P. 1
Yeni Carlar Ve Rus Dis Politikasi

Yeni Carlar Ve Rus Dis Politikasi

|Views: 103|Likes:
Yayınlayan: periyil

More info:

Published by: periyil on Sep 27, 2011
Telif Hakkı:Attribution Non-commercial

Availability:

Read on Scribd mobile: iPhone, iPad and Android.
download as PDF, TXT or read online from Scribd
See more
See less

07/16/2014

pdf

text

original

Rus Dış Politikası ve YENİ ÇAR PUTİN

Uluslararası İlişkiler Uzmanı Elnur Hasan MİKAİL

KONYA, 2007

İÇİNDEKİLER İÇİNDEKİLER ........................................................................................... ÖNSÖZ ......................................................................................................... KISALTMALAR ......................................................................................... GİRİŞ ........................................................................................................... 1 6 10 11

BİRİNCİ BÖLÜM RUSYA FEDERASYONU'NUN COĞRAFİ, TARİHSEL, SİYASAL ve EKONOMİK YAPISI 1. 1.1. 1.2. 1.3. 1.3.1. 1.4. 1.5. 1.5.1. 1.5.2. 1.6. 1.7. RUSYA FEDERASYONU .......................................................................... Rusya'nın Coğrafyası .................................................................................... Rusya'nın İklimi ve Doğal Kaynakları .......................................................... Rusya Devlet Forsu (Arması), Resmi Devlet Dili ve Din ............................. Nüfus ve Sosyal Hayat .................................................................................. Rusya'nın Tarihi: Devrimden Önceki Rusya ve Sovyetler Birliği Tarihi ..... Rusya Federasyonu'nun Siyasal Yapısı ...................................................... .. Hükümet Yapısı ............................................................................................ Rusya'da Muhalefet: Siyasi Partiler ve Liderleri .......................................... Başkent Moskova .......................................................................................... Rusya'nın Ekonomisi ..................................................................................... 13 13 16 18 20 22 34 37 39 39 42

İKİNCİ BÖLÜM YAKIN GEÇMİŞTEKİ RUSYA DIŞ POLİTİKASI ve SSCB BAŞKANLARI

1

2. 2.1. 2.2. 2.3. 2.4. 2.5. 2.6. 2.7.

YAKIN GEÇMİŞTEKİ RUSYA DIŞ POLİTİKASI ............................... Vladimir İlyiç LENİN Dönemi ..................................................................... Josef Stalin Dönemi ...................................................................................... Nikita Kruşçev Dönemi ................................................................................ Leonid Brejnev Dönemi ................................................................................ Mihail Gorbaçov Dönemi ............................................................................. Sovyetler Birliği'nde Çöküş Sonrası Yaşanan Değişim Süreci ..................... Boris Yeltsin Dönemi ....................................................................................

48 49 51 53 54 55 59 61

ÜÇÜNCÜ BÖLÜM RUSYA'DA 2000 SEÇİMLERİ ve VLADİMİR PUTİN HAKKINDA DETAYLI BİLGİLER 3. 3.1. 3.2. 3.3. 3.4. 3.5. VLADİMİR PUTİN DÖNEMİ .................................................................. Vladimir Putin'in Biyografisi ........................................................................ Vladimir Putin Kimdir? ................................................................................. Putin Rusya'sı ve Rusya'nın Yeni İmajı ........................................................ Rusya'da Putin İmparatorluğu ....................................................................... Rusya'nın Dış Politikasının Oluşumunda Putin Faktörü ............................... 63 64 65 66 68 70

DÖRDÜNCÜ BÖLÜM VLADİMİR PUTİN DÖNEMİ RUS DIŞ POLİTİKASI 4. 4.1. VLADİMİR PUTİN DÖNEMİ RUS DIŞ POLİTİKASI ......................... Rusya'nın "Yeni Dış Politikası" .................................................................... 73 76

2

4.1.1. 4.1.2. 4.2. 4.3. 4.4. 4.5. 4.6. 4.6.1. 4.6.2. 4.6.3. 4.7. 4.7.1. 4.7.2. 4.8. 4.9.

Realizm Boyutu ............................................................................................. Pragmatik Teori ve Pragmatik Dış Politika .................................................. Rusya'nın Müttefikleri ................................................................................... Putin'in Rus Dış Politikasına Getirdiği Yenilikler ve Genel Olarak Rus Dış Politika Konseptinin Temel Yansımaları ...................................................... Rusya'nın Dış Politikasındaki Yanılsamalar ................................................. Putin'in İç Politikası ...................................................................................... Putin'in Dış Politikası .................................................................................... Putin'in Çeçenistan'a Yönelik Uyguladığı Politika ....................................... Putin'in Kafkasya Politikası .......................................................................... Putin'in Avrupa Politikası ve Dışişlerinde Operasyon Hazırlığı ................... Rusya - Türkiye İlişkileri ..............................................................................

77 77 82 83 84 86 88 93 96 97 99

Putin Siyasetinin Türkiye'ye Etkisi ............................................................... 103 Rusya Dış Politikasında Türkiye Faktörü ..................................................... 105 Avrasya'da Değişen Güç Dengelerinin Rusya'ya Tesiri ............................... 106 Siyasetçilerin, Askerlerin ve Yazarların Avrasya Projesi Üzerine Stratejileri ...................................................................................................... 108

BEŞİNCİ BÖLÜM IRAK SAVAŞI, GÜNCEL HADİSELER ve 2003 SONLARINA DOĞRU SİYASİ GELİŞMELER IŞIĞINDA BUGÜNKÜ RUSYA 5. 5.1. 5.2. 5.3. 5.4. 5.5. 5.6. RUSYA ve NATO'NUN GENİŞLEME SÜRECİ ..................................... 113 NATO'nun Genişleme Süreci ........................................................................ 114 ABD'ye Yapılan 11 Eylül Terörist Saldırıları ve Rusya'nın Olaylara Tavrı . 116 Nükleer Sırların Güvenliği Açısından Rusya'nın Konumu ........................... 117 Terörizme Karşı Ortak Anlaşma Bildirgesi .................................................. 120 Igor Ivanov'un Türkiye Seferi ve Mavi Akım Projesi ................................... 122 Rusya - ABD İlişkileri .................................................................................. 125

3

5.6.1. 5.6.2. 5.7. 5.8. 5.9. 5.9.1. 5.9.2. 5.9.3. 5.10.

Putin’le Bush Görüşmesi ............................................................................... 126 Ortak Deklarasyonda Rusya ve ABD'nin Yaptığı Devletler Sınıflandırması 127 Emperyalist Kutuplaşmada Rusya'nın Konumu ............................................ 128 Rus Dış Politikasının Nihai Evrim Süreci ..................................................... 130 Putin ile Rus Milyarderlerinin Savaşı ........................................................... 134 Yeltsin Rusya’sının Değerlendirilmesi ......................................................... 136 Albay Putin'in Çift Karakteri ........................................................................ 138 Rusya Ekonomisindeki Riskli Günler ........................................................... 138 Rusya’da 2003 Aralık Parlamento Seçimleri ve En Son Gelişmeler ............ 140

ALTINCI BÖLÜM 2004’DEN GÜNÜMÜZE KADARKİ SÜREÇTE PUTİN RUSYA’SI 6. 6.1. 6.2. 6.3. 6.3.1. 6.3.2. 6.3.3. 6.4. 6.4.1. 6.4.2. 6.5. 6.5.1. 6.5.2. 6.5.3. 6.5.4. 6.5.5. RUSYA TÜRKİYE GÖRÜŞMELERİ ...................................................... 144 Putin’in Türkiye Seferi .................................................................................. 144 Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin Hakkında Bilinmeyenler .................. 146 Putin, Türkiye’de ........................................................................................... 149 Geziden İzlenimler ........................................................................................ 150 Gezinin Sonuçları .......................................................................................... 153 Gezinin Olumsuz Yönleri ............................................................................. 154 Putin’in Diğer Faaliyetleri ............................................................................. 156 Petrolle Gelen Zenginlik ............................................................................... 157 Uzay Teknolojileri ........................................................................................ 159 Türkiye - Rusya Federasyonu Ticareti .......................................................... 161 İhracat ............................................................................................................ 162 Doğalgaz Anlaşması ...................................................................................... 166 Bavul Ticareti ................................................................................................ 168 Karşılıklı Yatırımlar ...................................................................................... 169 İki Ülke Arasında Yapılan Anlaşmalar ......................................................... 170

4

6.6. 6.6.1. 6.6.2.

Rusya Ekonomisinde Yaşanan Son Gelişmelerin Türk-Rus Ekonomik İlişkilerine Etkisi ........................................................................................... 171 17 Ağustos Krizi ve Nedenleri ...................................................................... 174 Rusya’ya Yönelik Ekonomik Stratejinin Öncelikleri ................................... 186

YEDİNCİ BÖLÜM İKİNCİ DÜNYA SAVAŞI'NIN BİTİMİNDEN GÜNÜMÜZE KADAR TÜRK - RUS İLİŞKİLERİ 7. 7.1. 7.2. 7.3. 7.4. 7.4.1. 7.4.2. 7.4.3. 7.4.4. 7.5. 1945-1953 GERGİNLİK DÖNEMİ ........................................................... 191 1953-1960 Durgunluk Dönemi ..................................................................... 195 1960-1965 Normalizasyon Dönemi .............................................................. 199 1965-1991 İlişkilerde Gelişme Dönemi ........................................................ 202 1991 Sonrasında Rusya Federasyonu’yla İlişkiler Dönemi .......................... 208 Rusya’nın “Yakın Çevre” Politikası ............................................................. 210 Boğazlar Tüzüğü ........................................................................................... 213 Çeçenistan ve PKK Konuları ........................................................................ 214 Kıbrıs Rumlarına Ağır Silah Satışı ............................................................... 216 Rusya - Ermenistan İlişkileri ......................................................................... 220

SONUÇ ve ÖNERİLER .............................................................................. 223 KAYNAKÇA ............................................................................................... 225

EKLER (Veriler, Tablolar ve Resimler) ................................................... 234 ÖZGEÇMİŞ ................................................................................................ 251

5

ÖNSÖZ Rusya konusunun akademik düzeyde araştırılması ise çok önem teşkil etmektedir. Şöyle ki, Putin dönemi Rus ekonomisi sürekli gelişmekte olup, eski Sovyetler Birliğininin ihtişamlı ekonomisini akla getirmektedir. Bu yüzden Putin’e yeni Rus Çarı lakabı verilmiştir. Rusya vatandaşlarınca ve kendisi doğal olarak Rus nüfusun büyük çoğunluğu tarafından sevilmektedir. Rusya’nın başına gelenden beri gerek Çeçen savaşında kazandığı başarılar, gerekse ekonomik istikrar alanında elde ettiği birçok başarıyı üstün kişiliğine borçludur Putin. Doğrudur bugün iki kutuplu dünyayı devam ettirecek kadar ekonomik ve siyasi gücü yoktur Rusya’nın. Çünkü ekonomik olarak ABD’nin ekonomisinin onda birinden bile daha küçük ekonomisi bulunmaktadır. Fakat nükleer silaha sahip olması ve uzayda bulunan 20 adedi aşkın uydusuyla halen dünyanın ikinci süper gücü konumundadır Rusya. Rusya bugün uzaya kendi uydusunu fırlatabilme teknolojisine sahip ülkedir ve roket teknolojisinin ilk icatçıları da Ruslardır. Türkiye’nin Rusya’dan öğreneceği birçok şey bulunmaktadır bugün. Putin, Rusya’ya yabancı sermayeyi çekebilmiştir. Bunda yabancılar önünde duran bürokratik engelleri kaldırma işini örnek verebiliriz. Türkiye bugün ülkeye yabancı sermayeyi çekebilmek için toprak satışı yolunu seçmiştir. Kanaatimce toprak satışı yabancı sermaye çekmek için mantıklı bir politika değildir ve Rus modeli benimsenirse daha verimli sonuçlar alınabilir. Bu çalışmada Rusya konusu esas alınarak, eski ve yakın Rus tarihi, coğrafyası incelenmiştir. Genel Rus Dış Politikası mekanizmasının yapımcıları ve aktörleri irdelenerek; günümüz Rusya devlet başkanı Putin Vladimir’in kariyer hayatı hikayesinden itibaren, Rus Dış Politikasına nasıl yön verdiği araştırılmıştır. Putin’i diğer Rusya liderlerinden ayıran özellikleri, Rus Dış Politikasına getirdiği yenilikler gibi çok taraflı ve geniş tartışma konularına açık olan benzer konular analiz edilmiştir.

6

Dağılan Sovyetlerin ardından meydana çıkan yeni dönem Rusya’sını sosyal siyaset uzmanları1 ve Rusya uzmanları genelde ikiye ayırarak, özelde ise Yeni Rusya olarak adlandırmayı uygun görüyorlar. Bu iki dönem, 1. Yeltsin ve 2. Putin dönemleridir. Bu iki liderin her ikisi artık Sovyetlerin lideri değil, yeni oluşum olan başlıca büyük devletlerden sayılan Rusya’nın devlet başkanları olmuşlardır. İşte çalışmanın temelinde yatan Putin’i diğer Sovyet-Rus liderlerden ayıran özellikler ve Putin’in diğer liderlerden farklı liderlik vasıfları ve karakteristik dış siyaset yapımı yönleri çok yönlü olarak tartışılmış, meseleye yeni yorumlar yapılarak, bu yeni liderin bilinmeyen tarafları aydınlatılmaya çalışılmıştır. Çalışma ana başlıklar olarak yedi bölümden ibarettir. Birinci ve ilk bölümümüz Genel Rus Tarihini ve Coğrafyasını araştırarak, okuyucuda Rusya ve Ruslar hakkında kavramsal olgu niteliğinde bir hayal etme ve imgelem gücü oluşturmaya yöneliktir. Eski ve Yakın Rusya Tarihleri alt başlıklara bölünerek incelenmiş, Sovyet Rusya’sı ve Yeni Rusya dediğimiz günümüz Rusya’sı araştırılmıştır. Kısacası Rusya hakkında hiç bir bilgisi olmayan bir okuyucuda, Rusya’yı A’dan Z’ye, jeopolitiğinden ekonomisine kadar irdeleyerek bir bilgi oluşmasına yöneliktir. Bölgede kurulan Bağımsız Devletler Birliği ve diğer Ekonomik İşbirliği Organizasyonları da araştırmamızın kapsamı dahilinde yer almaktadır.2 İkinci bölümde Sovyet liderler, Lenin’den Putin’e kadar geniş özgeçmiş bilgilerine ve kısa faaliyetlerine yer verilerek incelenmiştir. Lenin’den Putin’e kadarki süreçte tüm liderlerin Rus Dış Siyasetine bakışları, bu olguya genel olarak yön verme kabiliyetleri ve diğer devletlerle özel ve genel ilişkileri irdelenerek, Putin Rusya’sındaki yeni oluşumların nelerden ibaret olduğu savları ve varsayımlarına ışık tutulmaya çalışılmıştır. Putin’in geniş ve kapsamlı biyografisini, iş ve kariyer bilgilerini kapsayan bir kronolojik değerlendirme yapılmaya çalışılmıştır. Çalışmanın üçüncü bölümü ise Putin Rusya’sını geniş bir şekilde, Putin’in iş başına geldiği günden itibaren araştırmıştır. Modern Ruslar, Modern Rusya ve
SARIBAY, Ali Yaşar; Siyasal Sosyolojisi, Der Yayınları, 4. Baskı, İstanbul, 1998, s. 3-17, 24-102 Bkz. BOZKURT, Enver; KÜTÜKÇÜ, Akif; POYRAZ, Yasin; Devletler Hukuku, Nobel Yayınları, Ankara, 2000.
2 1

7

Demokratikleşmenin eşiğindeki Rusya nüanslarıyla süslenmiş bu bölümde bazı varsayımsal ve özelde Dış Politikaya yönelik bazı bilimsel yenilikler (Novelty)’e yer verilmiştir. Putin’in Rusya’nın Dış Politikasının oluşumunda oynadığı rol üzerine bazı tartışma konuları esas alınarak, diğer Rusya uzmanlarının araştırmaları sonucu vardığı savlara yeni yorumlar getirilmiştir. Dördüncü Bölüm, üçüncü bölümün devamı niteliğinde olup, Vladimir Putin dönemi Rus Dış Politikasını, oluşumları incelemiştir. Putin sonrası neler değişti, Rus Dış Politikasına getirilen temelli yenilikler nelerden ibarettir ve benzeri konular da işlenerek temel bir sonuca varılmıştır. Rusya Federasyonu yeni Anayasası gereği devlet başkanı görevini üstelenmiş kişi, Rus Dış Politikası mekanizmasında aktör konumundaki tek yetkili görevlidir3. Putin de bu geniş yetkileri kullanmayı yeğleyerek günümüz Rusya’sını, kapitalist bir dünya içerisinde kaybolup gitmemesi için elinden geldiğince ve diğer Rus liderlerinden de esinlenerek, vatansever bir kişiliğe bürünerek yapmaktadır. Beşinci bölüme ek olarak, uluslararası ilişkiler bilim dalının esas özelliği de dikkate alınarak, Dış Politikanın güncelliğine de yer verilmiştir. Güncel hadiselere ışık tutulmuş, hala gündem oluşturan ve tartışmalara yol açan Irak savaşına Rusya’nın tepkisi ve benzeri diğer güncel olaylara da çalışmada yer verilmiştir. En son gelişmeler genel bir değerlendirmeye tabi tutularak, güncel bir takım siyasal olaylara da değinilmiştir. Irak krizi4, BM’in bu konudaki tavrı ve Rusya’nın, daha doğrusu ikinci dönem Yeni Rusya’nın Putin önderliğinde bu sorunsala nasıl yaklaştığının yankılarını belirtmeye çalışan çalışma diğer güncel hadiselere ve Rusya-Türkiye ilişkilerine de yer vermiştir. Çalışma varsayımsal olarak, Rusya’nın devamlı genişleme politikası izlediği sonucuna ulaşmıştır. Rusya’nın bu asırlar boyu değişmeyen revizyonist politikasını değişmediği takdirde, bölgede tekrar güç dengelerinin değişebileceği ve Rusya’nın eski gücünü şu anda sahip olduğu nükleer silahları sayesinde yeniden iade edebileceği iddiaları da çalışmanın bir diğer varsayımsal nitelikli önerisi içerisinde incelenmiştir.

İVANOV, İgor Sergeyeviç; Rusya’nın Dış Politikası ve Dünya (Makaleler ve Toplantılardan derleme), Uluslararası İlişkiler Moskva Devlet Üniversitesi, Rusya Siyaset Ansiklopedisi – ROSSPEN Yayınları, Moskva, 2001, s. 304-330 4 AYDEMİR, Emrah, “Uluslararası İlişkilerde Kriz ve Kriz İletişimi”

3

8

Altıncı ve yedinci bölümlerde ise 2003 yılından günümüze kadarki süreçteki Rusya, Putin’in politikaları ve Rusya ile Türkiye arasındaki ilişkiler irdelenmektedir. Bu kitap yüksek lisans tezi olarak savunduğum “Vladimir Putin Dönemi Rusya Dış Politikası” konulu eserimin gözden geçirilmiş ve 2004’den bu yana olagelen olayların da esere eklenmesiyle hasıl olmuştur. Kitabın yayınlanması için içtenlikle yardımını esirgemeyen İQ Yayınlarının değerli sahibi Adem SARIGÖL’e de özel olarak teşekkürlerimi borç bilirim. Eserin hazırlanmasında bana manevi ve maddi desteklerini hiçbir zaman esirgemeyen annem, babam, kardeşlerim ve sevgili eşim Peri teşekkürü hak etmişler diye düşünüyorum. Esas teşekkürü hak edenler ise tabii ki, Uluslararası İlişkiler alanında tavsiyelerinden istifade ettiğim değerli hocam Doç. Dr. Şaban ÇALIŞ ve saygıdeğer danışmanım Yard. Doç. Dr. Süleyman KARAÇOR olmuşlardır. Bu konuyu Yüksek Lisans Tezime konu olarak seçmemi öneren kişi de Şaban hocam olmuştur. Tabii ki, çok haklıydı ve Rusça bilgim sebebiyle Rus kaynaklarına kolaylıkla ulaşabildim ve orijinal belgelerden tutun da Rusya Dışişleri Bakanlığı Websitesindeki makalelere kadar birçok Rusça kaynaktan bolca yararlandım bu çalışmamda. Eseri editör gözüyle okuyup gerekli düzeltmeleri yapan Üniversitemiz Araştırma Görevlileri Çağatay BENHÜR ve Erdem ÖZLÜK’e de derin minnettarlıklarımı sunarım.

Elnur Hasan MİKAİL Konya, 2007

9

KISALTMALAR AB ABD AT AGİK AGİT BDT BM BP FK FSB GSMH GSYİH KGB KOBİ MC MG NATO NTV RF SBKP SSCB Avrupa Birliği Amerika Birleşik Devletleri Avrupa Topluluğu Avrupa Güvenlik ve İşbirliği Konferansı Avrupa Güvenlik ve İşbirliği Toplantısı Bağımsız Devletler Topluluğu Birleşmiş Milletler Büyük Britanya Petrol Şirketi5 Federal Kurul Federal Güvenlik Servisi6 Gayri Safi Milli Hasıla Gayri Safi Yurt İçi Hasıla Devlet Güvenlik Komitesi7 Küçük ve orta Boylu İşletmeler Milletler Cemiyeti Milli Gelir Kuzey Atlantik Anlaşma Organizasyonu8 Rusya’daki özel bir televizyon. (Bağımsız Televizyon)9 Rusya Federasyonu Sovyetler Birliği Komünist Partisi Sovyet Sosyalist Cumhuriyetler Birliği

5 6

British Petrolium. Federalnaya Slujba Bezopastnosti 7 Komitet Gosudarstvennogo Bezopastnosti 8 North Atlantic Treaty Organisation 9 Nezavisimaya Televideniye

10

GİRİŞ İçinde yaşadığımız çağda, devletlerin her zamankinden çok daha fazla diplomasi kurumuna gereksinim duydukları görülmektedir. Bugün devletlerarası ilişkilerde güç kullanılmasının doğal bir hak ve diplomasinin haklı bir aracı sayıldığı günlerden çok farklı bir dünyada yaşanmaktadır. Devletler, dostları ya da düşmanlarıyla aralarındaki her uyuşmazlıkta savaş yoluna başvurmayı göze alamadıklarından, büyük ölçüde diplomasi yöntemini kullanmayı yeğlemektedirler. Dünyamız şimdi bir dönüm noktasında bulunmaktadır. Bir yanda dünya barışı bulunmakta, öte yanda ise yok olma tehlikesi yer almaktadır. Yeryüzünün her yanındaki insanların yazgısı, ayrılamayacak bir biçimde birbirine bağlanmıştır ve daha iyi bir dünyaya ulaşma ancak çatışma yerine, karşılıklı işbirliği yoluyla gerçekleşebilecektir. Bu işbirliğini gerçekleştirebilmenin başlıca yolu ise, tüm ulusların ve hükümetlerin diplomasi kurumunun ve Dış Politika üretme mekanizmalarının farkına varabilmeleridir. Günden güne hızlı bir şekilde globalleşmeye yüz tutan modern dünyamızda gerek yüzölçümü, gerekse de uluslararası arenada dev ekonomisi, aynı zamanda ekonomik gücü ve dünyada hatırı sayılır bir siyasal nüfuzu konumuyla çok önemli bir devlet olan Rusya Federasyonu’nun Dış Politikası ve Dış Politika üretme mekanizmaları Dış Siyaset üzerine araştırma yapmakta olan herkesin dikkatinin üzerine çevrilmesine neden olmaktadır. Rusya’da Putin’in liderlik koltuğunu Yeltsin’den devralmasından sonra, günümüze kadar nelerin değiştiği ve Rusya’nın nasıl geliştiği, dünya siyasetinde başlıca hangi olayların meydana çıktığı ve Rusya’yı ve onun dış politikasına yön veren olaylar ışığında herkesi yakından ilgilendiren esas konular irdelenmektedir. Putin dönemi Rusya’da yeni dış politikanın oluşum süreci incelenmektedir. Eskiden dış politikası ve bunu belirleme mekanizmaları ve aşamaları farklı olan eski Sovyet Rusya, bugünkü Rusya Federasyonuna dönüşümü sonrası ne gibi önemli değişikliklerle karşılaşmış, ne gibi yeniliklerle, oluşumlara yön vermektedir. Bu ve benzeri soruların cevabı burada verilmeye çalışılmaktadır. Çalışmada ilk olarak

11

Rusya’nın jeo-stratejik ve jeo-politik konumu hakkında ön bilgilerin araştırılması amaçlanmaktadır. Daha sonraki bölümlerde ise Rusya’nın eski devlet başkanları, onların kısa özgeçmişleri ve hatıralarına yer verilmektedir. Rusya’daki mevcut siyasal rejim, muhalefet ve Putin’in diğer Rusya devlet başkanlarıyla karşılaştırmalı devlet başkanı kimliği ve Irak savaşı gibi güncel olaylarda Rusya’nın tepkisi ve ürettiği Dış Politikası hakkında geniş çaplı bir araştırmaya yer verilmektedir. 18. ve 19. asır klasik diplomasi dönemlerinde, Britanya imparatorluğu ve diğer emperyalist güçler, genişlemelerini silahlı kuvvetleri yanında bankerlerinin ve girişimcilerinin yeteneklerine de borçludurlar. Örneğin, siyasi-askeri bir süper güç olan ABD'nin yanında, İngiltere, Fransa gibi ülkelerin dış politikaları siyasi-ekonomik faktörlerin karşılıklı etkileşiminin dengeli bir biçimde yönetilmesine dayanmaktadır. Buna karşı Japonya ve Almanya günümüzde bile daha çok ekonomik güç aracılığı ile üstünlük kazanmaya çalışmaktadır. Belçika, Hollanda gibi küçük ölçekte AB ülkeleri zaman zaman dış politikalarında uluslararası hukuk, insan hakları gibi konuları ön plana taşısalar da ekonomik çıkarlar dış politikanın en başta gelen etkeni konumundadır. Bu yönde uç örnekler olarak Singapur ve Hong Kong gibi varlığı dış ekonomik ilişkilere bağlı olan ülkeler gösterilebilir. Bu tür devletlerde dış politika tamamen dış ekonomik ilişkilerle özdeşleşmiştir. Öte yandan, otoriter rejimlere sahip veya demokrasinin henüz yerleşmemiş olduğu ülkelerde, çoğunlukla popülist-milliyetçi söylemlere dayanan “sözde siyasi” gerekçelerle ekonomik çıkarlar, hatta toplumun asgari ekonomik gereksinmeleri feda edilebilmektedir.

12

BİRİNCİ BÖLÜM RUSYA FEDERASYONU’NUN COĞRAFİ, TARİHSEL, SİYASAL ve EKONOMİK YAPISI 1. RUSYA FEDERASYONU Rusya Federasyonu, yaklaşık ABD yüzölçümünün iki katı kadardır10 ve batıda Urallar üzerinden Moskova'ya ve engin Sibirya ovalarına, doğuda ise Okhotsk Denizi'ne kadar uzanmaktadır11. Avrupa Rusya’sı ile Sibirya (Asya) arasındaki sınır Ural Dağları ve Manych çukurluğu ile çizilmektedir12. Avrupa Rusya’sı, Kuzey Kutup Denizi'nden başlayıp orta Rusya yükseltileri üzerinden Karadeniz, Kuzey Kafkasya ve Hazar Denizi'ne kadar uzanan bir bölgeye yayılmaktadır. Rusya Federasyonu (RF) Anayasaya göre, eşit haklara sahip olan 21 özerk cumhuriyet, 6 mega bölge, 49 vilayet, 2 federal kent, 1 özerk bölge, 10 özerk yöreden oluşmaktadır. Ülkede görev ve yetkileri itibarıyla Fransa'dan çok ABD'dekine benzeyen ve fiilen hem Yasamanın hem Yürütmenin üstünde yer alan bir Başkanlık sistemi bulunmaktadır. 1.1. Rusya’nın Coğrafyası

Rusya Federasyonu, toprak bakımından dünyanın en büyük ülkesidir. Yaklaşık 17.075.000 km2lik bir yüzölçümüne sahiptir. Bu kadar geniş olan ülke Asya kıtasının büyük bir bölümüyle, Doğu Avrupa topraklarının bir kısmını ihtiva etmektedir. Ülkenin
ROSE, Richard & MUNRO, Neil; Elections without Order. Russia’s Challenge to Vladimir Putin, Cambridge University Press, http://www.cambridge.org , Cambridge, UK, 2002, s. 23, 25-56, 102-134. 11 MANSUR, Raul; Moskova. Görsel Gezi Rehberleri Serisi, Dost Kitabevi Yayınları, Ankara, 1999, s. 2-122. 12 RAŞİD, Ahmed; Orta Asya’nın Dirilişi. İslam mı, Milliyetçilik mi?, Cep Kitapları Yayınları, 1. Baskı, İstanbul, 1996, s. 34-38.
10

13

30° batı boylamı ve 170° doğu boylamları arasında 14 boylam dilimi ve 0° kuzey ve 45° kuzey enlemleri arasında 4 enlem dairesi üzerinden geçer. Avrupa topraklarında saat yirmi dörtken Bering Boğazında saat öğleden önce on birdir.13 Rusya Federasyonunun tabii özelliği incelendiğinde üç önemli hakikat göze çarpar; birincisi, dünyanın en geniş ülkesi olmasına rağmen topraklarının % 70’i boştur. İkincisi topraklarıyla denizleri kuşatan en geniş bir “kıta ülkesi” olduğudur. Sonuncusu ise diğer ülkelerdeki gibi dağlık ve tepelik olmaktan ziyade, daha çok ormanlık ve yeşil ovalık bir ülkedir. Doğu Sibirya’daki Lena Nehri ara hat kabul edilirse, bu hattın batı ve kuzey bölgelerinde kalan arazi etkili arazi olup, çoğu yeri 1000 m’nin aşağısındadır. Bu hattın doğu ve güneyine doğru ise arazi engebeli arazi halini alır ve bazı bölgeleri 6000 m’ye kadar ulaşır. Kafkas Dağları Gürcistan’la olan tabii sınırı meydana getirir. En yüksek yeri ise 5630 m yüksekliğindeki Elbrus Dağıdır. Doğu Avrupa bölümü toprakları alçak bir yayla görünüşündedir. Bu yaylanın Ural Dağlarıyla birlikte güney kesimi yaklaşık 5000 km kadar devam eder ve bu alçak yaylanın bir devamı da Kafkaslara kadar uzanır. Baltık Denizi ile Pasifik Okyanusu arasında uzanan bu geniş toprakların, Asya bölümü de yine geniş bir yayla görünüşündedir. Asya topraklarının güney ve doğusu ise dağlıktır. Ülkenin Ural’dan başka iki önemli dağı, Kırım ve Kopet dağlarıdır. En kuzey alanlar tunduralarla kaplıdır. Bunun hemen aşağısında ormanlık bir şerit uzanır. Batı ve güneybatı bölgelerde ovalardan başka, ayrıca bataklıklar ve çöller de mevcuttur.14 Nehirler-göller: Rusya Federasyonundaki nehirlerin kaynaklarının ve yayılma alanlarının ülke sınırları içerisinde olması oldukça önemli bir husustur. Avrupa topraklarında bulunan nehirler Volga, Don, Dinyeper, Kuzey Dvino’dur. Bu nehirler Moskova civarından doğar ve dört ayrı denize dökülürler. Bu denizler Baltık,
Bkz. AKTÜKÜN, İlker; SSCB’ den BDT’ ye Nasıl Varıldı. Marksist Bir Tahlil İçin Saptamalar, Sorun Yayınları, 1. Baskı, İstanbul, 1995. 14 ALEKSANDROV, S. K.; Stranı Mira (Dünya Devletleri), Rus Politik- Edebiyat Neşriyatı, Politizdat Yayınları, Moskva, 1989., s. 63.
13

14

Karadeniz, Beyaz Deniz ve Hazar Denizidir. Sibriya bölgesindeki nehirler Obi, Yenisey ve Lena’dır. Bu üç nehrin her biri yaklaşık olarak 3000 km uzunluğa sahiptir. Güneyde yeralan Volga, Hazar Denizine dökülür. Lena, Yenisey, Obi ve Volga nehirleri, ülkeyi kuzeyden güneye kesen, su kapasiteleri en fazla olan dört büyük nehirdir. Diğer nehirler şunlardır: Neman, Donets, Ninyester, Pechora, Ussuri, Amur ve Angara. Amur Nehri, Kabarovsk bölgesinde Ussuri ile birleşir. Angara ise, Yenisey Irmağını meydana getiren iki koldan biridir. Denizler-adalar: Rusya Federasyonunun etrafını çeviren denizler: Kuzeyde Beyaz Burent, Kara, Laptav, Sibirya, Chukchi; doğuda Okhotsk ve Japon; güneyde ve güneybatıda Hazar, Azak ve Karadeniz, kuzeybatıda Baltık Denizidir. Bu denizlerin hepsi ülkeye fazla fayda getirmemektedir.15 Devletin güneydoğu parçası ile kendisine ait Sakhalin Adası arasında Tatar Boğazı bulunur. Kuzeydoğuda ise Alaska ile Enurmino arasında, Bering Boğazı mevcuttur. Ülke kıyılarında irili ufaklı pek çok ada bulunmaktadır. Bunlardan başlıca büyük olanları; Novaya Zemlya, Severnaya, Yeni Sibirya Adaları, Chukchi ve Sakhalin Adasıdır.16 Kıyısının bir bölümü Rusya Federasyonu sınırları içinde kalan ve büyük bir göl olan Hazar Gölü, deniz seviyesinden yaklaşık 132 m kadar aşağıdadır. Ülkenin en büyük gölü Aral’dır. Bundan başka diğer önemli göl Baykal Gölüdür. Rusya Federasyonu ABD topraklarının yaklaşık iki katı kadardır ve batıda Moskova ve doğuda Okhotsk denizine kadar uzanmaktadır. Başkent 1147'de kurulmuştur. Şehrin merkezi, bir tarafında kalın kırmızı hisarları ve 20 kulesi olan Kremlin'in bulunduğu Kızıl Meydandır.17 Moskova'nın kuzeybatısındaki St Petersburg kültürel merkez olması ve zarif binalarıyla meşhurdur. Şehir Neva Nehri deltasındaki 42 ada üzerine yayılmıştır. Geniş
Bkz. ALİYAROV, S., MAHMUDOV, Y.; Azerbaycan Tarixi Üzre Qaynaqlar: Azerbaycan Tarihi İçin Kaynaklar, Azerbaycan Devlet Üniversitesi Neşriyatı Yayınları, Bakı, 1989. 16 Bkz. PAŞAYEV, T., ALLAHVERDİYEV, M., KERİMOV, X., ABDULLAYEV, A.; İqtisadiyyet Terminleri Lüğeti: İktisat Terimleri Sözlüğü; Elm Yayınları, Bakı, 1994. 17 GUMİLEV, Lev Nikolayeviç; Tısyachiletiya Vokrug Kaspiya, Azerbaycan Devlet Neşriyatı Yayınları, Bakı, 1991., s. 62.
15

15

bulvarlar, dingin kanallar ve köprüler şehrin "Kuzeyin Venediği" olarak bilinmesine neden olmuştur. Sibirya’daki buzlanma ekonomik gelişme için önemli bir handikap teşkil etmektedir. Ayrıca Kamçatka Yarımadası’ndaki volkanlar ve depremler bir başka sorun olarak gösterilebilir. Çevre sorunları, endüstrileşmenin neden olduğu hava kirliliği ve birçok bölgede tanık olunan erozyon önemli bir sorundur. Benzer bir biçimde, ülkedeki akarsular da kirlilikten önemli ölçüde etkilenmektedir.18 Ormanlık alanlar hızla yok olmaktadır19. Tarımda kullanılan bazı kimyevi maddeler toprağın verimliliğini ortadan kaldırmaktadır. Bazı şehirlerde kömürle çalışan elektrik santralleri ve ulaşımdaki altyapı yetersizliğinin doğurduğu sorunlar henüz aşılamamıştır. Nadiren radyoaktif kirlenmeden de söz edile bilmektedir20. 1.2. Rusya’nın İklimi ve Doğal Kaynakları Rusya Federasyonunun umumi olarak iklimi kışları aşırı soğuk ve yazları sıcak ve kurak geçen kara iklimidir. Bununla beraber geniş toprakların hepsinde aynı iklim görülmez. Bu bakımdan Rusya dört iklim bölgesine ayrılabilir: Kuzeyden güneye olmak üzere Soğuk-Tundra, Nemli Ormanlık (Tayga), Sıcak ve Çöl ile Astropikal İklim kuşaklarıdır. Kutup bölgesine yakın yerlerdeki Soğuk-Tundra iklimi; uzun, kuru ve şiddetli bir kışa sahiptir. Yazları sıcak ve oldukça kısadır. Dünyadaki ormanlık arazinin üçte biri buradadır. Bu ormanlar ülke yüzölçümünün yaklaşık yarısını meydana getirir. Güneye doğru gidilince sıcak kuşağa gelinir. Burada hava sıcaklığı oldukça yumuşaktır. Kırım’da ise astropikal iklim mevcuttur. Ülke yüzölçümünün %18’ini teşkil eden çöllerde de çöl iklimi hüküm sürer.21

RAŞİD, Ahmed; Orta Asya’nın Dirilişi. İslam mı, Milliyetçilik mi?, Cep Kitapları Yayınları, 1. Baskı, İstanbul, 1996., s. 78. 19 http://jia.sipa.columbia.edu/journal.html , (2003-02-26). 20 Raul, a.g.e., s. 8. 21 ROSE, Richard & MUNRO, Neil; Elections without Order. Russia’s Challenge to Vladimir Putin, Cambridge University Press, Cambridge, 2002., s. 56.

18

16

Batıdan doğuya doğru olan büyük hava akıntısı sebebiyle, Atlantik Okyanusu yakınlarındaki bölgeler mutedil okyanus iklimi tesiri altındadırlar. Buna mukabil, ülkenin Pasifik Okyanusu tarafı yılın altı ayı boyunca süren dondurucu ve karlı kara iklimine tabidir. Mesela Pasifikten birkaç km uzaktaki Sibirya bölgesinde Ocak ayı ortalaması aşağı yukarı -50°C civarında seyreder. Ülke genelinde, yaz ayları ise genellikle serin geçer.22 Rusya Federasyonu, dünyanın en kurak ülkelerinden biridir. Bütün topraklarının sadece dörtte birine yakın bir bölümü ortalama 500 mm kadar yağış alır. Yağış miktarları ise yıldan yıla çeşitli farklılıklar gösterir.Coğrafi büyüklük sebebiyle değişiklik göstermekte; Avrupa Rusya’sında ve ülkenin güneyinde step iklimi hüküm sürerken, kuzeyde tundra iklimine dönüşmektedir.23 Kışları Karadeniz'e yakın bölgelerde ılıman bir hava görülürken, Sibirya Bölgesi'nde don ve buz ile karşılaşılmaktadır. Yazları steplerde sıcak bir hava yaşanırken, Arktik kıyılarında çok soğuk bir havaya tanık olunmaktadır. Arazi şekilleri, Uralların batısında geniş ovalar; Sibirya bölgesinde büyük ormanlık alanlar ve tundra; güneydeki sınır bölgelerinde dağlar yer almaktadır.24 Rusya Federasyonu toprakları, doğal kaynaklar bakımından çok zengindir. Ancak iklim koşulları ve toprak özellikleri bunların çıkarılması konusunda zorluklar yaratmaktadır. Doğal kaynakları içerisinde en göze çarpanları petrol, doğalgaz, kömür, kereste ve birçok stratejik önemi haiz minerallerden oluşmaktadır. Bitki örtüsü ve hayvanlar: Dünyanın en geniş topraklarına sahip olan ülkede bitki örtüsünün kuzeyden güneye gidildikçe sınırları kesin çizgilerle belirlenecek şekilde değiştiği görülür. Kuzey kıyılarındaki 164.400 km genişlikte tundralar bir kuşak meydana getirir. Bunun alt kesiminde, Baltık Denizinden Büyük Okyanusa kadar 9601120 km genişlikte uzanan kozalaklı ağaçlardan meydana gelmiş ormanlar yer alır. Bu

YELTSİN, Boris; Geceyarısı Günlükleri, Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları, İstanbul, 2000., s. 77. WALKER, Martin; Dev Uyanıyor. Lenin’den Gorbaçov’a, Altın Kitaplar Yayınevi Yayınları, 1. Baskı, İstanbul, 1989., s. 89. 24 Bkz. SANDER, Oral; Siyasi Tarih. İlkçağlardan 1918’e, İmge Kitabevi Yayınları, 7. Baskı, Ankara, 1999.
23

22

17

ormanlara tayga denir ve çam, köknar, ladin ve huş ağaçlarından meydana gelmiştir. Bunu takip eden diğer bir kuşak ise steplerdir. Bundan sonra karmaorman kuşağı gelir. Güneye inildikçe iklim şartlarının etkisiyle bitki örtüsü oldukça fakirleşmeye ve yarı çöl halini almaya başlar.25 Dağlık bölgelerde çok çeşitli bitki örtüleri görülür. Gürcistan sınırını belirleyen Kafkas dağlarında 2,100 metreye kadar olan bölgeler kışın yaprağını döken ormanlarla kaplıdır. Bu yükseklikten itibaren geniş dağ otlakları yer alır. En yaygın yabani hayvanlar, tundralarda kutup tilkileri ve ren geyiği, Taygalarda porsuk, kırmızı sırtlan, samur, boz ayı ve tilki, koruma orman bölgelerinde, yaban kedisi, kokarca; Uzakdoğuda, leopar, kaplan ve ayı bulunur. Çöl bölgelerinde yakau eşeği, vaşak, çakal, ceylan ve çeşitli kuşlar, sürüngenler; steplerde ise çeşitli sürüngenler ve ceylan yaşar.26 Madenler: Rusya Federasyonu, madenler bakımından çok zengin bir ülkedir. Dünyanın ikinci büyük kömür üreticisi olan ülkede Kuzbass, Karaganda, Donbass ve Perçora büyük kömür yatakları vardır. Doğu Sibirya’da demir, altın, mika, kurşun, çinko, bakır, grafit, alüminyum ve elmas önemli madenlerdir. Volga-Ural bölgesinde ve Sibirya Ovasındaki Tyumen alanında petrol çıkarılmaktadır. Ayrıca ülkenin birçok bölgesinde tabii gaz yatakları bulunmaktadır. Bütün madenleri ülke için yeterli miktarda çıkarılırken, sadece kalay üretimi yetmemektedir.

1.3. Rusya Devlet Forsu (Arması), Resmi Devlet Dili ve Din Rusya, Sovyetlerin dağılmasından sonra, geleneksel-dinsel modeli kendisine temel ilke edinmektedir. Unutulmaması gereken, bu iki başlı Bizans kartalı arması, X. Asırda Ortodoks Bizans’tan alınan eski ve Yakın dönem Çar Rusya’sının da Devlet simgesi olarak uzunca bir dönem kullanılmıştır. Rusya, attığı bu adımla, halen gelenekselciliği ve muhafazakar devlet yapısı modelini benimsediğini göstermektedir.
MANSUR, Raul; Moskva. Görsel Gezi Rehberleri Serisi, Dost Kitabevi Yayınları, Ankara, 1999., s. 89, 98. 26 Bkz. SÖNMEZOĞLU, Faruk; Türk Dış Politikasının Analizi, Der Yayınları, 2. Baskı, İstanbul, 1998.
25

18

SSCB dönemi, her ne kadar dini reddediyor gibi görünse de, dinin reddi ve ateizmin uygulanması tam anlamıyla gerçekleşememiştir. Örneğin, Sovyet Rusyası'nın başkenti Moskova'da bulunan kiliselerde dinî faaliyetler yürütülmüştür. Diğer Hıristiyan Ortodoks kökenli bireyler kendi inançlarında özgür olarak yaşamlarını sürdürmektedirler. Ancak Kuybışev27 civarında, bazı Tatar kasabalarında ise camiler, domuz ahırına çevrilerek, Müslümanlar hor görülmekte, İslam dini aşağılanmaya ve yok edilmeye çalışılmaktadır. Rus zulmü sadece bununla da sınırlı kalmamaktadır28. Diğer Orta Asya devletleri de aynı durumdadır. Fakat SSCB, devlet politikası gereği bunu diğer Batılı ülkelere ve tüm dünyaya, Rusların Ateist bir devlet kurduklarını ve tüm ülkede Ateizmin hakim olduğunu lanse etmeye çalışmaktadırlar29. Rusya Federasyonunun resmi dili anayasası gereği Rusça’dır. İngilizce, Fransızca ve Almanca da kısmen kullanılmaktadır. Rusya Federasyonu toplam 21 etnik cumhuriyetten oluşmaktadır. Bu cumhuriyetlerin anayasalarında cumhuriyete adını veren halkın kendi öz dili o cumhuriyetin resmi dili kabul edilmektedir. Ayrıca etnik kimliğe dayalı 10 idari yapıda da benzer bir uygulama görülmektedir. Bunun yanı sıra birçok etnik azınlığa da kendi dillerinde eğitim ve öğrenim hakkı tanınmıştır. Ancak nüfus oranı açısından başta Tatarca olmak üzere Türk dilleri ve lehçeleri, ülkede Rusça’dan sonra en fazla kullanılan dillerden olagelmektedir. Etnik Dağılım: % 81.5 Rus, %5 Yahudi, %4 Azerbaycanlı, % 3.8 Tatar, % 3 Ukraynalı, % 1.2 Çuvaş, % 0.9 Başkurt, %0.8 Beyaz Rus, % 0.7 Moldovya'lı ve diğerleri şeklindedir. Rus Ortodoks Kilisesi'ne bağlı Hıristiyanlar çoğunluğu oluşturmaktadır. Ülkede Müslüman, Budist ve Ateist azınlıklar da bulunmaktadır.

Bugünkü Samara kenti. TİMAKOVA, Natalya, KOLESNİKOV, Andrei, GEVORKYAN, Nataliya; First Person : An Astonishingly Frank Self-Portrait by Russia's President Vladimir Putin, Public Affairs Publications, New York, I., 2000, s. 87, 100. 29 a.g.e., s. 100-120.
28

27

19

1.3.1. Nüfus ve Sosyal Hayat Milletler: Rusya Federasyonunun nüfusu yaklaşık olarak 145.300.000’dir. Yüzölçümüne göre nüfusu azdır. Nüfus yoğunluğu 9 kişi civarında olup, nüfus artışı %1’dir. Nüfusun %65’i şehirlerde yaşar. Rusya Federasyonu nüfusunun büyük çoğunluğunu Slavlar meydana getirir. Slav grubunun en kalabalık bölümünü Ruslar teşkil etmektedir. Ruslar, toplam ülke nüfusunun % 80’ine yakın bir kısmını meydana getirirler. Ülkenin hemen her tarafında yaşarlar. Ukraynalılar, Beyaz Ruslar ve Polonyalılar mevcut diğer Slav gruplarıdır.30 Slav olmayan grubun başında Türkler gelmektedir. Türkler de kendi aralarında çeşitli boylara ayrılır. Başkırtlar, Çuvaşlar, Çeçenler, Tatarlar, Sovyetler Birliği dağıldıktan sonra Rusya sınırları içinde kalan Türk boylarıdır. Tatarlar aslen Türk olup sonraları Ruslar ve Ukraynalılar arasına karışmıştır. Genel olarak Volga bölgesi, Urallar ve güneybatı Sibirya’da yaşamaktadırlar. Diller: Ülkede konuşulan diller kök olarak beş kaynaktan gelmektedir. Bunlar Slav, Altay, Hint-Avrupa, Ural ve Kafkas grubu dilleridir. Beyaz Ruslar, Ruslar, Ukraynalılar ve Polonyalılar slav grubu dilleri konuşur. Altay grubunun ise en önemlisi Türkçedir. Türkçe, mevcut boylar arasında bazı lehçe farklılıkları ile konuşulmaktadır.31 Dinler: Rusya Federasyonunda halk genelde Hıristiyanlığın Ortodoks

mezhebindendir. Komünist rejim zamanında din düşmanlığı yaygınken 1989’dan itibaren yapılan yenilikler sonunda halk dine yönelmiştir. Dini ayinler serbestçe yapılmaya başlanmıştır. Türklerin büyük kısmı Müslümandır.32 Kültür: Sovyetlerin kültür hayatı, 1917 İhtilalinden sonra, değişikliğe uğramıştır. Çarlık döneminin yerini komünistlik almıştır. Komünist hedef için “her yol

30

Bkz. McCAULEY, Martin; The Khrushchev Era. 1953-1964, Seminar Studies in History, Pearson & Longman Education Group Limited Publishers, England, 1995. 31 NETCHEOLODON, General; Rus İhtilali ve Yahudiler, Sebil Yayınevi Yayınları, 2.Baskı, İstanbul, 1996., s. 78. 32 Bkz. ONAY, Yaşar; Rusya ve Değişim, Nobel Yayınları, 1. Baskı, Ankara, 2002.

20

meşrudur” prensibi medeniyeti, ahlak ve maneviyatı, insanlığı, refah ve mutluluğu unutturmuş, insanı hayvanlaştıran bir robot ve bir makina haline getirmiştir. Mülkiyet hakkının kalmaması, yaradılıştan buna temayüllü olan insanı isteksizliğe ve tembelliğe sürüklemiştir. Sanat ve edebiyat ise çok cılız kalmış, temayüz eden bazı şahsiyetler ve ilim adamları ülkeden kaçıp kurtulma çabaları içine girmiştir. İlmin ve maneviyatın esasından mahrum Rus milletleri hem maddeten hem de manen insanlıktan uzak kalıp, kültür ve refah seviyeleri düşük kalmıştır. Komünist ihtilalden sonra başlatılan komünizm eğitim ve öğretimi, okullarda mecburi hale sokulmuştur. Bugün okuma-yazma oranı % 98’dir. Yüksek tahsil imkanları 1970’ten sonra gelişmiştir. Teorik fen ilimleri bakımdan güçlü kadrolar, politik baskıların tesirinden, günümüzde kurtulmuştur.33 Teknik çalışmalar: Rusya Federasyonu, uzay çalışmalarında ABD ile yarış halindedir. Uzay çalışmalarında ve ay seyahatlerinde, Amerikalılar, Ruslardan çok ileridedir. Rusya Federasyonunda atom konusu üzerinde çok fazla çalışma yapılmaktadır. İlk reaktör 1954’te çalıştırılmıştı ve 5000 kw gücündeydi. Son 10 yılda ülke teknik yönden çok geri kalmış olup, bunun neticesinde, yenileşme hareketleri başlatılmıştır.34 Spor: Rusya Federasyonu spor alanında dünyada söz sahibi bir ülkedir. Spora her yıl büyük harcamalar yapılmaktadır. Umumiyetle futbol, voleybol, güreş ve basketbol yaygındır. Ülkenin sembolü ayıdır. Şehirler: Başlıca büyük şehirleri Moskova, St. Petersburg, Gorki, Sverdlovsk, Novosibirsk, Kuybişey ve Sverdlovsk’tur. Bu şehirlerin nüfusu yaklaşık 1,5 milyonun üzerindedir. Başşehri Moskova’dır. Moskova’nın kalbi ise Kremlin (tahkim edilmiş yer manasına gelir) olup, 15. yüzyılda yapılmıştır. St. Petersburg ülkenin endüstri merkezidir. Nüfusu bir milyon civarında olan diğer şehirleri ise şunlardır: Çelyabinsk, Ersvon, Omsk, Perm, Ufa, Rostov, Volgograd.
DEVLET, Nadir; 1917 Ekim İhtilali ve Türk – Tatar Millet Meclisi. İç Rusya ve Sibirya Müslüman Türk Tatarlarının Millet Meclisi – 1917-1919, Ötüken Neşriyat A.Ş. Yayınları, İstanbul, 1998., s. 78. 34 Bkz. DUVERGER, Maurice; Siyaset Sosyolojisi, Varlık Yayınları, 5. Baskı, İstanbul, 1998.
33

21

1.4. Rusya’nın Tarihi: Devrimden Önceki Rusya ve Sovyetler Birliği Tarihi 9. yüzyılda, İskandinavya'dan gelen Viking kabileleri güneye, Avrupa Rusya’sına doğru, Baltık ve Karadeniz'e bağlanan ana su yollarını takip ederek hareket etmişlerdir. 13. yüzyıldaki Moğol istilasına kadar devam eden ilk monarşik hanedan Kiev'i başkent yapmıştır. Asya35 kıtasına yayılan Moğol İmparatorluğu36 birkaç topluluğa ya da bireysel krallıklara bölünmüştür; Rusya, Altınordu Hanlığı hükümranlığı altına girmiştir. Sonraki iki sene boyunca Moskova, eyalet başkenti ve Hıristiyan Ortodoks Kilisesi'nin merkezi olarak sürekli gelişmelere sahne olmaktadır. 15. yüzyılın sonlarında Moskova prensi III. İvan37, kuzeyde Novgorod Cumhuriyeti de dahil Rusya'nın önemli yerlerini ilhak etmiş ve böylece ilk ulusal egemenliği kurmuştur. Torunu IV. Ivan38, daha sonra devleti güneye ve Sibirya'ya doğru genişletmiştir. İvan "Çar"39 lakabını ilk kullananlardan birisi durumundadır40. 1500 ve 17. yüzyılın ortaları arasındaki dönemin siyasi tarihini çar ile boyarlar olarak bilinen zengin, güçlü ve asil toprak sahipleri arasındaki mücadeleler karakterize etmektedir. Rus İmparatorluğu yavaş-yavaş güneye, Hazar Denizi'ne41 ve Sibirya'nın güneyine doğru yayılmaya başlamıştır42. 17 ve 18. yüzyılların en önemli yöneticileri, Rusya'yı Avrupa'nın lider gücü haline getiren Büyük Petro (1682-1725) ile Petro tarafından başlatılan saldırgan dış politikayı devam ettirirken aydınlanma despotizmi politikası izleyen zeki ve enerjik bir yönetici olarak kabul edilen Katherine (176296)'dir. 19. yüzyılın ilk çeyreğinde Çar I. Aleksandr döneminde, çoğu insanın egemenliği altında yaşadığı Serflik sisteminin parçalanmasına yönelik ilk adımlar atılmıştır. Bununla beraber bu girişim Napolyon'un Rusya'yı işgal etmesiyle kesintiye
RAŞİD, Ahmed; Orta Asya’nın Dirilişi. İslam mı, Milliyetçilik mi?, Cep Kitapları Yayınları, 1. Baskı, İstanbul, 1996, s. 56-98. 36 KAPUSCİNSKİ, Ryszard; İmparatorluk, Om Yayınları, 1. Baskı, İstanbul, 1999, s. 123-144. 37 a.g.k. , s. 67-87. 38 Daha çok Korkunç İvan olarak bilinir. 39 Sezar'dan alıntılanmıştır. 40 STANKOVİÇ, S., "Rusya Kendisini Arıyor", Avrasya Dosyası, Cilt:1 Sayı:1, Ankara, 1994. 41 “Russıa Defines Its Priorities On The Caspian,” 18 July 2000, Current Digest of the Post-Soviet Press, 16 Aug. 2000: 17; “Making The Caspian A Sea Of Peace and Stability,” 28 July 2000, Current Digest of the Post-Soviet Press, 23 Aug. 2000: 16. 42 KAPUSCİNSKİ, Ryszard; İmparatorluk, Om Yayınları, 1. Baskı, İstanbul, 1999, s. 24-97, 112.
35

22

uğramıştır. 1812'de Napolyon'un ordusu Moskova'dan çekilirken yok edilmiştir. Aleksandr'ın halefleri imparatorluğun Kafkasya'ya43
44

doğru

olan

yayılışını

tamamlamışlar ve İngiltere ile Orta Asya'nın

etki alanlarına bölünmesi konusunda

anlaşmaya varmaktadırlar. 1840'larda Sibirya'nın çoğu ilhak edilmiş, fakat 1905'e kadar doğu ve güneye kadar olan genişleme, BDT'nin az ya da çok öncülerini oluşturarak, tamamlanamamıştır.45 Kontrolü ele geçiren geçici liberal hükümetin, aynı yılın Ekim ayında Bolşevik darbesiyle saf dışı edildiği görülmektedir. Bolşevikler46, 1898'de kurulan Sosyal Demokrat Partinin en radikal koluydu ve rejime düzenlenen organize muhalefetin çoğu bu grup üzerine yoğunlaşmıştır.47 Daha çok Lenin olarak bilinen Vladimir Ivan Ulyanov'un liderliğinde devlet kontrolüne toprak, sanayi ve finans sağlayarak yerlerini sağlamlaştırmak istemiştir. İki yıl içinde, Avrupa'dan destek alan ve Çarlık rejiminin tekrar kurulmasını isteyen sağ kanat Beyaz Ordu'nun askeri ayaklanması bertaraf edilerek Bolşevikler kontrolü ele geçirmişlerdir. 1924'te Lenin'in ölümünden sonra sanayileşme ve tarımın zorla kolektivize edilmesi programı izleyen Josef Stalin yerini almıştır. Bu dönemin ayırt edici özellikleri arasında açlık ve kitlelerin tasfiye edilmesi sayılabilir.48 1941'de, 1939'da Hitler'le bir barış imzalanmış olmasına rağmen Rusya Nazi Almanya’sı tarafından işgal edilmiş49 ve bu da Rusları savaşa itmiştir. Napolyon'unkiler

Stanislav Cherniavskiy, “The Caucasus Vector of Russian Diplomacy.” Central Asia and the Caucasus: Journal of Social and Political Studies, 2000, no. 5: 94. 44 RAŞİD, Ahmed; Orta Asya’nın Dirilişi. İslam mı, Milliyetçilik mi?, Cep Kitapları Yayınları, 1. Baskı, İstanbul, 1996, s. 35-39. 45 Bkz. ERALP, Atila; Devlet, Sistem ve Kimlik. Uluslararası İlişkilerde Temel Yaklaşımlar, İletişim Yayınları, 4. Baskı, İstanbul, 2001. 46 Rus Devrimi döneminde çoğunluk taraf. 47 Bkz. KENNEDY, Paul; Yirmi Birinci Yüzyıla Hazırlanırken, Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları, 2. Baskı, Ankara, 1996. 48 Bkz. LEWIS, Bernard; Modern Türkiye’nin Doğuşu, Türk Tarih Kurumu Yayınları, 6. Baskı, Ankara, 1996. 49 TEKİN, Emrullah; Alman Gizli Operasyonları ve Türkler, IQ Kültür Sanat Yayınları, İstanbul, 2001, s. 23-120.

43

23

gibi, Hitler'in orduları da Rusların büyük kayıplar vermesi pahasına50 da olsa saf dışı edilmiştir. 1950'lerin başındaki büyük yeniden yapılanma çabalarıyla savaşın yol açtığı zararların büyük çoğunluğu telafi edilmiştir. Bu süre içinde SSCB ilk atom bombasını 1949'da patlatarak dünyanın ikinci nükleer gücü olmuş ve Doğu Avrupa'da komünist kontrolündeki hükümetlerin tampon bölge oluşturmasına destek olmuştur. Rejimlerin kimi zaman krize girmesi SSCB'yi iki kere askeri bir harekete girişmesine yol açmıştır: (1956'da Macaristan ve 1968'de Çekoslovakya51.) Rusya’nın bilinen tarihi 5. yüzyılda batıdan Rusya topraklarına giren Slav kabileleriyle başlar. İlk Rus devleti 9. yüzyılda İskandinavyalılar tarafından kuruldu. Devletin merkezi Novgorod ve Kiev’deydi. On üçüncü yüzyılda ülke toprakları Moğolların saldırılarına uğradı. Bundan sonra Moskova prenslikleri ve büyük dükleri idaresinde ortaya çıkmaya başlayan ülke 1480 yılında Altınordu Devletinin hakimiyetinden kurtuldu. On beşinci asırda Osmanlı Devleti ile münasebetleri başladı. İstanbul’u fethederek, Bizans da denilen Doğu Roma Devletine son veren Fatih Sultan Mehmed Han (1451-1481) Rus Knezliklerinin güneyindeki Kırım Hanlığını imtiyazlı beylik halinde, Osmanlı Devletine bağlayıp, vergi yerine her yaz Moskoflar üzerine netice alıcı ve yıldırıcı akınlar yapmakla vazifelendirdi.52 Ruslar, Papalığın gönderdiği kardinal ve papaz heyetleri sayesinde Türklere karşı uyanmaya başladı. Rus Knezlikleri birleştiler ve Çarlık dönemi başladı. Korkunç İvan 1547’de ilk çar ilan edildi. Böylece Rus çarları kendilerini Doğu Roma’nın varisi saydılar.53 Yönetim ve askerlik alanındaki düzenlemelerle devlet idaresini güçlendiren, Çar İvan katıldığı seferlerde Kazan Hanlığı topraklarını işgal etti ve 1556’da Astrahan
50 51

Yaklaşık 20 milyon olarak tahmin edilmektedir. WALKER, Martin; Dev Uyanıyor. Lenin’den Gorbaçov’a, Altın Kitaplar Yayınevi Yayınları, 1.Baskı, İstanbul, 1989, s. 56-89. 52 Bkz. CRELL, George; Rusların Asya Siyaseti, Toker Yayınları, İstanbul, 1990. 53 CROZIER, Brian; The Rise and Fall of The Soviet Empire, An Imprint of Prima Publishing, National Review, California, 2000., s. 89.

24

Hanlığını da Moskova’ya bağladı. Kırım Hanlığına karşı sefer düzenlediyse de başarılı olamadı. Daha sonra Baltık Denizine açılmaya ağırlık vererek Litvanya topraklarına girdi. Rus Çarlığı ile İsveç ve Polonya’yı karşı karşıya getiren bu savaşta Rusya ilk önceleri başarılı oldu ise de daha sonraları ard arda alınan mağlubiyetler ülkede iç karışıklığa sebep oldu. Bunun üzerine Çar İvan baskıcı bir politika takip etti ve muhaliflerini acımasızca öldürdü. Bu sırada Rus ekonomisi ağır bir darbe aldı.54 Korkunç İvan’ın ölümünden bir süre sonra iç karışıklıklar başladı. Rus Çarlığı yıkılmanın eşiğine geldi. İsveç ve Polonya’nın da olaylara karışmasıyla, tam bir iktidar boşluğu ortaya çıktı. Polonya kuvvetlerinin Rusya’yı 1610’da işgali halkı direnişe sevk etti ve Romanov ailesinden Mihail Fyodoroviç çar seçildi. Bir süre sonra düzeni yeniden sağladı. Büyük toprak kaybedilmesine rağmen İsveç (1617) ve Polanya ile (1618) barış antlaşması yapıldı. Ayrıca Rusya bütün Avrupa’yı sarsan Otuzyıl Savaşlarının dışında kaldı.55 İlk Osmanlı-Rus Harbi, Çar ordularının 1667’de Kiev’i de ele geçirmesinden on yıl sonra 1677’de Kırım Hanlığı ile Ukrayna arasındaki topraklara saldırmasıyla başladı. 1677-1678 yıllarında Osmanlı ordusu Ruslara karşı Çihrin/Çehrin Seferine çıkarak, Rusları ve onlara yardımcı Lehlileri yendi. Çihrin Kalesi Osmanlı ordusu tarafından, bir daha bölgede Rusların tutunmasına mani olmak için yıktırıldı. Moskova elçileri 1681 Ocak ayında Kırım Hanına ricaya gelerek bir daha Osmanlı ve Kırım topraklarına saldırmayacaklarına yeminle söz verip, bir antlaşma imzaladılar. Kırım Hanı, Edirne’de sefer hazırlığı görmekte olan Merzifonlu Kara Mustafa Paşayı ikna ederek Bahçesaray Sulhü adıyla anılan ilk Osmanlı-Rus Antlaşmasını imzalatmaya muvaffak oldu (11 Şubat 1681).56 1683 yılında Avusturya İmparatorluğunun merkezi Viyana’nın ikinci defa kuşatılmasındaki türlü düşünce ve hatalar yüzünden geri çekiliş, Rusların beklediği büyük fırsatı doğurdu. Papalık-Avusturya-Venedik-Lehistan gibi Akdeniz’den Baltık’a kadar yayılan Katolik devletlerinin Osmanlı aleyhine kurduğu Mukaddes İttifak’a,

Bkz. BÜNYADOV, Ziya; Azerbaycan VII-IX Asırlarda, Azerneşr Yayınları, Bakı, 1989. Bkz. LEWIS, Bernard; Modern Türkiye’nin Doğuşu, Türk Tarih Kurumu Yayınları, 6. Baskı, Ankara, 1996. 56 Bkz. ÇAM, Esat; Siyaset Bilimine Giriş, Der Yayınları, 4. Baskı, İstanbul, 1995.
55

54

25

Rusya’da katıldı. Bu beşli ittifak devletleriyle yapılan on üç yıllık harpler sırasında, Rusya Çar Büyük Petro’nun (1682-1725) gayretleriyle gelişip, kuvvetlendi. İttifak devletlerinin Osmanlı Devleti ile harplerinden cesaret alan Büyük Petro; 1695 ilkbaharında kuvvetli bir ordu ile, Sibirya’dan gelen tarihi kürk ticaret yolunun ağzında bulunun ve gelen dabağlanmış kürklerin Karadeniz, Akdeniz ve Avrupa içlerine sevkiyat merkezi olan Azak Kalesine saldırdı. Azak Kalesindeki sayıca az olan Osmanlı kuvveti, kahramanca karşı koyarak uzun süre dayandı. Rus Donanması Don/Ten Nehri boyunca Azak Kalesine geldi. Ruslar nehir ve deniz tahkimatı güçlü olmayan Azak Kalesini ele geçirdiler. Azak Kalesinin düşmesiyle, bir Türk gölü halinde olan Karadeniz’de Ruslara bir pencere açılmış oldu. Azak Denizinin, Karadeniz’e açılan boğazda bulunan Kerç/Kerş Liman Kalesi Osmanlıların hakimiyetinde bulunduğundan, Rus donanmasının Karadeniz’e çıkmasına engel oluyordu. 1699 Karlofça Antlaşmasından sonra, Osmanlı Devletiyle harbi göze alamayan Rusya, 1700’de imzalanan İstanbul Antlaşmasıyla sulhe razı oldu. Antlaşmayla Azak Kalesi ve çevresi Ruslara bırakıldı.57 Ekonomik ve kültürel alanda bilgi toplamak amacıyla çıktığı Avrupa gezisinde Osmanlılara karşı yeni bir ittifak girişiminden netice alamayan Deli Petro, Karadeniz yerine Baltık Denizine yönelmeye karar verdi ve İsveç’le ünlü Büyük Kuzey Savaşını başlattı (1700-1721). Başlangıçta Ruslar mağlup oldu ise de Poltava çarpışmasıyla (1709), savaş Rusların lehine döndü.58 Bu arada Rus ordularının Osmanlı hududuna tecavüz etmesi üzerine, 9 Nisan 1711 tarihinde Osmanlı Devleti, Rusya’ya sefer düzenledi ve iki ordu Prut Irmağı boyunda karşılaştı. Ruslar mağlup oldu (Bkz. Prut Harbi). Çar Büyük Petro kumandasındaki Rus ordusu, antlaşma isteğinin kabulüyle imhadan kurtuldu. Azak

Bkz. İVANOV, İgor Sergeyeviç; Rusya’nın Dış Politikası ve Dünya (Makaleler ve Toplantılardan derleme), Uluslararası İlişkiler Moskva Devlet Üniversitesi, Rusya Siyaset Ansiklopedisi – ROSSPEN Yayınları, Moskva, 2001. 58 Bkz. MANSUR, Raul; Moskva. Görsel Gezi Rehberleri Serisi, Dost Kitabevi Yayınları, Ankara, 1999.

57

26

Kalesi ve çevresi Osmanlılara geri verildi ve aşağı Özi boyundaki Rus kaleleri yıktırıldı.59 Deli Petro’nun kızı Anna zamanında, Osmanlılar ile Venedik-Avusturya harplerini fırsat bilen Ruslar, Avusturya-Rusya ittifakını yenilediler. Ardından Rus ordusu, Osmanlı ordusunun Avusturya cephesinde bulunmasından faydalanarak, Kırım Yarımadası batısındaki Özi Kalesini alıp, Kırım’a girdiler. Ruslar, 1 Temmuz 1736’da ikinci defa Azak Kalesini zapt ettiler. Azak Harbi 18 Eylül 1739 Belgrad Antlaşmasıyla sona erdi. Antlaşmayla Azak Kalesi yıktırılıp, Azak bölgesi Osmanlı Devleti-Rusya arasında tarafsız saha ve müstakil Kabartay ülkesi de iki devlet arasında tampon halde tutulup, Moskoflar Karadenizden son bir defa daha uzaklaştırıldı. Çariçe İkinci Katerina (1762-1796) zamanında Rusya’nın Lehistan Polonya’ya yerleşmesine engel olmak için, Osmanlı Devleti tarafından Rusya’ya sefer açıldı. Rusların işgal ve zulmünden kaçıp Türk hududunu aşarak Osmanlı Devletine sığınan ailelerini Rus ordusunun takip etmesi ve uğradıkları köy ve kasabalardaki silahsız masum ahaliyi kırmaları bu seferin açılmasına sebep oldu. Divan-ı hümayun kararı ile Rusya’ya sefer açıldı. 1769 Şubatında Kırım Hanı Giray Hanın orduları Güney Rusya’ya girerek Rusları yendi ve 100.000’den fazla esir aldı. Fakat gelişmeler Osmanlı Devletinin aleyhine oldu. Beş yıl süren ve 21 Temmuz 1774 tarihli Küçükkaynarca Antlaşmasıyla biten bu harp; ilk defa ahalisi Müslüman ve Türk olan toprakların elden çıkması ve 300 yıldan beri Anadolu’nun kuzey kalesi sayılan Kırım Hanlığının Kuban ve Bucak Tatarlarının, sözde müstakil olma kaydıyla koparılmasıyla neticelendi. Azak, Yenikale, Kerç ve Kılburun şehirleriyle Aksu-Turla’ya kadar olan Karadeniz kıyıları Ruslara bırakıldı. Ruslar Karadeniz’e rahatça çıkabildiler. Nihayet, sözde müstakil olan Kırım Hanlığını 1783 Temmuzunda işgal ederek yerli ahaliden kadın ve çocuklarıyla 30.000’den fazla Türk’ü öldüren Ruslar, 1784 Ocağında Kırım’a resmen hakim oldular. Rus zulmü altında ezilen birçok Kırımlı, Osmanlı toprağına göç etti.60

Bkz. LEWIS, Bernard; Modern Türkiye’nin Doğuşu, Türk Tarih Kurumu Yayınları, 6. Baskı, Ankara, 1996. 60 PAŞAYEV, T., ALLAHVERDİYEV, M., KERİMOV, X., ABDULLAYEV, A.; İqtisadiyyet Terminleri Lüğeti: İktisat Terimleri Sözlüğü; Elm Yayınları, Bakı, 1994., s. 89.

59

27

Osmanlı Devleti Kırım’ı Rusların işgalinden kurtarmak için Sultan Birinci Abdülhamid Han zamanında Rusya’ya altıncı sefer düzenlendi. Rus Çariçesi II. Katerina Avusturya İmparatoru II. Josef ile Bizans-Yunan projesinin tatbiki ve Osmanlı Devletinin parçalanması için ittifak yaptılar. Avusturya’nın, Rusya müttefiki olarak Osmanlı Devletine savaş açması üzerine, Osmanlı askeri iki cephede harbetmek mecburiyetinde kaldı. Osmanlı Devleti ateşli silahları ellerinde bulunduran Yeniçerinin sebep olduğu bozgunla ağır yenilgiye uğradı. Önce Avusturya ile 1791 Ağustosunda Ziştovi Sulhü imzalanarak Belgrad geri alındı. Ruslarla devam eden harp 9 Ocak 1792 tarihinde imzalanan Yaş Antlaşmasıyla sona erdi ve Kırım Hanlığının tamamen Rusya hakimiyetine girmesi kabul edildi.61 Üçüncü Selim Hanın her sahadaki icraatlarıyla Osmanlı Devletini güçlendirip, ıslahatlarda bulunması Rusya’yı telaşlandırdı. Çar I. Aleksandr, Osmanlıya tabi Sırbistan’ı isyana teşvik edip, Slavlık propagandasıyla Balkanları karıştırdı. Sırplar, Rusların teşvikleriyle isyan etti. Vilayet merkezi Belgrad 13 Aralık 1806’da düştü. Ruslar 1806 Aralık ayında ansızın Basarabya’da Bender ve Hotin kalelerini alıp, Tuna Nehri ağzındaki kaleleri de istila ettiler. Bunun üzerine Osmanlı Devleti 22 Aralık 1806 tarihinde Rusya’ya harp ilan etti. 1807’de Tiflis’ten hareket eden Rus ordusu, Temmuz ayı başlarında Arpaçay’ı geçerek Kars Kalesine saldırdı. Kars’taki Osmanlı askerlerinin ve ahalinin cansiperane müdafaasıyla Rus taarruzu püskürtüldü. Ruslar pekçok zaiyat vererek, Arpaçay ötesine geri çekildiler. 1810 yazında Ahılkelek üzerinden saldırıya geçen Ruslar, bu kaleyi alamayınca Ahıska şehrini kuşattılar. Osmanlı mukavemeti ve salgın hastalığa dayanamayıp 1811’de Tiflis’e geri çekildiler. Aynı sene üçüncü defa taarruza geçerek Ahılkelek Kalesini ele geçirdiler. Bu sırada Almanya’yı istila eden Napolyon Bonapart’ın Moskova’ya sefer düzenlemesi üzerine, Rusların isteği ile 28 Mayıs 1812’de Bükreş’te imzalanan antlaşmayla Osmanlı-Rus Harbine son verildi. Bükreş Antlaşmasıyla; Kuzey Boğdan Ruslara, güney Boğdan ise Osmanlı Devletine bırakıldı.Kalelerinde Osmanlı askeri bulundurmak şartıyla da Sırbistan’a idari muhtariyet hakkı tanındı.62

61 62

Bkz. ONAY, Yaşar; Rusya ve Değişim, Nobel Yayınları, 1. Baskı, Ankara, 2002. Bkz. NETCHEOLODON, General; Rus İhtilali ve Yahudiler, Sebil Yayınevi Yayınları, 2.Baskı, İstanbul, 1996.

28

Napolyon orduları Moskova önlerine kadar geldiyse de yoğun kış şartları askerin telef olmasına sebep oldu ve Napolyon geri çekilmek mecburiyetinde kaldı. Rus ordularının hızla batıya doğru ilerlemesi ve kazanılan zafer Rus Çarlığını Avrupa’nın önde gelen devletleri arasına girmesini sağladı. Avrupa’da söz sahibi durumuna gelen Çar I. Nikolay İran, Osmanlı Devleti, Polonya ve Kafkasya üzerine seferler düzenleyerek yerini iyice kuvvetlendirdi.63 Sultan Mahmud Han, Yeniçeri Ocağını 1826’da kaldırması ve 1827 Fransaİngiltere, Rusya ittifakına mensup müttefik Haçlı donanmasının Navarin’deki OsmanlıMısır donanmasını bir hile ile yakmasıyla, Osmanlı Devleti kara ve deniz kuvvetlerinin büyük bir bölümünü kaybetmiş oldu. Bunu fırsat bilen Rusya, 26 Nisan 1828’de Osmanlı Devletine karşı harp ilan ederek, Boğazlar ile İskenderun körfezini elde edip, Akdeniz’e inmek idealiyle Rumeli ve Anadolu cephesinden harekete geçti. Osmanlı Devleti, askeri ve kadın çocuk bütün halkıyla bu saldırılara karşı koymaya çalıştı. Ruslar top ile uzaktan attığı tutuşturulmuş neftli paçavralarla kaleleri yaktı. Rumeli’de Romen, Bulgar, Rum, Ortodoks Gagavuzların yardımı ve Anadolu Cephesinde Tiflis’ten gelen Hıristiyan Kartli ve yerli Ermenilerin desteğiyle dönüş yollarının kapanma korkusu olmaksızın, batıda Edirne, doğuda Bayburt ve Muş’a kadar ilerlediler. Bir yıl, beş ay süren harp; Ruslar için korkunç bir insanlık lekesi ve yüzkaralarıyla dolu, vahşet fiilleri ve Osmanlı Devleti içinde hala yaraları kapanmayan büyük maddi ve manevi zararlarla neticelendi. Babıali’nin antlaşma isteği ve Fransa ve İngiltere sefirlerinin ihtarıyla, 14 Eylül 1829 tarihinde EdirneAntlaşması imzalandı. Rumeli’de Tuna ağzındaki kaleler Ruslara bırakılıp, Prut Nehri hudut kabul edildi. Anadolu cephesinde Rusya’ya ilk defa toprak verilerek, Kars vilayetinin Çıldır, Ardahan ve Deskof kuzeyinden hudut çizildi. Harp tazminatı olarak da 11,5 milyon flemenk altının yedi yılda taksitlerle ödenmesi kararlaştırıldı. Bu tarihten sonra Rusya, Osmanlı Devletinin bütünlüğünü destekleyerek, Boğazlar üzerinde denetim kurma ve Akdeniz’e inme yönünden büyük kazançlar sağladı. Bir ara Boğdan ve Eflak prensliklerini ele geçirmek isteyen Rusya üzerine Osmanlı Devleti sefer düzenledi.Kırım Harbi olarak tarihe geçen, bu savaşta Fransa ve
63

SARIBAY, Ali Yaşar; Siyasal Sosyoloji, Der Yayınları, 4. Baskı, İstanbul, 1998., s. 30-34.

