P. 1
Gazi ve Fikriye-Hıfzı Topuz

Gazi ve Fikriye-Hıfzı Topuz

|Views: 275|Likes:
Yayınlayan: b123b456

More info:

Published by: b123b456 on Oct 05, 2011
Telif Hakkı:Attribution Non-commercial

Availability:

Read on Scribd mobile: iPhone, iPad and Android.
download as DOC, PDF, TXT or read online from Scribd
See more
See less

01/21/2014

pdf

text

original

Gazi Ve Fikriye

HIFZI TOPUZ

Remzi Kitabevi

HIFZI TOPUZ, 1923'te istanbul'da doğdu. Galatasaray Lise-si'ni (1942), istanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi'ni bitirdi. 1947-1958 yılları arasında Akşam gazetesinde muhabir, istihbarat şefi, yazı işleri müdürü olarak çalıştı, istanbul Gazeteciler Sendikası başkanlığında bulundu. Strasbourg Üniversite-si'nde devletler hukuku ve gazetecilik alanlarında yüksek lisans (1957-1959) ve yine Strasbourg Hukuk Fakültesi'nde gazetecilik doktorası yaptı (1960). Paris'te UNESCO Merkezinde, iletişim sektöründe özgür haber dolaşımı şefi olarak çalıştı (1959-1983). Çeşitli konularda 20 kitap yayınladı. Başlıcaları şunlar: Kara Afrika (1970), Uluslararası İletişim (1958), İletişimde Karikatür ve Toplum (1985), Lumumba (1987), Siyasal Reklamcılık (1991), Parisli Yıllar (1994), Türk Basın Tarihi (1996), Başlangıcından Bugüne Dünya Karikatürü (1997), Meyyale (1998), Taifte ölüm (1999), Paris'te Son Osmanlılar (1999), Eski Dostlar (2000), Hatice Sultan (2000). Anadolu Üniversitesi'nde, istanbul Üniversitesi ve Galatasaray iletişim fakültelerinde uluslararası iletişim ve siyasal iletişim dersleri verdi. 1974-1975 döneminde bir yıl TRT kurumunda radyolardan sorumlu genel müdür yardımcılığı yaptı.

İçindekiler I Gençlik Yılları II Derne Cephesi m Fikriye'nin Tutkusu IV Sofya'dan izmir'e Kaçış v Çanakkale VI Akaretler'de Gelişen Bir Sevgi vii Güneydoğu: Cephede Roman Okuyan Kumandan viii Vahdettin'le Birlikte Almanya Gezisi IX Fikriye 21 Yaşında: Sevgi Dolu ilk Akşamlar X Samsun-Erzurum-Sivas xi Fikriye ile Kemal Paşa'nm Gizli Nikâhı xıı Sakarya-Dumlupınar-Büyük Taarruz XIII izmir'de Sıradışı Bir Kadm xiv Zoraki Sanatoryum Bakımı XV ikinci Evlilik XVI ölümüne Sevda Sonra Ne Oldular? Sonsöz I Gençlik Yılları 7 30 42 53 64 75 87 96 107 126 154 181 213 227 240 254 281 287

bakır kap kaçağa. Memduh Bey bir gaz bayiliği buldu. Altınlarını. eşi Vasfıye Hanım.Fikriye büyümüş. Kadınlar ve çocuklar ağlaşırken. 'Ben nereden bileceğim bunları. koyun ve davar sürüleriyle yola çıktılar.' diyordu. oğulları Ali Enver ve kızları Melâhat. Peki. Çoğu Selânik'e göç etmekten başka çare bulamadı. amcası Ragıp Bey'in ikinci evliliğiydi. Memduh Bey ile Ragıp Bey. Çeteciler Türk ailelerine musallat oldu. Teselya'nın Yenişehir (Larissa) kasabasından gelip yerleşmişti. Fikriye'nin babası Memduh Hayrettin Bey ile amcası Ragıp Bey de mallarını mülklerini satarak göçmen kafilelerine katıldılar. kadınlara ve kızlara da sataşmadılar. kimdi bu Zübeyde Hanım? Zübeyde Hanım. Selanik'te yakınlarını bulacak ve o çevrede arazi alarak tarım ve hayvancılığı sürdüreceklerdi. İshak Paşa Camisi'ni de içine alan ahşap konaklardan oluşan temiz ve düzenli bir mahalleydi. sonra birden kendine gelerek. Kazasker Molla'nm konağında oturuyorlardı." Ellerinde kalan iki sıska öküzle arabaları satarak çoluk çocuk Selanik'te bir ev kiralayıp oraya yerleştiler. Ragıp Bey de Reji İdaresi'nde. yorganlarına bile el koydular. Ragıp Bey. Ama o dönemde kolay mı Larisa'dan Selânik'e gidebilmek? Koyunları. Çeteciler. serpilmiş. . Memduh Bey onlara şöyle dedi: "Ahmak odur ki dünya malı için gam yiye. kumral dalgalı saçlı. Eşini ve çocuklarını alıp Selanik'ten göç ederek. yani Tekel'de kolculuk. Teselya Savaşı'ndan sonra Yunanlılar o topraklara el koydu. Çoluk çocuk yollarda perişan oldular. atlan ve arabalarıyla Olympos Dağı'nın eteklerinden ve ormanlardan geçmek gerekiyordu. sadece iki öküz arabası bıraktıktan sonra. Yolda öküz arabalarının tekerleri kırıldı. Fikriye bu olayları annesi Vasfiye Hanım'dan o kadar çok dinlemişti ki zaman zaman bunlara tanık olduğunu bile sanıyor. eşi ve çocukları. ne var ne yok satarak karınlarını doyurdular. Ragıp Bey ise Reji'deki işinden hoşnuttu. Halleri vakitleri yerindeydi. yeşil gözlü. yok olup gittiler. ince uzun boylu. o yıllarda seçkin insanların yaşadığı. soy olarak Anadolu'dan Rumeli'ye göçmüş Yörüklerdendi. Akbıyık Mahallesi. güzel bir kız olmuştu. işte bu perişan durumda ertesi gün Selânik'e vardılar. zarif bir Rumeli güzeliydi. Babasının orada büyük bir çiftliği vardı. Aile oraya. Ondan acil yardım gelene kadar da üstlerinde başlarında palto. takılar da. Hiçbir yerden gelir yoktu. neleri yok. Akbıyık'ta. Beraberlerinde de uşaklar. Memduh Bey Hicaz'da defterdar olan bir kardeşine hemen bir telgraf çekerek biraz para istemek zorunda kaldı. Ama canlarına dokunmadılar. yeldirme. Bir yandan da iki kardeş kendilerine uygun bir iş aradılar. Ailesi. Asker de çetecilerden yana.. Fikriye'nin ailesi o konağa. Ahırkapı Feneri'nden Sultanahmet Camisi'ne kadar uzanan. 1857 yılında Langaza'da doğmuştu. 16 yaşında. Akbıyık Mahallesi'ndeki konağa yerleştiler. Zübeyde Hanım'la evlenmişti. sığırları. paralarını ve kadınların takılarını at arabalarının gizli köşelerine yerleştirdiler. 2 at arabası. Ragıp Bey eşini yitirdikten sonra. Yollarına devam etsinler diye. aklı fikri İstanbul'a gidip yerleşmekti. 1894'te Selanik'ten taşınmıştı. Yenişehir'deki çiftlikten 16 öküz arabası. içlerindeki altınlar da. Kimler vardı o kafilede? Memduh Bey.. Dere boylarında mola verirlerken Yunan çeteleri kuşattı kafileyi. Yenişehir'de babadan kalma büyük çiftlikleri vardı. binek atları. Neleri var. babadan kalma topraklarda rahat huzur kalmadı.' Fikriye'nin annesinden çok sık dinlediği aileyle ilgili bir olay da. Büyük oğlu büyümüş ve asker olmuştu. eşi de bir süre sonra ölünce Ragıp Bey hep orada kaldı. daha Fikriye dünyaya gelmeden önce. 'Selânik'i hiç görmedim ki. sürüler dağıldı. kim bilir kim kazana kim yiye. yani bir tür koruculuk. hepsini ellerinden aldılar. Ama onlar aslında Selânikli değildi. Ne var ki Memduh Bey sıkıldı bu gaz bayiliğinden. Ama Yunanistan bağımsız olduktan sonra orada barınamadılar. Atlar ve arabalar da gitti. arabacılar ve hizmetçi kadınlar.

Konu komşuya sorup kızın kim olduğunu araştırdı. Bütün o Yörükler iri yapılı insanlardı. İnce ve zarif bir adamdı. yeniden haber gönderdi." Araya üvey kardeş girip de. adını Fatma koydular. önceleri Asakiri Milliye Taburu'na gönüllü olarak katıldı. Arkasından iki oğlu oldu: Ahmet ve Ömer. Çetecilere ve komitacılara karşı savaştı. kereste ticaretinde çok iş olduğunu söylediler. O zamanlar tepeleri hep karla örtülü Olympos Dağı'nın eteğinde. Baktı ki kaynana. Onlara o zamanlar. Rıza Efendi'nin." Rıza Efendi yılmadı. Ama iğne derinlere saplanmış olduğu için Zübeyde'nin birkaç kez pansumana gelmesi gerekiyordu. Zübeyde' nin annesi razı oldu. çiftlikte büyüdü. Rıza Efendi o sıralarda bir rüya gördü ve rüyasında gördüğü kıza âşık oldu. Bu çocukların üçü de küçük yaşlarda öldüler. İşte tam o günlerde. Tek çare kızı Selanik'te bir hastaneye götürmekti. Yara kısa zamanda iyileşti ama Zübeyde Selânik'i çok sevmişti. illâki rüyasında gördüğü bu kızı alacaktı. Ama Rıza Efendi aklına koymuştu bir kez. teğmenliğe yükseldi. kızımı vermem de vermem. Rıza Efendi hastanenin önünden geçerken Zübeyde Hanım'a rastladı. Rıza Efendi bir türlü bu rüyanın etkisinden kurtulamıyor ve her yerde o peri kızını arıyordu. Bütün gençler onunla evlenebilmek için çiftliğin kapısını aşındırıyordu ama o kimseleri beğenmiyordu. Baktı ki olacak gibi değil. diyor." diye tutturdu. sırmalı yorgan isterim. Ama baktı ki olacak gibi değil. Selânik'e . Ben Zübeyde'yi sokakta bulmadım. deyince. araya dostlarını koydu. Bunun üzerine Zübeyde' nin babası kızım bir arabaya bindirerek Selânik'e götürdü. ertesi gün gidip kızı ailesinden isteyecekti. rüyada gördüğü kıza benzer bir kız görürse ne yapıp yapıp onunla evlenecekti. sırmalı fotin isterim. Uzun bir süre de Selanik Evkaf Dairesi'nde kâtip olarak çalıştı. "Ne olursun. "Yok." dedi. Rıza Efendi 32. hangi eve girdiğini gördü. Ama Zübeyde'nin annesi Rıza Efendi'yi görünce. İşte tam o günlerde Ali Rıza Efendi çıktı karşısına. Zübeyde'nin üvey kardeşini bulup ona yalvardı. "Olmaz da olmaz. Langaza'da iğneyi çıkartabilecek cerrah bulamadılar. Kararı kesindi. "Artık sen de uzun etme ver şu kızı gitsin. Yakınlarından birinin evine yerleştiler ve on gün kadar orada kaldılar. Fatih Sultan Mehmet'in zamanında Konya ve Aydın tarafından. görevinden ayrıldı. Cerrah bu işin ufak bir operasyonu gerektirdiğini söyledi. "olmaz. Zübeyde Hanım çok mutluydu.Zübeyde çok güzel bir kızdı. Ana-baba. "bana yardım et. ailesini memur aylığıyla geçindirmesi kolay değildi. evlendiler." dedi. vermem de vermem. istedi de. Ali Rıza Efendi. Zübeyde'nin annesi. bütün herkes telaşa kapıldı. Rıza Efendi bu işin yürümeyeceğini anlayınca. Ne zamandır aradığı kız buydu. Ataları oraya. Bir gün evde yorgan kaplarken Zübeyde'nin dizine iğne battı ve dizinin içinde kırıldı. Kararını da verdi. Dostları ona. Ama gördüğü kızlardan hiçbiri rüyasındakine benzemiyordu. oralarda Yunan çeteleri vardı. Rıza Efendi'de nerede onları alacak para? Adamcağızın maaşı topu topu üç altın liraydı. bu kızı alamazsam ölürüm. o da onlara uydu ve kereste işine girişti. çünkü Zübeyde 14 yaşındaydı. Ne var ki. Yaşı da ilerlemiş sayılıyordu." diyordu. benim bir memurla evlenecek kızım yok. sınır gazileri deniyordu. 1871'de ilk kızını doğurdu. sınırları korumak için gönderilen Yörük Türklerindendi. eşkıya ikide bir depoları basıp keresteleri kaçırıyordu. Papazköprüsü denilen yerde Gümrük koruma memurluğu yapıyordu. Manastır'm Kocaali Bucağı'ndandı. böyle bir soydan geliyordu. "Ben kızıma sırmalı kaftan isterim. bu kez de. Onu uzaktan bir süre izledi. Kızı ameliyathaneye alarak iğneyi çıkardılar. Ali Rıza Efendi. çiftliğe dönmek istemiyordu.

"Hanım. Rüyasında Mustafa altın bir tepsi içinde. "bu çok hayırlı bir rüya. ilahiler söylediler. Sonunda Rıza Efendi daha fazla dayanamayarak Mustafa'yı mahalle mektebinden aldı ve Şemsi Efendi okuluna götürdü. boyuna cüz denen bir çanta asmış. sonra okula geldiler. Okulun hocası bütün çocuklarla birlikte evin kapısına geldi. okula başlayacağı sabah Mustafa'ya bir beyaz entari giydirmiş. Hoca Efendi. Zübeyde Hanım bu minarenin altına koşmuş ve orada bir adam kendisine. Şemsi Paşa okulunu bitirdi. Ona rüyasını anlattı ve bunun ne anlama geleceğini sordu. Ahmet Subaşı Mahallesi'nde boş bir arsaya üç katlı bir ev yaptırdı. Mustafa'yı çok mutlu etti. başı göklere değecek. dört gün. arkada okula başlayan çocuklar.taşınmaya karar verdi. . hep bir ağızdan dualar ettiler. Mustafa gizlice seçme sınavlarına girdi ve kazandı. o dönemde Çayağzı denilen bir yerde de çalışıyor ve bazı geceler eve gelemiyordu. artık rüştiyeye." Zübeyde Hanım. Her gün sabahtan akşama kadar bağlarda. "benim sana söyleyecek hiçbir sözüm yok. Zübeyde Hanım ve Rıza Efendi'nin evliliklerinin on birinci yılında. Bu okullar din eğitimine dayanıyor ve çocuklara orada Kuran ve ilahiler öğretiliyordu. Böylece Zübeyde Hanım genç yaşta dul kalmış oluyordu. yine bu evde doğdu. Oğlun çok büyük adam olacak. Rüyayı yorumlayan. Ev işlerine bakmak için bir zenci kadın tutuldu. Mustafa'dan sonra Makbule. önce Selanik Mülkiye Rüştiyesi'ne yazıldı ama orada Kaymak Hafız adında bir hocadan haksız yere dayak yediği için okula küstü. sonra da Hoca Efendi'nin elini öperek kafileye katıldı." Zübeyde Hanım'in gözlerinden yaşlar boşandı. "Mustafa'cığım. Talihin artık yüzüne gülüyor. Zübeyde Hanım Mustafa'yı mahalle mektebinde okutmak istiyordu." dedi. Akşam Mustafa eve döner dönmez." demişti. Sen asker olacaksın. askeri rüştiyeye yazıl. bahçelerde ve tarlalarda gezindi. Yine hep birlikte Selanik'teki evlerine döndüler. bildiğin yolda devam et. Makbule 3 yaşındaydı." dedi. yani ortaokula gitme zamanı gelmişti. Mustafa ilahilerle mektebe başladığı için Zübeyde Hanım'ın gönlü olmuştu ve oğlunun Şemsi Efendi okuluna gitmesine karşı koyamadı. Hayırlı olsun. tik işi rüya yorumlayan bir ahbabını bulmak oldu. sabahı güç etti. 5 yaşında mahalle mektebine verildi. bir minarenin tepesindeydi. pe. sen engelliyorsun. Eğer razı olmazsan oğlunu aşağıya atacağız. se. ondan sonra da Naciye. Bu çiftlik yaşamı. İstediğin mektebe gir. Annesi. Ama Zübeyde Hanım asla buna yanaşmıyordu. babası ise o zamanlarda çağdaş sayılan bir ilkokulda. Mustafa önce annesinin. Sen onun göklere tırmanmasına yardım edeceksin. Mustafa bu mahalle mektebinden pek hoşlanmamış. Niyeti askeri rüştiyeye girmekti. te. sol yandaki odada dünyaya geldi. Mustafa'yı elinden tutarak dersaneye götürdü. İki yıl sonra Mustafa babasını yitirdi. ter içinde bu rüyadan uyandı. önde Hoca Efendi. Mustafa. Ama bir süre sonra okula dönmesi gerekiyordu. git. Mutlu ol. ancak babası Rıza Efendi Zübeyde Hanım'ı kırmamak için çocuğun bu okula gitmesine göz yummuştu. o günlerde Zübeyde Hanım güzel bir rüya görmüştü. Mustafa 7. başına sırma işlemeli bir sarık geçirmiş." diye ilk dersini vermeye başladı. "oğlun askeri okula gitmek istiyor. Ama Rıza Efendi eşini ikna edemeyince Mustafa. Çocuklarını alıp ağabeyi Hüseyin Ağa'nın Selânik'e otuz kilometre uzaklıktaki çiftliğine gitti. Rıza Efendi. Üzerinde bir elifba bulunan rahlenin arkasına oturdu ve. Mustafa bu evin ikinci katında. Ama bunu annesine nasıl duyuracaktı? Bereket. Naciye ise 40 günlüktü. Bu yol sana pırıl pırıl ufuklar açacak. Oğlun askeri okula gitmek istiyorsa hiç karşı koyma. be. Rıza Efendi daha 50'si-ne yeni girmişti. oğlunu kucaklayıp alnından öptü. "Zübeyde Hanım. eline de yaldızlı bir dal vermişti. Senin başına devlet kuşu konuyor. dört gece evden çıkmadı ve okulu bıraktı. hep birlikte sokakları dolaştılar. "Elif. Aile gül gibi geçinip gidiyordu. izin veriyorum.

Artık kışları Manastır'da geçiriyor. Matematik öğretmeni bir gün kendisine. Ama sonra aradan geçen aylar ve yıllar. Palaya sarılmaktan vazgeçti ve hiçbir şey söylemeden merdivenleri koşarak indi ve evden kaçtı.Mustafa böylece annesinin iznini almış oluyordu. annesi onun yanında örtünmeden dolaşıyordu. Çevresindekiler de kendisini desteklediler. Ömer Naci yeni şiirler yazıyordu. Muhsin Bey âdeta evlât edindi Mustafa Kemal'i. evde küçük kızı Rukiye ile birlikte yaşıyordu. Demek ki. üvey babasıyla çok iyi dost oldu ve bu dostluk Ragıp Bey'in ölümüne dek sürüp gitti. Fuat. Mustafa' nın bunu nasıl karşılayacağıydı. Mustafa Kemal ve arkadaşları. Bir ara şiir okumak için ayağa kalkarak. Bir hafta sonu okuldan eve dönünce annesini yeni giysiler içinde buldu. Mustafa babasını hiç unutamamıştı. Evlenmek için haber gönderdi. Ragıp Bey Yenişehir'den Selânik'e göç ettikten sonra Reji kolculuğunu seçmiş ve oraya yerleşip kalmıştı. Eşi Ali Rıza Bey öleli beş yıl oluyordu. çalışkan ve disiplinli bir ortaokul öğrencisiydi. Eşi ölmüş. genç sayılırdı. benim de. Kimse onun yerini alamazdı. Mustafa Kemal annesinin evlenmesinden üç yıl sonra Selanik Askeri Rüştiyesi'ni bitirerek 1896'da Manastır Askeri îdadisi'ne girdi." O sıralarda Zübeyde Hanım'm yaşamında yepyeni bir olay çıktı. Mustafa derhal durumu anladı. Bu da Memduh Bey'in ağabeyi Ragıp Bey'di. hayat. Ondan şiir ve edebiyat alanında çok şeyler öğrendi. Selânik'e yazları gelebiliyordu. Odada yabancı bir adam oturuyor. Mustafa artık 12 yaşında. Mustafa yatılı okulda okuduğu için eve ancak hafta sonları geliyor ve Zübeyde Hanım iki kızıyla evde yalnız kalıyordu. "Bak oğlum." dedi. rakının dışında meze ısmarlayacak para bulamıyorlardı. uzun yıllar Ömer Naci'nin bu doğaçlama şiirini unutamadılar. Çevresindekiler kendisine yeniden evlenmesini öneriyorlar. bir kuru kestaneden ibarettir. En sık gittikleri yer Tahtakale ya da Beyaz Kule'deki gazinolardı. Bir türlü sonunu getiremiyordu." diye söze başladı. Sonra bir an o adamın hiçbir kabahati olmadığını düşündü. Zübeyde Hanım'la aynı sokakta oturuyorlardı. Sonra istanbul'a taşındı. Zaten evlenmeyi düşünmediği için de hiçbir aday çıkmıyordu. . o palayı alarak bu yabancı adama saldırmak geldi. Daha 36 yaşındaydı. Ama günün birinde kendisini bir isteyen oldu. Duvarda babasının palası asılıydı. bizi birbirimize karıştırmasınlar. Bunlardan biri. Askeri okula yazıldığını açıklamasında sakınca kalmamıştı. Mustafa'nın bütün kinini ve düşmanlığını unutturdu. Mustafa Kemal hafta sonu izinlerini bazen onların evinde geçirirdi ve bu ilişki yıllar boyu sürdü. çocukları dağılmıştı. Bir gün yine üçünde de paralar suyunu çekmişti. îyisi mi senin adının sonuna bir Kemal ekleyelim de. Yazlan Selanik'te ailesi ve arkadaşlarıyla özlem gideriyordu. Halası Emine Hanım'm evine gitti ve aylarca annesinin evine dönmedi. Sonra bir araya gelip görüştüler ve düğün falan yapmadan evlenmeye karar verdiler. Okulda yeni arkadaşlar edindi. Bir yandan da Fransızcasını ilerletti. içinden. "Hayat. o ise Mustafa'dan çekiniyordu. annesi başka bir erkekle evlenmişti. Sokaktan kestane alıp bir gazinoya girdiler. Zübeyde Hanım'ın bu işe aklı yattı. Şimdi tek sorun. Bunların içinde Ömer Naci en çok değer verdiği dostlarından biri oldu. Genelde Ömer Naci ve Fuat (Bulca) ile birlikte oluyorlar. Mustafa'nın yatılı okulda olduğu günlerden birinde Ragıp Bey Zübeyde Hanım'ın evine gelip yerleşti. Mustafa Kemal daha okul sıralanndayken bazı ünlü kişilerin çocuklarına parayla dersler veriyordu. Zübeyde Hanım'ı birkaç kez görmüş ve beğenmişti. Selanik eşrafından Evrenoszâde Muhsin Bey'in oğluydu. Mustafa'nın buna katlanması imkânsızdı. Aracılarla anlaşmaya varıldı. Zübeyde Hanım oğlunu güler yüzle karşıladı. "Hayat. Mustafa Kemal'in üvey babası Ragıp Bey'in akrabası olurdu." diyerek şiirini bitirdi. "senin de adın Mustafa.

Bu bakımdan Akbıyık'ta sıcak bir aile yuvası buldu. Mustafa Kemal Harp Okulu'nu ve Harp Akademisi'ni bitirene kadar Memduh Beylere gidip geldi. eşi Vasfiye. gece de onun babası İsmail Fazıl Paşa'nın Kuzguncuk'taki evinde kalırlardı. Hemen hastaneye koştu. ama Mustafa Kemal aileyi ürkütmekten çekiniyordu. Kızımız hele bir ayağa kalksın. Ali Fuat'tı (Cebesoy). Mustafa Kemal kendisini Selanik'te tanımış tı. zaman zaman ağabeyi Ragıp Bey'i görmek için onların evlerine gidip geliyordu." dedi. Mustafa Kemal kurmay subayken. Şevki Paşa başka bir yere atandı. Onun bu yapısını bilen arkadaşları. Oğlu Ali Enver ile Mustafa Kemal arkadaş olmuştu. Kız gerçekten çok büyük bir kaza geçirmiş. "ben de ne kadar isterdim. Mustafa Kemal önce Harp Okulu'nda. Kâzım Karabekir'i. kendisinden 16 yaş büyük yakışıklı bir Harp Okulu öğrencisine olan duygularının temelinde büyük bir hayranlıktan başka bir şey olamazdı. Yıllar sonra." dedi. Paşa. Mustafa Kemal bir süre sonra o ilk sevgilisinin öldüğünü haber alınca beyninden vurulmuşa döndü. Manastır Askeri îdadisi'ni ikincilikle bitirdikten sonra 1899 Martı'nda İstanbul'a giderek Harp Okulu'na girdi ve piyade sınıfına yazıldı. Ama artık yolları ayrılmıştı. . istanbul onun için başdöndürücü bir kentti. ailesini alıp gitti. Memduh Beyler İstanbul'a geldikten sonra. Zamanla aralarında duygusal bir ilişki doğdu. "Evet oğlum Mustafa. Neden bir adım atmıyorsun?" diyorlardı." Şevki Paşa ve eşi. "seni görmeyi ne kadar çok istemiştim. "seni sevdiğimi neden daha önceleri anlatamadım?" Kızın da gözlerinden yaş boşanıyordu. Hafta sonlarını çoğu zaman onunla birlikte geçirir. ama Mustafa Kemal kıza olan duygularını belirtecek tek söz söylemeye cesaret edemiyordu. Bu onun ilk büyük aşkıydı. sargılar içinde yatıyordu. o sevdiği kızın korkunç bir kaza geçirdiğini ve tanınmaz bir duruma geldiğini haber aldı. bu işi konuşuruz. Asım Gündüz'ü. Hafta sonları da üvey babası Ragıp Bey'in Akbıyık'ta oturan kardeşi Memduh Bey'in evine çıkmaya başladı. Selâhattin Adil Paşa'yı. Uzun uzun bakışıyorlardı. îş işten geçtikten sonra Mustafa Kemal'in bazı yakınları kendisine Şevki Paşa'nın kızının ona âşık olduğunu anlattılar. "geç değil.. Sonra. Akademi'nin son sınıfındayken Memduh Bey damar hastalığından öldü. îlk büyük yarası da bu oldu. yüzlerini ve adlarını da hiç unutmazdı.Merkez Kumandanı Şevki Paşa da Mustafa Kemal'in kendi kızına ders vermesini istiyordu. eve gelip gidenleri inceden inceye izler. seni hâlâ çılgın gibi seviyorum. Manastır İdadisi'nden tanıdığı Ömer Naci ve Selanik'ten yakın arkadaşı Nuri Conker'le ise içtikleri su ayrı gitmiyordu. "Ne yazık. kimisiyle de aralarında sıcak bir ilişki kurulamadı. Enver Paşa'yı. Mustafa Kemal de 16. Ferit'i (Tek). Altı-yedi yaşlarındaki bir kız çocuğunun. "Çok mutluyum. sen de amma beceriksizsin. Ali Ihsan'ı (Sabis) hep o yıllarda tanıdı." dedi. Mustafa Kemal. Fikriye'nin Mustafa Kemal'le ilk anıları işte bu yıllara dayanıyordu. Ama artık çok geç." dedi. Okulda yeni arkadaşlar edindi. Mustafa Kemal Fethi'yi (Okyar). Kız 14-15 yaşlarındaydı. iyileşince hemen evleniriz. "Mustafa yahu. Fikriye çok gözlemci bir çocuktu. "Hayır. Kimisiyle yakın dost oldu. Demek ki Mustafa Kemal Akbıyık'taki eve gelip giderken Fikriye ayakaltında dolaşan ufak bir çocuktu.. Mustafa Kemal'in gözlerinden yaşlar boşandı. Fikriye'yi doğurmuştu. Bir süre sonra sargıların arasından dudaklarını oynatarak. aradan zaman geçti." Mustafa Kemal. Fahrettin Altay'ı. sonra Harp Akademisi'nde yeni dostlar edindi ve bu dostluklar yaşam boyu sürdü. Mustafa Kemal ikisinin de ellerine sarıldı. Gülümsüyor ve susuyordu. Cafer Tayyar Paşa'yı. Kızın babası ve annesi de yanındaydılar. Memduh Bey. Yusuf Akçura'yı. Kimler vardı bunların arasında? En yakın arkadaşı. Kızı yanaklarından öptü. İkisinin de gözleri sulanmıştı. Mustafa Kemal'i büyük bir duygusallık içinde dinliyorlardı.

Kapıyı vurdular. Tepebaşı ve Taksim bahçelerine uğramayı gelenek haline getirmişlerdi." Mustafa Kemal. "Bu saatte Harbiye'ye nasıl girerlermiş?" ." "Ben tezkere mezkere dinlemem. Az sonra da okul müdürü onları kendi masalarına çağırtıp Fehim Paşa’ya tanıtmaz mı? İster istemez birlikte paşaların masasına oturdular." dedi. Rum garsonu bir köşeye çekerek ne istediklerini anlattı. Nöbetçi subaya verirsiniz. Yine böyle bir ağustos akşamı. "iki öğrenci geldi. Mustafa Kemal okula geç kaldıkları için kalkmak zorunda olduklarını söyleyecek oldu. "Siz ne içiyorsanız bize de ondan ısmarlayın. Bir daha." dedi. Paşalar bayıldılar bu yeni moda içkiye. akşam okula dönerlerken. beyler de buralardan hiç eksik olmazlardı. Hiç merak etmeyin. Ali Rıza Paşa Mustafa Kemal'e dönerek. bakın bu genç arkadaşlar biliyorlar bizim ne sevdiğimizi. Ermeniler. eğlenceli bir yere götürün de keyfimizi orada sürdürelim. iki arkadaş Kuzguncuk'tan okula dönerlerken. Ali Rıza Paşa. Sahneye en yakın bir masa boşaltıldı." Viskiler onlara da kamışlı limonata bardaklarıyla geldi. Ellerinde Paşa'nın tezkeresi varmış güya. Bir Macar orkestrası orada Viyana valsleri çalıyordu. uyku sersemliğiyle "Alma içeri. Paşalar arabalarına binip konaklarına yöneldiler. anlatın şu garsona ne istediğimizi. subaylara kesin içki yasağı vardı. Biraz buruk ama hoş bir içki. paşalar. "Olmaz öyle şey. Az sonra masaya yine kamışlı limonata bardaklarıyla viskiler geldi. "Sodalı bir meyve suyu. Ama üzerlerinde üniforma olduğu için içki içemezlerdi. buyrun. Gece yarısından sonra saat 2'ye kadar içkiler içildi. Öyle oldu. Görürsünüz başınıza gelecekleri. Sonra hep birlikte kalktılar. Bu yüzden garsona. Hiç o saatte okula dönmemişlerdi. "Buyurun Paşa Hazretleri." dedi. sokmadım. şimdi de bizi şöyle danslı. Nöbetçi çavuş gelip kapıyı açtı. Viskileri kamışla keyifli keyifli içmeye başladılar. Garsonlar Fehim Paşa'yı karşılarında görünce çok telâşlandılar. Sizinle uğraşmazlar. Paşalar. bir daha derken saatler ilerledi. birlikte geçirdikleri hafta sonlarında. Paşalar ve yanlarındaki iki genç Harbiyeli kuruldular masalara. sizi şöyle alalım. Okul müdürü." diye haykırdı. Mustafa Kemal ile Ali Fuat da Harbiye'ye. İçlerinde onları tanımayan yoktu." dediler. Bu bahçelerde Avrupa'dan gelmiş orkestralar çalar. Mustafa Kemal garsonu çağırıp onlara da aynı biçimde viski getirmesini söyledi." Mustafa Kemal'le Ali Fuat'ın arada zaman zaman gittikleri yerlerden biri de Kristal Gazinosu'ydu. Rumlar. Haydi.Mustafa Kemal ve Ali Fuat. Taksim bahçesine gittiler. Yahudiler. ne olduğunu bilmedikleri anlaşılan viskiden çok hoşlandılar. "Ne emredersiniz Paşa Hazretleri? Arak (rakı) mı getirelim?" "Hayır oğlum. İkisinin de canı içki içmek istedi. tezkerenizi gösterirsiniz. Nöbetçi subayı çağıracağım." Çavuş nizamiye kapısını içeriden sürmeledikten sonra gidip nöbetçi subayı uyandırdı. Kemal Bey. Tam bu sırada yandaki masaya Abdülhamit'in başhafiyesi Fehim Paşa ile Akademi'nin müdürü Ali Rıza Paşa ve yine hafiye takımından Albay Gani Bey birlikte gelmezler mi?! İkisinde de şafak attı." Subay. Paşaları oraya götürdüler. "Ben size bir tezkere yazarım. Beyoğlu'nun ünlü zenginleri. limonata bardağının içine viskisoda koymasını ve bardağı limonata kamışlarıyla getirmesini söylediler. içeri girmek istiyorlar. "Komutanım. Böylece kimse onların içki içtiğini anlayamayacaktı. "Nedir bu içeceğimiz içki?" diye sordu. "Ne arıyorsunuz bu saatte?" "Bizim tezkeremiz var.

"bırakın çocukları gidip dinlensinler. Amacı Selanik'te bir göreve atanmak ve en yakın arkadaşlarıyla birlikte orada devrimcileri örgütleyerek rejimi temellerinden sarsmaktı. Adam karta bir göz attı." diye seslendi."Düşün bakalım önüme. Bu lokanta Tünel'in Galata kapısından çıkıp da Karaköy köprüsüne giderken sağ köşedeydi. Mustafa Kemal'in uzattığı karta bir göz attı. Sonra. gerçekten kart okul müdüründen geliyordu.. "Dahiliye müdürünü görecegiz." Çavuş tam odadan çıkarken nizamiye subayı düşündü. eğlenceli geçen bu öğrencilik yıllarında. Mustafa Kemal ile Ali Fuat." Gidip müdürü uyandırdı. ikincisini de Büyükada'da yaşayan bir Rum. Subay biraz bozuldu ama artık bu işin dönüşü yoktu. yarın sabah ben onlara gösteririm." Kapıya vardıklarında. nöbetçi subay uykudan uyandırılmış olmanın kızgınlığıyla.Sonra ayılır gibi oldu. Ali Enver'le zaten zaman zaman meyhanelere gidiyorlardı. "Al içeri. Birkaç gün sonra yola çıkmaya hazırlanıyorlardı. tümüyle bir karaçalma olayıydı. Mustafa Kemal de Ali Fuat'la birlikte Selâ-nik'i seçti. Mustafa Kemal Akademi'nin son sınıfındayken Memduh Bey birdenbire öldü. Mustafa Kemal 1905 yılının ilk ayında Kurmay Yüzbaşı olarak Harp Akademisi'ni bitirdi." dedi. Diplomalarını aldıkları günlerde kendilerine nereye atanmak istediklerini sordular. Oysa bu. jurnalin tümüyle uydurma olduğunu güç belâ kanıtladılar. "Serhafiye Fehim Paşa Hazretleri ve okul nazırımız Ali Rıza Paşa ile berberdik de. "Maşallah beyler. "Bekle." dedi. Çok canlı. "Siz iyice kafayı çekmişsiniz." Nöbetçi subay. "Tamam. ben şimdi geliyorum. Mustafa Kemal de üvey amcasının ölümüne çok üzüldü ve kendisine her zaman kucak açmış olan insanlarla ilişkilerini hep sürdürmeye karar verdi. ikisini de kodese kapat. henüz hiçbir şeyin farkında değildi. onların .. çalışkanlığı ve disiplinli davranışıyla. "Baş üstüne kumandanım. Kart gerçekten okulun dahiliye müdürüne yazılmıştı. Hepsi onları yarının devrimcileri olarak görüyordu. Ama bu olay. 'Ellerinde Paşa'nın tezkeresi varmış! Ne demek bu tezkere? Ya gerçekten Paşa onları görevle bir yerlere göndermişse! Boş yere başımıza dert açmayalım. Mustafa Kemal viskiyi ilk orada içmişti. Ama ertesi gün ikisi de tutuklandı. öteki de Galata'da Con Paşa'nın lokantası. Rumeli'nde ve Makedonya'da olduğuna inanıyorlardı. henüz böyle bir örgüt kurmamışlardı. . Ailenin en küçüğü Jülide ise dört yaşındaydı." demekle yetindi ve olay kapandı." diye haykırdı.' "Dur!" diye haykırdı. Mustafa Kemal ile Ali Fuat'ın o yıllarda gittikleri iki yer daha vardı: Biri Beyoğlu'nda Zeuve birahanesi. Mustafa Kemal derslerini de hiç aksatmıyor ve Harbiye'nin en başarılı öğrencilerinden biri olarak bütün kumandanların dikkatini çekiyordu. Mustafa Kemal ağabeyine büyük bir hayranlığı vardı. Abdülhamit'in devrilmesi için en iyi ortamın Balkanlar'da. saçmalıyorsu-nuz. yürekleri devrim ateşiyle çarpan gençlerdi. Çoluk çocuk perişan oldular. Zekâsı." Nöbetçi yüzbaşı hırsından deliye dönmüştü. "Yok. "gecenin bu saatinde nereden böyle?" Mustafa Kemal. Çevresindeki bütün arkadaşları da istibdat rejimine başkaldırmaya hazır. Mustafa Kemal ve Ali Fuat. Yüzbaşıya döndü. Çünkü Akademi'deki bazı öğrencilerle birlikte bir devrim komitesi kurdukları yolunda Saray'a jurnal edilmişlerdi." dedi. Makedonya'ya ve özellikle Manastır'a oradan ulaşmak çok kolaydı. Fikri20 ye o yıl yedi yaşındaydı. yok. Birincisini emekli bir Alman astsubayı işletiyordu. güzel konuşmaları ve edebiyat konularındaki bilgisiyle herkesin saygısını kazanmıştı. ilk iş olarak Mercan Yo-kuşu'nda asker elbiseleri diken bir terziye birer takım elbise ısmarladılar.

" "Zararı yok. Mustafa Kemal rıhtıma çıkmak için acele etmedi. daha sonra limanın yakınlarında çalgılı bir bahçeye giderek tartışmalarını orada sürdürüyorlardı. "nasıl geldin böyle habersiz? Kaçak mısın yoksa?" "Evet anneciğim. Oradan da bir vapura atlayarak İskenderiye'ye ulaştı. bunu nasıl yaparsın. Biletini aldı ve Selanik'teki bir kurmay arkadaşına Fransızca bir tel çekerek gelip kendisini karşılamasını istedi. Oradaki Alman birahanesi. Onların aracılığıyla iznini uzatabileceğine inanıyordu. Orada yapacağı hiçbir şey yoktu. Zaten sivil giyinmişti. Ya yakalanırsan? Vallahi zindanlarda çürütürler seni. "Mustafa'çığım. Mustafa Kemal vapurda güzel Rum kızlarından başka kimsenin dikkatini çekmedi. iki arkadaş özlemle kucaklaştılar. Selânik'e geçerim. Mustafa Kemal Rumeli'ye geçmeye kesin karar verdi." dedi.. Sık sık Şam'dan Beyrut'a gidiyor ve oradaki arkadaşlarıyla tartışmalar yapıyordu. Vapur ertesi sabah Pire limanına demir attı. subayların akşamlan buluşma yeriydi. İçinden sular akan bahçelerde araklar içiliyor. Kurmay arkadaşı subay giysisiyle kayıktaydı. Bazen de Şam'da 'Sahra âlemi' denen eğlenceli bahçe toplantılarına katılıyordu. Ertesi gün vapur Selanik limanındaydı. Şimdilik sen kimseye hiçbir şey söyleme. Arap kızlarının şarkıları dinleniyordu. O da vapurun barında Uzo'sunu içerken." dedi. Ali Fuat'a. Çünkü inzibat kordonundan ve gümrükten geçmek kolay olmayacaktı.. Orada kafaları çeken subaylar." "Çıldırmışsın sen. Başım derde girmeyecek." dedi. Beyrut daha canlı bir kentti." Sorunun çözümü kolay olmadı. Doğruca Zübeyde Hanım'ın evine gittiler. "Aman." Mustafa Kemal'in eski arkadaşları Selanik'te önemli görevlere getirilmişlerdi. Zaten Şam'da başka bir eğlence de yoktu. Ben önlemlerini aldım. Niyetini Ali Fuat'a açarak. Vapur. ikisi de Suriye'deki Beşinci Ordu'ya gönderildiler.21 landırarak İstanbul'un üzerine mi yürüyeceklerdi? Böyle bir şeyin yapılamayacağını kendileri de biliyordu. Sınıf arkadaşım Kemal Ohri gidip kumandana durumu anlatacak. sazlar çalınıyor. onların aracılığıyla iki gün içinde soruna çare bulundu. İşte o tartışmaların sonunda vatanın kurtuluşu için aralarında bir gizli örgütün kurulmasına karar verdiler. bir kez buradan uzaklaşayım. Mustafa Kemal artık kaçak değildi. Mustafa Kemal inzibatların denetimine uğramadan rıhtıma çıkmış oldu." dedi. hiç kimseden çekinmiyordu. Biletini aldı. Benden haber bekle. "Bu tezkere İzmir'den öteye geçmez. özlemini çektiği bilinçli başkaldırı ortamını Suriye'de hiç bulamadı. yeter. İskenderiye'den Yunanistan'a giden Rum yolcularla doluydu. Mustafa Kemal. Kadınlar kendisine türlü avanslar veriyorlardı. Ali Fuat ise Beyrut'taki Süvari Alayı' na. Annesi oğlunun bu habersiz gelişini hiç beklemiyordu. "Ben Makedonya'ya gidiyorum. Amaçları devrim tohumlarını oradan başka yerlere yaymaktı." Mustafa Kemal kaçma kararını verdikten sonra Beyrut'tan Yafa'ya geçti." "Korkma anneciğim. Limanda vapur acentelerinin bulunduğu bölgeye giderek Pire'ye kalkacak ilk vapurun hangisi olduğunu araştırdı. Ama Mustafa Kemal'in Selanik'te güvendiği başka dostları da vardı. Ama bu cemiyet ne yapabilirdi ki? Beşinci Ordu'yu ayak. Mustafa Kemal. Mustafa Kemal Şam' daki Süvari Alayı'na atandı. orada da Selânik'e işleyen vapurların acentesini buldu.Selânik'e atanmalarına engel oldu. . Nasıl olsa bir yolunu bulur. Gözleri arkadaşını arıyor-22 du. Ali Fuat. 'Vatan ve Hürriyet Cemiyeti' adı verildi. kaçak geldim. "kaçtığımı kimseye söyleme. "Sen. Kemal'in yakın arkadaşlarındandı. Rum güzelleriyle tatlı tatlı sohbet ediyordu. O dönemin ünlü subaylarından Müşir Hakkı Paşa'nın oğlu Hamdi Mustafa. Sevinç çığlıkları atarak yaşlı gözlerle oğlunu kucakladı. Az sonra bir kayığın gemiye yanaştığını gördü. Onun aracılığıyla bir izin tezkeresi elde etti. Bu örgüte.

İstibdatla savaşa başladık. Tarih. Öğretmen Okulu Müdürü Hoca Mahir de onlara katıldı. I Genelde Olimpos birahanesinde buluşup saatlerce devletin geleceğini tartışıyorlardı. Peki onu dışişleri bakanı yaptın. muhakkak ki çok eğleniyordu. Mustafa Kemal. kardeşi Makbule hep orada yaşıyorlardı. Köhneleşmiş olan bu yönetimi yıkmak. Selanik'te eski arkadaşı topçu subay Hüsrev Sami Kızıldoğan'ı. Hava değişikliği dolayısıyla dört ay izin almıştı. Mustafa Kemal." Tabanca elden ele dolaştı. Şimdi gizli çalışmak ve örgütü geliştirmek zorundayız. "Elbette daha elverişli. Sonra arkadaşlarını buldu. Toplantıya katılanların her biri teker teker söz alarak. Vatanı kurtarıncaya kadar savaşacağız. O yeni bir politika uygulayacak." . Özgürlük olmayan bir ülkede ölüm ve çöküntü vardır. Bu izni çok iyi değerlendirmesi gerekiyordu. "Seni de başyaver yapacağım. "Vatan ve Hürriyet'in Selanik şubesini hemen burada. aile yuvasına dönmenin mutluluğu içinde. Manastır 1da-disi'nden arkadaşı Nuri Conker." dedi. "Arkadaşlar. Nuri Conker. Küçük kız kardeşi Naciye ise o Harbiye'de okurken 12 yaşında ölmüştü. bugün bizlere bazı büyük görevler yüklüyor. ulusu egemen kılmak ve vatanı kurtarmak için sizi göreve çağırıyorum. Sizden özveri bekliyorum. üvey babası Ragıp Bey. "Seninle aynı düşünceyi paylaşıyoruz. devletin dış politikasını sert bir dille eleştirdikten sonra." Hüsrev Sami. Her ilerlemenin ve kuruluşun esası özgürlüktür. "Nasıl değiştireceğiz bunu?" diye sordu. Kimdi oradaki arkadaşları? İlkokuldan beri hiç vazgeçemediği dostu Salih (Bozok). Her biri teker teker silâhı öperek. Mustafa Kemal. Manastır'da. Arkadaşları kendisini hayranlıkla dinlediler. "Namusumuz üzerine söz veriyoruz. bu akşam kuracagiz. "Rumeli'nin ve Makedonya'nın koşullan böyle bir örgütün burada kurulmasına daha elverişli değil mi?" Mustafa Kemal." dedi." dediler." Salih Bozok söze karışarak. "Millet zulüm ve istibdat altında mahvoluyor.. "Hiç yanımdan ayırmayacağım. sonra onlara katılan Dr." Nuri Conker güldü." dediler." "Peki Tevfik Rüştü devletin politikasına nasıl yön verecek?" "Onu dışişleri bakanı yapacağım." dedi. Bu amaç la Şam'daki cemiyeti kurdum. İdadi'de okurken de yazları hep Selanik'te geçirmişti. Mustafa Kemal Selanik'te arkadaşlarıyla bir araya gelince. ya beni ne yapacaksın?" "Seni de vali ve kumandan yapacağım. Mustafa Kemal'in Selanik'te yapacağı büyük işler vardı. Hüsrev Sami. 24 Bir akşam yine böyle bir tartışma sırasında. Tevfık Rüştü Araş. Annesi Zübeyde Hanım. "Doktor Tevfık Rüştü aracılığıyla. Birlikte oldukları zaman yapamayacakları iş yoktu. alaycı bir sesle. Bu kahredici istibdat rejimine ancak devrimle yanıt vermek gerekir. doğup büyüdüğü pembe evden birkaç gün dışarı çıkmak istemedi. dedi. vatan ve özgürlük için gerektiği zaman canımızı vereceğimize hemen yemin edelim. "Biz işbaşına geldiğimiz gün bu politikayı değiştireceğiz. Mustafa Kemal onlara. Şam'da kurdukları Vatan ve Hürriyet Cemiyeti'nin ilkelerini anlattı." Mustafa Kemal'in bu konuşması odada büyük bir coşku yarattı.Altı yıl Selanik'ten uzak kalmış olmasına karşın doğup büyüdüğü kente Mustafa Kemal'in özel bir düşkünlüğü vardı. sınıf arkadaşlarından Ömer Naci'yi ve binbaşı Bursalı Tahir'i buldu. "Peki. "Mustafa Kemal'in söylediklerine uyacağımıza." diye yanıt verdi. ben ne olacağım?" diye sordu. İlk işleri Beyaz Kule'nin çevresindeki meyhaneleri dolaşmak oldu. 23 "Niye burada da böyle bir örgüt kurmuyoruz?" diye sordu.. belinden tabancasını çıkararak masanın üzerine koydu. "Harika bir iş.

Sonunda kendi yurduna kavuşmuş oluyordu. Mustafa Kemal de bu Ordu'nun kurmay başkanlığına getirildi. istanbul. Selanik'te gizli olarak kurulan ittihat ve Terakki Cemiyeti'ne üye oldu. Duygularınızı anlıyorum. Bunlar hep benim anlayacağım şeyler. Mustafa Kemal'in dönüşünden üç ay sonra. bütün aydınlara ve 'mektepli'lere karşı bir başkaldırıydı. içinde Şam'a dönmenin burukluğunu duyuyordu." demekle yetindi. Validenizi özlediğiniz için Selânik'e gittiğinizi biliyorum. Belki yakın arkadaşlarınızı da özlemişsinizdir. Hemen gidip Selanik'teki ordu kumandanı Mahmut Şevket Paşa'yı gördü. Hareket Ordusu. Şeriatçılar tam bir anarşi ortamı yarattılar. ordu bu olaylara seyirci kalmayacaktı." Mahmut Şevket Paşa'nın bu işe aklı yattı. en gergin günlerini yaşamaya başladı. Artık yeni bir dönem başlıyordu yaşamında. "Paşam. "hepsi iyi de. İstanbul'a yürüme kararı verildi. Aynı gün Mustafa Kemal Üsküp' ten Selânik'e dönüyordu." Mustafa Kemal Şam'da toplam bir buçuk yıl kaldıktan sonra. istanbul'da çok önemli olaylar olurken o günlerini Trablus'ta geçirmenin kızgınlığı içindeydi. Gericiler Meclis'i dağıtıp Abdülhamit'e yeniden bütün saltanat yetkilerini vermek üzere ayaklandılar. Mustafa Kemal orada 'Hareket Ordusu'nun Halka Bildirisi'ni yazdı ve bunu Hüseyin Hüsnü Paşa imzaladı. Bu kez de Trablus'ta bir göreve atandığını öğrendi. Oysa o. 31 Mart Vakası dendi. Bu. Böylece olayların içinde olacaktı.Nuri Conker bunun üzerine. "Allahını seversen. sen nasıl bir göreve geleceksin de bizleri böyle yerlere getireceksin?" Mustafa Kemal hiç düşünmeden." dedi. başkent için için kaynamıştı ve ittihatçılar şimdi de ikinci Meşrutiyet'in ilânına hazırlanıyorlardı. Bu amaçla oluşturulan kuvvete 'Hareket Ordusu' dendi. Paşa sorunu halletmeye çalışıyordu. Şam'dan olumlu bir yanıt alınamayınca Harbiye Nâzın. Dört aylık hastalık izni çok çabuk bitti. Bingazi'den Selânik'e döndü. Ama Mustafa Kemal birkaç gün önce oradan ayrılmıştı. kaç zamandır bu örgütün içindeydi. ben de o görevde olacağım. Bütün Balkanlar o dönemde büyük çalkantılar içindeydi. Mustafa Kemal. Buna." dedi. Hemen İstanbul'a gitmek gerekiyor. Yaklaşık dört ay oralarda kaldıktan sonra. Ne var ki o İstanbul dışındayken. 19 Nisan 1909'da Hadımköy'e geldi. "ne diye burada duruyoruz? Yobazlar ve bütün gerici kuvvetler devleti çökertiyorlar. Mustafa Kemal'in derhal tutuklanması için Selânik'e bir tel çekti." dedi. İşi idare etmek için Yafa'ya bir subay göndererek biçimsel bir soruşturmaya başvurdu. Üsküp-Selânik demiryolu müfettişliğine atandı. Redif Tümeni Kumandanı Hüseyin Hüsnü Paşa'yla görüştü. Mustafa Kemal'in artık içi içine sığmıyordu. Ama beni çok güç durumda bıraktınız. O yokken neler olmamıştı Şam'da? Mustafa Kemal'in kaçtığı İstanbul'a jurnal edilmiş ve Şam'daki Beşinci Ordu komutanlığından bu kaçış konusunda bilgi istenmişti. Bir daha böyle şeyler yapmayın lütfen. iki ay sonra istanbul'a döndü. Ordu Komutanı Müşir Hakkı Paşa'nın Mustafa Kemal'e büyük sempatisi vardı ama İstanbul'a karşı gelmekten de çekiniyordu. "Bu görevleri kim veriyorsa. Gelir gelmez. Evet. "Mustafa Kemal Efendi oğlum. ittihatçıların kendini biraz devre dışı bıraktıklarını düşünüp üzülüyordu. 23 Temmuz 1908'de Abdülhamit'in tüm yetkileri elinden alınarak Meşrutiyet ilan edildi. Mustafa Kemal'e bir de ek görev verildi. Demek ki Mustafa Kemal daha o günlerde nasıl bir yere geleceğini biliyordu. 1907 Ekimi'nde Manastır'daki Üçüncü Ordu'ya atandığını öğrenince çok mutlu oldu. Bu bildiride şöyle deniyordu: "Millet yıllardan beri zulüm yapan istibdat kuvvetlerini parçalayarak Meşrutiyet Hükümeti'ni kurdu Bu kansız mutlu inkılaptan zarar gören aşağılık kimseler eski duruma dönülmesi için bin türlü hile ve alçaklığa başvurarak yasal hükümeti yıkmak . "neden bana daha önceden bilgi vermediniz? Size hiçbir kötülük gelsin istemem. Şam'a döner dönmez Ordu Kumandanı Müşir Hakkı Paşa'yı görerek durumu anlattı.

28 Selâhattin Bey Arnavut kökenli olduğu için biraz Sırpça biliyordu. "Ne yapıyorsun?" diye sordu. Mustafa Kemal'i de Üçüncü Ordu kurmay başkanlığına getirdi. Selâhattin Bey çok bozulmuştu. "artık sınırı geçtik." Beş gün sonra Hareket Ordusu İstanbul'a girdi. Kara Vasıf ı ve Şükrü Naili'yi alarak cepheye gitti ve bir ay içinde isyan bastırıldı. "et var içinde. 31 Mart Vakası denilen isyan böylece bastırılmış oldu. Ayan ve Me-busan Meclisi ortak bir toplantı yaparak İkinci Abdülhamit'i tahttan indirdiler ve yerine V. Harbiye Nâzın Mahmut Şevket Paşa. "Bunların içinde domuz eti var mı. valizine yerleştirdi. Tepsiyi kafasının üstünden indirince bir de baktı ki müşterinin başında fes var. kendine doğduğu kentte sayısız iş olanakları bulmuştu. Oraya gönderilen bir tümen asker isyanı bastıramıyordu. Mustafa Kemal'e. O yıl Mustafa Kemal'in yaşamındaki önemli bir olay da Pi-cardie'deki manevraları izlemek için Fransa'ya gitmesi oldu. "Anladım." dedi. uzun bir süre Mustafa Kemal'le konuşmadı. domuz mu. İstasyonların birinde.istediler ve İstanbul faciasına yol açarak suçsuz insanların kanlarının dökülmesine neden oldular. Bu kongre ona. orada sakladığı ve o zamana kadar hiç giymediği kasketini başına geçirdi. Hele Enver Paşa gibi liderler." Mustafa Kemal. sığır mı. Ordu. Mustafa Kemal bu olayı şaşkın halde izliyordu. Osmanlı hükümeti bu manevraları izlemeleri için Paris'te ataşe olan Binbaşı Fethi Bey ile Binbaşı Selâhattin Bey'i ve Kolağası Mustafa Kemal'i göndermeye karar vermişti. Onurlu bir adamdı. elinde bir tepsiyle sandviç satan bir çocuk gördü. Müslümanlığımız belli olmalıdır. O sıralarda orada toplanan İttihat ve Terakki Cemiyeti'nin ikinci Büyük Kongresi'ne Trablus delegesi olarak katıldı." dedi ve sandviçleri Selâhattin Bey'in elinden kaptığı gibi başka pencerelere koştu." Bunun üzerine Selâhattin Bey sandviçleri teker teker eline alarak koklamaya başladı. . Ama İttihatçılar bu görüşü paylaşmadılar. Binbaşı Selâhattin Bey tutucu bir kişiydi. ordunun başına geçmek zorunda kaldı. Mustafa Kemal yanına Kâzım Özalp'i. Selâhattin Bey de başından fesini çıkartıp. yok mu?" diye sordu. O toplantılarda ordunun politikaya karışmaması görüşünü savundu. Artık Mustafa Kemal İstanbul'u hiç aramıyordu. Arnavutların ellerindeki bütün silâhlar da toplatıldı. "Ordumuzun içinde bulunan Cemiyet üyesi arkadaşlarımız politikada devam etmek istiyorlarsa ordudan çıkmalı ve Cemiyet'in halk içindeki örgütünde görev almalıdırlar." diye yanıt verdi. Herkesin bizi tanımasında ne yarar var?" Selâhattin Bey sustu. Mustafa Kemal valizini açıp başındaki fesi valize koyarak bir süre önce İstanbul'da Tiring mağazasından aldığı bir kasketi başına geçirdi. Ordu politikadan uzaklaşmalıdır. Bir süre sonra düdükler öttü ve sonra tren kalktı. Sivil giysilerle yolculuk ediyoruz. söyleyecek söz bulamadı. Hemen pencereyi açarak çocuğa Sırpça. görevini yalnız askeri yönden yapacaktır. Başını içeri çekti ve pencereyi kapattı. Ertesi yıl Arnavutluk'ta isyan çıktı. Çocuğun bu işten canı sıkıldı ve yoruldu. Tren Osmanlı sınırını geçip de Sırp sınırına girince. Tren Sırbistan'da küçük büyük istasyonlarda dura kalka ilerliyordu. Ordudaki güçlerini kullanarak politikada en üst görevlere ulaşmak istiyorlardı. İttihatçıları yakından tanıma olanağını sağladı. anlamam. sen Türksün. Mehmet Reşat'ı tahta oturttular. "Ben ne bileyim." dedi. Bir ay sonra da Mustafa Kemal Selânik'e döndü. "Biz sayei şahanede (Padişahımızın sayesinde) birinci mevkide seyahat ediyor ve devleti temsil ediyoruz. 28 yaşındaydı. Selanik'ten trenle yola çıktılar. "Canım Selâhattin Bey. Mustafa Kemal ile Selâhattin Bey. Selâhattin Bey'in karnı acıkmıştı. Osmanlılığımız. Çocuk. Nuri Conker'i.

29 II Derne Cephesi Bir hafta sonra Harbiye nezaretine bomba gibi bir haber ulaştı: İtalyanlar 28 Eylül 1911'de Trablus ve Bingazi'ye karşı saldırıya geçmişlerdi." diye yanıt verince. Mustafa Kemal bu albaya. Ülkede heyecan doruğa tırmanmıştı. hani fesi başımızdan hiç çıkartmaya-caktık?" Selâhattin Bey. Zübeyde Hanım artık yaşlanıyordu." Mustafa Kemal istasyonda kendisini geçirmeye gelenlerle kucaklaşıp vedalaştıktan sonra üzgün bir havada Selanik'ten ayrıldı. Albay Garip Mustafa Bey de bulunuyordu. Enver Paşa Trablus'u savunmak için gönüllü subaylarla birlikte Bingazi'ye gidecekti. Mustafa Kemal söz alıp görüşlerini açıkladı. Bu kez annesinden ayrılmak ona güç gelmişti. Mustafa Kemal. Oğlu hiç yanından ayrılsın istememişti. "Vallahi hiç bilemiyorum. Ama o günlerin koşulları içinde ona karşı gelmesi de pek kolay değildi. Elbette bir gün hesaplaşırız. Enver Paşa'ya en ufak bir sempatisi yoktu. Herkesin kendi çıkarı peşinde koştuğunu gördükçe hırsından deli oluyordu. o akşam düzenlenen ziyafete yüzbaşı düzeyinde hiçbir subay çağrılmadığı halde Mustafa Kemal'i çağırttı. kendi doğruları içinde yürürken. O. Amaç herhalde Mustafa Kemal'i kendi çevresinden uzaklaştırarak gözaltında bulundurmaktı. Başkent birbirine girdi. Mahmut Soydan gibi çok yakın arkadaşları vardı. Mareşal Foch'un yönetimindeki manevralar sona erip de uygulamaların değerlendirmesi yapılırken. Neden istanbul'a getirildiği konusunda hiç kimse ağzını açıp tek kelime söylemiyordu. İşin en kötü yanı. onlardan hiçbirinin örgütü ele vermesi söz konusu olamazdı. Fethi Bey'le buluşup hep birlikte manevra bölgesine gittiler. Mustafa Kemal de istanbul'a gelir gelmez en yakın dostu Salih'e bir mektup yazarak durumunu anlattı ve annesini görüp teselli etmesini istedi. Mustafa Kemal ilk kez bir Batı Avrupa ülkesi görüyordu. Yapacağı şey. Birkaç gün sonra da İtalyan askerleri Bingazi'ye ve Trablus'a çıktılar." demekle yetindi. Onun beceriksiz ve hırslı olduğunu düşünüyordu."Ne oldu Selâhattin Bey. Bu olaydan sonra Selâhattin Bey Mustafa Kemal'le çok iyi dost oldu. Konuklar ertesi gün Saint-Etienne'deki top ve tüfek fabrikalarını gezdiler. Selanik'te kurduğu gizli örgütün istanbul'a jurnal edilmiş olması en büyük olasılıktı. Oraya bir daha hiç geri dönmeyecekti. Fransa gezisinden tam bir yıl sonra. . Fuat Bulca. Mareşal Foch bu görüşlerden çok etkilenmiş olacak ki. "Sizin bilmediğiniz şeyi ben çok iyi biliyorum. orada Enver Paşa'ya bağlı olarak çalışacak olmasıydı. iki günlük bir yolculuktan sonra Paris'e geldiler. oğluna da çok düşkündü. Mustafa Kemal istanbul'da Genelkurmay Birinci Şubeye atandığını öğrendi. Cemiyetin ilk yönetim kurulunda Nuri Conker. Kendisini geçirmeye gelenler arasında Selanik'teki ordu müfettişliğinde genelkurmay üyesi. herkesten vatan için özveriyle çalışma bekliyor ve bu havayı göremeyince de düş kırıklığına uğruyordu. Osmanlı'nın onuruyla oynanıyordu. Bu onun doğduğu kentten son ayrılışıydı. bundan hiç hoşlanmıyordu. söyler misiniz?" diye sordu. beni jurnal eden Cemal Bey'den başka kimse olamaz. Bu hava içinde Mustafa Kemal. Mustafa Kemal hiç beklemediği bir zamanda İstanbul'a çağrıldı. Ona Mersinli Cemal Bey derlerse bana da Selânikli Mustafa Kemal derler. Neden istanbul'a atandığını bir türlü anlamıyordu. Artık istanbul'dan iğreniyordu. "Öyle demiştim ama şimdi zamanı geldi. ertesi gün Derne'de bir göreve atandı. Türkiye'nin o uygarlık düzeyine ulaşması için kafasında pırıltılar uyandı. "Beni niçin istanbul'a çağrıyorlar. Garip Mustafa Bey. dedi. İtalya ertesi gün Osmanlı Devleti'ne savaş ilân etti. Osmanlı topraklarının savunulması için gazetelerde ateşli yazılar çıkıyordu. onunla çatışmamaya özen göstermekti.

" dedi. oradan da Trablus'a gideceklerdi. Daha bir süre için valideme bile haber vermeyin. Hiç durmadan. "Naci Conker'e ayrıca mektup yazacağım. Mustafa Kemal'in ilk işi. bunlarla idare edeceğiz. ". "Eyüp Sabri sizi görecek." dedi." Mustafa Kemal'in 'Paşa gıdası' dediği. Sen de bana yazarsın. dönüşte Avrupa'daki topraklarımızı da yitirmiş olacağız. Selânik'e. Ama bu kutlamayı nasıl yapacaklardı? Yanlarına rakı bile almamışlardı. vatanı kurtarmak için Trablus'a gidiyoruz. Biz Arapları değil. Orada Abbas Hilmi Paşa'yı göreceğim. . Geminin kaptanı onlara dostça davrandı. Kendilerini vapura kabul etti.İstanbul'dan ayrılacağı sırada. Harbiye Nâzın onların gitmesini engellemişti. Ömer Naci. Mustafa Kemal ve arkadaşları uzun bir süre konuşmadan votkalarını yudumladılar. senin adına mektuplarını alacak ve açacak bir arkadaş seç. Allah nasip ederse savaş alanında birleşiriz. Birkaç martı inatla gemiyi izliyor ve zaman zaman bacadan yükselen dumanların arasından kurtulup rüzgârla yarışıyorlardı.Benim nerede olduğumu açıklamayın. Biz Endülüs'e benzemeyeceğiz." "Kabul. Şayet sen bir tarafa gidersen. O kıymetli kardeşime de ki. böyle de oluyor işte. 'Anısı kalp ve vicdanımdan bir an çıkamayan bir öz kardeşim varsa Nuri'dir. üç gece gemide kaldılar. Bütün arkadaşlarımızın bunun bilincine varıp canla başla çalışmaları gerekiyor. "Senin aracılığınla valideme verilmek üzere Kerim Bey'e 40 lira bıraktım. artık hiç kimse onları durduramayacaktı. Selanik'teki 'Paşa gıdası' yok. Eğer kaderde varsa elbette kavuşuruz." dedi.. Yakın dostu Ömer Naci ve birkaç subay arkadaşıyla birlikte. yorulmadan bütün tehlikeleri göze alarak savaşacağız. Vatanın sınırları nereye kadar uzanıyorsa orada savaşacağız. "Ne yapalım. rakı ile çerez türünden ufak mezelerdi. Göreceksiniz koca bir devlet nasıl yıkılıp gitmiş. Maaşımdan borçlarımı ödedikten sonra kalanının valideme verilmesi gerekir. "burada. Gemi Marmara'ya açılmıştı. Ama İskenderiye'den sonra hedefimize nasıl ulaşacağız?" "İskenderiye'den Kahire'ye geçeceğiz. gemi bir türlü kalkmıyordu. Şam yoluyla Mısır'a.5alih Bozok'a bir mektup yazmak oldu. Beyrut'a gidecek bir vapura bindiler (Ekim 1911). Olimpos gazinosunda yıllarca. Bunun üzerine bir Rus vapuruyla İstanbul'dan kaçmayı tasarladılar. O mektubunda şöyle diyordu: "Hazreti Salih. Bereket gemide kaptan ve tayfalar için bir kantin varmış. bu Paşa gıdası dedikleri içki ve mezelerle yetinmişlerdi. Mısır'a vardıktan sonra sana bilgi ve adres vereceğim. 2 Ekim akşamı saat 6'ya geliyor ve sular yavaş yavaş kararıyordu. Ona güveniyorum. istanbul'dan gelmiş gibi mektup gönderin. Gemi 31 İstanbul limanından ayrılırken onlar bu başarılarını kutlamaya karar verdiler. Heyecanla geminin kalkmasını bekliyorlardı.' Bu acılı seferi onunla yapmak isterdim. Harp Okulu'ndan arkadaşı Asım Gündüz'le biraz dertleşerek şöyle dedi: "Oradaki topraklarımızı savunmak için Afrika'ya gidiyorum." Mustafa Kemal. Tembellikten hiçbir şey çıkmaz. Endülüs tarihinin son sayfalarını okuyunuz. Ona dilekçelerim ve borçlarım hakkında bilgi verdim. biz de öyle düşünüyoruz. bu işin sonu neye varacak? Bizi biraz aydınlat da karamsarlığa kapılmayalım. Bu sessizliği Mustafa Kemal bozarak Ömer Naci'ye." Birkaç gün içinde hazırlıklarını tamamladı. Hepsi bu kaçışın heyecanını yaşıyordu. "Şimdi sen söyle bakalım. Ama korkarım." 32 Rus vapuru ertesi sabah Urla açıklarında demirledi. oradan bir şişe votka ile havyar ve peynir gibi şeyler alıp güvertede tezgâh kurdular. Trablus'a gitmemiz için o bize araba bulabilir. "Arkadaşlar. . "Paşa gıdası da olmayıversin. Tam üç gün. "vatanı kurtarmak için şimdi her zamankinden çok gayret ve özveri gerekiyor. Ara sıra benim tarafımdan ona.

trenle Ebülhaccac denen kasabaya vardılar. vicdanının temizliğine ve nezaketine şükran borçluyum. Birkaç gün yola çıkacak durumda değildi. Onun yardımıyla Harbiye nezaretine durum üzerinde 33 bilgi verildi ve istanbul'dan yardım istendi. iskenderiye'deki hazırlıklar da tamamlandıktan sonra Mustafa Kemal. Ahçıbaşımız da Fuat'tır. Kalbinin vefasına. iskenderiye'ye geri dönüldü ve Mustafa Kemal 15 gün hastanede yatmak zorunda kaldı. Çadır kurup uyuyacağız. Mustafa Kemal'in ilk işi. Artık bütün hazırlıklar tamamlanmıştı. Mustafa Kemal'in fasulye ayıklamasını görmelisin. Yine Şerif takma adıyla şu mektubu yazdı: "Ey Hazreti Salih. Şimdi ikinci sefere hazırlanıyoruz. ne bir kasaba vardı ne de bir köy. Dönüşümde borç filan dinlemem. Öte yandan da Mısır'a yerleşmiş olan Libyalılardan ve özellikle Libya'da uzun yıllar egemenliğini sürdürmüş olan Senusilerden gönüllü toplama işine girişildi. Kısa bir süre İskenderiye'de kalmaları gerekiyordu. Hepsi bir takma ad kullanıyordu. senin de gözlerinden öperim. Böylece takım tamamlanmış. "Seferin ilk dönemindeki zorluğu sevdik. Nuri Conker yoldan yazıp da birkaç gün sonra postalanan bir mektubunda arkadaşı Salih Bozok'a bu çöl yolculuğunu şöyle anlatıyordu: "Yemeğimizi kendimiz pişiriyoruz. Fuat Bulca ve arkadaşları 16 Kasım 1911 günü." Uzun bir yolculuktan sonra Mustafa Kemal ve arkadaşları İskenderiye'ye geldiler. Çünkü attan inerken Mustafa Kemal'in ayağı burkulmuştu. Çölü at ve develerle aşacaklardı. Cümleye selâm. Mustafa Kemal iskenderiye'den Salih Bozok'a ikinci bir mektup yazarak istanbul'a haber iletmek istiyordu. O arada Trablus'a geçiş olanakları araştırılacaktı. Abbas Hilmi Paşa Türk kökenliydi. O da İtalyanların Trablus ve Bingazi'yi ele geçirmelerine büyük tepki gösteriyordu. Özel surette gözlerinden. Zaman zaman bedevi çadırlarına rastlıyorlar ve onlardan arazinin durumu üzerinde bilgi alıyorlardı." işte o günlerde Mustafa Kemal'in en yakın arkadaşları Nuri Conker ve Fuat Bulca da istanbul'dan vapurla iskenderiye'ye geldiler. Allahaısmarladık. Kimbilir ne kadar züğürt döneceğim. Ama hamdolsun sıhhatteyiz. ilk hedef Trablusgarp' ti. Necati'ye söyle maaşımdan borçlarımı kessin. Bizim valide filan acaba ne alemdeler? Maaş alabildiniz mi? Kuzum Salihciğim. Ama bu kez de Mustafa Kemal yolda hastalandı." . Kum tozları içinde 8 günlük bir yolculuktan 34 sonra Mısır sınırlarını aşıp Bingazi topraklarına vardılar. uzun yıllar İstanbul'da yaşamıştı. Oradan öteye demiryolu yoktu." Fuat Bulca da o günlerde yine Salih Bozok'a yazdığı bir mektupta oraların sularından söz ederek şöyle diyordu: "O güzelim Rumeli suları rüyama giriyor. Geçtikleri yol üzerinde. Bakalım Allah ne gösterecek? inşallah dönmek nasip olursa size günlerce anlatacak hikâyelerimiz var. Mustafa Kemal de gazeteci Mustafa Şerif olmuştu.. Bereket Kasım GVF3 ortalarında kavurucu sıcaklar yoktu. Geceleri genelde çadırlarda kalıyorlardı. Bizi katiyen merak etmeyin. Günler ne kadar da çabuk geçiyordu.. İskenderiye'de postaya verecek. Paşa kendisini sevgiyle karşıladı. Ama ingilizleri kışkırtacak bir davranışta bulunmaktan da çekiniyordu. Bu mektubumu Mısır'a gitmekte olan bir Arapla gönderiyorum. kendileri atlara binerek yola çıktılar. validenizin ellerinden öperim. Buradaki suların hepsi boza gibi. Selanik'te yalnız Salih Bozok kalmıştı. Yine de bazen geceleri yol almayı yeğliyorlardı. Eşyalar develere yüklendi. Şimdi bir kuyu başındayız. Mustafa Kemal ve arkadaşları istanbul'dan ayrılalı neredeyse bir ay olacaktı. Hıdiv Abbas Hilmi Paşa'yı bulmak oldu. Nuri Conker. Allahaısmarladık. Bu durumda yola devam etmesine hiç olanak yoktu."Salih.

sonra da karşı saldırıya. istanbul'dan gelen genç subaylar ve doktorlar yokluk içinde çırpmıyorlardı. "Onlara biz ne vermişiz de o insanlardan özveri bekliyoruz?" diye kendi kendine soruyor ve yüzyıllar boyu buralara egemen olan tüm yöneticileri suçluyordu. Dr. Bu topraklarda Isa' dan önceki çağlarda önce Fenikeliler oturmuştu. bir avuç askeri ve özverili dostlarıyla ne yapabilirdi? işte o günlerde. 30 Mart 1912'de Mustafa Kemal. revirden çıktığı gibi görevinin başına koştu. "19 Şubat'ta yapılan çarpışma şöyle oldu: Biz 70 kişilik bir güçle mevzide bekliyorduk. Çok büyük işler bekliyordu kendisini. Dr. buradaki savaşın durumuna ilişkin duyguları yansıtacağı için işlerinizden birkaç dakika ayrılmanıza değer sanıyorum. yoksulluk. Ama bu hiç de kolay değildi. Türkler düşmanı ne kadar sıkıştırsalar da sonuç elde edilemiyorlardı. ne yapmışlar. Mustafa Kemal'in ateşi yükselmiş ve gözleri kanlanmıştı. sonra Romalılar. Çünkü italyanlar denizden yardım alıyorlardı. Ama ne savaşı bir tek zırhlıyla kazanma olanağı vardı ne de çölden toplanmış derme çatma askerlerle. Buna erişmek şimdilik bir hayal ise de gerçek olması uzak değildir. italyanlar sabahleyin bize saldırarak muharebeye tutuştular. Dr. Mustafa Kemal karargâha geldikten birkaç gün sonra hastalanınca çadırında dinlenmeye çekildi. bakımsızlık.Sonunda Tobruk yakınlarındaki Türk karargâhına varabildiler. Saat 11'de bütün italyan avcıları ve yedekleri hepsi birbirinin peşi sıra kaçmaya başladılar. Gecenin gelmesiyle çarpışma sona erdi. Saygılarla Derne Kumandanı Mustafa Kemal Mustafa Kemal Derne'ye geleli neredeyse beş ay oluyordu. Bütün kışı orada geçirmiş ve Derne'nin havasına alışmıştı. insanlara ne kazandırmışlar?" diye düşünüyordu. Oysa sonuç ortadaydı. Mustafa Kemal. "Osmanlılar buraya ne getirmişler. Biz de onlara. Bizde taarruz düşüncesi yoktu. italyanlar saldırınca biz önce savunmaya geçtik. Kısa bir süre sonra Ali Fethi de onlara katıldı. Selanik'ten dostu binbaşı Behiç Erkin'e yazdığı bir mektupta durumu şöyle anlatıyordu: "Günlük ciddi çalışmalarınız arasında elinize geçme mutluluğuna erişeceğini umut ettiğim işbu mektup. Mustafa Kemal.. Sekiz-dokuz kez italyanların saldırısını kırdık. Mustafa Kemal'in güvendiği tek deniz subayı olan Hüseyin Rauf (Orbay) Bey'in kumandasındaki Hamidiye zırhlısıydı. Yere bir de kurt postu serilmişti. Bingazi. İbrahim Tali'nin zoruyla Kızılay revirine kaldırıldı ve üç hafta orada yattı. hikâyesi ancak Selânik'in Olimpos'unda 'Paşa gıdası'yla anlatılabilir. Fikret. genelde Müslümanlığı zorla . Osmanlıların ne işi vardı Libya çöllerinde? Yerliler. Altıncı yüzyılda Arap egemenliğine giren bölge kabile savaşlarıyla yıkılıp gidiyordu. Ama kendini iyi hisseder hissetmez.. italyanlara karşı direnişin bilinci içinde değillerdi. Osmanlı donanması diye bir güç yoktu. Pusu kurulan yer Derne'nin 4 km batısındaydı. Yerli halk. Doğu kanadımızda bulunan kuvvetimizi de cepheye getirttik. Kimler yoktu karargâhta. oldukça yüksek perdeden gücümüzü göstermiş olduk. Demek ki önemli bir hastalık geçiriyordu. Bütün kuvvetlerimiz örtülü mevzide bulunuyordu. O gün 36 Derne'ye gelmiş bulunan iki Alman ve bir de İngiliz subayı bizi hayretle izliyor ve durumu kavrayamıyorlardı. Ama şu Trablus. İbrahim Süreyya. bir portatif karyola ve iki iskemleden oluşuyordu. ibrahim Tali. Bu manzarayı topçu mevziinden keyifle izliyorduk. Tobruk ve Derne hiç de sevilecek yerler değildi. Dr. Enver Paşa. Bütün güçlerimizle düşmana saldırdık.. Bütün eşyası bir portatif masa. işe yarayacak tek gemi. sonra Bizanslılar. sonra Grekler. Amaç Tobruk'u İtalyanlardan geri almaktı.. Kuru bir sıcak. "Selanik'ten istanbul'a ve oradan da Bahri Sefid'i (Akdeniz) geçerek Mısır'a ve Mısır'dan da 700 küsur kilometrelik boş çölleri geçerek şimdiki yerimize gelişimiz öyle bir tarihtir ki. gemilerin çoğu yıllar boyu Haliç'te beklemekten çürüyüp gitmişti. Mim Kemal.

italyanlar Trablus. kafamda. Senusile-rin başkenti durumundaydı. Zaten italyanların da çölleri ele geçirmeye pek niyetleri yoktu. Derne kuvvetlerimizin bütün kumandanları ve subaylarıyla bir gösteri düzenlemiştik. ne de Türkler onları yerleştikleri topraklardan atabiliyorlardı. kentleri tutmuşlardı. "Gece. ne de ticaret. Nasıl bir başkentti orası? Nuri Bey. Kardeşin Mustafa Kemal . vatan için ölme hevesini okuyorum. "Derne'de düşmanla savaşıyorduk. Direnişi yerli halk değil. "Ah Salih. Düşünebiliyor musunuz? Günde ancak 2 km yol alabildiler! Cerbub. 'Vatan mutlaka selâmete kavuşacak ve millet mutlaka mutlu olacaktır. bugüne kadar yapılan hizmeti pek küçük buluyoruz. Ve arkadaşlarıma dedim ki. Ama bu bölge hep karmaşa içinde kaldı.kabul etmiş Berberilerden oluşuyordu. askerliğin. Peki yerli halkın katılımı nasıl sağlanacaktı? Mustafa Kemal bu amaçla Nuri Conker'i güneye yolladı. Orada. Bingazi. bütün ordumuzun kahraman evlâtlarının anısını canlandırdı.'" Cümlenize selam ederim. "Bilirsin ben. Bu güzel kalpli. Ne tarım yapılıyordu o topraklarda. işte o zaman milletin arzusuna uygun bir hizmet yapmış olacağız. Herkesin bağırsakları bozulmuştu. kahraman bakışlı arkadaşlarımın bakışlarında. işte 1911'de italyanlar. Nuri Conker bu yolu tam 14 günde geçebildi. Bu hiç kolay bir iş değildi. ordumuzun eski Türk ordusu olduğunu dünyaya bir kez daha kanıtlama gereğine inanıyordum. Arap işgalcilere karşı genel bir direnişin tohumlarına bile rastlanmıyordu. gazetelerde bizimle ilgili duygularınızı yansıtan satırları okuduğum zaman kalbim pek derin duygularla çarpıyor. Burada bu sanatı uygulayacak kadar zamana ve araçlara sahip olunsa. Kalbimde büyük bir mutluluk ve gurur oluştu. ulusun mutluluğu için her şeyden önce. "Mektuplarınızda. O zamanki genç italyan Kralı ikinci Vic-tor-Emmanuel. Nuri Bey'in görevi. Birkaç kardeşinizin Akdeniz'i aşıp çöllerde uzun yollar alarak. Bu satırları çadırıma dönüşümde yazıyorum. genç Osmanlı subayları örgütlüyordu. Çünkü vatanımızın korunması. Allah bilir yaşamımda orduya yararlı bir uzuv olabilmekten başka bir emel edinemedim. istedikleri de buydu galiba. Kızlar doğdukları yerde büyüyor ve hiç insan içine çıkmadan orada ölüyorlardı. burada ise su ve sıcaklarla. 3 yaşındaki kızların bile sokağa çıkmaları yasaktı. Turgut Reis on altıncı yüzyılın başlarında Trablus'u Osmanlı egemenliği altına almıştı. Derne'nin 300 km güneyinde Cerbub denen bir kasabaya giderek oradaki şeyhlerin direnişe katılımını sağlamaktı. bu kargaşadan yararlanarak kıyıları ele geçirmeye kalktılar. Cerbub'daki ev sayısının 10'u geçmediğini anlatıyordu. Sonraları bu özerkliğe son vermek istedilerse de başaramadılar. Conker. her şeyden çok sanatkârlığını severim. Osmanlılar. Afrika'da sömürge arayışları içindeydi. içilecek su tozlu ve kükürtlü olduğu için de bizim askerler susuzluktan kıvranıyordu. limonataları. gölgeli serin su başları ve çağlayanları?" diye yazıyordu. Savaş bir kısırdöngü içindeydi. işte böyle bir hava içinde 25 Nisan 1912'de Mustafa Kemal sevgili dostu Salih Bozok'a yazdığı bir mektupta durumu şöyle anlatıyordu: "Ey Hazreti Salih. köle ticaretinin gelişmiş olduğu bu topraklara uzun yıllar sınırsız bir özerklik tanıdılar. Çünkü kendi selâmetini ve kendi mutluluğunu ülkemiz ve milletin saadet ve selâmeti için feda edebilen vatan evlâtları çoktur. düşmanın karşısına çıkması ve düşmanı kıyıya hapsetmesi şüphesiz sizi memnun eder. sizin ve Makedonya çevresinde tanıdığım arkadaşların. Ne var ki yerli halkın katılımı olmadan 37_ direnişin başarıya ulaşması hiç de kolay değildi. Mustafa Kemal. Fakat 38 biz. Derne ve Tobruk'a saldırıya geçtiler ama büyük bir direnişle karşılaştılar. "Bu okuyuş. Nerede bizim oraların buzlu suları. vatana olan özverinin derecesini düşündükçe. Ne italyanlar ilerleyebiliyorlardı. işte bu koşullar altında yaşayan insanların direnişe katılımını sağlamayı amaçlıyordu.

