P. 1
demokrasi sosyalizm

demokrasi sosyalizm

|Views: 351|Likes:
Yayınlayan: h_senol4

More info:

Published by: h_senol4 on Oct 15, 2011
Telif Hakkı:Attribution Non-commercial

Availability:

Read on Scribd mobile: iPhone, iPad and Android.
download as DOC, PDF, TXT or read online from Scribd
See more
See less

09/18/2013

pdf

text

original

Sections

8.sosyalizm ve demokrasi kavramları bir çok bağlamda bir araya
getiriliyor. kimileri kavramlara yükledikleri anlamları dönüştürerek onları
bağdaştırmaya çalışıyor, ancak çoğunlukla sosyalizm ve demokrasi
kavramlarını bir arada kullananlar onların mahiyetini bilmeden
tanımlamalar yapıyor. kelimenin tam anlamıyla at izi it izine karışıyor.

demokrasi her ne kadar antik yunan'a referans vererek tanımlansa da,
modern demokrasinin yunan demokrasisiyle organik bir bağı yoktur. tarihsel
olarak bile arada yüzlerce yıllık bir uçurum var. modern demokrasinin
felsefesi

antik

yunanla

pek

uyuşmaz.

modern demokrasiyi şekillendiren, üzerinde geniş bir düşünsel ve politik
malzeme üreten, onu var eden şey liberal düşüncenin ta kendisidir. liberal
düşüncenin bireyin özgürlüğünün siyasal alandaki kullanımının şeklidir
demokrasi. yani bireyin siyasal özgürlüğünün gerçekleşebildiği bir
mekanizmanın adıdır. modern demokrasinin felsefesinin temelinde birey ve
onun özgürlüğü yatar. birey özgürlüğün siyasal alandaki kullanımı
demokrasiyi doğurmuştur. demokrasi olmadan bireyin siyasal özgürlüğünden
söz

edilemez.

sosyalizm, bireyi reddederek sınıfı esas alan bir düşünce olarak modern
demokrasiyi bir sınıfın diğeri üzerinde kurduğu tahakküm olarak nitelendirir.
"burjuva demokrasisi" şeklindeki tanımlaması, demokrasinin burjuva sınıfının
iktidar aracı olduğu yönündeki düşünceye dayanır. modern demokrasi
marxist sosyalizm geleneği açısından gerçekte bir demokrasi değildir. bu
sebeple modern demokrasiyi aynı zamanda "burjuva diktatörlüğü" olarak
tanımlar. yani genel anlamda kullanılan demokrasi kavramı, sosyalizm
açısından bir burjuva diktatörlüğüdür.

liberal demokrasinin, bireyin siyasal alanda özgürlüklerini gerçekleştirmesi
olarak tanımladığı bu sistemi marxist sosyalizm, birey perspektifinden değil
sınıf perspektifinden değerlendirerek gerçekte bir burjuva sınıfı diktatörlüğü
olarak tanımlayıp onu reddetmektedir. burdan hareketle işçi sınıfının
iktidarına gidecek bir tarihsel aşamadan söz etmektedir. marxist sosyalizmin
ideologları işçi sınıfı diktatörlüğüne ulaşmak için geliştirdikleri siyasal projeyle
meşgul olmuşlardır.

yani kabaca özetlemek gerekirse sosyalistlere göre modern demokrasi bir
burjuva diktatörlüğüdür. iktidarını sürdürmek için kullandığı araçlar meşru
değildir. bunu aşmak için kendi ürettikleri işçi sınıfı diktatörlüğü projesini
hayata geçireceklerdir. işçi sınıfı diktatörlüğünün de hiç bir şekilde bir
demokrasi iddiası yoktur. modern demokrasinin "meşru olmayan" bütün
araçlarına karşı her türlü yöntemler kullanarak her alanda mücadele etmek
gerekmektedir.

1

sosyalistlere göre modern demokrasi meşru bir sistem olmadığına göre, işçi
sınıfı üzerinde kurulan bir tahakküm anlamına geldiğine göre ortadan
kaldırılması gereken bir şeydir.

sosyalizm açısından bireyin siyasal özgürlüğü hiç bir anlam ifade
etmemektedir. ona göre bireyin siyasal özgürlüğü olarak tanımlanan şey
burjuva demokrasisi – diktatörlüğünün taşıyıcısı bir şey olabilir. sosyalizm
zaten bireyle ilgilenmediği için özgürlüğüyle de ilgilenmez. onlara göre
özgürlük sınıfa ait bir şey olabilir. işçi sınıfı zincirlerinden kurtularak
özgürlüğüne kavuşabilecektir. işçi sınıfının özgürlüğü de ancak işçi sınıfı
diktatörlüğüne ulaşılmasıyla mümkündür.

sosyalizm bireyin siyasal özgürlüğüne dayalı modern demokrasiyi
reddetmektedir. sosyalizmin siyasal projesi kendi tanımlamaları açısından da
bir demorasi iddiası taşımamaktadır. sosyalizm bizim bildiğimiz demokrasi
kurumuna bütünüyle ters ve ona düşmandır. sosyalizmin temel kaynakları
işçi sınıfının iktidara uzanması için işe yarayacak her türlü yöntemi meşru
sayar.

ne var ki, 20. yy sonlarına doğru sosyalist ideologlar modern demokrasi,
burjuva diktatörlüğü, işçi sınıfı diktatörlüğü konularındaki düşüncelerinden
büyük ölçüde çark etmişlerdir. bu çark ediş hemen hemen sosyalist ideoloji
adına sahiplendikleri temel aksiyomları, amentüyü terk etmek anlamına gelir.
bir çok sosyalist bunu kısmen de olsa dile getirme cesaretini göstererek
liberal demokrasinin üstünlüğünü, meşruiyetini kabul etme noktasına
gelmiştir. sosyalizme ait antidemokratik siyasal projelerden vazgeçip liberal
demokrasinin amansız savunucuları haline gelen örnekleri çoktur. lakin yine
de sosyalizmden çark ettiklerini kabul etmek istemezler. doğal olarak müflis
sosyalizme iman eden gruplar bunları liberal olmakla suçlar.

iki tane solcunun yan yana geldiğinde birinin diğerini liboş olmakla itham
etmesinin esprisi büyük ölçüde buna dayanır.

ancak sosyalizm gönüllüsü camia içerisindeki esas çarpıklık veya kafa
karışıklığı bu da değildir. ortada bir sürü sosyalist sürekli demokrasiden
bahsediyor. bunu yaparken aynı zamanda sosyalizme ait antidemokratik
anlam dünyasına atıflarda bulunuyor. adam aynı cümle içerisinde hem bu
düzenin bir burjuva demokrasisi – diktatörlüğü olduğunu iddia edip ortadan
kaldırılması gerektiğini söylüyor, hem de bir başkasını demokrasiye uygun
davranmamakla itham ediyor. o kadar gülünç şeylerlerle karşılaşıyoruz ki, bir
biriyle uyumlu iki cümle kurabilen bir solcu bulabilmek çok zor bir şey.

arkadaşım, eğer sizin burjuva diktatörlüğü olarak tanımladığınız demokrasi
sistemi, dediğiniz gibi sınıf iktidarı ise, onun kurallarıyla hareket ederek onu

2

değiştiremezsiniz. bu kadar saf olmayın. ağabeylerinizin dediği gibi, burjuva
düzeninin kurallarıyla oyuna devam ederek en fazla ona hizmet etmiş
olursunuz. akşamlara kadar demokrasi naraları atarak gülünç durumlara
düşüyorsunuz. sosyalizm bir demokrasi ideolojisi değildir, diktatörlük
düzenidir. ya gidin adam gibi devrimci olun, diktatörlük peşinde koşun; ya da
taraf'taki ağabeyleriniz gibi siyasal liberalizmi, liberal demokrasiyi kabul edin.
hem arkaik radikal sosyalizmi dile getirip, hem liberal demokrasinin
kavramlarını kullanmayın. çoğunuzun cahilliğinden dolayı bu açmazlarda
boğulduğunu biliyorum ama bakın 2011'e girdik artık. siz devrimcisiniz. yani
bu burjuva demokrasisini yıkacaksınız. onu yıkmakla onu yüceltmek arasında
saçma bir yerde durmayın.

sosyalizm bu burjuva diktatörlüğünü yıkıp yerine işçi sınıfı diktatörlüğünü
kurmak için var. sosyalizm ve demokrasi yan yana gelebilecek kavramlar
değildir. bu ikisini uzlaştırdığını söyleyenler sosyalizmin siyasal projesini
terkedip liberal demokrasinin meşruiyetini kabul edenlerdir. yani sosyalist
siyasi prouzun , boş , subjektif ve anlamsız cümleler kurmaya gerek
yok.sosyalist demokrasi tabiri çok bir anlam ifade etmiyor.tıpkı bizim
bildiğimiz ve "modern anlamda demokrasi" dediğimiz şeyin de çok bir anlam
ifade etmiyor olduğu gibi.

1905 devriminden önce sovyet'ler kurulduğunda kafadaki
düşünce sovyetlerin , yani işçi *

*

*

*

konseylerinin aşağıdan yukarıya doğru
işleyen bir yönetime katılım mekanizması oluşturacağı yönündeydi.bunun
adına da zaten proleterya egemenliği *

diyoruz.proleterya demokrasisi de
dersin sen buna.başka bir şeye de burjuva demokrasisi ya da burjuva
diktatörlüğü de diyebilirsin.kavramlar üzerinden laf ebeliği yapıp uzun
cümleler kurmaya gerek yok.he öyle yapınca kendini çok entellektüel
hissediyor olabilirsin.bana kalırsa laf kalabalığı.neyse.yok efendim bazı
adamlar var burjuva diktatörlüğünü yıkıp başka bir diktatörlük kurmak gerek
diyormuş da bilmemneymiş.o adam dediğin marx , bugün onu söyleyen de
malın biri.ezberler üzerinden konuşmak kolay yoksa başka bir anlamı yok bu
terennümün.marksist diyalektik başka bir şeydir , marks'ın fikriyatını birebir
ezberleyip bülbül gibi şakımak başka şey.ikincisi olsa olsa kuşbeyinlilik
olur.diğer yandan zaten bir proleterya diktatoryasının yeryüzünde vücut
bulamadığı gerçeğini kabullenirsek , bizim için her şey daha basit olur.daha
sağlıklı düşünür , zamanımızı daha güzel işlere harcarız.ayrıca güzel de
yaşarız.sabahları mutlu uyanırız ve hatta belki de kayısı kıvamında bile
sıçabiliriz ki öyle bir metabolizma herkese lazım diyor , kah güldüğümüz kah
eğlendiğimiz bu entryi de burada bitirerek artık götümde uç vermiş olan
kakamı özgürlüğüne kavuşturmaya gidiyorum.işte demokrasi budur.

(yaatabioyleabiyaevet, 07.01.2011 21:55)

3

9.marx bir demokratmış ama kimse anlamamış. benim anlamış olmamı
zaten kimse beklemez de, bugüne kadarki hemen bütün marxist
hareketler de anlamamış. devrim fikrine inananlar meğerse marx'ın
aslında demokrasi yöntemine inandığından habersizmiş. üstelik hem de
liberal kökenleri varmış. bunu söyleyen arkadaş hiç marx'ın "burjuva
demokrasisi" diye bahsettiği bir şeyden haberi var mı, merak ediyorum.

marx'a göre ekonomik alt yapı kültürel, siyasi ekonomik, hatta dini üst yapıyı
belirler. marx'ın amentüsü budur. yani üretim ilişkilerinin yer aldığı ekonomi
alt yapısı, toplumdaki din dahil bütün üst yapı unsurlarını belirler. demokrasi
de bunlardan birisidir. ona göre bu modern demokrasi bir burjuva
demokrasisidir. yani burjuvanın iktidarının uydurduğu sömürü sisteminin,
kapitalizmin bir parçasıdır. bu sebeple görüntüdeki demokrasi aslında
burjuva diktatörlüğüdür.

marx, joseph weydemeyer'e yazdığı mektubunda sınıfsız bir topluma geçişte
burjuva diktatörlüğünün yerine işçi sınıfı diktatörlüğünün kaçınılmaz bir şey
olduğunu söyler. kaynak da verelim ki, okuyasınız belki. burda burjuva
devletinin burjuva demokrasi adını verdiği ama gerçekte bir burjuva
diktatörlüğü şeklinde sürdüğünü söyler. kapitalizmin herşeyinin olduğu gibi
demokrasisinin de sahte olduğunu, gerçekte bir diktatörlük olduğunu söyler.
bunun yerine ise diktatur der arbeiterklasse - proletarya diktatörlüğü'nün
sınıfsız bir topluma geçiş safhasında zaruri olduğunu iddia eder. ona göre
modern demokrasi ve insan hakları olarak sunulan şeyler ekonomik
eşitsizlikleri gizlemek için uydurulmuş, halkı aldatmaya yönelik hareketlerdir.

marx'ın 150 yıl önce kendi yaşadığı topluma bakarak dile getirdiği görüşlere
taraftar değilim. kendine marixst diyenler bile bu görüşleri benimsemiyor
artık. ama kalkıp da marx'ın işçi sınıfı diktatörlüğü değil de demokrasi
anlayışına sahipti demek absürd kaçar. nasıl bir demokrasi anlayışına sahip
olduğu iddia ediliyor, onu da anlayabilmiş değilim gerçi. genç arkadaşlarımız
anlaşılmaz şeyler söyleyerek bilgeçlik hissine kapılıyor galiba.

(orhan perver floydian, 07.01.2011 22:55 ~ 22:58)

10.marx'ın demokrasi kavramını yazdık ama. ama yazdık bunu. sosyalist
demokrasiyi de marx'la sınırlayıp anlattık. dedik ki, özel ile evrenselin
birleşimidir dedik. örnek verdik, dedik ki, marx'ın insan haklarının özüne

4

itirazı yoktu; onun itirazı, bu insan haklarının sadece burjuvanın
kullanabileceği şekilde inşaa edilmesiydi. siyasetten nefret eden marx'ın,
demokrasiyi siyasal devletin yok olması ve halkın kendi kendini belirlemesi
olarak gördüğünü de direkt olarak yazmasak da güçlü bir şekilde ima ettik.
bu bağlamda, marx'ın, bireyin her birinin evrenselleşmesi ve bireye örnek
olan birer siyasi parti olarak var olmasını önerdiğini de öne sürdük.
buradan yola çıktık, marx "radikal demokrattır" didik.

öte yandan, belirtmek isteyip de yeteri kadar vurgulamadığımız yerler vardı.
onları da başka entirilerde vurguladıktı ama bir daha geçelim. marx, kendinin
de, engels'in de belirttiği gibi sistemin iktisadi yönüne ağırlık vermişti. ben
bunu şöyle değerlendiriyorum; marx bir ömre sığdırabileceğini sığdırdı. hem
kapitalizmi tanımlayacaksın, hem aktivist olup sosyalist hareketlerde var
olacaksın. günün koşullarında yapabileceğini yaptı. o yaptıkları da zaten,
eksikleri ve yanlışlarıyla yeni bir sistemi kurdu: marksizm.

şimdi marx'ı demokrat ilan ederken uçmamak gerektiğinin farkındayım.
karşımda, anti-sosyalist biri değil de, geleneksel sosyalist (misal tkp'li bir
arkadaş) olsa ve o dese "marx süper demokrattı" karşı çıkarım. ama o
adamla ne kadar ayrı düşünsek de marksizmden olan bir birliğimiz var. öte
yandan, bir anti-sosyalist, marx'a saldırınca iş değişir; zira aynı dili
konuşmadığımız için anlaşmak için çok daha fazla çabalamamız lazımdır.
kısacası, en temelde farklı olduğumuzdan, bir anti-sosyalistin marx'a
demokrat değil demesi ile tkp'linin demesi farklıdır. örnek verirsek; bir tkp'li ile
insan haklarının burjuva için geçerli olduğu konusunda hemfikirizdir. tabii
insan onlar insan haklarının özüne de itiraz ediyor ya. o ayrı.

bu nedenle, marx demokrat derken 5 sayfa yazdık da dedik. benim bugün
iletişimsel akıl ile tekrar değerlendirdiğim sosyalizm praksisinde marx
demokrat değildir. net söyleyeyim. fakat, habermas'a kadar kimse demokrat
değil demem lazım o zaman. tarihe böyle bakmadığımızdan, idealler bazında
marx'a demokrat demekten zerre tereddüt etmem. diğer yandan, marx'ın
üstüne demokrasi demokrasi diye gitmek de akıllıca değil; zira, kendisinin de
hegel eleştirisi vesilesiyle belirttiği gibi bu konu üzerinde fazla duramamıştır.
her şeyi marx'tan beklememek lazım.

toparlarsak, marx'ı bir anti-sosyalist karşısında her zaman savunurum.
buraya kadar tereddüt yok. fakat, marx'ı aşalı da çok oldu. marksizm içi
tartışmalarda senin saldırmak için kullandığın üstyapı-altyapı ikilemini, bir
yeni bir marksizm yapılandırmak için sosyoloji almaşığıyla kullanalı yıllar
oluyor.

önce marksist ol, sonra marksizmi yapılandırma çalışmaları üzerine tartışırız.
zira, senin dediklerini bizler çoktan dedik; ama nasıl dedik?

5

(bkz: proletaryanın devrimci sıfatını kaybetmiş olması /@ mechul muhayyil)
(bkz: jürgen habermas /@ mechul muhayyil)

(mechul muhayyil, 07.01.2011 23:25)

jeden vazgeçmiş bir düşüncedir. sosyalizmin kendisinde demokrasi diye bir
şey yoktur.