29

İngiltere Osmanlı Devletinin yanında yer aldı. Kırım Harbi sonunda imzalanan 30 Mart 1856 tarihli Paris Antlaşması sonunda, Rusya toprak ve çok fazla maddi kayba uğradı. Rusya bu harpten sonra, ordularının yetersizliğini anlıyarak yenilik yapma yoluna gitti. Bu arada diğer taraftan Osmanlı Devletinin içindeki azınlıklara karşı Slavlık ve Ortodoksluk propagandasını arttırdı.64 Bu propagandaların ardından 1877’de Rusya Osmanlı Devletine savaş açtı. Tarihe 93 Harbi olarak geçen bu savaş 3 Mart 1878 Yeşilköy Antlaşmasıyla neticelendi. Bu antlaşma ile Bulgaristan bağımsızlığını kazandı. Sultan İkinci Abdülhamid Hanın siyasi dehasıyla toplananBerlin Kongresinde İngiltere veAvusturya’nın etkisiyle imzalanan Berlin Antlaşmasında Balkanlarda Rusya’nın kazançları sınırlandırıldı ve Osmanlı Devleti yönünden harp asgari zararla neticelendi. Bir süre sonra Almanya, Avusturya ve İtalya; Rusya’ya karşı üçlü ittifak kurdu. Kendisine destek sağlamak için Fransa’ya dönen Rusya, 1891’de ekonomik ve askeri ilişkileri geliştirmek için Fransa’yla bir ittifak kurdu.65 Diğer taraftan doğuda, Rusya, Türkistan’da 1860’lı yıllarda başlattığı yayılma politikası ile 1880’li yıllarda Hazar Denizinin doğu kıyısındaki, Türkmen topraklarını işgal etti. Bu gelişmeler İngiltere’nin Hindistan’daki durumunu tehdit edince iki ülke arasında Afganistan üzerinde başlayan sürtüşmelerle yeni bir durum kazandı. Orta Asya’daki bu Rus-İngiliz mücadelesi, 1885 Eylülünde nüfuz sınırlarının tespitiyle yatıştı.66 Rusya, Uzakdoğu sınırında Japonya ve Çin ile birçok antlaşma imzalayarak Sahalin ve Kuril adalarıyla Amur Irmağı Vadisi gibi önemli noktaları ele geçirdi. Kore üzerindeki Çin-Japon mücadelesinde Çin’in yanında yer aldı. 1900’de Boxer Ayaklanması sırasında Rus askeri Mançurya’ya girince, Japonya ile rekabet sıcak savaşa döndü. Savaşın büyümemesi için görüşmeler sürerken 1904 Şubatında Japon birlikleri Port Arthur’daki Rus harp gemilerine ani baskınla saldırması üzerine Rus-

Bkz. SAVAŞ, Vural Fuat; İktisadın Tarihi, Siyasal Kitabevi Yayınları, 3. Baskı, Ankara, 1999. SÖNMEZOĞLU, Faruk; Türk Dış Politikasının Analizi, Der Yayınları, 2. Baskı, İstanbul, 1998, s. 90. 66 Bkz. WALKER, Martin; Dev Uyanıyor. Lenin’den Gorbaçov’a, Altın Kitaplar Yayınevi Yayınları, 1. Baskı, İstanbul, 1989.
65

64

30

Japon Savaşı başladı. Bir seri ağır mağlubiyetlerin yanı sıra, ülkede meydana çıkan devrimci hareketler Rus Çarı II. Nikolay’ı barış yapmaya mecbur bıraktı (5 Eylül 1905). Ekim 1905’te başlayan demiryolu işçileri grevi dalga dalga ülke geneline yayılarak genel grev şeklini aldı ve Petersburg Sovyeti’nin kurulması ile devrimci hareket en yüksek noktasına ulaştı. Zor durumda kalan II. Nikolay bir bildiri yayımlayıp, meşruti bir anayasa ve seçilmiş bir meclis sözü verdi. Bir süre sonra yavaş yavaş işci hareketi bastırıldı. Nisan 1906’da yapılan seçimler neticesinde liberal ve sol muhalefet mecliste çoğunluğu elde etti. Köklü reformlar istediği için çarlık hükümetiyle ters duruma düşen ilk meclis iki ay geçmeden dağıtıldı. Daha sonra seçilen ikinci meclisin de ömrü üç ay oldu. Köylülere ve azınlıklara seçme hakkının verilmediği seçimlerle seçilen üçüncü ve dördüncü meclis genelde çarlık hükümetinin politikasını destekledi.67 Uzakdoğu’da Japonya ile savaşa son veren Rusya 1906’dan sonra Balkanlar üzerinde nüfuz kazanmak için Avusturya ile mücadeleye girdi. Bu durum Rusya’yı İngiltere ve Fransa’nın yanında Birinci Dünya Harbine girmesine sebep oldu. Bir süre sonra da Osmanlı Devletinin Almanya, Avusturya’nın müttefiki olarak harbe girmesiyle Kafkasya’da yeni bir cephe açmak mecburiyetinde kaldı. Aynı zamanda Boğazların açık olmasına bağlı ikmal desteğini yitirdi. Önemli derecede silah ve mühimmat sıkıntısı çeken Rus orduları batıda birbiri ardına ağır mağlubiyetler aldı. Savaşın sebep olduğu yıkım, basın ve mecliste halkın güvenine dayalı bir hükümetin olması isteğini yaygınlaştırdı. 1917 Mart ayının başlarında Moskova’da başlayan grev, asker ve subayların desteklemesiyle, Şubat Devrimi olarak bilinen ayaklanmaya dönüştü. Prens Lvov başkanlığında bir geçici hükümet kuruldu. Hükümete bağlı birliklere Pskov’da kuşatılan Çar Nikolay’ın 15 Mart 1917’de tahttan çekilmesiyle Çarlık rejimi tarihe karıştı. 7 Ekim 1917’de komünist ihtilal patlak verdi. Vladimir Ilyiç Lenin başkanlığındaki komünistler, hükümeti ve serbest seçimle iş başına gelmiş bulunan meclisi lağv ederek komünist diktasını getirdiler.
Bkz. AMİN, S., “Kapitalizm, Emperyalizm, Küreselleşme”, Özgür Üniversite Forumu, sayı: 1, Ankara, 1997.
67

31

Lenin, biraz soluk alabilmek için İtilaf devletlerinin baskısına rağmen, Almanya ile barış görüşmeleri yaptı. Bazı bolşeviklerin ve sol sosyalist devrimcilerinin muhalefetine rağmen, Baltık bölgesi, Polonya, Ukrayna ve Kafkaslar’dan çekilmeyi öngören Brest-Litovsk Antlaşmasını 3 Mart 1918’de imzaladı.68 Bu antlaşmanın ardından bolşeviklerin Sovyet iktidarını yerleştirme çabaları 1918 Mayısında başlayan iç savaşa sebep oldu. Komünistlerin ordusu olan Kızılordu, karşıt grubun ordusu olan Beyazordu ile amansız bir mücadeleye girdi. Askeri yönden daha üstün olan Beyazordunun, köylülere ve Rus olmayan milliyetlere karşı acımasız ve düşmanca politikası, ağır mağlubiyetine sebep oldu. Kızılordunun kazandığı zaferler, Ukrayna, Beyaz Rusya, Gürcistan, Ermenistan ve Azerbaycan’ın Sovyet idaresi altına girmesini sağladı. Bunun yanında Almanya’nın mağlubiyetinin ardından kurulan Estonya, Letonya ve Litvanya cumhuriyetleri İtilaf devletleri desteğiyle varlıklarını devam ettirdiler. Sınır problemi yüzünden çıkan Rus-Polonya Savaşında Kızılordu mağlup oldu ve ardından yapılan Riga Antlaşmasıyla (Mart 1921) Ukrayna ve Beyaz Rusya topraklarının büyük bir bölümü Polonya’ya bırakıldı. İç savaş sırasında çok sayıda insan ölürken, 2 milyona yakın halk da ülkesini terk etti. İç savaşın bitmesinden sonra yönetimi ele geçiren komünistler, karşıt görüşte olanları büyük bir hızla ortadan kaldırdılar. Lenin Rusya’nın tek siyasi partisi olan Komünist Partisini kurdu. Birinci Cihan Harbi sonrasında, İstiklal Harbi yıllarında Türkiye Büyük Millet Meclisiyle 16 Mart 1921’de Moskova’da Türk-Sovyet Dostluk Antlaşması imzalandı. Moskova Antlaşmasıyla, Batum Rusya’ya ait Gürcistan’a bırakıldı ve Kars’ın doğusundaki Arpaçay Suyu hudut kesildi. Zalimliği ve halkına yaptığı zulümleriyle tanınan Lenin, milyonlarca insanı katletti. İnançsızlığın yayılması için çok uğraştı. Ölümünden sonra yerine Joseph Stalin geçti. Stalin ölünceye kadar Rus milletini ve Müslümanları işkence altında inletti. Lenin’i geride bırakarak elli milyondan fazla insanı öldürttü. Milleti kendine tapmaya zorladı. Bu iki idareci tarafından ülke utanç duvarları ile çevrilmiş ve demir perdelerle kapatılmış bir esaret kampı haline getirildi.

Bkz. ÇEÇEN, A., “Emperyalist Globalizmine Karşı Ulusal Devletler Enternasyonalizmi”, Global Rapor, sayı: 1, 2001.

68

32

1939 yılında Almanya ve Rusya aralarında bir saldırmazlık paktı imzalamalarına rağmen, 1941’de Naziler Rusya’ya saldırarak Leningrad’ı kuşattılar. Uzun süren kuşatma neticesinde, Alman askerleri soğuk kış şartlarına dayanamayarak mağlup oldular. Bundan sonraki iki yıl içinde Ruslar, Almanları Doğu Avrupa ve Balkanlar’dan çıkardılar, İkinci Cihan Harbinden Rusların galip çıkmasında İngiliz ve Amerikan yardımları büyük rol oynadı. Stalin’in ölmesiyle yerine geçen Kuruşçev idaresindeki Moskova diktası, Polonyalıların ve Macarların üzerinde uyguladığı büyük baskı ile kontrolünü güçlendirdi. 1964 yılında Kuruşçev’in yerine Leonid Brejnev geçti. Bu sırada Çekoslovak hükümetinin liberalist faaliyetleri görüldüğü için, Macaristan’da yapıldığı gibi 1968 yılında Rus askerleri Çekoslovakya’yı işgal etti. Tank paletleri insan cesetleri üzerinde dönerek, milyonlarca insan öldürüldü. Dünyayı hakimiyeti altına almak için silahlanan Rusya, dünyanın birçok ülkesinde komünist teşkilatlar kurarak, dünya barışını tehdit ederken, çeşitli ülkelerde de iç savaşların çıkmasına sebep oldu. Memleket içindeki iktidar değişikliği darbe ve karışıklıklardan istifade ederek 1980 yılında Afganistan’ı işgal etti. Afganlı mücahidlerin direnmesi karşısında, büyük silah gücüne sahip Rus ordusu, başarıya ulaşamamış ve ağır kayıplar vererek güç durumlara düşmüştür. Gorbaçov, 1987 yılında glasnost (açıklık) ve perestroika (yeniden yapılanma) politikasını başlattı. Ülkeyi meydana getiren 15 cumhuriyetle ilk çok partili seçimler yapıldı. 17 Mart 1991 referandumunda %77 seçmen Rusya Federasyonu için evet oyu kullandı. Rusya Federasyonu başkanlığına Boris Yeltsin seçildi. 19 Ağustos 1991’de Gorbaçov’a karşı darbe düzenleyen başkan yardımcısı Gennadi Yanayev başkanlığındaki 8 üyeli Olağanüstü Hal Komitesi yönetime el koydu. Gorbaçov Kırım’daki yazlık evine hapsedildi. Rusya Federasyonu lideri Boris Yeltsin ve halk darbeye karşı koyunca Olağanüstü Hal Komitesi feshedildi ve darbeciler 21 Ağustos günü ülkeyi terk ettiler. Aynı gün Sovyet parlamentosu Gorbaçov’u resmen yeniden başkanlık görevine getirdi. Bunu takip eden günlerde Sovyetler Birliği’ni meydana getiren cumhuriyetler ardı-ardına bağımsızlıklarını ilan ettiler. 8 Aralıkta Rusya

33

Federasyonu, Beyaz Rusya ve Ukrayna bir araya gelerek Bağımsız Devletler Topluluğunu meydana getirdiler. 17 Aralık 1991’de Mihail Gorbaçov ile Boris Yeltsin 31 Aralık 1991’de Sovyet Sosyalist Cumhuriyetler Birliğinin resmen dağıtılmasına karar verdiler. Mihail Gorbaçov emekliye ayrıldı ve yerine Yeltsin devlet başkanlığına getirildi. Baltık Cumhuriyetleri hariç bağımsızlıklarını ilan eden diğer cumhuriyetler Bağımsız Devletler Topluluğuna katıldı. Böylece Sovyet Sosyalist Cumhuriyetler Birliği tarihe karışmış oldu. 1993 başlarında parlemento ile ters düşen Yeltsin, parlamentoyu feshederek erken seçim kararı aldı. Bunu tanımayan parlamenterlerin bazıları ve komünistler Beyaz Ev denen Rusya Parlamentosunu işgal etti. Askeri güçlerin baskısıyla işgalciler parlamentoyu boşalttılar ve Yeltsin’in isteklerini kabul ettiler. 12 Aralık 1993 günü erken genel seçim yapıldı. Hiçbir parti tekbaşına iktidara gelecek sandalye sayısı kazanamadı.69 1.5. Rusya Federasyonu'nun Siyasal Yapısı Rusya’da Devlet Başkanını halk 4 yıllık bir süre için genel seçimle doğrudan seçer. Aynı kişi en fazla iki dönem için seçilebilmektedir. RF'nun ilk Devlet Başkanı Boris Yeltsin olmuştur. Yeltsin, 1999 yılının 31 Aralığına kadar bu görevi iki dönem arka arkaya seçilerek yürüttükten sonra yetkilerini Vladimir Putin'e devretmiştir. Putin ise 2000 yılının Mart ayında yapılan seçimleri kazanarak tam yetkili devlet başkanı olmuştur70. Dokunulmazlığa sahip olan RF Devlet Başkanının başbakanı atamak, hükümet toplantılarına başkanlık etmek, hükümeti görevden almak, üst düzey yargı ve denetim kurumlarının yöneticilerini göreve getirmek ve görevden almak, Duma'yı feshetmek gibi çok önemli yetkileri bulunmaktadır71. RF Devlet Başkanı ülkenin dış politikasını

St. Petersburg Press (2000-2007). http://www.president.kremlin.ru , (2002-09-09). 71 TİMAKOVA, Natalya, KOLESNİKOV, Andrei, GEVORKYAN, Nataliya; First Person : An Astonishingly Frank Self-Portrait by Russia's President Vladimir Putin, Public Affairs Publications, New York, I., 2000, s. 124, 127.
70

69

34

yürüterek, uluslararası anlaşmaları imzalamaktadır. Aynı zamanda Silahlı kuvvetlerin Başkomutanı sıfatını da taşımaktadır72. RF'nun parlamentosu olan Federal Kurul (FK) RF'nun temsil ve yasama organıdır. FK iki meclisten oluşmaktadır: 1. Federasyon Konseyi (Üst Meclis) ve 2. Devlet Duma'sı (Alt Meclis). Federasyon Konseyine RF'na dahil olan birimlerin her birinden, bir kişi temsil bir kişi de yürütme organından olmak üzere ikişer temsilci girmektedir73. Ancak son zamanlarda Federasyon Konseyi'nin siyasi ağırlığı azalmış, hatta yakında feshedileceği söylenmeye başlanmıştır. Onun yerine, şu anda büyük ölçüde sembolik önemi olan ve bazı cumhuriyet liderlerinin yer aldığı Devlet Konseyi'nin gelmesi beklenmektedir. Devlet Duma'sı 4 yılda bir yapılan genel seçimlerle seçilen 450 milletvekilinden oluşmaktadır. Milletvekilleri belirli bir partiden veya bağımsız olabilmektedir. Şu anda Duma'nın en büyük gruplarından biri iktidar yanlısı Birlik (ki Birliğin liderliğini Moskova Belediye Başkanı Yuriy Lujkov'un yaptığı Anavatan Partisi ile birleşmesi gündemdedir.) partisidir. Bir başka kalabalık grup komünistlerdir. Ancak Rusya Federasyonu Komünist Partisi, kendisine yakın olan öteki sol parti ve gruplarla birlikte bile oylamalara ağırlığını koyacak güce sahip değildir. Sağcı-liberal kanatta Yabloko (Elma) hareketi ve Sağcı Güçlerin Birliği bulunmaktadır. Milliyetçi lider Vladimir Jirinovski'nin başkanlığını yaptığı Liberal Demokrat Parti ise son yıllarda giderek küçülen ve hemen her kritik durumda iktidarı destekleyen bir parlamenter grubu oluşturmaktadır74. Aynı kişi aynı zamanda hem Federasyon Konseyi'nin hem de Devlet Dumasının üyesi olamaz. Devlet Duma'sı milletvekili, devlet iktidarının diğer temsil organlarında
http://www.government.gov.ru , (2003-02-19). a.g.e., s. 98. 74 İVANOV, İgor Sergeyeviç; Rusya'nın Dış Politikası ve Dünya (Makaleler ve Toplantılardan derleme), Uluslararası İlişkiler Moskva Devlet Üniversitesi, Rusya Siyaset Ansiklopedisi - ROSSPEN Yayınları, Moskva, 2001, s. 178-190.
73 72

35

ve yerel özyönetim organlarında milletvekili olamamaktadır. FK daimi olarak çalışan bir konumundadır. Federasyon Konseyi ve Devlet Duma’sı birbirlerinden ayrı toplanır. İşlev ve yetkileri açısından Devlet Duma’sı yasama özelliği ağır basan bir meclis, Federasyon Konseyi ise danışma ve temsil özelliği ağır basan bir senato görünümünde bulunmaktadır.75 RF'da yürütme gücü RF Hükümetindedir. RF Hükümeti RF Başbakanı, RF Başbakan Yardımcıları ve Federal Bakanlardan oluşur. RF Başbakanı, görevine RF Başkanı tarafından Devlet Dumasının onayıyla atanmaktadır. RF Başbakanı atandıktan sonra en geç bir hafta içinde federal yürütme organlarının yapısı hakkında önerilerini RF Başkanına sunmaktadır.76 RF Başbakanı, RF Hükümet Başkan Yardımcıları ve Federal Bakan adaylarını RF Başkanına sunmaktadır. RF'da Anayasa Mahkemesi, Yargıtay, Danıştay, Sayıştay gibi yargı ve yürütme alanında kurulmuş anayasal yüksek devlet kurumları bulunmaktadır77. RF'da yerleşim birimlerinin tarihi ve diğer özellikleri hesaba katılarak seçimler, referandum ve diğer siyasi irade açıklama yöntemleriyle yerel yönetim organları oluşturulmaktadır. Yerel yönetim organları bağımsız yerel bütçeye, yerel mülkiyete, yerel vergi salma yetkisine sahip olmaktadırlar78. Duma (Parlamento) seçimlerinin sonuncusu Aralık 2003’de yapıldı. Haziran 2000 tarihli Başkanlık seçimleri, Boris Yeltsin’in istifasının ardından bu göreve vekaleten getirilen Vladimir Putin tarafından Mart 2000 tarihine çekilmiştir79. Rusya Federasyonu’nda Seçmen Sayısı, 2000 yılı Resmi devlet istatistik komitesi verilerine göre 109 372 046 ‘dir. Rusya Federasyonunun siyasi rejimi, Sovyetler Birliği dağılmadan önce komünist diktasıydı. Sovyetler Birliği resmen dağıldıktan sonra çok partili ve başkanlık
Bkz. ÇEÇEN, A., “Emperyalist Globalizmine Karşı Ulusal Devletler Enternasyonalizmi”, Global Rapor, sayı: 1, 2001. 76 St. Petersburg Press (2000-2007). 77 ONAY, Yaşar; Rusya ve Değişim, Nobel Yayınları, 1. Baskı, Ankara, 2002, s. 12-89. 78 http://www.rusyaonline.com/anayasa.shtml , (2002-08-03); Rusya Federasyonu Anayasası'ndan. 79 YELTSİN, Boris; Geceyarısı Günlükleri, Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları, İstanbul, 2000, s. 6790.
75

36

sistemine dayalı parlamenter rejime geçildi. Devlet başkanı halk tarafından beş senelik bir süre için seçilir. Devlet başkanı aynı zamanda silahlı kuvvetlerin başkomutanı ve Güvenlik Konseyinin başkanıdır. Devlet başkanı meclisi feshetme yetkisine sahiptir. Parlamento 450 milletvekilinden meydana gelir. Milletvekillerinin yarı dar bölge seçim sistemiyle, diğer yarısı parti listelerinden nispi seçim sistemiyle seçilir.80 Ayrıca Rusya Federasyonunu meydana getiren 89 üye bölgenin ikişer temsilcisinden meydana gelen 178 üyeli Federasyon Konseyi bulunmaktadır. Federasyon Konseyi, devlet başkanı tarafından feshedilemez. Konsey, meclisten geçen yasaları ve devlet başkanının sıkı yönetim yasasına ilişkin kararlarını onaylar.

1.5.1. Hükümet Yapısı Rusya Federasyonunda 1991'den beri yönetim şekli Cumhuriyettir81. Hükümet başkanı ve başbakan ise 1999'dan beri Vladimir Putindir. Putin, ayrıca, aralık 1999'da devlet başkanı Boris Yeltsin'in emekli olmasından beri devlet başkanı olarak da görev yapmaktadır82. Milli Günü, Bağımsızlık Günüdür. Resmi Tatil Günleri: 80

1 Ocak - Yıl başı, 7 Ocak - Noel (Ortodoks), 8 Mart - Uluslararası Kadınlar Günü, 1 Mayıs - Uluslararası Emek Bayramı83, 2 Mayıs - İlkbahar Günü, 9 Mayıs - Zafer Günü, 12 Haziran - Bağımsızlık günü,

Bkz. ÇEÇEN, A., “Emperyalist Globalizmine Karşı Ulusal Devletler Enternasyonalizmi”, Global Rapor, sayı: 1, 2001. 81 http://www.government.gov.ru , (2003-02-19). 82 ROSE, Richard & MUNRO, Neil; Elections without Order. Russia’s Challenge to Vladimir Putin, Cambridge University Press, http://www.cambridge.org , Cambridge, UK, 2002, s. 1-23. 83 Batılı Yazarlar bazen bunu Milletlerin Enternasyonal Emek Bayramı şeklinde de ifade ederler.

37

-

7 Kasım - Devrim günü, 12 Aralık - Anayasa günü.

Genellikle resmi tatiller hafta sonuna denk geldiği zaman, ya Cuma ya da Pazartesi de tatil ilan edilmektedir84. Rusya Parlamentosu iki ayrı organdan oluşmaktadır: Federal Konsey ve Duma. 178 sandalye sayısından oluşan Federal Konsey’in üyeleri Rusya Federasyonu’ndaki toplam 89 idari birimin yöneticilerinden seçilmektedir85. Devlet Dumasına, seçimler yarısının ulusal parti listelerinden diğer yarısının da bölgelerden seçildiği bir sistemle düzenlenmekte ve toplam 450 sandalyeden oluşmaktadır. Parlamentodaki çoğunluğu Yedintsva Partisi oluşturmaktadır. Anayasa Mahkemesi’ne üyeler başkanın tavsiyesiyle Federal Konsey tarafından seçilmektedir. Aynı işlem diğer yüksek mahkemeler için de geçerli olmaktadır. İktidarda bulunan Putin, resmi olarak hiçbir partinin temsilcisi değildir. Fakat parlamentonun en büyük partilerinden Yedintsvo Partisi, Putin yanlısı olarak bilinmektedir. Rus siyasetinin evrimi sebebiyle, Rusya Federasyonu’nda baskı gruplarının işlevsel bir vazife ifa ettiğinden söz etmek son derece zordur. Ülkede karar verme mekanizmaları üzerinde bir baskı oluşturabilen iki grup bulunmaktadır: Bir yanda bankerlerin kontrolündeki görsel ve yazılı medya; diğer tarafta Gazprom ya da Lukoil gibi büyük enerji şirketleridir.86 1.5.2. Rusya’da Muhalefet: Siyasi Partiler ve Liderleri 1990’lı yılların başında ülkede kurulan parti sayısında büyük bir patlama yaşanmıştır. Ancak gerek üye sayısı gerek de son seçimlerde aldığı oy sebebiyle, şu partiler ülkenin belli başlı partileri olarak sayılabilmektedir: • • •
84 85

Rusya Federasyonu Komünist Partisi (Gennadiy Andreyevich ZYUGANOV), Yedintsvo Partisi (Sergey ŞOYGU), Liberal Demokrat Partisi (Vladimir Volfovich JİRİNOVSKİ),

http://www.evrensel.net , (2003-02-26). http://jia.sipa.columbia.edu/journal.html , (2003-02-26). 86 Bkz. ÇEÇEN, A., “Emperyalist Globalizmine Karşı Ulusal Devletler Enternasyonalizmi”, Global Rapor, sayı: 1, 2001.

38

• • •

Vatanımız Tüm Rusya Partisi (Yevgeni PRİMAKOV), Yabloko (Grigoriy Alekseyevich YAVLİNSKİY), Anavatan Partisi (Yuri Lujkov) 1.6. Başkent Moskova Başkent Moskova 1147'de kurulmuştur fakat şehirde neolitik zamanlardan beri

yerleşim olduğuna dair bulgular bulunmaktadır. Şehrin merkezi, bir tarafında kalın kırmızı hisarları ve 20 kulesi olan Kremlin'in Kızıl Meydanıdır. Kuşatmalara karşı direnmek üzere tasarlanmış olan Sobakina Kulesi gizli bir kaçış tüneli içermektedir. "Gizemler Kulesi" olarak çevrilebilecek olan Tainitskaya Kulesi nehre çıkan bir sualtı geçidi ihtiva etmektedir. Trinity Girişi kulelerin en uzunudur. Water-Hoist Kulesi Kremlin'e su sağlamaktadır. Nabatnaya Kulesi tehlike anında çalan bir alarm ziline sahiptir. Kremlin'in içindeki, İtalyan mimar Aristotle Fiorovanti tarafından yapılan Uspensky Katedrali'nde en eski Rus ikonalarından üçü bulunur. Çarlara burada taç giydirilmiştir ve Korkunç İvan'ın tahtı girişte bulunmaktadır. Ayrıca Kremlin'in içinde 14. yüzyılda yapılan Büyük Kremlin sarayı ve altın kubbeli Büyük İvan'ın Çan Kulesi bulunmaktadır. St Basil Katedrali (1555-60) meydanın sonunda yer alır ve parlak renkli kubbeleriyle meşhurdur. Hikayeye göre Korkunç İvan bu kubbenin güzelliğinden o kadar etkilenmiştir ki, bunun kadar güzel bir kubbe daha yapamasın diye mimarın gözlerini oydurduğu belirtilmektedir. St Basil'in karşısında 1491'de Pietro Antonio solario tarafından inşa edilmiş olan Spassky Girişi Kremlin'in asıl girişi olmaktadır87. Blagoveshchensky Katedrali III. İvan için inşa edilmiştir. Bakır kubbelerinden yer döşemelerine kadar muhteşem bir şekilde dekore edilmiştir. İçinde 16. yüzyıl

87

http://www.kremlin.ru , (2003-02-24).

39

freskleri ve ender ikon koleksiyonları bulunmaktadır. Kazan Katedrali88 restore edilmiş ve tekrar vakfedilmiştir. Faceted Chamber'daki duvarların tarihi 15. yüzyıla kadar gider. Maalesef Chamber halka açık değildir89. Devlet Tarih Müzesi Kızıl Meydan içindedir. Lenin'in mumyalanmış cesedinin gömülmesi tartışılıyorsa da anıtmezarı belirli günlerde açıktır. Bunun yanında korumaların değişimi ve izleyenleri çeken ritüeller 1993'te kaldırılmıştır. Tverskaya90 Sokağı Kızıl Meydan içindeki önemli alışveriş sokaklarından biridir. Arbat Sokağı, geleneksel olarak bohemlerim takıldığı en önemli sokaktır. Bugün, sokak gösterilerinin yapıldığı, zanaatkarların ve ressamların küçük dükkanlarının bulunduğu yayalara mahsus bir yol haline getirilmiştir91. Kitai-Gorod olarak bilinen alan Kremlin'in doğusundadır ve 16. ve 17. yüzyıllardan kalan kiliseleri, özellikle beş kubbeli ve şaşırtıcı akustik özelliklere sahip olan Sign Katedrali açısından önemlidir. Şahane İngiliz malikanesi de aynı zamanlardan kalmıştır ve eski bir diplomatik ve ticari merkez olduğunun bir göstergesidir. Yakınındaki Romanov Apartmanları da şimdi müzedir. Zayazuie de yakışıklı işçi figürlerinin olduğu sakin ve çekici bir yerdir. Teatralnaya meydanı içinde bulunan dünyaca ünlü Bolshoi Opera ve Bale Tiyatrosu 1824'ten kalmıştır ve içi kırmızı ve altın sarısı renklerle boyanmıştır. Moskova Üniversitesi, şehrin güneybatı taraflarında, Vorobyevi Tepeleri'nde yer alır. Üniversite kampüsünün önündeki parkın içinde bulunan gözetleme kulesi şehrin ve geniş Luzhinki Stadyumu'nun muhteşem manzaralarını sunar. Sportinavya İstasyonu yanındaki Novodevichy Manastırı'nda ender ve eski Rus sanat eserleri sergilenmektedir ve 16. ve 17. yüzyıl mimarisinin en iyi örnekleri görülebilir92. Ostozenska ve
88

AMİN, S., “Kapitalizm, Emperyalizm, Küreselleşme”, Özgür Üniversite Forumu 1997 sayı:1 Ankara, s. 27. 89 MANSUR, Raul; Moskva. Görsel Gezi Rehberleri Serisi, Dost Kitabevi Yayınları, Ankara, 1999, s.111-130, 143, 144, 163. 90 a.g.k. , s.34-100. 91 WALKER, Martin; Dev Uyanıyor.Lenin’den Gorbaçov’a, Altın Kitaplar Yayınevi Yayınları, 1.Baskı, İstanbul, 1989, s. 29. 92 http://www.evrensel.net , (2003-02-26).

40

Prechistenka sokaklarındaki büyük şehir kaşaneleri Tolstoy gibi Rus klasik yazarlarının yaşadıkları yerleri hatırlatır. Dansçı Isadora Duncan, Prechistenka Sokağında bulunan milyoner Ushkov'un klasik tarzda düzenlenmiş stüdyosunu kocası şair Sergei Yesenin'le paylaşmaktaydı. Herzen Sokağı Moskova'nın en eski sokaklarından biridir. Kuznetsky Most ve Petrovka Sokağı etrafındaki alan ünlü tiyatroları, mağazaları ve iş merkezleriyle bir kültürel faaliyet odağıdır. Ünlü yeni fakat dehşetli çekici mekanlar arasında meşum Lubyanka binası içinde bulunan KGB Müzesi yer alır. İyi korunmuş bir alan olan Zamoskverechye, aslen bir ticaret ve esnaf semtidir. Kiliselerinin, toptan satış mağazalarının, dükkanlarının ve evlerinin çoğu ayakta kalma mücadelesi vermektedir. Bu alan, Rus sanat eserlerinin ve aralarında Avdrei Rublyov tarafından yapılan "Trinity"nin bulunduğu geniş ikon koleksiyonlarının sergilendiği Tretyakov Galerisi'ne ev sahipliği yapmaktadır93. Diğer ilginç yerler arasında değişik koleksiyonların bulunduğu Pushkin Güzel Sanatlar Müzesi; hayvan gösterileri, soytarılar ve daha teknik yeni acibelerin sunulduğu Moskova Sirki; daha önce çarın mülkiyetinde olan, zarif Tsaritsino manzaralı Izmailovo Parkı; Rus hayatının tarım, endüstri, kültür ve bilim gibi yönlerinin sergilendiği, şehrin kuzeybatısındaki geniş alanda bulunan Ekonomik Başarılar Sergisi bulunmaktadır. Bu alanda hayvanat bahçesi, sirk, kayak ve paten yapılacak alanlar mevcuttur. Yanındaki Ostankino TV Kulesi de, tepesinde dönen bir lokantanın bulunduğu, Avrupa'nın en yüksek kulesidir. Bir roketin izlediği rotayı temsil eden Uzay Fatihleri Anıtı alanın belirleyici özelliklerindendir. Serf Sanat Müzesi geçmiş yadigarlardan biridir. Metro sistemi de şehri gezmek için daha uygun ve ucuz bir yol olduğu için turistleri çeker. İstasyonların çoğu mermerle, ışıl-ışıl parıldayan avizelerle ve sanat eserleriyle muhteşem bir şekilde dekore edilmiştir. Moskova Nehri üzerinde yapılacak
AKGÖNENÇ, O., "Rusya Federasyonunun Dış Politika Hedefleri", Avrasya Dosyası, Cilt:1, Sayı:1, 1994.
93

41

olan bir bot turu şehri keşfetmenin iyi bir yolu olabilir. Geziler, Kutuzovskaya Metrosu'ndan girilebilen Kutuzovskaya Pier'den başlar. Nehir, Beyaz Sarayı (Meclis binası), 1991 muhteşem kuşatma manzarasını ve yukarıda sıralananların hepsini gören muazzam bir görüş alanına sahiptir. 1.7. Rusya’nın Ekonomisi

Rusya Federasyonu’nun ekonomisi tarım, sanayi, ormancılık ve hayvancılığa dayalıdır. Sovyetler Birliği’nin dağılmasıyla kurulan Rusya ve diğer cumhuriyetlerde büyük bir ekonomik kriz yaşanmaktadır. Tarım: Geniş Sovyet toprakları ilk bakışta ülke için avantajlı bir durum gibi gözükür. Fakat tam aksine bu durum ve buna ilave olarak, aşırı iklim şartları ve verimli sahaların azlığı ülkenin ciddi bir problemidir. Rusya’da verimli topraklar pek azdır. Kuzey bölgelerdeki verimli alanlar ise, yağış alıyorlarsa da yağış mevsimi çok kısa sürer. Ekonomi bu yüzden ABD ekonomisinden daha güçsüzdür ve bazı alanlarda ABD’ye bağlıdır. Sovyet topraklarının sadece %10’una yakın bir bölümü tarıma müsait durumdadır. Mevcut ekili alanlar, çayırlıklar, otlaklar ve meyve-sebze bahçeleri ülkenin ancak %27’sini örtebilmektedir. Ülkenin esas verimli bölgesi ortada olup, “Verimli Üçgen” şeklinde nitelenebilecek bir sahadır. Üçgenin tabanı St. Petersburg-Odesa hattı ve tepe noktası Altay Dağlarıdır. Sibirya’da da küçük alanlar vardır. Başlıca tarım ürünleri arpa, çavdar, buğday, şekerpancarı, patates ve ayçiçeğidir. Endüstri: Rusya Federasyonu, sanayisi gelişmiş ülkeler arasında yer alır. Başlıca endüstri alanları çelik, makina, makina aletleri, çimento, kağıt, kimyevi maddeler ve otomobildir. Ülkede sanayinin gelişmesini büyük ölçüde maden kaynakları sağlamıştır. Dünya demir rezervinin yaklaşık %40’ı buradadır. Ayrıca zengin kömür ve potasyumlu tuz yatakları mevcuttur. Ağır sanayi endüstri merkezlerinden ziyade demir ve kömür rezervlerinin bulunduğu bölgelerde gelişmiştir. Sovyetler Birliği’nin yıkılmasından sonra Rusya Federasyonu, ayrılan diğer cumhuriyetler ve bütün dünya devletleriyle ticaret yapmaktadır. Kürk endüstrisi ülkede bir hayli gelişmiştir. Astragan

42

(Karakul boyunu derisi) dahil kürk ihracatı çok önemlidir. Özellikle samur ve vizon kürkleri çok tutulur. Ormancılık: Ülkenin Avrupa bölümünde çam, köknar ve meşe, Sibirya tarafında sedir, karaçam ve köknar ormanları yer alır. Ormancılık ekonomide önemli yer tutar. Dünya kereste üretiminin, takriben % 20’sine yakın bir bölümü Rusya Federasyonuna aittir. Kereste rezervlerinin % 80’ninden fazlası Sibirya bölgesinden elde edilir. Hayvancılık: Rusya’da hayvancılık önemli bir geçim kaynağıdır. Tabii otlaklarda, sığır yetiştiriciliği yaygın olarak yapılır. Ülkenin Avrupa topraklarında ve batı Sibirya’nın bir bölümünde özellikle sütcülük gelişmiştir. Küçükbaş hayvan besiciliği ve tavukçuluk yaygın olarak yapılır. Balıkçılık: Rusya Federasyonu, Atlas ve Büyük Okyanusa kıyıları olması sebebiyle büyük balıkçılık filolarına sahiptir. Karadeniz’le Aral ve Hazar Denizi gibi göllerde yapılan balıkçılık önemli olmamakla beraber, en iyi havyar Hazar Denizinden yakalanan Mersinbalığından elde edilir. Senelik yakalanan balığın büyük kısmı Kuzey ve Uzakdoğu denizlerinden gelir. Rusya balina avcılığında dünyada Japonya’dan sonra ikinci sırayı almaktadır. Ulaşım: Ulaşım şebekesi çok gelişmiştir. Demiryolu ulaşımı, karayoluna nazaran daha yaygındır. Demiryollarında hat aralıkları dünya standartlarından daha geniştir. Rus Hava Yolları (Aeroflot) dünyanın en büyük ulaştırma şebekesine sahiptir. Buna rağmen iç seferleri çok düşük olup, ağırlık dış seferlere verilmiştir. Deniz yolu ulaşımı ise oldukça iyidir. 1 Ocak 2000 verilerine göre Rusya’da GSMH94 332.5 milyar dolar, Kişi Başına Düşen Milli Gelir ise 2.270 Dolardır. Rusya’da Ekonominin Büyüme Oranı: % 5.80, Para Birimi Ruble ve Kur Oranları:1 ABD Doları= 27.5 ruble () şeklinde olmaktadır. Tarımsal üretim, Ekincilik, İşlenmiş tahıl 41,9; şeker pancarı 10,0; ayçiçeği tohumu 2,5; keten (bin ton) 30; patates 2,2; sebzeler 1,895, Et 4,703 ; süt 16,996 ;
94 95

Gayri Safi Milli Hasıla. milyon ton olarak.

43

yumurta 22,5 milyar ; yün 20 Hayvan sayısı (yıl başları itibariyle milyon olarak) Büyük baş 28,5; koyun ve keçi 15,6; domuz 17,2. Rusya’da belli başlı bütün madenler; Demir ve demir dışı metaller, kömür çıkarılmaktadır. Sanayisi ise Silah, uçak, gemi, uzay sanayi, tarım makineleri üretimi, telekomünikasyon ve ulaşım araçları, tıbbi ve bilimsel cihazlar, gıda, ev aletleri, tekstil ve el sanatlarından oluşmaktadır. Elektrik Üretimi yıllık ortalama olarak, 771.947 milyar kWh (1998) olarak tahmin edilmektedir. Elektrik Tüketimi ise 702.711 kWh (1998) dır. Ekonominin Sektörlere göre Dağılımı: • • • Tarım % 8.4, Endüstriyel Sektör % 38.5, Hizmetler % 53.1 şeklindedir.

Yabancı Sermaye Oranı: • • • • • • • • • • • • ABD % 36, Kıbrıs % 21, Almanya %8, İngiltere % 6, Hollanda %5, İsviçre % 2, Finlandiya % 2, İsveç % 2, Avusturya % 1, Fransa % 1, İtalya %1, Japonya %1 kadardır. İşsizlik Oranı, 1999 yılı itibariyle % 12.4 dür. Ancak ülkedeki gizli işsizlik oranının sanıldığından çok daha fazla olduğu iddia edilmektedir. İhracatı, 1999 yılı itibariyle 75.4 milyar dolar; ve İhracat Ürünleri, Petrol ve petrol ürünleri, doğalgaz,

96

bin ton olarak.

44

kereste ve kereste yan ürünleri, metaller, kimyevi maddeler, silah ve diğerlerinden oluşmaktadır. Rusya’nın İhracat yaptığı ülkeler listesi şöyledir: Ukrayna, Almanya, ABD, Beyaz Rusya, Çin ve diğer Batı Avrupa Ülkeleri ile gelişmekte olan ülkeler. İthalatı ise, 1999 verilerine istinaden 48.2 milyar dolardır. İthalat yapılan ülkeler: Almanya, Beyaz Rusya, Ukrayna, ABD, Kazakistan, İtalya, Japonya ve bazı az gelişmiş ülkelerdir. İthalat Ürünleri: Makine ve bazı cihazlar, tüketici maddeleri, ilaç ve tıbbi maddeler, et, buğday, şekerden müteşekkildir97. Dış Borç toplamı, 164.851 milyar dolar olarak hesaplanmaktadır. Üye Olunan Önemli Uluslararası Kuruluşlar: BM, BM Güvenlik Konseyi, BDT, AGİT’tir. Rusya ayrıca birçok global ve bölgesel ekonomik ve sosyal örgüte ya üyedir ya da gözlemci üyelik gibi farklı statüleri haizdir98. Telefon Abonesi Sayısı, 22.400.000 (100 aileden 43’ü); Cep Telefonu Abone Sayısı: 645 000, TV İstasyonları:7.306, TV Sayısı: 60.5 milyon, Radyo İstasyonları: AM 420, FM 447, kısa dalga 56, Radyo Sayısı: 1997 senesi itibariyle 61.5 milyon olan radyo sayısının, yüzyılın sonunda 74.3 milyona ulaştığı tahmin edilmektedir.Demiryolları: 148.000 km, Karayolları: 916.000 km, Ham Petrol Boru Hatları: 47.000 km, Petrol Ürünleri Boru Hatları: 15.000 km, Doğalgaz Boru Hatları: 152.000 km gibidir99. Krizler ve mafya ekonomisi görümündeki Rusya ekonomisinin mevcut koşulları içerisinde, Rus tekellerinin küresel çapta ABD'yle rekabet edebilecek oranda bir sermaye ihracını kaldırıp kaldıramayacakları muğlaktır100. Ama açık olan bir şey varsa o da Rus emperyalizminin başlıca rakibi ABD karşısındaki en büyük dezavantajının ekonomik bakımdan içinde bulunduğu zayıflık olduğu gerçeğidir101. Rusya devlet organları içerisinde hala varlığını koruyan ve zamanzaman dışa vuran biçimleriyle kamuoyuna da yansıyan "klik çatışması", politik istikrar arayışının önündeki en ciddi engellerden biri durumundadır. Putin iktidarının ilk altı
The New York Times, 2003-02-26 issue. SAVAŞ, Vural Fuat; İktisadın Tarihi, Siyasal Kitabevi Yayınları, 3. Baskı, Ankara, 1999, s. 47-233. 99 Tüm istatistiksel bilgiler, http://www.odci.gov ‘dan Resmi CIA gözlemci ve araştırma uzmanlarının Raporları doğrultusunda tertip edilmiştir. İstatistik bilgiler 1995-2000 arasında derlenmiş verilerden oluşmaktadır. Bazı bilgiler, güncel ekonomik gelişmeler doğrultusunda değişmeye maruz kalabilmektedir. Bu yüzden daha dakik bilgiler için, güncel başlıklı araştırma uzmanları raporlarının da incelenmesi uygundur. 100 CHASE, Robert; HILL, Emily; KENNEDY, Paul; Eksen Ülkeler. Gelişen Dünyada ABD Politikasının Yeni Hatları, Sabah Kitapları, 1. Baskı, İstanbul, 2000, s. 23-24, 102-120. 101 http://www.mid.ru , (2003-02-26).
98 97

45

ayında yaşanan örnekler, yolsuzlukların Putin döneminde de sürdüğünün kanıtını oluşturuyor. Bu gibi örnekler siyasi istikrarsızlığı derinleştirerek Rus emperyalizminin yeni yöneliminin ufuklarını karartıyor. “İnsancıl müdahale” kavramının temelinde yatan büyük yanlışlığı, globalleşme şartlarında devletin rolü ve uluslararası ilişkilerde sübjektif yaklaşım olarak mütemadiyen uluslararası arenada boy gösterdiği görülmektedir102. Bununla birlikte Rusya’nın ve diğer başka ülkelerin de, demokratik reformlar paketlerini içte ve dışta uyguladığı geri besleme(feedback) yöntemiyle tespit edilmektedir. Bu özellik zayıflamış devletlerde sıkça rastlanan bir durumdur. Uluslararası terör, Organize suç örgütleri ve Ayrılıkçı grup üyeleri ve bunlarla mücadele yöntemleri oluşturmak Rusya gibi devletlerde ve başka bu tip devletlerde ortaya çıkan sorunlardır. Bundan dolayı da, Rusya, devletçiliğini, bağımsızlığını ve toprak bütünlüğünü güçlendirerek sadece kendi milli çıkarlarını değil, hem de, Global Düzenin menfaatlerini ve güvenliğini de korumaktadır103. Ortadoğu’ya baktığımızda durum değişmektedir. Şöyle ki, tüm dünyada bugün çok önemli bir değere sahip olan demokrasi kavramı ve uzantıları geniş bir alana yayılmıştır104.

İVANOV, İgor Sergeyeviç; Rusya’nın Dış Politikası ve Dünya (Makaleler ve Toplantılardan derleme), Uluslararası İlişkiler Moskva Devlet Üniversitesi, Rusya Siyaset Ansiklopedisi – ROSSPEN Yayınları, Moskva, 2001, s. 24. 103 a.g.e. , s. 23-24 104 SARIBAY, Ali Yaşar; Kamusal Alan, Diyalojik Demokrasi, Sivil İtiraz, Alfa Yayınları, 1. Baskı, İstanbul, 2000, s. 25.

102

46

İKİNCİ BÖLÜM YAKIN GEÇMİŞTEKİ RUSYA DIŞ POLİTİKASI ve SSCB BAŞKANLARI 2. YAKIN GEÇMİŞTEKİ RUSYA DIŞ POLİTİKASI Devletin Dış Politika belirleme ve yönlendirme yetkilerinin tamamı Rusya Federasyonu Cumhurbaşkanındadır105. Rusya Federasyonu Devlet başkanına, ülkesinin dış politikasını belirleme açısından çok geniş ve sınırsız yetkiler verilmiştir. Bu nedenledir ki, Devlet başkanı Uluslararası arenada Rusya'nın konumunu belirlemede tek söz sahibidir. Cumhurbaşkanına Anayasanın verdiği geniş yetkiler, onun Uluslararası anlaşmalar imzalamasından, Ulus aşırı konuşmalar yapması ve Devlet ödülleri imzalamasıyla belirlenmektedir. Tüm anlaşmaların pratiğe dökülmesi ve yürütmeye tabi tutulması, Anayasal haklarla korunmakta ve Devletin Başı konumunda olan Cumhurbaşkanına bu uygulamayı uygulamada ve takip etmesinde geniş hak ve yükümlülükler tanımaktadır106. Bazı durumlarda dünya gündemini önemli sayılacak derecede rahatsız eden ve tüm dünya kamuoyunu derinden ilgilendiren Uluslararası sorunların çözümü Rusya ile ABD arasında Soğuk Savaş döneminde yapılmış ve uygulamaya konmuş "Kırmızı Hat"107 Telefon hattıyla mümkün olabilmektedir. Aktif olarak bu türlü bir uygulama diğer devletlere yönelik de uygulanmıştır ve global dünyada bu tür görüş-çözüm yöntemleri günümüzde sıkça uygulanmaktadır. Tüm bunlar Rusya’nın, Rusya ve komşularının geçen dönemler arzında ağır çalışmaları sonucunda ortaya çıkmış politik çözüm yöntemleriyle elde edile gelen bir ürünler yığını konumundadır.

105 106

Rusya Federasyonu Anayasası. http://www.mid.ru , (2003-02-24). 107 http://www.president.kremlin.ru/withflash/eventline.shtml , 2002-12-25.

47

Rusya Devlet Başkanı yabancı devletlerle ilişkilerini sürdürmek amaçlı, elçiliklerin açılması, başkonsoloslukların açılması ve bunlara büyük elçi ve başkonsoloslar ataması görevini yürütmekle ve Rus Dış İşleri Başkanının onayına sunmakla da yükümlüdür. Aynı zamanda - Rusya Federasyonunun düzenlediği Uluslararası Anlaşmalar, Rus Hukuk sisteminin108 de bir parçasıdır. Düzenlenen tüm gizli olmayan Uluslararası Anlaşmalar Kamuoyuna ve Uluslararası Gözlemcilerin dikkatine resmi web sitesi vasıtasıyla sunulmaktadır109. 2.1. Vladimir İlyiç LENİN Dönemi 1898’de Rusya’da Marksist nitelikte Sosyal Demokrat İşçi Partisi kurulmuştu. Sonraları bu parti Lenin’in önderliğini yaptığı Bolşevik ve Menşevik olmak üzere ikiye ayrılmıştı. Ayrıldıkları noktalar daha çok partinin örgütlenme biçimi üzerine olmaktadır. Lenin'in önderliğinde kurulan Sovyet iktidarı kapitalistler olmadan bir emek düzeninin yaşayabileceğini yetmiş yıl boyunca bütün zorluklara ve hatalara rağmen kanıtlayabilmektedir110. Sovyet iktidarının yıkılmasından sonra nüfusun büyük çoğunluğunun içine itildiği korkunç sömürü çarkı da komünist ideolojinin ve sosyalizm projesinin geçerliliğini ve hayatiyetini “bu kez tersinden” kanıtlamıştır111. Lenin’in 1 Mayıs 1919 konuşmasında "Bizim torunlarımız kapitalist sistem çağından kalan belgeleri ve diğer kalıntıları hayretler içinde inceleyecekler. Temel ihtiyaç maddelerinin nasıl özel ticaret konusu olabildiğini, fabrikaların nasıl bireylere ait olabildiğini, kimi insanların başka insanları nasıl sömürebildiğini, bazılarının nasıl hiç çalışmadan yaşayabildiğini kafalarında canlandırmakta çok zorluk çekecekler... Yoldaşlar bugün görüyorsunuz ki temellerini attığımız sosyalist toplum yapısı bir hayal

Politburo, #1, 13/01/2003. http://www.russianstory.com/servlets/catalog/archivetxt?issue=009520030113000001&lang=en , 2003-01-17. 110 G. L. Smirnov (ed.), Oçerk Teorii Sotsializma, Moscow, 1989, s. 15'ten aktaran Yalçın Küçük, Sovyetler Birliği'nde Sosyalizmin Çözülüşü, Tekin Yayınevi, 1991, s. 640-641. 111 CHASE, Robert; HILL, Emily; KENNEDY, Paul; Eksen Ülkeler. Gelişen Dünyada ABD Politikasının Yeni Hatları, Sabah Kitapları, 1. Baskı, İstanbul, 2000, s. 76.
109

108

48

değil. Çocuklarımız bu yapıyı daha da büyük bir şevkle inşa edebilecekler" denilmektedir112. Sosyalizmin mücadelesinin, Rusya'da ve dünyanın her yerinde zafere kadar süreceğini ifade etmektedir. Bolşevikler, küçük ve devrimci bir elit kitlenin denetiminde sıkı bir parti kurma düşüncesindeyken, Menşevikler daha geniş ve katılmaya açık bir örgüt kurmak istiyorlardı. Bu ayrılığa rağmen her iki grup da içerden ve dışarıdan Rusya’da Marksist akımın güçlenmesi için yoğun faaliyette bulunmaya başladılar113. Bu faaliyetlerin sonucu olarak, Menşevik Trotsky’nin önderliğinde 1905 yılında Petersburg’da bir ayaklanma olmuştur. Petersburg ve Moskova’da İşçi Sovyetleri kurulmuştur. Hükümet 1905 yılının sonunda bu ayaklanmayı bastırdıysa da, Çar 2. Nikola bazı özgürlükler vermeyi ve Rus Meclisi’ni(Duma) açmayı zorunlu görmüştür. 1914’te 1. Dünya Savaşı başladığı zaman Rusya tam bir kaos içinde bulunuyordu114. Bu temel nedenlerin yanında Sovyet Devrimi’ni kolaylaştıran başka nedenler de bulunmaktadır. Her şeyden önce, 1917 yılına gelindiğinde Rusya’da maliye, tıpkı Fransız Devrimi öncesinde olduğu gibi, iflas etmiş durumdaydı. Vergi sistemi karışık, bozuk ve adaletsizdi. Savaşın finansmanı ancak erimekte olan altın rezervleri ve dış borçlarla sağlanmaktaydı. 1904-1905 Japon savaşı bu yollarla finanse edilmiş, 1905 devrimi de kanlı bir biçimde ve Fransa’dan alınan büyük borçla bastırılabilmişti115. Bunlara ek olarak, Çarlık rejimi toprak sorununa da bir çözüm bulamamıştı. İkinci olarak, Rusya’da, devlet kurulduğundan bu yana demokratik gelenek ve örgütler bulunmamaktadır. 1917 yılına gelindiğinde Rus halkı sesini hiçbir biçimde duyuramadığı için, Çarlık rejimine karşı şiddetli başkaldırıdan başka bir seçenek de kalmamıştır.

Lane (ed.), SSCB'de Emek ve İstihdam, Londra, 1986, s. 239-55 (E. Teague), ve Sovyet Araştırmaları, cilt 37 (1985), s. 173-83 (D. Slider)'den aktaran, aynı eser. 113 WALKER, Martin; Dev Uyanıyor.Lenin’den Gorbaçov’a, Altın Kitaplar Yayınevi Yayınları, 1.Baskı, İstanbul, 1989, s. 98-99, 103. 114 St. Petersburg Press, 12 Ekim, 2001. 115 MARPLES, R. DAVID; Russia, 1917-1921, ©Pearson Education Limited, Essex, 2000, I. Title; II. Series, s. 24-89, 97-98.

112

49

Sovyet Devrimi’nde 1. Dünya Savaşı’nın da payı varsa da, hareketin bastırılmamasını tümüyle savaşa bağlamak doğru değildir. Yukarıda belirtilen koşullar altında Rusya’da büyük bir patlama olacağı çok açık bir şekilde görülmektedir. Ancak, barış zamanında Çarlık ordusunun Çarın yanında yer alıp ayaklanmayı bastırması söz konusu olabilirdi. 2.2. Josef Stalin Dönemi “Günümüzde Stalin” konulu uluslararası seminer, Sovyetler Birliği’nin nihai dağılmasından sonra ve onun yıkıntılarından yükselen işçi sınıfının, sermayenin yenilenmiş iktidarına karşı ilk adımlarını atmaya başladığı koşullarda, Ekim Devrimi’nin 77. yıldönümünde Moskova’da yapılmaktadır. Bu gelişmelere ilişkin olarak Stalin SSCB’de Sosyalizmin Ekonomik Sorunları’nın, SB’nde 1953’ten sonra gündeme getirilen Pazar reformlarını incelemede ve bunların ekonomik ve politik karakterleri hakkında bir sonuca varmada kalkış noktası teşkil ettiğini iddia etmektedir. “Ekonomik tartışmaların içeriği neydi?” sorusu sorulabilir. SBKP(B), sosyalist toplumun temellerinin 1935’te kurulduğunu düşünmektedir. Partinin 18. Kongresi, komünist topluma geçişin, ülkeyi daha da geliştirmek için izlenecek yol olduğu düşüncesindedir. Yeni parti programını hazırlamak için bir komite kuruldu ve 1941’de Devlet Planlama Komitesi’nden, komünist toplumun temellerini oluşturacak 15 yıllık bir ekonomik kalkınma programı formüle etmesi istenmiştir. Bu perspektif Nazi işgaliyle sekteye uğramış; fakat savaş sonrası dönemde derhal yeniden başlamıştır. 1947’de 9. Parti Konferansı’nda Malenkov partinin SBKP(B)’nin yeni programı üzerinde çalışıldığını, mevcut programın küçükleştiğini ve yerine yenisinin konması gerektiği belirtilmiştir116. Bu görev 1952’deki 19. Parti Kongresi’nde de tekrarlanmıştır. 1946’da 4. Beş Yıllık Plan Raporu’nu Yüksek Sovyetlere sunarken Voznesenski kendisine 1941’de verilen görevi hatırlatılmıştır:
Malenkov, SBKP(B) MK'nin faaliyetleri, Sürekli Barış İçin, Halk Demokrasisi İçin, Bombay, 1948, s. 7 , Kaynak: Stalin and the Question of "Market Socialism" in the Soviet Union after the Second World War, printed in English in Vol. I, No. 1, Vijay Singh.
116

50

Tek ülkede komünizmi inşa etmenin mümkün olup olmadığını soran bir İngiliz gazeteciye verdiği yanıtta da açıkça görüldüğü gibi Stalin’in de bu programı benimsediği ifade edilebilir. Stalin soruyu şöyle yanıtlamıştır: "Plan, sınıfsız bir sosyalist toplum inşasının tamamlanmasını ve sosyalizmden komünizme tedrici bir geçişi öngörüyor. SSCB’nin temel ekonomik görevinin, yani kişi başına sınai üretim hacmi açısından ekonomik olarak belli başlı kapitalist ülkelerin seviyesinin yakalanması ve aşılmasını öngörüyor."117 Stalin’in ölümü ile SBKP’ nin 20. Kongresi arasındaki dönemde ekonomi politikasında köklü dönüşümler yaşanmıştır. Komünist toplumun temellerini oluşturma doğrultusundaki planlama perspektifi terk edilerek, yerine tüketimci bir refah programı getirilmiştir. Meta dolaşımı yerine, şehir ve kır arasında tedrici bir ürün değişimi uygulamasını öngören Stalin’in önerisi –ki bu öneri 19. Kongrede kabul edilmiştiMayıs 1953’ten itibaren son buldu ve “Sovyet ticaretini yaygınlaştırma”118 sloganı altında meta dolaşımının genişletilmesi programı kabul görmeye başlamıştır. Nisan 1953’te Tüm Sovyetler Bakanlarının ekonomik haklarının genişletilmesi ve 1955’te de Cumhuriyetlerin Bakanlıklarının ve İşletme Yöneticilerinin yetkilerinin arttırılması ile Sovyet ekonomisinde Gosplan’ın alanı büyük ölçüde sınırlandırılmış oldu119. Stalin döneminden kalan merkezi direktif planlama sistemine 1955’te son verilerek yerine Gosplan, Tüm-Sovyetler ve Cumhuriyetler Bakanlıklarının yapacağı “koordinatif planlama”120 sistemi getirilmiştir. 20. Kongre sonrası iki yıl, Sovyet ekonomisinin işletilmesinde başka radikal değişikliklere de tanık olmuştur. 22 Mayıs 1957 tarihli ve 555 sayılı SSCB Bakanlar Kurulu kararı ile devlet sektörü ürünlerinin tahsisi sistemine son verilerek Sovyet sanayiinin ürettiği sınai ürünleri satmak için çok
117

Voznesensky, SSCB Ulusal Ekonomisinin Kalkınması İçin Beş Yıllık Plan, 1946-1950, Soviet News, Londra, 1946, s.10. 118 http://www.revolutionarydemocracy.org/Turkish/marksocturk.htm , Ziyaret tarihi : 2002-09-22. 119 http://jia.sipa.columbia.edu/journal.html , (2003-02-26). 120 AMİN, S., "Kapitalizm, Emperyalizm, Küreselleşme", Özgür Üniversite Forumu, sayı: 1, 1997, Ankara.

51

sayıda merkezi satış örgütleri yaratılmıştır. Molotov, Kaganoviç ve Saburov’un SBKP’ nin lider pozisyonlarından indirilmesi, ekonomi politikaları üzerindeki etkisini hemen göstermiştir. İşletmelerin karlılık temelinde işletilmesini öngören 22 Eylül 1957 tarihli ve 1150 sayılı Bakanlar Kurulu kararı ile, üretim araçlarının metaya dönüştürülmesi işi başarılmış olduğu görülmektedir. ‘Ekonomi Politik Ders Kitabı’nın 1958’de çıkan üçüncü baskısı, devlet sektörü içinde üretim araçlarının meta olarak dolaştığını belirterek yeni ekonomik sistemi doğru bir şekilde yansıtmış olmaktadır121. 1998 yılı itibariyle Rusya’daki su yollarının uzunluğunun yaklaşık 89.000 km olduğu tahmin edilmektedir. Ülkedeki nehirlerin birbirlerine uzanan kollarının yanı sıra, Sovyet özellikle de Stalin döneminde rejim muhaliflerinin zorla çalıştırılmasıyla açılan kanallar su yollarının bir ağ gibi ülkeye yayılmasını kolaylaştırmıştır. 2.3. Nikita Kruşçev Dönemi Dış politikayı, ABD ile olan ve "Soğuk Savaş"ın sınırsız düşmanlığının damgasını vurduğu ilişkiler belirlemektedir122. Her iki taraf da 1962 Küba kriziyle123 nükleer savaşın eşiğine gelmişlerdir. O sıralarda Sovyetler Birliği124, Stalin'in haleflerinden, 1956'da Stalin'in zulmünü göstererek Komünist Partiyi şok eden Nikita Krushchev'in elindeydi. Krushchev döneminde Çin’le dünya komünist hareket birliğini kıran olumsuz ilişkiler gerçekleşmiş ve o dönemden beri iki ülke arasında sürekli anlaşmazlık devam etmiştir. Böyle bir uygulama ile Paltsev aslında tüm halkın, devletin mülkiyetinin, kolektif çiftliklerin grup mülkiyetine tabi kılınmasını önermektedir. MTİ’lerin dağıtılmasının (tasfiyesinin) temel koşulu, tarımdaki temel üretim araçlarının tahsisi sistemine son vererek tarım sektöründe ihtiyaç duyulan makinelerin satışı fonksiyonunu görecek bir örgütlenmeyi, Glavavtotraktorsbita’yı, kendi yetkisi altında, yaratmıştır.

Ostrovityanov, Politicheskaya Ekonomiya Uchebnik, 3. baskı, Moskva, 1958, s. 505. ARI, Tayyar; Uluslararası İlişkiler ve Dış Politika, Alfa Yayınları, 3. Baskı, İstanbul, 1999, s. 23-67. 123 AYDEMİR, Emrah, “Uluslararası İlişkilerde Kriz ve Kriz İletişimi”, Yüksek Lisans Tezi. 124 CROZIER, Brian; The Rise and Fall of The Soviet Empire, An Imprint of Prima Publishing, National Review, California, USA, 2000, s. 34-36.
122

121

52

1958’de resmi olarak kendisini Venzher’in geliştirdiği öneriden mesafeli tutan Kruşçev MTİ’ni tasfiye etme ve tarımdaki üretim araçlarını kolektif çiftliklere satma politikasını uygulamıştır. Bunun sonucu olarak sanayideki üretim araçları gibi tarım alanındakiler de meta olarak dolaşıma sürülmüş olmuştur. Venzher’e ve Kruşçev’e yakın olan Sovyet yayıncı Vinniçenko, Stalin’in tarımdaki temel üretim araçlarının kolektif çiftliklerin mülkiyetinde olmasına karşı çıkmasının altında yatan nedenin onun köylülüğe olan güvensizliğinden kaynaklandığını ileri sürmektedir. Hızla genişleyen meta üretimi mantığı, emek gücü, artı-değer, kapitalist kar ve ortalama kar oranı gibi ekonomik kategorilerin yeniden ortaya çıkması anlamına gelmektedir. Kruşçev’in 1961’de öne sürdüğü komünist toplumu kurma programı bu bağlamda değerlendirilmelidir. SBKP, meta üretimi ve meta dolaşımının işleyiş alanının daraltılması yerine, bunların daha da geliştirilmesini planladığı görülmektedir. 2.4. Leonid Brejnev Dönemi 1964'te Krushchev'in yönetimden ayrılmasıyla 1982'ye kadar devlet Leonid Brejnev tarafından yönetilmektedir. Geçmişe baktığımızda Brejnev dönemi, her ne kadar Afganistan'a asker gönderdiyse de, ülke içinde atalet ve durgunlukla beraber uluslararası ilişkiler bazında istikrar ve rahatlama dönemi olarak görülebilmektedir125. Kruşçev ve Brejnev dönemlerinde Rus emperyalizminin oldukça güçlü bir etki sahibi olduğu bu bölge, Gorbaçov ve Yeltsin döneminde ABD emperyalizmine kaptırılmıştı126. Putin'in bir hegemonya alanı olarak Ortadoğu'yu yeniden kazanma politikasının öncelikli ayağı bölgede ABD'yle sorun yaşayan devletlere hamilik rolü üstlenmek olmuştur. Bu anlamda Putin dönemi boyunca, İran, Irak ve Libya'yla ekonomik ve özellikle de askeri alanda işbirliği anlaşmaları imzalamıştır127.

http://www.evrensel.net , (2003-02-26). YELTSİN, Boris; Geceyarısı Günlükleri, Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları, İstanbul, 2000, s. 49, 90-110. 127 ROSE, Richard & MUNRO, Neil; Elections without Order. Russia’s Challenge to Vladimir Putin, Cambridge University Press, http://www.cambridge.org , Cambridge, UK, 2002, s. 78.
126

125

53

2.5. Mihail Gorbaçov Dönemi Sovyetler Birliği'nin sonuncu Komünist Parti Genel Sekreteri Mihail Gorbaçov, 3 yıllık bir genel sekreterlik fetret döneminden sonra 1985 Martı'nda başa geçmiştir. Gorbaçov128 sadece toplumsal, siyasi ve ekonomik reformlar ile nükleer silahların kontrolü konusunda değil, bölgesel politikalar ve Üçüncü Dünya ülkeleriyle olan ilişkiler konusunda da dışarıya karşı toptan diplomatik hücuma geçmiştir129. Gorbaçov'un ilk başarılarından biri Aralık 1987'de imzalanan ve süper güçlerin silahlanmasını büyük ölçüde azaltan Ara Nükleer Güçler anlaşması olmuştur. Diğeri ise, son Rus güçlerinin Afganistan'dan on yıllık bir savaştan sonra ayrıldığı sırada, 1989'un başında, Amerika'yla olan eski bir anlaşmazlığın halledilmesidir130. Rusya dış politikasına yeni bir yön veren dönemin Sovyet lideri Gorbaçov ile birlikte Sovyetlerin dış politikası kökünden değişmiştir131. Eskiden sadece iç politika üretmekle meşgul olan Politbüro, değişen zamana ayak uydurmak zorunda kalmıştı. Politbüro, 1987’lerde Sovyetlerin iç politikada istikrarsızlığın yerini istikrara terk etmesini temin eden yegane kuruluş olarak gösterilmektedir. 1988’lere gelindiğinde ABD Dış İşleri Bakanlığı sözcüsünün “artık Soğuk Savaştan söz etmemizin gereksiz ve boş olduğu görülmektedir. Çünkü Soğuk Savaşın bir diğer Bloğu olan Doğu Bloğu ve müttefikleri olan Sovyet Rusya’sı çökmek üzeredir. Komünist rejim artık bizler için, ABD için bir tehdit oluşturmamaktadır”132. İçeride Gorbaçov'un programı Perestroika133 ve Glasnost134 gibi slogan kavramlar üzerine odaklanmıştır135. Glasnost politikasının temelinde, daha önce halktan gizlenen yönetim hatalarına ve siyasi yanlışlıklara dikkat çekme konusunda önemli rol oynayan medyanın liberalleşmesi bulunmaktadır. Gorbaçov başa geçtiği zaman "Uluslar sorununun - Sovyetler
BROWN, Archie; The Gorbachev Factor, Oxford University Press, New York, 1996, s. 7-89, 98104. 129 http://kremlin.ru , (2003-02-26). 130 SAGADEEV, A., “Rusya ve Büyük Güç İdeolojisi”, Avrasya Dosyası Cilt:1 Sayı:1, Ankara, 1994. 131 BROWN, Archie; The Gorbachev Factor, Oxford University Press, New York, 1996, s.212-270, 306-307. 132 a.g.e. , s. 213, 214. 133 Rusça’dan Tercümesi: “Yeniden Yapılanma Süreci” şeklindedir. 134 Rusça, “Açıklık ve Demokrasiyle Bağdaşırlık İlkesi” anlamına gelir. 135 http://www.foreignpolicy.org.tr , (2003-02-24)
128

54

Birliği'ndeki 100'den fazla değişik etnik gruba işaret eder- ulusun karşı karşıya kaldığı en büyük sorun olduğunu açıklamıştır136. Ülkenin toplumsal ve politik hayatı üzerinde sıkı denetim kurulmasının, tepkileri, özellikle Trans-Kafkasya ve Orta Asya'da, gün yüzüne çıkaracağı konusundaki iddiaları doğru çıkmıştır. Ekonominin korkunç durumu açığa çıkınca, uluslararası arenada, 1990 Kuveyt krizinde tepkisiz kalması ve Almanya'nın tekrar birleşmesine direnç göstermemesinde de görüldüğü gibi sadece basit bir oyuncu olarak durduğu görülmektedir. Rusya bu 2 Siyasi oyunda uysal bir şekilde ABD'ye tabi olmuştur. Gorbaçov, cumhuriyetlerdeki artan bağımsızlık isteğine rağmen son tavrını SSCB'nin dağılışına karşı göstermiştir. Baltık cumhuriyetleri bu konuda kesinlikle taviz vermediler ve bağımsızlık duygusunun konunun üstesinden geleceğini ispatlayan plebisitler organize ettikleri görülmektedir137. 1990'in başlarında Gorbaçov'un Kızıl Ordu'yu Litvanya’ya gönderme kararı ve 20 Ocakta Ruslarca Bakü’de yapılan katliamlar sonun başlangıcı olmuştur138. Bir tarafta radikaller ve geri çekilenler, diğer tarafta ordu ve KGB'nın139 sıkıştırmalarıyla Gorbaçov'un pozisyonu giderek daha da savunulmaz bir hal almıştır. Bu noktada Moskova Komünist Partisi'nin alaşağı edilmiş başkanı ve 1992'de Rusya Cumhuriyeti devlet başkanlığı seçimlerini kazanan Boris Yeltsin rakip olarak ortaya çıkmıştır. Aynı yılın sonbaharı, ordu Leonid Brejnev günlerini hatırlamayan askerlik yaşına gelmiş gençleri silah altına almıştır. Perestoroyka'nın başlangıcından bu yana on beş yıl geçmiştir. Sovyet döneminin kaybolup gittiği görülmüştür. Geçiş dönemi sona erdiği. 1980'li yılların başlarında, bazı kişiler Sovyet yaşamının kalıplarını kırmaya çalışmış; başkaları ise buna direnmeye çalışmışlardır. Mücadele ''demokratlar'' için bir zaferle sonuçlanırken, bu başarı parlamentoya ateş açılmasını da yanında getirmiştir. 1993-95 yılları arasındaki özelleştirmeler toplumun ekonomik ve sosyal yapısı, değerleri ve yönelimlerinde radikal bir değişikliğe yol açtıği görülmektedir. Fakat Sovyet usulü
136 137

ASLAN, Y., "Yeni Jeopolitik Türk Kuşağı ve Türkiye", Yeni Türkiye, sayı: 15, Ankara, 1997. CHASE, Robert; HILL, Emily; KENNEDY, Paul; Eksen Ülkeler. Gelişen Dünyada ABD Politikasının Yeni Hatları, Sabah Kitapları, 1. Baskı, İstanbul, 2000, s. 39-103. 138 BROWN, Archie; The Gorbachev Factor, Oxford University Press, New York, 1996, s. 45-90. 139 Amy Knight, “The Enduring Legacy of the KGB in Russian Politics,” Problems of PostCommunism 47: 4 (July/August 1999)

55

yaşam tümüyle yok edildikten sonra Rusya – bütün Doğu Avrupa gibi - paradoksal bir şekilde nostaljinin ağına düşmüştür. Bu yeni dönemin başlangıcında, otoriteler bu nostaljiye karşı mücadele etmeye çalışmışlar. Sonra bir geri dönüş yapıp nostaljiyı kendi silahları olarak kullanmaya başladılar. İlk bakışta böyle ideolojik akrobasi hareketleri şaşırtıcı gelebilir. Ancak 1990'lı yılların başında devlet mülkleri ele geçirilip dağıtıldığı zaman ulusun elit kesiminin her şeyi kapsayan bir ideolojiye ihtiyaçları bulunmaktadır. Eğer yüksek sesle bütün fabrikaların ve genel olarak ekonominin- hiç bir bedeli olmadığı ilan edilirse, fabrikaların ve petrol sanayiin ele geçirilmesi daha kolay olacaktı140. Fakat şimdi pasta dilimlere bölünmüş, radikalizm yerini tutuculuğa bırakmış bir durumdadır. Şimdi ele geçirilen mülklerin korunması gerektiğini, toplumun otoriteye, iktidara ve yasalara saygı duymayı öğrenmesi gerektiği söylenmektedir. Sovyet kültüründe ne kadar tutucu ve otoriteryen yan varsa yeniden hayat bulmaktadır. Buradaki paradoks reformcuların böyle yaparak, aslında kendi taraftarlarının tasfiyesine yol açan Sovyet deneyiminin en kötü yanlarına hitap etmeleridir. Derzhavnost yine modadır. Onlar, '' büyük batalyonlar'' ve ''güçlü eli'' hatırlamaktadırlar141. 1990'lı yıllarda gelişen toplum kendisinden önceki rejimden bir çok şeyi miras almıştır. Kompleks bir güvenlik sistemi, nükleer füzeler ve şimdi daha az sayıda askere kumanda eden generaller kalabalığı muhafaza edilmiştir. Genel olarak herkese açık olan bir eğitim ve ücretsiz sağlık sistemi muhafaza edildi. Bu eleştiri doğruydu, ancak bir konu dışında: Sovyet eğitim sistemi gerçekte mükemmeldi ve yüz binlerce vatandaşımız- belki milyonlarca- uluslararası işçi piyasasında, Batılı meslektaşlarını yalnızca mükemmel bilgi hazneleri ile değil fakat batılıların- bütün piyasa yönelimlerine rağmen- ne okulda, ne de üniversite de öğrenmediği her koşula ayak uydurma kabiliyetleri ile şaşkınlığa uğrattılar.

140 141

KÖNİ, H., "Türkiye'nin Şeytan Üçgeni", Savunma ve Havacılık, cilt: 12, no: 1, 1998. Boris Kagarlitsky.

56

Bugünün Rusya'sı geçmiş Sovyet sisteminden aldığı yaygın bir sosyal güvenlik ve iş yerinde mesleki dayanışma sistemlerine sahiptir. Sosyal garantileri savunulmasını bir ihtiyaç olarak gören ve aynı zamanda serbest piyasa ekonomisini benimseyen bir toplum kurulmuştur142. Son on yılda gelişen ''Rusya Modeli’nin'' ana belirleyici özelliği belki de, ''piyasa unsurları'' ve ''sosyal garantilerin'' bir birleşiminden ibaret olmasıdır. Bu bireşim zorunlu olduğu kadar kaçınılmazdı. Çünkü özelleştirmelerin sürmesi, gerçekten değere sahip olan her şeyin bir engel ile karşılaşmadan ele geçirilip dağıtılması için toplumun geri kalan kısmına en azından yaşamlarını sürdürmelerini garanti etmek gerekmektedir. Eğer bu olmasaydı, 1993 sonbaharında ki küçük savaşta görüldüğü gibi her şey kolayca kontrol dışına çıkabilirdi. Geçen onbir yıl içerisinde halk bu tatsız olayları hali hazırda unuttu ve bugün, Rus liberallerinin yeni bir kuşağı ''Rusya'yı düzeltmeye'' kararlıdırlar. Ekonomi ve Ticaret Bakanı German Gref tarafından hazırlanan ekonomik plan sosyal güvenlik ile piyasa ekonomisi arasındaki uyumsuzluğu ortadan kaldıracak. ve bunun doğal bir sonucu olarak sosyal güvenlik sistemi etkilenecektir143. Kabul edilen vergi yasası zenginleri kayırmakta ve dar gelirlilere devlet kaynaklarından daha az bütçe ayrılmasına neden olmuştur144. Üzerinde çalışılan yeni Çalışma yasası işçilere verilen bir çok yardımın azaltılmasını, şirketlerin çalışma saatini günde 12 saate kadar artırmasını ve bağımsız sendikaların yaratılmasını zorlaştırmayı hedeflemektedir. Kremlinde yaşayanlar istedikleri politik uygulamaları, halka kabul ettirebileceklerine inanmaktadırlar. Kursk denizaltı faciasının gösterdiği gibi şüphesiz halkın otoritelere duyacağı güvenin bir sınırı bulunmaktadır. Politikacıların nostalji dolu konuşmaları halkı pasifleştirebilir, fakat bu konuşmalar tümüyle değişik olan gerçekleri saklamaktadırlar. Ve ne televizyon ne de devlet Başkanının da yapabileceği pek fazla bir şey olmamaktadır. Ancak eski sloganları yeni amaçlara hizmet edecek şekilde yeniden düzenlediler.