Kuzey Afrika Türklerin vatanı değildi. bütün imparatorluğu çökertebilir-di. Böylece. îdama mahkûm edildim. "İhtiras. iki yıl önce. Yunanistan ve Karadağ 8 Ekim 1912'de aralarında anlaşarak Osmanlı Devleti'ne savaş ilân ettiler." Mustafa Kemal Derne Osmanlı Kuvvetleri Kumandanı 39 Libya savaşının en gergin günlerinde bile. alçaklık ve rezalet derecesine varabileceğini asla düşünemiyorduk. Yalnız şunu belirteyim ki. Fakat bunun hainlik. "Buradaki yaşam biçimimiz ve çalışmalarımız artık herkesçe anlaşıldığından. yoksul ve rezil olacağız. Mustafa Kemal'in ilk işi. O ciddi kardeşlik yaşamına örnek olan günlerin yeniden yaşanması ise büyük mutluluk olur. Devletin iki cephede birden savaşmaya gücü yoktu. çıkarcılığın derecesini biliyorduk. çok üzgündü: "Tam bir yıl Libya çöllerinde kahramanca bir direnişte bulundunuz. lâkin her ne olursa olsun ülke çöküşe itilmemeliydi. Politikamız elverişli olursa. Osmanlı Hükümeti 15 Ekim'de İsviçre'de Ouchy Antlaşması'nı imzalayarak bütün Libya'yı italyanlara bırakmak zorunda kaldı. Ona Trablus'a giderken sağladığı kolaylıklardan dolayı teşekkür etti. ülkeyi büsbütün dağılmaktan korumaları için gözlerini dört açmaları gerekir. Trablus feda edildi. 16 Temmuz 1912'de de Mustafa Kemal. Sonra ne yapacağımı bilmiyorum. Sizi içtenlikle kutlarım. Bulgaristan. Sırbistan. Herhalde beni yeni bir göreve getirecekler. 'muhterem kardeşi' Behiç Bey'e şu satırları yazdı: "Beni çok teselli eden mektubunuzu aldım. buradaki direnişimiz. Derne'de düşmanı geri püskürttünüz. "Ama ne yazık ki devletin politikasına başkaları yön veriyor. "Askerlerin politikayla ilgilenmesini yasaklayan bir yasa maddesi yapmışlar. bizim istenildiği kadar dayanma ve direnme gücümüz vardır. 'Askeri bırakınız. Bütün dostlara selâm ve saygılarla gözlerinizden öperim. yeniden onlardan söz etmeyi gereksiz buluyorum. bilgisizlik ve mantıksızlık yüzünden koca Osmanlı devletini mahvedeceğiz. Yunanlılar da Selânik'e.' dediğim için gerici oldum. Abbas Hilmi Paşa da Balkan Savaşı'nın çıktığını ve İtalyanlarla Ouchy Antlaşması'nın imzalanmış olduğunu duymuştu.Derne Osmanlı Kuvvetleri Kumandanı Mustafa Kemal bu yazıları yazarken yüreği Selanik'te çarpıyordu. "Hatanın kimlerde ve nerede olduğunu bilmiyorum. Bu durum çok ağır geldi Mustafa Kemal'e. 'Balkan Savaşı' başlamış oldu. Güçlü bir Osmanlı İmparatorluğu oluşturmayı düşünürken zamanından önce köle. hiçbir yenilgiye uğramadıkları halde Libya'dan ayrılacaklardı. ama bazen böyle yıkıcı bir darbe indirerek. bir rastlantı sonucu bulunduğum bir kongrede. Cepheye gidip savaşmak istiyorum. Mustafa Kemal ve arkadaşları. bunların hepsini duydum. Oysa ben. Nitekim Mustafa Kemal'in öngörüleri doğru çıktı. Mustafa Kemal'in aklı hep Balkanlar'daydı. çok yazık! Sırplar Manastır'a girmişler. Kuzey Afrika çöllerinde. Osmanlı împaratorluğu'na en büyük 4° darbenin oralardan vurulmasından korkuyordu. Bu devletlerin amacı Türkleri Avrupa'dan atmaktı. Kaç Türk vardı o ülkelerde? Ama Balkanlar. Tek . Makedonya. Arap ellerinde. Rumeli ve Trakya öyle miydi ya? Oralardan gelecek bir saldırı. "Bugün askeri durumumuzda bir değişiklik yoktur. İttihatçılar Devleti bu duruma düşürdüler. Selanik. Sevgili annesi ne durumdaydı acaba? Ya Makbule? Üç ay geçti böyle siperlerde." dedi. Abbas Hilmi Paşa'yı görmek oldu. Zaman ve olaylar her çeşit gerçeği ortaya çıkartır. Selânik'in Oümpos'unda geri gelmesi umulan geçmiş tatlı günlerin hülyalarına daldım. Orada bıraktıklarını düşünürken içi sızlıyordu. Şimdi ne yapmayı düşünüyorsunuz?" "Derhal İstanbul'a döneceğim Paşa Hazretleri. Siz ne yapsanız boşuna. Bizdeki ahlâksızlığın. milletin şanına uygun bir sonuç alınması umudunu güçlendirmişken ülkenin içinde beliren olaylar bizi üzdü. Ne var ki politikacıların. Yine karayoluyla Kahire'ye geldiler.

" Bu sözler üzerine Vasfiye Hanım konuşmaya karışarak şöyle dedi: "Evet Kemal Bey. 15 yaşlarında çok güzel bir kız olmuştu. Avrupalılar gibi yetişmeleri için Ayazpaşa'daki konağında dersler veriyordu. Ben de onları yalnız bırakmayacağınıza inanıyorum. Oradan Bükreş'e." "Çok doğru. ona ders vermeyi kabul etti. Türkler evlerine kapanmış ağlaşıyorlardı. Paşa'nın yabancı olan eşi de. Ama ağabeyimden bazı haberlerinizi aldık." dedi. Hele savaş varken benim mutlaka cephede olmam gerek. Biraz efkâr dağıtırız.istediğim şey. elinden geleni yaptı. "sizi tanıdığım zaman çok küçüktüm. silâha sarılıp düşmanın karşısına çıkmak. "Kemal Ağabey. Ama Mustafa Kemal içeri girer girmez Fikriye ile Jülide. hem de piyano öğrendi. Sadrazam Tevfik Paşa o yıllarda Hariciye Nâzırı'ydı. Memduh Bey'i çok severdi. Burada istanbul rakısı yok ama Uzo (Rum Rakısı) ve Zahle'nin Arak rakısı bulunur. Ben sizi Adriyatik üzerinden Venedik ve Trieste yoluyla Viyana'ya gönderebilirim. hangi okula gidebilirim ki? Buralarda kızlar için okul yok. Zübeyde Hanım. Bazı aileler de. sokaklar Yunan bayraklarıyla donanmıştı. Sonunda işte buradasınız. Fikriye. İtalyan topraklarından geçmenizde bir sakınca görmüyorum." "Evet Mustafa Kemal Bey. Kemal Ağabeylerinin boynuna sarıldılar. Mustafa Kemal o eve gitmeydi yedi yıl oluyordu. Sırbistan ve Bulgaristan topraklarına adımınızı atmadan istanbul'a dönmüş olursunuz. Fikriye ondan hem Fransızca dersleri aldı. Trablus'ta başınıza bir felâket gelmesinden çok korkuyorduk.. Nihayet kavuştuk.. çok güzel ve akıllı buldu. Ama bu akşam konuğum olun. Bu yüzden de bir an önce İstanbul'a döneceğim. Oh!." Ill Fikriye'nin Tutkusu Mustafa Kemal ve arkadaşları. ben de sizleri çok merak ediyordum. Sizinle çok övünüyoruz. Böylece Yunanistan. tanıdığı Türk ailelerin kızlarına. Ama ona özel dersler aldırdım. Hain adamlar. ama keşke okula gidebilseydin." "Evet yavrum. Fikriye'yi ona götürdüm. Sizin rakı sevdiğinizi biliyorum. Memduh Bey öldükten sonra da ailesi hep aynı konakta yaşıyordu. neler yapıyorsun? Okula gidiyor musun?" "Hayır Kemal Ağabey. Bu oturduğumuz konağı da onun sayesinde bulmuştuk. ne oldular acaba? Benim bildiğim kadarıyla oradaki bütün Türk aileleri İstanbul'a göç edeceklermiş. önemli olan da bu değil mi?" "Çok doğru Kemal Ağabey. Kapıyı Vasfıye Hanım açtı. sizi görmeyeli yedi yıl oluyor." "Aferin sana. Sen şimdi bana anlat bakayım. neleri var neleri yok satıp İstanbul'a göç ediyorlardı. bu yakınlarda kız mektebi olmadığı için Fik-riye'yi okula gönderemedik. Makbule ve Ragıp Bey ne durumdaydılar acaba? Mustafa Kemal İstanbul'a gelir gelmez onlardan bir haber alabilmek için üvey amcası Memduh Bey'in eşinin ve çocuklarının Akbıyık'ta oturdukları eve gitti. yaklaşık bir aylık bir yolculuktan sonra 20 Kasım 1912'de İstanbul'a vardılar. Tek yol bu galiba. Vasfıye Hanım'ı biraz yaşlanmış buldu. Büyük oğlu Ali Enver o gün evde yoktu. oradan da istanbul'a ulaşırsınız. Viyana'dan Budapeşte'ye geçersiniz. Bu süre içinde Yunan ordusu Selânik'e girmiş." 4]_ "Bunları duydukça deli oluyorum." . Ama annem benim eğitimimle ilgilendi. Tabii bu yolu bütün arkadaşlarımızla birlikte yapacağım. İtalya'yla anlaşma imzalandığına göre. Paşa. sorun burada." "Çocuğum." "Ailenizin Selanik'te olduğunu söylemiştiniz. Ama nasıl?" "Evet. Hemen yarın yola çıkabilirsiniz. o bana bağlı değil. koca imparatorluğu nasıl çökerttiler? Selanik ve Manastır'ı nasıl düşmana bıraktılar? Bunların hesabını soracağım. inşallah bundan sonra İstanbul' dan uzaklaşmazsınız.

çalışıyorum. bu planın ayrıntılarını görüşmek için Gelibolu'ya giderek Ali Fethi Bey'e işbirliği önerdi. ilk fırsatta yine onları arayacağını söyledi. ama şimdilik oradan ayrılmayı düşünmüyorlarmış. orada yeniden bir araya geldiler. İttihatçıları küçümseyerek karşıladı. Kolordunun hedefi Rumeli kıyılarında bir yere çıkartma yaparak Bulgarları Çatalca'da iki ateş arasında bırakmaktı. Ragıp Bey. Fethi Bey buna asla yanaşmadı. Mustafa Kemal de adam öldürerek işbaşına gelinmesine karşı çıkıyordu."Evet ama Kemal Ağabey. Bulgarlar Ruslardan korktukları için İstanbul'a girmekten çekmiyorlardı. Bunları İttihatçılar düzenlemişlerdi. Elbette düşmanı bir gün yurdumuzdan kovacağız. Ama öte yandan Çatalca savunma hattını aşamadıkları için de Gelibolu Yarıma-dası'na saldırıya hazırlanıyorlardı. İki eski dost. Fikriye'nin heyecandan yanakları kıpkırmızı oluyor ve dizleri titriyordu. Bütün Doğu Trakya düşman işgalindeydi. Ama ne yazık ki. Karargâh Maydos' taydı. İttihatçıların başında bulunan üç kişiden biri olan Talât Bey (Paşa). Kimbilir nasıl üzülüyordur oralarda!" Mustafa Kemal. Ama Fikriye'nin o çocuksu ve içten davranışları bütün gece Mustafa Kemal'in aklından çıkmadı. okula gidenlerden geri kalmayacağım. Mustafa Kemal. Bingazi. Hepsi kendisini candan kutladılar. Benim anladığım kadarıyla Yunanlıların oradan çekilmelerini bekleyeceklermiş. iyilermiş. Balkan Savaşı nedeniyle Osmanlılar Trablus." diye haykırdı. Harbiye Nâzın Nâzım Paşa. "Köpekler!" diye inledi. Enver Bey'in hemen arkasında bulunan Yakup Cemil ise tabancasını çekerek. Biraz bekleyelim bakalım. İlk hedefleri Harbiye Nâzın'nı vurmaktı. Sadrazam Kâmil Paşa durumun umutsuz olduğunu anlamakta gecikmeyerek. "Annemden hiç haber var mı?" diye sordu. 25 Kasım 1912 günü akşamı. Ve-dalaşıp ayrıldılar. 43 Mustafa Kemal kendisine nasıl ve nerede bir görev verileceği-44 ni öğrenmek için ertesi sabah doğru Harbiye nezaretine gitti. ben kendi kendime okuyor. "Haklı zavallı adam. Başta Enver Bey. Mustafa Kemal Vasfiye Hanım'a dönerek. Gelibolu Yarımadası'nda mevzilenmiş olan kolordunun Akdeniz Boğazı Kuvvetleri Harekât Şubesi müdürlüğüne atandı. Dönemin sadrazamı Kâmil Paşa. "Evet var Kemal Bey. Devlet bu başarıyı değerlendirecek durumda değildi. yanında Talat Bey olmak üzere İttihatçılar gürültüyle toplantı salonuna girdiler." diyormuş. savaşı sona erdirebilmek için öne sürülen tüm koşullan kabul etmeye hazır olduğunu açıklıyordu." Fikriye hiç gözlerini ayıramadan büyük bir hayranlıkla Kemal Ağabey'ini seyrediyordu. "Ben bunca yıllık yurdumdan ayrılıp İstanbul'a göç etmem. İttihatçılar bu koşullardan yararlanarak hükümeti ele geçirmek için planlar hazırlıyorlardı. Der-ne'de gösterdiği kahramanlığı duymayan yoktu. Hiç merak etmeyin. Trablus Savaşı' nın ardından Balkan Savaşı devleti yönetenleri perişan etmişti. Paşa yere yıkılırken. Talât Bey istediği sonucu alamadan İstanbul'a döndü. Tabancadan çıkan kurşunlar Nâzım Paşa'nın kalbine saplanmıştı. Bulgar ordusu Edirne'yi ele geçirdikten sonra İstanbul kapılarına dayanmıştı. Başkent her an saldırıya uğrayabilirdi. Zabıta onları durduramadı. Mustafa Kemal. Ama ben annemi çok merak ediyorum. Babıâli'de Sadrazam Kamil Paşa'nın başkanlığında toplantıdayken dışarıda gösteriler oluyordu. Kumandan paşaları gördü. Ama İttihatçılar ellerini kana bulamaktan vazgeçmediler. O da şimşek çakan bakışlarını Fikriye'den hiç ayırmıyordu. O arada İstanbul'da önemli olaylar oluyordu. Yenilgilere neden olan Harbiye Nâzın da aynı eğilimdeydi. birkaç gün içinde hazırlıklarını tamamlayarak yola çıktı ve 1 Aralık günü Bolayır'a ulaştı. 1913 Ocak ayının son günlerinde Kabine. Yakın arkadaşı Fethi Bey de aynı kolordunun kurmay başkanlığına atanmıştı. "Topunuzun hesabını görmeye geldik. Ne kadar da yakışıklı bir adamdı bu Kemal Ağabey. . Tobruk ve Derne'-den çekilmek zorunda kalmışlardı.

. Birtakım kararların alınması için Mustafa Kemal'in bir süre İstanbul'da kalması gerekiyordu. Bir gün hiç habersiz konağa gitti. El sıkışırlarken bile bir türlü elini bırakmadan avcunun içinde tutuyordu. Vasfıye Hanım ile Fikriye. Sadaret mührünü de size teslim ediyorum. karşılarında Mustafa Kemal'i görünce sevinçten göklere uçtular." "Ya amcamın çocukları? Ben onları da hiç tanımadım." "Amcanın dört çocuğu var. zarif. O da kızının Mustafa Kemal'e olan düşkünlüğünü biliyor ve onların daha sık birlikte olmaları için ortam hazırlıyordu. annemi mutlu etmesiydi. Zaman zaman dizi dizine değince çok hoşlanıyordu."Buyurun beyler. "Bana amcam Ragıp Bey'i anlatsanıza. Çevremizde ona 'Zübeyde molla' derler. Ona olan düşkünlüğünü bakışlarıyla. İttihatçıların başı olan üç kişinin elindeydi: Enver Bey. "Ragıp Bey'i ilk gördüğümde 12 yaşındaydım." "Annemi ben çok severim. kendisini hiç görmedim. O Gelibolu'da düşmanın nasıl kuşatılacağım belirleyen savunma planlarıyla uğraşıyordu. uzun sarı saçlı. 16 yaşının heyecanını yaşıyordu. Çok güzel kadındı. şimdi de hâlâ çok hoş bir kadın. O da bundan yararlanarak bazı dostlarını aradı." diye söze başladı. biliyorsun. Onun anneme ne kadar düşkün olduğunu biliyorum. Bir gün mutlaka onu tanıyacaksın. Talât Bey ve Cemal Bey. Uzun bir süre sonra buna alıştım ve onu çok sevdim. Mustafa Kemal bu olayların dışında kalmıştı. Makbule'nin ona büyük düşkünlüğü vardı. yeşil gözlü. Artık çocuk değildi. O da 1913 Nisanı'nın son günlerinde Bolayır' dan İstanbul'a geldi. O da bana çok düşkündür. Annemin babamdan sonra başka biriyle evlenmesi bana çok dokundu. Bolayır'daki kolordu kumandanı.. Dinine ve inançlarına çok bağlıdır. Mustafa Kemal büyük huzursuzluk içindeydi. çok seveceğine inanıyorum. Yemeğin hiç bitmemesini ve Mustafa Kemal'in evden hiç gitmemesini istiyordu. davranışlarıyla anlatmaya çalışıyordu. kişisel hırslarıyla devleti felâkete sürükleyen biri olarak görüyordu. Gidip ona kahve pişirmek geldi içinden. Ama Süreyya Arnavutluk' ta şehit oldu. Ordunun üst düzeyinde de çeşitli tartışmalar oluyor ve anlaşmazlıklar çıkıyordu. o sırada Akbıyık'taki konakta oturan yakınlarını görmeyi de bir borç biliyordu. uzun boylu. göstermelik olarak Mahmut Şevket Paşa'yı Sadarete getirdi. Her sabah evden çıkarken ve akşam dönerken mutlaka elini öperim. Ama gerçekte iktidar. Benim için önemli olan. Onu. Fikriye can atıyordu Kemal Ağabey'ini dinlemeye. "ben istifa ediyorum. . Vasfiye Hanım Mustafa Kemal'i yemeğe alıkoydu. Belki de bu duygu bizi birbirimize yaklaştırdı. Gençliğinde bütün erkeklerin onu çok beğendiklerini duydum. "Bana annenizi de anlatsanıza. Büyük oğlu Süreyya benim yaşlarımdaydı. İkimiz de aynı kadını seviyorduk." dedi. Alda-tılıyormuşum gibi bir duyguya kapıldım. Artık gün İttihatçılarındı. Enver Bey'e hiç güveni yoktu." Nâzım Paşa'nın bir saat sonra öldüğü öğrenildi. Dördünü de tanıdım. "Kahveyi nasıl içersiniz?" diye sordu. Fikriye. Harbiye'den arkadaşı 45 46 olan ve Balkan Savaşı'nda şehit düşen Yüzbaşı Ömer Lütfı Bey'in İtalyan kökenli eşi Madam Corinne'i zaman zaman ziyaret etti ve kendisine dert ortağı oldu. Sanki babam sağmış da ben annemi başka bir erkekle yakalamışım gibi geldi bana. Mustafa Kemal. Padişah. gerginliğe neden olan bazı olayları Mahmut Şevket Paşa'yla görüşmek üzere Mustafa Kemal'in İstanbul'a gitmesini istedi. "O da beni sever mi acaba?" "Senin gibi güzel ve tatlı bir kız hiç sevilmez mi?" Yemekte Fikriye Kemal Ağabey'inin yanma oturdu. Evlenebilirlerdi. Doğru Harbiye Nezaretine giderek Mahmut Şevket Paşa'ya durumu anlattı. Beyaz tenli.

Hiç yapar mıyım böyle şey? Bütün siyasal yaşamım mahvolur. umut verici davranışlarım olur.' diye karar verdi. Benim bu yanımı bilenler davranışlarımı hiç kötüye . Ne kadar mutlu olmuştu. Yani bu. bu kadar az mı oturacaktınız?" Mustafa Kemal ev halkını öpüp gitti. Yaradılışım böyle. ama hiç der miyim.. Ha desem gelecekler. ama ne oluyor." "A.. ayıp olmasın diye gidiyorum. el âlemin işi yok. biçimsel bir öpüşmeydi. Nikolina'dan söz ediyorsun. Düşünsene. duymayan kalmamış. Belki de cinsel yakınlaşma dışında hiç duygusal bir istek yoktur içinde. Karşımdakileri tahrik edecek. kadınlarla konuşurken hep duygusal sözler ederim. Sevilmekten ve beğenilmekten de çok hoşlanırım. Şimdiye kadar bana hayır diyen kadın olmadı. üst üste birkaç dans etmemize dayanıyor. kızlarla. "Sakız reçeli alır mısınız Kemal Ağabey?" diye sordu. Harbiye Nâzın General Kovaçev'in kızı Mara Dimitrina ile aramda çok şeyler olduğu uydurulmuş. Kaç arkadaşım benim yaşımda evlendi. Ben de hep öyle yapıyorum.. biliyor musun? Ben duygusal bir insanım.. duygusal yaşamında yer alan kimseler yok mu?" "Yok." Oysa o. Bilirsin. salonda en güzel kim varsa onun önünde eğilirim. Belki de 47 48 Doktor Fikret konuyu değiştirmek istedi."Şekerli olsun Fikriye. adam. daha tatlı bir şeyler söyleyemez miydi? Ayrılırken yanaklarını daha duygulu öpmez miydi? Oysa annesini ve kardeşini nasıl öp-tüyse onu da öyle öpmüştü." 57 "Peki ya Başbakan Radoslavof un kızı?" "Anladım. "Mesela General Kovaçev'in kızı. çocukları oldu. Acaba Mustafa Kemal onun kendisine olan duygularını biraz olsun anlamış mıydı? Neler yapmamıştı onun dikkatini çekebilmek için? Ne kadar tatlı bakmıştı ona. Fikriye'nin yine içi içine sığmıyordu. 'Benden hoşlanmasa hiç gözlerimin içine bu kadar keskin bakar mıydı? Benimle hiç bu kadar ilgilenir miydi? Ben sevilmeyecek bir kız mıyım? Hem de artık evlenebilecek yaştayım. hiç dedikodu çıksın ister miyim? Neye varır bu tür ilişkilerin sonu? Her şeyi tadında bırakmak gerekir. "Hayır yavrum.' demiş. Ben hemen kalkmak zorundayım. ben dans etmeye bayılırım. şimdi sırası değil. Ama öyle olur olmaz kimseleri değil. İstekli bir erkek. değil mi?" "Onu da mı duydun? Pes vallahi. Biraz da gönül savaşlarındaki zaferlerinden söz etsene" "Fikret'çiğim. beğendiği kadını hiç böyle mi öperdi? 'O belki de sürekli bir ilişkiden korkuyordur. Dedikodusu buraya kadar geldi. neler neler uyduruyorlar. 'Acaba benden biraz hoşlandı mı?' diye düşündü. Bütün bu söylentiler. Kahveden sonra Fikriye. sevgi dolu mektuplar yazarım. ben deli miyim?" "Tahmin ediyordum bütün bunların dedikodu olduğunu. 'Hayır. almam. 'Mutlaka hoşlanmıştır. Bekâr olduğum için bütün kadınların gözü bende. Hepsi de benim kendilerine âşık olduğumu sanır. kimi bulursam dansa kaldırırım. olmaz. Aslında hiç hoşlandığım kız yok mu? Hiç olmaz olur mu? Meselâ. Mustafa Kemal gibi bir askerin sade kahve içmesini beklerdi. "Senin. beni de çağırıyorlar. Ben orada Osmanlı ordusunu temsil ediyorum.' Sonra bir an durakladı Mustafa Kemal onunla ciddi bir ilişki kurmak isteseydi. Hele tango ve vals çaldı mı. Sofya küçük yer. Sofya'da bütün güzel kızların ve kadınların kalplerini çaldığın söyleniyor. ben kızı babasından isteyecek olmuşum. Neymiş. Tabii o da muazzam 58 bir söylenti. anlatmışımdır. Sofya'da Allah'ın günü bir yemek ya da bir resepsiyon düzenleniyor. coşturacak. bunlar hep dedikodu. Peki orada.

" "Öyle vallahi!.' diye seslenirdi. "O ne biçim soru? Sıkıldın mı benden? Gitmemi mi istiyorsunf "Hiç olur mu Kemal'ciğim? Her gün ne tatlı sohbetler ediyoruz. acele etmek istemiyorsun." Mustafa Kemal kırıldı mı Doktor Fikret'e? Hayır. Yoksa sevmediğinden değil. Hayat boştur ." "Peki Kemal Bey. öyle olsun. Birkaç gün sonra Fikret Bey konuğuna yine aynı soruyu yöneltecek oldu. böyle tatlı ve içten konuşmalarla geçiyordu. bugün bir vapur varmış. burma bıyıklı Salih'im. şimdilerde şu küçük Fikriye aklıma geliyor. O kızdan çok hoşlandım. "Evet.Biraz aşk . "ben ne yapacağımı bilirim. ne zaman vapur varmış. Mustafa Kemal. senin hiç ciddi ciddi hoşlandığın kimse olmadı mı?" "Hayır olmadı. doktor. Ama evlenecek yaşta değildim ki." "Yok. 59_ "Ne zaman dönmeyi düşünüyorsun?" diye sordu. O zaten yakın arkadaşlarına bile. Selanik' te ders verdiğim bir kız vardı. öyle mi Doktor? Demek beni yolcu ediyorsun?" "Vallahi içimde bir kötülük yok. en yakın dostu Salih Bozok'a." diyerek şu şiiri gönderiyordu: 6o La vie est breve Un peu de reve Un peu d'amour Etpuis bonjour La vie est vaine Un peu de haine Un peu d'espoir Etpuis bonsoir (Hayat kısadır . Üvey babamın yeğeni. hemen biletini aldım.Sonra iyi günler." Mustafa Kemal'in gözünde herkes çocuktu. Ama Doktor Fikret biraz huzursuz olmaya başlamıştı. önce Kozan'dan. Ali Fethi Bey bile kendisinin 5-6 gün nerelere kaybolduğunu bilemedi." diye başlayan bir mektubunda. Doktor Fikret." dedi. Mustafa Kemal. Fikret'ti. o aşk defteri feci bir biçimde kapandı. sonra Ertuğ-rul'dan. Ama beni yakından tanımayanlar her türlü yorumu yaparlar. Hiç doyamıyorum tadına. elbette sevmiş olabilirim.yormazlar.Biraz kin Biraz umut . Çok tatlı bir kız. evet. "Güzel gözlü. "Çok rica ederim doktor. sonra da Bilecik'ten milletvekili seçildi. Bitecek diye korkuyorum. Senin iyiliğin için. diyemeyeceğim. 1914 Haziranı'nda İzmir'den yine gizli olarak Sofya'ya döndükten sonra da bu kaçış olayından kimselere söz etmedi. Yoksa hiç seni bırakmak ister miyim?" "Peki. Zaman zaman romantik düşüncelere dalıyordu.. başın derde girer diye korktum. Büyüdükçe güzelleşti. 'Çucuk. Ama sevgilerime sınır koymasını bildim. Mustafa Kemal'in Fikriye'den söz ederken de bu kelimeyi kullanmasını hiç yadırgamadı." Her gün. Ya Mustafa Kemal'in kaçtığı anlaşılırsa? Üçüncü günün akşamı Fikret Bey Mustafa Kemal'e. ben döneceğim zamanı bilirım.Sonra iyi akşamlar) . dostlukları hep sürdü." "Ya. "Bak Kemal'ciğim." "Başka?" "Başka. kendine özgü konuşmasıyla. Şimdi 16 yaşında. anlıyorum.. Sonra o kız da korkunç bir kaza geçirdi. Ona da boş veririm. Çok hoşlanıyorum Fikriye'den. Bana çok düşkün olduğunu biliyorum. babası orada kumandandı.Biraz hayal .. Hele bir öğrenelim bakalım." Bunun üzerine Doktor Fikret'in ertesi sabah ilk işi limandaki acenteden konuğuna bir bilet alıp gelmek oldu. sen merak etme. 1925'e kadar da Gazi Paşa'nın rakı sofrasından hiç eksik olmayanlardan biriydi. ben de insanım.. "Bir Fransız şairi hayatı Şöyle anlatıyor. ama ben hiç evlenecek durumda bir adam mıyım? Yarın ne olacağım belli mi? Yazık olur çocuğa. Birinci Büyük Millet Meclisi kurulurken Ankara'ya ilk koşanlardan biri de Dr. İşte böyle bir günde.

Almanya'nın Rusya'ya savaş açmasından hemen sonra. Almanların. Türk halkının kendi haklarını savunmasında görüyordu. gelişmekte olan kapitalizmin hammadde ve pazar arayışı yüzünden ülkelerin birbirlerine düşmeleriydi. ingiltere ve Fransa Osmanlı Devleti'ne savaş ilan ettiler. sıkıyönetim kararı aldı ve Meclisi Mebusan'ı dağıttı. Hindistan'ın ve Afrika'nın Müslüman halkları da güya İngilizler ve Fransızlara karşı ayaklanacaklardı. Gerçekte Birinci Dünya Savaşı'nın temelindeki en büyük neden. Bir koyup beş alacaktı. düşman durumunda bulunan Fransa ve İngiltere'ye hiç sempatisi yoktu. devletin kurtuluşunu kapitalizmle sıkı bir işbirliğinde görüyor. Dahası Kafkasya'yı ele geçirmeyi. Avusturya Veliahtı Ferdinand ve eşinin 28 Haziran 1914'te öldürülmesi. İngiltere de. Cezayir'i ve Tunus'u da ele geçirmişti. artık savaşa katılmak için çanak tutmaktı. Aradan dört gün geçti geçmedi. Osmanlı Devleti'ni de Rusya' ya karşı kullanmayı amaçlıyordu. Mısır'ı ve Kıbrıs'ı yeniden alacaklardı. yani Enver. Mustafa Kemal o zamanlar başrollerde değildi. Osmanlı ülkesinde kapitalizmin gelişmesi elbette söz konusu olamazdı. Bütün bunlar. Ama yöneticiler bunun bilincinde değildi. İttihatçıların ünlü büyüklerinden Maliye Nâzın Cavit Bey.Mustafa Kemal Sofya'da bunları düşünürken. Sait Halim. Artık Osmanlı Devleti sıcak savaşın içindeydi. Başkumandan vekilliğine atandı. 1 Kasım'da Kafkas sınırlarında saldırıya geçtiler. milliyetçiliğin de buna araç edilmesiydi. Böylece ülkede otoriter bir yönetim kurulmuş oluyordu. Talât paşalar ve Meclisi Mebusan başkanı Halil Bey Almancı bir politika izliyorlardı. Almanya bu savaşta. hem de ingiltere ve Fransa'ya savaş ilan ettiklerini açıkladılar. Ondan üç gün sonra da Almanya Rusya' ya savaş açtı. İngiliz ve Fransız filolarından kaçarak Çanakkale önlerine gelmişti. Bunun hemen ardından Almanya. Enver Paşa muradına ermişti. o devletler Almanya'ya savaş açtılar. bardağı taşıran son damla oldu. İngiltere ve Fransa'yla çok yakın dostluk yollarını arıyordu. oradan da Orta Asya ülkeleri üzerine yürüyerek güya Pantürkizm serüvenini gerçekleştirmeyi hayal ediyorlardı. Ondan iki gün sonra da. Enver Paşa bunların Marmara'ya alınmalarına izin verdi. Osmanlı toprakları kapitalizm için sadece hammadde kaynağı ve pazar durumundaydı. 3 Ağustos'ta İngiltere ve Fransa'ya savaş açtı. . Osmanlı Devleti'nin başında olan İttihatçılar. İki gün sonra da Enver Paşa. O günlerde Goben ve Breslau adlarında iki Alman zırhlısı. Zırhlılara Türk bayrağı çekildi. bir oldu bittiye getirildi. Vatanın kurtuluşunu. Talat ve Cemal paşalardan oluşan yöneticiler de Almanya'yla anlaşarak Rusya'ya karşı kendilerini güven altında tutacaklarını umut ediyorlardı. Bu olaydan bir ay sonra. Ama Enver. Osmanlılar da onlardan geri kalacak değiller ya. Bu anlaşma. Ruslar da bunu fırsat bildiler. Osmanlı Halifesi bütün Müslümanları Cihat'a çağıracak. Çünkü Fransa daha önceki dönemlerde Mısır'a saldırmış. Zırhlılar bir süre sonra İstanbul Boğazı'ndan geçerek Kara61 deniz kıyılarındaki Rus tesislerini bombaladılar. kapitalizmin bunalımıydı. geçen yüzyılın ikinci yarısında Kıbrıs ve Mısır'a yerleşmiş ve Osmanlı Devleti'nin koruyucusu olmaktan çıkmıştı. o ne Almancıydı ne de İngiliz ve Fransız yanlısı. Bu. ötekine de Midilli. Osmanlı yöneticileri 2 Ağustos'ta da Sadrazam Sait Halim Pa-şa'nın Yeniköy'deki yalısında Alman temsilcileriyle bir araya gelerek 'Savunma için İşbirliği Anlaşması'nı imzaladılar. Konu tamamen ekonomikti. Osmanlı Devleti saldırıya uğrarsa Almanya'nın silâhla savunmasını ve savaşta da Osmanlı kuvvetlerinin Almanlar tarafından yönetilmesini öngörüyordu. Birine Yavuz adı verildi. siyasal hava gittikçe gerginleşiyordu. Osmanlı Hükümeti genel seferberlik ilân etti. Avusturya-Macaristan İmparatorluğu Sırbistan'a savaş ilân etti. Öte yandan da Batı Trakya'yı. beş gün sonra da onlar hem Rusya'ya. gerektiği zaman Osmanlı Devleti'nin Almanya'nın yanında savaşa girmesini.

Eğer benim yeteneklerimin olmadığı kanısındaysanız. Fırka? Mustafa Kemal bunu hiç bilmiyordu.iyi ama. "Sen bir git bakalım istanbul'a. Bunda kısaca şöyle diyordu: "Benim için hiçbir şey vatanımın savunmasından daha önemli ve daha kutsal olamaz. Neredeydi bu 19. Ya Padişah? Ona hiç danışan olmadı. Almanlar savaşta ortaklan olan Avusturyalılara yardım etmek için Fransa'daki askerlerinin bir bölümünü Avusturya'ya taşıyacaklar. Mustafa Kemal'in artık Sofya'da yapacağı bir iş kalmamıştı. Fırka'nın başına atanmıştı. ama Sofya'daki görevinin daha önemli olduğunu yazıyordu. savaş kararını kim vermişti? Sadrazam Sait Halim Paşa'nın bu karardan hiç haberi yoktu. Bavullarını hazırladı. ileride bir gün konuşacağız bunları. Sana bir şey söyleyeyeyim mi." dedi. Sonunda gelebildiniz. çok güzel günlerimiz olacak. Mustafa Kemal deliye döndü. Talât Paşa da. Hemen o gün Enver Paşa'ya yeni bir yazı gönderdi. Ali Memduh Bey'in Akbıyık'taki evine gitti. Maliye nazırlığından istifa etti. "Benim bundan haberim yoktu. Enver Paşa kendisine cephelerde her zaman bir yer bulunabileceğini. ingiltere yanlısı Cavit Bey savaşa karşıydı. Biz hedefimizi belirlemeden genel seferberlik ilân ettik." Osmanlı Devleti Müttefiklere savaş ilân ettikten sonra. Yazı geldi. Ruslar da saldırıyı artıracaklar. bu fırka da herhalde cephede bir yerlerdedir." "Ama sen beni çok şımartıyorsun küçük kız. Artık ölsem de gam yemem!" "Sen neler söylüyorsun Fikriye? Daha dur bakalım. Bu yüzden de Devlet'in savaşa katılmasını büyük bir macera sayıyordu. çocuk da değilim." dedi. onun da hiç bilgisi yoktu. 63 V Çanakkale Mustafa Kemal on dört aylık bir ayrılıktan sonra 25 Ocak 1915'te İstanbul'a dönüyordu. O günlerde Salih Bozok'a yazdığı bir mektupta şöyle diyordu: "Almanlar şimşek hızıyla Fransız kalelerini çiğneyerek Paris üzerine yürüyorlar. Şeyhülislam Efendi 'Cihadı Ekber (büyük cihat)' fetvası yayınladı. Kapıyı Fikriye açtı. savaşta Almanların zafere ulaşabileceklerine hiç ihtimal vermiyordu. 19. Padişah da Halife sıfatıyla bu fetvayı bir 'Hattı Hümayun' biçiminde ilân etti. Cepheye gitmek istiyordun ya. Almanlar işin içinden çıkamayacaklar. Ertesi gün. O zaman ne olacak? Fransızlar karşı saldırıya geçip Almanları geri püskürtecekler. ama birkaç gün sonra savaş kararıyla ilgili bir mazbata sunuldu. Fethi Bey kendisine istanbul'dan bir telgraf geldiğini bildirdi. Tam Sofya'dan ayrılacağı gün. Gittikçe daha çok güzelleşiyorsun. savaşın içinde olmak istiyordu. Aralık 1914'te doğrudan Enver Paşa'ya yazarak. Birbirlerine çılgıncasına sarıldılar. Bunun sonu yenilgidir. Durum çok kötüdür. istanbul'a dönecek ve hiçbir kumandanlık görevi beklemeden cepheye giderek sıradan bir asker gibi savaşa katılacaktı. Ne kadar mutluyum size kavuştuğuma. Mustafa Kemal. Enver Paşa'dan ses çıkmayınca Mustafa Kemal kesin kararını verdi." "Sizinle birlikte olmadıkça hiç değeri yok. orada öğrenirsin." "Aferin sana. Nerede olursa olsun. 20 Ocak 1915'te. Bu çok tehlikelidir. bunu açık açık bana bildi-nn. o da böylece durumu öğrenmiş oldu. cepheye gitmek istediğini bildirdi. içime doğmuştu sanki. Mustafa Kemal sabırsızlıkla istanbul'dan gelecek yanıtı bekliyordu. Ama Rusların da Karpatlara dayandıklarını unutmamak gerek. "Mustafa Ağabey. Bir de şu var. 18'ime bastım. Sen şimdi kardeşinden haber ver. hiç inanmayacaksın ama ben de seni çok özledim. Avusturya Rus saldırısına uğrayabilir. işte Osmanlıların savaşa katılmaları böylece tezgâhlanmış oluyordu." . Ona göre Almanların bu savaşı kazanmaları mantık dışıydı. gelişinizi bekliyordum her gün." "Ben artık küçük kız değilim. Fethi Bey'e sordu.

çok üzgünüm. balolar. Biz kendimizi bir oldu bittinin içinde buluyoruz." "Yok. Önce sizi görmeye geldim. Biz ne olacağız. Süveyş' ten Mısır'a yüklenerek ingiltere'yi vurmayı. Ben Sofya'da doğru dürüst oturuyordum. Tüm kayıplar 78 bin kişiydi." Mustafa Kemal yine bütün aileyle kucaklaşarak evden ayrıldı. Enver Paşa Sarıkamış yenilgisinin yarattığı moral bozukluğundan kurtulamamıştı. Onu da çok merak ediyoruz. savaşları önleyecek bir şeyler yapsanız daha daha iyi olmaz mı?" "Olur. Mustafa Kemal kahvesini bitirir bitirmez. 150 bin kişilik bir güçle 14 Aralık 1914'te saldırıya geçti. Cemal Paşa. çocuklara?" Enver Paşa Osmanlı Devleti'ni savaşa sürüklerken Rusya'yı Kafkaslardan ve Balkanlardan kuşatarak çökertmeyi. Şimdi. Ama yapılacak bir şey yok." "Savaşta iyi yer." "Öyle söyleme Fikriye. Ardahan'ı ve Batum'u geri almayı. kötü yer olmaz. Şimdi de sıra Kemal Ağabey'de. "Kusura bakma Fikriye'ciğim. Kıbrıs'ı ve Selânik'i yeniden ele geçirmeyi umuyordu." diye söze başladıktan sonra şöyle dedi: "Biraz yorgun görünüyorsunuz. Anneleri Vasfiye Hanım da kahve getirdi. İngiliz kaynaklarına göre ise Osmanlıların kaybı 3. Erkâni Harbiye'ye gidip durumumu öğreneceğim. bir yerlerden bir yerlere sürüklenecekler. dayattım. Vatan tehlikeler içinde olduğu zaman cephede olmalıyım."Enver Ağabey cephede. Ben asker adamım. Salonda odun sobası yanıyordu. Seni iyi bulduğuma da çok sevindim." "Benim de kendime.. Fikriye ise annesine sarılarak ağlamaya başladı. söylesene. nedir bu bizim kaderimiz? Ağabeyimi cepheye gönderdik. Siz de emirlere boyun eğip ölüme gideceksiniz. "ben hemen kalkmak zorundayım. üstüne üstüne gideceğim. Osmanlı ordusunda 190 ölü. Yazık değil mi kadınlara." "Ne oldu?" ." dedi. elbette daha iyi olur. Enver Paşa bu yenilginin ardından İstanbul'a döndüğünde kendisine savaşın nasıl geçtiğini soranlara. Dördüncü Ordu'nun Kanal Seferi tam bir yenilgiyle sona erdi. "Biraz çarpıştık. Yarın savaşı kazandıktan sonra aramızda hesaplaşacağız. GVF5 381 yaralı olduğunu ve 727 askerin de kaybolduğunu açıklıyordu." demekle yetiniyordu. bunlara da sıra gelecek. o kadar değil. Ama benim istediğim bu değil ki." "Cephede olacağınıza. Savaşları başkaları çıkartıyor. diye savaştan kaçmam mı gerekir? Hayır kaçmayacağım. Savaşı ben mi başlattım? Asla! Buna Enver karar verdi. "Geçmiş olsun. Bu amaçla en yakın arkadaşı Bahriye Nâzın Cemal Paşa'yı Süveyş üzerine gönderdi.650 askerdi. Bakalım beni nereye atamışlar?" "inşallah iyi bir yerdir.." Soğuk bir kış günüydü. Göreceksiniz. Kafkasya'ya uzanmayı. "Anneciğim. Şimdi artık görevimin başına gitmeliyim. Az sonra Fikriye'nin küçüğü Jülide de geldi. Kars'ı. Davetler. 78 bin askerin kışta kıyamette Kafkaslarda perişan olmasının çöküntüsü içindeydi. 25 Ocak 1915'te Harbiye nezaretine Enver Paşa ile görüşmeye gitti. Sarıkamış'ı almak için Allahuekber Dağları'na yüklenen 40 bin askerden ancak 3 bini kurtulabildi. koca bir devleti de arkasından sürükledi. Zayıflamış ve yüzü solmuştu. Ama buna biz karar vermiyoruz. inan bana. Biz iyi savaşırsak gittiğimiz yer iyi olur. ziyafetler. Mustafa Kemal. savaşı ben çıkartmadım. Beni cepheye yollamak istemediler. Mustafa Kemal kendisinden bunun hesabını soracak değildi. zorla geldim. Askerlerin kaderi bu." "iyi savaşacağınıza tam bir güvenim var. 66 Kafkas Cephesi'nin komutanlığını ise doğrudan Enver Paşa üstlenmişti.

"Çarpıştık, o kadar." "Şimdiki vaziyet nedir?" "Çok iyidir." Bu son söz üzerine Mustafa Kemal 78 bin askerin yok olduğu Sarıkamış faciasının üzerinde durmak istemeyerek konuşmasını şöyle sürdürdü: "Cepheye atanmak için yolladığım yazıya cevap verecek zamanınız olmadığını sanıyorum. Ama yine isteğimi olumlu karşılamış olacaksınız ki, beni buraya çağırttınız ve 19. Fırka kumandanlığına atadınız. Çok teşekkür ederim. Yalnız anlamadığım bir şey var, bu fırka nerede? Nasıl ve ne zaman kurulacak, kimse bilmiyor." "Anlatayım, bu fırkayı siz kuracaksınız. Fırkanın merkezi Tekirdağ olacak. Orada hazırlıklar başladı bile. Bu konuyu Genelkurmayla görüşün, onlar size gereken bilgiyi vereceklerdir." Mustafa Kemal Enver Paşa'yla konuşmasını burada keserek doğru Genelkurmay Dairesi'ne gitti ve kendisini, "Ben 19. Fırka Kumandanı Mustafa Kemal," diye tanıttı. Onlar da şaşkın şaşkın onun yüzüne baktılar. Daha kimsenin böyle bir fırkadan haberi yoktu. Mustafa Kemal, âdeta sahtekâr durumuna düşmüştü. Sonunda bu fırkanın Tekirdağ'da kuruluş durumunda olduğunu öğrenen Mustafa Kemal, derhal cepheye gitmeye karar verdi. Akbıyık'taki eve giderek Vasfiye Hanım, Fikriye ve Jülide'yle vedalaştı. Ertesi gün de görevinin başına ulaşmak için Tekirdağ yoluna çıktı. Tekirdağ'da fırkanın kuruluşunu tamamladıktan sonra, karargâhını, Çanakkale kentinin karşısındaki Eceabat kasabasının hemen kuzeyinde bulunan Maydos'a taşıdı. Burada, Anburnu, Anafartalar ve Ece limanını da içine alan bölgenin kumandanlığına getirildi. Bölgede her an bir İngiliz-Fransız saldırısı bekleniyordu. Çok gergin günler geçiriliyordu. Düşman acaba nereden ve nasıl saldıracaktı! Mustafa Kemal'e göre düşmanın, Gelibolu Yarımadası'nın burnunda, yani Çanakkale Boğazı'nın batı ucunda Seddülbahir ve Kabatepe bölgesine bir çıkartma yapması beklenebilirdi. Mustafa Kemal bu amaçla askerlerini buralarda mevzilendirerek savunma hazırlıklarına girişti. Gerçekten düşman, ilk çıkartma denemesini, 1915 Martı'nın ilk günlerinde beklenen kıyılarda yaptı. Bu, belki de bir keşif çıkartmasıydı. Ama Mustafa Kemal'in aldığı savunma önlemleri o kadar başarılıydı ki bu ilk çıkartma denemesi derhal püskürtüldü. ingiliz ve Fransız donanmaları neden Çanakkale'ye saldırıyorlardı? Çünkü Osmanlı ordusu Kafkaslar'da ve Süveyş'te yenik düşmüştü. Demek ki Osmanlılar korkulacak güçte değillerdi. O halde İngilizlerle Fransızlar Çanakkale'de de Türklerin savunma güçlerini yok ederek kolayca İstanbul'u ele geçirebilecek durumdaydılar. İstanbul'un düşmesi, Osmanlı Devleti'nin yıkılması ve savaş dışı bırakılması demek olacaktı. Hindistan ve Süveyş'e yönelik Osmanlı baskısı ortadan kalkacak ve Rusya ile daha sıkı bir 67 işbirliğinin yolu açılacaktı. îşte bu yüzden ingiliz ve Fransız zırhlıları, ocak ayından beri Çanakkale kıyılarını sürekli top ateşine tutuyordu. Fransızların Suffren, Bouvet, Gaulois, İngilizlerin Inflexible, Vengeance, Cornwallis ve Albion zırhlıları durmadan kıyıları dövüyorlardı. Bütün bu bombardımanlardan sonra 18 Mart'ta, düşman donanması bütün ağırlığıyla Çanakkale Boğazı'na yüklendi. Ama kıyılardaki Türk tabyalarının korkunç bir direnişiyle karşılaştı. Düşman donanması Boğaz sularında perişan edilerek geri püskürtüldü. Bu olay, Türk ordusunun tarihinde şanlı bir sayfa olarak yer aldı. Çanakkale Savaşı'nın işte o en kızgın ve ateşli günlerinde, Mustafa Kemal annesinden bir mektup aldı. Zübeyde Hanım, kızı Makbule ile birlikte Selanik'ten ayrılmış İstanbul'a gidebilmek umuduyla Dedeağaç'a gelmişti. Çanakkale'ye bombaların yağdığı, ateşlerin gökyüzüne yükseldiği, bütün Çanakkale Boğazı kıyılarının alev alev yandığı günlerde, Zübeyde Hanım nasıl Dedea-ğaç'tan Keşan'a, oradan da Tekirdağ'a

geçebilecekti? Deliye döndü Mustafa Kemal. Sırası mıydı şimdi Selanik'ten ayrılıp da İstanbul'a gitmenin? Ama Zübeyde Hanım oğlundan uzun süre haber alamayınca, meraktan çıldırmış ve yollara düşmüştü. Dedeağaç'-tan yazdığı mektup da İstanbul yoluyla kimbilir kaç günde cepheye ulaşmıştı. Ne yapabilirdi Mustafa Kemal? Cepheden ayrılıp da Dedeağaç'a mı gidecekti? Düşündükçe üzüntüden kahroluyordu. Sonunda Beşinci Ordu kumandanlığı aracılığıyla Sofya elçiliğine şu telgrafı çekti: "İstanbul'a seyahat etmekte olan annemin aranması için Dedeağaç'taki Konsolosunuza emir vermenizi rica ederim. Dedeağaç'tan mektubunu aldığımdan, orada olduğunu zannediyorum." (5 Nisan 1915) Mustafa Kemal. Bu telgrafa uzun bir süre yanıt gelmedi. Mustafa Kemal'in aklı annesindeydi. Bir yandan düşmanı Boğaz'dan geçirmemek için her gün kan ve barut kokuları arasında verilen savaşlar, öte yandan annesinin yollarda perişanlığı. Haftalar sonra kendisine annesinden bir mektup ulaştı. Zübeyde Hanım bin bir macera sonunda istanbul'a varmış, Makbule ve üvey kızı Rukiye ile birlikte Vasfıye Hanım'ın Akbıyık'taki konağına yerleşmişti. Mustafa Kemal'in, o dönemde ne annesiyle uğraşacak zamanı vardı ne de uzaklarda bıraktığı dostlarıyla. O kendini yalnız savaş sorunlarına vermişti. Mart ayında yaşadıkları bozgundan sonra düşman Boğaz sularını bırakıp kıyılardan çıkartma denemelerine girişti, işte o zaman da karşısında Mustafa Kemal'i buldu. Onun düşündüğü gibi düşman, 12 Nisan'da en büyük çıkartmayı Gelibolu Yarımadası'nın kuzeybatısında Gökçeada karşılarındaki kıyıya yapıp Arıburnu sırtlarına çıktı ve orada mevzilendi. Mustafa Kemal'in amacı, düşmanı bu kıyılardan denize dökmekti. Mustafa Kemal işte o günlerde, savaşı Conkbayır'ı sırtlarında, sonradan Kemalyeri denen yerden yönetiyordu. O bölgedeki bütün yerlerin adları tarihe geçti: Kocadere, Arıburnu, Kocaçimen, Anafartalar, Karatepe, Bolayır, Kireçtepe, Tekketepe, Suvla, Biga-lıköy, Maltepe, Mersintepe... Mustafa Kemal, 15 Nisan günü, orada askerlere şunları söylüyordu: "Size ben taarruz emretmiyorum, ölmeyi emrediyorum. Biz ölünceye kadar geçecek zaman içinde yerimize başka kuvvetler ve kumandanlar gelecektir." 57. Alay, orada tümüyle şehit oldu. Tek asker kurtulmadı o alaydan. Mustafa Kemal durumun ne kadar tehlikeli olduğunun bilincindeydi. Ama kendinden başka hiç kimsenin de böyle bir görevde başarılı olamayacağını biliyordu, işte o sıralarda Ordu Kumandanı Liman von Sanders Paşa kendisini cephede telefon başına çağırarak durumu nasıl gördüğünü sordu. O da bütün kuvvetlerin kendi kumandasına verilmesinden başka çare kalmadığını söyledi. Liman Paşa'nın yanıtı şu oldu: "Çok gelmez mi?" "Az gelir!" 69 İstediği bütün yetkiler bir süre sonra kendisine tanındı ve Çanakkale destanı böyle yazıldı. Mustafa Kemal, o günlerde, Arı-7° burnu Cephesi'ndeki tüm birliklerin subaylarına şunları söylüyordu: "Karşımızdaki düşmana son darbeyi vuracağız... Kahramanlıklarınızın mükâfatını toplayacaksınız... Bütün muharebelerde gerek subayların, gerekse erlerin gösterdikleri kahramanlık gerçekten şan ve namus örneği olacaktır. Subay ve erlerin, karşılarındaki düşmanı, tek kişi kalıncaya kadar denize dökebilecekle-rine tam inancım vardır... Göreviniz karşımızdaki düşmanı tümüyle yok etmekten ibarettir. Benimle beraber burada harp eden bütün askerler kesinlikle bilmelidir ki, bize verilen vatan ve namus görevini tam olarak yapmak için bir adım geri gitmek yoktur. Bu sırada uyku ve istirahat aramak, bütün milletimizin sonsuza dek istirahatten yoksun kalmasına neden olabilir. Düşmanı tamamen denize dökmedikçe, yorgunluk işareti göstermeyeceğinizden şüphe etmiyorum...

"... Karşımdaki düşmanı Arıburnu'ndan atmak için canımı fedadan bir an tereddüt etmem. Komuta ettiğim birliği bile, son ere kadar ölüme gönderebileceğime güvenim var. "... Bölge kumandanları, son erimize kadar ölmek ya da karşımızdaki düşmanı bir fert kalıncaya kadar denize dökmek amacıyla saldırıya hazırlanacaktır. "... Siperler savunma için değil, saldırıyı sağlamak içindir. Mustafa Kemal Çanakkale savaşlarının yönetiminde eşsiz bir kahramanlık ve başarı örneği verdi. Onun kumandası altında savaşan, yaralanan ve ölen subay ve erlerin her biri de onun kadar kahramanca ve özveriyle savaştılar. Bunlardan biri de Fedai Müfrezesi'ydi. Buna Mehmet Çavuş Müfrezesi de denir. 140 erden oluşan bu müfreze 7 Mayıs sabahı, Kanlısırt denilen bölgede İngiliz mevzilerine bir baskın yaparak düşman siperlerini ele geçirdi, düşmanı bozguna uğrattı. O saldırının olduğu tepeye, 'Cesarettepe' adı verildi. Mustafa Kemal'in savaşı yönettiği tepenin adı da 10 Mayıs 1915'te yayınlanan bir emirle, 'Kemalyeri' oldu. Mustafa Kemal artık, Çanakkale savaşlarının efsane adamıydı. Çevreden ve İstanbul'dan kendini görmeye ve kutlamaya sayısız insan geliyordu. Kimler yoktu bunların arasında? Başkomu-tan Vekili Enver Paşa, Şehzade Ömer Faruk Efendi, Hüseyin Cahit (Yalçın), Ali Ekrem (Bolayır), Hamdullah Suphi (Tanrıöver), Ahmet Ağaoğlu, Ali Canip (Yöntem), yazar Ömer Seyfettin, şair Mehmet Emin (Yurdakul), ibrahim Alaettin (Gövsa), Hakkı Süha (Gezgin), şair Enis Behiç (Koryürek), İbrahim Süreyya (Yiğit)... Mustafa Kemal, kendisini görmeye gelen herkesle ayrı ayrı konuşup dertleşiyor ve her zamanki zarafeti ve nezaketiyle onlara cephenin durumu üzerinde ayrıntılı bilgiler veriyordu. Bunların yanı sıra geceleri siperlerde ya da lamba ışığıyla aydınlanmış karargâh odalarında, İstanbul ya da Sofya'daki dostlarına mektup yazmaktan geri kalmıyordu. İşte o mektuplardan bazı örnekler: Maydos karargâhından İstanbul'da Madam Corinne'e yolladığı bir mektuptan bir bölüm: "İki aydır buradayım ve Çanakkale Boğazı'nı Müttefiklerin çıkarma girişimlerde bulunan donanma ve kuvvetlere karşı savunuyorum. Bu ana kadar hep başarılı oldum, her zaman da başarılı olacağım. Burada benim adımın duyulmamasına hayret etmemeli; çünkü ben, önemli bir muharebenin kahramanı olan Mehmet Çavuş'a şeref kazandırmayı tercih ettim. Tabii şüphe etmezsiniz ki, muharebeyi yöneten sizin dostunuzdur, savaş gecesi savaşanların saflarında Mehmet Çavuş'u bulan da odur." Yine Maydos'tan, Sofya'da tanıdığı Güstav Christianus'a yazılmış bir mektuptan bir bölüm: "İngilizler ağır biçimde yenildiler. Bütün düşmanlarımızı yere serdiğimiz gün nazikâne davetinize uyacağım." Madam Hilde Christianus'a yazılmış bir mektuptan: "Sizin bana verdiğiniz Almanca derslerini asla unutmadım. Sizi temin ederim ki top gürültüleri ve mermi yağmuru altındaki önemli savaş günlerinde bile hayatımın en güzel anıları bu güzel ve dostane saatlerdi. Düşmanlarımızı yere serdikten ve sevgili vatanımızı rahata kavuşturduktan sonra hemen sizi ziyarete koşacağım." Madam Corinne'e yazılmış bir karttan: "işte Arıburnu'nda İngilizlerle savaştayım. Düşmanın önemli kuvvetini ezdim, geri kalanlar da kıyıya sürüldü. Düşmanın tam yok olduğu haberini de yakında alacaksınız. Yine Madam Corinne'e yazılmış bir mektuptan: "Burada hayat o kadar sakin değil. Gece gündüz her gün çeşitli toplardan atılan şarapneller ve başka mermiler başlarımızın üstünde patlıyor. Kurşunlar vızıldıyor. Bomba gürültüleri de top seslerine karışıyor. Gerçekten bir cehennem hayatı yaşıyoruz. Çok şükür askerlerim çok cesur ve dayanıklı..." Sofya'da General Petroff un eşine yazılan bir mektuptan:

insanların bu kadar özveriyle. yüreklilikle düşmana karşı direnmeleri onun başarısı değil miydi? Elbette istanbul halkı onun kahramanlığını değerlendirmesini bilecekti. Ordu Komutanı Mareşal Liman von Sanders ile Başkumandan Vekili Enver Paşa. Conkbayın'nda düşmanın bir karış ilerlemesine engel olan onun kumandasındaki kahraman askerler değil miydi? O başta olmasaydı. Avustralyalıları. hayır. Bunlar geçiyordu kafasından. Beş ayda dört büyük zafer kazanmıştı: Arıburnu Zaferi. Coşkulu bir karşılama töreni umuyordu. Daha önce Arıburnu'nda karşımda bozguna uğrayan düşman kuvvetleri. Eğer ben oradayken düşman şimdiki gibi çekilmiş olsaydı. bu genç albayın bu kadar büyük başarılar elde ederek "Çanakkale kahramanı" olmasını biraz kıskanıyorlardı. Güney ve Asya gruplarını ziyaret etmiş ama Anafartalar Grubu'nun varlığını tanımak istemeyerek bizi bu ziyaretinin onurundan yoksun bırakmıştır. çünkü kendisini 'çok müstesna. Arkasından da Anafartalar kolay kazanılacak bir başarı mıydı? Düşman askerlerinin Çanakkale Boğazı'nı ele geçirerek istanbul'u kuşatmalarını önleyen kendisi değil miydi? Çanakkale zaferi olmasa. Artık bir saldırıya geçerek düşmanı denize dökmenin zamanı gelmişti ama Enver Paşa bu taarruz önerisini onaylamak istemiyordu. Enver Paşa 1915 Eylülü sonlarında Gelibolu'ya geldi ama Mustafa Kemal'in başında bulunduğu Anafartalar Grubu Karar-gâhı'na uğramadı."Düşman kuvvetlerine istediğimiz biçimde karşı koyduk. istanbul düşman işgali altında olurdu. Mustafa Kemal bunun üzerine Mareşal'e bir tel çekerek şöyle dedi: "Ekselansları geçenlerde Kuzey. 10 Aralık 1915'te de Mustafa Kemal arkasında destanlar bırakarak Çanakkale'den ayrıldı. kazanılamazdı. aradan aylar geçtikten sonra bu defa da Anafartalar'da tam anlamıyla felç oldu. VI Akaretler'de Gelişen Bir Sevgi Mustafa Kemal İstanbul'a dönerken türlü duygular içindeydi." Liman von Sanders bu yazıyı alınca çok üzüldü. Hayır. . Az şey miydi yaptıkları? Derne Cephesi'nde bir yıla yakın bir süre İtalyanlara bir adım attırmamış ve ordunun onurunu kurtarmıştı. "Son defaki Çanakkale ziyaretinde çeşitli mevzileri görmek istediği için kendisini ziyarete vakit bulamadığını" yazmakla yetindi. Enver Paşa Mustafa Kemal'e verdiği yanıtta. bu zaferler zor kazanılırdı herhalde. Mustafa Kemal ingilizleri.73 nişi aynı oldu. Birinci Anafartalar Zaferi. Ertesi gün Salih Bozok'a yazdığı bir mektupta şöyle diyordu: "Ben düşmanın çekileceğini anladığım için bir taarruz yapılmasını önermiştim. Fransızları. Mustafa Kemal'in izni kabul edildikten sonra yerine Fevzi Paşa (Çakmak) atandı. Conkbayırı Zaferi ve ikinci Anafartalar Zaferi. yetkili ve cesur bir subay olarak tanıdığını ve takdir ettiğini' belirtti. Liman von Sanders'in de o günlerdeki davra. Ekselanslarının şahsıma karşı beslediği duygular böylece belirirken orduda aynı koşullar altında hizmet vermem benim için imkânsızdır. Kasımın son günlerinde hava değişimi için izin istedi. Bundan dolayı canım çok sıkıldı. Çok da yorgun olduğum için izin alarak İstanbul'a geldim. Hemen Enver Paşa'ya bir yazı göndererek Mustafa Kemal'in istifasını kabul etmeyeceğini. herhalde daha çok sıkılacaktım." Mustafa Kemal başarılarıyla övünmekte haklıydı. Beni şu andan itibaren grup kumandanlığından istifa etmiş saymanızı rica ediyorum. Ama daha paşa bile olmamıştı. Fakat benim bu önerimi kabul _74 etmediler. "General Hamilton'a ve Lord Kitchner'e (Savunma Bakanı) ardı ardına bu başarıları elde etmeme vesile oldukları için teşekkür borçluyum. Arıburnu'nda. Bu koşullar altında çalışmak Mustafa Kemal'e çok güç geliyordu. O Çanakkale'den ayrıldıktan on gün sonra da düşman kuvvetleri çekildi. Oysa düşmanı denize dökmeden oradan ayrılmak niyetinde değildi. Yeni Zelandalı Anzakları iyice yıldırmıştı. Mustafa Kemal'den böyle bir tepki beklemiyordu. Bir yıla yakın bir süre Anafartalar'da. hiçbiri bir adım ilerleyeme-diler. nitelikli.

Sağ salim. Artık çocuk da değildi. oraları geri alacaksınız değil mi Mustafa'm?" "Evet anne. Mustafa Kemal'e 'ağabey' derken 'sevgilim' demek geçiyordu içinden. Trablusgarp Savaşı.. Nasıl merak ediyordu sizi. Yunanlılar her şeyi yağma ederler. onun ardından Çanakkale Savaşı. Gözlerime inanamıyorum. Şükürler olsun. Beni üzüntüden öldürmek mi istiyorsun! Canım. yüreğime indi... Selanik düşmana kalmayacak.Yaklaşık on ay olmuştu istanbul'dan ayrılalı. "Bu ne mutluluk. nesi var. Zübeyde Hanım'm Ak-bıyık'taki konakta kaldığını biliyordu." Fikriye deli gibi Kemal Ağabey'inin boynuna sarıldı. Kapıyı Fikriye açtı.. sen de gel!" Zübeyde Hanım gözlerinden yaşlar boşanarak Mustafa'sını kucakladı. ben başımın çaresine bakarım. Niyeti Harbiye Nâzırı'na . "Oğlum deli ettin bizi.." "îyi ya. Önemli değil. Orada güveneceğimiz kimse kalmadı ki. bir gün döneceğiz Selânik'e!" Fikriye o akşam Kemal Ağabeyi ile başbaşa kalıp uzun uzun konuşmaya. Annesi gözünde tütüyordu. Kaldı ki Mustafa Kemal cepheden dönüyordu. Ragıp Bey gelemedi. 18 yaşında olgun bir kız olmuştu. Ragıp Bey Rukiye'yi bırakmak istemiyordu. Onunla da coşkuyla kucaklaştılar. Zübeyde Hanım bütün bu sürede Selanik'te kalmıştı. Bak ağabeyin burada. Rukiye.. Paşa oğlum. elleriyle onu sarıyordu. "Makbule. bak kim gelmiş! Makbule. derken istanbul. huzur içinde. Kemal Ağabey. derken Balkan Savaşı. Yenge koş. kollarıyla. Zaten ben her şeyimizi Selanik'te bırakıp geldim. yok ama insan yine de bu sevginin kanıtlarını arıyor. Neden bana yazmıyorsun?" "Ağabey kabahat benim." "Ağabey. siperlerde sabahlamadan ve çadırlarda portatif karyolalar üzerinde yatmadan sıcak bir evde. hiç bırakmak istemiyordu. Makbule. Vasfıye Hanım içeriden kızının çığlıklarını duyup kapıya koşmuştu. Herkes. Ondan sonra yolu bir daha Selâ-nik'e hiç uzanmamıştı. Bir gün oraya geri döneceğimize inanıyorum." dedi. can atıyordu ama ev o kadar kalabalıktı ki öyle bir olanak yaratmak kolay değildi. senden hiç haber alamadım." "Peki Makbuş. "Ne?. Zübeyde Hanım da. Bu işler o kadar çabuk olmuştu ki.. kaçan kaçana. "Valla Mustafa'çığım. O akşam bir arabaya atlayarak doğru Akbıyık'a gitti. Tatlı bir sonbahar akşamı Mustafa Kemal istanbul'a geldi. demek ki sana yeni bir koca bulmak benim görevim olacak." Zübeyde Hanım oğluna Harbiye'ye girdiğinden beri 'Paşa oğlum' diyordu. biliyorum. sen üzülme. sen de koş.. Hele annesini görmeyeli. arkasından Sofya'da ataşe militerlik.77__ ğını ve Ragıp Bey'in neden İstanbul'a gelmediğini sordu." "Siz merak etmeyin ağabey. ailemize girecek damat adayını ben de bir araştırayım bakayım. bana haber vermeden. anlatamam.. nesi yok satıp kapağı İstanbul'a atıyordu. 1911 Ekimi'nde Selanik'ten ayrılırken annesiyle vedalaşmışlardı. Bütün vücuduyla. annenize haber vereyim." Mustafa Kemal daha sonra annesine Selanik'ten nasıl ayrıldı. mutlu bir gece geçirdikten sonra Mustafa Kemal ertesi sabah erkenden Harbiye nezaretine gitti. Ama Rukiye benden ayrılmadı. dört yıl oluyordu. Ona döneceğini de hiç haber vermemişti. Yorgun ve uykusuzdu. "Oradan ayrılmak ona güç geldi. "Durun Kemal Bey. öyle bir şey oldu ama ayrıldık. Ama sizi nasıl sevdiğimi anlatmama gerek var mı?" "Yok. Evlenmişsin. Çıldıracak Zü-beyde Yengem. diye korktu. Ben de Makbule'yi ve Rukiye'yi alıp yola çıktım. Vallahi seni şehit oldu sandım. Top sesleri duymadan. "Bir haber vermek yok mu?" dedi. bu sefer lütfen önceden haber ver. Makbule de ağabeyine sarılıp uzun uzun öptü. Siz niha-7" yet burada." diye haykırdı.. Ragıp Bey evimizi barkımızı başı boş bırakmak istemedi.

"Ben. Gerçek olan sizin sözleriniz değil. Ben başladım anlatmaya.' diye cevap verdi. Fikriye'den hemen rakısını istedi. kendisine ziyaretinizi arz ettim. hiç anlamıyorum!' diye kükredi. Ama sizinle sözünü ettiğiniz konuları konuşamam. Beni kendi bekletiyormuş gibi mahcub oldu.' dedim. oturun. Bir süre sonra Müsteşar Yardımcısı'na 'Beyefendi.' dedim. kibar bir adamdı. El sıkıştık.' "Bu soğuk karşılamadan sonra birbirimize söyleyecek hiçbir şeyimiz olmaması gerekirdi. "'Bazı görüşlerimi size arz etmek istiyorum. 'Evet efendim. Bu yüzden Harbiye nezaretine getirilmişti. beni bekletiyordu. külle örtmeye uğraşıyordu. Odacıya.' dedim.' diye haykırdı.' "Nazır Hazretleri'nin kan beynine sıçradı. Gerçekleri konuşmaktan korkmayınız. O arada Nâzır'ın yanına girip çıkanlar oldu. "nasıl geçti gününüz?" "Tatsız. 'Kumandan Bey. Bugün Harbiye nezaretine gittim. Müsteşar 78 Yardımcısı'yla biraz sohbet ettik. Cemal ve Talât paşaların çok yakınıydı. 'Beyefendi. "Bir süre sonra Nazır Hazretleri'nin odacısı kapıda göründü ve. "Aslında ben bu Nazır Hazretleri'ni hiç sevmezdim. 'size saygı gösterdik. Müsteşar Yardımcısı çok iyi niyetli. Bir süre soğuk soğuk yüzüme baktıktan sonra.' 'Sizin Nazırınız bütün zamanını böyle anlamsız ziyaretleri kabul etmekle mi geçirir?' diye sordum. Nazır Hazretleri'nin misafirleri varmış.' diye konuşmamı sürdürdüm. Nazır Hazretleri hiç adını duymadığım kimseleri kabul ediyor. iki dakika sonra da ben Muavin Bey'e. Beni.' diye yeniden Nazır Hazretleri'nin odasına girdi. "Asabım bozulmaya başladı. Niyetim Halil Bey'le görüşüp biraz bilgi vermek ve görüşlerimi açıklamaktı." dedi. 'buyurun sizi dinliyorum. Bana. 'Ne demek istiyorsunuz.cephenin durumunu anlatmak. İttihat Terakki'nin ileri gelenlerinden biriydi. Enver. 'Memleket mahvolmak üzeredir.' dedi. yüzü bembeyazdı. Benim Ordu . Uzadıkça uzadı. değil mi?' diye sordum. ülkenin geleceği konusunda düşüncelerini açıklamak ve öneriler getirmekti. Sonra biz yine savaşla ilgili konuşmamızı sürdürdük. biraz beklesinler.' dedim.' dedim. Muavin Bey'le önemli bir şey konuşuyoruz.' dedi. dolu bir karafaki ve biraz çerezle salona geldi. Bir buçuk saatlik bir bekleyişten sonra Müsteşar Yardımcısı'na. "Anlatsanıza Ağabey.' "Oturduk. 'Nazır Beyefendi sizin birkaç dakika daha beklemenizi buyurdular. 'Buyurun. Birden horozlandı. biraz beklemenizi emretti. Anafartalar'da vatana hizmet ettiğinizi söylemişlerdi. benim sözlerimdir. "Bir süre sonra Müsteşar Yardımcısı süklüm püklüm dönerek. Çünkü bize. "Muavin buz gibi oldu. 'Çok mahcubum ama. 'Konuşabilir miyiz?' 'Hay hay. hem de çok tatsız. 'Nazır Hazretleri sizi kabul buyuracaklar. Sizi o yüzden kabul ettim. Nasıl geçti bu görüşme ve nasıl sonuçlandı? Mustafa Kemal akşam eve dönünce. boş gözlerle dinliyordu. ben de bekledim. 'Beyefendi hazretleri beni unuttular galiba. "Artık kendimi tutacak durumda değildim. Zübeyde Hanım korlaşmış ve yer yer çatlamış odunları orta mangalına almış. 'Hatırlatayım efendim. Odacı Nâzır'ın odasına girdi. Nazır Hazretleri kendisini beklediğimi biliyorlar. Fikriye ufak bir tepside bir rakı kadehi. memleketin durumu sizin sandığınız gibi parlak değildir.' dedi. 'Buyurun. Sonra o önündeki evrakı incelemeye daldı. 'Nazır Hazretleri'ne söyle. Müsteşar Yardımcısı'nı beklerken kafamdan onun hakkında hep kötü şeyler geçiyordu. Fikriye. 'Ziyaretinizin sebebini anlayabilir miyim?' diye sordu.' bile demedi. Sobada odunlar çıtır çıtır yanıyordu. Nazır hiç gülümsemeyen bir yüzle karşımda ayakta duruyordu. Müsteşar Yardımcısı hiç yanıt vermeden önüne baktı. 'Nazır Hazretleri'ni daha fazla bekletmeyelim. 'Ama siz gerçekleri benimle konuşmaktan çekiniyor-sunuz.

Çok iyi kız. gözlerini bir an senden ayırmıyor. Hem bak sana ne söyleyeceğim. 'siz memlekette ulusal bir genelkurmayın olmadığını bilmiyor musunuz? Genelkurmayı Almanlar yönetiyor. yan gelip yatıyor. burnumuzun dibinden ayrılmıyorlar. "Haydi biz sizi rahat bırakalım." "Yok öyle deme benim Paşa oğlum. Bak. Gündüzler çuvala girmedi ya. o da başka türlü. köy köy üstüne kurulur ama. Onun sırtında Sarıkamış felâketi var. Makbule Fikriye'den hiç hoşlanmıyor. Ben burada sıkıldım artık. sana bir şey daha anlatayım. nedir? Hiç anlayamadım. Siz onlarla mı konuşmamı öneriyorsunuz? Hayır. Haydi Fikriye. Ben bir gün bunların hesabını soracağım. Siz gidin derdinizi onlara anlatın. Rukiye desen. Harp Mecmuası'nm son sayısının kapağına benim resmimi koyacaklarmış. yarın yine Kemal Ağabey'i-nizle konuşursunuz." "Anne. 'Nazır Hazretleri. ya kendisi? Bütün gazeteler. Sen sultanlara layıksın oğlum. "Ne korkunç. Sonunda Vasfıye Hanım." Konuşmalar geç saatlere kadar uzadı. Ama en önemlisi bir ev aramak olacaktı. Vallahi onları idare etmek çok güç. ben de Ragıp'ın hatırı için bunca ay bunlara katlandım." Ertesi gün yapılacak ne kadar çok iş vardı. "Yazıklar olsun. 'Ev sahibi misafiri sevmez. ev ev üstüne olmaz. "Aman Mustafa'cığım. yarın hemen bir yer ararım." Üçü de salondan ayrılınca Zübeyde Hanım. Biliyorum. ama o hiç oralı değil. Ben. Bizim de konuşacak şeylerimiz var elbette. En iyisi bir an önce bu evden ayrılmak. Vallahi yine de iyi davranmışsınız. "Aman iyi oldu." "Yok kızım. Mustafa Kemal Derne ve Çanakkale'de çok para harcamadığından birkaç aylığını biriktirebilmişti. Jülide. ben ne yapacağımı bilirim. Ne yapacağız bilmem. Yarından tezi yok.' dedim. Her gün bir kavga çıkıyor aralarında. Birbirlerine söylenmedik lâf bırakmıyorlar. Bu kadar misafirlik yeter. güzel kız. başına bir iş açarlar." "Haklısın anneciğim." "Peki ama. siz de artık gidip yatın bakalım. kıskanıyor. zarif kız ama evlilik başka şey. "sen o adamlarla çok uğraşma. yarın ya gönlünü çalarsa. gitmeyeceğim ve konuşmayacağım. Conkbayırı ve Anafartalar zaferleri. bak sana ne söyleyeceğim. Mak-buş bir ara gönlünü Ragıp'ın büyük oğlu Süreyya'ya kaptırmıştı. Önerilen evlerin en uygunu Beşiktaş Akaretler yokuşundaki . Deli79 8o ye dönüyor.' demiş." diye haykırdı. Teşekkür ederim. Sana âşık mıdır. diye korktum." "Anneciğim sen aldırma." "Sen merak etme anneciğim. Ben onun Vasfiye'nin oğlu Enver'le evlenmesini isterdim. Devlet onların elinde. Bunları dinleyen Zübeyde Hanım endişelenmişti. "Ne bu böyle.'" Fikriye. Hangi semtte olursa olsun olsun ucuz bir ev bulmak gerekiyordu. 'Başarı askerindir." dedi. ne Vasfıye'yi dinler ne de Fikriye'yi. hiçbirine aldırmıyor. ama yetti artık.' Misafirliği tadında bırakmak gerek. Ama eline geçen subay maaşı neye yetiyordu ki? Önce Ortaköy ve Beşiktaş semtlerinde emlâk tellallarını dolaştı.' "Ben. benim hiç öyle bir niyetim yok. Şu kızlar bir evlenip gitseler ne kadar sevineceğim. sizin sırtınızda Derne. Çok üzerlerine gitme. Ne derler. değil mi oğlum? Hatır için çiğ tavuk 81 yenir derler ya. hepsini deli ediyor." "Mustafa'cığım. bunda hiçbir kötülük yok. Ödüm patlıyor bir gün bir tatsızlık çıkacak diye. kibar kız. Bilirsin Makbule de hep kafasının dikine gider. dergiler onun resim-leriyle donatılmıyor mu? Sizi çekemiyor ağabey.Başkumandanı'na ve Genelkurmay'a sınırsız güvenim var. O Fikriye de ne öyle? Yapışkan mı yapışkan. Tam derginin basılacağı sırada Enver Paşa haber almış ve resmimi çıkarttırmış. ama olmadı. Nâzır'ın kafasına bir şeyler indirirsiniz. ana oğul konuşacağınız başka şeyler de vardır." dedi. hemen sen bize bir ev bul da çıkalım buradan. kişileri sivriltmeye gerek yoktur.

Makbule Ablası'nın Fikriye'ye karşı tutumu da annesininkin-den daha değişik değildi. Kocasının ölümünden sonra. Ev halkı kendisini sabırsızlıkla bekliyordu." "Fikriye'ciğim.. Madam Corinne. merak etme. Söz gelimi. "Bir ayağın Beşiktaş'ta olur.. Bu yokuşun üzerindeki evler." deyip duruyordu. "A. Akşamları Beyoğlu'nda eski dostlarıyla buluşup dertleşiyor ve gelecek günler üzerinde düşünceler oluşturuyordu. Onları eve gönderdi. O da ağabeyinin ileride ünlü ve varlıklı ailelerden bir kız almasını diliyordu. Zaman zaman Madam Corinne'in evine uğruyordu. Sofya' ya atandıktan sonra Mustafa Kemal'le Madam Corinne uzun süre mektuplaştılar. Sen de sık sık gece yatısına bize gelirsin. evlenip gitse de kurtulsak. Bunlar ancak dost mektuplarıydı. "Beni asla görücüye çıkartamazsınız. Sonra Beşiktaş'taki yatak ve yorgancılardan yatak takımları aldı. Mustafa Kemal 1915 yılının aralık ayında yine bunalımlı günler geçiriyordu. Padişah damatları kendi oğlundan daha değerli insanlar mıydı? Zübeyde Hanım kafasında bunları kurdukça. onu asla gelini olarak görmek istemiyordu. bir gün bir kısmeti çıksa. Sonra bir arabaya atlayıp. doğru Akbıyık'taki eve gitti. Madam Corinne. uzun yıllar Paris'te kalmış ve konservatu-varda okumuştu. Mustafa Kemal'i görmek için Fikriye sık sık Zübeyde Yengesine gidiyordu. İtalyanca'nın yanında Fransızca ve Türkçeyi de çok iyi konuşuyordu. ne güzel. savaşın dışında kalmak onu çok üzüyordu. Zübeyde Hanım Fikriye'nin oğluna gösterdiği bu aşırı ilgiden biraz rahatsızlık duyuyordu. 1890 yangınında evlerini yitirenler için yapılmıştı. Mustafa Kemal hemen gidip evi gördü. Hepimiz İstanbul'da olacağız." diye kıyameti kopardı. Mustafa Kemal Madam Corinne'i ne zaman tanımıştı? Herhalde 1912'de Derne'den İstanbul'a döndüğü dönemde. Hep birlikte oluruz. tabak gibi mutfak eşyaları ve bir soba aldı. bir nazır ya da sadrazam kızı. Onları da eve yolladı. Ablasının tutkusunu bilerek ona büyük anlayış gösteriyor ve dertlerini paylaşıyordu. Fikriye'yi seviyordu GVF6 I 82 ama. Sonra yine Beşiktaş'taki mağazalardan tencere. "Aman ne yapışkan kız şu Fikriye. Hep bir arada yaşarız. Onun kafasında soylu ve ünlü ailelerden bir kız vardı. Ama Fikriye umutlarını bağladığı o sevgili sarışın adamın annesine hep sevgi dolu gözlerle bakıyordu. Durumu anlattı. Babası. Fikriye'nin küçüğü Jülide ise ablasına hayrandı. Bahriye nezaretinde çevirmen ve aynı zamanda doktordu. sen de benim bir kızım sayılırsın. Akaretler'e taşındılar. Enver Bey de kardeşinin Mustafa Kemal' den başkasıyla evlenmeyi düşünmediğini anlayarak ona koca aramaktan vazgeçti.bir evdi. Hem niye hanedandan bir kız olmasın? Oğlu belki de bir gün Damat Mustafa Kemal Paşa olabilirdi. "nasıl olacak? Zübeyde Hanım ve Makbule ablam buradan ayrılacaklar mı? Kabil değil bırakmam." Zübeyde Hanım da Mustafa Kemal'i destekleyerek." dedi. daha sonra da kız kardeşiyle birlikte Beyoğlu'nda Bursa Sokağı'nda bir eve geçti. Kendisine yeni bir görev verilmemişti. Kiraları da yüksek değildi." Ertesi gün." dedi. Bu yazışmalar Çanakkale döneminde de sürdü. Aklı fikri cephedeydi. Ağabeyi Enver Bey ona birkaç kez bazı arkadaşlarını önerdiyse de Fikriye hiç yanaşmadı. "Tabii. Mustafa'ya en coşkun sevgi gösterisini yine Fikriye yaptı. Fikriye'yi küçümsüyor ve sakıncalı buluyordu. Bu yüzden de Fikriye'ye bir türlü ısınamıyordu. beğendi ve kiraladı. Mustafa Kemal mektup yazmayı çok seviyor ve bu . bir süre Pan-galtı'da Harbiye Okulu'nun karşısında babasının evinde oturmuştu.

Burası cephe gerisi bir yerdi. ama düşmanları ona çelme takıyorlardı. Yılbaşını geçirir geçirmez İstanbul'a döndü. "Atam tutam ben buni Lop lop yutam ben buni. Mustafa Kemal Akaretler'de yeni bir sürprizle karşılaştı. hiç kendi değerini bilmez. "Albayım. bu kez de Doğu ve Güney cephelerinde çarpışmak düşüyordu. Halk bayram edecektir sizi görünce. Kızlar. "Edirne'ye şanımıza. Subaylar ve askerler kendisini bir savaş kahramanı gibi karşıladılar. günlük olayları ve düşüncelerini içtenlikle anlatıyordu. Aynı zamanda da bu yazışmalarla Fransızcasını ilerletiyordu. Çanakkale'de de Sofya'daki tatlı günlerini anımsadığı çok oluyordu." diyordu. türküler söylendi. Ama oraya gitmediği akşamlar eve erken dönmeye çalışıyordu.. Orada bir yığın dostu vardı. Hiç değer mi? Benim oğlum.." Bu sıkıntılı günlerde Mustafa Kemal'de Sofya özlemi uyandı. Selanik gibi olmasa da Edirne. Mustafa Kemal'in morali düzelmişti. bir Rumeli kentiydi. Mektup yazmak belki de Mustafa Kemal için bir iç dökme. Ama hiç belli olmaz.. "benim Paşa oğlum gönlünü galiba kaptırdı şu soğuk kıza. alkışlar arasında girdi. "Eyvah. O da bütün kızlarda var. savaş anılarını anlattı. Mustafa Kemal yarın yine kendisini sıcak savaşın içinde bulabilirdi. Oh!. Sonunda tâyini çıktı: Çanakkale'den Edirne'ye alınan 6. Yollar tıklım tıklım dolmuştu. Kendisini yine sıcak savaşın içinde bulacaktı.. Demek ki ona. Evde Makbuş'un kucağında üçdört yaşlarında bir çocuk vardı. "Anne. Fikriye bazı akşamlar annesinden izin alıp yengesi Zübeyde Hanım'a gece yatısına geliyordu. bir boşalma oluyor ve buna çok özen gösteriyordu. Fikriye bu Edirne işine çok sevindi. nereden buldunuz bu yavruyu?" . Edirne o gün gerçekten bir bayram havası yaşadı. 1913'e girerken Noel'i ve yılbaşını Sofya'da geçirmişti. Nihayet!. ertesi gün istanbul'a döndü. Sevgi sözleri yoktu bu yazışmalarda. O akşam Karargâh'ın mahzeninde bir ziyafet verildi. Yine onlarla birlikte olmak ve yılbaşını orada geçirmek tatlı bir rüyaydı. ertesi sabah İstanbul'da olurdu. Mustafa Kemal oralarda daha çok kendi kişiliğini buluyor. Kaç adımlık yerdi orası? Mustafa Kemal atladı mıydı trene. Bu onun için bir düş kırıklığı oldu. Çünkü Akaretler'deki evde annesinin ve Makbule'nin dışında bir bekleyeni daha vardı. Bundan iyi bir atanma olamazdı. Eski havasını bulmuş gibiydi. Ama Sofya artık o eski Sofya değildi. Mustafa Kemal 15 Ocak 1916'da Edirne'ye at üzerinde. Ama ne yazık ki Edirne görevi topu topu altı hafta sürdü.yazılarında başından geçenleri. iki gün sonra Mustafa Kemal'in Diyarbakır'a atanması kararı çıktı. Mustafa Kemal. Yine de Zübeyde Hanım bu ilişkinin gelişmesinden korkarak Fikriye'yi oğlunun gözünden düşürmeye çalışıyordu. Tümendeki subaylar. şarkılar. Şimdi ne yapacaktı? Bir yerlerde görev almak istiyor. Onun nesini beğenir bilmem! Bir gözleri var güzel olan." dediler." diye çocuğu havaya fırlatıp tutuyordu. Mustafa Kemal Madam Corinne'le konuşup tartışmaktan zevk alıyordu. duygulanıyor ve coşuyordu. Kolordu kumandanlığına atanmıştı. sağ olsun. Mustafa Kemal tâyin emrini alınca Sirkeci'den trene binerek Edirne yakınlarına geldi ve doğru oradaki tümen karargâhına gitti. Mustafa Kemal hiç durmadan konuştu. Mustafa Kemal oradayken Mareşal Liman von Sanders kolorduyu denetlemeye geldi. atının önüne çiçekler serpiyorlardı. Zaten Derne'de de. Bu konuşmalar gece geç saatlere kadar uzuyordu. Kararını verdi ve ertesi gün bir trene atlayıp kendini Sofya'da buldu. Dostları da dağılmıştı. Zübeyde Hanım ile Makbule bu gece yatısı misafirlikten hiç hoşlanmıyorlar ama Mustafa Kemal'i kızdırmamak için bu konuda fazla konuşamıyorlardı. şöhretimize uygun bir biçimde girmeniz gerekir. Makbule. Bunlar hiç de aşk mektupları değildi.

