Büyük Türkçe Sözlük

Sürüm No: 1.0 Açı klama Farabi

(veya ağ nıiçine) bakmak zın * ne söyleyeceğ beklemek. ini * onun sözüne göre davranmak. ... (bir) hâl almak * bir duruma gelmek. ... canlı sı * düş künü. ... damgası vurmak nı * (biri için) kötü bir yargı varmak. ya ... -e kuvvet * herhangi bir ş ağ k verildiğ kullanı eye ı rlı inde lı r. ... fı ekmek yemesi lâzı rı n m * bir duruma eriş için pek çok emek vermesi, çalı mek ş gerekir. ması ... gözüyle bakmak * yerine koymak. ... ile beraber * ile birlikte. ... kim ... kim * yakı rı ş uygunsuzluğ belirtmeye yarar. ş lan eyin tı unu ... olsun, ... olsun, * sözü geçen her ş ey. ... süsü vermek * gerçeğ aykıolarak, kendisinde veya herhangi bir ş üstün bir nitelik veya değ varmıgibi e rı eyde er ş göstermek. ... ziyafeti çekmek * herhangi bir ş en iyi biçimde baş eyi armak, herhangi bir yönüyle doyurmak. ...-a veya ...-e gelince * sı gelince anlamı gelerek bir konu bittikten sonra sözü baş bir konuya geçirmeye yarar. ra na ka * ayrı k gösteren bir düş calı ünceye geçildiğ anlatı ini r. ...-a, ...-ya getirmek * birini bir duruma getirerek istediğgibi davranmak. i ...-den eylemek * yoksun bı rakmak. ...-ı / ...-inde değ nda il * bir ş söylenen niteliğ önem vermeyi anlatı eyin ine r. ...i tutmak * bir işyapacağve göreceğo zamana rastlamak. i ı i ...ikinci plâna düş mek * bir kimsenin veya topluluğ gözünde eski önemini, değ yitirmek. un erini

...ile beraber * -dı / -diğanda. ğ ı i * -dan / -den baş ka. * -dı / -diğhâlde. ğ ı i ...-ması ...-mesi bir olmak yla, * aynı anda, çabucacı birden. k, ...maya veya ...meye görsün (veya gör) * söz konusu fiilin doğ uracağsonuca kesinlik kazandı için kullanı ı rmak lı r. ...nıresmidir... n * bir durumun olacağkesin ve bellidir. ı 19 Mayı s 30 Ağ ustos * Zafer Bayramı . a a * (a:) Ş ma, hatı aş rlama, sevinme, acı üzülme, kı gibi duyguları ma, zma güçlendirir, cümlenin baş veya ı nda sonunda kullanı lı r. a/e * Çekimli fiilin sonuna gelerek anlamı pekiş tirir. -a- / -e-a / -e -a / -e *İ simden fiil türeten ek. * Yönelme durumu eki: dağ eve, yola, öne. Ünlü ile biten isimlerden sonra araya y sesi girer. a, * Seslenme bildirir.

* Fiilden zarf türeten ek: yaza yaza, gide gide, koşkoş düş kalka, güle oynaya. Ünlü ile biten fiillerden a a, e sonra araya y sesi girer: yaş yaş bekleye bekleye, okuya okuya, yürüye yürüye. Bu ek göre, kala, geçe, sapa aya aya, örneklerinde kalı mı r. plaş ş tı a, A

* Türk alfabesinin birinci harfi, ses bilimi bakı ndan kalıünlülerin düz ve geniş mı n olanı gösterir. nı * Nota iş aretlerini harflerle gösterme yönteminde lâ sesini bildirir. * Su. * Yünden, dövülerek yapı kalı ve kaba kumaş lan n . * Bu kumaş yapı ş tan lmıyakasıve uzun üstlük. z * Bu kumaş yapı ş tan lmıolan. * Eskiden derviş giydiğabadan yapı ş lerin i lmı önü açıhı , k rka. * Abla. * Anne.

ab aba

aba altı değ (sopa) göstermek ndan nek * yumuş görünmekle birlikte yine de gözünü korkutmak. ak aba gibi * (kumaş için) kaba ve kalı n.

aba güreş i * Aba giyilerek ve bele kuş bağ ak lanarak yapı bir tür güreş lan . aba vakti yaba, yaba vakti aba * kiş ihtiyaçları vaktinden önce ve ucuz olduğ zaman karş i, nı u ı lamalır. dı abacı * Aba yapan veya satan kimse. * Abadan giyecek yapan veya satan kimse. * Bedavacı , asalak. abacı kebeci, ara yerde sen neci? * "anlamadın bu iş ne karıyorsun?" anlamı kullanı bir söz. ğ ı e ş ı nda lan abacı lı k * Aba yapma veya satma iş i. * Abadan giyecek yapma veya satma iş i. abadî * Kalı ve açısaman renginde, yarı bir yazı ıı nca k mat kâğ türü. d abajur * Işı yere toplamak, doğ ı bir ğ rudan doğ gözlere vurması önlemek için kullanı lâmba siperi. ruya nı lan * Genellikle üzeri siperli masa lâmbası ayaklı veya lâmba. * Abajur yapan veya satan kimse.

abajurcu

abajurculuk * Abajurcunun iş i veya mesleğ i. abajurlu abaküs * Sayı boncuğ çörkü. u, abalı * Abası olan, aba giymiş olan. * Abajuru olan.

abandı rma * Abandı rmak iş i. abandı rmak * Bir kimsenin bir yere abanması sağ nı lamak. * Bir hayvanı çöktürmek. yere abandone * Dövüş emeyecek duruma gelen (boksör). abandone etmek * dövüş emeyecek duruma getirmek. abandone olmak * dövüş emeyecek duruma gelmek. abanî * Sarı rak dallı ş iş mtı nakı larla lenmiş tür beyaz, ipek kumaş bir . * Bu kumaş yapı ş tan lmı . * Abanmak iş i.

abanma

abanmak

* Eğ ilerek bir ş bir kimsenin üzerine kapanmak. eyin, * Bir yere veya bir kimseye yaslanmak, dayanmak. * Bir ş veya bir kimsenin üzerine çöküp çullanmak. eyin * Birine yük olarak onun sı ndan geçinmeye bakmak. rtı * Abanozgillerin ağ sert ve siyah renkli tahtası ı r, .

abanoz

abanoz gibi * çok sert. abanoz kesilmek * sertleş dayanı lı artmak. erek klı ı ğ * kirden matlaş rengini kaybetmek. mak, abanozgiller * İ çeneklilerden, sı ülkelerde yetiş ve kerestesine abanoz denilen bir bitki familyası ki cak en . abanozlaş ma * Abanozlaş durumu alma. mak abanozlaş mak * Ağ ve benzeri maddeler uzun süre suda kalarak kararmak. aç * (insan) uzun süre güneş kalarak kararmak, yanmak. te abartı abartı cı * Bir ş olduğ eyi undan büyük veya çok gösterme huyunda olan (kimse), abartmacı , mübalâğ . acı abartılı cı k * Abartı olma durumu, abartmacı mübalâğ lı cı lı k, acı k. abartı lı * Olduğ undan fazla gösterilen, mübalâğ . alı * Abartma, mübalâğ a.

abartı lma * Abartı iş lmak i. abartı lmak * Abartmak iş konu olmak, mübalâğ edilmek. ine a abartız sı abartı ş abartma * Olduğ undan fazla gösterilmeyen, mübalâğ z. ası * Abartmak iş i veya biçimi. * Abartmak işmübalâğ i, a.

abartmacı * Abartı, mübalâğ . cı acı abartmacı lı k * Abartılı mübalâğ lı cı k, acı k. abartmak * Bir ş olduğ eyi undan büyük veya çok göstererek anlatmak, mübalâğ etmek. a

abartmalı * Abartı şmübalâğ . lmı , alı abartması z * Abartı lmamı abartmadan, mübalâğ z. ş , ası abası z abaş o * Alt, alttaki, aş ı ağ . * Gemiyi baş veya kı halatla karaya bağ tan çtan lama. abat * Bayı r, mamur. ndı * Ş rahat. en, abat etmek * mamur etmek, rahata kavuş turmak, zenginleş tirmek, gönendirmek. abat eylemek * abat etmek. abat olmak * mutlu olmak, rahata kavuş gönenmek. mak, abayı sermek * bir yere teklifsizce yerleş mek. abayı yakmak * gönül vermek, tutulmak, âş olmak. ı k Abaza Abazaca abazan * Kuzeybatı Kafkasya'da yaş bir halk ve bu halka mensup olan kimse. ayan * Abazalar tarafı kullanı dil. ndan lan * Karnı olan (kimse). aç * Uzun süre kadı z kalan (erkek). nsı * Abası olmayan, aba giymemiş olan.

abazan kalmak * uzun süre cinsel iliş bulunmamak, kadı z kalmak. kide nsı abazanlı k * Abazan olma durumu. Abbas yolcu * yola çı kacak kimse. Abbasî * Abbas bin Abdülmuttalib soyundan gelen, Bağ merkez olmak üzere Ön Asya ve Kuzey Afrika'da 750dat 1258 tarihleri arası hüküm süren sülâle. nda abd * Kul. * Köle. * Safevîler devrinde İ ran'da yaş Türk oymakları biri. ayan ndan

Abdal

* Anadolu'da yaş birtakı oymaklara verilen ad. ayan m abdal * Eskiden bazı gezgin derviş verilen ad. lere * Dilenci kı , üstü başperiş kimse. lı klı ı an * Bkz. aptal. abdala malûm olur * bir ş olacağ önceden sezen kimseler için ş yollu söylenir. eyin ı nı aka abdallı k * Abdal olma durumu. abdest * Müslümanları bazı n, ibadetleri yapabilmek için el, ağ burun, yüz, kol, ayak yı ı z, kama ve baş enseye ı el a, slak gezdirme, kulağtemizleme biçiminde yaptı arı ı kları nma. * İ yapma ve kalı bağ ı altma. drar n ı boş rsağ abdest almak * abdest yoluyla arı nmak. * namaz kı için gerekli yı lmak kama kuralları yerine getirmek. nı abdest bozmak * ayak yoluna gitmek. abdest bozulmak * yeniden abdest alma gereğortaya çı i kmak. abdest tazelemek * yeniden abdest almak. abdestbozan *Ş eritgillerden, vücudu yassı , birbirine kenetlenmiş umları boğ bulunan ve bazı metrelerce boyda olan bir sı bağ ı asalağ tenya, ş rsak ı , erit. abdestbozan otu * Gülgillerden, siyah ve yeşboya çı lan bir bitki (Poterium spinosum). il karı abdesthane * Abdest bozacak yer, ayak yolu, tuvalet. abdesti gelmek (veya olmak) * abdest bozmaya ihtiyaç duymak. abdesti kaçmak * abdest bozma ihtiyacı varken yok olmak. abdestinde namazı nda * dindar. abdestinden ş üphesi olmamak * yaptı iş kusuru olmadını ğ te ı ğ kesin olarak bilmek. ı abdestini vermek * azarlamak. abdestli abdestlik * Abdest almıbulunan veya abdesti bozulmamıolan. ş ş * Abdest alı nacak yer. * Abdest alırken giyilen ve kolsuz hı nı rkaya benzeyen bir tür giyecek.

* Abdest almaya yarayan. abdestsiz * Abdest almamıveya abdesti bozulmuş ş olan. abdestsiz yere basmamak * din buyrukları titizlikle uymak. na abdiâciz * Alçak gönüllülük bildirmek üzere "ben" yerine kullanı lı r.

abdülleziz * Akdeniz bölgesinde ve Afrika'da yetiş çok yık ve otsu bir bitki (Cyperus esculentus). en llı * Bu bitkinin yemiş yenilen, tatlı yağ ürünü. gibi ve lı abece * Bkz. alfabe.

abece sı rası * Bkz. alfabe sı . rası abecesel * Bkz. alfabetik.

aberasyon * Sapı nç. abes * Akla ve gerçeğ aykı. e rı * Gereksiz, lüzumsuz, yersiz, boş .

abes bulmak * gereksiz, saçma saymak. abes kaçmak * uygunsuz düş mek. abesle uğ mak (veya abesle iş etmek) raş tigal * yersiz, yararsış z eylerle vakit öldürmek. abeslik abı hayat * Abes olma durumu. * Efsanelere göre içen kimseye ölümsüzlük sağ layan bir su, bengi su.

abı hayat içmiş * yaşçok ilerlemiş ı olduğ hâlde genç görünen (kimse). u abı kevser * Cennette bulunduğ inanı Kevser ı ın adı una lan rmağ nı . abı ru * Yüz suyu. * Irz, namus, ş haysiyet. eref, * Anı t.

abide

abideleş me * Anı ma. tlaş

abideleş mek * Anı mak. tlaş abideleş tirme * Anı tı tlaşrmak iş i. abideleş tirmek * Anı tı tlaşrmak. abidemsi abidevî abis abiye * Bayanlarıözel gecelerde giydiğş giysi veya tuvalet. n i ı k abla * Bir kimsenin kendinden büyük olan kıkardeş z i. * Büyük kıkardeş saygı sevgi gösterilen kıveya kadı z gibi ve z n. * Genel ev veya randevu evi iş letmecisi kadı çaça, mama. n, * Yayvan ve dolgun yüz veya yüzü böyle olan (kimse). ablakça ablaklı k ablalı k * Ablak gibi, ablak tarzı nda. * Ablak olma durumu. * Abla olma durumu. * Anıbenzeri. t * Anı ilgili, anı anı benzer, anı tla tsal, ta t gibi. * Okyanusları çok derin yeri ve daha özel olarak, güneşş ın eriş n ığ ını emediğkesim. i

ablak

ablalıetmek k * abla gibi yakıve koruyucu davranı bulunmak. n ş ta ablâtif ablatya abli * Çı durumu. kma * Uzunluğ 150, geniş i 4-10 kulaç olan bir balıağ u liğ k ı . * Yarı serenleri sağ sola veya ortaya çevirmek için bunlarıucuna bağ bulunan donanı m a, n lı m.

abliyi kaçı rmak (veya bı rakmak) *şı aş rmak, soğ kanlı ı yitirmek, ipin ucunu kaçı uk lını ğ rmak. abluka * Bir ülkenin veya bir yerin dıdünya ile olan her türlü bağ sı kuvvet kullanarak kesme, kuş ş lantını atma, ihata.

abluka altı tutmak nda * ablukayı devam ettirmek. abluka etmek * genellikle denizden kuş atmak. * etrafı çevirmek, bulunduğ yerden ayı nı u rmak.

ablukaya almak * Bkz. abluka etmek. ablukayı rmak kaldı * abluka kararı ve uygulaması vazgeçmek. ndan ndan ablukayı yarmak * abluka bölgesini zor kullanarak yarıgeçmek. p abone * Önceden ödemede bulunarak süreli yayı alı olma iş nlara cı i. * Peş para ile bir ş belli bir süre için alı olan kimse. in eye cı * Bir yere gitmeyi alı k hâline getirmek. ş kanlı abone etmek * peş para ile belli bir süre için bir ş sürekli olarak almayı lamak. in eyi sağ abone olmak * peş para ile belli bir süre için bir ş sürekli olarak almayı in eyi önceden üstlenmek. abone yapmak * abone olmayı lamak.. sağ abonelik * Abone veya aboneler için kullanı labilecek kadar olan.

abonman * Bir satı veya kamu kuruluş ile alılar arası yapı anlaş cı u cı nda lan ma. aborda * Bir deniz teknesinin baş bir tekneye, bir iskeleye veya bir rı ma yanı vererek yanaş . ka htı nı ması aborda etmek * (gemi için) yanlaması yanaş na mak. abra * Bozuk teraziyi dengelemek için hafif gelen kefeye konulan taş , demir, çivi gibi ağ k, dara. ı rlı * Bir değ tokuş üste verilen ş iş ta ey.

abrakadabra * Eski çağ larda bazı hastalı iyi geldiğ inanı büyülü söz. klara ine lan * Sihirbazları sı kullandı büyülü söz. n kça ğ ı abrama abramak abraş * Alaca benekli. * (bitki yaprakları Klorofil azlından dolayı k renkte lekeleri olan. nda) ğ ı açı * Çilli, çopur yüzlü, açırenk gözlü, çapar. k * Deseni ve atkı bozuk halı sı . * Çarpı eğ düzgün olmayan. k, ri, * Ters, kaba, görgüsüz. abril * Nisan, april. abstraksiyonizm * Abramak iş idare. i, * (deniz taş için) Yönetmek, idare etmek. ı tları

* Bkz. soyutçuluk. abstre * Soyut, somut karş , mücerret. ı tı abstre sayı * Bkz. soyut sayı . absürt * Saçma.

absürt tiyatro * Bkz. saçma tiyatro. abu * Ş ma ve korku bildirir. aş abuhava *İ klim.

abuk sabuk * Akla, mantı uymayan, düş ğ a ünmeden söylenen, saçma sapan (söz). abuk sabuk konuş mak * saçma sapan söz söylemek. abuk sabukluk * Ciddiyetsizlik, saçmalı k. abuli abullabut *İ stenç yitimi, irade kaybı . * Hantal, kaba ve anlayı z (kimse). ş sı * Biçimsiz ve kötü giyinen, giyimine özen göstermeyen (kimse).

abullabutluk * Abullabut gibi davranma, abullabut olma durumu. abur cubur * Sı , tadı rası , yararı gözetilmeksizin rastgele yenilen ş eyler. * İe yaramayan, boş ş . abus * Asısuratlı k , somurtkan (kimse). * Somurtkan, çatı ası(yüz). k, k * Niteliğbilinmeyen, garip, acayip. i * Aktinyum'un kı saltması . * Merak, kararsı k veya kuş anlatı zlı ku r.

Ac acaba

-acak / -ecek * Fiil çekim eki (gelecek zaman eki). * Fiilden isim ve sı yapma eki. fat Acar * Güneybatı Kafkasya'nıTürkiye sırı yakıbölgesinde yaş bir halk. n nına n ayan acar

* Atı gözü pek, yiğ kabadayı lmaz, kabı sı lgan, it, , yı na ğ maz. * Güçlü ve becerikli, çevik, enerjik. * Yeni. Acara * Bkz. Acar.

acarlaş ma * Acarlaş iş mak i. acarlaş mak * Acar duruma gelmek. acarlı k * Acar olma durumu.

acayibine gitmek * yadı rgamak, tuhafı gitmek. na acayip * Sağ duyuya, göreneğ olağ aykı, ş ı e, ana rıaş lacak, ş maya değ garip, tuhaf, yadı aş er, rganan, yabansı . * Ş ma anlatı aş r.

acayip olmak * yadı rganacak bir duruma girmek. acayipleş me * Acayipleş durumu. mek acayipleş mek * Baş mak, yadı kalaş rganacak bir duruma girmek. acayipleş tirme * Acayipleş tirmek iş i. acayipleş tirmek * Acayip, yadı rganacak bir duruma getirmek. acayiplik * Acayip olma durumu, yabansı gariplik, tuhaflı lı k, k. accelerando * Parçanıçalırken gittikçe hı n nı zlanacağ anlatı ı nı r. acele * Çabuk davranma zorunluluğ ivedi, ivecenlik. u, * Vakit geçirmeden, tez olarak.

acele acele * Çabuk çabuk, hı olarak, büyük bir çabuklukla. zlı acele etmek * çabuk davranmak, ivmek. * telâş etmek, sabı zlanmak. rsı acele işş e eytan karır ş ı * düş ünüp taş ı nmadan, ivedi olarak yapı iş iyi sonuç beklenmemesi gerektiğ anlatı lan ten ini r. aceleci * Tez iş gören, çabuk davranan, telâş, ivecen. lı acelecilik

* Aceleci olma durumu, ivecenlik. aceleleş tirme * Aceleleş tirmek iş i. aceleleş tirmek * Çabuklaşrmak. tı aceleye gelmek * çabuk yapı ğiçin gereken özen gösterilmemiş ldı ı olmak. aceleye getirmek * zaman darlından yararlanarak birini aldatmak veya bir işüstünkörü yapmak. ğ ı i Acem *İ . ranlı * İ özgü. ran'a * İ ülkesi. ran acem * Türk müziğ mi notası yakıbir perde. inde na n

Acem halayı * Güney Anadolu yöresinde oynanan bir halk oyunu. Acem kı gibi lı cı * hem birinden yana, hem ona karşolabilen. ı Acem lâlesi * Taşrangillerden, turuncu ve sarı kı renkte çiçekli, yık ve çok yık türleri olan, tohumla saksı ve tarlada llı llı da üretilebilen bir süs bitkisi, güneş topu. Acem pilâvı * Safran ve zencefil ile yapı İ usulü bir pilâv çeş lan ran idi. acemaş iran * Klâsik Türk müziğ kullanı ş makamları biri. inde lan et ndan acemborusu * Canlı rmı çiçekler açan bir süs bitkisi (Bigonia radicams). kı zı acembuselik * Klâsik Türk müziğ kullanı birleş bir makam. inde lan ik Acemce acemi * Farsça. * Bir iş yabancı olan, eli işalı in sı e ş mamı bir işbeceremeyen. ş , i * İinde, mesleğ ilerlememiş ş inde . * Bir yerin, bir ş yabancı. eyin sı * Saraya yeni alı ş nmıcariyelere verilen ad.

acemi ağ ası * Hareme yeni alı cariyelerin ağ . nan ası acemi çaylak * Tecrübesiz, toy, beceriksiz. acemi er * Askere yeni alı ve eğ dönemini henüz tamamlamamıer. nan itim ş

acemi ocağ ı * Osmanlı ordusuna kapı eri yetiş kulu tirmek için kurulan okul. acemi oğ lanı * Yeniçeri ocağ yetiş ı nda tirilmek üzere tutsaklardan veya devş yoluyla Hristiyanlardan toplanan çocuk. irme acemice * Toyca, beceriksizce. acemileş me * Acemileş durumu. mek acemileş mek * Beceriksizlik göstermek, bocalamak. acemilik * Acemi olma durumu, aceminin çekingenliğve ürkekliğ acemice davranı toyluk. i i, ş ,

acemilik çekmek * henüz alı ş ğbir iş zorluk çekmek, bocalamak. madı ı te acemilik etmek * düş üncesizce hareket etmek, acemice davranmak. acemkürdi * Klâsik Türk müziğ birleş bir makam. inde ik acemleş me * Acemleş durumuna gelmek. mek acemleş mek * Kültür ve medeniyet bakı ndan İ veya İ halkı örnek almak. mı ran'ı ran nı * Kendini İ gibi hissetmek veya İ gibi davranmak. ranlı ranlı acemleş tirme * Acemleş tirmek iş i. acemleş tirmek * Kültür veya medeniyet bakı ndan İ veya İ halkı örnek aldı mı ran'ı ran nı rmak, Acem kültürünü yaygı tı nlaşrmak. acente * Bir kuruluş malî veya ticarî iş un lerini kazanç karşğ yürüten ticarethane. ıı lında * Vapur ortaklı veya banka ş ğ ı ubesi. * Bir kurumun veya ş ubelerinin baş bulunan kimse. ı nda * Bir kuruluşbağ olmaksın sözleş a lı zı meye dayanarak belirli bir yer ve bölge içinde sürekli olarak ticarethane veya iş letmeyi ilgilendiren iş aracı eden, bunları iş lerde lı k o letme adı yapan kimse. na acentelik * Acentenin yaptı iş ğ . ı * Acente kuruluş u. * Acaba. * Acizler, güçsüzler, eli ermezler, düş künler. * Tat alma organı bazı nda maddelerin bı ğyakı durum, tatlı ı raktı ı cı karş . tı * Tadı nitelikte olan. bu * Keskin, hoşgitmeyen, ş a iddetli.

acep aceze acı

* Renk için, koyu. * Ağ, sancı rı . * Dı dan gelen bir etki ile dıorganlarda birdenbire oluş ve o etkilerin kalkması duyulan rahatsı k, ş arı ş an ile zlı ı rap. stı * Kıcı rı, üzücü, incitici, dokunaklı , korkunç. * Ölüm, yangı deprem gibi olaylarıyarattı üzüntü, keder, elem. n, n ğ ı * Acı olarak, acı vererek, acı duyurarak, üzüntü içinde. * Dokunaklı rı, üzücü olarak, üzüntü içinde. , kıcı

acı acı

acı aç ağ

* Sedef otugillerden, sı ülkelerde yetiş kabuğ ve odunu hekimlikte kullanı küçük bir ağ kavasya cak en, u lan aç, (Quassia amara). acı badem * Gülgillerden bir meyve ağ (Amygdalus amara). acı * Bu ağ n acı rak, keskin kokulu meyvesi. acı mtı acı badem kurabiyesi * İ ve ş rmik ekerle yoğ rularak üzerine acı badem konduktan sonra fında piş rı irilen bir çeş kurabiye. it acı bakla * Baklagillerden, acı taneleri suda tatlı tılarak yenilen otsu bir bitki, Yahudi baklası olan laşrı (Lupinus termis). acı bal acı k balı amarus). acı ceviz * Deli bal. * Sazangillerden, Avrupa'da ve ülkemiz göllerinde yaş ayan, 8-10 cm uzunluğ unda bir balı gördek (Rhodeus k,

* Genellikle Kuzey Amerika'da yetiş güzel görünüş bir ceviz türü. en, lü

acı çekmek (veya duymak) * ağ, sı duymak. rı zı * üzülmek, üzüntü içinde kalmak. acı dem çiğ * Zambakgillerden, 10-30 cm boyunda, ş yapraklı açırenk çiçekli, tohumları erit ve k romatizma tedavisinde kullanı zehirli bir çiğ türü, güz çiğ lan dem demi (Colchicum autumnale). acı elma * Bkz. ebucehil karpuzu.

acı gelmek * dokunaklı rı, üzücü gelmek. , kıcı acı görmüş * kötü günler yaş ş amı . acı yar hı * Bkz. ebucehil karpuzu.

acı karpuz * Bkz. ebucehil karpuzu. acı kavak * Dağ kavağveya titrek kavak (Populus tremula). ı acı kavun

* Bkz. eş hı . ek yarı acı kök * Loğ otu köklerinin kurutularak dövülmesiyle elde edilen acı toz. usa bir acı kuvvet * Sert, etkili, zorlu kuvvet. acı marul * Birleş ikgillerden, tadı , diş yapraklı acı li , sürgününden çı sütü uyuş kan turucu ve yatı rı olarak kullanı ş cı tı lan iki yık bir bitki (Lactuca virosa). llı acı meyan * Bkz. dikenli meyan. acı ot * Kuzey Anadolu dağ nıormanları yetiş toprak altı bilek kalı ğ kökü bulunan çok yık ların nda en, nda nlında ı llı ve otsu bir bitki (Tamus communis). acı canı rağçalmaz patlı kı ı * kötü durumda olan bir kimseyi yeni kötü durumlar etkilemez. acı z sakı * Çam sakı. zı acı söylemek * olumsuz bir davranı karşgerçeğolduğ gibi söylemek. ş a ı i u acı söz acı su acı tatlı * İ kötü. yi acı vermek * üzüntüye sebep olmak, incitmek. acı an yavş * Tüylü dalak otu. acı yitimi * Sinir bozukluğ çok ilâç alma, donma gibi sebeplerle acı u, duyumunun birazın veya tamamın yok nı nı olması , analjezi. acı yonca * Kıl kantarongillerden, bataklıyerlerde yetiş kötü kokulu ve çok acı yaprakları zı k en, olan hekimlikte kullanı bir bitki (Menyanthes trifoliata). lan acı ca acılma kı * Acılmak iş kı i veya durumu. acılmak kı * Acı kmak iş konu olmak. ine acı klı * Acı racak, acı ndı verecek nitelikte olan, dokunaklı , koygun. * Oldukça acı . * Kiş onuruna dokunan gönlünü inciten söz. inin *İ çindeki minerallerin etkisiyle tadı olan kuyu veya pı suyu. sert nar

* Acı görmüş , kederli. , yaslı acı komedi klı * Eğ lendirici olmayı amaçlamayan, dramatik yönü ağ basan, duygusal bir oyun türü, trajikomik. ı r acı kma acı kmak düş ünür. acı rma ktı * Acı rmak iş ktı i. acı rmak ktı * Açlıduyması sebep olmak. k na * Aç bı rakmak, yeterince doyurmamak. acı lanma * Acı lanmak iş i. * Acı kmak iş i. * Açlıduymak, yemek yeme ihtiyacı k duymak. * Uzun süre bir ş yokluğ çeken kimse, o ş eyin unu eyden ne kadar çok elde etse, yine kendisine yetmeyeceğ ini

acı lanmak * Tadı olmak, acı mak. acı laş * Acıdurumda olmak, üzüntüye kapı lı lmak, üzülmek. acı ma laş * Acı mak iş laş i.

acı mak laş * Tadı bozulmak, acı olmak. * Dokunaklı duruma gelmek. * (konuş Kıcı bir durum almak. ma) rı, sert * Yemlerde genellikle yağ asitlerinin oksidasyonu ve hidroliz sonucu uygun olmayan koku ve tat meydana gelmek. acı tı laşrma * Acı tı laşrmak iş i. acı tı laşrmak * Acı duruma getirmek. bir acı lı * Acı lmıolan. katı ş * Acı olan, kederli. sı * Acı olma durumu. * Dokunaklı kederlilik, yaslı lı k, lı k. * Acıolma durumu. lı * Acı iş mak i. * Baş bir kimsenin veya canlın mutsuzluğ karşduyulan üzüntü, merhamet. ka nı una ı acı mak * Tadı duruma gelmek, acı mak. acı laş * Acı ağlı lı rıolmak. , * Baş nıacına ortak olmak veya durumundan üzüntü duymak. kasın sı

acı lı k

acı k lı lı acı ma

* Baş nıuğ ğveya uğ kasın radı ı rayacağkötü bir duruma üzülmek, merhamet etmek. ı * Bir ş vermeye kı eyi yamamak veya verdiğ elden çı ğ üzülmek. ine, kardına ı acı z ması * Acı katı maz, yürekli, merhametsiz.

acı zca ması * Acı z olarak, acı z bir biçimde, zalimce, zalimane. ması ması acı zlı ması k * Acı olma durumu, merhametsizlik, zulüm. maz acı k mı acı msı * Buğ tarlaları yetiş tohumu zehirli, yabanî bir bitki, belemir. day nda en, * Acı yakı tadı ya n olan, tadı acı az olan, acı rak. mtı * Dokunaklı .

acı rak mtı * Acı . msı acı nacak * Üzüntü duyulacak, merhamet edilecek. acı ölmek ndan * açlı ölmek. ktan * çok acı kmak. acı rma ndı * Acı rmak iş ndı i. acı rmak ndı * Bir kimsenin acı na yol açmak, merhamete getirmek. ması acılacak nı * Üzüntü duyulacak, merhamet edilecek durumda bulunan. acılma nı * Acılmak iş nı i. acılmak nı * Acı nmak iş konu olmak. ine acı nma acı nmak * Acı nmak iş i. * Acı iş konu olmak. mak ine * Baş nıhesabı üzülmek, yazı kasın na klanmak, yerinmek, eseflenmek, esef etmek, teessüf etmek. * Az acı mtı , acı rak. * Yaban turpu. acıçı sı kmak * olumsuz, kötü sonucu ortaya çı kmak. acıiçine (veya yüreğ çökmek (veya iş sı ine) lemek) * bir ş acını çok duymak. eyin sı pek

acı rak acı rga

* olmadan olacağdüş ı ünerek çok üzülmek. acına dayanamamak sı * bir kimse bir yakınıölümünden büyük üzüntü duymak. nın acını sı almak * acı ı gidermek. lını ğ * sıyı zı dindirmek. * kederini azaltmak. acını rı basmak sı bağna *ş ikâyet etmeden üzüntüye katlanmak. acını sı çekmek * yapı yanlıbir iş kötü sonucunu görmek. lan ş in acını karmak sı çı * (tat için) acı ı yok etmek. lını ğ * uğ ğmaddî veya manevî zararı ı radı ı karş layacak bir iş yapmak. * öç almak, intikam almak. acını sı görmek * bir yakını ölümünü görmek. nın acız sı * Tadı olmayan. acı * Ağ, sı duyulmayan. rı zı * Üzüntü, sıntı kı olmayan, kedersiz. * Acı iş tmak i veya biçimi. * Acı iş tmak i. * Acı vermek. lı k * Ağ ve sı duyması sebep olmak. rı zı na * Acı duygusu olan (kimse). ma * Acı iş mak i veya biçimi. acibe acil * Hiç görülmemişalılmamış ı veya yadı , ş ı ş aş , lacak rganacak ş ey. * İ ivedili. vedi,

acı tı ş acı tma acı tmak

acıcı yı acış yı

acil servis * (hastanelerde) Vakit yitirilmeden bakı lması gereken hastalarıilk tedavilerinin yapı ğyer. n ldı ı acil ş dilemek ifalar * hastanı kı sürede iyileş dileğ bulunmak. n sa mesi inde acilen aciyo * Hemen, hiç zaman yitirmeden, tez elden, gecikmeden, ivedilikle. * Bkz. acyo.

aciz

* Gücü bir iş yetmez olanıdurumu, güçsüzlük. e n * Beceriksizlik. * Birinin borcunu vaktinde ödeyememesi durumu. * Gücü bir iş yetmez olan, güçsüz. e * Beceriksiz.

âciz

âciz kalmak * çok uğ maya rağ o işyapamamak. raş men i âcizane * Söz söyleyen kimsenin kendi yaptı nı kları abartmamak için kullandı "acizlere yakı biçimde" ğ ı ş acak anlamı bir nezaket sözü. nda âcizleri âcizlik acube acul * Tez canlı tez, ivecen. , içi * Hı , çabuk. zlı acun * Dünya. acur acur * Bkz. ajur. * Alçak gönüllülük göstermek için "ben" zamiri yerine kullanı bir söz. lan * Beceriksizlik, güçsüzlük. * Tuhaf kimse.

* Kabakgillerden, kabuğ çizgili ve tüylü, sarı rak, yeşveya sarı u mtı il , üzeri yeşlekeli, irice bir çeş hı il it yar (Cucumis flexuosus). acurlu acuze acyo * Herhangi bir paranıgerçek değ n eriyle sürüm değ arası veya bir ticaret senedinin üzerinde yazı eri nda lı miktar ile indirimden sonraki tutarı nda doğ fark. arası an * Bir ticaret senedinin yenilenmesinde alı komisyon. nan * Senetli kredi iş lemlerinde bankaları yaptı tahsilât. n kları acyocu * Borsa veya piyasada tahvil için çeş hileler uygulayan, dolaplar çeviren kimse. itli * Bkz. ajurlu. * Huysuz, çirkin, yaş kadı cadı . lı n, karı

acz içinde olmak * gücü yetmemek, becerememek. acze düş mek * çaresiz kalmak, elinden birş gelmemek. ey aç

* Yemek yeme ihtiyacı veya yemesi gereken, tok karş . olan ı tı * Yiyecek bulamayan, yoksul kimse. * Gözü doymaz, haris. * Çok istekli, çok hevesli. * Karnı doymamıolarak. ş -aç / -eç *İ simden isim ve sı yapma eki: bakr-aç, top-aç, kı vb. fat r-aç * Fiilden sı yapma eki: gül-eç vb. fat * Fiilden isim yapma eki: tı say-aç, sür-eç vb. ka-ç, aç acı na * aç olarak, bir ş yemeden. ey

aç açıkalmak k * yoksulluk içinde, evsiz barksıkalmak. z aç ayı oynamaz * kendisinden iş beklenilen kimseden emeğ karş ğesirgenmemelidir. inin ıı lı aç bı rakmak * yiyecek vermemek veya karnı doyurması engel olmak. nı na aç bîilâç * Sürekli olarak aç ve bakı z. msı * Sürekli olarak aç ve bakı z. msı

aç doymam, tok acı kmam sanı r * aç insan elde ettiğ inden çoğ ister, varlı insan ise var olanla yetinir gibi görünür. unu klı aç doyurmak * yoksulları beslemek. aç gezmektense tok ölmek yeğ dir * yoksulluk ölümden de beterdir. aç göz aç gözlü aç gözlü * karş . ı tı aç gözlülük * Aç gözlü olma durumu veya aç gözlüye yakı ş davranı doymazlı tamahkârlı tamah. acak ş , k, k, aç gözlülük * karş . ı tı aç gözlülük etmek * bir ş karşaş istek duymak, doyumsuzca davranmak, tamahkârlıetmek. eye ıı rı k aç gözünü, açarlar gözünü * "uğ ı uyanıbulunmak gerekir, yoksa umulmadıbir anda büyük zararlarla yüz yüze gelirsin" raş larda k k anlamı kullanı nda lı r. aç kalmak * karnı doyuramamak. nı * yoksulluğ düş a mek. * Gözü aç, doymaz, tamahkâr, haris. * Mala veya yiyecek içecek ş eylere doymak bilmeyen, gözü aç, doymaz, tamahkâr, haris, camgöz.

aç karnı na * mide boş henüz birş yiyip içmemiş ken ey ken. aç kurt gibi (yemek, üş mek veya saldı üş rmak) * büyük bir istekle. aç susuz kalmak * yoksulluktan yaş ayamayacak bir duruma gelmek, yoksul bir duruma düş mek. aç tavuk kendini arpa ambarı sanı nda r * insanlar, yokluğ yoksulluğ çektikleri ş için olmayacak hayaller, düş kurar. unu, unu eyler ler açacak * Açmaya yarayan araç. * Anahtar. * Kokusuz, güzel renkli çiçekler açan bir bitki, açelya, azelya. * Açmak iş yapan. ini * Oynak kemiklerin arası ndaki açı geniş ları letmeye yarayan kasları genel adı n , büken karş . ı tı * Anahtar. * İtah açmak için yemekten önce içilen alkollü içki, aperitif. ş * Bkz. açalya. * Birbirini kesen iki yüzeyin veya iki doğ runun oluş turduğ çıntı u kı . * Birbirini kesen iki yüzey veya aynı noktadan çı iki yarı doğ kan m runun oluş turduğ geometrik biçim, u * Görüşbakı yön. , m,

açalya açan

açar

açelya açı zaviye.

açı ölçüm * Açı ölçmede söz konusu olan yöntem ve teknik. açı cı * Açmak iş yapan. ini

açı alı ğ nmak a * görevine son verilmek. açı alma ğ a * bir görevliyi geçici bir süre iş alma. ten açı almak ğ a * görevine son vermek. açı çı ğ karmak a * iş inden çı karmak. açı çı ğ kmak a * belli olmak, anlaş ı lmak. * iş inden çı lmak. karı açı vurmak ğ a * belli etmek, ortaya çı karmak. * gizli bir durumu ortaya çı karmak.

açı çı ğ kmak ı * saklamakla görevli bulunduğ paranıveya malıeksik olduğ anlaş u n n u ı lmak. açını ğ kapatmak ı * eksiğ tamamlamak. ini açı k * Açı şkapalı lmı , olmayan, kapalı ı. karş tı * Engelsiz. * Örtüsüz, çı plak. * Boş . * Görevlisi olmayan, boş , görev), münhal. (iş * Aralı çok. ğ ı * İler durumda olan. ş * Kolay anlaş r, vazı ı lı h. * Gizliliğolmayan, olduğ gibi görünen. i u * Her türlü düş ünceyi hoş görüyle karş ı layabilen, etkisinde kalabilen. * (renk için) Koyu olmayan. * (kitap, resim, film için) Seviş sahnelerini bütün çı ğ anlatan. me plaklıyla ı * Kapalı olmayan (hava, iş yeri). * Belli bir yerin biraz uzağ ı . * Denizin kıdan uzakça olan yeri. yı * Doğ olarak, açı ru kça. * Bir ihtiyacıkarş n ı lanamaması durumu. açıaçı k k * Saklamaksın, gizli yer bı zı rakmaksın, içtenlikle. zı

açıağ k ı l * Koyunlarıve keçilerin barı rı kları açı etrafı duvar veya ölü çitlerle çevrili basit barı n ndıldı üstü k, taş nak. açıağ k ı zlı * Aptal, sersem, ahmak. açıalı k nla * baş ve övünç ile. arı açıartı k rma * Bir malısatında alılar arası fiyat artı yarına dayanan satı n ş ı cı nda rma ş ı ş . açıbilet k * Yolculuklarda dönüş tarihi kararlaşrı tılmamı belirli bir dönem için geçerli, gidiş ş , dönüş bileti.

açıbono k * Para hanesi boş rakı imza edilen bono. bı larak açıbono vermek k * sırsıyetki tanı nı z mak. açıbölge k * Gümrük sırlamaların olmadı bölge, serbest bölge, serbest mı ka. nı nı ğ ı ntı açıcelse k * Açıduruş k ma. açıciro k açıçek k * Üzerine para miktarı lmamı çek. yazı ş , açıdeniz k * Senet veya çek arkası kime ödeneceğbelirtilmeden imzalanma yoluyla yapı ciro. na i lan

* Denizin, kara suların dında kalan bölümü. nı ş ı * Yakıkaralarla çevrili olmayan deniz, engin. n açıdevre k *İ çinden sürekli akı geçmeyecek bir yalı m tkanla kesilmiş elektrik devresi. açıdolaş sistemi k ı m * Genellikle bütün eklem bacaklı ve birçok yumuş larda akçada bulunan atardamar ve kan boş undan luğ oluş açıbir dolaş sistemi. muş k ı m açıduruş k ma * Mahkemede herkesin duruş dinleyebileceğoturum. mayı i açıdüş k me * Yağ güreş pehlivanıkıüstü düş yenilmiş lması lı te n ç erek sayı . açıeksiltme k * Yaptılacak bir iş veya satıalı rı in n nacak bir malıucuza sağ n lanması iş için i yapacak veya malı satacak kiş iler arası fiyat düş nda ürme yarına dayanan iş ş ı lem. açıelli k * Cömert.

açıellilik k * Cömertlik. açıfikirli k * Olayları özellikle yenilikleri iyi anlayı gereğgibi karş ve p i ı layabilen, düş ündüğ olduğ gibi söyleyebilen ünü u (kimse). açıfikirlilik k * Açıfikirli olma durumu. k açıhava k * Bulutsuz hava. * Bahçe, park gibi yapı şolan yer. dı ı açıhava sineması k * Yazı veya iklimi elverişyerlerde sürekli olarak çalı üstü açı yanları n li ş an, k, kapalı sinema. açıhava tiyatrosu k * Yazı veya iklimi elverişyerlerde sürekli olarak çalı üstü açı yanları n li ş an, k, kapalı tiyatro. açıhece k * Ünlü ile biten hece.

açıhesap k * Peş para veya bono vermeden yapı alıveriş in lan ş . açıimza k * Üzeri boş rakı bir kâğ n altı dolduracak olana güvenilerek atı imza. bı lan ı dı na, lan açıiş k letme * Maden yatağ örten verimsiz topraklar kaldıldı sonra açıhavada yapı iş ı nı rı ktan k lan letme. açıkahverengi k * Kahverenginin bir veya birkaç ton açı. ğ ı açıkalp ameliyatı k * Kalbin içi açı lmadan önce dolaş sun'î kalp denilen bir aygı devredildikten sonra yapı kalp ameliyatı ı m ta lan . açıkalpli k

* Bkz. açıyürekli. k açıkalplilik k * Bkz. açıyüreklilik. k açıkapamak k * (bütçe) gider fazlası para sağ nı layarak gidermek. açıkapı rakmak k bı * gereğ inde, bir konuya yeniden dönebilme imkânı rakmak, kesip atmamak. bı açıkapı k politikası * Yabancı malları ülkeye serbestçe sokma politikası bir . açıkapı k siyaseti * Açıkapı k politikası . açıkonuş k mak * gerçeğçekinmeden söylemek. i açıkredi k * Bankalarıgüvendikleri müş n terilere rehin, ipotek veya kefil istemeksizin verdikleri borç para. açıliman k * Bütün gemilerin formalite yönünden kolayca girip çı kları ktı liman. * Hava ş artları kolayca etkilenen liman. ndan açımaaş k ı * Görevinden alı birine yasaca tanı belirli bir süre içinde ödenen aylı nan nan, k. açımavi k * Mavinin bir ton açı. ğ ı açımektup k * Zarfı şrı yapı lmamımektup. tı ş * Yazı ğkimseye gönderilmeyip bası yoluyla açı ldı ı n klanan mektup. açıolmak k * (o yerde) kendisi her zaman iyi karş ı lanmak. açıordugâh k * Kı kurulan ordugâh. rda açıoturum k * Güncel, siyasî, sosyal ve bilimsel konularıveya sorunlarıherkesin izleyebileceğbir biçimde açıolarak n n i k tartıldı toplantı ş ğ ı ı . açıoy k * Verenin adı gösteren ve konuş sorun üzerindeki düş nı ulan üncesini belli edecek yolda verilen oy.

açıöğ k retim * Ders konuları radyo ve televizyon gibi araçlarla yayı mlanan veya posta ile ilgililere ulaşrı öğ tılan retim yöntemi. açıönerme k *İ çerisinde değken bulunan ve bu değkenin alacağdeğ doğ u veya yanlı ğkesinleş önerme. iş iş ı erle ruluğ şı lı en açıpazar k * Gümrük kaydı olmayan, her devletin malı serbestçe satabileceğş veya ülke. nı i ehir açıpembe k * Pembenin bir ton açı. ğ ı

açıpoliçe k * Eksik bilgileri sonradan tamamlanmak üzere düzenlenen poliçe. açırejim k * Parlâmenter rejim. açısaçı k k * Göreneğ aykı derecede çı veya örtüsüz. e rı plak açısaçıkonuş k k mak * cinsî konularla ilgili sözler söylemek. açısarı k * Sarın bir ton açı. nı ğ ı açısayı k m * Bir seçim sonunda verilen oyları açıolarak sayı , aleni tadat. n k lması açıseçik k * Çok açı çok belirgin. k, açısenet k * Bkz. açıbono. k açısöylemek k * anlaş ı lmamıyönünü bı ş rakmadan anlatmak veya çekinmeden söylemek. açısözlü k * Her ş olduğ gibi söyleyen, sözünü esirgemeyen. eyi u açısözlülük k * Açısözlü olma durumu. k açış k ehir * Düş saldısı karşsavunma önlemleri alı man rına ı nmamı içinde herhangi bir askerî hedef bulunmayan ve bu ş , durumu önceden ilân edilmiş olan ş ehir. açıtaş k ı t * Üstü örtülmemiş ı taş (araba, otomobil vb.). t açıteş k ekkür * Herhangi birine basıyoluyla edilen teş n ekkür. açıtohumlular k * Tohumları kozalak pulları üzerinde açıolarak bulunan çiçekli bitkilerin ayrı ğiki büyük daldan biri. k ldı ı açıtribün k * Açıhavadaki spor müsabakaları seyircilerin oturduğ ve üstü kapalı k nda u olmayan bölüm. açıtutmak k * bir iş yerinin çalır durumunu sürdürmek. ş ı açıvermek k * gelir, gideri karş ı lamamak. * gizlenmek istenen bir olayı düş , bir ünceyi veya durumu elde olmayarak ortaya koymak, açı klamak. açıyara k açıyeş k il * Kapanmamı sürekli iş ş , leyen yara. * Yeş bir ton açı. ilin ğ ı

açıyürekle k * özü sözü bir olarak, hiçbir ş saklamaksın. ey zı açıyürekli k * Düş ündüğ olduğ gibi söyleyen, içi temiz, gizli yönü olmayan (kimse), samimî, açıkalpli. ünü u k açıyüreklilik k * Açıyürekli olma durumu, samimiyet, açıkalplilik. k k açızaman k * Tutkalı yüzeye sürüldüğ an ile pres edilip, sılması n ü kı gereken an arası geçen süre. nda açı ı kağ z açı kça * Turpgillerden bir bitki (Hesperis acris). * Gizli bir yönü kalmaksın, kolay anlaşr bir biçimde. zı ı lı

açı kçası * Doğ rusu, açıolanı k , anlaşr biçimi, gizli kapaklı ı lı olmayan yanı . * Açıolarak. k açı kçı açı kgöz * Uyanıdavranarak çı nı layan, imkânlardan kurnazca yararlanması bilen. k karı sağ nı açı kgözlük * Açı kgözlülük. açı kgözlülük * Açı olanı durumu, açı kgöz n kgöze yakı ş davranı acak ş . açı klama * Açı klamak iş izah. i, * Borsada fiyat dalgalanmaları yararlanarak açı para kazanan (kimse). ndan ktan

açı klama cümlesi * Bir önceki cümleyle bağ kuran yani, demek ki, öyle ki gibi bağ cı baş lantı layılarla layan, söz konusu duygu veya düş ünceyi bütünleyen cümle. açı klama yapmak * herhangi bir konuyu aydı ğ kavuş nlı a turmak amacı konuş veya yazmak. yla mak açı klamak * Bir konuyla ilgili olarak gerekli bilgileri vermek, izah etmek. * Bir sorunla ilgili olarak aydı cı vermek, tavzih etmek. nlatı bilgi * Bir sözün, bir yazın ne anlatmak istediğ belirtmek, yorumlamak. nı ini * Açı söylemek, ifş etmek. kça a * Belirtmek, göstermek, açı vurmak, izhar etmek. ğ a açı klamalı * Birtakı açı m klamalarla anlaş ı , öğ lması renilmesi kolaylaşrı şizahlı tılmı , . açı klanan * Açı klamalar sonunda ortaya çı kması beklenen kavram. açı klanma * Açı klanmak iş i. açı klanmak

* Açı klamak işyapı i lmak, izah edilmek, ifş edilmek. a açı livası klar * İi gücü olmayan, boş kalan kimse. ş ta açı livası klar * iş i gücü olmayan, boş kalan kimse. ta açı livası klar olmak * iş bulamayarak iş ve kazançsıkalmak. siz z açı ma klaş * Açı mak durumu almak. klaş açı mak klaş * Açıduruma gelmek. k * Rengi açı lmak. açı tı klaşrma * Açı tı iş klaşrmak i. açı tı klaşrmak * Açıduruma getirmek. k * Rengini açtı rmak. açı klatma * Açı klatmak iş i. açı klatmak * Açı klaması sağ nı lamak. açı klayan * Açı klamalar sonucunda elde edilen kavram.

açı cı klayı * Bir sorunu gerekli açı ğ kavuş klı a turan. * Kendinden önce gelen kelimeyi belirten, açı klayan (kelime veya kelimeler): "Atatürk yeni Türkiye'nin kurucusu, daima saygı anı ile lacaktı cümlesindeki 'yeni Türkiye'nin kurucusu' sözü Atatürk adın açı cıd ı r" nı klayısır. açı ş klayı * Açı klamak işveya biçimi. i açı ğ kavuş klı a turmak * (bir konu veya sorunu) aydı nlatmak, kapalı lı kurtarmak, anlaş r duruma getirmek. ktan ı lı açı k klı * Açıolma durumu. k * Uzaklı mesafe. k, * Örtüsüz, çı yer. plak * Boş geniş ve yer. * Bir yerin uzaklara kadar bakı labilecek ve bakanı içinde ferahlıdoğ n k uracak durumda olması . * Gerçeğolduğ gibi yansı durumu. i u tma * Bir söz veya yazı maksadı açıolması da n k özelliğ vuzuh. i, * Dürbün, fotoğ makinesi gibi optik araçlarda ağ çapışı girebildiğdelik. raf ı z , ığ ın i

açı k getirmek (veya kazandı klı rmak) * (bir konu veya sorunu) anlaş r duruma getirmek. ı lı açı kölçer klı * Bir mikroskobun açı ğ ölçmeye yarayan alet. klını ı açı bı kta rakmak

* iş görev vermemek, yersiz yurtsuz bı ve rakmak veya birkaç kiş birlikte sağ iye lanan bir iyilikten birini yararlandı rmamak. açı kalmak (veya olmak) kta * iş görev bulamamak, yersiz yurtsuz kalmak veya birkaç kiş birlikte eriş i bir iyilikten ve inin tiğ yararlanamamak. açı ktan * Bir yerin uzağ ı ndan. * Sı ve aş gözetilmeden, dı dan atayarak. ra ama ş arı * Emek ve para harcamadan.

açı (para) kazanmak ktan * emek ve sermaye olmadan para kazanmak. açı açı ktan ğ a * Belirgin olarak, göz göre göre. açı kazanmak ktan * emek ve sermaye koymadan kazanç sağ lamak. açı para almak ktan * bir iş veya mal için, kararlaşrı ş tılmıücret veya değ dında para almak. er ş ı açı tayin ktan * Derece ve belli bir sı gözetilmeksizin yapı atama. ra lan açı lama açı lı m ölçülür. * Açı lma. * Bir yı zla gök ekvatoru arası ldı ndaki uzaklı kuzeye doğ olanı , güneye doğ olanı eksi iş k; ru artı ru da aretiyle *İ leride, içlerinde en uygununun seçilebilmesi için, güç bir sahnenin çeş açı itli lardan çekiminin yapı . lması

açı saçı lı lmak p * (kadıiçin) çok açısaçıgiyinmeye baş n k k lamak. * (kadıiçin) eskisine göre ölçüsüz davranı n ş bulunmaya ba ş larda lamak. açı lı ş * Açı işveya biçimi. lmak i * Yeni bir yapın, yerin veya yeni bir kuruluş çalı nı un ş maya baş laması at. , küş

açı konuş lı ş ması * Herhangi bir toplantın açı nı lması rası yapı ilk konuş sı nda lan ma. açı töreni lı ş * Bir açıı lıkutlamak için yapı toplantı ş lan , resmiküş at. açı lma * Açı iş lmak i. * Bir film çekiminde karanlı baş p gittikçe aydı kta layı nlanarak görüntülerin belirmesine dayanan noktalama. * Bir grupta, sı n jimnastik alı rmaları dağ k düzene girmesi. raları ş tı için ı nı * Çatlama. * Açmak iş lmak veya açmak iş konu olmak. i yapı ine * (renk için) Koyuluğ yitirmek. unu * Kendine gelmek, biraz iyileş mek, ferahlamak. * (gemi) Gitmek, uzaklaş mak. * Sılması kı , çekinmesi, tutukluğ kalmamak. u * (kuruluş için) İ kez veya yeniden iş baş lar lk e lamak.

açı lmak

* İini gereğ ş inden veya götürebileceğ inden geniş tutmak. * Geniş lemek, bollaş mak. * Delinmek, yı lmak. rtı * (sis, karanlı duman için) Dağ k, ı lmak, yoğ unluğ yitirmek. unu * Gereken güce ulaş mak. * Sı nı rrı, üzüntüsünü, sorunları birine söylemek. nı * (pencere, kapı için) Geçit vermek. , yol * Ayrı ya girmek. ntı * (yüzerken) Kıdan uzaklaş yı mak. açı m * Açma, açı , küş lı at. ş açı mlama * Açı mlamak iş teş ş i, rih, erh. açı mlamak * Bir sorunu veya konuyu ele alıen ince noktaları kadar gözden geçirerek anlatmak, ş etmek, teş p na erh rih etmek. açı mlanma * Açı mlanmak iş i. açı mlanmak * Açı mlamak iş konu olmak. ine açı rma ndı * Açı rmak iş ndı i. açı rmak ndı * Açı nması sağ nı lamak. * Bir cismin yüzeyini açarak bir düzlem üzerine yaymak. açım nı * Açı nmak iş inkiş i, af. * Bir cismin yüzeylerinin açı bir düzlem üzerine yayı . lı p lması * Açı nmak iş i. * Geliş mek. * (tohum, hastalıiçin) İ k çindeki yetenekler uyanarak amacı varmak, geliş na mek, inkiş etmek. af * Açı nsamak işistikş i, af.

açı nma açı nmak

açı nsama

açı nsamak * Bir yerin özelliklerini ortaya çı karmak için araşrma ve inceleme yapmak, istikş etmek. tı af açı ortay * Bir açı bölgeyi, ölçüleri birbirine eş olan iki açı bölgeye ayı doğ sal it sal ran ru. açı düzlemi ortay * İ düzlemli bir açı iki komş ve eş açı bölen düzlem. ki yı u it ya açı ölçer açı sal * Bkz. iletki. * Açı ilgili. ile

açı bölge sal * Açı iç bölgesinin birleş ile iminden oluş düzlem parçası an . açı çap sal * Ay ve Güneş gök cisimlerinin iki doğ arası gibi rusu ndaki açı . açı hı sal z * Hareket eden bir cismi duran bir noktaya birleş doğ parçasın birim zamanda taradı açı tiren ru nı ğ . ı açı ivme sal * Açı hın birim zamanda değen niceliğ sal zı iş i. açı sapma sal * Belli bir açı düzeyinde gerçekleş sapma. en açı uzaklı sal k * Gök cisimlerinin (yı z veya gezegen) birbirlerinin karş ma düzlemine göre uzaklı. ldı ı laş ğ ı açı yol sal * Hareket eden cismin birim zamanda gözlemciye göre aldı yol. ğ ı açı ş * Açmak iş i veya biçimi. * Bir kuruluş çalı u ş maya baş latma.

açıkonuş ş ması * Herhangi bir toplantı baş yı latmak için yapı ilk konuş lan ma. açı t açkı * Bir duvarda açıbı lmıbulunan kapı k rakı ş , pencere, kemerleme benzeri açı k. klı * Bir cismin yüzeyi üzerinde sert bir madde veya bir araç sürterek onu düzleş parlatma, perdah. tirip * Demircilikte delik büyütmekte kullanı araç. lan * Anahtar ve her türlü açma aracı . * Açkı yapan (kimse), perdahçı . * Anahtarcı . * Açkı lamak iş i.

açkı cı

açkı lama

açkı lamak * Açkı parlatmak. ile açkı lanma * Açkı lanmak iş i. açkı lanmak * Açkı lmak, perdahlanmak. yapı açkı latma * Açkı latmak iş i. açkı latmak * Açkı i yaptı iş rmak, perdahlatmak. açkı lı * Açkı lmı perdahlanmı perdahlı yapı ş , ş , . açkız sı

* Açkı lmamı perdahlanmamı perdahsı yapı ş , ş , z. açlı öldürmek ğ ı * açlıhissini geçiş k tirmek, yatı rmak. ş tı açlı k * Aç olma durumu. * Kık. tlı * Yoksulluk. * Aş istek içinde bulunmak. ı rı

açlıçekmek k * yoksulluk içinde bulunmak. açlıgrevi k * Kendisine veya baş na yapı bir haksı ğprotesto için bir kimsenin aç durarak gösterdiğtepki. kaları lan zlı ı i açlı gözü (veya gözleri) kararmak (veya dönmek) ktan * çok acı kmak. açlı imanı ktan gevremek * çok acı kmak. açlı nefesi kokmak ktan * yoksulluk içinde bulunmak. açlı ölmek ktan * dayanı derecede acı lmaz kmak, çok acı kmak. açlı ölmeyecek kadar ktan * (yiyecek, içecek için) pek az (yemek, içmek). * gereğ inden az. açma * Açmak iş i. * Orman içinde ağ kesme veya yakma yoluyla tarı elverişbir duruma getirilen arazi. aç ma li * Bir çeş susamsı kalı yağ simit. it z, nca lı * Açma yapan veya satan kimse. açmak * Bir ş kapalı eyi durumdan kurtarmak. * Bir ş kapağ veya örtüsünü kaldı eyin ı nı rmak. * Engeli kaldı rmak. * Sarı şkatlanmı örtülmüş lmı , ş , veya iliklenmiş olan ş eyleri bu durumdan kurtarmak. * Oyarak veya kazarak çukur, delik oluş turmak. * Tı bir ş bu durumdan kurtarmak. kalı eyi, * Çevresini geniş letmek. * Birbirinden uzaklaşrmak. tı * Yarmak. * Düğ veya dolaş ş ş çözmek. ümü mıbir eyi * Bir kuruluş bir iş u, yerini, bir yeri iş veya ilk defa kullanı duruma getirmek. ler lı r * Bir aygı, bir düzeni vb.lerini çalır duruma getirmek. tı ş ı * Alıverişbaş ş i latmak. * Rengin koyuluğ azaltmak. unu * Yakı ş mak, güzel göstermek. * Ferahlıvermek. k * Bir konu ile ilgili konuş mak. * Savaş almak, fethetmek. la * Avunmak veya danı ş için söylemek. mak * Yapmak, düzenlemek.

açmacı

* Ayı rmak, tahsis etmek. * Sılganlını kı ğ , utangaçlını ı ğ gidermek. ı * Görünür duruma getirmek. * (hava için) Bulutlarıdağ n ı yla gök yüzü aydı lması nlanmak. * Geçit vermek. * İ dökmek. çini açmalı k açmaz * Satranç oyununda ş koruyan taş ahı lardan birinin yerinden oynatı lmaması durumu. *İ çinden zor çılı kı durum. r * (tulûatta) Karş ndakine bir nükte veya tekerleme söyleme kolaylını ı sı ğ veren söz. ı açmaz halatı * Gemilerin limana bağ lanması sahilden esecek rüzgârla rı mdan uzaklaş ve htı maması kıya dikine için yı bağ lanan halat. açmaza düş mek * içinden çılması durumda kalmak. kı güç açmaza getirmek (veya düş ürmek) * düzen, hile yapmak, bir kimseyi oyuna getirmek, zor duruma sokmak. açmazlı k * Açmaz olma durumu. * Ağ pek sı olma durumu, ketumiyet. zı kı açtı zı, yumdu gözünü ağ nı * öfkelenerek veya kı zarak ağ sözler söyledi. ı r açtı rma * Açtı rmak iş i. * Kiri çı karmak veya eş iyice temizlemek için kullanı her türlü madde. yayı lan

açtı kutuyu, söyletme kötüyü rma * kötü konuş abilecek birine, bildiklerini açı klama fı verilmemesi gerektiğ öğ rsatı ini ütler. açtı rmak * Açmak iş yaptı ini rmak. ad * Bir kimseyi, bir ş anlatmaya, tanı eyi mlamaya, açı klamaya, bildirmeye yarayan söz, isim: Çocuk, kedi, ağ aç, düş ünce, iyilik, Ahmet, Ertuğ birer addı rul r. * Herkesçe tanı ş nmıveya iş itilmiş olma durumu, ün, nam, ş öhret. * Anı değ önem. lacak er, *İ sim. ad ad almak * Sayma, sayı lma. * kendisine ad verilmek. * ün kazanma.

ad bilimi

* Özel adlar üzerinde duran ve özel adları köken bilgisi, tarihî geliş dil ve kültür sorunları sı me, açından inceleyen bilim dalı . ad cümlesi * Bkz. isim cümlesi.

ad çekilmek * ad çekmek iş lmak. i yapı ad çekilmek * ad çekmek iş lmak. i yapı ad çekimi * Bkz. isim çekimi. ad çekme * Ad çekmek iş kur'a. i, ad çekmek * raslantı ve talihe bağ bir ayı yapmak için, her birinde birer ad yazı ş ı ya lı rma lmıkâğ tlardan birini çekmek, kur'a çekmek. ad çekmeye girmek * kur'aya tâbi olmak. * oyunun baş cı oyuncular arası alan seçimi, baş atıveya karş langında, nda lama ş ı ı hakkı öncelik lama için sağ layan iş . ad çektirmek * ad çekmek iş yaptı ini rmak. ad değ imi iş * Bkz. mecazimürsel. ad durumu * Bkz. isim hâli. ad gövdesi * Bkz. isim gövdesi. ad koymak * çağ ı veya anmak için bir canlı bir yere, bir ş ad vermek, adlandı rmak ya, eye rmak, isim koymak, tesmiye etmek. ad kökü * Bkz. isim kökü.

ad takmak * adlandı rmak, ad koymak. ad tamlaması * Bkz. isim tamlaması . ad vermek * ad koymak, adlandı rmak, tesmiye etmek. * bir işkimin yaptını i ğ söylemek. ı ad yapmak * isim yapmak. ada * Her yanı ile çevrilmiş parçası su kara . * Trafiğ açıbir yol üzerinde sola dönüş sağ e k leri layan, sağ tarafta veya yol ortası yer alan kaldım taş nda rı ı yla ayrı ş lmıalan. * Çevresi yollarla belirlenmiş olan arsa ve böyle bir arsayı kaplayan yapı topluluğ lar u. ada balı ğ ı * Bkz. amber balı. ğ ı

ada çayı * Ballı babagillerden, yurdumuzda çok yetiş tüylü ve beyazı rak yaprakları ı bir bitki (Salvia en mtı olan tı rlı oflicinalis). * Bu bitkiden yapı sı içecek. lan cak ada gibi gemi * pek büyük (gemi). ada soğ anı * Zambakgillerden, soğ ndan ilâç olarak yararlanı birtakı maddeler elde edilen çok yık bir bitki anı lan m llı (Urginea maritima). ada tavş anı * Evcil cinsleri de olan tavş yakıbir kemirici memeli (Oryetolagus cuniculus). ana n adabı eret muaş * Terbiyeli, ince davranmak için tutulması gereken yollar, davranıtöresi, davranıbilgisi, topluluk töresi, ş ş görgü. adacı k adacı lı k * Kavramları gerçek varlı olduğ kabul eden, kavram gerekliğ karş olarak, tümel kavramları n klar unu ine ı t n yalnı nesnelerin adları zca olduğ ileri süren görüşnominalizm. unu , adagio * Yavaş ı , ağ olarak. r * Bu biçimde çalı beste. nan adak * Adamak iş i veya adanı ş nezir. lan ey, adak adamak * bir dileğ gerçekleş amacı kurban kesip yoksullara dağ in mesi yla ı veya kutsal bir güce yönelik bir niyette tmak bulunmak. adaklama * Adaklamak durumu. * Küçük ada.

adaklamak * Küçük çocuk yürümeye baş lamak. adaklanma * Adaklanmak iş i veya durumu. adaklanmak * Niş duruma gelmek, niş anlı anlanmak. adaklı * Adağolan, adak adamıolan. ı ş * Niş , yavuklu, sözlü. anlı * Adak olarak ayrı ş lmı(hayvan). * Adak adanan yer. * Adağolmayan, adak adamamıolan. ı ş * Niş olmayan. anlı

adaklı k

adaksı z

adale

* Kas. adaleli * Kaslı , kasları kı miş sı, geliş . adalesiz adalet * Kassı z. * Hak ve hukuka uygunluk, hakkı gözetme, doğ ruluk, türe. * Bu işuygulayan, yerine getiren devlet kuruluş . i ları * Herkese kendine uygun düş kendi hakkı eni, olanı verme.

adalet dağ ı tmak * kanunlarısaydı hakları n ğ ı sahiplerine vermek, tanı nmak. adalet divanı * Devletler arası ndaki birtakı hukuk anlaş kları bakan ve merkezi La Haye'de bulunan uluslar arası m mazlı na mahkeme. adalet kapı sı * Hak ve hukukun aranması baş için vurulan merci, mahkeme. adalet mahkemesi * Bkz. adliye mahkemesi. adalet örgütü * Adliye teş . kilâtı adalet sarayı * Mahkemelerin bulunduğ büyük yapı u . adalete teslim etmek * sanı, adalet iş ğ ı leriyle uğ an kuruluş götürmek. raş a adalete teslim olmak * sanı adalet iş k, leriyle uğ an kuruluş gidip hakkı gerekli iş raş a nda lemin yapı nı lması istemek. adaletine sınmak ğ ı * (birinden) anlayı hoş ş görü, yakı k beklemek. , nlı adaletli * Adalete uygun düş veya adaletli olan, adil. en

adaletlilik * Adaletli olma durumu. adaletsiz * Adalete aykı düş veya adaleti olmayan. rı en

adaletsizlik * Adalete aykı davranı rı ş . adalı adalî * Ada halkı olan (kimse). ndan * Kas niteliğ olan; kasla ilgili olan, kası inde l. * Kasları geliş , adaleli, kaslı iyi miş . *İ nsan.

adam

* Erkek kiş i. * İ yetiş , değ kimse. yi miş erli * Birinin yanı ve iş bulunan kimse. nda inde * Birinin yararlandı, kullandı kimse. ğ ı ğ ı * Birinin sözünü dinleyen, nazı çeken kimse, kayıcı nı rı. * İ huylu, güvenilir kimse. yi * (belirsizlik zamiri yerine), Herkes, kim olursa olsun. * Görevli kimse. * (isim tamlamaları Bir alanda derin bilgisi olan veya bir alanı nda) benimseyen. * Eşkoca. , adam adama (savunma) * futbolda, basketbolda karştakı oyuncusunu kollama, rahat hareket etmesini, sayı ı m yapması engelleme. nı adam akı llı * Bkz. adamakı. llı adam almamak * son derece kalabalıolmak. k adam azmanı * Çok iri yapıkimse. lı adam baş ı na * her kiş her birine. iye, adam beğ enmemek * herkesi değ görmek. ersiz adam boyu * Yaklaş olarak normal bir adam boyunda. ı k * İ boyunca. nsan adam değ ilim * herhangi bir durumun gerçekleş memesi hâlinde, kendisinin insan sayı lamayacağanlamı kullanı ant, ı nda lan göz dağsözü. ı adam etmek * eğ itmek, yetiş tirmek, topluma yararlı duruma getirmek. * bir yeri düzene sokmak veya bir ş işyarar duruma getirmek. eyi e adam evlâdı * İ bir ailenin iyi yetiş çocuğ yi miş u. adam gibi * terbiyeli, akı uslu. llı * adamlı insanlı yaraş yolda. ğ a, ğ a ı r * iyice. adam hesabı koymak na * birine değ vermek, saygı er göstermek. adam içine çı kmak * topluluğ karı a ş mak, değ insanları bulunduğ yerlere gitmek, eşdosta gitmek. erli n u e adam içine karı ş mak * değ bir topluluğ girmek, kendisine değ verilir olmak. erli a er adam kığ (veya yokluğ tlında ı unda) * işyarar kimselerin bulunmadı durumda. e ğ ı adam kullanmak

* iyi çalı rması bilmek. ş tı nı adam olmak * geliş büyümek, şmanlamak. mek, iş * iyi yetiş mek, iyi bir duruma gelmek. adam sarrafı *İ nsanlarıkarakterini çabuk anlayacak duruma gelmiş n kimse, insan sarrafı . adam sen de! (veya yalnıadam) z * bir iş önemsenmediğ anlatmak için söylenir. in ini adam sı na geçmek (veya girmek) rası * daha önce toplumda önemli bir yeri veya özel bir değ yokken artı kendisine önem ve değ verilmek. eri k er adam yerine koymak * adamdan saymak, varlını ğ kabul etmek. ı adama * Adamak iş i. adama dönmek (veya benzemek) * düzelmek. adamak * Bir dileğ gerçekleş amacı kurban kesip yoksullara dağ in mesi yla ı veya kutsal bir güce yönelik bir niyette tmak bulunmak, nezretmek. * Kutsal saydı bir ş uğ ğ ı ey runa kendini feda etmek, ant niteliğ söz vermek. inde * Ayı rmak. adamakı llı * Gereğ inden çok, iyice. adamakla mal tükenmez * büyük vaatlerde bulunanlar için alay yollu söylenir. adamca *İ nsana yaraş biçimde. ı r * İ sayı olarak. nsan sı

adamcağ ı z * Kendisine karşsevgi veya acı duyulan adam. ı ma adamcası na * Adamca. adamcı k * Yerilen, küçümsenen; acı (kimse). nan adamcı l *İ nsandan ürkmeyen, insana alı ş ş olan, insana sokulan, sı mı cakkanlı , munis.

adamcık llı * Adamcı l olma durumu. adamdan saymak * bir kimseye değ olmadı hâlde değ vermek, saygı eri ğ ı er duymak. adamı * (bir iş ustalı yapan. i) kla adamıadı kacağ canı ksı n çı ı na çı n

* Bkz. insanı adı kacağ canı ksı n çı ı na çı n. adamıalacası n içinde, hayvanıalacası ş n dında ı * Bkz. insanı alacası n içinde, hayvanı alacası ş n dında. ı adamıiyisi alıveriş (veya iş ı belli olur n ş te baş nda) * bir kiş iyi bir insan olarak değ iyi erlendirebilmek için alıveriş veya iş ı ahlâk dı davranı ş te baş nda ş ı ş larda bulunmaması gerekir. adamı çatmak na * Bkz. tam adamı çatmak. na adamı düş na mek * (yapı bir işgüzel bir rastlantı lacak ) sonunda anlayanı uzmanı verilmiş na, na olmak. adamı göre na * kiş arası ayrı k gözeterek. iler nda calı * herkesin yeteneğ uygun olarak. ine adamı bulmak nı * Bkz. tam adamı bulmak (veya adamı düş nı na mek). adamkökü * Bkz. adamotu. adamlı k *İ nsana yakı ş durum, tutum ve davranı acak ş . * Yabanlı k.

adamlısende kalsı k n * iyilik bilmese de sen yine iyilik et. * bu işnası i l olsa sana yaptı racaklar, bari kendiliğ inden yap da onurunu koru. adamotu adamsı z * Patlı cangillerden, geniş yapraklı , kötü kokulu bir bitki, kankurutan, adamkökü (Mandragora autumnalis). * Yardı sı hizmetçisiz. mcız, * Erkeksiz, kocası z.

adamsı k zlı * Adamsıolma durumu. z a'dan z'ye kadar * baş aş ı tan ağ bütünüyle. , Adana kebabı * Kı na bolca acı yması biber katı hazı larak rlanan ş köfte. iş adanma adanmak adap * Adanmak iş i. * Adamak iş konu olmak. ine * Töre. * Yol yordam, yol yöntem.

adap erkân * Yol yöntem.

adaptasyon * Uyarlama. * Bir eseri çevrildiğdilin, konuş i ulduğ toplumun yaş ş inançları uyarlama. u ayına, ı na * Uyma. adapte * Uyarlanmı ş .

adapte etmek * uyarlamak. adapte olmak * uymak. adaptör * Bir âletin çapları birbirinden farklı parçaları birini ötekine geçirebilmek için yararlanı bağ cı olan ndan lan layı. adaş adaşk lı adatepe * Adları olanlardan her biri. aynı * Adaş olma, aynı taş durumu. adı ı ma

* Genellikle tropikal bölgelerde görülen ve çevresindeki alçak alanlar üzerinde dik yamaçlarla bir ada gibi yükselen, aş mdan dolayı ı nı ortaya çı ş kmıtepe. adatma adatmak * Adamak iş yaptı ini rmak. adavet aday * Düş manlı yağ k. k, ı lı * Bir görev, bir iş kendini ileri süren veya baş için kaları tarafı ileri sürülen kimse. ndan * Bir iş yetiş için tirilmekte olan kimse, namzet. * Adatmak iş yaptı ini rmak.

aday adayı * Herhangi bir iş i yapmak, bir görevi yüklenmek için adaylıaş k aması kazanmak amacı baş nı yla vuran kimse. * Milletvekili ve senatör seçimlerinde, partinin adayı olmak için, partisinde yapı ön seçimlere adaylını lan ğ ı koyan kimse. aday göstermek * bir iş veya bir görev için birini aday olarak belirlemek: Anayasa. aday olmak * herhangi bir iş alı e nmak veya seçilmek için istekli olmak. adayavrusu * İ veya üç çifte kürekli küçük balı teknesi. ki kçı adaylını ğ koymak ı * bir iş veya göreve seçilmek için kendini ileri sürmek. adaylı k * Herhangi bir iş görev için kendini ileri sürme veya baş , bir kaları tarafı ileri sürülme, namzetlik. ndan * Bir görevde yetiş tirilme.

adcı

* Adcı öğ lı retisiyle ilgili olan. k * Bu öğ retiye bağ kimse. lı adcı lı k * Kavramları gerçek varlı olduğ kabul eden, kavram gerçekliğ karş olarak, tümel kavramları n klar unu ine ı t n yalnı nesnelerin adları zca olduğ ileri süren görüşisimcilik, nominalizm. unu , addan türeme fiil * Bkz. isimden türeme fiil. addedilme * Addedilmek iş i. addedilmek * Sayı lmak. addetme * Addetmek iş i.

addetmek * Saymak. addolunma * Addolunmak iş i veya durumu. addolunmak * Sayı lmak. adedî adem * Adetçe, sayı ca. * Yokluk, hiçlik, ölüm. * Osmanlı sözlerle birleş "-siz, -lik" anlamı kullanı ca erek nda lı r. * Dinî inançlara göre ilk yaratı insan ve ilk peygamber. lan *İ nsan, insanoğ adam. lu, *İ nsanda bulunması gereken olumlu özelliklere sahip olan.

Âdem

Âdem baba *İ nsanlın babası Âdem. ğ ı , Hz. * Hapishanede çevresindeki mahkûmları haraca bağ layan kimse. * Afyonkeş . Âdem elması * Gı çıntı. rtlak kı sı Âdem evlâdı * Bkz. âdemoğ lu. Âdemci * Âdemcilik yanlı olan kimse. sı

Âdemcilik * XX. yüzyı baş simgeciliğ karşbir tepki olarak Rusya'da ortaya çı bir edebiyat akı . lı ı n nda e ı kan mı ademimerkeziyet * Yerinden yönetim. ademimerkeziyetçi * Yerinden yönetimci.

ademimerkeziyetçilik * Yerinden yönetimcilik. ademiyet âdemiyet * Yokluk. *İ nsanlı k. * Doğ dürüst insana yakır durum, adamlı ru ş ı k.

âdemoğ lu * İ denilen yaratı n hepsi. nsan kları âdemotu * Bkz. adamotu. adenit adese * Lenf düğ ümleri iltihabı . * Mercek. * Kovucuk. * Görüş derecesi, inceliğ i. * Sayı . * Herhangi bir sayı olan (ş tane. da ey), * Bir kimsenin yapmaya alı ş ş olduğ ş alı . mı u ey, ş kı * Topluluk içinde eskiden beri uyulan kural, töre. * Ay baş ı .

adet

âdet

âdet edinmek * bir ş alı k ve huy durumuna getirmek. eyi ş kanlı âdet görmek * (kadı ay başolmak. n) ı âdet olmak * öteden beri yapı olmak. lı r * bir ş gelenek durumuna gelmiş ey olmak. âdet yerini bulsun diye * gerekli görüldüğ için değ yalnıalılmıolduğ için. ü il, z ş ş ı u âdeta * Bayağ basbayağ hemen hemen, sanki. ı , ı , * Bayağyürüyüş ı le. * Sayı mı bakı ndan, sayı ca.

adetçe

adetimürettep * Bkz. tam sayı . adezyon kuvveti * Yan yana duran veya sürtünen iki cismin molekülleri arası ndaki çekiş kuvveti. adı (veya ismi) gibi bilmek * çok iyi bilmek.

adı batası (veya adı batası ca) * "yok olasıanlamı bir ilenme. " nda adı batmak * (sevilmeyen bir ş veya kimse için) unutulmak, adı lmaz olmak, artısözü edilmemek. ey anı k adı belirsiz * ünü olmayan, tanı nmayan, kim ve ne olduğ bilinmeyen. u adı okunmamak bile * birine hiç önem verilmemek. adı kmak çı * kötü bir ün kazanmak. * hakkı olmayan bir ün kazanma. adı kmıdokuza, inmez sekize çı ş * birinin bir kere adı ktı sonra onun hakkı çı ktan ndaki yaygıinanç artıkolay kolay düzelemez. n k adı deliye çı kmak * deli olmadı hâlde deli olarak tanı ğ ı nmak. adı duyulmak * tanı nmak, ünlenmek. adı geçmek * anı lmak, söz konusu olmak, ismi geçmek. * adı lmak. yazı adı rı kaldılmak * anı olmak, silinip gitmek. lmaz adı kalmak * bir kimse veya bir ş ortadan çekildikten, öldükten sonra dillerde yalnıadı ey z dolaş mak. adı ş karı mak * (kötü) bir iş birinin ilgisi bulunduğ söylenilmek. le u adı kötüye çı kmak * ünü kötü olarak yayı lmak. adı olmak * gereksiz, yersiz ünü olmak. adı sanı * bir kimsenin kimliğ i. adı üstünde * adı belli olduğ gibi. ndan u adı var * yaş amayan, yalnı hayalde var olan. zca

adı verilmek * ad takı lmak. adı l adı m * Zamir. * Yürümek için yapı ayak atı nıher biri. lan ş n ları

* Bir adı alı yol (bu uzunluk 75 cm sayı mda nan lı r). * Giriş hamle. im, * Bir gösterge ucunun eş olarak ayrı ş lmıyaylardan biri boyunca aldı yol. ğ ı * Ayakta temel duruş bir ayağ türlü yönlerde iki ayak boyu kadar ara ile yer değtirmesi. tan, ı n iş * Teknolojide iki diş arası li ndaki aralı k. adı adı m m * Ağ ağ yavaş ı ı r r, yavaş . adı adı gezmek m m * her yerini dolaş görmek. ı p adı adı izlemek m m * arkası izlemek. ndan * gizlice takip etmek. adı atmak m * yürümek için ayağ öne doğ uzatı basmak. ı nı ru p * bir iş ilk kez giriş e mek. adı atmamak m * gitmemek, uğ ramamak, aramamak. adı baş m ı * Birbirine yakıyerlerde, sısı n k k. adı nı rmamak mı attı * bir yere girmesine engel olmak. adı nı almak mı geri * baş ğbir iş geri dönmek. ladı ı ten adı mlama * Adı mlamak iş i. adı mlamak * Adı ölçmek. mla * Bir yerde ileriye geriye doğ giderek dolaş ru mak. adı nı mları açmak * yürürken hı zlanmak. adı nı mları seyrekleş tirmek * hı yürürken adı nı zlı mları yavaş latmak. adı nı klaşrmak mları sı tı * daha küçük ve çabuk adı atarak hı yurümek, ivmek, acele etmek. mlar zlı adı k mlı * Adı uzunluğ m unda olan. * Bir yerin çok uzak olmadını ğ belirtmek için kullanı ı lı r.

adı msayar * Yürüme sı nda gerçek sonuçlara varabilmek için geçilen yerin uzunluğ anlayabilmek amacı ayağ rası unu yla a takı alet, pedometre. lan adı na * o ş veya o kimsenin yerinde olarak, namı onun hesabı eyin na, na.

adı ağ na almamak nı zı * dargı k, kı nlı kı nlıgibi bir sebeple bir kimseden hiç söz etmemek. nlı rgı k, zgı k

adı almak nı * ad takı lmak, ad verilmek. adı anmak (veya anmamak) nı * birinden söz etmek (veya etmemek). adı bağlamak nı ı ş * bir baş ndan adı söylemesini istemek. kası nı adı bozmak nı * andı uymamak, andı aykıdavranmak. na na rı adı kirletmek (veya lekelemek) nı * adın kötüye çı nı kması yol açmak. na adı koymak nı * karşğ veya fiyatı kararlaşrmak. ıı lını nı tı adı taş nı ı mak * birinin adı anı yla lmak, sahip olduğ adısorumluluğ yüklenmiş u n unu olmak. adı vermek nı * birinin adı bildirmek. nı * biri tarafı salıverildiğ söylemek. ndan k ini adı sanı yla yla * bilinen ün ve niteliğ iyle. adî * Sı radan, hiçbir özelliğolmayan. i * Aş ı bayağ alçak. ağ k, lı ı , * Adı uygunluk, beraberlik gerektirmeyen ve grup olarak yapı bir tür yürüyüş mda lan .

adî adı m

adî defter * Bir iş letmenin veya ticarethanenin yaptı iş ğ lemlerinin muhasebe kayı nı geçirildiğticarî defter. ı tların i adî kesir * Bayağkesir. ı adî suçlu adil * Basit suçları leyen kimse. iş * Adaletle iş gören, adaletten, haktan ayrı lmayan, hakkı yerine getiren, adaletli. * Hakka uygun, haklı . * Adalete uygun olarak, hakça. * Adîleş durumu. mek

adilâne adîleş me

adîleş mek * Adî bir duruma girmek, bayağ mak. ı laş adîleş tirme * Adîleş tirmek iş i. adîleş tirmek * Adîleş mesine yol açmak.

adîlik adisyon

* Bayağ k, düş ı lı üklük, aş ı ağ k. lı * (lokanta, otel gibi yerlerde) Hesap.

adlandılma rı * Adlandılmak iş rı i. adlandılmak rı * Ad vermek işyapı i lmak. adlandı rma * Adlandı iş rmak i. adlandı rmak * Bir kimseyi veya bir ş kullanarak belli etmek, ad vermek, ad koymak, tesmiye etmek. eyi * Ad koyma, ad vermeyi sağ lamak, tesmiye etmek. adlanma * Adlanmak iş i.

adlanmak * Kendisine ad verilmek. * Kötü ün kazanmak. adlaş ma adlaş mak * Ad durumuna gelmek. adlaşrma tı * Adlaşrmak iş tı i. adlaşrmak tı * Ad durumuna getirmek. adlı * Adı olan. * Ünlü. * Adlaş durumu. mak

adlı yla adı * herkesin bilip tanığbiçimde. dı ı adlı sanlı * Ünlü. adlî * Adaletle ilgili.

adlî makam * Adalet iş lerinin görüldüğ ve sonuca bağ ğkamuya ait yönetim yeri. ü landı ı adlî merci * Adaletle ilgili sorunlarıçözümü için baş n vurulan resmî daireler. adlî polis * Adliye içerisinde güvenliğsağ p adlî iş yardı olan kolluk gücü. i layı lere mcı adlî sicil

* Bir kimsenin mahkûmiyetinin olup olmadını anlaş ğ n ı ı lması konulmuş için olan kayı t yöntemi. adlî tabip * Adlî tı görevli doktor. pta adlî tatil * Her yı Temmuz ile 5 Eylül tarihleri arası kanunda yazıdurumlarıdında, hiçbir adlî iş l 20 nda, lı n ş ı lemin yapı ğsüre. lmadı ı adlî tı p adlî yı l * Tı n adalete yardı eden kolu; adaletin bu iş uğ an kuruluş bbı m le raş u. * Mahkemelerin bir yı l içindeki çalı süresi. ş ma

adlî zabı ta * Bir suç sonrası ğve suç delillerini adlî yetkililere sunan kolluk kuvveti. sanı ı adliye * Hukuk ve adalet iş lerini gören devlet kuruluş . ları * Hukuk ve âdalet iş lerinin görüldüğ resmî yapı ü . adliye encümeni * Adalet komisyonu. adliye mahkemesi * Anayasa mahkemesi, genel mahkemeler, askerî ve idarî mahkemeler dında kalan ve denetim mahkemesi ş ı olan Yargı ile hüküm mahkemeleri. tay adliye nezareti * Osmanlımparatorluğ İ unda adliye teş nıbağ olduğ en üst makam. kilâtın lı u adliye teş kilâtı * Yargı organları bu organlarıbirbirleriyle olan iliş ve n kilerini, derecelerini, görev ve yetkilerini düzenleyen ve yürüten mekanizmanıbütünü. n adliye vekâleti * Adalet bakanlı. ğ ı adliyeci adrenalin * Böbrek üstü bezlerinin etkili bir maddesi; hekimlikte damarları daraltma, bronş açma, kanamaları ları kesme gibi amaçlarla kullanı lı r. adres * Bir kimsenin arandında bulunabileceğyer, oturduğ yer. ğ ı i u * Gönderilen ş üzerine, alınıadı ve bulunduğ yeri bildirmek için yazı yazı eyin cın nı u lan . adres bı rakmak (göstermek veya vermek) * arandında bulunabileceğ oturduğ yeri bildirmek. ğ ı i, u adres defteri * Kiş ilerin kendilerine lâzı olan adresleri topladı defter. m kları adres kartı * Adres defteri. adres kitabı * Genellikle belli bir iş veya meslekte olanları iş ev adreslerini toplu olarak gösteren kitap. n ve * Adliye kuruluş meslek görevlisi. unda

adres makinesi * Posta gönderilerinin üzerine kâğ plâstik veya madenden, adres basan alet. ı t, adres rehberi * Adres defteri. adsı z * Adı olmayan, isimsiz. * Türklerde, ailesinden ayrı ğiçin artıonun adı taş ldı ı k nı ı onun adı anı hakkı yitirmiş mak, ile lmak nı olan ve ancak bir yararlıgösterince ad kazanabilen delikanlı k . adsıparmak z * Orta parmak ve serçe parmak arası ndaki parmak, yüzük parmağ ı . aerobik * Hı müzik temposu eş inde yapı vücudun çevikliğ ve hareketliliğ dayanan bir tür jimnastik. zlı liğ lan, ine ine aerobik solunum * Hücrede yalnımoleküler oksijenin kullanı ğbir solunum ş z ldı ı ekli. aerodinamik * Hareket hâlinde olan bir cisim üzerinde havanıyarattı etkiyi inceleyen bilim. n ğ ı * Aerodinamik bilim alanı ilgili. yla * Fizik biliminin gazlarıhareketini inceleyen dalı n . af * Bir suçu, bir kusuru veya bir hatayı ı bağlama. ş * Mazur görme veya görülme. * (görevden) çı lma. karı

af buyurun! * "affedersiniz" veya "affızı ederim" anlamı bir söz. nı rica nda af çı lmak karı * bir suçun bağlanması Türkiye Büyük Millet Meclisinden kanun çı ı ş için karmak. af dilemek * bağlanması istemek. ı ş nı af kapsamı alı na nmak * af kanununa girmek. afacan * Zeki ve yaramaz (çocuk). afacanlaş ma * Afacanlaş iş mak i. afacanlaş mak * Yaramazlaş yaramaz, ele avuca sı mak, ğ duruma gelmek. maz afacanlı k * Afacan olma durumu, yaramazlı k. afak * Ufuklar, dört bir taraf. afakan afakî * Bkz. hafakan. * Belli bir konu üzerine olmayan (konuş dereden tepeden. ma),

* Nesnel, objektif. afakîlik * Bkz. objektiflik. afal afal afallama * Ş kıbir biçimde. aş n * Afallamak iş i.

afallamak * Ş kı ktan sersemleş aş nlı mek. afallaş ma * Afallaş iş mak i. afallaş mak * Ş kı k içinde kalmak, ş ıp bir ş yapamaz olmak. aş nlı aş rı ey afallaşrma tı * Afallaşrmak iş tı i. afallaşrmak tı * Ş kı k içinde bı aş nlı rakmak, birini ş ıp bir ş yapamaz duruma sokmak. aş rı ey afallatma * Afallatmak iş i. afallatmak * Ş kı ğ düş aş nlı a ürerek sersemleş tirmek. afat afazi aferin * Okş alkı ama, ş lama, beğ enme gibi duyguları belirtmek için söylenir, bravo. * Eskiden öğ rencilere verilen beğ enme ve takdir kâğ . ı dı aferin almak * değ görülüp beğ erli enilmek. aferist afet * Vurguncu, dalavereci, çı nı karı bilen, çı . karcı * Doğ n sebep olduğ yım. anı u kı * Kı ran. * Çok kötü. * Güzelliğile insanıaşna çeviren, aklı baş i ş kı nı ı alan kadı ndan n. * Hastalı n dokularda yaptı bozukluk. kları ğ ı * Afete uğ şafet görmüş ramı , . * Afetler, belâlar, kı ranlar. * Bkz. söz yitimi.

afetzede

affa uğ ramak * bağlanmak, affedilmek. ı ş affedersin veya affedersiniz

* özür dilemek için söylenir. * karşçı ı kmak için söylenir. affedilme * Bağlanma. ı ş affedilmek * Bağlanmak. ı ş affetme affetmek * Bağlama. ı ş * Bağlamak. ı ş * Hoş ile karş görü ı lamak, mazur görmek. * Görev veya iş çı ten karmak.

affetmemek * bağlamamak, hoş ı ş görmemek. affetmiş sin * "hiç de öyle değ yanı il", lı yorsun" anlamı kullanı nda lı r. affettirme * Affettirmek iş i. affettirmek * Bağlanması sağ ı ş nı lamak. affettuoso * Bir parçanıyumuş ve duygulu bir biçimde çalı ı anlatı n ak nacağ nı r. affeyleme * Affeylemek iş i. affeylemek * Affetmek. affı dilemek (veya istemek) nı * bir iş veya görevi yerine getiremeyeceğ nezaketle bildirmek. ini affıza sınarak nı ğ ı * "bağlayacağ za güvenerek" anlamı bir nezaket sözü. ı ş ı nı nda affolunma * Affolunmak iş i. affolunmak * Bağlanmak, affedilmek. ı ş Afgan * Afganistan halkı veya bu halkısoyundan olan kimse. ndan n * Afganistan'a ve Afganistan halkı özgü olan. na Afganlı * Afgan. afi * Gösteriş m, caka. , çalı

afi kesmek (satmak veya yapmak) * birine karşgösteriş ı yapmak, kabadayı etmek. lı k

afif afife afili afis

*İ ffetli. * Namuslu, iffetli, saygı er (kadı değ n). * Gösteriş çalı . li, mlı * Gümüş ğ n küçüğ balını ı ü.

afiş

* Bir ş duyurmak, tanı için hazı eyi tmak rlanan, çoğ resimli duvar ilânı u .

afiş asmak * duvarlara ilân yapı rmak. ş tı afiş yutmak * yalana dolana kanmak. afiş çi * Afiş yapan sanatçı . afiş çilik afiş e * Afiş yapma sanatı . * Açı çı şduyulmuş ğ kmı a , .

afiş etmek e * açı vurmak, belirtmek, duyurmak, dile düş ğ a ürmek, reklâm etmek. afiş olmak e * (bir kimse) bilinmeyen bir yönüyle tanı nmak. afiş leme * Afiş asma iş afiş i, lemek iş i.

afiş lemek * Afiş p duyurmak. ası * Nitelemek, göstermek. afiş kalmak te * (oyun için) ilgi görerek günlerce oynanmak. afiyet * Hasta olmama durumu, sağk, esenlik. lı

afiyet bulmak * iyileş sağğ kazanmak. mek, lını ı afiyet olsun * bir ş yiyip içenlere "yarası anlamı söylenen iyi dilek sözü. ey n" nda afiyet ş olsun eker * "yarası ağ tadı yensin'" anlamı söylenir. n, ı yla z nda afiyet üzere olmak * sağklı lı , rahat yaş amak.

afiyetle afoni aforizm

* ağ tadı keyifle. ı yla, z * Bkz. Ses yitimi. * Özlü söz, özdeyiş .

aforoz

* Hristiyanlı kilise tarafı verilen "cemaatten kovma" cezası kta ndan .

aforoz etmek * kilise birliğ inden çı karmak. * darı biriyle konuş lı p mamak, yakı olmaktan çı nı karmak, ilgiyi kesip uzaklaşrmak, adı duymak bile tı nı istememek. aforozlama * Aforozlamak iş i. aforozlamak * Aforoz etmek, kovmak. aforozlu afra tafra * Çalı m. * Çalı . mlı afralı tafralı * Çalı . mlı Afrika çekirgesi * Değ ik boyda ve renkte genellikle kuzey Afrika'da ekilmemiş iş arazilerde rastlanan zararsıbir çekirge z (Locusta migratona). Afrika domuzu * Çift parmaklı lardan, kalıderili, Afrika'da yaş ve yaban domuzuna benzer bir hayvan (Phacochoerus n ayan aethiopicus). Afrika menekş esi * İ çeneklilerden, tüylü yapraklı ki , mor, pembe, beyaz renkli çiçekleri olan, evlerde saksı yetiş da tirilen çok yık bir süs bitkisi (Saintpaulia ionantha). llı Afrikalı * Afrika kökenli olan kimse. * Afrikalı oyuncu. Afrikalı lı k * Afrikalı olma. afsun afsuncu * Büyü, füsun. * Büyücü, üfürükçü. * Aforoz edilmişkovulmuşuzaklaşrı ş , , tılmı .

afsunculuk * Afsuncunun yaptı iş ğ . ı afsunlama

* Afsunlamak iş i. afsunlamak * Büyülemek. afsunlanma * Afsunlanmak iş i. afsunlanmak * Büyülenmek. afsunlu Afş ar * Oğ Türklerinin 24 boyundan biri. uz aft aftos * Pamukçuk. * Oynaş , metres. * Büyülü, sihirli, füsunkâr.

afur tafur * Çalı m. afur tafura gelmemek * çalı satmadan hoş m lanmamak; böyle bir davranı karştepki göstermek. ş a ı afyon * Olgunlaş mamıhaş kapsüllerine yapı çizintilerden sı sonradan katı an süt; içinde morfin ve ş haş lan zan, laş kodein gibi çok uyuş turucu maddeler bulunan, güçlü bir zehir olmakla birlikte, hekimlikte kullanı değ bir ilâç. lan erli afyon çekmek * keyif için afyon yutmak. afyon ruhu * Yatı rı olarak kullanı afyon tentürü. ş cı tı lan afyonkeş * Keyif için afyon yutan veya çeken (kimse), afyon tiryakisi. afyonkeş lik * Afyon çekmeye düş künlük. afyonlama * Afyonlamak iş i. afyonlamak * Afyon vererek uyuş turmak, uyutmak. * Telkin yoluyla doğ düş ru ünmeyi önleyerek zararlı yola sürüklemek. bir afyonlanma * Afyonlanmak iş i. afyonlanmak * Afyonlamak işyapı i lmak. afyonlu *İ çinde afyon bulunan. * Afyon yutmuş . * Dalgı uyuş , uyuş (kimse). n, muş uk

afyonu baş vurmak ı na * aş davranı ı rı ş larda bulunacak kadar öfkelenmek, ne yaptını ğ bilememek. ı afyonunu patlatmak * kendi keyfine dalmıolan birini öfkelendirmek. ş Ag aga * Ağ a. agâh * Bilir, bilgili, haberli, uyanı k. * Gümüş kı 'ün saltması .

agâh olmak * bilgi edinmiş olmak. agami aganta emir. agaragar * Deniz yosunları çı lan, beslenme endüstrisinde, hekimlikte ve bakteriyolojide kullanı bir tür ndan karı lan jelâtin, jeloz. agel * Arap erkeklerinin kefiyelerinin üzerine bağ kları ladı , yünden örülmüş n çember bağ kalı . agitato * Bir parçanıcanlı coş çalı ı anlatı n ve kulu nacağ nı r. * Yı veya lâçka edilmekte olan bir halatı ve zincirin kı bir süre elde tutulup bı lmaması verilen sa n sa rakı için * Güney Amerika'da yaş ayan, mavi ve yeş metalik yansı bir kuş il malı .

aglütinasyon * Kümeleş im. aglütinin agnosi * Tanızlı sı k. agnostik * Bilinemezci. * Bilinemezcilikle ilgili. * Serumda meydana gelen antikor.

agnostisizm * Bilinemezcilik. agnozi * Duyularda herhangi bir bozukluk olmaması rağ sı sisteminin belirli bir yerindeki doku na men nav bozukluğ undan ileri gelen algı kaybı yokluğ veya u. Agop'un kazı bakmak gibi * aptal aptal bakmak. agora * Yunan klâsik devrinde, sitenin yönetim, politika ve ticaret iş lerini konuş için halkıtoplandı alan, mak n ğ ı halk meydanı .

agorafobi * Bkz. alan korkusu. agraf agrafi * Kanca, kopça. * Bkz. yazma yitimi.

agrandisman * Büyültme. agrandisör * (fotoğ lı Büyülteç. rafçı kta) agreje agreman agu * Süt çocukların neş nı elendikleri zaman çı kları kardı ses. agu bebek * Büyüdüğ hâlde bebekliğ özenen çocuklara alay yollu söylenir. ü e agucuk * Süt çocuğ u. * Süt çocuğ sevmek için söylenir. unu * Agulamak iş i. * Yeni doğ bebeklerin çı ğses. muş kardı ı * (yabancı ülkelerde) Doçent olmak için sı vermiş nav kimse, doçent. * Bir elçinin bir ülkeye atanması önce o ülkeden istenen uygun görme yazı. ndan sı

agulama

agulamak * (bebek) Agu agu diye ses çı karmak. aguş ağ * İ sicim, tel gibi ince ş plik, eylerden kafes biçiminde yapı ş lmıörgü. * Örümcek gibi birtakı hayvanlarısalgı yla oluş m n ları turdukları örgü. * Ülke yüzeyine yaygı tılmıörgü, ş nlaşrı ş ebeke. * Tuzak. * Oyun alanı ortadan ikiye bölen iple yapı ş nı lmıörgü. * Çaprazlama örgü ile yapı ve kale direkleri arkası gerilen örgü, file. lan na ağ * Donun veya pantolonun apıarası gelen yeri, apık. ş na ş lı ağ atmak (veya bı rakmak) * balıavlamak için denize ağ k salmak. ağ benek * Açı koyulu kahverengi ağ klı görünüş ünde olan, arpa yaprakları yerleş oldukça önemli zararlara yol na erek açan asklı mantar. * Bu mantarı ortaya çı ğekin hastalı. n kardı ı ğ ı ağ çekmek * Kucak.

* yakalanan balı toplamak için ağsudan çı kları ı karmak. ağ nesi iğ * Ağ örülmesinde kullanı iğ ı n lan biçiminde tahtadan veya plâstikten yapı ş lmıalet. ağ i ipliğ * Keten, kenevir, naylon gibi maddelerden ağ mı kullanı iplik. yapı nda lan

ağ ğ kayı ı * Balıağ nı ı kayı k ları taş yan k. ağ kepçe ağ kurdu * En çok elma ve erik gibi yemiş açları zarar veren bir kurt. ağ na ağ unu kurş * Balıağ nı k ları suda tutmaya yarayan zeytin çekirdeğbiçiminde delikli kurş madde. i un ağ mantarlar * İ ve hayvanlarda hastalı yol açan ve birçok türü içine alan ilkel bitkiler topluluğ nsan ğ a u. ağ tabaka ağ tonos * Gotik mimaride kullanı ş biçiminde parçalı lmı ağ , tonos. ağ torba * 25 cm geniş inde ve 50 cm uzunluğ liğ unda ağ yapı ş rmı yosunlarısuya dalı dan lmıkı zı n narak avlamada kullanı bir ip ve kayı makara yardı ile suyun yüzeyine çıp inebilen bir torba. lan, ktaki mı kı ağ yatak ağ a * Hamak. * Kık kesimde geniş rlı toprakları olan, sözü geçen, varlı kimse. klı * Halk arası sayı ve sözü geçen erkeklere verilen san. nda lan * Büyük kardeşağ , abey. * Okur yazar olmayan yaşca kiş lı ilerin adları birlikte kullanı san. yla lan * Osmanlımparatorluğ İ unda bazı kuruluş n baş bulunanlara verilen resmî san. ları ı nda * Göz yuvarların iç yüzeyinde görme sinirinin yayı nı lması beliren, ığ duyarlı ı bölüm, retina. ile şa ı , ağ msı * Balı lı kullanı ağ örülerek yapı uzun saplı kçı kta lan, dan lan sepet.

ağ borç eder, uş harç a ak * ağ para sıntıiçinde olup borç etse de, uş hâlden anlamaz ve bol harcamayı a kı sı ak, sürdürür. ağ kapı a sı * Yeniçeri ağ nıdairesi. asın ağ yamağ a ı * Yeniçeri ağ na bağ emir çavuş ası lı u. ağ ababa * Dede, ata. * Sanı a" olan babaya çocuğ "ağ unun sesleniş i. * Bir yerde, bir topluluk içinde etkili olan, sözü geçen, ileri gelen (kimse). * Bir kimsenin kendinden yaş büyük olan erkek kardeş ça i. * Kardeş olmayanlar arası da genellikle yaş büyük olanlara bir saygı nda ça sesleniş i olarak kullanı lı r.

ağ abey

ağ abeylik

* Ağ abey olma durumu. ağ abeylik etmek (veya yapmak) * Birini ağ abey gibi korumak, gözetmek. ağ çı keçinin dala bakan oğ ı aca kan lağolur * çocuklar ana ve babaları öğ ndan rendiklerini yapmaya özenirler. ağ çı pabucu yerde kalmaz aca ksa * davranı na engel olacak hiçbir takı sı ş ları ntı yok. ağ dayanma kurur, adama (insana) dayanma ölür aca * insan yapacağiş baş na değ kendine güvenmelidir. ı te kaları il, ağ kurt, insanı yer acı dert * kurt ağ nası acı l içten içe kemirirse dert de insanı içten içe yer bitirir. ağ aç * Gövdesi odun veya kereste olmaya elveriş bulunan ve uzun yı yaş li llar ayabilen bitki. * Bu gibi bitkilerin gövdesinden ve dalları yapı ndan lan. * Direk.

ağ arı aç sı * Düzgün kanatlı , kuyruğ unda yumurtlama hortumu olan, 3-4 cm boyunda ağ zararlı. aç sı ağ balı aç * Erik, kayı gibi ağ sı açlardan sı zamk. zan ağ biti aç * Yarı kanatlı m lardan, bitkiler üzerinde yaş ayan, sı cı böcek türü (Psylla). çrayı bir

ağ çileğ aç i * Ahududu. ağ ebegümeci aç * Ebegümecigillerden, boyu yüksek bir ot (Fr. lavatere). ağ kaplama aç * Konut duvarları yalı ve güzelleş nı tma tirme amacı ağ veya ağ ürünlerinden yararlanı yapı yla aç aç larak lan kaplama. ağ kavunu aç * Turunçgillerden, Akdeniz ülkelerinde yetiş taç yaprakları en, mavimsi pembe, küçük bir ağ (Citrus aç medica). * Bu ağ n iri bir limon görünüş acı ündeki buruş kabuklu yemiş uk i. ağ kurbağ aç ası * Kurbağ agillerden, boyu 3-5 cm olan, sı yaprak yeş ağ rtı ili, açlara tı rmanan bir kurbağ türü (Hyla arborea). a ağ kurdu aç * Ağ açları kemirerek beslenen birtakı sinek kurtçukları verilen ad. m na ağ küpesi aç * Hatmi. ağ mantarı aç * Ağ biten bazitli mantarlara verilen ad. açta ağ minesi aç * Mine çiçeğ igillerden, bahçelerde süs bitkisi olarak yetiş tirilen, kı zı rmı, mor çiçekli bir ağ k (Lantana). aççı ağ mobilya aç

* Oturma, yemek yeme, çalı yatma vb. iş yapı nda kolaylıve rahatlısağ ş ma, lerin lması k k layan, parçaların nı büyük çoğ unluğ masif, lifli, yangalı tabakalı aç malzemeden yapı taş u ve ağ lan, ı nabilir veya sabit olarak kullanı eş lan ya. ağ nemi aç * Ağ bulunan su miktarın, aynı acımutlak kuru ağ ğ oranı açta nı ağ n ı ı rlına . ağ olmak aç * bir yerde ve ayakta çok beklemek. ağ oyma aç * Oyma baskı sanatları düz bir baskı ndan tekniğ i. ağ sakı aç zı * Reçine. ağ sansarı aç * Sansargillerden, sı koyu esmer, karnı rtı daha açı iyi tı k, rmanan, postu değ bir memeli türü (Martes erli martes). ağ yaş eğ aç iken ilir * çocuklar küçük yaş kolay eğ büyük insan kolay kolay eğ ta itilir, itilemez. ağ k aççı * Taflan gibi, dalları dibinden baş layarak çatallanan küçük ağ aç. ağ lı aççı k * Ağ yetiş aç tirme iş i.

ağ açdelen * Yuva yapmak için ağ açları oyan böcek. ağ açkakan * Serçegillerden, ağ kurtları geçinen bir kuş aç ile (Picus). ağ açkesen * Zar kanatlı lardan, kurtçukları çok gül fidanları en üzerinde yaş ayarak yapraklara zarar veren, kara renkli bir böcek (Hylotoma). ağ açlama * Ağ açlamak iş i. ağ açlamak * Ağ açlandı rmak. ağ açlandı rı lma * Ağ açlandılmak iş rı i. ağ açlandı rı lmak * Ağ duruma getirilmek. açlı ağ açlandı rma * Ağ açlandı rmak iş i. ağ açlandı rmak * Bir yeri ağ duruma getirmek. açlı ağ açlanma * Ağ açlanmak iş i. ağ açlanmak * Ağ duruma gelmek. açlı

ağ ma açlaş * Ağ mak durumu. açlaş * Bitki ş ekilleri gösteren ve akiklerde olduğ gibi maden filizlerinin gerek yüzeyinde gerek içlerinde rastlanan u tabiî desen. ağ mak açlaş * Ağ durumuna gelmek. aç ağ açlı ağ k açlı * Ağ olan. acı * Ağ öbeğ aç i. * Ağ bol olan (yer). acı

ağ klı açlı * Ağ açları olan (yer). bol ağ açsı * Ağ benzeyen, ağ andı aca acı ran. ağ z açsı * Ağ olmayan. acı

ağ alanma * Ağ alanmak iş i. ağ alanmak * Ağ tavrı narak çalı yapmak. a takı m ağ k alı * Ağ olma durumu. a * Kibar ve cömertçe davranı ş . -ağ / -eğ an en * Fiilden sı ve isim yapma eki: yat-ağ gez-eğ ol-ağ dur-ağ piş en vb. fat an, en, an, an, -eğ ağ n alnı anı terlemezse ı n burnu kanamaz rgadı * iş veren iş ile birlikte çalı çisi ş mazsa iş iş var gücüyle sarı çi e lmaz. ağ n eli tutulmaz anı * cömertliğ elinin açı ğ tartılmaz. i, klı, ı ş ı ağ k arı ağ arma * Ağ armak iş i. * Tan atma, ş sökme. afak ağ armak * Ak olmak, ak duruma gelmek, beyazlanmak, solmak. * Aydı nlanmak. ağ artı * Uzaktan ancak seçilebilen, belli belirsiz bir aklı k. * Süt, yoğ peynir, ayran gibi yiyecek ve içecekler. urt, ağ lma artı * Ağ lmak iş artı i. ağ lmak artı * Aklaş ş mırengi solmuş , .

* Temizlenmek, beyazlatı lmak. ağ artma * Ağ artmak iş i. * Kuyumculukta gümüş temizleme iş ü i. ağ artmak * Ak duruma getirmek, beyazlatmak. ağ beneklilik * Arpa bitkisinde görülen mantar hastalı (Pyrenophora). ğ ı ağ cı ağ k cı ağ lı cı k * Ağ balıtutma. ile k ağ da * Kaynatı çok koyu ve yapı bir macun durumuna getirilen pekmez veya limonlu ş eriyiğ larak ş kan eker i. * Ağ balıtutarak geçinen kimse. ile k * Palmiyelerde çiçeklerin dibinin çevresindeki telli kı n.

ağ yapmak da * vücuttaki fazla tüyleri ağ ile almak, temizlemek. da ağ dacı *Ş eker, tatlı helva yapı nda ağ hazı ve mı da rlayan iş çi. * Ağ ile vücuttaki fazla tüyleri veya kı temizlemeyi meslek edinmiş da lları kimse.

ağ dalanma * Ağ dalanmak iş i. ağ dalanmak * Ağ durumuna gelmek, ağ maya baş da dalaş lamak. * Ağ bulaş da mak. ağ ma dalaş * Ağ mak durumu. dalaş ağ mak dalaş * Ağ durumuna gelmek, ağ da dalanmak. * (sohbet) Tam tadı varı durum almak, koyulaş na lı r mak. ağ tı dalaşrma * Ağ tı iş dalaşrmak i. ağ tı dalaşrmak * Ağ durumuna getirmek. da ağ dalı * Ağ dalanmı ş . * (deyiş için) Bilinmeyen kelimelerle, anlaş ı güç, dolambaçlı lması cümlelerden oluş an. * Karmaş ı k. * Pekmez yapmaktan baş iş yaramayan üzüm. ka e * Ağ rmak iş dı i.

ağ k dalı ağ rma dı

ağ rmak dı

* Ağ na sebep olmak. ması * Aş ı ağinmek, yük veya terazide denge bozularak bir yanı ı ağ gelmek. r

ağ ı

* Organizmaya girince kimyasal etkisiyle fizyolojik görevleri bozan ve miktarı göre canlı öldürebilen na yı madde, zehir. ağağ ı acı * Zakkum. ağçiçeğ ı i * Zakkum. ağgibi ı * acı veren, çok etkileyen. * çok sert, keskin. ağotu ı * Baldı ran. ağ ı l * Koyun ve keçi sürülerinin gecelediğ çit veya duvarla çevrili yer. i, * Bazı ldı n, özellikle ayıçevresinde görülen geniş aydı k teker, ayla, hale. yı zları n ve nlı * Bazı görüntülerdeki çok ıklı ş cisimleri çevreleyen ıklı ı ş teker. ı * Ağverme, zehirleme. ı ağ ı lamak * Ağvermek, zehirlemek. ı * (bir ş Ağkatmak. eye), ı

ağ ı lama

ağ ı rma landı * Ağ ı rmak iş landı i. ağ ı rmak landı * Ağ duruma getirmek. ı lı ağ ı lanma * Ağ ı lanmak iş i.

ağ ı lanmak * Bilmeden veya farkı olmadan zehirli bir ş yemek veya içmekle zehirlenmek. nda ey ağ ma ı laş * Ağ mak durumu. ı laş

ağ mak ı laş * Ağ duruma gelmek. ı lı ağ oğ doğ ovada otu biter ı lda lak sa * Tanrı yarattınırı nı her ğ n zkı verir. ı ağ ı lı *İ çinde ağbulunan, zehirli. ı ağ böcek ı lı * Kıkanatlı n lardan, baş böcekleri yemesi bakı ndan yararlı böcek. (Carabus). ka mı bir ağ ı llanma * Ağ ı llanmak durumu.

ağ ı llanmak * Toplanı bir arada durmak. p * Çevresinde ağ denen hale oluş ı l mak, halelenmek. ağ ı m ağ ı mlı * Ayağ üstündeki tümsek yer. ı n * Üstü aş tümsek olan (ayak). ı rı

ağ düş ı na ürmek * tuzağ düş ı na ürmek. ağ ı nma * Ağ ı nmak iş i. ağ ı nmak ağ ı r * (hayvan) Yere yatıyuvarlanmak. p * Tartı çok çeken, hafif karş . da ı tı * Davranı yavaş ş ları olan. * Değ çok olan, gösteriş eri li. * Çapı , boyutları büyük. * Çetin, güç. * Tehlikeli, korkulu, vahim. * Sınt ı kı veren, bunaltı. cı * Dokunaklı , insanıgücüne giden, kıcı n rı. * Yavaş . * Ağ lı ı , ciddî. rbaş * (koku için) Keskin, boğ ucu. * (yiyecek için) Sindirimi güç. * Yoğ un. * (uyku için) Uyanı lması derin. güç, * Kık, alçak. sı * Güç iş sağ iten, ı r. * Ağ siklet. ı r * Acele etmeden. * Fazlası yla.

ağ ağ ı ı r r

ağ aksak yürümek (veya gitmek) ı r * pek yavaş olarak. ağ almak ı r * bir iş yavaş te davranmak. ağ araç ı r ağ ayak ı r * Ağ vası ı ta. r * Doğ urması n (gebe kadı yakı n).

ağ basmak ı r * ağ ğfazla gelmek. ı ı rlı * bir iş gücü ve etkisi üstün gelmek. te ağ basmak ı r * gücü, etkisi veya özelliğdaha üstün ve belirgin olmak. i * bir iş gücü ve etkisi üstün gelmek. te

ağ basmak ı r * bir kimse kâbusa uğ ramak. ağ canlı ı r * Çok yavaş yapan, çevik olmayan. iş * Varlı sıntı ğ kı veren sevimsiz. ı * Tembel. * Gebe (kadı n). ağ canlı ı r lı k * Hareketlerin yavaş olması mbık, tembelce davranıbiçimi. , hı llı ş ağ ceza ı r * Ağ hapis ve beş ldan yukarı hapis cezaları ı r yı olan .

ağ çekmek ı r * tartı ağ gelmek. da ı r ağ durmak ı r * ciddî, ağ lı ı , oturaklı ukkanlı rbaş , soğ hareket etmek. ağ elli ı r * Bkz. eli ağ ı r. ağ ellilik ı r * Eli ağ olma durumu. ı r ağ ezgi ı r * Çok ağ yavaş ı r, yavaşahenkli. ,

ağ gelmek ı r * gücüne gitmek, onuruna dokunmak. * yapı güç gelmek. lması ağ hapis cezası ı r * 2-24 yı l veya ömür boyu hapis cezası . ağ hastalı ı r k * Ölümle sona erebilecek gibi olan hastalı k. ağ hidrojen ı r * Döteryum. ağ iş ı r * Büyük tehlikeler yaratan ve fazla güç isteyen her türlü iş .

ağ iş ı itmek (veya duymak) r * kulakları iş iyi itmemek, kulakları iş az itmek. ağ kaçmak ı r * gücendirici olmak. ağ kayba uğ ı r ramak * maddî ve manevî büyük zarar görmek. ağ kayı ı p r * (savaş , deprem, sel gibi doğ afetlerde) Büyük kayı al p. * Maddî zarar. ağ küre ı r * Yer yuvarlağ n, yoğ ı nı unluğ ve katı ı olan bölümü, barisfer. u lı çok ğ

ağ ol! ı r

* ciddî, ağ lı ukkanlı rlı ı , soğ rbaş , sabı ol!. * acele etme, yavaş ol!.

ağ oturmak ı r * uslu durmak. ağ para cezası ı r * Bazı suçlara göre takdir edilen para cezası . ağ sanayi ı r * Üretim araçları yapan sanayi. ağ satmak ı r * nazlanmak, gönülsüz davranmak. ağ sı ı klet r * Bazı dalları yarı larıağ ğile sırlandılan kategori, baş ık. spor nda ş macı n ı ı nı rı rlı ağ rlı ağ söylemek ı r * acı , dokunaklı , sözler söylemek. ağ söz ı r ağ su ı r * Bazı nükleer reaktör tiplerinde nötron yavaş cıolarak kullanı içinde hidrojen atomları latısı lan, yerine döteryum izotopları bulunması sonucu oluş su (DO). an ağ top ı r * Güçlü, ünlü, tanı ş nmıkimse. ağ uyku ı r * Uyanı lması derin uyku. güç, * Kiş onuruna dokunan, dayanı inin lması söz. güç

ağ vası ı ta r * Motoru, ağ yük veya birden fazla römork taş ı r ı amacı güçlendirilmiş mak yla kamyon ve benzeri araç. ağ vası ehliyeti ı ta r * Ağ vası sürücülerine verilen kullanma belgesi. ı ta r ağ yağ ı r * Kalı yağ n . ağ lı ı rbaş * Davranı ölçülü, olgun (kimse), vakur, ciddî. ş ları ağ lı ı lı rbaş k * Ağ lı ı rbaş olma durumu, vakar, ciddiyet. ağ ı rca ağ ı rdan * Ağ olarak. ı r ağ ı almak rdan * bir işgereken süre içinde bitirmemek. i * bir işgönülsüz, isteksiz yapmak, geciktirmek. i ağ ı rkanlı * Oldukça ağ ı r.

* Hippokrates'in ortaya attı ağ canlı soğ ğ ı ı r lı k, ukluk, kolayca duygulanmayıgibi nitelikleri kendinde toplayan ş kiş tipi. ilik * Bkz. ağ canlı ı r . ağ ı lı rkanlı k * Ağ ı rkanlı olma durumu. ağ ı rlama * Ağ ı rlamak iş ikram, izaz. i, * Gelin veya güvey karş rken çalı kı bir hava. ı lanı nan vrak

ağ ı rlamak * Konuğ saygı a göstererek onun her türlü rahatı, ihtiyacı sağ nı nı lamak, ikram etmek, izaz etmek. ağ ı rlanma * Ağ ı rlanmak iş i. ağ ı rlanmak * Ağ ı rlamak iş konu olmak. ine ağ ma ı rlaş * Ağ mak durumu. ı rlaş

ağ mak ı rlaş * (hava) Sıcı bunaltı bir durum almak, bozulmak. kı ve cı * (hasta için) Tehlikeli duruma gelmek, fenalaş mak. * Yavaş lamak. * (gebe kadıiçin) Doğ n urması yaklaş mak. * Ağ lı ı rbaş olmak. * (yiyecek) Bozulmaya yüz tutmak. * Güçleş zorlaş mek, mak. * (organ için) Görevini yapamaz duruma gelmek. ağ tı ı rma rlaş * Ağ tı iş ı rmak i. rlaş ağ tı ı rmak rlaş * Bir ş ağ ması yol açmak. eyin ı rlaş na ağ ı rlatma * Ağ ı rlatmak iş i.

ağ ı rlatmak * Ağ ı rlamak iş yaptı ini rmak. ağ ğ altıdeğ ı ı rlınca n mek * çok değ olmak. erli ağ ğ (ortaya) koymak ı ı rlını * kimliğ ve kiş ini kabul ettirmek. ini iliğ ağ k ı rlı * Ağ olma durumu. ı r * Değ olma durumu. erli * Ağ lı ı lı rbaş k. * Tehlikeli olma durumu. * Sınt ı bunaltı durum. kı lı , cı * Orduda bir birliğ cephane, yiyecek ve eş yükleri. in ya * Çeyizini düzmek için güveyin geline verdiğpara, kalı i n. * Uyuş ukluk ve gevş durumu. eklik * Uykuda iken gelen ve insana boğ gibi bir duygu veren durum. ulur * Yer çekiminin, bir cismin molekülleri üzerindeki etkisinin oluş turduğ bileş u ke.

* Takı . * Yük, külfet. * Sorumluluk. * Etki, yetki, baskı , güçlük. * Dikkati ve önemi bir ş üzerinde yoğ tı ey unlaşrmak. * Terazilerde tartma işyapı i lı bir kefeye konulan nesne. rken * Değ erlendirmelerde herhangi bir konu veya evreye, olağ n üzerinde ve belli oranda, fazladan bir değ anı er tanı nması . ağ k basmak (veya çökmek) ı rlı * gevş ve uyku gelmek. eklik * (uykuda) sıntıduruma girmek. kı lı * Ağ bir hava kaplamak, sessizlik oluş ı r mak. ağ k merkezi ı rlı * Bir cismin bütün noktaları ayrı etki yapan yer çekimi kuvvetlerinden oluş tek kuvvet na ayrı muş durumundaki bileş kenin uygulama noktası . * Bir iş en önemli bölümü. in ağ k olmak ı rlı * birine yük olmak, kendi masrafı baş na çektirmek, sıntı nı kası kı vermek. ağ klı ı rlı (değ er). ağ ı rsama * Ağ ı rsamak hareketi. ağ ı rsamak * Birine karşsoğ davranarak sıntı ı uk kı verdiğ anlatmak. ini * Bir işyavaş i yapmak, önemsememek, ilgilenmemek. * Bir işağ bulmak, yük saymak, yüksünmek. i ı r ağ ak ı rş * Yün, iplik eğ irilen iğağ tı için alt ucuna geçirilen yarı küre biçiminde, ortası i ı rmak rlaş m delik ağ veya aç kemik parça. * Teker biçiminde yassı nesne, kurs. ağ aklanma ı rş * Ağ aklanmak işveya durumu. ı rş i ağ aklanmak ı rş * Çı banda veya (ergenlik sı nda) memede ağ ak biçiminde bir tümsek oluş rası ı rş mak. ağ ı ş * Ağ işveya biçimi. mak i * (su buharın ve baş gazları Yerden havaya doğ çış yağ karş . nı ka n) ru kı, ı ı ı ş tı * Değ erlendirmelerde, herhangi bir konu veya evreye olağ n üzerinde ve belli bir oranda, fazladan tanı anı nan

ağ ı t

* Ölen bir kimsenin gençliğ güzelliğ iyiliklerini, değ ini, ini, erlerini, arkada bı kların acı nı büyük raktı nı ları veya felâketlerin acıetkilerini dile getiren söz veya okunan ezgi, yazı yazı u, mersiye. lı lan , sağ * Ağ lama, gelin olan bir kın arkası meziyetlerini sayıdökerek ağ zı ndan p lama. ağ yakmak (veya tutturmak) ı t * ağ söylemek, ağ düzmek. ı t ı t ağ ı tçı ağ lı ı k tçı * Ölüye ağ söylemek için para ile getirilen kimse, sağ ı t ucu. * Ağ nı iş ı n i veya mesleğ tçı i.

ağ ı tlama ağ ı z boş luk.

* Ölmüş anmak için düzenlenen törende okunan övgü. leri * Yüzde, avurtlarla iki çene arası ses çı nda, karmaya, soluk alı vermeye ve besinleri içine almaya yarayan p * Bu boş un dudakları luğ çevrelediğbölümü. i * Kaplarıveya içi boşeylerin açıyanı n ş k . * Bir akarsuyun denize veya göle döküldüğ yer, munsap. ü * Koy, körfez, liman, yol gibi yerlerin açıyanı k . * Birkaç yolun birbirine kavuş u yer, kavş tuğ ak. * Kesici aletlerin keskin yanı . * Bir dilin sırları nı içinde, bölgelere ve sıflara göre değen söyleyiş nı iş özelliğ i. * Birini yanı ltmak, kandı amacı dolambaçlı rmak yla birtakı sözler söyleme özelliğ m i. * Bir bölge ezgilerinde görülen özelliklerin tümü. * Bazen "kez" anlamı gelir. na * Üslûp, ifade özelliğ i. * (tehlikeli ş için) Pek yakıyer. eyler n

ağ ı z

* Yeni doğ urmuş memelilerin ilk sütü.

ağ açmak ı z * söz söylemek, konuş mak. * azarlamak, paylamak. ağ açmamak ı z * tek bir söz olsun söylememek, susup kalmak. ağ açtı ı rmamak z * çok konuş baş nısöz söylemesine, konuş na engel olmak. arak kaların ması ağ ağ ı ı z za * ağ na kadar, tamamen. zı ağ ağ vermek (veya konuş ı ı z za mak) * iki kişbirbirine pek yakı durarak baş i n kalarıitmeyecek biçimde konuş iş mak. ağ alı ı ş ğ z kanlı ı * Çok söylendiğiçin bir sözü sısıkullanma durumu. i k k ağ aramak (veya yoklamak) ı z * öğ renmek istenilen ş söyletecek yolda dil kullanmak. eyi ağ birliğ ı z i * Bir konuda anlaş aynı arak biçimde konuş söz birliğ ma, i. ağ birliğetmek ı z i * bir konuda anlaş aynıekilde konuş arak ş mak, söz birliğetmek. i ağ birliğetmek ı z i * bir konuda anlaş aynı arak biçimde konuş mak, söz birliğetmek. i ağ burun birbirine karı ı z ş mak * dayak yeme sonunda yüzü, yara bere içinde kalmak. * yüzde aş öfke, üzüntü, yorgunluk gibi durumlarıizleri görünmek. ı rı n ağ dalaş ı z ı * Ağ kavgası ı atı bağş dil dalaş ı z , karş klı ş lı ma, rı ma, ı . ağ değikliğ ı iş i z

* Yemeğ çeş in idinde değiklik. iş ağ değtirmek ı iş z * önce söylediğ baş türlü anlatmak. ini ka ağ dil vermemek ı z * hiç konuş mamak, susmak. ağ dolusu ı z * Ağ n alabileceğkadar. zı i * (küfür için) Birbiri ardı birçok. nca, ağ kâhyası ı z * Birinin söyleyeceğsözlere karı kimse. i ş an ağ kalabalı ı z ğ ı * Birbirini tutmayan gereksiz sözler. ağ kalabalına getirmek ı z ğ ı * birini gereksiz sözler söylemek yolu ile ş ı aş rtmak. * söz söyleme becerisine sahip olma. ağ kavafı ı z * Karş ndakini kandı için gerekli gereksiz çok söz söyleyen. ı sı rmak ağ kavgası ı z * Karş klı ı ı ağ sözler söyleyerek yapı çekiş atı dil kavgası lı r lan me, ş ma, . ağ kokusu ı z * Bir kimsenin çekilmez davranı , istekleri, sözleri. ş ları ağ kullanmak ı z * duruma, ortama göre söz söylemek, sözünü amacı göre değtirmek. na iş ağ niş ı anı z * Yalnısözle yapı niş z lan anlanma. ağ satmak ı z * yüksekten atarak kendini övmek. ağ ş ı akası z * Sözle yapı ş lan aka. ağ tadı ı z * (ailede veya toplumda) Dirlik düzenlik, iyi geçinme veya rahatlı k. ağ tadı ı yla z * huzurla, rahatlıiçinde, içine sine sine, lezzetini duyarak. k ağ tamburası ı z çalmak * sözle avutmaya, oyalamaya çalı ş mak. ağ tatsı ğ ı z zlı ı * Bir topluluk içindeki geçimsizlik, huzursuzluk. ağ tı ı kamak z * konuş imkânı ma vermemek. ağ tüfeğ ı z i * Mermileri ş iddetle üflenerek fı lan bir çeş tüfek taslağ rlatı it ı . ağ tütünü ı z

* Keyif için ağ çiğ ı zda nenen bir tür tütün. ağ ünlüsü ı z * Geniz yoluna kaymadan çı ünlü, ağ l ünlü. kan ı zsı ağ yapmak ı z * birini kandı yanı amacı duyguları, düş rma, ltma yla nı üncelerini olduğ undan baş türlü gösterecek biçimde ka konuş mak. ağ yaymak ı z * açıve dürüst konuş k maktan kaçı nmak. ağ yer, yüz utanı ı z r * armağ alan, armağ verenin isteğ yerine getirmeye çalır. an anı ini ş ı ağ yoklamak ı z * Bkz. ağ aramak. ı z ağ dağ ı zda ı lmak * (genellikle hamur iş i için) iyi piş ve lezzetli olmak. miş ağ sakıgibi çiğ ı zda z nemek * bir söz veya düş ünceyi sısıtekrarlayıdurmak. k k p ağ ı zdan * Yazıolmayarak, sözle, sözlü, ş lı ifahî.

ağ ı ağ zdan ı za * Herkes birbirine söyleyerek. ağ ı ağ dolaş (veya geçmek) zdan za mak * herkes birbirine söylemek. ağ ı burun yakı kardeş karıyakı zdan n, ten n n * "insanıkendi yararı ş n her eyden önemlidir" anlamı kullanı nda lı r. ağ ı dolma zdan * (top veya tüfek için) Namlusu ağ ndan doldurulan. zı ağ ı kapmak zdan * baş ndan dinlemek yolu ile yarı yamalak birtakı bilgiler edinmek. kaları m m ağ ı zlama * Ağ ı zlamak iş i. ağ ı zlamak * Bir işkolaylamak. i * Bir parçayı yuvası geçirmek için önce yuvanıağ nı na n zı ayarlamak. * Bir boğ n veya bir limanıağ nı azı n zı ortalamak. ağ ı sakıolmak zlara z * herkesin diline düş mek. ağ ma ı zlaş * Ağ mak işveya durumu. ı zlaş i ağ mak ı zlaş * İ kan damarı ki , birbiri içine açı lmak. ağ ı zlı * Ağ herhangi bir biçimde olan. zı

ağ k ı zlı

* Bir ucuna sigara takı öbür ucundan nefes çekilen çubuk biçimindeki araç. lan, * Nefesli çalgı ağ gelen yer. larda za * Yemiş küfelerinin üzerine yapraklı dallarla yapı kapak. lan * Kuyu bileziğ i. * Su tesisatı su alıvermeye yarayan vanalı nda p uç. * Hayvanıırması zararlı ş yemesine engel olmak için ağ na takı tel, deri gibi kafes. n sı na, bir ey zı lan * (dokumacı Çözgünün açı kapandı ve içinde mekiğ geçtiğyer. lı kta) lı p ğ ı in i * Telefon ve benzeri cihazlarda ağ yaklaşrı bölüm. za tılan * Bir ş baş ğyer. eyin ladı ı * Huni.

ağ kçı ı zlı * Ağ k yapan veya satan kimse. ı zlı ağ ı zotu ağ l ı zsı * Ağ ilgili. ı zla ağ l ünlü ı zsı * Bkz. ağ ünlüsü. ı z ağ z ı zsı * Ağ olmayan. zı * Yumuş huylu, sessiz. ak * Topları lemek için falyaya konulan ve barutun patlaması sebep olan madde. ateş na

ağ ağ ladı layacak * ağ lamak üzere olan. ağ lama ağ lamak * Üzüntü, acı , sevinç, piş manlı aldanma vb.nin etkisiyle göz yaşdökmek. k ı * Ağ budandında kesilen yerlerden besi suyu veya öz su akmak. aç ğ ı * Sı zlanmak, yakı nmak. * Bir duruma karşüzüntü duymak. ı ağ lamak para etmez * üzülmenin yararı olmaz. ağ lamaklı * Ağ gibi olan, üzüntülü. lar ağ lamaklı olmak * ağ layacak duruma gelmek. ağ lamalı * Ağ gibi olan, ağ lar layacak gibi. * Acı duygusu uyandı ma racak hâlde, sı zlamalı . ağ lamayan çocuğ meme vermezler a * hakkı araması bilmeyen kimsenin iş nı nı i görülmez. ağ lamsı ağ lanma * Ağ layacak gibi, ağ lamalı . * Ağ lanmak iş i. * Ağ lamak iş i.

ağ lanmak * Ağ lamak işyapı i lmak. ağ lantı * Hafif hafif ağ lama.

ağ gözden, sahte sözden kendini sakı lar n * "kendini acı ranlardan kork" anlamı kullanı ndı nda lı r. ağ ma laş ağ mak laş * Ağ mak iş laş i. * Birlikte ağ lamak. * Sı zlanmak.

ağ ağ lata lata * Sürekli ağ latarak, devamlı eziyet ederek, üzerek. ağ latı ağ cı latı * Ağ lamaya yol açan. ağ ş latı ağ latma ağ latmak * Ağ latmak işveya biçimi. i * Ağ latmak iş i. * Ağ laması yol açmak. na * Trajedi.

ağ ağ laya laya * Ağ layarak. ağ layanımalı n gülene hayretmez * birinden haksıolarak alı malı onu alana yararı z nan n olmaz. ağ cı layı ağ ş layı ağ lı * Ağbulunan. ı ağ ma * Ağ iş mak i. * Akan yı z, ş ldı ahap. * Sarkmak, aş ı inmek, eğ ağ ya ilmek, meyletmek. * Yükselmek, yukarı kmak. çı * Koyun ve keçi baş alı vergi, sayı vergisi. ı nan na m * Ağ namak iş i. * Ölünün ardı ağ ndan lamak için para ile tutulan kimse, ağ , yasçı ı tçı . * Ağ lamak işveya biçimi. i

ağ mak

ağ nam ağ nama

ağ namak

* (hayvan) Yere yatıyuvarlanmak. p

ağ namcı * Ağ vergisi toplayan kimse. nam ağ raz ağ rı * Vücudun herhangi bir yerinde duyulan sürekli ve ş iddetli acı . ağ kesici rı * Acı, sıyı yı zı dindirici (ilâç). ağ kesimi rı * Ağ duyusunun kendiliğ rı inden veya tedavi sonucu yok olması , analjezi. ağ sı rı zı * Rahatsı k veren acı zlı , sancı . ağkesen rı * Ağ duyusunu ortadan kaldı dindiren (ilâç vb.), analjezik. rı ran, ağlarda göz ağsı kiş öz ağsı rı rı, her inin rı * herkesi en çok ilgilendiren ş kendi derdidir. ey ağlı rı ağma rı * Ağyan, ağ sı rı rı olan. * Ağmak iş rı i. * Memeli hayvanlarda görülen ara konakçı kenelerin bulaşrdı ağma asalakları ileri gelen hastalı tı ğ rı ı ndan k. * Kötü niyet ve düş manlı klar.

ağma asalakları rı * Omurgalı lardan alyuvar asalağolarak yaş türlü biçimlerdeki sporlular topluluğ ı ayan u. ağmak rı * (vücudun bir yeri) Ağlı rıolmak. ağna gitmek rı * onuruna dokunmak veya gücüne gitmek. ağsı rı tutmak * (gebe kadıiçin) doğ sancı baş n um ları lamak. * (hasta bir organ) ağmaya baş rı lamak. ağsı rız * Ağsı rı olmayan. * Ağ vermeden. rı * Dertsiz, tasası z.

ağsıbaş kaş bağ rız ı na bastı lamak * kendine gereksiz yere iş karmak. çı ağtma rı ağtmak rı * Ağtmak iş rı i. * Ağması yol açmak. rı na

ağ sı ağ u

* Ağ görünüş ünde olan, ağ örülmüş gibi olan. * Ağ ı .

ağ ulamak * Ağ ulamak. ağ ustos * Yı 31 gün süren sekizinci ayı lı n .

ağ ustos böceğ i * Eş kanatlı lardan, erkeğyazıkarnın altı i n nı ndaki özel bir organdan kesik ve sürekli ses çı karan bir böcek, orak böceğ(Cicada plebeja). i ağ ustos böcekleri * Genç sürgünlerden öz su emerek tarı ve orman bitkilerine zarar veren birçok türün bulunduğ eş m u kanatlı familyası lar . ağ yar * Baş , yabancı eller. kaları lar,

ağ alı za nmaz (veya ağ alı za nmayacak) * söylenmesi ayı çirkin (söz, küfür). p, ağ almamak za * anmamak, sözünü etmemek. ağ düş za mek * dedikodu konusu olmak. ağ koyacak bir ş za ey * yiyecek bir ş ey. ağ tat, boğ feryat za aza * (yiyecek için) miktarı az olan. çok ağ açı zı k * Ş kı alı bön. aş n, k, * Hayranlı büyülenmiş kla, olarak. ağ açı(veya ağ bir karıaçı kalmak zı k zı ş k) * çok ş ı aş rmak, ş akalmak. aş ağ açıayran delisi (veya budalası zı k ) * yeni gördüğ her ş ş kı kla bakan, ş ı ü eye aşnlı aş ran. * saf, bön. ağ bir zı * Söz birliğetmiş i .

ağ bozuk zı * Sövmeyi alı ş k edinmiş kanlı olan, küfürbaz. ağ burnu yerinde zı * oldukça güzel, yakıklı ş . ı ağ çiriş zı çanağ dönmek ı na * ağ kuruyup acı mak. zı laş ağ dili bağ zı lanmak

* herhangi bir sebeple konuş amaz olmak. ağ dili kurumak zı * herhangi bir sebeple tükürük az olmak. ağ dili tutulmak zı * beklenmedik bir durum karş nda heyecanlanmak, hayranlıduymak. ı sı k ağ dolu dolu konuş zı mak * heyecanlı söylemek. söz ağ gevş zı ek * Sısaklamaz, sıtutmaz. r r ağ havada zı * çevresindekilerden habersiz, alı ş kı k, aş n. ağ kalabalı zı k * Birbirini tutmayan sözler söyleyen, yerli yersiz çok konuş boş az. an, boğ ağ kara zı * Kara haber vermekten hoş lanan, ş ağ . om ı zlı * Bir yerde konuş ulanı yapı duyup görmesi istenilmeyen (kimse). veya lanı

ağ kenetli zı * Sıtutan, sısaklayan (kimse). r r ağ kilitli zı * Dudakları beyaz (at). * Sısaklayan. r ağ kulakları varmak zı na * çok sevinmek. ağ kulakları zı nda * çok sevinçli, mutlu. ağ kurumak zı * bir konuyu çok söylemek sebebiyle, ondan bı kmak. * içecek ihtiyacı duymak. ağ kurusun zı * felâket dileğ bulunanlara karşkullanı bir ilenme. inde ı lan ağ lâf (veya lâkı ) yapmak zı rdı * kolay konuş yeteneğolmak. ma i * inandıcı söyleme yeteneğolmak. rı söz i ağ oynamak zı * bir ş yemek. eyler * konuş mak. ağ pek zı ağ pis zı * Sıvermeyen, ketum. r * Sövmeyi huy edinmiş olan.

ağ sı zı kı * Bkz. ağ pek. zı ağ sulanmak zı

* imrenmek. ağ süt kokmak zı * çok genç ve toy olmak. ağ teneke kaplı zı (olmak) * çok sı veya çok acıeyleri kolaylı içebilen veya yiyebilenler için ş yollu söylenir. cak ş kla aka ağ torba değ ki büzesin zı il * herkesin dedikodu yapmasın önüne geçilemeyeceğ anlatı nı ini r. ağ var, dili yok zı * pek sessiz, kendi hâlinde. * konuş mayan, derdini anlatamayan. ağ varmamak zı * söylemeye, açı klamaya gönlü elvermemek. ağ yanmak zı *oş eyden büyük zarar görmek. ağ na (veya diline) kira istemek zı * söylemesi beklenen ş söylemekte nazlı eyi davranmak. ağ na (veya diline) sağk zı lı * bir sözü yerinde söyleyen kiş söylenir. ilere ağ na (veya önüne) bir kemik atmak zı * birini küçük bir çı göstererek susturmak. kar ağ na abdestle almak zı * o kiş anarken çok saygıdavranmak. iyi lı ağ na almak zı * söylemek. ağ na almamak zı * adı ağ na almamak. nı zı ağ na almamak zı * söz konusu etmemek, anmamak, söylememek. ağ na atmak zı * yemek için ağ koymak. za ağ na bakakalmak zı * sözlerine hayran olmak. ağ na baktı zı rmak * kendini zevk ile dinletmek. ağ na bir parmak bal çalmak zı * birini tatlı sözlerle veya çeş hediyelerle bir süre için kandı itli rmak, oyalamak. ağ na bir ş (veya bir çöp) koymamak zı ey * hiçbir ş yememek. ey ağ na bir zeytin verir, altı (veya ardı tulum tutar. zı na na) * yaptı küçük iyiliklere karşk büyük çı bekler. ğ ı ı lı kar ağ na burnuna bulaşrmak zı tı * bir işbeceremeyip berbat etmek, bozmak. i

ağ na düş zı mek * çok yaygıolarak bilinip konuş n ulmak. ağ na etmek zı * haddini bildirmek. ağ na geldiğgibi zı i * önünü sonunu düş ünmeden. ağ na geleni söylemek zı * nezaket dına çı ş karak ağ ve kıcı ı ı r rı sözler söylemek. * çok ve düş üncesizce konuş mak. ağ na gem vurmak zı * susturmak, söyletmemek. ağ na kadar zı * boş kalmayacak biçimde. yeri ağ na kilit takmak (veya vurmak) zı * susturmak. ağ na koymamak zı * yememek veya içmemek. ağ na lâyı zı k * bir yiyeceğ tadı in anlatı lı "sen de yesen, beğ rken enirsin" anlamı söylenir. ile ağ na sakıolmak zı z * dedikodusuna konu olmak. ağ na sürmemek zı * bir ş eyden hiç yememek. ağ na taş ş zı almı * söze karı p susanlar için kullanı ş mayı lı r. ağ na tı zı kamak * susturmak, fazla konuş na engel olmak. ması ağ na tükürmek zı * birini küçültmek üzere küfür olarak kullanı uygunsuz sözler sarf etmek. lan * birine benzemek. ağ na verilmesini beklemek (veya istemek) zı * çalı p, iş ş mayı lerinin baş kaları tarafı yapı nı ndan lması beklemek. ağ na vur, lokması al zı nı * yumuş huylu kimseye her istenileni kolaylı yaptı ak kla rabilme anlamı bir atasözüdür. nda ağ na yakı zı ş mamak * söylemesi ayı kaçmak, uygun düş p memek, yakık almamak. ş ı ağ nda bakla ı zı slanmamak * hiç sı r saklamamak. ağ nda bı zı rakmak * Bkz. lâf ağ nda kalmak. zı ağ nda büyümek zı * sevmediğ inden veya içi almadından yutamamak. ğ ı

ağ nda gevelemek zı * açı söylememek. kça ağ nda yaş zı kalmamak * bir düş üncesini bir kimseye birçok kez söylemiş olmak. ağ ndan zı * birisinden dinleyerek. * adı na.

ağ ndan baklayı karmak zı çı * Bkz. baklayı zı çı ağ ndan karmak. ağ ndan bal akmak zı * çok tatlı konuş mak. ağ ndan çı (veya çı sözü) kulağduymamak (iş zı kanı kan ı itmemek) * sözlerini tartmadan söylemek. ağ ndan çı zı kmak * bir sözü istemeden, farkı varmadan söylemek, söylemiş na bulunmak. ağ ndan çıçı zı t kmamak * hiçbir ş söylememek. ey ağ ndan dirhemle çı zı kmak * çok az konuş mak. ağ ndan dökülmek zı * açı söylemekten çekindiğş konuş ndan belli olmak. kça i ey, ması ağ ndan düş zı memek (veya düş ürmemek) * her zaman sözünü etmek. ağ ndan girip burnundan çı zı kmak * türlü yollara baş vurarak birini bir ş razı eye etmek, kandı rmak. ağ ndan hayıçı zı r kmazsa bari ş söyleme er * "lehte konuş muyorsun, bari aleyhte de konuş anlamı kullanı ma" nda lı r. ağ ndan kaçı zı rmak * istemediğhâlde boş i bulunup söyleyivermek. ağ ndan kapmak zı * birinin bildiğş i eyleri, ustalı konuş klı malarla ona sezdirmeden öğ renmek. * birinin konuş nı ması keserek kendi söze ba ş lamak. ağ ndan lâkı (veya lâf) almak (veya çekmek) zı rdı * karş ndakini konuş ı sı turarak birtakı gizli ş m eyleri öğ renmek. ağ ndan lokması almak zı nı * birinin hakkı ş ondan almak. olan eyi ağ ndan yel alsı zı n * ağ nı zı hayra aç. ağ nı zı (veya çenesini) tutmak * boş azlıetmemek. boğ k * kötü söz söylememe. * bir konuda arzu edilmeyen düş üncelerin açı çı ğ kması bir ş a nı ekilde önlemek.

ağ nı zı açacağ gözünü aç ı na * dikkatsiz kiş uyarmak için "dikkatli ol uyanıol!" anlamı kullanı ileri k nda lı r. ağ nı p gözünü yummak zı açı * öfke ile, sonunu düş ünmeden ağ na gelen bütün ağ sözleri söylemek. zı ı r ağ nı zı açmak * konuş maya baş lamak. * ağ sözler söylemeye baş ı r lamak. * alıalıbakmak. k k ağ nı zı açmamak * hiçbir söz söylememek, ses çı karmamak. ağ nı zı aramak (veya yoklamak) * Bkz. ağ aramak. ı z ağ nı çak açmamak zı bı * üzüntüsünden söz söyleyecek durumda olmamak. ağ nı zı bozmak * kaba sözler söylemek, küfretmek. ağ nı zı burnunu çarş amba çanağ (veya pazarı çevirmek ı na na) * kıp parçalamak, dövmek. rı ağ nı zı burnunu dağ ı tmak * birinin yüzüne ş iddetle tokat, yumruk indirmek. ağ nı zı dilini bağ lamak * birini konuş amaz duruma getirmek. ağ nı zı havaya (veya poyraza) açmak * umduğ elde edememek. unu ağ nı zı hayra aç! * kötü ihtimaller söz konusu edildiğ gerçekleş inde memesi dileğile söylenir. i ağ nı zı hayra açmak * Bkz. ağ nı zı hayra aç!. ağ nı zı kapamak * kendisine çı sağ kar layarak bir kimseyi susturmak. ağ nı zı kapamak (veya kilitlemek) * susmak, bir ş söylemek istememek. ey ağ nı zı kiraya vermek * kendini de ilgilendiren bir konuda düş üncesini söylememek. ağ nı zı koklamak * niyetini ve durumunu öğ renmek. ağ nı zı kullanmak (veya satmak) * birinin söylediklerini kendi düş üncesi gibi göstermeye çalı ş mak. ağ nı zı mühürlemek * konuş mamak, susmak. ağ nı zı öpeyim (veya seveyim) * sevindirici bir söz söyleyene "ne güzel söyledin" anlamı kullanı nda lı r.

ağ nı kı zı sı (veya pek) tutmak * sı r vermemek. ağ nıkamak zı tı * sözünü kesmek susturmak. ağ nı zı toplamak * söylemekte olduğ kötü söz veya küfürleri kesmek. u ağ nı zı yoklamak * birinin bir ş hakkı bildiğ kendisine sezdirmeden söyletmeye çalı ey nda ini ş mak. ağ nı içi yangı yerine dönmek zın n * ağ nıtadı zın bozulmak, tat alma duyusunu yitirmek. ağ nı içine baktı zın rmak * sözlerini seve seve ve dikkatli dinletmek. ağ nı içine girmek zın * çok yanaş mak, iyice sokulmak. * hayranlı büyük bir zevkle seyredip dinlemek. kla, ağ nı kaş ı bı lokması zın ı (kalı veya ğ ) olmamak * bir ş bir kimsenin uğ abileceğkonulardan olmamak. ey raş i * bir ş bir kimsenin sözünü edemeyeceğkadar değ olmak. ey, i erli ağ nı kokusunu çekmek zın * bir kimsenin çekilmez davranı na katlanmak. ş ları ağ nı mührü ile zın * oruçlu olarak. ağ nı payı (veya ölçüsünü) vermek zın nı * verilen karş kla bir kimseyi söylediğ veya yaptına piş etmek. ı lı ine ğ ı man ağ nı perhizi yok zın * ağ na geleni söyler. zı ağ nı suyu akmak zın * çok beğ istemek, imrenmek. enip ağ nıtadı zın bozulmak (veya kaçmak) * bir kimsenin kurulu düzeni dirliğbozulmak. i ağ nı tadı almak zın nı * o ş acı eyin tecrübesini geçirmiş bulunmak. ağ nı tadı bilmek zın nı * güzel yemeklerden anlamak. * her ş güzelini, iyisini bilmek, anlamak. eyin ağ nı tadı bilmek zın nı * güzel yemeklerden anlamak. * her ş güzelini, iyisini bilmek, anlamak. eyin ağ nı tadı kaçı zın nı rmak * bir kimsenin kurulu düzenini bozmak; neş esini, keyfini bozmak. ağ yla kuş zı tutsa... * ne yapsa, ne kadar çaba ve ustalıgösterse. k ah

* Sesin tonuna göre piş manlı öfke, özlem, beğ k, enme, sevgi gibi duygular anlatı r. * (a:h) Ağ, acı rı duyulduğ unda söylenir. * (â:h) İ lenme, beddua. ah alan onmaz * "kötülük ettiğiçin beddua alan iflâh olmaz" anlamı kullanı i nda lı r. ah almak * birinin ilenmesini üstüne çekmek.

ah çekmek * derin bir keder veya özlemle içten gelerek ah demek. ah etmek * acı içini çekmek. ile * ilenmek.

ah vah etmek * piş manlını ğ , üzüntüsünü dile getirmek. ı ah yerde kalmaz * "kötülük cezasıkalmaz" anlamı kullanı z nda lı r. aha ahacı k * Dikkati çok yakıbir noktaya çekmek için kullanı n lı r. ahali * Araları aynı nda yerde bulunmaktan baş hiçbir ortak nitelik düş ka ünülmeksizin bir ülkede, ş ehirde veya semtte oturanları tamamı n . * Bir yerde toplanan kalabalı halk. k, ahar * Hattatlarıkâğ cilâlamak için kullandı niş ve yumurta akı yapı özel bir karım. n ı t kları asta ndan lan ş ı aharlama * Aharlamak iş i. * İte burada. ş

aharlamak * Ahar sürmek. aharlı ahbap * Kendisiyle yakı iliş kurulup sevilen, sayı kimse. n ki lan * Seslenme sözü olarak da kullanı lı r. ahbap çavuş lar * her vakit birlikte görülen ve birbirine çok bağ olan arkadaş için söylenir. lı lar ahbap çı kmak * önceden tanı ş ş olmak. mı ahbap kusuruna bakan ahbapsıkalı z r * "dostlarıufak tefek kusurları bakmamak gerekir" anlamı kullanı n na nda lı r. ahbap olmak * arkadaş olmak, dostluk kurmak, yakı k kurmak. nlı * Aharı olan, üzerine ahar sürülmüş olan.

ahbapça

* Dostça, içten, teklifsizce.

ahbaplı dökmek ğ a * yerli yersiz yakı k göstermek. nlı ahbaplı k * Ahbap olma durumu, ünsiyet. ahbaplıetmek k * arkadaşk etmek, arkadaş konuş lı ça mak. ahcar ahçı * Taş lar. * Aş. çı

ahçı ı baş * Aşbaş çı ı . ahçı lı k * Aşlı çı k.

ahde vefa (etmek) * (devletler hukukunda) devletlerin, katı kları ldı milletler arası antlaş malara uyma zorunluluğ unda oldukları nı belirten kural. * sözünde durma. ahdetme * Ahdetmek iş i.

ahdetmek * Bir ş yapmak için kendi kendine söz vermek. eyi * Yemin etmek. ahdî Ahdiatik * Antlaş maya göre olan, antlaş gereğolan. ma i * (Hristiyanlara göre İ branilerde) İ sa'dan önceki kutsal kitaplar.

Ahdicedit * (Hristiyanlara göre İ branilerde) İ sa'dan sonraki kutsal kitaplar. ahengi bozulmak * dirliğ düzeni bozulmak. i, ahenk * Uyum. * Uyuş anlaş ma, ma. * Çalgıeğ lı lence.

ahenk almak * uyumlu hâle gelmek. ahenk kaidesi * Bkz. ünlü uyumu. ahenk kurmak * uyuş sağ ma lamak, anla ş sağ ma lamak.