CHERNİAVSKİY, Stanislav, "The Caucasus Vector of Russian Diplomacy.", Central Asia and the Caucasus: Journal of Social and Political Studies, 2000, no. 5: 94. 143 Boris Kagarlitsky bir sosyologdur. Bu makale Moscow Times'da basıldı. 144 www.rizgari.com , (2004-01-12).

142

57

2.6. Sovyetler Birliği'nde Çöküş Sonrası Yaşanan Değişim Süreci Sovyetler Birliği'nin sona ermesi ve Gorbaçov'un görevinin bitmesi ile Yeltsin Rusya Federasyonu'nda gücünü sağlamlaştırmaya başlamıştır. Sovyet ve Rus Komünist Partileri feshedilmiştir145. Yeltsin 1991 Ekim ve Kasım ayları boyunca Rusya için yeni bir bakanlar kurulu ve köklü bir ekonomik program uygulama yoluna gitmiştir. Bu program, eski komünist ve muhafazakar milliyetçilerin işbirliği ile, 1989'da Gorbaçov tarafından kurulmuş olan sözde seçilmiş meclis Halkın Vekilleri Kongresi tarafından büyük bir muhalefet görmüştür146. Devlet başkanı ve Kongre arasında devam eden mücadele 1993'te Yeltsin'in Kongre için yeni seçimlerin yapılacağını ilan etmiştir. Karar, 1993 Ekimi'nin ilk haftasında Kongre taraftarlarıyla Yeltsin'e bağlı güvenlik kuvvetleri, çoğunlukla ordu birlikleri ve içişleri kuvvetleri, arasında sokak savaşlarına neden olmuştur. Meclis binası Beyaz Saray - Yeltsin’in sadece iki yıl önce (1993) ihtilalcilere karşı ilk direnişini yaptığı yer- kuşatma altına alınmış. Yeltsin yanlısı güçler galip gelmiştir. Yeltsin, pozisyonunun güvenlik altına alınmasıyla, daha güçlü devlet başkanlığı yetkileri ve iki meclisli parlamento imkanı sağlayan yeni bir anayasa hazırlayabilecektir. Aralık 1993'te ulusal referandum yapılmıştır. Bu yeni model ağırlıklı olarak Amerikan ve Fransız örnekleri üzerine bina edilmişti. Yasama organı Duma'nın yetkileri sıkı bir şekilde sınırlandırılmıştı. 1993'ten beri en istikrarlı başarıyı gösteren parti, 1992 Kasımı'nda yasağı kaldırılan ve tekrar kurulan Gennadiy Zyuganov başkanlığındaki Komünist Partisi olmaktadır. Bunun yanında milliyetçi bir sağ kanat partisi olan ve Vladimir Jirinovski tarafından yönetilen Liberal Demokrat Parti 1990'ların ortalarında kısa bir dönem çıkış yapmış fakat daha sonra tekrar zayıflamıştır. Duma ile başkanlık arasındaki mücadele devam etmiş ve 1995'te Çeçenistanda savaş felaketinin ortaya çıkmasıyla yoğunlaşmıştır. Rusya son beş yıl boyunca çok değişmiştir. Komünist Partinin yayılmacı etkisi yerini rekabete giren güç merkezlerine bırakmıştır147.

CROZIER, Brian; The Rise and Fall of The Soviet Empire, An Imprint of Prima Publishing, National Review, California, 2000, s. 23-29, 89. 146 YELTSİN, Boris; Geceyarısı Günlükleri, Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları, İstanbul, 2000, s. 5568. 147 a.g.k. , s. 16, 461, 666.

145

58

Güvenlik kuvvetleri, askeriye ve beraberindeki sanayi kompleksleri, sözde oligarşiler, reform programı sırasında devletin kontrolü kaybettiği sıralarda ekonominin önemli bölümlerinin kontrolünü sağlamayı başaran güçlü iş yöneticileri ve son olarak kendi topraklarını çok uzaklardan ve Moskova'nın çok az müdahalesiyle kontrol eden bölgesel liderlerdir. Bunun en açık örneklerinden biri eski popüler general, Sibirya Krasnoyarsk Oblastını yöneten Aleksandr Lebed'dir. Bu unsurlar arasındaki karışık işbirlikleri şimdi ülkeyi kontrol etmektedir. Ülkeyi yöneten sınıf zenginleştikçe zenginleşirken, halkın çoğu ekonomi kötüye gittikçe daha çok acı çekmektedir. Yeni yönetimin gücünü gösteren en göze çarpan örnekler, ekonomik gerilemeye148 sebebiyet verme ve giderek artan tutarsız kişilik suçlamalarına, sağlıksızlık ve alkoliklik gibi toplumsal olaylara maruz kalan Yeltsin'in kaybetmesi beklenen 1996 başkanlık seçimleriyle beraber ortaya çıkmıştır. Yeltsin'in şansı bütün muhalefet adaylarını saf dışı edecek şekilde yükseltilmiştir. Komünist lider Gennadiy Zyuganov'un ona yakın oy toplamasıyla Yeltsin yarışı kazanmıştır. Yeltsin, sağlığının giderek bozulmasıyla, ataması Duma'nın onayına bağlı olan başbakanına daha çok güvenmek zorunda kalmıştır. 1993'ten 1998 martında Yeltsin tarafından azledilinceye kadar Viktor Chernomyrdin beş yıllık süre içinde yegane varlıktır. Yerine Yeltsin tarafından 35 yaşında bir ekonomist atanmıştır149. Beş aylık bir süre bu siyasi açmazın onun yapabileceklerinin ötesinde olduğunu göstermeye yetmiş ve Ağustos'ta o da görevden alınmıştır. Yeltsin'in Çernomyrdin'i tekrar görevlendirmesine rağmen Duma onu tekrar onaylamayı reddetmiştir. Nihayet kıdemli bir asker diplomat olan, 1991 Körfez Savaşı'nda Irak'la yapılan anlaşmalarda görev alan ve daha sonra da KGB’nın dışişleri sorumluluğunu almış olan bir aday, Yevgeni Primakov üzerinde anlaşılmıştır150.
Ekonomik Gerileme ve Kalkınma Teorileri için bakınız:. HİÇ, Mükerrem; Büyüme ve Gelişme Ekonomisi, Filiz Kitabevi Yayınları, İstanbul, 1994, s. 12-89. 149 http://www.mid.ru , (2003-02-26). 150 YELTSİN, Boris; Geceyarısı Günlükleri, Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları, İstanbul, 2000, s. 156213.
148

59

Primakov da Yeltsin tarafından herhangi bir gerekçe gösterilmeden ve uyarılmadan görevden alınıncaya kadar bir yıla yakın görevde kalmaya devam etmiştir. Yerine başka bir eski ajan, KGB’nın İçişlerinden, şimdi federal güvenlik servisi olarak bilinen FSB151, sorumlu olarak görev yapmış Vladimir Putin getirilmiştir152. 2.7. Boris Yeltsin Dönemi Bu arada, KGB153, ordu ve partideki muhafazakarlar, giderek artan bir korku içinde, ülkedeki değişimi, kendi durumlarıyla beraber durdurma konusunu düşünerek beklemekte ve hızlı bir şekilde harekete geçmek istemekteydiler. 19 Ağustos 1991'de Gorbaçov Kırım'da tatildeyken SSCB Acil Durum Komitesi tarafından bir ihtilal yapılmıştır154. Gorbaçov'un pozisyonu tamamen elinden alındı, darbeye karşı direniş ve muhalefet gösteren Boris Yeltsin çok güçlenmiştir. 1991’de Rusya’da borsanın çökmesi artık her şeyin altüst olduğunun ilk ve son sinyallerini vermektedir. Yeltsin’in ekonomi danışmanı bile bu durum karşısında şaşkınlık içerisindeydi. Bu Yeltsin’in yükselişini körükleyerek, Rusya’nın bağımsızlık sürecini kazanma yolunda atmış olduğu ilk adımlara hız kazandırmaktadır. Yeltsin Rus halkının psikolojisine son derece derinden hakimdi ve en önemli niteliklerinden biri de bu olsa gerekti ki, SSCB’nin dağılması beraberinde Rusya Federasyonu’nun kurulmasını getirmekteydi155. Gorbaçov'un SSCB'yi kurtarma adına yaptığı son çabalar, 1991'in geri kalan aylarını konumlarını sağlamlaştırma ve Sovyetler

151 152

http://www.fsb.gov.ru , (2003-01-22). ROSE, Richard & MUNRO, Neil; Elections without Order. Russia’s Challenge to Vladimir Putin, Cambridge University Press, http://www.cambridge.org , Cambridge, UK, 2002, s. 17. 153 Amy Knight, “The Enduring Legacy of the KGB in Russian Politics,” Soruns of Post-Communism 47:4 (July/August 1999): 4. 154 BROWN, Archie; The Gorbachev Factor, Oxford University Press, New York, 1996, s. 122-124. 155 YELTSİN, Boris; Geceyarısı Günlükleri, Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları, İstanbul, 2000, s. 232.

60

sonrası için bir taslak çizme çabalarıyla geçiren cumhuriyetlerin liderleri tarafından boşa çıkarılmıştır156. 1991 Ekim ayı sonunda sekiz cumhuriyetle bir ekonomi anlaşması ve Aralığın ilk haftasında da Rusya, Belarus ve Ukrayna'nın katıldığı ve BDT'nin temellerini oluşturan üçlü bir anlaşma imzalanmıştır157.

CROZIER, Brian; The Rise and Fall of The Soviet Empire, An Imprint of Prima Publishing, National Review, California, USA, 2000, s. 67. 157 http://www.evrensel.net , (2003-02-26).

156

61

ÜÇÜNCÜ BÖLÜM RUSYA’DA 2000 SEÇİMLERİ ve VLADİMİR PUTİN HAKKINDA DETAYLI BİLGİLER 3. VLADİMİR PUTİN DÖNEMİ Uğursuz kökenine rağmen Putin yetenekli bir yönetici olduğunu158 ispatlamıştır. 1999 Aralık ayında yapılan Devlet Duma seçimlerinde, sadece iki ay önce kurulan hükümet yanlısı "Birlik" Partisi, Komünist Parti'nin ardında ikinci olarak yerini almıştır. Putin, sadık devlet adamlığı sıfatıyla; becerikli, iyi çalışkan aynı zamanda hızlı ve verimliliğiyle Yeltsin'i etkilediği kadar, tüm Rus halkını da kendisine hayran bırakmıştır159. Bu yüzden Yeltsin daha 2000 yılı başlamadan, dünya ve Rus kamuoyu karşısında güvendiği Putin’e karşı bir jest yaparak ve dünyada mevcut olan demokrasi ilkelerini hiçe sayarak koltuğunu ona bıraktığını resmen açıklamıştır. Bu jest nitelikli bir gösteri dışında tüm dünyaya halen Rusya’daki mevcut siyasal yönetim sisteminin eski cunta rejimine benzer bir şekilde gerçekleştirildiğine bir işaret niteliğinde olmaktadır. Yeltsin’in Putin’e olan güveninin nereden geldiğini ise herkes bilmektedir. Putin eski bir istihbarat subayıdır. Yurtdışında birçok tehlikeli istihbarat görevleri üstlenmiş, özellikle de eski Sovyet etkisi altında bulunan Doğu Almanya’daki yapıtları ve son derece önem arz etmekte olan belgelerin korunmasında gösterdiği üstün başarılarıyla kendine güven kazanmış ve herkesçe devlete ve Rus yönetimine sadık birisi olarak bilinmektedir160.

158

ROSE, Richard & MUNRO, Neil; Elections without Order. Russia’s Challenge to Vladimir Putin, Cambridge University Press, http://www.cambridge.org , Cambridge, UK, 2002, s. 45. 159 http://news.bbc.co.uk/1/hi/world/europe/415124.stm , (2003-01-22). 160 BALCI, E., "ABD ve Çin", Cumhuriyet Gazetesi, 01.02.2002.

62

Hiçbir seçim düzenlenmeden, merkezden dolaylı atanma yoluyla başa gelmiş olan Putin’in sonraki yıllarda demokrasi kurallarına uygun bir seçim düzenletmesi de onun üstün yetenekli ve nitelikli bir devlet adamı olduğunun açıkça ispatını teşkil etmektedir. 2000’ın Mart ayında artık Rusya eski Sovyet Rusya olmaktan kurtulduğunu ve dünyaca kabul gören demokrasi kurallarına uygun bir şekilde seçimlerin eşiğindedir. İşte bu dönem Rusya için tarihinde en büyük değişimleri getirecek olan şu anki Rusya’nın dış siyasetini, ekonomisini ve dünya siyasetindeki diğer Sovyet başkanlarından farklı adımlar atması nedeniyledir ki, beğenilmektedir. 3.1. Vladimir Putin’in Biyografisi Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, 7 Ekim 1952 tarihinde, SSCB döneminde adı Leningrad olan St. Petersburg Kenti'nde doğmuştur. Leningrad Devlet Üniversitesi Hukuk Bölümü'nden 1975'te mezun olan Putin, yüksek lisansını ekonomi alanında yapmıştır. Mezuniyetinin ardından, 1975'ten itibaren KGB’de çalışmaya başlayan Putin, bir süre Almanya'da görev yapmış, Leningrad'a dönmesinin ardından da üniversite yönetiminde görev almıştır. 1990'da Leningrad Şehir Konseyi'nde danışmanlık yapan Putin, 1991-1992 yıllarında da belediye başkan yardımcısı ve belediye konseyi dış ilişkiler komitesinin başkanı görevini yürütmüştür. Putin, 1996 yılına kadar St. Petersburg yönetiminde çeşitli kademelerdeki görevlerinin ardından, 1996'da Kremlin Sarayı Mülkiyet İdaresi Başkan Yardımcılığı'na atanmış ve bu görevini, 1997 yılına kadar sürdürmüştür. 1997 ve 1998'de Devlet Başkanlığı İdaresi Başkanı ile Devlet Başkanlığı Denetim İdaresi Başkanı olarak yapmıştır161. Putin, 1998-1999 yıllarında, Rusya İç İstihbarat Servisi FSB’ nin başkanlığını yaparken, aynı zamanda, yeni Rusya'nın "Politbürosu" olarak da adlandırılan Rusya Güvenlik Konseyi'nin sekreterliği görevini yürütmüştür162. Putin, 9-16 Ağustos 1999 tarihleri arasında başbakan yardımcısı ve başbakan vekilliği, 16 Ağustos'tan itibaren de
St. Petersburg Press, 2003-02-26. BEHAR, B., "Milliyetçilik Teorileri, Avrasya'da Siyaset ve İlişkiler", Türkiye Günlüğü, sayı: 50, Ankara, 1998.
162 161

63

başbakan olarak görev yapmaya başlamıştır. Devlet Başkanı Boris Yeltsin'in 31 Aralık 1999'da istifa etmesinin ardından, Anayasa gereği, üç ay içerisinde devlet başkanlığı seçimi yapılıncaya kadar bu görevi vekaleten üstlenmiştir. Putin, Rusya'da yapılan başkanlık seçimlerinde %50'nin üzerinde oy toplayarak, birinci turda devlet başkanı seçilmiştir163. 3.2. Vladimir Putin Kimdir? Pek tanınmayan birinin Rusya'nın başına gelmesinin şoku, Batıda yeni-yeni atlatılmaktadır. 2000 şubatında Davos’ta ortaya atılan ve sonradan moda haline gelen "Who is Mr. Putin?" sorusu artık giderek daha az duyulmaktadır164. Yalnızca Putin'in165 kim olduğu değil, izlemeye başladığı politikalar da bir ölçüde ortaya çıkmış durumdadır. Önceleri disiplinli bir KGB subayı olan Putin, uzun süre Leningrad / Petersburg'da önceki Belediye Başkanı Anatoliy Sobçak'la çalıştıktan sonra 1996'da Moskova'ya çağırılmıştır166. Putin’in yıldızı haber alma örgütü Federal Güvenlik Servisi şefi ve Rusya Güvenlik Konseyi sekreteri olarak parlamış ve 14 Ağustos 1999'ta başbakanlığa getirilmiştir. Aynı yılın son gününde Yeltsin'in aniden istifa etmesiyle yönetimi devralmıştır. 26 Mart başkanlık seçimlerini yüzde 52 gibi büyük bir oranla ilk turda aldıktan sonra 7 Mayısta resmen göreve başlamıştır167. Kendisiyle ilgili olarak Rusya ve batı basınında çıkan yazılar ve onunla yapılan söyleşilerden oluşan "Birinci şahıstan" adlı kitap da gösteriyor ki, Putin devletin zayıflamasını ve SSCB'nin yıkılmasını büyük üzüntü duyarak izlemiştir. KGB kökeni, onun alışkanlıklarını ve çalışma stilini belirlemektedir. 7 Ekim 1952 doğumlu lider, enerjik ve yeniliklere açık yapısını sergilemeyi seven biridir. Spor yapıyor, Almanca

http://www.kimkimdir.gen.tr/kimkimdir.php?id=387&aranan=putin , (2003-01-03). BLANK, S., "Kafkasya Güvenliğinde Yeni Eğilimler", Avrasya Etüdleri, sayı: 13, Ankara, 1998. 165 PUTİN, Vladimir Hakkındaki Tüm Biyografik ve Tanıtıcı Bilgiler Resmi Web Sitesi Olan http://www.putin.ru ‘dan Rusça’dan özenle Türkçeye Tercüme Edilerek Derlenmiştir. 166 “Putin, Nazarbayev Urge Progress in Caspıan Talks” Interfax Diplomatic Panorama for 20 June 2000. World News Connection. 167 http://www.time.com/time , (2003-02-19).
164

163

64

biliyor, İngilizce öğreniyor ve politikadaki büyük deneyim eksiğini kısa sürede gidermek için çaba harcamaktadır. KGB dosyasında onunla ilgili olarak yazılan tek olumsuz not "risk ve tehlike duygusunun yeterince gelişmemiş olması" şeklindedir. Fiziği ve aklıyla çocukluktan beri liderlik yapan siyasilere benzememektedir. Kendini kanıtlamak için judoda büyük başarılar kazanmış. "Birinci şahıstan"168 kitabının yazarlarından Natalya Gevorkyan'ın ifadesiyle, Putin'in tutumlarını önemli ölçüde "onun herkese küskün olması" belirlemektedir. Bununla birlikte devleti pek çok şeyin üzerinde gören Putin, devlet ciddiyetine ve sorumluluğuna sahiptir. Yeltsin gibi içte ve dışta alay konusu olmamaktadır. Söz ve tavırlarıyla vatansever olduğu ve gerçekten Rusya'nın güçlenmesini istediği izlenimini vermektedir169. 3.3. Putin Rusya’sı ve Rusya’nın Yeni İmajı Politikaya girmeden önce kariyerini, Rusya gizli servisi KGB’ de yapan Putin, küçük bir çocukken bile hep istihbarat konusuna çekildiğini, edebiyat ve filmlerden etkilendiğini anlatmaktadır. Putin, “Ancak ben casus olmayı değil, ülkeme yararlı olmayı istedim. İstihbarat subaylığı görevi belli riskleri de içeriyor. İçinde romantizm unsuru da var” diye ifade etmektedir170. Rusya Devlet Başkanı, istihbarat servisinde çalışmış olmaktan dolayı hiçbir pişmanlığı olmadığını, geçmişinden utanmadığını ve ülkesinin iyiliği için çalışan başarılı bir istihbarat subayı olduğunu da vurgulamaktadır171. Vladimir Putin iktidara eski Devlet Başkanı Boris Yeltsin tarafından getirilmiştir. Göreve geldiği günden

TİMAKOVA, Natalya, KOLESNİKOV, Andrei, GEVORKYAN, Nataliya; First Person : An Astonishingly Frank Self-Portrait by Russia's President Vladimir Putin, Public Affairs Publications, New York, I., 2000, s. 55. 169 http://www.rusyaonline.com/haberler/?category=1&id=1026974952 (2002-08-03). 170 http://www.savaskarsitlari.org , Washington AA , (2003-02-23). 171 http://jia.sipa.columbia.edu/journal.html , (2003-02-26).

168

65

itibaren, Putin birçok konuda Yeltsin’in tam karşıtı politikalar izleyen bir lider konumundaydı. Yeltsin “yıkıcı” bir liderdi. Mihail Gorbaçov’a172 karşı savaşırken Sovyetler Birliği’ni devirmiş, Rusya’yı önemli ölçüde liberal politikalara ve Batıya yöneltmiş, bu arada iktidarını pekiştirirken ülke içinde genel olarak demokratik özgürlükleri genişletmiştir. Ama izlediği politikalar ve kişisel zaafları nedeniyle, ülkesinin uluslararası prestijini zedelemiş, kendi koltuğunu sağlamlaştırayım derken Rusya Federasyonu’nun dağılma sürecini engelleyememiş, hatta cumhuriyetlere verdiği geniş haklarla körüklemiş173, yolsuzluklarla ve büyük finans çevrelerinin siyasi hayatta öne çıkmasıyla mücadele edememiş bir liderdir. Üstelik yaşlı, sağlıksız, alkol düşkünü, patavatsız, risklere ve sürprizlere aşırı derecede düşkün, öngörülmez bir yöneticidir. Bu ve başka nedenlerden dolayı 1996’daki ikinci başkanlık seçimlerinden sonra, özellikle de 1999 içinde Yeltsin, Rusya egemen güçleri açısından iktidarı güvence altına alamayan zayıf bir başkan durumuna gelmiştir. Kamuoyu desteği yüzde 2 civarına düşmüştür. Yalnızca toplumda ve siyasi arenada değil, ordu, içişleri ve haber alma kurumları174 içinde de giderek artan bir tepki görmeye başladı. Bu durumda ülkeye yeni bir lider gerekiyordu175. Hem de derhal; 2000 yazındaki olağan seçimlere kadar beklemek bile riske girmek demekti; böyle bir durumda Yevgeni Primakov, Yuriy Lujkov gibi birinin başa gelmesi hesaplanması güç gelişmeler yol açabilirdi. Uzun arayışlardan sonra hem Yeltsin’i, hem siyasi ve ekonomik iktidar çevrelerini, hem de güvenlik kurumlarını rahatlatan bir aday bulundu: Putin176. Üstelik Putin, başbakanlığı (yani devlet başkanlığı aday adaylığı) süresi içinde, daha önceki kısa dönem başbakanları gibi “rahatsız edici” tutumlar içinde olmamıştı. Şimdi sorun onu başa getirebilmekti. Rusya’nın içinden geçtiği dönem ve halkın durumu, istekleri, psikolojisi
BROWN, Archie; The Gorbachev Factor, Oxford University Press, New York, 1996, s. 112, 117. a.g.e. s. 134. 174 http://www.time.com/time , (2003-02-19). 175 KAPUSCİNSKİ, Ryszard; İmparatorluk, Om Yayınları, 1. Baskı, İstanbul, 1999, s. 82-85. 176 İVANOV, İgor Sergeyeviç; Rusya'nın Dış Politikası ve Dünya (Makaleler ve Toplantılardan derleme), Uluslararası İlişkiler Moskva Devlet Üniversitesi, Rusya Siyaset Ansiklopedisi - ROSSPEN Yayınları, Moskva, 2001, s. 132.
173 172

66

göz önüne alınarak uzun süren stratejik araştırmalar yapıldı177. Sonuçta deneyimsiz ve pek tanınmayan Putin’i “kahraman” yapmak için senaryo bulundu: Putin Çeçenistan’daki gidişe dur demek için ortaya çıktı. Sert açıklamaları ve uygulamaları halktan destek aldı. Ayrıca hem iç politikada, hem de dünyada Rusya’nın “ezilmiş”, “ikinci sınıf devlet” haline gelmiş olmasının üzerine gitti178. SSCB’nin yıkılmasından bu yana toplumu etkisi altına alan ve rahatsız eden “ulusal aşağılık kompleksi” ile mücadeleye girişti. Yeniden “Büyük Rusya”dan söz etti. Bütün bunlar toplumda önemli yankı yarattı. Ayrıca Yeltsin döneminde durmadan iç siyasi oyunlar ve kavgalardan bıkmış olan halk, Putin’de “birleştirici bir lider” özelliğini gördü. Onun ideolojilerden uzak, akılcı ve pragmatik bir lider olduğunu hissetti. Bu arada Yeltsin zamanında hep sıcak tutulmaya çalışılan “Antikomünizm Politikası” sona erdi179. Putin Komünizm, Liberalizm gibi kavramlarla davranmadığını ortaya koydu; yeri geldiğinde hem komünistlerle hem de liberallerle işbirliği yapacağını kanıtladı. Bir yandan piyasa ekonomisi reformlarını desteklerken, bir yandan eski Sovyet marşını Rusya ulusal marşı yapmaktan kaçınmadı. Yeltsin gibi Bağımsız Devletler Topluluğu içinde “ağabey ülke” kompleksi taşımadığını ortaya koydu; kendince gerektiğinde Ukrayna’dan gaz borcunu talep etti, gerektiğinde Gürcistan’la Rusya arasına vize uygulaması başlattı180. 3.4. Rusya’da Putin İmparatorluğu Son yıllarda sergilediği hızlı yükselişini Çeçen savaşına borçlu olan Devlet Başkanı Vladimir Putin, “yeni çar” olma yolunda göreve geldiği yılbaşından bu yana yürüttüğü yetki mücadelesini kazanmış görünüyor. Bir süre önce tüm Rusya'yı yedi ayrı “mega bölgeye” ayıran ve valileri atama yetkisini üstlenen Putin, yasalara aykırı
177

BRZESİNSKİ, Z., “Büyük Satranç Tahtası Amerika’nın Önceliği ve Bunun Jeo-stratejik Gerekleri”, Moskva, 1998, s. 54. 178 BUZE, Ö., "Avrasya'nın Gücü. ABD'nin Avrasya Jeo-stratejisine Karşı Avrasya Seçeneği”, Aydınlık, 2001. 179 a.g.e. , s. 123. 180 ONAY, Yaşar; Rusya ve Değişim, Nobel Yayınları, 1. Baskı, Ankara, 2002, s. 55-67.

67

davranan yerel yetkilileri görevden alma hakkını da veren yasa tasarısı parlamentonun alt kanadı Duma`da ikinci kez onaylanarak kesinleşti181. Duma`da yapılan oylamada yasa tasarısı, 27’ye karşı 335 oyla kabul edilmiş. Tasarı Putin’e, mahkeme kararlarına göre federal yasaları ihlal eden valileri ve bölge yetkililerini görevden alma ve Duma’nın üçte ikisinin onayıyla yerel parlamentoları dağıtma hakkını vermektedir182. Devlet Başkanı Putin, yerel yasaların beşte birinin federal anayasaya aykırı olduğunu söylüyor ve bölgeler üzerinde denetimi artırmanın, ülkenin ekonomik sorunlarını çözmede çok önemli olduğunu belirtiyor183. SSCB'nin dağılmasından bu yana yerel yönetimlerin merkezi hükümetin aleyhine güç kazandıkları Rusya`da, zengin bölgeler gelirlerini merkezi yönetimle paylaşmak istemiyor. Duma`da onaylanan yasa tasarısı, parlamentonun üst kanadı Federasyon Konseyinde de ele alınacaktır184. 26 Mart 2000 yapılan seçimler sonucunda Vladimir Putin devlet başkanlığına seçilmiş. Oyların %52.2’sini alan Putin’in ardından %29.45’lik bir oyla Komünist Parti lideri Gennady Zyganov gelmektedir. Seçim sonuçları beklendiği gibi olmuştur. Putin’in seçilmesi yeni Rus oligarşisinin yanısıra Batı’yı da oldukça sevindirmiştir. Yeltsin’in ardılı olan Putin’in iktidarında da Yeltsin döneminde başlatılan uygulamaların süreceğini düşünmek yanlış olmasa gerektir. Putin’in kısa süredeki bu başarısı temelde iki şeye bağlanabilir: Öncelikle Çeçenistan’da sürdürülen savaş Putin’in Rusya’daki prestijini arttırmıştır. Çeçen halkına karşı yürütülen savaş Putin için bir iç politika konusu olmuştur. Hatta savaş bu amaçla körüklenmiştir. Savaş Rus milliyetçiliğini güçlendirmiştir. Putin zaten seçimlerden önce Rusya’nın kurtuluşu için Yelsin’den farklı olarak Milliyetçiliğe ve Devletçiliğe vurgu yapmaktadır. Yeni palazlanan Rus burjuvazisinin de çıkarlarına denk düşen bu söylem Rus halkının önemli bir kesimi için bir süreliğine de olsa umut
181

ROSE, Richard & MUNRO, Neil; Elections without Order. Russia’s Challenge to Vladimir Putin, Cambridge University Press, http://www.cambridge.org , Cambridge, UK, 2002, s. 122-170. 182 http://haber.superonline.com , (2003-02-19). 183 http://www.president.kremlin.ru , (2003-02-19). 184 http://www.government.gov.ru , (2003-02-19).

68

olabilmiştir. Uzun zamandır yoksulluk ve sefalete sürüklenmiş olan Rus halkı ülkeye istikrar getirebilecek güçlü bir lider imajına bel bağlamıştır. Bu sanal durumun ne kadar süreceği önümüzdeki günlerde görülecektir. Seçim başarısının altında yatan ikinci temel faktör ise Yeltsin döneminde başlayan medya tekelidir. Büyük medya kuruluşları neredeyse tamamen iktidarın denetimi altındadır. Medya patronları ve sağ siyasetçiler kol kola girmiş durumdalar. İktidardan bağımsız durabilen tek büyük gazete olan Novaya Gazeta’nın ise bürosundaki bilgisayarlar 15 Mart günü, yani seçimden 10 gün önce- “faili meçhul” bir şekilde sabote edilmiştir. Gazete Çeçenistan savaşını meşrulaştıran Rusya’daki bombalama eylemlerinin arkasında Rus gizli servisinin olabileceğini yazmaktadır. Anlaşılan Putin kirli yöntemlerle iktidarını sürdürmek bakımından da Yeltsin’in sıkı takipçisi olduğunu göstermiştir. Yeltsin İktidarını sürdürmek için 1993 yılında içinde seçilmiş milletvekillerinin olduğu Parlemento binasını bombalatmıştır185. 19 Aralık 1999 tarihinde parlamentonun alt kanadı Duma için yapılan seçimlerde Komünistler 113 sandalye kazanarak seçimleri önde götürmüştür. Bu seçimlerde Komünistler 1995’de %22.3 olan oylarını %25’e çıkarmıştır. Bu oranla Komünistler Duma’da birinci parti durumundadır Ancak Zyuganov’un Komünist partisini bildiğimiz anlamda komünizmle karşılaştırmamak gerekmektedir. Bu günkü komünist parti tamamen Sosyal Demokrat bir çizgidedir. Ancak bu durum bile ABD için yeterince endişe vericidir186. Sonuç olarak Rusya’da seçimleri yeni palazlanan Rus burjuvazisi ve Batı’nın çıkarlarını kollayacak olan, mafyayla organik ilişkisi bilinen eski gizli servis şefi Putin kazanmıştır. 3.5. Rusya’nın Dış Politikasının Oluşumunda Putin Faktörü 1999’un son günlerinde Yeltsin’in iktidardan bıktığını açıklaması ve yerini dünyanın pek tanımadığı başbakanına bırakması herkesi şaşırtmıştır. Halefin kimliği, kendisiyle iş yapılıp yapılamayacağı gibi unsurlar uzunca bir süre tartışılmıştır.
YELTSİN, Boris; Geceyarısı Günlükleri, Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları, İstanbul, 2000, s. 5570. 186 a.g.e., s. 75-85.
185

69

KGB’den gelmesi, ülkeyi içine düştüğü olumsuz durumdan çıkartabilecek enerjiye sahip olduğu izlenimi vermesi Batı başkentlerini az da olsa rahatsız ettiği görülmüştür. Karşılarında bundan sonra sırtı sıvazlanınca bir dediklerini iki etmeyen bir Başkan bulamayacaklarından endişelenmişler. Projelerinin hayata geçirilemeyeceğinden korkmuşlardır. Nitekim Mart ayındaki seçimlerden sonra başkanlık koltuğuna resmen oturan Putin yaptıklarıyla korkuların, endişelerin çok da haksız olmadığını göstermiştir. Rusya artık eski Rusya değildir. Ekonomik sorunların187 ağırlığı hissedilmesine rağmen dünya sahnesinde yeni bir Rusya bulunmaktadır. Yeni Rusya 1991 Ağustos darbesiyle başlayıp federasyonun dağılmasıyla son bulabilecek sürece kararlılıkla dur diyen, NATO’nun bir kez daha genişlemesine şiddetle karşı çıkan, Washington’un güya yaramaz devletlerden gelecek münferit nükleer saldırılara karşı kurmak istediği Ulusal Füze Savunma sistemini eleştiren, Çin ve Hindistan ile stratejik işbirliğine giden bir ülke konumundadır188. Putin, 2001, 13 Mayıs’ta verdiği ani bir kararla federasyonun 89 idari bölümünü 7 bölge valisinin denetimi altına almıştır189. Putin ile birlikte Bağımsız Devletler Topluluğu projesi de hayat bulmaya başlamıştır. Başkanlık görevini daha vekaleten yürüttüğü 25 Ocak 2000’de Moskova’da bir araya gelen BDT devlet başkanları Putin’i oldukça fazla abartarak övgüler yağdırdığı görülmüştür. Kazak lider Nazarbayev190 ve Özbek lider Kerimov Rusya’nın önderliğinde ille de bir anti-terörizm merkezi kurulmasını istemiştir191.

İktisat Biliminde Temel Ekonomik Sorunlar Nelerden Oluşmaktadır. Daha ayrıntılı bilgi için :. HİÇ, Mükerrem; Büyüme ve Gelişme Ekonomisi, Filiz Kitabevi Yayınları, İstanbul, 1994, s. 23, 89 ‘ a bakılabilir. 188 İVANOV, İgor Sergeyeviç; Rusya'nın Dış Politikası ve Dünya (Makaleler ve Toplantılardan derleme), Uluslararası İlişkiler Moskva Devlet Üniversitesi, Rusya Siyaset Ansiklopedisi - ROSSPEN Yayınları, Moskva, 2001, s. 298. 189 CROZIER, Brian; The Rise and Fall of The Soviet Empire, An Imprint of Prima Publishing, National Review, California, USA, 2000, s. 34-35. 190 “Moscow And Astana’s Three Priorities” 21 June 2000, Current Digest of the Post-Soviet Press, 19 July 2000: 17. 191 TİMAKOVA, Natalya, KOLESNİKOV, Andrei, GEVORKYAN, Nataliya; First Person : An Astonishingly Frank Self-Portrait by Russia's President Vladimir Putin, Public Affairs Publications, New York, I., 2000, s. 83, 123-126.

187

70

Orta Asya ve Kafkasların192 eski liderlerinin yeni lidere karşı duyduğu ilgi bundan sonra da devam etmiş, hatta Nazarbayev 19 Haziran 2000’de Rus dilinin BDT ülkelerinde konuşulmasının devamını sağlamak için bir fon oluşturulmasını bile teklif etmiştir.

RAŞİD, Ahmed; Orta Asya’nın Dirilişi. İslam mı, Milliyetçilik mi?, Cep Kitapları Yayınları, 1. Baskı, İstanbul, 1996, s. 2-7, 34-39.

192

71

DÖRDÜNCÜ BÖLÜM VLADİMİR PUTİN DÖNEMİ RUS DIŞ POLİTİKASI 4. VLADİMİR PUTİN DÖNEMİ RUS DIŞ POLİTİKASI Putin'in artan popülaritesinin asıl nedeni İkinci Çeçen Savaşı'nın başlamasıdır. Rusya Federasyonu homojen bir yapıdan yoksundur ve 16 özerk cumhuriyet ve 30 özerk bölgeyle beraber 100 ulusu bünyesinde barındırmaktadır. Bu sayının çokluğu ve özellikle Müslüman çoğunluğun yaşadığı Güney Kafkasya bölgesi Moskova hükümetinin başının ağrımasına neden olmuştur. 1991 ve 1992'de Kuzey Osetya ve İnguşetya'da savaş patlak vermiş ve Dağıstan ve Başkurdistan özerk bölgelerinde gerginlikler yaşanmıştır. Bir milyonluk nüfusuyla en geniş bölgelerden biri olan Tataristan'da 1992 Martı'nda yapılan bağımsızlık referandumuyla % 61 lehte oy toplanmıştır193. Fakat bunlar arasında en ciddi olanı Rusların Çeçen ayrılıkçı hareketini engellemeye çalıştıkları Çeçenistan'dır. Rus-Çeçen tarihi tamamen savaşlar ve geniş çaplı zulümle doludur. 1944'te Almanlarla işbirliği yapan Stalin194, neredeyse nüfusun hepsini zorla Kazakistan steplerine sürmüştür. Çeçenlerin binlercesi yaşam mücadelesi vermiştir. Nihayet Krusşçev bu insanlara haklarını iade etmiş ve yurtlarına geri dönmelerine izin vermiştir. 1994'te geniş çaplı bir savaş başladı ve 1996 Ağustosu'nda ateşkes ilan edilinceye kadar devam etmiştir. Çeçen gerilla savaşçıları konvansiyonel birlik oluşumlarına ve Ruslar tarafından konuşlandırılan mühimmata karşı bir

Stanislav Cherniavskiy, “The Caucasus Vector of Russian Diplomacy.” Central Asia and the Caucasus: Journal of Social and Political Studies, 2000, no. 5: 94. 194 TEKİN, Emrullah; Alman Gizli Operasyonları ve Türkler, IQ Kültür Sanat Yayınları, İstanbul, 2001, s. 34-89, 99-102.

193

72

mücadeleden daha fazlasını yapmışlar ve binlerce kazazede, daha önce de olduğu gibi daha çok siviller arasından ve hesapsız maddi kayıplar verinceye kadar aralıksız savaşmışlardır195. Sovyetler Birliği'nin yıkılmasından sonra Rusya uluslararası ilişkilerde birkaç yıllık bir şaşkınlık dönemi geçirmiştir196. Rusya'nın gelmiş geçmiş en batı yanlısı bakanı olarak bilinen Andrey Kozirev'in dışişleri bakanı olduğu dönemde, özellikle de 19911993 yıllarında, Moskova ile Washington arasında ciddi bir sorun çıkmamıştır. Rusya bir taraftan geçmişini reddetmenin psikolojisiyle, bir taraftan da Batıdan alacağı kredilerle ekonomik sorunlarını çözme umuduyla bir süre dış politikada 'uysal' bir çizgi izlemiştir. Ama beklediği kredi desteğini bulamamıştır. Dahası NATO'nun doğuya doğru genişleme çizgisi tepki yaratmıştır. Ülke içinde muhalefetin 'antiamerikan' tepkileri güçlenmiştir. 'Rusya büyük devlettir' tezi giderek daha sık dile getirilir olmuştur. Moskova yeniden 'bağımsız politika izleme' kararı almıştır. Artık diplomaside sık-sık ABD ile 'stratejik ortaklık' hedefinden bahsedilen 'romantizm dönemi' kapanmış, en fazla 'realist işbirliği' amacının dile getirildiği yeni bir dönem başlamıştır. Eski Uluslararası Haber Alma Örgütü şefi Yevgeni Primakov'un Dışişleri Bakanlığı yaptığı 1996 yılı içinde, Rusya'nın dış politikasında ciddi bir değişiklik gerçekleşmiştir. Yeniden imparatorluk özlemlerinden söz edilmeye başlamıştır. Moskova artık çok kutuplu dünya tezini savunmaktadır. ABD ile Avrupa, onlarla başka ülke ve bölgeler arasındaki çelişkileri ustaca kullanmayı amaçlamaktadır. Asıl hedef, Washington'un dünyanın tek süper gücü olmasına karşı mücadele etmek, öteki ülkeleri Amerikan diktasına karşı kışkırtarak direniş yaratmaktır197.

“Moscow And Astana’s Three Priorities” 21 June 2000, Current Digest of the Post-Soviet Press, 19 July 2000: 17. 196 CROZIER, Brian; The Rise and Fall of The Soviet Empire, An Imprint of Prima Publishing, National Review, California, USA, 2000, s. 3-9, 16. 197 http://www.foreignpolicy.org.tr , (2003-02-24).

195

73

Bu politika kapsamında Rusya; Çin, Hindistan, Uzak ve Orta Doğu ülkeleri ile ilişkilerini yeniden güçlendirmiştir. İran, Irak, Libya gibi ülkelerle siyasi ve askeri ilişkileri pekiştirmeye hazır olduğunu ortaya koymuştur198. Irak ve Yugoslavya konularında Washington'dan farklı tutum sergileyen batılı başkentlerle bağları sıklaştırmaya çalışmaktadır199. Son dönemlerde Fransa, İngiltere ve Almanya ile ilişkilerini pekiştirmeye çalışıyor. Kremlin'in dış politikasının en önemli boyutlarından biri de, NATO'nun güçlenmesine ve doğuya doğru genişlemesine engel olmak, son zamanlarda konum kaybeden Birleşmiş Milletler Örgütü'nü yeniden etkinleştirmek, AGİT'ten daha aktif yararlanmaktadır200. Lider Vladimir Putin, tıpkı birkaç yıl önce dönemin Dışişleri Bakanı Primakov'un dediği gibi, Rusya dış politikasının en önemli amacının, Bağımsız Devletler Topluluğu ülkeleriyle bağların kuvvetlendirilmesi olduğunu söylemektedir. 2001 Ocak ayında Moskova'da yapılan Topluluk zirvesinde liderlerle tanışan Putin, kısa süre içinde yapılması düşünülen yeni zirveyle birlikte Bağımsız Devletler Topluluğu'na yeni bir enerji aşılamaya niyetli görülmektedir. Rusya, hem Bağımsız Devletler Topluluğu üyelerine, hem de stratejik önemde gördüğü ülke ve bölgelere yönelik olarak, başta doğalgaz ve petrol olmak üzere enerji kaynaklarını etkin biçimde kullanmak, silah ticaretini hızlandırmak, ikili ve bölgesel işbirliklerini güçlendirmek niyetindedir201. Şu temel amacı yalnızca Putin değil, bütün Rusya liderleri ve halk kabul etmektedir: “Rusya'nın hala dünyanın en büyük ülkelerinden biri olduğu herkese kanıtlanmalıdır”202.

http://jia.sipa.columbia.edu/journal.html , (2003-02-26). BRZESİNSKİ, Z., “Büyük Satranç Tahtası Amerika’nın Önceliği ve Bunun Jeo stratejik Gerekleri”, 1998. 200 http://www.kremlin.ru, (2003-02-24). 201 CRELL, George; Rusların Asya Siyaseti, Toker Yayınları, İstanbul, 1990, s. 23-35. 202 http://www.rusyaonline.com/perspektif/2001/26/Putin.shtml , 2002-08-03; Haberin yayım tarihi 04/04/2000 20:00.
199

198

74

4.1. Rusya'nın “Yeni Dış Politikası” Putin açısından uluslararası politikanın en önemli iki kavramı: a. Realizm ve b. Pragmatizmdir. Rusya'da “Yeltsin dönemi” bitmiştir, “Putin dönemi” başlamıştır. Bu saptamayı hemen-hemen herkes paylaşmaktadır203. Ama bunun ne anlama geldiği konusunda farklı yorum ve tahminler bulunmaktadır. Yeltsin döneminin özümsenmesi bile çok kolay değilken, pek çok siyaset uzmanı tarafından 'kara kutu' olarak değerlendirilen Vladimir Putin'in neler getirip neler götüreceği üzerine öngörüde bulunmak basit bir iş sayılamamaktadır. Bununla birlikte son aylarda yaşanan gelişmeler ve yapılan açıklamalar temelinde bazı temel yaklaşımları dile getirmek mümkün görülmektedir. Putin döneminin Rusya'nın dış politikası alanında ne gibi yenilikler getireceği çeşitli açılardan tartışılmaktadır204. Mart ayı sonunda Rusya Dışişleri Bakanı İgor İvanov'dan bir cümlelik önemli bir açıklama gelmiştir: "Yeni devlet başkanının seçilmesi dolayısıyla Rusya'nın dış politikasında bazı değişiklikler yapılacaktır". Bu kısa açıklama bir dizi soruyu gündeme getirmiştir205. Bu amaçla, 24 Mart 2000 tarihinde yeni dış politika konseptini ele alan Güvenlik Konseyi toplantısında, Dışişleri Bakanlığı'na Rusya'nın dış ticareti de içinde bütün uluslararası faaliyetlerinin koordinatörlüğü görevi verilmiştir. Kulislerden sızan söylentilere bakılırsa, Rusya bundan böyle dış ekonomik çıkarlarını daha çok Batıda değil, geçmişte nispeten az ilişki kurulmuş ve Rus mallarının rekabet gücünün yüksek

203

ROSE, Richard & MUNRO, Neil; Elections without Order. Russia’s Challenge to Vladimir Putin, Cambridge University Press, http://www.cambridge.org , Cambridge, UK, 2002, s. 78-90. 204 http://www.nethaber.com/haber , (2002-08-03); Hakan Aksay / Moskva. 205 ARI, Tayyar; Uluslararası İlişkiler ve Dış Politika, Alfa Yayınları, 3. Baskı, İstanbul, 1999, s. 13.

75

olduğu ülkelerde ve Bağımsız Devletler Topluluğu ortak piyasasında aramaya kararlı görülmektedir. 4.1.1. Realizm Boyutu Yeni oluşum, Moskova'nın dış politikasında radikal değişiklikler getirebilecek miydi, yoksa eski uygulamalar aynen devam mı edecektir? Rusya uluslararası alanda “daha saldırgan” bir çizgi mi izleyecektir? Nizam koyucu Marksizm Sovyet Rusya’daki çok daha sonraki gelişmelerin sonucudur. Yirmilerde, Rusya’da farklı doktrinler arasında hala olması mümkün olan bir hayli tartışma bulunmaktadır. “Sosyalist realizm” adıyla tanınan değişmez doktrinin türetilip empoze edilmesi sadece 1932’lerde yaşandı. Terim yazardan, bir taraftan gerçeği doğru olarak yeniden üretmesini, çağdaş bir cemiyeti, onun yapısını anlayarak tasvir etme anlamında bir realist olmasını, diğer taraftan da gerçeği objektif olarak yeniden üretmesini, fakat sanatını sosyalizmi, yani parti ruhu ve parti çizgisi olan komünizmi yaymak için kullanmasını isteyen bir nazariyeyi içine almaktadır. Yetkili kuramcı Sovyet edebiyatının – Stalin’in “yazarlar insan ruhunun mühendisleridir” şeklindeki vecizesine uyan bir hüküm olan – “sosyalizm ruhu ile çalışan kitleleri ideolojik şekillendirmede vasıta olması gerekir” diye beyanda bulunmuştur. 1993'te kabul edilen Rusya dış politikası konseptinin neden geçersizleştiği üzerine resmi yetkililerden gelen açıklamalarda en sık tekrarlanan sözcük Realizm idi206. Rusya, dış politikasını daha gerçekçi temeller üzerine oturtmak, onu ülkenin iç ihtiyaçlarına, en başta da ekonomik amaçlara bağımlı olarak yeniden düzenlemek niyetindeydi207. 4.1.2. Pragmatik Teori, Pragmatizm Kavramı ve Pragmacı Dış Politika Pragmatizm, kavram olarak, felsefe, dilbilim, yapay zeka (artifical intelligence), etoloji, bilişsel antropoloji, sosyoloji vb çeşitli disiplinleri bir araya getirerek insanlar,
206 207

http://www.foreignpolicy.org.tr , (2003-02-24). a.g.e. s. 45-53.

76

hayvanlar ve makineler arasındaki dile dayalı anlaşma sistemlerini ve bunların içindeki ilişkileri keşfetmeye çalışmaktadır. Ağızdan çıkan kelimenin nereye nasıl gittiğini anlatır. Her şeyin bir "eylem" sonucu açıklanabileceğini savunan felsefedir. Hiçbir şeyin nedeni, iyiliği, kötülüğü, doğruluğu, yanlışlığı yoktur, sadece sonuç önemlidir. "Y ararcılık" diye de bilinen pragmatizm birçok felsefeye bakış atmak için uygun platformlardandır208. Pragmacılık, uygulamacılık ve kılgıcılık deyimleriyle de dile getiriliyor. Kapitalist üretim düzeninin ilk gelişme alanı olan İngiltere'de John Stuart Mill'in biçimlendirdiği yararcılığın, yeni ve son gelişme alanı olan Amerika'da Charles Peirce (1839-1914)'in temellerini attığı; William James (1842-1910)'in geliştirdiği uygulayıcılığı doğurması doğaldır. Böylelikle, kapitalizmin kendine özgü metafizik felsefesi kurulmuş olmaktadır. James, aynı adı taşıyan yapıtında pragmatizm sözcüğü için, “değiştirmek için artık çok geç" demektedir. Yapıtını da yararcı Mill'e şu sözlerle armağan etmektedir: "zihnin pragmatik açıklığını ilk olarak kendisinden öğrendiğim, yaşamış olsaydı liderimiz olacağını düşünmekten zevk duyduğum John Stuart Mill'in anısına". Pragmacılık, James'in deyişine göre, bir felsefe olmaktan çok bir metot; düşünceyi, doğurduğu eyleme göre ölçen bir yöntemdir. Charles Peirce, 1878'de Popular Science Monthly Dergisi'nde yayınladığı "Fikirlerimizi Aydınlığa Kavuşturmanın Yolu" başlıklı yazısında şöyle demektedir: "Bir düşüncenin anlamını açıklamak için onun hangi davranışı doğurduğunu bilmek gerekmektedir. İşte o davranış, o eylem bizim için düşüncenin ta kendisidir"209. William James, yirmi yıl sonra, kimsenin üstünde durmadığı bu sözü bulup ortaya çıkarmış, felsefesini bu söze dayamıştır. Pragmatik metotta yeni hiçbir şey yoktur, diyor William James. "Sokrates onun ustasıydı. Aristoteles, metodolojik olarak onu kullanmıştı. Locke, Hume, Berkeley onun araçlarını kullanarak gerçeğe yararlı oldular. Oysa pragmacılığın bu öncüleri, onu ancak parçalar halinde kullandılar. Onlar sadece
208 209

giriş

yapmışlardı.

Pragmacılık

metodu

günümüze

gelinceye

kadar

http://www.foreignpolicy.org.tr , (2003-02-24). http://www.maximumbilgi.com , (2003-02-26).

77

genelleşmemişti, evrensel bir görevin bilincine varamamıştı. Ben bu göreve inanıyorum, konuşmalarımın sonunda size de bu inancı aşılayabileceğimi sanıyorum. Herhangi bir yerde bir ayrım meydana getirmeyen bir ayrım hiçbir yerde var olamaz."210. Felsefenin bütün görevi, bu dünya formülü ya da şu dünya formülünün doğru olmasının hayatımızın belli anlarında üzerimizde ne gibi bir ayrım doğuracağını anlamak olmalıdır. Pragmatik metot, her şeyden önce, başka türlü son verilemeyecek olan metafizik tartışmaların yatıştırılması metodu olmaktadır. Dünya tek midir, çok mu? Kadere mi bağlıdır, yoksa hür müdür? Madde midir, ruh mu? İşte birtakım kavramlar ki dünya için doğru olmaları da, olmamaları da mümkündür. Bu çeşit kavramlar üstündeki tartışmaların sonu gelmez. Böyle hallerde pragmatik metot, her kavrama, kendisinden değer verilebilecek pratik sonuçlar çıkarmak suretiyle yorumlamaya çalışmaktadır. Bu kavram, öteki kavramdan daha doğru olsaydı, herhangi bir kimse için pratik bakımdan ne gibi bir ayrılık doğacaktır? Çıkarılan sonuçlarda pratik hiçbir ayrılık yoksa, her iki düşünce de, pratik bakımdan, aynı şeye karşılık olmaktadır. Şu halde tartışma yersiz olmaktadır. Tartışma genelse, bunun ya da ötekinin doğruluğu halinde pratik bir ayrılığı görebilmek gerekmektedir. Bunun, kabaca şekli şu olmaktadır: Dünya madde olsa ne olacak, ruh olsa ne olacak? Biri ya da öteki olması pratik bir fayda sağlıyorsa o zaman başımızın üstünde yeri vardır diye ifade edilebilir. Nitekim William James, pragmacılık metodunu kullanarak ruhçuluğu

seçmektedir. Çünkü: materyalizm umut kırıcı, ruhçuluksa umut, hoşlanma, yaşama isteği verici konumdadır. Tanrıya inanmak insanlar için faydalı bir eylemdir. Bu eylem insanlara, James'in deyişiyle töresel bir tatil yaptırmaktadır. Ölümlü dünyadaki kötülüklerin Tanrıda yok olacağı düşüncesi, bizleri sorumluluk kaygısından kurtarmaktadır. İyiliğin, sonunda nasıl olsa galip geleceğine güvenerek korkular yenebilir. Dünya arabasını, yürüdüğü yolda, keyfince gitmeye bırakarak töresel bir tatil

210

http://www.maximumbilgi.com/felsefe/pragmatizm.htm , (2003-02-26).

78

(ahlak tatili) yapılabilir. İyi ama, gerçek bu mudur derseniz James'in karşılığı hazırdır: Gerçek, pratik faydası olandır211. Pragmacılık, böylelikle, akılcı sistemlerle görgücü sistemler arasındaki uzlaşmaz ayrılığı çözdüğü kanısındadır. Aklın verilerini de pragmatik metoda vurarak hem dinci kalabilecek, hem de olgularla ilgilenebilecektir. Her ikisinde de pratik faydası bulunduğuna göre, bunları birbirinden ayırmayı düşünmemektedir. Deneyciler Tanrı düşüncesine, istedikleri kadar "Teşekkür ederiz, kullanmıyoruz" desinler, pragmacı, pratik fayda bulduğu sürece onu kullanmakta devam edecektir. Pragmacılara göre bir düşünce, yaşayışımız için elverişli olduğu sürece doğrudur. İyidir yerine doğrudur denilebilir, çünkü bu iki kavram birbirinin aynı konumdadır. Doğru sözcüğü, inanç alanında iyi olduğunu ispat eden her şeyin adı olarak ifade edilmektedir. Doğru olan, belirli nedenler dolayısıyla aynı zamanda iyidir. Bizim için neye inanmak daha iyi olurdu dersek, bu söz şu anlama gelir: Neye inanmak zorundayız?212. Bu sorunun karşılığı şudur: İnanılması bizim için daha iyi olan şeye inanmak zorundayız. Şu halde, bizim için daha iyi olanla, bizim için daha doğru olan arasında hiçbir başkalık yoktur. Pragmatik metot, doğruyla iyiyi birleştirmektedir. Bundan şu sonuç çıkıyor: Erdem, yaşayışımız için elverişli olduğu sürece, pratik fayda sağladığı hallerde doğrudur. Her şey pratik fayda ölçüsüne vurulmalıdır, her şey pratik faydaya göre değerlendirilmelidir. Bu açıdan güzeli de doğruyla ya da iyiyle birleştirerek felsefenin, bilimin, sanatın yetkilerini tek elde, fayda ölçüsüne vurarak değerlendirmelidir. Çünkü bunların pratik değer ya da değersizlik bakımından hiçbir ayrılıkları yoktur. Pragmacılar, soyut düşüncelere, deney öncesi düşüncelere de kendi metotlarını uyguluyorlar. Onlara göre doğru düşünce, pratikte doğrulanabilen bir düşüncedir. Bir düşüncenin gerçeği, ona yapışık, hareketsiz bir özellik değildir. Gerçek, düşüncenin başına gelen bir şeydir. Bir düşünce, kafamızda dururken doğru olamaz. Ancak doğru
211 212

http://jia.sipa.columbia.edu/journal.html , (2003-02-26). http://www.maximumbilgi.com , (2003-02-26).

79

bir hale gelebilir, olaylar yüzünden doğrulaşır. Onun gerçekliği, geçer hale girmesiyle olur. Sonsuz derecede faydalı ya da sonsuz derecede zararlı bir gerçeklikler dünyasında yaşamaktayız. Doğru düşünce bizler için önemlidir. Bir ormanda kaybolursanız, açlıktan ölmek üzere bulunursanız, keçi yoluna benzer bir şey görünce, bu yolun sonunda insanların oturduğu bir evi düşünmeniz çok önemlidir. Burada doğru düşünce faydalıdır, çünkü konusu olan şey faydalıdır. Doğru düşüncenin pratik değeri, bu düşünceye karşılık olan nesnelerin pratik değerinden çıkmaktadır213. Gerçek, düşünürken bize faydası olan şeydir, nasıl ki hak da eylem halinde bize faydalı olan şeydir. İnsanlar için gerekli olan, uygun olan, iş görecek bir kuram bulmaktır. İşte pragmacılık, bu kuramdır. Görüldüğü gibi, uygulayıcılık, burjuva dünyasında pek tutulduğu ve pek yayıldığı halde, bilimdışı bir kuramdır. Bilimi de açıkça yadsır. James'e göre "İnsanın dünyadaki durumu, kedinin kitaplıktaki durumu gibidir; görür ve duyar ama hiçbir şey anlayamaz". Pragmacılar, dünyanın nesnel gerçekliğine gözlerini kapamışlardır. Gerçek, kendi yararımıza göre belirlenir, özneldir. Pragmatizm, Dewey, F.S. Schiler tarafından izlenmiş; ırkçılığı ve faşizmi açıkça savunmaya kadar çeşitli biçimlere bürünmüştür. Devlet başkanı seçildiği mart ayından bu yana ilk kez ulusa seslenen Putin, Rus parlamentosunda yaptığı konuşmada, Rusya’nın güçlü bir ülke olması gerektiğini ve dış politikanın bu amacı yerine getirmeye yöneleceğini belirtti214. Putin’in, “Dış politikada bağımsız olduğu belli ölçüde iddia edilebilir. Dış politikamız pragmatizm üzerine dayandırılmalı, ekonomik etkinliği temin etmeli ve ulusal amaçlara öncelik vermelidir” dedi. “İfade özgürlüğü, Rus demokrasisinin vazgeçilmez değeri olarak kalacaktır” diye konuşan Putin, ticari medya sahiplerini, medyayı birbirleriyle ve devletle savaşmakta kullanmak ve yanlış haber yaymakla suçladı. Rusya’nın terörizmin tehlikelerinden kurtulması için çaba sarf etmeleri gerektiğini belirten Putin, terörizmin toprak bütünlüğüne sistematik olarak zarar verdiğini ifade etti.

213 214

DAWKINS, Richard; Gen Bencildir, Stil Yayınları, 5. Baskı, İstanbul, 2001, s. 49-102. http://www.evrensel.net/02/11/07/dunya.html#1 , (2003-02-23).

80

Auerbach’ın realizm kavramı çok özel ve belki de inkarcıdır: Ona göre realizm hem sosyal ve siyasi gerçeği anlama hem de ahlaki kararlarla yüz yüze gelen yalnızlık içindeki birisinin gözüyle, trajik olarak anlaşılan, varlık duygusu anlamına geliyor. 4.2. Rusya'nın Müttefikleri Çarlık Rusya’sından ve Komünist Partisi yönetiminden sonra yaşanan yaklaşık 10 yıllık özgürlük döneminin ardından yapılan 26 Mart 2000 seçimlerinde, eski haber alma şefi, Komünist Partisi lideri karşısında zafer kazanarak devlet başkanlığına gelmişti. Özgürlük döneminin hazin sonucu, yalnızca güçlü başkan adaylarının kim olduğuyla sınırlı değildi; halkın demokrasi215 değil huzur, özgürlük değil refah istediğini çok açık biçimde ortaya koymasıydı216. 12 başkan adayının üzerinde birleştikleri konu, Rusya'nın yeniden güçlü devlet haline getirilmesi ve dış politikada Moskova'nın hala en etkili merkezlerden biri olduğunun kanıtlanması amaçlarıydı. İktidara gelişinin üzerinden henüz daha bir ay bile geçmeden Çin'le, NATO ve ABD'ye karşı iki ülke arasındaki askeri işbirliğinin geliştirilmesine dönük bir "Anlayış Muhtırası" imzalayan ve Çin'e Tayvan Boğazı'nda ABD gemileriyle boy ölçüşmesine hizmet edecek destroyerler satan Putin'in bu tutumu, ABD'yi hayli rahatsız etti217. ABD Kongresi tarafından mart ayı başında açıkça dile getirilen bu rahatsızlığa rağmen Putin'in Çin'le askeri ittifakta ısrarlı olması, Çin yönetimini de cesaretlendirdi218. Asya-Pasifik bölgesinde Çin'in yanı sıra ABD'nin hedef tahtasında olan Kuzey Kore'yle de askeri ilişkiler geliştirmeye yönelen Putin'in Kuzey Kore'ye yaptığı ziyaret, Rusya'nın yıllar sonra ABD'ye nasıl da meydan okumaya başladığının bir başka göstergesiydi.

Demokrasi Kavramının geniş ve ayrıntılı açıklaması için bkz. SARTORİ, Giovanni; Demokrasi Teorisine Geri Dönüş, Yetkin Yayınları, Ankara, 1996, s. 2-7. 216 http://www.president.kremlin.ru , (2003-02-19). 217 The New York Times, 2003-05-03. 218 The Independent, 2003-02-26.

215

81

Putin'in ABD'yle hesaplaşma çabasına girdiği bir başka bölge de Ortadoğu oldu. Kruşçev ve Brejnev dönemlerinde Rus emperyalizminin oldukça güçlü bir etki sahibi olduğu bu bölge, Gorbaçov ve Yeltsin döneminde ABD emperyalizmine kaptırılmıştı. Putin'in bir hegemonya alanı olarak Ortadoğu'yu yeniden kazanma politikasının öncelikli ayağı bölgede ABD'yle sorun yaşayan devletlere hamilik rolü üstlenmek oldu. Bu anlamda Putin dönemi boyunca, İran, Irak ve Libya'yla ekonomik ve özellikle de askeri alanda işbirliği anlaşmaları imzaladı219. 4.3. Putin’in Rus Dış Politikasına Getirdiği Yenilikler ve Genel Olarak Rus Dış Politika Konseptinin Temel Yansımaları Rusya iktidarı 10 Ocak 2000'de Rusya'nın yeni Güvenlik ve Savunma Doktrinini kabul etmiştir. Başkanlık seçimlerinden iki gün önce de dış politika konsepti görüşülmüştür ve bazı temel ilkeler belirlenmiştir. Bu iki değerlendirme ışığında, Putin iktidarı döneminde Moskova'nın uluslararası politikalarında ne gibi yenilikler olacağı konusundaki ilk işaretleri kısaca şu şekilde toparlayabiliriz: 1. Daha aktif dış politika: daha geniş bir düzlemde, daha yaratıcı ve girişimci bir çizgi izlemek, eski dostlarla ilişki tazelemek, yenilerini kazanmak için öneriler hazırlamak, 2. Daha açık dış politika: yeni 'demir perde' ve 'duvarlar' örülmemesi, Batı'yla işbirliği (Putin'in NATO'yla ilişkileri yeniden başlatması buna ilk örnek oldu), uluslararası örgütleri etkin biçimde kullanma, 3. Bağımsız dış politika: Rusya'nın her konuda kendi çıkarlarına göre tutum alması, herhangi bir devlet ve devletler grubunun dümen suyunda gidilmemesi, ekonomik ve siyasi kısa vadeli kazanımlar için uzun vadeli hedeflerden ödün verilmemesi,

219

ROSE, Richard & MUNRO, Neil; Elections without Order. Russia’s Challenge to Vladimir Putin, Cambridge University Press, http://www.cambridge.org , Cambridge, UK, 2002, s. 78.

82

4. Ulusal çıkarlar temelinde dış politika: siyasi, ekonomik, askeri vs. konularda Rusya devletinin çıkarlarının başa alınması, en başta yurtdışındaki Rusların korunması (yurtdışında 840 bin kadar Rusya yurttaşının yaşadığı sanılıyor), 5. Pragmatik dış politika220: a. b. c. Uluslararası alanda neyin önemli ve sonuç alıcı, neyin önemsiz ve zaman kaybettirici olduğunun saptanması; Batıyla önemsiz konularda çatışmaya girilmekten vazgeçilmesi, ama uluslararası fırsatlardan sonuna kadar yararlanılması; Dış ilişkilerin Rusya'ya yabancı yatırımcı çekmeye yönelik olarak esnekleştirilmesi. 4.4. Rusya’nın Dış Politikasındaki Yanılsamalar 1992 yılına kadar Boris Yeltsin'in Kafkasya danışmanlığını yapan ve insan hakları konusunda hassasiyetleri ile tanınan ünlü siyasetçi Galina Starovoitova221, 20 Kasım 1998 tarihinde bir faili meçhul cinayete kurban gitmiştir. Starovoitova Çeçenistan'da self-determinasyonu savunan isimlerden biriydi. St.Petesburg'taki evinin önünde kiralık bir katil tarafından öldürülmeden kısa bir süre önce Rusya'da yapılacak cumhurbaşkanı seçimlerine aday olacağını açıklamıştır. Mafya - siyaset bağlantısı üzerine kafa yoran ve kirli ilişkileri ortaya çıkarmaya çalışan Staravoitova, organize suç örgütlerinin de boy hedefi haline gelmiştir. Ama birtakım suç odaklarını asıl rahatsız eden husus belki de onun Çeçenistan konusunda Rusya'nın mevcut politikasını zora sokan bir tavır içinde olmasıydı ve bu tavrın sahibi olarak cumhurbaşkanlığına oynamaya cesaret edebilmesiydi. Bu çerçevede yaptığı çıkışlar son derece cesur bulunuyordu222.

ARI, Tayyar; Uluslararası İlişkiler ve Dış Politika, Alfa Yayınları, 3. Baskı, İstanbul, 1999, s. 23-25, 78-123. 221 Stanislav Cherniavskiy, “The Caucasus Vector of Russian Diplomacy.” Central Asia and the Caucasus: Journal of Social and Political Studies, 2000, no. 5: 94. 222 http://jia.sipa.columbia.edu/journal.html , (2003-02-26).

220

83

Rusya'daki derin devlet cüreti affetmeyecekti ve affetmemiştir de: İnsan hakları savunucusu bir siyaset kadını kurşunlara kurban gitmiştir. Aslında kirli ilişkiler dünyasına ilişkin olarak çok geçmeden aysbergin bir parçası görünmektedir ve kara para aklama skandalı patlak vermiştir. Skandalın ucu Yeltsin'e kadar uzanıyordu. Boris Yeltsin'in kızları Tatiana Diachenko ve Yelena Okulova bu organize suçun birer halkalarıydılar223. Galina Starovoitova, Rusya'nın kendisinin yüzde biri kadar bir toprak büyüklüğüne sahip olan Çeçenlere karşı 1995 yılında başlattığı jenosidi şiddetle kınamış ve Kremlin’in içine girdiği bataklığa dikkat çekmişti. Rusya ilk savaşta bitiremediği planını ikinci kez uygulamaya sokunca kuşkusuz Starovoitova eleştiri oklarını tekrar yöneltecekti. Bu siyaset kadınının ölümüyle sonuçlanan suikastın planlayıcıları arasında Rus gizli servisi ve mafyanın olduğu biliniyordu224. Brown Üniversitesi Thomas J.Watson Jr. Uluslararası Etüdler Enstitüsü'nden Dr. Tilman Zuleh'e bir mektup gönderdiği ortaya çıkmıştır. Bu mektupta Starovoitova, Çeçenistan'ın kendi kaderini kendisinin belirlemesine destek verdiğini açıkça ortaya koymuştu. 15 Ocak 1995'de gönderdiği mektubunda Starovoitova şunları yazıyordu: "Sevgili bay Zuleh, Çeçen halkı için takındığınız tavır dolayısıyla size teşekkür ederim, bunu ben de paylaşıyorum. Kurumunuz hakkında daha fazla bilgi edinmek istiyorum. Ben selfdeterminasyon hakkının savunucularındanım. Şimdi yayına hazır olan kitabımı geçen sene yazdım. Ve bu hakkın hayata geçirilmesi şartlarını açıkladım. Bonn'da Çeçenistan Büyükelçiliği'nin sembolik olarak açılması fikrinizi sevdim, bu fikri destekliyorum."225. Bu olay Rusya'nın politik tercihlerini kritik edecek kişilerin her an Federal Güvenlik Servisi (FSB)'nin boy hedefi haline gelebildiğini göstermiştir.

YELTSİN, Boris; Geceyarısı Günlükleri, Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları, İstanbul, 2000, giriş metni, s. 45-50, 98. 224 ÖZBEK, N., "Rus Dış Politikasında Yeni Yönelimler", Avrasya Dosyası, Cilt: 3, Sayı: 4, Ankara, 1996. 225 http://www.kafkas.org.tr , (2002-08-03)

223

84

4.5. Putin’in İç Politikası Ama bu değiştiremeyecekleri anlamına gelmemektedir. Üyesi olduğumuz İttifak ile Rusya arasında yaşanabilecek gerginliğin yansımalarının, Çeçenistan’daki insanlık dramlarının Türkiye’de hissedilmemesi imkansızdır. Hepsinden önemlisi de iki ülkenin birbirini algılayışı ağır bir tarihi bagajın yükü altında ezilmiştir226. Özellikle de Türkler, ilişkilerin tarihinden ders çıkarttığında işbirliğinden değil savaşlardan, acılardan, göçlerden çıkartmıştır. Zaten tarih de pek parlak sayılmazdı. İki ülke arasındaki ilk ilişki ticari gayelerle 1492 yılında III. İvan’ın Kırım Hanı Mengili Giray aracılığıyla II. Beyazıt’a gönderdiği Mihail Pleşçeyev başkanlığındaki bir sefaret heyeti ile kurulmuş, ama ondan sonra gelen yüzyıllar boyunca ticaretten çok savaş yapılmıştır. İlk ciddi çatışma Ukrayna’daki Çehrin kalesi yüzünden 1678’de yaşanmıştır. Osmanlı ordusunun kaleyi alması ve içindeki 30 bin muhafızı kılıçtan geçirmesiyle de tamamlanmıştır227. İşbirliği yolunda atılan adımlar da hep kerhen atılmıştır. 8 Temmuz 1833 tarihli karşılıklı yardımlaşmayı öngören Hünkar İskelesi Antlaşması Mısır valisi Mehmet Ali’nin gazabından çekinildiği için Babıali tarafından imzalanmıştı. İki dünya savaşı arası dönemde geliştirilen özel ilişkilerin sebebi de Türkiye’nin o dönemde hissettiği yalnızlıktı. Fakat artık zaman değişmiştir. İmparatorluklar geride kalmıştı. Çok uluslu şirketlerin fink attığı günümüz dünyasında “jeopolitik” arkaik bir fanteziden ibaret. “Büyük Oyun” değişimi hala göremeyen gazetecilerin oyunu haline dönüşmüştü. Çoğumuz fark etmesek de “Soğuk Savaş” Türkiye için bile bitti. Zamanın Genelkurmay Başkanı İsmail Hakkı Karadayı’nın Mayıs 1998’de gerçekleştirdiği Rusya ziyareti bu bitişi tescil etmiştir228. İki ülke arasında üstünde çok konuşulmayan “stratejik” çıkar ortaklıkları vardır. Çok kutuplu bir dünya en az Rusya kadar Türkiye’nin de menfaatine. Ayrıca 1936

SAGADEEV, A., "Rusya ve Büyük Güç İdeolojisi", Avrasya Dosyası Cilt: 1, Sayı: 1, Ankara, 1994. CHERNİAVSKİY, Stanislav, "The Caucasus Vector of Russian Diplomacy.", Central Asia and the Caucasus: Journal of Social and Political Studies, 2000, no. 5: 94. 228 AKGÜN, Mensur ; İstanbul Kültür Üniversitesi Öğretim Üyesi.
227

226

85

tarihli Montreux Boğazlar Sözleşmesi’nin iki ülke arasında bir kader bağı oluşturduğu da unutulmamalıdır. Bu sözleşmenin herhangi bir nedenden dolayı revizyonu çökmesi anlamına geleceği, çökmesinin de Boğazlardan savaş gemilerinin serbestçe geçmesine neden olacağı düşünüldüğünde, kader bağının gücü kendiliğinden ortaya çıkmaktadır. 6. Filoyu Karadeniz’de görmek istemeyen Rusya Türkiye’yi hoş tutmak zorundadır. Her şeyin ötesinde iki ülke arasındaki ticari bağlar giderek feda edilemez bir düzeye ulaşmaktadır. Türkiye doğal gazda, Rusya kazanacağı parada birbirine bağımlı hale gelmektedir. Doğal olarak çıkarların her alanda kesişmesi beklenemez. Türkiye’nin Çeçenistan’da olanları tasvip etmesi, Rusya’nın Kafkaslarda hegemonyasını pekiştirmek için yaptıklarını sessizce kabullenmesi imkansızdır229. Önemli olan rekabetin işbirliğini zorlamayacak şekilde yapılması, boru hatları ve petrol gibi konularda değerlendirmelerin önyargılar yerine gerçeklere dayandırılmasıdır. Yeni Rusya liderinin ilk adımı Rusya Federasyonu’nu kurtarmak, devletin (SSCB gibi) dağılmasının önüne geçmek amacına yönelik olmuştur. Çeçenistan’ın Federasyondan ayrılmasının engellenmesi çabalarının yanı sıra, öteki özerk cumhuriyet ve birimlere karşı da önlemler alınmaya başlamıştır. 89 idari birimin liderlerinden oluşan parlamento üst kanadı Federasyon Konseyi bugünkü yapısıyla fiilen ortadan kaldırılmaya, daha sembolik bir biçime dönüştürülmeye başlanmıştır. Bu arada önde gelen bölgesel yöneticilerin katılımıyla oluşturulan Devlet Konseyi adlı yeni kurum yalnızca danışma organı statüsünde tutulmuştur. Parlamentonun alt kanadı Duma artık eskisi gibi etkin ve Başkan’a muhalif değil. Başta “Birlik” fraksiyonu olmak üzere Putin’e bağlı parlamenter grupların dışında, komünistler eski muhalif yapısını önemli ölçüde kaybetmiş, geri plana çekilmiş durumda. İktidarın zaman-zaman ilgi göstererek bölünmüşlüğünden de yararlandığı sağcı-liberal partiler fazla aktif değil. Sonuç olarak Putin Rusya siyaset sahnesine tümüyle hakim durumda. Belki ülkedeki tek gerçek muhalif güç, medya içinde yer almakta, özellikle de başta NTV kanalı olmak üzere “Media Most” yayın holdingi bünyesindedir.
Stanislav Cherniavskiy, “The Caucasus Vector of Russian Diplomacy.” Central Asia and the Caucasus: Journal of Social and Political Studies, 2000, no. 5: 94.
229

86

Burada Putin’in “oligark” olarak nitelenen büyük iş çevrelerine karşı tutumuna değinmekte yarar vardır. Yeltsin’in 1996 başkanlık seçimlerini kazanmasına yardımcı olan güçler, daha sonradan ölçüsüz derecede Kremlin’i etkilemeye başlamıştır. Bunların bir kısmının siyasetçi ve/veya medya patronu kimliği de bulunmaktadır230. Putin, başta bunlar olmak üzere işadamlarını siyasi açıdan korkuttu, Kremlin’le aralarına mesafe koymuştur. Bu arada fiilen basın özgürlüğünü sınırlamıştır. Ancak şimdi sermayedarları ve basını – onlar Putin’in çizdiği sınırlar içinde kaldıkça – daha fazla sıkmayacağını göstermeye çalışmaktadır. Tıpkı “Büyük Rusya”yı kurma amacının “imparatorluğa ve SSCB’ye dönüş” anlamına gelmediğini vurguladığı gibi. Şunu da ekleyelim: Putin’in özerk cumhuriyet ve bölge yöneticilerine, iş çevrelerine ve medyaya karşı attığı adımların ne kadar demokratik olduğu konusu, Rusya’da fazla aktüel değildir. Çünkü son birkaç yıl içinde yapılan anketlerin de gösterdiği gibi, Rusya halkı açısından “kamu düzeni ve asayiş, batılı demokratik değerlerden çok daha önde gelmektedir” ve geleneksel olarak güçlü ve otoriter lider arayışı toplumda hakimdir231. Putin’in en büyük avantajı, halk arasında inanılması güç derecede popüler olmasıdır. Son bir yıldır anketlerde Putin’in popülarite düzeyi yüzde 60-75 oranlarındadır. Attığı adımlarla Rusya siyasi ortamına ve güvenlik organlarına tümüyle hakim olmuştur. Dünyada da kendini kabul ettirme yolunda önemli mesafe kat etmiştir. Tecrübe eksikliğini hızla gidermektedir232. 4.6. Putin’in Dış Politikası Putin Rusya'sının temel dış politikası “çok kutuplu dünya” tezine

dayanmaktadır. Daha önceleri Yevgeni Primakov tarafından ortaya atılmış olan bu politika, ABD dışında kalan bütün ülkelerin çıkarlarına seslenebilecek esneklikte görülmektedir. Avrasyacılık, bir doktrin olarak Rusya’da da gündemde; Erol

Örneğin, Boris Berezovski, Vladimir Gusinski gibi. MANİSALI, E., "Kafkasya - Ortadoğu Terazisinde Politika ve Petrol", Cumhuriyet Gazetesi, 2003-0712. 232 http://www.mid.ru , (2003-02-24).
231

230

87

Mütercimler bu konuda şunu söylüyor233. “Parçalanış sonrası Rus dış siyaseti birbiriyle çatışma halinde olan iki görüş arasında kalmıştır: Batı ile bütünleşmeyi savunan Atlantikçi Görüş ve Rus halkının Büyük Petro zamanında yapılan reformlarla zorla Slav çizgisinden uzaklaştırıldığını ve bu nedenle de reformlara son verilerek geleneksel değerlere dönülmesini gerektiğini savunan Avrasyalıların görüşü bulunmaktadır234. Ayrıca Rusya’nın kim tarafından yönetilirse yönetilsin Halford Mackinder’in jeopolitik merkez dediği topraklar üzerine oturmuş olduğunu ve en güçlü imparatorluk geleneklerinden birinin varisi durumunda bulunduğunu da ileri sürebilirler. ABD’nin Rusya’nın iç anlaşmazlıklarına karışmasının milliyetçi bir karşı harekete neden olabileceğini belirten H. Kissinger önemli bir saptaması da şu “ABD aynı zamanda hem Rusya’yı hem de Çin’i izole edebilir mi ve iç tercihleri uğruna Çin - Sovyet ittifakı olasılığını yeniden canlandırmaya katlanabilir mi?” Yine Füller İslamcı (anti emperyalist) hareketlerin ancak Müslümanlar arasında etkili olabileceğini belirttikten sonra korkusunu şu saptamalarla ortaya koymaktadır. “Statükodan memnun olmayan başka önemli devletler gayri resmi bir ittifakla güç birliği ederek yeni dünya düzeninin evrimini etkileyecek nüfuzu sağlaması ve bu düzende algılanan batı tekelini zayıflatmaya çalışması, düşünülebilecek bir şeydir. Bir hükümet değişikliği durumunda Çin, Hindistan hatta Rusya da sahip olmayan ülkeler kategorisi için potansiyel liderlerdir. Kısa ve orta vadede eski komünist ülkelerle birçok üçüncü dünya ülkesinin reform çabaları başarısızlıkla sonuçlandıkça, bir devletin ya da devletler grubunun yeni dünya düzeninden mağdur olmuş ülkelerin liderliğine soyunmasını beklemeliyiz.”235. Dikkat edilirse Fuller Yeni Dünya Düzeninin

MÜTERCİMLER, Erol; 21. Yüzyıl ve Türkiye, Yüksek Strateji Yayınları, İstanbul, 1997, s. 123-153, 160. 234 http://www.foreignpolicy.org.tr , (2003-02-24). 235 ÖZBEK, N., “Rus Dış Politikasında Yeni Yönelimler”, Avrasya Dosyası, Cilt: 3, Sayı: 4, 1996, Ankara, s. 44-98.