Ev Kaptancıbaşılardan Macit Bey'in 24 odalı konağının karşısındaymış."Mustafa'cığım. ineği biz alırız. Peki neyle besliyorsunuz Bahti-yar'ı?" "Gündüzleri dışarıya koyuveriyoruz. Onların başı dertte. kadıncağız ölmüş." "Hiç olur mu anne. 'Pekâlâ Ali Efendi." VII Güneydoğu: Cephede Roman Okuyan Kumandan Mustafa Kemal soğuk bir mart günü trenle Haydarpaşa'dan ayrıldı. insanlar ortalarda kaldılar. Kimbilir neler bekliyordu kendisini Diyarbakır'da? Savaşın ikinci yılıydı." "Sonra Sultanahmet'te. babası Ali Efendi getirdi bize bıraktı. Evden hiçbir şey kurtulamadı. o ineği de Üsküdar'a getirmişler. Döşemelerin üzerine saman serdik." "Peki. Naciyem 12 yaşında öldü. hayvanı kıskıvrak bağlayıp bindirmişler. büyüt. Beşiktaş'tan bir mavna kiralamış. Macit Bey onlara büyük dostluk göstermiş. kim bakıyor Bahtiyar'a?" "Aman oğlum. Bakalım. Çok yazık olmuş. bütün evlerin boyası aynı renk. bunu. Emir erin Şakir Ağa. sana bir şey daha söyleyeceğim. alt kata aldık ineği. Fikriye'ye de hayran-mış. bir de inekleri varmış." "Vah zavallılar. Bütün Akbıyık kavruldu gitti. 85 bize gelir giderlerdi. "Çok iyi yapmışsın anne. Akşam oldu mu gelip kapının önünde 86 duruyor. iskeleti çıkmış yaşlılar bir dilim . 'Naciye'nin erkeceği. onlar büyütürler. Dünya âlem kırılmış gülmekten. Ali Efendi evlenmiş. çocuğu almış kucağına. Kolay mı ineğe bakmak şehrin içinde. Aklına biz gelmişiz. İstanbul'a taşındığımızı öğrenmiş. Sakatlar. Handan adında 10-12 yaşlarında bir kızları varmış.' demiş." dedi. hemen yola çıkmak zorundayım. Onların. hayvanı Beşiktaş iskelesine çıkarmışlar. Kışta kıyamette nasıl barınırlar oralarda? Buraya geldiler." "Onlara bir geçmiş olsuna gitmek isterdim ama hiç zamanım yok. Bu çocuk orada doğmuş." "Mustafa'cığım. 'Abdürrahim senin çocuğun olsun. Hayvanı Üsküdar'dan buraya o getirdi.' "Ben de. hayvanı satmaya karar vermişler. 'Bunu güvenilir birilerinin yanına vereyim. ama o hiç şaşırmadan bizim evin önünde bekliyor. harika. boş arsalarda otluyor. Çadırlar kurulmuş Sultanahmet Meydanı' na. Yerebatan yakınlarında bir ev bulup oraya yerleştiler. ama çocuk bir yaşındayken annesini akrep sokmuş. adresimizi bulmuş. Bu yavruyu neyle besliyorum biliyor musun? Taze inek sütüyle!" "Onu da nereden buluyorsunuz?" "Anlatayım. o da Jülide'ye arkadaş olmuş. hiç kimsenin aklına gelir mi evde silâh sakladığımız?" "Yaşayın valla anne. 'sen merak etme. "Aman" dedim. kalkıp bana geldi. Eşi Nimet Hanım da Vasfiye'ye çok yardım etmiş. O da çok sevdi ineğimizi. Samanların altına da senin bize bıraktığın silâhları yerleştirdik. hiç gelip gitmiyor mu?" "Birkaç haftadır hiç uğramadı. 'Zübeyde anne. adını Bahtiyar koymuşlar. "O da bizim çocuğumuz olur.' dedi. sorduğun şeye bak. Ona analık et. Şimdi evimizi de öğrendi. Biraz ayıp olacak ama. Tren istasyonlarda durduğu zaman pencerelerin önü perişan insanlar ve dilencilerle doluyordu.' dedim. Bak ne kadar akıllı hayvan. Sen hatırlar mısın Ali Efendi'yi? Annesi Selanik'te komşumuzdu. Laz uşakları asılmışlar küreklere. Selanik'te bizim bir ahbabımız vardı. Abdürrahim'i onun yerine korum. Bana söylediler. onlar da istanbul'a göç etmişler." Mustafa Kemal. "ne iyi Abdurrahim'e taze süt lazım." "Peki Fikriye nasıl. ineği nerede besleyeceğiz?" "Bak oğlum. kapıları aynı. Birkaç gece bizim evde kaldılar. çocuğun sütannesi olur. Akbıyık'ta çıkan bir yangında oturdukları konak yandı. Altta silâhlar.' derim ona. Adını Abdürrahim koymuşlar. insanlar yoksulluk içinde kıvranıyorlardı. O evi de Macit Bey yaptırtmış. Ali Efendi kalmış yavrusuyla başbaşa. Çocuğa bakamayacağını anlayınca. çıplak çocuklar. perişan oldular. bir fırsat bulursam uğrarım. Diyarbakır'a gitmiş. sen eve girerken hiç farkına varmadın. üstte inek.

korgenerallik ister. Geri çekilip karargâha döndüler. Mustafa Kemal. İnsan ayağı değmemiş dağlar.. fevkalade güzel. o günlerde Siirt'ten Madam Corinne'e şunları yazıyordu: "Batıdan Doğu'ya kadar devam eden uzun ve yorucu bir yolda iki ay kadar seyahat ettikten sonra. Mustafa Kemal artık büyük kurtarıcıydıAylar birbirini kovaladı. Mustafa Kemal Paşa oralarda sınırdan sınıra koştu. sonbahar geldi. hem de bunca zaman paşalığına engel olan düşmanlarına içinden sövüp sayıyordu. 35 yaşındaydı. Ali Çetinkaya ve yaveri Şükrü Tezer.200 metre uzaklarındaydı. Ruslar pek uzakta değiller ama. 15 Nisan 1916'da Doğu Cephesi'nde şafakla birlikte Rus saldırısı başladı. yeşil çamlarla örtülü bir dağ silsilesi tasavvur edebilirsiniz. yanında ve çevresinde subaylar. Çanakkale'de savaşmaktan daha kolay değildi. Önce otomobille Halep'e gittiler. görülüyor ki. Ali Fuat (Ce-besoy). az daha hepsi ölecekti. Rus askerleri 1. Son istasyon Gülek ve Mamure'ydi. oradan da Diyarbakır'a. O da bunları sıkı sıkıya korudu. saklaması için Şükrü Bey'e verdi. Bu sırada. Fuat (Bulca). bütün birlikleri yağmur altında öyle dolaştılar... Mareşal yaparsınız. savaşı Kemer Dağı'n-dan yönetiyordu. yıllardan beri hak ettiği ve beklediği bir yükselişti. önce Rus işgalindeki Muş'a yürüdü. korgeneral olur. Doğu'nun koşullarında savaşmak. Neden sonra yakınları ona şu olayı anlattılar: Talât Paşa ile İttihatçıların başlarından Doktor Nâzım. sonra Bitlis'e. padişahlık ister. generalliğe yükseldiğini haber aldı. işte o günlerde İttihat Terakki'nin merkezinde Mustafa Kemal'in derecesinin paşalığa yükseltilmesini konuşuyorlarmış. Ormanlarında binlerce bülbül var ve dağlarımızın bir kısmı hâlâ beyaz örtüsünü koruyor. O tuğgeneral olur. Mustafa Kemal. Savaş alanlarında kazandığı eşsiz zaferlere karşın kendisini ne kadar da geç paşalığa yükseltmişlerdi. halk bayram etti. sular da öyle. Kısaca gürül gürül akan sayısız derelerle sulanan.. ". orgenerallik ister. Mustafa Kemal beraberindeki subaylarla birlikte atlara bindi.. Enver Paşa'nın yanıtı şu olmuş: "Mustafa Kemal'in mirlivalığa (tuğgeneralliğe) yükseltilmesi emri cebimdedir. Artık oradan öteye araba yolu da yoktu. Diyarbakır'da bardaktan boşanırcasına bir yağmur yağıyordu.ekmeğe muhtaçtı. Oradan öteye demiryolu yoktu. bir istirahat anı bulunabileceğine inanılır. oradan yine otomobille Mardin'e. Mustafa Kemal'in üvey babası Ragıp Bey'in ve Fuat Bulca'nın yeğeni olduğu için. Mustafa Kemal. Ertesi gün. Ağustos başlarında her iki kent de düşman işgalinden kurtuldu. Istanbul-Diyarbakır yolculuğu tam on üç gün sürdü. Bazı yerlerde geceyi çadırlarda geçirdiler. Mustafa Kemal Paşa olmuştu. Bu. Oradan mevzileri gözetlediler. Ama siz onu bilmezsiniz." Diyarbakır'dan yola çıktıktan bir hafta sonra cepheye ulaştılar.. yaverler ve birlikte çalıştığı yüksek rütbeli kumandanlar vardı: Refet Paşa. değil mi? Fakat heyhat. Onlar da Mustafa Kemal'in ar°° tık paşa olması gerektiğini söylemişler. Mustafa Kemal. Yıllar sonra Şükrü Bey ölünce bu anılar yayınlandı. geçit vermeyen yamaçlar.. Cevat Abbas. İçeriye Enver Paşa girmiş ve ne kadar da konuştuklarını sormuş. Burasını size tanıtamam ki. çünkü haritada bile yeri yok. (Mayıs 1916)" Mustafa Kemal Diyarbakır'da kolorduyu yeni bir yapılanmadan geçirdikten sonra. Ruslar yaylım ateşi açtılar. Kemal Paşa ona yakınlık gösterirdi. Mustafa Kemal'in o günlerdeki yaşamını belgeleyen bu notlardan bazı örnekler: . Hem seviniyor." Mustafa Kemal'e bu olayı anlattıkları zaman kahkahalarla gülmüş ve şöyle demişti: "Ben Enver'in bu kadar zeki ve akıllı olduğunu bilmezdim. orgeneral olur mareşallik ister. Hava tertemiz. Şükrü Bey. bu ancak ölümden sonra mümkün olacak. Tabii ki şu anda bulunduğum yeri bilmiyorsunuz. o dönem günlük anılarını yazdığı not defterini daha sonra. İzzettin (Çalışlar). Çanakkale'deki gibi yakın da değiller.. yaz geçti. îki gün sonra Ruslar geri çekilmek zorunda kaldılar. oradan Ceylanpınar'a. sarp doruklar.

Birlikte gitmeye karar veriyorlar. Hastane olarak kullanılan evlerde. Başımı yıkadım. canım sıkıldığı zaman okuduğum Sapho-Moeurs Parisiennes adlı romanını bitirdim. "Bizim evlâdımız değil. Şimdi dinleniyorum.20. yaverleri ve kumandanlarla bizi karşıladı. Yemek yedik ve Bitlis'e hareket ettik. İaşelerini sağlamamızı rica ettiler. gizli şifreli bir tel geldi... (9 Kasım 1916)" ". (12 Kasım 1916)" ". Eski sevgilimle beraber olacağım. Artık sevilmek istiyorum. Fırka kumandanı Ali Fuat.. Saat birde uyandım. (10 Kasım 1916)" ". Geceyi öksürükten pek fena geçirdim. Diğer subaylar için de böyle. kâğıt para verdikleri için satıcılar ağlayarak bana şikâyet ettiler. Saat 4. Aç olduklarını söylediler. Bir süre sonra Jean Güney Amerika'da bir kente konsolos oluyor. Jean Sapho'yu dövmeye kalkıyor ama Sapho buna seviniyor. Kendilerine niçin bu çocuğu almadıklarını sordum. "Yolda. Bitlis Cephesi'ne düşmanın saldırısını önlemek için 30 tabur verilecekmiş. Akşam üzeri Fuat geldi. (16 Kasım 1916)" ". yanıma aldım. 10-15 kesik kadın başı bulmuşlar. bir zamanlar eve evlâtlık olarak aldıkları çocuğun kendi çocuğu olduğunu ve onu eski sevgilisinden doğurduğunu anlatıyor.. Açlıktan ölmüşler. Neferlere hak verdik. Yarımda Bitlis'e vardık. Tekrar yattım. Günün birinde mektuplarını almak için Sapho'nun evine gidiyor. Birçok yıl birlikte yaşıyorlar. Onlara da para vermekle yetindim. kokmuş insan cesetleri ve kemikler gördük.. Askere bu kadar yakın bulunan subaylar için bu durumu uygun görmedim. Öksürük hafifledi ve uyumama engel olmadı. Konu şöyle: Jean. Şerefiye denilen camiyi gezdim. Saat 5'te uyandım. (18 Kasım 1916)" ". Maziden konuştuk. Alphonse Daudet'nin. Hepsi aç. 'etudiant' (öğrencilik) yıllarında Sapho'yu seviyor. Öksürüğümü hafifletir diye çay içtim.' diyor. Yemeği birlikte yedik. 'Demek ki beni hâlâ seviyorsun. Nuh Bey bana kendi tayını hediye etmek istedi. düşmanın saldırısı karşısında nasıl davranacakları yolunda bir uygulama yaptırdım.. sefildiler. Yollarda birçok göçmen gördük. Fırka kumandanına. Bunu görenler bana.. hayvanlar gibi. Refet Paşa. îçi hayvan leşleri ve pisliklerle doluydu.. 12 yaşında Ömer adında öksüz bir çocuk gördüm. Gece Refet Paşa' nın evinde kaldım. kurmay başkanı İzzettin ve Alay kumandanı Fuat beylerle benim çadırımdayız. kabul etmedim.. (8 Kasım 1916)" ".. Tam Marsilya'dan vapura binecekleri gün Sapho'dan bir mektup geliyor: 'Gelemeyeceğim. Bunları gözden geçirdim.. 9° "Yolda iki nefer köylülerden üzüm ve elma satın almak istemişler. Refet Paşa rahatsız olduğundan ayrıldı. konuşuyorlar."Saat şimdi altı buçuk. "Yol boyunca iki yerde. Annemden mektup aldım. Çocuk bir karı kocanın peşine takılmış.. Jean iki defa bu yaşamdan bıkıp kaçmak istiyor. ölüme mahkûm bir çocuk gidiyordu. çadırın kurumuş olmasından ve rüzgârdan dolayı fena uyudum. Bitlis'e yolladım. Şimdiye kadar gereğinden çok sevdim. Yolda 150 kişilik bir gönüllü kafilesiyle karşılaştık. Saat 7'de yola çıktık. bunların karınlarını duyurmasını ve giydirilmelerini söyledim. (14 Kasım 1916)" ". Sapho. Peşlerinde 4-5 yaşlarında. Akşam rakı büfesi hazırlamışlar. kişiye özel. Bitlis'e dönüyorlarmış. sonunda kaçıyor. (13 Kasım 1916)" ". Ordudan. onları 100 metreden izliyordu. Öksürükten. Hastaneyi teftiş ettim." dediler. Onu da ana babası bırakmış... . anası babası ölmüş üç yetim daha getirdiler..... Fuat Bey bize ut çalıyor. Öksürükten çok rahatsız oldum.' (19 Kasım 1916)" ". Tabur ve bölük kumandanlarına... "Kalacağım eve geldim. Yolda 300 kadar milise rastladım. Geceyi fena geçirmedim. Yeni Fırka kumandanı Ali Fuat Bey'le bu konuyu görüştük. Sonra karargâha döndük.

' Paşa. 'Lord Kitschener'in ordusuna mensup subayların birinden ele geçirilmiş bir hatıradır. Otomobille Telmih köyüne uzandım... Sonra kırda yemek yedik. Sonra istihkâm Yüzbaşısı Fuat Efendi geldi. Karşılığında bir .. (23 Kasım 1916)" ". Sonra tayları gördüm.. istanbul' dan çıkalı iki buçuk ay olmuş. erkeklerin ahlâkı. Evden çıkmadım. Fark. Paşa tabakayı eline alıp baktıktan sonra. Paşa o gün bana.' diyerek tabakayı geri verdi. 'Hele şimdilik dursun. Paşa yolda.' dedi. kabul etmedim. "Yemekten önce Mehmet Emin Bey'in Türkçe Şiirler'i ile Fikret'in Rübab-ı Şikeste'sinden parçalar okuyup karşılaştırdım. Farsça kelimeler var. (2 Aralık 1916)" ". Allah'ı İnkâr Mümkün müdürî'ü bitirdim...' dedim."Sıhhatin korunması için. Sonra yine Kemal Bey'in Osmanlı Tarihi'ni okumaya başladım. Arıburnu'nda İngilizlerden alınmış bir masa örtüsü ve bir kasatura aldım. Batman vadisinde öteden beri dikkatimi çeken bir ev vardı.. (9 Aralık 1916)" ". (4 Aralık 1916)" ".. Fuat ut çaldı.. kolayınızda sigaranız var mı?' diye sordu. "Allah'ı İnkar Mümkün müdür? adlı bir kitap okuyorum j (Bu kitabı Filibeli Şehbenderzâde Ahmet Hilmi yazmıştır. 4 tavşan ve 1 tilki tutuldu. Kemal Bey'in (Namık Kemal) Siyasi ve Ebedi Makaleler adlı kitabını okudum.. 3) Kadınlarla ortaklaşa yaşam. Talimname'den 'marş' sözünü kaldırıp yerine 'yürü' denmesini uygun gördük. Kurmay başkanıyla (İzzettin Çalışlar) tesettürün (örtünmenin) kaldırılması ve sosyal yaşamımızın düzeltilmesi konusunda sohbet ettik ve şunlar üzerinde durduk: 1) Yaşamın koşullarını bilecek anne yetiştirilmeli. "Gece saat 12'ye kadar sohbet ettik. bu nereden?' diye sordu.. Hava çok sisliydi. 'Şükrü.. bir liraya da bir hamam takımı aldım. o eve girdim ve damına çıktım. Ancak Türkçe olanda da. Ömer Naci'nin vefatına üzüldük. Hamama gittim. öteki değil. Allah'ı İnkâr Mümkün müdürt'ü okumaya devam ettim. Lütfen kabul buyurunuz.. Paşa'ya bir tay hediye etmişti. Vali Memduh Bey.. ikisi de başka türlü güzel. (22 Kasım 1916)" ". (25 Kasım 1916)" ". (1 Aralık 1916)" ". Akşam odada Bitlis Jandarma Kumandanı Nâzım Naz-mi ve Fuat (Bulca) ile memleketin durumunu konuştuk.. 'Paşam. 'Çocuklar. (7 Aralık 1916)" ".. Buna karşılık | italyan savaşından beri sakladığım bir İtalyan dürbününü ver. 'Şükrü. (8 Aralık 1916)" I ". (5 Aralık 1916)" ".. Bugün bütün kurmaylarla birlikte tavşan avına gittik. Öğleye kadar evde kitap okudum... Kitap okumakla vakit geçirdim. "Yanıma aldığım ihsan ve Ömer adlı çocuklara Mehmet Emin'in (Yurdakul) Yaşamak Kavgası adlı şiirinin bir bölümünü ezberlettim.. duyguları üzerinde düşünce oluşturulmalı. "Ben hemen tabakamı uzattım. (10 Aralık 1916)" Kemal Paşa anı defterine işte bunları not etmiş. biri parmak hesabı. (20 Kasım 1916)" ".. Anafar-talar'dan. (6 Aralık 1916)" ". Sadık Bey bir tay hediye etmek istedi.j dim. Arıburnu raporlarını yazmaya başladım. (3 Aralık 1916)" ". ama onun not etmediği bir olayı yaveri Şükrü Bey şöyle anlatıyor: "15 Aralık 1916'da Paşa kürklü kaputunu giymiş. "Aradan on gün geçti.. 'Vali Memduh Bey bana bir tay getirdi.. ötekisinde de aynı derecede Arapça. elleri eldivenli olduğu halde birlikte otomobille Diyarbakır'dan Ergani Madeni'ne gidiyorduk. Diyarbakır'dan yaya gelmiş.. 2) Kadınlara özgürlük verilmeli. bilhassa beynin parlaklığı için alkol almamalı. Daha sonra beş liraya bir halı. düşünceleri. Mebadii Felsefe (Felsefe Başlangıcı) adında bir kitap okumaya başladım.. biliyorsun. Sabah tuvaletinden sonra tayları gördüm. Kitap okumakla vakit geçirdim. Tabur kumandanından.)..

' dedi. Alıcı bulamadım. Oysa bir süre önce İstanbul'dayken. Akaretler'deki evine zarif sandıklar içinde altınlar göndermişti. 'Bu tabakanın savat işi pek nefis. tek alıcı çıkmadı. "Bunların ordunun levazım dairesine gönderilmesi gerekirdi." Cemal Paşa." Cemal Paşa atların durumunu inceledikten sonra. o da sandıkları yaverleri aracılığıyla geri göndermişti. "Bu sandıkları bana yanlış göndermişler. Sekerat ve Elazığ'a. bu Alman kumandanına hiç güveni yoktu. "Ertesi sabah baktım. Tayın karşılığını ileride uygun bir biçimde buluruz. Birçok insanı böyle sandıklarla altın vererek yoldan çıkarabilirler ama beni değil. Bu durumda orada daha fazla duramayacağını anladı ve 7 Ekim'de ordu kumandanlığından istifa etti. Bunu Vali Bey'e verecek olursak çok hoşlanacağını umut ediyorum. Bunları satmak istiyorum. tabaka masanın üzerinde duruyor. "Ben. "Paşam. Enver Paşa ise buna asla razı olmuyordu. Mustafa Kemal bu sandıkları getiren Alman subayına. Bu paraların ordunun ihtiyacı için gönderildiği belirtiliyordu. unutmadım. Anafartalar'da karşımda yenik düşmüş düşmanın bir subayından elde edilmiş olması bu tabakaya tarihi bir değer 93 94 de katıyor." diye yanıt verdi. şimdi cebinde bilet alacak parası bile yoktu.' dedim. oradan Şam'a.' 'Emredersiniz Paşam." Alman subayı paraları almak istememiş. Yeni görevine başlamadan önce bir ay için İstanbul'a gitti. 'Paşam. Mareşal Falkenhayn ona. burada kalmış. Mareşal'in amacı altın karşılığı Mustafa Kemal'i kendine bağlamak. Siz buranın eski kumandanısınız.şey yapmam gerek.' diyerek tabakayı masanın üzerine bıraktım. "Bu atlardan birkaçını sat da İstanbul'a gidelim. Kemal Paşa. Ama burada hiçbir şey bulamam." dedi. Arakel.'" Mustafa Kemal hiçbir yerde uzun süre kalmadan Güneydoğu Anadolu ve SuriyeLübnan bölgesinde oradan oraya koşuyordu. O. sonra Akviran. Başka çaresi olmayan Kemal Paşa bu öneriyi kabul etti ve böylece biletini alabildi. Mareşal Falkenhayn'ın emrinde çalışmak zorunda bırakılmasıydı. 'Hayır Şükrü. İşte iki ay önce sandıklar dolusu altını geri çeviren Kemal Pa. "Hayvanlarınızı önce baytara muayene ettireyim. Yaveri Salih Bo-zok'u çağırarak. çok yerinde bir şey olur. bütün yetkilerin kendinde toplanmasını istiyor. Atlarını ve kısraklarını satmaktan başka çare göremiyordu." demişti. ağustos aylarında Halep'e döndü." diye haber göndermişti.' "Paşa. satın almaktı. VIII .95 şa'nın." dedi. Akaretler'de annesine yeniden kavuşmanın mutluluğunu yaşadı. Bunun üzerine Kemal Paşa Halep'te bulunan Cemal Paşa'ya giderek. Kendim kullanmak istediğim için vermeye kıyamadım. Huzursuzluğun nedeni. 1917 Temmuzu'nda Yıldırım Orduları kumandanlığına bağlı Yedinci Ordu kumandanlığına atandı. 'galiba tabakayı vermeyi unuttunuz. Kemal Paşa'ya hepsi için iki bin altın önerdi. Kemal Paşa'nın. "benim birkaç cins at ve kısrağım var. oradan yine Diyarbakır'a. oradan yine Halep'e ve sonra Diyarbakır'a. Diyarbakır'dan Halep'e geçti. Salih Bey atları pazara yolladı. Fikriye de gelip onu birkaç kez görebildi ama bütün bu gerginlikler arasında mutluluklarının tadını pek çıkartamadılar. Mustafa Kemal savaşın gerginliğinden kendisini bir türlü kurtaramıyordu. "Pekâlâ. altın karşılığı memleketin çıkarları üzerinde düşüncelerimi değiştirecek insanlardan değilim. benim şüphem yok ama öyle yapınız. Aklıma şu Çanakkale hatıranız sigara tabakası geliyor. bana bir yol gösteriniz. Ne var ki İstanbul'a dönebilmek için cebinde tren biletini alacak parası bile yoktu.

sırma kuşaklı paşaların hangisinin sosyal ve siyasal eylem ve devrimlerden haberi vardı ki? Bütün bu ayaklanmaların ardından. çünkü Doğu'daki en büyük tehlike 9° yok oluyordu. iznini daha kullanmadan Genelkurmay'da yeni bir göreve getirildiğini bildirdiler." demekle yetindiler. Dostlarını Pera Palas'ta kabul ediyor. Bahriye Müsteşarı aracılığıyla o üç bin lirayı Kemal Paşa'ya göndererek dürüst bir davranışta bulundu. Bu ayaklanmalar başlayalı bir hafta olmamıştı ki Çar Nikola tahttan çekilmek zorunda kalmış ve Romanof hanedanı sona ermişti. Akaretler'deki evde kalmak içinden gelmedi. İstanbul'daki yöneticiler bunun anlamını da pek kavrayamadılar. Kimdi Lenin? Osmanlıların umurunda bile değildi! Marx ve Engels'in adını kaç kişi duymuştu acaba koca Osmanlı ülkesinde? Tepedeki yöneticilerin. savaşa karşı çıkacak yeni bir rejimin temelleri atılıyordu. o günlere kadar sadrazamlık koltuğuna oturan o göğüsleri madalya dolu. Fikriye Kemal Ağabey'ini görünce acısını biraz unutur gibi oldu. Mustafa Kemal hemen başsağlığı dilemek için Sultanahmet'teki eve gitmek zorundaydı. O. Enver. örneğin Enver. Türklerin bayram etmeleri gerekirdi. Rusya'da komünist bir rejimin kurulacağı hiç akıllarına gelir miydi? Oysa o günlerde Osmanlıların en büyük düşmanı olan Rusya can çekişiyordu. Osmanlı Devleti'ni yönetenler. bunun da farkına varamadılar. Osmanlıların kaç yüzyıllık düşmanı olan Çarlığın yıkılmasının önemi ülkede hiç anlaşılamamıştı. 15 Eylül'de Rusya'da cumhuriyet ilân edilmiş ve Kerenski devlet başkanı olmuştu. çünkü gözler sınırlara çevrilmişti. "Ha Çarlık rejimi olmuş. Oysa yedi aydan beri bütün ülkelerde gözler Petrograd'a çevrilmişti.Vahdettin'le Birlikte Almanya Gezisi Mustafa Kemal İstanbul'a gelir gelmez. İç çekişmeler de dışarıyı görmeye engel oluyordu. Çar'ın devrilmesinden on gün sonra da Lenin Petrograd'a gelmişti. Fikriye ve Jülide de evdeydiler. üst tarafını bana vermeye mecbur değilsiniz. Siz beş bin altın almışsanız. Zübeyde Hanım kendisine kötü bir haber verdi. İngilizler 110 bin kişilik bir kuvvetle saldırıya geçtiler. Talât ve Cemal paşaların. Şimdi İstanbul'da ne yapacaktı? Önce üç ay izin aldı. Mustafa Kemal'in Mareşal Falkenhayn'ın emrinde çalışmak istememekte ne kadar haklı olduğu çok kısa zamanda anlaşıldı. Evi artık Fikriye'nin çekip çevirmesi gerekiyordu. bunun dünyayı değiştirecek çapta bir olay olduğunu kavramamışlardı. İstanbul'da çıkan gazeteler dünya olaylarıyla ilgilenmiyorlardı. Mustafa Kemal'in Harbiye'deki öğrencilik yıllarından arkadaşıydı. Üç bin altını nereye göndereyim? Mustafa Kemal'in yanıtı şu oldu: "Ben atlarımı iki bin altına satmıştım. Mustafa Kemal İstanbul'a bozuk bir moralle döndü. Vasfiye Hanım'ın oğlu Ali Enver'i çok zamandır görmemişti. annesini ve Makbule'yi görmeye gitti. zorunlu olmadığı zamanlarda pek ortalarda görünmüyordu. istanbul'da ise o günlerde General . O günlerde neler oluyordu dünyada? Osmanlı kamuoyu dünyada neler olduğunun pek farkında değildi. Mustafa Kemal bu aileyle artık daha yakından ilgilenmesi gerektiğini düşünerek evden ayrıldı. İki ay içinde." Cemal Paşa bu satıştan kâr etmeyi asla düşünmüyordu. Rusya'nın o zamanlar başkenti olan Petrograd'da 8 Mart'ta halk ayaklanmış ve Çarlık temellerinden sarsılmaya başlamıştı. ha cumhuriyet. Her gün birtakım görüşmeler yapması gerekiyordu. Halep'ten ayrıldıktan iki üç hafta sonra. Almanya'da şenlikler yapıldı. Her şeyin yitirildiğine inanıyor ama yine de bir şeyler yapılması gerektiğini düşünüyordu. hepsi bir. Fikriye'nin annesi Vasfiye Hanım anîden ölmüş ve aile perişan olmuştu. Sizden çok ucuza almışım. Ertesi gün de Akaretler'e. Cemal Paşa'dan şu telgrafı aldı: "Hayvanlarınızı beş bin altına sattım. GVF7 97 7 Kasım'da olanlar oldu ve Bolşevikler iktidara geldiler. Doğru Pera Palas oteline giderek oraya yerleşti. Kudüs ve Filistin'in tamamı böylece yitirilmiş oldu. Üçü de büyük acılar içindeydi.

bedbaht. Yola çıkılmasından bir gün önce Mustafa Kemal ile Naci Bey Saray'da buluştular. "Zavallı. gu yeni gelenin kim olduğunu ne M. Kendisinden yanıt alamadığım için istifanızı kabul etmek zorunda kaldım. Beklemeye başladılar. Mabeyinciler her ikisini de bir odaya aldılar." dedi. gözlerini kapadı. "öyle yapacağız." dedi. "Müşerref oldum. Sultan Reşat'ın zaten bir ayağı çukurdaydı. o redingotlu uyurgezer adam gözlerini açarak. hiçbir şey olmamış gibi. 15 Aralık 99 1918'de Sirkeci garına gittiler. derin bir düşünceye daldı. Yandaki koltuklara da Mustafa Kemal ile Naci Bey oturdu. yarınını anlamış kişileriz. bugününü. "Efendi Hazretleri. Enver Paşa makamında." dedi." dedi. Artık bu esrarlı kişinin Veliaht Hazretleri olduğu anlaşılmıştı. bu redingotlu adamın başmabeyinci olduğunu sanmışlardı. Birkaç dakika sonra. aklı. Kendisinin yanında bulunmayı kabul eder misiniz?" Mustafa Kemal böyle bir gezinin kendisi için çok yararlı olacağını düşündü. Bütün saray erkânı. Üç gün sonra yola çıkılması gerekiyordu. redingotlular uşaklar ve bilmem ne basıları oradaydılar." Mustafa Kemal ile Naci Bey Veliaht Hazretleri'ne veda edip Saray'dan ayrıldılar. Redingotlu adam uzun bir süre hiç ağzını açmadı." dedi. İki gün sonra yola çıkacağız. "Bunlarla ne yapılabilir? Bu zavallı yarın padişah olacak. Yeni gelen redingotlu kişi kimseye selâm vermeden kanepenin sağ köşesine oturdu. kendinden ne beklenebilir?" "Hiç. Eski kolordu kumandanlarından Albay Naci Bey'in de bu geziye katılması kararlaştırılmıştı.Allenby'nin Filistin Cephesi'nde saldırıya geçmesi konuşuluyordu. Mustafa Kemal hemen bu öneriyi kabul etti. Paşa kendisiyle çok acele görüşmek istiyordu. Mustafa Kemal bunun üzerine ayağa kalkarak. Mustafa Kemal ve Naci Bey. Yarın onun yerine Vahdettin Efendi tahta çıkacaktı. "beraber seyahat edeceğiz." dedi. Mustafa Kemal'i yapay bir nezaketle karşıladıktan sonra. Enver Paşa. "Birlikte seyahat edeceğiz.ustafa Kemal biliyordu ne de Naci Bey. Oradan hareket edeceğiz. mantığı olan insanlarız. Mustafa Kemal." "Biz ki. Ne söylemeleri gerektiğini kestiremiyor. Mustafa Kemal o günlerin birinde Enver Paşa'dan bir mesaj aldı." Vahdettin Efendi. Şimdi burada sizi bekleyen başka görevler var. Böyle bir kişiyi yakından tanımak elbette çok ilginç olacaktı. . Derken odaya redingotlu bir kişi daha girdi. Almanya İmparatoru Padişahımızı genel karargâhına davet etti. Veliaht Hazretleri'yle tanışmalısınız. "mutluyum. Odada redingotlu adamlar ayakta duruyorlardı. "Ordu kumandanlığından ayrılmış olmanıza üzüldüm. "Geziye çıkmadan önce. Sonra gözlerini açarak Mustafa Kemal'e döndü ve. İkisi de şaşkınlık içindeydi. adamın konuşmasını bekliyorlardı. bütün bu olaylardan sonra Enver Paşa kendisine nasıl bir görev önerecekti? Bu yenilgiye onu da bulaştırmak mı istiyordu acaba? Bu tür düşüncelerle Harbiye nezaretine gitti. Veliaht Hazretleri'nin (Vahdettin Efendi'nin) Zâtışâhâne yerine bu seyahati yapmasını uygun gördük. Vahdettin Efendi hiç-100 biriyle konuşmadan dikilmiş duruyordu. Mustafa Kemal merak etti. memleketin geleceğini. Padişahımızın (Sultan Reşat'ın) böyle bir seyahat yapamayacak durumda olduğunu biliyorsunuz. değil mi?" diye sordu. acınacak bir adam." Yeniden gözlerini kapadı ve uzun bir sessizlik oldu. Eşya olarak bir kanepe ve iki koltuk vardı. ne yapabiliriz?" "Güç!" Mustafa Kemal ile Naci Bey yola çıkılacağı akşam. Perşembe akşamı garda hazır bulunacaksınız. Enver Paşa da uzun sürede Mustafa Kemal'i yok etmek için planlar hazırlıyordu. "Evet efendim. "Ben Sina Cephesi'ndeki orduların nasıl bölüneceğini ve bu kuvvetlerin nasıl kullanılacağım Mareşal Falkenhayn Paşa'ya sormuştum.

ama üniforma giymek istemediler. Vah- . gereklidir. O da haklı olarak bozuldu. Mustafa Kemal ne dediyse öyle yaptı. konuğuna da yer gösterdi. imparator da oradaydı." "Az önce selâm verdim ya. önceden. Vahdettin Efendi İstanbul'dan ayrıldıktan sonra eski kasıntı davranışını bırakmış ve kendi kişiliğini bulmuştu. arkasında Mustafa Kemal. içten bir havada konuşmakta sakınca görmüyordu. Mustafa Kemal bu çağrıya sevindi. canı isterse. Çeşitli konulardan söz edildi. "Ben. Mustafa Kemal Teşrifatçıbaşıya. Ben sana Veliaht Hazretleri'nin üniforma giymesini söyledim mi. 'Ben böyle bir dereceye tenezzül etmem." dedi. "Affedersiniz Paşa Hazretleri." dedi. arkanızdan biz geleceğiz." "Nasıl yani?" "Siz yürüyeceksiniz. "Ben sana kim olduğumu söyleyecek durumda değilim. "Veliaht Hazretleri." Bunun üzerine Vahdettin Efendi ellerini havada sallayarak yürümeye başladı. Ama bu kez hiç uyukla-mıyordu. "Siz kim oluyorsunuz?" diye yanıt verdi. Siz İstanbul'u kurtarmış bir kumandansınız. "Evet. "trene binmeden önce askeri müfrezeyi selâmlamanız gerekiyor. Vahdettin Efendi hiç de ilk göründüğü gibi uyurgezer bir kişi değildi. O akşam bir de baktılar ki Vahdettin Efendi sivil giyinmiş. Böyle bir törene hiç alışık olmadığı belliydi-Önde o. Başbaşa konuşmalar ertesi gün de sürdürüldü. Mustafa Kemal. imparator Karargâhı'nın önünde bir Alman müfrezesi kendilerini bekliyordu. gözlerini dört açmış bakıyordu. Birlikte seyahat etmekte olduğum için çok mutluyum. Sizi gıyaben çok iyi tanır ve takdir ederim. "Veliaht Hazretleri. yine mi askeri selamlayacağım? Gerekli midir?" "Evet Veliaht Hazretleri. Vahdettin Efendi yine şaşkın şaşkın bakmıyordu." "Neden?" "Çünkü ilk önce Veliaht Hazretleri'ne 'ferik' (korgeneral) derecesi verilmişti. bu gibi durumlarda üniforma giyerlerdi. "lütfen pencereyi açıp askeri selamlayınız. "Veliaht Hazretleri'nin üniforma giymesini istemiştim." dedi. "Ben de kendilerine arz ettim. Tren kalktıktan sonra öğrendim. Naci Bey ve yaverleri trene bindiler. sonra da Mustafa Kemal izin isteyerek Veliaht Hazretleri'nin yanından ayrıldı." Mustafa Kemal ile Naci Bey bu sözlerden sonra Vahdettin Efendi'nin yanına gidip elini sıktılar.' deyip üniforma giymedi. söylediniz. darıldı. Enver Paşa da Veliahtın yanındaydı. Padişah ve şehzadeler. Arıburnu'nda ve Anafartalar'da kazandığınız muvaffakiyetler malûmumdur. Öğ-renseydin benim kim olduğumu. Mustafa Kemal'in vagonuna gelerek Veliaht Hazretleri'nin arkadaki vagonda kendisini beklediğini bildirdi." Vahdettin Efendi. Arkadaki vagona geçti. "Birkaç dakika öncesine kadar kiminle seyahat etmekte olduğumu bana söylememişlerdi. Tren istanbul'dan uzaklaştıktan az sonra Teşrifatçıbaşı. Veliaht Hazretleri'ne üniforma giymesi için haber göndermişti." dedi. Neden sivil giysilerle gelmiş?" Teşrifatçıbaşı küstah bir tonla. Vahdettin Efendi Mustafa Kemal'i ayakta bekliyordu." "Anlaşıldı. Mustafa Kemal'le de gerçek kişiliğini hiç gizlemeden. Yolculuğun sonunda Büyük Alman Karargâhı'nın bulunduğu kasabaya geldiler. Çünkü Alman Genel Karargâhı'nı görmeye gidiyorlardı.Mustafa Kemal." Böylece aradaki buzlar erimiş oluyordu. söylemedim mi?" Teşrifatçıbaşı Mustafa Kemal'in bu sert konuşmasından ürkerek. Mustafa Kemal. Sonra oturdu." diye söze başladı. sonra derecesini 'livalığa' (albay-tuğgeneral arası bir rütbeye) indirdiler. onunla biraz konuşabilmek ve kendisini tanıyabilmek için ortam yaratılmasını bekliyordu. o da oturdu.

"Ekselans." dedi. Hindenburg. "siz Onaltıncı Kolordu Kumandanı değil miydiniz? Anafartalar zaferini kazanan Mustafa Kemal siz değil misiniz?" Mustafa Kemal şaşkınlık içinde. Başkumandan Mareşal Hindenburg. Çünkü yapılan saldırı yerel bir saldırıdır. onun yanında Naci Bey." dedi. Oradan büyük bir hole geçildi. Bu biçimsel tanışma töreninden sonra sıra. İki dakika bile geçmeden karşılarında İmparator'u buldular." ya da. Veliaht Hazretleri'nin İmparator'a yanında bulunanları tanıtması gerekiyordu. Bu konuda lütfen beni biraz aydınlatabilir misiniz?" Bu soru üzerine imparator ayağa kalkarak. "Acaba yanlış mı söyledim. "İmparator Hazretleri. "Ja. önüne bakıyordu. kapı vuruldu. Kayzer çok kibar ve nazik bir konuşma yaparak Osmanlı Devleti' nin Almanya için çok değerli olduğunu anlattı ve Enver Paşa'yı da öven sözler söyledi. Veliaht Hazretleri'ne Osmanlıların çeşitli cephelerde uğradıkları yenilgiden dolayı teselli edici sözler söyledi. General Ludendorf ve bütün büyük kumandanlarla oradaydılar. Sizin bu konuda bize yeterli güvence verecek sözlerinizi duyamadım." ya da. "Majeste. Bu ziyaretten sonra Vahdettin. Öteki eliyle Mustafa Kemal'in elini tutarak Almanca. "Jawohl." diye yanıt verdi. Eğer bunlar önlenemezse ülkemiz mahvolacaktır. yanıt vermek istemedi ve konuşma böyle sona erdi. Yaptıkları konuşmaları değerlendirmeye çalışıyorlardı. Vahdettin Efendi önce Mustafa Kemal Paşa'yı tanıttı. "Sör. Ludendorf hiç böyle bir soru beklemiyordu. "Bunun sonucunu olaylar gösterecektir.. Birden araya girerek Ludendorf a. Mustafa Kemal durumun ne kadar umutsuz olduğunu anlatıyordu ki. "Generalim." Ludendorf ters ters Mustafa Kemal'in yüzüne baktı. Naci Bey de bunları Türkçe çevirerek Vahdettin Efendi'ye aktardı. Kayzer." demesi gerekmez miydi? Hem de neden Almanca. Biraz durakladıktan sonra. Vahdettin az önce Mustafa Kemal'den etkilenmiş ve Almanya'ya olan güvenini biraz yitirmişti. Ondan sonra sıra." Mustafa Kemal. "Oui ekselans. ancak bir noktayı daha açık öğrenmek isterdim. "Anafartalar." der demez de çok pişman oldu. "sözleriniz beni çok duygulandırdı." demişti. "saldırının sonucunun ne olabileceğini anlamak için olayların gelişmesini beklemeye gerek olmadığım sanıyorum. Mustafa Kemal ise cephelerin durumunu biliyor ve bu parlak sözlere hiç inanmıyordu." dememiş de Fransızca. Mustafa Kemal'le birlikte kendi dairesine çekildi..ıoı 102 dettin Efendi artık karşılama töreninde ne yapması gerektiğini biliyordu. "Oui ekselans. Mareşal masasının başında oturuyordu. Mareşal'in sağında da Mustafa Kemal yer aldı. İmparator onun kim olduğunu biliyordu. Bir elini göğüs düğmelerinin arasına sokmuştu." dedi. Bu sözler. General Ludendorf un ziyaretine geldi. Teşrifatçıbaşının yardımına gerek duymadan askerleri selâmladı. Biliyorsunuz. "Biz taarruz ediyoruz. "OnaltıncıKolordu. ilk ziyaret edilecek kişi. O kadar Almancası yok muydu? Böyle bir pot kırdığına çok üzüldü. împarator'un Veliaht'ı ziyarete gelmek istediğini bildirdiler. mareşal ve generallerin protokol gereği ziyaretine geldi." Mustafa Kemal biraz sıkılmış." diye devam etti. O da Alman ordusunun büyük bir saldın içinde olduğunu ve zaferi mutlaka kazanacaklarını anlattı. Alman milletine moral vermek ve halkı uyutmak için verilen biçimsel demeçlerden değişik değildi. Başkumandan Mareşal Hindenburg'du. bize yapılan düşman saldırıları durdurulamıyor. soldaki koltukta Vahdettin." dedi. bu saldırınız hangi hatta kadar gidebilecektir?" diye sordu. "Peki. .

Bu kez de Mareşal Hinden-burg Almanların Osmanlılara yaptıkları yardımların üzerinde durdu ve özellikle Filistin Cephesi'ndeki durumdan söz etti. Ben Alman imparatoru olarak size gelecekteki başarılardan söz ettikten sonra. "Mareşalim. Yemekten sonra Vahdettin ile . Mustafa Kemal'in kim olduğunu da bilmiyordu. "sizin elinizi sıkmamıştım. Mustafa Kemal orada da gerçek durumu görmüş ve Alman subaylarını güç durumda bırakacak sorular sormaya başlamıştı." "Önceleri etmiştim. "Ekselans. Ertesi gün Vahdettin ve Osmanlı heyeti Strasbourg yakınlarında cepheyi dolaşmaya gittiler. Bunun üzerine Mustafa Kemal. "Hayır. "siz aldığınız raporlara göre konuşuyorsunuz. "öyle yapıyorum zaten."Sayın Veliaht. el sıkıştılar." dedi. Colman'daki Alman Karargâhı' nı gezdiler. ben kolordu kumandanıyım. Sofrada Kayzer'in sağında Vahdettin oturuyordu. Almanca. Ludendorf da. sizin zihninizi bulandıranlar var. solunda Mustafa Kemal. "Sağındaki adamla ilgilen. biz şimdiye kadar size yanlış hitap ediyormuşuz. ettim." "Beni mazur görünüz. Bana bu taarruzdaki hedefin ne olduğunu söyler misiniz?" Mareşal bu sözleri dikkatle dinledikten sonra Mustafa Kemal'e. Karargâhların gezilmesinden sonra uğranılan yer Essen'deki Krupp fabrikasıydı. "Anlıyorum ki. Mustafa Kemal Generalle Fransızca konuşuyordu. gezinin sonuna kadar Mustafa Kemal'in yanından ayrılmadı ve ona büyük yakınlık gösterdi. "Siz Vahdettin'in yaveri misiniz?" diye sordu." dedi. Lütfen son kumanda ettiğiniz kuvveti söyler misiniz?" "Fırka ve kolorduya kumanda ettikten sonra ordulara kumanda etmiş bir arkadaşınızım. Orada yaptığınız taarruza çok bel bağlamış olduğunuzu sanmıyorum." dedi. "Evet. koridorun ortalarına kadar gelmemişti." dedi. Demek siz ekselanssınız!" Bu konuşmadan sonra Alman kolordu kumandanı." "Fırkaya da kumanda ettiniz mi?" "Evet." demekle yetindi." dedi. ama endişelerim yok olmamıştır. Sonradan fabrika sahibinin şatosuna davet edildiler. "Affedersiniz." "Alaya kumanda etmiş olacaksınız. Bu subaylardan biri kolordu kumandanıydı. Türkiye'de her. Ama Suriye'de durum düzelmiş değildir. "size bir sigara takdim edebilir miyim!" Hindenburg sigarayı kendi eliyle verdi ve konuşma sona erdi. Mustafa Kemal ise împarator'un da-104 ha önceki konuşmada. imparator bu sözlerden sonra artık yerine oturmadı ve kapı103 ya doğru yürüdü. Oysa bunlar gerçeğe uymuyordu. Sizin babanız yaşındayım.1O5 hangi bir kuvvete kumanda ettiniz mi?" "Evet. İmparator bir ara Ludendorf a dönerek." "Askeri durumlardan çok iyi anlıyorsunuz. İmparator birden geri döndü ve Mustafa Kemal'e yönelerek." diye yanıt verdi. Yemekten sonra salona geçtiler." O akşam hepsi împarator'un yemeğine çağrıldılar. artık sizin şüpheniz kalır mı?" Vahdettin. Vahdettin ve Naci Bey onu koridorun köşesine kadar geçirdiler. "Ne münasebetle yanında bulunuyorsunuz?" "Böyle bir görev aldığım için." "Affedersiniz." değilim. "Oui ekselans" dediği için kendisine kızmış olacağını düşünerek odanın kapısında kalmış. Bir ara kendine. onun yanında da General Ludendorf. ettim.

Ondan sonraki haftalarda da sık sık yalnız kaldılar. Yılbaşını orada geçirdiler. Bir süre sonra. Orada on gün kaldılar. ben sizin kurmay başkanınız olurum." "Siz isteyiniz. Ne var ki Mustafa Kemal'in böbrek sancıları dayanılmaz bir hal aldı. "Çok mutluyum Kemal Ağabey. Sen Fikriye'yi pek sevmezsin. "Fikriye'den ne haber? Hiç gelip gitmiyor mu? Annesinin ölümüne biraz alışabildi mi?" "Biraz alıştı galiba ama aklı fikri sende. Annesi bu haberi duyunca deli olacaktı. Hoşunuza gider mi?" "Söyleyiniz. Sağlığına kavuşması için böyle bir bakımdan geçmesi zorunluydu. Pera Palas'taydı. Deli mi ne?" "Biliyorum anne. ama içinden. nihayet kavuştuk. Makbule. 1918 Ocakı'nın dördüncü günü de İstanbul'a döndüler. "Peki.' Akaretler'de değil. Fikriye onun dönmesini iki gün bekledi. Bu kez kendisini kucaklayanlar arasında ailenin yeni üyesi Abdürrahim de vardı. IX Fikriye 21 Yaşında: Sevgi Dolu îlk Akşamlar Mustafa Kemal Almanya gezisinden böbrek sancıları içinde döndü. Mustafa Kemal'in gözleri Fikriye'yi arıyordu. Viyana'da Cottage Sanatoryumu'na gitmesi uygun görüldü." "Hangi ordunun kumandanlığını isteyeyim?" ıo6 "Beşinci Ordu kumandanlığını. 1918 Ma-yısı'nın sonlarında Mustafa Kemal Viyana'ya gitti. Onun Akaretler' de olmasını beklemiyordu. "size kavuştum ya. Karargâhların gezilmesi bittikten sonra." dedi. ama aklı fikri İstanbul'daydı. Mustafa Kemal'e büyük saygı duyuyordu. kaderlerimizi birleştirecek bir öneride bulunacağım. Ama 'Kemal Ağabey. "Fikriye. Fikriye'nin yüreği güm güm atıyordu. ben ne yapmalıyım?" diye sordu. Oğlu İstanbul'a dönsün de annesini aramasın. Bu beraberlikleri geleneğe dönüştü." ıo8 Kucaklaştılar. bütün ev halkı kendisini coşkuyla karşıladılar." "İstanbul'a gittiğim zaman düşünürüz. ama o sana çok düşkündür. bu olacak şey miydi? O sabah Mustafa Kemal'in ilk işi Akaretler'e gitmek oldu. heyet Berlin'e geçti." diye geçiriyordu. Bir ara kendisine. Doktorlar bu bakımın Avrupa'da iyi bir hastanede yapılmasını önerdiler. Neden siz bütün işlerden uzak kalasınız?" "Ne yapabilirim?" "İstanbul'a gider gitmez bir ordu kumandanlığı isteyiniz. Yoğun bir bakıma ihtiyacı vardı." Ertesi gün Fikriye'ye haber iletildi. Artık çocuk değildi. "Anne. "Ben size. Ayağa kalkar kalkmaz kendini Akaretler'de buldu. ikisi de çok mutlu saatler yaşadılar." dedi. 21 yaşındaydı.Mustafa Kemal başbaşa kaldılar. "Belki gelmiştir. Mustafa Kemal aklından geçen her şeyi söylemiş ama Vahdettin hiçbir karar almak istememişti. Olayların dışında kalmak onu çok mutsuz . Sirkeci'de trenden inince yine doğru Pera Palas'a gidip biraz dinlendi." "Bu kumandanlığı bana vermezler. veliaht ve prenslerin görevleri var." O akşam Fikriye orada kaldı. Veliahtı. Zübeyde Hanım. Mustafa Kemal o günlerde Pera Palas'ta böbrek ağrılarından kıvranmış yatıyordu. Şakir Ağa. o da geldi." Vahdettin bir daha bu konuyu hiç açmak istemedi. Ertesi gün gazeteler Veliaht Hazretleri'nin 'maiyetleriyle' birlikte döndüğünü yazdılar." "Henüz padişah değilsiniz. Ne olur bundan sonra beni hiç yalnız bırakmayın. ama dayanmaya çalışıyordu. Zaten geziye çıkmadan önce de sancılar içinde kıvranıyor. Ama gördünüz ki Almanya'da imparator.

bilime ve sağlığa dayanarak anlatalım. istanbul'a dönmesinde yarar vardı. Sonunda gözlerini açarak. Kafasından bu tür şeyler geçiriyordu. gazetelerden Sultan Reşat'ın öldüğünü öğrendi. Böyle bir davranışa ruhum isyan ediyor. Enver Paşa'nın tepkisi ne olurdu? Ya bir darbe yapmaya kalkarsa? 110 Ya onu tahttan indirip yerine şehzade Mecid Efendi'yi tahta oturtursa? Bütün ordu onun elindeydi. O da. "Hay hay. Gelir gelmez de ilk işi yeni Padişah'ı ziyaret etmek oldu. Vahdettin Efendi 4 Temmuz'da tahta çıkmıştı. Mustafa Kemal bu havadan umutlanarak. Evet. . Mustafa Kemal iki gün sonra yeniden Padişah'tan randevu istedi. bazıları gibi. Hemen kaldığı dinlenme evinden yeni Padişah'a bir kutlama mesajı gönderdi. Mustafa Kemal'e gelecekte neler yapmayı düşündüğünü sorunca şu yanıtı aldı: "Ben her zaman söylerim. Mustafa Kemal. Ama Hünkâr asla bu konunun gündeme getirilmesine yanaşmadı. "Gezi sırasında görüşlerimi açıklamıştım. O arada yaveri Cevat Abbas da kendisine telgraf üzerine telgraf çekerek acele istanbul'a dönmesini öneriyordu. bunları iyice araştırmadan işe başlamak hatâ olur. "Vardır. Vahdettin Enver Paşa'dan çekiniyordu. "Sizin gibi düşünen başka kumandanlar var mı?" diye sordu.ediyordu. vesveseyi bırakalım. açılsınlar. istanbul'a dönüş bu yüzden beş gün ertelendi. Ama bu kez de ispanyol nezlesine yakalandı. Kendi sigarasını yaktığı kibriti de ona uzattı. Mustafa Kemal Karlsbad'da kaldığı bir aya yakın bir süre içinde bol bol düşünüp Türkiye'nin geleceği konusunda tasarılar oluşturdu. Padişah'ın başkumandanlığı doğrudan üzerine almasını. Karlsbad'dan ayrıldı. Hiç sırası mıydı şimdi hastanelik olmanın? Haziran sonunda Viyana'daki sanatoryumdan çıkıp Karlsbad'da bir dinlenme evine taşındı. yarın elime büyük bir yetki ve güç geçse düşünülen sosyal devrimi bir anda bir 'coup' ile (bir darbeyle) uygulardım. Ben onlar gibi olmaya kalkmam. Yine Huzur'a kabul edildi. onlar benim gibi olsunlar. sevinsin mi? Ne yapacağını şaşırdı." Mustafa Kemal Karlsbad'a geleli daha dört gün olmuştu ki. kendisini de genelkurmay başkanlığına getirmesini istedi. Hünkâr'ın suratı. kendisine gezide olduğu gibi güler yüz gösterdi ve iltifatlar etti. "sizi dinliyorum. Neden ben bu kadar yıl yüksek eğitimi gördükten sonra alt tabakanın düzeyine ineyim? Onları kendi düzeyime çıkartırım. yine aynı biçimde konuşmama izin verir misiniz?" diye sordu. iffet sorununu. Kadınların beyinleri ciddi bilim ve fen bilgileriyle süslensin. Veliaht Vahdettin Efendi Padişah olmuştu. ileride gerçekleştireceği devrimlerin ilkelerini saptamaya çalıştı. Üzülsün mü. Kimbilir aklından neler geçiyordu? Böyle bir durumda Enver Paşa'nın tüm yetkileri elinden alınacak ve Mustafa Kemal'e verilecekti." Mustafa Kemal bu kez yeni bir öneri getirdi. halkın ve ulemanın düşüncelerinin benim düzeyime gelmesini bekleyemem. Çünkü ben." "Düşünelim öyleyse." Mustafa Kemal o günkü konuşmasında kadınlar konusunda da şunları söyledi: "Kadın sorununda cesur olalım. bu sorun üzerinde incelenmesi gereken bazı noktalar Var." Konuşma burada sona erdi." dedi. onunla yeniden konuşmak gerekiyordu. Viyana yoluyla istanbul'a dönecekti. ispanyol nezlesi o zamanlar öldürücü bir hastalıktı. Bir gün orada kendisini görmeye gelen bir Türk kadını. Vahdettin. Şunu da belirteyim. yapar mı. Gözlerini kapatıp uzun bir süre düşündü. yine ilk karşılaştıkları zamanki maskeyi takındı. Saygın ve 109 onurlu olmalarına birinci derecede önem verelim. yapardı. Sehpanın üzerinde bulunan sigara kutusundan bir sigara alıp Mustafa Kemal'e verdi. Vahdettin tahta çıktıktan ancak bir ay sonra istanbul'a dönebildi.

Sağlıklı olun. Mustafa Kemal 1918 Ağustosu'nun sonlarında İstanbul'dan ayrıldı. "Paşa. "Paşam." 112 Mustafa Kemal bu tatlı sözleri dinlerken yine böbrek sancıları içindeydi. Bu üçüncü görüşme de böylece hiçbir sonuç vermeden sona ermiş oluyordu. "Çok doğru konuşuyorsunuz. görevleriniz. ne duvak. gölgenize gizleneyim. Vahdettin bu öneriyi geri çevirmeye kesin kararlıydı. mutlu olun. Mustafa Kemal Vahdettin'le işbirliği yapmak için artık hiç umut kalmadığını anlamıştı. "Paşalığınız. 'Paşam' diyordu. Mustafa Kemal izin istedi. Dördüncü." dedi. sürgüne gitseniz de ben sizden yanayım. Ben sizi siz olduğunuz için seviyorum. Teşekkür ederek Hünkâr'ın yanından ayrıldı." Enver Paşa sinsi sinsi gülümsüyordu. Yani Padişah'ın ilk işi gerçek kuvvetin sahibi olmaktır. Sonunda başbaşa kalabildiler. Sizden şunu istiyorum: O taraflar düşman eline geçmeyecek. başardınız. Fikriye. düşler kurayım.. Beni oraya göndermekle intikam alıyorsunuz. ne tel. Bu kuvvet başkasının elinde bulundukça sizin padişahlığınız yalnız görünüşte kalır. yeter ki kadınınız olayım. yedinci ve sekizinci ordular tam bir yenilgiye uğramış çekiliyorlardı. "Sizi Suriye'ye kumandan tayin ettim. Beni bırakın. bundan büyük mutluluk mu olur? "Ne pul. İngilizlerin elindeki silâhlar ve toplar Osmanlılardan çok üstündü. benim için siz çok önemlisiniz. Derhal yola çıkın. ne çoluk çocuk. Yarın bütün görevlerinizi yitirseniz de. bana yeter. Zâtışâhânelerini bütün ülkeyi kurtarmak için alınması gereken önlemleri almaktan alıkoyamaz. "Ben bu konuları Talât ve Enver Paşa hazretleriyle görüştüm. ne törenlerde sizin yanınızda yer almak. Ama o daha oraya varmadan düşman saldırıya geçmiş. İstanbul halkı açtır. Yine de tartışmaktan vazgeçmedi." Bu sözleri söyler söylemez yine gözlerini kapadı. Sizden hiçbir şey beklemiyorum. Bu son görüşmeden birkaç gün sonra bir cuma selamlığında yeniden karşılaştılar. Bu görüşmelerden sonra Mustafa Kemal biraz huzura kavuşabilmek için Akaretler'e gitti. ordu kumandanlığınız beni hiç ilgilendirmez. Hiçbir yerde tutunma olanağı kalmamıştı. Artık konuşulacak bir şey kalmamıştı. Bu tayini doğrudan bana bildirebilirsiniz." demekle yetindi. "ben her şeyden önce İstanbul halkını doyurmak zorundayım. Hünkâr tek kelime söylemeden ve ayağa kalkmadan el sıktı. "kutlarım. kalbimin başköşesinde yeriniz olduğunu bilin. Bunu sağlamadıkça alınacak önlemler hiç işe yaramaz. Hiçbir güç sizi benim yüreğimden ve kafamdan çıkartıp atamaz. Padişah Mustafa Kemal'i kendi dairesine çağırtarak." dedi. Bırakın bu inancımı ölümüme dek her hücremde yaşatayım. Nikâhın ne değeri var. Ne olur bu düşleııı rimi kırmayın. Bir hafta sonra da Yedinci Ordu Kumandanı olarak Halep'te görevinin başındaydı. Acılarınızı ve mutluluklarınızı paylaşacağım. Mustafa Kemal boş yere uğraştığını anlıyordu. Fikriye'nin gönlünü alacak hiçbir şey söyleyememenin üzüntüsünü duyuyordu. Fikriye de oradaydı. Üçüncü kez Huzur'a çıktı.Mustafa Kemal bu konuda mutlaka kesin bir karara varılmasından yanaydı. Uzun bir dönemden sonra ilk kez birlikte oluyorlardı. Çıkarken Enver Paşa'yla karşılaştı ve. Bir süre sonra da . "Bravo. Ben sizin varlığınızla. Ama beni sevmediğinizi bilirsem çok mutsuz olurum.. Uykuya dalmış gibiydi. Sıcak nefesinizle yetineceğim. Sonra. ordudan atılsanız da. Evlenmek umurumda değil. Annesi yine oğlunu büyük sitemlerle karşıladı. yüreğim sizinle çarpıyor ve çarpacak. Oysa Almanya gezisinde Mustafa Kemal'e onlardan hiç hoşlanmadığını belirtmişti. başarılarınızla övüneceğim. Gülümsemekle yetindi. Fikriye artık ona. "Fakat istanbul halkını doyurmak için alınması gereken önlemler." dedi. ne para." diye söze başladı." dedi. konuyu açtı." Mustafa Kemal büyük bir entrikayla karşı karşıya olduğunu anlamıştı. ilerliyordu." Padişah yine bir süre gözlerini yumdu. Hem de kurallara uymayan bir iş yaptınız. Padişah yine gözlerini kapadı. Size hayranım. sizi yalnız gecelerimin karanlıklarında yaşatayım. 'Kemal Ağabey' değil. "Oradaki durumun ciddileştiğini öğrendim. Delicesine âşığım.

Mondros Antlaşmasından sonra bile İngilizlerin İskenderun'a çıkmalarına engel olmak istiyordu. karargâhını önce Şam'a. Ertesi gün Padişah'ın iradesiyle Yıldırım Orduları Genel Komutanlığı ve Yedinci Ordu Karargâhı kaldırıldı ve Mustafa Kemal Harbiye Nezâreti emrine verildi. Irak. Öyle olduğu halde Mustafa Kemal'in her an Devleti ve Hükümeti hiçe sayarak asi bir general gibi ingilizlerin üzerine yürümesi olasılığı ortadan kalkmış değildi. Aynı gün de Mustafa Kemal'in Yıldırım Orduları Grup kumandanlığına. Onun da artık yapabileceği bir şey kalmamıştı. Suriye. Vahdettin belki de bu öneriye uyarak İzzet Paşa'yı sadrazamlığa getirdi ama Mustafa Kemal beklediği Harbiye nazırlığına atanmadı. Hicaz. Ertesi gün. 11 Ekim'de Mustafa Kemal Halep'ten Padişah'ın başyaveri Naci Bey'e bir telgraf çekerek İzzet Paşa'nın sadrazamlığa getirilmesini. Yıldırım Orduları Grup Kumandanı Liman von Sanders. Rauf Orbay. Yemen. Filistin ve Mısır savaşlarında Osmanlılar 730 bin şehit verdiler. Tahsin Üzer. sonra da Adana'ya taşımak zorunda kaldı. Mustafa Kemal hükümete girerek bir şeyler yapmayı umut etmişti. tarihte Osmanlılar için.General Al-lenby kumandası altındaki İngiliz birlikleri Filistin Cephesi'nde saldırıya geçtiler. Bu devrede vatana yararlı olmak umuduyla Harbiye nazırlığını istemiştim. Mareşal Liman von Sanders'in yerine atandığı bildirildi. Şeyhülislam Hayri beylerle kendisinin de kabineye alınmalarını önerdi. Ama hemen toparlanarak Arapları kırbaçla kovaladı ve ellerinden kurtuldu. Hemen o gün Mustafa Kemal'e son bir telgraf çekerek bir an önce İstanbul'a gelmesini ve kendisiyle görüşmeye çok ihtiyacı olduğunu bildirdi. Sadrazam izzet Paşa." 25 Ekim'de Halep'in varoşlarında büyük çarpışmalar çıktı. Mustafa Kemal. Yoksa barışa kavuştuktan sonra. Ne var ki Mustafa Kemal'in kumandasındaki Yedinci Ordu birlikleri İngilizlerin ilerleyişini Halep'in kuzeyinde durdurdular. Durum çok nazikti. Mustafa Kemal son olarak Sadrazam'a şu telgrafı çekti: "İngilizlerin elde etmek istedikleri sonucu onlara kendi ellerinizle sunmak. Barıştan sonra işbirliğimizi hiç de zorunlu. bir milyona yakın insan sakat kaldı ve 130 bin asker de İngilizlere esir düştü. sokaklarda çarpışmalar başladı. Arap aşiretleri de Halep'e girdiler. İzzet Paşa ertesi gün Mustafa Kemal'e bir telgraf çekerek 'barıştan sonra işbirliği. hatta gerekli görmüyorum. onun huzur ve sükûnu içinde Harbiye nazırlığını benden çok mükemmel yapacak kişiler bulunabilir. Mustafa Kemal'in Mondros Antlaşması hükümlerine aykırı olarak İngilizlere ateş açmasından korktu ve hemen kendisine bir telgraf çekerek böyle bir yola asla başvurmamasını istedi. bilhassa bugünkü hükümetiniz için kara bir sayfa oluşturur. izzet Paşa Mustafa Kemal'in bir olay çıkartmaması için kendisine telgraf üzerine telgraf çekiyordu. Barışa kadar çok buhranlı anlar geçireceğiz. O günlerde Şam da İngilizlerin eline geçti. İngilizler Halep'e girdiler. Ama artık iş işten geçmişti.' yapmak istediğini bildirdi. Bir ara öyle bir an geldi ki Mustafa Kemal Halep sokaklarında kendini Arapların ortasında yapayalnız buldu." 114 İki gün sonra îzzet Paşa sadrazamlıktan istifa etti. Bu telgrafa çok bozuldu ve ertesi gün de yeni sadrazama şu telgrafı çekti: "Barış gecikecektir. Mustafa Kemal'in oralarda çılgınca bir davranışta bulunarak Osmanlı Devleti'nin başına belâlar açmasından korkuyorlardı. Dört gün sonra (30 Ekim 1918'de) Mondros Ateşkes Antlaşması imzalandı. Ben her ne durumda bulunursam bulunayım. İzzet Paşa'ya da güveniyordu. doğru olduğuna inandığım ve ülkenin selâGVF8 113 meti için gerekli saydığım görüşlerimi açıklamaktan asla çekinmem. Fethi Okyar. Bu saldırı tüm eylül ayı boyunca sürdü. . Askerler onun kumandası altında değildiler. Ama bunların sorumlusu Mustafa Kemal değildi.

Dünya Sava-şı'nın bitişini kutluyordu. Her gün birtakım görüşmeler yapacağım. Mustafa Kemal çok üzgündü. "Yenilgi haberleri buraya ulaştıkça deli oluyordum. Mustafa Kemal'in ertesi gün ilk işi İzzet Paşa'yı ziyaret etmek oldu. Orada kalmam siyasal bakımdan önemli. Bu öyle gelip geçici bir gönül eğlencesi değildi ki. bak. Suriye Cephesi"nde yeni bir aşk yaşayacak zamanı mı olmuştu? Asla. Neye güveniyordu? Mutlaka kafasından geçen bir şeyler vardı. Canını verirdi o sevgili Paşası için. "Bu kez çok korktum. olsun bakalım. Günaşırı gelip seni kucaklayacağım." "Benim canım Paşam. Bir şeyler tasarlıyordu. onun ilk ve son aşkı olacaktı. aklım sende. Soluk benizli sarışın kumandan bir süre bu gemilere baktıktan sonra. Mustafa Kemal asla yenik düşmez. Yaveri Cevat Abbas'la birlikte 10 Kasım 1918 günü Adana'dan trene bindiler. Hemen Fikriye'ye haber iletildi. . kızım. iki saat sonra o da Akaretler'deydi. Hiç merak etme. Haklıymışım. Ne yazık ki sadrazam bir gün önce istifa etmiş ama daha Sadaret'teki makamından ayrıl115 ıı6 mamıştı." dedi. O gece Fransa'nın. Bunlar. 9 milyon kişinin yitirilmesiyle sona eren savaşın acılarını unutarak zaferi coşkuyla kutluyordu. Haydarpaşa garında kendisini yakın dostu Dr.. Ama sizin oralarda ne şehit olacağınıza inanıyordum. diyecek halim yok ya. Ağzını bıçak açmıyordu. Paşam. Fransız. Cevat Ab-bas'a güven verici bir sesle. teslim olmaz diye içimde bir inanç vardı. 8 Kasım 1918'de bütün Batı Avrupa. Ölümüne sevda. artık bir yerlere gitmek yok!" "Yok ama. Ama bir ayağım burada olacak. Mustafa Kemal'in artık İstanbul'a dönmesi gerekiyordu. Mustafa. Üç ayın özlemiyle kucaklaştılar.. Mustafa Kemal'e istifa nedenlerini anlattı. ben yine Pera Palas'ta kalıyorum. ne de esir olacağınıza. Itayan ve Yunan gemilerinden oluşan bir filo demirlemişti. değil mi?" "Elbette kızım. annesini görmeye gitti. Acaba Mustafa Kemal'in yaşamında bir başkası mı vardı? Ama olamazdı ki. peki ne zaman sizi dinleyebileceğim?" "Hele birkaç gün geçsin. Ama ya Mustafa Kemal bir gün onu sevmez olursa? Bütün dünyası başına yıkılırdı. ingiltere'nin. ama o bunları hiç yeterli bulmadı. Belki de daha iyi günler göreceğiz. "Geldikleri gibi giderler. Oldu mu?" "Olmadı ama. Dostlarını ve konuklarını orada kabul edebilir ve geç saatlere kadar otelin restoranında konuşmalarını sürdürebilirdi. elbette. Alman orduları tam bir yenilgiye uğramışlar ve o gün Fransa'nın kuzeybatısında. Bu karasevdaydı. akşamlan rakılarımızı yine birlikte içeceğiz. Paşam.Aynı gün. Fikriye'nin yaşamına hiçbir zaman başkası girmeyecekti. yine Pera Palas'a inecekti. Limana İngiliz. her şey eskisi gibi olacak." diyordu. Suriye serüveni sona ermişti. Hayır olmaz. Hep birlikte rıhtımda kendisini bekleyen bir istimbota bindiler. Compiegne ormanında bir vagonda. Yine uzun uzun konuşacağız. Ra-sim Ferit karşıladı. 55 zırhlı ve 6 denizaltıdan oluşuyordu. Fikriye çok mutluydu. İstimbot Galata rıhtımına yanaşmadan önce o kararını vermişti. içinizi bana açacaksınız. Fransızlarla Almanlar arasında ateşkes antlaşması imzalanmıştı. Biraz dinlendikten sonra da doğru Akaretler'e. olamazdı böyle bir şey." Bu sözler hiç hoşuna gitmedi genç kızın. Mustafa Kemal'in Çanakkale'den geçirmediği düşman gemileri işte şimdi İstanbul sularındaydı. İki gün sonra da İstanbul'daydılar. Başka türlü olamazdı ki. izzet Paşa'yla dostlukları vardı. İtalya'nın ve Amerika'nın bütün kentlerinde şenlikler yapılıyor ve milyonlarca insan. Nasıl çılgınca ona tutkun olduğunu bilmiyor muydu? Biliyordu elbette. Acele işlerimi bitireyim. Sıkma canını Fikriye. Karaköy'den bir arabaya binerek Tepebaşı'na çıktı ve otele yerleşti. Akaretler'deki evine değil. Onun bunu anlamış olması gerekirdi. Gelip seni göreceğim.

"Hayır Paşa Hazretleri," dedi, "görevinizi bırakamazsınız. Sizin yerinize Tevfik Paşa'nın getirilmesi bekleniyor. Bu bir felâket olur, yerinizde kalın. Birlikte bir şeyler yapabiliriz. Çok rica ediyorum, istifanızı geri alın." Sadrazam istifasını geri almamakta direniyordu. Ama sonunda şöyle bir yol bulundu. Eğer Tevfik Paşa'nın kuracağı kabine Meclisi Mebusan'dan güvenoyu alamazsa, îzzet Paşa görevinde kalacaktı. Bunu sağlamak için de çok acele bir şeyler yapmak gerekiyordu. Mustafa Kemal ertesi gün Padişah'la görüşmek istedi. Kolayca Saray'a kabul edileceğini umuyordu. Gerçekten de Sultan güçlük çıkarmadan kendisini kabul etti. Bir süre görüştüler, ama bu ziyaret hiçbir sonuç vermedi. Mustafa Kemal bir yandan gazeteleri aydınlatmaya çalışıyor ve demeçler veriyor, öte yandan da böbrek ağrılarından kıvranıyordu. Bu durumda Akaretler'deki eve gidip bir süre dinlenmesi doğru olmaz mıydı? Fikriye de bundan ne kadar mutlu olurdu. Ama önün o günlerde Fikriye'ye ayıracak zamanı yoktu. Mustafa Kemal, tüm saatlerini vatanı kurtaracak projelere ve yoğun görüşmelere ayırmıştı. Zamanını bu işlere vermezse çok mutsuz olacağını biliyordu. İstanbul'a gelişinin üçüncü günü Pera Palas'ta bir mesaj aldı. Çanakkale'de üç kez kendisine yenik düşen General Sir William Birdwood, kendisinden randevu istiyordu. Bu, tarihe geçecek bir görüşme olacaktı. Kimbilir neler soracaktı ona bu ünlü İngiliz generali. Dostça el sıkıştılar. Sir William, "Sayın General," dedi, "lütfen anlatır mısınız, Çanakkale'de bizi nasıl yendiniz?" Mustafa Kemal Çanakkale'deki başarılarıyla övünmek istemeyerek, "Bunu tarih yazacak," diye yanıt verdi. "Elbette, ben de biliyorum. Ama sizin ağzınızdan dinlemek isterdim." "Peki öyleyse, dinleyin." Mustafa Kemal Dr. Rasim Ferit Bey'den kalem kâğıt istedikten sonra basit bir kroki çizerek şöyle dedi: "Bakın general, siz şu tarihte karaya çıktınız ve bir süre sonra şurada durdunuz. İlerleyebilirdiniz ama ilerlemediniz. Neden?" "Askerlerimiz çok yorgundu." "Anlıyorum. Ama ertesi gün de bir süre ilerledikten sonra yine durdunuz. Neden?" "Arkadan su yetişmedi. Asker susuz kaldı. Daha fazla ilerleye-medik." "Ben de anladım yorgun ve susuz olduğunuzu. Bu durumda size saldırmak istemedik. Sırasını bekledik." Siz William Birdwood çok duygulanmıştı. "Sizin gibi kahraman ve yüksek karakterli bir asker tanımadım," dedi. Sonra da, "İzin verirseniz bu krokiyi ve kalemi bir anı olarak saklayacağım," diye konuşmasını noktaladı. Mustafa Kemal'in ilk hedefi Tevfik Paşa kabinesinin Meclis' ten güvenoyu almasını önlemekti. Sivil giyinip Meclis'e gitti, tanıdığı bütün milletvekilleriyle konuştu. Hepsi izzet Paşa'dan yana görünüyorlardı. Oylamaya geçildi. Sonuçlar açıklanınca bir de baktılar ki, Tevfik Paşa güvenoyu almış, Mustafa Kemal'e söz verenlerin birçoğu da Tevfik Paşa'dan yana olmuşlar. Mustafa Kemal büyük düş kırıklığına uğrayarak Meclisi Mebusan'dan ayrıldı. Bir kez daha Padişah'la görüşmeyi denedi. Ama Vahdettin kendisini ancak cuma namazından çıkarken görebileceğini bildirdi. Görüştüler ama bu girişim de hiçbir sonuç vermedi. Mustafa Kemal o görüşmeden sonra Akaretler'e annesini ve Fikriye'yi görmeye gitti. Geçen olayı bir an önce Fikriye'ye anlatmak ve heyecanını onunla paylaşmak istiyordu. "Fikriye, kızım, sana önemli bir şeyler anlatacağım," diye söze başladı. 117

"Biliyorsun, İstanbul'a gelişimin ertesi günü Padişah'la görüşmüş, kısaca görüşlerini almıştım. Geçen gün Meclisi Mebusan' da Tevfik Paşa'nın güvenoyu almasından sonra yeniden Padişah'ı görmek istedim. Vahdettin benim bugün (20 Aralık 1918) cuma selâmlığına gelmemi istemiş. Selâmlıktan sonra birlikte olduk. Konuşmamız uzun sürdü, ama konuştuklarımız çok kısaydı. "Tam söze başlayacağım sırada beni önledi ve şöyle dedi: 'Bilirim ki Ordunun subayları ve kumandanları sizi severler. Onlardan bir kötülük gelmeyeceği konusunda bana güvence verebilir misiniz?' Ben, 'istanbul'a geleli daha birkaç gün oldu. Buradaki durumu pek bilmiyorum,' dedim. 'Ama ordu kumandanlarının ve subaylarının Zâtışâhânenize karşı bir cereyan içinde bulunmalarında bir sebep görmüyorum.' "Vahdettin anlaşılmaz bir davranışla, 'Yalnız bugünden söz etmiyorum,' dedi. 'Bugünden ve yarından...' "Ne demek istediğini pek anlayamadım. Ama demek ki kafasından bir şeyler geçiriyordu. Önemli bir karar alacak ve buna tepki gösterilmesini isteyecekti. Sonra da şöyle dedi: 'Siz akıllı bir kumandansınız. Deneyimi olmayan arkadaşlarınızı aydınlatırsınız. Fikriye, "Paşam," dedi, "demek ki size danışmak istemiş. Bu çok önemli değil mi?" "Evet ama, ne yapmak istediği belli değil..." Vahdettin meğer Meclisi Mebusanı dağıtmadan önce çevresindeki insanların düşüncelerini öğrenmek istiyormuş. Meclis bir süre sonra dağıtıldı. Mustafa Kemal'in Harbiye nazırlığı umutları kırılmış oluyordu. Neden Harbiye nazırlığını istemişti? Çünkü barışın kolay kolay gelmeyeceğini biliyor ve bu göreve gelirse, bunalımlı bir dönemde vatana ciddi hizmet olanağı bulacağını düşünüyordu. Ama artık hükümetten hiçbir şey beklemiyordu. Saray'dan da olumlu bir girişimin gelmesi umudu kalmamıştı. Yeni bir şeyler yapmak gerekiyordu. Mustafa Kemal, kısa bir süre sonra Pera Palas'tan ayrılarak Halep'ten dostu Salih Fansa'nın Beyoğlu Hava Sokağı'ndaki evine taşındı. Burası eski Rum zenginlerinden Franko Paşa'nın konağıydı. Salih Fansa'nın eşi de zarif bir kadındı, Mustafa Kemal'e büyük konukseverlik ve dostluk gösteriyordu. Öyle olduğu halde Mustafa Kemal orada kalmak istemedi. Bağımsız olabileceği bir ev arıyordu. Kendisine Şişli'de, Halaskârga-zi Caddesi'nde bir ev bulunur bulunmaz oraya taşındı. Konuklarını orada kabul edecek ve sabahlara kadar özgürce tartışacaktı. O dönemde İstanbul'un yaşam koşulları neydi acaba? İstanbul halkının büyük bir kısmı yoksulluk içindeydi, fiyatlar almış yürümüş, şeker gibi birçok gıda ürünü piyasada bulunmaz olmuştu. Kimse yarınına güvenle bakamıyordu. Dört yıllık savaş sayısız can almış, kadınları dul, çocukları yetim bırakmıştı. Halk açtı, ekmeksizdi, yılgındı, perişandı. Fırınların önünde insanlar saatler boyu dikilip ekmek bekliyorlardı. Her şey karaborsaya düşmüştü, en gerekli mallar bile dükkânlardan çekilmişti. Başlıca gıda zeytin, peynir, ekmek ve domates olmuştu. Savaş yıllarında şekerin kilosu 3 kuruştan 250 kuruşa, pirincin kilosu 3 kuruştan 90 kuruşa, patatesin kilosu 1 kuruştan 27 kuruşa, zeytinyağının litresi 8 kuruştan 180 kuruşa çıkmıştı. Makarna, kuru fasulye, peynir, koyun eti ve sabunun kilosu da aynı oranlarda yükselmiş, kiralar da yüzde 200-300 oranında artmıştı. Camiler, imaretler ve medreseler, yurdun çeşitli yerlerinden, düşman işgalinden kaçıp İstanbul'a gelen göçmenler ve dul kadınlarla doluydu. Yoksulluğun yanı sıra İstanbul'da fuhuş ve hastalıklar da artmış, sokaklar dilenci ve kimsesiz çocuklarla dolmuştu. İstanbul artık karaborsacıların ve vurguncuların cenneti olmuştu. Hırsızlık ve saldırganlık olayları da sınırsız bir ölçüde artıyordu. işte ittihatçıların bir koyup beş alacakları savaş serüveninin sonunda istanbul bu durumdaydı. Artık bir şeyler yapmanın zamanı gelmişti. Şişli toplantılarında kafasındaki tasarıları olgunlaştırmaya çalışıyordu. Anadolu'ya bir görevle gönderilip orada bir örgüt oluşturarak direnişe geçmekten başka bir çıkış yolu görünmüyordu. Birbiri ardından kurulan kabinelerde, Mustafa Kemal'in hem

119 120 dostları vardı hem de düşmanları. Onu çekemeyenler, kuyusunu kazmaya çalışıyorlardı. Mustafa Kemal olayları uzaktan izliyor, Şişli'deki eve kendisini ziyarete gelenlerden de bol haber alıyordu. 15 Ocak'ta (1919) Albay ismet Bey (inönü) Şişli'deki eve gelerek kendisine bazı bilgiler iletti. Mustafa Kemal de ismet Bey'e 'hiçbir görevi olmadan Anadolu'ya geçmek için en uygun yolun hangisi olduğu' konusundaki düşüncelerini sordu. Ondan iki hafta sonra Ayan Meclisi Reisi Ahmet Rıza Bey Mustafa Kemal'den bazı öneriler istedi. Onların ardından Albay Refet Bey Şişli'deki eve gelerek neler yapmak istediğini sordu. Mustafa Kemal'in aklı fikri Anadolu'ya geçmekti. Refet Bey de ona şöyle dedi: "Eğer atına binip Anadolu içlerine geçmek istersen ben sana yardımcı olurum." Derken italyan Yüksek Komiseri Kont Sforza Mustafa Kemal' le görüşmek istediğini açıkladı ve görüştüler. Onu, Mütareke'de İngiliz Dostları Cemiyeti'nin başkanı olan Papaz Frew'nun ziyareti izledi. Sonra Kâzım Karabekir geldi Şişli'deki eve. Onun ardından da Rauf Bey. işte o sıralarda ingiliz Haberalma Merkezi'nde görevli bir yüzbaşı, Merkez'in başkanına sunduğu bir raporda bazı kişilerin sakıncalı olduklarını bildiriyor ve istanbul'dan uzaklaştırılmalarını öneriyordu. Raporda şu adlar vardı: Fevzi Çakmak, Kâzım Karabekir, Halil Kut, ismet inönü ve elbetteki Mustafa Kemal. O sıralarda Samsun ve çevresinde birtakım olayların çıktığı ve Rum köylerinin Türkler tarafından saldırıya uğradığı söyleniyordu. Oysa saldırıya uğrayan Rum köyleri değil, Türk köyleriydi. Bu söylentileri işgal kuvvetleri çıkartıyordu. Amaçlan Rumları korumak için bölgeyi işgal etmekti. Bu, çok bilinen bir bahaneydi. Bölgedeki durumu incelemek için Mustafa Kemal'in oraya gitmesi öneriliyordu. Karadeniz dosyasını hazırlayanların amacı Mustafa Kemal'i istanbul'dan uzaklaştırmaktı. Harbiye Nâzın Şakir Paşa bir gün Mustafa Kemal'i makamına çağırarak bu kara dosyayı kendisine uzattı ve, "Bunu bir okur musunuz?" dedi. Mustafa Kemal dosyaya bir göz attıktan sonra, "Emriniz nedir?" diye sordu. Nazır, "Durumu görüyorsunuz, oralarda birtakım olayların çıkmasından korkuyoruz, işgal kuvvetleri, 'Eğer siz acizseniz bu görevi biz üstümüze alacağız,' diyorlar. Ben Sadrazam Damat Ferit Paşa'yla görüştüm. Sizi uygun gördük. Oraya gidip durumu yerinde incelersiniz," dedi. Mustafa Kemal için bu, bulunmaz bir fırsattı. Böylece Anadolu'ya geçmiş olacaktı. Ama ne tür yetkilerle? Bir an düşündükten sonra, "Memnuniyetle giderim," dedi. "Ancak ben oraya, Türkler Rumlara zulmediyorlar mı, etmiyorlar mı, yalnız bunu anlamak için mi gideceğim? Bu görevin ayrıntılarını saptamak gerekecek." Mustafa Kemal Nazır'in bürosundan ayrılarak doğru Genel-kurmay'a gitti. Genelkurmay ikinci Başkanı Diyarbakırlı Kâzım Paşa'yla yakın ilişkileri olduğu için onunla rahat rahat konuşabilirlerdi. Şöyle dedi: "Beni istanbul'dan uzaklaştırmak için bir bahane bulmuşlar. Ben de hemen bu görevi kabul ettim. Zaten Anadolu'ya geçmek için fırsat arıyordum." Kâzım Paşa, "Çok iyi," dedi. "Oraya Ordu Müfettişi olarak gidebilirsin." "Güzel, ama bana geniş yetkiler verin. Mümkün olduğu ölçüde Anadolu'nun her tarafına emirler verebilmeliyim." "Olur. Bir şey mi yapacaksınız?" Mustafa Kemal kapıların iyice kapalı olup olmadığına baktıktan sonra Kâzım Paşa'ya, "Kulağını bana doğru uzat," dedi. "Evet, bir şey yapacağım." Kâzım Paşa çok heyecanlanmıştı. "Vazifemizdir, çalışacağız," demekle yetindi.