ğ ı ahı tutmak * birinin ilenmeleri gerçekleş mek. ı ı r r. düzensizlik. düzensiz. . * Eğ lencesiz. ahenk vermek * düzeni. ahı yerde kalmamak * yaptı ilenme er geç etkisini göstermek. ahenksizlik * Uyumsuzluk. ğ ı ahı ş m m ahı * Beğ enilecek. * Yavaş ı . ahfat * Torunlar. . soy. ağ r. ahenkleş tirme * Ahenkleş tirmek iş i. ahenk tahtası * Telli çalgı lardan üzerine teller gerilmiş bulunan kapak tahtası . değ verilecek bir ş değ er ey il. düzenli. uyumluluk. ahenk yapmak * çalgıeğ lı lence düzenlemek. aheste beste * Yavaş yavaşağ ağ . uyumu sağ lamak. birliğsağ i lamak.ahenk sağ lamak * düzene sokmak. ahenksiz * Uyumsuz. ahenkleş tirmek * Ahenk sağ lamak. ahenkli * Uyumlu. ahenklilik * Ahenkli olma durumu. Ahfeş keçisi gibi baş sallamak 'in ı nı * söylenen sözü anlamadan kafa sallayarak onaylamak. * Eğ lenceli. ahenktar aheste * Ahenkli. ı ı r r. ahı kmak çı * yaptı ilenme etkisini göstermek. aheste aheste * Yavaş yavaşağ ağ usul usul.

kı ş ı n yametin kopmak üzere bulunduğ günler veya yı u llar. * Kökü eski Türk töresinde olan ve Anadolu'da yüksek bir geliş gösteren esnaf. bakı z. ndan ahi Ahilik * Cömert. ahretlik. * Bkz. zaman. ahı çekmek ra * bir sürüyü ahı kapamak. son olarak. i * Antlaş ma. dağ k. ahı r. harap duruma getirmek. . ahı çevirmek ra * bir yeri pis.ahı ş m bir ş değ m ahı ey il * beğ enilecek. ş ma nı ahilik ahir * Eli açıolma durumu. Dünya Savaşsonları ı nda Sovyetler Birliğ değik bölgelerine sürülen Türkler. çiftçi gibi bütün çalı kolları içine alan ocak. * Son zamanlarda. en sonra. ahret. ahı r * Evcil büyük baş hayvanları barı ğkapalı hayvan damı n ndı ı yer. ahı rlamak * (hayvan) Ahı uzun süre kalı hamlaş rda p mak. sonunda. * Devir. * Bkz. değ verilecek bir ş değ er ey il. inin iş Ahi * Ahilik ocağ ı olan kimse. msı ı nı ahı rlama * Ahı rlamak i ş i. * Sonra. * İ ömrünün son yı . eli açı k. sonraki. bir hayvanı ra bağ ra ahı lamak. son günlerde. ahir zaman peygamberi * Müslümanlarca son peygamber olduğ inanı Hz. nsan lları ahir vakit ahir zaman * Son zaman. * (halk inanına göre) Dünyanıson günleri. una lan ahiren ahiret ahiretlik ahit * Kendi kendine söz vererek bir işüzerine alma. yakı nlarda. Muhammed. ant. k * Son. ancak 2. . cömertlik. Ahı Türkleri ska * Gürcistan'ı Türkiye sırları yakıbölgelerinde yaş ş n nı na n amıolan. zanaatçı im .

m lara ahkâm kesmek * çekinmeden kesin yargı bulunmak. ı tı * Bir toplum içinde kiş ilerin benimsedikleri. ahize * Bir elektrik akı nı p baş bir kuvvete çeviren âlet. ahkâm çı karmak * kendi düş üncelerine dayanarak birtakı yargı varmak. rı ahlâk yasası * Ahlâk iş lerini belirleyen.ahitleş me * Ahitleş iş mek i. ş düzeni için çalı teş ehir nı lı ehir ş an kilât. ahitleş mek * Antlaş mak. kuş aklar. güzel huylar. eslâf karş . neyin uğ ş geliş runda savaş ı lmaya değ neyin hayata anlam kazandı ğ hangi davranın iyi ve hangisinin kötü olduğ gibi sorunları er. törelere dayanan bir davranıyasası tiren. sı ahlâk zabı tası * Büyük ş halkın sosyal ve sağk durumunu koruyan. ahlâf ahlâk bilim. * Belli bir toplumun belli bir döneminde bireysel ve toplumsal davranıkuralları tespit eden ve inceleyen ş nı * İ nitelikler. iyi. ş ı ahlâk dıcı ş lı ık * Ahlâk bilimine aykıdavranma. mı alı ka cı ahkâm * Yargı hükümler. halefler. nı raş * Her ş ahlâk açından değ eyi sı erlendiren kimse. etik. * Birinin yerine geçenler. uymak zorunda bulundukları davranıbiçimleri ve kuralları ş . . ahlâk dı ş ı * Töre dı. * Antlaş belgesi. yi ahlâk bilimi * Yarar. antlaş anlaş ma ma. ı ş ı u kendine konu edinen bilim. kötü gibi sorunları inceleyen. kendine uyulması ahlâk açından gerekli olan genel ve geçer kural. ahlâk değ ş ı erlerine bağlı lı kla. reseptör. ma. rdı. alı. bilir bilmez konuş larda mak. lar. ahitname ahiz * Alma. ahlâkça ahlâkçı * Ahlâk anlayına göre. ahkâm yürütmek * (bir sözden) kendi anlayına göre sonuçlar çı ş ı karmak. * Kabul etme. * Ahlâk konuları inceleyen filozof veya bu konularla uğ an kimse.

ögeler. ahlâksı k etmek zlı * ahlâksı davranmak. k k raşrı ahmak . * Ahlâk bilimi. * Bir karım içindeki parçalar. ahlâksı davranı na zca ş . aç. doğ bilindiğiçin yapı zı ru i lması gereken iş ler. ahlâkla ilgili. * Bu ağ n. ah çeker gibi ses çı ç karmak. ı lanan ağ yaban armudu (Pirus piraster). * Kaba adam.ahlâkçı lı k * Ahlâkı araç değ bir amaç sayan öğ törecilik. z * Ahlâk kuralları uymama. terbiyesiz. ahlâklı lı k * Bir insanıveya bir insan grubunun iyi ve kötü açından davranıbiçimi ve ahlâkî düş ü. ahlâksı zca * Ahlâksıbiçimde veya tarzda. u lan ahlatı(veya armudun) iyisini (dağ ayı yer n da) lar * kendilerine yakı ş mayan güzel bir ş eline geçirenler için kullanı eyi lı r. z ahlâksı k zlı * Ahlâksıolma durumu. ş ı * Beden yapınıtemelini oluş sın turan ögeler. bunlara uygun davranan (kimse). reti. ahlât ahlâtı erbaa * Bedende bulunduğ var sayı dört öge. abdala söz vermeye gelmez a * ahmağ gereğ a inden çok ilgi gösterirseniz sizi sı sıuğ tır. zca ahlama ahlamak ahlat * Ahlamak iş i. na lı * Ahlâka uygunlukla. * İ çekmek. kötü huylu. ahlâkî vazife * Kanunun zorlaması olmaksın. n sı ş ünüş * Ahlâk kuralları . ahmağ yüz. bir il. ahlâklı * Ahlâk kuralları bağ. ah etmek. armuda benzeyen ve ancak iyice olgunlaşktan sonra yenilebilen yemiş acı tı i. ile ahlâksı z * Ahlâk kuralları uymayan. kendi kendine yetiş üzerine armut aş en. moralizm. na * Dürüst davranmayan. yol iz bilmez kimse. * Gülgillerden. ahlâken ahlâkı yat ahlâkî * Ahlâka uygun. yasaları uyum içinde olma.

ş k. ahret suali * Gereksiz ve usandıcı rı soru. raş ahret kardeş i *İ nanç ve ibadette birbirinden ayrı lmayan ve bu iliş ahrette de sürdüreceklerini düş kiyi ünen kadı nlara verilen ad. * Dilsiz. ahrette on parmağyakası olmak ı nda * kendisine karşsorumlu olan kimseden ahrette davacı ı olmak. * Ahret kardeş i olan kadı nlardan her biri. ı r * Dinî inanı göre. ahreti (veya öbür dünyayı ) boylamak * ölmek. sı ahraz ahret dünya. ş ahmakça * Biraz ahmak. aptal. ahş a . r iş ahretlik * Besleme kı z. nı i ahmak yerine koymak * bir kimseye aptalmı anlamazmıgibi davranmak. mak ahmaklaş mak * Ahmak duruma gelmek. ahmaklaş ma * Ahmaklaş durumu. ahretini yapmak (veya zenginleş tirmek) * hayı leri yaparak sevap kazanmak. lsı k. * Bir an için ş alayıbocalamak. bön.* Aklı gereğgibi kullanamayan. a ş ı ahmakı slatan * Yavaş yavaş ince ince yağ yağ çisenti. ahmaklaşrmak tı * Ahmaklaş na sebep olmak. ması tı ahmaklı k * Zekâsı geliş olma durumu. sağ ve dilsiz. budalalı anlayı zlı akı zlı az miş k. aptallaş mak. öbür ş a n ı 'ya i ahret adamı * Dünya iş lerinden el çekip sürekli ibadetle uğ an kimse. aş p ahmaklaşrma tı * Ahmaklaşrmak iş tı i. budala. ve an mur. aptalca. ahret yolculuğ u * Ölüm. insanı öldükten sonra dirilip sonsuza dek kalacağve Tanrı hesap vereceğyer. ş . * (ahmak'ça) Ahmağ yakır nitelikte. aptallaşrmak.

karaca. kardeş arası ler ndaki iliş kilerin oluş turduğ toplum u içindeki en küçük birlik. ahu gibi ahu gözlü * Güzel gözleri olan. koca ve çocuklardan oluş topluluk.* İ n veya hayvanıgöğ ve karnı nsanı n sü içindeki organlar. hâller. . * Bu bitkinin duta benzeyen. sulu ve kokulu yemiş ağ çileğ i. kı zı rmı renkli. kabul etmek. ince. nda lı sı k * Birlikte oturan hım ve yakı n tümü. iliş kinlik. aidiyet aile * Evlilik ve kan bağ dayanan. koca. kan it ahtapot gibi * sı ı yapı kimse. yayı yla e. çocuklar. ahududu * Gülgillerden. ş kan * sömürmek amacı birçok iş konuya el atan. * Karı . bağ ı ciğ gibi ş rsak. aç i. ahzükabz * Kendine mal etme. zarif kadı n. ahş ap * Ağ açtan. ahzüita * Alıverişalı satı aksata. sı nları * Eşkarı . er eyler. tahtadan yapı ş lmı . polip. bir ğ ı * Genellikle burun zarı üzerinde çı bir çeş ur. çekici. . ahval * Durumlar. ahu * Ceylan. * Olaylar. karı ı na . dikenli bir bitki (Rubus idaeus). vaziyetler. çekici. aidat * Ödenti. ahtapot * Kafadan bacaklı lardan. * Davranı ş lar. ş . * çok güzel. * Kesenek. dokunaçlı mürekkep balı türü (Octopus). an * Aynı soydan gelen kimseler zinciri. * Araları kandaşk veya hımlıbulunan kimselerin tümü. * Ait olma durumu. ahzetmek * Almak. * Güzel. lan. m m. ahzetme * Ahzetmek iş i. ahu parçası * Çok güzel. rnaş k.

kla i. geliş i ev. aile hayatı * Aile bireylerinin bütün iş lerini düzenli olarak ev içinde yapma durumu. yla lan ş ması aile dostu * Ailece tanılan ve evlerine gidilip gelinen ahbap. aile bahçesi * Ailelerin rahatlı gidebileceğ genellikle içkisiz yer. görü. hayvan veya bitki topluluğ i u. aile meclisi * Aile makamın görevini yerine getiren kan veya soy hımları en az üç kiş oluş heyet. aile bütçesi * Kı bir süre içinde bir iş sa çinin veya iş ailesinin hayat seviyesinde meydana gelen değmeleri belirlemek çi iş amacı yapı istatistik çalı . * Ailece. iliş iliş ilgili. birine düş mek.* Aynı üzerinde anlaş ve birlikte çalı kimselerin bütünü. anlaş sevgi ve hoş ma. birinin olmak. nı sı ndan iden an aile ocağ ı * Ailenin kurduğ yerleş i. gaye an ş an * Temel niteliğbir olan dil. aile adı * Soyadı . yakı ş ı n. ailece ailecek ailelik * Aile sayınıbütünü. * Bütün aile birlikte. ajan * Ailesi olmayan. tiğ tirdiğ aile plânlaması * Ailede çocuk edinmeyi sırlama. koca bazen de büyükler ve çocuklar arası ndaki uyum. nı um aile reisi * Kanunlara göre aile yükümlülüğ taş kimse. u. ünü ı yan aile saadeti * Genellikle karı . aile hukuku * Aileyi oluş turan kiş ilerin karş klı ve görevlerini düzenleyen hukuk dalı ı hak lı . aile gazinosu * Sadece evlilerin girebildiğve birlikte eğ i lendikleri yer. . sın ailesiz ailevî ait ait olmak * ilgilendirmek. *İ lgilendiren. doğ kontrolu. en. * Aile ile ilgili. -e düş kin. ik. için.

ç-ak. ajurlu ak * Ajuru olan veya her yanı biçiminde iş ajur lenmiş bulunan. * Ajanıgörevi. * Ruhsal gerginliğ dı vurması in ş a . un için ş an * Bir kimsenin. küre-k vb. n ajans * Haber toplama ve yayma iş uğ an kuruluş iyle raş . ak basmak * Göze beyaz leke inerek görme yetisini yitirmek. * Fiilden yer isimleri türeten ek: dur-ak. ele-k. * Kar. * Fiilden alet isimleri türeten ek: or-ak. ak demir * Dövme demir. nı ş ı tı ajitasyon ajur * Delikli örgü. iş ğ ı iş görevlisi. kara ve siyah karş . * Bir ticarî kuruluş tanı onunla ilgili bilgi aktaran ve bu yolla kazanç sağ u tan. bı tara-k. casus. * Unutulmaması gerekli notları için yazmaya yarayan takvimli defter. katarakt. rahat. * Bu iş kolların çalı ğbüro. ak ağ a ak Arap * Saraylarda hizmet gören hadı ağ nıbeyaz ı olanı m aların rktan . ş *İ simden isim türeten ek (küçültme eki): baş ben-ek vb. perde. ak benek benek. bir ortaklın veya bir devletin bazı lerini gören kimse. ı tı * Bu renkte olan. görmeyi derece derece azaltan beyaz nda ban muş . temsilci. * Temiz namuslu.* Bir devlet veya kuruluş gizli amaçları çalı kimse. ajanda ajanlı k * Ajan olma durumu. -ak. andaç. ak don kara don geçitte belli olur * Gözün saydam tabakası bir yara veya çı sonucunda oluş . * Bazıeylerde beyaz bölüm. beyaz. layan iş kolu. kı sı * Beyaz leke. -ak / -ek -ak / -ek -ak / -ek * Arap sözcüğ "zenci" anlamı da geldiğ ü na inden ası l Araplarısöz konusu olduğ anlatı istenirken n u lmak kullanı lı r. * Sınt ız. ak basma * Ak su. süt gibi ş eylerin rengi. yat-ak vb. gözenekli. gözenek.

turp. ayıkiş lar. ak pak ak pas * Lâhana. * saçı sakalı armı ağ ş . ak köpek kara köpek geçit baş belli olur ı nda * kimin ne olduğ deney veya sı sonunda anlaşr.* Bkz. k nı diğ lan ak gün ağ r. akabe * Güneyden esen rüzgâr. abey. omuriliğ dıtabakası an in ş . u nav ı lı ak madde * Demet durumundaki sinir liflerinden oluş beynin iç. çok zehirli. kları lan lan * Çoban yı zı ldı. va imi ak yazı lı * Bahtlı anslı . özellikle semiz otugillerde karş ı yosunumsu mantar (Albugo candida). sülümen. akı karası geçitte belli olur. *İ zmarit. kara gün karartı artı r * mutlu bir yaş ş iyi dinç kı mutsuz bir yaş ş yı r. süblime. karnabahar gibi bitkilerin kök dındaki bütün bölgelerine yerleş ş ı ebilen. uskumru gibi balı n beyaz etinden yapı ve oltada kullanı yem. parlak.ş . ş algam. ak gözlü * Gözlerinin rengi pek açıolan ve nazarın hemen değ ine inanı (kimse). ak düş mek * (saç ve sakal) tek tük ağ armaya baş lamak. temiz. ak koyunun kara kuzusu da olur * iyi bir aileden kötü bir çocuk da çı kabilir. ayıise pratı ak kan * Lenf. ak yel ak yem ak yı z ldı aka * Büyük kardeşağ . sonuç belli olduğ zaman anlarsı u n. ak mı mı kara önüne düş görürsün ünce *ş imdiden boş düş una ünme. * Bembeyaz. ı lan laş ak sakaldan yok sakala gelmek * çok yaş p iyice kuvvetten düş lanı mek. lodos. ak pak * tertemiz. istavrit. . ak kan yangı sı * Adenit. ak sülümen * Cı ile klorun birleş olan. beyaz bir toz.

ı sı nı unu akaç * Bir yerde birikip kalan sıları iş sonunda geriye kalan artı . akabinde * Arkası ndan. akademi * Bilginler. akacak kan damarda durmaz * herhangi bir zarar karş nda bunun kaçılmaz olduğ anlatarak avundurmak için söylenir. kerestesinden yararlanı beyaz kabuklu bir türü (Betula alba). i akademisyen * Akademi üyesi. hemen arkadan. akağ aç * Gürgengillerin. * Bilimsel niteliğolan. drenaj. i akak . akademik * Akademi ile ilgili. su yolu. * Çı modelden yapı ş plak lmıinsan resmi. * Irmak. * Maun. ark. akademici * Kurallara bağ resim ve heykel çalı lı ş yapan kişveya sanatçı ması i . akı * Bataklı akaç yoluyla kurutmak. sarp ve zor geçit. küçük akarsu. * (su için) İ yeri. imi. * Yer altı suları toplayan tesisat. akaçlama * Akaçlamak iştefcir. * Akarsu yatağ yatak. dere. hemen ardı ndan. bir lem kları ş arı tmak için kullanı boru. oluk veya baş araç. lan ka * Kanal. kları akaçlatma * Akaçlatmak iş i.* Tehlikeli. ı . akademicilik * Resim veya heykel çalı nda kurallara bağlı ş ması lı k. gereksiz nesneleri dı ya akı vı . sanatçı kurulu. * Maundan yapı ş lmı . akaçlatmak * Akaçlama iş yaptı ini rmak. nı akaçlamak * Bir yerde birikmiş suları tmak. mecra. vinti * Eğ inişfazla olan yer. * Yer altı oluğ su u. lan akait akaju * Bir dinin öğ renilmesi gereken inançların ve tapı kuralların tümü veya bunları nı nma nı toplayan kitap. çay. yazarlar. ardı ndan. lar * Yüksek okul. i.

sokucu veya emici knaz lı . yaban lı cı asması . boya gibi maddelerinden cak itleri en yararlanı bir ağ (Acacia). mı akarsu * Yeryüzünde ve yer altı belirli bir yatak içinde. ağ ş en ma. tları ldı ı akasma * Düğ çiçeğ ün igillerden. ı z ları cı sı örümceğ imsiler takı . dükkân gibi mülk. akarca * Kemik veremi. en acı m acı . olan bir taş . lan aç * Baklagillerden. akar * Kiraya verilerek gelir getiren ev. ları üsle ik. akan sular durmak * itiraza. gibi akar amber * Asya ve Amerika'da yetiş odunu ceviz ağ nı en. akamet * Kırlı verimsizlik. bahçelerde süs çiçeğolarak yetiş i tirilen sarı bir bitki. aralı z. salkı ağ (Robinia pseudoacacia). vı akaryakıistasyonu t * Benzin. dükkân. kesin yörüngesi bulunmayan ve bu sebeple atmosferin üst katmanları girince ateş lı na külçesi durumuna dönüş küçük gök cismi. ahap. * Kaplı ca. meteor. sı iklimlerde birçok çeş yetiş ve tanen. sonuçsuzluk. güzel kokulu reçine. i akan yı z ldı * Güneş sistemine bağ. zamk. sık. * Baş sı k. akaret akarlar * Tı yapı gövdeleri halkası baş göğ birleş ağ yapı ırı. söyleyeceğsöze yer kalmamak. gaz yağ mazot gibi sı durumunda olan yakacak. bağ mülk. * Kiraya verilerek gelir getiren ev. z. yapı bükülgen ve misk gibi kokulu ndan karı ş kan. kül renginde. * Kesintisi olmayan.akala akamber * Amerikan tohumundan yurdumuzda üretilen bir pamuk türü. ban. ı . ksı akaryakı t * Benzin. arız. eğ boyunca sürekli veya zaman zaman akan su. * Özellikle amber balınıbağ ğ n ı ı rsakları çı lan. beyaz çiçek veren. arızlı akamete uğ ramak * baş sı sonuçsuz kalmak. * Küçük akarsu. gaz. motorin gibi yakı n satı ğyer. acınkine benzeyen. yurdumuzda yetiş bir süs ve gölge ağ . güzel kokulu öz suyu olan büyük bir ağ aç (Liquidambar orientalis). Meryem ana asması (Clematis vitalba). nda im * Tek sı elmastan veya inciden gerdanlı ra k. * Sı üİ cak kelerde yetiş bir ağ en açtan (Hymenea) elde edilen katı . tarla. * Sürekli iş leyen çı fistül. akasya * Baklagillerden.

(Bemicla). rmak yı nda ayan. başve boynu çı olan. u akciğ peteğ er i * Akciğ erlerde solunumda gaz alıveriş sağ ş ini layan. n ktı ı akciğ kesecikleri er * Akciğ lopçuğ er unun parçaları . kın ı kılara göçen. ile lan k * Akya balı. leş beslenen. oldukça büyük. * Bkz. akburçak akciğ er organ. * Sazangillerden. iri ve yı cı kuş rtı bir (Vultur monachus). akbuğ day * Kurak iklime dayanı . ekmeklik buğ klı day. kı ve ince gagalı ş lı yı ı k sa . akçe. plevra. n akciğ lopçuğ er u * Birçok akciğ keseciğ birleş oluş er inin erek turduğ parça. sarı ve sulu bir tür armut. * İ htiyar. n erle mı akça akça * Oldukça beyaz. sağ sollu iki parçalı üs nı lı * Baklagillerden. geniş büyük olan. hava borucukların sonunu oluş nı turan kesecik. bataklı ı ve göl kıları yaş k. akciğ zarı er * Göğ boş unun içini ve bu boş un içinde bulunan akciğ dını üs luğ luğ erin ş kaplayan ince zar. beyaz kabuklu. akça armudu * İ kabuklu. iyi uçan büyük kuş içine alan bir ve ları familyası . * Göğ kafesinin büyük bir bölümünü dolduran ve solunum organın temeli olan. akbakla akbalı k * Kuru fasulye. siyah bacaklı yabanî bir tür kuşdeniz kazı . nce . akbabagiller * Gündüz yı cı alt takı nı kanatları rtıları mın. ğ ı akbalı l kçı * Leyleksilerden. eti kı klı lçı . ı akciğ erliler * Karı bacaklı ndan yumuş akçalarıtek ciğ soluk alan bir takı . burçağ yakıbir bitki cinsi (Lathyrus sativus). a n akciğ göbeğ er i * Akciğ iç yan yüzünün hemen arkası bronşsinir ve damarlarıgirip çı ğyer. çok yüksekten uçarak le keskin gözleriyle çok uzakları görebilen. dağk yerlerde yaş ı plak lı ayan. akbaş * Yazı kutup bölgelerinde yaş n ayan. yumurtası tarama yapı bir balı(Leuciscus). nda . erin. ak renkli bir kuş (Egretta türü alba). etli akça pakça . bronş çuklarıson bölümü. beyazca.akbaba * Akbabagillerden.

akdetmek .* Beyaz tenli. malî. Akdeniz humması * Malta humması . . akdedilmek * Akdetmek işyapı i lmak. yaprakların uzun. iş akçaağ aç * Akçaağ açgillerden süs ağ olarak da dikilen tahtası acı hafif ve sağ bir ağ isfendan (Acer). çiçeklerinin güzelliğdolayıyla bahçe çiçekleri arası i sı na giren zehirli bir bitki cinsi (Veratrum album). . akdetme * Akdetmek iş i. akçık llı * Akçı l olanıdurumu. * Rengini atmı ağ ş ş armıiçinde ak renk bulunan. Akdeniz mavisi * Parlak ve canlı görünümde mavi rengin bir türü. akçı l akçı llanma * Akçı llanmak iş i. akdedilme * Akdedilmek durumu. güzel (kadı n). akçaağ açgiller * İ çeneklilerden. lı akçe * Küçük gümüş para. ş akçı ma llaş * Akçı mak işveya durumu. parayla ilgili. örneğakçaağ olan bir bitki familyası ki i aç . llaş i akçı mak llaş * Akçı l duruma gelmiş olmak. keşleme. geniş nı olması . rengini atmak veya atmıgibi olmak. bir yık veya daha uzun yaş llı ayabilen otsu bir bitki türü (Panicum miliaceum). akçalı * Paraya bağ. n akçöpleme * Zambakgillerden. akdarı * Buğ daygillerden. lam aç. * Her tür madenî para. akçı llanmak * Akçı l duruma gelmek. akça yel * Güneydoğ udan esen yel. akçakavak * Akkavak.

ve mı cı i. akı l. ittifak gibi karş klı lanma anlamı ı Arapça sözlerle) Yapmak. . . kara saçlı . hekimlikte ve boyacı kullanı bir bitki cinsi. tı * Tütsü olarak yakı bir tür ağ sakı. üt. kanı . anlamca açı(anlatı selis. * İ elemanlı ki mermer yapı rısı ş cı. bir yla an ğy). eninde sonunda. anlama ve kavrama gücü. lan akı seyelân. * Sonunda. cathartica). i * Kolay söylenebilen. akı karası ak kara * beyaz tenli. * Hafı bellek. ruluğ nav ı nı akı bet * (bir iş veya durum için) Son. kara gözlü. muahede. sonuç. * Öğ salıverilen yol. ı bağ lı taş yan akdiken * Hünnapgillerden. * Herhangi bir kuvvet alanı belli bir düzlemin belli bir bölümünden geçtiğvar sayı güç çizgileri. güvem eriğ geyik dikeni (Rhamnus lı kta lan i. ı luğ z kapalı engele çarpması oluş bol sesli ünsüz (r. gel çengele takı l akı l * bir sorunun nası l çözümleneceğ düş ini ünememe durumu. akı karası geçitte belli olur * bir iddiadaki doğ un ancak deney veya sı sonunda belli olacağ anlatmak için söylenir. nda. okunabilen. l. za. ğ lan akı l * Düş ünme. aksungur. cı * Söz. us. k m). k * Düş ünce. akılı cı k * Akı olma durumu. lan aç zı akı betine uğ ramak * birinin içinde bulunduğ kötü duruma düş u mek.* (mukavele. i lan * Beyaz renkte olan dut. yazı anlatı n akı olma özelliğ selâset. akdoğ an * Kartalgillerden bir doğ türü. an akdut akemi akgünlük akhardal * Hekimlikte iç sürdürücü olarak kullanı hardal türlerinden biri (Sinapis alba). akı ünsüz cı * Ciğ erlerden gelen havanı ağ boş undaki yarı n. akı cı * Akma özelliğolan. akılıölçeğ cı k i * Bir sınıbelli sı ktaki akılını vın caklı cı ı ölçmekte kullanı alet.

* Us dı. l dı ı sı . not defteri. l öğ * Herkese akı retmeye meraklı l öğ kimse. . ldı ı ra akı ş l dı ı * Akla. lı kan diş diş akı l doktoru * Psikiyatrist. na na akı l almak * danı ş mak. en içeride çı azı i. yirmi yaş i. herhangi birinin aklı gelebilir.akı ldan üstündür l akı * bir kimsenin aklı gelmeyen bir çare. akı yol (veya tarik) birdir l için * iyi düş ünülünce ayrı kimselerce varı sonuç hep aynır. gerçeğ uygun olmayan. insanıaş rtı şı rtmak. akı l durdurmak * bir ş çok ş ı cı ey aş nitelikte olmak. e. inanı lacak lmaz. akı l almamak * inanı gibi olmamak. akı ş l danı mak * bir konuda birinin görüş sormak. ş ı akı ş lı l dıcı ık * Akı şdavranma yanlı görüşus dıcı irrasyonalizm. ajanda. vaktinde hatı rlamak. deli. akı l havsala almamak * akla mantı sı ğ ğ a mamak. ayrı lacak dı akı i değ l iş il * akla uygun değ doğ değ il. akı l etmek * herhangi bir önlem veya çareyi zamanı düş nda ünmek. nı rı ğ ı akı l hastası * Ruh hastası . ru il. ş lı ı k. akı l hocası * Birine yol gösterip akı reten kimse. sı nı rrı çözmek. akı l erdirmek * anlamak. gayriaklî. görüş almak. akla uygun gelmemek. akı i l diş * Yirmi yaş raları altlı sı nda üstlü ve sağ sollu. lacak akı l almaz * inanı gibi olmayan. akı l hastahanesi * Akı l hastaların yatıldı hastahane. sı nı unu rrı çözememek. irrasyonel. ünü akı l defteri * Hatı p yapı rlanı lması gereken ş eylerin yazı ğküçük defter. akı l erdirememek (veya ermemek) * ne olduğ anlayamamak. muhtı defteri.

unutulmamak. rasyonalizm. llı akı retmek l öğ * nası l davranacağ göstermek. tadı * akı olma ile yaş olma arası ilgi yoktur. . bazı llı lı nda küçükler büyüklerden daha akı olabilir. akı l terelelli * pek deliş kendisinden ciddî bir düş men. akı l kutusu * Çok akı. ş akı yakıvar (veya akı izan var) l var. akı l vermek * bir konuda yol göstermek. akla aykı veya akı şhiçbir ş tanı lan ya rı l dı ı eyi mama davranı ve ş ı tutumu. lda akı tutmak lda * unutmamak. unutmak. llı akı l yormak * hatı rlamaya çalı ş zihnini zorlamak. akliye. akı flı l zayığ ı * Deliliğ kadar varmayan akı e l bozukluğ u. usçu. * Bilginin evrensellik ve zorunluluğ unun deneyden ve deneye dayanan genellemeden değ yalnı akı il. akı ı nı l vermek. rasyonalist. davranıbeklenmeyen (kimse). usçuluk. akı l yürütmek * herhangi bir konuda fikir vermek. lcı kla * Akı lı yana olan kimse. akı retmek. kartı ini reti. in ini. * Akla ve akı l yolu ile varı yargı inanma. akı çı ldan kmak * unutulmak. akı l kethüdası * Herkese akı retme merakı olan kimse. umudunu kesmek. l öğ akı ta değ baş r l yaş il. doğ un ölçütünü duyularda değ düş ruluğ il. akı lcı * Akı lı ilgili. akı kalmak lda * akı yer etmek. zeki kimse. rasyonalizm. akı r ermemek l sı * bir iş niteliğ gizli yönlerini anlayamamak. zca ldan çı labileceğ savunan öğ rasyonalizm. ünce. akı çı ldan karmak * düş ünmemek. l öğ nda akı l kumkuması * Çok bilmiş kimse. ünmede ve tümden gelimli çı karmalarda bulan öğ retilerin genel adı . * kafa yormaya gerek yok. akliye. n l var. yol göstermek. lcı ktan akı lı lcı k * Akla dayanan. mak.akı olmamak l kârı * akı bir kiş yapacağiş llı inin ı olmamak.

* Akı olma durumu. . aş lacak akı pazara çı ş herkes yine kendi akı almı(veya akı gelin olmuşherkes kendininkini beğ lları karmı lar. ru. ini * (alay yollu) Düş üncesiz. enmiş ) * "insan kendi aklı baş nı nı kasınkinden üstün görür" anlamı kullanı nda lı r.akı çı ldan kmak * unutmak. akı düş llı ününceye kadar deli çocuğ (veya oğ unu lunu) everir * kendini akı sananlar çok kez akız diye tanı llı lsı nanlardan daha az baş gösterir. akı olmak llı * gerçeklere uygun davranmak. nı ı na akı llanma * Akı llanmak iş i. akı çı ldan kmamak * unutamamak. akı geçirmek ldan * bir ş yapmayı ünmek. arı akı geçinmek llı * kendini çok akı sanmak. n. akı rmak llandı * Aklı kullanması sağ nı nı lamak. lı nı ş llar . llı akı köprü arayı llı ncaya dek deli suyu geçer * atak kiş i tehlikeyi göze alarak iş giriş ve çabuk sonuç alı e ir r. llı k akıca llı * Akla yakı doğ olarak. n. llandı i. yaramazlıetmeyerek. akı durgunluk vermek llara * çok ş ı bir sey olmak. akı lsal * Düş ünceyi ve gerçeğsomut değ i erlerle birbirine bağ layan hakikati içine alan ş ey. akı llı * Gerçeğiyi gören ve ona göre davranan. dengeli. akı uslu llı * Akı olarak. akı llanmak * Karş ı olaylarısonuçları yararlanarak davranmak. uyanı k. ru * Akla yakı doğ makul. aptal. i * Karş ndakinin düş ı sı üncesizliğ belirtmek için söylenilen uyarma sözü. aklı baş getirmek. tasarlamak. ı lan laş n ndan * Uslanmak. llı klı akılı llı k akılıetmek llı k * yerinde ve uygun davranmak. ey düş akı rma llandı * Akı rmak işdurumu.

k akıetmek n * toplu olarak gitmek. hareket. cereyan. ı akı z baş cezası ayak çeker (veya akı z iti veya köpeğyol kocatı lsı ı n nı lsı i r) * düş üncesizlik veya tedbirsizlik yüzünden. akı lsallaşrmak tı * Bir ş akı duruma getirmek. akı zlı lsı k * Akız olma durumu. * Bilinç dı olayları mantıve akla dayalı ş ı n k olarak açı klanması . akı zlıetmek lsı k * düş üncesiz ve yersiz davranmak. * Akı olma durumu. düzensiz ş söylemek.akı lsallaşrma tı * Akı tı lsallaşrmak durumu. * Futbolda sayı yapmak amacı karştakı kalesine doğ genellikle topluca giriş saldı. ncı akı n akı lı ncı k . akı m * Akmak iş i. gerçeğgörüp ona göre davranmaya elveriş olmayan. i akıakı n n * Arkası kesilmeyen kalabalıöbekler durumunda. düş hayatı ortaya çı yeni bir görüş ünce nda kan . baskı yapmak. üş * düş ülkesine saldı man rmak. * Düş toprakları tedirgin etme. * Hava. siyasette. akı derken bokum demek m * sözünü yolunca söyleyememek. akı n * Kalabalıbir ş arkası k eyin kesilmeyen bir geliş durumunda olması . anlayıkı i li ş t. cereyan tarz. * Debi. akı mtoplar * Akü. eyi lsa akı z lsı * Aklı . hücum. forvet. akümülâtör. yer değ tirmesi. lsı * Akızca yapı iş lsı lan veya davranı ş . ş kan ş ı iş * Sanatta. çapul gibi amaçlarla toplu olarak yapı baskı man na ldı lan n. n akı ncı * Düş ülkesine akıyapan savaş. üş mek. n akı mcı * Belli bir akı bağ kiş ma lı i. su gibi akı maddelerin veya elektrik yüklerinin belli bir yönde akı. gereksiz yere gidip gelme zahmetine katlanı lı r. eyler akı ölçümü m * Bir akarsuyun veya kanalısu yolunda bir saniyede akan su hacmini ölçme. amperölçer. yla ı m ru ilen rı * Kazak-Kı z Türklerinin saz ş rgı airlerine verdiğad. yöntem. yı rma. akı mölçer * Bir elektrik akı nış mın iddetini ölçmeye yarayan araç. man n çı * Görevi karştarafa top sürmek ve sayı ı yapmak olan ön sı radaki oyuncu.

ş kan i . eğ meyilli. an akı bilimi ntı * Deniz akı ları inceleme konusu edinen bilim dalı ntı nı . akı ölçer ntı * Bir akarsuyun ve kanalıakı hını düzeyini ölçmeye yarayan alet. akı ş kan * Kendilerine özgü bir biçimleri olmayı içinde bulundukları n biçimini alan ve yın oluş p kabı ğ ı turmayan (sı vı veya gaz). * Havanıveya suyun herhangi bir yöne doğ yer değtirmesi. n ntı zı ve akı ya kapı ntı lmak * bir akı nıetki alanı girmek. iklik. akı ş * Akmak işveya biçimi. akı ile birlikte sürüklenmek. i * Geçip gitme. çam sakı. * Eğ eğ meyil. akı çağ ntı anozu * Akı ya kapı ş ntı lmıyengeç. akı ya kürek çekmek ntı * olmayacak bir iş runda boş çabalamak. im. zı akı nkayası * Kaya balıgiller familyası derin ve uzaklarda yaş ince. sürüp gitme. * Hastalısebebiyle vücudun bir yerinden sulu madde akması k . * Çam türü ağ açlarda bulunan reçinenin eriyerek akması . akma.akı lıetmek ncı k * düş ülkesinde karşgüçleri yı rmak. seyyal. akı ş kanlaş ma * Akı duruma gelme. man ı ldı akı rı ndık * Reçine. tedirgin etmek. ş kan akı ş kanlaş mak * Akı duruma gelmek. uğ una akıgitmek p * (zaman için) çabuk geçmek. ş kan i akı ş kanlaşrılı tıcı k * Akı duruma getirme özelliğolma. olayı * Sı yapı rılarıağ yüzeylerine gereğ vı ş cı n aç tı inden çok sürülmesi ile oluş durum. ş kan akı ş kanlaşrı tıcı * Akı duruma getirme özelliğolan. * Akı n. uzun bir balıtürü. akı cereyan. n ru iş m. ğ ı ndan ayan k akı ntı * Akmak iş i. ntın na ntı * etki altı kalarak bir topluluğ davranına katı nda un ş ı lmak. akı lı ntı * Akı sı ntı olan. ik. * Vücudunda göze çarpacak bir çarpı k bulunan kimseler için kullanı klı lı r.

ş maz an akı tma * Akı iş tmak i.akı ş kanlaşrma tı * Akı ş kanlaşrmak iş tı i. zayı akideyi bozmak * doğ bilinen bir inanıveya gidiş ayrı ru ş ten lmak. n. na akı tmalı * Alnı akı nda tması (hayvan). akı ş k mazlı * Akı veya durağ maddenin durumu. akil baliğ olmak . * Enli bilezik. saydam. din inancı eye lanı . akması yol açmak. n nları na ru * Un. yarı ı . olan akide akide *Ş ekerin kaynatı ağ durumuna getirilmesi yolu ile yapı ş larak da lmırenkli ve kokulu. dökmek. erin. durağ mazlı ı iş an. ş veya pekmezle yoğ . akidesi bozuk *İ nancı f olan (kimse). * Akı ş kanları niteliğ düzeltmek için yoğ n ini unlaş akı içinde parçacı n asısı sağ an mı kları ltını layan yöntem. eker rularak cık bir duruma getirilen hamurun kı n saç vı zgı üzerinde piş irilmesiyle yapı bir çeş tatlı lan it . ş kan akı k ş kanlı * Akı olma durumu. nı akil * Akı. akide. parlak ve değ bir taş erli . kalseduan kuvarsın bir türüdür. akı ş malı * Akı özelliğolan. akil baliğ * Döl verebilecek duruma gelmiş olan. süt. eyler lan. ağ güç eriyen ş ı zda eker. . akı tmak * Akması sağ nı lamak. akı ş kanlaşrmak tı * Akı duruma getirmek. ş kan akı ş ma * Kulağ hoş a gelen veya kolayca söylenen seslerin özelliğ i. ş ma i akı ş maz * Dıetkenlerin tesiriyle akı ş ş ğdeğmeyen. daha çok akide ş ekeri yerine kullanı lı r. llı * Bir ş inanarak bağ şinanç. akide ş ekeri * Bkz. akik * Yüzük taş mühür gibi ş yapmakta kullanı türlü renklerde. yağyumurta. * Hayvanları özellikle atlarıalı nda bulunan ve burunları doğ uzanan beyaz leke.

ı * Sazangillerden bir cins tatlı balı (Alburnus). * Bir ş baş bir ş üzerinde yarattı etki. baş sağ arı layamamak. akkor akkorluk * Iş saçacak beyazlı varı ı k ğ a ncaya değ ıtı ş in sı lmıolan.* döl verebilecek eriş duruma gelmiş kin olmak. me. ı z iyi miş lısıcı u. sı veya ı cak lı ülkelerde yaş man ayan. bitkilere çok zarar veren bir böcek cinsi. Hollanda kavağ(Populus alba). ş ı na akit * Hukukî sonuç doğ urmak amacı iki veya daha çok kimsenin veya kuruluş karş klı birbirine uygun ile un ı ve lı irade beyanları gerçekleş iş sözleş mukavele. ağ burun. ile en lem. verimsiz. akkarı ncalar * Ağ parçaları geliş . akkarı nca * Düz kanatlı lardan. * Akkor olma durumu. kontrat. akim kalmak * sonuca ulaş amamak. parlak bir yüzeyde görünmesi. * Bir cismin. akis * Iş veya ses dalgaların yansı bir yüzeye çarparak geri dönmesi. * rüş ispat etme yaş gelmiş tünü ı na olmak. ş ı ı lı Orta Anadolu ve Doğ Anadolu'nun batı u kesimlerinde yaygı olarak yetiş n tirlen yerli bir tür koyun. llı akis uyandı rmak * bir konunun üzerinde düş ünülmesine. kulak ve ayaklarda siyah lekeler bulunabilen. göz etrafı ı z. su ğ ı akkelebek * Hemen bütün meyve ağ nda tomurcuk düş açları manı lan. akkaraman * Vücudu beyaz. döl veremeyen. . baş sı arız. akçakavak. termit (Termes). kara damarlı kelebek sayı kalı bir (Aporia crataegi). * Akıca. * Nikâh. sı * Sonuçsuz. akkirpani * Ak. yansı yankı ı k nı tı cı ma. lı tıp me akit vaadi * Ön sözleş me. evirtim. tartılması yol açmak. akilâne akim * Kır. eyin ka ey ğ ı * Evirme. ırı böcekler topluluğ termitler. akkavak akkefal * Söğ ütgillerden. . iri baş. . iri ak kanatları n. âkit * Bir işkarşklı i ı olarak kararlaşrıüstlerine alan taraflardan her biri. sözleş veya mukavele yapan. yaprakların altı nı beyaz olan bir kavak türü. fakat kirli. kaba karık yapağ . ilgi veya tepki yaratmak.

n i. ı laş akla gelmez * hatı rlanamaz. akla yatkı n * uygun. nı rmak na lan -akla / -ekle * Bazı fiillerin sı k çatı nı klı ları türeten ek: tart-akla. akla hayale gelmez * inanı lmaz.vb. ı aklamak * Suçsuz veya borçsuz olduğ yargına vararak birini temize çı u sı karmak. akla karayı seçmek * (bir işbaş ncaya değ çok sıntı i arı in) kı çekmek. yı cı kuş rtı bir . * Baş lı arıgösterilmek. aklama * Aklamak iş ibra. makul. ı laş akla sı gibi ğ ar * aklı kabul edebileceğbiçimde. düş ğ ı ünmediğş i eylerle daima karş abilir. ş kı ğ uğ aş nlı ratacak (ş a ey). ibra etmek. güçlüklerle karş mak. nı * Bir dağ rasın yamaçları her biri.akkuş akkuyruk * Atmaca. çı racak gibi olmak. düş ünülemez. aklama belgesi * Alacak verecek kalmadını ğ gösteren belge. akla gelmeyen başgelir a * insan ummadı. makul. temizlenmek. maile. ibraname. akla gelmedik * düş ünülemeyen. akla fenalıvermek k * çok ş ı aş rmak. it-ekle. llı akla zarar (veya ziyan) * çok ş ı aş lacak. n i akla sı ğ (veya sı mak ğ mamak) * inanı gibi olmamak. akıca. değ olarak nitelendirilmek. sı nı ndan * Aklanmak iş i. aklan aklanma aklanmak * Ak olmak. erli * Suları bir denize veya göle gönderen bölge. tebriye etmek. i. zı ldı vanadan çı kmak.. . lacak akla yakı n * aklı benimseyebileceğ aklıkabul edebileceğ n i. * Tadı artı için çay harmanı katı beyaz bir çay türü.

aklı ı gelmek baş na * davranı nıyanlı ğ sezerek doğ yolu bulmak. aklevrek aklı * Tatlı levreğ su i. kusursuz. beyazlaşrmak. . ru aklı ı olmamak baş nda * iyi düş ünebilir durumda olmamak. aklı ı bir karıyukarı baş ndan ş (veya yukarı da) * düş ünmeden aklı geleni yapan. aklaş mak * Ak duruma gelmek. temize çı kmak. aklı durmak * düş ünemez bir duruma gelmek. çok korku geçirmek. aklı almamak * anlayamamak. aklı ı baş nda * sürekli akı davranan. eyin ine * uygun bulmamak. kavrayamamak. ş ı aş rmak. beraat etmek. beyazlaş mak. * Akı bulunan. ak renkli. aklaşrmak tı * Aklaş nı lamak. aş rı ı nı aklı kmak çı * titizlikle üzerinde durmak. akı ince. sorun üzerinde toplayamamak. ağ armak. aklaş ma * Aklaş iş mak i.* Bir dava sonunda temiz ve iliş çı iksiz kmak. aklı yerde olmak bir * düş ünülmesi gerekenden baş bir ş düş ka ey ünmek. ması sağ tı aklen * Akı l icabı l gereğ . na aklı ı gitmek baş ndan * çok sevinçten veya çok korkudan ne yapacağ ş ı ı aş nı rmak. aklaşrma tı * Aklaşrmak iş tı i. aklı bokuna karı ş mak * korkudan ş ıp ne yapacağ bilememek. llı * doğ dürüst. çok korkmak. ş n ları şı lını ru * ayı lmak. aklı ı dağ lmak * düş ünceyi belli bir konu. kendine gelmek. * bir ş olabileceğ inanmamak. aklı ka yerde olmak baş * baş ş düş ka eyler ünmek.

nları vı aklı k aklı gelen baş geldi ma ı ma * olması korktuğ ş oldu. nı aklı evvel * Densiz. * akı olgunlaş lca mak. aklı oynatmak. münasebetsiz. korkmak. aklı ra sı * aklı sandına göre. aklı yatmak * anlamaya baş lamak. ğ ı ünüş una aklı ra sı * Aklı nca. aklı kalmak * beğ enilen bir ş düş eyi ünmekten kendini alamamak. düş üne göre. * Kadı n makyaj için yüzlerine sürdükleri beyaz bir sı. bocalamak. umduğ göre. ilerisini görememek. ü unlaş aklı gitmek *şı aş rmak. ş ı ı nı aş rmak. aklı ş karı mak * ne yapacağ bilememek. eyle raş aklı ayar tam * aklı yerinde. ı na aklı vanadan çı zı kmak * delirmek. beyazlı siyahlı . sağ duyu sahibi olmayan. düzgün. nca. llı * Ak olma durumu. olacağ inanmak. eyin ine aklı kesmemek * sonucu tahmin edememek. aklı sonradan gelmek * verdiğkararıyanlıolduğ anlayıvazgeçmek. aklı kesmek * bir ş olabileceğ inanmak. * çok beğ enmek. llı aklı bir ş olmak fikri eyde * bütün düş ündüğ bir konuda yoğ mak.aklı ermek * anlayabilmek. bayı lmak. * Kendisini en akı sanan. tatmin olmak. ndan um ey . aklı karalı * Akı karası ve olan. i n ş unu p aklı lmak takı * zihni bir ş uğ mak. aklı evvel * Akı geçinen.

eyi düş aklı getirmek na * hatı rlatmak. aklı yelken etmek na * düş üncesizce davranmak veya aklı geleni hemen yapmak. p aklı turp sı m na kayı * birinin düş üncesini ve yaptını enmemek. anı msamak. * olabileceğ inanmamak. ğ beğ ı aklı tükürmek na * birinin düş üncesini beğ enmemek. bir düş ünceye saplanı kalmak. aklı eyin ine almak. * düş ünmek. aklı geleni yapmak na * her istediğ düş ini ünmeden yapmak istemek. tasarlamak. davranmak. ey * kararlaşrmak. * bir ş yapmayı ünmek. kı namak. u eyi aklı geleni söylemek na * rastgele konuş mak. aklı düş na mek * hatı rlamak. aklı koymak na * bir ş yapmaya kesin olarak karar vermek.aklı mda! söz. ey aklı sı rmak na ğ dı * bir ş olabileceğ inanmak. aklı uymak na * birinin uygun olmayan görüş göre iş üne yapmak. tı aklı koymak na * bir kimse birine. aklı sı na ğ mamak * anlayamamak. ine aklı ş ayı (veya ş arı na aş m aş m) * adı geçen kimsenin akı zca bir davranı bulunduğ anlatı lsı ş ta unu r. aklı takmak (veya aklı takmak) na nı * sürekli olarak bir ş düş eyi ünmek. kavrayamamak. na . aklı vurmak na * birden düş ünüvermek. bir ş telkin etmek. çok istemek. aklı esmek na * daha önce düş ünmemiş olduğ ş birden yapmaya karar vermek. * lâdes oyununa katı lanlardan biri ötekine bir ş verirken karş ey ı dakinin "unutmadı anlamı söylediğ m" nda i aklı birş gelmek na ey *ş üphelenmek. aklı gelmek na * hatı rlamak. * kafası bir düş doğ nda ünce mak.

aklı tutmak nda * öğ renmek. * hatı rlamak. aklı baş nı ı almak ndan * düş ünemeyecek bir duruma getirmek. baş çı tan karmak. ı rı aklı çelmek nı * niyetinden. aş nca lsı ler . aklı oynatmak nı * çı rmak. * gereksiz. l dı ler ı aklı peynir ekmekle yemek nı * ş kı ve akızca iş yapmak. çok ş ı aş rtmak. ey erek raş p aklı baş almak (veya toplamak. aklı olsun! nda * unutma!. aklı baş yere vermek nı ka * konuş konudan baş bir ş düş olmak. aklı kaçı nı rmak * delirmek. sı aklı kalmak nda * unutmamak. * ayartmak. bellemek. hatı aklı çı ndan kmak * unutmak. aklı çı ndan karmamak * devamlı rlamak. hiç unutmamak. tasarlamak. n i aklı (bir ş bozmak nı eyle) * bir ş üzerine düş hep onunla uğ ıdurmak. ulan ka ey ünür aklı çalmak nı * ilgisini aş derecede çekmek. kararı caydı ndan rmak. aklı tutmak ndan * bir ş düş ey ünmek. devş nı ı na irmek) * akı zca davranı lsı ş larda bulunmaktan kendini kurtarmak. ey düş aklı geçmek ndan * düş ünmek. * unutmamak. aklı ra. aklı zoru olmak ndan * arada bir durum ve ş artlarıgerektirdiğgibi davranmamak. ldı * akı şiş yapmak.aklı nca * (küçümseme yollu) Düş üncesine göre. yersiz iş yapmak. aklı geçirmek ndan * bir ş yapmayı ünmek.

aklı bin yaş nla a * akla yakıgörülmeyen bir düş ileri sürene söylenir. kları * Akı l hastalı ile ilgili hastahane bölümü. kları * Akı lı usçuluk. az çok bir gelir veya kazanç sağ ilse lar.aklı ş ı nıaş rmak * yerinde olmayan bir iş yapmak. lan akliye * Akı l hastalı ile ilgili hekimlik kolu. * Sürüp gitmek. ka ru * (bu gibi maddeler) Aş ı yere düş ağ ya. * Art arda ve toplu olarak gitmek. akma * Akmak iş i. * Çabucak savuş ortadan kaybolmak. akı rı zı ndık. lcı k. çam sakı. * (kumaş için) Yı p iplikleri erimeye baş pranı lamak. yersiz düş ünmek. akmantar akmasa da damlar * çok değ bile. * (zaman için) Çabuk geçmek. akma sırı nı * Malzemenin belirli bir gerilme uygulanması sırlı kalı deformasyona uğ yla nı ve cı raması belirlenen veya toplam uzamaya maruz kalması durumundaki mukavemeti. katı lmak. . * Tadı güzel ve besleyici bir tür mantar. * Reçine. * Sağ duyu. aklı takmak nı * sürekli olarak aklı ş uğ mak. bir eyle raş aklın köş nı esinden geçmemek * hiçbir zaman düş ünmemek. * (sı bir madde için) Bir yerden çı vı kmak. * Akı l hastalı uzmanı kları . * (boya için) Birbirine karı ş mak. * Karı ş mak. mak. akmak * (sı maddeler veya çok ince taneli katı vı maddeler için) Bir yerden baş bir yere doğ gitmek. keçi mantarı (Agaricus campestris). rasyonalizm. n ünce aklı selim aklî akliyat * Akı l yolu ile kazanı bilgiler. * Akı ilgili. * (bir kap veya bir yer) İ çindeki veya üstündeki sıyı zdı vı sı rmak. akla dayanan. mek. lla akliyeci akma hançer * Ortası oluklu hançer. aklın terazisi bozulmak nı * akıca olmayan davranı llı ş bulunacak bir duruma düş larda mek.

lan smî akordeon * Üstündeki düğ melere veya tuş basarak. akordu bozuk * Birbirini tutmayan. akompanyatör * Bir parça çalı ğzaman ses veya bir âletle ona katı kimse. akort * Bir çalgı doğ ses vermesi için ayarlama. gölet. ları akort yapmak * çalgı n tellerini. lmıkı akordeoncu * Akordeon çalan kimse. akortlatmak * Akortlamak iş yaptı ini rmak. * Boğ otundan çı lan ve hekimlikte kullanı zehirli bir madde. akortlanmak * Akortlanmak işyapı i lmak. akordiyoncu * Bkz. akortlanma * Akortlanmak iş i.akmaz * Durgun su. yı ru * Armoniyi sağ layan seslerin birleş mesi. akortsuz . akordeon. akortlu * Akordu olan. akortsuz. akortlatma * Akortlatmak iş i. elde taş lara nan ı nabilir bir çalgı . ları nı akortçu * Piyano ve org gibi müzik aletlerini ayarlamayı meslek edinmiş kimse. akordiyon * Bkz. ndı ı lan lik akonitin akont * Bir borca karş k. an karı lan akortlama * Akortlamak iş i. hesabı ı lı daha sonra görülmek üzere yapı kı ödeme. ses veren araçları ayarlamak. uyumsuz. düzenlemek. akort etmek * çalgı n seslerini ayarlamak. eş eden. akort edilmiş . * Kumaş larda makine ile yapı ş rma. akordeoncu. metal dilcikleri titretme yolu ile çalı körüklü.

akromatik . diğ erinin sonucu olan ş eyler. ı * Radyoda gerçek ayar frekansı doğ değ arası ile ru eri ndaki sapma. ana akraba olmak * evlilik yoluyla yakı k kurmak. ür. uyumsuz. * Birbirini tutmayan. i na ka bankada veya aracında açtılan kredi. nlı akrabalı k * Akraba olma durumu. akrobatlı k * Cambazlı k.* Akordu olmayan. . arası akrep * Akreplerden. akraba çı kmak * önceden tanı ş madan veya bilmeden konuş akraba oldukları anlamak. örneğakrep olan takı . yaş k. yaş boydaşöğ ça ı t. arak nı akraba diller * Aynı dilden gelen diller. i mı * Cambazlı akrobatlı k. akraba * Kan veya evlilik yoluyla birbirine bağ olan kimseler. Akrep * Zodyak üzerinde Terazi ile Yay burçları nda yer alan burç. akortsuzlaşrmak tı * Radyoda bir ayar frekansı sapma meydana getirmek. kı k ve kalkıkuyruğ vrı k unda zehirli bir iğ olan böcek nesi (Scorpio). sı rı * Kredi mektubu. k. akrepler akrobasi akrobat * Örümceğ imsilerin. hım. * Cambaz. akort edilmemiş . lı sı * Oluş yönünden aynı ma kaynağ dayanan ş a eyler. nda akortsuzluk * Ses düzensizliğveya ayarsı ğ i zlı. * Yaş denk. ı tlı akreditif * Belirli bir nicelikteki para için. * Biri. akran akranlı k * Akran olma durumu. * Saatin iki ibresinden küçüğ ü. akrep gibi * her fı rsatta sözleriyle baş nı kaları incitme veya onlara kötülük etme durumunda olan. bir bankanı yükümlülüğ altı üçüncü bir kişyararı bir baş n ü nda. sı ve nemli yerlerde yaş cak ayan. Zodyak.

* Vurgu. * İ gitmeyen. akromegali * Genel geliş bittikten sonra el. aksanı bozuk * Bir dildeki kelimeleri doğ söyleyemeyen. ) i aksan * Bir ülkenin insanları veya bir çevreye özgü söyleyiş na özelliğ i. aks aksak * Dingil. grup vurgusu. şı ı * Hücrede boyayı kabul etmeyen (bölüm). ih. burun gibi vücudun sivri kımları me sı ndaki kemiklerin kalı ması nlaş . kelime vurgusu. renk körlüğ ü. * Ermişevliya. çene. akromatopsi * Bkz. büyümesi veya uzaması . * Türk müziğ oldukça kı bir usul. ru aksata aksaklı k aksam aksama aksamak . renksemez. akromatin * Hücre çekirdeğiçindeki ince iplikçiklerden yapı şkromatin ile boyanmamıolan kromozomları i lmı . inde vrak * Eski Yunan ve Lâtin ş ölçüsünde. en önemli yapı n ve tapı ları nakları bulunduğ iç kale. iir sa aksak eş yüksek dağ çılmaz ekle a kı * eksik araçlarla sağklı yapı lı iş lmaz. n u akrostiş * Her dizenin ilk harfi yukarı aş ı doğ okununca ortaya bir söz çı dan ağ ya ru kacak biçimde düzenlenmiş manzume. . geri kalmak.* Beyaz ığçözümlemeden geçiren. sondan bir önceki hecesi kı olacak yerde uzun olan dize. muvaş tevş ş ah. akropol * Eski Yunan ş ehirlerinde. hafifçe topallayan. * Hafif topallamak. * (bir işGereğgibi yürümemek. aksakal * Köyün veya mahallenin ihtiyar heyetinde olan kimse. * Aksayan. sı * Aksamak iş i. akromatik iğ iplik * Mitozun ilk evresi sonunda bütün hücrelerde beliren ve hücre boyaları pek boyanamayan iğ yla biçimindeki oluş um. * Aksak olma durumu. ş oluş turan bölüm. iyi iş yi lemeyen. * Kımlar.

ulaşrmak. aksesuarcı * Aksesuarı rlayan kimse. * Kadıgiyiminde giysiyi bütünleyen ayakkabı n . * (ık) Bir yere vurmak. aksettirme * Aksettirme iş i. nı aksetme aksetmek * Aksetmek iş i. aksatı ş * Aksatmak iş i veya biçimi. aksettirmek * (sesi) Yankı lamak. duyurmak. yankı p lanmak. * (ığ Yansı şı ı) tmak.* "alma ve verme" Alıveriş ş . eldiven. akselerometre *İ vmeölçer. * Poliçelerin üzerine "kabulümdür" biçiminde yazı altı larak imzalanan açı klama. k aksedir * Kaplaması mobilyacı kullanı açıkahve rengi öz odunlu olan bir ağ (Thuya occidentalist). rma. mücevher gibi eş ya. lı kta lan. tersine çevirmek. akselerograf *İ vmeyazar. kemer. * (ses) Bir yere çarpıgeri dönmek. * Ulaş yayı mak. ancak kendine özgü ayrı yararı bir bulunan alet. yankı vermek. i ğ ı çeş eş itli ya. yaymak. kriz. ş ı * (bir ık veya bir ş Düz ve parlak bir yüzeye çarpıorada aynen görünmek. * Haberi. * Evirmek. bir işgereğgibi yürütmemek. na i i * Aksamak iş i veya biçimi. duyulmak. araç veya * Konunun gerektirdiğölçüde kullanı bir sahne içinde yer alan veya oyuncunun dekor gereğkullandı i lan. lmak. yansı ş ı ekil) p lanmak. hazı * Aksesuar kullanması seven. aksatma aksatmak aksayı ş akse * Hastalınöbeti. * Bir aletin. tı aksık rı * Herhangi bir sebeple burun zarın gıklanması nı cı sonucu solunum kasların birdenbire kası yla ağ ve nı lması ı z burundan hı . çanta. durumu. ı hapş k. aksesuar nesne. k aç * Aksatmak iş i. ı rı . akseptans * Yabancı ülkelerde okuyacak öğ renciler için gönderilen kabul belgesi. aksı hapş olayı rma. gürültülü soluk boş zlı alması . ş apka. * Aksaması yol açmak. bir makinenin iş levine katı lmayan.

rma. ters davranmak. ağ ve burundan hı . huysuz. rı ı k k ran. * Aksı aksı biçimi. huysuzluk etmek. aksı rtma * Aksı rtmak iş i. t. inadı direnmek.aksıklı rı * Aksığ tutulmuşaksığolan. natçı rçı * Olumsuz bir biçimde. ı . ı t. ters ve kı n olarak. lı k aksiliğtutmak i * güçlük çı karmak. * Uygun olmayan. hapş ı rmak. inatçı etmek. aksi hâlde. aksı rmak * Burun zarların gıklanması solunum kasların birdenbire kası nı cı ile nı lması üzerine. * İ . nda aksiliğüstünde i . ı z zlı gürültülü soluk boş altmak. münasebetsiz" anlamı kullanı ler i nda lı r. aksilenmek * Aksileş mek. aksilik olarak. sısıaksı hapş klı rı a . aksi * Ters. öyle olmazsa. i aksi aksi aksi gibi aksi hâlde * yoksa. rma aksı rtmak * Birinin aksı na sebep olmak. rı aksıklıksıklı rı tı rı * Yaş. aksileş mek * Huysuzlanmak. menfi. huysuzlanmak. lı klı aksış rı aksı rma * Aksı rmak iş i. hı n. hapş rması ı rtmak. aksi tesadüf * "ş zlı bak" anlamı kullanı anssı ğ a nda lı r. aksilenme * Aksilenmek iş i. aksileş me * Aksileş iş mek i. zgı * istenmediğhâlde. hastalı . aksi ş eytan * iş yolunda gitmediğzaman "ne kadar ilgisiz. aksi takdirde * yoksa. zıkarş olumsuz.

* Akş vakti kı namaz. aksiyon * Bir kuvvetin. lı k. aksülâmel * Tepki. huysuzluk etmek. kabukları eczacı kullanı bir söğ türü (Salix alba). aksilik etmek * güçlük çı karmak. hikâye. ters davranmak. ş lı aksilik * Terslik. aksilik çı kmak * engel ortaya çı kmak. k u ı mütearife. * Bir iş yolunda gitmemesi durumu. inatçı etmek. aksoğ an akson * Sinir uyarmaları sinir hücresinden ileriye uzatmaya yarayan. * Bir oyuncunun sahne üzerindeki hareketi. perde. sinir hücrelerinin uzantı ndan en belirli ve nı ları uzun olanı . belit. pay senedi. geliş nı tiren lı im. aksona * Vurgun hastalına karşuygulanan emniyet durakları ğ ı ı . * Yankı . reaksiyon. inatçı huysuzluk. iş . bu hareketten ortaya çı geliş kan im. * Hareket. * Gece. uyuş maya yanaş mamak. elveriş in sizlik. * Ada soğ . * Hisse senedi. uygunsuzluk. lı k aksine aksiseda aksiyom * Kendiliğ inden apaçıolan ve böyle olduğ için öteki önermelerin ön dayanağolan temel önerme. * Oyunun teması geliş başca olay. katarakt. anı * Tersine.* olumsuz davranı. akş am * Gündüzün son ve gecenin ilk saatleri. * İ etkinliğ veya iradesinin açı çı nsan inin ğ kması a . bir düş üncenin ortaya çı kması . am lı nan akş ahı sabah çayı am ra ra * hayatta yiyip içip yatmaktan baş kaygıolmayanlar için söylenir. ndan * Akdoğ an. ak basma. lı kta lan üt * Gözdeki billûr cismin saydamlını ğ yitirerek ağ ı arması ileri gelen körlük. maddî bir etkenin. * Sermayenin belirli bir bölümü. aksöğ üt aksu aksungur * Söğ ütgillerden. ka sı akş akş am am .

içki ş kanlında ı * Çalı ş akş rastlayan. akş yeli am * Akş amları serin rüzgâr. nda. amcı yla . sa akş amcı * Akş amları içme alı ğ olan kimse. güneş battı sı in ğ ralar. ara vermeden. akş simidi am *İ kindi üzeri çı lan sı susamlı karı cak. * Yaşlıdönemi. ) akş sabaha ama * Neredeyse. akş namazı am *İ kindi ile yatsı namazı nda kı namaz. özellikle akş doğ yapı gazete. ı akş gazetesi am * Baskı öğ sı leden sonra. akş am amleyin.* Akş n olduğ ş dar zamanda. simit. kı. ş akş piyasası am * Akş üzerleri belli bir yerde yapı gezinti. akş kadar ama * bütün gün. ı akş ezanı am * Günün dördüncü namaz vaktini bildiren ezan. amcı akş lıetmek amcı k * akş lar içki içmek amacı bir araya gelmek. ması ama * Çalı ş maları daha yoğ olarak akş saatlerinde yapan. esen Akş Yı zı am ldı * Venüs. iş portalarda akş doğ tezgâhta kalmımallarıucuz fiyatla satı ı ama ru ş n lı. ama ru lan akş güneş am i * Etkisi azalmıgün ığ ş şı ı. akş kalmak ama * (işgecikmek. arası lı nan akş pazarı am * Pazarlarda. nı un am akş lı amcı k * Akş olma durumu. Çulpan. akş doğ ama ru * Gündüzün akş yakıbir zamanı ama n nda. pek yakı kı bir zaman içinde. amı u u akş azadı am * Ders çış ders paydosu. lı k akş karanlı am ğ ı * Alaca karanlı k. bitmemek. am lan akş saati am * Akş vakti.

akş yapı am am lan. akş n iş sabaha (veya yarı bı amı ini na) rakma * bu gün yapı lması gereken bir işertesi güne bı i rakmak sakı dı ncalır. akş buldurmak veya ettirmek. olan olduktan sonra gösterilen ilgi için söylenir. günü bitirmek. am akş k amlı * Akş özgü olan. akş vakti. akş amlama * Akş amlamak durumu. akş amları * Akş vakti. akş amlatmak * Akş yaptı amı rmak. akş doğ am ama ru. . akş doğ akş yaklaş ı ama ru. sabaha savur * kazandını ğ günü gününe harcayan tutumsuz kimselerin durumunu anlatmak için kullanı ı lı r. akş amdan sonra merhaba (veya sabahlar hayrolsun) * iş ten geçtikten. am ı rken. am akş sabahlı amlı * Her akş ve her sabah. akş amsefası * Gecesefası . am * Her akş am. iş akş bulmak (veya akş etmek) amı amı * akş amlamak. iş i. akş amlar (veya akş ş am erifler) hayrolsun! * akş vakti kullanı esenleme sözü.akş amdan * akş olmak üzere iken. amı akş amleyin * Akş saatlerinde. akş için. kaçılmaz sonuç pek yakı nı n. ama am akş k sabahlı amlı k * Nerede ise. te ama mek. iyi akş am lan amlar!. akş amdan akş ama * Her akş üst üste. amı * (ay) Dolun ay durumundan sonra geç doğ mak. amı * Akş bir yerde geçirmek. akş olduğ am am unda. akş amdan kavur. am akş amdan kalmı(veya kalma) ş * geceki sarhoş un mahmurluğ taş luğ unu ı yan. akş amki * Akş olan. akş amlamak * Bütün günü bir yerde veya bir iş geçirerek akş eriş akş bulmak. akş amlatma * Akş amlatmak iş i. akş amüstü * Güneş battı sı in ğ ralarda.

kâğ tütün vb. ini aktarmacı lı k * Aktarma işaktarma iş uğ ma. bazen de derisinde doğ tan boya maddesi bulunmadı için her yanı olan lları uş ğ ı ak (hayvan veya insan) çapar. * Bir taş baş bir taş geçme. aktarma yapmak * bir taş ötekine geçmek. ntı * Bir oyuncunun topu kendi takı ndan bir baş oyuncuya göndermesi. iyle raş aktarmak * Bir yerden. i * Aktarı sattı ş n ğ eyler. baharat. gereçleri satan kimse veya dükkân. ine aktarı m * Aktarma işnakil. zarf. ı t. * Voleybolda öbür oyuncularıvurması topu. bir kaptan baş bir yere veya kaba geçirmek. ne. albino.akş amüzeri * Bkz. aktarı ş aktariye aktarlı k aktarma * Aktarmak iş i. ları * Bir hesaptan baş bir hesaba para havale etme. aktarı lmak * Aktarmak iş konu olmak. ı ttan ka ı ta * Sürülmemiş tarlayı veya ikinci kez sürme. * Dam kiremitlerini aktarıkıkları p rı yenileyen kimse. i. ı * Aktarı yaptı iş n ğ . ı . satan kimse veya dükkân. akş amüstü. iktibas. n için ı n * Görüntüyü bir bölgeden baş bir bölgeye ileten araç. mı ka * Arı bir kovandan ötekine geçirme. * Anadolu'da iğ iplik. virman. ağ üzerine yükselten oyuncu. i. ı n * Baharat. ı ttan * bütçede bir bölümden baş bir bölüme ödenek geçirmek. ka * Aktarmak işveya biçimi. ka aktarmacı * Aktarma iş yapan kimse. ka aktarma etmek * aktarmak. ev ilâçları . akş k ı nlı aktar * Akş olma durumu. ka aktarı cı aktarı lma * Aktarı iş lmak i. ilk * Alı . akş ı n * Kı nda ve gözlerinde.

canlı . amerikyum. aktif duruma gelmek. bildirmek. yönünü değtirmek. kiş çalı isel ş maları ve iş nı yapma yeteneklerini geliş tirmeyi sağ layan bilimsel yöntem. ı tlar ka ı ta aktartma * Aktartmak işyaptı i rmak. tercüme etmek. dan * Bir dilden baş bir dile çevirmek. tulyum. aktinoloji aktif fiil . baş ndan aktarmalı * (taş için) Belli bir süre sonra inilip baş bir taş binilmesini gerektiren. aktif duruma getirmek.* Bir ş yolunu. hareketli. * Bir tekniğ göre biçimlendirmek. * Bir ticarethanenin. aktif rol oynamak * etkili olmak. aktartmak * Aktarmak işyaptı i rtmak. aktifleş tirmek * Aktifleş mesini sağ lamak. aktif taş ı ma * Bir maddenin hücre zarı enerji harcanarak hücre içine veya dına taş ndan ş ı ı nması . aktifleş me * Aktif duruma gelme. etken. çanı * Etkin. daha çok Kur'an'ı ı sonuna kadar okumak. aktavş an aktif * Bir cins iri çöl sı (Jaculus). * Etkili. eyin iş * Bir kitaptan veya bir yazı bir bölümü almak. protaktinyum. ı tlar ka ı ta aktarması z * (taş için) Belli bir süre sonra inilip baş bir taş binilmesini gerektirmeyen. nı * Etken. aktiflik * Etkinlik. aktinit * Aktinyum. ortaklın para ile değ ğ ı erlendirilebilen mal ve hakların tümü. * Etken fiil. etkili olmak. aktifleş tirme * Aktifleş tirmek iş i. küryum ve berkelyum radyoaktif elementlerinin ortak adı . plûtonyum. uyarlamak. iktibas etmek. çalı ş kan. toryum. ilk *İ letmek. aktif metot * Öğ rencilerin. nı * Sürülmemiş tarlayı ve ikinci kez sürmek. aktifleş mek * Canlı hareketli. ka * Çatı kiremitlerini gözden geçirerek kık ve bozuk olanların yerlerine sağ rı nı lamları koymak. e * Bir kitabı .

* Günün olayı konusu. aktörlük * Aktörün görevi. aktris aktüalite aktüalitesini kaybetmek * güncelliğ yitirmek. aktinyumlu * Özünde aktinyum bulunduran. ı * Olduğ undan baş türlü görünme. ş imdiki. istenildiğ bunu elektrik enerjisi olarak veren cihaz. zgı * Fizik biliminin konusu ses olan kolu. acil (hastalı k). akur akustik akümülâtör * Elektrik enerjisini kimyasal enerji olarak depo eden. * Akümülâtörün kı lmıadı saltı ş . ka ka * Kadıoyuncu.Kı 89. radyoaktif bir element. ses dağ mı bir ı lı ı . ini aktüalizm * Geçmiş jeolojik olaylarıbugünkülere bakarak açı n klanabileceğ ileri süren öğ edimselcilik. kendini baş türlü gösterme. aktinyum * Atom numarası atom ağ ğ 227 olan. aktivite aktivizm aktör * Erkek oyuncu. veya * Etkinlik. * Edimsel. ka aktöre * Ahlâk. . yankı bilimi.* Güneşş nıhem insan hem de bütün canlı üzerinde etkisini inceleyen bilim dalı ınların ı lar . ini reti. ı ı rlı saltması Ac. inde akı mtoplar. yankı m. aktüel * Güncel. akuzatif akü * Yükleme durumu. n * Güncellik. * Olduğ undan baş türlü görünen kimse. iddetli. * Etkincilik. n. aktörün yaptı iş ğ . * Kapalı yerde seslerin dağ m biçimi. lı lanı akut *İ lerlemişş . * Azgı kı n (hayvan). * Kuvveden fiile geçmiş olan hâl (Aristo felsefesi).

kıla çalan. * Kanırengi.aküpunktür * Vücudun belirli noktaları genellikle altıiğ batı yapı Çin'de yayı ş na n ne rarak lan lmıolan tedavi. süs bitkisi olarak yetiş tirilen. * Bu renkte olan. elde eyler -al. allı k. k akyuvar * Kan ve lenf gibi vücut sıları bulunan çekirdekli. vı nda akzambak * Zambakgillerden. al al * Aldatma. akvam akvarel akvaryum * Tatlı tuzlu su hayvanların. doğ öz-el vb. güz-el (<gözel). akva * Kuvvetli. k. iyle raş akvaryumculuk * Akvaryumcunun mesleğ i. yuvarlak hücre. tuzak. fat -al. * Süs balı beslemeciliğ ğ ı i. * Bir tür sı ve köstekli bı rmalı çak. ğ ı al bayrak (veya sancak) . 10-15 bazen de 50-60 kg gelen bir balı akbalı(Lichia amia). gövel (< gök-el). * Kavimler. ğ zı ı * Yüze sürülen pembe düzgün. akvaryumcu * Akvaryum iş uğ an kimse. kıl. akya balı ğ ı * Uskumrugillerden. hile. Al * Alüminyum'un kı saltması . ufak pullu. al (veya alı n) * iş te. lökosit. * (at donu için) Dorunun açı. al basmak * loğ albastı usa hastalına tutulmak./ -el*İ simden fiil türeten ek. sağ lam. -al / -el *İ simden sı türeten ek: gen-el. çiçeğdiş yüz şlerinin tedavisinde kullanı bir bitki i ve iş lan (Lilium candidum). su bitkilerinin yapay bir ortamda beslendiğcam su kabı veya nı i . * Sulu boya resim. düzen. kı zı n zı rmı. al (veya kanlı ) gömlek gizlenemez * gizli tutulması olmayan ş için söylenir.

boğ u lan al kiraz üstüne kar yağ ş mı * düş ünülmeyen. ş olmak. ş ı * Açıkestane renginde olan. çekiş çekiş e e. vur ötekine (veya birine) * hiçbiri işyaramaz. rı arak ala alaya kalkmak * bağş gürültü etmeye kalkmak. nda ğ ı an . lan ıı lını al kan * Doymuş alifatik hidrokarbonları genel adı n . ş -ala-. kak-ala-. klı sı aş ala ala * Toplu olarak yapı iş lan lerde bağş söylenen ala ala hey! ünleminde geçer. al sana bir daha * yeni bir aksilik olunca bezginlik bildirmek için "iş anlamı söylenir. it-ele-. e al elmaya taş çok olur atan * değ kimselere sataş çok olur. k * Kekliğ boynundaki siyah halka. elâ (göz)./ -ele* Fiilden sı k (tekerrür) çatıtüreten ek: çalk-ala-. erli an al giymedim ki alı m nayı * "bu iş hiçbir ilgim olmadı için söylenen sözleri kendi üzerime almadı anlamı kullanı le ğ ı m" nda lı r. * İ piş yi memişsuluca (yemek). vurularak ölmek. kiyi ala * Karık renkli. silk-ele-. * bir kimseye yapı hizmetin hemen karşğ bekleme durumu. ı * İ pek iyi.vb. in * Alabalın kı lmıadı ğ saltı ş . rı arak ala gün ala sulu * Yeni olgunlaş maya baş ş lamı(meyve).* Türk bayrağ ı . . ehit al karı sı * Loğ usalara musallat olarak onları duğ sanı görüntü. hepsi bir ayarda. âlâ -ala. kov-ala. al gülüm ver gülüm * iki sevgilinin birbirine sevgi gösterisinde bulunmaları . çok renkli. m düş al birini. te" nda al takke ver külâh * uzun bir çekiş meden sonra. alaca. parajin. beklenilmeyen ş eylerin de olabileceğ anlatı ini r. yi. al benden de o kadar * ben de aynı durumdayı veya ben de aynı üncedeyim. * Yazı güneş n bulut arkası kaldında oluş gölgeli durum. al kanlara boyanmak * yaralanmak. * araları ndaki senli benli iliş sürdürerek.

. z. eti turuncu ve lezzetli. 250 gr dan 2 kg a kadar gelen bir tatlı balı (Trutta faris). zı alabora * Geminin devrilecek kadar yan yatması . gereğ ı rı inden çok. ı * Ara bozucu. llı alabaş * Turpgillerden. * iş alt üst olmak. alabora olmak * tekne. alabalı k * Ala balı kgillerden. uğ ursuz (kimse). ı tı alabanda ateş * Geminin bir yanı bulunan toplarla birden ateş nda edilmesi komutu. paylamak. sandal vb. a alabanda iskele * Dümeni sol yana doğ sonuna kadar çevirme komutu. deniz araçları devrilip ters dönmek. kemikli balı n bir familyası kları . haş lamak. ey * Selâmlamak için filika küreklerinin yukarı kaldılması ya rı .ala tav * Az tavlı yaş kuru olan (toprak). ru. su ğ ı alabalı kgiller * Omurgalı hayvanlardan. dönek. yarı yarı ala tavlı * Bitkinin çimlenmesi için yeterli tavı bulmamı(toprak). borda karş . alabildiğ ine * Sırsı uçsuz bucaksı nı z. ru alabanda sancak * Dümeni sağ yana doğ sonuna kadar çevirme komutu. alabandayı yemek * adamakı azarlanmak. alabanda * Deniz teknelerinin iç yanları . ş algama benzeyen bir bitki. . sonuna kadar çevirmek. * Balı toplamak için dalyan ağ n yukarı alı ğ ı ı nı ya nması . soğ ve duru sularda yaş uk ayan. alabanda vermek * azarlamak. * Bir serenin yatay durumdan düş duruma getirilmesi. uz alabacak * Ayağsekili (at). * Olanca hı ile. alabanda etmek * dümeni sağ veya sola. ş * İ piş yice memiş (yemek). Ala Yuntlu * Oğ Türklerinin 24 boyundan biri. ler alabros * Fı gibi dik kesilmiş rça (erkek saçı ). * Aş derecede.

alacak verecek * alıveriş kisi. bı rcıgibi kuş avlamak için kullanı iki renkli bez. ğ ı alacağolsun! ı * "günün birinde ondan öcümü alım" anlamı göz korkutma sözü. mal veya baş ş matlûp. alacaklı * Birinden alacağolan. ş ı alaca düş mek * (meyve) olgunlaş maya baş lamak. alaca aş alaca bulaca * Çok karık renkli. ı ı tı * Birinden alacağolan kimse. * Ağ ilk olgunlaş meyve. ı ey . ş ka ey.alaca * Birkaç rengin karımı oluş renk. * Para verilerek alı nacak ş ey. ş ndan ı an * İ veya daha çok renkli. uzunluğ 50 cm. daha çok üzüme düş ben. sazlı u ş ı klarda yaş bir kuş ayan türü (Ardeola ralloides). alacaklı olmak * birinden alacağbir ş bulunmak. verirken de güçlük çı rken k karan kimse. alacağ ş ı ahin. alaca karanlı k * Güneş madan önce veya battı hemen sonraki aydı k. alacağolmak ı * birinden alı nacak parası olmak. alacabalı l kçı * Balı lgiller familyası kçı ndan. yarı doğ ktan nlı karanlı k. ş iliş alacakarga * Saksağ an. borçlu karş . akla kara karık. ı alacaklı kmak çı * alacağvereceğ ı inden çok olmak. ki * Birkaç renkli iplikten yapı ş lmıdokuma. * vakit darlından bir öneriyi kibarca geri çevirmek. * Aş ure. eyi e ı lı alacak * Bir hesap gereğ daha alı ince nmamıolan para. rı nda alacağ olsun da ala kargada olsun ı m * alacaklı olmak iyi bir ş eydir. alacağ tutmak ı na * bir ş vereceğ veya borca karş k saymak. en * Kötü huy. vereceğ karga (veya kuzgun) na ine * alı kolaylıgösteren. ldı n ları lan * Meyvelere. açta an * Keklik. kül rengi.

çardak. günün baş ş gece yarı 01 olarak kabul eden saat sistemi. alaca bulaca. zı n * Üzeri dal ve hası örtülmüş rla kulübe. * Keçeden yapı çadı lan r. alacasansar * Benekli sansar türü. miş * Alafranga saat. ndan * Herhangi bir heyecan dolayıyla benzi kı p bozarmak. sı zarı alacalı * Alaca. alafrangacı * Alafranga hayatı benimsemiş olan. alacalanmak * Alaca bir duruma gelmek. alacalı bulacalı * Çok karık ve çiğ ş ı renkli. benek benek boyamak. * Renkli ve renksiz kı n bütün vücutta düzenli ş lları ekilde dağ ı lmayarak büyük ve küçük parçalar hâlinde birleş mesiyle meydana gelen bir at donu. âdet ve hayatı uygun. alacamenekş e * Hercaî menekş e. alacalı k * Alacalı olma durumu. alacalamak * Renk renk. * Eriyen karlar arası yer yer toprak görünmek. alaçam alaçı k * Rengi kıla yakıbir çam türü (Picea excelsa). layını ı sı alafranga tuvalet * Batı nda kapaklı tarzı . alaturka karş . alafranga saat * Günü 24 saat sayarak. * Frenklerin töre. itimiyle yetiş (kimse). üzerine oturulabilen klozetli tuvalet.alacalama * Alacalamak iş i. alacalandı rmak * Alaca duruma getirmek. rengârenk. alacalanma * Alacalanmak iş i. renkten renge girmek. alafranga alafranga müzik * Batı nda ve ölçülerinde yapı ş tarzı lmımüzik. alafrangacı lı k . Frenklerle ilgili. na ı tı * Avrupa uygarlını ğ benimsemişAvrupa eğ ı . alacalandı rma * Alacalandı rmak iş i.

ilgi çeken. alâkalandı rmak *İ lgilendirmek. lgili.* Alafrangacı olma durumu. as-alak. alafranga davranmak. ması alafrangalı k * Alafranga olma durumu. alâkalandı rma * Alâkalandı iş rmak i. alâkadar olmak * ilgilenmek. -alak / -elek * Fiilden sı türeten ek: yat-alak. ilginç. Güney Avrupa ve Kuzey Afrika'da yaş bir cins geyik. fat alâka *İ lgi. alafrangalaşrma tı * Alafrangalaşrmak iş tı i. alâkadar etmek * ilgilendirmek. sın (Dama dama). * Oğ saçı lan biçiminde kesilmiş (kadısaçı n ). alafranga olma. . alâka duymak * ilgi duymak. alâkalanma * Alâkalanmak iş i. alâgarson * Kı kesilmiş sa saç. * Gönül bağ ı . erkeklerinin boynuzları doğ kürek biçiminde geniş uca ru leyen. çök-elek vb. ayan ğ ı alâimisema * Gök kuş ı ağ . alâkadar * İ ilgili bulunulan. alageyik * Geyikgillerden. alafrangalaş mak * Alafranga olmak. postu benekli. alafrangalaş ma * Alafranga usulleri benimseme. alafrangalaşrmak tı * Alafrangalaş na sebep olmak. alâkabahş *İ lgilendirici. alâka çekmek (toplamak veya uyandı rmak) * ilgi çekmek.

alâkok alalama alalamak etmek. açsı . maskelemek. yası yayı tanı aret. irilik bakı ndan ş ı durumda olan ş mı aş lacak ey. alâkart alâkası z alâkası k zlı *İ lgisizlik. i. * Gönül bağ lamak. harf gibi özel iş marka. an. u geniş i 7 ile 25 kulaç olan büyük ağ liğ . kestane kargası (Garrulus glandarius). yakı k duymak. k yer. ötücü. alâmet * Belirti. ipş alâminüt yemek * Kolayca hazı p tüketilebilen yemek. tüyleri alacalı kuş bir türü. açıve geniş meydan. yı ğ ı ndan lan. kayran. * Kargagillerden. iliş kalmamak. * Ayıcı rı nitelik. ey alâkalı alakarga *İ lgili. * Beneklerle. kamufle eyi u * Balıavlamakta veya yük taş k ı makta kullanı büyük kayı lan k. alâmetifarikalı * Alâmetifarikası olan. ş ak. alamana ağ ı * Kılardan uzak sularda avlanmak için iki alamana kayı tarafı kullanı uzunluğ 200 ile 250. çizgilerle veya renklerle bezeyerek bir ş bulunduğ çevreye uydurmak. düzlük. alâminüt * Çarçabuk. o eş üreten veya satanı tan resim. rlanı alan * Düz. iri gövdeli. alamana * Rafadan. * Alalamak iş kamuflâj. * Orman içinde düz ve ağ z yer. ilgisini kesmek. nlı * Bir ş çekici gelmek. saha. anı hemen. ı tı * Yemek listesinden yemek seçerek. alâmetifarika * Bazı ticaret eş üzerine konulan. * Büyüklük. ilgisi olmayan. fiyatları ayrı ayrı hesaplanan (yemek).alâkalanmak *İ lgilenmek. ayıcı rı özellik. tabldot karş . nda. niş aret. iş iz. ayrı kisi lmak. * Yemek listesinden seçilen. alâkayı (veya alâkası) kesmek nı * ilgiyi. * Saksağ an. *İ lgisiz. zevk almak.

yağ etmek. uzaklaş mak. *İ çinde birtakı kuvvet çizgilerinin yayı ş m lmıbulunduğ var sayı uzay parçası u lan . tiren ru nı ğ ı alan korkusu * Bazı ilerin alan. alârm * Bir tehlike olduğ unda bunu herkesin haber alması verilen iş için aret. bazı ki durumlarda metallerle. yaklaş ktan ma. mak alarga etmek * açıdenize çı k kmak. alt üst etmek. darmadağ k. karı ş istememek. park. * geri çekilmek. alargada durmak * uzakta durmak. n. C. duran bir noktaya birleş doğ parçasın birim zamanda taradı alan. agorafobi. alan topu * Tenis.* Bir konu veya çalı çevresi. alarga durmak * uzak durmak. engin. ma alan talan olmak * her biri bir yana dağ ı lmak. dayanabilecek duruma gelmek. yetkilerini elinden alıyerinden uzaklaşrmak. i liğ * Yarı ş maları karş maları ve oyunlarıyapı ğyer. k * Uzaktan. * Eski Roma'da açıhava gösterisi yapı geniş k lan yer. P. p tı * kapı yere vurmak. açı ktan. ı alaş ı ağetmek * birini. ı laş n n ldı ı alan hı zı * Hareket eden bir cismi. engine açı lmak. ş ma * Yüz ölçümü. allak bullak. dağ ı tmak. alârma geçmek * beliren tehlikeye karşdirenebilecek. alaş ı m * İ veya daha çok metalden. alarga * Açı geç. * Açıdeniz. sokak gibi yerlerde duydukları kiş ürkeklik hastalı. . p alaş ı yukarı ağvur * çekişçekiş (pazarlı e e k). ilgisiz davranmak. veya vı ş ı alaş ı mlama * Alaş ı mlamak iş i. Te gibi elementlerden oluş metal an görünümünde katı sı karım. alargadan seyretmek * Uzaktan bakmak. atmak. ğ ı alan talan * Karmakarık. kovmak. * Bir alı merceğ net bir görüntü sağ cı inin layabildiğderinlik ve geniş in bütünü. saha. ş ı ı nı alan talan etmek * allak bullak etmek.

alaş ı mlamak * Çözen metale. eyi * Vapurlarda bu biçimde taş işiçin bordalarda kurulan basamaklı ı i ma iskele. * Bu tür müziğseslendiren veya çalan. alavandalı * Bkz. * Alaturka saat. alavere * Bir ş elden ele geçmesi. * Türk müziğ inden yana olan. alavereci . nı yla lan alaturkacı * Alaturka bilen. in ş ı ş alaturka tuvalet * Tuvalet ihtiyacı gidermek amacı çömelme usulüne göre yapı tuvalet. andavallı . abraş . alı alavere dalavere yapmak (veya çevirmek) * hileli. yöntemsiz. alaş elementlerini eriterek katmak. na ı tı * Bu töre ve hayatı benimsemiş (kimse). * Düzensiz. görenek. alaturkalaşrmak tı * Alaturkalaş nı lamak. * Eski Türk gelenek. alaturka müzik * Türk müziğ i. * Kargaş k. alafranga karş . ezanî saat. yalanla dolanla iş görmek. i alaturkacı lı k * Alaturkacı olma durumu. eyin * Bir ş elden ele vererek aktarma. düzenli bir iş yapmak. ması sağ alaturkalı k * Alaturka olma durumu. alaturka eser veren kimse. töre ve hayatı uygun. alaturka saat * Güneş batında 12'yi gösterecek biçimde ayarlanmısaat. alavere tulumbası * Emme basma tulumbası . ı m alaten alaturka * Cüzamlı . alaturkalaş ma * Alaturkalaş durumu. alaturkalaşrma tı * Alaturkalaşrmak iş tı i. mak alaturkalaş mak * Alaturka olmak. söyleyen.

lacak alay malay * hep birden. hepsi. göz tı alâyiş li . arı taya alaybozan * Bir çeş fitilli tüfek. alâyiş * Gösteriş kamaşrma. müstehzi. * Alay etmeyi huy edinmiş olma durumu. * Genel olarak üç tabur (süvarilerde dört veya beş bölük) ve bunlara bağ birliklerden oluş asker lı an topluluğ u. * Çok kalabalı k. k alay beyi * Albay rütbesinde jandarma alay komutanı . * Ses tonu. yönlerini küçümseyerek eğ eyin. i alaya çı kmak * askerî bir okulda baş gösteremeyerek kı gönderilmek. lence konusu yapmak. alaycı lı k alayı olmak nda * iş i önem vermeyerek yapmak. birlikte. alay * Herhangi bir törende veya gösteride yer alan topluluk. onu küçümseme.* Piyasada fiyatı ünce yükselir umuduyla mal alan ve fiyat yükselince malı düş satan toptancı . alay alay alay * Kalabalıolarak. alay geçmek * alay etmek. i aka âlâyı ile vâlâ * bütün gösteriş i ile. it alaycı * Alay etme huyu olan. . eğ lenmek. alaya almak * alay etmek. alay gibi gelmek * inanı gibi olmamak. küçümseyen. spekülâtör. söz. gülünç. vurguncu. * Alay eden. işş konusu yapmak. fazla sayı da. bir ş bir durumun. * Çok miktarda. eksik vb. pek çok. davranıgibi yollarla biriyle. kusurlu. * Bütünü. alay etmek * bir kimsenin. alaya bozmak * alay niteliğvermek. bir ş eğ ş eyle lenme. küçümseyerek eğ lenen.

yakmak. * Kaymak taş su mermeri. acı vermek. * Fı na kuş rtı ugillerden. an * Alay edici. alazlanmak * Alazlamak iş konu olmak. alaylı * Erlikten yetiş subay. eyin * Sı zlatmak. * Doğ sı nda temizliğ dikkat edilmemesi yüzünden loğ um rası e usanıtutulduğ ateş hastalı loğ n u li k. albay albaylı k * Albay rütbesi veya albayıgörevi. usa humması .* Gösteriş li. ğ ı albeni vermek * çekiciliğ artı ini rmak. ve . alaylı alaysı * Alaya benzer. * Alev alev. Atlantik Okyanusu'nda yaş iri bir kuş (Diomedea ayan türü * Rütbesi yarbay ile tuğ general arası bulunan ve ası nda l görevi alay komutanlı olan üstsubay. * Vücutta kıllıveya kıl lekeler belirmesi durumu. ciddî olmayan. zık zı alazlamak * Bir ş yüzünü alevden geçirmek. aleve tutmak. kan l. miralay. albasma. alaz alaz alaz alaza alazlama * Alazlamak iş i. * Dökülen tohumlarla ertesi yı l kendiliğ inden çı tahısoğ vb. alazlanma * Alazlanmak iş i. ı tı * Gösteriş görkemli. n albeni * Alı çekicilik. albatr albatros exulans). üstünde kıllıveya kıl lekeler belirmek. ine * İ derisi için. mektepli karş . yalaz. debdebeli. 1 m uzunluğ unda. * Alev. ı . li. m. nsan zık zı albasma albastı * Albastı . cazibe. müstehzi. ilgi toplamak. miş * Gerekli okul eğ itimini görmeden kendini yetiş tirmiş olan (kimse). küçümseyici. hoş güzel göstermek.

namert. * Herhangi bir konu ile ilgili kı açı sa klamalar verilerek resimler bası ş lmıolan kitap. nı ğ ı albümin * Bitkilerin. mlı albenisi olmak * çekiciliğbulunmak. * Kalı ses. eri alçak gönüllü * (makam. nda. suda eriyen. n alçak yaylak . kendini çok beğ enmek. * Değ ve gücü az olan elektrik potansiyeli. larda ağ k. uzunçalar. alçak kabartma * Heykel sanatı yüzeyden çıntı az olan kabartma. tekerçalar. alçak ses * Hafif ses. oksijen. alçacıdağ ben yarattı demek k ları m * çok kurumlu olmak. eyleri dizip saklamaya yarayan bir tür defter. çekici. aş ı soysuz. kötü havaya iş olan hava durumu. cazibeli. azot. yüksek karş . * (boy için) Kı sa. ğ ı ı tı * Aş ı ağ yüksek olmayan (yer). özellikle böbrek hastalı nda idrarda albümin bulunması kları durumu. alçacı k * Çok alçak. mütevazı . i albinos albüm * Resim. para vb. en ahlâksı davranı zca ş bulunan. kı sı alçak kavuş um * Kavuş umda gezegenin güneş yer arası bulunması le nda . hidrojen ve kükürt n vı nda imi olan.albenili * Alı . albüminli *İ çinde albümin bulunan. hayvanları doku ve sıları bulunan. birleş karbon. fotoğ pul gibi ş raf. * Bile bile en kötü. n ş kan albümin iş eme * Birçok hastalı klarda. durumlarda) Aş ı ağolanları kendisiyle eş tutan veya kendi değ olduğ it erini undan aş ı ağ gösteren (kimse). alçak gönüllülük * Alçak gönüllü olma durumu. . yapı madde. lı alçak bası nç * Barometrede 760 mm altı bulunan. beyaza yakırenkte. * Bir sanatçın eserlerinin bir bölümünün yer aldı kaset. alçak * Yerden uzaklı az olan. nda aret alçak gerilim * Düş voltajlı ük elektrik hattı . rezil hain. * Akş ı n. ak tutma.

. i. alçaltı ş * Alçaltmak işveya biçimi. aş ı kimselere yaraş na. tı alçaklaşrmak tı * Alçaklaş na sebep olmak. eri * Küçük düş ürme. ı laş alçaklaşrma tı * Alçaklaşrmak durumu. * Değ azaltmak. bayağ ma. alçı ı taş . alçakça * Oldukça alçak. * Toprağ çöküp oturması ı n . zül. ı laş alçaklaş mak * Bayağ mak. * Alçı ın piş toz durumuna getirilmesinden elde edilen madde. * Aş ı ma. i alçaltma * Alçaltmak iş i.* Devamlı oturma bölgesinde. ması alçaklı k * Alçak olma durumu. ağ k lı ı rcası alçaklaş ma * Bayağ mak durumu. erini alçarak alçı * Az alçak. normal tahı l ziraatı lan alanları bitişinde genellikle deniz seviyesinden yapı n iğ 900-1200 metre yükseklikteki yaylak. * Kabarma alçalma olayı sularıindiğdönem. hor görme. ağ laş ı laş * Alçalmak iş inme. nda n i * Düş künlük. * Alçak. alçaltmak * Alçak duruma getirmek. alçalmak * Alçak duruma gelmek. ağdoğ * (insan için) Değ azalmak. alçalı ş alçalma alçaltı alçaltı cı * Küçük düş ürücü. cezir. * Alçakça davranı ş ş enaat. mezellet. zillet. yüksekten aş ı ru inmek. taş nı irilip alçı p kalı * Bir ş üzerine alçı eyin dökülerek alı kalı nan p.

yanı e larak ş ya lmak. i aldanma * Aldanmak iş i. kandıcı rı. ine alçı latma * Alçı latmak iş i. bir yalana kanmak. alçı lanmak * Alçı lamak iş konu olmak. soğ sebebiyle donmak. lan * Üzeri ot veya kumla örtülmüş çukur. . jips. alçı cı * Alçı ı çı taş karan kimse. * Alçı sı ile vamak.* Toprak içinde katman olarak bulunan ve piş toz durumuna getirilerek alçı irilip yapmaya yarayan hidratlı kalsiyum sülfat. rı i i için ya rı ş ile aldanç aldangı ç aldanı ş * Aldanmak işveya biçimi. oyalanmak. alçı pan * Tavan süslemelerinde kullanı ve çeş desenleri olan alçı yapı ş p. lan itli dan lmıkalı alçı almak (veya koymak) ya * kılan bir kemiğgereğgibi kaynaması alçı batılmısargı sarmak. aldanmak * Görünüşkapı yanlıbir yargı varmak. ı * Avunmak. alçı lama alçı lamak alçı latmak * Alçı kapattı ile rmak. * (bitkiler için) Havanıbirden ınması zamansıaçan çiçek. * Çabuk ve kolay aldatı kimse. nı * Tavan ve duvarlarıalçı kaplanması çalı iş n ile nda ş çi. * Alçı sarı ş ile lmıolan. an * Alçı lamak iş i. * Düş rı ğ uğ kıklına ramak. * Bir hileye. * Alçı şrmak. alçı lı *İ çinde alçı bulunan. karı tı alçı lanma * Alçı lanmak iş i. yanıcı i ltı. n sı yla z uk aldatı cı aldatı lma * Aldatı iş lmak i. aldatı lmak * Aldatma niteliğolan. sı vatmak. kanma. tuzak.

nda) ladı aldı abdest ürküttüğ kurbağ değ ğ ı ü aya memek * sağ ğyarar. kötü yola sürüklemek. fal * (karı koca) Eş sadakatsizlik etmek. umursamamak. * Elindekini baş na kaptı kası rmak. * Vücuttan herhangi bir parçayı organı lısebebiyle operasyonla çı veya sağk kartmak. aldı rtma * Aldı rtmak iş i. * Aldı rmak iş i. * Birine verilen sözü tutmamak. i aldış rıetmemek * önem vermemek. ine aldatı ş * Aldatma işveya biçimi. * Ayartmak. ş . verdiğzararı ı ladı ı i karş lamamak. * Karş ndakinin dikkatsizliğ ı sı inden. baş çı tan karmak. cı aldatmak * Beklenmedik bir davranı yanı ş la ltmak. aldı rtmak * Aldı rmak iş baş na yaptı ini kası rmak. ğ dı aldı rmaz * Bir ş önem vermeyen. ilgisiz kalmak. aldı rmamak. yalan söylemek. lâkayt. bu anlamı ancak olumsuz. eye tsı aldı rmazlı k * Aldı rmaz olma durumu. iğ etmek. aldatmaca * Aldatmaya dayanan davranı aldatı oyun. avutmak. umursamayan. i aldatma * Aldatmak iş i. * Bir ş görünürdeki durumu. umursamayan. aldehit aldı * Alkolleri oksitlendirme veya asitleri indirgeme yolu ile elde edilen uçucu bir sı. gereğgibi uyanıolmayından yararlanarak onun i k ş ı zararı kazanç sağ na lamak. vı * (halk edebiyatı söylemeye baş . * Sı rmak. soru veya ş biçimlerinde kullanı er ile art lı r). ilgisizliğ inden. ilgilenmemek. aldış rı * Aldı rmak işveya biçimi. kayı zlı lâkaydî. o ş niteliğbakı ndan yanlıbir kanı eyin eyin i mı ş vermek. zlı tsı k. . tasası k.* Aldatmak iş konu olmak. * Getirtmek. aldı rma aldı rmak * Almak iş yaptı ini rmak. değ vermek (bu fiil. ihanet etmek. veya ine * Oyalamak. aldışz rı sı * Aldı rmaz. kayı z. * Önem vermek. ilgi göstermemek.

* Bayağ sı ı radan. genellikle.alegori * Bir görüntü. kurala uygun bir biçimde. sancak direğgibi yüksek ş i eylerin tepesinde bulunan. kubbe. * Eğ lence. ş * Duygu. düş gücü. ivedilikle. cihan. âlem yapmak * sazlı sözlü eğ lenmek. bambaş ka. düş ünce. * Minare. olağ an. * Hesaba sayarak. * Herkes. özellikle. âlem * Yeryüzü ve gökyüzündeki nesnelerin oluş turduğ bütün. * Durum ve ş artlar. tuhaf. alem olmak * sembol olmak. alelâdelik alelhesap alelhusus alelumum * Genel olarak. . alemci . alelı tlak * Genel olarak. çarçabuk. alelâcayip * Acayip üstü çok acayip. kaları * Ortam. alelâcele alelâde * Çok acele ederek. evren. * (yöntem gereğ yöntem üzere) Yol yordam gereğ i. bir yaş veya bir davranın daha iyi kavranması sağ antı ş ı nı lamak için göz önünde canlandıp rı dile getirme. * Her zaman görülen. * Kendine özgü birçok niteliğbulunan ş veya farklı i ey davranıiçinde bulunan kimse. * Alelâde olma durumu. en çok. alegorik aleksi * Alegori ile ilgili. ince. garip. u * Dünya. alelusul alem * Bayrak. * Hele. raş nı * Hayvan veya bitkilerin bütünü. * Okuma yitimi. çevre. madenden yapı ş yı z veya lâle lmıay ldı biçiminde süs. * Aynı konu ile ilgili kimseler veya bu kimselerin uğ ların bütünü. baş .

zı il âlemş ümul * Dünya ölçüsünde. minarelerine alem yapan veya takan kimse. ı rı * Bir kimseye veya bir ş karşolumsuz yönde duyulan aş duyarlı eye ı ı rı k. ı ı ı yan. alenen alengirli * Gösteriş yakıklı li. ş . alesta tutmak * hemen kullanı labilecek durumda bulundurmak. alet . üniversel. herkesin içinde yapı k. ş r mı ı âlemin ağ torba değ ki büzesin zı il * Bkz. ı alenî * Açı ortada. gizlemeden. r. aleniyet * Açıolma durumu. ilâçlara. lan. alerjisi bulunan. evrensel. koku gibi nesnelere karşhastalıderecesinde gösterdikleri canlı n m ı k aş tepki. meydanda. herkesin içinde. âlemi var mı ? * yakık alı . * Herhangi bir maddeye veya kimseye karşolumsuz duyguları ı olan. uygun olur mu?. zevkusefaya kapı lmak.* Camilerin kubbelerine. sancaktar. âleme dalmak * çevre ile ilgisini kesip iç dünyası kapanmak. na * eğ lenceye. alesta * Harekete hazı tetikte. alemdar * Bayrağveya sancağtaş bayraktar. alesta beklemek * hazı r durumda beklemek. alenîleş me * Alenîleş iş mek i veya durumu. açı ktan ğ a. alenîleş mek * Herkesçe bilinir duruma gelmek. * Önder. açı k. alessabah * Sabah erkenden. toz. k klı alerji * Bazı ları birtakı yiyeceklere. elin ağ torba değ ki büzesin. kça. alesta durmak * tetikte beklemek. * Açı açı herkesin gözü önünde. alerjik * Alerji ile ilgili olan.

alaz. telâş mak. maş a. caklı vı m. un lerinde kullanı bir araç. * Bir sanatı yapmaya. alet edevat * Bu el iş veya mekanik bir işgerçekleş ini i tirmek için kullanı araçlar. vası olmak. * coş heyecanlanmak. Alevî Alevîlik * Alevîliğ bağ (kimse). öfkelenmek. m * Hoş görülmeyen bir işyardı veya aracı e mcı olmayı kabul eden kimse. lanmak. aletli jimnastik * Birtakı aletler kullanı yapı jimnastik. e lı * Halife Ali yanlı olma durumu.* Bir el iş veya mekanik bir işgerçekleş ini i tirmek için özel olarak yapı ş lmınesne. . alevlendirmek . yanmaya baş lamak. aygı t. kar ıı lı te lı k ta aletli * Aleti olan veya aletle yapı lan. n ş dili. * Bir makineyi oluş turan ve iş lemesine yardı eden parçalardan her biri. alev almak * tutuş mak. te alet olmak * bilerek bir çı karş ğveya bilmeyerek kötü bir iş aracı etmek. ı m. tehlikeli bir duruma gelmek. kılcı . alev gibi parlamak * canlış ıl olmak. uygulamaya yarayan özel araç. * Vücut ısı sı herhangi bir sebeple artmıve bu sebeple kı ş ş zarmıolarak. m larak lan alev * Yanan maddelerin veya gazlarıtürlü biçimlerde uzanan ıklı yalı yalaz. * Ateşsı k. alev saçağsarmak ı * bir olay. lan alev makinesi * Düş üzerine alevli sılar püskürten taş man vı ı nabilir alet. * Aş ateş k i. alev lâmbası * Gaz veya benzinle çalı ucundan bir alev püskürterek yanan ve kurş boru iş ş an. sı alev alev alevlendirme * Alevlendirmek iş i. heyecana gelmek. * Mı uçları takı küçük bayrak. önüne geçilemez. flâma. lan alet etmek * bir iş birini uygun olmayan bir biçimde kullanmak. ıl ş ıı alev kı zı rmısı * Alev rengi. zrak na lan * Alevli olarak. ateş bacayı sarmak. alev bacayı (veya saçağ sarmak ı ) * ateş bacayı sarmak.

en ı t.* Alevlenmesini sağ lamak. w. tçı aleyhte olmak * karşdurum almak. aleyh aleyhe dönmek * karşdurum almak. ş iddetini artı rmak. . karşduruma geçmek. * Bir iş baş cı in langı. alevlenmek * Alev çı karmaya baş lamak. alevlenmiş . tutuş turmak. yapı nda lan alfa ınları ş ı * Radyoaktif maddelerin yaydı üç ından biri. alevli * Alevi olan. * Zorlu. alfabe dı ş ı * Bir milletin alfabesinde bulunmayan harf. selâmet üzerinize olsun" anlamı karş k. bir * Parlamak. halı mı kullanı bir bitki. * Karş karş zı ı ı t. yermek. . ünceye karşolma. nda ı lı alfa alfa * Yunan alfabesinin birinci harfi. na aleyhtar * Karşolan. ı aleykümselâm * Arapça selâmünaleyküm selâmlama sözüne verilen "esenlik. kları ş ı alfabe * Bir dilin seslerini gösteren. hararetli. Türk alfabesinde bulunmayan x. belirli bir sı göre dizilmiş raya belli sayı harflerin bütününe verilen ad. aleyhinde olmak * birine karşolumsuz duygu ve davranıiçinde bulunmak. ı ş aleyhine dönmek * destek vermekten vazgeçip karşduruma geçmek. çoğ altmak. q harfleri gibi. * Kuzey Afrika'da ve İ spanya'da yetiş ve kâğ ip. öfkeli veya heyecanlı durum almak. karş lı ı ı k. da * Bir dilin harflerini tanı okuma öğ tarak renmeyi sağ layan kitap. ı aleyhine olmak * bir işbirinin zararı olmak. alevlenme * Alevlenmek iş i. . ı ı tçı aleyhtarlı k * Bir iş harekete veya düş e. onun için iyi olmamak. karş . *Ş iddetli. t. ı ı aleyhinde (veya aleyhine) söylemek (veya bulunmak) * çekiş tirmek. * Etkisini.

algı n . alfabe sı . * Eş ilkesini sağ itlik lamak için uyulan düzen.alfabe sı rası * Harflerin alfabedeki belirli düzene göre diziliş i. algı algı * Bir ş dikkati yönelterek. idrak ettirmek. alfabetik * Alfabe sı na göre dizilmiş rası . inde lan * Bazı gemilerin baş veya kıtarafı eğ olarak uzatı ş ç ndan ik lmıbulunan makaralı sa ve kalıdikme. idrak edilmek. * Bir olayı bir nesnenin varlını veya ğ duyum yolu ile yalıbir biçimde bilinç alanı almak. rası alfaterapi alfenit alg algarina * Ağ bir ş denizden çı ı r eyi karmak veya denize indirmek iş kullanı büyük vinçli deniz teknesi. nikel bulunan ve çatal bı takı yapmakta kullanı gümüş bir alaş r. n na na raya alfabetik sı ralama * Bkz. * Rüş vet. idrak. * Alfa ınların tedavide kullanı na verilen ad. ş nı ı lması *İ çinde bakıçinko. alfabetik katalog * Eserleri yazarları soy adları veya adları göre sı sokan katalog. alacak. * Vergi. algı cı layı * Algı yetkisi olan. algı lanma * Algı lanmak işveya durumu. haş nı algı lama algı lamak * Algı lamak işidrak etme. çak mı lan lü ı m. ı n na * Haş sütünü toplamakta kullanı kaş haş lan ı k. * Su yosunu. eye eyin algı çağ bı ı * Haş kozası çizmeye yarayan alet. algı latmak * Algı lamak iş birine yaptı ini rmak. kı n algı * Kazanç. . ine algı latma * Algı latmak iş i veya durumu. idrak etmek. i algı lanmak * Algı lamak iş konu olmak. o ş bilincine varma. i.

kameraman. ebleh. alı k * Akız. alı hareketlerini gerçekleş cı doğ ruya ş tı cı tiren. alı kı ı girmek cı lına ğ * müş gibi davranmak. algler * Su yosunları . kı rlarda yetiş yabanî bir ağ (Crataegus). canlı . teri alı çı cı kmak * müş bulunmak. alı bulmak cı * müş bulmak. alı moru mor al. * Televizyon alısı doğ cını rudan çalı ran kimse. klı * Birine gönül vermiş . kamera. teri alı kuş cı * Atmaca.-den beri" anlamı zarf-fiil eki: al-alı nda . f. vurgun. almaç. * telâş veya yorgunluktan yüzü kı rmı kesilmiş pkı zı (olarak). mı alı ka * Ahize.. görme-y-eli vb. alı verici cı * Bağladını alan. kanlı alı cı * Satıalmak isteyen kimse. lı z. alı gözüyle bakmak cı * inceden inceye gözden geçirmek. * Görüntüleri alan cihaz. -alı -eli / * ".* Cı zayıhastalı . en aç * Bu ağ n mayhoş acı yemiş i. tutkun. * sağklı lı . talip olmak. yüzyı baş yaş ş lı ı n nda amıolan Türk matematikçilerinden Musaoğ Harezmli Mehmed'e Arapları lu n unvan olarak verdiğElharezmî adı batı yapı bir terim. alıalı k k . ey * Bir elektrik akı nı p baş bir kuvvete çeviren cihaz. görüntülerin filme alı nması sağ nı layan kimse. Harezmli yolu.. teri * istemek. Orta Çağ ondalısayı i ndan da lan da k sistemine göre yapı ve lan son zamanlarda belirli herhangi bir kurala bağ bulunan her türlü hesap iş lı lemine verilen ad. budala. sersem. müş n teri. gid-eli. * Azrail. * Kendisine bir ş gönderilen kimse. algoritma * IX. kameraman. ı ğ geri ş ı alı yönetmeni cı * Alıyı rudan doğ çalı ran ve yöneten. * Eskimiş giyecek. lsı alı k * Hayvan çulu. ş tı alı ç * Gülgillerden.

* Mani olmak. alı satı bürosu m m * Alıveriş lerinin yapı ğveya düzenlendiğş yer. bir ş karş nda aptallaş ş ı k ey ı sı ı aş p rmak. baş stek i m. alı ma klaş alı mak klaş * Alıduruma gelmek. * Alı mak iş klaş i. ine alı koyma * Alı koymak iş i. * Kurum. rı * Mahrum etmek. * Birini. gönlü çeken durum. ş kı mak. çalı gurur. alı konulma * Alı konulmak iş i. m. alı koymak * Bir süre için bir yerde tutmak. m m alı mcı * Baş nıhesabı alacak toplayan veya kabul eden kimse. alı m * Almak iş i. ş kış kı aş n aş n. alı tı klaşrma * Alı tı klaşrmak iş i. yapmakta olduğ veya yapmak istediğiş geri tutmak. la-y-alı bekle-y-elim vb. tatil edilmek. k alı k klı * Alıolma durumu veya alı bir iş k kça . çekici hareket. alı satı m m * Satıalma ve satma iş alıveriş n i. alıalıbakmak k k * aptalca. alı tı klaşrmak * Alıduruma getirmek. kişeki: al-alı gid-elim. * Aptalca. ş iş ldı ı i ube. alısalı k k * Aptal. aptallaş aş nlaş mak. u i ten * Ayıp saklamak.* Aptalca. engel olmak. ş kış kı aş n aş n. kasın na . alı konulmak * Alı koymak iş konu olmak. menedilmek. -alı / -elim m * İ kipinin çokluk 1. alı satı ofisi m m * Alı satı bürosu. cazibe. * Gözü. ş . alı çalı m m * Gösteriş . m.

mlı * Alı olmayan. alıteri ile kazanmak n * hak ederek. alı ndı alı lı ndı * Para veya baş bir ş teslim alı ğ gösteren belge. nları nları kları n ten yası * Yapı cephe süsü. çabuk gücenen. alıteri dökmek n * çok emek vermek. ar damarı çatlamı ş . arak. mı * Kurumlu. kuyu ve yolun ilerletilmekte olan yüzeyi. larda alı nma * Alı nmak iş i. alı ngan * Aş duygulu.). alnı . alı nganlı k * Alı olma durumu. li. gururlu. çekici. alıdamarı n çatlamak * Bkz. zahmetli bir iş görmek. ka eyin ndını ı * Yerine gitmesini sağ lamak için gönderenin ek bir ücret ödeyerek postaya alı karş ğ verilen ndı ı ı lında (mektup. mukadderat. ön yüz. kaş saçlar arası larla ndaki bölümü.alı mlı * Alı olan. mı alı zlı msı k * Alı z olma durumu. alıteri n * Emek. cazibeli. çalı . baca. kı ı rı rı lan. mlı alı çalı mlı mlı * Gösteriş güzel. galeri. ş * Karş ı . talih. alı nmak . cazibesiz. alı lı mlı k alı z msı * Alı olma durumu. msı alı n * Yüzün. çalı ş emek vererek kazanmak. alıçatı n sı * İ kaş arası n ortası ki ı n . * (bazıeylerde) Ön. paket vb. alıyazı n sı * Yazgı . ngan alı k nlı * Kadı n alı na taktı altıveya gümüş süs eş . makbuz. kader. * Bir ocakta her türlü ayak.

alı r almaz * hemen. * Almak iş i veya biçimi. alıvereceğolmamak p i * bir kimseyle hiçbir ilgisi olmamak. derhal. ş ı ı unu rı * Elde edilmek. aktarmak. iktibas etmek. münasebet. i yapı * Bir sözün. alık ş ı * Herhangi bir duruma alı ş ş olan. alıverememek p * anlaş amamak. alıverişçı ş e kmak * alı satı işiçin çarş gitmek. mları i. alı yapmak. mı alık olmak ş ı . m m i ı ya alıveriş ş i kesmek * biriyle ilgisi kalmamak. artmak. çoğ almak. adapte olunmak. yayı lmak. alı lama ntı * Alı lamak iş ntı i. liş alıveriş ş yapmak * alı satı iş gerçekleş m m ini tirmek. * Uyarlanmak. bir davranın kendisine karşolduğ sanarak incinmek. geçinememek. çekememek. alı lamak ntı * Bir yazı baş bir yazarı yazından cümle veya cümleler almak. alıveriş ş * Alı satı iş m m i. kılmak veya öfkelenmek. alıyürümek p * az zamanda çok ilerlemek. alıfiyatı ş * Bir mal için alı karşğödenen para ve üretim gereçleri fiyatı m ıı lı . * İ ki. ya ka n sı ntı alısatmaz görünmek p * ilgisiz görünmek veya davranmak. alı ntı * Bir yazı baş bir yazarı yazından alı ş ya ka n sı nmıparça. aktarma. iktibas. * Baş bir dilden alı ş ka nmıkelime. alık rlı alı ş * Duygusal uyarı alabilme yeteneğ idrak kabiliyeti. alıvermek p * yürek çarpı sı ntı geçirmek.* Almak iş lmak. alısattı olmamak p ğ ı * hiç ilgisi bulunmamak.

mak. mı alılmamı ş ı ş * Nadir. itiyat. ı ı alı ş kı alı n ş kı * Bir ş veya bir ş yapmaya alı ş eye ey ş olan. nlı lı * İ ve dıetkilerle davranı n tekrarlanması aynı ç ş ş ları . yanmaya baş lamak. ınmak. i kla * Yadı rgamaz duruma gelmek. mı * Yakı k. alılmı ş ş ı * Her zamanki. * Tutuş mak. * Alı ş iş mak i. . alı ş ş kudurmuş beterdir mı tan * alılan bir ş ş ı eyden kolayca vazgeçilmez. alı k edinmek ş kanlı * bir ş sürekli yapar olmak.* alı k durumuna gelmek. * Yapı lmaya alılmıdavranı ş ş ı ş . alıklı bı ş ğ rakamamak. ş kı ş kanlı alı ş ma alı ş mak * Bir iştekrarlayarak kolaylı yapabilmek. * Bağ lanmak. * Bir ş alı ş eye ş duruma gelinmek. eyi alı ktan kopamamak ş kanlı * belli bir huydan vazgeçememek. lı k alı nlı ş k kı * Alı n olma durumu. uygun gelmek. mutat. az rastlanan. alı ş kan * Alı n. sı * Etkisini yitirmek. mı alı n olmak ş kı * iyice alı ş hiç yabancı çekmemek. ehlîleş mek. ş ı alılma ş ı alılmak ş ı * Alılmak iş ş ı i. itiyat edinmek. bilinmeyen. * Sürekli ister olmak. huy hâline getirmek. huy. * Uyar duruma gelmek. hep biçimde gerçekleş sonucu beliren. alı k. * Evcilleş mek. ünsiyet. arkadaşk. intibak etmek. ş kanlı alıklı ş k ı * Alık olma durumu. ş mesi artlanmı ş davranı ş . ş ı alı k ş kanlı * Bir ş alı ş eye ş olma durumu. ş kı alı ğ olmak ş kanlında ı * iyice alık bulunmak.

ötekinden aldın bir baş na vererek iş yürütmek. k * Hastalı . sarı patlı msaklı urt ve kı ile yapı bir çeş yemek. Ali * Kişadı i olarak aş ı deyimlerde geçer. alifatik alil alim * Bilen. lan * Vücudun biyolojik yönden geliş imini sağ layan çalı idman. âlicenap * Cömert. âlim alimallah âlimane âlimlik * Bilginlik. bilgiyi kazanmak için yapı tekrar. ş ması * Uyar duruma getirmek. bilici. klı Ali'nin külâhı Veli'ye. ağ daki âli * Yüce. Ali kı baş ran kesen * çok zorba. * Onurlu. yoğ yma lan it * Bilgin. sakat. ş an. Ali Cengiz oyunu * "kurnazca ve haince düzen" anlamı kullanı nda lı r. Veli'nin külâhı Ali'ye giydirmek nı nı * (bir kimse) birinden aldını ğ ötekine. ı kası ğ da ı ini . Ali kı baş ran kesen * zorba. bir baş ndan aldını ona vererek iş yürütmek.alı rma ş tı * Alı rmak iş ş tı i. ğ ı * Açızincirli (organik madde). ş ma. temrin. âlicenaplı k * Âlicenap olma durumu. ş erefli. * Âlime yakı âlimin yaptı gibi. yüksek. egzersiz. * Allah "Allah bilir" anlamı gelen bu söz. söylenen bir sözün doğ una inandı için kullanı na ruluğ rmak lı r. alı rmak ş tı * Alı na yol açmak. alinazik * Közlenmiş can. * Bir beceriyi. ı ğ ı kası ini Ali'nin külâhı Veli'ye. Veli'nin külâhı Ali'ye giydirmek nı nı * birinden aldını ğ öbürüne.

önceden pey verilerek yapı (satı tiğ lan ş ). * Alkali metallerin hidroksitleriyle amonyum hidroksitin genel adı maddelerde. k alkarna *İ stiridye. sezyum elementlerinin sağ ğmetaller. kök rmısı alize Alka Evli alkali * Tropikal bölgelerdeki denizlerde bütün yı l süresince düzenli esen birtakı rüzgârlar.aliterasyon * Ş ve nesirde uyum sağ iir lamak için söz baş nda ve ortaları aynı ları nda ünsüzün veya aynı hecelerin tekrarlanması . rpı alkıtoplamak ş . mükemmel. alkı ş lama. alkı m * Gök kuş ı ağ . rubidyum. ğ anlatmak için el çı ı rpma. kalevî. alkıkopmak ş * birdenbire güçlü bir biçimde el çı lmak. alivre satı ş * Vadeli satı ş . ı smı z demirden bir ağ . dağ ı tı ı tma. alkıağ ş ası * Padiş alkı ahı ş lamakla görevli kimse. midye. uz * En güzel. aliyyülâlâ alizarin * Kök boyası kı zı. Bu rmıya çevirmiş olduğ bitkisel mavi rengi eski durumuna döndürme özelliğvardı u i r. en iyi. alkali metaller * Oksitlenmelerini sodyum. alkı ş * Bir ş beğ eyin enildiğ onaylandını ini. . alkıalmak ş * çok beğ enilmek. alkalimetre. m * Oğ Türklerinin 24 boyundan biri. ladı ı alkalik * Alkali ile ilgili olan veya içinde alkali bulunan. alkalimetre * Bkz. * Dağ m. ran alkalölçer * Alkalilerin saflıderecesini belirtmeye yarayan cihaz. alivre * Ürün daha tarladayken. asitlerin kı zı . yetiş i zaman teslim edilmek üzere. potasyum. antiasit. tarak gibi kabuklu hayvanları avlamak için deniz dibini taramakta kullanı ağ kı lan. lityum. alkalölçer. alkaloit * Özellikleri ile alkalileri andı organik madde.

ı rı kün alkolizm alkollü * Alkollü içkilere hastalıderecesinde düş olma durumu. k kün * Alkolden yapı ş lmıveya içinde alkol bulunan. Allah Allah! * ş ma veya can sıntı anlatan bir ünlem. koruyucusu olduğ ve tek olduğ inanı yüce ve üstün varlı una una lan k. yüze gülücü. bazı nda * En büyük. Tanrı . Allah (bin bir) bereket versin . ş gibi sılarıveya pancar. alkıtufanı ş kopmak * sürekli ve coş alkıbaş kun ş lamak. *İ çkili. yağ . etil alkol. alkı lı ş k çı alkı ş lama alkı ş lamak * Bir ş beğ eyin enildiğ onaylandını ini. patates niş nış arap vı n astasın ekere dönüş türülmesi sonucu ortaya çı glikoz kan çözeltilerin mayalaş ş mıözlerinin damı tı yla elde edilen. uçucu. * taraftar olmak belli bir görüş yana olmak. ğ anlatmak için el çı ı rpmak. yüksek sesle "yaş "var ol" gibi sözler ile birini alkı a". en usta. vı nı Allah * Kâinatta var olan her ş yaratısı eyin cı. alkolik * Alkollü içkilere aş derecede düş olan (kimse). aş kı sı * Türk askerinin hücum narası . cı * Alkı olma durumu. alkolölçer * Sılardaki alkol oranı ölçmeye yarayan cihaz. ş lamak. ine alkil alkol * Alkol kökü.* çok alkı ş lanmak. * Bira. renksiz sı. ten alkı ş çı * Alkı ş layan (kimse). C2H5OH. alkı ş lanma * Alkı ş lanmak iş i. alkı ş lanmak * Alkı ş lamak iş konu olmak. yanı. dalkavuk. alkıtutmak ş * el çı rparak veya topluca. takdir etmek. * Allah adı isim tamlamaları tamlanan kelimeyi güçlendirir. * Ş akçı akş . * Beğ enmek. lması cı vı etanol. * Her türlü alkollü içki. ispirto. Rab. kokulu. ş çı * Alkı ş lamak iş i. Yaradan. Mevlâ.

Allah artı n rsı * (gerçek veya alay anlamı Tanrı nda) daha çoğ versin. imdi rsam Allah belâsı versin nı * ilenme sözü. lanı nda Allah büyüktür * günün birinde hakkı alacağ kendine yapı ş nı ı na. usanç bildirir. lmıolan haksı kları düzeleceğ inanmak gerektiğ zlı n ine ini anlatı r. Allah beterinden saklası (veya esirgesin) n * Tanrı daha kötü duruma düş ürmesin. ben de sana * ş sana borcumu ödeyecek param yok. z ini Allah bana. ş ş ma . Allah (seni) inandı n rsı * inanı lması kolay olmayan bir ş anlatı pek ey lı yemin yerine söylenir. ş ma. Allah bilir * belli değ il. Allah canı alsı nı n * ilenme sözü. bazen de gerçek öfke ile söylenen ilenme sözü. Allah aratması n * yakılacak bir durumda "Tanrı nı daha kötüsünü göstermesin" anlamı kullanı nda lı r. esirgesin. Allah bahtı güldürsün ndan * (evlenecek kıiçin) mutluluk dileğ belirtir.* bir kazanç karş nda durumundan hoş olmayı ı sı nut belirtir. ini) kazadan. Allah akı l fikir versin (veya Allah akı versin) llar * akı zca bir davranı bulunanlar için kullanı lsı ş ta lı r. yarıaş yollu. aş Allah bağ lası ı n ş * (çocuğ sevdiğ Tanrı unu. Allah cezası vermesin (veya Allah cezası versin) nı nı * yarıaka. ey ı sı k Allah acını sı unutturması n * Tanrı acı unutturacak daha büyük bir acı bu yı göstermesin. * bana öyle geliyor ki. unu Allah aş na kı * birlikte söylendiğsözün anlamı göre ant vermek veya yalvarmak için "Allah'ı seversen" anlamı i na nı nda. Allah bir dediğ inden baş sözüne inanı ka lmaz * birinin çok yalancı olduğ anlatmak için söylenir. belâdan korusun. unu Allah bir yastı kocatsı kta n * yeni evlenenlere "bir arada yaş n" anlamı söylenen bir iyi dilek sözü. kazanı öderim. rken Allah (veya Allahı m) * bir ş karş nda hayranlıveya yakarma bildirir. Allah bir * yemin yerine kullanı lı r.

ı rması laş Allah etmesin * olması istenilmeyen bir durumdan veya bir olaydan söz edilirken söylenir. Allah dirlik düzenlik versin * Tanrı huzuru versin. Allah eksikliğ göstermesin ini * pek gerekli olan bir ş kusuru anlatı eyin lı böyle de olsa onun varlına ş rken. kendisine iyiliğdokunan biri için kullandı bir iyi dilek sözü. lan ün ünü Allah ecir sabı r versin * baş lı dileğolarak söylenir. ğ ükredildiğ anlatı ı ini r. doğ rusu. langında uğ nda Allah herkesin gönlüne göre versin * Tanrı herkesin dileğ yerine getirsin. ayası nda lan Allah göstermesin * Tanrı kötü bir durumla karş maktan korusun. Allah emeklerini eline vermesin * Tanrı emeklerini boşçı a karması n. Allah derim * pek bozuk bir iş sorulan "ne dersin?" sorusuna karş"söyleyecek baş söz bulamı için ı ka yorum" anlamı nda kullanı lı r. ı laş Allah hakkı için * ant içmek veya ant vermek için kullanı lı r. çok Allah hayı etsin rlı * genellikle bir olay baş cı "Tanrı urlu etsin" anlamı söylenir. n" nda Allah düş ma vermesin manı * anlatı bir kötülüğ büyüklüğ belirtmek için söylenir. Allah gecinden versin * "çok yaş n"' anlamı kullanı bir iyi dilek sözü. çocuğ yetim veya öksüz bı u rakması anlamı bir iyi dilek sözü. ini Allah hoş olsun nut * bir kimsenin. aile Allah dokuzda verdiğ sekizde almaz ini * alıyazı ne ise o olur.Allah dağ göre kar verir ı na * Tanrı herkese dayanabileceğölçüde sıntı i kı verir. bereket versin. Allah Halil İ brahim bereketi versin * Tanrı versin. n sı Allah dört gözden ayı n rması * "Tanrı . Allah esirgesin (veya saklası n) * Tanrı korusun! Tanrı kötü durumla karş tı n!. i ğ ı Allah için * gerçekten. unu * birinin yaptı bir hizmet anı ğ ı lı onun için teş rken ekkür yollu söylenir. . sağğ ı i Allah eksik etmesin * Tanrı yokluğ göstermesin.

nları . a ş ı sı görü Allah kabul etsin * sevap sayı bir iş ldında söylenir. ya iyi olsun. lan yapı ğ ı Allah kahretsin * "Tanrı cezası versin" anlamı bir ilenme sözü. Allah ömürler versin * saygı gösterilen bir kimseye selâm veya teş ekkür olarak söylenir. Allah kuru iftiradan saklası n * bir suçlama karş nda bunun sı iftira olduğ anlatmak için söylenir. en yakı na bile muhtaç etmesin. * karşk beklemeksizin. ı lı Allah sağ gözü (veya eli) sol göze (veya ele) muhtaç etmesin * Tanrı kimseyi kimseye. bulunduğ yerden ayrı kalanlara kavuş dileğ bulunmak için söylenen söz. ı r aka Allah mübarek etsin * kutlu olsun. nı u lı nca ma inde Allah kazadan belâdan saklası n * Tanrı n insanı 'nı türlü kötülüklerden koruması iyle söylenen bir iyi dilek sözü. izin Allah korusun (veya saklası n) * Tanrı tehlikeye. ı sı rf unu Allah manda ş ğversin ifalı ı * çok veya ağ yemek yiyenler için ş yollu söylenir. dileğ Allah kerim * Tanrı büyüktür. Allah rahatlıversin k * genellikle yatmaya gidilirken söylenen bir iyi dilek sözü. * ne olursun. nda) kı ma Allah ne verdiyse * yemek olarak evde ne varsa. Tanrı güvenmeli. Allah rahmet eylesin * ölüleri hayı anmak için söylenir. 'ya Allah kı ederse smet * Tanrı verirse. Allah övmüş yaratmı de ş * çok güzel olanlar için söylenir. nı nda Allah kavuş tursun * birinin yakı.Allah iki iyilikten birisini versin * (ağ hasta için) ya ölsün kurtulsun. rla Allah rı için zası * dilencilerin para isterken söyledikleri yalvarma sözü. kötü duruma düş ürmesin!. ı r Allah iyiliğ (veya lâyınıversin ini ğ ) ı * hoşgitmeyen bir davranıkarş nda hoş ile söylenir. Allah müstahakı versin nı * (gerçek veya alay anlamı çış anlatan bir söz. * onaylanmayan bir durumda alay yollu kullanı lı r.

itlik lan tı ı tı Allah taksimi * Eş gözetilmeden yapı paylaşrma kul taksimi karş . lı ş Allah vermesin * bir ş olmaması ini anlatı eyin dileğ r. gidersen git" anlamı kullanı nda lı r. Allah yapı sı *İ nsanlar tarafı değ de tabiatta olduğ gibi. çok hı yası rpalamak. Allah senden razı olsun * yapı bir iyilik karş nda "Tanrı lan ı sı seninle birlik olsun. yaşlı kı göstermesin. Allah utandı n rması * bir iş giriş e enlere söylenen baş dileğ arı i. Allah vergisi * Tanrı vergisi. kul taksimi karş . yaradı tan olan yetenek veya özellik. * yolda güçlük içinde bulunanlara iyi dilek sözü olarak kullanı lı r. Tanrı ktı ru tanı r. kta Allah sonunu hayı r etsin * bir iş sonucu için kaygı in duyulduğ unda söylenen bir iyi dilek sözü. Allah vere de * iyi dilek anlatı r. * uzaktaki tanıklar anı dı lı kullanı rken lı r. itlik lan tı ı tı Allah taksiratı affetsin nı * (ölüler için) Tanrı kusurları bağ lası nı ı n. Allah yazdı bozsun ise . ey lma aka * dilenciyi savmak için söylenir. ndan il u Allah yarattı dememek * kı ya dövmek. Allah var (veya Allah'ı var) * doğ rusunu söylemek gerekirse. Allah taksimi * eş gözetilmeden yapı paylaşrma. * birinden pek yana olmayan bir söz söyleneceğzaman onun adı önce getirilen giriş i ndan sözü. Allah versin * iyi bir ş ele geçirenlere memnunluk bildirmek için. iyiliğ senden esirgemesin" anlamı teş ini nda ekkür olarak kullanı lı r. bazen de takı ve ş için söylenir.Allah selâmet versin * yola çı kanlara "Tanrı kazadan belâdan korusun" anlamı söylenen bir uğ nda urlama sözü. * "keyfin bilir. Allah son gürlüğ versin ü * Tanrı lı sıntı . ş Allah tamamı eriş na tirsin * herhangi bir iş veya olayı iyi sonuçlanması iyle söylenir. Allah seni (veya sizi) inandı n rsı * doğ söylüyorum. n dileğ Allah tekrarı erdirsin na * tekrar bu günleri görün.

* insan gönlü. ğ ı Allah'ıbinası yı n nı kmak * kendini veya baş nı kası öldürmek. zavallı (kimse). Allah'ıemri n * kader. Allah'ıcezası n * pek yaramaz. Allah yürü ya kulum demiş * az zamanda çok para kazananlar veya iş çok ilerleyenler için söylenir.* gerçekleş istenmeyen bir olay veya durum için kullanı mesi lı r. Allah'ıbelâsı n * varlı üzüntü veren. benden bir ş üp nan m ey umma" anlamı söylenir. Allah'ıgazabı n * çok sıntı kı veren ş ey. "bereket versin" gibi durumdan memnun olunduğ anlatı unu r. kkı k Allah'ıadamı n * garip. ş irret. Allah'ı insanı bir yer çok. Allah'ı(veya Tanrı n) günü n 'nı * (bı nlıduygusu ile) hemen hemen her gün. inde Allah ziyade etsin * (kahve ve yemekten sonra) "Tanrı rsı anlamı kullanı bir iyi dilek sözü. ş ma veya usanç gibi aş duygular da anlatı r. ssı Allah'ı m! *ş iddetli bir duygulanma anlatan ünlem. az * pek ı z ve kuytu bir yer. Allah'a bir can borcu var * Allah'a vereceğcanı baş hiç kimseye bir borcu yok. i ndan ka Allah'a emanet * "Tanrı esirgesin" anlamı birini överken söylenir. nda Allah'ı (veya Allah'ı) seversen nı * "Allah aşna" gibi. artı n" nda lan Allah'a (bin) ş ükür * "hamdolsun". Allah'ıevi n * cami. . saf. mescit. yerine göre ant verme. yalvarma için kullanı kı lmakla birlikte. nda Allah'a emanet olun * ayrı n kalana söylediğbir esenleme sözü. lanı i Allah'a yalvar * kendi kusuru yüzünden güç bir duruma düş yakı kimseye "ben sana yardı edemem. lanı i Allaha ı smarladı k * Ayrı n kalan veya kalanlara söylediğbir iyi dilek sözü.

Allahütealâ * Yüce Tanrı Allah. Allah'ı bulsun ndan * ben kendisine bir ş yapmayacağ yaptı kötülüğ cezası Tanrı ey ı m. dilek ve yalvarma amacı kullanı yla lı r. insafsı acı z. allahsı k zlı * Tanrızlı sı k. Tanrız. n) aş lacak nda lı r. ş ı allak bullak etmek * karmakarık bir duruma getirmek. Allah'tan * iyi ki. ş ı bir durum alması kullanı in. karmakarık olmak. aşna ş mak. Allah'ı seversen nı * istek. .Allah'ıhikmeti n * beklenmeyen. aldatı. insafsı vicdansı ması z. Allah'ıkulu n * insan. Allah'ıiş bak n ine * (bir iş bir olayı beklenmedik. allak bullak olmak * çok karık duruma gelmek. z. nda Allahüâlem * Tanrı daha iyisini bilir anlamı kullanı nda lı r. 'nı ğ ı sı * Acı z. düzeni bozmak. ğ ı ün nı versin. kimse. düzeni bozulmak. cı * Kendisine güvenilmesi doğ olmayan (kimse). karı l. lı ş * Kendisinden hiçbir iş yararlıumulmayan saf ve zararsı(kimse). . ş ı * (aklı. sebebi anlaş ı lmayan veya ş ı ş için kullanı aş eyler lan lı r. ulu allak * Sözünde durmaz. ş ı * (akızihin) ş kı dönmek. kiş i. allama * Allamak iş i. ru allak bullak * Alt üst. ması Allah'tan umut kesilmez * daha çok ağ hastalar için söylenilen "iyileş ı r ebilir" anlamı bir iyi dilek sözü. zihnini) düş nı ünemez duruma getirmek. ktı Allah'tan korkmaz * can yakı. * yaradı tan. karmakarık. cı z. dönek. altı ş ı üstüne gelmek. Tanrı n varlına inanmayan. allahlı k allahsı z * Tanrı tanı 'yı mayan. utan. ş ı aş rmak. te k z Allah'tan kork! * "yapma. yazı r!".

* Alı . allaş ma allaş mak allegretto allegro * Bir parçanıcanlı eli ve hı çalı ı anlatı n . ahize. reseptör.allamak allâme * "Süslemek. * Allaş iş mak i veya durumu. çok bilgili. ntı * Bir elektrik akı nı p baş bir kuvvete çeviren cihaz. * İ sı çine ğ mak. allem * Bir işistediğduruma getirmek için "her türlü kurnazca çareye baş i i vurmak" anlamı allem etmek kallem yla etmek deyiminde geçer. iktibas. * Bir parçanıallegrodan biraz daha ağ çalı n ı nacağ anlatı r ı nı r. nları na * Almak iş i. alı. neş zlı nacağ nı r. allâmelik taslamak * bilgisiz olduğ hâlde her ş bilir görünmek. fethetmek. alma almaç almak . kaldı rmak. * Satıalmak. allı allı pullu allı k * Üzerinde al renk bulunan. u eyi allanma allanmak * Süslenmek. n * Ele geçirmek. * Bir ş elle veya baş bir araçla tutarak bulunduğ yerden ayı eyi ka u rmak. * Al duruma gelmek. * Göz alı renkler ve ş cı eylerle süslenmiş . * Yanı bulundurmak. * Kadı n süs için yanakları sürdükleri al boya. eyi allâmelik * Allâme olma durumu. nda * Birlikte götürmek. donatmak" anlamı gelen allamak pullamak deyiminde geçer. * Al olma durumu. mı alı ka cı * Bir ş veya kimseyi bulunduğ yerden ayı eyi u rmak. na * Derin ve çok bilgisi olan. * Allanmak iş i. allâme kesilmek * her ş bilir görünmek.

* Yerini değtirmek. iş * Temizlemek. çekmek. n * Sürükleyip götürmek. iletilmek. içine çekmek. * (ölüm sebebiyle) Ayrı lmak. * Bir yeri savaş ele geçirmek. * (motor) Çalı ş için gerekli olan elektrik veya yakı yararlanı ması ttan r duruma gelmek. * Hint-Avrupa dillerinin Cermence kolundan.. * Vücuttaki hasta bir organı ameliyatla çı karmak. * Baş lamak. Almanya. Alman papatyası * Orta Avrupa'da yetiş bir papatya türü (Anfhemis mobilis). * (süre için) Değtirmek. işbaş e latmak. iş * .. * Davranıveya makam değ tirmek. istatistik bilgilerini gösteren kitap biçiminde takvim. koparmak. * Kı saltmak. tehlikeli bir ş uğ eye ramak. kanmak. Alman gümüş ü * Çinko. la * (tat veya koku için) Duymak. * Zararlı . ile evlenmek. Almancı * Almanya yanlıolan (kimse). or. * Kazanmak. ey. (mesafe) katetmek. ş iş * (içecek veya sigara için) İ çmek.* Kabul etmek. koymak. sı . iş çekmek. * Yolmak. * (yol için) Gitmek. almamazlı k * Kabul etmeme durumu. * Alman halkı Almanya'ya özgü olan ş na. * Görevden. bakıve nikelden yapı gümüş andır bir alaş mayş r lan. m meteoroloji. * Göreve. kullanmak. sarmak. tı * İ sı çeri zmak. elde etmek. * Kendine ulaşrmak. Almanca dil. Alman * Cermen soyundan olan halk ve bu halktan olan kimse. yı . ay gibi bölümlerinden baş bayram. * Soldurmak. hafta. * Bürümek. * Örtmek. gibi anlamak.. almanak * Yı gün. l dönümü gibi belli günleri ve birtakı astronomi. eksiltmek. yı lı n ka. * Yutmak. * (duşbanyo için) Yapmak. yok etmek. Avusturya ile İ sviçre'nin bir bölümünde kullanı lan * Almanlarıkullandı dil. kaplamak. * (erkek. * Gidermek. kadıiçin) . en Alman usulü * Bir topluluk için yapı harcamada giderlerin herkese eş olarak bölüş lan it türülmesi yöntemi. * Çalmak. ten * Kazanç sağ lamak. n ğ ı * Bu dile özgü olan.. ü rı ı m. * (içeri) Götürmek.

mütenavip. ön alnı k yüzü ak açı * çekinecek hiçbir durumu veya ayı olmayan. Almanlaşrma tı * Almanlaşrmak iş tı i. nda iş * Almaş olarak iş lı leyen. tertemiz. alternatif. almaş * İ veya daha çok ş sı ile değ tirilerek kullanı ki eyin ra iş lması kendiliğ veya inden değerek çalı . bı alnı kara sürmek na * bir kimsenin haksıyere kötü tanı z nması yol açmak. kötü talihi. Almanlaş mak * Alman yaş ş nı ayıtarzı benimsemek. alnın kara yazı nı sı * kötü kaderi. una alnı öpmek ndan * beğ enmek. na alnı yazı ş nda lmıolmak * bir olayı kiş baş gelmesini Allah'ıbuyurmuş n. Almanlaşrmak tı * Almanlara özgü yaş ş ayıtarzı kazandı rmak. münavebe.* Almanya'da çalı Türk iş ş an çisi. eyin . yapraklar. ş erefiyle. keş iş ş ması ikleme. Almancı lı k * Almancı davranma. ması lan . alnı karı nı ş lamak * küçümseyerek meydan okumak. u almaş ı k * İ veya daha çok ş sı ki eyin ralanmaları değiklik olan. alnın akı nı ile * ayı planacak bir duruma düş meden. almaş lı alnaç * Almaş niteliğolan. i * Bir ş ön tarafı yüzü. baş göstermiş arı olarak. almaş k ı klı * Dönüş ümlü ve düzenli sı ralanma. * Birinin doğ olması ru ötekinin yanlı ğ gerektiren iki önermenin oluş şı lını turduğ sistem. gibi Almanlaş ma * Almanlaş iş mak i veya durumu. alo * Telefon konuş nda kullanı seslenme sözü. almaş yapraklar ı k * Sapı iki yanı karş klı il de aralı olarak bir sağ bir solda bitmiş n nda ı değ lı klı da. inin ı na n olduğ inanmak. takdir etmek.

alogami alotropi alp * Bir çiçek tepeciğ baş bir çiçek tozu ile tozlanması inin ka . üst ı tı * Bir nesnenin tabanı . alt alta * Birbirinin altı olarak. eyin n * Birkaç ş içinden bize göre uzak olanı eyin . . ayrı larda ldı ı m. na alanı * Alş ile uğ an kimse. alpaks alpinist alpinizm alplı k * Alp olma durumu.. * Bir ş yere bakan yanı karş . cı * Dağ lı cı k.. ocak alevi. uzun tüylü. * Oturulurken uyluk kemiklerinin yere gelen bölümü. it. altı biçiminde kullanı ğ "bir ş etkisinde" anlamı verir. fiziksel bakı mdan ayrı özellikler gösterebilmesi durumu. alt cins * Bir cins içinden ayrı ikinci derecede bir cins. fosfor gibi maddelerin. nda" ldında ı eyin nı * Alt bir isimle tamlama kelime oluş turduğ unda a) önceki ismin kavramı etki veya yer anlamı na katar: Ayak altı (sıflamalarda) ikinci derecede olan. alş imi alş imist alt * Elementleri altı çevirmek isteyen bir iş . memeli bir hayvan (Lama glama pacos). lan . Alp yı zı ldı * Dağ n çok yüksek yamaçları yetiş bir çiçek (Paradisia liliastrum). yiğ kahramanlı itlik. * Mücahit. simya. n * Alt kelimesi ". Güney Amerika'da yaş ayan. ir ş ı alt bölüm * Yazı bölümlerin ayrı ğparçalardan her biri. simyacı imi raş . * Yiğ kahraman. Alp eren * Derviş . nda alt alta üst üste * birbirleriyle itiş kalkır durumda. k. eyin . * (birkaç ş eyden) Yere yakıolan. b) nı * (kaynatma veya piş irmede) Yanan ocak. ları nda en alpaka * Çifte parmaklı takı nıdevegiller sıfı lar mın nından. * Karbon. * Kolayca bükülebilen alüminyum ve silisyum karımı ş . ı * Dağ . * Bir ş yere yakıbölümü. * Bu hayvanıyünü veya bu yünden dokunan kumaş n .

nda * Bazı gövde ve yaprakları üst derilerinin altı bulunan. karşkarş konmuş önermeden ı ı ya iki her biri: Bazı insanlar bilgindirler" ile "Bazı insanlar bilgin değ ildirler" gibi. çoğ kez hücre zarları nlaş ş doku. sı nı getirmek. alt karş ı t * Konusu ile yüklemi aynı olan. ı z alt etmek * üstünlük sağ lamak. alt diş alt dudak * Dudaklardan altta bulunanı . n nda u kalı mıözel hipoderm. içmek.alt çene * İ ve hayvanlarda yiyecekleri çiğ nsan nemeye yarayan. oynayabilen çene. alt ı rk * Aynı içinde yetiş ı rk tirme amacı ve çevreye bağ kalı na lı narak değme uğ lmıve bu yolla ı içinde iş ratı ş rk özellikle fizyolojik nitelikleri bakı ndan kalı sapma gösteren hayvan topluluğ mı tsal u. * Böceklerin ağ sisteminde bulunan alt parça. öbürü tikel olumsuz. . yenmek. hipoderm. alt deri * Üst derinin altı bulunan ikinci tabaka. alt kat alt kurul alt olmak alt sıf nı * Bir sıf içinden ayrı ikinci derecedeki sıf. ndan * Alt çene üzerinde sı ralanmıdiş biri. nı n ndan * Belli bir konuyu ele almak amacı bir kurul içinden birkaç kişseçilerek oluş yla i turulan kurul. alt tabaka * Tabakalardan altta bulunan. alt çene oynamak * yemek. nı lan nı alt ş ube * Bir ş içinde kurulan ikinci derecedeki ş ube ube. * Bir yapın veya aracıkatları altta bulunan bölümü. alt damak * Damaklardan altta olanı . * yenilmek. n lan alt geçit * Trafik akı nı mı kesmemek için bir yolun altı geçirilen yol. ş lerin alt güverte * Gemilerde güvertelerden altta bulunanı . alt hava yuvarı * Dünyamı kuş atmosferin 10 km kalı ğ olan alt katmanı zı atan nlında ı . biri tikel olumlu. rtı yere alt familya * Bir familyanıiçinden ayrı ikinci derecede bir familya.

* iş daha sonrası in . alt tür alt üst * Bir tür içinde ayrı ikinci derecedeki tür. ş ı ı nı alt üst böreğ i * Önce bir yüzü. dergi gibi yayı nlarda çı resim ve fotoğ kan rafları klayan yazı açı . kı * rahatsı zlanmak. zlı alt üst olmak * çok karık duruma gelmek. alt yanı kmaz sokak çı * sonu gelmeyen. * çok karık duruma getirmek. yılmak. için n * Toplumun ekonomik yapını turan ve insan bilincinden bağ z olarak biçimlenen üretim sı oluş ı msı iliş kilerinin hepsi. ler alt yapı * Bir yapı gerekli olan yol. ini alt yazı lı * Alt yazı bulunan (film. sonra çevrilerek öbür yüzü kı larak piş zartı irilen börek. lan * Çok karık ve dağ k. kanalizasyon. üzülmek. sı Altayca * Altay Türkçesi. alt tarafı (veya yanı ) * geriye kalanı . tı alt yazı * Gazete. üst yapı ı karş . i lan * Altayistik ile uğ an kimse. görüntü). Kore ve Japon dillerinin kendisinden türediğvarsayı ana dil. ol. Moğ Mançu-Tunguz.alt takı m * Bir takı içinde kurulan ikinci derecedeki takı m m. alt yazı lamak * Alt yazı hazı ları rlamak ve gerçekleş tirmek. raş Altayist Altayistik . alt yazı cı layı * Alt yazı lamak iş yapan (kimse). alt üst etmek * alt yüzünü üst yüzüne getirmek. alt yazı lama * Alt yazı iş lmak i. elektrik gibi tesisatlarıhepsi. * Yabancı dildeki bir filmin konuş maları çeviri olarak görüntünün altı veren yazı nı nda . ş ı * zarar vermek. * değ olup olacağ eri. tedirgin olmak. * huzursuz etmek. * Türk. ı . yı kmak. su. sonuç alı namayan iş için söylenir. ş ı * heyecanlanmak. rahatsı k vermek. düzenini bozmak.

biri tikel olumlu. iş altı kaval. uğ an bilim dalı raş . biri tikel olumsuz iki önerme arası ndaki bağ durumu. altı kaval üstü şhane. yöntem. nda mı an m altı lı k * Altı bir arada. mı altes * Prens ve prenseslere verilen ş unvanı eref . müseddes. altı yol * Altı yolun birleş i yer. ka * Almaş ı k. alternatif * Seçilebilecek bir baş yol. mütedahil: "Kimi insanlar fanidir" önermesi "Bütün insanlar fanidir" lantı önermesinin altı olur. domino gibi oyunlarda üzerinde altıareti bulunan kâğ veya pul. üstü şhane iş * (giyim için) altı . ndan ndan kaldı altı olmak yaş * işbirtakı oyunlar karı e m ş böyle bir iş giriş mak.* Altay grubuna giren Türk. altı gen * Altı kenarlı çokgen. altı altı üstü kalay alay * içi dıgibi özenilmiş ş ı olmayan ş için söylenir. üstüne uymaz. altı sı taneden oluş . tane *İ skambil. kültür ve tarihleriyle ol. ten nı ve yı * Beş bir artı ten k. e mekte sakı ncalar bulunduğ anlaş u ı lmak. altı okka etmek * birini kolları ve bacakları tutup yukarı rarak sallamak veya götürmek. Japon ve Korelilerin dil. Moğ Mançu-Tunguz. tiğ altı yemek dan * hastahanelerde hiç perhizi olmayan hastalara verilen tam yemek. biri tümel olumsuz. * Bu unvanı ı kimse. altı k * Konusu ile yüklemi aynı olan. taş yan * Beş sonra gelen sayın adı bu sayı gösteren rakam. Vl. altı alabilen. * Dalgalı m). iş ı t * Divan edebiyatı her bendi altı sradan oluş nazı biçimi. ğ ı altı lı * Altı parçadan oluş kendinde herhangi bir ş an. Büyük Ayı n karş nda bulunan takı yı z. eyden altı bulunan. seçenek. (akı alternatör * Dalgalı elektrik akı veren üreteç. sa altı kaval üstü şhane iş * Bkz. biri tümel olumlu. muş tane . eyler Altı Kardeş * Kuzey kutup yönünde. edebiyat. 6. 'nı ı sı m ldı altı ş karıbeberuhi * kı boylu olanlar için alay yollu söylenir.

ipeka (Cephaelis ipeca cuanha). altıkaplama n * Herhangi bir metal altı suyuna batılarak ince bir altıtabaka ile sarı altı benzetilmek. altıbilezik n * Altı yapı ş ndan lmıkola takı ve pek çok türü olan süs eş . ler altıanahtar her kapı açar n yı * para olunca her güçlük yenilebilir.9 olan. r altıkökü n * Güney Amerika'da yetiş kusturucu niteliğolan bir kök. en. * Niteliğiyi olan. altısuyu n . altıkesmek n * çok para kazanıolmak. değ i erli. yüksek değ paslanmaz erli. * Altı yapı ş ndan lmı . i altıküpü n * Altı para biriktiren. kıadı oldu n pul z dul * uygunsuz davranı yüzünden temiz tanı kiş i lekelendi. prime time. altıçağ n * En parlak ve mutlu çağ .altı n * Atom sayı 79. sarı na . çok altıbeş n ik * Bir elleriyle kendi bileklerini kavrayan iki kiş öteki elleriyle karşklı inin. * Altı yapı ş ndan lmısikke. altıgibi n * altı benzeyen. nı u altısarı n sı * Altı rengini andı n ran. n çok altıleğ kan kusmak n ene * varlıiçinde hastalıveya sıntı k k kı çekerek yaş amak. atom ağ ğ196. kı saltması Au. parası olan kimse. altıadı oldu. lan yası * Para getiren sanat veya meslek. altısaat n *İ zlenme oranın en çok olduğ vakit. 10640 C de eriyen. ı olarak birbirlerinin bileklerini lı tutmaları . element. n rı n larak na altıkeseğ n i * Yerden temiz külçe durumunda çı altı kan n. ş ları nan iliğ altıadı bakıetmek n nı r * kötü iş yaparak temiz ve parlak ününü karartmak. altıbabası n * Çok zengin. kolay iş sı ı ı rlı lenen. parası olan. üstün nitelikte olan. altıeli bı kesmez n çak * varlı veya değ kiş klı erli ilerin elini kimse bükemez.