(orhan perver floydian, 05.01.2011 12:41)
"merkez komitesi, çoktan bu hususu aydınlığa çıkarmıştır. yani, sovyet
sosyalist demokrasisi kişisel iktidarla ve diktatörlükle asla çelişmez. ve bazen
bir sınıfın iradesi bir diktatör tarafndan gerçekleştirilir. ve bu diktatör tek
başına heyetlerden daha fazlasını yapar ve daha faydalı olur." - lenin.
(orhan perver floydian, 25.02.2011 02:04)

liberali küfür olarak kullanan küstah solcu

1.fikirsel düzeyde marx'ın sosyalizme, liberalizmi içererek/koruyarak
aşmak (aufheben) suretiyle ulaştığını bilmeyen, sosyalizmin aslında
siyasal liberalizmi -pozitif olarak- mümkün kılma hayali olduğundan
bihaber, liberalizm ile kapitalizmi aynı şey sanan çapsız vizyonsuz
solcudur. emperyalizmi noktalama işareti olarak kullandığından marx'dan
sonra marksizm üzerine herhangi bir şey okumayı bırakmıştır, zira o
kitaplar, kuramlar, düşünürler emperyalizmin uşağı köpeklerdir.

(bkz: liberalizm

/@

mechul

muhayyil)

liberal deyince tek düşünebildiği mehmet barlas olduğundandır aslında bu
kızgınlığı. ona abileri böyle öğrettiği içindir bu vizyonsuzluğu. peki nasıl bu
duruma geldik. bunu da en iyi mehmet ali aybar, bundan 40 yıl önce
açıklamıştır. güleryüzlü sosyalizm tanımına sahip aybar, taa o zamanlar
ülkede ortodoks yayınlara sıradışı müsamaha gösterildiğini ve devletin
militan ortodoks sosyalist yaratma çabasında olduğunu ileri sürmüştür. bugün
bakınca, adam taa o zamandan görmüş bunları. kemalist bir sol boşuna
doğmadı.

6

(mechul muhayyil, 14.11.2010 21:14 ~ 21:19)

2.bilgisizliğini öfkesiyle örter. o nedenle her daim bu kadar öfkelidir. ve dili
bu kadar çirkindir.

(mechul muhayyil, 14.11.2010 21:32)

3.haksız değildir. zira liberal ciddi bir küfürdür.

(opridon, 14.11.2010 21:34 ~ 21:35)

4.mao denen küstah piç de bunlardan biridir. ta amınakoyim ben onun.
abileri böyle öğrettiği için liberallere laf atmayı marifet sayar kodumun
cahili.

(ak47s for everyone, 14.11.2010 21:42 ~ 21:43)

5.şimdi bunun bir benzerine rastladım. kemalisti küfür olarak kullanan
liberal de boşuna doğmadı kemalist bir solla birlikte. ''kemalist bir sol
boşuna doğmadı'' cümlesi aynı derecede içi boş geldi bi an nedense..
ama bence herkes istediği şeyi küfür olarak kullanabilmeli. yoksa
buralar the death camp of tolerance olurdu. sıkıcı.

(md k, 14.11.2010 21:53)

6.(bkz: liberal afedersiniz)
7.(kivanco, 14.11.2010 22:18)

7.(bkz: liboş)

(uriel, 14.11.2010 22:20)

8.marksizmin liberalizme ilişkisi bir "içererek aşma" tavrından çok kavgalı
bir boşanma fotoğrafı verir. marksizm için de liberalizm değil, liberalizm
eleştirisi ve liberalizmin niteliğine yönelik tutumlar kısmen kurucu bir nitelik
taşır. sanildiğinin ve bu aralar popüler şekilde sunulduğunun tersine bizzat
marks ve engels de liberal'i çoğu zaman küfür olarak kullanır. aptal
liberaller, hamkafalar, napolyon'a teslim olan korkaklar sürüsü, bismark'a
yanaşan şaşkınlar partisi vs.. 1848 devrimleri üzerine yazdıkları ise büyük
ölçüde liberallere yönelik aşağılamalarla doludur.

yine marksın sözleriyle, 19 yüzyıl boyunca ortaçağ'ın sırtından, ortaçağı
karalayarak liberal olmak, burjuva liberalizmi kolay iştir, şimdi, burada
yaşayan muhafazakarlık ve sermaye egemenliğinin özgürlükleri kısıtlayan
nitelikleriyle savaşmak ise liberallere göre değildir. bu sözler kuşkusuz
bugüne de kolaylıkla uyarlanabilir...

7

ama liberalizmin hem bir düşünce akımı, hem de bir siyasal program olarak
19. yüzyil boyunca ifade ettiği anlamla, geçirdiği dönüşümü ve 2000'li yıllarda
taşıdığı nitelikleri eşitleyerek tartışmak zaten başlıbaşına bir tuhaflık. bu
bizzat sosyalizmi yeniden tanımlama iddiasıyla ortaya dökülenler tarafından
yapıldığında daha da trajikomik hale gelen bir problem...

marks'ın sosyalizme liberalizmi "aufhebung" yoluyla ulaştığı iddiası ve
peşinden kaçınılmaz olarak gelen liberalizmin de hayırhah yaklaşılacak bir
solculuk türü olduğunu örtülü bir şekilde ifade eden yaklaşımlar ise bütünüyle
tartışmalıdır. yerli yabancı liberal tanıklıklara girmeyelim, ama sosyalist
akımlar içinde bu ifadeye en yakın tanım, lenin'in marksizmin üç kaynağı
temalı makalesine kadar gider. klasik alman felsefesi, ingiliz liberal ekonomi
politiği ve fransız ütopik sosyalizmini marksizmin üç kaynağı olarak
gösterirken liberalizmin siyasal programından ya da ingiliz pozitivizminden
çok, bir "bilim" olarak liberal ekonomi politiği kasteder lenin vs.. her üç
kaynakta esas olarak içererek aşmaktan çok bir "eleştirerek aşmak" ve başka
bir şeye dönüşmek şeklinde imgesel kaotik aufheben bir betim pembeliği
özelliği gösterirler.

ama liberallerin marksistlere her firsatta küfür ettikleri son bir kaç yüzyılı
hatırladıkça liberalizme küfür etmenin ve liberal'i bir küfür olarak kullanmanın
mahsuru olduğunu düşünmüyorum.

"liberal sol" ise zaten başka bir bahis, o çiçekten bizim memlekette pek
yetişmiyor, yetişenleri de genelde buraya gelene kadar gazeteler ve
televizyonlar kapıyor. küstah! zaten bizim türk filmlerinin repliği ki küstahlar
genelde iyi adam oluyor. yapacak bir şey yok.

türk filmine çevirdiniz ortalığı..

(ged, 14.11.2010 22:28 ~ 22:30)

9.teklifsiz ortamlarda, bir-iki kadeh de içtiyse, kendisinin asla "dönek"
olmayacağının altını çizmek için, "yaşım ilerledikçe mücadeleden
yorulsam bile ne bileyim en azından chp'li filan olurum" argümanını da
kullanan solcudur. devleti yıkmaya, onun temsil ettiği sınıfın egemenliğini
yok etmeye çalışan devrimcilerin -devlet tarafından öldürülmeyip de sağ
kalırlarsa- b planının o devleti kuran ve hâlâ savunan partiyi desteklemek
olduğu başka ülke örneği var mı bilmiyorum. varsa herhalde o ülkelerde
de bu tuhaf solcular sistemi daha özgürlükçü olmaya zorlayan
liberallerden nefret ediyorlardır. kendilerini "devrimci; ama o olmuyorsa
devletçi" olarak görenlere yakışan da budur zaten.

türkiye bir acaip ülke olduğu gibi, solcusu da bir acaip solcudur. dava
uğrunda anasına, babasına, öz kardeşine, çocukluk arkadaşına gerektiğinde

8

kanlı düşman olur, ama m. kemal'in adını duyunca, fotoğrafını görünce
yumuşar. yaşken eğmişler bunu,**

sağlam zerk etmişler ideolojiyi. sağa da
gitse sola da gitse yuların uzunluğu belli, tam kopamıyor. liberali küfür olarak
kullanıyor ama daha birkaç gün önce birgün'ün yaptığı gibi rejimin "ulu
önder"ini de ölüm yıldönümünde saygıyla anıyor (silahlı külahlı örgütlerin
kendilerine bağlı kültür merkezlerinde 23 nisan'larda çocuklarla 'etkinlik'
düzenlediğini de hatırlar şu çılgın belleğim).

(mehmet ordekci, 14.11.2010 22:30 ~ 22:49)

10.küstahlığı hayat tarzı haline getirmiş olan solcudur.
bu solcuları tanımanın en kolay yolu, ilk paragraflarını incelemektir. ilk 5
cümlede illaki bir hakaret, bir çokbilmişlik, solbendensorulurculuk,
marksdançokmarksistlik görürsünüz. solun tekeli onların elindedir. bu
nedenle, beğenmediklerine her hakareti etmekte serbesttirler. en derin
argümanları "köpeklik/itlik" dir. daha derini kafa karıştırır gerek yoktur.
chp'ye açtıkları kredi, aileden birine açılmış kredi gibidir adeta. harca
harca bitmez. kendileri ile münazara etmek imkansız, münakaşa etmek
zorunludur. he diyip geçmek en iyisi.

(bkz: kimin sosyalist olduğuna karar veren küstah solcu)

marx ve engels'in liberal'i küfür olarak kullandığı bir metin okumadım hiç.
lenin'in sosyal demokratlara kan kustuğu gibi metinler olabilir bunlar,
bilmiyorum. bunun dışında, bir arkadaş özelden mesaj atarak, marx'ın
liberalizm'i ve ona destek verenleri marksist ideoloji içinde farklı kelimelerle
andığını sundu. çok detay vermedi hatta iddia da etmedi ama mantıklı geldi
bana. marx ve engels'in liberallere küfrettiği pasajların ingilizce veya
almancalarına bakmak çok daha hayırlı olacaktır; zira marx'ın "siyasal
liberalizm"e küfretmediğine ve aufheben bağlamında yaklaştığına tanıl
bora'yı referans verebilirim. kendisine ne kadar güvenirsiniz orasını bilmem.

(mechul muhayyil, 14.11.2010 22:47 ~ 22:48)

11.

bana karşı kullanırsa hiç hoş olmaz, tatsızlık çıkar.

(hytloday, 14.11.2010 22:50)

12.

hayali-ütopik bir liberalizmin savunuculuğunu yapmaktansa
gerçek hayattaki liberalizmi eleştiren, bu eleştirisi politik alana çıktıktan
sonra emperyalizm ve onun eksenindeki sivil toplumcu-neoliberal solcular
tarafından küçümsenen solculardır. varsayalım ki bir kısmı küfür olarak
kullanmış olsun liberalizmi, peki bu küfür olarak kullanma "hatası",
neoliberal solcuları ve onların bu vb. türden günahlarını, akp'ye
tapınmalarını temize çıkarabilecek mi?

9

ömer laçiner'lerin emperyalizme en bağımlı iktidara demokratik devrim
yaptırmasını hangi teorik lafazanlık örtebilecek...

(kamarothasan, 14.11.2010 22:55)

13.

liberalizmin küfür gibi birşey olduğunu bilmeyenlerin,
bilmemezlikten gelenlerin bi tarafına batmış durum. bankaları, holdingleri
palazlamaktan başka ne işe yarar liberal? gece gündüz amerikan
kanallarında borsa, döviz kurları konuşan kim kardeşim. şimdi sütten
çıkmış ak kaşık gibi marxı ağzına alıyorsun bir de. ya bi şu yaşam
tarzınıza bakın. marxı karalamaktan başka ne işiniz var sizin? gidin yeni
uğraşlar bulun. villanızdaki çiçekleri sulamak sarmadı galiba. lüx düşkünü
ucubeler sizi.

(makel, 14.11.2010 23:05)

14.

bunlardan bazıları lafı kısa kesip "liboş" diye hakaret etmektedir.
şahsıma bile denmiştir, tecrübeyle sabittir.

(z vitamini, 14.11.2010 23:08 ~ 23:09)

15.liberal kelimesinin türkiye'de anlam kayması yaşayarak sade liberal
ekonomi'yle ilintilendirilmesinden kaynaklanmakta olabilir mesela.

(takilan adam, 14.11.2010 23:09 ~ 23:10)

16.(bkz: buyrun benim)

(sex addict, 14.11.2010 23:11)

17.

lenin, "liberalizm ve demokrasi arasındaki boşanma" adlı
makalesinde, 11 ağustos 1923'te, liberalizm, liberalizmin sınıf karakteri,
siyaseti, iç ve dış siyasetle ilişkisi ve onun küçük-burjuva yandaşları
hakkında şöyle demiş. üstelik onu ihanetle suçlayıp "hakaret" de etmiş:

"sağ ile uzlaşma eğilimlerini gizlemek için solun "uzlaşmazlığı" ile alay eden
liberallerin masallarına karşın, işçi demokrasisi, liberaller ile sağı hiçbir
zaman "aynı gerici çuvalın içine"[25*] sokmamış, aralarındaki
uzlaşmazlıklardan kurtuluş hareketi çıkarına yararlanmayı (örneğin duma
seçimlerinin ikinci turunda) hiçbir zaman reddetmemiştir. ama işçi
demokrasisi, stolipin ya da maklakov döneminde emperyalizme karşı
"tutkunluk duymak"la suçlu liberalizmin dönekliğini etkisizleştirmeyi, her
zaman yapması gerektiği gibi, kendisine amaç olarak saptamıştır.
eğer liberalizmi demokrasiden ayıran derin sınıf kökenlerinin bilincine
varmazsa, eğer bu bilinci yığınlar içinde yaymazsa, eğer liberalizmin "halkın

10

özgürlüğü" davası karşısındaki ihanet ve yalpalamalarını böylece
etkisizleştirmeyi [sayfa 48] öğrenemezse, rus demokrasisi bir adım bile
ilerleyemez. bu koşul yerine gelmedikçe, kurtuluş hareketinin 'başarılarından
sözetmek istemek boşunadır."

makalenin tamamı için: http://www.kurtuluscephesi.com/lenin/burjuvatr.html

(kamarothasan, 14.11.2010 23:20)

18.liberal ya da liberalizm diyince aklına ilk gelenler; doğan medya
holding, özelleştirme, coca cola falan olan tırt insandır.

(bion, 14.11.2010 23:21)

19."mehmet barlas, nazlı ılıcak, emre aköz dese daha mı iyi olacaktı?"

(bkz: küstah solcunun anıları)

(dogan gorunumlu akbaba, 14.11.2010 23:25 ~ 23:26)

20.aslında bu adamların sola yaptığı en büyük kötülük nedir biliyor
musunuz?

dünyanın en derin düşünce sistemini, ancak düşman karşısında
tanımlanabilen bir obje haline getirmeleridir. başka bir deyişle, marksizmi
ancak altyapısız bir "liberal" karşısında anlamlı/iddialı olabilen bir obje
haline getirmek sola en büyük hakarettir.

bu solcular aslında dünyanın en akla hitap eden ideolojisini (marksizmi)
ancak ve ancak başka ideolojilere saldırarak var edebilmektedirler. sanırlar
ki, ağızlarından köpükler saça saça millete hakaret edince halk sola gelecek.
ulan adam salyalarından sana yaklaşamıyor henüz... oturup kendilerini
anlatacaklarına, burjuvanın, mevcut sistemin açmazlarını anlatacaklarına,
karşı tarafa hakaret ederler durmaksınız. bu durum, aslında argümanları
olmayan sağa özgüdür, zira "argümanları yoktur". napsın herif başka? sözlü
saldıracak, hakaret ve tehdit edecek olmadı elinde sopa saldıracak. sağın bu
sığlığına (yumurta, boya), solu mahkum eden militan ortodokslar milleti de
soldan soğutmuştur.

bugün sol deyince akla sadece solun düşmanları ve 20 küsür hakaret geliyor;
sola ait hiçbir değer, bir cümle dahi olarak zihinlerde belirmiyorsa ortada
yanlış bir şeyler vardır demektir.

dünyanın "entelektüel ve aydın yetiştirme kurumu" olan marksizime bunu
reva görenler elbet hesabını verecektir (ulan bu tip hesabını verecektir

11

söylemi de hiç bana yakışmadı. şaka lan kimse hesap vermesin, hesap
peşinde değiliz. sakin olun siz yeter).(mechul muhayyil, 15.11.2010 00:08)

21.(bkz: transformers optimus prime)

(satanist bir gencin cigligi, 15.11.2010 00:12)

22.

liberalizmin dünyadaki 200 yıllık iktidarına bakıldığında hiç de
haksız sayılmaması gereken küstah olmayan solcudur. zira solculuğuna
zeval getirmeyeceği gibi akıllı olduğunu da ortaya koyacaktır.

gerekli görülen edit: bir solcuya liberal demek siyasi jargonla küfür etmektir.
bir liberale liberal demek ise sadece bir durum tespiti yapmaktır. (milliyetçiler
kendilerini bu terimden azade görmesinler. ideolojileri liberalizm kaynaklı.
islamcılar ise ancak liberal oldukları müddetçe rejime dahlolabilirler. diğerleri
marjinal olmak zorunda.)

bunun yanında bir ek daha yapalım ki nasıl marksizmin doğduğu yıllar daha
dünyanın dörtte üçünün krallıkların egeenliği altında olduğu yıllardı. şimdi o
zamanki liberalizme soldan bakışla şimdiki bakışı aynı tutmaya çalışanlar
marks okuduklarını sanarken kurandan amentü okumuş olanlardır. marksizm
(doğrusu bilimsel sosyalizm) kendisi içinde değişimi içselleştirmiş (tabiki
ilkesel ve metotsal değişikliklerden basetmiyouz) bir bilimdir. bilim de ise
amentüler yoktur. çok klişe bir söylemle "somut durumun somut tahlili" söz
konusudur.

velhasıl-ı kelam bu tahlili yapabilen bir solcumuz liberalizmi ve liberali ve bu
ideolojinin çocuğu milliyetçiliği kendi iç tartışmalarında küfür olarak
kullanmaktan beis duymayacaktır. haaa şimdi bir analoji yapabiliriz de:
(baştan not düşeyim; kimse üzerine alınmasın bu sadece bir örnektir.)

bir insan bir insana köpek dediğinde hakaret etmiş olur. ama bir köpeğe
köpek dediğinde hakaret etmiş olmaz. işte burdan benzerliği kurun.

o nedenle bugün bu liberalizmin ve liberalin küfür olarak kullanılmasından
asıl gocunması gereken yetmez ama bilmem neyciler dışında diğer kişilerin
bu işin içinde olmadığı çok açıktır. haa aslında adlarına dsip demesler onların
da alınmasına gerek yok. sonuçta liberale liberal demek küfür etmek değildir.
(muchacho mkg, 15.11.2010 00:20 ~ 11:37)

23.sosyalist işçi 'nin 402. sayısında "liberalizm efsanesi" başlıklı yazıyla
kendilerine

güzel

bir

cevap

verilmiş:

--
"bugün liberalizme karşı mücadele ettiğini iddia ederek, özgürlükleri
savunan devrimci marksistlere “liberal” sıfatını bir küfür olarak layık
görenler genel olarak ulus-devletin statükosunu sözde bir liberalizme karşı

12

sahipleniyorlar. nereye baksalar liberalizm görenler, mevcut toplumda en
büyük sorunu da liberaller olarak görmek gibi bir hastalığa sahipler. yani
sermayenin rahatça sermaye birikimini sürdürebilmesi için ulus-devleti
oluşturanlar, daha sonra askeri darbeler aracılığıyla neoliberal ekonomik
politikaları zorla tesis edenler, işçi sınıfını baskı altına alan devlet
mekanizması sorun değil. darbecilere karşı çıkan “liberaller” sorun. ulus-
devletin yasaklarından yana tavır alanlar “marksist”, yasaklara karşı
çıkanlar “liberal”. liberalizme karşı ulus-devletin yanına sığınmanın tek bir
adı vardır, o da gericiliktir."--http://www.sosyalistisci.org/...7-liberalizm-
efsanesi

ekleme: bir yazı daha varmış bu konuyla ilgili. "suçlu, bir zahmet ayağa
kalk!"
"son zamanlarda türkiye’de muhalif olan ama tam da sizin istediğiniz gibi
muhalefet etmeyenleri kötülemek mi istiyorsunuz? yapmanız gereken
basit, birkaç cümle kurun ve cümle içinde “liberal”, ya da daha kabaca
“liboş”gibiterimlerigeçirin.yeterlidir.

artık bir tür muhalefet açısından düşmanlar arasına katılmışsınızdır. "

(unconscious, 15.11.2010 00:31 ~ 00:37)

24.(bkz: kahrolası liberaller)(mechul muhayyil, 15.11.2010 01:21)

25.-n'ber la libarel? -abi gotume koysaydin daha iyiydi be...