233

88

herkes için iyi olmadığını kabul etmiş durumdadır. Emperyalizmin büyük yalanı yavaşyavaş ortaya çıkıyor. Ve emperyalistler giderek kaygılanmaya başlıyorlar236. ABD’nin Avrasya’daki menfaatlerini güvenlik, siyasi ve ekonomik olarak üçe ayıran Ariel Cohen, şunları söylüyor. “ABD’nin milli menfaati, Avrasya’nın istikrarını gerektirmektedir. Rusya ve BDT’deki kaos soğuk savaştan kalma nükleer güçlerin üzerindeki kontrolü tehlikeye sokabilir, reform yanlısı hükümetleri devirebilir ve milliyetçi anti batıcı rejimlerin oluşumlarına neden olabilir.”237 Cohen bu olasılığın engellenmesinin serbest piyasa adına büyük bir zafer olacağını da eklemektedir238. Bütün bunlar batı emperyalizminin özellikle de ABD’nin bu bölgede anti emperyalist akımların güçlenmesinden rahatsız olduğunu gösteriyor. Yani bir anlamda ne yapmamız gerektiğinin ipuçlarını da veriyor. Avrasyalılara göre Batı dünyasının bir parçası olmaları durumunda Rusya’nın ve Rusların bir millet ve devlet olarak yaşama şansları kalmıyor”239. Daha çok komünistler ve aşırı milliyetçilerden oluşan Avrasyalılar Rusya’nın çıkarlarını doğuda görmektedirler. Bu süreci Zeynep Dağı ise bu şekilde özetlemektedir240: “Reformistler popülist politikaları ve şok terapi niteliğindeki ekonomik reformları nedeniyle giderek güç kaybettiler. Bütün bu gelişmeler üzerine Yeni Asyacılar diye adlandırılan grup önce iç politikada ve giderek dış politikada söz sahibi oldu. Üst düzey askeri ve sivil bürokratların241 başını çektiği Yeni Asyacılar; reformistleri ütopik olmakla suçlamakta, sürekli bir dostluğun değil sürekli bir çıkarın varlığını vurgulamaktadırlar. Dış politikanın demokrasi242 ve insan hakları gibi kavramlar üzerine inşa edilemeyeceğini savunmaktadırlar. Ülke ekonomisini ve askeri yapısını Batıyla entegre etmeye çalışan politikaları asimetrik bir bağımlılığa yol açacağı iddiasıyla şiddetle eleştirmektedirler.
YILMAZ, M., “Avrasya. Yeni Bir Uygarlık Yolu olabilir mi?”, Türkiye Günlüğü, sayı: 49, Ankara, 1998. 237 ÖZKIRIMLI, Umut; Milliyetçilik Kuramları. Eleştirel Bir Bakış, Sarmal Yayınevi Yayınları, 1. Baskı, İstanbul, 1999, s. 34-35, 89. 238 The Independent. 239 KÖNİ, H., “Türkiye’nin Şeytan Üçgeni”, Savunma ve Havacılık, cilt:12, no:1, 1998, s. 12-15. 240 Kaynaklar: http://www.aydinlanma1923.org adresinden alınmıştır. 241 SARIBAY, Ali Yaşar; Kamusal Alan, Diyalojik Demokrasi, Sivil İtiraz, Alfa Yayınları, 1. Baskı, İstanbul, 2000, s. 78-90. 242 a.g.k. , s. 65-67.
236

89

Sadece batıya yönelik tek seçenekli dış politika yerine dikkatlerin Çin, Hindistan, İran gibi çeşitli bölgelere yönelebileceği çok seçenekli dış politikayı savunmaktadırlar. Yeni Asyacıların bakış açısında Rusya’nın jeopolitik gerçekliliğinin önemli rol oynadığını görebiliriz.“ Bu yazılanlara bakılınca Türkiye’de gerçek anlamda Avrasya seçeneğini savunanların söylemleriyle bir çok ortak nokta göze çarpmaktadır. Biz Kemalistler ülkemizin ulusal çıkarlarını savunurken Rusya’da da Yeni Asyacıların (ya da Avrasyacıların) kendi ulusal çıkarlarını savunduklarını görüyoruz243. İki ülkedeki Avrasyacılar da gerçek düşmanı yani ABD ve Batı emperyalizmini doğru olarak belirledikten sonra ikinci adımda emperyalizme karşı daha güçlü bir karşı koyuşu gerçekleştirebilmek için bölgesel işbirliğinin yollarını aramalılardır. Bu iyimser gelişmeye karşın Rusya ile önemli sorunlarımız olduğu da ortadadır244. “Dış politika-dış ticaret” bağını öncelikli kılan Putin, bu yeni anlayışı yaygınlaştırmak için yoğun çaba sarf etmektedir. Yeltsin dönemine kıyasla Putin zamanında dış gezi ve temaslarda kat-kat artış gözlenmektedir. Bu aktifliğin dayandığı yeni politikanın yöneldiği geniş yelpazeyi, Putin’in gittiği ülkeler245 de göstermektedir: Bu ülkeler İngiltere ve Almanya, Kuzey Kore ve Küba, Belarus ve Azerbaycan’dır. Putin Batı ile işbirliğini savunan pragmatik246 bir lider. Ama ulusal çıkarların Batı’nın siyasi tavırlarıyla örtüşmediği noktalarda Rusya’nın kendi tavrını koyması gerektiğini düşünmektedir. Örneğin, batıdan büyük krediler beklentisiyle İran’la askeri ticareti askıya alan 1995 Çernomırdin-Gore anlaşmasından geçen Kasım ayında vazgeçilmiştir; bu arada Rusya silah satışlarında son yıllarda kaybettiği konumu yeniden kazanmak için bizzat Putin’in başkanlığında kurulan bir komisyonla birlikte bir atağa kalkmıştır. Öncelikli bölgelerin başında ise Rusya’nın dışında 11 eski Sovyet
ONAY, Yaşar; Rusya ve Değişim, Nobel Yayınları, 1. Baskı, Ankara, 2002, s. 79-90. http://www.aydinlanma1923.org/sayi/21/21-04.htm , (2003-02-23). 245 PUTİN’in yaptığı tüm dış geziler resmi Web Site’ında, yaptığı konuşmalar, imzaladığı uluslararası antlaşmalar ve işgüzar seyahatler sırası ile detaylı bir şekilde yayınlanmıştır. Çalışmada kullanılan tüm bilgiler bu siteler takip edilerek derlenmiştir. :. http://www.putin.ru , http://www.kremlin.ru , (2003-0219). 246 Türkçe’ye Kelime Tercümesi “ Pratik ve Yararlı “ Şeklindedir.
244 243

90

cumhuriyetinin de yer aldığı Bağımsız Devletler Topluluğu gelmektedir. Orta Asya, Kafkasya, Orta Doğu ve Balkanlar247 için yeni ve daha aktif politikalar oluşturulmaya çalışılmaktadır. Çin, Hindistan ve Japonya başta olmak üzere dış politikanın “doğu cephesi” pekiştirilmektedir. Uluslararası ilişkilerde eski ideolojik kalıplar ve dostluk nutukları yerine, ekonomik işbirliği ve özellikle de enerji konuları öne çıkmaktadır. Özbekistan’ı tehdit eden İslamcı radikal güçler, Kazakistan’da Rus azınlığın sorunları248, Kafkasya’da Karabağ ve Abhazya gibi sorunlar ve Rus üsleri ileriki dönemde Rusya’nın etkinliğini arttırmak için kullanacağı noktalar arasında olacaktır. Duma, bölge hükümetlerinin249 dış borç almasını yasaklayan yasa tasarısını da ikinci oylamada onayladı. 305 milletvekilinin kabul oyu kullandığı oylamada, 5 milletvekili çekimser kaldı, ret oyu çıkmamıştır250. Tasarı, anayasa gereği Duma tarafından yapılacak 3. oylamadan sonra parlamentonun üst kanadı Federasyon Konseyi`ne gönderilecektir. Yasa tasarısı Federasyon Konseyi`nden de geçerse Rusya`da ancak birkaç bölgenin dış borç alabilme imkanı kalacaktır. 1998 ekonomik kriziyle beraber Rusya bölgelerinin ayrı olarak dış borç alımları, merkezi hükümeti çok zor duruma sokmuştur. Rusya hükümetine ekonomik önerilerde bulunan ve bölge hükümetlerinin sağlam bütçe yapmalarını sağlamaya çalışan RusyaAvrupa Ekonomi Siyaseti Kurumu`ndan Rory MacFarquhar, Rusya Federasyonu`na bağlı cumhuriyet ve bölge hükümetlerinin dış borç almasını yasaklayan yasanın güçlü bir mali politika olduğunu bildirmiştir.

ÇALIŞ, Şaban H.; Hayaletbilimi ve Hayali Kimlikler. Neo-Osmanlılık, Özal ve Balkanlar, Çizgi Kitabevi Yayınları, Konya, 2001, s. 37-45. 248 “Moscow And Astana’s Three Priorities” 21 June 2000, Current Digest of the Post-Soviet Press, 19 July 2000: 17. 249 Bölge Hükümetleri Hakkında Ayrıntılar:. http://www.government.gov.ru adresinden (2003-02-19) tarihinde alınmıştır. 250 http://arama.nethaber.com , (2003-01-22).

247

91

4.6.1. Putin’in Çeçenistan’a Yönelik Uyguladığı Politika 1996 Ağustos kayıtlarına göre Çeçenistan'ın son resmi statüsü 2001 tarihine kadar ertelenmiştir. Bu zamana kadar Çeçenistan resmi ordu komutanı Aslan Mashadov'un devlet başkanlığında bağımsız kabul edilmektedir. Bununla beraber Moskova'ya göre bu yenilgi utanç vericiydi ve her iki tarafın da öç almak ve birbirlerini sınamak için yaptıkları bir savaştır. Öncekilerden daha hırslı ve saldırgan biri olan Putin'in atanması, ayaklanma olan bölgelerde ordu tarafından yapılacak olan yeni uygulamaların habercisi olmuştur. 1999 Ekimi'nde Moskova'da apartmanlarda bir çok kişinin ölümüne ve pek çok maddi zarara sebebiyet veren bir dizi bombalama olayları şaibeli bir biçimde Çeçenlerin suçlanmasında bahane olarak kullanılmıştır. Bu olaydan Çeçen ayrılıkçılarını sorumlu tutan hükümet vakit kaybetmeden ayaklanma bölgelerine saldırı düzenlemeye başlamıştır. Kampanyayı gerilla muhalefet kuvvetlerine karşı, başkent Grozni'yi yok eden ve diğer şehirleri de enkaz yığını haline getiren Rus güçlerinin üstün gelmesi karakterize edilmektedir. Daha önce olduğu gibi savaş süreci yavaş ve dolambaçlıydı. Kitle imha silahlarının sistematik olarak kullanımı ve ağır silahlarla yapılan hücumlar izne bağlıydı251. Ancak 2000 yılının ilk aylarında Rusya, ulusal ve uluslararası protestoları dikkate almayarak Çeçenistan'ı tamamen idaresi altına almıştır. Dağlardan gerilla saldırılarına devam eden savaşçılar ile Çeçenlerin stratejisi Rusya'yı mümkün olduğu kadar uzun süre denge dışı tutmaktır252. Rusya parlamentosunda Çeçenistan'ı temsil edecek üyenin belirleneceği seçim öncesi direnişçiler Moskova ile işbirliği yapan Çeçenler'e yönelik saldırılarını yoğunlaştırdı. İnterfaks Ajansı'nın haberine göre, Urus - Martan kasabası Belediye Başkanı'nın oğlu, evinin kapısını çalarak, "Sana Moskova'dan paket geldi" diyenlerin bıraktığı bombalı çantanın patlamasıyla öldü. Seçime aday olarak katılan İsa
http://www.chechnya.com , (2003-02-23). MANSUR, Raul; Moskva. Görsel Gezi Rehberleri Serisi, Dost Kitabevi Yayınları, Ankara, 1999, s. 45-100.
252 251

92

İbrahimov'un evine de bombalı saldırı düzenlendi. İbrahimov'un oğlunun hafif yaralandığı saldırı, çevredeki evlerde de hasara yol açtı. Bu arada Rusya Devlet Başkanı Boris Yeltsin'in doğduğu Yekaterinburg kentinde faaliyet gösteren mafya grubu, seçimlere katılmak amacıyla parti kurdu. Moskova'da yayınlanan İzvestiya gazetesinin manşetten verdiği habere göre, bölge halkının yakından tanıdığı Uralmaş adındaki yasadışı grubun üyelerinden bazıları sabıkalı, bazıları da polis tarafından aranan kişiler. Kuruluş belgelerinde mafya partisinin amacının, "halkın isteklerinin toplumsal ve siyasi yaşama aktarılması olduğu" belirtilmektedir. Kentte kısa bir süre sonra belediye, valilik ve Rusya parlamento seçimleri yapılacaktır. Rusya'da şimdiye kadar çok sayıda mafya üyesi, dokunulmazlığa kavuşabilmek amacıyla seçimlere katılmıştı. Ancak, mafyanın "resmen" parti kurduğu ilk kez görülmektedir253. İzvestiya'ya göre, parti lideri Aleksandır Habarov, 1996 yılında, izinsiz silah taşımak dahil, değişik suçlardan tutuklanmış bir kişidir. Habarov'un yardımcısı ve hareketin "iki numaralı" ismi işadamı Aleksandır Kruk, partinin "kasası". 23 kurucu arasında yer alan "baba" lakaplı Konstantin Tsıganov, polis tarafından arandığı için Rusya dışına kaçmış bir kişidir. İzvestiya, Yekaterinburg polisinin kısa bir süre önce düzenlediği operasyonda "bazı parti mallarına el konulduğunu" yazmıştır. Gazetenin sözünü ettiği "parti malları", sekiz kalaşnikov, beş tabanca, tanksavar mayın ve çok sayıda mermiden oluşuyor! Siyasi mücadeleyi silahla yürüten partinin faaliyetlerinin başında ise, seçimlerdeki olası rakiplerinin telefon konuşmalarını dinleyerek şantaj yapmaktır. Mafya partisinin asıl gelir kaynağını ise, Yekaterinburg'taki bal üreticilerinden ton başına 200 dolar haraç almak. Kent Valisi Eduard Rossel, bölgede Uralmaş adında bir mafya grubu olduğunu kabul etmemektedir, ancak güvenlik kuvvetleri parti üyelerine karşı gizli operasyonlarda bulunmaktadır. İşin ilginç yanı, parti tüzüğünde, "üyeleri partinin, parti de üyelerinin davranışlarından sorumlu değildir" maddesinin bulunması. İzvestiya, "Mafya partisi ciddi-ciddi seçimlere hazırlanıyor" diye yazdı.
253

SAMİ, H., "Avrasya Seçeneği", Öncü Kadro, sayı 7/8, 1998, Eskişehir.

93

İnternet’te direnişçilerin görüşünü yansıtan Kavkaz sitesi de, "hain" olarak nitelediği dört kişinin "cezalandırıldığını" duyurdu. Kavkaz, şeriat mahkemelerinin Moskova ile işbirliği yapan 34 kişi hakkında ölüm cezası kararı aldığını, 80 kişinin dosyalarının ise incelendiğini belirtti. Çeçen Yüksek Askeri Konseyi üyesi Supyan Abdullayev, bugün yapılacak seçimleri, "anlamsız bir siyasi şov" olarak niteledi. Oylamayı "yasadışı" olarak tanımlayan Abdullayev, "Ruslar, seçimi engellemeye çalışacağımızı söylemektedir. Ama, olmayan bir şey engellenmez ki "dedi. Rusya'da parlamento seçimleri geçen aralık ayında yapılmış, ancak şiddetli çatışmalar nedeniyle Çeçenistan'da sandık kurulmamıştı.254 Putin bu olayla beraber çok puan topladı ve böylece Yeltsin de nihayet, keyifsiz255 olduğu açıkça görülen başkanlık koltuğunu başkasına devretmek gerektiğini hissetti256. Keyifsiz başkan yeni yılın başında emekliye ayrıldığını açıkladı. 2000 Martı'na ayarlanan başkanlık seçimlerinde Putin'in oyların % 50'sini alarak ilk turu alması biraz sürpriz oldu. Bastırılmış Çeçenistan sorunu çözülmediği takdirde Putin dikkatini Rusya'nın bozuk siyasi ve ekonomik yapıları üzerine yoğunlaştıramayacaktı. Bunun ilk belirtileri arasında Putin'in birçok hükümet tarafından benimsenen geniş özerklik uygulamasını kısıtlamayı önermesi gösterilebilir257. Putin'in yakın ilişkiler içinde bulunduğu FSB’ nin258 büyük bir rol ile görevlendirildiği de gayet açıktır. Ülke dışında Putin'in en büyük sorunu, batıda hükümetin puan toplamasını sağlamak ve destek bulmaktır ve buna dayanarak finansal kaynak bulacağını ummaktadır. Daha geniş açıdan bakıldığında Güvenlik Konseyi'ne sürekli üyeliği Rusya'ya üst seviyede ses getirmektedir, fakat bir zamanlar etkisinin yoğun olduğu dünyanın pek çok bölgesinde -örneğin Orta Doğu ve Afrika- ağırlığı göz

St. Petersburg Press (2000-2007). http://www.rambler.ru , (2003-02-23). 256 “Moscow And Astana’s Three Priorities” 21 June 2000, Current Digest of the Post-Soviet Press, 19 July 2000: 17. 257 YELTSİN, Boris; Geceyarısı Günlükleri, Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları, İstanbul, 2000, s.1245, 98-100. 258 Rusça’sı Federalnaya Slujba Bezopasnosti gibi olan, 3 sözcüğün baş harflerinin birleşimiyle ortaya çıkmıştır. Türkçe’ye tam tercümesi “Federal Güvenlik Servisi” şeklindedir. http://www.fsb.gov.ru , (2003-01-22).
255

254

94

ardı edilmektedir. Yeltsin dönemi boyunca Ruslar Putin'den ve yeni Başbakanı Mikhail Kasyanov'dan daha çok şey beklemişlerdir259. 4.6.2. Putin’in Kafkasya Politikası Gorbaçov ve Yeltsin dönemi boyunca, Kafkaslarda at koşturarak, bir yandan Rusya'nın parçalanması ve denetim altına alınması sürecini hızlandıran, diğer yandan da kendine yeni hegemonya alanları açan ABD emperyalizmine son yılların en sert cevabı, Putin döneminde verildi. Putin, Rusya'nın "arka bahçesi" olarak gördüğü Kafkaslarda Rusya'nın kontrolünü artırmak ve istikrar istiyordu260. Bu, ABD'ye bölgede gözdağı vermeyi de gerekli kılması bakımından, askeri icraat ve tehditlerin başat rol oynadığı bir süreç olarak yaşandı. Çeçenistan harekatıyla bu doğrultuda ciddi bir adım atan Putin, Rusya'nın 1989'da çekilmek zorunda kaldığı Afganistan'ı bombalamakla tehdit etti. Afganistan'a duyduğu bu "özel ilgi"yi Afganistan kaynaklı kökten dinci silahlı hareketlerin bölgeyi karıştırmasıyla açıklamaktaydı. Putin iktidarının Kafkaslar'a yönelik bu yeni militarist politikası, Bakü-Ceyhan Boru Hattı, Mavi Akım projesi ve daha bir dizi projede ABD'nin Kafkaslar'daki piyonu olarak rol oynayan Türkiye'yi de orta ve uzun vadede tehdit eden bir nitelik taşıyor. ABD’ nin bugün Kafkasya bölgesine olan merakı hem Kafkasya bölgesini NATO içine almak261 hem de bölgenin inkar edilemez petrol kaynaklarıdır. Bugün Azerbaycan’da İngiltere’nin BP Amoco AİOİC ve ABD’nin diğer petrol şirketleri faaliyettedirler. Bu büyük Petrol şirketleri neredeyse ABD’ nin Kafkasya Politikasını yönlendirilmesinde ve yönetilmesinde önemli rol üstlenmiş şirketten ziyade bir dış Politika belirleyici aktör konumundadırlar.

http://www.uluslararasiegitim.com/ulkeler/rus/yasam/tarih.asp , (2003-01-22). Stanislav Cherniavskiy, “The Caucasus Vector of Russian Diplomacy.” Central Asia and the Caucasus: Journal of Social and Political Studies, 2000, no. 5: 94. 261 The USA Leadership Challenge Foreign Policy Into The 21 st Century, s. 14.
260

259

95

4.6.3. Putin'in Avrupa Politikası ve Dışişlerinde Operasyon Hazırlığı Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin'in, Dışişleri Bakanı İgor İvanov'u görevden almaya hazırlandığı öne sürülmektedir. Gerekçe, İvanov'un Batı ile ilişkileri geliştirmekte yetersiz kalmasıdır. İvanov'un, Putin'in 11 Eylülden sonra uyguladığı dış politikayı tümüyle benimsemediği ve zaman-zaman sivri çıkışlar yaptığı konusu daha önce de defalarca gündeme gelmiştir262. Şu günlerde Putin'in yeni bir dışişleri bakanı arayışı içine girdiği söylentileri yaygınlaşmış bir durumdadır. Geçen hafta Putin'in, İvanov'un yerine liberal “Yabloko” Partisi lideri Grigoriy Yavlinski'yi getirmeyi planladığı öne sürüldü. Rus haber sitesi Lenta.ru'nun Kremlin yetkililerine dayandırarak ortaya attığı iddiaya göre Putin, çalışmalarından memnun kalmadığı Dışişleri Bakanı'nı değiştirmeyi ve muhalif Yavlinski'yi iktidara kazanmayı amaçlıyordu. Rusya'nın kaliteli diplomatlara sahip olmadığından yakınan Putin, dışişleri bakanlığı personelini ve Bakan İvanov'u263 batı medyası ile başarılı ilişkiler kuramadıkları gerekçesiyle ağır bir şekilde eleştirmiştir264. Ancak daha sonra bu iddia yalanlandı ve konunun daha çok, seçimler arifesinde puan almak isteyen Yabloko Partisi tarafından gündeme getirildiği vurgulandı. Ancak bakanın değişeceği konusundaki söylentiler ortadan kalkmadı. Son iddiaya göre, Putin, bir hemşehrisini, Petersburg Üniversitesi Rektörü Bayan Verbitskaya'yı dışişleri bakanı yapmak istemiştir265. Söylentilerin bir bölümü de, Rusya liderinin yakında dışişleri bakanlığında bir temizlik harekatına girişeceği ve bu arada, pek çok büyükelçiyi görevinden alarak Kremlin'e yakınlığıyla bilinen Tek Rusya Partisi'nin parlamentoya girmesi istenmeyen üyeleri için yer açacağı yolundadır266. Brzeszinski; öncelikle Avrasya’nın önemini

İVANOV, İgor Sergeyeviç; Rusya’nın Dış Politikası ve Dünya (Makaleler ve Toplantılardan derleme), Uluslararası İlişkiler Moskva Devlet Üniversitesi, Rusya Siyaset Ansiklopedisi – ROSSPEN Yayınları, Moskva, 2001, s. 34-45, 143. 263 a.g.k. , s. 21-32. 264 a.g.e. , s. 93. 265 St. Petersburg Press, 2003-02-26. 266 http://www.rusyaonline.com/devlet.shtml , (2002-08-03); Haber yayım tarihi: 7/18/02.

262

96

anlatıyor. ” Avrasya’ya egemen olan güç dünyanın en ileri ve ekonomik olarak verimli üç bölgesinden ikisini kontrol edebilmektedir267. Dünya nüfusunun yaklaşık %75’i Avrasya’da yaşamaktadır ve hem ekonomik girişimler hem de yer altı zenginlikleri bakımından dünyanın fiziksel zenginliklerinin de çoğu oradadır. Avrasya dünya GSMH’ sının %60’ına ve bilinen enerji kaynaklarının dörtte üçüne %75 sahiptir. Avrasya aynı zamanda dünyanın siyasal olarak en iddialı ve dinamik devletlerinin bulunduğu yerdir. ABD’den sonra en büyük altı ekonomi ve en büyük altı silah alıcısı Avrasya’da bulunmaktadır. Dünyanın biri hariç resmi olarak bilinen tüm nükleer güçleri ve de gizli nükleer güçlerinin tümü Avrasya’da bulunmaktadır. Bölgesel hegemonya ve küresel etki heveslisi olan, dünyanın en kalabalık nüfuslu iki devleti Avrasyalıdır. ABD önceliğinin bütün potansiyel siyasi ve ekonomik meydan okuyucuları Avrasyalıdır. Bereket versin ki Avrasya ABD’ye göre, siyasal olarak bir bütün oluşturmak için fazla büyüktür”. Merkezi oyuncuların ve kilit mihverlerin önceden belirlenmesinin Avrasya kıtasındaki potansiyel büyük meydan okunmanın önceden görülmesine yardımcı olacağını söyledikten sonra şu soruyu soruyor. Avrasyacı ekol Turan halklarının (Fin-Uygur, Moğol, Türk, Mançu,) etno-kültürel bağlarını ve İskit, Hun, Göktürk, Moğol imparatorlukları gibi devletler çerçevesinde siyasi kader birliğini öne sürmekte, Rusların da tarih boyunca bu çevre içinde bulunmalarından ötürü bunlarla bütünleştiğini dolayısıyla bir Avrasya Turan halkı olabileceğini savunmaktadır. Ancak bazı Rus çıkar çevreleri bilimsel açıdan değil, siyasal oportünizm açısından bu tezleri yozlaştırarak, Avrasya milletleri üzerindeki mevcut Rus egemenliğine yeniden meşruiyet kazandırma peşindedirler.” Ülkü, Rus Avrasyacılığıyla Türk Avrasyacılığı arasındaki mücadelenin yoğunlaşmasının Sultan Galiyev’in başkaldırısıyla ortaya çıktığını da ekliyormuş268. Oya A. Mugisuddin Rus milliyetçiliğinin gittikçe daha şöven bir hal aldığını ve bunu kökten dincilikle birleştirdiğini batının ise Avrasya’da büyük bir politik otorite
267

ROSE, Richard & MUNRO, Neil; Elections without Order. Russia’s Challenge to Vladimir Putin, Cambridge University Press, http://www.cambridge.org , Cambridge, UK, 2002, s. 101. 268 http://www.mid.ru , (2003-02-26).

97

boşluğu yaşanarak bölge istikrarının bozulacağı endişesiyle Rusya’ya arka çıktıklarını belirtiyor. Artur Sagadeev de SSCB dönemindeki Ruslaştırma politikaları ile Çarlık rejiminin büyük güç ideolojisi269 arasında bir devamlılık olduğunu yeni SSCB yöneticilerinin proletarya enternasyonalizminden vazgeçerken bile büyük güç ideolojisinin değişmediğini bu eğilimin Rusya federasyonu döneminde de sürdüğünü vurguluyor. Stephen Blank, İran ve Rusya’nın genellikle Kafkasya ve Orta Asya’da enerji konusundaki gelişmeler üzerinde Batı’nın kontrolünü veya etkisini engellemek için uyum içinde hareket ettiklerini belirtmenin yanında Rusya’nın dış politikası hakkında şu yorumu yapıyor270. “Hangi yeni Avrasya koalisyonları olasıdır. Hangileri ABD çıkarları için en tehlikelileri olabilir ve bunların önüne geçmek için ne yapılabilir.”271 Brzesinski’nin Avrasya satranç tahtasında oynanacak oyunda çekindiği hamleler şunlardır. “Orta alan (Rusya) Batıyı reddeder, iddialı bir tekil oyuncu olur ve Güney üzerinde kontrol elde ederse, ya da büyük doğulu oyuncularla bir ittifak kurarsa, o zaman ABD’nin Avrasya’daki önceliği ciddi biçimde daralır. Aynı şey, iki büyük doğulu oyuncunun bir şekilde birleşmeleri durumunda da söz konusu olabilir. 4.7. Rusya – Türkiye İlişkileri Nadir Özbek şu yorumu yapıyor. “Türkiye’nin Kafkasya272 ve Orta Asya’da enerjik bir politika yürütme arzusu Rus dış politikasında273 Avrasyacı vurguların şimdi

SAGADEEV, A., “Rusya ve Büyük Güç İdeolojisi”, Avrasya Dosyası Cilt: 1 Sayı: 1, Ankara, 1994. RAŞİD, Ahmed; Orta Asya’nın Dirilişi. İslam mı, Milliyetçilik mi?, Cep Kitapları Yayınları, 1. Baskı, İstanbul, 1996, s. 23-28. 271 CHASE, Robert; HILL, Emily; KENNEDY, Paul; Eksen Ülkeler. Gelişen Dünyada ABD Politikasının Yeni Hatları, Sabah Kitapları, 1. Baskı, İstanbul, 2000, alıntı. 272 a.g.m. 273 İVANOV, İgor Sergeyeviç; Rusya’nın Dış Politikası ve Dünya (Makaleler ve Toplantılardan derleme), Uluslararası İlişkiler Moskva Devlet Üniversitesi, Rusya Siyaset Ansiklopedisi – ROSSPEN Yayınları, Moskva, 2001, s. 3-19, 23-89, 124, 143-147.
270

269

98

olduğu kadar keskinleşmediği hayli erken dönemlerde bile Rusya ile Türkiye’nin karşı karşıya kalmasına yol açmıştır.”274 Bu yorum da gösteriyor ki Rusya’da reformistlere karşı Avrasyacı275 eğilimler güç kazanıyor. 1992 yılında Rusya Federasyonu Başkanlık danışmanlığı yapan Sergei Stankoviç ise “Dış politikamızda Atlantikçilik ve Avrasyacılık olarak tayin edilmiş iki yol ortaya çıkmıştır” dedikten sonra Rusya’nın doğu ve batı arasında yeni bir denge araması gerektiğini söylüyor. İrfan Ülkü Avrasyacılık adıyla bilinen tarihçilik ekolünün düşünsel önderlerinin Prens Trubetskoy, G. Vernadski, P. Savitski gibi Rus Milliyetçileri olduğunu ve başlıca tezlerinin Avrasya milliyetçiliği ve Avrupa’ya karşı güvensizlik olduğunu söylüyor, ve ilginç bir yorumda bulunuyor. “Avrasyacı tezin Rus düşüncesindeki rolüyle Yusuf Akçura’nın Üç Tarz-ı Siyaseti’nin hemen-hemen aynıdır diyebiliriz. Ancak siyasi hedefler farklı kimi zaman birbirine karşıdır276. “Rusya’nın temel hedefi BDT’nin kendi himayesi altında yeniden

birleşmesidir.” Blank Rusya’nın bugünkü stratejisinin Çarlık ve Sovyet böl-yönet politikalarından oluştuğunu277, Rusya’nın; üsler ve kalıcı stratejik destek noktaları elde etmek AKKA’yı değiştirmek kendine özel bir nüfuz sahası oluşturmak ve yerel enerji sektörü üzerinde kontrolü ele geçirmek için Gürcistan ve Azerbaycan’a karşı ayrılıkçıları desteklediğini söylüyor. Mevlüt Tikence de Rusya’nın 1992’den itibaren BDT’yi kendi federasyonunun doğal bir parçası olarak görmeye başladığını Kafkaslardaki ülkeleri birbiriyle çatıştırdığını olmaz ise bu ülkelerdeki etnik grupları içinde yaşadıkları ülkelerle çatıştırarak sözde arabulucu olarak tekrar bölgeye nüfuz etmeye başladığını ve bunun sonucunda Gürcistan ve Azerbaycan’ın BDT’ye girmek zorunda kaldıklarını söylemektedir278.

RAŞİD, Ahmed; Orta Asya’nın Dirilişi. İslam mı, Milliyetçilik mi?, Cep Kitapları Yayınları, 1. Baskı, İstanbul, 1996, s. 34-98. 275 BUZE, Ö. “Avrasya’nın Gücü” - “ABD’nin Avrasya Jeostratejisine Karşı Avrasya Seçeneği, Aydınlık, 2002. 276 YILMAZ, M., “Avrasya. Yeni Bir Uygarlık Yolu olabilir mi?”, Türkiye Günlüğü, sayı: 49, Ankara, 1998. 277 CROZIER, Brian; The Rise and Fall of The Soviet Empire, An Imprint of Prima Publishing, National Review, California, USA, 2000, s. 67, 98-102, 105. 278 Stanislav Cherniavskiy, “The Caucasus Vector of Russian Diplomacy.” Central Asia and the Caucasus: Journal of Social and Political Studies, 2000, no. 5: 94.

274

99

Tüm bu veriler bizim Avrasyacılığımızın279 bu bölgede anti emperyalist bir işbirliğini hedeflerken Rusya’daki Avrasyacılığın daha yayılmacı ve bölgeyi kontrol amacı taşıdığını gösteriyor. Rusya’nın son yıllardaki dış politikası bunun örneklerini veriyor. Ama yinede batıcı reformist eksenin dışına çıkılması potansiyel olarak önemlidir. Üstelik görülüyor ki Rusların da içinde bölgesel bir güç birliğini savunanlar da var. Bu sürecin sonunda Ruslar da, Türkler de bölgesel işbirliğinin gerekliliğini daha iyi kavrayabileceklerdir. İki ülke de Batıdan hiçbir faydanın gelmediğini anlayacaklardır diye umuyoruz. ABD bugün dünya üzerindeki küresel hakimiyetini sürdürebilmesinin ön koşulunun Avrasya’ya hakim olmak olduğunu kavramış bir durumdadır280. Nitekim Zbigniew Brzezinski hem katıldığı sempozyumlarda hem de Sabah Yayınları tarafından basılan “Büyük Satranç Tahtası Amerika’nın Önceliği ve Bunun Jeo - Stratejik Gerekleri” adlı kitabında bunu açıkça ortaya koyuyor. ABD Avrasya’daki etkinlik mücadelesinde Türkiye’yi bir piyon olarak kullanmak istemektedir281. Son olarak ABD’nin batılı partnerleri tarafından Batı çevresindeki tüneğinden çıkarılması otomatik olarak ABD’nin Avrasya satranç tahtasındaki oyuna katılımının sona erdiği anlamını taşırdı.” Brzesinski SSCB’nin Yugoslavya’nın ve Irak’ın parçalanmasından tatmin olmamış ki Rusya’nın üçe bölünmesini önerirken (Bir Avrupa Rusya’sı, bir Sibirya Cumhuriyeti, ve bir Uzakdoğu Cumhuriyeti) bir yandan da Türkiye ve İran’ın ulusal bütünlüklerinin belirsiz kaldığını iddia ediyor. Acaba bu bir saptama mı yoksa bir temenni midir?282 . Kimi aydınlarımız da Avrupa tarafından dışlanmamızı ABD ile işbirliği yaparak dengeleme stratejisinin gelecekteki sonuçlarını yeterince göz önüne almadan, bölgede ABD politikalarının ortaklığını destekliyorlar. Bazı düşünce adamlarımızın ve yazarlarımızın son dönemde Brzezınski’nin kitabına bolca atıfta bulunduklarını ve
279

BUZE, Ö. “Avrasya’nın Gücü” - “ABD’nin Avrasya Jeo stratejisine Karşı Avrasya Seçeneği, Aydınlık, 2002. 280 CHASE, Robert; HILL, Emily; KENNEDY, Paul; Eksen Ülkeler. Gelişen Dünyada ABD Politikasının Yeni Hatları, Sabah Kitapları, 1. Baskı, İstanbul, 2000, s. 45-46, 100-123. 281 a.g.m. 282 MANİSALI, E., “Brzesinki’nin Anımsattıkları”, Cumhuriyet Gazetesi.

100

Türkiye’nin dış politika seçeneklerini ABD’ninkilerle uyarlamaya çalıştıklarını görmekteyiz283. Şükrü Elekdağ şunları söylüyor: “Bu noktadan hareketle Brzesinski

Washington’un ana hedefinin, Avrasya’nın altı büyük stratejik oyuncusu olan, Fransa, Almanya, Rusya, Çin, Japonya ve Hindistan’ın aralarında birleşerek Amerika’ya karşı ittifaklar oluşturmalarını önlemek olması gerektiğini vurgulamaktadır. 21. asırda284 Washington’un Avrasya stratejisi ABD’nin güvenlik ve refahı için olduğu kadar, süper güç statüsünün korunması açısından da hayati önem taşıyacaktır. Avrasya’daki özel jeostratejik konumu nedeniyle, Türkiye’nin ABD stratejisi çerçevesinde önemli bir yere oturtulması beklenmelidir. Hazar - Ceyhan285 boru hattı projesiyle Türkiye’nin enerji üretim projelerine ABD tarafından verilen destek bunun ilk işaretleri olmaktadır.” Ergun Balcı da petrol boru hatları konusunda, Elekdağ’ı destekliyor. “Brzezinski’nin belirttiği gibi ABD gerek Avrupa gerekse Asya’da tek bir ülkenin egemen olmasını istemez. ABD’nin Avrasya’da tek ülkenin egemen olmasını engelleme politikası günümüzde de devam ediyor. ABD bu nedenle Orta Asya’da ve Kafkasya’da petrol yollarının Rusya’nın denetimi altına girmesini engellemek için Bakü - Ceyhan boru hattı projesini desteklemektedir.”286 Hasan Köni ise burada farklı bir tutum izleyerek, şunları söylüyor. “Türkiye’nin stratejik yanılgısı belki de Rusya Federasyonu’nun etkin olduğu bir alanda enerji sahasında etkin olmak için bu alana uzaktan müdahale eden ABD’yle anlaşmasıdır. 1996 yılından itibaren ABD’nin Avrasya enerji koridorunda Türkiye’yi desteklemesi, batının yanında bu kadar kayıtsız şartsız yer alan bir devlete Çin’in ve Rusya’nın

ARI, Tayyar; Uluslararası İlişkiler ve Dış Politika, Alfa Yayınları, 3. Baskı, İstanbul, 1999, s. 12-56, 78, 89-115. 284 KENNEDY, Paul; Yirmi Birinci Yüzyıla Hazırlanırken, Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları, 2. Baskı, Ankara, 1996, s. 210-234. 285 “Russia Defines Its Priorities On The Caspian,” 18 July 2000, Current Digest of the Post-Soviet Press, 16 Aug. 2000: 17; “Making The Caspian A Sea Of Peace and Stability,” 28 July 2000, Current Digest of the Post-Soviet Press, 23 Aug. 2000: 16. 286 RAŞİD, Ahmed; Orta Asya’nın Dirilişi. İslam mı, Milliyetçilik mi?, Cep Kitapları Yayınları, 1. Baskı, İstanbul, 1996, s. 35-56.

283

101

duyduğu

güvensizlik
287

nedeniyle

şimdilik

pek

başarılı

bir

ortam

olarak

gözükmemektedir.”

Erol Manisalı’nın bir süredir dile getirdiği önemli bir gerçek ise bölgede Brzesinski’ye uyup Rusya’yı karşımıza almamızın Türkiye’nin ulusal çıkarlarına288 uygun olmadığını gösteriyor. Çünkü ABD’nin bölgedeki çıkarı Türkiye’ninkinden farklı. Türkiye petrole ihtiyaç duyarken ABD yeni petrol alanlarının açılmasını istemiyor. Irak’a ısrarla ambargo uygulanmasının nedenini bir düşünün. Bu da Bakü Ceyhan senaryosunun bir aldatmaca olduğunu düşündürtüyor. Manisalı, bununla ilgili olarak şu yorumu yapıyor. “ABD’nin çıkarları İran dışında Körfezdeki üreticilerin çıkarları ile özdeşleşmiştir. Hazar’da büyük çaplı üretime geçilmesi Ortadoğu İhracatçıları ve ABD’nin zararına olur. ABD Hazar petrollerini en az 15 - 20 yıl sonra, o da ancak kendisi Hazar’da yöneten konumda ise devreye sokmak istemektedir. “ 4.7.1. Putin Siyasetinin Türkiye’ye Etkisi Korkulanın aksine Putin’in iktidara gelmesi Türkiye’yi hemen-hemen hiç etkilemedi. İki ülke arasında buzlar zaten Yeltsin döneminde erimişti. Ankara “Adriyatik’ten Çin Seddi’ne politikasını” terk etmiş, AKKA’nın kanatlar sorunu ABD’nin attığı son dakika golüyle çözülmüş, Çeçenlere derin devlet-PKK’ya Duma desteği son bulmuş, Kıbrıs’a niyet S-300’ler Girit’e kısmet olmuş, Türkiye’yi yakından ilgilendiren Karabağ konusunda Moskova daha adil bir politika benimsemiştir. İki ülke arasındaki tek sürtüşme unsuru olan Boğazlardan geçiş ise, BaküCeyhan projesinin gerçek rakibinin Bakü-Novorossisk hattı olmadığının anlaşılması ve eski Deniz Kuvvetleri Komutanı Güven Erkaya’nın başında olduğu bir ekibin çabaları sonucunda çözümlenmiştir289.

BRZESİNSKİ, Z., “Büyük Satranç Tahtası Amerika’nın Önceliği ve Bunun Jeo-stratejik Gerekleri”, 1998. 288 Ulus-Devletlerde çıkar kavramı için :. MACHIAVELLI, Niccolo; Il Principe. The Prince – Hükümdar, Şule Yayınları, İstanbul, 1997 incelenebilir. 289 http://www.evrensel.net , (2003-02-26).

287

102

Putin işbaşına geldiğinde önünde pek çok sorun bulmuştu. Ama bu sorunların arasında Türkiye yoktu. Türkiye bir rakip ya da hasım olmaktan çok Mavi Akım ve diğer projelerle işbirliği yapılabilecek bir ülkeydi. Yine, Erol Manisalı’nın Brzezinski’yi eleştirisi de çok önemli. “Brzezinski ABD’nin nasıl tek üstün güç konumuna geldiğini ilginç itiraflarda bulunmaktadır290. ABD yalnızca ekonomik, askeri, teknolojik ve kültürel hegemonyası ile değil adı uluslararası olan büyük kuruluşları istediği gibi yönlendirebildiği için tek üstün güç olmuştur diyor. Bunlar büyük ölçüde bilinen şeyler. Brzezinski daha ilginç bir şey söylüyor. ABD istediklerini uzlaşmaya ve diyaloga açık bir yöntemle yaptırır diyor. ABD hegemonyasının gerektirdiği bir düzen kurmuş; o zaman diğer devletler, kurumlar, firmalar, bireyler ne yapacaklardır.” Manisalı ABD’nin dümen suyuna gitmek gerektiğini söyleyenleri eleştirerek, bunların göstermelik uzlaşma ve diyalog yöntemini bazen barış bazen demokrasi diye yutturabileceklerini söylüyor ve şöyle devam ediyor. “Başka bir görüş ise daha farklı rüzgarlar estirir. Toplumsal (ulusal) çıkarları esas almak dayatmalara direnmek.” 291 Graham Fuller ve Ian Lesser ise açıkça şunu dile getiriyorlar. “Avrupa kendi perspektiflerine göre çıkarları başka bir yerde, Müslüman dünyasında olan bir ülkenin güvenliğiyle ilgili otomatik bir sorumluluk üstlenme konusunda gitgide isteksiz bir hale gelebilir. Bu Türkiye’ye felaket getirecek, ABD Türk işbirliği umutlarını ciddi bir şekilde kısıtlayacak ve bunun uzantısı olarak, ABD’nin Kafkaslar ile Ortadoğu’daki hareket serbestisini azaltacaktır.”292 Üstelik ticaret hacmi sürekli artmakta, Moskova’yı Enka-Koç ortaklığı doyurmakta, askeri teknolojik işbirliği gelişmekteydi. Ancak ülkeye Orta Asya ve Kafkaslarda oynayamayacağı ağırlıkta roller biçenler, bölge ülkelerinin tercihlerine rağmen önderlik etmesi gerektiğine inananlar, Batıya coğrafyadan başka satacak bir

TİKENCE, M., "Rusya Federasyonunun Orta Asya Politikası", Strateji, 96/3, Ankara, 2002. SARTORİ, Giovanni; Demokrasi Teorisine Geri Dönüş, Yetkin Yayınları, Ankara, 1996, s. 23-127. 292 Stanislav Cherniavskiy, “The Caucasus Vector of Russian Diplomacy.” Central Asia and the Caucasus: Journal of Social and Political Studies, 2000, no. 5: 94.
291

290

103

şeyimiz olmadığını sananlar Putin’in iktidara gelişinden hiç hoşlanmadılar. Kafkasların istikrarı için attığı adımları eleştirdiler. Ankara’yı basiretsizlikle suçladılar. Neyse ki iki ülke arasındaki ilişkilerin seyrini değiştiremediler293. 4.7.2. Rusya Dış Politikasında Türkiye Faktörü Geçtiğimiz bir yıl içinde Türkiye’nin dış politikası294 üzerine yapılan yorumlarda Avrasya bölgesine yapılan vurgular son derece arttı. Aslında Avrasya; bir coğrafi bölgeyi nitelendirmenin dışında Avrasyacılık olarak tanımlanabilecek bir politik tavrı hatta belki de jeopolitik ağırlıklı bir doktrini de tanımlıyor. Jeopolitik yönü güçlü bir ideoloji olan Kemalizm’de de ciddi bir Avrasya düşüncesi bulunmaktadır. Her şeyden önce emperyalizmin ulusal devletlerin kurulmasını istemediği bu bölgede ulusal bir devlet yaratmak için bölgenin özellikleri öncelikle göz önüne alınmalıdır. Mustafa Kemal’in SSCB ile kurduğu ilişkiler, Balkan ve Sadabat Paktları ve genel olarak Mustafa Kemal’in dış politikası bunun göstergesidir. Burada Helmut Schimidt’in Brzezinski’nin kitabına getirdiği eleştirilerin anlamlı ve ders verici olduğunu düşünüyoruz. “ABD’nin gücü zaman içinde azalacaktır295. Brzesinski’nin amacı ise buna rağmen ABD hegemonyasını sürdürebilmektir. Yazar Avrupa bütünleşme sürecinde kaydedilen aşamaları ve NATO’nun doğuya doğru genişlemesini memnuniyetle karşılıyor. Ancak bunu yaparken bölgedeki ülkelere ABD’nin müşterileri ve onun bağımlıları gözüyle bakıyor. Bazı Britanyalılar bu türden sınıflandırmalara ses çıkarmayabilirler ama Kıta Avrupalılarının çoğu böyle davranmayacaklardır296.

MANİSALI, E., "Brzesinki'nin Anımsattıkları", Cumhuriyet Gazetesi, 2003. ARI Tayyar; Uluslararası İlişkiler ve Dış Politika, Alfa Yayınları, 3. Baskı, İstanbul, 1999, s. 24129. 295 CHASE, Robert; HILL, Emily; KENNEDY, Paul; Eksen Ülkeler. Gelişen Dünyada ABD Politikasının Yeni Hatları, Sabah Kitapları, 1. Baskı, İstanbul, 2000, s. 34-90. 296 MANİSALI, E., “Brzesinki’nin Anımsattıkları”, Cumhuriyet Gazetesi
294

293

104

Tam tersine Brzezinski’nin ABD üstünlüğü savlarını bölgenin kendi kaderini tayin hakkını güvence altına alacak daha güçlü bir Avrupa Birliği kurulması için yeni bir neden sayarlar.”297 Yazdıklarından, ABD’li düşünce adamlarının Avrasya’da ABD hegemonyasını sarsacak bir güçten yada ittifaktan açıkça çekindiklerini anlıyoruz. Örneğin Henry Kissinger, “Jeopolitik olarak Amerika, kaynakları ve nüfusu Birleşik Devletlerden çok fazla olan büyük kara parçası Avrasya’nın kıyılarından uzak bir adadır. Avrasya’nın iki başlıca küresinin – Avrupa ve Asya – herhangi birinin tek bir büyük devlet tarafından egemenlik altına alınması, soğuk savaş olsun veya olmasın ABD için stratejik tehlikenin iyi bir tanımını oluşturur.” 4.8. Avrasya’da Değişen Güç Dengelerinin Rusya’ya Tesiri Türkiye’de Avrasya üzerine düşünce ve strateji geliştirenlerin ikiye ayrıldıklarını görüyoruz. Bunların bir kısmı 1990’lardan bu yana değişen dünya konjonktürünü baz alarak, Türkiye’nin AB dışında kaldığının kesinleştiği ve bölgenin büyük enerji kaynakları ve bunların iletim yollarının tartışıldığı bir dönemde, genelde ulusal çıkarlarımız açısından konuya eğilmektedirler. İkinci gruptakiler ise birinci gruptakilerin çabalarına ortak olmanın ötesinde Avrasya’nın gelecekte dünya emperyalist bloklarının karşısında bir güç ve azgelişmişlerin emperyalizme verebilecekleri bir yanıtın temel ekseni olabileceği iddiasındalar. Aslında başlıkta belirtilen her iki görüşü de savunanlar bazı istisnalar dışında Türkiye Cumhuriyeti’nin ulusal çıkarlarını ön planda tutuyorlar298. Bu yüzden biz Kemalistler olarak bu iki grubun düşüncelerine de çok önem veriyoruz ve Kemalist bir bakış açısıyla Avrasya seçeneğini incelerken bu görüşlerin tümünü göz önüne alıyoruz. Bizce iki grubunda belli bazı konularda eksiklikleri bulunmaktadır299.

YILMAZ, M., “Avrasya. Yeni Bir Uygarlık Yolu olabilir mi?”, Türkiye Günlüğü, sayı: 49, Ankara, 1998. 298 DAWKINS, Richard; Gen Bencildir, Stil Yayınları, 5. Baskı, İstanbul, 2001, s.49-90, 93-94. 299 http://www.evrensel.net , (2003-02-26).

297

105

1.

Birinci gruptakiler bugünün güç dengelerini incelediklerinde bölgede

Rusya’nın Slav - Ortodoks yaklaşımına karşı ve komşularımızın Yunanistan, Güney Kıbrıs, Suriye, İran, Ermenistan’ın Rusya ile birlikte bize karşı oluşturduğu cepheyi yarabilmek için ABD’nin işbirliğini arıyorlar. Bu tavır bu konjonktürde doğru gibi görünmekle birlikte Türkiye’yi bölgede ABD’nin taşeronu durumuna getirebilir, ve tüm Avrasya’yı emperyalist sisteme eklemlemenin aracı olabilir. Bu grubun başta ABD emperyalist güçlerin bölgedeki amaçlarını tahlil etmede kimi zaman yetersiz kaldıklarını da görüyoruz. Ama buna rağmen düşüncelerinin temelinin ulusal çıkarlarımız olduğu açıktır. . 2. İkinci gruptakiler Avrasya Seçeneği’ni dünyadaki emperyalist kutuplara karşı azgelişmişlerin anti - emperyalist bir blok yaratma şansı olarak değerlendiriyorlar ama bizim de desteklediğimiz bu 21.Yüzyıl stratejisini nasıl uygulayabileceğimiz konusunda somut verilere sahip değiller. Örneğin Rusya’nın bu stratejide Türkiye’nin doğal ortağı olması gerektiği doğru tespitini yaparken Rusya’nın Türkiye karşıtı tutumunun nasıl yıkılabileceği belirsiz. Bölgedeki Türklerin Rusya ve Çin tarafından baskı altında tutulmaları sorununun nasıl aşılacağı da belirsizdir300. Şimdi öncelikle bu iki grubun argümanlarını eleştirel bir gözle inceleyip bunları Kemalist bir bakış açısıyla yorumlayalım. Amacımız 1. Gruptakiler gibi Ulusal bağımsızlığımızı temel alan kısa ve orta vadeli Avrasya Stratejilerini, emperyalist sisteme karşı kurulacak bir Avrasya güç birliği hedefi ile buluşturmaktır. AB’den dışlanmamızın da etkisi ile Türk Dış Politikası bir arayışın içinde. Bu arayış doğal olarak Türkiye’nin yıllardır sürdürdüğü güdümlü dış politikalardan ve bunların iç etkilerinden kurtulmaya olanak yaratıyor. En azından bunların tartışma gündemine getirilmesini sağlamaktadır301. Bugün Türk Dış Politikası’nın başında Mümtaz Soysal’ın kısa bakanlık dönemini saymazsak 1980 sonrasının en tutarlı dış işleri bakanının bulunduğunu

MÜTERCİMLER, Erol; 21. Yüzyıl ve Türkiye ,Yüksek Strateji Yayınları, İstanbul, 1997, s. 45-68, 98-103. 301 GÖNLÜBOL, Mehmet; Sar, Cem; SANDER, Oral; KÜRKÇÜOĞLU, Ömer;... ; Olaylarla Türk Dış Politikası, Siyasal Kitabevi Yayınları, 9. Baskı, Ankara, 1996, s. 32-123.

300

106

söyleyebiliriz. Üstelik bu dönemde birikimli iki devlet bakanı Şükrü Sina Gürel ve Ahad Andican da İsmail Cem’e yardımcı oluyorlar. DSP’nin etkisi altında olan dışişleri bakanlığı daha ilk günlerden “bölge merkezli dış politika” kavramını dile getirmeye başladılar. Bu kavram Bülent Ecevit’in 1995’den beri dile getirdiği bir modeli belirtmektedir302. 4.9. Siyasetçilerin, Askerlerin ve Yazarların Avrasya Projesi Üzerine Düşünce ve Stratejileri İsmail Cem Dışişleri Bakanlığı ve DPT’nin hazırladığı “Türkiye 2010-2020 Küresel Aktörün Doğuşu” adlı çalışmayı basına tanıtırken şunları söyledi. “AB içinde yer almak istiyoruz. ama bizim vizyonumuz çok daha geniş. Kendi hedefimizi yükselen Avrasya gerçeğinin merkezi, belirleyicisi olarak tanımlamaktayız.” Devlet Bakanı Ahad Andican da 21. yy’ın başlarında hala ciddi bir stratejik hammadde kaynağı olma özelliğini devam ettiren petrol, altın, doğalgaz ve uranyum gibi kaynakları bol olan Avrasya’nın Batı tarafından bir “Arabizasyon”laşma sürecine uğratılmaya çalışılacağını söylüyor ve Türk dünyasının bunu engellemeye çalışması gerektiğini de belirtmektedir303. Türkiye’de baskın eğilim Avrasya stratejilerini Azerbaycan ve Orta Asya Türk Cumhuriyetleri ile sınırlı görmek. Ama artık yavaş-yavaş Avrasya’yı genel bir jeopolitik bakışla yorumlayan yazılara da rastlıyoruz. Avrasya ile ilgili ilk yorumlar genelde Cafer Tayyar Sadıklar’ınkiler ya da Yasin Aslan’ınkiler gibiydi. Sadıklar şunları söylüyor. “Avrasya’nın iki önemli özelliği bulunmaktadır. Bunlardan biri bölgede yaşayan ülkelerin çoğunun Müslüman ve Türk olmasıdır. Bu gerçeğin bir sonucu olarak Türkiye Avrasya bölgesinin beyni haline gelmiştir. İkinci özellik ise, bölgedeki tek demokratik ve laik Müslüman ülkenin Türkiye olmasıdır. Bu da Türkiye’nin önemini bir kat daha arttırmaktadır.” Yeni Türk

302 303

http://www.foreignpolicy.org.tr , (2003-02-24). COHEN, A. "ABD'nin Yeni Rusya Politikası", Avrasya Dosyası, Cilt: 1, Sayı: 1, Ankara, 1994.

107

Dünyası Kuşağının varlığının 21. Asırda304 özellikle Asya kıtası305 ile ilgili jeopolitik düşüncenin en önemli unsurlarından birini oluşturacağını söyleyen Yasin Aslan’ın değerlendirmesi ise şöyle; “Rusya Orta Asya ve Moğolistan, Çin ise Tibet ve Uygur özerk bölgesi üzerinde kontrolü sağlamaya çalışmaktadır. Ancak bölge ülkelerinin maksimum bağımsızlığa kavuşma istek ve çabaları Rus ve Çin hakimiyetine büyük tehlike oluşturmaktadır. Ancak Kazakistan306 ve Özbekistan arasında olduğu gibi, söz konusu devletler arasında ortaya çıkan iç çekişmeler, iki hakim gücün işini kolaylaştıracaktır. Türkiye, Pakistan, İran ve Hindistan Orta Asya’daki diğer birinci dereceli önemli ülkelerdir. Onlar Rus Çin hegemonyasına karşı güç dengesi olarak

değerlendirilmektedirler.” Bu yorumlar içlerinde doğrular olmakla birlikte fazla derinliği olmayan yorumlardı. Ama artık Avrasya seçeneği daha derinlemesine tartışılmaya başlanmaktadır307. Murat Yılmaz, Türkiye Günlüğü’ndeki yazısında stratejik mücadelenin muharebe meydanının Avrasya olacağı anlaşıldığını belirtikten sonra şöyle devam ediyor. “Fakat biz burada stratejik tartışmaların ötesinde Avrasya’nın barındırdığı kültürel imkanların tartışılmasını teklif ediyoruz.” Büşra Ersanlı Behar ise Avrasya’yı oldukça farklı yorumlamaktadırlar. Biz Kemalist bir tavırla Avrasya’da ulusal devletlerin işbirliğine vurgu yaparken Behar şöyle söylüyor: “Avrasya gerçeği Sovyet sisteminin308 dünya siyasetine son katkısıdır. Lenin’in ulusların kendi kaderini tayin hakkı anlayışı başından beri ulus devlet modelini dışlamıştır.309

MÜTERCİMLER, Erol; 21. Yüzyıl ve Türkiye ,Yüksek Strateji Yayınları, İstanbul, 1997, s. 76. KENNEDY, Paul; Yirmi Birinci Yüzyıla Hazırlanırken, Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları, 2. Baskı, Ankara, 1996, s. 45. 306 “Moscow And Astana’s Three Priorities” 21 June 2000, Current Digest of the Post-Soviet Press, 19 July 2000: 17. 307 BALCI, E., "ABD ve Çin", Cumhuriyet Gazetesi, 2003. 308 CROZIER, Brian; The Rise and Fall of The Soviet Empire, An Imprint of Prima Publishing, National Review, California, USA, 2000, s. 45-78. 309 WALKER, Martin; Dev Uyanıyor.Lenin’den Gorbaçov’a, Altın Kitaplar Yayınevi Yayınları, 1.Baskı, İstanbul, 1989, s. 75.
305

304

108

İmparatorluk, sosyalist birlik ve Avrasya BDT’si bir tarihsel devamlılık içerisinde çokulusluluğu bir kimlik310 haline getirmiştir. Rus siyasal düşüncesinde yüzyılın başından beri varolan ancak son on yılda politika gündemine gelen Avrasya anlayışı aslında eski imparatorlukların sınırlarını anımsatır311. Bu çerçevede millet bilincini ya da duygusunu devlet sınırlarının dışına taşır. Rus milliyetçiliği312 içinde dinin ve dilin önemli rolleri olduğu gibi doğu - batı senteziyle Avrupa’ya bir meydan okuma ve alternatif medeniyet sahasını diğer ulus ve kültürlerle birlikte oluşturma yaklaşımı da bulunmaktadır.” Prof. Dr. Mahir Kaynak’ın konuyla ilgili önemli ve ilginç saptamalarına da yer veriyoruz. “Çin’in hızla gelişen ekonomisinin büyük bir hammadde ve enerji açığına yol açması kaçınılmaz görünüyor ve en kolay ulaşabileceği yerin Orta Asya olduğu anlaşılıyor. Türklerin açmazı buradadır. Çin’i kendileri için bir tehdit olarak algılayan ülkeler özellikle ABD onu sınırlamak için Rusya’yı desteklemek zorundadır. Bu doğal kaynakları garanti altına almayı da içermektedir. Bir başka alternatif Çin nüfuzuna karşı bağımsız Türk bloğunun Rusya ile İttifak içinde olmasıdır. Böyle bir çözüm eğer Türkiye Orta Asya ile bütünleşmek yakınlaşmak istiyorsa Türkiye ve Rusya’nın da ittifak içinde olması gerekir. Hem Rusya hem Çin’e karşı bağımsız ve onlarla ittifaksız bir çözüm mümkün gözükmemektedir. Bugün Rusya’nın stratejisi Türkiye’de dahil bütün Türk dünyasını kendisi ile ittifaka yönlendirmektir. Rusya’nın Türkiye üzerindeki etkisinin giderek arttığının farkında değiliz.” 28 Nisan 1998 tarihinde Harp Akademileri’nde düzenlenen “Kafkaslar, Ortadoğu ve Avrasya Perspektifinde Türkiye’nin Önemi” sempozyumunda Harp Akademileri eski komutanı emekli Orgeneral Kemal Yavuz’un sunduğu bildiriden bazı bölümleri aktaralım. Yavuz; tek kutuplu bir dünya siyasi konjonktürünün adil ve huzurlu bir dünya yaratmayacağını söyledikten sonra şu saptamalarda bulmaktadır.

ERALP, Atila; Devlet, Sistem ve Kimlik. Uluslararası İlişkilerde Temel Yaklaşımlar, İletişim Yayınları, 4. Baskı, İstanbul, 2001, s. 34-79, 89, 93-95, 101-123. 311 SARIBAY, Ali Yaşar; Siyasal Sosyoloji, Der Yayınları, 4. Baskı, İstanbul, 1998, s. 43-78. 312 ÖZKIRIMLI, Umut; Milliyetçilik Kuramları. Eleştirel Bir Bakış, Sarmal Yayınevi Yayınları, 1. Baskı, İstanbul, 1999, s. 103, 112.

310

109

ABD

artık

Avrasya’nın

düzenleyicisi

olduğunu

Ortadoğu’da

Pax

Amerikana‘nın tesisine başlandığını bu paktın ABD’nin denetimi altında Türkiye, İsrail ve Ürdün’den meydana geldiğini, ABD’nin gruba Mısır’ı da sokmaya çalıştığını fakat başarılı olamadığını söylüyor. “Rusya Federasyonu iki istikametten (Kafkaslar ve Kazakistan), İran iki istikametten (Azerbaycan ve Türkmenistan), Türkiye ise Azerbaycan üzerinden Orta Asya’ya yönelmeye çalışmaktadırlar313. Bu istikametlerin dikkat çeken tarafı büyük ülkelerin birbirlerinin ayaklarına basmamaya gösterdikleri özene karşılık bölgesel güçlerin hareket istikametlerinin kesişmesidir”. Yavuz şöyle devam ediyor: “Devlet yönetimine toplumsal menfaatlere yönelik bir anlayış sağlayarak halkımızın maddi ve manevi yönden tatmin ve ikna edilmesi suretiyle toplumsal uzlaşma ve uyumu sağlamak ve buradan alınacak güç ve ile çok daha kişilikli bir dış politika yürüterek ulusal çıkarları ön plana çıkarmak ve sağlamaktır.”314 Yine aynı sempozyumda söz alan KHA Öğretim Başkanı Dr. Kur. Kd. Albay Yılmaz Tezcan; Avrasya’yı şöyle tanımlıyor. “Avrasya, değişimlerin en yoğun yaşandığı 2010 yılına kadar istikrar ve güvenliğin tehlikeye girdiği hassas bölge olmaktadır. Dünya Sovyetler Birliğinin sahneden çekilmesi ile ABD’nin liderliğini yaptığı güç merkezlerinin çekim alanına girdi, bölgesel hakimiyet ve global etkinlik teorileri hızla gündeme gelerek, soğuk savaşta tesis edilen barış dengesi bozulmuştur.” Tezcan Avrasya’daki risk ve tehditleri Batı - Kuzey - Doğu - Güney Eksenleri olmak üzere dört grupta analiz ediyor. Bu tehditlerden doğu eksenli olanlarından birini de İran-Rusya-Çin arasındaki işbirliği ve bunun geliştirilmesi olarak belirliyor. Bu saptama çok önemli çünkü kimi çevrelerce Rusya-Çin yakınlaşması ve anti ABD’ci tutumuyla İran bağımsız bir Avrasya bloğu oluşumunun temel aktörleri olarak da görülüyorlar. Dz. Kur. Kd. Albay Nazmi Çeşmeci “Hem potansiyel riskler ve belirsizlikler ortamının merkezinde hem de enerji kaynakları ve yeni pazarların kesişme

ELEKDAĞ, Ş., “ABD Stratejisi ve Türkiye”, Milliyet Gazetesi, Mayıs, 2000. “Moscow And Astana’s Three Priorities” 21 June 2000, Current Digest of the Post-Soviet Press, 19 July 2000: 17.
314

313

110

yolları üzerinde bir istikrar adası gibi Türkiye Avrasya stratejisinde emsalsiz bir konum kazanmıştır.” diye bahsetmektedir. Çeşmeci Almanya’nın Türkiye’nin AB’ye alınmasına karşı çıkışını da yine Avrasya ile ilişkilendirerek şöyle yorumluyor. “Almanya; Türkiye’yi AB içine almayı ekonomik yönden olduğu gibi stratejik açıdan da çıkarlarına uygun görmüyor. AB içinde milyarlarca mark harcanarak güçlendirilecek bir Türkiye mevcut dinamizmi ve tarihi kültürel avantajları ile öncelikle balkanlar ve Kafkaslarda etkisini kısa zamanda artırarak Almanya’nın Baltık - Karadeniz mihveri ve buradan Kafkaslar ve Orta Asya yoluyla, Avrasya koridoruna ulaşacak Alman etkisinin önüne bir engel olarak çıkabilir.” Türk Silahlı Kuvvetlerimiz NATO konseptinin değiştiğini ve bölgedeki ulusal çıkarlarımızın Kuzey Irak örneğinin gösterdiği gibi ABD ile uyum içinde olmadığını görmüş durumda bu yüzden Türk Silahlı Kuvvetleri’nin Avrasya stratejilerinin belirlenmesinde önemli bir rol oynayacağını söyleyebiliriz.

111

BEŞİNCİ BÖLÜM IRAK SAVAŞI, GÜNCEL HADİSELER ve 2003 SONLARINA DOĞRU SİYASİ GELİŞMELER IŞIĞINDA BUGÜNKÜ RUSYA 5. RUSYA ve NATO’NUN GENİŞLEME SÜRECİ NATO'nun, Rus emperyalizminin eski hegemonya alanı olan Varşova Paktı ülkelerini de içine alan bir tarzda genişleme sürecine girmesi, son birkaç yıldır toparlanma ve yeniden hegemonya alanlarını ele geçirme çabasına giren Rusya'yı rahatsız etmiş ve bu rahatsızlık geçen yıl ki Yugoslavya harekatı sırasında doruğuna çıkarak Kremlin'in NATO'yla "Barış İçin Ortaklık Paktı" ilişkilerini dondurmasına kadar varmıştı. Putin döneminde yürürlüğe giren yeni "Ulusal Güvenlik Stratejisi Belgesi" ve "Askeri Doktrin"le daha da gelişen NATO karşıtı tutum, NATO'ya karşı askeri tedbirler alınmasıyla yeni bir boyut kazandı. Ocak ayında Çin ile anlaşma imzalayarak NATO'ya karşı ittifak yapan Rusya, Basra Körfezi'nde NATO'ya karşı askeri varlık bulundurma tutumuna da girmiştir315. Putin iktidarının ilk ayında yaşanan bu gelişmeler üzerine Moskova'ya giden NATO Genel Sekreteri George Robertson'un temasları, çelişkileri zayıflatan bir sonuca ulaşmadı. Özellikle Yugoslavya saldırısından sonra, NATO-Rusya Kurucu Senedi'nin yetersiz kaldığını belirten ve NATO'nun karar mekanizmalarında yer almak konusunda kendisine yazılı güvence verilmesini isteyen Rusya, bu tutumunu, Robertson'un ziyareti sürecinde de sürdürdü. Robertson'un bu konularda tavize yanaşmaz bir tutum izlemesi, görüşmelerin ardından NATO-Rusya ilişkilerinin daha da gerilmesinin vesilesi olmuştur.

315

http://www.kremlin.ru , (2003-02-24).

112

Robertson'un sonuçsuz kalan ziyaretinin ardından, NATO'ya karşı tutumunu daha da sertleştiren Putin'in Ukrayna ziyareti sırasında yaptığı; "Madem ki NATO bizi istemiyor, biz de NATO'nun sınırlarımıza yaklaşmasını istemiyoruz" açıklaması ve NATO'nun doğuya doğru genişlemesine karşı nisan ayında Beyaz Rusya ile 300 bin kişilik bir ortak NATO karşıtı askeri güç oluşturma yönünde bir anlaşma imzalaması, sorunun daha da şiddetleneceğini göstermektedir316. Putin döneminde Rusya'nın Avrupa politikasının iki temel yönü bulunmaktadır; ABD ile Avrupa arasındaki çelişkileri derinleştirerek açığa çıkarmak ve bu çelişkiler üzerinden ABD'ye karşı çıkması muhtemel Avrupalı emperyalist güçlerle işbirliğini geliştirmektir317. 5.1. NATO'nun Genişleme Süreci Putin, bu politikayı uygulamaya dezavantajlı bir konumdan başladı. Çeçenistan gibi Rusya'nın oldukça hassas olduğu bir konuda Avrupalı emperyalist güçlerin gösterdikleri tepkiler ve Putin'in Çeçenistan'nın Rusya'nın bir parçası olduğunu iddia etmesi, Avrupa-Rusya ilişkilerini geren bir rol oynamıştır. AB ve Rusya arasındaki karşılıklı sert mesajlarla süren bu gerginlik, nisan ayı başında Avrupa Konseyi Parlamenterler Meclisi'nin Çeçenistan’daki insan hakları ihlallerini gerekçe göstererek Rus parlamenterlerinin AKPM'de oy kullanma haklarını ellerinden almasına kadar bulunmaktadır. Duruma sert tepki gösteren ve her ne pahasına olursa olsun Çeçenistan'daki politikasını değiştirmeyeceğini ilan eden Putin, Çeçen direnişinin ezilmesinin ardından Avrupa gezisine çıkmıştır318. Bu cepheler dünya sistemindeki hiyerarşileri hedef almadan hiçbir şey yapmanın mümkün olmadığının bilincinde olmalıdırlar. Bu da ulusal boyutun hafife alınmamasını gerektirir. Böylesi bir ilerici ulusçuluk bölgesel işbirliğini dışlamaz tam tersine büyük

YILMAZ, M., “Avrasya. Yeni Bir Uygarlık Yolu olabilir mi?”, Türkiye Günlüğü, sayı: 49, Ankara, 1998. 317 ÜLKÜ, İ., "Yükselen Avrasyacılık: Bir Tarihsel İdeolojinin Jeopolitiği", Ortadoğu Gazetesi, 2004. 318 http://www.questia.com , (2003-02-26).

316

113

bölgesel bütünleşmeler oluşturmayı özendirmelidir. Bu bölgesel bütünleşme modeli emperyalist küreselleşmenin aktarma kayışı işlevi görmek üzere egemen çevrelerce tasarlanandan çok farklı olmaktadır319. Anti-emperyalist mücadeleyi İslam önderliğinde bir yapılanma da gören ve diğer üçüncü dünya ülkelerini İslam ile ittifak yapacak ikincil güçler olarak değerlendiren Roger Garaudy bu saplantısına rağmen yeni bir Bandung önerisi ile ve azgelişmişlerin bir araya gelerek IMF’ ye olan borçlarını ödemeyi reddetmeleri gerektiğini söyleyerek önemli bir çıkış yapmış oluyor320. Garaudy İran’ın NATO’nun ihtirasları karşısında Avrasya’nın önemli bir kısmının yeniden bir araya toplanmasının potansiyel merkezini oluşturduğunu iddia ediyor. Avrasya ve Latin Amerika’nın zorunlu olarak birliğe gitmeleri gerektiğini söyleyen Garaudy şöyle devam ediyor. “Baş eğmeyen merkezleri ABD’nin un ufak etme girişimi, bugün bütün dünyada apaçık görülüyor. “ Samir Amin ise Latin Amerika ile Avrasya’nın işbirliğini şöyle tanımlıyor. “Birinci öncelik ve gereklilik anti tekel anti emperyalist anti komprador, demokratik, halkçı cepheler oluşturmaktır. Büyük sermayenin stratejisini başarısızlığa uğratmanın ön koşulu güç dengelerini işçiler ve halk çoğunluğu lehine değiştirmeye bağlı olmaktadır321. Latin Amerika, Afrika, Arap dünyası, Çin, Hindistan yanında Güney doğu Asya ama aynı zamanda Avrupa ülkelerinin de demokratik,sosyal, halkçı bir ittifak temelinde bütünleşmesi; benim gerçek bir çok merkezli dünya projesi olarak sunduğumdur.” Antiemperyalist Avrasya Seçeneğini Türkiye’de savunanlar da var. Bunlardan biri düzenlediği “Avrasya Seçeneği Konferansı” ile konuyu sınırlı bir biçimde de olsa gündeme getiren İşçi Partisi. Partinin yayın organı Aydınlık’ta yazan Özcan Buze Rusya, Çin, İran, Orta Asya Cumhuriyetleri ve Türkiye’de kimi çevrelerin Avrasya seçeneğini gündeme getirdiklerini bunun somut bir politika olarak Yeni Dünya Düzeni’nin karşısına çıkabileceğini, buna karşılık olarak da ABD’nin Türkiye’yi de

DAWKINS, Richard; Gen Bencildir, Stil Yayınları, 5. Baskı, İstanbul, 2001, s. 3-122. YAVUZ, K., Aydınlık Gazetesi, 2002/Aralık. 321 CHERNİAVSKİY, Stanislav, "The Caucasus Vector of Russian Diplomacy.", Central Asia and the Caucasus: Journal of Social and Political Studies, 2000, no. 5: 94.
320

319

114

piyon olarak kullanmak istediği bir Avrasya Jeo-stratejisi oluşturmak istediğini söylemektedir. “Avrasya coğrafyasında bulunan ülkelerin siyasal bir güç birliği oluşturmaları kendi ulusal çıkarları açısından da doğal bir sonuçtur”. Ulusal Dergisi’nde ise Hakan Reyhan’ın şu satırları önemli: “Emperyalistlerin Avrasya coğrafyasındaki en etkili silahı yerelciliktir. Avrasya oluşumunun mimarları ulusalcı olmak zorundadırlar322. Yerelcilik binlerce ırkın yaşadığı Avrasya’yı paramparça eder. sömürgecilerin kucağına düşürür. Ulusalcılık ise bölgeyi ulus devlet modelleriyle bütünleştirir, sağlamlaştırır. Avrasya birlikteliği ulus devletler birlikteliği olmalıdır. burada ne imparatorluk yapılanmalarına ne de etnik minyatür devletçiklere yer bulunmaktadır.” Reyhan Kemalist devrimler sayesinde Avrasya’da ulus devlet modelinin en sağlıklı şekilde Türkiye’de kurulduğunu da söylüyor323. Özellikle Almanya ziyareti sırasında karşılıklı işbirliğinin geliştirilmesi yönünde somut adımlar atmayı başaran Putin, Avrupa politikasını hayata geçirme yolunda mesafe alacağının işaretlerini vermiştir. 5.2. ABD’ye Yapılan 11 Eylül Terörist Saldırıları ve Rusya’nın Olaylara Tavrı Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, ABD’de 11 Eylül saldırılarının hemen ardından ilk tepkisinin kızgınlık ve suçluluk duygusu olduğunu bildirmiştir. 7 Kasım — Amerikan ABC televizyonunda Barbara Walters’ın programına katılan Putin, Dünya Ticaret Merkezi kulelerinin yandığını ve yıkıldığını izledikten sonraki tepkisini, “Biraz garip gelebilir ancak bu trajediden suçluluk duydum” dedi. Putin, bu suçluluk duygusunun, Rusya ve ABD istihbarat kuruluşlarının, terörizmle savaşta “daha yakın” çalışmasının sağlanamamasından kaynaklandığını söylemiştir324.