üstesinden gelememek. altıyumurtlayan tavuk n * mesleğ sanatı i. * turist. ı na altı nbaş altı ncı * Daha çok Ege bölgesinde yetiş yuvarlak. baş ü armak. altıyı n l * Eş birlikte ulaşkları evlilik yı lerin tı 50. ilen te a ı laş altı çapanoğ çı ndan lu kmak * bir iş baş dert olacak bir durumla. özellikle plâtin sı sı muş ve altıgibi metalleri çözmekte kullanı bir karım. parası olan. altı duygu ncı * Ön sezi. altı kalkmak ndan * bir güçlüğ yenmek. düş p altı kalkamamak ndan * bir işbaş i aramamak. yumuş huylu görünmek. altıyürekli olmak n * çok iyi niyetli olmak. gelirli kimse. lı . toprak olur (veya altı yapı elinde bakı n na ş sa r kesilir) * giriş i iş tiğ lerde büyük talihsizliklere uğ rayan kimsenin durumunu anlatı r. üzerine dikkati çekmek. . vurgulamak. altı kalmamak nda * karşğ vermek. kalı kabuklu güzel bir kavun türü. parayı üncesizce harcayıtüketmek. altı çizmek nı * (bir sözün) önemini belirtmek. nca * Altı sın sı sı . te a ı laş altı girip üstünden çı ndan kmak * malı . altıyağ n murcun * Bir tür kuşyağ kuş . mur u. . altıtutsa. sı beş sayını ra fatı rada inciden sonra gelen. altı his ncı * Bkz. n lan ş ı altıtopu n * güzel ve tombul olan kucak çocukları bir benzetme sözü olarak kullanı için lı r. bir sorunla karş mak. becerememek.* Bir kım konsantre nitrik asit ile üç veya dört kım konsantre hidroklorik asitten oluş . * kendini savunamamak. altı duygu. en. lı altı Çapanoğ çı ndan lu kmak * giriş iş baş dert olacak bir durumla karş mak. ncı altı kalmak nda * ezilmek. ak altı etmek (veya kaçı na rmak) * yatağ veya donuna abdest etmek. gördüğ iyilik veya kötülüğ karşksıbı ıı lını ü ü ı z rakmamak.

revolver.altı ı nı slatmak * yatağ veya donuna küçük abdestini etmek. n altı noluk * İlemeli kadış . altı ntop * Turunçgillerden. karmakarık etmek. sı bölgelerde yetiş bir meyve ağ . * Tabak veya bardak altı . birlikte. z * İ çeneklilerden. greyfrut. tadı msı acı sı acı meyvesi. nda ş ar ı * İ bir tür palamut balı. * Bu kumaş yapı gelin giysisi. * Özel diye alı bir ş genel bir kavramıaltı yer vermek. * Hayvanlarıaltı yayı ot veya saman. tane ek * Altı sın üleş sayını tirme biçimi. her sı altlı k . greyfrut (Citrus decumana). ve * Alt ve üst katta olmak üzere. n na lan * Arabaya koş atları yolları ulan n kirletmemesi için kuyruğ unun altı yerleş na tirilen torba. dikenli ve kürecikler hâlinde sapları bir kaktüs türü (Trollius ranunculoides). altı ma nlaş * Altı mak işveya durumu. altimetre altlama altlamak altlı * Altı olan. kımemesi. nlaş i altı mak nlaş * Altı durumu veya görünümü almak. ı na altı üstüne getirmek nı * söz veya tutumuyla çevreyi birbirine düş ürmek. uzun. ş n alvarı * Altı sı veya kı n rma laptanla iş lenmiş çizgili ipek kumaş bu cins kumaş n üstünde bulunan sı ve ları rma iş lemeli yollar. * Sarı n üstüne sarı sı ş kları lan rma erit. tan lan altı patlar altı ş ar altı z * Bir doğ umda dünyaya gelen altı (kardeş ). * Yükseklikölçer. ri ğ ı * Ayrı renkte altı olan kumaş yolu . cak en acı * Bu ağ n kanarya sarırenginde. ki olan altı ntop altı parmak * Ellerinde veya ayakları altı parmağolan (kimse). altlı üstlü * Altı üstü birlikte. * Altlamak iş i. ş ı * bir ş bulmak için aramadıyer bı ey k rakmamak. n nda * Altı fiş alan toplu tabanca. her birine altı seferinde altı bir arada olan. nan eye. .

nda lı r. cilveli (kadı n). alümin. n *İ ffetsiz. LX. nı ve yı * Altı on. nda ş ı altmıncı ş ı * Altmısı nısı bildiren biçimi. her birine altmı her defası altmı bir arada olan. çekiş mede yenilmek. altta kalmak * herhangi bir çatı ş mada. an ı ak. 60. fakir. * Alüfte olma durumu. beyaz bir toz olan alüminyum oksit (Al2O3). nı altunî alüfte alüftelik alümin * Suda çözünmeyen. altmıaltı ş * Altmıaltı almakla kazanı bir çeş iskambil oyunu. * Altı renginde olan.altmı ş * Elli dokuzdan sonra gelen sayın adı bu sayı gösteren rakam. 20500 C de eriyen. ş fatın ra rada altmı k ş lı *İ çinde altmıtane bulunan. el altı ndan. ş . sı elli dokuzuncudan sonra gelen. ş altmıdörtlük ş * Bir notanıaltmıdörtte biri değ n ş erinde olan nota. ş ı nda * Kemanla viyolonsel arası büyük keman. viyola. alttan güreş mek * gizli gizli yenme yolları kollamak. alttan alta * gizlice. altmı ş ar * Altmısı nıüleş ş fatın tirme biçimi. ş * Altmıyaş olan veya görünen. ş sayı lan it altmıaltı bağ ş ya lamak * temelli olmayan bir çözümle durumu kurtarmıgörünmek. altta yok üstte yok * yoksul. alüminyum . oynak. elli dokuzdan bir artı kere k. * Kontralto. alümina * Bkz. alto altta kalanıcanı ksı n çı n * "herkes baş n çaresine baksı gücü yetmeyen ne olursa olsun" anlamı kullanı ı nı n. alttan (veya aş ı almak ağ dan) * sert konuş birine karşyumuş olumlu davranmak.

ferç. * Kana al rengini veren. gümüş 13. -am / -em * Fiilden isim türeten ek: tut-am. * Gaye. amma. ı ı rlı parlaklında. alyans alyon alyuvar Am * Amerikyum'un kı saltması . alüminyum taş ı * Boksit. alüvyon lı ğ . kil gibi çok ince taneli ş n ı ğ yı dı balçı eylerin kum ve çakı karı yla oluş yın. * Beklenmeyen bir sonucu anlatan iki cümleyi onun sebebi durumunda olan cümleye bağ lar. * Görmez. lla ş ması an ğ ı * Torba biçiminde küçük boş veya geniş luk lemiş sı kım. küçük hücre. * ş ı niteliğolan. beyaz. hedeflenen amacıdında. ma inde . * Para babası . âmâ amabile amaç amaç dı ş ı * Gaye dı. yuvarlak. ama ne * ne hoş . * Hedef. * Alüminyumdan yapı ş lmı . * Niş yüzüğ an ü. ş ı n ş ı amaç edinmek * bir amaca ulaş isteğ bulunmak. kör. * Bir yargı veya bir buyruğ pekiş yı u tirmek için de kullanı lı r. * Uyarma veya ş bir ifade niteliğ olan bir cümleyi. baş bir cümleye bağ artlı inde ka lamaya yarar. aş lacak i * Bir parçanısevimli ve cana yakı çalı ı anlatı n n nacağ nı r. çekirdeksiz. alvere tulumbası * Emme basma tulumba. 6600 C de eriyen hafif bir ğ ı element. * Eriş ilmek istenilen sonuç. dön-em vb. Kı saltması Al. am * Diş organı ilik . ama * Çeliş ve tutarsıiki cümleyi birbirine bağ kili z lamaya yarar.* Atom numarası atom ağ ğ26.98 olan. alveol * Akarsularıtaş p yı kları k. eritrosit. * Bazen dikkati çekmek için cümlenin sonuna getirilir. maksat.

. aman dedirtmek (veya amana getirmek) * karşkoyan birini boyun eğ zorunda bı ı mek rakmak. istihdaf etmek. amaçlamak * Bir amaca ulaş istemek.amaç gütmek * bir amacı gerçekleş tirmeye çalı ş mak. z amade -amak amal âmâlı k * Âmâ olma durumu. istihdaf. i. gayesiz. beğ aş enme veya beğ enmeme. zor durumda bı rakmak. * (bir iş Yapmaya hazı i) r. aman bulmak * kurtulmak. amaçlama * Amaçlamak işhedef alma. lem aman * Yardı istendiğ anlatı m ini r. * Usanç ve öfke anlatı r. amaçlı lı k * Amaçlı olma durumu. * İler. * Dikkat uyandı için kullanı rmak lı r. amaçlanmak * Amaçlamak iş konu olmak. ine amaçlı * Amacı olan. * Rica anlatı r. amalierbaa * Matematikte dört iş terimine verilen ad. * Bir amaca yönelik. kaç-amak vb. iş ş lemler. * Çok beğ enmeyi anlatı Aman ne güzel ş Bu anlamda kullanı ğ buna da edatı getirilebilir. amaçsı z * Amacı olmayan. gayeli. mayı amaçlanma * Amaçlanmak iş i. aman Allah (Allahı m) * ş ma. amaçsı k zlı * Amaçsıolma durumu. * Fiilden isim türeten ek: bas-amak. * Bir suçun bağlanmasın istenildiğ anlatı ı ş nı ini r. korku gibi duyguları belirtmek için kullanı lı r. tutamak. r: ey! ldında ı da * Ş ma anlatı aş r.

ı sı ip nı ı ş nı aman vermek * canı bağlamak. z ı tı amatörlük * Amatör olma durumu. . * Ata binen kadı n. lanabilir. hevesli. cana kıcı yı. * ele geçirilmeyen veya kaçan bir ş üzülmek boş çünkü her zaman benzeri sağ eye tur. Amasya'nıbardağ biri olmazsa biri daha n ı . plâstik madde gibi malzeme. nı ı ş aman vermemek * rahat bı rakmamak. yayı ı t. m aman dilemek * önce direnirken zor karş nda boyun eğ canın bağ lanması dilemek. ambalâjcı * Ambalâj yapan kimse. sandı eyi) klamak. ması * Hoş görüsüz olarak. i il. aş amanname * İ devletlerinde düş slâm mana güvenlik içinde olduğ bildirmek üzere verilen belge. hiç acı mayan. göz açtı rmamak. ambalâj yapmak * (bir ş bu gibi maddelerle paketlemek. amazon * (eski çağ n Amazonları benzetilerek) Erkek gibi. savaş ları na safları yer alan kadı nda n. aması maması yok! * hiçbir özrün geçerli olamayacağ anlatı ı nı r. profesyonel karş . amansı zca * Öldürücü bir durumda. acı z olarak. aması var * herkesin bilmediğsakı veya kusurları i ncası var. amansıhastalı z k * Kanser. kâğ tahta. amana gelmek * önce direnirken zor karş nda boyun eğ ı sı mek. * acı p öldürmek.aman derim! * sakıha. öldürmemek. mayı aman zaman * Karş ndakini yumuş ı sı atmak için söylenen sözleri anlatı r. amanı n * Korkma ve ş ma sözü. amatör * Bir işpara kazanmak için değ yalnızevki için yapan kimse. böyle bir iş n yapayı deme. unu amansı z * Aman vermez. ambalâj * Eş sarmaya yarayan mukavva.

ambar memuru. * Yiyecek ve bazı yanısaklandı yer. * Otomobili fazla gaz vermekten çalı hâle sokmak. kaldı ambarlama * Ambar durumuna gelmek. lı n i ambarcı * Ambara bakan görevli. ambargo * Bir devletin. ğ ı karı * Güzel kokulu bazı maddelerin ortak adı . * bir malıserbest sürümünü engellemek. ambalâjlamak * Ambalâj yapmak. ambarcı lı k * Ambarcın gördüğ iş nı ü . lan çoğ * Genellikle tahı çok üretildiğyer. eş n ğ ı * Geminin yük koymaya ayrı ş lmıyeri. * Eş taş iş yapan kurum veya ortaklı ya ı leri ma k. çok yormak. sosyal alanlarda caydı amacı yaptım uygulamak. bölge. gemilerin kendi limanları ayrı nı ndan lması yasaklama buyruğ u. i amber * Amber balından ç ı lan güzel kokulu. ş maz ambale olmak * Çok yorulup iş göremez. düş ünemez duruma gelmek. amber balı ğ ı . müsadere etmek. * siyasî. ambar * Genellikle tahı l saklanan yer. kül renginde bir madde. amber ağ acı * Baklagillerden bir cins mimoza (Geum urbonum). * Bir malıserbest sürümünü engellemek için konulan yasak. rma yla rı ambargoyu kaldı rmak * ambargo ile ilgili yasaklamayı rmak. ekonomik. ambarlamak * Ambar işyapmak. ambalâjlama * Ambalâjlamak iş i.ambalâjcı lı k * Ambalâjcı olma durumu veya iş i. n * bir mala el koymak. n ambargo koymak * gemilerin limanlardan hareketini yasaklamak. ambale etmek * Birini düş ünemez duruma getirmek. çakı yapı l gibi malzemesini ölçmekte kullanı ve her yanı unlukla 75 cm olan küp ölçek. güçlü bir vantilâtör kullanı sağ bir larak lanan hava akı ile yeş ve sulu yemlerin kurutulması mı il . * Kum. ambarda kurutma * Kapalı yerde.

İ ran'da yetiş piş güzel bir koku veren. diş çok yı cı balı ada balı (Catodon kan. altısarı renginde güzel kokulu çiçeğ n sı i. uygun. ğ ı macrocephalus). ı li. lı için lan * Amca olma durumu. * İe dayanan. en. emekçi. * Atardamarda kanıpı laş veya yağ n htı ması parçacı nıoluş sonucunda meydana gelen tı kların ması kanma. * İbakı ndan. ı amcazade * Amcanı oğ veya kı. edim. * Yaş erkeklere saygı kullanı seslenme. cankurtaran (arabasıcankurtaran. * Hareketle ilgili olan. nı kları * Sürgün. ötürük. tatbikî. kestirme. nlı amcamla dayı hepsinden aldı payı m. amcalı k amcalıetmek k * birine amca gibi yakı k göstermek. an amelelik amelî * Amele olma durumu. * Bir kimsenin dinin buyrukları yerine getirmek için yaptı . ş ameliyat . li. n lu zı amel * Yapı iş lan . ş amele taburu * Genellikle yol yapı iş m lerinde görevli amelelerden oluş birlik. amelimanda * İyapamaz durumda olan. amberbaris * Sarı . ishal. amca * Babanıerkek kardeş n i.* Balinagillerden. amber çiçeğ i * Amber ağ nıtoparlak. fı k büyüklüğ acın ndı ünde. ). m m * yakı ndan beklediğilgi ve yardı görmeyen bir kimsenin artıyeni bir dilekte bulunmaya niyetli nları i mı k olmadını ğ anlatmak için söylenir. boyu 25 m'ye kadar çı başbüyük. * Elveriş kolay. eyin. iş ş mı çe. ambülâns * Hasta arabası . tatbikî. n k ya. yalnıdüş alanı kalmayıişdönüş uygulamalı z ünce nda p e en . iş ş üstünde. amele * İçi. çalı amberbu amblem amboli * Hindistan'da. pratik. iri ve uzun taneli bir tür pirinç. ince * Soyut bir ş bir kavramısembolü olan varlıveya eş belirtke. fiil. rtı bir k.

armuda benzer yemiş acı i. n i ameliyatlı * Ameliyat edilmiş . Amerika bademi * Aselbent ve zamk gibi maddeler veren bir sı iklim ağ (Styrax americana). İ faaliyetler. hasta üzerinde kesme ve dikme yoluyla yaptı müdahale. Amerika üzümü *Ş ekerci boyası . rlanı esaslara uygun olarak iş letilmesi. Amerikan * Amerika Birleş Devletleri halkı olan kimse. ş ler. kaput bezi. ik ndan Amerikalı ma laş * Amerikalı mak işveya durumu. ameliyat geçirmek * ameliyat edilmiş olmak.* Operatörün. operasyon. Amerika ile ilgili olan. cak acı Amerika elması * Antep fı ğ stıgillerden. Amerika tavş anı * Kemiricilerden. Amerikalı * Amerika Birleş Devletleri halkı olan kimse. amerikan * Pamuktan düz dokuma. lan mlı ameliyathane * Hastaları ameliyat edildiğyer. acı * Bu ağ n badem biçiminde çekirdekli. en aç * Bu ağ n armuda benzer yemiş acı i. laş i Amerikalı mak laş * Amerikalı n yaş ş nı ları ayıtarzı benimsemek. "doğ "diyecek yok" gibi tasdik etme anlatı k ile ru". Amerika armudu * Defnegillerden. * Tabiî kaynakları iş n letilmesi. amenna *İ nandıanlamı "öyledir". iş amenajman * Devlete ve kiş ait ormanları önceden hazı p kabul edilmiş ilere n. ameliyat masası * Üzerinde ameliyat yapı özel donanı masa. küçük bir memeli kürk hayvanı çok (Eriomys chincilla). ameliye * Yapı iş lem. r. ı en aç. Amerika'da yetiş bir ağ (Persea gratissima). arka ayakları uzun. Amerikan bar . Amerika'da yetiş bir a ğ bilader ağ (Anacardium occidentale). Amentü * Kur'an surelerinden birinin adı . lan . ğ ı * ç. Amerikan bezi biçiminde de kullanı lı r. ik ndan * Amerika'ya özgü.

dar boyunlu. Amerikanca * Amerika Birliş Devletlerinde kullanı İ ik lan ngilizce. Amerikan salatası * Rus salatası . raş Amerikanvarî * Amerikalı yakı biçimde. amerikyum * Atom numarası yapay olarak elde edilen aktinitlerden bir element. raları arkaya doğ basamaklı ru olarak yükselen salon. amerikan. Amerikanist * Amerikan tarihi ve kültürü ile uğ an bilimci. Amerikalı ya ş an gibi. yla lan amfibol * Piroksenlere yakısiyah. * Yunan ve Roma'da açıhava tiyatrosu. esmer. * Çoğ unlukla spor yarı ş maları seyircileri coş nda turan kimse. saltı ş ı amfibi * İ yaş ş. amfiteatr * Dinleyicilerin oturduğ sı u. ndan iş . dibi sivri. otel veya evlerde içki için ayrı ş e. ı lan amfibi harekât * Kara ve deniz araçları yapı manevra. Kı 95. yeşrenkli bir silikat grubu. ı t). lmıköş Amerikan bezi * Bkz. saltması Am. amfora amigo amigoluk * Bkz. * Amigonun yaptı iş ğ . karnı ki geniş testi. ı * Vücut organları bir bölümünün hava ile şmesi. * Süs taşolarak kullanı mor renkte bir tür kuvars. k * Toprak parçası .* Lokanta. ametal ametist amfi * Amfiteatr kelimesinin kı lmı. ki ayı lı * Hem karada hem de suda hareket eden (taş yüzergezer. amfizem amfor * İ kulplu. * Metal olmayan elementler. n il amfibyumlar * Kurbağ ve semenderleri içine alan iki yaş ş omurgalı sıfı a ayı lı lar nı. amfor.

* Amiplerin yol açtı. * Bir hücreli hayvanları kök bacaklı sıfı giren bir takı . * Amonyaktaki hidrojen yerine. * Bir iş emir verme yetkisi olan kimse. vücudunun biçim değtirmesiyle oluş geçici kollar veya ayaklar üzerinde sürünerek mı iş an yer değtiren. tatlı tuzlu sularda yaş bir hücreli canlı iş ve ayan (Amoibe). etken. amit amitoz amiyane * Amonyağ hidrojeni yerine bir asit kökünün geçmesiyle oluş birleş ı n an iklerin sıf adı nı . n nda lı r. sebep. ı ik. ordudaki general rütbesine eş rütbedeki subay. aminoasit * Bir amino grubu ile bir karboksil grubu taş proteinlerin temel taşolan organik bileş ı yan. it amirallik * Amiral olma durumu. faktör. üst. . amire yakı biçimde. tek değ hidrokarbonlu köklerin geçmesiyle oluş ürünlerin genel adı erli an . âmin * "Allah kabul etsin" anlamı dualarıarası ve sonunda kullanı nda. te amiral * Deniz kuvvetlerinde. etmen. * Sı radan. * Kibarca olmayan. ğ ı amir * Buyuran. amipler amipli *İ çinde amip bulunan. * Amir olma durumu. amir gibi. * Amir gibi. amip * Amipler takı ndan. * Niş astayı parçalayarak ş ekere çeviren bir enzim. n lar nına mı amirane amirce amiriita amirlik amiyane tabiriyle * halk ağ ile. emreden. * Amip. ş an * Amire yakır biçimde.amil amilâz amin * Yapan. akyuvar ve bazı bakterilerde hücre bölünmesi yoluyla olan çoğ alma. halk deyiş zı iyle. ita amiri. ş ı * Bkz. * Amiralin makamı . bayağ ı .

nı r ruhu. amoralizm * Ahlâk dıcı töre dıcı ş lı ı k. amor * Bir çeş kumaş it . u ş adı amonyaklama * Amonyaklamak iş i. amme hukuku * Kamu hukuku. keskin kokulu bir gaz (NH3). n amme davası * Kamu davası .amma * Bkz. iğ ş tı amonyum * Amonyaklı tuzlarda maden rolü oynayan bir birleş kökü (NH4). amnezi amnios * Hafı kaybı za . amme menfaati * Kamu yararı . amme * Halkıbütünü. amonyum sülfat * Sanayide sentez yolu ile elde edilen amonyum nötr sülfat. azotlu gübrelerin en çok kullanı dı lanır. * Yanı getirildiğkelimenin anlamı aş lıkatarak ş ma veya hayranlıanlatı na i na ı k rı aş k r. amme efkârı * Kamuoyu. amnios suyu * Döl kesesini dolduran ve cenini içinde bulunduran sı. bununla beraber. im amonyum karbonat * Hamur kabartmada maya olarak kullanı karbonik asidin amonyum tuzu. kamu. amonyaklamak * Bazı yemlerin amonyak veya bir amonyum bileşi ile karı rmak veya doyurmak. ş lı ı k. amme idaresi * Kamu yönetimi. nı r kaymağ lan ş adı ı . çağ vı nak. amonyak * Azot ve hidrojen birleş olan. amma velâkin * Ancak. . bellek yitimi. imi *İ çinde bu gazıeritilmiş n bulunduğ su. * Döl kesesi. ammada yaptıha! n * söylenen bir söze pek inanı ğ ve ş ı ğ anlatı lmadını aş ı ı ldını r. Ama.

sallantı hareketleri en aza indiren. cihaz. nı amudî * Dikey. amudufı karî . ı lı amorti etmek * bir giriş imde yatılan parayı rı zamanla yeniden kazanmak. mobilya. yumuş atmalı k. * Birden ödenerek faizinin iş lemesine son verilen tahvil. ş akı n iddetini veya gücünü artı rmaya yarayan araç. gözleme dayanan. ampul şe. na ı lı llı lan * Faizin iş lemesine son vermek için bir tahvilin birden ödenmesi. dik. ampirizm * Deneycilik. amortisör * Motorlu araçlarda sarsı . * Piyangoda ödenen para kadar ödenen karşk. ampermetre * Amperölçer. giyim vb. * Bu düzeni kuran öge. amplifikatör * Alçak veya yüksek frekanslı mlarıgerilimini. il zca ampirist * Deneyci. amuda kalkmak * iki eli üstüne dayanarak bacakları havada dikey tutmak. amper saat * Bir amper ş iddetinde akı geçiren bir iletkenden bir saat içinde geçen elektrik miktarı m . amper * Elektrik akı nda ş mı iddet birimi. yık kârdan ayrı belirli pay. mölçer. üslûbu. * Herhangi bir bütünden bir parça kesme veya koparma. * Napoleon döneminde Fransa'da ve Avrupa'da yayı ş lmıolan yapı . amortisman * Taş ı nmaz mallarıaş n ı nmaları karşk olarak.amorf amorti * Biçimsiz. amperölçer * Bir elektrik akı nış mın iddetini ölçmeye yarayan aygıakı t. havası altı ş mı ş ı boş lmıcam *İ çinde çoğ kez zerk edilecek. u vı ampütasyon * Bir organı kesip çı karma. dikine. Kı saltması A. yükselteç. iş *İ çinde. yayları gereksiz hareketlerini gidermeye ntı gibi n yarayan düzen. elektrik akı ile akkor durumuna gelerek ık verebilen bir iletkeni bulunan. sı durumda ilâç bulunan küçük veya büyük cam tüp. ampir ampirik * Bir kurama değ de yalnı deneye.

lan. u n. nı * Çocuğ olan kadı anne. * Yavrusu olan dişhayvan. ana baba eline bakmak * ana ve babanıverdiğpara ile geçinmek. faizin dında olan bölümü. amut * Dikme. o çizginin. n i ana baba günü * Çok kalabalı k. -an / -en -an / -en ana *İ simden isim türeten ek: oğ ul-an > oğ kı kök-en vb. e muş * Zamanıbölünemeyecek kadar kı bir parçası n sa . * Velinimet. ana bir. küfretmek. z-an. belirli bir kural altı nda hareket ederek bir yüzey oluş turmaya yaradını ğ anlatı ı r. * İ tarla arası ki ndaki sır. * Fiilden sı türeten ek. ana bilim dalı * Üniversite veya fakültelerde bölümlerin alt bilim veya uzmanlıdalları k . asıesas. fat * Kolayca bükülen ve ateş dayanan liflerden oluş . i. tehlikeli zaman. * Yaş kadı saygıbir seslenme sözü olarak kullanı lı nlara lı lı r. lı ana baba yavrusu * nazlı büyütülmüş çocuk. . * Alacağ veya borcun. bir tür ak asbest. * Çizgilerden herhangi birini anlatan kelimeye sı olarak geldiğ fat inde. l. ana arı * Arı beyi. yer veya durum. ana baba * Ana ile babanı oluş n turduğ birlik. ayrı ler). * Sınt ıkalabalı telâş. lâhza. baba ayrı * anaları babaları olan (kardeş bir. amyant an an an * Zihin. ana avrat düz (veya dümdüz) gitmek * sövmek. kı lı k. u ana baba bir * aynı ve babadan olan (kardeş ana ler). i * Dince aziz tanı bazı nlara verilen saygı nan kadı unvanı . dik durumda. ı n ş ı * Temel.* Omurga kemiğ bel kemiğ i.

büyük defter. nı sı ana kara ana kent * Yeryüzündeki beş büyük kara parçası her biri. . ana kitap * Bir bilim alanı yazı ş nda lmıtemel kitap. büyük ş landı ı ehir. büyük ş ehir. ana çizgi ana dal * Ağ ağ k veya çalı gövdeden ilk çı ve bitkinin çatını turan dal. ana fikir * Belirli bir konuda bir yazın temeli olan düş nı ünce. ana gibi yâr olmaz. evindekilerden ve soyca bağ olduğ topluluktan öğ lı u rendiğdil. ana kapı * Bir yapın süslü. baht kuramamı ş ) * kocası olmayan bir kadı kendi ne kadar zengin olursa olsun. ana kına taht kurar. metropol. nı n ş ana düş ünce * Temel fikir. aççı larda kan sı oluş ana defter * Ticarî bir kuruluş aylıve bilânço hesapları gösteren defter. Bağ gibi diyar olmaz dad * insanlar içinde bize ana kadar candan bağ dost yoktur. ana dili ana direk * İ n çocukken anası nsanı ndan. ekleme direklerde dipteki temel parça. iyi n. * Bir ülkede büyük kentlerden herhangi biri. ana duvar * Bir yapın. aç. dört bir yönünü çevreleyen kalıdıduvar. un. ması ana doğ rusu * Dönen silindirin yan yüzünü oluş turan dikdörtgenin bir kenarı . * Bir ülkenin veya bir bölgenin çevresindeki yerleş yerlerine ekonomik ve toplumsal yönlerden egemen im olan ve genellikle ülkenin baş ülkelerle olan her türlü iliş ka kilerinin sağ ğen önemli kenti. mutlu olamaz. okyanus. kı ndan ta. metropol. taları ran ana deniz bilimi * Oş inografi. defterikebir. umman. lı ana kadı n * Bir ailede veya bir toplulukta en çok sayı kadı lan n. ana dil * Baş diller veya lehçeler türetmiş ka olan dil. k nı ana deniz * Kı birbirinden ayı engin deniz. büyük ön kapı. i * Gemilerde. * Belli bir kurala göre yürütülerek bir biçimin oluş na yarayan çizgi. * Dönen koninin yan yüzünü oluş turan dik üçgenin hipotenüsüne verilen ad. kıbahtı zı z kocadan arar (veya ana kına taht kurmuş zı .ana cadde *Ş ehirde ara sokaklarıaçı ğgeniş n ldı ı yol.

ana kucağ ı * Ananı sevgi ve sevecenlikle dolu çevresi. ana mektebi * Bkz. nı ana sav ana sayaç * İ sürülerek savunulan düş leri üncelerin en belli baş olanı lı . holding. anaokulu. ün a mesi an ana kraliçe * Kralı annesi. ğ ı ana rahmine düş mek * döl yatağ cenin oluş ı nda mak. büyütülmüş çocuk veya genç. n ş ı ca ana ortaklı k * Birçok ortaklın pay senetlerini elinde bulundurarak onları ğ ı denetimi altı tutan sermaye yatı nda rı m ortaklı. saatler içinde en doğ giden ve öbür saatlerin ayarlanması kullanı ru nda lan * Belirli bir yerleş birimine veya bir ş verilen toplam gazıölçülmesi amacı ana dağ m boru hattı im ehre n yla. ana kubbe * Camilerde ayaklar veya ana duvar üzerindeki kasnağ oturtulmuş a kubbe. n ana kuyu * bir ocakta ana çış havalandı kıve rmada kullanı kuyu. * Sınt ı güç iş alı kı ya. laytmotif. k k ran ana muhalefet *İ ktidarı dında sayı en üstün olan parti. nı ana sözleş me * Taraflar arası düzenlenen ilk ve temel sözleş me. lere ş mamı nazlı ş .ana kök * Tohumun çimlenmesinden sonra kökçüğ toprağ dalarak geliş sonucu oluş ilk kök. ana sanlı * Soyadı ana yönünden alan. ana toplardamar * Kirli kanı kalbin sağ kulakçına boş iki büyük toplardamardan her biri. ğ ı altan . ana saat saat. ana ş ehir * Ana kent. ı tı baş cı tesis edilen sayaç sistemi. langına ana sıfı nı * Genellikle beş ı bitirmiş yaş nı çocukları ilkokul öğ renimine hazı rlayan sıf. ana motif * Bir sanat eserinde sısıtekrarlanarak ona özellik kazandı motif. n * Arı beyi. * Bir gözlem evi veya kurumda. lan ana kuzusu * Pek küçük kucak çocuğ u.

deneyli. anaca anacı k * Küçük anne. * Bir ş ilk kez yetiş göründüğ yer. * Kurnaz. n ldı ı * Cadde. lk ana yüreğ i * Annelik duygusu. . doğ ve batı u yönlerinden her biri. * İ kart. anacı l * Anası düş (çocuk). anadan (yeni) doğ a dönmek (veya anadan yeni doğ gibi olmak) muş muş * dertsiz. ana sevecenliğ i. * İ yurt edinilen yer.ana vatan * Ana yurt. ri. uş anadan görme * annesinde gördüğ gibi. tasası sağklı duruma gelmek. ana vatan. anaçlı k * Anaç olma durumu. na kün anaç * Yavru yetiş tirecek duruma gelmiş olan hayvan veya yemiş verecek durumdaki ağ aç. * doğ tan olan. eyin tigi. ü * geleneksel. ı na * Ana olarak. ana yön ana yurt anaçlaş ma * Anaçlaş iş mak i. bilgili. lı bir anadan doğ ma * çılçı rı plak. z. güney. anabolizma * Özümleme. önemli bölüm. baş buyruk. anaçlaş mak * Anaç duruma gelmek. mı ana yarı sı * Teyze. sempatik anne. * Sevimli. ana yol * Küçük yolları kendisine açı ğbüyük yol. ü ana yapı * Bir yapı bütünü içinde yükseklik ve biçim bakı ndan göze çarpan. * Kuzey.

. anafordan * yolsuz veya emeksiz olarak. açar. anafora kaptı rmak * emeksiz. ş ı * Yolsuz veya emeksiz elde edilen ş ey. uzun saplı dirgen. ndan anadut * Ekin veya ot demetlerini arabaya yüklemeye veya harmanı aktarmaya yarayan. sinirli. ahî. eyin ini lan * Ş yazmak ve çözmek için kararlaşrı ş ifre tılmıolan yol. anaforlu anagram * Bir kelimedeki harflerin yerini değ tirerek elde edilen kelime. * Akı lı ntı cereyanlı . maderş matriarkal. anaerkillik * Kadın üstünlüğ dayalı nı üne toplumsal örgütlenme düzeni. anaforlama * Anaforlamak iş i. lan komütatör. anaerkil * Anaerki temeline dayanan. eğ çevri. girdap. araç. * Bir ş zembereğ kurmak için kullanı araç. anaforlamak * Yolsuz veya emeksiz olarak kazanç elde etmek. karş ksıolarak baş nıyararlanması imkân vermek. inde anaforculuk * Anaforcu olma durumu. ters akı ları ı laş ntını arak ğ ı ntı n oluş turduğ dönme. kurgu. güç durum. u rim. anaerobik * Oksijensiz yerde yaş ayabilen. yetiş ebilen. * Somunları vidaları veya çevirerek sışrı gevş kı p tı etmek için kullanı çelik saplı lan araç. e mın lamak için kullanı düzen. ı z lı kasın na anaforcu * Yolsuz veya emeksiz kazanç peş olan (kimse). tası ı na Anadolulu * Anadolu halkı olan (kimse). iş anahtar * Bir kilidi açı kapamak için kullanı araç. . *İ stenilen yere veya aygı isteğ göre elektrik akı nıgeçmesini sağ ta. burgaç.Anadolu * Ön Asya'nı bir parçası n olarak Türkiye'nin Asya kı nda bulunan toprağ verilen ad. alan ana na maderş ahîlik. açkı p lan . * Karmakarık. anafor * Bir engelle karş an su veya hava akı sın dönerek ve çukurlaş yaptı çevrinti. * Ananı egemen olduğ aile hayatı n u . anaerki * Soyda temel olarak anayı ve ailede çocukları klânı mal eden ilkel bir toplum düzeni. yaba. * Notalarımüzik merdivenindeki yükseklik derecelerini göstermek ve buna göre okunması sağ n nı lamak için portenin baş konulan iş ı na aret.

anahtar ağ ğ ı ı zlı * Mobilya kapakların ve çekmecelerin yüzlerine açı anahtar deliklerinin üzerine çivilenen paslanmaz nı lan çelik veya dökümden yapı ş lmıortası anahtara uygun. * Kapı . * Çağ uymama. anahtar uydurmak * bir kilidi açmak için kendi anahtarı baş bir anahtar kullanmak. ı . analı kuzu kı kuzu nalı * Bkz. araç. anakonda * Boğ agillerden tropikal Güney Amerika'da yaş ayan. anakronik * Çağgeçmişçağ uymaz. . avı sararak ve sı nı karak öldüren yı (Eunectes lan murinus). -anak / -enek * Fiil köklerinden isim türeten ek. analaşrmak tı * Annedeki özellikleri kazandı rmak. e ğ ı anahtarcı * Anahtar yapan. analı . anakronizm * Tarihe aykılı rı k. ndan ka anahtar vermek * (tulûat tiyatrosunda) komiğ nükte yapma kolaylı vermek. anahtarlı k * Anahtarları kaybolması önlemek. kolayca kullanı nı lamak için takı ğmaden.* Konserve kutuların kapağ keserek açmaya yarayan alet. a analaşrma tı * Analaşrmak iş tı i. anahtar bitkiler * Mera üzerinde çok bulunan ve bunlarıdoğ bir ş n ru ekilde otlatı lmaları tüm meranıdoğ bir ş ile n ru ekilde otlanmıolacağkabul edilen bitki türleri. rsı k anahtarcı lı k * Anahtarcın yaptı iş nı ğ . analı * Anası olan. ı anahtarı beline takmak * evde yönetimi ele almak. vası ta. kasa gibi yerlere anahtar uydurarak hı zlıyapan kimse. a . nı ı nı * Vesile. satan veya onaran kimse. deri ve n nı lması sağ ldı ı benzerinden yapı halka veya kı lan lı f. lan n i lı anahtar taş ı * (yapılı Kemerlerin en üstündeki taşkilit taş cı kta) . eskimiş ı . delikli metal ve plâstik gereç. açacak. ş ı anahtar kelime * Bir kompozisyonda kullanı temanıifade edildiğbaşca kelimelerden biri.

n ı lan * Sese verilen tona göre ş ma. anamal . * Örnekseme. * Ağyı rı dindirme. acı yitimi. analiz yapan kimse. anam babam * teklifsiz bir seslenme. * Bkz. k nlı analızlı kı * Salça. analıetmek k * analıgörevini yapmak veya ana gibi yakı k göstermek. rı ma. analist * Tahlil. çözümleyici. n * Ana duygusu. * Analiz yapan cihaz. analojik * Analoji ile ilgili. analiz etmek * Çözümlemek. raş analizör analjezi analjezik analoji * Benzeş benzeş im. tahlil etmek. su. acı duyumunu yok etme. me. bulgur ve kı ymanı yoğ n rularak küçük köfteler hâline getirilmesi ve bu malzemenin et suyu ve nohut ile piş irilmesiyle hazı rlanan yemek. benzeş meye dayanan. ağkesen. * Anaca davranı ş . üzüntü gibi duygular anlatı r. * Çözümleme. * Andışandış rı . aygı t veya organ. büyük küçük herkese karşkullanı teklifsiz bir seslenmek. tuz. analı k * Ana olanı durumu. * Üvey ana. * Ana yerini tutan veya ana kadar yakı k gösteren kadı nlı n. kapital. tahlil. analizci * Analizle uğ an veya analiz yapan kimse. * Sermaye. anam! * Kadıerkek. acı . beğ aş enme.analı kuzu. rı anam avradı olsun m * birini kesin olarak inandı rmak için söylenen çok kaba bir ant. kı kuzu nalı * annesi sağ olan çocuklarımutluluğ anlatı n unu r. analitik analiz * Çözümlemeli.

ananıörekesi n * saçma bir söze karşverilen karşk. ananasgiller * Bir çeneklilerden. bir iş razı e etmek için gereğ inden çok överek yumuş atmak amacı güdüldüğ baş na anlatı ünü kası rken kullanı lı r. geleneksel. ananas * Ananasgillerden. i * birini. nı * Anamalcı düzenini benimsemiş lı k . * Bir ticaret iş kurulması inin . * Kargaş baş luk. an'anesiz * Geleneğ sahip bulunmayan. sı ülkelerde yetiş bir ağ (Ananas sativus). inde anarş ik . anamal sahibi. ı ı lı anaokulu * Öğ renim çağ henüz gelmemiş ile altı arası ı na iki yaş ndaki çocukları düzenine hazı okul rlayan eğ itim kuruluş u. lı an'anecilik * Gelenekçilik. sı ülkelerde yetiş ve örneğananas olan bitki familyası cak en i . başzlı sı k. e ananıak sütü gibi (helâl olsun) n * anamı sütü bana nası n l helâl ise.sermaye. cak en aç * Bu ağ n tadı acı . ı boş * Anarş i niteliğ olan. sermayedar. an'ane an'aneci * Gelenek. anan yahş baban yahş i. anamalcı * Üretim araçları özel mülkiyetinde bulunduran. gelenekçi. yürütülmesi için gereken anapara ve paraya çevrilebilir mallarıbütünü. * Ananeye bağ olan. kokusu çok beğ enilen meyvesi. a. anamalcı lı k * Anamala dayanan ve kâr amacı güden üretim düzeni. puluçluk. kapitalist. * Geleneğ dayanan. n anamal birikimi * Anamalcın elde ettiğartıdeğ bir bölümünü kendi kullanı büyük bölümünü anamalı nı i k erin rken na ekleyerek onu büyütmesi. kapitalizm. anapara anarş i * İletilen paranıfaiz katı ş n lmamıbütünü. ş * Siyasî ve idarî kurumlardaki çözülme sonucu olarak devlet denetiminin kalmaması durumu. bu da sana öyle helâl olsun. e ananet an'anevi * Erkekte cinsel güçsüzlük.

bezini al na zı al. anası bak. anası lamak ağ * çok sıntı kı çekmek. anası lı kı klı * görüşdavranı huy vb. kını kenarı bak. na * bir kın karakterini öğ zı renmek isteyenler. babasıalgam (veya soğ ş an) * ne olduğ belirsiz kimselerin çocuğ u u. iş ist i. üş engeç. izm sı anarş me istleş * Anarş mek iş istleş i veya durumu. ş . bakı ndan anası benzeyen. anası doğ una piş etmek ndan duğ man * çok eziyet etmek. bir anası avradı sövmek na na * birinin anası ve karını nı sı amaçlayarak çirkin söz söylemek. anarş istlik * Anarş olma durumu. anası l * Kökten. anarş mek istleş * Anarş özelliğtaş ist i ı mak. mı na anası (veya sarı turp msak). . anası danası * soyu sopu. bezdirmek. ş anası doğ una piş ndan duğ man * çok tembel. çok üzmek. anası bellemek nı * bir kimseye en büyük kötülüğ yapmak. eziyet çekmek.anarş ist * Anarş ilgili olan. * canı bezmiş ndan . anası emdiğsüt burnundan (fitil fitil) gelmek ndan i * bir işyaparken çok sıntı i kı çekmek. bütün aile. bitkin duruma gelmek. çok sıntı kı çektirmek. i ile * Anarş yanlıolan kimse. anası yerinde * bir gencin anası kadar yaş (kadı lı n). anasın hâlini göz önüne alı nı rlarsa aldanmamıolurlar. ası l olarak. ü . esaslı biçimde. anartri * Dil tutukluğ u. anası emdiğsütü burnundan getirmek ndan i anası ağ nı latmak * bir kimseye çok eziyet etmek. anarş izm * Tarihî ş artlar ne olursa olsun devletin ortadan kaldılması çalı öğ rı na ş an reti.

ögeler. rma. * Anasıolma durumu. anasın nikâhı istemek nı nı * bir ş değ eye erinden çok para istemek. katavaş ya. anayasadan yana olan. anayasa * Bir devletin yönetim biçimini belirten. çok açıgöz. * Anatomi dersi veren öğ retim üyesi. anayasa okutan (kimse). kendisinden her türlü soysuzluk beklenebilen (kimse). anası r anası z anası k zlı anason * Maydanozgillerden. aldı umursama. bunun için gam yeme (yemem)!. anasın körpe kuzusu nı * pek küçük kucak çocuğ u. anasın kı nı zı * anasın huyları nı kendisinde de görülen kı z. anatomik * Anatomi ile ilgili. yapı bitki (Pimpinella anisum). ları nı kilâtı anayasacı * Anayasayı savunan. hayvan ve bitkilerin yapını organların birbiriyle olan ilgilerini inceleyen bilim. anası sat! (veya satayı nı m) * önem verme. raş anavaş ya * Göçücü balı n Akdeniz'den Karadeniz'e çı kları kması . * Beden yapı. anayasal . gövde yapı. lacağ nı yurttaş n kamu hakları bildiren temel yasa. yürütme. sı sı * Bir ş oluş eyin umunda göze çarpan özel yapı . anatomici * Anatomi uzmanı . * Anası olmayan. lan anatomi *İ nsan. * İ vücudunun anatomisi ile ilgili. * Anayasa konusunda yetkili olan.anası eş kovalası nı ek n! * sözü edilen kimse veya iş bı nlı dikkate almama ve umursamama anlatı için kkı k. nsan * Unsurlar. yasama. anasın gözü nı * çok kurnaz. z anatomist * Anatomiyle uğ an bilimci. anasın ipini satmı(veya pazara çı ş nı ş karmı ) * ipsiz. kanunuesasî. teş sı ve nı rih. hinoğ k luhin. dalavereci. teş esasiye kanunu. yargı güçlerinin nası lama l kullanı ı gösteren. r. kokulu tohumu hamur iş lerinde ve rakı mı kullanı yurdumuzda ekimi yapı nda lan.

bön. andı rma * Andı rmak iş i. i * İ ş arası bazı ki ey nda noktalardaki uygunluk. ı * "Lâkin". kları lan lı * Ajanda. k k * Plâjiyoklâzlı yanardağ bir kültesi. temsil. aptal. beceriksiz. "en çok". * Yarı yavaşadagio ile andantino arası . bir ş daha çoğ eyin unun. benzerlik durumu. * Belli bir bölgede sısıgörülen. "ama". zlı andaval * Ahmak. andemi andemik andezit andı k * Sı rtlan. saş n. daha hı . . andış rı mak * (bir ş Baş bir ş andı ey) ka eyi rmak. * Belli bir bölgede sısıgörülen hastalı k k k. kı andavallı * Bön ve görgüsüz. * (çoğ durumunda) Anı hatı ul lar. birbirinden ayrı lmamaları gerektiğ anlatı ini r. ancak * "Yalnı sadece" gibi sırlama anlatı z.* Anayasa ile ilgili. ançüez andaç andante andantino * Andante'den daha canlı . rat. gittikçe. . * En erken. "güçlükle" gibi. andış rı * Andı rmak işveya biçimi. nı r. * Anı . andış rı ma * Andış iş analoji. * "Olsa olsa". * Genellikle hamsi. bazen de çaça. her an. anca * Ancak. beceriksiz (kimse). anbean * Dakikadan dakikaya. *İ ltibas. "daha çok". kanca beraber * bir iş iki veya daha çok kimsenin. sardalye veya tirsi balı ndan yapı tuzlu ve yağ ezme. yadigâr. "yalnı gibi bir düş z" ünceye karş ikinci bir düş ı t ünceyi anlatı r. rı mak i. ilerisinin olmadını ğ gösterir. analoji. o iş te kötü de gitse. anca beraber.

fı sa mı kra.andı rmak * Anmak iş yaptı ini rmak. * Uyuş turucu bir ilâçla vücudun bütününde veya belirli bir bölgesinde duyuları yok olması n . lan * Kansı k. endoskopi. endoskop. anesteziyoloji * Duyum yitimi bilimi. rı tı andı z * Yaprakları dikenli olan bir çeş ardı it ç. anevrizma * Bir atardamarı bir noktası oluş ur biçimindeki gevş şkinliğ n nda an eme iş i. taahhüt etmek. anekdot * Kı veya özlü anlatı olan güldürücü hikâye. angaje * Sözle veya yazıolarak bağ lı lanan. en andıotu z * Birleş ikgillerden. * Servi ağ . anestezist * Anestezi uzmanı . andoskop * Bkz. acı kokulu bir ot (İ ve nula). andropoz * Erkeklerde yaş dönümü. anemometre * Yelölçer. zlı * Kansı z. çağşrmak. anemon aneroit anestezi * Dağ lâlesi. angaje olmak . * Benzer yanları bulunmak. andoskopi * Bkz. nemli yerlerde yetiş sarı en. duyum yitimi. acı * Kı rlarda yetiş yabanî bir otun kökü. çiçekli. * Cı yerine bir maden kutu kullanmak temeline dayanan kadranlı va barometre. anele anemi anemik * Gemilerde türlü iş lerde kullanı bir tür demir halka. angaje etmek * birini söz veya yazı bağ ile lamak.

* Olağ anüstü durumlarda veya sıyönetimde devletin vatandaş ait ta ş el koyması kı lara ı tlara . ve VI. * Ördekgillerden. kendi suları ndaki yabancı devletin ticaret gemilerine el koyarak bir bunlardan yararlanması . evcilleş tirilebilen bir yaban kuş (Casarca ferruginea). Anglikan *İ ngiliz kilisesine bağ olan (kimse). angudî angut * Angut kuş unun renginde. anı şmeş lmı . Anglikanizm *İ ngiliz kilisesinin tuttuğ inanç yolu. bı rı. u Anglofil *İ ngiliz yanlı. ran angaryaya koş mak * birini zorunlu olmadı hâlde bir iş çalı ğ ı te ş maya zorlamak. hur. Kı it ş ı nı saltması A. sı Anglosakson * V. tüyleri kiremit renginde. lantı angajmanlı * Bağ sı lantı. taahhüdü olan. üstlenme. zorla yapı iş lan . i r angaryacı * Baş na ücretsiz iş kası yaptı kimse. yüzyı Büyük Britanya'yı geçiren Cermen ı ndan oymaklara verilen ad. hatıiçin yapmaya mecbur olmak. angı ç angı n * Ünlü. Angolalı * Angola'da yaş (kimse). * Kölelik düzeninde köylünün derebeyine yaptı zorunlu ücretsiz hizmeti. taahhüt. angajmansı k zlı * Angajmanı olmama durumu. bağ .* sözle veya yazıolarak bir ş bağ lı eye lanmak. ücret vermeden yaptılan iş a rı . angajman * Yüklenme. ayan angström * Metrenin on milyarda biri değ erine eş olan ık dalgaları ölçme birimi. *İ ngilizlere has olan. lı * Harman zamanı fazla sap yüklemek için öküz ve at arabaların iki tarafı takı parmaklı nı na lan k. taahhüdü olmayan. * Usandıcı ktıcı rı. angajmansı z * Bağ sı lantı. angarya * Bir kimseye veya bir topluluğ zorla. u . angarya çekmek * bir işisteksizce. lda ele rkı * Ana dili İ ngilizce olan kimse. ğ ı * Savaş durumundaki bir devletin.

anı mak laş * Anı niteliğkazanmak. hatı ine rlamak. durumuna girme.* Ahmak. anı k anı klama anı klamak * Hazı rlamak. * Hazı r. . anış rı * Anı iş rma i veya biçimi. anı msatmak * Hatı rlatmak. kaba saba. hatı ra. r anı k klı anı ma laş * Anı mak işanı laş i. anha minha * Aş ı ağyukarı . anı ma klaş * Anı mak iş klaş i. taş yla al. * Hatı ra. * Hazık. anı msanmak * Hatı rlanmak. anı msamak * Hatı rlamak. * Yaş ş anmıolayları anlatı ğyazı n ldı ı türü. anı msanma * Hatı rlanma. i anı lma anı lmak * Anı iş lmak i. * Anı klamak iş i. anı mak klaş * Hazıolma durumu. anı msatma * Hatı rlatma. anhidrit anı * Genellikle kaya tuzu ve alçı ı birlikte bulunan doğ susuz kalsiyum sülfat. * Anmak iş konu olmak. rlı anı msama * Hatı rlama.

tsal Anı tkabir * Atatürk'ün mezarı . ima etmek ihsas etmek. anı rtmak anı rma ş tı * Anı nı lamak. * (eş Bağ ek) ı rmak. anı ma tlaş * Anı mak iş tlaş i. görkemli. eri anımezar t * Görkemli. * Önemi ve değ çok olan eser. abideleş t tirmek.anı rma anı rmak anı rtı anı rtma * Anı iş rmak i. abideleş ve lı r mek. anı tsal * Anıniteliğ olan. t t değ * Saygı sevgi ile anı duruma gelmek. ta anı z . anı rmak ş tı * Bir ş açı söylemeyip üstü kapalı eyi kça anlatmak. çarpacak büyüklükte. anı eri kazanmak. bir rı tı . rması sağ * Anı rmak iş ş tı i. anı tı tlaşrma * Anı tı tlaşrmak iş i. * (küçük a ile) Tarih değ olan kiş eri ilerin mezarı olarak yapı anı erindeki yapı lan t değ . sembol niteliğ yapı inde . anı mezar. abide. anı t * Önemli bir olayı büyük bir kiş gelecek kuş veya inin aklarca tarih boyunca anı lması yapı göze için lan. anı tılma tlaşrı * Anı tılmak durumu. anı benzeyen. anı tı tlaşrmak * Anıdurumuna getirmek. * Eş in anırken çı ğses. anı mak tlaş * Anıdurumuna gelmek. * Bir yazı veya ş bilinen bir olayı atasözünü anlatma veya çağşrma sanatı da iirde . ü. dolaylı anlatmak. eğ rı kardı ı * Anı rtmak iş i. abidevî. tlaşrı anı tılmak tlaşrı * Anı tı tlaşrmak durumuna getirmek. telmih. t inde ta * Büyüklüğ görünüş ve güzelliğ görenleri etkileyen. ü iyle anı tsı * Anı benzer.

. * Bir anda oluveren. bir anda. . anjiyo olmak * anjiyografi çektirmek veya yaptı rmak. hunnak. birden. * Ansın. kaba. * Benzenden türeyen bir amin. * Ekin biçildikten sonra sürülmemiş tarla. animasyon * Canlandı rma. farenjit. zı * Bir anda gerçekleş tirilen hücum. zı ı anı k zlı anî * Anı sökülmemiş zı tarla. * Bir andaki hı z. * Canlılı cı k. anîden anif anilin * Ansın. anıbozmak z * anı alt üst etmek için toprağyüzden sürmek. * Hemencecik. boya sanayiinde kullanı organik boya lan cevheri. apansı z. boğ yutak iltihabı az nı iş ak. fotoğ lı bası iş rafçı kta. ı m nı * Bir parçanıcanlı nacağ anlatı n çalı ı nı r. birdenbire. zı * Sert. anî akı n anî hı z anîde anilin boyalar * Taş kömürü eterinden elde edilen. anjiyografi * Damar içine x ınları geçirmeyen bir madde ş nga edildikten sonra damarları filminin alı ş nı ı ı rı n nması . birdenbire. anjiyoloji * Dolaş organları inceleyen anatomi bölümü.* Ekin biçildikten sonra tarlada kalan köklü sap. anıbiçmek z * anı ve tarla kenarı zı ndaki otları biçmek. m lerinde. * Boğ mukozasın şmesi. animato animizm anjin anjiyo * Anjiyografinin kı saltması .

bir düş nı üncenin veya eserin anlatmak istediğş i ey. ankesörlü telefon * Kutulu telefon. anlam çı karmak * bir cümlede veya bir metinden yeni ve değ ik bir anlam yakalamak veya bulup çı iş karmak. en rkı ankastre * Bir oyuğ yuvaya yerleş a. . anket yapmak * bir konuda soruş turma. Ankara kedisi * Uzun tüylü ve Ankara yöresinde yetiş kedi ı . anlam bayağ ması ı laş * Anlam kötüleş mesi. bir davranıveya olgudan anlaş ş bunlarıhatı ğdüş veya nesne. eklem kaynaş . araşrma yapmak. * Anket yapan uzman. anlam bilimi * Dili anlam açından inceleyen bilim dalı sı . tirilmiş (tesisat). semantik. sormaca. * Zekâ. anketör ankiloz * Oynar eklemlerde oynaklın kalmaması eklemin iş ğ ı yla lemez duruma gelmesi.Anka * Masallarda adı geçen ve gerçekte var olmayan büyük bir kuşZümrüdüanka. * Zeki. ş ı ey. anlam aykılı rı ı ğ * Karş anlamlı ı t kelimelerin. lan n rlattı ı ünce mana. anketçilik * Soruş turmacı lı k. * Bir önermenin. bir tasarın. tiftik keçisi. tı anketçi * Soruş turmacı . bir sözden. anket * Soruş turma. anlam bilimsel * Anlam bilimi ile ilgili. sözlerin bir araya gelmesi. . Ankara keçisi * Uzun. ması anladı arap olayı msa m * hiçbir ş anlamadı ey m. kırcıve ipek gibi yumuş kı olan ve Ankara yöresinde yetiş vı k ak lları tirilen evcil keçi türü. semantik. fehva. anlak anlaklı anlam * Bir kelimeden.

genel bir olan anlamdan özel bir anlama geçiş . isimden türeme fiil. anlamdaşk lı * Eş anlamlı lı k. ya anlama * Anlamak iş vukuf. ilgilenmemek. anlam geniş lemesi * Dar bir anlamda kullanı bazı lan kelimelerdeki anlamıilgili kavramlara yayı . müradif. ş anlamazlı gelmek ktan * bir ş anladı hâlde anlamamı farkı varmamıgibi davranmak. düş nı üncelerini sezebilmek. yanlıdeğ ya ş erlendirmek. eyi ğ ı ş . yilik * Sahip olmayı istemek. i. anlam değ mesi iş * Anlamı daralması n . anlam daralması * Geniş kavramları bir kelimenin. geniş lemesi. sinonim. * Bir olay veya önermenin daha önce bilinen bir kanunun veya formülün sonucu olduğ görme. anlam kayması * Yeni bir anlam vermek üzere kelimelerin gerçek anlamları kayarak kalı maları ndan plaş . na ş anlamdaş * Eş anlamlı . * Doğ ve yerinde bulmak. inde ka * Sorup öğ renmek. ey * (olumsuz veya soru biçiminde) İ görmek. inin anlamamak * hoş lanmamak.* yersiz ve gereksiz bir yargı varmak. anlam vermek * kendince bir yargı varmak. anlamazlı k * Bir ş anlamamı kavrayamamıgibi davranmak. unu anlamak * Bir ş ne demek olduğ neye iş ettiğ kavramak. müteradif. bir söze. dileğ yerine getirilmesini istemek. anlamı gelmek (veya manaya gelmek) na * (bir anlam) bildirmek. * Bkz. n lması anlam iyileş mesi * Kötü ve olumsuz bir anlamı bir kelimenin zamanla iyi bir anlam kazanması olan . yeni bilgileri eskileriyle bir araya getirerek eyin unu. yorumlamak. anlamamazlı k * Anlamazlı k. isteklerini. ru * Birinin duyguları. anlamlandı rma . yararlanmak. eyi ş . * Bir ş üzerinde bilgisi bulunmak. söyleyenin aklı geçmeyen bir ndan anlam vermek. bu kavramlar içinden tek bir anlam bildirmesi durumu. aret ini sonuç niteliğ baş bir bilgi edinmek. anlam kötüleş mesi * Anlamı ve olumlu olan bir kelimenin zamanla kötü veya kötüye doğ giden bir anlam kazanması iyi ru . kayması bayağ ması veya ı laş .

manidar. anlamlandı rmak * Anlamı açı nı klamak. anlamsal * Anlamla ilgili. belli olmak. anlamsı ma zlaş * Anlamsı mak durumu. ı ı ldına anlaş Vehbi'nin kerrakesi ı ldı * iş iç yüzü. bir anlam verilemeyen. manası ey z. manalı . bir ş demek isteyen. karık. . gerçeğöğ in i renildi.* Anlamlandı iş rmak i. anlamsı z * Anlamı olmayan. z anlamsı k zlı * Anlamsıolma durumu. z anlamsı tı zlaşrma * Anlamsı tı zlaşrmak durumu. mak i. anlamsı tı zlaşrmak * Anlamsıduruma getirmek. düş ey ündürücü. manası k. nda ma anlaş ı lan * anlaş ğ göre. anlaş Vehbi'nin kerrakesi ı ldı * Bkz. kimselerden biri. anlamlı lı k * Anlamlı olma durumu. ortaya çı ine kmak. anlamlı * Anlamı olan. anlamlı anlamlı * Anlamlı olarak. anlam vermek. anlaş Vehbi'nin kerrakesi. muğ güç ş ı lâk. anlaş ı lmak * Anlamak iş konu olmak. ma. önemli bir ş anlatmayan. anlaş ı lmaz * Anlaş ı lması olan. semantik. galiba. anlaş ı k * Araları anlaş bulunan taraflardan. ı ldı anlaş ı lma * Anlaş ı iş lmak i. zlaş anlamsı mak zlaş * Anlamsıduruma gelmek. z zlı anlarsıya! n * açı klanmaması gereken bir olayı dolaylı yoldan anlatmak için kullanı lı r. anlam kazandı rmak. anlaş ma * Anlaş işuyuş itilâf.

ekspresyonizm. * Bir duyguyu. amaç bakı ndan birleş mı mek. inceleme. övmek. ki n ı laş ünce arası lı k. uzlaş . anlatı cı anlatı lma * Hikâye. antant. tı anlatı tonu m * Anlatı mantıve düş özelliğ göre oluş ton. anlatı * Hikâye etme. sağ anlata anlata bitirememek * bir ş eyden çok söz etmek. ile anlatı bilimi m * Üslûp yöntemlerini inceleyen edebî araşrma. tahkiyeye ağ k veren (yazar). anlatı mlı * Düş ve duyguyu güçlü ve canlı biçimde anlatan. anlaş yapmak ma * anlaş belgesi düzenleyip imzalamak. ine anlatı m * Anlatmak iş i. fı gibi ş kra eyleri anlatan kimse. ünce bir . kültürel vb. ekonomik. bir konuyu söz veya yazı bildirme. ı rlı anlatı lı mcı k * Bkz. anlatı lmak * Anlatmak iş konu olmak. anlaş malı * Anlaş maya dayanan. anlaş k mazlı * İ veya daha çok tarafıkarş an düş ve amaçları nda ayrı uyuş k. mazlı anlaş k çı mazlı kmak * bir konuda uyuş k söz konusu olmak. bir düş ünceyi. uyuş mayı mayı mayı lamak. stilistik. tahkiye. * Anlatı iş lmak i.* Devletler arası siyasî. duygu. alanlarda yapı uzlaş ve bu uzlaş n tespit edildiğ lan ma manı i belge. uyuş itilâf. mda k ünce ine an anlatı mcı * Yalnı hikâye etmeye ağ k veren (eser). mazlı anlaşrma tı * Anlaşrmak iş tı i. ma. zca ı rlı * Eserlerinde hikâye etmeye. ifade. ma anlaş mak * Düş ünce. anlaşrmak tı * Anlaş . ihtilâf. anlaş maya varmak * bir konuda birisiyle anlaş mak.

anlayı zlı ş k sı * Anlayıkığ kafası k. izanlı ş ı . * Hoş görme. zihniye. anlama gücü. gabavet. anlayı ş lı * Anlayı olan. zihniyet. lama. ihtifal. anlattı rma * Anlattı rmak iş i. i. anlamayana davul zurna az * anlayı kimseleri en küçük bir söz bile etkiler. anlıanlı ş * Güzel. zekâ. anlayana sivri sinek saz. * Ayıcı nitelik olmak bakı ndan görüş rı bir mı . * Anlatmak iş i. zlı * Hoş görüsüzlük. zeki. ferasetli. izan. kafası kavrayı z. k. kalı kafalı ş t ı z. kalı kafalı vurdumduymazlı izansı k. * Söylemek. ı zlı n lı k. entelektüalizm. vurdumduymaz. bir an içinde olan. li. bilgi vermek. anlayı ş * Anlamak işveya biçimi. belirtmek. anlı k entelekt. yargı müdrike. anlattı rmak * Bir konu üzerinde bilgisini ölçmek. * Hoş görülü. ş lı ş sı zdı anlayıdinlemek p * (bir olayla ilgili olarak) iyice anlamak. nakletmek. hâlden anlama. * Bir konu üzerinde açı klamada bulunmak. eyi * Ölmüş insanı rlamak için yapı tören. ş lı anlayı z ş sı * Anlayı kıolan. anlı lı kçı k * Duyu ve irade karş nda anlın üstünlüğ ileri süren doktrin. *İ nandı rmak. izah etmek.anlatı ş anlatma anlatmak * Anlatmak iş i veya biçimi. i * Anlama yeteneğ feraset. * Hoş görüsüz. gabi. gösteriş ünlü. zihniyet. ş tlı. takrir. anlayıgöstermek ş * istenilen veya söylenilen bir ş hoş eyi görüyle karş ı lamak. açı klama yaptı rmak. usa vurma. sa * Duyu ve iradeden ayrı olarak düş ünülen bilme melekesi. z. telâkki. oysa anlayı z kimselere ne söylense yararsı r. ı sı ğ ı ünü anma * Birini veya bir ş akla getirerek sözünü etme. izansı ferasetsiz. ş sı n . bir hatı lan . * Kı süren. anlayılı şk lı * Anlayı olma durumu.

düzgün olmayan. anonim ş irket. anons * Duyuru. anonim ş irket * En az beş inin kurduğ sermayesi hisselere bölünmüş her ortağ sorumluluğ sermayedeki hissesi kiş u. sanı * Yaratısın adı cını bilinmeyen (eser). anormal * Genel olan örneğ alılmı ve kurala aykıolan. e. * Anı için verilen ş hatı yadigâr. bir haberi halka bildirmek. lmak ey. duyurma. sunucu. gayritabiî. ş ş ı a rı * Bkz. n) anneanne * Annenin annesi. anons etmek * sözle veya yazı bir durumu. anmalı k anne anne olmak * (kadı çocuk sahibi olmak. ra.anma töreni * Bir kiş veya bir olayı rlamak için yapı tören. hatı rlamak. i annelik etmek * annelik görevini yapmak veya anne gibi ilgi ve yakı k göstermek. ve ı n u ile sırlı nı ortaklı anonim ortaklı k. su anorganik *İ norganik. * Sı mikrobunu aş tma ı bir tür sivrisinek (Anopheles maculipennis). * Bir sözü ağ na almak. bergüzar. zikretmek. rı k. zı * Bir armağ gönlünü almak. lı . anonim * Adı bilinmeyen. anla * Adlandı rmak. * Çocuğ dünyaya getiren kadı unu n. . layan anonim ortaklı k * Sermayesi paylara bölünmüş olan ve her ortağ sorumluluğ sermayedeki payı sırlı ı n u yla nı bulunan ortaklı k. iyi hatı lan anmak * Birini veya bir ş akla getirerek sözünü etmek veya onu düş eyi ünmek. yla anonsör anorak * Başklı geçirmeyen spor ceket. k. nlı anofel anomali * Sapaklı aykılı k. annelik * Anne olma niteliğveya durumu.

ansiklopedi * Bütün bilim. ant verdirmek * bir ş yapması bir kimseye ant içirmek. yemin. eyi için * Beynin irinsiz iltihaplı hastalı. kan kardeş i. yemin etmek. ansiklopedik * Ansiklopedi ile ilgili. anormalleş mek * Anormal duruma gelmek. * Her konuda biraz bilgi sahibi olan. ansiklopedicilik * Ansiklopedicinin yaptı iş ğ . ğ ı * Bkz. . anîden. bilgilik. * Bkz. raya ı nı lı bir da ant * Tanrı veya kutsal bilinen bir kiş bir ş tanıgöstererek bir olayı rulama. ı * Değ ik alanlardaki bilgileri sistemli bir yöntemle bir araya getirme veya toplama iş iş i. ansın zı * Hiç hatı gelmedik bir sı birdenbire. mcı n ansefalit ansı ma ansı mak ansı z * Anlayı z. nı ansiklopedici * Ansiklopedi hazı rlayan veya satan (kimse). anormalleş me * Anormalleş iş mek i. anı msamak. ra rada. ansiklopedik sözlük * Alfabetik sı göre kelimelerin karş kları geniş biçimde veren. artı mın landı ı i uç. 'yı iyi. ş sı lsı * Birdenbire. anormallik * Anormal olma durumu. eyi k doğ * Kendi kendine söz verme. ant içmek (veya etmek) * bir ş yapmaya veya yapmamaya ant ile söz vermek. * Bir elektrolitte elektrik akı nıgelip bağ ğve içeri girdiğuç. anî olarak. akı z. habersiz. anı msama. deli. anot ansefal * Kafatası içindeki beyin ve yardı organlarıhepsi. özel adları içine alan sözlük türü. eyi ant kardeş i * Bkz. sanat dalları tek veya bir arada belli bir yönteme göre inceleyen eser.* Dengesi bozuk.

antarktik * Güney kutupla ilgili. rasın smı anten yükselteci * Anten ile alı arası yer alarak elektromanyetik dalgalarıgenliğ yükselten cihaz. ş am fı ğda denilen bir ağ (Pistacia vera). stı ı aç * Bu ağ n. tipik örneğAntep fı ğağ olan bir familya. itilâf. Antep fı ğ stı ı * Antep fı ğ stıgillerin örnek bitkisi. anten * Boş yayı elektromanyetik dalgaları lukta lan toplayarak bu dalgaları transmisyon hatları n içerisinde yayı nı layan cihaz. anterograf * Bağ kası ı rsak lmaları ölçmeye yarayan alet. anterit * İ bağ nce ı iltihabı rsak .ant vermek * "Allah aşna. antant kalmak * anlaş mak. cı nda n ini antenli * Anteni olan. yağ yemiş acı lı i. iskeleti kemikleş . antenli balı k * Göğ yüzgeçleri saplı üs . ı anterostomi * Bağ düğ ı rsak ümlenmesinin kesilip alı nması . nı anterosel * İ bağ nce ı fığ rsak tı. i stı acı ı Antep iş i * Gazi Antep yöresine özgü. lması sağ * Duyarga. miş rt ş k Antep baklavası * Antep yöresinde yapı özel bir tatlı lan türü. ma. nı antarktik kara * Güney kutuptaki kara bölgesi. "çocukların başiçin" gibi sözlerle karş ndakini bir ş zorlamak. iplikleri çı lmıve kafes ş karı ş eklini almıkumaş ş üzerine aynı iplikle renk verevine sarı yapı bir çeş el iş larak lan it lemesi. * Olta ş amandı nı alt ve üst kı nda bulunan ince uçlar. antant * Anlaş uyuş mutabakat. kı nı ı ı sı eye antagonizma * Tezat. yurdumuzda Gazi Antep ve Siirt bölgelerinde yetiş yanlıolarak Ş ı en. uzlaş mak. ince ve sert kabuklu. antet . Antep fı ğ stıgiller ı * Ayrı yapraklı taç lardan. güney kutup yakında olan. ma. sı yüzgeçleri uzamıkemikli balıtürü.

larak lan diş çan i. ana. ana hatlarda herhangi bir değiklik yapı iş lmamıve belli bir ekole ş göre isimlendirilen mobilya. antetsiz * Başksı lı z. rı antidot * Bkz. birçok mikroba karşkullanı nda ı lan. * Bu çağ özgü olan. penisilin. sı antik * İ Çağ uygarlı lk daki klarla. özellikle küf mantarları bulunan veya sentezle elde edilen. antibiyotik tedavisi * Bir veya birçok antibiyotiğ durdurucu veya öldürücü etkisinden faydalanı yapı tedavi. a antika * Eski çağ lardan kalma eser veya tarihî değ olan eski eş eri ya. in larak lan antidemokratik * Demokrasiye aykıolan. antikacı . davranıveya öğ ı ş reti. antifriz * Bir sıya katı ğ o sınıdonma derecesini düş vı ldında ı vın ürerek donması önleyen madde. panzehir. antika mobilya * En az yüz sene evvel imal edilmiş olan. tuhaf. streptomisin gibi maddelerin ortak adı . özellikle eski Yunan ve Roma uygarlı ile ilgili olan. ı antiemperyalizm * Emperyalizme karştutum. sı diş ajur. virüs.* Kâğ veya zarf üstüne bası ş ve adres. nı antihijyenik * Sağk kuralları aykı olma. başk. acayip. üçü bir arada tire ile sarı yapı diş süs. antialerjik * Alerjilerin önlenmesinde veya tedavisinde kullanı ilâçlarıözelliğ lan n i. lı na rı antijen *İ çerisine girdiğorganizma aracı ı antikor oluş i lıyla ğ umunu sağ layan bakteri. e rı * Mendil. olağ geleneğ aykı. örtü. * Genele. antibiyotik * Bitkilerde. antiemperyalist * Emperyalizme karşolan. yatak çarş gibi bezlerin kenarları paralel ipliklerden bir bölümü çekilip dikey olanları afı na n ikisi. parazit gibi protein yapında madde. ı t lmıad lı antetli * Başklı lı . kları antik çağ * Eski Yunan ve Roma uygarlı nıgeliş yayı ğçağ kların ip ldı ı . kalevî. antiasit * Alkalik. * Antik.

sı ülkelerde yaş cak ayan. kanı kaynamamak. uk. ı antikası bilmek nı * en iyisini bilmek. antimon * Atom numarası atom ağ ğ121. soğ ran. ya antikacı lı k * Antika eş veya eserlerle uğ ma iş ya raş i. çok hı koş boynuzlu bir hayvan (Anthilopus). * Bu hayvanıderisinden yapı ş n lmı . * Karş duygu. antikomünizm * Komünizm aleyhtarlı. 6300 C de eriyen. antikomünist * Komünizme karş ı . zlı an. antiloplar * Geviş getiren memeli hayvanları bir familyası n .* Antika eş veya eser satan veya toplayan kimse. ı ı rlı nda lenemeyen. rak saltması Sb. haddede veya çekiç altı iş 51. antinomi antipati * Çatı . antipropaganda * Karşpropaganda. ı t * Antipati uyandı sevimsiz. antikalı k * Antika olma durumu. ğ ı antikor antilop * Antiloplardan. ı antisemit . ı antikapitalizm * Kapitalizme karşolma. çoğ unlukla bası harfleri alaş nda kullanı mavimtı beyaz renkte bir element. Kı m ı mı lan. antikatot yaprak.76 olan. antikapitalist * Kapitalist rejime karşolan kimse. soğ ukluk. antikite * Tarihte İ Çağantik devir. * Tuhaflı k. ş kı * Sevimsizlik. * Hastalıetkenlerini zararsıduruma getirmek için vücudun çı ğmadde. katot ınları alan elektronik lâmbadaki genellikle metal ncı lmıbir alma ş nı ı antipatik antipatik bulmak * sevimsiz bulmak. k z kardı ı * Bası azaltı ş elektrik boş tüpünde. lk .

lan i antisiklon * Yüksek bası atmosfer kütlesi. havanı sarmal biçimli hareketi için kullanı nçlı n lı r. * Güçlükle tutuş koku. antiseptik * Antisepsi yapmak için kullanı veya antisepsi özelliğolan (madde). duman çı an. ta belgede belirtilen durum. da * Baş ç yemeğ langı i. pakt. ü antisepsi * Mikropları ilâçla öldürme yolları . ı antitoksik * Antitoksin. büyük bir ı vererek yanan bir tür taş sı kömürü. methal. çine z kardı ı antlaş ma * İ veya daha çok devletin saldı ki rmazlı savaş ittifak gibi konularda üstlenmelerini belirttikleri belge ve k. seçki. muahede. nda lan ş tı rlı ş ması antrenman yapmak * spor amacı çalı yla ş mak. antitez * Karşsav. antrenman * Bir spor dalı yapı alı rma veya hazı k çalı . * Bir yapı girip geçilen yer. idman. . antitoksin * İ giren toksinleri zararsıhâle getirmek için vücudun çı ğmadde. egzersiz. antlı antoloji *Ş airlerin. nmıseçme parçalardan oluş kitap. antrenmansı z * Antrenmanı olmayan. ahitleş ma mek. * Ant içmiş veya ant içirilmiş . ğ ı antisemitist * Yahudilere karşdüş ı manca duygular besleyen ve Yahudilere karşayı edici tedbirler alı ı rt nması isteyen nı görüş bağ olan (kimse). ş tı antrenmanlı *İ dmanlı . idmansı z. an antrakt antrasit antre * Ara. alı rma yapmak. antlaş mak * Antlaş yapmak. e lı antisemitizm * Yahudilere karşdüş ı manca duygular besleyen ve Yahudilere karşayı edici tedbirler alı ı rt nması nı isteyenlerin görüş veya tutumu. yazarları bestecilerin eserlerinden alı ş n.* Yahudilik aleyhtarlı. güldeste. karmadan.

ardiye. insan nsanı bilimi. yanı u. nsan antroponim * Kişadları inceleyen bilim dalı i nı . derisi dikenlilerden. ı antrkot antrok * Sırıiki kürek arası ve pirzolalıyerinden çı lan kemiğ ğn ı ndan k kartı inden sı lmıet dilimi. yrı ş * Triyas devri katmanları bulunan. tiren ş tı i. ş cı tı antrenörlük * Antrenörün işveya mesleğ çalı rılı i i. nda. natçı . leten * Antrepoya bakan kimse. antropolog * İ bilimi uzmanı nsan . insansı lar. evrimini. u antrepocu * Antrepo iş kimse. anut * İ . antropozoik * İ n belirmesi ve yayı nı nsanı lması niteleyen antropozoik devir teriminde geçer. antrparantez * Söz arası sı gelmiş istitrat. antroposantrizm *İ nsanı tabiatımerkezi sayan. nsan antropomorfizm * İ biçimcilik. rası ken. imli antropoit * Bkz. biyolojik özelliklerini. antrepo * Gümrüklere gelmiş ticarî eş n konulduğ korunduğ yer. toplumsal ve kültürel yönlerini inceleyen bilim. bütün öbür yaratı n insan için yaratı ş n kları lmıoldukları söyleyen dinî nitelikli nı öğ insaniçincilik. antropoloji * İ n kökenini.antrenör * Bir spor dalı sporcuyu eğ yetiş ve çalı ran kiş çalı rı. antrepoculuk * Antrepocunun yaptı iş ğ . antropolojik * İ bilimiyle ilgili. ş cı tı k. antropoitler * Bkz. reti. insan bilimsel. insansı . antropozoik devir * Antropozoik. deniz lâlelerinin sapları oluş nda nı turan kalsiyum karbonat birleş fosil. ayak direyici. nda iten.

. iri. * Çok açı çok belirgin. * Kalbin sol karı ğ ncından çı ve vücuda kı zı dağ büyük atardamar. apansı z * Hiç beklenmedik bir sı pek ansın. ı n rsağ apansın zı * Birdenbire. acı lan * Rakı . ı kan rmı kan ı tan * Çok acı . apar topar * Telâş acele ile. k. aort apacı apaçı k apaçı k klı * Apaçıolma durumu. k * Bir ş hiçbir kuş yer bı eyin. makat. açıbir biçimde görünmesi. anyon anzarot * Negatif elektrikle yüklü iyon. gürbüz. ı r zlı ı * Sindirim kanalın doğ bağ nı ru ı denilen son bölümündeki çış i. * Sı ülkelerde yetiş bodur bir ağ (Sarcocolla). yaka paça. itli aparkat aparma * Boksta bükük kolla aş ı yukarı doğ atı yumruk. cak en aç * Bu ağ n yara tedavisinde kullanı reçinesi. eksin.anüri anüs * İ nı drarı yapamama ş eklinde ağ bir böbrek rahatsı ğbelirtisi. rada. apala apalak apandis apandisit * Apandisin iltihaplanması . zı * Abla. * Kör bağ ı ince bir parmak gibi olan son bölümü. cihaz. kuya rakmaksın aydı k. anüs yüzgeci * Balı klarda anüs bölgesinde tek olarak bulunan yüzgeç. * (bebekler ve küçük çocuklar için) Tombul. zı nlı k apak * Çok ak. ş rsak kıdeliğ erç. ağ dan ya ru lan * Aparmak iş i. ve aparey * Çeş parçalardan meydana gelen alet. çok anî olarak.

apaş apatit apaydı n * Çok aydı k. güçsüz. * Yelken rüzgârla dolup şmek. içinde flüor veya klor olan doğ kalsiyum fosfat. kabadayı . n apayrı apaz * Büsbütün ayrı . iki . açar. p apart otel * Müş terilerin kendi yeme ve içme ihtiyacı karş nı ı layabilmek için gerekli malzemeler ile donatı ş ı z lmıbağ msı apartman veya villâ tipinde inşedilmiş a ancak otel gibi iş letilen konaklama tesisi. apartman * Birkaç katlı her katı bir veya birkaç daire bulunan yapı ve nda . ada. nlı apaydı k nlı * Apaydıolma durumu. ş kı aş n. çalmak. alıkaçmak. * Bir avuç dolusu. * Apazlamak iş i. ayrıbacaklı nı k . ki ı n nda apı ş ak * Bacakları açarak yürüyen. nda na ile * Böyle esen bir rüzgârla.aparmak * Almak. * Pupa ile orsa arası geminin omurgası 450 açı esen (rüzgâr). * Çok az. alıgötürmek. * Doğ kemik dokusunda bulunan. p * Gizlice almak. * Bacakları aça yürüme. hayta. apazlamak * Avuçlamak. apıarası ş * İ bacağ arası kalan yer. * Külhan beyi. * İtahı ş açmak için yemekten önce içilen içki. bambaş ka. iş * (gemi) Apazlama rüzgârla gitmek. apel aperitif apı ş * Butlarıiç tarafı bacak arası n . aça * Yorgun. al apaz apazlama apık ş ı . * Anonim ortaklı klarda sermaye artımı yapı ödeme çağsı rı için lan rı. * Avuç.

r. büyük gözlü ağ lma. bacakları rarak çömelmek. apokaliptik * Anlaş ı lmaz. nı lan * Eldeki haritaya göre arazi üzerinde bir parseli kazı klarla belirtme. ş ı k. unu ş na lgı lgı apıp kalmak ş ı *şı aş rmak. apokrif * Doğ ruluğ güvenilmez söz veya yazı una . karanlı(söz veya yazı k ). apı k ş lı apı ş ma apı ş mak * Ağ . aplike * Düz veya desenli bir kumaş kesilmiş tan motiflerin bir baş kumaş iş ka a lenmiş durumu. * Apı ş iş mak i. telden yapı torbaya benzer. . kan apoş i * Çember biçiminde. duvar lâmbası . zinciri toplayı demirini kaldı p rmaya hazı r bulunması . ayı * Ne yapacağ kestirememek. apotr . * Duvar ş amdanı . kapalı .* Kuyruğ apıarası alarak yı n yı n giden (hayvan). * Hayvan yorgunluktan bacakları birbirinden ayı çöküvermek. aplik aplikasyon * Uygulama. na lan apoletleri sökülmek * bir suç sebebiyle rütbesi indirilmek veya askerlikten atı lmak. ş ı ı nı aş rmak. apiko * Geminin. n eyin lı p e aposteriori * Deney sonucu ortaya çı (bilgi). * Derli toplu. omuzluk. apolet * Subaylarda rütbeyi göstermek için üniformalarıomuzları takı iş n na lan aretli parça. nı rarak * Oturmak. * Bir kumaş üzerine baş bir kumaş ka parçası veya bir danteli dikme yolu ile uygulayarak yapı süs. apı rma ş tı apı rmak ş tı * Hayvanı yorarak yürüyecek gücünü bı çok rakmamak. aport * Avıveya kendisine gösterilen ş üzerine atı getirmesi için köpeğ verilen buyruk. * Hazı tetik. * Giysilerin omuzları süs olarak takı parça. süslü. * Apı rmak iş ş tı i. sonsal. * Çifte demir atarak döndükçe geminin bir alan içinde kalması sağ nı lamak.

apse yapmak. çı rin ban. * Küçümseme belirten seslenme. apreli apresiz april apriori * Hiçbir denemeye dayanmayan ve akı l yordamı bulunup ortaya konan. * Nisan ayı . * Aprelemek iş i. önsel. aptal olmak * aptal durumda bulunmak. * Apresi olan. abril. perdahlanması . aval aval. mek apseleş mek * Yara irin bağ lamak. mcı appassionato * Bir parçanıcoş n kunca çalı ı anlatı nacağ nı r. apsent apsis * Pelinle kokulandılmısert bir içki. aptal aptal aptal * Aptal gibi. iş yitimi. apraksi apre * Bkz. lı kta lan * Apre yapan kimse. lı kta. koordinat. * Dokumacı boyacı cilâ olarak kullanı madde. rı ş * Yönlü bir eksen üzerinde bir noktanı baş ç noktası olan uzaklınıcebirsel değ n. * Apresi yapı lmamı perdahlanmamıveya cilâlanmamı ş . k. * Zekâsı geliş pek memiş . azarlama. apse yapmak * bir doku içinde iltihap oluş mak. * Bir noktanıuzaydaki yerini bulmaya yarayan ana çizgilerden yatay olanı n . lev * Kumaş veya derinin cilâlanması . apseleş me * Apseleş durumu. koruyucu. ş ş . aptalca. havari. perdahlamak.* Yardı . zekâ yoksunu. yla apse * İ birikimi. langı na ğ n ı eri. . alı ahmak. apreci apreleme aprelemek * Kumaş veya deriyi cilâlamak.

abdestli. apteslik aptessiz apukurya apul apul * Tombul çocuklarıbacakları açarak salı salı yürüyüş n nı na na lerini anlatı r. * Et kesimi yortusu. aptesli * Bkz. aptallıetmek k * aptalca davranmak veya aptalca iş görmek. abdestbozan. aptal gibi. aptallaş mak * Zekâsı iş nı letemez olmak. eyi aptallı k * Aptal olma durumu veya aptalca iş . Ar * Bkz. * Bkz. aptallaşrma tı * Aptallaşrmak işveya durumu. aptalca * Biraz aptal.aptal yerine koymak (veya koyulmak) * anlamaz. abdestlik. kivi. alı mak. . bilmez sanmak (sanı lmak). ahmaklaş klaş mak. tı i aptallaşrmak tı * Aptallaş na sebep olmak. abdestsiz. aptal gibi. ahmakça. * (apta'lca) Aptala yaraş nitelikte. aptesbozan otu * Bkz. aptesbozan * Bkz. aptal duruma getirmek. anlamaz gibi görünmek. abdestbozan otu. abdest. apteriks aptes * Bkz. ı r aptalcası na * Aptala yakır biçimde. ş ı aptallaş ma * Aptallaş iş mak i veya durumu. abdesthane. apteshane * Bkz. * Bkz. ması tı aptallı vurmak ğ a * bir ş bilmez. ahmaklaşrmak.

/ -er* Fiilden ettirgen çatı türeten ek: çı k-ar-mak./ -er*İ simden geçiş fiil türeten ek. ar ve hayâ perdesi yı lmak rtı * utanmamak. ar belâsı * namus ve onuru için baş söz eder korkusu. utanç duymamak. açar "anahtar". kı ar etmek * utanmak. çı yat-ar. suv-ar-mak vb. iki olayı ki birbirinden ayı zaman. ğ a ara başk lı * Esas bölümün alt başkları anlatmak için kullanı lı nı lı r. sı radakilerin birbirlerinden yanlaması olan uzaklı . ara bono * Arada ödenen olağ dı bono. * Toplu jimnastik dizilmelerinde. fası ran la. geç-er. * Kiş ilerin veya topluluklarıbirbirine karşolan durumu veya ilgisi. -ar. yüzsüzlük etmek. * (basketbol ve voleybol için) Takı n oyun sı nda aldı birer dakikalıdinlenme ve talimat alma mları rası kları k süresi. ar * Utanma. mola. ölç-er vb. klı k. aralı boş mesafe. Bu ekle k-ar. kası ar damarı çatlamı ş * utanç duyulacak ş eyleri hiç sılmadan yapan. n ı * Toplu bulunan nesnelerin veya kimselerin içi. siz -ar. utanç duyma./ -er*İ simden geçişfiil türeten ek: baş li -ar-mak. ara açmak * dostluğ bozmak.* Argon'un kı saltması ./ -er* Belirli fiillere gelen geniş zaman eki: aç-ar. r: kar -ar. luk. yapı ş lmıisimler de vardıkeser. * Futbol oyununun kı beş dakikalıiki devresi arası oyunculara verilen on beş rk er k nda dakikalıdinlenme k süresi. bir filmde dinlenme süresi. bat-ar. an ş ı ara bozucu . ar namus tertemiz * utanması olmayan. * Bir oyunda. anlaş u mazlı yol açmak. ar yıdeğ kâr yı lı il. biç-er. lı * birinin sılmayı yana bı kı bir rakarak yalnıçı na baktı anlatı z karı ğ ı lı söylenir. antrakt. gid-er-mek vb. kalk-ar. ki eyi ran k. -ar. ar * Tarı alanları yüz metre kare değ m için erinde yüzey ölçü birimi. utanmaz. çı "menfaat" vb. na kları * Aralı k. rken ara * İ ş birbirinden ayı uzaklı açı k. * İ olguyu. haftayı m.

klı ara bulma * Anlaş k durumunda bulunan kimseleri uzlaşrma iş mazlı tı i. türkü. n na deniz. uzlaşrı. tı dan inde ara kazanç * Malı bütünüyle devretmeden arada elde edilen kazanç. ara nağ me * Ş . arada önlem niteliğ verilen karar. nan * Sısısöylenen söz veya açı sorun. k. ara nağ me. ara kesit * Çizgilerin. münafı k. güftenin iki kı arası baş sonuna da gelebilen. ara deniz * Okyanuslardan dar ve az derin boğ azlarla ayrı karalarıarası sokulmuş lan. ı na. mcı ara cümle * Birleş veya yalıcümlelerde anlamı ik n biraz daha açı klamak için araya giren iki virgül veya iki kı çizgi sa içinde verilen cümle. fitçilik. . yüzeylerin. k k lan ara nağ mesi * Bkz. ara bulucu * Uzlaşran kimse. katı cisimlerin birbirlerine rastladı ve kesiş kları tikleri yer. ara bozuculuk * Ara bozucu olma durumu. fesatçı . sözsüz çalı parça. lan . ş ı lan ara sı cak * Soğ ve sı yemek servisi arası ikram edilen hafif sı yiyecekler. fitçi. ara konakçı * Asalağ geliş evreleri sı nda beslenip barı ğkonakçı ı n. ara seçim * Genel seçimler dında yapı ara dönem seçimleri. münafı müfsit. ara kapı * İ yapı oda arası kolayca geçmek için açı kapı ki veya nda. arkı tası na. köçekçe gibi küçük güfteli bestelerde. ara bulmak * anlaş amayanları tı uzlaşrmak. ara buluculuk etmek * ara bulmada yardı olmak. me rası ndı ı lardan her biri. ara mal * Üretimde gerekli malı etmek için kullanı yarı lenmiş elde lan iş mal. ara kararı * Bir davanıbakı nı n lması kolaylaşrmak için yargı önce. tı tıcı ara buluculuk * Uzlaşrılı tıcı k. uk cak nda cak ara sı navı * Üniversite ve yüksek okullarda yarı l içinde yapı sı yı lan nav. fesat.* Ara bozan (kimse).

* Araba yapan veya satan kimse. vapur. ara sokak * Ana yola açı ikinci derecedeki yol. lan ara söz * Doğ rudan doğ konuş veya yazı konuyu ilgilendirmeyen dolaylı istitrat. * Araba vapuru. araba vapuru. bir işbir süre bı i rakmak. aç araba kullanmak * araba sürmek. eri araba falakası * Çift atlı arabalarda. arabacı * Arabayı süren kimse. ara tümce * Bkz. ı yan arabalı k * Araba konulan yer. durmak. garaj. arabalı vapur * Arabaya taş vapur. araba devrilince yol gösteren çok olur * iş ten geçtikten sonra verilen öğ iş üdün değ yoktur. . arabalı * Arabası olan. ara yerde ara yön * Dört ana yönden ikisi arası olan yönlerden her biri. ruya ulan lan söz. zaman zaman. araba araba * Arabalar dolusu. ara vermek * yeniden baş lamak için. * Araba dolduracak miktar. birçok arabalarla. nda araba * Tekerlekli.ara sı ra * Seyrek olarak. nda. araba mezarlı ğ ı * Kullanı hâle gelmiş lmaz veya eski arabalarıbı ldı yer. ı tı * Araba ile taş ş ı veya taş nmı ı nacak miktar. n rakı ğ ı araba vapuru * Arabalı vapur. * Araba yapma veya satma iş i. arabacı lı k * Araba sürme iş i. ara cümle. * arası arada. motorlu veya motorsuz her türlü kara taş . okun dibinde ve iki yanı bulunan uçları koş kayı bağ nda na um ş ları lanan ağ bölüm.

fesatçı u . arabizasyon * Araplaşrma. ik arabası düze çı nı karmak * karş tı güçlükleri yenip iş kolay yürür hâle getirmek. münafı müzevir. arabozanlı k * İ kiş arası ki inin ndaki dostluk veya geçimi bozma işmünafı k. anlaş sağ tı ma layan kimse. ı ğ laş ı ini arabaş ı arabesk * Arap üslûbunda olan (ş ey). klı aracı * Uzlaşran. i. müzevirlik. aççı Arabistik * Arap dili ve kültürü araşrmaları tı . büyüklerin yaş ş uyarlar. mutavassı t. * Giriş bezeme. nda Arabist Arabistan defnesi * Dulaptal otugillerden. arabankürdî * Klâsik Türk müziğ az kullanı ş inde lmıbirleş bir makam.araban * Klâsik Türk müziğ bir makam. . Asya ve Afrika'nısı bölgelerinde yetiş kabukları n cak en. * Arap dili ve edebiyatı uğ an kimse. k. sı arabeskleş me * Arabesk durumuna gelme. yla raş * Piş ve dondurulmuş miş hamur yanı yenen tavuklu veya hindili çorba. aracı koymak * bir kimseyi. Araplara özgü olan. * Üretici ile tüketici arası alı satı konusunda bağ kuran ve bundan kazanç sağ nda m m lantı layan kimse. tı arabozan * İ kiş arası ki inin ndaki dostluğ veya geçimi bozan (kimse). uzlaş sağ ma lamak için görevlendirmek. hekimlikte kullanı bir lan ağ k (Daphne gnidium). inde arabanıön tekerleğnereden geçerse art tekerleğde oradan geçer n i i * çocuklar. * Arapça. ayına ı arabanıtekerine taş n koymak * güçlük çı karmak. arabeskleş mek * Arabesk özelliğkazanmak veya arabesk durumuna gelmek. i Arabî * Araplarla ilgili. ik arabeskçi * Arabesk müzik sanatçı.

gücünden yararlanı nesne. eyi lan ey. kuramları mantıve ahlâk biçimlerinin yalnı hayatıdeğik ş n. arada kalmak * iki tarafı tı üzere araya girme dolayıyla güç duruma düş uzlaşrmak sı mek. lantı tası aracı lı k * Aracın gördüğ iştavassut. * Taş ı t. ta. yoluyla. bilâvası ruya lan tası ta. araçsı z * Araç kullanı lmadan. ş ı aradan * o zamandan bu zamana dek. ta. hacı n. vası nı ü . araçlı * Araçla yapı veya olan.aracı ı lıyla ğ * Aracı olarak. tavassut etmek. araççı lı k * Düş ünme biçimlerinin. araçsı k zlı * Araçsıolma durumu. arada çı karmak * baş iş arası bir işde yapı ka ler nda i vermek. araçlı jimnastik * Bkz. z arada bir * seyrek olarak. vası z. iğ aradan çı karmak * birçok iş birini yapı bitirivermek. in m araç * Bir iş yapmakta veya sonuçlandı rmakta. ten p aradan kaldı rmak * iş yapma imkânı yok etmek. vası . kurban bayramın arife günü toplandı tepe. unu ü. k zca n iş artları uyma na araçları olduğ savunan dünya görüş enstrümantalizm. aradan çekilmek * iliş ini kesmek. * Bir ş ulaş bir ş elde etmek için yararlanı kimse veya ş eye mak. aracı etmek lı k * bir iş çözümünde araya girerek yardı etmek. bilvası lan talı ta. lan * Kiş veya nesneler arası bağ sağ iler nda lantı layan ş vası ey. bağ kurarak. vası yla. doğ rudan doğ yapı veya olan. nı Araf Arafat * Cennet ile cehennem arası bir yer. arada kaynamak * karık bir durumda gereken ilgiyi görmemek. ları nı kları . nda * Mekke'nin doğ usunda. * Bir sonuca ulaş için kullanı ş mak lan ey. aletli jimnastik.

araları dağ kadar fark olmak nda lar * araları her yönden büyük ayrı bulunmak. araları su sı ndan zmamak * birbirleriyle çok yakı sı fı arkadaşk kurmak. aş ı rmak. çaresiz kalmak. * Seyrelmek. ndan lmak. aş i. çalan. n. * Pirinç ve ş kamından elde edilen bir tür rakı eker ş ı . eyini rı plak aragonit arak * Ter. yeş mavimsi gri renkte billûrlaş ş tür kalsiyum karbonat. araka arakçı arakçı lı k arakı ye * Derviş giydikleri. * Beyaz. araklama * Araklamak işçalma. * Bitkilerin fazla dal ve çubukları kesmek. * Aralanmak iş i. lerin lmıince * Bir tür küçük zurna. kiyi . -arak / -erek * Fiillerden zarf yapan ek. il. hı z. iki dostun arası soğ na ukluk girmek. nda lı klar araları kara kedi geçmek (veya araları kara kedi girmek) ndan na * iki dost birbirine gücenmek. aralıolmak. uzaklaş yanı ayrı mak. seyrekleş klı tirmek. * Aralı duruma getirmek. aralama aralamak * Aralamak iş i. ri * Araklayan. benzer nitelikler çok az olmak. ı rma. * İ taneli bezelye. seyrekleş nı tirmek. kıkı lı araları açmak nı * iki kişarası i ndaki dostluğ iliş bozmak. araklamak * Çalmak. k * Gitmek. tiftikten yapı ş külâh. araları iyi * dostlukları düzenli. yarı açmak. * İ ş arası açı k oluş ki ey nda klı turmak.Arafatta soyulmuş ya dönmek hacı * her ş kaybedip çılçı kalmak. mıbir aralanma aralanmak * Biraz açı lmak. rsı * Hı zlı rsı k. u.

iş gibi yerlerde. lı n . ik nda klı * Sürekli. tam kapanmamı açı ş . kiyi araları bulmak nı * birbirleriyle anlaş amayan iki kiş uzlaşrmak. monolog gibi eğ nda lan lendirici oyun. arama tarama * Polisin kuş gördüğ kimseler üzerinde bı silâh. elverişdurum. arama emri * Yapı araşrma iş için yetkili organdan alı buyruk. harfler veya satı arası açı ğolan. ran klı * Portenin paralel çizgileri arası ndaki boş luk. üzerinde ve ğ ı yeri eş nda yapı araşrma iş yası lan tı lemi. aralıoyunu k * Tiyatroda iki perde arası yapı koro. ra. mesafe. * Saklanan sanın ve suç belgelerinin elde edilmesi için bir kimsenin ev. klı * Sı vakit. espaslı rlar nda klı ı . barı rmak. aralı z ksı . arama * Aramak iştaharri. aralıvermeden. kalı veya inceye doğ ayı uzaklı ka na ru ran k. * Yarı k. ik nda klı * Dizgide kelimeler. k aralı kta * Öbür ş arası eyler nda. ilk * Ayakyolu. aralatmak * Aralıduruma getirtmek. * (bası lı Harfler veya satı arası mcı kta) rlar ndaki açı k. aralı klı * Birbirine bitiş olmayan. * Toplu beden eğ itiminde art arda dizilenleri ayı açı k. yarı açmak. aralı k * İ ş arası ki ey ndaki açı k. bale. koridor. araları açı k bulunmayan. klı * Borsada hisse senetlerinin alı satı emirlerinin verildiğsüre. * harfler arası veya satı arası boş bı nda rlar nda luk rakmak. espas. * Bir sesi bir baş sesten. * Birbirine bitiş olan. fı li rsat. lacak tı lemi nan arama kararı * Arama yapı labilmesi için hâkim tarafı verilmiş ndan karar. i. eyler . geçenek. esrar gibi yasak ş araması kulu ü çak. m m i aralıetmek k * aralamak. * Kesik kesik. * Uygun. * Yı 31 gün süren son ayı kânun. * Evin iki bölümü veya iki oda arası ndaki dar geçit. aralıvermek k * yeniden baş lamak için bir işkı süre ile bı i sa rakmak. araları açı k bulunan. iyi tı ş tı aralatma * Aralatmak iş i.araları bozmak nı * iki kişarası i ndaki iliş bozmak. biraz açtı k rmak.

özlemek. kötü davranı ş larda bulunarak cezayı gerektirmek. yoklamak. aramak * Birini veya bir ş bulmaya çalı eyi ş mak. * Eksikliğduyulmak. * Koyu esmer veya kara. * Düzenleyici. * Bir yöntem bulmaya çalı ş mak. kta eyler * Ş koş art ulmak. * Düzenleme. fellâh. ine * Söz konusu olmak. * Araşrmak. hatısormaya gitmek. * Aranı çözüm. * Ş koş art ulmak. mak. aranmak * Aramak iş konu olmak. eyin unu * Önem verip istemek. * Bkz. Aramîce. aranı lmak * Aramak iş konu olmak.* Denizdeki mayı toplama veya yok etme iş nları lemi. çok aramak. aranje aranjman aranjör aranma * Aranmak iş i. * Samî dillerinin batı lehçelerini içine alan ve milâttan önceki dönemlerde kullanı ş lmıbulunan ölü bir dil. u n ayan n * Arap halkı özgü olan ş na ey. ile Aramca Aramîce aranı lma * Aranı iş lmak i veya durumu. aramakla bulunmaz * çok değ ancak rastlantı ele geçer. * Olumsuz. i * Kendi üstünü aramak veya ortalı kendi kendine bir ş aramak. arama yapmak * birini veya bir ş bulmaya çalı eyi ş taharri etmek. * (küçük a ile) Zenci. r * Bir ş yokluğ duyarak geri gelmesini istemek. aramak taramak (veya arayı taramak) p * dikkatle aramak. arantı Arap . tı * Ziyarete. ine *İ steklisi bulunmak. * Bu söz "düzenlemek" anlamı "aranje etmek" biçiminde kullanı nda lı r. lan * Orta Doğ ile Kuzey Afrika'nıbüyük bir bölümünde yaş halk ve bu halkı soyundan olan (kimse). erli.

* Arap dili özelliğkazandı i rmak. lan * Bu dile özgü olan. ak. Araplı k * Arap olma durumu. Arapçalaşrma tı * Arapçalaşrmak iş tı i. yuvarlak ve çok sıyeş yaprakları uzadı aş ı ru sarkan bir tür süs bitkisi. Arap rakamları * Bugün kullandımısayı gösteren rakamlar. mak Araplaş mak * Arap olmak.arap * Negatif fotoğ raf. ş ı Arapsaçı * Küçük. Arapsaçı * Çözümlenemeyecek kadar karık durum. ler ş ı Arap tavş anı * Kemirgen memelilerden bir hayvan (Daculus daculus). Arap olayı m * (ş yollu) söylenen bir ş doğ una inandı aka eyin ruluğ rmak için kullanı lı r. kararmak. Arapça * Samî dilleri ailesine giren ve Arap ülkelerinde kullanı dil. Arap gibi olmak * simsiyah olmak. Araplı benimsemek. lan. Araplaşrmak tı * Arap kimliğ kazandı ini rmak. Arapçalaşrmak tı * Arapçaya çevirmek. ğ ı Araplaşrma tı * Araplaşrmak iş tı i. arap saçı gibi * karmakarık. k il olan kça ağdoğ . Arap zamkı * Akasyadan elde edilen bir zamk. Araplaş ma * Araplaş durumu. ğ z ı ları Arap sabunu * Potasla yapı yumuş esmer bir sabun. ş ı arap saçı dönmek na * iş çok karıp çözümlenmesi güç bir duruma gelmek. zamkı arabî. Arap uyandı (veya Arabıgözü açı ) n ldı * geçen bir olaydan ders alı ğ anlatı ndını ı r.

inceleyen. * Çarş ı veya alıveriş larda ş bölgelerinde aynıi yapan esnafı bir arada bulunduğ bölüm. arkası kesilmeden. kı ş ı yamet günü bütün ölülerin toplanacakları yer. birbirine darı lı sarsı lı ları lmak. sı ı cağ cağsı ı na. arası z arasta araş it * Yer fı ğ stı. arkadaşk bağ kopmak. arası (veya araları lmak (açıolmak veya bozulmak) ) açı k * arkadaşkları lmak. * Bilim ve sanatla ilgili olarak yapı yöntemli çalı lan ş ma. arası umak soğ * aradan zaman geçerek önemini yitirmek. araşrman. lması araşrma görevlisi tı . arası (veya araları karı na na) ş mak * büyüyüp yetiş mek. iş n u araşrı tıcı * Araşran. ararot kamı ş ı * Maranta. çocuk maması cak en kamı tan ka karı yapmaya yarayan un. Arasat * Müslüman inanına göre. araşrma filmi tı * Herhangi bir bilimsel araşrmada alınısalt bir kayıaracı tı cın t olarak kullanı yla elde edilen film. arası (veya iyi) olmamak hoş *oş eyden hoş lanmamak. tı i. müstemirren. araşrma tı * Araşrmak iş taharri.ararot * Sı iklimlerde yetiş maranta adlı ş ve baş bitkilerin kökünden çı lan. araşrı tılmak * Araşrma yapı tı lmak. ara vermeden. gözden. ı araşrı tılma * Araşrı iş tılmak i. ı araşrı tı * Araşrma. araları gerginlik. araşrılı tıcı k * Araşrınıyaptı iş tıcın ğ . * Meraklı . nda arası olmamak * geçinememek. araşrmacı tı tı tı (kimse). geçirilmek. tı * Sürekli olarak. mütecessis. vira. geçimsizlik olmak. arası geçmeden * vakit geçmeden.

z e arayı açmak * aradaki uzaklıartmak. soruş turmak. arayı cı * Bir ş aramayı edinen kimse. açı ş iyi ş tı * arası lmıkimse ile barı açı ş ş mak. * Aratmak iş i. * iki kiş uzlaşrmaya çalı iyi tı ş mak. araya girmek * iki kiş arası inin ndaki bir işkarı e ş mak. dostluk kalmamak. * Bilimde ve sanatta yöntemli çalı ş malar yapmak. araşrmacı tı * Bilim ve sanat alanları araşrma yapan kimse. ş ğ ı a araya koymak * bir iş sözü geçer bir kimsenin aracı ı baş te lına ğ vurmak. inceleme ve deneylerde yardı olan ve yetkili organlarca nda lan tı mcı verilen görevleri yapan öğ retim yardı sı mcı. sormak.* Yüksek öğ retim kurumları yapı araşrma. araşrman. nda tı tı araşrmacı tı lı k * Araşrmacı tı olma durumu. eski yakı k. araşrmak tı * Birini veya bir ş bulmak için bir yeri gözden geçirmek. * Aramak iş bir baş na yaptı ini kası rmak. aratmamak * yenisi. * Arzu ettirmek. * bir iş lı ona engel olacak baş bir ş çı yapı rken ka ey kmak. yokluğ duyurmamak. araya gitmek * harcanmak. k arayı utmak soğ * zaman geçmek. araya soğ ukluk girmek * dostluk bağgevş ı emek. nlı arayı yapmak * araları lmıiki kiş barı rmak. eskisinin yerini doldurabilmek. istetmek. eyi * Bir gerçeğortaya çı i karmak için aramalarda bulunmak. araya vermek * yararsıbir işharcamak. kaybolmak. araşrman tı * Araşrı. tıcı aratı ş aratma aratmak * Aratmak iş i veya biçimi. eyi iş . karıklı kurban olmak. unu araya almak * bir çevreye kabul etmek. asistan.

i. inde ik arazbar arazbarbuselik * Türk müziğ bir birleş makam. arayısormak p * biri hakkı haber sormak veya birinin ziyaretine giderek ona karşilgi göstermek. * İ çürümeye yüz tutmuş aç. çten ağ ardak ardaklanma * Ardaklanma iş durumu. * Belirtiler. arboretum * Botanik bahçesinde ağ ve benzeri bitkilerin dikimine ayrı ş aç lmıbölüm. arbalet arbede * Gürültülü kavga. . sazlıyerleri temizleyerek tarı elveriş duruma getirme. patı . inde ik arazi * Yer yüzü parçası . ı laş arayısoranı p bulunmamak (veya olmamak) * kimsesi olmamak. k ma li araziye uymak * ortama.* Arama iş görevlendirilmiş iyle kimse. * Türk müziğ bir birleş makam. k. tahvil. rtı arbitraj * Hisse senedi. eğ arayıda bulamamak p * beklenmedik iyi bir durumla karş mak. yer. görünmemeye çalı ş mak. yerey. toprak. arazi açma * fundalı koruluk. nda ı arayı ş araz * Aramak iş i veya biçimi. arayı fiş i cı eğ * Bir tür donanma fiş i. ş * Maden üzerine kazı yapmak ve çı kta çevrilen ş ma krı eyleri yontmak için kullanı çelik kalem. *İ stenilen yı zı ldı teleskop içine getirebilmek için büyük teleskoplara paralel olarak bağ. görüş lı alanı geniş olan küçük teleskop. yabancı gibi değ kâğ daha kârlı para erli ı tları görülen baş kâğ ka ı değtirme iş tlarla iş i. arda * İaret olarak yere dikilen çubuk. * Hastalıbelirtileri. çevreye uymak. k *İ linek. * Kundaklı . lan * Ardı l. tetikli yay. semptom.

sı sı ardı yüz köpek havlamayan kurt. kurt sayı nda lmaz * önemli kimseleri çekemeyip onlara dil uzatanları çok olduğ anlatı n unu r. çatmak. * Sataş mak. ç acın ardırakı ç sı * Cin. ardı l * Birinin ardı gelip onun yerine geçen kimse. ardıotu ç * Ardıağ nıküçük bitkisi. ndan ı tı * Bir çı mda varı sonuç. * Servigillerden. ası lmak. sı kahverengi.ardaklanmak * (ağ açlarda) Mantarlarısebep olduğ çürümeye uğ n u ramak. ardı nca * Hemen arkası ndan. ksı ardı na ardı * Birbirlerini kovalayarak. güzel kokulu yaprakları kın da dökmeyen. karnı kuyruğ kara bir kuş rtı ak. halef. tükenmek. ndan ardı lma ardı lmak * Ardı iş lma i. öncel karş . ardı (veya arkası ndan ndan) atlı kovalamak * bir işgereksiz bir telâş yapanlar için söylenir. takı lmak. ardı ra. u türü (Turdus pilaris). * Birisinin sı na ası rtı lmak. ardı kadar açı na k * (kapı . aralı z. i la . ardı arası kesilmemek * aralı z olarak gelmek. aççı ardıkuş ç u * Kara tavukgillerden. ardıardı n n * Geri geri. pencere için) sonuna kadar açı k. sı ardı (veya arkası düş na na) mek * arkası gitmek. arkası ndan. ksı ardı kesilmek * arkası gelmemek. karı lan ardı l görüntü * Bir duyunun kaybolması sonra geriye kalan görüntü. yuvarlak kara yemiş ilâç olarak kullanı nı ş ı leri lan bir ağ k (Juniperus). hemen ardı ndan. ardı ra. * Musallat olmak. ardıra sı ardı ç * Peş inden. arkası ra. ara vermeden. peş bı ndan ini rakmamak. Avrupa ve Asya ormanları yaş nda ayan.

atkı nda lan . ardı bı nı rakmamak * Bkz. lan ya * Ardiye iş leten kimse. an . ardıklı ş k ı * Ardık olma durumu. ardı almak (veya getirmek) nı * bitirmek. n nda. olan . mütevali. i ardiyeci arduaz arefe areometre * Sıölçer. ndan ardık olgular ş ı * Bir hastalı sonra görülebilen fakat hastalın kesin sonucu olmayan olgular. arife günü. vı argaç * Dokuma tezgâhları enine atı iplik. tamamlamak. peş bı ini rakmamak. arefe günü * Bkz. arife. büyük boynuzları yaban koyunu (Ovis ammon). * Böyle bir yerde saklanı eş için ödenen ücret. * Kayağ taşkayrak. ardık ş ı * Birbiri ardı gelen. ndan ardık görüntü ş ı * Bir duyunun kaybolması sonra da devam eden görüntü. ardı kesmek nı * arkası gelmemek. önlemek. argaçlamak * Dokumada argaç atmak. a i. ş . depo. ş ı ardiye * Genellikle ticaret eş nı yası saklamaya yarar yer. üç gibi birbiri ardı gelen sayı ndan lar. arena * Amfiteatrıortası boğ güreş yarı oyun gibi türlü gösteriler yapı alan. durdurmak. ktan ğ ı ardık sayı ş ı lar * Bir. Kuzeydoğ Asya'da yaş u ayan. * Bkz. * Ardiyeye bakan kimse. lan * Siyasî çekiş melerin geçtiğyer. son vermek. antrepo. iki.ardı sapan taşyetiş ndan ı mez * bir kimsenin çok hı gittiğ anlatmak için kullanı zlı ini lı r. argali * Boynuzlugillerden. argaçlama * Argaçlamak iş i.

argüman arı * Bir çış kıkümesinin değkenine verilen ad. havada %1 oranı bulunan. ı * Günahsı z. arı biti * Kör. boğ dağ azı az. ı nı arı beyi * Her kovanda bir tane bulunan ana arı . söz arı kil . bal ve bal mumu yapan. z. zayıbitkin. rengi. * Zar kanatlı lardan. arı sokmak gibi * iğ nelemek. derbent. ş nmı katıksı . * Söz argo durumuna gelmek. * Argıolma durumu. argon * Atom numarası atom ağ ğ39. argonot * Kafadan bacaklı lardan.9 olan. * Keklik tutmakta kullanı tahtadan kapanları yan tarafları bağ lan. kanatsı kılca renkli küçük sinek (Braula caeca). n * Geçit. arı gibi * çok çalı ş kan. ı * Serserilerin. ğ ı argolaş ma * Argolaş özelliğgösterme. aç argı k nlı argı t argo * Kullanı ortak dilden ayrı lan olarak aynı meslek veya topluluktaki insanları kullandı özel dil veya söz n ğ ı dağ ğ arcı. iğ nesiyle sokan böcek (Apis mellifica). halis. Kı saltması Ar. salyangoz kabuğ biçiminde kabuğ olan ve ahtapota benzeyen bir hayvan u u (Argonauta argo). mak i argolaş mak * Karş klı konuş ı argo lı mak. zı arı ı dalağ * Bal peteğ i. ı ı rlı nda olmayan bir element. saf. iş * Temiz. kokusu ve tadı 18. n na lanan ağ parça. külhan beylerinin kullandı söz veya deyim. arı arı alacak çiçeğbilir bal i * iş bilen kimse nereye baş ini vuracağ bilir. f.argı n * Yorgun. boğ . münezzeh. acı söylemek. * Beceriksiz. * Yabancıeylerden arı ş ş z.

arı klatmak * Su yolu yapan kimse. arı klamak * Arı(II) duruma gelmek. ska. karnı mavimsi yeş Güney Avrupa.* Porselen yapmakta kullanı bir çeş ak ve gevrek kil. ladı ı * Bal almak için arı tiren kimse. arıemek k * İçinin. lar nına arı sili * Tertemiz. k arı klatma * Arı klatmak durumu. sı ı zayı lı z. arı sütü arı cı arılı cı k arı k * Ark. arı kovanı iş gibi lemek * (bir yerin) gireni çı çok olmak. kanı arı u kuş * Arı ugillerden. arı ugiller kuş * Omurgalı hayvanlardan kuş sıfı giren bir familya. yağerimiş f. arıçekmek k * tı kanan. bozulan arkları temizleyip açmak. lan it Arı Kovanı * Yengeç takı yı zı m ldı yöresinde bir yı z kümesi. açlı . sı sarı kuş rtı . yetiş * Bal almak için arı tirme iş yetiş i. . kaolin. ş ğ ı k er ğ ı ıı lı arı kçı arı klama * Arı klamak iş i. karşğödenmeyen emek. açıyerlerde yaş bir kuş k ayan (Merops apiaster). arı mak klaş * Arı(II) olmak. * Fide veya fidan dikilen yer. arı k * Eti. ek süre içinde harcadı ve sonucunda artıdeğ yarattı. Orta Asya'da az ağ klı il. k arı ma klaş * Arı mak iş klaş i. Kuzey Afrika. cı kuru. * Genç iş arın baş çi nı ı ndaki bezlerden salgı ğazotu çok madde. ldı arı kovanı * Arı n içinde bal yaptı çeş maddelerden yapı ş ları kları itli lmıyuva.

arı lı k * Temizlik. arı rmak ndı * Arı nması sağ nı lamak. * Katıksı k. arı dokunmak na * utanç duymak. i. arı tı laşrma * Arı tı işözleş laşrmak i. özellikle karı ve arka ayakları llarla örtülü nları kı zar kanatlı familyası lar . tirme. özleş me. flı skalı arı lama arı lamak arı lanma * Arı lamak iş tenzih. özleş tirmek. arı tı laşrmak * Arı duruma getirmek. arı mak laş * Arı duruma gelmek. vücutları . * Sanat yoluyla duygularıarı n nması . arı ma laş * Arı mak durumu. iyi ş kı arış nı arı nma * Arı nmak işveya biçimi. zlı * Kovanları konulduğ yer. * Bir ş herhangi bir ayıveya kusur bulunmadını eyde p ğ bildirmek. ş zlı ı * Günahsı k. sı k. kovanlı n u k. arı laş duruma gelme. i * Temizlenme. * Ruhun tutkulardan temizlenmesi. tenzih etmek. laş arı lar * Tek tek veya bir topluluk düzeni içinde yaş ayan. arı ma. k arı k klı * Zayık. arı rma ndı * Arı rmak iş ndı i. ı * Arı lanmak durumu.* Arı(II) duruma getirmek. özleş mek. arı lı k arı nmak . saflaş mak. laş arı lanmak * Arı mak. arın yuvası kazı(veya çöp) dürtmek nı na k * tehlikeli kiş kı rtmak.

bemol ve bekâr iş aretlerinin ortak adı . * Bir notanısesini yarı ton yükseltmek. * Katıksıduruma getirmek. za. ş z ı * Sonradan ortaya çı kan. arı z arıolmak z * bulaş sürekli görünür durumda olmak. arı za * Engebe. arı zalanma * Arı zalanmak iş i. arı lı tı k cı arı tı m arı evi tı m *Ş eker. arı tı cı * Arı özelliğolan. tma i. vb. * Arı iş tma i. yağ için) Arı iş rafinaj. tasfiye etmek. k . duruma gelmek. * Kolun dirsekten parmaklara kadar olan bölümü. . * Çözgü. iğ nı ldı ı arı tmak * Temizlemek. tasfiyehane. arı ş arı ş arı ş * Araba oku. mak. arı ünitesi tma * Doğ gaz üretim kuyuları toplama hatları gelen gazı içerisindeki hidrojen sülfür. hidrokarbon kondanstların tabiî gazdan ayrı ğbirim. ı * Rahatlamak. * Aksama. alçaltmak veya eski durumuna getirmek için notanısoluna n m n konulan diyez. rafineri. arı yapmak za * Bozulmak. tmak i arı tma * Arı iş tmak i. petrol gibi maddelerin arı ğyer. * Bulaş ş mı musallat olmuş . tı ı ldı arı tı ş * Arı işveya biçimi.* Temizlenmek. tma i * Deterjan. aksaklı k. * sonradan ortaya çı kmak. arı zalanmak * Arı aksaklıgöstermek. * Katıksı arı ş z. * (petrol. karbondioksit ve al ndan yla n su buharo gibi hidrokarbon bileşi olmayan gazlarla. iş lemez duruma gelmek.

* Çı plak. arifane ile * ortaklaş a. * Hint-Avrupa dil ailesinin Hint-İ grubuna verilen ad. bozulmuş . düz. aristokrat . ş lı ş lı arif olan anlası(veya anlar) n * herkesin anlayacağkadar açısöylenmeyen bir sözün gerçek anlamı ı k nıkavrayanlar için söylenir. m * Engebesiz. en * Bu halkla ilgili. nını u * Soylular sıfı nı. arifane * Arif olana yakı yolda. ön gün. ş tan * Geçici. * Yarı yamalak. m ı lı r * Aristotelesçi. idare edecek biçimde. arı z zası arı zî * Sonradan olan. Aristoculuk * Aristotelesçilik.arı zalı * Engebeli. * Aksamayan. ş acak * Yiyeceğortaklaşsağ i a lanan (toplantı ). toplumsal ve siyasî gücün soylular sıfın elinde bulunduğ tarihî yönetim biçimi. * Huzurlu. arioso Aristocu * Dramatik ve lirik bakı mdan yüksek bir anlatı gücü olan ağ başhava. varı . n n arife günü * Dinî bayramlardan önceki gün. ran * Operalarda solistlerden birinin orkestra eş inde söylediğş . bu halka özgü. biçimde. liğ i arkı Ari arî Ari dil aria arif * Çok anlayı ve sezgili (kimse). bozulmadan iş leyen. arife * Belirli bir günün. hür. * Özgür. *İ ran'dan geçerek Kuzey Hindistan'a yerleş halk veya bu halktan olan kimse. eğ reti. * (Araç vb. aristokrasi * Ekonomik. iş lemeyen. olayıbir önceki günü veya ona yakıgünler. rahat. mutlu. için) Aksayan. dı gelen. arya.

. her yönü ile.3. n lemler olan kolu. dizisi aritmetik bir dizi olup ortak çarpan m iş denilen değmez oranı sayıdı iş 2 sır. ağalma. ndan ark .5. düzensiz. lar. Arjantinli * Arjantin halkı olan. * Büyük bira bardağ ı . lan aritmetik orta * Bir diziyi oluş turan sayı n toplamın. * Belli bir taş r malıkullanı nı geri verilmek ş yla bedelsiz olarak bir kimseye bı lması ı nı n lmasın artı rakı . * Kalp atı ndaki düzensizlik ve eş ş ları itsizlik. * Sancağ yelkeni veya sereni direkten aş ı ı . aritmi aritmik ariya ariyet * Eğ ödünç. aritmetik iş lem * Aritmetik yoluyla yapı çözüm. * Bu bilimle ilgili. * Yüksek bir makama sunulan mektup veya dilekçe.7. * Ritimli olmayan. aritmetik dizi * Ardık terimleri arası ş ı ndaki ayrı değ meyen dizi: 1. sı Aristotelesçilik * Yunan filozofları Aristoteles'in felsefesi. sı * Soylu. reti ariz amik ariza arjantin * Enine boyuna. ariyeten * Eğ olarak. aristokratik * Aristokratlı ilgili. gezimcilik. ödünç olarak. reti. kla aristokratlı k * Aristokrat olma durumu..9. aritmetiksel * Aritmetik ile ilgili. dizinin terim sayına bölünmesiyle elde edilen sayı ları nı sı .* Aristokrasi yanlı. aritmetik * Matematiğ konusu sayı bunlarıözellikleri ve iş in. Aristotelesçi * Aristotelesçilik yanlı olan kimse. ndan * Bu felsefeyi benimsemiş olma durumu.

art arda. kayı bulmak. eyin rt * Geri kalan bölüm. peş . rtı ğ ı * (insan için) Vücut. kanal. cetvel. sı rmak nan arka olmak * maddî. * Bir ş sı durumunda olan yüzeyi. arka plânda * Geride. arka bulmak * bir koruyucu. * Art. tmak ı lan k k. * Arkada olan. rı cı arka çı kmak * bir kimseyi baş kaları karşkorumak. eyin * Ağ ı l. arka * Bir ş temel tutulan yüzünün tam ters yanı eyin . arka ayak * Hayvanlarda vücudun gerisinde bulunan ayaklardan biri. piston. n arka vermek * desteklemek. rüzgâr almayan kuytu yer. kayıcı rı. kayı na ı rmak. sı nda n rı ğ ı . beden. arkada bulunan. arka kapı çı dan kmak * okuldan baş sı kla ayrı arızlı lmak.*İ çinden su akı için toprağkazarak yapı açıoluk. manevî yönden destek olmak. arka arkaya * Hemen birbirinin arkası ndan. lan arka teker * Araçlarıarka düzeninde yer alan tekerlek. arı hark. yabancı davranmak. arka yüz arkaç * Bir ş arkada kalan yüzü. . arka arkaya vermek * birbirini korumak için birleş destek olmak. * Dağ rtları davarlarıyatıldı düz. * Önemsiz. * Koruyucu. dayanı mek. ş arka (veya sı çevirmek rt) * eski ilgiyi göstermez olmak. iltimasçı . gibi arka arka * Geriye doğ ru. arka müziğ i * Bir oyunda hareket ve sözlerin yanı ra etkiyi artı için hafifçe çalı müzik. dayamak. * Geçmişgeride kalmızaman. * Otururken sı n dayandı yer. ş mak. arka sokak * Ana yola açı ikinci derecedeki sokak.

destek olmak. a ş ı ş . belli etmeden. refik. müzaheret etmek. huyu ve düş te ünceleri birbirine uymak. arkadan söylemek * kendisi bulunmadı bir yerde kimseyi çekiş ğ ı tirmek. kullanı ulan lan mdan düş olan eski söz ve deyim. * Arkalamak işyardı müzaheret. arkadan vurmak * bir kimse kendisine güvenen ve inanan birine gizlice kötülük etmek. lar arkadaş olmak * bir kimseyle dostluk kurmak. na * Bir kimseye güven vererek yardı etmek. lı arkadaşk etmek lı * bir iş birlikte bulunmak. eş etmek. inde raktı ı nları arkada kalmak * geriden gelmek. * (ölen kimseye göre) dünyada bı rakmak. arka taş değ ı * zarar veren arkadaş için söylenir.arkada bı rakmak * birinden daha ileri gitmek. * değ ileride olanlarıarkası kalmak. arkadaş ça * Arkadaş olarak. dostça. içten olmak. arkaizm arkalama arkalamak * Arkası almak. arkadaş * Bir iş birlikte bulunanlardan her biri. müş * Kullanı ğçağ daha eski bir çağ kalma bir biçimin. geride kalmak. içtenlikle. yüklenmek. * bir süre beraber bulunmak. * Konuş ve yazı dilde. te * Birbirlerine karşsevgi ve anlayıgösteren kimselerden her biri. refakat etmek. ileri gidememek. ı ş arkadaş sı canlı * arkadaşğ değ veren. korumak. yâren. arkada bı rakmak * bir ş eyden epey uzaklaş ş mıbulunmak. eskimiş veya eser). arkadaş na çok düş olan kimse. birlikte gitmek. el altı ndan. gizlice. arkadaşyakır davranı omuzdaşk. i. arkada kalanlar (veya arkadakiler) * bir kimsenin öldüğ ünde veya bir yere gittiğ geride bı ğyakı . geride kalmak. lik arkaik * Arkaizmle ilgili. lı a er ları kün arkadaş il. bir yapın özelliğ ldı dan ı dan nı i. arkadaşk lı * Arkadaş olma durumu. hempa. dedikodusunu yapmak. erce n nda arkadan arkaya * Gizli gizli. (söz * Güzel sanatlarda klâsik çağ öncesinden kalan. m. m . * zaman bakı ndan geçmiş bı mı te rakmak. ünsiyet.

arkası kesilmek * tükenmek. arkası almak na * sı na yüklemek. arkası pek * Güçlü birine veya sağ bir ş güvenen. lam eye arkası ra sı * arkası ndan. arkalı k * Ev içinde giyilen kolsuz. arkalanmak * Kendisine yardı edilmek. yerinden düş ürülememek. güçlü olmak. sürekli olmak. kalı bir tür kı hı nca sa rka. sı dayayacak yeri olmayan. arkası olmamak * kayı racak kimsesi olmamak. ğ rt ı arkası (veya sı ) yere gelmemek rtı * sarsı lmamak. ı kullandı arka yastı. rt * Sı nda yük taş hamalları yük taş rtı ı yan n. arkası gelmek * devamlı olmak. arkası bakmadan gitmek na * arkada kalanlarla hiç ilgilenmeden bir yerden ayrı lmak.arkalanma * Arkalanmak iş i. * (birini) gözden ayı rmayarak arkası gitmek. taş rtı ı mak. son bulmak. arkalı rken kları ğ ı k. ndan . bitirilmek. * Koruyanı . koruyucusu. m arkalı arkalı ç * Arkalı k. peş inden. ğ rt ı arkalı z ksı * Arkalı. sı dayayacak yeri olan. dayanağolan. arkası nmak alı * sona erdirilmek. * Sı dayamaya yarar yer. arkası ra sı * Ardı ndan. bir yerde durdurulmak. ı * Soğ a karşgereğgibi giyinmemiş uğ ı i olma durumu. * desteğ sağ ini lamak. ı arkalı klı * Arkalı. destek olunmak. arkası yufka * Sevilen bir yemeğ arkası baş bir yemeğ bulunmadını in ndan ka in ğ anlatmak için söylenir. arkası düş (veya takı na mek lmak) * bir işsona erdirmek için sı çalı i kı ş mak. semer.

arkası sı nı vamak * okş amak. * İ ana madde. yüzyı Fransa'da kullanı lda lmaya baş lanan. arke arkebüz * XV. arkası z * Arkalı olmayan. arkası dolaş (veya gezmek) nda mak * bir işyaptı için ilgili veya yetkili bir kimsenin uğ ğyerlere giderek görüş fı aramak. i rmak radı ı me rsatı arkası ndan * birinin orada hazı r bulunmaması durumunda. arkası (bir ş vermek nı eye) * dönmek. koruyucusu. arkaya kalmak * geride kalmak. iltifat etmek. arkası koş ndan mak * iş rmak için birinin arzusunu kollamak. li arkeen arkegon * Kambriyumlardan önce oluş en eski yer katı an . yere arkaya bı rakmak (veya koymak) * sonraya. geriden gelmek. arkası sürüklemek ndan * arkası gelmesini sağ ndan lamak. i arkası dayamak nı * birinin koruyuculuğ güvenmek. sonraya kalmak. dayanağolmayan. una arkası getirememek nı * baş ğbir iş ladı ı i sürdürüp sona erdirememek. ğ ı * Koruyanı olmayan. una arkası (veya peş bı nı ini) rakmak * vazgeçmek. sözünden caymakta sakı görmeyenler için kullanı iş nca lı r. ı arkaüstü * Arkası gelecek biçimde. övmek. lk . yaptı me rsatı * birine çok ilgi duymak. arkası (birine) vermek nı * birinin koruyuculuğ güvenmek. arkası almak nı * bir iştamamlamak. ertelemek. taş ı nabilir ateş silâh.arkası (veya sı nda) yumurta küfesi yok ya! nda rtı * eski düş üncesini değtirmekte. görüş fı aramak. baş zamana veya iş sonuna bı ka in rakmak.

seren. sılmaz.organı . veya * Tarih öncesi ve eski çağ lardan kalma eserleri tarih ve sanat bakı ndan inceleyen bilim. arlı ndan. kazı mı bilimi. arkı t arkoz * Birleş iminde feldspat bulunan. kuzey kutup yakında olan. ş ta arma * Bir devletin. seren. ı arktik arlanma arlanmak arlanmaz * Utanmaz. yağ ve kardan korumak amacı bir süre için sökmek. arkeolojik * Arkeoloji ile ilgili. arkeolog arkeoloji * Eğ otları bazı yosunları bütün kara yosunları ve bazı k tohumlularda görülen diş relti nda. nı * Arlanmak iş i. lı r) * Köy evlerinde kapı n arkası konulan kalıkuş ları na n ak. harf veya ş ongun. huysuz huyundan vazgeçmez arı * herkes kendi karakterine göre davranı bulunur. bir hanedanıveya bir ş n ehrin sembolü olarak kabul edilmiş resim. armadura * Gemide direklere takıhalatları lamak için küpeş lı bağ tenin iç tarafı bulunan delikli ve çubuklu levha. nda açı ilik * Kazı bilimci. ip. su nda. * Geminin yürümesine hizmet eden direk. limanda kı ş lamak. mı arma donatmak * armayı yerine koymak. halat ve yelken takı . armada armador * Donanma. arkeopteriks * Hem kuş hem sürüngen özellikleri gösteren bir hayvan fosili. kı arlı * Namuslu. yelken ve ip gibi donanı nı mı düzenleyen usta. arkeoloji uzmanı bilgini. kı * Kuzey kutupla ilgili. utangaç. mur yla arma uçurmak (veya arma budatmak) * armayı rüzgâra kaptı rmak. yerli arma soymak * hareketli olan armayı . * (olumsuz olarak veya olumsuz anlamlı cümlelerde kullanı Utanmak. ekil. * Geminin direk. kum taştüründen bir tortul kayaç. nda armağ an . sılgan.

ihsan. armonika * Yan yana sı ralanmıdeliklerden her biri üflenince. armoniler * Frekansı sesin frekansı tam katı sesler. armonyum * Taş ı nabilir küçük org. ey. * Bağ. ı ş armağ etmek an * birine bir ş armağ olarak vermek. ak. letmeciliğ i. armoni orkestrası * Yalnıüflemeli çalgı z lardan oluş orkestra. mıka. en.* Birini sevindirmek. yurdumuzun her yerinde yetiş bir ağ (Pirus communis). ana ndan olan armonize * Tamamlayı sesler eklenmiş cı (müzik parçası ). eyi an armalı armatör * Arması bulunan. * Ödül. mı toplu bir duruma getirmek için bu kutuplar arası na yerleş tirilen demir parçası . * Armonika. çiçekleri beyaz. hediye etmek. armut gibi . aç * Bu ağ n rengi sarı yeş kadar değebilen tatlı acı dan ile iş . * Gemi iş letme işgemi iş i. Ahlatı iyisini (dağ ayı yer. ı z sı zı * Akordeon. armudî armudiye * Armut biçiminde nazarlı olarak takı altı k lan n. * Fazla bön. armatörlük * Armatör olma durumu. sı * Bir mı sı iki kutbu arası kuvvet akı nı knatın nda. * Ticaret gemisi sahibi. armatür * Bir aletin ana bölümünü oluş turan kım. n da) lar armut * Gülgillerden. * Armut biçiminde olan. * Bir bilim adamın emek verdiğdalda onu anmak için hazı nı i rlanan bilimsel eser. mutlu etmek için verilen ş hediye. . an armonik * Armoni ile ilgili olan. sulu. ayrı ş notada sesler çı karan küçük ağ çalgı. yumuş ufak çekirdekli meyvesi. armoni * Türlü sesler arası sağ nda lanan uyum. * Bir kondansatördeki iki iletken yüzeyden her biri. armudun iyisini (dağ ayı yer da) lar * Bkz.

* Arnavut halkın bütünü.* çok anlayı z. Arnavutlaş mak * Arnavut dilini ve kültürünü benimsemek. armut piş zı düş ağ ma ! * bir iş hiç emek harcamaksın onun kendiliğ e zı inden olması bekleyenlerin durumunu anlatı nı r. * Arnavutluk ve çevresinde yaş bir halk. bön. ş sı armut kabağ ı * Ürünü. . tı Arnavutlaşrmak tı * Arnavut kimliğ kazandı ini rmak. Arnavut kaldımı rı * Yollarda irili ufaklı larla geliş taş igüzel yapı kaldım. ayan * Bu halka özgü olan (ş ey). armut biçiminde top. kı zı Arnavut ciğ eri * Ciğ tavası er . Arnavut biberi * Acı rmı biber. armuz Arnavut * Gemilerde güverte ve borda kaplama tahtaların yan yana gelmeleri sonucu araları oluş nı nda turdukları çizgi. sır gözü. armut kurusu * Daha sonraki mevsimlerde yenmek üzere kurutulmuş armut. aromatik * Öküz gözü. armut biçiminde olan bir süs kabağ ı . Arnavut bacası * Çatı penceresi. armut top * Boksörün çalı ş maları kullandı içi havalı şderi. nda ğ ı . nı arnika aroma * Bitki özlerinden veya yağ ndan elde edilen hoş ları koku. dı ı armutun sapı üzümün (veya kirazı çöpü var demek var. mastı ğ ı çiçeğ i. Arnavutlarıkullandı dil. Arnavutlaşrma tı * Arnavutlaşrmak durumu. hiçbir ş beğ eye eyi enmemek. Arnavutluk * Arnavut olma durumu. lan rı Arnavutça * Hint-Avrupa dilleri ailesine giren. n ğ ı Arnavutlaş ma * Arnavutlaş mak. n) * her ş kusur bulmak.

arpacı kumrusu gibi düş ünmek * ne yapacağ bilmeyerek derin derin düş ı nı ünmek. * Tüfek. tabanca gibi ateş silâhlarda namlunun en ileri bölümünde bulunan ve niş alı gezle birlikte li an rken göz ile hedef arası aynı üzerine getirilen küçük çıntı nda çizgi kı . arpa boyu kadar gitmek (veya yol almak) * pek az ilerlemek. llara arpa suyu * Bira. * Yabanî arpa. arpa ş ehriye * Arpa biçiminde dökülmüşehriye. arpacısoğ k anı * Tohumdan yetiş tirilen ve tohumluk olarak kullanı küçük soğ lan an. arpacı k * Göz kapağ n kenarı çı küçük çı it dirseğ ı nı nda kan ban. harp (II). taneleri ekmek ve bira yapı nda kullanı hayvanlara yem olarak verilen. çok yetiş tirilen bir bitki (Hordeum vulgare). darı ktı çı * ters sonuç veren iş için söylenir. arpacı lı k arpağ an arpalama * Atlarıayakları görülen ve rahat yürümelerini önleyen bir hastalı n nda k. ğ ı arpalı k * Arpa ekilen yer. ler arpa güvesi * Tahı dadanan bir güve türü. . sulamaya yarar araç. bir su deposu eklenmesiyle oluş turulan. arpa * Buğ daygillerden. yurdumuzda mı lan. altma düzeni olan.* Hoş kokulu. * Bu bitkinin taneleri. arp * Bkz. k eyler * Baş k. * Çok arpa yemekten ileri gelen bir hayvan hastalı. arozöz * Kamyon. i. * Hayvanıdiş bulunan ve hayvan yaş kça silindiğiçin yaş belli eden bir niş n inde landı i ı nı an. ı z lı lanı * Arpa yetiş tirme veya alı satma iş p i. * Arpa konulan yer. maklı * Karş ksıyarar sağ lan yer veya kimse. aromalı . * Müftü ve kazasker gibi din görevlilerine aylıyerine verilen giyecek. * Arpa biçiminde ş ehriye. araba gibi bir taş aracı doldurma ve boş ı t na. yiyecek gibi ş veya para. arpa ektim. arpa tarlası . ş arpacı * Arpa alan ve satan kimse.

sılmadan. z za ş an arsı zlanma * Arsı zlanmak iş i. kı arslan * Aslan. ş klı * Arp çalan kimse. * Kolayca üreyebilen (bitki). Kı en. sılması lık. arsı zlanmak * Arsı k etmek. * Üzerine yapı lmak için ayrı ş yapı lmıyer. * Bir akort oluş turan seslerin birbiri arkası çalı ndan nması . mak. n çan rnı saltması As. yıı yüzsüz (kimse).arpalıetmek k * arpalıyapmak. sı otu. arslanıadı kmı çakallar baş n çı ş . arpası gelmek çok * coş azmak. ş * Aç gözlü davranan (kimse). arsıarsı z z * Utanmaz bir biçimde. arsı yakı biçimde. arpçı arpej arsa arsenik * Atom numarası atom ağ ğ74. yüzsüzce davranmak. . k arpalıyapmak k * bir kaynaktan sürekli olarak çı sağ kar lamak. keser * haksı ğveya kötülüğ esas yapanıyerine bu konuda adı plâna çı kiş anlamı kullanı zlı ı ü n ön kan iler nda lı r. arsı mak zlaş * Arsıduruma gelmek. lı ş rnaş arsı zca * Arsıgibi. sı ı k. sı arak. arsı z * Utanması kı olmayan. zlı arsı ma zlaş * Arsı mak iş zlaş i.7 olan. metal görünümünde basit element. ı ı rlı unluğ 5. zı k. yıarak. atmosfer bası altı 4500 C de u ncı nda süblimleş maden filizlerinde çok yaygı bulunan. arsı ulusal * Uluslar arası . yoğ 33. z arsı k zlı * Arsıolanıdurumu veya arsı yakı z n za ş davranı yı ı k. acak ş lıklı rnaş . arsı k etmek zlı * utanmadan. arslanlı . kudurmak. aç gözlü davranmak.91.

arş ivcilik * Arş ivcinin yaptı iş ğ veya görevi. lk * Dokuzuncu kat gök. ı nla * Amaçsı geniş mlarla dolaş z. arş * İ dinî inanına göre göğ en yüksek katı slâm ş ı ün . nda * Belgelik. arş saklamak. * Belgelik görevlisi veya uzmanı . arş ı nlamak * Arş ölçmek. arş arş e * Askerlikte "yürü" komutu. troleybüs. sı zı * Avusturya hanedanı prenses. geri. * Keman yayı . arş k ı nlı arş idük arş es idüş * Arş ölçüsünde. ı n ı n * Avusturya'da imparator ailesi prenslerine verilen unvan. adı mak. * Bir ş öbür yüzü. * Arş idükün karıveya kı. arş kadar. ivde art * Arka. arş ivlemek * Arş kaldı ive rmak.* Osmanlı devletinde kullanı arslan baskıgümüş lan lı sikke. eyin art arda * Birbirinin arkası ndan. ru ş arş etip arş ı âlâ arş ı n * İ örnek. * Tren. * Yaklaş olarak 68 cm ye eş olan uzunluk ölçüsü. art avurt . ı k it arş ı nlama * Arş ı nlamak iş i. yukarı mı ya doğ uzanmıdemir yay. ı arş iv arş ivci arş ivleme * Arş ivlemek iş i. tramvay gibi elektrikle iş leyen taş ı tlarda telden elektrik akı almaya yarayan.

bereket. * Gözde iris ile billûr cismin arası ndaki boş luk. mlı artağ k anlı * Alılandan veya beklenilenden artıürün verme durumu. bazen de n rtı mı ı itli n nda sı zarak oluş turduğ ünsüz: k. art eteğ namaz kı inde l * çok temiz huylu kimseler için söylenir. art niyet art oda art teker * İ gücü sağ tici layarak bisikleti yürüten teker. ı n art damak ünsüzü * Ciğ erlerden gelen havanı dil sı yardı yla art damağ çeş noktaları bazen patlayarak. bereketli. a ndan an ndan art bölge * Deniz kısı bulunan bir yerin gerisindeki bölge. art düş ünce * Bir düş üncenin arkası gizli tutulan ası ünce. ta. ğ u . alan. p. nı iş sı art zamanlı lı k * Değ ik zaman ve evrim açından incelenen dil olayların özelliğ diyakroni. artakalmak * Artmak. diyakronik. artağ an * Alılandan veya beklenilenden artıverimi olan. geriye kalmak. artçı lı k * Artçın görevi. ş ı k * Çoğ fazlalaş artı . art avurt ünsüzü * Dil ucunun art damağ çarpması oluş ve dilin yanları akan ses. sı nan art zamanlı bilimi dil * Dil olayları değik zaman ve evrim açından ele alan dil bilimi. g. fazla bulunmak. . art zamanlı * Evrim açından ele alı süre içinde birbirini izleyen. an. nda l düş art elden * birini oyalayı ondan gizli olarak. ş ı k artakalma * Artakalmak iş i veya durumu.* Avurdun arka bölümü. nı * Art düş ünce. hareket). yında art damak * Damağ arka bölümü. iş sı nı i. artçı * Yürüyüş durumunda bulunan bir askerî birliğ güvenliğ sağ in ini lamak için arkadan gelmek üzere bı lan rakı kı dümdar. * Geçmiş sanat veya edebiyat çırı sürdüren (sanatçı bir ğ nı ı . hinterland.

ş ğ ı k er ğ ı ıı lı artıgün k * Artıyı k llarda ş ayı eklenen. ey ktan * Daha çok. daha. artağ ş an. fı iş ). artı klamak * Yemekte artıbı k rakmak. artıemek k * İçinin. yeter. metal uçlardan artı yüklü olanı . * Toprağburgu ile delinerek açı ve suyu yükseğ fı ran kuyu. * Trafiğyoğ olan ana yol. * Artılmak iş rı i. . ek süre içinde harcadı ve sonucunda artıdeğ yarattı. artı m * Artma. ı tı artı sayı * Kendisinden önce + iş bulunan. ubat na lda artıyı k l artı klama * Dört yı bir gelen 366 günlük yıseneikebire. karşğödenmeyen emek. sonra. * Sırdan büyük. i un * Atardamar bozukluğ u. iş ş gücünün karşğolarak. daha fazla. gün. artı mlı artı n artılma rı * Piş ştiğiçin miktarı ince iş i artmıgibi görünen. önünde artıareti bulunan (sayı eksi karş . * Bir ş harcandı sonra onun artan bölümü. artıdeğ k er * İçinin. artı uç artı k * Elektrikli çözümlemede. artı * Toplama iş leminde + iş aretinin adı . sırdan büyük sayı areti fı . lda l. pozitif sayı . artı çoğ ş alma. . * Katyon. yenildikten veya kullanı ktan sonra geriye kalan. ldı * Kalan veya artan bölüm. sıya batı p akı n geçmesini ağ vı rı lı mı layan. * Bundan böyle. *İ çildikten. ödenen değ üzerinde ürettiğve iş ıı lı erin i verenin. dört yı bir gelen 29. zait. pozitif. ı lan e ş kı arterit artezyen artezyen kuyusu * Artezyen. * Artı klamak iş i. karşğ ödemeksizin ıı lını sahip olduğ ek değ u er.arter * Atardamar. anot.

fazlalaş eri mak. * Artistin görevi. artist gibi. artma. artı rmak * Artması sağ nı lamak. * Artı rmak işyapı i lmak. * Alılar arası cı ndaki yarı ş maya dayanan ve en yüksek fiyatı sürene malıverilmesiyle biten yöntem. * Eskisinden daha çok çoğ almak. * Gereğ harcandı sonra bir miktar geri kalmak. sanatlı n i e . artmak artmak * Büyük heybe. tasarruf etmek. * Eklem romatizması . ş ta * Artmak iş i veya biçimi. çoğ lmak. tezyit edilmek. çoğ altmak. sanatçı . artist * Güzel sanatlardan birini meslek edinen kimse. * Artist olma durumu. sanatkâr. güzel ve alı (kimse). n müzayede. alı . en ğ ı * Arttı rmak iş i. mlı * Artiste benzer biçimde. artı rma * Artı rmak iş i. * Müzayedede artı rma. p * Herhangi bir davranı ileri gitmek. * Güzel sanatlarıgerektirdiğniteliğ uygun. * boylu poslu. baş cı n i * Tutumlu davranıbiriktirmek. * Genellikle ş bozucu. ekil z. iltihapsı süreğ eklem hastalı. artı çoğ ş m. artma * Artmak iş i.artılmak rı * Artı rmak iş konu olmak. * Bir malı ka alıları verdiğfiyattan daha yüksek bir fiyatla almak istemek. artı ş artist gibi artistçe artistik artistlik artrit artroz arttı rma arttı rmak . * Yükseltmek. eyi rma i. ince ktan * Değ yükselmek. ine altı artım rı * Bir ş idareli harcayarak onun bir bölümünü artı iştasarruf. * Eğ lence yerlerinde gösteri yapan kimse.

n. * Yer bilimi. istida. arz * Sunma. bildirme. arzuhâl * Dilekçe. * (büyük bir makama) Anlatma. eye ı arzu etmek * yürekten istemek. enlem. arz arz arzuhâl gibi (veya kadar) * bir mektubun çok uzun olduğ anlatmak için söylenir. ü Aryanizm * IV. * Heves. geniş lik. arz ve talep * Üreticinin piyasaya mal çı karması tüketicinin piyasadan mal çekmesi olayları ve . tüğ arz talep kanunu * Belirli bir piyasada sunu ve talep dengesini düzenli tutma sistemi. enlem dairesi. kapalı veya açı k değ salı lı k klı erlerine göre türlü ses kalı ndan oluş Divan pları an Edebiyatı m ölçüsü. yeryüzü. arz dairesi * Bkz. liğ i. arz etmek * sunmak. ile arz odası * Mevkii olan insanları halkla görüş ü oda. jeoloji.aruz * Hecelerin uzunluk ve kı k. yüzyı Arius adlı papazıkurduğ ve Hristiyan inanını tersine olarak İ n tanrı ı inkâr lda bir n u ş n ı sa'nı lını ğ eden mezhep. arzu duymak * birine veya bir ş karşistek duymak. * Enine olan. * En. * saygı bildirmek. nazı arya * Operalarda solistlerden birinin orkestra eş inde söylediğ genellikle kendi içinde bütünlüğ olan parça. * Yer. unu . stek. sunu ve istem. arzanî arziyat arzu * İ dilek. arz derecesi * Bkz.

n kları asabî * Sinirli. asabîlik asabiye * Asabî olma durumu. stek arzulu *İ stekli. asa * Bazı ülkelerde. hevesini alamamak. asabîleş mek * Kı zmak. * Herhangi bir ölçü biriminin bölündüğ eş parçalardan her biri. kları * Sinir hastalı uzmanı kları . özlemek. ü it * Ara yön. ı tları * Bir iş baş gelen (kimse veya ş te ta ey). mektup vb. * Ast sı nıkı lmı. *İ skambil kâğ nda birli. yazan kimse. i As * Arsenik'in kı saltması . törenlerde taş kları nı ı dı bir tür ağ veya metalden değ aç nek. arzulama * Arzulamak iş i. * Sinirle ilgili. allerin. asabîleş me * Asabîleş iş mek i. as as * Kakı m. hevesli. kları * Sinir hastalı ile ilgili hastahane bölümü. din adamların güç sembolü olarak. arzulamak * İ duymak. eklendiğkelimenin daha aş ı fatın saltı ş ı i ağderecelisini anlatan yeni kelimeler türetmeye yarar. hükümdarları mareş n. öfkelenmek. arzusu kalmak * isteğyerine gelmemek. * Sinir hastalı ile ilgili hekimlik kolu. * Eskiden ihtiyarları baston yerine kullandı uzun sopa. istemek.arzuhâlci * Para ile dilekçe. sinirsel. sinirlilik belirtileri göstermek. arzuhâlcilik * Arzuhâl yazma iş i. sinirlenmek. asas kat as yön asabiyeci .

asamble asansör araç. vekillik karş . argon. parazitoloji. kripton. ı tı * Yazı veya sözde bayağsöz ve deyim bulunmaması da ı durumu. *İ nsanları yükleri bir yapın bir katı ötekine veya yüksek yerlere çı p indiren elektrikle iş veya nı ndan karı ler * Kurul. * Otel ve hastahane gibi büyük kuruluş larda asansörün düzenli çalı nı layan kimse. esasî. asillik. temel niteliğ olan. * Baş nısı ndan geçinen (kimse). asalak parazit. asabî yapıolma. tufeyli. vekâleten karş . ksenon). ası l olarak. neon. lar. * Yapı eserler. . asansörcü * Asansörün bakı ve onarı nı m mı yapan kimse. ı tı * Kendi adı hareket ederek. asansör boş u luğ * Binalarda asansörün iş lemesi için bı lan boş rakı luk. kaların rtı asalak bilimi * Asalaklarıyapını ayını n sı. ş ması sağ asap asar * Sinirler. soy gazlar. yaş ş . asalaklaş ma * Asalaklaş durumu. asalaklı k asalet * Asalak olanıdurumu. asal sayı (lar) * Bölenlerinin kümesi iki elemanlı elemanlardan biri 1. mak asalaklaş mak * Asalak duruma gelmek. onun zararı yaş baş canlı nı na ayan ka . * Bir görevde temelli olarak.asabiyet asal * Sinirlilik. o görevin sahibi olan kimse. lı inde asal gazlar * Atomların dıelektron halkaları nı ş tamamı veya geçici olarak elektrona doymuş yla olan gazlar (helyum. * Bir görevi yüklenmiş olan. ekti. * Bir canlın içinde veya üzerinde sürekli veya geçici olarak. konakçı iliş ı yla kisini ve yaptı hastalı ğ ı klarla bu hastalı karşgiriş klara ı ilecek savaşkonu alan bilim dalı ı . öbürü sayın kendisi olan doğ sayı olan nı al (lar). lı * Başca. na asaleten asaleten atama * Sürekli görev yapmak üzere bir göreve atama. n * Soyluluk.

saydam. * Bu reçinenin elde edildiğağ (Styrax officinalis). msak ş ı * Birçok organik maddeyi eritmekte kullanı uçucu. baş sı ş ehrin düzenini korumakla da yükümlü olan 28. * Bir yerin düzen ve güvenlik içinde bulunması durumu. güvenlik. asbest yünü * Asbestin iş lenerek yün biçimine sokulmuş u. * Her türlü mikroptan arı ş nmı . vı * Siyah renkte ş ekilsiz bir cins bitüm. asetik asit * Sirkeye tadı ve özelliklerinden birçoğ veren asit. u. n nda lan ş ı . * Birleş imine asetat karı rı ş ş lmı tı . * Osmanlımparatorluğ İ unda yeniçeri ocağ n kaldılması önceki güvenlik görevlisi. yalnııyardı ile aygı pansuman gereçleri gibi ş lâç z sı mı t ve eyleri mikropsuzlaşrma iş tı i. senkron. kılmadan bükülebilen ve ateş niteliğdeğ meyen bir mineral.asarı atika asayiş * Eski yapı eski eserler. sirkeyle aynı özellikleri taş ı yan. nı unu asetilen aseton asfalt * Renksiz. aselbent * Hekimlikte ve koku yapı nda kullanı aselbent ağ nı kabukları mı lan. lan r. düzenlilik. asbaş kan *İ kinci baş kan. lar. asayiş berkemal * Güvenliğ yerinde olduğ anlatı in unu r. baş ve bitme anları ka olan (olaylar). eş lama baş zaman karş . * Sirkeyle ilgili. baş sı asetat asetatlı asetik * Asetik asidin tuzu veya esteri. i aç * Eş zamanlı olmayan. ortanı n çorbacı ına verilen ad. ı tı n * İ kullanmadan. sarı kokulu. acın çizilerek elde edilen bir reçine. kolayca alev alıeter kokusunda bir sı. taş ndan an rı te i iş pamuğ kaya lifi. güçlü ve beyaz bir ık vererek yanan hidrokarbonlu bir gaz. * Ana maddesi katran olan ve yollarıkaplanması kullanı karım. ı nı rı ndan asenkron asepsi aseptik asesbaş ı * Yeniçeri ocağ ı ndaki askerî görevinin yanı ra. yadıkurun. asbest * Tremolitin bozulması oluş lifli. ases * Gece bekçisi.