(olmayanaergi, 15.11.2010 01:42)

26.küstah mıdır değil midir bilemem de, herhalde içi bu kadar boşaltılan,
anlamı bu kadar koflaştırılan başka bir terim yoktur türkçe'de(sanırım bu
gidişle küfür olarak kullanımı beş on seneye gerçek anlamının yerine
geçecek ve galat-ı meşhur olarak kalacak). ve bu koflaştırmadan sadece
solcuların sorumlu tutulması da yanlış olur. bugün liberal'i sosyalisti de,
milliyetçisi de, ulusalcısı da, milli görüşçüsü de küfür olarak kullanıyor. ne
güzel, komünist sözcüğü küfür etkisi yaratmaktan yavaş yavaş
kurtuluyorken, şimdi de liberal sözcüğü bu illetin pençesine düştü. birisi
üniversitede baş örtüsüne serbestlik mi istiyor? yapıştır liberali, diğeri
özelleştirmeyi mi savunuyor? iste bu liberalin önde gideni, beriki
azınlıklara daha fazla hak verilsin mi diyor? bu onuncu dan seviyesine
çıkmış liberal, yani liboş. sistem tersine de işleyebiliyor. birisi ben liberalim
dediği zaman, üzerinde "ak partiliyim, amerikan şakşakçısıyım, ermeni
köpeğiyim" yazan cv'sini saçmış oluyor etrafa.

john locke'ı lost karakteri, adam smith'i de bir banka reklamında adı geçen,
lordlar kamarasından fırlama ne idüğü belirsiz bir herif sananlar liberali bir

13

küfür olarak kullanabilirler, amennah, peki sırf öznesi olduğu meselede karşı
tarafı suçlu duruma düşürmek için liberal kavramını bir küfür gibi kullanmaya
çalışanlara ne demeli? liberal kelimesi her ne kadar türkiye'de kapitalistle eş
anlamlı kullanılsa da genel olarak dünyada "özgürlükçü" anlamına gelir.
amerika'da liberal demek solcu demektir. liberalizm kavramı ise sadece
iktisadi bir kavram değildir, siyasi yönü de olan bir kavramdır. hatta ilkin
siyasi bir kavram olarak ortaya çıkmıştır. "özgürlükçülük" diye kabaca
çevrilebilecek ve tüm dünyada kabul görmüş bir ideolojinin, yanlış kişiler
tarafından siyasi kimlik olarak seçilmesi ve bunun böyle devam etmesi o
ideolojinin suçu değildir. medyada liberalim diye geçinenlerin aynı zamanda
hükümet taraftarı olması, liberalizme zarar vermez, liberali küfür yapmaz, ya
da yapmamalı. kim yong il'in komünist olarak geçinmesi nasıl ki komünizme
halel getirmezse, nazlı ılıcak ve emre aköz'ün liberalim demeleri de
liberalizme halel getirmez, liberal'i küfür yapmaz.

(robert nedir o, 15.11.2010 01:57 ~ 26.11.2010 21:39)

27.

liberalizmin tarihsel olarak çıkış nedeninin, bireyi, din/kilise ve
devlet tahakkümünden kurtarmak ve özgürleştirmek olduğunu bilmeyen ve
tam bu nedenle marx'ın dört dörtlük bir liberal olduğundan habersiz
solcudur. serbest piyasaya olan haklı nefretini, çok sevdiği indirgemeci
tavır ile liberalizmin gelmişine geçmişine yöneltir. hata yapıyorsun
yiğenim. aç biraz, marx'ın liberalizm eleştirilerini oku.

(mechul muhayyil, 05.01.2011 14:07)

28."muhtemelen" mensubu olduğu partinin adındaki "özgürlük" nerden
gelmiş

haberi

bile

yoktur.

90'larda küfür ederken neo-liberal deniliyordu şimdi neo- su da kalmadı.

burjuvazi özgürlüğü kendisi için istemişti, fransız ihtilalinin üç idealinden biri
idi bu ve üçünü birden ancak komünistler gerçekleştirebilirler.

sosyalistler bize sadece eşitlik vaad eder ve özgürlüğü siklemezler,
faşistler sahte bir kardeşlik vaat ederler onu bile vermezler,
liberaller özgürlük vaad eder ama sadece kendileri için,

ancak komünistler kardeşim bu üçünü de birden vaat eder
ve ne yazık ki türkiye solunda gerçek komünist çok azdır.
ve çakma tkp mesela bunun kenarından bile geçmez, onlar eski isimlerindeki
gibi aslında "sosyalist" bir parti hem de "sonsuza kadar sosyalist" işi acı tarafı
"gerçek tkp" de stalinistliğinden dolayı gerçek komünist değildir.
anarşistler de komünistlere dahildir ama onlar hemen olsun derler, ortalığa
yakıp yıkmaya hevesli tiplerdir ve biraz salaktırlar kusura bakmasınlar ama,
yine de onlarla yürürüz cünkü devrimden sonra bize "hadi ulan, ne zaman

14

geçiyoruz komünizme?" diyecek ve ağırdan almamıza izin vermeyeceğini
umduğumuz da sadece onlardır. (bkz: bir artı bir)

biz marksistler ancak biraz sabırla olur diyoruz, çünkü biz aslında kahrolasıca
hegelci diyalektik ilerlemecileriz, post modern eleştirinin haklı olarak
eleştirdiği gibi. (kunta kinte, 05.01.2011 14:08 ~ 14:43)

29.

trajedinin ikinci kısmını büyük bir şaşkınlıkla izlemektedir.

trajedinin ikinci kısmında, bir önceki bölümde jakobenizm'e giydirenlerin,
onların getirdiği, "tepeden indirdiği" kavramları sahiplenişine şahit oluruz.
bu bölümde ayrıca, değil devletin küçülmesini, devletin büyümesini ve tek
parti hakimiyeti altında egemen sınıfın kusursuz ve yalın bir baskı aygıtına
dönüştürülmesine yardım eden bir siyasi partinin mensuplarının
hasımlarını "devletin küçülmesini istemiyorlar, ulusal devletçiler"
eleştirilerini okuruz. bu bölümde solcumuz, gerçekten şaşkınlık içindedir,
bir yandan fransız devriminin ilkelerini masaya atanların bir yandan "ulus
devlet"i şeytanlaştırarak yaptıkları eleştiriler gerçekten şaşırtıcıdır.

öte yandan, hikayemezin kahramanları, "kapitalizmin feodalizme göre ileri bir
aşama olması" gibi bir marksist perspektife eğip bükerken görüyoruz. marx'ın
"bir kere iktidarı aldıktan sonra burjuvazi gericidir" lafını duymazdan gelen bu
kahramanların, "siyasal liberalizm" "ekonomik liberalizm" gibi fanteziler
üretttiğini, bu iki kavramı birbirinden ayrıştırdığını şaşkınlıkla izlemekteyiz.

"marks dört dörtlük bir liberaldi" diyen bu kahramanların, nedense marks'ın
böyle bir ayrımı hiçbir zaman yapmamış olmasını, sermaye sınıfının "kendi
çıkarını toplumun genel çıkarı" gibi sunarken, ortaya attığı iddiaları yine bu
eksende değerlendirişini çarpıtmalarını esefle izliyoruz. öyle ki marx'ın
liberalizme yönelik şu dört dörtlük eleştirisi yine de bu "liberallerimizi" pek de
etkilemiyor: "none of the supposed rights of man, therefore, go beyond the
egoistic man, man as he is, as a member of civil society; that is, an individual
separated from the community, withdrawn into himself, wholly preoccupied
with his private interest and acting in accordance with his private caprice...
thus man was not liberated from religion; he received religious liberty. he was
not liberated from property; he received the liberty to own property. he was
not liberated from the egoism of business; he received the liberty to engage
in business. " (http://www.marxists.org/...orks/1844/jewish-question/)

bir de şu var tabii, tartışma boyunca burjuva devrimi ve liberalizm ikilisi
birbirine geçiriliyor... çok ustaca bir manipülasyon olmasıyla beraber şunu
söylemek gerekir ki, marx liberalizmin değil burjuva devriminin sloganlarını
onların elinden almaya (eşitlik özgürlük kardeşlik) ve bunları yeniden
tanımlamaya özen gösteriyor ve bu noktada, şimdi bize geniş ufuklar açan
meçhul muhayyil'in yaptığnın tam tersi bir biçimde hareket ederek

15

liberalizmin sınıfsal referansını ve söylemlerinin her zaman bununla ilişkili
olacağını hatırlatıyor.

god

bless

you

mr.

obscure

imagination!

not: bu arada dizinin bir sonraki bölümünün fragmanı yayınlandı. fragmanda
bir önceki bölümdeki küstah solcumuz bu kez indirgemeci ve/veya tarihsici
olacak. fragmanın kapanışı ise kunta kinte'den:

"gerçek komünistler kimlerdir, nasıl anlaşılır? gerçek komünisti sahtesinden
ayırmak için nelere dikkat etmeliyiz? stalin'in pos bıyıkları bir devrimci teoriyi
nasıl reformistleştirdi?" (polocan, 07.01.2011 11:28 ~ 11:38)

30.(bkz: l..eral)

(hiyel, 07.01.2011 11:33)

31.

liberalliğini marx'la örtbas eden ezik sağcıya kıyasla tercih edilesidir.

şimdi öncelikle, "siyasal liberalizm" çok sıkıntılı bir kavram. "liberalizmin
tekniğini aldık ahlaksızlığını almadık" demek gibi. oysa ki ideolojilerin
tepeden değil toplumun ihtiyaçlarına göre "indiğini" bilecek kadar
diyalektikten çaksaydınız, bu sıkıntıları yaşamazdık. hatırlayacak
olursanız aynı parlak zeka; milliyetçiliği, cinsiyetçiliği vb. burjuvazinin
"indirdiğini" de iddia etmişti zamanında.

şu aufhebung meselesi önemli, ona birazdan geleceğim lakin bilinçli olarak
gözden kaçırılan çok basit bir şeyi belirtmek istiyorum: biz küstah solcular,
-sümme haşa- oturup rakı içerken "lan bu hayek de çok büyük orosbu
evladıymış, spencer yavşağın flama sallayanıymış" demiyoruz. "liberal"i küfür
olarak değil, bir tanım olarak kullanıyoruz. örneğin ben küfür edeceğim
zaman liberal demem, liboş kelimesini de cinsiyetçi bulduğum için
kullanmam, direkt "iktidar yalakası karşı devrimci yavşak götlek hain şerefsiz"
falan derim. küfrümü terimlerin arkasına saklamam. açın biraz uco okuyun,
cahiller! ahah.

bir polemikte kullanılabilecek en aşağılık üslup manipülasyondur abiler, bu
bahiste de bol bol görebilmekteyiz kendisini, iyi tanıyın.

liberalizm bugün; başta pek değerli hobbes ve locke abilerimiz olmak üzere,
saygıyla andığımız liberal bilim insanlarının*

formüle ettikleri değerler olan
"özgürlük, rasyonellik, bireycilik, toplum sözleşmesi, piyasa ekonomisi" olarak
düşün hayatında varolsaydı, ve liberalizmin çıkarlarını savunduğu sınıf olan
burjuvazi iktidara gelip katı olan her şeyi buharlaştırmasaydı, belki oturur bir

16

düşünürdük bunu. lakin, ifade edildiği gibi, 19. yüzyılın reformcu ideolojisiyle
karşı karşıya değiliz artık, uyanmanın vakti geldi de geçiyor.

şimdi, kendisini karşıtı üzerinden ifade eden bir düşünce ideoloji olamaz,
diyeceğiz. nasıl "anti-kapitalizm, anti-emperyalizm, anti-faşizm" kendi
başlarına bırakıldığında kof söylemler olarak kalacaksa, sosyalistlerin de
kendilerini liberallerle polemik üzerinden tanımlamaya alışması kendilerini
aynı kofluğa çeken bir tuzaktır. peki küstah solcular "liberal"i ne zaman küfür
olarak kullanmaya başladı? söyleyeyim: liberaller yumuşak koltuklarından
"sol öyle olmaz, böyle olur, gerçek sol budur, ben bir solcu olarak" demeye
başladıkları zaman. yoksa benim ne derdim olur lan 2011'de hala liberalizmi
savunan adamla, allah vurmuş zaten.

liberalizmle marksizme gelelim biraz. hegel'in tanımına uydurmamız için bu
iki ideolojinin sacayaklarının örtüşmesi gerekiyor, gelin biz de beraberce
bunları arayalım şimdi. bence liberalizmin "birey"den ne anladığı önemli.
aydınlanmacı abilerimiz liberalizmi formüle ederken kimi birey olarak
tanıdılar, bu dünyaya gelmiş olan her insanı mı, yoksa mülk sahibini mi?
örneğin, tarih okumayıp salt teori okuyan bir kimse, platon'un her insan için
adil bir düzen kurma çabası içinde olduğu yanılgısına kolaylıkla düşebilir,
oysa platon'un "citizen" tanımı sadece atina'da doğmuş erkekleri
kapsamaktadır. burada da aynı anlamı aramakta fayda var. liberallere göre
birey basitçe homo economicus'tur. birey piyasada varlık gösterebildiği kadar
birey, özgürlük piyasanın taleplerini karşılayabildiği kadar özgürlüktür.
marx'ın liberalizmden "hiç" etkilenmediğini söylemek bilim düşmanlığı olur,
lakin "marx aslında liberaldi" demek kadar acınası bir manipülasyona da
sessiz kalınamaz.

liberallere göre toplumu oluşturan birey bir öznedir, marx'ta ise böyle bir
vurgu bulamazsınız. marx asla toplumdan soyutlanmış bir bireyden
bahsetmemiştir, asla bireyin hikayesini anlatmamıştır. marx'a göre bireyin
seçimlerini toplum, yahut somut gerçeklik (konjonktür) belirler. marx ile
liberaller arasındaki bu temel literatür farkını göremeyen -yahut görmezden
gelen- kişiler, elbette marx'ı da liberal ilan etmeye çalışacak. ama bu sanki
hiç söylenmemiş yeni bir şey söyleniyor gibi kakalanmaya çalışılınca gülesim
geliyor. "liberaller de özgürlük diyor, marx da diyor, demek ki marx liberal"
gibi bir soyutlama, sosyal bilimlere hakarettir.

bu adamlara inanmayın. bu adamların "liberterlikleri" sola küfredecekleri
zaman ortaya çıkar. haşmetlü'ye televizyon kapatma yetkisi verildiğinde
bunları ortada göremezsiniz. öğrenciler yerlerde sürüklenirken köşelerine
çekilirler. insanlar mezheplerinden dolayı baskı görürken ağızlarından
düşürmedikleri "birey"i unutuverirler. insanların hayatını emperyalist çıkarlar
doğrultusunda karartan avrupa birliği'ne secde edip, daha sonra avrupa'da

17

öğrenciler ayaklandıklarında "bakın orada ne güzel ayaklandılar, bizim
küstah solcumuz öyle mi" derler.

ve finalde, iki aydır sağlı sollu yemekten allahı şaşmış solcumuzun "liberte-
egalite-fraternite" övgüsü gelir! hani ulus devlet burjuvazinin oyuncağıydı,
hani jakobenler pisti kakaydı? hay sizin kedi canınızı yerim ben. "abi liberal
dedi, abi bizi diyo" diye atlayan yancılar, buradan o kadar komik
gözüküyorsunuz ki. çakma tkp'ler götürsün sizi inşallah, tkp demeden
tartışamayan çeneniz kapanır belki biraz. liberalizm diyoruz, marx diyoruz,
hobbes diyoruz, ilim diyoruz, irfan diyoruz; adam hala çakma tkp diyor.
embesil misiniz olm siz. bonus: (bkz: marx'ı aştığını sanan sosyal bilimler
öğrencisi) (uco, 07.01.2011 14:39 ~ 14:50)

32.

ahahah! bu küstah solculardan biri de benim lan...

dur, önce şu heriflerin derdi neymiş anlayalım...

iktidarın ve cemaatin yanında saf tutmuş kişilere göre "küstah", "terbiyesiz"
ve hatta (yerine göre) "ergenekoncu" olmakla itham edilen sosyalisttir. ki bu
"küstah" solcular, liberaller çankaya'da lacileri çekmiş bir şekilde sayın
cumhurbaşkanı ile görüşürlerken, akepe merkezi'nin önünde polis ile
çatışıyorlardı.

ne ayıp, değil mi?

türkiyeli liboşlara göre "efendi gibi muhalefet yapmasını öğrenememiş"
solculardır.

peki, liberal kimdir, "efendi solcu" nasıl olmalıdır, bir açalım...

türkiye'deki sosyalistlerin küresel liberalizmi nasıl tanımladıkları, türkiyeli
liberalleri nasıl gördükleri ve onların iktidar yanlısı söylem ve eylemlerini nasıl
teşhir ettikleri ortada. türkiyeli liberaller ve cemaat solu, foyaları bu kadar
ortaya çıkmışken halen kendilerini eleştirenlere "küstah" demekle yetiniyorlar
ya, onu anlamıyorum.

sevgili liberal dostum;

başbakan kankan. sana aferim bile demiş. yandaş medya yanında, tüm tv
kanallarının kapıları ardına kadar size açılmış. bize niye "küstah" demekle
yetiniyorsun? sen de şakirt dostlarından öğrendiğini yap: çamur at, ihbar et,
yerine göre iftira at... değil mi? aş kendini. gerçi çamur atma senin karakterin
haline gelmiş ama, onu bile beceremiyorsun.

