P. 1
Bab-i

Bab-i

|Views: 113|Likes:
Yayınlayan: fazilaatakan

More info:

Published by: fazilaatakan on Sep 21, 2011
Telif Hakkı:Attribution Non-commercial

Availability:

Read on Scribd mobile: iPhone, iPad and Android.
download as PDF, TXT or read online from Scribd
See more
See less

05/03/2015

pdf

text

original

www.soncemre.

com

Soncemre Platform ile „OKU“mak!

www.kelamdenizi.com

s

www.soncemre.com

Soncemre Platform ile „OKU“mak!

www.kelamdenizi.com

Bab-ı Esrar Ahmet Ümit DOĞAN KİTAPÇILIK TARAFINDAN YAYIMLANAN AHMET ÜMİT KİTAPLARI Şeytan Ayrıntıda Gizlidir Sis ve Gece Patasana Kar Kokusu Çıplak Ayaklıydı Gece Masal Masal İçinde Bir Ses Böler Geceyi Kukla Beyoğlu Rapsodisi Aşk Köpekliktir Başkomser Nevzat / Çiçekçinin Ölümü Kavim Ninatta'nın Bileziği İnsan Ruhunun Haritası Bab-ı Esrar'ı yazarken Londra hakkında bilgilenmemi sağlayan Süheyla Uçum Morrissey ile Jasper Edwin Morrissey'e, Konya'yı tanımamda eşsiz katkıları olan Bülent Yıldız ile Celaleddin Kara'ya, bir Türk'le birlikte' yaşamak hakkında değerli anekdotlar anlatan Elke Dixon'a, yasayan Mevleviliği kavramamda değerli yardımları olan M. Sait Çörekçioğlu Amca'ya ve Oktay Okukçu'ya, sigortacılık konusundaki önemli ayrıntıları sunan Oğuz Atabek'e, neredeyse bütün kitaplarımda olduğu gibi bu romanda da her türlü eleştirel önerilerini benden esirgemeyen Figen Bitirim'e, Anna Maria Arslanoğlu'na, Kemal Koçak'a, Erhan Çekiç'e, Özlem Çekiç'e, Erdinç Çekiç'e, Alihan Arda'ya, Gökçen Esra Boduroğlu'na, Burak Boduroğlu'na, Hasan Gümen'e, Ayhan Bozkurt'a, Hüseyin Özkılıç’a, Erikli Baba Kültür Derneği Cem Evi'ne ve bu metni oluştururken benimle birlikte yurtiçi ve yurtdışı gezilerine katılan eşim Vildan Ümit ile kızım Gül Ümit Gürak'a, Gürkan Gürak'a ve Rüzgâr Gürak'a sonsuz teşekkürlerimi sunuyorum. Bu insanların bana verdikleri karşılıksız destek olmasaydı bu kitap da olmazdı. Dünya, rüya içinde rüyadır. Hint atasözü Taşta kan vardı, gökyüzünde dolunay, bahçede toprak kokusu. Ürkütücü bir serinlik içinde yüzüyordu ağaçlar. Kış güllerinin katmerlenme vaktiydi, nergislerin tazelenme demi. Yedi kişi girmişti bahçeye... Yedi öfkeli yürek, nefretin ele geçirdiği yedi akıl, yedi keskin bıçak. Yedi lanetli adam bahçenin sessizliğini

www.soncemre.com yedi parçaya bölerek yürüdü

Soncemre Platform ile „OKU“mak!

www.kelamdenizi.com

kurbanlarının bulunduğu tahta kapıya... Taşta kan vardı. Bahçede ürkütücü bir serinlik. Cinayetin tek tanığı dolunaydı. Hiç şaşırmadan, ürpermeden, korkmadan bakıyordu uzun boylu kavak ağaçlarının ölü yapraklarının arasından. Yedi kişiden en genç olanı vurmuştu kapıya. En yaşlı olanı çağırmıştı içeridekini. Yedi kişinin yedisi birden saplamıştı bıçaklarını içeriden çıkana. Taşta kan vardı, insanların yüreklerinde nefret, dolunayda derin bir sükunet. Bir bebek ağlıyordu uzaklarda bir yerlerde, bir bebek kıpırdanıyordu evlerden birinde. Genç bir kız uyuyordu uzaklarda, genç bir kızın bedeni ağır ağır çürüyordu toprağın altında. Yedi kişiden en genç olanı saplarken bıçağı adama, kıpırdandı mezarda çürümekte olan genç kızın körpe bedeni. Bir gülümseme yayıldı ölümün bile örseleyemediği yüzüne. Yedi kişiden en genç olanı, saplarken bıçağı, bir oh çıktı genç kızın boğazında düğümlenip kalmış son nefesinden. Taşta kan vardı, yedi bıçak, yedi yara açmıştı. Yedi kızıl fıskiye. Yedi kez sarsılmıştı adam, yedi kez sarsılmıştı bıçağı saplayan yedi kişi. Ama yerin altındaki kızın körpe bedeni kıpırdamıyordu artık. Genç kızın bedeni gibi yerin üstü de sessizdi şimdi. Sanki dünyanın son vaktiymişcesine canlı cansız ne kadar mahlukat varsa susmuş, kıpırtısız kalmıştı. Taştaki kan kıpırtısızdı. Taştaki kanın içinde sönmekte olan dolunay kıpırtısızdı. Uzun boylu kavaklar katmerlenen kış gülleri, tazelenen nergisler, toprak kokulu bahçe... Canlı cansız ne kadar mahlukat varsa hepsi susmuş, hepsi hapsolmuştu taştaki kanın içinde... 1 "... bozkırın içinden bir şehir çıkıvermişti karşıma." Uçağın inişe geçmesine sadece yarım saat kalmıştı, ama bu bile gidermiyordu içimdeki huzursuzluğu. Çok iyi biliyordum ki, indiğim yerde de bırakmayacaktı bu karamsarlık yakamı. Keşke bu işi hiç kabul etmeseydim. Kendini yeryüzünün en iyi yöneticisi sanan Simon'un işgüzarlığı işte. Yok Türkçe biliyormuşum da, yok Türkleri tanıyormuşum da... Dava da herkese verilmeyecek kadar önemliymiş. Üç milyon paundluk bir poliçe söz konusuymuş. Keşke hiç tanımasaydım Türkleri, keşke bu kente daha önce hiç gelmeseydim. Sıkıntıyla ofladım ama oflamanın puflamanın hiçbir yararı yoktu, olan olmuştu; bu da ötekiler gibi sadece bir işti. Altı ay önce gittiğim Rio gezisinden ne farkı vardı ki? Üstelik Brezilyalılar hakkında hiçbir şey bilmiyordum. Ama en azından bu ülkenin çok da yabancısı değildim. Evet, artık kendimi işime vermeliydim. Bakışlarımı dizlerimin üstünde duran bilgisayarımın ekranındaki sayılara çevirdim. Sayılar hadi artık başla dercesine bana bakıyorlardı. Başladım; poliçe

www.soncemre.com

Soncemre Platform ile „OKU“mak!

www.kelamdenizi.com

tutarına baktım, Yakut Otel yangını için ödenecek tazminatı hesaplamaya çalıştım, ama ikinci işlemden sonra dikkatim dağıldı. Hayır olmuyordu, kafam karmakarışıktı, çalışamıyordum. Bilgisayarı kapattım. Çantama yerleştirdim. Çantayı koltuğun altına koymak için eğilirken, birden hatırladım. Böyle iki büklüm eğilerek, bebeğe zarar mı veriyordum acaba? Daha neler... İki aylık bile yok... Ona bebek bile denemez. Zaten Londra'ya döner dönmez kurtulacaktım ondan. Böyle düşünmeme rağmen ona zarar veririm kaygısıyla hızla doğruldum. Ansızın yanımdaki orta yaşlı kadının meraklı gözleriyle karşılaştım. Uçağa bindiğimizden beri, konuşmak için can atıyordu. Nereden geliyormuşum, nereye gidiyormuşum, kimmişim? Ama ben onunla sohbet edecek halde değildim. Gülümsemedim bile, başımı çevirip pencereden dışarıya baktım. Hava açıktı; ufukta batmakta olan kıpkırmızı bir güneş, aşağıda incelmiş bir bulut kümesinin binlerce metre altında koyu kahverengi bir toprak parçası uzanıyordu. Ağaçsız, ırmaksız, dümdüz, kocaman bir toprak, tik kez otobüsle geçmiştim bu topraklardan, ilk kez babamla gelmiştim buralara. Yirmi beş yıl önce miydi, belki daha da fazla... O zamanlar Konya'ya uçak yoktu, Ankara'ya inmiştik. Sonra dört saatlik bir otobüs yolculuğu... Bir türlü bitmek bilmeyen bozkır. Ve uçsuz bucaksız bu kahverengi düzlüğün ortasında bir mucize; bembeyaz bir göl. "Baba bu gölde balık var mı?" diye sormuştum. Kara gözleriyle, bembeyaz göle baktıktan sonra yanıtlamıştı. "Yok kızım, bu gölde hayat yok, ama hayat için çok gerekli bir şey var: Tuz..." Dokuz yaşında mıydım o sıralar, belki daha küçük. Annem yoktu yanımızda, sadece babamla ben. Sıkılmıştım saatlerce uzanan dümdüz ovadan. "Ne zaman varacağız baba?" Babam gülümsemiş, sağ eliyle gözlerimi kapatmıştı. "İçinden on ikiye kadar say" demişti. Saymıştım, babam ellerini gözlerimin önünden çektiğinde yol bitmiş, bozkırın içinden bir şehir çıkıvermişti karşıma... Müthişti. Babama hayran hayran bakarak mırıldanmıştım: "Sen büyücü müsün baba?" Alnıma bir öpücük kondurmuştu. "Sadece bu toprakların insanıyım, kızım." O zamanlar çok etkilemişti bu sözler beni, ama sonra... Babam bizi terk edip gittikten sonra... Babamı hatırlayınca içimdeki huzursuzluk iyice arttı. Zayıf, orta boylu bir adamdı. Kısa, kumral saçlar, dar ahunda uyumlu iki çizgi gibi duran kaşlarının altında üzüm karası iri gözler, kemerli, sivri bir burun ve yüzünü çevreleyen bakıra çalan kırçıl sakallar... Ve ince uzun yüzünden hiç eksik olmayan o müzmin keder. Keder çoğu insana yakışmaz, ama babamın yüzüne tuhaf bir güzellik katardı. Annem bayılırdı bu kedere. Kederin bu kadar yakıştığı başka bir adam görmedim

www.soncemre.com

Soncemre Platform ile „OKU“mak!

www.kelamdenizi.com

diye söylenerek, dudaklarından öperdi onu. Babam utanırdı galiba, aslında tam hatırlamıyordum. Ama onun ince, solgun yüzünü ve kara gözlerindeki kederi hiçbir zaman unutamadım. Üstelik unutmayı çok istememe rağmen... Çünkü babam hiçbir açıklama yapmadan, hem de başka bir erkekle çıkıp gitmişti yaşamımızdan... Hayır, onu hatırlamak istemiyordum. Babamla ilgili anıları kovmak için bakışlarımı pencereden aldım, yeniden önüme döndüm, ama yanımdaki kadının hâlâ beni izleyen meraklı gözlerini görünce canım sıkıldı. Bu defa pencereye dönmek yerine gözlerimi kapadım. Şimdi sadece jet motorlarının gürültüsünü duyuyordum. Bir de içimdeki şu endişe olmasa.. Düşünmemeye çalıştım. Ne her an, her dakika karnımda büyümekte olan bebeği, ne babamı, ne de hiç istemediğim halde gitmek zorunda olduğum onun şehrini... Geçmişten, bugünden, gelecekten kopmak istedim. Uykunun o simsiyah, o en derin, en huzurlu bahçesinde bir süre kaybolmak istedim... Bedenimi, aklımı ve yüreğimi hiçliğin emrine vermek... 2 "Onun ismi Karen, Kimya değil." O anda duydum sesi... Bir erkek sesi... Yumuşak, sıcak, sevecen. Önce ne dediğini anlayamadım, kulak kesildim. Bir mırıltıya benziyordu, içten bir serzeniş, sevgi yüklü bir sitem. Derken hiç kuşkuya yer bırakmayacak kadar açık olarak işittim. "Kimya... Kimya... Kimya Hanım..." İrkilerek gözlerimi açtım. Önce yanımdaki kadına baktım, hayır artık benimle ilgilenmiyordu; gözlerini yukarıdaki elektronik tabelaya dikmiş, yere ne zaman ineceğimizi öğrenmeye çalışıyordu. Merakla arkaya döndüm... Arkadaki iki koltuk boştu. Ön tarafa baktım... Genç bir kız ile erkek arkadaşı oturuyordu. Yok, etrafta bana Kimya diye seslenecek kimse yoktu. Galiba rüya görmüştüm. Ama ne zaman uyumuştum ki. Gözlerimi kapadığımda dalıp gitmişim demek. Aynı sesi yeniden duyar gibi oldum. Hayır, bu kez sadece hatırlıyordum. "Kimya.. Kimya Hanım!" Çok uzun zamandır kimse bana böyle seslenmemişti... Babam bizi terk edip gittiğinden beri. Sadece babam "Kimya" diye çağırırdı beni... Bir de Şah Nesim... Babamın arkadaşı, gönül dostu, onu bizden koparıp götüren adam. O da "Kimya Hanım" derdi bana Uzun boylu, uzun yüzlü, uzun parmaklı bir adam. Açık kahverengi, nerdeyse sarı renkli gözleri vardı. San renkli gözleri her zaman sevgiyle bakardı. Ya da ben öyle hatırlıyorum. Zaten belleğimde ona dair hiçbir kötü anı yok; babamı bizden koparıp götürmesi dışında. Annem çok öfkelendiği anlarda

Doğu kültürüne duyduğu hayranlık sürerken bile bir kez olsun bana Kimya diye seslenmemişti. Ama bulamadım. Oysa alt tarafı kısacık bir geziydi. yürek acısı durulunca daha az kötü konuşmaya başlamıştı.soncemre. Onun için hep Karen'dım ben. en azından ben okula gidinceye kadar." Zoraki gülümsedim. "İyiyim. Bir ara Şah Nesim kapıda görünmüş. Annem çıldırmış gibiydi. Evet bütün bunlar bir dinle ilgili olmalıydı. Gerçek ortadaydı. Belli ki bir rüya görmüştüm. En küçük bir alınganlık belirtisi göstermeyen Şah Nesim. birbirinden renkli bir sürü masallar. Ama öfkesini içine atmıştı annem. Nedeni ne olursa olsun. Yanımda Nigel olmasına rağmen bu bunaltı dün akşam da bırakmamıştı yakamı. babam.. "Kötü bir şey yok ya. Sadece bir defa Şah Nesim'i uyarmıştı. "evet benciller.kelamdenizi. Ama babamın beni Kimya diye çağırmasına da aldırmazdı. kendi kocasının odasına bile sokmamıştı adam onu. Kimliğimde yazılı olsa da. Yine bu yüzden onun bana verdiği Kimya ismini hiç kullanmadım. Tabii ne babam. sürahiyi kapının aralığından alırken. bir başka adam için bizi bırakıp gitmişti. Kimya değil. oradan da hiç dinlenmeden Konya uçağına binince böyle oluyordu işte. Zaten annem başından beri Kimya ismine sıcak bakmamıştı. bir tür inanç. Belki de bu yüzden babam evi terk etmişti. "Allah rızası için bir bardak su verir misin?" Annemle ben salondaydık. Babamdan duyduklarım. çünkü uğrunda çok sevdikleri insanlardan bile vazgeçebilecekleri bir amaçları var. Sık sık yaptıkları gibi Şah Nesim'le babam odaya kapanmış saatlerce dışarı çıkmamışlardı. bu ismi de unutmaya çalıştım. Çünkü hiçbir önemi yoktu. Gençlik çağına gelince. "Onun ismi Karen." Ardından da kalkmış ağzına kadar su dolu sürahiyi kendi elleriyle götürmüştü odaya. Birkaç gün sürecek bir iş. Kimya Hanım" diye seslenmişti. Sonra Şah Nesim bir daha evimize gelemez olmuştu. Hafta sonu yine Londra'da . kendi evinde.com "Sarı gözlü şeytan" derdi ona. Bir neden bulmak istedim. Annem onu bağışlamış olsa bile. Bunu hiç konuşmamıştım annemle. Ama şimdi bir an gözlerimi kapamışken. misaller. rüyalarımda bile. ama daha şanslılar. "Kimya. diye düşündüm yerime otururken. hostese bakmıştım sadece. Babamla mutlu günlerindeyken. ben işte bu yüzden babamı bağışlayamadım. iyiyim. "Allah'ın inayeti üzerinize olsun" demişti sadece. "İyi misiniz?" diye sordu kendini daha fazla tutamayan kadın.com Soncemre Platform ile „OKU“mak! www. çoğunu unuttuğum dualar. Bir daha da kimsenin bana Kimya diye seslendiğini duymamıştım.. belleğimde yüzü hiçbir zaman silikleşmeyen babamı ve sarı gözlü şeyhini anlamaya çalıştım. "Belki de onlar bizden şanslı" derdi.. ne de Şah Nesim vardı uçakta. babam gibi. Beni deliler gibi seven babamın bir gün apansız çekip gitmesini gerektirecek haklı bir neden. bana verdiği mistik kitaplardan okuduklarım. Gece de doğru dürüst uyuyamamıştım. Londra'dan İstanbul'a." Bu amacın ne olduğunu tam olarak kavrayamasam da din olduğunu bilirdim." Sakin olmalıyım. Adamın su istemesine değil de kocasıyla saatlerce kapalı bir odada kalmasına sinirlenen annem sonunda patlamıştı. Yoksa rüya değil miydi? Babamla Şah Nesim'de bu uçakta mıydı? Bunun saçma bir düşünce olduğunu bile bile koltuğumda doğrulup uçağın içine bakmaktan kendimi alamadım. Ama zaman geçip. Davranışıma anlam veremeyen yanımdaki kadın da benimle birlikte etraftaki koltukları kuşkuyla süzmeye başladı.www.. Babamın bizi terk etmesinden iki ay kadar önceydi.

Ne yapacaktım şimdi? Böyle çaresizlik içinde sağa sola bakınmanın yararı yoktu. "evet. hayır." Artık rahat bir nefes alacağına yüzü iyice kıpkırmızı oldu. bu çağrı sadece benim için değildi. lütfen koltuklarınızı dik konuma getirip. yaşlı bir adamla kucaklaştı. Nefes nefese kalmıştı. Uçakta yanımdaki koltukta oturan meraklı kadın. Londra'yı düşününce içim aydınlandı. bense elimde valizim." Bunları duymak istemiyordum.com olacaktım. Sevdiklerine kavuşmanın mutluluğunu yaşayan kalabalığın arasından sıyrılmak üzereydim ki. Yeniden gözlerimi kaparken kulaklarımda çınlayan bir sesle irkildim. elinde adım yazılı bir karton. Siz Bayan Karen misiniz?" Adamın bu utangaç hali..kelamdenizi.. adamın karşımda ezilip büzülmesini istemiyordum. "İngilizce konuşacağım diye lütfen kendinizi zorlamayın. uçağımız inişe geçmek üzeredir. sarıklı mezar taşları" Havaalanındaki insanlara bakıyordum." 3 ". sıkıntım azalır gibi oldu. onu almaya gelen iki kızına özlemle sarıldı. Nigel'ı hatırladım. yoktu. bozuk aksanı beni iyice sinirlendirdi. "Özür dilerim... Gözlerimi açtım." diyen cılız bir erkek sesi duydum. Miss Karen... Yetişmek için koşmuş olmalıydı. Sıkıntıyla iç geçirerek Türkçe konuşmaya başladım. Sadece otelime gitmek. duş alıp. Karşılamaya kimse gelmemişti." diye açıklamaya çalıştı giderek daha da kötüleşen İngilizcesiyle. Ezilip büzülerek bozuk bir İngilizceyle sordu: "Özür dilerim. "Evet" dedim.. geç kaldım. gülümseyen bir yüz.. önümde oturan genç çift.www. valizimi sürükleyerek çıkış kapısına yöneldim. omzumda bilgisayar çantamla ortalık yerde öylece kalakaldım. Döndüm.com Soncemre Platform ile „OKU“mak! www. kemerlerinizi bağlayın. Annemi.. dilinizi . ben Karen Greemvood. "Aslında dilinizi bilen bir arkadaş karşılamaya gelecekti sizi ama. alnında pul pul ter damlaları vardı.soncemre. kendimi yatağa atmak istiyordum. Yolcuları bekleyenler lirasında. telaşlı davranışı. gri takım elbisesinin içinde orta boylu.. beni arayan bir çift göz yakalamaya çalışıyordum. hostes herkese sesleniyordu: "Sayın yolcularımız.... Belki de uçak inmeden birazcık daha kestirsem iyi olacaktı. şişmanca bir adam duruyordu. "Miss Karen..

kenti aydınlatmaktan çok parlak tozlarıyla önüne çıkan canlı cansız her nesneyi boyuyor. Hafif kızıla çalan bu altın sarısı ışık. her yerde bal rengi bir ışık." diye mırıldandı minnettar bir ifadeyle. kıramadım valizi ona bıraktım. Bir sürü odası vardı. belki ikindi. ince bir oyma işçiliğiyle süslenmiş kanatlı ahşap kapılar.. Bozkırı kalender bir kederle kaplayan gümüşten bir aydınlık. kafesli pencereler." Yüzünde öyle zavallı .. "Lütfen. "Geç kaldığım için tekrar özür dilerim. Ben Mennan.. "Tamam Mennan Bey.. ağaçların yapraklarında.. ağaçlarla kaplı geniş . Güneş batmamıştı henüz. "önemli değil.. bir akrabasıyla karşılaşmış gibi ince dudaklarına geniş bir gülümseme yayıldı.. Caddelerde. kerpiçten yapılma bir ev. Öğleden sonraydı galiba. Konya'daki acentenin sahibiyim." Söyledikleriyle ilgilenmediğimi fark edince..... Kocaman bir eve inmiştik. ona kızgın olduğumu düşündü. ben taşırım.. Mucizeyi gözlerimle görür gibi olmuştum." Havaalanının kapısından çıktığımızda yolculuk boyunca uçağımıza eşlik eden güneş. Eliyle sırtımdaki bilgisayar çantasını gösterdi.. "Çok güzel. "Şuradan. masallarla büyüyen benim gibi yabancı bir kız çocuğu için unutulmaz bir andı.. öyle yalvaran bir ifade vardı ki. Nereden çıkıyoruz?" Telaşla etrafına bakındıktan sonra eliyle soldaki kapıyı gösterdi. "Demek biliyorsunuz." diye açıklamaya çalıştı." Soncemre Platform ile „OKU“mak! www. ama ortalık karanlık değildi.. efsaneler. evlerin duvarlarında. Mennan Fidan. katlı evlerine. Benimle Türkçe konuşabilirsiniz. tuhaf bir aydınlık çökmüştü her yere...soncemre. valizi taşıyın kâfi. ne de işçi mahallelerindeki iki.. karşılaştığı her varlığı kendi rengine dönüştürüyordu.. sanki görevini tamamlamış gibi ansızın yok oluvermişti. valizime yapıştı. insanların yüzünde.www.. Oysa yıllar önce bu kente babamla ilk geldiğimizde tatlı bir ışık vardı her yerde.com Adamın gözleri sevinçle parladı.. "Onu da bana verin. Ne Londra'nın apartmanlarına benziyordu..com biliyorum." Tekerlekli valizimi gösterdiği yöne sürüklemeye başladım.. Konuşmayı söktüğünden beri bu tarihi kente dair öyküler.. Ama Mennan ardımdan hızla yetişerek. pencerelerin camlarında. tamam" diyerek sözünü kestim..kelamdenizi." "Teşekkürler..

Ne düşündüğümden habersiz olan Mennan valizimle birlikte sağ arka kapının önünde durmuş. Konuşurken arada bir kuşku dolu gözlerle bana bakıyordu. Bu ülkenin insanlarım çok sevmesine rağmen annem de hiç istememişti Konya'ya gitmemi.. ama kibarlığının içten olduğuna inanmıyordum.. bir tür manastır. Yanlış yere mi bakıyordum." "Teşekkür ederim" diyerek açtığı kapıdan arabaya girdim. işte arabaya doğru yaklaşmıştı bile. Babam söylemişti mezar taşı olduklarını. E serisi. Ona belli etmemeye çalışsam da korkmuştum aslında. valizi bırakıp saygıyla kapıyı açtı. Üzerine Arap harf-leri kazılmış yazılar. Arabayı süzerken. Ama babamın yüzündeki sakin ifadeyi. Vanilyaya benzer bir kokusu vardı.. En iyi müşterimiz İkonion Turizm'di. Burası bir tür kilise miydi? Gülerek yanıtlamıştı babam: "Öyle sayılır. poliçe miktarları oldukça yüksekti. gözlerindeki memnuniyetini fark edince sesimi çıkarmamıştım. Bu tür sahte nezaket gösterileriyle çok karşılaşmıştım. hiç rahibe göremeyişimdi. İri yarı. yoo. Öyle ya. Aynı durumla burada da karşılaşırsam hiç şaşırmazdım. Siyah bir Mercedes'i gösteriyordu. Onu daha fazla endişelendirmemek için cep telefonumu açtım." Mennan'dı seslenen. Belki de karnım acıktığından. Şimdi nasıl da merak ediyordur beni? Kim bilir yolculuk sırasın-da kaç kez aramıştır. unutmuşum.soncemre. şişirilmiş bir saygı gösterisinde bulunur. beni bekliyordu. bu kadar kazanıyor mu bu adam diye düşünmekten kendimi alamadım. Bildiğim kadarıyla Konya'da öyle geniş bir müşteri portföyümüz yoktu. sigorta acentemiz Mennan Fidan'ı satın alarak.com bir bahçe. Şu oteli yanan şirket. Arabaya binmeden o da cep telefonunu çıkarıp birileriyle konuşmaya başladı.www. ne akrabamızdı bu kadın.. bagajın kapağını gürültüyle kapattı.. kimi önemli ayrıntıları gözden kaçırmamızı sağlamaya çalışırlardı. Evet. Yoksa hırslı müdürümüz Simon'un kuşkuları haklı mıydı? İkonion Turizm. Demek ki normal bir davranıştı kadının yaptığı. ne de yakınımız. Adını da söylemişti. bahçede sarıklı mezar taşları. üstelik hiç aksatmadan düzenli olarak ödemişlerdi ama yine de Mennan gibi küçük bir sigorta acentasına Mercedes gibi lüks bir araba aldıracak kadar para kazandırmaları olanaksızdı. önce heykel sanmıştım onları. hep gülümseyen bir kadın.com Soncemre Platform ile „OKU“mak! www. Son modellerden biri. Hep erkekler vardı.. Nihayet bir kadın gelmişti yanımıza.. Birine geldiğimi mi . Evin bahçesindeki mezarlar." Tuhaf olan. Yaklaşınca. bize üç milyon paundluk bir tezgâh mı hazırlamıştı? Bu adamın yanında dikkatli olmakta yarar var diye geçirdim aklımdan.. Özellikle hile peşinde olan müşteriler abartılı bir ilgi. çok ürkütücüydü.. Hoşuma gitmişti bu koku..kelamdenizi.. "Buyrun Miss Karen. Yine de kadının öyle teklifsizce sarılmasını yadırgamıştım. Kadın hiç çekinmeden sarılıp öpmüştü iki yanağımdan. Telefon kapalıyken arayanların bıraktıkları mesajlar gelsin diye beklerken Mennan valizimi arkaya koyup. "Arabamız şurada. sigorta eksperini etkileyerek....

" İlgilenmez gölündüm.. sanki önemli bir konuyu unutmuş gibi dikiz aynasından endişeyle bana baktı. rengârenk vagonlarıyla engelledi görüntümü. o bahçeli. O kadar yakındı ki. karnımdaki çocuğun babası. şimdi Londra'da saat dört.com Soncemre Platform ile „OKU“mak! www. Ne annem. yaşlı camiler ve adım başı. rahatım. Hiç böyle hatırlamıyordum Konya'yı-Uçsuz bucaksız bir gökyüzünün altında gizemli eski evler. Ama o beni düşünmüyordu anlaşılan. rahatsınız orada değil mi?" Adamın yeşil gözlerini ilk kez fark ediyordum. Göbekli bedenini oflaya puflaya direksiyon ile koltuğun arasına sıkıştırırken alnında yine ter damlaları birikmeye başlamıştı. teşekkür ederim.soncemre. Her pazartesi bu saatlerde aynı toplantıya giderdi annem. "Kusura bakmayın beklettim biraz" dedi mahcup bir tavırla. her zaman sıcacık teni. Ya annem? Ah. Altıya geliyordu. durduk yerde paranoya yapmanın anlamı yoktu. Ya Nigel'a ne demeli? Üç yıllık erkek arkadaşım." Mennan kapıyı kapattı. İnsan yabancı bir ülkeye giden sevgilisini merak etmez miydi? Gergin olduğumu da biliyordu üstelik. tombul yüzünde içten bir ifadeyle ışıldıyorlardı. dün akşam söylemişti. o da beni seviyordu." Mennan derin bir nefes aldı. Sahi babamla gittiğimiz. "Önemli değil. Demek bu sorunlarla başa çıkabileceğimi düşünüyordu. içinde şakalaşmakta olan mavi . Konya'ya gitmek istemediğimi de söylemiştim ona. çok da yüksek olmayan bahçeli binalar. Adamcağız belki de karısıyla konuşuyordu. Vites kolunun yanındaki kutudan çektiği kâğıt mendille alnımı kuruladıktan sonra: "Evet. Ama dünyanın en rahat insanıydı. artık gidebiliriz" diye söylendi. Yolculuk boyunca beni kimse aramamıştı. Sevinçle hatırladım. insanda ferahlık duygusu uyandıran boş alanlar. Yanımızdan geçen bir tramvay. biricik aşkım. gidebiliriz.. Mercedes'in açılan kapısıyla bölündü düşüncelerim. Mennan arabadan içeri girerken. mesaj gelmemişti.. ne de sevgilim Nigel. ışıltılı siyah gözleri.. hem şu planda olmayan hamilelik de vardı. "Siz. Kontak anahtarım çevirecekken durdu." Dümdüz bir kentin içinde ilerliyorduk. "Bismillahirrahmanirrahim" diye fısıldayarak kontak anahtarını çevirdi. onun da iyi bir nedeni vardı: AIDS'lilerle dayanışma derneğinin toplantısı.com haber veriyordu? Yok canım. Bir de şu sevimliliği olmasa. "Ofisten arıyorlardı.. Hayır.. acil bir durummuş. gülümsediğinde kalın dudaklarının arasından iki sıra inci gibi parıldayan beyaz dişleri. "Rahat ım. Tabii ya.www. Nigel'ı düşünmek bile içimi ısıtmaya yetmişti. bilinmeze açılan dar sokaklar. demek annem beni merak etmemişti. o yüzden arayamamıştı. 4 "Senin olanı sana getirdim. Hâlâ âşıktım Nigel'a. kerpiç ev neredeydi acaba? Sanki görebilirmişim gibi arabanın camından dışarıyı izlemeye başladım. insanın içine tuhaf bir ürküntü yayan o sarıklı mezar taşlan vardı belleğimde. Nigel bu saatlerde bir kalp ameliyatına girecekti. Cep telefonuma döndüm. Bakışlarım saatime kaydı. îki yanı ağaçlı geniş caddeler. Yanılmıştım. Onun bu rahatlığı beni çıldırtıyordu.kelamdenizi. Kendi işime baksam iyi olacaktı.

Masum görünüyordu. Bizim müdür. Simon'dı. ona gülümseyecek. Ek bir sözleşme bulduk. Bu ek sözleşme iyice midemi bulandırdı. Yedi maddenin. Az önce indim..kelamdenizi. göz göze geldik.. Nigel mi? Heyecanla çıkardım çantamın içinden... Telefonum işte o anda çaldı. ama bu genç anneden değil. Ikonion Şirketi'nin sahibi çok kurnaz bir adam. iyi eğitim almış biri. Bu işleri bizim kadar iyi biliyor. karnımda büyümekte olan çocuktan.. kadını küçümsemiyordum. Otele gidiyoruz. Ellerim kendiğilinden karnımın üzerine kaydı. yapamadığımdan. güzel. ama kadın beni çoktan unutmuş. Senden çok titiz çalışmanı istiyorum Karen.. Neden böyle yaptığımı bilmiyorum. Sonra böyle kabaca başımı çevirmeyi kendime yediremedim..www.. Kadın bebeğini emziriyordu. nasıl biri olduğu hakkında çok fazla bilgimiz yok. en zeki insanların . Ama sadece görünüyordu. Uyanık olmakta yarar var. Belki de İngilizceyi de çok iyi konuşuyordu da. yeniden bebe-ğiyle ilgilenmeye başlamıştı. Yolculuk nasıldı?" diye sordu Simon'ın bir kadınınki kadar tiz sesi." "Alo. Telaşlanarak. boğazımda bir yumruk düğümlenmeye başladı.soncemre. Bu meslekte şeytanın bile aklına gelmeyecek sahtekârlıklar. o adama fazla güvenme." Sanki sesini duyabilirmiş gibi fısıltıyla konuşuyordu. "iyi. bilmiyorum diyordu. belki korkuyordum." "Mennan karşıladı demek. Kadın başını kaldırdı. Belki Mennan'ı bile satın almıştır. Göğüsü görünmesin diye solgun battaniyenin ucuyla örtmüştü bebeğinin yüzünü. Karen... ama gözlerim hâlâ çocuğunu emziren genç annedeydi. ciddi bir ifadeyle aracı kullanan adama baktım. Ama bak ne diyeceğim. belki başımla selam verecektim. yeniden genç anneye döndüm.. iyiydi. Seni şunun için arıyorum.. kendimden. Müşteriye oldukça büyük avantajlar sağlayan bir sözleşme. Gözünü boyamak için her türlü hileye başvurabilir... Kucağındaki battaniyenin altında bir şey tutuyordu. istemediğimden değil. Hayır. yabani bir davranışla başımı çevirdim.com önlüklü öğrencileri bile Soncemre Platform ile „OKU“mak! www. "Onunla iki yıldır çalışıyoruz.com görebiliyordum. Lütfen hiçbir ayrıntıyı atlama. genç bir kadın gördüm. Tramvay aradan çekilince kaldırımın üzerindeki banka oturmuş yoksul giyimli. Dikkatle bakınca bunun bir bebek olduğunu fark ettim. beşi yangınla ilgili.." Bakışlarım dikiz aynasına kaydı. Ne yapacağıma henüz karar verememiş olmaktan. karşılık veremedim. Gülümsedi. Hayal kırıklığımı sesime yansıtmamaya çabalayarak açtım telefonu: "Alo. Mennan Bey beni karşıladı.. Birden gözlerimin nemlendiğini hissettim. Hayır.

Hyde Park.. Dar bir sokaktan geçmiştik. Gazeteler bu ölümlerin kaza değil. bir bakışın ağırlığını hissettim üzerimde. cinayet olduğunu iddia ediyor.. Telefonum yirmi dört saat açık olacak.. Renk renk meyvelerin sergilendiği tahta tezgâhlardan oluşan küçük bir pazarın kurulduğu genişçe bir meydan. ek sözleşmeyi e-mailine yolladım.. "Evet Londra'dan bir arkadaş." "Anlaştık. Günün hangi saati olursa olsun fark etmez.com bile Soncemre Platform ile „OKU“mak! www.. Ama biraz güneşi az.. Kesinlikle okurum. gözlerimi camdan dışarıya çevirdim. Artık en saf sandığım kişilerin bile yeryüzünün en büyük dolandırıcısı olarak karşıma çıkması beni şaşırtamazdı. Mennan'a sezdirmemek için üstü kapalı konuştum Simon'la." "Tamam.. "Konya'dan kalabalık bir arkadaş grubu. Eğer Simon'ın uyanları olmasa Mennan'ın sorusunu da bu özelliklerine yorardım ama ortada üç milyon paundluk bir tazminat vardı." diye hatırlattım." "Tabi. ararım. Bir gelişme olursa.com düşünemeyeceği hilelerle karşılaşmıştım. Yarım yamalak bir gülümseyişle karşılık verdim ama yetkili acentemize yetmedi.." "Madame Tussaud Müzesi." Adamın konuşmasından sıkıldım. Bir adam ." "İyi görüşürüz o zaman. turla gitmiştik. çantama koyarkan. bir meydan vardı.kelamdenizi. Başımı kaldırınca dikiz aynasından beni süzen Mennan'ın k ıs ılmış yeşil gözlerini gördüm.. "Londra'dan mı arıyorlar?" diye sordu ilgili bir tavırla. Burası gibi değil. Kentin ortasında bir yerlerde olmalıydı. "Evet işte o.. "Geçen yıl Londra'daydım" diyerek sohbeti derinleştirmeye çalıştı. Bahçesinde sarıklı mezar taşlan olan o evi aramaya başladım yemden. Yarınki toplantıya gitmeden bakarsan iyi olur. hemen ara.. gerekenleri yapacağım." Telefonu kapatıp.." diyerek konuyu kapatmak istedim ama Mennan ısrarcıydı. Bir tek soldan akan trafiğe alışamadık ama çok sevdik Londra'yı. Bir de yangında ölen şu iki garson. Ev. Tek kanatlı geniş bir kapıdan girmiştik bahçeye. "Merak etme. Turist olarak diyorum. kısa minareli taştan yapılma bir cami anımsıyorum. bir de şu ünlülerin balmumundan yapılmış heykellerinin bulunduğu müze.. Türklerin karşılaştıkları insanlarla öyle ölçüp biçmeden kısa sürede samimi olma özelliklerini biliyordum.. Onlar için Türk basınında çıkan haberler var. Yeşil bir şehir.. Thames Nehri. Gazeteciler olayları abartmayı sever ama haberleri okumanda yarar var. her şeyin farkındayım. saat kulesi. Otobüs garında indikten sonra bir taksiyle gitmiştik..www..soncemre.. o meydanın yakınındaydı.

www.." Şimdi bir parkın yanından geçiyorduk. Sadece bir aracın girebileceği kadar dar sokağın başındaki çirkin apartmanı geçer geçmez.com Soncemre Platform ile „OKU“mak! www. adam da eğilip babamın elini öpmüştü." İrkildim.. yaşlı bir adam.. Babamın amcası..soncemre. neyi görüp.... Ev değil de dini bir bina gibi..." Karşı çıkmama fırsat bile vermeden direksiyonu soldaki ilk sokağa kırdı.." Mennan'ın gözleri yeni bir merak dalgasıyla aydınlandı.. vazgeçtim.." "Dergâh olmalı. sonra bu kadarcık bilgi özel yaşam sayılmaz diyerek konuşmayı sürdürdüm. Tuhaf olanı. Türklerde büyüklerin elinin öpüldüğünü biliyordum. "Kim götürmüştü?" Babam diyecektim. Evi diyorum..kelamdenizi. Turizm dergisinde filan mı?" Yalan söylemeyi kendime yediremedim.. "Eski bir ev.. "Evet. "Bir şeye mi bakıyorsunuz Miss Karen.. doku değişti. Zaten çok sürmedi. kocaman bir bahçesi. bu parkı hiç . önemli bir sorunla karşılaşmış gibiydi. Gerçi babam hiç akrabalarından bahsetmemişti bize.. İki katlı sevimli kerpiç evler yan yana sıralanmaya başladı.. buralara benziyor muydu geldiğiniz yer?" "Emin olamıyorum" dedim gözümün önüne düşen saçlarımı elimin tersiyle geriye atarken. Hayır.. bahçesinde sarıklı mezar taşları olan bir ev.. "Sokakların arasına girelim. buralar çok değişmiş olmalı. bir eve bakıyordum.." "Cami mi?" "Yok cami değil. ama yaşlı bir adamın genç birinin elini öptüğünü duymamıştım. Evlerin dokusuyla birlikte sanki zaman da değişmiş. birkaç yüz metre sonra o güzelim evler sona erdi... belki tanırsınız. O zaman eski bir eve götürmüşlerdi bizi. "Hayır" dedim. birkaç yüz yıl öncesine gitmiş gibiydik. bu iki katlı kerpiç evleri daha önce görmüşüm olabilir miydim? Belki. "O zamanlar çocuktum.. içinde küçük bir cami vardı. Babam uzanıp elini öpmüştü adamın.. Burası babamla geçtiğimiz o dar sokak olabilir miydi? Bu oymalı ahşap kapıyı. Öyle büyük bir yer değil burası. Londra'da aynı mahallede oturuyorduk. "Ne dersiniz.. Ama eğilip adamın elini öpünce bize bahsetmediği bir amcası varmış demiştim kendi kendime." Kendimden bahsetmenin yanlış olabileceğini düşünüp duraksadım.. bu kafesli pencereleri.." Dikiz aynasında Mennan'ın alnının kırıştığını gördüm. Sokaktan ayrılırken sordu Mennan." diye tahminde bulundu. Ama geçmiş yüzyıllardan kalan bu sokağa baktıkça belleğime duyduğum güven azalıyor.com karşılamıştı bizi. "Valla Miss Karen. aracımız bizi yeni binaların boy gösterdiği küçük bir caddeye çıkardı... Mennan'ın yeşil gözleri yine üzerimdeydi.. "Öyle mi? Ne zaman gelmiştiniz?" "Çok önce." "Dergide mi gördünüz?. neyi görmediğimden emin olamıyordum. içinde yaşayan insanlar vardı. Acaba hangisi?" Çözümü bulmuş gibi ansızın ışıdı gözleri.. Akrabamız olmalı diye düşünmüştüm. öyle yerler çok. "Bir tanıdık.. "Konya'ya daha önce de gelmiştim. çocukken.

Çoğu zaman mesele Tanrı'nın ne olduğu değil. ama az sonra Tanrı'dan bağışlanma dileyeceklerini biliyordum.. hemen bir taksiyle yollarım sizi otele.kelamdenizi. Sağ ön lastik patladı.. "Öldürmeyeceksin!" diyen Tanrı'nın huzuruna ölüm getiren araçlarla çıkmak. birbirine benzetmeden. Adamların yüzlerini iyi seçemiyordum." Bir bu eksikti. Konunun nasıl açıldığını bilmiyorum ama..www. Bir olmak demek." Arabadan inerek bagaja yöneldi... "Tanrı şefkat ve merhamet doludur. "Merak etmeyin. Bu konuyu. "Yanılıyorsun" demişti sonra başını usulca sallayarak. Ne bu parkı. Onda hepsi vardır." "Önemli değil" dedim kararlı bir tavırla. "Siz.. ben resim yapıyordum. bir gereği vardır. "Allah kahretsin.. Tabii. ".com Soncemre Platform ile „OKU“mak! www.. "Lastiği değiştirmek biraz zaman alır. Gözümde büyüdü. diye geçirdim içimden Mennan bir şey söylememe izin vermeden sürdürdü sözlerini..soncemre.beklerim. işinize bakın.. Yok etmenin aracı olan tabancalarla Yaradan'ın huzuruna varmak. başka bir taksiye taşı. Çünkü her varoluşun bir anlamı. "Elimden geldiğince çabuk değiştireceğim lastiği. Bellerinden sarkan kocaman tabancalar dikkatimi çekti.com görmemiştim. O bagaj kaputunu açarken. zalim olanlar . Sevgi dolu olanlar merhameti görür. bizim onda ne gördüğümüzdür. ama farklılıklarını silmeden. Eski bir yapıya benziyordu.. Mennan aniden frene bastı. Geç ya da erken ne fark eder?" "Tamam o zaman" dedi Mennan ceketini çıkartırken. Caminin giriş kapısının alınlığındaki yazıyı okumaya çalışırken. Kararsız kaldığımı görünce açıkladı.. nasıl olsa otele gidiyoruz. "Lastik." Emin misiniz gibilerden süzdü beni. Caminin önündeki çeşmede üniformalı iki polis aptes alıyordu.. İşte o günah çıkarma anı ile kemerlerindeki silahlar birbirlerine tam bir karşıtlık oluşturacaktı." Eliyle arabanın sağ tarafını gösterdi. "Tanrı'nın cezalandırıcı olacağına inanmıyorum" diyordu babam. salonda oturmuş çay içiyorlardı.. onda hepsi birdir. ne de küçük camiyi. şiddet ve cezadan da. Onda şiddet yoktur. "Çok özür dilerim." Araba sarsılarak durunca sıkıntılı bir suratla bana döndü.... çok olanı bir görünümde toplamak demektir." San gözlerini babanım yüzüne dikerek bir süre öylece bakmıştı Nesim.." Taksiyle mi? Bavulu yeniden bagajdan çıkar. ben de çöken akşamla birlikte alacakaranlığa bürünen parktaki insanlara bakmaya başladım. aynılaştırmadan. babam ile Şah Nesim'in konuştuklarını anımsıyordum. "Tanrı merhametten de. Odaya kapanmadıkları bir gündü. Yine de ilgiyle camiye bakmaktan kendimi alamadım. şefkatten de daha büyüktür..