* Bir ş temelini oluş eyin turan. * Gerçek.* Asfaltlanmı ş . e rakı ş ası k * Somurtkan. asfaltlanmak * Asfalt dökülmek. lan ş * (a'sıBaşca. * Hz. kaynak. baş gelen. hakikat. * Soy. * Gerçeklik. ı lü ası l * Bir ş kendisi. asfaltlanma * Asfaltlanmak iş i. en aş ı azı ağ en ndan. nı ğ ı ası lar l sayı . asfaltla kaplanmak. köken. lan ulan asgarî * En az. en düş . eyin ı tı * Kök. ulaş ve kültür gibi da. gerçek olarak. nda * Asmak iş i. sağk. * Minimum. ası -ası -esi / * Fiilden sı yapan ek. örnek. * Ası lı . asgarı terek müş * Herkes tarafı kabul edilen nokta. esas. kopya karş . l) lı ta ası l nüsha * Bir yazma eserin veya belgenin kopyaların dayandı özgün biçimi. zgı ğ yüzüne sert bir anlam vererek belirten" öfkeli görünüş yüzü olan. ashap * Sahipler. ük. asısuratlı k * Hoş nutsuzluğ kı nlını unu. lı ı m ihtiyaçları günün fiyatları nı üzerinden en az düzeyde karş ı lamaya yetecek ücret. ortak payda. sahabeler. * Aranı nitelikleri en çok kendinde toplamıolan. üzerinde anlaş ndan maya varı husus. nesep. ana. asfaltit * Petrolün ayrı ş ile oluş ve çoklukta tortul kayaçlarıgözeneklerinde bulunan doğ bitüm. Muhammed'in meclislerinde ve konuş maları bulunanlar. asfaltlamak * Asfaltla kaplamak. uyuş konu. fat ası olmak (veya ası kalmak) da da * bir iş son verilmeyip öylece bı lmıolmak veya kalmak. asgarî ücret * İçilere bir çalı günü karş ğolarak ödenen ve iş ş ş ma ıı lı çinin gı konut giyim. ması an n al asfaltlama * Asfaltlamak iş i.

rı * Karşcinsin ilgisini çekmek için çarpı davranı ı cı ş larda bulunmak. . ası m ası takı m m * Kadı n takı kları eş . tebelleş rnaş olan kimse. * Israrla üzerine gitmek. * Tutup çekmek. lmıbir karı ası z lsı ası ltı * Doğ olmayan. ası lanma * Ası lanmak işintifa. * Sı an. * Birini tedirgin edecek kadar üzerine düş me. rnaş asıkesmek p * (genellikle iş ı bulunan bir kimse için) yasayı neyerek sert davranmak. temelsiz. * Ası ş lmıolan. * Ası iş lmak i. ası l vurgu * Kelimenin aslı ndaki vurgu. ası llı ası lma ası lmak * Bir kökene dayanan. ı etmek. * Bir ş isterken karş ndakini tedirgin edecek derecede ileri gitmek üstelemek. kların vı ş * Böyle bir sı karımı vı ş . nları ndı süs yası ası ntı * Bir işhemen yapmayı bekleterek geri bı i p rakma. ru z. süspansiyon. zla * Boynuna ip geçirip sallandılarak öldürülmek. sı mak. dayanaksı köksüz (haber). ı * Asma iş i.* Sı veya üleş ra tirme eki almamıyalı sayı ş n lar. ey ı sı srar * Hı eline almak. ası ş lmı adam * Salepgillerden. ası lanmak * Bir ş eyden yarar sağ lamak. süspansiyon. i lmak ine * Bir yere tutunup sarkmak. ası olmak ntı * tebelleş olmak. baş nda çiğ ası r * Yüzyı l. idam edilmek. sonuna kadar mücadele etmek. * Asmak işyapı veya asmak iş konu olmak. i. tehir. çiçekleri ası ş insana benzeyen ve köklerinden salep çı lan bir bitki. kökenli. ası lı ası lı ş * Ası iş lmak i veya biçimi. tavik. intifa etmek. * Çözünemeyen madde parçacı nıdibe çökmeden bir sı ortamda kalmıdurumu.

dik baş. asillik * Asil olma durumu. asilzade asilzadelik * Soyluluk. ş zlı ı * Simetrik olmayan. aside asidimetre * Asitölçer. ası rlarca * Yüzlerce yı l. sonuş maz. kendine uydurma. . et ve bamya ile yapı bir Arap yemeğ lan i. bakımsı ş z. * Benzeş me. asık rlı asi * Yüzyık. isyan etmek. * Bu söz "benzeş mek". kaldı * Hayı z. özümleme. ı asimilâsyon * Benzer hâle getirme. soyluluk. rsı lı * Un. * Bir görevde temelli olan. bakımsı k. kendine benzetme. lsa tı ı riyi ru. asilik etmek * karşgelmek. vekil karş . isyan etme. asileş mek * Karşgelmek. ı kaldı asilik * Asi olma durumu. isyankârlı k. asimile asimptot * Bir eğ giderek yaklaş ama sonuna kadar uzatı bile yaklaşğhâlde eğ kesmeyen doğ riye an. "kendine uydurmak" anlamı "asimile etmek" biçiminde kullanı nda lı r. baş rmak. * Soylu olma durumu. asalet. asimetri asimetrik * Simetrisi olmayan. ı tı asileş me * Asileş iş mek i. llı * Baş ran. * Soylu. * Yüksek duygu ile yapı lan. baş ı kaldı rmak. asil * Soylu.* Çağ . isyan eden.

asker kaçağ ı * Askerlik ödevini yapmamak için asker ocağ ı ayrı veya oraya gitmekten kaçan kimse. yı man yı na asker gibi * disiplinli. borik asit. düzgün. tı asistanlı k * Asistan. asker olmak * askerlik ödevine baş lamak. asker tayı nı * Erlere verilen azı k. tersane gibi hizmet yerlerine verilen ad. * Aynı zamanda asit ve alkol grupları içeren birleş nı iklere verilen ad. z.asistan * Yardı . asidimetre. asit fenik asitölçer ask askarit * Bağ solucanı ı rsak . tahkimli bölge. disiplinli. * Bkz. fenol. sı askercilik * Askere yakır biçimde. asklı . lı * kılara ve en çok düş kıları asker indirme. ldı ş ı la. askerce askerci * Asker yanlı. asker * Erden mareş kadar orduda görevli bulunan herkes. ale * Askerlik görevi veya ödevi. * Bkz. * Bir asidin özelliğ konsantrasyon derecesini ölçmeye yarayan cihaz. mcı * Araşrma görevlisi. ndan lan asker ocağ ı * Askerlik ödevinin yapı ğkı ordugâh. ini. sı * Yurdun korunması yolunda iyi dövüş mesini baş aran. * Ordunun yalnıer rütbesinde olan bölümü. ş ı . araşrma görevlisi olma durumu asistanıgörevi. asit alkol asit borik * Bkz. z * Topluluk düzenine saygı olan. asker çı karmak * (bir devlet) belli kanunlara bağ olarak asker toplamak. tı n asit * Turnusolün mavi rengini kı zı çevirmek özelliğ olan ve birleş rmıya inde imindeki hidrojenin yerine maden alarak tuz oluş turan hidrojenli birleş hamı ik. gemi.

(bir ş askerlik niteliğkazandı eye) i rmak. askerlik ödevi ordu hizmeti. askerlik niteliğkazanmak. askerîleş me * Askerîleş iş mek i. askerî * Askerlikle ilgili. rmak yla rı askerî ataş e * Bir ulusun yabancı ülkelerdeki elçiliklerinde görevli askerî uzman. askere özgü. itim askere çağlmak rı * askerlik ödevini yapmak için ş ubece istenmek. lan askerlik yapmak * kanunlara göre yurttaş n yükümlü oldukları ları ordu ödevinde bulunmak. askerîleş mek * Bir yer askerlikle iliş duruma gelmek. kanunları nda yürütmekle görevli sıf ve bu sıftan olan asker. askerlik yoklaması * Askerlik ş ubelerine kayı kimselerin belirli zamanlarda yapı durum yoklaması tlı lan . askere alı nmak * askerlik ödevini yapmak için er eğ merkezine gönderilmek. kili i askerîleş tirme * Askerîleş tirmek iş i. askere gitmek * askerlik ödevini yapmak için orduya katı lmak. askerlik hizmeti * Orduda belirli bir sürede yapı yurt ödevi. askerî inzibat * Askerî birlikler arası düzeni. askerlik * Asker olma durumu. nı nı askerî kaput * Askerlerin giydiğkalı kumaş üstlük. i n tan askerî rüş tiye * Askerî ortaokul.* Askerci olma durumu. askerlik dairesi * Yurttaş askere alma iş ları leriyle görevli olan askerlik ş ubelerinin bağ bulundukları lı bölge dairesi. * Bir tür çocuk oyunu. . askerîleş tirmek * Asker yönetimine geçirmek. askerlik etmek * askerlik yapmak. disiplini. askerî ambargo * Bir ülkeyi cezalandı amacı askerî alanda yaptım uygulama. askeriye * Askerlik.

nları ğ n ı * Düğ ünlerde geline yakı tarafı takı hediye. ask an askospor asla Aslan aslan * Kedigillerden. nları ndan lan * İ böceğ kozası sarması yanı konulan çalı rpı pek inin nı için na çı . hiçbir biçimde. askı çı ya karmak (veya çı lmak) karı * evlenecek kimselerin durumunu nüfus kayı nı bulunduğ yerde askı tların u yoluyla ilân etmek. ev sahibi tarafı usta için veya düğ arabaları düğ sahibi lan ları sı ndan ün na ün tarafı arabacı armağ olarak ası kumaş ndan için an lan . kahve taş ı yarar kahveci tepsisi. savsaklamak. Afrika'da yaş ayan. n * Hiçbir zaman. lmıdizi * Yeni yapı yapı n çatına. * Ası saklanacak sebze. ) sı askı lı askı lı k * Avcı n sı na taktı askı mı ları rtları kları takı . sı askı almak ya * altı alıdesteğkalmayan yapı dikmelerle boş tutarak yılmaktan kurtarmak. yı cı rtı. * Zodyak üzerinde. . askı kalmak da * (bir işbir engel dolayıyla sonuca varamamak. * Artı eksiltme gibi resmî iş rma.askı * Üzerine herhangi bir ş asmaya yarar nesne. ı z * Askı olan. meyve. boş p i yı lukta kı * oturmuş veya batmıbir gemiyi yüzdürmek için baş teknelere asarak kaldı ş ka rmak. ı lan * Kadı n kullandı altıdizisi veya zincirli mücevherat. Zodyak. erkekleri yeleli. uzunluğ 160 cm. * Gürbüz ve yiğ adam. * bir işzamanı yapmayıbelirsiz bir zamana bı i nda p rakmak. ilânların ilgili daire duvarı belli bir zaman süresince asıdurması nı nda lı . it * Asklı mantarları sporuna verilen ad. Yengeç ile Baş burçları nda yer alan burcun adı ak arası . askı çı ya kmak * ipek böceğkoza sarmak üzere dallara çı i kmak. * Gelinin oturacağyerin üstüne ası süsler. fener. askı bı da rakmak * sonuca vardı rmamak. * Saz ş airleri arası yapı deyiş ş üstün gelene verilmek için duvara ası kumaş nda lan yarında ı lan . lı p * Vestiyer. kaların rtı * Karşcinsi rahatsıeden kimse. kuyruğ 70 cm ve ucu püsküllü. asklı * Sporları denen torbalar içinde oluş (mantar). u u çok koyu sarı renkli güçlü bir memeli türü. askı ntı * Baş nısı ndan geçinen. rı n larak u * Çay. * Hastahanelerde kık kol veya bacakları ası tutturulduğ araç. arslan. maya * Saklanmak için tavana ası ş veya hevenk. ey * Pantolon veya giysilerin düş mesini önlemek için omuzdan aş lan bağ ı rı . tabanca gibi ödül.

aslanağ zı * Sı otugillerden. aslanı m! * gençler. lsı . eyden korkmayan. aslanlı k * Yiğ cesaretlilik. itlik. doğ u. güçlü ve yakıklı ş . aslankulağ ı * Bir sap üzerinde dizili sarı kı zı veya rmı çiçekli otsu bir bitki. yiğ ş ı itçe. sarı . onun kiş ini belli eder. lı ı aslan kesilmek * aslan gibi güçlü ve cesur duruma gelmek. aslan payı * Hak edilenden daha çok alı pay. aslangiller * Kedi cinsinden olan bütün et oburları içine alan hayvan familyası . *Ş irpençe. eskiden hekimlikte terletici olarak kullanı bir bitki. i. aslan yürekli * Çok yiğ hiçbir ş it. uygun bir durumda olması u iliğ gerekir. aslanpençesi * Gülgillerden. yer pı lan rasası (Leonurus). mı aslı astarı * iç yüzü. gerçek ş ekli. aslı astarı (veya aslı ) olmamak aslı * yalan. güzel. türlü renkte. aslan yatağ ı belli olur ndan * bir kimsenin oturduğ yerin durumu. kokusuz çiçekleri olan bir bitki. ı * sağğyerinde. lar lan aslanı ağ nda n zı * elde edilmesi çok güç. ası z olmak. delikanlı için kullanı bir seslenme sözü.aslan ağ zı * Havuz kenarları konulan ve ağ ndan su akan aslan biçiminde süs taş na zı ı . beyaz çiçekli bir yabanî bitki (Alchemilla). aslı astarı * Esası ruluğ geçerliliğ . raca aslanca * Aslana yakır yolda. aslan gibi * boylu boslu. nan aslan sütü * Rakı . aslankuyruğ u * Ballı babagillerden. aslen * Kök veya soy bakı ndan. aslan gibi.

k . asma asma bahçe * Ayak ve kemerler üzerine kurulan teraslardan yapı ş lmıbahçe. çoğ ka ı unlukla uzun ve yüksek köprü. nı altı na asliye asma * Temel. dalları çardak üzerine yayı bitkilere genel olarak verilen ad. aslî nüsha * Bir yazın çoğ lması örneklik eden ilk nüsha. aslı nesli aslı k * Kır olan (kadıveya diş sı n i hayvan). * Asmak iş i. uydurma. filoksera (Phylloxera vestatrix). lan asma kat * Yapı genellikle tabanla birinci kat arası yapı basıtavanlı boş larda na lan. asma merdiven * Yukarı ucundan bir yere ası kullanı ip merdiven. asma biti * Eş kanatlı lardan. * Asmagillerden. aslî * Temel olarak alı esas olan. lgan. larak lan asma yaprağ ı . aslî düş ünce * Ana fikir. msı asma kabağ ı * Kabakgillerden sürüngen veya sarı mevsimlik bir kabak türü (Lageneria vulgaris). altı kat. asma bığ yı ı * Asma dalların çevresine tutunması yarayan yeşuzantı sülük. nı na il lar. asmalara zarar veren.aslı kmak çı * gerçek olduğ anlaş u ı lmak. yükselmeye temel olan her aş ş an ğ ı aması . * Soyu sopu. nan. gerçek olduğ ortaya çı u kmak. aslı yok faslı * yalan. sarı renkte bir böcek. * Ası şası lmı lı . asma kilit * Kilitlenecek ş üstündeki halkalara geçirilip kapatı biçimde yapı ş eyin lacak lmıkilit. asma köprü * İ baş ki ı ndaki ayaklardan baş dayanağolmayan. sebze olarak kullanı ürünü. esas. . lan * Belirli bir tür üzüm veren bitki (Vitis). aslî maaş * Devlet dairelerinde çalı memurlara verilen aylın. * Bu türün ince uzun.

asmak * Bir ş aş ı sarkacak biçimde bir yere iliş sarkı eyi ağ ya tirip tmak. * Havadaki duman. asrîleş mek * Çağ llaş cı mak. azı tarak * Gitmek zorunda olunan bir yere özürsüz gitmemek veya görevi olan bir iş i özürsüz yapmamak. da * (daha çok giyimde) Birbirine uygun. * Asması olan. gerçekmiş gösteren haber.* Zeytinyağ ve etli dolma yapmakta kullanı körpe asma yaprağ lı lan ı . * Asma için ayrı ş veya toprak. da asrı saadet * Hz. ekş rak ilâç. doğ ruya kan aspiratör aspirin * Ağ kesici ve ateş ürücü olarak kullanı beyaz renkli. putrel nervürler arası konulan delikli tuğ na la. genellikle saksı yetiş da tirilen. Muhammed'in yaş ğzaman. asorti asortik asosyal * Sosyal olmayan. birbirini tutar renk ve yapı olan. gerçek olmayan. asparagas * Uydurma. asrîlik * Çağ llı cık. emmeç. yaprakları rudan doğ topraktan çı bir süs bitkisi. çağ l. * Bir kimseyi boğ ndan ip geçirip sarkı öldürmek. rı düş lan imtı aspur * Yalancı safran. asmagiller * İ çeneklilerden. belli baş türü asma olan bitki familyası ki lı . toz vb. cı . cüruf ve beton karımı yapı kiriş miş ş ndan ı lan . her dizenin sonunda gelen. idam etmek. daş ma. asmalı asmalı k * Yarı kafiye. gibi aspidistra * Zambakgillerden. * Üzerine takı nmak. birbirini tutar renk ve yapı olan. çağ laş daş mak. ş arı * (daha çok giyimde) Birbirine uygun. aynı m aksanı veren ünlünün ondan sonra veya önce gelen ünsüzü hiç dikkate almadan tekrarlama ş eklinde uyak. adı ı asrî asrîleş me * Çağ llaş çağ laş cı ma. lmıyer asmolen asonans * Piş toprak. kuş anmak. yabancı maddeleri emerek dı atan cihaz. * Modern.

astarlamak * Astar geçirmek. rmak astarlı * Astar geçirilmiş . resim yapı lmadan önce sürülen boya. astarlanmı ş . * Bir gemiye yükleme veya boş altma için tanı süre. kumaş veya derinin iç tarafı geçirilen ince kat. astarlama * Astarlamak iş i. madun. * Giyecek. elde edilen sonucun değ aş masraflı in ntı na lan erini mak. astarlanma * Astarlanmak iş i. çekmek) * astar boyası boyamak. ayakkabı ş gibi eylerde. ı n na * Sı veya boyadan önce vurulan kat. tı lan aç astar astar boyası * Boyacı ası lı kta l boyadan önce sürülen. astar kaplama * Kontratablalarda kör ağ n biçim değtirmesini önlemek amacı iki yüzüne yapı rı kaplama katı acı iş yla ş lan tı . astarlanmak * Astar geçirilmek. halat. astar sürmek (veya vurmak. lı kta. ı r. astarlatma * Astarlatmak iş i.assai assolist ast * Birlikte kullanı ğterimin anlamı aş lıkazandır: Adagio assai çok yavaşçok ağ ldı ı na ı k rı rı .). nan . * Birinin buyruğ altı olan görevli. astar sürmek. * Boyacı astar vurmak. * Bir müzik programı daha çok en son olarak sahneye çı alanı tanı ş çok ünlü olan sanatçı nda kan. olmak. astarlı k astarya * Astar olmaya elveriş(kumaş li vb. astarlatmak * Astar yaptı veya geçirtmek. va * Gemicilikte bir ş sağ eyi lamlaşrmak için kullanı bez. astarlı zarf * İ yüzüne ince bir kâğ geçirilmiş ç ı t zarf. perde. * Alt. ağ vb. kiri kapatmak ve sürülecek boyanıdayanı lını rmak için n klı ı artı ğ kullanı boya. ile astarı yüzünden pahalı olmak * bir iş ayrı ları harcanı para veya emek. çanta. lan * Üzerine resim yapı bezin veya duvarıyağ boyayı lacak n lı emmesi için. nda nmıve . u nda * (birine göre) Rütbe veya kı demce küçük olan asker.

ı i * acı z. * Asmak iş yaptı ini rmak. * Atom numarası olan. vı k * Bu posttan yapı ş lmıolan. 85 ş yla ı manı Kı saltması At. * Gök fiziğ i. * Aş çok yüksek. astigmatizme tutulmuş (göz). ğ astrofizik astrolog astroloji astronom * Astronomi bilgini. * Net görmeyen. gök bilimci. astronomik * Gök bilimiyle ilgili olan. astı rma astı rmak astigmat * Astı iş rmak i. astatin * Astat. ları ndan ğ ı astigmatizm * Gözün saydam tabakası meridyenlerin eş nda itsizliğyüzünden net görememe durumu. i astragan * Karakul kuzusunun kırcıve parlak postu. astı m astı mlı * Astı olan. felekiyat.astası m astat * Öncüllerinden biri önceki tası n vargı durumunda olan bir ek tası mı sı m. müneccim. asteğ menlik * Asteğ rütbesi veya asteğ men menin görevi. . astronomi * Gök bilimi. ı rı astronomik fiyat * Çok yüksek fiyat. astı hastalına tutulmuş mı m ğ ı olan. çok sert veya istediğgibi davranan kimseler için kullanı ması i lı r. ldı yla raş * Yı z falcı ı ldı lı. asteğ men * Orduda en küçük rütbeli subay. astı astı kestiğkestik ğ k. müneccimlik. * Bronş n daralması ileri gelen nefes darlı. * Yı z falı uğ an kimse. bizmutun alfa ınları bombardı sonucu elde edilen yapay element.

a astsubay baş çavuş * Astsubaylın beş basamağ ğ ı inci ı . mutfak. aş nlı astronot * Uzay adamı . aş * Piş irilerek hazı rlanan yemek. astsubay kı demli üstçavuş * Astsubaylın dördüncü basamağ ğ ı ı . * Gök. astsubaylı k * Astsubay olma durumu veya astsubayıgörevi. gökyüzü. * Huzur içinde olma. ayan * Asya'ya özgü olan. rahat. n. . asudelik asuman Asurca Asyalı * Asya'da yaş kimse. astsubay * Silâhlı Kuvvetler yasası göre astsubay okulları yetiş Silâhlı na nda erek Kuvvetlere katı astsubay çavuş lan tan astsubay kı demli baş çavuşkadar rütbesi olan asker. astsubay kı demli baş çavuş * Astsubaylın altı ve son basamağ ğ ı ncı ı . mutluluk. astsubay kı demli çavuş * Astsubaylın ikinci basamağ ğ ı ı . nı astropikal * Tropikal bölgelere yakı fakat daha yüksek bir enlemde olan.astronomik rakam *İ nsana ş kı k verecek derecede büyük rakam. Asyalı lı k * Asyalı olma durumu. astsubay üstçavuş * Astsubaylın üçüncü basamağ ğ ı ı . aş damı * Bazı bölgelerde yemek piş irilen yer. * Samî dilleri ailesine giren ve Milâttan önceki dönemlerde Ön Asya'da kullanı ş lmıolan ölü bir dil. n asude * Sessiz. astronotluk * Uzay adamı olma durumu veya uzay adamın görevi. Asya ile ilgili (olan). astsubay çavuş * Astsubaylın ilk basamağ ğ ı ı . sakin.

mı aş ı ağkurtarmaz * bundan daha ucuza olmaz. lokanta. ru. denk olan. . yerleş bölgesi. irilip ı tı aş ı kepçeye paha olmaz taş nca * sış zamanlarda önemsiz ş kık ı eylerin değ çoktur. * Eğ bir yerin daha alçak olan yeri. adî. mantarlar ve kara yosunları su dında fazla boy atmayan damarsıbitkiler. aş ermek. er * Aş ı yere doğ ağ ya. aş. unu r. eyin * Bir yere göre daha alçak yerde bulunan. * bir hizmette çok kullanı kiş yakı olarak kullanı lan ice. hor görmek. tiksinmek. değ yönünden daha az. çı * Yoksullara parasıyemek yedirilen veya dağ lan yer. aş ı ağbitkiler * Su yosunları . eri aş yermek * Bkz. ağbir k aş ı ağmahalle * Yüksek bir yerleş bölgesine göre alçakta kalan yer. gibi ş ı z aş ı mek ağdüş * düzeyi. aş ı ocağ * Yemek piş yoksullara dağ lan yer. * Bayağ adî. verilecek yemekleri hazı rlamak için geçici olarak mutfak gibi kullanı lan * Tekkelerde yemek piş irilen yer. mı kaları ı rı ğ laş ı i aş ı ağkalmamak * herhangi bir nitelik bakı ndan ondan geri olmamak. yı kmak. aş ı ağ(falan) yukarı * bir kimsenin adın dilden düş nı ürmediğ onun pek gözde olduğ anlatı ini. miktarı . beğ enmemek. yer. rı * Para ile yemek yenilen yer. aş ı r yeri (veya yanı ağkalı ) yok * nitelikleri bakı ndan baş yla karş tıldında eksiğolmayan. aş ı ağalmak * devirmek. daha az. i aş ı ağgörmek * küçük görmek. im im * Genel ev. niteliğalçalmak. * Düğ ve benzeri toplantı ün larda. ı . çok arzulamak veya nefret etmek. nma lı r. * hamilelikte bazı yiyeceklere karşaş düş ı ı künlük göstermek.aş erme aş ermek aş evi * Aş ermek durumu. * daha aş ı durumu kendine lâyıgörmez. aş ı ağ * Bir ş alt bölümü. i ük. * Daha küçük. imli * Niteliğdüş kötü. aş z ı tı hane.

lması ru . er mı ra n * Varı istenen bir amaca doğ geçilmesi gerekli dönemlerden her biri. aş ı duygusu ağ k lı * Kiş gerçeklere uyan veya uymayan sebeplerle. rütbe. aş ı ma ağ laş * Aş ı ağduruma düş mezellet. aş ı ağ latma * Aş ı ağ latmak iş i. aş ı ağ sama * Aş ı ağ samak iş i. me. aş ı ağ lanma * Aş ı ağ lanmak durumu. hafife almak. hafifsemek. tezyif etmek. * Niteliğdüş adî.aş ı ağtükürsem sakalı yukarı m. aş ıyukarı ağ lı lı * Aş ı ve yukarıolan. yeteneksiz ve güçsüz görme duygusu. tan a aş ı almak ağ dan * sert konuş bir kimseye yumuş bir dil kullanmak. aş ı ağ samak * Bir kimseyi veya bir ş aş ı ve değ göstermek. basamak. * Önem veya değ bakı ndan gitgide yükselen bir sı basamaklarıher biri. ağ sı sı ağ sı sı aş ı ağ k lı * Aş ı ağolma durumu. alttan almak. tenzil etmek. aş ı ağ latmak * Aş ı ağ lamak iş uğ ine ratmak. an ak aş ı ağ lama * Aş ı ağ lamak iş i. merhale. aş ı ağ lamak * Değ erinden düş göstermek. mertebe. aş ı yukarı birlikte. paye. hor görmek. benliğ yetersiz ve küçük görmesi. inin ini aş ı kompleksi ağ k lı * Kendini olduğ undan yetersiz. i ük. ük * Küçültücü davranı ş larda bulunmak. tükürsem bığ yım ı * iki karş ve aynı ı t derecede sakı durum karş nda karar verme zorluğ anlatı ncalı ı sı unu r. adilik. eyi ağ k lı ersiz aş ı ağ sı aş ama * Aş ı ağtaraftaki. aş ı mak ağ laş * Aş ı duruma düş ağ k lı mek. ı k aş ı ağyukarı (yürümek) * bir baş bir baş (yürümek). evre. aş ı ağyukarı * Tama yakı yaklaş olarak. aş ı ağ lanmak * Aş ı ağduruma düş ürülmek. n.

irip * Yemek yenilen dükkân. ı aşolmak ı * aşyapı ı lmak. o hastalın ş ğ ı mikrobuyla hazı rlanmıeriyik. aşbaşk çı ı lı * Aşbaşolma durumu. aşboyası ı * İ karı demir hidroksit miktarı göre pas sarı. aş arî aş çı aş baltası çı * Kemikli et kesmeye yarar küçük balta. çı ı çı ı nı aşlı çı k * Aş olma durumu veya aşnıgörevi. hiyerarş er mı i. aşbaş n görevi. aynı acı veya familyanıdaha iyi bir türünden alı dal. kiremit rengi. ahçı iren . göz. kıl veya koyu esmer renk almıgevrek kil. ş * Bir ağ n dalı gövdesi üzerine. kademeli. * Bir lokanta veya evde yemek piş irmekle görevli kimse. hiyerarş ş i. * Aş (kimse veya bitki). irme veya * Onluklar. m nan * Ondalı k. aş ar * Ondalı k. * Yemek piş satan kimse. aş erat aş hane . * Yemek piş kimse. evi.aş sı ama rası * Önem ve değ bakı ndan gitgide yükselen basamaklar dizisi. çı çın * Yemek piş zanaatı bilgisi. * Otoritenin en geniş ölçüde en üst mertebede olarak değ ik önem sı iş raları nda katı kesin bir biçimde arası ve dağ ğtoplumsal teş ı ı ldı kilâtlanıbiçimi. aş lokanta. çine ş an na sı zı ş * Koyuca kı zı rmı. tı i * Bu eriyiğ uygulanması in . aşkâğ ı ı dı * Aşolanlara verilen resmî belge. * Aş evi. * Mutfak. * Tarı ürünlerinden alı onda bir nisbetindeki vergiler. aşbaş çı ı * Birkaç aşnıbirlikte çalı ğyerde bulunanlarıbaş çın şı tı n ı . aş ı * Organizmada belli birtakı hastalı karşbağı k sağ m klara ı ıklı lamak için vücuda verilen. aş amalı * Aş aması olan. tomurcuk gibi n nan parçaları kaynaşrma işveya böylece eklenen parça. ı lı aşboyalı ı * Aşboyası ı renginde boyanmı ş .

aş çatı nda. ı aş atmak ı k * yarıetmek. aş atmak (veya aş oynamak) ı k ı k * aş kemiğ oyun oynamak. ı k n * çok seveni. ı rma. * Yapı ları uzun mertek. âş ıgözü kördür ın ğ * kendisini aş kaptı kimse.aştaş ı ı * Taş durumundaki aşboyası ı . tutulmak. sözlü ş geleneğ bağ halk ş iir ine lı airi. sevgilisinin kusurları görmediğgibi. en ndan . aşvurmak ı * bağı k veya tedavi amacı vücuda aşvermek. arkadaş bir seslenme. çevresinde olup bitenlerle de ka ran nı i ilgilenmez. düş künü. ıklı ş yla ı ı aş ı cı aş lı ık cı * Aş nıyaptı iş ı n cı ğ . aş ı k * Baldı r kemiğile eklemleş bileğ belli baş oynak merkezini oluş i erek in lı turan. tutkun (kimse). ı k iyle aş kemiğ ı k i * Aş ı k. n. aşyapmak. âş olmak ı k * sevmek. eye ıı rı lı k * Halk içinde yetiş deyiş en. gibi * Aşyapan kimse. i çok âş ı ı kesilmek ğ * tutku hâline getirmek. lerini sazla söyleyen. âş ı k * Bir kimseye veya bir ş karşaş sevgi ve bağlıduyan. o ş elde etmedeki zorlukları saydını eye eyi hiçe ğ anlatı ı r. âş ı kane * Âş a yaraş biçimde (olan). ı ğ ı r âş k ı klı âş sı ı klı âş ı ktaş * Âş olanıdurumu. yarı ş ş mak. aş ı oturmak ı cuk ğ * iş olumlu bir biçim almak. * Ahbap. vurgun. en na e * Dalgı kalender (kimse). * Birbirleriyle seviş erkek ve kadı her biri. * Seviş bir çiftten kadı oranla genellikle erkeğ verilen ad. ayak bileğ bulunan küçük inde kemiklerden biri. ı âş a Bağ sorulmaz ı ğ dad * bir ş çok istekli olan kimsenin.

aş rma ı ndı * Aş rmak iş ı ndı i. m ünce baş na * Soğ a sı sı a soğ su katmak.âş lı ı k ktaş * Karş klı me. uğ cak. ı * Elde edilmesi istenilen herhangi bir ağ n bir parçası anaç üzerine kaynaşrarak üretmek. * Yeni aş ı ş aç. telkin etmek. acı nı tı * Baş na hastalıgeçirmek. cağ uk aş ı lanma * Aş ı lanmak iş i. kası k * Birtakı düş veya duyguları kası benimsetmek. * Aş ı latmak iş i. aş ı lma * Aş ı durumu. na * (bir yere) Pek çok gidip gelmek. cağ uk * Bu yolla elde edilmiş . * Kendisine aşyapı ş ı lmı(bitki). muaş ı seviş lı aka. ı * Aş ı ş aç). ilkah. * Aş ı lamak iş yaptı ini rmak. aş ı nma . lanmı(ağ aş ı lamak * Organizmada bağ ı k yaratmak veya yerleş bir hastalı karşkoyabilmek için hazı ıklı ş miş ğ a ı rlanmıbir aş ş ı yı vücuda vermek. lmak aş ı lmak aş ı m * Aş iş konu olmak. aş m ı nı * Aş ı nmak iş i. mak ine * Erkek hayvanı diş çiftleş n isiyle mesi. âş lıetmek ı k ktaş * karşklı mek. ı seviş lı aş ı lama * Aş ı lamak iş i. aş rmak ı ndı * Aş ı nmak iş uğ ine ratmak. ine aş ı latma aş ı latmak aş ı lı * Herhangi bir hastalı karşaş ğ a ıı ş lanmıolan (kimse). lanmıağ * Soğ a sı sı a soğ su katma. aş ı lanmak * Aş ı lamak iş konu olmak. * Erozyon. * Dokunduğ cisimleri eriterek aş u ı nması yol açmak. etkilemek. * Aş ı nmak iş i. uğ cak. aşyapmak. * Bitkilerin aşyoluyla üretilmesi.

* Eskimek. * Aş olma durumu. * Aş ş ı yer. sı * Bir dinî tören sı nda veya cemaatle namaz kı ktan sonra Kur'an'dan okunan on ayetlik bölüm. * Çıntı silinmek. usandı rmak. düzleş kı ları mek. aş doyma ı rı * Belli sı ktaki bir sı içinde. aş taş ı ı rı rı * Çok aş . veya aş ı nmak * Birbirine sürtünerek incelmek. çok. nmı * On sayı. erozyon. itikal. k aş erime ı rı * Erime noktası daha aş ı ıderecesine düş ndan ağbir sı mesine rağ birtakı ş men m artlar altı bir sını nda vın katı maması laş durumu. önem veren. müfrit. aş bellem ı rı * Belleme yetisinin olağ anüstü bir durumda geliş olması miş . aş ı rma. taş n. aş duyu ı rı * Herhangi bir duyu organı ve özellikle dokunma duyusuyla sağ yla lanan her tür uyarana karşolağ dıbir ı an ş ı duyarlıgösterme durumu. kı * Bir ş gereğ eye inden çok fazla bağ lanan. ı rı aş uç ı rı aş cı ı lı rı k aş lı ık rı aş lma ı rı * Aş lmak iş ı rı i. * Beklenenin üstünde aş davranma eğ ı rı ilimi. * Bir ş gereğ eyin inden çok olanı . koparı lmaları eritilmeleri. aş ı rı * Alılan veya dayanı ş ı labilen dereceden çok daha fazla. aş lmak ı rı * Politika alanı sağ nda veya sol görüş en ateşve yıcı lerin li kı kanadı .* Yer kabuğ oluş unu turan kayaçları baş akarsular olmak üzere türlü dıetmenlerle yı lı yerinden n. * Ötede. yı pranmak. aş besi ı rı * Olağ anüstü nicelikte yemek yeme veya yedirme. eriyebildiğkadar eriyen bir maddenin. fazla miktarda. ı rı . rası lı ndı aş ı ntı aş ı r aş ı ramento * Çalma. ta ş pratı p. aş gitmek ı rı * ölçüyü kaçı rmak. ötesinde. sı ğ düş caklı vı i caklın ı mesine karş bir sıra ı n nı kadar erimiş olarak kalması durumu. * Gereğ inden fazla.

* Bildik. aş ı rmak * Yüksek veya geçilmesi güç bir yerin üstünden öte yanı geçirmek. aş olmak ikâr * belli olmak. * Baş nıeserinden parçalar alıkendininmiş göstermek. kası eyi * Bir yazarıbaş bir yazarıeserinden konu veya biçim alması n ka n . p * Tehlike içinde bulunan bir ş acele kaçı eyi rmak. kuytu yer. * Açı apaçı belli. aş ikâre aş ina * Açı belli ederek. * Aş ı rmak. dı . k. rmak ine aş ntı ı rı * Aş lmıolan (ş ı ş rı ey). aş ı rtı aş ı rtma aş ı rtmak * Aş iş ı rma i. * Baş nıyazı ndan bölümler. * Yapı ları uzun mertek. . aş çatı nda ı k. arkadaştanık. * Küçük kazan. belirginleş mek. * Aş ı iş yaptı rmak ini rmak. aş ı rma * Aş ı iş rmak i. kova. kasın p gibi aş ı rmasyon * Çalma.* Aş ı iş konu olmak. ş * Siper. belli etmek. * Aş ı yer. aş ı rma. bakraç. intihal. lacak * Dağ geçidi. * Aş ı rtmak iş i. iş * Aş lmı ı ş rı . saklamadan. a ak ş aş ı lı rmacı k * Baş na ait olan bir ş izinsiz alma. k. dost. ortaya çı kmak. na * Çalıgötürmek. aş z ı sı aş ı t aş ikâr aş etmek ikâr * açı klamak. meydanda olan. ş * Kendisine aşyapı ı lmamı(bitki). mı kaların ları sralar alıkendininmiş gösterme veya baş nı konuları p gibi kaların nı benimseyip değik biçimde anlatma. aş kayı ı rma ş * Bir çarkı döndürmek için kasnaktan kasnağ geçirilen kuş biçimindeki kayıçember. * Herhangi bir hastalı karşaş ğ a ıı lanmamıolan (kimse). kça.

tanık olan. sitem bildirir. mesken. * Aş iş mak i. * Çok.* Bilinen. ş k. aş düş ka mek * âş olmak. Aş ı lamak. bir tutumun çok beğ ş ı enildiğ bildirir. aş k göstermek inalı * ilgilenmek. dını ı aş iret aş iyan * Oymak. zla aş olmayı meş olmaz k nca k * güçlü bir istek olmayı hiçbir ş elde edilemez. aş ma . ı * Tanıklı gösterir davranı ş ğ ı ı ş . aş yapmak k * cinsel iliş bulunmak. * Kuş yuvası . * Aş sevgi ve bağlıduygusu. * Dövüldükten sonra savrularak temizlenen ve kurutulan buğ day. sevi. oturulan yer. ş an aş lama aş lamak * Bkz. * Ev. * Derviş arası selâm sözü olarak kullanı ler nda lı r. ı rı lı k aş k aş etmek k * hı vurmak. aş n kı * Belli bir süreyi aş şötesine geçmiş mı . * Sı gelince kullanı için saklanan yemeklik ş rası lmak eyler. Aş ı lama. * Benzerlerinden üstün. ini * Beğ enilmeyecek bir davranı bir tutum karş nda kı ş . ı k aş gelmek ka * bir ş yapmak için büyük bir istek duymak. tanı tanıklı ma. nca ey aş olsun k * "Aferin" sözünden daha güçlü olarak bir davranın. fazla. aş mak * Bkz. dı aş k inalı * Birbirini bilme. aş ncı kı lı k * Birey ve evrenseli birleş tirmeye çalı ahlâkî nitelikli Amerikan felsefesi. coş kunluk göstermek. zahire. ı sı nama. seviş kide mek. . tanığ belli etmek. coş eyi mak. aşk lı * Aş yapmak için hazı rlanan ve saklanan ş eyler.

açısaçıkadı kokot. i nı ş ı at binicisine göre kiş ner * insanları baş nda bulunan kiş etkisi altı kalarak. ı ma lan * Satrançta. * Oynak. * (erkek hayvan) Diş isiyle çiftleş mek. * Aşrmak iş tı i. ları inin nda kları anlatı r. her yönde siyahtan beyaza ve beyazdan siyaha bir hane atlayarak L biçiminde hareket eden taş . sona ermek. * Aş olma durumu. *İ simden isim türeten ek (Arapça çokluk eki): gidiş gelir-at vb. it at binenin (veya iş bilenin). i nı aş urelik * Aş yapmada kullanı ure lan. binme. * Gizli dostluk. na * (süre) Geçmek. üfte At at * Astatin'in kı saltması . bitmek. aş fiş na ne * Gizli dost. sivri köş yuva. aş ayı ure * Muharrem ayı . yük çekme veya taş gibi hizmetlerde kullanı memeli hayvan. aş üfte aş üftelik -at at anası * Bkz. aş günü ure * Aş urenin piş irildiğMuharrem ayın onuncu günü. atlar anası . * Aş dağ ure ı tmaya yarayan süslü kap. aş na * Aş ina. uzak veya geçilmesi güç bir yerin öte yanı geçmek. * Aş iş yaptı mak ini rmak. k k n. kuru yemiş ş day. ey. * Atgillerden. lan eli aşrma tı aşrmak tı aş ure * Buğ nohut gibi taneleri. onun tutumuna göre davrandı nı n. at baş(beraber) gitmek ı * eş durumda olmak. leri ekerle kaynatarak yapı bir tür tatlı lan . -at. * Görünmeden kaçmak. . aş oz * Ahş gemilerin omurgaların uzunluğ ve iki yanı borda kaplamaların en dar yüzünü ap nı unca nda nı yerleş tirmek için açı keskin.* Yüksek. kı kuş n lı ananı ç * her ş onu gereğgibi kullanması bilene yakır.

at kestanesi * At kestanesigillerden. değ erlendirememe. * Bu ağ n kestaneye benzeyen yemiş acı i. at hı zı rsı gibi * kı kı lı yafeti ve tutumu güven vermeyen (adam). at çevirmek * geri döndürmek. plâka gibi göğ takı ş için) pek büyük. at oynatmak * atla hüner göstermek. se lan eyler at olur. elmas. at donu at gibi * vücudu iri yarı (kadı olan n). n . 15 ile 30 m yükseklikte. örneğat kestanesi olan bir bitki familyası ki i . at kestanesigiller * İ çeneklilerden.at cambazı * At alısatan kimse. an. k at izi it izine karı ş mak * iyiyi kötüden ayı ramayacak kadar bir karıklıortaya çı ş k ı kmak. at çalı ktan sonra ahın kapını ndı rı sı kapamak * iş ten geçtikten sonra önlem almaya kalkı iş ş mak. . geniş yapraklı . at olmaz (bulunmaz) * gerekli ş artlar her zaman bir arada bulunmaz. * Çevresinde olup bitenleri iyi algı layamama. at gözlüğ ü * Atlarıkoş takı nda. at üstünde hünerlerini gösteren kimse. meydan olur (bulunur). * yarı ş mak. çiçekleri kokulu bir ağ (Aesculus aç hippocastanum). uların ldı ı at meydanı * At veya at arabaları uların yapı ğyer. * bildiğve istediğgibi davranmak. meydan olmaz (bulunmaz). koş nı ldı ı at nalı kadar * (niş madalya. p * Sirklerde veya eğ lence yerlerinde. at koş turmak * çok genişalabildiğ rahat hareket edilebilecek yer ve ortam yaratmak. i i at pazarı eş osurtmuyoruz! nda ek * söyleneni dinlemeyene söylenen bir uyarma sözü. at koş turacak kadar * pek geniş . veya bulmak. ine at meydanı * at koş nı yapı ğmeydan. göz hizası bulunan korumalı n um mı nda k. sabit fikirlilik. at sineğ i * Atıtüyünün rengi.

atabey. yalancı . yapmak. tayin etmek. * Tembellik. atavizm. saldışhücum. i. e lan. iş ş siz lemezlik. ata * Baba. bir at var. ama kullanma imkânı yok. * İsizlik. ataerki ataerkil * Ataerki temeline dayanan. i atabek atabey * Bkz. meydan yok * yapacak güç var. kması atadan babadan görmek * gelenek hâlinde eskiden beri bilmek. kanatları u büyük ve küt. * Atı akı lı m. * Atamak iş tayin. atak * Düş üncesizce her işatı cür'etkâr. atamak ataman * Birini bir göreve getirmek. özellikle Selçuklularda ş ehzadelerin eğ veya bağ z olarak bir eyaletin itimi ı msı yönetimi ile görevli vezir. at. sır ve domuzlarıbacak ve ğ ı n kuyruk araları yaş nda ayan. atacı lı k * Uzaklarda bulunan ve birçok kuş aktan beri görünmeyen birtakı özelliklerin yeni bir kuş birden m akta ortaya çı . ataya çekme. pederş patriarkal.* Çift kanatlı lardan. pederş ahîlik. iş kalma. davranı cür'et. ata et. * Saldı. ite ot vermek * bir işters yapmak. * Eskiden Rus Kazaklarıbaş una verilen unvan. n. * Ataya yakır davranı babalı ş ı ş . atı yapmak. ahî. atak atak yapmak * akıyapmak. * Soyda temel olarak babayı ve ailede çocukları alan baba soyuna mal eden topluluk düzeni. uzunluğ 8 mm kadar olan. * Geveze. * Eski Türk devletlerinde. eklem bacaklı sinek türü (Hippobosca equina). n lı m ataklı k atalet * Atak olanıdurumu veya atakça iş n . hamle. uygulamak. * Dedelerden ve büyük babalardan her biri. k. rı rı . n buğ atalı k atama . ş .

lmaz ataş ataş e * Bir elçiliğ bağ uzman. uygulamalar ve ilkeler bütünü. * Su aygı. i ünü. * Uzun deneme ve gözlemlere dayanı söylenmiş halka mal olmuş darbı larak ve söz. daş amaçlayan. ate * Atacı lı k. Atatürkçü * Atatürkçülük yanlı olan (kimse). mesel: Ayağ yorganı ı nı na göre uzat. ataş elik * Ataş olma durumu veya makamı e . satsan satı vb. birbiri ile uyumlu amaçlar.atanma * Bir göreve getirilme. sı Atatürkçülük * Atatürk'ün düş ve uygulamaları kaynaklanan. elçilik uzmanı e lı . evrensel ağ klı e ı . tayin edilmek. rı * Soy at yetiş tiricisi. . enin ğ ı * Tutacak. egemenliğ kişözgürlüğ çağ olmayı i. lı kla atavizm atbalı ğ ı atçı atçı lı k * Soy at yetiş tiriciliğ yapı at koş . atanmak * Bir göreve getirilmek. atari atarkanal atasözü * Bilgisayarlarda basit programlarla düzenlenmiş oyun türü. Atsan atı lmaz. at sergileri gibi çalı inde lan uları ş malar. * Ataş görev yaptı yer. ı er ı yan ş iryan. bilime ve gerçeğ dayanan. bir * Spermayı idrar yoluna salan iki kanal. ya u vanca karşda ilgisizlik. sol karı ğ ncından vücudun diğ bölümlerine kan taş damar. atanma yapmak * tayin etmek. geleceğ rlı e yönelik. ataraksiya * Hiçbir heyecan veya zihin etkisiyle uyarı lmayan ruh dinginliğ acı olduğ kadar kı i. akla. Türk Devleti'nin bağ zlıve bütünlüğ millî ünce ndan ı k msı ünü. * Bu ilkeye bağlı lı k. atavik * Atacı ilgili. tayin edilme. Kemalist. ı atardamar * Kalbin sağ ncından akciğ karı ğ ı erlere.

örneğateş i böceğolan böcekler takı . k. muş * Isı veya piş için kullanı yer veya araç. alev * Öfke. ateist ateizm * Tanrı mazlı tanı k. cı n lması * Vücut ısı sı. karanlı ıldama özelliğolan böcek (Lampyris noctiluca). tutuş mak. atefleksiyon * Döl yatağ n biçiminin bozulması ı nı . kı p ı na ateş böceğ i * Kıkanatlı n lardan. * Tehlike. ateş almaya mı geldin? * uğ ğyerden hemen gitmeye kalkan kimseye sitem olarak söylenir. kta ş ı i ateş böcekleri * Kıkanatlı n lardan. ateş basmak * kı zarmak. ateş almak * yanmak. mak. önüne geçilemez. k k ateh getirmek * bunamak. * Coş kunluk. felâket. od. radı ı ateş bacayı (veya saçağ sarmak ı ) * bir olay. sılı baş kan yürümek. * (ateş silâh) patlamak. ı * Yanı cisimlerin tutuş yla beliren ı ve ık. tehlikeli bir durum almak. tma irme lan * Patlayı silâhlarıatı . * Büyük üzüntü. acı . ateş ğ balı ı * Sardalye. cı ması sı ş ı * Tutuş olan cisim. tanı ateş açmak * ateşsilâhla mermi atmaya baş li lamak. ateh * Bunama. atölye. rmı. * Gümüş ğ balı. öfkelenmek. * Kı zı renginde olan. nç. bunaklı ihtiyarlıyüzünden alıduruma gelme. * Tanrı maz.* Ateist. acele etmek. coş acele davranmak. atelye aterina ateş * Bkz. li * telâş lanmak. hı hı rs. i mı ateş kmak çı . heyecanlanmak.

öfkeli konuş mak. ateş parçası * Ateş bir bölümü. ateş püskürmek *ş iddetli. ateş kesmek * ateşsilâhlarla yapı atı son vermek. li lan ş a ateş rmısı kı zı * Yanan ateş rengi. ateş hattı * Savaş en ilerideki birliklerin ellerindeki silâhlarla ateş ta açabilecekleri hat. ateş pahası * Çok pahalı . * Çok yaramaz (çocuk). ateş rmısı kı zı renginde çiçekler açan bir süs bitkisi (Salvia splendens). ateş püskürmek. * (sonradan) çok çalı hareketli ve becerikli olmak. çalı ve becerikli. yangıçı n kmak. ateş saçmak .* Bkz. ateş cirmi kadar yer yakar olsa * hasmıpek önemsenmediğ anlatı n ini r. hareketli. çalı ş kan. n lan taş mak lan kayı ateş kesilmek * çok kı n davranı zgı ş larda bulunmak. ateş ğ kayı ı * Ateş ğavlamak için kullanı ve içinde ate ş lan kayı balı ı lan yakı k. in ateş olmayan yerden duman çı kmaz * küçük de olsa birtakı belirtilerin önemli olaylara iş olduğ anlatı m aret unu r. ateş çiçeğ i * Ballı babagillerden. li ateş gecesi * Hristiyanlarda 24 Hazirana rastlayan Yahya yortusunun. * Yangısöndürmede kullanı tulumbayı ı için kullanı büyük ve geniş k. ateş etmek * ateşsilâhlarla mermi atmak. ş kan. ateş tüğ yeri yakar düş ü * bir acı onu çekenden baş tam anlayamaz veya aynı yı kası ölçüde üzülemez. bu ateş üstünden in atlamak ve çevresinde oynamak yolu ile kutlanan bir önceki gecesi. ateş gemisi * Eski çağ larda düş gemilerini yakmak için özel bir biçimde yapı ş yakı maddelerle dolu gemi. becerikli. meydanlarda ateş yakmak. * çok öfkeli olmak. in * Çok canlı . pkı zı ateş yanmak gibi * ateş i yükselmek. ş kan * kı rmı. * zeki. man lmı içi . cı ateş gibi * çok sı cak.

* bir ülkeyi savaş sokarak veya kargaşve karıklıyaratarak sıntı yıma uğ a a ş k ı kı ve kı ratmak. ateşçı i kmak (veya yükselmek) * (hasta için) vücut ısı andan çok artmak. ı sı rı ateş tutmak e * az ıtmak. çok öfkelenmek. le * Fabrika. * Ateş hüner gösteren oyuncu. lokomotif gibi ateş iş le leyen yerlerde ocaklara kömür atı ateş sürekli yanması sağ p in nı layan ateş çi kimse. ateşbaş vurmak i ı na * çok öfkelenmek. kundak sokmak. ateş dı yağ rmak * ateşsilâhlarla aralı z mermi atmak. vapur. e klı la. coş mak. ateş vurmak e * bir yemeğpiş üzere ocağ koymak. li ksı * çevresindekilere ağ sözler söylemek. ateş lası tuğ * Ocak. ateş in * Ateş coş li. * Osmanlı ş larda enlikler için donanma fiş eklerini hazı rlayan kimse. ateş dayanı e klı * aş ıdan zarar görmeyen.* çok kı zmak. soba gibi yerlerde kullanı ateşdayanı tuğ lan. ateş çilik * Ateş çinin iş i. li ateş vermek e * ateş içine sokmak. kun. i ateşuyandı i rmak * sönmek üzere olan ateş i canlandı rmak. * aş telâş ve sıntı düş ı rı a kı ya ürmek. i mek a ateş vursa duman vermez e * pek cimri olanlar için söylenir. * bir yeri kasten yakmak. ateş atmak e * bile bile çok tehlikeli bir işgiriş e mek. sı olağ ateşdüş i mek * (hasta için) ateşgeçmek veya azalmak. ateş vermek * tutuş turmak. sı * üzerine ateş silâhla mermi atmak. sinirlenmek. . ı r ateş ! ateş baz * ateş etmek için verilen komut.

ateş barut bir yerde durmaz le * biri kı biri erkek iki gencin bir yerde yalnıbaş na kalmaların sakı olduğ anlatmak için z. * Cinsel istekleri güçlü olan. ateş almak ini * yüksek vücut ısı düş sını ürmek. * derece ile ateşölçmek. heveslendirmek. ateş oynamak le * pek tehlikeli bir iş uğ mak. kış zı mak. * Coş mak.ateş (veya nârı yanmak ine na) * bir kimse yüzünden zarara uğ ramak. i * Coş coş kun. li ateş letme * Ateş letmek iş i. ateş içinde ler * (hasta) çok ateş bir durumda. ateş leyici * Ateş niteliğolan. ş ş kı iddetlendirmek. turucu. ateş lendirmek * Coş turmak. ateş kes * Savaş iki kuvvetin karş klı an ı olarak savaşdurdurması rakı mütareke. lı ı . lan ateş li * Ateşolan. yanmayı yı azaltmak. tüfek gibi patlayı maddeleri patlatmak. leme i * Patlayı maddeleri ateş cı lemekte kullanı cihaz. un bir . yakmak. ateş lemek * Tutuş turmak. ateş ateş li li * Yoğ ve heyecanlı biçimde. i * acı. hararetli hararetli. ş kı ateş lendirme * Ateş lendirmek iş i. ateş lenmek * Ateş lemek iş konu olmak. ine * Vücut ısı sı artmak. ateş letmek * Ateş lemek iş yaptı ini rmak. bı ş ma. cı * Kı rtmak. coş kulu. kı rtmak. * Top. le raş ateş leme * Ateş lemek iş i. ateş lenme * Ateş lenmek iş i. z ları nı ncalı unu söylenir. ş iddetlenmek.

yakı atgiller atı Üsküdar'ı alan geçti * fı n kaçılıartıyapı bir ş kalmadını rsatı rı p k lacak ey ğ anlatı ı r. i. yüklemek. * Atı ş lan. inayet. ı * Yalancı lsış uydurup söyleyen.ateş silâh li * Patlayı madde aracı mermi atan top. lı k. * Mal ederek. mdan sonra arta kalan ve kâğ veya karton üretiminde ve kâğ ı t ı t hamuru yapı nda tekrar kullanı kâğ veya karton parçaları mı lan ı t . iş yerlerinde kullanı mdan dolayı kirlenen ve bina dına sevkedilen pis su. * Yöneltme. çevirmek. ateş lan * Yalancı uydurmacı lı k. li ateş perest * Ateş tapan. ı lı * Süt veya yoğ çalkamaya yarar küçük yayı urt k. ası z eyler * Atı olma durumu. yilik. * Ateş lan veya konulan yer. cı * Bazı li silâhlar kullanarak yapı spor. ş ı atı l . dayanı lmaz. sıntıdurum. kayra. ihsan. üzüntü veren. . * Atları ekleri ve zebraları . lütuf. i * Yöneltmek. atısu k * Evlerde. attını yi an ğ vuran kimse. * İ kili bulma. atı cı * İ niş alan. ı ş * Karş k beklemeden gösterilen sevgi. isnat etmek. cı ile ateş lik ateş lilik * Ateş olma durumu. tek parmaklı memeliler familyası . yükleyerek. atılı cı k atı f atı fet atı k atı k atıkâğ k ı t * Kâğ iş sürecinden veya kullanı ı leme t. lmı atı . kı lı atfen atfetme * Atfetmek işisnat. tüfek gibi silâh. çevirme. e ateş gömlek ten * acı . eş içine alan. atfetmek * Bir işveya bir sözü bir kimseye mal etmek. liş * İ bağ.

* Atı bir ş gidebildiğuzaklı lan eyin i k. * Bir ş doğ birden gitmek. atı k lganlı * Atı olma durumu. hücum etmek. * abartmalı konuş mak. eye ru ş ta * Bir iş giriş baş e mek. ini atı lı mcı k atı k mlı * Atı nıişhallaçlı mcın i. lma i. * Silâhı doldurmaya yetecek veya en az bir atı yapabilecek barut miktarı m . zla * Herhangi bir konuda ilerleme çabası . atı yapan. acak. atı ş * Atmak işveya biçimi. hücum. birden bir davranı bulunmak. ditme iş yapan kimse. hallaç. * İsiz. * Konuş yazacak söz veya bilgi. * Atmak iş konu olmak. iş yaramaz. atı sağ kazı bağ nı lam ğ a lamak * eş ini sağ kazı bağ eğ lam ğ a lamak. lı m atı lı ş atı lma atı lmak * Atı işveya biçimi. * Sayı kazanmak amacı yapı atı . nabıiçin) Vuruş z . atı lgan * Çekinip korkmadan kendini tehlike veya güçlüklere atan. u. hamleci. atı mcı * Pamuğ yünü yay veya tokmak gibi bir araçla kabartma. atı (veya atmak) tutmak p * bir kimse veya bir ş için kötü konuş ey mak. süreduran. * Giriş ken. * Atı iş lmak i. . n tı ve * (kalp. e * Bkz. hamle. * Atmak iş i. atı lı mcı atı m atı ölümü arpadan olsun n * çok sevilen bir ş yapı ey lı veya sevilen bir yiyecek yenilirken sonuç kötü de olsa katlanı ı anlatı rken lacağ nı r. k. ine * Saldı rmak. lamak. lgan atı lı m * İ atı atı iş leri lma. çarpı ş . hamle.* Tembel. yla lan lı ş * Durumunu geliş tirme gücü gösteren. * Hı ilerleme. atı lmak i lma. savlet. * Patlamak. i * Bir silâhımermisini amaca ulaşrmak için gereken iş bilgi. aylak. ş * Etkisiz.

* Kendisine dargıolan bir kimseye barıkmıgibi söz söylemek. * Eski. baş sı veya boyna alı örtü. * Kapı pencerelerin yapı nda üst tarafa konan ağ taş ve mı aç. * Dokuma tezgâhları mekikle enine atı iplik. atkı lı * Atkı olan. çevik. atik atik atik tetik atiklik * Çabukluk. sı atkuyruğ u . atkı iplik atkı lama atkı lamak * Dokuma tezgâhları mekikle atkı nda atmak. kadı ları ı n * Büyük yaba. eski zamanla ilgili. nda lan * Dokumacı mekikle enine atı iplik kumaş en ipliğ lı kta lan ı n i. çeviklik. * Atı rmak iş ş tı i. * Çabuk davranan. veya beton destek. poligon. çevik. argaç. * Çabuk hareket edebilen. uğ ı a. atkı * Soğ a karşomuzlara. atı ş mak atı rma ş tı atı rma yeri ş tı * Ayaküstü yemek yenilen yer. belli bir ayak üzerine birbirlerini küçük düş ürmek amacı karşklı yla ı deyiş lı söylemek. * Saz ş airlerinin deyiş tartı le ş maları . ş tı ati * Gelecek. atı rmak ş tı * Acele olarak yemek veya içmek.atıyeri ş atı ş ma * Silâh atma alı rmaları lan yer. üst eş ik. yandan iliklenen ince uzun parça. atı rmalı ş tı k * Atı rmaya yarayan. argaçlamak. * (yağ veya kar) Serpiş mur tirmek. ş tı yapı * Atı ş iş mak i. * Ağ kavgası ı z etmek. * Atkı lamak iş i. rta nan * Bazı n ayakkabı nda ve çocuk patiklerinde ayağ üstünden geçen. n ş ş ı * Saz ş airleri.

atlama * Atlamak iş i.* Atkuyruğ ugillerden. atlanı lmak * Atlanmak. * Genç kı n saçları baş nıarkası toplayarak uç bölümünü kaldıp serbest bı kları biçimi. ı . inmek. zları nı ların na rı raktı saç atkuyruğ ugiller * Eğ otugillerden. * Çı kmak. * Okuma. sayı sayma gibi iş lerde bazı bölümleri bı p geçmek. atlandı rmak * Ata bindirmek veya binecek at vermek. ş tı k atladı Genç Osman! geçti * bir iş bittiğ veya tehlikenin atlatı ğ anlatı in ini ldını ı r. lan atlama taş ı * Suyu geçerken üzerine basıatlamak için konulan büyük taşatlangı p . * Belirli bir yerden gerilip hıalarak yapı sı z lan çrama ile vücudu yerden kesip daha uzak bir yere kondurma veya belli bir yükseklikten aş ı rma. * Yüksek bir yerden alçak bir yere. kök sapı ömürlü olan. * Binmek. * Yanı lmak. rakı * Sıfı nıokumadan geçmek. aldanmak. n atlambaç atlandı rma * Atlandı iş rmak i. ara bozanlıetmek. daha çok nemli yerlerde yetiş ve ilâç olarak kullanı bir en lan bitki (Equisetum arvense). atlanı lma * Atlanı iş lmak i. * Bu biçimde en uzağ atlamak veya en yükseğaş amacı yarılan atletizm dalı a i mak yla ş ı . atlangı ç * Suyu geçerken üzerine basıatlamak için konulan büyük taşatlama taş p . atla arpayı dövüş türmek (veya dalaşrmak) tı * fesat karı rmak. ayaküstü gelecek biçimde kendini bı rakmak. örneğatkuyruğ olan bir bitki familyası relti i u . yazı yazma. atlama beygiri * Yüksekliğ1.70'e ayarlanabilen ve atlamalar için kullanı beden eğ i lan itimi aracı . * (bası Haberi zamanı verememek veya diğ gazetelerden öğ nda) nda er renmek. atlamak * Bir engeli sı çrayarak veya fı rlayarak aş mak. * Çocukları atlama oyunu. . ç. atlanma * Atlanmak iş i. atlama tahtası * Daha iyi bir duruma geçmek için araç olarak kullanı yer veya kimse. atlama taşyapmak ı * daha iyi bir yere geçmek için bir durumu veya bir kimseyi araç olarak kullanmak.

ekler ezilir * büyüklerin çatı ndan küçükler zarar görür. ş ması atlas atlas * Dünyanı bir ülkenin. miş . atlet * Atletizmle uğ an kimse. sıdokunmuş tür ipekli kumaş k bir . atlas çiçeğ igiller * Kaktüsgiller. * Atlamak iş lmak.atlanmak atlanmak * Ata binmek veya at edinmek. * Savsaklamak. nı atlatı lma * Atlatı iş lmak i. parlak kı zı rmı çiçekler açan kaktüs. isteyerek. i yapı e atlatma * Atlatmak iş i. atlatmak * Atlamak iş yaptı ini rmak. * Vücudu geliş . i yapı atlar anası * İ yarı ri . atlet gibi. atletik * Atletleri ilgilendiren. bir bölgenin fiziksel ve siyasî coğ n. * Kötü bir durumu geçiş tirmek. tarih gibi konularda toplu bilgi ile vermek için bir araya getirilmiş rafya haritaları coğ derlemesi. atlar nallanı kurbağ ayak uzatmaz rken alar * küçükler büyüklerin yanı hadlerini bilmelidir. * Yüzü parlak. erkeksi kadı n. * (bası Baş ilgililerden önce bir haberin yayı nda) ka mlanması sağ nı lamak. atlatı lmak * Atlatmak iş lmak veya bu iş konu olmak. * istekle. atlas kemiğ i * Boyun omurların üstten birincisi. * Savmak. * Bir konuyu açı klamak için hazı rlanmıresim veya levhalardan oluş kitap. * Aldatmak. ş muş atlas çiçeğ i * Uzun ve sarkıyapraklı k . rafyası ekonomi. nda atlar tepiş arada eş ir. raş atlet fanilâsı * Kolsuz erkek fanilâsı . biçimli. atlaya zı playa * atlayarak.

lı ç) * (top. çevikliğ yetenekleri geliş i. atlı * Atı olan. dı ya çı ş arı karmak. söz * Çatlamak. atma * Atmak iş i. * (sille. * (bir kimseyi) Uzaklaşrmak. ri nca atlı kovalarcası na * gereksiz yere acele ederek. eyleri) Hedefe iletmek. * Kovmak. * (kurş gülle. ava alı rı ş labilen küçük bir yı cı (Accipiter nisus). uçaklar vb. atlı spor * At üzerinde yapı bütün sporları genel adı lan n . * Bir yerden baş bir yere taş ka ı mak. atlı nca karı * Yere dikilmiş eksen çerçevesinde döndürülen askı takıoyuncak atlar. farkı z. tı * Koymak. atma Recep. tirmeye yarayan koş atlama. * Yay ve tokmakla ditmek. çarpmak. ilgisini kesip uzaklaşrmak. dı ya vermek. * Örtmek. çki * Bilmeden. * Kullanı lması gelenek hâline gelmiş ş kullanmaktan vazgeçmek. z ı mı * (sıntı kı dolayıyla) Giyilen bir ş çı sı eyi karmak. tokat. * Binek atı kullanan asker veya asker sıfı nı. * Yazıveya banda alı ş metinden bazı lı nmıbir bölümleri çı karmak. kabartmak. din kardeş iyiz * söylediklerin hep yalan (veya abartma). ok gibi ş un. * Bir cismi bir yöne doğ fı ru rlatmak. süvari. bir eyi * Çı karmak. ilgisini kesmek. ş arı * Patlayı maddelerle havaya uçurup yı cı kmak.den oluş bir bir lara lı an eğ lence aracı . bir kenara koymak. * Değ eksiltmek. ı rlı rma baş yapı vücut çalı ı na lan ş maları . tı rtı kuş * Sapan. * (kalp. * (zaman bildiren tümleçlerle) Geri bı rakmak. atlı nca karı * İ bir karı türü (Ponera grandis). tı *İ stenilmeyen bir ş kendi malı eyi olmaktan çı karmak. * Ata binmiş kimse. göndermek. * Bir ş yere doğ bı eyi ru rakmak. tüfek gibi silâhlar için) Patlatmak. ndayı atmaca * Kartalgillerden. * (yapı ş lmıkötü bir işbirine) Yüklemek. erini atmak . kı Vurmak. nabıgibi kan dolaş ile ilgili organlar için) Vurmak. * Uzatmak. i * Sözle sataş mak. ağ k kaldı ve atma gibi. * İ içmek.atletizm * Beden gücünü. yı lmak veya yapık olduğ yerden ayrı rtı ş ı u lmak. * Yerleş tirmek. tek u. * Yalan veya abartmalı söylemek. kestirerek söylemek.

unda ve tabanıcm 2 olan cı l va sütununun ağ ğ(l kg 33 gr). ndan n ması an atom numarası * Bir atom çekirdeğ içinde bulunan protonları sayı. yollamak. anı nan * Bası birimi olarak kullanı 150 C de deniz yüzeyinde. atom enerjisi * Atom çekirdeklerinin parçalanması veya hafif atomlarıkaynaş ndan oluş büyük enerji. atmasyonculuk * Atmasyoncu olma durumu. atol atom parçacı k. ı ı rlı atmosfer bası ncı * Atmosferin yeryüzünde bulunan her cisim üzerine yaptı bası ğ nç. gaz . inin n sı atom reaktörü * Nükleer parçalanma sonucu oluş enerjiyi kontrol etmekte kullanı düzen. sperma. * Etkisi kaybolmak. ması atom çağ ı * Atom enerjisinin insanlın hizmetine girdiğçağ ğ ı i . atmasyoncu * Uydurmacı . *İ çinde yaş lan ve etkisinde kalı ortam. an elektron yüklü merkez bölümü. na in k atom ağ ğ ı ı rlı * Herhangi bir atomun 16 sayı ile gösterilen oksijen atomuna göre ağ ğ sı ı ı rlı. * Söylemek. bel. atmı k atmosfer * Erkeklerin cinsel organı salgı ndan lanan madde. * Götürmek. * Birkaç türü birleş çeş kimyasal birleş ince itli ikleri (molekülleri). bağ ı rmak. atmasyon * Uydurma.* (renk için) Solmak. meni. artıbölünemez. er suyu. bozulamaz diye tasarlanan temel ögeleri. palavracı (kimse). hava. çevresinde elektronlar dolaş proton ve nötronlardan oluş pozitif an. cevvî. * Haykı rmak. atom çekirdeğ i * Atomun çekim kuvvetinin etkisiyle. palavra. ı atmosferik * Atmosferle ilgili. 76 cm uzunluğ nç lan. bı rakmak. * Hava yuvarı . halka biçiminde adacı mercan ada. an lan . sahiplenmek. alı ş mak. n ile muş k. bir tek türü ise bir kimyasal ögeyi oluş turan * (eski Yunan filozofları göre) Gerçeğ son. * Mercanları bir araya toplanması oluş . atom bombası * Atom çekirdeklerinin parçalanması sonucu enerji oluş temeline dayanan bomba. * Yeri veya herhangi bir gök cismini saran gaz tabakası yuvarı . * Göndermek.

terileri oyalayı. atropin * Güzelavrat otundan çı lıhekimlikte kullanı zehirli bir ilâç. in ntı nı m rası lan atraksiyon * Gazino gibi yerlerde yapı müş lan. karı p lan * Atomla ilgili olan. * Yeni bir bestecilik çırı göre. attı rmak Au aut geçmesi. aktar. * Altı n kı n'ı saltması . attı tı kadar olamamak ğ rnak ı * bir kimsenin sözü edilenden daha değ ersiz olduğ anlatmak için kullanı unu lı r. atsan atı lmaz. atomik atonal atölye * Zanaatçı n veya resim. attı rma * Attı iş rmak i. atölye resmi * Bir iş ayrı ları gösteren ve atölyede yapı sı nda kullanı 1/1 ölçüdeki teknik resim. heykel sanatları uğ anlarıçalı ğyer. inin n sı atomal * Atomlarla ilgili olan.atom santrali * Atomdan yararlanarak enerji elde eden fabrika. sı * Atomla ilgili. i eyler attan inip eş e binmek eğ * bulunduğ önemli görevden daha aş ı göreve alı u ağbir nmak. attar * Bkz. . * Top oyunları topun karştakı oyuncuların vuruş oyun alanın veya kale çizgisinin arkası nda ı m nı uyla nı na * Karada. gölde veya akarsularda evcil olmayan hayvanları vurma veya yakalama iş i. bölünmez parçalarıkümelenmesinden oluş unu ileri süren öğ n tuğ reti. * Bir hayvanıbir baş hayvanı n ka yemek için yakalaması . eğ cı lendirici. atom sayı sı * Bir atom çekirdeğ içerisinde bulunan protonlarısayı. satsan satı lmaz * işyaramadı veya sıntı e ğ ı kı verdiğhâlde vazgeçilemeyen ş ve kimseler için söylenir. denizde. atomcu * Atomculuk yanlı (kimse). ilgi çekici gösteri. ton ve makam temeline bağ kalmadan oluş ğ na ı lı turulan (beste). iş ları yla raş n şı tı lik. av * Atmak iş yaptı ini rmak. atomculuk * Evrenin.

* Kolaylı kandılabilen veya aldatı kla rı labilen. avadancı * Eski Osmanlı sarayı bir sıf hademe. aptal. avanak gibi davranmak. av mevsimi * Av dönemi. aptal aptal. kendisinden yararlanı kimse. * Halkıaş ı n ağtabakası . le-v. tı av kuş u * Avlanı kuş lan . na-v. avanağ uygun düş biçimde.* Bu yollarla yakalanan hayvan. ş * olan olmuşiş ten geçmiş k yapacak bir ş yok. k avangart * Öncü. bön. nda nı avadanlı k * Bir işyapmak. av avlanmı tav tavlanmı ş . artı ey av dönemi * Av hayvanların avlanması bu amaçla kullanı av araçların kullanı nıserbest olduğ yı nı veya lan nı lmasın u lı n belirli bölümü. lan -av / -ev * Fiilden isim türeten ek: sı gör-ev. zağ gibi ava yardı lıetmeye alı rı ş ar mcı k ş lmıköpek. * Tuzağ düş a ürülen. a en avanak avanakça avanaklı k * Avanak olma durumu. öd-ev. lı n ş ı ava çı kmak * avlanmak için gitmek. avanakça davranı ş . * Halk. av köpeğ i * Tazı . ine kin i aval * Saflı sersemlik derecesine varan (kimse). . avanaklıetmek k * aptallıetmek. lan mı aval * Ticarî senetlerde. * Avanak gibi. av yasağ ı * Yı av dönemi dında kalan zamanda konulan yasak. bir aracı i onarmak için kullanı alet takı . kopoy. ödemeden sorumlu olanları ödememesi hâlinde üçüncü bir kiş alacaklı senet n inin lara bedelini ödeyeceğ iliş verdiğgüvence. iş . iş türe-v vb. ğ ı aval aval avam * Aptal bir biçimde. .

avans çekmek * öndelik çekmek. çilik. kötü. kâr. avantür * Serüven. avantajlı * Yarar sağ layan. avantadan * bedavadan. Avarca * Avarlarıkullandı dil. yüzyı arası Moğ llar nda olistan'da VI. avans almak * öndelik almak. beleş bedavacı karcı çi. öndelik. n ğ ı avare . ü ı yan ı msı ş an avara avara avara kasnak iş lemek (veya dönmek) * hiçbir iş yaramadan boş e una. emek vermeden sağ ğkazanç. ş * Üzerinde döndüğ ve kendisini taş milden bağ z olarak çalı mekanizma. macera. . peş ı na lmak lan inat.avans * Alacağ sayı üzere önceden yapı ödeme. avaraya almak * o bölümün çalı nı ş ması durdurmak.IX. için * İe yaramaz. ka yı lması * Kıya dayanı sandalıaçı yı larak n lması kürekçilere verilen komut. yararlı (durum veya ş ey). ey. avanta * Bir kimsenin. stan ayan * III. beleş ten. avantacı lı k * Çı lı beleş bedavacı karcı k. * Bir geminin baş bir gemiden veya kıdan açı . avantüriyer * Serüvene atı maceracı lan. Avar * Kuzeydoğ Kafkasya'da Dağ u ı Federe Cumhuriyeti'nde yaş halk.VI. avantajsı z * Yarar sağ lamayan. yüzyı arası Orta Avrupa'da yaş ş llar nda amıhalk. yararsı z. avans vermek * öndelik vermek. . avantaj * Üstünlük sağ layan ş yarar. . ladı ı avantacı * Çı . . lı k.

kokusuz. aylak dolaş siz. mek avareleş mek * Aylaklıetmek. iş güçsüz. ü * Çeş sebeplerle dayanı lını esnekliğ kaybetmiş itli klı ı ve ğ ini yapağve yün. belâlar. lan avcı lı k * Avcı olma durumu veya iş i. ş siz ı boş ı boş avare dolaş mak * iş iş güçsüz. nara. baş . baş luk. avare etmek * bir kimseyi iş inden alı koymak. aylak. * Osmanlı önceleri yalnıolağ larda z anüstü durumlarda. sonraları sürekli olarak halktan toplanan vergi. avareleş me * Avareleş durumu. yüzey biçimleri. k avarelik avarı z * İsizlik. * Bir ş büyük bir istekle izleyen ve bulup ortaya çı eyi karan. ı * Yüksek ses. tümsekler. avare olmak * iş güçsüz dolaş siz mak. parlak zehirli bir bitki (Adonis). ise * Bir deniz yolculuğ unda geminin veya yükünün gördüğ zarar. lara * Baş hayvanları ka yakalamakta usta olan (hayvan). aylaklı ş ı boş k. avarya avaz avaz avaz (bağ ı rmak) * var gücüyle bağ ı rmak. baş . avcı etmek lı k * avlanma ile uğ mak. siz ı boş mak. raş . avcı * Avlanmayı seven veya avı kendine iş edinen kimse. baş luk. * Engebeler. tan avcı eri * Piyade mangası her ere verilen ad. avcı ı uçağ * Düş uçakları düş man nı ürmek için kullanı uçak.* İsiz. engeller. * Avcı özgü olan. avazı ktı kadar çı ğ ı * çok yüksek sesle. avcı otu * Düğ çiçeğ ün igillerden. * Kazalar. tanı kimse. nda avcı hattı * Savaş düş ta mana doğ dağ ru ı ön safta ilerleyen asker topluluğ larak u.

avcu kaş ı nmak * halk inanına göre eline bir yerden para geçeceğanlaş ş ı i ı lmak. * (genellikle Musevîler için) İ dinine dönmüş slâm olan. Amerika'dan dünyanıher yanı yayı ş n na lmıolan. * Yardakçı lar. avcunun içine almak * bir kimseyi baskı etkisi altı almak. avlanmak * Avı olan yer. avcunun içinde tutmak * ona istediğ yaptı ini racak güçte olmak. avdetî avene averaj * Ortalama. ve na avdet * Dönüşgeri gelme. avlanma * Avlanmak iş i. rakı su avisto avize * Ödenmesi gereken poliçelere yazı ve "görüldüğ lan ünde" anlamı gelen bir terim. * Sayı . avize biçiminde sarkı iri ve beyaz k. çiçekli bir süs ağ (Yucca glosiosa). in avcunu yalamak * umduğ ele geçirememek. cam veya metal süslü aydı nlatma aracı . . unu avcunun içi gibi bilmek * (bir yeri. bir ş çok iyi ve ayrı lı eyi) ntıolarak bilmek. avize ağ acı * Zambakgillerden. diri * Tuzağ düş a ürmek. geri gelmek. * Voleybolda karşoyuncularıboş raktı ve yetiş ı n bı ğ ı emeyeceğyere topu yavaş indirip sayı i ça alma. lâmbalı . na * Tavana ası ş lan. çok . kurnazlı kandı kla rmak. billûr. acı avlak avlama * Avlamak iş i. avcuna saymak * peş olarak ödemek. avlamak * Bir avı veya ölü olarak ele geçirmek. farkı avgı n * Duvarda suyun geçmesi için bı lan delik veya üstü kapalı yolu. avdet etmek * dönmek. amdanlı . av yeri.

* Avuçlayarak. nda k. Avrupa kayı nı * Avrupa'da yetiş bir kayıtürü. elin ı avuç (veya el) açmak * dilenmek. davranıve yaş ları benimsemek. m avuç avuç * Her defası bir avuç.* Avlamak iş konu olmak. nda * (para için) Bol bol. Avrupa ile ilgili (olan). * Elin iç tarafı . * Yarı yumulmuş alacağmiktar. avrat pazarı * Cariyelerin satı ğpazar. ndan * Avrupa'ya özgü olan. ava çı kmak. * Kadı n. Avrupalı ma laş * Avrupalı mak. avlatma avlatmak * Avlanmak iş yaptı ini rmak. pek çok. Avrupalı gibi. * Karı . * Elin yarı yumulmuş durumu. avuç dolusu . Avrupa halkı olan kimse. para istemek. ş antı nı Avrupalı lı k * Çağ olma. . laş Avrupalı mak laş * Avrupalı n düş ları ünce. düş ve davranı batı daş ünce ş ta ölçülerinde bulunma. avlu avokado avrat * Bir yapın veya yapı nı grubunun ortası kalan üstü açı duvarla çevrili alan. Avş ar avuç * Bkz. * Amerikan armudu (Persea americana). Avrupalı benzer. nları kları avret * Ut yeri. en n Avrupaî * Avrupalı vergi. Afş ar. yardı istemek. av için dolaş mak. ldı ı * Kadı n öteberi sattı pazar yeri. eş * Avlatmak iş yaptı ini rma. lara lara lar Avrupalı * Avrupa'da yaş ayan. ine * Ava gitmek.

teselli bulmak.* (para için) Pek çok. * Avukatı yaptı iş n ğ . avuç içi kadar * pek küçük. taş yan * Gerekmediğhâlde baş nısavunması üstlenen kimse. avuç içi * Elin parmak dipleri ile bilek arası ndaki iç bölümü. avurt şirmek iş * yanağ iç tarafı ı n ndaki boş u su veya havayla doldurup şkin duruma getirmek. sıntı kı lardan uzaklaş mak. avundurma * Avundurmak iş i. * Acını sı hafifletmek. acını sı unutturmak. avundurmak * Oyalanması sağ nı lamak. * korkutucu büyük sözler söylemek. avuçla almak. * Bir ş uğ arak acını eyle raş sı unutmak. luğ iş avurt ünsüzü . i. avunma avunmak * Avunmak iş teselli. avuntu. *İ nsanı avutan ş teselli. teselli. ey. yetinmek. mahkemelerde. avurt * Yanağ ağ boş u hizası gelen bölümü. i kasın nı avukat tutmak * adlî iş lemleri gereğ yerine getirmek için bir avukata vekâletname verip onu görevli kı ince lmak. avukatlı k * Avukat mesleğ i. ı ı luğ n z na avurt satmak (veya avurt zavurt etmek) * beceremeyeceğş i eyleri becerebilecekmiş konuş gibi mak. boş savunma. avuntu avurdu avurduna geçmek * çok zayı flamak. ı * Gereksiz. avukat * Hak ve yasa iş lerinde isteyenlere yol göstermeyi. dar (yer). korumayı meslek edinen ve bunun için yasanıgerektirdiğş n i artları ı kimse. avuçlama * Avuçlamak iş i. * (hayvan) Gebe kalmak. teselli etmek. avunç * Acın hafiflemesi veya unutulması nı . devlet dairelerinde baş kaların hakkı nı nı aramayı . müteselli olmak. * Oyalanmak. avuçlamak * Avuçla kavramak.

gün-ey. *İ simden isim türeten ek: kol-ay. -ay / -ey. nda * Bir ayıherhangi bir gününden ertesi ayıaynı n n gününe kadar geçen veya yaklaş 30 gün olarak kabul ı k edilen süre. a a ndan an ndan bal. * anlaş ı lmayacak bir ş yok. * (bir kimsenin acını sıntınıYatı rmak. düz-ey. bel. yüksekten atan. fat ay ağ ı lı * Ayı aylası n . ay -ay / -ey * Birdenbire duyulan acı rı ş ı ürkme veya sevinç anlatı . dal. fladı ı avurtlu * Çalı satan. m avurtları çökmek (veya avurtları birbirine geçmek) * çok zayı ğyüzünden belli olmak. * Avutulmak iş i. avurtlamak * Büyülenmek. açı ey k. erkeğ kuyruğ lir biçiminde ve çok süslü bir Avustralya kuş (Maenura superba). teselli etmek. ağ veya aş rma. ay aydı hesap belli n. kamer. i. m Avustralya kara tavuğ u * Serçegillerden. yüksekten atmak. sı veya kı sı) ş tı * Oyalamak. dene-y. r. hesap ortada. teselli eden. yüz-ey vb. * Çalı satmak. * Avutan.* Dil ucunun ön damağ veya art damağ çarpması oluş ve dilin yanları akan ses: Dil. al kelimelerindeki l ünsüzü gibi. inin u u Avustralyalı * Avustralya kökenli olan (kimse). avutucu avutulma avutulmak * Avutmak iş konu olmak. el. Avusturyalı * Avusturya kökenli olan (kimse). avutma avutmak * Avutmak iş teselli. yapa-y vb. ine Ay * Yer yuvarlağ n uydusu olan gök cismi. lı n * Art arda gelen iki yeni ay arası geçen süre. avurtlama * Avurtlamak iş i. y * Fiilden isim ve sı türeten ek: ol-ay. hale. . ı nı * Yı on iki bölümünden her biri.

ayan k ğ ı ğ ı ay balıgiller ğ ı * Kemikli balı takı nı çengel çeneliler alt takı na giren bir familya. ay parçası (gibi) * (kadıveya kıiçin) çok güzel. ay ığ şı ı * Ayı yeryüzüne verdiğık. ay evi ay gibi * Ayla. n i ş ı * Ayı dolunay durumundaki parlak durumu. inin * Genellikle vakit geçirmek için içi yenen kuru yemiş idi. zı m ay çekirdeğ i * Ay çiçeğ tohumu. n z ay takvimi * Ayı gökyüzündeki görünen hareketine ve evrelerine göre düzenlenen takvim. ay dedeye misafir olmak * gece açı yatmak. kamer takvimi. tı için lan ak yapan araç. teber. çeş ay dede * (çocuk dilinde) Ay. nda n ğ ı nlı ay modülü * Gözlem araçları içinde taş ay araşrmaları kullanı ve ay yüzüne yumuş iniş nı ı yan. kemer balı (Mola mola). Ay'ıyer yuvarlağgölgesinde kalması ı nı ile na n ı . ğ ı ü k ı na Akdeniz'de yaş bir balıtürü. ay harmanlanmak * ayıçevresinde ayla oluş n mak. * Bkz. kuyruk yüzgeci hilâl biçiminde olan. mehtap. n ay karanlı ğ ı * Bulutlar arkası kalan ayıyaydı hafif aydı k. görünüş balıbaş benzeyen.ay balı ğ ı * Ay balıgillerden. ay parçası . ınlı ldı ı muş . 3 m boyunda. ay yı z ldı ay yı lı * Ayı on iki kez yeni aydan yeni aya gelmesi için geçen süre (354 gün 8 saat). geceyi açı geçirmek. n Ay tutulması * Yer yuvarlağ n Güneş Ay arası girmesiyle. pervane balı. husuf. klar mın mı ay balta * Ağ yarı daire biçiminde olan balta. ay örümceğ i * Ay modülü. n aya * Türk bayrağ ı ndaki ayça ve beşş yı zdan oluş simge. kta kta ay dönümü * Aybaş ı .

ayağ fı a rlamak * hı ayağ kalkmak. ayağ kalkmak a * ayakları üzerinde durmak. eyi ayağ bağ ı na olmak * (biri) bulunduğ yerden ayrı na veya yaptı işsürdürmesine engel olmak. iyileş mek. ayağ(veya ayakları ı ) dolaş mak * yürürken telâş ayakları tan birbirine takı lmak. i baş na ayağalı ı ş (veya alı mak ş mamak) * bir yere sürekli gitmek (veya gitmemek). * (hasta) iyi olmak. * saygı göstermek için oturma durumundan ayak üzeri durumuna geçmek. ayağyerden kesilmek ı * ayağyere değ olmak. ı ş ayağ (veya bacağ geçirmek ı na ı na) * aceleyle bir ş giymek. ı mez * bir taş binip yaya yürümekten kurtulmak. iyle ayağuğ ı urlu * geldiğyere uğ getirdiğ inanı (kiş i ur ine lan i). rcası * bağlanmak için yalvarmak. heyecanlanmak. ayağ (veya ayakları kapanmak ı na na) * alçalı na yalvarmak. telâşkapı a lmak. ayağdüze basmak ı * güçlükleri yenerek ilerisinden korkmayacak bir duruma girmek. ı ta ayağyürüten başr ı tı * halkıdüzen içinde çalı nı takiler sağ n ş ması baş lar. * Yapraklarıdüz ve parlak bölümü. n ayağ düş a mek * işilgisiz ve yetkisiz kimseler karı e ş mak. ayak tabanı . u lması ğ i ı ayağ bağ ı na vurmak * önüne bir engel çı karmak. * telâş lanmak. ayağ(veya ayakları ı ) suya ermek * bir gerçeğanlayarak aklı ı gelmek. ayağdüş ı mek * Bkz. zla a ayağ kaldı a rmak * telâş heyecana düş ve ürmek. yolu düş mek.* Elin parmak dipleriyle bilek arası ndaki iç bölümü. ayağüzengide ı * hemen yola çı kmak üzere olan. dikilmek. avuç içi. . ayağile (veya kendi ayağile) gelmek ı ı * kendi isteğ gelmek veya emek çekilmeden elde edilmek.

ı nı nı vıp ayağ (veya ayakları) öpeyim ı nı nı * yalvarım. ı k * dikkat. ayağ sı su mu. rı ma sı ı nı * alılan bir yere gitmekten kendini alamamak. ayağ kira istemek ı na * gelmeye nazlanmak. ş ı sa ayağ çağ ı na ı rmak * yanı gelmesini istemek. * (birinin) iş yükselmesine engel olmak. yorulmadan yapmak. rı ayağ alamamak ı nı * ağ veya uyuş dolayıyla ayağ oynatamamak. gözetmeksizin birinin yanı gelmesini sağ na lamak. ğ ı ı na * iş yapmakta olan birine engel olmak. inde ayağ dolanmak (veya dolaş ı na mak) * baş na yapmayı kası tasarladı kötülük kendi baş gelmek. ilgiyi kesmek. ayak iş lerini bı kmadan. ayağ gitmek ı na * alçak gönüllülük ederek veya saygı göstererek birinin yanı varmak. ayağ getirmek ı na * sı saygı ra. fesleğ ister (veya takar) baş ı nda en ı na * yoksulluğ bakmayarak süs ve gösteriş una yapmak ister. ayağ çekmek ı nı * sısıgittiğbir yere artıuğ k k i k ramaz olmak.ayağ çabuk ı na * bir yere alılandan daha kı sürede gidip gelen. ayağ düş ı na mek * çok yalvarmak. ayağ donu yok. ş ı ayağ bağ ı nı lamak * engel olmak. ayağ (veya ayakları) altı almak ı nı nı na * tek bacağ (veya bacakları) kırı üzerine oturmak. yarı sevinçle söylenen söz. ayağ üş ı enmemek na * hamarat olmak. na ayağ ip takmak ı na * bir kimseyi çekiş tirmek. ayağ gelmek ı na * alçak gönüllülük göstererek birinin yanı gelmek. ayağ denk almak ı nı * baş nıkendisine yapması kaların ihtimali bulunan kötülüklere karşuyanıdavranmak. . gitmeye üş enmek. yürümesine engel olmak. na * emek çekilmeden elde edilmek. na ayağ çelme takmak ı na * biri yürürken ayakları na ayak uzatı düş arası p ürmek. soğ su mu dökelim? ı cak na uk * ender gelen bir konuğ yarı a sitem.

k ayağ giymek ı nı * ayakkabını sı giymek. ayağ nı ayağ yorganı göre uzatmak ı nı na * giderini gelirine uydurmak. ayağ sürümek ı nı * verilen bir işağ i ı almak. * baş nı yere artıuğ kası bir k ramaz duruma getirmek. ayağ n (veya ayaklar) altı ı nı nda * (yüksek bir yerden) geniş alanı bir görür durumda. uğ radı ı ursuzluk getirir. tı ayağ n bağ çözmek ı nı ı nı * karını amak. ayağ n pabucunu baş giymek ı nı ı na * dengi olmayan bir kimseyle evlenmek. ardı baş nı da gelmesine yol açmak. ayağ n altı karpuz kabuğ koymak ı nı na u * bir yolunu bulup bir kimseyi düzenle iş inden uzaklaşrmak. ayağ n bastı yerde ot bitmez ı nı ğ ı * uğ ğyere bereketsizlik. ayağ n (veya ayakların) altı öpeyim ı nı nı nı * "pek çok yalvarım" anlamı kullanı rı nda lı r. mak * halk inanına göre bir kimsenin gelmesi. ayağ vurmak ı nı * ayakkabı ı yara etmek. rdan * bir yerden uzaklaş üzere bulunmak.ayağ denk basmak ı nı * dikkatli ve uyanıdavranmak. ayağ tek almak ı nı * bir iş iyi düş te ünüp dikkatli davranmak. ayağ n pabucu olamamak ı nı * değ ondan çok aş ı erce ağolmak. * değ bir kimseyi üstün bir yere geçirmek. ayağ n türabı ı nı olmak * bir kimse baş bir kimseye kul gibi bağ p onun her emrini yerine getirmek. uğ ramamak. ka lanı . ayağ n tozunu silmeden ı nı * henüz yoldan gelmiş ken. ersiz ayağ n tozu ile ı nı * yoldan gelir gelmez. ş ı ndan kaların * ölmek üzere olmak. ayağ kaydı ı nı rmak * bir yolunu bulup birini iş inden veya görevinden uzaklaşrmak. henüz dinlenmeden. tı ayağ kesmek ı nı * bir yere gitmez olmak. sı boş * serbest davranması engelleyen iliş nı kilere son vermek. ayağ n altı almak ı nı na * tekme ile dövmek.

4 cm değ erinde İ ngiliz uzunluk ölçüsü birimi.5 cm uzunluğ m ı n undaki ölçü birimi. ün ı rlı * Basamak.ayak * Bacakları bilekten aş ı bulunan ve yere basan bölümü. ünde sa m mları baş nı ayak diremek * bir düş ünceyi. kendi tutumundan ş mamak. ulaş mak. * Yürüyüş ağ k veya çabukluk derecesi. ı nı ayak bağ ı * Bir yere veya bir iş gidilmesine engel olan ş e ey. ayak değtirmek iş * talim yürüyüş kı bir adı atmak yolu ile adı nı kalarınkine uydurmak. bayağ ı . uğ ramak. * 30. kadem. * Ayakta yapı sohbet. destek veya bunlardan her biri. ayakta toplanan meclis. ayak atmamak * bir yere hiç gitmemek. gelmek. * ilk kez gitmek. lan ayak iş i ayak izi * Birtakı getir götür iş m leri. * (buzdolabı ölçülerinde) İ ngiliz ölçüsü fut'un kübü alı narak hesaplanan değ er. sı radan. sa * Yarı arş veya 30. * Bir doğ runun baş bir doğ ka ruyu veya bir düzlemi kestiğnokta. rmağ ş an n * Göl ayağ ı . * Herhangi bir zemin üzerinde ayağ bı ğiz. i * Aş ı ağdüzeyde. fut. ayak atmak * girmek. * Vücudun belden aş ı ağbölümü. * girmek. * Birtakı ş m eylerin yerden yüksekçe durması sağ nı layan dayak. nda * Halk edebiyatı koş nda uklarda kı yedekli dizelere verilen ad. * Halk edebiyatı uyak. * (bir yere veya mesleğ girmek. bağ e) lanmak. ayak ayak üstüne atmak * otururken bir bacağ ötekinin üstüne almak. uğ ramamak. ı raktı n ı . n ağ da * Bacak. avutmak. * Büyük bir ı a karı ikinci derecedeki akarsularıher biri. bir davranı sonuna kadar sürdürmek. ayak basmamak * bir yere hiç uğ ramamak. nda an ı n ayak çekmek * kandı rmaya çalı ş mak. ayak basmak * bir yere varmak. ayak bileğ i * Baldı r kemikleriyle tarak kemikleri arası bulunan ve yedi kemikten oluş ayağ arka bölümü. ş ı aş ayak divanı * Olağ anüstü durumlarda o anda bulunulan yerde padiş n katı yla bir konuyu görüş ve karara ahı lması mek bağ lamak için yapı toplantı lan .

ı ayak ucu * Yatanıveya yatı bir yerin ayak uzatı yönü. yeri. nda ayak yalı n * Yalı ayak. te m ş baş nı ı * kendi gidiş davranını kasınkine benzetmek. * Hizmet için bir yere gönderilen kimseye verilen ücret. ayak satısı cı * Gezgin satı. ayak tarağ ı * Bkz. u ayak uydurmak * yürüyüş adı atını kalarınkine uydurmak. n ayak yapmak * birini aldatmak. ayak tedavisi * Ayakta oluş bir hastalın veya rahatsı ğ tedavisi. ayak kirası * Bir haber veya eş getirene emeğ karşk verilen para. i ayak takı mı * Görgüsüzlükleri veya bilgisizlikleri dolayıyla toplum içinde aş ı sı ağdurumda olan kiş iler. ya ine ı lı ayak makinesi * Ayak yardı ile iş mı letilen makine. ayak teri. n lan lan * Ayak parmak uçların oluş nı turduğ dar dayanak yüzeyi. u ayakaltı almak na * hakir görülmek. ayak teri * Ayak parmakları ndan çı pis kokulu salgı arası kan . ayak kirası . karı . ayak tutmak * mani yarı ş maları karş ndakine uyması nda ı sı gereken uyağvermek. ayak topu * Futbol. rdan * gönderilen yere isteğile gitmemek. gözden çı lmak. kandı için dalavere çevirmek. rmak ayakaltı * Gelip geçenlerin çok olduğ yer. ve ş baş nı ı ayak vermek * âş atı ı ş k maları dinleyicilerden biri uyak belirtmek. cı ayak sürümek * verilen bir işağ i ı almak. an ğ ı zlın ı * Ayakta tedavi. ayak oyunu * Hile.ayak keseri * Ayakta durarak ağ yontmaya elverişuzun saplı aç li keser. tarak.

i. ğ ı * Çocukları cambazları ayakları takıyürüdükleri çifte sık. * Gezici satı. ayakkabı nı ları çevirmek * konuk ayakkabı nı ları gidiş yönüne doğ düzgün biçimde sı ru ralamak. ayağrahatsıetmek. ayakbastı * Bir yere dı dan gelen insan ve eş ş arı yadan alı vergi. * Birçok kimsenin cebir ve ş iddet kullanarak devlet güçlerine karşgelmesi. çerçi. ayakkabı dolabı . merdiven basamağ ı . kı ı kaldı yam. * Ayakkabı yapmaya elverişolan (deri. ayaklanmak * (çocuk için) Yürümeye baş lamak. ayakçak * Merdiven. ş larla u ayakkabı lı k * Ayakkabı konulan yer. toprakbastı nan . ayaklanma * Ayaklanmak iş i. kösele gibi ş li eyler). ayaklamak * Ayakla ölçmek. ı ı z ayakkabı cı * Ayakkabı yapan veya satan kimse. isyan. na ayakaltı dolaş nda mak * bir iş yaramadı hâlde herkesin iş engel olacak biçimde ortalı dolaş e ğ ı ine kta mak. * bazı davranı konuğ gitmeye zorlamak. ayaklandı rmak * Ayaklanmak iş yaptı ini rmak.ayakaltı bı nda rakmak * ezilmesine. * Dokuma tezgâhı ayaklı. lâstik gibi dayanı maddelerden yapı ayak klı lan giyeceğ pabuç. korumamak. ayakçı ayakkabı * Özellikle sokakta ayağkorumak için giyilen ve altı ı kösele. satı ayakkabılı cı k * Ayakkabınıiş pabuççuluk. . ayakkabı vurmak * (ayakkabı ) ayağzedelemek. yok olması göz yummak. baş rma. lan * Bir iş süresince tutulan hizmetçi. * Ayakkabı lan yer. pabuççu. cın i. cı ayakçı n * Dokuma tezgâhları atkı nda ipliklerini hareket ettirmek için ayakla bası tahta ayaklı lan k. n na p rı * Ayak iş lerinde kullanı kimse. ayaklandı rma * Ayaklandı iş rmak i. n. ayaklama * Ayaklamak iş i.

ayakta . isyan etmek. ayakları değ yere memek * çok sevinmek. pedal. . değ kimseler ise en geride bı lmak. yaramaz. ayaklar baş lar ayak olmak . p ayaklar altı almak na * önem verilmesi gereken ş eyleri hiçe saymak. ı * Bir destekle yere dayanan. ayaklı canavar * Çok hareketli. ı ayaksı z ayaksı zlar * Omurgalı hayvanlarda amfibyumlar sıfın en ilkel yapıtürlerini içine alan bir takı nı nı lı m. * Ayağolmayan. * Ayağ kalkıgitmeye davranmak. uyanıkalkmak. istemeye istemeye gitmek. ayaklı mani * Cinaslı ayaklarla söylenen bir mani türü. cin gibi çocuk. ı nı ayakları yerden kesmek nı * bir taş binerek yürümekten kurtulmak. ı ta ayakların (veya ayağ n) ucuna basmak nı ı nı * çok yavaşsessiz.* (hasta için) Yürüyebilir duruma gelmek. * Uyanmak. baş * değ kimseler baş geçip. ayağ sürümek. * Ayakçak. çok ş okumuş öğ ey ve renmiş olan. ayaklı * Ayağolan. ayaklı k * Ayakla iş letilen makinelerde ayağ bastı yer. ayakları geri gitmek geri * bir yere gönülsüz. gürültü yapmamaya özen göstererek yürümek. ersiz a erli rakı ayakları dolaş mak * yürürken ayakları birbirine takı lmak. a p * (birçok kimse) Cebir ve ş iddet kullanarak devlet güçlerine karşgelmek. ayakları nısürümek * güçlükle yürümek. ı n ğ ı * Ayak basacak yer. baş ı kaldı rmak. çiğ nemek. * Taban. * Ayakla iş letilen. ayakları (veya ayağ kara su (veya sular) inmek na ı na) * uzun süre ayakta kalmak veya yürümekten çok yorulmak. sorulan her soruya cevap verebilen kimse. ayaklı ma koş * Halk ş iirinde müstezat tarzı söylenen deyiş nda . ayaklı kütüphane * Pek çok konuda bilgisi olan.

çökmemek. ayakta durarak. önemini korumak. erini ayakta tedavi * hastanı yatağ yatılması n a rı gerekli görülmeyerek kendisine ayakta yapı tedavi. leri * Senato üyeleri. * bozulması yılması çökmesine engel olmak. kı * değ yitirmemek. r ayaküzeri * Ayaküstü. eş ayan âyan * Belli. aş n ayaktan * (kesim hayvanları canlı için) olarak. ayakta kalmak * oturacak yer bulamamak. kenef. memiş nsanı kları nı alttı ı hane. açı k. k ayan olmak * belli olmak.* Ayağ kalkmıdurumda. tuvalet. bilinir olmak. kademhane. kı na. a ş * Telâş. . helâ. ayaktaş ayakucu ayaküstü * Arkadaşyoldaşhempa. * bir kuruluş yaş un aması sağ nı lamak. * İ n besin artı yla idrarı boş ğyer. ayakta uyumak * aş dalgı ş kı veya yorgun olmak. * Yeryüzünde bir noktada çekülün gösterdiğdoğ i rultudaki alt yön. lan ayakta tutmak * oturtmak gerekirken oturtmamak. * yılmamak. sa * Acele olarak. . * Oturmadan. ı rı n. na. ayan beyan * Besbelli. rtı ayar . * Hazıyemek. apaçı açıseçik. heyecanlı lı . festfut. abdesthane. ayakyolu ayal * Karı . kı sürede. . ayakta tutmak * o ş sürekliliğ sağ eyin ini lamak. k. ayandon * 18 Ocak'ta baş layan bir fı na. * İ gelenler.

* Bir aygıbelli bir iş tı yapabilecek duruma getirmek. ru ran. z * Ölçüsüzlük. düzenli iş duruma getirmek. ayarlama * Ayarlamak iş i. * Baş çı tan karan. tı i * Saatler için belli bir yere göre kabul edilmiş olan ölçü. ayarlamak * Bir ölçünün doğ unu belli bir örneğ göre düzeltmek. doğ ruluğ e rulamak. birbirine uygun duruma getirilmek. nda * Kandı rmak. er ayar etmek * (bir aygın) çalı nı tı ş ması düzeltmek. ayarsı k zlı * Ayarsıolma durumu. ı . ş sağ ması lanmı düzeltilmiş ş . * Altı gümüş madenlerden yapı şeylerin saflıderecesi. ayarlatma * Ayarlatmak iş i. bozuk. ş ları * (altıve gümüş n için) Belli bir ayarı olmayan. ayarlanma * Ayarlanmak iş i. vata nıkı tı yla lan. * Ahlâk. ı klı z ı ayarsı z * Ayarı lmamı ayarı yapı ş . gibi lmış k * Bir iş veya bir davranı gereken ölçü.* Bir aygın gereken işyapabilmesi durumu. * (altıve gümüş n için) Belirli bir ayarı olan. ş ta * Değ derecesi. . düzensiz. ayarlanmak * Ayar edilmek. karakter veya aklı yerinde olmayan. ayarlı pense * Vida. doğ ru. ayartı ayartı cı * Baş çı tan karma. ayarlatmak * Ayar ettirmek. ayartılı cı k * Ayartını yaptı iş cın ğ . n. * İleri birbiriyle çatı ş ş mayacak veya zamanı bitirecek biçimde düzenlemek. doğ yoldan saptı ayartan. * Davranı ölçüsüz. ayarlı * (saat ve makine için) Ayarlanmı doğ çalı ş ru . n ğ ı ayarı bozuk * Belli bir ayarı olmayan. düzensizlik. ler ayarcı * Esnafıkullandı ölçü aletlerini denetleyen görevli. cı ve musluk aksamı sışrmak amacı kullanı ağ açı ğayarlanabilen özel alet. düzenli.

* (hava ve gece için) Soğ uk. * Duru. ş ı uk ayazda kalmak * soğ kalmak. yere ey ayazlandılma rı * Ayazlandılmak durumu. yere ey ayazlama * Ayazlamak iş i. ayartı lmak * Ayartmak iş konu olmak. ayazlanmak ayaz . doğ yoldan saptı ru rmak. rı ayazlandılmak rı * Ayazlanması lanmak. * Boş beklemek. ine ayartma * Ayartmak iş i. eline bir ş geçmemek.ayartı lma * Ayartı iş lmak i. sakin havada çı kuru soğ kan uk. rmak ayazlandı rmak * Ayazlanması sağ nı lamak. * Kandı rmak. eline bir ş geçmemek. ayazlanma * Ayazlanmak iş i. ukta * boş beklemek. çalı ğyerden ayıp baş nı yanı çalı ş ı tı rı kasın nda ş maya kandı rmak. ayartmak * Baş çı tan karmak. ayaz paşkol geziyor a * dı da çok soğ var. * Ayazda kalı üş p ümek. * Birini. ayaza çekmek * kın kuru soğ artmak. sağ ayazlandılmırakı rı ş * Halk inanına göre sı tedavisinde kullanı üzere rakın açı balkonda veya dı da bekletilmiş ş ı tma lmak nı larak ş arı hâli. ş arı uk ayaz vurmak * (sebze ve meyveler için) donmak. ayazlamak * (hava) Ayaza çevirmek. ayaz kesmek * uzun süre soğ kalıüş ukta p ümek. ayazlandı rma * Ayazlandı durumu.

okumuşgörgülü. * Yüzü yay biçiminde bir çeş keser. lan k . lmıçörek. ı * Kültürlü. i * Bir yüzeyin. tenevvür. ayçiçeğ i * Birleş ikgillerden. ayazlatma * Ayazlatmak iş i. ayazlatmak * Soğ bekletmek. ileri düş . ukta * Ayazda soğ utmak. ay dönümü. aydı k. lmıay ldı süs. âdet görmek. karş na konulan eş ık kaynakların sayı ile orantıolarak aydı k görünmesi. ayda yı bir lda * çok seyrek olarak. * Ayı ilk günü. * Bir sorun üzerine gereğkadar bilgi edinme. ayça * Ayı ilk günlerinde aldı yay biçimi. ayçöreğ i * İ tarçı ceviz konularak ay biçiminde yapı ş çine n.* Ayazda bı lı soğ rakı p umak. * Kolayca anlaş ı kadar açı(söz veya yazı vazı lacak k ). i . h. nlı * Bir sorun üzerine gereğkadar bilgi edinmek. sarı renkli çiçeğçok iri olan. * Rumlarıkutsal saydı kaynak veya pı n kları nar. yurdumuzda çok yetiş i tirilen bir bitki. n * Ayı ilk günü. gündöndü (Helianthus annuus). mimarlı çizim için kullanı özel bir kâğ kta lan ı t. ünceli (kimse). ayazlı k ayazma aybaş ı * Evlerde serinlemek için kullanı önü açıyer. saydam. münevver. ıkl ı nlı ı k ş . tahtaboşbalkon. it aydı nlanma * Aydı nlanmak iş i. * Bu bitkinin yağ karı tohumu. ay ay olarak. n ğ ı * Bayrak ve sancak direklerinin tepesindeki pirinçten yapı ş yı zlı alem. aydemir aydı n * Iş alan. hilâl. tenevvür etmek. n aybaşolmak ı * (kadın) ayda bir döl yatağ nı ı kan gelmek. çı lan ayçiçeğyağ i ı * Ay çiçeğ inden çı lan yağ karı . aydı nger * Parlak yüzeyli. gün çiçeğ günebakan. ı sı it ş ı nı sı lı nlı aydı nlanmak * Aydı k olmak. taraça. ndan aybeay * Aydan aya. i.

* Kendinden geçercesine âş vurgun. vazı lacak k h. * Vücutta belirli bir görevin sağ lanması yarayan organlarıhepsi. aydı k nlı * Bir yeri aydı nlatan güç. * Duyguda ölçüyü kaçı ş rmı . n ndan lan boş luk. çok yorgun. lmıalet. bitkin. in ay-gün yı lı * Hem ay evreleri değ imi hem de güneş gökyüzündeki görünen hareketi göz önüne alı iş in narak düzenlenmiş olan takvim yı lı . ı k. aydı kölçer nlı * Aydı kları nlı ölçmeye yarayan aygılüksmetre. temiz. * Sahnelerin ıklandılması i. cihaz.aydı cı nlatı * Aydı k verici. aydı lma nlatı * Aydı lmak iş nlatı i. aygı n * Bitkin. aygıbaygı n n * Güçsüz. güçlü (kimse). * Bir yapın ortası gelen oda ve öbür bölümlerin ık alması damıortası zemine kadar açı nı na ş ı için. ay-gün takvimi * Güneş görünen hareketlerine göre düzenlenen takvim. ğ ı * Bir sorun üzerine bilgi vermek. saf. aydı lmak nlatı * Aydı nlatmak iş konu olmak. * iri yarı cüsseli. * Kötülükten uzak. zlı aygı r deposu * Aygı n bakı ğbüyük ahı rları ldı ı r. ı k * Kolay anlaş ı derecede açıolan. aygı r * Damı k erkek at. ayet * Kur'an surelerini oluş turan cümlelerden her biri. ık. . ş ı * Iş alan. na n * Birkaç aletin uygun biçimde eklenmesinden oluş turulan ve bazı deneylerin yapı na yarayan takı belli lması m. t. ine aydı nlatma * Aydı nlatmak iş i. nlı * Bir sorunla ilgili gerekli bilgileri veren. ş ı rı iş aydı nlatmak * Karanlı giderip görünür duruma getirmek. aygı r gibi aygı t * Birçok parçadan yapı ş cihaz.

lı p ayı gülü * İ çenekliler sıfın düğ çiçeğ ki nı nı ün igiller familyası bir ş k türü (Peconia corollina).ayı * Memelilerin et obur takı ndan. ayı pirincin taş ! kla ı nı * bir iş pek karık ve içinden çılmaz durumda olduğ anlatmak için kullanı in ş ı kı unu lı r. beş mı parmaklı . yurdumuzda boz türü na bulunan. ayı görmeden bayram etme * bir iş gerçekleş meden ona oldu gözüyle bakı sevinilmemelidir. * Ayını iş mesleğ cın i. uyanı ş lı k. küçük taneli yemiş veren. ş sı * Ayı oynatmayı edinen kimse. kaba ve hoyrat (kimse). luğ bir * Anlayı. bir çocuğ el ş yapması gücünü onda denemesi karş nda kin a akası veya ı sı ayı plama yollu söylenir. ayı an boğ ayı cı * İ yarı ri . yı za itibarı (veya minnetim) yok ldı m * bir ş en iyisine alı ktan sonra ondan aş ı eyin ş tı ağolanlar beni doyuramaz. anlayı z (kimse). ayı yürüyüş ü * Gergin kol ve bacaklarla dört ayak yürüme. * Kaba saba. ayı klamak ayılı cı k ayı giller ayı k . iri gövdeli hayvan (Ursus arctos). * Sarhoş u geçmiş biçimde. * kaba. ayı klama * Ayı klamak iş i. tüylü bir bitki (Arbutus uva ursi). * Memeli et oburlardan. ayı gibi * iri yarı . i. ayı içine alan bir familya. iş * Sert. ayı ğ balı ı * Fok. ayı ı bacağ * Çift yan yelkenlerden birini sağ birini soldan kullanma biçimi. tabanları basarak yürüyen. ayını bı yüzüne vurmak * birinin kusurunu yüzüne söylemek. ler ayı yavrusu ile oynuyor * iri ve yetiş birinin ufak tefek birine. kaba ve anlayı z (kimse). ndan akayı ayı üzümü * Fundagillerden. dan. ş sı ayı gördüm. ları * Sarhoş u veya baygı ğgeçmiş luğ nlı ı olan.

uyamayanları n yok olmasıı fa. * Sarhoş baygı k gibi bir durumdan kurtulmak. nlı * Aklı ı gelip gerçeğgörmek. . kişeki: yaz-ayı çiz-eyim. ayı klatmak * Ayı klamak iş yaptı ini rmak. stek i m. lması sağ -ayı / -eyim m * İ kipi tekil 1. * Ayı nı lamak. stı ayı klanmak * Ayı klamak iş konu olmak. inin ayı lı k * Kabalı kaba davranı k. ayı lma ayı lmak * Ayı iş lmak i. . ine ayı klatma * Ayı klatmak iş i. m. k ayı kmak * Ayı lmak. temizlemek. kendine gelmek. ş . ayı bayı lı p lmak * birini kendinden geçercesine sevmek. mahmurluk. işyaramayan. * Bir görevde gereksiz görülenleri iş inden ayı rmak. kendine gelmek. luk. ayı ltı ayı ltma ayı ltmak ayıon dördü n * Dolunay. oku-y-ayı bekle-y-eyim vb. çki bir u ağsı * Ayı ltmak iş i. gereksiz veya istenmeyen taneleri veya maddeleri ayıp çı eyin e rı karmak. ayı n * Arap alfabesinde on sekizinci. uyanmak. Osmanlı alfabesinde yirmi birinci harf. ayı etmek lı k * kaba davranmak. ayı k klı * Ayıolma durumu.* Bir ş içinden. * Yaş varlı ayan klarda ortamış n artları en iyi uyan türlerin veya bireylerin üreyip kalması na . ayı klanma * Ayı klanmak iş i. baş na i * İ içmiş kimsenin duyduğ baş rı ve sersemlik. baş na ayı ı kulağ * Çuha çiçeğ bir türü (Primula auricula). * aş ölçüde sinir bunalı ı rı mları geçirmek. aklı ı gelmek.

ine ayı plı ayı z psı * Ayı.ayıon dördü gibi n * yüzü çok güzel (kadıveya kı n z). ayı plamak * Kı namak. ayı nga * Kaçak tütün. lan * Işı n ögelerine ayı özelliğolan. ş karş sı ayı çatlatmak nları * bu harfin gösterdiğArapçaya özgü sesi gı i rtlakta boğ umlamaya çalı ş mak. miyar. kusuru olan. sı ayı lı ngacı k * Tütün kaçakçı ı lı. kusuru olmayan. rma i ayım rı * Cisimleri. kı da Ahlat üstüne nı rk rkı * bir kimsenin hep aynıeyi veya hikâyeyi anlatması ında söylenir. tütün. * Kusur. ayı planma * Ayı planmak iş i. i. * övünmek gibi olmasıama. bı * Ayı. utanı durum veya davranı na rı lacak ş . takbih etmek. ayıetmek (veya yapmak) p * yakıksı davranmak. ayı plama * Ayı plamak iş takbih. ı yalı ğ rma i . n ayı raç ayı ran ayıcı rı * Ayı özelliğveya gücü olan. ama söylemek zorundayı anlamı özür dilemek için ı sı k m" nda kullanı lı r. * Utanç veren. ayı p * Toplumun ahlâk kuralları aykıolan. birleş veya ayrıma uğ ime ş ı ratarak niteliklerini belirtmede kullanı madde. ş zca ı ayıyerler p * vücutta örtülü tutulması gereken yerler. ayı ngacı * Tütün kaçakçı. bı ayı r söylemesi ptı * "bunu söylemek size karşsaygızlıolacak. eksiklik. ğ ayın kı türküsü var. ayı planmak * Ayı plamak iş konu olmak.

eyi rt * Bölmek. ayı rmaç ayı rmak * Bir ş benzerlerinden ayı etmeye yarayan durum veya öge. hayı(Vitex agnus-castus). it ş ta ayım yaratmak rı * farklı çı lı karmak.* Ayı rmak iş i. tı * Nitelik değ ikliğ anlamak. * Birbirinden uzaklaşrmak. ayı vurmadan postunu satmak yı * henüz ele geçmemiş ş üzerinde hesap yapmak. 1-2 m en. mümeyyizlik. rı ayı rma * Ayı rmak iş i. lan ayı rtmanlı k * Ayı rtmanıgörevi. ayımlamak rı * Ayım yapmak. * Bir yeri bir engelle bölmek. k ayımlama rı * Ayım yapmak iş rı i. tefrik etmek. nüans. mayı mayı * Farklı davranmak. * Bir bütünden bir parçayı herhangi bir amaçla bir tarafa koymak. temyiz etmek. ikilik ortaya atmak. aççı t ayı kaval çalmak ya * anlayı z bir kimseye bir ş anlatmaya çalı ş sı ey ş mak. fark gözetmek. e boyunda bir ağ k. farika. rt ine ayı etmek rt * Birkaç ş birbirinden ayı niteliğanlamak. * Ayı rmak iş yaptı ini rmak. iş ini * Seçmek. uzlaş bozmak. beyaz veya menekşrenginde çiçekler açan. n ayı t * Mine çiçeğ igillerden. tahsis etmek. * (bir ş veya yeri) Bir ş veya kimse için kullanmayı ey ey belirlemek. . saklamak. * Ayı rtmak iş i. Akdeniz çevresinde yetiş mavi. bir ey * Aynı cinsten olan ş arası eyler ndaki ince fark. fark gözetmek. * İ veya daha çok kimse arası ki ndaki anlaş . soruları hazı n rlanması notlarıverilmesine kadar bütün değ ndan n erlendirme çalı ş maları na katı görevli. ayı edilmek rt * Ayı etmek iş konu olmak. ayım yapmak rı * eş davranı bulunmamak. mümeyyiz. eyi ran i ayı rtı ayı rtma ayı rtmak ayı rtman * Sı navlarda.

aykılaş rı ma * Aykılaş iş rı mak i. ı r * Mevlevî ve Bektaştekkelerinde kadıve erkeğ birlikte katı ğ dinî müzikli sohbet töreni. mugayeret. bir ş yapmayarak. * Gidilen yol üzerinde olmayıgidiş p yönüne ters düş en. aykılama rı * Aykılamak iş rı i. ay ağ . aykı katmanlaş rı ma * Katmanları düzenli bir biçimde olmayan katmanlaş ma. rı ayla * Ayı ve bazı ldı n dolayı n yı zları ndaki ık çevresi. zı t olmak. avare. ibadet. * Mevlevî tekkelerinde okunan ağ bestelerin biçimi. ş ey aylak aylak olmak * boş olmak. aykı olmak rı * ters olmak.ayin * Dinî tören. ters. iş sizlik. * Çapraz. ı * Alılmı doğ diye bellenmiş uygun olmayan. ters gelmek. avarelik. ru e ı t. karş ters. rı aykılı rı k * Aykıolma durumu. aynı ayinicem aykı rı aykı doğ rı rular * Aynı düzlemde bulunmayan doğ rular. ters düş mek. avarelik. boş oturmak. aykılaş rı mak * Aykıduruma gelmek. ı nda ş ı * İsiz. düz yoldan ayrı lmak. aykı düş rı mek * uygun gelmemek. * İsiz. . * Bütün noktaları düzlemde bulunmayan. mugayir. muhalefet. î n in ldı. kestirmeden gitmek. aykılamak rı * Dikey olarak gelmek. yapacak bir iş ta i olmamak. * İsizlik. ş ı ı lı * Bazı kutsal kiş ilerin başetrafı gösterilen ık çevresi. ş aylaklı k * Aylak olma durumu. aylakçı lı k * Temelli iş sahibi olmama durumu. aylakçı * Temelli işolmayan iş i çi. hale. ş ş ı a. boş ş gezen.

sa ip ğ ı acı dikilen. kötü kokan bir ağ kokar ağ (Ailanthus glandulosa). * gündelikten veya ücretten kadroya geçmek. kla ş an * Baş geliri olmayıyalnıaldı aylı geçinen kimse. maaş. aylı geçmek ğ a * çalı ş karş ğolarak her ay belirli bir para alı ması ı ı lı nacak bir iş baş e lamak. i * Çevresinde olup bitenlerin farkı varmayan. aylandı z * Sedef otugillerden. * . gafil. * Kendine gelmek.. k lı * Karş ğaylı ödenen.. aylı * Üzerinde ay biçimi bulunan. aklı ı gelmek. çalı ş mamak. aylarca kalmak. * Ayı dolduran bir süre geçirmek. * Ayda bir kez yapı veya çı lan kan. Avrupa'ya Çin'den getirilmişkı zamanda yetiş boy attı için bir gölge ağ olarak . mehtaplı şı ı . maaş ıı lı . ı ı kla lı * Aymak iş i. aç.aylaklıetmek k * boş durmak. bir ay için. aç aylanma * Aylanmak iş i. devam etmek. boş oturmak. aylı kçı * Aylı çalı kimse. aylıvermek k * aylıolarak üstlenilen parayı k ödemek. k ş ma ıı lında aylıbağ k lamak * emekli olan veya baş sebeplerle çalı ka ş mayanlara her ay için belirli bir parayı ödemeyi üstlenmek. aylama aylamak * Beklemek. * Ay olarak. * Gerçeğanlamak. aylı k * Birine. * Sürmek. * Ay ığolan. na aylı klı ayma aymak aymaz . aydan beri var olan. * Aylamak iş i. aylanmak * Bir yerin çevresinde dolanmak. görevi karş ğolarak veya geçimi için her ay ödenen para. iş güçsüz dolaş siz mak. aylıalmak k * bir aylıçalı karşğ para almak. ka p z ğ kla ı * Aylıalan (kimse). ayı baş na lmak. * Bir ay içinde olan veya bir ay süren.

* Bir olayı durumu yansı göz önünde canlandı olay. acak ayn ayna * Göz. durgun. . a ş z. * dümdüz ve parlak. iş hile karı ran. aynacı * Ayna yapan veya satan kimse. durum. varlı n görüntüsünü veren. ı * Polis. güzel. ı aynalı sazan * Üzerinde az sayı büyük pullar bulunan bir tür sazan balı. yolunda. * (deniz için) kı ltız. na aynası z * Aynası olmayan. * Hileci. yumurtamsı rmımsı . aynabakar * Büyük. yakıksı çirkin. * Işı tan. bir tan. biçimsiz. anı me lı sı levha. ğ ı * Akı ve anaforun birleş i yerde oluş su burgacı ntı tiğ an . in uç * (atlarda) Diz kapağ ı . aynası k zlı * Aynasıolma durumu. kı zı mavi renkli bir erik türü. ine ş tı * Aynacın yaptı iş nı ğ veya aynacı ı olma durumu. * İ bir durumda. ran ey. gaflet. z aynaz * Bataklı k. * Küreğ yassı bölümü. lı u n yazı ç ayna gibi aynacı lı k aynalı aynalıtahtası k * Sandalları kıtarafları oturanısı nı n ç nda n rtı dayaması yarayan tahta.aymazlı k * Çevresinde olup bitenlerin farkı varamama durumu. düz veya az yuvarlak kıbölüm. * Doğ ramacı ve yapılı çerçeve içine geçirilen tahta veya taş lı k cı kta levha. * Aynası olan. yi * (Karagöz oyununda) Perde. da ğ ı aynalı k * Geminin ve bağ bulunduğ limanıadı lan. aymaza yakı na ş durum. kötü. ı yansı ğ kları ve rlı * Gemilerde iş aretçi erlerin kullandı dürbün. * Parlak yüzlü. cilâlı sı cam. yakıklı ş . * Hoş gitmeyen. ayna tı ı rnağ * Aynayı duvara tutturmak için kullanı nikel veya kromla kaplanmımetal parçası lan ş . ş . ters. mısı ayna taş ı * Yapı t ve çeş gibi yerlere konan yazıveya yazız süslü taş .

araları ayrı olmayan. ı nması kolay eş ya. * Ayı edilemeyecek kadar benzeri özdeş tı sı rt i. pkı. * Birleş ikgillerden. aynı ünceyi ileri sürmek. nı * Olduğ gibi. ayniyat ayniyet * Para olarak değ madde olarak verilen. * Aynı özdeş lı k. aynı lı k aynı sefa aynı yla aynî * Gözle ilgili. iş nda m aynı zı ağ kullanmak * aynıeyi söylemek. olduğ gibi. ayol ayraç * Daha çok kadı n kullandı bir seslenme sözü. aynı zamanda * Hem de. değ tirmeden. * Taş r veya taş ı nı ı nmaz üzerinde doğ rudan doğ egemenlik yetkisi veren ve herkese karşileri sürülebilen ruya ı * Aynı olma durumu. kası il. nları ğ ı * Yay ayraç. lik. çiçekleri sarı renkli bir kıbitkisi (Calendula arvensis). aynı u iş yla. il. aynî aynî hak haklar. ş düş aynı ya çı kapı kmak * sonuç bakı ndan fark etmemek. iş u * Kullanı lmaya veya harcamaya elveriş taş li. * Baş değ yine o. aynı telden çalmak * aynıeyi söylemek. aynı mı sonuca varmak. einsteiniyum. özdeş ayniyet.aynaz aynen aynı * Köy oyunları yöneten kimse. ş aynı yolun yolcusu * kötü sonları birbirine eş olan. * Değ meyen. aynı potada erimek * benzer konuları sorunları ve birlikte düş ünmek veya değ erlendirmek. r * Hiçbir değiklik olmadan. aynş tayniyum * Bkz. . lik. bununla birlikte.

na ayrı cinsten * Farklı da olan. ka. ayrancı lı k * Ayran yapısatma iş p i. iş * Her biri için. lan ayran ağ ı zlı * Aptal. heterojen. ayran gönüllü * Çabuk âş olan. ası l konu ile ilgisi az olan bir bölüm sışrmak. mak i ayranlaş mak * Ayran durumuna gelmek. ayran budalası * Aptal. ayrı * Yerleri bir olmayan. * (her biri) Ayrı olarak. ka * Yalnı tek baş olan. * aş bir cinsel arzu duymak. yarı sudur m sı * yapı bir iş yarı yamalak olduğ bildirilmek için kullanı lan in m u lı r. sersem. kı tı ayran * Süt veya yoğ yayı çalkalanarak yağalı ktan sonra kalan sulu bölüm. ı k ayrancı * Ayran yapan veya satan kimse. ş nı bir ür mı ayrı çekmek baş * topluluktan ayrı kendi baş iş lı p ı yapmak. z. ayran delisi * Bön. ı na ayrı ayrı * Birbirinden ayrı olan. ayranı kabarmak * öfkelenmek. ayrı m bası * Genellikle bir dergide yayı mlanmıbilimsel bir yazın ayrı broş olarak bası . atla (veya tahtı yok revanla) gider sı çmaya * yoksulluğ bakmadan gösteriş una yapmaya kalkanları gülünçlüğ anlatmak için kullanı n ünü lı r. * Baş baş türlü.ayraç açmak * söz veya yazı içine. sersem. ayranı budur. urt kta ı ndı * Yoğ urdu sulandı rarak yapı içecek. yapı ayrı çanak yapraklı lar . ı rı ayranı içmeye. coş mak. değik. budala. safdil. ayranlaş ma * Ayranlaş özelliğveya durumu.

kaları ve ayrı k tanı calı nmak (veya göstermek) * baş ndan ayrı üstün tutmak. kökü hekimlikte idrar söktürücu olarak kullanı yabanî bir bitki (Agropyrum repens). * Baş na benzemeyen. imtiyaz. ldı ı * Ayrı ş lmı . müstesna. ayrı klı tutma. ayrı ksı calı z * Ayrı ğolmayan. na calı * Kur'a dı. müstesna. . ayrı tutulma.* Çanak yaprakları birbirine bitiş olmayan bitkiler. ayrıotu k * Buğ daygillerden. lan ayrı klı ayrı k klı * Ayrı tutulmuşbenzerlerine uymayan. kural dı olan. ayrı k tanı imtiyazlı calı ı calı nan. ayrı . ayrı calı ayrı k calı * Baş ndan ayrı üstün tutulma durumu. ayrı ç ayrı k * Yol kavş ı yolun ayrı ğyer. * Ayrı önem verilerek. ayrıküme k * Ortak elemanları olmayan küme. * uyuş mamak. müstesna. ey nda ayrı yapraklı taç lar * Taç yaprakları birbirine bitiş olmayıyan yana yer almıbulunan bitkiler. ayrı gayrı bilmemek (veya ayrı gayrı olmamak) sı sı * birbirinden hiçbir ş esirgemeyecek durumda olmak. ş ı * Ayrı olma durumu. istisna. ayrı k tanı calı ı calı nmayan. çarpı k. ey ayrı yapmak seçi * birkaç ş arası fark gözetmek. ayrı z cası * Ayrı tutulmadan. . bir * Bundan baş ka. imtiyazsı z. ayrı kaları tutulan. ayrı ca * Ayrı olarak. istisnaî. * Ayrı tutulan. . ağ iki . miş ayrı mek düş * birbirinden uzakta kalmak. k * Düzgün ve uygun olmayan. ş ı * Ayrıotu. ik p ş ayrı tutmak * farklı davranmak. istisnası z. kaları ve ayrı klı calı * Ayrı ğolan. baş kaları benzemeyen.

ayrı lanma * Ayrı lanmak durumu. ya ve ya da ile gösterilen iliş iş ki. * Birinden uzak düş me. ayrı lı ş ayrımak lı ş * Birbirinden ayrı lmak.. * (karı koca için) Evlilik birliğ bozmak. * Düş ünce. parabol. teferrüt etmek. munfası l. * Kaplamları birbirinden ayrı olmakla birlikte aynı n cinsin kaplamı giren kavramlar arası yakı na ndaki bağ . nda bir ayrı lı ayrı lı k * Ayrı ş lmıolan. hiperbol) üzerinde hareket eden bir cismi. ayrı lma * Ayrı iş lmak i. * Bir biçmeden geçen beyaz ığ türlü renklerde görünmesi. ilineklerin tözle bağ sı cı karş . görüş veya duygu arası ndaki uymazlı mubayenet. ayrı lanmak * Ayrı duruma gelmek. lantı ayrı ksı * Alılagelmiş ve davranı aykıolan. kendilerini taş nesnelerle.* Bir konik (elips. odağ veya merkeze birleş a tiren doğ runun büyük eksen ile yaptı açı ğ . ğ ı k zı z. şı ın * Ayı rmak iş konu olmak. ş ı töre ş lara rı ayrı ay ksı * Ayı yörüngesindeki en beri noktası art arda iki geçiş n ndan i arası ndaki süre farkı . ksı ayrı z ksı * Hiçbir ayrı olmadan veya hiçbirini ayrıtutmaksın. * Ayrı olma durumu. * Evlilik birliğ yargıkararı geçici bir süre için kaldılması inin ç ile rı . ayrı duran. ı yan lantı. bir kimseden. ayrı yı ksı l * Yerin kendi yörüngesindeki günberi noktası art arda iki geçişarası ndan i ndaki süre farkı . ayrı ma laş * Ayrı mak iş teferrüt. ayrı lı ksı k * Ayrı olma durumu. kalılı k ı tı . ı * Önermelerin birbirine bağ lanması leminde ya . bir ş eyden uzaklaş mak. istisnası bilâistisna. ayrıma lı ş * Ayrımak iş lı ş i veya durumu. ayrı mak laş * Benzerleri arası ayrı yeri ve önemi olmak. k.. ine * Bir yerden. ve ini ayrı lmak ayrı lmazlı k * Özelliklerin. eksantrik. * Ayrı iş lmak i veya biçimi. laş i. daire.

fark. ayrı lı mlı k * Ayrı olma durumu. cümle veya eş mcı ya. mufassal. farklı ma. çeş çeş muhtelif. fark. mlaş i. senaryonun sahne ve nda ayrı nıbelirlendiğ başca karakterlerin ayrı ları çizildiğ konuş mların i. ayrı lara inmek ntı * bir konuyu en küçük noktası kadar inceleyip araşrmak. olayı tamamlanmıbir parçası veren film bölüğ n ş nı ü. farklı mı nda m iş . ş ı ayrım ş ı * Ayrı ş iş mak i. tafsilâtlı . farklı mlı lı k. eyleri birbirinden ayı ran özellik. ı ayrı ma mlaş * Ayrı mak iş farklı ma. . ran * Ayrı noktası lma . ayrı msama * Ayrı msamak iş i veya durumu. * Cinsleri ve türleri birbirinden ayı ana karakter. ayrık ş ı * Ayrı ş ş olan. mı * Ayrı türden.ayrı m * Ayı rmak iş tefrik. teferruat. değik. i. bir ş görmek. lı ntı yla i. ayrı msamak * Bir ş anlamak. baş k. laş * Hücrelerin veya canlı organizmaları iş n levlerine veya yaş ş ayıtürlerine iliş yapı nitelik kazanması kin sal . * Bir tiyatro eserinde ana düş ünceye yardı olan kelime. farklı mak. laş ayrı mak mlaş * Ayrı duruma gelmek. tafsilât. laş * Bir iç kayanıkatı ması n laş sürecinde yer ve zamana göre ayrı n ortaya çı mları kması . * Bir kimse veya nesnenin bir baş yla karı rı kası ş lmaması sağ tı nı layan ayrı benzer ş lı k. eyi eyi ayrı z msı * Ayrı olmayan. na tı ayrı lı ntı * Ayrı sı ntı olan. * Edebiyat veya sanat eserlerinde bir bütünün ögelerinden her biri. araları ayrı bulunan. ayrı zlı msı k * Ayrı z olma durumu. aynı mlı . teferruatlı . detay. detaylı . farklı ma. ayrıklı ş k ı * Ayrık olma durumu. kalı * Alt bölüm. farksı z. farksı k. * Bir veya daha çok sahne içinde geliş tirilip. fark etmek. mlı laş ayrı mlı * Ayrı olan. msı zlı ayrı ntı * Bir bütünün önemce ikinci derecede olan ögelerinden her biri. ayrı mlama * Senaryonun hazı rlanması geliş nda tirim ile çevrim senaryosu arası yer alan. it it. malarıson biçimini aldı aş n ğ ama.

orta yükseklikte bir ağ (Cydonia vulgaris). * Ay ığolmayan (gökyüzü. gece). lan ayva tüyü * Vücuttaki ince. tartı ş münakaş etmek. türlü etkenlerle geçici olarak daha yalı atom ve moleküllere bölünmesi. bankiz. ufak çekirdekli meyvesi. mayhoşdokusu sertçe. n * Birbirinden ayrı lmak. i ayva hoş afı * Ayvadan yapı hoş lan af. na * Ayrı nı lamak. tüylü. şı ı * İ düzlemin ara kesiti. aç * Bu ağ n büyük. ki ayş n ekadı * Kı ksı lezzetli bir tür taze fasulye. * Gülgillerden. * Moleküllerin. çiçekleri iri ve pembe. lçı z. a * Halk ş airleri belli bir ayak çerçevesinde karşklı ş ı atı lı mak. yaprakların altı nı tüylü. aytı ş ma * Aytı ş iş mak i. lan ayva reçeli * Ayva ve ş ekerden yapı kokulu reçel. lan ayva marmelâdı * Ayva ve ş ekerden yapı ezme. türlü etkenler sebebiyle geçici olarak daha yalıatom veya moleküllere bölünmek. birliğbozmak. aytı ş mak * Atı ş mak. ayva ayva göbekli * göbeğçukur olan (kimse). aysfild aysı z * Buzla. sarı acı renkte. iş z aysberg * Buz dağ ı . mak. tahallül.ayrı ş ma * Ayrı ş iş mak i. n ayrı ş mak ayrı rma ş tı * Ayrı rmak iş ş tı i. . . ş ması sağ ayrı t aysar * Ayı etkisiyle huyunun değ tiğsanı (kimse). sarı tüyler. n iş i lan * Değ ken huylu. kararsı(kimse). i * Moleküller. ayrı rmak ş tı * Bütünün bozulması sebep olmak. ayva kompostosu * Ayvadan yapı komposto.

* Küçük ölçülerle. sıtüylü. çok yık ve otsu bir bitki (Achillea nobilis). ün * Göğ kuzey yarı küresinde bulunan bir takı yı zı en parlak yı zı ün m m ldın ldı. eş . süre bakı ndan eksiklik bildirir. bekri. dı arı k ayvayı yemek * kötü duruma düş mek. tı * Koca. güç. işbozulmak. çok karş . ayvaz kasap hep bir hesap * ha öyle ha böyle. yavaş yavaş . nitelik.ayvadana ayvalı k ayvan * Yüksekliğ15-70 cm . umulandan veya gerekenden eksik. * Dolandıcı rılı k. * Göğ en yüksek yeri. sundurma. Bu saltması de gösterilir. yayı lmak. llı * Ayva ağ nı çok bulunduğ yer. kün. * Ayvazı görevi. soluk sarı i k çiçekli. erkek. az buz olmamak . mı * Uzun süreli. Az az * Azot'un kı lması gaz N kı saltı . ayvazlı k ayyar ayyarlı k ayyaş *İ çkiye düş içkici. hilekâr. azı msamak. ile * Alılmıolandan. ayyuka çı kmak * (ses için) yükselmek. * Bir tarafı ş ya açıolan oda. ikisi de bir. i ayvaz * Büyük konaklarda mutfak ve yemek hizmetlerinde çalı rı uş ş lan ak. * Bir parça. içken. * (dedikodu için) herkesçe duyulmak. n * Dolandıcı rı. ş ş ı ı tı * Nicelik. az saymak. ayyaşk lı ayyuk * Ayyaş olma durumu. açların u * Teras. biraz. az az az buçuk az bulmak * yeterli görmemek.

* birinin herhangi bir karakter bakı ndan göründüğ gibi olmadını mı ü ğ anlatmak için söylenir. aza çoğ bakmamak a * olanla yetinmek. hafiflemek. * Az denecek bir miktara inmek veya eskisinden az bir duruma gelmek.* (bir ş azı ey) msanacak kadar olmak. rslı çı aza * Organlar. az çok * Bir parça. * Azaltmak iş i. * Vücut parçası . organ. * azı msamak. az günün adamı olmamak * çok yaş ş görmüş amıçok . bitmesi çok yakı olmadını nken ğ anlatı ı r. serbest. * Üye. ı boş * Baş . azalma azalmak * Azalmak iş eksilme. az tamah çok ziyan getirir * hı ve pinti insan her zaman zararlı kar. az daha az değ il! * az kalsı neredeyse. * Etkisini yitirmek. azadelik * Azade olma durumu. tenakus. oldukça. daha çok istemek. azaltma . aza sormuş "nereye?" "çoğ yanı demiş lar: un na" * küçük kazançları bile hep varlı kimselere düş ü inancı belirtir. ı az geliş miş * geliş gecikmiş mesi olan. n klı tüğ nı azade * Baş . serbestlik. . az kaldı (veya az kalsı n) * bir iş olması in . ma al nı ince değ erlendiremeyen (ülke). erkin. i. bulunmak. * eğ düzeyi düş kalmı üretimi daha çok ilkel tarı dayanan. azade azade * bir ş eyden kurtulmuşuzak. serbest olarak gürültüden azade yaş ı boş amak. doğ kaynakları gereğ itim ük ş . erkin. az görmek * umduğ undan eksik bulmak. vücut parçaları . gerçekleş mesi. az gelmek * yetmemek. n.

* (Anadolu'nun birçok bölgesinde) Çiftlik uş ı ağ . az * Küçük ölçülerle. azarlamak * Paylamak. azamet azamet satmak * büyüklük taslamak. çalı satmak. * Ululuk. azap vermek * acı çektirmek. maksimum. böbürlenmek. * Debdebe. kötü sözle karş mak. en çok. azarlanmak * Azarlamak iş konu olmak. azarlanma * Azarlanmak işpaylanma. * Süreyi uzatarak. kurumlu. i. azap * (Müslümanlı Dünyada günah iş kta) lemiş olanlara ahrette verilecek ceza. azarlama * Azarlamak işpaylama. * çok büyük sıntı uğ kı ya ramak. büyüklük. mlı * En büyük. m azametli * Ulu. azar iş itmek * azarlanmak. * Etkisini yitirmesine sebep olmak. çok büyük. tekebbür. ine ı laş . ezinç. * Organik veya ruhî büyük sıntı kı . * Anadolu beyliklerinde donanmadaki görevlerde kullanı asker. azar azar azar * Paylama.azaltmak * Az denecek bir miktara indirmek veya eskisinden az bir duruma getirmek. * Görkemli. paylanmak. * Gururlu. heybetli. kı rmak. * Görkem. üzmek. m. tekdir etmek. heybet. * Çalı kurum. yavaş yavaş az. * Debdebeli. . * Çalı . en yüksek. hafifletmek. i. * Gurur. lan azamî azap azap çekmek * ahrette ceza görmek.

na azdı rma azdı rmak * Azdı rmak iş i. ini rmak na azat * Serbest bı rakma. salı vermek. köle). n * Şmartmak. Azerbaycanlı * Azerbaycan halkı olan kimse. na ile Azerîce azgı n * Azerbaycan Türkçesi. * Açalya. * Azmıolan. ı * Kötü davranıveya alı klara sürüklemek. * Oldukça az. * Azerî halkı özgü olan. azarlatmak * Azarlamak iş yaptı veya azarlanması yol açmak. azatsı z azca azdılma rı * Azdılmak iş rı i. azatlı * Azat edilmiş (cariye veya köle). yoldan çı ş ş kanlı karmak. serbestlik. azdılmak rı * Azması yol açmak. rakı ş azat etmek * serbest bı rakmak. * (köle ve cariyeler için) özgürlüğ geri vermek.azarlatma * Azarlatmak iş i. * Okullarda paydos. * Azması sebep olmak. * Azat edilemez. * Azat edilme vakti gelmiş olan (cariye. * Serbest bı lmıolan. na * Azgıduruma getirmek. ünü azat eylemek * azat etmek. ndan Azerî * Azerbaycan Cumhuriye'tinde ve güney Azerbaycan'da (İ ran'da) yaş Türk soylu halk veya bu halktan ayan olan kimse. ş azelya . Azerî halkı ilgili (olan). azatlı k * Azat olma durumu.

azı k klı azı lı azı msama * Azı msamak iş i. azgı n. * Cinsel istekleri aş olan. ı tı * Bir toplulukta herhangi bir nitelik bakı ndan ayrı ötekilerden sayı az olanlar. ütücü diş . * Azgıolma durumu. * Azıkoymaya yarayan kap veya torba. u sı nı azı k nlı karş . * (süre ve miktar için) Az olarak. ğ ı * Yoksulları doyuran. u u . az görmek. * (çocuk için) Çok yaramaz. * Azı olan. ekalliyet. n azık aş kaygız baş cı ı m sı ı m * derdim olması da baş bir ş istemem. gı da. anı erli azı i diş * Azı . biraz. azık cı * Çok az. *Ş iddetli. k * Hemen yemek üzere. * Öküz arabaları ön ve arka yastı dingile bağ nda kları layan ağ çivi. az bulmak. ndan * Gözü bir ş eyden yı lmayan. çok etkili. harman zamanı önce biçilip savrulan ekin. besin. aç azı a saymak (veya tutmak) çoğ * verilen küçük bir armağ çok ve değ kabul etmek. n * Cinsel istekleri aş laş ı mak. nda er öğ ütmeye yarayan diş ortak adı dişöğ lerin . n ka ey azı k azı klı * Yiyecek. * Azıolarak ayrı veya hazı k lan rlanan yiyecekler. çoğ mı ve ca unluk * Bir ülkede egemen ulusa göre ayrı soydan ve sayı az olan topluluk. biraz. korkunç. ekalliyet. ı rı azgı ma nlaş * Azgı mak iş nlaş i. azgı mak nlaş * Azgıduruma gelmek. azı msamak * Bir ş umulduğ eyin undan az olduğ yargına varmak. ca azı k hükûmeti nlı * Mecliste çoğ unluğ olmayan bir partinin kurduğ hükûmet.* (ten için) Çabuk iltihaplanan. azı i. daha fazlası istemek. yarası hemen kapanmayan. rı azgı k nlı azı * Köpek diş lerinden sonra içeriye doğ alt ve üst çenenin iki yanı beş tane bulunan ve yiyecekleri ru.

. kararlı nda. azizlik etmek * muziplik etmek. azimkârane * Kararlı . * Gidiş . azı ş ma azı ş mak * Gittikçe kış ş zı mak. . * Ermiş n. karşdüş ı ünceye oy verenlerden daha az olmak. * Ermişeren. n * Çırı çı ğ ndan karmak. azı rma ş tı * Azı rmak iş ş tı i. muazzez. * Azı iş tmak i. azledilme azize aziziye azizlik . olarak. azı rmak ş tı * Azı na yol açmak. kadı * Sultan Abdülaziz'in ve devlet adamların giydiğfes. * Sevgide üstün tutulan. * Kararlı kararlı lı kla. ı azil * Görevden alma. azim azimet * Bir iş engelleri yenme kararı teki . * Azı ş iş mak i. azimet etmek * gitmek. yola çı kmak. ş ması azı tma azı tmak * Azgıduruma getirmek. azit aziz * Azothidrik asit HN3 deki hidrojenin yerine bir kökün geçmesi ile türeyen birleş iklere verilen ad. * Muziplik. nı i * Aziz olma durumu. iddetlenmek.azı kta kalmak nlı * bir toplulukta belli bir sorun üzerine oy verenler. azimli * Kararı tutumunda direnen.

* (yara. * Bir görevliyi iş inden ayıp açı bı rı kta rakmak. için) Etkili. rileş azmetme * Azmetmek iş i. * İ ayrı n karı ndan doğ kı melez. azmak azmak azman azman kaya * Kaya balınıbir çeş ğ n ı idi. * (deniz. azmettirme * Azmettirmek iş i. miş * Azma. * Kerestelik tomruk. azlolunmak * Görevinden alı nmak. gölcük. * Küçük su birikintisi. taş rmak mak. nlı azlolunma * Azlolunmak iş i. metis. azmettirmek * Bir suçu veya herhangi bir işkesinlikle yapması karar verdirmek. azletme azletmek azlı k * Azletmek iş i. hastalıvb. i na . tehlikeli duruma gelmek. * Bataklı k. * Az olma durumu. çı karmak. görevden almak. karı azma * Azmak iş i. * Çok geliş . ı r) k artı * (hayvanlar için) İ ayrı ki ı rktan doğ mak. azmetmek * Bir iş engelleri yenmeye karar vermiş teki olmak. kötülüğ artı kı kta ünü rmak. azmanlaş mak * İ mek. k * Cinsel duyguları artmak. azledilmek * Görevden alı nmak. ı vb. ki ı rkı ş ması an. azmanlaş ma * Azmanlaş iş mak i. rma. kocaman duruma gelmek. * (çamaş Artıağ lamaz duruma gelmek. * Azı k. için) Kabarmak. görevinden çı lmak. * Taşnlı ileri gitmek.* Azledilmek iş i.

sert kimse. azotometre * Bir organik maddede bulunan azotun gaz hacmini ayarlamaya yarayan aygı t. bütün borçları kurtulmak. Azrail'le burun buruna gelmek * ölümle karşkarş gelmek. nda lı zı azol azonal azot * Atom numarası atom ağ ğ14. u n nı una lan Azrail'e bir can borcu olmak (veya kalmak) * nası öleceğ kabul etmek. Kı saltması N. rengi. kokusu. sabı * Azotometre. aznavur * Gürcüce. ndan Azrail'in elinden kurtulmak * ölümden kurtulmak. * En eski jeolojik (sistem). azotlanmı ş * Azotlama iş yapı ş lemi lmı . nına * Yeryüzünün herhangi bir noktası enleme bağ olmaksın meydana gelen olay. . * Heterosiklik birleş iklerin önemli bir sıfı verilen ad. azotlu *İ çinde azot bulunan. havada beş dört oranı bulunan.azmıkudurmuş beterdir ş tan * "coş ve heyecana kapı ş kun lmıkimseyi zaptetmek zordur" anlamı kullanı nda lı r. iri "yarı"kıcısinirli. azotlamak * Azotla karı rmak veya birleş ş tı tirmek. asıyüzlü. ı ı ya azvay * Sarı r.008 olan. " rı" k aznavur gibi * zalimce davranan. azotölçer Azrail * Tanrı buyruğ ile insanları canı almakla görevli olduğ inanı melek. aznif * Bir tür domino oyunu. * Azotlu besin almayan bitki veya hayvanları dokuları n ndaki serbest azotu tespit etme iş i. tadı 7. l olsa ini * hiç kimseye borcu kalmamak. ı ı rlı te nda olmayan element. azotlama * Azotlamak iş i. azoik *İ çinde fosil bulunmayan (toprak).

B gösterir. dededen kalma ev. Ba * Baryum'un kı saltması . baba ocağ ı * Babadan. k baba evi * Babadan. * Tarikatlarıbazında tekke büyüğ n sı ü. toprak ya da yurt. lı ı . olgun adam. ağ veya beton dikme. .kara ğ turucu madde ticareti gibi kirli ve gizli iş yapan çetenin baş ler ı . ağ lı yürekli. n ldı ı lı aç * Kazı çı lan toprağ miktarı hesaplayabilmek için yer yer bı lan toprak dikme. dededen kalma mülk veya bir kimsenin içinde doğ büyüdüğ yaş ğev. * Nota iş aretlerini harflerle gösterme yönteminde İ ngilizler b harfiyle "si" yi. * Koruyucu. un * Çocuğ olmuş u erkek. * Türk alfabesinin ikinci harfi. * Silâh kaçakçı ı para aklama ve uyuş lı. baba oğ bir bağ ı ş ul babaya bir salkı üzüm vermemiş luna bağlamıoğ ş . u baba mirası * Babanıyaş ğdönemden kalan değ mal veya dost.B * Bor'un kı saltması . ses bilimi bakı ndan ötümlü. babalıduyguları dolu kimse. larda karı ı n nı rakı * Çatı merteğ i. için kta baba olmak * (erkek için) çocuk sahibi olmak. baba * Çocuğ dünyaya gelmesinde etken olan erkek. up ü. baba değ tı il. baba bucağ baba yurdu. baba koruk (veya erik) yer. baba hindi * İ ve iyi beslenmiş ri erkek hindi. * Ata. n adı ı erli baba nasihati * Bir babanıverdiğöğ n i üt. çift dudak patlayısı mı cını b. iyi rbaş baba bucağ ı * \343 baba ocağ ı . bir ülkeye veya bir topluluğ yararlı k ile a olmuş kimse. Almanlar ise "si bemol"ü gösterirler. kurucu kimse. * Bu gibi kimselere verilen unvan. yurt. cı * Gemi veya iskelede halatıtakı ğyuvarlak baş. * Basso kı saltması . rabzan babası * babalıgörevlerini yapmayan babalar için söylenir. oğ lunun diş i kamaş ı r * babanıyaptı kötü iş sıntını n ğ ı in kı sı çocuğ çeker. Be adı verilen bu harf. için klara rlar. * Yaratı. toprak. adı ı baba evi. iri demir. baba baba adam * Yaş. m * babalar çocukları büyük fedakârlı katlanı ama çocuklar babaları fedakârlı bulunmazlar. ı .

baba döneminde yapı şbabanıhatı nı ı lmı . baba yadigârı * Babadan kalan. * Sevimli. paternalizm. ş it sı ambaba. nlı babacı k * Küçük baba. babaanne * (çocuğ göre) Babanıannesi. cana yakı k. baba yurdu * Baba evi. babacanlı k * Babacan olma durumu. n babacanlaş ma * Babacanlaş işveya durumu. babacı l * Babası çok seven. a n babaca babacan * Baba gibi. hoş . n Babaî Babaîlik * Babaîlik mezhebinden olan kimse. baba ocağ ı . nı na kün babacı lı k * Devletin türlü sıflar üzerinde babalıederek bu sıflar arası denge kurmaya çalı nı k nı nda ş iş ması lemi. mak i babacanlaş mak * Babacan duruma gelmek. güvenilir (erkek). yüzyı Baba İ lda shak'ıkurduğ mezhep. hoş n. n u . * Cana yakı olgun. babası çok düş olan. * XIII. sempatik baba. ru * ataları beri. babaya yakı n. n rası taş yan. babaç babaçko * Erkek kümes hayvanların en iri ve yaş olanı nı lı . . cana yakıolarak. ru babadan oğ ula * torunlara doğ zincirleme. iyi kalpli. * (kadıiçin) Güçlü ve gösteriş iri yarı n li. babadan babaya * dedelere doğ zincirleme. görülü. ndan babafingo * Yelkenli gemilerde direklerin ve gabyanıüstünde bulunan en yüksek bölüm.baba tatlı sı * Bir çeş hamur tatlı. babacanca * Sevgi ve sevecenlikle.

yetim. * tekrarlanan iki emir kipi arası getirilerek iş sürekliliğ anlatmaya yarar. * Üvey baba. babalı * Babası olan. z u lan lan. bir ş ı sı olsun. babalanma * Babalanmak iş i. na in ini babamı (veya ustamı adı dıelimden gelen budur n n) Hır. * gücüm ancak bu kadarı yapmaya yeter. nda babası çekmek na * her yönü ile tamamen babaya benzemek. n n * Yaş veya küçümsenen adamlara seslenme olarak kullanı lı lı r. . kabadayı davranmak. nda lan babası tutmak (veya babaları üstünde olmak) * gibi deyimlerde "çok öfkelenmek. * Kayıbaba. * Diklenmek. kayıpeder. babasın (veya babaların) çiftliğ nı nı i * bir malı kuruluş yalnı kendi çı veya u zca karları araç yapmak. babalıetmek k * baba gibi davranmak. babalıfı has iş k rı n ler * babasın parası geçinenlere sitem olarak kullanı nı ile lı r. babam! * teklifsiz bir seslenme sözü. na babası z * Babası ölmüş çocuk." anlamı kullanı bir söz.babaköş * Ayaksıolduğ için yı sanı solucanla beslenen bir tür kertenkele (Anguis fragilis). nı babana rahmet * yapı bir iş davranıkarş nda "Allah senden razı lan . bizim kuş aktan öncekiler. babalı babalı k * Zaman zaman sinir nöbeti geçiren. kar babasın oğ nı lu * her yönüyle babası benzeyen erkek çocuk. öfkesi her hâliyle belli olmak" anlamı geçer. * Baba olma durumu. öfkelenmek. ca babaları z mı * bizden. na babasın hayrı nı na * hiçbir çı gözetmeksizin. babalanmak * Babaları tutmak. babası rahmet okumak na * hakkı iyilik düş nda ünmemek.