Ben bunlara hiç karşı değilim. Lütfen karamsarlığa kapılma. Buna imkân yok. Hem de çok üzüyorsun. o mutlu günleri birlikte yaşayacağız. 122 Dokuzuncu Ordu Müfettişi. "Paşam. Sizi hiç sıkmam. O günler gelecek. düşündüğümü. "imza atmam ama. Ferit Paşa size böyle davran-dıysa bunu herhalde Padişah'ın isteklerine uygun olarak yapmıştır. Mustafa Kemal artık 121 Dokuzuncu Ordu Müfettişi idi ve görevi başına gitmek için hazırlıklara girişiyordu. aşkınızla çarpacak. herhalde Vahdettin'den esinlenmiştir. Akşamları tepsinizi hazırlarım. ölürüm. yaralılara bakarım. Bak göreceksin. Kalbim sizinle. Sen bize destek olacaksın. İstediğiniz zaman sizi mutlu etmeye çalışırım. üzüyorsun beni. kulunuz. Varlığınla onur duyacağım. 20 kişiden oluşan bu topluluğa katılanların hepsi ne maksatla Samsun'a gideceklerini biliyor ve bir ölüm kalım savaşının heyecanım yaşıyorlardı. Ama böyle bir resmi ziyaretin yapılması mutlaka gerekliydi. direnişi başlatalım. Biz hele bir örgütlenelim. Benim için önemli olan şey bir an önce Anadolu'ya geçebilmek. Damat Ferit Vahdettin'in kız kardeşi Medi-ha Sultan'la evli olduğu için Padişah'ın eniştesi durumundaydı ve Hünkâr'in ona büyük güveni vardı. Bunun için de ulusal çapta bir direnişi başlatmam gerekiyor. İngilizlerin dostu sayıldığı için de Hünkâr onu işbaşına getirmişti. seni o zaman yanıma aldırtacağım. mührümü basarım." diyordu. size bakarım. Doktor ibrahim Tali.Ne var ki görev için hazırlanan talimatnameye Şakir Paşa imza atmaktan çekiniyor. Ne olur. 123 Sen benim bu işe baş koyduğumu çok iyi biliyorsun." "Çok haklısınız Paşam. hastabakıcılık yaparım. Bana geniş yetkiler tanınmış olduğunu da sözlerine ekledikten sonra şöyle dedi: "Her arzunuzu doğrudan bana yazabilirsiniz. Vatanı düşman çizmeleri altında kalmaktan kurtaracağız. Peşinizden gelen gölgeniz olurum. Rakınızı yudumlarken size eşlik ederim. Gerekirse ben de silâha sarılırım. Hüsrev Gerede. Sizi yitirirsem ben kahrolurum." "Size güveniyorum Paşam. İstanbul'un bir köşesinde çocukluğundan beri yalnız sizin aşkınızla yanıp tutuşan bir kızın olduğunu hiç aklınızdan çıkartmayın." "Peki." "Doğru." . Mutlu olacağım. Ama sizden ayrı kalmak istemiyorum. köleniz olurum. Bu ulusal direniş savaşında benim hiç mi yerim yok?" "öyle deme çocuğum. Bu kötü günler geçecek. Resimlerini gördüğüm bu adamın Damat Ferit olduğunu hemen anladım. Çok nazik günler yaşıyoruz. Beni çağırmanızı bekleyeceğim. Doktor Refik Saydam gibi kişiler de vardı. bu çok iyi bir başlangıç. benden çok şeyler beklediğini söyledi. beni de yanınıza alın. Derhal yapılacağından emin olunuz. Ben çok umutluyum. bakışları sevinçle parlayan bir kişi oturuyordu. İstemediğiniz zaman çekilmesini bilirim. Mustafa Kemal Damat Ferit'in kimliğini çok iyi biliyor ve kendisine en ufak bir saygı duymuyordu. Mustafa Kemal'i Sadrazam Damat Ferit Paşa'ya tanıtmak istedi ve bürosuna götürdü. En güvendiği kişileri çevresine topladı. O akşam Mustafa Kemal Şişli'de kendisini bekleyen Fikriye'ye bu ziyaret olayını şöyle anlattı: "Sadaret makamında altın gözlüklü. Benim bir an önce Anadolu'ya giderek düşmana karşı savaşa hazırlanmam şart. Ama şimdi ölüm kalım savaşı veriyoruz. yine birlikte olacağız. yok olurum. Benim kim olduğumu elbette çok iyi biliyordu." "Fikriye'ciğim. Seni nasıl sevdiğimi. Kalkıp elimi sıktı. İnan bana. üzmem. Bunların arasında Kâzım Dirik. elbette yerin olacak. Bana çok iltifat etti. artık kendi genelkurmayını oluşturacaktı. üzerine titrediğimi biliyorsun. işlerinize karışmam. imza herhalde çok önemli değildi. cepheye mermi taşırım. Sizinle beraberim. Harbiye Nâzın Şakir Paşa. ya ben ne olacağım? Bunu hiç düşünmediniz mi? Ben sizsiz ne yaparım Paşam? İstanbul yine bana zindan olacak. Vatan benden büyük hizmetler bekliyor. Ben sizsiz yaşayamam. İnanın sözlerime. Düşmanı yurdumuzdan ve İstanbul'dan kovacağız. dertlerinizi paylaşanın. Nereye gidecekseniz ben de yanınızda olayım." Kendisine teşekkür ederek bürosundan ayrıldım.

' dedi. Bu sabah.' diye söze başlayarak bütün olayı anlattım ve. demek ki bu ismet Bey çok güvendiğiniz bir kişi. Salih'i.' dedim. 'Sonra konuşuruz ama. Ne olur. Bu adı unutma. Beyefendi hazır olana kadar beklerim. Önce müdürü gördüm. onu bilmezsin. seni nasıl unuturum. benim Selanik' ten arkadaşım. zamansız bir saatte onun evine gittim. Size inanıyorum Paşam. Bir süre öyle kaldılar. Geçen gün de Fethi Bey'i tutuklu bulunduğu Bekirağa bölüğünde görmeye gittim. Hayranım sizin kişiliğinize." "Bu sözleriniz beni teselli ediyor.'" "Sevgili Paşam.' dedim. bana çok saygılı davrandı. îsmet Bey'le biz güneyde birlikte olduk." Fikriye'nin gözlerinden yaşlar süzülüyordu. Birbiri üstüne yığılmış karyolalar üzerinde insanlar bekliyordu. "Ben odaya girdikten kısa bir süre sonra. Yemekten sonra salona geçtiler.' dedi. 'Hele beni misafir odasına al. Beni siz yetiştirdiniz. iş başladığı zaman da yanıma geleceksin." "Evet kızım. Süleymaniye'de oturur. ilk gizli örgütü birlikte kurduğumuz dostum Hüs-rev Sami idi. Biz köşeye çekilip konuştuk." dedi. Sen Rauf Bey'i bilirsin. 'Üzülme." "Sırası gelecek Fikriye. Bandırma adında köhne bir yük ve yolcu gemisiydi. 'Biraz daha konuşsaydık. 'Ben yerleşinceye kadar sen de bana yardım edeceksin. "Ben sözü kısa kestim. sen şimdi benimle hiç ilgilenme. Mustafa Kemal Paşa bu konuda hiçbir ayrıntıya girmeden. Sana da bu davada büyük görevler düştüğünü göreceksin. nasıl herkesi ezen bir gücünüz var. biz de size katılırız. Çok duygulandım. Sonra öteki koğuşları dolaştık. Doğru Fethi Bey'in koğuşuna gittim. 'Ne haber. 'Ne zaman emrederseniz.' dedim. Kendisine. Yemek soğuk bir hava içinde geçti. Sadrazam. öpüştük. Sizi nasıl çılgınca sevdiğimi. dilediğiniz alanda çalışayım. Beraberliğimizin mutlaka birtakım ortak işlere dayanması gerek. Yola çıkmadan önce Mustafa Kemal Paşa'nın sadrazam Damat Ferit Paşa'yla son bir görüşme yapması uygun görülmüş ve Sadrazam kendisini. 'Anadolu'ya gidiyormuşsunuz. en mutlu günlerimde de. 'Bana başarının ilk müjdesini veriyorsunuz. Samsun ve çevresindeki karışıklıkları . bu ne baskın?' diye boynuma sarıldı. Bugün bir dostumu daha ziyarete gittim. Çok güvendiğim ve sevdiğim bir insan. Dokuzuncu Ordu Müfettişi'nden göreviyle ilgili bilgi istedi. sık sık gündeme geleceğini sanıyorum.' dedi. Fevzi Paşa'yı." "Tamam öyleyse anlaştık.' dedim ve ayrıldık. Ben de kızcağıza. ne diyordum. En üzüntülü günlerimde de seni düşüneceğim.'" "Paşam ne çok iş başarmışsınız. Ben de bütün hedeflerinize sizinle birlikte yürüyeceğim. 'Ne istiyorsunuz? Beyefendi hazır değil. alın. 'Sana hikâyeyi kısaca söyleyeyim. nasıl kafamdam çıkartabilirim. vatan ve halkımız uğruna yaptığınız savaşa katılmakla kanıtlayacağım. Sevgili Paşasını 124 kucakladı. Beni savaşların dışında bırakmayın. Sana anlatacağım bir olay daha var. O." "Paşam. ne haber. dikkatleri üzerine çekme. Anadolu direnişinde onun da yanımda olmasını isterim.' dedim. Fethi Bey'i. tutuklulardan kimleri isterseniz. Nuri'yi. Bu arkadaşımdan şimdiye kadar sana hiç söz etmemiştim.' dedim. 'mutlu günlere kavuşacağız elbette. Mustafa Kemal ve beraberindekileri Samsun'a götürecek gemi. Benimle gelmenize gerek yok." 125 I X Samsım-Erzurum-Sivas Yol hazırlıkları sürüyordu. Durumu anlattım. Bu. "Bak Fikriye. ama îsmet Bey'i hiç sana anlatmadım. Kapıyı hizmetçi kız açtı. 'Vaktim dar. Beni iyi dinle. Derken içlerinden biri boynuma sarılarak. Nişantaşı'ndaki konağına bir akşam yemeğine çağırmıştı. ne haldeyiz?' dedi. Beni hiç beklemiyordu. Bunları duydukça çok mutlu oluyorum." "Evet. Yemeğe Mustafa Kemal'in Anafarta-lar Savaşı'ndan dostu Cevat Paşa (Çobanlı) da davetliydi."Hayır Fikriye'ciğim. 'Görüyor musun Kemal. bana da bazı görevler verin. 'Şimdi izin verin de koğuşları dolaşayım.' dedi. "sana anlatacağım bir olay daha var. Sonra Mustafa Kemal. evet güvendiğim ve sevdiğim bir kişi. îsmet Bey güler yüzle içeri girdi.

Megalo Îdea-Büyük Yunanistan düşüncesini yayarak aşırı milliyetçiliği ve ırkçılığı kamçılıyorlardı." "Zâtışâhâne'yi ziyaret ettiniz mi?" "Hayır efendim. Ayvalık. Manisa. Sonuçta. "Türklerin Avrupa'daki yerleri ellerinden alınmalı." "Peki efendim. Bu çıkartma olayı aylardan beri tezgâhlanıyordu. Salihli çevresinin zenginlikleri. Ancak 1917 ortalarında. Patrikhane ve dinsel çevreler de bu işe destek veriyordu. Batı Anadolu'nun doğal zenginlikleri. Cevat Paşa da kendisini destekledi ve konunun önemli olmadığını vurguladı. Yani kendisini ziyaret ediniz. Yunanistan'a elbette bir pay düşecekti. Batı Trakya'yı ve Batı Anadolu'yu almayı düşlüyorlar-dı. madenleri ve limanlan Yunanistan'ın gözlerini kamaştırıyordu. milliyetçi çevreler. Bir tümen asker. Bir İngiliz zırhlısının koruyuculuğunda bu gemiler. 13 bin asker ve 4 bin at yüklenmişti. Aydın." Mustafa Kemal Paşa bu ziyareti böylece sona erdirince." "Allah muvaffak etsin. Eski Grek ve Bizans imparatorluklarının toprakları Yunanistan'ın olacak ve oralarda oturan Rumlar da Osmanlı boyunduruğundan kurtulacaklardı. Ayrıca gemilere. Cevat Paşa'yla konuttan ayrıldı. Damat Ferit Paşa kendisine sunulan bu bilgileri yeterli bulmuş ve Mustafa Kemal'in gerçek maksadını hiç anlayamamıştı. Lloyd George ile Clemenceau." Mustafa Kemal Paşa ertesi gün Yunanlıların İzmir'e çıktıklarını haber aldı. milliyetçiler. Uygun görürseniz yarın ya da öbür gün. ingiltere ve Fransa'nın milliyetçi çevreleri de Osmanlıları Avrupa'dan dışarı atmayı ve Trakya ile Batı Anadolu'yu Yunanistan'a vermeyi planlıyorlardı." diyordu. Yunanlıları desteklemelerinde bir gözdağı havası da vardı. İngiltere ve Fransa. İngiltere ve Fransa'nın savaşı kazanma olasılıkları güçlenince onlar da bir koyup üç almayı düşünerek savaşa girdiler. İngilizler savaşı kazanınca. . meyve üretimi." "Ben iradei saniyeyi (Hünkâr'ın kararını) tebliğ ediyorum. Bu konuda Fransa Başbakanı Clemenceau. Bütün Batı Anadolu Yunanistan'a hediye edilecekti. kıyılardaki balıkçılık olanakları Yunanistan'daki sermaye çevrelerinin rüyalarına giriyordu. 18 Yunan gemisine bindirildi. İngiliz Başbakanı Lloyd George ve Wilson tam bir görüş birliğine vardılar. 13 Mayıs günü Selanik'ten yola çıktılar. Ayrıca. Ben hazırım. incir. ingiliz Dışişleri bakanı Lord Curzon da." "Mutlaka muvaffak olacağız. kilise ve iş çevreleri tam bir uyum içindeydiler. Karanlıkta kol kola Teşvikiye'ye doğru ilerlemeye başladılar. İzmir'e iki-üç tümen asker çıkarma izni verdiler. İngilizler öte yandan Mustafa Kemal'in kendilerine karşı olduğunu biliyorlar ve o daha Anadolu' ya gelmeden önce bütün girişimlerini baltalamaya çalışıyorlardı. Onlara göre Osmanlılar Batı uygarlığına düşmandılar ve o topraklardan atılmaları gerekiyordu. Edremit. Boğazların yönetimi de başkalarına verilmelidir. Yunan başbakanı Venizelos'a.incelemek için neler yapacağını anlattı. bir şey yapacağım. Cevat Paşa Mustafa Kemal'e şunu sordu: "Bir şey mi yapacaksın Kemal?" "Evet Paşam. Kahveler içildikten sonra sordu: "Ne zaman yola çıkmayı düşünüyorsunuz?" "Ne zaman emrederseniz. savaşa katılması karşılığı Ege çevresini Yunanistan'a vaat etmişler ama onlar bir türlü karar verip de bu maceraya atılamamışlardı. daha Büyük Savaş'm ilk yılında. Amerikan Cumhurbaşkanı Wilson'a göre de. Yunanlıların 127 128 güçlenmesi için İzmir ve çevresinin Yunanistan'la birleşmesi şarttı." "Ziyaret etmeden mi gideceksiniz?" "irade buyurulmadı. hububat.

Bu. Bahriye ve Dahiliye nâzırlarıyla birlikteydi. doğrudur. tarihe geçmiştir. paşa. Birbirlerine diz dize olacak kadar yakın oturdular. "Belki de daha kesin önlemler düşünülebilir. İçlerinden biri. Mustafa Kemal. Bunları unutun. Ben gittikten sonra sakın yanılıp da sokağa çıkmayın. Kemal Paşa ertesi gün Padişah'a son ziyaretini yapacaktı. Türkiye'yi kurtarmaya hazırlanan kumandan. Asıl şimdi yapacağınız hizmet hepsinden önemli olabilir." Makbule yere minderleri ve yastıkları yerleştirdi. biraz dertleşelim. artık orada son gecesi olacaktı. Mustafa Kemal o akşam Şişli'deki eve döndü. Yani Kemal Paşa'dan da böyle bir bağlılık bekliyordu. 129 41 yıllık Bandırma vapuru hazırdı ve iki gün sonra yola çıkacaklardı. Bakanlar şaşkına dönmüşlerdi. "Hakkımdaki güven dolu düşünceleriniz için teşekkür ederim. izlenen politikanın doğru olduğuna halkı inandırmak ve bu politikaya karşı gelenleri. Vahdettin kendisini Yıldız Sarayı'nın ufak bir salonunda kabul etti. Mustafa Kemal. "Muvaffak ol. bunların hepsi artık kitaba girmiştir." demekle yetindi. sofrayı hazırladı. "Belki uzun süre birlikte olamayacağız. Allah. "Anneciğim." demekle yetiniyorlardı." dedi. İçinde de bir altın saat vardı.Yunan filosu 15 Mayıs sabahı saat 8'de İzmir sularındaydı." dedi. sadece. "Protesto edeceğiz. görüşlerinizi anladım. Emrederseniz hemen yola çıkacağım ve sözlerinizi unutmayacağım. Mustafa Kemal'in vereceği yanıt dilinin ucuna geldi. Yarın sabah gidiyorum. Pencereden Bo-ğaz'daki düşman zırhlıları görülüyordu. Nazırlar." dedi. Anadolu'nun birçok kentinde de protesto toplantıları düzenlendi. "Başka ne yapabiliriz?" diye sordu. sadece. 'Kalkar benim yanıma gelirsiniz." diye yanıt verdi. gelemem. Yunanlılar ise İzmir'e çıkışlarını her yerde coşkun gösterilerle kutluyorlardı. "Bizi Anadolu'ya götürecek vapur hazır mı?" diye sordu. Mustafa Kemal işgal olayını duyduğu sırada." diye yanıt verdi. "şimdiye kadar devlete çok hizmet ettik. İlk kurşun işte o sabah atıldı. Annemin karyolasının karşısına bir 130 yer sofrası hazırla.' diyecekti. "Ama bu protestoyla Yunanlıların İzmir'den geri çekileceklerine ya da İngilizlerin onları geri çekeceklerine ihtimal veriyor musunuz?" Yine içlerinden biri. Kapağın üzerinde Vahdettin'in adının başharfleri görülüyordu. vazgeçti ve. Ne demekti bu sözler? Hünkâr gerçekten Mustafa Kemal'den devleti kurtarmasını mı istiyordu? Acaba İngilizlerin kendisini aldattığını mı fark etmişti? Soğukkanlılığını elden bırakmayarak. Paşa. GVF 9 "Bu geceyi annem ve seninle geçireceğim. Kemal Paşa. "Öyle hareketlere kalkarsak bize ne yaparlar. "Allah. Mustafa Kemal şu kanıya vardı: Aslında Vahdettin'in istediği şey hükümetin kurallarına uyulmasıydı. "Ne yapmayı düşünüyorsunuz?" diye sordu. "Paşa. Benim için çok önemli. devleti kurtarabilirsin!" Kemal Paşa şaşkınlık içindeydi. Dahiliye Nâzın." diye yanıt verdi. Belki ölürüm. Ağızlarını bıçak açmıyordu. Salondan çıkarken de Padişah'ın yaveri ona. "Merak etmeyiniz efendimiz. paşa. "Burası da belki Selanik gibi olur." diye bir kutu uzattı. Gözüm arkada . Mustafa Kemal de. "Zâtışâhâne'nin ufak bir hatırası." Vahdettin kendisine. Topların namluları sanki Yıldız'a yöneltilmişti. Beni merak etmeyin. Onun görevi. işgale karşı çıkanları cezalandırmaktı. "Bu gereklidir." dedi. Makbule'ye. Konuşmaya başlayan Vahdettin oldu ve. bilir misiniz?" diye sordu.

Memleket için çalışırken sizi düşünüp üzülmek istemiyorum. Kısa bir düdük sesi duyuldu. karşılarına bir istimbot çıkarak 'dur' işaretleri vermeye başladı. Yaver Muzaffer (Kılıç). Heyecanını belli etmiyor ama tutuklanmayı bekliyordu. "acelemiz var. "Çok teşekkür ederim. Başyaver Cevat Abbas (Gürer). Allah yardımcınız olsun. merdiven indirildi." demekle yetindi. "Ağabeyciğim." Zübeyde Hanım bu sözleri duyar duymaz düşüp bayıldı. "Paşa Hazretleri. İbrahim Tâli (Öngören) ve. "Paşam çok tehlikeli bir yola çıkıyorsunuz." dedi. Gemi Kız Kulesi açıklarına gelince." dedi. Bütün yolcular heyecan içindeydi. Kurmay Başkanı Kâzım (Dirik). Hüsrev (Gerede). Ama ben yola çıkmaktan vazgeçmeyeceğim. "eskiden savaşa giderdin. Gece hiçbirinin gözüne uyku girmedi." Mustafa Kemal için artık yola çıkmanın zamanı gelmişti. Ne var ki tam yola çıkılacağı günün sabahında Mustafa Kemal'in yakın dostu Sadettin Ferit (Talay) Şişli'deki eve gelerek. iki saat sonra evin kapısında yine kucaklaşmalar. Kararlıyım. "Size kötü bir haberim var. İkinci kaptan yolcuları karşılamak için rıhtıma gelmişti. "vapura sandallarla geçeceğiz. Sadettin Ferit'e. Görevle bir yerlere giderdin." dedi. "Sen asker kardeşisin. Elimi ayağımı bağlamayın. "Beni uyardın. Doktor Rasim Ferit Bey çağrıldı. Sıhhiye Reisi Muavini Refik (Saydam). yoksa bütün tehlikelere karşın yola çıkmak mı? Bu. bilirdik. istimbottan birkaç yabancı subay ve asker güverteye çıktı. Denetime gelenlere Fransızca. "Çabuk bitirin işinizi. Bandırma vapuru Boğaz'dan Karadeniz'e açılırken batırılacakmış!" Mustafa Kemal bir an düşündü. Bu grubun içinde. Gemiyi denetlemek için geldiklerini söylediler. Yarım saat sonra Mustafa Kemal ve kendisiyle birlikte yola çıkacak 21 kişi Galata rıhtımında buluştular. hiçbir şey Mustafa Kemal'i yolundan alıkoyamazdı. Sonra kucaklaştılar. caydırmak için bir gözdağı da olabilirdi." Bir süre sonra hepsi güverteye geçmiş bekliyordu. Şimdi nereye gidiyorsun. "Allah yardımcın olsun!" "Allah başarıya ulaştırsın!" "Allah yolunuzu açık etsin!" Mustafa Kemal arabaya binerken Zübeyde Hanım arkasından bir maşrapa su döküyor. uzaklarda duruyordu. istimbot gemiye yanaştı. Gemi durmak zorunda kaldı. Hiç konuşmadan birbirlerine baktılar. gideceğim." dedi. yolculuktan vazgeçmeleri mi gerekiyordu. hiç bilmiyoruz. Rıhtımda el sallayan kimse yoktu." . Kolordu Kumandanı Refet (Bele) ve Kurmay Başkanı Ayıcı Arif vb. "Haydi artık demir alın da açılalım. Zincir seslerinin ardından bacadan dumanlar yükseldi. Mustafa Kemal gemi kaptanına." diye emir verdi. Ama ya haber doğruysa. gözyaşları. Üzüntünü kimseye belli etmeyeceksin. Makbule ve Kemal Paşa'nın manevi oğlu Abdurrahim kapıda ağlaşıyorlardı. Beşer beşer sandallara binelim." Sadettin Ferit. Mustafa Kemal zaten hazırdı. "hiç ağlanır mı? Ayıp. "Berç (Türker) adındaki dostum İngilizlerden duymuş." dedi. Kucaklaştılar. Soğukkanlılığını yitirmeyen tek kişi Mustafa Kemal'di. yine de tehlikeyi göze almak doğru olur muydu? Hayır.kalmasın." dedi. Makbule gözü yaşlı. Her birinin elinde ufak bir çanta ya da bir bavul vardı. O da çantasından birtakım ilaçlar vererek Zübeyde Hanım'ın kendisine gelmesine yardımcı oldu. onu da bilirdik." Zübeyde Hanım da Makbule'ye. Bu bir gizli kaçış gibiydi. tıraş oldu. de yer alıyordu. Ama bunu yol arkadaşlarına duyurmamak gerekecekti. Mustafa Kemal'i yolundan döndürmek. Gemi rıhtıma yanaşmamış.

Mustafa Kemal Harbiye nezaretine bir tel çekerek. gemi torpillenecek olursa yüzerek kıyıya ulaşmaktı. gözleri ufuklarda. yavaş yavaş Boğaz sularından çıktı. daha sonra da Anadolu Feneri artık uzaklarda kalmıştı.Denetçilerin başındaki subay." Mustafa Kemal kaptan köşküne çıktı ve 27 yıllık deneyimli gemi kaptanına aklına gelen bütün tehlikeleri anlattı. "Öyleyse. "gidebilirsiniz. Bir süre önce izmit körfezine ingiliz gemileri girmiş. Demek ki artık istanbul'dan uzak bir yerlerde bir araya gelerek ortak bir program hazırlamak için koşullar yaratılmış oluyordu. izmit mutasarrıfı ibrahim Süreyya Yiğit bu olayı protesto ederek görevden ayrılmıştı. "ben Karadeniz'i pek iyi tanımam. "Telâş etmeyin. Birkaç yere telgraf çekerek İzmir'in işgalinin protesto edilmesini istedi. "kıyılardan uzaklaşmayalım. Bandırma vapuru 18 Mayıs günü öğle üzeri Sinop limanına girdi. "Bu denetimleri yapmak zorundayız. Havza. "Ne yazık." dedi. Ama Mustafa Kemal'in dönmeye hiç mi hiç niyeti yoktu. Orbay. Orada bir ingiliz askeri temsilcisinin bulunması huzurunu kaçırmıştı. istanbul'daki ingiliz temsilcisi General Milne Harbiye nezaretine başvurarak Mustafa Kemal'in derhal istanbul'a çağrılmasını istedi. Yolculuk olaysız geçmişti. Şiddetli bir fırtına vardı. Nazmi Topçuoğlu ve Osman Tufan beylerle birlikte Bandırma'ya gitti. Uzaklarda Kalkanköy. 'bir istimbotla acele istanbul'a gelmesini' istedi. Sizinle bir sorunumuz yok. bu telgrafların kabul edilmemesi için Posta örgütüne emirler verdi. yanında Recep Zühtü. Ali Fuat Cebe-soy da onları bekliyordu. O günlerde Mustafa Kemal. Güneşin son ışıkları Boğaziçi yalılarının camlarında yansırken gemi. Riva ve daha sonra Şile'nin ışıkları göründü. Afyon üzerinden Ankara'ya ulaştılar. Anadolu'nun içlerine kaçarak direnişi örgütlemekten başka çare görünmüyordu. Bir yerlerde Mustafa Kemal'le buluşmaları gerekiyordu. Mustafa Kemal'in çeşitli yöneticilere yolladığı telgraflar da İstanbul Hükümeti'nin huzurunu kaçırmıştı. yolunuz açık olsun.' diye düşünüyordu. Kâzım Karabekir ve Ali Fuat Ce-besoy'a telgraf çekerek kendileriyle buluşmak istediğini bildirdi. Ertesi gün de sabah 6 sularında Bandırma vapuru Samsun limanına girdi. Mustafa Kemal Samsun'da ancak altı gün kalabildi. Gemi ağır ağır Karadeniz'de yol alıyordu. Şimdi artık geminin batırılma tehlikesi olan noktadaydılar. 'Bazı şikâyetleri yerinde incelemek ve gerekli önlemleri almak üzere karargâhını Havza'ya naklettiğini' bildiriyordu. 'Herhalde Merkezden emir bekledikleri için bu işi uzatıyorlar. uzaklıktaydı. Mustafa Kemal sinirleniyordu." Denetim uzadıkça uzuyor. Sabaha dek güvertede ufukları gözlediler. Ama kuşkular boş çıktı. Samsun'a 70-80 km. 25 Mayıs'ta otomobille Havza'ya geldi. Gece hiçbirisinin gözüne uyku girmedi. Üstelik de pusulamız biraz bozuk!" Mustafa Kemal. Posta Genel Müdürü Refik Halit. "Tamam. Rauf Bey ve arkadaşlarıyla durumu değerlendirdiler. Anadolu Kavağı sırtla-rındaki eski Ceneviz kalesi. sonra Samsun. . Yine aynı günlerde Rauf Orbay da görevinden istifa etmişti. Kemal Paşa ve arkadaşları sandallarla karaya çıkarken rıhtımda yer alan bir askeri bando marşlar çalıyor ve kıyıda *33 biriken Samsunlular da kendisini coşkuyla alkışlıyorlardı. Bütün yolcular güvertede." dedi. Denetim subayı." dedi. Kemal Paşa Samsun'a çıkar çıkmaz yeni görevine başladı. Kaptan. Mustafa Kemal bu havada kıyıya çıkmayı gereksiz buldu ve vapura yanaşan bir sandalla beraberindeki bir üsteğmenini rıhtıma çıkartarak Tümen komutanına ve Sinop mutasarrıfına birer saygı mesajı yolladı. ingilizler Mustafa Kemal'in bu gezisinden tedirgin olmuştu. Kıyı kıyı gideriz. Harbiye Nâzın Şevket Turgut Paşa da 6 Haziran'da Mustafa Kemal'e bir tel çekerek. Varılacak ilk liman Sinop'tu." Kafasından geçen şey. Ancak burası güvenli değildi. saldırı nereden gelecek diye heyecanla bekleşiyorlardı." diye yanıt verdi.

" Toplantıya katılanların hepsi. o da. Mustafa Kemal Amasya'dan ayrıldıktan iki gün sonra da Versay'da Barış Antlaşması imzalanmıştı. onların Havza'ya gelmelerini istedi. Mustafa Kemal'e Dahiliye Nâzın Ali Kemal'in bir genelgesinden söz ederek. Kâzım Karabekir. Refik Saydam. Karabekir. Kişiliğinize güveniyoruz. Mustafa Kemal Paşa hemen arkadaşlarıyla bir araya gelerek Erzurum Kongresi'nin hazırlıklarını konuştuktan sonra iki nokta üzerinde durdu: "Benimle iş ortaklığı etmek istiyor musunuz? İstiyorsanız. Başarı için bu şarttır. Almanya her alanda tam bir yenilgiyi kabul etmiş oluyordu. "Azlime dair bu ana kadar hiçbir emir almadım.*34 Mustafa Kemal o günlerde Havza'daydı." Mustafa Kemal bu izin önerisinin nasıl sonuçlanacağını bildiği için buna yanıt bile vermedi. "Emirlerimi istisnasız. "Elbette istiyoruz. 135 . "Paşam neden görevden alındınız?" diye soruyorlar. ülkenin bağımsızlığına ve direnişe yönelikti. Harbiye nezaretince de görevden alınmanız Padişah Hazretleri tarafından uygun görülmediği için 2 ay süreyle hava değişimi isteyerek seçeceğiniz bir kent ya da kasabada dinlenmeniz en uygun yol olacaktır." dedi. Bunun üzerine Kemal Paşa. Erzincan'dan sonra Mustafa Kemal ve arkadaşları 3 Temmuz' da Erzurum'a geldiler ve coşkuyla karşılandılar. Ama Mustafa Kemal benzin bulamıyordu. Ali Fuat Cebesoy ve Rauf Orbay'dan oluşacağı belirtiliyordu. Bereket. Sizi de şef olarak seçiyoruz. Kâzım Dirik. Mustafa Kemal'in bu gezisinden İngilizlerin rahatsız olduğunu ve geri alınması için hükümete baskı yaptıklarını belirttikten sonra şöyle diyordu: "Şu sırada sizin istifa ederek başkente dönmeniz. Fuat Bey bu telgrafında. Amasya'da Mustafa Kemal ve arkadaşları 6 maddeden oluşan ilke kararlan aldılar. "Üzerime aldığım sorumluluğu bir koşula bağlamak istiyorum. Kolordu Kumandanı Kâzım Karabekir Paşa ile Erzurum Valisi Münir (Akkaya) ve Bitlis valiliğinden uzaklaştırılmış olan Maz-har Müfit (Kansu) de karşılayanlar arasındaydı. Yollarda yetkili yöneticiler. Bu genelge. Ertesi gün de Sivas'a ulaştılar. kurulacak hükümetin çekirdek kadrosunun Mustafa Kemal. Havza ile Amasya'nın arası at arabasıyla yaklaşık 4 saatlik bir yoldu. Mustafa Kemal'in orada Fransız birliklerinin bulunmasından tedirgin olduğu için Amasya'ya gittiğini öğrendiler. Tam Havza'ya geldiklerinde. 26 Haziran günü Amasya'dan üç otomobille Tokat yönünde yola çıktılar. Sivas'tan sonra Refahiye'de gecelediler. yabancıların hükümeti zorlayarak hakkınızda onur kırıcı bir işlem yaptırması olasılığı yüzünden önerilmemektedir. Vahdettin'in Başkâtibi Fuat Türkgeldi'nin bir telgrafı iletildi. nihayet Amasya'da bir araya gelmenin mutluluğunu yaşıyorlardı. öte yandan da istanbul Hükümeti'ne cephe alınmasını biraz zamansız buluyordu. Kâzım Ka-rabekir ise Erzurum'dan ayrılmak istemediği için Amasya toplantısına gelemeyeceğini bildirmişti." dediler. kararımızı verdik. direniş eyleminin Erzurum'dan başlatılması gerektiğine inanıyor. Erzurum'da geniş çapta bir kongrenin toplanması da öneriliyordu. emir ve kumandayı da size bıraktık. Onlar da bu çağrıya uyarak at arabalarıyla yola çıktılar. Ertesi gün de Erzincan'a vardılar. bir kumandanın emri gibi uygulamanızı isterim. 300 km'lik yol altı günde aşıldı. vatanın bütünlüğüne. Mustafa Kemal ve arkadaşları. Buna. bu milli davayı organize edecek bir şef seçeceksiniz." Toplantıya katılanlar bu kez de. Orada Mustafa Kemal'e. onu da Ankara'ya çağırdılar. İbrahim Süreyya Yiğit ve Cevat Abbas Gürer. Rauf Bey ile Ali Fuat Cebesoy bir an önce Mustafa Kemal'e ulaşmak istiyorlardı." diye yanıt veriyordu. Hüsrev Gerede. hep birlikte o akşam Tokat'a vardılar. "Paşam." dediler. Havza'da hiç durmadan arabalarını doğru Amasya'ya sürdüler. Gizli tutulan bir maddede de. 19 Haziran'da Mustafa Kemal ve arkadaşları. Amasya Genelgesi dendi. Rauf Orbay.

tafa Kemal'in Anadolu'da 'Hareketi Milliye' . askerlikten istifa ettiğini bildirdi. "Mustafa Kemal Paşa as-kerlikten tardolundu. Padişah'ın niyeti. bir akşam arkadaşlarıyla sohbet ederken. Mustafa Kemal bir saat süren telgraf görüşmesinin sonunda gerginleşti ve. kararını vermişti. işbu iradei seniyenin (Padişah kararının) yürütülmesinde Harbiye Nâzın görevlidir." imzalar: Harbiye Nâzın Ferit (Damat) ve Sadrazam Vekili Şeyhülislam Mustafa Sabri." Kemal Paşa Erzurum'a geldikten beş gün sonra. Mustafa Kemal'in derhal istanbul'a dönmesini istiyor. Bunun için de Paşa ne isterse kabul edecekti. "Azizim Mazhar Müfit Bey. doğrudan Vahdettin' di. Vahdettin asla güvenilmeyecek bir adamdı. Arkadaşları da bu saatte neden çağrıldığını merak ettikleri için onunla birlikte gittiler. askerlikten atılması anlamına gelmiyordu. size istediğiniz kadar hava değişikliği izni vereceğim. Bu kongre olayları Padişah'ı çok telâşa düşürmüştü. "bu konuda şimdiden bir şey söylemek istemem. 8 Temmuz 1919 tarihli Takvim-i Vekayi gazetesinde şu haber yayınlandı: "Üçüncü Ordu Müfettişi Mustafa Kemal Paşa'nın memuriyetine son verilmiştir. istanbul'a dönemeyeceğini bildirdi. Bu telgraf görüşmeleri kısır bir döngü içinde sürüp gidiyordu. "isterseniz size uzun bir hava değişikliği izni verebilirim." Ertesi gün. on dakika sonra da Saray'ı. kimse onu yolundan döndüremezdi. Ölünceye kadar beraberiz. Birkaç gün sonra İkdam gazetesinde. Yazıda Mus. saat 11'e on vardı. Padişah dayatıyor ve. Padişah bunların hiçbirine yanaşmamıştı. Kemal Paşa bir süre düşündükten sonra. "istanbul'a dönünüz." "Peki Paşa Hazretleri. bol paralı izinlere kanacak insan değildi." dedi." diyordu. Ama Mustafa Kemal bu davetlere. Ama Mustafa Kemal'in yüzünde hiçbir üzüntü izi yoktu. Şimdi sadece düşman tazyiki altında bulunan Padişah'ı ve düşman kuvvetlerinin işgali altında olan vatanımızı kurtarmak için çalışıyoruz. "O halde resmi göreviniz sona ermiştir." dedi. "Bazı konularda aydınlanmak istiyorum. Bunun üzerine Vahdettin. "ben arkadaşlarımı bırakmam. "istediğiniz yere gidip dinlenebilirsiniz. Hemen makinenin başına gitti. Gelince görüşürüz. "istanbul'a dönmeyeceğim!" Vahdettin deliye dönmüştü. "Yarın zafere ulaştığımız zaman hükümet şekli ne olacak?" Bunun yanıtı 'Cumhuriyet'ti." dedi." dedi. ama ben de canım kadar sevdiğim mesleğimden. "Aziz arkadaşlarım. Mustafa Kemal makinenin başından kalktıktan sonra. 'Allahaısmarladık." dedi. zafere ulaşıldığı zaman ne yapacaksınız? Otomobilinize binip bize de. Böylece Mustafa Kemal resmi görevinden." dedi. Arayan. yani ordu müfettişliğinden azledilmiş oluyordu. askerlikten çekiliyorum. Yarın başka bir göreve atanabilirdi. "bu andan itibaren hiçbir resmi sıfatım ve memuriyetim yok.' diyerek gidecek misiniz?" Paşa gülerek ve elini Mazhar Müfit'in omzuna dayayarak. Mustafa Kemal'i ordudan uzaklaştırmaktı. Yarın istanbul'a dönmeye kalksa. Bunu tartışmanın zamanı gelmemiştir." dedi." Bunları söyler söylemez Paşa yeniden makinenin başına geçti. Milletin bir ferdi olarak ve gücümü milletten alarak görevimi sürdüreceğim. Bu azil. "işimizin en ciddi aşaması şimdi başlıyor. "Arkadaşlar. Erzurum'da çok önemli görevleri olduğunu. Tarihsel bir gece yaşanmıştı. Yıldız Sarayı'yla görüşme yapmak üzere telgraf makinesinin başına çağrıldı." diye görüşmeyi bitirdi. hemen o gün tutuklanarak Divani Harb'e verilecek ve belki de idamı istenecekti. "Merak etmeyin." başlıklı bir haber yayınlandı. O." Mustafa Kemal asla buna yanaşmadı. Önce Harbiye Nâzın'nı aradı.Bu sözlerden sonra Mazhar Müfit. Vahdettin'in şimdiye kadar aklı neredeydi? Mustafa Kemal ona bir yıldan beri ne !37 önerilerde bulunmuş. Onlar beni müfettişlikten azlediyorlar. Bugünün koşullarının gereği budur. o da bu davete asla yanaşmıyordu. "Davetinizi kesinlikle reddediyorum.

"O halde biz de kuvvete başvurmak zorunda kalırız. "Aman oğlum. "Ben bugün ne giyeceğim?" diye sormak olmuştu. ." dedi. Kalem Amiri Hayati. millet böyle bir kongrenin toplanmasını istedi. Paşa. Paşa da. Sormayı da gereksiz buluyorum. Çünkü buna millet karar vermiştir. "Görüşmemiz bitmiştir Albay. buldum. Vali'den bir takım elbise isteyeyim. "Ne yapacağız?" iki dakika düşündükten sonra da. Mazhar Müfit'i çağırtarak. elinde kahve tepsisiyle içeriye girdi. zor kullanarak toplantıyı dağıtacağız. gömlek. Mazhar Müfit'le birlikte bir şeyleri inceliyordu.adı altında karışıklık yarattığı ve Erzurum'da düzenlenen bir kongreyle de hükümeti güç durumda bıraktığı belirtildikten sonra askerlikten atıldığı. Refik. sen karışma böyle işlere. Ravlenson ingiltere'de o zamanlar adı çok duyulan Lord Curzon'ın yeğeni olduğu için ayrıcalıklı bir durumdaydı. Mazhar Müfit'te bunlar vardı. insanların konukseverliğinden söz ettikten sonra Paşa. "Albayım. Mustafa Kemal'in askerlikten istifa ettikten sonra sabahleyin ilk işi. ne yapacağız?" dedi." dedi. suyundan." "Kongreyi açmamanız daha doğru olur. Vali hemen dolaptan o giysiyi alıp geldi. Mazhar Müfit. ingiliz Hükümeti böyle bir kongrenin toplanmasına izin veremez. Mustafa Kemal'in ardından Binbaşı Dr. Paşa Hazretleri'ne onu takdim ederim. Böyle bir izin asla söz konusu olamaz. nişanlarının geri alındığı ve yaverlik rütbesinin de kaldırıldığı bildiriliyordu. Kongrenin hazırlıkları sürerken. Albay." dedi. "Buldum. "Albay'ı kapı dışarı edeyim mi?" diye sordu." "General." Paşa ile Albay tartışmalarını sürdürüyorlardı. Yaver Cevat Abbas ve Muzaffer Kılıç beyler de Harbiye nezaretine askerlikle ilişkilerini kestiklerini duyurdular. Çünkü öğrencilik yıllarından beri hep askeri giysiler giyiyordu." Mazhar Müfit doğru Vali'ye gidip durumu anlattı. kongre muhakkak toplanacak." "Hayır Albay. Bakın aklıma ne geliyor. "Benim ya bir ya da iki kez giydiğim bir 'jaket a tay'ım var. Hele bu gergin ortamda. ingiliz albayını Paşa'nın yanına aldı. Paşa'yı görmeye geldi. Hepsini toparlayıp Paşa'ya götürdü. Bu bizim kendi işimizdir." "Ne istersen öyle yap. Yarın burada bir kongre topluyormuşsunuz. rahatsız edici bir olay da Erzurum'daki ingiliz askeri birlik temsilcisi Albay Ravlenson'ın Pa-şa'yla görüşmesi oldu. Kendine o zamana kadar hiç doğru dürüst sivil elbise yaptırmamış. ama bugün beni elbisesiz bırakma." "Biz ne hükümetinizden izin istedik ne de sizden. kravat." "Evet. Bizce hiç sırası değil." diyordu." Bu sırada emir eri Ali. Ravlenson bir süre Erzurum'un havasından." Ravlenson hayatı boyunca hiç böyle ters bir davranış görmediği için şaşkın şaşkın bakmıyor ve bir şeyler söylemeye hazırlanıyordu ki bu kez de Mazhar Müfit odanın kapısını açarak sert bir sesle. "Çok doğru. kolalı yaka. Günün birinde. "Kongreden vazgeçmiyorsanız. Geriye kalıyordu fes. çat kapı. "Evet ama bende de Paşa Hazretleri'ne göre temiz bir elbise yok ki. Emir eri Ali Çavuş. "Benimkiler size uymaz. Hem bu neden sizi ilgilendirir. O da. Pa-şa'nın bu gergin havasını ve ingiliz albayının küstah tavırlarını görünce Mazhar Müfit'e. İşte Mustafa Kemal'in Erzurum Kongresi'nde giydiği giysiler böylece oluşturulmuş oluyordu. Samsun'a giderken de yanma hiç sivil elbise almamıştı." dedi. Binbaşı Hüs-rev." ziyaretinizin sebebini anlayabilir miyim?" "Ben de ondan söz etmek istiyordum zaten. bilmiyorum.

yol kapandı." Karabekir Paşa. Mustafa Kemal bu kez de Ravlenson'ı gergin bir yüzle karşıladı ve şikâyetlerini dinledikten sonra. Silâhlar Türk ve İngiliz subay ve askerinin gözetiminde dekovillere bindirilerek yola çıkartılacaktı. Paşa'nın da onlara katılarak söylediği şarkılardan biri. Mustafa Kemal kongre başkanlığına seçildi ve iki hafta süren coşkulu tartışmalardan sonra kongre tam bir görüş birliği ve başarıyla sona erdi. Bütün yetkilerin Mustafa Kemal'de olduğunu artık anlamıştı. köylü kılığına girmiş Türk subay ve askerleriydi. Ama ondan sonra. Erzurum'daki Ko-lordu'nun başında bulunan Kâzım Karabekir Paşa da bir süreden beri bu silâh teslimi işini savsaklayıp duruyordu. Bazen. "Yollar kapalı. Cephaneler ve silâhlar dekovile bindirildi ve yola çıkartıldı." Mustafa Kemal Karabekir Paşa'yı çağırttı ve birlikte bir yol buldular. başınıza bir iş gelir. "Albayım. sen ne hiddetli. bir olay çıkacak. gönderemeyiz. "Kâzım Karabekir Paşa haklı." diye Albay'ı uyutuyordu. Mazhar Müfit. bu kez Karabekir Paşa'ya. istanbul Hükümeti'ne ve Padişah'a karşı aralarında tam bir dayanışma kurmuşlar ve direnişin temellerini atmışlardı. bu silâhlar milletin malıdır. Ama tam dağlık ve ormanlık bir yerden geçerlerken dekovil durduruldu. Ama gerçekte yolu kesenler köylüler değil. "Evet Albayım. "Öyleyse. Albay ağzını bile açamadan sapsarı bir yüzle çekip gitti. Albay böyle blöflerle.. 139 "Yahu. Ravlenson çok mutlu oldu. Vardar Ovası'ydı. "öyle yapalım. Kongre sona erdikten sonra da Mustafa Kemal ve arkadaşları her gün ve her gece bir araya gelerek yapılan çalışmaları değerlendiriyor ve Sivas Kongresi'ne sunulacak belgeleri hazırlıyorlardı. "size açık açık söyleyeyim." dediler. size teslim etmezler. Albay baktı ki bu işler uzuyor. "Taşıtacak araç bulamadık. uzun hazırlıklardan sonra 23 Temmuz 1919'da açıldı." dedi. Mâni oluyor halimi takrire hicabım/Üzme yetişir."Lütfen Albay.. Paşa da Mazhar Müfit'e. Doğu illerinden gelen temsilciler. ama yeniden dayatınca Karabekir Paşa." ingiliz askerleri silâhları bırakarak ters yüzü geri gönderildiler. üzme firakınla harabım'dı." dedi." dedi. şiddetli adammışsın. "silâhları dekoville Kars'a gönderin. Cevat Abbas ve Muzaffer Kılıç beyler bir araya gelip şarkılar ve türküler söylüyorlar. En çok söylenen türkü de. Mazhar Müfit de piyano çalıyordu. Hiçbir güç bizi durduramaz." diye kendisine yol gösterdi. ibrahim Süreyya. tehditlerle bizi kor.kutacağını sanıyor." dedi. ondan sonrasını biz düşünürüz. ingilizler şaşkına döndüler. söz milletindi. "Bir daha bu işlere burnunuzu sokarsanız kafanızı parçalarız. ama o yolun üzerine dağdan kayalar düştü. Zorla almaya kalkarsanız ben sorumluluk tanımam." Albay'ın Erzurum'daki görevi Ateşkes Antlaşması'na göre oradaki silâhların toplatılmasını denetlemek ve işgal güçlerinin belirleyecekleri depolara taşınmasını sağlamaktı. "Albay'ı kapı dışarı ediverdin. ." dedi. "Kabul. sonunda silâhlan teslim alıyorlardı. defolun gidin buradan. bazen de. Eli silâhlı 15-20 köylü dekovile çıkarak îngilizler'e. Erzurum Kongresi. millet bu silâhlan size vermez. belki bir çaresi bulunur. "Haydi." Albay böyle bir süre daha uyutuldu. Ama yine de Karabekir Paşa'ya bir söyleyeyim bakayım. Bazen gece geç saatlere kadar süren toplantılardan sonra Mustafa Kemal Paşa. bunun üzerine yeniden Mustafa Kemal Paşa'ya başvurarak silâhların teslimi için onun aracılığını istemeye karar verdi. Erzurum'dan uzaklaşıldı. köylüler yolu kesmişlerdi." Albay Ravlenson baktı ki iş ciddi." diyor.

"Üç: Tesettür (örtünme) kalkacaktır. Sonuna kadar gizli kalacak. Önce tarih koy: 7-8 Temmuz 1919." "Paşam yeter. Sabaha karşı. bilgisizlik içindeyiz ve çok konuşmaktan başka iş yapamıyoruz. "Dört: Fes kalkacak. seçilecek bir temsilciler heyeti bir zırh-hyla Amerika'ya giderek kongreye bağlılığımızı bildirecek ve Osmanlı ülkesinde bu Manda rejimini kurmaları için Amerika'ya yalvaracaktı. Ama defterin bu yaprağını kimseye göstermeyeceksin. uygar milletler gibi şapka giyilecektir.. Halide Hanım bu mektubunda. italyan ve Yunan işgal bölgelerine bölünmeden bütünlüğünü koruyacaktı. Sen yaz. Böylece ülke İngiliz. Paşa. "Bir: Zaferden sonra hükümet biçimi Cumhuriyet olacaktır. bu Manda yönetiminin kurulabilmesi için Amerikan kongresine başvurarak ülkede özgürlüklere saygı gösterileceğini. Kara Vasıf. Ondan iki hafta sonra da istanbul'da. "Beş: Latin harfleri kabul edilecek. Ahmet izzet Paşa ve Cami Baykurt gibi kimseler yer alıyordu. istanbul'da bu işin öncülüğünü yapanların başında Halide Edip Hanım. Ben gidiyorum. Mustafa Kemal Paşa'dan yana olarak bilinen ve sonradan Hariciye nazırlığına getirilen eski Beyrut Valisi Bekir Sami Bey de Manda rejimini savunuyordu. siz oturacaksanız hoşça kalın. Neydi bu Manda sorunu? Anadolu'da Mustafa Kemal'in ulusal direniş örgütünü kurmaya çalıştığı sıralarda. Amerikan Mandasını 'ehveni şer' (kötülerin en iyisi) olarak gördüğünü belirttikten sonra Manda rejimini savunarak şöyle diyordu: "Hırsızlık.Yine böyle bir gece Gazi Paşa ile ibrahim Süreyya Yiğit." "Bunu zaman tayin eder.. Şartım bu. Halide Edip Hanım'ın uzun bir mektubu ulaştı. Cumhuriyet ilânını başaralım üst tarafı kolay. dedi. başarıya ulaştıktan sonra da iş bitmiyor. Neler yapmayı düşünüyorsunuz?" Mustafa Kemal bu soru üzerine Mazhar Müfıt'e gidip odasından not defterini getirmesini söyledi. Emir eri Ali ile haber gönderip onu da odasına çağırttı. Mazhar Müfit defterini alıp geldikten sonra da. Sonra da. macera ve şöhret peşinde koşanların hırsını tatmin eden hükümet anlayışı yerine. Gerekli paraya. "Neden durakladın?" diye sordu." Erzurum Kongresi'nin sona erdiği günlerde Kemal Paşa'nın biraz keyfini kaçıran bir konu da Manda sorunu oldu. "Darılmayın ama Paşam. Onlar da bu yardım istemini lütfen kabul ederken Türkiye'ye heyetler gönderip bu yeni düzeni örgütleyeceklerdi. milletin refahını ve gelişmesini sağlayan bir uygulamaya ihtiyacımız var. "Şimdi not et bakalım. eğitime önem verileceğini açıklayacak. Parti liderleri de istanbul'da bir araya gelerek bu konuda girişim yapmaya karar vermişlerdi. Fransız." Bunu duyunca Mazhar Müfit'in elinden kalemi düştü. Ahmet Rıza Bey. "Paşam sabah oldu. uzman güce sahip değiliz. Paşa'nın aklına Mazhar Müfit geldi. O da Amerikan temsilcisiyle görüşmüş ve temmuz sonlarında Kemal Paşa'ya bir öneri telgrafı göndermişti. Bir ben. yeter. Onlara göre yapılacak tek şey şuydu: Ülkeyi Amerikan yönetimine bırakarak Amerikan Mandası denen düzeni seçmek." dedi. Osmanlı Devleti. İstanbul'da birtakım aydınlar bu savaşımın asla başarılı olamayacağı kanısındaydılar. başba-şa vermiş çalışıyorlardı. Memleketin sonsuza dek çalışmaya ve devrimler yapmaya ihtiyacı var. "iki: Padişah ve hanedan hakkında zamanı gelince gereken muamele yapılacaktır. bir Süreyya. sizin de hayalperest yanlarınız var. bir de sen bileceksin. . "Belleğimiz zayıfladığı zaman Mazhar Müfıt'in not defteri çok işimize yarayacak. Bu konuda İstanbul'daki Amerikan temsilcileriyle görüşmeler de yapılıyordu. Şimdi yaz. adaletin sağlanacağını." Mazhar Müfit bundan sonra defterini kapayarak koltuğunun altına aldı ve ayağa kalkarak. Mustafa Kemal Paşa Hazretleri'ne. Bir ara Süreyya Bey Paşa'ya şöyle bir soru yöneltti: "Paşam. Tarafsızlık. dedi.

bu oyuna gelmeyeceğiz. "Valide ismi: Vasfiye. Türkiye bağımsızlığının bütününe sahip olacaktır. Ya istiklal. çocuklar bile güler. "istilacı Avrupa'nın mel'un politikasına karşı Amerika'yı kazanarak Doğu Sorunu'nu ve 'Türk Sorunu'nu gelecek için çözmüş oluruz. On beş-yirmi yıl zahmet çektikten sonra biz de öyle olabiliriz. İsim ve şöhreti: Zeynep Fikriye. tek kurşun kalıncaya kadar savaş! Ya istiklal. Manda yanlılarına Sivas Kongresi'nde asla göz açtırmayacaklardı. hayır beyefendiler. hayır. hayır. Türkiye'nin hayırlı evlâtlarından yarının kurucuları olmalarını istiyoruz. gerçeklerden uzak olarak yaşayan. ya ölüm var. ya ölüm!. Rauf Bey kardeşimizle sizin. 2001 yılında 95 yaşında ve hayatta olan Handan Hanım. Bu kitapta nikâh konusunda verilen bilgilerin en önemli kaynağı Abbas Hayri Özdinçer olmuştur. Sokağı: Acı Hamam. Fikriye'nin bu resmini Gelibolu'da kendisine göstererek şöyle dediğini anlatmaktadır: "Handan'cığım. "Sivas Kongresi toplanıncaya kadar buradaki Amerika Ko-misyonu'nu alıkoymaya çalışıyoruz. Bunlar umutsuzluk ve bozgunculuk içinde. Amerikalılar kendilerine hiçbir çıkar sağlamayan büyük bir Mandayı niçin kabul etsinler? Amerikalılar. temelleri çöken' 143 I zavallı memleketimiz için uzakları görerek düşünüp çalışmanızı bekliyoruz. "Sergüzeşt (macera) ve cidal (savaş) devri artık geçmiştir. maceraya atılmayın. O da bu bigileri babası Ali Enver Bey'den ve nikâh şahidi Muzaffer Kılıç'tan dinlediğini anlatmıştır. "Amerikan Mandası diye çırpınanlar. Ertesi gün üç otomobile dağıldılar. bunları not et. Peder ismi: A. 'Aklınızı başınıza alın. hayır hanımefendiler.. Milli Mücadele günlerinde (Albay Nurettin Berksü Arşivi). Fikriye'nin 1920'de veremden ölen kızı kardeşi Jülide (Abbas Hayri Özdinçer'den) Fikriye'nin genç kızken çektirdiği bir resim (Abbas Hayri Özdinçer'den) m > Fikriye'nin annesi Vasfiye Hanım ve dadısı (Abbas Hayri Özdinçer'den) Fikriye'nin ağabeyi Ali Enver Bey'in oğlu Abbas Hayri Özdinçer. Kemal Paşa bu yazıları okuyunca deliye döndü ve arkadaşlarına heyecanlı bir sesle şöyle dedi: "istanbul bir Amerikan Mandasıdır tutturmuş gidiyor. top seslerinin Ankara'dan . Erzurum halkı büyük coşkuyla. Manda yok. "Mazhar Müfit. Kazası: Firuzağa. "Öyle bir Manda verilecekmiş ki. Doğumu: 1313... bu istanbul paşaları ve beyefendi hazretlerinin ne kadar umutsuzluk içinde olduklarını ve ne düşüncelere saplanıp kaldıklarını millet okusun.' demek istiyordu Halide Edip. Memduh Hayrettin. birlikte. "Tek ve değişmez parola şudur: Tek tepe." Yani. ne yapacaklarını ve ne yapıldığını bilmeyen insanlardır. Ölüm tarihi: 30 Mayıs 1340" ..."Amerika.A¦ Fikriye.. Sivas Kong-resi'nde Mandacılığı kabul edin. kültür bağımsızlığımıza. bu olmayacaktır. dı-şarda temsil hakkımıza. Bir gün anılarımı yayınlarsın." Heyeti Temsiliye'nin kararı kesindi. Hane: 4. "Allah muvaffak etsin. düşman işgali altındaki bu millete ve bize inanmayarak ve bizim hayal ve macera peşinde koştuğumuzu sananlardır. bizim kara gözlerimize mi âşık? Bu ne hayal ve ne gaflettir! "Hayır paşalar. Fikriye'nin nüfus tezkeresi (Abbas Hayri Özdinçer'den). egemenlik haklarımıza. Filipinler gibi vahşi bir ülkeyi bugün kendi kendini yöneten modern bir makine haline getirmiştir. anlasın. Vilayeti: istanbul. vatanın bütünlüğüne dokunulmayacakmış! Böylesine Amerikalılar değil. Bunu istemekte devam edeceğiz. memleketi kurtaralım!. Bizi bir Manda oynuna düşürmek istiyorlar. hayır.

"Kemal Paşa'nın Hanımı. Asım ve Firuzan (Öngüt) (Osman Macit Söylemez'den) ¦* Fikriye Gelibolu'da arkadaşı Nimet Gören Hanım'la birlikte t. Çocukları (soldan sağa) Handan (Söylemez). Köşk'ün kapısında (Albay Nurettin Berksü Arşivi) > Fikriye yine aynı günlerde Ankara'da (Albay Nurettin Berksü Arşivi) Fikriye ve emir eri Adem Ağa (Albay Nurettin Berksü Arşivi) Fikriye Çankaya Köşkü'nde (Albay Nurettin Berksü Arşivi) Fikriye Ankara'da Salih Bozok ve Ruşen Eşref Ünaydın'ın eşi Saliha Hanım'la birlikte (Albay Nurettin Berksü Arşivi) Fikriye'yi Gelibolu'daki evinde konuk eden Vali Macit Gören ve eşi Nimet Gören.duyulduğu günlerde. Seni seven ablan Fikriye" (Osman Macit Söylemez'den) Fikriye 1921'de Ankara'da. Oturanlar: (soldan sağa) Rauf Orbay. Oturanlar: (soldan sağa) Mazhar Müfit Kansu ve İbrahim Süreyya Yiğit. Sakarya Savaşı'nda Duatepe'de Salih Bozok'la (SİPA) Tarihsel bir belge: Büyük Taarruz'da esir edilen General Trikupis. Ruşen Eşref (soldan üçüncü). ama Kemal Paşa'nın Hanımı aramızda. İbrahim Süreyya Yiğit ve Mazhar Müfit Kansu (inci Yiğit'ten) Sivas Kongresi'nin toplandığı günlerden bir anı. yaverleri (soldan sağa) Salih Bozok Şükrü T ezer ve Cevat Abbas'la (SİPA) r m m A İngilizler Çanakkale'ye çıkarma yaparken f.Fikriye'nin Gelibolu'da bir yıldan fazla bir süre arkadaşlık ettiği Handan Gören'in 2001 yılı başlarında çekilmiş bir resmi t Fikriye'nin akrabası. Pek çok sevdiğim Firuzan'cığıma. Fethi Okyar (sağdan ikinci) ve Salih Bozok (en sağda) Meclis'in açıldığı günlerde (SİPA) Mustafa Kemal. Kâmuran (Eren)." Bu konuşmada ilginç olan Fikriye'nin kendinden.' diyorlardı. Beni görenler. Rauf Orbay (soldan ikinci). Ankara eski Kumandanı. 'Bakın herkes Kayseri'ye taşınıyor. Ayaktaki/er: (soldan sağa) Cevat Abbas Gürer. her gün atla şehri dolaşıyordum. Durum tehlikeli olsa o da Kayseri'ye giderdi. t ¦* Mustafa Kemal Çanakkale'de (SİPA) Mustafa Kemal ve manevi oğlu Abdürrahim Tuncak 1917'de Mustafa Kemal Erzurum Kongresi'nde. Vali Macit Bey'in kızı Firuzan Öngüt'e yolladığı bir resim: "Ankara 3 Mart. Mustafa Kemal'in de çocukluk ve gençlik arkadaşı. 1951'de Mustafa Kemal. Refik Saydam ve Tufan Paşa (inci Yiğit'ten) t İbrahim Süreyya Yiğit." diye söz etmiş olmasıdır. Hüseyin Rauf Orbay ve Hıfzı Topuz. eski milletvekili ve Türk Hava Kurumu Başkanı Fuat Bulca (Kızı Türkân Bulca'dan) -« Selanik'te Mustafa Kemal'in doğduğu ev (Tülin Atmaca'dan) ¦* Mustafa Kemal'in annesi Zübeyde Hanım (SİPA) Selanik'te Mustafa Kemal ve arkadaşlarının gittikleri gazinoların bulunduğu yerdeki Beyaz Kule ¦»««t Mustafa Kemal Beyrut'ta (SİPA) ¡ Mustafa Kemal Derne'de kumandanlarla (SİPA) m A Mustafa Kemal Diyarbakır'da. Ayakta: Dr Refik Saydam. Fikriye 1921 kışında Ankara sırtlarında Mustafa Kemal'in verdiği atla yaptığı bir gezide silahı ve köpeğiyle (Albay Nurettin Berksü Arşivi) Fikriye'nin karlı bir günde yine atla bir gezide çektirdiği ve Gelibolu'da arkadaşı. ismet inönü ile kolkola (SİPA) .

Gözler sarp tepelere dikilmiş. Ömer Vasfi Aybar Lâtife Hanım'ın Mevhibe inönü'ye imzaladığı bir resim: "Kıymetli kardeşim Mevhibe İsmet Hanımefendiye muhabbetlerimle 1931" (SİPA) > Fikriye Mustafa Kemal (SIPA) Hayırlı olsun. O yar-ı bivefadan selam yok tnu? şarkısını söylüyordu. Bu şarkı Mustafa Kemal'in de sevdiği bir şarkıydı. tehlikeyi göze alarak yolumuza devam edeceğiz. Derne Cephesi'nden ve Milli Mücadele yıllarından arkadaşı Dr. "Dersimli çeteler boğazı kapatmışlar. Yeniden arabalara binildi. "Arkadaşlar ileri!" diye haykırdı. düğün günü Çankaya'da (İnci Yiğit'ten) I Muştala ü*ehnu Gerçeker ilk Seriye Vekili." "Sizce bu tabur ne zaman buraya gelir?" "Yarın. bu şarkı ve türkülerle sanki düğüne gidiyormuş gibi bozuk yollardan ilerliyordu. Yardım gelir gelmez eşkıyanın üzerine hücum edip boğazı açacağım. biz buna aldırmadan hızla ilerleriz. Kabul ediyor musunuz: H6 "Elbette Paşam!" Hepsi heyecan içindeydiler. belki de Damat Ferit'in adamları Heyeti Temsiliye'nin Sivas'a girmesini önlemeye çalışıyorlardı. Belki de bu bir oyundu. Otomobillerin birinde hafif mitralyözlerimiz var. Çarpışma sonunda ya yolu açmayı başarırız ya da ölürüz. hızla ilerliyorlardı. Paşa. yaralanan ve ölenlerle ilgilenmeyin." dedi." diye bağırdı. Bunun üzerine Mazhar Müfit Ey Gaziler yol göründü şarkısına başladı ve arkadakiler de koro halinde bu şarkıya eşlik ettiler. "Paşam. Eşkıya ateş açarsa. Zamanında Sivas'a gidemezsek siyasal bir panik olur. Merkez'den yardım istedim." O geceyi Erzincan'da geçirdiler. Ertesi sabah yeniden yola koyuldular. Derin düşüncelere dalmış duygusallık içinde çevresinden uzaklaşmış gibiydi. Boğazı geçemezsiniz. hemen otomobillerden atlayarak karşı atışa geçeriz. Arabalar boğaza girerken heyecan doruğa ulaşmıştı. Ne olursa olsun. "Hiçbir yerde mola vermeyelim. Fikret Onuralp Mustafa Kemal. ekmek ve zeytin yiyecek değil miyiz? Arabalarda yeriz. Bir silâh sesi duyulur duyulmaz üç makineli tüfek birden atışa geçecekti." dedi. Eğer yol kapatılmışsa. Tam Erzincan boğazına yaklaştıkları sırada. Açık arabaların çürük körükleri . Birkaç arkadaş silâh başına geçerek önden giderler." "Ne kadar yardım istediniz?" "Bir tabur. devrimci müftü Mustafa Fehmi Gerçeker (Torunu Mustafa Gerçeker'den) Mustafa Kemal'in. Makineli tüfekler ateşe hazır duruma getirildi ve Paşa. Müfrezenin başında bulunan bir jandarma subayı. kimisi de bir şarkı ya da türkü tutturmuş gidiyordu. Mazhar Müfit de. Arabaların içinde korunma olanağı da yoktu. "Daha yüksek sesle. Size şunu öneririm. izmir'in kurtulduğu gün evlenen Mediha Yiğit. bir de baktılar ki jandarmalar yolu kesmiş. Zaten peynir. Arabalar." diye emir verdi. "Arkadaşlar. "Acelemiz var." sesleriyle Kemal Paşa ve arkadaşlarını kentin dışına kadar uğurladılar.> İbrahim Süreyya Yiğit'le. "bizim işimiz acele. öndeki otomobilden. Yolda kimisi düşünüyor." Kemal Paşa bu yanıtı aldıktan sonra. Öğle olmuştu. Tek GVF10 145 kişi bile kalsak hedef Sivas'a ulaşmak olacaktır. halkın arasında (SİPA) t İntihar girişiminden sonra Fikriye'yi Memleket Hastanesi'nde tedavi eden Başhekim Dr.

Bu kışta kıyamette köhne. îyi de. Düşmanlarımıza yeni bir propaganda olanağı vermiş oluruz." dedi. Bu on üç kişi. savaşlar. Yolcular da şunlardı: Mustafa Kemal. bu üç arabaya dağılacaktı. körükleri parça parça arabalara razı olduk. Bankalardan. Birkaç kez görüştük. Ölüm tehlikesini akıllarından geçirmiyorlardı. İstanbul'dan ve çeşitli illerden gelen tüm delegeler de oradaydı." "Böyle olabilir ama Kuvayı Milliye ya da Heyeti Temsiliye üyesi falan deme. koşullarını sonra görüşürüz. hiç bu kadar sıkılmamıştım." . Hepinizi kutlarım. Seci-len kurulun başkanlığına da Kemal Paşa getirildi ve Kongre 12 Eylül'de sona erdi. "Mandayı ilke olarak kabul edelim. Mustafa Kemal bütün bu Mandacıların karşısında bir kale gibi direniyor ve Manda rejiminin iç ve dış bağımsızlığımızı yitirmek olacağını haykırıyordu. Reji'den borç alalım. Ben başka çare bulamadım. Muzaffer Kılıç ve üç de şoför. 'Anadolu ve Rumeli Müdafaayı Hukuk Cemiyeti'nin oluşturulmasına ve bir Heyeti Temsiliye'nin seçilmesine karar verdi. "Yahu. Manda yanlılarının sözcülüğünü. Her yerde olduğu gibi orada da candan gösterilerle karşılandılar. Rauf Bey. diye söylemedikleri kalmaz. Her ikisi de. Ankara'ya nasıl gideceğiz?" diye sordu. Sonra bunu sana hep birlikte öderiz. ama benzin bulamıyoruz. Hüs-rev Bey. Şeyh Fevzi Efendi. Bir zamanlar Edirne'de şimendifer idaresinde doktor olarak çalışıyordu." "Pekâlâ. birbirimize iane verecek durumda değiliz. Dr. lastik bulamıyoruz. Mazhar Müfit Bey. "Bulduğum çareleri kabul etmiyorsunuz. Mustafa Kemal Mazhar Müfit'e." "Bankalardan para isteyemeyiz." "Elbette. Kara Vasıf. Kongre. Elimden gelse size yardım etmek için görevimi bırakırım. "Arkadaşlar. Ama hiç kimsenin cebinde metelik yoktu. Türklerin büyük bir millet olduğuna inanıyorum. benzin alacak paralan yoktu. Mösyö Schmid şimdi burada. derhal Amerikan Mandası konusunu gündeme getirdiler. Başka çare düşünelim. Yedek lastik ve su almak da gerekiyordu. Oğlu da dostumdu. Kara Vasıf ile İsmail Hami (Da-nişment) yapıyordu." 2 Eylül akşamı Sivas'taydılar. Hakkı Behiç Bey." dedi. Bu parayı sen alırsın. Ölümü göze alarak benden ayrılmadınız. ben kendi adıma bir bankadan borç alamaz mıyım? Sivas Osmanlı Bankası müdürü Mösyö Oscar Schmid eski arkadaşımdır. 'Trakya'da doğdum. Ben ondan kendi adıma borç isteyemez miyim?" "Peki ama. Yine de içlerinde ne bir korku vardı ne de bir pişmanlık. isyanlar. büyüdüm. Mandacılar sonunda tam bir yenilgiye uğradılar. "hepinize ayrı ayrı teşekkür ederim. "Günler yaklaştı. Ne Mustafa Kemal'i tutuklatıp İstanbul'a getirtebilmişlerdi ne de Kongreyi dağıtabilmişlerdi. diyorum. Boğazdan birkaç kilometre uzaklaştıktan sonra Mustafa Kemal. Bu yenilgi. İstanbul'dan gelenler." Para sorunu.' dedi.ne işe yarardı ki. "bunca önemli sorunla uğraştık. 148 Cevat Abbas Bey. Ama Ankara'ya nasıl gidilecekti? Ellerinde üç otomobil vardı. Kongre iki gün sonra Mustafa Kemal'in heyecanlı bir konuşmasıyla açıldı. Amerika'ya gizlice bir heyet gönderilmesi için Amerika'dan bir torpido istenmesini önerdi. Mustafa Kemal fena halde sıkılıyordu. böyle çözülmüş oluyordu. Bankaları soyuyorlar. Hatta geçenlerde beni evine yemeğe çağırdı. ne diye imza atacaksın?" "Bitlis eski Valisi Mazhar Müfit. "Nereden bileyim. Refik Bey." diye yanıt verdi." diyorlardı. hepimize harcarsın. Alfred Rüstem Bey. istemiyorsunuz. Manda kabul edilmezse ülkenin iflas edeceğini öne sürerek. Sivas Kongresi'nden sonra ilk hedef Ankara'ydı. Mazhar Müfit. gerçekte Padişah Vahdettin'le Damat Ferit Paşa'nın yenilgisiydi. Refet Paşa da bu konuda zaman zaman söz alarak Mandayı savundu. Arabalar son hızla boğazı geçti. Bu savaşı da kazanacaksınız. tek silâh patlamadı. varsa siz söyleyin. diye imza atacağım.

Aldılar ellerine tüfekleri. "Ne borcu?" dedi. uğraştılar. Yol karlarla kaplıydı. Oralara kurt da inebilirdi. deyince." demişti. pastırmalar. sucuklar. 'Şuna on lira. üç gün.." Ama ya müdür gelmezse? O sabah da yola çıkılması gerekiyor. "Hiç değilse yolda açlıktan ölmeyiz. Tereyağı. Sabahleyin kahvaltı masasında buluştular. bal. Müdire bize. bunlarla 20 yumurta. Paşa. Yolda. "Azizim. "Tamam. nasıl olur? Bugün gideceğimiz başka yerler var.' demezseniz yeter. süt. Sıra geldi bankadan parayı almaya. Sonunda Mazhar Müfit müdürün evine gitti." diye tutturdu." İki çift iç lastik. üzerine birkaç taze yumurta kırılsa da kuvvetli bir kahvaltı etsek. Yolda Mustafa Kemal Mazhar Müfit'e sordu. Çelebi Cemalertin Efendi ve Hacı Bektaş Dede postu vekili Salih Baba da oradaydılar. ellerinde silâhlar nöbet beklerken kamyon kendilerini buldu ve böylece Kayseri'ye ulaştılar. baldan filan bıktık. baldan bıktık.." 149 Paşa. Müdire çok duygulandı. "Elimizde olanı veririz. kaymaktan. Sivas'taki Amerikan okulunun müdiresinden benzin ve lastik istenmesini önerdi. Adam. Tüccardan Bedri Bey adıyla ona kefil oldu ve bin lira krediyi aldılar.. Ama Paşa ev sahibine. Dış lastiğin içini paçavralarla doldurdular. iki gün. Yolda durup onları yediler." dedi. iki çift dış lastik. Bir gün. "Borcumuz ne kadar?" diye sorunca. altı teneke benzin verdi. yanında arkadaşı Yüzbaşı Bedri Bey vardı. "Aman Mazhar Müfit Bey. "Adî bir çayla bir dilim ekmekten ne haber Paşam?" dedi. Geceyi orada geçirmeye karar verdiler. Her biri kendilerini konuk edecekleri kişilerin evlerine yerleşmişti. Araba kardan kurtulamıyordu. Bir yandan soğuk. iki lira verilecek yerde on lira vermeyelim!" Bu Ankara yolculuğu bir serüvendi. ücret istemediğine dair bir tezkere versin. "yarın sabah bankadayım. Ceplerindeki bütün paraları bir araya getirdiler. bu kez de öteki lastik patladı. Geceyi hepsi yer yataklarında geçirdiler." dedi. öğle yemeği için Kayserililer onlara yolluk olarak börekler. "O gelmeden ben sofraya oturmam. "biz her sabah sütten. îlk durakta Mazhar Mü-fit'in bindiği otomobilin lastiği patladı. "Biz benzin ve lastik satıcısı değiliz." Neyse bu sorun çözüldü. O sabah Mazhar Müfit bankaya gittiğinde. başladılar otomobilin çevresinde dört dönmeye. Onlara görkemli bir sofra hazırlanmıştı. durumu anlattı. ama müdür yok. Mazhar Müfit. Öteki otomobiller Kayseri'ye varmışlardı bile. Didindiler. Araba bir kar yığınına saplanıp stop etti. bütün arkadaşları kahkahaları koyverdiler. yarın ücretsiz benzin aldık diye başımıza bir iş açılır. hemen gidip durumu Mustafa Kemal'e anlattı. Sonra Hacı Bektaş kariyesine (nahiyesine) vardılar. Bunun üzerine kentte güç belâ bir kamyon bulundu ve yolda kalanları aramaya gönderildi.." dedi. Bu görev de kendisine verildi. öğle yemeğini biraz geç yiyeceğiz de. Mazhar Müfit bankaya gitti. Donmamak için de dolaşmak zorundaydılar. müdür yerinde değil. Ne var ki Mustafa Kemal Mazhar Müfit'i merak etmiş ve. Kar yağıyordu ve otomobillerin üstü açıktı." dediler. Mazhar Müfit Bey okula gidip Müdire'yi gördü.. Artık Ankara yolu görünmüştü. Mazhar Müfit. miktarını siz bana bırakın. Mazhar Müfit ve arkadaşları karda. . kaymaktan. Sizin meşhur pastırmanız vardır. kaymak. bir yandan kar. Orada Aleviler kendilerini karşıladı. Artık yedek lastik yoktu.. sütten. "Biz benzin menzin satmayız. buna beş lira bahşiş ver." "Güzel ama. yatacağımız yerlerde hizmet edenlere bahşiş vermeyecek miyiz?" "Vereceğiz ama. adam hastaymış.Mazhar Müfit. Tamir ettiler. bir okka ekmek aldılar. Müdire deliye döndü. "Elimizde bir belge bulunsun. "Aldığın para bizi Ankara'ya kadar götürür mü?" "îsraf etmezsek yeter. nafile." Mazhar Müfit çok mutlu oldu. piliçler vermişlerdi.

Mazhar Müfit'e. Sonra ortaya bir masa getirdi. Arabalar yine ya kara saplanıyordu ya da bataklığa." dedi. Yerde küçük ve alçak bir masanın üzerine yerleştirilen büyük bir sininin çevresine. Sonra bir . İlk karşılaşmada havadan sudan konuşuldu. Çelebi Efendi. Rüstem Bey'in kulağına eğilerek. Yemekte çeşitli konulardan söz edildi. Mustafa Kemal çok duygulanmıştı. yere oturuldu. oysa Alevi sofrasına çatal ve bıçak konmuştu. tıknazca ve kara sakallı bir adamdı. sırtında bir cübbe vardı.Çelebi Cemalettin Efendi orta boylu." diye yanıt verdi. Çelebi Efendi. Salih Baha'nın da özgün düşünceli. Konuşmaların konusu Alevilerin Kuvayı Milliye'yi desteklemeleriydi. yarma 'Allah kerim' deriz. Konuklardan Alfred Rüstem Bey. açık kafalı ve ilerici bir kişi olduğu anlaşılıyordu. "bırakın şimdi bunları. Paşa'yı dinledikçe coşuyor ve kendisine inandığını her sözüyle belirtiyordu. Çelebi Efendi. İşte bir koca kazan. Herkesin dizlerinin üzerine uzun bir havlu serildi. akşamüstü hava kararınca konuklarını evinde kabul etti. 'büyük babalara ellişer lira verilmesini' söyledi. "Siz perhizinizi bozmayın. "Monşer. Heyeti Temsiliye üyeleri yine otomobillere binerek Kırşehir'e gittiler." Bu ziyafetlerden sonra. "Evet anlıyorum ama tarihini bilir misiniz? Bu zamana kadar hep kullanılmış mıdır?" "Biz bu kazanın pirimizden kaldığını biliriz. Çelebi Efendi rahatsız olduğu için son günlerde rakı içmediğini ama o akşam Paşa'nın onuruna içki içebileceğini söyledi. Mazhar Müfit ile Rauf Bey. Hepsinin çok sevindiği görülüyor ama onurlu davranıyorlardı. Çelebi Efendi kendi eliyle kadehi Paşa'ya sundu. sonra Balım Sultan ziyaret edildi. bir pösteki üzerine oturmuş çubuğunu çekiyordu. Bu nedenle düşüncelerini belirtmekten çekindi. Aş Dede de onu bekliyor." Bunun üzerine kadehler dolduruldu. Arabanın üstü açıktı. Öğle yemeği orada yenecekti." dedi. Aş Dede ise. "Ne demek Paşam. "Baba Efendi. rakılar geldi. "burada hiç içmemek olur mu? Bu âdeta bizi tahkir sayılır. "ama ben bu parayı şahsım için değil. Baba. Yemekten sonra Aşhane'ye gidildi. Müritler hizmet ediyorlar ve herkes birbirine 'can' diyordu. Baba. Paşa ise bu konuyu şimdiden orada açmanın yersiz ve zamansız olacağı kanısındaydı. "Canım Rüstem Bey. Başında yeşil bir sarık. Hepsi Kuvayı Milliye'den yanaydı. o yöne gittiler. Genelde bu tür yemeklerde yalnız kaşık kullanılırdı. Onun ardından da Salih Baba konuklarını Meydan Evi denilen yere götürdü. Akşam olurken de Mazhar Müfit ile Rauf Bey'in bulunduğu araba karda kaldı. kurbanlar kesildi." dedi. Paşa' ya büyük saygı gösterdi. Kuvayı Milliye'ye yardım etmeleri için emir vereceğini söyledi. "Baba'nın felsefesi çok tuhaf değil mi? Nereye varılır bu felsefeyle?" Meydan Evi'nden sonra Kırklar Meydanı dolaşıldı. Orada da halk büyük gösterilerle kendilerini karşıladı. 'hu' deyip geçeriz. PPW Ertesi gün yine yola koyuldular. Uzun bir süre kar atında yürüdükten sonra bir köpek sesi duydular. olumlu ya da olumsuz hiçbir söz söylememeyi yeğledi. Biz buraya felsefe yapmaya gelmedik. Geçmiş zamana. Biz bugünü düşünürüz. biz de içmeyiz. "Eyvallah." dedi. Paralar dağıtıldı." dedi. Kasabanın AleviBektaşi halkı da oraya toplanmıştı. "Pirimiz zamanından kalmadır. bi-152 raz sonra öteki saplanıyordu. Paşa. Ne yapacaksınız kazanın tarihini?" Alfred Rüstem Bey de Mazhar Müfit'in kulağına eğilerek. dergâh için alıyorum. Sonra dergâhın her köşesi gezildi. çok eskilerden kalma büyük bir kazan vardı. bu kazan hangi tarihten kalmadır?" diye soracak oldu. Aş Dede'nin odasına girildi." Mazhar Müfit. Ocakta. Çelebi. Tam arabalardan biri kurtuldu derken. ellerine silâhlarını alıp karanlıkta yola çıktılar. Hatta Cumhuriyet'e bile taraftar olacağını açıklayacak davranışlarda bulunuyordu. Ertesi gün Hacı Bektaş'ın türbesi ziyaret edildi. Paşa'ya bu konuda söz verdi ve bütün adamlarına da.