18

neyse...

peki, biz küstah solcuysak efendi solcu veya demokrat kimdir?

başbakanından aferim alan, çankaya'da lacilerini çekmiş bir şekilde
cumhurbaşkanı'nın önünde "hazır ol"da duran ve tek gündemi türban veya
etnik haklar olan zararsız kişidir.

kime göre zararsız?

faşist rejime göre.

ulan, en büyük ahlaksızlık bu rejimi desteklemek değil mi? sizler bu
bataklığın ürünü değil misiniz?

bu durumda, ben küstah olmayı kabul ediyor ve bununla gurur duyuyorum.

fyi

(the last mimzy, 07.01.2011 14:55 ~ 18:40)

33.(bkz: solcu/@burali) (burali, 07.01.2011 16:32 ~ 16:33)

34.kimin sosyalist olduğuna karar veren küstah solcul ar ile aynı zatlar
olmaları tesadüf olmasa gerek. bakıyorsun devamlı aynı tipler. bi de aynı
amaçla saldıran ama sosyalizm düşmanı olanları var. müneccim olmaya
gerek yok sonuçta, biz sadece ismini koyuyoruz sonra, onlar, sağ olsunlar
yalnız bırakmıyorlar.

madem allah'ımız karl marx, biraz ibadet edelim.

evvela belirteyim, liberal demokrasi, demokrasinin ideal hali değildir. daha
iyisi praksis edilene kadar deneyimlenmiş sosyalist demokrasi karşısında
üstündür, o kadar. fakat bu durum da, deneyimlenmiş sosyalist düzenlerin
pratiğinden

kaynaklanmaktadır.

gerçek

anlamda
birdemokrasi, derrida'nın democracy to come ile kastettiği üzere, ne
mevcuttur ne de mevcut olacaktır. bu bağlamda, liberal demokrasi (burada
tabii işi ekonomiden soyutluyorum) mevcut pratiklerin en iyisidir.

şimdi yukarıdaki gibi ekonomiyi soyutlayarak marksist olur mu peki?
olunmaz. zaten bu geleneğin temeli de ekonomidir. fakat, bu durumun
nedenini de

bizzat engels'ten

dinlemek

mümkün:

"marx ve ben bugün gençlerin olması gerekenden daha fazla işin iktisadi
yönüne ağırlık vermelerinin sorumluluğunu kısmen taşıyoruz. hasımlarımıza
karşı, onların inkar ettiği ilkenin altını çizmemiz gerekiyordu. bu nedenle

19

karşılıklı eyleme [diyalektik] dahil olan diğer etmenlere hak ettikleri yeri
verecek ne fırsatımız, ne buna uygun ortam ne de zamanımız oldu."

o köfteye o ekmek durumu. ama tabii ki eksik. zira, böyle bir indirgemecilik
toplumları anlamaya yetmez. zaten bu nedenle, frankfurt okulu ve eleştirel
kuram marksist teoriye sosyolojiyi de eklemleme çabasıyla marksizmi
genişletiyor. bizimki gibi, sosyalistlerin marx'tan sonra beynini kapadığı
toplumlarda, sosyalist teoriyi eleştirenleri ve destekleyenleri yan yana görmek
şaşırtıcı olmasa gerek ama yine de bu arkadaşlar bir sağlarına sollarına
baksalar eminim kendileri çok şaşıracak. bu ülkenin hayatında, adorno,
horkheimer, marcuse, habermas (ve niceleri) gibi isimleri duymamış
sosyalisti ve anti-sosyalistlerinin özgürlükçü sol söz konusu olunca dilipak
misali kol kol bizlere saldırmaları ve en sonunda hep bir ağızdan "ya devrimci
olun ya da bırakın bu işleri" ahkamlarına tanık olmak inanın göz yaşartıyor.
cahillikten doğan bu cesareti ciddiye alıp, kafalarını karıştırmamak adına
marx'ın demokrasiye ve bu bağlamda liberalizme bakışını özetlemeye
çalışayım.

marx, hegel'in hukuk felsefesi ilkeleri'nin eleştirisinde "wahre demokratie"
yani gerçek demokrasi kavramını ortaya koyar. marx'ın kelimeleriyle, siyasal
devletin yok olması ve halkın kendi kendini belirlemesi olarak karşımıza
çıkan bu kavram egemenliği elinde tutan halkın tekil her olayda evrenselliği
içinde kendini ifade etmesidir. şimdi bişe ifade etmedi biliyorum. yazının
sonunda

anlayacaksınız

işallah.

maşallah.

demokrasiyi siyasetin nihai biçimi olarak tanımlayan marx, demokrasi
mücadelesini de siyasetin siyasal kurucu öznesine karşı yabancılaşma
mücadelesi

olarak

tanımlar.

demokrasinin siyasal düzendeki yeri bir yana, marx'ın gerçek demokrasi
kavramı tekil ile evrenselin nasıl tanımlandığı ile ilgilidir. marx'ın demokrasi
içerisinde birbirinin karşı kutbu olarak sunduğu tekil (özel) ile evrensel
tanımlarında, tekil bireye işaret ederken, evrensellik ise bireyin reddi midir;
yoksa özelin evrensel içinde özümsenmesi midir? marx'ın mevcut liberal
demokrasi ile karşı karşıya geldiği nokta budur.

o kadar konuşmuşsunuz arada doğru şeyler de etmişsiniz tabii. marx, birey'in
hikayesini yazmamıştır. zaten, söz bireye gelince hiçbir zaman "bireyci"liği
değil, "bireysilliği" savunmuştur. öte yandan, varoluşçuluk gibi bir çok akıma
ilham olan yabançılaşma bireyin isyanı değil de nedir? bu isyanın ekonomi
temelinde toplanması ise (bkz: #20910985) nolu entry'imde özetlediğim
üzere konjonktöreldir. hatalı değildir ama aşılmalıdır. bu bağlamda,
liberalizme göre birey homo economicus demek başlı başlına yanlıştır.
liberalizm, negatif hakları konu alır. başka bir değişle, bir düş yaratır ve insanı
ekonomiden bağımsız kılarak ona her türlü özgürlüğü verir. bu durum, düşler

20

alemde yaşamadığımızdan mümkün değildir. gel gör ki bunu marx da
belirtmiş ve sizin negatif haklarınız pozitif haklar (eşitlik) olmadıkça
imkansızdır demiştir. liberalizm değil, asıl marx'ın yaptığı daha önce de
belirttiğim gibi (bkz: #21125936) insanı ekonomiye indirgemektir. zira, marx'ın
bu davranışı sonraları, insanı, doğayı sömürmesi gereken bir homo laborans
olarak tanımlamış olması iddiasıyla alman grünenlerden çok eleştiri almıştır.
eğer yazar, liberalizmin insanı tüketim canavarına dönüştürdüğü bu nedenle
de homo economicus'a indirgediği savunuyorsa, sorunu yanlış yerde arıyor
demektir (kanımca tabii). sorun, liberalizmde değil, kapitalizmdedir. aradaki
nüansı kavrayamayınca her şey aynı zaten. problemi farklı anlayınca
çözümümüz de farklı oluyor (bunu belirttim ki amerika, feto, dinci tayfa olarak
değil de azıcık marksist olarak bakın olayları, biraz ufkunuz açılsın. harbiden
iyidir

açık

ufuk).

neyse lan ne diyorduk. marx'ın birçok genç hegelci gibi, zamanında, hegel ile
boğuştuğu bir sır değil. bu boğuşmanın temelinde ise, devlet
ve rousseau temelli bir sivil toplum anlayışının durduğunu da ben deyim sır
olmaktan çıksın. marx, hegel'e itirazlarını sivil toplum muhteviyatı üzerinden
dillendirir. der ki, devlet alanı ile meta alanı arasında cisimleşmiş bir sivil
toplum liberal değerlerin taşıyıcısı değildir, zira ekonomik bağımlıdır.
kısacası, sivil toplumun burjuvalığını eleştirir. burası çok önemli: marx'ın
burjuvanın tarihsel olarak devlet karşısındaki liberal kazanımlarına sırt
çevirmez. marx, bu kazanımları burjuvanın sadece kendi için istemesine
karşı çıkar. bu bağlamda, marx'ın devrimci sıfatını lümpen sınıftan sakınması
ve burjuva uygarlığında ehlileştirilen işçilere layık görmesi bakunin tarafından
çok eleştirilmiştir; bunları yazdık (bkz:proletaryanın devrimci sıfatını
kaybetmiş olması). öte yandan, bu durum habermas tarafından da tarihsel
olarak açıklanmıştır. burjuva kamusal alanının doğuşunu, ingiltere, almanya
ve fransa'da tarihsel olarak ortaya koyan habermas bu konuda bir itiraza
mahal verse (verse de bu itirazın ekşi sözlükten doğacağını sanmıyorum).
varsa bu konuda itirazlarınız susmayı deneyin.

marx, yukarıda belirttiğimiz gibi, geleneksel liberalizmin, ekonominin siyasal
ve toplumsaldan bütünüyle kopuk olduğu iddiasına itirazı neticesinde, sivil
toplumu, siyaset ve iktisadın ayrışması işlevini yerine getiren değil, bizzat bu
ikisinin düğümlenmesini sağlayan olarak tekrar tanımlar. aslında marx'ın
devlet ve sivil toplum temelinde yaptığı, hegelci sivil toplum eleştirisini
aşmaktır ve bu eleştiriden bir sistem oluşturmaktır.

liberalizm, ancak sivil toplumun birey olabileceğini söylerken haklıdır. fakat,
sivil toplumun nasıl tanımlandığı, onun, "birey"liğini belirleyen asıl kıstastır.
marx, mevcut sivil toplumun (burjuva özelinde) bireyliğini de eleştirir. ahmet
insel,

durumu

şöyle

özetlemiş:

"devletin kaynağı sivil toplumun iç çatışmaları, toplumsal bölünmelerdir.

21

dolayısıyla devlet, uzlaşmanın, kaybedilen barışın tesis edildiği yer değil,
kaynağının yer aldığı sivil toplumun ve aile özelliklerinin siyasal alanda
uzantısıdır. devlet, belirleyen değil, belirlenendir. özel mülkiyeti belirleme
yanılsaması içinde, özel mülkiyet tarafından belirlenir."

yani, deniliyor ki, "devlet kendini belirleyenlerden özerklik kazanıp varlığını
sürdürür" yanılmasından başka bir şey değildir.

buradan, proletaryaya gelirsek, marx'ın devamlı ortaya attığı bir paradoks
gözümüze çarpar. marx der ki, proletarya hem sivil toplumun bir sınıfıdır,
hem de sivil topluma ait bir sınıf değildir. dolayısıyla, kendi reddini özünde
taşır. buradan en baştaki, özel ve evrensele geri döneriz. proletarya, içkin bir
isyan taşıdığından, kendisi için isteyeceği her şeyi aslında evrensel için yani
tüm insanlık için ister. şöyle kolaylaştırabiliriz: bir toplumda en çok ezilen
hakkına kavuşursa herkes kavuşur. bu önerinin geçersizliği aslında mevcut
pratiklerle kanıtlanmıştır. fakat, bu pratikler teorinin başarısını yadsımaz;
pratiğin

yanlışlığına

işaret

eder.

marx, sivil toplumu özel çıkarın alanı olarak tanımlar ve bu alanda
oluşturulmuş bir demokrasinin, o çıkara hizmet edeceğini söyler. buradan
siktir edin demokrasiyi sonucuna varmaz ama. hemen sırıtma. öfkesini
temsili demokrasiden alan marx, temsilin her halükarda "özel mülkiyet dinine"
hizmet ettiğini söyler. siyasetten zerre hazzetmeyen marx'ın, her bir insanı
"parti kılarak" demokrasinin asıl anlamına ulaşmak istediği ve aslında bir
"radikal demokrat" olduğu, kanımca, rahatlıkla söylenebilir.

marx'a demokrat değil, özgürlükçü değil diyenler marx'tan bir bok
anlamamıştır diyebilirim rahatlıkla. ama hak da veriyorum tabii kendilerine,
zira marx'ın özgürlükçülüğü onların özgürlükçülüğünün 5-10 gömlek üstüdür.
marx'ta bireyin hikayesi yoktur, ama insanın hikayesi vardır. marx'ın
başlattığı gelenek insana insan olarak değer vermek ve insanı özgürleştirmek
adına atılmış bir geleneğin devamı ve en güçlü temsilcisidir. ama yine de,
marx'a "o bir birey düşmanıydı" diyenleri doğru bulmuyorum. zira, kendileri,
bizim küstahların gözde terimiyle, "ağabeylerinden öyle öğrendikleri için"
marx'ın ne demek istediği üzerine bir daha kendileri düşünmüyor.

marx'ın siyasal liberalizme getirdiği eleştirilerinin yanında bir de insanın tekil
bireyliği ile evrenselliğinden söz ettiğini dedikti. marx, her tekil bireyin tüm
insanları temsil ettiğini söyler. daha sonra, sartre ile marksist varoluşun da
özüne yerleşecek bu görüş; her bir bireye insan olarak değer vermek
anlamına gelir. marx, özel ile evrenselin uyumuyla, siyasal liberalizmden
ayrılır. zira, siyasal liberalizm düşler dünyasında uyum aramaz. insana
hakları dayar, çok özgürsün der ve gider. olay bunu gerçekleştirebilmektir. bu
nedenle, marx, 1843 elyazmalarında değindiği insan hakları eleştirisinde, bu
hakların -birkaçı hariç- özüne değil, bunların sadece burjuvaziye verilmiş

22

olmasını eleştirir. özüne itiraz ettikleri de zaten insan hakkı değildir. zira,
onlar , özel mülkiyeti doğallaştırıp, insan hakkı olarak dokunulmaz kılan
haklardır. halbuki, bizzat özel mülkiyet, insan hakkının evrenselliğini alıp,
sadece burjuva için mümkün kılar. marx'ın her tekil bireyin evrenseli temsil
ettiği kabulü, bir kişinin hakkı olanın herkesin hakkı olması gerektiğidir. marx,
devleti her türlü kötülüğün biçimlenmiş hali olarak görürken, ne topluma ne
de bireye varlıkları nedeniyle bir yücelik yükler. evrenselliği içinde birey, marx
için demokrasinin de devrimin de öznesidir. zira, bu birey sivil toplumun
dışında kalandır. işçidir, fakirdir. insandır ama insan hakkı yoktur. koca bir
illüzyonun nesnesidir. öznesi olmak da elindedir.

marx'ın demokrasi anlayışı ve bunun liberalizm ile bağı tarih boyunca
rastlanan en yüce anlayışlardan biridir. zira, kendisi bir insanda her insanı
görmüştür. kendisinin eşitlik idealinin hem nedeni hem de sonucu olan bu
hayata bakış; bir sosyalistin cevheridir. peki tarihte insana değer veren bir tek
marx mı vardı. tabii ki hayır. fakat, marx'ı marx yapan, insanın nasıl daha
özgür olacağını; neden olmadığını çok çıplak bir şekilde ifşa ederek
göstermesidir.

bir insan neden marksist olur? marksistler olarak marx'ın her dediğine amin
demeyi bırakalı çok oldu. hatta büyük üstadlar marksizmi yeniden
yapılandırma uğraşları verdi. proletarya öldü dedi. devrim iletişimle olacak,
sosyolojisiz devrim mi olur dedi. ama ne derlerse desinler marksist olmaktan
vazgeçmek akıllarından bile geçmedi. en "revizyonistleri" bile kendilerini
marksist olarak tanımladı. işte bu ısrarın altında, marx'ın bu gücü yatar.
insana birey olarak değer vermesi ve bunu evrensel kılma çabası yatar. ve
tabii ki bunu yaparken kullandığı "akıl". marx'ın yöntemleri doğrudur, yanlıştır.
burası çok tartışıldı ve tartışılacak kuşkusuz. fakat, marksistler olarak emin
olduğumuz bir şey varsa, o da insanın ancak ve ancak marksist diyalektik ile
özgür

olabileceğidir.

ulan nereden nereye geldik. oturup size cevap verecektim. sizin üslubunuzca
hakaret edip, kayda değer hiçbir şey söylemeden çıkıp gidecektim. olmadı
yapamadım. tartışmadan, iletişimsel aklı egemen kılmadan, argüman sunup
bir şeyler anlatmaya çalışmadan "dinciii tayffaaaaaaaa" deyip geçecektim.
kolay olacaktı o zaman her şey. bu kadar kaynak açmak zorunda
kalmayacaktım etrafıma. klavyemin altına koyduğum dergi olmayacaktı ve
ben

rahat

rahat

yazacaktım.

neyse, anti-sosyalistler ile bizim geleneksel solcular başbaşa vermiş, yeni
(liberal) solu eleştiriyor. olmaz öyle diye ahkam kesiyor. bazıları ihtiyaçtan
"been hiçbir zaman liberali küfür olarak kullanmadım" diyor; artık devir değişti
ya. yemezler bebişim. neyse lan. gidin anti-sosyalistlerle sarılın "bu
adamlardan nasıl liberal sıfatını alırız" diye bi konuşun, kararlaştırın. iyi bir
"argümanınız" olursa onunla gelin. bıktık, boş laf ve hakaretten. çao.