* Osmanlı hükûmeti. baca * Dumanı ocaktan çekip havaya vermeye yarayan maden veya kâgir yol. * Bazıeylerin yerden yüksekçe durması sağ ş nı layan dayak. ayak. babı ndan * Bkz. * Bir giriş imde kendine güvenebilecek durumda olan. huylar edinmiş iş alı kanlı . destek veya bunlardan her biri. bacak kadar boyu var. * Mert. ı tları lan. Babî Babîlik * XIX. i ve babayanilik * Babayani olma durumu. bacak * Vücudun kası tabana kadar olan bölümü. sı baca baş ı * Ocağ üstündeki taş ı n raf. bacak kalemi . kabadayı . * "Bâb'a ait" Babîlik yanlı. ı yapı nı i. *İ stanbul'da bu çevredeki bası n. babı nda * Konusunda. babayiğ it * Güçlü kuvvetli. türlü türlü huyu var * daha küçük. korkusuz adam. yüzyı İ lda. ama değik. * Su yolu. lı k. babı nda. babayiğ davranı kabadayı it itçe ş . Babı âli * Osmanlı imparatorluğ döneminde İ u stanbul'da sadaret (Baş bakanlı dahiliye ve hariciye nezaretleri (İ k). herkesten farklı ş klar. oğ vale. babayiğ itlik * Babayiğ olma durumu. lâğ maden ocağgibi yer altı ların hava deliğ ı m. bacak bacak üstüne atmak * otururken bir bacağ ötekinin üstüne koyarak oturmak. baca tomruğ u * Bacanıdamdan yukarı n bölümü. * Oyun kâğ nda. ktan * Hayvanlarda yürümeye veya atlamaya yarayan organ. ran'da Ali Muhammed Bab'ıkurduğ dinî öğ n u reti.babayani * Gösteriş özentisi olmayan. ı nı bacak kadar * ufacı k. baca kulağ ı * Ocağ iki yanı taş yapı ş ı n nda tan lmıufak raf. ç iş ve Dıiş bakanlı ) ile Ş leri ş leri kları ûrayı Devlet (Danı dairelerinin bulunduğ yapı ş tay) u .

baççı baççı lı k bad * Baç alan kimse. bacakları tutmamak * ayakların üzerine basıyürüyemeyecek duruma gelmek. * Tarikat ş eyhlerinin karı. ndan lere ş an bacanak * Karı kardeş ları olan erkeklerden her biri. rüzgâr. bacası tütmez olmak * (aile için) dağ ı veya işbozulmak. ı * Bacakları sa olan. haraç. * Felemenk altına verilen ad. kı boylu. ri yazı bacaklı k bacaksı z * Bacağolmayan. sı * Osmanlımparatorluğ İ unda gümrük vergisi. * Dost. ı * Bacakları uzun olan. abla. bacakkı ran * Nemli bölgelerde yetiş yeş en ilimsi sarı çiçekli bir bitki (Narthecium). * Kıkardeş z . * Özellikle hokey oyuncuların giydikleri deriden yapı ş nı lmıkoruyucu. bacakları kopmak * çok yorulmak. nı p bacaklı * Bacağolan. * Zorla alı para. bacası tütmek * (aile için) yaş aması sürüp gitmek. baç . i * Yel. arkadaş . bacanaklı k * Bacanak olma durumu. * Baç alma işveya görevi. lmak i bacı * Büyük kıkardeş z . bodur. nı bacaklı yazı * İ ve okunaklı . kı sa * Yaş ı büyük iş kalkı çocuklar için söylenir.* Kaval kemiğ i. nan -baç * Fiilden isim türeten -maç/-meç ekinin türü. * Bir evde uzun zaman çalı ş lı nlara (daha çok yaş zenci kadı ş yaşkadı mı lı nlara) verilen unvan. uzun boylu.

* Ondan sonra. *Ş arap. içki. yurdumuzun her yerinde yetiş ağ (Amygdalus communis). ı badanalama * Badanalamak iş i. lan rı ş badana etmek (veya vurmak) * badanalamak.badana * Duvarları boyamak için kullanı sulandılmıkireç veya boya. çöp ve samanla karık tahı rı ktan ş ı l taneleri. badeli âş ı k * Düş ünde bir pirin elinden aş badesi içerek saz çalısöyleyen halk ş k p airi. badat bade badehu badeli * Aş badesi içmiş k kimse. badanacı * Geçimini badana yapmakla kazanan kimse. harman döküntüsü. badanalamak * Duvarları boyamak için sulandılmıkireç veya plâstik boya sürmek. badem * Gülgillerden. badanalı * Badana edilmiş olan. badanalatma * Badanalatmak iş i. * Yüzüne çok pudra ve boya sürmüş olan (kadı n). * Badanası bozulmuş . badas * Harman kaldıldı sonra yerde kalan toprak. badanacı lı k * Badanacın yaptı iş nı ğ . rı ş badanalanma * Badanalanmak iş i. bir tür yer elması . badanası z * Badana edilmemiş . ş ekeri çok. * Birleş ikgillerden. badana yapmak. badem ağ acı . badanalanmak * Badana yapı lmak. en aç * Bu ağ n yaş acı veya kuru yenilen yemiş i. badanalatmak * Badanalamak iş yaptı ini rmak.

ı n nda yı badem ezmesi * Ezilmiş bademle yapı ş lan ekerleme. * Halatı aş n ı nabilecek yerine sarı bez. bezelye gibi taze sebzelerde. nce eker yla ş badem tı rnak * Badem biçiminde uzunca tı rnak. badem (Amygdalus communis ve Prunus amygdalus). kösele gibi ş karı eyleri yumuş atmak için kullanı yağ lan . * Badem satan kimse. azı nda bademli *İ çinde badem bulunan yiyecek. fasulye. gönle ferahlıveren hafif rüzgâr. badem gibi * (salatalıiçin) taze ve gevrek. badem içi * Bademin dıkabuğ alı ktan sonra kalan içi. bademcik * Boğ n iki yanı birer tane bulunan. ş u badı saba badi * Sabah vakti esen ve ruhu okş ayan. içinde tohumlarısı n ralanmıbulunduğ kabuk. lan sı . ş u ndı badem kürk * Tilki postunun yalnıbacak kesiminden yapı kürk. çok * Badem biçiminde olan. halat sargı. badem ş ekeri * İ bir ş tabakası kaplanmıiç badem. bademlik bademsi baderna badı ç * Bakla. k * Ördek. badema bademci * Bundan sonra. badem bahçesi. * Badem ağ açları olan yer. badem bık yı * Badem içi biçiminde üst dudağ her iki yanı yer alan bık. bundan böyle. k badem gözlü * Badem içi biçiminde iri göz. z lan badem parmak * Baş parmak.* Gülgillerden ilkbaharda beyaz ve pembe renkli çiçekler açan yüksekçe bir bitki. badem yağ ı * Bademden çı lan ve deri. badem biçimindeki organ.

mek badikleş mek * Ördek gibi sağ sol yalpa vurarak yürüme eğ göstermek. bagaj kilidi * Bagaj kapağ kilitlemeye yarayan alet. a ilimi badire badiye * Birdenbire ortaya çı tehlikeli durum. badikleş me * Badikleş durumu. * İ iliş rabı lgi. * Yolcu yükü. * Bageti olan. * Tren. ş tel gibi eyi ka eye eyi lan erit. bagetli bağ * Bir ş baş bir ş veya birçok ş topluca birbirine tutturmak için kullanı ip. erli . ki. iç organları yerinde tutmaya yarayan lif demeti. * Sargı . ı nı bagaj memuru * Toplu taş yerlerinde ve araçları bagaj iş ı m nda lerini yürütmekle görevli kimse. bagaj kapağ ı * Otomobillerde içine yük konulabilen bagajları kapatmaya veya kilitlemeye yarayan bölüm. baget * İ kı değ nce. . sa nek. koş mak) * ördek gibi iki yana sallanarak yürümek (gitmek). badminton * Tenise benzeyen ve bir tür tüylü topla oynanan oyun. badik * Ördek. badya bagaj * Ağ geniş zı . sa badikleme * Badiklemek iş i. badiklemek * Ördek gibi iki yana sallana sallana yürümek. vapur gibi taş ı tlarda yolcularıyüklerinin konulduğ yer. * Kemikleri birbirine bağ lamaya. n u * Otomobillerin yük konulabilen. * Tı lanmı dikdörtgen biçiminde değ taş raş ş . * Bağ deste. * Kı boylu. sicim. lam. büyükçe su kabı . genellikle arkada olan bölümleri. * Düş gramajlı ük küçük boy ekmek. düğ ümlenebilir nesne. yayvan. ta.badi badi yürümek (veya gitmek. palaz. kan * Çöl. demet.

düş an ük. bağ z. güz. * Ölü doğ kuzunun derisi. uk kan erit ş tı * Bağ iş kullanı ş biçiminde bağ lama inde lan erit . yemeye yüzün olsun a * kiş karş k beklediğiş istediğ alabilmek için gereken harcamaları i. bağ doku * Hücre sayı az. * Kaplumbağ kabuğ a undan yapı ş lmıveya bu kabuğ andır biçimde olan. sonbahar. ı bağ ksı cı z * Bağolmayan. hücre arası sı maddesi çok ve genel olarak diğ dokuları er birbirine bağ layarak destek görevi yapan doku. bağ k cı bağ klı cı * Bağolan. dı bağ an * Vakti gelmeden ölü doğ yavru. * Deniz kaplumbağ nıkabuğ asın u. bağ bak. bulunan. zarf fiil: gül-e gül-e. in ldı ı bağ budamak * bağ üzüm kütüklerini budamak. daki bağ çubuğ u * Asma fidesi. an bağ an boğ * Küsküt. * Meyve bahçesi. yetiş * Bağ layan veya soğ haddehaneden çı metal ş bobinlere bant yapı ran (kimse). ulaç. üzüm olsun. ş eytansaçı . bitki ve özellikle üzüm kütüklerini budamaya yarayan kesici ve en nı alet. ı lı i ten ini yapmalır. bağ bozmak * bağ üzümlerini toplamak. u rı * Ur. * Bu iş yapı ğmevsim. * Kaplumbağ a. bağ fiil bağ a * Fiillerin zarf olarak kullanı ş lan ekilleri. bağ cı * Bağ tirip ürününü satan kimse. koş -arak. * Kaplumbağ kabuğ a u. otur-up vb. bağ bahçe * Bahçe gibi taş ı nmaz mal.bağ * Üzüm kütüklerinin dikili bulunduğ toprak parçası u . ı sı bağ lı cı k . ı n bağ bozumu * Bağ ürünün toplanması da . bağ çağ bı ı * Bağ bahçelerde yetiş meyve fidanları.

un na bağ kurmak daş * bu biçimde oturmak. daş . mak. daş klaş bağ ı mak daş klaş * Aynı özelliğgöstermek. imtizaç etmek. bağ ma daş * Bağ mak iş imtizaç. mütecanis. bağ ı tı daş klaşrmak * Bağ ıduruma getirmek. * Çocuk oyunları arkadaş nda olmak. daş k bağ ı daş lma * Bağ ı iş daş lmak i. * Bağ kurup oturmak. bağ ı k daş klı * Bağ ıolma durumu. daş i. homojenlik. ı uyluğ altı alarak oturma biçimi. uymak. *İ çinden çılmayacak bir duruma getirmek. bağ dalama * Bağ dalamak iş i. homojen. i bağ ı tı daş klaşrma * Bağ ı tı iş daş klaşrmak i. homojen duruma gelmek. k. nı bağ dadî * Ağ direkler üzerine çakı ş talara sı vurularak yapı (duvar veya tavan). daş ine bağ ı daş m * Tutarlı tutarlı insicam. kı üm bağ daş * Sağ ı uyluğ sol ayağsağ ayağsol un. bağ ı daş lmak * Bağ mak iş konu olmak. Bağ dad'ı tamir etmek * karnı doyurmak. aç lmıçı va lan * Yapı kullanı çı larda lan ta. çelme atmak. ı nı na bağ dama * Bağ damak iş i. bağ mak daş * Anlaş uzlaş mak.* Bağ tirme ve ürününü satma iş yetiş i. i bağ ı ma daş klaş * Bağ ı mak durumu. bağ ı daş k * Her yeri aynı özelliğgösteren. lı k. bağ dalamak * Düş ürmek için ayağ birinin ayakları takmak. bağ damak * Birkaç ş birbirine geçirerek bağ eyi lamak. homojenleş daş k tirmek. kör düğ etmek.

daşrmacı k sı bağ tı lı daşrmacı k * Pek çok değik öğ iş retiyi birleş tirmeyi amaçlayan felsefî veya dinî öğ reti. izafiyet. aynıartlardaki havanıdoymuş buharın ağ ı rlını ş n su nı ağ ğ oranı ı ı rlına . bağ k ı llı bağ ı m . sihir. * Bir sayın rakamları her birinin bulunduğ basamağ göre aldı değ izafî değ nı ndan u a ğ er. mı ş n ı i. * Görece olma durumu. bağ tı daşrmacı * Bağ tı lıyanlı kimse. bağ ı bağ ı cı * Büyücü. bağ nem ı l * Bir metre küp hava içinde bulunan su buharı ı ğ n. etkisi altı tutmak. tâbiiyet. ı er.iş sın. bağ tı daşrma * Bağ tı iş daşrmak i. * Baş çı cı tan karı. geçimsizlik. izafî. rölâtivite. aynı ka zamanda kendine özgü bir kı ldanıda bulunan bir cismin mı ş ı görünürdeki bu kı ldanını niteliğ izafî. mazlı bağ tıcı daşrı * Bağ ma sağ daş layan. z. bağ ı ldak * Beş ikteki çocuğ düş un memesi için beşe sarı bağ iğ lı lanan. bağ tı daşrmak * Bağ ması sağ daş nı lamak. mla * Büyü. * Baş bir cisme uyarak sürüklenen. aretleri yazı ktan sonraki değ ldı eri. kumaş yapı ş bağ p tan lmıenli . * Farklı kökenlere sahip değ ik kültür özelliklerini birleş iş tirme veya kaynaşrma iş tı i. * Kadı n âdet zamanı bağ kları nları nda ladı bez. eyi ı na m nda bağ ı ma mlaş * Bağ ş iş ı mak i. bağ mazlı daş k * Uyuş k. bağ ı mlamak * Bir ş bağ altı sokmak. bağ ı l * Görece. * Bir ş veya bir kimsenin gücü ve etkisi altı bulunma durumu. eyin nda bağ ı mlama * Bağ ı mlamak iş i. bağ değ ı er l * Bir aritmetik sayını önüne + ve .bağ maz daş * Uyuş tutarsı maz.

özgürlüğ özerkliğolmayan. tümleçleri. ğ ka ı eyin ğ ı lı bağ lı ı lı ntı k . rölâtivizm. görecilik. ı mlı bağ z ı msı * Davranı nı ş . rölâtivite. izafet. bağ zlaş ı msı mak * Bağ z duruma gelmek. gücüne veya yardı na bağ olan. rölâtivist. veya nitelik. bağ cı ı ntı * Bağ cı yanlıolan kimse. özgür. a. bağ k. tümleçleri veya yüklemleri ortak olan cümle. ka eyin mı lı ü. eye ı mlı bağ ı mlı * Baş bir ş istemine. mı lı u olan bağ zlaş ı msı ma * Bağ zlaş iş ı msı mak i. bağ z. bağ zlaşrmak ı msı tı * Bağ z duruma getirmek. i bağ sı cümle ı ralı mlı * Anlam bakı ndan birbirine bağ olan ve özneleri. tutumunu. * Eş . bağ vurmak ı n * kazı duvarların çökmemesi için bağ nı ı nlarla desteklemek. lı bağ z milletvekili ı msı * Herhangi bir partinin adayı olmadan seçilen veya herhangi bir partiye bağ olmayan milletvekili. hür. rölâtif.bağ ı mak mlaş * Bir ş veya bir kimseye tamamen bağ olmak. tâbi. giriş ları imlerini herhangi bir gücün etkisinde kalmadan düzenleyebilen. kavramları tasarı birlik. mı lı bağ lı ı k mlı * Bağ olma durumu. * Herhangi bir kuruluş partiye bağ olmayan kimse. mutlak olmayan. ı msı bağ zlı ı msı k * Bağ z olma durumu veya niteliğ istiklâl. göreci. müstakil. tâbiiyet. izafiye. ı msı bağ zlaşrma ı msı tı * Bağ zlaşrmak iş ı msı tı i. bağ lı ı ntı * Varlı baş bir ş varlına bağ bulunan. ı llı * İ veya daha çok nitelik arası matematik iş ki nda lemleri yardı ile kurulan bağlıveya eş mı lı k itlik. ı lı ntı k sı bağ cı ı lı ntı k * Bağ lı öğ ı lı retisi. bağlı birliktelik gibi durumlarda toplayan görünüş yayı veya mları lı k. lı ı msı bağ z sı cümle ı msı ralı * Anlam bakı ndan birbirine bağ olduğ hâlde özneleri. özellikle bilginin bağ lı ntı k ı olduğ ileri süren her türlü felsefe öğ ntı unu retisi. göreli. ı msı i. yüklemleri ayrı cümle. izafî. bağ ı n * İ aatta veya kazı rası toprağ çökmesini önlemek için yerleş nş sı nda ı n tirilen parça veya dayak. nispî. görelik. bağ ı ntı * Bir nesneyi baş bir nesne ile uyarlı lan bağ ka kı .

* Gürültüyle. bağş rı ma. bağ ş ı rı * Bağ ı işveya biçimi. köseleden yapı ş rh na lmıyelek. bağ ı r * Göğ üs. ş amata. ahş bağ yeleğ ı r i * Eskiden zı altı giyilen. * (insan) Yüksek ve gür ses çı karmak. çok acı duymak. * Sindirim organın mideden anüse kadar olan. bağ ı kazı sı rsak ntı * Kalı bağ n ı hastalı nda çı lan sümüksü madde. rsak kları karı bağ ı kurdu rsak * Omurgalı n ve de özellikle insanlarıbağ ı yaş asalak solucan. bağ ş ı mak rı * Bkz. bağ yolu ile baş bir ş bağ bulunma durumu.* Var olabilmek veya belirlenebilmek için. ları n ı nda ayan rsağ . bağş rı mak. rölâtivite. bağ ı iltihabı rsak * Sindirim organı oluş iltihabî durum ve buna bağ hastalı nda an lı k. ş amata ederek. * çok susamıolmak. ş bağ p çağ ı rı ı rmak * öfkeyle bağ ı rmak. bağ ş ış ı çağ rı rı * Gürültü. rmak i * Bağ ı ldak. bağ ı rdak bağ ı rgan * Bağ p çağ tepkisini hemen ve sert bir ş ı rı ı ran. ş a bağ yanmak ı rı * üzüntü çekmek. bağ ş ı ma rı * Bkz. an bağ ı rsak bağ ı askı rsak sı * İ bağ ı nce ı karnı arka bölümüne bağ rsağ n layan ve karızarın bir bölümünden oluş askı n nı an . bağ ı ingini rsak * Çoğ unlukla sürgün ve karı ağsı beliren bağ n rı ile ı iltihabı rsak . ı gibi vücut boş rsak lukları bulunan organlarıortak adı a. * Ciğ bağ er. nda n . görelilik. * (ok yayı dağ ve için) Orta bölüm. ince bağ ve kalıbağ nı ı rsak n ı rsaktan oluş bölümü. * Kendini belli etmek. * Yüksek sesle azarlamak. ı ntı ka eye lı izafiyet. ekilde dı vuran kimse. bağ ı rma bağ ı rmak * Bağ ı iş rmak i.

bir isteğ birinin aracı ı duyurmak. bağ lamamak ı ş * karş ndakinin yanlından. rması * Bir haberi. almak. ı ş ey. ıı al ş bağ ı k ıklı ş * Bir ödevin veya yükümlülüğ dında kalma durumu. ün ş ı * Bazı mikroplara karşaşveya doğ yolla direnç kazanmıolan. geliş nı imini. bağ lamak ı ş * Bir mal veya hakkı ı beklemeden birine vermek. lıyla ğ bağ ı ş * Bağlamak iş ı ş i veya biçimi. * Deyimlerde "Tanrı esirgesin. bağ çı ı ş bağ ı ık ş . teberru etmek. ün ş ı * Bazı mikroplara karşaşveya doğ yolla kazanı ş ıı al lmıdirenç durumu. insanları özellikle çocukları bağ n. ı rma bağ ı rtkan * Çok bağ p çağ ı rı ı huyunda olan (kimse). bağ ı rtmak * Bağ ı na yol açmak. bağ ı rtı * Bağ sesi. ş * Görevden çekmek. * Bağlanan ş hibe. af. muafiyet. * Bağ yapan kimse. affetmek. eti sevilen bir cins göçebe ördek (Querquedula). teberru. ı ş i. bağ ı k bilimi ıklı ş * Bağı k olayların ortaya çı ş ıklı ş nı kma artları. ı ş i. rmak bağ ı rtlak bağ ı rtma * Orta büyüklükte. * Hibe etme. bağ lama ı ş * Bağlamak işaffetme. askarit. gözdağvermek üzere kullanı na yarı nda ı lı r.bağ ı otu rsak * Farekulağ ı . öldürürüm" anlamı korkutmak. n ı rsakları asalak olarak yaş yuvarlak nda ayan solucan. acı kaçı madan değ erlendirmek. immünoloji. kusurundan doğ fı ı sı ş ı acak rsatları rmamak. bağ lanma ı ş * Bağlanmak işaffedilme. karş k lı * Herhangi bir kötü davranıiçin ceza vermekten vazgeçmek. bağ ı rsakları deş nı erim * "canı kı m. muaf. ı ş * Herhangi bir ödevin veya yükümlülüğ dında kalan. i. alı nabilecek önlemleri ve yapı labilecek tedaviyi inceleyen tı dalı p . bağ ı solucanı rsak * Ortalama 25 cm boyunda. ayı n" gibi anlamlarda kullanı rması lı r. * Bağ ı rtmak iş i.

lacı bağ tamlama laçlı *İ simleri. ş bağ kesen bağ laç * Makaslı böcek. bağ layı ı cı ş * Bağlayan. * Bağ yapanlardan her biri. demet. nda ı t bağ ı tlı * Bağ sözleş ile bağ ı tla. bağ latma ı ş * Bağlatmak iş ı ş i. ı t bağ ma ı tlaş * Bağ mak iş ı tlaş i veya durumu. durumlar. affedilmek. me lanmıolan. ı t bağ ı tlanma * Bağ ı tlanmak işveya durumu. affa uğ ı ş ine ramak. bağ öbeğ laç i * Bağ veya bağ z birbirine bağ laçla laçsı lanmıolan. bağ mak ı tlaş * Araları bağ yapmak. bent. me. bağ ğyerde otlamak ladı ı * Bkz. bı ğ (bı ğ bağ ğ (bağ ğ yerde (çayı otluyorsun (otluyor). iliş örgüsü veya bağ sı kiler lantı. ya. i bağ ı tlanmak * Bağ ile sonuçlanmak. affolunmak. * (herhangi bir olguda) Olaylar. kontrat.bağ lanmak ı ş * Bağlamak iş konu olmak. mukavele. deste. . ş ı * Bir ş iirdeki dörtlüklerin her biri. an bağ laçlı * Bağ olan. aynı ş nitelikte iki veya daha çok kelimeden oluş öbek. bağ yan cümle laçlı * Birleş cümlelerde ki bağ yla temel cümleye bağ ik lacı lanan yan cümle. rabıVe. * Eş görevli kelimeleri veya önermeleri birbirine bağ layan kelime türü. bağ latmak ı ş * Bağlamak iş yaptı ı ş ini rmak. kontekst. laçtı bağ grubu laç * Bağ öbeğ laç i. ya da birer t: bağ r. âkit. sı fatları na bağ alan isim veya sı tamlaması arası laç fat . raktım raktı) ı ı ladım ı ladı) ı rda) bağ lam * Cinsleri aynı birbirine yakıolan ş veya n eylerin bir arada bağ lanmı. ı ş bağ ı t bağ ı tçı * Sözleş akit. veya.

* Bağ çalan kimse. . lâç * Denk yapmak. bağ lamalı k * Bağ yapmaya yarayan. * Gönlünü kazanmak. ma * Birinde bir ş karşilgi. bağ lanmak * Bağ lamak iş konu olmak. istek uyandı eye ı rarak o ş ilgi. lanı ey. bitirmek. bağ lanak bağ m lanı * Bağ lacak ş bağ . tutmak. tahsis etmek.* Bir dil birimini çevreleyen. * Üç çift telli olan ve mı zrapla çalı bir saz. paket yapmak. nan * Yapı duvarları larda birbirine bağ layan kirişputrel vb. * Oluş mak. birçok durumda söz konusu birimi etkileyen. mları p ş bağ lamacı * Bağ lama yapan veya satan kimse. * (bir iş için) Anlaş yapmak. zca le raş . * Bir iş veya kimse için ayı rmak. lam bağ lamsal anlam * Bir sözün kullanı veya amaçlanan bağ göre anlam kazanması lan lama . * Baş bir iş uğ amaz durumda olmak. bağ lanma * Bağ lanmak iş i. değ belirleyen birim veya birimler bütünü. * (yara için) İ koyup bezle sarmak. bağ ş lanı * Bağ lanmak iş i veya biçimi. * Uyulması zorunlu olmak. ka le raş * Sona erdirmek. * Bütün ilgisini bir yerde yoğ tı unlaşrmak. ka * Düğ ümlemek. irtibat. lama bağ lamsal * Bağ ile ilgili. kontekst. onun anlamı. * (siyasî veya sosyal konularda) Yan tutma. içten bağ olmak. meydana gelmek. ine * Sevmek. tamamlamak. ondan önce veya sonra gelen. bağ lamak * Bağ veya baş bir araçla tutturmak. nı erini bağ lama * Bağ lamak iş i. yakı k duyması sağ eye nlı nı lamak. lı * Beklenen ş elde edilmez olmak. lantı * Bağ lanmak iş i veya biçimi. bağ lama zarf fiili * Ve bağ görevinde kullanı lacı larak. ey * Yalnı belli bir iş uğ mak. lama bağ lamacı lı k * Bağ lamacın işveya mesleğ nı i i. kendinden sonraki çekimli fiile veya fiilimsiye zaman ve kiş i bakı ndan uyan -ıekini almıfiil: Gelip gitti (Geldi ve gitti) Gülüp geçti (Güldü ve geçti) gibi. * Geçiş i engellemek.

bağ lantı * İ veya daha çok ş birbiriyle bağ. * İ ş arası iliş sağ ki ey nda ki layan bağ . siyasî yönden hiçbir bloka bağ olmayan (ülke). lantız i bağ ı laş k * Araları anlaş veya sözleş sağ nda ma me lanmıolan (kimse veya topluluk). bağ cı layı ünsüz. bağ sı k siyaseti lantızlı * Bağ sıülkelerin izlediğsiyaset. ittifak etmek. * Araları ortak çı bulunan devletler iliş nda kar kisi. tahsis edilmek. bağ sı lantız * Araları bağ bulunmayan. lantız bağ sı k politikası lantızlı * Askerî. bağ yapmak lantı * iliş kurmak. bağ borusu lantı * Katlardaki pis ve kirli suları toplayan. laş i. lantızlı bağ sı k lantızlı * Bağ sıolma durumu. bloksuz. müttefik. * haberleş sağ me lamak. ş * Sonuç. terim). me bağ lı lantı * Araları bağ bulunan. nda lantı * Askerî. bağ kurmak lantı * irtibat sağ lamak. lı bağ sıülkeler lantız * Bağ sı k siyaseti izleyen ülkeler. bağ ünsüzü lantı * Bkz. rabı . bağ ünlüsü lantı * Bkz. irtibatlı talı nda lantı . bağ ı laş mlı * Araları karş klı nda ı destek ve bağ lı bulunan. bloksuz ülkeler. bağ latma . kolona ileten boru. sebep gibi birbiriyle sı sıya bağ ve karşklı ı olan (nesne. bağ cı layı ünlü. kı kı lı ı bağ lı mlı bağ ı k laş klı * Bağ ıolma durumu. ki ma. irtibat. lı ı k mlı bağ ma laş * Bağ mak iş ittifak. laş k bağ ı laş m * Eş leme. iliş veya ilgili bulunması ki eyin lı ik . siyasî yönden hiçbir bloka girmeme siyaseti. bağ mak laş * Bir ş yapmak için birbirine antlaş veya sözleş ile bağ ey ma me lanmak. anlaş sözleş yapmak.* Bir ş bir kimseye ayrı ey lmak.

bir düş ünceye. bağ kredi lı * Kredi açan ülkeden mal veya hizmet satıalı n nmasıartı sağ ş ile lanan kredi. * Kapatı ş lmıolan. bağ latmak * Bağ lamak iş yaptı ini rmak. biri olmadan öteki düş lı ünülemeyen iki ş bu iliş yönünden durumu. vabeste. ı ntı * Organizmanıdeğik yapı n iş .-ğ lı i * Bağ bahçesi zengin ve bol olan (yer). özellik ve olayları görülen karş klı korelâsyon. lı * Birine karş sevgi. un nda * Bir halk inanına göre. tâbi olmak. ları bağk bahçelik. * Sırlanmı sırlı nı ş nı. nda ı ilgi. m. saygı yakı k duyma ve gösterme. bağlaş lı ı k * Biri ötekine bağ olarak var olan. bağ lı * Bir bağ tutturulmuş ile olan. merbutiyet. bir hatı saygı aş gibi duygularla bağ raya veya k lanan. büyü etkisiyle cinsel güçten yoksun edilmiş ş ı (erkek). açta nı i ı ı dı * Bağ yeri. sadakat. mesi artı * Bir kimseye. -l-mak. * Sadı k. * Uyulması zorunlu. bağ cı layı ünsüz * Ünlü ile biten kelime kök ve gövdelerine ünlü ile baş layan bir ek eklendiğ araya giren y ünsüzü. üzüm bağ çok olan (yer). bağ su lı bağk lı * Ağ hücre zarın emdiğve taş ğsu. bağ cı layı ünlü * Ünsüzle biten kelime kök ve gövdelerine ünsüz ile baş layan eklerin getirilmesi sı nda ve kök ile eki rası birbirine bağ layan ünlü: al-ı aç-ı -r. ki ey nda ı bağ lı ntı lı k bağlı lı k * Bağ olma durumu. * Gerçekleş bir ş gerektiren. bağlaş lı mak * İ ş arası karş klı ı olmak veya bağlıkurmak. ı . bağ cı layı * Bağ niteliğolan. lı bağlaş lı ma * Bağlaş iş lı mak i. inde koruyucu ünsüz: okul-da-y-ı eski-y-ince vb. bağ kalmak lı * uymak. . gec-i-k-mek vb. ki bağlaş lı ı m * İ veya daha fazla değ ken arası ki iş ndaki bağ . ile nlı . * Bir kuruluş yetkisi altı bulunan. tâbi. bağ olmak lı * tâbi bulunmak. kapalı .* Bağ latmak iş i. tutkun. lama i * Bağ lamaya ve birleş tirmeye yarayan: "Ve" bağ cı edattı layı bir r. ı . eyin.

bağ şrma rı tı * Bağşrmak işveya durumu. bağ z sı * Bağbulunmayan. ş amata ederek. sıntı .* Bkz. bağ naz nazca davranı taassup. ş . bağ na basmak rı * kucaklamak. zı ya bağ nı rı delmek * çok dokunmak. ş ı a rı lanı ka ünce ş ı mutaassı p. ı . ı rma. bağ yufka rı * Yufka yürekli. bağ na taş rı basmak * sesini çı karmaksın her türlü acı katlanmak. * biriyle ilgilenerek onu koruyup kayı rmak. merhametli. ş ı a rı lanı kası düş bağ yanı rı k * Çok dert. dertlenmek. Bağlaş lı ı m. bir inanı aş ölçüde bağ p ondan baş bir düş ve inanıkabul etmeyen. mak bağ nazlaş mak * Bağ duruma gelmek. bağ kara rı *İ skete kuş unun bir türü (Saxicola torquata). bağ ş rı mak * Birlikte veya karşklı ı ı bağ lı rmak. hep birden bağ rması ı rtmak. bağ şçağş rı a rı a * Büyük gürültü ederek. ş amata. bağ naz * Bir düş ünceye. rı tı i bağ şrmak rı tı * Bağ ı na yol açmak. naz bağ k nazlı * Bağ olma durumu. * Gürültüyle. bağ ı çağ rarak ı rarak. acı kı çekmiş . bağ ş rı * Bağ ı işveya biçimi. * Bir düş ünceye. yetiş tirmek. bağ ş rı ma * Bağş işbirlikte bağ rı mak i. taassup. bağ nı rı ezmek * üzülmek. içine iş lemek. bir inanı aş ölçüde bağ p ondan baş nı ünmeme durumu. rmak i bağ ş rı rıçağş * Gürültü. bağ nazlaş ma * Bağ nazlaş durumu.

bahar nezlesi * Bkz. bahar noktası *İ lkbaharda gündüz gece eş i anı güneş gök ekvatoru çizgisi üzerinde bulunduğ nokta. maddeler. . eyin bahane aramak * bir işyapmamak için sebep aramak. karabiber gibi lan n. yüzyı Babîlikten doğ olan. kıve yaz arası ş ndaki mevsim. sı * XIX. çarpı ş malarda gücü ve yı lmazlıyla üstünlük kazanan veya yiğ gösteren (kimse). i bahane etmek * herhangi bir ş sebep olarak ileri sürmek. baha biçmek * değ belirlemek. saman nezlesi. Bahaî Bahaîlik bahane * Bahaîlik yanlı kimse. 21 Martta gündüz gece eş iyle baş m itliğ layarak 22 Haziranda gün dönümü ile biten. İ lda muş ran'dan baş Avrupa ve Amerika'da da yayı ş din. ilkbahar. ğ ı itlik bahadık rlı * Bahadı r olma özelliğ durumu. zencefil. ilkyaz. s nı bahar dönemi * Yı kı sonra gelen ilk ayları lı ş n tan . i bahane bulmak * bir işyapmak veya yapmamak için sözde sebep göstermek. . bahanesiz * Bahanesi olmayan.baha * Paha. karabiber gibi maddelerin toplu adı n. bahar bayramı * Genellikle mayıayın ilk günlerinde kutlanan bayram. i. zencefil. eyi bahaneli * Bahanesi olan. * Gençlik çağ ı . * Bu mevsimde ağ açlarda açan çiçekler ve yapraklar. bahar * Yiyecek ve içeceklere hoş koku ve tat vermek için kullanı tarçı karanfil. bahar * Kuzey yarı küre için. itliğ nda in u baharat * Tarçı karanfil. erini bahadı r * Savaş larda. ka lmıbir * Bir ş gerçek sebebi gizlenerek ileri sürülen sözde sebep.

tarçı gibi bahar bulunan. bahçeleri olan (yer). itli yla lan bahçe nanesi * Bahçelerde yetiş tirilen bir nane türü. . baharatlı * Baharatı olan. karanfil. bostan. doğ olarak yetiş al tirilen domates türü.baharatçı * Baharat satan kimse. bahçe domatesi * Tarla ve bahçelerde sun'î gübre kullanmadan. bahçe makası * Çeş ot ve bitkileri düzgün kesmek ve budamak amacı yapı bir makas türü. ları bahçemsi * Bahçeye benzeyen. baharatlandı rmak * Baharat ile süslemek. lezzetlendirmek veya baharat ekmek. baharcı * Baharat alı satı yla uğ an (kimse). ı rı ş ta bahariye baharlı bahçe * Divan edebiyatı bahar tasviri ile baş nda. layan kaside. baharatsı z * Baharatı olmayan. bahçelik * Bağ . *İ çinde karabiber. bahçesiz * Bahçesi olmayan. bahçe kekiğ i * Bahçelerde özel yöntemlerle yetiş tirilen kekik. bahçeci * Çiçek. iyle raş bahçecilik * Bahçecinin iş i. * Çiçek ve ağ yetiş aç tirilen yer. * Bahçe yapma iş i. baharatçı lı k * Baharat satma iş i. n * Sebze yetiş tirilen yer. ağ ve sebze yetiş aç tirme iş uğ an kimse. bahçe gibi düzenlenmiş yer. m mı raş baharı ı vurmak baş na * (alay yollu) gençliğ verdiğcoş in i kuyla gereksiz veya aş davranı bulunmak. bahçeli * Bahçesi olan.

bahriyeli * Deniz Kuvvetlerine bağ asker. mı bahçı vanlı * Bahçı bulunan. lı * Deniz Harp Okulu öğ rencisi. * Aruzdaki vezin takı ndan her biri. n bahis açmak (veya açı lmak) * belli bir konuda konuş maya baş lamak (baş lmak). * Yalı nı çapkı. * Bir bahçenin düzenlenmesi ve bakı yla görevli kimse. vanı bahçı k vanlı * Bahçı n yaptı iş vanı ğ . k k ları u * Denizle ilgili. ların bahriye çifte tellisi * Hareketli bir halk oyunu ve ezgisi. lanı bahis konusu * Söz konusu. bahis mevzuu olmak * üzerinde konuş ulmak. * Görüş ünde veya iddiası haklı kacak tarafa bir ş verilmesini kabul eden sözlü anlaş nda çı ey ma. söz konusu olmak. bahis tutuş mak * karşklı ı bahse girmek. * Bir kitabıbölümlerinden her biri. *İ çinde cinsel konularla ilgili açısaçıyazı n. resimlerin bulunduğ eser. mları * Mevlid'in bölümlerinden her biri. bahis * Konuş ş konu. bahname bahrî bahrî bahriye * Bir devletin deniz güçlerinin ve kuruluş nıbütünü. nda çı ey ma bahsetme * Bahsetmek iş i.bahçı van * Geçimini bahçe ürünlerini yetiş satmakla sağ tirip layan kimse. ş ları ş ı nı müş terek bahisçi. . bahse girmek * görüş ünde veya iddiası haklı kacak tarafa bir ş verilmesini kabul eden sözlü anlaş yapmak. ulan ey. lı bahisçi * Oyunlarda veya at yarı nda yarın sonuçları tahmin ederek bahis oynayan veya oynatan kimse. ı bahir * Deniz. * Söz.

bahtı kapanmak * talihsizliğ uğ e ramak. * (kı için) evlenecek istekli çı zlar kmamak.bahsetmek * Bir konu üzerinde söz söylemek. bahsi kazanmak * ileri sürülen. bahtı lı bağ olmak * talihi kapalı olmak. talih. bahş etmek * Bağlamak. sunmak. ans. savunulan görüş yanlıolduğ ortaya çı ün ş u kmak. bahsi kaybetmek * ileri sürülen. bahtı kara * Mutsuz. bahtı küsmek na * talihsizliğ inden yakı nmak. mutsuz olmak. lı. bahtı k açı * Talihli. talih yüzüne gülmek. baht iş i * Talihe bı lmı talihe bağ iş rakı ş . talihsiz. bahş (veya beleşatıdiş bakı iş ) n ine lmaz * para verilmeden sağ lanan bir ş ufak tefek kusurları hoş eyin nı görmelidir. aynı bahş etme * Bahş etmek iş i. ı ş bahş iş * Bir hizmet görene hakkı ayrı ndan olarak verilen para. bahsi kapamak * bir konu üzerindeki konuş mayı kesmek. nı unu i . savunulan görüş doğ olduğ belli olmak. bahsi geçmek * bir konu üzerinde konuş ulmuş olmak. ansı bahtı lmak açı * talihi dönüp uygun duruma veya arzulanan sonuca gelmek. mak. ün ru u bahsi tazelemek * konuş mayı konu üzerine getirmek. bahtı k olmak açı * bir konuda ş yaver gitmek. istenen sonuca ulaş mamak. * Ş mutluluk. konuş sözünü etmek. baht * Olacakları kaçılmaz olduğ belirleyen ilâhî iradenin insan için veya bir toplum için çizdiğhayat tarzı n. bahtı olmak kara * sürekli olarak talihi yaver gitmemek. . kader.

navı bakam bakan * Baklagillerden. bakalorya * (eskiden üniversite ve yüksek okullara girebilmek için lise öğ reniminden sonra verilen) Olgunluk sı . talihli. nazı kanı ktan baş na r. bakaç * Dürbün. * küçümseme bildirir. * Hele. bahtlı . genellikle milletvekilleri arası ndan. mutlu. iyi bakakalma * Bakakalmak iş i veya durumu. karı aç. bakalit bakalitli * Bakalit bulunduran. bakakalmak * Ş kı ğ uğ p ne yapacağ bilmez durumda kalmak. vekil. mutlu. an . mutluluk. * Bakmak iş yapan (kimse). * ş ma bildirir. aş * Bahtı olan. bahtiyarlı k * Bahtlı olma durumu. tı kı sı bakanlar kurulu * Baş bakan ve bakanlardan oluş kurul. kemik çıntı. * Formaldehit ile bir fenolün yoğ ması unlaş sonucu elde edilen yapay reçine. kuş merak. mutsuzluk.bahtiyar * Bahtı olan. z bahusus bak bak! bak! * iş te. bakalit kaplamalı . nı tirir. uyarma gibi anlamları pekiş ğ ı ku. * ş ma anlatı aş r. mutsuz. talihli. bakanak * Geviş getiren hayvanları ayakların arkası n nı ndaki körelmiş rnak. aş nlı rayı a ı nı bakalı (veya bakayı m m) * içinde yer aldı cümlenin güvensizlik. ini * Hükûmet iş lerinden birini yönetmek için. özellikle. kötü bahtsı k zlı * Bahtsıolma durumu. üstelik. bahtlı bahtsı z * Bahtı olan. odunundan kı zı rmı boya çı lan bir ağ bakkam (Haematoxylon campechianum). hükûmet. baş bakan tarafı seçilerek ndan cumhurbaş nca onaylandı sonra iş ı getirilen yetkili. talihsiz.

* Falcı lı k. ları ları u * Öküz. lam ü * Çok dikkatsiz (kimse). nı * Fal. iyle * Bir ş satıalmayı ünmeden yalnı bakarak ilgilenen (kimse). * olur ki. bakı yurdu m * Yoksul veya kimsesiz yaş ve sakatları barı rı bakı kları lı n ndılı p ldı yurt. bakar mını sız? * seslenme ünlemi.bakanlı k * Bakan olanıdurumu ve görevi. sır. için bakı lma bakı lmak bakı evi m * Bakı ihtiyacı kimselerin bakı kları ndı kuruluş ma olan ldı . bakı cı * Bakmak iş görevlendirilen kimse. ğ ı bakar bakar kör * Gözleri sağ göründüğ hâlde göremeyen. . vekillik. * Bakmak iş konu olmak veya bakmak iş lmak. * Ait olduğ yı u l içinde toplanamayı ertesi yı kalan vergiler. larda n ldı ı u bakı yapmak m * araç ve gereçlerin düzenli çalı ş için onarı nı ması mı yapmak. iyi bir durumda kalması verilen emek veya emek verme biçimi. lı n ınları ı ı bunun sonucu olarak da doğ ş al artları tespit eden durumu. güneye veya kuzeye karşkonumunu belirleyen. n * Bakanı yönetimi altı n ndaki kuruluş n bütünü veya bu kuruluş n bulunduğ yer. ı dı bakarak bakarsı n bakaya * göre. barı kları . nezaret. bakara *İ skambil kâğ ile oynanan bir kumar. ine i yapı bakı m * Bir ş iyi geliş eyin mesi. ntı * Askerlik çağ girenlerden son yoklamada bulunarak askere alı ş ı na nmıoldukları hâlde çağldı nda rı kları gelmeyen veya gelip de kı na gitmeden toplandı yerlerden veya yollardan savuş taları kları anlar. darülâceze. * Kalı lar. vekâlet. eyi n düş zca * Falcı . p la bakı * Özellikle dağk yörelerde bir yamacı güneşş na. * Kurum ve kuruluş motorlu araçlarıonarı ğve korunduğ yer veya birim. * Bakı iş lmak i. * Kademe. bakılı cı k * Bakmak iş i.

terk edilme. m ini bakı ndan mı * Bakıveya görüş sı ş açı. ı ve elektriğiyi ileten. * Bakı yapı ş rdan lmı .95 olan. değ erlendirme açı. i yapı tı * Muayene olmak. bakı zlı msı k * Bakı z olma. bakı r rengi . ş ş ı . lmamı ş . kolay dövülür ve iş olduğ sı i lenir undan eski çağ lardan beri türlü iş lerde kullanı kıl lan. bakı lı mlı k * Bakı olma durumu. zı renkli element. bakı ğ r çalı ı * Bakıtuzları zehirli duruma gelmiş r ile . bakı nmak * Bakmak iş lmak. olacak ş mi? gibi ş ma anlatı ey aş r. yönü. -e göre. sı bakı mlı bakı k mlı * Filmin kartpostal büyüklüğ ünde cam bir perde üzerinde görünmesini sağ layan cihaz. * Bakı nmak iş i. yüzüstü bı lma durumu. bakı r * Atom numarası yoğ 29. unluğ 8. * Yeş çalar mavi renk. çevreye göz gezdirmek. msı rakı bakı ncak * Tüfeklerde hedefin uzaklına. niş ğ ı nlına ı lmıiner angâh. ile bakı r kaplama * Demir benzeri madenlerin yüzeyinde bakıkatman oluş r turma iş lemi. mlı bakı z msı * Özen gösterilmemişbakı . doğ serbest veya birleş olarak u ru ada ik bulunan. * İ bakı şüzerinde iyi çalılmı yi lmı . rı bakı r pası * Bakıüzerinde nemli havalarda oluş bakı r an r hidrokarbonat. 10840 C ye doğ eriyen. Kı saltması Cu. * Bakı yapı ş rdan lmıkap. bakı ndı bakı nma * Bak hele.bakı mcı * Bakı iş yapan kimse. ile bakı r çalmak * (bakı r kaptaki yemek) bakı r tuzları zehirli duruma gelmek. araşrmak. bakı r oksit * Kimyasal formülü CuO veya Cu2O olan bakın oksit biçimi. yakı ğ göre ayar edilecek biçimde yapı ş kalkar gez. bakı ı r alaş mı * %1'in üzerinde çözünmüş elementlerin oluş turduğ bakı ı nı genel adı u r alaş mların .

bakı r tuzu * Bakısülfat. r bakı lı rcı k * Bakıkap yapma veya satma iş r i. göz taş r ı . ı bakıksı ş z ı * Bkz. ki * Kaçamak ve gizli olarak birbirine bakmak. . bakı ı r taş * Malakit. r * Bakmak iş i veya biçimi. biçim ve belirli bir eksene göre ölçü uygunluğ ki ey nda u. bakımsı ş z ı * Araları bakım bulunmayan (iki ş veya iki yanı nda bakım olmayan (bir ş asimetrik. simetri. (rengi) bakın rengine benzemek. benzer noktaları ı olarak aynı karşklı lı uzaklı bulunan iki benzer kta parçanıbirbirine göre olan durumu. bakı ş mak * İ veya daha çok kimse birbirine bakmak. bakı ma rlaş * Bakı mak durumu.* Kıla yakı kahverengi. zı n * Bu renkte olan. bakıatmak ş * kı bir sürede bakı geçmek. bakımsı k ş zlı ı * Bakımsıolma durumu. düş ünceyi belirli bir yönden inceleme. ş z ı bakı ş ma * Bakı ş iş mak i. simetrik. bakımsı ş z. asimetri. görüş sı açı. r rı bakı rlı bakı ş * Bakıiçeren maddeler. ı bakım ş ı * İ veya daha çok ş arası konum. n bakımlı ş ı * Bakımı ş bulunan. sa p bakık ş ı * Bkz. * Eksen olarak alı bir doğ nan rudan. bakı r sülfat * Göz taş ı . konuyu. bakımlı ş . rlaş bakı mak rlaş * Bakırengini almak. bakıaçı ş sı * Bir olayda. bakı rcı * Bakıiş r leyen veya bakıkap kacak satan kimse. mütenazı ı r. nda ş ı ey) arası ş ı ey). tenazur.

taneleri badıiçinde bulunan bir bitki (Vicia faba). ş lı bakiye * Artı artan. el değ memiş bozulmamık. * Bakire olma durumu. bakkam bakla * Bkz. içecek ve baş ihtiyaç maddelerini perakende olarak satan kimse. mtı . erdenlik. * Kalı . il * Bir zinciri oluş turan halka veya parçalardan her biri. kide ş * El değ memişkullanı . * (toprak için) İ ş lenmemiş . lmamı ş . bakir * Cinsel iliş bulunmamı(erkek). ş ı larla bakkal kâğ ı dı * Kalı ve kaba kâğ n ı t. düzensiz yazı dolu defter. bakire bakirelik bakirlik * Bakir olma durumu. öteki.baki * Sürekli. pranmamı yeni. bakam. * artakalan. mlı * bir ş eyden artmak. baki kalmak * sürekli. geride kalan. bakla çiçeğ i * Sarı rak eflâtuna çalan beyaz renkte olan bitki. geri kalan. yurdumuzun her yerinde yetiş tirilen. ldı ı * Cinsel iliş bulunmamıdiş kı kıoğ kı kide ş i. kalan. kalı olmak. z. bakkal bakkal çakkal * Bakkal ve benzeri iş uğ an esnaf için küçümseme sözü. * Baklagillerden. lerle raş bakkal defteri * Karık. * Eskimemişyı . daimî. kalı. bakkallı k * Bakkalı iş n i. bakkala bı rakma! * bir iş"bakalı diyerek savsaklamak isteyenlere söylenir. ka * Bu gibi ş eylerin satı ğdükkân. ç * Bu bitkinin yeşürünü veya kuru tanesi. * Büyük bakkal dükkânı . i m!" bakkaliye * Bakkal dükkânı satı ş nda lan eyler. cı * Bir ş eyden artan (miktar). k. lik. ş . z lan z. ntı * Yiyecek.

badı pek çok sebze ve ağ çlı açları alan. bakla kı rı * Beyazı almı beyazlamaya yüz tutmuş çoğ ş . baklamsı * Bakla biçiminde olan. baklamsı meyve * Bkz. renk. iki çenekli ayrı içine taç yapraklı lardan büyük bir bitki familyası . bakliye. lan bakla ı slanmamak * Bkz. bakla oda nohut sofa * Bkz. ceviz. badı ç. bakla dökmek (veya atmak) * bakla ile fala bakmak. nohut oda. baklalı baklalı k * Baklası olan. fasulye. baklavacı * Baklava yapan veya satan kimse. baklavalı *İ çinde baklava bulunan. baklagiller * Bakla. bakla falı * Bakla taneleri ile bakı bir fal türü. * At donları koyu ve iri lekeli kı ndan r.* Bu renkte olan. hazı baklava börek * (bir baş ş karş tıldında) çok kolay ve zevkli (iş ka eyle ı rı ğ laş ı ). keçiboynuzu gibi. baklava dilimi * Eş kenar dörtgen biçiminde olan. * çok tokluk durumunda "baklava börek olsa yemem" biçiminde kullanı lı r. badem gibi ş konulan tatlı larak na stı eyler . * Çok ince yufkadan yapı arası kaymak. . akasya. bakla kadar * (bit. * Bakla tarlası . ağ nda bakla ı zı slanmamak. baklavacı lı k * Baklava yapma veya satma iş i. * Eş kenar dörtgen biçiminde olan nesne. baklava açmak * baklava yapmak için gerekli olan ince yufkaları rlamak. pire gibi küçük böcekler için) çok iri. baklan baklava * Anguta benzeyen kı zı rmı renkli bir çeş yaban kazı it (Otis tarda). fı k.

silindirimsi. . * (yer için) Yüzü bir yöne doğ olmak. andı rmak. * Bir işyapmak. bakteridi *Ş arbon hücresi gibi hareketsiz bakteri. tedavi etmek. ru * Bir ş geliş veya iyi bir durumda kalması emek vermek. * (bir işBirinden beklenmek. * Bakmak iş i. baklagiller. bakliyat bakliye bakma bakmak * Bakı bir ş üzerine çevirmek.*İ çinde baklava desenleri olan. rdan lan * Bir bakracıalabildiğmiktar. bakterigiller * Bakterilere verilen ad. * açısöylemekten kaçı ğbir sorunu sonunda açı k ndı ı klamak. baksana! baksanı za! * seslenme için kullanı lı r. eyin mesi için * Beslemek. bakteriyolog * Bakterilerle ilgili. bakteri * Toprakta. bir işyapmakla görevli olmak. denemek. canlı bulunan. önem vererek üzerinde durmak. ları bakteriyel * Bakterilerle ilgili. incelemek. ) * (hasta için) Muayene etmek. farkı varmak. küresel. çürüme. na * Baş bir ş ilgilenmeyip elindeki veya önündeki iş uğ ı ka eyle le raş olmak. n i * Baklagillerden elde edilen ürün. mayalanma veya hastalı yol açan. * Renklerde. * Yoklamak. bakterileri içine alan canlı lar. bölünerek çoğ klorofilsiz. bakterisit * Canlı n vücudunda veya laboratuar deneylerinde bakterileri fiziksel. larda klara kı k biçimde olan. ş ı ey * Aramak. kimyasal etkiyle öldüren (etken). * Anlamak. r bakraç * Çoğ unlukla bakı yapı küçük kova. mı lan li baklayı zı çı ağndan karmak * sabrı tükenip o zamana kadar söylemediğş i eyleri söylemeye baş lamak. Benzemek. bakteriyoloji alanı çalı kimse. * Önem vermek. baklavalı k * Baklava yapı nda kullanı veya baklava yapmaya elverişolan. geçindirmek. suda. tek hücre canlı vrı alan. nda ş an . i i * Yapı labilmesi bir ş bağ bulunmak. ilgilenmek. * Bkz. * dikkat çekmek sözü. eye lı * Gözetmek.

na bal mumu * Arı n peteklerini yapmak için karıhalkaları ndan salgı kları ları n arası ladı yumuş ve sarı madde. bakteriyoskopi * Bakterilerin mikroskopla incelenmesi iş lemi. bal gibi * pek tatlı . çok iyi. kı zı rmıya renkli çiçekli ağ k. rengi beyazdan esmere kadar değen tatlı iş . bal çiçeğ i * Almaş yapraklı rmı veya kı zı çalar sarı ı k . llı bal kabağ ı * İ turuncu. bal yapan eklem bacaklı (Apis mellifica). ş zan ı sı * Ağ açlarıkabuğ n undan sı zarak pı laş besi suyu. vı * Olgunlaş ş mıincirin. bal baş ı * En temiz bal. i baktı rma * Baktı iş rmak i. htı an bal alacak çiçeğbilmek (veya bulmak) i * çı sağ kar lanabilecek yeri veya ş bilmek veya bulmak. bal dudaklı . eyi bal arı sı * Zar kanatlı lardan. bal dudak * Bkz. aççı bal dök de yala * bir yerin çok temiz olduğ anlatı unu r. koyu. ak msı * Bu maddenin sanayide kullanı için yapay olarak hazı lmak rlanmı. niteliklerini inceleyen bilim. ndaki petek gözlerine doldurdukları . ş ı .bakteriyoloji * Bakterilerin ve genel olarak mikroplarıbiçimlerini. *ş üpheye yer bı rakmadan. adamakı. bal dudaklı * Tatlı dilli. n bakteriyolojik * Bakteri bilimi ile ilgili. dına sı tatlı. baktı alı kça r * güzelliğbirdenbire göze çarpmayan. bakması sağ na nı lamak. bal * Özellikle bal arı nıbitki ve çiçeklerden topladı bal özünden yapı kovanları ların kları p. bal kelebeğ i * Bal kovanları çok zarar veren bir böcek (Galleria mellonella). baktı rmak * Bakması yol açmak. türü bal bal demekle ağ tatlı ı lanmaz z * sözde kalan dilek ve tasarı n iş ları bitirmede hiçbir etkisi olmaz. çi bir idi * Aptal. iri ve tatlı kabak çeş (Cucurbita moschata). beyinsiz kimse. sı madde.

bal özü * Bazı çiçeklerin içinde bulunan. bal özülük * Çiçeklerde bal özünü çı karan bezlerin bulunduğ organ. bal mumu macunu * Mobilyadaki kusurlarıonarı nda kullanı toprak boya ile renklendirilmiş mumu. balabanlı k * Balaban olma durumu. * Yavru. arı n bal yapmak için emdikleri tatlı vı ları sı. balabanlaş ma * Balabanlaş durumu. gürbüz (kimse.bal mumu gibi erimek * çok zayı flamak. nektar. malak. bal özü bezi * Bitkilerin yaprak. mak balabanlaş mak * Balaban duruma gelmek. iş balaban * Atmaca veya doğ gibi yı cı kuş an rtı bir . yumurtalıve erkek organların dibinde bulunan ve bal özü çı k nı karan bez. ları u bal rengi * Kahverengine çalan sarı renk. irileş mek. u bal peteğ i * Arı n içine bal doldurduğ bal mumu levha. çocuk. . * Bu renkte olan. balaban kuş u * Bataklı klarda yaş ayan. için aret bal özlü * Bal özü bulunduran. ri. bal bal mumu yapı rmak ş tı * unutulmaması iş edip dikkati çekmek. bal tutan parmağ yalar ı nı * imkânları geniş iş baş bulunan kimse bu imkânlardan az da olsa yararlanı bir in ı nda r. * Üç köş üç telli Rus halk sazı eli. bala balaban * İ büyük. * Ş man. eti yağ ve ağ iri bir kuş kçı lı ı r. balak balalayka * Bkz. (Botaurus). bal sağ mak * kovandan bal ürünü almak. n mı lan. . çocuk). balı la benzer.

kıkları * Safra. mil. yavaş ı madde. muvazene. itli ş kan * Güçlük çı kartan. koyu. yetiş * Arı tirme veya bal alı satma iş yetiş p i. * Karagöz. da. nda balast yem * Çok büyük miktarda ham selüloz ihtiva eden ve dolayıyla yoğ yemlerden çok daha düş sindirilebilir sı un ük besin maddeleri ihtiva eden ve hayvanlara tokluk hissi vermek amacı kullanı yem. su geçirmez. lik arkı * Serbest biçimli.balama * Orta oyununda Rum tipi. uk cakta sı a klı aş nan * Motorlu araçlarda fren yapmayı layan. * Kabzanı demir siperi. yla lan balat * Orta Çağ üç bentten oluş bir Batıiiri türü. * Arı tirip bal alan veya satan kimse. n balçı k *İ çinde çeş organik maddeler bulunan. lı * Eski Türklerde kiş anı için mezarın veya bazı inin lması nı kurganlarıetrafı dikilen taş n na . yapı çamur. yağ. pedavra. nı veya balbal balcı balcı lı k balçak * Kabza. yarı balayı * Evlilik hayatın ilk ayı ilk günleri. matiz ve külhan beyi tipleri tarafı yabancı ndan ülkelerin tiplerine hitap ederken kullanı söz. balar balast * Çatı i olarak kullanı ve kiremitlerin altı döş ince tahta. balast direnç * Gerilimin büyük değimlerinde. lan * Denge. koyu toprak. *İ çindeki kil oranı yüksek. balans pensi * Arabaları tekerleklerindeki dengeli dönmeyi sağ n lamak için cant ile lâstik kenarı sışrı kurş na kı lan tı un parçası . balata . müzik araçları çalı veya ş olarak okunan eser. oselerde düzeltilmiş toprak üzerine döş enen taş rı . devredeki akı sabit tutmak için konulan direnç. an ş * Batı belirli danslara eş eden bir tür ş . da. kiriş lan na enen * Demir yolları traverslerin altı ş nda na. yla nan arkı * Soğ ve sı büyük bir sürtünme kat sayına sahip olan suya ve yağ dayanı . tekerleklere gereğkadar balans pensi denen kurş parçası i un takarak denge sağ lama iş i. iş mı balast gemi * Ambarları yük bulunmayan gemi. daha çok killi. romantik. balans balans ayarı * Otomobilin sarsı nı lması önlemek için. tekerlek mili üzerine yerleş sağ tirilmiş m ay biçimindeki alet.

baldıkara rı * Nemli yerlerde yetiş birçok eğ otu türünün ortak adı en relti . (Conium maculatum). * Maydanozgillerden. baldı k ranlı * Çok baldı yetiş yer. nemli yerlerde yetiş zehirli bitkilerin ortak adı u otu. balerin . *Ş eytan otu. balçı klı baldı r * Bacağ dizden ayak bileğ kadar olan bölümü. kan emen. baldı rak * Don ve pantolon gibi giysilerin dizden aş ı bölümü. balçıhurması k . karabaldı r. adı atı çoğ m ş lara. karasineğ çok benzeyen. baldı r kemiğ i * Baldı bulunan iki kemikten ince olanı rda . ağ * Bu bitkiden çı lan zehir. karı * Balçı olan. incik. en . ı n ine * Bu bölümün yumuş ve şkin olan arka tarafı ak iş . ran en baldı rgan * Baldı ran. baldı r bacak * Açısaçıgörülen kadıbacağ k k n ı . hastalıbulaşran. pilâvlıpirinç. unlukla sahne düzenine ve müziğ dayalı e gösteri türü. mı siz. iş serseri. * Bu tür gösteri yapan sanatçı topluluğ u. ri k bale * Belli hafif figürlere. hayvan e k tı sağğyönünden zararlı sinek türü (Stomaxys calcitrans). sinekgiller familyası ları ndan. baldı rpatlatan * Güreş hasmı bir ayağ tutarak diz kapağ kadar büküp üzerine yüklenme oyunu. klara larak balçıinciri k * Kurutulmuş incir. te n ı nı ı na baldı rsokan * Çift kanatlı n.balçıhurması k * Sandı bası kurutulan hurma (veya kuru incir). ağolan * Kı kayınıaş ı lı ç ş n ağuzanan parçası ı . ğ ı baldı ran baldı ş ran erbeti * Acı çekerek. baldıçı rı plak * Ayak takı ndan. yüz suyu dökerek elde edilen kazanç. lı ı bir baldı z baldo * İ ve dolgun taneli. ş eytan tersi otu (Ferula assa-foetida). * Erkeğ göre karını kıkardeş e sın z i.

balerinlik * Ası l mesleğbalerin olan kimse. tı nda klar nını balıçorbası k * Beyaz etli balı klardan yapı bir tür çorba. biçimli tombul. balhane * Bal süzme ve paketleme iş lemlerinin yapı ğyer. yı ş k an. dalgı kurbağ adam. lan * Suda piş kı kları klanmı incecik kılmıbalıile soğ yağhavuç. bektaş ı taş mühresenk. hazı rlanan bir çorba türü. balgümeci * Bal peteğ andı bir tür dikiş ini ran büzgüsü. balgam taş ı * Damarlı yarı ve saydam bir tür Kadı taş Hacı köy ı . suda yaş hayvanlarıyumuş ve açırenkli eti. ı dı atı sümüksü madde. solungaçla nefes alan ve yumurtadan üreyen hayvanlarıgenel adı n . a balıbaş kokar k tan * bir iş aksaklın baş olanlardan baş ğ anlatı te ğ ı ta ladını ı r. balgamlı * Balgamı olan. i balet balgam * Bale yapan erkek sanatçı . . * Solunum organların salgı ğ ağ nı ladı. balıbilimci k * Balı sıfı inceleyen bilim adamı klar nını . Zodyak. k balı k balı k * Omurgalı lardan.* Bale yapan kıveya kadısanatçı z n . ç. balıkartalı k . . suda yaş ayan. ayan n ak k balıetinde k * Ne şman. patetes ve domatesten irilip lçı ayı ş . ı zdan ş arı lan balgam atmak * yapı lmakta olan bir iş veya bir konu üzerine kuş uyandı ku racak bir söz söylemek. ldı ı balı çı ğ kmak a * balıavlamaya gitmek. balıadam k * Deniz dibine inilebilecek donanı su altı çalı mla nda ş iş mayı edinen kimse. ne zayıolan. * Zodyak üzerinde. balıeti k * Omurgalı lardan. balıbilimi k * Su ürünleri araşrmaları özellikle balı sıfı inceleyen bilim. iş f balıistifi k * Çok sış olarak bir yere dolmuş kık ı (insanlar). Kova ile Koç burçları nda yer alan burcun adı arası .

balı kçı * Balıtutan veya satan kimse. lama ş cı tı balıtutmak k * balı avlamak. kçı n uk i azlı n balı yaka kçı * Kazaklarda boynu saran ve katlanabilen yaka. havyar. balıyiyerek beslenen büyük bir kuş k (Ardea cinerea). * Çoğ unlukla mersin balını eritilmiş mumuna batılarak hazı ğ n. boğ k. * Morina balınıkaraciğ ğ n ı erinden çı lan ve hekimlikte zayığ karşkullanı iyotlu. balı lgiller kçı * Leyleksiler takı nıbalı llar alt takı na giren bir familya. mın kçı mı balı lı kçı k . azlı balı l kçı * Balı beslenen. balı kazağ kçı ı * Balı larısoğ ve nemli havalarda giydiğboğ ve yünlü kalıkazak. rası kları kardı ı balıtabağ k ı * Balıkoymaya yarayan kap. su kıları yaş yı nda ayan. balı beslenen. üremelerini sağ layan yumurta.* Kartallardan. kla k * Uzun bacaklı lardan. fakat bağ gücü yüksek yapı rı. beyaz. balıpazarı k * Balı larıavladı balı n günlük ve taze olarak satı sunulduğ yer. balıyağ k ı * İ balıve deniz hayvanların sanayide kullanı yağ ri k nı lan ı . balıtutkalı k * Balıendüstrisi artı ndan üretilen. k n lan balıyumurtası k * Balı n daha çok sıyerlere bı kları kları ğ raktı . balıkavağ çınca k a kı * hiçbir zaman olmayacak iş için söylenir. ler balıotu k * Cava ve Malabar'da yetiş zehirli meyvesiyle balı sersemleterek avlamaya yarayan bir bitki en. k * Yayvan servis tabağ ı . ı bal rı rlanan yumurtası . su kıları yaş yı nda ayan. ticarî merkez. balıyemi k * Balıavlamada oltanı ucuna takı genellikle yiyecek türü madde. kçı balı düğ kçı ümü * İleme baş cı yapı ve sonra kolayca çözülerek iş tersine de tutturulan düğ ş ş langında lan in üm ekli. yı cı (Pandion kla rtı kuş haliaetus). boynu ve gagası uzun. k * Balı lara özgü. kçı n ğ kları ı ş a u balısütü k * Yumurtlama sı nda erkek balı n çı ğbeyaz madde. kahverengi çizgili. balıyiyen. ğ ı balıunu k * Kurutulmuş ktan özel iş balı lemlerle elde edilen un. kları (Anamirta). yavaş k kları kuruyan. vitaminli yağ karı flı a ı lan .

uzunluğ 20 m. * erinlik çağ ermek. atlamada) Balıgibi gergin. yassı na . deniz kı cı rlangı (Sterna hirundo). k aş ı * Bir iş bir duruma. bir harekete sonucunun ne olacağ düş e. buluğ ı ermiş ı na çağ na olan. n için lan iş balı z ksı baliğ * Döl verme çağ eren. ağ ğ200 ton olan. balı klamak * Balı klama tarzı atlamak. uzun çubuk. kadı u ı ı rlı ı için rga balı. uzun ve çatal kuyruklu. dar. düz ve baş ağbir biçimde. uzunca gagalı . k balı klava * Deniz. süslemek. eriş mek. balı klandı rmak * Balıile doldurmak. * Balı olmayan. soğ hava deposu olan yer. k ı balı klı * Balı olan. falyanos (Balaena mistycetus). balı kgözü * Ayakkabı n bağ ları geçirilen deliklerine ve kemer deliklerine takı maden. kemik gibi ş lan eylerden yapı ş lmı halka. ı nı ünmeden giriş erek. baliğ olmak * bulmak. deniz kıları yaş bir kuş yı nda ayan cinsi. ğ ı balı knefesi * Balinagillerin baş ı çı lan ve kozmetik maddeler ve süslü mumlar yapı nda kullanı bir yağ ndan karı mı lan . göl ve ı rmaklarda balıyatağolan yer. erinleş buluğ ermek. a l baliğ olmak. balı yararlanma ve satma iş k ktan i. avlama iş k i. esnek. balina * Balinalardan. ğ ı * Giysilerin dik ve düzgün durması bazı için yerlerine özellikle yakaları konulan sert. ğ ı . balı llar kçı * Çoğ unlukla uzun bacaklı . balı khane * Balı n toptan satı çı ldı.* Balıtutma. balı n kçı * Perde ayaklı lardan. kları ş karı ğ uk a ı balı klama * (suya dalmada. uzun gagalı kçı balı l cinsinden kuş familyası lar . * Balıüretme. * Yollarda sularıortada toplanmayarak iki yana akması yapı şkinlik. suya balı klandı rma * Balı klandı rmak iş i. balı kgözü objektif * Normal objektiflerden çok daha geniş yı ve görüntüyü dıbükey ayna görüntüsü biçiminde veren açı alan ş objektif türü. yağve çubukları avlanan memeli hayvan. akı ı na mek. balı rtı ksı * Balıkı ğbiçiminde birbirine paralel ve çapraz çizgili kumaş k lçı ı deseni.

içine Balkanlı * Balkan devletlerinden olan. * Bkz. Sı rbistan. dalgalanmak. * Güzel süslü. Balkanoloji * Balkan ulusların dili. kla * Örnek hayvanı balina olan. balkı r * Parı. * Balkı iş mak i. Balkar Balkarca balkı * Bkz. * Balina takı ş lmıolan. . * Ağ. * Ş ek çakmak. esnek kemiksi bölümlerin adı ş . Bosna-Hersek. balkı ma balkı mak balkon . kutup denizlerinde yaş memeli hayvanlar familyası ayan . Makedonya. Balkanolog * Balkanoloji uzmanı . . Balkanlı lı k * Balkanlı olma durumu. ltı * Ş ek. Yunanistan ve Trakya'yı alan bölge. sancı rı mak. Malkar. balinalar balinalı balistik * Ateş silâhlarda barut gazın bası ile fı p hedefe varı li nı ncı rlayı ncaya kadar merminin havadaki hareketini inceleyen bilim. nı nda ş arı ru kmı . Balkanlar * Hı rvatistan. parlak. sancı rı . Balkanlarla ilgili. Romanya. * Kesik kesik ağmak. Malkarca. KaradağKosova. Slovenya. imş * Su halkalanmak. Arnavutluk. balkan * Sarp ve ormanlısı dağ k ra lar. parı ldamak. imş * Bir yapın genellikle üst katları dı ya doğ çı şçevresi duvar veya parmaklı çevrili bölümü. tarihi ve kültürü ile uğ an bilim dalı nı raş . Bulgaristan.balina çubuğ u * Balinanı ağ na aldı suyu dı ya süzüp içindeki deniz hayvanları tutması yarayan ve üst çenesinin n zı ğ ı ş arı nı na iki yanı tarak diş gibi sı nda leri ralanmı boynuz dokusunda. * Parlamak. balina geçirilmiş olan (giysi). balina yağ ı *İ spermeçet balinasın kafa sinüslerinde bulunan yağ nı .

düzenlemek. ballandı ballandı ra ra * Ballandı rarak. balköpüğ ü * Açısarı k renk. tatlanmak. ballanma * Ballanmak iş i. ballandı rma * Ballandı rmak iş i. ballı pasta * Bal ile yapı ş lmıveya içine bal konmuş pasta. k ğ ı .* Tiyatro ve sinema gibi büyük salonlarda asma kat. ballanmak * Bal bulaş bal sürülmek. ballı darı *İ ncir. atmosferde uçabilen. küre biçiminde araç. balon * Isı ş tı hava veya havadan daha hafif bir gazla doldurulan. lmı * Ballıhastalı olan. ve sı balo vermek * baloyu hazı rlamak. balkonumsu * Balkona benzer. lâvanta çiçeğ kekik gibi kokulu bitkileri içine alan ve iki çenekli bitiş taç yapraklı i. ballı k * Bal konulan kap. llı ballı babagiller * Nane. ballı börekli olmak * çok iyi anlaş mak. ballı börek * Çok lezzetli. ğ ı * Ballı baba. ballı *İ çinde bal bulunan. * Bağ larda görülen külleme hastalı. ballandı rmak *İ mrendirecek biçimde övmek. * Tatlı mak. ballı baba * Ballı babagillerden. mak. ballı klı balo * Danslı resmî giyimli gece toplantı. ik lardan oluş bir an familya. olgunlaş laş mak. beyaz çiçekli ve çok yık otsu bir bitki (Lamiumalbum).

* Küçük balon. k balta olmak * direnerek bir ş istemek. * Yangısöndürme kuruluş nda balta kullanan er. vakitli vakitsiz tedirgin etmek. boynu dar cam kap. baltabaş * Baş bodoslaması omurga hattı dikey olarak çelik lâmadan yapı ş na lmı(gemi). antiseptik ve besleyici özelliğolan (ilâç. ası ey lmak. yarmak. sonraları zlar ağ na bağ olarak sarayı kı ası lı korumak ve sarayı dıhizmetlerini yapmakla n ş görevli kimse. parfüm ve ilâçlarıyapı nda kullanı reçine. yükleri bindirip indirmekle. balonculuk * Balon yapmak veya satmak iş i. danslı yer. n an * Bir tür kudret helvası . baltacı * Balta yapan veya satan kimse. musallat olmak.). lan balon uçurmak * ilgililerin ne diyeceklerini ve nası l davranacakları anlamak amacı aslı nı yla olmayan bir haber yaymak. balta vurmak * balta ile kesmek. balotaj baloz balsam * Bir seçimde adaylardan hiçbirinin. belsem. demir araç. baloncu baloncuk * Balon satan kimse. iş gibi kimselerin eğ çi lenmek için gittikleri içkili. lan ı . yontmak gibi iş kullanı ağ saplı lerde lan aç . parçalamak. yol açmak. merhem vb. gerekli oyu sağ layamaması dolayıyla seçimin sonuçsuz kalması sı . balta balta değ memiş (girmemiş veya görmemiş ) * içinden hiç ağ kesilmemişsıve gür (orman. * Karnı yuvarlak ve şkin. * Odun kıcı rı. i balsı ra * Yapraklarıüzerinde oluş bir tür küf. * Kesmek. balonvari * Balona benzer. ağ n mı lan balsamlı * Balsam içeren. n ları * Önceleri sefer sı nda çalı ve ormanlıyerleri temizlemek. * Gemici. aç . koru). balon gibi. .* Hava veya gazla doldurulmuşkauçuktan yapı çocuk oyuncağ . iş balon lâstik * Bisikletlerde kullanı bir lâstik türü. çadı kurup kaldı rası lı k k rları rmak. * Bazı açlardan elde edilen. baltacı k * Küçük el baltası .

baltalama * Baltalamak iş sabotaj. ş yası balya makinesi * Değ ik tarı ürünlerini ip ya da çember ile balyalama veya denkleme iş yapan alet. denk yapmak. tlı kacak davranı bulunmak. na baltalı k baltası kütükten çı kmak * bir engelden. * Sısıkesimi yapı orman. k ulan baltrap balya * Çember ve demir tellerle bağ lanmıticaret eş . bir iş tlı i veya bir durumu bozarak zarara yol açan harekette bulunma. balyalama * Balyalamak iş i.* Değ irmen taş n ortası bulunan haç biçimindeki alet. * Bilinçli ve kası olarak. sabote etme. balyalanma * Balyalanmak iş i. pot kı nda rmak. kı dan baltayı a vurmak taş * farkı olmayarak birine dokunacak sözler söylemek. iş m ini balya yapmak * balyalamak. . k k lan * Bir köyün odun ihtiyacı sağ nı laması izin verilen koruluk veya orman bölgesi. bir sıntı kurtulmak. * Yolları açma ve düzenlemede balta ile donatı ş lmıasker sıfı nı. sabote etmek. balyalanmak * Balyalamak iş lmak. ı nı nda baltadan kurtulmak * kesilmemek. baltalamak * Balta ile kesmek. Baltı k * Baltıdenizine kısı ülkeler ve bu ülkelerin halkı k yı olan . baltalayılı cı k * Baltalama iş yapan kimse. i yapı * Atılı hedef vazifesi gören plâkaları cı kta havaya fı rlatan yaylı alet. Baltıdilleri k * Baltıülkelerinde konuş Hint-Avrupa dil grubu. ş ta baltalayı cı * Baltalama hareketini yapan kimse. i. balyalamak * Balya yapmak. ini baltalı * Baltası olan. * Bir iş bilinçli ve kası olarak bozacak veya yı i.

bamya tarlası * Mezarlı k. balyozla dövmek. ban ağ acı . yanı mı lan ş . merdiven. değik. zacağş bambaş ka * Büsbütün baş apayrı iş farklı ka. eş n yapı nda kullanı bir tür kamıHint kamı. sı ülkelerde yetiş boyu 25 m kadar olabilen. kazıçakmak gibi iş kullanı çok iri ve ağ çekiç. balyozlama * Balyozlamak iş i. hem kurutularak yenilen ürünü. k lerde lan. uzun menzilli tunçtan top. kıkanatlı n böcek (Anisoplia austriaca). balyozlanma * Balyozlanmak işveya durumu. * Bu bitkinin hem taze. ergin evrede baş akları kemiren. baston gibi birçok cak en. i balyozlanmak * Balyoz ile dövülmek. * Osmanlımparatorluğ döneminde Frenk ve özellikle Venedik elçilerine verilen ad. * Sakalı alt dudağ hemen altı n. . bambul * Kurtçuk evresinde ekinlerin kökünü. bambaş k kalı * Bambaş olma durumu.balyemez balyos balyoz * Eskiden kara ve deniz savaş nda kullanı orta çapta. ban * Osmanlımparatorluğ döneminde Macaristan ve Hı İ u rvatistan'da sancak beylerine ve küçük prenslere verilen unvan. ı r balyoz gibi * çok ağ ezici (kol veya yumruk). ları lan. ı r. kahverengi. bam teli * Bazı sazlarda kalıses veren tel veya kiriş n . balyozlamak * Balyozla vurmak. ş ı * Bu kamı yapı ş ş tan lmıolan. . bam teline basmak (veya dokunmak) * en çok kı ıeyi yapmak veya sözü söylemek. varyos. hezaren (Bambusa vulgaris). ı n ndaki bölümü. İ u * Taş kı ları rmak. man en türü bamya * Ebegümecigillerden bir bitki (Hibiscus esculentus). mobilya. ka bambu * Buğ daygillerden. bambul otu * Sı ve ı cak lı bölgelerde yetiş otsu veya çalı bir bitki (Heliotropium).

bandajlama * Bandajlamak iş i. demesinler * bir iş kesinlikle yapı ı belirtmek için söylenir. üdü. in lacağ nı bana dokunmayan (veya beni sokmayan) yı bin yaş n lan ası * birçok kimseler. bana bak! * "beni dinle" anlamı teklifsiz bir seslenme ve gözdağsözü.. bançolaş ma * Bançolaş durumu. .* Asya'nıtropik bölgelerinde ve Afrika'nı kuzeyinde yetiş yaprakları n n en.. madenî gövdesi olan beş ğ ı veya daha çok teli olan bir müzik banallik banço aleti. bandajlatmak . mak bançolaş mak * Banço durumuna gelmek. ban otu * Asya. n cak en ban yağ ı * Hint yağ ı . ey rı ş banak banal * Ekmek parçası . banda almak * bir sesi. ile bandajlatma * Bandajlatmak iş i. lokma. . Kuzey Afrika ve Avrupa'nısı bölgelerinde yetiş zehirli ve otsu bir bitki (Hyoscyamus). bandajlamak * Sargı sarmak. ses cihazı bant üzerine kaydetmek. ü iye bana mın dememek sı * hiçbir ş etkili olmamak. bana * Ben zamirinin yönelme hâli ekli biçimi. aldı etmemek. telek damarlı . aç * Sepetçi söğ sorgun. ile * Bağsargı . ğ ı ğ ı * Bayağ sı ı radan. çiçekleri salkı m durumunda. herkesin anladı. nda ı bana da . * Amerika zencilerinin çaldı gitar biçiminde. meyvesinden kokusuz bir yağ elde edilen ağ (Moringa oleifera). kendilerine kötülüğ dokunmayan kiş dokunmak istemezler. * Herkesin kullandı. ile bandaj * Sargı sarma. * Banal olma durumu.

* Yapan. gürültüyle. avazı ktı kadar bağ çı ğ ı ı rmak. bangı r bangı r * Yüksek sesle. bandı ralı * Bandı olan. kumaşerit. u bandı rmak * Banmak. * İ dizilmiş pe ceviz. halkı bani * Kurucu. i bandrol * Paket veya şelerin ağ na konulan ş veya etiket. iş ı zları erit * Devletçe verginin kesildiğ gösteren etiket. badem ve benzerlerinin. Bangladeş li * Bangladeş ndan olan kimse. kuran. unu * Yabancı devlet bayrağ ı . mıka. mı zı bandocu * Bandoda görevi olan kimse. bangı rdama * Bangı rdamak iş i. * Çabuk kuruması renginin parlak sarı ve olması üzüm salkı nı inciri küllü veya potaslı k suya için mları veya ı lı daldıp çı rı karmak. bando * Türlü üfleme ve vurgulu çalgı lardan oluş ve daha çok geçit törenlerinde kullanı mıkacı topluluğ an lan zı lar u veya takı . Sümerbank gibi belirtme grupları banka sözünün yerine kullanı nda lı r. rası bandı rma * Bandı iş rmak i. bangıbangıbağ r r ı rmak. bandı ra * Geminin hangi devlete ait olduğ gösteren bayrak. bangı r bangı ı r bağ rmak * yüksek sesle. mıkacı zı . bandoculuk * Bandocu olma işveya durumu. bangı r bangı lamak r ağ * yüksek sesle. hı karak ağ çrı lamak. niş ile kaynatı ş asta lmıüzüm suyuna veya baş bir tatlı ka ya batılması yapı sucuk. inin ş bandrollü * Bandrolü bulunan. bangı rdamak * Öfkelenerek yüksek sesle bağ p çağ ı rı ı rmak. bank . rı yla lan * Kurutulacak üzümün güneş serilmeden önce içine batıldı potaslı e rı ğ ı suyun konulduğ kap. bandaj yaptı rmak. * Etibank.* Sargı sardı ile rmak. ini * Bayrak direğ tepesine süs olarak konulan uzun.

kambiyo iş p lemleri yapan. lan ifreli bankacı * Bankacı iş lı lemleri ile uğ an veya bankada görevli kimse. * Bankacı . banket *Ş ehirler arası yollarıiki tarafı yayalarıyürümesine ve taş n trafiğaksatmadan durabilmesine n nda n ı tları i yarayan çakı l veya toprak yol. biriktirmek. değ belge. raş * Çok zengin (kimse). * Para. k ldı ı banka cüzdanı * Banka hesabı olanlarısahip oldukları n küçük defter. * Banker olma durumu. parklarda oturulacak sı ra. * Faizle para alıveren. * Bankerin yaptı iş ğ . altıgibi taş r değ n ı nı erlerin ticaretiyle uğ an kimse. bankaya yatı rmak * bankadaki hesabı para koymak. banka defteri * Bkz. na banker * Banka sahibi. kredi. bankiz * Buzla. * Bankacı iş lı leminin yapı ğyer. ı bankerlik bankerzede * Banker ile olan iş kilerinde zarara uğ iliş rayan kimse. * Bankacın mesleğ nı i. banka cüzdanı . banknot banko * Devlet bankası ndan piyasaya çı lan kâğ para. banka gibi * çok zengin (kimse).iskonto. banka cüzdanı . ndan bankamatik * Bankalarıpara iş n lemlerini günün her saatinde otomatik olarak yapan makine. k raş bankacı lı k * Banka iş lemleri yapma iş i. tarafı karı ı t * İyerlerinde üzerine eş koymaya elveriş iş ş ya li. banka kartı * Banka iş lemleri için otomatik makinede kullanı özel ş kart. bankadan çekmek (veya almak) * bankadaki hesabı para almak. kasaları para. takibi için gelenle görevli arası konulmuş na tezgâh.bank banka * Çoğ unlukla bahçelerde. . eş saklayan nda erli ya ve daha baş ekonomik etkinliklerde bulunan kuruluş ka .

bir atı veya sayın kesin olarak tutturulacağ tahmin edip larda n nı ı nı iş aretlemek. ses bant zı mpara * Çekmeye dayanı . ş bağ erit. dolay. loto gibi oyunlarda. biber gibi toz durumundaki maddelerin içine batıp çı bir eyi rı karmak. ı ndı bantlama * Bantlamak iş i. bantlamak * Bantla iki ş birbirine tutturmak. ya ifre bant doldurmak * bir bandı kaydederek kullanmak. * Banmak iş i. u * Talih oyunları oyunu yöneten kimse. çevre. ş merkezinden uzakta veya sırları yakıyerlerde bulunan inde ehir nı na n ş yöresi. * Su altı tepeliğ i. bant yapı rmak. banma banmak bant * Düz. banliyö * Genellikle oturma alanı niteliğ olan. ensiz. * Ses alma cihazları seslerin kaydı kullanı manyetik oksitli plâstik veya selüloz ş nda için lan erit. banko sayı * Sayı loto oyununda. mparalama makinelerinde kullanı lan aş rma gereci. * Bağ ı rmak. uzun kâğ veya bezden üretilmişgenellikle zı klı ı t . eyi ş tı bantlayı cı * Bant yapan kimse. banko geçmek * Yarı ş veya toto. banko at * Yarı ş dereceye gireceğkesin olarak tahmin edilen at. ehir banliyö treni *Ş ehirle banliyö arası iş nda leyen tren. * Bantlama makinesi. nda. . banlamak * Horoz ötmek. bant çözmek * manyetik bir bant üzerine alı ş nmısesleri yazı aktarmak. larda i banko geçme * Banko geçmek durumu. * Katı ş sulu veya tuz. garanti olarak çı ı sal kacağtahmin edilen sayı . yassı . deş etmek. banlama * Banlamak iş i.* Talih oyunları oyunu yönetenin ortaya koyduğ para. * Yara üzerine yapı rı özel olarak hazı ş lan tı rlanmıilâçlı ş küçük ş erit. nda * Talih oyunları ortada toplanan paranıhepsine oynandını nda n ğ anlatı ı r.

banyolu *İ çinde banyo bölümü olan. lan banyo takı mı * Banyo odaları ı zemine serilen altı nda slak plâstik. * Tedavi amacı hazı ile rlanan ilâçlı su. içinde yı lan bölüm. sı ülkelerde yetiş çok yüksek olmamakla birlikte. başk. fiziksel veya kimyasal bir etki altı bir süre bulundurma iş nda lemi. cak uk bağ sın u mı banyo almak * banyo yapmak. kmıbir banyosuz * Banyosu olmayan. kanı * Banyo küvetinde yı kanma. üstü havlu benzeri dokuma olan paspas. sı lan sı banyo küveti * Genellikle içine su doldurulup yı kanmaya elveriştekne. banyo * Yapı larda. hamam. lı * Konu. * (kitaplarda) Bölüm. lan lan banyo kabini * Duş kabini. aç bap * Kapı . baobap * Ebegümecigillerden. banyo dolabı * Banyo için gereken bütün malzemenin içinde bulundurulduğ dolap. gövdesinin çevresi 20 m yi cak en. husus. banyo yapmak * yı kanmak. vı banyo bataryası * Sı ve soğ su ile duş lantını bir arada bulunduğ musluk takı . banyo kazanı * Banyoyu ve suyu ıtmak için yapı özel kazan veya ıtma aleti. * Vücudun bir bölümünü veya bütününü. bar .banttan vermek * genellikle radyo ve televizyonda banttan yararlanarak daha önceden alı ş sesi veya görüntüyü nmıbir yayı nlamak. u banyo havlusu * Banyo sonrası kullanı ve özel olarak yapı havlu. * Arap gramerinde mastar çeş itlerinden her biri. aş abilen bir ağ (Adansonia digitata). * Banyodan henüz çı ş kimsenin durumu. li banyo sabunu * Banyo yaparken vücudu yı kamak için kullanı sabun. * Duyarlı yüzeylerin iş lenmesinde belirli bir iş lemin gerektirdiğmaddeyi erimiş i olarak içinde bulunduran sı.

baraj * Suyu toplamak. baraka barakacı k * Küçük baraka. k bar havası * Bar oyunları tek veya toplu olarak söylenen ezgi. * Tahta. * Ayaküstü içki içilen meyhane. baraj mesafesi * Serbest atısı nda. barajı mak aş * herhangi bir sebeple konulmuş olan ş yerine getirip baş sağ artı arı lamak. bar ateş i * Yoğ yaylı ateş un m i. gücünden yararlanmak amacı akarsu üzerinde yapı bent. kı çuha. kebe. baraj ateş i * Yoğ yaylı ateş un m i. ı r bar * Danslı . paslanmak. çinko gibi hafif ş eylerden yapı ş lmı temelsiz eğ yapı . * Futbol veya hentbolda serbest atı yapacak oyuncunun önünde karştakı oyuncuların yanyana dizilip ş ı ı m nı oluş turdukları duvar. en çok Artvin ve Erzurum yörelerinde el ele tutuş u ularak oynanan. ı baraj yapmak (veya kurmak) * (futbol veya hentbolda kaleye yapı vuruş önlemek için) oyuncular kale önünü kapatacak biçimde lan ları sı ralanmak. bar bar * Bağ ı fiili ile kullanı bağ ş öfkeli ve yüksek sesle olduğ anlatı rmak larak ıı rın unu r. * Hava bası birimi. büğ yla lan et. * Bir salonda içki içmek için hazı rlanmıköş ş e. atınoktası kaleye doğ ve oluş ş rası ş ndan ru turulan baraja kadar belirlenen nizamî ara açı ğ klı. * Apaçıgörünmek. içkili eğ lence yeri. an * Halterde kaldılması rı gereken alet. reti . nda bar tutmak * bar oynamak için hazı rlanmak ve oyuna baş lamak. * Herhangi bir alanda baş yı arı tespit etmek için gerekli olan ş art.* Anadolu'nun doğ ve kuzey bölgesinde. ağ ritmli bir halk oyunu. bar bar bar bar bağ lamak * kir bağ lamak. duvar yapmak. ncı * Cam kaplarda oluş pas. barak * Tüylü. llı * Bir cins tüylü av köpeğ i. . ortada olmak.

* Taneleri yuvarlak. ilkel. barbarca * Barbara yakı bir biçimde. vücutları pullarla kaplı mı iri . kı zı barbunyagiller * Dikenli yüzgeçliler alt takı na giren. n. ucu kı k. topluluk. oval veya yassı rmı benekli. ş * Kaba ve kı . kı zı nda ları ve cı n rmı çuhadan yapı ş lmı . n. nı e lı baratarya barba barbakan barbar * Uygarlaş mamı ş . barbekü barbunya * Barbunyagillerden. ş an * Kaba ve kı bir davranı rı cı ş la. kale u kı lı ş n korkuluğ u. vrı lı * Bilim doktorların ve kardinallerin giydikleri dört köşkülâh veya başk. rı cı * Kaba saba. barbarlı k * Barbar olma durumu. * Kale duvarları düş nda mana ok atmak için açı ş lmıdelik. kı zı rmı pullu. barbarizm * Bir sözün fonetik veya morfolojik yapında yapı büyük yanlı k. barbaş ı barbata * Bar oyunları sı n sağ ı yer alan ve oyunun düzenini sağ nda ranı baş nda layan kimse. ğ ı *İ htiyar Rum meyhanecilerine seslenmek için kullanı lı r. * Kaptanı tayfaları gemi sahibine. * Kalelerde mazgal ve mazgal siperlerinin oluş turduğ girintili çıntıdıduvarlarıüst bölümü. barbarlaş mak * Barbar gibi davranmak. it barcı * Özellikle balkonlarda ı et piş zgara irmekte kullanı ve duvar içerisine gömülmüş lan ocak. baltacı kapılarıgiydikleri. barbut * Zarla oynanan bir çeş kumar. . kemikli bir balı(Mullus barbahı k s). * Osmanlı sarayı genel olarak bostancı n. barbunya ve tekir türleri iyi bilinen bir familya. bir tür fasulye. .baran barata * Yağ mur. * Uygarlaş mamıkavim. uzunca başk. sı lan ş lı barbarlaş ma * Barbarlaş iş mak i. armatöre veya sigorta ortaklına bilerek verdikleri zarar. beyaz etli.

taki * Devlet memurların maaş nıderece ve tutarları düzenleyen sistem ve çizelge. baş n bir ucu çember parçası nı ğ ı ı nı biçiminde eğ öbür ucu keskin çekiç. bardo barem * Aygı diş ek çiftleş r ile i eş mesinden üretilen her yaş hayvan. kâğ veya plâstik örtü. barça * Orta Çağ kullanı kürekli ve yelkenli taş gemisi. ı n ı * (bazı bölgelerde) Toprak testi. leten barcı lı k * Barcı olma durumu. nı ların nı * Çok beyaz. bardakçı * Bardak veya çömlek yapan veya satan kimse. . ri. ri bir bardakaltı * Bardağ konulduğ yeri kirletmemesi için kullanı genellikle örgü. * Bir tür küçük ve tatlı incir. lan * Bir bardağ alacağmiktar. lı ç nı barda * Dam ustaların kullandı. ı n u lan. lan. bardan bardan * Yük taş ı için kullanı çanta veya çuval. bardağtaş damla ı ı ran * sabı r tüketen aş davranıveya durum. da lan ı ma * Kalyon türünden küçük savaş gemisi. bardaktan boş rcası yağ anı na mak * (yağ mur) çok ş iddetli yağ mak. mak lan bardan bardan * Beyaz beyaz. yaş bardacı k bardacıeriğ k i * Bardak eriğ i. ı t * Yemek öncesi yenilen bardak altı büyüklüğ ünde bir tür lâhmacun. barçak * Kı kabzasın siperi. nı bardak * Su ve benzeri ş eyleri içmek için kullanı genellikle camdan yapı kap. ı rı ş bardağtaş ı ı rmak * sabrı tüketmek.* Bar iş kimse. bardak eriğ i * İ ve tatlı tür erik. * Barcın iş nı i veya mesleğ i. * Fıcı çı keseri.

* Barı amaçlayan. ş çı barı l ş çı barı lı ş k çı * Barı olma durumu. geliş ortamı ecek bulmak. * Barılacak yer. * Çevresiyle uyumlu. k * Uyum. a bir ğ ı * Yerleş mek. barıyapmak ş * barıantlaş nı ş ması imzalamak. barı rmak ndı * Barı nması sağ nı lamak. barı nma * Barı nmak iş i. barıöngören. barı ş çı * Barı seven. * Kafile. sulhçu. * Böyle bir antlaş madan sonra insanlıtarihindeki süreç. dirlik içinde yaş amak. * Göç eş . barı . * Bir tür süs iğ nesi. barı nmak * Doğ etkilerinden korunmak için kapalı yere sınmak. çine . göç. melce. kavga etmeme eğ ş çı ilimi. karş klı ı anlayıve hoş ile oluş lı ş görü turulan ortam. barfiks bargâh bargam barhana * Levreğ benzer bir balı e k. papaz takkesi. * Çeş beden hareketleri yapmaya elverişyükseklikte. * Savaş bittiğ bir antlaş ı n inin mayla belirtilmesinden sonraki durum. * İ izinle girilen yer.baret baret * İçilerin baş na giydikleri. yaş amak için uygun ş artlar bularak oturmak. . ş ları lmış * Küçük takke. iki ayak üzerine tutturulmuş itli li çubuklu jimnastik aracı . ev eş . çit. barı ş ı ş sever. sulh. metal veya plâstikten yapı şapka. sulhperver. barıgörüş ş olmak * her türlü dargı ğunutarak barı nlı ı ş mak. barı ş * Barı ş iş mak i. nı barı barı nak barı rma ndı * Barı rmak iş ndı i. sulhsever. küçük kervan. * (soyut kavramlar için) Bir yerde etkili olmak. ş ı ş ı * Bkz. otağyüksek divan. yası yası * Bahçe duvarı .

bari * Hiç olmazsa. ş ı barı ş ma * Barı ş durumu. baritli yı kama * Kalı ı ıve rektumun radyolojik iş nbağ n rsağ lemde baryum sülfatla doldurulması yı ve kanması . ilse. * Sevmek. ı r * Baryum oksit (BaO) veya baryum hidroksit Ba(OH)2. araları ki ndaki dargı ğkaldı nlı ı rmak. uzlaş anlaş mak ma. * Keş ke. ş çı ş çı barı ş severlik * Barı ş sever olma durumu. barı ş mak * İ taraf. ma. * Bir yolu veya geçidi kapamak için her türlü araçtan yararlanı yapı engel. barikat yapmak.barık ş ı * Baş ile barıdurumunda bulunan. barikatlamak * Barikat ile çevirmek. hoş kası ş n man görülü. larak lan barikat barikat kurmak * engel oluş turmak. uzlaş mak. zevk almak. barı l. barıklı ş k ı * Barık olma durumu. al baritli *İ çinde barit bulunduran. * Bkz. hiç değ o hâlde. ara bulmak. barikatlama * Barikatlamak iş i. dargıveya düş olmayan. . barisfer barit baritin * Doğ baryum sülfat (BaSO4). barı rmak ş tı * Barı ş maları sağ nı lamak. sulhçu. sulhsever. anlaş mak. öyle ise. barı rma ş tı * Barı rmak iş ş tı i. sevecen. barı ş sever * Barı . sulhperver. barık olmak ş ı * sevecen ve hoş görülü davranmak. ağ küre. barikat yapmak * çeş araçlarla bir engel oluş itli turmak.

mimarlıüslûbu. ev bark. lan * Engelli at yarı nda üzerinden atlanması ş ları gereken yapay engel.bariton * Tenor ve bas arası ndaki erkek sesi. k . barok * M. i arkı * Ritmi üç zamanlı müzik eseri. ğ ı baro * Bir ş veya bir bölge avukatların bağ oldukları ehir nı lı meslek kuruluş u. barlam. * Bkz. bark barka barkarol * Venedik gondolcülerinin söz ve müziğönceden yazı i lmadan. barklanma * Barklanmak işveya durumu. * Basso ile alto arası ses veren. * Kara yolların kenarları yapı korkuluk.S 1600 ile 1750 yı arası lları ndaki klâsik sanatı izleyen resim. baro baş kanı * Baro genel kurulunca en az on beş llıkı olan avukatlar arası seçilen ve baroyu temsil eden yık demi ndan baro üyesi. evlenmek. * Çizgi im. * Büyük sandal. k. barkot barlam barmen * Bar tezgâhtarı . içlerinden geldiğgibi söyledikleri ş . * Bkz. * Açı göze çarpan. belirgin. nda ı z sı * Hemzemin geçitlerde kara yolu güvenliğ sağ ini lamak için kullanı açı kapanı lan lı r r engel. pistonlu bir tür ağ çalgı. nı na lan * Herhangi bir yolu kapamak için yapı engel. i barklanmak * Ev sahibi olmak. barmenlik * Bar tezgâhtarlı. barizleş mek * Bariz duruma gelmek. bariyer bariz barizleş me * Barizleş iş mek i. engel. yükseklikölçer. barograf * Bir hava taş nı uçarken izlediğyolun yüksekliklerini çizgi hâlinde göstermeye veya iş ı n tı i aretlemeye yarayan alet.

barsam barsama barudî barut * Ateş silâhla bir merminin atı na veya herhangi bir aracı fı lması yarayan. çı barut fısı çı gibi * çok kı n. düş nda ünceden çok duyuma. . * Yüzgeçleri dikenli ve zehirli bir çeş çarpan balı (Trachinus vipera). barometre * Bası nçölçer. sı barokçuluk * Barok sanat ve edebiyat görüş ilkelerini benimseyen akı ve m. * Baron olma durumu veya baronun görevi. abartmalı lması kuya . katı li lması n rlatı na cı madde. çeliş kiden çekinmeyen edebiyat akı . huysuz. baroskop * Havanıiçinde bulunduğ cisimlerin ağ ğüzerine yaptı hafifletici etkiyi gösteren ve havası n u ı ı rlı ğ ı boş labilen bir fanus içinde terazisi bulunan fizik cihazı altı .* Batı edebiyatları dengeden çok harekete. zgı * her an olay çı kacak yer veya kavgaya yol açacak durum. * pek ekş i veya acı . barut fısı çı * Barut koymaya. fı. barut gibi * öfkeli. aksi (kimse). yüzyı arası lar nda larla nda ı tlı llar ndaki müzik reformunu oluş turan müzik. etkileyici. patlayı. nane ve yaban kekiğ ortak adı inin . barparalel * Düş direkler üzerine paralel olarak tutturulmuş tahta çubuktan oluş jimnastik aracı ey iki muş . sinirli ve kinle dolu kimse. baron baronluk * Batı ülkelerinde vikont ile ş övalye arası soyluluk unvanı nda . doldurmaya ve muhafaza etmeye yarayan kutu. barsak * Bağ ı rsak. barut esmeri * Koyu esmer renkte olan (kimse). * Koyu gri renkte olan. barut hakkı * Mermiyi istenilen uzaklı atabilmek için gerekli barut gazı ncı sağ ğ a bası nı lamaya yetecek miktarda barut. mı barok müzik * Çalgı arası veya çalgı sesler arası karş klar kuran XVl-XVlll. barokçu * Barokçuluk yanlı olan kimse. biçimlerin serbestçe yaratı ndan duyulan coş önem veren. sert. * Gösterge. it ğ ı * Güzel kokulu yaprakları yemeklere konulan.

yürü. * En kalısesli orkestra çalgı. basamak * Merdiven. lerle raş barutluk baryum * Barut saklanan kap veya yer. doğ en çok baryum sülfat ve baryum karbonat olarak bulunan. Kı ve saltması Ba. barut kokusu gelmek * savaş tehlikesi sezilmek. barutçu * Barut yapan kimse. . bas bas * Bağ ı fiili ile kullanı bağ ş yüksek sesle olduğ anlatı rmak larak ıı rın unu r.barut kesilmek (veya olmak) * çok öfkelenmek. * Merdiveni olan. defol!. n sı bas (veya bas git) * çekil. baryum karbonat * Karbondioksidin. buna rağ basıindiğkalıve tok tonlara inemeyen sesi olan men n i n sanatçı . baryum sülfat * Baritin. lan barutla oynamak * tehlikeli iş uğ mak. u ada havada çabuk oksitlenen. bas bariton * Bası çı n kamadı ince tonlara çı ğ ı kabilen. barutçuluk * Barut yapma veya alısatma iş p i. bas tutmak * ince sesli çalgı tek perdeden eş etmek. yoğ sı unluğ 3. * Atom sayı 56. barit üzerine etkisiyle elde edilen beyaz bir katı . n * Sesi böyle olan sanatçı . barut rengi * Koyu giri. git.78 olan. baruthane * Barut yapı veya saklanan yer. gümüş renginde. katı basit bir element. bas * En kalıerkek sesi. lara lik basak basaklı basaksı z * Merdiveni olmayan.

* Dalyanıkapak yeri. . kalı mı ı da eylere yazı . bası cı * Kitap. ı basar * Göz. bası tı klaşrmak * Basıdurumuna getirmek. ama. k * Bir elipsin büyük ve küçük eksenleri arası ndaki farkı büyük eksene oranı n . .* Bir yere çı karken veya bir yerden inerken bası ve art arda gelen. * Derece. n basar basarî basarna basbayağ ı * Alılandan. lama * Merdivenin ayakla bası yüzeyi. resim çı karmak iş tabı i. *İ leriyi görme. basamak basamak * Yavaş yavaş (yükselme veya inme). basamak yapmak * bir durumu daha yükseğ eriş için araç olarak kullanmak. algı yetisi. * Bası ş lmı yassı mı . * Kık. tâbi. alçak. * (cebirde) Bir tam denklemde bulunan bilinmeyenin en yüksek kuvveti. ine mek basamaklı * Basamağolan. * Kı uzantı okyanus ortası rtları kadar devam eden ve 4000-5000 m derinliğolan deniz dibi. lan * Görme ile ilgili. basamak basamak olan. * Derece derece. * Bir cismin bir yanı kaldı yükseltme iş nı raçla i. bilinenden hiçbir değ ikliğolmayan. mak lan i. her rakamın bulunduğ sı hane. birbirinden belirli aralı lan klarla yükselen düz yüzeylerden her biri. dergi gibi ş eyleri basan kimse. * Çok yüksek olmayan. k bası k klı * Basıolma durumu. taş p kullanarak makine yardı ile kâğ ve bez gibi ş esi. basılı cı k bası k * Bası olma durumu veya basınıiş cı cın i. aş kerte. tasal dan sı na i bası * Resim kliş dökme harf. laş ş . sı bası tı klaşrma * Bası tı iş klaşrmak i. ş ı iş i basen * Omurganıbel ile kalça arası n ndaki bölümü. * Bir amaca ulaş için yararlanı kiş durum veya yer. na lmıbir nı nı u ra. * (aritmetikte) On kuralı göre yazı ş sayın.

m lmı . * Bası işveya durumu. n n nı nda n nı sı p . tabaat. bası lı ş bası lma bası evi m * Bası i yapı yer. basıbildirisi n * Bası yayı organları bilgi vermek amacı yetkili kurum veya kiş tarafı hazı n n na yla iler ndan rlanmıyazı ş lı açı klama. lı n ile basıkartı n * Mesleğbasıiş olan kimselerin taş ğkimlik belgesi. lı k. kan nları basıataş n esi * Resmî veya özel kurum ve kuruluş larda. * Bası sanatı . basıyasağ n ı * Bası yayıorganların bir konu hakkı yayıyapması kıtlayıengelleme. matbaa. bası n * Gazete. tipografya. ş ş an acı i bası lmak bası m * Basmak iş konu olmak veya basmak işyapı ine i lmak. tabı iş . i n leri ı ı dı basıözgürlüğ n ü * Görüş düş ve ünceleri bası ve yayıyoluyla açı n n klayabilme ve yayabilme hakkı . mcı kta. i. matbaacı m leten . * Bası evinde bası şmatbu. bir konu veya çeş konular üzerinde açı itli klamada bulunmak için gazetecilerle yaptı toplantı ğ ı . n nı ma unu bası lı * Bası yerleş larak tirilmiş . bası lı mcı k * Bası evi iş m letme iş kitap basma iş matbaacı i. lmak i * Bası iş lmak i. * Bası i.bası la * Bası lı provalarda "basız. nı lsı nda lan bası vermek la * prova hâlindeki bir kitabıveya herhangi bir yazın bası uygun olduğ bildirmek. iş lan bası mcı * Bası evi iş kimse. yabancı temsilciliklerde basıile ilgili konuları n düzenleyen yetkili ve sorumlu kimse. bası n" anlamları kullanı terim. dergi gibi belirli zamanlarda çı yayı n bütünü. matbuat. basıtoplantı n sı * Yetkili veya ilgili bir kimsenin. basıdünyası n * Görsel ve yazıbasıorganları burada görevlilerin tümü. bası dayanı lma mı * Dokusunu basarak ezmeye çalı dıetkilere ağ n gösterdiğdirenç.

görü. seziş .bası nç * Bir yüzey üzerine etkide bulunan gücün yüz ölçümü birimine düş miktarı en . * önem vermeyerek uğ ramamak. nç ş lma kı su. bası su nçlı * Bası yüklenerek fı rtı düzeyine getirilmiş tazyikli su. uyanı k. sağ klı ş . aklı koyduğ ş yapmak üzere bulunduğ yerden uzaklaş çekip gitmek. basireti bağ lanmak * iyi düş ünemez. basiretli * Gerçeğgörebilen. basiretsiz . anlayı kavrayıdikkat. basireti olan. ı rlı * Kâbus çökmek. ı . na u eyi u mak. uzağgörebilen. bası nçlama * Bası nçlamak iş i. ncı bası ölçer * Buharıveya herhangi bir gazıbulunduğ kabı yüzeyine yaptı bası belirleyen alet. ı rlı bası ş * Basmak iş i. barometre. n n u n ğ ncı ı * Akı ş kanları bası nı n ncı ölçen araç. kâbus çökmek. iş lan bası nçölçüm * Hava bası ölçümlerini inceleyen birim. gerçeğgöremez bir duruma düş i mek. bası nçölçer * Hava bası nı ncı ölçerek yer yükseltilerini ve hava değimlerini tespit etmek için kullanı alet. bası rganmak * Üzerine ağ k basmak. basıgeçmek p * önde gideni geçmek. bası nçlamak * Hava taş araçları insan organizması yeterli bası düzeyini sağ ı t nda. * Doğ görüşuzağgörüş ru . tazyik. bası rgamak * Ağ k çökmek veya basmak. ş . için nç lamak veya ayarlamak. bası rganma * Bası rganmak durumu. bası rgama * Bası rgamak iş i. basıgitmek p * birdenbire gitmek. sağ i ı görülü. basil basiret * Bakterilerin çomak biçiminde ince uzun olan türü. bası nçlı * Bası yüklenmiş nç olan.

ı . bayağ görgüsüz. sade bir biçime döndürmek.* Gerçekleri görebilmekten uzak.basite irca etmek. basketbol * Basit olma durumu. n basit kesir * Payı paydası küçük olan kesir. ileriyi ve uzağgörememe. basket yapmak * basketbolda sayı kazanmak. karık olmayan. şı ldı ın ı basitçe * Basit olarak. * Süssüz. sağ ı görüden yoksun olma. * Bilgi ve görgüsü sırlı nı olan. bayağ lması ş ı ı . gösteriş siz. basite indirgemek * basitleş tirmek. kolay tarafı ndan. basitleş tirmek * Gereksiz ayrı lardan arı sade duruma getirmek. basitleş mek * Basit duruma gelmek. ileri ve uzak görüş olmayan. yalıkelime. basit faiz * Faizleri üzerine eklenmemiş paraya belli bir dönem sonunda verilen faiz. * Kolay. olağ i an. basit * Yapı lması anlaş veya ı kolay olan. basitleş me * Basitleş iş mek i. n lan . ndan basit renk * Biçmeden geçen beyaz ığ ayrı ğrenklerden her biri. ana basit kelime * Anlamlı olarak daha küçük parçaya bölünemeyen. basit cisim * Maddesi tek elementten oluş cisim. * Her zaman rastlanan. basitleş tirme * Basitleş tirmek iş i. kök durumundaki kelime. sağ lü görüsüz. ntı tarak basitlik Baskça basket * Basketbolda kazanı sayı lan . *İ spanya'nıBask bölgesinde kullanı dil. muş basit cümle * Tek yargı bildiren cümle. basiretsizlik * Gerçekleri. özelliğolmayan.

basketbolculuk * Basketbol oynama veya oynatmak iş i. * Bir eserin bası biçimi veya durumu. mı baskıbasanı r n ndı . * Bir eserin bası tekrarlanan her bir kezi. ş lar plara * Matbaacı baskılerini yapan kimse. sı baskı lı k baskı n * Bir masadaki kâğ n uçmaması üzerlerine konulan özel biçimdeki ağ k. * Karştakı oyuncusunun hareketini ve sonuç alması engellemek amacı uygulanan yakı savunma ı m nı yla n durumu. na basketbolcu * Basketbol oyuncusu. lı ş * Bası sı sayı. nda oluş baskı bı kalı * Kitap kapları süslemeler basmak için kullanı kalı na lan p. larak * Giysinin içine kı lıdikilen kenarı vrı p . beklenmedik saldı. baskı cı * İlenecek kumaş üzerine kalı resim basan kimse. basketbolcu. sa rı * (sertlik. pres. baskı nda tutmak altı * özgürlüğ engellemek. lı kta iş * Kıtlayı. lediğ n u lan zı * Kı süreli. ı tları için ı rlı * Suç iş i veya suçlularıbulunduğ sanı bir yere ansın girme. gerçekleş in lması tirilmesinde veya tamamlanması baskı turan güç. kıtlamak.* Beş kiş iki takı arası topu 3 m yükseklikteki karş klı er ilik m nda ı duran ağ lı geçirilmiş sepetten birine iki sokup sayı kazanmak esası dayanan bir oyun. sı nda * Bir maddeyi sıp ezen alet. baskı kalmak da * yağ yağ ktan sonra toprağ üst kı sertleş tohumlar fidelenip toprak üstüne çı mur dı ı n smı erek kmak. * Hak ve özgürlükleri kıtlayarak zor altı bulundurma durumu. sı cı baskılı cı k * Baskınıiş cın i. kazı resim. basketçi baskı * Basketbol oyuncusu. tazyik. ünü sı baskı grubu * Bir iş yapı nda. kiş isteğdında bilinçaltı itmesi veya bu itilenlerin bilince çı inin i ş ı na kması nı önleme durumu. zor kullanmak. kı * Belirli ruhî etkinlik ve süreçleri. i lan ma baskı yapmak * bir kimseyi bir iş i yapmaya zorlamak. baskı lı * Baskı olan. zorluk bakı ndan) Üstün. baskı resim * Gravür tekniğile yapı resim.

dergi. matbua. basklârnet * Kalı sesli klârnet. basma * Basmak iş i. manı rıyla ı laş * bir yerde suç üstü yakalanmak. * Matbaacı lı k. basmacı lı k * Basma alı satı . * Terbiyesiz. * Bu kumaş yapı ş tan lmıolan. baskıçı n kmak (veya gelmek) * (karş tı konusu olan kimseyi) geçmek. basmahane * Basma yapı iş lan yeri. kumaş ş gibi eylerin baskı için hazı sı rlanan kalı p. üzerine kalı desen basma iş pla i. . mı * İ kolu sı ile kalkıinebilen. * Üzerinde bası yapı ş ile lmırenkli biçimler bulunan pamuklu kumaş . saldıda bulunmak. * Bası ş lmı matbu. baskı ncı * Baskıyapan kimse. i n u lan zı * düş mana ansın saldı zı rmak. m mı * Pamuklu. . ı dı * Gübre. n baskız sı * Hak ve özgürlükleri kıtlanmamı sı ş . . rı baskıyapmak n * suç iş lendiğveya suçlularıbulunduğ sanı bir yere ansın girmek. basma kalı bı * Kitap. * Pamuklu. ortası veya uçları birine az çok yakı değmez bir noktaya ki ra p ndan ndan n iş dayanan kaldı raç. * Disiplinsiz. ı rma laş ünü baskıvermek n * anî ve habersiz girmek. üzerine kalı desen basan kimse. * ansın konuk gelmek. n baskül * Çoğ unlukla bir kütleyi çok daha küçük bir kütle yardı yla tartmaya yarayan alet. ahlâksı z. kitap gibi bası hazı ile rlanmıyazış ş lıeyler. tülbent vb. *İ skambil kâğ ile oynanan bir oyun. pla * Bohça ile köylerde eş satan kadı bohçacı ya n. tezek. zı baskı uğ na ramak * düş n beklenmedik bir saldısı karş mak. baskız büyümek sı * serbest bir eğ itimle yetiş mek. * beklenmedik bir zamanda konuklar gelmek.* düş manı avlayısaldı taraf savaşkazanı gafil p ran ı r. üstünlüğ göstermek. * Gazete. basmacı * Basma yapan veya satan kimse. tülbent vb.

bastı bacak * Bacakları sa veya çarpı(kimse). curuf gibi maddeleri ezmeye ve sışrmaya yarayan alet. basso * En kalıerkek sesi. kı k * (çocuk için) Yaramaz. baskı ı rlı . maydanoz. değ iklik göstermeyen. harcı ü iş âlem. gittiğyerin bereketini kurutur. * Sışrarak yerleş kı tı tirmek. * Yol yapı nda çakıkum. larak lan bastarda bastı * Kı ile piş yma irilmiş sebze. mı l. i basmalı k * Üzerine bası ş lacak ey. n * En kalısesli orkestra çalgı. . * Bası i yapmak. * Bir ş üzerine kuvvet vererek itmek. yük. ilbiber. * Bası yaparak sı ve gazları nç vı itmek. aş nlı unu bastı k bastı rak bastık rı * Pestil. * Bastı rma. nane ve limon suyu kullanı yapı bir salata türü. * Bir ş üzerinde kalı mühür gibi bir araçla iz yapmak. tabetmek. kaplamak. durumunu kontrol edememek. * Kümes hayvanları kuluçkaya yatmak. taze soğ yeş an. kı tı * Kapı arkadan bastı için kullanı ağ dayak. basmakalı mak plaş * Basmakalıdurumuna gelmek. üzüntü ve ağ k duymak. p basmalı * Basma özelliğolan. * Bkz. yı rmak lan aç * Ağ k. * Bir ş etkisinde kalı eziklik. i bastı yeri bilmemek ğ ı * çok sevinmek. iş * Örtmek. n sı bastana salatası * Domates. * ş kı ktan nerede olduğ seçememek. eyin p ı rlı basmakalı p * Özgünlüğ olmayan. baş tarda. kliş e. eyi. bilineni tekrarlayan. çökmek. ey p. bürümek. a * Çevreyi kaplamak.basmak * Vücudun ağ ğ verecek biçimde ayak tabanı bir yere veya bir ş üzerine koymak. ı ı rlını nı eyin * (küçük çocuklar için) Ayakta durabilmek. * Baskıyapmak. n * Bazı isimlerle birlikte sertlik. * Bir kimse bir yaş girmek. bastı yerde ot bitmez ğ ı * gittiğyere uğ i ursuzluk götürür. aş lıanlamları yardı fiil olarak kullanı ık rı nda mcı lı r.

nemli ormanlarda biten. * Baskı yapmak. köklerinde basur memelerine iyi gelen bir madde bulunan. bastika * Bir yelken serenine veya herhangi bir ağ açı delik. bastonsuz * Bastonu olmayan. * Üstünlüğ göstermek. * Zararlı olayı bir önlemek. basur * Kalı bağ ıalt bölümünde ve anüste toplardamarları geniş n ı n rsağ n lemesiyle oluş varis. üzerine iyice düş mek. rmak ine bastım rı bastı rma * Bastı iş rmak i. bastoncu * Baston yapan veya satan kimse. * Ruh dünyası oluş tepkimelerin bilinç dına yansı . bastı rmak * Basmak iş yaptı ini rmak. * Bastı . ı n nı vıp * Gidermek. zı na * Birdenbire ve pek çok etkisini göstermek. aca lan baston * Yürürken dayanmaya yarayan ağ veya metalden yapı araç. sarı çiçek açan küçük bir bitki (Ranunculus ficaria).bastılma rı * Bastılmak iş rı i. aç lan * Geminin baş tarafı ndaki yatıdireğ (cı k in vadranı dı ya doğ uzanan parçası n) ş arı ru . * (cevap için) Hemen yetiş tirmek. nce. ünü * Bir kumaş kenarı kırı dikmek. * Ansın birinin yanı gitmek. ı basur otu * Düğ çiçeğ ün igillerden. baston gibi (veya baston yutmuş gibi) * dimdik duran veya yürüyen (kimse). * Kümes hayvanları kuluçkaya yatı nı rmak. bastonlu * Bastonu olan. nda an ş ı ması baston francala * İ uzun ekmek. basurlu . bastılmak rı * Bastı iş konu olmak. bastonculuk * Baston yapma veya satma iş i. an basur memesi * Anüste geniş meme gibi uzamıdamar yını leyip ş ğ . hemoroit.

göz. hemoroitli. * En uç. can sı kkı k kmak. baş adlardan sonra ve nicelik anlatan kelimeden önce gelerek üleş ı na" tirme anlamı verir. tohumları sabunculukta kullanı bir yağ ndan lan elde edilen. yüksek nokta veya en ön. Asya'da yetiş bir ağ (Basia). baş ağetmek aş ı * tersine çevirmek. ağ gibi organları nsan ı z kapsayan. baş alamamak * çok uğ tı bir konu yüzünden vakit ve fı bulamamak. mı nda ik * Güreş pehlivanları ayrı kları derecenin en yükseğ te n ldı beş i. baş ağdüş aş ı mek * kiş inden kaybederek toplum içindeki durumu sarsı iliğ lmak. ser. * Deniz teknelerinde ön taraf. rsat baş ağ aş ı * Başaş ı ı ağgelmek üzere. * Arazide en yüksek nokta.. en önemli. uğ tı raşrmak. basya baş * Sapotgillerden. baş n an zlı * Sürekli sıntı kı yaratan durum veya kimse. ı rı . burun. iş nan * Bir ş yakı veya çevresi. kafa. eyin * Bir ş uçları biri. * Para değ tirirken verilen veya alı üstelik. sarrafiye. * Önem veya yönetim bakı ndan ileride olan. baş ağgitmek aş ı . baş rı ağtmak * tedirgin etmek. eyin ndan * Kasaplıhayvanlarda ve bazı k yiyeceklerde tane. basübadelmevt * Ölümden sonra dirilme. * Bir ş genellikle toparlakça ucu. baş rı olmak ağsı * sıntı kı vermek. baş ık ağ rlı * Ağ sı ı klet. r baş rı ağsı * Baş ağması ta oluş rahatsı k.* Basuru olan. u * Baş ç.. baş * Çı ban. baş ağgelmek aş ı * tepesi üstü düş mek. kulak. en aç * İ ve hayvanlarda beyin. eyin nı * "Başkelimesi birçok deyimde "öz varlı kendisi" anlamı taş bir zamir niteliğ " k. raşran rsat baş almak * fı bulmak. vücudun üst veya önünde bulunan bölüm. nı ı yan indedir. * Bir topluluğ yöneten kimse. esas. langı * Temel. * ". en üstün anlamı birleş kelimeler yapar. bı nlıvermek.

baş a bı baş rakmak * birinin. baş biti * Bkz. baş ağgitmek aş ı * iş ters gitmek. ı rı * baygı k verici. aş heyecanlandı arı ı rı rmak. baş bulmak * (alıveriş kazanç bı ş te) rakmak. baş bezi * Mendil. baş çekmek * ön ayak olmak. baş baş * çocukları"Allaha ı n smarladı anlamı ellerini baş na götürmelerini sağ k" nda ları lamak için söylenir. leri baş lamak bağ * baş bir örtü örtmek. baş belâsı * Sınt ı kı . ı ru * birinin arkası hayranlı bakmak. üzüntü veren. intisap etmek. bir ş veya bir kimseyle yalnıkalması sağ eyle z nı lamak.* sürekli zarar görmek veya kötüleş mek. beraber yaş amak. baş a (veya kafa kafaya) vermek baş * iki veya daha çok kimse bir kenara çekilip konuş mak. beraberce. bit. nlı baş döndürücü . ak * birine veya bir ş bağ eye lanmak. sürekli zarar etmek. baş döndürücü * (çabuklukta) olağ anüstü. baş a baş * Birlikte. ı na * baş vermek. baş çevirtmek * başarkaya doğ döndürtmek. gururdan. aş . * dayanı ş mak. baş a kalmak baş * biriyle veya bir ş yalnı kalmak. eyle z baş a olmak baş * birlikte bulunmak. ndan kla baş döndürmek * baş dan. baş çağ bı ı * Ustura. baş çanağ ı * Kafa tası . sevinçten çok mutlu duruma getirmek.

isyan etmek. arı baş gelmek * yenmek. baş etmek (veya edememek) * gücü yetmek (yetmemek). kol kılıyen içinde kılı r rı r * aile içindeki. baş olmak önemlidir. ortaya çı kmak. baş etmek göz * evlendirmek. baş kazanmak (kazanmamak). arkadaş arası lar ndaki uyuş klar yabancı duyurulmamalır. baş kaldı rmak * ayaklanmak. eğ baş ç vurmak kı * baş gelen dalgalarla gemi.* Ş kı serseme çevirici. eğ * direnmekten vazgeçip buyruk altı girmek. mazlı lara dı baş komak (koymak) * bir ş uğ ey runa ölümü göze almak. p ecek baş edebilmek * bir kimseyi yola getirmeye veya bir ş yapmaya gücü yetmek. istersen soğ başol ol an ı * küçük bir iş de olsa. gücü yetmek. başve kı üzerinde inip kalkmak. baş kaldı rmamak * Bkz. baş da. yönetime karşgelmek. zuhur etmek. vuku bulmak. her iş onları te örnek tutarlar. baş dönmesi * Göz kararıdüş gibi olma. kaldı i. baş kaldı ı nı rmamak. baş kesmek * selâm için baş mek. baş kaldı rma * baş rmak işisyan. baş mak koş * bir işbaş i armak için çalı ş mak. baş nereye giderse. kabarmak. baş göstermek * belirmek. ı * iyice coş mak. na yat baş elde iken * ölmeden. inkı etmek. tan ı çı baş rı fes içinde. baş olmak göz * evlenmek. aş na. ayak da oraya gider * küçükler büyüklerin izinde gider. yaş arken sağ iken. eyi baş mek eğ * saygı göstermek için baş erek selâmlamak. te ta baş olan boş olmaz .

yapıı rtı lındaki veya yükseliş ş indeki bir bozukluk sebebiyle gemi dümene uymamak. baş oluş ak mak. nı baş kitabı ucu * Sısıyararlanı ana bilgileri veren. m baş lı rı börk (fes) içinde. * (buğ vb. çevirmek. nları nlı baş sallamak * karş ndakinin her sözünü uygun bulur görünmek. kları dı baş yarma * Vida yapı nda kullanı olan perçinlerin baş na tornavida yerleri açmak iş mı lacak ları i. baş etmek tacı baş etmek tacı * çok sevmek ve saymak. nları nlı baş lı dilemek sağğ ı * ölen bir kimsenin yakı na ilgi ve yakı k anlatan söz söylemek. kayı döndürmek.* bir yerde baş olan kimse taş ğdeğ dolayıyla o yere gelmiş ı ı er dı sı tir. baş üstünde yeri var * büyük bir saygı ilgi ile karş r veya ağ r. baş tutmak * elebaşolmak. ve ı lanı ı rlanı baş üstüne * bir dileğ yerine getirileceğ içtenlikle belirtmek için "peki" anlamı kullanı söz. erini baş üstünde tutmak * çok iyi ağ ı rlamak. değ hiç yitirmeyen eser. bitkiler) baş bağ day ak lamaya baş lamak. . baş lı sağğ ı * Ölen bir kimsenin yakı na söylenen ilgi ve yakı k anlatan söz. el üstünde tutmak. ı sı baş tacı * Çok sevilen. rotadan çı kmak. baş tutamamak * rüzgâr. baş örtüsü * Bkz. ı baş ucu * Yatı bir yerin baş lan konulan yönü veya yakı. * iş ı baş ndaki kiş iş inin i çoktur. kol kılı yarı (kılı r r) rı kürk (yen) içinde r * aile içindeki kiş ilerin anlaş mazlı aile içinde kalmalır. çok yüksek tutulan (kimse veya ş ey). baş yapmak * (kuaför) saç bakı ve tuvaleti yapmak. baş örtü. fı na yüzünden. * (gemi. in ini nda lan baş vermek * (çı olgunlaş ban) mak. k k lan. k) baş yakmak * kötü duruma düş ürmek.

Baş ak baş ak * Zodyak üzerinde Aslan ile Terazi burçları nda bulunan burcun adıZodyak.baş ğ yastı ı * Yatakta baş altı konulan yastı ı na n k. it baş baş a noktası * bir yabancı paranı veya değ kâğ n piyasa değ ile üstünde yazıdeğ aynı n erli ı dı eri lı erin olması durumu. baş gelen çekilir a * çaresiz durumlara düş üldüğ ünde insanıkendini üzüntüye kaptı p bu durumlara katlanmasın olağ n rmayı nı an ve doğ bulunduğ anlatı ru unu r. bağ larda dökülmüş veya tek tük kalmıolan ürün. buğ yulaf gibi ekinlerin taneleri taş kı klı ı day. buğ yulaf gibi ekinlerde baş oluş day. baş gelmek a * (kötü bir duruma) uğ ramak. baş yemek (baş yemek) ı nı * birinin ölümüne veya yok olması sebep olmak. eye baş geçmek a * en üstün yeri almak. * en üstün sonucu elde etmek için mücadele vermek. na * birinin güç duruma düş mesine yol açmak. arası . i rabilmek. denk olmak. baş toplamak ak * tarlalarda kalmıbaş ş akları bağ veya larda dökülmüş meyveleri toplamak. baş çı a kmak * bir ş gücü yetmek. ı yan lçı baş . it baş baş a gelmek * eş olmak. ş baş bağ ak lamak (veya tutmak) * arpa. * Arpa. dengeli olarak. ak mak. baş güreş a mek * yağ güreş en usta pehlivanlar baş lı te. ş baş aç ağ * Boyuna dikey yönden kesilmiş olan ve yı l halkaları çember biçiminde görüntü veren ağ aç. baş akçı * Tarlalarda kalmıbaş ş akları bağ veya larda dökülmüş meyveleri toplayan kimse. baş çı a kmak * güçlükler çı karan biriyle olan iş kendi istediğyolda sonuçlandı ini. * Tarlalarda. baş baş a * birinden üstün olmadan. pehlivanlıiçin yarı k ş mak. baş baş a * Eş durumda. baş vermek a * değ tokuş iş yaparken üste bazıeyler vermek. baş k akçı .

tutmak. * Baş göstermeyerek. muvaffakı arı yetsiz. arı baş sı arız baş sıolmak arız * baş sağ arı layamamak. arı . muvaffakı arı yetsiz. muvaffakı arı yetli. muvaffakı yet. baş göstermek (veya kazanmak) arı * baş armak. baş aktörlük * Baş aktörün işveya mesleğ i i. takat sırı i nı. . baş gösterememek. arı baş m arı * Elde edilen bir baş . baş aklanmak * Baş bağ ak lamak. baş lmak arı * Baş ile sona ermek. baş aktris * Bir filmde veya bir tiyatro eserinde en önemli kadıoyuncu. ş baş aklanma * Baş aklanmak durumu. arı * Bir sporcunun yapabileceğen iyi derece. baş aklama * Baş aklamak iş i. ağolan * Arka ucu baş biçimde olan (ok). baş arı * Baş armak işveya baş lan iş i arı . * Gemilerde tayfa ve erlerin baş taraftaki koğ ları uş . * Baş göstermeyen. baş aklı * Baş ı (ekin). * Baş lı biçimde. baş lı arı * Baş gösteren. bağ larda kalmıdöküntüleri toplamak. arıbir arı baş lma arı * Baş lmak iş arı i. baş göstererek. performans. * Baş lamayan. n baş aktrislik * Baş aktrisin işveya mesleğ i i. baş altı * Yağ güreş pehlivanları ayrı ğbeş lı te n ldı ı derecenin ikincisi.* Çiçeklerde baş ı turan çiçek demeti veya topluluğ ağoluş u. * Baş lmı üstesinden gelinmiş arı ş . baş aklamak * Tarlalarda. ka baş aktör * Bir filmde veya bir tiyatro eserinde en önemli erkek oyuncu.

kuzu. * Baş asistanıgörevi. baş arma * Baş armak iş i. baş çavuş luk * Astsubay baş çavuş rütbesi. baş bakan * Hükûmet baş . at baş k yasası atlı * Irk karı nda güçlü öz yapın sonraki soylardan üstün geldiğ kanı ş ması nı ini tlayan yasa. hâkim. * Yeniçeri ocağ n çavuş ı nı u. n * Baş bakanı makamı n . baş çı * İçi baş ş ı . sır başsatan kimse.baş sı ğ uğ arızlı ramak a * baş sıolmak. arız baş sı k arızlı * Baş sıolma durumu. i baş asistan * En üst derecedeki asistan. . baş k çı . muvaffak olmak. baş armak * Bir işistenilen biçimde bitirmek. nda mı ta baş karakter at * Bir melezde her zaman ortaya çı karakter. dominant. bakanlar kurulunun baş kabinenin baş baş kanı ı . baş bakanlı k * Baş bakan olma durumu ve baş bakanıgörevi. ş ı tı baş bayi baş buğ * Bir dağ m iş bütün bayilerin bağ bulunduğ ana bayi. kan. baş çavuş * Astsubay baş çavuş . efe. * Baş bakan ve görevlilerinin çalı ğdaire. n baş at * Benzerleri arası güç ve önem bakı ndan baş gelen. miş ğ ı ı * Çiçeklerin erkek organları çiçek tozunu taş torbacı haş nda ı yan k. * Çiğ veya piş koyun. * Osmanlımparatorluğ İ unda savaş zamanı ka birliklerden ayrı bir araya getirilerek oluş baş lı p turulan birliğ in veya milis güçlerinin komutanı . baş asistanlı k * Baş asistan olma durumu. muvaffakı arız yetsizlik. . ı vekil. kan baş k atlı * Baş olma durumu. ı inde tı lı u * Eski Türklerde başbaş komutan. hâkimiyet.

baş hekimlik * Baş hekimin görevi. baş efendi * Devlet dairelerinde kı demli memur. sermürettip. baş dekorculuk * Baş dekorcunun işveya mesleğ i i. danı manı i baş dekorcu * Dekorcuları baş dekor hazı n ı . baş eksper * Eksperlerin baş ı . baş tabip. .baş ş danı man * Danı ş manlarıbaş n ı . i. baş garsonluk * Baş garson olma durumu. baş hekim * Bir hastahaneyi yönetmekle görevlendirilen hekim. sertabip. * Baş garsonun işmetrdotellik. ş yapı aheser. baş dümenci * Dümencilerin baş ı . baş garson * Garsonlarıbaş metrdotel. baş hakem * Yarı ş veya oyunu yöneten hakemlerin baş mayı ı . baş gedikli * En yüksek rütbeli astsubay. baş dümeni * Gemi veya teknelerin baş yerleş ı na tirilen ve iyi bir manevra sağ layan dümen. * En iyi ürün için tespit edilen fiyat. baş eser * Kendi türünde en mükemmel eser. baş eski * En kı demli kimse. * Yeniçeri bölüklerinin en kı demsiz subayı erlerinin en kı ve demlisi. baş fiyat baş gardiyan * Gardiyanlarıbaş n ı . baş dizgicilik * Dizgicilerin baş ı . baş kâtip. baş t. rlamada en üst sorumlu. n ı . baş ş danı manlı k * Baş ş n işveya görevi. baş dizgici * Bir bası evindeki dizgicilerin baş baş m ı mürettip. . * Baş hekimin makamı .

üzücü bir durumla karş mak. sıntıbir durumda. başdinç ı * Kaygız ve tasası sı olmayan. açı başdimdik ı * Onurlu. ön ayak olmak. ı laş başbütün ı * eş i hayatta olan (karı koca). kı ya başdaralmak ı * (para yönünden) sıntı darlı düş kı ya. kendi yanı tutmak. * Evli. hemş baş hostes * Hava yolları hosteslerin en deneyimlisi ve yapı sefer boyunca hizmetten sorumlu kimse. başbelâda ı * çözülmesi güç. a başdarda kalmak ı * parası ktan dolayıkı da olmak. baş hemş irelik * Baş ire olma durumu. başdara düş ı mek * sıntı girmek. bahtı k. kı lı başbelâya girmek (veya uğ ı ramak) * sıcı kı. ı rı başçekmek ı * herhangi bir konuda önde gitmek. başdertte ı * çözülmesi güç. * birini yandaş olarak kazanmak.baş hemş ire * Bir klinik veya hastahanede hemş ireleri yönetmekle görevlendirilmiş hemş ire. . sıntıdurumda. veya başçatlamak ı * başçok ağ mak. nda başbağ ı lı * Serbest olmayan. ğ mek. gururlu. nda lan başaçı ı k * Örtü veya ş ile başörtülmemiş apka ı . kı lı başdevletli ı * Talihli. zlı sıntı başderde girmek ı * sıntıbir duruma düş kı lı mek. başağmak ı rı * bir iş dolayı ten sorumlu duruma düş mek. başbağ ı lanmak * biri evlendirilmek.

başdönmek ı * insana. başdumanlı ı * Doruğ sis bürümüş ). rgı kla. ağ ı rlanmak. ı sı başsıya gelmek ı kı * herhangi bir güçlük karş nda bunalmak. başkazan gibi olmak ı * baş ı çok ağ ve uğ nda rı ultulu bir sersemlik olmak. * bir düş veya davranı uygun bulmak. başiçin ı * "çocuğ umuzun başiçin". başgöğ ermek (veya değ ı e mek) * beklenmeyen bir mutluluğ ermek. başhoş ı olmamak * bir ş eyden hoş lanmamak. ayağ n altı yerin çekilmesi gibi bir duygu gelmek. "annenizin başiçin" gibi sözlerde değ bir kiş ı ı erli i ortaya konarak kullanı ant lan veya yalvarma sözü. * para veya mevki sebebiyle ş ıp ş aş ı rı marmak. başönünde ı * uslu. başyastıyüzü görmemek ı k * yatağ yatıuyumamıolmak. başsılmak (veya sış ı kı kı mak) * herhangi bir güçlük karş nda kalmak. unu (dağ * Sevdadan veya içkiden sarhoş . ı sı baştaşdeğ ı a mek * ağ bir durum kendisine ders olmak. ı r baştutmak ı * gürültüden veya üzüntüden başağmak. başkalabalı ı k * yanı bir işkonuş nda i amayacak kadar çok kimse var. a p ş başyerde ı * utançla. başnâra yanmak ı * baş uğ kası runa büyük bir zarara uğ ramak. ı rı başüstünde yeri olmak ı * her zaman iyi karş ı lanmak. zor durumda kalmak. başyerine gelmek ı . ı sı * görkemli bir ş karş nda ş ı ey ı sı aş rmak. yanı ı nı ndan * sıntı kı yaratan bir durum karş nda bunalmak. bunalmak. ünce ş ı başyastı düş ı ğ mek a * yorgunluktan veya güçsüzlükten uykuya dalmak. a başhavada ı * sevinçli. çevrede gözü olmayan. kı nlı üzüntüyle. eş n dönmesi.

* Düzensiz davranı düzensizlik.* zihin yorgunluğ geçmiş u olmak. baskız. alı ş ı kı baş ı bozukluk * Baş ı bozuk olma durumu. . kendini beğ enmiş . başyukarda ı * onurlu. karı . baş sağ ı n olsun * yakı ndan birini toprağ vermiş kimseye söylenen ilgi ve yakı k anlatan söz. * Yönetimsiz. görüş olmamak. ı boş baş ı bozuk * Askerlerin arası katı ş savaş . başzapt olunmamak ı * binicisini alıgötürmek. karık. başyumuş ı ak * Uysal. ı etmek. ı nı baş gözüm üstüne ı m * belirtilen istekleri içtenlikle yapmayı kabul etmeyi anlatı r. baş bir hâl gelmek ı na * kötü bir duruma uğ ramak. söz dinler (kimse). seve seve. * ölüm ihtimalini bildirmek için kullanı lı r. ş . kötü bir duruma düş ı laş mek. baş beraber ı mla * memnunlukla. baş kalmak ı boş * baskı nda bulunmamak. nları a bir nlı baş balta kesilmek (veya olmak) ı na * sürekli istemek. baş ı kabak * Saçı dökülmüş veya dibinden kesilmiş . kendi havası bı veya na rakmak. içinden çılamayan. srar baş belâ açmak ı na * kötü bir olay dolayıyla dert sahibi olmak. eye lı * Bağ lanmamı serbest bı lmı ş . baş belâ olmak (veya kesilmek) ı na * sıntı kı vermek. na lmısivil çı * Düzensiz topluluk. rakı ş . kibirli. tedirgin etmek. * Kargaş . denetimsiz. altı ş anı eni baş luk ı boş * Baş olma durumu. disiplinsizlik. musallat olmak. p baş ı boş * Bir ş veya kimseye bağ olmayan. inat etmek. sı baş belâ almak ı na * bir sorunla karş mak. * Baş örtmeden. sı baş bı ı boş rakmak * üstünde hiçbir baskı denetim bulundurmamak.

baş gelmek ı na * bir görevin baş gelmek. eyin ini baş çı ı karmak na *ş ı martmak. raşrı bir e . haberi olmadan kötü duruma düş ürücü davranı bulunmak. baş çı ı kmak na * birinden yüz bulup ona karşpek ş kça davranmak. i baş dikmek ı na * birini veya bir ş korumak için bir kimseyi görevlendirmek. nda * bir iş yönetimini ele almak. ı r * üstüne kalmak. ı na * kötü bir durumla karş mak. baş ekş ı na imek * ağ yük olmak. çok yüz vermek. eyi * bir içeceğkabı i yukarı rarak sonuna dek içmek. zı i baş çalmak ı na * bir ş öfkeyle. nefretle geri vermek. na baş iş karmak ı çı na * istenilmeyen veya uğ tıcı iş yol açmak. baş iş ı açmak na * uğ tıcı üzücü bir iş çı raşrı ve in kması yol açmak. ı laş * beklenmedik. ı na * bir ş öfke ile birisinin baş vurmak. baş geçirmek ı na * baş giymek. eyi ı na baş geçmek ı na * görevi altı bulundurmak. baş dünyanı belâsı sarmak ı na n nı * büyük felâket getirmek. aş bir rtı ı laş baş güneş ı na geçmek * güneş çarpmak. ı ı marı baş çorap örmek ı na * birine. eyi baş devlet kuş konmak ı na u * beklemediğbüyük bir nimeti ele geçirmek. kaldı baş dolamak ı na * musallat etmek. ş ı cı olay veya durumla karş mak.baş buyruk ı na * kimseden izin almaksın dilediğgibi davranan. in * bir işyapmaya baş i lamak. eyi baş çalsı ı na n * birine verilmek istenilen bir ş öfke ve nefretle geri çevrildiğ anlatmak için söylenir. ş ta baş dert etmek (veya açmak) ı na * bir ş üzüntü konusu yapmak.

i i u ı laş baş kan çı ı na kmak * öfkelenmek. baş taç etmek ı na * çok değ vermek. kontrolünü yitirmek. baş ı nda * (bir ş sı önde olanı eyin) rada . baş olmak ı nda * yöneticisi olmak. nda baş değ ı nda irmen çevirmek * gürültü ile tedirgin etmek. önde geleni. hiddete kapı lmak. işkoyulmak. e baş sarmak ı na * birine musallat etmek. ı laş baş kakı etmek ı na nç * yapı bir iyiliğsürekli olarak söyleyerek bı rmak. baş vurmak ı na * (içtiğiçki) ne yaptını i ğ bilemez bir duruma düş ı ürmek. baş vur. baş kavak yeli esmek ı nda * (genç için) sorumluluk duygusundan uzak. lan i ktı baş kakmak ı na * yapı bir iyiliğyüzüne vurarak birini üzmek. * (gaz veya sı caktan) başağmak. ilgi göstermek. zevk. * gerçekleş meyecek ş düş eyler ünerek vakit geçirme.baş iş kmak ı çı na * boşgitmeyen ve beklenmedik bir iş a veya olayla karş mak. eğ lence peş koş inde mak. lan inde in k ini . baş paralansı ı nda n * yapı bir iyilik çok söylendiğ o iyiliğ artıistenmediğ belirten bir söz. zor durumda bı rakmak. er baş taş mek (veya yağ ı na düş mak) * felâkete uğ ramak. ağ ndan lokması al ı na zı nı * uysal ve sessiz kimseler için kullanı lı r. baş oturmak ı na * Bir işyapmaya baş i lamak. baş beklemek (veya durmak) ı nda * yanı durup gözetlemek. baş olmak ı nda * aynıkı lı sıntıdurumda bulunmak. ı rı baş yı ı kmak na * harap etmek. lan i baş kalmak ı na * istemediğhâlde bir işyapmak veya bir kimseye bakmak zorunluğ ile karş mak. baş karalar bağ ı na lamak * çok kederlenmek.

cezalandılmaktan korkmak.baş torbası ı nda eksik * eş gibi bir adam. ğ kiye baş ı büyük iş giriş (veya kalkı ndan lere mek ş mak) * gücünün üstünde olan iş kalkı lere ş mak. lı a. i pek baş ı atmak ndan * yapı güç bir işyapmaktan kendini kurtarmak. tı baş ağtmak ı rı nı * gereksiz sözlerle birini bunaltmak. baş alıgitmek ı p nı * izin almadan ve gideceğyeri bildirmeden gitmek. baş luktan kurtarmak. baş ı kesmek ndan * yapı istenmeyen bir işbaş engellemek. baş ı aş n olmak ndan kı * iş çok olmak. . iş sizlikten. baş beklemek ı nı * gözetlemek. ı boş baş boş rakmak ı nı bı * yalnıveya serbest bı z rakmak. rı baş ı savmak ndan * bir istekte bulunanı sözde bir sebeple uzaklaşrmak. baş belâya sokmak ı nı * birini. baş ı geçmek ndan * daha önce aynı duruma uğ ş ramıolmak. ı na baş bağ ı nı lamak * birini niş anlamak veya evlendirmek. * bir iş birini tedirgin etmek. uğ tı için raşrmak. kötü sonuçlar verecek bir duruma itmek. baş ağtmamak (veya baş zı rı ı rı nı ı ağtmayayı nı m) * uzun uzun anlatı bir sorunu sonuca bağ lan larken sözün uzadını ğ anlatmak için söylenir. baş ateş yakmak ı nı lere * baş büyük bir dert almak. baş bir yere bağ ı nı lamak * birini bir işyerleş e tirmek. lması i tan baş ı korkmak ndan * hayatı kaygı ndan duymak. lması i * sürdürülmesi gereksiz görülen bir bağlı bir iliş son vermek. savuş i mak. u baş ı aş ı ndan ağkaynar sular dökülmek * üzüntülü veya kötü bir olay karş nda birdenbire büyük bir sıntı ı sı kı duymak. sorumluluğ atmak. ı baş alamamak ı nı * bir ş eyden kurtulamamak. ek baş ı almak ndan * kurtulmak.

baş kaş ı nı ı vakti olmamak (veya baş kaş maya ı nı ı yacak vakti olmamak) * arada en ufak baş bir iş ka yapamayacak kadar sış durumda bulunmak. sakin kalmak. baş ezmek ı nı * bir daha kötülük edemeyecek duruma getirmek. baş kurtarmak ı nı * canı korumak.baş çatmak ı nı * baş rını ağsı önlemek için alnı üstünden arkaya doğ eş ve benzeri ş n ru arp eyleri çepeçevre bağ lamak. nı * geçimini sağ layacak bir duruma gelmek. baş ortaya koymak ı nı * bir iş giriş e irken ölümü göze almak. yataktan çı kamamak. baş çı ı karmak nı * (bitki için) filizlenmeye baş lamak. baş derde sokmak ı nı * sıntıbir duruma girmek veya getirilmek. baş gözünü yarmak ı nı * bir işkötü yapmak. kık ı baş koltuğ ı nı unun altı almak na * ölümü göze alarak bir işgiriş e mek. baş sokmak ı nı * barı nacak bir yer bulmak. baş duman almak ı nı * sis kaplamak. i ksı * iyileş ememek. kı lı baş dik tutmak ı nı * onurunu korumak. baş kaldı ı nı rmamak (veya kaldı ramamak) * bir işaralı z sürdürmek. baş döndürmek ı nı * mutluluktan yarı sarhoş duruma getirmek. i baş istemek ı nı * öldürülmesini istemek. kellesini uçurmak. man baş toplamak ı nı * (kadı saçı toplayıbaş bir çeki düzen vermek. sis bürümek. . baş dinlemek ı nı * sessiz. baş taş taş vurmak ı tan a nı * çaresiz kalarak çok piş olmak. bir iş i i istenildiğgibi yapmamak. baş nâra yakmak ı nı * birini ağ bir zarara uğ ı r ratmak. * kendine hayran bı rakmak. n) nı p ı na baş uçurmak ı nı * Bkz.

lan ı ş baş imam baş ka * Bilinenden ayrı iş farklı . ş ş ş ı ı ı ü * Konu edilen. değik görünmek. metamorfizm. an * Birden çok imam bulunan camilerde yönetici durumundaki imam. e ş ı onu baş olmak ka * farklı olmak. istihale. özge. er baş iş mu? ka i yok * Bu iş ne diye karıyor? Bu iş ilgilendirmez. iş baş kaca * Ayrı ca. rolü i. baş n çaresine bakmak ı nı * kimseden yardı görmeden kendi iş kendi yapmak. ı baş n altı çı ı nı ndan kmak * birinin hilesiyle yapı lmak. baş n etini yemek ı nı * karş ndakini bezdirinceye. ka eyle kı lı baş n dikine gitmek ı nı * kendi düş ve görüş ünce ünün en iyi olduğ inanarak kimsenin öğ una üdünü. değ ik. . * Nitelik yönünden alılmın dında bir üstünlüğ olan. bilinenden ayrı nesne ve kimse için teklik veya çokluk olarak baş . m ini baş n derdine düş ı nı mek * baş bir ş ilgilenmeyecek kadar sıntıdurumda bulunmak. baş biri ka * diğ bir kimse.baş vermek ı nı * kendini feda etmek. iş . özveri. baş kası kaları biçiminde kullanı lı r. uyarını sı dinlememek. * "Ayrı üstelik bir yana" anlamları -dan / -den baş biçiminde kullanı ca nda ka lı r. baş kafiye * Dize baş nda aynı ları kelime olmamak kaydı aynı yla sesleri veren kelimelerden oluş kafiye. baş yakmak ı nı * güç bir duruma sokmak. baş yemek ı nı * yok olması sebep olmak. bı rı ı sı ktıncaya kadar sürekli konuş veya söylemek. kiş baş ı kalaş m * Bir kütlenin fizikçe ve kimyaca değmesi. baş kahraman * Bir eserde baş oynayan kiş baş i. mak baş n gözünün sadakası ı nı * başgelecek bir belâyı a savmak veya önlemek için yapı bağ. na baş n altı ı nı nda * yastını altı ğ n nda.

bozulmak. isyan. riyaset. baş k etmek kanlı * bir toplantı topluluğ baş olarak yönetmek. metamorfoz. .baş ma kalaş * Baş mak iş kalaş i. kan baş k makamı kanlı * Baş n odasın bulunduğ veya oturduğ yer. baş kentlik . istihale. diğ ötekisi. değmek. * Alılana benzememe. baş tı kalaşrmak * Baş bir duruma getirmek. . değ ik olma durumu. ka baş rı kaldı * Ayaklanma. kanı nı u u baş k sistemi kanlı * Devlet yönetiminde tek bir kiş baş ğ hükûmet etme ve devleti yönetme esası bağ siyasî inin kanlında ı na lı sistem. baş kası baş kâtip * Diğ bir ş s. baş vekili kan * Baş n iş görmesi için yerine bı ğveya yetki verdiğkimse. aslî tipi. er ahı eri. ş ı iş iş baş kâtiplik * Bir resmî dairede veya kuruluş çalı kâtiplerin baş baş ta ş an ı yazman. veya u. baş tı kalaşrma * Baş tı iş kalaşrmak i. baş k kalı baş kan * Bir topluluğ bir toplantın veya bir derneğ baş bulunan kimse. * Embriyon evresinden ergin olana değ bir hayvanı geçirdiğbiçim ve yapı iş in n i değimleri. değ iklik. un. kan * Baş n görevi veya makamı kanı . farklı kazanmak. e mek. reis. herhangi bir kimse. reislik. * Bir resmî dairede veya kuruluş çalı kâtiplerin baş baş ta ş an ı yazman. baş karakter * Oyunun önde gelen aslî karakteri . baş mak kalaş * Baş bir varlı niteliğ dönüş ka ğ a. kana m baş k kanlı * Baş olma durumu. baş kent * Baş ş ehir. iş lı k * Biçim değtirmek. kanı ini raktı ı i baş yardı sı kan mcı * Baş yardı eden sorumlu ve yetkili kimse. istihale etmek. iş * Kötüleş mek. nı in ı nda * Bazı ülkelerde devletin ve hükûmetin baş ı .

ayan veya n * Bu halka özgü olan. n nda langı baş vuruş lama u * Futbolda oyuna ilk baş lamada veya her golden sonra topu santrada yeniden oyuna sokmada yapı vuruş lan . n * Baş komutanımakamı n . ta baş kumandan. baş komutan * Savaş bir devletin bütün kara. baş konsolosluk * Baş konsolosun görevi. baş konsolos * En yüksek derecedeki konsolos. Baş kurt * Rusya'daki Baş kurdistan Federe Cumhuriyeti'nde yaş Türk halkı bu halkısoyundan olan kimse. kent baş kesit * Ağ n boyuna dikey yönde kesilmesi sonunda yı acı l halkaların çember biçiminde görüntü verdiğyüzey. n inin için lan baş eye kurulmak köş * saygıkiş ayrı yere oturmak. nı i baş kilise baş i kiş * Piskoposluk makamı büyük kilise. baş e köş * Bir yerde en saygı kiş veya büyüklerin oturması ayrı yer. deniz ve hava kuvvetlerine komuta eden en büyük komutan. baş komutanlı k * Baş komutanıgörevi. n ilere lan baş kumandan * Baş komutan. baş lama! * (hoş olmayan bir söz veya davranı ilgili olarak) "tekrarlama" anlamı emir. lı baş lama * Baş lamak iş i. Baş kurtça * Baş Türkçesi. serdar. bu halkla ilgili. yuvarlak baş lâhana (Brassica oleracea).* Baş olma durumu. * Baş konsolosun makamı . olan * Bir eserin veya bir oyunun en önemli kiş baş isi. kahraman. baş meridyeni lama * Boylamlarıhesabı baş ç olarak kabul edilen meridyen. baş konakçı * Asalağ en iyi geliş i. ş la nda . baş kumandanlı k * Baş komutanlı k. dolayıyla en çok yararlandı ve yaş ı n tiğ sı ğ ı amaktan hoş ğkonakçı landı ı . kurt baş lâhana * Yaprakları kı sı. katedral.

doğ mak. ş ler. i. * Etkisini gösterme. ı baş baş lı ı na * Baş ş ka eylerden ayrı olarak kendi baş tek baş ı na. doğ * Parametrelenmiş yayıuçları biri. baş lanmak * Baş lamak iş konu olmak. baş gelen. baş ğnokta veya tarih olarak kabul etmek.nin ilk bölümü. * Çalır.baş lamak * Bir iş giriş harekete geçmek. iş yürür duruma girmek. ortaya çı kmak. ş a baş ç langı * Bir iş bir dönemin. bir n ndan baş ç tutmak langı * bir iş bir dönemin. ta . başca lı * En önemli. . baş lanma * Baş lanmak iş i. oluş mak. * Görünmek. ması baş cı layı * Bir ş öğ ey renmeye yeni baş layan (kimse). ine * Baş mak. i yapı baş latma * Baş latmak iş i. baş lı * Başolan. oluş baş lma latı * Baş lmak iş latı i. na * (birinin) Kötü konuş na yol açmak. n * Ön söz veya girişmukaddime. belirtmek. ı na. in eyin ladı ı * Sır sayını sayı rusundaki yeri. baş ç noktası langı * Bir iş veya ş baş ğyer. ladı ı baş lma lanı * Baş lmak iş lanı i. fı sın. ı * Olmak. baş ş layı * Baş lamak iş i veya biçimi. baş lmak lanı * Baş lanmak. in. e mek. bir hayatıvb. baş latmak * Baş laması yol açmak. baş lmak latı * Baş latmak iş lmak. * Hoş olmayan bir davranı koyulmak. müptedi.