Yüreğin kabarmasıyla.www. Lastiği bıraktıktan sonra döndü. babamın hiçbir zaman kaybolmayan o derin huzurunu anlatıyordu. "Nereden çıktı şimdi bu?" Duyduklarımı anlatınca da kahkahalarla güldü. insan benliğinde kopan o korkunç fırtınanın ardından gelen büyük huzur.com şiddeti. Şu anda en çok istediğim ruh hali. Bazen hastalık sınıfta yakalardı onu." Mennan'ın bagajdan çıkartırken yere düşürdüğü lastikten yayılan gürültü dağıttı düşüncelerimi. Şu anda bana en uzak olun ruh hali. Arkaya baktım.soncemre. cahiller mucizeyi. Ve büyümeden çözdüm. "Ben ölmeyeceğim kızım. bir o kadar da uysal. Camiden ezan okunuyordu. Hiç beklemiyordu babam bu soruyu. Babanım öleceğini düşünerek odama çekilip ağlamaya başlamıştım. Nesim Amcan da bana öl demiyor zaten. aptal olanlar kör inancı. Sesimi duyan babam yanıma gelmişti. Ne zaman bu cümleyi duyacak olsam.com Soncemre Platform ile „OKU“mak! www. bagajdan krikoyu da alarak çalışmaya koyuldu. bazen hiç kıpırdamadan geceler boyunca oturur. Büyük bir gerilimin ardından gelen dinginliğin insan yüzüne yansıyan yumuşaklığı. fırtınaya tutulmuş bir yaprak gibi titrerdi zavallı kızcağız ama kriz geçince babamın siyah gözlerindekine benzer derin bir huzur olurdu Janet'in kül rengi gözlerinde. sınırımızdaki Janet'in yüzünde de görmüştüm bir kriz sonrasında. sürücümüz step-neyi yerden kaldırmış. Şah Nesim'in babama "Ölmeden önce ölmek gerek" dediğini duymuştum. Babam da güzel ezan okurdu. bazen kendi kendine fısır fısır konuşur. Sanki kutsal sözcükleri değil de içli bir sevda şarkısı söyler gibi.kelamdenizi. Zeki olanlar aklı görür. ." Çok sevinmiştim babamın ölmeyeceğine. Babamın ibadeti namazla sınırlı değildi. sanki sonsuzluğa uzanan dümdüz bir okyanus canlanır gözlerimin önünde. Şu kadarını söyleyeyim ki ölümle hiçbir ilgisi yok bu sözlerin. Geçerken bana gülümsemeyi bile ihmal etmedi. Sara hastasıydı Janet. güçlü. yine o derin huzursuzluk. yüzünde derin. O sözlerin gizli bir anlamı var. ama bana göre bu sözler. olağanüstü. Babamın gözlerindeki kıpırtısız sükûneti anlatıyordu bu sözler. İndiğimi fark eden Mennan merakla baktı. Büyük. kapıyı açıp kendimi arabadan dışarı attım. bazen de sadece ney üflerdi. öyle bir an geldi ki nefes alamaz oldum. sessiz. Aslında Şah Nesim'in Pakistanlı Müslümanları gibi her gün beş vakit namaz kılmaz. Boynuna sarılarak: "Sen ölecek misin baba?" diye sormuştum. âlimler bilimi görür. bir o kadar engin. Aynı anda uzun zamandır duymadığım bir ses yayıldı çökmekte olan akşam karanlığına. sınıfın en huysuz çocuğuydu. İşte yeniden kıpırdanmaya başlamıştı içimdeki o karabasan. "Ölmeden önce ölünüz" sözlerinin anlamını. ama bir o kadar sakin. Krikonun arabayı yükseltmeye başladığını hissettim. Bu cümle korkutmuştu beni. Başkaları için farklı anlamı olabilirdi. kıpırtısız. arada bir odasına kapanır secdeye dururdu. Neşesi yerine gelmiş gibiydi. Büyüyünce anlarsın. Babamın yüzündeki o anlamı. Kapandığı odadan çıktığındaysa iri kara gözleri nemlenir. yüzündeki o müzmin kedere rağmen. iterek arabanın ön tarafına getiriyordu. tuhaf bir dinginlik olurdu.

Parkın ortasında yankılanan bu ezan sesi mi. ama yaklaştı. hepsi buydu işte. boş bulunsam çığlık bile atabilirdim. Sesi su gibi sakin. Hayır. sana getirdim." Sonra başını eğdi. Sanki bütün sevdiklerim. "Siz işinize bakın" O işine dönerken ben de arabanın öteki tarafına geçerek. sonra parmaklarımı tek tek kapattı." Bakışlarım adamın uzun kirpiklerinin arkasındaki doğuştan sürmeli kara gözlerine kaydı. herkes sessizliğe bürünmüş gibiydi. Benden yardım ister gibiydi. uzun boylu. ince. Bir tür melankoli. "Ben de bıraktım" diye söylendi. Ama o kadar şaşırmıştım ki sadece küçük bir "Ah!" sesi çıktı ağzımdan. Uzanıp sağ elimi tuttu. bu tanımadığım şehirde beni bir başıma bırakıp gitmişlerdi. sol avucunun içine yatırdı. Öyle sessizce duruyordu önümde. Ama yapmadım. diye geçirdim içimden. Yoldan geçen insanlar. yabancısı olduğu bir ülkede hissettiğim yalnızlık. "Korkma. yapamadım. sağ elimin parmaklan avucumdaki sert nesneye dokunuyordu. gece çökerken. her günkü gibi devinen şehir. sanki her şey. ama yaklaştı. Tehdit yoktu bu gözlerde. Karşımda başka biri olsaydı. "Paket de içtiğim günlerden kalma. kötülük için gelmedim. Caminin önündeki çeşmeye gitsem yüzümü yıkasam. lastikle uğraşmaya devam etti. teşekkür ederim kullanmıyorum" dedim. Aynı boğuntuyu yeniden hissettim içimde. rüzgâr gibi.www. kurnazlık yoktu. merakla sağ . hiçbir zaman sevmemiştim tütünü ama o kadar hoşuma gitmişti ki teklifi. Elleri Nigel'inkiler kadar sıcaktı. "Yok. sıkıntım azaltır umuduyla parkı izlemeye başladım. bu uğursuz karamsarlıktan artık kurtulmalıydım. birden yapayalnız hissettim kendimi. Ne diyeceğimi bilemeden âdeta büyülenmiş gibi öylece kalakalmıştım karşısında. Bana bir şey olduğu yok. saygıyla avucumu açtı. "Senin olanı. tene dokunan ipek gibi yumuşak. ağır ağır çöken akşam mı. gece gibi. saçı sakalı birbirine karışmış. "Korkma" diye fısıldadı. içine bir şey koydu. bu dilenci görünümlü adamı azarlayarak çoktan kovmuş olurdum yanımdan. Keşke inmesiydim arabadan diye düşünürken duydum Mennan'ın sesini. Çöken karanlık minarenin görüntüsünü iyice biçimsizleştirmiş. Tepeden tırnağa siyahlar giyinmiş bir adam. ince uzun bir siluet haline getirmişti. ağaçlanıl dallarında gezinen rüzgâr. Parmaklarımı açtım." Sigara içmiyordum. nedenini bilmiyorum. Büyülenmiş gibi sürmeli gözlerine baka kaldım. Ezan okuyan hocanın dışında h iç b ir ses duyulmuyordu meydanda. elimi hemen çekmiş. sessizlik gibi. böyle olmayacaktı.com Soncemre Platform ile „OKU“mak! www. bu dini yapıyı. Sanki yürümüyor da uçuyordu. Ama artık bitmeliydi.kelamdenizi. Kıpırdadığını fark etmedim. korku yoktu. hafiften çöken serinlik gibi gibi huzur vericiydi.soncemre.com "Ben iyiyim" dedim soru sormasına izin vermeyerek. "Sigara içer misiniz? Torpido gözünde bir paket var.Fena fikir değildi. Adım attığını görmedim. Çömeldiği yerden başını uzatarak. Adam. kendimi toparlamalıydım. başımızın üzerinde dönüp duran kuşlar mı." Bir rüyada gibiydim. Heathrow Havalimanı'ndan uçağa bindiğimden beri yakamı bırakmayan bu kötü duygudan. düştüğüm karanlık girdaptan adeta çekip çıkardı beni. Bu niyetle geriye döndüm ve karşımda onu gördüm.

çantam da. "Güzelmiş. Kahverengi taşlı." Yüzüne iyimser bir gülümseme yayıldı. yabancıdan utanır. "Bir şey mi dediniz?" Adamın az önce durduğu boşluğu gösterdim." Avucu md ak i yüzüğü gösterdim. gecenin henüz ele geçiremediği sokak girişlerini taradı yeniden. "Burada biri vardı. Peki kimdi bu adam? ... adam hırsıza benzemiyordu zaten. siyah giysili. Hayır. "Bir hediye" diye mırıldandı.soncemre.www. güzel gözlü adam ortalıkta yoktu. Kimseyi göremeyince. rahatsız filan etmedi. "Kaçtı gitti herhalde. görür görmez içim ısındı ona. "İyi de o adamı tanımıyorum ki. "Adam mı? Yoksa rahatsız mı etti?" Derdimi anlatamamanın verdiği çaresizlikle başımı salladım. uzun boylu adam yoktu. uzun boylu. Nasıl olabilirdi? Daha birkaç saniye önce karşımda duran adam nereye gitmiş olabilirdi? Telaşla etrafa bakındım. Görür görmez sevdim yüzüğü.kelamdenizi. Üstelik bir de yüzük verdi bana. konuşmak için başımı kaldırdım ama adam yoktu. Ama birden kayboldu.com Soncemre Platform ile „OKU“mak! www." Mennan'ın sözleri ikna edici değildi. "Bizim buraların insanı bir tuhaftır." Mennan'ın kaşları çatıldı. gümüş bir yüzük. Çok ilgilenmedi.. Çantanız. geldiği gibi kaybolmuştu gecenin içinde. sormak. .." "Kayıp mı oldu?" diye yineleyerek etrafa baktı. dizüstü bilgisayarım da arabanın arka koltuğunda duruyordu." "Tamam da niye kaçar gibi uzaklaştı o zaman?" Hiç duraksamadan yanıtladı. Hemen arabanın kapısını açıp içeri baktım. "Yok" diye mırıldandım sevinçle. Yeniden etrafa bakınmaya başladım. levyeyi sıkıca kavrayarak yaklaştı. hayırlı günlerde kullanın " Sözleri merakımı gidermemişti. olaya kızmamış olmama sevinerek konuyu kapatmak istedi. "Nerede?" diye söylendim. Hayır. parkın karanlık köşelerini. Avucumun ortasında bir yüzük duruyordu. cüzdanınız yerinde değil mi?" İşte bu aklıma hiç gelmemişti. Bana bu yüzüğü vermesi için bir neden yok. hayır siyah giysili. "Nereye gitti bu adam?" "Buyurun" diyerek doğruldu Mennan. Bizim insanımız. önemsemedi. Sizin yabancı olduğunuzu anlayınca bir hediye vermek istemiştir. İyi de bu yüzüğü neden vermişti ki bu adam? Belki de satmak istiyordu. Durup dururken iyilik yapacağı tutar. Bel-ki o yüzükle oyalarken ortağı da çantamı kapmıştı. "Utanmıştır. Tabii ya adam hırsız olabilirdi. Gecenin içinden çıkan bu esrarengiz adam demek sadece bir satıcıydı. Gözlerim. "Hayır. Alacakaranlıkta iyi seçemiyordum. "Hiçbir şey çalınmamış. elimi gözlerime yaklaştırdım. Yok.com avucumun içine baktım. cüzdanım da. Anlamak.

san muslukların yanında. kapıldığım o tuhaf heyecanı yaşadım." Başımı kaldırmadan yanıtladım. ikinci adımı nereden biliyordu bu adam? Aptal bir suratla öylece baktığımı gören Mennan da araya girmiş. Lobi insanı yormayan. suyundan içmiştik. bardağın kirli olup olmadığına aldırmadan kana kana içerek gidermişti susuzluğunu.." O zaman anladım görevlinin ikinci adımı nereden bildiğini.com Sanki bu sorumun yanıtıymışcasına küçük caminin önündeki ışıklar ansızın yanıverdi ve kapının üzerindeki metal levhaya yapıştırılmış pirinç harflerden oluşan yazı ortaya çıktı. Başımı çevirip pencereden dışarı. Mennan işbilir birinin aceleciliğiyle pasaportumu alarak resepsiyondaki görevliye yaklaştı. Kimya Hanım bakar mısınız?" Seslenen oydu. "Şurayı lütfen. birçok yerinde musluğu olan bu tarihi çeşmeyi daha önce görmüş müydüm? Babamla bu şadırvana gelmiş miydik? Bu değilse bile buna çok benzeyen başka bir şadırvan olmalıydı."Özür dilerim ama merak ettim. Görevli mahcup olmuş .. yumuşak bir ışıkla aydınlatılmıştı. Birkaç adım geride durmuş.com Soncemre Platform ile „OKU“mak! www. Suyu avuçlarıma doldurarak içmeye çalışmışım.. nereyi imzalayacağım?" Görevli kayıt fişini uzattı. "Kayıt fişini imzalamanız gerekiyor.soncemre.. oteli tanımaya çalışıyordum.. İsminiz Karen Kimya Greenwood. "Miss Karen. "Kimya Hanım.kelamdenizi. Miss Karen. sadeydi. artık puslu gecenin tamamen ele geçirdiği caddeye bakmaya başladım.. aç erkek bakışlarından. Alışıldık turistik konaklama yerlerinden değildi. Babam hiç çekinmeden. "Şems-i Tebrizi Camii ve Türbesi.. Bir öğle üzeriydi.. Köşedeki geniş koltuklarda iki genç adam oturuyordu. insanların kalbine elimle dokunabilmek. Bu aynı şadırvan mıydı acaba? Mennan'a sormayı düşünürken duydum sesi.. Neler oluyordu? Başımı sesin geldiği yöne çevirince. Herkesin dudaklarıyla dokunduğu bu kabı kullanmak düşüncesi bile midemi kaldırmaya yetmişti.." 5 ".. Kimya Hanım." Otel umduğumdan daha iyiydi. önünde pasaportum duruyordu." diye bana seslenmek zorunda kalmıştı.. İster Londra'da olsun ister dünyanın başka bir yerinde her zaman nefret etmişimdir ısrarla. Bir an uçakta... Biraz soma caminin önündeki şadırvanı da fark ettim. Otelin önünden geçen asfaltın gerisinde ışıklandırılmış tarihi bir cami vardı. Çok iyi hatırlıyorum. Resepsiyona yaklaştım.www.. "Evet!. "Tabii. İçeri girdiğimizde. ilgiyle süzmeye başladılar beni." Bakışlarım hâlâ solgun ışıklarla aydınlanan şadırvandaydı. tenekeden birer bardak sallanıyordu. temizdi. gülümseyerek bana bakan resepsiyon görevlisini gördüm. Üzeri ahşap ve alüminyum ince bir levhayla kapatılmış.." Galiba biraz sert çıkmıştı sesim.. kentin merkezinde olmasına rağmen sessizdi." Gösterdiği yeri imzalarken sürdürdü sözlerini. "Kimya.

. Yan yana. Resepsiyon görevlisine sorsam daha fazla bilgi alabilirdim ama bu meraklı gençle yüz göz olmayı hiç istemiyordum. Ama Mennan'ın beni bırakmaya pek niyeti yoktu." İyi bir ev sahibi olduğunu göstermek istiyordu anlaşılan... Yarın akşam misafirimiz olursunuz o zaman.. yani içki olmadığı için. valizimi asansöre taşıyan görevli çocuğun peşi sıra yürüdüm. akşam yemeğini neredeyse hiç tanımadığım bir adamla yemek istemiyordum. "Hayır." "iyi akşamlar. belki size Konya'daki lokantalarda içki olmadığını söylemişlerdir.. ben İngilizim" diyerek kestirip attım.Sizde Türklük var mı?" Bu seni niye ilgilendiriyor diyemediğim için: "Hayır. kendimi sıcak suyun altın atmak için sabırsızlanıyordum.Nasıl gidiyor Türkiye maceran?" Yaşadıklarımı . Yarın uzun bir gün olacak." Hâlâ saygıyla dikilmekte olan Mennan'ı öylece bırakarak." Elimi ona uzattım.kelamdenizi.. "Yani ikinci isminiz diyorum. Tabii babam oraya da götürmüştü beni. Sevinçle bastım telefonun konuşma tuşuna. konuyu deşmeyi sürdürdü." Kendimi tutamayarak gülmeye başladım. kendinden emindi. "Tabii dinlenirseniz daha iyi olur. Tamam. "Hani diyorum.. Çok yorgunum.. Gideceğimiz restoranda rahatça içki içebilirsiniz.. fişini.soncemre. Mennan'ın ay gibi yuvarlak yüzündeki ışıltı puslandı ama hemen teslim olmadı. "131 numaralı oda. Belki yemeği odamda yerim... Üstelik kimse de sizi yadırgamaz. Bozulduğumu anlayan Mennan da ters ters bakmaya başlamıştı.. Yerel yemekler yapıyorlar. içki yüzünden değil. kendimi toparlamam lazım. ben odama çıkayım artık... Anahtarı uzatırken açıkladı. Ne asansörün açık kapısı.." dedi koca kafasını usulca sallayarak." "Yarın akşam. hayatım. ama adam pişkin çıktı. iyi akşamlar. "Nigel. Balkonunuzdan Mevlânâ Türbesi'ni de görebilirsiniz.... "Merhaba tatlım. hepsini unuttum.com Soncemre Platform ile „OKU“mak! www. Kimya. ne elinde valizimle bekleyen görevli.. hiçbir terslik yokmuş gibi. "Ne demek Miss Karen.www. garip mezarların bulunduğu kiliseyi andıran çok kubbeli bir mekân. Nigel'di. yüzümdeki soru dolu ifadeyi görünce açıkladı. Sultan Selim Camii'ne bakıyor. Hepsinde değil..." "Anladım... "Şey için diyorsanız. sırıtarak aldı imzaladığım kayıt." diyecek oldum.com gibiydi ama merakına yenildiğinden midir nedir. İngilizler pek bu ismi kullanmaz da. "Akşam yemeği için ne yapalım? Çok güzel restoranlarımız var. yine genç kız gibi kızarıp bozarmaya başlamıştı.. Dinlenmek istiyorum. "Teşekkür ederim Miss Karen" dedi Karen'ın üzerine basa basa.. benim görevim. ne de ben yukarı çıkana kadar otelden ayrılmamaya kararlı olan Mennan. "Ben burada yesem. Asansörün kapısından içeri girecekken çalmaya başladı telefonum." Ne demek istediğini anlamamıştım. odama çıkmak." Nigel'in sesi her zamanki gibi neşeliydi.. Onu reddetmek kabalık olacaktı ama çok az bildiğim bu şehirde. Mennan birden çok sevimli görünmüştü gözüme." Mevlânâ Türbesi. arka arkaya sıralanmış üzerleri Arapça yazılarla kaplı.." Elimi sıkarken bakışlarını kaçırdı. Telefonun ekranında arayanın adını görür görmez bir heyecan sardı bütün bedenimi. "Yaptıklarınız için çok teşekkür ederim Mennan Bey. Alo Nigel.

Ama bakışlarım birkaç adım önümde bekleyen görevliye." dedim. yanaklarımdan süzülen gözyaşlarımı elimle kurulayarak." "Bilmiyorum Nigel..com düşündüklerimi açıklamak istedim. ben merdivenlerden yürüyerek geleceğim. Ağlamamak için kendimi zor tutuyordum.kelamdenizi.com bir çırpıda anlatmak. Şu anda oteldeyim. Gözlerim nemlenmişti." "Yolculuk mu yorucuydu?" "Yoo. ben de Mennan'a el sallayarak merdivenlere yöneldim. Yolculuk da iyiydi. daha Londra'da uçağa binmeden kıpırdanmaya başlamıştı. Aradığına nasıl sevindim anlatamam. "Huzursuz gibisin. burnumu çekerek. "iyi" dedim aceleyle. "Nasıl bir sıkıntı?" . kalbimdeydi." "Niye? Kötü bir şey mi oldu?" "Kötü bir şey olmadı." Görevli asansöre girerken. huzursuzluk aklımdaydı. kimse beni karşılamamış da koca şehirde bir başına mı kalmıştım? Hayır.! Güzel bir yer. Artık sevdiğim adamla konuşabilirdim.." Daha fazla saklayamadım. "iyi gidiyor. Bu yolculuğa çıkmamda en küçük bir sorumluluğu bile olmayan Nigel'a.... "Bilmiyorum içimde bir sıkıntı var işte. rahmimdeydi..." Nigel ikna olmamıştı. çok daha önce. "Karen." Nigel'ın neşesi kaçmıştı. "Evet.... "Nigel. Biraz bekler misin?" Görevliye döndüm. Yanıt alamayan Nigel kaygıyla sordu: "Karen. hâlâ resepsiyonun önünden beni izleyen Mennan'a takılınca vazgeçtim. Karen neler oluyor? iyi misin?" "Bir şey yok" diyebildim sonunda. sesimin çatallaşması beni ele veriyordu. Üstelik Anadolu'nun ortasın-daki bu şehirde değil. Karmaşık duygular basmıştı içimi. Ama ne olmuştu ki? Nigel'a niçin sitem edecektim? Bir saldırıya mı uğramıştım. galiba biraz huzursuzum. beni neden engellemedin demek istiyordum. "Siz valizleri çıkarın. Ah Nigel. işler yolunda gidiyor aslında...soncemre... "Bir şey yok. huzursuzluk bendeydi..www. Soncemre Platform ile „OKU“mak! www. sen iyi misin?" . ağladığımı anlamasın diye elimle telefonun ses almacını kapatıp.. hissettiklerimi...." Nigel'ın sesindeki havailik kayboldu. biri bana hakaret mi etmişti..

Üstelik dünyada gezilip görülecek o kadar çok yer varmış ki. Çok riskliydi ama ameliyat iyi geçti. "Biliyor musun" dedim . ama onun daha fazla üzülmesine dayanamadım. Sağlığım yerinde. "Zor oldu. "Merak etme. Ben iyiyim. çünkü benim iki gün sonra Türkiye'ye gitmem gerekiyordu. "aldırırız.com Soncemre Platform ile „OKU“mak! www. Çocuk bize engel olurmuş.kelamdenizi.. sağlığımız da yerindeymiş. aldığı kararın doğruluğundan emindi. gerçekten iyiyim.com Onu üzdüğüm için iyice moralim bozuldu. bırakalım artık bu konuyu. öyle karar vermiştik. Doğacak bir yaşamı söndürme karan alırken... Nigel.. benden bir şey saklamıyorsun değil mi?" Ne yalan söylemeli. sandığımdan da uzun sürdü." Nigel'ın sesindeki endişe hemen yok olmadı. "Yarın hastaneden gün alayım" demişti. Belki de çocuk sahibi olmak için bu son şansımdı. Senin ameliyat nasıl geçti? Zor olacak demiştin. Ama şimdi binlerce kilometre ötedeki sesi endişe içinde yüzüyordu. İkimiz de iyi kazanıyormuşuz. bir haftalık gecikmeden bir şey olmaz. Siyahi tenine çok yakışan bembeyaz dişlerini göstererek gülümsemişti. Ama sonuçta bu benim işim. "Tamam" demiştim. Ben de ona boyun eğmiştim. Kalp kapakçığını değiştirdik... Hayatımızın en güzel yıllarını bir çocuk peşinde harcayamazmışız. Ama mümkün değildi. sanırım başardık. geçer herhalde." Nigel'ın kaygısı geçmedi. hiç abartmadan son derece basit sözcüklerle dile getiriyordu yaptıklarını. Kararsızlığımı fark etmişti Nigel. Kesin sonuç için biraz beklemek gerekiyor tabii. ama ben otuz yaşım çoktan aşmıştım.. Neyse. yol tedirginliği olmalı. "Önemli değil. hiçbir sorun yok... Yabancı bir ülkede tek başıma olmak hoş değil tabii. Daha doğrusu. Haklısın. Nigel öyle karar vermişti." Çok sevdiği o Şili şarabından doldurmuştu sonra kadehlerimize. Canı sıkılmıştı sevgilimin.. yine de umursamadı. bu kadar önemli bir iş yapmasına rağmen.. ama soruyu yanıtlamakta da bir sakınca görmedi. "Hasta filan olmuyorsun değil mi?" Hasta derken neyi kastettiğini biliyordum.. Sadece kendisinin mutlu olabileceği bir hayata. henüz gençmişiz ve birbirimiz için deli oluyormuşuz. fakat uzatmadı. Biyolojik saat acımasızca çalışıyordu. "Karen.www.soncemre. hamilelikle ilgili bir sorun olabileceğini düşünüyordu. "Yok. Belki haklıydı. Döner dönmez hallederiz.. Hasta yetmiş yaşındaydı. iyice rahatlamıştı.. Çocuğu aldıracaktım. Şarabını yudumlarken yüzündeki gerginlik kaybolmuş." Bu işi hemen bitirmek istiyordu Nigel. "Hadi hayata içelim" demişti." Saygıyla dinliyordum onu. Nigel'ın benim için kaygılanması hoşuma gitmedi değil. İki gün önce Soho'dakij Jazz Club'da konuşmuştuk bu konuyu.

de şeyh. Ne Nigel. onu da alaycı konuşmamızın içine kattım. sen insanları yaşatmak için. "Hayır." "Rüşvet mi?" . ben başkalarının parası içip çalışıyorum. burası Arabistan değil." Anlamamıştı. "Tek ayrıcalığım insanların kalbine elimle dokunabilmek. "Dokunuyorsun zaten" diyebildim sonunda. burada ne harem var." Yüzümün kızardığını hissettim. ben de aziz değilim." Neredeyse yeniden ağlamak üzereydim ki. Ama tanımadığım insanların kanlar içindeki kalbine dokunmak yerine senin o muhteşem bedenine dokunmayı tercih ederim. Seni şimdiden özledim. insanların hayatını kurtarıyorsun.www. Nigel'ın yanında olmak istiyordum." Nigel'ın gülüşü çınladı telefonun öbür ucundan." Kısık. ". Kısa bir suskunluk oldu.. "Eee ilginç bir şeyler görebildin mi bari Türkiye'de? Seni haremine almak isteyen bir şeyh filan çıkmadı mı karşına?" Zoraki güldüm. o uzun sakallı adamın görüntüsü belirmişti gözlerimin önünde. "Cahil adam.kelamdenizi. Onun göğsüne sokulmak.. Nigel konuşmayı sulandırdı. "Sadece işimi yapıyorum." Nigel yine neşeli." Sanki o karşımdaymış gibi başımı salladım.... Bir tek Nigel'da böyleydi daha önceki erkek arkadaşlarımda edepsiz bir kız gibi davran dığım çok olmuştur. kederli bir ses çıktı ağzımdan.bazen seni kıskanıyorum. boş vermiş halini takındı.com hayranlıkla. "Ne? Ne diyorsun?" Soncemre Platform ile „OKU“mak! www." Tepeden tırnağa siyah giysili.. "Abartma..com "Muhteşem bir iş yapıyorsun diyorum. ama bu uzun boylu siyahi adama gelince iş değişiyordu. Herkes gibi para kazanmak için çalışıyorum sonuçta. bir kedi gibi huzur içinde uyumak istiyordum. "Ben de. senin gibi. Hayır onu kovmaya çalışmadım daha iyisini yaptım. ne de ben tek söz edemedi Merdivene dayanmış mor lalelerin eşit aralıklarla sıralandığı uçuk pembe duvar kâğıdına bakıyordum.. ama görmek istediğim sevdiğim adamın yüzüydü." Sesinde şakacı bir tını belirdi. Sanki ne istediğimi anlamış gibi kederle fısıldadı Nigel "Keşke şu anda yanımda olsaydın. "Ama adamın biri çok güzel bir yüzük hediye etti bana. Aynı alaycı havayla ben de ona takıldım.soncemre.

öyle yemeye içmeye düşkün biri de değildi. Neredeyse inanacaktım buna ama Nigel gülmeye başladı. ne odada dolaşmak.." Onun da sesi değişmişti. "Evet." Şakayı daha fazla sürdüremedim. Yemek listesini araştırırken de bir sürprizle karşılaşmıştım." Kederle mırıldandım. Gizemli biri. bilinmez.." 6 ". sanki kıskanıyor gibiydi. içimdeki özleme yenildim.. şirketten biri değil.com "Hayır. bomboş gözlerle duvara bakıyordum.. "O gizemli adam için beni bırakmazsın değil mi?" "Neden olmasın?" dedim acımasız bir tonla. Öyle ki Londra'da karşılaştığı hemşehrilerinden tek isteği Konya'dan gönderecekleri küçük kuru bamyalar olurdu hep... . Belki de çok sevdiği şehriyle en güçlü bağı bu çorbaydı. ne de televizyonu açmak geliyordu içimden. Egzotik. Oysa odaya ilk girdiğimde sıkıntıdan kurtulmuş gibiydim." "Çekici ha. dur. istekle bakmıştım otel restoranının başucumda duran mönüsüne. tanımıyorum bile. "Belki de çok ilginç bir hayat sunacaktır bana. "Keşke öyle bir şey yapsan." Şakayla karışık fısıldadım." "Gizemli! Etkilenmiş gibisin. Ama bamya çorbası deyince iş değişirdi.kelamdenizi. Nigel'le konuşmanın verdiği mutlulukla. Ne artık iyice sakinleşen caddeyi izlemek için balkona çıkmak.." "Ben de çok isterdim. Sadece Konya'da yapılan bamya çorbası.." Sesi ciddileşivermişti. Yarın sabah bir ameliyata daha girmek zorundayım. biliyorsun başka türlü atmıyor zaten. Babam iyi bir aşçı sayılmazdı. "Benimki de seninle. çekici.com Soncemre Platform ile „OKU“mak! www. kendimi duşun altına atıvermiş. ama benim kalbim her zaman seninle olacak. ilk uçakla geliyorum oraya.soncemre. banyonun ardından da iştahım açılmış.. "Birinin kalbine daha dokunacaksın yani.. "Ama yapamam. duvardaki buz mavisi kapı" Karanlık otel odasında yatağıma uzanmış.www." Aynı kederle yanıtladı Nigel. Tanıdık bir yemek.

"Dergâhta" demişti. Sanki şirket yöneticileri kendilerini olabilecek bir kazaya hazırlamışlardı. Yemeği bitirdikten sonra belki çalışırım umuduyla bilgisayarımı açmıştım. Îkonion Turizm kendi üzerine düşeni kusursuz olarak yerine getirmişti. bildiklerimi yeniden gözden geçirsem fena olmayacaktı. Eğer Yakut Otel'deki yangının sabotaj olduğunu kanıtlayacak somut deliller bulamazsak.com Ne kadar olmuştu bu çorbadan tatmayalı? Yirmi yıldan daha uzun. arındığı bir yer." "Arındığı" derken babamın neyi kastettiğini tam olarak anlamasam da bu sözcüğün sufilikle ilgili olduğunu biliyordum.kelamdenizi. Ama ne annemin gençliğinde kapıldığı hippiliğe. İş başa düşmüştü. babamın yaptığı yemeğe benziyor muydu bilemiyordum. Gerçekten de îkonion Turizm'in yararlanabileceği önemli bir madde vardı. babam hakkında konuşmak istemediğimi söylemiştim. Ama hoşuma gitmişti. primleri kontrol ettim. bu otel odasında. Gazete. güzelleştiği. olsaydı hemen açıklarlardı. Simon'ın elektronik postayla yolladığı ek sözleşme ve Türk basınında çıkan gazete haberleri gelmişti. "iş kazası değil. Ama gazetecilerin elinde somut kanıt yoktu. şimdi bu Anadolu şehrinde. tek başıma kalınca babamı düşünmüş. Bamya çorbası. olayın kaza değil. ama her defasında ölçüyü kaçırarak bamyaları fazla sıkıp görünümlerini bozduğum için bu görevden alınır. Öteki gazetelerde de benzer görüşler yer alıyordu. onun sevdiği yemeği seçmiştim. Çünkü şu ovma işini hep ben yapmak isterdim. Bir de şu gazete haberleri vardı. size dergâhta bamya çorbası yapmayı mı öğretiyorlardı?" Gülümseyerek yanıtlamıştı sorumu: "Sadece bamya çorbası değil. iş cinayeti" yazıyordu. çorbaya konacak domatesleri yıkamakla yetinmek zorunda kalırdım.www. Bir defasında Londra'da annemin hâlâ oturmakta olduğu evin geniş mutfağında sormuştum babama: "Bamya çorbası yapmayı nerede öğrendin?" Babam çenemi okşamış.com Soncemre Platform ile „OKU“mak! www. Ikonion'un yöneticileriyle toplantıya gitmeden önce dosya üzerinde çalışsam. Hatta babamı hiç tanımamış olan Nigel'ın sufilik hakkında merakla sorular sormasına aldırmadan bu konuyu geçiştirmiş. Yakut Otel yöneticilerinin gereken önlemleri almadığını iddia ederek. Belki de Simon bu yüzden kuşkulanıyordu. cinayet olduğunu dile getiriyordu. Ardından sigorta poliçelerine bakmaya başladım. "Nasıl yani. ne de babamın bütün bir yaşamını etkileyen sufıliğe hiçbir zaman ilgi duymamıştım. Kusursuz bir müşteri olmaları onları .soncemre. sigorta şirketi en ufak bir kesinti bile yapmadan tazminat tutarının tamamını ödemek zorundaydı. Başlığında. Aslında çorbanın tadını bile tam olarak hatırlamıyordum ama ipe dizili kuru bamyaları kalbur gibi bir kapta ovduğumuzu hiç unutmamıştım." "Baba bu dergâh nasıl bir yer?" "İnsanın olgunlaştığı. her zamanki gibi kendi araştırmamı kendim yapmam gerekecekti. Fakat. Önce Simon'un yolladığı ek sözleşmeyi okudum. hayatın sırlarını da. içindeki yeşil biberin acılığını saymazsak salata da hiç fena değildi. eksik yoktu. Bakalım neler yazmışlardı? Haberlerden ilkini okudum.

gerçek bir aile olmalıyız" demek istiyordum ama diyemedim. ama önemli olan gerçekti. neden buradayım diye sormaktan vazgeçmiyordu. doğum günlerimizde b ir b irimize hediyeler almak. Yanlış yapmıştım. Evet. isteyerek birlikte yeni bir yaşam yaratma arzusudur.com Soncemre Platform ile „OKU“mak! www. görmek değildir. kendimi dinledim. ilişki sevgililer gününde çiçek göndermek. daha derin bir şeydi bu. İşin tuhafı Nigel'ın da onu kabul edeceğini sanmıştım.kelamdenizi.www. Simon'un önerisini kabul etmemin babamla hiçbir ilgisi yoktu. tanışma yıldönümlerinde pahalı publarda buluşmak. hakkında kafa . Londra'dan hiç ayrılmayacaktım. ne beni terk eden babamla. Midemin bulandığını hissettim. Çünkü Nigel'dan uzaklaşmak istiyordum. O zamandan beri yataktaydım. Neden? Nigel'ı kaybetmekten mi korkuyordum? Sanmıyorum. Yani tazminat ödemeyeceğimiz bir durumun ortaya çıkmasını. eski günleri yeniden yaşamak istedim. konuştuk. Nigel'ın yaşamasına izin vermek istemediği karnımdaki bebekti. mutlu bir haber verir gibi söylemiştim hamile kaldığımı. bilinçli bir istek gibi görünmese de derinden derine ihtiyacım olan şey buydu. bu şehre hiç gelmeyecektim. "Bu çocuk benim için çok önemli. Evet. enfes Şili şarabının eşliğinde yenilen Fransız soslu bilmem ne bifteği de değildir. Ama izin verirsem.soncemre. Nigel'dan kaçmak. Yoksa yanılıyor muydum." Buluştuk. izin verirsek olacaktı. Bunu neden yapmadım ki? Belki de babamın şehrini bir daha görmek. Bana gelince. yalnız kalmak. hamile olduğumu gösteren henüz hiçbir belirti yoktu. ama yatağa uzansam iyi olacaktı. beni bu şehre sürükleyen başka bir neden mi vardı? Bakışlarım karnıma kaydı. Nigel'ın sesi buz gibi soğuktu.Tabii bizim müdür ilk olasılığın gerçek olmasını umuyordu. elbette işimi en iyi şekilde yapmaya çalışacaktım. hayır. Hayır.. Belki de Simon yanlış düşünüyordu. Bu çocuğu birlikte büyütmeliyiz. olmasını istiyordum. Ama bütün bunların ötesinde. Ya ben. içimdeki o bıkkın ses. ilişki haftada beş kez seks yapmak da değildir. savcılık da yetkisizlik karan vermişti. "Olmaz" dedi. Eğer birlikte olduğun erkek arkadaşın gibi düşünmeye çalışır. her zamanki kararsızlığım değil. eğer Simon Kahire'ye git dese. Birden anladım. Evet. onun gibi davranmaya çabalarsan hiçbir ilginçliğin kalmaz. Huzursuzluğumun kaynağı Nigel'dı. Ben. sana taşınmalıyım ya da sen bana. adamlar dürüst oldukları için sözleşmenin kurallarına harfiyen uymuş olabilirlerdi. lavaboya gitmemi gerektirecek kadar şiddetli değildi. İlişki sadece güzel bir müziği birlikte dinlemek. insan. odanın ışığını kapatarak yatağa girdim.. Daha doğrusu o konuştu. onun gibi hissetmeye uğraşır. Sadece erkekler için değil. her şey onun varlığını öğrenmemle başlamıştı. "Öyle mi. çünkü bir erkeği kaybetmenin en kolay yolunun tamamen onun dümen suyuna girmek olduğunu genç kızlık dönemlerinde yaşadığım acı deneyimlerle öğrenmiştim. bu sıkıntı. Eğer yangın bir kazaysa üç milyon paundluk tazminatta İkonion Turizm'in hakkıydı. hamilelikten mi acaba? Doğruldum. İlişki sadece dünyanın güzel yerlerini gezmek. aynı durum. iyi bir gerekçe bulup Simon'ın önerisini reddedebilirdim. Biz işte böyle bir ilişki kurmalıyız. İlişki iki farklı kişinin bilerek. ne de onun yaşadığı bu şehirle ilgiliydi. buluşup konuşalım. İtfaiye raporu olayın kaza olduğunu yazıyordu. Hamile olduğumu söylediklerinde bu bebeği doğurmak istediğimi biliyordum. Neden bir türlü kurtulamıyordum bu sıkıntıdan? Düpedüz bir depresyondu bu. O yüzden hiç düşünmeden sevgilimi aramış. yine giderdim. Bilgisayarı olduğu gibi bırakıp. bu çocuk bizim için çok önemli. düşüncelerimi etkilemesine izin vermemek. kadınlar için de geçerlidir.com zanlı haline getiriyordu. Konya sadece bir raslantı olmuştu.

bir yanım bu bebeği doğurmak istiyor.. heyecanımı bastırıp dikkatle baktım. Ama bu nasıl olabilirdi. ama yaşanılan dünyayı daha güzel.. dertlerimden kurtulabileceğim bir dünyaya gidebilseydim. Gerçek hayatta hiçbir zaman karşılaşmayacağımız. zalimlerin de hayatımızın içinde olduğunu düşünürdüm. bebeğimi yeterince sevememekten. aynı anda hem Konya'da." Onunla daha fazla tartışmamıştım ama çocuk aklımla şöyle düşünmüştüm. Akıl Ülke-si'nin insanları ile Hayal Ülkesi'nin büyücüleri arasındaki savaş. gözlerimi kırpıştırdım. Bir defasında. "Mucizeleri akılla kavrayamazsın.. Bu masalların hepsi gizemli olaylar. Ben bunun akıldışı olduğunu söyleyince de.. Kafam gerçekten çok karışık. Doğurmaktan değil. . Bu sıradışı görüntünün basit bir yansıma çıkmasına. Evet. aslında ben de ne yapacağımı bilmiyorum. Ama babamın bakış açısı farklıydı. başı kesik şehzadenin halkını zalim devlerden kurtararak başını yeniden kazanması. bu konuda kendime nasıl güvenebilirim. ona niye değer versin? Sevmek bir anlamda sende olmayana ulaşmak.. Bu konuda annemle aynı fikirdeydim. kötülük de basit birer gerçekti. ama öteki yanım bu isteğin çok aptalca olduğunu söylüyordu. hem Bağdat'ta. bu işi becerememekten korkuyorum. ben o çok sevdiğim masalların içindeki kahramanlardan biri gibi bu mucizevi geçitten geçerek sıkıntılarımdan. İşte o an gördüm duvardaki buz mavisi kapıyı. Nedense bir keder kaplamıştı içimi. daha anlamlı kılabilecek olağanüstü olaylar. Al işte yeniden geldik babama. çözümlemeye çalışmadığı birini niye sevsin. Soncemre Platform ile „OKU“mak! www. nakışlı bir ahşapla çerçevelenmiş aynaya çarparak duvarda buz mavisi bir kapı oluşturmuştu. tuhaftır üzüldüm. iyi bir anne olamamaktan. Beni deli gibi sevdiğini söyleyen babam bile bir gün hiçbir açıklama yapmadan çekip gidiyorsa.soncemre. Masanın üzerinde bıraktığım bilgisayarın ekranından yansıyan ışık. Evet. Kendime bile itiraf edemesem de galiba korkuyorum. babamın anlattığı mucizelerle dolu Doğu masallarına bayılırdım.www. Keşke bu buz mavisi kapı gerçek olsaydı da. yoo oradaydı. onun gibi. daha heyecanlı.. ben de kahramanların da. hem de Kabe'de öğle namazını kılan bir dervişten söz etmişti. Padişahlarını arayan 30 cesur kuşun yedi bilgelik vadisinden geçerek Kafdağı'na ulaşması.com kaygılanmadığı. muhteşem kahramanlar. bunun için çabalamak değil midir? Senden farklı olmayan birine niye ulaşmaya çalışasın ki? O zaman neden Nigel'a karşı çıkmadım? Galiba emin olmadığımdan. Küçük bir kızken resimli kitaplarda okuduğum büyücülerle mücadele eden şövalyelerin öykülerine.com yormadığı. Yanılıyor muydum. o kendinden emin gülümseyişini yüzüne yerleştirerek şöyle demişti. Ve ne yazık ki olup biteni anlayıverdim. mucizelerle doluydu. Aslında bu tür doğaüstü olaylara hiç inanmazdım.kelamdenizi. iyilik de. duvarda gerçekten de bir kapı vardı.