23

(mechul muhayyil, 07.01.2011 21:18)

35.genelde aklı başında solcudur ve ne dediğini bilir. vicdanlı bir adamdır,
ben mesela vicdanlı bir liberale az rastladım!

ünsal

hoca'nın

meşhur

bir

lafı

vardır;

"20 yaşına gelmiş ve marx okumamış biri eşşektir. marx okuduktan sonra
marxist

olmamış

biri

eşşoğlueşşektir"

diye.

aslında en son yazacaktım bunu ama, son söyleyeceğimi en başta
söyleyeyim. noktayı başa koyalım. adam marx'ı okumuş, etmiş, yemiş ve
bitirmiş ama marksist olmamış, üstüne üstlük onu aşmış. bin! yıldır marx
hakkında milyonlarca tez, makale, kitap, tartışma ne varsa yayımlanmış,
insanlar hala tartışıyor ama bakıyorum da gereksizmiş. hani
neredeyse benim marxım toyota gibi adam dercesine marx için dört
dörtlük liberal tanımı yapan adama bir solcu, liberali küfür olarak
kullanmasın da ne yapsın. das kapital'i ezbere bilen bir faşist bile bunu
demez.

aslında bu liberalle alakadar bir hikaye vardır, fransa da küçük hazlar
salonunda kralın yardakçıları, aristokrat kısım sağ tarafa, işte halkçılar,
özgürlükçüler, yenilikçiler falan da soluna diyelim oturmuşlar ve sağ - sol
çıkmış ortaya özet geçersek. [ bakın bir liberal edasıyla koskoca sağ - sol
tarihini 3 kelimeyle anlattım ] sonradan salona da birisi gelmiş ve gitmiş
direkt louis'in kucağına oturmuş izin istemeden. [ kucağına derken yanlış
anlaşılmasın, cinsiyetçi bir gönderme yok ] louis de, "sen kimsin ulan"
deyince, "ben de liberalim demiş". şimdi bunlar birikince, ortalıkta bu
hikayeler dolanınca ne yapsın bu solcu? ne desin?

olunmaz doğulur felsefelerine istinaden geçenlerde amerika'da abuk
subuk bir araştirma neticesinde `liberal olunmaz liberal doğulur` diye bir
sonuç ortaya koymuşlar. araştirmayi yapanlar da liberal. şaka gibi
adamlar. [hayvanlar aleminin en liberal hayvanı porsukmuş bu arada] hani
mal

olunmaz

mal

doğulur

dercesine...

"liberaller ve faşistler bir sistemin birbirini bütünleyen kardeşleridir" demişti
ünlü filozof.

(pink floyd floyd yaylalar, 07.01.2011 21:58)

24

36.(bkz: hain

düşman

al

sana

bombe)

küstah solcu ne la..

(lancelot du lac, 07.01.2011 22:08)

37.

türkiye'de liberallerin, ya da en azından kendine liberal diyenlerin
çoğunun yanar döner, satılmış dallamalar ve dönem adamcıkları
olmasından dolayı kendi çapında haklı olabilen solcudur. küstah mıdır,
değil midir orasını bilemem. en yasakçı, tahammülsüz dincilerin bile
kendilerine liberal dediği garip bir ülkede yaşıyoruz yau.

(katamaster, 07.01.2011 22:16)

38.(bkz: o benim)

(gaianin gazabi, 07.01.2011 22:18)

39.

eşitlik olmadan özgürlük olmayacağına kanaat getirmiş solcudur.

(rabotnitsa, 07.01.2011 23:06)

40.kendisine marksist diyen liberallerin manipülasyon yeteneğine
şaşırandır.

yahu, bu tip adamları gerçekten çok seviyorum. bir marcuse okuyorlar,
hayatları değişiyor. üniversitede habermas, adorno, horkheimer falan
okurken tanıştım bu arkadaşlarla bol bol. hepsi marx'ı aştıklarını, frankfurt
okulu'nun bütün soruları cevapladığını, hepsinin en yetkin sosyal
bilimciler, bizimse inek boku olduğumuzu söyleyip durdular. 2 yıl sonra
çoğu kpss'ye girip memur oldular da kafamız rahatladı allah'ıma şükür.

abilerim marx'ı hobi olarak yine aşın da, çok erken gaza gelmemek lazım
öyle, nice koç yiğitler telef oldu bu yolda. bir de kalkıp türk tipi
akademisyenden yakınmazlar mı, kendileri çok farklı bir şey yapıyormuş
gibi... tırnağım kadar özgün bir düşünce üretme, "şuna göre şöyledir, bu
böyle tanımlamıştır, şu bunun altını çizmiştir" diyerek klavye altındaki
dergiden copy paste ile ukalalık yap. türkiye'de kuramcılıktan bu gibi

25

adamlar yüzünden tiksinip siyasal tarihe kaydım işte. herkes aptal, bir siz
akıllısınız. marx'ı marx'tan okuyan tonlarca insan mal, bir siz vakıfsınız her
şeye. ben siyaset bilimi okurken ders aldığım "bütün" hocalar
frankfurt'çuydu yiğenim, marx'ı kendisinden okumayı akıl edemeseydim
şimdi size benzerdim ben de herhalde. ama marksizm sizin sandığınız gibi
akademik bir heves değil, lise bitirmemiş işçinin evinden kalkıp ortalığı
sikertmesi anlamına geldiği için istediğiniz kadar yırtının, "biz marksistler
şöyle çılgınızdır bebeğim" diye gezinin, marksist falan olamayacaksınız.
siz dünyayı "anlamakla" uğraşırken zaman akıyor, marksistler dünyayı
değiştirmek için bir şeyler yapıyor. bir akademisyen adayı olarak
söylüyorum,

akademinize

sokayım

afedersiniz.

gelelim meselemize. konumuz marksizmle liberalizmin geçişkenliğiydi diye
hatırlıyorum, lakin nedense arkadaş "üç saattir konuşuyoruz bir kere
demokrasi demedik" diyerek şık bir manevra yapmış. bense konuya
frankfurt okulu hakkında ne düşündüğümle başlamak istiyorum, izin
olursa. frankfurt okulu, alman devrimi'nin yenilgisi üzerine "dünyayı
değiştiremedik, demek ki tam olarak anlayamadık" gibi, esasında 11. tezin
aşamacı bir yorumlaması ile doğsa da, kısa sürede yenilginin siyaseti olan
"yeni sol"un ufuklarını açıyordu. bu akımın peşinden bir "akademik
marksist", sol entelektüel kitlenin peydah olmasına kimsenin şaşırmaması
gerek, zira her ağır yenilginin ardından "yenildik çünkü haksızız"cılar
çıkacaktır. bu kürsü marksistleri yıllardır batı'da varlıklarını koruyorlar ama
2011 türkiyesinde böylesine bir heyecanla kürsü marksizmini savunan
örneklerin varolduğunu görmek gerçekten garip. ya da neyse, finalde
tekrar

girerim

buna.

konuya girelim artık. marx ve demokrasi tartışmalarını, avro-komünistlerin
demokrasiyi sınıfsal bağlamından soyutlanarak başlı başına bir nitelik
kazandırma çabalarını yıllardır dinliyoruz. sınıfsal karakteri olmayan amorf
bir demokrasi tanımı, pratikte "en iyi" olan liberal demokrasi, ve tek
tarihsel görevi liberal demokrasiyi tamamlamak olan bir sosyalizm algısı.
tabii durum böyle olsaydı, yani burjuva demokrasisi sınıfsal karakteri
olmayan özerk bir nitelik taşısaydı ve sosyalist demokrasi burjuva
demokrasisinin basit bir devamcısı olsaydı, bu durum emek-sermaye
çelişkisinin siyasal alana asla yansımamasını getirecekti, zira artık sınıf
yerine üretilen "toplum" ve "devlet, bürokrasi vb." gibi dikotomilerin
rasyonal bir gerçekliği olacaktı. üzülerek söylüyorum ki, yok. siz
reddetseniz de orada bir sınıf var, soyut demokrasi söylemleriyle
uzlaştırmaya çalıştığınız uzlaşmaz sınıf çıkarları da var. marx'a kim
"özgürlükçü değil" dedi ben anlamadım, lakin istediğiniz kadar arayın,
marx'ta sınıftan soyutlanmış "halkın muktedire karşı verdiği demokrasi
mücadelesi" gibi bir öğe bulamayacaksınız. ayrıca, bu bizi devlet-sivil
toplum karşıtlığı marx'ta vardır/yoktur tartışmasına götürür ki hiç sağlıklı
bir tartışma değildir, zira marx bu bahiste farklı dönemlerde farklı iki

26

tutumu savunmuştur. 1844'ten sonra yoktur ama, orası kesin. ayrıca bireyi
tüketim kalıplarına göre değerlendirerek işçi sınıfının eriyip orta sınıfın
büyüdüğü tezi üzerinde hareket edenlerin marx'a ekonomist yakıştırması
yapmasına

ne

demek

gerekir

bilemiyorum.

marksizmi diline dolayan liberallerle daha önce de karşılaştık, ve hepsinin
tek bir ortak özelliği var: hepsi uslamlamalarını marx'ın gençlik dönemi
eserleri üzerine bina ediyor. marx'ta kendilerine yontabilecekleri başka bir
şey yok çünkü. marx'tan aktarılan birçok alıntı, marksizmin liberalizmle
geçişkenliğini anlatamıyor, ve özellikle marx'ın erken dönem eserlerinin
kullanılmış olması da yine bayağı bir manipülasyon örneği. marx'ın daha
proleter ihtilalden, sınıf çıkarları arasındaki uzlaşmaz çelişkiden
bahsetmediği 1843 tarihli "marksizm-öncesi" eserlerini kullanıp "bakın
marx budur" demek tam anlamıyla çarpıtmadır, bilimsellikle uzaktan
yakından alakası yoktur. alıntılar da düzgün kullanılmamış zaten. örneğin
marx "proletarya sivil toplumun bir sınıfıdır" demez, "sivil toplumun içinde
bir sınıftır" der. sivil toplumun içinde yaşayan bir sınıftır ama sivil topluma
içkin değildir, işçi sınıfı kendisi dışındaki ezilen kesimleri de peşine takıp
götürebilecek dinamizme sahip tek sınıftır, böylece marx'ın bu ifadesi
paradoksal bir anlam yaratmaz, işçi sınıfının kendi reddini taşıdığı iddiası
da (sınıf mücadelesiyle kendisini de ortadan kaldıracağı öngörüsü dışında,
ki bambaşka bir bahistir) uçuk bir iddiadır. ayrıca aklıma gelmişken, hayır
efendim yabancılaşma da bireyin isyanı falan değildir, binaenaleyh
yabancılaşma

öznel

bir

oluş

değildir.

kısa kesiyorum. marksizm 19. yüzyılda ezilen işçi sınıfı için bir isyan çığlığı
olarak ortaya çıkmıştı, bu beyler ise marksizmi pratiğinden soyutlayarak
onu gerçek sahiplerinin, yani işçilerin elinden aldılar, çalışma odalarına
hapsettiler. sosyalizmin inşasını "sınıf kini"nin örgütlü zor gücünde değil
de, ideolojinin akılcı haklılığında aradılar. işçi sınıfının ideolojisi olan
marksizm, sınıftan bağımsız bir akılcı haklılığa sahipti, böylece bu
arkadaşlar çalışma masalarında oturup bekleyerek devrimin gelmesini
izleyebilirlerdi! işçi hareketi yenilgiye uğratıldığı zaman ise ondan yüz
çevirdiler, andre gorz'un yaptığı gibi proletaryaya elveda dediler. yenilgi
dönemleri bu gibi teslimiyetçi entelektüel örneklerle doludur.

evet, soralım bu soruyu, bu gibi insanlar neden "marksist" olur?
marksizme küfredenler neden hala kendisini marksist olarak tanımlar?
evet, bu marx'ın gücüdür, dediğiniz gibi. bunun altında insanlığın marksist
diyalektik ile "özgür kalacağı" -o neyse artık- falan değil, apaçık marksist
diyalektiği kendilerinin bile yanlışlayamadıkları için marksizmi bir
metodolojiye indirgeyip yenilgi borozanlarına kılıf olarak geçirme istekleri
yatar. marksizmi aşmışlar bir de. siz marksizmi gerçekten aşabilseniz,
gidip marx'ın mezarına tükürürsünüz, ismini tarihten silersiniz.

27

marx'ın söylemlerinin liberalizme içkin olduğuna dair tezlerin hiçbiri 40
yaşından genç değil. ama siz yeni bir şey bulmuşçasına tekrarlayın,
kendinizi iyi hissettirecekse. iletişimsel aklınızı yerim sizin, alıntı
polemikçileri.

(uco, 08.01.2011 14:08 ~ 14:14)

41.

dönemin klasik liberal düşüncesiyle ,günümüz liberal profilinin çok
farklı yerlerde olduğunun tespit edilmesiyle pek de haksız sayılamayacak
olandır.klasik liberalizm inancı temel alan toplumlara eleştrel
yaklaşan,dolayısiyle devrimci unsurlar içeren bir düşünce
biçimidir.günümüz liberallerinin demokrat bile olamayan,
muhafazakar,sermaye düzenini savunan yapıları göz önünde
bulundurulduğunda,karl marx'ın sosyalizmi nin, içerdiği liberalist
düşünceyle günümüz liberalizmi nin uzaktan yakından ilgilsi olmadığını
tespit etmek gerekir.

(veryansinalyanmasin, 08.01.2011 14:41)

42.kan

dondurandır.

bir kere baştan şu konuda anlaşalım. frankfurt okulunun neyi aşıp
aşamadığını son dinleyeceğim adamlar bu küstah solculardır.
malumatfuruşlukları yetmiyormuş gibi bi de bu çıktı muagoyim, neymiş,
"ben de frankfurt okulunu öğrendim, millet aştım sanıyordu ama marx'ı iyi
okumamışlardı. ben kanmadım marx'ı okudum öğrendim ki aşılmamıışş.
aaaaaaaaaaaa." ya olay artık trajikomik bir hal aldı. adamda, frankfurt
okuluna karşı düşünülmüş 0.1 gram argüman yok bize diyor ki, siz
kanmayın frankfurt'a yalan hepsi. bu nedir abi ya? harbiden ciddi mi bu
adamlar şaşırıyorum. şaşır şaşır sonu da yok. o nedenle, diyorum ki
frankfurt okulu'nun başarısını veya başarısızlığını ben seninle tartışmam.
bu alanda kendini ne görüyorsun bilmem ama bir daha frankfurt okuluna
vuracaksan, vurulacak çok yerleri var kuşkusuz zira adamlar sosyolojiyi
marksizme eklemleme gibi bir uğraş içindeler, gelirsin argümanlarınla
vurursun. o zaman konuşuruz. yok ezbermiş, yok alıntıymış. bu ne lan.
burada gülecem izninizle: euheuheueuhe. adam diyor ki bir tane özgün
yanınız yok. marx'ın ufak paraphrase'i olan bu arkadaşlar, bizler marx'tan
değil de başka marksistlerden alıntı yapınca pek alınmışlar. alıntı
yapmadan tartışın diyor. kendimi kahvede, tartışacak altyapısı olmadığı
için "laaan amınagoduğum bağa isim saymaaaaaa ne diyosan açıkçaa
söyleee" diyen arkadaşlarla tartışır gibi hissettim. tamam abi alıntı
yapmam daha fazla. euheuehu. haa bitirmeden, marx'ı aşmak veya

28

aşmamak konusuna da bir daha dönmeyeceğim. marx'ı allah bellersen,
marx'ı aştık diyene imkansız gözüyle bakarsın elbet. e haliyle adam ne
diyor dinlemeye de gerek kalmaz. marx, atatürk hepsi aşılır canım
arkadaşım. bir daha marx'ı aşmak mümkün değildir, sen kim oluyorsun alt
metniyle gelince biraz argümanın olsun. bu argümanları da bana değil
frankfurt ekolüne karşı çıkar. zira, sen eleştiriyorsun alıntı yapıyorsun diye
ama napiim aşan ben diilim abi. vallayi kusura bakma. aşan adamları
okudum diye suçlu oldum ya.. bi ara kahveye gidek isterseniz, onlar da
katılır

muhabbete

bu

seviyeden.

kısacası, frankfurt okulu bahsi açılmadan kapansın. beni birkaç solcu
karşısında frankfurt okulunu savunma durumuna getirmeyin. komik oluyor.

aynı şeyler marx'tan paraphrase edip farklıymış gibi sunulmuş. marx'ın
hiçbir kavramını sınıfsal mücadeleden ayırmadığını söylemediysem bu
entry'de -başkalarında söledim- söyleyeyim. zaten frankfurt okulu sınıf
mücadelesinin tarihin motoru olduğu varsayımını da yeniden-
yapılandırmaya uğratmıştır. bu bağlamda, marx'ın demokrasi arayışı da
sınıf mücadelesinden muaf değildir. e otuz kere didik bunu. didik ama.
sınıf mücadelesinin tarih sahnesinde alt sıralara inmesi ileri kapitalist
toplumların marksist bir açıdan tekrar analizi sonucudur. bunu yazdık, açın
okuyun. buna karşı, sınıf çelişkisi hala en temel çelişkidir
iddiasındaysanız, azıcık "özgün" olun tartışmaya değer bişiler getirin.
yıllardır aynı ezber, ama özgün olmayan biz oluyoruz. yahu, bigün izin ver
ben sizler için yazayım bakın hiç yadırgayacak mısınız. sizle tartışmak,
kendi kendine satranç oynamak gibi, özgünlüğü öldürüyor tabii bu açıdan,
haklısınız. liberal demokrasi filan konuşurken de ben marx'tan değil,
kamusal alan kuramının yaratıcısı habermas'tan referans veririm. kendisi,
kapitalizmin liberal dönemi olarak adlandırdığı dönemde, burjuvanın devlet
karşısında konumlanarak, devletten özgürlüklerini -sadece kendileri için-
mücadele ile aldığını, bir tarihçi olarak yazar. bu bağlamda, liberal
demokrasi denilen şey, burjuvanın yarattığı bir demokrasidir. şu anki
mücadele bu demokrasiyi her bir bireye yaymaktır. illaha marx'a
bağlayacaksak,

bireyi

evrenselleştirmektir.