öğ baş mubassı r * Gözetmenlerin başolan kimse. bir direğ tepeliğ in i. sermuharrir. . * Bazı bölgelerde. nı lı u sı başk atmak (veya koymak) lı * bir yazı başk olarak ad bulmak. n na * Tablalarıveya iş n parçaların düzgün kalması sağ nı nı lamak amacı baş ile tarafları takı parça. lı ı baş mabeyinci * Osmanlı sarayı mabeyincilerin baş nda ı . sermaye. * Camilerde. baş misafir * En değ konuk. . bir kitabıbölümlerinin baş konulan ve konuyu kı tanı yazı nı n ı na saca tan . anteti olan. kapital. lı baş makale * Baş . kıkardeşkıve hasekilerine bağ ahı z . * Hayvan koş umunun baş geçirilen bölümü. takke. has. ı baş muharrir * Baş yazar. yazı baş makçı * Ayakkabı yapan. lı ı * Antetli. serlevha. a * Bir sütunun. antet. karı lara baş makçı lı k * Baş makçın iş nı i. öğ baş muallimlik * Baş retmenlik. * (camide) Ayakkabı konulan yer. baş mal * Anamal. erli baş muallim * Baş retmen. çı lan ayakkabı bekçilik eden kimse. başksı lı z * Başğolmayan. * Bir yazın. satan kimse. na başkçı lı başklı lı * Başğolan. serpuş ı . top. arpalı k.başk lı * Genellikle başkorumak için giyilen nesne. evlenirken damat kaynatası para veya mal vermek. giriş bölümünde. z lanan ödenek. na lan * Tekerlek parmakların çakıolduğ kım. baş maklı k * Padiş n anne. paş makçı . ya lı başk vermek lı * bazı bölgelerde. külâh. evlenirken. paş * Başk yapan veya satan (kimse). baş mak * Ayakkabı mak. damadıkaynatası ödemesi görenek olan para.

ı baş müsevvit * Yazı müsveddeleri hazı rlayan ve adı müsevvit denen memurlarıbaş . baş müdürlük * Baş müdürle yönetilen kuruluş . rolü ran baş oyunculuk * Baş oyuncu olma durumu. baş mürettiplik * Baş mürettibin yaptı iş ğ . ı baş mürettip * Baş dizgici. . baş retmen öğ * (ilkokullarda) Yönetimden sorumlu olan öğ retmen. baş oda * Geleneksel Türk evinde özellikle konuklarıağ n ı rlandı büyük ve özenli döş ğ ı enmiş oda. baş murakı p * En üst düzeydeki denetçi. ı baş müdür * En üst düzeydeki müdür. sermürettip. baş müfettiş lik * Baş müfettiş olma durumu. baş mühendislik * Baş mühendisin yaptı iş ğ veya görev. na n kanı baş nokta * Baş ç noktası langı . müdür. * Baş müdürün çalı ğdaire. baş örtülü * Baş baş ile örtmüş ı nı örtü olan (kadı n). öğ baş örtü * Kadı n saçları örtmek için kullandı örtü. baş mühendis * En üst düzeydeki mühendis.baş muharrirlik * Baş yazar olma durumu. eş nları nı kları arp. ş ı tı baş müfettiş * En üst düzeydeki müfettiş . baş retmenlik öğ * Baş retmen olma durumu. baş murakı k plı * Baş murakın yaptı iş bı ğ . baş oyuncu * Bir filmde veya tiyatro eserinde baş canlandı oyuncu.

baş piskopos * Katoliklerde piskoposlarıbaşolan din adamı n ı . baş rejisör * Baş yönetmen. * Baş papazısorumluluğ n unda olan bölge. na. erksizlik. n baş pehlivan * Birçok pehlivanı yenerek gücünü kabul ettirmiş pehlivan. baş rol * Baş oyuncunun rolü. baş olmayan. başz sı * Başolmayan. * Bir filmin veya bir tiyatro eserinin baş isini canlandı iş kiş rma i. ı * Yöneticisi. in baş gelmek ta * önde olmak. kent. kanı * Başveya baş bulunmama durumu. baş rahip * Manastı rlarda en kı demli ve yönetimden sorumlu rahip. başzlı sı k başehir ş baş (veya baş ta ı bulunmak nda) * bir iş yöneticisi olmak. * Bir devletin yönetim merkezi olan ş devlet merkezi. baş rejisörlük * Baş yönetmenlik.baş papaz * Bazı kiliselerin papazları öteki papazlara göre bir üstünlük veren unvan. baş savcı * En üst düzeydeki savcı . baş papazlı k * Baş papazıgörevi ve makamı n . baş ehir. ı kanı * Yasası hükûmeti olmayan topluluk. baş piskoposluk * Baş piskoposun görevi ve makamı . baş parmak * El ve ayakta bulunan en kalı parmak. . anarş ve i. baş pehlivanlı k * Baş pehlivan olma durumu. üstün durumda olmak. * Baş nı görevi veya makamı savcın . baş lı savcı k * Baş savcı olma durumu. baş rahiplik * Baş rahibin görevi.

gemi baş karaya vurup oturmak. . baş maz tanı * Asi. doğ yoldan saptı ru rmak. baş sona tan * Daima. hepsi bir arada. ndan baş çı tan karmak * ayartmak. baş kara etmek tan * batma tehlikesi karş nda. bir uçtan öbür uca kadar. baş taş ta ı mak * çok saygı göstermek. * Baş ı sonuna kadar. baş tabiplik * Baş hekimlik. uzun taş lerin oluş kiriş turduğ bölüm. pek çoğ almak. baş mazlı tanı k * Anarş izm. isyancı . baş savma tan * üstünkörü. u baş tabip * Baş hekim. bir kez daha. na amak. baş i ı savma veya atma. bütünüyle. baş baş tan a * Tamamen. baş çı tan kmak * ahlâkı bozulmak. baş kalmı(veya kalma) tan ş * baş tarafı kullanı ş kası ndan lmı . düzen bozucu. sütunlarıüstüne oturan ve iki sütun arası kları n ndaki uzaklın üstünü örten ğ ı büyük. ndan baş aş ı tan ağ * Hepsi. yeniden. baş aş tan mak * pek çok olmak. bütünü. baş taban * Yunan ve Roma mimarlı nda.baş gitmek ta * en ileri durumda bulunmak. her zaman. ndan baş savmacı tan lı k * Bir işyapmamak için bahane bulma iş i i. kötü yola sürüklemek. özen göstermeden. baş tan * baş ı alarak. ı sı ı nı baş kara gitmek (veya etmek) tan * sonunu düş ünmeyerek hesapsı batarcası yaş z. baş savmacı tan * Bir işyapmamak veya savsaklamak için bahane bulma.

baş tankara * Ötücü kuş takı nı baş lar mın. * Baş uzmanı görevi. müracaat etmesini sağ lamak. n baş ülke baş üstü * Sömürge imparatorlukları sömürgelere egemen olan ülke. ufkun i üstünde olanı . baş vekil * Baş bakan. baş vurmak * Bir iş yapı in lması bir kimsenin aracı ı istemek veya bir iş bir ş için lını ğ te eyden yararlanmak amacı ona el yla atmak. i. baş teknisyen * En yüksek düzeyde bulunan teknisyen. * Bilgi sahibi olmak için bir kaynağkullanmak. ı . bir baş tarda * Osmanlı donanması yer alan kadı cinsinden bir tür savaş nda rga gemisi. türü baş tankaragiller * Omurgalı hayvanları ötücü kuş takı ndan yüz kadar kuş n. müracaat etmek. Kuzey Afrika. baş uzaklı ucu ğ ı * Gökyüzünde verilen bir nokta veya yı zıbaş noktası ldın ucu ndan açı uzaklı. baş vekillik * Baş olma durumu. nda * Geminin ön bölümünde çapanı bulunduğ yer. baş vurma * Baş vurmak iş müracaat. n u baş vekâlet * Baş bakanlı k. baş ucu * Bir yerin düş eyinin gök küreyi kestiğnokta. i baş noktası ucu * Yeryüzündeki bir gözlem noktası geçen düş doğ ndan ey rultusunun gökyüzünü deldiğiki noktadan. baş uzmanlı k * Baş uzman olma durumu. sal ğ ı baş uzman * En yüksek düzeyde bulunan uzman. baş teknisyenlik * Baş teknisyenin görevi. semtürreis. lar mı türünü içine alan geniş familya. çesitli renklerde olabilen bir kuş (Parus maior). tankaragiller familyası ndan. müracaat ettirmek. Avrupa ve Asya'da yaş ayan. baş vurdurmak * Baş işyaptı vuru i rmak. vekil baş vurdurma * Baş vurdurmak iş i veya durumu.

baş vuru * Baş vurmak iş müracaat. ı nda baş ldı yı z * Çift yı zlarda büyük olan yı z. baş yönetmenlik * Baş yönetmenin iş i veya mesleğ i. baş yemek * Geleneksel Türk mutfağ çorbadan sonra gelen en önemli yemek. * Baş yazarıgörevi. ı ma. baş vurulmak * Baş yapı vuru lmak. * Bilgi sahibi olmak için bir kaynağkullanma. müracaat edilmek. baş vurulma * Baş vurulmak durumu. baş yazar * Bir gazete veya derginin baş ları yazan kimse. baş vurucu * Bir iş baş için vuran kimse. baş cı yargı * Oyunu yöneten yargılardan. ı baş yaverlik * Baş yaver olma durumu. * Baş yazmanıgörevi veya makamı n . * Baş yaverin görevi veya makamı . i. bat . baş rejisör. n baş yazı * Gazete ve dergilerde ilk sütuna veya birinci sayfaya konulan önemli yazı makale. baş mcı yardı * Bir kurum veya kuruluş görevli amirin yardı ları en üst düzeyde olanı ta mcı ndan . baş yazmanlı k * Baş yazman olma durumu. . bilgiye ulaş referans. baş yazarlı k * Baş yazar olma durumu. cı mazlı ü . baş baş yaver * Yaverlerin başolan kimse. kararda yetki üstünlüğ olanı hakem. baş kâtiplik. baş t yapı *Ş aheser. anlaş k durumunda. baş baş yazman * Bir dairedeki yazmanları baş baş n ı kâtip. müracaatçı . sermuharrir. baş yukarı * Bir yer altı kuyusunun üst kı na geçmeyi sağ smı layan geçit. baş yazı nı muharrir. . ldı ldı baş yönetmen * Bir filmde veya tiyatro oyununda en üst düzeyde yönetmenlik yapan kimse.

it bata çı ka * Güçlükle zorlukla. ahlâk dı durum. * Eline geçen parayı ran. bataklıkuş k ları * Omurgalı hayvanlardan hem tavuksulardan. batakhane * Gidenlerin dolandıldı veya kötü bir durumda bı ldı yer. bataklı kları klarda yaş (bitki. bataklıbaykuş k u * Baykuş giller familyası ndan. hem yağ kuş nı mur ları içine alan kuş sıfı lar nı. * Kötü durum. yarar sağ r lamaz. bataklı klarda yetiş bir bitki. batakçı * Borcunu ödememeyi alı k hâline getirmiş ş kanlı olan (kimse). ayan batakçı l batakçı lı k * Batakçı olma durumu. batağ saplanmak a * içinden çılması bir durumda olmak. bataklıketeni k * Papirüs familyası ndan. ishak kuş (Asio u flammeus). batak çulluğ u * Çullukgillerden. pamuk otu (Eriophorum). bataklınergisi k * Avrupa ve Kuzey Amerika'da güneşsu kıları yetiş çok yık bir bitki (Caltha palustris). kı güç batak * Üzerine bası çöken çamurlaş ş nca mıtoprak. * Bataklı olan (yer). batmı ş . li yı nda en llı batar * Zatürree. ş ı bataklıardı k cı * Bataklıve sıbitki örtülü yerlerde yaş küçük ve ötücü kuş k k ayan (Acrocephahus palustris). ğ ı . * Uygunsuz ve kötü. hayvan). bataklı rt klarda yaş bir kuş ayan türü. * Hayıgelmez. ş nda ince lmadı ı bataklı bataklı k * Çok derin olmayan sularla örtülü batak bölge. uzun kanatlı . imş lmı ucu .* Kurş boruları ağ nı un n zı açmakta kullanı ş irden yapı ş sivri bir çeş takoz. bataklı klarda yaş ayan. en bataklıkı cı k rlangı * Kı gagalı sa . bataklıgazı k * Metan. lan. 30 cm uzunluğ unda bir çulluk türü (Gallinago gallinago). rı ğ ı rakı ğ ı * İlerin zamanı ve gereğ yapı ğyer. sı tüyleri pas rengi olan. içinden çılmaz iş kı . uçarken deniz kı cı andı bir tür kuş rlangını ran (Glareda). batı * Bataklı seven. rengi kahverengiye çalan siyah.

batarya ateş i * Bir bataryada bulunan toplarıhep birden ateş n düzenine geçmesi. batı cı batılı cı k batı k * (gemi için) Batmı ş . yüzyı beri kullanı ve Oğ sı nda ldan lan uzcaya dayanan Türk dili. telefon vb. batarya kutusu * Bataryanı bütün olarak taş n ı nması sağ nı layan sandı k. * Bulunulan yere göre güneş battı yönde olan bölge. * Savaş gemilerinde borda topları bunlarıbulunduğ güverte parçası ve n u . gün indi. lar mı * Bateri çalan kimse. * Orkestrada vurma çalgı takı . garp. garp. garpçı yanlı olan . * Batı sı yanlı olma durumu. batı lı * Batı ülkeleri veya batı bölgesi halkı olan (kimse). garbî. bataryalı * Batarya ile güçlendirilmiş veya desteklenmiş . in ğ ı * (siyasî anlamda) Avrupa ve Kuzey Amerika. batı l itikat * Boş inanç. laş . * Batarya ile çalı (radyo. u Batı Türkçesi * Hazar Denizinin batındaki Türk dünyası XIII. temelsiz. lı laş i. lı in ğ ı * Bu yönde olan. * Çürük. * Birkaç aygın bir araya getirilerek belirli biçimde eklenmesinden oluş takı tı an m. davul.batarya * En küçük topçu birliğ i. in ğ ı batı bloku * Batı Avrupa ülkeleri ile Kuzey Amerika ülkelerinin oluş turduğ blok. * Batı sı kimse. * Batı uygarlını ğ benimsemiş ı bulunan (kimse). batı l * Doğ ve haklı ru olmayan. batı l itikat. gizli ve akı şgüçlere. batı l inanç * Doğ üstü olaylara.). bu yönle ilgili. * Güneş 22 Martta ve 23 Eylülde battı nokta. garplı ndan . davulcu. kehanetlere aş derecede bağ boş a l dı ı ı rı lı inanç. batı ma lı laş * Batı mak işgarplı ma. garpçı lı k. ş an bateri baterist batı * Yeryüzündeki başca dört yönden güneş battı yön.

batması sağ vın ak nı lamak. kuş ak. ş . lan batı ş batisfer batiskaf . laşrma. rmak ine * Yok edilmek. laş batı tı lı rma laş * Batı tı lı rmak iş garplı tı laş i. dövülmemiş ceviz içi. görüş anlayı izledikleri temel ilkeleri benimsemiş ve ş ta olmak. tirip * Kirletmek. . * Bir iş sermayeyi yitirmek. maydanoz. te * Bir kimseyi çekiş iyice kötülemek. çalı ş mada. Batı nî * Batı mezhebinden olan kimse. ı larak batılma rı * Batı rı iş lmak i. ağ r. n nda unu batık rı * Köftelik bulgur. * Sınıveya yumuş bir maddenin içine gömülmesine yol açmak. batı rma batı rmak * Batı iş rmak i. ı t lan * Bu yöntemle hazı rlanmıkumaş ş . niye *İ çrek. * Göbek. lan. larak yapı taze asma yaprağveya lahanaya sarı tüketilen bir salata tütü. * Mahvetmek. * Batmak iş i veya biçimi. nane. bati batik * Yavaş ı .batı mak lı laş * Özellikle Avrupa ülkelerinin düş üncede. garplı mak. * Su üstü araçları çelik kablo ile bağ na lanmı negatif yüzebilirliğbulunan dalıküresi. * Kumaşderi veya kâğ süslemede kullanı bir yöntem. garplı ı lı k. batılmak rı * Batı iş konu olmak. batı n * Karı n. batı k lı lı * Batıolma durumu. lı * Batı uygarlını ğ benimseme. tahin ve limon suyu kullanı an. i ş * Deniz diplerinde inceleme yapmak için kullanı araç. * Bu kumaş yapı ş tan lmıolan (giysi). soğ domates. batı tı lı rmak laş * Batı ması sağ lı laş nı lamak. garplı tı laşrmak. Batı nîye * Görünürdeki olaylarıardı gizli gerçeklerin bulunduğ kabul eden tarikatlara verilen ad.

GüneşYı z vb. battal olmak * kullanı lamaz. çökme. inkı kı raz. vın * (GüneşAy. * Saplanmak.batkı batkı n * Batkı k. battal * İe yaramaz. battal edilmek * kullanı lamaz duruma getirilmek. yı z için) Dünyanı dönüş dolayıyla ufkun altı inmek. iş ı rlı batman batonsale * Tuzlu hamurdan yapı ince uzun çubuk. nı i ile n batma * Batmak iş i. . yok olma. flâs * Kirlenmek. * Bir gök cisminin (Ay. müflis. * Yılmak egemenliğsona ermek. * Yılma. iflâs.) ufkun altı inmesi. ldı n ü sı na * İ etmek. . harman dövme makinesi. lan. u kalı battaniyeli * Battaniyesi olan. * Daha kötü bir duruma uğ ramak. ra. iş yaramaz duruma gelmek. tuzlu çubuk. bozulmak. * Yok olmak. * (tedirgin etmemesi gereken ş için) Tedirgin etmek. * Dokunmak. batkı k nlı * Borçları ödeyemediğmahkeme kararı tespit ve ilân olunan tüccarıdurumu. nlı * Borçları ödeyemez duruma düş iflâs etmiş nı en. ş ş ı * Harman makinesi. lan batöz batsat * Ara sı seyrek olarak tek tük. . e battaniye * Yorgan yerine veya yorgan üstünde kullanı çoğ yünden dokunmuş nca örtü. battal etmek * kullanı lamaz bir duruma getirmek. kı i * Miktarı bölgelere ve tartı ş lacak eylere göre değ en eski bir ağ k ölçüsü. * Çökmek. iflâs. * Alılmıolandan büyük. incitmek. (kimse). eyler * Hoş gitmeyen bir duruma uğ a ramak. ldı na batmak * Bir sınıüstünde iken içine gömülmek. battı k yan gider balı * iş kötü gittiğ göre artıistenildiğgibi davranı ler ine k i labilir. kullanı ş lmaz.

pekâlâ. ahin i ş tı * Yolculukta. epey. oldukça. içine eş konulan büyük çanta. lı * Kibar olmayan. basit adî. banal. Bavyeralı * Bavyera halkı olan (kimse). * Gerçekten. tı * Avcı n. bavullu * Bavulu olan. * Ş ve köpeğava alı rmak. amiyane. âdeta. zengin (kimse). bavulcu * Bavul yapan veya satan kimse. hiçbir özelliğbulunmayan. ı laş * Parası .batur batyal bav bavcı * Bahadı r. sı radan. * Bavlı iş mak i. * Her zamanki gibi olan. köpeklerini ava alı rmak için kullandı yapay kuş ları ş tı kları vb. ağ k. * 200 ile 2000 m arası derinliğolan (deniz). bayağkesir ı * Ondalıolmayan kesir. çok . çok. ya bavlı ma bavlı mak bavul bavul ticareti * Gümrüksüz ve vergisiz ithaline izin verilen eş yabancı yayı ülkelerden satıalı bavul veya çantalarla yolcu n p. i * Hemen hemen. nda i * Hayvanı lı alı rma iş avcı a ş ğ tı i. * Ş ve köpek gibi hayvanları lı alı ran kimse. davranı giyiniş ş . ahin avcı a ş ğ tı bavlı * Ava alı rı ş ş lmı(hayvan). lan * Erkek özel adları yerine kullanı lı r. k bayağ ma ı laş * Bayağ mak durumu. bayağkaçmak ı * (söz. için) yakı ş mamak. uygunsuz olmak. bayağ ı * Aş ı pespaye. beraberinde sırdan geçirerek iç piyasada değ nı erlendirmek iş i. ndan bay bay * Bey yerine kullanı bir unvan. malı olan. * Çok iyi.

m lan * Kadıözel adları n yerine kullanı lı r. * Güncelliğ önemini. ı laş na bayağ k ı lı * Bayağolma durumu veya bayağ davranı ı ı ca ş . . * Gönül vermiş . ik bayatîbuselik * Bayatî makamın buselik beş veya dörtlüsü ile sona ermesinden oluş bir birleş makam. bayatlatmak * Tazeyken kullanmayıbayatlaması bekletmek. özelliğ yitirmiş söylenmiş ini. uz bayatı bayatî * Azerî ve Türkmen halk ş iirinde mani türüne verilen ad. * Klâsik Türk müziğ uş dörtlüsüne buselik beş katı yla yapı ş bir makam. bayan * Hanı yerine kullanı bir unvan.bayağ mak ı laş * Bayağbir durum almak. bayatsı mak * Bayatlamaya yüz tutmak. baygı n * Bayı şkendinden geçmiş lmı . p için bayatlı k bayatsı * Bayat olma durumu. . * Eşkarı . bayağ tı ı rmak laş * Bayağ ması sebep olmak. nı lisi an ik bayatlama * Bayatlamak durumu. çok . ı ı bayağ tı ı rma laş * Bayağ tı ı rmak iş laş i. ini bayatlatma * Bayatlatmak iş i. . Bayat * Oğ Türklerinin 24 boyundan biri. bayağbir duruma girmek. * Süzgün. inde ş ak lisi lması lmıeski bayat bayatîaraban * Araban ve bayatî makamları oluş ndan turulan bir birleş makam. ini . tazeliğ yitirmek. bayatlamak * Bayat duruma gelmek. * Bayatlamaya baş ş lamı . * Taze olmayan.

lması lması sağ bayı r ndı mamur. kendinden geçmek. ödemek. kendinden geçme. baygı k nlı * Baygı olma durumu. * hayranlı seyretmek. n * Duyumlarıdurması dolaş nıve solunum görevlerinin duraklaması n . baygıbaygıbakmak n n * kendinden geçmiş ş bir ekilde. n * Çok hoş lanmak. kan ı n mı . yorgunluk gibi etkenlerle dayanma gücünü yitirmek. kla baygıdüş n mek * çok yorulmak. n bayı lmak * Baygı duruma girmek. * Vermek. bayı nı lamak. çok isteyerek. bayı bayı la la *İ steyerek. bayı ltmak * Bayı nı lamak. * Yılmı dökülmüş ğ ş ı . . baygı ntı * Baygı k. lması sağ lması bayı rma lttı * Bayı rmak işveya durumu. bayı lma * Baygı duruma girme. * (yer için) Geliş güzelleş ip mesi. n * (göz için) Süzülmek. çok sevmek. lttı i bayı rmak lttı * Bayı na yol açmak. * çok heyecanlanmak. vücudun kı ldanamaması mı gibi fizyolojik aksamalarla beliren kendinden geçme durumu. baygı ma nlaş * Baygı mak iş nlaş i. severek. baygı mak nlaş * Baygı duruma gelmek. istekle. çevreye göz gezdirmek. uyur gibi olmak.*İ nsanı kendinden geçirir gibi olan. cak. bayı ltma * Bayı ltmak iş i. telâş lanmak. bayı na yol açmak. bayıcı ltı * Bayı ltan. * Sı açlı susuzluk. nı ş ş ı . koza yapamama durumu. nlı * İ böceklerinin sindirim organları görülen ve yemden kesilmelerine yol açan bir hastalı bu sebeple pek nda k. kendini kaybetmek. k. baygı k geçirmek nlı * bayı lmak. * Bayı ltacak gibi etkide bulunan. hayat ş artların uygun duruma getirilmesi için üzerinde çalılmıolan.

terbiyesiz erkek.Bayı r ndı * Oğ Türklerinin 24 boyundan biri. ndı bayı rlaşrma ndı tı * Bayı rlaşrmak işimar etme. Bayı ndur bayı r * Küçük yokuş . ndı i. ine lan baykuş giller . ümran. ndı * Bayı r duruma getirme işimar. dükkân veya kuruluş . uz bayı rcı ndı * Bayı r duruma getirici. bayı ağ r aş ı * Tepeden düze doğ ru. yı cı kuş nıgenel adı ı nda. bayı u r kuş * Çalı bülbülü. ri * Kaba. in ldı ı * Baş kulak yerinde iki sorgucu bulunan. imar etmek. ru. bayı rlaşrmak ndı tı * Bir yeri bayı r duruma getirmek. ndı mak bayı rlaş ndı mak * Bayı r duruma gelmek. ndı tı i. ndı bayı rlaş ndı ma * Bayı rlaş durumu. bayı r turpu * İ bir turp türü (Cochlearia armoracia). bayı r yukarı * Tepeye doğ yokuş ı yönelerek. baş na bayı ma rlaş * Bayı mak durumu. ndı bayı rlı ndık * Bayı r olma durumu. rlaş bayı mak rlaş * (yer ve yol için) Dikleş mek. * Bu iş yapı ğyer. * Oğ Türklerinin 24 boyundan biri. * Bir maddeyi sürekli satma iş i. uz baykuş baykuş gibi * uğ ursuzluk getirdiğ inanı kimseler için söylenir. rtı gece ların . bayi bayilik * Bazı maddeleri satma izni olan kimse.

bayrak töreni. * Aldatmak. bir bir bayrak direğ i * Bayrak asmak için hazı rlanmıuzun direk. . sembol. bayrak merasimi * Bkz. * Simge. bayrak gibi * kendini belli edecek bir biçimde. açı kapatı kol. naz. . ı baypas ameliyatı * Kalpte tı kanmıbir damarı beslediğbölgeye kan akını rmak için o bölgeye eklemek için yapı ş n i ş artı ı lan damar ameliyatı . midede ezinti yapmak. . bayrak çekmek (veya asmak) * bayrağbir direğ veya ipe takmak. iş ı klı ve.* Büyüklükleri çeş olan kukumav. belli bir topluluğ veya bir kuruluş simgesi olarak kullanı renk ve biçimle un un lan. ı e bayrak dikmek * bayraklı sopayı yere saplamak. etki altı bı nda rakmak. * Baymak iş i. * Gerektiğ indirilip kaldılan.ş marı baylanlı k * Zenginlik. ı in sı bayrak * Bir milletin. özelleş tirilmişgenellikle dik dörtgen biçiminde kumaş . baylan * Nazlıı k (biçimde). * bir ülkü yolunda toplanmaya çağ ı rmak. mideyi bulandı nlı rmak. * Baklagil çiçeklerinde diğ erlerinden daha üstte bulunan. baylanmak * Nazlanmak. inde rı lı p lan bayrak açmak * gönüllü asker toplamaya giriş mek. * Öncü. bayma baymak * (yiyecek) Baygı k vermek. baypas * Damar aktarma. bayrağyarı indirmek ı ya * millî yas ilân etmek için bayrağdireğ yarına kadar indirmek. * Devre dı bı ş rakma. ş ı marmak. baylanma * Baylanmak iş i. * Şmarı k. ş * Gemilerde güvertenin en yüksek direğ i. daha büyük olan ve çoğ unlukla baş bir renkte ve ka yuvarlakça olan taç yaprağ ı . kandı rmak. puhu gibi yıcı ları itli rtı kuş içine alan kuş familyası lar .

eli bayraklı . * Özel olarak kutlanan gün. tem * gösterilen bu ilginin. bayram alayı * Bayram günlerinde padiş ahlarıcamiye gidiş geliş rası yapı tören. bayraktar * Bayrağtaş kimse. neş e. bayram çocuğ u * Bayram dolayıyla süslenmişdonatı şsevinçli çocuk. bayrağdüş ı ürmeden yaptı koş kları u. bayrakları açmak * bağ p çağ ı rı ı rarak. üzerine bayrak çekilmiş ı bulunan (yer). n bayraktarlıetmek k * öncülük etmek. n ve sı nda lan bayram ayı * (Hicrî takvime göre) Ramazandan sonra gelen ay.bayrak töreni * Bayrak karş ndaki saygı ı sı duruş u. nlın ı bayram etmek (veya yapmak) . bayraktarlı k * Bayraktarı görevi. bayrakçı * Bayrak çeken kimse. bayrakaltı * Ordu hizmeti. ş evval. il. sı . askerlik. yol göstermek. ı ı yan bayraktarlını ğ yapmak ı * bir akı n. * Bayrak asmaya uygun direk. rçı k bayraklaş ma * Bayraklaş işveya durumu. * Bkz. * Sevinç. * Bayrak yapan. hı nlıetmek. * Bayram günü doğ çocuk. eri bayraklı * Bayrağolan. lmı . bayrak yarı ş ı * Atletizmde dört sporcudan oluş ekibin araları paylaşkları an nda tı mesafelere baş larken elden ele geçirmek yoluyla bir sopayı . bu yakı ğ bir sebebi olacak. muş bayram değ seyran değ eniş beni niye öptü il. bayraklı k * Bayrak olmaya uygun kumaş . mak i bayraklaş mak * Bayrak değ kazanmak. diken veya satan kimse. bayram * Millî veya dinî bakı mdan önemi olan ve kutlanan gün veya günler. bir görüş yayı nda öncü olarak çalı mı ün lması ş mak.

eli. bayramı kutlamak için yapı kı ziyaret. Bayramîlik * Bayramî tarikatı . * Bayramlarda verilen armağ an. bayram günü * Bayrama rastlayan. n ndan lı nan bayram ş ekeri * Özellikle dinî bayramlarda konuklara ikram edilen ş veya çikolata. bayramlaş mak * Birbirinin bayramı kutlamak.* çok sevinmek. n ladını ı lan bayram yeri * Bayram günlerinde çocuklar için kurulan açıeğ k lence yeri. lan. bayramlıad k * Birisi tarafı hakaret yollu kullanı sözün kendisine ait olduğ bildirmek için kullanı ndan lan unu lı r. nadiren. arada sı rada. nı bayramlı k * Bayramda kullanı bayrama özgü olan. nadir olarak. ndan bayramlaş ma * Bayramlaş iş mak i. bayramdan bayrama * çok seyrek olarak. bayram hediyesi * Bayram günleri karşklı tek yanlı ı veya lı verilen armağ an. bayram namazı * Dinî bayramlarıilk gününde sabah namazı sonra kı özel namaz. bayram ziyareti * Dinî bayram günlerinde. lan sa bayramda seyranda * seyrek olarak. bayram koçu gibi * gösteriş ve zevksiz bir biçimde süslenmiş li olan. bayramıkutlandı gün. konu ile hiçbir ilgisi olmayacak biçimde ters anlamak. bayram havası * Neş sevinçli bir ortam. n ğ ı bayram haftası mangal tahtası nı anlamak * sözü. * Bayramî tarikatı olma durumu. bayramlıağ k ı z . lı p lan bayram topu * Dinî bayramlarıbaş ğ duyurmak için atı top. eker bayram tebriğ i * Bayramı kutlamak için yazı gönderilen kart veya birine yapı ziyaret. Bayramî * Hacı Bayram Veli'nin tarikatı girmiş na olan kimse.

m. baysungur * Ş cinsinden. bayramlıağ nı k zı açmak * kaba konuş küfretmek. * Taban. * Temel. * Huzur ve refah içinde bulunma durumu. sert. bazal bazalt bazar bazen bazı . kları baytarlı k baz * Baytarımesleğ n i. bir çeş yanardağ it kültesi. baytar * Hayvan hastalı hekimi. ra. bayramüstü * Bayrama yakı n. * Ara sı arada bir. esas. kı dem. * Çok eski zamanda var olmuş veya eskiden beri var olan. * Bir asitle birleş bir tuz oluş ince turan madde. ra. bayrı bayrı lı k * Bayrı olma durumu. esas. bayramüzeri * Bkz. ş . çok n ı yan * Koyu renkli. ı . * Çarş pazar.* küfür. kimi vakit. * Ara sı arada bir. Bayramüstü. lan baza * Mobilyanıuzunluğ n unca konulan dar ayak. yı cı kuş ahin rtı bir . veteriner. esasî. baz losyon * Cildin esnek ve sağklı lı görünmesini sağ lamak ve özellikle yağ ciltlerin parlak görüntüsünü gidermek için lı kullanı bir tür losyon. kimi vakit. * Dolap gövdesinin zemine düzgün oturması yarayan çerçeve ş na eklindeki kaide. kadim. * Bazı olan (tuz) veya bazıözelliklerini taş (madde). * Pazarlı alıveriş k. baysal baysallı k * Huzur ve refah içinde olan. * Birtakı kimi. mak.

su ile birleş baz etkisi gösteren. bazit * Bazit mantarları üreme organı n . bazı (veya bazı) ları sı * birtakı . bebe aspirini * Berilyum'un kı saltması . bazlamaç bazlaş ma bazuka . kalıgözleme. mı baziçe * Oyun. iki sı sütunla. * Türk alfabesinin ikinci harfinin adı . sı n * Bazlama. Be be be bebe * Bebek. * (teklifsiz konuş mada) Ey. fakat baz oranı normal tuza göre yüksek olan bazik oksitler * Çoğ oksijen bakı ndan zayı u mı f olan. hey. i * Birleş iminde asit ve baz ağ ğoranı ı ı rlı normal tuza göre az. kimisi. bazı dingil döner bazı teker * karşklı kilerde her iki tarafa da zaman zaman söz söyleme hakkı ar anlamı kullanı ı iliş lı doğ nda lı r. n na bazik (tuz). yahu. * Dikdörtgen biçiminde. biçiminde kilise. yanlardakiler daha alçak olmak üzere içi. bazilika * Kral sarayı . * Roketatar. ra. * Bir maddenin baz durumuna gelmesi. bazitli mantarlar * Sporları bazitlerin içinde bulunan mantarlar grubu. uç kı nda yarı çembere benzeyen bir çıntı olan Roma mahkemesi. smı m kı sı * Ortadaki yüksek. bazlama * Sacda piş irilmiş yuvarlak pide. bazidiyospor * Bazitli mantarlarısporları verilen ad. asitlerle birleş tuzları ince ince veren oksitler.bazı bazı * Ara sı arada bir. üç salona ayrı ş ra lmı dikdörtgen . * Baz niteliğgösteren. küçük çocuk. * Tatlı bol.

n) bebek gibi * çok güzel (kadı n). larda bebek * Meme veya kucak çocuğ u. yapı lması alı rmalara yatkıolması güç ş tı n durumu. * Yaş yakı ı na ş mayacak davranı ş bulunan kimse. bebek beklemek * (kadı gebe durumda bulunmak. * Kiş yatkı k ve öğ inin nlı renime bağ olarak bir iş arma ve bir iş amaca uygun olarak sonuçlandı lı i baş lemi rma yeteneğ maharet. n bebekçe * Bebek gibi. * bebeğ yakır biçimde. bez vb. i. k. bücür erkek.* Küçük çocuklara içirilmek üzere. tahta. * Vücudun. * Yeni doğ yavrunun yetiş an kinlerin bakı na sürekli olarak bağ olduğ dönem. ilâcı olarak yapı ş özel lmıaspirin. e ş ı bebek ölümü * Çeş hastalı itli klardan. becerikli . karş klı değtirme. 0-2 yaş grubunda bulunanları ölümü. * Göz bebeğ i. bebeklik * Bebek olma durumu.den yapı insan biçiminde oyuncak. lan * Sevgi sesleniş i olarak kullanı lı r. ustalı maharet. beceri * Elinden iş gelme durumu. iş ı yer lı iş becayiş becayiş etmek * değik yerdeki görevliler. bebecik * Küçük veya acı nacak durumda olan bebek. * Plâstik. * (küçük b ile) Sevimsiz. budala. iş ı yer lı iş becelleş me * Becelleş iş mek i. e ş ı bebekleş me * Bebekleş iş mek i. becelleş mek * Cebelleş mek. bebekleş mek * Şmarı davranı ı kça ş larda bulunmak. Beberuhi * Karagöz oyunundaki kambur cücenin adı . * Yer değ me. mı ı mlı u * Bebek gibi davranı ş larda bulunma. bebeklik etmek * bebek gibi davranı ş larda bulunmak. bebeğ yakır biçimde. karşklı değtirmek.

kirletmek. kirletmek. tavuk büyüklüğ ı plak. bozmak. becerme * Becermek iş i. uz bedava sirke baldan tatlır dı * masrafsıveya emeksiz elde edilen ş z eylere herkes istek gösterir. Beçene bedahet * Besbelli. * Bir ş kullanı duruma getirmek. başküçük ve çı tüyü mavimtı kül renginde. * Gerekli. beceriksizlik * Beceriksiz olma durumu. ansın. becet becit * Serçegillerden. k * Bir konuda hazı ksıkonuş rlı z abilme yeteneğ i. * Oğ Türklerinin 24 boyundan biri. vedi. becermek * Güç görünen bir iş veya duruma çözüm bulmak. beceriksiz * Becerisi olmayan. ş an bedavacı lı k * Bedavacı olma durumu. bedavadan * Bedava olarak. na * Birini öldürmek. usta olmayan. * İ acele. evcil bir hayvan (Numida meleagris). bedavalaş ma * Bedavalaş durumu. rak ünde.* Becerisi olan. Beç tavuğ u * Tavukgillerden. düş zı ünmeksizin. küçük bir kuş (Passer). k. üstesinden gelmek. beceriklilik * Becerikli olma durumu. elinden iş gelen. apaçıolma durumu. bedavacı * Her ş bedavadan sağ eyi lamaya çalı (kimse). lı z. bedava * Karş ksı parası emeksiz. usta. mahir. maharetli. bedaheten * Birdenbire. lüzumlu. bedavadan ucuz * çok ucuz. ı z. eyi lmaz * Irzı geçmek. mak . ustalı maharet.

ilenç. kötümser olmak. bedayi bedbaht * Estetik yönü ağ basan güzellikler. bedbin olmak * ümitsizliğ düş e mek. birinin işsürekli ters gitmek. karamsar olmak. karamsar duruma getirmek. zlı bedbin * Kötümser. karamsarlı pesimizm. bedbinleş mek * Kötümserleş mek. lânetlenmiş . k. bedavası na * Bkz. *İ lenme. bedavadan. ı r * Mutsuz. beddua sinmek * ilencin tutması yüzünden. ümitsizliğ düş ğ a e ürmek. bedbinlik bedçehre * Kötümserlik. pesimist. i bedduası tutmak . z. bahtsı k. suratsı z. bedbaht olmak * üzülmek. bedbinleş tirme * Bedbinleş tirmek iş i. beddua beddua etmek * ilenmek.bedavalaş mak * Bedava duruma gelmek. bahtsı talihsiz. bedbahtlı k * Mutsuzluk. karamsarlı sokmak. bedavaya * Çok ucuza. * Kötü yüzlü. kötümserliğ kapı e lmak. karamsar. bedbaht etmek * üzmek. bedbinleş me * Bedbinleş iş mek i. bedbinleş tirmek * Kötümser. bedbin etmek * üzmek. * Asısuratlı k . intizar etmek.

fiilen. bedelli askerlik * Askerlik çağ gelmiş ı na gençlerin belirlenen miktardaki parayı ödeyerek yaptı kı süreli vatanî görev. * Bir ş yerini tutabilen karşk. varlı n * Vücudun. ymet. bedence bedenci bedenen * Bedeniyle. kları sa bedelsiz * Bedeli olmayan. çoban. bedel ödenilmeyen. ş ı * Kale duvarı . * Bedel verdiğiçin kı süre hizmet gören asker. . bedel ödenilen. i sa bedelsiz ithalât * Yurt dındaki iş ş ı çilerin veya geçici görevle yurt dına giden kamu görevlilerinin dönüş ş ı lerinde kendi mesleklerinin icrası kiş kullanı için getirdikleri mallar için yapı düzenleme. başkol ve bacak dında kalan bölümü. bedenî * Beden bakı ndan. gövde. vücut. ak. . kasın na ile * Uş hizmetçi. sa bedelci bedelli * Bedeli olan. nsan beden eğ itimi * Vücudu güçlendirmek ve sağğkorumak amacı araçlı araçsıhareketler yapma. bedduası almak nı * biri tarafı kendisine ilenilmek. kı er. * Bedelci. erli. beden cezası * İ vücudu üzerine uygulanan ceza. veya isel m lan beden * Canlı klarımaddî bölümü. ndan bedel * Değ fiyat. it. bedel tutmak * kendi yerine askerlik yapması birini para ile tutmak. için bedel vermek * askerlik yapmamak veya kı süre yapmak için devlete para ödemek. vücuduyla. * Çok değ bedeli belirlenemeyen. lı ı yla veya z beden terbiyesi * Spor iş lerinden sorumlu makam. beden eğ itimi. eyin ı lı * Eş denk.* ilenci yerine gelmek. * Bkz. mı * Beden eğ öğ itimi retmeni. * Baş nıadı ve onun parası hacca giden kimse. * Askerlik yapmamak veya yapı süreyi kı lacak saltmak isteyenlerin devlete ödedikleri para.

bedenî. ayıon dördü. bedensel. bedensel bedesten bedevî * Bedenle ilgili. rda ayan * Böyle bir hayat sürdüren kimse.* Bedenle ilgili. * Estetik bilimi. n bedirik * Temizlenip taranmıve eğ ş rilmeye hazıduruma getirilmiş veya pamuk topağ yumağ r yün ı . bednam . * Kazak Türklerinde bir hastalın iyileş için yapı tören. bediîleş me * Bediîleş iş mek i. bediîleş mek * Bediî duruma gelmek. *İ çinde değ eş alıp satı kapalı ı erli ya nı lan çarş . bediiyat bedik bedir * Dolunay. bedirlenmek. ı . * Estetik. * (büyük b ile) XIII. mek bedirleş mek * Ay bedir durumunu almak. beğ enilen. * Kötülük isteyen. çadı yaş göçebe. * (büyük b ile) Bedevîlik tarikatı olan derviş ndan . * Güzellik ölçülerine uyan. bedirlenmek * Dolunay biçimini almak. apaçı k. ğ ı mesi lan bedevîlik bedhah bedihî bediî bedirlenme * Bedirlenmek durumu. bedenli * Bedeni olan. * Çölde. * Bedevî olma durumu. gözü gönlü okş ayan. * Parlak ve sağklı lı görünmek. yüzyı kurulan bir Sünnî tarikatı lda . bedirleş me * Bedirleş durumu. güzel sanatlar. kötü yürekli. * Besbelli.

dekoratif yaprakları renkli çiçekleri olan. beğ endirme * Beğ endirmek iş i. zevk. kötülüğ ile dillere düş ü en. a beğ enirlik * Beğ enme durumu. bedük * Çam sakı. tma sı * Son derece. . beğ eniş beğ enme * Beğ enme. i beğ enilmek * İ ve güzel bulunmak. takriz.* Kötü ün kazanan. * Övücü tanı yazı. gusto. zevk. * Beğ enmek iş i. beğ endirmek * Beğ enilmesini. * Güzeli çirkinden ayı yetisi. yi * Sevilmek. örneğbegonya olan bir bitki familyası ki i . hoş gitmek. hünkârbeğ endi. begüm beğ beğ ence beğ endi * Bkz. hoş görünmesini sağ lamak. * Bey. zı begayet Begdili begonvil begonya * Begonyagillerden. beğ enilir olma durumu. uz * Akdeniz bölgesinde yaygıbir çiçek. begonyagiller * İ çeneklilerden. rma * Beğ enme duygusu veren. aş . reçine. beğ enilen. * Hint prenseslerine verilen unvan. pek çok. pek çok çeş bulunan sı ülke bitkisi ve itleri cak (Begonia). ı rı * Oğ Türklerinin 24 boyundan biri. n beğ enilir beğ enilme * Beğ enilmek işveya durumu. beğ eni * Güzel veya çirkin yargını sı verdiren duygu.

tasvip etmek. * Sarı çalan açıkahverengi. beğ enmemek * İ veya güzel bulmamak. nasip. * Payı . bîbehre. kı ma lan * Dört ayaklı hayvan. uymazlı k. iyi veya güzel bulmama. beğ ı sı enmeyenin umursanmadını ğ anlatı ı r. yi * Kuş duymak. beher * Her bir. beğ enmezlik * Beğ enmeme. beğ enmeyen kını zı (veya küçük kınıvermesin zı) * bir durumun beğ enilmemesi karş nda. beis görmemek * sakı zarar görmemek. beis yok bej * zararı önemi yok. behavyorizm * Davranı lı ş k.beğ enmek * İ veya güzel bulmak. ne yapıyapı mutlaka. * Onaylamamak. nasibi. zarar. nca. yi * Benzerleri arası birini seçip ayı ndan rma. uçmak. behey behime behimî behimîlik * Behimî olma durumu. p p. behiş t behre behresiz beis * Engel. hor görmek. hisse. * Onaylamak. * Küçümsemek. * Pay. ya k * Cennet. beğ lik * Beylik. hissesi olmayan. kuş ile karş ku ku ı lamak. ş ı . * Çış bildirmek için kullanı bir ünlem. yok. hayvana yakır biçimde olan. ne olursa olsun. kabul etmek. çı behemehal * Her hâlde. * (duygular için) Hayvanca. * Kötülük.

* Bu renkte olan. z lan z zlı * Saflı temizlik. mek. yenilik. tazelik. z ayan bekâr kalmak (veya yaş amak) * evlenmemek. masumluk. bekas bekçi * Bir ş veya bir yeri bekleyip korumakla görevli kimse. bekar bekâr * Diyezli veya bemollü bir sesin eski durumuna getirilmesini gösteren nota iş areti. yalnıyaş kimse. * Hava gazı lâmbasın ucu. evlenmemiş olmak. nı * Kalılı ölmezlik. * Doğ k. gözcü. . bek * Sert. . * Evli olduğ hâlde ailesinden ayrı u . iş ı bekâra karı aması boş kolaydı r * bilgi ve tecrübesi olmayan bir kimsenin işhafife alması i . kı k. önemsememesi. * Sanat ve düş üncede özgünlük. katı lam. ı * Çulluk. * Evlenmemiş kimse. * ölüm veya boş anma dolayıyla eş yitirmek. eyi bekçi kalmak * koruyucu. bekâret * Kıoğ kıolma durumu. allı bekârhane * Bekârlarıkalması ayrı ş n için lmıveya düzenlenmiş oda. sağ bek bek beka * Savunucu. sı ini bekâr odası * Bekârları taş n. denetleyici olarak beklemek. bekçilik * Bekçinin yaptı iş ğ . gereğ değ ince erlendirememesi tâbiîdir. n adı ı bekârlı k * Bekâr olma durumu. bekârlısultanlı k k * evlenmeden tek baş yaş ı na amanı daha iyi olduğ anlatı n unu r. radan gelmiş çilerin kalacağoda. cı k. beka bulmak * ölmezlik erdemine ulaş ölümsüzleş mak. k. erdenlik. * Bekârlarıyaş ğmüstakil ev.

ansın. bekle yârin köş esini! * yakı gerçekleş i sanı nda eceğ lmayan umutlar karş nda söylenir. bekleme salonu. ine beklenmez * Beklenmeyecek durumda olan. bekleme salonu * Doktor. biri gelinceye değ bir yerde kalmak. durmak. beklenilmek * Beklenmek. muhafaza etmek. beklemek * Bir iş oluncaya. beklemeli * Sıfta kalıderslere devam etmeyen (öğ nı p renci). . * Bir ş bir kimseyi gözetmek. tı kanmak. * Ummak. mak. me bekleme yeri * Bir kimseyi veya taş beklemek için ayrı bölme. in * Süre tanı acele etmemek. bekinmek * İ etmek. zı beklenmek * Beklemek iş konu olmak. nat * Kapanmak. * Aramak. ile görüş öncesinde oturulan yer. direnmek. tı kamak. beklenmedik * Birdenbire. * Bekitmek iş i. avukat vb. * Vakit öldürme. bekitme bekitmek * Kapamak. korumak. * Karş ı ı lması laş ihtimali bulunmak. bekleme odası ı tı lan . eyi. ı sı bekleme * Beklemek iş i. beklenilme * Beklenilmek iş i veya durumu.bekçilik etmek * (bir ş bekleyip korumak. istemek. eyi) bekinme * Bekinmek iş i. beklenme * Beklenmek durumu. bekleme odası * Bir kimseyi veya bir taş beklemek için gelenlerin oturdukları ı tı yer.

Bektaşsı î rrı * Çok gizli tutulan sı r. bekleyiş * Beklemek işveya biçimi. * Bektaştarikatı olma durumu. Bektaşdedesi î * Bektaştarikatı daha üst makamlarda bulunan ve yönetimde sorumluluk taş derviş î nda ı yan . î ndan bel *İ çkiye düş içkici. *İ çkiye düş künlük. ı iklimlerde yetiş bir kaktüs (Echinocactus). * Bireyin belli ş ve durumlarıalacağbiçimler veya kendisinden beklenenler konusundaki ön görüş art n ı ü. ine i yapı bekletme * Bekletmek iş i. ayyaş kün. ak veya kara yemiş i. * Bekleş iş mek i veya durumu. bekletmek * Beklemek iş birine yaptı ini rmak. bekleş me bekleş mek * Birlikte veya karşklı ı beklemek. . * Bu çalın mayhoşnohut büyüklüğ nı . bekletilmek * Bekletmek iş konu olmak veya bekletmek iş lmak. lı k en Bektaş îlik * Bektaş tarikatı î . i bekri bekrilik Bektaş î * Hacı Bektaş Veli'nin tarikatı girmiş na olan kimse.beklenmezlik * Beklenmeme durumu. ünde. Bektaşbabası î * Bektaştarikatı olan derviş î ndan . lı bekletilme * Bekletilmek iş i veya durumu. bektaş îkavuğ u * Büyük ve güzel çiçekler veren. beklenmezlik fiili * -acağ ı /-eceğbiçimindeki sı i fat-fiil ekine tutmak fiili getirilerek yapı ve iş istenmeden. unu ik beklenti * Bir olgunun sonunda gerçekleş beklenen ş mesi ey. ayyaşk. Bektaşüzümü î * Taşrangillerden bir çalı kı (Ribes grossularia). beklenmeden lan in olduğ anlatan birleş fiil. lı .

an rı bel bağ ı * Bel kemeri. bel bel * Atmı meni. bel ağ sı rı * Bel çevresinde oluş ve duyulan ağ. sperm. temel. ş bel * İ bedeninde göğ karıarası daralmıbölüm. rtı na * Hayvanlarda omuz başile sa ğ arası ı rı . k. güvenmek. bel fı ı tı ğ * Bel bölgesinde fı tı k. nsan üsle n nda ş * Bu bölümün. belden sağ sola bükmek. bel kı rmak * gövdeyi. aret aret bel evlâdı * (bir kimsenin) Öz çocuğ ı . sı n altı rastlayan bölgesi. uzun saplı ı . * Toprağkazmaya veya kirizma yapmaya yarayan. eyin ğ ı bel kı kı ra ra * kıta kıta. bel * Ses ş iddetiyle ilgili birim. te) n i . bel gevş i ekliğ * Cinsel gücü yitirme. esas. anlamsıbakmayı z anlatan bel bel bakmak deyiminde geçer. iş vermek. bel bellemek * toprağbelle kazmak. bel kemiğ i * Omurga. salı salı rı rı na na.* İaret. ı bel etmek * iş koymak. mcı ı na bel bel * Durgun. * Dağ rtları geçit veren çukur yer. bel bağ lamak * birisinin kendisine yardı olacağ inanmak. a bel kündesi * (güreş Ellerin arkadan gelip hasmıgöbeğüzerinde kilitlenmesi yolundaki kündeleme. ucu sivri kürek lacak veya çatal biçiminde bir tarı aracı m . deri. ayakla bası yeri tahta. sı nda * Geminin orta bölümü. bel kemeri * Elbise üzerinden bele dolayarak bir toka ile tutturulan. kumaş veya metalden yapı özel bağ lan . * Bir ş varlı ile ilgili en önemli bölümü.

ş a belâ aramak * kavga çı karmak için fı aramak. ı bel vermek * (duvar gibi dik ş eyler) dı ya veya (tavan gibi yatay ş ş arı eyler) aş ı doğ kamburlaş ağ ya ru mak. kı ve belâ okumak * birine beddua etmek. üzücü. rsat belâ çı karmak * kavga çı karmak. * Kavgacı irret. retorik. belâgatsiz * Belâgati olmayan. * Söz sanatları inceleyen bilgi dalı nı . * Bir ş gizli olan derin anlam.bel soğ ukluğ u * Üreme organların akı ıve bulaş bir hastalı. * (istenmedik bir davranı zorlayan) Etki. nları * -den dolayı . * destek olmak. belâsı belâsı bulmak nı * hak ettiğcezayı i görmek. belâ *İ çinden çılması sakı durum. can sıcı kı. kı güç. . ncalı * Büyük zarar ve sıntı yol açan olay veya kimse. rma i. belâya çatmak (girmek veya uğ ramak) * beklenmedik bir belâ ile karş mak. kaçılan bir durumun gerçekleş i bildirilirken alay yollu söylenir. kı ya * Hak edilen ceza. klı belâlar mübareğ i * istenilmeyen. belâhat * Alı k. düzgün anlatma sanatı ktan . yapmacı uzak. nı tiğ belâlı * Yorucu. * Konuyu bütün yönleriyle kavrayarak. belâ kesilmek * birisine sıntı eziyet vermek. yorum gerektirmeyen. hiçbir yanlıve eksik anlayı yer bı ş ş a rakmayan. musallat olmak. belâgat * İ konuş sözle inandı yeteneğ yi ma. -den sebebiyle. eyde belâgatli * Belâgati olan.ş * Yolsuz kadı n zorba dostu. nı nt lı ı cı ğ ı bel soğ ukluğ uğ una ratmak * bir iş veya bir söze gereksiz yere karı onun akını e ş arak ş sektirmek. ı laş belâya uğ ramak .

beldeitayyibe * Medine ş ehri. tetkik eden ve karara bağ ğ ı layan organ. üyeleri halk tarafı seçilen. belediye meclisi * Belediye tüzel kiş ine tanı yetkileri kendinde toplayan organ. beledî *Ş ehirle ilgili. belediye meclisi toplu bulunmadı zaman. im nlatma. ki arası Belçikalı * Belçika halkı olan (kimse). kalıkumaş n .* çok kötü bir durumla karş mak. * Yerleş ik. * Bir tür pamuklu. belediye baş . kanı belediye sarayı * Belediyeye ait bütün iş yapı ğve büroları bir arada bulunduğ büyük yapı lerin ldı ı n u . * Mekân. özel kanunlarla belediye meclisince verilen görevleri. tüzel kiş i olan teş ndan iliğ kilât. ı laş belâyı n almak satı * göz göre göre belâyı üstüne çekmek. iliğ nan belediye nikâhı * Medenî kanuna göre kılan resmî nikâh. belediye * İ ilçe. belce * İ kaş . belediye suçları * Belediye buyrukları ve yasakları aykıdavranı na na rı ş lar. kilâtı u belediye baş kanı * Belediye teş nı kilâtı yöneten kimse. belediye encümeni ve belediye memurları oluş kuruluş ndan an . bucak gibi yerleş merkezlerinde temizlik. * Bu teş n bulunduğ bina. aydı l. ta belediye reisi * Belediye baş . belediye teş kilâtı * Nüfusu iki binden fazla olan yerleş yerlerinde hükûmet kararı kurulan. belediyeci * Belediye iş görevlisi. yı belediye polisi * Zabı görevlisi. çevre. belediye çavuş u * Zabı iş ta lerinde üst görevli. belediye im yla kanı meclisi. leri . belediye encümeni * Belediye kanununda belirtilmiş görevleri yerine getiren. su ve esnafı denetimi gibi kamu n hizmetlerine bakan. yer. ndan belde *Ş ehir.

belen * Bel. llı i. yüksek yer. belediyelik olmak * belediye ile ilgili bir iş i olmak. * Dağ üzerindeki yüksek geçit. u) * Beşe yatıp bağ iğ rı lamak. bulaş mak. örtülmek. belermek belertme * (göz için) Akı belirecek biçimde açı iyice lmak. belertmek * Gözlerini. çocuk bezi. peygamber çiçeğ mavi en. * Tepe. * Belertmek iş i. bulaşrmak. belenme * Belenmek iş i. iğ beleme * Belemek iş i. tı belemir * Orta Anadolu'da tarlalarda yetiş çiçekleri mavimsi renkte bir yık bir bitki. * Bulanmak. dik dağ yolu. belenmek * Kundaklanmak. belediyelik * Belediyeyle ilgili.belediyecilik * Belediye iş leri. belemek * (çocuğ Kundaklamak. lüpçü. eyde beleş çi beleş çilik * Parasıgeçinmeyi seven. * Beleş olma durumu. bedavacı z . çi . belek * Kundak. çok beleş * Karş ksı emeksiz. kantaron (Cephalaria syriaca). belerme * Belermek iş i. ı z. bayı r. * Beşe konulan yatak. parasıelde edilen. * Bulamak. akı görünecek biçimde açmak. lı z beleş (veya bahş) atıdiş (veya yaş bakı iş n ine ı na) lmaz * bedava gelen ş kusur aranmaz.

okuldan çı lmak. tası nda layan araç. belgeleme * Belgelemek iştevsik. i. yansı belgeselci * Belgesel. para vermeden elde etmek. * Emek vermeden. tevsik etmek. ki l üst nı ğ ı nı * Belge ve yazı n saklandı yer. beletmek belge * Kundaklatmak. karı belgeli * Belgesi olan. vesika. film çeken veya bunun üzerinde çalı (kimse). arş ları ğ ı iv. belirli bir amacı tan film.beleş konmak e * emek. belgelendirme * Belgelendirmek iş i. * İ yı üste sıfta kaldı için okula devam etme hakkı yitirerek belge alan. belgelemek * Bir olgunun doğ olduğ belge ile göstermek. doküman. belgelenmek * Belgelemek iş konu olmak. yöneten sinemacı . ortaya çı ru unu karmak. raf. . belgelenme * Belgelenmek iş i. fotoğ resim. i ey). ş an * Belgesel niteliğ indeki eserleri seven veya bunlarla ilgilenen (kimse). * Belge niteliğtaş film veya televizyon programı i ı yan . belgelendirmek * Belge göstererek belirtmek. belgegeçer * Yazı bilgi ve belgelerin telefon sistemi vası yla bir yerden bir yere iletilmesini anı sağ lı . lı belge almak * (iki yı l aynını üst üste kalan öğ sıfta renci) okuldan uzaklaşrı tılmak. * Bir gerçeğ tanı k eden yazı e klı . karı belgeci * Belgesel filmler yapan. ine * İ yı üste aynı nı kalan öğ ki l üst sıfta renci okuldan çı lmak. kendi tabiî çevresi ve akı içinde veya gerçeğ en yakı biçimde nan ş ı e n hazı rlanmıyapay bir yerde iş ş leyen. beleş ten beletme * Beletmek iş i. faks. film vb. karş ksı ı z. * Belge niteliğbulunan (ş dokümanter. belgelik belgesel belgesel film * Hayattan alı herhangi bir olguyu.

bir iş lı k yapamayacak duruma düş mek.belgeselcilik * Belgeselcinin yaptı iş ğ . ünüş inanı ayıcı ve ş taki rı özellik. belgin belginlik belgisiz * Tam ve kesin olarak belirlenmiş olan. sarih. * Bir önermeyi tanı tlamak için gösterilen ve daha önce doğ diye kabul edilen baş önerme. belirsizlik sı . beli gelmek * cinsel birleş sı nda salgı almak. . beli bükük * Beli bükülmüşgüçsüz. belâgatli. belirli olan. ş iar. ı belgi * Bir ş benzerlerinden ayı özellik. * Belirli olmayan. fatı belgisiz zamir * Bkz. iş edilemeyen. beli çökmek * kamburlaş mak. sarahat. belik . aret belgisiz sı fat * Bkz. zavallı . me rası boş beliğ * Belâgati olan. belirsizlik zamiri. niş eyi ran iar. hüccet. belgileme * Belgilemek iş i. gayrimuayyen. beli açı lmak * küçük aptesini tutamaz olmak. an. belgili * Belgiye dayanan. belgisizlik * Belgisiz olma durumu. beli bükülmek * yaşlıyüzünden güçsüz kalmak. belgit burhan. * Duyuşdüş . beli * Senet. belgilemek * Belgi ile göstermek. * Belgin olma durumu. ş alâmet. ru ka * Evet.

ayı cı nı mı ı tı belirlenim * Belirli duruma gelme iş i. sarih. özünü oluş turan ögeleri açı klayarak tanı mlamak. * Yeni bir kavramı . * Bir kavramı anlamın. içeriğ yapınıveya sırların tam olarak belirlenmesi iş gerektirim. belirginleş tirme * Belirgin duruma getirme. eyi belini vermek * dayamak. irkilmek. genellemek karş . tayin etmek. besbelli. sırlamak. i. belini doğ rultmak (veya doğ rultamamak) * yeniden durumunu düzeltmek. belirginleş mek * Belirgin duruma gelmek. nı * Bir kavramı rı bir öge ekleyerek sırlamak. belik belik * Örgü örgü. belirleme * Belirlemek iştayin. belini kı rmak * birini bir ş yapamaz duruma getirmek. aş n aş n belirgin * Belirmiş durumda olan. n nı inin. belirginleş me * Belirgin duruma gelme. örgü hâlinde. determinasyon. belirlemek * Belirli duruma getirmek. belini bükmek * çaresizlik içinde bı rakmak. belirginleş tirmek * Belirgin duruma getirmek. belikleme * Beliklemek iş i. belirginlik * Belirgin olma durumu. kapsam bakı ndan daraltmak. . belinleme * Belinlemek iş i.* Saç örgüsü. belinlemek * Birden uyanarak çevresine korku ile ş kış kı bakmak. belinden gelmek * birinin dölü olmak. . belirli kı lmak. açı bariz.yaslanmak. k. sın nı nı i. beliklemek * Saçları örmek.

belirlenmek * Belirli duruma getirilmek. * (önce belli veya görünür olmayan bir ş için) Ortaya çı ey kmak. indeterminist. belirli belirsiz * Yarı belirgin durumda. ünce * İ görünür ve anlaşr bir durum almak. indeterminizm. belirli geçmiş * Fiilin belirttiğkavramı içinde bulunan zamandan önce olup bittiğ kesinlikle bildiren kip. * Bir düş veya durum için. -di'li geçmiş i n. . meçhul. gülmüş lamıgibi. belirleş me * Belirleş işveya durumu. tebarüz etmek. muayyen. determinist. i. bir sebebe bağ na lı lanmayan olay ve durumlarıda bulunduğ öne n unu süren görüş . yice ı lı * Belirli olmayan.belirlenimci * Belirlenimcilik yanlı olan (kimse). n ka n nı unu reti. belirme belirmek * Belirmek iş tebellür etme. görülmeyen geçmiş . sı belirlenmezcilik * Nedensellik yasası bağ olmayan. ş . belirlenmezci * Belirlenmezcilik yanlı olan (kimse). az çok belli olan.Aldı . gayrimuayyen. belirsiz belirsiz geçmiş * Fiilin belirttiğkavramı içinde bulunulan zamandan önce olup bittiğ baş ndan duyarak veya belirsiz i n. * İ iradesinin hiçbir ş bağ olmadını nsan arta lı ğ . ağ ş . uçtu vb. i nda * Bilinmeyen. tezahür etmek. müphem. indeterminizm. biçti. * Niteliğhakkı tam bir bilgi edinilemeyen. belirlenme * Belirlenmek iş i. ini kası olarak bildiren kip. gerekirci. ini . determinizm. tebellür etmek. n iradesinin nedensellik yasası bağ olmadını na lı ğ savunan görüş ı . kesin bir biçim almak. mek i belirleş mek * Belirgin duruma girmek. belirli * Açıve kesin olarak sırlanmıveya kararlaşrı ş k nı ş tılmıolan. sı belirlenimcilik * Her olayıbaş olaylarıgerekli ve kaçılmaz bir sonucu olduğ ileri süren öğ gerekircilik. içinde bulunduğ ş ı u artlarla belirlenmediğ insanıözgür ini. (-di) (-ti) ı lanı . -miş geçmiş 'li . görülen geçmişBu zaman Türkçede -dı / -tı ekiyle karş r. Türkçede bu zaman -mı/ -miş ş ekiyle kurulur: Gelmiş . belirli nesne * Belirtme durumu ekini almı geçiş fiil durumunda olan yüklemle ilgili kelime veya kelime grubu. li belirlilik * Belirli olma durumu.

* Tamlayan. belirtken * Bir özlü sözle birlikte kullanı iş lan aret. çiçeğ kokusu gibi. * Belirtilmemiş olan. n k ya. biri vb. * Bir olayı veya durumun anlaş n ı na yardı eden ş alâmet. niş niş lması m ey. sarih. sarih meful. * Soyut bir ş bir kavramısembolü olan varlıveya eş amblem. tamlananı yalı genellikle üçüncü kişiyelik eki alan ve çoğ kez tür kavramı i u veren isim tamlaması : Ankara kedisi. * Açı belli. belirten belirti belirtik belirtilen * Tamlanan. * Gösterge. * Belirli kı görüş lma. tamlananı -in sı üçüncü kişiyelik eki alan ve belirli bir kavram taş tamlama: i ı yan Doğ n kalemi. k. bildirme. * Belirtilmiş olan. ine belirtisiz * Belirtisi olmayan. belirli kı lı nan. belirtilmek * Belirtmek iş konu olmak. tasrih. an'ı in belirtilme * Belirtilmek iş i. belirtisiz nesne * Yalı durumdaki nesne. belirtili * Belirtisi olan. belirtme durumu belirtme . an. birkaçı sı . kabataslak tutan zamir: bazı. eyin. birçoğ azıherkes. . fat: . belirteç * Zarf. her.belirsizlik * Belirsiz olma durumu. birkaç. birtakı filan vb. n belirtisiz tamlama * Tamlayanı n durumda olan. ane. belirtili tamlama * Tamlayanı (-nin) takı. belirtili nesne * Belirtme durumundaki nesne. müphemiyet. m. Tuz Gölü gibi. u. belirsizlik zamiri *İ smin yerini belirsiz. belirsizlik sı fatı *İ simleri yaklaş kabataslak belirten sı bazı ı k.

* Doğ olabileceğgibi. * Felâket. belki de * ş da olabilir. * Olsa olsa. olabilir ki. öğ . n n ı belirtme sı fatı * Bir ismi gösterme. -u. belirtmek * Açı klamak. belit * Kendiliğ inden apaçıve bundan dolayı k öteki önermelerin ön dayanağsayı temel önerme. yanlıda olabilen. ihtimal. imci belitlemek * Belgeye dayanarak ortaya koymak. . u belkili * Olası muhtemel. belleğ yitirmek ini * bellek kaybı uğ na ramak. yükleme i . sayı belirsizlik bakı ndan belirten sı Bu kapı veya mları fat: . yapı iş gerekli olan ara sonuçları lacak için toplayan bölüm. belladonna * Güzelavrat otu. soru. lı . beliye belki * Muhtemel olarak. * Belitlemek iş i. tebarüz ettirmek. ı lan aksiyom: "Tüm. * Tümden geliş bir bilime esas olacak belit sistemi. Birinci dönem. arcı * Bir bilgisayarda. belli ve kesin olmayan. olası ihtimalî. Kaç öğ renci? Hangi ev? Üç çocuk gibi. parçalarıher birinden büyüktür" sözü bir belittir. bellek karıklı ş ğ ı ı * Kelimelerin doğ anlamı hatı ru nı rlayamamak veya ilk olarak görülen bir ş önce gördüğ sanma eyi ünü duygusuna kapı biçiminde beliren bir ruh hastalı. i hâli. Yazı okudum. yı belirtme grubu * Tamlamalardan daha geniş kelime dizisi: Kalıbir kitabısüslü cilt kapağbir belirtme grubudur. bunları geçmiş iliş n le kisini bilinçli olarak zihinde saklama gücü. akı l. programı iş değ meyen verileri... bellek * Yaş ananları renilen konuları . ya. akuzatif. mütearife. n belitken belitleme * Belitler sistemi. ru i ş lı . lmak ğ ı bellek kaybı * Bellek yitimi. * Belitleme kuramı ortaya koymak. nı belitlenebilirlik * Belitlenebilen kuram. ya . keder. hafı dağ k. za.* Yüklemi geçişbir fiil olan cümlede fiilin doğ li rudan etkilediğ-i (-ı -ü) ekini almıisim. Evi gördüm. tasa. ş durumu.

yarı bellisiz. * Bellemek iş i.bellek yitimi * Büyük sarsı veya humma yüzünden belleğ bozulması kaybolması ntı in veya biçiminde beliren ruh hastalı. belletici. ortada olan. bellem belleme belleme bellemek * Öğ renip akı tutmak. belli belirsiz * Zorlukla seçilebilen. belli olmak . zahir. bellemek * Bel denilen araçla toprağiş ılemek. ğ ı * Bellemek yetisi. ine belleten belletici * Çalı rı. belli etmek * açı klamak. belli * Bilinmedik bir yanı olmayan. belletmek * Bellemesini sağ lamak. tı belletme * Belletmek iş i. belli baş lı * Belirli. yapı a. müzakereci. duyulabilen. bellenmek * Bellenmek (II) iş konu olmak. bellenmek * Bellenmek (I) iş konu olmak. ikâr. belli * Beli olan. * Önemli. haş . aş ı lan. yarı belli. ı lı * sezdirmek. anlaş bedihî. * Belirli. öğ ş cı retici. belletmen * Orta öğ retimde etütleri denetleyen kimse. malûm. meş veya kalıkumaş n rtı in n parçası k. lda * Sanmak. * Bilim kurumların çalı nı ş maları ilgili yazı haberlerin yayı ile ve mlandı dergi. hissettirmek. ğ ı * Belleğ kı bir süre durup iş in sa lememesi. öğ ine renilmek. öğ retmek. * At ve benzeri hayvanlarısı na vurulan keçe. iyice görünür anlaşr duruma getirmek. * Gizli olmayan. muayyen. çok az belli olan. muayyen.

egoist. ş bellilik bellisiz belsem * Belli olma durumu. bemol * Bir sesin yarı ton kalı tılacağ gösteren nota iş m nlaşrı ı nı areti. muayyeniyet.* anlaş ı lmak. bembeyaz * Çok beyaz veya her yanı beyaz. * Bana göre. sakalda beliren beyazlı k. düş ündüğ gibi. balsam. benbencilik * Benbenci olma durumu. apak. nı * Bencillik öğ retisine inanan. hodkâm. benbenci * Kendini çok öven. kendi çı karları herkesinkinden üstün tutan. * Böylece kalı tılmı(ses). ben hancı yolcu oldukça . ma * Saçta. ego. sen * özel iliş kilerimiz sürüp gittikçe (senin bana iş düş in er). ben ş mı ahı (veya ş eyhimi) bu kadar severim * ben bundan daha çok özveride bulunamam. bellik * İaret. üm bencil olmak . iyi * Kiş öbür varlı iyi klardan ayı bilinç. bilinemeyen. ben ben bu iş yokum te * ben bu iş karı e ş mam. hodbin. bedahet. ben * Olta veya tuzağ konulan yem. ran * Bir kimsenin kiş ini oluş iliğ turan temel öge. hep kendinden söz eden. nlaşrı ş ben * Çoğ doğ tan. gururlu. marka. açı klanmak. a * Kuş yavrusuna taş ğyem. kendini her konuda üstün gören. * Pıl pıl. tende bulunan ufak. * Bkz. apaçı rı rı k. * Belli olmayan. bencil * Yalnıkendini düş z ünen. hodpesent. megaloman. koyu renkli leke veya kabartı u uş . un ı ı dı * Tekil birinci kiş gösteren zamir. * En çok üzümde görülen olgunlaş belirtisi. kibirli. bence benci * Kendini beğ enen.

kölelik. bendeniz cennet kuş u * kendini tanı tı kullanı bir deyim. benden söylemesi * ben üzerime borç saydım ş söyledim. * Kendi benini ve çı nı karı hayatımutlak ilkesi yapan anlayı n ş . egoizm. bencilik * Benci olma durumu. bencillik * Bencil olma durumu. hodbinlik. . benden de al o kadar * Bkz. köle. köleler. bendehane * Bendenin. benden söylemesi. * Köle ile ilgili. bende * Kul. ş ta bencilce * Bencile yakır biçimde. ş ı bencileyin * Benim gibi. benden günah gitti * Bkz. bendegân * Kullar. egoistlik. bendegî * Kulluk. bencillik etmek * bencil davranmak. kendimi suçlu saymam. bendir benefş e * Alaturka çalgı aleti. al benden de o kadar. * Menekş e.* bencilce davranı bulunmak. ğ eyi ı bendeniz * alçak gönüllülükle ben yerine ve "köleniz'" anlamı kullanı nda lı r. egoizm. bencilleş me * Bencilleş iş mek i. lın ğ zca koruma içgüdüsünün bir biçimi olduğ ileri süren öğ unu reti. köleye ait. hodpesentlik. kölenin evi. bencilleş mek * Bencil duruma gelmek. rken lan bendezade * Bendenin oğ lu. * İ n bütün eylemlerinin ben sevgisiyle belirlenmiş nsanı olduğ buna göre ahlâklı ı da yalnı kendini unu.

ebedîleş mek. u ü iyle raş dı beniâdem * Âdemoğ . fekül. insanlar. * Sonsuz ve ölçülmez zaman. beniçinci * Kiş benliğ merkez sayma görüş benmerkezci. ey * Güneş lekeleri yöresinde görülen.benek * Herhangi bir ş üzerindeki ufak leke. beni sokmayan yı bin (yıyaş n lan l) ası * zararlı olduğ bilinen. benekli * Ufak lekeleri bulunan. parlak taneciklerden ve parlak damarlardan oluş bölüm. ölümsüz. nokta. bengilemek * Bengi kı lmak. bengileme * Bengilemek iş i. ama kimseye kötülüğ dokunmayan kiş uğ mamalır. * Sonu olmayan. ebedî. baş cı sonu olmayan varlı langı ve k. ölümsüzleş ama i mek. benekli köpek balı ğ ı * Kara benekli. hep kalacak olan. bengilik * Zamanla ilgisi. ebedîlik. inin ini ü. muş beneklenme * Beneklenmek iş i. * Ölmezlik. benekleş me * Benekleş işveya durumu. puan. küçük boyda bir cins köpek balı (Scylliorhinus canicula). ndan bengi su * İ sonsuz hayat verdiğ inanı ve efsanelerde geçen su. abı çene ine lan hayat. beniçincilik . bengileş me * Bengileş iş mek i. bengileş mek * Sonsuz yaş niteliğkazanmak. ulları benibeş er *İ nsan. ebedîleş tirmek. beneklenmek * Benek oluş mak. sonsuz yaş niteliğkazandı ama i rmak. mek i benekleş mek * Benek benek durum almak. ğ ı bengi bengi * Ege ve Güney Marmara bölgesinin halk oyunları biri. ölümsüzleş tirmek.

i. una benim oğ bina okur. benildeme * Benildemek iş i. ınmak. * Bkz. benimseme * Benimsemek iş sahip çı tesahup. inin ini ü. benim diyen * kendine güvenen. sı benimsenme * Benimsenmek iş i. i beniz * Yüz rengi. kabullenmek. kma. senli benli. benze sahip olan. ine benimsetme * Benimsetmek iş i. lanmak. benlenmek * Ben oluş mak.* Dünyada kiş benliğ merkez sayan felsefe görüş benmerkezcilik. benimsenmek * Benimsenmek iş konu olmak. sahip çı eyi kmak. * Bir ş birine bağ eye. benizli * Benzi bulunan. beniz geçmek * benzi solmak. egosantrizm. benimsetmek * Birinin benimsemesini sağ lamak. benimsemek * Bir ş kendine mal etmek. benlenme * Benlenmek iş i. benimseyiş * Benimsemek işveya durumu. güçlü olduğ inanan. benli benli * Teninde ben bulunan. benliğ inden çı kmak . döner döner yine okur lum * "çok çalı na karşk verimli ve yararlı ş ması ı lı olmuyor" anlamı kı nda nama veya eleş belirtmek için tiri kullanı lı r. tesahup etmek. benliğyoğ i urmak * kiş i oluş iliğ turmak. benildemek * Belinlemek.

kâğ tları ları . iliğ iliğ benlik çatı ş ması * Benliğ ön plâna çı in kması baş ile gösteren çatı . benzemez *İ skambil veya okey oyununda farklı ı n veya taş n bir araya gelmesi. kiş i. * Kendi kiş ine önem verme. * Sanını sı uyandı rmak. gibi görünmek. t. ğ ı benlik yitimi * Kiş duygusunun ve benlik bilincinin yitirilmesi ile beliren ruh hastalı. kiş ini üstün görme. benlik * Bir kimsenin öz varlı. büğ lan et. kitaplarda kendi içinde bütünlük oluş turan bölüm. ş ğ iliğ ı ey. tutulmak. * Kanun maddesi. hep kendinden söz etme durumu. benmerkezcilik * Beniçincilik. sı benmerkezci * Beniçinci. benzeme * Benzemek iş i. hep kendinden söz eden (kimse). ilik ğ ı benlikçi * Her konuda hep kendini ileri süren. ahsiyet. benzemeklik * Benzer olma durumu. bent * Bağrabı . ş ması benlik davası * Her ş kendi düş eyi üncesine uydurmak ve her ş söz sahibi olmak çabası eyde . sı benlikçilik * Her konuda hep kendini ileri sürme. andı rmak. bütün davranı nı ilkesi yapan kiş niteliğ egotizm. sı * Bağ lam. * Gazete yazı. * Kendi benliğ geliş inin imini. * Benlikçilik yanlı olan (kimse). gurur. benlik ikileş mesi * Öznenin kiş ini iki veya daha çok bilinç merkezine bölen ve tek kiş çeş kiş iliğ ide itli ilikler durumunda beliren bir ruh hastalı.* kendine benzemez olmak. kibir. ş n ları inin i. onu kendisi yapan ş kendilik. benmari * Bir kabı kaynar suya oturtmak yolu ile içindekini ıtmak veya eritmek yöntemi. bent olmak * bağ lanmak. bent etmek * kendine bağ lamak. benzemek * İ kişveya nesne arası birbirini andı ki i nda racak kadar ortak nitelikler bulunmak. * Suyu biriktirmek için önüne yapı set.

disimilâsyon: Kı nnap > kı attar > aktar. benzeş im. * İ üçgende köş ki elerinin eş lenmesine göre karş klı larıeş karşklı ı açı n ve lı ı kenarlarıorantından doğ lı n sı an benzersiz * Benzeri olmayan. benzeş * Birbirine benzeyen. * Benzer olma durumu. ey). o + bir < öbür gibi. -dan eklerindeki ünsüz veya ünlüler gibi. benzeri benzerlik durum. benzeş mek * Birbirine benzemek. nda abih. rnap. karş klı ların eş bulunması nı arası iş ı açı nı it lı durumu. müş olmak. araları benzerlik bulunan. * Bkz. * Benzerlik gösteren. müş nazir. ekmekten (ekmeknda ten). abih. benzeş ik * Benzeş özelliğgösteren. aslı kopya edilmişteş ndan . benzeş en * Ünlü veya ünsüz benzeş melerinde etki altı kalan ünsüz veya ünlü: Sütçü (süt-çü). ve mı andı kimse. * Bir kelimede bir sesin baş bir sesi kendisine benzetme etkisi: yurt-daş yurttaş anba > çarş ka > . abih benzeş mezlik * Bir kelimede bulunan aynı benzeri seslerden birinin değikliğ uğ veya iş e raması . müş abehet.benzen benzer * Maden kömürü katranı çı lan C6H6 formülündeki hidrokarbonun bilimsel adı ndan karı . . eş siz. benzeş lik * Benzeş olma durumu. benzer. benzeti * Benzetme. çarş amba. me i benzeş im * Bazı ortak yönleri olan iki ş arası ey ndaki benzeş me. odalardan (oda-lar-dan) kelimelerinde bulunan -çü. ran benzer ş ekiller * Kenarların uzunlukları ndaki oran değ memekle birlikte karşklı ları it olan ş nı arası iş ı açı eş lı ekiller. * Bazı önemsiz veya tehlikeli sahnelerde ası l oyuncunun yerine çı yapı yüz bakı ndan bu oyuncuyu kan. görünüş yapı mı bir baş na benzeyen veya ona eş ve bakı ndan kası olan (ş müş mümasil. *İ ş ki eklin kenarların uzunlukları ndaki oran değ memekle birlikte. benzersizlik * Benzersiz olma durumu. bih. kehribar > kehlibar gibi. benzeş me * Benzeş iş mek i. * Nitelik. -ten. dublör. benzeş oranı im *İ ş ki eklin kenarların arası nı ndaki oran.

bih. orijinaline bakarak yapan ve benzeti olduğ belirten ressam. eyde ka eye * Kötü bir duruma getirmek. ine benzetiş * Bir ş baş bir ş benzetmek iş eyi ka eye i veya biçimi. yağ ihtiyaçları karş n gibi nı ı layan. o niteliğeksiksiz taş bir ş örnek olarak gösterme iş teş eyin ini i ı yan eyi i. vı * Benzen. kendine özgü kokusu tı ile ı ı rlı ı k bulunan bir sı. ğ leri ı benzetilme * Benzetilmek iş i. . renksiz. benzin * Petrolün damılması elde edilen.65 olan. uçucu. * Bir ş neteliğ anlatmak için. bozmak. unu benzetici * Benzeterek yapan. sahteci. * Bir ş baş ş benzeyen yönler bulmak. eyin ka eye benzeyiş sizlik * Benzeş memek durumu. arak. özgül ağ ğyaklaş 0. benzetici ressam * Büyük sanatçı n üslûbunda çalı ları ş yaptı iş orijinal eser diye satan sahteci ressam. kopyacı . benzin istasyonu * Araçlarıbenzin. zı benzi kül gibi olmak * yüzünden kan çekilmek. benzi uçmak * yüzü sararmak.benzeti ressamı * Büyük sanatçı n yaptı nı ları kları. benzi atmak (veya uçmak) * ansın yüzünün rengi sararmak. yüzü sararmak. benzetmek gibi olması n * kötü bir sona uğ ş ramıbirinden veya bir ş eyden söz ederken. benzetme * Benzetmek iş i. yolculara dinlenme ve alıveriş ş imkânı veren tesis. benzeyiş * Bir ş baş bir ş benzemesi durumu. benzetmek * Benzer duruma getirmek. solmak. benzetilmek * Benzetmek iş konu olmak. benzin pompası * Benzinlikte araç depoları benzin koyma ve verilen benzin tutarı gösterme aracı na nı . benzi sararmak * yüzünün rengi solmak. * Dövmek. benzinlik. ona benzetilen kimse veya ş için kötü bir ey duygu beslenilmediğ anlatı ini r.

* Baş a kalma durumu. makine vb. beraber * Birlikte. beraber olarak. * Aynı düzeyde. baş baş a gelmek. benzinli benzinlik * Benzin satı yer. benzin istasyonu. * Benzinle çalı (motor. zlı benzine kan gelmek (veya benzi kanlanmak) * sağklı lı duruma gelmek. berabere bitmek * (oyun. * -e rağ men. baş baş a kalmak. * Aklanma. beraberlik * Birlikte olma durumu. lan benzol beraat * Benzin ve tolüen karımı akaryakı ş bir ı t. yla berabere kalmak * (oyun. bir arada. benzinleme * Benzinlemek işveya durumu. lan benzincilik * Benzincinin işveya mesleğ i i.). i benzinlemek * Benzin dökerek yakmak. canlanmak. beraberce * Birlikte. yarı için) takı aynı yı ş ma mlar sayı almak veya denk gelmek. beraberinde * yanı nda. temize çı kmak. beraatı zimmet * Borcu. vereceğolmama durumu. -e karş ı n. ş an beraat etmek * aklanmak. borçsuzluk. i beraatı zimmet ası r kdı * tersi ispatlanmadı insanları suçsuz sayı kça n lmaları ilkesini anlatı r. benzinde kan kalmamak * kansı k sebebiyle yüzü sararmak.benzinci * Benzin satı yer veya benzin satan kimse. * Bir nesneyi benzine bulamak. yarı takı n aynı yı ş ma) mları sayı alması sonuçlanmak. baş beraberlik müziğ i .

* bozulmak. u berat * Bir buluş bir haktan yararlanmak için devletçe verilen belge. oynar başklı koltuk. eti yenilen bir balı(Serranus k anthias). Berat Gecesi. koro veya oda müziğ olduğ gibi birçok sesin oluş inde u turduğ müzik. berber * Saç ve sakalıkesilmesi. taranması yapı n ve lması iyle uğ an veya bunu meslek edinen kimse. kirlenmek. . Berat Gecesi * Hz. berbat etmek (veya eylemek) * kötü duruma getirmek. berbat * Kötü. patent. lam * Seçilmişseçme. Berat Kandili * Bkz. berber bataryası * Berber dükkânları lâvaboya su akması sağ nda nı layan deve boynu biçimindeki musluk takı . msı an. * bozmak. ndan n . san. beğ enilmeyen. berber koltuğ u * Berberler için yapı hareketli. in ldı ı berber balı ğ ı * Hanigillerden. eri ı yan * Kuzey Afrika'daki Cezayir bölgesinde Berberistan halkı veya bu halkısoyundan olan kimse. * Osmanlımparatorluğ İ unda bir göreve atanan. tan. niş veya ayrı k verilen kimseler için an calı çı lan padiş buyruğ karı ah u. * Darmadağ bakı z. lan lı özel berber salonu * Büyük berber dükkânı . berbat olmak * kötü duruma gelmek. kuyruğ unun çatalı uzun olan. Akdeniz'de yaş çok ayan. ı berceste * Sağ ve lâtif. * Bozuk. Berberî berberlik * Berberin yaptı iş ğ . gecesine rastlayan kandil in lıyla ğ i aban nı gecesi.* Orkestra. iş raş * Bu iş yapı ğdükkân. * Çirkin. periş viran. * Sanat değ yüksek anlamlar taş dize. ı n. mı berber çı ı rağ * Berber ustasın yanı yetiş nı nda tirilmek üzere çalı çocuk. Muhammed'e peygamberliğ Cebrail aracı ı bildirildiğş ayın 15. aylıbağ k lanan. ş an berber dükkânı * Berber.

berelenme * Berelenmek işveya durumu. verimli. bereket ki (veya bereket versin ki) * iyi ki. bereketlilik * Bereketli olma durumu. bereketlenme * Bereketlenmek işveya durumu. sürüp giden. 9-18 Mart arası görülen kocakarı uğ nda soğ u. gürlük.berdelacuz * Halk tahminine göre. . iyi bir rastlantı yi olarak. feyz. * İ ki. bereketsizlik * Bereketsiz olma durumu. Tanrı ş ki. 'ya ükür bereket versin * para alan kimsenin söylediğiyi dilek sözü. i * bir kimsenin bir durumdan hoş nutluğ anlatması unu . ongunluk. ve lı bereket * Bolluk. ezik. bereketsiz * Kendinden beklenen yararlı sağ ğ layamayan (ş ı ey). msı bere * Vurma ve incitme sonucu vücudun herhangi bir yerinde oluş çürük. bereketli * Bol. feyezan. artmak. bereketli ola! (veya olsun!) * yemek yemekte olanlara veya ürünlerini devş irenlere söylenen iyi dilek sözü. serseri. eyde bere * Yuvarlak. bakı z. neyse ki. berelemek * Bereli duruma getirmek. i berelenmek * Bereli duruma gelmek. bereleme * Berelemek iş i. berduş * Baş . berdevam * Sürmekte olan. teselli bulması . * Yağ mur. bozuk. yassı sipersiz başk. i bereketlenmek * Çoğ almak. an * Herhangi bir ş görülen çizik. ı boş * Pis.

* Beride olan ş veya kimse. . berhava olmak * patlama yolu ile havaya uçmak. * Beresi olan. kta * Çı durumundaki kelimelerden sonra getirilerek bir iş baş cı gösterir. acı ndan lan karı bergüzar berhane * Anmak için verilen hatı armağ yadigâr. harap. * boşgitmek. ey beril .bereli bereli * Beresi olan. beriki * Beride olan. berhudar ol! * "iyi günler göresin" anlamı dilek olarak kullanı nda lı r. yaş * Mutlu. canlı ayan. berhava etmek * havaya uçurmak. berenarı * Ş böyle. berhava * Havaya verilmişuçurulmuş . kullanı z ev. msı bergamot * Turunçgillerden bir ağ (Citrus bergamia). a berhayat berhudar * Hayatta olan. aç * Bu ağ n. beriberi * Genellikle Uzak Doğ ülkelerinde B vitamini eksikliğ u inden ileri gelen bir hastalı k. ra. beri * Konuş n önündeki iki uzaklı kendisine daha yakıolanı anı ktan n . yok etmek. * bitirmek. an. öyle bergamodî * Sarı pembe renginde olan. * Büyük. ı . kma in langını beribenzer * Sı radan bayağ alelâde. ş sı berhane gibi * gereğ inden çok büyük (ev). . . oldukça. kabukları reçel yapı ve esans çı lan meyvesi. * Yararsı boş z. biraz. * Bu uzaklı bulunan. az çok.

berkelyum * Atom numarası atom ağ ğ294 olan. unluğ 1.* Doğ altı billûrlar durumunda bulunan. sa berraklaş ma * Berraklaş işveya durumu. Kı saltması Be. lamlı * Sertlik. güç kazanmak. * Dizlere kadar inen dar ve kı pantolon. * Sağ lam. * Pekiş tirilmek. pek iyi. katı lı k. ı ı rlı Kı saltması Bk. * Berkimek iş i. açı nlı k. her zaman olduğ gibi. saydam. berjer * Arkası kabarıve yüksek oturacak yeri geniş k koltuk. aydı k. atom ağ ğ9. amerikyum veya küryumdan elde edilen yapay element. yanları karnı nce rtı k ve beyaz. 29700C de eriyen. takviye. i berkinmek * Berkimek. pekiş mek. tı berkitmek * Sağ lamlaşrmak. durulaş mak. berkimek * Sağ lamlaş mak. berkinme * Berkinmek işveya durumu. çoğ yeş renkli berilyum ve aliminyum silikat. ortalama 30-40 cm boyunda. berlam * İ pullu. berkitme * Sağ lamlaşrma. k bermuda bermutat * Alılagelen biçimde. berk * Sert. ada gen u il berilyum * Atom numarası yoğ 4. 97. sı açıkahverengi. takviye etmek. temiz. . tahkim etmek.84.013 olan. havanıetkisine karşince bir oksit tabakası kaplı n ı yla element. tı berklik * Sağ k. katı . tahkim. mak i berraklaş mak * Berrak duruma gelmek. berkemal berkime * Mükemmel. zümrüt gibi bazı larıbirleş u ı ı rlı taş n iminde bulunan. Marmara ve Ege deniziyle Akdeniz'de bol bulunan bir balıtürü (Merluccius merluccius). ş ı u berrak * Duru.

durulaşrmak.berraklaşrma tı * Berraklaşrmak iş tı i. k * Bir yana. ı lı berraklı k * Berrak olma durumu. * Deride mor leke. eselemek beselemek. bere. bertme * Bertmek iş i. stak. ş dursun. berri * Kara ile (toprakla) ilgili. uzun uzadı açıolarak. bertmek berzah besalet * Bertilmek. bertik * Yara. besbeter beselemek * Bkz. çürümek. k. ya. lı k. bertafsil bertaraf * Açı klamalı . i bertilmek *İ ncinmek. k. besbelli * Açı apaçı çok belli. gidermek. karasal. *İ ncinmiş . * Morarmak. . * Yiğ yararlı itlik. burkulmak. ı ı ldına ı lı * Çok kötü. k. burkulmuş . bertaraf olmak * ortadan kalkmak. çürük. * Berelenmek yaralanmak. yok edilmek. öyle bertaraf etmek * ortadan kaldı rmak. anlaşyor ki. * Bertilmek işveya durumu. * Anlaş ğ göre. duruluk. tı * Açı net ve kolay anlaş r duruma getirmek. bertilme besbedava * Pek ucuz. berraklaşrmak tı * Berrak duruma getirmek. * Kı dar dil.

besi dokulu * Besi dokusu olan. besi doku * Tohumlarıiçinde embriyonu çevreleyen bölüm. * Besini olan. esermek besermek. beslenmeye elveriş her tür madde. azı gı li k. satan kimse. besi suyu besici besicilik * Besicinin yaptı iş ğ . yeterli besin almayan. * Yaş amak. n * Yumurta akı maddesi. nda an * Sır.beserek * Tüylü ve damı k erkek deve. da. besi hayvanı * Beslenmek amacı yavru iken alı veya besiye çekilen hayvan. * Yenilebilir. * Bir ş istenilen durumda tutmak ve oturtmak için kullanı takoz gibi ş eyi lan eyler. varlını ğ sürdürmek için gerekli ş ı ey. besi örü * Tohum çimlenirken yeni çı bitkiyi beslemeye yarayan ve embriyonun çevresine yayı ş kan lmıbulunan besleyici maddelerin bütünü. gı . ı besihane besili besin * Besi yapı yer. besi * Yaş atmak ve geliş tirmek için gereken besinleri yedirip içirmek iş i. besi dokusu * Besi doku. gı z. semirtilmiş . besi dokusuz * Besi dokusu olmayan. davar gibi hayvanları ğ ı besleyerek semirten. yla nan besi merası * Besleme değ oldukça yüksek mera bitkileri ile kaplı ve gerektiğ ilâve yemler de verilerek eri olan inde özellikle kesime gönderilecek hayvanlarıfazla canlı ık kazanmaları otlatı kları al veya sun'î verimli n ağ rlı için ldı doğ mera. zlı besermek * Bkz. dalı * Besini olmayan. besinli besinsiz . dası besinsizlik * Bitkilerin damarları dolaş besleyici su. lan * Semiz.

doldurmak. k. çevresini veya altı desteklemek.* Besinsiz olma durumu. tı * Herhangi bir kuruluş onun maddî yardı dolayıyla körü körüne destekleyen. besiye çekmek * hayvanı semirtmek için çalı rmadan beslemek. m beslemelik * Besleme. * Vücut için gerekli besin maddelerinin alı . * Bir duyguyu gönülde yaş atmak. * Eklenmek. mları sı besleme bası n * Çı uğ kar runa. * Bir ş korumak veya sağ eyi lamca durması sağ nı lamak için. * Beslemek iş i. * Besleme olarak. desteklemek. evlâtlı besleme. * Yedirmek. * Yetiş tirmek. oysun gözünü * nankörlük edenler için söylenir. . beslenen beslengi * Sönümsüz. beslemek * Yiyecek ve içeceğ sağ ini lamak. ş tı besle kargayı . ahretlik. herhangi bir kuruluş veya iktidardaki güçlerin görüş un lerini savunan bası n. hizmetçi. n ekil ş ma i bir veya birkaç beslenme görevinin bozulması . ine beslenme * Beslenmek iş i. gı zlı dası k. nı pekiş tirmek. besleme kı z * Besleme. * Maddî yardı yapmak. u. * Hizmetçi. beslenilme * Beslenilmek işveya durumu. beslenme çantası * Anaokulu ve ilköğ retim okulların öğ nı rencilerinin beslenme saatinde yiyeceklerini içinde bulunduran çanta. lerinde çalı rı kı ş lan z. katı lmak. i beslenilmek * Beslenmek iş konu olmak. * Semirtmek. beslek besleme * Besleme. mı beslenme bozukluğ u * Bazı organ ve dokularda veya organizmanıbütününde ş veya çalı düzensizliğmeydana getiren. * Evlâtlıolarak alı ev iş k nan. çoğ altmak. besleme gibi * giydiğ kendine yakı ramayan (kı ini ş tı z).

ilköğ retim okulu gibi eğ kurumları yemek yenilen yer. raş beslenme eğ itimi * Besin maddelerinin özellikleri. besteci bestekâr * Beste yapan kimse. iyi beslenmenin sağk yönünden önemi. ucuz ve dengeli beslenmenin lı yolları konuları leyen bilim dalı gibi iş . besmele çekmek * bismillahirrahmanirrahim sözünü söylemek. beste yapmak * bir müzik eseri yaratmak. . beslenme uzmanı * Beslenmenin genel özelliklerini kitle çapı ele alan. beste * Bir müzik eserini oluş turan ezgilerin bütünü. nda beslenmek * Kendini beslemek. besin değ yüksek. bestekâr. i besletmek * Beslemek iş baş na yaptı ini kası rmak. besli besmele * "Acı ve esirgeyen Tanrı n adı anlamı gelen ve bir işbaş yan 'nı ile" na e larken söylenilen Arapça bismillahirrahmanirrahim sözünün kı saltması .beslenme eğ itimcisi * Beslenme eğ itimi ile uğ an uzman. beste bağ lamak * bestelemek. eri * Yüz ve boyunda güneş lekelerini azaltıölü hücreleri atan krem türü. inceleyen yetkili. beslenme odası * Anaokulu. beslemeye yarayan. kompozitör. besili. itim nda beslenme saati * Anaokulu. ine besletme * Besletmek işveya durumu. besmelesiz * Çocuklar için "piç" anlamı kullanı bir sövgü. nda lan * Besmele çekmeden. besleyici * Besleyen. * Beslemek iş konu olmak. yiyecek seçiminde dikkat edilmesi gereken noktalar. * Besteci. ilköğ retim okulu gibi eğ kurumları yemek yeme zamanı itim nda . insan vücudunun geliş mesinde yiyeceklerin etkisi ve görevi. mugaddi. p * Bkz.

nı ve yı * Dörtten bir fazla. bestenigâr * Klâsik Türk müziğ en eski birleş makamlardan biri. * Oyunda. beş beter * Besbeter. pencüdü. pencüyek. bestelenme * Bestelemek iş i. tat alma duyuları . besteli bestelik * Bestesi olan. bestelenmiş . koklama. beş milyonluk * Beş milyon liralıbütün kâğ para. üç aş ı yukarı ağ beş . * Dörtten sonra gelen sayın adı bu sayı gösteren rakam. V. . beş iki * Bkz. k ı t . sıflı * Biraz. 5. inde ik bestesiz bestseller beş * Bestesi olmayan. bin k ı t beş bir beş dört beş duyu * Dokunma. bestesi yapı ine lmak. atı zarlardan birinin beş lan . tokat. bestelenmek * Bestelemek iş konu olmak.besteleme * Bestelemek iş i. birkaç. * Bkz. * Beş nı ilkokul. bir parça. öbürünün dört benekli yüzünün üste gelmesi. beş binlik * Beş liralıbütün kâğ para. * Çoksatar. görme. beş altı beş ağbeş aş ı yukarı * Bkz. iş itme. bestelemek * Beste yapmak. beş kardeş *Ş amar. * Beste olma durumu.

beş coğ erî rafya *İ nsanlarıyerleş bulunduğ yöre ile ilgisini ve o yörenin veya yerin türlü olayları inceleyen coğ n ik u nı rafya kolu. iş yaramaz.beş on * Az sayı biraz. müjde. eri e beş paralı k * Değ ersiz. a beş parası z * parası yoksul. aş ı bayağ ağ k. kusurları ğ çı açı kmak. lı nan beş yüzlü * Beş yüzü olan cisim. beş para etmez * hiçbir değ yok. beş yüzlük * Beş liralıbütün kâğ para. . her nda i beş ş ar er aş * insan her zaman yanı labilir. *İ nsanoğ insan. beş erî *İ nsanoğ ile ilgili. lu * Bedensel. beş parmak bir olmaz * ana ve babaları olduğ hâlde kardeş arası çeş farklı bulunur. bir u ler nda itli lı klar beş üç beş vakit * Bkz. k beş paralıolmak k * alçalmak. * Beş on santim ölçülerinde biçilmiş ve kereste. yüz beş aret * İ haber. pencüse. z. bedenle ilgili. * Beş sın üleş sayını tirme biçimi. beş para almamak * hiç para almamak. lı ı . da. yüz k ı t *İ çinde beş tane bulunan. on paralıetmek. lu. beş paralıetmek k * Bkz. yi tu. * Günün belirli beş vaktinde kı namaz. beşyı bık beş er beş er * İ muş ri mula. her birine beş defası beşbir arada. beş eriyet . muş erim.

beşini sallamak iğ * çocukluğ undan veya çok eskiden tanı büyümesine hizmet etmek. sayını ra fatı rada beş kol inci * Bir ülkede gizli olarak. hümanist. beş n erinde olan altı n. insancı sı l. beş ikçi beş iklik * Beş yapan veya satan kimse. ölünceye kadar. k. man ş an beş iz . sı dördüncüden sonra gelen.*İ nsanlı insanoğ . * Bir ş doğ geliş i yer. ik beş ikörtüsü * İ yana akı sı çatı ki ntı olan . beş eriyetçilik * Beş eriyetçi olma işveya durumu. mak. ik * Beş olmaya uygun. düş için çalı örgüt. eyin up tiğ * Yüz üstü yatı geriye bükülü ayak bileklerini ellerle kavrayarak karıüzerinde baş ayak yönünde ş ta. ş beş kertme ik * Daha beş iken anası ikte babası ndan niş tarafı anlanma. beş etmek iklik * beş vazifesini. beş salı ik ncak * Bayram yerinde kurulan bir tür salı ncak. ulları beş eriyetçi * Beş eriyet yanlı(kimse). tahta veya demirden yapı ş lmısallanıbir çeş r it küçük karyola. beş ibirlik. n ve sallanma. beş ik * Süt çocukları yatı nı rmaya ve sallayarak uyutmaya yarayan. * Ambalâjlanacak malıbiçimine uygun olarak alta konulan parça veya parçaları tümü. ik * Beş beş sı er er ralanmı ş . * Beş kenarlı çokgen. insancık. beş ibiryerde * Bkz. fonksiyonunu yapmak. beş mezara kadar ikten * bütün hayatı boyunca. n n beş kertiğ ik i * Daha beş iken anası ikte babası ndan niş tarafı anlanmıkimse. i llı beş erli beş gen beş ibirlik * Kadı n süs için takı kları altılira değ nları ndı . hümanizm. beş inci * Beş sın sı sı .

kurt pençesi (Potentilla en. konu ile ilgili aynı nda ölçüde bir çift dizenin bağ lanması oluş yla an manzume. beş li * Beş parçadan oluş kendinde herhangi bir ş an. beş kuruş veya beş değ lira erinde olan akçe. beş leme * Beş lemek iş i. *İ skambil. * Tahmis. beş izli * Beş tanesi bir arada olan. iş ı t * Divan edebiyatı beş nda dizeli bölümlerden oluş manzume. domino gibi oyunlarda üzerinde beş areti bulunan kâğ veya pul. ınlı ldı ı . beş * Beş renkte dokunmuş çubuklu kumaş . bet * Beti benzi atmak. muş * Beş veya beş ses müzik aracı yazı müzik eseri. * Halk edebiyatı üçlemeli bir bende.* Beş arada doğ (kardeş i bir an ler). beti benzi sararmak gibi deyimlerde beniz kelimesi ile birlikte. * Tabaklanmamıham deri. tuhaf. * Bet bereket kalmamak. beş parmak. güleç. beş parmak otu * Gülgillerden. gülümser. * Beş la oynanan bir tür çocuk oyunu. er lı p beş me * Her çubuğ ayrı beş u ayrı renkte olan. kentet. beti bereketi gelmek. beşş yı z biçiminde bir deniz hayvanı pençe (Uraster). beş lemek * Bir işbeş yapmak. için lan * Beş müzisyenin çaldı caz orkestrası ğ ı . i bir tane beş simit gibi kurulmak lik * kendine değ vererek bir yere yayı oturmak. eyden beş tane bulunan. ı lan reptans). * Çı kçı krı tezgâhın kütüğ nı ü. taş . beş alabilen. beti benzi uçmak. çirkin. bet * Kötü. "çehre" anlamı ikileme oluş nda turur. yollu bir çeş kumaş it . beti bereketi kaçmak gibi deyimlerde bereket kelimesi ile birlikte "bolluk" anlamı ikileme oluş nda turur. i kez * Bir ş sayını e çı eyin sı beş karmak. beş pençe beş taş beş uş * Güler yüzlü. ş beş me beş parmak * Derisi dikenlilerden. muhammes. beş lik * Beş para. * Beş arada olan. * Bkz. yol kıları ve çayı yı nda rlarda yetiş sürgüne karşkullanı bir bitki.

korkmak. beti * Resim ve heykel sanatları varlı n biçimi. beterin beteri var * çok kötü bir duruma düş kimse. dı beterleş me * Beterleş iş mek i veya durumu. betim * Betimlemek iş betimleme. etelemek betelemek. bir kötülük yapacakmıgibi durmak. inin ü beta * Yunan alfabesinin ikinci harfi -B. beta ınları ş ı * Radyoaktif cisimlerin yaydı üç ından biri. beti bereketi kalmamak (veya kaçmak) * azalmak. nda kları beti benzi kireç kesilmek (beti benzi atmak. figüratif. p bet bet bakmak * kötü kötü bakmak. i.bet beniz kalmamak * yüzü sararısolmak. kafa tutmak. çabuk tükenmek. beter * İ kötü. kları ş ı betatron * Elektronları zlandı elektromanyetik bir araç. *İ çinde insan. ş bet suratlı * Yüreğ kötülüğ yüzünden belli olan. a betili sanat * Doğ n görünen biçimlerini iş anı leyen sanat. . hayvan ve doğ ögeleri bulunan (resim veya heykel). tlaş betik betili * Yazıolan ş kitap. pusula. tezkere. figüratif sanat. beterleş mek * Beter duruma girmek veya o durumda bulunmak. betelenmek * Karşgelmek. * Bir ş bir kimseyi. yice beter etmek * daha kötü duruma getirmek. kı mak. hı ran betelemek * Bkz. mektup. tasvir. dikleş ı mek. solmak veya beti benzi uçmak) * herhangi bir sebeple kanı çekilip yüzü solmak. lı ey. . bir olay veya duyguyu betimleyen söz veya yazı eyi. bundan daha kötü durumları da bulunduğ düş en n unu ünerek teselli bulmalır.

ı nı betine gitmek * gücüne gitmek. betisiz *İ çinde insan. hayvan ve doğ ögeleri bulunmayan (resim veya heykel). esnekliğartı için metal ve çimentodan yararlanma yöntemi. betimlemeci * Betimlemeye ağ k veren. beton * Çimentonun su yardı yla kum. klı * güçlü. nonfigüratif. dayanıı layı ması an kl . betimlemeli dil bilgisi. lam. demirli beton. betimlenmek * Betimlemek işyapı i lmak. betonlaş ma * Betonlaş durumu. sı betimsel * Betimle ilgili. mak betonlaş mak * Beton duruma gelmek. tasvirci.betimleme * Betimlemek iş tasvir. betonarme * Yapı gücü. da i rmak betoncu * Yapı beton dökme iş larda leriyle uğ an usta veya iş raş çi. a betisiz sanat * Beti kullanmayan nonfigüratif sanat. kendine yedirememek. beton gibi * çok sağ dayanı . sert. betonkarar * Beton karma makinesi. betoniyer * Beton karma makinesi. betimleyici * Betimleme yanlı. tasvir etmek. ı rlı betimlemek * Bir nesnenin. üroloji. tasvirî dil bilgisi. k ile betimlenme * Betimlenmek durumu. bağ cı yapay yış ğı ım. tasvirî. bevliye * İ yolları drar hastalı . kendine özgü belirtilerini tam ve açıbiçimde söz veya yazı anlatmak. kları . i. çakı maddelerle karı mı l gibi ş sonucu oluş sert. betimsel dil bilgisi * Bir dilin belirli çağ inceleyen dil bilgisi.

el mi yaman * Bkz. ileri gelen kimse. * Beyaz ı olan kimse. ı tları * Boy gibi küçük bir toplumun veya küçük bir devletin baş . rktan * (baskı Normal karalı görünen harf çeş da) kta idi. el mi yaman. * Bir eserde. bey mi yaman. * Çöl. drar kları bevliyecilik * Bevliyecinin işveya mesleğ i i. ı tı * Bu renkte olan. beyanname * Bildirge. bunları anlatı nda tutulacak yolları n mı konu edinen bir edebiyat bilgisi dalı . beyaz adam . bey mi yaman. bey kardeş * erkekler için seslenme sözü. beyanat * Demeç. ürolog. uş erlerini. duyguları hayallerin doğ ve değ n. beyan etmek * bildirmek.bevliyeci * İ yolu hastalı hekimi. bildiri. beyanat vermek (veya beyanatta bulunmak) * demeç vermek. . *İ skambil kâğ nda birli. * Erkek sı nıhemen arkası eklenir. cı * Mahalle okulları hademe. nda bey * Günümüzde erkek adları sonra kullanı saygı ndan lan sözü. bey armudu * İ kokulu ve tatlı armut türü. ri. as. * Eşkoca. kanı * Komutan. ileri sürmek. bevvap * Kapı. fatların na bey (veya paş gibi yaş a) amak * bolluk içinde yaş amak. * Zengin. düş üncelerin. beyaz * Ak. kara karş . plutokrasi. bay. bildirme. bir bey erki * Zengin erki. * Erkek özel adları yerine kullanı lı r. anlatmak. söylemek. beyaban beyan * Söyleme.

Güney ve Batı Asya ile Kuzey Afrika'da yaş ve teninin rengi açıolan ı ayan k rk. beyaz oy * Onaylayı oy. beyaz ş arap * Sadece beyaz üzüm ş ndan yapı ş ı rası lan arap. beyaz zehir * Eroin. * Avrupalı . * Beyaz Rusya halkı olan kimse.* Beyaz ı mensup olan kiş rka i. yı beyaz ı rk * Avrupa. beyaz peynir * Beyaz renkli bir tür peynir. beyaz dizi * Genellikle sevgi konuları basit bir biçimde iş nı leyen romanlardan oluş dizi. kları beyaz cam * Televizyon ekranı . kokain gibi sı olmayan uyuş vı turucu madde. beyazı rak mtı * Beyaza çalar renk. Beyaz Rus * Ekim ihtilâlinde komünist kıl yönetimden kaçan Rusyalı zı kimse. an beyaz eş ya * Buzdolabı . balıvb. etlere verilen genel ad. beyaz baston * Görme özürlülerin yürürken kullandı madenî çubuk. beyaz kömür * Akarsulardan elde edilen elektrik gücü. çamaş makinesi. ı ldı ı * Sinema. Kuzey Amerika. beyaz kitap * Bir sorunu aydı nlatmak ve savunmak için bir kurum veya hükûmetçe yayı mlanan kitap. ndan beyaz sabun * Beyaz renkli bir tür sabun. bulaş makinesi gibi ev aletlerine toplu olarak verilen ad. k beyaz etmek (veya beyaza çekmek) * yazı temize çekmek. cı beyaz perde * Göstericiden çı görüntülerin üzerinde yansığ sinema filminin oynatı ğyüzey. . ı r ı k beyaz et * Tavuk. kan dı. beyaz iş * Beyaz pamuklu veya keten kumaş üzerine beyaz veya renkli ipliklerle yapı sarma iş lar lan . beyazı msı * Beyaza çalan.

* Atlama beygiri. beyazlanmak * Beyaz duruma gelmek. n na beyaztilki * Tilkinin kık tüyünden yapı kürk. beyefendi * Saygı belirtmek için erkek adların sonuna getirilen veya bu adlarıyerine kullanı san. nı n lan beygir * At. beyazlı k * Beyaz olma durumu. * Yük taş araba çeken. beygir gücü * Saniyede 75 kilogrammetrelik iş yapan bir motorun gücü. artma. ağ artmak. beyazlatı cı * Daha beyaz duruma getiren kimyasal madde.beyazıadı n . ları nı lar beyazlatı lmak * Beyaz duruma getirilmek. beyazlı * Beyazı bulunan. ı yan. ağ lmak. * Çocukları babaları kullandı saygı n için ğ ı sözü. esmerin tadı * esmerleri övmek için söylenir. beyazlanma * Beyaz duruma gelme. ağ armak. * Ağ . beygirci * Beygir besleyen veya kiraya veren kimse. * Dokunan kumaş n renk tonları açan veya beyazlatan ve kumaş üzerindeki lekeleri gideren (kimse). * (kâğ lı Parlaklın iyileş ı kta) tçı ğ ı tirilmesi için hamur bileş enlerinin renginin az veya çok oranda değtirilmesi iş veya giderilmesi. artı beyazlatma * Beyazlatmak işağ i. beyazlaş ma * Beyazlaş işveya durumu. beyazlatmak * Beyaz duruma getirmek. ağ arma. beygirli . üstüne binilen at. mak i beyazlaş mak * Beyaz duruma getirmek. artı beyazsinek * Özellikle pamukları üzerinde üreyerek bitkinin öz suyunu emen ve kuruması sebep olan bir sinek türü. ş lı lan beybaba * Yaş erkeklere teklifsizce sesleniş lı biçimi.

beygir için. lması beyin gücü * Bir ülkede ileri düzeyde iyi yetiş olan meslek ve bilim adamları uzmanlarıfikir gücü. beyhude * Boş una. beyin karı kları ncı *İ çinde beyin-omurilik sısı vı bulunan. beyin cerrahı * Beyin konusunda uzmanlıyapmıcerrah. dört boş undan her biri. beyin takı mı * Bir kurum veya kuruluş yönetiminde etkin rol oynayan kimseler. zihin jimnastiğ i. kafa içinin. i beyhudelik * Beyhude olma durumu. iki yarı yuvar biçiminde sinir kütlesinden oluş duyum nı ile m an. beygirlik * Beygire ait. beygirsiz * Beygiri olmayan. * Bir ş yönetmede önemli görevi olan kimse. z. eyi * Bilgisi. * Yararsı anlamsı z. lukta i vı beyin orağ ı * Beynin iki lopu arası ndaki zar. eğ itimi. u una. dimağ u .* Beygiri olan. beyin * Kafatasın üst bölümünde beyin zarı örtülü. beyin göçü * İ düzeydeki meslek ve bilim adamları uzmanlarıbir baş geliş ülkede yerleş çalı leri ile n ka miş ip ş amacı mak ile kendi ülkelerinden ayrı . miş ile n beyin jimnastiğ i * Bkz. * Beygir gücünde. un beyin üçgeni * Beynin alt tarafı ndaki üç kı mlı vrı yuvarlak çıntı kı . beslenen bölgenin çalı ş maz duruma gelmesi. ve bilinç merkezlerinin bulunduğ organ. usa vurma. * Muhakeme. düş üncesi yüksek düzeyde olan kimse. k ş beyin cerrahîsi * Hastahanelerde beyin konusunda ameliyat yapabilen bölüm. luğ beyin omurilik sısı vı * Örümceksi zarla ince zar arası ndaki boş bulunan beyinle omuriliğçepeçevre saran sı. boş boş gereğyokken. beyin yı kamak . beyin kanaması * Beyni besleyen damarlardan bir veya birkaçı dı kan sı ndan ş arı zması sonucu. beyhude yere * boş yere.

uluslar arası . çe. n ladınıaka ı beylik söz * Herkesin kullandı. * Beyni olmayan. * Hükûmet. kendine özgü düş ve dünya görüş yabancı tı ünce üne laşrmak. baş yönde düş ve davranı ka ünür r duruma getirmek amacı çeş yollarla etkilemek. enternasyonal. * Beyinle ilgili. beyit * Ev.* insanı . * Beyne benzeyen. * Beyni olan. beyiye * Bkz. düş lsı üncesiz. emaret. mlı beyinsel beyinsi beyinsiz beylerbeyi * Sancak beylerinin baş ı . beyitli * Beyti bulunan. mirî. satı k. . emirlik. lmayan. düş llı ünceli. çok bilinen. devlete özgü olan. * Akı. beynelmilel * Milletler arası . dimağ nı nda. beyincik beyinli * Kafatasın art bölümünde ve beynin altı hareket dengesi merkezi olan organ. * Akız. * Devletle ilgili. * Herkesin kullandı. devlet malı olan. * Rahat yaş ama. it beylik fın has çı r rı karı * devlet görevlisi olmanı insana birçok kazançlar sağ ğ ş yollu anlatmak için söylenir. * Bir çeş küçük ve ince asker battaniyesi. beylik * Bey olma durumu. içinde beyit olan. beyin zarları * Beyni üst üste saran üç zar. pis (kimse). * Merkeze tam bağ olmayarak bir beyin yönetimi altı lı ndaki ülke. herkesin bildiğ basmakalı ğ ı i. ğ ı ş beylikçi * Divanı kaleminin baş ı . beynamaz * Namazsı namaz kı z. korteks. yla itli beyin zarı * Beyni üst üste saran zar. * Anlam bakı ndan birbirine bağ iki dizeden oluş ş parçası mı lı muşiir . p. etkisi kalmamısöz.

düş ünemez olmak. unu * Duruş sı nda bir düş ma rası ünceyi gerçekleş tirmek için baş vurulan belge. bunalmak. beynine vurmak * (içki etkisiyle) ne yaptını ğ bilemez duruma gelmek. ı beynini kemirmek * rahatsı k vermek. huzurunu kaçı zlı rmak. * zihninde birden bir düş doğ ünce mak. kanı tutamak. uluslar arası. a beynine girmek * herhangi bir konuda birisini yönlendirmek. beyninden vurulmuşdönmek a * beklenmedik bir durum karş nda olağ ı sı anüstü bir üzüntü ve ş kı ğ uğ aş nlı ramak. cı k. * Bey oğ lu. cı beynelmilelcilik * Milletlerin sosyal sıfları nda uygunluk olması birlikte davranı gerektiğ savunan görüş nı arası ve lması ini . milletler arasılı uluslar arasılı enternasyonalizm. beyni kaynamak * aş sı ı caktan sersemlemek. sarsı lmak. t. beyni atmak * Bkz. cı k. rı beyni sı çramak * aklı ı gitmek. it beysbolcu * Beysbol oynayan ve oynatan (kimse). bunamak. beytülmal * Devlet hazinesi. beyni bulanmak * sersemlemek. delil. beysbol * Dokuzar kiş iki takı arası bir top ve sopayla oynanan.beynelmilelci * Bkz. ikna etmek. beyzade . ey beyni karı ncalanmak * zihin yorgunluğ undan düş ünemez olmak. beyyine * Bir olayı doğ n ruluğ ortaya koyabilen yöntem. Amerika Birleş Devletlerinde yaygıbir ilik m nda ik n çeş oyun. beyninde * Arası nda. tepesi atmak. baş ndan beyni sulanmak * düzgün düş ünemez olmak. beyninde ş ekler çakmak imş * çok üzülmek. * kötü bir ş sezinlemek.

* Hamur topağ pazı ı . lan it bezek * Süs. * Usanç veren. usandı ktı rmak. gudde. ziynet. * Bir eseri süslemeye yarayan motiflerin her biri. rarak oluş bez bez bağ lamak * bebeklere altları kirletmesinler diye bez koymak. için lan * Geliş igüzel kumaş parçası . bezdirilmek * Bezmesine sebep olmak. bezmesine yol açmak.* Soylu kimse. *İ çinden geçen kandan veya öz sudan bazı maddeler ayı salgı turan organ. beyzî * Yumurta biçiminde. bı nlıvermek. düz dokuma. kkı k beze * Yara veya çı sebebiyle vücudun herhangi bir yerinde oluş şkinlik. nazlı kimse. lan * Pamuktan. oval. * Bezden yapı ş lmı . söbe. * Herhangi bir cins kumaş . p bezcilik bezdirici * Bezcinin iş i veya mesleğ i. bez * Pamuk veya keten ipliğ inden yapı dokuma. * Yumurta akı pudra ş ve ekeri ile yapı bir çeş kuru pasta. nı bez tüyler * Bitkilerde salgı karan tüyler. * Özenle büyütülmüş . beze beze bezekçi . bezdirilme * Bezdirilmek iş i veya durumu. çı bezci * Bez yapan veya alı satan (kimse). * Herhangi bir iş kullanı dokuma. ban an iş * Bez (I). . beyzadelik * Soyluluk. bezdirmek * Bı rmak. çaput. bezdirme * Bezdirmek iş i.

* Bezenme işveya biçimi. bezeyici * Bezekleme yapan ressam. * Bezelemek iş i. bezeme bezemeci * Bezeme yapan oymacı nakkaş veya . bezemek. süslenmek. dekoratif. süs. i * Bezenmek iş i veya durumu. nakkaş . süslenmek. bezetme * Bezetmek iş i. bezekleme * Bezeklemek iş i. tezyin. dekoratör. süslenmiş i . bezekli bezeleme * Bezeğolan. bezen bezeniş bezenme * Bezek. donatmak. * Süs. süsleyen ş ey. bezenmek * Bezemek iş konu olmak.* Duvar ve tavanları boyayıbirtakı resim veya ş p m ekillerle süsleyen kimse. . rmanı bir * Bu bitkinin yuvarlak tanesi. bezekli. bezetmek * Bezeme yaptı rmak. ı bezeli * Bezeğolan. i bezelye * Baklagillerden. * Süsleme. süslü. yurdumuzun her yanı yetiş nda tirilen. * Süslemek. tezyin etmek. * Gelinleri süsleyen kadı n. bezemecilik * Bezemecinin yaptı iş ğ . bezelemek * Hamur topağyapmak. bezeklemek * Süslemek. ı bezemek bezemeli * Süslü. tı cı bitki (Pisum sativum). ine * Kendini bezemek. süsletmek.

yorgunluk. usanç. * Süs. bezirleme * Bezirlemek iş i. bezi herkesin arş na göre vermezler ı nı * genel kurallar kiş ilerin isteklerine göre bozulmaz. nda ı tla it ı dı bezilme bezilmek bezir * Bezilmek iş i. bezmek durumuna gelinmek. ine * Keten tohumu. bez. ile . . tülbent gibi eş ahı ı yaları lamak ve bunları sağ korumakla görevli kimse. * Yaş veya iş ama görme isteğ yitirmiş ini . ş te nı * Mesleğ sadece kazanç için kullanan kimse. * Bir çocuk oyunu. bezir yağ ı . ini * Yahudilere verilen ad. bezirgânlı k * Bezirgâna yakır davranı ş ı ş . i arası 96 kâğ oynanan bir çeş iskambil kâğ oyunu. bezir yağ ı * Keten tohumundan çı lan ve yağ boya yapmak için içine renkli maddeler katı çabuk kurur bir yağ karı lı lan. bezirlemek * Bezir yağile yağ ı lamak. bezlemek * Bez veya kumaş örtmek veya kaplamak. * Alıveriş çok kâr amacı güden kimse. bezginleş mek * Bezgin duruma gelmek. bezir yağsürmek. bezginlik * Bezgin olma durumu. * Bezmek iş konu olmak. bezek.bezeyiş bezgi bezgin * Bezeme iş i veya biçimi. * Bkz. ı bezleme * Bezlemek iş i. bezirgân * Tüccar. bezginleş me * Bezginleş iş mek i. bezirgânbaş ı * Padiş n kullanacağçuha. bezik * İ üç veya dört kiş ki.

bı bı yapmak cı cı * yı kanmak. n tirip lan * Bir sap ve çelik bölümden oluş kesici araç. * Bezgin duruma gelmek. kı * Bez dokusunda olan. bırgan cı bı çak * Boru biçimindeki maden parçalarıiçini düzleş parlatmakta kullanı alet. lan ı zlı * Jilet.* Çocuğ altı bez koymak. çki sı bezme bezmek bezsi bezzaz * Kumaş p satan kimse. bı altı yatmak çak na * (insan için) ameliyat olmak. bı çekmek çak * üzerindeki bı ı çağbirden ele alarak birine saplamaya hazı rlanmak. bezginlik getirmek. bı gibi çak * ince. bezi andı ran. * bı çaklamak. bezzazlı k * Kumaş satma işmanifaturacı i. . * Bkz. bıl cı * Aş kemiğ altı bulunan küçük bir kemik. bı bı a gelmek çak çağ * bı birbirine saldı çakla racak kadar zorlu kavga etmek. bılgan cı bır bır cı cı * Sürekli ve çok konuş için kullanı ma lı r. * Genellikle benzinliklerde bulunan otomobil yı kama aleti ve yeri.manifaturacı alı . keskin. çocuğ belemek. lı k. bı atmak çak * bir hedefe bı fı çak rlatmak. bılgan. ı k inin nda * Bu kemikle oynanan bir oyun. dost toplantı. çı * Bezmek iş i. * ameliyat etmek. an * Çeş kesme iş itli lerinde kullanı keskin ağ araç. bı bı cı cı * (çocuk dilinde) Yı kanma. bıp usanmak. un na u bezm * İ meclisi.

bı çakçı * Bı ve daha baş kesici araçlar yapan veya satan kimse. bı çaklatmak * Bı saldıyı çakla rı tahrik etmek. ağ söz gibi gönül kıcı ı r rı davranı n hiçbir zaman unutulmayacağ anlatı ş ları ı nı r. kları bı sı çak rtı * Bı ıkeskin olmayan ters yanı çağ n . çakla * bı çaklamak.bı gibi kesilmek çak * (söz. bı çaklı * Bı ı çağolan. ağ) birden ve güçlü olarak gelmek. bı saldı çakla rtmak ve yaralatmak. * Çok az (fark). çak ka bı lı çakçı k * Bı ve benzeri ş çak eyleri yapma veya satma iş i. bı çaklanmak * Bı çaklamak iş konu olmak. bı k çaklı . çok yakı(aralı n k). * birdenbire ve tamamen ortadan kaldı rmak. duruvermek. çakla bı çaklanma * Bı çaklanmak iş i. i bı vurmak çak * bı kesmek. dil yarası onulmaz * hakaret. bı silmek çak * bir işbitirmek. bı kemiğ dayanmak çak e * çekilen sıntı k katlanı kı artı lamayacak bir duruma gelmek. bı yemek çak * bı çaklanmak. konuş sohbet) birden bitmek. bı yarası çak onulur. bı gibi kesmek çak * çok keskin olmak. bı kını çak nı kesmez * kötüler yararlandı kimselere kötülük etmekten çekinirler. çakla * Bı yaralamak. bı gibi saplanmak çak * (sancı rı . ine bı çaklatma * Bı çaklatmak iş i. ma. bı çaklamak * Bı kesmek. bı çaklama * Bı çaklamak iş i.

kalaslardan daha ince tahtalar kesen. bı evi çkı * Tomruklardan kalas. çkı p * Sel veya dere yatağ ı . bı nlaş çkı mak * Kabadayı taslamak.* Bı koyacak yer. * Bı n olma durumu. . çkı bı n çkı * Külhanbeyi. yürekli. boyları ve kenarları düzgün ve eş olarak nı nı it düzelten iş yeri. çak li bık çı bılgan çı * Azmı yayı ş ş lmı(yara). cesur. ndan lan * Motorla çalı bir çeş güçlü testere. bı cı çkı * Bı ile ağ ve tahta kesen kimse. gözü pek. bış kı mak * Bı işveya biçimi. kabadayı . lı k bı nlı çkı k bık dı bılma kı * Bılmak iş kı i. ı iki lı olan i tarafı kullanı büyük testere. n rnak an bı çkı * Tahta veya ağ biçmekte kullanı karşklı sapı ve iki kiş aç lan. * Bağ budamaya yarayan diş bı li çak. bı nlaş çkı ma * Bı nlaş iş çkı mak i. çkı aç * Bı yapısatan kimse. bıp usanmak kı * çok bezmek. bı hane çkı * Bı evi. bılmak kı * Usanı lmak. ş an it * Saraç bı ı çağ . çak * Bı yapmaya elveriş (maden). çkı * Kı ve tı sa knaz. bış kı bış kı ma * Bış iş kı mak i. * Hayvanlarıtı kökünde oluş yara. * Korkusuz. kma i . bı tozu çkı * Doğ ramacı bı dan çı ve çoklukla yakacak olarak kullanı toz ve talaş lı çkı kta kan lan .

* Tekrarlanması . kkı k bı rma ktı * Bı rmak iş ktı i. me kı bı ldama ngı . . kma bı kma bı kmak * Bı kmak iş i. boz renkli. dolgunca. usandı kması kkı k rmak. bı rcıgibi ldı n * kı boylu. bı n kkı * Çok bı şusanmı bezmiş kmı . alı (kadı sa mlı n). bı rı ktıcı * Bı nlıverici. yumuş amak. bı ma lkı * Bı mak işveya durumu. yurdumuzda en çok güzün. bı nlıvermek kkı k * bir ş sürekli tekrarlayarak karş ndakini usandı eyi ı sı rmak. erimek. bı ldak ngı * Kafatası kemikleş meden önce kemiklerin birleş yerlerinde bulunan kırdak bölümü. * Dayanamaz duruma gelmek. bı nlıvermek. usanmak. benekli. bı nlı kkı k * Çok bı ş kmıolma durumu. lkı i bı mak lkı * Bozulmak. bı nlıgelmek kkı k * bı kmak. l önce. bı rcıeti ldı n * Bı rcıkuş ldı n unun saka ve avcı beğ larca enilen kı zı rmı eti.* Karş klı ı olarak birbirinden bı lı kmak. usanmak. eti için avlanan göçebe kuş (Coturnix). etli butlu. bı l bı l ngı ngı * Dolgun ve pelte gibi titrek. bık bık llı llı * Çok tombul. ş . bı rmak ktı * Bı na yol açmak. bunalmak. zedelenmek. sürüp gitmesi yüzünden bir ş eyden doygunluk veya yorgunluk duyarak onu istemez duruma gelmek. bı ntı kkı * Bı duygusu. bı rcı ldı n * Tavukgillerden. bı r ldı * Geçen yıbir yı l.

* Sıf geçirmemek. bı lma rakı * Bı lmak iş rakı i veya durumu. nı kası * Yapık olan bir ş yapıklı kurtulmak. terk edilmek. ş ı ey ş ktan ı * (bulunduğ veya dokunduğ yerde) Oluş u u turmak. ateş yapmak.* Bı ldamak iş ngı i. nesne vb. kta. * Kötü bir durumda terk etmek. ine bı m rakı bı ş rakı * Bı rakmak iş i. * (ölen. meydana getirmek. * Ayrı lmak. artı rmak. bı ş rakı ma * Karş klı rakmak iş ateş mütareke. * Bir iş sorumluluğ yükümlülüğ baş na vermek. ş kanlı ten * Uğ maz olmak. korunmak için vermek. ayrı birinden iş i. kiş * Bir alı ktan veya bir iş vazgeçmek. * Bir işbaş bir zamana ertelemek. * Bı rakmak iş i. * Yanı almamak. bı ki rak * saymasak. nı * Bir pazarlı belli bir fiyata vermeyi kabul etmek. raş k raş * (bık veya sakal) Uzatmak. bı ldamak ngı * (et ve sı için) Yumuş k veya şmanlısebebiyle oynamak. ması sağ * Boş amak. * Salı verme. vı aklı iş k bı Allah'ı seversen rak nı * bir kimse veya nesnenin değ ersizliğ belirtmek için kullanı ini lı r. kes. bı ş rakı mak * Savaş çarpı gibi durumları ı bı ma.) Kalmak. görevlendirmek. hesaba katmasak da. bı rakmak * Elde bulunan bir ş tutmaz olmak. lı kes bı t rakı bı rakma * Tereke. eyi * Koymak. titremek. bı lmak rakı * Bı rakmak iş konu olmak. terk etmek. mütareke yapmak. in unu. i ka * Unutmak. u iş * Saklamak. * Bı rakma iş i veya biçimi. ş ma karş klı rakmak. lan . artıuğ mamak. ünü kası * Engel olmamak. . * Sarkı tmak. terk. hürriyetine kavuş nı lamak. na nda * Sahiplik hakkı baş na vermek. * Bakı lmak. yanı götürmemek. ı bı lı i. * Eski bulunduğ yerini veya durumunu değtirmemek. yı * Özgürlük vermek. döndürmek.

bığ balta kesmez olmak yını ı * kimseden korkusu olmamak. ş arak bık bı yı rakmak * bık uzatmak. * Balı klarda deri uzantı. ı ı ladım ı ladı) ı rda) * uzun süredir hiçbir ilerleme ve değiklik göstermiyor (veya göstermiyorsun). bıklanmak yı * Bığçı yı kmak. bı rmak raktı * Bı rakması sağ nı lamak. sarı tutunmaya yarayan sürgün. bıklı k yı balı * Sazangillerden. bıklı ı yı duruma gelmek. nlı nı nda olan . lı p bık altı gülmek yı ndan * birinin durumuna belli etmemeye çalı gülümsemek. iş bı rma raktı * Bı rmak iş raktı i. bıkları almak yı ele * delikanlı çağ girmek. bı rakması yol açmak. k bıksı yı z * Bığolmayan. bığ tı etmiş yı ı yınıraş ı olan. bığ tı etmemiş yı ı yınıraş ı olan. raş bık yı * Üst dudak üzerinde çı kı kan llar. m yla yı nı vı bıklanma yı * Bıklanmak iş yı i. büyüklerinin boyu 2 m yi bulan. klitoris. eti sevilen bir balı(Barbus fluviatilis). yı bık burmak (veya bükmek) yı * çalı yapmak amacı bıkları kırmak. bı z zbı bı k zdı bır zı * Davula sol elle vurulan ince değ nek. bığ silmek yını ı * bir işolmuş i bitmiş sayarak onunla uğ maktan vazgeçmek. * Kadı k organın üst yanı cinsel zevk duyumu noktası bölüm. na bırak tı * Kı rlarda yetiş yabanî bir otun dıdikenli tohumu. * Ufak çocuk. lı ı k na bıklı yı * Bığolan. sı * Asma gibi bitkilerde.bı ğ (bı ğ bağ ğ (bağ ğ yerde (çayı otluyorsun (otluyor) raktım raktı). en ş ı bığterlemek yı ı * bığyeni yeni çı yı ı kmaya baş lamak.

bîbaht bîbehre biber * Bahtsı kadersiz. zca il lmıturş biberiye * Ballı babagillerden.) çok acı mak. biat edilmek * birinin egemenliğtanı i nmak. biberlemek * Biber serpmek. biber gibi yanmak * (deri. çiçekleri soluk en. llı biberleme * Biberlemek iş i.Bi bîaman biat * Bizmut'un kı saltması . * Patlı cangillerden. biber turş usu * Yalnı uzun yeşbiberden yapı ş u. * Biber konulan küçük kap. * Bir kimsenin egemenliğ tanı ini ma. biat etmek * birinin egemenliğ tanı kabul etmek. z. lan biber atmak * içine biber koymak. biber katmak. ini mak. amansı gaddar. * Genellikle süt çocukları süt ve sulu yiyecekleri içirmekte kullanı emzikli şe. kötü talihli. biber gibi * çok acı . biberli * İ biber katı ş çine lmı . çok yık bir bitki (Rosmarinus officinalis). zalim. yurdumuzda çok yetiş bir bitki (Capsicum annuum). tazeyken sebze olarak yenilen veya kurutulup baharat olarak yararlanı ürünü. Akdeniz çevresinde çok yetiş güzel kokulu yaprakları dökmeyen. z. * Payı olmayan. biber salçası * Kı zı rmı biberden yapı ş lmısalça. nı mavi renkli. göz vb. en * Bu bitkinin. * Hoş görüsüz. na lan iş biberlik biberon . * Biber yetiş tirilen yer. * Osmanlımparatorluğ İ unda padiş ölünce tahta geçecek oğ ah lunun devlet yönetimindeki etkili gruplarca kabul ve tasdik edilmesi. pay almamı ş . * Acı .

k. . bibliyografik * Kaynakla ilgili. biblo * Çeş maddelerden yapı heykel. zarif (kı z). * Meme. bibliyografya * Kaynaklar. kitap düş k künlüğ ü. bici bicik bicili bîçare * Çaresiz. lı k. * Kitapsever. kaynakları bilen uzman. meme baş ı . bîçare olmak * çaresiz kalmak. bibliyomani * Hastalıderecesine varan kitap sevgisi. zavallı çaresizlik. zavallı (kimse). bibliyotek * Kitaplı kütüphane. n z i.bibersiz * İ biber katı çine lmamı ş . bibliyoman * Bibliyomanisi olan (kimse). bîçarelik biçem * Biçare olma durumu. sı * Babanıkıkardeş hala. * Acız. bibliyografi * Bibliyografya. vazo gibi zarif küçük süs eş . * Üslûp. kaynakça. cici bici. itli lan yası biblo gibi * ufak tefek. * Bkz. * Bkz. bibi bibliyofil bibliyograf * Bibliyografya uzmanı . bibliyotekçi * Kütüphaneci. cicili bicili.

morfem. biçim biçim almak * biçimlenmek. ine biçilmiş kaftan * bütünü ile uygun. sı * Alılmıkural. biçerdöver * Ekin biçen. içeriğyeterince önemsemeden. ş . çoğ ek durumunda olan öge. ş ekillenmek. * Herhangi bir ş benzeri. punduna getirmek. ş ı ekilci. biçimcilik * Biçime sı sıya bağlı kı kı lı k. biçim birimi * Kelimelere gramer bakı ndan biçim veren. * Tarz. formalist. ekil. biçimlendirilme . formaliteci. eyin * Sanat ve edebiyat eserlerinde dıgörünüşform. * Özü.biçenek * Her yı l belirli bir süre otlatı ktan sonra yeniden geliş bitkilerin biçilerek değ ldı en erlendirildiğtabiî çayı i r. * Yakık alan ş uygun ş ş ı ekil. biçerbağ lar * Ekini hem biçen. biçime sokmak (veya biçim vermek) * bir ş biçimlendirmek. * Biçmek iş i. rası. elveriş (iş li ). döven. * Biçilmek iş i. en uygun durumunu yakalamak. hem de bağ durumuna getiren makine. mı u biçimci * Biçimcilik yanlı olan (kimse). tutum. * Manzumelerin kuruluş uyak düzenlerine göre olan dıgörünüş ş ve ş ü. fı nı biçimleme * Çeş maddelerin biçimsel imkânları birbirleri arası itli ile ndaki düzen iliş kilerini araşrma iş tı i. biçime ağ k veren görüş i z ı rlı . ran. ini * Biçicinin işveya mesleğ i i. bağ biçici biçicilik biçilme biçilmek * Biçmek iş konu olmak. davranıveya belli biçimin dına çı ş ş ı ş ş kmayan (kimse). taneleri ayı samanı lam veya balya durumuna getiren makine. eyi biçimine getirmek * sı nı rsatı bulmak. ekil. biçim * Dıgörünüşş ş . belli bir biçime girmek. yalnıbiçim üzerinde duran. morfoloji. biçim bilimi * Yapı bilimi. * Biçmek iş yapan (kimse). ekil.

* Bir kuramı biçimsel bir kurama dönüş türmek. ş ı * Biçime dayanan. biçimsizlik * Biçimsiz olma durumu. biçimsellik * Biçime uygun olma durumu. biçimle ilgili. biçimli * Biçimi güzel olan. biçimlendirmek * Bir ş belirli bir biçim vermek. biçimsel biçimselleş tirme * Biçimselleş tirmek iş i. biçimi bozuk. biçimlenmek * Bir ş belli bir biçim kazanmak. biçimlenme * Biçimlenmek iş ş i. hoş olmayan. biçki dikiş kursu * Terzilik mesleğ öğ ini retmek amacı verilen kurs. * Çirkinlik. na en. * Ortamı uygun düş yakık alan. ı * Kendine özgü billûrlaş ş biçimi olmayan (madde). mevzun. biçki yapmak . ş eye ekillendirmek. ş formel. ş ey ekillenmek. biçimsiz * Kendine özgü bir biçimi olmayan. yla biçki dikiş yurdu * Halka açıterzilik mesleğ öğ k ini retme ve uygulama yeri. ekillenme. biçimselleş tirmek * Biçimsel duruma getirmek.* Biçimlendirilmek iş i. yakıksı k. biçimi bozulmak. i * Dikilecek kumaşbelli bir modele ve ölçüye göre kesme sanatı ı . amorf. biçimlendirilmek * Bir ş biçim verilmek. yakıksı ş z. ş ekilsiz. mıbir biçimsizleş me * Biçimsizleş iş mek i. ekillendirme. * Kötü. ş zlı ı biçiş biçki * Biçmek işveya biçimi. ekle eklî. biçimsizleş mek * Biçimsiz duruma gelmek. ş ait. eye biçimlendirme * Biçimlendirmek işş i.

slâm ndan kan iş lar * Sonradan türeyen ş ey. sac. Muhammed zamanı sonra ortaya çı değik yargı ve ilkeler. * Yabancı . ı * Biçmek iş i. otu orakla. makine ile kesmek. bidayet * Baş lama. menş prizma. an ur. baş ç. langı bide bidon bidoncu bienal * Yı ı. * Yaylı ateş öldürmek. * Bidon satan kimse. plâstik veya çinkodan yapı şçoğ çine vı lmı unlukla silindir biçiminde kap. er. biçtirmek * Biçmek iş yaptı ini rmak. bîgânelik bigudi . l aş rı lda biftek bîgâne * Izgara veya tavada piş irilen dana eti dilimi. biçtirme * Biçtirmek iş i. * Yontulmuş taş yapı ı . tı rpanla. nları nı vı kları * Bedenin belden aş ı ağbölümlerini yı kamakta kullanı tuvalet aracı lan . biçmek * Belli bir biçim vererek kesmek. * Dikilecek kumaşbelli bir ölçüye ve modele uygun olarak makasla kesmek. * İ sı maddeler konulan. * Kadı n saçları kırmak için kullandı . m iyle * (değ paha. metal veya plâstikten. . fiyat) Koymak. bîdar bid'at * İ dininde Hz. *İ lgisiz. iki yı bir olan. * Alt ve üst tabanları birbirine paralel ve eş iki çokgenden. biçkici biçme * Kumaşbelli bir modele göre biçen (kimse). * Uyanı uyumayan. * Bîgâne olma durumu. ı * Ekini. ı biçki yurdu * Biçki ve dikiş okulu. k. boru biçiminde küçük araç.* dikilecek kumaşbelli bir modele ve ölçüye göre kesmek. yanal ayrıları eş ve paralel doğ it tı da it rulardan oluş çok düzlemli cisim.

bilgisiz. lmıtakı yası bîkarar * Kararsı tereddütlü. erdenlik. olarak. aş n. bilâder ağ acı * Amerika elması . günahsı z. * Değ olmayan maden veya taş erli lardan yapı ş . bikarbonat * Hidrojen karbonatlarıgenel adı n . aklı ı olmayan. deli. bilâkaydüş art * Kayı z ve ş z olarak. daha sonra. zlı * Kimsesiz. sonradan. tsı artsı sı zı bilâkis bilânço * Tersine olarak.bîgünah bîhaber bihakkı n * Suçsuz. umutsuz. bîhuş bîilâç * Ş kı sersem. aksine. lı bilâr * Katranlı ldan yapı ve kalafat iş kı lan lerinde kullanı bir tür macun. süs eş . ki kadı bikir * Kı k. * Giriş herhangi bir iş belirli bir süre sonunda elde edilen iyi ve kötü sonuçlarıkarşklı ilen te. lâçsı bijon anahtarı * Araba tekerleklerinin somunları sökmek için kullanı alet. bilâistisna *İ stisnası ayrı z. bîkes bîkeslik bikini * İ parçalı n mayosu. n ı durumu. lan . baş nda * İ z. ksı m lmadan. * Hakkı hakkı ile. sonraları . nı lan bijuteri * Kuyumcunun yaptı değ takı n tamamı ğ erli ı ları . * Bîkes olma durumu. tersine. ayrı yapı z. gerçekten. * Bir kuruluş veya bir ticarethanenin belirli bir dönem sonundaki veya belirli bir gündeki taş r ve un ı nı taş ı nmaz varlı ile bunları lamak için kullanı öz ve yabancı kları sağ lan kaynakları dengeli olarak gösteren çizelge. bilâhare * Sonra. z. çaresiz. tam tersine. herhangi bir kıtlama olmaksın. * Habersiz.

bilcümle * Bütün. duyurulmak. araçsı aracız. ş tı nı bildim bileli (veya bildik bileli) * öteden beri. n ldı ı ı t. beyanname.bilârdo * Yeş çuha kaplı masa üzerinde. bilârdoculuk * Bilârdo salonunu iş letme veya oynama iş i. bildiğ inden ş mamak (veya kalmamak) aş * hiçbir etkiye aldı etmeyerek doğ bildiğdavranı sürdürmek. dı bildik çı kmak * birbirlerini eskiden bildiklerini veya ailece tanı kları anlamak.-in hepsi. çok bilmiş olduğ anlatı unu r. i bildiğ yapmak ini * verilen öğ ütleri dinlemeyerek tutumunu sürdürmek. kurum veya bir topluluk tarafı herhangi bir durumu ilgililere duyurmak için yazı ndan lan yazı . tebliğ . sı z. beyanname. bildirim ödencesi * Süresi belli olmayan sürekli iş sözleş melerinin daha önce bildirim yapı lmaksın yürürlükten kaldılması zı rı sebebiyle yükümlü olanlarca karştarafa verilmesi zorunlu olan ödence. bağ oldukları lı vergi dairelerine verdikleri gelir bildirme belgesi. i. hep . tebliğtebligat. tebliğ . * Bu açı klamanı yapı ğkâğ ihbarname. eskiden beri. il bir i bilârdocu * Bilârdo oynayan veya oynatan kimse.. * Bilimsel bir konu üzerine yazı açı lan klama. bildirge * Bir kimsenin resmî bir kuruluş herhangi bir durumu bildirmek için verdiğçizelge. ine bildirim * Yazıolarak yapı açı lı lan klama. bildirilmek * Bildirmek iş konu olmak. bildik * Tanık. a i * Vergi yükümlülerinin belli zamanlarda. dolaysı doğ tası z. rudan doğ ruya. bildiğ yedi mahalle bilmez ini * bir kimsenin çok kurnaz. bildirilme * Bildirilmek iş i veya durumu. haber verilmek. fil diştoplarla ve isteka ile oynanan bir oyun. bildiriş .. bilâvası ta * Vası z. rı ş ru i ş ı bildiğ okumak ini * herkes ne derse desin bildiğ istediğgibi davranmak. ihbar tazminatı ı . . bildiri * Resmî bir makam.

kolunda altıbileziğolmak. kasten. gel-ir. imdiki zaman. eyi * Herhangi bir konuda bilgi vermek. bile * Birlikte. gelecek zaman kipleri: Gel-di. da. lan bileğtaş i ı * Bı çakı çak. belirsiz geçmişş . bilerek aldanmıgörünme. i. düş ünülerek. bileğ i * Kesici araçları bilemek için kullanı alet. bile bile lâdes * Kötü bir durumu öyle gerektiğiçin kabullenmiş i görünme. ş bilecen * Her ş bilen. bildirme kipleri * Belli zaman kavramı veren. her ş eyi eyden anlayan. isteyerek. haberleş komünikasyon. * (giysi eteğiçin) yalnıayaklar görünecek kadar (uzun). belirli geçmiş . de. dahi. ifade etmek. mek i bildiriş mek * Bir duygu veya düş ünceyi iş aretle veya sesler dizgesiyle bildirerek anlaş mak. * Bilgiçlik taslayan. n i bileğ güvenmek ine * gücüne veya hünerine güvenmek. bildiriş me * Bildiriş işveya durumu. lan ş bileğ altıbileziğolmak inde n i * Bkz. bileğ kadar (veya bileklerine kadar) ine * (çamur. bildirme cümlesi * Yüklemi bildirme kiplerinden biriyle kurulan cümle. önceden tasarlayarak. * Üstelik. * Aynı zamanda. gel-ecek gibi. bildirme * Bildirmek iş beyan. i z bileğ hakkı inin ile * kendi gücü ve kendi çalı ş ile. ukalâ. i bildiriş im * İ im. . ması . letiş me. kar için) ayakları içine gömülecek biçimde. geniş zaman. * Anlatmak. makas gibi kesici araçları bilemekte kullanı ince taneli sarıist. .* Bildirmek işveya biçimi. gelmişgel-iyor. bile bile * Bilerek. bildirmek * Herhangi bir ş haber vermek. bilecenlik * Bilecen olma durumu.