322 323

http://www.mid.ru , (2003-02-24). YILMAZ, M., "Avrasya. Yeni Bir Uygarlık Yolu olabilir mi?", Türkiye Günlüğü, sayı: 49, Ankara, 1998. 324 http://www.savaskarsitlari.org , Washington AA, 08-11-2001 NTV, (2003-02-23).

115

Vladimir Putin, “Teröristlerin saldırılarını önlemenin mümkün olup olmadığını bilmiyorum. Ancak acı olan şu ki, bizim özel istihbarat birimlerimiz zamanında bilgi alamadılar ve Amerikan halkını, Amerikan liderliğini gelmekte olan trajediye karşı uyaramadılar” diye konuştu. Rusya Devlet Başkanı Putin, Rus istihbaratının, saldırılarla ilgili bir bilgiye sahip olup-olmadığı konusunda ise ayrıntılı yanıt vermemiştir. Rusya’nın, Suudi asıllı terörist Usame Bin Ladin konusunda, geçen yıl Haziran ayında, dönemin ABD Başkanı Bill Clinton yönetimini uyardığını belirten Putin, uluslararası terörizme karşı daha aktif işbirliğine hazır olduklarını kaydetti. ABD ile Rusya arasında tartışma konusu olan füze savunma sisteminde ise Putin, uzlaşma sinyali verdi. Ulusal füze savunma sistemi geliştirmek isteyen ABD, buna imkan tanımak için, Rusya ile 1972’de imzaladıkları Anti-Balistik Füze Antlaşması’nda (ABM) değişiklik yapılmasını isterken, Rusya buna yanaşmıyor. Ancak 11 Eylül’den sonra “uzlaşmacı bir ton” kullanmaya özen gösteren Putin, ABD Başkanı George Bush ile gelecek hafta Texas’taki Bush çiftliğinde yapılacak zirvede uzlaşmanın mümkün olduğunu ima etmektedir. Putin, ABC’ye açıklamasında, “Biz, ABM antlaşmasının önemli, yaşamsal, etkili ve yararlı olduğuna inanıyoruz. Ancak anlaşmaya varabileceğimiz bir müzakere platformuna da sahibiz” dedi. Rusya Devlet Başkanı, terörizmle mücadelede ABD’ye verdikleri destek için “ödül” beklemediklerini, mücadelenin, “ortak düşmana” karşı iki ülkenin de çıkarına olduğu için sürdürüldüğünü kaydetti. Putin, 11 Eylül’den bu yana, Batı’yla Rusya arasında, belirgin bir yakınlaşma olduğunu da söyledi. Afganistan’da 10 yıl süren bir savaşı kaybeden Rusya’nın, ABD’ye istihbarat alanında yardım ettiğini belirten Putin, Rusya’nın bir kez daha Afganistan’a kara birliği göndermesine imkan olmadığını açık bir dille belirtti. Putin, “Bizim için, Afganistan’a kara birliği göndermek, ABD birliklerinin yeniden Vietnam’a dönmesi gibi bir şey” demiştir. 5.3. Nükleer Sırların Güvenliği Açısından Rusya’nın Konumu Vladimir Putin, ABD’de postayla gönderilen şarbon bakterisinin Rusya çıkışlı olduğu yönündeki iddiaları da reddetti. Putin, Rusya’daki şarbon sporları ve çiçek virüslerinin, “büyük bir güvenlik içinde” olduğunu, çok iyi korunduğunu söylemektedir.

116

Teröristlerin, Sovyet dönemi nükleer teknolojiye sahip bombaları harekete geçirecek nükleer çantaları ele geçirebileceği iddiası da Putin tarafından reddedildi. Putin, “Birisinin bu sırları satmaya çalıştığı varsayılabilir. Ancak böyle bir gelişmeye ilişkin hiçbir kanıt yok” dedi. Rusya lideri, nükleer teknolojiyi İran ile paylaştıkları iddiasını da kabul etmemiştir. Bugün dünya siyaset dengelerini, belirli bir gücü olan Japonya’yı saymazsak, Protestan ve Katolik Avrupa’nın ve ABD’nin belirlediğini göz önüne aldığımızda bu ikisi dışında kalan ve geçen yüzyıllarda dünya siyasetinde etkili olmuş büyük kültürlerin hep Avrasya coğrafyasında var olduklarını görüyoruz. Soğuk Savaş döneminde bile bu ayrım çok fazla değişmemiş, Ortodoks Slavlar doğu bloğunda yer almışlardır. ABD’li ve diğer Batılı stratejiler kapitalist sisteme karşı koyuşun ancak bu coğrafyadan gelebileceğinin bilincindeler. Ne Latin Amerika ne de Afrika böyle bir potansiyeli içinde barındırmıyor. Örneğin Roma imparatorluğunun ikiye ayrılmasından bu yana Katolik Avrupa doğu sınırını Ortodoks dünyası olarak belirlemiştir. Yani soğuk savaş döneminin ayırt edici özelliği ağırlıklı olarak ideolojik olsa da bunda kültürel ve tarihsel ayrımlar da etkili olmuştur. Rusların önderliğini yaptıkları Ortodoks Slav dünyası dışında Türk - Arap İslam - İran (Pers) - Hint ve Çin uygarlıkları325 da bu coğrafyada bulunuyorlar. Şu nokta çok önemli; bu uygarlıkların kurdukları büyük devletlerin ve imparatorlukların çoğu batı kapitalizminin ve emperyalist sisteminin doğduğu dönemden beri varlıklarını şu veya bu şekilde sürdürmüşlerdir. Türkiye, İran, Rusya ve Çin (İran’ın SSCB ve İngiltere tarafından paylaşıldığı dönem dışında) hiçbir zaman tam anlamıyla batı sömürgesi olmamışlardır. Kendilerine ait bir kültürleri ve farklı devlet gelenekleri bulunmaktadır. İşte bu potansiyel bugün ABD’li stratejistleri ürkütüyor. Burada unutulmaması gereken bazı noktalar da var. Örneğin tarihleri boyunca Türkler, Ruslar ve İranlılarla savaşmışlardır. Osmanlı’nın Batıya yönelişinin en büyük iki engeli de Rusya ve İran olmuştur. Bu ülkeler ya da kültürler arasında, kökü jeopolitik yapılarına ve ulusal amaçlarına dayanan tarihsel sorunlar bulunmaktadır. Rusya’nın Akdeniz’e inme politikası (ki bu Rusya’nın coğrafi ve jeopolitik konumunun bir dayatmasıdır), Rus Çarlığı döneminde de SSCB
IFRAH, Georges; Hint Uygarlığının Sayısal Simgeler Sözlüğü. VI-Rakamların Evrensel Tarihi, Nurol-TÜBİTAK Yayınları, 4. Baskı, Ankara, 1998, s. 45-78.
325

117

döneminde de şimdi Rusya Federasyonu döneminde de varlığını sürdürüyor. Bugün S300’lerin Güney Kıbrıs’a konuşlandırılması ile Rusya bir anlamda Akdeniz’e inmiş olacak. Yine göz ardı edilmemesi gereken bir nokta Rusya ve Çin’in bölgedeki Türklere uyguladıkları baskılar olmaktadır. Tüm bunlar Huntington’un “medeniyetler çatışması” tezine haklılık

kazandırıyor gibi gözükse de Avrasya işbirliği, anti-emperyalist Avrasya bloğu yine de insanlığın önemli bir şansıdır. Avrasya coğrafyasındaki bu farklı ve aralarında sorunları olan uygarlıklar mutlaka bir araya gelmenin yolunu bulmak zorundadırlar. Ortodoks Slavların Avrupa ile yakınlaşmaları, AB ve ABD’ye bağımlı bir duruma gelmeleri bu olasılığı engelliyor. Avrasya’daki güçlerin her şeyden önce laik ve birbirlerinin ulusal devletlerine saygılı bir yapılanma oluşturmaları gerekiyor. İşte bu yüzden de laik ve ulusal bağımsızlıkçı Kemalist model bu işbirliği için önemli deneyimler sunacaktır326. Kapitalist sistemin üreticisi olan batı kültürünün dışında kalan medeniyetlerin kendi aralarındaki sorunları çözerek işbirliğine gitmeleri Huntington’un tezini çürütmeleri gerekmektedir327. Yine Buze, Türkiye’nin bütünlüğünün Irak’ın toprak bütünlüğüne bağlı olduğunu belirttikten sonra son krizde ABD’nin Irak’a saldırmasını Rusya ve Çin’in tepkilerinin ve direnmelerinin engel olduğunu bu yüzden de Türkiye’nin de Rusya ve Çin’le birlikte hareket etmesi gerektiğini söylüyor. Avrasya’yı sürekli gündemde tutan bir değerli düşünce adamı da Attila İlhan. O da Brzezinski’nin endişeye kapılmakta haklı olduğunu, çünkü onun istediği gibi bir Avrasya’nın ancak Rusya, İran ve Türkiye’nin sıkı sıkıya ABD’nin kontrolünde tutulmasıyla mümkün olacağını söylüyor ve ekliyor. “İran kontrol dışındadır. Türkiye ve Rusya’da kontrole karşı tepki giderek yükselmektedir328. Yapılması gereken Rusya, Türkiye ve İran’ın öteki bölge ülkeleriyle el ele vererek ABD’den bağımsız bir Avrasya birliğini gerçekleştirmesidir.”
326 327

ELEKDAĞ, Ş., “ABD Stratejisi ve Türkiye”, Milliyet Gazetesi, 2003. TUNCER, Hüner; Eski ve Yeni DİPLOMASİ, Ümit Yayıncılık, 2. Baskı, Ankara, 1995, s. 43. 328 http://jia.sipa.columbia.edu/journal.html , (2003-02-26).

118

Çeçen emperyalistlerin Avrasya planlarına karşı Türkiye, İran, Rusya dahil olmak üzere bu bölgede gelecekteki yapılanmanın hem bölgede savaş ihtimalini ortadan kaldıracağını hem de emperyalistlerin bölgeye girmelerini engelleyeceğini ve bu yapının ilerde bir Avrasya federasyonu ya da konfederasyonuna ya da bir Avrasya Birliği’ne gidebileceğini söylüyor. Öncü Kadro dergisinde Halil Sami ise Avrasya birliği ile Rusya’nın jeopolitik konumundan kaynaklanan politikalarının nötrelize (Neutralization) edilebileceğini belirtmektedir. 5.4. Terörizme Karşı Ortak Anlaşma Bildirgesi Türkiye ile Rusya arasında önceden planlanan ve herhangi bir parti ile hareketin isminin anılmadığı "Terörizmle Mücadelede İşbirliği Ortak Deklarasyonu" Ecevit ile Rusya Başbakanı Vladimir Putin tarafından dün Moskova'da imzalanmıştır. Deklarasyonda, şu hükümler yer aldı: "Taraflar, terörist eylemlerin

sorumlularının kanunlar çerçevesinde takibata alınması dahil, terörizme engel olunması, terörizmin önünün alınması ve kökünün kazınmasına yönelik hem ikili hem de uluslararası düzeyde gerekli ve etkili önlemlerin alınması zaruretine inanarak, aşağıdaki hususları beyan ederler: • Taraflar, terörizmi kararlı bir şekilde kınadıklarını teyit ederek, siyasi, felsefi, ideolojik, ırksal, etnik, dini veya hangi isim altında gizlenen başka bir amaçla olursa olsun, hiçbir terörist faaliyetin haklı görülemeyeceğini beyan ederler; • Her ülke, gerekli ve etkili gördüğü her türlü yasal yolu kullanarak, kendi vatandaşlarını ve ülkesinde bulunan diğer şahısları terörist saldırılara karşı koruma hakkı ve yükümlülüğüne sahiptirler; • Taraflar, terörizme karşı işbirliğinde “iade et veya yargıla” prensibine riayet edeceklerdir;

119

Taraflar iade kararları alınırken, terörist eylemlerin siyasi suç olarak değerlendirilmemesi gerektiğini beyan ederler;

Bu

hükmün

taraflar

arasında

uygulanması,

Avrupa

İnsan

Hakları

Sözleşmesi'nden kaynaklanan yükümlülüklerine zarar vermeyecektir; • Teröristlere, sığınma hakkı veya üslenme, eğitim kampları kurma, silah ve askeri mühimmat nakletme, para toplama, tedavi, dinlenme, örgütlenme ve propaganda faaliyetlerinde bulunma dahil, hiçbir yerde terörist amaçlar için yabancı bir ülke topraklarını kullanma olanağı verilmemelidir; • Terörist örgütlerin, yasadışı yollardan edinilen paraları aklama çabaları da dikkate alınmak suretiyle, banka veya diğer finans ve ekonomik kurumlara ulaşımlarını engelleyen önlemler alınmalıdır329; • Teröristlerin, her türlü toplu imha silahına ulaşmasına hiçbir şekilde müsaade edilmemelidir. Nükleer terörizm ile mücadele konusunda bir uluslararası sözleşmenin imzalanması buna yardımcı olacaktır. Taraflar, uluslararası anti-terörizm sözleşmesine uyma ve terörizmle

mücadeledeki uluslararası hukuk rejiminin güçlendirilmesi yönündeki çalışmaları devam ettirme bakımından tam bir kararlılık içerisindedirler."330 5.5. Igor Ivanov’un Türkiye Seferi ve Mavi Akım Projesi Rusya Dış işleri Bakanı Igor Ivanov'un, 7-8 Haziran 2002'de Türkiye’ye resmi ziyarette bulunacağı bildirildi. Dış işleri Bakanlığı’ndan yapılan açıklamada, Dış işleri Bakanı İsmail Cem'in davetine icabetle gelecek Ivanov'un ziyaretinin, 9 yıl aradan sonra bir Rus Dış işleri Bakanı'nın Türkiye'ye ilk ziyareti olduğuna işaret edildi331.
YILMAZ, M., “Avrasya. Yeni Bir Uygarlık Yolu olabilir mi?”, Türkiye Günlüğü, sayı: 49, Ankara, 1998. 330 http://www.ozgurpolitika.org/1999/11/06/alldip.html , 2002-12-25. 331 http://news.bbc.co.uk/2/hi/europe/693526.stm , (2003-01-01).
329

120

Açıklamada, Ivanov'un ziyareti sırasında son yıllarda çeşitli alanlarda önemli mesafeler kaydetmiş ikili ilişkilerin bütün yönleriyle ele alınacağı ve mevcut işbirliği imkanlarının geliştirilmesi konusunda görüş alışverişinde bulunulacağı kaydedilmiştir332. Rus Bakanın Türkiye’de yapacağı görüşmelerde, her iki ülkeyi ilgilendiren bölgesel ve uluslararası konular da geniş olarak ele alınacak ve özellikle bölgesel işbirliği imkanları üzerinde durulacak333. Vladimir Putin hükümeti, ABD’nin “ön saldırı” konseptiyle büyük benzerlikler taşıyan yeni “terörle mücadele” stratejisini açıkladı. “Başka bir dünya için başka bir Avrupa mümkündür” sloganıyla gerçekleştirilen Avrupa Sosyal Forumu, İtalya’nın Floransa kentinde başlamıştır334. Rusya, “terörle mücadele” gerekçesiyle kullanacağı yeni yöntemleri açıkladı. Buna göre Rus devleti, gerek gördüğünde, uluslararası hukuka aykırı olup olmadığını dikkate almaksızın, “sınırları ötesinde önleyici eyleme” geçebilecek. Bu arada, mücadelesine destek vermeyen ülkelerle ilişkilerini de “gözden geçirecektir”335. Yeni konsept, ABD’nin ilan ettiği “ön saldırı” stratejisi ile, “teröre destek verdiği” öne sürülen devletleri hedef alma stratejisine bir karşılık niteliğinde. Rusya ile terörizm konusunda ortak bir deklarasyon imzalayan Türkiye Başbakanı Bülent Ecevit ve Rusya Başbakanı Vladimir Putin, Mavi Akım projesi konusunda anlaşma sağlayamadı. Geçtiğimiz günlerde, Moskova’dan verilen habere göre, Türkiye ile Rusya Federasyonu arasında, "Terörizme Karşı Mücadele ve İşbirliği Ortak Deklarasyonu"nun da yer aldığı 5 belge dün Moskova'da imzalandı. Türkiye Başbakanı Bülent Ecevit ile Rusya Federasyonu Cumhurbaşkanı Vladimir Putin arasında yapılan heyetler arası görüşmelerin ardından imzalanan "terörizm" ile ilgili anlaşmada herhangi bir parti veya hareketin ismi anılmadan karşılıklı işbirliği mesajları veriliyor. Türkiye, Rusya'dan

332 333

http://www.questia.com , (2003-02-26). http://www.ozgurpolitika.org/2001/06/05/hab51b.html , (2002-12-25). 334 http://www.gaikoforum.com , (2003-02-24). 335 ÇEÇEN, A., "Emperyalist Globalizmine Karşı Ulusal Devletler Enternasyonalizmi", Global Rapor, sayı: 1, 2002.

121

PKK’ya karşı işbirliği isterken, Rusya da Çeçenlere karşı destek talep etti. Interfax ajansına göre, bu talep Putin tarafından Ecevit'e resmen iletilmiştir. Türkiye ile Rusya arasında ayrıca diplomatik pasaport sahiplerinin vizeden muaf tutulması, KEK Protokolü, Veterinerlik ve Basın Yayın Enformasyon Genel Müdürlüğü ile İtar Tass Ajansı arasında işbirliği protokolü imzalanmıştır336. Putin, daha sonra gazetecilerin sorularını yanıtladı. "Terörizm ile işbirliği deklarasyonunun neyi öngördüğü, PKK'nın Rusya'daki varlığı ve Çeçenistan'daki Rus operasyonu" sorusuna yanıt veren Putin, "Kaynağı ne olursa olsun, Türkiye'yi hedef alan terörizmi hiçbir zaman desteklemeyeceğimizi ifade ettik" diye söylemiştir. Rusya Federasyonu'nun, Kafkasya'da gerçekleştirdiği operasyonların saldırıyla ilgisinin olmadığını, saldırı olabilmesi için, operasyonun bir devletten diğer devlete gerçekleştirilmesi gerektiğini savunan Putin, şunları söyledi: "Bildiğiniz gibi, Çeçenistan, Rusya Federasyonu içinde özerk bir yapıya sahiptir. Çeçenistan'ın yanı sıra Rusya Federasyonu dahilindeki cumhuriyetlerde terörizme karşı faaliyetlerimiz, şu ya da bu siyasi sorunin çözümüne yönelik değildir. Bunlar terörle mücadeleye yöneliktir. Teröristlerin mukavemeti sona erdikten sonra, bizim operasyonlarımız sona erecektir." Çeçenistan konusunda Türk basınının bir noktaya dikkatini çekmek istediğini belirten Putin, buradaki Rus operasyonunun keyfi bir şekilde başlatılmadığını söyledi. Putin, "Uluslararası terörist olan Çeçenistan'daki eşkıya birliklerinin Dağıstan Cumhuriyeti'ne saldırıları üzerine, bu operasyon başlatıldı" demiştir. Bir gazetecinin Putin'e "Mavi Akım Projesi''ne ilişkin ek protokolün imzalanmamasının, iki ülke ilişkilerini nasıl etkileyeceğini sorması üzerine ise Putin, iki ülke arasında herhangi bir sorunin bulunmadığını iddia etti ve son yıllardaki azalmaya karşın iki ülke arasındaki ticaretin önemli boyutlarda olduğuna dikkat çekmiştir.
336

http://www.mid.ru , (2003-02-26).

122

İki ülke arasında enerji sektöründe de ortak projeler bulunduğunu belirten Putin, şöyle devam etti: "Bir şey imzalandı ya da imzalanmadı diye bir trajedi yaratmak istemiyorum. Daha evvel varılmış olan mutabakatın gerçekleştirilmesi açısından hiçbir şey bozulmadı337. Belgelerin imzalanması açısından bazı formaliteler var. Bunların önümüzdeki günlerde ilgili makamlarımızın onayından nasıl geçeceğine ilişkin mutabakat sağladık." Putin, "Bu projeyle ilgili ABD'nin çekincelerini nasıl değerlendirdiği''nin sorulması üzerine de şunları söyledi: "ABD bu projenin ne aleyhine ne lehine karışabilir. Çünkü söz konusu olan Türkiye-Rusya ilişkisidir. Konu, ticari rekabet, arztalep konusudur. Ortakların teyit ettikleri belgeler, en yakın gelecekte imzalanacak. Şüphelenmeye gerek yok." Ecevit, 1997'de imzalanan Karadeniz altından "Mavi Akım" doğalgaz boru hattını yürütme projesinin, her iki ülkenin yararına olduğunu belirterek şöyle konuştu: "Ankara'da tamamlanması gereken bazı işlemler var. Onları görüşeceğiz. Bakanlar Kurulu'na konuyu götüreceğiz ve herhalde kısa sürede imza aşamasına gelebilecektir. Burada da bir sorun yoktur." Ecevit, PKK ile ilgili olarak da "PKK'nın faaliyetlerine hükümet tarafından değil, ama bazı çevreler tarafından verilen destek ile iki ülke arasındaki ilişkileri ele aldık. Çok yararlı bir görüşme oldu" diye konuşmuştur. 5.6. Rusya - ABD İlişkileri Putin iktidarının Rus dış politikasında keskin bir değişim anlamına geleceğini gören ABD yönetimi, tepkisini henüz daha Putin'in iktidara gelişinin haftasında yaptığı çarpıcı bir açıklamayla dile getirdi338:

http://www.evrensel.net , (2003-02-26). İVANOV, İgor Sergeyeviç; Rusya’nın Dış Politikası ve Dünya (Makaleler ve Toplantılardan derleme), Uluslararası İlişkiler Moskva Devlet Üniversitesi, Rusya Siyaset Ansiklopedisi – ROSSPEN Yayınları, Moskva, 2001, s. 223-245.
338

337

123

"Rusya, milliyetçi ve dar görüşlü politikalara yönelmesi halinde, ABD için yeniden tehdit oluşturabilir." Rus emperyalizminin kendi tekelci yayılmacılığının önündeki en büyük engel olarak gördüğü ABD emperyalizmi de Putin iktidarı döneminde Rusya'yı Çin'le birlikte "ulusal güvenlik için tehdit oluşturan ülkeler" listesinin birinci sırasına koymuştur339. Putin'li Rusya'nın ABD ile hesaplaştığı Çeçenistan'da Putin harekatının sağladığı başarı, bu ilk hesaplaşmada kaybeden tarafın ABD olmasını sağladı. Öte yandan bir başka hesaplaşma alanı da Basra Körfezi'ydi. Irak'a uygulanan ambargoyu kırarak Irak petrolünü nakleden Rus tankerleri, Basra körfezinde ABD savaş gemileri tarafından engellenince, Putin'in cevabı, Körfeze ABD ve NATO'nun hareketlerini izlemek amaçlı askeri keşif gemisi göndermek oldu. Uzun yıllardır uzak denizlerde askeri varlık bulundurmayan ve buralardaki inisiyatifini tümüyle ABD'ye kaptırmış olan Rusya'nın bu adımı, yeni bir süreci başlatması açısından küçük ama oldukça önemli bir adım olmaktadır340. Karşılıklı restleşmeler ve tehditlerle süren ilişkinin son altı ay zarfındaki kuşkusuz en kritik anı, 4 Haziran,2000 günü Moskova'da yapılan Clinton-Putin zirvesi olmuştur341. Bu zirve, Gorbaçov ve Yeltsin döneminde yapılan ve Rusya'nın büyük tavizler vermesiyle biten "uzlaşma" zirvelerinin aksine342; diplomatik anlamda Rus tarafının başarısıyla biten bir karşılıklı restleşmeler zirvesi olarak, Rus dış politikası ve RusyaABD ilişkilerindeki keskin değişime işaret ediyordu.

DAĞI, Zeynep, "Yeni Dünya Düzeninde Rusya ve Türkiye: Rekabet Alanları". TEZCAN, Y., "Avrasya Üzerindeki Güç Mücadelesi ve Türkiye", Savunma, Sayı: 2, Ankara, 1998. 341 AKGÖNENÇ, O., “Rusya Federasyonunun Dış Politika Hedefleri”, Avrasya Dosyası, Cilt: 1, Sayı: 1, 1994. 342 BROWN, Archie; The Gorbachev Factor, Oxford University Press, New York, 1996, s. 3-5, 112113.
340

339

124

ABD'nin "Ulusal Füze Savunma Kalkanı" önerisine karşı alternatif olarak kriz bölgelerinde -Avrupa da dahil-uluslararası ortak füze savunma kalkanları kurulması önerisi, diplomatik alanda ABD'yi köşeye sıkıştıran Putin yönetiminin Alman Başbakanı Gerhard Schröeder tarafından da desteklenmesine neden olmuştur343. ABDRusya hesaplaşmasının Putin dönemindeki başlıca alanlarından biri de NATO oldu344. 5.6.1. Putin’le Bush Görüşmesi Geçtiğimiz günlerde, ABD Devlet Başkanı George W. Bush ile Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, Slovenya'nın başkenti Ljubljana'da bir araya geldiler. Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, ABD Başkanı George Bush ile yapacakları ilk doruk toplantısı için Slovenya'ya hareketinden önce, Kremlin Sarayı'nda Başbakan, İçişleri, Savunma ve Dışişleri bakanları ve Güvenlik Konseyi Sekreteri ile bir araya gelmiştir. Toplantıda Putin'in Çin'de katıldığı Şanghay Beşlisi toplantısının da

değerlendirildiği ve Bush ile doruk toplantısı öncesi önde gelen dış ve iç politika konuları gözden geçirildi. Putin'e dorukta Dışişleri Bakanı İgor İvanov ve Güvenlik Konseyi Sekreteri Vladimir Ruşaylo eşlik etmiştir345. Putin gazetecilerin sorularını yanıtlarken, "ABD bizim dünyada, aynı zamanda strateji istikrar sürecinde en büyük ortaklarımızdan biri" dedi. Ekonomik işbirliği de iki liderin buluşmasında ağırlık taşıyan konular arasında yer aldı. İlk kez bir araya gelen liderler silahlanma, NATO'nun genişlemesi, Balkanlar, Ortadoğu, ekonomik işbirliği, Rusya'nın Dünya Ticaret Örgütü'ne üyeliğiyle ilgili konuları, bunların yanı sıra “enerji alanında işbirliğini” de ele aldı. Bush ile Putin arasında yapılan doruk öncesinde ABD Büyükelçiliği önünde protesto gösterisi yapan Greenpeace'in (Yeşil Barış) 18 eylemcisi gözaltına alınmıştır346.
343

YELTSİN, Boris; Geceyarısı Günlükleri, Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları, İstanbul, 2000, s.103134. 344 a.g.k. , s. 76-90. 345 http://www.evrensel.net , (2003-02-26). 346 http://www.ozgurpolitika.org/2001/06/17/hab42.html , 2002-12-25.

125

5.6.2. Ortak Deklarasyonda Rusya ve ABD’nin Yaptığı Devletler Sınıflandırması Liberal Pazar ekonomisi bile şu anda bu bölgede Uluslararası İlişkilerde belirleyici ve düzenleyici güce sahip olabilmektedir347. Modern Uluslararası İlişkilerin tanımlamasında ise bazı belirleyici faktörlerin Amerikalı uzmanlarca da “Pentagon” dahilinde “Milli Stratejik Araştırma Enstitüsü”nde gösterilmesi kaçınılmaz olgulardan birini teşkil etmektedir. Dünya devletleri ve Amerikan “Pentagon”u bu olgulara ve meydana çıkardığı devlet türleri ve tiplerine aşağıdaki sınıflandırmayı uygun hesap etmektedir: 1. Çekirdek Devletler (Core States); 2. Geçiş Aşamasında olan Devletler (Transition States); 3. Haydut ve Terörist Devletler (Rogue States); 4. Yetersiz ve Zayıflatılmış Devletler (Failed States) . Halbuki temel kriteri belirleyen öğe Demokrasinin ve Pazar ekonomisinin gelişme derecesi ve ABD’ye yakınlığı tutturabilme bu adı geçen devletlerin temel hedeflerinden ve ideallerinden birisi olmaktadır348. Rusya Federasyonu Büyükelçisi Aleksandr Lebedev, Devlet Başkanı Vladimir Putin'in, ''Mavi Akım'' hattı çalışmaya ve Rus gazı pompalanmaya başladığı gün Türkiye'yi ziyaret edebileceğini söyledi. Lebedev, Güney Kürdistan'da otonomi istemlerinin karşılanmasının Bağdat'ın sorumluluğu olduğunu söyledi. TRT'nin haber kanalı TRT-2'de yayımlanan ve Gazeteci Baki Özilhan'ın sunduğu “Televizyon Gazetesi” programına konuk olan Büyükelçi Lebedev, ülkesinin Güney Kürdistan'da bir Kürt devleti kurulmasına asla ihtiyaç duymadığını belirterek, “Ben de şahsen Kuzey Irak'ta yaşayan Kürtlerin bir devlet kurmak istediklerine inanmıyorum. Onlar otonomi
347

LEWIS, Bernard; Modern Türkiye’nin Doğuşu, Türk Tarih Kurumu Yayınları, 6. Baskı, Ankara, 1996, s. 34-178. 348 a.g.e. , s. 17-18.

126

istiyor. Bunu istemek onların hakkı, Bağdat'ın sorumluluğu, ama ülke bütünlüğüne saygı göstermek gerekiyor” diye konuşmuştur349. 5.7. Emperyalist Kutuplaşmada Rusya’nın Konumu Putin döneminde, ABD-Avrupa arasındaki çelişkileri derinleştirerek, yanına aldığı Çin, Hindistan ve Kuzey Kore'yle birlikte, emperyalist bir kutup olarak ağırlığını hissettirme politikası izleyen Rusya'nın militarist yönelimleri ve bu yönelimlere karşı ABD'nin alttan almaz tutumu, dünya dengeleri açısından olası gelişmelere açık bir düğüm noktası oluşturmaktadır350. Buradan bakıldığında, önümüzdeki yıllarda emperyalist rekabet sorununa damgasını vuracak olan çelişkinin, ABD-Rusya arasındaki derinleşen çelişki olması ihtimalinin hayli yüksek olduğu görünmektedir. Rus tekellerinin dünya sahnesinde daha etkin rol oynama ve geçmişte kaybettikleri, özellikle ABD'ye bıraktıkları, eski hegemonya alanlarını yeniden ele geçirme özlemleri Putin'in iktidara getirilişinin ardında yatan gerçektir. Tekeller, Gorbaçov ve Yeltsin döneminde Rusya'ya damgasını vuran içte ekonomik-siyasi krizler ve kargaşa ile dışta hegemonya mevzilerinin birerbirer kaybedilmesi sürecine son vermekten yana olmuşlardır351. Ekonomide istikrar arayışına ve siyasette ordu ve istihbarat örgütlerinin güçlendirilmesi, ülke içindeki muhalefetin baskı yöntemleriyle susturulması, şovenizm ve eğitim-propaganda yoluyla toplumun militarizasyonu ve devlet sınırları içersinde doğan merkezkaç eğilimlerinin kararnameler yoluyla bastırılması uygulamaları üzerinden "güçlü ve kutsal devlet" anlayışına dayalı bir yeniden yapılandırma süreci olarak Putin dönemi iç politikası, tarihsel örnekleri görülmüş, faşizan yöntemleri ve savaş için cephe gerisini sağlamlaştırma tutumunu fazlasıyla andıran bir nitelik taşımaktadır352.

349 350

http://www.ozgurpolitika.org , (2002-12-25). ROSE, Richard & MUNRO, Neil; Elections without Order. Russia’s Challenge to Vladimir Putin, Cambridge University Press, http://www.cambridge.org , Cambridge, UK, 2002, s. 106-107, 210-223. 351 YELTSİN, Boris; Geceyarısı Günlükleri, Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları, İstanbul, 2000, s. 56. 352 http://www.foreignpolicy.org.tr , (2003-02-24).

127

Putin dönemi dış politikası, dünya dengelerini fazlasıyla zorlayan içeriğiyle, İkinci Dünya Savaşı öncesinin kimi tarihsel örnekleriyle talihsiz benzerlikler taşımıştır. Rusya Parlamentosu alt kanadı Duma, yerel hükümetlerin dış borç almasını yasaklayan yasa tasarısını ikinci oylamada onayladı. Yasa tasarısı, önceki gün Duma’nın 305 milletvekili tarafından kabul edildi. 5 milletvekili çekimser kaldı, ret oyu çıkmadı. Başarısız denemenin ardından ilk tepkiyi veren ülke, Rusya oldu. İtar-Tass ajansının Rusya Dışişleri Bakanlığı kaynaklarına dayanarak verdiği haberde, ABD’nin kurmaya çalıştığı ulusal füze savunma sistemi açısından kilit önem taşıyan füze denemesinin başarısızlığa uğramasının ardından, “Rusya’nın, ABD’nin bu sistemin yerleştirilmesi kararından vazgeçeceğini” ümit ettiği belirtildi. Ajans, bu konuda resmi bir açıklamanın yapılmadığını kaydetmiştir353. Rusya, ulusal füze savunma sistemi projesine, 1972’de imzalanan ve stratejik dengenin temeli olarak görülen Anti balistik Füze Anlaşması (ABM)’na fiilen son vereceği için karşı çıkıyor354. Tasarı, anayasa gereği Duma tarafından yapılacak 3. oylamadan sonra parlamentonun üst kanadı Federasyon Konseyi’ne gönderilecektir. Dış borca ilişkin oylama, Devlet Başkanı Vladimir Putin’in son bir ay içinde Rusya Federasyonu’na bağlı bölge yöneticilerinin yetkilerini daraltması ve ülkeyi Moskova’nın denetimini güçlendirecek şekilde 7 idari bölgeye ayırmasına bağlı süreç içinde yapıldı. Yasa tasarısı Federasyon Konseyi’nden de geçerse, Rusya’da ancak birkaç bölgenin dış borç alabilme imkanı kalacak. 1998 ekonomik kriziyle beraber Rusya bölgelerinin ayrı olarak dış borç alımları, merkezi hükümeti çok zor duruma soktu. Rusya hükümetine ekonomik önerilerde bulunan ve bölge hükümetlerinin sağlam bütçe yapmalarını sağlamaya çalışan Rusya-Avrupa Ekonomi Siyaseti Kurumu’ndan Rory MacFarquhar, Rusya Federasyonu’na bağlı cumhuriyet ve bölge hükümetlerinin dış borç almasını yasaklayan yasanın güçlü bir mali politika olduğunu bildirmiştir355.

353 354

http://www.evrensel.net/02/11/07/dunya.html#1 , (2003-02-23). http://www.mid.ru , (2003-02-26). 355 ROSE, Richard & MUNRO, Neil; Elections without Order. Russia’s Challenge to Vladimir Putin, Cambridge University Press, http://www.cambridge.org , Cambridge, UK, 2002, s. 40-90.

128

5.8. Rus Dış Politikasının Nihai Evrim Süreci Bir “hudutsuz savaş” başlattıklarını söyleyen Savunma Bakanı Sergey İvanov, açıklamasında, “Hazırlık aşamasında olan veya yürütülen terörist eylemin niteliğine ve yabancı ülkelerin dahline göre, gerekirse silahlı kuvvetler kullanılacaktır” dedi. İvanov; orduyu modernleştireceklerini, bir milyon askeri olan, çevik ve iyi donanımlı bir silahlı kuvvetler kuracaklarını belirtmiştir356. İvanov, İzvestia gazetesinde birkaç gün üst üste yayımlanan açıklamalarında, Çeçen ayrılıkçı gruplara ve “uluslararası terör örgütlerine” tehdit yağdırdı. Geçtiğimiz ay en az 120 sivilin öldüğü Moskova’daki tiyatro baskınına değinen İvanov, “Bize savaş açtılar. Bu savaşın hududu, sınırı, görünen bir düşmanı yok” dedi. İvanov, son Çeçen saldırılarının ardından dış politikalarını gözden geçirdiklerini ekleyerek, “Diğer ülkelerle ikili ilişkilerimiz, terörizme verdikleri tepkiye bağlı olacaktır” diye konuşmuştur357. Artık sona ermiş görünen Irak Savaşı sırasında Rus dış istihbarat servisi ajanlarının Bağdat’ta Saddam’ın gizli dosya ve arşivlerini ele geçirip Moskova’ya götürmek için çok cüretkar operasyonlar yaptıkları ve bunda belki de başarılı oldukları, pek çok gazete tarafından iddia edildi. Bu gazeteler sadece Batılı olanlar da değildi, Nezavisimaya Gazeta gibi önemli Rus gazetelerinde de bu iddialara geniş yer verildi; hatta bir Amerikan gazetesi Bağdat’ta Irak istihbarat servisi Muhaberat bürosunda ele geçirilen gizli belgelerde Rus dış istihbarat servisi ile Muhaberat arasındaki ilişkileri Arapça yazılı belgelerle kendine göre ispat etmiştir358. Sovyetler Birliği’nin, klasik dış politikasının bir sonucu olarak, Sosyalist Baas Rejimi’ni desteklemesi, onun mirasçısı Rusya tarafından da devam ettirilince Rusya’nın, Irak’ta yaklaşık 8 milyar dolarlık bir alacak bırakmasına rağmen, zengin

http://jia.sipa.columbia.edu/journal.html , (2003-02-26). http://www.evrensel.net/02/11/07/dunya.html#1 , (2003-02-23). 358 DAĞI, Zeynep, "Rusya'nın Yakın Çevre Politikası ve Türkiye", Türk Dış Politikasında Gelenek ve Değişim, 1998.
357

356

129

petrol yataklarında önemli imtiyazlar elde etmesi ve Saddam rejimiyle bu imtiyazların aynı düzlemde doğru orantıda kalması Moskova’nın ABD’nin Saddam Hüseyin’i devirmeye yönelik Irak politikasına karşı çıkmasına neden olmuştur. Ancak neticede, ABD operasyonları ile Saddam devrilince Rusya, Irak’taki mevzilerini terk etmek durumunda kalmış; alacakları ile beraber imtiyazlarını da kaybetmesi riski ortaya çıkmıştır359. Irak’ta ABD denetiminde yeni hükümetin kurulmasının ardından, Putin döneminin en önemli dış politika özelliği olan aktif ve kıvrak Rus dış politikası, Rusya’nın Irak’ta kaybetmiş olduğu mevzilerin hiç olmazsa bir kısmını yeniden elde etmek için yeni bir çaba içerisine girmiştir. Önce geçtiğimiz aylarda Kürt lider Celal Talabani’yi Moskova’da ağırlayan Rus dış politika yapıcıları, şimdi uygun şartlar oluştuğu takdirde Irak’a asker gönderme dahil bir çok konuda ABD ile anlaşabileceklerinin sinyallerini vermektedir. Özellikle ABD’nin BM’ye sunacağı, Irak’a çok uluslu güç konuşlandırılmasını öngören karar tasarısının tartışıldığı bu günlerde Irak konusunda müttefik oldukları Fransa ve Almanya’nın aksine karar tasarısına olumlu baktıklarının sinyallerini veren Rusya Dışişleri Bakanı İvanov, bu konuda bir açıklama yaparak “Irak’ın tekrar yapılanmasında ve güvenliğin sağlanmasında BM’nin geniş katılımını öngören karar tasarısının Moskova tarafından incelendiğini ve önerilen karar tasarısının, Rusya’nın devamlı üzerinde durduğu ilkeleri yansıtması açısından bir başlangıç olduğunu söyleyebilirim” demiştir360. Diğer taraftan konu ile ilgili bir açıklama yapan Savunma Bakanı Sergey İvanov da “her şeyin BM Güvenlik Konseyi’nde varılacak ortak fikre bağlı olduğunu söylemiş ve Irak’taki durumun iyiye gitmesine gerçekten katkı sağlayabilmesinin önemli olduğunun” altını çizmiştir. İvanov, nihayetinde Rusya’nın Irak’a asker gönderme kararının uluslararası toplumun Irak konusundaki gözlemlerine ve ortak hareket edebilme yeteneğine bağlı olduğunu bildirmiştir361.

05 Eylül 2003 ASAM Günlük Küresel Değerlendirme Bülteni. Rusya’nın Irak’ta Mevzi Savaşı, 09 Eylül 2003, --Sinan Oğan, ASAM-Rusya Ukrayna Araştırmaları Masası, Kıdemli Araştırmacı. 361 http://www.haberanaliz.com , (2004-01-12).
360

359

130

Sergey İvanov’un açıklamasıyla Rusya, ilk defa Irak’ta ABD güçleri öncülüğündeki ittifak güçlerine destek verebileceği sinyalini verdi. Irak Savaşı’na karşı çıkan Rusya, savaştan sonra da BM’nin Irak’ta etkin rol almasını istemiştir. Ancak diğer müttefikler Almanya Başbakanı Gerhard Schröder ve Fransa Cumhurbaşkanı Jack Chirac, yaptıkları ortak açıklamada ABD tasarısını desteklemeyeceklerini ifade etmişlerdir. Bu gazetelerin iddialarının hedefi, Rus Dış İstihbarat servisi SVR şüphesiz. Tam adı Sluzhba Vıneşnoy Razvedki, kısa adı SVR olan Rus dış istihbarat servisi, Rus dış politika uygulamasının iki önemli unsurundan birisi; zaman-zaman diğer önemli unsur olan Rus Dışişleri Bakanlığı’nı bazı yönlerden gölgeleyebiliyor, uygulamada birinci rol da oynayabiliyor. Bunu da eski Başkan Boris Yeltsin’in 4 yıl kadar önce verdiği bir demeçten biliyoruz; zira Yeltsin o demecinde ‘Rus dış politikasının tespitinde, SVR’nin Dışişleri Bakanlığı ya da başka kurumlardan çok daha fazla rol oynadığını bizzat açıklamıştı. SVR’nin mesela, Rus nükleer ve balistik teknolojisinin İran’a aktarılması, NATO’nun genişlemesi, 1972 tarihli ABM anlaşması ve muhtemelen bilinmeyen başka çok önemli konulardaki Rus dış politika pozisyonlarının tespit ve savunulmasında çok önemli roller oynadığı, bugün pek çok uzmanın ortak görüşü. Asıl görevi dış istihbarat olan; ama bunu yaparken resmi Rus dış politikasının yönünü de etkileyebilen SVR, bugünkü ve gelecekteki Rus dış politikası bakımından böylesine önemli, ilginç bir kurum. SVR, Rusya’da yaklaşık 10 yıldır devam eden büyük kargaşadan ve Yeltsin döneminin keyfi ve istikrarsız özelliğinden hemen-hemen hiç etkilenmeyen, kısacası bu dönem içinden Sovyetler’den devraldığı etkin yapısını büyük ölçüde muhafaza edebilen bir istihbarat servisidir. KGB’nin ilga edilmesinden sonra iç ve dış istihbarat olarak ikiye ayrılan Rus istihbaratının dış bölümünü üstlenen SVR, iç bölüme bakan FSB’nin aynı dönemde uğradığı çeşitli depremleri, yönetim, kadro ve başkan değişikliklerini de hiç yaşamadı; kadrosu ve başkanları hemen-hemen hiç değişmedi; kurum 10 yıl içinde sadece 3

131

başkan gördü. Bunlar sırasıyla Leonid Şabarşin, Yevgeni Primakov ve Vyaçeslav Trubnikov’da oluşmaktadır. 1991–1996 yılları arasında SVR’nin başkanlığını yapan Yevgeni Primakov’u herkes tanır. Primakov 6 yıl kadar önce dışişleri bakanı olduğunda yerine, yakın mesai arkadaşı, dostu Vyaçeslav Trubnikov’un gelmesini sağladı. Trubnikov da kurumu 2000 yılına taşıdı. Trubnikov, görevini Vladimir Putin’in gözdelerinden 52 yaşındaki Sergey Lebedev’e devretti 3 yıl kadar önce. Lebedev, Başkan Putin’in eskiden beri tanıdığı bir istihbaratçı olmuştur. Putin onu, Doğu Almanya’da görev yaparken tanımış. İstihbaratçılıkta ikisi de aynı nesilden sayılırlar. Lebedev, yine bazı yorumculara göre, SVR’nin Batılı kanadını (occidentalist) temsil eden birisi; Doğulu kanadını (orientalist) ise hem son başkan Trubnikov hem de Primakov temsil ediyorlardı ve bu ikisi kurumu ‘orientalist çizgide’ yönetiyor, yönlendiriyorlardı. Mesela, Rus dış politikasının son yıllardaki ‘çok kutuplu bir dünya söyleminin yazar ve mimarları aslında bu ikisiydi; tam söylemek gerekirse SVR idi kurum olarak. SVR, hakkında çok az şey bilinen tam anlamıyla bir kapalı kutu. Ne Rus ne de Batı medyasında hakkında fazla bir şey yayınlanmadı bugüne kadar. Benim bu köşede anlattıklarım da çok zor bulunabilen bilgiler. Süper güç olmaktan çoktan çıkan; ama bunu bir türlü kabullenemeyen ve Putin ile birlikte yeniden en azından güçlü, sözü dinlenir, büyük ülke, büyük devlet olmak için çalışan Rusya’nın dünyaya yönelik plan ve hareketlerinin motoru SVR elbette. Bugün söylenildiğine göre Rusya’nın Bağdat Büyükelçiliği, büyükelçi ve diğer diplomatlarının burayı çoktan terk etmelerine rağmen geride kalan ve diplomatik statüye sahip 12 SVR görevlisi tarafından korunuyor. Bunlar şüphesiz sadece büyükelçiliği değil, aynı zamanda kaos içindeki Irak’taki Rus menfaatlerini de korumuşlardır362. Her şeye rağmen Bağdat’ta kalmaya devam eden SVR, bize Rusya’nın lafta değil fiiliyatta da büyük devlet olduğunu gösteriyor. Ne diyelim, darısı lafta büyük fiiliyatta küçük ve etkisiz olanların başlarına. Yeni Rus “konsepti”, Çeçen milislerle işbirliği yapmakla suçlanan Gürcistan’daki Batı yanlısı hükümette büyük kaygı
362

http://www.zaman.com.tr , Fikret ERTAN, (2004-01-12).

132

uyandırıyor. Tiflis hükümeti, Rusya’nın Gürcü topraklarına saldırı düzenleme olasılığının arttığını düşünmektedir. 5.9. Putin ile Rus Milyarderlerinin Savaşı Rusya'nın petrol devi Yukos'un en büyük hissedarı Mikhail Khodorkovsky'nin tutuklanması sonrası, tüm dünyada gözler ülkedeki diğer patronlara çevrildi. Amerikan finans dergisi Fortune son sayısında, Rusya'da sayıları 20'yi aşmayan yeni zengin işadamları "oligarklar"a savaş açan eski KGB Albayı Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin'in bu "demokratik" politikayla Rus ekonomisini eski Sovyetler Birliği dönemi günlerine geri götürüp götürmeyeceği sorusuna cevap aramıştır. Dergi, Putin’in Avrupa Birliği, Amerika ve yabancı sermaye ile görüşmelerinde istikrarlı ve başarılı bir politika ile takdir toplamasına rağmen, ülke içinde eski KGB ajanlarını oligarklar’ının üzerine sürdürmesinin dünya ekonomi çevrelerinde içten içe bir tartışma konusu olduğuna değindi. Bu tartışmayı alevlendiren ise, Putin’in bu politikasının siyasi çekişmeye dayandırılması. Rusya’nın en zengin adamı Khodorkovsky’nin 2004 yılı mart ayında yapılacak devlet başkanlığı seçimlerinde Putin’e rakip olacağı ve sırf bu nedenle Putin’in bu adamın üzerine gittiği söylenmektedir. Dünyada yabancı sermayeye yön veren isimlerden Soros da Khodorkovsky’nin tutuklanması sonrası oligarklar’ın tarafını tutmuş ve Putin’i devlet kapitalizmi yaptığı gerekçesiyle sert bir dille eleştirmişti. Yabancı sermaye çevrelerinin endişelerini hisseden IMF Başkanı Köhler de, geçtiğimiz günlerde Putin’le özel olarak görüşme yaptı. O, Putin-Khodorkovsky olayının abartıldığını, tek bir dava ile Rus ekonomisinin çökmeyeceğini savunarak Köhler’i ikna etmeyi başardı. Ancak Fortune Dergisi, tüm bu gelişmelere rağmen Rusya’da bulunan yabancı yatırımcıların ülkeden çekilme ihtimalleri olduğunun sinyallerini vermiştir. Carneigie Enstitüsünün yaptığı araştırmaya göre, halen Putin’in savaş açtığı oligarklar ülke GSMH’sının yüzde 40’ını ve ihracatın da yüzde 90’ını kontrol altında

133

tutuyorlar. Fortune, Putin’in önümüzdeki dönemde devlet başkanlığını kazanması ihtimalinin çok yüksek olduğuna ve iktidarı ele aldığı taktirde bu savaşın gittikçe kızışacağına da dikkat çekmektedir. 1990'larda bürokrasinin kilit noktalarında bulunan isimler, yönetiminde oldukları kamu girişimlerini çok ucuza kapattılar. Rusya'nın petrol devi Yukos'un en büyük hissedarı Mikhail Khodorkovsky'nin tutuklanması sonrası, tüm dünyada gözler ülkedeki diğer patronlara çevrildi. 2000 yılında göreve geldiğinde, işadamlarını kanunlara uyma ve vergilerini ödemeleri konusunda uyaran Putin, 2002'de bu tutumunu sertleştirdi. 'Sermaye etkisini iktidara dayatanlar bir sınıf gibi davranmaktan vazgeçsinler' diyerek siyasete bulaşan işadamlarına gözdağı veren Putin, ilk olarak otomotiv ve medya patronu Berezovski ve zimmetine para geçirmekle suçlanan Gusinski'yi sınır dışı ederek cezalandırdı. Daha sonra ise Putin, oligarklar'ı 'evcilleştirme' harekatını, Khodorkovsky'nin tutuklanması ve Sibneft'in patronu Abramovich hakkında soruşturma açılması ile devam ettirmiştir. Putin'in KGB'yi de yanına alarak dört koldan sindirmeye çalıştığı 'oligarklar'ın mazisi, Sovyetler Birliği'nin çöküş dönemlerine dayanıyor. Sovyetler Birliği'nin uyguladığı planlı devlet ekonomisinden kapitalizme geçişi sürecinde, 1991-1994 yılları arasında devlete ait 80 binin üzerinde işletme özelleştirildi. Sovyet bürokrasisinin kilit noktalarında bulunan ve belirli ölçüde sermaye birikimi sağlayan isimler, yönetiminde oldukları kamu girişimlerine çok ucuz fiyatlara sahip oldular. Ayrıca hükümet, likidite sıkıntısına düşünce bu işadamlarından borç aldı ve ödeyemeyince de büyük karlar getiren şirketler de bu kişilerin üzerine geçirildi363. Böylece Rusya'da bir anda inanılmaz servete sahip bir kesim oluştu ve bu zenginlere 'oligark' adı verildi. Bugün Rusya'da kişi başına düşen milli gelir 2 bin 500 doların altındayken, sayıları 20'yi aşmayan yeni işadamlarının mal varlıkları milyar dolarları buluyor. Rusya'nın en güçlü adamları olarak da nitelenen oligarklar arasında Mikhail Khodorkovsky, Roman Abramovich, Boris Berezovsky, Vladimir Gusinsky, Oleg Deripaska, Vladimir Potanin, Andrei Melnichenko, Vagit Alekperov, Viktor Vekselberg ve Mikhail Fridman ilk sıralarda yer alıyor. Dünyanın en büyük petrol ve
DAĞI, Zeynep, "Rusya'nın Yakın Çevre Politikası ve Türkiye", Türk Dış Politikasında Gelenek ve Değişim, 1998.
363

134

rezervlerinin yüzde 20'sine ve doğalgaz rezervlerinin yüzde 40'ına sahip Rusya'da bu isimler, ilk etapta petrol, gaz ve diğer madenleri ele geçirdiler. Daha sonra ise, medya, bankacılık ve diğer sektörlere de el atmışlar. 5.9.1. Yeltsin Rusya’sının Değerlendirilmesi 'Oligarklar'ın bir numaralı adamı Devlet Başkanı Yeltsin'di. Yeltsin, yeni zenginleri ekonomi politikaları ile desteklerken, onlar da 1996 yılında Yeltsin'in yeniden seçilmesi için gerekli finansmanı yarattılar. Böylece 'oligarklar', politik hayatın içinde aktif rol oynamaya başladılar ve devletin açtığı ihaleleri kazanarak servetlerine servet kattılar. Genelde iktidardakilerle çok çatışmamaya özen gösteren oligarklar, Putin'i işlerine gelmeyen ekonomi politikalarından dolayı çok ciddi biçimde eleştirmeye başlamışlardı. Bu da Putin'in savaşı başlatmasına vesile oldu. Roman Abramovich için Rusya'da Yeltsin Ailesi'nin finansörü deniliyor. 1966 doğumlu Abramovich, 1999'da Rus Parlementosu Duma'ya girdi ve 2000'de Chukotka Valisi seçildi. Bu bölgedeki yatırımları vergiden muaf tutulan Abramovich, iddialara göre Yeltsin döneminde özelleştirilecek şirketleri ihalesiz satın aldı. Zamanla alüminyum kralı ve petrol şirketi Sibneft'in en büyük hissedarı oldu. Abromovich, aynı zamanda FC Chelsea'nin de sahibi. Vladimir Gusinsky (51 yaşında) iş hayatına bir tiyatroda yönetmen olarak başladı. Eski Sovyetler'in son günlerinde bankacılık sektörüne giren Gusinsky, inşaat alanındaki yatırımlarıyla dikkat çekti. Rus medya devi MedianMost'u sahibi Gusinsky, medya gücünü Putin'i eleştirmek için kullanıyordu. Zimmetine para geçirmekle suçlanan Gusinsky, MedyanMost'u ünlü doğalgaz devi Gazprom'a devrettikten sonra ülkeden kaçtı. Gusinsky, şu an sığındığı Yunanistan'da tutuklu yargılanmaktadır. Boris Berezovsky otomotiv ve medya sektöründeki yatırımları ile tanınıyor. Yaklaşık 3 milyar dolarlık serveti bulunan Berezovsky, eski bir matematikçi. Yeltsin'e danışmanlık yapan ve Rusya'nın Çeçenistan ile ilişkilerinde etkin rol oynayan Berezovsky, ilk çıkışını araba satışları ile yaptı. Buradan elde ettiği gelir ile medya sektörüne geçen Berezovsky, Boris Yeltsin'in ikinci defa seçilmesinde yardımcı oldu.

135

Putin'in başa gelmesi sonrası, para aklamakla suçlanan işadamı, ülkeden ilk kaçan oligark oldu, şimdi Londra'da sürgün hayatı yaşamaktdır. Viladimir Potanin'in, (42 yaşında) nikel üretimini kontrol altında tutarak edindiği servetin büyüklüğü 1.6 milyar dolar. 1990'lı yılların başında iş hayatına ticaret memuru olarak atılan Potanin, karanlık bir anlaşma ile Norilsk Nikel firmasını 310 milyon dolara satın alıyor. Uneximbank'ın da kurucusu olan işadamının ayrıca petrol ve finans sektöründe de yatırımları bulunuyor. Dünyanın en büyük nikel üreticisi olarak nitelendirilen Potanin, bir süre başbakan yardımcısı olarak da siyasette görev alıyor. 42 yaşındaki Potanin, kurnazlığı ve Kremlin'deki yakın temasları ile tanınıyor. 5.9.2. Albay Putin'in Çift Karakteri Vladimir Putin 1999 yılında Başbakan, bir yıl sonra da Devlet Başkanı seçildiğinde tüm dünya nasıl bir liderle karşılaşacağını merak ediyordu. Eski bir KGB Albayı olan Putin, başa geçtiği dönemde Rus ekonomisi hala 1998 krizinin ağırlığı altında yaşama savaşı veriyordu. 1998 yılında Rusya'nın GSYİH'si yüzde 4.9 oranında küçülmüş, Rus Rublesi yüzde 40 oranında devalüe edilmişti. Planlı ekonominden pazar ekonomisine geçişte ekonominin çeşitlendirilmesi, özelleştirilmenin artması ve yabancı sermayenin güveni yeniden kazanmak şart olmuştu. Putin yürürlüğe koyduğu ekonomik reformlarla 5 senede Rus ekonomisini düzene koydu, dış piyasaların güvenini yeniden kazandı. Ancak son aylarda işadamları ve hükümet arasında yaşanan gerginlik, Yukos kriziyle gözler önüne serildi. Akla takılan tek bir soru var. Acaba demokrat görünümlü Putin, “siyasi hırsıyla yeni yeni toparlanmış Rus ekonomisini riske atar mı?” diye akla soru gelmektedir. Putin, 'Rus Hükümeti de bir tek şirket için tüm ekonomiyi tehlikeye atacak kadar zayıf değildir. Bu yönde yapılan çalışmaların tüm ekonomiyi riske sokabileceğinin farkındayız' diyor. Ancak Khodorkovsky'nin ardından yeni 'oligarklar'ın isimlerinin anılması, başta Enerji Bakanlığı olmak üzere tüm bürokratların Yukos'u parçalama çabaları Putin'in liderliğine gölge düşürüyor. Son olarak, hükümet Khodorkovsky'nin istifasına rağmen, Yukos firmasının Litvanya'ya olan sevkiyatını keseceğini duyurdu.

136

Bununla beraber, Rusya Enerji Bakanlığı da Yukos'un Sibirya'daki petrol sahalarının ehliyetinin kaldıracağını açıkladı. Bu gelişmeler dünya finans piyasalarını endişelendiriyor. Bunun en önemli nedeni ise Rus ekonomisinde KOBİ'lerin halen ekonominin yüzde 10'unu kontrol ediyor olması. Putin'in 'oligarklar'a karşı açtığı savaş demokratik gözükse de, bürokratların gücü tüm Rus ekonomisini riske atacak kadar büyüktür. 5.9.3. Rusya Ekonomisindeki Riskli Günler Khodorkovsky ve Putin anlaşmazlığı 'oligarklar'ın savaşını alevlendirdi. Rusya'nın petrol sektöründeki yükselişinin en büyük sembollerinden biri olan Khodorkovsky, Yukos-Sibneft'in sahibi. Şirket evliliği ile ortaya çıkan petrol firması petrol üretim rezervleri bakımından TotalFina, BP veya ChevronTexaco gibi sektörün devlerini geride bırakıyor. Khodorkovsky'nin firmayı devletten satın alışı ise Boris Yeltsin dönemine rastlıyor. Kurucusu olduğu Menatep Bankası ile Sibneft'in yüzde 44'ünü satın almaktadır. 350 milyon dolar gibi değerinin çok altında bir paraya ihale öncesi satın alınan firma şu an Khodorkovsky'nin 8 milyar dolarlık mal varlığının büyük bir kaynağını oluşturuyor. Fortune Dergisi'nin dünyanın en zengin işadamları sıralamasında 26'ncı olan Khodorkovsky'nin sonunu getiren ise Putin'e karşı başlattığı muhalefet kampanyası oldu. Suçlamalardan önce gelecek seçimlerde Putin'e karşı adaylığı koymayı planlayan işadamı, vergi kaçakçılığı, sahtecilik ve dolandırıcılık suçlamalarıyla şu anda Rusya'da tutuklu. Oleg Deripaska (35 yaşında), petrol sektöründen, alüminyum pazarına kadar tüm firmalarda Abramovich'in bir numaralı ortağı ve rakibi. Oligarklar arasında en eğitimli işadamı olan Deripaska'nın ekonomi yüksek lisansı bulunuyor. Sibirya'daki metal ve alüminyum sanayiinde Abramovich ile kapışan Deripaska, ayrıca Rusya'nın en büyük ikinci otomotiv üreticisi. Rusya Sanayiciler ve İşadamları Derneği'nde Başkan Yardımcısı olan ve 1999 yılında Rus Vedomosti Gazetesi'nce Yılın İşadamı ödülüne layık görülen Deripaska'nın çelik ve sigorta sektöründeki yatırımları ise şu an hükümet tarafından inceleniyor. Sibneft petrol şirketi

137

ve alüminyum firması Rusal'da büyük hisseleri bulunan Deripaska'nın ihale öncesi anlaşmalarla mal varlığını yarattığı ileri sürülüyor. Deripaska'nın 1.5 milyar dolarlık mal varlığı bulunmaktadır364. 8 milyar dolarlık kişisel servetiyle Rusya’nın en zengin adamı olan 40 yaşındaki Khodorkovsky, iş gezisi için gittiği Sibirya’dan, bir operasyonla Moskova’ya getirildikten sonra çıkarıldığı mahkeme tarafından tutuklanmıştır365. Khodorkovsky’nin, hakkındaki vergi kaçırma, devlet malını zimmetine geçirme ve resmi belgelerde söyledi. tahrifat yapma suçlamalarını kabul etmedi. Kremlin’e Avukatı, yönelik Khodorkovsky’nin yasal olarak 30 Aralık 2004’e kadar sorgu için gözaltında tutulabileceğini Yahudi işadamı Khodorkovsky, eleştirileriyle dikkat çekiyordu. Hakkında vergi kaçırma, devlet malını zimmetine geçirme ve resmi belgelerde tahrifat yapma suçlamaları bulunan Rus Yukos’un Başkanı Mikhail Khodorkovsky tutuklandı. 27 Ekim 2003— Dünyanın en büyük dördüncü büyük petrol şirketi Rus Yukos’un Başkanı Mikhail Khodorkovsky, tutuklanarak hapse konuldu. 40 milyar dolar piyasa değeri olan Yukos petrol şirketinin büyük hissedarı ve patronu olan Khodorvsky’nin geleceği de belirsizleşmiştir366. 5.10. Rusya’da 2003 Aralık Parlamento Seçimleri ve En Son Gelişmeler Rusya'da parlamento seçiminde, Birleşik Rusya Partisi (Yedinnaya Rossiya) rakiplerine fark attı. Aşırı sağcı Jirinovski ise yüzde 10'u geçerek sürpriz yaptı. Rusya'da 2004’de yapılan parlamento (Duma) seçimlerinin ardından, oyların yüzde dördünün sayımı sonucuna göre, Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin'i destekleyen "ayı" amblemli Birleşik Rusya Partisi (BRP) oyların yaklaşık yüzde 36'sını alarak rakiplerine fark atmıştır367.

364 365

ELEKDAĞ, Ş., "ABD Stratejisi ve Türkiye", Milliyet Gazetesi, 2003. http://www.ntvmsnbc.com , (2004-01-12). 366 Moskva, CNBC-E. 367 http://www.milliyet.com.tr , (2004-01-12).

138

Büyük sürpriz yapan Vladimir Jirinovski'nin Liberal Demokrat Partisi yaklaşık yüzde 15'lik oy oranıyla ikinci, Komünist Parti de yüzde 13'lük oy oranıyla üçüncü sırada bulunuyor. Liberal Demokrat Parti'nin, oylarını yüzde 10'un üzerine çıkarması, sürpriz olarak yorumlanırken, oy oranı azalan Komünist Parti, seçime hile karıştırıldığı gerekçesiyle dava açma kararı aldı. Parti lideri Gennadiy Züganov, "Bu seçim bir maskaralık" dedi. BRP'nin önde gitmesi, Devlet Başkanı Vladimir Putin için büyük bir zafer olarak nitelendiriliyor. 450 üyeli parlamentoda çoğunluğu Kremlin yanlılarının oluşturması durumunda, Putin'in marttaki başkanlık seçimlerinde şansı artacak. 23 partinin yarıştığı seçimlere katılım oranı yüzde 50 civarında oldu. Başbakan Mihail Kasyanov, oy verirken aşırı sağcı bir kadının yumurtalı saldırısına uğradı. Rusya'da parlamento seçimlerinde Kremlin yanlısı sağcı partiler 450 sandalyenin 400'ünü aldı. Aşırı milliyetçiler sürpriz yaparak yüzde 11 oy alırken, 13'te kalan Komünist Parti'nin çöküşü belgelenmiştir368. Rusya Parlamentosu seçimlerinde iktidar yanlısı partilerin ezici bir üstünlük sağlamasıyla Devlet Başkanı Vladimir Putin mart ayındaki başkanlık seçimlerindeki zaferi neredeyse şimdiden garantilemektedir369. 450 sandalye için yapılan yarışa katılan 23 partiden sadece 4'ü yüzde 5 barajını aşarak parlamentoya girebildi. Putin tarafından açıkça desteklenen ve iktidarın olanaklarından geniş şekilde yararlanan Birleşik Rusya Partisi oyların yaklaşık yüzde 37'sini aldı. Komünist Parti yüzde 13 dolayında kalırken, büyük sürpriz yapan Vladimir Jirinovski liderliğindeki Liberal Demokratik Parti de yüzde 11 oy topladı. Seçimlerin belki asıl sürprizini ise, gizlice Kremlin tarafından desteklenen aşırı sağcı Anavatan Partisi yüzde 9'un üzerinde oy alarak yaptı. Sağcı Güçler Birliği ve Yabloko gibi Batı yanlısı liberal partiler yüzde 5 barajının altında kaldı370. Böylece, yaklaşık 400 sandalyenin Kremlin yanlısı partiler arasında dağılması ve Putin'in anayasayı değiştirecek çoğunluğa ulaşması bekleniyor. Komünist Parti lideri Gennadiy Züganov, seçimlere hile karıştırıldığını öne sürdü ve "Bu yaşananlar maskaralıktan başka bir şey değil" diyerek sonuca itiraz edeceklerini açıkladı. Avrupa

Cenk BAŞLAMIŞ, Mosokva, 2003. İLHAN, A., "Avrasya Gerçeği" - "Avrasya Dünyanın Merkezi" - "Avrasya, Avrasyalının", Cumhuriyet, 2002. 370 KAYNAK, M., "Siyaset Belirleyicidir", Yeni Türkiye, sayı: 15, Ankara, 1997.
369

368

139

Güvenlik ve İşbirliği Teşkilatı ve Avrupa Konseyi Parlamenterler Meclisi gözlemcileri de Rusya seçimlerinin Batı standartlarından uzak olduğu eleştirisinde bulundu. İki kuruluşun temsilcileri Birleşik Rusya Partisi'nin devletin olanaklarından yararlandırılmasına da tepki gösterdi. Putin ise, seçimleri Rusya'da demokrasinin güçlenmesi yolunda atılan yeni bir adım olarak değerlendirdi ve oylamanın adil, özgür ve açık yapıldığını söylemektedir371. Bu sonuçlar, Putin'in iktidara gelmesinden bu yana Rusya'da esmeye başlayan "Putinizm" rüzgarının tüm ülkeyi sardığını gösteriyor. Yeni parlamentonun Kremlin'le uyum içinde çalışacağına kesin gözüyle bakılıyor. Marttaki başkanlık seçimlerinde Putin'in karşısına güçlü bir aday çıkması da beklenmiyor. 2000 yılında göreve geldiğinde, işadamlarını kanunlara uyma ve vergilerini ödemeleri konusunda uyaran Putin, 2003’de bu tutumunu sertleştirdi. “Sermaye etkisini iktidara dayatanlar bir sınıf gibi davranmaktan vazgeçsinler” diyerek siyasete bulaşan işadamlarına gözdağı veren Putin, ilk olarak otomotiv ve medya patronu Boris Berezovski ve zimmetine para geçirmekle suçlanan Gusinski’yi sınır dışı ederek cezalandırdı. Daha sonra ise Putin, oligarklar’ı “evcilleştirme” harekatını, Khodorkovsky’nin tutuklanması ve Sibneft’in patronu Abramovich hakkında soruşturma açılması ile devam ettirmiştir. Bombalı intihar saldırısı düzenlemek amacıyla Moskova'nın göbeğinde yoldan geçenlere parlamentonun yerini soran Çeçen 'karadullar' bir otelin önünde havaya uçtular. Rusya'da "Karadul Tugayı"nın giderek yayılan intihar saldırılarının ilk kez Moskova'nın merkezine kadar uzanması sonucu 6 kişi öldü, 13 kişi yaralanmıştır. Duma (parlamento) binasını hedef alan bombanın, kadın teröristlerin adresi bulamaması sonucu Kremlin'in tam karşısındaki tarihi Natsyonel Oteli'nin önünde patladığı sanılıyor. Yetkililerin verdiği bilgiye göre, dün sabah saatlerinde 3 kadın otelin önünden geçenlere, "Nerede şu Duma?" diye sormaya başladı. Hemen birkaç saniye sonra meydana gelen patlama ortalığı savaş alanına çevirdi. Duma binası, otelin yaklaşık 100 metre sağında yer alıyor. Ölen 6 kişi arasında yer alan birisi kafası kopmuş 3 kadın cesedinin Duma'yı arayan kadınlara ait olduğu sanılıyor. Bir cesedin üzerinden
371

KÖNİ, H., "Türkiye'nin Şeytan Üçgeni", Savunma ve Havacılık, cilt: 12, no: 1, 1998.

140

İnga Gizeyova adına düzenlenmiş Çeçen kimliği çıktı. Saldırıyla ilgili olarak kısa boylu, 40 - 45 yaşlarında bir kadın da aranıyor. Güvenlik yetkilileri, saldırının büyük olasılıkla Duma'yı hedef aldığını, ancak bombanın zaman ayarındaki bir sorun nedeniyle patlamanın önce meydana geldiğini düşünüyor. Saldırı yeri, Kremlin'den sadece birkaç yüz metre uzakta bulunuyor. Saldırının, Çeçenistan'daki savaşta yakınlarını kaybeden kadınların oluşturduğu "Karadul Tugayı" tarafından düzenlendiği sanılıyor. Çeçen komutan Şamil Basayev'in kurdurduğu söylenen örgütün saldırılarında şimdiye kadar 200'den fazla kişi öldü. Devlet Başkanı Vladimir Putin, "terörle savaşta kararlı olduklarını" söylemektedir. Geçtiğimiz günlerde Aralık ayında yapılan Parlamento seçimlerinde Putin’in önderlik ettiği “Yedinnaya Rossiya” (Vahit Rusya) Partisi birinci olarak kazanmış ve toplam oyların yaklaşık %45 –ini almıştır. Bu da Putin’e Anayasayı değişe bilme yetkisi ve olanağı sunmaktadır. Çünkü bunun sayesinde, Putin Anayasayı istediği şekle getirerek, 2004 de yapılacak olan seçimlerde de kendisini tekrar devlet başkanı yapacak şekilde tasarlayabilir. Bildiğimiz gibi Rusya’nın mevcut Anayasası buna olanak vermemektedir. Fakat gelişmeler doğrultusunda ve Rusya konusunda geniş çaplı bir araştırma yapmış bir Rusya uzmanı olarak benim şahsi kanaatim Putin’in gelecek dönemde tekrar devlet başkanı olacağı yönündedir. Böylece 2000 Mart’ında resmen seçim yoluyla Rusya tarihinde bir ilk olan başkanlık rejimi ve Putin dönemi siyasetin 2000-2003 yılları arasındaki sürecini incelemiş bulunmaktayız. Mevcut Rusya Anayasasına göre 2004 Mart ayında başkanlık süresi dolan Putin istifa etmeli ve Parlamentoya bu konuda talimat sunmalı, 2004 Mart’ında Rusya’da tekrar Devlet Başkanlığı seçimi yapılması için ferman imzalamalı olan Putin’i bundan sonra neler bekliyor, bunu da tarih ve zaman gösterecektir. Ben bu noktada çalışmamın araştırma kapsamında bulunan 2000-2003 yılları arası dönemi kapsayan Putin ve onun Siyasetini araştırmakla yükümlü olduğum dönemi bitirmiş bulunmaktayım. Bu çalışmada Putin’in yaptığı resmi devlet gezileri çalışma dışı tutulmakla beraber, tezde Rusya’nın Türkiye’ye yönelik izlediği politikalar isterse de Rusya Dışişleri Bakanı İgor İvanov’un Türkiye’ye yaptığı geziler daha ayrıntılı bir şekilde verilmeye gayret gösterilmiştir. Resmi gezilerin irdelenmemesi, bu gezilerin ayrıntılı bir

141

şekilde zaten araştırmalarımıza da baştan sona kadar ışık tutmuş olan Rusya Devlet Başkanlığının resmi web sitesinde detaylı bir biçimde sürekli olarak yayımlanmasıdır.

142

ALTINCI BÖLÜM 2004’DEN GÜNÜMÜZE KADARKİ SÜREÇTE PUTİN RUSYA’SI 6. RUSYA TÜRKİYE GÖRÜŞMELERİ Rusya-Türkiye görüşmeleri, Ankara’nın karlı havasında ve 2004 Aralık ayının sert soğuğunda başlamış, Çankaya’nın ve Meclisin sıcak ortamlarında devam etmiş, kuzeyden esen poyraz rüzgarlarının sertliği ile sonuçlanmıştır. Gezi bitiminde, zihinlerde cevaplanması zor olan şu soru kalmıştır; “ Türkiye’ye, kuzeyden esen sert ve soğuk poyraz rüzgarları ne zaman ılımanlaşacak?”372 6.1. Putin’in Türkiye Seferi Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin'in Türkiye ziyareti, 2-3 Eylül 2004 tarihleri olarak planmış, ancak Kuzey Osetya'nın Beslan kasabasında meydana gelen rehin alma eylemi nedeniyle ertelenmişti.373 5-6 Aralık 2004 tarihine ertelenen bu ziyaret, Avrupa Birliği’nin Türkiye’ye tarih verme günü olacak olan 17 Aralık’tan 12 gün öncesine rastlaması, ziyaretinin önemli olduğu yolunda yorumlar yapılmasına yol açtı.374 Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, 5–6 Aralık 2004 tarihlerinde Türkiye’ye geldi. Cumhurbaşkanı ve Başbakan ile görüşmeler yaptı. Görüşmeler sonucunda anlaşma metinleri imzalandı. 32 yıl aradan sonra bir Rus Devlet Başkanı'nın ziyareti, Türkiye açısından da önemli oldu. A.B.D ve Avrupa Birliği’nin yakından izlediği bu
372

Bkz. AKTÜKÜN, İlker; SSCB’ den BDT’ ye Nasıl Varıldı. Marksist Bir Tahlil İçin Saptamalar, Sorun Yayınları, 1. Baskı, İstanbul, 1995. 373 Bkz. İVANOV, İgor Sergeyeviç; Rusya’nın Dış Politikası ve Dünya (Makaleler ve Toplantılardan derleme), Uluslararası İlişkiler Moskva Devlet Üniversitesi, Rusya Siyaset Ansiklopedisi – ROSSPEN Yayınları, Moskva, 2001. 374 Prof. Dr. Ramazan ÖZEY, http://www.ramazanozey.net , 2004.