marx'ın erken dönemleri üzerine yoğunlaştığım ise doğrudur. zira, marx,
demokrasi ve liberalizm üzerine, akademik olarak hegel eleştirisi ile
uğraştığı yıllar ve akabinde düşünmüştür. fakat, bu çalışmanın marx'a
sosyalizmi kurarken temel sağladığını atlayacaksak... bi ölürken ne demiş
marx, ona bakalım. yeter. vay arkadaş. marx'ın gençliğinden yararlanmak
da suç oldu. abi isterseniz siz bi belirleyin marx'ın hangi yıllar arasındaki
hangi eserlerinden yararlanabiliriz, biz de onlara bakalım. olmuyor yani
böyle, mağdur oluyoruz. velhasıl kelam, marx hegelci anlayış
çerçevesinde incelediği siyasal liberalizm ve özgürlük çarpışmanı ilerleyen
senelerde geliştir(e)memiştir. zira, kendisinin yapacak başka işleri vardı,

29

hak verirsiniz. aay aman yaa. her bi boku marx ile kabul ettirmek zorunda
olmak da bizzat marx'a saygısızlık. burada dananın kuyruğu kopuyor. zira,
az önce marx'a isyan ettim. abbov. benim bunu diyeceğimi önceden gören
küstah solcular belirtmiş tabii, adamlar uyanık, tükürürmüşüz marx'ın
suratına. niye tükürelim lan? vay arkadaş ya. atlıyorum burayı (ne
diyem?).

teori ile ilgili, son bir not ekleyeyim. işçi sınıfına, marx, devrimci sıfatını işçi
sınıfının gül yüzlerine aldanıp vermemiş idi. tarihsel koşullar ve üretim
ilişkileri içerisinde, hem ezilen olmaları hem de dönüştürücü gücü elinde
bulundurmalarından (paradoksal olarak -ısrarlıyım) ötürü bu sıfat işçi
sınıfına gitti. yani, diyorum ki başka bir dünyada başka bir işçi sınıfı
devrimci olmayabilir bebişim. isme aldanma. haaa öte yandan, marx'ın
idealinin herkesin her türlü liberal hakka sahip olabileceği eşitlikçi bir
toplum yaratmak olduğunu da ben tereddüt etmeden söylerim. itirazın
varsa, ne istiyormuş marx, söyle öğrenelim. bi de neden benim tanımıma
itirazın

var?

haa unutmadan, bu küstah solcuların marx'ı allahlaştırması bir zihniyetin
ürünü olduğundan ötürü aynı zihniyet konu atatürk olunca da karşımıza
çıkıyor. herbiri cumhuriyetin yılmaz savunucu olan bu arkadaşlara türk tipi
akademisyen entry'im biraz batmış olacak ki, türk tipi akademisyen
olmakla itham edilmişim (ne alakaysa aküğ): (bkz: #21447239). sizde
malzeme

çok

ben

napiim.

şu okuduğunuz entry de fazlasıyla boş bir entry. üslup bu olduğu için bi
yerde uymak gerekiyor. bi de tahmin edersiniz bu şekilde yazmak daha
kolay. alıntı yapmak mesela yassah bu üslupta. hakaret edeceksin bi de
argümansız sonuca ulaşacaksın. kendine has bir keyfi var. işkembeden
sık geç. biri alıntı yaparsa hakaret et. biri sana arkasında 1000 sayfa
düşünce, 20 sayfa referans olan bir terim söylesin "yeeeriiim sizin
iletişimsel aklınızı" diye aşağıla. eeen güzeli abi. türkiye'de sol böyle
napak.

(mechul muhayyil, 08.01.2011 21:09)

43.(bkz: akiyor yesil)

(akiyor yesil, 08.01.2011 21:13)

44.uçlaştırılmış karakterdir. liberali küfür olarak kullanmaktan çok, sol
içinde sosyalizm ve liberalizmi bağdaştırma; liberalizmden düşünce

30

devşirme çabalarına ve liberalizmin etkilerine mesafe koyan olduğundan
karikatürleştirilmesi, saçmaya indirgeyerek muhatap alınması elzem.

özellikle sovyetler birliği'nin çözülüşünün ardından, sola sirayet eden
liberal düşünceye set çekmeye çalışmıştır aslında, suçu budur.
"demokrasi mücadelesi" şeklinde kodlanan şeyin yeni bir düşünce gibi
pazarlanmasına karnı toktur çünkü bu durum, sol içindeki sınıf uzlaşmacı,
aşamacı düşüncelerin hortlamasıdır. sosyalizm tanımını "özgürlük"
üzerinden değil "eşitlik" üzerinden yapar, diğer kavramları "eşitlik"
fikrinden

hareketle

yeniden

yorumlar.

liberalizmi "siyasi" ve "ekonomik" olarak ikiye ayırmaz, siyasi olanın,
ekonomik olanın yansıması, kendini meşrulaştırma aracı olduğunu bilir.
"daha fazla demokrasi" gibi kavramlara karnı toktur, zira, bunun egemen
sınıfın egemen düşüncesi olduğunu, kendi çıkarını toplumun genelinin
çıkarı gibi yansıtma dürtüsünün biçimi olduğunu bilir. avrupa birliği gibi,
abd'ye alternatif bir emperyalist planın, her ülkeye, serbest piyasa
şartlarını dayattığını bilir bu nedenle gelirin dağılımında adaletsizliği
arttırarak devam ettiren bir sistemin, siyasi alana da bu eşitsizliği
taşıyacağının gayet farkındadır. sömüren ve sömürülen sınıfların hiçbir
durumda ve hiçbir zaman geçici de olsa aynı idealleri olamayacağına
yüzyıldır farklı topraklarda ve farklı örneklerde şahit olmuştur.

kültür, kimlik vb. kavramların "sınıf"tan soyutlanmasına, sınıf analizinden
uzakta bir tanımının yapılmasına karşı çıkar. neo-liberalizmin amentüsü
olan farklılıkları vurgulama, bu farklılıkları keskinleştirme ve muhalefeti
farklı alanlara sıkıştırma mücadelesinin karşısındadır ve bu yüzdendir ki,
ne denilirse denilsin, "farklılıklara" değil, "ortaklığa" vurgu yapacak ve
"ezber"ini

asla

değiştirmeyecektir.

evet, yüz yıl geçse de aynı şeyleri söylemeye devam edecektir, çünkü
görünenle gerçeğin bir olmadığını bilir, gösterilmeyen, üzeri örtülen yalın
gerçeğe

işaret

etmeye

devam

edecektir.

liberalizm ile hesaplaşmasının temelinde bu motivasyon vardır ancak onu
daha da keskinleştiren bu liberallerin sola akıl verme çabası, bu uğurda
gerekirse akp'yi bile destekleme çağrılarıdır. onların "sol şudur, sol budur"
gibi hariçten gazel okumaları bu keskinleşmenin temel nedenidir. üstelik
liberallerin veya liberal solun ulus devlete karşı mücadelesinin sermayenin
engelsiz dolaşımı için olduğunu, solun devlet karşıtı bir mücadeleye
indirgenmesinin sosyalizm iddiasına gölge düşürdüğünü bilir. sosyalizmin
bir muhalefet değil, alternatif iktidar projesi olduğu gerçeğinden hareketle,
devlet karşıtlığının emekçileri daha da savunmasız bırakan, sosyalizm
mücadelesine "devlet vs sivil toplum" gibi amorf fikirler taşıdığını bilir. bu
nedenle dün avrupa birliğini destekleyenlerin bugün akp'yi aynı retorik

31

ekseninde savunmasına şaşırmaz, gerektiğinde parasız eğitime karşı
çıkan baskın oran gibilerin bir istisna olmadığını bilir.

bir ezberi de var bakın onu da tekrar hatırlatayım: örgütsüz, elini taşın
altına koymadan akıl öğretmeye çalışanlara "hadi oradan" demiştir,
demeyi sürdürecektir.

(polocan, 09.01.2011 02:05 ~ 02:15)

45.kapital' deki özgürlük, eşitlik, mülkiyet ve bentham pasajını bilmeyen
naif birikimcilerin yapabileceği tespittir.

(rollant, 09.01.2011 17:51)

46.(bkz: liberal

iğrenç

bir

sözcüktür)

(bkz: jean-paul sartre)

(hose kutinyo, 09.01.2011 17:53)

47.bu solcuların demokrasiye karşı aldıkları tavır, liberalizm nefretleriyle
almaşık halindedir ve şu alt metni taşır: "acından ölen adamın demokrasi
neyine"

bu ezber solun otoriter/totaliterliğinin cevheri olduğu gibi yaşanmış
pratiklerin boka sarmasının da en büyük nedenidir, haliyle. ne var ki,
gözlemin eseri olan bu ezber, "antalya'da karımızı kızımızı kürtler
yüzünden dışarı çıkaramıyoruz" kadar "haklı"dır. daha fazla değil.

liberal değerlere burjuva oyuncağı olarak yaklaşan solcunun, demokrasiyi
de evcilik oyunu olarak görüyor olmasına şaşırmamak lazım. zira konu
demokrasi olunca kendisinin ölümüne inandığı şöyle bir zihinsellik mevcut;

evde babam ile bekar hayatı yaşadığımdan bolca aç kalıyorum. günde bir
öğün filan yediğim oluyor. durum bu. velhasıl kelam, bir sabah uyandım
arkadaş aradı gel kızılaya inelim filan dedi. e eyi tamam dedim. sabah
dediğim de 2-3 filan. evde de yiyecek bir şey yok, dışarda yerim deyip
çıktım. kurt gibi de acıkmışım. buluştuk arkadaşla, o da açmış, simit filan
yiyelim dedi. benim mide kükrüyor, simit beni kesmez, dedim gel burger
çakak. abi yok olur mu, sabah sabah burger mi olur, zararlı o filan derken.

32

bizzat bana "sağlıklı beslenmiyorsun" dedi. ben de dedim ki "sağlıklı
beslenmek

için

öncelikle

beslenmek

gerekir."

işte solun demokrasi algısı, ""sağlıklı beslenmek için öncelikle beslenmek
gerektiği"nden ibarettir. bu algı, kısaca şunu öğütler: bi insanın özgürlükçü
olabilmesi (sağlıklı beslenebilmesi) için öncelikle parası olması
(beslenebilmesi)

gerekmektedir.

bu

görüşe

neden

katılmadığımı

anlatayım.

insan doğası şöyledir böyledir önkabulüne karşı en dik durması gereken
marksistler, konu liberal değerler ve demokrasi olunca, işçiye (daha
doğrusu "fakir"e) otoriter bir doğa yükler. açık açık söyleyemez ama "aç
insan demokrasiyi naapsın" derken, aç insanın özgürlükçü değerlerden
anlayamayacağını, anlatmaya çalışır. aç insanın, faşist olmasını bile
mazur gören bir bakış açısına sahiptir. niye? çünkü karnı doymayan adam
neden özgürlükçü olsun? neden kürdü düşünsün? neden türbanlıyı
düşünsün? neden laiki düşünsün? neden aleviyi düşünsün? kendi kendini
yeniden yaratan bu anlayış, zamanla özgürlükçü değerlerden nefrete
sürükler

insanı.

açsan liberal değerleri siktir edeceksin! bu öyle bir ezber ki, sorgulamaya
bile gerek yok. insanın doğanın bir parçası olmasından ötürü sahip olduğu
araçsal aklın hakimiyeti işte budur. özgürlükçü olmak için cebinde bir
miktar para olması gerektiğini anlatan bu ezber, özgürlükçü bilinci
ekonomik determinizme mahkum etmektir. mevcut durum bu diye, doğru
olanın da bu olduğuna inanmaktır. madem mevcut durumu işimize geldiği
gibi değerlendiriyoruz, bir elleri yağda bir elleri bağda kapitalistlere de hak
vermemiz gerekmiyor mu? madem bir insanın parası yok diye, anti-
özgürlükçü(liberal) bir bilince sahip olabileceğini kan revan savunuyoruz,
çok parası olan bir kapitalistin de anti-özgürlükçü olmasını savunmamız
gerekmiyor mu? insanı tek akla mahkum eden bu anlayışın iflası aşikardır.
zira, ekonomik sistemin altsistemleri olan üretim güçleri ile sosyal normatif
alanı şekillendiren üretim ilişkileri farklı akıllardan beslenir.

aç insanın etrafında gördüğü her canlıya saldıracağı önkabulü bugün
nefret ettiğiniz ekonomik liberalizm'in dahası sosyal darwinizmin hareket
noktasıdır. hobbes'un bu "insan doğa"sını alıp aça fakire dağıtmanın
mantıklı açıklaması ne ola. (çok ince bir nüans, bu durumun kendini
yeniden yaratmanın nedeni de: solcunun da kendini "aç ve fakir" ile
konumlaması gereği nedeniyle bu dağıtımdan mahrum kalmaması). sonra
da bir yandan liberal değerleri burjuva oyuncağu olarak görüp küfrederken
bir yandan da, alttan altta "malzeme bu abi napalım" demeye
getiriyorsunuz.

hassiktirin

oradan.

33

sadece cebinde parası olanın özgürlükçü bir bilince sahip olabileceği
ezberi birazcık tarihten ders alabiliyorsak yıkmak için en çok uğraşmamız
gereken ezberlerden biridir. sikmişim sizin liberalizm düşmanlığınızı,
afersin. kurtarılması ve baştan yaratılması gerekenin insanın "yaşam
dünyası (lebenswelt)" olduğunu anlamadan başka bir dünya kurmak
mümkün

değildir.

parası olmayana, devrimci mücadele ile birlikte özgürleşecek yığınlar
muamelesi yapan sol, "liberalizm" düşmanlığını en güçlü koz olarak
kullanırken (araçsal) aklından ne geçiyor acaba? "avrupa birliği'ne
girmeden kendi medeniyetimizi kuralım" hayallerindeki "taviz vermez
türk"ten bin beter bir solcu değil mi bu (lütfen bu benzetme üzerinden
gelmeyiniz, rica ediyorum bakın)? liberalizm hakkında şuncacık bilgisi
olmadan, marx'a reel sosyalizmi inşaa ettiren bu kavramın
düşmanlığından yükseltilen bir mücadele tüm olayı götten anlamak değil
de nedir? işçinin emekçinin liberal değerlerden nefret etmesini mazur
görmeyi geçtim öğütleyen, tüm praksisini buna göre kuran bir sol ne kadar
başarılı olabilir? hadi devrim yaptın diyelim; gerçekten başka bir dünya
bekliyor

musun

bunun

sonucunda?

insanın üretim ilişkileri ve üretim araçları farklı akıllardan beslenir. ikisini
de tek bir akla indirgeyip, "fakirse tabii ki liberal değerlere düşman olacak;
çünkü doğrusu bu" demek, bilmiyorum. siz karar verin.

(mechul muhayyil, 29.01.2011 18:18 ~ 18:21)

48.liberalizmin özgürlük olmadığını, tam tersine her şeyin bir bedel
karşılığında alınıp satılabildiği bir sistem olduğunu bilen kişidir. liberalizim
için en büyük düşman değerlerdir, bu yüzden kolayca satın alınabilen (bir
papazı ya da bir şeyhi ya da bir hocayı satın almanız verimlidir bir taşla
çok kuş, oysa mesela özgürlük ideali olan insanları topluca satın
alamazsınız çünkü bunlar bir şeye bağlanmazlar, ne acı bir ironidir;
liberalizmin sözlük anlamının özgürlük oluşu) ve zaten cahillere yönelik
olan dini değerler dışındaki tüm değerlere saldırır, çünü vatanı için ölmek
liberal düşünceyi tehliye atar, oysa paralı askerin bir kazanç için ölmesi
daha

anlaşılabilirdir.

sistematik olarak bir toplumu yaratan değerlere saldırır liberaller, öncelikli
amaç sağlam yapıyı bozmaktır bunu için demokrasi ve özgürlük adı
altında toplumu olabilecek en küçük parçalarına kadar bölmektir.

liberalizm size özgürlük getirir sadece her şey için bir bedel ödemeniz
gerekir, 3 yaşında bir kızı tecavüz edip öldürmekmi istiyorsunuz bedeli 50

34

bin ytl dir (bkz: iki ve üç yaşındaki bebeklere tecavüz skandalı)

para kazanıyorsanız başarılı iseniz liberalizm den iyisi yoktur çünkü adam
öldürmek bile parasıyladır, şimdilik çok salaksanız paranız varken birini
öldürünce hapse girersiniz. ama liberalizm geldiğinde bedelini ödediğiniz
her şeyi yapma özgürlüğünüz olacak. liberalizm güya eşitlikçidir oysa satın
alma gücü olmayanların satın alabilme noktasına gelmemesi için her türlü
eylem yapılır, eğitimler ayrılır mesela parası olan daha iyi eğitim alır
olmayan

eh

işte.

hatta bir adım sonrası eğitiminde parçalanmasıdır, mesela herkes farklı
dilde eğitim görürse eğitimin kalitesi iyice düşer, sen bir dil için adam gibi
eğitici yetiştiremiyorken libralizm ve ileri demokrasi gereği her isteyenin
istediği dilde eğitim gördüğü sistemde zaten hademeyi eğitimci yaparsın.

böylece makas daha açılır ama genede liberalizmin paralı kısmına
geçmek mümkündür, sitem o yüzden daha çok koyun üretmelidir, o
yüzden durmadan çoğalmak gerekir çünkü parası olanın harcayacağı
insan

sayısı

arttırlmalıdır.

işin en komiği liberalizmi savunanların en önemli argümanı özgürlüktür
ama parası olmayan adam okuyamazken, parası olamayan adam
çocuğunu doktora götüremezken özgürlük hakikaten çok değerlidir.

(hedaz, 02.03.2011 17:31 ~ 17:32)

49.

bana liberal derse solculuğuna bakmadan kendisine ağız burun

dalacağım solcudur.