sonra solgun sarı bir ışıkla aydınlatılan Sultan Selim Camii'nin taş duvarlarına kaydı.. "Kimya. Balkonda esinti artmış. Kararlılıkla balkonun açık kapısına yöneldim. Balkonun kapısına yürüdüm. Rahatladım. İçine uyuşturucu konulduğunu söylerlerdi..com "Eğer bu mümkün olsaydı. tül perdeyi kaldırarak dışarı çıktım. Bozkırdan kopup gelen. "Ya da onunla hesaplaşmak için. üçüncü kez aynı şekilde çağrılıyordum.. Öteki odalardan biri mırıldansa. belki bir yardım isteği. Yoksa rüya mı görüyordum? Gözlerim açık ve ayaktayken mi? Dün gece sevişmeden önce. Açık balkon kapısı duruyordu karşımda. Hoşuma gitti bu dokunuş. Anlamsız gözlerle bir süre odaya baktım öylece. saçlarım uçuşmaya başlamıştı. Belki de diyorum çünkü. biçimli kırmızı dudaklarının aralandığını gördüm. siyah giysileriyle. yüzümü esintinin geldiği yöne çevirdim. Böyle düşünerek. onun anılarıyla yüzleşmek için. gözlerimi kapadım. ses o hoş kokulu esintiyle birlikte gelmişti. O anda duydum fısıltıyı.soncemre. Caminin köşesindeki şadırvanın önündeydi. "Kimya.. Kimya Hanım... Hadi canım. "Kimya. Kimya Hanım... balkonun . kurumuş ot. ıtır kokan bir serinlik.. Kimya Hanım. Yandaki balkonlarla benimkini ayıran duvara baktım." Oysa benim öncelikle Nigel'la hesaplaşmam gerekiyordu belki de. Aynı anda yanağımda bir serinlik hissettim. Ama sesi duyduğumdan emindim. esinti perdenin ince kumaşını havalandırarak tüm bedenime yayıldı.." Anlamı açık olmayan bir fısıltıydı bu.com Soncemre Platform ile „OKU“mak! www. başım döndü. hem de Konya'da yaşardı. Köşede sessizce bekleyen bir iskemle dışında hiçbir şey göremedim. Sarı ışığın altında kederli bir görünüm kazanmıştı bu eski tapınak. uzun silueti karanlık sulara yayılırken ışıltılı gözlerini yüzüme dikerek vurgulamıştı. böyle düşündüğüm için kendime kızarak bilgisayarıma yaklaştım. Küçük balkonda kimse yoktu. Hızla geri döndüm.. Uzun sakalları. bana yüzüğü veren adamdan başkası değildi bu. bir çağrı. Belki de Nigel haklıydı. şarabın içindeki birazcık otun etkisi bu kadar sürer mi? Belki de yanılıyordum. babam aynı anda hem Londra'da. belki beni tanıyan birinin hayret dolu mırıldanışı. "Bu gezi senin için fırsat olabilir" demişti. işte buydu duyduğum ses.. caminin önündeki ağaçlann sallanan dallarını gördüm. üstelik ışık yeterli olmamasına rağmen adamın sürmeli siyah gözlerini seçebildim. bir türlü kurtulamıyordum ondan.www. yoksa babamla mı başlamam gerektiğim hâlâ tam olarak kestiremiyordum. Aynı fısıltı yeniden yankılandı odanın içinde. Saatlerdir çalıştığı için artık iyice ısınmış olan bilgisayarı kapattım." Kanım çekilir gibi oldu. Başka ne olabilirdi ki? Yeniden Mevlânâ Türbesi'ne bakacakken. Evet. Aramızdaki mesafe uzak olmasına. o sesi yeniden duydum: "Kimya. "Babanla.kelamdenizi. Şimdi rüzgârı daha iyi hissediyordum. Hayır." Kanalın yanında durmuş." Kendi halime güldüm. Nigel'in evinde içtiğimiz şarap geldi aklıma. Dallarda gezinen rüzgârın sesini işitir gibi oldum. İyi de nereden geliyordu bu ses? Bakışlarım önce aşağıdaki küçük ıssız meydana." Ürküntüyle âdeta kendiliğinden açıldı gözlerim. rüzgârın uğultusuydu.. bu hesaplaşmaya Nigel'la mı. Jazz Club'dan çıktıktan sonra kanal boyunca yürürken. Dağılan saçlarımı toplarken." Bugün üçüncü kez aynı şey oluyor. Caminin hemen ardındaki Mevlânâ Türbesi ise karanlığın içinde rengini yitirmeyen bir yeşim taşı gibi umutla parıldamayı sürdürüyordu. Odanın içinde biri mi vardı? Korkuyla etrafa baktım. duymam imkânsızdı.. Kimya Hanım. kimse yoktu. gördüm onu.. Bir kez daha babama gelmiştik işte..

sarmaşıklar. hepsi bir halisünasyon muydu? Telaşla. hepsi bu.www. ama bu koku beni sarhoş ediyor.com Soncemre Platform ile „OKU“mak! www. henüz gün ışımamıştı. boş yere açık kalmış saatlerce. Yazık. doğruldum. pasaportumun hemen altında. merakla karışık bir heyecan. yüzeyi buğulandı. her yer gümüşten bir ışıkla aydınlanıyordu. Üzüldüm aynadaki görüntümün haline. âdeta panikleyerek içeri girdim.kelamdenizi. ayaklarım âdeta kendiliğinden buz mavisi kapının açık kanadından içeri giriverdi. hakikat ile görüneni ." 7 "Muhammed Celaleddin'in suretini bana gösterir misin?" Yüzüme vuran ışık uyandırdı beni.com korkuluklarına tutunmasam yere düşecektim. gerçek ile hayali.. Tanımlayamadığım bir duygu ele geçiriyordu beni. Bilgisayarı kapatmak için yataktan kalkarken. Buz mavisi kapı yerli yerinde duruyordu. Yok halisünasyon filan görmemiştim. İlk adımda bir serinlik çarptı yüzüme. "Neler oluyor?" diye söylendim tedirginlik içinde. Küçük meydanda tek bir canlı bile görünmüyordu. "Ne özelliği var bu yüzüğün?" diye mırıldandım. yaklaşınca biçimi bozuldu. Nasıl yani. Güçlükle toparlandım. Nasıl yani. tedirgindim. Duraksadım. Tuhaf şey. kan gibi ılıktı. Önce çinili havuzu gördüm. Bilgisayarı kapamadığıma göre kapının da orada durması normal deyip geçecektim ama kapının bir kanadının hafif aralık olduğunu fark ettim. Bilinmeze açılan gizemli bir dehliz gibiydi. Peki ayna nereden alıyordu ışığı? Yatakta doğrularak aynaya baktım. Laleler. Eğer her yanı hasmı şu ıtır kokusu olmasa çok şaşıracaktım. Koyu kahverengi taşına dokundum. Kimse bana yanıt vermedi ama bir karaltının varlığını hissettim karşımda. Neresi burası? Babamla geldiğimizde kaldığımız evin bahçesi mi? Çıkaramadım. Taş. adam yoktu. Başımı uzatıp. ikinci adımımı attım ve kendimi bir bahçenin içinde buldum. ama öyle koyu bir karanlık vardı ki hiçbir şey seçemedim. buğu kayboldu. caminin çevresini taradı. bilgisayarımı gördüm. gümüşü incecik işlemelerle kaplıydı. kerpiç binanın hemen önündeydi. "sadece yorgunum. gergindim. yeniden baktım.. Güzel bir yüzüktü. kapının ardında ne olduğunu anlamaya çalıştım. boyu uzadı. Oda alacakaranlıktı. Yoksa yüzük de mi kaybolmuştu? Belki kimse yüzük filan da vermemişti bana. "Kim bu adam? Neden çıkıyor karşıma? O yüzüğü neden verdi bana?" Soru dolu bakışlarım Mevlânâ Türbesi'ne takıldı. Havuzun ortasında bir dolunay vardı. Korkuyla başımı kaldırdım. Çantamı karıştırmaya başladım. Hayır. incelemeye başladım.soncemre. "Yorgunum" dedim aynadaki kadının süzülmüş yüzüne bakarak. İşte yüzük oradaydı. Elime aldım. Tıpkı ilk karşılaştığımız gibi o gizemli adam ansızın kaybolmuştu yine. aynadan geliyordu. tam karşıma indi. Daha fazla bekleyemedim. öyleyse nereden geliyordu bu ışık? Başımı kaldırıp ışığın kaynağını bulmaya çalıştım. uyumadan önce bilgisayarı kapatmamış mıydım? Demek yanlış hatırlıyordum. bakışlarım duvardaki lekeye takıldı. aklımı da kaçırmıyordum. Ne yapacağımı bilemeden öylece durup olardan izlerken. Gözlerim şadırvanı. güller. Taşı bluzuma sürdüm. kapının kanadı da nereden çıkmıştı şimdi. ormanları yarıp geçen bir rüzgârın baş döndürücü uğultusu. Hayretler içinde kapının önünde dikilip kalmıştım. Korku değil. Nereye koymuştum şu yüzüğü? Odanın ışığını yaktım. mavi kapının aralık kanadı gıcırdayarak ardına kadar açıldı. nergisler. eni genişledi ve kapı aşağıya. aynadaki kendi görüntümle göz göze geldim. bu sadece bir yansıma değil miydi? Anlamak için buz rengi kapıya yaklaştım. Dağınıktım.

suskun kerpiç ev gibi. Sesin geldiği yeri tespit etmek için etrafa bakındım. çinili havuza boylu boyunca uzanmış dolunay gibi. bir dert yanış. çiçekleri. adamın yüzünü görebileceğim bir yer aramaya başladım. kendimi bahçe gibi hissettim. gece kuşlanyla bütün bir bahçe ürperdi. börtü böceğiyle. güzel ve mağfirete nail olmuş. Aynı ürperti benim de parmak uçlarımdan bütün bedenime yayıldı. Ne yüzünü görebiliyordum.. ama sözleri daha ilginçti. Kendi gizli sevgililerinden birinin adını bana söyler misin?" Kiminle konuştuğunu anlamak için bakındım. Muhammed Celaleddin'in suretini bana gösterir misin?" . "Ey umutların umudu.com birbirine kanştırıyordum. Kavak ağaçlarının incecik bedenini siper ederek. ne de söylediklerini tam olarak işitebiliyordum.kelamdenizi. kavakları. hiç kimse yoktu. Taş düzlükte dizlerinin üzerinde oturuyordu. Belhli Sultanü'l-Ulema Baha Veled'in oğlu Muhammed Celaleddin'dir. sümbüller titredi. Ama aynı anda bir uğultu çöktü bahçeye. herkesin gözünden saklı. havuzu gümüşe boyayan dolunayın saydam tenine dokundum. Yan yana dizilmiş uzun boylu kavak ağaçlarını geçince gördüm onu..www. Ses tanıdık geliyordu. O sevgilinin mübarek yüzünü. Ellerini gökyüzündeki dolunaya kaldırmış mırıldanıyordu. su ürperdi. havuz ürperdi. O anda duydum fısıltıyı. Dolunay ışığını yitirdiği için adamın yüzünü göremesem de ne söylediğini artık rahatlıkla duyabiliyordum. Ve nereden geldiğini bilemediğim güçlü bir ses duyuldu. dizlerinin üzerinde oturan adam sanki kırk yıllık ahbabıyla sohbet ediyormuş gibi rahat ve doğal bir ısrarla sürdürdü isteğini. Oraya doğru yürüdüm. "Ey göğü ve yeri yaratan. bir dilekte bulunuş. beni gizleyen sarmaşık güller usulca sarsıldı. kavak ağaçlarının yapraklan. "İstediğin can.com Soncemre Platform ile „OKU“mak! www. ayılmak için bu şaşırtıcı görüntüye dokunmak istedim. Dolunayın bulutların arasına girmesini fırsat bilip adamın tam karşısındaki sarmaşık güllerden oluşan çalılığın arkasına geçtim. ey olmazı olur kılan. Onu görmesem de tamdık geliyordu. Ayılmak istedim.soncemre. ey varlığımızın kutsal ışığı. bir yakarış gibiydi." İşittiklerim karşısında ben hayretten dona kalmışken. Dolunay ürperdi. Sanki gümüşten bir serinliğin içinde yüzüyordum. Eğildim. çinili havuz. yine de kendimi göstermek istemedim. laleler. Sağ taraftaki açıklıktan geliyordu.

tuhaf adamdan hiç ses çıkmıyordu. Ne yapıyordu bu adam burada peki? Konuştuğu kimdi? Bu sorular birbiri ardına aklımdan sökün ederken. güçlü bir el bileğime sımsıkı yapıştı. Korkuyla geri çekildim. gün ışığının hoyratça yayıldığı odaya bakıyordum. kavak ağaçlarına kadar ulaşırsam beni göremez diye düşünüyordum ki. kerpiç binanın önündeki çinili havuzun başına kadar rahatça geldim. Gürültünün geldiği yöne dönerken. siyah giysili adam. Sakallı. Yatakta doğrulmuş. Yeniden oturduğu taşlık meydana baktım. siyah giysili adam karşımda duruyordu. Sakinleşmeye başlamıştım.www.." Döndüm..kelamdenizi. Kimya Hanım. Görünmemek için iyice çöktüm. Yüzünü göremiyordum ama birine bakındığı belliydi.." Ellerime dayanmış öylece doğrulmuştum yatağın üzerinde. adam bakışlarını bana çevirdi. bakmazsam o da beni görmez diye çocukça bir düşünceye kapıldım. Yoktu. "Ahhh!" Kendi sesime uyanmış olmalıyım. eliyle gırtlağını göstererek yanıtladı. Hâlâ temkinliydim.. narin gül yapraklarının arkasına saklanmak istedim. Ağır bir ahşabın taşa sürtünürken çıkardığı gürültüyü duydum. "Hepsi rüyaymış" diye mırıldandım yine. sakallı. korkuyla bağırdım. Ama dolunay sanki bir gece güneşiymişcesine inadına gündüz gibi aydınlatıyordu çalılığı. ince dalların. Ama korktuğum gibi olmadı. Adama bakmamaya çalıştım.. diye seslenen derviş. Bu oydu.. Bir süre öylece kaldım. "Rüya. Gitmiş miydi? Gözümün görebildiği her yanı kontrol ettim.soncemre. Sanki başından beri orada olduğumu biliyormuş gibi gözlerini sarmaşık güllerin arkasındaki yüzüme dikti. Güya sakinleşmek için söylüyordum bu sözcüğü. 8 "Tanrı'nın işleri gizemlidir. usulca geldiğim yöne doğru yürüdüm. Kabaran yüreğimi yatıştırmaya çalışırken kendi kendime söylendim.com Uğultu yeniden çalkaladı bahçeyi ve ses yeniden duyuldu. gerçekten de gitmişti. "Başımı!" O anda bulutlardan kurtulan dolunay büyülü bir fener gibi aydınlattı yüzünü. Yoktu. balkondan gördüğüm. Çekik gözlerinde öyle büyük bir öfke vardı ki. içerideki ışığın cılız yansıması bahçenin taş zemini boyunca uzanarak çinili havuza düşmüştü. Açılan kapının önünde sarıklı bir adam duruyordu. odalardan birinin kapısı açılmış." . evet. "Bana teşekkür borcu olarak ne verirsin?" Hiç tereddüt etmedi adam.. "Kimya. Rüyaymış.. bana yüzüğü veren adam. ama siyah giysili o tuhaf adamın gözleri aklıma gelince ürpermekten kendimi alamıyordum. Çalılıktan doğruldum. kavak ağaçlarının altına sinerek küçük adımlarla ilerliyordum. şadırvanın önünden bana Kimya.com Soncemre Platform ile „OKU“mak! www.

Sanki kutsal bir giysi gibi.. Karşılaştığımızdan beri ilk kez eleştiren bir tını belirmişti sesinde. Yeşil gözleri sanki kırk yıllık ahbapmışız gibi teklifsizce bakıyordu." Bakışlarımı resme çevirerek sordum: "Bir anlamı var mı? Yani sadece bir dans giysisi mi?" "Dans giysisi olur mu" diye söylendi. "Güzel resim değil mi?" Başımı çevirince Mennan'la göz göze geldik. Nazik." Karşımdaki iskemleyi gösterirken gülümsemeyi bile başarmıştım. Rahatsız ettim galiba.com Soncemre Platform ile „OKU“mak! www." "Semazenin elbisesi ilgimi çekti." "Yok." dedim yaptığımdan pişman olarak. Sağ eli gökyüzüne. semazeni kutsal. "Günaydın" diyerek oturdu. "Tennure.www.. resmi etkileyici hale getiren de bu kolsuz. Kefenin ne olduğunu .com Kahvaltı salonunun duvarındaki resimde dönüyordu semazen. Resimdeki gökyüzü de. Nasıl karşılık vereceğimi bilemedim.soncemre. Bu hareketin bir anlamı vardı. büyülü bir varlığa dönüştüren de. semazenin yüzü bile belli değildi.. ama alıngan bir tavırla mırıldandı. yakasız. Sanki bütün sihir bu beyaz kumaştaydı. buyrun oturun. Bir elbise değil de dansçının bedeninin bir parçası gibi duruyor." Gözlerine tatlı bir ışık yayıldı. yok rahatsız etmediniz. "adı bu. "Tennure. "Günaydın Mennan Bey. sadece beyaz giysileri ışık içindeydi. Adamın tombul yüzündeki gerginlik kayboldu. kefeni simgeler. gülümsemeli miydim. biliyordum. sonra eliyle duvardaki semazen resmini göstererek sordu: "Demin resme bakıyordunuz galiba. merhaba mı demeliydim kestiremedim. ama hatırlamıyordum." "Burası iyi bir oteldir" dedi. sol eli yere doğru açılmıştı. "Geceniz nasıl geçti? iyi uyuyabildiniz mi?" Yaşadıklarımı.. babam anlatmıştı." "Tennure mi?" "Tennure" diye yineledi hevesle. "Özür dilerim. yeryüzü de karanlıktı. uzun ve geniş giysiydi. iyi uyudum." Duraksadı. "Uyudum. gördüğüm rüyayı ona anlatacak değildim elbette.kelamdenizi. Gösterdiği içtenliğe karşılık alamayan Mennan bozulur gibi oldu.

." Duyduklarım kafamı karıştırmaktan başka bir işe yaramamıştı. "Yani siz günah çıkartıyorsunuz ya. sema etmek derler. Günahlardan arınmayı... "Sema ölümü anlatmaz. Sema için meydana çıkan semazenler tennurelerinin üzerine siyah bir hırka giyerler." diye mırıldandı. dört ayrı selamlamayla anlatılır. Bunların dansla. "Niye bu kadar çok ölüm var? Niye her şey ölümle ilgili? Sonuçta sema bir dans. yaşamla ne ilgisi var?" Tıraşlı...." "İnsan-ı kâmil de ne demek?" "Hakk'a ulaşmış insan demek. "Kefen. estağfurullah dans olur mu? Sema bir dans değil. hakikatler âlemine geçmeyi.kelamdenizi. suretler âleminden. yani namaz gibi. Dört ayrı mertebe. yeniden denedi. ikinci selamlaşma kişinin bu aşamayı da tamamlaması gerektiğini söyler.com bilemeyeceğimi düşünmüş olmalı ki açıkladı. "Sikke de mezar taşını simgeler. Ama o aşamaya erişmek dünyanın en zor işidir.. "Yok." Ne diyeceğini bilemeyen Mennan bakışlarını kaçırdı. "Şimdi sema bir tür ibadet." Açıklaması kendisini de ikna etmemişti. rahibin huzurunda filan. îşte semazenler sema boyunca bu dört ayrı mertebeden geçişi canlandırırlar.. Yani yeniden doğuşu..com Soncemre Platform ile „OKU“mak! www. Hani kilisede. "Mezar. mezar taşı.. Neyse işte. işte o hırka. Kul.. "Dönmek değil. . yani ilahi gerçeği kavradığımız an. "Benim de anlayamadığım bu işte" diye karşı çıktım. Yani mezarından çıkar. İnsan dört ayrı mertebeden geçmek zorundadır. sonra semaya başlar. yaşamı anlatır aslında." Semazenin başındaki külahı gösterdim. "Ya şu?" "Sikke. Tanrı'nın huzuruna sadece bu örtüye sarınarak çıkmalıdır. Mevleviler bu kelimeyi uygun bulmaz.. Ama kararsızlığı çok sürmedi.www.. "Bu konuları çok iyi bilmem aslında" diye itiraf etti. Üçüncü selamlaşma bu anı müjdeler. semazenlerin mezarıdır aslında.soncemre.. semaya haşlayınca da yeniden insan-ı kâmil olmaya doğru yol alır." "Mezar taşı mı? Tuhaf!" diye mırıldandım. Onun gibi bir şey. semazen de bir dansçı. semazen de dansçı. semazen hırkasını atınca mezarından çıkmış olur." "Yani döner mi?" Zor bir durumda kalmış gibi sıkıntıyla soludu. geniş çenesini kaşıdı. Yani Allah'la bütünleşmiş kişi.. İlk selamlama bu kapıdan geçmenin zorunluluğunu anlatır.. anlatmaya çalıştı kendince.. semazen önce siyah hırkasını çıkartır. " Uygun sözcükleri bulmak için uğraştı. İkinci kapı tarikat kapısıdır. üçüncü kapı marifet kapısıdır. "Ama bildiğim kadarıyla. kefen. Yok. İlk kapı şeriat kapısıdır. ölülerimizi gömmeden önce sardığımız beyaz kumaştır." Yine toparlayamadı.. Beyaz bir giysi içinde saf ve tertemiz olarak.

" Tedirginlik bir anda bütün bedenimi kapladı.www. "Eğer bir Tanrı varsa" diyordu.com Dördüncü kapı ise hakikat kapısıdır. Belki de babam. Bunu da açıkça söylemekten çekinmiyordu zaten. sikke.. Mezar. "Tanrı dünyadaki kötülüklere neden müdahale etmiyor?" demişti. Tabii ilahi bir doğuş. Aynı zamanda Yahudilerin. yere açılan sol eli ise halka verir. Oradaki insanlar daha iyi bilir bu konuları.kelamdenizi. "keşke Tan-n'nın işleri sizin şu iri mavi gözleriniz kadar berrak ve anlaşılır olsaydı. Annem hiçbir zaman dindar bir kadın olmamıştı. hastalığa çare bulmuyor? Neden bu kadar acıya. vahşete göz yumuyor?" Bir keresinde bu soruyu bir partide karşılaştığı Katolik rahibe de sormuştu. Zerdüştlerin. "O sadece Hıristiyanların Tanrısı olamaz.com Soncemre Platform ile „OKU“mak! www. Mevleviliğe meraklı yabancıları da severler.." Eminim öyleydiler ama kimseyle görüşmek istemiyordum. Rahibin bir çocuğunki gibi masum görünen iri mavi gözlerine bakarak.. Dördüncü selam. Tennure. Ama anlamadığım şey. "Tann'nın işleri gizemlidir. On iki yaşıma kadar babam anlatamadıysa. Ya da annemden çekinmiştir. Ve böylece sema-zen yeniden doğumunu tamamlamış olur. hatta dinsizlerin bile Tanrısı olmalı." Aslında gayet iyi anlatmıştı ama yine de ikna olmamıştım.. yanıtı kısaydı. neden bu kadar duyarsız? Neden savaşa. kefen. "Hastanedeydim. korkmamam için bu konudan bahsetmemiştir. hırka sözcüklerini daha önceden duyduğuma emindim. "Keşke olmasaydı" demişti başını sallayarak.. o yüce Tanrı. "Dediğim gibi ben çok derin değilim bu konularda. dergâhtakiler nasıl anlatacaktı? Evet. Fakat isterseniz sizi dergâha götürebilirim. "Nereye?" "Dergâha. Böylece semazenin yukarı açılan sağ eli Hak'tan alır. "İsterseniz bu gece gidebiliriz" diyen Mennan'ın sözleriyle sıyrıldım dalgınlığımdan. Yoksa Nigel'a bir şey mi olmuştu? "Hastanede mi? Ne oldu?" "Öldü!" "Kim?" Ses yok.. Arayan annemdi. mezar taşı. dergâha filan gitmeye de hiç niyetim yoktu. Belki biraz büyümemi bekliyordu. Neredeydin?" Annemin sesi üzgün. merak etmeyin çok iyi insanlardır. Beni çıldırtacaktı bu kadın. Budistlerin. İyi bir adamdı rahip. Yüzünde en ufak bir küçümseme belirtisi olmadan dinlemişti karşısındaki kadını. Kesin bir dille bunu söylemeye hazırlanıyordum ki. açlığa. İyi de neden hiçbir şey hatırlamıyordum. cep telefonum çalmaya başladı.soncemre. sonra içten bir gülümseyişle yanıtlamıştı. Nihayet sesim duyabildim.." Annem hayal kırıklığı içinde bakmıştı rahibe. bu konulan babamla konuşmuş olmalıydık. Samanların. Artık insan-ı kâmil olan dervişin bilgilerini.." Mavi gözlü rahip ne diyeceğini bilememiş. Sonunda kızını hatırlayabilmişti demek. bu mertebeye ulaştığımızı vurgular. "Alo. Bırakın dindarlığı kendini sıradan bir Hıristiyan gibi bile hissetmemişti. Panik içinde yineledim: "Anne kim öldü?" . Müslümanların. Neyi merak ediyorsanız hepsini anlatırlar size." Alnında beliren ter tanelerini elinin tersiyle sildi. "Özür dilerim" diyerek telefonumu açtım. öğreteceği aşama. Anne. boynunu büküp susmuştu.

. "Yapma anneciğim. eşinin. Boy ölçüşse ne olacak.. "Artık acılan dindi." Sesi titremeye başlamıştı.. Kendini toparlamış olmalı ki yeniden konuşmaya başladı. annemle Matthew Amca'nın biraraya . Anne tarafım da varlıklıdır ama Matthew'in ailesiyle boy ölçüşecek kadar değil. Dün akşam üzeri. geçmişe ağlıyorum...com "Matt. ta lise yıllarından. "Karısı mı haber verdi?" "Hayır hastaneden çağırdılar. "Haklısın kurtuldu. kaçırdıklarımıza. telefonun öteki ucundan annemin iç çekişleri duyuluyordu.." Ağlamaya başlamıştı. belki de sadece konuşmuş olmak için sordum. Onu anlamak. Annem bana bu aşkı ilk anlattığında.. aynı zamanda muhafazakâr bir aile." Anneminin ilk aşkıydı Matthew Amca." Bu şaşırtıcıydı işte.. artık kurtulsun diye dua ediyorduk. üzme kendini." Oh. babasının Rolls Royee'undan inen genç Matthew'un Richmond'daki malikhanelerinin geniş bahçesindeki yürüyüşüyle. anlıyor musun..soncemre. Ölürken sadece Susan çıkmış dudaklarından.. Ben öldüğüne ağlamıyorum zaten. annemle Matthew Amca ateş ile buz kadar birbirine zıttılar. 16 yaşında bir kolej öğrencisi. Üç yıldır kanser tedavisi görüyordu Matthew Amca.. "Seni mi?" "Ölürken benim adımı söylemiş.www.. Thames Meydanı'nda barış gösterisi yapan hippi giysileri içindeki annemin gençliği gelmişti gözlerimin önüne. "Acıları son bulmuş.." Burnunu çekerek sürdürdü sözlerini.com Soncemre Platform ile „OKU“mak! www. çillerle süslü yüzünde utangaç gri gözler. Aylardır hastanedeydi... kızının değil sadece benimkini. solgun dudaklarının altında uzun bir çene. Geçmişimize. "Benim adımı Karen. Ne kadar acı çektiğini sen söylemiştin bana. "Huzur içinde uyusun" diye mırıldandım.. Kurtulmuş işte adamcağız. Çok zengin bir ailenin oğlu. onu rahatlatmak. İki aydır çok kötüleşmişti.. içten içe hepimiz. Zengin.. Lise yıllığında Matthew Amca'nın bir fotoğrafını görmüştüm. Uzaktan kuzen de olurlardı." Annem susuyordu. rahatlamıştım." Kısa bir suskunluk oldu. Ve daha o gün anlamıştım ki.. Kızıl saçların süslediği geniş bir alın. Kökleri bilmem kaçıncı kuşaktan kraliçeye uzanıyormuş.kelamdenizi.

Sesi kararlıydı. sonradan pişman olabilirdi. pişmanlık duymaya başlamıştı. bu güzel anı bozmanın anlamı yoktu. Matt sonsuza kadar bizden ayrıldı.. "Zaten beni hep haksız bulursun" der. Ama şimdi yaşamındaki en önemli insanlardan birini yitirdiğinden. . kızının gözyaşlarını." "Üzülme demesi kolay. Bütün kederine. Neyse üzme artık kendini. Ama biliyordum ki. "Belki de hep. en güzel anlardan biriydi. Ama şimdi onu eleştirecek zaman değildi. "Yok Karen. kederini görmekten kaçıyordu. Cenazeye gitmeyeceğim. Ama emin değildim.com Soncemre Platform ile „OKU“mak! www." Pişman olmayacağını bilsem bu kararını desteklerdim." Bu yaşında bile yerinde duramayan annem gibi birinin asla gerçekleştiremeyeceği bir dilekti bu. ben haksızım" der. "Sadece Matt olmalıydı hayatımda. "İnsanlar ne der sonra?" "İnsanların canı cehenneme" diye gürledi.com gelmesi olacak iş değildi. ama ayıp olmaz mı?" diye ısrar ettim. "Sen bilirsin anneciğim" diyerek konuyu kapatmak istedim." Israr etmek faydasızdı. Cenaze töreni ne zaman?" "Bilmiyorum" dedi umutsuzca. hep böyle yapardı. Onunla konuştum. bu defa da alınır. Hayatın kendi mantığı var." Törende Matthew Amca'nın karısıyla. gitmeyeceğim. "onlar umurumda bile değil." Evet. ilk aşkının acısını sadece kendisi taşımak istiyordu. Daha önce söyleyemediklerimi birer birer anlattım. Artık onu teselli edemeyeceğimi biliyordum.. böyle düşünmek ona iyi geliyordu. "artık ne önemi var. "Benim derdim sensin.soncemre. "Belki de öyle olmalıydı anneciğim" dedim. annemin son yıllarda yaşadığı en anlamlı. oramla kalmalıydım" diye mırıldandı yaralı bir sesle. ama annemi tanıyordum bir hafta geçmeden Matt toprağa verilirken ben yanında yoktum diye kendini yiyeceğinden emindim. "Ötekiler gelip bizi ayırıncaya kadar. işte başlamıştı. "Tamam anneciğim sen haklısın" dersin. Belki cenazesine bile gitmem. Bu büyük acıyı kimseyle paylaşmak istemiyordu. "Peki. kendini üzme yeter.. haksızsın" dersin. "yok öyle konuşma. ilk aşkıyla birlikte ilk gençlik yıllarının bütün anılarını da yitiren bir kadının telefonun öteki ucundan bir türlü yatışmak bilmeyen sesini yeniden duyuncaya kadar bekledim.. Şimdi gerçeklerden bahsedip." Yemden ağlamaya başlamıştı. belki de bütün farklılıklarına rağmen Matthew Amca'yı kendince sevdiğinden acı çekmeye. Bekledim. "Senin için bu kadar önemli bir insanı son yolculuğuna uğurlamayacak mısın?" "Ben onunla dün gece vedalaştım" dedi. "Elimden başka bir şey gelmiyor ki" diye mırıldandım. dertleştim.. "Sen bilirsin. Yasımı kimseyle paylaşmak zorunda değilim. yüreğinde taşıdığı gerçek yasa rağmen Matthew'in ölürken sadece onun adını anmış olması.kelamdenizi.www. "ama olmadı. Zaten annem de gençken benim gibi düşündüğünden Matthew Amcayı terk etmekte hiçbir sakınca görmemişti..

"Neyse sen. annem de kendisini öylece bırakıp giden eski kocasını hâlâ unutamamıştı. Bugün netleşir herhalde. Ne var ki ilk aşkının ölümüyle yaşamım bir kez daha sorgulamak zorunda kaldığı şu anda ne babam. belki de Konya'ya gideceğimi söylediğim andan beri aklından çıkmıyordu. anlamak için." Telefonumu çantama koyarken sordum: "Vaktiniz var değil mi? Önce yanan oteli görmek istiyorum." Duraksadı. sadece son nefesine kadar ilk aşkını umutsuz bir tutkuyla sevmeyi sürdüren Matthew Amca için. Evet.soncemre. niye tedirgin oldu bu adam böyle? "Kontrol edeceğim" dedim gözlerinin içine bakarak. Yine de rolümü başarılı bir Şekilde sürdürdüm. babamla ilgili.com "Binlerce kilometre öteden ne söyleyebilirim." İstemesem de sesim sitemkâr çıkmıştı. Gidelim. "Haklısın" diye fısıldadı. Hayır." "Umarım çok sürmez. Yoksa konuyu açacak mıydı? Sanırım şu anda babamı düşünmeye başlamıştı. beni takma kafana. "Oteli mi?" diye söylendi. ne kırk yıl önce ona büyülü bir diyar gibi gelen Konya hakkında konuşmak istiyordu.moloz" Ne oldu. bir an önce döner gelirsin." Tuhaf bir şey duymuş gibi." Yine kısa bir sessizlik oldu. "Kötü bir haber mi?" diye sordu Mennan kaygılı bir yüzle. "birazdan bir toplantıya katılacağım. annem. Hatta Matthew Amca'yı düşünürken bile. onun için üzülürken bile babam için kederleniyor. babam hakkında bir şeyler söyleyecekti. iyi de oldu galiba annem anladı. Adamın kötü bir niyeti olmayabilirdi. onun için ağlıyordu. ama yapmadı. Ben de konuyu uzatmak istemedim. "Ne yapacaksınız orada? Her taraf yıkıntı. o günlere dair tek söz bile etmedi. Derin bir acı hissettim. "Yangın nasıl çıktı. Yoksa konuştuklarımızı anlıyor muydu bu adam? Yok canım yüzünde hiç de öyle bir ifade yok. O da babam hakkında hiçbir şey hatırlamak istemiyordu.kelamdenizi. Karşımda oturuyordu ama onu unutmuş gibiydim. Hem biliyorsunuz benim işim bu. son nefesini verirken yanına onu çağırması gibi." . Ama istememek başka. Belki gururuna yediremedi.. Ne annem. kırk yıl önce geldiği bu kentle ilgili. "Görüşürüz" dedi sadece üzgün bir sesle. hiç istemese de sık sık babamı düşünüyordu. dudaklarıma yapmacık bir gülümseme yerleştirerek sordum: "Gidelim mi?" Hemen toparlandı." Sanki bir şeyler daha söyleyecekti.. Annem de benim gibi. "Çok kalma oralarda. Tıpkı Matthew Amca'nın onu terk edip giden ilk aşkını hep sevmesi. canım istediğinden değil alışkanlıktan. Artık kimse bir şey yapamaz tatlım. belki Matthew Amca'nın anısına saygısızlık olacağım düşünerek bu konuyu açmadı. sütlü çayımdan son bir yudum aldım. "Aile meselesi" dedim üstelememesi için." dedim derin bir nefes alarak. Ta ki Matthew Amca ölünceye kadar. "Ben ne söylediğimin farkında değilim. "Henüz bilmiyorum. yapmamak başkaydı.com Soncemre Platform ile „OKU“mak! www. ne de babam için. "kendine iyi bak Karen. ama rahatsız oldum. "Görüşürüz o zaman anneciğim." Sonra da telefonu kapattı. Sahi ne zaman dönüyorsun?" Oh sonunda sakinleşmişti. Fincana uzandım. Üstelemedi. Israr etmese de Mennan'ın meraklı gözleri hâlâ üzerimdeydi.www. Eğer bir sabotaj varsa saptamak için." Sesi yumuşamıştı. Siz nasıl isterseniz.

tedirginliğim sanki uçup gitmiş. ama vaktimiz yok." "Neden. içimdeki öfke azalır gibi oldu." Bu kadarı da fazlaydı artık. Hem belki onlar da gelmek ister. Bizde prosedür böyle işler Lütfen siz de buna uygun davranın.kelamdenizi. Yaşlılığı değil. açık konuşmanın zamanı gelmişti: "Ben kimseyi tanımak istemiyorum. yarım saat sonra Ikonion Turizm'in yöneticileriyle buluşacağız.’’ Derin bir nefes alarak iskemleden kalktım. bu Mennan gerçekten de bu kadar saf mıydı. kendi raporuma inanırım.com Soncemre Platform ile „OKU“mak! www. ama kuşkularamız boşa çıkıncaya kadar da uyanık olacağız. Keşke bunları anlatsaydım anneme. Belki daha kolay yatışır. Ama belki de yanılıyordum. Nedense bembeyaz tennurenin içinde hayal ettim onu. "Bakın Mennan Bey.www. Ansızın Matthew Amca canlandı gözlerimin önünde. Hep beni mi bulur du böyle işler." Bir an kızgınlıkla yüzüme baktı. unutmadığı. Ikonion Turizm'in mi? "İtfaiyenin raporunu okudum" dedim. onlar dürüst insanlar. Sakinleşmeye çalışarak çantamı omzuma asar ken. belki de semazenden bahsetmek. Yeniden yaşama döndüğünü varsaydım. Toplantıdan sonra gideriz. sigorta şirketinin mi.soncemre. Raporumu hazırlamam için de olay yerini görmem gerek. Soruşturma sonuçlanıncaya kadar." Sıkıntıyla soluyarak saatine baktı. kederim sona ermişti. Ikonion Turizm bizim için zanlı sayılır.com "Sabotaj mı? Ama itfaiyenin raporunda kaza olduğu yazıyor. unutamadığı babamı . yıllıkta gördüğüm on altı yaşındaki hali. benim ülkemde de.Tabii bunu adamların yüzüne söyleyecek değiliz. ama onların gelmesini istemiyorum. "Bugüne kadar itfaiyenin kaza raporu verdiği olayların en az yüzde otuzu sabotaj çıktı." Kimin adamıydı bu Mennan. Sema edişi canlandı kafamda. olur mu?" Yüzü kıpkırmızı olmuştu belli ki istediklerim hiç hoşuna gitmemişti ama artık patronun kim olduğunu da anlamıştı. yoksa soruşturmamı engellemeye mi çalışıyordu ? Bir kez daha anlatmayı denedim. üç milyon paundluk bir poliçeden söz ediyoruz. Önceki ömründe gerçekleştiremediklerini artık gerçekleştirebileceği bir yaşama. Sesim gerektiği kadar sert çıkmıştı." "Tamam toplantıdan soma gideriz. "Siz nasıl isterseniz Miss Karen. "Olur" dedi başını öne eğerek. Başındaki kahverengi sikkenin altında anneme büyük bir aşkla bakmış olan gri gözlerini gördüm. sadece soruşturmamı doğru yürütmek istiyorum. Bu yüzden ben. "Tamam sizi oraya götürürüm. daha kolay alışırdı ilk sevgilisinin ölümüne. Bu bizim gibi büyük bir şirket için bile çok para. Sadece sizin ülkenizde değil. bakışlarım yine duvardaki semazen resmine kaydı. yakından tanıyınca siz de hak vereceksiniz.

hiç şüphem yok valizini.. Neden durduğumuzu anlamamıştım. Müşterilerimizin merkezinin böyle bir binada olabileceği hiç aklıma gelmemişti. "Eski Konya evlerini onarıp apart otel yapıyorlar. Ama biri onu Mexico'daki teneke evlere buyur etse. her zamanki saygılı tavrıyla.www. Uzun süren kuzey kışının ardından erken gelen bu güney yazı çok hoşuma gitti. Elimle kerpiç binayı gösterdim." Turizmde yeni anlayış buydu. Annemin bunu isteyeceğini hiç sanmıyordum.com bir kez daha hatırlatmak anlamına gelecekti. tarif edilemez oluşu. Bu da bir sonuçtu. Mevsim henüz ilkbahar olmasına rağmen güneş daha şimdiden yakmaya başlamıştı. Londra'da sık karşılaşamayacağım bir sıcaklığın içine düştüm. Eski bir mahalleydi. ilginç insanlardı" demekle yetindi. Miss Karen. . Çok turist geliyor buraya. dışarıda yükselen sabah güneşinin bal rengi ışığı perdenin aralığından süzülerek beyaz tennurenin üzerine düştü. ahşap bir kapının önünde durdu Mennan'ın siyah Mercedes'i. O ülkenin gerçeklerini daha iyi anlıyormuş. Alışıldık oteller yerine. içten gibi görünüp arkamdan iş çevireceğine. Arabanın kapısını açıp. "Bilgisayarı ben taşıyayım. kibarca elini uzattı." Soruyu yanıtlarken başını çevirerek bana baktı. böyle evlerde kalmak istiyorlar. Simon'ın karısı Margaret da böyle düşünüyordu.. Aklımdan bu düşünceyi kovmaya çalışırken. Anlaşılan artık o da bana karşı açık davranmaktan kaçınmaya başlamıştı. 9 ‘’Onu değerli kılan. her gün her gün lastik patlar mı öyle. Matthew Amca'yı babam gibi bir semazene çevirmek. Ne demek istemiştim şimdi? Müşterilerimizi takdir mi ediyordum.kelamdenizi. "İlginç müşterilerimiz varmış" diye mırıldandım. gittiği ülkenin kısanlarının yaşadığı evlerde kalmak istediğini söylerdi hep. gri ceketinin önünü ilikleyerek. beyaz bir parlaklığın içinde kayboldum." Şaşırmıştım. . Geldik.’’ Geniş kanatlarından biri ardına kadar açık. Ahşap kapının açık kanadından ağaçlıklı geniş bir bahçe. Kollarımı bir kedi gibi açarak gerinmemek için kendimi zor tuttum. yoksa bunlar tehlikeli adamlara benziyor dikkatli olmamız gerekir mi demek istiyordum? Benden bir açıklama gelmeyince: "Evet." Zoraki gülümsedim. "Ne oldu." Yüzünde soru dolu bir ifade belirmişti. yoksa lastik mi yine?" El frenini çekerken yanıtladı Mennan.soncemre. Arabanın kapısını kapatırken Mennan yetişti. burası İkonion Turizm'in merkezi. dışarı çıktım. pasaportunu kaptığı gibi en yakın havaalanında alırdı soluğu. O dönemin ruhunu daha iyi hissediyorlarmış. "Yok. "Zeki ve zevkli. Konforlu oteller yerine.com Soncemre Platform ile „OKU“mak! www. "Şu otantik ev mi?" "Evet. ahşap kapının iki yanından bej rengi kerpiç bir duvar sokak boyunca uzanıyordu. Demek İkonion'nun yöneticileri de fark etmişti bu gerçeği. duygularını belli etmesini tercih ederdim. Ama Margaret'la aynı görüşü paylaşan çok kişi vardı. resmin camından yansıyan ışık gözlerimi aldı. dışarıdaki duvar gibi kerpiçten yapılmış iki katlı bir bina görünüyordu.

www.soncemre.com

Soncemre Platform ile „OKU“mak!

www.kelamdenizi.com

"Sağ olun o kadar ağır değil, ben taşırım." Artık beni tanımaya başladığından olacak ısrar etmedi. Ahşap kapıya yöneldik. Kapının sol tarafındaki kerpiç duvarda eskitilmiş ahşap bir tabelanın üzerine kazınmış İkonion Turizm yazısı okunuyordu. Ahşabın eskiliği, yazının karakteri, yazılış biçimi o kadar ustalıkla tasarlanmıştı ki tabela sanki duvar yapıldığı ilk günden beri oradaymış izlenimini veriyordu. Kapıya kadar uzanan yol, sarı, kahverengi küçük taşlarla döşenmişti. Birkaç adım sonra yolun üzerinde bir mozaik gördüm. Tam seçemedim resmi, eğilerek baktım. Önce kocaman bir papatya sandım. Gözlerimi kısarak baktım: Yok, bu bir baştı. Kıvırcık saçlı birinin başını. Hayır, hayır, bunlar saç değil birer yılandı! "Medusa..." diye söylendim. "Medusa'nın başı..." Yerdeki mozaiği incelemeye başladığımdan beri ne yapıyor bu kadın diye yadırgayan gözlerle beni süzen Mennan'a döndüm. "Medusa'yla İkonion Şirketi'nin ne ilgisi var?" Sıkıntıyla yutkundu. Zavallı adamcağız, hep de bilmediği sorulan soruyordum ona. Önce yerdeki mozaiğe baktı, söyleyeceği şey resimde yazılıymış gibi bir süre dikkatle inceledi, ama sonra pes ederek ellerini yana açtı. "Bilmiyorum Miss Karen" dedi utangaç bir gülümsemeyle, "Konya tarihiyle ilgili bir hikâye olmalı. Ziya Bey bu konularla çok ilgilidir, içerde sorarız." "Tamam, o kadar da önemli değil, sadece merak ettim." Yemden yürümeye başladık. Kapının eşiğine yaklaşınca ahşap alınlığa siyah boyayla yazılmış Arapça yazı dikkatimi çekti bu kez. Anlamını bilmesem de yazının güzelliği beni etkilemişti. Kavisleşerek yuvarlak hale gelen doğrular, dikeyle buluşarak tamamlanan kıvrımlar, elipsi andıran yuvarlaklar, öne doğru savrulup öylece kalan çizgiler. Bilmediğim bir kültürü anlatan, bilmediğim bir kültürün harfleri, sözcükleri, işaretleri...Babam da güzel Arapça yazılar yazardı. Tıpkı bu alınlıktaki yazı gibi. Kamıştan yontulmuş kalemler kullanırdı, özel yapılmış mürekkepler. Yazılanların hiçbirinin anlamını bilmezdim, bir keresinde babam adımı yazmıştı: "Karen Kimya: Tanrının bize sunduğu cennet meyvesi". Arapça yazının ne anlattığını yine anlamamıştım. Babam tek tek açıklamıştı; hatta sözcüklerin, harflerin anlamını bile söylemişti. Hiçbiri aklımda kalmamıştı. Ama aramızda geçen konuşmayı çok iyi hatırlıyorum. "Cennet meyvesi nasıl bir şey baba?" diye sormuştum. Gülümsemişti babam: "Tarifi mümkün olmayan bir güzellik kızım. Ne rengi bellidir, ne tadı, ne kokusu, ne de biçimi. Onu değerli kılan da tarif edilemez oluşudur zaten." Şımarık bir tavırla itiraz etmiştim: "Ama beni görebiliyorsun işte." Babam sevgiyle başımı avuçlarının içine almış, sanki hoş bir meyveyi koklar gibi saçlarımı koklamıştı. "Üstelik koklayabiliyorum da. Ama sen bu güzel kokudan, bu güzel görüntüden, bu güzel sesten daha fazlasısın kızım." Yüzünde öyle duygusal bir ifade belirmişti ki o fazlalığın ne olduğunu sormaya cesaret edememiştim. Çünkü biraz daha konuşursa ağlayacağını hissetmiştim. "Dikkat edin Miss Karen." Mennan'ın uyarısı geç kalmıştı, ayağım yekpare eşik taşına takılmıştı bile. Bereket dengemi tümüyle yitirmedim, sendelesem de sol elimle kapının kanadını tutarak ayakta kalmayı başardım. Düşmeyeyim diye koluma yapışan Mennan'a minnetle baktım.