Meğer köy yakınlardaymış. donduk. kulübe ısındı. Heyeti Temsiliye'nin kasasında topu topu 1200 lira kalmıştı. XI Fikriye ile Kemal Paşa'nın Gizli Nikâhı Mustafa Kemal İstanbul'dan ayrılalı tam bir buçuk yıl olmuştu. İşgal kuvvetleri Türklere her türlü saygısızlığı gösteriyor ve her fırsatta ağır hakaretler ediyordu. Bayzani ve Mevleviler-den oluşuyordu. Ankara'nın yarın başkent olacağının ilk işaretiydi. O geceyi Beynam köyünde geçirmeleri gerekiyordu. Paşa arabasından inerek herkesin elini sıktı. Ankara halkı. Yedinci Kolordu Kumandanı Ali Fuat Paşa ile Vali Vekili Yahya Galip Bey de Paşa'yı karşılamak için Gölbaşı'na gelmişlerdi. yaklaştılar. Heyeti Temsiliye üyeleri yolun sonuna gelmiş oluyorlardı. Mustafa Kemal'in Ankara'ya vardığı gün. Onlara hemen çay yaptılar. Yolda kurbanlar kesildi. ocağa odun attılar. İçeriden ışık geliyordu. Yahya Galip Bey orada bir konuşma yaparak gelenleri selâmladı. Bir yandan da hafızlar ezan ve salat okuyorlardı. Mazhar Müfit ile Rauf Bey de geceyi orada geçirdiler. Yahya Galip Bey. Yahya Galip bunun üzerine konuşmacıya." Bu. titriyoruz. Kız kardeşi Jülide'nin üç-beş ay önce verem olduğu anlaşılmış. Heyeti Temsiliye'nin merkezi şimdilik Ankara'dır. Ondan sonra Heyeti Temsiliye topluluğu peşlerinde yüzlerce atlı ve yayayla kentin dışındaki Ziraat Mektebi'ne doğru yola çıktı." dedi. Kağnı ve atlarla binlerce kişi oralara gelmiş konuklarını bekliyordu. Milletimizin gösterdiği bu birlik ve irade. konuklar da kendilerine geldiler. Dikmen tepelerinde davul ve zurnalarla onları karşıladı. köye vardılar. Ankaralıların çok sevdiği bir kişiydi. Doğru muhtarın evine gittiler. hiç bitmeyen bir umutla sevgili Paşasının kendisini Ankara'ya çağırmasını bekleyerek geçirmişti. Bu candan ve coşkulu karşılama törenleri Paşa'yı çok duygulandırdı. Onları dervişler izliyordu. Nakşi. Fikriye bu bir buçuk yılı.ışık gördüler. Ertesi sabah artık ilk hedef Ankara'ydı. İstanbul kaynıyordu. Eski Ankara Müftüsü Rıfat Hoca da yoldan kendisini karşıla. "kısa kes. Bu para Ankara tüccarlarından toplanmıştı. ülkemizin yarını için çok umut vericidir. Bir kılavuz onlara yolu gösterdi. ağabeyi Enver de onu Heybeliada Sanatoryumu'na yatırmıştı. Bir de baktılar ki bir kulübe ve içeride odun kesmek için Ankara' dan gelen askerler. Muhtar kapıda yeni gelenleri karşıladı. "Bey birader. Sonra da devlet görevlilerinden bir kişi Paşa'yı öven bir konuşma yaptı ve uzattıkça uzattı. Sonradan Diyanet işleri başkanlığına getirilen Rıfat Hoca o gün Kemal Paşa'ya 6 bin lira verdi. Paşa'nm gelişini halka tellâllar duyurmuştu. Dervişlerin ardından da okullular geliyordu. Halkın valiyi doğrudan seçmesi. "Yaşa Gazi Paşa" sesleri arasında Heyeti Temsiliye topluluğu Hükümet meydanına geldi.!53 yanlar arasındaydı. Ankara Valisi Muhittin Paşa körü körüne İstanbul Hükümeti'ne bağlı olduğu için Keskinliler onu yakalayıp Sivas'a göndermiş ve o zaman defterdar olan Yahya Galip Bey'i de onun yerine seçmişti. Paşa muhtarın odasında yere serilmiş bir şiltenin üzerinde uyuyordu. Heyet oraya yerleşti ve orası aylar boyu Gazi'nin karargâhı oldu. o zamana kadar görülmüş bir olay değildi. Rifai. Bu dervişler Alevi." Konuşmacı sözlerini fasa kesmek zorunda kaldı. Fikriye daha fazla bekleyecek durumda değildi. 700 yaya ve 3 bin atlıdan oluşan Seymen alayı Dikmen sırtlarına yayılmıştı. günden güne sararıp . sonsuz heyecana kapılıyordu. Çok mutsuzdu. Paşa Ziraat Mektebi'ne gelir gelmez bütün Kuvayı Milliye örgütüne duyurulmak üzere Mazhar Müfit'e şu yazıyı verdi: "Sivas'tan Kayseri yoluyla Ankara'ya hareket eden Heyeti Temsiliye'yi halk bütün yol boyunca ve Ankara'da büyük gösterilerle karşıladı. Sedirlerde de Refik Bey ile Rüstem Bey yatıyordu. Orada da zeybek giysisi giymiş 700'e yakın genç kendisini karşıladı. Zaman zaman İstanbul gazetelerinde onunla ilgili çıkan haberleri okuyunca. Jülide daha 20 yaşında bile yoktu.

sonra da eve gelip müjde verdi. Ankara'dan gelen telgrafta. Sultanahmet'teki evde tek başına kaldı. Ama Fikriye bu kaçış tasarısından ne yengesine söz etti. ama yine de benim mutluluğumu istiyorsanız. Mustafa Kemal'in Fikriye'nin Ankara'ya gelmesinden mutluluk duyacağını söylemişti. Kemal Paşa'nın Selanik'ten çok yakın arkadaşıydı. Macit Bey'in eşi Nimet Hanım ve kızları Handan. Ona da durumumu ilettim. çok iyi olur. "Bana güvenin. "çok tehlikeli bir işe girişiyorsun. Ne yapmak istediğimi çok iyi biliyorum. Macit Bey Fikriye'yi Ankara'ya göndermekten başka çıkar yol olmadığım anlayınca Galata rıhtımına giderek Ereğli'ye işleyen bir vapur buldu. Fikriye." Macit Bey bu durumda Fikriye'ye söz geçiremeyeceğini anladı. Belki de Mustafa Kemal'e. Çok iyi anlaşıyoruz. "Ya. Fikriye böylece. Fikriye zaman zaman da Zübeyde Hanım'a giderek Paşasından haber alıyordu. "Fikriye Ankara'ya gelmek istiyor. "Bir de Evrenoszâde Mithat Bey var Ankara'da. Ona ben bakacağım. O da bu konuyu Paşa'yla konuşmuş. Sultanahmet'teki 24 odalı konağa taşınmış oldu." "Neden yük olacakmışsın kızım. Bilirsiniz Fuat Ağabey. "Bak kızım. Sen de benim bir evlâdım sayılırsın. Bahar aylarında Jülide acılar içinde yaşama veda etti. ne de Makbule Ablasına." "Biliyorum. Nimet ve Handan da seni ne kadar çok seviyorlar bilirsin. Ankara'dan gelen haberler çok dolaylıydı. 23 yaşına girdim. annesinin yanına defnedildi.' demişti. Merkez Efendi Mezarlığı'na. Ondan yardım istedim. Ben Mustafa Kemal'siz yaşayamam." dedi. Ağabeyi Enver de Milli Mücadele'ye katılmak için bir süre önce Adapazarı yoluyla Yarhisar'a gitmişti. Paşa'nın gençlik arkadaşıdır. Bir an önce Ankara'ya gitmem gerekiyor. Zaten geçen yıl buradan ayrılırken bana. Kaç zamandır Fikriye'yle birlikte yaşıyorlardı. ona arkadaşlık ediyordu. Fikriye'nin bu durumunu bilen Macit Bey bir gün onu karşısına alarak. "çünkü ben de kendime çok güveniyorum. Oradaki birliğin kumandanı Ankara'ya telgraf çekerek ne yapılması gerektiğini Kemal Paşa'ya sormuştu. benim Ankara'ya gitmem için yardımcı olun. Enver'in Anadolu'ya kaçmasından sonra." deyip hiç üzerinde . O da beni seviyor. 'Durum düzelsin. Ama Ankara' ya hangi yolla." dedikleri zaman. Fuat Ağabey'imin durumdan haberi var. Kısa bir süre sonra Evrenoszâde Mithat Bey'den dolaylı olarak bir haber geldi. Ama oraya gidersem çok sevineceğini biliyorum. Aklı fikri ondaydı. Size de fazla yük olmak istemem. Macit Bey Fikriye'nin bu mutsuzluğunu Ankara'ya iletti. Ben artık çocuk değilim. Bunu tek başına nasıl başaracaksın?" Fikriye. seni yanıma aldırırım. Enver Bey'in Bozüyük'e giderek Çolak İbrahim'e katılması ve bir yandan da ordunun ihtiyacı olan keresteleri oradan sağlaması isteniyordu. Fikriye'nin gözü hiçbir şeyi görmüyor ve Paşasından başka bir şey düşünemiyordu. Macit Bey'ler Fikriye'yi yanlarına aldılar. nasıl ulaşılacaktı? Ayrıca Zübeyde Hanım hiç hoş155 lanmayacaktı bu gidişten. Gemi Karadeniz'e yük taşıyor. Macit Bey Fikriye'nin biletini aldı. Ankara serüveninin tutup tutmayacağı da hiç belli değildi. Mithat Bey. Bu işi başarmak zorundayım. Doktorlar genç kızın kurtuluş umudu olmadığını söylediler. Burası senin kendi evin.soluyordu. Anadolu' ya kaçmak kolay değil." dedi. Îstanbul-Ereğli arası Istanbul-Mudanya kadardı. ama yolcu da alıyordu. Acaba Paşa gerçekten Fikriye'nin gelmesini istiyor muydu? Yoksa bunu Fuat Ağabey ile Mithat Bey biraz abartarak mı İstanbul'a duyurmuşlardı. Anadolu'daki savaş haberlerini kuşkuyla izliyor ve bir an önce Ankara'ya gidebilmenin heyecanıyla kavruluyordu. Şimdi bana haber iletmesine imkân yok. ilgileneceğini söylemiş. Nimet Hanım ile 16 yaşındaki kızı Handan bu işe çok üzüldüler. onun evden ayrılmasını hiç istemiyorlardı.

gözlerinden boşalan yaşlan başörtüsüyle gizlemeye çalışıyordu. güvertede bek-leşiyorlardı. Onlar da İstanbul'da her şeylerini bırakarak Ankara'ya kaçıyorlardı. ama rüzgâr hiç kesilmemişti. "dayım burada değil. Nedir derdiniz? Size nasıl yardım edebilirim?" "Efendim. Tanrı yardımcın olsun. Biliyorsunuz. Ayakta durduğu zaman bile yoruluyordu. Onu görmeye gidiyorum. "Dayın şimdi seni rıhtımda bekliyordur. Başörtüsü ve mantosu sırılsıklam olmuştu. 157 "Buyurunuz kızım. Bütün perişanlıklarına karşın karamsar değildiler." dedi. Fikriye onları rahatsız etmemek için kamaradan çıkacak oldu. Kaldı ki bu yolculuğun sayısız sakıncaları vardı. kuru köfte. ya biz ne yapacağız? Nereye gideceğiz bu saatte?" diye soruyorlardı. Zavallı orada yalnız. "Hoşgeldiniz. Fikriye. Doktor böyle deyince hepsi rahat etti. Yalnız ben anlarım onun dertlerini. Aşk olsun sana." dedi. "Hayır. Bütün yolcular torbalarını. Oysa Fikriye'nin hiç iştahı yoktu. Fikriye güvertede daha fazla kalamadı." "Çok özverili kadınsın. Ya Ereğli'den Ankara'ya nasıl gidilecekti? Bu. Fikriye hafif bir bronşit geçiriyordu. Ama yapılacak hiçbir şey yoktu." "Peki Ankara'ya kime gidiyorsunuz? Tanıdıklarınız var mı orada?" "Var efendim. yoksa felâkete mi? Herhalde İstanbul'da tek başına kalmaktan daha büyük felâket olamaz. Mustafa Kemal Paşa'yı görmeye gidiyorum. İnşallah kazasız belâsız nişanlına kavuşursun. ısrarla kendisini içeri alıp yemeklerine ortak ettiler. Öyle olmasaydı Fikriye'nin oraya gidebilmesi için kesin bir yol göstermez miydi? Nimet Hanım ile Handan. Yağmur dinmiş. "Bu saatte Kaymakam Bey makamında olmaz ama evi de orasıdır. ben Ankara'ya gitmek için yola çıktım. Kamara arkadaşları Fikriye'ye. Gösterdiler. Zayıflamıştı da. Kaç gecedir gözüne uyku da girmemişti. Kamaraya geçti. Macit Bey'le birlikte bir arabaya binerek Galata rıhtımı'na ulaştılar. Fikriye'yi güler yüzle karşılayıp içeri aldı." . diye düşündü. İstanbul'dan geldiğini söylersen seni kabul eder. Fikriye. rengi bembeyazdı. Düşmanın Anadolu içlerine kadar giremeyeceğine ve özgür yaşayacaklarına inanıyorlardı. 1920 Kasımı'mn ilk haftasında Fikriye. Fikriye günden güne sararıp soluyor ve sık sık öksürüyordu. Aklımız sende kalacak. Vapur akşam saatlerinde Ereğli limanına girdi. Nişanlım var orada. Kentte ışıklar ve rıhtımda fenerler yanıyordu. daha önce Milli Mücadele'ye katılmak için oraya gitmişlerdi. Vapur torpillenebilirdi. Macit Bey eve bir doktor çağırtıp Fikriye'yi muayene ettirdi. peynir. Bir süre sonra kadınlar da Ankara'ya kaçtıklarını anlattılar. Kemal Paşa. sepetlerini. Ereğli'de dayısının yanına gittiğini söyledi. Yeni bir dönem başlıyordu yaşamında. Neydi bu çektiği çile. Sicim gibi de bir yağmur yağıyordu. bavullarım hazırlamış. Orada ufak çocuklarıyla üç kadın daha vardı. Nimet Hanım ve Han-dan'ın gözyaşları arasında konaktan ayrıldı. amcamın üvey oğlu olur. Bu yol onu mutluluğa mı götürecekti. Gerçekten de öyle oldu. Kocaları. Kaymakam Naci Bey çok efendi bir adamdı. ekmek çıkardılar." dediler. Doktora göre telâş edilecek bir durum yoktu. bu bakımdan biraz huzursuz olmuşlardı. Lokmalar boğazına diziliyordu.durmamıştı. karayoluyla Ankara'ya gitmek imkânsız. Öğleyin sepetlerini açıp içlerinden börek. çok gururludur. Bin türlü denetim var. düpedüz bir maceraydı. Kim bakar ona? Hiç kimseden de bir şey istemez. îşgal kuvvetleri kuş uçurtmuyorlar. Fikriye'ye tek başına nereye gittiğini sordular." "Ne diyorsunuz? Mustafa Kemal Paşa'yı tanır mısınız?" "Evet efendim. ben de Ankara'ya gideceğim. Soğuk ve rüzgârlı bir sonbahar günüydü. Bana da Ereğli yolunu önerdiler." Yolcular sandallarla rıhtıma çıktılar. Fikriye kaymakamlık binasının nerede olduğunu sordu.

hangi yolla geleceğimi bilmiyor. Şimdi hemen yanınıza güvenilir bir polis memuru alarak Ankara'ya hareket etmenizi istiyoruz." Fikriye ne söyleyeceğini bilemiyordu." Fikriye deliye döndü. İçişleri Bakanı Doktor Adnan' dan geliyordu ve Büyük Millet Meclisi Başkanlığı özel Kalemi'n-den çekilmişti. belki de Paşa Hazretleri Ankara dışına çıkmıştır. elinde yeni bir telgrafla salona girdi. Ertesi gün Ankara'dan hiç ses çıkmadı. "Artık selâmete kavuşuyorsunuz. Arkadaşımız Mithat Bey'le birlikte Ankara'ya gelmeniz için kaymakamlığa yazı yolladık. Paraya ihtiyacınız varsa bunu kaymakamlıktan sağlayabilirsiniz. ne mutlu size." Fikriye heyecanla telgrafı kaptı Kaymakam Bey'in elinden. Her fırsatta Kaymakam'ın bürosuna inip Kemal Paşa'dan haber gelip gelmediğini soruyordu. Kaymakam' in eşi de kendisine büyük konukseverlik gösterdi. Altında Başyaver Salih Bozok'un da adı yazılıydı. Paşa Hazretleri hareketinizin derhal buraya bildirilmesini istiyor. "Ne olur hemen Mithat Bey'i aratıp bulun. Bu da benim aracılığımla doğrudan size yazılmış."A. inşallah bir daha Kemal Paşa'dan hiç ayrılmazsınız. "Gözün aydın kızım. Buna göre gereğini yapmanız uygun olur. Çocukluğundan beri en mutlu gününü 159 yaşıyordu. Çektiği bütün acıları bir anda unutuverdi. Siz onu hemen bulabilirsiniz. o da gözyaşlarını tutamamıştı. Büyük Millet Meclisi Reis'i Mustafa Kemal Paşa Hazretleri'ne şu telgrafı çekti: "Fikriye Hanımefendi bugün istanbul'dan gelmiştir. Gerçekten de ertesi gün Kaymakam Bey." Fikriye göklere uçtu sevinçten. Demek ki o beni Ankara'ya götürecek." Fikriye o geceyi Kaymakam Bey'in evinde geçirdi. Buna inanıyorum. Ama merak etme.. Emrinizi beklediğimi bildiririm. Ereğli avuç içi kadar yer. Gözlerinden yaşlar boşamyordu. Paşa Hazret-leri'nin gidişinizden haberi var mı?" "Hem var. Bugün olmazsa yarın mutlaka bir haber gelir." dedi. Kaymakam'ın eşiyle kucaklaştılar. "Maalesef kızım. Onda da şunlar yazıyordu: "Ereğli'ye gelişinizi haber aldık." "öyleyse hemen Paşa Hazretleri'ne şifreli bir telgraf çekerek burada olduğunuzu bildireyim. ne mutlu size. elinde Ankara'dan gelen telgrafla evine çıktı. Ben kendisine haber ilettim. Ama ne zaman. öyle bir yakınınız var. Demek ki birkaç gün sonra sevdiği adama kavuşacaktı." "Elbette kızım. Beş dakika sonra onu bulup buraya getiririz." "Lütfedersiniz efendim. Fikriye Hanım onunla birlikte Ankara'ya gelecektir. kendisini Ankara'da bekliyordu. Kim onun kadar mutlu olabilirdi? Yüreği güm güm atıyor. "Kızım. Buyurun. Kaymakam Naci Bey beş dakika sonra. Gerekli masraflar karşılanacaktır." Kaymakam Naci Bey Fikriye'yle bir süre daha konuştuktan sonra telgrafın başına geçerek. Peki. Telgraf. ağzı kuruyordu. Biraderi Enver Bey Ankara'ya gittiğinden ve hemşiresi Jülide Hanım da vefat ettiğinden yalnız kalmış ve bu halde artık İstanbul'da oturması imkânsız olduğundan oraya ne suretle ve hangi yolla gelmesini uygun görürseniz öyle yapılacaktır. hem yok. Demek ki Paşa. Eski izmit Fabrikası müdürü Mithat Bey de bu yolculuk sırasında kendisine eşlik edecektir. Fikriye'yi tanıdıklarına ve evlerinde konuk olmasına çok sevindiler. "Kaymakam Beyefendi. Fikriye sabırsızlıktan deli oluyordu." . Size başyaver Salih Bey'den de ayrı bir telgraf var.. Şimdiye kadar hiç bu kadar kesin bir haber alamamıştı." dedi. Seni burada bırakacak değiller ya. henüz yanıt alamadık. Kaymakam'a çekilen bu telgrafta şöyle deniyordu: "Fikriye Hanım'm yanına güvenilir bir polis vererek kendisini Kastamonu'ya gönderin. emirlerini bekleyelim.

kendisine Sivas'tan beri yanında olan Bekir Çavuş bakıyordu." Mustafa Kemal'e bu öneri çok tatlı geldi. soğuk ama güneşli bir kasım gününde Ankara'ya vardılar. evinizi derleyip toplar. Paşa'nın arkadaşları kendisine bir kadın bakıcı bulunmasından söz ettilerse de. O da bütün genç kızlık heyecanıyla kendisini sevmiş ve kendini ilk kez onun kollarına bırakmıştı. Ankara'ya artık 150 kilometrelik bir yol kalmıştı. kadardı.Gerçekten de öyle oldu." dedi. Fikriye bu bağı geliştirmeye büyük özen gesteriyordu. aralarında duygusal bir bağ kurulmuştu. Polisler Mithat Bey'i bulup getirdiler. Selanik'ten tanışıyorlardı. o buna pek yanaşmamıştı. yazın da Ankara Garı'ndaki Direksiyon Binası'na taşınmıştı. Fikriye Hanım ile Mithat Bey son dakikada gemiye bindiler. Fikriye Hanımefendi'yle birlikte bu gece alaturka saat beş buçukta Kırım adlı gemiyle İnebolu'ya hareket etmiş ve İnebolu kaymakamlığına da telgrafla bilgi verilmiştir efendim. kucaklaşıp öpüştüler. Oradan bir araba bulup Kastamonu'ya gitmeleri gerekiyordu. Zaten son zamanlarda o yolla Ankara'ya gitmek isteyen çok yolcu olduğu için İnebolulular bunu bir düzene sokmuşlardı. Oraya gemi işliyordu. Anadolu'nun bütün yoksulluğunu ve perişanlığını göre göre. Mustafa Kemal gibi duygusal bir adam için hiç unutulacak bir olay değildi. Ne var ki Mustafa Kemal Fikriye'nin bu aşırı sevgisinden ve bağlılığından zaman zaman bunalıyor ve . Mustafa Kemal Paşa 1919 sonlarında Ankara'ya geldiği zaman ilk başlarda Keçiören yolu üzerindeki Ziraat Mektebi'nde kalmış. limanda Kırım adlı bir gemi. Mustafa Kemal de çok hoşlanmıştı Fikriye'den. Yolcular. uzaktan el sallamalar. oradan da Kastamonu ve Çankırı yoluyla Ankara'ya ulaşmaktı. sonunda. îşte Fikriye de şimdi karşısındaydı. Yollar düzgün değildi. Hemen rıhtıma bir polis gönderildi. Mithat Bey'in ilk işi Vali aracılığıyla Kemal Paşa'ya bir telgraf çekmek oldu. Kız onun için kul köle oluyor ve onun bütün 161 GVF] sorunlarını paylaşıyordu. Sık sık birlikte olmuşlar. Yine de 70-80 kilometrelik bir yolu aşmak. "Fikriye'yi buraya getirtirseniz o size çok iyi bakar. Bu. hem de çok dönemeçliydi. O yolun uzunluğu da 120 kilometrenin üzerindeydi. Orası hem Paşa'nın çalışma bürosu. köylülerin ve yolcuların dertlerini dinleye dinleye. akşamüstü İnebolu'ya gitmek için yolcu alıyordu. Kaymakam Naci Bey hemen bürosuna dönerek Kemal Paşa'ya şu telgrafı çekti: "Mithat Bey." Gemi ertesi gün İnebolu'ya ulaştı. Yine öpüşmeler. Yolcularımız ertesi gün Kastamonu'ya vardılar. hem de eviydi. Evde hiç kadın yoktu. Çünkü Fikriye'nin Mustafa Kemal'e büyük bir sevgiyle bağlı olduğunu biliyordu. Ama yol üzerinde konaklayacak temiz hanlar vardı. kötü havalarda hiç de kolay olmuyordu. Bu konuda güçlük çekmediler. Bir bakıma o eğitmişti Fikriye'yi. mutlu görünüyordu. hem de kendisi çok mutlu olur. O yol da Kalecik yakınlarına kadar çok virajlı ve bozuktu. "Paşam. Ereğli ile inebolu'nun arası 200 km. Yine soğuk ve rüzgârlı bir havada Fikriye Hanım ile Mithat Bey rıhtıma çıktılar. düzene sokar. Fikriye'nin kendisini nasıl bir aşkla sevdiğini çok iyi biliyordu. Dura kalka o yolu da aştılar. Ankara'dan gelen telgraflar kendisine gösterildi. Tek çare Ereğli'den gemiyle İnebolu'ya. Bir süre sonra Evrenoszâde Mithat Bey Kemal Paşa'ya Fikriye Hanım'ı anımsattı. Kastamonu ile Çankırı arasındaki yol da çok bozuktu. Hemen biletler alındı. yemeğinizi hazırlar. Ankara'ya nasıl gidilecekti? Ereğli'den Ankara'ya yol yoktu. Orada yatıp kalkıyor. Orada gidecekleri yeri biliyorlardı: Ankara tren istasyonunda Direksiyon Binası. dağları aşmak gerekiyordu. iyi çorba ve yemek çıkartıyorlardı. o geceyi de Çankırı'da geçirdiler. Naci Bey ile eşi de Fikriye'yi yolcu etmek için rıhtıma gelmişlerdi. kucaklaşmalar. Ne talih. Artık Fikriye yorgunluktan harap olmuştu ama Ankara'ya bir an önce kavuşmanın heyecanıyla içi içine sığmıyor.

çok şükür Allah'a. Heyecanla Fikriye'yi kucakladı. "Kemal Paşa'yı göreceğiz. konuklarınız geldi. Birinci kata çıktılar. içeri aldım. Siz kahvelerinizi içerken o da rakılarımızı hazırlar. Bu görevi başka hiç kimseye veremezdim." Mithat Bey ise. hiç soru sorma gereği duymadan kapıyı açtı ve Fikriye Hanım ile Mithat Bey'i içeri aldı. Çay hazır olunca gidip Paşasını uyandırdı.. keyifli keyifli gülüyordu. biricik Paşam benim." deyince." Mustafa Kemal anlamıştı gelenlerin kim olduğunu. Bekir Çavuş'u gönderip peynir ve zeytin aldırdı. Böyle bir yalnızlık duygusu içinde. bir kâseye bal koydu." dedi. Her şey Fikriye'nin zevkine göre düzenlenecekti. Şuradan şuraya gönderemem." dedi. ama o burada bana çok lazım. ona elbette güvenim sonsuzdur.. Nihayet eve bir kadın eli değecekti. Bekir Çavuş." dedi. Saat 9'a geliyordu. izin verirseniz ben de artık kaçayım. "Sağ ol Mithat. "Sizi gördüm. Mithat Bey. çocuklar Ankara'ya hoş geldiniz.." deyiverdi.özgürlüğünü hiç yitirmek istemiyordu. Mutluluğumu size anlatmama imkân yok. "Nasıl aştın bu yolları? Sonunda sağ salim gelebildin ya. Kaldı ki Mustafa Kemal. "Paşam." dedi. sonra da inebolu ve Kastamonu'dan aldığıl telgraflar Mustafa Kemal'i heyecanlandırdı. kadınlı ve eğlenceli günlerden sonra içine bazen bir gariplik çöküyor ve Fikriye'nin özlemini duyuyordu. ısrar etmiyorum. Fikriye ile Paşası da sonunda yalnız kalabildiler. Çok yorgun değilsiniz. "Bir beyle bir hanım." "Sağ olsun Mithat Bey beni hiç yalnız bırakmadı Paşam." dedi. Ama şimdi Ankara'da ne Zübeyde Hanım vardı ne de Makbule. ben hiç yorgun değilim. ama başka çare yoktu. "Hayır Paşam. Hâlâ gözlerime inanamıyorum. bütün yorgunluğum geçti. Çok iyi olur. Mustafa Kemal çok hoşlandı bu sabah kahval163 . Artık ölsem de ga'm yemem. önce Ereğli'den. Fikriye ile birlikte ge-J çirecekleri günlerin düşüyle planlar kurmaya başladı. "Çok merak ediyordum seni çocuğum. Gözlerinden yine ışıklar parlıyordu. Salih Bozok da notlar alıyordu. istasyonun önündeki alana da heybeli köylüler ve yoksul kadınlar birikmişti. Sen git biraz dinlen. onları seyrediyordu." Mithat Bey ne yapacağını şaşırmış. Direksiyon Binası'nın kapısında. Yollar kağnı ve at arabalarıyla doluydu. Mutfak dolabında bir teneke bal vardı. Oh. Birlikte yaşayacaklardı ama yine de Fikriye'ye ayrı bir yatak odası gerekiyordu. Müsaade ederseniz ben bu akşam rakıya kalmayayım. Paşa bürosunda masa başında çalışıyor. Fikriye ile Mithat Bey bir akşam üzeri Ankara'ya vardılar. bir tuvalet masası da olacaktı. Ertesi sabah Fikriye'nin ilk işi Mustafa Kemal'in kahvaltısını hazırlamak oldu." dedi. "E. Nihayet size kavuştum. Bekir Çavuş önce size bir yorgunluk kahvesi pişirsin.. değil mi?" Fikriye. Gidip biraz dinleneyim." "Ya Salih Bey'e?" "Tabii. Annesinin ve Makbule'nin Fikriye'yi sevmemeleri de belki bu ilişkinin daha fazla gelişmesini önlemişti." Salih Bozok'un ağzı kulaklarına varmış. bir nöbetçiden başka hiç kimse yoktu." Kahveler içildikten sonra Mithat Bey yolcu edildi. nöbetçi. Sofya'da ve İstanbul'da geçen o çok canlı. Oh. Salih Bey de. Hemen yerinden fırlayarak giriş katındaki salona indi. Demli bir çay yaptı. "Paşam." "Hay hay Mithat. tabii. Siz karşımdasınız! Çok şükür. Onun bir dolabı. "Valla Paşam. Paşam... "ben yorgunluktan ölüyorum. "Çağırın Fikriye'yi gelsin. biraz kadınsız kalmanın sıkıntısını da yaşıyordu. Sonunda Mustafa Kemal Mithat Bey'i de kucaklayarak. yarın inşallah birlikte oluruz. "Seni çok yordum.

Bu kahvaltı zevkini çoktan unutmuştu. ingilizler bir yandan da istanbul Hükümeti'nden. Rauf Bey de istanbul'dan seçilmişti. gruplar oluşturuldu. Yorgunluktan harab olmuştu. meyve gibi erzakla eve döndüler. Artık yavaş yavaş sofra hazırlamanın zamanı gelmişti. "dün akşam pek konuşamadık. ütüye korları koydu. Bunu Meclis başkanlığına yolladım. Fikriye çiçek gibi bir sofra hazırlamıştı. Yanında yaveri ve arkadaşları da vardı. Sonra da mutfağa girdi. Mustafa Kemal'in erkenden Meclis'e gidip çalışması gerekiyordu. Bekir Çavuş onun yanma bir emir eri verdi. süpürge. Ben de milletvekillerinin Ankara'da toplanmaları için bir çağrıda bulundum. O sıralarda istanbul'da Meclisi Mebusan'ın toplanması kararlaştırılmıştı. Ama istanbul Hükümeti'nih buna gücü yetmiyordu. Ne kadar özlemişti Mustafa Kemal böyle bir sabah kahvaltısını. birlikte çarşıya gittiler. Fikriye eve biraz çekidüzen vermek istiyordu.tısından. Aynı gün Şehzâdebaşı karakolunu basarak altı erimizi şehit ettiler. Karaoğlan çarşısına gidip bir şeyler alacaktı. toz aldı. yerleri süpürdü. Yani ordudan ayrılmamı. Samsun'a çıktıktan sonra geçen olayları önce ağabeyinden dinlemişsindir. Her taraf gıcır gıcır oldu. bütün Kuvayı Milliyecilerin tutuklanmasını ve Meclis'in kapatılmasını istiyorlardı. Uygun gördüğünüz her şeyi bana anlatın. Sonra oturma odasına geçtiler. Ama bütün bu birikmiş işlerle baş edilecek gibi değildi. çivit gibi temizlik malzemeleriyle birlikte pirinç. Bir de baktı ki saat 6 olmuş. neler oluyor? Hepsini sizden dinlemekten zevk alacağım. Siz de erken erken evlerinize gidebilirsiniz. Sevgili erkeğinin nesi var nesi yok ütüledi. içeri girer girmez kucaklaştılar. Mustafa Kemal akşam 7'ye doğru eve geldi. çamaşırları dolaba yerleştirdi. Benim kalkıp istanbul' da Meclisi Mebusan'a gitmemin hiç sırası değildi. 15 Şubat'ta Dr. Fikriye kendisini kapıda karşıladı. Fikriye zaten Paşasının tepsisini hazırlamıştı. Ankara'ya geldikten birkaç gün sonra seçim mazbatamı bana yolladılar. Durum iyi gidiyordu. eve bir köylü kadın bulmak gerekiyordu. dinleneceğim." "Fikriye'ciğim. Bize bağlı kalanlar da Müdafaayı Hukuk adına karşı çıkarak 70 milletvekilinden oluşan Felahı Vatan Grubu adında bir grup kurmuşlar. beni seçtiler. Erzurumlular benim oradan milletvekili olmamı istemişlerdi. koyun eti. Bir yandan da ocağı yaktı. on . "istanbul'daki Meclis'te Anadolu ve Rumeli Müdafaayı Hukuk Cemiyeti adında bir grup oluşturulmasını düşündük. Ama bir de baktık ki. bulgur. o sıralarda Maraş'ı ve Urfa'yı Fransızlardan geri aldılar. Onun adamlarıyla da savaştık." dedi. Birçok milletvekili bu çağrıma uyarak buraya geldi. kuru soğan. O gün neler yapılacağını konuştular. sabun. Çok keyifli bir havada Direksiyon Binası'ndan ayrıldı. Refik Bey benim sağlık durumumun istanbul'a gitmeme elverişli olmadığını belirten bir rapor verdi. Kaç günlük yolda bütün çamaşırları kirlenmişti. Toz bezi. arka balkona astı. görüştük." dedi. akşam için bir şeyler hazırlamaya başladı. Bu akşam yalnız sizi dinleyeceğim. Böylece Meclis'te çoğunluğu sağlama olanağımız olacaktı. "Anlatın Paşam. ama onları içeri almadı: "Bu akşam ben biraz yorgunum. "Biliyorsun 16 Mart'ta ingilizler istanbul'u işgal ettiler. tahtaları ve camları sildi. Akşama Paşasına söyleyecekti. arapsabunu. Neler oldu. Hükümeti kuracak duruma da belki gelebilirdik. ama bunu hiç belli etmemesi. sonra da çevrende olanlar bunu sana anlatmışlardır. Zaten o kadar keyifliydi ki elbette erkeğini mutluluk içinde karşılayacaktı. patates. Müdafaayı Hukuk grubuna girmek için bize söz verenler başka gruplara geçmişler. "12 Ocak'ta Meclisi Mebusan açıldı. Evde çok şey eksikti. Bekir Çavuş da ona bir yandan yardım ediyordu. Fikriye önce kollan sıvayıp evi baştan aşağı temizledi. "Arkasından başımıza Ahmet Anzavur'u musallat ettiler. kendilerine neler yapmak istediğimizi anlattım. hemen alıp geldi. Şimdi sana ondan sonraki olayların bir tablosunu çizeyim. Kendilerini kıramadım. Erzurum ve Sivas kongrelerini nasıl topladığımı duymuşsundur. onları yıkadı. sadeyağ. îlk kez eve bir kadın eli değiyordu. "Kuvayı Milliye güçleri. Paşasını güler yüzle karşılaması şarttı.

Almanya gezisinde o kadar da dostluk etmiştiniz. Yusuf Kemal (Tengirşek). Salihli ve Aydın yönlerinden . Adnan (Adıvar) Bey. bak dinle çocuğum. Rıza Nur. bunları hiç hazmedemedi." "Paşam. yabancı esareti altında kavuşacağımız mutluluklardan bin kez üstündür. "O sıralarda. Celalettin Arif. Zaten bu belli değil miydi?" "Evet Paşam. Böylece takımımızı olgunlaştırmış oluyorduk. Cami (Baykurt). Fransız askerlerinin ellerindeki silahların alınmasını ve tutuklanmalarını istedim. birleşmemize yardım ediyordu. ben de sizin gibi düşünüyorum. İngilizlerin bunu önlemek için İzmit yolu üzerinde sıkı bir denetim kurduklarını haber aldık.. şimdi de sana geçen hazirandan beri yaşanan çok heyecanlı olaylardan söz etmek istiyorum. aradan iki hafta geçmeden de Vahdettin bu idam kararını onayladı. Artık Vahdettin'e bir şeyler söylemenin zamanı gelmişti. Öteki illerden gelen milletvekilleriyle birlikte Meclis üyelerinin sayısı 381'e yükseldi. 11 Nisan'da Meclisi Mebusan dağılınca herkes Ankara'dan başka çıkar yol olmadığını anladı." "Padişah deli olmuş bu sözlere. Albay İsmet Bey'i Genelkurmay başkanlığına getirdi. Tophane'yi ve bütün telgrafhaneleri ele geçirerek bizimle bağlantıyı kesmeye 166 kalktılar. Bilmende yarar var. Ben de Geyve Boğazı'nın ve oradaki santralin ele geçirilmesini. 19 Mart'ta bütün illere. Böylece bütün insanlığa hizmet ettiğimize inanıyoruz. "İstanbul'dan gelmesini beklediğimiz milletvekillerinin çoğu bize katıldı. Artık biz dışarıdan hiçbir devlete güvenecek durumda değildik. 18 Mart'ta Meclis son toplantısını yapmış. 23 Nisan günü Meclis'imizi eşsiz bir törenle açtık.' "Bu arada Sovyetlerle iyi ilişkiler kurduk. gazetede okumuştum. bunları sizin ağzınızdan dinlemek beni çok mutlu ediyor. yer yerinden oynadı.. Mayıs sonlarında Meclis'in bir gizli oturumunda bir konuşma yaparak şöyle dedim: "'Kendi kuvvetlerimizi göz önüne almadan. Yunus Nadi. "İstanbul'da toplanan Meclisi Mebusan da artık görevini yapacak durumda değildi. Bu duruma düşmemesi için ona ne yollar göstermiştiniz. "İstanbul'dan kaçarak Ankara'ya gitmek isteyen birçok milletvekili dostumuz vardı." "Ne acımasız adammış şu Vahdettin. "Evet. daha neler yaptık. "Artık iş çığırından çıkmıştı. Bir süre sonra Halide Edip Hanım. Hüsrev (Gerede). Meclis beni ertesi gün başkan seçti. Saffet (Arıkan) bu yollarla Ankara'ya ulaştılar. Soma. Beni Divani Harb'e vermişler. Bunun için her şeyden önce kendi gücümüze önem veriyoruz. Aynı gün Padişaha bir telgraf çekerek şunları söyledim: '"Düşmanların bayrakları babalarımızın ocakları üstünden ve mabetlerimizin çevresinden çekilinceye kadar savaşmayı sürdüreceğiz. dışarıdan gelen kuvvetlere dayanarak bir şeyler umut edersek ve o yardımlar da gelmezse düş kırıklığına uğrarız.165 beş askerimizi de yaraladılar. Sovyet Dışişleri Komiseri Çiçerin'e gönderdiğim bir mektupta şunları yazdım: "'Biz Batı emperyalizmine karşı yalnız kurtuluş ve bağımsızlığımızı korumakla yetinmiyoruz. Onların bizi emperyalizmin bir aracı olarak görmelerine de engel oluyoruz.'" "Çok iyi demişsiniz Paşam. mutasarrıflıklara ve kolordu kumandanlarına bir bildiri göndererek Ankara'da olağanüstü yetkilere sahip bir Meclis'in toplanacağını bildirdim. Kuracağımız Büyük Millet Meclisi'nin hazırlıklarına böylece başlamış oluyorduk. Yunanlılar geçen Haziran'ın 22'sinde Akhisar. Kendi hükümetimizin yönetimi altında bedbaht ve mutsuz yaşamak. Üç gün sonra Fevzi Paşa İstanbul'dan kaçıp geldi." "Ben de ertesi gün. Harbiye nezaretini. biz de kaçacak olanlara başka yollar önerdik. Divani Harp beni idama mahkûm etti. Çok gergin günler yaşadık ve yaşıyoruz. demiryoluna da el konulmasını ve hat boyundaki İngiliz. Düşman bizim moralimizi bozmuyor."' "Gerçekten de öyle galiba Paşam." "Evet." "Fikriye'ciğim.

herkesçe beğenildi ve övüldü. saldırıya hazırlanıyordu. Her yerden bana sayısız telgraf geliyordu: 'Çok büyük ve düzenli kuvvetler yollayınız." "Ne kadar zor. Hendek'e. Kâzım Karabekir Paşa'yı Doğu Cephesi kumandanlığına getirdim. Avrupa devletleriyle siyaset yollarını görüşmeliyiz. Bizim görevimiz onlara dayanma gücü ve umut vermekti. Daha da neler! Çerkez Ethem Yozgat'ta milletvekillerinin önünde ne demiş biliyor musun. Kolordumuz da büsbütün dağıldı." "Yani. Oysa işbaşına geceli daha iki ay bile olmamıştı. . çete ve gerilla savaşları olmadan zafere ulaşamayız. istanbul galiba haklı.' diye. Ama gel gör ki Ankara kaynıyordu. Birkaç gün sonra da Kirmastı (Mustafakemal167 168 paşa) ve Karacabey düştü." "Öyle denebilir. Biliyorsun. Yani hem halife ordusuna karşı savaşmak zorundaydık hem de Yunanlılara karşı. Biz ileride bütün gücümüzü Yunanlılara karşı kullanabilmek için önce Ermenistan'a savaş açmaya karar verdik. Hem de nasıl biliyor musun? Cafer Tayyar Bey kendi kuvvetleriyle irtibatını kaybetmiş bir biçimde atla dolaşırken düşmana esir düşmüş. 'Ankara'ya dönüşümde Büyük Millet Meclisi Başka-nı'nı Meclis'in önünde asacağım. "Çöküşü önlemek için savunma önlemlerini almak gerekiyordu." "Ne felâket!" 169 "işte o sıralarda Çerkez Ethem. Yunanlıları bir yana bırakıp bizim karşımıza Anzavur kuvvetlerini çıkarttı. Bu savaşlar sırasında tümenlerimizde eksikler vardı." "Evet.'" "Ne küstahlık Paşam!" "Evet nelerle uğraştım görüyor musun? Meclis'te de homurdanmalar başladı. Çerkez Ethem Ankara'ya geldi. Doğrudan valilere emirler gönderdiler ve emirlerini yerine getirmeyenlerin asılacağını söylediler. Kendisine övgüler yağmaya başlayınca Ethem ve kardeşleri sunardılar. Önlem alınmazsa bunun sorumluluğu istanbul Hükümeti'ndeydi. ingilizlerden ve Fransızlardan yardım alıyordu. Alaşehir'e. Çerkez Ethem oraya gidip bu ayaklanmayı bastırdı. "istanbul Hükümeti. Zile bölgesine gönderilmişti. Bu devleti Taşnak Partisi yönetiyor. istanbul Hükümeti de ordumuzu felce uğratacak olaylar yaratmaya ve Kuvayı Milliye'yi yok etmeye uğraşıyordu. Kendi kuvvetleriyle bağlantısı kesilen Kolordu komutanı Cafer Tayyar Bey esir edildi. Türk ordusunda değerli hiçbir subay ve kumandan bulunmadığını söylemeye başladılar. Meclis'te büyük eleştiri ve saldırılara uğradım. Yunan ordusu izmir bölgesine yerleşmiş. Biz gerilemek zorunda kalıyorduk. "Düşman bir yandan da Tekirdağ'a asker çıkartarak Edirne üzerine yürüdü. 'Bu iş ordu işi değil. Biz daha hazırlıklı değildik. Uşak'a ve Nazilli'ye düşman askerleri girdi. Erivan. kardeşi Reşit ve Tevfik beyler Yeşil Ordu'yu kurdular. Gerilerden takviyeler getirterek Inönü-Eskişehir arasında bir savunma cephesi kurulmasını sağladım. bir bakıma düşmanı durdurmuş sayılırsınız. Şu kadar cephane gönderiniz.saldırdılar. Kuvvetlerimiz iç ayaklanmaları önlemek için Adapazarı'na.. Aslında bu iş silâhla da halledilmez. "işte o günlerde Eskişehir'e giderek kuvvetlerimizi düzene sokmaya çalıştım. Gümrü ve Kars yöresinde bir Ermeni devleti kurulmuştu.. Kendilerinin herkesten üstün birer yiğit olduklarını sandılar. çok zor günler geçirdik. Biz Eskişehir'e kadar çekilmek zorunda kaldık. Ondan sonra Bursa'yı da yitirdik. Yozgat'ta bir ayaklanma baş göstermişti.' "Görüyor musun? Ne sözler söylediler? öte yandan da başımızda Ermeni sorunu vardı. Bunlar gelmiyorsa yeniliriz. Doğu illerinde seferberlik ilan ettik. Cephanemiz de çok kıttı. Ah nerede Çerkez Ethem? Bize çeteler gerek. düzenli kuvvet yaratalım diye uğraşırsak kıyamete kadar sonuç alamayız. düşman 30 Haziran'da Balıkesir'e girdi. O arada ingilizler de Mudanya'ya ve Bandırma'ya asker çıkardılar. Yunan saldırısının olacağı önceden çok belliydi. Sonuç olarak Trakya baştan başa Yunanlıların eline geçti.

" "Evet." "Evet. Bunlar kendi başlarına buyruk olmak sevdasındalar. ağabeyinin kendisini kınamasından biraz ürküyordu. Kardeşinin gelenekler dışında bir ilişki içinde olmasına karşı geleceği belliydi. ama dengesiz kardeşlerinin etkisinde kalıyordu. "Bunun üzerine ordumuz ileri yürüyüşe geçti. Ben çok soğukkanlı davrandım. Fikriye sofrayı hazırladıktan sonra yatak odasına çekiliyor ve Paşa'nın arkadaşlarıyla birlikte sofraya oturmuyordu. Arkadaşları. Onun ne yapacağı hiç belli olmazdı. Göle'yi ve sonra Kars'ı geri aldık. Azrail görmüş gibi isyan ederler. Ne var ki genelde Paşa geç saatlere kadar leblebi ve çerezle demlendikten sonra yemeğe geçileceği zaman Fikriye'yi de sofraya çağırıyordu. Ama yemek faslı sona erer ermez. Bölük âmirleri de yazdığını okuyamaz. Sarı Mehmet. Fikriye yine odasına çekiliyordu. ne bir fırka ne de düzenli bir kuvvet haline getirilemez. Ama Çerkez Ethem ve kardeşleriyle hâlâ uğraşmak zorundayız. Muhakkak ki bazı üstün nitelikleri vardı. Mustafa Kemal akşamları genelde eve birkaç yakın arkadaşıyla birlikte geliyor ve Meclis'te başlattıkları tartışmaları orada sürdürüyordu. Adamlarından bazıları kapıları tuttu. okuduğunu yazamaz adamlardır. Hiç değilse Doğu Cephesi'nde sorun çözülmüş oluyor. bazıları merdiven başına dikildiler. Fikriye çoğu zaman Ali Enver'e ters düşüyordu. Bizim müfrezelerimiz Pehlivan Ağa. Masalara örtüler serdi ve vazolara çiçekler koydu. Mustafa Kemal konuşmayı burada keserek. ismet Bey'e bir tel çekerek şöyle demişler: "'Kuvayı Seyyare (kendi birlikleri)." Fikriye. ağabeyi Ali Enver kendisini görmeye geldi. Fikriye. Evi kendi zevkine göre yerleştirdi ve düzene soktu. saat ilerlemişti. Ali Enver de kardeşinin Mustafa Kemal'le ilişkisini hiç onaylamıyordu. Sarıkamış'ı. Fikriye de bu geliş gidişler sırasında hiç söze karışmadan konuşmaları uzaktan dinlemekle yetiniyordu. Bu binayı âdeta bastılar." "Paşam." X7Q "Bu çok önemli bir başarı Paşam. Ruşen Eşref.' "Durum çok gerginleşmişti. Bu dikkafalı adamların başına ne bir subay ne de memur konulabilir. Mazhar Müfit. Olayları bundan sonra birlikte yaşayacağız. Konuşmayı dağıtmadı. ben de öyle sanıyorum. öpüştüler. Ethem çalıştığım odaya daldı. İki kardeşin arası son zamanlarda pek iyi değildi. Geçen ayın sonlarında da sınır bölgelerindeki kuvvetlerimize saldırdılar. Sen gelmeden birkaç gün önce Çerkez Ethem tepeden tırnağa silâhlı adamlarıyla buraya geldi. Maksadı neydi anlayamadım. o sorunu çözdük. İbrahim Süreyya. Salih Bozok. Yanımdan saygıyla ayrıldı. Bana gözdağı vermek istiyordu galiba. kardeşinin Direksiyon Binası'nda kaldığını öğrenince doğru oraya gitti. Direksiyon Binası'na yanlarına eşlerini almadan geldikleri için Paşa Fikriye'nin orada bulunmasının yersiz olacağını düşünüyordu. Ben Batı Cephesi Kumandanlığına İsmet Bey'i getirdim. Kendisini nezaketle kabul ettim. artık Direksiyon Binası'nın hanımı olmuştu. çok büyük tehlike atlatmışsınız. Doktor Fikret ve Fuat Bey. Çünkü bunlar subay gördüler mi. deli oldular. Fikriye'nin Ankara'ya gelmesinden yaklaşık iki ay sonra."Ermeniler bu sırada Oltu'da kurulan Türk yönetimine karşı harekete geçerek bütün o bölgeyi ele geçirdiler. Topal İsmail gibi adamlar tarafından yönetilir. Kuvayı Seyyare'nin gelişigüzel yönetilmesi gerekir. . Karşı koyacak olsaydınız silâha sarılacaklardı. Bir süre sonra Ali Enver. Ali Enver. Recep Zühtü. Hal hatır sordu. Dışarıdaki silâhşorlarını peşine takarak çekildi gitti. Kimler vardı Paşa'nın en yakın çevresinde: Kılıç Ali. "Kızım" dedi." Akşam olmuş. Karşılaştıklarında yine de kucaklaştılar. "bu akşamlık bu kadar. Bu durumda Ermeniler savaşı bırakmak zorunda kaldılar.

ama gene de önlem almakta yarar var. nikâhımızı o kıyacak. Seni uyarmaya geldim. Sen bu evlenme işine sıcak bakıyorsan. Başkalarının gözüne kötü görünmeyece-ğim. sonra bana." dedi. 'Nasıl uygun görüyorsanız öyle olsun Paşam. Böyle bir duruma düşmemizi istemem. sana bu akşam hiç beklemediğin bir şeyler söyleyeceğim. Arkadaşlarınızın eşleri beni küçümseyemeyecekler. Ne Fuat Ağabey'im ne de Enver Ağabey'im. Aslında benim hiç umurumda değil. Sen buraya gelince durum çok değişti. İleride bunu birlikte anlatırız. "Nasıl? Ne diyorsun? Niye hiç haberim olmadı? Neden hiç kimse evliliğinizi duymadı?" 171 "Anlatacağım ağabey. üzmemeye. 'Bu benim yıllardan beri heyecanla.' "Ben derhal yerimden fırlayarak Mustafa Kemal'i kucakladım. Seninle evlenmeye karar verdim. Benim için önemli olan o. evinizin kadını olacağım.' dedim. O şöyle dedi: '"Hayır kızım. Bugünkü koşullar altında onu buraya getirtemeyeceğime göre.' '"Ne diyorsunuz Paşam? Sıcak bakmak ne demek? Buna hayır diyeceğimi mi düşünüyordunuz?' "'Hayır.' "Mustafa Kemal bana karşı bir sorumluluk duygusu taşıyordu. nikâhımızın duyulmasını istemiyorum.' "Ben. Kendisine nasıl haber verebilirim? Düğünümüzde mutlaka bulunmak ister. Eğer bu nikahlanma düşüncesi sana da uygun geliyorsa hemen gerekeni yaparım. '"Ne demek Paşam. Paşam şu anda mutluluktan ölebilirim. Evime genç bir kızı kapattığım ve onunla geleneklerimize uygun olmayan bir şekilde ilişki kurduğum söylenebilir. Düşününüz.' "'Çok doğru söylüyorsun çocuğum. "Mustafa Kemal yine bir süre düşündü.' "'Zaten evimin kadınısın. 172 "Ankara'ya geldikten üç hafta sonra. Şimdilik evlendiğimizi hiç kimse duymayacak." "'Ama artık kimse beni yadırgamayacak.' '"Ağabeyime de söylemeyecek miyiz?' "Mustafa Kemal bir an düşündükten sonra.' '"Peki düğün yapmayacak mıyız?' diye sordum. Zübeyde Yengem ne der evlenmemize? Karşı çıkar mı? diye sordum. Kim ne derse desin. mutluluktan deli olurum. bu iş şöyle olacak. 'Peki. Dünyanın en talihli kadınıymışım meğer. aralık ayının karlı bir perşembe akşamı Mustafa Kemal Direksiyon Binası'ndaki salonda rakısını yudumlarken bana şöyle dedi: "'Çocuğum. îki gün sonra ben buraya Seriye Vekili ve eski Karacabey Müftüsü Mustafa Fehmi Efendi'yi çağıracağım. "Ben. '"Çocuğum. Ben sizinle beraberim ya.' "'Zaten kimse seni küçümsemiyordu. Bunu ne zamandır düşünüyordum. Çünkü her şeyden önce annemin rızasını almam gerek. Bunu alacak zamanımız yok."Fikriye. Seninle aynı evde yaşıyoruz. acele etmeyelim. Hiç sinirlenmeden lütfen beni dinle. Bak. mutlu etmeye çalışıyordu. biz evlendik. Bunu ileride yaparız." dedi. telâş etme.' dedim. Bütün olayları bir bir sana anlatacağım. nikâhımızın duyulmasını da istemem. O da çok sevinir. hiç düşünmüyordum. "bu işin sonu nereye varacak? Çok tehlikeli bir yoldasın. "Ağabey. kimin haddine. Mustafa Kemal'i sevmene bir şey demiyorum ama aynı çatı altında yaşamanız biraz tuhaf olmuyor mu? Herkes ne der buna? Ailemizin namusunu hiç düşünmüyor musun?" Fikriye soğukkanlı bir sesle.' . sabırsızlıkla beklediğim bir şey. Bana belki âşık değildi ama benim kendisini çılgınca sevdiğimi biliyor ve beni korumaya. bunu hemen iki gün içinde çözebiliriz. şimdi onun hiç sırası değil. Benimle olan yakın ilişkisinin kötü yorumlara yol açmasını hiç istemiyor ve beni kanatlarının altına alıyordu. "'Hayır. bilemeyiz ki kimin ne söylediğini. Bu olayı bir gün bana karşı kullanabilirler.' "'öyle ama Paşam.

Türk kadınının bilimsel. Kardeşinin anlattıkları kendisini büyülemiş gibiydi. yardımcısı ve koruyucusu olmasını kabul etmez. Biz ileride bir Medeni Kanun çıkartarak bu işleri bir düzene sokacağız. Sevgili akrabam Fikriye'nin mutluluğu beni çok sevindirecek. şeriata dayalı mecelle tarafından düzenlenmiştir. Muzaffer Kılıç' tan da öğrenirim. Çok bozulur ve beni hiç affetmez. o ise akraba. Kadınlar milletimizin gerçek anaları olacaktır. nikâh şahidi olacağız.' '"Zamanı gelince elbette hepsi öğrenecekler. hiç sanmıyorum. Zamanı gelince de hiçbir şeyi kaçırmamak doğru olur. Kaçgöç kalkacak.' "Fuat Ağabeyim. İkisi de yakın arkadaşımdır. Kılıç Ali Bey. Mecelle." "Ağabey. Bunu hiç kimseye duyurmayacak. sosyal ve ekonomik alanlarda erkeğin ortağı. sen anlatmaya devam et. '"Çok hayırlı bir iş için buraya çağrıldığımı biliyorum.. O ne zamandan beri evlenmemizi isterdi.. 'Paşa Hazretleri ne emretmişlerse öyle yapacağız.' "Ben kendisine nikâh şahidi olarak kimleri düşündüğünü sordum. Cevat Ab-bas Bey. Fikret'in dediği gibi. Mustafa Fehmi Efendi." "Ben nasıl olsa bu olayı Fuat Ağabey'inden de. Karar verilen bir şeyin uygulanması için zamanının geldiğini bilmek gerekir.' 173 "'Ne kadar hoş.' dedi. Bunu kendi eşime ve çocuklarıma bile anlatmayacağım.' dedi. ikisi de bu konuda konuşmak istemeyeceklerdir. Bir gün o günlere erişeceğiz. Ama şimdilik bunu duyurmayalım. Çok isabetli bir karar almış olduğuna inanıyorum. erkeğin çok eşli olmasına izin verir.' . alçalır beşer (insanlık). Büyük Millet Meclisi Hükümeti'nin ilk Seriye Vekili Mustafa Fehmi Efendi iki gün sonra Direksiyon Binası'na geldi. Peki. Devlet ya da belediye temsilcisi önünde yapılmayan evlenmeleri geçerli saymayacağız. 'O seni kendi kızı gibi sever ama izin almadan evlenirsem ona büyük saygısızlık etmiş olurum. Şöyle cevapladı: "'Söyleyeyim. Ortalık düzelince bu işi hallederiz. merttir. Fuat Ağabey'ini ve Muzaffer Kılıç'ı. Hiç gizli kapaklı iş yapmaz." "Peki.'" Fikriye'nin bu anlattıklarını dinleyen Enver buruk bir sesle. Fikriye konuşmasını şöyle sürdürdü: "Gerçekten de her şey Mustafa Kemal'in dediği gibi oldu. "Buna çok şaşırdım. Nikâhın devlet ya da belediye temsilcisi tarafından kıyılması gerektiğine inanırım. çok karılılık kalkacak.' "'Nasıl isterseniz öyle olsun Paşam. dürüsttür. uydurmuyorum. 'Ama Paşa Hazretleri bunu gizli tutmak istiyorlar. Yoksa ben üzülmeyeyim diye bu evlenme işini sen mi kafanda kurdun?" "Hayır. 'Elbette muhterem Vekil Hazretleri.' X74 '"Ben de öyle biliyorum. Seriye Vekili hem din adamıdır." "Mustafa Kemal bana evlenme müjdesini verdikten sonra şöyle dedi: "'Ben her zaman imam nikâhına karşı olmuşumdur. Nuri Bey?. Osmanlı aile hukuku. tesettür (örtünme) kalkacak. Onun da Mustafa Kemal'e büyük bir saygısı ve güveni vardı. Biliyorum. Bize ne mutlu ki. Bu nikâh olayına mutlaka inanmak istiyor ve kardeşini güç durumda bırakmaktan çekiniyordu. hem de devlet temsilcisi." dedi."'Çıkmaz. Elbet sefil olursa kadın. Aile tek eşli evliliğe dayanacaktır. hayır. yakın arkadaşlarınız da bunu bilmeyecekler mi? Örneğin Salih Bozok Bey. bu konuyu şimdi hiç onlara açmasanız daha iyi olur. bu iş böyle oldu. arkadaşı. "Fuat sana benden daha mı yakın? Ben senin öz ağabeyinim. Bu işi benden gizlemenin gereği var mıydı? Benim bildiğim Mustafa Kemal açık sözlüdür.'" Ali Enver Fikriye'nin bu sözlerini büyük bir dikkatle dinledi. Görevinin ne olduğunu biliyordu. Fuat Ağabey'im ve Muzaffer Kılıç ile kucaklaştılar. Fuat Ağabey'im çok sevinecek. Ama bugün ne yapabiliriz? Ben nikâhımızı Seriye Vekili'nin kıymasını uygun gördüm. O yüzden onu nikâh şahidi yapacağım. ama her şeyin bir sırası var. ahlaksal. Evlenme işini böylece imamın tekelinden kurtarmış olacağız. öyle olsun.' dedi. Biz de öyle yapacağız. Sizden de aynı sadakati beklerim.

Akşam Kalaba'daki evine döndüğü zaman da eşi Adnan Bey'e şunları anlattı: "Bugün Paşa'nın yeğeni Fikriye Hanım'la tanıştık. Bu amaçla geniş bir toplantı düzenlenmesi kararlaştırıldı. Oysa o günlerin Ankara'sı. Yakup Kadri.du. Gardaki Direksiyon Binası'nda savunma önlemleri almak kolay değildi. Nikâh işlemi yapılırken. O günler Fikriye'nin en mutlu olduğu günlerdi. evinin yakınındaki Bulgurzâdelerin kiralık köşkünün Paşa'ya çok uygun geleceğini düşündü ve bunu Ruşen Eşrefe açtı. ağabey-kardeş arasındaki buzların erimesini pek sağlayamadı. Paşa'ya orada bir yer bulundu ve arazinin düzenlenmesine başlandı."iş kalmıştı nikâh törenlerinde geleneksel olarak belirlenen mihri muaccel ve mihri müeccelin saptanmasına. Fikriye köşkü çok beğendi ve derhal kararını verdi. Ertesi gün Paşa da köşkü gördü. Fikriye de örgütte görev almak niyetindeydi. bunların birisi. Çoğu zaman Paşa'nın arkadaşları eşleriyle birlikte geliyorlar ve Mustafa Kemal herkesle ayrı ayrı ilgileniyordu. Celâl Bey. Paşa evin kadını durumunda olan Fikriye'nin düşüncesini almadan karar vermek istemiyordu. Ankara'da bulunan İstanbullu kadınlarla Ankara'da yaşayan kadınları bir araya getirmek kolay değildi. Paşa'nın kadın dostlarından çekindiği . Onarım çalışmaları karda kışta üç ay kadar sürdü. Çok tatlı ve mahzun bir sesi vardı. Halide Edip Hanım böyle bir birliğin oluşturulmasına yardımcı oldu. kentten uzak bir yere taşınmanın kendisine çok uygun geleceğini söyledi. Fikriye. şahitlerin gülümsemesine yol açtı. Sevinçten ağlamak geliyordu içimden ve sonunda gözyaşlarımı tutamadım. Samsun Valisi Kâzım Paşa. Köşk'e yakın bir bağ evinde oturan Mahmut Soydan ve Fuat Bey de Köşk'ün sürekli konuklarındandı. evlenme aktinin oluşturulması sırasında verilmesi kararlaştırılan paradır. Ruşen Eşrefin buna aklı yattı. Biliyorsun." Bu konuşma. belki de boşanma durumunda ödenmesi gereken para. Fehmi Efendi ve şahitler gittikten sonra. Köşk'ün hanımefendisi oydu. "Bu paraların formalite gereği saptanması. Ali Enver buruk ayrıldı. Ruşen Eşref. Köşk Fikriye'nin zevkine göre döşenmişti. Paşa'ya Direksiyon Binası artık dar geliyordu. Epeyce konuştuk. askerlerin başında durarak gerekli işlerin yapılmasını denetliyordu. Kendisini daha önce Mustafa Kemal'in arabasında görmüştüm. Köşk geniş ölçüde onarılacak ve donatılacaktı. ikincisi de ödenmesi ertelenen. sonra ödenmesi gereken para 50 altın olarak saptandı. Bizim nikâhımızda derhal ödenmesi gereken para 10 altın. Mustafa Kemal'in yakınları sık sık Köşk'e geliyorlar ve rakı sofraları geç saatlere kadar sürüyordu. izzettin Çalışlar. Fikriye Ankara çevresine yavaş yavaş alışıyordu. Oraya ilk yerleşenlerden Rauf Yener. Konudan Paşa'ya söz etti. Selahattin Adil Paşa. Bu güzel kadın bize her türlü yardıma hazır olduğunu söyledi. Hiç kimse Paşa'nın Fikriye Hanım'la evli olup olmadığını araştırmıyor ve ona Mustafa Kemal'in eşi gibi davranıyordu. Paşa'nm emir eri Ali bile salona alınmadı. sıkı önlemler alınmasını gerektiriyordu. Mustafa Kemal'e çok derin bir surette bağlı olduğunu anladım. Çankaya'ya 1921 yılının bahar aylarında taşındılar. Salih Bozok. Fikriye bu işlerle görevlendirildi. O dönemde Mustafa Kemal ve çevresindekilerin yerleşmesi için düşünülen yerlerin başında Keçiören vardı. Ruşen Eşref. O da Fikriye'nin Salih Bozok ve yaver Muzaffer Kılıç'la birlikte bu köşkü görmelerini istedi. Bu arada Çankaya sırtları bazı kişilere çok çekici geliyordu. Fikriye'nin bu yaklaşımı Halide Hanım'ı çok duygulandırdı. Ankara günlerinin en mutlu anlarını yaşadık. Paşa da uygun görürse hemen oraya yerleşeceklerdi. Her sabah günlük işlerini tamamladıktan sonra Çankaya'ya uzanıyor. Süreyya Yiğit ve Doktor Fikret de Çankaya'da birer ev edindiler. Büyük Millet Meclisi Başkanı olarak daha rahat bir yere geçmesi söz konusuy. Paşa'nın Çankaya'ya yerleşme kararından sonra. Bunun için Kız Muallim Mektebi'ne giderek orada bulunan Halide Edip Hanım'la görüştü. Halide Hanım Fikriye' yi tanımıyordu ama onu bir gün Mustafa Kemal'in arabasında görmüş ve 'Paşa'nın yeğeni' olduğunu anlamıştı. Salih Bozok ve Muzaffer Kılıç hep birlikte Çankaya'daki köşkü gördüler.

çok uğraşmış. Paşa da bunları tahmin edebildiği için gereken önlemleri almış ve Fikriye ile ilişkisini sağlam temellere oturtmuştu. Mustafa Kemal Paşa herkes tarafından sevilen. Başta özel yaşamına dair yapılan mahalle kahvesi dedikoduları. "Benimle bir akran gibi konuştu. bunun bir gün olacağına inanıyor. hayatımın en şerefli bir günüydü. Ona bu kadar yakın olmaktan sevinç ürperme-leri içindeydim. Ne var ki kendisini Paşa'nın nikâhına aldıracak kadar becerikli görünmüyor. Her büyük adam gibi Mustafa Kemal Paşa'da da yıldızının parıltısıyla gözleri kamaşmamış ve talihinin ihtiraslı aşkından habersiz olanların sadeliği ve alışkanlığı vardı." Mustafa Kemal'in bütün yakınları Paşa ile Fikriye'nin arasındaki yakınlığı biliyor ve hiç kimse bu konuda kendisini rahatsız edebilecek bir davranışta bulunmuyordu. O ilk izlenimlerini ikdam 'da şöyle anlatıyordu: "Mustafa Kemal Paşa sivil giyinmiş." Yakup Kadri. Gazetede gördüğümüz resimlerin hiçbirine benzemiyordu. daha canlı. 1921 Haziranı'nda Ankara'ya gelen Yakup Kadri de bu tür GVF12 177 söylentileri duydu. dizim dizine dokunuyordu. bu teşbihi kâh bileğine geçiri. Yakup Kadri bu yazısını yazmadan birkaç gün önce Mustafa Kemal'i tanıma mutluluğuna ermiş ve sanki büyülenmişti. Elmacık kemikleri çıkık. mavi gözleri anlaşılmayan bakışlarla bakıyor. fakat hiçbir yorgunluk belirtisi göstermemek üzere kısık ve sıcak bir sesle konuşuyor. üstünde durulmaya değmeyecek kadar amiyanedir (bayağıdır). göğsüm kabararak diyemez miyim . dışında olsun çeşitli cephelerden ona karşı gelenlerin sayısı epeyce çoktu. vücudunun kımıldamaları genç bir parsın kımıldamaları gibi sevimli. Onun ömründe tek bağlandığı erkek Mustafa Kemal Paşa'dır. Bu dedikodular. ikide bir dirseğim dirseğine. Mustafa Kemal'in çok hoşsohbet bir kişi olduğunu belirttikten sonra yazısını şöyle sürdürmüştü: "Methedilmekten çok kaçınan bir hali vardı. Sofrada o kadar yan yanaydık ki. munis bir biçimde haşin ve çevikti." Demek ki Mustafa Kemal'in özel yaşamıyla ilgili dedikodular çıkarılıyordu. İstanbul'da çıkan İkdam gazetesinin temsilcisi olarak bin bir güçlükle Ankara'ya gelen Yakup Kadri. Onu kaybederse hayatını da kaybeder. zayıf ve sarışın bir zattı. Bu yüzün bütününde çok zahmet görmüş. mevki için değil de sırf kişiliği için bağlı tek kadın odur. hiç kimseyi kabul etmemiş.anlaşılıyor. anasının dışında. Bu. sağdan sola. homurtuları Ankara'ya ayak bastığım ilk günlerden itibaren kulaklarımı tırmalamaya başlamıştı. bir tunç parçası üzerine oyulmuş eski bir madalyonu andırıyordu. Ama Fikriye. Ben inanıyorum ki Mustafa Kemal'e. bunun arkasından biraz daha ciddi görünen tenkitler çıkıyor. Yüzü. Daha önce de duymuştum. Elleri durmadan iri taneli bir kehribar teşbihle oynuyor. renk ve çizgi bakımından. Ama Paşa'nın düşmanları onun ilişkileri konusunda türlü dedikodular çıkartıyorlardı. yani popüler olan bir insan değildi. daha müstesna bir simaydı. Kendisiyle evlenmek isteyenler çıkmış. Şu dakikada oynamakta olduğu muazzam tarihsel rolün heybetini benim kadar hissediyor muydu? Hayır. ortadan biraz daha uzun boylu.V9 yor. çok düşünmüş kimselerin yüzündeki anlam vardı. ağız kemikleri kuvvetli ve alnı sertti. Bunların mırıltıları. büyük bir Mustafa Kemal hayranıydı. soldan sağa sallıyordu. Meclis içinde olsun. kâh bir ucundan tutup çeviriyor. Günün birinde bana hayatımın en şanlı olayını soracak olan torunuma. Gözlerinin ve ağzının garip çekiciliği hâlâ hayalimde. Ama Ankara'ya gelir gelmez orada Paşa'yı yıkmaya çalışanların boş çabalarını görünce hayretlere düştü ve şunları yazdı: "Tarihsel gerçeklere bağlı kalmak gayretiyle itiraf etmek gerekir ki. Kendisi bu resimlerin hepsinden daha sevimli. Fikriye Hanım Kemal Paşa'nın evini gayet iyi idare ediyor ve hemen herkesin saygısını kazanıyor.

Meclis'in Kayseri Lisesi'nde toplanması için hazırlıklar yapılıyordu. Yunan ordusunun hedefi artık Ankara'ydı. Kin gütmüyor ve sevdiklerini mutlu etmek için elinden geleni yapıyordu. Kütahya'da Yunan kralı Konstantin'in başkanlığında yapılan bir toplantıda. kendisine verilen yetkilerle 23 Temmuz-5 Ağustos günleri arasında Tekalifi Milliye (Ulusal vergiler) diye adlandırılan bazı emirler yayınladı. Yani bir hafta içinde ağırlıkların taşınması gerekir. Toplantı salonuna." dedi. Fikriye'nin yaşamında hiç başka bir erkek yoktu ve olmayacaktı." Mustafa Kemal'in işte böylesine büyüleyici bir kişiliği vardı. "biz buraya kaçmaya mı geldik. "Efendiler. inönü yenilgisinden sonra geniş bir saldırı hazırlığına girişmişler ve seferberlik ilân etmişlerdi. Çünkü o Fikriye'ye hiçbir zaman âşık olmamıştı. 1921 yılının 10 Temmuzu'nda büyük bir saldırı başlattılar. bunlar nasıl taşınacaktı? Bu sorunlara çare bulmak için olağanüstü önlemler almak gerekiyordu. bir yaz günü Mustafa Kemal Paşa ile yemek yedim. Zaferden umudu kırılanlar.ki. Tehlike olmazsa hep burada kalır. îşte bu koşullar Mustafa Kemal'in duygusal alanda mut-180 suzluğunun nedeniydi. Meclis binasını ve toplantı salonunu düzenler. yoksa kavga ederek ölmeye mi?" Böylesine gergin bir hava vardı Ankara'da. bu amaçla bir kürsü bile yerleştirilmişti. Onun bütün dramı buradaydı. O yalnız Paşasına âşıktı. Onu kırmamak ve güç durumda bırakmamak için elinden geleni yaptı. bu durumu açıklayarak şöyle demişti: "Meclis. Zaten zarifliği. XII Sakarya-Dumlupınar-Büyük Taarruz O sıralarda cephede neler oluyordu? Yunanlılar II. Anadolu'daki asker. duygusallığı başka türlü davranmasına engeldi. Bu iş bir hafta içinde yapılmalıdır. Meclis Başkanı ve Başkumandan Mustafa Kemal. Yunanlılar Bursa cephesinden saldırı geçerek Kütahya-Eskişehir bölgesine kadar ilerlediler. icra Vekilleri Heyeti Reisi (Başbakan durumunda) Genelkurmay Başkanı Fevzi Paşa. verdiğimiz karar gereği Kayseri'ye taşınacaktır. Yunanlılar her yerde coşkuyla bu başarılarını kutluyor. Ne var ki. gençliğimin yüksek bir dönüm noktasında. Böylece Batı Anadolu'nun büyük bir bölümü Yunanlıların işgaline uğramış oluyordu. Halide Hanım'in gözlemlerinden de bu çıkıyordu. İnönü'de uğradıkları yenilginin öcünü almaya kesin kararlıydılar. Fikriye'yi kendine. Cepheden çekilen Türk askerleri perişan durumdaydılar. Meclis'in geri kalan bölümü de burada kalır ve tartışmaları burada sürdürür. Yunan askerleri girdikleri köyleri yakıyorlardı. Panik havası Ankara'yı da kaplamış ve başkentin Kayseri'ye taşınması için göç başlamıştı. Hiçbir zaman ona böyle bir söz söylememiş ve umutlandırmak istememişti. İstanbul'da padişah yandaşları da Mustafa Kemal'in artık tam bir yenilgiye uğradığına sevinerek bayram ediyorlardı. Halkın morali bozulmuş ve direniş umutları sarsılmıştı. Meclis'in bir bölümü de Kayseri'ye gider. cephane ve top sayısını da artırmışlardı. at arabaları ve kağnılarla Ankara'dan uzaklaşıyorlardı. Ama onu bunalımlara sürüklememek için de çeşitli yollar aramıştı. silâh ve cephane nereden bulunacak. Ordu neyle beslenecek. yaşam boyu sürecek bir eş olarak seçmemişti. Türk ordusu buna yeterli ölçüde hazırlıklı değildi. 1921 Temmuzu'nun son günlerinde 182 Meclis'in yaptığı bir gizli oturumda. Bu aynı zamanda Mustafa Kemal'in de dramıydı. Ve Mustafa Kemal bu soruna çözüm bulamadı. Bir hafta sonra Eskişehir ve Seyitgazi de Yunan askerinin eline geçti. Fikriye'yle olan ilişkilerinde de bu karakterinin rolü oldu. ağustos ortalarında yapılacak büyük bir saldırıyla Ankara üzerine yürünmesi kararlaştırıldı. ." Bunun üzerine Dersim mebusu Diyap Ağa da söz alarak. nezaketi. Memur ve subay aileleri ve yatılı okullar Kayseri'ye taşınıyordu. Güneyde de Uşak'tan Afyon'a saldırdılar. inceliği.

ütülü gömleğiyle. yağ. Milli Savunma Bakanı Refet Paşa sabahlara kadar orada cephe haberlerini alıyorlar ve Mustafa Kemal cephedeki komutanlara oradan emirler gönderiyordu. potin. kösele ve iğne. mercimek. pamuk. Ama her gün yine nefti renkli avcı elbisesiyle. Ziraat Mektebi'ndeki Genelkurmay başkanlığından yönetiyordu. Başka bir emre göre de tüccarın ve halkın elinde bulunan 'rengi ne olursa olsun çamaşırlık bez. tiftik. kötümser konuşmalara yol açtı. Ahmet Ağaoğ-lu da iki mandanın çektiği bir kağnıya binerek yola çıktılar. Ağaoğlu'nun amacı ise Erzurum'a ulaşabilmekti. Genelkurmay Başka." Paşa geçici bir süre için Millet Meclisi'nin elindeki yetkilerin kendisine verilmesini istiyordu. savaşı. Karaoğlan çarşısından ve Taşhan'dan Çankaya'ya gidecek tek araç yoktu. Büyük Millet Meclisi Hükümeti. dün Sakarya'nın ötesinde. 183 iı^m O güne kadar Mustafa Kemal." diye homurdanmaya başladı.Bunlar. Meclis'teki konuşmasında şöyle diyordu: "Efendiler. Yine başka bir emre göre de elinde taşıt olan herkes. Örneğin ordunun giyimini sağlamak amacıyla her hane. 8 Ağustos 1921'de yayınlanan bir emirle de şunlar isteniyordu: Dört tekerlekli yaylı arabaların. kalın bezler. kundura çivisi. yemeni. çarık. "Ordu nereye gidiyor? Millet nereye sürükleniyor? Bunun sorumluları kimdir? Onu göremiyoruz. yular. "Ankara önünde yapacağımız savaşta uğrayacağımız yenilgi bize davayı kaybettirir. fasulye. uykusuz geçen saatlerin ardından birlikte kahve içebileceği bir arkadaş arıyordu. nohut. Bu beygire Yakup Kadri'yle nöbetleşe binerek Çankaya'ya gidip geliyorlardı. birer çift çorap. arpa. sicim ve urgan stokla-rıvna el konacaktı. Ruşen Eşref bir araba beygiri bulmuştu. öküz ve kağnıların hayvanlarıyla birlikte. un. sabun." diye haykırıyordu. saman. demir. Tek umut. Yunan saldırısı sürerken Meclis'te sert tartışmalar oluyor ve muhalefet mebusları Mustafa Kemal'i cepheye gitmemekle suçluyorlardı. tıraş olmuş halde komutanlarının ve Meclis'in karşısına çıkabili-yordu. bulgur. birer çift çarık vermekle yükümlü tutuluyordu. Mustafa Kemal'deydi. Sabahleyin yanındaki kumandanlar evlerine dönerken.nı Fevzi Paşa. tuz. bugün Sakarya'nın berisinde. Başka bir emirle de herkes. sıcak . kaşağı. elinde bulunan buğday. şeker. katır ve yük hayvanlarının. yıkanmış ya da yıkanmamış yün. her ay ordu malzemelerinin bir bölümünü kendi aracıyla 100 km'lik bir uzaklığa taşımak zorunda tutuluyordu. binek ve top çeken hayvanların. O sıralarda böbrekleri ağrıyordu. Genelkurmay'da sabahladığı geceler çoktu. develerin ve merkeplerin yüzde 20'sinin orduya teslimi. Ağaoğlu yatağını yorganını kağnıya sermiş. Artık geceleri ne Çankaya'ya gidebiliyor ne de Fik-riye'yi görebiliyordu. Ziya Gökalp'in niyeti Diyarbakır'a gitmek. Gün ağardıktan sonra Çankaya'ya dönmesinin tek nedeni. Artık kentin merkezi sayılan Meclis'ten. hükümete eşi görülmemiş yetkiler veriyordu. yeter ki Meclis kendisine istediği yetkileri versin. yarın belki Ankara'nın girişinde İstiklal Savaşı'mızı sürdüreceğiz ve bir gün düşmanı muhakkak vatanımızda boğacağız. Mustafa Kemal mutlaka kumandayı ele almalıdır. orduya birer takım çamaşır. gaz. Uzun tartışmalardan sonra Meclis bu yetkileri Mustafa Kemal'e vermek zorunda kaldı. Halk da bu savaşın kazanılması için de elinde avcunda ne var ne yok verdi. Yine o günlerde. taban astarlığı. Bazıları da. kasaplık hayvan. at. Mustafa Kemal ordunun başına geçmeye hazırdı. Ziya Gökalp bir at arabasına. pirinç. Mustafa Kemal. zeytinyağı. Paşa harita üzerine kırmızı ve mavi bayraklar yerleştirerek durumu bütün ayrıntılarıyla izliyordu. Birçok milletvekili. istiklal Savaşı'na işte böyle hazırlandı. kolan. yazlık ve kışlık kumaşlar. çay ve mum stoklarının yüzde 40'ını orduya vermek zorunda bırakıldı. Ordunun uğradığı bozgun. amerikan patiska. semaverini de yanına almıştı.

Mustafa Kemal işte o günlerde cepheye ulaştı. yakacak kok kömürü bile bulunmuyordu. Meclis 5 Ağustos 1921'de kendisine istediği yetkileri verdikten bir hafta sonra da. Yunanlıların Anadolu'yu ele geçirme düşlerinin sona ermesi anlamına gelebilirdi. 'Sakarya Meydan Muharebesi' denen savaş. düşman yeni bir saldırının hazırlıkları içinde değildi. Yunanlıların amacı Türk ordusunu kuşatarak yok etmek. yeni birtakım gelişmelere yol açacak nitelikte bir olaydı. îşte o sıralarda 100 km'lik cephe kurulmuş ve ordunun ana bölümü. Kayaş'taki söğütleri kestirerek trenleri işletiyordu. Yunan ordusu da işgal edilen kent. Onlar zaman zaman yer yer ilerlediler. onlar da inatla direnmeye çalışıyordu. sonra da Ankara'ya gelerek Meclis'i ve Hükümet'i dağıtmak." General Papulas umutlu düşler kurarken. Türk birlikleri zaman zaman geri cephelere çekildi. Sakarya Nehri'nin doğusuna yerleştim. Gelen haberlere göre. Ama Türk ordusu düşmanın peşini bırakmıyor. Milli Savunma Bakanı Refet Paşa. işte böyle başlamış oluyordu. Mustafa Kemal yorgundu. Ortada ne yenen vardı ne de yenilen. avurtları çökmüş.. Düşmanın o günlerde yaptığı saldırıların hepsi kırıcı ve ezici bir biçimde geri püskürtüldü. bütün cephelerden saldırıya geçilecekti. Mustafa Kemal orduya taarruz emrini verdi. Bu Yunan yenilgisi. Mustafa Kemal Paşa. 6 Eylül'de Atina'ya yolladığı bir raporda şöyle diyordu: "Türk ordusunu yendim. düşman ordusuyla ilişkiyi keserek Sakarya Nehri'nin gerisinde toplanmıştı. hiç de öyle küçümsenecek güçte bir devlet değildi. Yunan askerleri tüm cephelerde Türk ordusuyla teması keserek Batı'ya doğru çekilmek zorunda kaldı. ikinci aşaması henüz uygulamaya konmamıştır. Yunan askeri topunu tüfeğini bırakarak kaçmaya başladı. 10 Eylül'de Mustafa Kemal kesin kararını vermişti. Birinci aşama tam tasarladığımız gibi gerçekleşti. Fevzi ve İsmet paşalarla birlikte Yunan cephesine yapılacak saldırının ayrıntılarını inceliyordu.bir banyo aldıktan sonra bir saat kadar dinlenebilmekti. îşte onların bulundukları bu uyuşukluk anında. Ama güçlü bir saldırıya geçmek için durumu elverişli bulmadığı için on gün kadar beklemede kaldı. Askerler o gün siperlerden sıçrayarak düşman mevzilerine saldırdılar. yüzü bembeyaz olmuştu. Yunan ordusu için büyük bir bozgundu. Birkaç gün sonra 13 Ağustos'ta düşman ileri yürüyüşe geçti ve dört gün sonra Türk ordusuyla karşı karşıya geldi.. kasaba ve köylerin dışında hiçbir şey elde edemediği için bir süre durup toparlanmayı yeğlemişti. Yunan Başkomutanı Papulas ise Türk ordusunu yok ettiği kanısındaydı. iki gün süren muharebede. Yunanlılar Türk ordusundan korkmamanın rahatlığı içindeydiler. Mustafa Kemal Sakarya Zaferi'nden sonra şöyle diyordu: . ama düşmanı yeneceğine tam bir güveni vardı. Yunanlıların hazırlıksız oldukları bir kez daha görüldü. 22 gece süren bir meydan savaşını kazanmış ve Yunan ordusunu perişan bir halde Sakarya bölgesinden kovmuştu. Yunan ordusu hemen çekilmeye başladı. Bu zafer. İstiklal Savaşı'nın dönüm noktasıydı. Türk ordusu 22 gün. Yunan askerleri büyük bir direnişle karşılaştılar. Durum birdenbire değişmişti. 185 186 Sakarya Zaferi. ardından da bütün Anadolu'ya egemen olmaktı. Demek ki Anadolu'da bir direniş eylemi vardı ve Mustafa Kemal'in çevresinde oluşan yeni devlet. Paşa'nın cepheye gitmesi artık yeni bir umut kaynağı oluyordu. Bu. Şimdi ikinci aşama başlıyor. Yunanlıların başarılarına güvenmiş olan büyük ülkeler için de bu bir düş kırıklığı yaratıyordu. Fevzi Paşa'yla birlikte Polatlı'daki eski başkumandanlık karargâhına gitti. Oysa bizim planımızın sadece birinci bölümü sona ermiş. Yunan ordu komutanları koşulların elverişli olduğunu düşündükleri 23 Ağustos sabahı büyük saldırıya geçtiler. Fikriye de hiç uyumadan kendisini sabahlara kadar bekliyor ve ona birazcık moral vermeye çalışıyordu. Ankara'da cepheye gönderilen trenlerin lokomotiflerinde.

Örneğin bazı bakanları Meclis'in karşısındaki Millet Bahçesi'nde dinlenirlerken görme olanağı çıkıyordu.. başında astragan kalpağı. başkaları tarafından da hakkımıza ve bağımsızlığımıza saygı gösterilmesini beklemekten başka bir davamız yoktur. 22 günlük savaştan en ufak bir iz bile yoktu. O günlerde muharebe alanından Ankara'ya. Zafer haberleri Ankara'ya ulaşınca bütün halk bayram etti. nereden haber getirecekti? Fikriye bu yüzden günaşırı Meclis'e giderek bir şeyler öğrenmeye çalışıyordu. Ama onu en çok mutlu eden olaylardan biri de Zübeyde Hanım'ın Ankara'ya gelişiydi. Davullar zurnalar çalındı. . Milletvekilleri genelde toplantıda oldukları için onlara ulaşmak da kolay olmuyordu. Claude Farrere İzmit'e geldiği yıl. Paşa her gün çok doluydu. tren ve arabalar dolusu yaralı taşınıyor ve bütün kadınlar onlara yardım edebilmek için hastanelere koşuyordu. sırtında bembeyaz ve tertemiz ipek gömleği ve özenle bağlanmış kravatı vardı. Onun onuruna İzmit'te bir çay partisi düzenlendi." Mustafa Kemal Sakarya Zaferi'nden sonra Ankara'da coşkuyla karşılandı. Mustafa Kemal Paşa Meclis'te yaptığı konuşmada şöyle dedi: "13 Eylül günü Sakarya Nehri'nin doğusunda düşman ordusundan eser kalmadı. 19 Eylül 1921'de Meclis'e geldi. 187 Mustafa Kemal o çayda Claude Farrere'e büyük ilgi ve yakınlık gösterdi. Gülümsüyordu. 20 Temmuz 1922'de Büyük Millet Meclisi'nin kendisine başkumandanlık yetkisi vermesi.. oyunlar oynandı. Silâhlarımızı ancak amacımıza tümüyle ulaştıktan sonra bırakacağız. yeni Türk devletinin tarihine cihan tarihinde eşi olmayan bir örnek kazandırdı. Türklere büyük sempatisi vardı." Sakarya Meydan Muharebesi'nin sürdüğü günlerde Fikriye. Azeri ve Gürcü Dostluk Paktı'nın imzalanması. Alkışlar ve coşkun gösteriler arasında Sakarya Zaferi nedeniyle kendisine' Mareşal Rütbesi' ve 'Gazi' unvanı verildi. Kars'ta Türk. 1922 Haziranı'nda ünlü Fransız yazarı Claude Farrere Mustafa Kemal'le görüşmek istemiş. Adliye Vekili Refik Şevket çoğu zaman Millet Bahçesi'nde gezinirlerdi. her gün cepheden haber bekliyordu. Çankaya'da. Fikriye. 22 gün ve 22 gece aralıksız devam eden Sakarya Meydan Muharebesi. Mösyö Claude Farrere Türkiye'nin gerçek ve ciddi bir dostu olduğunu açık bir biçimde kanıtlamıştır. dünyanın tüm adaletsizlikleri bize yönelmişken bu zulme karşı Claude Farrere'in yüce sesi göklere yükseldi. Mustafa Kemal de Fransız kamuoyunu kazanmak için Claude Farrere'in desteğini elde etmeyi düşünüyordu. İstanbul Hükümeti'yle ilişkiler. Çankaya'da hayatının en tatlı on ayını yaşadı. Mustafa Kemal Paşa Ankara'ya döndükten sonra. Hepsi de Fikriye'yi tanıyordu. Daha önce de İstanbul'a gelmiş ve İttihatçılara karşı Abdülhamit'i savunan yazılar yazmıştı. bazı günler 20-30 yaralıya neşter vurmak zorunda kalıyordu. Yalnız öğle saatlerinde bazı milletvekilleriyle görüşme fırsatı çıkıyordu. Paşa da bu görüşmenin İzmit'te olmasını uygun bulmuştu."Hiç kimsenin hakkına saldırıda bulunmadığımız gibi. Türk-Ukrayna Dostluk Paktı. derken Malta Adası'ndaki sürgünlerin dönüşü. milletvekillerinin ve askerlerin sorunları. Bunlar. çeşitli illerden görüşmeye gelenler. Üzerinde. Kendisini Türkiye'de bir dostluk çemberi içinde gör-188 mekten çok mutlu olduğunu belirttikten sonra şöyle dedi: "Efendiler. Ik-tisat Vekili Celâl Bey. o günlerin coşkulu olaylarıydı. Ne var ki Çankaya'ya kim. dernek temsilcileri. Ermeni. Mim Kemal Bey. Meclis toplantıları. Maliye Vekili Hasan Saka. Kızılay yeni yeni pavyonlar kurdurmaktaydı. Yakın dostları onu kutlayacak söz bulmakta güçlük çekiyorladı. Genç kadın onlardan haber alabilmek için bazan saatler boyu beklerdi. Ülkemiz ateşler içindeyken. arkasından İzmit'te Fransız yazar Claude Farrere ile görüşme. Ankara'da bir tek cerrah vardı. Kendisi. Yine sırtında her zamanki avcı ceketi. yaralılara oralarda bakıyorlardı. Böyle bir şenlik hiç görülmemişti. 46 yaşında ünlü bir roman yazarıydı. arkasından Ankara'da Türk-Fransız Antlaşması. Bu doktor.