143

gezi, olaysız tamamlandı. Bu Türkiye açısından olduğu kadar, Putin için de çok önemliydi. Çünkü Putin, ne zaman tatil için ya da dış ülke gezisi için Moskova’dan ayrılsa, Rusya’da olaylar çıkıyor ve aksilikler birbiri ardına ortaya çıkıyordu. Putin ne zaman Moskova dışına çıksa ya bir nükleer denizaltı kazası, ya bir uçak kaçırma eylemi yaşanıyordu. Nitekim Putin, 1998 yılında, Kafkasya'da tatilini geçiriyordu. Bu sırada, İstanbul-Moskova seferini yapan TU-154 tipi yolcu uçağı hava korsanları tarafından kaçırılarak Medine'ye indirilmiş ve Güvenlik güçlerinin müdahalesi sonucunda 3 kişi ölmüştü. 2000 yılında Putin tatile çıkmıştı. Barents Denizi'nde Kursk adlı nükleer Rus denizaltısı bir kaza sonucu batmış ve 118 Rus denizci boğularak hayatını kaybetmişti. Putin, 2003 yılı tatili için Sardunya adasına gitmişti. Kursk'un battığı yerin birkaç kilometre ilerisinde bir Rus nükleer denizaltısı daha batmıştı. Putin’in tatili yine zehir olmuştu.375 İşte, Putin için, Türkiye gezisinin olaysız geçmesi ve yarıda kesilmeden tamamlanmış olması, büyük önem taşımıştır. Putin’in Türkiye açısından da büyük önemi vardı. Çünkü Türkiye, A.B.D’nin ve Avrupa Birliği’nin kıskacından aşırı şekilde bunalmıştı. A.B.D’nin, Türkiye’nin güney komşusu Irak’ta akıl almaz soykırım uygulaması, Türk Milleti’nde infial uyandırmış ve gösteriler başlamıştı. Öte yandan Avrupa Birliği’nin “Görüşme Tarihi Verme” konusunda oryantalleri geçen kıvırtmaları ve ardı arkası kesilmeyen doyumsuz istekleri, Türkiye siyasetini tam bir kaosa sokmuştu. Putin’in ziyareti ile, Ankara’nın siyasetindeki bu puslu hava iki günlüğüne de olsa dağılmış oldu.376 Putin’in Türkiye ziyareti, iki ülke tarafından fazlasıyla önemsendi ve her iki ülkenin basınında büyük yankı buldu. “Tarihi Gezi” “Tarihi Buluşma” “İki Eski Düşman Dost Oldu” gibi başlıklar atıldı. Gezinin sonucu, basının abarttığı kadar gerçekleşmese de, her iki ülke menfaatini içeren bazı anlaşmalar da yapılmış oldu. 377 Putin’in Türkiye ziyareti, neden önemliydi? Putin, Ankara’da nasıl karşılandı? Putin ne dedi? Türk yetkililer ne cevap verdiler? Rusya Türkiye’den, Türkiye
375 376

Zaman (1999-2006). http://news.bbc.co.uk. 377 Bkz. CRELL, George; Rusların Asya Siyaseti, Toker Yayınları, İstanbul, 1990.

144

Rusya’dan ne istedi? Neler aldılar? Neler almadılar. İşte iki günlük süren Putin’in Türkiye gezisi panoraması kısaca şöyle gerçekleşmiş oldu.378 Putin’in Türkiye gezisi panoramasını sergilemeden önce, Putin’in özgeçmişi hakkında kısa bir bilgi vermek gerekiyor.379 6.2. Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin Hakkında Bilinmeyenler Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin'in hayatı gizemlerle dolu. Doğum tarihi; 7 Ekim 1952. Doğum Yeri; SSCB döneminde adı Leningrad olan St. Petersburg kenti. KGB’ ye girdiği tarih ise, 1975. KGB’ ye girişine kadar, Putin hakkında Rus halkı pek bir şey bilmiyordu. KGB’ ye girdikten sonra, Putin hakkında sorular sorulma başlanmıştır.380 Gürcü gazetesi Alia, Putin’in hayatı hakkında önemli bilgiler vermiştir. Gazete haberi “Putin’in gizlediği annesini bulduk” manşetiyle vermiştir ve Gürcistan’ın Kaspi ilçesinin Metina Köyü’nde yaşayan Annesi Vera Putina şunları anlatmıştır; “ Biz ona Vova derdik. Ural’da teknik lisede okurken tanıştım babasıyla. Hamile kaldıktan sonra evli olduğunu öğrendim ve babasını terk ettim. Doğumdan sonra Vova’yı aileme verdim. İkinci evliliğimi yaptığım kişi, oğlumu istemedi. Önce ailem onu yetiştirme yurduna gönderdi, sonra eşim onu bir yüzbaşıya evlatlık verdi.” Ancak, KGB ajanları köye gelerek, tüm delilleri yok ettiler.381 Putin, babasının doğduğu Petersburg’da dünyaya geldi. Çiftçilikten sıkılan Putin’in dedesi Spiridon, 15 yaşında köyünü terk etti. St. Petersburg’un lüks restoranlarında aşçılık yaptı. 1917’de Ekim Devriminden sonra Lenin’in aşçısı oldu. Sonra Stalin’in yazlığında çalıştı ve burada emekli oldu.382

http://www.mid.ru. http://www.russianembassy.org. 380 Bkz. İVANOV, İgor Sergeyeviç; Rusya’nın Dış Politikası ve Dünya (Makaleler ve Toplantılardan derleme), Uluslararası İlişkiler Moskva Devlet Üniversitesi, Rusya Siyaset Ansiklopedisi – ROSSPEN Yayınları, Moskva, 2001. 381 http://www.kremlin.ru/withflash/Vneshnyaya_politika619.shtml. 382 http://news.bbc.co.uk.
379

378

145

Putin’in babası Vladimir Spiridonoviç, Pomidov’da Mariya ile tanıştılar ve 1928’de her ikisi 17 yaşındayken evlendiler. 1932’de Leningrad’a döndüler. Spridonoviç, 2. Dünya Savaşı’nda Deniz Kuvvetlerine katılınca, Mariya ise ilk oğluyla, kardeşinin yanına sığındı ve bu arada ilk oğlu bakımevinde öldü. Spridonoviç, savaştan sonra, Vagon fabrikasında çalışmaya başladı. Mutfak ve tuvaletin komşularla ortak kullanıldığı bir lojmana yerleştiler. 1952’de ikinci oğulları Vladimir dünyaya geldi.383 Vladimir Putin, liseye başlamadan önce denizci ya da pilot olmak istiyordu. Ancak Liseye başladığında, okuduğu ajan romanlarından etkilenerek ajan olmaya karar verir ve Lise birinci sınıftayken KGB’ nin yerel şubesine gider ve “Ben ajan olmak istiyorum” der. Ancak bu isteği kabul edilmez. Putin’e üniversiteyi bitirmesi ve hukuk okuması öğütlenir. Putin bu öğüdü tutar ve Hukuk Fakültesi’ne gider. Fakültede son sınıfta okurken, KGB’ ye girer. 1975 yılında KGB evrak memuru olur. Bu arada Judo sporunda kara kuşağa ulaşan Vladimir Putin, 1976 yılında, St. Petersburg’da katıldığı yarışmada birincisi olur. Leningrad Devlet Üniversitesi Hukuk Bölümü'nden 1975'te mezun olan Putin, yüksek lisansını ekonomi alanında yaptı.384 1980’de, hostes Lyudmila Alexandrovna ile tanışır ve 1983’de Lyudmila Alexandrovna ile evlenir. Filoloji eğitimi alan Lyudmila Alexandrovna, Almanca öğretmenliği ve uzun süre hosteslik yapmıştır. İspanyolca ve Fransızca da bilen Lyudmila Putina tiyatro, müzik, tenis ve kayaktan hoşlanıyor. Lyudmila Alexandrovna Putina, zamanının büyük bölümünü hayır işlerine ayırıyor. Lyudmila Alexandrovna Putina'nın en samimi olduğu lider eşi, Almanya'nın "First Lady"si Doris Schröder.385 Putin, 1986 yılında enstitüden mezun olur ve Doğu Almanya’nın Dresden kentine atanır. İlk işi ağırlıklı olarak teknoloji casusluğudur. Putin, Berlin Duvarı yıkılana kadar, toplam 5 yıl Doğu Almanya görevi devam eder. 386

http://www.gazetasng.ru. http://www.putin.ru. 385 Bkz. BOZKURT, Enver; KÜTÜKÇÜ, Akif; POYRAZ, Yasin; Devletler Hukuku, Nobel Yayınları, Ankara, 2000. 386 http://www.president.kremlin.ru.
384

383

146

KGB’ nin onayıyla 1990’da Leningrad Üniversitesi’nde doktoraya başlar ve Rektörün uluslararası ilişkiler danışmanı olur. Şehir Meclisi’nin kararıyla, St. Petersburg Belediye Başkanı Anatoli Sobçak’ın danışmanlığına getirilir. Ardından başkan yardımcılığını üstlenir. Şehrin yabancı sermayeye açılmasını sağlayan Putin, özelleştirmeleri başlatır, borsayı kurar. Bu arada iki kez Türkiye’yi ziyaret eder.387 1996’da Sobçak seçimleri kaybeder, hemen istifasını veren yardımcısını Moskova’daki dostlarına tavsiye eder. Putin, yenilginin üstesinden gelmek için bir süreliğine Petersburg yakınlarındaki yazlığına gider.388 1996'da Kremlin Sarayı Mülkiyet İdaresi Başkan Yardımcılığı'na atanmış ve bu görevini, 1997 yılına kadar sürdürmüştür. 1997 ve 1998'de Devlet Başkanlığı İdaresi Başkanı ile Devlet Başkanlığı Denetim İdaresi Başkanı olarak yapmıştır. 389 Rusya ile Birleşik Devletler Topluluğu’nun lideri Boris Yeltsin, ailesi ve yardımcılarının karıştığı yolsuzluklar nedeniyle 1998’de zor günler yaşarken tüm dünyayı saracak büyük bir ekonomik kriz patlar. İşte tam bu günlerde Yeltsin, çok güvendiği Putin’i Rusya İç İstihbarat Servisi’nin (FSB) başına getirir. Putin, 1999’un 9 Ağustos’unda başbakan yardımcılığına atanır. Putin, 1998–1999 yıllarında, Rusya İç İstihbarat Servisi FSB’ nin başkanlığını yaparken, aynı zamanda, yeni Rusya'nın "politbürosu" olarak da adlandırılan Rusya Güvenlik Konseyi'nin sekreterliği görevini yürütür. 16 Ağustos’ta Yeltsin 17’nci başbakanını kovar, yerine onu getirir. Yeltsin sürpriz kararla istifa edip ona kendi koltuğunu sunar.390 Putin, 9-16 Ağustos 1999 tarihleri arasında başbakan yardımcısı ve başbakan vekilliği, 16 Ağustos'tan itibaren de başbakan olarak görev yapmaya başlamıştır. Devlet Başkanı Boris Yeltsin'in 31 Aralık 1999'da istifa etmesinin ardından, Anayasa gereği, üç ay içerisinde devlet başkanlığı seçimi yapılıncaya kadar bu görevi vekaleten üstlenmiştir. Putin, 2000 yılında Rusya'da yapılan başkanlık seçimlerinde %50'nin
KAPUSCİNSKİ, Ryszard; İmparatorluk, Om Yayınları, 1. Baskı, İstanbul, 1999., s. 67-90. Bkz. BROWN, Archie; The Gorbachev Factor, Oxford University Press, New York, 1996. 389 St. Petersburg Press (2000-2007). 390 Bkz. MANSUR, Raul; Moskva. Görsel Gezi Rehberleri Serisi, Dost Kitabevi Yayınları, Ankara, 1999.
388 387

147

üzerinde oy toplayarak, birinci turda devlet başkanı seçilmiştir. 26 Mart 2004 Seçimleri’nde % 70 oy alarak, ikinci defa Devlet Başkanlığı’na seçilmiştir. Putin, 2008 yılına kadar Rusya Devlet Başkanlığı görevini sürdürecektir.391 Vladimir Putin’in, Mariya (19) ve Yekaterina (18) adlarında 2 kızı vardır. 6.3. Putin, Türkiye’de Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, 3 günlük Hindistan ziyaretini tamamlamış ve 5 Aralık 2004 tarihinde, Ankara’ya hareket etti. Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin ve beraberindekileri getiren uçak, 5 Aralık 2004 tarihinde, Türkiye saatiyle saat 18.25'te Esenboğa Havaalanı'na indi. Putin'i Esenboğa Havaalanı'na gelişinde Devlet Bakanı Kürşad Tüzmen ve eşi karşıladılar. Putin ve eşi, daha sonra Çankaya Köşkü'nde bulunan Camlı Köşke hareket ettiler. Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer tarafından verilen akşam yemeğine katıldılar.392 Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, Hindistan’daki resmi ziyaretinde sırasında yaptığı açıklamada ABD’yi sert ifadelerle eleştirmiştir. Irak’taki şiddet olaylarının bu ülkeye demokrasi ve barış getirme sürecini engelleyeceğini belirten Putin “Diktatörlük, güzel demokrasi terminolojisiyle paketlense de sistem problemlerini çözmez, aksine durumu daha da kötüleştirir” demiştir. Tek taraflı politikaların kitle imha silahlarının teröristlerin eline düşmesi riskini arttıracağını belirten Vladimir Putin, bu politikaların bölgesel çatışmaları da körükleyeceğini dile getirmiştir. Putin batıya terörle mücadelede çifte standartlar koyma suçlaması da getirdi. Putin bir Hindistan gazetesine yaptığı açıklamada da Irak’ın işgalinin burayı teröristlerin beslenme bölgesi haline getirdiğini söylemiştir.393 Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin’in Ankara gezisi gündeminde başlıca şu konular yer almıştır. 1. Kafkasya ve bölgesel konular (Çeçenistan, Ukrayna, Türk

Bkz. NETCHEOLODON, General; Rus İhtilali ve Yahudiler, Sebil Yayınevi Yayınları, 2.Baskı, İstanbul, 1996. 392 Bkz. BÜLBÜL, Rıdvan; Uluslararası İletişim, Paragraf Yayınları, Konya, 1997. 393 http://www.russianembassy.org.

391

148

Cumhuriyetleri, Kıbrıs, Irak ve komşuları), 2. Enerji alanında işbirliği, 3.Boğazlara alternatif boru hatları inşası, 4.Ekonomik işbirliği konuları, 5.Rusya'nın enerji ağırlıklı yeni yatırım önerileri, 6. Helikopter ihalesi ve askeri işbirliği.394 6.3.1. Geziden İzlenimler Rusya Devlet Başkanı Putin, 5 Aralık 2004 Pazar günü akşam saatlerinde Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer'in resmi davetlisi olarak, eşi Lyudmila Alexandrovna ile birlikte Ankara'ya gelmiştir. Putin'in uçağı Türk Hava Sahası'na girdikten sonra 4 Türk F-16'sı tarafından iki koldan korumaya alınmıştır. Rus lider, daha sonra Çankaya Köşkü'ne giderek, Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer'in onurlarına verdiği yemeğe katılmıştır.395 Cumhurbaşkanı Sezer, yemekteki konuşmasında, iki ülke arasındaki köklü tarihin iki ulusu ve devleti birbirine daha çok yakınlaştırdığını vurgulamıştır. Soğuk Savaş sonrası yaşanan küreselleşme olgusunun terörizm ve kitle imha silahlarının yayılması gibi konuların bölge ayrımı yapmayan birer tehdit haline geldiğini belirten Sezer, 'Rusya ile aramızdaki düzeneklerin en etkin biçimde kullanılması yoluyla, terörizme karşı işbirliği konusundaki kararlılığımızı yinelemek istiyorum' demiştir. Sezer daha sonra, Türkiye ile Rusya'nın dostluğu için kadehini kaldırmıştır. Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin de iki ülke ilişkilerini yeniden inşa edeceklerini söylemiş ve ziyaretinin, ekonomik ve ticari işbirliğini geliştireceğine emin olduğunu belirten Putin, 'Cesur kararlara ulaşmak için kararlıyız' demiştir. Putin de kadehini iki ülke arasındaki ilişkilerin gelişmesine ve refahına kaldırmıştır Ardından da Putin ve Sezer, alkışlar arasında kucaklaşmışlardır.396 Sezer'in davetinde Türk tarafından, Başbakan Tayyip Erdoğan ve Genelkurmay Başkanı Orgeneral Hilmi Özkök'ün yanısıra TBMM Başkanı Bülent Arınç, Dışişleri
394 395

Bkz. ONAY, Yaşar; Rusya ve Değişim, Nobel Yayınları, 1. Baskı, Ankara, 2002. Bkz. ROSE, Richard & MUNRO, Neil; Elections without Order. Russia’s Challenge to Vladimir Putin, Cambridge University Press, Cambridge, 2002. 396 Bkz. TİMAKOVA, Natalya, KOLESNİKOV, Andrei, GEVORKYAN, Nataliya; First Person: An Astonishingly Frank Self-Portrait by Russia's President Vladimir Putin, Public Affairs Publications, New York, 2000.

149

Bakanı Abdullah Gül, Dış Ticaretten Sorumlu Devlet Bakanı Kürşad Tüzmen ve Milli Savunma Bakanı Vecdi Gönül katılmıştır. Yemekte ayrıca CHP Genel Başkanı Deniz Baykal, iş dünyasından Ahmet Nazif Zorlu ve Tarık Şara hazır bulunmuştur. Rus heyetinde ise, Savunma Bakanı Sergei İvanov, Sanayi ve Enerji Bakanı Victor Khristenko, Rusya Federasyonu Tataristan Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı Mintimer Şaymiyev ile Rusya Federasyonu İnguşetya Cumhurbaşkanı Murat Zyazikov, Putin'e eşlik etmişlerdir.397 Tarihi yemekte konuklara, Akdeniz salatası, enginar, Çankaya usulü levrek ve çikolatalı parfe ile Çankaya ve Kavaklıdere şarapları ikram edilmiştir. Yemeğe geçilmeden önce Rus konuklara, Rusların ünlü içkisi 'votka' ikram edilmiştir. Yemekte, bir Rus bir Türk'ün yanyana oturduğu çapraz protokol uygulanmıştır. Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer ile Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, yaptıkları konuşmaların ardından şampanya kadehi kaldırmışlardır. Sezer bu sırada, önce Rusça 'Nazrovye', ardından da Türkçe 'Şerefe' demiştir. Başbakan Erdoğan'ın kadehinde ise su olduğu dikkati çekmiştir.398 Rusya lideri Vladimir Putin’in Ankara ziyaretinde olağanüstü güvenlik önlemleri alınmıştır. Ziyaretten bir hafta önce gelen Rus ajanların, Putin’in kalacağı Cumhurbaşkanlığı Köşkü’ndeki Camlı Köşkün suyunu dahi zehir analizinden geçirdiği ortaya çıkmıştır. Edinilen bilgiye göre Rusların yanlarında getirdiği elektronik sistemlerle analiz ettikleri su temiz çıkmıştır. Putin ve eşi için Köşke Rusya’dan klozet de getirilmiştir. Güvenlik tedbirlerinin olağanüstü olması ve konuk ağırlama sistemlerinin ötesine geçmesi, ziyaret öncesi ve sırasında bile, Türkiye ile Rusya arasındaki soğuk rüzgarların esmeye devam ettiğinin bir göstergesi olarak algılanmıştır.399 Geceyi Camlı Köşkte geçiren Putin, 6 Aralık 2004 Pazartesi gününde, ilk durağı Anıtkabir olmuştur. Putin, Atatürk'ün mozolesine çelenk koyarak, saygı duruşunda bulunmuştur. Konuk devlet başkanı, Misak-ı Milli Kulesi'nde Anıtkabir Özel Defteri'ni
397 398

http://news.bbc.co.uk. http://www.rambler.ru. 399 Bkz. CRELL, George; Rusların Asya Siyaseti, Toker Yayınları, İstanbul, 1990.

150

imzaladı. Putin, şunları yazdı: ''Rusya'da Türk halkının büyük oğlu Atatürk'ün hatırasına büyük değer veriliyor. Türk devletinin yeniden doğuşu, Onun adıyla ilişkilendirilir. Ülkelerimiz arasındaki dostluğun gelişiminin başlangıcında da Onun adı vardır. Bizim görevimiz Onun hatırasına layık olmak ve Onun yaptıklarını devam ettirmektir. Onun yarattığı temel üzerinde karşılıklı anlayış ve dostluğun sağlam binasını kurmaktır.'' Anıtkabir hakkında yetkililerden bilgi alan Putin, Anıtkabir'den bir süre Ankara manzarasını seyretmiştir. Putin'e, Anıtkabir'in küçük bir maketi ile Atatürk takvimi hediye edilmiştir. Putin'in ziyareti sırasında, Anıtkabir ve çevresinde yoğun güvenlik önlemleri alındığı gözlenmiştir.400 Putin, Anıtkabir ziyaretinin ardından Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer tarafından Çankaya Köşkü'nde resmi törenle karşılanmıştır. Törende, 21 pare top atışının ardından iki ülkenin milli marşları çalındı. Putin, Türkçe “Merhaba Asker” diyerek, tören kıtasını denetlemiştir. Sezer ve Putin, eşlerini de yanlarına alarak, basın mensuplarına görüntü vermişlerdir. Törende, TBMM Başkanı Bülent Arınç, Dışişleri Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Abdullah Gül, Devlet Bakanı Kürşad Tüzmen, Milli Savunma Bakanı Vecdi Gönül de hazır bulunmuşlardır.401 Rusya Federasyonu Devlet Başkanı Vladimir Putin, TBMM Başkanı Bülent Arınç'ı ziyaret ederek bir süre görüşmüştür. Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin de modern Avrupa'nın en eski parlamentolarından birisinde bulunduklarını belirterek, “bu görüşmeyi nerede yaparsak yapalım, bugün çok önemli bir iş yaptığımızdan eminim” diye konuşmuştur. Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer, “Türkiye Cumhuriyeti ile Rusya Federasyonu Arasında Dostluğun ve Çok Boyutlu Ortaklığın Derinleştirilmesine İlişkin Ortak Bildiri”yi imzaladıklarını da hatırlatarak, şunları kaydetti: “Yine az önce imzalanan anlaşmalar ve mutabakat muhtırası, ülkelerimiz arasındaki yakın işbirliğinin somut örneklerini oluşturmaktadır. Rusya ile gelişen diyalog ve işbirliğimizin, sadece

Bkz. CROZIER, Brian; The Rise and Fall of The Soviet Empire, An Imprint of Prima Publishing, National Review, California, 2000. 401 Bkz. WALKER, Martin; Dev Uyanıyor. Lenin’den Gorbaçov’a, Altın Kitaplar Yayınevi Yayınları, 1. Baskı, İstanbul, 1989.

400

151

iki ülkenin yararına olmakla kalmayıp, bölgesel ve uluslararası alanda barış, istikrar ve gönence de katkı yapan, özel bir önem taşıdığı görüşündeyiz” demiştir. Sezer'den sonra konuşan Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin de Türkiye ile Rusya'nın terörle mücadeledeki yaklaşımlarının aynı olduğunu söyledi.402 Ziyaretini “çok zamanında yapılmış bir girişim” olarak niteleyen Putin, Sezer ile yaptığı görüşmelerde ikili ilişkilerin geniş yelpazesinin, ayrıca bölgesel ve küresel gelişmelerin ele alındığını kaydetmiştir. Ankara'da imzalanan “Dostluğun ve Çok Boyutlu Ortaklığın Derinleştirilmesine İlişkin Ortak Deklarasyon”un önemine işaret eden Putin, “Bildirgenin ikili ilişkilerin geleceğini belirleyeceğini ve ilişkilere güçlü ivme kazandırılacağını” belirtmiştir. Putin, atılan imzayla iki ülke arasında siyasi, ekonomik, kültür gibi alanlarda ikili ilişkileri geliştirmedeki kararlılığın vurgulandığını söylemiştir. 6.3.2. Gezinin Sonuçları Putin ve Sezer’in başkanlık ettiği heyetler arası görüşmelerin sonunda toplam 25 milyar dolarlık 7 önemli anlaşmaya imza atılmıştır. Türkiye Cumhuriyeti ile Rusya Federasyonu Arasında Dostluğun ve Çok Boyutlu Ortaklığın Derinleştirilmesine İlişkin Ortak Bildiri imzalanmıştır.403 Görüşmeler sonucunda, iki ülke arasında altı ayrı belgeye daha imza atılmıştır. Bu belgeler şöyle sıralanmaktadır: 1. Karasularının Ötesinde Tehlikeli Olayların Önlenmesi Anlaşması.

Bkz. İVANOV, İgor Sergeyeviç; Rusya’nın Dış Politikası ve Dünya (Makaleler ve Toplantılardan derleme), Uluslararası İlişkiler Moskva Devlet Üniversitesi, Rusya Siyaset Ansiklopedisi – ROSSPEN Yayınları, Moskva, 2001. 403 Bkz. ALEKSANDROV, S. K.; Stranı Mira (Dünya Devletleri), Rus Politik- Edebiyat Neşriyatı, Politizdat Yayınları, Moskva, 1989.

402

152

2. Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ile Rusya Federasyonu Hükümeti Arasında Savunma Sanayii Alanında İşbirliği Kapsamında Mübadele Edilen Gizlilik Dereceli Bilgi ve Malzemenin Karşılıklı Korunması Anlaşması. 3. Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ile Rusya Federasyonu Hükümeti Arasında İkili Askeri-Teknik İşbirliği Kapsamında Mübadele Edilen Fikri ve Sınai Mülkiyet Haklarının Karşılıklı Korunması Anlaşması. 4. Türkiye Cumhuriyeti Dışişleri Bakanlığı Stratejik Araştırmalar Merkezi ile Rusya Federasyonu Dışişleri Bakanlığı Diplomatik Akademisi Arasında İşbirliğine Dair Mutabakat Zaptı. 5. Botaş ile Gazprom Arasında Enerji Alanında İşbirliğine İlişkin Çerçeve Anlaşması. 6. Türk Eximbank ile Rus Eximbank Arasında İşbirliği Protokolü. 6.3.3. Gezinin Olumsuz Yönleri Türkiye'yi 32 yıl sonra ziyaret eden ilk Rus lider Putin'in Çankaya'da Cumhurbaşkanı Sezer ile kucaklaşma görüntüleri, 2004’de ajanslar tarafından tüm dünyaya yayılmıştır. Bu konudaki en ilginç haber-yorum, Türkiye'nin AB üyeliğine direnen Fransa'dan, Le Figaro gazetesinden gelmiştir. Le Figaro gazetesi, Türkiye ile Rusya arasındaki ilişkileri değerlendirirken "Zaman değişti: eski düşmanlar çok iyi ekonomik ortaklar oldu. Türkiye'nin güneyi artık soğuktan gelen yeni zenginlerin en tercih ettiği yerlerden biridir" yorumunu yapmıştır. Buna karşın Ankara ile Moskova arasında hala bazı kara bulutların kaldığını savunan gazete, iki ülkenin terörizm konusunda karşı karşıya geldiğini belirterek Türkiye'nin Rusya'yı PKK'nın Kürt ayrılıkçılarına kucak açmakla, Rusya'nın da Türkiye'yi Çeçen asilerine üst olarak kullandırılmakla suçladığını ifade etmiştir. Le Figaro, görüşmelerin gündeminde Boğaz sorununun da yer aldığına

153

dikkat çekerken Boğazın Rus petrolünün başlıca geçiş noktası olmayı sürdürdüğünü, Boğaz boyunca yaşayan 2 milyon insanın güvenliğini düşünen Türkiye'yi Boğaz trafiğini sınırlandırmak isteğine tepki gösterdiğini belirtmiştir.404 Sovyetler Birliği’nin çökmesinden sonra ticari ve ekonomik alanda iki ülke arasında güçlü bağlar kurulurken, Orta Asya’da nüfuz oluşturma konusunda taraflar arasında belirli bir rekabet gözlenmiştir. Tarafların birbirlerini zaman zaman teröre destek vermekle suçlaması Türkiye ile Rusya arasında gerginliğe yol açan bir unsur olmuştur. Moskova, ayrılıkçı Çeçenlerin Türkiye’yi transit yol olarak kullandıklarını; bu yolla silah ve kendilerine yeni militan bulduklarını söylemişlerdir. Türkiye ise Rusya’yı ayrılıkçı Kürt militanlara destek vermekle suçluyor. Rusya, Avrupa ve Amerika’nın terörist örgütler listesinde yer alan PKK ve PKK/Kongra-Gel’i terörist olarak tanımlamaması görüşmelere gölge düşürmüştür. Türk-Rus İş Forumu'nda konuşan ENKA Holding Başkanı Şarık Tara, çok sayıda Türk gencinin Rus kızlarla evlendiğini söyledi. Tara, "Güçlü akrabalık ilişkileri kuruluyor. İkinci-üçüncü nesil de geliyor. Onlar bugünkü ilişkilerimizi daha da ilerletecekler" dedi. Putin de bu sözlere esprili bir yanıt verdi: "Burada bir dengesizlik var. Rus girişimcilere gereken şartların sağlanması durumunda çok sayıda Rus yatırımcı buraya gelecek. Ve Türk kızlarıyla evlenecek." Putin, makam arabası ile gelirken çok sayıda güzel Türk kızı gördüğünü de sözlerine eklemiştir. Putin’in bu esprisi, kuzeyden esen sert poyraz etkisi göstermiştir. Putin, Ankara'daki resmi temaslarını sürdürürken bir grup, Rusya'nın Ankara Büyükelçiliği önünde toplandı. Elçilik binasına siyah çelenk bırakan göstericiler, Çeçen bayrağı ile "Katil Putin Çeçenistan'dan defol" yazılı pankart ve Çeçenistan Devlet Başkanı Aslan Mashadov'un posterlerini taşımışlardır. Kafkas Çeçen Dayanışma Komitesi sözcüsü Haluk Kutlu, Çeçen halkına yönelik saldırılara en kısa zamanda son verilmesini istediklerini, eylemi de bu nedenle düzenlediklerini söylemiştir.

Bkz. BOZKURT, Enver; KÜTÜKÇÜ, Akif; POYRAZ, Yasin; Devletler Hukuku, Nobel Yayınları, Ankara, 2000.

404

154

Rusya Devlet Başkanı Putin, 2 gün süren Türkiye gezisini tamamladı ve 6 Aralık 2004 Pazartesi günü akşamı geç saatlerinde Türkiye’den ayrılmıştır. Putin, Ankara’dan ayrılırken, Ankara’da sebep olduğu trafik sıkışıklığından dolayı Ankara halkından özür dilemiştir. Ancak özür dilemenin hemen ardından “Bu rahatsızlıktan bizim kadar, yerel güvenlik birimlerinin de payı bulunmaktadır” diyerek Türkiye güvenlik birimlerini suçlamaktan kendini alamamıştır. Ama Putin’in koruma görevlilerinin, Türk görevlilerine karşı olumsuz tutumlarını ve Çankaya köşkündeki su analizi yapmaları gibi yakışıksız tutumlarını görmezlikten gelmiştir.405 Rusya-Türkiye görüşmeleri, Ankara’nın karlı havasında ve Aralık ayının sert soğuğunda başlamış, Çankaya’nın ve Meclisin sıcak ortamlarında devam etmiş, kuzeyden esen poyraz rüzgarlarının sertliği ile sonuçlanmıştır. Gezi bitiminde, zihinlerde cevaplanması zor olan şu soru kalmıştır; “ Türkiye’ye, kuzeyden esen sert ve soğuk poyraz rüzgarları ne zaman ılımanlaşacak?” 6.4. Putin’in Diğer Faaliyetleri Rusya devlet başkanı Vladimir Putin, 2000 yılında iktidara geldiğinde ülkenin önde gelen 50 işadamını Kremlin’e çağırmış. Yolsuzluktan kıvranan ülkenin iş dünyasına “Tavır değiştirin, verginizi ödeyin, kanunlara uyun. Bunun için size 2 yıl süre tanıyorum” demiş. Karşılığında da “cadı avı yapmayacağı” sözü vermiş. Bununla da kalmayıp, Rusya’nın kişi başına düşen gelir düzeyi bakımından 2015 yılında Portekiz’i yakalayacağı sözünü vermiştir.406 Eski bir KGB albayı olan Putin bu sözleri tam bir asker ağzıyla söylemiş olmalı ki “uyarıları” meyvesini vermeye başlamış bulunuyor. Ülkenin bugünkü tüm ekonomik verileri Rus mucizesinin yaratılmaya başlandığını gösteriyor.407 Putin’in “yola getirdiği” ve Batı dünyasında SSCB’den kalma politik terminolojilere atıfta bulunulurmuşçasına “oligarşi” olarak adlandırılan söz konusu 50
405 406

Bkz. BROWN, Archie; The Gorbachev Factor, Oxford University Press, New York, 1996. KARACA, Kayhan, Made in Russia, kayhan@laposte.net. 407 Bkz. ARI, Tayyar; Uluslararası İlişkiler ve Dış Politika, Alfa Yayınları, 3. Baskı, İstanbul, 1999.

155

işadamı arasında bugüne kadar sadece Boris Berezowski ve Vladimir Gussinski ülkeyi terk etti. Diğerleri Putin’in önerisine sıcak bakarak oyunu oynadılar. Sonuçta herkes kazançlı çıktı. Şirketler kazanç üzerine kazanç sağlarken, yatırım ve istihdam arttı. Yabancı yatırımcı Rusya’ya geri dönmeye başladı. Carneigie Enstitüsü’ne göre, söz konusu 50 işadamından 20’si Rusya GSYMH’sının %40’ını, Rusya ihracatının da %90’ını kontrolü altında bulunduruyor.408 SSCB enkazı altında 10 yıl boyunca bocalayan Rusya 1998 yılında yaşadığı mali kriz sonrası belini doğrultmaya geçen yıl başladı. Krizin hemen sonrasında yabancı sermayenin kaçmasıyla yerli şirketlere yeni pazarlar açıldı. Moskova’nın gri banliyölerinde günde 2 milyon kase yoğurt üreten firmalar, New York borsasına 200 milyon dolar sermayeyle giriş yapan ilk Rus şirketleri bu dönemde ortaya çıktı. Çelik, tekstil ve nükleer endüstri alanlarında Rus ekonomisi önemli ilerlemelere imza atmaya başladı.409 6.4.1. Petrolle Gelen Zenginlik Tüm bunlar bir yana, Rusya’yı dünya ekonomisinin ön planına iten en önemli faktör hiç kuşkusuz petrol ve doğalgaz rezervleri. Rus ekonomisinin düzelmesinde uluslararası piyasalarda 1998’de varili 10 dolar olan petrolün son 3 yıldır 20 küsur dolarlarda seyretmesinin büyük payı var. Günümüzde petrolün barili v0 doları geçmiştir. Bu da Rusya ekonomisinin 6 defa güçlenmesi anlamına gelmektedir. Dahası Rusya brüt petrol üretiminde Suudi Arabistan ve ABD’nin ardından 3’üncü, petrol ihracatında ise 2’inci sırada yer alıyor. Petrol sektöründe yaşanan bu “yeniden doğuş” 1999 yılından bu yana ülkenin vergi gelirlerini ve ihracatını 5 kat arttırdı. Kamu maliyesi temizlendi ve Rusya’nın 1998’de 156 milyar dolar olan borcunu 2002’de 130 milyara çekti. Petrol parası ülkedeki sosyal gerginlikleri de sindirdi. Halkın geliri 2000 yılında %9, 2001 yılında %6 artış gösterdi. Bu pastadan Putin de payını aldı elbette. Politik istikrar sayesinde
Bkz. ÇAM, Esat; Siyaset Bilimine Giriş, Der Yayınları, 4. Baskı, İstanbul, 1995. Bkz. NETCHEOLODON, General; Rus İhtilali ve Yahudiler, Sebil Yayınevi Yayınları, 2.Baskı, İstanbul, 1996.
409 408

156

vergi, adalet ve kamu arazilerinin özelleştirilmesi alanlarında kayda değer reformlar gerçekleştirildi.410 Rusya’nın petrol sektöründeki yükselişinin en büyük sembollerinden biri de Yukos-Sibneft şirketi. 1998 yılından bu yana birleşecekleri söylenen ülkenin iki büyük petrol şirketi Yukos ve Sibneft nihayet geçen Nisan ayında bütünleşti. %100 Rus olma özelliği taşıyan bu yeni “major”, üretim rezervleri bakımından TotalFina, BP veya ChevronTexaco gibi sektörün diğer devlerini geride bırakıyor. Başbakan Mihail Kassyanov’a göre, YukosSibneft Rusya’nın dünya genelinde “yeni pazarlar fethetmesinde” önemli rol oynayacak. Maliye bakanı Aleksey Kudrin’e göre de “Rusya yakın gelecekte dünyada etkin dev şirketleriyle anılacak”. 411 Rusya özellikle son 3 yılda petrol üretimi konusunda dev adımlar atmış olsa da, SSCB döneminin üretim kapasitesinden bir hayli uzaklarda. SSCB döneminde yılda 600 milyon ton brüt çıkarılırken bugün bu oran 310 milyon ton düzeyinde. SSCB döneminin yeniden yakalanması bugün için öngörülmüyor. Ancak petrol Rusya için her geçen gün daha da stratejik hale geliyor.412 Rusya’nın henüz rayına tam olarak oturamamış politik stabilizasyonu petrol sektörünün diğer “major” üyelerinin Rusya’ya yatırımlarını bir ölçüde engelliyor. BP hariç. Britanya petrol devi geçen Şubat ayında 6,19 milyar dolar harcayarak Rusya’nın dördüncü büyük petrol şirketi TNK’nın yarısına el koydu ve ülkede sektörün 3 numarası konumuna geldi. Exon-Mobil, Shell veya Total gibi diğer “major” şirketler ise Rusya genelinde risk taşımayan yerel ortaklıklarla yetinmeyi şimdilik tercih ediyorlar. İtalyan ENI ise arama-üretim yerine pazarlamayı yeğleyenlerden. İtalyan grubu Rus gaz sektörünün tartışmasız lideri Gazprom ile ortaklığı çerçevesinde Rus gazını Avrupa’ya pazarlıyor.413

Bkz. DAĞI, Zeynep; Rusya’nın Dönüşümü. Kimlik, Milliyetçilik ve Dış Politika, Boyut Kitapları, 1. Baskı, İstanbul, 2002. 411 Bkz. WALKER, Martin; Dev Uyanıyor. Lenin’den Gorbaçov’a, Altın Kitaplar Yayınevi Yayınları, 1. Baskı, İstanbul, 1989. 412 http://www.rambler.ru. 413 Bkz. MANSUR, Raul; Moskva. Görsel Gezi Rehberleri Serisi, Dost Kitabevi Yayınları, Ankara, 1999.

410

157

ABD’nin Irak’taki zaferi ve Rusya’nın bu savaşta ABD karşıtı tutumu hiç kuşkusuz Rusya’daki petrol rezervlerinin tarama, çıkartma, üretim ve pazarlama piyasasında “major” şirketler arasında kartların yeniden dağılmasına neden olacak. Saint-Petersburg’da 30-31 Mayıs’ta yapılan kutlamalar ve son AB-Rusya zirvesinde Putin’le masaya oturan herkesin Rusya’yı “stratejik ortak” ilan etmesi bir rastlantı olmasa gerek. Alman ve Fransız şirketleri daha şimdiden Rusya petrol piyasasında ABD’ye oranla daha “avantajlı” konumda oldukları inancındalar. Avrupa ve ABD’nin Rus petrol pazarındaki emellerinin farkında olan Putin de şüphesiz bu kartı sonuna kadar oynayarak, Batıdan taviz koparmaya çalışıyor. AB-Rusya zirvesinde Rus vatandaşlarının AB topraklarında “serbest dolaşımı” konusunun Moskova tarafından gündeme getirilmesi nasıl yorumlanabilir? 414 6.4.2. Uzay Teknolojileri Rusya’nın dünyada sözü geçen bir ülke olma yolundaki en büyük silahlarından biri de uzay teknolojileri. Rusya’ya SSCB döneminin mirası olan uzay teknolojisi ABD ve Avrupa’nınkine oranla eski de olsa işliyor. Örneğin Soyuz füzesi, 1958’deki ilk fırlatılışından bu yana hiç aksamadan yoluna devam ediyor. SSCB ve Rusya bugüne kadar 1600 Soyuz füzesini başarıyla uzaya göndererek erişilmesi zor bir rekora imza atmış bulunuyor. Rusya, elindeki bu uzay kartını da ABD ve Avrupa ile ilişkilerinde çok akıllıca kullanıyor. Bugün hem ABD hem de Avrupa Rus uzay teknolojisi ile ortaklıklar kurmaktalar. Ruslar bu konuda Avrupa’ya daha yakın görünüyor. Uzay sektöründe Rusya-Avrupa ortaklığının doğmakta olduğu da konuşuluyor.415 Rusya ile Avrupa (özellikle Fransa) arasında Soyuz füzelerinin Baykonur üssü yerine Avrupa Uzay Ajansı (ESA) tarafından kullanılan Guyana’daki Kouru üssünden fırlatılmasını öngören anlaşma 27 Mayıs’ta yürürlüğe girdi. “Uzayın bilimsel amaçlarla kullanılması” temelinde gerçekleşen bu anlaşma Avrupalı ve Rus sanayici ve bilim adamları arasında ortak çalışmalar da öngörüyor.416

414 415

http://www.kremlin.ru/withflash/Vneshnyaya_politika619.shtml. http://www.mid.ru. 416 KAPUSCİNSKİ, Ryszard; İmparatorluk, Om Yayınları, 1. Baskı, İstanbul, 1999., s. 67-90.

158

Rusya ile Avrupa arasında uzay teknolojileri alanında yapılan son anlaşmalar Avrupa için uydu pazarında da çok avantajlı. Öyle ki, Rusya Avrupa’ya “Global Monitoring Environment & Security” (GMES) projesine katılım da öneriyor.417 Söz konusu proje yeryüzünün bilimsel amaçlarla uzaydan gözlemlenmesi ve kriz yönetimi amaçlı planlanıyor. Avrupa, ABD GPS’inin eşdeğeri olan Galileo sistemini uzaya yerleştirmeye hazırlana dursun, Rusya yıllardır buna benzer Glonass sistemine sahip bulunuyor. Glonass maddi olanaksızlıklar nedeniyle yarım kapasite çalışıyor olsa da, bilimadamları sistemin kimi zaman GPS’ten daha etkili olduğu görüşünü savunuyorlar. Bu nedenle kimi Avrupalı bilimadamları Ruslarla Glonass teknolojisi için işbirliğinden yanalar.418 Günümüz uzay teknolojisinin püf noktası maddi kaynakta yatıyor. ABD’nin yıllık 30 milyar dolar olan uzay bütçesine karşılık, bu miktar AB’de 7 milyarı, Rusya’da ise 500 milyon doları aşmıyor. ABD’nin aralıksız yenilenen uzay teknolojisine karşılık, AB’ninki yeni yeşermekte, Rusya’nınki ise SSCB döneminin kazanımlarını tüketmekte. Avrupa ülkeleri Rusya’nın uzay teknolojisine, bir gün kendilerine rekabet olur endişesiyle şimdilik yeterli maddi kaynak aktarmaktan çekiniyorlar. Ancak ABD’nin yeryüzündeki süper gücünü uzaya da damgalamasını engellemek için Rusya’yla işbirliği yapmaktan başka seçenekleri kalmamış görünüyor.419 Rusya; petrol, doğalgaz ve uzay teknolojileri kartlarıyla kendisine devler masasında yeni bir yer hazırlıyor.420 6.5. Türkiye - Rusya Federasyonu Ticareti Gerek Rusya Federasyonu gerekse eski SSCB daima Türkiye’nin önemli ticari ortaklarından biri olmuştur. Her iki ülkenin coğrafi yakınlığı ticari ilişkilerin gelişmesi için önemli unsurlardan biridir.421

417 418

MARPLES, R. DAVID; Russia, 1917-1921, Pearson Education Limited, Essex, 2000, s. 78, 89. http://www.gazetasng.ru. 419 http://www.president.kremlin.ru. 420 Bkz. CROZIER, Brian; The Rise and Fall of The Soviet Empire, An Imprint of Prima Publishing, National Review, California, 2000.

159

Rusya Federasyonu ile Türkiye arasındaki dış ticarete ilişkin istatistiki bilgiler aşağıda yer almaktadır.(1000 $) Yıllar 1992 1993 1994 1995 1996 1997 1998 1999 2000 2001 İhracat 438.407 499.032 820.113 1.238.226 1.493.682 2.056.542 1.347.533 586.589 639.078 924.108 İthalat 1.040.402 1.542.363 1.045.387 2.082.352 1.900.235 2.174.258 2.154.994 2.371.856 3.879.867 3.435.672 Denge -601.995 -1.043.331 -225.274 -844.126 -406.553 -117.716 -807.461 -1.785.267 -3.240.789 -2.511.564 Hacim 1.478.809 2.041.395 1.865.500 3.320.578 3.393.917 4.230.800 3.502.527 2.958.445 4.518.945 4.359.780

Kaynak: Dış Ticaret Müsteşarlığı EBİM Kayıtları Rusya Federasyonu ile ülkemiz arasındaki dış ticaret hacmi 1997 yılına kadar yıllar itibarıyla giderek artan bir seyir izlemektedir. İkili ticaret hacmi 1992-1997 döneminde %186 oranında artarak 1997 yılında 4.2 milyar $’a ulaşmıştır. Söz konusu dönemde Rusya Federasyonu, Türkiye’nin genel ihracatı içinde Almanya’dan sonra 2., genel ithalatımızda ise 6. sıradaki ülke olmuştur.422 Ancak, 1998 yılında Rusya’da yaşanan krize paralel olarak iki ülke arasındaki dış ticaret hacminde önemli ölçüde azalma meydana gelmiştir. 1999 yılında bu gelişim devam etmiş, Rusya Federasyonu genel ihracatımızda 10. sıraya düşerken, ithalatımızda

421

McCAULEY, Martin; The Khrushchev Era. 1953-1964, Seminar Studies in History, Pearson & Longman Education Group Limited Publishers, England, 1995., s. 45, 56-60. 422 http://www.putin.ru.

160

5. sıraya yükselmiştir. 2000 yılında ise ülkemiz, söz konusu ülke ile ticaretinde önemli bir dış ticaret açığı ile karşılaşmıştır. Bu durum 2001 yılında da devam etmiştir.423 6.5.1. İhracat Rusya Federasyonu’na olan ihracatımız 1992-1997 yılları arasında hızla artarak Türkiye aleyhine gelişen dış ticaret dengesinin nispeten iyileşmesini sağlamış, ancak bu olumlu gelişme Ağustos 1998 krizi ile tersine çevrilmiştir.424 Söz konusu ülkeye yönelik 1998 yılı ihracatımız, 1997 yılına göre %34,4 oranında azalarak 1.347 milyon dolar olarak gerçekleşmiştir. İhracatımızdaki düşüş 1999 yılında da devam etmiş ve aynı dönemdeki ihracatımız ise bir önceki yıla göre %56,4 oranında azalarak 586.5 milyon dolar olmuştur. İhracattaki düşüşün nedeni, Rusya’da Ağustos 1998 yılında ortaya çıkan ekonomik kriz ve devalüasyonu müteakiben Rus tüketicilerin satın alma gücündeki azalma nedeniyle ithal mallara yönelik talebin daralmasıdır.425 2000 yılı dış ticaret verileri dikkate alındığında, söz konusu dönemde ihracattaki düşüşün durduğu ve 2000 yılındaki ihracatımızın bir önceki yılın aynı dönemine göre %8,5 oranında artarak 639 milyon $ dolar olarak gerçekleştiğini görmekteyiz. 2001 yılı ihracatımız ise, 2000 yılına göre %43,5 oranında artarak 924,1 milyon $ olmuştur.426 Rusya Federasyonu’na yönelik ihraç kalemlerimize baktığımızda, önemli kalemleri demir- çelikten uzunlamasına borular, kürkten giyim eşyası ve aksesuarları, kıvılcım ateşlemeli motorlar, tüller-diğer file mensucat, temizlik maddeleri, deri giyim, ayakkabı, portakal, limon, mandalina, domates, tütün, sakızlar, canlı mayalar, römorkörler ve itici gemiler, tekstil ve konfeksiyon ürünleri oluşturmaktadır.427
Bkz. PAŞAYEV, T., ALLAHVERDİYEV, M., KERİMOV, X., ABDULLAYEV, A.; İqtisadiyyet Terminleri Lüğeti: İktisat Terimleri Sözlüğü; Elm Yayınları, Bakı, 1994. 424 Bkz. ALEKSANDROV, S. K.; Stranı Mira (Dünya Devletleri), Rus Politik- Edebiyat Neşriyatı, Politizdat Yayınları, Moskva, 1989. 425 Bkz. BROWN, Archie; The Gorbachev Factor, Oxford University Press, New York, 1996. 426 http://news.bbc.co.uk. 427 Bkz. ROSE, Richard & MUNRO, Neil; Elections without Order. Russia’s Challenge to Vladimir Putin, Cambridge University Press, Cambridge, 2002.
423

161

Türkiye’nin Rusya Federasyonu’na İhraç Ettiği Belli Başlı Ürünler ($) GTİP borular 430310 Kürkten giyim eşyasıaksesuarları 870322 Kıvılcım ateşlemeli motorlar 580410 Tüller-diğer file mensucat 340119 Diğer sabunlar 80550 Limon ve tatlı limon 80510 Portakal 420310 Deri-köseleden giyim eşyası 890400 Römorkörler ve itici gemiler 240110 Tütün(sapları koparılmamış) 70200 Domates (taze/soğutulmuş) 210210 Canlı mayalar 200290 Domates konserveleri-asitsiz(diğer) 80520 Mandarin,klemantin 170410 Sakızlar 850710 Kurşun-asitli akümülatörler 392321 Etilen polimerlerinden çanta,torba 261000 Krom cevherleri-konsantreleri 620342 Pamuktan,pantolon,tulum,şort(erke k) 80610 Üzüm (taze) 620462 Pamuktan pantolon,tulum(kadın için) 845011 Tam otomatik çamaşır yıkama 4.338.466 8.355.397 8.572.162 1.875.451 4.756.486 9.292.923 8.772.570 9.418.980 13.168.934 3.338.676 6.748.564 29.249.047 9.477.836 12.105.874 21.892.432 17.540.436 16.993.617 21.765.526 29.581.269 16.070.343 21.063.212 20.876.411 7.643.805 19.254.813 - 16.121.758 30.500.770 27.792.832 46.868.073 MADDE ADI 1999 2000 2001 - 160.973.809

730511 Demir-çelikten uzunlamasına

20.965.675 25.769.872 16.277.638 9.003.805 25.787.988 15.597.780 5.439.659 11.590.302 15.207.609 8.100.702 12.431.274 14.277.667 10.967.768 3.339.444 6.633.157 3.979.954 9.976.100 9.510.331 11.935.841 3.524.292 11.247.559 8.604.723 10.868.302 5.366.880 10.842.499 9.473.095 9.612.125 9.556.866

9.184.616 11.973.939 10.158.351 12.641.888 16.948.768

162

makina 870210 Dizel-yarı dizel motorlu taşıtlar 392020 Propilen polimerlerinden levha 870323 Kıvılcım ateşlemeli motorlar 45.596 3.531.069 5.486.173 4.479.240 4.216.994 6.126.815 8.381.651 8.059.234 7.282.233

Kaynak: Dış Ticaret Müsteşarlığı EBİM Kayıtları Diğer taraftan, Rusya Federasyonu tarafından ihraç ürünlerimizin ülkeye girişine getirilen bir kolaylık, ülkemizin ithalatta uygulanan ülke preferans sistemine dahil edilmesidir. Sovyet döneminden beri (1974) uygulanan bu sistem, 1992 yılında tekrar düzenlenmiş ve ülkemiz, gelişmekte olan ülkeler statüsünde mütalaa edilerek, Rusya Federasyonu’na ihraç edilecek Türk mallarının %25 oranında gümrük vergisi indirimi ile ülkeye girmesine imkan sağlanmıştır (GSP).428 Ancak, söz konusu ülke, ithalatta uyguladığı Genel Preferanslar Sistemine dahil madde gruplarında bir azaltmaya gitmiştir. Bu uygulama ile ülkemizin belli başlı ihraç ürünlerinden tekstil, deri eşya, şekerleme mamulleri, makarna, temizlik maddeleri, bisküviler liste dışında kalmıştır.429 İthalat Rusya Federasyonu’ndan yapılan ithalat, ihracata kıyasla daha istikrarlı bir seyir izlemektedir. 1998 yılında ithalatımız 1997 yılına göre %1 oranında düşüş ile 2.154 milyon $ düzeyinde gerçekleşmiştir. 1999 yılında ise ithalatımız bir önceki yıla göre %10 oranında artarak 2.371 milyon $ olmuştur. 2000 yılındaki ithalat değerleri bir önceki yılın aynı dönemi ile kıyaslandığında ise, ithalatımızın % 63,4 oranında artarak 3.879 milyon $ olduğu görülmektedir. İthalatımızdaki artış, doğal gaz başta olmak üzere ithal edilen hammadde fiyatlarındaki artıştan kaynaklanmaktadır. 2001 yılında

http://www.russianembassy.org. Bkz. İVANOV, İgor Sergeyeviç; Rusya’nın Dış Politikası ve Dünya (Makaleler ve Toplantılardan derleme), Uluslararası İlişkiler Moskva Devlet Üniversitesi, Rusya Siyaset Ansiklopedisi – ROSSPEN Yayınları, Moskva, 2001.
429

428

163

ithalatımız ise, 2000 yılına göre %11,6 oranında azalarak 3.435,6 milyon $ olarak gerçekleşmiştir.430 Belli başlı ithal kalemlerini ise doğal gaz, petrol yağları, bitümenli taşkömürü, diğer yağlar ve müstahzarları, alaşımsız alüminyum, demir-çelik döküntü ve hurdaları, demir ve çelikten yassı hadde ürünleri, diğer kağıtlar, alaşımsız çinko, arıtılmış bakır katotları, kereste ve ayçiçek tohumu teşkil etmektedir.431 2001 yılında ithal edilen ürünlere bakıldığında, doğal gazın 1.452 milyon $ ile ithalat içerisinde %42 oranında pay aldığı görülmektedir. Diğer önemli kalemlere ait ithalat rakamları ve ithalat içerisinde aldıkları paylar ise şöyle sıralanmaktadır. Petrol yağları 776 milyon $ ve %22, bitümenli taşkömürü 155 milyon $ ve %4, diğer yağlar ve müstahzarları 130 milyon $ ve %3, alaşımsız alüminyum 102 milyon $ ve %2’dir.432 Türkiye’nin Rusya Federasyonu’ndan ithal ettiği belli başlı ürünler ($) GTİP 271121 Doğal gaz 270900 Petrol yağları 270112 Bitümenli taşkömürü 271019 Diğer yağlar ve müstahzarları 760110 Alaşımsız alüminyum 720449 Diğer demir çelik döküntü-hurdaları 720839 D/Ç ‘den yassı hadde ürünler 480262 Diğer kağıtlar 720712 Demir alaşımsız çelik 790112 Alaşımsız çinko 740311 Arıtılmış bakır katotlar-katot parçaları
430

MADDE ADI

1999 257.271.201 153.307.178 105.108.396 66.438.884 229.038.787 67.069.892 67.671.566 89.106.453 42.555.923 42.150.343

2000 328.194.341 234.060.404 324.161.742 110.554.939 140.573.389 115.081.079 90.665.635 147.568.211 50.862.055 56.106.767

2001 776.030.577 155.500.942 130.809.057 102.355.696 81.189.562 59.834.779 55.918.470 46.142.908 43.744.242 38.182.774

609.011.628 1.289.469.074 1.452.094.218

Bkz. BOZKURT, Enver; KÜTÜKÇÜ, Akif; POYRAZ, Yasin; Devletler Hukuku, Nobel Yayınları, Ankara, 2000. 431 Bkz. TİMAKOVA, Natalya, KOLESNİKOV, Andrei, GEVORKYAN, Nataliya; First Person: An Astonishingly Frank Self-Portrait by Russia's President Vladimir Putin, Public Affairs Publications, New York, 2000. 432 Bkz. ARI, Tayyar; Uluslararası İlişkiler ve Dış Politika, Alfa Yayınları, 3. Baskı, İstanbul, 1999.

164

720838 D/Ç’den yassı hadde ürünleri 440320 Kozalaklı iğne yapraklı ağaçlar 760120 alüminyum alaşımları 310230 Amonyum nitrat 120600 Ayçiçeği tohumu 310530 Diamonyum fosfat 550410 Suni devamsız lifler 720917 D/Ç’den yassı hadde ürünleri 470329 Geniş yapraklı ağaçlardan odun hamuru 310210 Üre 310559 Azot, fosfor vb. İkisini de içeren gübreler 440710 Uzunlamasına kesilmiş iğne yapraklı ağaç. 470321 İğne yapraklı ağaçlardan odun hamuru

21.135.090 39.934.087 21.771.484 20.879.898 36.576.495 11.241.563 15.966.962 19.989.054 24.863.080 2.255.327 17.872.085 25.198.494

57.726.443 49.618.852

33.304.002 27.895.265

33.031.018 35.673.355 73.795.366 15.999.346 22.774.687 25.899.722 36.650.509 28.253.606 8.517.364 10.840.256 15.373.050 45.964.461

19.810.771 16.121.576 14.258.487 14.199.149 13.061.643 12.504.337 10.246.105 9.750.794 9.138.159 8.636.254 8.460.796 8.267.776

721012 Kalaylı demir/çelikten yassı hadde ürün. 14.619.602

Kaynak: Dış Ticaret Müsteşarlığı EBİM Kayıtları 6.5.2. Doğalgaz Anlaşması 18.9.1984 tarihinde imzalanan Doğal Gaz Anlaşması ile Sovyet tarafı 1987 yılından başlayarak 25 yıl süreyle Türkiye Cumhuriyeti’ne doğal gaz sevk etmeyi garanti ederken, Türk tarafı da bu süre zarfında doğal gaz ithal etmeyi taahhüt etmiştir. Anlaşma ile, doğal gaz bedellerinin Türkiye tarafından serbest döviz şeklinde ödenmesi, Rus tarafının ise bu ödemeleri genelde Türk malları alımında kullanması amaçlanmıştır. Anlaşmanın imzalandığı dönemde, doğal gaz karşılığında mal ihracı uygulaması ile geleneksel Türk ihraç ürünleri ihracatından ziyade, Türk sanayi ürünlerinin ihracatının arttırılması için yeni bir imkan yaratılması hedeflenmiştir.433
433

Bkz. NETCHEOLODON, General; Rus İhtilali ve Yahudiler, Sebil Yayınevi Yayınları, 2.Baskı, İstanbul, 1996.

165

Doğal gaz anlaşmasının ülkemiz açısından diğer önemli bir yönü, doğal gaz bedellerinin bir kısmının, Türk müteahhitlik firmalarının Rusya’da gerçekleştirmiş oldukları projelerin finansmanında kullanılmasıdır. 1986 yılında imzalanan 9. Dönem KEK Protokolünde bu konuda hükümlere yer verilmiştir.434 İlk doğal gaz alımına başlanıldığı yıl olan 1987 ile 1994 yılları arasında 1,9 milyar Dolar tutarında doğal gaz ithalatı gerçekleştirilmiş olup, bu tarihler arasında belirlenen mal listeleri kapsamında kayda alınan ihracat miktarı 271 milyon Dolar, gerçekleştirilen müteahhitlik hizmetleri toplamı ise 609 milyon Dolar olmuştur. Ancak, söz konusu Doğal Gaz Hesabı Uygulaması, 1994 yılından itibaren devam ettirilememektedir.435 Diğer taraftan, ülkemizdeki doğal gaz kullanımının giderek yaygınlaşması ve 1990’lı yıllardaki ihtiyaçlar nedeniyle, ithal edilen doğal gaz miktarının artırılması yönünde ülkemizce çalışmalara başlanmıştır. 1994 yılında imzalanan protokol ile mevcut 6 milyar m3 doğal gaz alımının, 1995 yılından itibaren tedricen arttırılması ve 1998 yılında 10.5 milyar m3 e çıkarılması öngörülmüş, 1996 yılında imzalanan bir protokolle de Batı hattından sağlanacak ilave gaz miktarı 8 milyar m3 e çıkarılmıştır. Ayrıca, mevcut Batı hattına ilaveten Rusya Federasyonu’ndan ithal edilecek doğal gazın Karadeniz’in altından geçerek Türkiye’ye getirilmesine ilişkin anlaşma 1997 yılında imzalanmıştır. “Mavi Akım” olarak adlandırılan bu anlaşma ile ülkemize Karadeniz’in altından 16 milyar m3 doğal gaz sevk edilmesi kararlaştırılmıştır. Söz konusu anlaşma gereğince, yeni hattan gaz sevkıyatı 2001 yılından başlayarak tedricen artırılacak ve 2007 yılında belirtilen seviyeye çıkacaktır. Bu tarih itibarıyla Rusya Federasyonu’ndan sağlanan gaz 30 milyar m3 olmaktadır.
434 435

Bkz. ONAY, Yaşar; Rusya ve Değişim, Nobel Yayınları, 1. Baskı, Ankara, 2002. Bkz. BÜLBÜL, Rıdvan; Uluslararası İletişim, Paragraf Yayınları, Konya, 1997.

166

Görüldüğü üzere, Türkiye 2000’li yıllarda enerji ihtiyacının önemli bir bölümünü Rusya Federasyonu’ndan sağlama konusunda bir tercih yapmıştır. Bu tercih 2000’li yıllarda Rusya Federasyonu ile ekonomik ve ticari ilişkilerimizdeki temel noktalardan biri olacaktır.436 6.5.3. Bavul Ticareti Rusya Federasyonu’nun içinde bulunduğu ekonomik şartların etkisi ile dış ticarette ortaya çıkan bir ticaret şekli “bavul ticareti”dir. “Bavul ticareti” Rus vatandaşlarınca bazı tüketim mallarının yurt dışından ucuz olarak satın alınmasını ve bu malların yolcu beraberinde ülkeye getirilmesini, satılmasını içermektedir. Söz konusu ticaret şeklinde, gerçek şahıslar Rusya Federasyonu’na değeri 1000 Amerikan Dolarını ve toplam ağırlığı 50 kg’ı geçmeyen eşyayı gümrük vergilerini ödemeden getirebilmektedir. “Bavul ticareti” uygulaması 1993 yılından başlayarak Ağustos 1998 ekonomik krizine kadar önemli bir ticaret şekli olmaya devam etmiştir. Ancak, ülkenin maruz kaldığı gümrük vergisi kayıpları nedeniyle söz konusu ticareti kontrol altına alma yönündeki uygulamaları ve Ağustos ayındaki ekonomik kriz, Rusya Federasyonu ile gerçekleştirilen bavul ticaretini olumsuz yönde etkilemiştir. Öte yandan, bavul ticaretinin belirli dönemdeki koşullar neticesinde ortaya çıkmış bir ticaret şekli olduğu dikkate alınmalı ve bu ticaret şeklinin uzun vadeli olmayacağı, zaman içerisinde kontrol altına alınarak sınırlı hale getirileceği göz önünde bulundurulmalıdır. 6.5.4. Karşılıklı Yatırımlar a) Rusya Federasyonu’nda Türk Ortaklı Firmalar tarafından gerçekleştirilen yatırımlar:
436

Bkz. ÇAM, Esat; Siyaset Bilimine Giriş, Der Yayınları, 4. Baskı, İstanbul, 1995.

167

Rusya Federasyonu Devlet İstatistik Komitesi verilerine göre, 1 Ekim 2000 tarihi itibarıyla Rusya Federasyonu’nda Türk sermayesi miktarı 362,4 milyon $’dır. Aynı dönemde yapılan sıralamada ise Türkiye Rusya Federasyonu’nda yabancı sermaye yatırımı bulunan ülkeler arasında 10. sırada yer almaktadır. Rusya’da Türk firmaları tarafından gerçekleştirilen belli başlı yatırımlar, Moskova’da yapılan dört büyük hipermarket, bira ve malt fabrikası ile Coca-Cola dağıtımı konusunda gerçekleştirilen yatırımlardır. Diğer taraftan, Rusya Federasyonu’nda Yapı ve Kredi Bankasının Yapı-Toko Bank, Ziraat Bankası’nın kurduğu Rus Türk Bankası, Garanti Bankası’nın GarantiMoscow, Finansbank’ın Finansbank (Moscow) Ltd ve İktisat Bankası’nın İktisat Russia bankaları faaliyet göstermektedir. b) Türkiye’de Rus Firmaları Tarafından Gerçekleştirilen Doğrudan Yatırımlar: Mayıs 2001 tarihi itibarıyla ülkemizde 168 adet Rus-Türk ortaklığında kurulan firma faaliyet göstermektedir. Bu firmaların toplam sermayeleri 3.97 trilyon TL olup, bu tutarın 2.38 trilyon TL’si (%60) Rus ortaklara aittir. Ülkemizde toplam yabancı sermaye yatırımları içerisinde Rus menşeli yatırımlar %0,12 oranında pay almaktadır.437 Rus firmaları, ülkemizde İskenderun Demir-Çelik Fabrikaları, Seydişehir Alüminyum Tesisleri gibi projeleri gerçekleştirmişlerdir. Deriner Barajı ile ilgili çalışmalar da devam etmektedir. Barajın altyapı işleri Rus Technostrojexport firması tarafından yapılmaktadır.438

Bkz. CRELL, George; Rusların Asya Siyaseti, Toker Yayınları, İstanbul, 1990. Bkz. MANSUR, Raul; Moskva. Görsel Gezi Rehberleri Serisi, Dost Kitabevi Yayınları, Ankara, 1999.
438

437

168

Rus firmaları ülkemizde özellikle, demiryollarının inşası ve elektrifikasyonu, baraj ve hidroelektrik santralarının inşası, bazı sanayi tesislerinin modernizasyonu gibi konularla ilgilenmektedirler.439 6.5.5. İki Ülke Arasında Yapılan Anlaşmalar Türkiye belirtilmektedir. 1- Türkiye ile Rusya Federasyonu arasındaki ticari ilişkiler 8.10.1937 tarihli “Ticaret ve Seyrisefain Anlaşması” ve 25.2.1991 tarihli “Ticari ve Ekonomik İşbirliğine Dair Anlaşma” çerçevesinde yürütülmektedir, 2- Türkiye ile Rusya Federasyonu arasında “Yatırımların Karşılıklı Teşviki ve Korunmasına İlişkin Anlaşma” 15.12.1997 tarihinde Ankara’da imzalanmış ve onay süreci 17 Mayıs 2000 tarihinde tamamlanmıştır,440 3- İki ülke arasında “Çifte Vergilendirmeyi Önleme Anlaşması” 15.12.1997 tarihinde imzalanmış ve 1 Ocak 2000 tarihinde yürürlüğe girmiştir, 4- İki ülke arasında Ticari, Ekonomik, Sınai ve Bilimsel-Teknik İşbirliğinin Geliştirilmesi imzalanmıştır, 5- Türkiye-Rusya Federasyonu Hükümetlerarası Karma Ekonomik Komisyonu (KEK) IV. Dönem Toplantısı 1-5 Kasım 1999 tarihleri arasında Moskova’da yapılmıştır, Hakkında Uzun Vadeli Program, 15.12.1997 tarihinde ile Rusya Federasyonu arasında yapılan anlaşmalar aşağıda

Bkz. DAĞI, Zeynep; Rusya’nın Dönüşümü. Kimlik, Milliyetçilik ve Dış Politika, Boyut Kitapları, 1. Baskı, İstanbul, 2002. 440 http://www.rambler.ru.

439

169

6- Türkiye-Rusya Federasyonu Hükümetlerarası Karma Ekonomik Komisyonu (KEK) V. Dönem Toplantısı
441

20-23

Ekim

2000

tarihleri

arasında Ankara’da yapılmıştır.

6.6. Rusya Ekonomisinde Yaşanan Son Gelişmelerin Türk-Rus Ekonomik İlişkilerine Etkisi Rusya, 150 milyon kişilik nüfusu ve mal ve hizmet sektöründeki boşlukları ile son yıllarda Batılı firmaların hedef pazarları arasında yerini almıştır. Burada dünyanın hiçbir yerinde görülmeyen kar oranlarının elde edilmesi ise bazı sıkıntıların göz ardı edilmesine yol açmıştır.442 1996 yılında başlayan makro ekonomik toparlanma ve IMF ile peş peşe imzalanan anlaşmalar Rus ekonomisi hakkında olumlu beklentileri artırmıştır. Çernomridin hükümeti, ticaret ve enerji sektörünün liberarizasyonu konusunda, önlemler almış ve uyguladığı katı mali politikalarla, makro ekonomik dengeleri yakalamıştır. GSYİH 1995 yılında %4, 1996 yılında %6 azalırken, 1997 yılında %1 artmış ve bu Sovyetler Birliği’nin dağılmasından sonra ilk artış olmuştur. Tahıl üretimi artmaya başlayınca, tahıl ithalatına olan bağımlılık azalmış ancak hayvancılıkta yaşanan gerileme engellenememiştir. Sanayide metalürji (özellikle alüminyum), makine-imalat (taşıt araçları), kimya-petrokimya gibi bazı sektörlerin büyümesi ve canlanması başka sektörleri de canlandırmıştır. İç talebin artması ekonominin iç dinamiklerinin çalışmaya başladığını göstermiştir. 1997 yılında, birçok firma ihracat yapmak yerine iç piyasaya mal vermeyi tercih etmiştir. Enflasyonla mücadele Rus hükümetinin en önemli başarısı olmuştur. 1992’de %2501 olan enflasyon oranı 1996 yılında %22’ye, 1997 yılında da %16 ya inmiştir.

441

McCAULEY, Martin; The Khrushchev Era. 1953-1964, Seminar Studies in History, Pearson & Longman Education Group Limited Publishers, England, 1995, s. 45, 56-60. 442 KAPUSCİNSKİ, Ryszard; İmparatorluk, Om Yayınları, 1. Baskı, İstanbul, 1999, s. 67-90.

170

Eylül 1995 ten itibaren uygulanan ruble koridoru, rublenin istikrarını artırmış ve enflasyonun azaltılmasında yardımcı olmuştur.443 Ülkenin döviz rezervleri hızla artarak, 1996 sonundaki 16 milyar dolardan, 1997 yılında 23.8 milyar dolara çıkmıştır. Dış ticaret fazlası 1997 yılında 40 milyar dolara çıkarken, Rusya’nın dış ticaretinde yavaş-yavaş ihracatçı birlikleri, (Demir dışı Metaller İhracatçıları Birliği, Petrol İhracatçıları Birliği gibi) ve ithalatçı örgütlerin ağırlığı hissedilmeye başlanmıştır. Rus vatandaşlarının yurt dışı tasarrufları 50 milyar dolar, iç tasarrufları da 40-60 milyar dolar seviyesine ulaşırken, 1996 yılından itibaren, yurtdışı tasarruflarının bir kısmı Rus yatırımlara, bir kısmı da yabancı yatırım olarak Rusya’ya dönmeye başlamıştır. 1991 – 1993 yılları arasında 3 milyar dolar, 1994 yılında 1 milyar dolar, 1995 yılında 3 milyar dolar ve 1996 yılında 6.5 milyar dolar olan yabancı yatırımlar, 1997 yılında 6.2 milyar dolara ulaşmıştır ve toplam yatırım miktarı da 19.7 milyar doları aşmıştır. Bununla birlikte Rusya’daki yabancı yatırımlar miktarı diğer doğu Avrupa ülkelerindeki miktarla kıyaslandığında oldukça mütevazı bir tablo doğmaktadır. Geçiş döneminde ayakta olan sektörlerin büyük firmaları ve dönem içerisinde yeni oluşan finans grupları da ülke sanayisinin çeşitli sektörlerinde üretim, pazarlama ve dağıtım aşamasında yatırımlara başlamış ancak yatırımlara başlamış ancak yatırımlarının ağırlıklı bir kısmı üretim dışı sektörlerde yoğunlaşmıştır.444 Çernomirdin hükümetinin mali politikalar alanındaki başarısı neticesinde 1992 yılında %40 olan bütçe açığı, 1997 yılında %6 olmuştur. Bu sonucun en önemli sebebi hammadde ihracatı ile artırılan dış ticaret fazlası olmakla beraber, harcama kalemlerinde gidilen tasarruflar, askeri harcamaların kısılması, kamu yatırımlarının azaltılması ve fiyat sübvansiyonlarının ortadan kaldırılması da etkili olmuştur. Buna karşın batılı vergi sistemine geçilmekle birlikte, etkili bir vergi toplama sistemi yaratılamadığından vergi toplamada başarısızlıklar devam etmiştir.445

Bkz. WALKER, Martin; Dev Uyanıyor. Lenin’den Gorbaçov’a, Altın Kitaplar Yayınevi Yayınları, 1. Baskı, İstanbul, 1989. 444 Bkz. CROZIER, Brian; The Rise and Fall of The Soviet Empire, An Imprint of Prima Publishing, National Review, California, 2000. 445 Bkz. ALEKSANDROV, S. K.; Stranı Mira (Dünya Devletleri), Rus Politik- Edebiyat Neşriyatı, Politizdat Yayınları, Moskva, 1989.

443

171

1992 yılında, devlet sübvansiyonları GSYİH %25 ini oluştururken, 1996 yılında bu oran %1 e inmiştir. Yukarıda sayılan gelişmeler neticesinde uluslar arası finans kuruluşları ve Batılı devletler Rus ekonomisi için olumlu yorumlar yapmış ve ülkenin kredi notu yükseltilmiştir. Bunun neticesinde Rusya hükümeti iki kez dünya piyasalarına toplam değeri bir milyar doları aşan Eurobond ihraç ederken Rusya değerli kağıtlar piyasası 1996 yılında yüzde 156 büyümüştür.446 Finans sektörü sayıca büyümesine rağmen (1995 yılı başında banka sayısı 2500’e, sigorta şirketi sayısı 2200’e ve aracı kuruluş sayısı 28.700’e çıkmıştır) bu sektördeki kuruluşlardan önemli bir bölümü küçük ölçeklidir ve mali temeli zayıftır. 1996 ve 1997 yılında gösterilen yayılma neticesinde büyük finans grupları bir nevi monopollere dönüşmüş ve Rus ekonomisinin sağlıklı bir şekilde gelişmesine engel olmuştur. Ancak her şeye rağmen Rus ve yabancı devlet adamlarının Rusya’ya yönelik iyimser yorumları devam etmiştir. Mart 1998’de Çernomirdin’in görevden alınmasıyla Rus ekonomisinde bazı sıkıntıların meydana geldiği anlaşılmaya başlanmıştır. Gerçekten de Çernomirdin hükümetinin son yılı finans gruplarıyla ekonomik hakimiyet mücadelesinin etkisinde geçmiştir. Hükümetin vergi toplama ve ülke ekonomisinde rekabet ortamını iyileştirme çabaları sert tepki görmüş, aynı zamanda da B. Yeltsin’in çevresindeki kimi görevliler hükümeti güç durumda bırakmıştır.447 Vergi hedeflerini tutturamayan ve Asya’daki krizle birlikte ihracat gelirleri azalan hükümet sosyal görevlerini yerine getirmekte zorlanmıştır. Maaşları ödememek yoluyla bütçe istikrarını sağlama olağan bir yöntem haline gelirken hükümetle arası açılan bir grup işadamı, sahip olduğu basın araçlarıyla hükümeti yıpratmaya devam etmiştir. Yeltsin, Rus Parlamentosu Duma’nın desteğinden de yoksun kalmıştır. 19961998 döneminde Rus hükümeti, Duma’ya sunduğu büyük sayıdaki yasadan çok küçük bir kısmını büyük pazarlıklar sonucunda onaylatabilmiştir. Duma-Hükümet ve DumaBaşkan arasındaki sürekli sürtüşmeler 1999 yılındaki Duma ve 2000 yılındaki Başkanlık seçimlerine kadar Rusya’nın normal bir yasama sürecine sahip olmasını

446 447

Bkz. BROWN, Archie; The Gorbachev Factor, Oxford University Press, New York, 1996. MARPLES, R. DAVID; Russia, 1917-1921, Pearson Education Limited, Essex, 2000., s. 78, 89.