www.soncemre.com

Soncemre Platform ile „OKU“mak!

www.kelamdenizi.com

"Tamam, tamam ben iyiyim. Teşekkür ederim." Başımla alınlıktaki yazıyı işaret ettim. "Bir an yazıya daldım." Kolumu bırakan iş arkadaşınım yüzüne zafer dolu bir ışıltı yayıldı, sanki sormuşum gibi sesine etkileyici bir anlam vererek okudu. "'Doğu da Allah'ındır, batı da' yazıyor. Yani bu anlama gelen bir şey işte." Yazının anlamı değil de Mennan'ın Arapça okuyor olması ilgimi çekmişti. "Arapça biliyorsunuz demek." "Biraz, imam hatip lisesinde öğretmişlerdi. Sonra unuttuk tabii... imamlık yapmayınca..." Vay, demek imamlıktan ticarete geçmiş bizim adam. "Neden yapmadınız imamlık?" "Aslında hoca olmam rahmetli babamın fikriydi. Ben lise son smrftayken vefat etti. Biz de iş hayatına atılmak zorunda kaldık." Hazır konu açılmışken onu biraz daha tanımak istedim. "Peki sigortacılığı seviyor musunuz?" "Seviyorum, temiz iş. Gerçi Konya'da insanlar sigortayı daha anlamadılar ya, anlayacaklar inşallah." "Umutlusunuz yani..." "Umutluyum tabii, lkonion Turizm gibi beş müşterimiz daha olsa hiçbir sorunumuz kalmayacak." Sorumlu bir yöneticiyi taklit eder gibi şakayla karışık uyardım. "Çok çalışmak gerek o zaman." Yeşil gözleri kurnazca ışıldadı. "Elimizden geleni yapıyoruz Miss Karen. Hem şirketimiz, hem kendimiz için." Yanıt vermek yerine gülümsemekle yetinerek yemden yürümeye başladım. Ama kapıdan içeri adımımı atmıştım ki, olduğum yerde donakaldım. Bu kerpiç bina, önündeki laleler, sümbüller, güller, uzun boylu kavak ağaçlan, ortadaki çinili havuz, bu ıtır kokusu... "Burayı gördüm..." diye söylendim ürpererek. "Burası..." "Daha önce geldiğiniz ev mi?" diye atıldı Mennan. "Hani yıllar önce... Dün anlatmıştınız ya" Ona bakmadan başımı salladım. "Değil, burayı dün gece gördüm, rüyamda.." Söylediklerimden; kendim de ürktüm. "Ama bu imkânsız. Buraya geleceğimi bilmiyordum ki." Mennan da şaşırmış görünüyordu. "Belki daha önce görmüşsünüzdür..." Bakışlarım kavak ağaçlarına kaydı. Ne dün geceki adam, ne o tuhaf ses, hiç kimse yoktu. "Yok" diyerek mırıldandım. "Daha önce nasıl görmüş olabili-rim ki?"

www.soncemre.com

Soncemre Platform ile „OKU“mak!

www.kelamdenizi.com

"Belki bir dergide görmüşsünüzdür." "Dergide filan görmedim" diye söylendim. "Tuhaf şeyler oluyor." Neden bahsettiğimi anlamamıştı. "Nasıl tuhaf şeyler." "Bilmiyorum, tuhaf şeyler işte" diye yineledim sesimi yükselterek. "Konya'ya geldiğimden beri tuhaf şeyler oluyor." Yeşil gözleri hayretle açılmış Mennan'a heyecanla anlatmaya başladım. "Dün bana yüzük veren adam. Gece otelin karşısındaki caminin önünde gördüm onu." "Lastiğin patladığı yer ile otelimizin arası çok uzak değil. Adam oradan geçiyor olabilir." "Oradan geçmiyordu. Ne gördüğümü biliyorum, çeşmenin önünde dikilmiş odama bakıyordu." Yüzünde manidar bir gülümseme belirdi. "Yapmayın Miss Karen, çeşmenin önünden sizin odanızı görmesi mümkün değil." Onu dinlemedim bile, zembereğinden boşalan bir saat gibi yaşadıklarımı ardı ardına sıralamaya başladım. Mennan bile olsa benden başka birinin daha başıma gelenleri öğrenmesini istiyordum. "Balkona çıkmıştım. Dün gece, saati tam olarak bilmiyorum ama epeyce geçti. O zaman gördüm. Hatta göz göze geldik. O siyah sakallı adam gözlerim balkonuma dikmiş, bana bakıyordu. Sanki balkona çıkacağımı biliyor gibiydi. Belki de lastiğin patladığı yerden beri izlemişti beni... Size saçma geliyor ama bunlar gerçekten de oldu..." Birinin bana Kimya diye seslendiğini anlatacaktım ki Mennan'm yüzündeki gülümsemenin açıkça alaycı bir ifadeye dönüştüğünü fark ettim. Ne yapıyordum ben? Bana deli diyeceklerdi. Düşeceğim durumun yaratacağı sonuçlan bütün açıklığıyla kavradım. Yazdığım rapor geçersiz sayılacaktı. Sonuçta lkonion Turizm aleyhine ne kadar kanıt bulursam bulayım kimse beni umursamayacaktı. Birden ayıldım. Belki de bütün bunlar büyük bir oyunun ustaca hazırlanmış parçalarıydı. Akşam yediğim bamya çorbasına ilaç katmışlardı. Yemeğin nasıl yapıldığını görmedim ki Odama getirdiler. Gördüğüm halüsinasyonların, kâbusların nedeni buydu. Tabii ya, oteli de Mennan tutmuştu. lkonion Şirketi bu adamı satın aldıysa, komployu da birlikte kurmuşlardır. Sakallı adam da oyunun bir parçası. Neden olmasın? Geçen yıl Atina'da Alman bir eksperi kaçırmadılar mı? Türkiye'nin Yunanistan'dan ne farkı var? Bırak Türkiye'yi Londra'da bile ne kadar çok sigorta sahtekarlıkları oluyor. Karşımda durmuş yüzünde o garip ifadeyle bakan iş arkadaşımı süzdüm yeniden. Bu masum görünüşlü Konyalı da onlardan biri olabilirdi. Üç milyon paund az para değil. Satın almışlardır onu da. Kuşku dolu bakışlanm Mennan'ın yüzündeki alaycı ifadeyi silip götürmüş, şimdi yemden bana yardımcı olan sevimli sigorta acentamız kimliğine bürünmüştü. "Raslantı olabilir" dedi. "O adam muhtemelen, bir dilenciydi. Dilenciler cami önlerini severler, insanların Allah'tan korkup onlara daha fazla sadaka vermesi için. Siz de balkona çıkınca..." En iyisi onun varsayıma inanmış görünmekti. "Bilmiyorum" dedim ısrar etmeyi bırakarak, "belki de siz haklısınız. Belki değil, muhtemelen siz haklısınız. Ne de olsa buralısınız, benden daha iyi değerlendirebilirsiniz olayları..." Eğer Mennan dürüst biri olsaydı böyle mantıklı konuşmaya başladığım için sevinir, hiç olmamış gibi meseleyi kapatırdı. Yapmadı. "Yalnız şu rüyayı anlayamadım" diyerek konuyu deşmeye çalıştı. "Gerçekten de gördünüz mü bu bahçeyi?" Kurdukları komplonun meyvesini toplamak istiyordu anlaşılan. "Aslında çok emin değilim" diyerek bahçeyi kararsız gözlerle yeniden süzdüm. Kerpiç bina, çinili havuz, kavaklar, çiçekler, ıtır kokusu her şey ama her şey rüyamda gördüklerimle aynıydı ama yalan söyledim. "Hayır, hayır... Rüyamdaki bahçe farklıydı. Orada bir bina vardı ama taştı, çiçekler,

www.soncemre.com

Soncemre Platform ile „OKU“mak!

www.kelamdenizi.com

ağaçlar davardı, ama bunlardan farklıydı." Yeniden çinili havuza baktım. "Havuzun yerinde ise bir çeşme bulunuyordu... Yok, haklısınız. Düşününce, burasının rüyamdaki bahçeden çok farklı olduğunu anlıyorum. Gereksiz yere heyecanlandım galiba..." İnanmayan gözlerle süzüyordu beni. Ondan bir şeyler gizlediğimi kesinlikle anlamıştı. Yapmamam gereken bir şeyi yaptım. Anlamsız bir telaşa kapılarak açıklamalara giriştim. "Yabancı ülke sendromu olmalı. Hiç tanımadığınız bir kentte her yeri birbirine benzetme yanılgısı. Farklılıkları zamanla ayırt edebiliyor insan. Fas'ta da iki camiyi birbirine karıştırmıştım." Sessiz kalmayı sürdürünce üsteledim. "Sahi sizin hiç başınıza gelmedi mi? Hani Londra'da sokakları, evleri birbirine benzettiğiniz olmadı mı hiç?" Sakin bir tavırla yanıtladı. "Otelleri karıştırmıştım." İyi, durumu kurtardık diye düşünürken taşı gediğine koydu. "Ama ertesi gün gideceğim bir yeri rüyamda görmedim hiç." İkimiz de sustuk. Gergin geçen saniyeleri benim yapay gülüşüm bozdu. "Ben de görmedim, sadece öyle sandım." Mennan'ın yüzünde kıpırtı yoktu, ne yaptığımı anlamaya çalışır gibi bakıyordu. "O zaman mesele yok." Eliyle dün gece sarıklı adamın çıktığı kapıyı göstererek ekledi. "Buyrun gidip müşterilerimizle konuşalım." Yoksa görüşeceğimiz kişi, dün gece bileğime yapışan, o sakallı, siyah giysili adam mıydı? Yeni bir heyecan dalgası bütün bedenimi kapladı. Her türlü olasılığa hazır olmalıyım diye geçirdim içimden. Mennan'ın gösterdiği kapıya yürürken artık son derece ustalıkla hazırlanmış bir komplonun içine düştüğümden emin gibiydim. 10 "Sol elinde Medusa'nm kesik başını tutan savaşçı..." Korktuğum gibi olmadı, kâbuslarımın uzun sakallı, siyah giysili o gizemli adamı değildi bizi karşılayan kişi; kırk yaşlarında, orta boylu; düz saçları briyantinle taranmış gibi parıldayan dinamik biriydi. Gözleri gibi koyu renk, şık bir takım elbise giymişti. Elbise onu olduğundan daha uzun gösteriyordu. Geniş odasının kapısında karşıladı bizi. Sanki daha önceden tanışıyormuşuz gibi abartılı bir içtenlikle gülümseyerek elini uzattı. "Hoş geldiniz Miss Karen. Ben Ziya, Ziya Kuyumcuzade. Ikonion Turizm'in yönetim kurulu başkam." Amerikan İngilizcesiyle konuşuyordu ama etkileyici bir ses tonu vardı; omuzları dikti, bakışı, mimikleri, duruşu, her halinden kendine duyduğu güven okunuyordu. Aynı içtenlikle olmasa bile ben de ona gülümsedim. Uzattığı eli sıktıktan sonra nazik bir tavırla: "Mümkünse Türkçe konuşalım Ziya Bey" diyerek başımla Mennan'ı gösterdim

www.soncemre.com

Soncemre Platform ile „OKU“mak!

www.kelamdenizi.com

"Konya'daki acentemizin da neler konuştuğumuzu bilmesini istiyorum. Eminim onunda söyleyecekleri olacaktır." Mennan hazırlıksız yakalanmıştı, ama hoşuna gitti söylediklerim. "Tabii, tabii" diye söylendi kendisinin de çok emin olmadığı bir güvenle. "Türkçe konuşursak daha iyi olur." Ziya laubaliliğe varan bir samimiyetle usulca vurdu hemşehrisinin sırtına. "Merak etme Mennancığım Türkçe konuşuruz. Sen de anlarsın ne konuştuğumuzu." Bu yakınlık artık beni şaşırtmıyordu; kuşkularının teker teker gerçekleştiğini gören bir kâhinin sükûneti içinde olacakları bekliyordum. Gerçek tümüyle ortaya çıkıncaya kadar da beklemeyi sürdürecektim. Soruşturmanın sağlıklı yürümesi için bunu yapmak zorundaydım. Müşterimizle, yetkili acentemizin arasındaki bu sıcak ilişkiye hiç önem vermezmiş gibi görünerek odaya baktım. Ve şaşkınlık içkide kaldım, sanki tarihi bir konakta değil de bir bilimkurgu filminin setinde gibiydim. Dışarıdaki kerpiç duvarlar, eskimiş ahşaplar, bükülmüş demirler birden yok olmuş, yerlerini koyu plastikler, parlak metaller, siyah kalın camlar, parlak boyalarla kaplanmış nesneler almıştı. Odanın ortasında, gümüş renkli metal bir ayak üzerinde yükselen, siyah camdan yapılmış bir masa duruyordu, etrafında elips şeklinde, parlak deriyle kaplı koltuklar, ayna görünümünde pencere camları, çelik levhalardan yapılmış bir kütüphane, buz mavisi renginde seramik bir zemin vardı. Sadece Ziya'nın masasının hemen arkasındaki duvara, binanın dışında gördüğüm Medusa mozaiğinin aynısı işlenmişti. Ama bu mozaikte sadece Medusa'nın başı değil, onu öldüren savaşçı da resmedilmişti. Ve dışarıdakinden çok daha etkileyiciydi.. Savaşçı sağ elinde kocaman bir kılıç, sol elinde ise Medusa'nın kesik başını tutuyordu. Mozaiğe baktığımı gören Ziya açıklamaya başladı. "Medusa'yı öldüren Perseus. Zeus'un oğlu..." Yüzünde kuşkulu bir ifade belirdi. "Efsaneyi biliyorsunuz değil mi?" Baktığı herkesi taşa çeviren, saçlarında yılanlar oynaşan Medusa'yı biliyordum, dünyanın değişik yerlerinde heykellerini, resimlerini görmüştüm ama efsaneyi tam olarak bilmiyordum. Çok da umurumda değildi. Ben aslında bu mitolojik hikâyeyi değil, Ikonion Turizm'in Medusa efsanesiyle bağlantısını öğrenmek istiyordum. Müşterimiz neden Medusa'yı logo olarak seçmişti? Neden bu mitolojik öyküyle ilgileniyordu? "Biraz biliyorum" dedim ilgilenmiş görünerek. "Ama bir de sizden dinlemek ilgimi çeker. Bakalım hikâyenin Türk yorumu nasılmış." Ziya küçük bir kahkaha attı. "Merak etmeyin Miss Karen, Türk yorumu da aslından farklı

o güzel kız artık yüzüne bakanları taşa çeviren korkunç bir yaratık olmuştu. uyarmama kalmadan. Arkama yaslanarak mitolojik öyküyü dinlemeye hazırlandım. tanrıların da ilgisini çekmişti.. "Demli içince çarpıntı yapıyor." Eliyle masanın önündeki koltuklardan birini gösterdi. Bu belalı işe Zeus'un cesur oğlu Perseus . kutsal yasayı çiğnedi. "Çay" dedim. Ne yazık ki Medusa da kendi güzelliğine âşık olmuştu. ama kendisine bakanları taşa çeviren bir canavarı öldürmek hiç de kolay değildi. sütlü.com değil.kelamdenizi. buyrun oturun. başım döndürdü. Yapmaması gereken bir şeyi yaptı. Medusa'yı bir canavara çevirdi. Kent halkı bir kahramanın çıkıp bu canavarı öldürmesini bekliyordu. insanları öldürüyor. Poseidon'un Medusa'ya açıkça tecavüz etmesi olarak nitelese de Athena kendi mabedinde gerçekleşen bu saygısızlığı hiçbir zaman affetmedi. Çoktan beri ona hayran olan deniz tanrısı Poseidon'la Athena'nın tapınağında sevişti. Anlaşılan gerginleştikçe terliyordu bu adam. Oysa her yanımın hilebaz adamlarla çevrili olduğunu bildiğim halde ben ne kadar da rahat görünüyordum. Ve bu canavar yaşadığı Toros Dağlan'ndan sık sık kente inerek. Bu aşk. çevreye zarar veriyordu. "Tabii. Kimileri bunun gönüllü bir sevişme değil." Gülümseyerek onaylamakla yetindim. "Ben de açık bir çay içerim" diye mırıldandı.com Soncemre Platform ile „OKU“mak! www. güzelliği sadece biz ölümlülerin değil. Aksine olağanüstü güzelliğe sahip bir genç kızdı." Alnında yine ter damlacıkları belirmeye başlamıştı..www. O kadar çekiciydi ki. Mennan boğazını sıkmakta olan mavi kravatını gevşeterek. Ziya da diafondan sekreterine içeceklerimizi söyledikten sonra keyifle anlatmaya başladı: "Bildiğiniz gibi Medusa her zaman çirkin bir canavar değildi. anlayışla mırıldandı. saçlarını birer yılan haline getirdi. "Ama ayakta kaldınız. size ne ikram edeyim?" Gösterdiği koltuğa yerleşirken.soncemre.

Her yanı ikonlarla çevrilen bu kente de 'Ikonion' adı verildi. İtalyanlar." İnanmamış olmama hiç alınmadı." Dünyadaki birçok kentin kendilerine böyle kuruluş efsaneleri yarattığını bildiğimden dudak büktüm. belki ben de duymuşumdur.. "Bunu başka hiçbir yerde duymadım." Sözlerimi tamamlamama izin vermedi Ziya." Gülme sırası bana gelmişti. "Ne uçağı Miss Karen. ne kadar öykü varsa hepsi kapışılmış." "İkonion" diye mırıldandım tatlı bir sürprizle karşılaşmış gibi." Mennan elindeki mendille bir kez daha alnındaki ter damlalarım kuruladıktan sonra: "Efsane bu ya" diye anlatmaya koyuldu.www. "Efsane . Ama inanın. Doğru." Yaptığının doğruluğundan kuşku duymayan birinin güveniyle baka. Medusa'nın başını keserek şehir halkını bu canavardan kurtardı. Medusa'yı Soncemre Platform ile „OKU“mak! www. "Yani uçakla mı geliyorlarmış." Uçarak derken neyi kastettiğini anlamamıştım.kelamdenizi. Halk bu kahramana duyduğu minneti şehrin her yanına onun ikonlannı dikerek gösterdi. "Siz çok zeki bir kadınsınız Miss Karen. Bazıları İkonium'da demiştir. Zorlu bir mücadelenin ardından Perseus." Mesleki bir sır verirmişçesine büyük bir ciddiyetle açıkladı. Medusa'nın başını da logo olarak seçtik. Herkes pastadan pay kapmaya çalışıyor. Ziya'ya dönerek sürdürdü sözlerini.. Türklerin Anadolu'ya gelişinden. Mısırlılar." "Ben başka bir hikâye duymuştum" diyerek konuşmaya katıldı Mennan.. Uçak olur mu? Bu Allah erleri kendileri uçuyorlarmış. Yunanlılar." "Siz de şirketinizin ismini İkonion koydunuz. "Yani kuşlar gibi." "Duyamazsınız.soncemre. "Evet. amacım seni yanlış çıkarmak değil ama. Ne kadar efsane. binli yıllardan söz ediyoruz. "Turizm sektörü acımasızdır. "Yani Konya. Kentimizin yedi bin yıllık tarihini vurgulamak için." Mennan gülmeye başladı.com canavar haline getirmesine rağmen genç kıza duyduğu kıskançlığı hâlâ geçmeyen Athena da büyük bir hevesle Perseus'un yardımına koştu. Konya'nın adının bir zamanlar İkonion olduğu bir gerçek. "Yav kusura bakma Ziya..com talip oldu. Konya ismi İkonion'dan gelir. "Horasan illerinden Anadolu'ya doğru iki derviş uçarak geliyorlarmış.. dergâhtaki Mevlevilerden biri başka bir hikâye anlatmıştı." Ziya benden daha çok meraklandı. Ama efsanede adı geçen kent burası. "Öyle mi? Neymiş bu hikâye? Anlat bakalım.. Eee ne de olsa biz de turizm işindeyiz. Alnındaki ter damlalarını sildiği bez mendil hâlâ sağ elinde duruyordu.

soncemre." Önce Ziya'nın tam olarak ne dediğini anlamadım. "Bu efsane İslam kültürüne daha uygun değil mi? Neden logo olarak Medusa'yı seçtiniz?" Yanıtı hazırdı Ziya'nın. "Eğer İslam kültürüne yaslanmak isteseydik. yüzündeki sertlik gitmiş gibiydi. Bu kadarı da fazlaydı. Hem bizim hedefimiz iç turizm değil." Oturduğu koltukta sıkıntıyla kıpırdadı Ziya.. Konya'da kebapçılar bile Mevlânâ ve islam figürlerini kullanıyor. "Yalancı deme canım. Şems-i Tebrizi Camii ve Türbesi'nden. Hiç kuşku yok ki onu tercih ederdik." Şakayla karışık serzenişte bulundum. Neyse." Sesi biraz sert çıkmıştı. Bizim iki dervişten biri aşağıdaki güzellikleri görünce." Gülümsedi.com olduğunu söylemiştim. ben de duymuştum bu hikâyeyi. "O zamanlar yani bundan bin küsur yıl önce Konya'nın bugünkünden daha ağaçlıklı bir bölge olduğunu söylerler. Mennan'a haddini aşıyorsun der gibiydi ya da bana öyle geldi. "Mevlânayı dışladığımızı söylemedim ki. Sadreddin-i Konevi Camii ve Türbesi'ne ve tabii paha biçilmez bir mücevher olan Mevlânâ Celaleddin-i Rumi'ye kadar uzanan bir hazine.www.. yabancı müşteriler." Bakışlarını bana çevirdi. "Çünkü parayı yabancı turistler getiriyor. baba lafı ağzından çıkmıştı." Bana dönerek açıkladı. "Üstelik benim babam da." Ziya dayanamayıp sözünü kesti. sağ elini sağ dizinin üzerine usulca vurarak söylendi. Selçuklu Sarayı'ndan.kelamdenizi. "Öyle değil mi Miss Karen? Babanız Poyraz Efendi de Konyalı bir Mevleviymiş?" Babamı nereden biliyordu bu adam? Demek hakkımda ayrıntılı bir araştırma yapmışlardı. Ben başkasının Soncemre Platform ile „OKU“mak! www. "Ne dersin baba erenler konayım mı?" Öteki derviş de aşağıya bakmış. "Ben yabancıların daha uygun müşteri profili olduğunu söylerdim." "Fakat unuttuğun bir şey var" diyerek karşı çıktı Mennan. bu apart oteli açmazdık. yoksa iki kafadar hemşehri. bahçesi bol bir kentmiş. "Yani Londra kadar olmasa da bağı. Soğukkanlı olmam konusunda kendime yaptığım telkinlerin hepsi uçup gitmişti. "Mevlânâ'ya yabancı turistlerin ilgisi de çok büyük. "Kon ya!" demiş.com yalancısıyım. Karatay Medresesi'ne. eski Konya evlerini restore edip. tıpkı Miss Karen'ın babası gibi Mevlevi'dir." "Bu toprakların üzerine gelince. hallerinden memnun birbirine gülümserken. ben kafamı kurcalayan soruyu dile getirdim. bakmışlar ki aşağısı bağlık bahçelik. Ee uçarak geliyorlarmış." Ziya hatırlamıştı. "Öyle olsaydı. yol arkadaşına sormuş. Adımı söylemişti. . Böylece konmuşlar." Acentemiz ile müşterimiz. Eliyle siyah cam masanın üzerindeki saydam semazen biblosunu göstererek yineledi.. mitolojik öyküler bunlar.. elimizde bitmez tükenmez bir hazine vardı. Ama bu iyi bir seçim olmazdı. iki suç ortağı mı demeliyim." Koyu renk gözleri kurnazca aydınlandı. "Evet ya. kentin adı da Konya olmuş. Ama aynı ciddi tonda sürdürdü sözlerini. gördüğü manzara hoşuna gitmiş.

ne de ıslaklık.com Soncemre Platform ile „OKU“mak! www. Korkmam. adamların istedikleri de buydu zaten. Hayır. "Buyrun. kamımın üzerinde duruyordu parmaklarımın altındaki beyaz bluzumda giderek yayılan kırmış bir leke vardı. gümüş bir yüzük vardı parmağımda. ılıktı. parmağımdaki yara izini bulmaya çalıştım. İyi de bu yüzüğü ben ne zaman takmıştım parmağıma? Sabah yapmadığıma emindim. Ucuz bir yüzüğün eriyen boyası diye düşündüm.. siyah giysili adamın verdiği yüzük. Önce âdet gördüğümü sandım. Yoksa bebeği mi düşülüyordum? Panik halinde elimi kaldırdım. Adamlar bu parayı almak için ellerinden gelenin en iyisi yapıyorlardı. lavabonun üzerine bırakıp. "Lavabo nerde?" Ziya çevik bir hareketle ayağa fırladı. bakışlarım bacaklarımın arasına kaydı. uyumaya karar vermeden önce. Ürpermek mi. buyrun burası. kahverengi taşı şimdi kıpkırmızı kana dönüşmüş olan bir yüzük. Mennan'ın telaş içindeki sesi duyuldu. "Eliniz" diye uyardı Ziya. Yoktu.. parmağımın ucuyla kırmızı sıvıya dokundum. Yüzük mü? Evet.com İçimden bu briyantinli züppeyi aşağılamak. bütün bunları yapabilirler miydi? Yoksa yanılıyor muydum? Zaman zaman olduğu gibi yine paranoyak bir histeriye mi kapılmıştım? Hayır paranoyaya kapıldığım filan yoktu. ben yüzük filan takmadım. Ortalıkta üç milyon paundluk bir para vardı. Yüzüğü çıkardım. parmağımı temizledi. dün akşam üzeri siyah sakallı." 11 Şems-i Tebrizi'nin karısının adı da Kimya'ydı. paniklemem. yüzüğün taşıydı.www. Ne hakla beni araştırıyorsunuz demek üzereydim ki.. Kırmızı damlacıklar yüzüğün taşından usulca mermere yayılıyordu. Sol elimi. Bunu yapmayı nasıl becermişlerdi acaba? Dün gece o kâbusları görmemi nasıl sağladılarsa öyle. Çantamda bulduktan sonra. ürkmem.. gerçek kan gibiydi. ardından hamile olduğumu hatırladım. Miss Karen elinizde kan var!" Şaşkınlıkla sağ elime baktım. Hayır. ne de bir çizik. kanayan parmağımın altına tutarak doğruldum.kelamdenizi.soncemre. ne bir kesik. Kanayan parmağım değil. Onlara bu fırsatı vermeyecektim. Bir an kuşkuya kapıldım. yüzüğü de onlar geçirdi . odanın sağ arka köşesindeki metalik griye boyalı kapıyı açarak telaşla söylendi." Su kanı yıkadı. ama şimdi onu düşünecek sıra değildi. ama akan sıvının rengi kana ne kadar da benziyordu! Ürpermekten kendimi alamadım." Sağ elime baktım. lavabonun beyaz mermer zemini ağır ağır kızıla boyanıyordu. Belki gece takmışımdır. Bakışlarım yüzüğü bıraktığım yere kaydı. Tabii ya. bütün bu olaylar başka türlü açıklanamazdı. aklımı kaçırmam. ne kan vardı. "Kan. Cesaretimi toplayıp. evet yüzüğün olduğu parmağım kan içindeydi. Öyleyse. İyi de ben bu yüzüğü ne zaman parmağıma takmıştım? Hatırlamıyordum. "eliniz kanıyor galiba. hakaretler yağdırmak geliyordu. yoğundu. Bu da neydi böyle? Dikkatli bakınca anladım.

Üstelik iş yargıya dökülürse kesinlikle biz haksız çıkacaktık. düşüncelerimi asla belli etmemeliydim. "İyiyim" diye seslendim. sesi sahici bir endişe taşıyordu. Onlara hakaret etsem yüzlerine tükürsem ne olacaktı? Bu kadın çılgın. ben uyuduktan sonra. şimdi anlayacaklardı. hiçbir şey eklemeden. Gömleğimdeki lekeleri temizlemeye çalışırken aynadaki Karen'a baktım. Islak mendilleri alev alev yanan şakaklarımda gezdirdim. Soğuk su iyi gelmişti.kelamdenizi. "Sahi ne diyeceğim ben bu adamlara?" diye sordum. yazdığı raporu kabul etmiyoruz diyeceklerdi. giysilerimi . "iyiyim. Sinirden kızarmış yüzüme baktım. öfkemi yenerek. en iyisi olanları. Karşımızdakiler son derece kurnaz ve cüretkâr adamlardı. çıplak yatarken belki beni izlemişlerdi.com Soncemre Platform ile „OKU“mak! www. iyi misiniz?" Yine Mennan'dı. onları tokatlamak istedim. Ne dediğimi anlamamışlardı demek. "Miss Karen. "Alçaklar" diye söylendim. öfkemin esiri olmuştum. Kan beynime sıçradı. uyanık olmalıydım. Ama. "Miss Karen. dışarı çıkıp ikisinin de yakasına yapışmak. sesi kaygılıydı. Miss Karen iyi misiniz?" Mennan'dı. "En iyisi gerçeği anlatmak" dedi aynadaki gergin kadın. daha şimdiden ellerim titremeye başlamış. Ama nasıl yapacaktım bunu. "namussuz alçaklar.soncemre. Odama girmişler. ellerimi. aynada çakmak çakmak yanan gözlerime bakınca durdum. "Alçaklar" diye söylendim ama bu kez sesimi kısmayı başarmıştım. gece gördüğü rüyalardan bizi sorumlu tutuyor. Neyle karşılaşırsam karşılaşayım. şimdi çıkıyorum. Cüretkârlıklarının sınırı nereye kadar uzanırdı bilmiyorum ama benim onlardan daha akıllıca davranmam gerektiği kesindi. Kâğıt mendilleri deste yapıp musluğun altına tuttum. çıkarmadan olduğu gibi anlatmaktı. Daha önemlisi soğukkanlılığımı hiçbir zaman yitirmemeliydim. Bir meczubun hediye ettiği ucuz bir yüzüğün taşının boyası akmış.com parmağıma." Simon haklıydı. Duygularımı. ne pahasına olursa olsun sakin olmalıydım.www. Olsun." Anında yanıt geldi dışarıdan.' Haklıydı.

" Ne kadar da . "Onu da nereden çıkardınız?" Ziya. yüzüğün boyasının akmasından başka seçenek kalmıyor. eminim birkaç dakika içinde her yanınız boya içinde kalacaktır. Verdiğim bu kararla toparlandım. Mennan ise ondan önce davranmış. Yüzük parmağımı gösterdim. "Miss Karen şaka yapıyor" diyerek yüzüğü Mennan'ın elinden çekti. Hatta neler öğrendiklerini bilmek yararlı bile olabilirdi. "Ama elim kanamıyor" dedim alaycı bir tavırla "Elim kanamadığına göre. "fakat denemek isterseniz. "Çünkü sildim" dedim hiçbir alınganlık belirtisi göstermeden. bakışlarım yine yüzüğe kaydı Artık kanamıyordu." "Büyü mü?" diye tekinsiz bir sesle sordu Mennan. Suç ortağı yaklaşmadan hayal kırıklığı içinde söylendi. Odaya girdiğimde Mennan ayakta dikiliyordu." "Öyle adi bir yüzüğe de benzemiyor. yalandan baktı. Yaptığım makul açıklama işlerine gelmiyordu tabii.com araştırdıkları için Ziya'ya kızmaya filan da gerek yoktu." Sanki olanlardan haberdar değilmiş gibi Ziya yüzünde şaşkın bir ifadeyle masasından kalkarak bana yaklaştı. Babamı Soncemre Platform ile „OKU“mak! www. Böylece kurdukları komplonun boyutlarını daha iyi kavrayabilirdim. lavabodan çıktım. yüzüğün sarılı olduğu kâğıdı teklifsizce elimden alıp incelemeye başlamıştı bile. "Gerçekten de güzel bir yüzük. "Parmağım kanamıyormuş" diye söylendim kâğıt havludaki yüzüğü göstererek." "Onun adına üzüldüm. işte hikâye buydu. Nereden almıştınız?" "Satın almadım. verdiğiniz hediyenin sorunlu çıkması." Beklediğim gibi Ziya Efendi de katılmıştı koroya.soncemre. "Ama bunun üzerinde boya filan yok ki?" Olayın etkisini kolayca atlatmam hoşuna gitmemişti anlaşılan.com batırmıştı. biri verdi. Güvenemedim.www. utanç verici bir durum. ah salak ah dercesine başını salladı. "Yüzüğün taşındaki boya akmış. Ziya dirseklerini siyah cama yaslamış masasının başındaydı. Tabii birinin hiçbir yerim kesilmeden parmağımı kanatabilecek bir büyü yaptığını varsaymazsak. ellerimi kuruladım. ikisinin de gözleri çıktığım kapıya çevrilmişti. yüzüğü kâğıt havluya sararak.kelamdenizi. Sakince gülümsedim. bir süre elinizde tutmanız yeterli.

Her zaman İngiliz konuğumuz olmuyor. O sırada lastiği değiştiriyordum. Sessizliği. muhtemelen başka biriydi. Ziya şekerli Türk kahvesi söylemişti kendisine. "artık böyle düşünmüyorum." Ziya şaşırmış gibi baktı." "Görmedin de adamın dilenci olduğunu nasıl anladın?" "Miss Karen'ın söylediklerinden çıkarıyorum. "Şu cami önlerinde dilenenlerden. "Güzel. "Hiç görmediğim biri.soncemre." "Hayır. sakallı adamı otelin önünde gördüm demediniz mi diye soracak sandım. güzel teşekkür ederim. Aldırmadım bile. "Sen de mi gördün adamı?" "Bu olay dün gece oldu. Soncemre Platform ile „OKU“mak! www. tombul bir çocuk gibi terleyerek öylece oturdu koltuğunda. çayınız istediğiniz gibi olmuş mu?" Aslında olmamıştı.com iyi oynuyordu rolünü." "İyi. Aldırmadan sütlü çayımı içmeye başladım. sevindim beğenmenize.kelamdenizi." Duraksadı. Çocuklar da sütlü çay yapmayı beceremeyebiliyorlar. sütü fazla kaçırmışlardı ama şimdi ağız tadını düşünecek halim yoktu. çaylarımızı içerken sohbet edelim. "Aslında adamı ben görmedim. Siyah sakallı." "Bir dilenciydi herhalde" diye araya girdi Mennan." Mennan ihanete uğramış gibi baktı yüzüme. Çok yorgundum. sormadı. . Bahçeye girdiğimizde. siyah giysili bir adam. Ama sesi buruk çıkmıştı. hayır" diye kestim sözünü.www. bu yaşadıklarımızın gizli senaristi olan Ziya bozdu. "Yani artık böyle düşünmüyor musunuz?" demekle yetindi. "aynı adam olduğundan emin değilim. Sadece Mennan dokunmadı sehpada dumanı tüten açık çayına. Komplo kurduğu kişi onun istediği gibi davranmadı diye bir de küsüyordu adam." Küskün hemşehrisine döndü. o da bir yudum aldı fincanından. Aynı adam sonra otelinin önündeki camiye gelmiş. "Buyrun." Kapı vuruldu. Miss Karen'ı oteline götürürken. Saçı sakalı birbirine karışmış biri dedi. O da fark etmişti Mennan'ın burulduğunu. Mennan artık benden tarafa bakmıyordu. "Nasıl." Post uzay çağı dizaynlarına rağmen son derece rahat olan koltuklarımıza yerleştik. "Evet" dedim hiç çekinmeden yeşil gözlerine inatla bakarak. sekreter kız içeceklerimizi getirmişti.com "Tanıdık biri değildi" dedim ben de oyuna katılarak. Küskün. Ziya gülümseyerek bir kez daha koltuklan gösterdi.

kelamdenizi. "Tanımanız gerekmiyor. Şakayla karışık takıldı. Bu ismi daha önce duymuş olmalıydım. "Bir derviş. ama çok önemli bir derviş.www. Tabii babam anlatmıştır.com Soncemre Platform ile „OKU“mak! www. "Şems-i Tebrizi ha. Elbette lafı ya sakalı adama ya da yüzüğe getirecek. konuyu yeniden açacaktı. Başka kim anlatacaktı? "Hatırlamıyorum" dedim omuz silkerek.." Bozulduğumu sanmış olacak ki hemen savunmaya geçti. "Ee niye içmiyorsun Mennan.soncemre." diye mırıldandı... vazgeçti. "Tanımanız gerekmiyor da. kararsız kalmıştı." Anlatacaktı. şu sakallı adamı. "bir parkın önünde. "Neresi orası Mennan?" "Şems-i Tebrizi Hazretleri'nin türbesi. yok istemez. Miss Karen'a beğendirdiğimiz çayı." "Evet. Peki neden Şems-i Tebrizi'yi tanımam gerekiyor.com Belki de işine gelmiyordu böyle davranması. dün caminin tabelasında bu adı gördüğümde de düşünmüştüm. "Bilmiyorum" dedim elimdeki fincanı sehpaya koyarken." Düşünceli bir halde başını salladı. Artık iş konuşmaya başlamalıydık. ama kahvesinden bir yudum daha alan Ziya buna izin vermedi. Çünkü bu konuşmaların hepsi gerekirse ilerde bana karşı kullanılacaktı. "beğenmemek ne demek." "Soğuk bir soda söyleyeyim mi?" "Yok.." Mennan konuşmaya hiç istekli değildi. "Şems-i Tebrizi'nin kim olduğunu biliyor musunuz Miss Karen?" Düşündüm.. Ziya sormasa belki ağzını bile açmayacaktı.. Soğusun diye bekliyorum." "Büyük adammış. bir an olsun ayırmıyordu. Bir de cami vardı. Mevlâna'yı Mevlânâ yapan adam da diyebiliriz. ilk nerede gördünüz?" Hiç yadırgamadım sorusunu. "Merak ettim. "Yok Ziya" dedi mahcup bir tavırla." "Nasıl bir raslantı?" . Ben böyle iyiyim." Konuyu değiştirmek için en iyi zamandı. göz ucuyla bana baktıktan sonra. "Bir derviş olmalı." Niye böyle ikircim içinde bu adam? "Bir raslantı olmuş aslında. Bakışlarını bana dikmiş. Baksana durduğum yerde terliyorum zaten. sana beğendiremedik mi?" Mennan koltuğunda toparlandı." Gizemli bir ifade belirdi Ziya'nın yüzünde.

soncemre. yıllardır gümüş işiyle uğraştı. Belki babanız bahsetmiştir. "Siz nereden biliyorsunuz orayı?" Hafif sararmış. "Konya'ya ilk geldiğimde gitmiştik o eve. büyük bir ev. Sadece tuhaf bir raslantı.. "Biraz da yangın hakkında konuşalım mı?" İşaret parmağını kibarca havaya kaldırdı Ziya." "Çok memnun olurum" dedim. Babanız Poyraz Efendi'yi tanıyan da o. Ben suskun kalınca." Raslantı filan değil. Bahçeli." O sinir bozucu güveniyle başım salladı." dedim artık aile konusunu kapatıp işe dönmenin zamanı gelmişti. "Bilmiyorum" diye sürdürdüm.. Yine onu yalanlayacağımı düşünmüş olacak ki bana onaylatma gereği duydu." "Şems-i Tebrizi'nin kansının adı da Kimya'ydı. Kuyumcu İzzet Efendi derler." "Doğru.. "Mevlevi Dergâhı. o evi görmeyi gerçekten istiyordum. "Söylemiştim ya benim babam da Mevlevidir. Onların amacı da bu olmalıydı." "Ben de bir şey var demiyorum zaten. babamla tanıştırırım sizi. iri dişlerini göstererek gülümsedi. "Yolunuzun üstünde değil ki Şems Hazretleri'nin türbesi?" "Miss Karen bir evi arıyordu. Ziya kuşkulandığımı mı düşündü nedir? "Orada ne işiniz vardı?" diyerek Mennan'a dündü. .www. Kimya Hanım.. "Doğru söylüyorsunuz Mennan Bey.. Sözlerinin beni nasıl etkilediğini görmek istiyorlardı. Mevlânâ'nın evlatlığı olan Kimya. önceden tasarladığınız bir oyun diye geçirdim içimden. Bize gelen bilgilerde Karen Kimya Greenwood diye geçiyor adınız. "Kimya.. "Yanlış bir şey söylemiyorum değil mi Miss Karen? Öyle bir yeri arıyordunuz. adı İzzet. "Aslında evden çok dini bir merkeze benziyordu." Kanım donar gibi oldu. İsterseniz götürürüm sizi oraya. "Ne var bunda? Babam Kimya ismini çok sevdiği için bana da bu adı vermiş. ikisi de gözlerini dikmiş merakla bakıyorlardı.." Duraksadı.com Soncemre Platform ile „OKU“mak! www." "Babanızın evi mi?" Babam hakkında konuşmasına bile öfkelenmemeyi başardığıma göre doğru yoldaydım. Geniş bir bahçesi olan büyük bir evi arıyordum." Ziya'ya döndüm. Uzun yıllar aynı dergâhın kapısını aşındırmışlar.." Halimden çok memnunmuşum gibi gülümsedim. isterseniz.com "Şimdi sizin ikinci adınız Kimya ya. Kendimi bıraksam dünden beri yaşadığım bütün o kâbuslar yeniden üzerime çullanacaktı." diyen o ses yeniden çınladı kulaklarımda.kelamdenizi." "Vaktimiz olursa. Beni delirtmek için başvurduğunuz alçakça bir entrika.

iyi bir işadamıydı. "Osman Dedem.. ama bir şey söylemedi. bu adamların mayası başka. annemin babasıdır. "Şükür değil. Osman Dedem de beş vakit namazında niyazındaydı. Yok.. davranışı. eski koltuğunda oturur. Bir daha hiç görmediğini söyledi." "Kendi babanıza niye sormuyorsunuz?" Umutsuzca baktı. "Babam ile Poyraz Efendi. "Ama gördüğüm kadarıyla sizin mali durumunuz hiç de kötü değil. "Eski hoca ya. ama o kırk yıl önce nasılsa şimdi de öyle.www." "İnsanların seçimleri. yol kardeşi olmuşlar. hâlâ aynı dergâha gider. düşüncesi. Ben onun geleneğini sürdürüyorum." "Meşrebi" diye düzeltti bizim küskün Mennan." Başıyla hemşehrisini göstererek alaycı güldü Ziya. Ziya ters ters baktı." Duraksadı. Merak ettim acaba . "babanız dini seçmiş. "Yani kişiliği." dedim. Aslında merak ettiğim kendi babam. "Özür dilerim" dedi. Babanız hâlâ sizinle birlikte mi? En son yirmi küsur yıl önce karşılaşmışlar babamla.kelamdenizi. Hep aynı yanıtı verdi: 'Benden cevap bekleme güzel evladım' dedi. duygusu. ama merak ettiğim bir konu var. "Olur mu canım." Manidar bir bakışla süzdüm. dinle ilgili değil. kusursuz kesimli ceketinin pahalı kumaşını okşadı usulca.'' "Öyle mi?" "İnanın öyle. anlayışı.com "Konuşalım. resmi. Babam Konya'nın en usta kuyumcularından biriy di. Tamam kötü bir şey değil yaptığı ama. aşka gelince aynı şiirleri okur. Babam tarafı hep çulsuz olmuş.. Babam hâlâ eski evinde. Allah rahmet eylesin.. Biz de Müslümanız elhamdülüllah. Yüzündeki güven tuzla buz oldu.. ama onları görecek göz nerede?' Mennan kendini tutamayarak kıkırdadı. Peynir ticaretiyle uğraşırdı. Onun çırakları bile bugün şehrin en zengin insanları oldular. Neyse merak ettiğim konu bu işte. "beni yanlış anlamayın lütfen. 'Cevaplar burnumuzun dibinde. hâlâ aynı kitapların sayfalarını çevirir. "Sormadım mı zannediyorsunuz? Hem de defalarca.com Soncemre Platform ile „OKU“mak! www." Hemen karşı çıktı. bana döndü yine." Sağ eli. uzak.soncemre. Onu anlamak için babanızı soruyorum. soğuk. bizden daha iyi bilir bu konuları. Osman Dedem sayesinde. çok akıllı bir adamdı Osman Dedem.. her gün aynı şeyleri yapmaktan sıkılmaz mı insan? Bunu anlamak için babanızı sordum." "Niye sordunuz?" Sesim tam istediğim gibi çıkmıştı. tarikat arkadaşlığı yapmışlar. Osman Dedem olmasaydı biz de yoksulluk içinde yüzüyor olurduk.