Bir araya geldiklerinde mutlaka bir olay çıkacak ve iki kadın birbirlerine girecekti. Orada da onurlarına yemekler verildi. Mustafa Kemal. Ama Fikriye'ye hiç söz geçiremiyordu. Türkler vahşidir. Ama Makbule'ye söz geçirmesine en ufak bir olasılık yoktu. horlanacak. o dönemde Mecdi (Boysan) Bey'le evliydi. Bütün kalbimle ve içtenlikle size bağlıyım Paşa Hazretleri. Paşa bu geziden yararlanarak annesini ve kız kardeşini de İzmit'e getirtecek ve hep birlikte Ankara'ya döneceklerdi." Claude Farrere Mustafa Kemal'i dinlerken çok heyecanlandı. Düşmanlarımız Türkiye'yi yok edici darbeyi indirmek için fırsat bekliyorlardı. Fransa'ya döndükten bir süre sonra da Mustafa Kemal'e çektiği bir telgrafta duygularını şöyle belirtti: "Bütün Fransız milletinin kalbi. tıpkı benim kalbim gibi sizinle beraberdir. O da coşkulu bir konuşma yaptı. Sonra birlikte Adapazarı'na gittiler. Makbule Hanım da kaç yıldır ağabeyini görmemişti. Türkiye parçalanacak. Makbule de Fikriye'nin Mustafa Kemal'e olan tutkusunu biliyor ve ağabeyinin günün birinde Fikriye'yle evlenmesinden korkuyordu. Hemen bavulunu hazırladı. Ama Paşa'ya karşı çıkamayarak bu görevi üstlenmek zorunda kaldı. Zübeyde Hanım'ı önceden karşılamak amacıyla Fikriye ile Fuat Bey'i İzmit'e gönderdi. üç yıllık ayrılıktan sonra oğluna kavuşabileceği için çok mutluydu. Aralarında. o Mustafa Kemal'in yanında olacaktı. . Fikriye zaten inatçı bir kızdı ve Makbule'den hiç hoşlanmıyordu. İzmit'e gitmeye can atıyordu. Sonunda bu tatsız buluşma İzmit'te oldu. Hele Fikriye'nin Ankara'ya kaçıp Paşa ile birlikte yaşaması Makbule'yi çılgına döndürmüştü. Mecdi Bey eşi Makbule Hanım'ın Fikriye'den hiç hoşlanmadığını biliyor ve bir araya gelmelerinin gerginliklere yol açacağını düşünüyordu. yaşamak ve bağımsızlık için savaş veren ve bu kanlı savaş görüntüleri karşısında tüm uygar dünyanın duygusuz kaldığını gördükçe kan ağlayan insanlarız. Makbule Fikriye'den tam on iki yaş büyüktü. düşman bilinenlerin değil. Ünlü Fransız yazarı. Ama annesiyle birlikte İstanbul'da kalmıştı. Fuat Bey iki kadın 189 arasında bir olay çıkmasından çok korkuyor ve Fikriye'nin Mak-bule'ye karşı saygılı ve hoşgörülü olması için elinden geleni yapı. subaylarını ülkemize soktular. Fikriye de artık Mustafa Kemal'in dostluğuna güvendiği için Makbule'nin davranışlarına hiç aldırmayacak ve ona boyun eğmeyecekti. uygarlığın gereklerini benimseme yeteneğinden yoksundur. Bunun için de eniştesi Mecdi Bey'in İstanbul'a giderek Zübeyde Hanım ile Makbule'yi İzmit'e getirmesini istedi.yordu. Soylu Fransız ulusu ise gerçeği algılamakta gecikmedi. kendisine gösterilen bu sıcak ilgiden çok duygulandı ve Milli Mücadele'yi destekleyen yazılar yazdı. halk tutsak edilecek. Dünyada bundan daha mantıksız ve daha saygısız bir hareket düşünemiyorum. Dünyada bağımsız bir devlet düşünülebilir mi ki içişlerine. İstanbul'da henüz düşman süngüleri ve tehditleri altında yaşayan zavallı vatandaşlarımızın unutulmaz acılarını duymuştur herhalde. "Bugün ülkemizde soruşturma yaptırmak istiyorlar. ama bizi hoşgörsünler.özgürlüğü ve bağımsızlığı tüm dünyaya tanıtmak için kanlar döken. devrimler yapan büyük bir ulusun seçkin evlâdıdır. Fransa'nın politikası ne olursa olsun. Bu gerginliğin bir sebebi de Makbule ile Fikriye'nin annesi Vasfiye Hanım arasındaki anlaşmazlıklardı. Kendisi. diye dünya kamuoyunu aldatmaya kalkıştılar. Ama Fikriye'yle karşılaşmanın birtakım sorunlar yaratacağını da biliyordu." Mustafa Kemal'in kız kardeşi Makbule Hanım. Zübeyde Hanım. Her türlü iftiraya hazırdılar. zalimdir. Türkiye ve Türkiye halkı ile yürekten ilgilenen bir kişinin Türkiye' de yaşanan üzüntüleri yakından görmek istemesi zaten beklenirdi. dostlarının bile karışmasına izin versin? "Değerli dostumuza neşeli sözler söylemeyi çok isterdim. Biz. on yıl öncesinden başlayan gerginlikler vardı. sefil ve darmadağın edilecekti.

Fikriye. Zübeyde Hanım bu yüzden Köşk'ün pek tadına varamadı. yitirdiği eşi Ragıp Bey'in yeğeni ve ondan bir anı olarak sevmiş ama oğluna eş olmasına hiç gönlü razı olmamıştı. yaverler. Fikriye'nin sağlık durumu hakkında kendisine sürekli haber iletilmesini istedi. Artık Ankara'ya dönüş zamanı gelmişti. Zübeyde Hanım'ı kendi öz anası gibi sevgiyle kucakladı. Makbule'yle ilgili hiçbir söz söylemedi. Yorgundu da. Fikriye'yi. En büyük korkusu. Mustafa Kemal daha İzmit'e gelmemişti. mart sonlarında ateşi yükselmiş ve tam Mustafa Kemal'in Garp Cephesi'ne. Mustafa Kemal kararını önce annesine duyurdu ve Makbule'nin Çankaya'da huzursuzluk yaratacağını anlattı. Ama Makbule huzursuzluk içerisindeydi. O yüzden de hep sağlam insan rolü oynuyordu. Aslında Fikriye'nin sağlık durumu da uzun süredir parlak değildi. Fuat Bey. Zübeyde Hanım oğluna kavuşmaktan o kadar mutluydu ki Makbule'nin İstanbul'a dönmesinin hiç üzerinde durmadı. Fuat Bey bu tatsız olaydan dolayı çok üzgündü. öksürdükçe ve halsiz düştükçe bunalımlara düşüyor ama Paşasma bunu hiç belli etmemeye çalışıyordu. Zübeyde Hanım'ın bu kayınvalidelik tanımından hiç hoşlanmadığı ise ilk günlerde hiç belli olmuyordu. Paşa Fikriye'yi yatakta bırakarak cepheye gideceğine çok üzülüyordu. Ana oğul artık özlem gidereceklerdi. annesine ve kız kardeşine kavuşmanın heyecanını yaşadı. Kesik kesik öksürüyor ve çok çabuk yoruluyordu. Onlar da kalp durumunu pek beğenmediler ve birtakım ilâçlar verdiler. uygun bir biçimde bu kavga olayını anlattı. küçük kardeşi Jülide gibi vereme yakalanmaktı. Benzi de günden güne solup sararıyordu.Fikriye. sık sık başı dönüyordu. Zübeyde Hanım'ı Doktor Adnan ve Doktor Refik beylere muayene ettirdi. Kesin bir tercih yapmak zorundaydı: Fikriye mi. Makbule ise Fikriye'ye çok soğuk davrandı. Ertesi gün Paşa. orduyu denetlemeye gideceği günlerde yatağa düşmüştü. Belki de kardeşinden kendisine verem geçmişti. Hastalığını gizlemesi yine de kolay değildi. Zübeyde Hanım'a Köşk'te bir oda ayrılmış ve Fikriye bu odayı zevkle döşeyip süslemişti. Ya verem olduğu anlaşılır da Paşa onu bir sanatoryuma göndermeye kalkarsa? Ya Paşa hastalıktan çekinerek ondan uzak durursa? O zaman ne olurdu ilişkileri? Mustafa Kemal'i yitirmek ona hastalıktan da korkunç görünüyordu. Sevgili Zübeyde Yengesine. Makbule Ankara'ya gelecek olursa. Fikriye hasta olduğunu biliyor ama bunun duyulmasından ödü kopuyordu. Ankara'da artık yakıcı sıcaklar başlamıştı. Birkaç ay önce de. Paşa. Mustafa Kemal cepheye gider gitmez. çarpıntısı vardı. Her an aralarında bir fırtına kopabilirdi. Bu konuda Fikriye'nin Paşa üzerinde bir baskısı olmadı. Köşk'te Fikriye'yle nasıl bir arada yaşayabilirdi? Zavallı Fikriye buna nasıl katlanırdı? Ertesi gün Paşa İzmit'e gelince. Makbule Ankara'ya gelmeyecek. Köşk'e doktor arkadaşlarından birini çağırmayı öneriyor ama Fikriye bu düşünceye şiddetle karşı çıkıyordu. Çankaya her ne kadar yüksekte ve havadar bir durumda ise de yine gündüzleri bağda ve bahçede gezinmek çok bunaltıcı oluyordu. Böyle davranması da onun Mustafa Kemal'in gözünde daha büyük bir saygınlık kazanmasını sağladı. Makbule mi? Kararını vermekte güçlük çekmedi. Nitekim ertesi gün hiç yoktan bir nedenle iki kadın birbirlerine girdi. paşalar ve milletvekilleriyle birlikte Ankara'ya döndü. neşesizliği. Fuat Bey daha tatsız olayların çıkmasını önlemek için akşam rakı sofrasında. Paşa'ya. İzmit'ten İstanbul'a dönecekti. Paşa zaman zaman ondaki bu halsizliği. Zübeyde Hanım. Meclis başkanlığının özel kalem müdürü Hayati Bey Fikriye'nin karşı gelmesine aldırmayarak Köşk'e bir doktor 191 . Mustafa Kemal Fikriye ile Makbule'nin birbirlerini hiç sevmediklerini biliyor ama işin bu dereceye varacağını beklemiyordu. Eski canlılığı kalmamıştı. artık kayınvalidesi gibi davranıyordu. bazen de ateşinin yükselmesini fark edince. Ne olursa olsun sonuna kadar idare edecekti. Sarılıp öpüştüler.

" O aylarda Bakanlar Kurulu başkanlığına getirilen Rauf Bey ise Mustafa Kemal Paşa'ya şöyle diyordu: "Gerçek durumu hiç olmazsa bana söyle. öte yandan da Paşa'nm bütün Köşk hizmetlerini yürütüyordu.. Bu durumda hastalığının nedenini anlamak kolay değildi. İsmet Paşa kendisini bekliyordu. O dönemde yine Meclis'ten homurtular yükseliyordu. 1 Ağustos günü. Sebebi hazırlıklarımızı tamamlamaya biraz daha zaman bulmaktır. neden düşmanı denize kadar kovalamadık?" diyorlardı. Ne diye boşu boşuna kan dökülsün?. Akşehir'de Garp Cephesi Karargâ-hı'na gitti. 'Böbrek zafıyeti'nin bakımı yoluna gidilmesini önerdi. kıpırdayacak hali olmadığını. Kurul GVF13 .. Fikriye ise hastalığını dostlarından bile gizledi. özel Kalem Müdürü Hayati Bey. nereye gittiğini Ankara'da yine hiç kimseye söylemeden. Niçin duruyoruz?" Bazıları da şöyle diyordu: "Taarruz bir deliliktir. Bizim şu kadar katırımız. böyle bir karanlık ve belirsizlik içinde beklemenin ülkeyi felâkete sürükleyeceğini söylesinler. Efendim. bütün ordulara taarruza hazır olmaları için gizli bir emir yolladı. bir yandan da seslerini yükseltmeden. Fikriye ona zaman zaman. Bu olaydan sonra da Fikriye hep sağlıklı görünmeye çalıştı. Bundan.. ne annesinin haberi vardı ne de Fikriye'nin. Ertesi günü hep birlikte Ankara'ya dönüldü. "Mustafa Kemal Meclis'in kendisine tanıdığı olağanüstü yetkileri yitirmemek için savaşı sona erdirmek istemiyor." Bu sözleri duyunca Fikriye'nin yüreğine su serpiliyordu. Efendim yüzde 25 zafer ihtimaliyle bir taarruzdan bile yanayız ama ne yazık ki o kadar ihtimal bile yok. Ankara-îzmir arası 800 kilometredir. Ama hazırlıklarımız düşmanın kulağına gitmesin diye bundan hiç kimseye söz etmiyorum. Milli Müdafaa Vekili Kâzım (Özalp) Paşa Akşehir'e geldi. Sen hiç telaş etme. Bırak muhalifler ordunun kokuştuğunu." Mustafa Kemal Paşa taarruz hazırlıklarını ve tarihini herkes-den gizliyordu. "Paşam daha ne bekliyorsunuz taarruzu başlatmak için? Herkes bunu çok merak ediyor. Mustafa Kemal. Bu kez de konu düşmanın neden Anadolu'dan atılmadığıydı. Her şey eskisi gibi devam ediyordu. Mustafa Kemal Paşa'ya bir tel çekerek.. Bir böbreğinin de zayıf olduğunu söyledi.. Fakat bu taarruzu geciktiriyoruz. Ordu ne haldedir? Gerçekten taarruz edemeyecek mi?" Mustafa Kemal Paşa o günlerde Meclis kürsüsünden yaptığı bir konuşmada bütün bu söylentilere ve sorulara yanıt olarak şöyle dedi: 193_ "Ordumuzun kararı taarruzdur. Bunları söyleyenler. Görüşleri alınması uygun görülen ordu ve kolordu komutanları da bir futbol maçını izleme bahanesiyle Akşehir'e çağrıldılar. çok yakında taarruzu başlatacağız. Ordunun hazırlıkları son haddine varmıştır. Bir yandan Zübeyde Ha-nım'la yakından ilgileniyor. Mustafa Kemal." diyordu. Türlü söylentiler çıkartılıyor. Hazırlıkları yeniden gözden geçirdiler. Röntgen çekilmesi de o koşullarda biraz olanak dışıydı. öksürdü-ğünü söylemeyerek doktoru yanılttı. kendisinin sıtma olduğuna karar verdi. İzmit dönüşü yine bu rolü oynuyordu.getirdi.. şu kadar da devemiz olsa bu işi yapabiliriz. Artık Bakanlar Kurulu'na bilgi vermenin sırası gelmişti." dediği zaman da Paşa. Durum ona da anlatıldı. cephe dönüşü yoğun işler arasında bu durumu fark edemedi. 23 Temmuz günü. 'Fikriye Hanımefendi'nin yataktan kalktığını ve endişe edilecek bir durum olmadığını' bildirdi. "yoğun bir çalışma içindeyim. "Mademki Sakarya Savaşı'nı kazandık. Bu yolu alırken askeri neyle besleyeceğiz? Zaten ordumuzun taarruz kaabiliyeti de yoktur. ama yok!. Birlikte durumu incelediler. "Fikriye'ciğim. Doktor. 6 Ağustos günü Başkumandan Gazi Mustafa Kemal Paşa. Sen hiç merak etme. Biz hazırlanıyoruz. Genelkurmay Başkanı Fevzi Paşa da iki gün sonra oraya geldi." diyorlardı. Bütün kumandanlar taarruza hazır olduklarını söylüyorlardı. "Tabii. Kâzım Paşa zaten böyle bir toplantıyı sabırsızlıkla bekliyordu.

"Ama görüşmelerimiz Londra'da ters anlaşıldı." Gazi'nin cepheye gidişi Meclis'ten bile gizli tutuluyordu. "Genelkurmay Başkanı Fevzi Paşa Hazretleri. Öyleyse efendiler. Düşman siperlerini. Emrinize biz düştük. çoğu da kadındı. Ama ben onların bu yanılgılarından dolayı umutsuzluğa kapılmadım. Sandılar ki Meclis'imiz ve Hükümet'imiz umutsuzdur. bu hazırlık olayını şöyle anlatıyordu: "Bize ayrılan bölgede 300 kağnı tespit ettik. koşullan ve araçları uzun mesafeler içinde hızlı hareket etmeye müsait değildi." Bakanlar Kurulu'ndan bir soru yöneltildi: "Paşa Hazretleri. hedefimiz düşmanı yurdumuzdan kovmak mıdır. gerek Londra'da gerek bütün devletlerin başkentlerinde yetkili kimselerle görüşerek barışı sağlamak için tam yetkiye sahipti. Ondan hiçbir şey gizlemiyordu. Avrupa'daki başka temsilcilerimizden de aynı türde raporlar aldım. yakalayıp boğmaktır.' bildirdi. genç ihtiyar tüm halk yollara dökülmüş. . "Savaş başlayıncaya kadar hepsi bizimle geldi. gidip cepheyi dolaştı. Böyle günlerde bize bu kadarcik iş düşmesin mi?' dediler. O dönemde Yedinci Tümen Karargâhı'nda çalışan Kurmay Binbaşı Cevdet Kerim (Incedayı). 24 saat sonra tam 250'si geldi. En derin uykudaydılar. Onların bu yanılgılarını eylemle düzeltmeyi yeğledim. hazırlıkları bitirmek için zaman ayırmak gerekiyordu.. Neydi Mustafa Kemal'in o sözünü ettiği hazırlıklar? Eli silah tutan. Bu amaçla Fethi Beyefendi'yi Londra'ya gönderdik. kan dökülmeden soruna barışçı yollarla çözüm getirmek için tüm girişimleri yapmak gerekiyordu. Sandılar ki ordumuz güçsüzdür. kağnılarla ya da sırtta. Sandılar ki ordumuz kıpırdayacak halde değildir. Bunları savaş sırasında derhal kullanabilmek için sahiplerine bir deneme çağırışı yaptık. Tümen komutanı. Yollarda doğuranlar da oldu. Onlar da. bu çabalarımızın zayıflığımızdan ileri geldiğini sandılar. kadınlara erkeklerin niçin gelmediklerini sordu ve bu ağır işe kadınların dayanamayacağını söyledi. tutmayan. Gazi 17 Ağustos'ta Ali Fuat Paşa'yı Köşk'e çağırarak durumu anlattı. Ordumuzun durumu. Artık askeri hareketin zorunlu hale geldiğini anlamıştık. yoksa kıstırıp yok etmek mi?" "Arkadaşlar. Mustafa Kemal toplantıda ayrıntılı bir konuşma yaparak şunları söyledi: 194 "Hedefimiz Yunan ordusunu kutsal ocağımızda tümüyle boğmaktır. Hataya düşüyorlardı. O zaman kesin saldırı hazırlığı için emir verdim. düşman ordusunu inceledik. Düşman ordusunu izleme konusunda verdiğimiz kararı bugüne kadar saklı tuttuk. 'ulusal amaçlarımıza ancak askeri eylemle ulaşabileceğimizi. Fethi Bey. Eksiklikleri tamamlamak. Kararımız. Ben de ordumuzu baştan sona gözden geçirdim.. Anadolu Ajansı ve Hakimiyet-i Milliye gazetesi. Bu yılın ortalarında ordumuz düşman ordusunu yenip bozguna uğratmak için gereken güç ve kuvveti kazandı. İngilizler. "Meclis'imizin amacının kan dökülmeden ulusal hedeflere ulaşmak olduğunu biliyorum. Gazi'nin 20 Ağustos akşamı Çankaya'da bir çay ziyafeti vereceğini ilân ettiler. 'Erkeklerimiz askerde.derhal toplantıya çağırıldı. cepheye cephane taşıyordu. askeri kuvvetlerimizi kullanmadan. son düşman erini ülkemizden kovuncaya kadar saldırıyı sürdürmektir. Böylece bütün bakanlar Gazi'yi onaylıyor ve ona destek oluyorlardı. Bu tüm seferberlikti. öküzleri olmadığından kağnılara ineklerini koşmuşlardı. amacımız düşman ordusunu kaçırmak değil. "Fethi Bey bana bir rapor vererek. Bazıları. yük taşıyacak durumda olan çoluk çocuk. Bronşit olduğu için Medis'e gelemeyeceğini bildirmesini istedi." Başkumandanın bu sözleri alkışlarla karşılandı. Sürücülerinin bir bölümü çocuk ve ihtiyar. Bunun üzerine saldırı kararını uygulamaya karar verdik. Düşmanı yenmek ve aralıksız İzmir'e kadar izlemek için tüm önlemleri aldık. kadın erkek.

birkaç saat sonra da Be-lentepe ele geçirildi." dedi ve Kuran okumayı sürdürdü. dürbününün başından ayrılmadan gelişmeleri izliyordu. Saat 4. Ondan sonra. Kimsenin ağzını bıçak açmıyordu. Bir de baktılar ki orası Türk ordusunun askeri kaynıyor. Gazi Kocatepe'den bunları görünce.Mustafa Kemal Paşa 18 Ağustos günü Tuz Gölü üzerinden Konya'ya gitti. İnşallah zafer bizimdir. çekilmek üzereler. uzaktan postalların tok sesleri duyuluyordu. Atlar kişniyor. Baskın. Topçu ateşi yarım saat kadar sürdü." diye telefonla. Gazi topçuları yokladıktan sonra Fevzi Paşa'ya. "Demiryolunu hemen tahrip edin. Onlardan hiçbir karşılık gelmiyordu. Sen biraz kuru yiyecek al.Topçular Yunan mevzilerini dövüyorlardı. Fevzi Paşa Kuran'dan başını kaldırarak. 25 Ağustos günü Afyon'un Şuhut kasabasına gidildi." diyordu. "Ateş. Kocatepe yedi kilometrelik bir yerdeydi. havada telâşlı kuşlar uçuşuyordu. Fevzi Paşa ve İsmet Paşa çadırların önüne kurdukları bir masa üze. "Süngü tak. Bir saat sonra Tınaztepe alındı. "Paşa Hazretleri" dedi. Gazi. O sırada bazı Yunan birlikleri trene bindirilmiş. Bir anda yer gök top sesleriyle inlemeye başladı. Ali Çavuş saat 2'de Gazi'yi uyandırdı." dedi." diye komut verdi. Bir ölüm kalım savaşı başlayacaktı az sonra. Saat 3'te Mustafa Kemal Paşa ve yanındaki paşalar gece karanlığında atlara binerek Kocatepe'ye yollandılar. Beni saat ikide uyandır. Kahve takımını da unutma." Ertesi gün taarruzun başlayacağı bilindiği için kimsenin gözüne uyku girmiyordu. Bu." diye haykırdı. Başkumandan. Tel örgünün gerisindeki Yunan askerleri süngüden geçirildiler. Otlar kavruluyor. hep birlikte kumanda için seçtikleri tepeye çıktılar. Kısa bir süre sonra Gazi ve diğer paşalar Kocatepe'deki gözetleme yerine gelmişlerdi. ilgili birliklere seslendi. "Askerlik hayatımda. fenerleri söndürdüler. "artık topçu ateşe başlayabilir.rinde durumu son bir kez gözden geçirdiler. Akşam ortalık kararırken Gazi. "Topçuları yoklayınız. Gazi ve Fevzi Paşa dürbünlerin önünde yer aldılar. Tel örgüler ve engeller birkaç dakika içinde aşıldı. "valizler ve eşyalar burada kalacak. Gazi. bir yok etme ateşiydi. Fevzi Paşa tam o sırada koynundan hiç ayırmadığı Kuranı Kerim'i çıkartıp bazı sayfaları fenerin ışığında son bir kez okudu. tam başarılı yapılmıştı. Oradan bütün her yer görülebiliyordu. Kafilenin başına ve sonuna ellerinde fener birer atlı konmuştu. kahvesini verdi. Piyadeler derhal süngü takarak Yunan mevzilerine sıçradılar. Kocatepe'ye uzanan yoldaki boğazı geçince. Bir süre sonra da Fevzi Paşa ile yaverleri uyandırdı. Az sonra Gazi. Uşak yönüne götürülüyordu." Saat 5'e geliyordu. hurçlara koy." dedi. Ayağa kalktı ve Gaziye dönerek. Fevzi Paşa'ya piyadelerin de hazır olduğunu söyledi. "Karşınızda üç düşman bataryası var. Ateş kesilir kesilmez Başkumandan. . Fevzi Paşa bu kez de başını kaldırarak. Yunan ordusu buralardaki mevzileri bırakarak geri çekiliyordu. Kaçmalarına engel olun. "Şimdi de piyadeyi yoklayınız. Engel olun ve ele geçirin. Bir ara telefona uzanıp. "Hocam topçu hazır. Gazi ile Fevzi Paşa atlarından indiler ve birer gemici fenerinin ışığında son kez haritayı incelediler. Kocatepe 195 çok yakınlarda bir yerdeydi. Gece yarısından sonra saat l'de herkes ayaklanmış sabahı bekliyordu. Gece yarısına doğru da bütün birliklerden taarruza hazır olduklarını bildiren raporlar geldi. Genelkurmay Başkanı Fevzi Paşa da oradaydı. "Vakit nasıl hocam?" diye sordu. sessizce yola koyuldular.30'a yaklaşırken Mustafa Kemal Paşa Fevzi Paşa'ya. Saat 4. böylesine kusursuz yönetilmiş bir topçu ateşi az gördüm. Gece yarısı Gazi. Fevzi Paşa Kuran'ı göğsüne yerleştirmiş dua ediyordu. Onlar da Paşa'nın çadırına geldiler." dedi. Kocatepe'ye yaya çıkılacaktı. hayırlı olsun. hedefiniz Akdeniz'dir!" diye haykırdı. emir eri Ali Metin Çavuş'a: "Çocuk. Birinci ve ikinci ordu karargâhlarını denetledikten sonra 20 Ağustos'ta Batı Cephesi karargâhı Akşehir'e ulaştı.30 olmuştu.

27 Ağustos sabahı saat 5'te ordu Afyon'a girdi." diye emir verdi. "Paşam. 'Akşamın karanlığında kolayca bir iş yapmak hayırlı görünebilir. Gazi'nin Muş'tan ve Suriye'den arkadaşı Reşat Bey vardı." Yani Fevzi Paşa. arkadan da yaverler odaya girdiler. Önce Gazi ve Fahrettin Paşa. Gelenlerin kimler olduğunu anlayınca çok heyecanlandılar ve gözyaşlarını tutamadılar. Yunan askerleri şaşkına döndüler. Mustafa Kemal Paşa ve paşalar eve yaklaşırken içeriden yaşlı bir karı koca çıktı. Bu alay orada harikalar yarattı ve düşmana karşı hiç ateş kullanmadan süngüyle saldırıya geçti.Yunanlılar gafil avlanmışlardı. O tepeye saldıran tümenin başında. "yarım saat sonra hedefe varacaGazi. Gazi'nin hedefi Kuzey'e doğru uzanarak Yunan ordusunu kuşatmak ve izmir'e kaçmasını önlemekti. "hemen kalkıp Afyon'a gidelim. Kafile güçlükle ilerliyordu. Sonunda boşaltılmış bir köye vardılar. Artık sıra Afyon'un kurtarılmasına gelmişti. Şaşkına dönmüş olan köpek yeni gelenleri sevgi gösterisiyle karşıladı. Gazi'yi arabasından indirip kucakladılar. "yedeğe alın hayvanı. Alayı cepheye sürdü. alkışların sonu gelmiyordu. "akşamın hayrından sabahın şerri iyidir. "Yaşasın Gazimiz. Akşam olmuştu. Gazi çok keyifli görünüyordu. "Ne yapıp yapıp Afyon'u ele geçireceksiniz. Bu kez de 57." dedi. konuklarını nasıl ağarlayacaklarını bilemiyorlardı. Ali Metin hemen . Süt getirdiler. "Hocam bakınız. Başkumandan Afyon'un alınması için sabırsızlanıyor. belediyenin önünde coşkulu bir konuşma yaptı. Şaşkınlık içinde kalan yaşlı karı koca. Yalnız bir evde ışık görünüyordu. Mevziler aşıldı. Kumandanlardan oluşan kafile Eskişehir'e doğru ilerlerken. yeni güçlendirme kuvvetleri alarak Tmaztepe'yi geri aldılar. Gazi. Köpeğe 'Trikupis' adı verildi. Yeniden süngü hücumu yapıldı ve Tınaztepe ile Çiğiltepe o akşam düştü. Mustafa Kemal. Bir süre sonra da Fevzi Paşa'ya." Fevzi Paşa tehlikeyi göze almaktan çekiniyordu." Belentepe ve Tınaztepe çevresinden sonra. içinde yalnız bir köpek vardı." dedi. Kafile. Bir ara Fevzi Paşa'ya dönerek. "Paşam. sıra Çiğiltepe'nin alınmasına gelmişti. Reşat Bey.' demek istemişti. Bu kez kendisine Albay Reşat Bey'in bir veda mesajını okudular: "Yarım saat içinde o mevzileri alacağıma dair size söz verdiğim halde sözümü yerine getiremediğim için yaşayamam!" Akşama doğru Yunanlılar. ellerini öptüler. yarım saat sonra hedefin hâlâ ele geçirilmemiş olduğunu görüyordu. bozuk yollarda çok güç ilerliyordu. sabahleyin yapılacak bir iş kötü görünse de daha başarılı olur." diye haykırıyordu. Gazi de ona uyarak sabahı bekledi. Bozgun başlamış gibiydi. "Acele etmeyelim. koşmaca oynuyorlar sanki. Askerler arabayı hemen tamir ederek kafileye kattılar. Gazi'ye köpeği götürdüler. Afyonlular. Gazi'nin emir eri. Kema-lettin Sami Paşa'ya. Yunanlılar toplarını ve cephanelerini bırakarak kaçmak zorunda kalmışlar ama köyleri de ateşe vermişlerdi. Yeniden telefona sarıldı. ufak bir buji bozukluğundan yolda kaldığı anlaşıldı. Yaşasın şanlı asker. Yaşasın Türk ordusu." dedi. Öteden beri köpekler düşkün olan Mustafa Kemal: "Bu köpeği alıp götürelim. Afyon halkı Türk ordusunu coşkuyla karşıladı. 198 "Niçin hedefinize varamıyorsunuz?" diye sordu. ama Yunan askerleri de yer yer karşı saldırıya geçerek Türk birliklerinin ele geçirdikleri tepeleri geri alıyorlar ve kanlı çarpışmalar oluyordu. Mustafa Kemal onunla telefon bağlantısı kurarak. yollarda Yunanlıların bıraktığı silah ve çeşitli araçlara el koyuyordu." diye yanıt verdi." dedi." Yunanlıların bıraktığı arabanın. Ama Gazi'nin morali hiç bozulmamıştı. "Yunan mevzileri ve piyadeleri koşarcasına kaçıyorlar. ama bunun çeşitli sakıncaları olabilir. Bir yerde yeni bir otomobile rastladılar.

26 Ağustos sabahı başlayan ve beş gün süren meydan muharebesi böylece sona ermiş ve Yunan kuvvetlerinin büyük bir bölümü yok edilmişti. Başkumandan'in bulunduğu tepeden. Başkomutan . "Elbette Paşam. Yaşlılar. Köylüler. karargâhta çeşitli rütbelerdeki esirlerle görüşüyordu. otomobiller. Ordumuzun kazandığı zaferin azameti ve buna karşılık hasım ordusunun uğradığı felâketin dehşeti beni çok duygulandırdı. Fahrettin ve Nurettin paşalar da genelde Ga-zi'nin yanında oluyorlardı. süvariler de düşman mevzilerine girerek kılıçla Yunan askerlerine sal199 200 I diriyorlardı. Savaşı oradan yönetecekti. Bunların arasında yığınlar oluşturan ve karargâhımıza gönderilen esir ka-fileleriyle burası bir mahşeri andırıyordu. Trikupis'in yönetimindeki askerler bir kilometrelik bir gedikten geçerek Uşak yönünde kaçmaya başladılar. beni evlatlığa kabul eder misiniz?" diye şaka etti. Kemalettin Sami Paşa ile Derviş Paşa'nın yönetimindeki güçler adım adım ilerliyordu. Mustafa Kemal Paşa ertesi gün savaş alanını gezerken üzülmekten kendini alamadığını şöyle belirtiyordu: "Herhangi bir asker için bu bir üzüntü konusudur ama Tanrı bunlara bu yazgıyı biçtiğine göre burada bu duruma düşenler asker değildir. Yunan Orduları Başkumandanı Trikupis ise sekiz bin kadar askeriyle çemberi yarabilmek için hangi yönde çekilmesi gerektiğine karar veremiyordu. Fevzi. ovanın kuzeyinden ve güneyinden ilerleyen avcı kuvvetlerinin süngülerinde güneşin son ışıklarının parladığı görülüyordu. Dumlupınar ya da Zafertepe denen tepeye geldi. Gelişmeler çok olumlu ve umut vericiydi. Düşman kuvvetlerini tamamıyla sarmak ve düşmanın inatla savunduğu tepelere süngü hücumuyla girerek kesin sonucu almak gerekiyordu. Çal köyü alevler içinde yanıyordu. bütün dereler." Mustafa Kemal Paşa. sonsuz araç ve malzemeyle doluydu. Gazi hemen Fevzi ve İsmet paşaları yanına çağırttı. bütün kapalı ve örtülü yerler terk edilmiş toplar. Sabah 6. "ne demek? Sen bizi analığa babalığa kabul ettikten sonra biz de seni seve seve evlatlığa kabul ederiz. kanlı bir kıyametin kopmak üzere olduğu anlaşılıyordu." diye yanıt verdiler. "Yok. Bütün Yunan mevzilerinde büyük bir korku ve karmaşa göze çarpıyordu. "Benim de annem babam yok. Sırtların gerisindeki bütün vadiler. Gazi bu yaşlı insanların konukseverliğinden çok duygulanmıştı: "Sizin hiç kimseniz yok mu?" diye sordu. Yunan askerlerini kuzeyden. Türk topçularının kesintisiz ateşleri. Gazi. 'Dumlupınar Başkumandanlık Meydan Muharebesi' adı verildi." Ertesi gün çarpışmalar yeniden başladı. Aralarında bir de kurmay subay vardı. 29 Ağustos gecesi Gazi.30'da büyük taarruzun başlatılmasına karar verildi. Pa-• şa ona çay ısmarladı. Orduda panik baş göstermişti. Yunan kuvvetleri dört bir yandan sıkıştırılarak Dumlupınar'a itilmişlerdi. karşı tepelerde son bir gayretle çırpındığı anlaşılıyordu. Gazi'nin belirttiğine göre. îşte o gün yapılan savaşa. düşman mevzilerini cehenneme çeviriyordu. Başkumandan. Bunlar cana kıyan katillerdir. Afyon belediye binasında biraz yatıp dinlenmeye karar verdi. Ordu. 30 Ağustos günü saat 14'te. Üç kumandan gece yarısından sonra durumu değerlendirdiler. onun ardından piyadeler süngü hücumuna geçiyor. güneyden ve batıdan kıskıvrak çevirecek bir duruma gelmişti. Ama kolay mı başkumandanın uyuyabilmesi? Gece yarısı Garp Cephesi Harekât Şubesi Müdürü Tevfik (Bıyıklıoğlu) Bey kendisini uyandırarak son durumu anlattı. Paşa geceyi orada geçirmeye karar verdi." dediler. o gün. Yer yer topçu ateşi oluyor. Yere battaniyeler serildi. Yunan askerinin büyük bir bölümü Adatepe'de yok edilmişti. Yunan Başkumanda-n'ının.Paşa'ya sütlü kahve hazırladı. Ateşli. düşman toplarının ve mitral-yözlerinin ateşlerinde artık öldürücü güç kalmamıştı. Askerin erzak ve cephanesi tükenmişti. Demek ki artık son saldırıya geçmenin zamanıydı.

Oradan uzaktaki çarpışmalar izleniyordu." dedi. Tümen Komutanı Albay Vandalis. Boş yere askeri kırdırmayalım.kendisini sorgularken subay ağzından bir şeyler kaçırdı ve General Trikupis ile General Dige-nis'in Türk birliklerinin kuşattıkları çemberin içinde olduklarını söyledi. Trikupis'le birlikte tüm düşman generallerini kesinlikle esir alsın. "Yanında 2." Halit Bey. İsmet Paşa ve Fevzi Paşa ile buluştu. Teslim olmak istiyor. Yunan kurmay subayı biraz Türkçe anlıyordu. kurmay subaylar. Paşa savaşın içinde olmak için can atıyordu. Kolordu'ya haber ulaştırdılar. durumun umutsuz olduğunu anlayınca General'e. dayanacak durumda değiliz. Zaten kalan son birlikler darmadağın olmuş. "Hemen getirsinler buraya." dedi ve ateşkes emri verilmesini istedi. Yunan Başkomutanı Trikupis. General Trikupis nasıl esir edilmişti? Dumlupınar yenilgisinden sonra Trikupis'in niyeti çevresinde kalan son 5-6 bin askerle Uşak'a ulaşmaktı. Kazanılan meydan muharebesinin bütün savaşı sona erdirebilecek çapta olduğunda 202 görüş birliğine vardılar. beyaz bayrak açarak Türk mevzilerine yaklaştılar. Elma Dağı üzerinden beyaz bayraklarla birkaç düşman askerinin yaklaştığını görünce hemen toparlandı." dedi. Muharebe durumunu yakından görmek için ordu kumandanını yanma alarak gözetleme tepesine çıktı." Birlikte Tümen Komutanı Yarbay Halit (Akmansu) Bey'in bulunduğu Bölmelik Tepe'ye yürüdüler. Trikupis ve General Dige-nis artık çıkış olanağı kalmadığını görüyorlardı. Paşa'nın ordu kumandanına verdiği bu emri duyunca. Bir yandan Bursa yönüne çekilen kuvvetleri mahvedecekler. Yunan askerleri Nihat Bey'e Başkomutan'ın teslim olmak istediğini söyleyince Nihat Bey biraz şaşırdı ve hemen. Ertesi gün Uşak kurtuldu. "Buyurun. Mustafa Kemal Paşa savaşı kazanmış olmanın mutluluğu içinde. O sırada orada bulunan Nihat Bey adındaki bir yüzbaşı. "Derhal kendilerini teslim alırız. "Kumandanım. "Hay hay." . Kurmay albayın korktuğu bir olasılık da. Bu arada köylüler Trikupis'in yönetimindeki askerlerin batı yönünde gittiğini görüp 4. çay bardağı elinden düştü ve bayıldı. işte o sıralarda Paşa'ya Trikupis'in esir edildiği haberi iletildi. Kolordu Komutanı General Digenis. öte yandan da ordunun bütün ağırlığıyla İzmir'e yürüyeceklerdi. "sizi komutana götüreyim. yaverler ve bir tümen asker var. İki emir eri ve bir subay. Yunan subayının yanında bulunan askerlerden biri Türkçe biliyordu. Artık süngü hücumlarını çok yakından izleyebiliyordu. "Yanında kimler var? Kuvvetiniz ne kadar?" diye sordu. "Derhal Kemalettin Sami Paşa'yı bulunuz." dedi." diye emir verdi. Oysa Uşak bir gün önce kurtulmuştu. Bunun üzerine Türk birlikleri Yunan askerlerini kuşattılar." dedi. yeni istihkâmlar kazdırıyordu. "bizi General Trikupis gönderdi. Bunu duyan Gazi. artık oraya gitmelerinin bir anlamı kalmamıştı. yıkık bir evin arkasında Gazi. Askerler de başarıdan başarıya koşuyorlardı. Daha fazla kalamadı o tepede ve otomobiline atlayarak mevzilere yaklaştı. Kabul eder misiniz?" Halit Bey. Ellerinde kalan topların ve makineli tüfeklerin yok edilmesi için emir verdi. "Cephanemiz tükendi. Halit Bey de karşısında beyaz flamalı bir Yunan subayını görünce şaşırdı. 31 Ağustos öğle üzeri Çal köyünde. Trikupis'in karargâhındaki bir kurmay albay. Karargâh oraya taşındı. Kırık kağnıların döşe201 I melerine ilişerek durumu gözden geçirdiler. Mustafa Kemal Paşa ise heyecan içindeydi. teslim olmaktan başka çare kalmadığını anladı. dört bir yana savrulmuşlardı. askerin bu umutsuz durumda isyan ederek son kurşunlarını kendi subaylarına karşı kullanmalarıydı. yanında bulunan ordu komutanına.

Meğer Trikupis'in Fransızcası da Halit Bey'inkin-den daha iyi değilmiş. Tümen komutanı Edremit yönünden çekilerek kurtulabileceğimizi öne sürdü ve teslime karşı çıktı. "Neden teslim olmaya karar verdiniz?" "Dün gece bir kurmaylar toplantısı yaptık. General gözlerine inanamamış. Hiç de bir tümen komutanına benzemiyordu. Hiç olay çıkarmadan hepsini teslim alacağız. 300 de yaralımız var. şaşkın şaşkın sağına soluna bakmıyordu." diye yanıt verdi. nefer çizmeleri. Trikupis ise Avrupalı bir kumandan giysileri içindeydi. başında bir kalpak vardı." dedi. yanına aldığı seçkin subaylar ve bir müfreze askerle Yunan subayının peşinden gitti. O da Rumca konuştu. Vatanımızı haksız yere işgal ettiniz. Hepsi yorgun ve bitkin bir durumdaydı. Bizi mahvederler." dedi. Halit Bey. Çatır-daya çatırdaya yanan odunlardan yükselen alevlerin ışığında General Trikupis'in ve öteki esirlerin yüzleri daha iyi görünüyor ve o yüzlerde büyük bir mutsuzluk okunuyordu." dedi. Sonra umutsuz bir iç çekişiyle boynunu büktü ve tabancasını uzattı. Ortaya bir ateş yaktırdı. Çok iyi anlaştılar. Derdimizi kimseye anlatamayız. Yarbay Halit Bey'in karşısındaydılar." dedi. Yolda Ali Rıza Bey General Trikupis'e sordu. 'Yunanistan'a dönmemiz bir felâket olur. Halit Bey General Trikupis'e. orada teslim olmaya hazır bir durumda bekliyorlardı. kenti geri aldık. "karnınız aç mı? Belki bugün yemek yiyecek zamanınız olmamıştır. "Buyurun. Hepsi anlatılmaz acılar içindeydiler. Halit Bey. Hâlâ evleri alev alev yanan köylüler ise. akşam saat 10'da General Trikupis ve Yunan subayları. Yarbay Halit Bey'in üzerinde bir er elbisesi ve kaputu. Çaylar içildikten sonra sıra sorgulamaya geldi. Yere bağdaş kurup oturdular. Biz de sizi vatanımızdan kovuyoruz. hiçbir şey görmemek için gözlerini yummuş. Gerçekten General Trikupis ve kendisine bağlı subaylar. "Kaç kişisiniz?" "Ben. Tümen zaten savaşa hazır bir durumda bulunuyordu." Elma Dağı eteklerinden Bölmelik Tepe'ye uzanan yol iki kilometre kadardı. oturalım. Ağzımıza tek lokma koymadık. Ali Rıza Bey General Trikupis'in elini sıktı. "Oü est le commandant?" (Kumandan nerede?) diye sordu. Nemiz var nemiz yoksa onun olsun. Aralarında uzun bir sessizlik oldu." 203 "General. Ama bize yapmadıklarını bırakmayan düşmana avuç dolusu altın da verseniz alimallah bir lokma ekmek vermeyiz. Halkın galeyan içinde olduğunu biliyorum. "Kumandan benim. peynir ve ekmeği ikram etti. Baksanıza hâlâ yanıyoruz." Halit Bey güzel bir sofra kurulması için köylülere haber gönderdi. Halit Bey konuklarına ancak yanında bulunan zeytin." "Merak etmeyin.' dedim. Zaten yemeği düşünecek durumda mıydık?" "Tamam öyleyse. Elma Dağı eteğinde Gözem köyü yakınlarında mevzi aldılar. generaller." "Çok iyi bildiniz. Ben ise. Ne yapacaktınız Uşak'ta?" 204 Az sonra. Eğer bizi kuşatmamış olsaydınız Uşak'a gidecektik. Halit Bey. hemen karnınızı doyuralım. çay söyledi. "Kumandanımıza canımız feda. Özellikle Tümen Komutanı Vandalis. "Geçmiş olsun. Halit Bey yanına Rumca bilen bir Giritli subay almıştı. sizin haberiniz yok. Cebindeki bütün parası da bir tek liraydı. "General.Halit Bey bunun üzerine. "Fakat talih aleyhinize döndü. hemen Liva Kumandanı Ali Rıza Bey'e gidip Yunan kumandanlarını teslim alması için emir verdi." diye haber gönderdiler. Ali Rıza Bey. albaylar ve 6 bin asker. "Siz görevinizi yaptınız. Sonunda Trikupis Fransızca. Uşak düştü. Er geç başarılı olacağımızdan emindik ama . Bir süre bakıştılar. "Hoş geldiniz. kara kara düşünüyordu. hep birlikte bizim karargâha gidelim. Fransızcası pek parlak olmadığı için Türkçe konuşmayı yeğledi.

birdenbire morali düzeldi. "Görevimi sonuna kadar yaptım. Yapmam gereken son iş intihar etmekti. 25 Ağustos akşamı biz Afyon'da bir balodaydık. İntihar edemeden teslim olmanın acısını yaşıyordu. Napolyon gibi büyük bir kumandanın da başına böyle bir felâket gelmedi mi? O da esir olmanın acılarını çekmedi mi? Sizin başınıza gelen benim de başıma gelebilirdi. Hazırlıksızdık. Siz yine üstün geldiniz. Generaller masanın önüne gelip de kendilerini selâmlamak istedikleri zaman. Asım Bey bundan sonra generalleri İsmet Paşa'nın dairesine götürdü. Napolyon da bir savaş kaybetti." İşte bu teslim olayından sonra general ve subaylar Uşak'a gönderildi ve Garp Cephesi Kurmay Başkanı Albay Asım (Gündüz) Bey'in önüne çıkarıldı. "yorulmuş olacaksınız. Generaller masanın karşısındaki iskemlelere oturdular." dedi. Askerin morali bozuldu. Topların patladığını orada duyduk.zafere bu kadar çabuk ulaşacağımızı hiç sanmamıştık. sonra kahve ısmarladı. Gazi'ye. Yunan ordusu orada şimdikinden daha başarılıydı.2O7 zim için büyük bir yenilgi oldu. kendisini muazzam bir yenilgiye uğratan Türk Orduları Başkumandanı ile karşılaşması elbette tarihe geçecek bir olaydı. onu anlatır mısınız?" "Anlatayım. "Yenilginin en önemli sebebi. Sakarya bozgunundan sonra ordunun krala bağlılığını sürdürebilmesi için Başkomutanlığa Kral'ın yaveri Hacı Anasti'nin getirilmesidir." "Eğer görevinizi sonuna kadar yaptığınıza inanıyorsanız hiç üzülmeyin. o sırada Uşak'ta eşraftan birinin konağının üst katında karargâh olarak seçilen yerde masanın başında Yunan Başkomutanı'nın gelmesini bekliyordu. Ne oldu size?" General Trikupis. 26 ve 27 Ağustos'ta büyük yenilgilere uğradık. Üç yıldan beri yurdu talan etmiş olan düşman ordusunun 205 başkomutanının. Ama sonra toparlanarak kendimizi savunduk ve karşı saldırıya geçtik. çok kötü avlandık. Yazgının hükmüne boyun eğmek doğru olur. Şimdi siz bana. Yaver Muzaffer. Cevat Abbas. Mustafa Kemal Paşa. "Sizi. Mustafa Kemal Paşa ise oyunu kazanmış bir takım kaptanı gibi Trikupis'in elini yakaladı ve bir süre elinde tuttuktan sonra. Üzülmeyin." "Peki o zaman ihtiyat kuvvetlerinizi kullanmadınız mı?" ." dedi. Cevdet Kerim. Kazanmak da yitirmek de savaşın gerçeğidir. Yanında Ruşen Eşref. Mustafa Kemal Paşa onlara tabakasını uzattı. Ben Sakarya Savaşı'na da katılmıştım. Fevzi Paşa ile îsmet Paşa'nın arasında duruyordu.. Kendilerini orada karşılayalım. Dumlupınar Savaşı da bi. Yunan esirlerine karşı düşmanlığını gizlemeden. İsmet Paşa Asım Bey'e." Bu sözler Trikupis'i öylesine rahatlattı ki. General Trikupis ile General Digenis. Taarruzun yapılacağını gerçekten çok iyi gizlediniz. Bunu hiç beklemiyorduk." dedi. Silâhımı çekip kendimi vurmam gerekirdi ama buna zaman kalmadı. "esir generalleri Mustafa Kemal Paşa'nın dairesine götürün. Birinci Ordu Kumandanı Nurettin Paşa ile Dördüncü Ordu Kumandanı Ke-malettin Sami Paşa'nın arasında Mustafa Kemal Paşa'nın önüne getirildiler. Trikupis yorgunluktan bitkin bir durumdaydı. Bu karşılaşma tarihsel bir olay olacaktı. "Siz. Yunanlı generallere ellerini uzatmadılar. yoksa adî bir çetenin kan içici birer ferdi olarak mı karşılayacağımı bilmiyorum. nasıl oldu da savaşı yitirdiniz. Üzüntü ve kuşkuyla önlerine bakıyorlardı. "Ama başarılı olamadım. "çağdaş bir ordunun kurmay heyeti mi. "İleride bunları size uzun uzun anlatacağım. Salih. Gözlerini Trikupis'in gözlerinden ayırmıyordu." dedi. Fevzi Paşa ile îsmet Paşa sadece eğilmekle yetindiler. Demek ki karşısında bir düşman değil." Yunanlı esir generaller hiç yanıt vermediler. Şahap Bey ve Halide Edip Hanım da vardı. Nasıl davranacaklarını bilmiyorlardı.." dedi. Asım Bey çok heyecanlıydı." Başkumandan Kemal Paşa. uygar bir başkumandan vardı. "Oturun General.

beni ülkeme göndereceksiniz. Ortalık duruluncaya kadar konuğunuz olayım. "Çok naziksiniz. Ben de bu dostluğun hizmetinde olacağım. Atina'ya da dilediğiniz mesajı gönderebilirsiniz. Yaya olarak ormana daldık. Bir gün Dumlupınar Zaferi' nin haberi geldi. O ise. îşte tam o günlerde. Cephede ölüleri görünce içim parçalandı." . Onlardan güvence almadıkça beni geri vermeyin. sizin haberiniz yok. Yazık değil miydi askerlerinize? Onların ne günahı vardı? Yerlerinden yurtlarından alınıp kutsal topraklarımıza gönderildiler. Düğünün tarihi çok önceden saptanmış ve büyük taarruzun o günlerde yapılacağı hiç düşünülmemişti.' dedim. çok haklısınız." "iyi ama başkomutan siz değil misiniz?" "Hayır. Bizim Anadolu topraklarında ne işimiz vardı. acele etmeyin. Hacı Anesti. Çok duygulandım. ona.977 yaralıydı. Buna sevinmem mi gerek üzülmem mi. Süreyya Bey 209 Üsküdar'da doğmuş.seniz Kızılay'ın telsizini kullanabilirsiniz. Tanıştıkları zaman ikisi de 28 yaşındaydı. Gazi. ihtiyatlar devreye girseydi böyle olmazdı. Yalnız anlamadı[ ğım bir şey var. Onarılması için izmir'e gönderilince tek telsiz kaldı." "Hiç duymadım. Mustafa Kemal'in dostları ve yakınları onun en candan arkadaşlarından İbrahim Süreyya Bey'in düğününe hazırlanıyordu. Haberler geldikçe de Ankara'da herkes bayram ediyordu. iki telsizimiz vardı. izmir' den hiçbir haber alamadık.Trikupis General Digenis'i göstererek. Ama kimler sorumlu? Bir gün bunların hesabı sorulacak herhalde. Her türlü ilişkimiz kesildi. Siz bu muharebeyi nerden yönetiyordunuz?" "îşte tam süngülerin parıldadığını gördüğünüz yerden. Sonra Uşak'in düştüğü. siz süngü hücumuna geçtiniz. Dört bir yanımızda süngüler parıl|. Ama size yalvarırım. Bir hafta önce telsizlerimiz bozuldu. Bizi kullandılar. Artık kıpırdayacak durumda değildik. Yalnız size şunu söylemek istiyorum. 'İhtiyat kuvvetlerimizi kullanalım. biliyorum. emir çavuşundan generallere çay getirilmesini istedi. Köyler yakıldı." "Evet Generalim. Bunun sorumlusu siz değilsiniz. Toplarımızı da kullanamaz olduk. O da topçularınızın gülleleriyle yok oldu. Eşinizin İstanbul'da olduğunu duydum. Biz iki kardeş ulusuz." "Siz de askerin içindeydiniz. şimdi burada bizim konuğumuzsunuz. halk perişan oldu." dedi. siz nasıl isterseniz öyle yapacağız. "Kabahat benim değil.' dedi." "General. Toplarımızın koruması altında çekilmeye başladık. savaş böyle kazanılır. Sizi burada rahat ettireceğiz. Kısa zamanda düşmanlıkları unutalım. Yarın silahlar susacak. damaya başladı. Ordular İzmir'e doğru ilerlerken Ankara'da heyecanlı günler yaşanıyor ve cepheden haber bekleniyordu. Kendisine bir haber iletmek ister. Bundan sonra hep bu kardeşliği savunacağım. Atımı bile yitirdim. "Ben. sonra Afyon'un. izmir Körfezi'ndeki bir yattan savaş yönetilemez." Gazi. Başkumandanlığa atandığımı ilk defa sizden duyuyorum. Bu kanlı savaşların ardından yeni bir dostluk yaratalım. Çay içerken Trikupis'in elleri titriyordu. Başka çare kalmadığını anlayınca teslim olduk." "Hiç kuşkunuz olmasın General. Beni orada kurşuna dizerler. Birbirimize karşı kin beslemeyelim.542 ölü ve 9. îb-rahim Süreyya Bey ile Mustafa Kemal'in dostluğu 1909 yılına dayanıyordu. Hükümetiniz Hacı Anesti'nin yerine sizi başkumandanlığa getirdi. İngilizler bizi kendi çıkarlarına âlet ettiler." "Çok geç değil mi General? On binlerce insan yaşamını yitirdi." "Anlıyorum." "Ben askerin içindeydim ama Başkumandan Hacı Anesti izmir'deydi. bilmiyorum. Askerlerin arasındaydım. Sırtımız Kızıltaş yamacına dayandı. 'Hacı Anesti'den emir gelmedikçe bunu yapamayız. İdadi ve Rüştiye'yi bitirdikten sonra . Bir süre önce biri bozuldu. Büyük Taarruz'un Türk ordusundaki bilançosu 2. "General. 500 kilometre uzaktan değil. TürkYunan dostluğu dünyaya örnek olsun. Bana karşı gösterdiğiniz bu insancıl davranışı ömrümün sonuna kadar hiç unutmayacağım." dedi. Digenis'in. işte o zaman .

Üst katta bir de yatak odası vardı ama kışın orasını ısıtmak kolay olmadığı için Kaymakam Bey çalışma odasındaki bir sedirde yatıp kalkıyordu. Süreyya Bey yatmıştı. yeni bir göreve atandı ama hükümeti sert bir dille eleştirdiği için tutuklandı ve Sinop'a sürüldü. Çanakkale Savaşı'nın en kanlı günle- . teşekkür ederim. Çok tatlı duygular ve anılarla birbirlerinden ayrıldılar. anlaştık öyleyse. Mustafa Kemal'in adını duymuş ama onunla hiç karşılaşmamıştı. Savaş bitince Süreyya Bey İstanbul'a döndü. Süreyya Bey hemen sobaya iki odun attı. Süreyya Bey kaymakamlıkta yatıp kalkıyordu. "Beni tanıyabildiniz mi? diye sordu. kumandanları selâmladıktan sonra kaymakamlığa döndü. Seyise de bir yer buluruz. sonra da Trakya'da Cuma-i Bala kaymakamlığına atanmıştı. "Eh hayır diyemeyeceğim. buyurun. Yemek filân istemem. üst katı da çalışma odasıydı. Burada kimsem yok." "Nasıl tanımam Yüzbaşım." Süreyya Bey yazı masasının üzerine tezgâhı kurdu. Biraz leblebi. O gün aralarında ikili bir konuşma olmadı. İki yıl orada yattı. Dışarıda şiddetli bir kar tipisi vardı. bütün tartışmalarda ötekilere üstün bir durumdaydı. İki yıl sonra Trablusgarp Savaşı çıkmış ve Mustafa Kemal Derne'ye gitmişti. Ne zamandır onu tanımak istemişti. Bu subay. Gece yarısından çok sonra Mustafa Kemal de öteki sedire uzandı. Vatanın kurtarılması için alınması gereken önlemleri gözden geçirdiler. Sırtına paltosunu alıp alt kata indi ve kapıyı açtı. Geceyi ahırdaki bir kerevette geçiren seyis sabah 10'da gelip kapıyı vurmasaydı. Cumalı karargâhında manevralara katılıyordu. Biliyorsunuz karargâh buradan ayrıldı. Subaylar manevralarda izlenecek yöntemleri tartışıyorlardı. fıstık. Süreyya Bey. Rakınız var mı Kaymakam Bey?" "Hiç olmaz olur mu? Ben akşamları iki tek parlatırım. Rüzgârı önlemek için cam kenarlarına gazeteler yapıştırılmıştı. Kusura bakmayın. hiç uyanacakları yoktu. iki de sedir vardı. Üst derecedeki kumandanların Cumalı'ya geldiklerini öğrenince Kumandanlığa giderek kendilerini selâmladı. bıyıkları da karla kaplı Mustafa Kemal duruyordu. Sonra.Mülkiye Mektebi'nde okumuş. Subaylar Cuma-i Balâ'dan ayrıldılar. Süreyya Bey. Mus-210 tafa Kemal'in yüzü gözü kar içindeydi. Dostlukları orada perçinleşti. iki iskemle. az sonra bu subayın Mustafa Kemal olduğunu öğrenince çok sevindi. Mustafa Kemal Cuma-i Bâlâ'da kendisiyle aynı eğilimde olan bir kaymakamı tanımakla çok mutlu olmuştu. bir koltuk. tam benim gibi. İttihatçılar devrilince Gelibolu mutasarrıflığına getirildi. Binanın alt katı ahır. Bir yandan demlenirken bir yandan da tatlı tatlı sohbet ettiler. İkisi de aynı düşünceleri paylaşıyordu. Süreyya Bey de gönüllü olarak savaşa katılmak için bir Romen vapuruyla İskenderiye'ye gitmiş. Atları ahıra alalım. Geçen akşam hayranlıkla sizi dinlemiştim. Odacı akşamları evine dönüyor. Süreyya Bey. Oda pek soğuk sayılmazdı. Karşısında üstü başı kar içinde. Süreyya Bey kendi yattığı sedirin üzerindeki battaniyeyi ve yatağı toplayıp düzeltti. oradan da Derne'ye gönderilmişti." "Ne âlâ. Beni bu gece konuk edebilir misiniz?" "Ne demek. Bir akşam geç saatlerde kapı vuruldu. Ben Mustafa Kemal. Ben çevreyi denetlediğim için onları bıraktım. Rüzgâr döşemelerden girerek yerdeki kilimi dalgalandırıyordu." "Hemen hazırlayayım Yüzbaşım. Karargâh bir süre sonra başka bir merkeze taşındı. elbette. içlerinde sarı saçlı. Manevralar devam ediyordu. peynir olsa yeter. Mustafa Kemal. İkinci Meş-rutiyet'in ilânından sonra ortaya çıkan yeni durumu ve 31 Mart olayını tartıştılar. "Bir şeyler içer misiniz Yüzbaşım?" diye sordu. o yıl Üçüncü Ordu Karargâhı'nda kolağasıydı (yüzbaşı). Ortada bir çalışma masası. Size yukarıda bir yer hazırlarım. keskin bakışlı ve çok yakışıklı bir subay. Kendisini Mustafa Kemal'in kumandasındaki birliğe verdiler. Süreyya Bey'in dikkatini çekti." GVF14 Yukarı kata çıktılar." "Sağ olun.

Gelenlerin sayısı 200'ün üstündeydi. "Kızım. Rauf Bey'in kulağına bir şeyler söyledi. Durmadan da havaya silâhlar atılıyordu." diye haykırdı. Yunus Nadi ve eşi. O da kâğıdı okudu. Haykırmalar. Fuat Bey çaydan sonra generallere. Ne olurdu birkaç ay önce evlenseydiniz de zaferi o zaman tatsaydık. XIII İzmir'de Sıradışı Bir Kadın Yunan orduları başkomutanı ile öteki kumandanların tutuklanması." Yer yerinden oynadı. İşte tam o sıralarda Rauf Bey'e bir zarf getirdiler. Ankara böyle güzel bir düğün görmemişti. Ne kadar uğurlu geldiniz. Mustafa Kemal o koşullar altında ağzına bir yudum içki almazdı. Rauf Bey. alkışlar. Süreyya Bey Gelibolu Mutasarrıfıydı. "bundan sonra sizin adınız Beridi Zafer (Zafer Müjdecisi) olsun. O günlerin koşullarında Ankara yolu üç gün üç gecede alınırken olağanüstü önlemler yüzünden gelin yedi günde gelebildi. Düğünün en eğlenceli bir saatinde davetliler bir de baktılar ki Zübeyde Hanım ile Fikriye bahçeye geliyor. Orada birlikte bir çay içildi. İbrahim Süreyya Bey. Ama orada da generallerin linç edilmesinden korkulduğu için tren Sincan istasyonunda durduruldu. Savaştan sonra Süreyya Bey İzmir mutasarrıflığına getirildi. Fikret düğünden bir ay önce İstanbul'a giderek kardeşini İnebolu yoluyla getirmişti. Ondan sonra Mustafa Kemal'in yanından hiç ayrılmadı. gelen kâğıdı Milli Müdafaa Vekili Kâzım Paşa'ya uzattı. Çok yorgundu. Mustafa Kemal'in 212 annesini ve Köşk'ün hanımefendisi Fikriye'yi orada birlikte görmek herkesi daha da coşturdu. oradan da Amasya'ya. Ankara'daki bütün milletvekilleri eşleriyle birlikte düğüne davet edilmişti. Havaya yine silâhlar atıldı. Fikret'le de yakın arkadaştı. yazar ve gazeteci Aka Gündüz. o yıl onun kız kardeşi Mediha Hanım'la evlenmeye karar vermişti.. Bütün gözler kendisine çevrilmişti.rinde Mustafa Kemal'le yine bir araya geldiler. Bastı istifayı ve İstanbul'a geldi. Muhittin Baha Pars. o şenlikli düğünü Dikmen Yıldızı adlı romanında anlattı." Kâzım Paşa bunun üzerine "Söyleyeyim artık. Top seslerinin kesildiği akşamlarda Süreyya Bey Mustafa Ke-mal'in karargâhına gider. lazlar Karadeniz oyunları oynuyorlardı. Mazhar Müfit. Geceleri de gözüne uyku girmiyordu. öte yanda bando mızıka. Fikriye belki de kendisi için böyle bir düğün yapılmamış olmasının üzüntüsünü de içinde duyuyordu.. İkisi de aynı yaştaydılar. Fikret. "Öğrenelim. Hüseyin Rauf Bey'le birlikte Ankara'ya gitti. Kozan Milletvekili Dr. Mazhar Müfit gelinin yanına yaklaşarak. Ama Mondros'ta imzalanan silâhlan bırakma antlaşmasındaki hükümlere asla uymak niyetinde değildi. Bunun için Dr. Kimler yoktu ki o düğünde. Cepheden zafer haberleri geldikçe herkes coşuyor. Bütün Ankara halkı ertesi gün istasyon önünde toplanmış esir generallerin gelmesini bekliyordu. . Ankara Büyük Millet Meclisinde birinci dönem Saruhan milletvekilliği yaptı. Erzurum ve Sivas kongrelerine katıldı. Trablusgarp Savaşı'nda birlikte olmuşlardı. Bir deri bir kemik kalmıştı. Ordularımız dört buçuk saat sonra İzmir'e giriyorlar. Herkes çıldıracaktı meraktan. "Hiçbir engel yok bunu söylememe. Atatürk'ün gençlik arkadaşı ve Fikriye'nin yakın akrabası Fuat Bey. Mustafa Kemal ise fırka kumandanı." dedi. Kumandanlar oradan bir arabaya bindirilerek Ankara-Dışkapı'daki Sarı Kışla'ya getirildiler. Ankara'da bayram havası yaratmıştı. Bundan büyük bir düğün hediyesi olamazdı. Başvekil bu zarfın içindeki kâğıdı birkaç kez okudu. Meclisi Mebusan'a seçildi. İşte o dostluğun sonucu. sabahlara kadar şarkılar ve türküler söylüyor. Aka Gündüz. birlikte kahve içerlerdi. Düğün dolayısıyla Çankaya'daki köşkün bahçesine altı hümayun çadırı kurulmuştu. Bir yanda ince saz takımı çalıyordu." dedi." Fikriye de Mediha'yı kucaklamış ağlıyordu. Ama bu iş umurunda değildi. Başvekil Hüseyin Rauf Bey. Ne oluyordu? Aka Gündüz. Dr. "Biz de öğrenmek isteriz. yaveriyle birlikte trene girerek generalleri karşıladı.

Yunanlıların silâh atacak güçleri kalmadı." "Ağabey'ciğim. Coşku ve gözyaşlarıyla Fuat Bey'in boynuna sarıldı. 'bana hiç düşmanca davranmadı. Konuşacak halleri mi vardı?" "Yine de bir şeyler söylemişlerdir. Biliyorum. 'Bizim buralarda ne işimiz vardı?' dedi. Bir isteğiniz olursa beni arayın.' dedim. Muharebe başlamadan önce Mustafa Kemal ne demişti. Ama olaylar bizi ayırdı. siz Yunan Başkumandanı ve yardımcısını trenden alıp otomobille Sarı Kışla'ya götürdünüz. Aynı sarkılan söyledik." . Onlar Türkçe konuşurlardı. Yarın Yunan orduları İzmir'den denize döküldükten sonra yeni bir dünya kurulacak. politikacılarda.' dememiş miydi? Sözünü tuttu." dedi. Sen halka cesaret verdin. Ne dedikodular çıkartılmadı. "Artık odanıza çekilip dinlenebilirsiniz. benim elimden ancak bu geldi. Selanikli olduğunu biliyordum. çocuklarımız?" "Doğru Fikriye'ciğim. Fikriye'nin mutluluktan içi içine sığmıyordu. aynı içkileri içtik. Bundan sonrası artık kovalamaca oyunu. Mustafa Kemal de peşlerini bırakmıyor. karar veren onlar değildi ki. kızlarımız. Neler anlattı size?" "Ağızlarını bıçak açmadı. 'Elbette. Son derece zeki ve esprili bir adam. öyle olsaydı Paşa'nın Hanımı da kalkar Kayseri'ye giderdi'. darmadağın kaçıyorlar. Size iyi günler dilerim." "Doğru söylemişsiniz ağabey. sanki manevra sonrası durumu değerlendiriyorduk. 'Bak' dediler. biz de Rumca. aynı kızları sevdik. Ayrımız gayrımız mı vardı?" "Evet Fikriye'çiğim. Selanik'te gençliğimizde çok Rum arkadaşlarımız vardı. Yollarda seni görenler. Mustafa Kemal de senin gibi düşünüyor. 'Paşa' nın hanımı aramızda dolaşıyor. Mustafa Kemal'in ne büyük bir insan ve ne başarılı bir kumandan olduğunu anlattı. Sen de çok büyük sıkıntılar çektin Fikriye'ciğim. Demek ki yakında Paşam burada ola-cak. Muharebenin en heyecanlı günlerinde bile bunlar çamur atmaktan vazgeçmediler. "Başka neler konuştunuz?" "Trikupis. "Paşamdan haber var mı?" "Var elbette. Gelmeselerdi. biliyorsun uzun bir süre cepheden hiç haber alamamıştık. yoksulluktan can verenler? Ya saldırıya uğrayan kadın."Ne kadar yorgun olduğunuzu tahmin ediyorum." "Onlar da belâlarını bulacaklar. Ama belli etmemeye çalıştın. her gün atma atlayıp her yeri dolaştın. onlar emir kulu." "Belâlarını buldular. Demek ki korkacak bir şey yok. Kendisinden hiç böyle bir insani muamele beklemiyormuş. Yine kardeşlik içinde yaşayacağız. hep birlikte yaşadık. aynı yemekleri yedik. ben de çocukluğumda Rum kızlarla arkadaşlık ederdim. Artık gün sorunu. Durdu durdu." "Evet. azı kaldı. Çoğu gitti. aynı oyunları oynadık." "Doğru ama. morallerini yükselttin. Gelip Ankara'da bu zaferi kutlayacak. 'Eşsiz bir adam. Politikacılar ne dediyse onları yaptılar. Meclis'te kürsüye çıkıp düşmanı nasıl perişan ettiğini anlatacak." "Peki Ağabey. bunların da sesi kesildi." Fuat Bey esir konuklarını Sarı Kışla'da bıraktıktan sonra doğru Çankaya'ya gitti. Sanki ikimiz de aynı ordudandık. Rumca bildiğini de anladım." "Olacak inşallah. Yunan orduları perişan oldu. Burada konuğumuzsunuz. Ama muharebelerde askere yazık olmadı mı? Ya köyleri yakılanlar? Yurtlarından kovulanlar? Açlıktan." 214 "Yaşasın benim Paşam. Ne kadar üzgün olduğu konuşmasından belliydi. Artık zafer kazanıldı ya. Bu bir barış dünyası olacak. Akrabası Fikriye'ye iyi haberler verecekti. İngilizlerin oyununa geldiklerini söyledi.' dedi. Muharebe alanında ölülerimizi görünce nasıl duygulandığını anlattı. Yok muharebeyi kaybetmişiz! Yok Gazi esir olmuş! Bunların hepsinin muhalifler tarafından uydurulduğu anlaşıldı. "Peki Ağabey. Paşa'dan hiç haber alamadan günlerce kahrol-dun.' Ben de Trikupis'e. Sanki manevralarda beni yenmiş bir kurnandan gibiydi. Yarın o zaferleri de kutlayacağız." dedi.215 larımız. Trikupis biraz konuştu. Kabahat hükümette. anımsıyor musun? 'On beş gün sonra izmir'deyiz.

"Hayrola. Gazi ertesi gün 10 Eylül Pazar günü öğle üzeri Fevzi ve İsmet paşalarla birlikte Nif ten yola çıktı." Nif te o akşam Gazi çok keyifliydi. Nif e dönerken yolda bir katıra iki fıçı yüklemiş bir askerle karşılaşınca arabayı durdurdu. Nereden nereye gelmişlerdi. 'izmir'i alırsak hepinize rakı ziyafeti çekeceğim. Rum sandalları gemilere yolcu taşımak için dünyanın parasını alıyorlardı. Bayrağı izmirli bir gencin tek başına kaleye çektiği anlaşıldı." "Kim tabur kumandanınız?" "Mustafa Hüsnü Bey. Gazi. Mustafa Kemal Paşa durumu biraz yokladıktan sonra izmir'e girmeye karar verdi. Aydın." dedi. ister vermez. birkaç saniye sustuktan sonra. Demirci. Erler kalkıp oynamaya başladılar." "Peki nedir bu fıçıların içindeki?" "Rakı kumandanım. Son geceyi de Nif te (sonradan Mustafakemalpaşa adı verilen kasabada) geçirecekti. Simav. "Ben arkadaşlara. Kendisi de kalkıp zeybek oynadı. Balıkesir. Gazi de Erzurum'da çıkardığı üniformasını giymiş olarak İzmir'e giriyordu. herkesi coşturdu. bu askerlerin şevkini kırmayın. Izmir uzaklardan görünüyordu. İngiliz savaş gemileri de hiçbir Yunan askerini güverteye çıkartmıyordu. Bir meyhaneyi boşalttık. ister verir." demişti. Bakanlar Kurulu başkanı Rauf Bey bu öneriyi Mustafa Kemal Paşa'ya duyurduğunda. Hem de İzmir kapılarında. Bugüne ulaşmak için neleri göze almışlardı? Bütün düşmanlara. Ödemiş. Akhisar." "Peki tabur kumandanı buna izin verecek mi?" "Bilmem gayrı. Rumlar can atıyordu gemilere binmeye. Bu akşam her birine birer matara rakı verin. Türk ordusu da İstanbul'a hiç yaklaşmayacaktı. sonra Buldan. Kadifekale' ye Türk bayrağı çekilmiş. Ne kadar rakı varsa fıçılara doldurduk. Söğütözü." dedi. "nereye böyle? Ne yükledin katırına?" Asker. Asker Gazi'yi tanımıyordu. Yunan ordusunun yeniden karşı koymasına ihtimal yoktur. Limandaki gemilere kızılhaç bayrakları çekilmişti. . Ama yabancı gemiler kimseyi almak istemiyor ve merdivenleri havaya kaldırıyorlardı.." "Sağ ol kumandanım. Trakya Yunanlılara bırakılacak. şaşkın şaşkın baktı. Eylül sonuna kadar Yunan Hükümeti ya doğrudan ya da İngiltere aracılığıyla bize başvuracak olursa koşullarımız şudur: Trakya on beş gün içinde 1914 sınırlarına kadar kayıtsız şartsız Türkiye Büyük Millet Meclisi Hükümeti askeri ve sivil memurlarına teslim edilmelidir. Salihli. Gazi deliye döndü ve Rauf Bey'e şu telgrafı çekti: "Anadolu'daki Yunan ordusu kesinlikle mağlup edilmiştir. Önce Alaşehir ele geçirildi. zaferi kutlasın-lar. O benim arkadaşımdır. Bu öneriye göre ateş kesildikten sonra Yunan ordusu Anadolu'dan çekilecek. Nif ve Manisa..' demiştim." "Peki ben ona bir tezkere yazayım da rakı içmenize izin versin. Bunu kutlamayacak mıyız? Nedir bu sessiz haliniz? Haydi hep birlikte şarkı söyleyelim. Mütareke ancak Trakya için söz konusu olabilir. Ordular artık İzmir kapılarındaydılar. İşte o gün gelmişti. "Yahu. Kula." Mustafa Kemal tabur kumandanına şu tezkereyi yazdı: "Muhterem Tabur Komutanı. Bir de baktılar ki. Oysa daha hiçbir birlik izmir'e girmemişti. Türk orduları daha İzmir kapılarına dayanmadan önce Ankara'ya bir mütareke önerisi gelmişti." Tabii bu telgrafa hiçbir yanıt gelmedi. Anadolu için artık hiçbir tartışma söz konusu olamaz. Yol boyunca halk büyük gösterilerle arabaları durduruyor ve kumandanları alkışlıyordu. Bütün İzmir kaynıyordu. İsmet ve Fevzi paşaların da gözlerinden mutluluk okunuyordu. "İzmir'e girdik." dedi. Erzurum'da subay giysilerini çıkartırken "Allah kısmet ederse bir daha giyerim." Bir türkü tutturdu Gazi. Arkadaşlara ziyafet çekeceğim. Bozöyük. izmir artık alındı demektir. Bilecik. Bu zaferi kutlamak gerekmez miydi? Gazi çevresindekilere. "Allah benim dileğimi yerine getirdi.Gelelim orduların İzmir'e doğru gidişine. içerideki muhaliflere ve İstanbul Hükümeti'nin yarattığı güçlüklere karşın savaş kazanılmış ve İzmir kapılarına gelinmişti.

Gazi'nin neler sevdiğini öğrenen Iplikçizâde. hükümet konağını doldurarak Gazi'yle kucaklaştılar. . Neye uğradıklarını şaşırıp ateş etmeye başlamışlar. izmirliler Mustafa Kemal Paşa'ya bir de araba hediye etmişlerdi. Karşıyaka'da. hükümet konağında bir ziyafet hazırlamışlardı." Bu bayrak olayı bütün yabancı basına yansıdı.000 kişilik bir Yunan birliği olduğu anlaşıldı. Kral Konstantin bu evde kalmıştı. izmirliler onun gelişini kutlamak için konağın önünde bir kuzuyu kesmeye hazırlanıyorlardı. 1916'da. Bayrak bir ulusun onurudur. Bazıları boynuna sarılıp ağladılar. 11 Eylül Pazartesi günü sabah erken saatlerde yine Fevzi ve ismet paşalarla ve yaverleriyle birlikte hükümet konağına gitti. Fahrettin Altay Paşa'nın yakın akrabalarından Iplikçizâde ismail Bey'in köşkünde kalması kararlaştırıldı. evin ilk sahibi italyan uyruklu Alyoti adında ünlü bir zenginden satın almıştı. Paşa'ya. Paşa çok keyifliydi. Huzur içinde geçen bir gecenin ardından Gazi. Bir süre sonra yeniden balkona gelerek halkı selâmladı. kadınlar kendisini bekliyordu. on beş odalı. sevimli davranışlarla arabadan indi. atlılar da arabanın önünden halkı yara yara gidiyorlardı." "Hata etmiş. 217 İzmirliler. öteki kumandanlar da o köşkün hemen yanı başındaki Fikri Bey'in köşkünde konuk edileceklerdi. yüzü gülüyordu. Alkış. "Bu nedir?" diye kükredi. Ruşen Eşrefe. Çolak İbrahim Bey'in atlılarının saldırısına uğrayanlar olup. Onların ardından Paşa. Ama Ruşen Eşref işe el koyuncaya kadar kuzu kesilmişti bile. onun beğeneceği yemekleri yapabilmek için kapı kapı dolaşarak yakın komşularından bulgur. Paşa'nın Karşıyaka'daki köşkte kalması kararlaştırılınca. Gazi ve arkadaşları tam ilk 218 kadehlerini tokuştururlarken." diye haykırdı. Bu ne olabilirdi? Paşalar bir odaya kapanıp durumu araştırmaya başladılar. Hükümet konağının önündeki alan bir anda hıncahınç doluver-di. sokaklarda ellerinde bayraklarla çocuklar koşuşuyordu. Bunlar. ellerini öptüler. 'Kahraman komutan' sözleriyle başlayan bir kutlama telgrafı geldi. Yaverler de telsizden haber getiriyorlardı. kıyamet. Kaldırın hemen şu bayrağı. kadınlar hüngür hüngür ağlıyor. Bütün izmir eşrafı. Iplikçizâdelerin köşkü üç katlı. Halkı teker teker selâmladı. O zaman da Türk bayrağı sermişlerdi. bir de baktı ki yere bir Yunan bayrağı serilmiş. ismail Bey burayı. Yola çıktılar. o akşam köşkte de bir ziyafet hazırlanmıştı. çeşitli mezelerle muazzam bir sofra donatmışlardı. Menderes-Torbalı yönünden gelen 3. izmir kurtulmuştu ama Yunan askerleri çeşitli bölgelerde direnişlerini sürdürüyorladı. şeker ve un gibi şeyler toplamış. Ama bir de bakmışlar ki karşılarında koca bir ordu var. Olay çıkartanların. çeşit çeşit mezeler.. Köşkün önemli bir tarihi vardı. Gazi. Fevzi ve ismet paşalar da aynı köşkte kalacaklar. Gazi. Gazi'nin. Köşke giderken. dışardan top ve makineli tüfek sesleri gelmeye başladı. Gazi bunu görmemek için balkondan içeri kaçtı. yer yerinden oynuyordu. Köşkün önünde de kızlar. Heyecanlı kısa bir konuşma yaptı. pirinç. O gün yapılacak pek çok iş vardı. Hepsi ulusal zaferden dolayı Gazi'yi kutladılar. Dışarıdan gelip telâşlı adımlarla merdivenleri tırmananlar da oldu. "Paşam Yunan bayrağı. konsolosları ve diğer yabancı devlet temsilcilerini kabul etti. Araba çiçeklerle öyle bir donatılmıştı ki. çiğneyip geçmişti. 30 Mayıs 1921'de izmir'e gelen Yunan Kralı Konstantin de bu evde kalmıştı. Paşa tam merdivenlerin önüne geldiğinde. O arada istanbul Hükümeti'nden de Paşa'ya. Çiğnenemez.Kafile kısa bir süre sonra izmir Hükümet Konağı'na geldi. yaverleri Salih Bozok ve Muzaffer Kılıç ile Ruşen Eşref Bey'i de yanına alarak bu arabaya bindi.. izmir'in kurtuluşundan da hiç haberleri yokmuş. yemekler. Hemen beyaz bayrak çekip teslim olmuşlar. izmir'e sığınmak istiyorlarmış. "Aman kesmesinler kuzuyu. Pencerelerden bayraklar ve çarşaflar sarkıyor. bunun bir araba olduğu bile anlaşılamıyordu. bahçesinde bir yel değirmeni ve tenis kortu olan görkemli bir köşktü. Olay yerinden haber getirmişlerdi.

"Hanımefendi. Ama ben onun adına size şunu bildirmek istiyorum. Bize bu şerefi tanıyın. Sizi köşkümüze konuk etmek istiyoruz. Kâzım Paşa'ya. izmir'e giren ilk fırka kumandanlarından Kâzım (Sevüktekin) Paşa'yı karargâhta görerek kendisine şu mesajı iletti: "Kumandan Paşa Hazretleri. Gazi'nin ayaklarına kapandı." dedi. davet Gazi'nin ilgisini çekti. nezaket kuralları içinde Muammer Bey'in köşkünden ayrıldıktan sonra. Kadın bu kez de Mustafa Kemal'in ellerini öpmeye yeltendi." "Paşa Hazretleri. Ne mutlu bize ki artık aramızdasınız." 220 Kâzım Paşa bu sözleri Mustafa Kemal Paşa'ya iletince. Ne olur davetimizi geri çevirmeyin. yüzü kapalı bir hanım çıktı. Kara çarşaftan dolayı ne yaşı belli oluyordu ne de güzelliği." dedi. Çok rica ederim. Davetinizi büyük bir duyarlılıkla dinledim. Hem de bizim köşkümüz çok güvenli bir yerde. işte o konuların tartışıldığı bir zamanda. Uşakizâde Muammer Bey'in kızıyım. Mustafa Kemal ve yaverlerini kapıda önce kâhya Osman Efendi karşıladı. Mektuplarınızı yazarım. bu şerefin bir Türk ailesinden esi-genmemesini rica ediyor. "Hanımefendi. "çok rica ederim ayağa kalkın. karşılarına siyah bir çarşafa bürünmüş. "İzmir'e hoş geldiniz. "Hayır. Zaten Karşıyaka'dan kentin merkezine yakın bir yere taşınmayı düşünüyordu. Köşkü de pek beğenmedi ve yaverlere." Mustafa Kemal. Kimse buralara yaklaşamaz. izin verin." "Çok teşekkür ederim Hanımefendi. beni çok mutlu ettiniz. izmir'in ünlü zenginlerinden Muammer Bey'in kâhyası Osman Efendi. hayır Hanımefendi. Bu konuda Fransız ve ingilizlerle ön hazırlıkların yapılması gerekiyordu. izmir'in işgalinden beri yüreğim vatan aşkıyla çarpıyor. izmir'de de yapılması geren çok şey vardı. Artık burası sizin eviniz demektir. Londra'da ve Paris'te okudum. konuyu arkadaşlarımla görüşeyim. Belki de oraya bir bomba yerleştirmişlerdir. ben Uşakizâde Muammer Beye-fendi'nin kâhyasıyım. Hemen yeni belediye başkanı ile birlikte arabaya atlayıp Göztepe'ye gittiler. İşte bu. Gazi neye uğradığını anlayamamıştı. Merdivenleri çıkıp salona girdikleri zaman. Yarın patlayıverir." dedi. Sizden emir bekliyoruz. Kendisi şu anda izmir'de değil.221 rum. Kendileri. bir süre sonra yaşamına damgasını vuracak bir kişiyle karşılaştı. "Paşam. önce şu yüzünüzü bir açın. Lâtife Hanım'di. belediye başkanından bu ailenin durumuyla ilgili bilgi istedi. Gazi orada. Biz Türk kadınları hizmetinizdeyiz. İngilizce ve Fransızca bilirim. Sizin zafere ulaşmanız için her gün dua ettim. Bu hanım. ben her türlü işinizde size yardımcı da olu. "ben bir kadına el öptürecek yaşta ve düzeyde değilim. Önünde eğilen bir kadına. konuğumuz olun. Ne olacağı bilinmez. Bu köşkte konuğumuz olacaksınız. ." dedi. "Görelim bakalım bu Göztepe'deki köşk nasıl bir şeymiş?" dedi.Bir ateşkes antlaşmasının imzalanması için zaman daha çok erkendi. nedir bu haliniz?" Gazi ayaklarının önüne eğilmiş çarşaflı kadını elinden tutarak ayağa kaldırdı. "acele karar vermekten çekmiyorum. Eğer Mustafa Kemal Paşa Hazretleri Muammer Bey'in Göztepe'deki evlerini ikametgâh olarak düşünürlerse. uygar bir biçimde tanışalım. bu Uşakizâdeler için büyük bir şeref 219 olacaktır kendileri. Tanrı bize bugünleri gösterdi. Gazi. Kral Konstantin'in kaldığı köşkte kalmayınız." Lâtife Hanım yüzünü açtıktan sonra. Benim adım Lâtife Muammer. önerinizi arkadaşlarımla görüşmem gerekecek. Karargâhın hükümet konağından başka bir yere taşınması daha iyi olmaz mıydı? Mustafa Kemal Paşa'nın da izmir'in merkezine yakın bir yerde oturması o günün koşullarına daha uygun değil miydi? Bunlar hep güncel sorunlardı." Mustafa Kemal Paşa karşısındaki kadının kara çarşaflı kılığından ve aşırı konukseverliğinden pek hoşlanmamış olacak ki. büyük bir saygı ve alçak gönüllülükle. Kim olduğunu hiç anlayamadığı bu kadının davranışı ona çok dokundu.