(nabulimut, 02.03.2011 17:38)

50.(bkz: emre

aköz)

(bkz: engin

ardıç)

bence en doğrusunu yapan solcudur.

(nabulimut, 02.03.2011 17:54)

51.

solcu olamayacak kadar sığdır. olsa olsa kemalist veya ulusalcı
olabilir. artık şu farkı oturtmak gerek.

35

(mechul muhayyil, 03.04.2011 14:00)

52.

liberalizm bir sekilde ozgurlukculuktur ama kapitalistlerin ve
sermayenin ozgurlugudur. elbette sermayenin kendi ic dinamikleriyle
ozgurce salınması ve insan faktorunun icine sıcarak girişim ve
yatırımalrda bulunması , ekonomi politiğe etki etmesi küfürdür. o solcu
benim efendim.

(alexandraki, 03.04.2011 14:11)

53.

yurdum dahilinde müslümanlara müslüman diyememesi ile

meşhurdur.

kimlik ayrışımları ve kimliklerin oluşturduğu eylem sistematikleri türkiye
gibi müslüman yoğunluklu ülkelerde ana kimlik üzerinden gerçekleşir.

bir müslümanın; ideolojik, etnik, cinsi vs. kimlikleri islamiyet üzerinden
gelişmektedir. bir müslümana müslüman demek, ana akım medya ve
toplum normları tarafından oluşturulmuş saçma önkabuller nedeni ile
politik

doğruculuğun

dışına

alınmaktadır.

türkiye'de liberallere ''liberal'' diyerek aşağılamak, salt liberalizm
paradigmasını eleştirmek adına gerçekleştirilmez. örtük lakin asli hedef
islamiyet

isimli

öğretidir.

bu ülkedeki öncül kimliğini ideolojisi ile yani liberalizm ile inşa etmek
isteyen insanları da bu karmaşadan kurtarmanın yolu, müslümanlara
müslüman

demekten

geçer.

zaten genel algı müslümanlara müslüman denilebilecek, hale getirildiğinde
memlekette bir avuç öncül kimliği liberal olan insan kalacaktır.

türkiye'de liberalizm, aynen polonya'da, ukrayna'da vs. olduğu gibi dini
kimliklerin diğer kimliklere karşı dominant hale getirilmesi ve bu sırada
iktisadi entegrasyonun sağlanması için bir aparattan fazlası değildir.

mevzu makbul vatandaş kavramının ortadan kaldırılması değildir, post-
modern dönemin makbul vatandaşlarının din paradigması ile yeniden
çizilmesidir.

(aklidengebikusurdur, 03.04.2011 14:23 ~ 14:26)

36

54.(bkz: müslümanı iltifat olarak kullanan küstah liberal)

(aklidengebikusurdur, 03.04.2011 14:46)

55.

bu ülkede "liberal" kelimesini olumsuz bir sıfata dönüştüren

"liboş"/"karakteriz

burjuva"

tarafından

suçlanan
solcudur. küstah değildir, sadece bir "gerçeğin" altını çiziyordur.

bu solcu değil, güce tapınarak ve güçlüden yana olarak politika yaptığını
veya

düşünce

ürettiğini

zanneden

kişiler

utansın.

solcu candır.

(the last mimzy, 03.04.2011 17:10)

56.ve evet, beklediğim an geldi, yüze yüze en sonunda liberal kelimesinin
olumsuz bir sıfata "dönüştürülmüş!!!" olduğu sonuca vardık. yavaş da olsa
bir

şeyler

öğrenen

solculardır.

(bkz: ulusalcı olmak zor zanaat)

(mechul muhayyil, 03.04.2011 17:26)

57.liberali doğru anlayan, küstah olmayan, bilakis yerden göğe kadar haklı
olan

solcudur.

hatta liboş tanımını da getirerek liberal kişisine, en doğru noktayı
koymaktadır

kendisi.
güçsüzün ve ezilenin yanında olan solcu da liberal için bir küfür sayılabilir
tabii

aynı

zamanda.
ki kendileri de solcu, sosyalist ve komünisti o şekilde algıladıklarını
bilimum gazetelerinde, dergilerinde ve medyalarında yazdıkları saçma
sapan yazılar, verdikleri ciğersiz programlar ile göstermekte, marks a bile
dil

uzatabilmektedirler

yeri

gelince..

tarih onları elbet bir gün yargılayacaktır.

37

(kelebeklerinviziltisi, 22.04.2011 12:50 ~ 12:53)

58.(bkz: liberaller yaşasın mı)

(mechul muhayyil, 22.04.2011 12:52)

59.(bkz: ufo gören masum köylü)

(dagny taggart, 22.04.2011 12:52)

60.

liberale liboş, recep tayyip erdoğan'a recep bey, fettullah gülen'e
fetoş, başı kapalıya sıkmabaş, dindara gerici, taraf'a tarak, kürt'e (boşluk)
diyen

solcudur

aynı

zamanda.

miadı doldu, geçiniz efenim.

(mahmut123456, 22.04.2011 12:59)

61.

önemli gece ve organizasyonlarda, kendisinden hoşlanmadıkları
sanatçıların masalarına çatal atarlar.

(bazen bir seri katil olmak istiyorum, 22.04.2011 13:08 ~ 18:41)

62.

vahşi kapitalizmi, sömürü düzenini savunup "libeyalleye
küfrediyolar" diye ağlamak da ilginçmiş. iyi biliyoruz sizin "özgürlük"ten ne
anladığınızı, yemeyin bizi. sizi marx paklar bebişler.

(yazaryan, 22.04.2011 13:38)

63.turkiye'ye bu adamlar kadar zarar veren bir de ordu vardir. ne farki var
gerci

di

mi?
iste size turk'un liberale bakisi (bkz: #23346329). bu ulkenin basina ne
geliyorsa mustahak. sucu hep iktidarda degil biraz da bu adamlarda
aramaz lazim. biraz mi?

38

(mechul muhayyil, 04.05.2011 16:57 ~ 17:01)

64. (bkz: bir küfür olarak liberal)

(trakyali gulyabani, 04.05.2011 16:59)

65.lacandona'li don durito 'nun ağzından "neoliberalizm katışıksız teorik
boktur" lafını ettiğine göre subcomandante marcos için de kullanılabilecek
sıfatlamalar şeysi... hey yavrum, di mi?

(guriyemin dugumleri, 17.05.2011 03:29 ~ 24.05.2011 02:27)

proletaryanın devrimci sıfatını kaybetmiş olması

1.herbert marcuse 'nin mükemmel saptamasıdır. üzerinden yaklaşık 60
sene geçmesine rağmen bizde pek tartışılmaz böyle şeyler. bizim solda bi
marx vardır. 100 küsür yıl önce proletarya devrim yapacak demiştir.
amenna. bu kadar. gerisini anlamaya, 2010 itibariyle bu durumun
mümkünlüğünü

sorgulamaya

gerek

yok.

marcuse, kapitalizm ile birlikte işçi sınıfının görece refaha kavuştuğunu;
böylece sistemin bir parçası olduğunu ve tam bu nedenlerle, işçi sınıfının
devrimci sıfatını kaybettiğini söylüyordu. karl marx'ın "geçiş" için zaruri
gördüğü burjuva devletinin himayesinde şartları iyileşen işçi sınıfı, bütün
bir kitle olarak, dünyayı değiştirme sıfatını kaybediyordu. marx, devrimi,
burjuva altında ehlileştirilmiş işçi sınıfından beklerken, kendini kendini
kandırmış oldu aslında. zira, bu sınıf -avrupa'da net bir şekilde
görebileceğimiz gibi- kendini marx'ın tanımladığı "proletaryadan"
görmemeye başladı. beyaz yaka, mavi yaka.. kol-kafa emeği.. farkılıklar
ortaya çıkmaya başladıkça, burjuva kamusal alanına sahip ülkelerde
"devrimci" sıfatı başka kitlelere kaymaya başladı. bu diğer kitleler kimlerdir
bahsedeceğim ama daha önce, max horkheimerıin marx'a getirdiği bir
eleştiriden

söz

etmek

istiyorum.

marx, çok eleştirildiği aldığı üzere, ekonomiye gözünü fazla dikmişti. daha
sonradan engelstarafından, konjonktörel olduğu itiraf edilen bu durum;
çalışma, iş ve emeğin yüceltilmesine, öte yandan hazın ve yaratıcı insanın
bastırılmasına neden oldu. homo faber gitti, yerine çalışan hayvanhomo
laborans geldi. aslında marx'ın tam tersi için uğraştığı bu durum; bir
hipergerçekliğe işarettir. başka bir entry'imde belirttiğim
(bkz: #21110507), mikhail epstein'in bu hiper kavramı; hem süper hem de
sahte bir durumu işaret eder. hiper ön ekini almış bir isim, doğrudan mega

39

gibi nitelik değil, bir şeyin sınırlarının üstünde olduğunu anlatır. bu
durumda, sınırların üstündeki fazlalık o sahteliği getirir. buradan, homo
laborans'a geçersek, marx insanı çalışan hayvandan kurtarmak için çok
çabaladı ve getirdiği eleştiriler gerçekti, ama "fazlasıyla gerçek". bu
fazlalık, marx'ın eleştirilerini, eleştirdiği sahteliğe mahkum etti. horkheimer
diyor ki, marx çalışma ve üretmeye o kadar çok vurgu yapmıştı ki, bu
durumun insanı bir tür çalışan hayvana indirgemesinin yanında doğayı da
insanın sömürüsü için açık bir alan ve doğadaki hayvanları da boyun
eğdirilmesi gereken canlılar olarak görülmesine mani olamadı (neden
oldu?).

nerden

geldik

lan

buraya.

neyse dur devam ediyorum; işçi sınıfına, devrimci sıfatını yüklerken, her
bilinçlenen işçinin devrime iştirak edeceği kabulünün de patladığı görüldü.
bilincin, insanın hayatına yön verebileceği kabulü; işçi sınıfının da
zincirlerinden başka kaybedebileceklerinin olabileceğini düşünmemişti.
türkiye için göreceli olmasının yanında marx'ın belirttiği süreçlerden geçen
ülkelerde

durum

budur.

peki

günümüz

devrimci

sıfatı

kimdedir?

bu sorunun cevabı da bakunin'de saklı gibime geliyor.

marx ve engels, fikirleri ve yazdıklarıyla proletarya - burjuva karşıtlığını
ters çevirmiştir. komünist manifestodan itibaren, artık "ezik" olan -bir
anlamda- burjuva olmuştur. öte yandan, marx ve engels, lumpen sınıfı
tamamiyle gözden çıkarmıştır. bakunin ise, marx ve engels'in aksine,
devrimci gücü bu lumpen sınıfa vermiştir. sistemin dışındalığından ötürü
sahip oldukları yıkıcı gücün, işçi sınıfınınkinden çok daha gerçek
(hipergerçek mi göreceğiz) olduğunu söylemiştir. günümüzde "apaçiler(!)"
olarak adlandırılan kesimden devrim bekleyen bakunin'e, marcuse yıllar
sonra

şöyle

destek

çıkmıştır;

"...(m)uhfazakar halkçı temelinin altında dışlananlar ve yabancılar, başka
ırkların ve başka renklerin sömürenleri ve ezilenleri, işsizler ve istihdam
ezilemezler tabakası durur. onlar demokratik sürecin dışında var olurlar;
yaşamları, dayanılmaz koşulları ve kurumları sona erdirmek için en
dolaysız ve en gerçek gereksinimdir. bu yüzden muhalefetleri devrimcidir,
bilinçleri öyle olmasa bile. onların muhalefetleri sistemi dışarıdan vurur ve
bu yüzden sistem tarafından saptırılamaz, oyunun kurallarını ihlal eden
iptidai bir güçtür, ve böyle yaparak bunun hileli bir oyun olduğunu açığa
vururlar."

marcuse'nin haklılığı daha sonra gettoların, hapishanelerin, tımarhanelerin

40

yerle bir olmasıyla ortaya çıkmıştır. mesela halil turhanlı aktarıyor, hani
2005 yılında "zenciler medeniyeti kutluyor" başlığıyla verilen, paris'teki
clichy-sous-bois banliyösünde çıkan isyanlar vardı. her yeri ateşe
veriyorlardı filan. turhanlı diyor ki; "o günlerde medya, mağazaları,
işyerlerini, başkalarına ait arabaları yakmakla yetinmediklerini, kendi
evlerinden getirdikleri eşyaları da sokaktaki şenlik ateşine fırlattıklarını da
şaşkınlık

içinde

yazıyordu."

bakunin'in dediği gibi, bu lumpen sınıfın hiçbir şeye sahip olmamasından
ötürü, mülkiyet sahibi olmanın getirdiği sorumluluklar nedeniyle cesaretleri
kırılmamıştır.

peki lumpen sınıfın gerçekleştirdiği bir devrim başka bir dünya yaratabilir
mi? marx'ın bakunin'i ütopyacı olarak nitelemesinin nedeni olan bu durum,
bana hiç gerçekçi gelmiyor. hatta, bu kitlenin gerçekleştirdiği bir devrime
karşı bile olabilirim. devrimci sıfata kim sahip kavgasında, bakunin'in haklı
çıktığı gerçeğini kabul ederek ben marx'ın devrimini yeğlerim. zira,
marcuse, horkheimer gibi frankfurt ekolününden gelen jürgen
habermas da marx'ın devrimci sıfatını radikal bir demokrasi ile sınıf ayrımı
gözetmeksizin

herkese

vermeye

çalışmaktadır.

bu bağlamda, engels'in terimiyle lumpen prens'in (bakunin), proletaryanın
çiçeği olarak tanımladığı lumpen proletarya'nın, doğrusunu isterseniz, pek
mümkün gözükmeyen ve çok daha önemlisi marx'ın dediği gibi, bu sınıfın
burjuva uygarlığı tarafından ehlileştirilmemiş olmasından ötürü, cümlenin
başını kaçırdım lan. yani kısacası, bakunin'in devrimindense horkheimer'e
fazla revizyonist gelen habermas'ın iletişimsel eylem kuramını 1000 kez
yeğlerim.

(bkz: proletarya diktatörlüğü de bir diktatörlüktür/#21109933)

(mechul muhayyil, 11.12.2010 14:20 ~ 14:25)

2.herbert marcuse'nin her alanda ve daha fazlasında level atlamış hali
olan jürgen habermas'ın da marcuse'ye selam ederek desteklediği
iddiadır.

habermas'ın tarihçi, sosyolog, filozof kişiliği ile aynı michel foucault gibi
kendi zihinselliğini kurmuştur. marx'a alternatif olarak yaratılan bu alanın
en başarılı isimlerinin habermas ve foucault olduğunu sıkmak gibi olmasın
ama sanırım eric hobsbawm zikretmişti. bir meta-teori yaratmadım diyen
mütevazı habermas, karl marx'a, materyalizm'e ve çok daha fazlasına
çeşitli noktalarda itiraz eder. proletaryanın devrimci sıfatı meselesi de

41

habermas'ın marx ile hesaplaştığı ana başlıklardan birisidir.

habermas, marx'ın toplumları şekillendiren gücün üretim güçleri ve üretim
ilişkileri olmak üzere altyapıda topladığımız bu iki sistem olmasına itiraz
ediyordu; kendisi diyordu ki, "günümüzde tarihi maddeciliğin temel
hipotezleri yeniden formüle edilmeli ve üretim güçleri ve üretim ilişkileri
yerini daha souy olan iş (arbeit) ve karşılıklı etkileşim (interaktion) çiftine
bırakmalıdır."

habermas'ın bu yeni önerisi, ontolojisi ile doğrudan ilgili olan bilim ve
teknik kavramıyla açıklanır. marcuse'e ithaf ettiği yapıtında ileri sürdüğü
bu kavramla, kapitalist düzende (modern düzende) bilim ve tekniğin
araçsal ve iletişimsel rasyonelliği ile çatışan geleneksel değerlerin
yenildiğine ve böylece bilim ve tekniği temel alan araçsal bir aklın
oluştuğuna işaret eder. yıkılan bu geleneksel değerlerin yerine geçen
araçsal akıl, pazar ekonomisinin getirdiği soyut eşitliğe bir meşruiyet
kazandırıyordu.

max weber'in modern toplumların gelişen bilim ile rasyonelleşmesine
vurgu yapan ve weber'i yetersiz bulan habermas, bilim ve tekniğin üretim
gücü olarak "bağımsız bir artı-değer yaratıcısı" durumuna geldiğini ve
bunun da emek-değer kuramını cortlattığını söylüyordu.

habermas'ın siyaseti bireyselleştirme çabası olarak anlayabileceğimiz
radikal demokrasisinin özü de, siyaseti bir üstyapı olarak görmemesine
bağlıdır. ileri kapitalist toplumlarda siyaset, bilim ve teknik ile, iktisadi
yapıya hükmeden bir etkinliktir ona göre. aynı bağlamda, sınıfsal
çelişkilerin de kalkmamış olmasa bile sistemin korunması için oluşturulan
göstermelik bir sosyal adalet politikası ile örtülü hale geldiğini; "kapitalist
üretim biçimini ayakta tutan çıkarlar, artık, sınıf çıkarları gibi 'açıkça bir
yere yerleştirilecek' çıkarlar olmaktan çıktı" şeklinde söylüyordu. örtülen bu
sınıf çelişkilerinin yerini ise kitle iletişim araçlarının yönlendirdiği kamuoyu
çatışmalarının

aldığını

öne

sürüyordu.

bu bağlamda çok garip bir araştırma paylaşıyor habermas. amerika'da
öğrenci hareketlerine katılan lise ve üniversite öğrencileri arasında yapılan
bir çalışma, bu hareketlere katılanların çoğunlukla ayrıcalıklı sınıflardan
geldiğini, bu elemanların ana-babalarının eleştirel bir iki lafından gaza
geldiklerini ve sahte adalet politikalarına öfkeli gençler olduğunu ortaya
çıkmış. habermas, çağdaş kapitalizmde bireysel değer ile bireysel
performans kriterlerinin uyuşmadığını dahası bu kriterlerin bir bireye
gerektiği değerin verilmesini olanaksız kıldığını söylüyor ve tam bu
yüzden, bu öğrencilerin maddi çıkarlardan çok yeteneklerini ortaya koyma
ve kendini kanıtlama peşinde olduğunu söylüyor. ve öğrencilerin bu
gücünü

takdir

ediyor.