. Kafasında antenler olan bir adamın çamaşırhaneye . sizin babanız gibi her gün benzer şeyleri yapıyor. "Pakistan'da yaşıyor. Ne yazık ki Kadir Gemelek artık bizde çalışmıyor. Ama olayı yaşayan insanlardan öğrenmekte yarar var. kahvesinden son bir yudum alarak canlandı. aldırmadan sözlerimi sürdürdüm." Alt dudağını aşağıya sarkıtarak dalgın söylendi. Nasıl söyleyeyim aklı pek yerinde değil. ama olay sırasında çok korkmuş. Hayret. "Bu insanlarla görüşmem gerek. Nezihe Bostancıoğlu. Türlerinin son temsilcileri.kelamdenizi." Bu kez ben durdurdum onu." Tarikat arkadaşlığı. Saçma sapan konuşuyor.. Polis ifadelerini de okudum. artık iş konuşmaya başlayabiliriz.. Tazminatını fazlasıyla verdik.www." Çantamdan dizüstü bilgisayarımı çıkardım. çok sürmedi.soncemre. "Muhtemelen o da babanıza benzer. Artık bizimle birlikte değil." "Tabii" dedi Ziya arkasına yaslanırken. dili yeniden açılmıştı." Neler anlatıyor diye soracaktım ki Ziya kendiliğinden açıkladı. Onu demiyorum. "Yakut Oteli uzaylıların yaktığını söylüyor." Neden diye sormasına fırsat vermeden açıkladım." Bana döndü. onlarla görüşmenizi sağlarız. "Evet. Sözlerine fazla itibar etmemenizi öneririm. "Evet. Yangından yaralı olarak kurtuldu. yanıtlamakta salanca görmedim." Ziya'nın yüzü gölgelenmeye başlamıştı. Ikonion dosyasını buldum. "Serhad ile Nezihe. "Bulursun. yol kardeşi derken tam olarak neyi kastettiğini bilmiyordum. "Acayip adamlar bunlar. Yakut Otel'in personelidir.com Soncemre Platform ile „OKU“mak! www. ben de bulurum." Emin olmasam da inandığım şeyi onunla paylaştım. Açtım. işte burada. "Bir saniye lütfen. ama o da gayet mutlu. ama Ziya'nın sözlerini içten bulmuştum. aynı mahallede büyüdük. "Çocukluk arkadaşımdır.. "Kadir ne söylediğinin farkında değil. Serhad Gökgöz." Çözümsüz bir sorunla karşılaşmış gibi bir süre öylece kaldı. Kadir Gemelek. Sağlığı yerinde." Ziya iğneleyici bir bakış attı Mennan'a.com babanız da benimki gibi mi diye. "Yangını gören insanlar bunlarmış." "Ben bulurum onu" diye atıldı Mennan.

Bu düşüncenizi takdir ettiğimi söylemek zorundayım. yeniden hizmete sokulmayı bekliyor. Ne zaman isterseniz onlarla görüşebilirsiniz. "Serhad Gökgöz ile. Otelin ışıklan onları yanıltıyormuş. Ancak sizden bir ricam daha olacak. Ben kazanmalıyım ki siz de kazanasınız. Koca tesis yıkıntıya dönüştü." "Size de görüşmenizi önermem" diye akıl verdi Ziya. Tabii Londra'dakiler de tazminat çekini daha kolay imzalıyor.com girdiğini. bu uzaylıları gören Kadir. Birçok müşteri bizden çekinir.. "İlginize teşekkür ederim. hepimiz aynı gemideyiz.soncemre." "Benim için bir zevk." Ziya tamamladı." "Zavallı Kadir kendinde değildi" diyerek onayladı hemşehrisinin sözlerini Mennan. "Saçma sapan konuşuyordu hastanede." Memnuniyetle ışıdı Ziya'nın esmer yüzü." . Her an. her dakika para kaybediyoruz. size o kadar minnettar kalırız. Ama doktorlar düzeleceğini söylemişlerdi." Ziya'ya minnetle baktım. "Bana çok yardımcı oluyorsunuz. Oysa sizin de dediğiniz gibi hepimiz aynı gemideyiz.. Ben de ne zamandır görmedim onu. "Olay yerine mi? Neden?" "Gördüklerini.www. şu iki personelinizi olay yerine gönderir misiniz?" Tıpkı Mennan gibi o da hayrete düşmüştü. işimiz de o kadar kolaylaşacak." Demek ki kesinlikle görüşmem gereken biriydi. siz kazanmalısınız ki ben de kazanabileyim. "Siz bilirsiniz ama onunla görüşmek vaktinizi boş harcamak olur. Böylece olay gözümde daha kolay canlanıyor. Aslında bu mesele ne kadar çabuk çözülürse.kelamdenizi." "Teşekkür ederim." "Güzel hikâyeymiş" diye mırıldandım neşeyle. bütün ütüleri fişe soktuğunu söylüyor.com Soncemre Platform ile „OKU“mak! www."Nezihe Bostancıoğlu. "Profesyonelce düşünmeniz ne kadar güzel. "Uzaylıların yangını niye çıkardığını da söyledi mi?" "Söyledi. İkisi de hâlâ bizim personelimiz. ufolarını indirecek yer bulamıyorlarmış. "Öteki iki personel" dedim bilgisayarıma yeniden göz atarak. Dolayısıyla yazacağım rapor da daha gerçekçi oluyor. Ne kadar çabuk hallederseniz." Beğeni dolu bir ifade yerleştirdim gözlerime. yaşadıklarını olay yerinde anlatmalarını istiyorum.

Sağ eliyle siyah Mercedes'in kaportasına hayranlıkla dokunduktan sonra: "Bu arabayı nereden buldun Mennan Bey?" diye sordu yılışık bir tavırla. Mennan dişlerinin arasından: "Manyak" diye mırıldandı. on ikisi dumandan boğularak. ama bu mezbelelikte ne bir kanıt. "Pek afiliymiş. erimiş boyalar. Serhad ile Nezihe gelmeden önce Mennan'la otelin yıkıntılarını dolaşmış. Zaten yanımıza da yaklaşmadı. ama daha ilginç olanı. Mennan da rahatsız olmuştu genç adamın sözlerinden. yetkili acentemize bize yaptığı ihanet karşılığı verdiği bir ödüldü. Arka cebinden çıkardığı bezle Mercedes'in kapı kollarını temizlemeye başladı. Serhad gençti.soncemre." Aslında fısıltıyla konuşmasına hiç gerek yoktu." 12 "Ölenlerin ruhuna. ne de bir ipucu bulabilmiştik. Nezihe Bostancıoğlu. "Serhad Gökgöz. On bir katlı otelin sadece üstteki dört katının yanmasına rağmen on yedi kişi ölmüştü. bu sıcak havaya rağmen ellerindeki süet kahverengi eldivenlerdi. Mennan başını usulca eğerek selamı aldı. siyah bir isle kaplanmış odalar. "Serhad ile Nezihe'yi olay yerine göndereceğim. İşler yolunda ha?" Nasıl yani? Mennan arabayı yeni mi almıştı? Belki de Ziya'nın.www. Ahşapları kömür olmuş pencereler. kara kuru bir kadındı Nezihe.com Şimdi rüşvet teklif edecek diye düşündüm ama gülümseyerek "Hiç merak etmeyin" dedi. Yakut Otel'in tadilatta olması büyük şanstı. Kir bulaşmasın diye. kentin kuzeyinde yeni açılmış geniş bir caddenin üzerindeydi. Lacivert bir eşarbın çevrelediği incecik yüzünden yılların bezginliği." Zayıf. Allah rızası için El Fatiha. yirmi beşlerinde filan. işine bak" dedi sonra bana döndü. İçerinin yanmış ahşap. uzaktan eldivenin içindeki sağ elini sallayarak bizi selamladı. Bu konuyu da araştırsam iyi olacaktı. Bahçesi. boya. kararmış cam parçalan. yüzme havuzu. plastik karışımı ağır kokusuna daha fazla dayanamayarak kendimizi dışarı atmamızın üzerinden çok geçmeden lacivert bir Mercedes beş altı metre ötemizde durdu. Ardından adam tuhaf bir şey yaptı.com Soncemre Platform ile „OKU“mak! www. "Bu Cavit temizlik manyağıdır. Beşi yanarak. ısının etkisiyle eğilmiş metaller. Kendisine baktığımı fark edince fısıltıyla açıkladı. onlarca insan ölebilirdi.kelamdenizi. Genç adamlardan arabayı kullananı iriyarıydı. kestane rengi gözleri. Kıvırcık saçlarını ." Yakut Otel. bu hanım da Nezihe. gözlerinde dış camı ayna gibi olan bir güneş gözlüğü vardı. Dokuz katın dokuzu da yanmıştı. yorgunluğu akıyor. Pisliğe bakar gibi bakarak: "Seni alakadar etmez. bize yaklaşan öteki adamın gözü Mennan'ın arabasındaydı. Eldiveni de o sehepten takıyor. "Bu arkadaş Serhad" diye tanıttı. Karşılık vermedim. destek binalarıyla birlikte toplam üç bin beş yüz metrekarelik alan üzerine kurulmuş olan Konya'nın bu en güzel oteli şimdi kavruk bir bina iskeleti gibi dikiliyordu karşımızda. Eğer otel tadilatta olmasaydı iki kişi değil. çıkık elmacık kemiklerinin üzerinden bir parça ürkek ama daha çok kuşkuyla bakıyordu. içinden iki genç adam ile orta yaşlı bir kadın indi. Malezya'da böyle bir otel yangını davası vardı. saçını tümüyle kazıtmıştı.

" Neden bu kadar sert çıktığım anlayamadım. "Ben de Konyalı sayılırım. gözlerindeki meydan okumanın yerini zorunlu bir saygı almıştı." Serhad nefretle baktı Mennan'a.. kanun var." "O Konyalı değil ki" diye beni destekledi Mennan. Gözlerini Serhad'ın suratına dikerek. Milli servet. Kısa. "Şu otelin haline bakın. Bizimle hiç alakası yok. gömleğinin açık yakasından tüysüz göğsünde sallanan muska sekimde bir madalyon görünüyordu." Eliyle arkadaki yıkıntıyı gösterdi. Evi. onu için öyle söyledim.kelamdenizi." Mennan karşılık verecekti. "Ben yabancı değilim" dedim." "Bilmiyoruz" dedi Serhad. "Niye öyle söylüyorsun Mennan Bey" diye kesti sözünü. griye çalan mavi gözlerinde umursamaz. bu. Serhad'ın Mercedes'le ilgili sözlerinin intikamım mı almak istiyordu? Ama Serhad öyle kolay boyun eğecek bir adama benzemiyordu. "Ne zaman yalan yanlış konuştuğumuzu gördün? Ayıp oluyor ama yabancı hanımın önünde. Cayır cayır yanmış güzelim bina." "He" diye başını öne doğru salladı Nezihe. şimdi üzerine atlayacak diye korktum. Ziya Bey gidin dedi. Korktuğum gibi olmadı. yabancı hanım demesi ağrıma gitti. "Ziya Abi. Bak sizi peşinen uyarayım. "Kusura bakmayın Karen Hanım" dedi. ikisi de Ziya Bey'in ezberlettiği sözleri söyleyeceklerdi. bunu yaptığıma kendim de şaşarak." Tuhaf şey. "Size lafım yok. geldik. Bakışlarını bana çevirdi. .soncemre. "Allah ondan razı olsun. geldik. yanlış bir şey söylerseniz. "Sanırım niye geldiğinizi biliyorsunuzdur. "Antalya'dan geldi buraya. neredeyse küstah bir ifadeyle. Ellerini pantolonunun ceplerine sokmuş. kütüz bacaklarının üzerinde dimdik durmuş. Üstelik iki de insan öldü. gidin dedi.www. Bu iş çok ciddi. "Artık Ziya Bey'i unutun" diye söylendi.com kısacık kestirmişti. kaş göz işareti yaparak durdurdum onu. eğer yalan. ailesi olan sizin gibi. Konuşurken sağ elini cebinden çıkarmıştı.com Soncemre Platform ile „OKU“mak! www. ellerini beline dayamıştı. bizim gibi iki insan. "Burada artık Ziya Bey yok. geldik işte. Babam daha siz doğmadan bu sokaklarda dolaşıyordu. "Geldiğiniz için teşekkür ederim" diyerek başladım söze. Miss Karen bu soruşturma için ta Londra'dan kalktı geldi." Tam düşündüğüm gibiydi. Mennan Bey yanlış konuştu.. çipil gözlerinin içine baktım. Neden bu kadar sinirleniyordu.. Beni şaşırtan Mennan oldu. sor ne soracaksan der gibi dikiliyordu karşımda. Doğrudan Serhad denen oğlanın kirpiksiz..

bunlara hiç gerek yok" diyerek toparladım. Orada. ama şu ana kadar yanlış bir davranışta bulunmamıştı.. "He. mütevazı bir apartman dairesindeydi yetkili acentemiz. bunlarla bizi korkutmaya ne gerek var?" Belki de haklıydı. Yarım saat kadar sürmüştü bu.soncemre. Çatılmış ince kaşlarının altındaki açık renk gözlerini sinirli sinirli kırparak: "Ben de onu diyorum Karen Hanım" diye atıldı muska madalyonlu yeniyetme. hepsini anlatmaya hazırız.com anlayamamıştım. nerdeyse yarı yaşındaki Serhad'la ağız dalaşına girmesine fırsat tanımadan: "Serhad Bey bize yardımcı olmaya çalışıyor" dedim. Londra'ya gelmeyen belgelere göz atmıştım birkaç saat. "Yok kanunmuş. ne biliyorsak. benden çekindiği için şimdilik dışa vuramasa da öfkesinin ilk fırsatta patlayacağı kesindi. Ortalıkta abartacak bir durum yoktu. beni savunuyormuş gibi yaparak özellikle bur gerginlik mi yaratmak istiyordu? Aramızda böyle bir anlaşmazlık doğarsa Serhad ile Nezihe. yok bunlar Ziya'yla bir entrika çeviriyorlardı. nedeni ne olursa olsun.com Soncemre Platform ile „OKU“mak! www. Mennan'ın. Bundan soma inisiyatifi asla yetkili acentemize bırakmamaya karar vererek: "Haklısınız. yangın yerinde araştırma yapmak için uygun giysiler geçirmiştim üzerime.. Yoksa bu tartışma da bir düzen miydi? Mennan. Öyle ya da böyle. yok bilmem neymiş. bunu yapmış olabilirler miydi gerçekten? Hepsi mi oyuncuydu bu adamların? Mennan'ı süzdüm. Anlamsız yere sert çıkmıştı Mennan. Belki de Serhad'la kişisel bir meselesi vardı. Sorunu . Ama İngilizlerin bir lafı vardır. Eski Selçuklu hükümdarlarının sarayının bulunduğu Alaeddin Tepesi'nin yakınlarında. gelir miydik hiç?" Serhad tartışmanın heyecanına kapılmış sözlerini sürdürüyordu. "Demek ki birbirimizi yanlış anlamışız. Mennan yanımdan hiç ayrılmamıştı. hurda yoktur. Ardında da kaldığım otele dönmüş. Bizde hile. Ziya ile Mennan'ın yeni planı bu muydu? İyi de bu tezgâhı ne zaman kurmuş olabilirlerdi ki? Ikonion Turizm'den ayrıldıktan sonra Mennan'ın ofisine gitmiştik. Evet. Tamam bu yeniyetme biraz terbiyesizdi. işte o arada telefonla konuşarak tezgâhlamış olabilirlerdi bu planı. bu soruşturmayı engelleyecek bir gerilime izin veremezdim. Yoksa gelir miydik buraya?" Nezihe yine başını öne doğru salladı.kelamdenizi. bizimle konuşmaktan vazgeçebilirdi. daha konuşmanın başında tehdit etmeye başlamıştık onları. Yok. "Biz dürüst insanlarız. Böyle inceden niceye tasarlayarak.www. sonu iyi gelsin. Ne gördüysek.

. "Uzatma abla" dedi yatıştırmak için. merak etmeyin televizyona filan çıkmayacaksınız." "Teybe mi?" . "Merak etme Nezihe Abla" dedi Serhad. konuşurken sizi kameraya alacağım. "Filme filan çekilmeyeceksin." Kadın kararlıydı. kameradan uzaklaştı. "Yani görünmeyeceğim değil mi?" "Görünmeyeceksiniz. Neyinden çekiniyorsun?" "Olmaz dedim Serhad." Kimseden itiraz gelmeyince çantadan el kamerasını çıkardım." "iznim yok" diye tekrarladı." Bana güvenmiyordu.soncemre. ben heyecanlanırım. Otelimizi tanıtacaktı da çamaşırcı Hasibe konuşmuştu hani. "Vallahi olmaz. ama sesinizi kaydedelim. "Aman yok." "Sadece sesinizi kaydedeceğiz. Öyle kameraya neyin konuşamam ben.. Sen konuşmana bak. Ben ona konuşamam. yoksa onu kandırıyor muydum." "Çekinecek bir şey yok ki. beni filme neyin çekmeyin." "Çekmeyeceğiz.com Soncemre Platform ile „OKU“mak! www. "Beni çekmeyin.www." Sanki çekime başlamışım gibi eliyle yüzünü kapatarak. "O zaman şöyle yapalım" dedim onu daha fazla ürkütmemek için." Yine de endişesi geçmemişti.. izniniz olmadan kameraya çekemeyiz.. yardım dileyen gözlerle arkadaşına baktı." "Yok. Nezihe kamerayı görür görmez irkildi." Serhad bile kadının anlamsız nazlanmasına dayanamadı. "Altı üstü bir kamera. sadece konuşacaksınız." "İyi o zaman. "O da ne öyle?" "Kamera.. Fotoğraf makinesi gibi bir şey. ben kendimi bilmiyo muyum? Geçen sene şu sakallı televizyoncu abi geldiğinde de konuşamadım ya." "Filme mi çekecen beni?" "Evet.com çözdüğümüze göre işimize bakabiliriz." "Olmaz" dedi başını inatla geri atarak. Karen Hanım söz verdi işte. Sadece ben bakacağım. "Ama bak çekerseniz. çekim yaptırmayacaktı. Anlattıklarınızı unutmamak için.. Bana bakarak söylendi.kelamdenizi. öyle de diyebiliriz." "Korkma bacım" diyerek Mennan yetişti yardımıma "Bildiğin kamera yav." Hemen kabul etmedi. "Sizi kameraya çekmeyelim.

Kayıt tuşuna basarak: "Konya Yakut Otel Yangını Davası. Sonunda işe başlayabilecektim. teybe olur. Ama bina moloz. Otelin içine girerek anlatacaktınız başınıza gelenleri.www. rahmetli Mecit ile Hüseyin bir de Nezihe Abla. önce bana sonra birbirlerine baktılar.com "Teybe" Soncemre Platform ile „OKU“mak! www." Serhad'ın gözlerinde soru dolu bir ifade belirdi. ince dudaklarında." "Yalnız mı?" "Yalnız. Ne yapmak istiyordu bu yabancı kadın böyle? Niyetimi basit sözcüklerle açıkladım. "Çok kibarsınız." "Bir yerinizi" sözcüklerinin üzerine basa basa konuşmuştu. Serhad denen dallamanın -bu lafı da Türkân Ablam öğretmişti bana. "Ziya Bey'le de böyle konuşmuştuk zaten. Şaşkınlıkta Mennan'ın da onlardan kalır yanı yoktu. Neler oluyordu.anlatırsanız daha iyi olacak. Kadir Abi. yazabiliyorsam. erkek Türkân derlerdi ona. cam dolu. "Binanın içine girebilir miyiz? Yangın sırasında yaşadıklarınızı yerinde göstererek . "Yanımızda iki görgü tanığı var. Serhad Gökgöz ile Nezihe Bostancıoğlu. "Bizim için sorun yok. tek başıma. ama ben . Türkân Abla'nın ağzı o kadar bozuktu ki. Londra'da bir Türk şirketinde sekreterlik yaptığım sıralar.com Uysalca başını yana eğdi. "Tamam. o dili öğrendim sayma kendini" derdi.soncemre.kelamdenizi." diye dosya başlığım söyledim." Kamerayı yerine koyup." Nezihe'nin yine sorun çıkarmasından çekindiğim için kayıt cihazını önce Serhad'a uzattım. ki Türkçenin en hoşuma giden argo sözcüklerden biridir ne demek istediğini bal gibi anlamama rağmen cahil İngiliz kadınım oynamak işime geldi. Kendini mafya sanan bu zibidinin ne demek istediğini anlayacak kadar Türkçeye hâkimdim. Otelde beş kişiydik.. "Oteldeki göreviniz?" "Alt katların güvenlik amiriydim. bunu babamdan çok Türkân Abla'ya borçluyum. "Teşekkür ederim. birlikte çalıştığımız Türkân Abla öğretmişti bu dilin gizli anlamlarım. beş kişiydik" Kayıt cihazını kapattım. Otel tadilattaydı." Kadın yine başını öne doğru sallayarak onayladı onu." "Yangın çıktığında otelde miydiniz?" "Oteldeydim. kayıt cihazını çıkardım. ertesi gün boyacılar gelecekti.. "Bir dilin küfürlerini bilmiyorsan. argolarını." Yılışık bir gülümseme belirdi Serhad'ın kansız. beni düşündüğünüz için" dedim ciddiyetimi bozmadan. Karşı çıkamayacağı iki sözcüğü söyleyerek sürdürdüm ricamı. "He. Eğer bugün Türkçeyi İngilizce kadar iyi konuşabiliyor. Sizin bir yerinizi kesmenizi istemem. Resepsiyonda çay içiyordum.

Metal parçacıklarına. başladık." Yeşil gözleri yeniden yanmış lobiyi taradı. üçü de ardı ardına "Âmin" diyerek ellerini yüzlerine sürdüler." Mennan'ın sızlanmasıyla kaybedecek vakit yoktu. "Sanırım burası güvenli" dedim kayıt cihazını yeniden uzatırken. Dışarının sıcağı mı. olay sırasında nerede oturuyordunuz?" Sanki yangın çıkmamış da lobi eski halindeymiş gibi hiç duraksamadan. çok yazık. Yaptı. "Evet. Ben avuçlarımı onlar gibi usulca yukarı çevirmekle yetindim. Çok kısa bir duaydı. eliyle sağ tarafı gösterdi. Bakışları üçümüzün yüzünde gezindi. yangın anında nerede oturuyordunuz?" Yanıt yerine eliyle başımızın üstünü gösterdi." şimdi bana bakarak açıklıyordu. "Yani resepsiyon masasının tam karşısında. cam kırıklarına basmamak için büyük bir dikkatle. belki hepsi birden havayı ağırlaştırıyor." Koltukların olduğu yerde şimdi sadece yanmış plastiklerin eriyerek üzerlerine yapıştığı enli metal çubuklar vardı. En son da Mr. çok yazık. ama bir de ondan duymak istiyordum. koltukların olduğu yerde. Birkaç metre sağa kaydık. Simon. Defalarca gelmiştim buraya. "Nasıl fark etmeyeyim." Başımı kaldırınca tam tepemizde lambaları patlamış.kelamdenizi. bomba gibi patladı. Yangın çıktığını nasıl fark ettiniz?" Komik bir şey söylemişim gibi güldü. "Allah rızası için ölenlerin ruhuna El Fatiha" dedi. Canım otelin haline bak. "Huzur içinde uyusunlar" demekle yetindim. "Yazık be. "Burada durmayalım. Bir zamanlar otelin lobisi olan geniş bir alana geldiğimizde. soluk almamızı güçleştiriyordu. "Şurada. Kayıt cihazını açarak Serhad'a uzattım. avize düşebilir. gece de burada konaklamıştı zaten. Serhad duayı bilmiyordu ama biliyormuş gibi dudaklarını kıpırdatıyordu. "Yazık be." Resepsiyonun bulunduğu yer olduğunu tahmin ettiğim metal yığınını gösterdi. genzimizi yakan şu pis koku mu. Simon'la gelmiştik. Onun da peşimize düşüp gelmesini umuyordum. Serhad haklıydı her an üzerimize düşebilirdi. âdeta parmaklarımızın ucunda yeniden yürümeye. ben yapmadım. "Yemeklerine bayılmıştı Mr. Nezihe ve Mennan Arapça sözcükler fısıldamaya başladılar. burayı görmüş olmasına rağmen kederle mırıldandı. üzgün gözlerle etrafa bakman Mennan daha biraz önce. Ama yangın yerine girerken durdu." Olayın ayrıntılarını raporlarda okumuştum. "Ne patladı?" . camlan simsiyah olmuş devasa bir avizeyle karşılaştım. sohbetimize içerde devam edebiliriz.com Soncemre Platform ile „OKU“mak! www.com böyle yerlerde gezmeye alışkınım. ağzımıza burnumuza dolan küller mi." Girmem filan diye tutturur diye Nezihe'ye sormadım bile. Sizin için sorun olmadığına göre.soncemre.www. Mesleğin cilveleri işte. "Evet.

Rahmetli Mecit. Ütülerin. Sizi dışarı taşırken mi oldu bu iş?" "Bilmiyorum ki abla" dedi Nezihe incecik boyunu bükerek. "Mecit kokuyu aldı.kelamdenizi.com "Tiner bidonları. Boya yapılacaktı. Mecit gençti. masaların üzerini naylonla kaplıyorduk." Soncemre Platform ile „OKU“mak! www. Allah ondan razı olsun çok iyi adamdır.. Hüseyin de peşinden.. sırtlayıp çıkarmış beni dışarı. ortalık batmasın diye.www. Nur içinde yatsın.. Hüseyin ile ben önce anlamadık. Hepsi tutuşmuş. konuşmanın verdiği heyecan nihayet utangaçlığını bastırmıştı." diye kekeledi. 'Bir şey yanıyor' dedi. Ertesi gün boya yapacaklardı ya. Hüseyin." Nezihe'ye döndüm. Ütü odasında. O sırada oteldeymişsiniz. sanırım ölmediği için hem seviniyor. Yanlış anlamadığımdan emin olmak için sordum.com "Tiner bidonlarının ne işi vardı otelde?" "Anlattım ya." Raporlarda bu bilgi yoktu işte. üstüne çıktı. bir de ben." "Nasıl fark ettiniz yangın çıktığını?" Deminden beri benden kaçırdığı gözlerini nihayet yüzüme çevirdi.soncemre. 'Gidip bir bakalım şuna' diyerek yan odaya seyirtti.. Yığılıp kalmışım. . patlama olduğu sırada siz neredeydiniz?" Hazırlıksız yakalanan kadıncağız: "Ben. Patlama o kadar şiddetliydi ki deprem olmuş gibi oturduğum koltuk öne doğru savruldu. Patlamayı duyunca yetişmiş. "Ya siz. "Evet. hem de utanıyordu." "Kadir de yaralanmış. "Kadir Gemelek mi? Yangında yaralanan diğer kişi. "Oteldeydik. Öyle böyle değil. tam kapıyı açacakken kıyamet koptu. ayağına tezdi. Eğer Kadir Abi olmasaydı." "He. siz. ben mi?. Sarsıntının şiddetinden elimdeki çay bardağı yere düştü tuzla buz oldu." "Peki sizi kim kurtardı yangından?" Gözlerinden mahcup bir parıltı geçti. Kadir Abi yoktu yanımızda.. Mecit ile Hüseyin orada rahmetli olmuş. benim üstüme çamaşırhanenin kapısı düşmese ben de sizlere ömür. Bu işi de o bulmuştu bana. "Kadir Abi kurtarmış." Kahverengi gözlerini kaçırarak yanıtladı. Kadir Abi bizim ekibin başıdır. Sanki toprak yarıldı da yerin altı. tiner bidonları boya kutuları hepsi aynı odadaydı. otel tadilattaydı. ben de Mecit ve Hüseyin gibi Hakk'ın rahmetine kavuşmuştum çoktan. sonra biz de duyduk kokuyu.

soncemre." Sesi titriyordu. "Nezihe Abla'ya yardım ediyordum. fırsat vermedim. mangal gibi bir yüreği vardır Kadirimin." Benden en az yirmi yaş büyük bir kadının saygı gereği bana abla demesi içime dokundu. Dinlemedi. "Panikledim desene şuna. Bu kadını sevmeye başlamıştım galiba." "Evet panikledim n'olmuş. Çok geçmedi yani. İnsan böyle olaylara alışık olmayınca." Fırsatım buldu ya Mennan yine soktu lafı." "He" dedi Nezihe yine başını sallayarak. "Yok taşırken olmadı" diyen Serhad'ın sözleriyle yeniden döndük konuya." "Yani Nezihe Hanımı dışarı çıkardığında siz Kadiri gördünüz. "Ne yapacağım" dedi azarlar gibi bir sesle." "Gözü kara adamdır Kadir" diyen Mennan da katıldı konuşmaya. Neredeyse nemlenmiş gözlerinden ilk damlalar düşecekti yangın yerinin toz ve külle kaplı zeminine. 'Sen Nezihe'ye bak. yanlış mı algılıyordum. Mecit ile Hüseyin'i çıkaracam dedi. "Nezihe Abla'yı çıkardıktan sonra Kadir yeniden içeri daldı.kelamdenizi. Serhad'a döndüm yeniden. Hatta 'Abi girme' dedim." "Gördüm tabii." "Hemen itfaiyeye haber vermediniz yani?" "Başta biraz şaşırdım tabii. "Çocukluk arkadaşım diye söylemiyorum.www. alındı. "İtfaiyeyi ne zaman aradınız?" "Kendimi toparlar toparlamaz aradım. Yetkili acentemizi duygusallığıyla baş başa bırakıp. Zaten Nezihe Abla da kendine gelmeye . işte o zaman yaralandı. duygulanmış gibiydi. Sen olsan ne yapardın acaba?" Yine ağız dalaşına başlayacaklardı. yok gerçekten de etkilenmişti Mennan.com Soncemre Platform ile „OKU“mak! www. yüzü gözü kan içindeydi. Kadın başından yaralanmıştı.com "Ben bayılmışım. "Siz ne yapıyordunuz o sırada?" Onu suçlamak gibi bir niyetim olmamasına rağmen. bir şey görmedim ki. "yüzüm gözüm kan içindeydi.

Yani yangının çıktığı oda başka. tinerlerin patladığı yer başka. bizim Mennan'ınkinden daha iri ter damlaları belirdi alnında. itfaiyeciler yangının çıktığı saati hesaplayarak bize geç bilgi verildi diyorlar. ben koku filan duymadım" "Yine de itfaiyenin olay yerine gelmesi epeyce uzun sürmüş." "Yani Kadir'i öylece bıraktınız mı içerde?" Bakışlarını kaçırarak." Sinirleri bozulmaya başlamıştı. O yüzden öğrenmek istiyorum ayrıntıları. "çünkü patlama yangından çok sonra olmuştu. biraz daha öfkelenirse kontrolü kaybeder gizlemek istediği bilgileri de ağzından kaçırabilirdi. yüzüme meraklı bir ifade yerleştirerek sordum. yangın bir kat altta. "itfaiyeye haber verdikten sonra ne yaptınız?" "Ambulansı aradım." Öyle olmadığını bildiğim halde özellikle sordum.com "Ama itfaiye yetkilileri yangının çıkışından bir saat sonra bize haber verildi diyorlar. yaralılar var dedim. bu iyiydi işte. Önce yerdeki halı tutuşuyor. Bu kadar ince eleyip sık dokumamın nedeni bu. Yani boya ile tinerlerin konulduğu odanın hemen yanında." "Koku filan duymadınız mı? Yani patlamadan önce. İstifini bozmadan dinlemeyi sürdürdü." Olanı biteni ayrıntısına kadar bilmeme rağmen." Raporları okuduğumu bildiğinden yalan söylediğimin farkında olan Mennan yadırgayan gözlerle beni süzdü. Aradan epeyce bir zaman geçmiş." Soncemre Platform ile „OKU“mak! www." "Yok nasıl duyayım. "Kadir'i içeriden çıkarmıştınız yani?" Gri gözlerindeki parıltı gölgelendi. "Öyle mi? Bunu bilmiyordum işte. üzerine gitmek yararlı olacaktı. şimdi açık verecek ya da Serhad'ın işine yarayacak bir laf edecek diye." Gri gözleri alev alev yanmaya başlamıştı "Gecenin o saatinde Konya'da trafik varsa benim suçum mu?" "Ben sizi suçlamıyorum ki" dedim sakin bir ses tonuyla. Prizdeki elektrik kontağından. yatak örtüleri filan. Oradan da boya ile tinerlerin bulunduğu çamaşır odasına sıçrıyor. "Ne bileyim koku havalandırmadan filan sızabilir de. Ve tutuşan tiner bidonları bomba gibi patlıyor. "Çünkü" dedi yutkunarak. "Tabii" diye açıkladı Serhad." Kesin bir tavırla reddetti.kelamdenizi. "Hayır." İnce kaşları iyice çatıldı." . "Sadece olayın nasıl olduğunu anlamaya çalışıyorum." Soran bakışlarımı terden sırılsıklam olmuş yüzüne diktim. düşündüm. "Yangın depo bölümünde çıkıyor. "Nezihe Abla'yı yalnız bırakmak istemedim. önemli bir iş yaptığından emin olarak. itfaiyeciler kurtardı. kendisinin de inanmadığı bir yanıt verdi. sonra perdeler. "Kadir'i ben çıkarmadım. hayret yapmadı.soncemre. Evet.com başlamıştı.www.

en yakın arkadaşımı ölüme terk etmiş. gel bakalım. cevaplayın. artık anlamıştım kesinlikle soruşturmayı sabote etmek istiyordu bu adam. kendini suçlu hissederek savunmaya geçti. bizim mülayim görünüşlü Mennan'dan geldi. "Şu anda arkadaşınız için yapabileceğimiz bir şey yok. "Ne diyorsun lan sen" diye gürledi. "Adam. Ama herkes beni suçluyor. "Senin giremediğin yere girdiler. boğucu havası sadece onu değil. Hayret Serhad bu defa bozulmadı." Suratı kıpkırmızı oldu. ilgilenmeden ötekine döndüm. ama etkili oldu.kelamdenizi." Uyanlarıma rağmen Mennan dayanamayıp araya girmişti yine. "bir de delikanlıyım diye dolaşıyorsun." Mennan gerilemedi: iri gövdesinden beklenmeyen bir çeviklikle kavgacı bir horoz gibi dikildi bu delibozuk gencin karşısına. ama yanımızdan ayrılmadı. "Sakin olun" diyerek herkesi yatıştırmaya çalıştım yeniden." Mennan kem küm edecek oldu. Konya'nın göbeğinde bir ingiliz kadından böyle bir tepki beklemiyor olacaklar ki ikisi de durdu. hepimizi gerginleştirmişti. Belki sen daha önceden girsen. "Ne yapıyorsunuz siz?" Sesim yeterince güçlü değildi." Köşeye sıkışmış gibiydi Serhad. Herkese haber verdim. giremedim. Kadir şimdi daha iyi olacaktı. yapmayacaksanız. Birbirimizi dinlemeyi öğrenelim. Bizim Kadir'i sağ salim dışarı çıkardılar. Ziya ne olursa olsun.. onları yalnız .com "Yüreğim yemedi desene şuna.. "Kendinize gelin. iyice sinirlendirip kaçıracaktı bu insanları sonunda. gitti. Lütfen dilinizi tutun artık. "Ardından gitmeye gayret ettim. "Kusura bakmayın" dedi bakışlarını kaçırarak. lobinin moral bozan görüntüsü. Ben de içeri girip ölse miydim?" İsyanı içtendi. her tarafı alev sarmıştı. "Nasıl sakin olalım Miss Karen" dedi kan çanağına dönmüş gözlerini yüzüme dikerek. gidin. "Onlar işi biliyorlar. eline güçlü bir koz geçirmenin verdiği cesaretle.. Gel lan. Daha ne yapayım? Kadir Abi'ye gitme dedim. ne yapacaksın?" Biraz daha geç kalsam gireceklerdi birbirlerine. Tutmayacaksanız da buyrun bizi dışarıda bekleyin.www. Birbirimize bağırıp çağırarak bir sonuç alamayız.soncemre. Ziya Bey'den öğrenirim olayın gerisini nasıl olsa. "N'olmuş benim delikanlılığıma? Yaşına hürmeten bey deyip duruyorum. Ben nasıl fark edeyim ki depoda çıkan yangını." Ziya Bey lafını duyunca sıkılı yumrukları açıldı. Ben nereden bileyim yangından adam nasıl kurtarılır?" Küçümseyen gözlerle baktı Mennan: "Tüh ulan kalıbına" diye söylendi. Bir soruşturma yürütmeye çalışıyorum burada. Ziya Bey bile üstüme geldi. Sorularımı doğru dürüst cevaplayacaksanız." İtiraz genç oğlandan değil. bak fena olur sonra." Yok. omuzları düştü." "Ama itfaiyeciler girdi" dedi Mennan. "N'aparsın lan? Elinden geleni ardına koyma. Serhad öfkeyle dikildi Mennan'ın karşısına. "Neden anlamıyorsunuz Mennan Bey" diye bağırdım.com Soncemre Platform ile „OKU“mak! www. "Bana bakın Serhad Bey. "benim hiçbir suçum yok bu işte. Elimden geleni yaptım işte." Bu sözler bardağı taşıran son damla oldu.

. geliyorum" dedi aceleyle. İçerisinin sıcağı daha da artmış gibiydi. Alnında biriken terleri kurulamayı bile unutarak karşımda dikilen Mennan'a baktım." Biraz daha konuşursam." "Yok" dedi kararlı bir tavırla başını sallayarak. hemen kurtulmalıydım bu yangın yerinden. "Lütfen bir de açıklama yapmaya kalkmayın. "Tebrik ederim" dedim öfkeyle soluyarak." Onu dinlemeye katlanamıyordum. Birkaç adım attıktan sonra durdu. çıkışa yürüdü." Mennan'ı işaret etti. Yeniden Serhad'a döndüm." Döndü. ben böyle olsun istemedim. Sonunda soruşturmayı yarıda bıraktırdınız." Yüzüne bile bakmadan başımı salladım.kelamdenizi.soncemre. Döndüm çıkışa yürüdüm.. bağırıp çağırmaya başlayacağımdan. Alo." "Ama.. Ama o Serhad denen iti gördünüz." "Ama... "geliyorum ya. kendimi kaybedeceğimden. "Biraz daha burda durursam başım belaya girecek. uçuşan kül zerrecikleri soluk almamı iyice güçleştiriyordu. Uzaklaşmakta olan Serhad'ın ardından baktım çaresizce.. Merhaba" Konuşurken yürümeyi de sürdürdüm. Daha arabadan iner inmez sataşmaya başladı bana. "Evet. "Bir dakika. "Alo Nigel. Mennan'ın söyleyeceklerini beklemeden telefonumu çıkardım." Cep telefonum tam zamanında yetişti yardımıma.. . "Boşuna konuşuyorsunuz. Ziya'yla ne işler çeviriyorsunuz diyerek. sanki koku genzimi daha çok yakıyor. "Bakın. Ne yapacağını bilemeden öylece dikilen Nezihe'ye seslendi: "Geliyor musun Abla?" Nezihe göz göze gelmekten kaçınır gibi yüzüme baktıktan sonra: "He.. siz kaldığımız yerden.www. bir dakika Miss Karen" diyerek yetişti ardımdan. bildiğim bilmediğim kuşkulu ne varsa sayıp dökeceğimden korkuyordum. Arayan Nigel'dı.com bırakmayacaksın diye uyarmış olmalıydı. Serhad Bey. başını çevirdi. 13 "Tatlı bir ömür gibi gitmeye niyetlendin" Elimde kayıt cihazıyla öylece kalakalmıştım otelin yıkıntılarının arasında.. Ziya Abi'ye de ne söylerseniz söyleyin." Başını öne doğru sallamayı unutmamıştı yine. "Başardınız.com Soncemre Platform ile „OKU“mak! www. İçimden ona teşekkürler ederek dokundum konuşma tuşuna. ama.. yanlış bir şey yaptıysam özür dilerim.. Artık bu konuyu tartışmak istemiyorum. "ben artık konuşmak istemiyorum.

Aldığın ilk çiçeği." "Hum. ." "Vay" diye haykırdı heyecanla.com "Merhaba tatlım. verdiğin ilk hediyeyi unutmadığım gibi. "Oo sinirliyiz bakıyorum. Sen ne yapıyorsun?" Neşeyle fısıldadı: "Şiir okuyorum." "Ne kitabı?" "Seçme şiirler. kırılmazdı. "Okusaydın unutmazdım. Birkaç adım sonra dışarıda. açıkça şikâyet ettim. "Sen şiir sevmezsin ki!" diye söylendim." Duyduğuma inanamadım. Ama şu anda çok güzel bir ruh hali içindeydi." "Anladım da yazan kim?" Bir an suskunluk oldu. Daha sonra ara dersem bu ruh halini kaybedecekti." Duraksadı. Hatırlamaya uğraşıyordu. Nasıl gidiyor?" "Eh işte" diye söylendim." Nigel hemen anladı ses tonumdan." Bir süre suskun kaldı.com Soncemre Platform ile „OKU“mak! www. "Sevmediğimi nereden çıkardın?" "Bana hiç şiir okumadın. birileri dağıtıyor. Ona bunu yapamazdım. şiir sevmediğim anlamına gelmez. Şiir okurken aklına gelmiştim. Aslında Nigel'a daha sonra ara desem. Tabii korku şiiri değilse. bulunduğum yer korkunç. Sabahki ameliyattan sonra başka işim kalmadı.kelamdenizi. Harley Street'teki kliniğinde oturmuş bir şiir kitabının sayfalarını çeviriyor." "Dalga geçme. Bir adım geriden beni izleyen Mennan'a göz ucuyla baktım. Bak sen de şiir gibi konuştun şimdi. "Ben toparlamaya çalışıyorum. sahiden şiir okuyorum. Üstelik sonunda şairini de bilmem gerekiyordu." Ciddi gibiydi ama karşımdaki Nigel olunca inanmak zordu. Ayağımı masamın üzerine uzattım. "Belki sen bilirsin yazanı. beni hatırlamıştı. ingilizce anlıyorsa da anlasındı. kitabımın sayfalarını çeviriyorum. Belli ki duygulanmıştı. "demek gökyüzünü görmek isliyorsun. "dinliyorum ama bir saniye bekle." Şu absürdlüğe bakın. "Ama sana hiç şiir okumamış olmam. Sen şiiri okurken gökyüzünü görmek istiyorum.www. "Tamam" dedim kaçan neşemi toplamaya çalışarak. "Önce şiiri okuyayım" dedi gizemli bir sesle. dünyanın en güzel şiiri bile etkisiz kalır burada. Bizim Nigel. "Emin misin? Okumadın mı?" Sitem dolu bir sesle yanıtladım. eşeklik etmişiz. şimdi Londra'daki sevgilimin sesinden şiir dinleyecektim. Şu anda bir yıkıntının ortasındayım. birkaç saniye önce iş nedeniyle bir adamı azarlamışken..olacağım. ama gotik olmayanından." Kahkahalarla gülmeye başladı Nigel.. Kim kızdırmış benim dişi kaplanımı?" "Boş ver şimdi.soncemre. "Nigel dalga geçmiyorsun değil mi?" "Niye inanmıyorsun yav.

yer yer beyaz bulutlar var. O boğucu havadan. tamam anladık. "Ne oldu.. seni bunun için seviyorum işte." Şaşkınlıkla mırıldandım: "Daha mı iyi geliyor?" "Daha iyi" dedi söylediğinin doğruluğundan emin olan birinin güven veren sesiyle.com "Ömürsün Karen." "Hepsi aynı kapıya çıkar. öfkelendiğin anda gerçek bir yırtıcıya dönüştüğün için de. bir zenciye benzetmek. Ondan uzaklaşırken sesime tatlı bir tını katarak mırıldandım. "Hatta hırslı bir yetişkin gibi. "Rengin benziyor demedim ki.. Ama bugün daha iyi geliyor sesin." Ne kadar da iyi tanıyordu beni.com Soncemre Platform ile „OKU“mak! www. Başlıyorum: Tatlı bir ömür gibi gitmeye niyetlendin Ayrılık atını eğerledin inadına. kimsesiz kalmış bir çocuk gibi. Hem de hiç kimse senden bunu ummazken." "İyi. ama amacına ulaşamadığı için sinirlenen güçlü bir yetişkin gibisin" diye açıkladı. beni Konya'ya getirttiği için lanetler okuduğum bir soruşturma uğruna bugün kıran kırana bir mücadeleye girişmiştim. İnanmazsın bulutun biri senin yüzünün siluetine benziyor. Bir de. niye sustun?" dedi Nigel'ın sesi. niye alınacağım. Başını öne eğdi.soncemre. büyülü diyarlarda gez." Sonunda adımımı dışarı atabilmiştim. Sustum." Nigel'a hak verirdim ama yine de işe kaptırmaktan alamazdım kendimi. yeni ülkeler gör.kelamdenizi. Ama benimle eğleştiğin toprakları da unutma." Kendine zenci demekten çok hoşlanırdı Nigel. Galiba bütün mesele sınırım bilmekteydi." Kocaman bir kahkaha attı. iğrenç kokudan kurtulur kurtulmaz derin bir nefes aldım. "Değmez" derdi. yüreğine yazık. Git. "Kar gibi beyaz bir bulutu. çünkü senin şiiri okumanı bekliyorum. Dönüp işte marifetin der gibi Mennan'a baktım. Bir de çok güzel öpüştüğün için." "Sadece bunun için mi?" "Hayır. Masmavi. Kendini bu kadar yıpratma." Sesinde eleştirel bir tını belirmişi! Zaman zaman işime kendimi fazla kaptırmakla suçlardı beni. "Tamam öfkelisin ama dün gece yıkılmış gibiydin. eğlenmek için geldik bu dünyaya. siluetin benziyor. "Alındın mı yoksa?" "Yok canım. Anlaşılan burayı çok özlemişsin. dinle o zaman. Yalnız. Öte yandan görevimi de yapmak zorundaydım. "şimdi görüyor musun gökyüzünü?" Aslında bakışlarım gökyüzünden önce geniş caddede uzaklaşmakta olan lacivert Mercedes'e takılmıştı. "aklına. ama şairini sen bulacaksın sonunda. "Görüyorum. En kötü anlarda bile şaka yapabildiğin için. Biz çalışmak için değil. hatırla emi! Gittin ey sevgili şimdi yollardasın Ayın değirmisini başına yastık yapmış uyumaktasın ." "Tamam. Özellikle de Anglosakson kökenli Londralıların yanında.www. Doğru söylüyorsun. Şimdi de öyle oluyordu galiba? Daha dün. "Şimdi ne istediğini bilen. "Çıktın galiba" diye sordu zeki sevgilim. Nigel haklıydı abartmamakta yarar vardı.