ı iki i lı ini bilek kuvveti * Beden kuvveti. etkisini artı rmak. konsantre olmak. ı rı * isteyerek. kasten. kimyasal an ı msı nitelikler gösteren (madde). bilek gibi * (saç veya akarsu için) gür. * Hı rslanmak. ine * Bir iş yoğ bir biçimde hazı e un rlanmak. kalı n. erek muş * Kimyasal tepkimeler sonucu iki veya daha çok elementten oluş ve bunlardan bağ z fiziksel. * Oyunlarda bileğ incinmesini önlemek için bileğ takı meş sargı in e lan in . * Güçlendirmek. bilek güreş i * Karş klı kişdirseklerini dayayarak birbirlerinin bileğ bükmek. e lan bileklik bileme * Bilemek iş i.bilek * Elle kolun. bilek saati * Bileğ takı küçük saat. * Bilemek iş konu olmak. aş derecede istemek. bilek gücü * Kol kuvveti. bileş kap ik * Birleş kap. bilek damarı * Nabı z. * Bir bileş oluş ke turan kuvvetlerin her biri. ı n tiğ * Güç. bilenme bilenmek bilerek bileş en bileş ik * Birleş oluş . keskinleş tirmek. * Ses ve görüntünün birlikte yer aldı film parçası ğ ı . bilemedin (veya bilemediniz) * en çok. keskin duruma getirilmek. bileş faiz ik * Süre tarihine dek birikmiş faizlerin ana paraya eklenmesiyle elde edilen toplam üstünden ödenen faiz. kuvvet. mürekkep faiz. ik . * Bilenmek iş i. bilemek * Kesici aletleri zı mpara veya bileğtaş keskinleş i ı nda tirmek. basit olmayan. keskin duruma getirmek. mürekkep. en fazla. kol kuvveti. ayakla bacağ birleş i bölüm.

an bileş ikgiller * Bitiş yapraklı çeneklilerden. me an * Bileş işveya durumu. mek i bileş ke bileş me bileş mek * İ veya daha çok öge bir araya gelerek yeni bir öge oluş ki turmak. * Bilemek iş yaptı ini rmak.bileş kaplar ik * Birleş kaplar. sinema. lma nı bilet kesmek * bileti koparı alıya vermek. p cı biletçi biletçilik * Bilet satma iş i. . bilet satmak. bazı ik iki cinsleri uçucu yağ veya süt taş bir familya. * Bilet satan görevli. ndan bileş önerme ik * En az iki önermeden oluş yeni önerme. lence yerlerine girme. mek i. ı yan bileş im * İ veya daha çok öge bir araya gelerek yeni bir öge oluş ki turma. muhassala. ik bileş kesir ik * Payı paydası eş veya payı na it paydası büyük olan kesir. bilet * Para ile alı konser. * Bir maddenin hangi kimyasal türlerden oluş unu belirleyen verilerin tamamı tuğ . bileş tirme * Bileş tirmek iş i. ini * Bir cisme uygulanan birkaç kuvvetin toplam etkisine eş olan tek kuvvet. paralel kenar kuralı uygun olarak geometrik toplamı almak. * Biletmek iş i. bileş tirici * Bileş tirmek iş yöneten kimse. geometrik ki na nı toplam. ulaş araçları binme veya bir talih ı m na oyununa katı imkânı veren belge. çiçekleri kömeç durumunda toplu olarak bulunan. it * Bileş iş terekküp. terekküp etmek. biletli biletme biletmek * Bileti olan. * İ veya daha çok vektörün. terkip. tiyatro gibi eğ nan. bileş tirmek * Bileş mesini sağ lamak. * Bileş sonucu oluş cisim.

malûmat. kesik koni ve benzeri ş n na lan ekilli. silindir. sayalı ki. * (İ Çağ lk felsefesinde) Kendini tanı n bilgisi. makinelerle yapı iş lan lemlerin düzenli biçimde yürütülmesi. * Bilim. lmı . bilgi iş lem * Özellikle bilgisayar vb. epistemoloji. tı * İ zekâsın çalı nsan nı ş sonucu ortaya çı düş ürünü. * Bilgi. m m i. . zağ . sır ve güvenilirlik bakı ndan inceleyip araşran nda nı mı tı felsefe dalı . dikdörtgen. * Bilgeye yaraş (biçimde). olgun ve örnek (kimse). * Bir durumu öğ renmek. malûmat. ı r bilgi edinmek * öğ renmek. e lan * İ borunun ucunu birleş ki tirmeye yarayan halkaya benzer parça. iyi ahlâklı . cı * Bileyicinin yaptı işzağ lı ğ . hakim. bilgi kuramı * Bilginin temelini. ması kan ünce * Genel olarak ve ilk sezi durumunda zihnin kavradı temel düş ğ ı ünceler. bilfiil bilge bilgece bilgelik * Bilge olma durumu ve niteliğ i. malûmat. bilezik * Bileğ süs için takı halka. gerçek ve ilkelerin bütününe verilen ad. vukuf. açı * Kelepçe. hâkimane. ş bilfarz * Tutalı ki. hikmet. * Kesici aletleri bilemeyi iş edinmiş olan kimse. araşrma veya gözlem yolu ile elde edilen gerçek. vukuf. lama. malûmat. manı bilgi * İ aklın erebileceğolgu. i * Bilezik takmıolan. * (biliş imde) Kurallardan yararlanarak kiş veriye yönelttiğanlam. nsan nı i * Öğ renme. vukuf. bilezikli * Bileziğolan. sempozyum. * Bilgili. iş ş edinerek. bilim alanı uygulanan yöntemleri. * Mobilyaları ayak altları takı kare. soğ utma. genel olarak dökme demirden yapı ş lmı uçları k ve esnek halka. bilgi ş öleni * Belli bir konunun tartıldı bilimsel toplantı ş ğ ı ı . özellikle sıntı önleme gibi amaçlarla yerleş zı yı tirilmiş . * Motor pistonları yağ na. gerçekten. bilgi toplamak . pirinç veya nikel kaplı demirden yapı şiki ucu delik gereç. bilgi almak. inin i * İolarak.biletsiz bileyici bileyicilik * Bileti olmayan. cı ı k. söz geliş diyelim ki.

bilgilenme * Bilgilenmek iş i veya durumu. haberdar etmek. âlim. p ran bilgisayarcı * Bilgisayar alı satı sı m mcı. u bilgiç bilgiç bilgiç * Bilgisi olduğ göstererek. * Bilgisiz olduğ hâlde bilgili görünmek isteyen. sı mcıveya bilgisayarcı lı k * Bilgisayar ticareti veya uzmanlı. bilgilendirmek * Bir konuda bilgi sahibi olması sağ nı lamak. malûmatlı . elektronik beyin. . * Bilgine yakır. bilgili geçinen kimse.* değik yer ve kaynaklardan sağ iş lanan bilgileri bir araya getirmek. yapı sı mühendisi. * Bilerek. bilgiçlik satmak (veya taslamak) * bilmediğhâlde bilir görünmek. bilgin geçinmek. bildirerek. unu bilgiçlik * Bilgiç olma durumu. bir yapısonuçlandı elektronik araç. bilgilik * Ansiklopedi. bilgilenmek * Bilgi sahibi olmak. ş ı nda. bilgici * Sofist. kompüter. bilgicilik * Antik Yunan felsefesinde eleş akı . haberli. öğ renmek. * Bilgin olma durumu. i bilgilendirme * Bilgilendirmek iş i veya durumu. bilgili * Bilgi sahibi olan. safsatacı lı k. ğ ı bilgisayarlamak * Bilimsel bir konuda çok bilgisi olan (kimse). * Bilgili kimse. bilgin tavrı bilgin gibi. bilgin bilgince bilginlik bilgisayar * Çok sayı aritmetiksel veya mantı iş da ksal lemlerden oluş bir işönceden verilmiş programa göre an i. sofizm. tiri mı * Baş nı ltmak için doğ olmadı bilinerek yapı uslamlama ve çı kası yanı ru ğ ı lan karsama. * Bilgisayar programcı.

bilime uymaz. biyonik. bili bili bili bilici bililtizam * Bile bile. bilgin. bilimci bilimcilik * Bilginin. * Bilgisiz olma veya bilgi yokluğ durumu. z bilimsel * Bilgin. rı bilim kadı nı * Bkz. bilerek ve isteyerek. ş an * Genel geçerlik ve kesinlik nitelikleri gösteren yöntemli ve dizgesel bilgi. u bilgiyazar * Elektronik sistemle dizgi yapan alet. bilim adamı * Bilimsel çalı ş malarla uğ an kimse. gayriilmî. bilgisayarlaş mak * Bilgisayar düzeniyle donatı lmak. âlim. her ş eyden önce. bilim * Evrenin veya olaylarıbir bölümünü konu olarak seçen. . an bilim kurgusal * Biyoloji ve elektrikle ilgili olan. en çok.* Bilgisayara geçirmek. ilimcilik. rmak karı * Bilen. mahsus. malûmatsı cahil. z. raş bilim dı ş ı * Bilime aykı. ta. baş özellikle. bilim kuramı * Bilimlerin koydukları ünsel sorunları düş inceleyen ve tek tek bilimlerin yöntemlerini. bilgisiz bilgisizlik * Bilgi sahibi olmayan. bilim adamı . deneye dayanan yöntemler ve gerçeklikten n yararlanarak yasalar çı karmaya çalı düzenli bilgi. cehalet. roman vb. bilim kurgu * Çağ bilim verileriyle düş daş gücünden oluş film. temeli olarak yalnıbilim yöntemine önem verme. malûmat. ilim. ilkelerini. bilhassa * Hele. * Bilgi. * Tavuk gibi kümes hayvanları çağ nı ı için çı lan ses. tı süreci. * Belli bir konuyu bilme isteğ inden yola çı belli bir amaca yönelen bir bilgi edinme ve yöntemli araşrma kan. varsayı nı tı felsefe dalı mları araşran .

n * Dimağ . ilmî. * Bir toplumdaki ruhî etkinliklerin veya ruhî durumlarıbütünü. bilimselleş tirmek * Bilimin metotları uygun duruma getirmek. * İ ruhunun. bilimsizlik * Bilimsiz olma durumu bilimsizce iş . bilinç dı ş ı * Bilinçsizce yapı iş etkinliklerin bütünü gayriş lan ve uur. bilim yöntemlerine uygun olmayan gayriilmî. baskı nda tutulan isteklerle bunlara bağ düş nsan altı lı üncelerden oluş ve bilince ulaş an amayan bölümü. bilinçlendirmek . za bilinçaltı * Bilinç dı olmakla birlikte. bilimselleş tirme * Bilimselleş tirmek iş i. na bilimsellik * Bilimsel olma durumu. bilinç akı ş ı * Düş üncelerin arka arkaya birbirini izlemesi. dilendiğzaman kapsamı ş ı i ndakilerin bilince çağlabildiğzihin bölgesi. kavramak. ini mı bilimsel düş ünce * Bilim temeline dayanan özgür eleş tirici. bilincini yitirmek * bilincini herhangi bir sebeple yitirmek. * Temel bilgi.* Bilimle ilgili. bilimsel toplantı * Uzmanları katı ile gündemi bilimsel konuları oluş n lı mı n turduğ toplantı u . bilincine varmak * anlamak. ş bilinçlendirme * Bilinçlendirmek iş i. uur. ş ve nlı uur. nanabileceğ savunan felsefe akı . bilimsel deneycilik * Her bilginin deneyle veya gözlemle doğ rulanabileceğ sı ini. araşrı ve bağ z düş tıcı ı msı ünce. bilinç kaybı * Hafı yitimi. * Kiş aklı geçenlerin birinci kişağ ndan yansılması inin ndan i zı tı . Marxçı lı k. bilinç * İ n kendisini ve çevresini tanı yeteneğ ş nsanı ma i. ş rı i uuraltı tahteşuur. bilimsiz * Bilime. bilimsel sosyalizim *İ htilâlci sosyalizm. * Algı bilgilerin zihinde duru ve aydı k olarak izlenme süreci. bilime dayanan. temel görüş .

bilinçlenme * Bilinçlenmek iş i. bilinmedik * Bilinmeyen. bilinçle yapı lmayan. * Nesne. * Eleş tirmeli bir biçimde. malûm. ş uurlanmak. öğ renilmek. ş lere ı k uursuzluk. kulu. olay ve edimlere uyanıbulunma durumu. bilinmeyen (nicelik). bilinen bilinme * Değ belli olan nicelik. bilinçlenmek * Bilinçli duruma gelmek. bilinemezcilik * Bilginin bağ lı ı olduğ ve bundan dolayı olmadına inanan öğ ntı una salt ğ ı reti. * Nesne. * Bilinci olmayan. * Tanrı n ve evrenin nereden türediğ bilinmediğ ve bilinemeyeceğ ileri süren öğ lâedriye. bilinmek * Bilmek iş konu olmak. olay ve iş karşuyanıbulunmama durumu. eri bilinmez * Anlamı ve anlaş gizli ı lması olan. bilindik * Bilinen. 'nı inin ini ini reti. anlaş ine ı lmak. muğ güç lâk. ş uursuz. ş uursuzluk. bilinçle yapı ş lan. lâedri. eri * Bilinmek iş i. bilinmezlik * Bilinmez olma durumu. kuş meçhul. * Bilinçli olma durumu ş uurluluk. bilinçli * Bilinci olan. bilinçlilik bilinçsiz bilinçsizlik * Biliçsiz olma durumu. ntı una * Tanrı n ve evrenin nereden türediğ bilinmediğ ve bilinemeyeceğ ileri süren öğ 'nı inin ini ini retiyi benimseyen (kimse). uurlu. * Belli olmaz. agnostisizm. meçhul. ş k uurluluk. . * Kendi etkinliğ eleş ini tirmeli bir biçimde sezmeyen. bilinemez * İ aklı bilinemeyen ş nsan yla ey. bilinmedik. bilinmeyen * Değ belli olmayan. kendi etkinliğ farkı olan. ş inin nda uurlu.* Bilinçli duruma getirmek. ş uursuz. bilindik. agnostik. bilinemezci * Bilginin bağ lı ı olduğ inanan (kimse).

billûr * Bazı cisimlerin aldı geometrik biçim. ekonomik ve toplumsal alanlardaki iletiş imde kullanı ve özellikle elektronik aletler aracı ı lan lı ile ğ düzenli bir biçimde iş lenmeyi ön gören bilim. bilistifade * Yararlanarak. "sayar". * Öğ renmek. ehlivukuf. ekonomik ve toplumsal alanlardaki iletiş sistemi. biliş ağ im ı * Teknik. sibernitik. * Billûrdan yapı ş lmı . ehlivukuf. biliş * Canlın. informatik. ehlihibre. kları * Duru ve temiz kesme cam. nı n ğ ı kin * Bildik. * Biliş iş mek i. bir nesne veya olayıvarlına iliş bilgili ve bilinçli duruma gelmesi. lı mak. * Çözümlenmesi özel veya bilimsel bilgiye dayanan konularda oyuna veya düş üncesine baş vurulan kimse. dost. kristal. cahil. ile erek ik fat bilir bilmez * yarı bilgi ile. tanık. u biliş imci biliş me biliş mek * Karş klı ı olarak birbirini tanı muarefesi olmak.bilir * "Anlar". * Biliş alanı uzman kiş im nda i. uzman. u bilirkiş ilik * Bilirkiş yaptı iş inin ğ . cahillik. . vukuf. 'ya nda * "İ olsun" anlamı kullanı nan nda lı r. ş biliş im * Teknik. m ini bilirkiş i * Belirli bir konudan iyi anlayan ve bir anlaş ğçözümlemek için kendisine baş mazlı ı vurulan kimse. eksper. billâhi * Tanrı ant içerim" anlamı bir ant. "yapar" anlamları isimlerle birleş birleş sı kurar. mak. bilisizlik * Bilisiz olma durumu. dı biliş kmak çı * tanı önceden tanıolmak. im biliş teknolojisi im * Biliş imde kullanı bütün araç ve gereçlerin oluş lan turduğ sistem. ehlihibre. bilip bilmediğ göz önüne almadan. bilirkiş i raporu * Bilirkiş hazı ş inin rlamıolduğ rapor. ı bilisiz * Öğ renim görmemiş .

billûru andı kristaloit. * Bilgi edinmenin gaye ve sonucu. nı bilmece gibi konuş mak * açı anlaşr biçimde konuş k. * Genellikle billûrdan yapı ş ya satan dükkân. billûrlu *İ çinde billûr bulunan. eyi nda . * Bilinmeyen ş muamma. billûr durumunda yoğ unlaş mak. billûrlaşrma tı * Billûrlaşrmak iş tı i. * (ses için) pürüzsüz. ündeki saydam cisim. * Belirgin duruma gelmek. gerdan. muamma. göğ üs). * Bir ş ne olduğ eyin unun bilincine varma. billûr gibi * çok duru. niteliklerini üstü kapalı eyin nı söyleyerek o ş ne olduğ bulmayı eyin unu dinleyene veya okuyana bı rakan oyun.* Koç yumurtası . kristalleş mek. bilmece çözmek * bilmecenin cevabı bulmak. ı nı bilmediğbeş i vakit namaz * her ş pek iyi bilir. çok temiz (su). irisin arkası mercek görevini yapan. anlamı bir söz. billûr gibi. * sonucun ne olacağ kestiremeden. billûriye * Billûrdan yapı ş lmıveya billûrla ilgili. koloit karş . * Diyalize uğ rayarak çözümlenen madde. mercimek biçim ve büyüklüğ nda. ran. bilmeden * bilmeyerek. billûr cisim * Gözde. * Herhangi bir cisim moleküllerinin bazı ve kimya değmeleriyle geometrik biçim alması fizik iş . kristalleş me. netlik kazanmak. * Bol ıklı rı rı ş . ı tı * Bilmek iş i. ey. * çok beyaz ve pürüzsüz (kol. ı lı mamak. billûrlaşrmak tı * Billûr durumuna getirmek. lmıeş billûrlaş ma * Billûr durumuna gelme. pıl pı parlayan (yer). billûrsu bilme bilmece * Bir ş adı anmadan. ı l * Billûra benzeyen. billûrî * Billûra benzer. billûrlaş mak * Billûr durumuna gelmek.

kadirbilmez gibi sözlerle "yapamaz". bilmezlemek * Bir kimseyi. bir ş bilmez göstermek. elinden gelmek. * -a/-e ekli fiillerle yeterlik bildiren birleş fiiller oluş ik turur. çok bilmiş . "uygun bulmak" anlamı da kullanı ine nda lı r. bilgileş bencmarking. rlamak. farz etmek. var saymak. bilsat * Kuruluş ş lar. teçhil etmek. bilmemezlik * Bilememe durumu. * önemli veya anlatı gerekli görülmeyen ş için kullanı lması eyler lı r. mı * Tanı hatı mak. * Geniş zamanıolumsuz birinci tekil kiş olarak bilmem biçiminde kullanı duraksama. bilgiçlik taslayan. kavramaz. bilmezlikten gelmek. sizlere de. nda * Bir iş yapmaya alı ş ş olmak. bilmiş * Her ş bilir geçinen. size de. i eyi ka ş . bilmezlik. bilmez * Anlamaz. sı düş rası rası ünce. kim. * Anlamak.bilmek * Bir ş anlamıveya öğ eyi ş renmiş bulunmak. irketler arası bilgi satma. bilmezlikten gelme * yazarı bildiğbelli olan bir ş bilmez veya baş türlü bilir görünecek yolda bir anlatısanatı n. tecahülüarifane. * Bazen "iş gelmek". karşk olarak. n isi lı nca aş tereddüt anlamı verir. lı ı lı * (davranıtöresinde) Ben de. ş bilmünasebe * Sı gelince. "edemez" anlamları kullanı nda lı r. tecahül etmek. i. nasıne) l. nda im. bilmezleme * Bilmezlemek iş teçhil. ş ma. * Bir bilim veya sanat dalı yeterli olmak. hatı rbilmez. nı bilmem hangi (veya bilmem kaç. bilmezlikten gelmek * bilmiyor görünmek. * Saymak. * Sorumlu tutmak. bilmezlenmek * Bilmiyor gibi görünmek. bilmemek * birlikte kullanı ğfiilin bir türlü gerçekleş ldı ı emediğ anlatı ini r. bilmukabele * Karş klı ı olarak. *İ nanmak. bilmezlik * Bilmez olma durumu. . * Sanmak. eyi * Bkz. cehalet. ey bilmezlenme * Bilmezlenmek iş i.

ve göbeklerdeki yataklara yerleş tirilen.bilumum bilvası ta bilye * Bütün. bin can ile * çok isteyerek. bilyeli * Bilyesi olan. çoğ unlukla çelikten. sürekli olarak düş değ tirmek. * (birinin) Aracı ı araçla. . ünce iş bin kat * Pek çok. toprak. dokuz yüz doksan dokuzdan bir artı k. e kı yı bin dereden su getirmek * birini kandı için birçok sebep ileri sürmek. hep. misket. inde ı k rı bin bilsen de bir bilene danı ş * bir insan bir ş ne kadar iyi bilirse bilsin.. olacak bir kimse gerekir. man * Milyar. her sıntı gideren. otomobil gibi taş n tekerleklerinde sürtünmeyi azaltmak amacı içine çelik bilye yerleş ı tları yla tirilmiş bölüm. . * Taş . öğ ütlerden çok daha etkilidir. bin nasihatten bir musibet yeğ dir * yaş ş anmıolaylar. cam gibi ş eylerden yapı ş lmıküçük yuvarlak. aş ı nmayı enerji yitimini önlemek için. 1000. bilyon bin * On kere yüz. -in hepsi. doğ lı ile. bin dallı * Çoğ unlukla mor kadife üzerine sı ile kabartma dal. küçük yuvarlak. eyi bin bir * Pek çok. * Bu sayın adı bu sayı gösteren rakam. rmak bin iş bir baş çi. dil dökmek. bin kalı girmek ba * birbirine benzeyen birçok iş yapmak. kı yaslanmayacak ölçüde. M. çok sayı da. bin derde deva * pek çok işyarayan. bin piş olmak man * çok piş olmak. ğ rudan doğ olmayarak. bin bir ayak bir ayak üstüne * herkesin ayakta olduğ kalabalı u k. maden.. kamu. bilyeli yatak * Bisiklet. yaprak ve çiçek iş rma lenmiş giysi veya örtü. gene de onu kendisinden daha iyi bilen bulunabilir. gönülden. çı * her iş baş e. nı ve yı * Bir isimden önce geldiğ aş lıve çokluk bildirir. dolaylı ruya . * Motorlu taş ı tlarda dönme veya sürtünme etkilerini azaltmak.

bin tarakta bezi olmak * birçok iş uğ mak. binaenaleyh * Bundan dolayı . büyük zorlukla. olan eyi) nda z bindirilme * Bindirilmek işveya durumu. bînamaz binbaş ı * Bkz. bindirilmiş kuvvetler * Motorlu taş ı bindirilmiş tlara asker birlikleri. a * (bir düş sistemine göre) kurmak. bin zahmetle * çok zor. inş etmek. . dayamak. bunun üzerine. -diğiçin. bindirim * Fiyat artı zam. bina etmek * yapmak. bunun için. rma. ünce binaen * -den dolayı . ı ı nı binde bir * çok seyrek olarak. * Çatı . . çok iş * (memnunluk bildirmek için kullanı söz) çok yaş lan a!. bindirimli * Fiyatı rı ş artılmızamlı . kendi eliyle yok etmek. bundan ötürü. ğ ı binbaşk ı lı * Binbaşrütbesi veya binbaş n görevi. . beynamaz. le raş bin türlü bin yaş a! * Birbirinden çok farklı değik. bina * Yapı . * Arapça fiil çatını sı konu edinen bilim ve kitap. kurmak. -den ötürü. i bindirilmek * Bindirmek işyapı i lmak. bindi * Destek. yapmak. i * Dayanarak. * Rütbesi yüzbaşile yarbay arası bulunan ve ası ı nda l görevi tabur komutanlı olan subay. bindiğdalı i kesmek * (kendisine gerekli ve yararlı ş farkı olmadan yararsıduruma getirmek. hamil.

biner bingi her biri. * Ata iyi binen kimse.bindirme * Bindirmek iş i. lan * Binilmek iş i. binek * Binmeye ayrı şey ve daha çok at. binek atı * Sadece binmek. kiremit. * (taş Baş ı t) tarafı baş bir taş çarpmak veya bir yere vurmak. * Birbiri üzerine gelerek eklenen levha. * Ata binme ustalı. * Binmek işyapı i lmak. ndan ka ı ta * Eklemek. her defası bini bir arada olarak. lan. sın ra fatı rada binicilik binilme binilmek . binici * Binen. binek taş ı * At veya arabaya binmek için üstüne çılan yüksekçe taş kı . sı dokuz yüz doksan dokuzuncudan sonra gelen. binmeye yarayan. her birine bin. bini bir paraya * pek çok ve ucuz. binmesini sağ lamak. * Bin sayınıüleş sın tirme biçimi. bini çı ta. basit mekanizmalı kilit. binin yarı beş (o da bizde yok) sı yüz * çok düş ünceli görünen birine ş yollu "aldı aka rma!" anlamı söylenir. * Kapı . bindirme kilit * Gövdesi kutu biçiminde olan. oturtmak veya içine yerleş tirmek. ap nı * Çı karma harekâtı katı birliklerin. nda * Kemerler üzerine oturtulmuş kubbe ile kemerlerin arası kapatan üçgen biçimindeki kubbe parçaları nı ndan * Binme iş i. gezmek veya binicilik sporu için yetiş tirilen at. kanatları kapanı kalan aralı örtebilmek için bu kanatlarıkenarı çakı nca ğ ı n na lan bini aş mak * çok fazla olmak. ahş parçaların durumu. lmış * Üzerine binilen. dolap gibi ş eylerin. * pek çok yapı pek çok olan. kapak veya kapın arkası doğ nı na rudan vidalanan. katmak. ğ ı * Ata binilerek yapı spor. çı na lacak karma yerine gitmek için kendilerine ayrı deniz araçları lan na binmeleri. bindirmek * Bir kimseyi bir ş üzerine çı eyin kartmak. nda bininci * Bin sayınısı sı .

lı * Belirli zamanda sırları nı belirli bir biyotopta bulunan canlı organizmalarıtoplam kütlesi. binme binmek * Yüksek bir ş veya bir hayvanıüstüne çıp ayakları sallandı oturmak. gözü pek. uçak. fına atı rı lmadan önce. vapur. katı lmak. * Eklenmek. * Yüksek aş amalı bilginlerin ve yeniçeri subayların giydikleri cübbe. öbürünün üstünde olmak. * Sonuç olarak. binek atı . pla biomekanik * Biyoloji. n biomedikal * Hem biyoloji hem de tı ilgili olan. * Hamur durumundaki ekmeklerin. otomobil gibi bir taş yer almak. sakı nmaz. * Üstüne binilen hayvan. ı tta * (bisiklet motosiklet.biniş * Binmek işveya biçimi. * Biniş durumu. binnetice binyı l biokütle * Bin yıiçine alan zaman dilimi. pek çok. ı k iş * Bin tanesi bir arada olan. * Binmek iş i. u * Birçok bin. biniş me biniş mek binit binit binlerce binlik * Bin liralıkâğ para. fizyoloji ve tıkonuları mekanik kanunlar yöntemiyle irdeleme. nı * Üniversite öğ retim üyelerinin giydikleri cübbe. mek * İ parçadan biri. p nı biomikroskop * Kendine özgü bir ık ile kullanı çift göz mercekli mikroskop. binek hayvanı Kullanmak. ş ı lan bîperva * Çekinmez. * Fiyat artmak. için) * İistenilmeyen veya beklenilmeyen bir biçim almak. * Atlı alayda giyilen giysi. içine konulduğ oyuk gözlü tahta. k ı t * Yaklaş olarak üç litrelik büyük şe. i * Atlı alay. . ş * Bir ş sış yanı ey kı arak ndakinin üstüne çı kmak. leri * Kık bir kemiğ iki parçası rı in birbiri üstüne gelmek. korkusuz. eyin n kı nı rarak * Bir yere gitmek için tren. nihayet. ki * Kas kiriş birbiri üstüne binmek.

* Toplu bir durumda. te * Odun. * Sadece. * Herhangi bir varlı belirsiz olarak gösterir.. er.* Çekinmeden. . sa * Geçmiş bir zaman. yalnı z.. olabildiğkadar tez.. bir ağ ı çıp bin dile yayı zdan kı lı r * ortaya atı bir söz çok çabuk yayı lan lı r. . korkmadan. rk l hatı vardı bir ağ ı zdan * hep birlikte. onunla övünülmemelidir. toplu olarak. müş a terek. bir abam var atarı nerede olsam yatarı m. mları z.. bir alay bir âlem * Kendine özgü bir niteliğolan. hep birden. i bir an * Çok kı bir süre için kullanı sa lı r. it. I. ğ ı * Tek. bir (veya sağelinin verdiğ öbür (veya sol) elin duyması ) ini n * yapı bir iyilik gizli tutulmalı lan . * Eşaynı boyda.. bir (veya tek baş ı na) * yalnıolarak. ş * Pek çok. i bir ara * Kı bir süre. fazla. bir * Sayı n ilki. yanı kimse bulunmadan. * Ancak. ları * Bu sayı gösteren rakam 1. pek çok. ka mı zı bir . bir (veya bir de) * hem . beraberce. z nda * baş birinin yardı olmaksın. bir fincan kahvenin kı yı rı r. yı * Bu sayı kadar olan. fat ı na i * (tekrarlanarak) Bir kez. hem. birlikte. m * tek baş bulunan kimsenin istediğyerde barıp rahat edebileceğ anlatı ı na i nı ini r. * Birleş ik. istek veya kesin olmayan anlamlar katar. bir an önce * Bir ara. * Sı veya zarf durumunda baş geldiğkelimelere kuvvet. bir araba bir arada .. * Birçok. bir * Ortaklaşolan. bir sürü. bir acı kahvenin kı yı rı r rk l hatıvardı * Bkz. * Değ önem bakı ndan birbirinden farksı birbirine eş birbirine benzer. kömür gibi bazıeylerin ölçü birimi.

* Bkz. çok yaş ş lanmıolmak. bir bir bir bir * Birer birer. bir atı k barutu olmak (veya kalmak) mlı * bir konuda yapabileceğçok az ş bulunmak. bir de Allah bilir * sıntıdurumlarda söylenilen bir deyim. her çocuk babası bakı nı u na lması ötekinden beklediğiçin sıntı kalı i kı da r. . ş bir ayak önce (evvel) * bir an önce. ayrı * Olduğ gibi. * Az. bir arpa boyu (gitmek veya yol almak) * çok az. bir araya gelmek * bir yerde toplanmak. bir ayak üstünde bin yalan söylemek (veya bir ayak üstünde kı yalanı belini bükmek) rk n * çok kı sürede pek çok yalan söylemek. tam tamı eksiksiz. u na. nı nına bir ben. bir ayağçukurda olmak ı * yaş ayacak çok az zamanı kalmıolmak. kı lı bir biçimine getirmek * çözüm yolu bulmak.bir aralı k * Bir ara. küçük bir sorunu büyütmek. bir aş ı yukarı ağbir * amaçsıolarak gidip gelmeyi anlatı z r. buluş mak. sa bir baba dokuz evlâdı besler. ka ünüş bir baltaya sap olmak * belirli bir iş sahibi olmak. çok az. bir bakı ma * Baş bir görüş baş bir düş le. ayrı . ka le. i eyi bir avuç * Bir avuç dolduracak kadar. dokuz evlât bir babayı beslemez * çok çocuğ olan baba. bir araya getirmek * toplamak. bir baş (veya uçtan) bir baş (veya uca) tan a * bir yerin bir sırdan öbür sırı kadar. bir baş ı na * Tek baş ı na. hepyek. bir bardak suda fı na koparmak rtı * önemsiz.

lı p bir dalda durmamak * sısıiş k k veya düş değ tirmek. eş bir boydan bir boya * Bir yerin bir ucundan öbür ucuna kadar. bir boyda * Boyları it. bir bu eksikti * sıntıbir durum varken bir yenisinin çı kı lı kması üzerine söylenir. bir çenekliler * Oğ ulcuğ bir çenekten oluş . çabucak. * Biraz. yanlıdavranı bozmak. yapı bir çekirdek geri kalmamak * bütünüyle denk olmak. bir çatı nda (olmak veya bulunmak) altı * aynı içinde. r bir çiçekle bahar (veya yaz) olmaz * küçük. ünce iş bir damla . bir çöplükte iki horoz ötmez * bir yerde iki kiş olmaz. i baş bir çuval inciri berbat etmek * düzelmekte olan bir durumu yersiz. baş baş tan a. ş ş larla bir daha * bir kez daha. ş ta. bir çift sözü olmak * söyleyecek bir ş eyleri bulunmak. bir çenetli * Kapsüllü yemiş tek parçalı lerin olanları .bir boy * Bir kez. bir daha yüzüne bakmamak * darı ilgiyi kesmek. bir çı da rpı * bir ele alı ele alıalmaz. bir çift söz * Bir iki söz. * Hele. bir çift * Bir takı m. * hiçbir zaman. kapalı u muş tohumlulardan bir bitki sıfı nı. bir çokları * çok sayı olan (kimse veya ş da ey). bir iki. * çapkı kimseler için kullanı n lı r. güzel bir belirti ile doyurucu sonuca ulaş ı lmaz.

bir deri bir kemik (kalmak) * çok zayı flamak. nca cı n ğ ı bir dudağyerde bir dudağgökte ı ı * masallardaki dev gibi korkunç ve çirkin. n ş ı ı na bir dediğbir dediğ tutmamak i ini * söyledikleri birbirine uymamak. birazcı k. mek bir dolu * Birçok. bir dediğ iki etmemek ini * her istediğ hemen yapmak. bir deli kuyuya bir taş atar. bir dikili ağ olmamak acı * evi veya mülkü olmamak. ini bir defa * Olup bitti anlatan cümlelere katı lı r. bir de * ve olana katarak. . bir dokun bin ah iş (dinle) kaseifağ it furdan * insanları konuş turmak için biraz dertlerini deş yeter. bir defada * ara vermeksizin. * "ilk önce". tutarsıkonuş z mak. çı bir dostluk kaldı ! * az bir mal kalı satıları kullandı bir özendirme deyimi. le raş bir dirhem et bin ayı örter p * biraz kilo almak bazen insanı güzelleş tirir. * (çocuk için) Çok küçük.* Çok az. "hele" anlamı da kullanı nda lı r. bir defalı k * Bir kere yapmaya yetecek kadar. bir kereye özgü olarak. fazladan. zahmeti çok olan bir iş uğ mak. bir dediğiki olmamak i * her istediğyapı i lmak. bir don bir gömlek * yarı plak. * Bir kereye özgü olan. ndan bir derece (veya bir dereceye kadar) * biraz. kı akı çı rk llı karamazmı ş * bazen bir kimsenin yaptı yersiz bir işbirçok kimse tarafı düzeltilemez. ğ ı . bir dirhem * Çok az. * umulanı veya beklenilenin dında bir durumu anlatan cümlelerin baş gelir. bir dirhem bal için bir çeki keçiboynuzu çiğ nemek * verimi az.

bir elle verdiğ öbür elle almak ini * yapar göründüğ bir iyiliğ sağ ğbir çı ödetmek. * bir merkezden. bir geceye ait. bir elden * aynı kimse tarafı ndan. bir el * (ateş silâh için) bir kez atı li m. bir gecelik * Bir gece için. bir göz ağ larken öbür göz gülmez * keder veya sıntı kı varken dostlar. sı an bir gözeliler * Yapı tek bir hücreden oluş hayvanlar veya bitkiler. bir göz gülmek * hem gülüp hem ağ lamak. bir eli yağ bir eli balda (olmak) da * varlıve bolluk içinde olmak. tek hücreli. fı k gibi erkek ve dişorganları çiçeklerde. bir gözeli * Yapı tek bir hücreden oluş (hayvan veya bitki). bir gece içinde olup biten. k bir elin sesi çı kmaz * bir davanıbir kiş n i tarafı savunulması ndan etkili ve yeterli değ ildir. ladı ı karla bir elmanıyarı o. bir elini bı p ötekini öpmek rakı * aş saygı ı rı göstermek. bir gömlek aş ı ağ * bir derece daha düş (birinden). sı ndı i ayrı kök bir fende kazıkakmak k * bir bilgi veya bilim dalı saplanmıkalmak. * yardı arak iş daha kolay baş lı mlaş ler arı r. nda ş bir fincan (veya bir acı ) kahvenin kı yı rı r rk l hatı vardı * iyilik küçük de olsa unutulmaz. akrabalar eğ lenmemelidir. sı an bir gün evvel * olabildiğkadar çabuk. kar * bazı durumlarda yardı sıiş lmayacağ anlatı mcız yapı ı nı r. ük bir gömlek fazla eskitmiş olmak * birinden daha yaş ve daha görmüş lı geçirmiş olmak. ü i. bir el bir eli yı iki el bir yüzü yı kar. ceviz.bir düziye * Sürekli olarak. yarı bu n sı sı * birbirlerine çok benzeyen kimseler için kullanı lı r. i . bir evcikli * Mır. ancak aynı üzerinde bulunan (bitki).

bir hoş olmak *şı aş rmak. kötü bir durum karş nda söylenir. i bir hücreli * Bkz. fenalıgelmek. . bir atıta. bir içim su (gibi) * (kadıiçin) çok güzel. ı esizliğolmak. duraksamadan. n bir iğ bir iplik olmak ne * Bkz. bir hoş * Tuhaf bir ş ekilde. çok az sayı birkaç kez. bir da. ne e bir iki * Birtakı bazı parça. hiçbir zaman. iyice. . garip. benzer. k * huyu değ mek. * Aynı . tek tür. bir günlük beylik beyliktir * hoşgiden bir durum.bir günden bir güne * hiç. bir hoş eylemek * hüzünlendirmek. m. * hüzünlenmek. çok. ölmek. karş ndakine vakit bı ı sı rakmadan. bir hamlede * Çabucak. kı da sürse çekici ve güzeldir. bezmek. bir gözeli. i r bir iş oldu tir * istenmeyen. ı sı bir kafada * aynı üncede. a sa bir güzel * Çok iyi. biraz. bir iki demeden (demeye kalmadan) (veya bir iki derken) * duraksamadan. iş * kazaya uğ ramak. iğ ipliğ dönmek. bir iş aretine bakmak * bir işyapmak için hazıbeklemek. bir hâl olmak * bir ş çok tekrarlanması eyin yüzünden bitkin duruma gelmek. düş bir kalem * Bir an için. lı ş bir hayli * Epey. bir hoş u olmak luğ * bir rahatsı ğ bir neş zlı. usanmak.

bir defa. a a. bir koş u * Koş koş koş çabucak. * Bir kez. ama o. * bir karı kocanıçocukların. . bir kı yamettir gitmek (veya kopmak) * çok fazla gürültü. i rda bir kere * Aslı nda. patı . dı r eder her gece yla rdı * sıntı yalnı k yüzünden iki dost (bile) birbiriyle dalaş anlamsıkonuş kı veya zlı ı r. bir kı bin kişister. z ur. telâş rtı olmak. bir kişalı zı i i r * güzel ş herkes ister. bir kazanda kaynamak * anlaş mak.bir kalem geçmek * boş vermek. iş bir kararda bir Allah * insan talihinin her an değebileceğ ve bunun olağ karş iş ini an ı lanması öğ nı ütler. daş bir kenarda durmak * gerektiğzaman kullanmak üzere hazı tutmak. bir karıbeberuhi ş * çok kı boylu kimse. yakı nıyanları bulunmadını hiç çocukları n nı nların nda ğ veya ı olmadını ğ anlatı ı r. ancak bir kiş kı olur. uyuş bağ mak. bir kerecik * Bir defaya mahsus olarak. bir karı ş * Çok kı sa. sa bir karı bir koca. arak. i bir Köroğ bir Ayvaz lu. belli durumunu değtirmeden. mak. bir kapı çı ya kmak * aynı sonuca varmak. * Çok az. en ş larla e bir koltuğ iki karpuz sı a ğ maz * aynı zamanda birden çok iş ilgilenmek baş için sakı dı le arı ncalır. bir koyundan iki post çı kmaz * birinden. gücünün yetmediğbir özveriyi beklememek gerekir. bir kaş suda boğ ı k mak * bir kimseye çok kı zmak veya çok öfkelenmek. bir karar * Aynı durumunu koruyarak. bir an için göz ardı etmek. eyi iye smet bir kol çengi (olmak) * ş sözler ve davranı çevresine neşsaçanlar için söylenir. bir kalemde * birden ve toptan.

bir numara * Tek. bir örnek * Aynı biçimde olan. değ olmamak. itli bir olmak * bir araya gelmek. bir postum var atarı nerede olsa yatarı m. . bir numaralı * Birinci.bir köş atmak eye * gerektiğ kullanı için bir yere koymak. azık. bir bu yana * rastgele. işyaramaz bir duruma düş e ürmek. bir parça * Biraz. bir bir o yana. bir kulağ ı girip öbür kulağ ndan ı çı ndan kmak * söylenen söze önem vermemek. bir papel etmemek * hiç bir iş yaramamak. birçok. çeş yönlere. nan * Çok küçük (çocuk). i bir ölçüde * Biraz. bir lokma bir hı rka * hayatta azla yetinmeyi. bir katı misli. çok az. bir mum al da derdine yan * baş yla uğ acağ kendi durumunu düş kaları raş ı na ün. bir nebze * Çok az. ta bir o kadar * Ne kadar varsa o kadar daha. derviş geçinmeyi anlatı çe r. baş gelen. e eri bir paralıetmek k * çok utanacak. bir nefeste * (söz ve içecekler için) Ara vermeden. cı bir parmak * Parmak ucuyla alı miktar veya parmak ucuyla alarak. biriktirmek. bir nice * Bir hayli. bir kurş atı un mı * kurş unun gidebileceğuzaklı i k. iş birliğyapmak. bir parça. belli oranda. yeknesak. birinci. birçok yerlere. inde lmak bir köş koymak eye * saklamak. m .

bir ş benzememek eye * işyarar durumda olmamak. z kalmaz. bir tahtası eksik * akı eksik. ardı na. im im rı bir pul etmemek * hiç değ olmamak. durumu. ardı bir solukta * Çabucak. hemen. bir ş eyler. yarı akı. kı kesmek gerektiğ söylenir. ini bir sürü * Çok sayı pek çok. sonunda yakalanı n çekirge (veya üçüncüsünde avucuma düş çekirge) çrarsı çrarsı rsı ersin * birkaç kez saklanabilen bir suç günün birinde ortaya çı karak yapanı kötü bir duruma düş suçlu cezası ürür. lca m llı bir tane . bir ş sanmak ey * (bir kimseyi. bir ş eyler * daha fazla açı klamamak. birden fenalıgelmek. değ erlendirmede yanı lmak. çok kı bir sürede. istediğ biçimde davranım. çarçabuk. * belirtmek. sa bir söyle on dinle * az konuş çok dinlemek yaralı up olur. anlatmak. sa inde bir tahtada * bir defada. yeni huylar edinmek. iki sı n çekirge. ifade etmek. da. olduğ undan baş türlü düş ka ünerek hayal kıklına uğ rı ğ ı ramak. i bir sözünü iki etmemek * birinin her istediğ hemen yerine getirmek. lı z bir sı ra * Üst üste. gereğgibi söyledi. bir ş bir yeri) gerçeğ eyi. e bir ş ş eyin uyuu vukuundan beterdir * söylenti veya dedikodu olayıgerçekleş n mesinden daha kötüdür. bir ş (veya bir ş olmak eyler ey) * huyu.* istediğ yere gider. eri bir pula satmak * bir kimseyi bir çı uğ kar runa harcamak. inden. bir sımlıcanı kı k olmak * çok cı ve güçsüz olmak. bir söyledi pir söyledi * uzatmadan. bir sı n çekirge. tutumu değmek. bir ş söylemek ey * konuş mak. iş * bayı gibi olmak. yekten. lı r k * ölmek.

bir yana dünya bir yana * bir varlı çok değ verildiğ anlatmak için kullanı ğ a er ini r. bir vakitler * Geçmiş zamanda. yapı ı in lmasın lmamasın da aynı nı derecede kötü olduğ belirtir. eyle ı laş . kuvvete yükseltme.. eskiden. it it bir türlü * (tekrarlı kullanı ğ ldında) iş yapı nıda. llı bir terimli * Araları yalnıçarpma. unu * hiçbir biçimde. bir yaş daha girmek ı na *ş imdiye değ görmediğş ı in i aş lacak yeni bir ş karş mak. bir varmıbir yokmuş ş * bir masala baş larken.* Biricik. bir yastı baş ğ a koymak * (karı koca) evli bulunmak. benimsememek. bir yandan (yanda) * bir taraftan (tarafta). hiçbir yolla. bir yastı kocamak kta * (karı koca birlikte) uzun bir ömür sürmek. "eskiden" anlamı söylenen bir tekerleme. eş görmek. kök alma iş nda z lemleri yapı olan (nicelikleri gösteren lacak terim). bir taş iki kuş la vurmak * bir davranı birden çok yararlı ş la sonuca ulaş mak. hem . bir torba kemik * çok zayı f. bir temiz * Adamakı. bir tek atmak * bir kadeh içki içmek. vaktiyle. bir yana * -den baş sayı ka. bir tanem * Sevgi sözü. bir yakadan baş karmak çı * bir çatı nda dirlik düzenlik içinde yaş altı amak. bir tutmak (veya bir görmek) * eş saymak. lmazsa. nda * masal gibi geçip gitmiş k hayal olmuş .. bölme. hem. bir tuhaflı olmak ğ ı * kendini iyi hissetmemek. hariç tutulursa. yegâne. bir tarafa bı rakmak (veya koymak) * önemsememek. artı . ertelemek.

sa * Yeterince değ yeter ölçüde değ il. il. * Erkek kardeş . aynı zamanda da çabuk hazı rlanan bazı cak veya soğ yemeklerin sı uk yenildiğyer. p * Çok bira içen (kimse). biralı k * Bira yapmakta kullanı lan. * "Yahu. eskiden. bir sürü. bir yiyip bin ş ükretmek * kötü durumda olanlara bakarak kendi durumunun değ bilmek. biraz * Kı bir süre için. vaktiyle. rarak lan bira bardağ ı * Bira içmek için yapı ş bardak. * Az miktarda. birazdan biracı lı k birader birazcı k . bir yolunu bulmak * bir işsonuçlandı için çare bulmak. pek çok. eskiden. çok değ il. lmıözel bira mayası * Mayalanmıdurumdaki biranıyüzünden alı bir tür mantar. nda. * Bira yapma ve satma iş i. bir yol tutturmak * bir davranı bir tutum biçimi belirlemek. i birahaneci * Birahane iş leten kimse. i rmak bir zaman * Geçmiş zamanda. bir zamanlar * Zamanı vaktiyle. * Pek az. ş n nan biracı * Bira yapısatan kimse. biraz. arkadaş anlamı seslenme olarak kullanı " nda lı r. erini bir yol * Bir kez. çok az. bira * Arpa ile ş erbetçi otunu mayalandı yapı bir içki.bir yın ğ ı * birçok. * Belirli bir süre. n birahane * Genel olarak sadece bira içilen. * Masonları birbirlerine verdikleri ad. arpa suyu. dost. ş .

beraberce. * Tekçilik. bir olayda sözleş gibi. mak. birbirine girmek * kavga etmek. * karı ş mak. birbirine kötülük etmek. hemencecik. birbiri * Karş klı ı olarak biri ötekini. tutarsı z. birbirine düş mek * araları lmak. lı * Biri diğ erinin yanı ra. öteki de onu. miş ı z i birbirinin gözünü çı karmak * kı ya dövüş yası mek. birdenbire . hepsi bir arada. raş birbirinin ağ na girmek zı * birbirine çok düş olmak. monist. müteaddit. araları bozmak. birbirini tutmaz * birbiriyle ilgisi olmayan. * Ansın. ağ birliğyapmak. bir hayli. nda ı rı birci bircilik birçoğ u * Çok sayı olan kimse veya ş da ey. olay çı nı nı karmak. için) dolaş çözülmeyecek duruma gelmek. monizm. sı birbiri için yaratı ş lmıolmak * birbiriyle çok iyi anlaş mak. birbiri üstüne gelmek * arkası arkası ara vermeden.* Az sonra. * Tekçi. sayı belirsiz. birbirinin gözünü oymak * araları aş geçimsizlik olmak. birçok birden * Oldukça çok. sı * Bir defada. kün birbirinin ağ na tükürmek zı * bir sorunda. na. araları anlaş k çı açı nda mazlı kmak. birbirine katmak * araları açmak. dövüş mek. birbirini yemek * iki veya daha çok kimse birbiriyle uğ mak. * (iplik vb. zı * Birlikte. birazı * Bir parça.

ı lı bire bir eş leme * İ kümenin elemanları nda. birer ikiş er * Tek veya birkaçı birlikte olarak. sı .. * Bir türün kapsamı giren somut varlı içine k. n i im ontogenez.* Ansın. iradeyle ilgili nitelikleri toplum içinde belirlenen insanlarıher n biri. lan kadar ürün vermek. * Bu biçimde oluş bütün. miktar. narak yapı eş lan leme. her birer birer * Her biri ayrı olarak. * Genellikle fertlerin çevresini aş bireylerin bilincinden bağ z olan. bireş im * Parçalarıveya ögelerin bir araya getirilip bir bütün olarak birleş n tirilmesi. na. i birebir gelmek * etkisini hemen ve kesin olarak göstermek. *İ stenildiğgibi. tı birey üstü * Tek bir bireyi aş an. n kları bire . an * Element veya baş maddeleri bir araya getirerek. bir elemana karş bir eleman alı ki arası ı . k. öncülden varı sonuca giden düş lan ünme biçimi. bire beş katmak * eklemek. * Toplumları turan ve düş oluş ünsel. hemencecik. sentez. birebir * Etkisi kesin olan. birdirbir * Oyuncuları birbirinin üstünden atlayarak oynadı bir oyun. vermek * (buğ arpa. duygusal. * Doğ bilgisinde türü oluş a turan tek varlı klardan her biri. birey oluş * Yumurtanıdöllenmesinden bireyin yetkin duruma gelmesine kadar geçirdiğgeliş evrelerinin bütünü. bire bin katmak. uygun. terkip. sentetik.. im . sentez. zorunludan olası ilkeden onun uygulanması genel yasadan ndan ı k ya. sun'î olarak bileş cisimler oluş ka ik turma. insanları benzer yanları kendinde taş n nı ı makla birlikte. an. beklenmedik bir sı zı rada. * İ toplulukları oluş nsan nı turan. kullanı tohumun belli bir katı day. kendine özgü ayı rı cı özellikleri de bulunan tek can. birer * Bir sayınıüleş sın tirme sayıfatı birine bir. küllîden cüz'îye. bireysel duruma. bire bin katmak * çok abartmak. bire bir * Verilen ölçüdeki karş k. bireş imli birey * Kendine özgü nitelikleri yitirmeden bölünemeyen tek varlı fert. * Yalı karmaş olana. nedenden etkiye. fert. ı msı * Bireş yolu ile elde edilen. fert. soy oluş ı karş . fasulye gibi ürünler için) toprak. nohut. abartmak.

mesinden. bireysellik * Birey olma olgusu. bireycilik * Bireylerin yararları toplumsal yararlardan daha üstün veya daha önemli sayan öğ tutum veya nı reti. biri eş biri beş ikte ikte * ufak cocuğ çok olan kimseler için söylenir. ferdiyet. * Bir kiş benzerlerinden ayı özelliklerin bütünü. individüalizm. ünü r.bireyci * Kişhakları savunan. i. kı yamet ondan kopar * bir ş eyden yalnıbir veya birkaç kişyararlanı baş na yararlanma imkânı z i r da kaları verilmezse bundan büyük sorunlar çı kar. iyi ran biri * Bir tanesi. * Yüklem durumunda olan bir isim takı nı belirtileni olarak kullanı ğ mın ldında. ş lan n * Bireyi benzerlerinden ayı niteliklerin bütünü. yegâne. ferdiyet. ikincisi olmayan ve çok sevilen. a eyi *İ nsanlarıdoğ toplumsal ve tarihî geliş n al. ı msı iliğ me bireyleş tirme * Bireye özgü kı lma. birice biricik * En fazla. . * Bilinmeyen bir kimse. il yan . genele değ de. baş kaları ayı ndan rmak. politikalarıgenel adı n . bireyleş tirmek * Bireye özgü kı lmak. * Tamlanan olarak kullanı bazı tamlamaları tamlayanıküçümsendiğ hor görüldüğ anlatı lan isim nda n ini. tek kı özellikler veya bunlarıtek biçimi. tek. ferdî. bireysel olanı n çekilip çı lması karı . bireylik * Bir kimseyi dıgözlemciler gözünde benzersiz. * Eş benzeri. ferdiyetçi. bireyselleş tirmek * Bir ş ayrı eyi olarak. * Bütüne. i nı * Bireycilikten yana olan. * Bağ z kiş e varan geliş süreci. * Ancak ortaklaş ve genel olarak var olan ş bireylere uygulama ve yayma. bireye. ferdiyetçilik. biri çok olmak * haddini aş karş ndakini usandı arak ı sı rmak. bireysel bireyselleş tirme * Bireysel duruma getirme. ran * Bireyle ilgili olan. bireye özgü olan. individüalizm. özelliklerin. tek olana üstünlük tanı görüş ferdiyetçilik. kendine özgü olan ş eylerin. belirtenin hor görüldüğ ı ünü anlatı r. u biri yer biri bakar. bireyleş me * Türle ilgili bir örneğ bireyde gerçekleş in mesi. tek. bireysel olarak göz önüne almak.

birincası f . vahit. * Bir kümenin her elemanı bir çokluğ oluş veya u turan varlı n her biri. biriktirmek * Toplayı yı p ğ mak. ünite. birikme * Toplanı yılma. ölçülü kullanarak artı rmak. birimci ekonomi * Birime bağ ekonomi. oluş turduğ yapı u içinde. tasarruf etmek. p ğ ı * Gözlemler. taki * Dilin. yarar sağ lama gibi sebeplerle bazı nesneleri bir araya getirmek. ş * Toplumları kültürel varlı nıgeliş geniş n kların ip lemesi ve uygarlıdüzeyinin yükselmesi süreci. ünite. * Öğ renme. i iş * Herhangi bir kuruluş alt bölümlerden her biri. biriktirim * Biriktirme. biriktirme * Biriktirmek iş tasarruf.birikim * Birikme. k * Mal ve paranıtoplanıçoğ n p alma süreci. * Herhangi bir aş ı sürecinde veya taş işyapı nma ı i ma lı alüvyonlu maddelerin bı lması rken rakı . bir araya gelmek. mur nı i birikmek * Toplanı yılmak. birikiş mek * Bir yere toplanmak. koleksiyon yapmak. * Bir ş parayı eyi. lı birimler bölüğ ü * Birden dokuz yüz doksan dokuza kadar olan sayı bölüğ lar ü. bir yerde toplanıyılma. kları * Bir niceliğölçmek için kendi cinsinden örnek seçilen değmez parça. deneyler sonucu elde edilmişeylerin bütünü. birikme havzası * Kar ve yağ suların biriktiğbölge. birikinti birikinti konisi * Dağk bölgelerden veya yamaçlardan sularıgetirdiğkum veya taş lı n i parçaların bir düzlükte oluş nı turduğ u yelpaze biçimindeki yın. belli bir düzlemde yer alan öbür ögelerle kurduğ bağ larla tanı u ı ntı mlanan ayrı nitelikli öge. p ğ ı * Birbirine eklenip çoğ almak. * Bir yerde kendi kendine birikmiş olan ş ey. birileri birim * Bazı kimseler. i. p ğ ı * Birikme iş i veya biçimi. ğ ı birikiş birikiş me * Birikiş iş mek i.

birisi * Bilinmeyen bir kimse. temel. ra mı kaları * Sı önem sı nda en üstün olan kimse. ta birinci orun * (tren. lan birinci * Bir sayınısı sı . birinci zar * Yemiş derisi. iden birkaç birkaçı birleme * Çok olmayan. yer. ana. birisinden biri * içlerinden biri. önde gelmek. * (çoğ durumda) Ş ul ampiyonluk için yapı yarı lan ş malar. nda * bir işyaptı için yanı ayakta durmak. sı bakı ndan baş ndan önce gelen. vapur. * Bir etme. arası birinci olmak * baş gelmek. * Az sayı olan kimse veya ş da ey. samimî. esas. susturmak. az sayı az. lan birinden) buz gibi soğ umak * birinden tiksinmek. eyin nda birinin çanı ot tı na kmak (tı kamak veya tı kanmak) * sesini çı karamayacak. * Tanrı n birliğ dile getirme. birkaç kiş herhangi biri. ı k llı ı . rada. rada. birincivası f * Birleş ikgillerden.* Birleş ikgillerden hekimlikte kullanı bir bitki. birincilik * Birinci olma durumu. sın ra fatı * Zaman. hekimlikte kullanı bir bitki. rası * (ulaş araçları Mevki. birincil grup *İ çten. dıkabuk. orun. yüz yüze iliş kilere dayanan iki veya daha çok insandan meydana gelen topluluk. lerin ş ş ı birincil * Sı önemde ilk yeri alan. uçak vb. tek duruma getirme.) Birinci mevki. birinci gelmek (veya çı kmak) * birçokları nda en iyi olarak seçilmek. ı m nda) nı birinci çağ * Yeryüzünün yaklaş üç yüz milyon yık çağ paleozoik. meyve dı. 'nı ini . kötülük edemeyecek bir duruma getirmek (getirilmek). da. sıf. onu denetim altı bulundurmak. tevhit. i rmak nda * bir ş yanı ve ayakta beklemek. birinin baş dikilmek ı na * birinin yanı uzaklaş ndan mamak.

-miş n ve (i-miş -se (i-se) gibi ek fiil eklerinden birini alarak . zikretmek. lan birleş oy pusulası ik * Seçime katı bütün partilerin adayları ayrı gösteren oy pusulası lan nı ayrı . birleş isim ik * Birleş kelime biçiminde belirli kurallar içinde kalı mıisim: Aslanağ . bir noktada kesiş (doğ yay).). . birleş im * Birleş iş mek i. i n * Birleş iş mek i. ses türemesi. üzerindeki ekin görevini kaybetmesi veya anlam iş kayması dolayıyla araları ek girmeyerek kalı mıiki veya daha çok sözden oluş kelime: pazartesi (< pazar sı na plaş ş an ertesi). bakakalmak. tek duruma getirmek. bir araya gelinmek. ) birleş oturum ik * Bir arada yapı oturum. * Tanrı n birliğ dile getirmek. * Döllenmek için erkekle dişhayvanı bir araya gelmesi. en ru. birleş kelime ik * Ses düş mesi. inikat. birleş ilme * Birleş ilmek işveya durumu. sim mı ı p en hissetmek. (<deli kanlı kaptı (< kaptı ). ayakkabı ayak kabıdelikanlı (< ). 'nı ini * Ondalısayı k sistemine göre yazı bir tam sayı sağ sola doğ ilk sayın bulunduğ basamak. * Bir meclisin bir gün içindeki toplanmaları . i birleş ilmek * Birleş iş lmak. birleş zaman ik * Yalı zamanlı çekimli bir fiilin -di (i-di). birleş kaplar ik * Alt tarafları değ ik boyut ve kesitlerde borularla birleş ndan iş tirilmiş sistem. birleş değ me eri birleş me . kelime türünün değmesi. lan da dan ru nı u * Birbirini kesen. tedavi etmek gibi. birleş fiil ik * İ soyundan bir kelime ile biçim veya anlam bakı ndan kaynaş bütünleş fiil: Reddetmek. müttehit. hissetmek (< hiss etmek). başehir. gecekondu ik plaş ş zı ş kaçtı gibi. bildirdiğzaman: Sevdiydi (sevdi-y-di <sevdi+i-di). * Bir araya gelmişbirleş olan. buluş mek i yapı ulmak. kaçtı kaçtı gibi. kaybolmak. hasta olmak. birleş kap ik * Alt tarafı birleş ndan tirilmiş kaplardan her biri. miş birler birleş en birleş ik birleş cümle ik * Birkaç yan cümle veya ara cümle ile bir temel cümleden kurulan cümle. kaptı . sevecekmiş i (sev-ecek-miş sev-ecek + i-mişsev-er-se (sev-erse < ) < sev-er + ise) gibi.birlemek * Bir etmek.

te * Aynı amaç çevresinde toplanmak. nda. * Kaynaş mak. kimi. birleş tirme * Birleş tirmek işveya durumu. * Uzlaş mayı layan. * Cinsel iliş bulunmak. iken * Buluş bir araya gelmek.* Basit bir cismin bir atomu ile birleş ebilecek olan hidrojen atomların en yüksek miktarı nı . kide birleş tirici * Birliğsağ i layan. biryan pilâvı * Biryan yağile piş ı irilen pilâv. i n * En büyük değ erdeki nota. vahdet. birli birlik *İ skambil. vahdet. bir olma durumu. mak. * Belirsiz olarak çokluğ anlatı(nitelediğisim çokluk biçimde olur). lantı * Belli bir topluluğ yararları korumak için kurulmuş un nı dernek. * Uyuş aynı mak. birsam birtakı m birun * Osmanlı sarayı Harem dairesinin ve Enderun'un dında kalan bölüm. as. tabur. * Yanı beraberinde. . * Sanrı . görüş olmak. * Askerlikte bölük. miş * Bağlı benzerlik. bağ . ı yan ı t * Tek. alay gibi bir bütün sayı topluluk. nda ş ı biryan * Tandı susuz piş rda irilen kebap. birlikten kuvvet doğ ar * toplu veya beraber davranmak daha büyük güç sağ lar. dört dörtlük. * Bir taneden oluş . bir arada olma durumu. muş * Birleş . vahdaniyet. halüsinasyon. birleş mek * Ayrı tek bir bütün durumuna gelmek. lı k. sağ * İ veya daha çok nesnenin birleş ki mesini sağ layan. * Bölünmezliğiçeren yalı bütün. lan * Konunun bir ana düş çevresinde toplanması ünce . beraberce. birlikte * Bir arada. birliktelik * Birlikte olma durumu. domino gibi oyunlarda bir iş aretini taş kâğ veya pul. birlik olmak * bir işyapmak için anlaş i mak. bir tane alabilen. i birleş tirmek * Bir araya getirmek. bazı u r i .

in ı t. çifttekerci. * Sı racagillerden. belirten söz. süt. küçük lokanta. bisküvi * Un. bit kadar bit otu * en küçük. itleri m en * Hidrojenli sülfatlara verilen ad. bisikletçilik * Bisikletle yapı spor. en ufak. birçok çeş bulunan ve kuzey yarı kürede yetiş bir bitki. biryancı * Biryan yapan veya satan kimse. lmıdar bisikletçi * Bisikletle spor yapan kimse. * Molekülünde iki kükürt atomu bulunduran birleş ik. bisülfat bisülfür biş ek biş i * Çörek. lan * Bisiklet satma. * Yayıdövmede kullanı araç. bisikletsiz * Bisikleti olmayan. eker lan bismillâh * "Allah'ıadı anlamı bir işbaş n ile" nda. bisiklet yolu * Trafikte bisikletlerin geçmesine ayrı ş yol. ş veya tuzla yapı ince. k lan * İ kahve. onarma iş i. tatlı ekmek türü. çifttekercilik. bisikletli * Bisikleti olan. bir bit * Yarı kanatlı alt takı na giren. çok küçük. bisiklet * Tekerleğ ayakla çevrilmesiyle hareket eden iki tekerlekli taş çiftteker. m lar mı n ayan kehle (Pediculus). insan ve memeli hayvanlarıvücudunda asalak olarak yaş böcek. çkili . e larken söylenen veya ş ı korku gibi duyguları aş rma. gevrek kuru pasta türü. bistro bisturi * Neş ter.biryan yağ ı * Tandı susuz piş rda irilerek yapı kebaptan çı yağ lan kan . bismillah demek * bir iş uğ olması i ile baş e urlu dileğ lamak.

sırlandılı belirlenmeyen. bitek bitelge bitevi biteviye * Aynı biçimde. nihayet. kuş bîtap * Bitkin. bitiklik bitim * Bitmek iş i. bitirilmek * Bitirmek iş konu olmak. dolaş ş ı ı k. * Bol ve iyi bitki yetiş tiren. fena. * Bkz. yansı davranı z zca ş . bitey * Bitki örtüsü. biti kanlanmak * sıntı kı içinde yaş bir kiş ayan i para ve varlıyönünden güçlenmek. namütenahi.* Bitlere karşkullanı bir madde. k bitik * Yorgunluk veya hastalı gücü kalmamı ktan ş . bitimsiz bitirilme * Sonu olmayan. nı rı p * Bitirilmek durumu. yorgun düş mek. münteha. * Bitik olma durumu. * Yapık. bîtaraf * Yansı tarafsı z. sürekli olarak. flora. yorgun.ekli. biteviye. ine . bitimli * Sonu olan. * Durumu kötü. sonlu. ı lan bit yeniğ i * Bir iş gizli kalmıkötü ve aksak yanı kulu bir nokta. bîtaraflı k * Yansıolma durumu. biteviyelik * Aynı biçimde sürüp gitme durumu. z. * Toprağ bitki yetiş ı n tirme gücü. verimli (toprak). in ş . mümbit. * Son. bîtap düş mek * çok yorulmak.

çok beğ enilen. ini ik bitirmek * Bitmesini sağ lamak. miş bitiş taç yapraklı ik lar * Taç yaprakları birbirleriyle yandan bitiş olan bitkiler. * Yan. bitkin duruma getirmek. bitirme * Bitirmek işitmam. sonuçlandı rmak.bitirim * Çok hoş giden (kimse. bitiriş yemi * Et üretimi için beslenen hayvanlara belirli bir devreden itibaren besi sonuna kadar yedirilen ve enerji değ eri daha yüksek olan karma yem. bitiş * Bitmek işveya biçimi. zeki. kumarhane. nlaş ş * Yandaki ev. . bitirme fiili * Etmiş biçimindeki sı fat-fiille ve olmak yardı sı yapı ve fiilin. sona erme. yandaki. ik * Bitiş ken. bitirimhane * Kumar oynanan yer. yer). * Güçsüz düş ürmek. i bitiş ik * Birbirine dokunacak kadar yakı mıveya yan yana olan. a * Barbut oynatı yer. tüketmek. komş u. mezuniyet. bitirimci * Barbut kahvesi iş leten. * Bir bilim dalı veya baş bir alanda bilginin doruğ ulaş ş nda ka una mı(kimse). mahvetmek. kahve. eklerle türetilen dil. iltisakî. tamamlamak. bitirmiş bitiş çanak yapraklı ik lar * Çanak yaprakları birbirine bitiş bulunan bitkiler. yardı fiilin iş ettiğzamandan mcıyla lan mcı aret i önce olup bittiğ anlatan birleş fiil. * Onulmaz duruma getirmek. bitiş dil ken * Kelime kökleri değ meyen. ken * Bitiş olma durumu. lan * Yaman. bitirim yeri * Kumarhane. i. açı kgöz. bitme. yormak. barbut oynatan kimse. kumarhane.sona erdirmek. * Bilgili. iş bitiş kenlik * Bitiş olma durumu. ik bitiş iklik bitiş imli bitiş ken * Kelime üretim ve çekiminde ekler getirilirken kökü veya gövdesi değikliğ uğ iş e ramayan (dil).

tiren bitkimsi hayvanlar * Mercan.* Yeni bir kelime türetmek için köklere ek getirme özelliğ i. bitkici bitkicilik * Bitki yetiş tirme iş i. bitki örtüsü * Bir bölgede yetiş bitkilerin topu. almıbitkilerin bir araya gelmiş durumu. bitkiyi andır. botanik. mek i. bitiş me * Bitiş iş ittisal. bitki bilimi uzmanı raş . botanikçi. ağ gibi canlı n genel adı aç ları . bitki bitleri * Bitkiler üzerinde yaş ayan. bitiş mek * Birbirine dokunacak kadar yanaş mak. sünger gibi bitki görünümünde olan hayvanlar. aç . flora. nı ktan ğ ı sona eren. bitiş tirme * Bitiş tirmek iş i. bitki * Bulunduğ yere kökleriyle tutunup geliş döl veren ve hayatı tamamladı sonra kuruyarak varlı u en. bitiş tirmek * Bitiş mesini sağ lamak. bitki topluluğ u * Benzer doğ olaylara ve yaş koş na uymuşbelirli bir görünüş ş al ama ulları . bitey. kı z böceğ ağ biti. bitkin . ot. bitki sütü * Süt görünüş ünde bitki öz suyu. bitki bilimi * Bitkileri inceleyen bilim kolu. bitkimsi * Bitkiye benzer. yosun. en bitki patalojisi * Bitki hastalı nı kları inceleyen bilim dalı . çiçek veya fidan biti gibi böceklerin ortak adı rmı i. bitkileş me * Bitkileş işveya durumu. nebat. bitki coğ rafyası * Yeryüzünün bitki örtüsünü ve bu örtünün çevreyle ilgisini inceleyen coğ rafya bilimi. rı * Bitki yetiş kimse. mek i bitkileş mek * Bitki durumuna gelmek. bitki bilimci * Bitki bilimiyle uğ an.

* Bitlenmek iş i. * Beklenmedik zamanda ortaya çı kmak. * Çok sevmek. bitmek bitmek tükenmek bilmemek . * Tükenmek. bitkinlik * Bitkin olma durumu. çok zayı flamak. ayan böcek takı . bitme bitmek * Bitmek iş i. bitlenmek * Üzerinde bit üremek. tüy. bitler * Kanatlı alt sıfı giren. yağnar. pirinç. güçsüz kalmak. * Kendi bitlerini ayı klamak. larak rlanan ceviz büyüklüğ ünde bir yemek. * Sona ermek. yumurta ve baharat kullanı hazı sı yma. çok yorgun.* Gücü tükenmiş olan. * Cimri. bitkisel hayat * Hastalıveya kaza sebebiyle bilinçsiz ve hareketsiz duruma gelen kiş hayatı k inin . vı artı ndan bitkisel yağ * Bitkilerden değik yöntemler kullanı elde edilen yağ iş larak . bitkisel kazein * Küspe ve sı yağ kları elde edilen azotlu madde. * Çok yorulmak. nebatî. * Bitki. ağ yapı sokup emmeye elveriş memelilerde yaş ve kanla beslenen bir lar nı na ı ları z li. çıp yetiş eyler kı mek. bitli kokuş * üstü başkirli. . Bitlis köftesi * Yağz kı köftelik bulgur. bitleme bitlemek bitlenme * Bitlemek iş i. bitkiden elde edilen. her ş isteklisi bulunduğ anlatı e eyin unu r. beğ enmek. bitli (veya kurtlu) baklanıda kör alısı n cı olur * işyaramaz da olsa. bitkisel * Bitki ile ilgili. bayı lmak. saç gibi ş için. * Birinin bitlerini ayı klamak. mı bitli * Üstünde bit bulunan. vücut temizliğ bakmayan (kadı ı ine n). bitki cinsinden olan.

biye geçirilmemiş olan. ı t ları mı vb. tabiatı tabiî. yer zı * Yol kaplaması kâğ ve çatı n su geçirmez duruma getirilmesinde. öbür ucu volanı çeviren kaldı geçirilmiş raca bulunan hareketli çubuk. uçsuz bucaksı z. varlı n i . yoğ u n. biyesi olan. li. * Genel davranı ve hı ş ları rpanî giysileri ile toplum hayatı kopma eğ gösteren ve toplum dında bir ndan ilimi ş ı yaş sı genç. vefası lı z. * Bir çeş ardırakı. bitümlemek * Belirli bir kalı kta bitüm ile örtmek. * Doğ olarak. bitüm * Keskin bir koku. biyaprak biye biyel biyelcik * Küçük biyel. * Yaprakları halka diziliş daha çok akvaryumlarda bulundurulan su bitkisi. bitümleme * Bitümlemek iş i. eksilmemek. kol. küçük hareketli çubuk. t . bitmez tükenmez (veya bitip tükenmez) * hiç bitmeyen. sı . * Biyesi olmayan. nlı bitümlü bîvefa * Sevgisine bağ olmayan. * Genellikle giysinin yaka. biyoelektrik * Canlı klarıürettiğelektrik. yanı nı ldı ı bittabi bitter * Bir çeş acı it bira. lan. karbon ve hidrojen bakı ndan çok zengin tabiî mı yakımaddelerinin genel adı sakı. sonu gelmeyen. it ç sı * Acı çikolata. kullanı tabiî ıda katı unluğ bire yakı koyu kestane renginde madde. bir ucu pistona. * Makinelerde. elbette. bitmiş i bitnik * pazarlı bir ş son fiyatı kta eyin . kömür tozundan briket yapı nda nda. antı olan bitpazarı * Eski eş n alıp satı ğpazar. biyeli biyesiz * Biye geçirilmiş .* bir türlü sonu gelmemek. alev ve koyu duman çı kararak yanan. etek çevresine kendi kumaş ı veya baş kumaş geçirilen ince ş ndan ka tan erit. al ile. *İ çinde bitüm bulunan veya bitümün bütün özelliklerini gösteren.

tı biyokimya * Hücreden en geliş organa kadar canlı miş dokuları inceleyen ve bunları turan maddeleri araşran bilim oluş tı dalı . * Fizyolojide geçen fiziksel olaylarıbilimi. biyoenerji * Biyokütlenin kimyasal dönüş ümüyle elde edilen enerji. . biyoloji uzmanı raş . biyolog * Biyoloji ile uğ an kimse. n biyografik * Biyografi ile ilgili. dirim bilimi. tercüme-i hâl. dirimsel.biyoelektronik * Moleküler biyolojinin hücrelerin yapına giren moleküller arası geçerli elektrostatik güçlerini inceleyen sı nda bölümü. * Biyoloji ile ilgili. biyokatalizör * Canlı dokuları hepsinde çok az bulunan ve hayat için gerekli kimyasal tepkimeleri uyandı veya n ran kolaylaşran madde. * Mikroskopta yapını sı incelemek amacı canlı bir doku parçası yla dan alma. lar nı biyonik * Biyoloji ve elektronikle ilgili olan. * Hayat hikâyesi. gübre gazı cı . * Okulda biyoloji dersini veren öğ retmen. biyoloji biyolojici biyolojik * Bitki ve hayvanları doğ geliş üreme gibi yaş ş n ma. biyopsi biyopsi yapmak * parça almak. biyojeografi * Bitki ve hayvanları yeryüzü üzerindeki dağ mı ve bunun sebeplerini inceleyen bilim. biyolojik fizik. biyofizik biyogaz * Ahı r gübresinden elde edilen yanı gaz. biyometeoroloji * Canlı üzerinde hava olayların etkisini inceleyen bilim. * Dirim kurgu. hâl tercümesi. biyograf biyografi * Hayat hikâyesi yazarı . biyoloji n ı nı lı coğ rafyası . biyosfer * Üzerinde hayat olan yeryüzü bölgesi. me. ayıevrelerini inceleyen bilim. dirim bilimsel.

onun öyle bir üstün durumu olmadını ndan rı ğ biliriz. biz * Ülkemiz suları yaş bir mersin balı türü. usandı rmak. bizar etmek * tedirgin etmek. bizatihi bizce * Kendiliğ inden. zda ş ları z dı biz kı kiş birbirimizi biliriz rk iyiz. bize de mi lolo? * iş içinde bir iş in olduğ bilmez miyiz sanı unu yorsunuz?. . * Bize göre. bezmiş . nda ayan ğ ı ip biz attıkemik diye. özelliklerimiz veya tutum ve davranı mıaynır. lmı . bizden * Bizim tarafı zda olan (kimse). tı ğ . kendinden. z zda bir zı biz bize benzeriz * aramı fark yok. yardı eder. z kaları rahatça içtenlikle. özünden. * Katı ş dikerken iğ geçirecek yeri delmek için kullanı çelikten yapı şsivri uçlu ve ağ saplı bir eyi ne lan. aramı yabancı kimse olmaksın. biz araç. akrabamıbaş nı z. tutar ellere baş açar ı nı * bize yabancı duran yakımı dostumuz. ı bîzar * Tedirgin. mı bizdenlik * Bizden olma durumu. el kaptı diye k ilik * bizim işyaramaz diye vazgeçtiğ e imizi baş kaları erli buldu. bizim gelin bizden kaçar. bı kmak. kendisi. aç * Maraş inde kalı karton parçaların iğ kı iş n nı neyi rmaması sağ nı lamak ve delik delmek iş leminde kullanı lmak üzere hazı rlanmıtahta saplı ş . usanmı bezginlik getirmiş ş . * Bir çeş kara renkli mika. * birbirimizi çok yakı tanız. değ biz bize * Yalnıbiz. bazen teklik birinci kiş i zamiri ben yerine kullanı lı r. ul i * Resmî konuş mada. bizcileyin * Bizim gibi. ince sivri uçlu bir tür çuvaldı z. * (bazı yazarlar için) Ben zamirinin yerine kullanı lı r. na m . bizar olmak * usanmak. ş (Acipenser nudiventris).biyoş imi biyotit biz * Organ dokuları ndaki kimyasal olayları inceleyen kimya kolu. it * Çoğ birinci kişzamiri.

. ı r * Birden çok bölümü bir araya getirilmiş olan. yla * savaş durumundaki bir ülkenin dıülkelerle iliş ş kisini engellemek. ş ı bizon bizzat * Kendi. üzerine beton dökülmesiyle yapı dolgu. blâstulâ blender blok * Yumurta hücresi embriyon olurken morulânı geliş içi boş n erek yuvarlak biçime girmesi durumu.3° C de eriyen. morulâ. file üstünde karşoyuncunun topu sert vururken. bizimle ilgili olan. * Kullanı lması önlenmişel konulmuş . atom ağ ğ209 olan. * Kadı n kocaları nları ndan. blok inş aat * Birbirine bitiş yapı yapı ik lan lar. * Hareketine engel olma. * Voleybolda. bloke bloke çek * Keş tarafı anlaş ideci ndan mazlın çözümüne kadar ödemenin durdurulduğ çek türü. yoğ sı ı ı rlı unluğ 9. * Politik çı karları sebebiyle birlik kuran devletler topluluğ u. 271. * Bizlemek iş i. ayan * Kocaman ve ağ kitle. bir bütün oluş turan. bizleme bizlemek bizlengiç bizmut * Atom sayı 83. * Piş irmeden önce malzemeyi kesip karı ran elektrikli alet. * Sivri taş n toprak zemine dikine çakı ları larak. Kı rı bir saltması Bi. * Ucu çivili değ nek. * İ olarak kullanı ve ası lâç lan l maddesi bizmut olan karım. kocalarıkarı ndan söz ederken kullandı söz. ğ ı u bloke etmek * kullanı nı lması önlemek amacı el koymak.bizimki * Bizim olan.8 olan. blokaj * Bloke etmek iş i. çine kâğ tları * Birbirine bitiş büyük yapı ik lar. u zı msı kılgan ve katı element. önünde iki veya üç kiş elleri ile ı inin oluş turdukları perde. lan * Bankacı bir varlın yetkili otoritelerin izni olmadan sahibi tarafı kullanı lı kta ğ ı ndan lamaması durumu. kendisi. bloklaş ma . n ları kları * Yakıçevremizde olan bir kimseden söz ederken kullanı n lı r. hareketini durdurma. kılı beyaz renkli. * İ resim veya yazı ı konulan karton kap. ş ahsen. * (futbolda kaleci) topu yakalamak. * Ucu çivili değ nekle hayvanı dürtmek. * kapatmak. ş tı * Amerika'da yaş bir cins hörgüçlü yaban öküzü. durdurmak.

* Bu kumaş yapı (giysi). yalnıGüney Amerika'da yaş z ayan. yı nını lanlar takı nıbir bölümü. boyun kürkü. blûz boa * Vücudun üst bölümüne giyilen. r. *İ çinden elektrik akı geçebilen yalı ş ile bu telin. mın * Makara. bağ sı k. makara tiresi gibi sarıbulunduğ silindirden mı tı tel lmı lı u oluş aygı an t. tan lan blûm * Bir tür iskambil oyunu. lantızlı blöf *İ skambil oyunları elindeki kâğ nda ı olduğ tları undan baş gösterme davranı. kı blöf yapmak * karş ndakini yanı ı sı ltarak veya yı rarak bir iş caydı için aslı ldı ten rmak olmayan söz söylemek veya aldatı cı tavı nmak. tan lan n * Boagillerden. bloklaş mak * Blok durumuna gelmek. kaba pamuklu kumaş lan . kartı lmınot * Hiçbir bloka girmemiş olan.* Bloklaş iş mak i. zehirsiz. * Fotoğ filmi rulosu. güçlü bir yı (Boa constrictor). nları na kları lan * Blöf yapan (kimse). boagiller * Avları yutmadan önce uzun gövdeleriyle sarısı nı p karak boğ ve ezen sarı yı an lgan lanları kapsayan zehirsiz yı lanlar familyası . lan * Kadı n boyunları aldı yı biçiminde dar ve uzun kürk. bobin kıcı rı * Dağ k iplik bobinlerini düzelten ve boyamaya elveriş biçime getiren makinede çalı (kimse). ka ş ı * Karş ndakini yanı ı sı ltarak veya yı rarak bir iş caydı için söylenen ası z söz veya takılan aldatı ldı ten rmak lsı nı cı tavıkuru sı. genellikle ince kumaş yapı veya iplikten örülen kadıgiysisi. bloknot bloksuz * Yaprakları kolayca çı labilecek biçimde yapı ş defteri. raf * (kâğ ve karton için) Tampon silindiri veya mihver boru etrafı sarı ş ıveya kartonun sürekli ı t na lmıkâğ t uzunluğ u. bağ sı lantız. knatı kuş ı ka boca . çok iri. boalar bobin * Sürüngenler sıfın. ı nı li ş an bobinaj * Bir filmi veya mı slı ağbir makaradan baş bir makaraya sarma. r takı blöfçü blûcin * Giysi yapı bir tür mavi. bloksuzluk * Bloksuz davranma.

boca etmek * geminin baş bocaya rüzgâr almayan tarafa çevirmek. bodrum katı * Bir yapın zemin katın altı olan ve oturulabilen en alt katı nı nı nda . krı bodoslama * Gemi omurgasın baş kıtarafı yukarı uzanan ağ veya demir direklerden her biri. rüzgâr üstü. nı ağ da bodrum gibi * basıtavanlı k . bocuk * (Ortodokslarca kutlanan) İ n doğ yortusu. belirtmek. bodoslamadan * Ön taraftan. * Enine göre boyu kı ve tı sa knaz. sa'nı um * Domuz. iki kalıve küçük tekerleğolan el arabası maya n i . poca. ı nı * (birden çevirip) boş altmak. ı nı z bocalatma * Bocalatmak iş i. na boci * Ağ yük taş ı r ı yarayan. bocurgat * Ağ yükleri çekmek için manivelâ ile döndürülen ve döndürüldükçe. bodrum * Bir yapın yol düzeyinden aş ı kalan bölümü. nı ve ç ndan ya aç bodoslama * Bodoslamak iş i. bocalamak * (gemi) Rüzgâra karşgidemeyerek sürüklenmek. genellikle güneş görmeyen (oda). bocuk domuzuna dönmek * çok semiz ve besili olmak. orsa veya rüzgâr üstü karş . çekilecek ş bağ bulunduğ ı r eyin lı u urganı kendi üzerine saran çı k. ı * Bir iş tutulması te gereken yolu kestirememek. bodoslamak * Açı klamak. ileri sürmek. kararsıolmak. baş taraftan.* Geminin rüzgâr almayan yanı . boduç bodur * Ağ veya topraktan yapı ş aç lmıküçük testi. bocalama * Bocalamak iş i. . ne yapacağ bilememek. dökmek. bocalatmak * Bocalaması yol açmak. ı tı boca alabanda * Boca etme komutu.

a boğ asama * (inek) Boğ asamak iş i veya durumu. a aya boğ ası * İ bez. özel olarak yetiş tirilmiş ayı boğ yenmek amacı yapı gösteri. boğ güreş a i * Daha çok İ spanya ve Meksika'da. astar. bora. vücudu iyi geliş (delikanlı miş ). sa ndan bodurlaş ma * Bodurlaş işveya durumu. kurtboğ otu (Acunitum nda an napellus). zlı ğ ı * çok güçlü görünen. boğ anak boğ asak * Boğ gelmiş aya veya boğ isteyen inek. * Boğ olarak kullanı için ayrı bir yaş a lmak lan ı yukarı ndan erkek sır. bodur pas * Arpa yaprakları yerleş ve seyrek olarak yurdumuzda da görülen ilkel mantar (Puccinia hordei). * Anjin. * geliş memek. Boğ a boğ a boğ gibi a * Zodyak üzerinde. boğ asamak * (inek) Boğ istemek veya boğ gelmek. . * Damı k erkek sır. Koç ile İ kizler burçları nda yer alan burcun adı arası . \343 Zodyak. bodur tavuk her gün (veya her dem) piliç * kı boylular oldukları daha genç görünürler. na en * Bu mantarı yol açtı hastalı n ğ ı k. nce * Sağ anak.bodur kalmak * boyu uzamamak. yla lan boğ ada * Küllü veya sodalı ile çamaş yı su ı kama. r * Yı kanmak üzere hazı rlanmıçamaş n üzerine sı kül suyu süzme iş ş ı rı cak i. mak i bodurlaş mak * Bodur duruma gelmek. bodurluk * Bodur olma durumu. özellikle kökünde akonitin adı bir zehir bulunan bitki. ğ ı boğ ak boğ k alı boğ otu an * Düğ çiçeğ ün igillerden.

n. boğ derdi az * geçim için uğ ma. iaş e. keleye çekmek. lan boğ meselesi az * Geçim derdi. boğ açmak az * ağ n dibini kazarak toprağkabartmak. derbent. boğ durmaz az * yeme içme ihtiyacın baş ihtiyaçlar gibi geri bı lamayacağ anlatı nı ka rakı ı nı r. * Ş e. * Yiyeceğiçeceğsağ i i lanan kimse. boğ olmak az * boğ ağmak. . a kide boğ az * Boynun ön bölümü ve bu bölümü oluş turan organlar. na. boğ içinde kavga var az * aş bir biçimde açlını ı rı ğ gidermeye çalı ı ş anlar için söylenir. güğ gibi kaplarda ağ yakıdar bölüm.boğ çekmek aya * (inek) boğ ile cinsel iliş bulundurmak. açları ı boğ boğ (veya gı gı a) gelmek az aza rtlak rtlağ * zorlu kavga etmek. ki arası * İ kara arası ki ndaki dar deniz. raş * yemek piş irme. hazı rlama sıntı . eyler boğ kurumak azı * çok susamak. iş boğ iş azı lemek * durmadan bir ş yemek. ca z nı boğ açı azı lmak * iş artmak. azıiş boğ tokluğ az una * ayrı ücret verilmeden yalnıkarnı doyurarak. * Yeme içme. tahı boğ düğ azı ümlenmek * üzüntüden boğ tı azıkanmak. boğ inmek azı * bademcikleri şmek. iş üm za n * İ dağ nda dar geçit. azı rı * imrenmekten boğ şmek. kı ları boğ dokuz boğ az umdur * bir söz iyice düş ünmeden söylenmemelidir. iltihaplanmak. boğ ola az * "afiyet olsun. * Yedirip içirme yükümü. yarası bereketli olsun" anlamı yemek yiyenlere söylenir. imik. boğ kavgası az * Geçim için yapı didinme.

boğ nı azı doyurmak * karnı doyurmak. boğ nda düğ azı ümlenmek * söylemek istediğ heyecan veya üzüntü yüzünden diyememek. boğ azlamak * Hayvan veya insanı azı keserek öldürmek. boğ ndan * Gaddarca. boğ na indirmek azı * fazla ve geliş igüzel yemek. iş kesilmek. i eyi boğ na düş azı kün * yiyip içmeyi çok seven (kimse). . boğ na dikkat etmek azı * yiyeceğ içeceğ özen göstermek. ine boğ na dizilmek azı * (üzüntü. sesi çı kmamak. boğ na kadar azı * pek çok. gibi tahı boğ na durmak azı * yediğş yutamamak. sı boğ ndan artı azı rmak * yiyeceğ inden kıp parası artı sı nı rmak. kaygı sebeplerle) isteksiz yemek. boğ ndan kesmek azı * yiyip içmede çok tutumlu davranmak. boğ ndan geçmemek azı * sevdiğbir kimsenin yokluğ veya yoksulluğ dolayıyla bir yiyeceğyalnıbaş yemekten üzüntü i u u sı i z ı na duymak. kan dökerek öldürmek. ı rı boğ na sarı azı lmak * üstüne yürümek. ine. azı yında lan boğ azlama * Boğ azlamak iş i. boğ nı rtmak azı yı * olanca gücüyle bağ ı rmak. lüzumundan fazla. kün boğ nıkmak azı sı * bunaltmak. sıntı kı vermek. aş ölçüde.boğ na bir yumruk tı azı kanmak (veya gelip oturmak) * konuş amaz olmak. boğ azkesen * Bir boğ savunmak için deniz kısı yapı hisar. ini boğ nda kalmak azı * ağ ndaki lokmayı zı üzüntü dolayıyla yutamaz duruma gelmek. nı boğ nı azı sevmek * yiyip içmeye düş olmak.

bir kimseyi bir ş fazlası eriş peş eyin na tirmek veya uğ ratmak. i yapı boğ ma azlaş * Boğ mak iş azlaş i. * İ dut. yla * Peş e yapmak. iş . sarmak. yemek isteğçok olan. i tahlı boğ z azsı * Boğ olmayan. t. boğ mak azlaş * Birbirini boğ azlamak veya kı ya dövüş yası mek. azı * Çok yemek yiyen. boğ azlatma * Boğ azlatmak iş i. boğ durulmak * Boğ durmak iş lmak. * Silik bir duruma getirmek. boğ maca * Çoğ unlukla çocuklarda nöbet nöbet öksürüklerle görülen bulaş bir hastalı ı cı k. * Tamamı kaplamak. yı na * El. azı * Çok az yemek yiyen. * (motorlu taş ı tlarda) Fazla yakımotoru çalı duruma getirmek. tahsı boğ durma * Boğ durmak iş i. boğ durtmak * Boğ durmak iş birine yaptı ini rmak. i yapı boğ ma * Boğ iş mak i. boğ mak * Bir canlı. alkol derecesi düş lması ük bir tür rakı . ktan tı yla elde edilen. boğ durmak * Boğ iş yaptı mak ini rmak. soluk alması engel olarak öldürmek. boğ durulma * Boğ durulmak iş i. bastı rmak. ip veya benzeri ile bir ş çepeçevre sı eyi kmak. boğ azlatmak * Boğ azlamak iş yaptı ini rmak. boğ durtma * Boğ durtmak iş i. kuru üzümün mayalandı sonra ilkel araçlarla damı ncir. ş maz . boğ azlı * Boğ olan. iş z. boğ azlanmak * Boğ azlamak iş konu olmak veya boğ ine azlamak iş lmak. boğ macalı * Boğ macaya tutulmuş olan (kimse).boğ azlanma * Boğ azlanmak iş i.

* Çok sı sıntı cak. kı ş * Parmak veya kamısaz gibi bitkilerin şkince bölümü. boğ maklı kuş * Toygar kuş unun bir türü. ş . * Bunaltmak. . ş uk boğ ulma * Boğ ulmak iş i. * (renkler için) Uygun düş memek.* Bir durumu baş bir durum yaratarak örtmeye çalı ka ş mak. kıklaş uk sı mak. iş * İ damarlarıveya sinirlerin yumak gibi toplandı yer. sı ş boğ boğ uk uk * Boğ bir biçimde. boğ ucu * Boğ özelliğolan. . kık kık. boğ umlama * Boğ ulmak iş i. mak ine * Havası ktan ölmek. boğ mak * Boğ yeri. zlı * Bunalmak. * Geliş mesine engel olmak. kı veren. boğ uk boğ ulmak * Boğ iş konu olmak. boğ um * Boğ ulmuşsılmıyer. boğ uklaş mak * (Ses) Boğ duruma gelmek. um boğ boğ mak mak * boğ boğ um um. boğ maklı * Boğ makları olan. boğ boğ ula ula * Boğ ulacakmıgibi. boğ umlamak * Boğ durumuna getirmek. uk sı sı boğ uklaş ma * Boğ mak iş uklaş i. ma i * Solunumu güçleş tiren. * Kılmı(ses). nce n ğ ı boğ boğ um um * Çok boğ umlu. boğ bir biçimde. um boğ umlanma * Boğ umlanmak iş i.

* Ciğ erlerden gelen havanı ağ ve burundaki çeş nokta ve bölgelerde engellemeye uğ n. çı mahreç. * Bir ş değ eyi erinden çok yükseğ satma iş vurgunculuk. ihtikar. boğ umlu boğ untu * Boğ olan. . ı luğ z tuğ n kak. boğ ulma uş * Boğ ulmak işveya durumu. boğ ma uş boğ mak uş * Birbirinin boğ na sarı azı lmak. ıı lı boğ unuk * Kık. eyler e . kması boğ umlanma bölgesi * Ağ boş unda seslerin oluş u çeş bölgelerden her biri. um um * Bir ses çı karmak için ses yolunun herhangi bir yerinde daralma veya kapanma olmak. bohçacı lı k * Bohçacın iş nı i. telâffuz. dövüş mek. eyi * Güreş rakibin kol ve ayakları üst üste getirerek kı ldayamaz hâlde alttan kavrayıkucaklamak. ı luğ z tuğ itli boğ umlanma noktası * Ağ boş unda seslerin oluş u noktalarıher biri. bohçalama * Bohçalamak iş i. te nı mı p bohçası koltuğ almak nı una . * Sınt ı kapalı kı lı . * Sınt ı kı . e i. bohça * İ çamaş elbise gibi ş koyup sarmaya yarayan dört köş kumaş çine ı r. ı z itli rayarak ses olarak çı . uş i boğ ulmak uş * Boğ mak işyapı uş i lmak. boğ sı uk. donuk. boğ umlanmak * Boğ oluş boğ boğ olmak. boğ untuya getirmek * birini bunaltış ı p aş rtmak yolu ile kendisinden. umu * Zor soluk alma. lan it bohçacı * Bohça içinde dokuma eş gezdirip satan kadı ya n. bir iş veya mal karşğolarak çok miktarda para çekmek. * İ ip kakı tiş ş mak. um mak. * Boğ mak iş uş i. bohçalamak * Bir ş bohça içine koyup sarmak. bohça böreğ i * Bohça biçiminde sarı bir çeş börek. * Ufak ve seçme tütün dengi.

bohçası koltuğ vermek nı una * kovmak. z. bok yemenin Arapçası * yakıksı ğ büyüğ ş zlın ı ı ü. iş son vermek. genellikle otçul memeli hayvanlarıgübrelerinde yaş ve bokla beslenen böcek n ayan (Geotrupes stercorarius). bok * Dı . boklama * Boklamak iş i. . ı bok etmek * (bir iş bir ş bozmak. bok yedi baş ı * burnunu her işsokan. bohem * Yarını ünmeden günü gününe tasası derbeder bir yaş şolan edebiyat ve sanat çevresinden (kimse nı düş z. kara çalmak. bohem hayatı * Baş yaş ş ı boş ayı . bok atmak * (birine) leke sürmek. tiksinilen. i bok püsür * hoşgitmeyen. i. bok yemek düş mek * birinin bir iş karı e ş maması . bok yoluna gitmek * yararsı gereksiz bir ş uğ yok olmak. çok berbat. güzel görünür. bok yemek * yakıksıbir iş ş z ı yapmak. eyi) bok karı rmak ş tı * bir işbozacak biçimde davranmak. * Güç durum. ine bohçası toplamak nı * eş nı yası toplamak. burnunu sokmaması gerekir. can sı ş ve onun ayrı ve pürüzleri.* kendi isteğ ayrı iyle lmak. bok canı olsun na * bılan. her işkarı e e ş an. a kan ey ntı bok üstün bok * çok kötü. ş kı * (kaba konuş mada) Hor görülen. kötülüğ görülen ş kı ü eylere karşbir sövgü sözü olarak söylenir. ayı ı veya topluluk). bok böceğ i * Kıkanatlı n lardan. berbat etmek. ey runa boka nispetle tezek amberdir * çok kötü bir ş yanı ondan daha az kötü olanı eyin nda.

boklamak * (bir yeri veya bir iş Kötü bir duruma getirmek. zlaş bokun soyu (veya bok soyu) * kılan veya tiksinilen bir ş karşsövgü olarak söylenir. ş ı t karş tı * Özel bir cam içinde likör. ş arap. lan ü. meyve ve maden suyu karı rı hazı ş larak tı rlanan içki. pis. boksör * Boks oynayan kimse. boks boksit boksörlük * Boksörün işveya mesleğ i i. boklanmak * Kötü bir duruma gelmek. i) boklanma * Boklanmak durumu. bokuyla kavga etmek * çok sinirli ve geçimsiz olmak. boktan * temelsiz. eye bol * İ girecek ş boyutları daha büyük veya geniş çine eyin ndan olan. pislenmek. yararsı z. bol . yumruk oyuncusu. derme çatma. ı tı * (nicelik bakı ndan) Olağ mı andan veya alılandan çok. * Korindon. boku bokuna * boş boş yok yere. her ş öfkelenir olmak. u una. * Pislik. * Kötü durum. * Belirli kurallara uyularak yapı yumruk dövüş yumruk oyunu. dar karş . boku çı kmak * bir iş veya durum tatsı mak. kı ı. i er bokunu çı karmak * bok etmek. mak boklaş mak * Kötü bir duruma girmek. boklaş ma * Boklaş durumu. boklu bokluk * Boku olan. zı eye ı bokunda boncuk bulmak * birine hak etmediğhâlde çok değ vermek.

ş al. eli açı zengin gönüllü. bolluk. bolca * Oldukça çok. pek çok. sa n * Ağ ritmli bir İ ı r spanyol dansı . bol paça * Geniş paçalı . çokça. * Oldukça geniş . * Bu dansımüziğ n i.bol bol * Fazla. bol bulamaç * Bol bol. sıntı düş kı ya meden. ndan bollanma * Bol duruma gelme. çok. büyük miktarda. bol bolamat * Refah. bol doğ ramak * (parası) saçı savurmak. nı p bol kepçe * Servis sı nda yiyeceğbol bol dağ rası i ı tma. * Yahudi kadı. ölçüsüz. mak i bollaş mak * Bol durumda olmak. nı bolalma bolalmak bolarma bolero boliçe Bolivyalı * Bolivya halkı olan. geniş lemek. bol keseden * bol bol. bollanmak * Bol duruma gelmek. . * Bolalmak iş i veya durumu. k. zenginlik. * Kı ve kolsuz kadıceketi. bollaş ma * Bollaş işveya durumu. * Bolarmak iş i veya durumu. saçı apş . * Bollaş mak. * Dökük. * Cömert. bolarmak * Bol duruma gelmek.

bollatmak * Bol duruma getirmek. Bolş eviklik * Rusya'da XX. Bolş evizm * Bolş eviklik. bolometre * Iş mölçer. sağ göz alı. kalıdemirden kap. birdenbire ve yüksek sesle bağ p çağ ı rı ı rmak. ı nı Bolş evik * Bolş eviklik yanlıkimse.bollaşrma tı * Bollaşrmak iş tı i veya durumu. eyin u * Her ş bol olduğ (yer). * bir olay birdenbire ortaya çı karak herkesi ş ı aş rtmak. n bomba * Yan yelkenlerin alt yakası gerip açmak için kullanı yatay seren. türlü büyüklükte patlayı. bolluk * Bol olma durumu. cı kı maddelerle doldurulmuş . it * Canlı cansıhedeflere atı içi yakı ve yıcı veya z lan. bollatma * Bol duruma getirme. yüzyı ları doğ ve Lenin tarafı geliş l baş nda an ndan tirilen komünist hareket. çı * Bomba biçiminde. cı li. gösteriş lam. bollaşrmak tı * Bol duruma getirmek. sı * Bolş eviklikle ilgili olan. bombacı lı k * Bombacın işveya mesleğ nı i i. * Her ş bol olduğ zaman. nı lan bomba gibi * iyi. bombalamak . geniş letmek. * iyi hazı rlanmı çok çalı ş renci). ş . ş (öğ mı bomba gibi patlamak * öfkelenerek. bombacı * Bomba kullanan veya yapan kimse. bom bomba * Bir çeş kumar. bombalama * Bombalamak iş i. cı ateş silâh. komünistlik. eyin u * Fazlalı k. li * Büyük fı veya varil.

çoğ unlukla havadan. * Bombalama. iş i. bomba atmak. tamamen boş . iş k. bombe * Ş kin. ş bonbon ş ekeri * Bkz. . bombalatmak * Bombalamak iş yaptı ini rmak. iş klı bombe bezi * Ayakkabı sayaların burun bölümlerine içten dikilen bir kumaş nı türü. bombeli * Ş kinliğ kabarı ğolan. bomboz bon otu niger). kabarı tümsekli. bonboncu * Bonbon yapan veya satan kimse. bonbon *Ş ş eker erbeti içinde kaynatı üzeri ş lı p ekerle kaplanmımeyve. klı ı bombesiz * Bombesi olmayan. hekimlikte kullanı uyuş lan. bombok * Çok kötü. çok berbat. ine bombalatma * Bombalatmak iş i. bombalanmak * Bombalanmak iş konu olmak.* Belli bir hedefe. kabarı k. * Patlı cangillerden. bir veya iki yık otsu bir bitki (Hyoscyamus llı * Çok boz. bonbon. pistonlu. bomboş * Büsbütün. turucu ve zehirli. * Ş kinlik. bombardı man * Topa tutma. * bir kimseyi ağ sözlerle paylamak. inde lan bombardon * Bandoda en kalısesi veren. ı r bombardı uçağ man ı * Bombalama iş kullanı uçak. nefesli çalgı n . bombardı etmek man * top ateşveya bomba ile bir yere saldı i rmak. bombalanma * Bombalanmak iş i.

taşsedef. boncuklanmak * Gözyaş çiy. boncuklaş mak * Boncuk biçimini almak. bonfilelik * Bonfile yapmaya elveriş (et). ile boncuk tutkalı * Boncuk biçiminde glüten tutkalı . boncukla süslenmiş u . mak. boncuklaş ma * Boncuklaş iş mak i. çoğ yuvarlak ve renkli süs tanesi. vrı her it ak vb. boncukluk * Boncuk olmaya elveriş (nesne). li . lan lı * Kasaplıhayvanlarda karnıiçinde. u bone bonfile * Düz veya kı mlı çeş yumuş kumaş maddeden yapı başk. plâstik gibi maddelerden yapı ortası . boncuk mavisi * Yeş çalan bir mavi. delik. bel kemiğ iki yanı aş ı doğ uzanan ve yumuş ğ k n inin ndan ağ ya ru aklı ı dolayıyla beğ sı enilen et bölümü. boncuk gibi * küçücük (göz). u boncuk boncuk * boncuk gibi yuvarlak taneler durumunda. ter boncuk biçiminde yuvarlak taneler oluş ı . i boncuklanma * Boncuklanmak iş i. boncuklanı ş * Boncuklanmak işveya durumu. boncuklu * Boncuğ olan.bonbonculuk * Bonbon yapma veya satma iş i. li boncuksuz * Boncuğ olmayan. boncukçu * Boncuk yapan veya satan kimse. boncuk fasulye * Bir tür iri taneli fasulye. tahta. boncukçuluk * Boncukçunun işveya mesleğ i i. boncuk * Cam. lan.

an * İ yürekli. cömertlik. yi klı bonmarş e *İ çinde her türlü giyim. * Yoğ unlaş ş borik asitten türeyen sodyum tuzu. borani * Bor (I). nda * Züppece giyiniş biçimi. temiz iş ı. k. ş iddetli. * Uzun siyah ceketle.bonjur * Günaydı n. belirli bir paranı belirli bir kimseye ödeneceğ belirten senet. atom ağ ğ10. ndan mur . eli açı k. sert rüzgârlı soğ havalı ve uk . bora bora gibi * çok sert. çizgili pantolondan oluş erkek giysisi. ı yla kâğ dı bop * Poker oyununda. satı büyük mağ yası lan aza. sert. eksiğ paraya çevirmek. ekilmemiş ş . * Bu biçimde giyinen kimse. n. ini bono kı rmak rdı * bir bonoyu. süs eş oyuncak vb. süresi dolmadan. ndını ı p bonservis * Çalı ğyerden ayrı ş ı tı lı görevini iyi yaptını rken ğ belirtmek amacı birine verilen belge. bor bor * Atom sayı 5. mıbir * Yağ murlu. ine bono vermek * borç alı ğ gösteren vadeli senedi imzalayıteslim etmek. bonkör bonkörlük * İ yüreklilik. bono * Belirli bir sürenin sonunda. lı (toprak). bopluk bopstil * Bop tutarı olma. Kı saltması B. borak boraks boralı boran * Rüzgâr ş ek ve gök gürültüsü ile ortaya çı sağ yağlı olayı imş kan nak ı hava ş . * İlenmemiştaşk. yi * Eli açı cömert.8 olan. * Genellikle arkası yağ getiren sert ve geçici yel.45 u olan basit element. oyuna girmek için ortaya konması gereken en az miktar. öfkeli. yoğ sı ı ı rlı unluğ 2. tabiatta bor asidi veya boratlar durumunda bulunan.

* Pancar. borç borç almak * daha sonra ödemek üzere birinden para veya bir ş almak. borazancı lı k * Borazancın iş nı i. borç para almak. borat borazan * Bor asidi ile bir oksidin birleş mesinden oluş tuz. ı eyi i. boru. lâhana ve et veya krema konularak yapı sebze çorbası lan . nda borcunu bilmek (veya saymak) * bir ş yapmayı ey yerine getirilmesi gereken bir iş olarak değ erlendirmek. borcunu kapatmak (veya borçtan kurtulmak) * borcunu ödeyip bitirmek. borç harç . * Bu boruyu çalan kimse. ey borç altı girmek na * borç para almak. borç gı ı çı rtlağ na kmak * Bkz. borazancı * Borazan çalan kimse. borca girmek * borçlanmak. borç * Ödenmesi gerekli para veya baş bir ş ka ey. vecibe. borca batmak * çok borçlu olmak.* Pirinçli. * Birine karşbir ş yerine getirme. gerekliğ yükümlülük. yumurtalı yoğ ve urtlu ı spanak veya benzeri sebze yemeğ i. an * Üfleyerek çalı perdesiz çalgı nan. . borca batmak. altı kalkı ndan lamayacak duruma gelmek. borca almak * veresiye almak. borazancı ı baş * Birçok borazancın başolan borazancı nı ı . borç etmek * borçlandı rmak. borasit * Sert billûr veya yumuş beyaz kütle durumunda bulunan magnezyum boratı ak . borç bini aş mak * (borç) pek çok olmak. borcunu bilmek * borcunu zamanı öder olmak.

nı . na borçlanı lma * Borçlanı işveya durumu.* Borçlanarak veya benzeri yollara baş vurarak. borç yiyen kesesinden yer * borçla alıveriş ş yapan. borç yapmak * borç olarak almak. i. benzi sararı r * borç kiş öldürmez. borç yemek * borçla geçinmek. rı i borçlandılmak rı * Borçlanması yol açı na lmak. aldı nıparası hemen vermez. lmak i borçlanı lmak * Borca girilmek. borç yiğ kamçıdı idin sır * borç. borçluluk dengesi * Bir ülkenin belli bir tarihe kadar birikmiş ş dıborç ve alacakları gösteren durum veya belge. nda * Bir ş birinin yardı yla elde etmiş eyi mı olan. ıı lını artı ey * Manevî bir yükümlülük altı girmek. borçlandılma rı * Borçlandılmak işveya durumu. borçlandı rmak * Borçlanması yol açmak. borçlanmak * Karş ğ sonra vermek ş yla birinden para veya bir ş almak. yol yürümekle tükenir * birden ödenmeyen bir borç azar azar verilerek ödenebilir. na borçlu * Borcu olan. verecekli. kiş daha çok çalı iyi ş maya zorlar. ama aldı nıkarşğkesesinden çı kların nı kların ıı lı kacaktı r. borçlanma * Borçlanmak iş istikraz. borçlandı rma * Borçlandı iş rmak i. borç edilmek. medyun. ş * Bir yüküm altı bulunan. iyi borçluluk * Borçlu olma durumu. i borçlu ölmez. borçlu bulunmak (veya olmak) * borçlu duruma düş mek. borçlu duruma getirmek. borçlu çı kmak * görülen hesapta vereceğkalmak. ancak hasta edecek kadar üzer. borç ödemekle (veya vermekle). borç almıolan.

borik borik asit Bornova misketi * Bir çeş üzüm. * (genellikle giyim kuş malzemesindeki) Kenar süsü. geniş sa kollu bir üstlük. rmı. * Dört köşyelkenlerin yan yakaları alt tarafa doğ bağ e na. am * Cilt kapağ ı ndaki kalıçizgiler. asit borik. ş tortusu rengi. bordro * Bir hesabıayrı ları gösteren çizelge. n * Banyo. borda * Geminin veya kayın yanı ğ ı . borda bordaya * yan yana. ka bordo * Mora çalan kı zı rmı renk. rada kları bordalama * Bordalamak iş i. arap * Bu renkte olan. borçsuzluk * Borçsuz olma durumu. it bornoz * Banyodan çı karken kurulanmak için kullanı önden açı havludan yapı ş lan. lmıgiyecek. biri da) il lan borda hattı * Donanma gemilerinin bir sı ve paralel olarak gitmek için aldı durum. kı . borçsuz harçsı z * Hiç borç yapmadan. sedef görünümde bir madde. k. bordalamak * Gemiyle bir baş gemiye borda bordaya gelmek veya kazayla ona çarpmak. ru lanan halat. * Kuzey Afrika'da Berberîlerin giydikleri başklı lı .borçsuz * Borcu olmayan. na * Bordan türeyen bir asit ve anhidrite verilen ad. tuvalet ve mutfak gibi ı zeminlerde duvar döş slak emeleri arası konan motifli bir tür fayans. borikli borina *İ çinde borik asit bulunan. borda fenerleri * Gemilerde biri (solda) kı zı (sağ yeşolarak iki yanda yakı fenerler. beyaz. * Etkisi az. . borda etmek * yandan yanaş mak. n ntı nı bordür * Kaldımları kenarları bulunan taş rı n nda lar.

erli ı t. oluş n boru askı sı * Her tür borunun ası nda kullanı lâma demiri veya çelik çemberlerden yapı askı lması lan. boru değ (veya boru mu bu?) il * azı msanacak. boru hattı * Borç (II). önem verilmeyecek ş değ ey il. kları ş ş ıı lında borsa cetveli * Borsada belirlenen fiyatları gösteren günlük bülten. teri nda lı k borsa tahtası * Borsada alı satı fiyatların ilân edildiğpano. borazan. lan . uçları k. borsa simsarı * Müş ile borsa acenteleri arası aracı yapan kimse. alıp satı hisse senedi. * Tatula. nı boru çalmak * borazan öttürmek. içi boş ka vı . boru çiçeğ igiller * Çan çiçeğ igiller. borsacı lı k * Borsacın işveya mesleğ nı i i. uzun ve dar silindir. boru ağ ı * Tesisatı turan borularıbütünü. . boru bileziğ i * Soba boruların ek yerine geçirilen süslü çember. küçümsenecek. boru çiçeğ i * Çan çiçeğ i. an borsa kâğ ı dı * Borsada kayı. m m nı i borsacı * Değ kâğ para ve tahvil üzerine borsa oyunu yapan kimse. kları borsa acentesi * Müş teriden aldı alıve satıemirlerini borsada yerine getirip karş ğ komisyon alan kimse. tlı nı lan borsa oyunu * Borsada oynanan hava oyunu. borsa değ eri * Borsada arz ve talebe göre oluş fiyat.borsa * Bazı tüccarlarıve özellikle sarraflarla değ kâğ ve tahvil alıveriş uğ anları alı satı ve n erli ı t ş iyle raş n m m değim amacı devlet denetimi altı iş iş yla nda yaptı yer. borş boru * Bir yerden baş bir yere sı veya gaz aktarmaya yarayan. açı * Nefesle çalı perdesiz madenî çalgı nan .

boru gibi uzun su kabağ ı . bostan kebabı * Patlı ve yeş can illikler ile kuğ inceliğ toprak tencerede piş u inin irilmesiyle yapı kebap. e bostan dolabı * Sebze bahçesini sulamak için bir at bağ lanarak diklemesine dönen kovalarla kuyudan su çı karmaya yarayan dolap. yetkisi olmak. * Kavun ve karpuza verilen ortak ad. karpuz tarlası . boylu boslu. kar ladı ı nı bos boslu bostan * Bkz. borusunu çalmak * çı sağ ğkimsenin davası gütmek. boruk borulu borusu ötmek * sözü geçmek. * Bkz. çok öfkelenerek etrafa saldı zı rmak. boru kelepçesi * Boruyu duvara tespit etmekte kullanı gereç. yüreksiz. süpürge ve yakacak olarak kullanı bir ot türü. diş açma gibi iş lemler için borunun sıca bağ ğalet. lan bostan korkuluğ u . * Sebze bahçesi. p * Boru montajı çalı kimse. çı ğyerden baş yere akı boru tesisatı ktı ı ka tan . kı landı ı boru yolu * Petrolü. en. payplayn. lan boru mengenesi * Kesme. boy bos. boru kabağ ı * Boğ umsuz. borusu tutmak (veya üstünde) * (zenciler için) ağ köpürerek kriz geçirmek.* Doğ gaz arı ünitesinden alı gazı bir veya daha fazla dağ m merkezlerine veya tüketim al tma nan n. nda ş an * Dağ larda yetiş kokulu. bostan bekçisi * Bostanı koruyan ve kollayan kimse. borucu * Boru yapısatan kimse. ı tı merkezlerine doğ gaz taş al ı nması amacı tesis edilen boru ş yla ebekesi. borumsu * Boru biçiminde olan. lan * Borusu olan. bostan bozuntusu * Korkak. işyaramaz adam. * Kavun.

* Verimsiz. m * iş bı siz rakmamak. görev). raş * Osmanlı tarihinde sarayıkorunması ve ş n na ehrin güvenliğ bakmakla görevli olan erlerden her biri. z. sonuç vermemek. ları tı * Kendisinden beklenilen görevi yapmayan veya kendisinden çekinilmeyen güçsüz kimse.* Kuş ürkütüp yaklaşrmamak için tarlaya dikilen kukla. üstünde hiç kimse veya hiçbir ş bulunmayan. ş * Bir iş yaramayan. boş bulunmak * dikkatsiz ve dalgıbulunmak. boş rakmak bı * bir yerde kimse oturmamak. boş rakmamak bı * (para. boş (veya boş gezmek veya gezinmek ta) * iş güçsüz dolaş siz mak. nı bostanlı k * Bostan olmaya elverişyer. boş bakmak boş * amaçsı anlamsıve bilinçsizce bakmak. iri ve yuvarlak bir patlı türü. * Yapı iş lacak i olmayan. münhal. n * söylenmesi sakı olan bir ş söyleyivermek. . bostancı lı k * Bostan iş leriyle uğ ma. e * Bilgisiz. bostan patlı canı * Az çekirdekli. boş ak dik durur baş * bilgisiz olan üstün görünmek için kası lı r. ine bostancı ı ocağ * Bostancı n bağ oldukları ları lı ocak. böğ ür. boş kalmak. yiyecek gibi ş eylerle) yardı etmek. can bostancı * Bostan iş leriyle uğ an kimse. ncalı eyi boş kmak çı * umduğ gerçekleş u memek. boş kmamak çı * bir iş az da olsa. * Anlamsı z. li boş *İ çinde. * Görevlisi olmayan (iş . ilen . z boş ür böğ * Bkz. ey * İsiz. raş * Bostancın görevi. boş p dolu tutmak (vurmak) atı * umutsuz olarak giriş bir işiyi sonuç vermek. bir kazançla çı ten kmak.

boş (veya olsun) ol * erkeğ karını amak için söylediğsöz. boş lâf * Gereksiz. lâf olsun diye söylenmiş ünce söz. dar. boş i anmak. z boş inanç * Kaynakları bilimsel ve dinî temele dayanmayan. mahrum etmek. * iş kalmak. lsı boş ı kâğ dı * Eski ş hükümlerine göre. boş durmamak * her zaman bir iş uğ mak. boş gezenin boş kalfası * iş güçsüz dolaş kimse. işyaramayan ş e ekilde konuş ma. ı dı boş kalmak * kimse oturmamak. boş söz * Bir düş anlatmayan. ğ ı ı lı boş mek düş * (kadı ş hükümlerine göre kocası ayrı n) eriat ndan lmak. dipsiz kile boş ambar. ayrı isteyen kocanı karına gönderdiğboş eriat lmak n. verimsiz. boş küme * Hiçbir ögesi olmayan küme. batı l itikat. bilgisine dayanarak anlatmak. biçimci inanma. le raş * birinin yaptına karş k olarak bir harekette bulunmak. çalı siz ş mamak. boş kafalı * akı z veya bilgisiz.boş dönmek * hiçbir ş elde edemeden geri gelmek. siz an boş gezmekten bedava çalı ş yeğ mak dir * çalı ş insanı mak tembellikten kurtarı r. boş gözlerle bakmak * anlamsıbakmak. . boş oturmak * hiçbir iş uğ ı i. siz boş dipsiz ambar kile * Bkz. raşolmamak. boş konuş mamak * gerçekleri söylemek. boş koymak * yoksun bı rakmak. in sı boş i boş olmak * evlilik birliğsona ermek. sı i anma kâğ . ey boş durmak * iş kalmak.

arj. boş yerine vurmak * böğ ürlerine vurmak. ey * Dı ya akmak. para) hiçbir iş yaramamak. hava boş n boş altma makinesi. deş olmak. arj * (hayvan) Bağ ı kurtulmak. i. altı i boş lmak altı * Boş altmak iş konu olmak. nı boş çı a kmak * (umut. boş alma * Boş almak iş inhilâl. kı ı sı ndında ı boş vermek a * boş geçirmek. boş çı a karmak * olumlu bir sonuç alı nması engellemek. olumlu bir sonuca ulaş e amamak. altı boş lma altı * Boş lmak işveya durumu. içinde bir ş kalmamak. * Derdini birine açarak ferahlama. rahatlama. dökülmek. açı lmak. * Boş m. * Elektrik yükünün baş bir iletkene geçiş ka i veya sı düş fı ra mesi. gerçekleş memek. * Derdini. ya * (motorlu araçlarda) vites kolunu vitesten kurtarmak. düş gibi ş ünce eyler) sonuç vermemek. ndan boş altaç boş altı * Bir kabıiçindeki havayı altmaya yarayan araç. boş yere * Boş una. boş m alı * Boş almak iş deş i. ş arak ş ı boş almak a * askı almak. inhilâl etmek. boş koysan dolmaz. doluya koysan almaz a * içinden çılamayan güç bir durum karş nda kalı ğ söylenir. sıntını kı sı birine anlatarak ferahlamak. boş gitmek a * (harcanan emek. boş almak * Boş duruma gelmek. ine boş m altı . boş vermek * aldı rmamak. boş zaman * Çalı geçirilen saatler dında kalan süre.boş torba ile at tutulmaz * çı veya karş k gösterilmeden bir kimse bir yere bağ kar ı lı lanmaz. rölântiye almak. ş arı * Gevş emek.

boş ama * Boş amak iş i. boş amak * Kanunlara göre iki eş iliş . ı nı boş rma andı * Boş rmak işveya durumu. ladını ı i boş anmak * (karı koca) Mahkeme kararı birbirinden ayrı ve ile lmak. boca etmek. andı i boş rmak andı * Boş anması sağ nı lamak. koş takı ndan veya bağ ı um mı ı kurtulmak. yakı nmaları anlatmak. * Dökmek. altı ey) zla * (kapalı yerde bulunan insanlar) Birden dı çı bir ş kmak. * Sindirimden sonra bağ ı rsaklarda kalan posanı idrar torbası n. yrı boş atma * Boş atmak iş i. nı * Çok ağ lamak. * Karı ile arası sı ndaki nikâh bağ bozmak. * (karı kocayı stekleri üzerine kanunlara uyarak ayı ile )İ rmak. ine elde ğ ı boş anma ilâmı * Mahkemenin boş anmayı kesin hükme bağ ğ belirterek verdiğresmî belge. * Gevş etmek. . * Derdini dökmek. açmak. boş m organı altı * Vücuttan dı atı ş arı lması gereken maddeleri toplayı boş p altan organ. * Sı lmak kurtulmak. boş anma * Boş anmak iş i. ifrağ ları ş arı lması . * Bir silâhta ne kadar mermi varsa hepsini arka arkaya patlatmak. ndaki idrarı ve ter. nı rmağ boş altmak * Boş duruma getirmek. boş altma havzası * Suları ı a veya göle veren yerlerin bütünü. arı * Dertlerini. * Eş lerden birinin boş anma ilâmı alması evlilik birliğ son bulması yla inin . boş atmak * Boş amak iş yaptı ini rmak. * Sistemlerin çalı ş abilmesi için sürekli olarak gereken boş altma iş lemleri. boş altma * Boş altmak iş i. * (baskı nda gergin duran bir ş Birden ve hı kurtulmak. boş anma davası * Eş lerden birinin evlilik birliğ son verecek kararı etmek için açtı dava. ndan * Birdenbire ve bol bol akmak. aile kisini kesmek. * (hayvan) Başğ lından. sümük gibi n salgı n vücuttan dı atı .* Boş altmak iş i. tükürük. * Kusmak.

beyhude. siz boş kalmak ta * iş kalmak. sı r saklayamayan. kopukluk. an boş azlı boğ k * Boş az olma durumu. boş lamak * Bı rakmak. boş lama * Boş lamak iş ihmal. düş üncesiz konuş mak.boş rma attı * Boş iş yaptı atma ini rtma. * Boş geçen süre. boş az boğ * Saklanması gereken ş eyleri söyleyiveren. boş tulumbası luk * Bkz. yoksunluk duygusu. ihmal etmek. boş una * gereksiz. Boş nakça * Çoğ unlukla Bosna-Hersek Cumhuriyet'inde yaş Bosna Müslümanların kullandı dil. ndan n * Boş naklara özgü olan. ayan nı ğ ı Boş k naklı * Boş olma durumu. boş luklu serpme * Zı mpara üretiminde tanecikler arası %50 boş kalacak biçimde düzenlenen tane yapı rma iş nda luk ş tı lemi. * Yerli yersiz konuş (kimse). * Eksiklik. yersiz. nak boş gezmek ta * iş olmak. ş * Kesinti. * İ göstermemek. . *İ çinde hiçbir cisim bulunmayan uzay. Boş nak * Bosna halkı veya bu halk ısoyundan olan kimse. boş altaç. * Yetersizlik. i. al yanaklı saçlı . boş rmak attı * Boş iş yaptı atma ini rtmak. ablak yüzlü güzel. nafile. kapanmamıyer. boş una. Boş güzeli nak * Sarı . çukur. vakum. Boş naklarla ilgili olan. siz boş boş u una * Gereksiz yere. boş z yere. boğ boş azlıetmek boğ k * gereksiz. yararsıyere. lgi boş luk * Oyuk. geveze.

ı rmak. * Ağ plâstik veya kauçuktan yapı ş aç. boy atmak * boyu uzamak. tevekkeli. itli . boy bos yerinde * uzun ve biçimli. değ er. ataerkil anlayı uygulayan geleneksel topluluk. boy aynası *İ nsanı bütünüyle gösteren büyük ayna. * Bir ş tabanı en yüksek noktası ndaki uzaklı eyin ile arası k. sı mı * Geçerlilik. botanikçi boy * Bitki bilimci. z * Küçük gemi. boy beyi boy bos * Boyun en saygı ve lider kimliğ sahip kiş n ine isi. * Uzaklı k. boylanmak. kapalı ayakkabı . boy * Ortak bir atadan türediklerine. ı tı * Uzunluk. toplumsal ve ğ ı una ekonomik iliş kilerini anaerkil. * Uzun konçlu. yararsıyere. birbirleriyle kan akrabalı bulunduğ inanarak evlenmeyen. slâm u kanı boy almak (veya sürmek) * boyu uzamak. için * Süre. i ldı ı k botanik parkı * Otsu ve çalı bitkiler ve değik ağ türleri ile düzenlenmiş türü iş aç . beyhude. en sayı iki kenar arası lan ndaki uzaklı en karş . dinlenme ve gezme amacı halka açı yla k geniş alan. * Yol. * Bitki bilimi. * Vücudun yapı bakı ndan biçimi. klân. k.boş una bot * Boş yere. * Bir yüzeyde. boy boy * Çeş büyüklük ve nitelikte. ş ı boy abdesti * İ dininin gerekli bulduğ durumlarda ve biçimde yı p abdest alma. gereksiz. gusül. boylanmak. bot botanik botanik bahçesi * Otsu veya çalı bitkilerin yetiş türü tirildiğve incelemelerinin yapı ğhalka açıbahçe. nebatat. deniz kısı yı. nafile. * Destan. geliş mek. kabile. lmıküçük sandal. * Kumaş ölçü.

kurutulan tohumları veya çemen yapı nda kullanı bir mı lan bitki (Trigonella faenum-graecum). boy menteş e * Düz yaprak menteşbenzeri 1. (su) insan boyunu geçmemek. boya vurmak (veya çekmek. çiçekleri mavi. makyaj yapmak. ğ boya * Renk vermek. boy pos * Bkz. boy otu * Baklagillerden. lan * Aldatı görünüş cı . boy bos. boya fı rçası * Boya sürmek veya resim yapmak için kullanı değik tür ve ölçülerde fı lan iş rça. boya tabancası * Sı boyayı vı püskürtmek için kullanı alet. sarı beyaz renkli.75-3. boya kalemi * Resim yapmak için kullanı değik renkli kalem. ş yanı lan * Renk. boy ölçüş mek * yarı ş mak. uzamak. * Yazmak için kullanı mürekkep. boyacı . lan iş boya kökü * Bitki köklerinden elde edilen tabiî boya. ini * büyümek. boya çekmek * boyuna büyümek.boy göstermek * görünmek. acak * suya dalarak boyu ile suyun derinliğ ölçmek. dıetkilerden korumak için eş n üzerine sürülen veya içine katı renkli madde.50 cm uzunluğ e unda menteş e. boya kullanmak * boyanmak. lan boya tutmak * (boyanan nesne) iyi boyanı r olmak. boy vermek * (su) insan boyunu aş kadar derin olmak. boya kutusu * İ çeş renkli kalemleri ve fı çine itli rçaları koymaya yarayan kutu. * gösteriş yapmak. boya tabakası *Ş ablonlarısulu kenar kapatısı kaplanması n cı ile . boy vermemek * sıolmak. sürmek) * boyamak.

boyana * Boyna. ldı ı boyama kitabı * Küçükleri eğ nitelikte içinde boyanacak resimler bulunan kitap. * Boyama iş boyacı ı ini. * Rengi boya ile sonradan verilmiş olan. leri lan boyalama * Boyalamak iş i. ş rı ş . * Boyacın yaptı iş nı ğ . ğ * Boya satı dükkân. boyalanmak * Boya sürülmek. ve terinin ayağ basıayakkabını ı nı p sı boyattı. boyacı lı k * Boya yapma veya satma iş i. ı boyahane * Boya iş yapı yer. omuza ası taş ğ ı larak ı nabilir bir çeş küçük sandı it k. aş ı ı r ağ lamak. lan boyacı küpü * Bir iş kolayca ve çabucak yapı in lamayacağ anlatmak için boyacı ı nı küpü mü bu? boyacı küpü değ ki il (hemen daldıp çı n) gibi deyimlerde kullanı rı karası lı r. boyama * Boyamak iş i. rarak * Ağ söz söylemek. boyalı * Boya sürülmüşboyanmıveya boyaya batılmı . kupon veya çekiliş rafa ve lerle armağ dağ bası an ı tan n. fı cilâ gibi gereçlerini koydukları müş ların rça. lı meslek edinen kimse. * Renkli. itici boyamak * Boya sürerek veya boyaya batı renk vermek. boyalı n bası * Okuyucunun ilgisini çekmek için renkli fotoğ yazı haberden çok yer veren. boyacı küpüne girmiş gibi * çok boyalı n. boyalanma * Boyalanmak durumu. boyama kazanı * Örgü yünlerinin veya ipliklerin boyanma iş leminin yapı ğbüyük tekne. makyajlı n ş . kadı boyacı sandı ğ ı * Ayakkabı boyacı nıboya. boyalamak * Geliş igüzel boya sürmek. * Renkli yazma veya mendil.* Boya satan kimse. * (kadıiçin) Yüzünü çok boyamıolan. boyanma .

z. . boyası z * Boya sürülmemiş . makyajsı n ş z. ey boyar boyar * Boyama özelliğolan madde. boya sürdürülmek. boyanmak * Boyamak işyapı i lmak. boyatmak * Boyamak iş yaptı ini rmak. * Boya veya renkli bir ş sürülmek. makyaj yapmak. yüzüne boya sürmek. boydan boya * Bir uçtan öbür uca kadar. z boyatı lma * Boyatı iş lma i. ş ı alma. * Renksiz. mı boydaşk lı * Boydaş olma durumu. * Kendi kendini boyamak. Transilvanya'da. * Boy bakı ndan. boya sürdürmek. boykot * Bir iş bir davranı yapmama kararı i. i rı boyatma * Boyatmak iş i. * Akran. Rusya'da soylulara verilen unvan. * (kadıiçin) Yüzünü boyamamıolan. boyar madde. * Bekâr. i boyca boydak * Yükü olmayan yaya. yalnı serbest. al * Hücre öz suyu içinde eriyik durumunda bulunan renkli madde. boyatı lmak * Boyamak işyaptılmak.* Boyanmak iş i. i boyar madde * Bazı ortamlarda çözünerek ortama belli renk veren doğ veya yapay renkli madde. * Tuna bölgesinde. boyayı cı * Boyama özelliğolan. boydaş * Aynı boyda olan. boyası atmak * boyası solmak. boyası k zlı * Boyasıolma durumu.

lan boykotçuluk * Boykot yapma iş i. boylu boslu * Uzun boylu. boyler boylu * Kalorifer kazanın sı ğ nı caklından yararlanarak. bir topluluk veya bir ülkeyle amaca ulaş için her türlü iliş kesme. boyu uzunluğ i unca. boyluca boyna * Uzun boylu gibi olan. yakıklı ş . boylanma * Boylanmak iş i.* Bir kimse. boylaması na * Boyu doğ rultusunda. değ boylama * Boylamak iş i. ş ı almak. * Yükselmek. boylanmak * Boyu uzamak. çı kmak. boylu boyunca * Boyu uzanabildiğkadar. içindeki suyun ıtı ı sı lması lanan depo. boylamak *İ stemeyerek bir yere gitme durumunda kalmak. tul. sağ * Boyu olan. boylu boslu. kı sa . * Destan söylemek. boylu poslu * Bkz. boykotçu * Boykot yapan veya boykota katı kimse. anlatmak. boylam * Yeryüzündeki herhangi bir noktanımeridyen dairesiyle baş ç olarak alı Greenwich gözlem evinin n langı nan meridyen dairesi arası ndaki açı eri. * Boyu benzerlerinden uzun olan. gösteriş ı li. * Düş mek. * Batmak. boylanı ş * Boylanmak iş i veya biçimi. boykotaj * Boykot etmek iş i. * Sandalı çtan yürüten kı kürek. mak kiyi boykot etmek * bir iş bir davranı yapmama kararı i.

zimmetine geçirmek. boynu armut sapı dönmek na * çok zayı flamak. gebersin.boyna etmek * sandalı çtan tek kürekle yürütmek. * (bitki için) canlı ı yitirmek. eyi boynunda kalmak * bir sözü iletmediğveya birine ödenecek parayı i ödemediğiçin üzerinde borç kalmak. * Bu organdan yapı ş lmı . olmak. ı n boynuz isterken kulaktan olmak . karştarafıgücünü kabul etmek. zavallı m . sı boynu eğ ri * herhangi bir sebeple birine karşdirenecek veya söz söyleyecek durumda olmayan. kı k veya çatallı bir vrı korunma organı . boynuz çekmek * boynuz kullanarak kan çekmek. lını ğ boynunu kı rmak * çekip gitmek. boynunu vurmak * baş keserek öldürmek. tı n ı nda rnaksı maddeden. ı boynu kı ince olmak ldan * haksıolduğ anlaş ğ verilecek her cezaya razı z u ı ı ldında olmak. i boynunu bükmek * acı rı. eyi boynuna geçirmek * bir ş kendine mal etmek. nacak ve yardı bekler durumda. çaresiz bir durumda kalmak. ndıcı * bir durumu. acı rı ş . boynu bükük * Üzgün. bir iş i ister istemez kabul etmek. boynuna * üstüne. uzun. kılmı kimsesiz. kı boynu altı kalsı nda n! * ölsün. boynuna almak * bir ş borç veya ödev olarak üzerine almak. n) ka ki nı boynuz eğ mek * istemeyerek uymak. * Kurş borudan kol alma iş un leminde kullanı demirden yapı ş lan lmıalet. ı nı boynuz * Bazı hayvanlarıbaş bulunan. boynu eğ ri * Asmaları yeni sürgünlerini yiyen veya kemiren bağ n zararlı. boynuz dikmek * (kadı baş erkekle iliş kurarak kocası aldatmak. boynunu uzatmak * her ş her cezaya razı eye. hacamat etmek.

boynuzsuz * Boynuzu olmayan. boynuzlugiller * Keçi. nda sa boyu * (bir isim tamlaması tamlanan olduğ nda unda) süresince. boyu (bosu) devrilsin (veya devrilesi) * "ölsün" anlamı ilenç sözü. boynuzlanmak * Boynuzu çı kmak. boynuz gibi. nda ayan boynuzsu * Boynuza benzer. kurtçuğ meş ağ u e açları yaş bir böcek (Carambyx). * daha iyisini. süsmek. n nı ka boynuzlanma * Boynuzlanmak iş i veya biçimi. sır ve antilopları ğ ı içine alan. boysuz * Boyu benzerleri arası kı olan. mı boynuz takmak (veya takı nmak. boynuzlatmak * Erkek. nda . boynuz yarası rı almak. mak i boynuzlaş mak * Boynuz durumuna girmek. boynuzlama * Boynuzlamak iş i. içi boş olan boynuzları sürekli kalan ve dallı olmayan. karıveya bir kadıyakı tarafı aldatı sı n nı ndan lmak.olmak. koyun. boynuzlu * Boynuzu olan (hayvan). mükemmelini ararken mevcut olanı yitirmek. boynuzlatma * Boynuzlatmak iş i. boynuzluteke * Kıkanatlı n lardan. * Boynuz batılmak. * Karınıveya kadıyakı ndan birinin iffetsizliğ göz yuman (erkek). * (erkek için) Karı veya bir kadı yakı tarafı aldatı sı n nı ndan lmak. sın n nları ine * Troleybüs. Dimyat'a pirince giderken evdeki bulgurdan boynuz kulağgeçmek ı * bir konuda daha sonra yetiş enler yetenek bakı ndan eskileri geçmek. * (kadıiçin) Kocası baş bir erkekle aldatmak. boynuzlaş ma * Boynuzlaş işveya durumu. taktı rmak) * (koca) karı baş bir erkekle iliş kurarak aldatı sı ka ki lmak. boyunca. boynuzlamak * (hayvan) Boynuzu ile vurmak. omurgalı n memeliler sıfı ları nı .

boyun vermek * buyruk altı girmek. na. süresince. zı boyuna bosuna bakmadan * fizik yapını gereğ geliş sın ince memiş olması göz önünde bulundurmadan. boyunca) beraber * kendi boyu kadar. la nda * Ş e. iş üm n vata n * Sorumluluk. enlice kumaş parçası . boyun eğ mek * isteyerek veya istemeyerek uymak. nda boyun borcu * Yapı lması gereken ödev. boynunu bükmek. kin u boyunduruğ atmak (veya almak) a * (güreş hasmıbaş koltuk altı alıboynuna kol dolamak. * Dağ rtları geçmeye elveriş alçak yer. uzunlaması tulânî. * (bo'yuna) Ara vermeden. ayakta iken başöne bükmek. te) n ı nı na p boyunduruğ vurmak a * baskı na almak. ı sı ı boyun olmak * kefil olmak. durmaksın. boyun kesmek * baş eğ ı mek. boyunca. vecibe. nı boyunca * Boyu veya uzunluğ kadar. güğ gibi kapları veya vida. boyun * Gövdenin baş omuz arası kalan bölgesi. altı .boyu (veya boyuna. cı gibi araçları dar olan üst bölümü. huyu huyuna * karı veya arkadaş arası her bakı koca lar nda mdan uygunluk olması gerekir. boyu bacadan mı tı aş? * daha evlenecek yaş değ ta il. u * Sürdüğ zaman kadar. sı nda li boyun bağ ı * Gömlek yakasın altı geçirilip süs olarak bağ nı ndan lanan uzun. boyu boyuna. na boyuna * Ene dik olarak. nı boyun kı rmak * saygı duyulan bir kimse karş nda. boyun bükmek * Bkz. katlanmak. boyun bir karıuzadı ş * gereğolmayan o iş i i yapmakla sanki yükseldin anlamı söylenir. ü boyunca çocuğ olmak u * yetiş çocuğ olmak. kravat.

boyunlu * Boynu olan. kasın sı nda boyunduruk parası * Bir mahalleden veya köyden baş yere gelin götürülürken. boyut katmak * baş veya yeni bir görüş sı ka açı vermek. mı * Nitelik. nan rultudan uzunluk. boz yel * Boyutu olan. geniş kapsam ve içerik kazandı lik. * Mengenenin üst yanı ndaki kemer biçimli bölüm. ldı ı ları verdiğbahş. k * Bu renkte olan. boyunduruk altı girmek na * baş nıbaskı altı kalmak. kaynatanı gelinin ayrı ğyerin delikanlı na ka n. ini. k sı * Güreş hasmı baş koltuk altı alıboynuna kol dolama oyunu. boyunluk * Boyuna sarı ş boyun sargı. . . boz bulanı k * Çok bulanı k. geniş kapsam. boyutlu boyutsuz boz * Açıtoprak rengi. veya beton kirişlento. buut. aç * Zulüm ve zorbalıbaskı. an. sı boyunun ölçüsünü almak * kendi yetersizliğ beceriksizliğ anlamak. esaret. boz madde * Sinir hücrelerinden oluş beyinde dı omurilikte iç tabaka. geniş kapsam kazanmak. (toprak). beklediğyakı ğgörememek. lik. i iş boyunlandı rmak * Kapsam kazandı rmak. te n ı nı na p * Kapı pencere gibi açı klarıüzerine konulan ağ taş veya klı n aç. * Açı lmamı sürülmemiş ş . ini i nlı ı boyut * Bir cismin herhangi bir yöndeki uzanı . boyut kazanmak * yeni bir durum.boyunduruk * Çift süren veya arabaya koş hayvanları birlikte yürümelerini sağ ulan n lamak için boyunları geçirilen bir na tür ağ çember. ş . lik. * Boyutu olamayan. * Doğ ruları yüzeylerin veya cisimlerin ölçülmesinde ele alı üç doğ n. rmak. geniş ve lik derinlikten her biri. içerik. lan ey. boyutlandı rma * Boyutlandı iş rmak i. * Durum.

bozdurulma * Bozdurulmak iş i veya durumu. renk değtirmek. bozarmak * Rengi boz olmak. an * Yeniçeriler tarafı kullanı ve atlarıeyerlerinde asıduran altı ndan lan n lı toplu gürz. bozdur bozdur harca * çok az olan ş için alay olarak kullanı eyler lı r. i bozdurtmak * Bozdurmak. bozdurma * Bozdurmak iş i. ham tarla. lı k bozdoğ an * Bir doğ türü (Falco aesalon). iş bozayı * Tehlikeli bir cins ayı . bozdurmak * Bozmak iş yaptı ini rmak. bozbakkal * Karatavukgillerden. bozahane * Boza yapı yer. bozum olmak. boza * Arpa. tatlı mayhoş lan veya içecek. bozacı lı k * Boza yapma veya satma iş i. boza olmak * utanmak. bozdurtma * Bozdurtmak işveya durumu. ç u bozca * Rengi boza çalan. boz renkli ardıkuş (Turdus pil ris). darı sı buğ gibi tahı n hamurunun ekş . boza gibi * (sılar için) koyu ve bulanı vı k. ş * Bozarmak iş i veya durumu. mır. bozacı * Boza yapan veya satan kimse.* Lodos. rengini atmak. ş . day lları itilmesiyle yapı koyuca. * İlenmemişçalı toprak. bozdurulmak . lan bozarı k bozarma * Bozarmıolan.

bozguna uğ ramak (veya vermek) * yenilip periş olmak. ayan bozkıkoyunu r * Asya koyunu (Ovis vignei). i rı bozgeven * Yurdumuzda Erciyes dağ yetiş bir geven türü (Astragalus microcephalus). cak lı iklimlerde geniş man alanlara yayı ağ z doğ bölge. nda bozlak * Orta ve Güney Anadolu'nun birçok bölgelerinde bir türkü ezgisi. açsı al bozkıkedisi r * Genellikle bozkı rlarda yaş yabanî kedi (Otocolobus manul). * Bu ezgiyle söylenen. bozgunluk * Bozgun. hezimet. ı * Yenilen bir ordunun. çökmüş lgı . dağ an ı lmak.* Bozmak işyaptılmak. hezimete uğ ramak. p . bozkıtavuğ r u * Bağ ı rtlak. güç vb. ı nda en bozgun * Bir toplulukta karş klı ı güvenin bozulması beliren karıklı lı ile ş k. * Bozgun olanı durumu. yı n. * Bu durumda bulunan. step. bozkı ma rlaş * Bozkı mak iş rlaş i veya durumu. n bozkı r * Kurakçı l otsu bitkilerden oluş sı ve ı an. konusu acı türküler. bozgunculuk * Bozguncuya yakır davranı ş ı ş . bozmacı * Eski ş eyleri alıbozarak parça parça satan kimse. düzen bağ yitirerek asker onurunun gerektirdiğbütün bağ bozması ı nı i ları . ğ lı bozma * Bozmak iş i. * Biçimi ve kullanı ı iş lı değtirilmiş ş . bozkurt * Birçok Türk destanı yer alan kutsal hayvan. klı * Bozlamak eylemi. bozguncu * Bozgunluk yaratan (kimse. * Çı k koparmak.). bozlama bozlamak * (deve) Bağ ı rmak. lan. * Morali bozulmuş . bozkı mak rlaş * Bozkı r durumuna gelmek.

karık. bağ lamadan biraz büyük ve meydan sazı küçük dokuz telli bir saz. * Bir paranı ufak birimlere ayrı ş n lmıdurumu. ufaklı bozuk. huzursuz. * Bir kimseyi beklemediğbir davranıkarş nda bı i ş ı sı rakarak veya sözünü yalana çı kararak küçük düş ürmek. nı eye kün * Biçimini ve kullanıı değtirmek. * Bozulmuş olan. yenilemeyecek duruma gelmek. nı * Bağ veya bostanıson ürününü toplamak. * Bozulmak iş i. k. bozukça bozukluk * Biraz. * Kı n. yi erli ini * Bir ş kı eye zmak. * İ ve değ niteliğ yitirmek. * Madenî. . bozdurmak. * Büyük parayı birimlere ayı ufak rmak. * Bozguna uğ ratmak. dağ ı tmak. mağ etmek. eyin ş tı * Dokunmak. zlına ı * Aklı yitirecek derecede bir ş düş olmak. lûp * Altı paraya çevirmek. ine * (yiyecek için) Kokmak. yenmek. düzeni bozuk olan. * Sağğ yitirip zayı lını ı flamak. lını iş ş * Bı rakmak. gergin. * Dağ ı lmak. * Bir yerin. * (bir organ) Görevini yapamaz duruma gelmiş . k. bozrak bozuk * Rengi boza çalan. ekş imek. bozördek * Tatlı sularda bulunan bir tür ördek. * Kötü duruma getirmek. zarar vermek. n * Kı ğ zarar vermek. ş ı * Türk halk müziğ inde. lmıolmak. bozuk düzen * Düzensiz. bozguna uğ ramak. bozuk bozulma bozulmak * Bozmak iş konu olmak. küçük değ para. içerlemek. * Geçersiz bir duruma getirmek. ufaklı bozuk para. * Bozuk olma durumu. bozuk gibi. ndan bozuk çalmak * canıkı ş sılmı yüzü ası ş . sıntı zgı kı lı . erli * Kötümser. bir ş düzenini karı rmak.bozmak * Bir ş kendisinden beklenilen iş eyi i yapamayacak duruma getirmek. bozuk para gibi harcamak * değ düş erini ürecek biçimde bir kimseden yararlanmaya kalkı ş mak. bozuk para * Ufak birimlere ayrı ş lmıpara. bozuk.

bir eyin * Kendinde bulunması gereken nitelikleri taş ı mayan kimse veya ş ey. un * Bozulmuş ş kalan bölümleri. bozuntuya uğ ramak * ş kı ğ kapı aş nlı a lmak. bozuş mak * Araları lmak. i. utanacak duruma düş mek. idrar salan. bozumca bozuntu * Kurş renginde iri bir kertenkele. bozuş ukluk * Bozuk durumda. böbrek üstü bezi * Böbreklerin üstünde bulunan. böbrek taş ı * Böbreklerde oluş taş an . inde sı böbrek yağ ı * Kasaplıhayvanları böbreklerinin çevresinde oluş yağ k n an . lik. yenilmiş k. karşklı ı bozulma içinde. olan. omurganısağ sol yanı bulunan çift organlardan her n ve nda . ı u n sa. * Ş kı ğ düş aş nlı a me. başküçük.bozuluş * Bozulmak işveya biçimi. böbür * Kandaki zararlı maddeleri süzen. kuyruğ kalıve kı zehirsiz ve zararsıbir yı (Eryx). bozum etmek * utandı rmak. i bozum * Bozulmak iş utangaçlı mahçupluk. mahcup etmek. lı bozyürük * Üstü hafif benekli. k. a gibi bozuş ma * Bozuş iş mak i. bozum olmak * utanmak. bozuntuya vermemek * bir kimsenin hoş gitmeyen bir durumunda fark etmemiş davranmak. hormon niteliğ salgı olan bez (II). böbreksi * Böbrek biçiminde olan. döküntü. bozum havası * Utangaçlı mahcupluk. açı bozuş uk * Araları lmı bozulmuş açı ş . mahcup olmak. z lan böbrek biri.

böcek çı karmak * ipek böceğyetiş i tirmek. böceklenme * Böceklenmek iş i. entomoloji.* Memelilerden. çoğ ve baş üs. böbürlenmek * Övünerek kabarmak. sindirmeye elveriş olan bitkilerin ortak li adı . böcek bilimci * Böcek bilimi uzmanı . derisi benekli. . böcekle beslenen (hayvan veya bitki). altı ları bacaklı u kanatlı vücutları . böbürlenme * Böbürlenmek iş i. kurt ve tılıdında kalan küçük hayvancı verilen ad. ta böcekçil * Böcek yiyen. kurulmak. kı kı . * Böbürlenme. böceklenmek *İ çinde veya üstünde böcek üremek. entomolojist. böcekbaş ı * Osmanlımparatorluğ İ unda zabı görevlisi. nı. böcek kabuğ u * Mor ile yeş arası ve metal parlaklında olan renk. böcek yiyen. rtı ş n ı klara *İ stakoza benzer. uzunluğ 30-40 cm kadar olan. * Böcü. yenilen bir deniz hayvanı sa skaçlı . haş * Kelebek. kibir. * Böbürlenme. böcekçiller * Omurgalı hayvanlardan memeliler sıfı giren. karada yaş hayvanlar takı . sarı u renkli. göğ karıolarak eklemlerden oluş . il nda ğ ı * Bu renkte olan. n muş hayvan sıfı ere. yı cı rtı hayvan (Hyrax syriensis). böcekkapan * Örnek bitkisi drosera olan ve bazı organları böcek yakalamaya. yaş ş ve ı k cı . böcek gibi * ufak tefek ve esmer (çocuk). böbürlenmek * çok böbürlenmek. böbürtü böce böcek * Eklem bacaklı n. nına ayan mı böcekhane * Böceklik. sı ülkelerde yaş cak ayan. böcek bilimi * Böceklerin yapını ayını hastalıyapı niteliklerini inceleyen bilim dalı sı.

böğ ürtlen * Gülgillerden. ayakları ağ ikiş yla ı z parçaları çift olan eklem bacaklı sıfı üçer lar nı. böğ * Eklem bacaklı lardan. birer. böğ * Yan taraf. * İ böceğyetiş pek i tirilen yer. böğ böğ üre üre * Bağ ı rarak. p lan böceksiz *İ çinde böcek bulunmayan. böceklenmiş .böcekler * Vücutları . böcelenme * Böcelenmek iş i veya durumu. bahçe çitlerinde. yol kenarları kendiliğ nda inden yetiş dikenli ve çok yık bir çalı en llı . deve) Bağ ı rmak. zehirli bir örümcek türü. diken dutu (Rubus caesus). boş ür. gibi hayalî bir varlı verilen ad. böcekli böceklik *İ çinde veya üstünde böcek bulunan. manda. * Böcek. böğ ürme * Böğ ürmek iş i. ğ a böcül böcül * Gözlerini iki yana oynatarak (bakmak). kanatları er. böğ ür * İ ve hayvan vücudunun kaburga ile kalça arası nsan ndaki bölümü. l) böcü * Kurt. böcekhane. * Bu bitkinin önce kı zı olgunlaş kararan mayhoş rmı iken ı nca yemiş i. böcelenmek * (tahı Böceklenmek. hortlak vb. ların u böğ ürtme * Böğ ürtmek iş i. böğ ürtlenlik * Böğ ürtlen çalı nı çok olduğ yer. böğ ürtü . böceksavar * Evdeki zararlı böcekleri savıöldürmekte kullanı ve ilâç püskürten sprey. böğ ürmek * (öküz. * Çocukları korkutmak için söylenen ve hayalet. * (insan) Anlaş ı bir biçimde yüksek sesle bağ lmaz ı rmak. göğ ve karıolarak üç bölgeye ayrı duyargaları baş üs n lan. böğ ürtmek * Böğ ürtmek iş yaptı ini rmak. soluk sarı renkli.

* Büyük bir yeri. taksim etmek. n aç lan bölme iş areti * Bölme iş leminin yapı ı ifade eden bölü "/" iş lacağ nı areti. * Bölmek iş ayı parçalama. * Böke olma durumu. in na * Bir niceliğiki veya daha çok eş parçaya ayı i it rmak. mı ka. * Gemilerin içinde. ara kapı kapanı arı n veya hasarı nı n lar nca zanı n yayı nı lması önlemek için kullanı birbirlerinden ayrı ş lan lmıyerler. bölge * Sırları veya ekonomik birliğ toprak. * Ulusal veya uluslar arası yarı bir ş mada ilk dereceyi alan. nı belli bölgeci * Belli bir bölgenin çı karları çalı (kimse). ine ayan insanlarıaynı n soydan gelmiş olmaları göre belirlenen toprak parçası ntı na . birinci olan (kimse). i rı bölen * Bir bölme iş leminde bölünen sayın kaç eş parçaya ayrı ğ gösteren sayı nı it ldını ı . yangı gibi durumlarda. "a bölü b" diye okunur. için ş an bölgecilik * Belli bir bölgenin çı karları çalı durumu. alanı küçük oda veya kımlara ayı ince duvar veya tahta perde. bölmeç bölmek * Ambalâj içinde bulunan malları birbirinden ayı rmaya yarayan koruyucu parça. "a/b" anlatı . böke * Kahraman. su baskı. oda veya sofa gibi büyük bir yerden ayrı ş lmıdaha küçük yer. rma.* Böğ ürme sesi. taksim. * Vücut yüzeyinde sırları herhangi bir bölüm. alt tür kavramları ayı iş nı na rmak i. ş ampiyon. ş ampiyona. böldürmek * Bölmek işyaptılmak. * Bölme iş lemini gösteren iş aretin "/" okunuş taksim. i. iklim ve bitki özelliklerinin benzerliğ veya üzerinde yaş nı idarî e. ş ampiyonluk. böğ ürüş * Böğ ürmek iş i veya biçimi. parçalamak. u. * Birliğ bozulması yol açmak. güçlü kimse. * Bir bütünü iki veya daha çok parçaya ayı rmak. * Bölme ile ayrı ş lmıolan. * Salon. * Kalı ağ gövdesinden odun veya tekne yapmak için ayrı tomruk. taksim. nahiye. mı bölmeli bölü . bökelik böldürme * Böldürmek iş i. * Cins kavramları tür. sı ran * Bölmek iş lemi. için ş ma bölgesel bölme * Bölge ile ilgili veya bir bölgeye özgü olan.

bölümleniş * Bölümlenmek işveya biçimi. bölünebilme . lmı sı sı . nı rma. bölme amacı olan. kı smî. ları n an bölümleme * Bölümlemek iş sıflama. kım. kım. n sı * Bir kuruluş yönetim birimlerinden her biri. tasnif etmek. i. parça parça. ş bölükbaş ı * Yeniçeri ordusunda üst rütbeli bir görevli. bölücü * Bölme iş yapan. departman. it kümelere ayı rmak. ine nı bölümsel * Bölünme ile ilgili. i bölümlenmek * Bölümlemek iş konu olmak. mı bölük bölük * Parçalara ayrı şkım kım. münafı k. i nda . bozmayı amaç edinen kimse. sı * Saç örgüsü. sıflandı nı rmak. tasnif. seksiyon. * Bir siyasî partinin birliğ parçalamayı ini . bölen. un * Bir okul veya üniversitenin herhangi bir bilim ve uzmanlıdalı eğ sağ k nda itim layan birimlerinden her biri. bölüm * Bir bütünü oluş turan parçalarıher biri. nı bölümlendirme * Bölümlendirmek iş sıflandı i. * Bölme iş sonunda elde edilen sayı lemi . * Canlı n bölümlenmesinde filumlarıbir araya gelmesiyle oluş birlik. fesatçı u. ini * Bir topluluğ birliğparçalama. nı bölümlemek * Birçok ş arası birbirine eş veya benzer olanları ey nda. ı bölük * Bir bütünden ayrı ş lmıolan parça. * Takı mlardan oluş üçü veya dördü bir tabur oluş an. bölümlendirmek * Bir ş bölümlere ayı eyi rmak. . sağ sola doğ üçer üçer ayrı basamakları her bir üçlü na lan nı dan ru lan ndan takı . departman. sıflamak. lan * On kuralı göre yazı bir tam sayın. bölük pörçük * Bütünlüğ sağ ü lanamamıdurumda. bölücülük * Bölücünün yaptı işara bozuculuk. sıflanmak.* Bir bayağkesrin gösteriliş pay ile payda arası konulan yatay çizginin okunuş "a/b" kesri "a bölü ı inde na u. ğ . b" diye okunur. * Çağdevir. i bölümlenme * Bölümlenmek işveya durumu. * Hizip. turan ve öbür birliklerin temeli sayı birlik.

bölünmezlik * Bölünmez olma durumu. i bölüş bölüş me * Bölmek işveya biçimi. i * Bölüş iş mek i. * Bölünmek iş i. taksimat. parçalara ayrı lmak. * Hücrelerin. * Budala. bölünmek * Bir bütün. * Fraksiyon. bölüş üm bölüt * Eklem bacaklı n vücudunu oluş ları turan yan yana dizili parçalarıher biri. taksim etmek. ma. bölüntü * Bölünmüş parça. n * Zigotun bölünmesinden sonra embriyonda ortaya çı ve az çok birbirine benzeyen parçalarıher biri. halka. üleş mek.* Kalansıbölünür olma durumu. nı bölüş türme * Bölüş türmek iş i. eş lması gereken miktar veya sayı . n oluş bölütlü bön * Bölütlere. belirli bölümlere. halkalara ayrı ş lmıolan. ayrı lamaz. bölüş türmek * Bölüş iş yaptı mek ini rmak. * Yarı toplu olarak koş ş ta arken birbirinden ayrı lma. kan n bölütlenme * Döllenmiş yumurtanı blâstulayı turuncaya dek art arda bölünmesi. payı almak. bölüngü bölünme * Fraksiyon. bölüş mek * İ veya daha çok kimse araları herhangi bir ş paylaş ki nda eyi mak. bölünmez * Parçalanamaz. saf. belli bir büyüklüğ varı eş bölümlere ayrı çoğ e nca it lı alması p . bölüntüler * Bir bütünün ayrı ş lmıolduğ bölümler. . z bölünen * Bölme iş lemine uğ lan sayı it bölümlere ayrı ratı . u bölünüş * Bölünmek işveya biçimi. * Bölüş paylaş me.

lan lı börkenek * Geviş getiren hayvanları midelerinin ikinci bölümü. bönleş me * Bönleş iş mek i. aptallaş mak. saflı k. * Börtülmek iş i. i rı börtü böcek * Çeş böcekler. ş kış kıbakmak.bön bön * Budala ve safca bakarak. aş n aş n bönce * Budala. yma. börttürmek * Börtmek işyaptılmak. börttürme * Börttürme iş i. * Açı ş lmıhamurun veya yufkanıarası peynir. saf (bir biçimde). k. luk. börekçilik * Börek yapma veya satma iş i. itli börtük börtülme * Haş lanarak veya ateş biraz kı larak piş olan (ş te zartı miş ey). börtmek * Az piş irmek. haş lamak. börek açmak * börek yapmak için hamurdan ince yufkalar hazı rlamak. börek için ayrı ş li lmıolan. bönlük börek * Bön olma durumu. * Genellikle hayvan postundan yapı başk. spanak gibi ş konularak piş eyler irilen çeş itli biçimlerde hamur iş i. böreklik börk * Börek yapmaya elveriş olan. börekçi * Börek yapan veya satan kimse. bönleş mek * Bön duruma gelmek. börtme * Börtmek iş i. n * Yağ murdan veya soğ uktan korunmak için giyilen ucu sivri boş külâh. bön bön bakmak * anlamayarak. budalalı aptallı sersemlik. k. . kı ı n na. safça.

böylesi böylesine * Aş bir biçimde. lan il * Bösmek iş i. tüylü. * Sonunda. böyle baş böyle tı a. * Bu yolda. böylecene * Böylece. bu biçimde.börtülmek * Börtmek iş konu olmak. paçalı tavuk ı . bu biçimde. buna benzer. sonunda. infilâk etmek. böylelikle. böylelikle. * Bu derece. böylemesine * Bu biçimde. ine börülce * Fasulyeye benzer bir bitki ve bunun göbeğkoyu benekli tohumu (Vigna sinensis). raş * kiş yaraş iş ilere an lemler uygulanı r. bir rkı * Hint kastları ilk kast. bösme bösmek böyle * Bunun gibi. i * Bu bitkinin sebze olarak yararlanı yeş ürünü. böyle gelmiş böyle gider * her zaman böyle olmuş . bu yolda. ı rı Br brahma Brahman * Brom elementinin kı saltması . Brahmanizm * Brahmanlı k. * Bunun gibisi. bu biçimde olanı . . *İ çinde "ne". böylece * Tam böyle. * Bir madde birdenbire gaz durumuna gelerek patlamak. nda * Bu kasttan olan kimse. * İ yapı bacakları ri lı . gene de böyle olacak. "nası gibi sorular bulunan cümlelerin sonuna geldiğ l" inde. böylelikle * Bu yolda yürüyerek. o cümlede anlatı ş hoş lan eyin karş ı lanmadını ona ş ı ğ anlatı ğ veya ı aş ı ldını r. böyle böyle * Böylelikle.

kı kafalı nı sa sa . ten kan n rtı brakisefal * Kafatasın ön alt eksenine göre kı olan (kimse). brezil brı çka briç * Önde çok yüksek bir oturma yeri. kın zak ı lan . * Ş kı k. briket * Linyit ve kömür tozundan bası elde edilen yakı nçla t. seren yelkenli. * Tekrarlanan iki emir kipi arası getirilerek iş sürekliliğ anlatı na in ini r.Brahmanlı k * Kalım yoluyla geçen bir kast bölünmesine dayalı tı toplumsal bir kuruluş içeren Hint dini. kavkı kabuklu. astarlanmıbezden yapı halatlarla bir yere ğ ı ş lan. kol. * İ direkli. u braket * Dikiş çı kitapları sı na makine ile bez geçirme. * Doğ çimento ile lâvlı al . branş bravo bre * "Ey. karı * Üstü kapalı ş kı olarak kullanı tek atlı . * Briket yapan veya satan kimse. branda * Gemilerde tayfa ve erlerin yattı dikdörtgen biçiminde. * Baklagillerden bazı açlarıkı zı ağ n rmı boya çı lan odunu. yaş a!. * Linyit. arkada da boylaması yerleş na tirilmiş oturacak yerleri bulunan dört tekerlekli. kemikli kıntı n kaynaş yla oluş kütle. birkaç top taş gemi. hafif * Dört kişarası oynanan bir iskambil oyunu. yaylı araba. briketçi . i nda brifing brik brik * Bir konuda özet olarak verilen bilgi veya açı klama. coş anlatı aş nlı ku r. rı ları ması muş * Bir tür yapay mermer. Brahmanizm. Brehmen breş * Bkz. tutturulan asıyatak. yaylı arabası at . * "Be" yerine kullanı lı r. * Aferin. kömür tozu ve katran tortusundan bası elde edilen. tuğ biçimli yapı nçla la malzemesi. Brahman. * "Vay" gibi ş ma anlatı aş r. ki ı yan * (bilim için) Dal. hey" anlamı kullanı nda lı r. lı branda bezi * Keten ve pamuk ipliğ inden sıve sağ dokunmuş k lam bez. lı .

bromhidrik asit * Bromun hidrojenle birleş mesinden oluş HBr aside verilen ad. bronş çuk * Bronş n uç dalları her biri. rmak lan briyantinli * Briyantinle süslenmiş . briketleme * Briketlemek iş i. bronz * Tunç. ı ı rlı nda göllerde çok miktarda bulunan. briyantin sürünmüş . brizbiz brokar * Sı veya gümüş lemeli bir tür ipekli kumaş rma iş . briketlemek * Briket hâline getirmek.909 olan. brokkoli brom * Küçük. sı bronş * Soluk borusunun akciğ erlere giden iki kolundan her biri ve bunlarıdalları n .97 olan kı zı u rmı renkli. deniz suları az. içeriden tutturulan ince perde. briyantin * Saçı parlatmak ve yatı için kullanı güzel kokulu bir madde. broş . yoğ unluğ 2. * Pencerelerin çerçevesine.briketçilik * Briketçinin iş i veya mesleğ i. an bromür * Bromhidrik asidin tuzu veya eteri. yeşyumrular hâlinde olan. bronzlaş mak * Bronz rengini almak. bazı 35. tunç renginde olan. * Atom numarası atom ağ ğ79. zehirli sı bir element. bronz gibi * tunca benzeyen. bronzlaş ma * Bronzlaş iş mak i. bromhidrik * Bromun hidrojenle birleş mesinden oluş an. bromürlü * Yapında bromür bulunan. Kı vı saltması Br. haş il lanarak yemeğhazı i rlanan bir tür sebze. pis kokulu. ları ndan bronş it * Bronş bronş ve çukları iltihaplanması n .

bu günlerde * içinde bulunduğ umuz zamanda. Brüksel lâhanası . nda. Çokluk biçimi bunlar). ş . brülör brüt * Sı yakıkolayca yanabilecek taneciklere ayı püskürten araç. bundan. . ş ahadetname. çeş idinden. bu gidiş le * bu biçimde. bu abdestle daha çok namaz kı r lı nı * bir tutum veya davranın etkisinin sürekli olacağ anlatı ş ı ı nı r. bu kabil * bu gibi. broş ür * Sayfa sayı az. bu gözle * bu anlayı ş la. buna. bunda. zamanda veya söz zincirinde en yakıolanı n gösterir. Frenk lâhanası (Brassica oleracea gemmifera). * En yakı bulunan bir varlı veya biraz önce anı bir ş iş yolu ile belirtmek için kullanı (Çekim nda ğ ı lan eyi aret lı r sı nda bunu. * Kabı darası karı ile çı lmadan tartı (ağ k). yakmaç. risale. vı tı rarak * Kesintisi yapı lmamı kesintisiz (para). biçimlerine girer.* Kadı n takı kları iğ nları ndı süs nesi. lan ı rlı bu * Yerde. bu arada * Bu süre içinde. küçük kitap. Bruxelles lâhanası * Bkz. rası bu (veya ş kadar u) * bir sayı sonra gelerek o sayı artımiktarı dan dan k bildirir. Brüksel lâhanası * Ceviz büyüklüğ ünde bir lâhana türü.65 mm lik otomatik tabanca. bu kabilden * gibi. * Diploma. bu türlü. bu birkaç gün içinde. bu kadar * bu denli. bu cümleden * bunlar arası bunlar gibi. sı brovning bröve * 7. bu haysiyetle * bu bakı mdan. beraber. * Birlikte. bu tarzda.

buçuk buçuklu budak * (sayı üleş ve tirme sı ndan sonra gelir. budak özü * Taze sürgün. nahiye. her yanda. buat * Elektrik akı devrelerinde birleş mı tirme yapmak veya akı bir veya daha fazla kollara ayı için mı rmak kullanı araç. bu türlü * böyle. bir müdürle yönetilen bölümlerinden her biri. bu sefer * Bu defa. bu sı a kar mı cağ dayanı r? * aş harcamalarla eldeki imkânları tükeneceğ anlatı ı rı n ini r. bu yüzden * bundan dolayı . * Kesirli. lan bubi bucak * Küçük bir dokunma ile patlayan. e. bucak bucak kaçmak * bir olay. çeliş ş ları iyor. bu meyanda * Bu arada. . bunun için. bucak bucak aramak * her yerde aramak. köş yer. bu ne perhiz bu ne lâhana turş usu! * sözleri ve davranı birbirini tutmuyor. *İ lçelerin. bu biçimde. * Ağ n dal olacak sürgünü. bu arada. * Dalı gövde içindeki baş ç yeri olan ve tahtalarda görülen yuvarlak koyuca renkte sert bölüm. bu kez. kamufle edilmiş bombadan oluş bubi tuzağteriminde geçer. bucak bucak * Her yerde. an ı * Kenar. bu meyanda * Bkz.. her tarafta.. n langı budak deliğ i * Tahtalardaki budak yerinin çı lması sonra açı boş karı ndan lan luk. ve yarı m. bir durum veya bir kimseyle karş mamaya çalı ı laş ş mak.bu kadar kusur kadı zı da bulunur kında * üzerinde durulmaya değ meyecek kadar küçük bir kusurdur. kutu. tek baş kullanı fatları ı na lmaz) . acı * Dal.