222 13 Eylül Çarşamba. Mustafa Kemal Lâtife'nin Batılı kafasını. Ondan sonraki günlerde Gazi ile Lâtife Hanım zaman zaman bir araya geldiler. yine çok dolu bir gündü. yeni bir Türk devletinin kuruluşu ve Türk milletinin yükselmesini de cihana ilan ediyor." Mustafa Kemal o akşam Kordon'da Kramer Oteli'nin gazinosunda rakısını içerken garsona sordu: "Kral Konstantin de bu otele gelip bir kadeh rakı içti mi?" "Hayır Paşa Hazretleri. Sürekli bir ilişki artık onu korkutuyordu. Kordon boyunda karargâhımı kurabileceğim uygun bir ev arayın. Bu genç kıza tutulmaktan biraz korktu. izmir'deki ingiliz Başkonsolosu Henry Lamb'le görüşerek geçirdi. Önce İngiliz filosu başkomutanına bir yazı yollayarak ingilizlerle siyasal ilişkiler kurulmasından onur duyacağını bildirdi. Osmanlı İmpa-ratorluğu'nun son yüzyıllardaki bütün günahlarını bu ateşle temizliyoruz. eğer taraflar masaya oturmazlarsa Türklerin Trakya'yı da ele geçirmelerinden korkuyorlardı. Bu. Yani böylece Lâtife Hanım'in davetine kulak asmamış oluyordu. Gazi yangını izlerken yanındaki genç subaylara şöyle dedi: "Çocuklar. Mustafa Kemal Paşa gününü. başını dik tutmaya çalışmasını bir an için istanbul' da tanıdığı yabancı kadınlara benzetti. Karşıyaka'ya gitmekten vazgeçerek geceyi Uşakizâdelerin köşkünde geçirmeye karar verdi. 24 saat içinde en iyi birliklerini Trakya'ya geçirerek Yunanlıları oradan kovabilecek güçte olduğunu duyurdu."Bu köşkü gözüm tutmadı. izmir'deki üçüncü gecesini de Kordon'da kendisi için hazırlanan bir evde geçirdi." dedi." dedi. siz geldiniz. ingilizler Yunanlılarla Türklerin mutlaka bir araya gelerek ateşkes görüşmelerini başlatmalarını istiyor." Mustafa Kemal Paşa bu İzmir yangınını içi sızlayarak balkondan seyrettikten sonra. "Bu son taarruzu ben istemedim ama Yunanlıların. Fakat zararı yok. yine Karşıyaka'daki köşke döndü. Paşa ile onu çok etkileyen bu kara çarşaflı kız arasında hiç beklemediği bir elektrik akımı oluştu. ailemizin bütün serveti yandı. Sofya'da ilişki kurduğu genç kızlar da Lâtife gibi güçlüydüler. bir devrin sona erip yeni bir devrin başladığını gösteren bir yangındır. Bu bize yeter. Lâtife Hanım evden ayrılmış ve büyükannesiyle birlikte bitişik eve taşınmıştı. Göztepe'deki Uşakizâdelerin köşküne gitmeyi aklından bile geçirmedi. mahvoluk. Sonra bir Amerikan gazetesine demeç vererek. Ertesi gün 12 Eylül'dü." "Öyleyse neden izmir'i almak istemiş?" Mustafa Kemal o gece. izmir yanmış ve Uşakizâdelerin birçok mülkü de kavrulup gitmişti. "Siz bana. kendine güvenerek konuşmasını. batı kültürüyle yetişmişti. Oysa Mustafa Kemal bu tür giysili kadınlardan hiç hoşlanmazdı. Lâtife de Londra'da ve Paris'te eğitim görmüş. Sabotajcılar İzmir'i ateşe vermişlerdi. Sonra Akdeniz'deki ingiliz filosu başkomutanına bir mektup yazdı. O günlerin birinde Lâtife Hanım Mustafa Kemal Paşa'ya şöyle dedi: "Paşam. 14 Eylül Perşembe günü yine ortalık kaynıyordu. Daha sonra Daily Mail gazetesinin muhabirine bir demeç vererek. sanki kafasının ve kalbinin içini görüyordu. Anadolu'dan gitmeleri gerektiğine inanmaları için başka yol yoktu. memleketi ve bizi kurtardınız. Daha ertesi gün. Gazi bu kızın oralarda ne . işte böyle bir günün akşamında Gazi. yangının Kordon'u da sarmasından çekindiğinden yine Karşıyaka'daki İplikçizâdelerin köşküne döndü. O gün İzmir alev alev yanıyordu. Ayrıca bu." işte ne olduysa o gün oldu. Koca İzmir kenti nerdeyse kavrulup yok olacaktı. Ya Lâtife de ona delicesine âşık olursa? Neye varırdı bunun sonu? Gazi duygusal ilişkilerle özgürlüğünü yitirmekten çekiniyordu. bu manzaraya iyi bakın. Fikriye kendisine kul köle olduğu için onun egemenliği altına girmemiş ve bağımsızlığını korumasını bilmişti. Gazi gözlerini onun gözlerinden ayıramıyor.

Tek çare. Hava gittikçe gerginleşiyor ve ingilizlerle Fransızlar Türk ordusunu nasıl durduracaklarının hesabını yapıyorlardı. Belki de elinde hiç diploması yoktu. ingiliz Savunma Bakanlığı. General Harrington Mustafa Kemal Paşa'ya telgraf çekerek Türk süvarilerinin geri çekilmesini istedi. "Misakı Milli'mizde ısrarlıyız. Fransızca ve Rumca biliyor.okuduğunu. O sıralarda Mustafa Kemal Paşa'nın İzmir'deki gündemi çok yüklüydü. Gazi yeni ilişkilerin özlemini duymaya başlamıştı. Ayrıca Fikriye hiç küçümsenecek bir kadın değildi. Mustafa Kemal böyle bir güvence vermeye hiç yanaşmadı. Belki onunla konuşurken her konuda anlaşa-mayacaktı. Asker dinlemiyor ve savaşa devam ediyor. Çankaya sırtlarında dört 224 nala atını koştururdu. Onun yaşamında hiçbir duygusal ilişkinin iki yıllık ömrü olmamıştı. bir tekdüzelik yaratmıştı. Kendisine özgü büyük bir zarafeti ve kadınlığı vardı. Yaklaşık iki yıllık ortak bir yaşam. belki bu kız zaman zaman ona karşı direnecek ve kişiliğini koruyacaktı. Yunan ordusunu izmir'de denize dökmüş olan ulusal ordunun istanbul'a yaklaşmasından korkuyor ve ingilizlerin duruma el koymalarını sağlamaya çalışıyordu. "Büyük Millet Meclisi Hükümeti ile müttefikler arasında bir tarafsız bölgenin saptandığından haberim yoktu. Üst düzeyde bir eğitim görmemiş ama aile çevresinde çok iyi eğitilmişti. "Eğer Mustafa Kemal Çanakkale'deki tarafsız bölgeyi çiğneyecek olursa karşısında ingiltere'nin bütün dominyon askerlerini bulacaktır. Sırası geldiği zaman her türlü bağlarını kesip koparmayı bilecek bir yapıdaydı. biçki. Tatlı ve duygulu bir sesi vardı. dikiş. Süvarilerimiz ve birliklerimiz yenilgiye uğrayan Yunan . Bizim için artık kapitülasyonlar yoktur. hemen Mudanya'da bir mütareke komisyonu toplamaktır. Mustafa Kemal bu kara çarşaflı kızda bu tür eğilimler görüyor ve ona sıcak duygularla bakmaya başlıyordu. Bütün günleri ve geceleri cephede geçmişti. Belki aralarında sonu gelmez tartışmalar da çıkacaktı. ama Gazi herkesin kendisini körü körüne onaylamasından bıkmıştı. ev düzeni." Bu söylentiler üzerine Gazi istanbul'da çıkan İleri gazetesinin başyazarı Celâl Nuri Bey'e bir demeç vererek şunları söyledi: "Askere istirahat emrediyorum. Poincare' nin Lord Curzon'a o günlerde şöyle dediği açıklandı: "Türk kuvvetleri ileri yürümek istiyor. Ama Mustafa Kemal biraz bıkmıştı Fikriye'den. ne yapsa hoş görünüyordu. Elinden gelmeyen iş yoktu. ama kendisini satmasını beceriyordu. hangi üniversitelerden diploma aldığını bile bilmiyordu. Belki bu yüzden Lâtife'ye karşı duygusal bir eğilim göstermesinin sakıncalı olmayacağını düşündü. Bir de şu vardı. Gazi de. ingiliz Dışişleri Bakanı Lord Curzon Paris'te Fransız Başbakanı Poincare ile görüşerek Mustafa Kemal'e karşı alınması gereken önlemleri tartıştı. Ne de güzel ata biner. 223 Çok da kabiliyetliydi. Gazi Ankara'dan ayrılalı neredeyse iki ay olacaktı. Trakya'yı Türk ordusuna karşı korumak için General Harrington'a yeni takviye güçler göndermeyi kararlaştırdı. Belki de karşısındakilerin karşıt düşünceleri savunmalarından hoşlanacaktı. General Harrington ingiliz Savunma Bakanlığı'na bir telgraf çekerek. yemek. Bütün topraklarımızda gerçek bir bağımsızlık istiyoruz. Fransız Yüksek Komiseri General Pelle bir torpidoya atlayarak izmir'e gelmiş ve Türk ordusunun Trakya'ya girmemesi için Ga-zi'den güvence istemişti. Lâtife'yle aralarında duygusal bir bağın gelişmesi Fikriye'ye ihanet anlamına gelir miydi? Lâtife ile Fikriye'yi kafasında karşılaştırdı. piyano çalıyordu. Sıcak ve kadınlı bir ev yaşamının özlemi içindeydi." demekle yetindi. Ne giyse yakıştırıyor. Mustafa Kemal ise almaya çalışıyor. istanbul Hükümeti." dedi. Fikriye elbette ki Lâtife'den çok güzeldi. Yine o günlerde izmir'e gelen Chicago Tribune gazetesinin bir muhabirine Gazi." işte o sıralarda Türk süvarileri Çanakkale'deki tarafsız bölgeye girmiş bulunuyorlardı. Aralarındaki ilişki bu koşullar altında doğdu ve kısa bir süre içinde hızla gelişti. Gazi'nin içinde bir sevecenlik ve koruma duygusu uyandı. Bu olay da gerginliğin büsbütün artmasına neden oldu. Yanık yanık türküler söylüyor ve alaturka şarkılarda Mustafa Kemal'e eşlik ediyordu.

Ciğerlerinin biri bitik halde. iyi bir bakımla yaşamını bir süre uzatabiliriz. Gazi doğru Çankaya'ya gidip annesinin elini öptü. Odayı havalandıracaksınız. aynı havayı almaktan da geçebilir. Veremin ne kadar korkunç bir hastalık olduğunu biliyorsunuz. ölürsem de burada ölürüm. 'Katiyyen sanatoryuma filân gitmem. Askerlerini zor zapt ediyor. Kardeşi gibi ölmekten korkuyor. bu hastalığın bulaşıcı olduğunu da biliyoruz. aynı bardakları kullanmayacaksınız. Çevresindeki insanların çok dikkatli olması gerekir. sizi kaybetmemek için de her şeyi. Ama bu. Kesik kesik ök-sürüyor ama halsizliğini Paşasına belli etmemeye çalışıyordu. Ne yapacağımı bilmiyorum. Ortada bir sorun yoktur. Başbakan Poincare'ye şöyle bir telgraf çekti: "Mustafa Kemal'le dört saat görüştüm. Her ikisi de heyecanla onun dönüşünü bekliyorlardı." "Peki. ona göre bir karara varalım. Ben birkaç kez ağzını yokladım. 29 Eylül günü saat yarımda trenle izmir'den ayrıldı. kilo kaybetmiş. Anlıyorum ondan biraz uzak durmam şart ama bunu nasıl ypacağım? Dediğin gibi Fikriye'yi dışarı göndermeliyiz. iyi gıda almak zorundasınız. hava büsbütün gerginleşti. GVF15 XIV Zoraki Sanatoryum Bakımı Gazi 2 Ekim'de trenle Ankara'ya geldi.227 nun ecele çaresi yok. Mustafa Kemal Paşa bir yandan büyük bir diplomatik beceriyle bu işleri yürütüyor. Verem. Yanında İcra Vekilleri Heyeti Başkanı Rauf Bey." "Ne diyorsun Refik Bey? Bu çok kötü bir durum. bunları yapabilir misiniz? En iyisi onu derhal dışarı göndermek. Maksadı mutlaka Mustafa Kemal'in eşi olmaktı. Şu son iki ay içinde büsbütün zayıflamıştı.ordusunu takip etmişlerdir. Bir de şu var." diye yanıt verince. Fikriye daha solgun ve güçsüz görünüyordu. kendisini coşkuyla karşıladılar. bir yandan da izmir'in tadını çıkartıyordu. iyi düşünün Paşam. bilemiyorum. siz bu ülkeye daha uzun yıllar gereklisiniz." "Çok üzülüyorum. Bunun üzerine ingilizler Yunan donanmasının istanbul'dan uzaklaştırılmasını sağladılar. Saltanat ve hilâfet sorunu çözülmedi. Lâtife Hanım'la uğraşacak zamanı pek yoktu. Caverneler kapanırsa tehlike azalır. Ne yapmam gerekiyor. Meclis'te muhaliflerimiz bize karşı her türlü kötülüğü yapıyor ve kurmaya çalıştığınız rejimi şimdiden çökertmek istiyorlar. öbüründe de caverneltr var. nasıl olur? Almanya'daki sanatoryumlardan acele bilgi alın. Fikriye'yle kucaklaştı. Refik Bey. Daha istanbul kurtulmadı. izmir'e gelen Fransız temsilcisi Franclin Bouillon." dedi. Bana ne onerırsım "Vallahi Paşam. Yoğun bir sanatoryum bakımı gerekiyor. Ama Gazi kendisine umut verici hiçbir söz söylemeden. Durumu güç. balgam çıkartıyor. Gazi ertesi gün Sağlık Bakanı Refik Saydam'ı Köşk'e çağırtarak Fikriye'nin sağlık durumunu sordu. Bu nasıl olur? Aynı yatakta yatmayacaksınız. Kendisini nasıl sevip saydığımı bilirsin. öksürürken ağzından kan geliyor. nasıl anlatacağız bunu kendisine?" "Çok güç. Ben Fikriye' nin başına böyle bir felâket gelsin istemem. durum çok ciddi. Kendinizi çok korumanız gerekecek. Lâtife Hanım o saatlerde Göztepe'deki köşkünde gözyaşlarına boğulmuş ağlıyordu." Bütün bu olaylar birkaç hafta içinde oldu. "Paşam. ama sizden uzak düşmemek.' diyor. Vatanı kurtardınız ama şimdi sizi yeni görevler bekliyor. Bilmiyorum. Dışişleri Bakanı Yusuf Kemal Bey ve içişleri Bakanı Fethi Bey vardı. Ne yazık ki bunun çaresi bulunamadı." . Sizin de canınızı tehlikeye atmanızın hiç anlamı yok. yan yana olmaktan. Geceleri terliyormuş. Vereme yakalanmış. hastadan bir iki metre uzakta duracaksınız. birlikte yaşamaktan. Lâtife Hanım ise Paşa'yı yitirmemek için türlü tasarılar peşindeydi. Burada kalırsa hastamızı kurtara-mayız. ölümü bile göze alıyor. Bence hemen İsviçre'de ya da Almanya'da bir sanatoryuma yatması iyi olur. Ankaralılar ve Meclis üyeleri. "hastamızın durumu bana çok tehlikeli görünüyor. Sen hemen bir araştır bakalım.

Hastalık ilerlemeden bir sanatoryuma kaldırılsa iyi olabilirmiş. Siz döndünüz ya. sonra da ordunun izmir'e girişini anlattı." dedi. Sonra gizli bir oturum düzenlendi. Oysa bizim istediğimiz şey Trakya'nın ve İstanbul'un doğrudan doğruya bizim hükümetimize teslim edilmesidir. O da senin bir sanatoryumda yatmanı uygun buluyor. Trakya'nın iadesi kabul edilmezse hemen bu gece İstanbul üzerine harekete geçiniz. Refik Bey'le görüştükten sonra bunu Fikriye'ye anlatmaya çalıştı." Mustafa Kemal asla ödün vermek niyetinde değildi." "Ama iş işten geçtikten sonra. sonra 30 Ağustos zaferini. Ertesi gün Mustafa Kemal Paşa sürekli alkışlar arasında Mec-lis'e girdi. O oturumda söz alan Mustafa Kemal Paşa şöyle dedi: "Şimdi Mudanya Konferansı ister müspet. bütün ordunun ve savaşı zaferle sonuçlandıran halkın başarısıydı.O gün Mudanya'da görüşmeler başlamıştı. Ya Fikriye ne olacaktı? Fikriye'nin yoğun bir bakıma ihtiyacı olduğu kesindi. O yüzden ne yedim ne içtim." "Hayır çocuğum. Jülide'nin vereme yakalandığı çok geç anlaşılmış." "Ama Fikriye'ciğim. Gazi telgrafla çalışmaları izliyor ve delegasyon başkanı ismet Paşa'ya direktifler veriyordu. daha hastalığın hiç ilerlememiş. Önce 26 Ağustos taarruzunu. Gazi. ben hasta değilim. Artık Mustafa Kemal Paşa derhal Bursa'ya giderek ismet Paşa'yı orada beklemek kararındaydı.." O gün İsmet Paşa'dan yeni bir telgraf geldi: "Trakya'yı bize gerçekten vermek fikrinde görünmüyorlar. bunalımlara düştüm. Dr. Benim ilâcım sizsiniz Paşam. Jülide'yi de onlar öldürdüler." Mudanya'dan olumlu haberler gelmiyordu. Sonunda ingilizler ve Fransızlar boyun eğmek zorunda kaldılar. Bak Fikriye'ciğim senin durumun öyle değil. ismet Paşa'nın. "Bak Fikriye'ciğim. Bu. dayattı. 11 Ekim'de ateşkes antlaşması (Mudanya Mütarekesi) imzalandı." 229 "Ben doktorlara inanmıyorum. Muhalifler bile kendisine alkış tuttular. "senin mutlaka bir sanatoryumda bakılman gerekiyor. Fransızlar bütün güçleriyle İngiliz önerilerini destekliyorlar." Ordunun İstanbul üzerine yürümesi. Ne olur beni sanatoryuma göndermeyiniz. İsmet Paşa'nın da yapacağı başka bir şey yoktu. Senin bir süre isviçre'de ya da Almanya'da sıkı bir bakım altına alınman gerektiğini belirtti. Mustafa Kemal Paşa'nın. Hiç geri gelmeyeceksiniz sandım. ben artık iyi olurum. ben hasta değilim." . Bir akşam. biz bir an önce barış masasına oturmalıyız. Mustafa Kemal ise ismet Paşa'ya yolladığı telgrafta şöyle diyordu: "Trakya'nın boşaltılmasını ve bize teslimini öyle belli olmayan bir zamana ertelemeyiniz. yeniden büyük olaylara ve İngilizlerle çarpışmalara yol açabilirdi. Fuat'la da konuştuk. yorgunum.. bir yandan da barış görüşmelerini sürdürürüz." "Paşam. ister menfi sonuca varsın. Sizin cephede bin bir tehlike altında bulunmanız beni çok üzdü. Konuşması zaman zaman alkışlarla kesiliyordu. doktorlar bunu gerekli görüyorlar. asabım bozuldu. Bunu kolayca atlatacaksın. kardeşim Heybeliada Sanatoryumu'nda tedavi gördü. Bunun için Refik Bey'le görüştük. Mudanya İİJiılMâ 228 Konferansı olumsuz sonuçlanırsa biz barış konferansına gitmekten kaçınacak mıyız? O zaman bir yandan askeri hareket devam eder." "Paşam. Çok heyecanlı bir durum yaşanıyordu." "Paşam. Gazi bu yürüyüş kararını bir süre erteledi ve 9 Ekim'de Meclis'te gizli bir oturumda şunları söyledi: "Görülüyor ki Trakya'yı bize vermek istemiyorlar.

Birkaç ay sonra taptaze Ankara'ya döneceksin. Mutlu günler göreceğiz. Karşıdaki araba Meclis Başkanı'nın konvoyunu görünce . Yanına fazla bir şey almamıştı. Ankara'da kendine bir şeyler yaptıramamıştı. Ne olur biraz sabret. Çekilen acıları unutacağız. sizi dinleyeceğim. Niyeti sanatoryuma yatmadan önce Paris'te birkaç mağazayı dolaşıp orada giyeceği çamaşır ve sabahlıklar almaktı. dönüşünde ben seni karşılarım. Hemen bir telgraf çekerek sana bir oda ayrılmasını isteyecekler." "Ama gitmek zorundasın Fikriye. Geçen yıl kullandığı kürk mantosunu da yanına aldı. beni dinle. kısa bir süre için. Fikriye'nin soğuktan elleri donmuştu. Ama bilin ki. Gazi genelde Kâzım ve Refet paşalarla konuştu." "Ne demek Fikriye? Elbette." "Ne kadar acı Paşam. iyi bakım." "Fikriye. ne olur ben de sizinle Bursa'ya geleyim. temiz hava seni iyi edecek. Bursa'ya beraber gideriz." "Peki Paşam. Belki de Cumhuriyet'i ilan edeceğiz. Heyecandan gözüne hiç uyku girmiyordu. ama ben hiç kimseye ilâç olamam. Bütün gece yolda geçti. bu sözleri duydukça yüreğim sızlıyor. size karşı koyacak gücüm yok. Ne zaman gitmemi uygun görüyorsunuz?" "Hemen birkaç gün içinde. Hayatta yalnız sizi sevdim ve sizi seveceğim." "Paşam. öksürüğün kesilecek. Gitmeden vedalaşırız. Akşam karanlığında Ankara'dan ayrıldılar. Kilo alacaksın. Yine Köşk'ün tek kadını ben olayım. istanbul düşman işgalinden kurtulmuş olacak. Ülkeye barış gelecek. Nasıl isterseniz öyle olsun." Mustafa Kemal'in içi sızlıyordu." "Ne olur Paşam. galiba en uygun yer Münih Sanatoryumu imiş. Yeniden yola koyuldular." "Fikriye'ciğim. Avrupa'da da havalar serin olabilirdi. 15 Ekim'de Ankara'dan yola çıktılar. kahvaltı ettiler. sabahlara kadar sizin Köşk'e dönmenizi bekleyeyim. Havalar artık serinlemeye başlamıştı. ama beni anlamaya çalışın ve kalbinizin bir köşesindeki ufacık yerimi benden esirgemeyin." "Üzülme Fikriye. Ama her şeyden önce senin sağlığına kavuşman gerek. Sağlığına kavuşman için böyle bir sanatoryum dönemi geçirmenin şart olduğu anlaşılıyor. beni yanınızdan uzaklaştırmayın. Sen oradan ayrılıp istanbul'a gidersin. Arkadan gelen ikinci bir arabaya da Fikriye oturdu. Yine size hizmet edeyim. nerede olursam olayım. Bütün halk bayram edecek. içim kan ağlıyor. Mutlu günler göreceğiz. Gazi kendi arabasına Kâzım Karabekir ile Refet Paşa'yı aldı. Eskisinden sağlıklı olacaksın. Sizin zafer kazanmış bir başkumandan. seni iyi edemem. Siz her zaman yaşamımın tek erkeği olacaksınız. Umutlarımı yaşatmama yardımcı olun Paşam. Ne olur beni daha fazla üzme. Bana acımanızı hiç istemiyorum. Birkaç kez durup çay içtiler. Gece soğuk çıkmış ve Fikriye kürküne bürünmüştü. ama ne yapabilirdi? Onun Almanya' ya gitmesinden başka çare yoktu. Yine gece yarılarına. benim canım hiç gitmek istemiyor. asabın düzelecek. Padişah da belki vatandan uzaklaşmak zorunda kalacak. bir Meclis Başkanı olarak Bursa'da coşkuyla karşılanmanıza tanık olayım. Ne olur sizsiz geçecek günlerimi uzatmadan beni yanınıza aldırın. Sonra yine yola koyuldular. bunalımlardan kurtulacaksın." "Paşam siz yanımda olmayınca ben sağlıklı olamam. Mustafa Kemal Fikriye'nin sağlığıyla ilgilendi. Fikriye suskundu. bu ayrılık birkaç ay için olacak. çocuğum. Dolabında da hiç ayrılmayacağı bir giysisi yoktu."Fikriye'ciğim. Ben de zaten Bursa'ya gideceğim. birkaç ay sanatoryumda kal. Sıcak çay iyi geldi." "Olacaksın çocuğum. Bana bu zevki çok görmeyin. Bozöyük'te Paşa arabaları durdurdu. Size hiç duyamayacağım. Almanya'ya götüreceği giysilerini ve çamaşırlarını bir bavula yerleştirmişti. Bursa'ya yaklaşırken karşıdan bir arabanın geldiğini gördüler. Sonra yine birlikte olacağız." "Peki Paşam." "Ne kötü. Refik Bey Dışişleri Bakanı'ndan senin için Almanya'da bir sanatoryum araştırmasını istemiş. Fikriye'nin amansız bir hastalığa yakalandığını biliyordu. sizin aşkınızla 23° yanıp tutuşacağım. sizi Ankara'da karşılayamayacağım. ben de birkaç gün Bursa'da kaldıktan sonra Ankara'ya dönerim. O saatlerde yollar bomboştu. Ne olur doktorları dinle. Sabaha karşı ortalık buz gibiydi. seni çok iyi anlıyorum. O günleri birlikte yaşayacağız. kızım.

" 231 "Önemli değil Paşam. Doktorlar." "Çok mutlu olurum. Ben de hastamızı oradan trene bidirip Bursa'ya döneceğim. O da Halide Hanım'a sarıldı ve yanaklarından öptü. Kâzım Paşa Doğu Cephesi'ndeydi. değil mi?" "Birkaç gün de Paris'te kalıp kendime esvap yaptırmak istiyorum." dedi. Uzaktan bu coşkulu manzarayı izlerken gözyaşlarını tutamıyordu. ben Fikriye Hanım'ı Bursa'ya götürüyorum. Orada birkaç gün kalıp İstanbul'a hareket edecek. Hasta olduğunu duymuş olduğunuzu sanıyorum. nereye böyle sabah sabah? istanbul'a mı dönüyorsunuz?" diye sordu. Üzerlerine çiçeklerle 'Bin yaşa Gazi Paşa' yazıları işlenmişti. Halide Hanım. Fikriye "inşallah." "Ondan sonra sanatoryuma. Kendisini bir süre önce bir kadınlar toplantısında tanımıştım. Yolda Bursalı kadınlar. istanbul Üniversitesi'nden bir öğrenci grubu da Gazi'yi karşılamaya gelmişti. Hepsi Gazi'yi ve paşaları kucakladı. öteki de hiç tanımadığı bir kadın. Paşa arabadan atlayıp karşıdaki arabaya yaklaştı. çok memnun olur. "tedaviye gidiyormuşsunuz. keşke bu kadar uzatmasaydınız. vah vah. Hıçkırık sesleri ve alkışlar arasında Belediye'ye kadar . Sonra yine otomobillere binildi. Mustafa Kemal." Gazi bunun üzerine arkadaki arabanın kapısına uzandı. Benden rica etti. yaşlı. insanlık görevi. çoluk çocuk yollara dökülmüştü. Halide Hanım hemen arabadan indi." "Hanımefendi. Gazi ve paşalar oradan Hacivat Köprüsü'nün alt başına kadar yürüdüler." "Evet. Hasta ve yorgun olduğu bakışlarından belliydi. "Hayır Paşam. Sonra boynuna sa-nldı ve. Asım Gündüz ve Kemalettin paşalar da Gazi'yi karşılamak için otomobillerle Hacivat Köprüsü'ne gelmişlerdi. ismet. Doktor Emin Bey'in bir hastası varmış. diyorlar. Ankara'ya gitmesi gerekiyor." "Evet duymuştum. "Hayrola Hanımefendi. İzin verir misiniz kendisine geçmiş olsun diyeyim ve veda edeyim?" "Tabii. "iyi olacaksınız. Kadın." "Paşa Hazretleri.durdu. Bursa milletvekilleri. Hiç karşılaşmamıştık. Bir de baktı önde iki kadın oturuyor. istanbul'dan gelen tren yol üzerinde izmit yakınlarında bir yerde durup burada yolcularını alır." dedi. iyi olursun." "Ben gitmek istemedim fakat Paşa ısrar etti. geçmiş olsun. genç. Bir-iki gün istanbul'da kalacağım. onlar da durdular." "Ya." demekle yetindi. Oradan da Almanya'da bir sanatoryuma gidecek. elbette." "Ben de Hanımefendi. Avrupa'da bir sanatoryuma gideceğim. Bursa'nın bütün ileri gelenleri oradaydı. çok memnun oldum sizi tanıdığıma. Fikriye arabadan inmemişti." "inşallah Fikriye Hanım. Hastamız kurtulsun da biz yorulalım ne çıkar. eski Seriye Vekili Mustafa Fehmi Efendi." "Evet. yıllardır adınızı duyarım. Yollara zafer takları kurulmuştu. gelenler arasında Yahya Kemal Bey de bulunuyordu. Kâzım Karabekir ve Refet paşalarla birlikte arabadan indiler. Gazi bu kalabalığı görünce arabaları durdurdu." Gazi Halide Hanım'a dönerek konuşmasını şöyle sürdürdü: "Hanımefendi. Biliyorsunuz." Halide Hanım gözyaşlarını güç tutabildi. Emin Bey size güç bir iş yüklemiş. O gün Bursalılar Gazi'yi büyük bir coşkuyla karşıladılar. size Kâzım Karabekir Paşa'yı takdim edeyim. Fikriye kürküne sarılmış bekliyordu. Halide Hanım'ı tatlı bir gülümsemeyle karşıladı. "Geçmiş olsun Hanımefendi. Halide Hanım onu çok zayıflamış buldu. Vedalaş-tılar. iki gündür yağan yağmura kimse aldırmıyordu. öğrenciler ve çocuklar coşkuyla bağırıyor ve alkış tutuyorlardı. Gülümsemekte bile güçlük çekiyordu. Biri Halide Edip Hanım. Vali Hacı Adil Bey de oradaydılar. Ama bu derece önemli olduğunu bilmiyordum. erkek. hastamızı Ankara trenine kadar götüreceğiz. Fevzi. Hamdullah Suphi.

Fikriye de kendi arabasından çıkarak Mahmut (Soydan) Bey' le birlikte Belediye salonuna girmişti." Bunları dinlerken Fikriye'nin gözünden yaşlar boşanıyordu. Kafasında iki saplantı vardı: Ayrılık ve ölüm. eğitim ve ekonomik yaşamda mücadelemize devam edeceğiz. Bundan sonra düşüncelerimizi hep buna ayıracağız. ufukları pembe. bir yıldızı. Düşman belki kısa zamanda Ankara kapılarına gelip dayanacaktı. Köşk'ün hanımefendisiydi. Kanatlanmış uçuyordu sanki. oğullarım. Bu yol onu sanki ölüme götürüyordu. Dünya ve düşman onun umurunda değildi o zamanlar. yoksa o da Jülide gibi yok olup gidecek miydi? Ne acımasız bir hastalıktı bu. îki yıl önce bin bir güçlük içinde Ankara'ya gelişini anımsadı. Belediye'nin önünde kılıç kalkan oynanıyor. hem de vatan için savaşma tutkusu. O da bu çocukları kucaklamayı ne kadar çok isterdi. buna önem vereceğiz. Bursalıların hiç alışık olmadığı bir söylemdi. Birlikte yaşadıklarını bilmeyen yoktu. Belediye Başkanı sırayla bütün çocukları ve gençleri içeri aldı. sağlığı da mutlaka 234 yerine gelirdi. Bütün yollar pembeydi. minarelerden selâ sesleri geliyordu. Öyle olsa bütün dertlerini unutur. Bursa Bursa olalı. Üç kız öğrenci Paşa'ya şiirler okudular. çocuklarım. Ya Mustafa Fehmi Efendi? Onların nikâhını kıymış olan. Bu konuşmadan sonra Gazi. kendisini bekleyenleri teker teker tanıttı. Bu coşku dolu ortamda Paşasıyla uzaktan bile olsa bir kez göz göze^gelmemişlerdi. Memleketi asıl aydınlığa siz ulaştıracaksınız. Bir an anılarıyla başbaşa kaldı. onlara sorular yöneltiyordu." Bu. küçük kızlar Paşa'ya çiçekler veriyorlardı. Bütün yoksulluğun içinde ne kadar coşkuluydu. sabahın ilk ışıkları pembe. O da kendisine tatlı sözler söyledi. O sıralarda kortej belediyenin önüne gelmişti. Yeni bir yaşama gidiyordu. Osman Gazi türbesinden de toplar atılıyor. Küçük yavruların bazıları şimdiye kadar hiç el sıkmamışlardı. çiçekleri pembe. davullar zurnalar çalıyor. ne kadar değerli olduğunuzu düşünerek ona göre çalışın. ismet. sonra sağ ellerini avuçlarının içine alarak okşuyor. Güneşli günlere gebeydi bu . Fikriye ise arkadaki arabada yaşamının en mutsuz günlerinden birini yaşıyordu. Paşa onları düzeltiyor. Şimdi kendini bir yerde itilmiş. acemice sol ellerini uzatıyorlardı. Hem de aynı kentte ve aynı evde. Birlikte yaşayacaklardı. Niye sanki şu anda Paşa'nm yanında değildi? Bu coşkulu zafer törenini onunla paylaşmayı ne kadar çok isterdi. son nefesini Paşasının kollarında vermek istiyordu. Herkes bu konuşmayı heyecanla bekliyordu. Gazi her biriyle ayrı ayrı ilgilendi. Paşası onu bekliyordu. Neden bu gezide o hep arka plandaydı? Oysa iki yıl Ankara'da hep birlikte olmuşlardı. Kafası umut doluydu. Belki hep birlikte can vereceklerdi. Hiçbir konforu ve bakımı olmayan Direksiyon Binası ona saray gibi görünecekti. Kızlarım. bu muhte233 rem hoca efendi değil miydi? Şimdi onların yanında olmaya nasıl can atardı. Kurtuluş umudu olmadığını biliyordu ama. belediyenin önünde birikmiş olan genç öğrencileri de tanımak istediğini söyledi. böyle bir bayram havası yaşamamıştı.gelindi. Ankara'nın taşları pembe. kaderimizin nurusunuz. öpüyor. Demek askeri zaferler tamamlanmış. Her şey pembe görünüyordu. Ne kadar önemli. Bir-çoklarıyla kucaklaştı. Sonra onlara da bir konuşma yaparak şöyle dedi: "Küçük Hanımlar. Başkan'ın eşiyle tanıştılar. Belediye Başkanı. sizlerden pek çok şey bekliyoruz. sorular sordu. giriş kapısının önünde Paşa'ya. Gazi konuşmasını şöyle bitirdi: "Üç buçuk yıl süren bu mücadeleden sonra bilim. Paşasına kavuşacaktı. Kâzım. Fabrikacı olacağız. Küçük Beyler! Sizler. gizli tutulmuş gibi hissediyordu. sıra ekonomik savaşlara gelmişti. Ama içinde hem sevdiği adama olan aşkı vardı. sanatkâr olacağız. Refet ve Asım Gündüz paşalarla kaç kez bir arada bulunmuşlardı. Bursa bu ikisinin kavşak yeriydi. her biriniz geleceğin bir gülü. Tanıtma işleri sona erince Gazi salonun ortasına gelerek Bursalılara ilk konuşmasını yaptı. Bu kadarcık bir ilgiyi bile ona çok mu görüyordu? Nasıl bir karamsarlık içindeydi. Oysa şu anda o ölümü düşünüyordu.

O akşam Gazi'nin onuruna büyük bir ziyafet düzenlenmişti. Ya Fikriye hiç iyi olmazsa? Yazık değil miydi kendisine bu kadar bağlı olan bu genç kadına? Birlikte geçen günlerini. bakanlar. dinleneceğim. Merak etmeyin hiçbir şeyim yok. o kadar. Bir depresyon geçiriyor." Gazi de doktorlarla birlikte odadan çıktı. Siz yanımdasınız ya. yönetim görevlileri. Biliyorsunuz. odanın bütün eşyaları üzerine üzerine geldi. Onlar. Fikriye bu yemeğe katılmak istemiyordu ama Paşa'nın ısrarı üzerine keyifsiz keyifsiz yemeğe gitmek zorunda kaldı. Biraz dinlenince. "Dur. annesi. her yer karardı." Gerçekten de iki dakika sonra doktorların geldiğini haber verdiler." Yine uykusuz geçen bir gece. Onların sesiyle bu karabasandan uyandı. bize yaklaşma. Şarkılar söylendi. iyileştim. . dur. kulakları uğuldadı. merak edilecek hiçbir şeyin yok. ama o da beni bıraktı gitti. Sanki bütün bu şenlikler Fikriye'yi uğurlamak için yapılıyordu." dedi. Fikriye ise yorgunluktan ve kederinden ölüyordu. Fikriye'nin hastalığına üzülüyor. Kötü bir rüya gördüm. temiz hava ve gıda alınca bunların hepsi düzelecek. Demek ki orada da birlikte olamayacaklardı. bir rüya gördün. mutluluklarını düşündü. Fikriye Paşasından ayrı düşmenin üzüntüsünü şimdiden yaşıyordu. Paşa'nın hiç de yorgun bir havası yoktu. Hepsi. ter içinde kaldı. Bütün komutanlar.. her şey düzelecek. Fikriye onlara. Mustafa Kemal de türlü acılar içindeydi. içi kan ağlıyordu. saat 15. oyunlar oynandı. Çok mutlu oldu. Bunlar da yetmiyormuş gibi sizden 237 ayrılıp Avrupa'ya gitmenin verdiği bir huzursuzluk ve sinir bozukluğu. geçti artık. "Paşam. Ama şimdi bütün bu zafer şenlikleri içinde Fikriye her şeyi kapkara görüyordu. "Fikriye ne olursun. Üstelik yorgunluk." diye bağırı-yorlardı. Bir süre köşkte dinlendiler. ilerlemiş bir verem durumu var. "Hayır. Köşk'te o gece Gazi ve Fikriye kendi odalarına çekildiler ama Fikriye'nin gözüne uyku girmedi. "Rüya görüyorsun. Siz endişe etmeyin." Fikriye artık uyanmıştı. milletvekilleri. Benim hiçbir şeyim yok." diye haykırıyorlardı. şimdi gelecekler. hiç merak edecek bir durum yok. kalbi güm güm atmaya başladı. Bir ara öldüğünü sandı. kendine gel. ne oluyor?" diye sordu. Artık uyandım. Araba yolculuğu seni yordu. Ama ağzını bıçak açmadı. "telâş etmeyin." diyordu. Sonra yine otomobillere bindiler. Ben ne olacağım böyle? Uçurumlara yuvarlanıyorum. Her yer kapkara oldu. Çok yorgunsun. kollarını açmış onlara doğru gidiyordu." diye mırıldandı. Böyle mi olacaktı? Belediye'deki bu töreni..30'da Gazi'nin onuruna verilen bir ziyafet izledi. çok mutluyum. Ağladım. hayır. diye yanıt verdiler. Kendine hâkim ol. ablası Melâhat ve babası gözlerinin önünde canlandı. Bursa'nın ileri gelenleri ve istanbul'dan gelen üniversiteli gençler 235 de. Fikriye'yi ortalarına aldılar. Bir masa da kadınlara ayrılmıştı. Köşk'ün çevresinde şenlikler geç saatlere kadar sürdü. Bak ben yanındayım. Doktorlar. Muazzam bir sofra hazırlanmıştı. Oysa o. "Nesi var. Gece büyük bir fener alayı düzenlenmişti. Fikriye'ye köşkte ayrı bir oda ayrılmıştı. "Bak kızım. uyandım. Elini avuçlarının içine almış: "Uyan Fikriye. başlarında Yahya Kemal'le oraya davetliydiler. Ama ne yapabilirdi ki? Kafasının bir köşesinde de Lâtife vardı. Rüyamda Jülide'yi gördüm.pembelikler. Paşası yanındaydı. Doktorlarımı çağırdım. Jülide. Ne Fikriye uyuyabiliyordu ne de Mustafa Kemal. uzak dur bizden. "Paşam. Sanki bir daha hiç bir araya gelemeyecekler-miş gibi bir şeydi. Haydi çocuğum. Paşa ile Fikriye'nin birlikte kalacakları köşke gidildi. Ama lokmalar Fikriye'nin boğazında düğümlenip kaldı.

Birkaç gün orada kalmanız gerekecek. hiç merak etmeyin. "Bak Mahmut. bir karar vermesi gerekiyordu. Gazi. elbette. Sonra da trenle Strasburg üzerinden Münih'e geçeceksiniz. paşam. İstanbul ve Ankara hükümetlerinin delegasyonlarının birlikte katılmalarını öneriyordu. sağlığıyla yakından ilgilendiğimi söylersin. hem Anzavur kuvvetlerini Kuvayı Milliye'nin üzerine göndereceksiniz. ben her gittiğim yerden telgrafla bilgi vereceğim. Ne gerekirse ona söyle. Mahmut Bey salondan çıkar çıkmaz Gazi Fikriye'nin odasına geçti." dedi." Fikriye. Ankara Hükümeti ilk kez istanbul'a bir temsilci gönderiyordu. Böylece bir dönem." "Evet Mahmut. Fikriye'yi Avrupa' ya onun götürmesini uygun buluyordu. oradan da Paris'e. düşman İzmir'den denize döküldükten sonra da barış konferansında taraf olacaksınız ve Büyük Millet Meclisi Hükümeti'nin delegeleriyle aynı masaya oturacaksınız! Siz kim oluyorsunuz bu masada yer alabilmek için? Siz hangi ulusun. Nif te Paşa'nın yanında geçirmişti. Gazi." "Biliyorum Paşam. Ona büyük güveni vardı. yeni bir göreve gidiyorsun. Büyük taarruzdan sonra da Mustafa Kemal Paşa'nın yanından hiç ayrılmamış ve son geceyi izmir kapılarında." "Sana Mahmut Bey refakat edecek. O bana bildirecek. Para bakımından da hiçbir sıkıntın olmayacak." "Fikriye Hanım'ı Münih Sanatoryumu'na yatırdıktan sonra başhekime Fikriye Hanım'in benim çok yakınım olduğunu." . Onun dertlerini paylaşacağım. Neler vardı gündemde? Gündemin ilk maddesi Sadrazam Tevfik Paşa'nın telgrafıydı. Refik Bey Münih Sanatoryumu'nda Fikriye Hanım'a yer ayırttı. Ya biri. Tehlikeli bir durum olursa bana telgraf çekmesi gerektiğini anlatırsın. Tez zamanda kavuşacağız. Hiç üzülmene gerek yok. "sana daha önce de söylemiştim. Sadrazam. "Paşam." "Başüstüne Paşam. "Hazırım Paşam." diye Mustafa Kemal'in boynuna sarıldı. Refet Paşa da o gün Büyük Millet Meclisi Hükümeti'nin temsilcisi olarak Fikriye ve Mahmut Soydan'la birlikte Mudanya yoluyla Gülcemal vapuruyla İstanbul'a gidiyordu. hem İngiliz ve Fransızlarla işbirliği yapacaksınız. Hıçkıra hıçkıra ağlıyor ve gözyaşları Paşa'nın yüzünü ıslatıyordu. Mahmut Bey. hüzünlü bir şekilde kapanmış oluyordu. Yol ve orada yaşamanız için gereken paraları özel kalem müdürü Hayati Bey sana verecek. ya öteki. Fikriye giyinmiş. Bütün hazırlıklar yapıldı. Senden istediğim şey Fikriye Hanım'a destek olman ve onu huzur içinde Münih'e götürmen." Mahmut Soydan bu görevin kendisine verileceğini zaten biliyordu. Fikriye'yle olan bağını şimdilik askıya almanın daha sağlıklı olacağını düşündü.İki duyguyu uzlaştırmaya hiç imkân yoktu. hazırlanmış Paşasını bekliyordu. Refet Paşa orada coşkuyla karşılanırken Fikriye gözyaşlarını gizlemeye çalışacaktı. "Paşam hiç endişe etmeyin. Lâtife ile aralarındaki ilişki gelişsin gelişmesin. Aslında Lâtife ağır basmıyordu ama. Fikriye sana emanet. Kendine iyi bak. Fikriye Hanım bizim hemşiremiz sayılır. İstanbul' dan birlikte Marsilya'ya gideceksiniz. Çankaya'da Gazi'nin köşkünün yakınında bir evde oturuyordu. yakında toplanması gerekecek barış konferansına. hangi devletin temsilcisisiniz? Tarihin karanlıklarına gömülmekte olan bir devletin ne işi var barış konferansında? Mustafa Kemal Sadrazam Tevfik Paşa'ya şu telgrafı gönderdi: "Türkiye Büyük Millet Meclisi ordularının kazandığı kesin zaferin doğal sonucu olmak üzere toplanması yakın olan barış konferansında Türkiye devleti yalnız ve ancak Türkiye Büyük Millet Meclisi Hükümeti tarafından temsil olunur. Ankara'dan ayrılırken bavulunu ona göre hazırlamış ve pasaportunu da yanına almıştı. hem bütün başkaldırı eylemlerini destekleyeceksiniz. Fikriye Hanım'ı önce İstanbul'a götüreceksin sonra da Münih'e. Belki de en iyisi hiçbir karar vermeden işleri oluruna bırakmak olacaktı. "istediğiniz zaman gidebilirim. Paraca hiçbir sıkıntınız olmayacak. Ne demekti bu? Hem Kurtuluş Savaşı'na katılmayacaksınız. Gazi erken saatlerde dostu Refakat Subayı Mahmut Soydan'ı yanma çağırttı. Ertesi gün artık ayrılış günüydü. o gün yine günlük işlerin akışına koyuverdi kendini." dedi." dedi.

Ben iyilik bilmez değilim ve olamam. Sonra. Gerçekten bizde padişahlık ve halifelikten başka bir yönetim biçimi söz konusu olamaz. padişahın yetkilerine dokunulmayacaktı. Padişahlığı ve halifeliği kaldırmak. onun yerine başka bir makam koy-maya çalışmak yıkıma yol açar ve büyük acı doğurur. Refet Bey Büyük Millet Meclisi Hükümeti'nin Milli Savunma Bakanı'ydı. "Paşam. Benim de kanımda o ekmekten vardır. Gazi tartışma açmanın zamansız olacağını bir an düşündü. Rauf Bey'in bütün düşüncelerine katılırım. Bunun üzerine Harbiye'den beri en yakın arkadaşı Ali Fuat Paşa'ya dönerek. O birliği ancak padişahlık ve halifelik sağlayabilir. Refet Paşa ve Ali Fuat Paşa. Bakanlar Kurulu Başkanı Rauf Bey bile saltanata el sürülmemesinden yanaydı." Gazi bu sözleri duyunca buz gibi oldu. Uygun görürseniz bu akşam Refet Paşa'nın Keçiören'deki evine gidip bu konuları baş başa konuşalım. ben. padişahlık ve halifelik makamına vicdan ve duygu bağlarıyla bağlıyım. Bu hiç uygun bir iş olmaz." "Ya. saltanatın kaldırılması olacaktı. . Demek ki on yıla yakın bir süreden beri birlikte çalıştığı ve Bakanlar Kurulu Başkan-lığı'na getirdiği Rauf Bey'in bile kafasında Cumhuriyet düşüncesi yoktu. Acele yapılması gereken şeyleri kafasında olgunlaştırmıştı. sizinle bazı konuları açık seçik konuşmak zorundayım. ancak zaferin coşkusu içinde sıcağı sıcağına alınabilirdi. İngiltere Başbakanı Llyod George görevinden istifa etmiş ve ayrılırken şunları söylemişti: "Arkadaşlar! Yüzyıllar nadir olarak dâhi yetiştirir. siz ne düşünüyorsunuz? Siz de Rauf Bey'le aynı düşünceyi paylaşıyor musunuz?" diye sordu.. Mustafa Kemal bunu anlıyor ama konuyu Meclis'e getirebilmek için havayı yokluyordu. Çünkü benim babam padişahın ekmeğiyle yetişmiş ve Osmanlı Devleti'nin ileri gelen adamları arasına geçmiştir. Halifeliğe bağlılığım ise eğitimim gereğidir. Büyük Millet Meclisi de padişahlığın ve belki de halifeliğin kaldırılması düşüncesi ve kaygısıyla üzgündür. Bizde kamunun birliğini korumak güçtür.. Padişaha bağlı kalmak borcumdur. Demek ki Rauf Bey hâlâ Meşrutiyet rejiminden yanaydı.Ertesi gün de bir bomba haber geldi. "Fuat. karşısında oturan Refet Bey'e dönerek. Yapılacak ilk devrim. Böyle bir karar. Yaverler toplantıya alınmadılar." "Hay hay." dedi. Ben sizin bu konularda kamuoyuna güvence vermeniz gerektiğine inanıyorum. biraz dertleşiriz. Şu talihsizliğe bakın ki o büyük dâhi. Mustafa Kemal kimlerle yapıyordu bu devrimi? Öyleyse Cumhuriyeti kimlerle kuracaktı? Rauf Bey'i büyük bir burukluk içinde dinleyerek tepkilerini hiç belli etmemeye çalıştı." 239 XV İkinci Evlilik Mustafa Kemal." O akşam Keçiören'deki evde toplanıldı. Çevresindeki bütün yakınlarının bu tasarıya sıcak bakmadıklarını biliyordu. gidelim. "Evet Paşam." "Kim kim olacağız?" "Siz. "Ya siz Refet Bey. Ankara'da Meclis olacak ama. Rauf Bey sofrada daha birinci kadeh içilirken söze başladı ve şöyle dedi: "Ben. öyle mi düşünüyorsunuz? Göreceğiz bakalım. Çünkü Rauf Bey'in babası padişahın ekmeğini yemişti. Meclis sizden ve gelecekte takınacağınız tutumdan kuşku duymaktadır. 29 Ekim 1922'de yaklaşık iki haftalık bir ayrılıktan sonra Ankara'ya döndü. "sen ne düşünüyorsun saltanat ve hilâfet konusunda?" Ali Fuat Paşa'nın Gazi'nin düşüncelerini çok iyi bilmesi ve ona ters düşecek bir şeyler söylememesi gerekirdi. çağımızda Türk ulusuna nasip oldu ve kader onu bizim karşımıza çıkardı." Mustafa Kemal Refet Bey'in Rauf Bey'i desteklemesine pek hayret etmedi ama biraz bozuldu. Gazi Ankara'ya döndükten iki gün sonra Meclis'in Müdafaayı Hukuk grubu toplantısında bir konuşma yaparak neden saltanatın kaldırılması gerektiğini anlattı. Bir gün Rauf Bey Mustafa Kemal'in odasına gelerek.

Refet Paşa Rauf Bey'e uyarak saltanatın kaldırılmaması görüşünü savunmuştu ama şimdi Vahdettin'e tahttan indirildiğini bildirmek zorunda kalıyordu. Rauf Bey'e teşekkür etmekle yetindi." Paşa başka tek kelime söylemedi. Daha geçen yüzyılda Abdülaziz'in." diyebildi. Bunun için yaptığı ilk iş Rauf Bey'i odasına çağırmak oldu. Tartışmanın sürdürülmesinden yana bir tutum içindeydi. sonra da kendisini Divanı Harb'e vererek idama mahkûm ettirmişti. Bu çok güç bir görevdi. Tartışmalar sabaha kadar uzadı ve Mustafa Kemal Rauf Bey'e hiç ödün vermeden sabaha kadar direndi. millet mukadderatını (kaderini) doğrudan doğruya ele aldı. Saltanatın kaldırıldığı günün bayram kabul edilmesini de önerdi. yoksa sonradan etkim altında kalarak mı düşüncelerini değiştirdi?' diye kendi kendine soruyor ve bunun yanıtını vermekte güçlük çekiyordu. siz nasıl uygun görürseniz öyle yaparım." dedi. ben Moskova'dan yeni döndüm.GVF16 Ne diyeceğini bir an bilemedi. Bunlar yetmiyormuş gibi onu ordu müfettişliğinden atmış. Osmanlı tarihinde şimdiye kadar kaç padişah tahttan in-dirilmemişti ki. Şimdi nasıl olur da Meclis kürsüsünden kendi inançlarına 180 derece ters düşen bir konuşma yapabilirdi? Ya yapmazsa. Milletin saltanat ve egemenlik makamı yalnız ve ancak Türkiye Büyük Millet Meclisi'dir. Orada kimilerinin telâş ve tedirginliğe kapılmasına gerek yoktur. Vahdettin elbette bu görüşme isteğini geri çevirecek durumda değildi. Vahdettin ne diye daha önceleri Mustafa Kemal'in önerisine uyarak kendisini Harbiye nazırlığına getirmemişti ki. Durumu henüz yakından incelemedim. Bana izin verin de biraz düşüneyim. Mustafa Kemal Anadolu'ya gitmeden önce kaç kez kendisiyle görüşmüş ve uzlaşma yolları aramıştı. Saltanat kaldırılacaktı. Refet Paşa iki gün sonra Yıldız Sarayı'na giderek Padişah'ı görmek istediğini Mabeyinci'ye bildirdi. Rauf Bey ertesi gün iki kez kürsüye çıktı ve büyük bir coşkuyla saltanatın kaldırılmasını savundu. Ama ya Meclis Mustafa Kemal'i tutarsa o zaman da Rauf Bey Gazi'ye uyabilirdi. Ama kendisi de daha ileri gidemiyordu. Murat'ın. o düşüncelerini açıklamıştı." dedi." Rauf Bey huzursuz olmuştu. Sabaha kadar saltanatı savunmuştu." Gazi bu kararın Vahdettin'e bildirilmesi görevini de Refet Pa-şa'ya verdi. O da Bakanlar Kurulu Başkanı'ydı. Gazi. Milli saltanat ve egemenlik bir şahısta değil. "sizden şunu istiyorum. Mustafa Kemal'e mutlaka bir şeyler söyletmek istiyordu. Ama bu kez yalnız padişah tahttan indirilmiyor. Padişah buz gibi oldu. "Hay hay Paşam. "biliyorsunuz. Yapacağımız ilk iş saltanata son vermektir. Ona karşı geldiği için şimdi ne kadar pişmandı." Bunun üzerine Mustafa Kemal şu sözleri söyledi: "Söz konusu ettiğiniz sorun Meclis'te tartışılacaktır. Refet Paşa hiçbir yorum yapmadan Vahdettin'e Meclis'in kararını okudu. saltanata son veriliyordu." Rauf Bey herhalde hiç böyle bir şey beklemiyordu. 'Acaba Rauf Bey eskiden içten olmadan mı konuşmuştu. Ne diye eniştesi Damat Ferit Paşa'ya uymuş da hiç bi243 . yüce Meclis'te temsil edilecektir. Hiç böyle bir soruyla karşılaşabileceğini düşünmemişti. "Rauf Bey. V. madalyalarını geri almış. Meclis kendini desteklemezse Rauf Bey'in yitireceği bir şey yoktu. "Paşam. görüşelim. "Buyursunlar. Bu beklenmedik bir olay değildi. Ali Fuat Paşa ona da ters düşmek istemedi. O gün Mustafa Kemal Meclis kürsüsünde şunları söyledi: "Efendiler. Belki de istediği şey Gazi'nin bu konuda Meclis'te açık açık konuşmasıydı. bu olay siyasi yaşamının sonu olurdu. 1909'da da Abdülhamit'in tahttan indirilmeleri bunun en yakın ve canlı örnekleriydi. Halifeliği ve padişahlığı birbirinden ayırmaya karar verdim. Kendisini ayakta kabul etti ve. Meclis'teki eğilimleri bilmiyorum. Bunun uygun olduğunu kürsüden siz söyleyeceksiniz. Mustafa Kemal kararını vermişti. Rauf Bey'in bu uysal davranışı Gazi'yi çok şaşırttı. Gazi'nin bir yanında Rauf Bey oturu-242 yordu. Şeyhülislam'a fetvalar yayınlatmış.

kendisine böyle bir görev verilmesinden çok mutlu oldu. halifeliğin buyruğuna verilemez. Şeyhülislam Sabri Efendi. Rumbold da en uygun yerin Malta Adası olduğunu söyledi. Seriye vekâletinden fetva alınmasına dönüştürmüştü. çünkü böyle bir şey devletin bağım-sizliğim. . halife sanını taşıyan ya da taşıyacak olan bir kişinin eline vermez ve vermeyecektir. Mısır'ı korumak. Ama ülkenin selâmeti bunun tersine davranmamı gerektiriyorsa bunu da yapabilirim. İngiliz temsilcisi Rumbold'u hemen saraya çağırtarak İngilizlerin kendisini koruyup koruyamayacağını ve nereye sığınabileceğini sordu. Irak'ı. Bunun için de Meclis Abdülmecit Efendi'yi halife seçti. Yemen çöllerinde kavrulup yok olan Anadolu çocuklarının sayısını biliyor musunuz? Suriye'yi. Rıza Tevfik ve Refik Halit de kaçanlar arasındaydı. Gazi o telgrafında. Zaten Vahdettin Efendi'yle uzun süredir arası açıktı. Bu telgraf Refet Paşa'ya gönderildi. Şöyle diyordu yazısında: "İstanbul'da hayatımı tehlikede gördüğümden İngiltere yüce devletine iltica ve bir an evvel İstanbul'dan başka bir yere götürülmemi talep ederim Efendim" Son padişah. Vahdettin'in kaçışının ertesi günü. Refet Paşa'ya da. Eski Dahiliye Nâzın Ali Kemal de birkaç gün önce Beyoğlu'nda bir berberde yakalandıktan sonra Ankara'ya götürülürken İzmit'te linç edilmişti. Afrika'da tutunabilmek için kaç insan şehit oldu biliyor musunuz? "Efendiler! Halka sordum. Efendiler! Bundan dolayı İslam dünyasında kargaşa varmış ya da olacakmış. Vahdettin bunları düşünürken soğuk terler döküyordu. bir Müslüman devleti olan İran ya da Afganistan halifenin herhangi bir yetkisini tanır mı? Tanıyabilir mi? Tanıyamaz. "Şimdiye kadar bana hiç iyi davranmamış olan bu adam hakkında şimdi bir şey söylemem gerekmez. ulusun egemenliğini ortadan kaldırır. onun tahttan indirilmesine sevindi. Abdülmecit Efendi'nin Meclis'in kabul ettiği ilkeler çerçevesinde halifeliğe atandığını bildiriyordu. Meclis gizli bir oturum düzenledi. Abdülmecit Efendi. (sürekli alkışlar). Ertesi gün 19 Kasım 1922'de Mustafa Kemal Paşa kendisine. "Osmanlı soyundan Müslümanların Halifesi Abdülmecit Hazretleri' ne. Yani Meclis. Bu yıkımlar yetişir. Milli Mücadele karşıtları da İngiliz elçiliğine sığınıyorlardı. dediler. Gazi o gün coşkulu bir konuşma yaparak şunları söyledi: "Efendiler! Ne Türk ulusu ne de onun temsilcilerinden kurulmuş olan Meclis'imiz kendi varlığını. Herkes Mustafa Kemal Paşa'nın bu olaya nasıl bir tepki göstereceğini merak ediyordu. İngilizlere sığınmak için 16 Kasım'da elçiliğe bir yazı gönderdi. Bile bile bu acıklı durumu sürdüremeyiz. Kendimizi dünyanın hâkimi sanmak aymazlığı artık sürüp gitmemelidir. Kim söylemişse yalan söylemiştir." Vahdettin'in kaçmasıyla saltanat sorunu kesinlikle çözülmüş oluyordu ama halifelik konusunda henüz radikal bir karar alınamamıştı. Türkiye Devleti ve ulusu. O da bunu Abdülmecit Efendiye tebliğ etti. Osmanlı dönemindeki geleneğe uyarak Şeyhülislam'dan fetva alınması yöntemini." diye başlayan bir telgraf çekti. Kendisine 'Halifei Müslimin' (Müslümanların halifesi) unvanı verildi. Vahdettin. Ulusumuz yüzyıllarca boş görüşlere dayanılarak sağa sola koşturuldu.linçine varmadan saltanatın çöküşünü hazırlamıştı? Bu ne büyük aymazlıktı! Ne yapabilirdi şimdi? Artık çok geçti. Seriye vekâletinden (Din işleri bakanlığı) alınan kutsal bir fetva gereğince Meclis Genel Kurulu'nca oy birliğiyle karar verildiğini" bildiriyordu. "Kendini yabancı korunmasına bırakıp bir İngiliz gemisiyle hilafet makamı olan İstanbul'dan kaçan Vahdettin Efendi'nin hal'ine (tahttan indirilmesine). bunların hepsi anlamsız ve yalan sözlerdir. 17 Kasım 1922 sabahı Dolmabahçe önünde duran Malaya Zırhlısı'na bindirilerek Malta'ya götürüldü. Meclis'teki tutucu çevreleri kışkırtmamak için halifelik görevinin padişahla birleştirilmeden yürütülmesi yoluna gidildi. Canını kurtarmaktan başka çare kalmadığını düşünüyordu. Gazi bu telgrafında. Ama ne oldu? Her gittiği yerde milyonlarca insan bıraktı." dedi.

"Nasıl olsa bizden para istemeye geleceksiniz. Buna ekonomi mi dayanırdı! Borç gırtlağı aşmıştı. "Bir bende. eski Başkomutan Hacı Anesti ve eski bakanlardan dördü idama mahkûm edildiler. Rusların karşısında büyük yenilgi. Mustafa Kemal. İngiliz başdelegesi ve Dışişleri Bakanı Lord Curzon. Ama kendini bu bağımlılıktan kurtarmanın çabası içindeydi. başka büyük sorunlar da vardı. bir de Fransa'da para var. Ama Mudanya Konferansı'ndaki başarısı üzerine Gazi. Suriye. Geriye ne kalıyordu? Deri. keçi ve sığır. bunun da Türkçe ve Arapça olmasını önerdi. bu koşullar içinde gelişti. Devletçilik düzeni." İsmet Paşa direniyordu. maden olarak da kömür. Amaç kapitülasyonlara son vererek ekonomik bağımsızlığı sağlamaktı. Türk delegeleri o tarihlerde ne Marksizm'i biliyordu.. . Sonradan da birtakım tatsız olaylar ortaya çıkınca. derken Milli Mücadele. Ama bir süre sonra ocağımıza düşeceksiniz. Lozan'da tartışılan konu ülkenin sınırları ve egemenliği değil. dokuma ve maden sanayii. soğan. arkasından I. Yani bir ulusal ekonominin temelleri o dönemde atıldı. Önerilerimi şimdi reddediyorsunuz. Kral birkaç gün sonra kendisini yeni hükümeti kurmakla görevlendirdi ve İtalya'da faşizmin temelleri atılmış oldu. Kimsenin bu durumda Türkiye'de yatırım yapmaya niyeti yoktu. Neydi o dönemde ülkenin ekonomik durumu? 191 l'de Trab-' lusgarp Savaşı. Çanakkale Savaşı. En önemlisi Lozan Konferansı'ydı. Irak. Erkekler cephelerde olduğu için üretim düşmüştü. emperyalizmin ve sömürgecilerin karşısında bu anlayışla direndi ve başardı. O günlerde Lozan'da da barış görüşmeleri başlamıştı. Dünya Savaşı. O aylarda dışarıda da önemli olaylar oluyordu. Mustafa Kemal de İsmet Paşa da bunun bilincindeydiler. Bankalar yabancı sermayenin yönetimindeydi. Yunanistan'da halk. Demiryolları yabancıların elindeydi. İsmet Paşa'nın bu alanda hiçbir deneyimi yoktu. Lozan'a da onun gitmesine karar vermişti. Bütün bu alanlarda Türkiye dışa bağımlı bir ülkeydi." diyordu.Dolmabahçe Sarayı'nda oturmak istediğini ve kutlama törenini orada düşündüğünü. meyve olarak üzüm. Bursa'dan Ankara'ya döndükten sonra Mustafa Kemal'in kafasında saltanat ve hilafet sorunlarının yanında. uğranan bu yenilginin sorumlularını arıyordu. hayvancılıkta koyun. İşte devletçilik anlayışı. Bu savaş. Üretim zaten neye dayanıyordu ki? Buğday. Türkiye 11 yıldan beri bütün cephelerde savaşıyordu. arkasından Balkan Savaşı. Dört gün sonra da bu kararlar uygulandı. İtalya'da Mussolini faşist örgütünü kurmuş ve Roma üzerine ünlü yürüyüşünü yapmıştı. 20 Kasım'da açılan konferanstaki çalışmaları Gazi günü gününe izliyor ve ismet Paşa'ya gerekli direktifleri veriyordu. General Pangalos'un başkanlığında Devrim Mahkemesi kuruldu. Hicaz Seferi. cuma selâmlığında kaftan giyinmesinin 245 I ve Fatih Hazretleri'nin kavuğu biçiminde bir kavuk takmasının belki uygun olacağını. patates. incir. bir de bir bildiri yayınlanmasının gerekli olduğunu. mısır. ekonomik bağımsızlığı ve sömürge olmaktan kurtuluşuydu. tütün. halifenin daha göreve gelir gelmez bu tür şeyler istemesinden hiç hoşlanmadı. İki ay süren duruşmaların sonunda eski Başbakan Gu-nassis. ekonomik bağımsızlığı sağlamak için onurlu ve ulusal bir davranıştı. Avrupa'nın en ünlü politikacılarıyla savaşmak zorundaydı. Gön-demde kapitülasyonların kaldırılması vardı. ne komünizmi. arpa. cephelerdekinden daha da zordu. İsmet Paşa'nın işi çok güçtü. ne Bolşevikliği. Ekonomik bağımsızlığı da kazanmak gerekiyordu. Halk ülkeyi felâkete sürükleyen bütün politikacılardan ve generallerden öcünü almış oluyordu.. 3 Mart 1924'te halifelikle birlikte Seriye ve Evkaf vekâletleri de kaldırıldı ve Abdülmecit'le birlikte bütün Osmanlı hanedanı yurtdışına çıkarıldı. ne de Faşizmi. ama sömürü düzeninin ne olduğunu biliyordu. Ankara. çavdar.

Çocukluğu. Gazi bu acı haberi kaç zamandır bekliyor ve kendini yavaş yavaş buna alıştırıyordu. Hem seni. Kadın öyle umacı gibi kalır mı?" Bu konuşmanın ardından. Gazi izmir'den Ankara'ya döndükten 17 gün sonra Lâtife Hanım Başyaver Salih Bo-zok'a bir mektup yazarak şöyle demişti: "Paşa Hazretleri beni beraberinde bulundurmak istememişlerdi.' demişlerdi. Zübeyde Hanım oğlunun evliliğini görmek isterdi ama ne Fikriye'yi beğenmişti ne de Lâtife'yi. Zafer şenlikleri içinde ayrıldığı İzmir'e şimdi acılar içinde dönmesi de iyi olmayacaktı. Bu bir nişanlanmanın açıklanması anlamına geliyordu.. ama Mustafa Kemal'in kafasında evlenme düşüncesi vardı. Onun her gezisini insanlar ne kadar çok zamandır bekliyorlardı. Meşguliyetiniz arasında. Annesinin ölümü nedeniyle bu geziden vazgeçmeyi uygun bulmadı. Mustafa'sına düşkünlüğü. babasının ölümü. Lâtife Hanım Salih Bey'le ilgilendi. İşte tam o sırada kendisine Salih Bozok'un İzmir'den çektiği bir telgrafı getirdiler. . annesinin ikinci evliliği." O arada Zübeyde Hanım'ın sağlık durumu kötüleşmişti. Şimdi de derin bir teessürün altında ezilmekteyim. Hiç kimseyi oğluna lâyık görmüyordu. pek mesut dakikalar yaşamıştım. Gazi Ankara'daydı. Kısa zamanda bu olay bütün Ankara çevresine yayıldı." Salih Bozok'tan ses çıkmayınca Lâtife Hanım bu kez de Gazi' ye bir mektup yolladı. 'Bir yere gitmeyin. "Aman. Gideceği her yerde türlü hazırlıklar yapılmıştı. Birkaç gün sonra Lozan' dan Gazi'ye şu telgraf geliyordu: "Nişanlanmak müjdeniz beni mesut etti." dedi. Gazi bu yüzden İzmir'i uygun gördü ve annesinin kalabileceği bir ev bulması için Salih Bozok'u İzmir'e gönderdi. "Mustafa'ma söyle ben bu kızı oğluma hiç lâyık görmüyorum. çünkü Salih Bozok Gazi'nin Lâtife Hanım'la evlenmesinden yanaydı ve bunun için Mustafa Kemal ile Lâtife Hanım'ın arasındaki ilişkinin gelişmesine çalışıyordu. diyorum. bakım altındaydı ama Lâtife Ha-nım'ı gelin olarak hiç tutmadı ve Salih Bey'e. Şöyle diyordu o mektupta: "Mukaddes Paşam.. Sonunda 17 Aralık'ta Zübeyde Hanım Salih Bozok'la birlikte İzmir'e geldi ve Karşıyaka'da. beni 247 bekleyin." Sonra? Lâtife Hanım İzmir'de. Doktorlar Zübeyde Hanım'a deniz ikliminin iyi geleceğini söylediler. Bunu ilk kez annesinin İzmir'e gidişinden yaklaşık iki hafta sonra Azerbaycan Elçiliği'nde verilen bir ziyafette açıklayarak şöyle dedi: "Ben sadece evlenmiş olmak için evlenmek istemiyorum. Bu çok doğaldı. Annesinin İzmir'de mutlu olmasını ne kadar istemişti.Mustafa Kemal'in kafasından bir türlü uzaklaştıramadığı ikinci önemli sorun Lâtife Hanım'la ilişkileriydi. Gazi'ye. kalbimin en derin köşesinden fışkıran cümlelere göz atmak isterseniz mesut olacağım. bunu emrediyorum." diye yanıt verdi. annesinin gençliği. Bu cümleyi hatırladıkça belki bir daha konuşmak mümkün olacaktır. O da. İsmet" Ertesi gün Mustafa Kemal Ankara'dan Batı Anadolu'ya bir inceleme gezisine çıkıyordu. Ankara'nın sert ve kuru havası hiç yaramamıştı ona. kiminle evleneceğini sordular. İstanbul henüz düşman işgalindeydi. Zübeyde Hanım yorgundu. hepsi bir sinema şeridi gibi gözlerinin önünden geçti. Yarası çok tazeydi. hem bizi tebrik ederim.249 tün salon dakikalarca Mustafa Kemal'i alkışladı. Lâtife Hanım'ın ailesine ait köşke yerleşti. Allanın izniyle mesut olacaksın. Yalnız bir gece sonsuz denizlere benzeyen etkili gözlerini bana dikerek. Eskişehir'de halka seslendi ve yine coşkuyla karşılandı. "İzmir'de Uşakizâde Muammer Bey'in kızı Lâtife Hanım'la. Bü. Ama telgrafı alınca ölüme hiç alışamamış olduğunu anladı. Gazi'nin inceleme gezisini bırakıp İzmir'e gitmesi gerekir miydi? Bir an bunu düşündü. Zübeyde Hanım vefat etmişti. Vatanımızda yeni bir aile hayatı yaratmak için önce kendim örnek olmalıyım. sonra Akaretler'deki ev. İzmir'e gidişini gezinin sonuna bırakacak olursa bu acıya biraz daha alışmış olabileceğini düşündü.

Böyle mutsuz bir havada Lâtife Hanım'la birlikte olmak istemedi. Bir yandan başsağlığı dileklerini kabul edecekti, bir yandan da nişan tebriklerini. Bu yüzden İzmir gezisini erteleyerek Salih Bozok'a bir telgraf çekmekle yetindi. "Verdiğiniz elim haber beni çok müteessir etti. Muhtereme uygun bir şekilde cenaze töreni yaptırınız. 25° Cenabı hak, millete hayat ve selamet versin." Zübeyde Hanım ertesi gün öğleden sonra Karşıyaka'da düzenlenen bir törenle toprağa verildi. Gazi üzüntüler içinde yoluna devam etti. Eskişehir'den Arifîye, oradan îzmit, oradan Tavşancıl, Gebze, Bilecik, Bursa, oradan da Alaşehir, Turgutlu, Manisa ve sonunda îzmir... Karşıyaka'da yakınları tarafından karşılanan Gazi, doğru annesinin yattığı mezarlığa gitti. Onun başucunda yaptığı konuşma sanki bir devrim konuşmasıydı. Şöyle dedi: "Arkadaşlar, ölüm yaratılışın en doğal yasasıdır. Ama böyle olduğu halde bazen ne hazin görünümler yaratıyor. Burada yatan annem zulmün, zorbalığın, bütün ulusu felâkete götüren bir keyfi yönetimin kurbanı olmuştur. "Abdülhamit devrindeydi. 1905'te okuldan Kurmay Yüzbaşı olarak yeni çıkmıştım. Yaşama ilk adımımı atıyordum. Fakat bu adım zindana rastladı. Bir gün beni aldılar ve zindana koydular. Orada aylarca kaldım. Annem bunu ancak ben hapisten çıktıktan sonra öğrendi. Hemen beni görmek için sabırsızlanarak istanbul'a geldi. Fakat İstanbul'da kendisiyle ancak üç beş gün görüşebildik. Çünkü zorba yönetimin hafiyeleri, casusları, cellâtları evimizi sarıp beni götürdüler. Annem ağlayarak arkamdan geliyordu. Beni sürgüne götürecek vapura bindirilirken annemle görüşmeme izin vermediler. Annem gözyaşları içinde Sirkeci rıhtımında ağlıyordu. Sürgünde geçirdiğim tehlikeler, onun yaşamının acılar ve gözyaşları içinde geçmesine neden oldu. Mütareke sırasında Anadolu'ya geçerken annemi acılı bir halde İstanbul'da bırakmak zorunda kaldım. Yanımda, annemin bana bakması için görevlendirdiği bir adamımız vardı. Onu bir gün Erzurum'dan İstanbul'a geri gönderdim. Annem bu adamın yalnız geldiğini görünce benim idam edildiğimi sanmış ve felç geçirmişti. "Ondan sonra tüm mücadele yıllarını elem ve acılar içinde geçirdi. Padişahın, hükümetin ve bütün düşmanların sürekli baskısı ve işkencesi altında yaşadı. Evi bin türlü nedenlerle basıldı. Annem, üç buçuk yılın gece ve gündüzünü gözyaşları içinde ge- 251 çirdi. Bu gözyaşları, ona gözlerini kaybettirdi. Sonunda pek yakın bir zamanda onu İstanbul'dan kurtarabildim. Ama ona kavuştuğumda artık ölmüş sayılırdı. Sadece manen yaşıyordu. "Beni teselli eden bir husus var, o da şu: Annem, vatanı mahveden ve harabeye döndüren idarenin bir daha geri gelmemek üzere mezara götürüldüğünü gördü. "Annemin mezarı önünde ve Tanrı'nın huzurunda söz veriyorum, egemenliğin korunması için gerekirse annemin yanına gitmekte asla tereddüt etmeyeceğim." Gazi o gün Lâtife Hanım'ın babası Muammer Bey'le de tanıştı ve kendisine, "Ben, Lâtife Hanım'la evlenmeye karar verdim," dedi. Muammer Bey böyle bir şey bekliyordu ama mezarlık ziyaretinin hemen arkasından da bu sözleri duyacağını umut etmemişti. Bu karşılaşmadan iki gün sonra evlenme töreni Muammer Bey'in Göztepe'deki evinde yapıldı. Gazi nikâhı kıymak için İzmir Müftüsü Rahmetullah Efendi'yi çağırmıştı. Lâtife Hanım, Müftü Efendi'nin karşısındaki iskemleye oturdu. Onun şahitleri olarak İzmir Valisi Abdülhalik Renda ile Salih Bozok, Lâtife Hanım'ın yanında yer aldılar. Mustafa Kemal Paşa ise Fevzi ve Kâzım paşaların ortasındaki iskemleye yerleşti. Müftü Efendi geleneksel sorulan sorduktan sonra nikâhı kıydı (29 Ocak 1923). Bu geleneksel bir nikâh töreniydi ama burada yeni olan şey, gelinin yüzünün kapalı olmaması ve Müftü'nün karşısında yer almasıydı. Mustafa Kemal böylece dinsel nikâh geleneklerini yıktığını açık açık göstermiş oluyordu. Medeni Kanun o dönemde daha Meclis'e bile getirilmiş değildi (Medeni Kanun 1926'da kabul edilmiştir). Başka türlü evlenme olanağı da yoktu. Nikâhtan beş gün sonra da Mustafa Kemal Paşa ile Lâtife Hanım İzmir'den ayrıldılar. Akhisar, Balıkesir, Balya ve Edremit'i dolaştılar. Bu, birlikte ilk gezileri oldu. 17 Şubat'ta İzmir'de İktisat Kongresi'nin açılışı vardı. Oraya döndüler. Ertesi gün de Uşak

ve Eskişehir yoluyla Ankara'ya gittiler. Artık bu, yeni bir dönemin başlangıcıydı. Gazi bu evlilikten çok mutlu muydu? Orası 252 hiç belli değil. Ama Mustafa Kemal çağdaş bir evliliğin örneğini vermek için elinden geldiği kadar zarif ve anlayışlı davranıyordu. Evlilik fırtınalarının kopmasına daha çok zaman vardı. Ya Fikriye ne olmuştu bu süre içinde? Bir haftalık bir yolculuktan sonra Fikriye Paris yoluyla Mahmut Bey'le birlikte Münih'e gelmiş ve Gazi'nin irtibat subayı onu sanatoryumun başhekimine teslim ettikten sonra Ankara'ya geri dönmüştü. Fikriye hiç hoşlanmamıştı bu sanatoryumun havasından. Her şeyden önce bir dil sorunu vardı. Fikriye Fransızca biliyor ama sanatoryumda bilene pek rastlanmıyordu. Fikriye'nin Almancası hiç yoktu, o bakımdan sanatoryum personeliyle, yani doktor ve hemşirelerle çok güç iletişim kurabiliyordu. Daha doğrusu hiç anlaşamıyordu. Ama herkes ona Türkiye'yi kurtaran büyük asker Mustafa Kemal Paşa'nın hayat arkadaşı olarak büyük saygı gösteriyordu. Fikriye'nin arkadaşlık edeceği tek kimse yoktu. Sanatoryumda yatanların hepsi yaşamlarından umut kesilmiş kimseler gibiydi. Hayalet gibi koridorlarda dolaşıyorlar ve öksürük nöbetlerine boğuluyorlardı. Hani insan verem olmasa bile bunların arasında verem olurdu. Avurtları çökmüş, yüzleri bembeyaz, yaşama zevkini çoktan yitirmiş yaşlı erkekler, her şeye karşın makyajlarını hiç eksik etmeyen ve yaşları belli olmayan kadınlar, giderek ölüme yaklaşan solgun, sarışın genç kızlar... Bunları gördükçe Fikriye'nin içi kararıyordu. Hastalarla ilgilenen hemşirelerin de artık hiçbir yaşam zevki kalmamıştı. Sabahları gelip hastanın ateşini alıyorlar, kahvaltılarını getiriyorlar, sonra kaybolup gidiyorlardı. Daha sonra, peşinde asistanları ve hemşireleriyle doktor dolaşıyordu koğuşları. O da yapay bir gülümsemeyle hastaların halini soruyor, yatağın başucunda asılı duran sağlık fişine bakıyor, sonra da, "Kendinize dikkat edin, iyi gıda almalısınız, ilâçlarınızı sakın aksatmayın," deyip gidiyordu. Sonra uzun bir sessizlik. Bazı hastalar terasa çıkmak istiyorlar, ama başhemşire onlara kesinlikle engel oluyordu. Bazı hastalar yatakta durmadan kitap okuyor, bazıları da anılarını yazmaya çalışıyordu. Öğleye doğru nöbetçi hemşire postadan gelen mektupları dağıtıyordu. Bütün hastalar heyecanla bekliyordu bu dağıtımı. Kendilerine bir şey çıkmadığı zamanlarda da hemşireyi yakalayıp, "îyi dikkat ettiniz mi? Bana mektup yok mu? Bir daha kontrol eder misiniz lütfen?" diye yalvarıyorlardı. Fikriye de her gün umutsuzlukla mektup bekleyenler arasındaydı. Kimden mektup gelebilirdi ki? Sevgili Paşasından mı? ilk günler sabırsızlıkla mektup beklemiş, sonra yavaş yavaş umudunu yitirmişti. 'Elbette,' diyordu içinden, 'bana yazacak zamanı olmamıştır. Türlü devlet işleri arasında nasıl mektup yazar? Başında ne işler vardır Paşa'nm? Kolay mı yeni bir devlet kurmak? Düşmanlarla savaşmak? Ama yine de iki satır yazı yazamaz mıydı? Özel kalem müdüründen ya da yaverlerden birinden benim durumumu sormasını isteyemez miydi?' Nikâhını haber vermediği için Enver Ağabey'ini çok hzdırdıgını biliyordu. Ama böyle bir durumda ondan ilgi beklemesi çok mu olurdu? Ya Fuat Ağa-bey'i? Neden hiç ilgilenmiyordu onunla? Fikriye bunları düşündükçe aklını oynatacak gibi oluyordu. 253 XVI ölümüne Sevda Bu bunalımlı hava içinde aylar ayları kovaladı: Kasım, Aralık 1922, Ocak 1923. Ve Ocak ayının son günü, hemşirelerden biri elinde bir gazeteyle Fikriye'nin odasına koştu. Bildiği Fransızca birkaç sözcükle, "Madam," dedi, "bakın Mustafa Kemal Paşa İzmir'de evlenmiş!" Fikriye gazeteyi kapıp aldı hemşirenin elinden, gerçekten de gazetenin birinci sayfasında Mustafa Kemal'in bir resmi vardı. Okumaya, anlamaya çalıştı. Yan odalardan birinde yatan ve biraz Fransızca bilen bir hastaya gazeteyi götürdü.