Yaşam olduğu sürece saf olmak. açgözlülüğe karşı özümüzü koruyabilmek. "Yeryüzünün bütün akan suları bulanır. Ansızın gözümün önündeki perde kalktı. daha doğrusu Anadolu'da. Önemli olan.com Soncemre Platform ile „OKU“mak! www. Ama en yaygın olanlarını. ipucu veriyorsun." Babam bu düşünceye karşı çıkmıştı. üstelik çocukluk yılları hariç Türkiye'de yaşamış.com güzel uykular. bunca kötülüğe. evet. suyun saydamlığını bozar. Bazı şiirlerini de hatırlıyordum üstelik. "Orası tartışmalı. Dünyanın en zor işi bu." Ne ima ediyordu bu şimdi? "Hayır. "Suyun özü temizdir" demişti. Şiir o kadar güzeldi ki." "Farsça mı? Ömer Hayyam mı?" Düşkırıklığına bulanmış bir sesle söylendi: "Anadolu'da yaşamış diyorum hanımefendi." Bakışlarım az ötemde dümdüz uzanan Konya'ya çevrildi. Bravo bildiniz. geçtiği yerlerin kiri. Bizi o ." Niye öyle düşünüyordu? "Yoksa Türk mü bu şair?" Sesini yarışma sunan spikerlerinkine benzeterek tüyolar ver meye başladı. donmamak değil. Kış güçlüyse donar. Yaşayan kirlenir.kelamdenizi.soncemre. nefesim kesilmişti. annemle babamın üzerinde saatlerce tartıştıkları şu dizelerdi. "insanın özü de." Küçük bir gülüş yuvarlandı telefonun öteki ucundan: "Bence şairim de biliyorsun. Belki de ayrılıkla ilgili olduğu için ikimizi de derinden çarpmıştı şiir. bilmiyorum. kimse masum değildir. "olağanüstü bir şiir.www. "Yoksa Rumi mi?" "İşte bu kadar. Annem de çok severdi bu şiiri ama "bulanmadan. Su akabildiği sürece. donmadan akmak" kısmına katılmazdı. "Ama itiraf etmeliyim ki bayan. Ama eserlerini Farsça yazıyormuş. hem de defalarca. önemli olan safiyeti. Her gün bir yerden göçmek ne iyi her gün bir yere konmak re güzel bulanmadan donmadan akmak ne hoş dünle beraber gitti cancağızım ne kadar söz varsa düne ait Şimdi yeni şeyler söylemek lazım. bunca zalimliğe. "Çok güzelmiş" diyebildim sonunda. Öylece kaldım. daha şiirin ilk dizesinde onu tanıyacağınızı sanmıştım." Bahsetmişti. masumiyeti yaşamın amacı haline getirmektir. Anadolu'nun göbeğinde. Dikkat et. şairimizin adı Mevlânâ Celaleddin Rumi" diye bağırdı sunucu rolünü sürdürerek. akmaktır. renkli düşler seninle olsun ama bir zamanlar dizlerimde yattığını da unutma. Gündelik hayat acımasızlık çarkı üzerinde dönüyor. ilk kez duyuyorum bu şiiri. çamura. Nigel'ın da sesi çıkmıyordu. Mutlaka bilmen gerek. pası." "Olamaz. yeniden temizlenmek. En çok sevdiğim şiiri ise. masum olmak umudu da vardır. hatırla emi." "Muhtemelen orijinali daha güzeldir. Eminim babanız size ondan bahsetmiştir. Kimse saf. soğuğun donduruculuğundan kurtulmak umudu vardır. Aslolan yaşamdır. Önemli olan bulanmamak. Etnik kökeninin Türk olduğu söyleniyor." "Yani şair İngilizce yazmıyordu.

Artık kavgana dönmelisin. ama o günden sonra bu şiir hep aklımda kalmıştı. bulanmayana. Sonra yeniden telefonuma döndüm. "Niye öyle söyledin?" Şaşkın mırıldandı. ama bu kez kaçırmadım bakışlarımı. "Nasıl?" "Neden Kimya dedin?" "Adın öyle olduğu için." "Her şeyin bir zamanı vardır. Nefsimizin iştahını kabartacak renkli oyuncaklar." Tartışma uzlaşma olmadan sona ermişti.com Soncemre Platform ile „OKU“mak! www. Neyse seni daha fazla tutmayayım. "Nereden geldi aklına Mevlânâ?" "Nereden gelecek." İkimiz de sustuk. asıl ilginç olan Nigel'in Mevlânâ'yı keşfetmesiydi. Seçme şiirlerini aldım. Sen bu adımı hiç kullanmazdın da. başladı şiirdeki gibi konuşmaya. Ben kime hak verdiğimi hatırlamıyorum. sanırım bir tartışmanın ortasındaydın. . toparlandı. "Bir de şiir sevmediğimi söylüyordun. Ve kirlenmemiş olana.com masum özümüzden uzaklaştırmak için hayat birbirinden parıltılı ilişkiler sunuyor: Yalanla. fazla önemseme. bencillikle cilalanmış ilişkiler. istesem de unutamam. Ama sen de sigorta poliçeleriyle uğraşırken. gülümsemeye çalıştı. tuhaf bir adam da beni Kimya diye çağırıyor diyecek halim yoktu.www. annemi hatırladım. Mevlana'yı okuyunca etkilendin herhalde. okumaya başla. Seni çok seviyorum Nigel." iğneleyici bir sesle yakındı. Yoksa yanlış bir şey mi söyledim?" Nigel'a. Hatta Rumi'nin kitaplarından birini al. "Yaparım. Merak ettim. Ona hâlâ kızgındım. Dün geceki konuşmamızdan sonra internetten Konya'yı araştırdım. her zaman şiir okumasan da beni sık sık ara. senden. Seçtiğin şiir de çok güzeldi. En az Konya kadar Rumi bilgisiyle karşılaştım. gülümser gibi bile oldum." "Gerçekten şaşırttın beni. "Şimdi söyle bakalım" diye seslendim telefonun mikrofonuna. Eminim çok iyi gelecektir. Benim bu şiiri hatırlamam normaldi. Ama beni dinlersen. sahtekârlıkla." "Etkilenmemek elde değil ki." "Denerim" dedim telefonu kapatacaktım ki." "Ben de seni seviyorum Karen Kimya Greemvood. donmayana övgü düzüyor.kelamdenizi. Gerçekten çok iyi geldi. Baktığımı görünce. arada bir de olsa beni hatırla. İşte buna karşı uyarıyor bizi Mevlânâ Hazretleri. "Sadece tuhafıma gitti biraz. Bakışlarım arabasının başında telefon konuşmamı bitirmemi bekleyen Mennan'a kaydı. Camden'daki şu büyük kitapçıya gittim." ." Hemen havaya girdi.soncemre. bu zenci sevgilim unutma emi!" Sevinçle mırıldandım: "Merak etme. "Ne bileyim sevdiğini söylemedin ki. Ruhu-muzu köle edip. emi. "Teşekkür ederim Nigel." Kimya mı? Tanıştığımızdan beri ilk kez Kimya diyordu bana. aklımızı bedenimizin emrine sokmak için. Hep böyle güzel sürprizler yap.

Hatta gelirse bu akşam yemeğe çıkarırım onu. çok yalnız hissediyordur kendini.soncemre. Büyük olasılıkla Nigel'a kızar. Tabii annem bebek konusunu öğrense tavrı ne olurdu bilmiyorum. Hadi. Ama şimdi yardıma ihtiyacı olan oydu. Belki de bu yüzden adımlarımızı hızlandırarak.. Nigel'ın sözleri beni rahatlatmıştı. belki yeni bir başlangıç yapmalıydım. ama sen yine de teklif et. Mennan'a duyduğum kızgınlık bile azalmıştı." "Kurtulmuş" dedi doktorlara özgü o katı tavırla. Gerçekten de annemin abuk sabuk konuşmalarına saatlerce dayanabilen tek erkek arkadaşım Nigel'dı. siz de istediğiniz yerde gezer tozarsınız" derdi. Konya'nın kuru. eğer bir gün Nigel'la ben ayrılsam bile onların iki dost olarak görüşmeye devam edeceklerine inanıyordum. yangının paçavralara çevirdiği halıların üzerinden geçip dar bir merdivene ulaştık. Ama hep kendime telkin ettiğim gibi soğukkanlılığımı yitirmeden. sen kızı doğur" derdi. Bebek mutlaka kız olacaktı. "Tamam. Erkek arkadaşlarım arasında en çok sevdiği kişi kesinlikle oydu. gerçekten de ilginç buluyordu annemin anlattıklarını." Telefonu kapatırken." "Ben de anneme öyle söyledim. Ben de yokum. ben Susan'la ilgilenirim. "Karen doğursun ben bakarım. Zaten kızarak neyi çözecektim ki? Olanları yeniden gözden geçirmeli. otel yıkıntısında yitirdiğim huzuru yeniden bulmuş gibiydim. kadın hepsine meyilliydi. Güneş ışınları kararmış . hem de bize yardım etmiş olurdu." Her adımda biraz daha artıyordu koku. Dün çok üzgün geliyordu sesi. Belki de orta yolu bulmak için Nigel'ı iknaya çalışır. Kulaklarımda giderek yoğunlaşan bir basınç hissediyordum.com "Nigel biliyor musun. gerginlik ve korkunun aklımı ele geçirmesine izin vermeden." "Tabii canım. Evet galiba böyle derdi. "Simsiyah gözleri senin gibi derin derin bakan bir kız çocuğu istiyorum" diyordu. "Boş ver o hedonist cerrahın söylediklerini." "Merak etme.com Soncemre Platform ile „OKU“mak! www. Çünkü son iki yıldır en büyük hayali torununu kucağına almaktı. Ama Nigel'ı sevmesinin gerçek nedeni. Seni sever. Ama şimdi hamile kaldığımı öğrense. ki bu da önemli bir ölçüttü annem için. her dakika acı çekiyordu. Böylece hem torunu ona kalır. çocuğun cinsiyetini de kendisi belirlemişti. Her tarafta kırmızı bir ışık vardı. Nigel'ın da çocuğu istemediğini duysa bunu nasıl karşılardı kestirmek zordu. Mennan'ın önünde tedirginlik içinde beklediği devasa otel iskeletine yürüdüm yeniden. 14 ". sanki tavan usulca aşağı doğru iniyordu. Yangın yerindeki duvarlar üstümüze üstümüze geliyor. Kurtulmuş zavallı. ama onun kabul etmesi zor tabii. bu uzun boylu siyahinin onunla yakından ilgilenmesiydi. "Yaşadığı her an. o tuhaf adam ateşten bir Medusa haline geliyordu.www.kelamdenizi. Şey diyorum Nigel. îşin tuhafı bunu kibarlıktan yapmıyordu.. ama dedeleri Karayiplerden köle olarak getirilmiş bir siyahi de fena seçim değildi. Siyahi olmasından değil. Evet. Matthew Amca ölmüş. "Teşekkür ederim Nigel. hiç merak etme hemen ararım. sen artık işine dön. sesini duymak hoşuna gidecektir. hoşça kal. Aykırı olan ne kadar davranış varsa. Ama sinirlenme tamam mı? Hoşça kal". Kaygılandım. Öyle iyi anlaşıyorlardı ki. sıcak havasını içime çekerek. Annemin yemeğe çıkacağını sanmıyorum. annemi bir araşan. Kendisi gibi Anglosakson kültürüne taban tabana zıt kültürden gelen bir Türk'le evlenmemiştim belki." Annem çok hoşlanırdı Nigel'dan.

yüzü gölgede kalıyordu.kelamdenizi. Dalgalı saçları. . öteki fotoğraf. fotoğraftı bunlar. Belki ötekinde. karşılıklı duvarlara eşit aralıklarla yerleştirilen siyah lekeler dikkatimi çekti. duvarları kırmızı. Bana yüzüğü veren adam. Bakışlarım soldan ikinciye takıldı. O adamdı. siyah sakallı adam. Yanılmamıştım. Yok. Mennan'ın kırmızı tombul parmağı aşağıya inen merdivenleri gösteriyordu. büyük olasılıkla yemek yapıyordum. Nasıl olmuş da yangından kurtulmuştu acaba? Aklımdan bunlar geçerken. Bu ilginç işte. Aman Tanrım. kırmızı gözlerindeki parıltı daha ürkütücü bir hal alıyordu. gömleğinin yakası. sağ avucunda tutuğu nemli mendili. Fotoğraf çok netti. sakalları uzun giysileri. Tabii. boyaları akmış tablolar. geride bir kişi daha vardı. sadece mutfağımı gösteriyordu. Ama artık siyahlar içinde değildi. Yemek sonrası olmalı. yarı aralık ağzında panldayan dişleri.. Önce Mennan soruyor sandım. evet bizim tarihi saat kulesi. giderek koyulaşan bir kızıllık kaplamıştı her yanını. sıcaklığın tuhaf biçimler verdiği plastik çiçekler. kaşları.com Soncemre Platform ile „OKU“mak! www. Ama burası Muswell Hill'di. üstelik fotoğraf yeniydi. Dışarıdaki güneş yangın yerini yeniden alevler içinde bırakmıştı. Ben de oradaydım. mutfak hariç. Nigel da geride içkisini yudumluyordu. ne yerdeki vişneçürüğü halıda bir yanık. gömleğinin yakasından taşan tombul ensesi. yemek yapmıyordum tezgâhtaki bulaşıkları toparlıyordum. basık burnu. Neler oluyordu anlayamamıştım. Gözlerim. arkamda duran kişi Nigel değildi. Big Ben'i görür gibi oldum. Onun kadar hızlı ilerleyemediğim için arada bir dönüp bana bakıyordu. değildi. Yanındaki fotoğrafa geçtim. Şaşkınlıkla çevreye bakındım. Her basamakta biraz daha artıyordu sıcaklık. çekik gözleri bile kıpkırmızıydı. Benim yaşadığım semt. Hayır. Yaklaştım. sırları açığa çıkmış aynalar. ayaklarım beni bir sonraki resme taşıdı. Camları puslanmış pencereler. o adamdı. mutfağımın içi olduğu gibi görünüyordu. alevler bu koridora hiç uğramamış gibiydi. Fotoğrafların siyah beyaz olması sanatçının seçimiydi demek. Her dönüp baktığında yüzündeki eziklik biraz daha azalıyor. Saçı. Sokağa bakan odalarımın perdeleri kapalıydı. rugan ayakkabıları. Yaklaşınca anladım.www. Hayır bir değil. leke değil. "Buradan ineceğiz" diyerek yineledi. iri elleri. tezgâhın başında ayakta duruyordum. Sanki otelin yangın çıkmadan önceki haline geri dönmüştüm. Ona baktım. uzayıp giden koridorun sonunu görmek için boşuna uğraştı. yandaki fotoğraf da benim şehrimde çekilmişti. Mennan hiç etkilenmemiş gibi büyük bir gayretle iniyordu merdivenlerden. Arkada bir ay önce açılan bir resim galerisinin tabelası görünüyordu. Ahşabı yanmış tırabzanları. Hayret. Sanki alt katlarda bir yerlerde yangın hâlâ devam ediyordu. Yürümeyi bırakıp resmin yanında durdum. bu benim dairemin fotoğrafıydı. Ne çağla rengi duvarlarda bir is. Binanın önünde dikilen kişi de yan komşum yaşlı Scott'tan başkası değil. Nigel olmalıydı. Mennan'ı Mennan yapan ne varsa hepsi kızıla boyanmıştı. Konya'da-ki bir otelin koridorlarında bir Londra fotoğrafı. "Niye şaşırdın?" diye bir ses geldi arkamdan. Bir adım önümde yürüyen Mennan'ın bütün bedeni bu kırmızı ışık tarafından ele geçirilmiş gibiydi. Gözleri yüzümde yine dimdik duruyordu karşımda. bu koridor sonsuza kadar uzanıyor gibiydi. Vişneçürüğü rengindeki halıya adımımı atar atmaz kırmızılık bitti. dar merdivenlerden inmeye başladık.. işte şu soldaki de oturduğum apartman. Trafalgar Meydanı değil mi burası? Evet. her tarafta alevlerin izleri. Döndüm. "Buradan" diyerek hafifçe döndü.soncemre. Gözlerimin yanmaya başladığını hissettim. seçemedim. Hayır. siyah giysiler içindeki.com camlardan geçerken kızıla dönüşüyor olmalıydı. delik deşik halı parçacıklanyla kaplı basamakları. Resme yakından baletim. gamzeli çenesi yani bütün yüzü kızıllar içindeydi. Geniş alnı. Belki de otelin altını boydan boya kateden bir geçitti burası. bedenine bir numara büyük olduğunu düşündüğüm pantolonu. Merdiven uzun bir koridora indirdi bizi.

Allahu ekber. böyle eli kolu görünmez iplerle bağlanmış bir halde beklerken o alevden Medusa ağır ağır bana yaklaşıyordu. çağla yeşili duvar geçtiği her yer tutuşuyor. Kendisine bakan herkesi taşa çeviren Medusa. sakallan tutuştu. kızıllık kaybolmuştu ama ses.. gün boyu yaşadıklarımla ilgili olmalı. Belki de içime atmamalıydım. "Allahu ekber. Demek ki dün sakallı adamı bu saatlerde görmüştüm. "İki âlem vardır: îlki varlık âlemi. onu sana getirdim. "gerçeği anyordun. ketum olmam gerekiyordu. Ya dün akşam olanlar? Onu gördüğümde uyumuyordum. Yüzümdeki ter kurumaya. Sadece İkonion Türizm'deki çayıma bir şeyler karıştırmış olabilirler. koridor bir cehenneme dönüşüyordu. Zi-ya ile Mennan açıkça oynuyordu benimle. uykunun denetimsiz bıraktığı bilinçaltımın bana oynadığı bir oyun işte." Sanki beni ikna etmek istermiş gibi artık bir meşaleye dönüşmüş sağ eliyle yüzüne dokundu. Tabii yangın yeri. Yangın yerinde araştırma yapmamak yerinde bir karardı. Böyle çaresiz. her şey ustaca düzenlenmiş bir tezgâhtı. Son gördüğüm kâbus." Hayır.www. benim seçtiğim lokantada yemek yedik. Otelime dönmek çok mantıklıydı. ikincisi mana âlemi. sakallar alevden yılanlara dönüşüyor. Hep geceleri karşıma çıkmasının bir anlamı mı var? Çoktan unutmuş olmam gerektiği halde. Ortalık karardıktan sonra. dün lastik patladığında sakallı adamı görmeden önce duyduğum Arapça sözlerdi bunlar.com Soncemre Platform ile „OKU“mak! www. Medusa. Kulaklarımdaki basınç dayanılmaz bir hal almıştı. Mana âlemi ise gece gibidir. . düşünmeye. bırakın adım atmamı.. daha değil. Mennan'a duyduğum kuşku. Varlık âlemi gündüz gibidir. Vişneçürüğü halı. babamın kim bilir hangi tarihte söyledikleri geldi aklıma. Mennan'la gezerken.. anlayamadım. Tutuşan saçlar. odamda yankılanmaya devam ediyordu. tam tersine akıl ışığını yakmam gerekiyordu. evet onu hiç gündüz görmedim. Şu aşamada kimseye bir şey söyleyemem. iyi de rüyamı nasıl belirleyebilirlerdi ki? Bugün yiyeceklerime ilaç katabilecekleri fırsatları bile olmadı. o tuhaf adam ateşten bir medusa haline geliyordu.. ama onun da bu kadar etkili olabileceğini sanmıyorum. Yorulmuştum. Mantıklıydı da yine de kurtulamamıştım kâbus görmekten. Hayır. bu lanetli koridordan çıkmak istiyordum ama yapamıyor-dum. Güçlü olmam gerekiyor. hakkında ne düşünüyorsam Mennan'ın yüzüne söylemeliydim." Ellerini bana doğru uzatmıştı. yangın. Müslümanlan akşam ibadeti için camiye çağıran ezan." Gönül ışığını değil.com "Yangını arıyordun işte buldun.. Ses karşıdaki Sultan Selim Camii'nden geliyordu. bu gerçekti. Yüzüme dikilen ateşten gözler beni büyülüyor. Allahu ekber." Gözlerimi açtığımda kan ter içinde kalmıştım. fotoğraflardaki Londra. Ateşten Medusa alevler içindeki parmağını yüzüme uzatırken duydum sesi. yangının uğramadığını sandığım bu koridor da o tuhaf kırmızılığın egemenliğine girmişti artık. "Eşhedü enla ilahe illallah.. parmakları alevler içindeydi. kendini kolayca ele verir. yalnız kalmaya ihtiyacım vardı. Kulak kabartıp dinledim. hepsi birleşerek tuhaf bir kâbusa sürükledi beni. yoksa sürüyor muydu. duvardaki ahşap çerçeveler. "Allahu ekber. hatta Nigel'ın Londra'dan araması. onu bulmak için mutlaka gönül ışığını yakman gerekir.. Söylemeli miydim? Böylece bir çuval inciri berbat etmiş olurdum.kelamdenizi. Korkuyla geri çekildim.. Hepsi. olanı biteni açıkça görürsün. Sahi o sakallı adam "Gerçeği arıyordun onu sana getirdim" demekle neyi anlatmak istiyordu? Yangını kendisinin çıkardığını mı söylemek istiyordu? Çok mantıksız. Dehşet içindeydim.soncemre. derim gerilmeye." Kâbus bitmiş miydi. kaçmak istiyordum. Şimdi sabırlı olma zamanı. "Korkma" dedi. gözlerimin aklan buhar olup uçmaya başlamıştı. kıpırdamama bile izin vermiyordu. Bugün de doğru olanı yaptım. ardından saçları.

hem de mezar. "Şems-i-Tebrizi Camii ve Türbesi. Ne yani. ne de Ziya'yla. Vakit erişmiş civcivler çıkmış. Günlerce. Ondan korkmuyordum ama yaşadıklarım korkunçtu.. kendini Şems-i Tebrizi mi sanıyor? iyi de Şems-i Tebrizi kim? Mevlânâ'nın hocasıymış. Doğum tarihi hakkında bilgiler kesin değildi ama yazarların çoğu 1185 yılında doğmuş olabileceğini söylüyordu. "Oğlum deli değilsin ama halin bir tuhaf.kelamdenizi. Kendimce bir açıklama bulmuş olmama rağmen kafamda sorular uçuşmayı sürdürüyordu. Kimya" diye seslenip duruyor bana. İyi de bütün bunların benimle ne ilgisi var? Bir ilgisi yok da. Bir sonuca ulaşmış olmak be ni rahatlatmalıydı. Kim bilir nerede? Ve beni asıl ilgilendiren mesele. böyle olması gerekiyor. şu Semş denen adam. Sadece cami değildi. biraz palazlanınca analarının ardına düşerek göl kenarına inmişler. "Kimya. ama yok. gecelerce açlığa susuzluğa katlanırdım. ama olmadı.com Yüzüğü bana verirken. Ona şu cevabı verdim: "Baba.www. Öteki civcivler eşelenirken. Tebriz'de doğmuştu. mutlaka böyle oldu. ne Mennan'la tanışmıştım. Hepsi tezgâh. bugün de söylediği ortak bir sözcük vardı: "Korkma. Kimya'nın kocası olması. kaz yumurtasından çıkan yavru . bilgisayarımı açtım. Bu durumu gören zavallı babam kaygılanmaya başlamıştı. hepsi beni korkutmak için? Ya. kırk gece bir şey yemez. senin bu davranışlarından hiçbir şey anlamıyorum. Şu Şems-i Tebrizi'yi bir de ben araştırsam fena olmayacaktı.com Soncemre Platform ile „OKU“mak! www." Hem camiymiş.soncemre. "Senin olanı sana getirdim" demişti. Bir tavuğun altına tavuk yumurtalarıyla birlikte bir de kaz yumurtası koymuşlar. Kimdi bu adam? Ya da kim olmaya çalışıyordu? Dün önünde lastiğin patladığı cami Şems-i Tebrizi diye bir dervişin adına yaptırılmış. Ziya öyle demedi mi? Şems-i Tebrizi olmasaymış. o sakallı adam. Şems'in Mevlânâ'nın hocası olması değil de. ne de gözlerinde bir tehdit yoktu. çünkü mantıklı olan bu. Konya'dan yüzlerce kilometre ötede.. Metinlerden birinde çocukluk dönemi kendi ağzından şöyle anlatılmaktaydı. Daha çocukluk çağlarında mistik düşüncelere eğilim göstermeye başlamıştı. her türlü istekten kesilirdim. Birkaç dakika sonra Şems-i Tebrizi hakkında onlarca dosya belirdi bilgisayarımın ekranında. bizim ilişkimiz şu hikâyedeki misale benziyor. Asıl adı Şemseddin Muhammed'di. Tamam kâbus iş te. Mevlânâ sıradan bir din âlimi olarak kalırmış. uçakta beni Kimya diye çağıran ses? Ne Konya'ya inmiş-tik. Dün de." Bugünkü kâbusumun bütün dehşet verici atmosferine rağmen sakallı adamın ne sesinde. Henüz ergenlik çağma girmemiştim. Yataktan kalktım. Bunun sonu nereye varacak?" diye bana çıkıştı. Kimya da Mevlânâ'nın evlatlığıymış zaten. ne yazıyordu tabelada. Evet. babamla ilgili yıllardır bastırdığım duyguların bir anda uyanıp zihnime hücum etmesi. Aşk deryasına daldım mı kırk gün. Ne demek şimdi bu? Babam olsa hepsini anlatırdı.

Ama . bunu gören ana tavuk. sarıldığında bütün içtenliğiyle sarılırdı. Bana yüzüğü veren sakallı adamı gözümün önüne getirmeye çalıştım. eyvah yavrum boğulacak diyerek çırpınmaya başlamış. Halbuki kaz yavrusu. başka bir dünyadan gelmiş gibi hareketlerimize. öğrendikçe öğrenesi geliyor. gözü mistik bilgiye öylesine açtı ki." Ne kadar da kendine güveniyordu bu adam. üstelik bunu söylemekten de çekinmiyordu. alışkanlıklarımıza. Dünyanın bütün sırlarına ermiş gibi sakin.www. Kısa sürede büyük bir olgunluk derecesine ulaştığından halk ona "Kâmil-i Tebrizi" adını vermişti.com Soncemre Platform ile „OKU“mak! www. Yani Tebrizin örnek insanı. can yoldaşı. felsefe ve tabii din eğitimi aldığı yazmaktaydı. Sanki o bizden biri değildi. ben yüzebileceğim bir deniz arıyorum. gönlü. Babasını nasıl da küçümsüyordu. davranışlarındaki çekingenlik mi. Hiçbir zaman anlayamadığım bir ilişkiydi bu. derslerimi sorardı. birine gülümsediğinde gerçekten gülümserdi. Eğer sen benim gibiysen gel birlikte yüzelim ama değilsen git kümes hayvanlarına karış. bu aldırmaz tavrı tanıyordum: Babamın arkadaşı.kelamdenizi. sesinin tonu mu. Şems'in aklı. astronomi. ama bir şey vardı. hissettirmemeye çalışsa da küçümseyerek bakardı. îşte senin ile ben de böyleyiz. ama onda da vardı aynı güven. asla kaba davranmazdı kimseye.com hemen kendini suya atmış. bu iki dilin de edebiyatını yakından tanıdığı. Ey babacığım. ne yapar eder. Hayır. neşe içinde suda yüzmekteymiş. Sanırım Şah Nesim de Şems-i Tebrizi gibi biriydi ya da öyle olmaya çalışıyordu. mantık. gözlerindeki solgun pırıltı mı. sevgisini araya hiçbir engel koymadan gösterirdi. Babam onun gibi değildi. bildiklerinin yerine yenilerini koymak için yanıp tutuşuyordu. Aslında bu ilgisiz yüz ifadesini. aramızdaki uzaklığı hissettirirdi bana. halim de denizsiz yapamayan deniz kuşunun halidir. uğruna bizi terk edip gittiği Pakistanlı Şah Nesim de böyleydi. hatta ilgi gösterirdi. Ama yine de Şah Nesim deyince akan sular durur. Şems-i Teb-rizi'nin Arapça ve Farsça bildiği. ne ben ne de annem umrunda olurdu. davranışlarımıza. hiçbir kimse şaşırtamaz dercesine umursamazca bakıyordu insana. Benim yurdum işte o denizdir. Her karşılaşmamızda mutlaka gülümserdi. Bakışlarını yeniden bilgisayarımın ekranına kaydı. babamın bütün ilgisi onun üzerinde toplanır.soncemre. Şems'in ilk mürşidi -yani öğretmeni-sepet ören Ebubekir adlı bir şeyhti. artık beni hiçbir olay. yakınımda duruyorsa saçlarımı okşardı. Nazik olmaya çalışıyordu. ayrıca simya.

"İstediğin can. Bu durumu da şöyle anlatıyordu Şems: O Şeyh Ebubekir Sellebaf in sarhoşluğu Tanrı'dandı. Yeniden bilgisayarımın ekranındaki "Şems ile Mevlânâ Buluşması" başlıklı yazıya dönecektim ki odadaki telefon çalmaya başladı." Babam nasıl bizi bırakıp gittiyse. Herkes Mevlânâ'ya övgüler yağdırıyor. iyiyim..soncemre. Görüşmeyi yarıda bırakmış. Evet. ama ikna edememiştim demek ki. Çaresiz ahizeye uzandım. halisünasyonlar yoksa bunların Ziya ve Mennan'la bir ilgisi yok muydu? Ya şu kanayan yüzük? Bu soruların yanıtları yoktu. şeyhinin bilgileri ona az gelmeye. tanıdık biri ama hemen çıkaramadım. Ayrılırken kendimi iyi hissetmediğimi söyleyerek. Buynın nasıl yardımcı olabilirim?" "Rica ederim.www. Siz nasılsınız?" "İyiyim.kelamdenizi. Telefonu aç-masam. Bizim Serhad bugün kabalık etmiş biraz. Şems de sonunda şeyhinden ayrılıp kendini yollara vurmuştu. babam hakkında mı? Evet. Sanırım bir tür doyumsuzluk ya da uyumsuzluk durumu. bu gezgin derviş için yaşamının doruk noktası ve finali olmuştu. güzel ve mağfirete nail olmuş. asla doyum bulamayacak. Konya'da bulduğu Mevlânâ.. Yaşamı bo-yunca gezgin bir derviş olmuş bu yüzden ona Şemseddin-i Perende yani Uçan Şemseddin demişlerdi. Dün gece rüyamda geçen bir ismi hatırladım: Muhammed Celaleddin. yoksa yıllardır tek bir satır mektup. iyiyim. Şems'i mi merak ediyordum. Şems sadece sarhoşluk anını değil. bir tek haber bile yollamayan babamın başına gelenleri mi öğrenmeye çalışıyordum? Şems sandığım adamla ilgili gördüğüm rüyalar. Ne yani buluşacak mıyım adamla? İyi olmaz mı? Adam bu konuda uzmanmış. çok ." "Alo Miss Karen. Ama benim onunla uğraşacak halim yok. Mennan olmalı. nereye giderse gitsin yaşadıkları ona yetmeyecek. Şems'i anlatırken Mev-lânâ'yı Mevlânâ yapan kişi dememiş miydi? Oysa. dolunayın altında ellerini açmış. Ziya. asıl mesele buydu işte. herkesin gözünden saklı. Eyvah. Şems hakkında mı. merak ettiğim soruların yanıtlarını bulmuş olurdum.. "Alo. bir tür özür dilemek istiyor. İranlı bir tarihçinin yazdığı makalede Şems'in arayışının Mevlânâ Celaleddin Rumi'yle karşılaşıncaya kadar sürdüğünü yazıyor." Hayır bu Mennan'ın sesi değil. Sadece bizim yanımızda değil. Belhli Sultanü'1-Ule-ma Baha Veled'in oğlu Muhammed Celaleddin'dir" diyordu. Anlamış olacak ki açıkladı. Yani M evlâna'dan söz ediyordu. "Benim Ziya. Az önce duydum. Şems hakkında bulduğum bütün yazılar da Mevlânâ öne çıkıyordu. O zaman bu sakallı adam gerçekten de Şems miydi yani? Yine kafam karışmaya başlamıştı. Annem de babam için aynı şeyi söylememiş miydi? "O müzmin bir uyumsuz. İkonion Turizm. ayık zamanları da dahil. Ama o kutsal sarhoşluktan sonra gelen ayıklık onda yoktu. hep ikinci adam gibi kalıyordu..com Soncemre Platform ile „OKU“mak! www. Ebubekir ona yetme-meye başlamıştı. Şems ise hep gölgede. dilekte bulunan sakallı adamın sorusunu yanıtlayan ses.. yoksa babamı mı? Anadolu'nun göbeğindeki bu eski şehirde bir otel yangınını mı soruşturuyordum. her anını mistik aşkın denizinde yüzerek geçirmek istiyordu. Bugün canımı sıktı ya.com Şems öğrendikçe." "Ziya Bey? Nasılsınız?" "Teşekkür ederim. iyice merak eder otele gelir. Ama daha kötüsü o bunun farkında değil.. En iyisi bu konuyu Ziya'nın babasıyla konuşmaktı. bu akşamki yemekten kurtulmak istemiştim.

Mennan'la aralarında bir sorun var. Bu kadar basit olabilir mi? Eğer öyle değilse Ziya'nın bu kadar küçük ayrıntıları bile planlayacak kadar karmaşık bir komplo kurduğuna inanmak zorundaydım ki. O yüzden tutuyorum yanımda. Ama yine.kelamdenizi.." Sözleri her zamanki gibi kuşku vericiydi. Sigorta şirketinin psikoloğu ve aile dostumuz Oliver'm sözleriydi bunlar.. ne de sizinle ilgisi var." "Anlaştık." Şaşkınlıkla mırıldandım. her gelişmeyi yürüttüğüm soruşturmaya bağlamak.com sinirlendim. kadın bir hafta sonra Mayorka'dan çıkıp gelince şaşkınlıktan donakalmıştım. İki yıl önce Manchester'daki bir elmas hırsızlığı olayım soruştururken işi iyice abartmış." "Lütfen" dedim şakacı bir ses tonuyla. birbirlerinden hiç hoşlanmazlar." "Serseri gibi görünür" dedi kısa bir sessizliğin ardından." "İyi akşamlar." Yarın Kadir Gemelek adındaki tanığı görmeye gidecektim. meraklanmış gibi sordum: "Öyle mi? İşle ilgili bir konu mu?" "Yok canım. üç gibi benim ofisimde. Herkesten. "Sizinle ilgili değil. bıraksalar kadının. ben de Serhad'ın biraz kaçık olduğunu düşünmeye başlamıştım. "Anlıyorum. yine de güldüm. Ben de sizi arayacaktım. adamın karısı ." "Güzel.com "Önemli değil. "deli doludur ama iyi biridir aslında. ama neden öyle davrandı anlayamadım. işle değil. Yani olan bitenin ne yangın soruşturmasıyla. O kadar çok inanıyordum ki söylediklerime. O gün bugün. mesela yarın sabah. ikna olmamıştım." Yine ne numaralar çeviriyordu bunlar. "açıklama yapmak zorunda değilsiniz. çok da sadık. Kız da Serhad'ı seviyormuş ama babası vermedi." "Elbette." Yüksek sesle güldü. pek akla yatkın değildi. Şirketimiz." "Rica ederim sadece yetki alanlarım içinde kalmaya çalışıyorum. adamın karısını öldürmüş olabileceğini iddia etmiştim. aslında bu da. müşterilerimizin kadro politikasıyla ilgilenmiyor." Telefonu kapatırken yanılmış olabilir miyim diye geçirdim aklımdan. "Aşk mı?" "Serhad geçen yıl Mennan'ın kızı Hülya'yla evlenmek istedi. Mesleki deformasyon yine kendini göstermeye mi başlamıştı? Strese dayalı paranoya. her şeyden kuşku duymak. Ben kızımı üniversiteye yollayacağım dedi. "Öğleden sonra desek. "Teşekkür ederim. Oysa çatışmanın nedeni Mennan'ın kızıymış. hani şu yangını uzaylıların çıkardığını söyleyen kişiyi.www. Çok beceriklidir. çok anlayışlısınız. Serhad ile Mennan'ın kapışmasını görüşmeyi sabote etmek için tezgâhlanmış bir oyun olduğunu sanmıştım." Manidar bir gülüş duyuldu telefonun öteki ucundan." Soncemre Platform ile „OKU“mak! www. aşkla ilgili. Babanızı ne zaman görebilirim? Hani tanıştırırım demiştiniz ya. İyi akşamlar.soncemre. ne zaman isterseniz.

tamam hâlâ biraz gergindim. Sanırım şimdi de aynı şey oluyordu. Fırın kebabı da öyle hafif bir yemek sayılmazdı. bakır cezveler. beni de sevgili psikoloğumuz Oliver'in muayenehanesine yollamıştı. Oda servisini arayıp yemek istemek geçti içimden.. ağır yemekleri pek sevmezdi. ahşap işçiliği. telvesi kıvamında. Ziya'nın deyimiyle semazen Poyraz Efendi.com olmadığım kanıtlamaya çalışacaktım. Sonuçta bu bir işti. bir keresinde de babanım Konya'dan getirdiği rahlesinin başında. Aldım ama kullanmadım. şu kâbus gibi rüyalardan olmalıydı ama kesinlikle artık daha iyiydim. Ama daha kötüsü yemeğin yanında sadece kuru soğan vermeleriydi. Dokuz yaşına kadar uykumda yürüdüğümü söylerdi annem.www. sanki okuyormuş gibi Kuran'ın sayfalarına bakarak. başarısız olsam bile dünyanın sonu değildi. şimdi de ilaç kullanmayacaktım. Bir keresinde bahçedeki havuzun kenarında bulmuşlar beni. Selçuklu motifleriyle süslü. Böyle düşününce kamımın acıktığını hissettim. yanında çifte kavrulmuş lokumla." Fırın kebabı oldukça lezzetliydi. Uyanıkken yaşadığım gerginliğin etkisi gözlerimi kapayınca kâbus olarak çıkıyordu karşıma. Tatil yapmamı önermişti Oli-ver. semadan da. telvesi mükemmel olmalıydı. Bunlar da gösteriyordu ki öyle kaya gibi sağlam sinirlere sahip filan değildim. akşam yemeğinin gerçek armağanı gibiydi. olabildiğince kafayı takmamaktı. turkuvaz renkli fincanlar getirtirdi İstanbul'dan. kerpiç evler. Bu gece yemeği dışarıda yiyecektim. Hiç duymamıştım adını. Annem çok sever Türk kahvesini. Türk kahvesi ve tabii bunların hepsini sevmesine neden olan bir adam: Babam. 15 "Çünkü sırlar. domates. Hayır. Türkçe konuşan bu İngiliz kadına bir ayrıcalık yapıp. Annemin otuz altı yıl önce geldiği bu şehirde pek çok şey ilgisini çekmişti. Selçukluların taş. O güçlü görüntümün arkasında belki de zayıf bir kişilik yatıyordu. dudaklarımı kıpırdatıyormuşum. Fırın kebabı böyle servis ediliyormuş. Ama yemeğin ardından gelen Türk kahvesine diyecek yoktu.kelamdenizi. babam ise kendi ülkesinin geleneksel içeceği olduğu halde pek hoşlanmazdı. zarif bir fincanın içinde. bereket Simon davayı uygun bir şekilde toparlamış. . ama istersem hafif bir antidepresan da verebilirmiş. zaten babam etli. yağlı. eski medreseler. nakışlı küçük tepsiler.. Kendimi gayet iyi hissediyordum.com Soncemre Platform ile „OKU“mak! www. ne de Türk kahvesinden. Daha önce başarılı olduğum sayısız işe saysındı şirket. Nigel'ın söylediği gibi dünkü karamsarlıktan kurtulmuştum. Neyse ki ısrarlarıma dayanamayan genç garson. Anneme söylesem asla katılmazdı bu görüşe ama neyse. ney. Dumanı üstünde.soncemre. yine de işi sağlam tutmakta yarar vardı. Köpüğü. artık babamı da sevmediğini söylüyordu ama yalandı. sabır denizinin dibinde saklıdır. bamya çorbası gibi Konya'nın özel yemeklerindenmiş. Zamanla neyden bıkmıştı annem. Az ateşte ağır ağır pişirirdi kahvesini. Nigel'la çıktığımız Tunus gezisi bütün sorunlarımdan kurtarmıştı beni. Ne ondan vazgeçebilmişti. sema. köpüğü yerinde. kokusu. Salatayı silip süpür-sem de fırın kebabının yansı tabağımda kalmıştı. En doğrusu Oliver'in söylediği gibi rahat olmaya çalışmak. Onun tutkusu yemekten sonra içtiği demli çaydı. tamam geçici bir paranoya yaşıyor olabilirdim. salatalıktan oluşan söğüş tabağı hazırlatma inceliğini gösterdi. Hemen vazgeçtim. Ben de bu kâbusların çocukluğumla filan ilgisi vardı. Tabii tek damla süt koymazdı içine. İçmeden önce enfes kokusunu içime çektim.