* Budalaca yapı iş lan . azaltmak. budalalıetmek k * akı zca davranmak. budala budala * budala gibi. budala gibi davranmak. * Yeni filiz sürmesi için bir bitkinin dalları kesmek. te) nı u * Bir ş eksiltmek. ş ı budalacası na budalalaş ma * Budalalaş iş mak i. yla aç. budalalı k * Budala olma durumu. eyi budanı ş * Budanmak iş i veya biçimi. lsı budama budamak * Daha çok ürün almak veya düzgün bir biçim vermek amacı ağ asma gibi bitkilerin dalları kesmek. nı dalları kı nı saltmak. budalaca. ine budatma * Budatmak iş i. budanmak * Budamak iş konu olmak. * Budamak iş i. dallanmak. Buddhist * Buddhizm dininden olan kimse. budaklı * Budağolan. ı budala * Zekâca geri. * Zekâca geri olan kimse. budanma * Budanmak iş i. * Bir ş aş ölçüde düş eye ı rı kün. budalaca * Budalaya yakır (biçimde). budatmak * Budamak iş yaptı ini rmak. budalalaş mak * Budala duruma gelmek.budaklanma * Budaklanmak iş i. nı * (güreş Rakibinin ayakları bir ayak oyunu veya vuruş ile yerden kesmek. . budaklanmak * Budak sürmek.

nda. etnolog. Buddha'nı ileri sürdüğ mistik dünya görüş ve din. ini. derhal. * bugün yaş ayanlardan gelecek kuş aklara.Buddhizm * Tabiatüstü kiş miş tanrı üncesi yerine. kavmiyat. *İ çinde bulunduğ umuz günde. ı raptan kurtulmak için var olmaktan vazgeçmek gerektiğ ileri süren. budun betimi * Etnografya. ş imdiki ş artlarda. n n ü ü Budist * Bkz. bugünkü tavuk yarı kazdan iyidir nki . budun betimci * Etnograf. Buddhist. budun bilimi * Etnoloji. stı n duğ stı ini Hindistan ve Çin'de yaygı olan. *İ çinde bulunduğ umuz çağzaman. boy ve soy bakı ndan da birbirine bağ insan topluluğ nda ğ ı mı lı u. budun kavim. bugün bana ise yarı sana n * bugün birinin baş gelen kötü bir durumun. budunsal bugün * Kavmî. etnik. bugünkü günde *ş imdi. bugüne bugün * "unutma ki". bugünkü * Bugüne özgü. *İ çinde bulunduğ umuz gün. daha sonra baş nıda baş gelebileceğ hatı ı na kasın ı na ini rlatmak için söylenir. bugün olan. salt varlı koyarak onun insanda arzu biçiminde ileş bir düş ğ ı belirdiğ bundan da ı rabı doğ unu. ı rkiyat. * bugüne değ in. bugün yarı n * çok yakı nerede ise. budun bilimsel * Etnolojik. * Araları töre. içinde bulunduğ umuz zamanda. * Ulus. millet. bugünden yarı na * az zaman sonra. dil ve kültür ortaklı bulunan. "ş iyi bil ki" anlamı kullanı unu nda lı r. bugünden tezi yok * hemen ş imdi. bugün yapı lan. budun bilimci * Budun bilimi uzmanı . .

pancar tarlaları yaş göçücü bir kuş k nda ayan (Luscinia svecica cyanecula). ndan lmayacak derecede kaynaş ş mıolan tohum izlenimi veren bir kuru meyve. buğ daygiller * Bir çeneklilerden. buğ daysı tohum * Bkz. * Bu bitkinin baş aktan ayrı ş lmıtanesi. vücudu yeş başsiyah. çiçekleri baş durumunda büyük bir bitki familyası ak . . iki hörgüçlü deve. bugünlük * Bugün için. buğ daysı meyve.* sağ lanmıbir kazancıumulan daha büyük bir kazanca feda edilmemesini öğ ş n ütler. bugünlük yarı k nlı * çok yakı olması nda beklenen ş için söylenir. ekinlere zararlı böcek. buğ daysı tane * Bkz. kamı bambu olan. buğ daycı l * Bataklıyerlerde. patates. buğ daysı meyve. buğ benizli day * Açıesmer. buğ daysı meyve * Çok ince olan kabuğ zarı ayrı u. il. ş . ekin biti (Sitophilus granarius). buğ daysı * Buğ andı dayı ran. buğ unu day * Yabancı maddelerinden temizlenmiş tavlanmıbuğ ve ş dayları tekniğ uygun olarak öğ n ine ütülmesiyle elde edilen bir ürün. mır. buğ rengi day * (ten için) Açıesmer. çavdar. sı k r otları . day akları an * Bu mantarı yol açtı hastalı n ğ ı k. k buğ biti day * Yarı kanatlı m lardan. la buğ pası day * Pas mantarı gillerden asalak bir mantar (Puccinia graminisi). k buğ sürmesi day * Buğ baş ndan oluş ilkel mantar (Tilletia tritici). pirinç. ı bir buğ güvesi day * Tahı zarar veren küçük bir kelebek (Tinea granella). örneğbuğ yulaf. eyler buğ day * Buğ daygillerin örnek bitkisi (Triticum). buğ baş verince orak pahaya çı day ak kar * ihtiyaç duyulan ş değ kazanı ey er r. * Bu mantarı buğ ve benzeri bitkilerin yaprakları oluş n day nda turduğ hastalı u k. ayrıve çayı i day. buğ ra * Erkek deve. arpa.

tephirhane. kekik ve baharat kullanı hiç su konmadan hazı larak rlanan bir et yemeğ i. buğ ulandı rma * Buğ ulandı rmak iş i. buğ tutmak.buğ u * Isı etkisiyle gaz durumuna geçen sı. buğ ulandı rmak * Buğ ulanması yol açmak. caklı ı ş buhar * Isı etkisiyle sılarıve bazı ları dönüş vı n katı n tükleri gaz durumu. dalgı bakı olan (göz). u mak. u buğ ma ulaş * Buğ mak iş buharlaş ulaş i. buğ ulanma * Buğ ulanmak iş i. buğ buğ ul ul * Buğ çı u kararak. ma. k sı lan yanı cak u i buğ evi u buğ kebabı u * Et. uya * Bazı yemekleri buğ ile piş u irmek. lı buğ ur * Buğ ra. sarı k anı msak. dolu dolu. vı * Soğ bir cisim üzerinde ince bir tabaka durumunda yoğ mısı. domates. na buğ ş ulanı * Buğ ulanmak iş i veya biçimi. arpacısoğ . buharlaş u mak. buğ u ulanmı ş . uda miş buğ ulamak * Buğ udan geçirmek. uk unlaş ş vı * Hastalıdolayıyla mikroplu sayı eş n sı buğ ile temizlendiğyer. buğ mak ulaş * Buğ durumuna gelmek. u lan buğ ulu * Üzerinde buğ bulunan. * Buğ piş (yemek). . buğ ulama * Buğ ulamak iş i. buğ üstünde usu * sı sı sı ğazalmamıdurumda. cak cak. n ş lı buğ buğ ulu ulu * Nemli. buğ ulanmak * Üzerinde buğ oluş buğ ile kaplanmak. * Süzgün. buğ tıcı ulaşrı * Suyu buğ durumuna getirmek için kullanı (araç). yaş.

ş an buharlı ütü * Çı ğbuharla kuru çamaş ütülemeye hazıduruma getiren ütü. buharlı gemi * Buhar gücüyle çalı gemi. mak i. * Bir sıyı damlacı durumunda damı vı ince klar tmak. vın lma buharlaş mak * Buhar durumuna dönüş mek. kriz. ş an buharlı tma ı sı * Buharıtaş ğıdan yararlanarak yapı ıtma. * Buhar gücü ile çalı ş an. kalorifer dairelerinde buhar akını ı sı ş kesmeye ve dengelemeye yarayan alet. buhar olmak * yok olmak. ulaş buharlaş noktası ma * Bir sınıkaynatı sonucunda buhar durumuna geçme derecesi. lan buhar kurutucusu * Buhar içerisindeki su damlacı nı ran ve kuru buhar elde edilmesini sağ kları ayı layan araç. kaybolmak. tebahhur etmek. nlaş buharlaşrı tıcı * Buharlaş iş ma lemini gerçekleş alet. ş an buharlı tren * Buhar gücüyle çalı tren. buharlayı cı * Buhar hâline getiren (makine vb. m. tiren buharlaşrma tı * Buharlaşrmak iş tı i. kardı ı ı rları r buhran * Bunalı bunluk. buharlı * Buharı olan.buhar kazanı * Buhar elde etmekte kullanı kazan. ı buharlaş ma * Buharlaş iş buğ ma.). buhran geçirmek * bunalı geçirmek. buhar makinesi * Buhar bası yla iş ncı leyen makine. m . hayaller içinde kalmak. tebahhur. buharlaşrmak tı * Bir sıyı vı kaynatarak buhar durumuna getirmek. n ı ı dı sı lan sı buharlı makine * Buharla çalı makine. buhar valfı * Buharlı nma sisteminde. ulaş * Dalgı mak. buğ mak.

ı nda ı * Bilekleri beyaz olan (hayvan). buhurdanlı k * Buhur yapmak için kullanı araç. için n ı na lan bukağvurmak ı * bukağtakmak. görüş değ tiren kimse. bilek. * Çı na göre davranını karı ş . * Kaçmaması hayvanları ayağ takı zincir. ı . bukanak buke * Ayak. maddeler. ünce iş bukalemungiller * Sürüngenler sıfın renklerini bulundukları nını yerin rengine uyduran. bukalemun türlerini içine alan bir familyası . mlı buhur * Dinî törenlerde yakı kokulu ağ vb. hareketleri yavaş . buji * Patlamalı motorlarda gazı tutuş turmaya yarayan elektrikli araç. lan aç buhurdan * Buhurluk. bukağ ı * Ağ cezalı n ayakları takı ucuna pranga bağ ı r ları na lı p lanan demir halka. demir köstek. 20-30 cm boyunda. tütsü. n ı na ı lacak bukalemun * Bukalemungillerden. lan lan buhurumeryem * Tavş ankulağ siklâmen. ı ünü iş bukalemun gibi renkten renge girmek * sürekli düş değtirmek. a ı bukağ ı lı * Ayağ bukağbulunan. kaya keleri (Chamaeleo iş chamaeleon). renk değtirmesiyle ünlü sürüngen türü. ı bukağ ı lama * Bukağ ı lamak iş i. buhranlı * Bunalı . .buhrana tutulmak * buhran geçirmek. bukağ ı lamak * (hayvan için) Ayağ bukağtakmak. * Güzel koku. bukağ k ı lı * Hayvanlarıayağ bukağtakı yer. lan buhurluk *İ çinde tütsü için kullanı maddeler yakı kap. rayiha.

bulanması sağ na nı lamak. lan itli * Karık. * Genellikle üzüm ş nıkaynatı ile yapı koyu pekmez. cık hamur. bulandılmak rı * Bulandı iş lmak. n ğ ı rpı sı * Yalnıiki geniş z yüzü testere ile düzeltilmiş tahta. bula bula bunu (onu. bukran bul bula bulamaç bulamak * Bir nesnenin her yanı bir ş değ nı eye direrek üstünü onunla kaplamak. * Bu iplikten dokunmuş (giyecek). * Bükülmüş iplik. rmak i yapı bulandı rmak * Bulanması yol açmak. * Kirletmek. oradan buradan toplanmı ş ı ş .buket bukle * Çiçek demeti. * Yenge. bulada bulak bulama * Büyük piliç. * Küçük lüle durumunda. bir nesneyi baş bir maddeye ka batı rmak. * Bulamak iş i. amca veya dayı sı karı. bukleli (saç). kı mlı vrı saç. vı * Bu koyulukta yapı çeş hamur yemekleri. * Tiksindirici. vrı olan buklesiz buklet * Kı mları vrı olmayan (saç). * Kaynak. nefret uyandı ran. pı nar. * var olanları en değ n ersizini seçmek. * kötü bir raslantı anlatmak için kullanı yı lı r. bulandıcı rı * Bulantı veren. * Saraçlarıkullandı yün kı ntı. . bukle bukle * Kı m kı m. ı n rası lması lan * Sulu. vrı vrı bukleli * Kı mları (saç). bir ş bir kimseyi) bulmak eyi.

bulaş sri. kapalı . klaş i bulanı mak klaş * Bulanıolmak. her yanı ş kaplanmak. çok duru olmayan. bulaş hastalı ı cı k * Mikrop yolu ile yayı hastalı lan k. midesini) bulandı rmak. ş ) z. anlamsı fersiz. bulaş ı k * Yiyecek veya içecekte kullanı yı lan kanmamımutfak eş veya kap kacak. bulanı kça * Biraz bulanıolan. bulantı vermek * (içini. mide içi) Bulantıolmak. bulanmak * Bulamak iş konu olmak. k bulanı k klı * Bulanıolma durumu. k bulanı ş bulanma * Bulanmak işveya biçimi. unu * Parlaklını açı ğ yitirmek. sı * Karı ş mak. kası an. duru olmayan. bulaş ı cı * Birinden baş na geçen. k * (bakı için. * Açıseçik görünmeyen. net olmayan. ler ma ş kanlı ı bulaş bezi ı k * Bulaş ı yı kları kamak için kullanı bez. ş * Bulutlu. ine bir eyle * Duruluğ yitirmek. * Niteliğtam anlaş i ı lmayan. sataş alı ğolan kimse. ntı bulaş adam ı k * Yolsuz. ki eyi ş tı bulanı k * Bulanmıolan. kalı . z. uygunsuz iş yapan. ş kan. bulantı * Midede duyulan ve insana kusacak gibi bir duygu veren durum. * İ etki. i * Bulanmak iş i. ğ ve klını ı ı * (iç. k bulanı ma klaş * Bulanı mak işveya durumu. * Yapı sulu. ş yası * Bulaş ş mıolan. Donuk. k bulanı tı klaşrmak * Bulanıduruma getirmek.* İ veya daha çok ş birbirlerinden fark edilmeyecek biçimde karı rmak. lan bulaş deniz ı k .

uygunsuz. ma. kirli iş . k lan bulaş suyu gibi ı k * (sulu yiyecek ve içecekler için) kötü hazı rlanmı tadı olmayan. tuzu bulaş tozu ı k * Bulaş ı yı kları karken kullanı temizleme ve arı özelliğbulunan toz. bulaş suyu ı k * Bulaş yı ı karken kullanı su. k) . ş yı bulaş lı ı k kçı * Bulaş nıiş ı n i. eye * (hastalı Geçmek. * Sataş kavga etme alı ğolan. lan. lmak i bulaş ı lmak * Bulaş iş konu olmak. k lan lmı bulaş gemi ı k * Tayfaları veya içindeki yolcular arası bulaş hastalıbulunan gemi. ı kamaya ayrı özel bölüm. ş . mak ine bulaş kan * Bulaşğyerden kolay temizlenemeyen. kan bulaş ma * Bulaş iş mak i.* Mayıtehlikesi olan deniz. kçı bulaş ı khane * Kı okul. n bulaş deterjanı ı k * Bulaş tozu. ı k bulaş eldiveni ı k * Bulaş yı ı karken kullanı plâstikten yapı şgeçirimsiz eldiven. bulaş mak * Bir nesne. ş kanlı ı bulaş k kanlı * Bulaş olma durumu. ı k bulaş ı lma * Bulaş ı işveya durumu. ey *İ stenilmeyen bir madde bir ş sürülmek. bulaş makinesi ı k * Bulaş yı ı kamaya yarayan alet. üzerine sürülen bir ş yüzünden kirlenmek. nda nda ı cı k bulaş iş ı k * Yolsuz. otel gibi yerlerde bulaş yı ş la. k bulaş makinesi tuzu ı k * Bulaş makinelerinde suyun içinde veya yı ı k kananları üzerinde kireç kalı ları yok eden kimyasal n ntı nı bileş im. k lan bulaş k ı klı * Bulaş olma durumu. tma i bulaş ı kçı * İi kirli kapları kamak olan kimse. sirayet etmek. yapı tı ı ş kan.

*İ stemeden veya rastlantı sonucu bir iş karı e ş mak. Bulgarca * Bulgar dili. bulaşrı tılma * Bulaşrı iş tılmak i veya durumu. bulgari * Dört telli bağ lama. tı ine bulaşrma tı * Bulaşrmak işveya durumu. buldurmak * Bulmak iş yaptı ini rmak. * Araşrma verilerinin çözümlenmesinden çı lan bilimsel sonuç. n n * Bulgaristan'a özgü olan. rtı bir buldukça bunar (veya bulmuş bunuyor) da * bulduğ yetinmiyor da daha çoğ istiyor. ndan bulgu * Var olduğ hâlde bilinmeyeni bulup ortaya çı u karma iş bu iş sonunda elde edilen ş i ve in ey. buldozer * Önündeki geniş çakla toprağsırıengebeleri kaldı tekerlekli veya tı llı yol makinesi. burnu bası alt çenesi üsttekinden uzun. Bulgar * Slâvlarıgüney kolundan olan bir halk veya bu halkısoyundan olan kimse. tı i bulaşrmak tı * Bulaş na yol açmak. tı karı . tı Bulgaristanlı * Bulgaristan halkı olan ( kimse). ması bulatmak buldok * Köpekgillerden. mak. * Bulaşrmak. buldurtma * Buldurtmak iş i. bulaşrı tılmak * Bulaşrmak iş konu olmak. uyla unu buldumcuk * Sonradan görme. molosus hibernicus).* Çatmak. buldurma * Buldurmak iş i. netice. Bulgaristanla ilgili olan. sataş tedirgin etmek. buldurtmak * Bulması veya buldurması sağ nı nı lamak. buldumcuk olmak * bir ş sonradan ulaş ş eye ı ı nca marmak. bı ı yıp ran. iri ve güçlü bir köpek türü (Canis familiaris k.

bulgurculuk * Bulgurcunun işveya mesleğ i i. un. * Yeni olayları bilgileri bulma yöntemi ve öğ ve retisi. dairesel görünüş parçacı lü klardan her biri. bulgulamak * Yeni olayları bilgileri bulmak. rencilerin kendilerinin bulması sağ nı layan öğ retim yöntemi. bulgusal yöntem * Öğ retilmek istenen ş öğ eyi. i . Bulgurlu'ya gelin mi gidecek? * gereğyokken ivedi ve sürekli olarak dikiş ş iş uğ anlara ş yollu söylenir. soğ tereyağve salça kullanı hazı an. an bulgur bulgur * Bulgur tanesi gibi. bulgurlu köfte * İ bulgurla yoğ nce rulmuş köfte. bulgurlanma * Bulgur taneleri gibi küçük parçalara ayrı lma. nakıgibi lerle raş aka bulgusal * Bulguyla ilgili. ebe bulguru. allak bullak. araz. bulgur çorbası * Domates. taze biber. * Bulmak iş i. ı larak rlanan bir çorba türü. ğ ı bulgulama * Bulgulamak iş i. bulguya ait. ve bulgur * Kaynatı kurutulduktan ve kabuğ çı ldı sonra kılan buğ lı p u karı ktan rı day. * Güneş yüzeyinde bulgurcuk denilen taneciklerin kaynaş olayı ması . bulgurluk * Bulgur yapmaya elveriş li. bulgurlama * Bulgurlamak iş i.* Vücuttaki iş levsel bir bozukluğ hastalın belirlenmesine yarayan olgu veya olay. bulgurlu pilâv * Bulgurla piş irilen pilâv. bullak bulma * Bkz. bulgurcu * Bulgur yapan ve satan kimse. * Sert ve ufak taneler durumunda yağ kar. . semptom. bulgurcuk * Güneş yüzeyinde teleskopla seçilebilen küçük. bulgur. bulgurlamak * Bulgur tanaleri gibi küçük parçalara ayı rmak.

keş fetmek. lk ey *İ stenilen ş kavuş eye mak. bazen de rast gelinerek bulunan eski çağ veya tı karı ş lardan kalma eş ya. * (bir yerde) Olmak. kâş if. * Sokakta bulunup alı çocuk. ya * Seçmek. erinlik. eyle. nan bulup buluş turmak * çaba göstererek sağ lamak. ı laş eyi * Kaybedilen bir ş yeniden ele geçirmek. bir ş bir kimse ile karş mak. bulunmaz Hint kumaş ı * çok az bulunduğ ve çok değ olduğ sanı ş u erli u lan ey. radyoaktif mineralleri. bulundurma * Bulundurmak iş i. bunlarıiş inde yeni bir yol tutma. temin etmek. icat. manyetik dalgaları nları bulmaya yarayan araç. buluş * Bulmak işveya biçimi. i * İ defa yeni bir ş yaratma.bulmaca bulmak * Çeş biçimlerde düzenlenen ve düş itli ündürerek. * Bir ş bulan. buluntu * Kazı araşrmalarla ortaya çı lmıolan. bulûğ ermek a * erinleş mek. detektör. eyi * Varlı bilinmeyen bir ş ortaya çı ğ ı eyi karmak. * Eriş mek. bulûğ ı çağ * Ergenlik çağ ı . * Arayarak veya aramadan. * Cezaya uğ ramak. nı yrı n leniş . uygun saymak. * (kabahat. bulundurmak * Var olması. baliğ olma. bulucu bulûğ * Erin olma. mak. * Bulunmaz. mayı . bulunma * Bulunmak iş i. bir noktaya eriş ulaş mek. e. * Bir yer. icat. güç bulunan. icat etmek. düş ve hayalde baş ünce kaların etkisinden sı larak. * Hatı rlamak. * Eksik etmemek. lk ey * Bilinen bilgilerden yararlanarak daha önce bilinmeyen yeni bir bulguya ulaş veya yöntem geliş ma tirme. ine * Herhangi bir durumda olmak. * Herhangi bir görüş bir yargı varmak. suç. * İ kez yeni bir ş yaratmak. * Konu. siz. aratarak buldurmayı amaç edinen oyun. bir buluş eyi yapan kimse. hazı nı r bulunması sağ nı lamak. bulunmak * Bulmak iş konu olmak. yaratmak. bir ş elde etmek. eş benzersiz. duygu. * Gazları . nail olmak. * Sağ lamak. kusur için) Yüklemek.

ş ı * Uzayda ekseni çevresinde yavaş dönen. bulutlanmak * Bulutlarla kaplanmak. bulutsu bulutsuz buluttan nem kapmak * en küçük bir ş eyden alı nmak. buluş ulma * Buluş ulmak iş i. buluş turma * Buluş turmak iş i. * Kederlenmek. yükseklikleri ve yol açtı hava olayları birbirinden ayrı yınlar. ça zgı muş ğ ı * Bulutu bulunmayan. bulutlanma * Bulutlanmak iş i. bir * Kavuş mak. buluş ulmak * Buluş iş lmak. çok alı olmak. buluş mak * Bir araya gelmek. bulut gibi * çok sarhoş . an un ğ ı * Keder. ş . ş k * (bellek için) Karık. bir araya getirmek.buluş hakkı * Bir buluş veya o buluş uygulama alanı kullanma hakkın bir kimseye ait olduğ gösteren belgeye un u nda nı unu karş k kazanı hak. hüzünlenmek. * Üzerinde bulut varmıgibi bulanıgörünen. mak i yapı bulut * Atmosferdeki su damlacı ve buz taneciklerinin görülebilir yoğ kları unluk kazanması oluş biçimleri. bulutlu * Bulutlarla kaplanmı bulutlanmı ş . buluş yeri ma * Buluş ulacak yer. yla an. bulutçuk * Küçük bulut. ı lı lan buluş ma * Buluş iş mak i. karş mak. endiş e. nebülöz. açı berrak. net olmayan. kı n gaz ve tozlardan oluş gök varlı. ı laş * Önceden belirlenmiş yer ve zamanda bir araya gelmek. buluş turmak * Bir araya gelmelerini sağ lamak. kları yla lan ğ ı * Herhangi bir ş eyden oluş yoğ yın. k. ngan bulvar .

bumbar * Büyükbaş küçükbaş ve hayvanları kalı bağ ı n n ı . ateh getirmiş ş olan (kimse).* Ş içinde ağ . kriz. bumerang * Kı k bir sopaya benzeyen ve fı ldında geri dönen. iyice buruş olan. * Bir hastalı iyileş veya ölümle sonuçlanan. ı rsağ er. a ş ı * Bunak olma durumu. satıdeğ mesi. sıntı kı veren. bunalı mlı * Gerginlik. bunalı geçirmek m * herhangi sebeple oluş bunalı yaş an mı amak. kriz. buhran. çalı gücünün azalması ş ma gibi sebeplerle ortaya çı iktisadî durum. ş buna değ (idi) buna değ di medi (idi) diyerek * birçok ş arası ey ndan. lan * Soğ un girmesini önlemek için kapı pencere aralı na takı içi pamuk dolu. lı f. bunak gibi. bumburuş uk * Çok. rsağ * Bu bağ a ciğ kı pirinç veya bulgur doldurularak yapı yemek. yeniden raktı nı seçip alarak. al an rı k. bun * Sınt ı kı . kta me iş * Çoğ unluğ iliş satı alma gücünün durması ş erlerinin düş a kin n . * Tehlikeli sonuç doğ urabilecek gerginlik. bunaklı k bunalı m * Doğ bir süreçte birdenbire oluş aykılı bunluk. bumlama * Bumlamak iş i. * Bunağ benzer. i . ağ vrı rlatı ğ ı açtan yapı bir av aracı lma . biraz bunak. kriz. yma. geniş ehir açlı cadde. buhran. kan * Ruhî yönden sonucu tehlikeli olabilecek durum. bunalı düş ma mek * ruhî bakı mdan gerginlik veya sıntı kı içine girmek. a * Bunağ yakır (bir biçimde). uzun bez kı uğ ve kları lan. iyilerini seçmeye baş ş önce beğ lamı ken enmeyip bı kları da sonradan. matuh. bunak bunakça * Bunamıolan (kimse). bumlamak * Lâstik tı rnakların janta iyi oturmaması dolayı n iç lâstik üzerine basması nı ndan jantı sonucu lâstik patlamak. muş bumbuz * Çok soğ uk. gerginliğolan. birdenbire olan fizyolojik değiklik. buna * Bu zamirinin yönelme eki almıdurumu. i bunalı ş * Bunalmak işveya biçimi.

buncağ ı z * Bunun gibi. ateh. bunamak * Frengi. bunda bir iş var * olayıbir iç yüzü. bunaltma * Bunaltmak iş i. * Genellikle tahtadan yapı ş katlı lmı tek . na bunama * Frengi. bunaltı lmak * Bunalması yol açı na lmak. zihnî gibi bağ nıkopması ı n ntı .bunalma * Bunalmak iş i. alkolizm gibi dısebeplerden veya yaşlı damar tı ş lı k. bunda * Bu zamirinin kalma durumu. lmı . ev. iç kı sı bunaltı cı * Boğ sıcı kı veren. ucu. bunayı ş bunca * Bunamak iş i veya biçimi. kanması iç sebeplerle zihnî bağ kopmak. bungalov * Hindistan'da tek katlı . daha iyisi olamaz. bu denli. * Bu kadar. kanması iç sebeplerden ileri gelen. kı. n bundan * Bu zamirinin çı eki almıdurumu. durumun gizli bir yönü var. kı bunaltı * Sınt ı sıntı. kma ş bundan böyle * bundan sonra. gibi ı ntı ateh getirmek. bunalmak * Soluk alması güçleş mek. çok. kı . çok tedirgin olmak. alkolizm gibi dısebeplerden veya yaşlı damar tı ş lı k. sıntı bunaltı lma * Bunaltı iş lmak i veya durumu. * Çok sılmak. . genellikle tahtadan yapı şveranda ile çevrili ev. bundan iyisi can sağğ lı ı * bu en iyisidir. * Epey. bunaltmak * Bunalması yol açmak.

* Kalma ve çı durumları orta hecenin düş ü ve burda. kı . n * Bu yerde. bungunlaşrmak tı * Bungun hâle getirmek. burdan biçimlerinin kullanı ğda görülür.bungun * Sınt ı kı lı . ul ş bunlu bunluk bunmak bunu * Bu zamirinin belirtme eki almıdurumu. * Beğ enmemek. buradan * Buradan. . ş bunun * Bu zamirinin tamlayan durumu. * Güçlü esen rüzgâr. koku gibi havada yayı ş için) Pek çok. bu yerin halkı ndan. * Bunun böyle olduğ bakmayarak. * Sınt ı kı lı . bura. una bura * (bu ve ara kelimelerinden) Bu yer. bunlar * Bu zamirinin çoğ eki almıdurumu. buram buram * (duman. * Bunalı sıntı m. buracı kta burada buradayı diye bağ m ı rmak * göze çarpacak bir yerde bulunmak. buralı * Bu memleketli. bununla birlikte * Buna ek olarak. küçümsemek. bunun burası * dikkati çekmek için "burasıanlamı kullanı " nda lı r. azı msamak. kma nda tüğ ldı ı * Çok yakıve belirli bir yeri gösterir. lan eyler burası * Bu yer. burağ an buralar * bu yerler.

Oğ Kova. k) it klarla dağ ldı kuş \343 Zodyak. taneleri hayvan yemi olarak kullanı yık bir yem bitkisi (Vicia ervilia). * Tel ve bitkisel halatlarıpus (2. pek güzel. burdurmak * Burmak iş yaptı ini rmak. . m ldı * Ökse otu. burgulamak * Burgu ile delmek. Boğ İ i a. yivli. ır. burgu ile delinmek. yuvarlak. ndan e eli kı sı * Zodyak üzerinde yer alan on iki takı yı za verilen ortak ad. telleri germeye yarayan mandal. burcumak * Güzel koku yaymak. Yengeç. Baş Terazi. * Yerin orta ve derin katmanları inebilmeyi sağ na layan delici alet. tı ı burdurma * Burdurmak iş i. Yay. lan llı * Bu bitkinin mercimeğ benzeyen tanesi. tı burcu burcu * (koku için) Güzel güzel. burgu makarna * Burgu biçiminde dökülmüş fınlanmımakarna. burgulanma * Burgulanmak iş i. * Telli sazlarda. Balı eş aralı ak. girdap. burgulanmak * Burgulamak iş konu olmak. * Baklagillerden. Akrep. ve rı ş burgulama * Burgulamak iş i. tirbuş pa on. dört köşveya çok köş kale çıntı. n * Tahtada belirli delik açmaya yarayan delgiye takısarma. burç * Kale duvarları daha yüksek. kizler. ucu sivri ve helis biçiminde demir alet. ine burgulu * Burgusu olan. ı ğ ak. burgaç burgata burgu * Anafor.54 cm) olarak çevresini belirten birim. lak. Aslan. lı * Tı çekmeye yarayan.burcu * Güzel koku. burgacı k * Bkz. delik açmak. keskin. çelik alet. e burç burçak burçlar kuş ı ağ * Gök küresinde tutulma çemberinin geçtiğve üzerinde on iki burçun (Koç. kargacıburgacı k k.

özel imtiyazlardan yararlanan ş ehirli. burjuva *Ş ehirlerde yaş ayan. * Burkma iş yapan. * Üzüntü duymak. ş burgusuz * Burgusu olmayan. * Yaş burularak kurutulan ot. üzmek. * Burulmuş . iğ etme. burkulmak * Burkmak iş konu olmak. * Belgit. burkulma * Burkulmak iş i. eyi * Burjuva sıfı nı. burkmak * Burarak çevirmek. m diş * Musluk. burularak yapı şkı lmı lmı vrı ş . nı burjuva edebiyatı * Orta sıf halk kesimine hitap eden edebiyat. * Burkulmak. ş burhan * Kanı t. * Hadı etme. kent soyluluk. . kent soylu. * Burularak yapı ş lmıbilezik. ini * Üzücü. komikliğ dayanan bir tür. ş an burjuvalı k * Burjuva olma durumu. * Burgulanmamıolan. * Eğ rilmek için bükülmüş yün. ine * Vücuttaki organlardan biri birdenbire kendi eklemi üzerinde dönmek.* Burgulanmıolan. * Acı vermek. burjuvaya yakı biçimde. * Orta sıftan olan kimse. nı burjuvaca * Burjuva gibi. burjuvazi burkma * Burkmak iş i. burlesk * Sanat alanı ve özellikle edebiyatta rastlanan. * Bir ş iki ucundan tutup ekseni çevresinde çevirerek bükmek. nda e burma * Burmak iş i. iken * Kuru incir. * Sarıburma tatlınıbir adı ğ ı sın . burkucu burmak .

burnundan düş bin parça olmak en * çok asısuratlı k olmak. burnu havada * kendini çok beğ enmiş (olmak). burnu kılmak rı * büyüklenemez duruma gelmek. iğ etmek. uzaklaş ndan mamak. burnuna girmek * birine çok sokulmak. kibirli. burnu büyük * kibirli. burnundan (fitil fitil) gelmek * elde ettiğgüzel ş sonradan gelen üzüntüler üzerine kendisine zehir olmak. bağ ı Sancı rsak) mak. büyüklenmek. burnundan kı rmamak l aldı * kendisine hiç söz söyletmemek.* Hadı etmek. burnu sürtülmek (veya burnu sürtmek) * sıntı kı çektikten sonra daha önce beğ enmediğbir durumu kabul etmek. burnunda (veya gözünde) tütmek * çok özlemek. burnundan ayrı lmamak * yanı gitmemek. burnundan yakalamak * birini yönetimi altı almak. kaçamak bulamayacağduruma getirmek. i ey. çok huysuz olmak. za * (mide. ünü * umduğ bulamamak. ri burnu bile kanamamak * tehlikeli bir durumdan yara bere almadan kurtulmak. i burnu yere düş almaz se * kendini beğ enmiş . m diş * Ağ kekre tat vermek. burnaz * İ ve uzun burunlu. sıntı kı vermek. burnundan solumak * çok öfkelenmiş olmak. * Üzmek. gururundan vazgeçmek. burnunu kı rmak * birini güç durumda bı rakarak büyüklenmesini veya direniş yok etmek. ini . burnu havada (veya kaf dağ ı (olmak) nda) * çok kibirli (olmak). burnu büyümek * kibirlenmek. na ı burnunu çekmek * sümüğ çekmek. amacı ulaş unu na amamak.

* Alı narak küskünlük gösteren. n n burslu burssuz burtlak buru * Sancı . * çok öfkelenmek. çok üzülmek. bursu olan. burnunu sokmak * gerekmediğhâlde her iş karı i e ş mak. lı lı k buruk buruk * Buruk bir biçimde. t düş burnunun ucunu görmemek * çok sarhoş olmak. acı * Burs alan. bursu olmayan. kibirlenmek. burnunun dikine (veya doğ rusuna) gitmek * öğ dinlemeyerek kendi bildiğgibi davranmak. üt i burnunun direğkılmak i rı * çok pis bir koku duyarak tedirgin olmak. k * Bu amaçla vakfedilmiş paranıveya malıgeliri. iyice yaklaş mak. * Tadı kekre olan. burnunun dibi * çok yakı. burnunun direğsı i zlamak * (maddî veya manevî) çok acı duymak. buruklaş ma . gücenmiş (kimse). burnunun ucundan ötesini (veya ilerisini) görmemek * kı ünceli olmak. * Taşk. nı burnunun dibine sokulmak * çok yaklaş mak. * Burs almayan. * Uygun olmayan ş artlar sonucu dönerek büyüyen ağ n kerestesi. burnunun yeli harman savurmak * büyüklenmek. çalı yer. buruntu. burs * Bir öğ rencinin öğ renimini yapması bir kimsenin bilgi ve görgüsünü artı veya rması belli bir süre devlet için veya özel kuruluş larca.burnunu sı canı kacak ksan çı * çok zayıve güçsüz kimseler için kullanı f lı r. buruk * Burulmuş olan. ödenen aylıpara. burukça * Tadı biraz buruk olan.

luğ burun kanadı * Burun deliğ yan tarafı inin ndaki kabarıbölüm. * Küskünlük. burun otu * Burna çekilen tütün. burum burum * Burulmak fiili ile birlikte "çok fazla burulmak" anlamı kullanı nda lı r. ş an ı acı i burulmak * Ekseni çevresinde döndürülmek. burukluk * Buruk olma durumu. n. önem vermemek. küçümsemek. beğ enmemek. çıntı iki delikli koklama ve solunum organı nla nda kı lı . k burun kırmak vı * önem vermemek. boş burun buruna * Birbirine çok yakı ve yüz yüze. türlü biçimlerde denize uzanmıbölümü. gücenmiş lik. ş * Karanı özellikle yüksek ve dağk kılarda. n burun buruna gelmek * beklenmedik bir anda karş mak. burun * Alı üst dudak arası bulunan. lı yı ş * Kibir. doğ lan. luğ ran burun şirmek iş * kibirlenmek. kekrelik.* Buruklaş iş mak i veya durumu. birbirlerine çok yaklaş ı laş mak. rı * Alı narak küskünlük göstermek. a * Burulmak iş i. * Sancı ağmak. burun deliğ i * Burnun iki boş undan her biri. * Buruğ benzer. * karş nda hissetmek. . mak. gücenmek. enfiye. buruklaş mak * Buruk durum almak. burun perdesi * Burun boş unu ikiye ayı bölme. . burun boş lukları * Burun deliklerinden yukarı ru açı mukozayla kaplı luklar. * Bazıeylerin ön ve sivri bölümü. büyüklenme. buruksu burulma burulma dayanı mı * Elyafı bükerek kı nı rmaya çalı kuvvete karşağ n gösterdiğdirenç. ı sı burun bükmek * beğ enmemek. buruk gibi.

i. ü rık ı * (ağ ı Kekrelik duymak. buruş turmak * Buruş duruma getirmek. burunlu * Herhangi bir biçimde burnu olan. buruntu * Buru. a. buruş buruş * Çok buruş . uk buruş uk * Gerginliğ düzgünlüğ kalmamıburuş olan. uk * Ciltte oluş kış muş rık. buruş mak * Düzgünlüğ bozulmak. Burundili * Burindi halkı olan (kimse). buruş turma * Buruş turmak iş i. bağ rsak u. muş buruş ma * Buruş iş mak i. sancı ı bozukluğ . n na burunluk burunsalı k * Burunsak. aş ı ağ lamak. pek düzgün olmayan. hoş lanmamak. burunsak * Hayvan yavrusunun anası süt emmesini önlemek için burnuna geçirilen başk. uğ busbulanı k . uk buruş ukluk * Buruş olma durumu. ndan lı * Hayvanlarıburunları geçirilen ip. kı sı * Kendini beğ enmişonurlu.burun yapmak * üstünlük taslamak. * Çıntı olan. zda) * Tiksinmek. ü ş muş buruş ukça * Biraz buruş olan. * Burunsak. üzerinde kış ve katlamalar olmak. burunlamak * Dı ş lamak. ı buruş uksuz * Buruş u olmayan. kibirli. ndan burunduruk * Hayvanları nallarken ırmaması dudakları kı rmaya yarayan kı yavaş sı için nı stı skaç. .

ka buyruk . buyot buyruğ altı girmek u na * bir kimse baş bir kimsenin isteklerini ister istemez yerine getirmek zorunda olmak. buyma buymak * Buymak iş i. çok üş ütmek. * Hayvanları bacakların gövdeye bitiş olan dolgun. * Çok üş ümek.* Çok bulanı k. ş but * Vücudun kalça ile diz arası ndaki bölümü. * Soğ uktan donarak ölmek. n. * Yanlı k. yası butaforcu * Oyun için gerekli sahne eş nı yası yapan uzman. inde ik busines klas * İlik orun. * Yatakta ınmak için kullanı sı su torbası sı lan cak . öpme. ş lı zlı * Çalı rmaya yarayan düğ ş tı me. buselik * Klâsik Türk müziğ on üç basit makamdan biri. butik butikçi butikçilik * Butik iş letme iş i. haksı k. yası lan * Butik iş leten kimse. nı ik butafor * Oyun için gerekli sahne eş . öpüş . * Geçersizlik. inde buselikaş iran * Klâsik Türk müziğ birleş bir makam. hükümsüzlük. * Uzunluk. etli bölümü. butlan * Batı l olma durumu. buut * Boyut. * Giyim ve süs eş satı dükkân. buton buydurmak * Dondurmak. buse * Öpücük.

vezir. buyrulma * Buyrulmak iş i. * söyleyiniz. emir. nda buyur buyur etmek * "buyurun" diyerek konuğ saygı içeri almak veya sofraya çağ u ile ı rmak. * Almak. buyrulmak * Buyurmak işyapı i lmak. ş yollu üzüntü anlatı ı sı aka r. buyuru * Buyruk. sız?. düş üncesini bildirmek. emir veren. buz alanı * Buzla. buyruk verir gibi konuş k k an. lan *İ rade. buyruk kulu * Emir kulu. nı * Söylemek. emretmek. emir. * Çok soğ bir etki uyandı ş veya kimseleri anlatmak için kullanı uk ran ey lı r. buyur? * anlamadı sözünüzü tekrarlar mını m. geçmek. girmek. buz * Donarak katı duruma gelmiş su. beylerbeyi gibi yüksek devlet görevlilerince yazı buyruk. buyurgan * Sısıbuyruk veren. demek. * 'Etmek. emrediniz. buyurma * Buyurmak iş i. buyurucu * Buyruk. buyurun cenaze namazı na! * hiç beklenmedik kötü bir durum karş nda. eylemek' anlamı yardı fiil olarak kullanı nda mcı lı r. gitmek.* Belirli bir davranı bulunmaya zorlayı söz. emreden (kimse). buyurganlı k * Buyurgan olma durumu. buz bağ lamak . buyurmak * Bir ş yapı nı yapı eyin lması veya lmaması kesin olarak söylemek. ferman. * Gelmek. * Buyurun anlamı bir hitap sözü. buyrukçu * Buyuran. ş ta cı * Egemenlik. buyrultu * Sadrazam.

buzağ ı lamak * (sır için) Yavrulamak. ukluk yaratan durum. aysberg. üzülecek bir durum karş nda donakalmak. donmak. buz durumuna gelmek. *şı aş lacak.* (sılar için) yüzeyi donmak. k. ğ ı buzağ ma ı laş * Buzağ mak iş ı laş i. sır ı buzağ ı lama * Buzağ ı lamak iş i. i * (et için) temiz ve yağ. buz kesilmek * buz gibi soğ umak. * çok üş ümek. ı sı buzağ z ı sı * Buzağ olmayan. buzağ ı * Sütten kesilmemiş ğ yavrusu. buz üstüne yazı yazmak * süresi. buzağ mak ı laş * Buzağdurumuna gelmek. arada soğ kan. buzla kaplanmak. ı sı buzcu * Buz satan kimse. ı buzağ ı lı * Buzağ olan. * bir kimseye etki yapmayan sözler söylemek. buz torbası * Tedavi amacı kullanı ve içinde buz parçaları yla lan bulunan plâstik bir torba. çukurluk. * (kötü nitelikler için) kesin bir gerçeğbelirtir. lı buz kalı bı * Suyun belli biçimlerde donması sağ nı layan özel kap. buz duvarı * Samimî olmamaktan ortaya çı arzu edilmeyen. buz tutmak * (sı için) üstünde buz oluş vı mak. ve dik. etkisi çok az olacak bir iş yapmak. buz yalağ ı * Yüksek dağ larda kalı kar ve buzulun birlikte oluş cı turduğ arkası yanları önü açı çember biçimli u. ı sı buz kesmek * çok üş ümek. . vı buz dağ ı * Kutup bölgelerinde buzullardan koparak akı larla yer değtiren büyük buz parçası ntı iş . buz gibi * çok soğ uk.

buzlanma * Buzlanmak iş i. baş nda ağ ya ru ı ı r r iş cumudiye. * Buz içinde tutularak. * Buzdolabın içinde buz yapan bölme. buzla * Deniz suyunun donması kutup bölgelerinde oluş buz alanı yla an . * Yiyecek ve içecekleri soğ utarak saklamak için kullanı buzla soğ lan. dargı k. bankiz. nlı buzlaş ma * Buzlaş iş mak i. buzluğ an buzluk * Üzerinde buz eksik olmayan yüksek dağ tepesi. buzdolabı * Yiyecek ve içecek gibi ş eyleri soğ olarak saklamaya yarayan. lan * Soğ hava deposu. glâsyolojist. buzlu * Buz tutmuş bağ ş . saydam olmayan. ş buzlu cam * Saydamlı giderilmiş ğ ı cam. bozuk düzen çalı bir Yunan çalgı. nı * Bağ lamaya benzer. * aradaki soğ ukluk. buzul bilimci * Buzul bilimi uzmanı . buz lamıolan. uk ş an buzhane * Buz yapı yer. . donmayı önleyen alet. * Buzu çözen. * Buğ ulanmıgibi olan. buz tutmak.buzculuk buzçözer * Buzcunun iş i veya mesleğ i. * Televizyon ekranı . göl veya ı rmaklarda ulaş öteki gemilere kolaylaşrmakta kullanı buzları rarak yol ı mı tı lan. buzlaş mak * Buz durumuna gelmek. buzlanmak * Buzla kaplanmak. utulan kap veya dolap. gerginlik ortadan kalkmak. aysfild. kı açmak için yapı ş lmıgemi. motorla çalı dolap. nan sı buzuki buzul * Kutup bölgelerinde veya dağ ları aş ı doğ ağ ağ yer değtiren büyük kar ve buz kütlesi. uk buzkı ran * Donmuş deniz. defroster. buzlar çözülmek * buzlar erimeye ve kı rı lmaya baş lamak. içine buz katı soğ larak utulmuş .

* Ufak tefek ve kı boylu. buzul seli * Buzulun erimesiyle oluş sel. buzul çağ ı * Dördüncü zamanı yeryüzünün bugünkünden daha büyük bölgelerinin buzullarla örtülü bulunduğ n. bücürleş mek * Bücür duruma gelmek. * Geçmiş larda ve ş geniş çağ imdi veya dar bir bölgenin buzullarla örtülmesi olayı . ı na n ş arı buzul masası * Çevresindeki buzlar erirken. sa bücürleş me * Bücürleş iş mek i. n ı yı ltıveya lar. altı rastlayan bölümü erimekten koruyan ve böylece buzdan bir ayak na üzerinde kalan kütle.buzul bilimi * Fizikî coğ rafyanıbuzulları yeryüzündeki iş n ve levlerini konu alan bölümü. . * Buzulu olmayan. an buzul taş * Buzullarıtaş p biriktirdikleri. üzerleri çok kez parılı çizikli taş moren. pleistosen. bücürlük Büdü büfe * İ sofra takı nıkonduğ dolap. çine mların u * Toplantı yiyecek ve içeceklerin konulduğ masa. u dönemi. buzul dönemi * Buzullarıyayı ğdördüncü zaman. larda u * İ yiyecek türü ş çki. lı p i büfeci * Büfe iş kimse. buzullu buzulsuz bücür * Buzulu olan. buzullaş ma * Buzul durumuna gelme. * Bkz. eylerin satı tüketildiğyer. n ldı ı buzul kar * Bir buzulun oluş nda temel olan katı mıkar kümesi. buzullaş mak * Buzul durumuna gelmek. bodur (kimse). Edi ile Büdü. leten * Bücür olma durumu. ması laş ş buzul kaynağ ı * Buzulun eriyerek toprağ altı inen suyunu dı ya veren kaynak. glâsyoloji.

* Bükülmüş kaytan veya iplik. * Büğ emek iş i. açan karş . * Kara çalma. büklüm büklüm * Çok büklümlü. eğ büğ ri rü. vrı şeylerin oluş turduğ kat. büğ lü * Küçük büğ soprano büğ alto büğ bariton büğ olarak dört türü bulunan. * Oğ Türklerinin 24 boyundan biri. bük * Ovada veya dere kısı çalı diken topluluğ yında ve u. iftira. büğ rü bühtan * Bkz. * Akarsu kıları yı ndaki verimli tarlalar. u * Dönemeç. gölcük. büğ elek büğ eme büğ emek büğ et * Büve. bühtan etmek * kara çalmak. vı * Sertçe çevirmek. * Oynak kemikleri arası ndaki açı daraltan kasları genel adı ları n . vrı vrı bükme * Bükmek iş i. lü rdan. ı tı * Akarsu kıları yı ndaki verimli tarlalar. kırmak.büfecilik Bügdüz büğ e * Büfe iş letme iş i. * Suyu önüne bent yaparak toplamak. * Böğ ürtlen. kı m kı m. lü. * Vücudun bir bölümünü yanı ndaki bölüm üzerine kırma. lü. bükmek . iftira etmek. viraj. bük. pistonlu müzik araçların adı nı . i * Eğ mek. vı * Birkaç tel ipliğburarak sarmak. büken büklük büklüm * Bükülmüşkı lmış . * Dönemeç. uz * Büve. * Su birikintisi. bakı perdeli veya lü.

kı m. fiil. büküm * Bükmek iş i. ine * (iplik için) Eğ rilmek.* Katlamak. * Bükülmüşeğ . büktürmek * Bükmek iş yaptı ini rmak. bükülüş * Bükülmek iş i veya biçimi. insirafî. katlanmak. bükünlü dil * Gramer görevleri ve yapı mı kelime köklerini değ tiren dil: Arapça fail. * Bir ş bükülmüş kat. bükümlü bükümsüz * Bükülmemiş olan. bükük bükülgen * Kolay eğ bükülen. bükülmek * Bükmek iş konu olmak. eyin yeri. * Bükülmüş olan. için) Bir defada eğ rilmiş miktarı ip . vı bükücü * Ağ veya kontraplâkları pla veya elle bükerek ş veren kimse. iir bükünme . bükümü olan. aç kalı ekil bükücülük * Bükücünün işveya mesleğ i i. büktürme * Büktürmek iş i. bakı ndan iş air. kelime köklerinin baş içinde veya sonunda türlü değ ikliklerin ı nda. bükün * Gramer görevleri ve yapı mı bakı ndan. bükülgenlik * Bükülgen olma durumu. bükülü * Bükülmüş olan. iş olması . * Eğ ilmek. ş ş gibi. bükülme * Bükülmek iş i. * Döndürmek. insiraf. kırtmak. ilip * Bükünlü. vrı * (iplik. yün vb. bükünlü * Türetmede ve çekimde kelime kökleri değikliğ uğ iş e rayan (dil). ilmiş olan. * Yönelmek. bükümü olmayan.

ş ı bülbülün çektiğdili belâsı i * ilerisi düş ünülmeden söylenen söz insanıbaş dert açabilir. n ı na bülbülyuvası * Daire biçiminde. i. * Bükmek iş i veya biçimi. bükülmek. . itiraf etmek. büküntü * Bükme sonucu oluş biçim veya iz. ortası çukur ve bu çukur yere piş tikten sonra dövülmüş Antep fı ğkonulan bir tür stı ı hamur tatlı. sı bülten * Özel veya resmî kurum ve kuruluş veya yetkili kiş lar ilerce herhangi bir durumla ilgili olarak süreli veya süresiz yayı mlanan duyuru. * Dergi. bülbül kesilmek * bir etki veya baskı nda çokça konuş altı mak. bükünmek * Kı lmak. büküş bülbül * Karatavukgillerden. yine de yurdunu özler.* Bükünmek iş i. sesinin güzelliğile tanı ş i nmıolan ötücü kuş (Luscinia megarhynchos). sı bülbülleş me * Bülbülleş iş mek i. viraj. bülbül çanağ ı * Çok ufak (kâse). sancı kı rı dan vranmak. ey bülbül gibi ş mak akı * güzel sesle. neş konuş eyle mak. vrı * Ağdan. akı bülbülü altı kafese koymuş "ah vatanı demiş n lar. kla mak. rı * Dönemeç. bülbülleş mek * Bülbül gibi ötmek veya ş mak. an * Bağ ı rsakta olan ağ. bülbül gibi konuş turmak (veya söyletmek) * itiraf ettirmek. bülbülkonağ ı * Bir tür hamur tatlı. bülbül gibi konuş (veya okumak) mak * kolaylı konuş okumak. * Sesi çok güzel olan kimse. bülbül gibi söylemek * hiçbir ş saklamadan bildiklerini söylemek. bülbül gibi bilmek * çok iyi öğ renmiş olmak. m" * kiş yurdu dında ne kadar zengin olursa olsun.

nce * Bürgüsü olan. * Bünye olarak. yazı * Danı ve yazı lerinin yürütüldüğ iş ş ma iş ü yeri. * Kamu yönetimi ile ilgili. bürokrasi * Kı rtasiyecilik. bürümek * Sarmak. dürülmüşkatlanmıolan ş . * Ham ipekten dokunan bir tür iç çamaş kumaş ı rı ı . * Çok. güçlü etkilemek. bünye bakı ndan. bürümcek * Koza gibi yumaklanmış şey. sı * Yapı . * Soğ ukluk. kuruluş . * Bürülmüş . basmak. bürokratik * Kı rtasiyecilikle ilgili. bürüme * Bürümek iş i. bürokrat * Devlet dairesinde çalı görevli. kaplamak.bünye * Vücut yapı. ş ube. ş an * Kı rtasiyeci. * Bölüm. * Yazı masası . mı * Baş örtüsü. ş ey. ş ma . bürünme . bürümcük * Ham ipekten dokunmuş giysi kumaş ı . bürudet bürük * Duvak. istilâ etmek. bünyece bürgü bürgülü büro * Çalı odası hane. bürülü bürüm * Bürünmüş . * Çarş af. * İ perde. * Kamu yönetimi. * Atkı . örtmek.

biryan. büst * Vücudun. tamamı temelli. * Bir görünüşgirmek. daki k * Ufaklı bozukluk olmayan (para). lması bütçe açı ğ ı * Bütçede belirlenen giderlerin gelirlerden çok olması durumu.* Bürünmek iş i. onaylayan ve bu iş lemlerin yapı na izin veren kanun veya karar. * Parçalanmamı ş . * Eksiksiz. karımı rı ı irilen bir pilâv türü. bütüncü ekonomi . büsbütün *İ yiden iyiye. bütan * Metal bidonlar içinde az bir bası altı sılaş yakı nç nda vı an. tamamen. büten bütün * Olefin grubundan C4H8 formülünde iki hidrokarbonun adı . * Birlik. soğ domates. bütçelemek * Bütçe yapmak veya hazı rlamak. pirinç. * Heykeltı lı baş göğ bazen de omuzları raşkta ı sü. örtünmek. ine * Sarı nmak. tamamı yla. bir kuruluş bir aile veya bir kimsenin gelecekteki belirli bir süre için tasarladı gelir ve un. ğ ı giderlerini tür ve ayrı ları gösteren çizelge. iyice. tam. bütçe * Devletin. t olarak yararlanı HC formülündeki lan hidrokarbür gazı . bütçeleme * Bütçelemek iş i. yla. tamlı k. büryan pilâvı * Kemiksiz koyun eti. bütün bütüne * Bütün olarak. biryancı . içine alan sanat ürünü. bütünü. omuzlarla birlikte göğ üsten yukarı bölümü. k. bütün bütün * Büsbütün. . baharat ve yağ ş yla fında piş an. * Çok sayı varlıve nesnelerin hepsi. bürünmek * Bürümek iş konu olmak. bütçe yı lı * Bir bütçenin uygulanmaya baş ğgünden ertesi yı ladı ı l aynı güne kadar geçen süre. ntı yla * Devlet ve öteki kuruluş veya topluluklarıbelirli bir dönem içindeki gelir ve giderlerinin oranlama n niceliklerini önceden belirleyen. e büryan * Bkz. büryancı * Bkz.

* Ekonominin bütün alanları kapsayan yapı oluş makro ekonomi. tamamlanmak. ini bütünlük bütünsel * Bütün olma durumu. bütünlemek * Eksiksiz duruma getirmek. bütünleyen * Bütün durumuna getiren. bütüncül * Totaliter. total. mütemmim. bütünletmek * Bütün durumuna getirmek. * Bütünleme sı . . bütüncüllük * Bütüncül olma durumu. tamamlama. bozuk paraları büyük para durumuna getirmek. navı bütünleme sı navı * İ ve orta dereceli okullarla üniversite ve yüksek okullarda bütünlemeye kalan öğ lk renciler için genellikle yaz tatili veya dönem sonunda açı sı ikmal imtihanı lan nav. bütünleş me * Bütünleş iş mek i. ikmal edilmek. i bütünlenmek * Bütünlemek iş konu olmak. ikmale kalmak. * Ufak. bütünlemeye kalmak * bir öğ renci yarı l veya öğ yı retim yısonunda bir veya birden çok dersten bir kez daha sı girmek üzere lı nava baş sı ğ uğ arızlı ramak. bütünleme * Bütünlemek iş bütün. ine bütünler * Bütün durumuna getiren veya bütün durumuna getirmek için eklenen. inde . bütünleş mek * Bütün duruma gelmek. a bütünlenme * Bütünlenmek işveya durumu. tamamlamak. tek parça durumuna getirme. bütünlemeli * Bütünleme sı na girmesi gereken (öğ navı renci). tamamlatmak. bütünleyici * Bütünleme iş yapan. bütünletme * Bütünletmek iş i. mütemmim. bütünle ilgili. nı ve um. ikmal. i. * Bütün niteliğ olan. bütünler açı * Ölçülerinin toplamı 180° ye çı nı karan açı lardan her biri.

a . * Çevresindekileri çabuk ve güçlü olarak etkileyen kimse. büyüğ ümsü * Büyüğ yakır. büve bovis). * Bkz. küçük karş . aş * Niceliğçok olan. lmıbir büyü bozulmak * yapı ş büyü etkisiz duruma getirilmek. büyücülük * Büyücünün yaptı işsihirbazlı ğ . ortalamayı an. ı büyü bozmak * yapı ş büyüyü etkisiz duruma getirmek. rsağ ini büyük aile . vıltı yla tedirginlik yaratan sokucu sinek (Hypoderma ğ ı ran. n nı zıları * Büve. ı ey nda arak büyük abdest * Dı . ı tı * (soyut kavramlar için) Çok. büvelek büvet büvet * (istasyon. * Karşdurulmaz güçlü etki. füsun. büyüğ yakı e n. i * Üstün niteliğolan. tiyatro. lan büyü * Tabiat kanunları aykısonuçlar elde etmek iddiası olanları baş na rı nda n vurdukları iş ve davranı gizli lem ş lara verilen genel ad. kaka. Büğ et. ı k. * Daha çok sırlara saldı onlarıkanı emen. sinema gibi yerlerde) Yiyecek ve içecek satı küçük büfe. benzerlerinden daha fazla olan. * Biraz büyük. büyük (söz) söylemek * yapacağbir ş hakkı kesin konuş övünmek. i * Yetiş belli bir yaşgelmiş kin. büyük gibi. afsun. * Önemli.bütünsellik * Bütün olma durumu. lmıbir büyü yapmak * büyü yolu ile etki altı almaya veya aldı na rmaya çalı ş mak. e ş ı büyük * (somut nesneler için) Boyutları . sihir. büyüklere özgü. sihirbaz. bağ ı . ş kı büyük abdesti gelmek * göden bağ ı boş ı nı altma gerekliğ duymak. büyücek büyücü * Büyü yapan kimse.

ları lan lan. dede. büyük kan dolaş ı mı * Kalbin sürekli kası gevş lı p emesiyle kan ve lenfin vücudun büyük bölümünü dolaş . lerin ı nda n ı laş ı büyük boy * Normal ölçülerden daha büyük. ı yan büyük baba * Annenin veya babanıbabası n . n ulları ndan an büyük amiral * Bazı ülkelerde kara ordusunda mareş denk sayı donanma subayların en yüksek aş ale lan nı aması ndaki amiral. büyük dalga * (radyo yayı için) Uzun dalga. kilokalori. büyük söz söylemek. büyük görmek (bilmek veya tutmak) * kendini veya baş nı kası olduğ undan üstün saymak. büyük balıküçük balı yutar k ğ ı * güçlüler. gelinlerinden ve çocukları oluş aile. * Büyük elçinin makamı . büyük baş derdi büyük olur ı n * büyük iş baş bulunanları karş acağgüçlükler de çoktur. . büyük kalori * 1 atmosfer bası altı 1 kg suyun sı ğ 14.* Büyük baba. n büyük atardamar * Kalbin kası lması karı klardaki kanı ile ncı bütün vücuda taş ana atardamar. büyük çember * Bir kürenin merkezinden geçen bir düzlemde ara kesiti olan çember. büyük hanı m * Yaş kadı lı n. nine. büyük anne ile bunlarıevli oğ ndan. majüskül. nı büyük defter * Ticarî bir kuruluş aylıve bilânço hesapları gösteren defter. büyük harf * Özel adlarla cümle baş gibi yerlerde kullanı ve büyük yazı özel biçimli harf. büyük ana * Büyük anne.50 C ye çı nç nda caklını ı karmak için gereken ı miktarı sı . ması büyük lâf etmek * Bkz. yüceltmek. büyük anne * Annenin veya babanıannesi. büyük elçilik * Büyük elçi olma durumu. güçsüzleri ezer. un k nı büyük elçi * Üstün aş amalı elçi.50 C den 15.

n. büyük ünlü uyumu * Türkçe bir kelimenin ilk hecesinde kalıbir ünlü varsa. * Oldukça önemli. büyük sesli uyumu * Kelimede kalıünlülerden (a.büyük lokma ye büyük söyleme * baş aramayacağ sonuçlandı ı n. ramayacağ bir konuda kesin sözler söyleme. büyük terim * Kapsamı daha geniş olan son uç önermesinin yüklemi görevini taş terim. ve ilere ı ça büyüklenme . kuralı . büyükçe * Biraz büyük. rebiyülevvel. i. cemaziyülevvel. büyükle büyük. büyük peder * Büyük baba. büyük yemin etmek * bir ş yapmamak konusunda en kutsal ş üzerine ant içmek. dede. manda gibi hayvanları niteliğ belirtmek için kullanı ğ ı n ini lı r. büyük sözüme tövbe! * bir konuda çok kesin konuş ulduğ unda. Yedigir. * büyük bir tehlikeyi göze alarak bir işgiriş e mek. m ldı muş m ldı büyükbaş * Sır. o. büyük ünlü uyumu. küçükle küçük olmak * her yaş durumdaki kiş karşdostça. eyi eyler Büyükayı * Kuzey yarı kürede yedi yı zdan oluş takı yı z. mak. büyük para * Çok para. büyük oynamak * çok para koyarak kumar oynamak. ş a u büyük mevlit ayı * Ay takviminin üçüncü ayı . Dübbüekber. ı yan büyük tövbe ayı * Ay takvimin beş ayı inci . ö. a ini büyük ş ehir * Ana kent. büyük önerme * Tası n öncüllerinden büyük olanı mı . n n ince bir ünlü varsa sonraki hecelerin de ince ünlülerle sürüp gitmesi kuralı : Çocuklaş denizcilik gibi. ondan sonra gelen bütün hecelerin kalı ünlülerle. büyük tansiyon * Kan bası nı yüksek olması ncın . majör. arkadaş davranmak. ı u) sonra kalı ince ünlülerden (e. tersi bir durumun baş gelmemesi dileğ belirtir. ı n büyük mağ aza * Her türlü tüketim maddesinin bol miktarda satı sunulduğ yer. ü) sonra ince ünlülerin gelmesi n .

kibir. büyüklü küçüklü * Büyük küçük hepsi bir arada. çekici niteliğolan. megalomani. ine büyüleyici * Etkileyen. büyüksemek * Büyük olduğ kabul etmek. n üne . ekber evlât hakkı . birini kendine bağ na lamak. büyükseme * Büyüksemek iş i. büyümüş benzer.* Kendini büyük gösterme. unu büyüksü * Büyük gibi. na * Etkisi altı almak. i büyüleyici özellik * Sürekli büyüleyici ve etkileyici olma. gösterme hastalı. büyüleme * Büyülemek iş i. ululuk. p büyüklük taslamak * kendini üstün görmeye çalı ş mak. büyüklük * Büyük olma durumu. ğ ı büyüklük satmak * gururlanıüstünlük taslamak. böbürlenmek. u büyüklük hastalı ğ ı * Kendini olduğ undan daha büyük ve önemli görme. teshir etmek. büyülemek * Büyü ile etki altı almak. küçüklerin gözlerinden öpmek * sevgi ve saygı göstermek. büyüklük taslamak. büyüklerin ellerinden. büyüklük göstermek * gönül ululuğ göstermek. büyüklenmek * Kendini büyük göstermek. * Büyüklere yaraş bağ layı davranı ı ı cı r ş ş . büyülenmek * Büyülemek iş konu olmak. büyüleniş * Büyülenmek işveya biçimi. e büyükten büyüğ e * mirası önce büyüğ o ölünce kalanlarıen büyüğ geçmesi kuralı n e. i büyülenme * Büyülenmek iş i. büyüleyiş . kibirlenmek.

* Önem ve değ kazanmak. * Yetiş tirmek. * Uzakta duran cisimlere dürbün veya benzeri bir araçla bakı ğ cismi gören açın çı gözle ldında ı nı plak bakı ğzamanki açı oranı ldı ı ya . büyüklerinki gibi olan. bakmak. büyültme * Büyültmek iş i. büyülü * Kendisine büyü yapı ş lmı(kimse). ması ş ları ı na büyüsel büyüteç * Odak boyutu birkaç santimetre olan yaklaşrı mercek. büyüme * Büyümek iş i. . * Artmak. ca * Geniş lemek. i yapı büyütürlük * Büyü ile ilgili olan. geniş letmek. * Organizmanıbütününde veya bu bütünün bir bölümünde boyutlarıartması n n . * Birisi tarafı yetiş ndan tirilmiş kimse. i büyülteç * Fotoğ ve resim büyültmeye.* Büyülemek işveya biçimi. mübalâğ etmek. harita gibi ş için) Daha büyük örneğ yapmak. eskisinden büyük duruma gelmek. er büyümüş küçülmüş de * (çocuk için) konuş ve davranı yaş uymayan. büyütmek * Büyük duruma getirmek. sihirli. büyütken doku * Sürgen doku. yaş ı lanmak. * Yaşartmak. raf rma lemi. * Yetiş mek. eyi * (resim. boyutlar artmak. irileş n mek. büyültüp basmaya yarayan aygı agrandisor. büyütülmek * Büyütmek iş lmak. * Büyü gücü olan. raf t. ş iddeti artmak. a büyütülme * Büyütülmek iş i. pertavsı tıcı z. büyümek * Organizmanıbütününde veya bu bütünün bir bölümünde. büyültmek * Bir ş büyük duruma getirmek. * Fotoğ ve resimlere boyut kazandı iş agrandisman. büyütmek. güçlenmek. büyütme * Büyütmek iş i. eyler ini * Abartmak. * Abartmak. * Sayı artmak.

ı n bolluğ azaltan sı küçük kı m. sışrarak veya kı m yaparak bir ş alanı ve hacmini küçültmek. bir kenara çekilmek. bir ş o kimsenin çekiciliğ lan eyin inden kurtulamamak. anüs. soğ gibi etkenlerle bir kenara sinmek. * Dikiş kumaş bir ucundan istenilen yere kadar geçirilen bir ipliğ çekilmesi ile oluş kumaş te ı n in an. büzdürme * Büzdürmek iş i. büzmek büzük büzüktaş * Kafa dengi arkadaş .* Aş laşrma. büzgen büzgü * Kası vücuttaki herhangi bir deliğaçan veya kapayan çember biçimindeki kasları genel adı larak i n . dedikodu yapı na engel olmak. büzgüsüz * Büzgüsü olmayan. i büz * Künk. lması * Toplanarak büzülmüş . büzdürmek * Büzmek. büzülmek * Büzmek işyapı i lmak. büyüyüş * Büyümek işveya biçimi. ini büzgülemek * Büzgü ş eklini vermek. vrı büzgüleme * Büzgülemek iş yapmak. torba vb. büzülme * Büzülmek iş i. n ı n rsağ i * Yüreklilik. kı tı vrı eyin nı * Kapatmak. büzme * Büzmek iş i. büzgülü * Büzgüsü olan. unu k. ş kı k. aş nlı uk . * Kalı bağ ısona erdiğyer. zı lan * Buruş turarak. büzülerek dikilmiş olan. ı tı rı büyütüş * Büyütmek iş i veya biçimi. kafadar.). * Ağ büzülerek kapatı (kese. * Korku. cesaret. büyüye kapı (veya tutulmak) lmak * yapı büyünün etkisinde kalmak. * Büzmek iş birine yaptı ini rmak.

usul-cacıvb. na ca vb. üstelik. -ca / -ce. kış müş rık. * Nota iş aretlerini harflerle gösterme yönteminde do sesini gösterir. -ca / -ce. baypas. aylar-ca. ş ı caba * Bir ş ödemeden. lı cacı k cacı k * Yoğ ayran içine hı veya marul doğ urt. Rus-ça. büzüş ük by-pass C * Büzülerek yüzey veya hacmi küçülmüş olan. topluluk beraberlik anlatan zarflar türetir: Aile-ce. i büzüş me * Büzüş iş mek i. onna k-ça. "tarafı ndan" anlamı zarf türetir: Bakanlı hükümet-çe vb. binler-ce vb. -cacı/ -cecik k * Zarf türeten ek (vurgusuz): hemen-cecik. büzüş . sert-çe vb. C * Türk alfabesinin üçüncü harfi. para vermeden alı ş bedava. türetir: Alman-ca. cabadan * Bedava olarak. u msaklı tah açı yiyecek. * Fazla olarak. . ev-ce. yar ranarak yapı çoğ kez sarı lan. ben-ce. yaş vb. esmer-ce. büzüş mek * Büzülerek alan hacmini küçültmek. rla büzülüş * Büzülmek işveya biçimi. c. irret n. Türkçe vb. sayı eş bildiren zarflar türetir: Yüzyı ca itlik llar-ca. karş ksı fazladan. biz-ce. soluk-ça. İ ngiliz-ce.. -çacı k cadaloz * Çok konuş huysuz ve ş (kadı kocakarı an. "kadar" anlamı zarf türetir: Bun-ca. dil adları k-ça. "bakı ndan" anlamı zarf türetir: Para-ca. yavaş k. ı z. ı * Bkz. mı na -ca na sen-ce vb. * Romen rakamları 100 sayını nda sı gösterir. iyi-ce. kış rı mak. -ça / -çe * Vurgusuz zarf eki: Kı sa-ca. ey nan ey. Ce adı verilen bu harf ses bilimi bakı ndan ötümlü katık diş diş mı ş ı eti ünsüzünü gösterir. * Elektrik kapasitesinin kı lması saltı . -ça / -çe * Sı fatlardan küçültme sı fatları türeten ek: Sarın-ca. günler-ce. "-a göre" anlamı zarf türetir: Onlar-ca.büzülüp oturmak (kalmak) * bir kenarda çekingen bir tavı oturmak. Ca * Kalsiyum'un kı saltması . köy-ce vb. ). iş cı * Bir tür ot. açı mert-çe vb. * Karbon'un kı saltması . cadalozlaş ma .

* Ağ kalabalı ile bir ş elde eden. * çok becerikli. * Bu mantarıyol açtı bitki hastalı. atafat. cadde * Ş içinde ana yol. cadalozluk * Cadaloz olma durumu. arak ine lan * Huysuz. cadı etmek lı k * huysuzluk etmek. cadı * Geceleri dolaş insanlara kötülük ettiğ inanı hortlak. * saçı ı ık. ya ş ı ş . * Büyük bez veya deri torba. cadı gibi cadı kazanı * dedikodunun. cafcaflı Caferî cağ cağ . fesadıçok olduğ yer. cadı lı k * Cadı yakır davranı huysuzluk. * Gösteriş fazla ş ş li. * Bitki bakı zlı yabanîleş msı ktan mek. tı başdağ nı rnakları uzun ve pis kadı için kullanı nlar lı r. . ı atafatlı k. iîliğ * Parmaklı korkuluk. cadı davranmak. * Ş in bir kolu ve bu koldan olan kimse. * Çok güzel göz. ehir caddeyi tutmak * herhangi bir sebeple bir yoldan geçişengellemek. . çirkin. n u cadı ma laş * Cadı mak iş laş i. dolayıyla meyve verimine engel olan asklı sı mantar (Taphrina cerasi). cav. ihtiyar kadı n. cadalozlaş mak * Cadaloz gibi davranmak. gürültülü patı lı ş ı rtı tehlikeli. n ğ ı ğ ı cafcaf * Gösterişş . uzaklaş ı p nı mak. k. ş ı z ğ ı eyi irret.* Cadalozlaş iş mak i. cadı mak laş * (kadı Çirkinleş huysuzlaş n) ip mak. * Karık. gibi cadı süpürgesi * Emeçleri özellikle dal uçları ndaki kabuk altı sı bir ağ nda kı örerek çekirdekli yemiş açların ağ nı çiçeklenmesine. i * (korkulu bir durumda) baş alıgitmek. kapamak.

-cak / -cek. k. * Belli bir konuda yeterli bilgisi olmayan. ndan iş * Yazı bir sözün olduğ gibi tekrarlandını da u ğ göstermek için alt hizası konulan tı biçimindeki ı na rnak noktalama iş areti. ş ı caize *Ş airlerin kasidelerle övdükleri büyükler tarafı kendilerine verilen bahş. * Deneysiz. caka satmak * gösteriş yapmak. töre veya baş bakı ka mdan iş lenmesinde. bilgisizlik. okumamı bilgisiz. * Yol yiyeceğ azı i. cahilâne cahilce cahiliye * Araplarda Müslümanlı önceki çağ ktan . cakacı * Caka yapmayı seven. banyo. yerinde sayı yakık olan. kabadayı fiyaka. yerlerde atısuyun akması sağ . kuzu-cak vb. * Dokumacı çözgü makinesinde çözgü ipliğbobinlerinin desen ve renk sı na göre yerleş lı kta. çalı satmak. yapı iş lması nca lı lenmesine izin p verilen. toyluk. caka * Gösteriş m. -çak / -çek * Küçültme isimleri türeten ek: Yavru-cak. m caka yapmak * gösteriş davranmak. * Gençlik. çalı lı k. ş . cahil kalmak * bilgi edinememek. ini * gençlik. cahil * Öğ renim görmemiş . bilgisizlik. fiyakalı li durumda olmak. cahile yakır (biçimde). cakacı lı k . * Hamam. toy (delikanlı kı veya z). . deneysizlik ve bu yüzden iş lenen kusur. uygun. yasa. lan. cahiliyet cahillik * Cahillik. duşbanyo vb. * Cahil olma durumu. yapı nda sakı olmayan. bilgisi olmamak. toyluk. genç.cağ * Lavabo. caiz * Din. ş ı cahillik etmek * bilgisizliğ göstermek. * Cahilce. ş ı * Cahil gibi. deneysizlik yüzünden kusur iş leme. cahile yakır (biçimde). i rası tirildiğ i cağk lı sehpa. k nı layan zemindeki delik.

* Çerçevelerde camıyerleş n tirilmesi için açı yiv. ile lan cam suyu . içki. . düzme. e açları zarar veren. lan * arkası görünen. ş effaf. * Gözü takma olan. cakalanma * Caka satma.* Cakacı olma durumu veya cakalı davranı ş . cakalı cakası z calî * Yapmacı . cakalanmak * Caka satmak. kayı kavak. * Kadeh. * Cakası olmayan. meş ve gürgen ağ n. saydam ve çabuk kılı te lan rı cisim. * Cakası olan. klı calip Calvinci * Celp eden. * Aç gözlü. camcı leri lan . caka ile yapı gösteriş lan. sahte. cam * Soda veya potas katı ş lmısilisli kumun ateş eritilmesiyle yapı sert. Calvincilik * Bkz. ı cam mozaik * Renkli taş parçaları yerine cam parçaları yapı mozaik. li. çeken. cam macunu * Camı yuvası tutturmak ve yalı k sağ na tkanlı lamak amacı kullanı bezir yağve üstübeç karımı ile lan ı ş . cam gibi cam göz cam kanatlı lar * Kurtçukları .5-2. saydam. ndan lan cam resim * Renkli camları kesilip birbirlerine kurş çubuklarla bağ n un lanması yapı süs veya resim. çekici. r * Tümü veya bir bölümü bu maddeden yapı şsı lmı rça. * (göz için) donuk. * Pencere. elma. boyları ı k 1 1. Kalvenci. Kalvencilik. hortumları körelmiş kelebekler familyası . * Bkz. cam çivisi * Yaklaş çapları mm.5 cm arası değen ince ve başz tel çivi. nda iş sı cam evi * Cam takma iş yapı dükkân. tamahkâr. cansı z. kanatları na camsı .

u sı tı nda lan camadan * Çapraz düğ meli. vitrin. vı * Potas veya sodanıkuvars ile eritilmesinden elde edilen. ı rı cambazhane * Cambazlarıoyunları gösterdikleri yer. camcı * Cam ticaretini veya cam takmayı meslek edinmiş kimse. camekân . cambul cumbul * (yemek için) Çok sulu. * Gözlük. camcı elması * Ucundaki küçük. ı camadanı etmek fora * bağ koyuverip kılmıyelkeni açmak. * Yerde ve tel. * Ser (II). tehlikeli. camcı macunu * Cam ile çerçeve arası ndaki aralı kapatmakta kullanı ve kaba üstübeçle bezir yağ kları lan ı yapı ndan lan hamur. * At alısatma veya yetiş p tirme iş i. heyecan verici gösterileri yapan kimse. * Kurnaz.sı. * Evin içini pencereden gözetleme. camcı lı k * Cam alı satma veya takma iş p i. dönebilen elmas parçası camı ile çizerek kesmeye yarayan araç. hileci. n i i. satı ş lı eylerin sergilendiğcamlı k i bölme veya yer. bir veya daha çok bölüme ayı cam bölme. bükülebilir cam liflerinin oluş turduğ ıve ses yalımı kullanı madde. n nı cambazlı k * Cambazıişveya mesleğ akrobatlı akrobasi. sergen. sa * Dört köşyelkenleri boğ yüzeylerini küçültme iş e arak i. * Hamamlarda soyunulan camlı yer. ları sı ş camadanlı * Camadan giymiş olan. k. * Bir yeri. cam yünü * Çok ince. camlı ran k. suyu bol. * Osmanlı Devletinde atlı ve savaş olan larda padiş n önünde düş ahı mana karşilk saldıya geçen birlik. ipek veya sı iş rma lemeli bir tür kı yelek. üzerinde dengeye dayanan. at. * Göstermelik. p tiren * Usta. becerikli kimse. ağ n böceklere ve ateş direncini artı renksiz n acı e ran cam yuvası * Cam evi. camadan vurmak * fazla rüzgâra karşyelkeni kasmak. bisiklet vb. * Evin içini pencereden gözetleyen kimse. * Kurnazlı hilecilik. k. cambaz akrobat. * At alısatan veya yetiş kimse.

. * Müslümanlarıhep birlikte namaz kı için toplandı yer. camı z cami cami * Toplayan. camlanma * Camlanmak iş i. * Camlamak iş i. camı çerçeveyi indirmek * etrafı rı dökmek. pembe. * Cansı z. * Donmuş . her ş parçalayıdağ kıp eyi p ı tmak. n lmak kları camlama camlamak * Cam geçirmek. camlaş mak * Cama benzer duruma gelmek. kı zı rmı çiçekler açan bir tür kı çiçeğ(Impatiens sultanı na i ). camia camit * Topluluk. * İ alan. yerinde * yaş ğhâlde güzelliğbozulmamı(kadı landı ı i ş n). çine cami yılmı ama mihrabı kı ş . camgöbeğ i * Yeş çalar mavi renk. kömüş ı . zümre. * Deniz kısı yakı yaş yına n ayan.camekânlı * Camekanı (yer). camgöz canis). bir araya getiren. camlanmak * Cam takı lmak. boyu bir buçuk metre kadar olan. camekânsı z * Camekânı olmayan. eti lezzetli bir tür köpek balı (Galeius ğ ı camgüzeli * Evlerde süs olarak yetiş tirilen. içinde bulunduran. * Manda. olan camekânlı kutu * Televizyon. camlaş ma * Camlaş iş mak i. cam takmak. su sırı ğ . ile * Bu renkte olan.

camlatma * Camlatmak iş i. camlatmak * Cam taktı rmak. can baş sı ı çramak na * çok korkmak. * Güç. soğ sı nda billûrlaş p biçimsiz olarak kan sı uma rası mayı katı mıdurumu. sebze gibi bitkileri dıetkenlerden korumak için yapı ş ş lmıküçük limonluk. . camsı * Cam gibi saydam. can acı sı * Vücudun herhangi bir yerinde duyulan ş iddetli acı . * Yaş hayat. * Çiçek. can alacak nokta (veya yer) * bir ş en önemli yeri. oda. * İ ve hayvanlarda yaş nsan amayı ladına ve ölümle vücuttan ayrı ğ inanı madde dı varlı sağ ğ ı ldına ı lan ş ı k. nlı * Çok içten. sevimli. cı * Azrail. dirlik. * Yakı k duygusu belirten bir seslenme sözü. olan. can dostu. camlı k * Camlı çerçeve ile bölünmüş yer. camlı k köş * Saraylarda veya bahçelerde soğ uktan korunmak için camla örtülmüş salon. * İ n kendi varlı. sevilen. nsanı ğ ı * Gönül. can alıcan vermek p * ölüm sıntı ve acı içinde bunalmak. camekân. eyin can alı cı * En önemli. ama. takatsizlik göstermek. cama benzer. ş irin. * Yerin içinden yüze çı erimiş cak maddelerin. i. can atmak can baş üstüne * istenilen ş büyük bir memnunlukla yapı ı anlatı eyin lacağ nı r. * Bektaş ve Mevlevîlikte tarikat kardeş îlik i. özü. * Kiş birey. laş ş camsı z can * Camı olmayan. kı sı sı can arkadaş ı * Bkz. can bayı lmak * iç geçmek. camlı * Cam takı şcam geçirilmişcamı lmı . . en çarpı.

n can çabası * varlını tlama amacı aş gayret. ş lı can ciğ olmak er * birbiriyle çok yakıarkadaş n olmak. in can dayanmamak * bir ş karş nda insanıdayanı lı elden gitmek. can çekiş mektense ölmek yeğ dir * bir iş çeş sıntı üzüntülerle karş ı olağ te itli kı ve ı p laş anüstü gayret harcamaktansa o iş vazgeçmek daha ten iyidir. can borcunu ödemek * ölmek. ini lamak. can boğ azdan gelir (veya geçer) * insan yiyeceğ önem vererek güçlenebilir veya yemeden yaş ine amak mümkün değ ildir. pek içten (arkadaş n. bitmek. için can damarı basmak na * bir iş en önemli yönü üzerinde durmak. * birbirini seven iki kişbir arada yalnıolarak. can ciğ kuzu sarması er * içli dı. can çı kmayı (veya çı nca kmadan) huy çı kmaz * insanı ş kları alı kanlı ndan. * sona ermek. pek içten. kendi baş n kaygına düş ü bir tehlike anı anlatı nı ı nı sı tüğ nı r. can derdine düş mek * ölüm korkusuna kapı lmak. ğ kanı ı yla ı rı can çekiş mek * ölmek üzere bulunmak. kıkı ). can direğ i . baş a baş * herkesin kendi canın. tükenmek.can beraber * Çok sevgili. bir ş yaş eyin aması en önemli araç. bunalma hâli. ı rı n kı can cana. ey ı sı n klı ı ğ can derdinde olmak * zor bir durumdan kurtulmaya çalı ş mak. huyları vazgeçirmek mümkün değ ndan ildir. i z can ciğ er * Çok yakı sı fı. sı na * baş nıyiyeceğ içeceğ sağ kasın ini. can beslemek * kaygızca yiyip içip rahatı bakmak. candan. can cümleden aziz * insanıkendisi herkesten önce gelir. can damarı * En önemli veya hassas nokta. can bunaltı sı * Aş üzüntü sebebiyle canısılma.

gücü tükenmek. can eriğ i can evi * Genellikle yeş ilken yenen sert. * ölüm korkusundan doğ güçlü bir tepki ile.. güçlenmek. can evinden vurmak * en etkileyici yönünden saldı rmak.* Kemanıiçinde. can kuş u * Ruh. can havli ile. n arası can dostu * Pek içten dost. can korkusu * Ölüm korkusu. öldürmeyi bile düş düş rı k ünen man. nı nda can korkusu * Bkz. sı . can havli. can kulağ ı * çok yakıdost. hoş görünmek. can olmak * sevimli. * En duyarlı yürek. can feda * Çok imrenilen iyi veya güzel ş eyler. can kurban. can havli * ölüm korkusu. alt ve üst kapakları nda dikili duran çubuk. an can kalmamak * bitkin bir duruma gelmek. davranı karş nda söylenir.. can gözdesi * Sevgili. ş lar ı sı can gelmek * canlanmak. can düş manı * Aş düş ı manlıgüden kimse. can kurban * Can feda. sulu bir tür erik. n rdaş can kulağile dinlemek ı * büyük bir dikkatle dinlemek. . yer. can kaygına düş sı mek * her ş eyden vazgeçip sadece kendi hayatı koruma veya kurtarma çabası olmak. can noktası * En önemli husus. vurgulanması gereken yer. * Yüreğ altı in ndaki bölge.

can sevecek bir ş ey * hoşgidecek bir ş a ey. * ruha güç vermek. can vermek * ölmek. cana can katmak * yaş gücünü artı ama rmak. * canlanması yol açmak. cana yakı n * Sevimli. * üzmek.). can sı kmak * bı nlıvermek. can sıntı kı sı * yapı bir iş lacak olmamaktan ve hiçbir ş oyalanma imkânı eyle bulunamadı için duyulan tedirginlik. zlı anı cana * Sevgiliye hitap sözü. cana yakı k nlı . nı can pazarı * Herkesin kendi canın kaygına düş ü ve kendini kurtarmaya çalı ğbir durum. eyi can yakmak * zulmetmek. eziyet etmek. na * bir ş çok istemek. can sıcı kı * Üzüntü yaratan. can yoldaş ı * Yalnı ktan kurtulmak için birlikte yaş lan (kimse vb. nı sı tüğ şı tı can sağğ lı ı * İ n sağ sağklı nsanı ve lı olması . * bir kimseyi büyük zarar ve ziyana sokmak. cana minnet saymak (veya bilmek) * bir lütuf olarak kabul etmek. can tahtası * Göğ kemiğ üs i. ğ ı bunalı m. üzücü. cana kı ymak * öldürmek. acı vermek.can pahası na * canı vererek veya tehlikeye koyarak. can yeleğ i * Bkz. kkı k can sohbeti *İ çtenlikle konuş çok yakıdostlar bir arada söyleş dertleş an n ip me. cankurtaran yeleğ i.

* Haş . * (tasavvufta) Tanrı . canavara uygun düş biçimde. saldı * çok fazla. candan geçmek * ölmek. gönül verilmiş olan kadı sevgili. domuz gibi cana kı yaban hayvanı yan . tiz ses çı karan alet. cancağ ı z candan * Cancağ m sözünde sevgi ve teklifsizlik. candanlı k * Candan olma durumu. zalim (kimse). canavar otu * Canavar otugiller familyasın örnek türlerinden olan ve kenevirle tütün köklerinin asalakları biri nı ndan sayı çiçekli bitki (Orobanche ramosa). ilgiyle. * Kurt. yaramaz çocuk. arı * Acı z. ürkütücü bir durum almak. canavar * Masallarda sözü geçen yabanî. n canan * Gönülden sevilen. candan yürekten * içtenlikle. ğ ı canavar düdüğ ü * Taş ı tlarda bulunan. lan canavar otugiller * Bitiş taç yapraklı çeneklilerden. canavarlı k * Canavar gibi davranma. samimî. * Korkunç. tarı bitkilerine zarar veren asalak bir bitki familyası ik iki m . yürekten. istekle. kötü ruhlu. canavar gibi olmak. canavarlaş mak * Canavar gibi davranmak. candan candan *İ çtenlikli bir biçimde. cancağ isterse deyiminde ise önemsemezlik anlatı ı zı ı zı r. areti lan canavar gibi * iri yarı rgan. gönülden. en canavarlaş ma * Canavarlaş iş mak i. *İ çtenlikle. canavarca * Canavar gibi. yı cı rtı hayvan. canavar kesilmek * hı nlaş rçı mak. * Acı ses çı acı karan ve uzaklara kadar tehlike iş vermek için kullanı düdük.* Cana yakı olma durumu. . n. ması * Köpek balı. *İ çten. .

çok heyecanlanmak. * aş duygulanmak. rs zlı canı cebinde * zayı f ahlâklı kimse. canfes * Üzerinde desen bulunmayan. acı . canı çekilmek * (vücudun herhangi bir organı canlı ı r gibi olmak. canı mak acı * çarpma. cengel. canı ölçmek cana * baş na yapı ş kendine yapı gibi düş kası lacak eyi lacak ünmek. kulak tı rmalayan. cangı l cungul * Hayvanlara takı çanları veya baş maden eş n çı ğkaba sesleri anlatı lan n ka yanı kardı ı r. e rası an nda lan canı kmak çı * Türk müziğ çok az kullanı ş birleş makam. için) lı azalı ğ * içi ezilmek. istek duymak. tüyler ürpertici.candarma * Jandarma. inde lmıbir ik . * Bu kumaş yapı ş tan lmı . ölsün" anlamları kullanı bir ilenme sözü. * üzülmek. ı a. ı rı canı burnuna (veya burnundan) gelmek * bir ş yaparken çok zorluk çekmek. eyi canı kası çı ca! * "büyük zarara veya kötülüğ uğ n. canı cehenneme * sevilmeyen bir kimse için duyulan öfke ve nefreti bildirir. vurma vb. ey canı burnunda olmak * çok yorgun ve bezgin olmak. tahammül etmemek. tok. z canı zı (veya boğ na) gelmek ağna azı * büyük bir tehlike karş nda ölecekmiş bir korkuya kapı ı sı gibi lmak. canfes gibi yaprak * (asma ve dut yaprakları ince. arzulamak. canhı raş * Yürek paralayan. * Bu biçimdeki gürültü. rahatsıolmak. ipekli kumaş . ince dokunmuş . taze ve sinirsiz yaprak. canı çekmek * bir ş istemek. için) canfeza cangı l * Bkz. canı na (veya içine) sı canı ğ mamak * sabıı k göstermek. * Karıklı kargaş ş k. periş olsun. parlak. sonucu acı duymak.

ya. canı oynamak ile * tehlikeli iş uğ mak. * ölmek. * ümit ve ümitsizlik arası kalıheyecanlanmak. sı çı ı rı canı yanmak * çok acı duymak. canı pek * Acı sıntı karşdayanı . * büyük sıntı düş kı ya mek. sabı z. gebersin" anlamı bir ilenme sözü. canı sevmek gibi * çok güçlü bir sevgiyle bağ lanmak. nda p canı gelmek * yeniden canlanmak. yapacak bir işolmamaktan tedirginlik duymak. bir iş zarar görmek. canı ksı çı n! * "ölsün. bir te . canı gönülden (veya canı yürekten) * içtenlikle. canı istemek * heves duymak. * çok yı pranmak. canı yerine gelmek.* çok yorulmak veya çok zorluk çekmek. kı i * keyfi kaçmak. canıkkı sı n * keyfi kaçmı ş . kı ya ya canı tez * Beklemeye dayanamayan. ölüm döş inde can çekiş ı r eğ mek. yarı öfkelenmek. çok sevilen bir ş zarar gelecek diye kaygı eye lanmak. * acı deneme geçirmek. lerle raş canı uğ mak ile raş * ağ hasta olmak. kı ya ı klı canı olsun! sağ * üzülmeye gerek olmadını ı ğ karştarafa bildirmek için kullanı ı lı r. canıkı sılmak * içi sılmak. nda canı gitmek gelip * ayı bayı lı p lmak. rsı canı yanan eş attan yüğ olur ek rük * zarara veya kötülüğ uğ e rayan kimse acını karmak için aş çaba harcar. canı isterse * (olumsuz bir cevap karş nda) "kabul etmezse etmesin!" anlamı kullanı ı sı nda lı r. canı tatlı * Sınt ı ve acı katlanmak istemeyen. canı gitmek * özen gösterilen. * yarı üzülmek. çok isteyerek.

canı ciğ m erim * içten bir sevgi sesleniş i. canı kı na ymak * acı madan öldürmek. bana göre hava hoşanlamı kullanı in " nda lı r. an canı rahmet na . * (ca:nı çok güzel. canı m! * hoş nutsuzluk anlatı r. kendine bakmadan yaş amak. u lını ı canı mu? yok * birinin katlandı sıntı baş na örnek göstermek için söylenir. gücünü kazanmak. sen bilirsin. canı kasdetmek na * intihara kalkı ş mak. öldürmek. * sevgi seslenişolarak kullanı i lı r. canı çı n diyor sanmak m m ksı * birinin en gönül okş cı ayı sözleri bile kendisine dokunmak. canı değ na mek * çok hoş lanmak. ı rı canı minnet na * beklenilmeyen iyi bir durumla karş ı duyulan memnunluğ anlatmak için söylenir. canı acı na mamak * kendini düş ünmeden. canı dese. m) er canı sokakta bulmadı mı m * tehlikeye veya herhangi bir sıntı katlanmaya hiç niyetim yok. kendini koruyan.canı yerine gelmek * yorgunluğ geçmek. canı ezan okumak na * bir kimsenin hakkı gelmek. ı nca laş u canı okumak na * berbat ve periş etmek. canıisterse! n * "dilediğ gibi olsun. * ruhu ş olmak. * kendini öldürmek. batmak. * gücünden fazla iş görerek aş derecede kendini yormak. ndan canı geçmek. canı iş na na lemek (veya canı kâr etmek) na * çok etkilemek. kı ya canı n içi mı *ş efkat veya sevgi sesleniş i. * birini öldürmeye hazı rlanmak. sağğ . çok değ verilen. ad canı düş na kün * kendine iyi bakan. canı gönülden. ğ kı yı kaları ı canı yürekten * Bkz.

çok sevmek. canı tükürdüğ na ümün (veya üfürdüğ ümün) * kı nlıve öfke belirtir. ş tı canı cehenneme göndermek (veya yollamak) nı * öldürmek. zgı k canı yandım (veya yandımı na ğ ı ğ n) ı * sevgi. hayranlıveya öfke gibi türlü duygular anlatı k r. bı kmak. ey * bir ş çok düş olmak. nı * sıntı sokmak. neş kaçı esini rmak. canı sı nı kmak * keyfini bozmak. canı geçmek ndan * ölmek için hazı r olmak. lı ı ini canı vermek nı * kendini feda etmek. * birini öldürmeyi istemek. çok yormak. canı susamak na * ölmek istemek. canı bezmek (veya bı ndan kmak. eye kün canı yakmak nı . canı çı nı karmak * hı rpalamak. bezmek. yı prandı rmak. * hiçbir ş esirgememek. usanmak) * ölümü göze alacak kadar sıntı kı içinde olmak. kı ya canı bağlamak nı ı ş * öldürülmesi gerekirken vazgeçmek. fazla çalı rmak. canı burnundan getirmek nı * çok yormak. canı almak nı * (Tanrı ) öldürmek. sabrı kalmamak. * canı verdirecek kadar memnun etmek. canı tak demek (veya etmek) na * dayanamaz duruma gelmek. canı yetmek na * katlanamayacak duruma gelmek.* "Alllah rahmetini esirgemesin" anlamı kullanı nda lı r. canı diş almak (veya takmak) nı ine * her tehlikeyi göze alarak iş giriş e mek. canı sokakta bulmak nı * sağğkorumak gerektiğ anlatan bir söz. ğ ı canı acı nı tmak * birine acı vermek. canı (bir yere) dar atmak nı * bir tehlikeden güçlükle kurtularak bir yere sınmak.

kürekli sandal. cankurtaran * Hastahane veya kliniklere hasta veya yaralı ı taş maya özgü araç. yacı * Cani gibi. caniyane * Cani gibi. cani canice canilik canip * Yan. * bir kimseyi.* acı verecek biçimde cezalandı rmak. taraf. * Cinayet iş lemiş olan kimse. çok sevmek. cankurtaran yok mu! * ölüm tehlikesi karş nda yardı isteme sözü. caniye yakır (biçimde). yanan veya batma tehlikesi ile karşkarş kalan gemileri kurtarmaya yarayan gemi. cankurtaran salı * Deniz kazaları kullanı üzere gemilerde bulundurulan sal. çok sıntı zarara sokmak. nda lmak cankurtaran sandalı * Deniz kazaları veya gemi batmak üzere iken insanları nda kurtarmaya yarayan motorlu. kı . ambülâns. cankurtaran yeleğ i * Yelek biçiminde yapı ş lmıcankurtaran aracı . cankurtaran gemisi * Karaya oturan. amandı ra. kı ve canın derdine düş nı mek * canı baş bir ş düş ndan ka ey ünemeyecek kadar sıntı olmak. * Havuz veya plâjda yüzme bilmeyenleri uyaran. canice. fosforlu ş lan. cankurtaran simidi * Suda boğ ulma tehlikesine karşkullanı ve sudan hafif maddelerden. filika. ı ı ya cankurtaran kulübesi * Dağ geçitlerinde tipiden veya soğ uktan korunmak icin sınak olarak yapı ş ğ ı lmıkulübe. büyük simit veya yelek biçiminde ı lan yapı ş lmıaraç. kı da canın içine sokacağgelmek nı ı * çok hoş lanmak. cankurtaran çanı * Tipili veya sisli havalarda sınacak veya yönelecek yeri yolculara. cankurtaran ş amandı rası * Denize düş enlerin kolayca belirlenip kurtarı lmaları denize bı lan ve kazaya uğ için rakı rayanlarıbulup n kendilerini göstermeleri için kullanı parlak renkli. ı sı m . tehlikeden koruyan ve onları kurtaran kimse. cankurtaran düdüğ ü * Cankurtaran çanı . ş ı * Cani olma durumu. gemilere belli etmek için kullanı çan ğ ı lan (veya düdük).

. lokal vb. canlı * Canı olan. henüz ölmemiş . etkinlik kazandı rmak. hareketli. na * Yaş atmak. canlanma * Canlanmak iş i. canlandıcı rılı k * Canlandıcı rı olma durumu. hareketlilik kazanmak. * Bir canlı resim veya ş filmi için hareketliliğsağ ema i layan tek tek resimleri yapan sanatçı . lı k. canla baş la * Seve seve her türlü yorgunluğ göze alarak. * Geçmiş yaş bir olay veya durum yeniden hatı te anan rlanmak. canlı kazandı lı k lı k ran. ş canlı model * Figürlerle süslü veya heykeltı lı yararlanı kadı veya erkek. lına ğ * Yoğ unluk. * Tek tek resimleri veya hareketsiz cisimleri gösterim sı nda hareket duygusu verebilecek biçimde rası düzenleme ve filme aktarma iş i. canlanması yol açmak.cankurtaranlı k * Cankurtaran olma durumu. var gücüyle. * Yaş p yer değ tirebilen yaratı hayvan. ileş * Geçmiş olayıgeliş bir n mesini ve sonucunu aynı biçimde yansı sunma. raşkta lan n canlı müzik * Gazino. canlandılma rı * Canlandılmak iş rı i. * Heyecanla. * Canlı tazelik. yaş ayan. * Etkinliğartmak. u canlandıcı rı * Canlı veren. canlandılmak rı * Canlandı rmak iş konu olmak. dirilik getirmek. (birinin) kı ı girmek. i * Depreş mek. canlı canlı * Diri diri. ine canlandım rı * Ortada kalan kalı ları göre bir eserin ana tasarına uygun olarak yeniden çizimi. canlı cenaze * Çok zayıbir deri bir kemik kalmıkimse. ayı iş k. tarak canlandı rmak * Canlanması sağ nı lamak. canlanmak * Gücü artmak. * Kiş tirme. f. diri. diri duruma gelmek. yerlerde yemek sı nda bir veya birkaç müzisyenin çalgı sesleri ile parçaları rası ve seslendirmesi. hayat dolu. ntı na sı canlandı rma * Canlandı rmak iş i. etkili. * Güçlü.

sönük. nsan ş ı cansı ma zlaş * Cansı mak iş zlaş i. unu canlı resim * Bir hareketi parçaları ayıp bunlarıelle yapı resimlerinin alıyla tek tek çevrilmesine dayanan ve na rı n lan cı gösterimde sürekli bir hareketi ortaya koyan film tekniğ i. * Çocukta bir düş biçimi olarak bütün cisimlerin canlı ünce olduğ inanma. una canlı lı k * Canlı olma durumu. cansı tı zlaşrmak * Cansıduruma getirmek. hilozoizm. z cansı tı zlaşrma * Cansı tı iş zlaşrmak i. * Güçsüz. z z cansıdüş z mek * hastalıveya yorgunluk yüzünden bitkin bir duruma gelmek. * Tek ve aynı ruhun fikrî ve organik hayatıilkesi olduğ ileri süren öğ n unu reti. cansiparane * Canı verircesine. cansı k zlı * Cansıolma durumu. özveriyle. k). canlılı cı k * Olup bitenin ruhlar alanın gizli güçlerince yönetildiğ inanan ilkel anlayıanimizm. * Durgun. z * Bir diş canlı in dokusunu yok etmek. cansı mak zlaş * Cansıduruma gelmek. * Neş elilik. cansı z * Canı yitirmişölmüş nı . z * Hareketsizlik. nı ine ş . * Bağ z bir ruhî varlın insanda ve doğ nesnelerinde yerleş olduğ inanan ilkel dinî görüş ı msı ğ ı a ik una .canlı özdekçilik * Evrenin temeli olarak düş ünülen maddenin canlı olduğ savunan doktrin. k cansıhedef z * İ ve hayvan dında kalan hedef. . cansıgibi. capcanlı . nı cantiyane * Kantiyane. mecalsiz. cansıcansı z z * Cansıolarak. * İ uyandı lgi rmayan. alıyla i anda yapı yayı lan n. hareketlilik. * Canlı olmayan (varlı camit. canlı n yayı * (televizyon ve radyo için) Daha önceden herhangi bir gereç üzerine tespit edilmemiş cı tespit edildiğ .

* Çok canlı biçimde). carlama * Carlamak iş i. carcar carcur * Bkz. k. geçen. cariyelik etmek * cariye gibi hizmet etmek. yürürlükte olan. ilân etmek. cari hesap * İ taraf arası sürüp giden alacak verecek iş ki nda lemlerinin tutulan hesabı . imdat. ilân. söz söylenen kimseye aş bir saygı ı rı göstermiş olmak için kadı tarafı "ben" zamiri yerine nlar ndan kullanı . cari masraf * Belirli bir dönemde yapı harcamalar. arz ve talebe göre belirlenen fiyatı . gürültülü bir biçimde (konuş ma). rı * Tehlike durumu. * Akan. haykı rmak. yaygaracı . lan cari para cari ücret cariye * Geçerli olan. car car * Çok ve yüksek sesle. lı rdı * aynı maksatla genç kadı nlardan söz edilirken onları anlatan kelimelere bir unvan gibi getirilirdi. cariyeniz (veya cariyeleri) * eskiden. nları na af. ş arjör. * İgücü piyasası iş ş nda gücünün. carcur carcur cari * "Geliş igüzel konuş mak" anlamı gelen carcur etmek deyiminde geçer. alıp satı rı p nı labilen. car * Bazı yerlerde kadı n kolları örttükleri veya boydan boya örtündükleri çarş zar. * Geveze. * Yabancı ülkelerden kaçılıözgürlükten yoksun edilen. her konuda efendisinin isteklerine bağ bulunan genç kadı halayı lı n. yürürlükte bulunan para. tellâl ile duyurma. cariyelik * Cariye olma durumu. (bir car * Çağ. * Olagelen. carlamak . na * Fermuar. car etmek * nara atmak. yardı m.

abartısöz. cavlağçekmek ı * ölmek. casus casusluk * Casus olma durumu. çok söylemek. cav * Bkz. ı tlı casusluk etmek * casus olarak çalı ş mak. çaş ı t. bir ş la na cart curt * Gerekli gereksiz yerde söylenen. hiç tüyü olmayan. lı cart curt etmek * göz korkutmak veya övünmek amacı abartıkonuş yla lı mak. (II) cart cart ötmek * kendini beğ enmiş davranı ve buyururcası söz söylemek. * Bir devletin veya bir kimsenin sı nı kasın hesabı öğ rları baş nı na renmeyi üstüne alan kimse. cavalacoz * Değ ersiz. cascavlak * (baş için) Çok saçsı çok tüysüz. * İ etmek. duyurmak. carlı carsı z * Carı olmayan. derme çatma. nara atmak. * Çılçı örtüsüz. cascavlak kalmak * bütün imkânları elinden alı ş nmıolarak ortada kalmak. mlı r nana ı carta cartadak cartadan * Cartadak. rı plak. ey rtı rken kan * Carı olan. haykı lân rmak. cart kaba kâğ ı t * yüksekten atana veya çalı bir tavıtakı karşsöylenen hafifseme ünlemi. çaş k. z. önemsiz. (II) cart * Sert bir ş yı lı çı ses. cartayı çekmek * ölmek. * Birdenbire ve gürültü ile. çağ (II).* Bağ ı konuş rarak mak. cavlak . * Yellenme.

cayı rdama * Cayı rdamak iş i. sağ ndan caydış rı caydı rma * Caydı iş rmak i. çı k. caydı rmak * Cayması sağ nı lamak. * Caydı işveya biçimi. cavlaklı k * Cavlak olma durumu. ndan caygı n * Vazgeçip iş ardı bı in nı rakan. ı cayı yı rtı basmak (veya cayı koparmak) rtı * birdenbire bağ p çağ ı rı ı rmaya baş lamak. uzun. dönek. caydılmak rı * Cayması lanmak. i . cayı rdatmak * (nesneler için) Sert. çı kalmak. caydıcı rı * Kararı ndan. gürültülü ses çı kartmak. caydıcı rılı k * Caydıcı rı olma durumu. rtı cayı vermek rtı * gürültü ile gözdağvermek. yı ldını ı ı lı r. tüyünü dökmek. kararı döndürülmek. cayı rtı *Ş iddetli yanma. plak. cayı ş * Caymak işveya biçimi. *Ş iddetli. vazgeçirilmek. sözünden döndürücü. gürültü. vazgeçirmek. plak * Ölmek. rmak i cayı r r cayı * Bir cismin çabuk ve ş iddetle yandını rtı ğ anlatmak için kullanı ğ . rtı cayı rdatma * Cayı rdatmak iş i. kararı döndürmek. yı lma sesi.* Çı tüysüz. etkili olarak. cayı rdamak * (nesneler için) Ses çı kararak yanmak veya yılmak. plaklı cavlama cavlamak cavlamak * Cavlamak iş i. * Kavlamak.

* Sözünden. i n ları cazbant * Caz müziğçalan orkestra. i * Cazcın iş nı i veya mesleğ i.cayma caymak caz * Caymak iş i. * Caz müziğçalan orkestra. kararı dönmek. cazı rdamak * Caz diye ses çı karmak. * Alı alı lı çekicilik. na cazı rtı cazibe * Cazı rdama sesi. * Cazgı r olma durumu. cazgık rlı cazı r r cazı * (bir cismin kaynama ve yanması belirtirken) Güçlü ve sesli olarak. mlı k. cazı rdatmak * Cazı rdaması yol açmak. cazibedar * Çekiciliğolma. albeni. nı cazı rdama * Cazı rdamak iş i. * Çekim. * Güreş olan pehlivanları ecek yüksek sesle izleyicilere tanı ve duaları okuyarak onları tan nı alana süren kimse. ndan * Baş çta Kuzey Amerika zencilerinin müziğiken sonraları langı i bütün dünyada benimsenen bir müzik türü. i caz takı mı * Caz müziğçalan orkestranıbütün çalgı . * Fitneci. cazı rdatma * Cazı rdatmak iş i. i cazcı cazcı lı k cazgı r * Caz müziğçalan veya besteleyen kimse. i mlı cazibeleş me * Cazibeleş durumu. mek cazibeleş mek . m. alı . vazgeçmek. cazibe kanunu * Yer çekimini belirten kurallar bütünü.

mlı cazibeleş tirmek * Çekici. albenili. albenili. ce ce * Türk alfabesinin üçüncü harfinin adı . elveriş lgi ran. mek cazipleş mek * Cazip duruma gelmek. cc Cd CD Ce * Seryum'un kı saltması . bebekleri eğ nı lendirmek için çı lan ses. cazibesiz cazip cazipleş me * Cazipleş durumu. * Kucak çocukları. ağ ğolan. cazipli caziplik * Cazip olma durumu. * Çekici. mlı * Önemli. cazlı cazsı z * Cazı olan. li.* Çekici. cazipleş tirmek * Cazip duruma getirmek. r cazı Cb * Kolombiyum'un kı saltması . alı duruma gelmek. karı * Kemanısı ve göğ tahtası iki yanı C harfi biçiminde çenten oyuklar. alı z. mlı cazur cazur * Bkz. alı duruma getirmek. msı * İ uyandı çekici. cazipleş tirme * Cazipleş tirmek durumu. * Yabancı devlet elçiliklerine ait arabaları plâkaları kullanı kı n nda lan saltma. alı . ı ı rlı * Çekici olmayan. cazı r. mlı cazibeli * Çekici. alı . n rt üs nı ndan * Kadmiyum'un kı saltması . * Cazı olmayan. .

tı kulu ndan nı cebel * Dağ . zorba. * Acı z. cebi delik (kimse) * para tutmayan. ceberut * Tanrı n her ş üstünde olan kudreti. z. eyi cebellezi etmek * cebine indirmek. ması cebi delik * Tutumlu olmayan (kimse). ldı * Becerikli. cebine indirme. * Sahipsiz. zorba. cı * Kudret sahibi. savaş ordunun silâh ve mı ta cephanesini ulaşran yaya kapı ocakları bir sıf asker. 'nı eyin * (tasavvufta) Allah'a varmanıüçüncü basamağ n ı . cebe * Zı rh. zorbalı ndan k.-ce -ce * Bkz. savaş rası tı zeamet sahiplerinin dirlikleri oranı göre İ u sı nda mar. merhametsiz. cebelleş mek * Uğ mak. cebi para görmek * parası yokken para kazanmaya baş lamak. çekiş raş mek. münakaş etmek. na yanları götürmekle yükümlü bulundukları asker. cebbar * Zorlayı. * Gökyüzünün güneyinde bulunan bir yı z kümesi. a cebellezi * Hakkı olmayan bir ş kendisine mal edip cebine koyma. ekime elveriş olmayan yer. * Bkz. cebelleş me * Cebelleş iş mek i. cebeci * Yeniçeri ordusunda silâh yapan. li cebeli * Osmanlımparatorluğ döneminde. -ca / -ce (I). açıgöz (kadı k n). cebin . züğ parası ürt. nda atlı * Aynı dönemde illerdeki atlı inzibat kuvveti. * Silâh. boş toprak. savurgan. ce demeye mi geldin? * "Bu kadar az oturmaya mı geldin?" anlamı kullanı nda lı r. onaran ve bakı ile görevli bulunan. -ca / -ce (II). tartı ş mak. * Ekilmemiş tarla. Tanrı . * ("büyük kudret" anlamı kayarak) Merhametsizlik.

kendini tutma. zor kullanarak. cebire * Kık kemikleri yerinde tutmak için kullanı tahta. süyek.* Korkak. cebirsel deyim * Bilinen veya bilinmeyen büyüklük ölçüleri üzerinde. ceddine lânet (veya yedi ceddine lânet!) * "soyun sopunla birlikte Tanrı cezanı versin!" anlamı ilenme bildiren söz. cebinden çı karmak * ondan çok üstün olmak. cı k. bunlara bağ bir büyüklük ölçüsünü çı lı karmak için gerekli iş lemleri gösteren ve birbirine cebirsel iş aretlerle bağ lanan harf ve sayı bütünü. lan. * Artı eksi gerçek sayı bunlarıyerini tutan harfler yardı yla nicelikler arası genel bağ lar ve larla. cebrî * Zorla yapı zor kullanı yaptılan. ğ ı cebini doldurmak * karş tı elveriş durumlardan yararlanarak bol para kazanmak. * Alı yüz. mukavva veya tenekeden yapı şüzeri bezle rı lan lmı . n. lar cebirsel formül * Cebirsel deyim. larak rı * Zorla. cebren cebretme * Cebretmek iş i. cebine indirmek (veya atmak) * (para için) hakkı olmadı hâlde kendine mal etmek. cebirsel ifade * Cebirsel deyim. cebrinefs * Kendini zorlama. zı nda . cebir kullanmak * bir işyaptı için zora baş i rmak vurmak. cebrî yürüyüş * Bir yere kuvvet yetiş tirmek veya düş mandan önce varmak için yapı sı yürüyüş lan kı . zoraki. ı ğ laş ı li cebir cebir * Zor. zorlayı ş . n mı nda lantı kuran matematik kolu. koaptör. cebriye * Yazgılı kadercilik. cebirsel * Cebirle ilgili. fatalizm. kaplanan levha. cebretmek * Zorlamak.

cehdetmek * Çalıp çabalamak. eziyet. eziyet. sıntı * Sınt ı eziyete katlanmıveya katlanan. cefalı kı ya katlanan. bilmezlik. kı veya rla ı layı ceffelkalem * Hiç düş ünüp taş ı nmadan. tamu. rpı cehalet * Bilgisizlik. ı r . üzgü. Cedî cedit cedre * Guatr. cefa etmek * üzmek. kı ya. bravo" veya "Tanrı senden razı olsun" anlamı kullanı nda lı r. guş a. kötülük yapanlarıöldükten sonra ceza görecekleri yer. cefa * Büyük sıntı kı . cehdetme * Cehdetmek iş i. .ceddine rahmet! * "aferin. cefa çekmek (veya görmek) * üzüntü. ş cefaya katlanmak * sıntı üzüntüyü sabı karş p tahammül etmek. bir çı da. sıntı kı çekmek. lak * Yeni. cehennem kütüğ ü * Cehennemde yanmaya yaraş kimse. cehennem hayatı * Büyük sıntı üzüntülerle dolu yaş ş kı ve ayı . cefakeş cefalı * Cefa çeken. eziyet etmek. * Oğ burcu. ranı ı na lan * Çok büyük sıntı kı . cefakâr * Cefalı . kı lı cehennem azabı * Cehennemde uğ lacağ inanı ceza. cehennem gibi * çok sı cak. ş lara n * Çok sıntıyer. ş ı cehennem * Dinî inanı göre.

ı lan. k * Hamamıocağ külhan. * Çaba. ıkta bozulmayan beyaz kristal. ması cehenneme kadar yolu var * "defolsun. i nda cehennemî * Cehennemle ilgili. kollu giysi. ceket ceketatay * Erkeklerin ve kadı n giydiğ genellikle önden düğ nları i. cehennemlik * Öldükten sonra yerinin cehennem olacağsanı cehenneme lâyı(kimse). kabuk veya odunundan güzel kı zı elde edilen bir kök (Rhamnus rmı renk infectorius). ün klış ı cehennem zebanisi * Zalim.cehennem ol * defol!. * Modern ekmek fınları ateş bulunduğ en sı bölüm. . cı cehennemi boylamak * (sevilmeyen kimse için) ölmek. cehennem gibi. kalçayı örten. cehennem olmak * defolmak. meyve. zı cehennemleş me * Cehennemleş durumu. rı nda in u cak cehil cehre cehri * Bilgisizlik. * Üzücü. cehennemin bucağ(veya dibi) ı * çok uzak yer. * Bkz. Jaketatay. * Aş üzüntü ve sıntı ı rı kı çekilen yer hâlini almak. bilmezlik. yakı. * Kök boyası gillerden. cehennem taş ı * Gümüş nitrik asitte ergitilmesiyle elde edilen. ceht -cek * Bkz. acı z kimse. korkum yoktur" anlamı sövme. * Pamuk. mek cehennemleş mek * Cehenneme dönmek. meli. n ı . ipek gibi ş eyleri eğ iplik durumuna getirmeye yarar araç. cehennemin dibine gitmek * (kılan kimse için) defolup gitmek. iğ irip . yün. havaya dayanı . -cak / -cek. istediğyere kadar gitsin. çabalama.

celp . celî yazı * (Arap harfleriyle) Uzaktan okunacak biçimde istif edilmiş sülüs levha yazı. cilâlı . * Avcı çantası . Galata. kı nlı zgı k. cellât gibi * acı z. ması cellâtlı k * Cellâdıgörevi. sonraları türeyen bütün eş yaya verilen ad. * Açı aş k. iri sı celil * Çok büyük. zalimlik. Celâlî * İ olarak Yavuz Sultan Selim döneminde ortaya çıp devlete isyan eden Bozoklu Derviş lk kı Celâl'in adamları ve ondan yana olanlara. * Tanrı n sı ndan biri. sır gibi kesilecek hayvanlarıticaretini yapan kimse. coş rçı kun. keçi. celeplik celî * Koyun. İ brahim Paşve Edirne sarayları alıp türlü devlet hizmetleri için aday olarak a na nı yetiş tirilen genç. keçi. * Öfke. celâlliye benzer. zalim. k. na da kı Celâlîlik * Celâlî olma durumu. * Parlak. kı zmak. kolaylı suç iş kla leyen. * Acı z.celâdet celâl * Yiğ kahramanlı itlik. celâllenme * Celâllenmek iş i. celâllice celbe celep * Koyun. katı ması yürekli. * Büyüklük. ululuk. ğ ı n * Topkapı . * Celâlli gibi. 'nı fatları cellât * Ölüm cezası çarptılanları na rı öldürmekle görevli olan kimse. * Hı n. celâllenmek * Öfkelenmek. ulu. sır gibi kesilecek hayvanlarıticaretini yapma iş ğ ı n i. n * Katı yüreklilik. celâlli * Sert ve öfkeli (kimse). ikâr.

* getirmek. mek i cemaatleş mek * Cemaat hâline gelmek. cemaat ne kadar çok olsa (veya cami ne kadar büyük olsa) imam gene bildiğ okur ini * bir yetkili kimse. çağ belgesi. cemaat * Bir imama uyup namaz kı kiş lan iler. z klar. . cemaatli * Cemaati olan. cemaatle namaz kı lmak * imama uyarak namaz kı lmak. edilene veya tanı gönderilen çağ belgesi. a cemaatimüslimin * Müslüman halk. cemaatsiz * Cemaati olmayan. çağ belgesi. cemadat cemal * Yüz güzelliğ i. ı dı rı celse * Oturum. celp etmek * kendine çekmek. rı ı dı rı celpname * Celp kâğ . ndan klara rı * Askerlik ödevini yapmaya çağ ı rma. çevresindekilerin düş üncesi ne olursa olsun kendi istediğ yapmaya çalır.* Getirtme. cem'an * Cansı cansıvarlı zlar. cemaatleş me * Cemaatleş işveya durumu. celpname. celp kâğ ı dı * Çağ kâğ . celseyi açmak * oturumu açmak. ini ş ı cemaate uymak * içinde bulunulan bir topluluğ uyarak davranmak. kendi üzerine çekme. cemaatsizlik * Cemaatsiz olma durumu. celseyi tatil etmek * oturuma ara vermek. * Mahkeme tarafı dava edene. * İ kalabalı. nsan ğ ı * Bir dinden veya bir soydan olanlarıtopluluğ n u.

cemilenmek * Çoğ ullanmak. * Bir olayı kiş kutlama amacı bir araya gelen topluluk. (bir ş eyin) tümü. cemetmek * Toplamak.* Toplayarak. cemi * Bütün. cemiyet * Dernek. it ri cembiyeli * Cembiyesi olan. * (erkek için) Güzel. teki cembiye * Bir çeş eğ kama. cemaziyülevvel * Ay takviminin beş ayı inci . cemaziyülevvelini bilmek * bir kimsenin herkesçe bilinmeyen. hep. veya iyi yla . n * Gönül alı davranı cı ş . * Tanrı n sı ndan biri. * Toplama. cemilendirmek * Çoğ ullandı rmak. cemil cemile cemilendirme * Çoğ ullandı iş rma i. (bir ş eyin) hepsi. 'nı fatları * (kadıiçin) Güzel. * Toplama. hançer. toplum. * Topluluk. ul. küçük tövbe ayı . cemetme * Cemetmek iş i. hepsi. * Çoğ çokluk. bir araya getirmek. cemaziyülâhı r * Ay takviminin altı ayı ncı . büyük tövbe ayı . cembiyesiz * Cembiyesi olmayan. hepsinin tamamı . * Düğ ün. cem'an yekûn * Toplam olarak. toplam olarak. * Birbirine uygun veya zı t anlamlı kelimeleri tenasüp veya tezat sanatları yoluyla bir araya getirme. geçmiş kötü bir yönünü veya kötü durumunu bilmek. çokluk hâline getirmek. cemilenme * Çoğ ullanma iş i.

Tanrı . pazı . * Yan. taraf.cemiyetli cemre yükseliş i. cenaze levazı matı * Ölünün kefenlenmesi sı nda gerekli olan malzemeler. sonra suda ve en sonra toprakta oluş u sanı sı k tuğ lan caklı cemre düş mek * sı k yükselişo hafta içindeki günde baş caklı i lamak. dağ k olmayan. cendere * Bir ş sı eyi kmak. ndan lan cenazeyi kaldı rmak * ölüyü gömmek üzere götürmek. cenaze namazı * Cenaze gömülmeden önce musalla taş n üstüne konan tabutun önünde kı namaz. cenap cenaze cendereleş me . rlanmıinsan ölüsü. cenaze alayı * Ölüyü kaldı töreni veya bu törende yer alan veya cenazeyi izleyen topluluk. * Kol. ş * Cenaze töreni. gömmek. ı nı * Ş ayı birer hafta aralı ubat nda klarla önce havada. ndan * Saygı . pres. cenabet * Cünüp. derli toplu. * Pis. cenbiye * Ağ eğ bir tür Arap bı ı zı ri çağ . Cenabı hak * Allah. onur ve büyüklük anlamı kullanı yla lı r. * Cemiyet içinde geçen. kötü. cenaze gibi * benzi sararmı ş . lerde lan * Manevî baskı . * Savaş düzenindeki ordunun iki yanı her biri. * Kefenlenip tabuta konmuşgömülmeye hazı . rası cenaze merasimi * Cenaze töreni. rma cenaze duası * Cenaze defnedilirken okunan dua. cenah * Kuş kanadı . ı nı lı nan cenaze töreni * Cenaze namazı mezara kadar yapı dinî tören. hoş lmayan kimse veya ş lanı ey. ezmek gibi iş kullanı mekanizma.

çekiş raş me. uçmak (II). dövüş çı k. çekiş münakaş etmek.* Cendereleş iş mek i. . a cennet * Dinî inanı göre. cengâverce * Cengâvere yakır biçimde. zları a acakları yer. * Çok güzel. cenk * Savaşkavga. mavi yeşzemin üzerine bakı ğ ı il r rengi çizgili tropikal balı(Macropodus k viridiauratus). kanlı çülük. mek. kan. altı Cenevizli * Ceneviz (bugünkü Cenova ş Cumhuriyeti halkı olan kimse. * Cenkçi olma durumu. kan. ş ı cengâverlik * Savaşlı savaş k. cendereleş mek * Manevî baskı nda mücadele etmek. kavgacı çı . cennet balı ğ ı * Cennet balıgillerden. cennet balıgiller ğ ı * Kemikli balı r takı nı kefallar alt takı na giren bir familya. kla mın mı . çı * İ dövüş dövüş savaş vuruş yi en. iyilik yapanları günahsı n. ma nı ş müş ceninisakı t * Düş ük. cenkleş me * Cenkleş iş mek i. cenk etmek * savaş mücadele etmek. na * Ana rahminde doğ zamanı tamamlayamamıveya vaktinden önce düş çocuk. kavga. ehri) ndan cengâver * Savaş. cengel cenin * Otlarla ve sıağ k açlarla örtülü geniş Hindistan ormanları verilen ad. cenkçi cenkçilik * Savaş. * Büyük çaba. mak. uğ . huzur veren yer. çü. öldükten sonra sonsuz bir mutluluğ kavuş ş lara n. * Atı ş mak. altı cendereye sokmak * manevî baskı na almak. cenkleş mek * Savaş mak.

cennet kuş ugiller * Omurgalı hayvanlardan kuş sıfın bir familyası lar nını . mlı cennetleş me * Cennetleş durumu. centilmence * Centilmene yakır (bir biçimde). yi lı lı . mlı cennet kuş u * Cennet kuş ugillerden. tüyleri güzel renkli bir kuş (Paradisea apoda). * Centilmene yakır davranı ş ı ş . çok cennete çevirmek * temiz. cennetmekân. rahat yaş lıbakı bir yer durumuna gelmek. alı kadı mlı n.cennet biberi * Zencefilgillerden karabiber tadı bir bitki. centilmen * İ arkadaşk eden. güney. saygı görgülü. ı na lan * (ölmüş kimse için) Yeri cennet olan. cennet öküzü * Yüreğtemiz ama budala denecek kadar saf kimse. güneye özgü olan. anı r. cennetlik * Öldükten sonra yerinin cennet olacağ inanı (kimse). centilmenlik antlaş ması * Hukukî ve resmî olmayan. * Güzel. ş ı centilmenlik * Centilmen olma durumu. bakı . * Güneyli. i cennet taamı * Tadı güzel olan yemek veya yiyecek. * Henüz pek küçükken ölen bebek. * Güney. ancak taraflarıkarş klı n ı güvenlerine dayanan sözlü antlaş lı ma. mlı cennete dönmek * güzel. cenubî cenup cenuplu * Güneyle ilgili. cennetmekân * Cennetlik. . bakı (yer). nda cennet gibi * güzel. mek cennetleş mek * Cennet durumuna girmek. kibar (erkek). güzel bir yer durumuna getirmek. * Cennetin güzellikleriyle donanmak.

yön.cep * Genellikle bir ş koymaya yarar. istek çevresinde sağ lanan beraberlik. cep telefonu * Cebe sı ğ abilecek küçüklükte olan. cepçi * Yankesici. taraf. çökertme. ş an ı nan cep harçlı ğ ı * Bir kimseye ufak tefek gündelik harcamaları ı karş laması verilen para. cep kitabı * Cepte taş ı nacak. cephe açmak * savaş olmayan bir bölgede. cep takvimi * Cepte taş ı nabilecek küçük boy takvim. savaşhazı a rlanmak ve baş lamak. . ı n ü * Yan. cep saati * Cepte taş saat. deniz ve hava birliklerinde cephanelik görevlisi veya sorumlusu olan kimse. alanın manı kan * Trafiğkolaylaşrmak için yaya kaldımları veya yollarda yapı cep biçimindeki taş yanaş yeri. * Belirtisiz isim tamlaması sı tamlayan görevinde "cebe sı yapında. i tı rı nda lan ı t ma * Kablosuz telefon. için cep harçlını karmak ğ çı ı * günlük masrafı karş nı ı layacak kadar kazanç sahibi olmak. kablosuz telefon. cep feneri * Pille çalı ve cepte taş küçük fener. cebe girecek biçimde küçük kitap. * Ateş silâhlarla atı için hazı li lmak rlanan her türlü patlayı madde. giysinin belli bir yeri açı içine yerleş ey larak tirilen astardan yapı ş lmıtorba veya giysinin üzerine konulan parça ile yapı ş lmıyer. * Belli bir düş ünce. cepçilik cephane * Yankesicilik. cephe * (yapı larda) Yüz. cep defteri * Cebe sı ğ abilecek büyüklükteki defter. nı * Savaş nıbir yerinde düş n geriletilmesiyle ortaya çı taktik durum. cı cephaneci * Kara. alnaç. * Üzerinde savaş sürdüğ bölge. cep televizyonu * Çok küçük boyutları veya cebe sı olan ğ abilecek küçüklükteki televizyon. ı nan cep sözlüğ ü * Cepte taş ı nabilecek ve günlük ihtiyaca hemen cevap verebilecek küçük sözlük. ğ abilecek boyda" anlamı verir. taş ı nabilir. cephanelik * Cephanenin saklanması yarar kapalı korunmuş na ve yer.

yı bilmemek. ı cephe gerisi * Savaş nıgerisinde kalan bölge. * Yara. cepheleş me * Cepheleş iş mek i. cepten aramak * bir kimseyi cep telefonundan aramak. kendi malı ödemek. doğ ı k rudan doğ konuyu ele alarak birine karşçı ruya ı kmak veya mücadeleyi açı ktan açı yapmak. z * Ceplemek iş i. bir düş ünceye karşolmak. ndan cer * Çekme. * Kolları rtmaçlı uzun. cerahatlenmek * (yara) İ toplamak. cepheli cepken cepleme * Yönlü. taraflı . rin ş . lmak cepheden hücuma geçmek * dolaş yollara sapmadan. cepten vermek * kendi kesesinden. cer hocası * Taş imamlıyaparak para ve erzak toplayan genç medrese öğ rada k rencisi. cerahatlenme * Cerahatlenmek iş i. ceplemek * Kazanmak. cepheleş mek * Bir düş ünce. cebine indirmek. bir sa. sürükleyerek götürme. değik cephelerde savaş iş mak. cephelenmek * Cephe oluş turmak. . rin cerahatli * İ toplamı irinli. harçla iş yı ve lenmiş tür kı yakasıüst giysisi. cerahat *İ rin. direnmek. alanın cepheden cepheye koş mak * durmadan. bir istek çevresinde birlik oluş turmak.cephe almak * hası durumu takı m nmak. ğ a cephelenme * Cephelenmek iş i.

mlı cerh * Yaralama. u cereyan çarpmak * elektrik akı na tutulup etkisinde kalmak. * Akı m. * Aynı ilimde olan. cerbezeli cereme ceremesini çekmek * baş nıyol açtı zararı kasın ğ ı ödemek. eyin me. * Girgin. kayı t defteri. * Akı . inanç. cereyanda kalmak * kapalı yerde. * Süvari kolu. * suyun akı içinde kalısürüklenmek. cereyana kapı lmak * elektrik akı yla çarpı mı lmak. * Bir ş geliş olma durumu. * Kurnazlı hilekârlı k. olmak. cerbeze * Güzel konuş ma. hareketi içinde yer almak. ceride * Gazete. * (bir düş ünce. cereyanlı * Akı lı ntı . kolaylı ve inandıcı söyleyen. ceren cereyan * Ceylan. akı akı . k. ceriha cerime . yapı lmak. veya iddia için) Çürütme.cerahatsiz * İ toplamamı irinsiz. * Beceriklilik. * Bir yöne doğ akma. cerh etmek * yaralamak. * Yara. mı cereyan etmek * geçmek. aynı eğ görüş paylaş kimselerin oluş ü an turduğ hareket. ru ş ntı . karş klı k pencere veya kapı nda meydana gelen hava akı sı kalı üş bir ı açı lı arası ntında p ütmek. * Cereme. rin ş . * Tutanak. * çürütmek. dilli. girginlik. kla rı söz * Baş tarafı yapı veya kaza sonucu ortaya çı zararı kası ndan lan kan ödeme. ş ı p * bir eğ bir görüş ilim.

lgı ğ ı cesaret göstermek * yürekli davranmak. cerrahlı k * Cerrah olma durumu veya cerrahımesleğ n i. cerrah * Operatör. sürükleyici. e mek. iyileş * Cerrahlı ilgili. Cermence * Cermen dili. kla * Hekimliğ ameliyatla tedavi yapan dalı in. cesaret pekliğ i. atı k. Bohemya ve Polonya'nıbatı n bölümünü kapsayan Cermanya'da M. * Güç veya tehlikeli bir işgiriş e irken kiş kendinde bulduğ güven. irilik. * Savaş araçları donatı ş yla lmıkalabalıordu. * Çekinmezlik. ldan yüzyı kadar oturan halk veya bu halktan olan kimse. ş tan cesaret etmek * korkulması gereken bir işkorkmadan giriş göze almak. lganlı * Büyüklük. cerre çı kmak * (medreselerde okuyan softalar) para ve erzak toplamak için belli aylarda köylere dağ p imamlıveya ı lı k müezzinlik yapmak. la Cermen dilleri * Kuzey Avrupa'da konuş ve Hint-Avrupa dil ailesi içinde yer alan diller. iri. cesamet cesametli * Kocaman. cerrar * Çekici. yüreklenmek.Ö. yüreklilik. 3. . k * Dilenci.Cermen * Bugünkü Almanya'yı . sactan kı larak sı vrı yapı ş lmımenteş e. * Zorla para alan (kimse). yüzyı 9. davranı güç almak. cerrahî cerrahî müdahale * Ameliyat. cesaret almak (veya bulmak) * herhangi bir durumdan. yiğ yürek ve göz inin u itlik. ulan cermen menteş e * Bina kapı ile pencerelere takı ve yaprakları ları lan menteş uzunluğ e unun yarı kadar olan. . cesaret gelmek * yı nlı gitmek. * Önemsiz yaraları tiren kimse.

cesaret vermek. yiğ it. cesur cesurane * Cesaretle. yiğ lgı ğ ı itlenmek. iri. * Ölü vücut. yiğ i. ceste * "Azar azar". ini cesaretini toplamak * kendine güven duygusunu. cesaretlendirme * Cesaretlendirmek işyüreklendirme. cesaretli. i. cesaretlenmek * Yı nlı gitmek. ceset cesim * Büyük. naaş . yüreklenmek. . yürekli. cesaretlendirmek * Yüreklendirmek. yiğ itçesine. itlendirme.cesaret vermek * birinin yı nlını lgı ğ gidermek. cesaretlilik * Cesaretli olma durumu. yüreksizlik. yüreklilik. yiğ itlendirmek. yüreklice. "kım kım" anlamı sı sı ndaki ceste ceste ikilemesinde geçer. itlenme. cesaretlenme * Cesaretlenmek iş yüreklenme. korkutmak. cesaretli * Hiçbir ş eyden korkusu olmayan. ini lganlını ı cesaretlendirilme * Cesaretlendirilmek iş yüreklendirilme. cesaretsizlik * Cesaretsiz olma durumu. ı cesarete gelmek * yı nlı gitmek. yüreklenmek. cesaretsiz * Yüreksiz. yürekliliğ ve atı ğ bir araya getirmek. yiğ i. ceste ceste * Azar azar. lgı ğ ı cesaretini kı rmak * yürekliliğ gidermek. * Çekingen. birini yüreklendirmek. cesurca * Yürekli. cesaretlendirilmek * Yüreklendirilmek. kocaman.

lganlı cet * Dede. cetbecet cetvel çizgilik. cevap anahtarı * Sı navlarda sorulan soruları çözülmüş n biçimi. cevahir yumurtlamak * cevher yumurtlamak. karşk olarak.* Cesura yakı biçimde. ters ve karş ndakinin beklemediğbir karş k vermek. cesur gibi. büyük baba. p * Bir soruya. erli lar. yakut gibi değ taş mücevher. cevaplamak * Bir soruya. soyca. su kanalı . bir isteğ bir söz veya yazı karş k vermek. ı lı * ihtiyacı ı karş lamak. dereceli veya derecesiz. cevap vermek * karşk olarak bildirmek veya söylemek. * Liste. cevaplama * Cevaplamak iş i. cevap hakkı * Bir kimsenin ş yla ilgili bası yayıorganları çı haberlere karş k olarak ya düzeltme ya da cevap ahsı n n nda kan ı lı verme hakkı . cevahirci cevap * Mücevher alısatan kimse. tahtadan. mücevherci. yanı e. ı sı i ı lı cevabî cevahir * Cevap niteliğ olan. * iyi sonuç vermek. ya ı lı tlamak. tlandılma. * Atı k. * Doğ çizgileri çizmeye yarayan. iyi sonuç alı nmak. * Atalardan beri. ya ı lı t. çizelge. cevaben * Cevap olarak. cevap kâğ ı dı * Sı navlarda sorulan soruları cevapların bulunduğ kâğ n nı u ı t. plâstikten veya madenden yapı ş ru lmıaraç. bir isteğ bir söz veya yazı verilen karşk. yanı e. ş an cesurluk * Yüreklilik. . gözü pek olma durumu. inde * Elmas. ata. ı lı cevabı dikmek (veya dayamak. cevaplandılma rı * Cevaplandılmak işyanı rı rı i. * Ark. yapı rmak) ş tı * kesin.

uygun bulmak. ıı lında cevaz * İ müsaade. lı tsı cevapsıbı z rakmak * karşğ herhangi bir cevap vermemek. . * Eziyet. * Bir ş özü. * Cevheri olmayan. * Bu ağ n yağ. cevelân cevher * Dolaş dolanma. i. ma. eyin nı ı ı lını tlandı cevaplı *İ çinde cevap bulunan. erli ı . yanı. karş ğ vermek. yanı rmak. hata yapmak.cevaplandılmak rı * Bir ş cevabı ı ı eyin . cevher yumurtlamak * değ sözler söylediğ sanarak saçmalayanlar için alay yollu söylenir. cevaplandı rma * Cevaplandı rmak iş yanı rma. u rı ktan * Cevheri olan. * İ yetenek. cevaz vermek * hoş görmek. eyin * Değ süs taş mücevher. gövdesi kalı kerestesi değ yurdumuzda çok yetiş ağ n. erli. en aç (Juglans regia). uzun ömürlü. maya. erli ini cevherli cevhersiz cevir ceviz * Cevizgillerin örnek bitkisi olan. cefa. ı z. yi * Töz. ceviz kı rmak * yanlıtutum veya davranı bulunmak. * Ceviz ağ nıkerestesinden yapı ş acın lmı . ş ş ta . bir tepki göstermemek. gezinme. cevapsı z * Cevabı verilmemişkarşksı yanı z. tlı cevaplı telgraf * Cevabın ücreti bir ş sorup cevap almak için telgraf gönderen kimse tarafı önceden ödenmiş nı ey ndan olan telgraf türü. niş acı lı astalı yemişkoz. zin. yanı rı lı tlandılmak. gevher. üzgü. karşğverilmek. gezinti. i. tlandı cevaplandı rmak * Bir ş cevabı. ceviz içi * Cevizin kabuğ kıldı sonra kalan iç.

acı * Suç iş leyen bir kimsenin yaş sı özgürlüğ malları onuruna karşdevletin koyduğ sırlama. cevvî Cevza ceylân * Çift parmaklı lardan. taçsıiki çeneklilerden bir bitki familyası i z . ı u nı * Atmosfer ile ilgili. üne. suçluya) para cezası verdirmek. gazal (Gazella dorcas). ş ları cevvaliyet * Çabukluk. hareketlilik. rı * (görevli. cevretmek * Eziyet etmek. ceylâna uygun biçimde. * Uygun görülmeyen tepki ve davranı önlemek için üzüntü. * Cevizden yapı ş lmıveya cevizi andı ran. de) Bir oyuncunun bilerek yaptı kural dı davranın penaltı cezalandıldı veya ğ ı ş ı ş ı ile rı ğ ı kalecinin topu elle tutması izin verilen alan. ceviz katı ş lmı . ı ı rlını kı ve . ceza çekmek * hapiste yatmak. sıntı veren uygulama. ceza alanı * (futbol. bakı lı ceylân gibi * yapıince ve uyumlu. memeli hayvan. *İ kizler burcu. boynuzlugiller familyası ndan. na. cevval * Davranı çabuk ve kesin olan. atmosferik. antına. sı ceylânca ceza * Ceylân gibi. . zarif. na ceza almak * öğ renci cezalandılmak. cevizlik cevretme * Ceviz ağ nıçok olduğ yer. çöllerde yaş ayan. ceza atı ş ı * Ceza vuruş u. hentbol vb. * manevî bakı mdan iş lenen suçun ağ ğ çekip sıntı üzüntü içinde kalmak. çok hı koş gözlerinin güzelliğile zlı an. acın u * Cevretmek iş i.cevizgiller * Örneğceviz olan. i tanı ince bacaklı nan. cevizî cevizli * Cevizi olan. ceylân bakı ş lı * Süzgün ve tatlı ş. ş ları kı .

cezalandılmak rı * Cezaya çarptılmak. rı ceza hukuku * Suç kapsamı içine giren eylemler ile bunlara uygulanacak cezaları inceleyen hukuk dalı . yapı ceza görmek * kendisine ceza verilmek. cezalandılmak. ceza reisi * Ağ ceza mahkemesi baş . ceza vuruş u * Özellikle futbolda. cezalandılma rı * Cezalandılmak iş rı i. ceza alanı . bir oyuncunun oyun alanı yanlıdavranını nda ş ş cezalandı ı rmak için. rı cezalandı rma * Cezalandı iş rmak i. ğ a cezalanma * Cezalanmak iş i. cezası çekmek nı * yaptı bir kusur veya tedbirsizliğ zararı uğ ğ ı in na ramak.ceza evi * Hükümlülerin içinde tutuldukları . karştarafı ı n yapmaya hak kazandı serbest vuruş ğ ı . ceza kesmek. mahpushane. hapishane. * para cezası ödemek. ceza kesmek * (görevli) para cezası yazmak. cezalanmak * Cezaya çarpı lmak. tecziye edilmek. rı ş cezası bulmak nı * hak ettiğkötü sona uğ i ramak. ceza verilmek. * hükmedilen cezayı bitirmek. cezaya iliş cezaya dayanan. . ceza vermek * cezalandı rmak. cezalandı rmak * Bir kimseye veya varlı ceza vermek. cezalı * Cezalandılmı(kimse). ı r kanı ceza sahası * Bkz. ceza yazmak * Bkz. ceza yemek * cezalandı rı lmak. cezaî * Ceza ile ilgili. kin.

* Cezayir halkı olan (kimse). kendini kaybetmek. * Etkileyerek kendine bağ lama.cezası z * Cezaya çarptılmamı cezalandılmamı rı ş . Cezayir menekş esi * Zakkumgillerden. açımor renkli çiçekleri ve k ortası çukur taç yaprakları bir bitki (Vinca). kendinden geçmek. kökten. bahçelerde süs bitkisi olarak yetiş tirilen. * Alçalma. olan Cezayirli cezbe * Bir duygu veya bir inanın etkisiyle aş ölçüde coş kendinden geçme durumu. * Kahve piş irmeye yarayan. radikal. ndan cezire cezp cezrî cezve cezve sürmek * kahveyi piş irmek için cezveyi ateşdoğ itmek. * Cezbesi olan. cezir * Kök. e ru Cf . * Köklü. cezaya çarptı rmak * cezalandı rmak. eklenerek yapı bir tatlı ndı eker lan türü. cezbeli cezbesiz * Cezbesi olmayan. rı ş . * (denizde) Ada. cezbelenmek * Cezbeye tutulmak. ş ı ı rı up cezbelenme * Cezbelenmek durumu. bağ lamak. kendine özgü mavi. ş ı ı rı up cezerye * Ezilmiş havuç içine fı k. * Kendine çekme. temelden. silindire benzer küçük kap. saplı . cezbetme * Cezbetmek durumu. cezbetmek * Kendine çekmek. ş vb. cezbeye tutulmak (veya kapı lmak) * bir duygu veya bir inanın etkisiyle aş ölçüde coş kendinden geçmek.

ş ı cı ma lı zlaş * Cı mak iş lı zlaş i. türkü-cü. z. * -ca ekli zarflardan pekiş tirme zarfları türetir: Yavaş k. * Süs. saniye kelimelerinin kı lması oluş uluslar arası birimleri sistemi. -cu / -cü / *İ simden isim ve sı türeten ek: kapı . * Önüne bir ünlü getirilerek sı ve zarf türetir: az-ık. cıl bı * Çı plak. öpü-cük vb. na fat l. ev-cil vb. sönük. * İ organlar. * "Yok olmaz" anlamı kullanı nda lı r. ama k. fat cı k. cı mak lı zlaş * Zayı güçsüz düş f ve mek. erini . cı gara cı k * Bkz. köfte-ci. nahif. cı da cı ı dağ -cı/ -cik. gram. l. dara-cı bir-i-cik vb.* Kaliforniyum'un kı saltması . yoğ fat -cı k-çı urt-çu. eneze. ğ ı cığçı cı kmak (veya cığ çı ı cını kartmak) ı * çok yorulmak. -cuk / -cük k *İ simden küçültme ve okş isimleri türeten ek: baba-cı anne-cik. zayı flamak. değ yitirmek. simit-çi. ca-cı k -cı -cil l/ cı lı z *İ simden "seven" anlamı sı türetir: adam-cıinsan-cıbalı l. büyük çı ban. sigara. -cı -ci. * Bkz. CGS * Santim. k-çı * Çok zayı güçsüz. parası geçim darlı çeken. cık cı * Güzel. çekap. * Derisi soyulmuş et. cı dak * Mı zrak. f ve * (ık için) Güçsüz. * Yoksul. su-cu. saltı ndan an fizik charter check up * Bkz. yavru-cuk. ç * Mı zrak. * Gücünü. çartı r. hı rpalanmak. balı . * Derin.usulca-cıvb. * Atıiki omzunun arası n . iş leyen yara. kürk-çü vb.

* Filiz. lı z * Bozularak kokmuş . kolye gibi ş eyler. mı .cı k lı zlı cı lk * Cı olma durumu. boş veya bozuk çı kmak. züccaciye. cı ma lklaş * Cı mak iş lklaş i. cı l ngı * Küçük üzüm salkı . cı etmek lk * bozmak. kadeh. doğ ve uygun yolundan ayrı ru lmak. sürgün. mbı cı k ncı * Bardak. tabak gibi sı rçadan veya porselenden yapı ş lan eyler. cı lkava * Kurdun veya tilkinin ense postundan yapı kürk. lk cı k lklı cı mbar * Çı mbar. mbı * Dokumacı kumaş lı kta yüzlerindeki düğ çöp gibi maddeleri cı zla temizlemek. cı k boncuk ncı * Yalancı lardan yapı ş taş lmıküpe. cı zlamak mbı * Cı zla yolmak. * Sözünün eri olmayan. cı mbarlamak * Dokunmakta olan halın veya bezin kenarı cı nı nı mbarla geriye almak. cı mak lklaş * Cı duruma gelmek. cı çı lk kmak * kusurlu. cı mbarlama * Cı mbarlamak iş i. lı mbı kta ini cı zlama mbı * Cı zlamak iş mbı i. lk cı zcı mbı * Dokumacı cı zlamak iş yapan (kimse). cı z mbı * Kı ince ş l gibi eyleri tutmak veya çekmek için kullanı küçük maş lan a. vı *İ rinlenmiş . üm. * Özellikle dokumacı kumaş lı kta yüzlerindeki düğ çöp gibi maddeleri temizlemekte kullanı el aracı üm. çürütmek. lan . * Cı olma durumu. lan cı çı lkı kmak * boz