172

engellemektedir. Duma’daki komünist ve milliyetçi çoğunluk çoğu zaman reform yasalarının kabulü karşılığında Yeltsin’in yetkilerinin kısılmasını talep etmiştir.448 Duma ile sık-sık uzlaşma yolları bulan Çernomirdin’in yerine Duma’nın tanımadığı Sergey Kirienko’nun Başbakanlığa atanması yasama sürecini önemli bir ölçüde tıkamıştır. Özellikle, yabancı yatırımlar açısından kritik olan bazı yasalar (Product Sharing Agreements-Üretimi Paylaşma Anlaşması gibi) Duma’dan çıkartılamamıştır.449 Finansal oligarşi ve tekellere karşı başlattığı kampanya sonucunda Kirienko, merkezi basın ve televizyonlarla karşı karşıya kalmıştır. Bu mücadelenin tırmanması Ağustos ayında patlayan ekonomik krizin siyasi krizle birleşmesine yol açan nedenlerden birisi olmuştur.450

6.6.1. 17 Ağustos Krizi ve Nedenleri Kirienko hükümeti zor bir dönemde işbaşına gelmiştir. Bunun nedenlerinden ilki, vergilerin toplanmamasıdır. 1998 yılının ilk yarısında planlanan verginin 100 milyar rublelik kısmı (15 milyar dolar civarında) toplanamamıştır. Mükelleflerin sadece %8’i düzenli vergi ödeyen statüsündeyken özellikle büyük monopoller ve başta Rusya’da vergilerinin dörtte birini veren Gazprom daha az vergi vermek için hükümetle mücadeleye başlamıştır. Vergi oranlarının yüksek olması neticesinde vergi sistemi etkili olamamıştır. İkinci olarak, petrol fiyatlarında yaşanan sürekli düşme eğilimidir. 1997 yılının son aylarında varil başına petrol fiyatı 22 dolar iken 1998’in ortalarına doğru 14 dolara, Ağustos ayında da bir ara 9 dolara inmiştir. Doğal gaz ve diğer hammaddeler Uzakdoğu Asya ve dünyadaki krizle birlikte ucuzlarken Rusya’nın ihracat kayıpları 10-15 milyar

http://www.russianembassy.org Bkz. İVANOV, İgor Sergeyeviç; Rusya’nın Dış Politikası ve Dünya (Makaleler ve Toplantılardan derleme), Uluslararası İlişkiler Moskva Devlet Üniversitesi, Rusya Siyaset Ansiklopedisi – ROSSPEN Yayınları, Moskva, 2001. 450 Bkz. ROSE, Richard & MUNRO, Neil; Elections without Order. Russia’s Challenge to Vladimir Putin, Cambridge University Press, Cambridge, 2002.
449

448

173

dolara çıkmıştır. Sadece 1998 yılının ilk beş ayında ihracat %14’e gerilemiştir. Rus hükümeti bütçeyi varil başına petrol fiyatının 19 dolar olacağı varsayımından hesapladığından 1998 yılının ortalarına doğru bütçe darboğazına girilmiştir. IMF’nin azalan finansman desteği ve ABD Kongresinin Rusya’ya yeni yardımlara sıcak bakmaması da dış kaynaklı finansman imkanlarını daraltmıştır. Dönemin bir başka zorluğu, Rus finans grupları arasında savaşın şiddetlenmesi olmuştur. Çeşitli gruplar devlet tekellerinin özelleştirilmesinde birbirine savaş açmıştır. Savaş siyasi sahneye de taşınmıştır.451 1998 yılında dışarıdan gelen krediler rublenin güçlendirilmesi ve iç ve dış borç ödemelerine giderken, hükümet ithalatı kısmak için ek %3’lük ithalat vergisine başvurmuştur. 1998 yılında herkes tarafından sabırsızlıkla beklenen Rosneft ve Gazprom’un özelleştirme denemeleri fiyasko ile sonuçlanmıştır. Düşen petrol fiyatları karşısında Rosneft ilk ihalede 2.2, ikinci ihalede de 1.6 milyar dolara alıcı bulamamış, Gazprom’un %5’ i de satılamamıştır.452 Gelirleri arttırmak için tüm araçlardan yoksun Rus hükümeti Duma’nın muhalefetinden dolayı daha esnek, caydırıcı ve geniş bir vergi yasası veya geçici vergi düzenlemeleri hazırlayamamıştır. Mayıs 1998’de işsizlik oranı %9.3’e çıkarken, Haziran 1998’de hükümetçe ödenmeyen maaşların toplamı 11 milyar dolara ulaşmıştır. Bütün bu sıkıntılar Rusya’da devalüasyon beklentisinin doğmasına yol açmıştır. Uluslararası kredi kuruluşları peş peşe Rusya’nın kredi notlarını düşürmüştür. Ayrıca, Rusya’daki yatırımların önemli bir kısmının sıcak para olması bu paranın ülkeyi hızla terk edebileceği korkularını uyandırmıştır. Gerçekten de 1997 yılında Rusya’ya 6.2 milyar dolar doğrudan yatırım yapılırken portföy yatırımları 10.5 milyar dolar olmuştur. 13 Temmuz 1997’de Rus hükümeti ve uluslararası finans kuruluşlarının

Rusya’ya 22 milyar dolarlık bir destek paketi açıklaması da devalüasyon beklentisini
Bkz. PAŞAYEV, T., ALLAHVERDİYEV, M., KERİMOV, X., ABDULLAYEV, A.; İqtisadiyyet Terminleri Lüğeti: İktisat Terimleri Sözlüğü; Elm Yayınları, Bakı, 1994. 452 http://www.gazetasng.ru.
451

174

azaltamamıştır. Kirienko hükümetinin anti-kriz paketinin uygulanması için her ay gelirlerin 3-4 milyar Ruble ile arttırması gerekirken gelirlerde sürekli düşüş gözlenmiştir. Hükümet ve özel sektörün dış borç ödemeleri aksamaya başlamıştır. 1 Ocak 1998 itibarıyla Rusya’nın 149 milyar dolar devlet ve 30 milyar dolar özel sektör dış borçları birikirken gelirlerdeki gerileme bu borcun ödenmesini zorlaştırmıştır.453 1998 yılının önemli bir başka talihsizliği Rusya’da son 40 yılın en kötü hasadının elde edilmesi olmuştur.454 Kirienko, 17 Ağustos 1998’e kadar anti-kriz programını devam ettirmiş ancak bu tarihte yeni tedbirlerin kaçınılmaz olduğunu görüp Rusya için önem taşıyan kararlar almıştır.455 Her şeyden önce ruble koridoru kaldırılmış ve neticede 17 Ağustos ve 7 Eylül arasında ruble devalüasyonu karaborsada %70’e kadar çıkmış, daha sonraki müdahalelerle de %50 civarına inmiştir.456 Rusya’nın iyi kredi notu sayesinde ucuz kredi bulan devlet kurumları ve özel bankaların bu kredileri geri ödemedeki sıkıntılarını hafifletmek için 90 günlük dış borç ödeme moratoryumu ilan edilmiştir. Spekülatif faaliyetleri önlemek açısından yabancıların kısa vadeli finansal araçlara yatırım yapmaları da yasaklanmıştır.457 Bu tedbirler neticesinde doğan ekonomik kriz hızla siyasi krize dönüşmüş ve Krienko’nun görevden alınmasıyla hükümet krizi doğmuştur. Daha da önemlisi Yeltsin’in Devlet Başkanlığı o güne kadar olmayan bir şekilde tartışılmaya başlanmıştır. Durma Yeltsin’in başbakan adayını onaylamayıp kendisini tavize ve Duma’ya daha uygun Başbakan atamasına zorlamıştır. Ancak krizin ekonomik sonuçları daha da yıkıcı olmuştur :
Bkz. TİMAKOVA, Natalya, KOLESNİKOV, Andrei, GEVORKYAN, Nataliya; First Person: An Astonishingly Frank Self-Portrait by Russia's President Vladimir Putin, Public Affairs Publications, New York, 2000. 454 http://www.putin.ru. 455 Bkz. ARI, Tayyar; Uluslararası İlişkiler ve Dış Politika, Alfa Yayınları, 3. Baskı, İstanbul, 1999. 456 Bkz. ÇAM, Esat; Siyaset Bilimine Giriş, Der Yayınları, 4. Baskı, İstanbul, 1995. 457 Bkz. BÜLBÜL, Rıdvan; Uluslararası İletişim, Paragraf Yayınları, Konya, 1997.
453

175

1. Krizle birlikte Rusya’daki bankacılık ve ödemeler sistemi çökmüştür. Hükümet, bankalar ve rubleye karşı önemli bir güven sorunu doğmuştur. Rusya uluslararası finans piyasalarında izolasyon dönemine girmiştir. Sadece birkaç banka borçlarını ödeme veya ödeme takvimini tekrar düzenleme imkanı elde etmiştir. Bankalar arası ödemelerin yerine peşin ödeme veya gayri resmi ödeme mekanizmaları doğmuştur. Kredi kartları dondurulmuş, banka personelleri %30-70 azaltılmış, bankalar arası çeşitli birleşme çabaları başlamıştır. Bank Imperyal’in lisansı iptal edilmiş ve SBSAgro Bank millileştirilmiştir.458 2. Dış ticarette akreditif işlemleri azalmaya başlamıştır. Barter türü ticaret ön plana çıkmıştır. Devalüasyonun Rusya’nın ihracatını önemli ölçüde artırması beklenmemekle birlikte petrol ve doğal gaz şirketlerinin kar oranlarının artması beklentisi doğmuştur. 3. Ülke içinde perakende satışlar hızla artarken toptan satışlar büyük alıcıların nakit sorunları neticesinde hızla azalmıştır. Krizin ileriki aşamalarında ise halk perakende satış yerlerinden açık pazarlara yönelmeye başlamıştır. Perakende ticareti ile uğraşanlar elindeki stokları eritmediklerinden ithalatlarını kısmış veya tamamen dondurmuştur. 4. Spekülatif sermaye Rusya ve benzer durumdaki ülkelerden hızla kaçarken, Batılı yatırımcıların Rusya’da risk alma istekleri azalmıştır. Birçok sektörde yabancılar, yüksek vergiler, yüksek suç oranı, yolsuzluklar, zayıf banka sistemi ve eksik mevzuatın yanına ekonomik krizin eklenmesiyle Rusya’ya ilgisini yitirmiştir.459 5. Rusya’da döviz darboğazı boy göstermiştir. 6. Genel olarak fiyatlar artarken, ürün arzı da hızla azalmıştır. İthalatın kısılması ürün sıkıntısını artırmıştır.

458

Bkz. CROZIER, Brian; The Rise and Fall of The Soviet Empire, An Imprint of Prima Publishing, National Review, California, 2000. 459 Bkz. ONAY, Yaşar; Rusya ve Değişim, Nobel Yayınları, 1. Baskı, Ankara, 2002.

176

7. Kriz işçi çıkarmalarına, geçici izinlere, maaş ödemelerinde gecikmelere neden olmuştur. 8. Rusya’da oluşmakta olan orta sınıf büyük bir darbe almıştır. Toplumdaki ekonomik uçurumlar artmıştır. 9. Önceki hükümetlerin en önemli başarısı olan enflasyonu indirme alanında geri adım atılmış ve sadece Eylül 1998 enflasyonu %38 olmuştur. Daha sonra yürürlüğe giren fiyat denetimi enflasyonu frenlemiştir. 3. Kriz ve diğer ülkeler Rusya krizinin diğer ülkelere yansımaları incelenirken üç grup ülke ayırt edilebilir. Birinci grupta Rusya’nın alacaklıları ve diğer gelişmiş batılı ülkeler sıralanabilir. Burada özellikle Alman finans sektörünün AB Gıda ve Tüketim malları ihracatçılarının, ABD çiftçilerinin ve İskandinavya ülkelerinin ihracatçı ve ithalatçılarının çok olumsuz etkilendiğini vurgulamalıyız. AB, ABD’den sonra ikinci en büyük pazarını korumak, tekstil- konfeksiyon alanında da büyük pazarlarından biri olan Rusya’yı kaybetmemek için önlemler geliştirmektedir. ABD’de çiftçilerini korumayı amaçlamaktadır. ABD, Rusya’ya 885 milyon dolarlık gıda yardım ve kredisi AB’de 500 milyon dolarlık gıda paketi açıklamıştır.460 Rusya’nı en önemli finansman kaynağı olan Alman bankaları, her ne kadar verdikleri kredilerin önemli bir kısmı sigorta kapsamında olsa da, endişeli bir döneme girmiştir.

Bkz. NETCHEOLODON, General; Rus İhtilali ve Yahudiler, Sebil Yayınevi Yayınları, 2. Baskı, İstanbul, 1996.

460

177

İskandinavya ülkeleri arasında Finlandiya ve Norveç en olumsuz etkilenen ülkeler olmuştur. Rusya’ya büyük miktarda dayanıklı tüketim malı ve hizmet ihraç eden bu ülkeler önemli pazarlar yitirmiştir.461

Çeşitli ülkelerin ihracatçılarının Rusya’ya bağlılığı Ülke Belarus Moldova Kazakistan Gürcistan Azerbaycan Ermenistan Ukrayna Litvanya Kırgızistan Özbekistan Letonya Estonya Tacikistan Bulgaristan Türkiye Polonya Türkmenistan Macaristan Hırvatistan Slovakya Çek Cumhuriyetleri (Doğu Avrupa Ülkeleri)
461

% 70.0 62.0 31.0 27.4 26.0 22.1 21.8 21.4 20.2 16.3 15.9 13.5 8.4 8.0 7.8 6.5 5.8 5.0 3.8 3.7 3.3

Kaynak : Economist inteligence unite (BDT ülkeleri), Solomon Smith Barney

http://www.mid.ru.

178

Türkiye, Doğu Avrupa ülkeleri, Çin gibi ülkeler ikinci grup ülkeleri oluşturmaktadır.462 Rusya’ya komşu olan, bu ülkeler için, Rusya pazarı hayati önem taşımaktadır. Bununla birlikte bu ülkelerin bir kısmı (Orta ve Doğu Avrupa) son yıllarda Rus pazarındaki yerini yitirmekte ve dış ticarette Rusya’nın payı azalmaktadır. Türkiye ve Çin’in Rusya pazarındaki yeri ise güçlenmektedir. Bu iki ülke firmaları son krizde Rusya pazarında çekinmeyen ve faaliyetlerini devam ettiren ender yabancı firmalardır.463 Üçüncü grupta yer alan bağımsız devletler topluluğu ülkeleri ise, Rusya’ya ekonomik bağlılıklarına göre, önemli ölçülerde krizin etkisi altında kalmışlardır. Ukrayna’da önemli oranda devalüasyon (%35) ve bütçe dengesizlikleri meydana gelirken, Moldova ve Belarus’ta devalüasyon daha düşük oranda kalmıştır. Bununla birlikte Ukrayna ve Belarus’ta döviz piyasasında önemli bir darboğaz doğmuştur. Hükümetler döviz piyasaların ciddi bir denetim altına almıştır. Rusya’daki kriz ihracatlarını Rusya’ya yapan bu ülkelerde ihracat gelirlerinde azalmalar doğurmuştur. Finans pazarlarına ulaşması zorlaşan Kazakistan’da Rusya ile ticaretin azalması sonucu üretimde küçülme yaşanmıştır.464 Rusya’ya dış ticarette bağımlılıkları daha düşük olan ülkelerde ise gözle görülür bir değişiklik görünmese de, makro ekonomik istikrarı korumada sıkıntılı bir döneme girdikleri bilinmektedir.465 Krizi firmalar açısından değerlendirdiğimizde, büyük kayıplar sonucu tamamen çekilen firmalar veya faaliyetlerini küçültüp Rusya’daki varlığını sürdüren firmalar karşımıza çıkmaktadır. Özellikle yatırımcı yabancılar, yerel girdileri artırmak ve fiyatları indirme yoluyla varlıklarını sürdürmüştür.

462 463

http://www.kremlin.ru/withflash/Vneshnyaya_politika619.shtml. http://www.president.kremlin.ru. 464 http://www.rambler.ru. 465 MARPLES, R. DAVID; Russia, 1917-1921, Pearson Education Limited, Essex, 2000., s. 78, 89.

179

Rusya’ya sırf ihracat yapan firmalar ise, satışlarını korumak için fiyatları önemli ölçüde azaltmıştır. Yeni Rus hükümetinin müdahaleci politikası finans alanındaki yabancı yatırımcıları Rusya’da uzaklaştırırken, ithalatın çok pahalılaşması yerel üretimi çok cazip hale getirmiştir. Kriz ithalatı pahalılaştırdığından Rusya’da montajda pahalı hale gelmiştir. Bu özellikle otomotiv alanındaki montaj yatırımlarını frenlemiştir.466 Tüketim malları üretiminde ağırlık ucuz markalara verilemeye başlanmıştır. Bu süreç gıda ürünlerinde çok hızlı değilken temizlik malzemeleri giyim gibi ürünlerde daha çok hissedilmektedir.467 4. Rusya krizinin Türkiye’ye etkileri Daha önceki yıllarda yaşanan küçük krizleri başarı ile atlatan ve Rus pazarına gittikçe önem veren Türk firmaları bu krizden derin bir şekilde etkilenmiştir. a.Taahhüt Taahhüt alanındaki firmalar için en önemli sorun kısa ve orta vadede kamu ve özel sektörden yeni proje alma imkanlarının daralması olmuştur. Bu gelişme karşısında bu firmaların bir kısmı Rusya’ya komşu ülkelere ağırlık vermeye başlamıştır. Ruble ile iş yapan Türk taahhüt firmalarının bulunmaması devalüasyonun etkisini hafifletmiştir. 1998 yılında firmalarımızın Rusya’da üstlendikleri taahhüt işlerin toplamı 440.7 milyon dolar seviyesine inmiştir. Bu işlerin önemli bir kısmı da kriz neticesinde askıya alınmıştır. Fiilen sadece Türk Eximbank tarafından finanse edilen projeler devam etmiştir.468 b.Ticaret

KAPUSCİNSKİ, Ryszard; İmparatorluk, Om Yayınları, 1. Baskı, İstanbul, 1999., s. 67-90. Bkz. WALKER, Martin; Dev Uyanıyor. Lenin’den Gorbaçov’a, Altın Kitaplar Yayınevi Yayınları, 1. Baskı, İstanbul, 1989. 468 McCAULEY, Martin; The Khrushchev Era. 1953-1964, Seminar Studies in History, Pearson & Longman Education Group Limited Publishers, England, 1995., s. 45, 56-60.
467

466

180

Rusya’daki bankacılık sektörünün çökmesi, güven müessesesinin sarsılması ve ithalatın pahalılaşması karşısında Rusya’ya ihracat azalmıştır. Bununla birlikte Rusya’daki kriz ancak kendi dağıtım ve pazarlama sistemini kuran şirketlerin bu tür olaylardan etkilenmeden faaliyetlerini sürdürebildiğini göstermiştir. Türkiye’nin Rusya’ya ihracatı 1998 yılında 1997 yılına göre %34 gerilerken ithalatta 1997 yılı hacmi korunmuştur. Krizden sonra Rusya’da oluşan fiyatlar ihracat imkanlarını oldukça kısıtlamıştır. Krizin atlatılmaya başlanacağı dönem Türk firmaları için büyük önem taşımaktadır. Batılı firmaların temkinli yaklaşımlarına karşın Türk firmalarının fiyat avantajlarını kullanmaları uzun vadede Türkiye’nin Rus piyasasındaki yerini sağlamlaştırabilir. İthalatta çok önemli değişikliklerin olması beklenmemektedir. Rusya’nın rekabet gücüne sahip ihraç ürünleri yelpazesi çok dar olduğundan devalüasyon Rusya’ya önemli ihracat avantajları yaratamaz.469 c. Bavul Ticareti Son iki yılda bavul ticaretine uygulanan sınırlamalar kriz döneminde hafiflemeye başlamıştır. Y. Primakov’a yakın iktisatçılar reformlarda sosyal boyutu savunmaya başlamış ve bavul ticaretinin dar gelirli vatandaş için kısa vadede iyi bir alternatif olduğunu açıklamıştır. Bununla birlikte orta ve uzun vadede bavul ticareti ile gelen ürünlerin Rusya içinde üretimine geçilmesi öncelik olarak vurgulanmıştır. Bavul ticareti alanında çalışan firmalar, ekonomik güçlerine göre krizden en çok etkilenen firmalar olmuştur. Özellikle Karaköy ve Salı Pazarında sistem gereği açık hesap usulü çalışan firmalar Rusya’da önemli miktarda para kaybetmiştir. Ticaret

Bkz. MANSUR, Raul; Moskva. Görsel Gezi Rehberleri Serisi, Dost Kitabevi Yayınları, Ankara, 1999.

469

181

işlemlerini bankalardan aldıkları kredilerle finanse eden ve küçük aile şirketi olan bu girişimler Türk bankalara karşı çok hassas bir konuma gelmiştir.470 Tekrar kredi alıp borçlarını ödeyememeleri bavul ticareti için sıkıntı doğurmuştur. Kriz neticesinde 1998 yılında bavul ticareti bir önceki yıla göre %36.2 azalmıştır. 1997 yılında 5.8 milyar dolar olan hacim 1998’de 3.7 milyar dolara inmiştir. Rusya ile 1997 yılında 4 milyar dolar civarında olan bavul ticareti 1998 yılında 2-2.5 milyar dolar civarında seyretmiştir.471 d. Turizm Turizmde kısa vadede turist sayısında bir azalma beklenmekle birlikte orta ve uzun vadede Türkiye’nin en ucuz turizm merkezi olması sebebiyle bazı Batılı ülkelere giden Rus turistlerin Türkiye’ye yönelmesi beklenmektedir. Rusya’dan Türkiye’ye turist gelişlerinde yaşanan azalmaya rağmen Türkiye halen Rus turistlerin en çok ziyaret ettikleri ülke konumunu korumaktadır. Yukarıdaki verilerden anlaşıldığı gibi Rusya’daki krizden sonra Türk-Rus ekonomik ilişkilerinde önemli bir daralma meydana gelmiştir. Krizin Türkiye’nin dış ekonomik işlemleri üzerindeki olumsuz etkisi, bavul ticareti de hesaba alındığında 3-4 milyar dolara yaklaşmaktadırlar. Ancak bavul ticareti ve taahhüt hizmetleri alanındaki gerilemenin kriz öncesinde başladığı, krizin arttırıcı bir rol oynadığı vurgulanabilir. Dış ticaret, turizm ve taşımacılık alanındaki gerileme ise esasen krizle birlikte tırmanmıştır. Kriz sonrasında Türk hükümetinden üst düzey temsilcilerinin Moskova’yı hızla ziyaret edip firmalara yardımcı olacak çeşitli tedbir vaatlerinde bulunmasına rağmen uzun bir süre hiçbir tedbir alınamamıştır.

Bkz. DAĞI, Zeynep; Rusya’nın Dönüşümü. Kimlik, Milliyetçilik ve Dış Politika, Boyut Kitapları, 1. Baskı, İstanbul, 2002. 471 Bkz. BROWN, Archie; The Gorbachev Factor, Oxford University Press, New York, 1996.

470

182

Kararların alınması Türk Başbakanı’nın Moskova ziyaretine endekslenmiş, ancak bu ziyaret olamayınca krizle ilgili tedbirler büyük bir gecikme ile Aralık ayında açıklanmıştır. Tedbirlerin Rusya’ya yönelik tedbir olmasından ziyade genel tedbir olması ve aralarında Rusya ile ilgili maddelerin bulunmaması önemli bir dezavantaj olmuştur.472 Eximbank’ın sermayesini arttırma, banka ve finans kurumlarının yurtdışından sağladığı kredilerden KKDF kesintisinin sıfıra indirilmesi, tekstil sektörüne 6 ay vade ile faizsiz pamuk satılması, dahilde işleme rejimi kapsamında ithalatta gümrük teminatlarının yüzde 10 indirilmesi gibi önlemler içeren paket Rusya ile ticarette canlılık getirmemiştir.473 Esasen Başbakanlar seviyesinde tartışılabilecek ve Türkiye’deki gıda ve tekstil/hazır giyim üreticilerine geçici bir rahatlık verecek Rusya’ya bir yardım paketi yürürlüğe girememiştir. Daha sonra da ABD ve AB’nin açıkladığı yardım paketleri, ki bu paketlerin büyük kısmı gıda ve ilaç kredisi şeklinde verilmiştir ve Gazprom’un doğal gaz karşılığında Belarus, Moldova ve Polonya ile barter anlaşmalara gitmesi ile ilgili sektörlerdeki üreticilerimizin sıkıntılarının çözülmesini engellemiştir.474 Tedbirlerin taahhüt sektörüne yönelik hiçbir madde içermemesi ve özellikle Türkiye Müteahhitler Birliği üyelerinin talep ettiği Türk inşaat firmalarına Rusya’daki makine parklarını ve işçilerini asgari seviyede koruma imkanı tanıyacak köprü kredisinin kararlaştırılamaması da sıkıntı yaratmıştır. Bazı özel sektör birimleri özel barter anlaşmalarına gitmeyi denese de bu mekanizmalar yeterli siyasi destek olmadığından dolayı gerçekleştirilememiştir.

Bkz. CROZIER, Brian; The Rise and Fall of The Soviet Empire, An Imprint of Prima Publishing, National Review, California, 2000. 473 Bkz. CRELL, George; Rusların Asya Siyaseti, Toker Yayınları, İstanbul, 1990. 474 Bkz. İVANOV, İgor Sergeyeviç; Rusya’nın Dış Politikası ve Dünya (Makaleler ve Toplantılardan derleme), Uluslararası İlişkiler Moskva Devlet Üniversitesi, Rusya Siyaset Ansiklopedisi – ROSSPEN Yayınları, Moskva, 2001.

472

183

Aynı dönemde Rus firmaların iddialı oldukları bazı projelerde aksamaların çıkması ve doğal gaz alanında Türkmen doğal gazına da öncelik verilmesi pürüzler yaratmıştır.475 Abdullah Öcalan’ın yakalanmasından sonra Türkiye’de yaşanan bazı terör olaylarının Rus medyasında çarpıtılması karşısında da etkili çalışmalar yapılamayınca Rus turistlerin Türkiye ziyaretlerinde azalmalar başlamıştır.476 Yukarıdaki tespitlerden de anlaşıldığı gibi Türkiye’nin Rusya krizine yönelik politikası çok verimli olamamıştır. 477 Rusya krizinin Türk özel sektörünün gündemine yerleştirdiği temel konulardan birisi de Rusya içinde kriz ortamında yatırım projelerini devam ettirme ve Rusya’ya ihracattan Rusya içinde üretime geçme gereksinimi olmuştur. Rusya’da proje yürüten şirketler faaliyetlerini aksatmazken, yeni başlayacak projelerde aksamalar olmuştur. Rusya’da mevzuat ve güvenlik sorunlarının artması ve genel olarak finans sisteminin çökmesi tereddütleri arttırmıştır.478 Rusya’da hükümet ve bölge yönetimleri bazında Türk firmaları ve özellikle bu ülkedeki pazarlarını korumak için burada yatırım yapması gereken KOBİ’lere, destek verilmesi öncelik kazanmıştır.479 1999 yılının her iki ülke için seçim yılı olması Rusya’daki ekonomik belirsizliğin devam etmesi ve Rusya’nın uluslararası finans kuruluşlarıyla ilişkilerinin geliştirilememesi, bu arayışları yavaşlatan etkenlerdir. Ancak, 1998 yılında ikili ilişkilerde yaşanan düşüşün giderilmesi Türk özel sektörü için çok önemlidir ve ikili işbirliğinin geleceğini belirleyecek projelerde acil çözümler gerekmektedir.480

http://www.russianembassy.org. Bkz. ROSE, Richard & MUNRO, Neil; Elections without Order. Russia’s Challenge to Vladimir Putin, Cambridge University Press, Cambridge, 2002. 477 YELTSİN, Boris; Geceyarısı Günlükleri, Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları, İstanbul, 2000., s. 4589. 478 Bkz. SAGADEEV, A., “Rusya ve Büyük Güç İdeolojisi”, Avrasya Dosyası Cilt:1, Sayı:1, Ankara, 1994. 479 http://www.putin.ru. 480 Bkz. ÜLKÜ, İ., “Yükselen Avrasyacılık: Bir Tarihsel İdeolojinin Jeopolitiği”, Ortadoğu Gazetesi, 2001.
476

475

184

6.6.2. Rusya’ya Yönelik Ekonomik Stratejinin Öncelikleri

İkili ekonomik ilişkilerin gelişmesi için aşağıdaki konulara önem verilmelidir: Türkiye ve Rusya’nın AB ile ilişkileri çerçevesinde Türkiye ve Rusya arasında Serbest Ticaret Anlaşması sürecinin başlatılması önemlidir. Rusya AB’den sonra Türkiye’nin en önemli dış ticaret ortağıdır. 1998 yılında Rusya ve AB arasında serbest ticaret alanının kurulmasına yönelik müzakerelerin başlamaması, firmalarımızı olumsuz etkilemektedir.481 Her iki ülke firmaların diğer ülkede AB ülkeleri firmalarına karşı dezavantajlı konumda olmaması açısından, Türkiye ve Rusya arasında Serbest Ticaret Anlaşmasının imzalanması önemlidir. ABD ve Rusya arasındaki ekonomik konuların düzenli müzakeresi ile ilgili kurulan ve düzenli olarak yılda iki kez toplanan Çernomirdin-Göre Komisyonuna benzer bir komisyonun Türkiye ile Rusya arasında kurulması iş hacmimiz göz önünde bulundurulduğunda önemlidir. Bu komisyon özellikle ikili ilişkilerdeki acil sorunları ele almalıdır. Bu şekilde, Karma Ekonomik Komisyon (KEK) toplantılarının, sık-sık yapılan hükümet değişikliklerinden dolayı uzun süre toplanamamasından doğan boşluklar doldurulabilecektir. Türk işadamlarının Rusya’daki faaliyetlerinin kolaylaştırılması açısından vize rejiminde bazı değişikliklerin yapılması önemlidir. Bugün vize vermede uygulanan, ilgili kuruluştan davetiye gönderilmesi şartı ve yıllık giriş vizelerinin zor verilmesi işadamlarımızın faaliyetlerini aksatmaktadır. Ancak, son siyasi gelişmelerin ışığında Rusya’nın vize rejimini yumuşatmasını beklemek de zordur. Rusya Federasyonu’ndaki mevcut diplomatik ve ticari temsilciliklerimizi güçlendirmek gerekmektedir. Ekonomik alanda rakibimiz olan ülkelerin yaptığı gibi Rusya’nın bazı önemli şehirlerinde ekonomik ve ticari temsilcilikler açılması ve

481

Bkz. ARI, Tayyar; Uluslararası İlişkiler ve Dış Politika, Alfa Yayınları, 3. Baskı, İstanbul, 1999.

185

Türkiye’nin Rusya’ya yönelik ticaretinin önemli bir kısmının geçtiği Novorossisk’te bir Türk konsolosluğu açılması, burada biriken sorunların çözümü açısından önemlidir. Oysa, Türkiye’nin genel olarak dış temsilciliklerini sayıca azaltmaya yönelmesi ve temsilciliklerin harcama imkanlarını sınırlaması bu ihtiyaçlara zıt bir gelişmedir. 1998 yılında 115 yurtdışı kadrodan 32’si iptal edilmiş, 10 temsilcilik de tamamen kapatılmıştır.482 Son dönemde Rusya’nın Türkiye’de fahri başkonsolosluklar açmak yoluyla bazı bölgelerdeki ağırlığını arttırmaya çalıştığı da görülmektedir. Antalya’da açılan fahri başkonsolosluğun yanında, son dönemde Samsun’da da bir fahri başkonsolosluk açılması çabaları gözlenmektedir. Bu girişimlerin karşılıksız bırakılmaması ve Türkiye’nin de Rusya’nın önemli yerlerinde fahri konsolosluklar açması önemlidir. Türk-Rus ticaretinin gelişmesinde önemli katkı sağlayan karayolu

taşımacılığında ücretsiz kamyon geçiş kontenjanı arttırılmalı, ayrıca Türk mallarının Rusya’ya girişini arttırmak için nehir-deniz taşımacılığı teşvik edilmelidir.483 Özellikle Volga-Don Kanalı’nın kullanımı ile Türk mallarını Rusya’nın tüm Avrupa bölgelerine yayabilme imkanı doğmaktadır. Türk Hava Yolları’nın Rusya’ya seferlerini arttırmak ve uygulanan yüksek fiyatları düşürmek, ayrıca da hava kargo taşımacılığında Türk firmalarının da yer almasını sağlamak, Türk mallarının Rusya’ya ihracatını arttıracaktır. Moskova dışında da uçuşların ekonomik olabileceği tek yer olan St. Petersburg’a direkt uçuşların başlatılması önemlidir. Türk işadamları sadece başkent Moskova’da değil, tüm Rusya’da iş yapmalıdır. Bu çerçevede Türkiye’nin, Rusya’nın bölgelerine ilişkin ekonomik politikalar geliştirilmesi gerekmektedir. Rusya nüfusunun %94’ü Moskova dışında yaşarken, sanayi üretiminin %94’ü, tüketim mallarının %91’i, yatırımların %91’i, ithalatın %80’i ve ihracatın %91’i Moskova dışındaki bölgelere düşmektedir.

Bkz. ÇAM, Esat; Siyaset Bilimine Giriş, Der Yayınları, 4. Baskı, İstanbul, 1995. Bkz. TİMAKOVA, Natalya, KOLESNİKOV, Andrei, GEVORKYAN, Nataliya; First Person: An Astonishingly Frank Self-Portrait by Russia's President Vladimir Putin, Public Affairs Publications, New York, 2000.
483

482

186

Kaliningrad ve Nakhodka’daki serbest ekonomik bölgeler gibi Novorossisk’te bir serbest bölge kurulması ve Türk işadamlarının bu bölgedeki faaliyetlerinin teşvik edilmesi, ikili ekonomik ilişkiler açısından önemli sonuçlar doğuracaktır. Aynı zamanda, Rus işadamlarının da Türkiye’deki serbest bölgelerde iş yapmaları teşvik edilmelidir. İki ülke arasındaki ekonomik ilişkilerin kalıcı olması açısından Rus firmalarının da Türkiye’de iş yapabilmeleri önemlidir. Rus firmalarının güçlü oldukları alanlarda iş alabilmeleri uzun vadeli işbirliğinin kurulmasını destekleyecektir.484 Enerji projelerinde ortak çözümlerin bulunması ve çok katılımlı işbirliği modellerine gidilmesi hem finansman, hem de teknolojik açıdan yararlı olacaktır. Özellikle ihtilaflı olan enerji konularıyla ilgili olarak müzakerelerin gerçekleştirilmesi gerekmektedir.485 Ekonomik ilişkilerin gelişmesi açısından, hükümetlerin desteği çok önemlidir. Son birkaç yılda üst düzey siyasi temasların az olması bazı sorunlar yaratmıştır. Çok önemli bir gösterge, daha önceleri Karma Ekonomik Komisyon Eşbaşkanlığına Başbakan Yardımcılarından birisini getiren Rusya’nın son Komisyon Başkanları olarak Sağlık Bakanı ve Ticaret Bakanı’nı atamasıdır. Oysa Rusya’nın çok daha sınırlı ekonomik ilişkilere sahip olduğu İran ve Kanada gibi ülkelerle ilgili Komisyon Başkanları, Başbakan Yardımcısı seviyesindedir. Üst düzey siyasi temasların düzenli bir şekilde yapılması ve hükümet dışı siyasi temasların arttırılması (Parlementolararası Dostluk Grubu gibi) işadamlarımızın faaliyetlerini teşvik edecektir. Şirketlerimizin pazarlama gücünün artması açısından, tamamlayıcı mal pazarlayan şirketlerin kuruluşunun teşvik edilmesi ve bu şirketlere sektörel dış ticaret şirketlerine tanınan teşviklerin sağlanması önemli olacaktır. Bu, özellikle bölgesel bazda firmaların birleşmesine ve yurtdışı faaliyetlerde maliyetlerini azaltmalarına yardımcı olacaktır.

Bkz. PAŞAYEV, T., ALLAHVERDİYEV, M., KERİMOV, X., ABDULLAYEV, A.; İqtisadiyyet Terminleri Lüğeti: İktisat Terimleri Sözlüğü; Elm Yayınları, Bakı, 1994. 485 Bkz. WALKER, Martin; Dev Uyanıyor. Lenin’den Gorbaçov’a, Altın Kitaplar Yayınevi Yayınları, 1. Baskı, İstanbul, 1989.

484

187

Rusya’ya ihracatımızda çok önemli bir sorun da standartlar alanında çıkmaktadır. Rozexpertiza ve Goststandart’ın sık sık TSE belgelerini kabul etmeyerek ve Türk firmalarından Moskova’da tekrar sertifika almalarını istemesi, özellikle küçük ve orta ölçekli ihracatçılarımızı olumsuz etkilemektedir.486 ABD hükümeti benzer sorunları önlemek için Rosexpertiza’nın ABD’de temsilci firma bulmasını teşvik etmiştir ve US Testing, ABD’li ürünleri Rosexpertiza yerine ABD’de araştırıp sertifika vermektedir. Benzer bir şekilde İstanbul’da da Rosexpertiza temsilciliği açılmalıdır.487 Mersin-Gaziantep-Şanlıurfa yolunun inşası ve bu yolun Trabzon veya Samsun’a bağlanması, Rusya için önemli bir avantajdır. Rus Tırları Türkiye üzerinden Akdeniz’e ulaşacağı gibi, bu yeni hattaki hacminin bir kısmı Rusya’dan genelde boş dönen Türk TIR’lardan oluşacaktır. Akdeniz ülkelerinden de Rusya’ya karayolu taşımacılığı güçlenecektir. Ayrıca, Güneydoğu Anadolu Bölgesi ve Akdeniz bölgesinin ürünleri daha büyük miktarlarda Rusya’ya ihraç edilecektir. Bu ise, yaş sebze-meyve, tarım ürünleri, gıda ürünleri, tekstil gibi bazı alanlarda Rusya’ya yönelik yeni ihracat imkanları yaratacak ve özellikle de GAP’ın yürürlüğe girmesi sonrasında önemli bir iş imkanı doğacaktır. Türk mallarının Rusya’daki imajını değiştirmek çok önemlidir. Ucuz ve kalitesiz mal imajını iyileştirmek için tanıtım kampanyalarının yapılması kadar, kaliteli mal satışını arttıracak veya ülke prestijini arttıracak firma mağazaları ve marketlerin açılışları da teşvik edilmelidir. Bu konuda, turizm alanında son 2-3 yıl içerisinde yapılan başarılı tanıtım çalışmaları örnek alınmalıdır. Kaliteli Türk malının tanıtımında üst düzey Rus yetkililerinin Türkiye’ye getirilmesi de çok önemli bir yöntemdir. Nitekim, Türk malının imajı ile ilgili değişiklikler, Rusların yoğun bir şekilde turist olarak Türkiye’ye gelmesi ile değişmeye başlamıştır.

486 487

http://www.gazetasng.ru. Bkz. ONAY, Yaşar; Rusya ve Değişim, Nobel Yayınları, 1. Baskı, Ankara, 2002.

188

Ayrıca, bazı ülke firmalarının, ürünlerine Türkiye menşesi koyup Rusya’nın bölgelerinde Türk ürünü gibi pazarlamaları da imaj gerilemesine yol açmaktadır. Bunları önlemek için tedbirler alınmalıdır.488 Hükümet dışı kuruluşların Rusya ile ekonomik ve kültürel ilişkileri geliştirmek için gerçekleştirdikleri çabalar daha fazla desteklenmelidir.

Bkz. NETCHEOLODON, General; Rus İhtilali ve Yahudiler, Sebil Yayınevi Yayınları, 2.Baskı, İstanbul, 1996.

488

189

YEDİNCİ BÖLÜM İKİNCİ DÜNYA SAVAŞI'NIN BİTİMİNDEN GÜNÜMÜZE KADAR TÜRK - RUS İLİŞKİLERİ 7. 1945-1953 GERGİNLİK DÖNEMİ Cumhuriyetin kurulmasına denk gelen yıllarda SSCB ile tesis edilen ve iki Dünya Savaşı arası dönemde devam eden yakın dostluk ilişkileri, 1945’de II. Dünya Savaşının sona ermesiyle ciddi bir gerginlik dönemine girmiştir. Aslında ilişkilerdeki bozulmanın ilk işaretleri II. Dünya Savaşının başlangıcına rastlar.489 Gerçekten de Sovyet Rusya, 23 Ağustos 1939’da Rus-Alman Saldırmazlık Paktının imzalanmasından takriben bir ay sonra zamanın Dışişleri Bakanı Saraçoğlu’nun 25 Eylül 1939 tarihinde Moskova’ya yaptığı ziyaret sırasında, ilk defa olarak Ankara’dan bazı taleplerde bulunmuş ve bu meyanda Çanakkale Boğazı’nın birlikte savunulmasını önermiş ve bu Boğazdan Karadeniz’e sahildar olmayan ülkelerin gemilerinin geçemeyeceği yolunda teminat istemiştir. Bu arada, Montrö Sözleşmesinde tadilat öngören bazı önerileri de (Karadeniz’e sahili olmayan ülke gemilerinin her geçişinde SSCB ile istişare ve bunların tonajının sahildar ülkeler gemilerinin toplam tonajının 1/5’ini geçmemesi vs. gibi) Ankara’ya iletmiştir.490 Moskova bu husustaki taleplerini, daha sonra savaş sırasında da İngilizlere ve Almanlara (Molotof’un 12 Kasım 1940 tarihinde Berlin’e yaptığı ziyaret sırasında) açmıştır. İngilizler, Rusları kendi taraflarına çekmek ve Almanlarla arasını açmak saikiyle Moskova’nın bu girişimlerine yumuşak yaklaşmıştır. Öte yandan Hitler'in 17 Mart 1941 tarihinde Büyükelçimize vaki ifadelerinden Almanların da, Montrö’de Karadeniz’e sahildar ülkeler lehine bazı düzenlemeler yapılmasına rıza gösterdiği, buna karşılık Rusların Boğazlarda üs talebine karşı çıktığı anlaşılmaktadır. Ancak,
489 490

KAPUSCİNSKİ, Ryszard; İmparatorluk, Om Yayınları, 1. Baskı, İstanbul, 1999., s. 67-90. Ayhan Kamel, http://www.foreignpolicy.org.tr/tur/makale/akamel.htm ; 22 Aralık, 2004.

190

aralarındaki Saldırmazlık Paktına rağmen Almanya’nın 22 Haziran 1941’de SSCB’ye saldırmasıyla kendi derdine düşen Moskova’nın Türkiye üzerindeki baskıları, bu tarihten sonra bir süre için hafiflemiştir.491 Bu dönemde Moskova, savaşın kendi üzerindeki yükünü azaltmak amacıyla Türkiye’yi Almanya’ya karşı savaşa sokmaya çalışmıştır. Ancak Ankara Rusya’nın bu konudaki girişimlerine iltifat etmemiştir. Bu durumun Rusları memnun etmediği muhakkaktır. Ruslar, Alman saldırısını püskürttükten sonra eski taleplerini yeniden gündeme getirmeye başlamışlar ve bu arada müttefikleri bu konuda ikna için de Türkiye’nin Almanya’ya karşı savaşa girmemiş olmasını bir koz olarak kullanmışlardır. Nitekim 4-11 Şubat 1945 tarihlerindeki Yalta Konferansında Türkiye’den vaki taleplerini tekrarlamışlardır. İngiltere ve ABD, Montrö Sözleşmesi’nin Rus menfaatlerini gözetecek şekilde değiştirilmesine razı görünmüşlerdir.492 Moskova muhtemelen müttefiklerinin bu yumuşak tutumundan da cesaret alarak, 19 Mart 1945 tarihinde 25 Aralık 1925 tarihli Türk-Rus Dostluk ve Saldırmazlık Antlaşmasını feshetmiştir. Moskova’nın bu davranışı, Türkiye hakkındaki niyetlerini daha da belirgin hale getirmiştir. Konuya gayet ihtiyatlı bir şekilde yaklaşan Ankara, 4 Nisan 1945 tarihinde verdiği yanıtta, Moskova’nın önerdiği şekilde iki tarafın çıkarlarına daha uygun ve ciddi tadilatı içeren yeni bir antlaşma akdi için yapılacak önerilerin hayırhahlıkla inceleneceğini bildirmiştir.493 Bunun üzerine Ruslar 7 Haziran 1945 tarihinde yeni bir antlaşma akdi için aşağıdaki iki şartı öne sürmüştür: 1. Kars ve Ardahan’ın Ermeni toprağı olduğu ve vaktiyle Türkiye’ye haksız olarak verildiği gerekçesiyle SSCB’ye iadesi,

http://www.rambler.ru. Bkz. İVANOV, İgor Sergeyeviç; Rusya’nın Dış Politikası ve Dünya (Makaleler ve Toplantılardan derleme), Uluslararası İlişkiler Moskva Devlet Üniversitesi, Rusya Siyaset Ansiklopedisi – ROSSPEN Yayınları, Moskva, 2001. 493 Bkz. CROZIER, Brian; The Rise and Fall of The Soviet Empire, An Imprint of Prima Publishing, National Review, California, 2000.
492

491

191

2. Boğazlarda üs verilmesi494 Daha sonra Moskova, 17 Temmuz-2 Ağustos 1945 tarihlerinde toplanan Postdam Konferansında yukarıdaki taleplerini tekrarlamışlardır. ABD ve İngiltere, Sovyet ticaret ve savaş gemilerinin barış ya da savaş zamanında Boğazlardan tam geçiş serbestisine sahip olmaları ilkesini benimsemekle birlikte, Moskova’nın toprak taleplerini ve Boğazların Rusya ile müştereken savunulması önerisini reddetmişlerdir. Konferansta taraflar arasında beliren bu görüş ayrılığı muvacehesinde, neticede her ülkenin görüşlerini Ankara’ya ayrı-ayrı iletmeleri hususunda mutabık kalınmıştır. ABD ve İngiltere sırasıyla 2 Kasım ve 21 Kasım 1945 tarihlerinde ayrı-ayrı verdikleri yanıtlarda Konferans sırasındaki tutumlarını teyit etmişlerdir. Buna karşılık Moskova, Ankara’ya 7 Ağustos 1946 tarihli notasıyla aşağıdaki önerilerde bulunmuştur:495 • • Boğazlar bütün devletlerin ticaret gemilerine açık olacaktır, Buna karşılık sadece Karadeniz’e sahildar ülkelerin savaş gemileri Boğazlardan tam geçiş serbestisinden yararlanabilecektir, • Boğazlar sahildar olmayan ülkelerin savaş gemilerine ise özel haller haricinde kapalı tutulacaktır, • • Boğazlardan geçiş rejimini tespit sorumluluğu sahildar devletlere ait olacaktır, Boğazların savunulması Türkiye ve Rusya tarafından müştereken yerine getirilecektir.496 22 Ağustos 1946 tarihinde verdiğimiz cevabi notada Türkiye’nin egemenlik hakkı ve güvenliği ile bağdaşmayan Sovyet önerileri reddedilmekle birlikte, Montrö Sözleşmesi’nin geçmiş tecrübeleri ışığında gözden geçirilebileceği, ancak bu konunun
MARPLES, R. DAVID; Russia, 1917-1921, Pearson Education Limited, Essex, 2000., s. 78, 89. Bkz. ALEKSANDROV, S. K.; Stranı Mira (Dünya Devletleri), Rus Politik- Edebiyat Neşriyatı, Politizdat Yayınları, Moskva, 1989. 496 Bkz. MANSUR, Raul; Moskva. Görsel Gezi Rehberleri Serisi, Dost Kitabevi Yayınları, Ankara, 1999.
495 494

192

sözleşmeye taraf ülkelerin katılacağı bir konferansta ele alınabileceği bildirilmiştir. Moskova 24 Eylül 1946 tarihli ikinci notasında önceki iddialarını tekrarlamış, buna karşılık Ankara'da 18 Ekim 1946 tarihli ikinci notasında önceki yanıtları vermiştir. Sovyetler Birliği diplomatik alanlardaki bu girişimlere ağırlık kazandırmak amacıyla 1946 Sonbaharında bir yandan Bulgaristan ve Kafkaslarda kuvvet yığınağı yaparken, öte yandan da basın-yayın organları aracılığıyla Ankara’ya karşı bir sinir savaşı başlatmıştır.497 Sovyetler Birliği’nin savaş sonrasında işgal ettiği Doğu Avrupa ülkelerinde birbiri ardına gerçekleştirdiği emrivakiler, ABD ve İngiltere’nin gözünü açmasını sağlamıştır. Gerçekten de ABD 1947 yılında gittikçe artan komünizm tehlikesine karşı Batı Avrupa’nın ekonomisini canlandırmak amacıyla Marshall yardımını başlatmıştır. Bu yardım programına Yunanistan’la birlikte Türkiye’nin de dahil edilmesi, ABD’nin Ankara’ya yönelik Sovyet tehdidini nihayet algıladığını göstermektedir. Müteakip yıllarda Batıya yönelik Sovyet tehdidinin daha da ciddi boyutlara ulaşması, bilindiği gibi NATO’nun kurulmasına yol açmıştır. Ankara’nın güvenliğini garanti altına almak için başta ABD olmak üzere NATO ülkeleri nezdinde yaptığı ısrarlı girişimler nihayet olumlu bir sonuç vermiş ve Türkiye Yunanistan ile birlikte 18 Şubat 1952 tarihinde örgüt üyeliğine kabul edilmiştir. Ankara, gittikçe yoğunlaşan Rus baskıları karşısında bu sayede rahat bir nefes almak imkanına kavuşmuştur. Moskova Türkiye’nin NATO üyeliğini tepki ile karşılamış ve Ankara’yı, Türk topraklarını emperyalistlerin Rusya aleyhindeki mütecaviz emelleri için kullandırmakla suçlamıştır. Bu iddialar tarafımızdan reddedilmiştir.498 Bu dönemde bilahare kurulmasından vazgeçilen Ortadoğu Kumandanlığı’na Türkiye’nin katılma niyeti de, Türk-Sovyet ilişkilerinde sorun olmuş ve Moskova bu konuda 18 Aralık 1951 ve 28 Ocak 1952 tarihlerinde iki nota tevdi etmiştir. Ankara bunlara gerekli yanıtları vermiştir.499

Bkz. DAĞI, Zeynep; Rusya’nın Dönüşümü. Kimlik, Milliyetçilik ve Dış Politika, Boyut Kitapları, 1. Baskı, İstanbul, 2002. 498 http://www.kremlin.ru/withflash/Vneshnyaya_politika619.shtml. 499 http://www.putin.ru.

497

193

5 Mart 1953 tarihinde Stalin’in ölümünden sonra Moskova’da iş başına gelen yeni liderler, Batının NATO, Avrupa Konseyi ve OECD gibi örgütler de kurmak suretiyle sıkı bir dayanışmaya gittiğini görerek, dış politikada yeni bir değerlendirme yapma ihtiyacını duymuşlar ve Doğu-Batı ilişkilerinde bir yumuşama arayışına girmişlerdir. Bunun sonucunda “barış içinde bir arada yaşama” sloganını ortaya atmışlardır. Bu çerçevede 18 Temmuz 1955 tarihinde ABD, İngiltere, Fransa ve Sovyet Rusya Hükümet Başkanları Cenevre’de bir araya gelerek, silahsızlanma mevzuu dahil, DoğuBatı ilişkilerini görüşmüşlerdir. Moskova, Batı ile ilişkilerindeki bu yaklaşım değişikliğine paralel olarak, yukarıda mezkur bütün örgütlere üye olan ve Batılı ülkelerle siyasi-askeri ve ekonomik alanlarda ikili düzeyde güçlü bağlar geliştiren Ankara’ya karşı bu koşullarda baskı yapmanın artık pek mümkün olamayacağını fark ederek Türkiye siyasetini de gözden geçirme ihtiyacını duymuştur. Neticede 1939’dan itibaren Türk-Sovyet ilişkilerinde tedricen tırmanan gerginlik yerini bir durgunluk dönemine bırakmıştır.500 7.1. 1953-1960 Durgunluk Dönemi Stalin’in ölümünden kısa bir süre sonra bu yeni yaklaşımın ilk işaretleri alınmıştır. Gerçekten de Moskova, 30 Mayıs 1953 tarihinde Türk Büyükelçiliği’ne yaptığı açıklamada, Sovyetler Birliği’nin bundan böyle Türkiye’den toprak talebi bulunmadığını bildirmiştir. Ancak bu beyanatta, Sovyet Rusya’nın Boğazlar açısından güvenliğinin, iki ülke için de kabule şayan şartlarda sağlanmasının mümkün olduğu belirtilmek suretiyle Boğazlar konusu yine gündemde tutulmuştur. Ankara 18 Temmuz 1953 tarihindeki cevabında, Moskova’nın eski taleplerinden vazgeçmesinin memnuniyetle karşılandığını ve Boğazların statüsünün ise Montrö’de belirlendiğini ifade etmiştir.501 Rusya’nın Türkiye’ye karşı yaklaşımında vuku bulan bu ani değişiklik Ankara’da belirli bir kuşkuyla karşılanmıştır. Gerçekten de, yapılan değerlendirmelerde Rusya’nın toprak taleplerinden aslında tamamen vazgeçmeyip hakkın sadece
500 501

Bkz. BROWN, Archie; The Gorbachev Factor, Oxford University Press, New York, 1996. McCAULEY, Martin; The Khrushchev Era. 1953-1964, Seminar Studies in History, Pearson & Longman Education Group Limited Publishers, England, 1995., s. 45, 56-60.

194

kullanılmasından taktik mülahazalarla şimdilik sarfınazar etmiş olabileceği ileri sürülmüştür. Bu nedenle Ankara müteakip yıllarda, Moskova’nın Türkiye ile ilişkileri normale döndürme ve ekonomik işbirliğini geliştirme amacıyla yaptığı açılımları da haklı olarak ihtiyatla karşılamış ve Moskova’ya karşı devamlı bir güvensizlik duygusu içinde olmuştur. Bu arada şunu da ilave edelim ki Moskova’nın bu yeni dönemde Ankara’ya karşı izlediği siyaset, tam manasıyla barışçı bir yaklaşımdan ziyade “soğuk ve sıcak duş” politikası şeklinde belirmiştir.502 Filvaki, bu yıllarda iki ülke arasındaki ilişkilerde, özellikle Orta Doğu’ya yönelik politikalarının taban tabana ters düşmesi nedeniyle zaman zaman ciddi boyutlara varan krizler de yaşanmıştır. Ezcümle, Moskova’nın Arap-İsrail ihtilafını istismar etmek suretiyle Nasır’ın önderliğini yaptığı Arap milliyetçiliğini Batılılar aleyhinde yönlendirme ve bundan yararlanarak Orta Doğu’da nüfuzunu yayma siyaseti, Ankara’da büyük rahatsızlık yaratmış ve Türkiye’yi esasen Kuzeyden tehdit eden Sovyet Rusya’nın bu defa da güneyinden çevirmeyi amaçladığı şeklinde algılanmıştır. Buna karşılık Türkiye’nin, Sovyet Rusya ve Araplarca emperyalist ve İsrail yanlısı olmakla suçlanan Batılılar ile sıkı dostluk ve işbirliği ilişkileri geliştirmesi, Ortadoğu’daki gelişmeler karşısında onlarla dayanışma göstermesi ve bu arada bazı bölgesel savunma tertipleri içinde yer alması, Moskova tarafından Sovyetlerin bölgedeki stratejik çıkarlarına ters davranışlar olarak algılanmıştır. Bu durum, TürkArap ilişkilerine de gölge düşürmüştür. Şimdi bölgemizdeki bu gelişmelere kısaca bir göz atalım: 503 Türkiye ve Yunanistan ile, 1948’de Komintern ayrılmış olan Yugoslavya arasında 9 Ağustos 1954’te imzalanan Balkan Paktı, Moskova’da NATO’nun Balkanlarda bir manevrası olarak değerlendirilerek eleştirilmiştir. Aradan 5-6 yıl geçmiş olmasına rağmen Kruşçev, 1960 Haziranında Bükreş'te bulunduğu bir sırada Pakta karşı sert hücumlarını sürdürmüştür.504

502 503

Bkz. ÇAM, Esat; Siyaset Bilimine Giriş, Der Yayınları, 4. Baskı, İstanbul, 1995. http://www.mid.ru. 504 http://www.russianembassy.org.

195

Sovyetler Birliği’nin asıl büyük tepkisi Ankara ile Bağdat arasında 2 Şubat 1955’de imzalanan Bağdat Paktı’na karşı olmuştur. Bu vesile ile yapılan açıklamada, bu gelişmenin Türk -Rus ilişkilerine yararı olmayacağı, Türkiye’nin bu yolla Arap ülkeleri üzerinde yeniden hakimiyet tesisine çalıştığı iddia edilmiştir. Paktın imzalanmasından kısa bir süre sonra, 23 Eylül 1955’te Pakistan’ın ve 3 Kasım 1955’te de İran’ın Pakta katılmaları Rusları iyiden iyiye hiddetlendirmiştir. Moskova, hem Paktı torpillemek için, hem de başka Arap ülkelerinin Pakta katılımını önlemek, Türkiye’ye karşı yoğun bir kötüleme kampanyası başlatmış ve baskı yöntemlerine başvurmuştur. 1958 Temmuzunda Bağdat’ta meydana gelen ihtilali takiben bu ülkenin Pakt’tan ayrılması, pek tabii Moskova’yı memnun eden bir gelişme olmuştur. Bununla birlikte Pakt, Irak ihtilalinden sonra da CENTO adı altında, 1979’taki İran devrimine kadar yirmi sene kadar daha varlığını korumuştur.505 Macaristan olayları karşısında tepkimizin diğer Batılılara göre nispeten yumuşak olması ve Süveyş Krizi sırasında da İsrail’den Büyükelçimizi geri çekmek suretiyle Batılı ülkelerden yine farklı bir tavır takınmış olmamız nedenleriyle, 1956 yılının TürkRus ilişkileri açısından olaysız geçtiği söylenebilir. Ancak 1957 yılında Suriye’de çıkan karışıklıklar üzerine Türkiye’nin hudutlarında yığınak yaparak bazı savunma önlemleri alması, radikal Araplar meyanında Suriye’yi de bölgeye yönelik dış politikasında bir köprü başı olarak gören Moskova’ da sert tepkiyle karşılanmıştır. Ezcümle Sovyet Devlet Başkanı Bulganin, Başbakanımıza gönderdiği bir mesajda bu davranışımızın Türkiye’ye felaket getireceğini ifade etmiştir. Kruşçev de 9 Ekim tarihindeki bir mülakatında Türkiye’ye şiddetle çatmıştır. Moskova Suriye’ye bu konuda verdiği desteği göstermek amacıyla da, Lazkiye’ye bir zırhlı ve destroyer göndermiştir. Ankara Sovyet iddialarına gerekli yanıtları vermiştir.506 Bu gergin atmosfere rağmen kısa bir süre sonra 29 Ekim Cumhuriyet Bayramı Resepsiyonumuza Kruşçev, Bulganin ve Mikoyan’ın hep birlikte katılmaları şaşırtıcı olmuştur. Bu, Moskova’nın “sıcak ve soğuk duş” politikasının yeni bir örneğini oluşturmuştur. Keza, Bulganin’in 22 Kasım’da Suriye mevzuunda gönderdiği ikinci

505 506

Bkz. ARI, Tayyar; Uluslararası İlişkiler ve Dış Politika, Alfa Yayınları, 3. Baskı, İstanbul, 1999. http://www.gazetasng.ru.

196

mesajda kullandığı yumuşak ifadeler de (Türkiye’den hiçbir toprak taleplerinin olmadığı vs.) ayrıca dikkat çekici bulunmuştur.507 14 Temmuz 1958’de vuku bulan Irak ihtilali Orta Doğu’yu birdenbire karıştırmıştır. ABD ve İngiltere’nin Lübnan ve Ürdün’e asker çıkarmaları Moskova’yı iyice rahatsız etmiştir. Irak’taki yeni rejimin hamisi rolünü üstlenen Moskova ise, bu karışık ortamda bölgede NATO’nun ileri karakolu olarak gördüğü Türkiye’yi pasifize etmek amacıyla, bir yandan hudutlarımız yakınında yığınak yaparken, öte yandan da diplomatik baskı için Türkiye’ye bir muhtıra vererek bölgede çıkacak silahlı bir çatışmanın sorumluluğunun tamamen Türk Hükümetine ait olacağı uyarısında bulunmuştur.508 Orta Doğu’da bu gelişmeler süre giderken 1958 yılı sonlarında ve 1959 başlarında Türkiye’de bazı füze sistemlerinin konuşlandırılması mevzuu da Sovyetler Birliği’nin tepkisini çekmiştir. Moskova bu girişimin dostlukla bağdaşmayacağını, füzelerin Sovyetler Birliği’nin güney hudutlarını tehdit altına sokacağını iddia etmiştir. Bu iddialar, her devletin kendi güvenliğiyle ilgili önlemleri almakta serbest olduğu belirtilerek tarafımızdan reddedilmiştir.509 1959 yılı ortalarında Sovyet Rusya, NATO ülkeleri meyanında Türkiye’ye de “Balkanların atom silahlarından ve füze sistemlerinden arındırılması” önerisini içeren bir muhtıra vermiş ve tekrardan barışçı bir tavır sergilemiştir. Bu arada Türkiye’nin 1958 yılından itibaren içine düştüğü ekonomik krizi dikkate alan Moskova, iki ülke arasındaki ekonomik işbirliğini geliştirmek amacıyla da Ankara’ya yaklaşmaya çalışmıştır. Ancak, bu amaçla bazı üst düzey ziyaretlerin planlandığı bir sırada 1960 Mayıs ayı başında U-2 casus uçağı olayı patlak vermiştir. Moskova’nın bu konuda 13 Mayıs 1960’da verdiği notada, Türkiye’nin arazisini Sovyetler Birliği’ne karşı mütecaviz faaliyetler için kullandırdığı ve bu itibarla ABD’nin suç ortağı olduğu, bunun ağır sorumluluğunun da Türkiye’ye raci olacağı iddia edilmiştir. Cevabi notamızda,

St. Petersburg Press (2000-2007). Bkz. BOZKURT, Enver; KÜTÜKÇÜ, Akif; POYRAZ, Yasin; Devletler Hukuku, Nobel Yayınları, Ankara, 2000. 509 http://www.president.kremlin.ru.
508

507

197

Türk Hava sahası dışındaki uçuşlardan Türkiye’nin sorumlu olmayacağı, bağımsız bir ülke olarak hava üslerini müttefiklerine sırf savunma amacıyla kullandırmaya hakkı olduğu belirtilmiş ve ayrıca Türkiye’nin NATO üyeliğinin Sovyet Rusya ile iyi ilişkiler tesisine engel teşkil etmeyeceği şeklinde yumuşak bir ifadeye de yer verilmiştir.510 7.2. 1960-1965 Normalizasyon Dönemi 27 Mayıs 1960 İhtilali, Moskova’nın Ankara’ya yaklaşma girişimleri için yeni bir vesile oluşturmuştur. Gerçekten de Kruşçev, ihtilalden kısa bir süre sonra, merhum Cumhurbaşkanı Gürsel’e 26.06.1960 tarihinde gönderdiği mesajda, 1950’ li yıllarda ilişkilerin bozulmasından “kısa görüşlü bir siyaset izleyen” eski Ankara Hükümetini sorumlu tutmuş ve Sovyetler Birliği’nin Türkiye ile ilişkilerini Atatürk-Lenin dönemindeki düzeye çıkartmak arzusunda olduğunu ifade ile bu arada ekonomik yardım önerilerini yinelemiştir.511 Moskova’nın bu tavrında, Ankara’daki yeni rejimin eskisinden daha bağımsız bir dış politika izleyebileceği ve bu meyanda NATO ülkeleriyle bağlarını bir ölçüde de olsa gevşetebileceği düşüncesi ve umudu etken olmuştur. Sovyet Rusya 1961 ve 1962 yıllarında da Ankara’ya karşı bu yumuşak üslubunu sürdürerek, gönderdiği muhtelif mesajlarda (Temmuz 1961, Kasım 1961 ve Temmuz 1962), toprak bütünlüğü, egemenlik ve bağımsızlığa saygı ilkelerine dayalı olarak iki ülke arasındaki ilişkileri ve işbirliğini geliştirmeye bilhassa arzulu olduğunu vurgulamıştır.512 1962 Küba krizi sırasında Moskova’nın Küba’ya konuşlandırdığı füzelerin kaldırılması ile Türkiye’deki Jüpiter füzelerinin sökülmesi arasında bağlantı kurması ve dolayısıyla Türkiye’yi ABD ile pazarlık konusu yapması, Ankara’da belirli bir rahatsızlık yaratmışsa da Moskova Ankara’ya yönelik açılma siyasetini sürdürmüştür. Bu dönemde teknik alanda bazı mütevazi anlaşmalar da yapılmıştır. (27.04.1961 tarihinde Demiryolu Sözleşmesi, 9.06.1962 tarihli Türkiye-SSCB Telli Telefon İrtibatı
Bkz. BÜLBÜL, Rıdvan; Uluslararası İletişim, Paragraf Yayınları, Konya, 1997. Bkz. WALKER, Martin; Dev Uyanıyor. Lenin’den Gorbaçov’a, Altın Kitaplar Yayınevi Yayınları, 1. Baskı, İstanbul, 1989. 512 Bkz. PAŞAYEV, T., ALLAHVERDİYEV, M., KERİMOV, X., ABDULLAYEV, A.; İqtisadiyyet Terminleri Lüğeti: İktisat Terimleri Sözlüğü; Elm Yayınları, Bakı, 1994.
511 510

198

tesisine dair Anlaşma, Arpaçay üzerinde ortak bir baraj inşası konusu da dahil Türk Sovyet sınırındaki akarsular ile ilgili protokoller). Öte yandan Moskova’nın daveti üzerine 29 Mayıs-14 Haziran 1963 tarihlerinde Suat H. Ürgüplü başkanlığında bir parlamento heyetimiz Sovyetler Birliği’ni ziyaret etmiş olup bu ziyaret tarafımızdan 4 Ocak 1965 tarihinde iade edilmiştir.513 Daha da önemlisi, II. Dünya Savaşının sona ermesinden 19 yıl gibi uzun bir süre sonra, ilk defa olarak Türk Dışişleri Bakanı Feridun Cemal Erkin 30.10-1.11 1964 tarihlerinde Moskova’yı ziyaret etmiştir. Bu ziyaret kısa bir süre sonra 17-22 Mayıs 1965 tarihlerinde Sovyet Dışişleri Bakanı Gromiko tarafından iade edilmiştir. Birkaç ay sonra da, 14-16 Ağustos 1965 tarihinde Suat Hayri Ürgüplü Başbakan olarak Moskova’ya gitmiştir. Siyasi düzeyde karşılıklı olarak yapılan bu üç ziyaret, TürkSovyet ilişkilerindeki açılımı sağlamaları bakımından fevkalade önemlidir. Bu arada, Türk Dışişleri Bakanı’nın ziyaretinden sonra Devlet Su İşleri ,Karayolları ve TPAO gibi önemli kuruluşlarımızdan oluşan bir Türk Delegasyonu Moskova’yı ve Başbakan Ürgüplü’nün ziyaretinden sonra da keza teknisyenlerden oluşan kalabalık bir Sovyet Heyeti Ankara’yı ziyaret ederek önemli işbirliği konularını ele almışlardır. Bu görüşmeler sonunda Türkiye’de Sovyet kredisiyle yedi büyük sınai tesisin yapımı için birer ön proje hazırlanması hususunda mutabık kalınmış ve böylece Türkiye ile Sovyetler Birliği arasında ilerideki yıllarda giderek genişleyecek bir işbirliğinin temelleri atılmıştır.514 Türk-Sovyet ilişkilerinde bu süratli gelişmede kanımca, Kıbrıs sorunu ile o yıllarda Türkiye ekonomisinin içinde bulunduğu koşulların büyük payı olmuştur. Şöyle ki: Aslında SSCB Kıbrıs sorununda bugün olduğu gibi o dönemde de, daha ziyade Rumlara müzahir bir tutum izlemiştir. Örneğin 1963 sonlarında Kıbrıs sorununun patlak vermesi üzerine, Türk Hükümeti’nin Türk toplumunu katliamdan korumak amacıyla 25 Aralık 1963 günü Lefkoşe üzerinde yaptığı uyarı uçuşları ile daha sonra 8-9 Ağustos 1964 günlerinde Ada’nın bazı kesimlerini bombalaması, Moskova’da sert bir üslupla
513 514

Bkz. CRELL, George; Rusların Asya Siyaseti, Toker Yayınları, İstanbul, 1990. Bkz. ONAY, Yaşar; Rusya ve Değişim, Nobel Yayınları, 1. Baskı, Ankara, 2002.

199

eleştirilip tepki yaratmıştır. Moskova, Doğu Akdeniz’de çok önemli stratejik konumu haiz olan Ada’nın çifte ENOSİS formülü ile NATO şemsiyesi altına girmesinden çekindiğinden, Makarios’a her zaman arka çıkmıştır.515 Moskova’nın Rum yanlısı bu tutumunda, Ada’da Makarios’un bağlantısızlık ve tarafsızlık politikasını güçlü bir şekilde destekleyen komünist AKEL Partisini kollama düşüncesinin de etkisi olmuştur. Ancak o günlerde Ankara’nın, Rumların Türk toplumuna karşı giriştiği katliam karşısında Batılılardan beklediği anlayış ve desteği görememiş olması ve özellikle 1964 yazında ABD Başkanı Johnson’ın Başbakan İnönü’ye gönderdiği malum mektubun yarattığı soğuk duş, Türkiye’yi dış politikada yeni bazı arayışlara sevk etmiştir. Gerçekten de, Moskova’nın Stalin’in ölümünden sonra Türkiye’ye yönelik açılımlarına uzun süre kuşku ve güvensizlik ile bakan Ankara Johnson mektubunun yarattığı düş kırıklığı içinde Sovyetler Birliği ile ilişkilerinde yeni bir değerlendirme yapma ihtiyacını duymuştur. Bu arada Ankara, aynı nedenlerle genel dış politikasında da çok yönlü bir yaklaşım benimsemeye ve başta aramızda tarihi bağlar bulunan İslam Dünyası olmak üzere üçüncü dünyaya açılmaya başlamıştır. Bu suretle Ankara Kıbrıs sorunu sayesinde, kendi ulusal çıkarlarının müttefiklerininki ile her zaman eş düşmeyebileceğini, müttefiklerinin dış politikada farklı sorun ve önceliklerinin olabileceğini görmüştür.516 Önüne çıkan bu tarihi fırsatı değerlendiren Moskova, Ankara ile siyasi düzeyde karşılıklı ziyaretleri başlatmıştır. Yukarıda sözü edilen Dışişleri Bakanları ve Başbakan ziyaretleri böyle bir ortamda gerçekleşmiştir. Moskova bu arada, Kıbrıs konusunda da Ankara’yı bir ölçüde rahatlatabilecek daha dengeli bir çizgiye gelmiştir. Gerçekten de SSCB, yukarıda belirtilen nedenlerle Makarios’a yine desteğini sürdürmekle birlikte, Kıbrıs’ta iki ayrı toplumun varlığını, çözümün bu iki toplum arasında bulunması gerektiğini ifadeyle ilk defa olarak “Federasyon" sözcüğünü dile getirmiştir.517

Bkz. İVANOV, İgor Sergeyeviç; Rusya’nın Dış Politikası ve Dünya (Makaleler ve Toplantılardan derleme), Uluslararası İlişkiler Moskva Devlet Üniversitesi, Rusya Siyaset Ansiklopedisi – ROSSPEN Yayınları, Moskva, 2001. 516 Bkz. MANSUR, Raul; Moskva. Görsel Gezi Rehberleri Serisi, Dost Kitabevi Yayınları, Ankara, 1999. 517 MARPLES, R. DAVID; Russia, 1917-1921, Pearson Education Limited, Essex, 2000, s. 78, 89.

515

200

Moskova bu gelişmelere paralel olarak ekonomik alanda da büyük vaatlerle ortaya çıkmıştır. Sovyetler Birliği gerek siyasi gerek ekonomik alanlardaki bu açılımlarıyla, Türkiye’yi imkan ölçüsünde Batıdan bağımsız bir politika izlemeye özendirmeyi amaçlamıştır.518 Bu arada şunu da ilave edelim ki bu dönemde de Boğazlar konusu bazı olaylar nedeniyle tekrardan gündeme gelmiştir. Filvaki, 1963 Eylülünde Arhangelsk adlı Sovyet gemisinin İstanbul Boğazı’nda yaptığı kaza üzerine, Moskova, Boğazlardan geçişin tanzimi amacıyla Ankara’ya bir seri öneride bulunmuştur. Ayrıca 5-11 Mart 1964 tarihlerinde altıncı filodan bazı ABD gemilerinin İstanbul’u ziyaretleri ve Ege’de Çanakkale Boğazında yaptıkları tatbikat da Moskova’da gayri dostane bir harekat olarak değerlendirilmiştir. Ancak, geçmişten farklı olarak, bu olaylar vesilesiyle Boğazlar üzerinde herhangi bir hak iddiası ya da Boğazların ortak kontrolünü tazammum eden bir talep söz konusu olmamıştır.519 7.3. 1965-1991 İlişkilerde Gelişme Dönemi Özetlemek gerekirse, 1960’ların ortasından itibaren Türk Rus ilişkilerinde normalizasyon olarak nitelendirilebilecek yeni bir dönem başlamıştır. Bu durumu sadece, SSCB’nin “barış içinde bir arada yaşama“ siyasetine Batı’nın olumlu bakmaya başlamasına ve bunun sonucunda Doğu-Batı ilişkilerinde ortaya çıkan gelişmelere bağlamak yanlış olur. Aslında Ankara-Moskova ilişkilerindeki süratli gelişme, DoğuBatı ilişkilerinin çerçevesinin çok ötesine geçmiştir. Kuşkusuz Türkiye, Moskova’ya karşı bu yeni yaklaşımında, Batı ile dayanışmasının, bu çerçevedeki yükümlülüklerinin ve kendi güvenlik ihtiyaçlarının gereklerini yerine getirmeyi de ihmal etmemiştir.520

Bkz. ROSE, Richard & MUNRO, Neil; Elections without Order. Russia’s Challenge to Vladimir Putin, Cambridge University Press, Cambridge, 2002. 519 McCAULEY, Martin; The Khrushchev Era. 1953-1964, Seminar Studies in History, Pearson & Longman Education Group Limited Publishers, England, 1995., s. 45, 56-60. 520 Bkz. NETCHEOLODON, General; Rus İhtilali ve Yahudiler, Sebil Yayınevi Yayınları, 2.Baskı, İstanbul, 1996.

518

201

Şimdi Sovyetler Birliği’nin parçalanmasına kadar bir çeyrek asır devam eden bu dönemdeki kayda değer gelişmelere kısaca göz atalım: 521 Siyasi İlişkiler: Bu uzun dönemde iki ülke arasında üst düzeyde pek çok ziyaret gerçekleştirilmiştir. Ezcümle Dışişleri Bakanları düzeyinde Türk tarafından 1964, 1968, 1977 ve1982 yıllarında, Sovyet tarafından da 1965 ve 1990 senelerinde ziyaretler yapılmıştır. Başbakanlar düzeyinde ise Türk tarafından 1967, 1978 ve 1986 yıllarında Sovyet tarafından da 1966, 1975 ve 1984 senelerinde olmak üzere karşılıklı üçer ziyaret olmuştur. Ayrıca Cumhurbaşkanı Sunay 12-21 Kasım 1969 tarihlerinde, Sovyet Devlet Başkanı Podgorni 11-17 Nisan 1972’de ve Cumhurbaşkanı Özal da 11-16 Mart 1991 tarihlerinde karşılıklı ziyaretlerde bulunmuşlardır. Bu arada teknik alanlardan sorumlu Bakanlar arasında da pek çok sayıda karşılıklı ziyaretler yapılmıştır. Bütün bunlara parlementolararası ziyaretler ile ardı arkası kesilmeyen teknik heyetlerin temaslarını da ekleyince ortaya çok yoğun bir tablo çıkmaktadır.522 Bu dönemde iki ülke arasındaki ilişkileri düzenleyen iki önemli belge imzalanmıştır. Bunlardan biri, Podgorni’nin 1972 yılındaki ziyaretinde imzalanan “İlkeler Deklarasyonu”dur. Bunda iki ülke arasındaki ilişkilerin dayandığı ilkelere yer verilmiş olup bunlar arasında bizim açımızdan büyük önem arz eden toprak bütünlüğüne, egemenlik ve bağımsızlığa saygı ilkeleriyle, Kıbrıs açısından kayda değer olan uluslararası antlaşmalardan doğan yükümlülüklere riayet ilkesi de vardır. Bu arada, kuvvete veya kuvvet kullanma tehdidine başvurmama ilkesinden söz edilirken, tarafların topraklarını diğer taraf aleyhinde saldırı ve yıkıcı faaliyetler için kullandırmama taahhüdüne de yer verilmesi dikkat çekicidir.523 İkincisi ise zamanın Başbakanı Ecevit’in 1978 Haziranındaki Moskova ziyareti sırasında imzalanan “İyi Komşuluk ve Dostça İşbirliği İlkeleri Siyasal Belgesi” olup
521

Bkz. TİMAKOVA, Natalya, KOLESNİKOV, Andrei, GEVORKYAN, Nataliya; First Person: An Astonishingly Frank Self-Portrait by Russia's President Vladimir Putin, Public Affairs Publications, New York, 2000. 522 Bkz. ROSE, Richard & MUNRO, Neil; Elections without Order. Russia’s Challenge to Vladimir Putin, Cambridge University Press, Cambridge, 2002. 523 http://www.kremlin.ru/withflash/Vneshnyaya_politika619.shtml.