Bana gelince annem gibi tiryaki olmasam da arada bir Türk kahvesi içmek hoşuma gider. sıradan bir kamış olan bu alet eğer usta bir neyzen tarafından üflenirse muhteşem güzellikte kutsal bir ses çıkartır. kendini tekrar eden Avrupa kültüründen kaçmak. orta boylu genç adama kaptırmıştı. Kapının önünde. Birini sevmek onu kültürüyle birlikte sevmektir. Oysa babama yıldırım aşkıyla vurulmasının nedeni. ne zaman ki Tanrı Baba onun burnuna yaşam nefesini üfledi. ney dinleyerek yaşanmaz ki!" Bir zamanlar. artık annem ney sesi duymaya dayanamıyordu. hiç duraksamadan döker yemden pişirirdi. sırtı bana dönük olarak duruyordu. üzerinde uzun. içine üflenen nefesle birlikte Tanrısal ruh ona geçmiş oldu. artık değişen müzik zevki karşısında babamın ne dediğini hatırlamıyorum. çok sevdiği teyzesinden miras kalan mor berjer koltukta sağ aya-ğını altına alarak kahve içerken gördüğümde." Ama annem artık ne bu muhteşem sesi duymak istiyordu. Restoranın önündeki tartışmayı kahvemden ikinci yudumu alırken fark ettim. Bazen annem Türk kahvesinden bıktığında babamı sevmekten de vazgeçecek diye düşünürdüm. ben de seviyorum neyin içli sesini ama yeryüzünde başka müzik enstürmanları da var.kelamdenizi. Âdem'e benzediğini söylerdi. bundan sonra da biraz zor gözüküyor. kadim inançlardan yeni bir yaşam doğar mı sorusuna yanıt aramak için çıktığı Hindistan-Nepal yolculuğundan dönerken bir arkadaşının aklına uyarak Konya'ya uğramıştı. onun bir İngiliz değil de. neyden çıkan o zarif sesin rüzgârına kendini bırakmış sema alanında âdeta uçuyordu. inancının ayrılmaz bir parçasıydı. Bu sözlerin doğru olmadığının kanıtı ise bizzat kendisiydi. yüzüne biraz kan gelsin diye. Ama beni etkileyen babanın kusursuz dansı değildi. Ta ki kıvamını tutturuncaya kadar. derdi annem. Neyin ilk insana. babam. Tıpkı içindeki Tanrı ruhunu keşfeden insan gibi. Her ne kadar Türk kahvesine hâlâ bayılıyorsa da. Hele fırın kebabı gibi yağlı bir et yemeğinin ardından içildiğinde enfes oluyordu doğrusu. Önce bir heykel gibi cansızdı Âdem." Ancak aradan yıllar geçmişti. "Allah Baba. Tam on iki yıldır bu müziği çalıp duruyor baban.com Soncemre Platform ile „OKU“mak! www." "Senden et koymanı isteyen mi oldu" diye yanıtladı adam. Ney de öyledir işte. eski . Büyük olasılıkla hiçbir şey söylememiştir. sadece bir müzik aleti değil. göz kapaklarının bir an aralanmasıyla gördüğüm o kederdi. Anadolulu bir kadın olduğunu düşünürdüm. tam on iki yıldır bu müziği dinliyor. Genç garson elinde bir tabak yemekle dükkânın önünde dikilmiş bağırıyordu. "Ne biçim bir adamsın sen ya! Kötülük mü ettik. Otuz küsur yıl önce geldiği Konya'dan artık sevdiği bir tek şey kalmıştı: Türk kahvesi.soncemre. Annemi. Sadece ney çalıp. Otuz altı yıl önce. Babamı seviyordu sevmesine -belki o sıralar bundan bile emin değildi-ama artık onun kültürüne eski bağlılığı duymuyordu. şimdi nefret ettiği ney ve semaydı. Ama bugüne kadar vazgeçmedi. Karnın doysun. Şalvarı andıran koyu renkli. Katmandu'daki eski Budist ve Hindu tapınaklarından sonra Anadolu'nun göbeğindeki bu güneşli kentte gittikleri Mevlevi dergâhında gördükleri sema töreni onları derinden etkilemekle kalmamış. ne de içindeki Tanrı ruhunu keşfetme mertebesine ulaştığı varsayılan Şah Nesim'i evimizde görmek. Hazreti Âdem'i topraktan yarattı. ama ney çalmaktan da hiçbir zaman vazgeçmemişti.com Olmazsa. "Evet. Ama sadece canlanmadı. bu enstrümanın sesini duymak için yanıp tutuşan eşinin. siyah pardösüye benzer bir giysi vardı. annem gönlünü sema dönen zayıf. o zaman canlandı. Babam yanından ayıramadığı bu müzik aletine uzandığında. tükenmiş. "Dans etmiyor.www. çünkü babam için ney. çorbanın içine biraz et koyduk. ilginçliğini yitirmiş. kendini hemen evin dışına atıyordu. ney ve semadan artık nefret ediyordu. Geçemezdi.

Sonra da karşıma geç ahkâm kes." Sertçe uzattı tabağı." Gösterişsiz ahşap masaların arasından geçip mutfağa yöneldi. yoksa adama mı bağırdığı belli değildi. Bu akşam acıdım. yağsız olacak diyorsam.kelamdenizi. "daha ne istiyorsun? Çocuk iyilik etmiş sana. bütün deliler de gelir bizi bulur. sessizce tabağının boşaltılmasını bekliyordu. restoranın asık suratlı sahibi de rahatsız olmuştu tartışmadan. ama hâlâ yüzünü göremiyordum." Patron hışımla müşterisine döndü. "Sen kimsin ki" diye çıkıştı garsona. Patron konuşmasına izin vermedi. Anlamasan da bir bildiği var elbet de. çorbayı boşalt. "Ne istiyorsa yap." Patron şimdi müşteriyi azarlayacak diye bekledim. Niye mesele çıkarıyorsun dükkânın önünde?" "Ben senin baban değilim" diye gürledi adam. iri bedenini kısa ayaklarının üzerinde sürükleyerek kapıya çıktı. Ben yüzyıllardır bu dükkândan çorba içerim. Sırtı dükkâna dönük. Kıyameti kopardı. adamın yüzüne baktı. Hâlâ sinirle kendi kendine söylenen garson yeniden kapıya gelip boş tabağı uzatınca: "Bak delikanlı" dedi adam. "Bir şey yok Rahmi Usta" diye açıklamaya çalıştı. İyilik yapalım bize hakaret et. Dövüş. zavallı . "Sana kim söyledi çorbamın içine et koy diye?" Kasanın başında oturan. "Tamam. "sadece kendi bildiğini doğru sanma. "Ne dediğini bilmiyorsun. Paramla çorba istiyorum. Adama bir daha bakmamaya özen göstererek garsona döndü.soncemre. Ama konuşması hiç de onlara benzemiyordu. çorbasının içine biraz et koydum." Garson sıkıntıyla oflayarak elindeki tabakla içeri girdi. Sokaklarda yatan bir evsiz ya da bir dilenci olmalıydı." Yatışmış gibiydi. kalın camlı gözlüklerini kaşlarına doğru iterek kalktı yerinden. öyle olacak. "Bu ihtiyar her akşam elinde bu tabakla gelir. Bir daha da sakın uğrayayım deme. bilgisini paylaşmak isteyen bir yetişkin gibi yumuşak çıkıyordu sesi. "Mesele ne?" Garson öfkeden kızarmış yüzünü patronuna çevirdi.www.. Sizin vazifeniz müşteriye hizmet etmek. bir de akıl veriyor. Tartıştığı adamı eliyle göstererek açıklamaya çalıştı. evet yanlış duymamıştım "Ben yüzyıllardır bu dükkândan çorba içerim" demişti. Ne kadar acayip görünse de başkalarının isteklerine saygı göster. bizden çorba alır. sadece üzülmüş gibi başını salladı. "Baba" diye söylendi. Yağsız. Sanki gördüğü bir şey öfkesini söndürmüştü. ayaklarına ham deriden kahverengi bir çarık geçirmişti." Ama adam öfkeyle homurdandı. uzatma. ama zaten öfkesi burnuna gelmiş olan garsonu zıvanadan çıkarmaya yetti bu sözler. "Ey Allahım. ne istiyorsa ver gitsin. "Al şunu da git buradan. tabağımı ver yeter. "Şuna bak yav.com Soncemre Platform ile „OKU“mak! www. yok yapmadı. Bakışlarım kapıdaki adama takılmıştı." Garson ya sabır gibilerden başını salladı. Patronunun kapıya kadar gelmesi iyice canını sıkmıştı. dava istemiyorum dükkanın önünde. "İstemiyorum. canım çekse et de isterdim. Garson boş tabağı getirinceye kadar da öylece kaldı. "kimsenin de iyiliğine ihtiyacım yok. Kimseyi düşkün sanma. bir adım geri attı. Çorbam etsiz. "N'oluyor burada?" Garsona mı." Hayret hiç kızmadı adam.com bir pantolon giymişti." Evet. etsiz en ucuzundan.

elimi uzattım. otomobillerin gürültüsü. İşte tam o anda başını çevirdi." Tabağı alırken hafifçe döndü. sanki beni hiç tanımıyormuş gibi başını çevirdi. ne dükkânların ışıkları. Sanki sessiz bir patlama olmuş gibiydi. ne de kime sesleneceğimi. İyi de neydi bu? Gözlerimin yetmediğini anlayınca. Ona doğru yürüdüm. dükkânını kapatan kırtasiyecinin aşağı indirdiği kepenginin sesi. işte oradaydı. sanki canlıymış gibi ılık bir taşa. her adımda merakım biraz daha depreşti. ben de aynı çekim gücüyle ilerledim. hiçbiri yoktu artık. Hızlı adımlarla yürümeye başladım. Adam sağ yöne gitmişti. ilk insanı nasıl kendine çektiyse. "Korkma. müşterilerini içeri buyur eden tombul yanaklı tatlıcı. Kıpırtısız.www. Gözlerini yüzüme dikmişti. İlk ışık. Ama son derece sakin bir tavırla sürdürüyordu konuşmasını.com gerçekten de keçileri kaçırmış olmalıydı. ben de o tarafa döndüm. "Eğer ben buraya uğramazsam ne betiniz kalır. nerdeyse koşmaya başlamıştım ama gözlerim onun üzerindeydi. restorana girdi. Kaldırım sağa dönen bir caddeye bağlandı. Az önce şakalaşan iki genç. Birkaç adım daha geriledi. İnsanların arasında öfkeli adımlarla yürüyordu. Görmesem de anladım. oydu. ne hayır. îki yetişkin adam. kasaya yöneldim. Genç gözlerindeki ışık solgunlaştı. her yer zifiri bir karanlığa bürünmüştü. Döndü. sakın bana kızma. Senin kızgınlığın benim öfkemi uyandırır. kemikli bir ele. Biraz daha hızlandım. ne caddeden akan otomobillerin farları. ne de bereketiniz. daha bir saat önce rüyamda gördüğüm uzun sakallı. Kahverengi taşlı. Her yerde derin bir sessizlik. güneşini yitirmiş gökyüzünde. kara gözlerini yeniden gördüm. Şu ana kadar hep o peşimden gelmişti. bu o yüzüktü. Bir yandan da kaldırımdaki kalabalığın arasından onu görmeye çalışıyordum. yüzünü göremesem de karşımda yine o vardı. Sıcak. Gecenin karanlığında kömürlerin arasına sıkışmış bir elmas parıltısı gibi minicikti. Yüzünde korkuya benzer bir ifade belirmişti. Kaybolan sadece ışıklar değildi. bu onun sesiydi. adama bir kez daha baktıktan sonra tek söz etmeden döndü." Tıpkı patronu gibi garson da bir adım geriledi. Ben de durdum. yine yardım dilermiş gibi bakıyordu. ama yaşlı adam sesini yükselterek susturdu onu. siyah giysili. Caddeye girdim. O zaman.com Soncemre Platform ile „OKU“mak! www. tenine ince bir gölge düştü. durduğunu gördüm. Ne nereye gideceğimi kestirebiliyordum. sessizce. Hemen geri çektim. O anda fark ettim ışıltıyı. Şimdi yanıma gelecek diye düşündüm heyecanla. o büyük parlama tarafından emilmiş. Önce bir ele dokundu elim. İyice merak etmeye başlamıştım bu yaşlı adamı. belki de sıra artık bendeydi. aramızda en az on metre olmasına rağmen. sokakta yatan yaşlı bir meczuptan korkuyordu. Hâlâ dumanı tüten kahvemi öylece bırakıp. Ama gizemli adam oradaki kalabalığın içinde de yoktu. Her adımda ışık biraz daha belirginleşti. dokununca bu ışığın ne olduğunu anlarım sandım. her adımda ışık biraz daha beni kendine çekti. dükkânın önünden uzaklaştı. Öylece olduğu yerde kalmıştı." Evet. üstelik biri restoranın sahibi. Restoran sahibi ile garsonun şaşkın bakışlarına aldırmadan aceleyle hesabı ödeyerek dışarı fırladım. Parmaklarım sert bir nesneye dokundu. derisi kırışmış. Ses o anda geldi. ne kadar ışık varsa. az önceki öfkeden eser yoktu yüzünde. Adımlarımı biraz daha açtım. ben buradayım diyen küçük bir yıldız gibi inatla ışıldıyordu. gümüş . ne de bu dükkân. Garson karşılık verecek oldu. Cesaretimi toparladım ışığa yeniden uzandım. Yapmadı. ona doğru çekildiğimi hissettim aynı anda büyük bir parlama gözlerimi yaktı. ne kü-für kalır. şehirin uğultusu. sesler de gitmişti. Senin olanı sana getirdim. Kaç adım attığımı bilmiyorum ama artık gözlerimin önündeydi. Ne sokak lambaları. "Sakın ağzını açma. gizemli adam. Ve onun doğuştan sürmeli siyah gözlerini gördüm. Apansız kararmıştı ortalık. Ama hareket eden insanların arasında onun kırçıl saçlı başını göremiyordum. Karar vermem çok sürmedi. ışımayı sürdürerek sanki beni bekliyor gibiydi. Caddenin öteki tarafına mı geçmişti yoksa? Karşıda Alaeddin Tepesi denen park alanı vardı.kelamdenizi. ne sen kalırsın. ama hâlâ yüzünü tam olarak göremiyordum. Evet. Durduğum yerde öylece kala kalmıştım.soncemre.

Dünya sabırla döner." "Ya neyle ilgili?" Ağzına değdiği için tiksinmiş gibi söylendi. "Sabırsızsın. İlk kez ürkmeden. "O yüzük sana hakikati öğretecek. "Buyrun sizi dinliyorum. Keder yüklü bulutlar geçti siyah gözlerinden.kelamdenizi. "Neyse" diye geçiştirerek parmağımdaki yüzüğü gösterdim. Hakikat paradan daha değerlidir. parayı arıyorsun. Hazır olup olmadığımızı hakikatle karşılaştığımızda anlarız ancak. ama aşağılanmış gibi hissettim kendimi. Sabırlı ol." Başımı kaldırdım." Ne söylesem karşı çıkıyordu. daha bir özgür.www. 'Parayla ilgili. bunu nasıl düşünebilirsin dercesine sarktı altdudağı. Çünkü ." Rahatlamam gerekirdi. "Senin olanı kimseye verme. "Senin olandan ayrılma Kimya Hanım" diye sürdürdü sözlerini. ayın da zamana ihtiyacı vardır. Senin olan başkasına haramdır.com Soncemre Platform ile „OKU“mak! www.com yüzük." Sanki söylediklerini anlamam çok zormuş gibi açıklamaya başladı. "Öğrenmeye hazır mısın?" "Hazırım. Yaralanmış bir insan gibi kanayan yüzük." Konuşmadan önce azarlar gibi baktı yüzüme. "Hiç kimse tam olarak hazır değildir." "Hakikati? Yani yangını kimin çıkardığını mı?" Derin bir hayal kırıklığı belirdi gözlerinde." "Ben Kimya değilim" diye söylendim. "Bu yüzüğü niye veriyorsunuz bana?" Gözlerini yüzüğe dikerek mırıldandı. Zaten allak bulak olan kafam çorba kazanına dönmüştü. kötü bir anıyı hatırlamış gibi teninin rengi solmuştu. Büyük sırlara ermek için sabır denizinde yüzmeyi öğrenmen lazım. "Başkalarını bilmem ama ben hazırım" diye söylendim inatla. Sen. "İstesen de olamazsın zaten." Sesi kısılmış. sağ elimin yüzük parmağına taktım. Çünkü güneşin de. aydınlanan karanlığın içinde gizemli adanı duruyordu. canım sıkılmaya başlamıştı. "Oysa bütün mahlukat sabrın ipliğiyle bağlıdır birbirine." Şimdi dudaklarında sahiden o gizemli gülümseme belirmişti. öğrencisini anlamak isteyen bir öğretmenin deneyimli gözleriyle süzdü beni. daha bir güvenli. Karanlık açılmaya başladı. "Yangını kimin çıkardığı hakikatle ilgili değil. Tuhaftır yüzüğe dokununca kendimi daha iyi hissettim. "Biliyorum.soncemre. heyecanlanmadan. iblislerin cirit attığı o yangın yerinde hakikati arıyorsun. Onu aldım. dimdik baktım o tuhaf adamın yüzüne. açıkça sordum: "Peki hakikat nedir o zaman?" Duraksadı. "Senin olan sana aittir.

karşıdaki hanın önüne bağlanmış biri kahverengi. sağ eliyle sakalını sıvazladı. dokunuşun verdiği hazzı hissettiremez. ağzımızdan çıkan seslerdir. ne asfalt vardı. "sözün anlatamadığını yaşam anlatır.com sırlar. Belki gürbüz düşüncesini aklın üç ayağından biri olan mantığın üzerine bindirip zihnin sonsuz ufuklarında keyfince gezdirir. Sabırlı ol ki istiridye gibi inciler yapasın.soncemre. Mademki vaktidir." Hayır.kelamdenizi. yollar topraktı. yandaki ahşap kapının önünde yaşlılıktan tüyleri dökülmüş bir çoban köpeği uyuyordu. ortalık ansızın aydınlanıverdi. istiridyenin yurdudur. Shakespeare İngilizcesi gibi ama her şey o kadar olağandışıydı ki. sabrın simgesi. sabır denizinin dibinde saklıdır. "Merak etmeyin uyumlu olacağım. ama sormadan da anlamam olanaksızdı.com Soncemre Platform ile „OKU“mak! www. Tıpkı yıllar önce babamla ilk kez geldiğimiz gündeki gibi tatlı bal rengi bir ışık vardı her yanda. Renkleri gösteremez. gülümsedi. hiçbir şey söylemeden elini bana uzattı. "Yaşaman gerekiyor. ışıklar gelmemişti. duvarlar kerpiçtendi ya da taştan. Ben de gülümsedim. sesleri işittiremez. İlk kez bir çocuk gibi hiçbir anlam. Belki akıl yürütür." Artık ipin ucunu iyice kaçırmıştım. ama insan ruhunun an be an değişen halini asla gerektiği gibi anlatamaz.www. buyrun sizi dinliyorum. "en azından deneyeceğim. Evet. rüzgâr da öyle. Uyum. Evet. Sadece güneş mi. öğreten bakışla karşılaşmamak için soru bile sormak istemiyordum. Ahşap payandalarla güçlendirilmiş kerpiç duvarların arkasındaki bahçelerden kuş sesleri geliyordu. Su olmasaydı. "Mademki hazırsın. Gel ve yaşa. Sanki güneş daha insaflıydı. öteki beyaz iki at sağrılarına konan sinekleri kovalamak için kuyruklarını oynatıp duruyorlardı. kokuyu duyuramaz. daha sevecen. 16 "Gözlerimin siyahında dans eden dostumun hayalini gör. "Uyum güzelliktir. O gizemli. "Aferin. ama insanların ruhunda olup biteni aktaramaz. gün doğmuştu kentin ortasına. suyun özelliğidir. "Başka türlü nasıl öğrenebilirim ki?" Sen bu işi öğrenemeyeceksin der gibi baktı. "Yani bütün bunları yaşamam mı gerekiyor?" "Evet" dedi hüküm bildiren bir sesle. Yeryüzü-nün gelmiş geçmiş en yetenekli söz ustaları dahi yaşamın en basit anlarını bile bize gerektiği gibi anlatamaz. "Hakikati benim sözlerimle öğreneceğim mi sanıyorsun?" Bütün içtenliğimle sordum. eleştiren. Sokak sakindi. "Sözler hakikat değildir. inci de olmazdı." "Tamam sabırlı olacağım" dedim boyun eğerek. gözlerindeki o yargılayan." Yüzü aydınlandı. diyelim ki bir mucize oldu bunları yaptı. gel. yükle dolu heybelerin altında ezilen kırçıl . korkutucu adamın dudaklarının arasından bir çocuğunki gibi minik dişleri görünüyordu." Bedenimi ele geçiren umutsuzluğu fark etmiş olacak ki: "Ama karamsarlığa kapılma" dedi. yaşamaya ihtiyaç vardır. yiyecekleri tattıramaz. Su. "Dinliyor musun?" Anlamaya çalışır gibiydi. hiçbir ifade." Uzattığı eli tuttum. uyumlu ol" dedi. hiçbir kaygı yüklemeden geniş ve rahat gülümsedi." Tuhaf bir Türkçeyle konuşuyordu." Gözlerimdeki soru dolu ifadenin kaybolmadığını görünce daha fazla uzatmadı. ince bir esinti uzak dağların eteklerinden topladığı yağmur kokusunu savuruyordu her yana. Hakikati öğrenmek için söze değil." Hayretle yüzüme baktı. ne çimento. bu gizemli adamın takılacağım en son özelliği dili olurdu. tek bir araç bile göze çarpmıyordu.

bu insanlar yedi yüz küsur yıl öncesinden gelen benim gibi bir kadını nasıl karşılayacaklardı? Üzerimdeki deri ceket. ".soncemre. çölün sıcağına. Belhli Sultanü'lUlema Baha Veled'in oğlu Muhammed Celaleddin'dir. Onu bana vaat eden demişti ki: "Aradığın sevgili herkesin gözünden saklı. kaybettikçe eskisinden daha büyük bir tutkuyla yeniden peşine düşeyim. Çünkü ben namı diğer Şems-i Tebrizi.. O sevgilinin mübarek yüzünü bana göster!" Onu. izin ver yeni bir ruhla kaplansın için. namı diğer Kâmil-i Tebrizi. dağın sert rüzgârlarına dayanmış. Unut artık onları. İzin ver. Çünkü ben artık Karen Kimya Greenwood değil. yedi yüz yıl daha az kirlenmiş bu şehir öğretsin sana olanları. "Unut" diye yineledi saçlarımda dolaşan esinti gibi yumuşak bir sesle.www. eğer Selçuklu dönemine gittiysem.." Ama tuhaf olan o konuşurken benim dudaklarımın da kıpırdamasıydı. Tanrı sırrını bulmak için yakaladığım ipucunun peşinden günler geceler boyunca yürümüş. ne Kimya. Melek Dad oğlu Ali'nin oğlu Muhammed Şemseddin'dim. aynı nefesle can bulmadı mı bedenimiz? Artık Londra'dan gelen o kadını unut. kara bir keçe vardı üzerimde. irileşmişti. bilinmeyeni bileceksin." Haklıydı. aynı çamur değil mi hepimizin mayası." Ben de. ellerim esmerleşmiş. kalaylı büyük tepsinin içindeki bizim siyahlar giymiş. bedenim Şems'e dönüşmüştü." Ve onun dediği oldu. görülmeyeni görecek. güzel ve mağfirete nail olmuş can. genç mi olduğu anlaşılamayan erkekler. buldukça yeniden kaybedeyim. Allah'ın gizli sevgililerinden biriyle buluşmak için binlerce fersah yoldan gelen Şems-i Tebrizi var sadece. Çünkü ben oydum. . siyah sakallı adamı yadırgamadım.. yıllar süren hasreti dindirmek için. bana vaat edileni bulmak. ama o ruhumu da istiyordu. ey kadir ve mutlak olan. Sanki o değil de ben konuşuyordum. bana vaat edene demiştim ki: "Ey göğü ve yeri yaratan. Şaşırmayacaktım şa-şırmamasına ama. Bilmediğin bir hayat bekliyor seni. kara keçeler içindeki. namı diğer Şems-i Perende'ydim. Ben gezgin bir derviştim ki. yedi yüz küsur yıl daha genç bir dünya. Nakışlı taş kapısının önünde uzun mızrakları. "artık ne Karen var. zırhlı giysilerinin kemerlerindeki enli kılıçlarıyla sekiz askerin beklediği bu kale. Karen yahut Şems ne fark eder.. Korkuyla giysilerime baktım. İyi de burası neresiydi? Ne olmuştu? Ben nereye gelmiştim? Şaşkınlık ve telaş içinde etrafa bakarak olan biteni anlamaya çalıştım. Benzersiz bir tecrübe yaşayacaksın bu evliyalar kentinde.com tüylü bir eşek ve başları sarıklı. Konya'nın san düzlüğüne inmiştim. Ben gezgin bir derviştim ki. Doğru söylüyordu. gözleri doğuştan sürmeli. ayağımda ham deriden yapılma bir çarık. ömrümü o büyük sırrı bulmaya adayayım. Bana muştulananı görmek. unut ne varsa bu yaşlı dünyadan aldığın. bana vaat eden demişti ki: "Buna teşekkür borcu olarak ne verirsin?" Hiç düşünmeden uzatmıştım boynumu. kot pantolon. Bakışlarım sağ taraftaki tepede heybetle dikilen kalın duvarlı saraya kaydı.kelamdenizi. tuhaf dervişin görüntüsü verdi. Neler oluyordu? Selçuklu dönemine geri mi gitmiştim? Yanıtı arkamdaki bakırcı dükkânının duvarına dayanmış. çoğu yakasız gömlek ve koyu renkli şalvarlar giymiş yaşlı mı. bakır tepsideki görüntüme yeniden baktığımda. "Hakikati öğrenmeye hazırım diyenin şaşırmaya hakkı yoktur. tatlı bir gülümseyiş gibi arala gönlünün kapılarını Tebrizli bu yoksul dervişe. çantam. onu. "Korkma" dedi kalaylı bakır tepsideki sakallı adam. Selçuklu sarayı mıydı? Yani az önce önünden geçtiğim Alaeddin Tepesi miydi bu görkemli saray? Panik içinde etrafa baktım. kendi sözlerimle vurmuştu beni.com Soncemre Platform ile „OKU“mak! www.

" Bakır kalaylamaktan kararmış eliyle dükkânın önündeki iki küçük ahşap kürsüden birini gösterdi. Bana vaat edilen yerine gelmeliydi ki. "Misafirperverliğin için sağ ol" dedim edeplice. Sağ elimi kalbimin üzerine koyarak hafifçe öne eğildim. "Ama oturacak halim yoktur. önünde durduğum bakırcı dükkânının sahibi. Ellerimi avuçlarının arasına aldı. Git ve onu bul. "Bizim her sözümüzde bir hikmet vardır" deyişine uyarak düştüm yollara. bir el dokundu elime. Adam azarı hak etmişti doğrusu. "ama eğer gösterdiğin kürsüye oturursam onu beklemenin zevkini seninle paylaşmış olurum.com Onu. silkindim kalktım yoksul odamdaki eski seccademin üzerinden. Heyecanını yitiren bu dünya yepyeni bir manayla yeniden çoğalsın. Beklediğim gelmek üzere. gel şöyle otur. Uzadıkça uzadı ayrılık. Baha Veled'in oğlu Muhammed Celaleddin. ruhumu yudu arıttı. "Ayakta dikilme yabancı. Git. "Mana budur işte." Onu. Baktım renksiz giysiler içinde ışıklar saçan bir beden. o da candır-. "Tez gelmez elbet" dedim ben de gülümseyerek. "Ey mana âleminin sarrafı.kelamdenizi. Beklerken bir gölge düştü yüzüme. o güzel yüzlü. dağlar.len güzel dost.www. verdiğim sözü tutmam için yaşanacak olaylar da ardı ardına sıralansın. Ama hep engeller girdi araya." Baktım. Yekpare bir kayaya dönüşmüş gibi kımıldayamadan öylece kaldım karşısında. "Allah'ın bereketi ve zenginliği de senin üzerine olsun. onu bul. ablak yüzünde derin bir bıçak kesiği gibi duran ağzı aralandı. Hoş kokulu ılık nefesi yüzümün pasını sildi. Ve onu bana vaat eden hatırlatmak için andımı. Bir kez daha açtı mübarek ağzını. ama bize verdiğin sözü de unutma. Onun yüzü. alttan ikisi eksik sarı dişleri çıktı ortaya. bir kez daha karşılaştırdı bizi. "Ayakta durursan daha mı tez gelecek sanırsın beklediğin?" Belli ki tecrübesiz bir seyyah sanmıştı beni." Gülümsedi." Kirpiksiz. Aşkın tek bedeli vardır. bana vaat eden demişti ki. Aşk budur. güzel sözlü Tanrı dostu kaybolup gitmişti. Şam şehrinde bir vakit. bana vaat eden böyle deyince. aşk değildir. Gözlerimi Pembe Füruşan Medresesi'nin yönüne çevirdim ve bekledim. "Allah'ın huzuru ve saadeti üzerine olsun. Bu hoş rüya âleminden gözlerimi açıp da kendime gelinceye kadar. denizler. kendini bilmez halkın arasında kendimi bilmez bir halde gezerken. tenimi bahar yağmuru sonrası tazelenen gül yaprakları gibi dinçleştirdi. medreseler. Eyvah. beni bul" diye fısıldadı. Muhammed Celaleddin bu vakitlerde verdiği dersi tamamlayarak Pembe Füruşan Medresesi'nden ayrılıp bu yoldan evine gidecekti. Oysa o zevk sadece bana bahşedilmiştir. Baktım. insanlar. kişioğlu kimi beklediğini bilmez mi?" . bu zevzek peşimi bırakmayacaktı. "Ey dünya sarrafı beni anla" diye fısıldadı. şehirler. onun sözleri bir çocuğa çevirdi beni." Onunla gevezelik edecek vakit değildi.soncemre.com "Başımı!" Soncemre Platform ile „OKU“mak! www. çünkü bize vaat edi. dergâhlar. Bekledim çünkü bize "Gözlerimin siyahında dans eden dostumun hayalini gör" denmişti. "Kimdir acaba beklediğin?" "Ben de bilmiyorum" diye tersledim. Moğol gözleri merakla ışıldadı. Bundan böyle Baha Veled'in oğlu Muhammed Celaleddin sana helaldir. saflığımı mübarek kıldı. Bekledim. gözlerimin yorgunluğunu aldı. yine de anlayacağı dilden konuştum. "geldiğinde öğreneceğiz kim olduğunu. Ama artık kaybolup gideni bulma vakti gelmişti." Onunla eğleniyor muydum? "O nasıl iştir öyle. Ölümle kutsanmayan aşk.

Çünkü görür görmez bilmişti beni.com Soncemre Platform ile „OKU“mak! www. Sadece "bırakın" demişti müritlerine. saçı sakalı gibi. Cahillik engelinden atlayamayan. Horasan'ı. "Gördün mü işte geldi beklediğim. şu gökyüzünde ışıldayan güneş de. yeriyor muydum. Ağır ağır ilerleyen katırın üzerinde hafifçe öne doğru sallanıyordu. Celaleddin baktı yüzüme. Semerkand'ı. onu görmeseydim. küfrünü içine gömmüştü. çözen birini de göremedim. Belki sen çözersin diye şehir ler in en eskisine geldim. Dükkânının önü de. Ermeni ustaların yaptığı duvarlar nasıl çözülürse birbirinden. "suyun üstüne nakış çizdiğin yeter.www. ayrılırken omzuna dokundum. giyitleri. ama aklını gönlüne hapseden. "Kimdi bu kara keçeler giymiş. "mademki onca şehir içinde bizimkini seçtin. anlamamıştı. Onu saydığımı bilsin diye. hem . mademki uzun yolların kahrını çekerek bize eriştin. birden bakışları uzakta bir noktaya takıldı. Bağdat'ı gezdim. hepsi onu bekliyor. ne tatlı bir söz dökülmüştü dudaklarından. başında gösterişsiz bir sarık. Şöyle bir baktı yüzüme. git belanı benden bulma. "Sana bir sualim var. "Ey Müslümanların imamı" dedim saygıyla yakalayarak katırının yularını. Oyalama. "Bre densiz" diye gürleyecek oldu. var git buradan. Celaleddin durgun ve duru bir su gibi sakindi.." Kirpiksiz çekik gözlerin öfkeyle parladığını gördüm. sen de." Bakırcı kahkahalarla gülmeye başladı. açılmak için ertesi sabahı bekleyen sonbahar goncaları gümrah birer gül haline geldi Konya'nın bahçelerinde. "Bre divane. bilgi yükünü taşıyamaz. teni.kelamdenizi. Aşılmaz bir kale kapısından geçer gibi yürüdüm aralarından. sor sualini." Sözler dudaklarından dökülürken yüzünde ne bir tereddüt vardı." Baktığı yöne döndüm ve onu gördüm. Konya'nın en mübarek evladının önünden geçişini izliyordu. kara saçlı. kimi beklediğini nereden bilsin. bir nur şavkıdı geçti günün ortasından. Neymiş bakalım." Onu övüyor muydum. sırtında koyu renk ince bir-cüppe vardı. Ona bir zarar gelmesinden korktukları için mi. Etrafı yedi kişilik genç bir mürit topluluğu tarafından çevrilmişti. Tanrı'nın saklı sevgilisi Muhammed Celaleddin'i görünce kötülükten düşmüş. Beni unutmuş. Yedi müridin yedisi de dikildi karşıma. Bir katırın üzerine binmişti. Sanki daha ben ağzımı açmadan biliyordu. yoksa onun nurlu yüzünden biraz daha istifade etmek için mi. Şam'ı gezdim." "Gidemem" dedim kararlı bir tavırla. o zaman biz de saçalım sana gönül kuyumuzdaki bilgi dağarcığını. "Var git artık yabancı" dedi suratım asarak. ben de. Seni salık verdiler. dükkânın da. söyleyeceği sözleri gizlemek istercesine yutkun-du. bilinmez katırın adımlarına ayak uydurmuş. onu beklediğimi nereden bilecektim?" Biçare bakırcının dur demesine fırsat vermeden katırın önüne attım kendimi. "Sevdim seni yabancı" diye söylendi. kara sakallı. şeyhlerinin etrafında dönerek ağır ağır ilerliyorlardı. Ben çözemedim. "İstesem de yapamam. "Eğlenceli adamsın vesselam. kara gözlü adam? Eğer gönlü de karaysa. görür görmez anlamıştı niye geldiğimi ama ne gülümsemiş. Yedi müridin kenetlenmiş genç gövdesi çözüldü. Herkes. Celaleddin baktı yüzüme. vay halimize" diyerek genç bedenlerini duvar ettiler pirlerinin önüne.soncemre. onun için burada bulunuyor. Geliyordu.com "Aklını başında taşıyan. küçük bir kovuğu andıran ağzı hayranlıkla yan yarıya açılmış. ne de bir şüphe. Çünkü dünya bir imtihandır diye buyrulmuştu. Celaleddin baktı yüzüme ve ellerini kaldırarak müritlerine "Bırakın" dedi sadece. kimi beklediğini bilir. Gözlerim Celalleddin'in gözlerinde yaklaştım Allah'ın yeryüzündeki en umutlu dostuna. Bizim sinirli bakırcı ustası." "Sen daha eğlencelisin ama farkında değilsin. yanaklarına birer gamze düştü ana karnındaki çocukların." "Buyur seyyahların piri" dedi ince sakalını sıvazlayarak. Cam sıkıldı..

beni anladı ve bakışları cennet ışıltılarıyla doldu. Allah'ın elçisi Muhammed Hazretleri yaratılmışların en büyüğüdür. "Kendine geliyor" dedi hiç işitmediğim başka bir ses. yoksa Hazreti Muhammed mi?" Güzel kaşları çatıldı Celaleddin'in. bazılarınınki ise sonsuzdur. çiğ bir ışık yaktı gözlerimi. görecekleri artıyor. "Miss Karen. Gözkapaklarımı araladım. Sular içinde susuzluktan kavruluyordu. uzaktan değil yakından geliyordu. benden başka hangi deli kalkışırdı bir din âlimi ile yeryüzünün müjdesi Muhammed Mustafa'yı kıyaslamaya. Burada Bayezid'in lafı mı olur?" O açıklarken zaten bildiklerimi ben de bir parça toparladım.. "Bu nasıl sualdir?" diye yineledi.. yedi kıtada bulamadığım.com soracağım suali. O her gün.. "Kuşku yok ki. bu kadarını tahmin etmemişti.kelamdenizi. derin bir kuyunun içinden gelirmiş gibi uğultuluydu. Hazreti Mustafa'ya. Celaleddin hiç aldırmadı halime. üstelik tanıdıktı. "Tanrı dostu. büyük âlim Bistamlı Bayezid mi büyüktür. şeyhlerin en büyüğü Muhiddin İbn-i Arabi'nin sözlerine bile gönül indirmeyen ben. Gırtlağımdan mı? Aklımdan mı? Gönlümden mi? Benden mi? Yoksa kimden? 17 "îki denizin buluştuğu yer.soncemre. gelince (selam onun üzerine olsun) o müthiş bir kanmazlık hastalığına tutulmuştu. Miss Karen. İşte buydu Âdem Hazretleri'nden bu yana aradığım âdem. Ses uzaktı. "Allaaah!" diye bir çığlık yükseldi. hem vereceği cevabı. Ben de ona uydum.. Ben sultanların sultanıyım' diyor. Miss Karen. tutuştu kafatasımın içindeki et parçası.com Soncemre Platform ile „OKU“mak! www.www. okyanuslar bile onların susuzluğunu gideremez. İşte buydu dört iklim. 'Ey Allahım biz seni tam anlamıyla bilemedik' derken. benim şanım ne kadar büyüktür ki. Kapadım. Korktum. İşte buydu Allah'ın gizli sevgililerinin en kutsalı. daha çok görüyor. beyaz bir ışık çarptı yüzüme. Yok. güneş altında. Bir titreme aldı beni gün ortasında. Bu sebeptendir ki. hiç kimseden korkmayan ben. ama gördükçe.. "Öyle diyorsun da Peygamber bu kadar büyüklüğüyle. ." "Kimya. "Bu nasıl sualdir?" diye gürledi her daim doğruluk buyuran sesi." Karanlıkta biri adımı söylüyordu. Kuşkuya düştüm kendimden.. Bayezid susuzluğunu bir yudum suyla giderdi ve övü-nerek suya kandığından dem vurdu. Korkumun sesimi ele geçirmesine müsade etmemek için hemen itirazımı yetiştirdim. Beyaz. Artık mutluluğunu gizleyemez bir hale gelmişti ama cevabı vermekten de geri durmadı. Celaleddin gözlerindeki öfke kayboldu. bir testi suyla doyar." Gözlerimden süzülen yaşları silmeye bile fırsat bulamadım. Karen Kimya." Ses artık uğultusundan kurtulmuştu. 'Biz seni layıkıyla bilemedik' diye buyurmuştur. İşte buydu bana vaat edilen.. Al bastı kara yanağımı. ürkek bir serçeye dönüştü iman tahtamın altındaki yürek.. "Bazı insanların gönül dağarcığı küçüktür.. Bistamlı Bayezid. anladıkça anlamadıkları büyüyordu.. bilinmesi gerekenleri tıpkı gerektiği gibi bildim. daha çok biliyordu. daha çok anlıyor. bildikçe bilmedikleri çoğalıyor. aklımdaki suali cevaplanması dileğiyle: "Şimdi söyle bana mana âleminin sarrafı" dedim bütün saflığımla. 'Kendimi tenzih ederim.

www. Hissetmek mi. Beyaz ışığın egemen olduğu odaya baktım.. Dr. solgun yeşil gözleri vardı ve burnunun sağ kanadının hemen dibinde kocaman kahverengi bir et beni. Ama bebeğin iyi olduğuna sevindim. "Ne diyorsunuz siz?" Önlüklü adam." Yeniden araladım kirpiklerimi. Tuhaf olan şimdi de Şems'in yaşadıklarını olduğu gibi hatırlamamdı. Adamın uyarısına aldırmadan yaklaştı tombul iş arkadaşım.. Son olarak beyaz önlüğünün cebinin üstüne asılı kimlik kartını okuyabildim. muşlar sizi. ne baygınlığı? Nereye getirdiniz beni?" Sözler ağzımdan çıkarken ben de İngilizce konuştuğumu fark ettim. hayır bizzat Şems-i Tebrizi olmuştum. artık düşünmem gereken bir de bebek vardı değil mi? Hâlâ alışamamıştım hamile olduğuma. Başucumda beyaz önlüklü bir adam vardı. Ne kadar baygın kaldığınızı bilmiyoruz. Katırın üzerindeki adamın insanı bilinmeyen bir güzelliğe çağıran ışıltılı gözleri aklımdan hiç çıkmıyordu. "Aslında bayılmış olmanız tuhaf' diye sürdürdü Doktor Bülent. Artık o da Türkçe konuşuyordu. En son "Allah!" diye çığlık atarak bayılmıştım ya da Şems bayılmıştı ya da ikimiz birden. "Yavaş hareket edin lütfen. "Her taraf karanlıkmış tabii. gerçekten de kendimi onun gibi hissetmiştim. "Kimse saldırganı da görmemiş" diyen Mennan'ın sözleriyle irkildim. Ondan sonrası karanlıktı işte. dolapsız. Kaldırımda baygın yatarken bul.com Soncemre Platform ile „OKU“mak! www. "Ne oldu bana? Neyim var?" Mennan'a bakarak sormuştum. Baktım. "Önemli bir şeyiniz yok aslında." O konuşurken.kelamdenizi. ne Karen kalmıştı ne bugünkü dünya. dekorsuz çırılçıplak kül rengi duvarlar. Ayılırken kendiliğimden anadilimde konuşmaya başlamıştan demek.soncemre. usulca omuzlarımdan yakalayarak engel oldu bana. Bebek de gayet iyi." "Ne saldırganı?" diyerek yattığım yerden doğrulmaya çalıştım. Neden İngilizce konuşuyordu bu adam? Gerçekten burası neresiydi? "Ne polikliniği. Artık ben de Türkçe konuşuyordum. Resimsiz. sakallı adamı görmem peşi sıra koşturmam. Doktor Bülent ondan önce davrandı. "Belki bir şoka girdiniz. "Nerdeyim ben?" "Polikliniktesiniz. Boynunuz incinmiş biraz. hemen ardında Mennan'ın endişeli yüzü görünüyordu. "Miss Karen. Miss Karen iyi misiniz?" Yüzü gibi sesi de gergindi. Işık bu defa daha az yaktı gözlerimi. Hiçbir sorun yok. sağ koluma bağlanmış bir serum şişesi. "Ani hareketler yapmazsanız iyi olur" dedi. Gerekli . Sadece düşmüşsünüz. Bülent Aslan. baygınlık geçirdiniz" dedi önlüklü adam aksanlı bir Ingilizceyle. Restoranın önündeki ağız dalaşı." Evet. Ağır bir ilaç kokusu geliyordu bir yerlerden. başınızın herhangi bir yerinde yara bere de yok. elektriklerin kesilmesi ve Şems'e dönüşmem. Evet.com "Çekilin nefes alsın biraz. İri parmaklarını çaresizce birbirine geçirerek anadilinde açıkladı Mennan: "Küçük bir hastanedesiniz. yaşadıklarım yeniden gözümün önünde canlanıverdi. Doğrulunca yüzünü yakından gördüm." Yeniden yatağa uzandım ama içimde büyüyen paniğe engel olamıyordum.