42

buradan habermas'ın marx'a ters düştüğü noktalara gelirsek; öncelikle
habermas, kapitalist gelişmenin liberal aşaması olarak detaylı bir şekilde
anlattığı -burjuva kamusal alanının kurulduğu/geliştiği 1775-1875 yılları
arasında başat rol oynamış devlet - sivil toplum arasındaki ayrışmanın
sonucunda, günümüzde, pazar ekonomisinin başını alıp gittiğini ve
iktidarın düzenleyici ve örgütleyici müdahaleleri olmadan pazarın daha
fazla ilerleyemeceğini söylüyor. böylece klasik altyapı - üstyapı çelişkisi
çöküyor.

pazar ekonomisini kontrol altına almanın da bir sonucu olan durumu, "ileri
kapitalist ülkelerde hayat seviyesi, en geniş halk kesimleri de dahil, o
kadar arttı ki toplumun özgürleşmeden beklediği, artık doğrudan iktisadi
terimlerle ifade edilemiyor; yabancılaşma artık açık iktisadi sefalet şekline
bürünmüyor." şeklinde özetliyor habermas. zihnî yabancılaşma olarak
yenilenen yabancılaşma kavramı, sadece kol gücüne mahkum olanlara
değil kafa ile meşgul olanları da etkiliyor. yukarıdaki araştırmaya bu
bağlamda tekrar bakılabilir. (bu benim yorumum ama habermas'ın sandın
de

mi?

olsun

o

kadar

kardiş)

ve buradan, habermas, lafı proletaryaya getiriyor; "bu koşullarda,
gelecekteki sosyalist devrimi gerçekleştireceği varsayılan proletarya,
proletarya olarak ortadan kalktı". habermas bunu umutsuzluğa kapılın diye
değil, "yeni bir dönemin marx'ı" olarak üretim süreçlerindeki konumuna
bakılırsa halkın çoğunluğunun proleterleştiğini -ama işçi sınıfının bilincini
kaybettiğini söyleyerek yapıyor; "bugün işçi sınıfının en alt tabakalarında
bile bir sınıf bilinci ve a fortiori bir devrimci bilinç görülmüyor". son tahlilde
marx'ın "teori, kitlelere nüfus edince, maddi bir güç haline dönüşür."
düşüncesine,

ı

ıh

diyor.

bu anlattıklarımı habermas yüzlerce -belki de binlerce- sayfa ile anlatıyor
tabii. habermas, yeni bir belirleyen olarak gördüğü bilim ve teknik
kavramını, ideoloji olarak bilim ve teknik kitabında ayrıntılı olarak anlatıyor.
kamusal alanın doğuşu ve dönüşümünü de kamusallığın yapısal
dönüşümü kitabında anlatıyor. marksizmi yeniden tanımlama çabası ise
1970'den beri yazdığı binlerce sayfanın hepsinde var. daha sonra tüm
yazdıklarını bir (meta?)-teori de birleştirip 21. yüzyılın das kapital'i olarak
görülen iletişimsel eylem kuramı'na ulaşıyor. falan. filan.

habermas, marcuse'yi aşarak - marcuse gibi- proletaryanın geleneksel
anlamda bittiğini, bu durumun, klasik altyapı-üstyapı, emek-değer
ilişkisinin burjuva kamusal alanının doğuşu-dönüşümü ve bir ideoloji
olarak bilim ve tekniğin hayatımıza girmesi ile tarumar edilmesinin sonucu
olduğunu; en nihayetinde, çelişkilerin yerini kamusallığa bıraktığını bu
nedenle radikal bir demokrasiye ihtiyacımız olduğunu söylüyor.

43

habermas, kapitalizmin ilgası için bizzat kapitalizmi kullanıyor.

(mechul muhayyil, 13.12.2010 13:45)

3.belli açıdan mevcut durumun, eskeza belli yerlerdeki mevcut durumun
ve oluşturulmaya çalışılmış bir toplumsal algının süreğenliği önkabulü
üzerine gitmektedir aslen sav.

(kulkke, 23.01.2011 14:30 ~ 14:31)

1.aydınlanmanın dialektiği*

ni adorno ile yazan filozof. kültür

endüstrisi türküsü tutturmuşlardır akıllara kazınan.

(maryjane, 23.06.2003 22:07)

2.yayınlanmamış iki roman da kaleme almıştır.

(tadzio, 19.10.2003 14:35)

3.horkheimer'in ilgi çekici bir mimesis kavrayışı geliştirdiği söylenebilir;

bu mimesis'in çıkışı siyasi bir evrendoğum hikayesine bağlıdır.özgürleşme
imkanı olarak,insanın doğayı dönüştürmesine hizmet eden medeniyet
araçları.e.d. insanı doğadan bağımsızlaştırarak özgür kılan tüm ussal
düzenlemeler, hedefinde tuttuğu usu, onu bir amaçtan ziyade araçlık
makamına getirerek yitirmişlerdir.nesnel us kayıplara karışmıştıır. demek
ki vurgu "ussal" dan "düzenlemeler"edir artık. ussal ise izlenen yolun
kendisidir.öyleyse doğadan bağımsızlaşması,e.d. doğayı kontrol ederek,
onu tahakküm altına almasıyla insan, kurduğu özgürlük hapishanesinin
yeni yönetmeliğiyle tanımlanmaya, endoktrine edilmeye başlamıştır.

kendisine özgürlük alanları bahşeden kurumların bir üyesi, bir katılımcısı
olarak insan, kendini ancak ve ancak bu dolayımlar ile özgür
hissetmektedir. özgürlük onu öylesine meşgul edebilmekte, ve bedeli
topluluğun bir ferdi olarak ona öyle çok belirlenim ve görev atfedilerek
ödetilmektedir ki, özneliğini sağlamak üzere sürekli yeni ussal teknik
kabiliyetler edinmeye zorlanmakta ve birşeyin uğruna gerçekleştirdiğiı bu
zorunlu katılım ve riayette,-ona büsbütün eklemlenmişken- yapılanların bir
niçinini, bir amacını bilen tek kimsenin dahi olmadığını fark etmekte

44

zorlanmaktadır

ki....

halk, bu genel durum, bu son vaziyet boyunca yitirilen özgürlüğün "doğal"
ve "içtenlikle" yükselen sesini bir taraftan da özlemektedir elbette.insani
özgürleşmenin doğal olana açtığı yeni bir kapı, doğayı insani olmayan
olarak temsile getirecektir halbu ki....işte mimesis burada devreye
girer....horkheimer araçsallaşmış bir us düzeninde, halk'a usdışını temsil
eden kimi imgelerin verildiği bir çarklının döndüğünü söyler...örneğin bu
imge oldukça patetik bir durumun imgesi'dir...doğal'ın taklitçisi, doğalın
öykünmecisi ve kendinde doğal'ın mimesis'ini icra eden bu imge, usdışının
ussal bir manüpülasyonu, düzenin kendinde saklı tuttuğu bir doyuma-
ulaştırma tekniğidir; ve bu teknik insanlık dışını insanlığa eklemler. çünkü
doğal öykünmeci, insanlığa sığmaz olanı, kaba, kabul edilmez ve tepkisel
olanı sunmaktadır...bu mimesis, doğa'nın sesi olup çıkar, ve kitleleri tesiri
altında bırakır. hitler ve nasyonal sosyalizm karabasanı bunun tipik
örneğidir horkheimer'e göre...

(tadzio, 23.10.2003 11:37 ~ 02.11.2003 16:01)

4."kapitalizm hakkında konuşmayanlar faşizm hakkında sussunlar" diyen
düşünür.
almancası sanırım şöyleydi: "wer vom kapitalismus nicht reden will, soll
vom

faschismus

schweigen"

bu cümlesiyle horkheimer, ülkemizde günümüzün avrupa birliği eksenli
düşünce temrinlerinden ötesini tanımayan, dışlayan ve geri kategorisine
hapseden, her türlü aykırı fikri milliyetçilik çapsızlığına gömen ve bunu
solculuk sanan bazı kişilere açık bir mesaj vermektedir.

örnek çok. ben bunları yazıncaya kadar türkiye ab'ye girer.

(itaatsiz, 14.06.2005 21:28 ~ 21:31)

5.sinemaya dair bakışı olumsuzdur kendisinin. mesela, herhangi bir
filmde bir insanın yaşamında yıllar süren bir hadisenin birkaç dakikaya
sığdırılmasına

tepkisi:

"insanın varoluşunun böyle şematize edilmiş bir kaç çırpıştırmaya
indirgenmiş içeriksiz ve manasız zaman parçacıklarından ibaret birşey
olarak gösterilmesi, insanın varoluşunun çözülgünleşerek yönetimsel
öğelere

dönüştüğünü

işaret

etmektedir."

45

şu

sözlerini de

sayıklamakta

fayda

var:

"günümüzün toplumlarında insanın uyku saatlerinin dışındaki hali
ayrıntılarına varana dek düzenlenmekte olduğu için, gerçek bir kaçış,
ancak uyumakla ya da delilik içinde olabiliyor. ya da bir tür körelmeyle,
sessizlikle edilgenleşmeyle oluyor."

(laylaylom, 26.10.2005 22:16)

6.hitler'in üniversiteden attığı ilk profesor olma onuruna erişmiş düşünür.

(zenizedi, 22.01.2006 04:21 ~ 26.11.2010 03:04)

7.''çikletin metafiziğin kuyusunu kazdığı söyleniyor. oysa çikletin kendisi
metafiziktir. işin aydınlatılması gereken yanı budur.'' (horkheimer)

(ben her zaman ben ama hangi ben, 11.11.2007 23:15)

8.akıl tutulması adlı kitabın yazarıdır, kitabı ingilizce aslından türkçeye
çeviren orhan

koçak'tır.
max horkheimer'ın frankfurt okulu idaresinde bulunduğu süre içerisinde
yaşanan gelişmeler, günümüz eleştirel kuramcılarına ilham kaynağı olan
eserlerin verilmesi ve toplum hakkında doğru tespitlerin yapılması adına
olumludur. ne yazıktır ki max horkheimer ilerleyen yıllarda, okulun
geleneğinden sapmış ve eleştirdiği ideolojilerin yandaşı olmuştur. sonuç
bu olmasına rağmen kazandırdığı eserlerle ve düşün dünyamıza
kattıklarıyla adını saygıyla anıyoruz.

(grimfandango, 25.01.2009 17:45 ~ 09.08.2010 21:36)

9.(bkz: akıl tutulması)

(kumbi, 15.04.2009 23:37)

10.(bkz: #16403882)

(yemdihan ucak, 28.06.2009 03:45)

46

iletişimsel eylem kuramı

1.jürgen habermas ın felsefi eseri. mustafa tuzel tarafından türkçeye
çevrilmiştir.

(vito genovese, 07.05.2002 14:22 ~ 05.04.2004 18:29)

2.communicative rationality'nin ( iletişimsel rasyonalite ? ) gerçekleşmesi
için elzem eylem tipinin kuramıdır. communicative rationality,
aydınlanma'nın kültürel, ekonomik ve sosyal baskı unsuru haline gelen
instrumental rationality'ye karşı önerilmiştir.

(carlbert santneuve, 25.11.2008 01:39 ~ 01.12.2008 00:18)

3.jürgen habermas'ın "başyapıtıdır". kendisi, bu kitabı, toplumsal
kuramlarla ilgili akademisyenler için yazdığını beyan etmiştir. okuyup
okuyup

niye

bi bok

anlamıyoruz

demeyin.

(bkz: jürgen habermas /@ mechul muhayyil)

(mechul muhayyil, 15.01.2011 15:33)

4.evvela, "iletişimsel eylem kuramı"nı (i.e.k.) basmak için kesilen
ağaçlara yazık diye başlamak isterdim, lakin bu kadar kabalaş(tır)maya
gerek yok, nihayetinde kolektif bilgimizin bir parçası ve aşılması lazım
gelen bir momentidir. bunu şuracıkta bir ileti ile yapacak gücümüz ve
haddimiz yok; ancak kimi marazlara işaret edelim. i.e.k.'nın temel
varsayımı farklı özne kategorileri arasında kamusal alanda iletişim
dolayımıyla bir konsensus oluşabileceğidir. aslında bu varsayım,
postmodernizmin (ki daha aslında feyerabend'in) "gelenekler ne iyidir ne
kötüdür, sadece vardır" yollu görececi savını, siyasal alanın hem
merkezine oturtma hem de bir çözüm bulma amacındaki liberal bir savdır.
geleneklerin eşit olduğunu varsaysak, ve dahi bir geleneğin ancak bir
başka geleneğin içinden iyi ya da kötü görülebileceğini düşünsek bile,
buradan, geleneklere gözlemci olarak değil katılımcı olarak bakarsak
ilerleme sağlanabileceği, yahut o ucube hermeneutik kullanımıyla, bunlar
arasında bir ufuk kaynaşması yakalanabileceği sonucu çıkmaz. böyle
bir inançsaflıktır. bu bakımdan carl schmitt habermas karşısında 100

47

kaplan gücündedir. siyasal alan evrensel bir rasyonalite, hele ki vicdan
üzerinde hiçbir zaman kurulmamıştır; aksine aklın yerine dost/düşman,
vicdanın yerine ise tutkular ikame edilir. o nedenledir ki, 12 yaşındaki bir
çocuğun cesedine sıkılmış 13 kurşunu yetersiz bulan sayısız vicdanlı ve
akıllı insan bulabilirsiniz. sorun vicdanda değil, varlığa bakışlarımız
arasındaki

o

aşılmaz paralakstadır.
ne diyor kafka: "bir elmanın birbirinden farklı görünüşleri olabilir : masanın
üstündeki elmayı bir an olsun görebilmek için boynunu uzatan çocuğun
görüşü ve bir de, elmayı alıp yanındaki arkadaşına rahatça veren evin
efendisinin görüşü..."

(terliksi insan, 27.06.2011 23:43 ~ 23:44)

liberalizm

117.

no kitty! liberalizm, "soyut" insandan hareketle kurulmuş, soyut bir
hak ve özgürlük vaadidir. yani aslında liberalizmin asıl çelişkisi, vaad
ettiğin hak ve özgürlükleri karşılayıp karşılayamama sorunudur.

liberalizm, insanı dünyadan soyutlayarak başka bir varoluş düzlemine
getirir. daha sonra muhayyel olan bu düzlemde, insana her türlü hak ve
özgürlüğü verir. gözünüzde canlandırabilmeniz için örneklendireyim. hani
rüyalarda ak sakallı dedenin belirdiği bir mekan vardır. liberalizm, kişiyi alır
o mekana koyar ve kişiye sonsuz hak ve özgürlükler sunar. kişiye sunulan
bu negatif haklar, sadece ak sakallı dedenin dünyasında geçerlidir. o kişiyi
alıp da, yaşadığımız maddesel dünyaya getirdiğimizde. pardon ama o
adam çük gibi kalır. kişinin, somut koşullarına, sıfatlarına ve durumuna
bakmadan, o kişiye her türlü özgürlüğü vermek olayın ancak başlangıcı
olabilir. bu durumu tanıl bora çok güzel açıklar.

"soyut özgürlükler ile onların somut imkânsızlığı arasındaki çelişki,
liberalizmle sosyalizm arasındaki çatışmanın zübdesidir."

sosyalizm bu noktada olayı girer ve der ki: "ulan dickhead sen bu adama
aksakallının aleminde sonsuz özgürlük tanıdın ama bu adam senin bu
tanıdığın özgürlüklerin hangi birini kullanabilir. silkelen ve kendine gel. otur
yaşadığımız bu maddesel gerçeklikte nasıl bu adama ben sonsuz
özgürlük ve hak veririm onu düşün." tabii bunu sol jargonla çok daha
entelektüel

bir

şekilde

söyler.

48

yani anlayacağınız, ortada bir meydan okuma vardır. sosyalizm bu
meydan okumayı görür ve bunun üzerine düşünür. öte yandan, liberal
düşünce içinde de bu sorun üzerine düşünen birçok düşünür vardır.
kafasını bu soruna hiç takmayan liberal düşünce ise kapitalizm ile harika
bir şekilde eklemlenmiştir ve günümüzde saltanatını sürdürmektedir. bu tip
liberalizm tamamen bir hayaldir kalması gereken yerde ak sakallı dedenin
ikamet

ettiği

rüyalarımızdır.

tanıl

bora ile

devam

edelim.

"sosyalizm, 1848 devrimleri sürecinde liberalizmden koparak müstakil bir
siyasal akım ve hareket haline geldi. marx, kendi düşüncesini,
liberalizmden gelerek, liberalizmi eleştirerek, sorgulayarak, aşarak
geliştirdi. buradaki aşmak, marx'ın gözde hegelci kavramlardan birine
müracaatla 'aufheben'dir; yani içererek/koruyarak aşmak. liberalizm
eleştirisinin, bilhassa marx'ın sosyalizmi açısından kurucu değeri vardır.
bu, liberalizm eleştirisinin sosyalizme içsel ve devamlılığı olan bir eleştiri
olduğu anlamına gelir. yani "'ustaların' bu büyük fikri ve politik kopuşu
gerçekleştirirken halledip bitirdikleri bir iş değildir; her kuşakta, tarihsel
değişimler ve politik deneyimler boyunca yenilenmesi gereken bir eleştiri,
bir meydan okumadır. yalnızca, liberalizme karşı tetik durmak değil,
bağışıklık kazandırıcı bir aşılanma için değil; açık havada biraz öksürüp
tıksırmayı göze alarak bünyeyi güçlendirmek için. bir elmassa sosyalizm,
böyle

yontulacaktır."

detaylı bilgi için tanıl bora'nın sol sinizm pragmatizm adlı bir kitabı
çıktı birikim

yayınlarından.

tükenmeden

alın.

edit: kitabın adını yanlış yazmışım.

You're Reading a Free Preview

İndirme
scribd
/*********** DO NOT ALTER ANYTHING BELOW THIS LINE ! ************/ var s_code=s.t();if(s_code)document.write(s_code)//-->