202

bunun birincisinin genişletilmiş şekli olduğu söylenebilir.524 Bu ikinci belge ekonomik işbirliği ilkelerini de içermektedir. Belgelerdeki hükümler, 1975 AGİK Helsinki Senedindeki ilkelere benzerlik arz etmektedir. Moskova her iki belgenin de hazırlıkları sırasında, iki ülke arasındaki siyasi istişarelerin periyodik hale getirilmesini önermişse de bu öneri tarafımızdan kabul edilmemiştir. Öte yandan 1976 ve 1978 yıllarında Genelkurmay Başkanlıkları düzeyinde ziyaretler de başlatılmış ve karşılıklı filo ziyaretleri gerçekleştirilmiştir. Doğu-Batı ilişkilerindeki yumuşamanın sonucu olarak ortaya çıkan AGİK süreciyle eş zamanlı olarak meydana gelen yukarıdaki gelişmelere karşın, Ankara ile Moskova arasında, aşağıda zikredilecek ufak tefek pürüzler dışında ciddi bir olay yaşanmamıştır.525 15 Ekim 1970 günü baba-oğul Brazinska’ların bir Sovyet uçağını Trabzon’a kaçırmaları ve Türkiye’den siyasi iltica istemeleri, ilişkilerde uzunca bir süre rahatsızlık yaratmıştır. Sovyetlerin yıllarca her vesileden yararlanarak adı geçenlerin iadesinde ısrarına karşılık, Türkiye konunun yargının elinde olduğu ve yargıya da müdahale edilemeyeceği gerekçesiyle işi savsaklamıştır. Sonunda Brazinska’lar SSCB’ye iade edilmemekle birlikte Türkiye’den de ayrılmışlar ve iş bu suretle kendiliğinden kapanmıştır. Benzer iki olay da yine aynı yılın aynı ayı içinde vuku bulmuştur. İçinde iki ABD ve bir Türk subayının bulunduğu bir ABD U-8 uçağı 21 Ekim günü yanlışlıkla Leninakan’a inmiştir. ABD ve Türkiye’nin girişimleri sonunda uçak ve personel iade edilmiştir. 27.10.1970 günü de iki Rus öğrenci bir Rus uçağını Sinop’a mecburi inişe zorlamışlardır. Ancak uçak ve öğrenciler kendi rızaları alınarak sonradan Rusya’ya iade olunmuşlardır.526 İki ülke arasında potansiyel olarak sorun yaratabilecek diğer bir konu da, Kiev uçak gemisinin Boğazlardan geçmesi olayı vesilesiyle yaşanmıştır. Batı basını, geminin Sovyetlerin Karadeniz tezgahlarında inşasının devam ettiği 70’li yıllarda konuyu gündemde tutmuş, geminin geçişinin Montrö Sözleşmesi’ne aykırı olduğu ve bunun
Bkz. TİMAKOVA, Natalya, KOLESNİKOV, Andrei, GEVORKYAN, Nataliya; First Person: An Astonishingly Frank Self-Portrait by Russia's President Vladimir Putin, Public Affairs Publications, New York, 2000. 525 Bkz. PAŞAYEV, T., ALLAHVERDİYEV, M., KERİMOV, X., ABDULLAYEV, A.; İqtisadiyyet Terminleri Lüğeti: İktisat Terimleri Sözlüğü; Elm Yayınları, Bakı, 1994. 526 Bkz. DAĞI, Zeynep; Rusya’nın Dönüşümü. Kimlik, Milliyetçilik ve Dış Politika, Boyut Kitapları, 1. Baskı, İstanbul, 2002.
524

203

Sözleşmenin tadiline yol açabileceği yolunda yorumlar yapmıştır. Ancak Ankara, bu hususta soğukkanlı bir tutum izleyerek Sözleşmenin ruhunu ve Karadeniz ülkeleri lehindeki hükümleri dikkate almak suretiyle geminin sessiz sedasız geçişini sağlamıştır. Bu sayede, engelleme halinde Moskova ile aramızda doğabilecek ciddi bir kriz önlenmiştir. Bununla birlikte bu olaydan Sovyetler de ders almış olmalılar ki tekrardan benzeri bir olay yaşanmamıştır.527 Yine bu dönemde, bazı casusluk olaylarının o andaki nahoş yansımaları bir tarafa bırakılırsa, Türk-Sovyet ilişkilerinde Ankara’yı rahatsız eden diğer bir konu da, Bizim Radyo’nun Türkiye aleyhindeki yayınları olmuştur. En üst düzeydeki ziyaretler de dahil her vesileyle, tarafların topraklarını diğeri aleyhinde yıkıcı faaliyetler için kullandırmayacağı yolundaki yükümlülükleri de hatırlatılarak, konu Türk tarafınca tekrar tekrar gündeme getirilmiş olmasına rağmen, Moskova bu konuda sorumluluğu üstünden atarak işi bilmezlikten gelmiştir. Yayınlar ancak Varşova Paktı’nın dağılmasından sonra kesilmiştir.528 Ancak bütün yukarıdaki olaylar, Türk Sovyet ilişkilerinin genelde yükselen seyrine pek etkide bulunmamıştır. İki ülke arasındaki işbirliği bunlardan bağımsız olarak çeşitli alanlara yayılarak daha da gelişmiştir .Bunda her iki tarafın da ortak çıkarlarının bilinciyle hareket etmelerinin büyük payı olmuştur .Şimdi aşağıda bu konulara kısaca değinelim:529 Ekonomik-Ticari-Teknik Alanlarda İşbirliği: Daha önce belirtildiği üzere, Sovyet kredisi ile finanse edilmek üzere ön projeleri hazırlanan 7 sınai tesise ait anlaşma, 25 Mart 1967 tarihinde imzalanmıştır. İskenderun Demir Çelik tesisleri, İzmir Aliağa Rafinerisi, Seydişehir Alüminyum Tesisleri, Paşabahçe Cam Sanayiini de içeren bu 7 proje için Sovyet Hükümeti Türkiye’ye %2.5 faizli ve 15 sene vadeli 200 milyon dolarlık bir kredi açmıştır.

Bkz. BOZKURT, Enver; KÜTÜKÇÜ, Akif; POYRAZ, Yasin; Devletler Hukuku, Nobel Yayınları, Ankara, 2000. 528 http://www.putin.ru. 529 Bkz. BROWN, Archie; The Gorbachev Factor, Oxford University Press, New York, 1996.

527

204

Anlaşmanın önemli yanı, kredilerin Türkiye’den yapılacak ihracatla ödenmesinin ve bu ihracatın %60’ının da Türkiye’nin geleneksel tarım ürünleriyle yapılmasının öngörülmüş olmasıdır. Türkiye bu anlaşma ile, sadece bazı önemli sınai tesisler kazanmakla kalmayıp aynı zamanda geleneksel tarım ürünlerini Sovyetler Birliği’ne pazarlama imkanı da bulmuştur. Müteakip yıllarda bu tesislerin hepsi de kurulup işletmeye açılmıştır.530 Sovyet tarafı ayrıca 1970’li yıllarda, bunlardan İskenderun Demir Çelik İşletmesi, Seydişehir Alüminyum Fabrikası gibi tesislerin tevsii için de 113,7 milyon Dolar ve 45,4 milyon Dolar ( özel kliring tertibinden) tutarında munzam iki kredi daha açmıştır. Keza Sovyetler Birliği, Türkiye’de bazı termik santral projelerinin geliştirilmesine de katkıda bulunmuştur.531 İkili ekonomik işbirliğimizde çok önemli bir yeri olan diğer bir gelişme de, 19 Eylül 1984 tarihinde imzalanan Doğal Gaz Anlaşmasıdır. 1987 yılında başlayan sevkıyatın tedricen artmasıyla Türkiye son yıllarda Sovyet Rusya’dan her sene 5.5-6 milyar metreküp doğal gaz satın alır hale gelmiştir. Bu Anlaşmanın önemli yanı, doğal gaz bedellerinin, Türkiye’den Sovyetler Birliği’ne mal ve hizmet ihracı suretiyle ödenmesinin öngörülmüş olmasıdır. Bu sayede Rusya ile ticari ilişkilerimizin daha da genişlemesi mümkün olmuştur. Aynı anlaşma çerçevesinde sonradan yapılan düzenleme ile, Türkiye’nin 1989-1991 yıllarında Sovyet Rusya’ya açtığı ticari nitelikteki Eximbank kredilerinin doğal gaz bedellerinden ödenmesi de karara bağlanmıştır.532 Bu arada ayrıca ilave edelim ki, yine bu dönemde ulaştırma sektörü de dahil birçok alanda Sovyetler Birliğiyle sayısız anlaşma yapılmıştır. Kıta Sahanlığı ve FIR Anlaşmaları:

530 531

http://www.rambler.ru. http://www.russianembassy.org. 532 Bkz. CROZIER, Brian; The Rise and Fall of The Soviet Empire, An Imprint of Prima Publishing, National Review, California, 2000.

205

Sovyetler Birliği uzun süre, her iki konuda ve özellikle ikincisinde Türkiye’nin yaklaşım ve önerilerine sıcak bakmamıştır. Bununla birlikte Moskova, gelişen ilişkiler çerçevesinde kıta sahanlığı mevzuundaki tutumunu sonradan gözden geçirmiş ve konuya olumlu yaklaşmıştır. Gerçekten de, Deniz Hukuku Sözleşmesi üzerinde yıllarca süren müzakerelerin cereyan ettiği bir ortamda, iki taraf arasında yapılan çetin görüşme ve pazarlıklardan sonra zamanın Başbakanı Ecevit’in Moskova ziyareti sırasında 23 Haziran 1978 tarihinde Karadeniz’de Kıta Sahanlığının Sınırlandırılmasına Dair Anlaşma imzalanmıştır. Ancak1982 Deniz Hukuku Sözleşmesi’nin kabulünden sonra Moskova’nın 28 Şubat 1984’de 200 millik Münhasır Ekonomik Bölge ilan etmesi, bunun Karadeniz’deki uygulaması açısından Ankara’da endişe yaratmıştır. Bununla birlikte bu konuda tarafımızdan yapılan çeşitli girişimlere cevaben Moskova, Kıta Sahanlığı Anlaşması’nın geçerliliğini teyit etmiş, diğer bir deyimle SSCB’nin Karadeniz’deki ekonomik bölgesi kıta sahanlığının sınırlarıyla kısıtlanmıştır. Aynı senelerde hava sahasında da benzer bir sınırlandırma anlaşması akdi için Moskova nezdinde yaptığımız ısrarlı girişimlerden uzun yıllar bir sonuç çıkmamıştır. O zamana kadar Karadeniz hava sahasında mevcut durum Sovyet Rusya’nın lehine idi. Gerçekten de ICAO çerçevesinde vaktiyle yapılan bir düzenleme ile, Sinop ilimizin hemen yakınından geçen bir çizginin kuzeyindeki bütün alanda, yani Karadeniz’in hemen hemen tümünde FIR sorumluluğu Sovyetler Birliği’ne bırakılmıştı. Bu gayri adil durumun tashihi amacıyla ısrarla sürdürdüğümüz çabalar sonunda başarılı olmuş ve Gorbaçov döneminde 24 Mart 1988 tarihinde Ankara’da imzalanan bir protokol ile sorun çözüme bağlanmıştır. Protokole göre FIR sınırı 60 km kuzeye kaydırılmıştır. SSCB’nin dağılmasından sonra, Karadeniz’e sahildar diğer ülkelerin de (Gürcistan dahil) katılımıyla bu ikili düzenleme çok taraflı hale dönüştürülmüş ve ICAO kuralları uyarınca 19 Haziran 1997’de yürürlüğe girmiştir. Sovyetler Birliği’nin dağılmasına tekaddüm eden son yıllardaki Gorbaçov döneminde herhangi bir sorun yaşanması bir tarafa, iki ülke arasındaki ilişkilerde daha da dostane bir hava esmiş, yukarıda da işaret edildiği üzere merhum Turgut Özal 1986 yılında Başbakan ve 1991 yılında da Cumhurbaşkanı olarak Moskova’yı ziyaret etmiştir. Yine bu dönemde Sovyet Dışişleri Bakanı Şevardnadze de 1990 yılında

206

Ankara’ya gelmiştir. Yukarıda sözü edilen FIR Protokolü de yine bu dönemde imzalanmıştır. Ayrıca iki ülke arasında insani temas ve ziyaretleri kolaylaştıran kararlar da alınmıştır. Keza bu dönemde Türk müteahhitleri Rus inşaat sektörüne girmeye başlamışlardır. Bugün iki ülke arasındaki işbirliğinde büyük yer tutan bu konuya aşağıda ayrıca değinilecektir.533 7.4. 1991 Sonrasında Rusya Federasyonu’yla İlişkiler Dönemi Siyasi İlişkiler: Akim kalan 19 Ağustos 1991 darbesini takiben, Sovyetler Birliği’nin dağılması sonucunda ortaya çıkan 15 bağımsız devlet arasında Rusya Federasyonu da diğerleriyle eşzamanlı olarak (sadece Azerbaycan’ın birkaç aylık önceliği vardır) tarafımızdan tanınmıştır. Sovyetler Birliği’nin varisi olması nedeniyle, geçmişte yapılan anlaşmaların Rusya Federasyonu ile de geçerliliğini koruyacağı teyit edilmiştir.534 Bu yeni dönem, şimdiye kadar yaşananın ötesinde çok dostane ve sıcak bir atmosferde başlamıştır. Geçmişte 1960’lı yıllardan itibaren Sovyetler Birliği’nin bize yaptığı gibi bu defa da Ankara Moskova’ya karşı yakınlık göstermiştir. Bu çerçevede, tanımanın hemen ardından Moskova’ya ardı ardına birçok ziyaret gerçekleştirilmiştir. Ezcümle, Türk Dışişleri Bakanı Hikmet Çetin 20-22 Ocak 1992 ve 1 Mart 1993 tarihlerinde, o zamanki Başbakan Süleyman Demirel 25-26 Mayıs 1992 de ve keza zamanın Başbakanı Tansu Çiller 8-9 Eylül 1993 tarihlerinde (ayrıca İkinci Dünya Savaşı’nın bitiminin 50. Yıl törenleri için 9 Mayıs 1995’te) Moskova’yı ziyaret etmişledir. Rus tarafından da Dışişleri Bakanı Kozirev 2-4 Şubat 1992 ve Başbakan 1. Yardımcısı Soskovets de 15-21 Temmuz 1994 tarihlerinde Türkiye’ye gelmişlerdir. Bu iki ülkenin KEİ’nin önemli iki üyesi olmaları da, ikili ilişkilere ayrı bir boyut getirmiştir. Bu çerçevede Cumhurbaşkanı Yeltsin 25 Haziran 1992’de Ankara’yı, Cumhurbaşkanımız Sn. Demirel de 25 Ekim 1996 tarihinde Moskova’yı ziyaret etmişlerdir.535

Bkz. ARI, Tayyar; Uluslararası İlişkiler ve Dış Politika, Alfa Yayınları, 3. Baskı, İstanbul, 1999. Bkz. ALEKSANDROV, S. K.; Stranı Mira (Dünya Devletleri), Rus Politik- Edebiyat Neşriyatı, Politizdat Yayınları, Moskva, 1989. 535 http://www.kremlin.ru/withflash/Vneshnyaya_politika619.shtml.
534

533

207

İki ülke arasındaki ilişkilerde yeni bir sayfanın açıldığı bu ortamda Türkiye Cumhuriyeti ile yeni Federasyon’un ilişkilerini tekrardan düzenlemek amacıyla, zamanın Başbakanı Demirel’in Moskova ziyareti sırasında 25 Mayıs 1992 günü iki ülke arasındaki “İlişkilerin Esasları” hakkında yeni bir belge imzalanmıştır. Yirmi yıllık bir süre için imzalanan bu belge 1972 ve 1978 Deklarasyon ve Bildirilerinden hem şekil hem öz yönünden önemli farklılıklar içermektedir. Gerçekten de yeni belge eskilerinden farklı olarak “Antlaşma” adını taşımakta olup bu haliyle tam bağlayıcılığı haizdir. Antlaşma, 1972 ve 1978 metinlerindeki malum ilkeleri içermekle birlikte öz açısından bilhassa aşağıdaki hususlarda önemli farklılıklar göstermektedir:536 -Her şeyden önce taraflar birbirlerini “dost devlet” olarak nitelemişlerdir. Yeni antlaşma bu niteleme ile, Rusların 1945 yılında feshettikleri 17 Aralık 1925 tarihli Dostluk Antlaşması’na benzer bir hüviyet kazanmış ve adeta feshedilen Antlaşmanın yarattığı boşluğu doldurmayı amaçlamıştır.537 -Yeni metinde, taraflardan birinin saldırıya uğraması halinde saldırgana destek vermeme taahhüdünde bulunulduğu gibi, saldırının durdurulması ve neticelerinin ortadan kaldırılması için BM ve diğer uluslararası kuruluşlarda çaba gösterilmesi de kararlaştırılmıştır. söylenebilir.538 -Ayrıca taraflar, doğrudan kendilerine yönelik olmasa dahi, barış ve güvenliği tehdit eden durumlarda istişarelerde bulunmayı kararlaştırdıkları gibi tehdit durumundan bağımsız olarak uluslararası ve bölgesel konularda da periyodik istişareler yapma hususunda mutabık kalmışlardır. (Bu konuda Moskova’nın 1970’li yıllarda yaptığı ısrarlı girişimlerin tarafımızdan reddedildiği hatırlanmalıdır) Bu istişareler meyanında, askeri makamlar arasında da üst düzeyde düzenli temaslar öngörülmüştür.
536 537

Bu

maddenin,

saldırı

karşısında

dayanışmayı

öngördüğü

Bkz. CRELL, George; Rusların Asya Siyaseti, Toker Yayınları, İstanbul, 1990. Bkz. İVANOV, İgor Sergeyeviç; Rusya’nın Dış Politikası ve Dünya (Makaleler ve Toplantılardan derleme), Uluslararası İlişkiler Moskva Devlet Üniversitesi, Rusya Siyaset Ansiklopedisi – ROSSPEN Yayınları, Moskva, 2001. 538 Bkz. WALKER, Martin; Dev Uyanıyor. Lenin’den Gorbaçov’a, Altın Kitaplar Yayınevi Yayınları, 1. Baskı, İstanbul, 1989.

208

-Parlamentolara ilaveten siyasi partiler, basın kuruluşları, sendikalar, eğitim kurumları ve mahalli idareler arasındaki işbirliği ve temasları da teşvik ve desteklemeyi kararlaştırmışlardır.539 Görüleceği üzere Rusya Federasyonu’nun kurulması ile birlikte iki ülke arasındaki ilişkilerde fevkalade bir döneme girilmişken, 1994 yılından itibaren bu ilişkilerde bazı ciddi sorunlar su yüzüne çıkmaya başlamıştır. Şimdi bunlara kısaca göz atalım.540 7.4.1. Rusya’nın “Yakın Çevre” Politikası Sovyet İmparatorluğu’nun aniden dağılmasının yarattığı şok ve şaşkınlık dönemi uzun sürmemiş, Moskova’daki liderler geleneksel politikalarına yavaş yavaş dönmeye başlamışlardır. Aslında 1992 sonbaharında Dışişleri Bakanı Kozirev ’in AGİK Bakanlar Toplantısında sözde latife olarak kullandığı ifadeler bunun ilk işaretini vermiştir. dış politikada vuku bulan bu değişiklikte, 1993 Ekiminde topa tutulan Yüksek Sovyet’te olduğu gibi üç ay sonraki seçimlerde oluşan yeni Parlamentoda da (Duma) aşırı milliyetçi akımların egemen olmasının bir ölçüde payı bulunduğu bir gerçektir.541 Bunun sonucu olarak, Rus Yönetimi genelde dış ilişkilerinde daha dayatıcı (assertive) bir eğilime girmiştir. Ancak, ABD başta olmak üzere Batılı ülkelerle ilişkilerinde güç dengesinin kendi aleyhinde olduğunun ve ayrıca Batının teknolojik ve mali yardımına muhtaç bulunduğunun bilincinde olan Moskova, bu nedenle yeni dış politika yaklaşımında Batıya karşı ölçülü (restr aint) davranma mecburiyetini duyarken, Ankara’ya karşı daha sert ve dayatıcı bir tutum takınmıştır.542

KAPUSCİNSKİ, Ryszard; İmparatorluk, Om Yayınları, 1. Baskı, İstanbul, 1999, s. 67-90. YELTSİN, Boris; Geceyarısı Günlükleri, Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları, İstanbul, 2000, s. 4589. 541 Bkz. ONAY, Yaşar; Rusya ve Değişim, Nobel Yayınları, 1. Baskı, Ankara, 2002. 542 McCAULEY, Martin; The Khrushchev Era. 1953-1964, Seminar Studies in History, Pearson & Longman Education Group Limited Publishers, England, 1995, s. 45, 56-60.
540

539

209

Gerçekten de 1993 yılı başlarında ilan ettiği “Yeni Dış Politika Doktrini”nde, “yakın çevre” olarak nitelediği ve Rusya Federasyonunu güneyinden çeviren eski Sovyet Cumhuriyetleri’nin oluşturduğu kuşağı ve bu meyanda özellikle Orta Asya ve Kafkasya’yı yeni dış politikasının en öncelikli sahası olarak tanımlamış, bu bölgedeki gelişmelerde Rusya’nın 1. derecede söz sahibi olduğu iddiasıyla ortaya çıkmıştır. Amaç, SSCB’nin dağılmasından sonra kurulan BDT’na dahil ülkeleri, eski düzey ve şekilde mümkün olmasa bile, sıkı bağlarla yeniden Moskova’ya bağlı kılmaktır. Rusya bunun için, BDT içinde Ekonomik Birlik, Gümrük Birliği, Ortak Güvenlik Antlaşması gibi bazı düzenlemelere gitmiştir. Moskova bu yola giderken, bu bölge ülkeleriyle ortak ekonomik çıkarlarını, anılan ülkelerde mevcut ve sayıları 22 milyona varan Rus azınlıkların yarattığı sorunları ve sınırlarındaki güvenlik konularını (uyuşturucu kaçakçılığı, köktendincilik vs. ) gerekçe olarak ileri sürmüştür. Ancak kullandığı yöntemler ileri sürülen gerekçelerin haklı gösterebileceği ölçülerin çok ötesine geçmiş ve Moskova’nın başka amaçlar peşinde olduğuna işaret etmiştir.543 Filvaki, BDT içi düzenlemelerden birine yada diğerine üye ülkelerden çekince ya da direnme gelince, Moskova yeni dış politika doktrini uyarınca çeşitli baskı yöntemlerine başvurmuştur. Bu meyanda en başta Moldova, Ukrayna, Gürcistan ve Azerbaycan içindeki malum etnik sorunları tahrik etmiş ve daha sonra da bunların çözümü için kurtarıcı rolünü üstlenmiştir. Diğer bir deyimle, anılan ülkeleri Rusya’nın yardımına muhtaç hale getirmiştir. Bunun için de, bilhassa Kafkaslardaki askeri varlığını güçlendirme gereğini duyarak bazı askeri tertiplere gitmiştir. Ezcümle, Sovyetler Birliği zamanından kalan Gürcistan ve Ermenistan’daki askeri üslere dağılmayı müteakip hukuki bir dayanak temin i amacıyla, bu iki ülke ile üs anlaşmaları imzalamış, bazı Orta Asya Cumhuriyetlerine yaptığı şekilde, yine Gürcistan ve Ermenistan’ın üçüncü ülkeler ile olan uluslararası sınırlarına da Rus hudut muhafızları konuşlandırılmasını Erivan ve Tiflis’e kabul ettirmiştir. (Azerbaycan’ın bağımsızlıktan sonra Rus kuvvetlerini ülke haricine çıkarttığı malumdur) Ayrıca Kuzey Kafkasya’daki

Bkz. MANSUR, Raul; Moskva. Görsel Gezi Rehberleri Serisi, Dost Kitabevi Yayınları, Ankara, 1999.

543

210

toprakların da konuşlu askeri varlığını güçlendirmek amacıyla da AKKA’nın tespit ettiği kuvvet tavanlarını yükseltmek istemiştir.544 Öte yandan, Moskova kendi maddi ve teknolojik imkansızlıkları muvacehesinde, Orta Asya ve Kafkasya’daki petrol ve doğal gaz yataklarının işletilmesine Batılı şirketlerin iştirakine ses çıkaramamakla beraber, bunların dünya pazarlarına sevkıyatını imkan ölçüsünde kendi tekeli altında tutma çabası içine girmiştir. Moskova’nın bu konudaki girişimlerini de, keza yakın çevre politikası çerçevesinde değerlendirmek doğru olur.545 Buna karşılık, Orta Asya’daki Cumhuriyetler ile Kafkaslarda Azerbaycan ve Gürcistan’ın, bağımsızlıktan sonra ülkemiz ile ilişkilerine önem verdikleri ve laik, demokratik ve pazar ekonomisini uygulayan Türkiye’yi kendilerine model aldıkları malumdur. Türkiye de, hem aramızda tarihi ve hissi bağlar bulunan bu ülkelerin bizden beklentilerini karşılamak ve onların ekonomik ve siyasi bağımsızlıklarını güçlendirmek, hem de bu suretle onlarla tesis edeceği yakın işbirliği sayesinde aynı zamanda kendi ekonomik çıkarlarını geliştirmek amacıyla bu ülkelere açılmıştır. Türkiye bu çerçevede, mezkur ülkelerin petrol ve doğal gaz yataklarının işletilmesi ve bunların uluslararası pazarlara sevki, yani boru hatları konularına da pek tabii olarak ilgi duymuştur. Ancak hükümetimiz anılan ülkelerle işbirliğinde Rusya’yı bölgeden dışlamayı hiçbir zaman aklından geçirmiş değildir, esasen ne siyaseten ne de maddi olanakları açısından bunu gerçekleştirebilecek durumda da değildir. Türkiye, bu bölgede Rusya’yı bir partner olarak görmektedir ve her vesile ile Moskova’daki liderlere en üst düzeylerde bu mesajı mükerreren vermiştir. Bununla birlikte, Türkiye’nin bu bölgelere yakın ilgisi, Moskova’da kendi stratejik çıkarlarına ters düşen bir olgu olarak algılanmış ve rahatsızlık yaratmıştır. Bu durum, özellikle petrol ve doğal gaz boru hatları açısından geçerlidir.546

Bkz. NETCHEOLODON, General; Rus İhtilali ve Yahudiler, Sebil Yayınevi Yayınları, 2.Baskı, İstanbul, 1996. 545 http://www.russianembassy.org. 546 MARPLES, R. DAVID; Russia, 1917-1921, Pearson Education Limited, Essex, 2000, s. 78, 89.

544

211

Öte yandan bilhassa Kafkaslarda, Rusya’ya yönelik herhangi yeni ya da ilave bir tehdit söz konusu olmadığı halde, Moskova’nın Gürcistan ve Ermenistan’da askeri varlığını güçlendirme ve de bu iki ülkenin Türkiye ile ortak sınırlarına Rus hudut muhafızları konuşlandırma girişimleri, keza kendi güney bölgesi için AKKA’nın saptadığı kuvvet tavanlarını yükseltme ve bu arada bölge ülkeleri için öngörülen AKKA tavanlarından bir kısmını da devralma teşebbüsleri, Ankara’da müsait karşılanma şöyle dursun, haklı olarak Türkiye’ye karşı bir tavır olarak algılanmıştır.547 7.4.2. Boğazlar Tüzüğü Türkiye’nin, gittikçe sıklaşan kazalar nedeniyle Boğazlarda trafiği düzenlemek üzere 1994 yılında bir tüzük çıkarıp uygulamaya koyduğu malumdur. Hükümetimiz, önümüzdeki yıllarda genelde Boğazlardan geçecek trafiğin daha da yoğunlaşabileceğini ve bunun içinde asıl tehlike arz eden petrol sevkiyatının da artabileceğini dikkate alarak, 15 milyonluk İstanbul şehrinin güvenliğini temin ve çevreyi koruma mülahazalarıyla böyle bir düzenlemeye gitme zorunluluğunu duymuştur. Ancak bunu, Montrö Sözleşmesinin lafzına ve ruhuna sadık kalmaya özen göstererek yapmıştır. Tüzük esas itibariyle, deniz seyrüseferini düzenlemek amacıyla son yıllarda kabul edilen uluslararası sözleşmelerdeki hükümleri içermektedir. Diğer bir deyimle uluslararası sözleşmelerdeki hükümler Türk Mevzuatının bir parçası haline gelmiştir. 548 Moskova, Tüzüğün Montrö Sözleşmesine aykırı olduğu görüşünde ısrar ederken, Türkiye’nin bunu Boğazlardan petrol sevkıyatını engellemek ve bu suretle BaküCeyhan hattını özendirmek amacıyla çıkardığını da iddia etmiştir. Rusya’nın Orta Asya ve Kafkas petrollerini Novorossisk üzerinden Boğazlar yoluyla dünya pazarlarına sevk etmeyi planlamakta olması muvacehesinde, yeni Tüzüğün getirdiği kayıtlamalar Moskova’nın Tüzükten duyduğu rahatsızlığın birinci nedenidir.549

http://www.mid.ru. http://www.kremlin.ru/withflash/Vneshnyaya_politika619.shtml. 549 Bkz. TİMAKOVA, Natalya, KOLESNİKOV, Andrei, GEVORKYAN, Nataliya; First Person: An Astonishingly Frank Self-Portrait by Russia's President Vladimir Putin, Public Affairs Publications, New York, 2000.
548

547

212

Öte yandan, Moskova ikili istişarelerde Tüzüğün hazırlanışında kendilerine önceden danışılmamış olmasını da eleştirmişlerdir. Bu, yukarıdakinden farklı olarak siyasi bir argümandır ve Moskova’nın II. Dünya Savaşı sırasında ve sonrasında, Boğazlarla ilgili talepleri çerçevesinde Boğazlardan geçiş rejiminin birlikte tayini ya da yabancı gemilerin Boğazlardan geçişinde Sovyet Rusya ile istişare edilmesi gibi istekleri çağrıştırmaktadır. Bugünkü Rusya’nın bu tip talepleri de bulunabileceğini iddia etmek pek makul görünmüyorsa da, Karadeniz filosunun gereksinimleri için olduğu kadar dış ticaretinin %65’inin sevkıyatı için de Boğazlara bağımlı olmasına binaen, bu su yolunda tam geçiş serbestisi ilkesinin uygulanmasının kendisi için hayati önemini müdrik olan Moskova Türkiye’nin, Tüzüğe getirdiği kayıtlamaları ile Boğazlar rejimini zamanla yavaş yavaş aşındırmayı planlamakta olabileceği zehabına kapılmıştır ki bu tamamen yersizdir. 550 7.4.3. Çeçenistan ve PKK Konuları Son senelerde Türk-Rus ilişkilerini ciddi şekilde etkileyen diğer bir konu da Çeçenistan sorunu olmuştur. Bilindiği gibi, Hükümetimiz, Moskova’nın bu Cumhuriyette gerçekleştirdiği kanlı eylemleri onaylamadığını açıklamış olmakla beraber, Çeçenistan’ı Rusya’nın bir parçası sayıp içişlere müdahale anlamına gelebilecek hareketlerden kaçınmaya da özen göstermiştir. Ancak, Moskova, Türkiye’de özellikle Çeçen kökenli vatandaşlarımızın Çeçenlere yardım amacıyla yapmış olabilecekleri bazı faaliyetlerin kontrol altına alınamamış olmasından Ankara’yı sorumlu tutmuştur. Ayrıca, ölümünden önce Cumhurbaşkanı Dudayev’in, “özel” olduğu belirtilmiş de olsa, Ankara’da Başbakan düzeyinde iki defa kabul görmesi Moskova’nın kuşkularını artırmış ve Ankara’nın verdiği güvencelerin inandırıcılığını da kaybettirmiştir. Bu nedenledir ki Moskova da, son zamanlarda bize karşı PKK kartını oynamaya başlamıştır. PKK’nın Rusya’da ve özellikle Moskova’daki gösterilerine ve Kürt Parlamento toplantısı dahil çeşitli Kürt Konferanslarına izin verilmesi, Türkiye’ye bir uyarı niteliğindedir.(Halen Rusya’da 500 bin kadar kürdün yaşamakta olması, PKK’nın
Bkz. ROSE, Richard & MUNRO, Neil; Elections without Order. Russia’s Challenge to Vladimir Putin, Cambridge University Press, Cambridge, 2002.
550

213

bu ülkedeki faaliyetlerini kolaylaştıran bir faktördür.) Moskova Çeçenistan konusunda Türkiye'nin tutumundan duyduğu rahatsızlığı dile getirirken iki konu arasında doğrudan bir bağlantı kurmaktan da çekinmemektedir. Bu arada şunu da ilave edelim ki Rusya’nın PKK’ya sağladığı desteğin iki ülke arasındaki ilişkilerin temellerini tayin eden 1992 Antlaşmasına ve daha sonra İçişleri Bakanları arasında terörizmle mücadele konusunda imzalanan Protokol hükümlerine ters düştüğünü söylemek doğru olur.551 Çeçenistan konusunu kapamadan önce bir hususu daha vurgulamakta yarar görmekteyim. Moskova’nın bu konudaki hassasiyetinin, Çeçenistan’ın bağımsız bir devlet olarak Rusya’dan kopma endişesinden olduğu kadar, böyle bir gelişmenin Rusya içindeki diğer özerk cumhuriyetler için de emsal teşkil etmesi ve böylece Moskova’nın ikinci bir dağılma süreciyle karşılaşması endişesinden de kaynaklandığı bir gerçektir. Tataristan, Başkırdistan gibi Türk kökenli Cumhuriyetlerin Moskova ile imzaladıkları yetki paylaşım antlaşmaları bu Cumhuriyetlere üçüncü ülkelerle ekonomik ve kültürel ilişkiler kurmaya ve bu alanlarda anlaşmalar imzalamaya kadar gidebilen geniş yetkiler tanımaktadır.552 Bu Cumhuriyetler ve bunların içinde en önemlisi olan Tataristan, yetki paylaşımı antlaşmalarına dayanarak, üçüncü ülkeler meyanında Türkiye ile de ekonomik ve kültürel anlaşmalar yapmışlar ve Türk Kurultayı gibi toplantılara katılmışlardır. Moskova, Türkiye ile gelişen bu yakın ilişki ve duygusal bağların, zamanla bu Cumhuriyetlerde duymaktadır. 1996 Aralık ayında Başbakan Yardımcısı Tansu Çiller’in güven tazelemek amacıyla Moskova’ya vaki ziyareti sırasında programa Tataristan’ın başkenti Kazan şehrinin de dahil edilmesinin bütün ısrarlarımıza rağmen reddedilmesi bunun diğer bir bağımsızlık eğilimlerini güçlendirmesinden çekindiğinden, tarafımızdan gösterilen bütün özene rağmen bu gelişmelerden büyük huzursuzluk

Bkz. BROWN, Archie; The Gorbachev Factor, Oxford University Press, New York, 1996. Bkz. DAĞI, Zeynep; Rusya’nın Dönüşümü. Kimlik, Milliyetçilik ve Dış Politika, Boyut Kitapları, 1. Baskı, İstanbul, 2002.
552

551

214

kanıtıdır. Moskova’nın Çeçenistan konusunda Türkiye’ye karşı gösterdiği hassasiyetin arkasında yatan diğer bir neden de budur.553 7.4.4. Kıbrıs Rumlarına Ağır Silah Satışı Rusya ile ikili ilişkilerimizi doğrudan ilgilendiren bir konu olmamakla beraber, geçmişte Kıbrıs Rumlarına geniş çapta silah satan Rusların bu defa da S-300 füzeleri satması Ankara’da büyük rahatsızlık yaratmıştır. Bu satışın Kıbrıslı Rumlara siyasi destek anlamına gelmesinin yanısıra, füzelerin Türkiye’yi vuracak bir menzile sahip olmaları da bu rahatsızlığın diğer bir nedenidir. Güvenlik Konseyi’nin daimi üyesi olarak sorunun çözümünde rol üstlenme iddiasında olan Rusya, bu satış dolayısıyla Ankara’nın gözünde tarafsızlığını yitirmiş ve bir bakıma çözüm çabalarından kendi kendini dışlamış olmaktadır. Ekonomik-Ticari ve Teknik Alanlarda İşbirliği: 1980’lerin ortasından itibaren iki ülke arasında süratle gelişen işbirliği halen de aynı hızla devam etmektedir. Siyasi ilişkilerde son zamanlarda yaşanan yukarıda mezkur sorunların ekonomik işbirliğini etkilediği söylenemez. İki ülke arasındaki resmi ticaret 3 milyar Doların üstünde olup bavul ticareti olarak isimlendirilen kayıt dışı ticaret ile birlikte yaklaşık 10 milyar Dolara ulaşmaktadır. Ticarette kaliteyi yükseltmek ve bunu daha düzenli hale getirmek üzere Moskova’da büyük bir ticaret merkezi kurulması hususunda da mutabık kalınmıştır.554 Alman kredileriyle finanse edilen askeri konut inşaatlarının sona ermiş olmasına rağmen taahhüt işleri halen de devam etmektedir ve toplamı 6-7 milyar doları bulmuştur. Bu arada Türk sanayii de yavaş yavaş Rusya'ya açılmaktadır. Buna karşılık Rusya da, Türkiye’de enerji sektörü dahil birçok alandaki projelerle ilgilidir. Bütün bunlara ilaveten, Türkiye’nin halen Rusya’dan satın almakta olduğu 6 milyar metreküp

553

Bkz. CROZIER, Brian; The Rise and Fall of The Soviet Empire, An Imprint of Prima Publishing, National Review, California, 2000. 554 Bkz. ÇAM, Esat; Siyaset Bilimine Giriş, Der Yayınları, 4. Baskı, İstanbul, 1995.

215

dolayındaki doğal gazın önümüzdeki yıllarda çok büyük rakamlara çıkarılması da kararlaştırılmıştır. Filvaki, kısa bir süre evvel Türkiye ‘yi ziyaret eden Gazprom Başkanı ile Enerji Bakanımız arasında varılan ilke mutabakatı uyarınca, Karadeniz’e döşenecek bir boru hattı ile Rusya’dan ilave 16 milyar metreküp doğalgaz alınması söz konusudur. Resmi anlaşma önümüzdeki ilk üst düzey ziyarette imzalanacaktır. Bu gazın fiyatı, halen dört balkan ülkesinden transit geçerekten Türkiye’ye ulaşan gazınkine nazaran %12 dolayında daha ucuz olacaktır. Alınacak gazın önemli bir bölümü enerji üretiminde kullanılacaktır. Keza son zamanlarda iki ülke arasında askeri teçhizat satın alımı konusunda da işbirliği başlatılmış olup ortak üretime gidilmesi de düşünülmektedir. Böylece bölgenin iki büyük ülkesi arasında çok geniş bir alana yayılan bu işbirliğinin önümüzdeki yıllarda daha da gelişip derinleşmesi ve yukarıda sözü edilen sorunları arka plana itmesi beklenir. Bunun için her iki tarafın da, fevkalade büyük ortak çıkarlarının bilincine vararak halihazır sorunlarla birlikte yaşamayı mümkün kılacak bir yaklaşım izlemeleri, ilişkilerde tırmanma ve gerginliğe yol açabilecek davranışlardan özenle kaçınmaları ve yekdiğerini bir rakip yada hasım değil partner olarak görmeleri hayati önem arz etmektedir. Bu arada, bizim açımızdan dikkat edilmesi gereken diğer bir nokta da, MoskovaAnkara arasında halen mevcut güç dengesini de dikkate alarak, yukarıda zikredilen sorunlarda Rusya ile tek başımıza karşı karşıya kalmamaya ve bütün şimşekleri üzerimize çekmemeye özen göstermektir. Bunun için, bilhassa yakın müttefikimiz ABD’yi mümkün olduğu ölçüde yanımıza almak amacıyla, Washington’un Orta Asya ve Kafkasya bölgelerine sadece ekonomik değil siyasi açıdan da ilgisini celbetmek ve bölgedeki sorunların çözümünde daha büyük rol üstlenmesini sağlamak önem arz etmektedir. Özellikle son bir yıl içinde Washington’un tutumunda bu yönde gözlenen gelişme kayda değerdir.

216

7.5. Rusya - Ermenistan İlişkileri Rusya-Ermenistan ilişkilerinin temeli 16. yüzyıldan itibaren atılmış ve günümüze kadar gelmiştir. Bu ilişki Ermenistan’ın Azerbaycan’ın Dağlık Karabağ bölgesini işgal etmesinde Rusya’nın askeri, ekonomik ve siyasi desteğini sağlamasıyla hat safhaya ulaşmıştır. Rusya-Ermenistan arasındaki ilişkiler Ermenistan’ın ilk Cumhurbaşkanı Levon Ter Petrosyan’ın istifa etmesi ve yerine Robert Koçaryan’ın seçilmesiyle önemli ölçüde değişmiştir. Koçaryan Petrosyan’dan farklı olarak Rusya ile ilişkilerin geliştirilmesine önem vermiştir. Bugün hala Ermenistan’da Rus ordusunun askerleri bulunmaktadır. Rusya’nın, Ermenistan’ın Gümrü şehrinde 12, Ahuryan’da 4, Aragaç’ta 2, Eşterek’te 1, Erivan’da 7, Kafan’da 1, ve Nubaraşen kasabasında 2 askeri üs olmak üzere toplam 29 askeri karakolu bulunmaktadır. Rus askeri üslerinin yerleştiği bölgelere dikkat edilirse toplam 14 üssün Türkiye sınırına yakın bölgelerde konuşlandığı görülmektedir.555 Rus Dış politikası V. Putin liderliğinde pragmatist bir anlayıştan hareketle ciddi taktiksel manevra hüviyetleri kazanmaktadır. Artık Rusya’nın ne ordusu, ne de nükleer kabiliyetleri ama sahip olduğu muazzam enerji kaynakları dış politikasının en önemli enstrümanı olma yoluna girmiştir. Ocak 2006 yılı ilk haftalarında Ukrayna ile yaşanan “gaz krizi” ve sonrasında Ukrayna iç siyasetinde yaşanan sıkışmalar, Bağımsız Devletler Topluluğu’na üye devletlere düşük bir ücretle satmış oldukları doğal gazın fiyatını yükseltme gayretleri ve buna karşı bu devletlerde oluşan istikrarsızlık işaretleri Kremlin’in hala bu coğrafyada etkili bir aktör olduğunun işaretlerini vermiştir. Konunun Ermenistan boyutu bölgesel bir nitelik de taşımaktadır. Ermenistan Rusya’nın sağlamış olduğu doğal gazın fiyatını arttırmamak kaydıyla, İran-Ermenistan doğal gaz boru hattındaki hissesinin % 45’ini Rus doğal gaz devi “Gazprom”a satabileceği konusu Ocak 2006 yılı ikinci yarısında Moskova’yı ziyaret eden R. Koçaryan’ın gündeminde yer aldı. Hatırlanacağı üzere, Rusya 2006 yılından olmak üzere, Erivan’a sağlamış olduğu doğal gaz’ın bin metre küpünü 54 ABD Dolarından 110 Dolara çıkaracağını belirtmişti. Ayrıca Moskova stratejik partner’i Ermenistan’a bir de ültimatom göndererek bu fiyatı kabul etmesini veya Ermenistan’daki gaz dağıtım şebekesinin Gazprom’un kontrolüne bırakmasını istemişti. Birçok uzmana göre eğer Rusya Iran555

http://www.avsam.org/turkce/yayinlar/ankaracalismalari/ankcalis/ankcals15/ankcal15_ozet.doc

217

Ermenistan doğal gaz boru hattını kontrolüne alırsa, İran doğal gazının Gürcistan, Ukrayna ve Avrupa’ya ulaşmasını kontrol edebilecek.556 Rusya en çok güney sınırlarında, Kafkasya’da ortaya çıkacak bir istikrarsızlıktan endişe etmektedir. Çeçenistan, Güney Osetya, Abhazya ve Dağlık Karabağ sorunları nedeniyle bölge devamlı bir istikrarsızlık merkezi haline gelmiş durumda. Bütün bu sorunların üzerine Irak’ın dört yıldır ABD tarafından işgal altında tutulması ve nükleer programından vazgeçmemesinden dolayı İran’a askeri müdahale seçeneklerinin gündeme gelmesi Rusya’yı tedirgin ediyor. Ukrayna’da gerçekleştirilen “turuncu devrim” ile Gürcistan’da gerçekleştirilen “gül devrimi” Rusya’yı etrafında kendisine dost olmayan ülkelerden bir kuşak oluşturulmak istendiği düşüncesine itiyor. Bölgenin petrol ve doğalgaz boru hatlarından dolayı dünyanın önemli enerji kaynakları üretim ve dağıtım merkezlerinden birisi haline gelmesi de Rusya’nın dikkatini devamlı buraya yoğunlaştırmasına sebep oluyor. Enerji hatlarının yoğunlaştığı ve kıyasıya rekabetin yaşandığı bu bölgede Rusya açısından kendisine yakın bir ülke olması çok önemli. Bütün bu saydıklarımız, Rusya açısından Ermenistan’ı bölgede vazgeçemeyeceği ve devamlı iyi ilişkiler içerisinde olması gereken bir ülke durumuna getiriyor. Bu yüzden, Ermenistan Rusya’nın bölgedeki en yakın stratejik ortağı durumunda.557 Türkiye yaklaşan cumhurbaşkanlığı ve parlamento seçimlerinden dolayı yakında aktif bir seçim dönemine girecek. Aynı durum iki yakın komşumuz Rusya ve Ermenistan için de geçerli. Rusya Devlet Başkanı Viladimir Putin, iki dönemdir sürdürdüğü görevinden 2008 yılı Mayıs ayında ayrılmak zorunda kalacak.558 Anayasa hükmü gereği üçüncü kez aday olamayacak. Ermenistan da önümüzdeki aylarda yapılacak olan parlamento ve cumhurbaşkanlığı seçimlerinden dolayı seçim atmosferine girecek. Ermenistan’da 12 Mayıs 2007’de parlamento seçimleri yapılacak ve ülke 8 Nisan-10 Mayıs arasında tam anlamıyla seçim atmosferine girecek. 27 partinin ve 1497 milletvekili adayının yarışacağı bu seçimlerden sonra parlamentoya girmeyi başaran siyasi partilerin çıkaracağı adaylar Mart 2008’de yapılacak cumhurbaşkanlığı
Kommersant, 23 Aralık 2003.; http://www.turksam.org ; Ziyaret Tarihi 2007-05-01, Dr. Ömer KOCAMAN, Rusya’nın Ermenistan Politikası: Tek Boyutlu Siyasetten Çok Boyutlu Siyasete Doğru 557 Dr. Fatih ÖZBAY; Rusya - Ermenistan İlişkileri: Yeni Bir Renkli Devrim Mümkün mü?; 02/04/2007 558 http://www.tasam.org ; Ziyaret Tarihi: 2007-05-01
556

218

seçimlerinde yarışacaklar. Bir anlamda, 12 Mayıs 2007’deki parlamento seçimleri 2008 yılı Mart ayındaki cumhurbaşkanlığı seçimlerinin öncüsü ve belirleyicisi durumunda. Ermenistan’da gerçekleşen daha önceki seçimlerde muhalefetin yüksek sesle dile getirdiği Rusya’nın Ermenistan için tek çıkar yol olmadığı, AB ve NATO ile yakın ilişkiler kurulması gerektiği düşünceleri Moskova’yı endişelendiriyor. Rusya’nın Ermenistan üzerindeki etkisinden şikayet edenler de artıyor. Ukrayna’da gerçekleşen turuncu devrimin arefesinde Ermeni Milli Hareketi Başkan Yardımcısı Aram Manukyan 27 Kasım 2004 tarihinde yaptığı bir konuşmasında, Rusya’nın Ermeni devletine karşı uyguladığı “sürekli kendilerine bağımlı kılma” politikasına karşı olduklarını, bölgesel siyasette Ermenistan’ın Rusya’ya bağımlı olmasından dolayı etkinliği ve saygınlığını kaybettiğini, Putin’in bir telefonu üzerine Koçaryan’ın akıbeti belli olmayan Yanukoviç’i tebrik ettiğini belirterek, Erivan’ın Rusya merkezli politikasını eleştirmişti. Durumu büyük bir dikkatle analiz eden Rusya açısından Ermenistan’daki seçimler bu yüzden oldukça önem arzediyor.

219

SONUÇ ve ÖNERİLER Putin’in Rusya’nın başına gelmesinden sonra Rus ekonomisi gelişme sürecine girmiştir. Bildiğimiz gibi Rusya dünyanın en büyük doğalgaz ve petrol rezervlerine sahip olan ülkelerden biridir. Putin’in iktidara gelişi sonrası da dünyada petrol fiyatları artmıştır. 2000 yılında yaklaşık 15-20 dolar olan petrolün varil fiyatı günümüzde 60 dolara ulaşmıştır. Bu da ihracatı petrole dayanan Rusya’nın ekonomisin 4-5 hatta 6 defa büyümesine sebep olmuştur. Bundan başka Putin’in yahudi oligarklara karşı açtığı savaşı kazanması ülkede ekonomik istikrarın galip gelmesine getirip çıkarmıştır. Putin vergi vermekten kaçan bütün işadamlarını kontrol altına almayı becermiştir. Ayrıca ülkeye yabancı sermaye artışı gözlemlenmektedir. Bunun nedeni de Putin’in ülkede kurduğu siyasi ve ekonomik istikrardır. Bu yüzden Rus halkı bugün Putin’i Yeni Rus Çarı olarak tanımlamaktadır. Putin ise geçtiğimiz günlerde veliahtı olarak Gazprom’un başkanını açıklasa da siyasi çevreler Putin’İn bir dönem daha başkan seçilmek için son hamle olarak Anayasayı değiştireceğini söylemektedirler. Bütün bu anlatılanlar çerçevesinde Rus dış politikasında stratejik araç değişiminden söz etmek mümkündür. Yeni Rus güvenlik ve dış politika doktrinleri ile resmen öne çıkarılan ekonomik çıkarların, Rus dış politikasına yansıtılması çerçevesinde, enerji faktörünün avantajlı ve etkin bir duruma getirilmesi Rus dış politikasında yeni bir dönemin başladığını göstermektedir. Bunun anlamı, Rusya’nın dış politikasında enerji faktörünün en etkin araç olarak önümüze çıkmasıdır. Dünya enerji rezervleri ve ihracat payı bakımından çok önemli güç konumunda bulunan Rus enerji sektörünün etkinliğinin Rus dış politika uygulamalarına başarıyla

220

yansıtıldığı son 9 aylık dönemde açıkça görülmektedir. Türkmenistan’la doğal gaz anlaşması, Kazakistan’la taşınan doğal gazın iki yıl içinde üç kat artırılması, Azerbaycan’a 2 milyar m³ doğal gaz verilmesi anlaşması, Rusya’nın Hazar bölgesinde aktifleşme söylem ve politikaları, eski enerji bakanı Kalyujnı’nın Dışişleri Bakan Yardımcısı ve Hazar bölgesi Temsilcisi olarak dış politikaya ilişkin karar verme mekanizmasında yer alması, Türkiye ile Mavi Akım projesindeki işbirliği, Avrupa ile ilişkilerde enerji faktörünün öneminin artması, hep bu çerçevede değerlendirilebilir. Görünen, 20 yüzyılın başında Bakü petrolleri için İngilizlerle başarılı bir büyük oyun oynayan Rusya’nın bugün, 21. yüzyılın başında da tarihi bir anlamda tekerrür ettirme çabalarına giriştiğidir. 20. yüzyıl başlarına oranla yeni büyük oyuna daha dezavantajlı giren Rusya’nın aynı başarıyı tekrarlaması ise şimdilik çok zor gözükmektedir.559 Rus dış politikası Putin’in gelişi ile yeni bir anlam kazanmış ve araç değişikliğini de getirmiştir. Rus dış politikasındaki bu yeni anlam ve araç değişikliği, 10 Ocak 2000’de Devlet Başkanı Vekili Putin’in onayladığı yeni Ulusal Güvenlik Doktrini ve 10 Temmuz 2000’de açıklanan Dış Politika Doktrini ile ortaya konmuştur. Yeni ulusal güvenlik ve dış politika doktrinlerinde, ekonomik çıkar ve araçların dış politikada temel öncelikler ve araçlar olacağı açıkça ifade edilmiştir. Esasında bu doktrin Rus dış politikasındaki önemli bir değişikliğin ilanı gibi kabul edilebilir. Bu değişim Aralık 1999’a kadar Rus dış politikası karar verme sürecinde temel etken rolünü oynayan askeri çevrelerin egemenliğinin giderek azaldığı anlamına gelmektedir. Öte yandan, bu doktrin, aynı zamanda Rus dış politikasında etkin olma mücadelesi yapan önemli güclerden biri olan Rus enerji sektörünün önemli bir üstünlük sağladığını da ortaya koymaktadır. Bu yazıda, Rus dış politikasında enerji faktörünün giderek öne çıkışı, ilgili sektörün ulusal ve uluslararası olanakları dikkate alınarak, yeni ulusal güvenlik ve dış politika doktrinleri ışığında ele alınmaya çalışılmıştır.

Nazım Cafersoy; Enerji Diplomasisi: Rus Dış Politikasında Stratejik Araç Değişimi, Stratejik Analiz; 8 Aralık, 2000, http://www.turksam.org/tr/yazilar.asp?kat=27&yazi=709 ; Ziyaret Tarihi 2007-05-03

559

221

KAYNAKÇA

Kitaplar: 1. AKTÜKÜN, İlker; SSCB’ den BDT’ ye Nasıl Varıldı. Marksist Bir Tahlil İçin Saptamalar, Sorun Yayınları, 1. Baskı, İstanbul, 1995. 2. ALEKSANDROV, S. K.; Stranı Mira (Dünya Devletleri), Rus PolitikEdebiyat Neşriyatı, Politizdat Yayınları, Moskova, 1989. 3. ALİYAROV, S., MAHMUDOV, Y.; Azerbaycan Tarixi Üzre Qaynaqlar: Azerbaycan Tarihi İçin Kaynaklar, Azerbaycan Üniversitesi Neşriyatı, Bakı, 1989. 4. ARI, Tayyar; Uluslararası İlişkiler ve Dış Politika, Alfa Yayınları, 3. Baskı, İstanbul, 1999. 5. ARI, Tayyar; Amerika’da Siyasal Yapı, LOBİLER ve Dış Politika. Türk, Yunan, Ermeni, İsrail ve Arap Lobilerinin ABD’nin Dış Politikasına Etkileri, Alfa Yayınları, 3. Baskı, İstanbul, 2000. 6. BOZKURT, Enver; KÜTÜKÇÜ, Akif; POYRAZ, Yasin; Devletler Hukuku, Nobel Yayınları, Ankara, 2000. 7. BROWN, Archie; The Gorbachev Factor, Oxford University Press, New York, 1996. 8. BÜLBÜL, Rıdvan; Uluslararası İletişim, Paragraf Yayınları, Konya, 1997. 9. BÜNYADOV, Ziya; Azerbaycan VII-IX Asırlarda, Azerneşr Yayınları, Bakı, 1989. 10. CRELL, George; Rusların Asya Siyaseti, Toker Yayınları, İstanbul, 1990. 11. CROZIER, Brian; The Rise and Fall of The Soviet Empire, An Imprint of Prima Publishing, National Review, California, 2000.

222

12. ÇAM, Esat; Siyaset Bilimine Giriş, Der Yayınları, 4. Baskı, İstanbul, 1995. 13. CHASE, Robert; HILL, Emily; KENNEDY, Paul; Eksen Ülkeler. Gelişen Dünyada ABD Politikasının Yeni Hatları, Sabah Kitapları, 1. Baskı, İstanbul, 2000. 14. DAĞI, Zeynep; Rusya’nın Dönüşümü. Kimlik, Milliyetçilik ve Dış Politika, Boyut Kitapları, 1. Baskı, İstanbul, 2002. 15. DAWKINS, Richard; Gen Bencildir, Stil Yayınları, 5. Baskı, İstanbul, 2001. 16. DEVLET, Nadir; 1917 Ekim İhtilali ve Türk – Tatar Millet Meclisi. İç Rusya ve Sibirya Müslüman Türk Tatarlarının Millet Meclisi – 1917-1919, Ötüken Neşriyat A.Ş. Yayınları, İstanbul, 1998. 17. DUVERGER, Maurice; Siyaset Sosyolojisi, Varlık Yayınları, 5. Baskı, İstanbul, 1998. 18. ERALP, Atila; Devlet, Sistem ve Kimlik. Uluslararası İlişkilerde Temel Yaklaşımlar, İletişim Yayınları, 4. Baskı, İstanbul, 2001. 19. ERKAL, Mustafa E.; İktisadi Kalkınmanın Kültür Temelleri, Türk Dünyası Araştırmaları Vakfı Yayınları, 4. Baskı, İstanbul, 1994. 20. GÖNLÜBOL, Mehmet; Sar, Cem; SANDER, Oral; KÜRKÇÜOĞLU, Ömer;... ; Olaylarla Türk Dış Politikası, Siyasal Kitabevi Yayınları, 9. Baskı, Ankara, 1996. 21. GUMİLEV, Lev Nikolayeviç; Tısyachiletiya Vokrug Kaspiya, Azerbaycan Devlet Neşriyatı Yayınları, Bakı, 1991. 22. GUMİLEV, Lev Nikolayeviç; Geografiya Etnosa, V İstoricheskiy Period, Nauka Yayınları, Sankt-Peterburg, 1990. 23. İSMAYILOV, Mahmud; Azerbaycan Tarixi: Azerbaycan Tarihi, Azerbaycan Devlet Neşriyatı - Poligrafi Birliği Yayınları, Azerneşr, Bakı, 1992. 24. İVANOV, İgor Sergeyeviç; Rusya’nın Dış Politikası ve Dünya (Makaleler ve Toplantılardan derleme), Uluslararası İlişkiler Moskova Devlet Üniversitesi, Rusya Siyaset Ansiklopedisi – ROSSPEN Yayınları, Moskova, 2001.

223

25. KAPUSCİNSKİ, Ryszard; İmparatorluk, Om Yayınları, 1. Baskı, İstanbul, 1999. 26. KARASAR, Niyazi; Bilimsel Araştırma Yöntemi, Nobel Yayınları, 9. Baskı, Ankara, 1999. 27. KENNEDY, Paul; Yirmi Birinci Yüzyıla Hazırlanırken, Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları, 2. Baskı, Ankara, 1996. 28. LEWIS, Bernard; Modern Türkiye’nin Doğuşu, Türk Tarih Kurumu Yayınları, 6. Baskı, Ankara, 1996. 29. MACHIAVELLI, Nıccolo; Il Principe. The Prince – Hükümdar, Şule Yayınları, İstanbul, 1997. 30. MANSUR, Raul; Moskova. Görsel Gezi Rehberleri Serisi, Dost Kitabevi Yayınları, Ankara, 1999. 31. MARPLES, R. DAVID; Russia, 1917-1921, Pearson Education Limited, Essex, 2000. 32. McCAULEY, Martin; The Khrushchev Era. 1953-1964, Seminar Studies in History, Pearson & Longman Education Group Limited Publishers, England, 1995. 33. MÜTERCİMLER, Erol; 21. Yüzyıl ve Türkiye, Yüksek Strateji Yayınları, İstanbul, 1997. 34. NETCHEOLODON, General; Rus İhtilali ve Yahudiler, Sebil Yayınevi Yayınları, 2.Baskı, İstanbul, 1996. 35. ONAY, Yaşar; Rusya ve Değişim, Nobel Yayınları, 1. Baskı, Ankara, 2002. 36. ÖZKIRIMLI, Umut; Milliyetçilik Kuramları. Eleştirel Bir Bakış, Sarmal Yayınevi Yayınları, 1. Baskı, İstanbul, 1999. 37. PAŞAYEV, T., ALLAHVERDİYEV, M., KERİMOV, X., ABDULLAYEV, A.; İqtisadiyyet Terminleri Lüğeti: İktisat Terimleri Sözlüğü; Elm Yayınları, Bakı, 1994. 38. PAZARCI, Hüseyin; Uluslararası Hukuk Dersleri. I Kitap, Turhan Kitabevi Yayınları, 6. Baskı, Ankara, 1997.

224

39. PAZARCI, Hüseyin; Uluslararası Hukuk Dersleri. II Kitap, Turhan Kitabevi Yayınları, 5. Baskı, Ankara, 1998. 40. PAZARCI, Hüseyin; Uluslararası Hukuk Dersleri. III Kitap, Turhan Kitabevi Yayınları, 2. Baskı, Ankara, 1997. 41. RAŞİD, Ahmed; Orta Asya’nın Dirilişi. İslam mı, Milliyetçilik mi?, Cep Kitapları Yayınları, 1. Baskı, İstanbul, 1996. 42. ROSE, Richard & MUNRO, Neil; Elections without Order. Russia’s Challenge to Vladimir Putin, Cambridge University Press, Cambridge, 2002. 43. SANDER, Oral; Siyasi Tarih. İlkçağlardan 1918’e, İmge Kitabevi Yayınları, 7. Baskı, Ankara, 1999. 44. SANDER, Oral; Siyasi Tarih. 1918 - 1994, İmge Kitabevi Yayınları, 7. Baskı, Ankara, 1998. 45. SARIBAY, Ali Yaşar; Siyasal Sosyoloji, Der Yayınları, 4. Baskı, İstanbul, 1998. 46. SARTORİ, Giovanni; Demokrasi Teorisine Geri Dönüş, Yetkin Yayınları, Ankara, 1996. 47. SAVAŞ, Vural Fuat; İktisadın Tarihi, Siyasal Kitabevi Yayınları, 3. Baskı, Ankara, 1999. 48. SMITH, Anthony D.; Milli Kimlik, İletişim Yayınları, 2. Baskı, İstanbul, 1999. 49. SÖNMEZOĞLU, Faruk; Türk Dış Politikasının Analizi, Der Yayınları, 2. Baskı, İstanbul, 1998. 50. SÖNMEZOĞLU, Faruk; Uluslararası Politika ve Dış Politika Analizi, Filiz Kitabevi Yayınları, 2. Baskı, İstanbul, 1995. 51. TİMAKOVA, Natalya, KOLESNİKOV, Andrei, GEVORKYAN, Nataliya; First Person: An Astonishingly Frank Self-Portrait by Russia's President Vladimir Putin, Public Affairs Publications, New York, 2000. 52. TUNCER, Hüner; Eski ve Yeni DİPLOMASİ, Ümit Yayıncılık, 2. Baskı, Ankara, 1995.

225

53. WALKER, Martin; Dev Uyanıyor. Lenin’den Gorbaçov’a, Altın Kitaplar Yayınevi Yayınları, 1. Baskı, İstanbul, 1989. 54. YELTSİN, Boris; Geceyarısı Günlükleri, Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları, İstanbul, 2000.

Makaleler: 55. AKGÖNENÇ, O., “Rusya Federasyonunun Dış Politika Hedefleri”, Avrasya Dosyası, Cilt: 1, Sayı: 1, 1994. 56. AMİN, S., “Kapitalizm, Emperyalizm, Küreselleşme”, Özgür Üniversite Forumu, sayı: 1, Ankara, 1997. 57. ASLAN, Y., “Yeni Jeopolitik Türk Kuşağı ve Türkiye”, Yeni Türkiye, sayı: 15, Ankara, 1997. 58. BALCI, E., “ABD ve Çin”, Cumhuriyet Gazetesi, 2001. 59. COHEN, A. “ABD’nin Yeni Rusya Politikası”, Avrasya Dosyası, Cilt:1, Sayı:1, Ankara, 1994. 60. ÇEÇEN, A., “Emperyalist Globalizmine Karşı Ulusal Devletler

Enternasyonalizmi”, Global Rapor, sayı: 1, 2001. 61. DAĞI, Zeynep, “Rusya’nın Yakın Çevre Politikası ve Türkiye”, Türk Dış Politikasında Gelenek ve Değişim, 1998. 62. ELEKDAĞ, Ş., “ABD Stratejisi ve Türkiye”, Milliyet Gazetesi, 2000. 63. İLHAN, A., “Avrasya Gerçeği” - “Avrasya Dünyanın Merkezi” - “Avrasya, Avrasyalının”, Cumhuriyet, 1998. 64. KAYNAK, M., “Siyaset Belirleyicidir”, Yeni Türkiye, sayı:15, Ankara, 1997. 65. KÖNİ, H., “Türkiye’nin Şeytan Üçgeni”, Savunma ve Havacılık, cilt:12, no:1, 1998.

226

66. ÖZBEK, N., “Rus Dış Politikasında Yeni Yönelimler”, Avrasya Dosyası, Cilt: 3, Sayı: 4, Ankara, 1996. 67. SAGADEEV, A., “Rusya ve Büyük Güç İdeolojisi”, Avrasya Dosyası Cilt:1, Sayı:1, Ankara, 1994. 68. SAMİ, H., “Avrasya Seçeneği”, Öncü Kadro, sayı 7/8, Eskişehir, 1998. 69. SCHİMİDT, H., Foreign Policy, Bahar, İstanbul, 1998. 70. STANKOVİÇ, S., “Rusya Kendisini Arıyor”, Avrasya Dosyası, Cilt: 1 Sayı: 1, Ankara, 1994. 71. TEZCAN, Y., “Avrasya Üzerindeki Güç Mücadelesi ve Türkiye”, Savunma, Sayı:2, Ankara, 1998. 72. TİKENCE, M., “Rusya Federasyonunun Orta Asya Politikası”, Strateji, 96/3, Ankara, 1999. 73. ÜLKÜ, İ., “Yükselen Avrasyacılık: Bir Tarihsel İdeolojinin Jeopolitiği”, Ortadoğu Gazetesi, 2001. 74. YAVUZ, K., Aydınlık Gazetesi, 1998. 75. YILMAZ, M., “Avrasya. Yeni Bir Uygarlık Yolu olabilir mi?”, Türkiye Günlüğü, sayı: 49, Ankara, 1998.

Tezler: 76. AYDEMİR, Emrah, “Uluslararası İlişkilerde Kriz ve Kriz İletişimi” 77. DAĞI, Zeynep, “Yeni Dünya Düzeninde Rusya ve Türkiye: Rekabet Alanları”

Sözlükler ve Ansiklopediler:

227

78. Büyük İngilizce-Rusça ve Rusça-İngilizce Sözlük, C: 1. 2; İzdatelstva Politbüro Yayınları, Moskova, 1993. 79. İngilizce Modern Sözlük, FONO Açık Öğretim Kurumu Yayınları: FONO Yayınları Sözlük Dizisi, İstanbul, 1996. 80. Rusça-Azerbaycan’ca Sözlük, C: 1, 2, 3; Azerbaycan Sovyet Ansiklopedisi Yayınları, Bakü, 1990. 81. Rusça-Türkçe Sözlük, Rus Devlet Kütüphanesi Yayınları, Moskova, 1992

Süreli Yayınlar: 82. Akşam (1998-2006) 83. Cumhuriyet (2000-2001) 84. Milliyet (2003-2007) 85. Sabah 2002 86. St. Petersburg Press (2000-2007) 87. The Independent (1999-2005) 88. The New York Times (1999-2007) 89. Time 2000 90. Yeni Şafak 1999 91. Yeni Yüzyıl (2002-2005) 92. Zaman (1999-2006)

İnternet Adresleri:

228

93. http://jia.sipa.columbia.edu/journal.html 94. http://news.bbc.co.uk 95. http://www.academical.org 96. http://www.aydinlanma1923.org 97. http://www.bbc.com 98. http://www.bbc.co.uk 99. http://www.cnn.com 100. 101. 102. 103. 104. 105. 106. 107. 108. 109. 110. 111. 112. 113. 114. 115. 116. 117. http://www.evrensel.net http://www.foreignpolicy.com http://www.foreignpolicy.org.tr http://www.gaikoforum.com http://www.gazetasng.ru http://www.kafkas.org.tr http://www.kremlin.ru http://www.kremlin.ru/withflash/Vneshnyaya_politika619.shtml http://www.mfa.gov.tr http://www.mid.ru http://www.ntvmsnbc.com http://www.odci.gov/cia/publications/factbook/index.html http://www.ozgurpolitika.org http://www.president.kremlin.ru http://www.putin.ru http://www.questia.com http://www.rambler.ru http://www.russia.com

229

118. 119. 120. 121.

http://www.russia.ru http://www.russianembassy.org http://www.russian-orthodox-church.org.ru/en.htm http://www.time.com

230

EKLER

Ek 1. Genel İstatistik Coğrafi Veriler Alanı: 17.075.400 kilometrekare (6.592.850 mil kare) Nüfus: 147.100.000 (1998 verilerine istinaden) Nüfus Yoğunluğu: Kilometrekareye 8.6 Başkent: Moskova Nüfus: 8.436.447 (1994) Coğrafi Koordinatları: 60 00 K, 100 00 D Denizleri: Barents Denizi, Beyaz Deniz, Karsk Denizi, Laptevlen Denizi, Doğu Sibirya Denizi, Çukotka Denizi, Bering Denizi, Ohot Denizi, Baltık Denizi, Karadeniz, Japon Denizi, Hazar Denizi Kara Sınırları: 19.971 km Karasuları: 12 mil Deniz Sınırları: 37.673 km Önemli Kentleri: Moskova, St. Petersburg, Vladivostok, Kazan, Ufa, Yekaterinburg

231

Ek 2. 1992’den 2000, Putin Dönemine Kadarki Süreçte Kısaltılmış Rusya Tarihi Kronolojisi Sovyetler Birliği'nin Aralık 1991'de dağılmasının ardından kurulan Rusya Federasyonu'nun tarihindeki önemli kilometre taşları şöyle: • Ocak 1992 : Başbakan Vekili Yegor Gaydar’ın fiyat denetimlerini kaldırması, enflasyonun fırlamasına yol açtı. Denetimden yoksun özelleştirme programı sonucunda, Sovyetler Birliği’nin malvarlıkları da bir avuç oligarkın eline geçti. • Aralık 1992 : Komünistlerin çoğunlukta olduğu parlamentonun isteğine boyun eğen Devlet Başkanı Boris Yeltsin, Gaydar’ın yerine Viktor Çernomırdin’i atadı. • Ocak 1993 : ABD ve Rusya arasında, nükleer silahsızlanmayla ilgili "Start 2" anlaşması imzalandı. Anlaşma, soğuk savaş sırasında edinilen stratejik silahların sayısının 10 yıl içinde üçte iki oranında indirilmesini öngörüyordu. • 3-4 Ekim 1993 : Yeltsin, Duma'nın askıya alınmasını protesto eden milletvekillerinin başlattığı ayaklanmaya karşı Rusya Parlamentosu'nun önüne tank yığdı. Milletvekillerinin taraftarlarının, Moskova'daki kilit binaları ele geçirmeye çalışması üzerine çıkan çatışmalarda, resmi rakamlara göre 148 kişi öldü. Bu sayının daha yüksek olduğu sanılıyor.

232

13 Ocak 1994 : ABD Başkanı Bill Clinton’un ziyareti sırasında, Rusya ve ABD, nükleer füzelerin birbirlerine yöneltilmemesi konusunda anlaşmaya bulunmaktadır.

22 Haziran 1994 : Rusya, NATO'nun "Barış İçin Ortaklık" programına katıldı.

2 Eylül 1994 : Ciang Zemin'in ziyaretinde, iki ülke nükleer füzelerin birbirlerine yöneltilmemesi konusunda anlaştılar.

11 Aralık 1994 : Yeltsin, Çeçenistan'daki bağımsızlık hareketini bastırmak için bölgeye asker gönderdi.

• •

3 Temmuz 1996 : Yeltsin tekrar devlet başkanlığına seçildi. 31 Ağustos 1996 : Ateşkes anlaşması ile Çeçenistan Savaşı sona erdi. Ancak bölgenin nihai statüsü sorunu çözüme kavuşmadı.

Ekim 1996 : Yeltsin, Ulusal Güvenlik Konseyi Başkanı Aleksandr Lebed'i görevden aldı.

27 Mayıs 1997 : Rusya ve NATO arasında işbirliği öngören "Kurucu Senet Antlaşması" Paris'te imzalandı.

9 Ekim 1997 : Yeltsin, üçüncü dönem başkanlığa aday olmayacağını açıkladı.

23 Mart 1998 : Yeltsin ani bir kararla Çernomırdin'i görevden aldı. Yerine bir ay sonra ''kısa ömürlü başbakanların''ilki olan Sergey Kiriyenko'yu getirdi.

233

17 Ağustos 1998 : Rublenin devalüasyonu sonucu banka sektörü krize girdi.

10 Eylül 1998 : Kiriyenko'nun yerine göreve getirilen Primakov da birkaç ay sonra görevden alındı.

Mart-Nisan 1999 : Rusya, NATO'nun Yugoslavya operasyonuna sert tepki gösterdi.

7 Ağustos 1999 : Çeçen milislerin komşu Dağıstan'a girmesi sonucu Rus Birlikleri ile milisler arasında çatışmalar çıktı.

9 Ağustos 1999 : Yeltsin, Vladimir Putin'i başbakanlığa atadı ve halefi ilan etti560.

13 Eylül 1999 : Moskova'da bir apartmana düzenlenen bombalı saldırıda 118 kişi öldü. İki hafta içinde düzenlenen benzer saldırılarda hayatını kaybedenlerin sayısı 300'e ulaştı.

1 Ekim 1999 : Putin, terörle mücadele için Çeçenistan'a operasyon başlattı561.

19 Aralık 1999 : Putin'in yeni kurulan Birlik Partisi, genel seçimlerden, Komünist Partinin ardından ikinci sırada çıktı.

31 Aralık 1999 : Yeltsin, görevinden istifa etti ve Putin'i devlet başkan vekilliğine getirdi562.

560

YELTSİN, Boris; Geceyarısı Günlükleri, Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları, İstanbul, 2000, s. 24-

42
561

ROSE, Richard & MUNRO, Neil; Elections without Order. Russia’s Challenge to Vladimir Putin, Cambridge University Press, http://www.cambridge.org , Cambridge, UK, 2002, s. 45 562 Aynı Kitap, s. 78

234

13 Ocak 2000 : Putin, 26 Mart'taki başkanlık seçimlerinde aday olacağını açıkladı.

Ek 3. Putin İmzalı Federal Kanun

235

236

Ek 4. Putin İmzalı Genel Sekreterin Atanmasına İlişkin Kanun

237

Ek 5. Putin İmzalı Teşekkür Fermanı

238

Ek 6. Putin İmzalı Nakliyat Fermanı

239

Ek 7. Putin İmzalı takdir Fermanı

240

Ek 8. Putin İmzalı Atama Fermanı

241

Ek 9. Putin İmzalı bir diğer Atama Kararı

242

Ek 10. Başka bir Atama Fermanı Yine Kremlinden Putin İmzalı

243

Ek 11. Rusya’nın Devlet Bayrağı

Ek 12. Rusya’nın Devlet Forsu

244

Ek 13. Rusya’nın Milli Marşı’nın Notaya dökülmüş hali

245

Ek 14. Rusya’nın Sınırlarını Belirten Harita

Ek 15. Rusya’ya Özgü Lahanadan Yapılan Yemek Türü-Borç. Türkiye’de Kapuska Olarak Bazı Bölgelerde Yapılır.

246

Ek 16. Putin ve Yeltsin’in Kremlin’deki gizli konuşmalarından biri. Yeltsin, Putin’e istifa edeceğini anlatıyor.

Ek 17. Kremlin Sokağında Askeri Tören Geçişi.

Ek 18. Rusya Haritası

247

ÖZGEÇMİŞ

12 Eylül, 1977 yılında Azerbaycan'ın başkenti olan Bakü'de doğdum. 1984'de İlkokula başladım. Ortaokul eğitimimi Bakü, 225 sayılı Ortaokulunda tamamladım. 1995 yılında Bakü Fen Lisesi'nden mezun oldum. 1995 yılında Türkiye'nin Bolu ilinde yerleşen Dil-Mer(TÖMER) Türkçe Dil eğitimine başladım. 2001 yılında Selçuk Üniversitesi, İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesinin, Uluslararası İlişkiler bölümünden "Kamu Yöneticisi" ünvanıyla mezun oldum. Aynı Üniversitenin Sosyal Bilimler Enstitüsü'nün, Uluslararası İlişkiler Bilim Dalında Yüksek Lisans(Mastır) yaparak "Uluslararası İlişkiler Uzmanı" Derecesiyle mezun oldum. "VLADİMİR PUTİN DÖNEMİ RUSYA DIŞ POLİTİKASI 2000-2003 YILLARI ARASI" konusunda Yüksek Lisans Tezi hazırladım. Azerbaycanca, Türkçe, Rusça ve İngilizce mükemmel seviyede biliyorum. Şu anda Selçuk Üniversitesi, Sosyal Bilimler Enstitüsü, Tarih Ana Bilim Dalı, "Türkiye Cumhuriyeti Tarihi" Bilim Dalı'nda Doktora öğrencisiyim. Akademik hayatıma olan ilginize ve dikkatinize göre size minnettarım. Lütfen fikir, öneri ve eleştirilerinizi emikail@yahoo.com adresine gönderiniz.

Elnur Hasan MİKAİL Konya/TÜRKİYE, 2007 GSM: +905555565937 e-posta: emikail@yahoo.com WEB: http://www.emikail.com

248

You're Reading a Free Preview

İndirme
scribd
/*********** DO NOT ALTER ANYTHING BELOW THIS LINE ! ************/ var s_code=s.t();if(s_code)document.write(s_code)//-->