"Bakın Madam" dedi, "bu gazete ne yazıyor, bana çevirir misiniz?" Kadın gazeteyi görünce buz gibi oldu. Gerçekten de gazete Mustafa Kemal'in İzmir'de varlıklı ailelerden birinin kızıyla evlenmiş olduğunu yazıyordu. Ne söyleyeceğini şaşırdı. O zamana kadar Fikriye'yi Kemal Paşa'nın eşi sanıyordu. Müslümanlarda çok evlilik olduğunu duymuştu. Belki de Paşaının ikinci bir eş alması çok doğaldı. "Söyler misiniz lütfen, ne yazıyor bu gazete?" "Pek iyi anlayamadım ama Kemal Paşa ikinci bir eş almış galiba." "Ne demek ikinci bir eş? Evlenmiş mi?" "Belki muhabirler yanlış anlamışlardır. Biliyorsunuz ne ipe sapa gelmez şeyler yazıyorlar. Yanlış olabilir." Fikriye hıçkırıklarını tutamayarak ağlamaya başladı. Odasına kapandı. Bir sinir bunalımı geçiriyordu. Hemşireler odasına girmek istediler, hepsini kovdu. Neydi bu başına gelen felâket! Hastalık yetmiyormuş gibi bir de bu evlilik haberi. Eğer haber doğruysa yaşayamazdı artık. Ne yapabilirdi ki? Bir saat hıçkıra hıçkı-ra ağladıktan sonra kalkıp yüzünü yıkadı ve doğru sanatoryum müdürünün odasına girdi. "Doktor Bey, ben derhal gidiyorum," dedi. "Aman, nasıl olur? Daha tedavinizin başındayız. Hem Kemal Paşa'nın emri var. İyileşmeden sizi bırakamayız. İzin verin, Ankara'ya soralım bakalım ne diyecekler?" "Hayır, hayır, benim bekleyecek zamanım yok. Ücretimi ödeyip gideyim. Beni burada zorla tutamazsınız." "Peki Madam, nasıl istiyorsanız öyle olsun." Hemen tren saatleri öğrenildi. Telefonla yer ayırtıldı. Fikriye alelacele valizini hazırladı. Bir taksi çağrıldı ve Fikriye, kıpkırmızı olmuş gözlerle bütün hastalara ve hemşirelere veda ederek sanatoryumdan ayrıldı. Gazi'nin evlenmesinden 18 gün sonra Fikriye İstanbul'a geldi. Nereye gidecekti? Paşa'nın evlenmesi konusunda kimden haber alabilirdi? Fuat Ağabeyi Ankara'daydı. Enver Ağabey'iyle ilişkilerinde de soğukluk devam ediyordu. Aklına Refet Paşa geldi. En güvenilir kaynak Refet Paşa'ydı. Son olarak birlikte Mudanya' dan İstanbul'a gelmişlerdi. Çankaya Köşkü'nde de o mutlu yıllarda az mı ağırlamıştı Refet Paşa'yı. Onu kendisine yakın dost biliyordu. Münih'ten ona kart atıp durumunu bildirmiş, ondan da mektup almıştı. Yolladığı son karttan anladığına göre Refet Paşa Kalamış'ta oturuyordu. Fikriye doğru o adrese gitti. Paşa oradaydı. Şaşkınlık içerisinde kendisini karşıladı. "Geçmiş olsun Fikriye Hanım, çok sevindim. Demek ki bu kötü hastalığı yendiniz," dedi. Fikriye, "Hayır Paşa Hazretleri, ben zaten hasta değildim," dedi. "Ciğerlerimde zafiyet varmış, iyileştim. Hiçbir şeyim kalmadı." "Ne kadar iyi, biz de çok merak etmiştik. Hemen Ankara'ya dönmeyi mi düşünüyorsunuz şimdi? Gazi Paşamıza gelişinizi müjdelediniz mi?" "Hayır, öyle bir şey yapmadım. Önce size danışmak istiyo255 rum. Alman gazeteleri Paşa'nın evlendiğini yazdılar, doğru mu? Ben kendisinden hiç haber alamadım." Refet Paşa buz gibi olmuş, ne söyleyeceğini şaşırmıştı. Gazi Paşa'nın Fikriye'ye çoktan beri hiçbir düşkünlüğü olmadığını anlıyordu, ama nasıl olmuş da Fikriye bu soğukluğun farkına varmamıştı. Şimdi bu genç ve yorgun kadına bunu nasıl anlatabilirdi? Onun, nasıl bir çılgınlıkla Gazi Paşa'ya tutkun olduğunu biliyordu. Ama ne güç şeydi bunları anlatabilmek. "Evet Fikriye Hanımefendi, haber doğru," dedi, "Paşa Hazretleri bir süre önce İzmir'de evlenmişler. Ben bu konuda yorum yapabilecek durumda değilim. Ama Gazi Paşa'nın Lâtife Hanım'ı severek evlendiğini hiç sanmıyorum. İzmir'de yaşadığı heyecan ve zaferin coşkusu böyle bir karar almasına yol açtı kanımca. Bunun çok fevri bir davranış olduğu söylenebilir. Bu evliliğin uzun ömürlü olacağı düşünülemez."

sevdiğime de pişman değilim. Adnan Bey. Memduha Hanım'la aralarında sağlam bir dostluk bağı vardı. Fikriye ertesi gün Cevat Abbas Bey'in eşi Memduha Hanım'ın istanbul'da olup olmadığını araştırdı. ilk eşini ya da birlikte yaşadığı kadını feda etmiş demektir. Bütün sorunlarını paylaştım. değerlendirmeyi bilmemiş-se bu onların sorunu. Sizi konuk etmekten çok mutlu olacağız. Benden izin almadan hareketine müsaade olunmaması için gerekenlere emir buyurmanızı ve bildirmenizi rica ederim. Ne Lâtife Hanım. Demek ki onu başaramadık. Ben gerçekten onun eşi sayılırdım. Eğer erkek ikinci bir kadın almışsa." Gazi'den hemen o gün Adnan Bey'e şu telgraf geldi: "Adnan Beyefendi'ye. Ya ben şimdi ne olacağım? Siz de biliyorsunuz. ben bütün yaşamım boyunca onu deli gibi sevdim. Ankara'dan gelecek telgrafa göre bir karar vermemiz gerekecek." "Evet Paşam. Hiç kimseyle bunları paylaşmak istemeyeceğim. Ben inanarak sevdim. seni boşadım. Adresini öğrendi ve kalkıp onun evine gitti. Ama acele karar vermeyin. Aramızda bir nikâh aktinin olup olmaması o kadar önemli miydi? Böyle bir nikâh yapılmış da olabilirdi." der. Bizimkisi hiçbir çıkar ilişkisine dayanmayan bir sevgi ilişkisi olmalıydı. Yarın hemen Ankara'ya hareket etmek istiyor. yani mihri müeccel varsa onu da öder. Avrupa ülkelerindeki gibi bir Medeni Kanun henüz gündeme getirilmedi. Gazi Mustafa Kemal. Fikriye Hanım bugün geldi. Ama sorun biçimde değil içerikte. hiç yüzü gülmüyordu. Bu acıyı ben yalnız yaşayacağım ve mezarıma götüreceğim. Bütün dostlarını birlikte ağırladık. bakalım o ne diyecek. "Boş düştün." "Erkeğin ikinci bir evlilik yapması birinci evliliğin sona ermesi demek değildir. Eşi durumundaydım. Geldiğinizi Gazi Paşa'ya bildirsin. Burada benim konuğum olabilirsiniz." "Sizi çok iyi anlıyorum. doğru. Hiçbir karşılık beklemeden. Başkası ya da başkaları bunu anlayamamışsa. Artık o duygular benim duygularım. iki şahidin önünde evlenebilir. Bir kadınla bir erkek bir imam ya da müftünün huzurunda. Köşk'ün hanımefendisiydim. sonra da koca istediği anda kadına. Büyük Millet Meclisi'nin İstanbul temsilciliğine getirildi. Yüksek emirlerinizi beklemekteyim. En zor günlerinde yanından ayrılmadım.257 maz. Fikriye Hanım'ı tedavi için Almanya'ya göndermiştim. "Ben bu aşkı kafamın. şimdi izin verirseniz ben geldiğinizi Adnan (Adıvar) Beyefendi'ye haber vereyim." . Ben dünyanın en güzel duygularını yaşadım. Bizde şeriat kuralları uygulanıyor. Benim içim artık bir harabeye döndü. Paşa'nın eşi de onu avutabilmek için ne yaptıysa hiç fayda etmedi. Mutsuzdu."Ama Paşam. kalbimin ve bütün vücudumun her hücresinde taşıyacağım. Ne yazık ki haklısınız. Ankara'ya gidip Gazi Paşa'yla görüşün. dilediğiniz kadar. Hiç kimse bunları elimden alamaz." "Ben de öyle düşünüyorum Paşam. Beni anlıyor musunuz Paşam?" "Evet Hanımefendi. Şimdi ne yapması gerekiyordu? Adnan Bey'e Ankara'dan nasıl bir yanıt gelecekti? Adnan Bey Ankara'ya şu telgrafı çekmişti: GVF17 "Gazi Paşa Hazretleri'ne. Ankara'nın en heyecanlı günlerinde birlikte olmuşlar ve o gerginlikleri birlikte yaşamışlardı. önemli olan onun evlenmiş olması. Orada otursun ve bana açıklama yapsın." Fikriye o geceyi Refet Paşa'nın evinde geçirdi. Sizinki gibi bir ilişki kolay kolay kestirilip atıla. Biz örnek bir kadın erkek beraberliği oluşturmalıydık. ne de bir başkası. Herkes bana Paşa'nın eşi gibi davranıyordu. evlilik sona erer. Benden izin almadan neden dolayı İstanbul'a gelmiştir? Kesinlikle Ankara'ya gelmesine izin veremem. Nikâh senedinde belirtilen bir para. Kendisine gereği kadar para vermiştim. Ben şimdi kendimi feda edilmiş bir kadın durumunda görüyorum.

"Hepimiz biliyoruz. 'Bu kadar zamandır birlikte yaşıyorsunuz." dedi. "Ankara'da da Paşa'nm yakın arkadaşları bana. Fikriye. Ama erkekler genellikle bir süre sonra sevdikleri kadınlardan bıkarlar. Bir süre sonra Macit Bey Gelibolu Valiliği'ne atandı." . ancak kısa zamanda sıkıldı. Paşa'yla neden evlenmediniz?" diye sordu. Onların kızı Handan da artık 18 yaşına gelmişti. Birbirimizi sevdikten sonra evlenmek şart değildi ki. Onun nasıl bir sinir bunalımına düşebileceğini tahmin ediyordu. Köşk'ün hanımefendisiydin. "Ama bakın Fikriye Abla. aşkın yerini insancıl bir sevgi ve dostluk alır. Fikriye'nin Nimet Hanım ve Handan'la yakın arkadaşlığı orada daha da gelişti." Bu sözleri duyunca Fikriye yere yıkılmamak için kendini güç tuttu. Gittiği bütün evlerde içi kara-rıyordu. onlara hiç hastalığından söz etmiyordu. Handan ona bir sabah da. Oradan ayrıldı. Fikriye. Macit Bey'in eşi Nimet Hanım ona dostça davranıyor ve dertlerini paylaşıyordu. kendisini teselli etmeye çalıştı. o da olmadı. Gözleri karardı. Paşa sonra Lâtife Hanım'la nasıl evlendi?" diye sordu. "Evet. yanık türküler ve şarkılar söylüyor. Fikriye bu evleri bir bir denedikten sonra eski ev sahibi Macit Bey'in Yerebatan'daki konağına geçti. Üç yıl önce Ankara'ya gitmeden önce de o konakta kalmıştı." 259 2Ö0 Handan. Bu kez Hatice Tey-ze'sinin evine taşındı. Oradan Mecidiye Teyze'sinin evine geçti. Memduha Hanım bu durumu biliyordu. bu havadan kurtulmaya çalışıyor. "Mecbur kalmıştır." demekle yetindi. bana bunu ilk soran sen değilsin." dedi. Buna alışması gerekti. ilk fırsatta buraya geldikleri zaman sizinle görüşebileceklerini söylemişler." Yaşadığı bu büyük aşk Fikriye için tam bir saplantıydı. ama yapamıyordu bir türlü. dertlerini paylaşmak istiyor ama Fikriye insanların kendisine acımalarından hoşlanmıyor. Kendileri. Lâtife Köşk'ten çıkıp İzmir'e dönüyormuş. Neden evlenmiyorsunuz?' diye soruyorlardı. Yakın akrabalarıyla dünya görüşleri birbirinden çok ayrıydı. Artık hiçbir şey umurunda değildi. Sonunda Fikriye'ye şunları söyledi: "Hanımefendi. Bazıları onun duygularını. Fikriye onunla da arkadaşlık ediyordu. Kemal Paşa'yla ilişkilerinin nasıl başladığını. Kendilerini yeni bir duruma alıştırmaları zaman alır. Gazi Paşa seni çok seviyordu. Onun evinde de rahat edemedi. Çok sayıda sigara içiyor. Paşa kendisini görmek bile istemiyordu. Bunu Ankara'da çok yakından gördük. Gazi Paşa sizin bir süre İstanbul'da oturmanızı uygun görüyorlarmış. Fikriye onlara çocukluk yıllarını. onun kızı Hayriye Hanım'ın evinde kaldı. havalara yükseliyordu. onu nasıl delicesine sevdiğini ve iki yıl Ankara'da ona nasıl eşlik ettiğini ve mutlu günlerini anlatıyor ama onunla evliliğinden hiç söz etmiyordu. Bir süre sonra Memduha Hanım' in evinden ayrılıp Mehmet Amca'sının dul eşi Belkıs Hanım'ın evine geçti. Durum artık kesinlikle aydınlığa kavuşmuştu. Handan ona bir gün. Onu zorlamak benim de aklımdan geçmedi. Önündeki her şey sanki yerçekiminden kurtulmuş. Yeter ki bunalıma düşüp dünyayı kendine zindan etme. Senin üzerine titriyordu. Adnan Beyefendi Gazi Paşamızdan bir cevap aldıklarım bana bildirdi. Sen de zamanla bu bağımlılıktan kurtulacaksın. Kadınlar ise bağlandıkları erkeklerden kolay kolay vazgeçmezler. Daha sonraları Vali Macit Bey Sokağı adı verilen bir sokaktaki eve taşındılar. "Fikriye Abla. "Peki Fikriye Abla. Paşa hiç bu konularda konuşmak istemezdi.Adnan Bey bu telgrafı Refet Paşa'ya iletti ama Paşa bunu Fik-riye'ye göstermedi. "ben dün gece bir rüya gördüm.

Saymakla bitmez. Fikriye. Karaköy' 26ı 262 den bir vapura binerek doğru Haydarpaşa'ya geçti. Hırsız. bak. evden başka hiçbir şey almamıştı. o çantaya hiç el sürmemişti. Başka bir kimlik bulması gerekiyordu. bir yemek ve bir çay takımı. kendisini iskeleye kadar geçirdiler. Nerede o günler?" Fikriye'nin tek dileği Ankara'ya gidip Paşasına yakın olmaktı. Ha. Nimet Hanım ile Handan. Yaver Muzaffer Kılıç. sen beni sevdiğin için böyle bir rüya uyduruyorsun. Başyaver Salih Bozok ve eşi Düriye Hanım. Nimet Hanım ile Handan. deme. Fikriye bir gün Emine Hanım'ın çantasından kimliğini aldı. 'olmaz." dedi. Halinde bir gariplik vardı. Belki bir yerlere karşılaşırlar ve her şey değişebilirdi. Kimlikte zaten resim yoktu."Handan'cığım. İbrahim Süreyya Bey ve eşi Mediha Hanım. O kadar çok ortak dostları vardı ki: Cevat Abbas Bey.. bundan sonra. teyzesinden ve yengesinden. Onu hiç yanından ayırmıyordu. Bu öteberi. ismet Paşa ve Mevhibe Hanım. Sıkılmış olabilirdi. Kendini gemiye götürecek sandala binerken Nimet Hanım. hem de bu halde kim bakar bana?" "Öyle deme Fikriye. Gişe memuru başını kaldırıp Fikriye'nin . Bu. istemem'. Fuat Ağabey'inden. Hırsız. Bütün öteberisini de Gelibolu'da bırakıyordu." Fikriye gözyaşlarını tutamadı. Fuat Ağabey. bir de oralarda sana hayırlı bir kısmet çıkarsa." "Haydi oradan. çabuk dön. Rıhtımda kucaklaşıp öpüştüler. Ankara treni akşam saat 17'de kalkıyordu." "Aman ablacığım. "Fikriye. bir altın kolye. "uzun kalma. içine çamaşırlarını ve tabancasını koymuştu. o mektupları yıllar boyu titizlikle sakladılar ama günün birinde hepsi çalındı. Sıcak bir mayıs ayının son günlerinde Fikriye. kimin kimliği olabilirdi? Macit Bey'in evinde yetişmiş. Lâtife hiç Paşa'yı bırakıp İzmir'e döner mi? Ah keşke dönse. Münih'e de götürmüştü. Evlenip gitmişti ama zaman zaman Gelibolu'daki evde kalıyordu. bir broş ve giysilerden oluşuyordu. Burası senin kendi evin. Belki de Paşasından gelen sevgi dolu mektuplar vardı içlerinde. Yeniden birbirlerine sarıldılar. ona İsmet Paşa'nm iki yıl önce Ankara'da atla gezinirken kendini koruması için verdiği tabancaydı... Belki bunlar cepheden yazılmıştı. Nimet Ablası'na İstanbul'da teyzelerini görmeye gideceğini söyledi.. Refet Paşa'dan. Bunun gizemi çözülemedi. Bir yıla yakın bir zamandan beri Gelibolu'da kalıyordu. Sandal gemiye yanaşıncaya kadar birbirlerine el salladılar. Her zamanki gibi suskun ve neşesizdi. Ne Macit Bey ne de Nimet Hanım Fikriye'nin istanbul'a gitmek istemesini yadırgadılar. Kimliğini gösterip biletini aldı. Bizi bekletme. Ruşen Eşref Bey ve eşi Saliha Hanım. öyle kötü kötü konuşma bakayım. Almanya'dan getirdiği ufak bir çantanın üzerine bir pusula iliştirerek onun ileride Handan Hanım'a verilmesini istemişti. Kendi kimliğiyle İstanbul'dan trene binmesi olanak dışıydı. Bir bohçaya sarılı mektuplarını da yanına almadı ve başucundaki gece dolabının çekmecesinde bıraktı. Gemi ertesi sabah istanbul limanındaydı. Fikriye Ankara'ya kaçak gitmenin heyecanını yaşıyordu. Kimlerden gelmiş olabilirdi bu mektuplar? Gazi Paşa'dan.. Fikriye. Fikriye onları gözü gibi saklıyordu. Belki onlardan haber alabilir ve o havanın içinde yaşardı. O zamanda trenlerde sıkı bir kimlik denetimi vardı. Onu kullanabilirdi. bilmesem ne çıkar? Benim ruhum öldü. Kimbilir neler yazılıydı o mektuplarda? Fikriye bunlardan hiç söz etmemişti. Gerek Macit Bey. Öyle olsa kendisini bırakmazlardı. Bu son ayrılış mıydı? Kimse bunu düşünmedi. Gelibolu'ya artık bahar gelmişti. Sana fena alıştık. Bu tabanca. Elinde sadece ufak bir çanta vardı. gerek Nimet Hanım kendisinin asla Ankara'ya gitmemesini öneriyorlardı ama Fikriye kafasından bu düşünceyi bir türlü atamıyordu. Zaten bir-iki haftalığına gidip hemen dönecekti. Yolda pek konuşmadı. Emine Hanım adında bir kadın vardı. sen ne kadar güzel olduğunu bilmiyor musun?" "Bilsem ne çıkar. Fikriye sonra hıçkırıklara boğularak güverteye çıktı..

Ne büyük umutlarla. Ne kadar dayanabilecekti bu acıya. genç kızlar ve çocuklar da vardı. benim sepetimde de kuru köfteler var. Meclis'ten yükselen değişik sesler.. Biletçi biletleri zımbaladı. Fikriye üç buçuk yıl önce Ankara'ya gelişini düşünüyordu. Çankaya'dan. Hele Eskişehir'de tren iki saate yakın bir süre karşı yönden gelmesi gereken treni bekledi. Fikriye'nin elbette gözüne hiç uyku girmedi. Ama her şeye karşın mutlu akşamlar.. Bekleme salonunun sıraları üzerinde yanlarında torbalan. Fikriye firladı arabadan. bu amansız hastalığa? Tren nihayet yorgun argın Ankara istasyonuna girdi. İşte Direksiyon Binası. Diliskelesi. Akraba olurlardı. Anadolu'dan da mutlaka düşmanı kovacaktı.. koridorlarda bütün gece yanık yanık türküler söylendi. Tren her istasyonda durdukça simit. garın büfesinden de bir çay istedi. rakı sofraları." Fikriye zaman zaman bunalıp peronda dolaşıyor. Ne yapacağını bilmiyordu. Fikriye'nin yüreği ağzına geliyordu. onu anlayabilecek yaradılışta bir insandı. Trenin kalkmasına daha 6 saat vardı.. İzmit." "Allah sevdiklerine kavuştursun. "Nereye hemşire? Siz de Ankara'ya mı? Karnınız acıkmıştır." dedi.yüzüne bakmadı bile. Alsaydımz birkaç tane." Ufak çocuklar da yapış yapış elleriyle limon şekeri uzatıyorlardı. emir erleri. Ezginlik. Bereket hiç olay çıkmadı. Ya şu ciğerlerinin hali ne olacaktı? Bunu düşünmek bile istemiyordu. sepetleri olan yoksul insanlar uzanmışlardı. Bekleme salonuna girerek tren saatini beklemeye başladı. Yeni bir güneş doğuyordu Ankara'da. Fikriye balayım orada yaşamıştı. yoksulluk. Yoksa Paşası onu yanından uzaklaştırmak mı istemişti? Ne korkunç bir düşünceydi bu. Fuat Ağabeyi. Orada kalmayı tasarlıyordu. hem de Gazi Paşa'nın en yakın arkadaşıydı. Almanya'da iyileşeceğine dair pek umudu yoktu. Çanakkale'de düşmanı püskürten Mustafa Kemal. Polatlı'dan duyulan top sesleri. yaklaşık bir yıl yedi ay önce bir ekim günü ayrılmıştı. Araba Fuat Bulca'nın evinin önünde durdu. Bir faytona bindi. Yaşamının en mutlu aylarını geçirdiği o tatlı ev. Paşa'nın cepheye gidişi. az sonra yorulup sıralara oturuyordu. Fikriye içi burkula burkula Direksiyon Binası'nın önünden geçti. Ama milletin bir umudu vardı. Fikriye de o güneşe ulaşmaya gidiyordu. simitler yendi. "Allah ne muradın varsa versin. "Çek Çankaya'ya. Hereke. sonra Tuzla. Kalkış saati gelince istasyon nöbetçisi kampanayı çaldı. kadınlar horladılar. Sabah şafak sökerken Polatlı'da uzun bir süre durdular. İlk durak Pendik oldu. Fikriye'nin ağzını bıçak açmıyordu. Bir inzibat subayı yolcuların kimliklerini sordu. Fikriye arabacıya Fuat Bey'in 263 evini tarif etti. pişmaniye. Çocuklar ağladılar. Yolcular da bütün yüklerini kompartımanlara doldurdular. Bebelerini emziren kadınlar. Birbiri ardına dilenciler de geliyordu salona. O zaten çok acılı bir ayrılıştı. Paşasına kavuşacaktı. Onsuz ne yapabilirdi? Tam bir yılgınlık ve karamsarlık içindeydi. İnzibatların trene her girişinde. "biraz börek almaz mısınız?" "Bacım. cepheden zafer haberleri. Yine istasyonlarda çaylar içildi. Sıcak bir gün başlıyordu. Gebze. Kadınlar Fikriye'yle ilişki kurmayı denediler. Perondan salep satıcılarının sesleri geliyordu. O ne heyecan dolu bir gelişti. . Ankara'dan akla gelmez acılarla ayrılmıştı. Şimdi öyle miydi ya! Fikriye için o güneş batmak üzereydi. Sonunda tren boş peronlardan birine girdi. muhafız askerleri.. öğle üzeri Ankara'da olacaklardı. ayran ve su satıcıları pencerelerin önünde bağırışıyorlardı. Oysa Fikriye'nin. Paşası onu ta Kastamonu'dan aldırtmıştı. Şu yavruya gönlünden ne koparsa bir sadaka ver. Topal Osman'ın milisleri. yeniden biletler ve kimlikler denetlendi. şimdi de umutsuzluğun doruğunda Ankara'ya geri dönüyordu. Ne büyük bir mutluluktu o. Bütün ülke muazzam bir savaşa hazırlanıyordu. Çünkü gidiş-dönüş yolu ayrı değildi. Bazı istasyonlarda trenin yarım saat durduğu oluyordu. Artık Haydarpaşa Garı gerilerde kalmıştı. düdükler öttü ve tren yavaş yavaş gardan uzaklaştı. yeşil erik. Tavşancıl. düşman işgali.. Fayton Çankaya'ya tırmanırken. Tek yol vardı. kiraz. Gazi Paşa onu zorla Münih'e gönderiyordu. çörek. Bir simit aldı. Gelen gidenler.

Terk edilmiş zavallı bir kadın kompleksine sakın kapılma. Eşyaların üzerinde. Ali Çavuş heyecanlı bir sesle ve çekine çekine. Lâtife'ye hiç kötü kötü bakma. anıları ve mektupları vardı. "Hanımefendi. Elbette oraya dönmek hakkıydı. En değerli eşyalarını toplayıp istanbul'a götürecekti. Yan kapıdan bir bekçi çıktı. "bizim için ne mutluluk sizi yine burada görmek!" Gerçekte Ali Çavuş ne yapacağını şaşırmış durumdaydı. "içinde bu kadar anım olan bir yeri görmek benim hakkımdır. zarafeti. 'Merhaba. dayan. kimseye kendini acındırmadan ayrıl. Lâtife Londra'dan ve Paris'ten diplomalar almış. Gülümsemeni hiç yitirme. köşklerine. onu görüp gideceğim. size mutluluklar dilerim. Sen boş ver Uşakizâdelerin varlığına. soğukkanlılığı elden bırakma. "salona buyurun. benim anılarımın içinde nasıl yaşıyor. Ailesinin zenginliği de önemli değil.' deyip gitmesini bil." dedi. Ama şimdi artık her şeyi çok iyi anlamıştı. Ali Çavuş sevinçle karşıladı kendisini. kıskanma. Kapı ve pencereler kapalıydı." Gazi Paşa'yla Lâtife Hanım o saatte sofraya oturmuşlardı. onlar bu sabah istanbul'a gittiler. Tanrım bana güç ver. Bu gerçekleri görmem gerekiyor." Gazi Paşa'nın köşkü zaten hemen biraz üstteydi. Oralarda bıraktığı ufak tefek eşyaları. Gazi Paşa'nın emir eri Ali Çavuş'a haber verdiler. sıkı dur. Ben Paşa'ya hemen haber vereyim. Aman Fikriye. Olgun davranışınla sen Türkiye'nin en uygar kadını olacaksın. soyluluğu insan kendi yaratır. geldiğinizi müjdeleyeyim. "Köşk'e. Anılarını topladıktan sonra. 265 266 . kızma. Kafamda yaşattığım imajlar daha kolay yıkılacak. Fikriye arabacıya kendisini biraz beklemesini söyledikten sonra nöbetçiler karşısına dikildiler. Paris'te eğitim görmüş bir kadından uygarca bir davranış beklerim. Ne yapabilecekti şimdi Fikriye? Faytona bindi. akıllı uslu bir kadın olacağım. Paşam benim yerimi alan bir kadınla. kanepelerde hâlâ onun kokusu. Nezaketi elden bırakma." O bunları düşünürken fayton Köşk'ün kapısına gelmişti. Dünyanın her yerinde bu böyledir. Paşa'yı görmek istediğini söyledi. Sinirlerine egemen olamazsan güç durumda kalır yenik düşersin. örnek bir kadın oldun."Fuat Ağabey!" diye bağırdı. Geri dönmemeyi hiç düşünmemişti. Her şeye büyük bir hoşgörüyle katlanacağım. evlerine. üç kez yutkunmadan ağzından bir tek söz çıkmasın. Sen oradan başın öne eğilmeden. ayakların hep yere bassın. "Elbette" dedi. Londra'da. Hiçbir kötü davranışta bulunmayacağım. Fikriye'nin kalbi güm güm atıyordu. Haydi Fikriye. ne önemi var. Olgunluğu. bardaklarda onun dudak izleri. "Hanımefendi. yıllarca içinde yaşadıkları odalarının özlemini çekmezler miydi? Kaldı ki uygar insanlar arasında böyle bir davranış hiç yadırganabilir miydi? Kafasından bunları geçirdi. Arabacı. Doğru muydu böyle paldır küldür Köşk'e gitmesi? Neyle karşılaşacaktı? Sonra Lâtife Hanım nasıl davranacaktı ona? îyi ama Fikriye 19 ay öncesine kadar o Köşk'ün hanımefendisi değil miydi? Köşk'ün her yanını o döşemişti. Sen bütün çevrende sonsuz bir saygı uyandırdın. yastık yüzlerinde onun sıcaklığı yok muydu? Evin eski hizmetçisi değildi ki o. sabırlı ol. Bir evin eski sahipleri ya da kiracıları bile. "Şimdi nereye çekeyim Hanımefendi?" diye sordu. Onları birlikte görünce bu ayrılığa daha iyi alışacağım. elini öptü. Seni kovmalarım beklemeden gitmesini bil." dedi. Onlar üzülmesin. koltuklarda. yaşamlarının pırıltısına. "Buyurun Hanımefendi. Bunu koru." dedi. Gazi Paşa'ya hiç ters davranma. Onları almak için o eve gelemez miydi? Bir buçuk yıl önce Çankaya'dan birkaç aylık bir sanatoryum bakımı için ayrılmış ve her şeyini Köşk'te bırakmıştı. Her şey onların istediği gibi olsun. Dayan Fikriye. Söz veriyorum kendi kendime. Onların hiç rahatını bozmayacağım." "Hangi köşke?" "Gazi Paşa'nın köşküne.

onlar Fikriye'ye bir ev alırlar. burada bize komşu mu olacak? Asla. Yapılacak şey şu: Onun istanbul'da bir ev edinmesine yardımcı olurum. Zaten merak edilecek bir durum yokmuş. yarın sabah da kendinize uygun bir yer ararsınız." "Biliyorum. gözleri çakmak çakmak." 267 . böyle bir şey istemem. Bu düşüncemi Muzaffer Kılıç'a ve Fuat'a da söylerim. Fikriye ayakta bekliyordu. Gidip kendisini karşılayalım. Çok acıdım. Bu nasıl bir ziyaretti böyle? Ne istiyordu Fikriye Hanım? Bu ne küstahlıktı. Bu ne yüzsüzlük? Ne hakla buraya gelebiliyor? işi ne burada? Sen olmasaydın ben kovardım. daha bir süre bakıma ihtiyacın vardı. Herhalde sizden isteyeceği bir şeyler vardır. En iyisi sen onu hastaneye gönder." "Hayır Lâtife. inşallah bu hastalığı tamamen yenmişsindir. "Ya öyle mi?" dedi. Onlar da bize yardımcı olurlar. Ankara'da kalmak niyetinde değilim. ya da Refet Paşa'ya söylerim. O bu konuyu kendisine duyurabilir." "Evet ama. teşekkür ederim. elbette. "Hoşgeldin Fikriye." diye elini uzattı. Bir bunalım geçirdiği muhakkak." "Seni sokakta bırakacak değiliz ya. "Fikriye Hanım geldi. iyi görünüyorsun. Buraya gelmek istemezdim. "size bu kadar hizmetleri olan bu hanımı bekletmeyelim. Buraya gelmekle hiç doğru yapmadın." Lâtife Hanım. Ama Fikriye'nin Ali Çavuş'a güveni vardır. Ağzı kurumuştu. iyileştiğimi sanıyorum. "Evet burada rahat edemezsiniz." "Lâtife'ciğim. Gazi." dedi. salona aldım. Onlar bu sabah istanbul'a gitmişler. bir çaresini buluruz." Gazi Paşa." "Kemal. bence acele ettin. Ali Çavuş hemen Fikriye Hanım'a bir yer bulur. Sonra da ya onun evine geçer ya da istanbul'a döner. En kısa zamanda gidip kendi evine yerleşir. yüzü bembeyaz olmuş." "Çok naziksiniz. Lâtife Hanım yine de soğukkanlılığını elden bırakmayarak. ben de Çankaya'da oturmasından yana değilim. Fuat gelene kadar orada kalır. "Fuat Bey söyledi. Heyecandan tir tir titriyordu. Biz de sizin birkaç gün kalacağınız bir yer bulmanıza yardımcı oluruz." dedi. Değil mi Lâtife? Bir yer bulana kadar Köşk'te kalırsın. ben az sonra gelirim. Şimdi ne yapacağımı bilmiyorum. Gazi. Sen sakin ol. Lâtife Hanım da elini uzattı. O yüzden size uğradım. "Beklesin içeride. Yoldan geldiniz. "Hayır. Şimdi üzerine üzerine gitmeyelim. dinlenin. çılgın gibi bakıyor. Dostlarıma veda edip hemen döneceğim." dedi. Hem de ağır hasta." "Çok teşekkür ederim Hanımefendi. hakkımız yok onu kovmaya. Bana bu kadar hizmeti var. dedi. Şimdi bunları benim kendisine anlatmam doğru olmaz." "Nasıl bir çare bulacaksın Kemal? Bizim görevimiz mi onun sorunlarını çözmek? Hem ne çözüm getirebiliriz? Görmüyor musun. ama ben hiç acımadım." "Evet Paşam. Ben senin istanbul'da kalmanı istemiştim. Hemen döneceğim zaten. Adnan Bey'e." Fikriye salondan çıktıktan sonra Gazi Paşa ile Lâtife Hanım bir süre hiç konuşmadan bakıştılar." Lâtife Hanım bu hiç beklenmedik ziyaret haberini alınca buz gibi olmuştu. Yarın Ali Çavuş ona bir otel bulur. "Yazık. ben yarın kendime bir yer ararım. sizi görmek istiyorlar." "Ali Çavuş size kalacağınız odayı göstersin. Hem Ankara'nın havası da sana iyi gelmeyecek. dedi. her şeyin bir sırası var. Soğuk soğuk el sıkıştılar. Fikriye de Ankara'da uzun süre kalamayacağını anlar. Kendisi bunun bilincinde değil galiba. sen acıyorsun. Az sonra Gazi Paşa bu sessizliği bozarak." "Yani. "ne kadar zayıflamış."Paşa Hazretleri". Fuat Ağabeyim döndükten sonra da başımın çaresine bakarım." Birlikte salona geçtiler. Fuat Ağabey'imi görmeye gelmiştim." "Çok teşekkür ederim efendim. "Kemal." "Tabii. "İyileştiğini haber aldım.

Nasıl olur? Bir de onun hastalığını mı çekeceğiz? Başımıza belâ olacak bu kadın. Gazi de duymuş. Zorla Köşk' ten çıkartıp sürükleyemezdim ya. öyle olsun. beyaz peynir. "hemen çıkmamız gerekiyor. ben bu kadına bir gün bile tahammül edemem. ° "Ali Çavuş. Bütün gün yatağından kalkmadı. ev bakacak gücüm yok. yatak odasına da geçmedi. Onu gözüm görmesin. af buyurun efendim. hiç halim yok." . Sabaha karşı biraz dalmış olacaktı ki. Sabahleyin mutlaka çekip gitmesi gerekiyordu. Fikriye yine odasından çıkmıyordu. Paşa'nın o gece gözüne uyku girmedi. Ağzını güç açıyordu." dedi." Lâtife Hanım bu sözleri. ekmek getir. Bu halde nasıl otel arayabilirdi? Arabaya binmek şöyle dursun ayakta duracak gücü yoktu. Bütün gün yattı. Uzanıp dinleneceğim. Bir uçurumun başındaydı sanki. Başı dönüyor. hırçın hırçın seslenmesinden anlaşılıyordu." "Salona inmeyecek misiniz?" "Hayır Ali Çavuş.268 "Peki. Akşam üstü Lâtife Hanım Ali Çavuş'u bir kenara çekerek. Senin hatırın için olay çıkartmamaya gayret edeceğim. Fikriye her birinden birer parça aldıktan sonra "Ali Çavuş. Yaşamında her şey ters gidiyor ve hiçbir şeyden zevk almıyordu artık. rahatsız. Bir arabayla oraya gidelim. Bugün çok yorgunum. "Ne oldu?" diye sordu. Size yiyecek bir şeyler getireyim. Bir ara koridordan Lâtife Hanım'ın sesi duyuldu. Yine akşama kadar yattı." Ertesi gün Lâtife Hanım birtakım ziyaretler için erkenden Köşk'ten çıkıp gitti. hırsından deliye dönmüştü. bir çaresine bakarız." "Hiç dinlemem kovun gitsin. İki yıl önce konuklarımızı oraya yollardık. öğle üzeri Ali Çavuş odasının kapısını vurdu. Az sonra Ali Çavuş elinde bir tepsiyle odaya girdi. Ne kadar da susamıştı. Gece yarılarına kadar çalışma odasında tek başına oturdu. çok yorulmuştum. önce bir otel bulacaksın. Ne Gazi odasına geldi ne de Lâtife Hanım. Yorgun ve hasta. kara kara düşündü." "Baş üstüne efendim. Kolay mıydı yaşadığı bütün tatlı şeyleri bir anda unutmak ve yeni bir yaşama başlamak? O gücü kendinde hiç bulamayacaktı. "Öğlen oldu Hanımefendi." Fikriye o gün hiç odasından çıkmadı. "Hani bugün o kadına bir otel bakacaktınız?" "Olmadı Hanımefendi. içeriden "Kim o?" diye ses gelince Ali Çavuş. Ali Çavuş'tan sadece bir çorba istedi. Fikriye de o gece sabaha kadar ağladı ve üzüntüden kahroldu. ne Gazi'nin gittiğini duydu ne de Lâtife Hanım'ın. bu kadın hâlâ burada mı?" "Burada hanımefendi. peynir. Dili damağına yapışıyordu." Ertesi gün Fikriye öğleye kadar odasından çıkmadı. Ayağa kalkacak gücü kendinde bulamıyordu." "O sonraki iş. Tepside çayın yanında iki yumurta.. başka şey istemem. Herkes memnun kalırdı." "Siz bilirsiniz Hanımefendi. Kaç gecedir de uykusuzdum." "Yarın inşallah Hanımefendi. Ali Çavuş'tan bir çay istedi. Paşam öyle söylemişti. karnım aç değil. Yalnız Fikriye değil. Sen bana bir çay yap." "Zahmet etme Ali Çavuş. başını kaldıracak hali yok. Kahvaltıya da inmediniz. bal ve ekmek vardı. Ama şunu bil ki." "İyi ama önce size bir ev bakacaktık. uyuyakalmışım." "Hiç dinlemem Ali Çavuş. Ne güç şeydi bu tür bir yaşama katlanmak. Fikriye'nin duyması için yüksek sesle söylemişti. dedi. Akşamüstü. yuvarlanıp gidecekti ama yuvarlanamı-yordu bir türlü. Fikriye yine odasından çıkmadı. hani Karaoğlan Çarşısı'nın üst başında temiz bir otel vardı. Lâtife Hanım'ın Köşk'e dönmüş olduğu. nasıl istiyorsanız öyle olsun.." "Allah allah. Sen onu yarın bir otele götürürsün." "Düşündüğünüz bir otel var mı?" "Evet var. Onu içti ve bütün gün bunalımlar içinde uyukladı. gözleri kararıyordu. Beni bir otele bırakacaksın.

Sıcak bir mayıs günüydü. Ertesi sabah bir faytona binerek Köşk'e çıkacak ve Paşa'ya veda edecekti. Kira derdinden kurtulur. Fikriye o gün hiç otelden çıkmadı. Yani herhalde sokakta kalmazdı. Ama yorgun görünüyorsunuz. Bütün gece düşündü. "Sen beni biraz burada bekle. "Ben Paşa Hazretleri'ne veda edip döneceğim. Çok aradık sizi. İnsanlardan kaçar olmuştu. Ali Çavuş." diye Fikriye'yi karşıladı. Arabacı Fikriye'yi tanımıştı. Kendisini güler bir yüzle karşıladı. Otel kâtibine. En iyisi derhal İstanbul'a dönmekti. "nereye gidiyorsun?" . Bir süre sonra araba Köşk'ün ka-pısındaydı. Hava herhalde öğleye doğru çok ısınacak ve Ankara kavrulacaktı. Üç çeyrek saat sonra Karaoğlan Çarşısı'ndaydılar. "Çek Köşk'e. Oraya dönmeyecekti. Ali Çavuş'la vedalaştılar. Akşama kadar yatağında uzandı. Bir ev bulana kadar teyzelerinin birinde kalabilirdi. Fikriye arabacıya. aileden kalan ufak bir gelirle orada gül gibi yaşardı. bizim için ne şeref. Nasıl bir halsizliği vardı. özlemiştim. "Hanım. Buyursunlar Hanımefendi. Aklına ağabeyi Ali Enver geldi. "Bana acele bir araba bulun." diyordu." Yarım saat sonra Ali Çavuş. 269 "Bir fayton buldum Hanımefendi. Beni istasyona götüreceksin. hemen İstanbul'a dönmekti." Köşk'ün kapısında hiç tanıdık olmayan bir nöbetçi duruyordu. Fahrettin Hayri Bey.. "Buyurun Hanımefendi." dedi. böyle bir evi almaya yeterdi. "O. İstanbul'un neresinde bir ev aramalıydı? Beşiktaş'ta mı? Caddebostan taraflarında mı? Yoksa Sultanahmet veya Gedikpaşa gibi bir semtte mi? Sultanahmet'ten kötü anılarla ayrılmıştı. Kapının ağzına geldiler. biraz yorgunum." iki dakika sonra kapıya bir arabanın yanaştığını gördü." diye Köşk'e döndü. Otel köşelerinde sürünmenin âlemi yoktu. Göztepe-Erenköy tarafları gözüne daha çekici göründü." "Evet Süleyman Efendi. "Ne zaman isterseniz çıkarız. iki saat sonra da dönüp istanbul'a gideceğim." Bahçedeki nöbetçiler Fikriye'ye selâm durdular. Ne Paşa'ya muhtaç olurdu ne de hiç kimseye. size canımız feda. Fikriye ağır ağır arabaya yaklaştı ve arka koltuğa yerleşti. Lanet olsun şu Ankara'ya. ama önemli değil. Bir an önce İstanbul'a gidip uygun bir ev araması gerekiyordu. Fikriye onu başıyla selamlayıp tam kapıya yönelirken nöbet-Çi." dedi. Bilet alacağım. çok. Ali Çavuş bavulu elinden aldı. Otel katibi. anlatılır gibi değil. ne yapabilirdi? Kulakları uğulduyor ve durmadan terliyordu. Ali Çavuş da arabacının yanına oturdu." dedi." 27Q Fikriye Hanım bavuluna sarıldı. zaten Paşa'nın kendisine orada bir ev almak istediğini söylememiş miydi? Zaten nikâh senetlerinde 'mihri müeccel' olarak belirlenen elli altın."Başüstüne bacım. Zaten hiç aç değildi ki. Belki geçici olarak bir ev buluncaya kadar onlarda da kalabilirdi." "Öyle olur mu Hanımefendi. Canı hiç kimseyi görmek istemiyordu. Fikriye onu arama gücünü kendinde bulamıyordu. Ertesi gün hemen bu düşündüklerini uygulamaya koyuldu. Evet.. Bu tam bir kopukluktu." dedi. Otel hesabını ödedi ve arabacıya. "Ne zamandır sizi görmüyorduk. "İnşallah şu şirret kadınla karşılaşmadan Köşk'ten ayrılırım. Fuat Ağabeyi'nin Ankara'ya dönüşünü beklemek zorunda değildi. Şimdi ne yapacaktı bu otel köşesinde? Fuat Ağabey'inin dönmesini bekleyecekti. Bereket Ali Çavuş bir sepetin içine birkaç börek ve meyve gibi şeyler koyup getirmişti de Fikriye aç kalmadı. Köşk'ün keyfî kaçtı. "Bavulumu burada bıra-cağım. O birkaç gün için izne çıkacaktı. Ağabeyi savaş sona erdikten sonra Ankara'da kereste ticaretine başlamıştı ama Fikriye'ye hâlâ küskündü." dedi. yapılması gereken en doğru iş. Araba otelin önünde durunca Ali Çavuş bavulu alıp içeri girdi. dedi içinden. Fikriye'nin İstanbul'da bir dayısı vardı. Sonra yine beni otele bırakırsın. Siz gittiniz.

Bu hiç aklıma gelmemişti. Fikriye Hanım'ın göğsünden kan sızıyordu. "Buyurunuz Hanımefendi." "Resuhi Bey var. "Çek. imdat!" diye bağırmaya başladı." Fikriye. "nereye gidiyorsun? Sen deli misin? Şuradan şuraya gidemezsin. Bir emriniz mi var? Kiminle müşerref oluyorum?" "Ben Fikriye." Nöbetçi içeri girdi. Paşa'nın Köşk'te olmadığını düşündü. Bu ne büyük saygısızlık. Biraz sonra Resuhi Bey kapıda göründü. Çok teşekkür ederim. yapamam." dedi. "Lütfen. Fikriye senden ne gü273 . Muzaffer Kılıç'ın gözlerinden iki damla yaş süzülüyordu." dedi. "Hanımefendi. olamaz!" diye yerinden fırladı. Gazi. Bütün Köşk sanki başına yıkıldı Fikriye' nin. "Yine mi o kadın? diye haykırdı. Sendeleye sendeleye arabaya bindi. Ziyaretinizi başka bir güne bırakabilir misiniz acaba?" "Yaa Muzaffer Bey. Sen vurdun sanırlar. beyninden vurulmuşa dönmüştü. Gözleri karardı. gelem. "Fikriye Hanım'a Paşa Hazretleri'nin çok meşgul olduğunu anlatın ve kendisini bugün kabul edemeyeceğini bildirin. Paşa Köşk'te olsa." dedi. Kapı kapandı. Kıskançlığın bu derecesini hiç düşünemezdi. Dizleri titriyordu." "Peki öyleyse." "Kusura bakma. Gazi Paşa'yı görmek istemişsiniz. Siz Fikriye Hanım'ın kim olduğunu herhalde bilmiyorsunuz. "Kemal. "istasyona gidelim. Paşa'yı görmeye gidiyorum. git Muzaffer Bey'e haber ver. "Ama çok üzgünüm. "Bu konuyu tartışmayalım. "İmdat. Yaver Bey'i çağırıp geleyim. İşte tam o sırada bir silah sesi duyuldu. Muzaffer Bey'e. İçeride neler oluyordu? Resuhi Bey Gazi Paşa'ya Fikriye Hanım'ın kendisini görmek istediğini söyledi. emir var. ona söyleyeyim." dedi." dedi. Biraz bekler misiniz?" Uzun bir bekleyiş. Bütün Çankaya başına yıkıldı." Resuhi Bey. Paşa Hazretleri çok acele bir rapor hazırlıyormuş. Lâtife Hanım hemen bir dişi kaplan gibi yerinden fırlayarak. Arabacı. Sanki son nefesini veriyordu. Fikriye Hanım kendisini görünce çok sevindi." "Hay hay Hanımefendi. Keşke gelmez olaydı. Arabacı ne olduğunu anlayamadan dizginlere asıldı. hemen haber vereyim. "Beyefendi. Ama şimdi söze nereden başlayacağını bilemiyordu. Resuhi Bey olayı hemen Gazi Paşa'ya iletti. varam. Onun burada işi yok." dedi. Resuhi Bey ve nöbetçiler koşup geldiler. "Ne bekliyorsunuz. Sonra ne derler? Herkes seni suçlar. Ama adın ne se-< nin? Kim diyeyim?" "Fikriye Hanım dersin. Lâtife kabil değil onu geri çeviremezdi. demek öyle. sen burada bekle. Ben nankör değilim. bilirler. "bana böyle bir görevi vermeyin. Bu ne yüzsüzlük? Kendisini dün kovduk." Mustafa Kemal ne söyleyeceğini bilemiyordu." Muzaffer Bey fazla direnemedi. yine buraya gelmiş. Başı dönüyordu. Ben asla Fikriye Hanım'ı kovamam. Sizi bugün kabul edemeyecekler. O bizim çok kahrımızı çekmiştir. Kapıya doğru koşarken Lâtife Hanım onu kollarından yakalayarak." Arabacı kamçıyı şaklattı ve araba Muzaffer Bey'in şaşkın ve üzgün bakışları altında Çankaya yokuşunu inerek gözden kayboldu. kapıya çıkmak zorunda kaldı."Ne demek nereye gidiyorsun? Ben buranın eski hanımıyım. Hal hatır sorduktan sonra. Asla dışarıya bırakmam." "İyi ya. Az sonra Muzaffer Bey. Lâtife Hanım Resuhi Bey'e. Sen bekle. "Bu hanımı içeriye sokmayın. ne büyük hakaretti. "gönderin o kadını. Başı da önüne devrilmişti. "Ne diyorsun Resuhi. Fikriye onu hiç tanımıyordu. kimseyi içeri alamam. Muzaffer Bey'e veda bile edemeden arabacıya." Resuhi Bey de hiç böyle bir tepki beklemiyordu. Lütfen kendisini görmek istediğimi bildirin." dedi." Bu kez de Muzaffer Bey. Gazi Paşa'nın akrabasıyım. Bak.

Heyecandan elleri titriyordu. intihar olayını araştırdınız mı?" diye sordu. Ama kendimizi de sorumlu hissediyorum. ben mi? Sen emir verdin. Şimdi hastaneden geliyorum. Onu asla yitirmek istemem." dedi." dedi. "Çok rica ederim Refik Bey. Mutlaka." 274 Gazi boğuk bir sesle. "nedir durum? Kurtulacak mı?" "Kurtulacak inşallah Paşa Hazretleri. Özel bir ilgi göstersinler. Bu sabah onu kim Köşk'e sokmadı? Resuhi Bey'e kim emir verdi? Sen mi. Bu Köşk'ün hanımefendisi olarak sana bir görev düşmez miydi? Ben de olay çıkartmandan korktuğum için kendisine hiç ilgi göstermedim. Çantası. iki gün odasından hiç çıkmadı. Ona böyle davranmakla çok hata ettim. Zaten kim Fikriye Hanım'ın canına kast edebilir? Parasını mı alacaklardı? Yok öyle şey. Gerçekten de Fikriye Hanım'ın kendi canına kıymak istediği anlaşıldı. "Resuhi Bey. Fikriye'nin nasıl onurlu ve inatçı olduğunu ben çok iyi bilirim. Biz böyle oyunlara yokuz. Mermi sol akciğeri büyük çapta delip kalbin yakınından geçmiş. intihara kalkan tetiği ikinci kez çekemez. "kurtulur. Ben de Sıhhiye Vekili Refik Bey'e telefon ederim. "Fikriye Hanım'ı hemen Memleket Hastanesi'ne kaldırın. Bu da tam bir intihar girişimi olduğunu gösteriyor. Eşine dostuna dağıttığı rakılara da 'Dilaver rakısı' deniyordu. ." Gazi daha fazla Köşk'te duramadı." Sıhhiye Vekili odadan ayrılır ayrılmaz Gazi Ankara Emniyet Müdürü Dilaver Bey'i odasına çağırttı.. içinde bütün parası ve evrakıyla yanında bulundu. "Evet Paşa Hazretleri. 275 . öğrenip bana bilgi verin. Adam fenalıklar geçirmişti. "Telaş etme Kemal. Gazi. "Göğüsten çıkarılan mermiyi saklasınlar. Arabacıyı sorguya çektik. Bir zamanlar Ankara'da içki yasağı vardı ve yasa o dönemde de yürürlükteydi. Hemen Refik Bey'i odasına çağırttı. Böyle bir şey yapacağı belliydi zaten. Zaten intihar olaylarında hep böyledir. Zaten başka türlü olmasına imkân yok. Olayın bir cinayet olmasına en ufak bir ihtimal yok Paşa Hazretleri. "Refik Bey. bu bir Browning tabancası mermisiymiş.. biliyorum. inşallah kalp zedelenmemiştir ve ölümcül bir durum yoktur. Ameliyat çok başarılı oldu. içinde bir tek kurşun eksikmiş. Hiç aklıma gelir miydi? Tabanca ne olmuş?" "Yaverler kucağında bulmuşlar o tabancayı." Gazi Paşa hemen telefona koştu. Kurşun kesinlikle o silâhtan çıkmış." dedi. Kendimi hiç affetmeyeceğim. "ne gerekiyorsa yapın." dedi. Görmedin mi bunalımlar geçiriyordu." "Evet kendi tabancası Browning'ti." Lâtife Hanım da. Gidip Başhekim Ömer Bey'le konuşun. Gazi'nin güvenini kazanmış bir kişiydi. Odasına gidip bir kere hatırını sormadık. Başka bir şey elinden gelmedi. iki gün kendisiyle hiç ilgilenmedik. hiç sesimi çıkarmadım. yazık. elinden gelirse. Kurşun göğsünün neresine girmiş. Hastaneye gidip ameliyatın başında bulunun. Onu mutlaka kurtarmalıyız. Onun onuruyla oynadık. ismet Bey hediye etmişti o tabancayı. "Dilaver Bey. Doğru Meclis'e gitti. Kendine geldikten sonra hiç kimseyi görmediğini söyledi. ona merhaba bile demeden. ama ben de sustum. Aklı sıra bizi böyle yıkacak. Refik Bey'i bularak durumu anlattı." "Çok teşekkür ederim Refik Bey.GVF18 zel intikam almaya kalktı. hemen bir araştırma yaptık. Dilaver Bey. Mutlaka kurtarsınlar Fikriye'yi. Mutlaka. Az sonra Dilaver Bey Paşa'nın Meclis'teki odasındaydı." "Elbette Paşam. Silahı kucağında bulmuşlar. Sizden çok acele ayrıntılı bilgi bekliyorum. Arabacıya görünmeden hangi çılgın arabanın o kadar yanına yaklaşıp da silâhını ateşleyebilir. Belki veda edip gidecekti." "Başüstüne Paşa Hazretleri. dış muhafazayı da zedelemiş. Emniyet Müdürü Dilaver Bey de kendi bağında üzüm yetiştiriyor ve kaçak rakı üretiyordu." "Kurtar bakalım. Çıldırmış bu kadın." "Biliyorum Lâtife." Gazi daha sonra Başhekim Ömer Bey'i telefona çağırttı. ama kalp sağlam. Sağ olsun Ömer Bey göğsü açıp kurşunu çıkardı.. endişe edilecek bir şey yok.

Elbette onun böyle bir cinayeti işletmesine en ufak bir ihtimal yoktu. Ölmek istemiyorum!. Gazeteler ertesi günlerde hiçbir şey yazmadılar. Ama birkaç gün çok dikkatli davranılması gerekiyordu. Fikriye Hanım'ın vurulduğu haberi kulaktan kulağa yayılıyordu. endişe edilecek bir durum yok.. Peki kim vurmuştu Fikriye Hanım'ı? O konuda somut ve kesin hiçbir söz yoktu. Köşk'te rahat rahat oturuyordu. Belki bir hayale kapılarak Paşa'yla evli olduğunu söyleyebilirdi. çekip gidiyordu." Ömer Bey. Gazetecilere de bu konuda bilgi vermeyin ve hastaneye sokmayın. Huysuzdu." "Ne kurşunu? Burası neden tentürdiyot kokuyor? Alkol kokuyor burası. Başhekim'i çağırıyorum. Bütün Türkiye gülerdi buna. Fikriye yenik düşmüştü.. Hem neden Lâtife Hanım böyle bir işe girişsin? O elde etmişti istediğini. Bu gibi olaylarda hastanın saçmaladığı çok görülmüştü. Bütün dedikodular her türlü yoruma açıktı." "Kurtaracağız Paşa Hazretleri. bakın iyileştiniz. uyuyor. Kıskanç olmasına kıskançtı. Nereden bulacaktı silâhı çekecek adamı? Bu işi ne emir erleri yapabilirdi." "Baş üstüne Paşa Hazretleri. Zaten birkaç gün hiç konuşmaması gerekiyor. ne inzibatlar ne de polisler. Fikriye Hanım da kendisini intihar girişimine sürükleyen etkenleri yanlış değerlendirerek Gazi Paşa'yı ve Lâtife Hanım'ı güç durumda bırakacak sözler söyleyebilirdi. Lâtife Hanım'a hiç rakip olamazdı. Gazi Fikriye'yi değil." . "Bakın Fikriye Hanım. iyileştikten ve kendine geldikten sonra muhakkak ki o havadan kurtulacak ve her zamanki olgun. ne de Gazi'nin! Hele o dönemde polis ve emniyet örgütü kuş uçurt-mazdı Ankara göklerinde. Çünkü hastanın narkoz sonrası bir tür sayıklama durumuna düşerek abuk sabuk şeyler söylemesinden çekiniyordu. çok rica ederim kimseyi içeri bırakmayın." Az sonra Ömer Bey girdi odaya. kıskançtı ama canavar değildi. Pişmanlık duyguları içinde her şeyi daha net görmeye çalışıyordu. "beni tanıyorsunuz. "Hayır. üç-beş gün hastaneye hiçbir ziyaretçi kabul edilmemesi için idare müdürüne emir verdi. Onun da böyle bir işi yaptırmasına imkân yoktu." "Ölmeyeceksiniz Fikriye Hanım." "Ömer Bey. "Ben neredeyim? Burası neresi?" diye gözlerini açtı." dedi. derin bir uykudan uyanıyormuş gibiydi.Kan kokuyor. Kurşunu da çıkardılar. ölmek istemiyorum! . Sanki ne diye intihara kalkışmıştı? Neydi bu başına gelenler? Boğuk bir sesle.. Başucundaki hemşire ona. onu seçmişti.. Fikriye bunları şaşkınlıkla dinledi. ne Ankara Kumandanı'nın. Geriye kalıyordu Lâtife Hanım... Ama fısıltı gazetesi yoluyla dedikoduların yayılması da önlenemedi. hem de delicesine ama başını türlü belâlara sokmanın ne gereği vardı? Lâtife Hanım'ın canavar olması gerekirdi böyle bir cinayet işine girişmesi için."Durum nedir Ömer Bey? Hastamız kurtuldu mu?" "Evet Paşa Hazretleri. ne gerekiyorsa yapın. Hepsinin Gazi'den ödü patlardı. ölmek istemiyorum!" diye haykırdı. Lâtife Hanım Gazi'den gizli gidip bir polis memuruyla anlaşacak da bundan ne Yaver Bey'in haberi olacaktı. Lâtife Hanım ne diye uğraşacaktı bu zavallı hasta kadınla? Fikriye ameliyatın ertesi günü kendine gelince.. Olayda bir kiralık katil ya da fedai varsa ona kim bu emri vermişti? Hiç kimse Gazi Paşa'yı suçlamıyordu. ağırbaşlı ve onurlu karakterine yeniden kavuşacaktı. ne İçişleri Bakanı'nın. başına gelen o korkunç olayı anlattı. Bu konuda akla neler gelebilirdi? Herkes Fikriye Hanım'a Paşa Hazretleri'nin eşi gibi davranıyordu. "Hayır. Bir saat sonra uyanınca kimseyi yanına sokmayacağız. Herkes Gazi' nin Fikriye'yi nasıl sevip yücelttiğini biliyordu. geçimsizdi. Peki katil izini ve kimliğini belli etmemek için arabacıyı da vurmaz mıydı? Onun yanıtı yoktu. Narkoz yapmıştık.. Fikriye. Yoksa benden mi geliyor bu kokular?" "Fikriye Hanım sakin olun. Kaç kez Köşk'e gelip size bakmıştım." "Evet Ömer Bey. mutlaka Fikriye Hanım'ı kurtarmanız gerekir.

. 1 Haziran 1924'te. eskisi gibi olacaksınız. Ömer Bey günde birkaç kez kendisini görmeye geliyor ve onunla yakın bir dost gibi konuşuyordu. "Aman Ömer Bey'çiğim. Bunlar. Ankara'nın sıcakları da fena bastırıyordu. Artık aklım başıma geldi." Fikriye yeniden yaşama dönmüş gibiydi. ben şimdi neredeyim?" 277 "Hastanedesiniz Fikriye Hanım." 279 Günler günleri kovalıyor ve Fikriye yavaş yavaş iyileşiyordu. Refik Bey de günaşırı hastaneye uğruyor ve Fikriye'nin sağlık durumuyla ilgileniyordu. Gerekirse Fikriye Hanım'ı yeniden Almanya ya da İsviçre'ye gönderelim. Sonra da eski sağlığınıza kavuşacaksınız. Ayrıca her gelişinde Başhekim'e. doktorlar zatürree teşhisi koydular." "Refik Bey'çiğim hiç telaş etmeyin. Mutlu günler göreceksiniz. çarpıntılar baş gösterdi. Doktor Bey ne olur. değil mi?" "Kurtuldunuz Fikriye Hanım. Verilen sakinleştiricilerin etkisiyle az sonra gözlerini kapadı ve derin bir uykuya daldı. öksüren ve hırıltılı sesler çıkaran Fikriye'nin durumunu çok kötü görünce. 30 Mayıs sabahı yatağın başucunda bekleyen hemşire." "Ne tatlı bir şey hayata yeniden dönmek. elbette Fikriye'nin Köşk'e gitmesine izin vermeyecek ve bu felâket başına gelmeyecekti. daha güzel olacak. Artık Fikriye ne konuşabiliyor ne de gözlerini açabiliyordu. Ama bir daha böyle çılgınlıklar yaparsanız sizi kurtaramam. Kemal Paşa'nın kendisine ne kadar değer verdiğini biliyorsunuz. Yeni umutlar taşıyabilmek. hastanede kalıyordu." "Evet. Yapılacak bir şey kalmamıştı. Cephede bile ben hiç kendisini bu kadar üzüntülü görmemiştim. Akciğerini saran 'plevra' ve 'perikardi' tabakalarında biriken kanlar nefes almasını güçleştiriyor ve verem nedeniyle ortaya çıkan caverne'ler de sıkıntılar yaratıyordu. elbette Ömer Bey. İstanbul'da çıkan Vatan gazetesi de ertesi gün. size sinirlerinizi sakinleştirecek bir ilâç vereceğim. Ankara'da olayı gizli tutmaya çalışıyorlardı. hemen Başhe-kim'i çağırdı. hastalığın normal süresi içinde beklenen durumlardı. Ben iyi olacağım. bir kaza geçirdiniz. çok rica ederim elinizden ne gelirse yapın." "Buna çok sevindim. benim yaptığım bu çılgınlığı kimse duymasın." "Aman Doktor Bey. Artık olayın gizlenecek yanı kalmamıştı. Elden gelen her şey yapıldı ama ateş düşmüyor. birkaç dakika önce son nefesini vermişti. Hiç endişe etmeyin. Fikriye'nin durumu günden güne iyiye gidiyordu." "Anlıyorum Fikriye Hanım. Canınıza kıymaya kalkmışsınız. bu intihar girişiminden söz etmedi. İstanbul basınında da tek satır yazı çıkmadı. Yeni bir konsültasyon yapıldı. evet. Odayı bir vantilatörle serinletmeye çalışıyorlar ama Fikriye yine ter içinde kalıyordu. Bir hafta sonra hastanın ateşi yükseldi. olayı yanlışlıklarla dolu olarak 3. her şey eskisinden daha iyi."Tabii." "Başlayacaksınız Fikriye Hanım. bir hafta sonra taburcu edeceğiz." "Yapmayacağım Doktor Bey. Sizi böyle görmek bizim için ne büyük mutluluk. Ben yeni bir yaşama başlamak istiyorum. Kara haber o gün bütün Ankara'da duyuldu. Uyuyup dinleneceksiniz. Paşa çok üzgün. Bana gelişmeler hakkında her gün rapor verin. Hâkimiyet-i Milliye gazetesi. Başhekim telâşla odaya girdiği zaman Fikriye'yi cansız buldu. sayfanın 1. Bir bunalım geçirmiştim. değil mi?" "Elbette Fikriye Hanım. merak etmeyin Ömer Bey. sütununda şöyle duyurdu: "Ankara'da bir intihar 30 Mayıs sabahı İstanbul'dan Ankara'ya giden Zeynep Fikriye Hanım namında bir kadın tabanca ile intihar etmiştir. Paşa'ya müjde vereceğim." diyordu. Hastayı kurtardık. eskisi gibi olmayayım. terleme önlenemiyor ve hastanın durumu ağırlaşıyordu. söz veriyorum. öyle oldu ama kurtuldum. Fuat Bulca'nın kızı Türkân Bulca'ya göre Fikriye'nin Ankara' ya geldiği gün Fuat Bey Çankaya'daki evinde olsaydı. Durum kötüye gidiyordu.. . Zaten Ömer Bey de kaç gecedir evine gitmiyor. halsizliği arttı.

Anadolu'ya kaçtıktan sonra hep Mustafa Kemal'in yanında yer aldı. Ali Enver Özdinçer (1884-1949): Fikriye Hanım'ın ağabeyi olan Ali Enver. Adalet bakanlığı ve Meclis başkanlığı yaptı. Gaz. 1946'da Demokrat Parti listesinden istanbul milletvekili seçildi. sonra da Çankaya'daki köşkte. Sonra Tapu Kadastro'da görev aldı. Onlar da bu eşyaları müzeye bıraktılar. 1930'da Mustafa Kemal'in çağrısı üzerine görevinden ayrılarak Ankara'ya geldi ve Serbest Fırka'yı kurdu. Alınan malûmata (bilgiye) nazaran Fikriye Hanım'ın Reisi Cumhur Hazretleri'ne uzak bir karabeti (akrabalığı) olup kimsesizliği ve hastalığı dolayısıyla takriben (yaklaşık) iki buçuk sene evvel Gazi Paşa'nın mazharı himaye ve muavenetine nail olmuş (korumasına ve yardımına erişmiş) ve hastalığın acil bir durum göstermesi üzerine bir ay tedavi için Almanya' ya bir sanatoryuma gönderilmiştir. (1882-1955): Birinci. Fikriye Hanım beklettiği kira arabasıyla yeniden avdete (dönmeye) mecbur olmuş ve esnaı avdette (dönüş sırasında) üzerinde bulundurduğu anlaşılan tabancayla arabada intihar etmiştir. Paris'e büyükelçi olarak gönderildi. Orada ilkokula gitti. Abdürrahim Tuncak'ın eşini manevi-evlât edindi. 1917'de İstanbul'da Dahiliye nazırlığına getirildi. Mustafa Kemal onu eğitim için Almanya'ya gönderdi. Makbule Atadan. Ali Fethi Okyar (1880-1943): 1913'te istanbul'dan mebus seçil282 misti. Otobüs Işletmesi'nde çalıştı.Müntehire (intihar eden kadın) intihardan evvel polise Lazistan mebusu Fuat Bey'in yanına misafir geldiğini ifade etmiş ve kaydı o surette yapılmıştır (Gar'da olsa gerek). 2°° Fikriye Hanım Ankara'ya gelince doğruca elyevm (o gün) Ankara'da bulunmayan Fuat Bey'in Çankaya'daki evine gitmiş fakat mezkûr (adı geçen) haneye uğramaksızın Reisi Cumhur dairesine giderek Reisi Cumhur ve refikalarını görmek istediğini söylemiştir. Dr. ikinci ve yedinci dönemlerde Millet Meclisi'nde bulundu. Kurtuluş Savaşı yıllarında Bozöyük'te bulundu. hiçbir şey beklemeden. önce Akaretler'deki evde yaşadı. Yurda döndükten sonra islam Ansiklopedisi Yazı Kurulu başkanlığına getirildi. Çolak ibrahim'e katıldı. Çeşitli yıllarda altı dönem milletvekilliği. sonra da Dışişleri bakanlığı yaptı. Savaştan sonra Ankara'da kereste ticaretiyle ilgilendi." Mustafa Kemal yıllar sonra bir gün kardeşi Makbule'ye şöyle diyecektir: "iki kadın beni sevdi. . Önce Sağlık bakanlığı. İçişleri. Partiyi kapattıktan sonra da Londra büyükelçiliğine atandı. düşünce ve felsefe konularında kitaplar yazdı. Biri ben olduğum için. Fikriye ve Mahmut Soydan onunla yakından ilgilendiler. Öteki ise mevkim için. Dört ay başbakanlık yaptı (Kasım-Mart 1924). 1924'te Terakkiperver Cumhuriyet Fırkası'nın Genel Yönetim Kurulu üyesi oldu. Sonra Ne Oldular? Peki 30 Mayıs 1924'ten sonra olaylar nasıl gelişti. 1926'da eşi Halide Edip'le birlikte 13 yıl yurtdışında yaşadı. Orada Elektrik Yüksek Okulu' nu bitirdikten sonra 1937'de Türkiye'ye döndü. Fikriye Hanım Avrupa'dan avdetinden beri diğer akrabaları nezdinde (yanında) ikâmet etmekte bulunuyordu. Atatürk'ten Makbule Ata-dan'a kalan bazı özel eşyalar da Abdürrahim Bey'in ailesine geçti. Gazi ile görüşmesinin mümkün olamayacağı kendisine bildirilince. 1939'da yeniden Meclis'e girdi. Ordunun ihtiyacı olan keresteleri sağladı. bu romanda adı geçen kişiler ne oldu? Abdürrahim Tutıcak (1908-1988): Mustafa Kemal'in evlât edindiği Abdürrahim Bey. Adnan Adıvar. Ankara Elektrik. 1930'da Fuat Bulca kendisine Türk Hava Kurumu'nda bir görev verdi. Bilim. Sonra. Savunma. Meclis ikinci başkanlığına seçildi.

Fikret Onuralp. Mustafa Kemal'in Deme Cephesi'nden arkadaşıydı. Yurda döndükten sonra Londra büyükelçiliğine atandı. böyle bir anı kitabının hiç yazılmadığı kanısında olduğunu belirtmektedir. Damat Ferit Paşa'nın kuracağı kabineye katılmayarak istifa etti ve Anadolu'ya geçti. Rütbe ve nişanları geri alındı. ikinci ve üçüncü dönem Kozan. Fuat Bulca (1881-1962):Mustafa Kemal'in. İzmir suikastı olayından sonra 10 yıl yurtdışında kaldı. 1944'te emekliye ayrılıncaya kadar sürdürdü. 1947'de partiden ayrıldı ve Millet Partisi'nin kurucuları arasında yer aldı. Refik Saydam'm dostuydu. Birinci Dünya Sava-şı'nda Diyarbakır'da Mustafa Kemal'in yanındaydı. üvey babası Ragıp Bey tarafından akrabası olurdu. Fikriye Hanım'la da yakın akrabaydı. Fuat Bulca dört dönem milletvekilliği yapmış ve 1962'de bir trafik kazasında ölmüştür. 1946'da Demokrat Parti listesinden milletvekili seçildi. Atatürk'le ilgili anılarını kaleme alarak 300 sayfalık bir eser meydana getirmiş fakat bunlar kaybolmuş. Sekiz dö283 nem Kocaeli milletvekilliği yaptı. 1950 döneminde Demokrat Parti listesinden İzmir Milletvekili seçildi. İbrahim Süreyya Yiğit (1880-1952): Mustafa Kemal'le Derne Cephesi'nde arkadaş olmuşlardı. Bu dostlukları Gelibolu'da da sürdü. 1921'de Nafıa (Bayındırlık) vekilliğine getirildi. Amerika ve Hindistan'ta yaşadıktan sonra 1939'da yurda döndü. Terakkiperver Cumhuriyet Fırkası' nın kurucuları arasında yer aldı ve partinin . Süreyya Yiğit'in eniştesi olurdu. Bütün yaşamı boyunca Mustafa Kemal'e. daha doğrusu çalınmıştır. Mustafa Kemal'in yaverliğini yapmış olan Şükrü Tezer'in yazdığı ve Türk Tarih Kurumu'nun 1972'de yayınladığı Atatürk'ün Hatıra Defteri adlı kitapta belirtildiğine göre. Beş dönem milletvekilliği yaptı. 1932'de yurda dönünce Beyoğlu Belediye Hastanesi başhekimliğine getirildi ve politikayla hiç uğraşmadı. 1920 Mayısı'nda Milli Müdafaa vekilliğine getirildi ve Vekiller Heyeti başkanlığı görevini de üstlendi. 284 Kâzım Karabekir (1882-1948): Erzurum Kongresi'nin toplanmasında önemli rol oynadı. Nafıa (Bayındırlık) ve Münakale (Ulaştırma) bakanlığı ve Meclis başkanlığı yaptı. Yozgat ayaklanmasının bastırılmasında görev aldı. Erzurum ve Sivas kongrelerinde Mustafa Kemal'in yanından ayrılmadı. Sarıkamış. Askerlikten ayrıldıktan sonra Konya'dan milletvekili seçildi. Erzurum ve Sivas kongrelerinde beraberdiler. 1920-24 yıllarında Mustafa Kemal'in sofrasında sürekli yer alırdı. İstanbul Edebiyat Fakültesi'nde profesör oldu. 10 dönem milletvekilliği. Kurtuluş Savaşı yıllarında Ankara Kumandanı 'yeli. (1887-1946): Birinci. CevatAbbas Gürer (1887-1943): Mustafa Kemal Paşa'nın yaveri olarak onunla birlikte Samsun'a çıkanlar arasındaydı. Ermeni ordusunu tasfiye ettikten sonra barış görüşmelerini yönetti. Dr. Halide Edip Adıvar (1884-1964): Eşi Adnan Adıvar'la birlikte 13 yıl Fransa.Ali Fuat Cebesoy (1882-1968): 1920'de Moskova Büyükelçisi oldu. Uzun yıllar Türk Hava Kurumu başkanlığında bulundu. Orada Rauf Orbay. Mustafa Kemal'in çocukluk arkadaşı olan Bulca da Harbi-ye'de okudu. 1923'te Genelkurmay başkanlığına atandı ve bu görevini. Ertuğrul ve Bilecik milletvekiliydi. Sayısız roman yazdı. Adnan Adıvar ve Halide Edip'le yıllarca beraber oldu. ismet inönü'ye ve devrimlere bağlı kaldı. Trablusgarp Savaşı'na katıldı. sonra da Başbakan oldu. Fevzi Çakmak (1876-1950): Nisan 1920'de Ankara'ya gitmeden önce İstanbul'da Harbiye Nâzın'ydı. Kars ve Gümrü kalelerinin alınmasını sağladı. Sakarya Zaferi'nden sonra Büyük Millet Meclisi kararıyla mareşal oldu. Cenazesi 1950'de çok büyük gösterilerle kaldırıldı. Yavuz-Havuz olayına adı karıştığı için bir süre tutuklandı. "Fuat Bulca. 1922'de Meclis İkinci Başkanı. Böyle bir belgenin yok olması çok üzücüdür. Dört dönem milletvekilliği yaptı. İdamı için fetva çıkartıldı. Aklandıktan sonra Paris'e gidip cerrahi ihtisası yaptı. İngiltere. Hüseyin Rauf Orbay (1881-1967): Meclis'in birinci döneminde görev aldı. Ne var ki Fuat Bulca'nın kızı Türkân Bulca.

Dünya Savaşı'nın en güç yıllarında yolsuzluklarla savaştı ve devlet yönetimini yeniden örgütlemeye çalıştı. 285 286 Refik Saydam (1881-1942): Altı dönem milletvekilliği ve uzun yıllar Sağlık ve içişleri bakanlığı yaptı. Yedi dönem milletvekilliği yaptı. çalışkanlığı ve alçakgönüllülüğüyle tanınmış bir müftüydü. Gerçeker Ankara'ya ilk geldiği sıralarda. Damat Ferit Paşa. Mustafa Fehmi Gerçeker (1873-1950): Karacabey'de dürüstlüğü. 1938'de CHP Genel sekreterliğine seçildi. 13 Temmuz 1975'te istanbul'da öldü. Ölümüne kadar sekiz dönem milletvekili olarak kaldı. Conkbayırı Savaşı'ndaki başarısından dolayı ona Mustafa Kemal verdi. Ankara'da Mustafa Kemal'le tanıştı ve Birinci Mec-lis'te Seriye vekilliğine getirildi. Pa-dişah'ın isteğine uyarak Şeyhülislam Dürizâde Abdullah Efendi' ye. Dört dönem milletvekilliği yaptı. Mustafa Kemal kız kardeşinin de o partide yer almasını önerdi. Lâtife Hanım (1898-1975): 29 Ocak 1923'te Gazi Paşa'yla evlenen Lâtife Hanım. Anılarını yazmadı. Anayasa Mahkemesi üyeliği yaptı. yani Başbakan vekilliği yaptı. Meclis başkanlığına seçildi. Mazhar Müfit Kansu (1874-1948): Erzurum ve Sivas kongrelerinden. Önce izmir'de. Mustafa Kemal'in en yakın arkadaşıydı. izmir suikastı kovuşturması yapılırken tutuklandı ve aklandı. O fetvada ise düşmanla işbirliği yapanların. Meclis'in ikinci döneminde istanbul'dan milletvekili seçildi. aruz ve hece vezniyle şiirler yazıyordu. görevden alındı ve Karacabey'de kurulan Müdafaayı Hukuk Cemiyeti'nin başkanlığına getirildi. günahların en büyüğünü işlemiş olacakları ilân ediliyordu.liderliğine seçildi. devlete ve Atatürk'e bağlılıkları ve dü-rüstlükleriyle tanınırdı. Ankara'da bulunan müftüler ve din adamları da Şeyhülislamın fetvası üzerine ortak bir karşı fetva yayınladılar. sonra da istanbul'da yaşadı. Ankara Hükümeti'nin temsilcisi olarak istanbul'a gönderildi. bu uğurda adam öldürenlerin. 'istanbul Hükümeti'ne ve Halife'ye başkaldıranların öldürülmesinin dine uygun olacağı'nı belirten bir fetva yayınlatmıştı. Milli Mücadele'nin bütün önderleri bu fetvada yer alıyordu. Hürriyet itilaf Fırkası işbaşına geçince. 1920'de Büyük Millet Meclisi için yapılan seçimlerde milletvekilliğine seçildi. öteki de Ankara Müftüsü Rıfat Efendi'ydi. RefetBele (1881-1963): 1920'li yıllarda Delibaş. 1938'de yeniden Meclis'e girdi. Son dönemde Diyanet işleri Başkanı'ydı. sonra Birinci Büyük Millet Meclis'ine Hakkâri milletvekili olarak giren Mazhar Müfit. Baba ve oğul. yani Başbakan olduğu dönemde üç kez Vekiller Heyeti Başkan vekilliği. O dönemde Birleşmiş Milletler Filistin Mültecilerine Yardım Komitesi'nde de görev aldı. 1925 Şubatı'nda patlayan Şeyh Sait ayaklanması üzerine. Demirci Efe ve Çerkez Ethem olaylarında önemli roller oynadı. Nuri Conker (1881-1937): Fuat Bulca ve Mustafa Kemal'le akraba olurdu. ittihat ve Terakki Cemiyeti'nin temsicileriyle yakın ilişkileri olduğu için Cemiyet'in Karacabey temsilcisi sayılıyordu. Birinci dönemde izmir'den milletvekili seçildi. Sonra da Terakkiperver Cumhuriyet Fırkası'na girdi. Conker soyadını. Fevzi Paşa'nın Vekiller Heyeti Başkanı. Makbule Atadan (1885-1956): Mustafa Kemal'in kız kardeşi. Bu karşı fetvayı hazırlayanlardan biri Mustafa Fehmi Efendi. Büyük oğlu Tevfik Gerçeker (1898-1982). II. 13 Kasım 1948'de öldü. 1939'da istanbul'dan milletvekili seçildi ve görevini 1950'ye kadar sürdürdü. Her zaman partilerüstü bir kişiliği ve saygınlığı vardı. ismet inönü Cumhurbaşkanı olduktan sonra 1939'da başbakanlığa getirildi. Parti kapanınca. . 5 Ağustos 1925'te ayrıldı. Serbest Fırka'nın sekreterliğini de yaptı. 1930'da Serbest Fırka kurulurken. 6 dönem milletvekilliği yaptı. Hakkâri'den sonra Denizli ve Çoruh'tan milletvekili seçildi. Makbule Hanım'in siyasi yaşamı da sona erdi. istanbul'a girerken büyük gösterilerle karşılandı. Hiçbir gazeteciyle konuşmadı. Arapça ve Farsça biliyor. Doğu'da kurulan istiklal Mahkemesi' ne başkanlık etti. Danıştay'ın kurucularmdandı. iki kez İçişleri bakanlığı ve bir kez de Milli Savunma bakanlığı yaptı.

o da Fikriye'nin onu ölüme götüren dramıdır. desteğini hep hissettiren Fikriye. Ne yazık ki Fikriye'nin.Ders kitapları dahil. . öteki mei'him için. ilişkilerinin bilinmeyen yönleri ve Fikriye'nin trajik sonu sürükleyici bir dille anlatılıyor. Uzaktan da akrabası olurdu. (MUSTAFA KEMAL) Mustafa Kemal'i. Çok onurlu. Braille 'n Speak Sayesinde Bu Kitapları Dinliyoruz Amacım Yayın Evlerine Zarar Vermek Değildir Bu e-kitaplar Normal Kitapların Yerini Tutmayacağından Kitapları Beyenipte Engelli Olmayan Arkadaşlar Sadece Kitap Hakkında Fikir Sahibi Olduğunda Aşağıda Adı Geçen Yayın Evi. Kütüphane.com Merhabalar Buraya Yüklediğim e-kitaplar Aşağıda Adı Geçen Kanuna İstinaden Görme Özürlüler İçin Hazırlanmıştır Ekran Okuyucu. belgesel ve tarihsel bir kurgudur. hiçbir belge bırakmadan bu dünyadan göçüp gitmişler ve olayın ayrıntıları tarihin karanlıklarına gömülmüştür. direnme gücünü yitirmiş ve düşünmeden yaptığı bir davranışla canına kıymıştır. 9 '789751M08228 Hıfzı Topuz _ Gazi Ve Fikriye www. bu içten sevgi karşılığında elde edebildiği tek şey büyük bir hayal kırıklığı olmuştu. yalnızca 'O' olduğu için seven tek kadın Fikriye. duygulu. Köşk'te itilip aşağılanınca. Ortada bir gerçek varsa. Hıfzı Topuz'un bu tarihsel romanında. Salih Bozok (1881-1941): O da Nuri Conker ve Fuat Bulca gibi Mustafa Kemal'in çocukluk arkadaşıydı. kesin bir yargıya varmadan romanını bu ikilem üzerine oturtmuştur. alenileşmiş veya yayımlanmış yazılı ilim ve edebiyat eserlerinin engelliler için üretilmiş bir nüshası yoksa hiçbir ticarî amaç güdülmeksizin bir engellinin kullanımı için kendisi veya üçüncü . Mustafa Kemal'in ölümü üzerine intihar girişiminde bulundu. kitapta belirtilen koşullarda geleneksel bir biçimde evlenmiş. Fikriye ile Mustafa Kemal'in nikâh tanıkları. Sahaflar. Fikriye'nin hayatta kalan yakınlarına göre Mustafa Kemal kendisini sınırsız bir aşkla seven bu kadınla. içine kapalı bir yaradılışta olan Fikriye de verdiği söze bağlı kalarak nikâh olayını hiç açıklamamıştır. Mustafa Kemal'i delicesine seven ve onun Lâtife Hanım' la evlendiğini duyduğu andan itibaren derin bunalımlar yaşayan Fikriye. Atina. (/Seni iki kadın çok sevdi: (I5iri ualnız ben olduğum için. Mustafa Kemal ile Fikriye'nin tanışmaları. Yazar. Beş dönem milletvekili oldu.kitapsevenler.. Tiran. 1933'te Cumhurbaşkanlığı Genel Sekreteri oldu. Yıllarca Paşa'nın başyaverliğini yaptı. Budapeşte ve Londra büyükelçiliklerinde bulundu. SONSÖZ Gazi ve Fikriye romanı bir biyografi değil. Bu evlenmenin nedeni. Milli mücadelede her zaman onun yanında olmasa da. karşılık beklemeden.Ruşen Eşref Onaydın (1892-1959): Gazeteci ve yazardı.. Mustafa Kemal'in çevresinde olanların yakınları ise bu evlenme olayını hiç duymadıklarını belirterek Fikriye'nin yakınlarının görüşlerine katılmadıklarını söylemektedirler. ama bu olay gizli tutulmuştur. Güçlükle kurtuldu. Anılarını yazdı. Dört dönem milletvekilliği yaptı.. yürekten. Mustafa Kemal'in Fik-riye'yi koruma endişesidir. ve Kitapçılardan Temin Edebilirler Bu Kitaplarda Hiç Bir Maddi Çıkarım Yoktur Böyle Bir Şeyide Düşünmem Bu e-kitaplar Kanunen Hiç Bir Şekilde Ticari Amaçlı Kullanılamaz Bilgi Paylaştıkça Çoğalır Yaşar Mutlu Not: 5846 Sayılı Kanunun "altıncı Bölüm-Çeşitli Hükümler " bölümünde yeralan "EK MADDE 11..

Ayrıca bu nüshalar üzerinde hak sahipleri ile ilgili bilgilerin bulundurulması ve çoğaltım amacının belirtilmesi zorunludur. CD.com www."Bu nüshalar hiçbir şekilde satılamaz.bir kişi tek nüsha olarak ya da engellilere yönelik hizmet veren eğitim kurumu.com e-posta yasarmutlu@kitapsevenler.Kültür ve Turizm Bakanlığı Bilgi İşlem ve Otomasyon Dairesi Başkanlığı Ankara Bu kitaplar hazırlanırken verilen emeye harcanan zamana saydı duyarak Lütfen Yukarıdaki ve Aşağıdaki Açıklamaları Silmeyin Tarayan Yaşar Mutlu web sitesi www.com mutlukitap@hotmail. braill alfabesi ve benzeri 87matlarda çoğaltılması veya ödünç verilmesi bu Kanunda öngörülen izinler alınmadan gerçekleştirilebilir.kitapsevenler. vakıf veya dernek gibi kuruluşlar tarafından ihtiyaç kadar kaset. ticarete konu edilemez ve amacı dışında kullanılamaz ve kullandırılamaz. T." maddesine istinaden web sitesinde deneme yayınına geçilmiştir.C.yasarmutlu.com Hıfzı Topuz _ Gazi Ve Fikriye .com yasarmutlu@yasarmutlu.com kitapsevenler@gmail.

You're Reading a Free Preview

İndirme
scribd
/*********** DO NOT ALTER ANYTHING BELOW THIS LINE ! ************/ var s_code=s.t();if(s_code)document.write(s_code)//-->