Fazlaydı ama. Yine de kendini tutamayarak açıkladı. İyileşmesi birkaç gün sürer.www. "Ya da karanlıkta biri bana saldırdı. "İyiyim. Ama konuya nasıl gireceğini bilemiyor gibiydi. "Saldırı dediniz" diye Mennan'a baktım. Ya da. birazdan kendinize gelirsiniz. Aslında bu deyim Kuran'da geçer. Şems-i Tebrizi ile Mevlânâ Celaleddin Rumi'nin buluşmasına tanıklık ettim. diyorlar. ya yaşadıklarım hangi akla mantığa sığardı? Bir de saldırıdan bahsediyorlardı. Sakindi.. hiç duraksamadan bu kadın kafayı yemiş derdi. normal. Kuran'dan esinlenenler de Şems-i Tebrizi ile Mevlânâ'nın Konya'da ilk karşılaştığı noktaya . Daha neler? Bütün Konya sözleşmiş gibi yediğime.soncemre. şehir trafosunda büyük bir arıza çıkmış.. "Yani iki denizin buluştuğu yer. Konya'nın büyük bir kısmı karanlıkta kaldı. "Ne saldırısı?" Tombul yüzü sıkıntıyla karardı. "Oraya Merec-el Bahreyn. Doktorumuz da hemen onaylardı. Aklının bir konuya takıldığı belliydi.kelamdenizi. Hiçbir şey görmedim." Sanki bu düşünce ona ait değilmiş gibi gözlerini iri iri açarak sordu: "Öyle mi oldu?" Ne söyleyecektim şimdi bu adama? Neler olduğunu ben de bilmiyordum ki." "Elektrikler.com tetkikleri yaptık." "İlaç bende" diyerek araya girdi Mennan ama sağlık durumumdan çok başıma neler geldiğiyle ilgiliydi. "Gerçekten de elektrikler kesildi değil mi?" Yine tuhaf tuhaf konuşmaya başladı bu kadın der gibi baktı yüzüme. travma geçiriyor diye. "Hayır. kafasını çarptı ya. âdeta kutsal bir sözcük söylermiş gibi." diye söylendim heyecanla." "İyi misiniz?" Doktor Bülent'ti soran." "Ne?" Heyecan içinde. "Elektrikler kesildiğinde birinin size saldırmış olabileceğini düşünüyoruz. "Ahh.. mesleki bir ilgiyle bakıyordu yüzüme.. "Sizi baygın buldukları yer de ilginç" dedi. Gözümü açtığımda buradaydım. nasıl düştüğünüzü hatırlıyor musunuz?" "Hatırlamıyorum" dedim başımı kıpırdatmamaya özen göstererek. Ansızın bütün dünya karardı. Serum bağladık." dedim başımı sallayarak. bu buluşmada Şems-i Tebrizi'ye dönüştüm desem. "Kesildi tabii. 'Yaradan. öyle bir şey hatırlamıyordum. Size ağn kesici bir hap verdim." Sözlerini ben tamamladım. üstelik bir ruh göçü yaşayarak.." "Canınızın yanması normal. Kıpırdayınca derin bir acı hissettim ensemde." Hareketsiz kalınca acı geçmişti. Herhalde o sırada ayağınız bir yere takıldı düştünüz.com Soncemre Platform ile „OKU“mak! www.. acı ve tatlı sulu iki denizi buluşturdu' denmektedir.. düştüğümü ya da birinin bana vurduğunu bile hissetmedim. Yedi yüz küsur yıl öncesine giderek. "Merec-el Bahreyn" diye yineledi." Gerçekte ne olmuştu bana? Kendine Şems diyen o adamla yedi yüz küsur yıl öncesine gitmiş miydim? Yoksa gittiğim lokantada yediğim fırın kebabına.. "Şimdi daha iyiyim. salataya bir şeyler mi katmışlardı. "Miss Karen." Mennan bir günlük sakalın gölgelediği çenesini kaşıdı. içtiğime ilaç katarak halüsinasyon görmemi mi istiyordu? Paranoyanın bu kadarı da fazlaydı. kaygılanacak bir durum yok. "elektriklerin kesildiğini hatırlıyorum sadece.

belki de Simon'a haber vermeliydim. "Yüzük.. Doktorun uyarısını unutarak doğruldum. çantam mı çalındı?" Sanki kendisi almış gibi yüzü kıpkırmızı oldu Mennan'ın. Kendi kendinize hayaller kurarak hastamızın da kafasını karıştırmayın. "Cep telefonum. yoksa o da mı?" Mennan güzel bir sürpriz verir gibi çocukça gülümsedi. hemen otele gidip İngiliz yetkililerle temasa geçmeliydim. Benim yerime beyaz önlüklü doktorumuz yaptı bu işi. Çalınanların bulunması günler sürebilirdi. Bir an önce İngiliz Konsolosluğu'yla bağlantı kurup." "Ama.com Soncemre Platform ile „OKU“mak! www. Zaten bana da onlar haber verdi. "Şu anda şehri didik didik arıyorlar. telefonunuzu ceketinizin cebinde bulduk. "Bunlar saçma sapan laflar Miss Karen." "Ne yazık ki." Hiç değilse telefonum yanımdaydı ama pasaportu düşününce yine panikledim. Cep telefonum neredeydi acaba? Aklıma gelen olasılık fena halde canımı sıktı. Miss Karen Konya'ya ilk geldiğinde Şems-i Tebrizi Hazretleri'nin türbesinin önünde lastiğimiz patladı.www." "Polis araştırıyor" diye yatıştırmaya çalıştı beni Mennan. daha kolay hallederdi bu işi. Yüzük." Eğer o buluşmayı bizzat yaşamasaydım. evet o.. ama kahretsin." Derin bir "Oh!" çektim..kelamdenizi. Çantanızda kartımı bulmuşlar. "Şu kanayan yüzük mü?" Nasıl da kaptırmıştı kendini olayın akışına. "Ne ilgisi var" diyerek ters ters baktı. İplikçi Camii'nin bahçesine atılmış ama. Mennan ise anında pür dikkat kesilmişti. olan biten her şeyi ta içimde hissetmiştim. Evet. . adamı ikna etmeye çalıştı." Doktor Bülent ne dediğimi anlamamıştı bile." Çanta mı. "Merak etmeyin.com 'Merec-el Bahreyn' demişler. "Bu iyi haber işte. Belli ki elektriklerin kesilmesini fırsat bilen bir kapkaççı çantanızı çalmak istedi. "hangi çağda yaşıyoruz. Umutla doktora döndüm. o saçmalıkların hepsini gözlerimle görmüş. tıpkı bu sabahki gibi o yüzük kanamıyor." İşte bu şahaneydi. Belki hemen aramalıydım onla-rı. pasaportsuz kalmıştım.." İş polise kaldıysa durum kötüydü. Yabancı bir ülkeye gittiğimde en çok korktuğum şey sonunda başıma gelmişti. yine bir numara çeviriyor bunlar diyerek akla dayalı bir neden arardım. kulaklarımla duymuş. Belki de serum bağlarken çıkarmışlardı yüzüğü. "Çantanızı bulduk. "Çantam. Yaşadığım sıradışı olayın gerçek olduğunun kanıtını sunan Mennan'a bu yüzden karşı çıkamadım. cüzdanınız ve pasaportunuz içinde yoktu. Parmaklarım çıplaktı. Çantayı çekerken dengeniz bozuldu yere düştünüz." Doktorun dudaklarında küçümseyen bir ifade belirdi. "Lütfen" diye kesti sözünü. "Öyle demeyin Doktor Bey. az önce başıma gelenleri yaşamamış olsam. yüzükte yoktu. sağ elimde gümüş bir yüzük olmalıydı. boyası akmıştı derdim ama artık bunu söyleyemiyordum.soncemre. yeni pasaport ya da bir uçuş belgesi istemeliydim. "Yüzlerce yıl önce olmuş bir olayla Miss Karen'ın bayılması arasında nasıl bir bağlantı olabilir?" Mennan'ın yine inadı tutmuştu. ne diyordu bu adam? Kaygıyla etrafa bakındım. Endişeyle söylendim. Bakışlarım serum takılı sağ elime kaydı." Bana bakarak sürdürdü sözlerini. Olayın açıklaması son derece basit. "Ama pasaportum. onu bulmamız gerek.

Hani yabancılar gider de yakınlarınızla birlikte kaldığınızda içinizde derin bir rahatlık hissedersiniz ya. o mu saldırdı bana diyorsun?" Alt dudağını çiğnemeye başlamıştı.. serumunuz bitince çıkabilirsi-riz. ama olursa hemen sizi ararız. çok bekletmeden açıkladı. "Bana ihtiyacınız yoksa odama geçeceğim.. Yanılmıyordum. "Sahiden ne olup bittiğini hatırlamıyor musunuz?" "Hatırlamıyorum. Bu öğleden sonraki konuşmayı hatırladım da." "Serhad denen şu serseri. Benim de aynı halde olduğumu düşünüyor olmalı ki. Kibarlığından aklınızı kaçırmış gibi konuşuyorsunuz diyemiyordu. inşallah bir şey olmayacak. İyiyim de yüzüğüm. en azından aklını kurcalayan bir şey olduğundan emindim. Belki tanıdığınız biridir." Ne ima etmek istiyordu bu şimdi." "Hayır.. "Ziya Bey dürüst insandır. sırrımı onunla paylaşacağımı sandı." "Üzüldüm" dedi doktor artık benden de Mennan'ın tuhaf konuşmalarından da sıkılmıştı.. "Aslında birinden kuşkulanıyorum. Yani belki size saldıran kişiyi görmüşsünüzdür.com "Evet. "Tabii gidebilirsiniz. Yakut Otel'e gittik ya öğleden sonra. Hatırlamam mı gerek. "Başınız filan dönmüyor değil mi?" "Yok. Yanındaki Kel Cavit de öyle. "Kendinizi iyi hissediyorsanız.com Soncemre Platform ile „OKU“mak! www." "Teşekkür ederiz" dedim dudaklarımda minnettar bir gülümsemeyle." Cebinden çıkardığı kartı uzattı. Şems-i Tebrizi.. Gerginliği odadan çıkan doktorla birlikte kaybolmuş gibiydi." Kanayan yüzük..kelamdenizi.. peki ben ne zaman çıkacağım?" Sanki bakışlarıyla durumumu anlayacakmış gibi şöyle bir süzdü beni." Benim yerime Mennan aldı kartı ve benim yerime yanıtladı doktoru. hani bize sinirlendi ya." Hatırlamadığımı sanarak açıkladı. "Eğer mideniz bulanırsa ya da kendinizi kötü hissederseniz hemen arayın." "Yani. Çok sevdiğim bir yüzüktü onu da çalmışlar. "Hani Mercedes'in kapı kollarını silen şu temizlik . Otelinize gidince de lütfen yavaş hareket edin. yüzük parmağımdaydı. "Siz iyi misiniz?" diye sordu asık bir suratla. "Nasıl tanıdık biri? Bildiğiniz bir şey mi var?" "Yok canım nereden olsun?" Ama bildiği. Ama dışarıda ifadenizi almak için bir polis memuru bekliyor. yok iyiyim. ona sözüm yok ama bu Serhad tam bir pisliktir." Odada ikimiz kalınca: "Neyse ki bir şeyiniz yok Miss Karen" dedi Mennan.www. "Merak etmeyin. sanırım o da şu anda öyle hissediyordu." "Hangi konuşmayı?" "Yangın yerindekini.soncemre." "Eee. iki denizin buluşması. bizim doktorun kafası iyice karışmıştı.

Beni korkutup." Hemen geçti alınganlığı." Türklerin hiç anlamadığım özelliklerinden biriydi bu.. yüzü ışıdı. Biliyorsunuz cüzdanım çalındı." 18 "insanoğlunun en büyük sırrı beyindir. faturayı sonra veririm size. "Sanmıyorum" diye yanıtladım Mennan'ı. Ama onu mutlu etmek için birilerine iftira atacak halim yoktu. "Ben gidip dışardaki polis memuruyla bir konuşayım. "Ama. "Hatta açsanız şimdi. "Ne zaman isterseniz. "Hem bana hâlâ bir akşam yemeği borcunuz var. yoksa gerçekten inanıyor muydu söylediklerine? Ayrıca hiç de mantık dışı değildi sözleri." . Serhad'ı suçlasaydım eminim çok memnun olacaktı. Hiç gereği yokken sizin için fedakârlık yapacak. Her şey beklenir onlardan. "Merak etmeyin o iş halledildi. benim misafirimsiniz. "Peki. Konya'dan uzaklaşmamı sağlamak istemiş olabilirlerdi.. "Olmaz Mennan Bey" dedim kesin bir tavırla. öyle ya da böyle benim tedavi masraflarımı onun ödemesine izin veremezdim.soncemre.com manyağı. Dönüp Mennan'a baktım." Her zamanki ivecenliğiyle toparlandı. Her ne kadar hâlâ Ziya Bey'i korumaya çalışsa da bu geceki saldırıyı. Bu durumda onun Ziya'nın adamı olmadığını kabul etmem gerekiyordu. buraya bir iş için geldim. Sonra da otele döneriz. polikliniğin ücretini nereye ödeyeceğiz?" diye sordum. Ve çok yorgunum. Sizi yormadan şu ifade işini halledelim. Hem masraflarımın hepsi şirket tarafından ödeniyor. İkisi de güvenilir adamlar değiller. hiç gerek yokken çıkışmaya başladım. Yani diyorum.. Yüzünde yaramazlık yapmış çocuklarınla gibi muzip bir ifade belirdi. Konunun değişmesinden hoşlanmamıştı. "Kabul edemem. Üzüldüm kaba davrandığıma. -tabii böyle bir saldın ol-duysa-Serhad ya da öteki adamın yapmış olması pekâla." Kaşlarım çatılmış.kelamdenizi. iyice uçarılaştı. Teşekkür ederim bana çok yardımcı oldunuz. ben kimsenin misafiri değilim." Bakışlarım son damlaları düşmekte olan serum şişesine kaydı. "Şu meret bitse de gitsek" diye mırıldandım. Unuttum sanmayın sakın. müm kündü. Artık bir şey düşünmek istemiyorum. Sonra hesaplaşırız.." Olanlar sinirlerimi bozmuştu. karnım tok. siz. İçlerinden gelen bir iyilik dürtüsü mü? Yoksa gösteriş için yapılan sahte bir bonkörlük mü? Mennan'ın yeşil gözlerindeki masum ifade sanki ikinci seçeneğin doğru olduğunu söylüyordu. Siz sigorta şirketinden daha mı zenginsiniz?" Alnındaki ter damlalarım mendiliyle kurularken yanıtladı." Beni de bahane ederek Serhad'dan intikam almaya mı çalışıyordu. "Ben. Zaten şu anda istesem de ödeyemem.www." Gülümseyerek omzuna dokundum." Bakışlarını kaçırdı.com Soncemre Platform ile „OKU“mak! www. işbilir birinin özgüveniyle sağ elini usulca kaldırarak yanıtladı sözlerimi. Ne Serhad'ı.. size sinirlenince. "Sahi." Al al olmuş tombul yanakları üzüntüyle yana sarkmıştı. yok teşekkür ederim." "Yok. "Öyle olsa bile ben kimseyi görmedim. uysalca teslim oldu. bir şey ikram edecek ya da burada olduğu gibi illa faturayı o ödeyecek. Daha sonra. "Hayır. yüzüm gerilmişti. ama siz de işinizi yapıyorsunuz. ne de yanındaki Cavit'i? Neler olup bittiğini bilmiyorum." Gözlerindeki parıltı arttı. Başından beri boş yere mi kuşkulanmıştım bu adamdan? Karar vermek zordu. "Sağ olun Mennan Bey.

İnsan beyninin gizeminin tümüyle çözülememiş olduğundan söz etmiyor muydu annem? "İnsanoğlunun en büyük sırrı beynidir. yemeğe çıkarken öylece bıraktığım dağınık yatak. sana yeni bir pasaport hazırlamaları için başvuruda bulunurum." Soğuk bir gülümsemeyle: "İyi geçti. birbirlerine ne söylediklerini bile bilmiyordum. bilmiyorum. hemen Londra'ya dön dese" yapar mıydım. Ama şu anda bu tatsız atmosfer umurumda bile değildi. evet. "yarın sabah başkonsolosluğu arar. iş işti.kelamdenizi. Bir de şu boynumu her kıpırdatışımda bütün bedenime yayılan ağrı olmasa. onu evine yolladıktan sonra resepsiyona yöneldim. simsiyah bir boşluk gibi görünen ayna. Bayıldığım anda da babamın anlattıkları belleğimde yeniden uyanmıştı. üzerinde bilgisayarımın durduğu küçük masa olduğu gibi seçiliyordu.com Soncemre Platform ile „OKU“mak! www. Banyonun ışığını kapatmadan odaya döndüm. bu insanın içine işleyen keder. Kaygılanmıştı. garip olaylar dönüyordu etrafımda. Yukarı çıkıp. banyoya geçtim. Bilmiyor muydum? Babam anlatmış olamaz mıydı? Belki de kullanmadığım için bu bilgileri unutmuş. Çantamın çalındığı." Eğer kendini kötü hissediyorsan işi bırak gel. "Umarım gününüz iyi geçmiştir. evet. Sakince düşünmeye çalıştım. "Merak etme" demişti. korkuyordum. nasıl olduğunu henüz çözemesem de bu yaşananların bir şekilde babamla ilgisi olduğunu hissediyordum. İçimdeki korku o kadar yoğundu ki. Arabada cep telefonumdan Simon'ı aramış durumu anlatmıştım. Bütün ıssızlığı ve kederiyle ortaya çıkıverdi oda. keşke Mennan'ı göndermeseydim diye düşündüm. Şimdi kendimi daha iyi hissediyordum. Otelin kapısında Mennan'ın. nasıl buluştuklarını. ama Konya'ya gelince de öğrendiklerimi yeniden hatırlamıştım. duyularımızla algıladıklarımız. demesini beklemiştim ama söylemedi. "İsterseniz ben de bir oda tutayım. Genlerimizden gelen bilgiler. Gerçi Simon. duvardaki beyaz fayanslar kadar soğuktu. Üstelik. girmesem mi? Kararsız kaldım. "Hoş geldiniz Miss Karen" dedi gözlerini ilgiyle yüzüme dikerek. ses tonunda bir parça suçluluk duygusu bile hissetmiştim. Artık kendimi güvende hissediyordum. içeriyi belli belirsiz aydınlatıyor. Hiçbir zaman söylemezdi. Kötü düşünceleri kafamdan uzaklaştırmaya çalışarak çevirdim anahtarı. kim bilir hangi odada banyo yapan bir müşterinin kullandığı suyun borulardan akan boğuk gürültüsüydü. Hemen yatağa uzandım. bütün bunlar nereye varacak diye merak etmekten kendimi alamıyordum. "Bu iş tehlikeli olmaya başladı.soncemre. benim düşüp bayıldığım an. neler olup bittiğini anlayamıyordum. ihtiyacınız olursa yanınızda olmam da yarar var" demesine aldırmadan. duyulan tek ses. sessiz caddelerinden geçerek otele vardığımızda vakit gece-yarısını bulmuştu. Sultan Selim Camii'den yansıyan san ışık. Sessizce açıldı kapı. deneyimlerle . "doktor gerekenleri yaptı.com Karanlığa bürünmüş Konya'nın insanlardan. Yine de kapıyı kapatmadan önce ışıklan yaktım. Bunu nasıl yapabilirdim ki? Onların ilk kez nerede. Her tarafın zifiri karanlığa büründüğü an. Beynin çalışma biçimi ve kapasitesi tümüyle bilinmemektedir. Ya içerde o siyahlar giymiş dervişin sesini yeniden duyarsam. işte o baygınlık anımda da hayal dünyamda Şems ile Mevlânâ'yı buluşturuvermiştim. yapılması gereken yapılmalıydı.. Yine de olanlar tuhaf bir şekilde ilgimi çekiyor. Ne kadar gösterişli.. Ama çok sürmedi yine Şems'i hatırladım. teşekkür ederim" diyerek aceleyle asansöre yöneldim. ne kadar iyi döşenmiş olsa da bütün otel odalarının ortak yazgısıdır bu ıssızlık. Evet. hemen elektrik düğmesine dokundum. Gerçekten de öyle mi olmuştu? Her şey elektriklerin kesilmesiyle başlamıştı. Bu gece onunla yaşadıklarını ya da onun bana yaşattıklarını. Sen iyisin değil mi?" "İdare eder" demiştim. oldu olacak adamı yatağıma alıp yatsaydım. Dün geceki meraklı görevli vardı yine. benim kendimden geçtiğim andı. araçlardan arınmış. koridorun alacakaranlığında anahtarı odamın kili-dine sokarken bir ürperti dalgası kapladı bedenimi. Bomboştu. Oda karanlık değildi. Yok daha neler.www. ya yine aynı kâbusları görürsem? Odaya girsem mi. odanın ışıklarını yakmış olmam beni rahatlatmadı. Başım da dönmeye başlamıştı.

Banyoya geçtim." Neşeyle kıkırdadı." "Merak etme anneciğim kaçırmaya niyetim yok. Hem de şu çok sevdiğim kulübe götürecek.www. Ya kendimi kaybeder de düşersem diye çekinerek.com öğrendiğimiz milyonlarca bilginin ne kadarının farkındayız? Duyduğumuz." "Klüp 606 mı?" "Evet. hissettiğimiz. En ince ayrıntısına kadar soruşturulması gerekiyordu. vazgeçtim. Çok gençtim o zamanlar.com Soncemre Platform ile „OKU“mak! www. Şimdi daha fazla yaralanacakmışım gibi geliyor bana. Bakışlarım çamuru kurumuş toz içindeki kot pantolonuma kaydı. Yavaşça yataktan doğruldum.soncemre. Çantama uzandım. gördüğümüz. Telefonun sesiyle bölündü can sıkıcı düşüncelerim. bilgilerden sıkça kullanmadıklarımız nerede dııruyor? Zihnimiz bunların ne kadarını siliyor. annemin neşeli sesi çınladı kulaklarımda. tabii bilmezliğe vurdum. üzerimdekileri çıkardım.kelamdenizi. Ne yapıyordum ben? Sahiden doğuracak mıydım bu bebeği? Bebek derken bile kendimi yabancı hissediyordum. Hâlâ o Fransız aşçı var değil mi mutfağın başında?" "Epeydir gitmedik ama sanırım orada. çok deneyimsiz ama daha güçlü." Ne geçmişten gelen Şems-i Tebrizi. Uyandırmadım değil mi?" Sorusunu yanıtlamama fırsat bile vermeden sürdürdü sözlerini. Bil bakalım ne dedi?" Aferin Nigel'a. Bacaklarımın arasında. duş almak niye tindeydim. Belki de ilişkimizi derinden etkileyecek bir karar. Akşamüzeri beni aradı. Yeniden odaya döndüm. Belkide bu yüzden daha çok korkuyorum. Çünkü artık mantıklı bir açıklama vardı elimde. iyi misin?" "İyiyim. Bak söylüyorum. şu Chelsea'deki yer. o başka bir konu. daha fazla incinecekmişim gibi. Aklını kaçırmış olsa bile Kadir artık Ziya'nın adamı değildi. hapları avcuma döktüm. Hatta bizim Mennan bile suçlu olabilirdi. Yarın. sadece yüzümü. tattığımız. . Doktorun verdiği ağrı kesici haplardan içsem. Londra'ya döndüğümde Nigel'a açıklayacağım bir karar.. öte yandan kürtajı düşünmek korkunçtu. karnımda. onu kaçınrsan seni asla affetmem. ne de bizim sinirlendikçe şıpır şıpır terleyen Mennan. ansızın bebek aklıma geldi. Birden rahatladım.. Hani en son seninle gitmiştik ya. belki de olanların tek sorumlusu bendim. ellerimi. ne otel yangınından yüklü tazminat koparmak peşinde olan Ziya ve adamları. "Alo Karen?" "Alo Anne.. vakit geçirmeden yemeğe çağırmış olmalıydı annemi.. iyiyim. benim şu karmaşık beynimdi. ne kadarını depoluyor? işte büyük bulmaca. Duşu sabah alırdım. Ama bir dakika. Fakat önünde sonunda bir karar vermem gerekiyor. ilk kürtaj olduğumda da kendimi çok kötü hissetmiştim. "Senin şu Nigel muhteşem bir insan. uyumama da yardım ederdi. deri ceketimin de ondan farkı yoktu." "Saçmalama. Mennan mı arıyordu? Açtım. Ya ağrı kesici ona zarar verirse? Hiç düşünmeden hapları yerine koydum. kalbimde. dokunarak farkına vardığımız. kafatasımın içinde kocaman bir boşluk. "Ne dedi?" "Yemeğe davet etti. ilaç şişesini çıkardım. Bu durumda Ziya masum mu oluyordu? Elbette hayır. Beynimiz ne kadarı bilincimizin denetimindeydi ya da bilinçaltımızın veya güdülerimizin? İşte annemin bahsettiği büyük bulmacanın ayrıntıları. sana deli gibi âşık. pijamalarımı giydim ama uykum yoktu.. ayaklarımı yıkamakla yetindim.. Nezihe ile Serhad'ın saklamaya çalıştığı bir bilgi varsa ondan öğrenebilirdik. yangını uzaylılar çıkardı diyen şu Kadir adındaki işçiyle görüşmek bu yüzden çok önemliydi. Tabii o beni istemezse.

www.soncemre.com

Soncemre Platform ile „OKU“mak!

www.kelamdenizi.com

"Yokluğunda seni de çekiştiririz biraz." Ne olmuştu anneme böyle? Nerden geliyordu bu neşe? Çok sürmedi anlamam. "Anne kafayı mı çektin sen?" Yaramaz bir çocuk gibi kısık sesle güldü. "Kim? Ben mi? İftira etme yaşlı annene." "Hani içmeyecektin. Doktor yasaklamıştı sana." Sesi ansızın ciddileşti. "Doktorların canı cehenneme" diye gürledi. "Matt'e bir sürü şeyi yasakladılar. Ne oldu? Üç ay fazla yaşadı. Ona da yaşamak denirse. Hastane köşelerinde süründü zavallı. Ama o çok sevdiği purosunu bile son bir kez içemeden gitti. Bana doktorlardan söz etme Karen. Onların bir bok bildikleri yok. Hem fazla içmiyorum ki, iki kadehçik." Pek öyle iki kadehlik bir sarhoşluğa benzemiyordu bu. Şeker hastasıydı annem, üstelik yüksek tansiyonu da vardı. En son kalp büyümesi teşhisi koymuştu doktorlar. "Anneciğim niye böyle yapıyorsun? İntihar etmek gibi bir şey bu. Kendini ağır ağır öldürüyorsun." Küskün, kırgın mırıldandı. "Belki birden yapamadığımdandır." Bu halimde bir de onunla uğraşmak zorundaydım. "Böyle konuşma lütfen" diye çıkıştım. "Niye intihar edecekmişsin? Ne derdin var?" "Ne derdim olacak?" Sesi isyan yüklüydü. "Görmüyor musun sevdiğim insanlar birer birer bırakıp gidiyor beni. Önce baban, sonra Mutt, tek başıma kaldım şu koca dünyada." "Tek başına olur mu? Ben varım ya." "Sen... Sen şahane bir kızsın ama senin kendi hayatın var. Onu yaşamalısın. Artık ta Konyalardan beni düşünmeyi bırak" iyice duygusallaşmıştı sesi, neredeyse ağlayacaktı. Nesi vardı bu kadının? "Ne demek istiyorsun anne?" "Nigel'a beni yemeğe davet etmesini söylemedim deme sakın. Bunu anlamayacak kadar yaşlanmadım daha." "Tabii söylemedim..." "Karen yapma! Yalan söylemeyi bile beceremiyorsun. Hiç beceremedin zaten. Bu tarafın babana çekmiş. Nigel'a beni aramasını sen söyledin. Üstelik iyi de yaptın. Aklına gelse eminim Nigel kendiliğinden çağırırdı. Ama erkekleri bilirsin, biraz hıyar olurlar. Hatırlatmak gerekir, sen de hatırlatmışsın, inkâr etme şimdi. Hem hoşuma da gitti teklifi. Bilirsin senin yakışıklı zencini severim. Şaka bir yana iyi adamdır Nigel. Günümüzde az bulunur türden bir adam." "Anneciğim lütfen içme" diye yalvardım. "Kendin için yapmıyorsan, benim için yap. Bak, çok üzülüyorum." "Üzülecek bir şey yok tatlım" dedi sesine metin bir ton vermeye çalışarak, "Ben iyiyim. Çok da içmedim. Gerçekten, hepi topu iki bardak. Tamam, dört diyelim. Daha fazla değil. Ve artık içmeyeceğim. Telefonu kapatınca kafayı vurup yatacağım. Ee sen ne yapıyorsun? Nasıl gidiyor Konya maceran? Çok değişmiş mi o mistik şehir?" Sesi özlem yüklüydü, eski günleri hatırlamış olmalıydı. "Değişmiş galiba. Geniş caddeler açmışlar, bazı yerlerde yüksek binalar var."

www.soncemre.com

Soncemre Platform ile „OKU“mak!

www.kelamdenizi.com

"Her şeyi öldürüyorlar" diye mırıldandı umutsuzca, "eskinin bütün güzelliklerini öldürüyorlar. Üstelik bunu dünyanın her yerinde yapıyorlar. Hoyratça, acımasızca, barbarca. Birileri çıksa da dünyayı insanlardan kurtarsa diye düşünüyorum bazen. Biri çıksa da şu güzelim yeryüzünü elimizden alsa." "Yok, Konya o kadar kötü değil aslında. Eski yapıların önemli bir kısmını korumuşlar. Geniş, aydınlık caddeleri var. Mevlânâ Türbesi'ne sahip çıkmışlar, önündeki camiye de." "Dergâh duruyor mu?" Babamla birlikte gittiğimiz bahçesinde sarıklı mezar taşlarının bulunduğu evden bahsediyor olmalıydı, ama onu konuşturmak için anlamamazlıktan geldim. "Hangi dergâh?" "Hatırlamıyor musun? Babanın evi olan dergâh. Mevlevihane. Babanı ilk orada görmüştüm. Orada dans ederdi." Mennan'ın sözlerini hatırladım: "Mevleviler semaya dans denmesini sevmezler" demişti. "Sema mı demek istiyorsun?" Yapmacık bir tavırla beni taklit ederek söylendi. "Sema demek istiyorum." Sesinde tatlı bir sevinç belirmişti. "Babasının kızı. Poyraz da bozulurdu semaya dans dememe." "Ben de o dergâhı gördüm mü anne? Ciddi soruyorum, hatırlamıyorum da." "Görmedin mi? Ne bileyim tatlım, biz birlikte Konya'ya hiç gitmedik ki. Ama baban mutlaka götürmüştür seni. Çünkü onun evi orasıydı." "Evi mi?" "Evet, onun gerçek evi orasıydı. Bunu da hatırlamıyorum deme sakın." Suskun kalınca, yapmacıktan küçük bir çığlık attı. "Ay Karen, sen benden önce bunayacaksın kızım. Hani babanı küçük bir bebekken o dergâhın kapısına bırakmışlar... Hatırladın mı?" Hayır, gerçekten hatırlamıyordum, galiba bilinçaltını babama ait kimi bilgileri silip atmıştı ya da o kadar derinlere itmişti ki ancak bilincimi yitirdiğimde su yüzüne çıkabiliyorlardı. "Belki biraz anlatırsan aklıma gelir." Sesimden samimi olduğumu anladı. "Tuhaf diye mırıldandı şaşkınlıkla, "nasıl hatırlamazsın. Defalarca konuşulmuştur bu konu. Babanın ismi de oradan gelir." "Nereden gelir?" "Sahiden hatırlamıyorsun. Tuhaf!" Öyleydi ama bunu duymak hiçbir sorunu çözmediği gibi, hiç de hoşuma gitmiyordu. "Tuhaf ama unutmuşum işte" diye söylendim. "Nerden geliyormuş babamın ismi, anlat da öğreneyim bari." "Tamam, tamam anlatıyorum."

www.soncemre.com

Soncemre Platform ile „OKU“mak!

www.kelamdenizi.com

Sanki ayılmış gibiydi. Belki de doğru söylüyordu, gerçekten de çok içmemişti. "Şimdi, baban daha bebekken, ailesi kim bilir hangi nedenden dolayı, onu bir sepetin içinde dergâhın önüne bırakmış. Aralığın son günleriymiş.Korkunç bir soğuk varmış dışarda. Eğer talihsiz bebek bir saat daha kalsa, donup ölünmüş. Ama nereden bilinmez bir poyraz rüzgârı çıkmış. Ve başlamış dergâhın tahta kapısını dövmeye. Acele yardım isteyen biri gibi telaşla ve sertçe vuruyormuş kapıya, içerdeki dervişlerden biri sesi duymuş. Gerçekten de kapıda biri var sanmış. Kapıyı açmış ki, sepetin içinde minicik bir bebek. Yani senin baban. Derviş hemen almış bebeği içeri. Olayı duyan dergâhtakiler bu bebek bizim uğurumuzdur demişler. Hikmet adında bir şeyh babana sahip çıkmış, onu oğlu gibi büyütmüş. Ve onu kurtaran rüzgâra saygılarını göstermek için de babanın adını Poyraz koymuşlar." Evet, hayal meyal bir şeyler hatırlar gibi oldum, hatırlamak değil de bölük pörçük fotoğraflar geçti gözümün önünden, incecik yağan karı bir kamçı gibi savuran sert bir rüzgâr. Yaptığı işten utandığı için yüzünü sadece insanlardan değil, kardan da, rüzgârdan da saklayan bir adam; bebeğin babası. Sepetin içinde, bu acımasız dünyadan da, onu terk etmeye hazırlanan babasından da, kendi çaresizliğinden de habersiz uyuyan bir bebek, insanların yaptığı kötülüğe öfkelendiğinden midir, yoksa bebeği kurtarmak istediğinden midir, bütün gücüyle kapıya saldıran deli bir rüzgâr. Küçük Poyraz'ı kurtaran, bir anlamda bana bu hayatı armağan eden rüzgâr. Kapıyı açıp ayaklarının ucundaki sepette bir bebek bulan aydınlık yüzlü bir derviş. "Babam büyüyüp olanları öğrendiğinde kim bilir nasıl üzülmüştür" diye söylendim. "Üzülmüştür herhalde" diye onayladı annem. "Ama bu meseleyi dert ettiğini hiç görmedim. Hatta şakaymış gibi söylese de, biraz övünürdü galiba. 'Ben, Musa Peygamber gibi sepet içinde keşfe çıkmışım dünyayı, sizin gibi ana kucağında değil' Belki de böyle söyleyerek başa çıkmaya çalışıyordu acısıyla. Terk edilmek kötü tabii." Annem sarhoşken bunu söylememeliydim, kendimi tutamadım. "Ama" dedim, "Sonunda o da bizi terk etti." Kısa bir sessizlik oldu; derin, ürkütücü, umutsuz bir sessizlik. "Öyle yaptı... Tanrı'nın cezası herif bizi bırakıp gitti..." Bir şey demedim, istemediğimden değil, ne diyeceğimi bilemediğimden. "Yine de kötü düşünme" dedi burnunu çekerek, işte sonunda ağlatmayı başarmıştım kadını. "Kötü şey söyleme, eminim kendince bir nedeni vardı." "Evet vardır" dedim içimde baş kaldıran öfkeyi bastırmaya çalışarak, "eminim onu bebekken dergâhın kapısına bırakanların da kendince bir nedeni vardı." 19 "Kendini bilen Allah'ını bilir." Annemin telefonundan sonra uykum iyice kaçtı. Bilgisayarımı açtım, bugünkü görüşmelerimin notlarını yazdım. Kayıt cihazını çalıştırıp, Serhad ile Nezihe'nin neler söylediklerini dinledim. Aslında önemli bir çelişki yoktu. İki nokta dikkatimi çekmişti, ilki, Kadir'in Nezihe'yi yangından kurtarması, ikincisi ise yeniden yangın bölgesine giren Kadir'i, Serhad'ın değil de itfaiyenin kurtarması. Bu iki olay da ifadelerde yer almıyordu. Önemli olmayabilirdi, ama araştırmakta yarar vardı. Gizem çoğu zaman önemsizmiş gibi görünen küçük olayların bir araya gelmesiyle çözülürdü. Yarın sabahki görüşmede Kadir Gemelek'e bu iki konuyu sormak yararlı

www.soncemre.com

Soncemre Platform ile „OKU“mak!

www.kelamdenizi.com

olabilirdi. Tabii sorularımı anlayabilir ve mantıklı yanıtlar verebilirse. Kayıt cihazını susturdum, bilgisayarımı kapattım, artık dinlenmeliydim, yarın zorlu bir gün beni bekliyordu. Ama uyku nerede? Işıklan kapatıp, yatağa uzandım. Şems ile Mevlânâ'nın buluşması beliriverdi gözlerimin önünde. İkisi için de bu bir raslantı değil, önceden ayarlanmış bir buluşma gibiydi. Buluşmayı ayarlayan da Tanrı'dan başkası değildi. Ama ilk dilek Şems'ten gelmişti. Dün gece rüyamda gördüğüm gibi Şems, Tanrı'dan gizli sevgililerinden birinin yüzünü kendisine göstermesini istemişti. Üstelik bedel olarak da ortaya kendi başını koyarak. Öte yandan Mevlânâ da habersiz değildi bu işten. Öyle olsa buluşmadan yıllar önce Şam'da Şems'in karşısına çıkar, "Ey mana âleminin sarrafı, beni bul" der miydi? Bir yazgıya benziyordu. Her adımı, her bölümü ve finali önceden belli olan; değişmeyen, değiştirilemeyen sadece boyun eğilen bir yazgı. Şems, Mevlânâ'ya bakarken nasıl büyük bir sevgiyle, nasıl büyük bir mutlulukla, nasıl uçarı bir coşkunlukla dolmuştu yüreği. Ben bile Nigel'a bakarken onun kadar etkilenmiyor, onun kadar heyecanlanmıyor, kendimden geçmi-yordum. Nasıl bir sevgiydi bu? Ya Mevlânâ Celaleddin Rumi o ne ler hissediyordu acaba? Katırın üzerindeki adamın ışıltılar içindeki gözlerini hatırladım. Onun hali Şems'ten daha beterdi; bir tür kendinden geçmişlik, bir tür esriklik anım yaşıyordu. İki adamın birbirine hissettiği bu güçlü duyguyu nasıl adlandırmalıydı? Nasıl bir bağlılıktı bu, nasıl bir tutku? Tıpkı babam ile Şah Nesim gibi. Şah Nesim'i görünce tıpkı Mevlânâ'nın gözlerindeki parıltıya benzer ışıltılar geçiyordu babanım gözlerinden. Ne bana, ne de anneme bakarken öyle tutkuyla parlamıyordu gözleri. Şah Nesim'le konuşurken duyduğu heyecanı hiç kimse veremiyordu ona. Evet, Şah Nesim, Şems-i Tebrizi'ydi, babamsa Muhammed Celaleddin. Bu hikâyede ne annemin, ne de benim hiçbir önemimiz yoktu. O yüzden içi sızlamadan bırakıp gitti bizi. Kim bilir Şems ile Mevlânâ da nelerden, kimlerden vazgeçtiler aşkları için? Örneğin şu Kimya, Mevlânâ neden evlendirmişti evlatlığını Şems'le? Daha da önemlisi yaşamını Allah'ın sırlarını bulmaya adayan Şems gibi bir sufi, nasıl olmuştu da evlenmişti gencecik bir kızla? Sorular, yanıtsızlığı kadimleşerek lanetli sırlara dönüşmüş sorular; bildiğim ne varsa hepsinden kuşku duymama yol açan sorular, beynime üşüşerek aklımı karıştıran sorular. Yok, bu gece sorulardan kurtaramayacaktım kendimi. Bu gece uyku yoktu bana. Yatakta doğruldum. Bir yerlerden uğultu halinde açık bir televizyonun sesi geliyordu. İyi fikirdi, ben neden televizyon izlemiyordum. Komodinin üzerinde duran kumanda aletine uzandım. Önce birbirine karışmış renkler belirdi televizyonun ekranında. Görüntünün normal rengini alması için bir dakika kadar beklemek zorunda kaldım. Tanımadığım kadınlar, tanımadığım erkeklerin görüntüsü belirmeye başladı ekranda. Galiba bunlar Türkiye'nin şarkıcıları, aktörleri, aktristleri yani ünlüleriydi. Üstüste dizilmiş bardakları düşürmeden, alttan birini çekmeye çalışıyorlardı. Arkada da heyecanlı bir gerilim müziği çalıyordu. Hemen değiştirdim; belki bin kere izlediğim Yurttaş Kane filminin çok kötü bir kopyası çıktı karşıma. Onu da geçtim. Bu kez bir dizi film vardı ekranda. Kamera öyle hareketliydi ki biraz daha izle-sem başım yeniden dönmeye başlayacaktı. Yine bastım kumanda aletinin tuşuna. Önce bir ney sesi doldurdu odayı, sonra görüntü belirdi. Şu anda yattığım yatağın en fazla iki yüz metre ötesindeki bir görüntü: Mevlânânın türbesi. Kamera türbenin kapısından geçerek içeri girerken, atmosfere uygun olsun diye sesine ilahi bir ton vermeye çalışan erkek sunucu şiire benzeyen sözler mırıldanmaya başladı: Ey sırrı araştıran kişi C'an var can içinde, kalbine inde ara Sen kendi özünü kendinde ara Ey sırrı araştıran kişi her yerde ara Lakin o değil dışarıda kendi içinde ara.

www.soncemre.com

Soncemre Platform ile „OKU“mak!

www.kelamdenizi.com

Şiirle birlikte kamera da türbenin içine girmişti. Sarı kırmızı ışıklarla aydınlanan türbede yan yana, ardı ardına üzerlerine birbirinden güzel yazılar nakşedilmiş mezarlar uzanıyordu. O sırrın ne olduğunu ikisinden başkası bilemedi" diye anlatmaya başladı şiirin ardından sunucu. "İkisi de yıllardır birbirini arıyordu. İkisi de yıllardır buluşmanın ateşiyle yanıyordu. Belki sırlarını paylaşmak için, belki iki parçaya ayrılmış tek bir sırrı birleştirerek hakikati öğrenmek için. Şimdi kamera, türbeden çıkmış, Konya'nın karanlık kaldırımlarında adım adım ilerliyordu. Bir yere geldi durdu. Durduğu yerde sabah oldu. Ben burayı tanıyordum. Burası Mennan'ın Merec El Bahreyn yani iki denizin buluştuğu yer dediği noktaydı.

Şems'in Allah diyerek yere yığıldığı yer" diye anlatısını sürdürdü televizyondaki sunucu. "Uyandığında başucunda Mevlânâ Hazretleri vardı. Allah'ın gizli sevgililerinden birinin dizlerinde açmıştı gözlerini. İki büyük derviş, iki Allah dostu birbirlerine sımsıkı sarıldılar. Dünya nın kirinden, gürültüsünden, zulmünden ışıksız bir odanın ıssızlığına sığındılar. Günler, haftalar, aylar boyunca bir odada iki kişilik yalnız lığı yaşadılar. Günler sonra kapı açılıp, ikisi de dünyaya merhaba de diğinde ne Şems eski Şems'ti, ne Celaleddin eski Celaleddin. Namazı, vaazı, medresedeki derslerini bıraktı Mevlânâ. Aşka bulanmış, içme den sarhoş olmuş bir halde karşılaştığı canlı cansız herkese aşkı an latmaya başladı. Yağmur bekleyen kuru otlara, gökyüzündeki yağmu ra, yağmurun ıslattığı incir ağacına, incire tırmanan tırtıla, tırtılın pe şindeki serçeye, serçenin yuvasını yaptığı kagir evlere, kagir evleri süsleyen güllere, gülün derdine düşen bülbüle, bülbülün peşindeki at macaya, atmacayı evcilleştiren beylere, beylerin konuk olduğu sara ya. Ne varsa gördüğü, dokunduğu, tattığı, kokladığı, işittiği, hepsine aşkı anlattı. Yürümeyi yeni öğrenen bir çocuk nasıl yeni yeteneğini göstermek için yanıp tutuşursa aynı coşkuyla döküldü dilinden aşka dair sözcükler. Aynı coşkuyla emekleye, sendeleye, yepyeni bir heye canla dolaştı bu eski şehrin sokaklarında. Kamera yeniden hareketlenmişli, bir parkın içinde dolaşıyordu şimdi. Çok büyük değil ama açık, ferah bir park. Huniyi daha önce görmüştüm. Derken kamera parkın içindeki küçük camiye yaklaştı. Tabii ya, burası Şems-i Tebrizi Camii ve Türbesi'ydi. Her şeyin başladığı yer. Kamera caminin kapısına doğru ilerlerken, sunucu iyice duygusallaşmış bir sesle anlatıyordu: "Şems de ayrılmıyordu Mevlânâ'nın yanından. Evliyalar şehri büyük bir dervişe daha kavuşmuştu." Televizyondaki görüntü bozulur gibi oldu, yeniden düzeldiğinde caminin kapısında siyahlar giyinmiş biri adam belirmişti. Kamera siyahlar giymiş, sakallı adama yaklaşırken sunucunun ağzından şu sözler dökülüyordu. "Onlar mutluydu, insanlar mutluydu, bütün bir şehir mutluydu." "Bu yalan!" diyerek sağ elini havaya kaldırdı televizyondaki siyahlı adam. Aynı anda sesi kesildi sunucunun. Artık kamera siyah giysili, siyah sakallı adamı gösteriyordu. Oydu, Konya'daki kâbuslarımın değişmeyen kahramanı: Şems-i Tebrizi ya da benim sevdiğim unvanıyla Şems-i Perende. "Yalan söylüyorlar" diye gürledi. "İnanma onlara, öyle olmadı." Evet, bana sesleniyordu.

"Ne sultan. Hüdavendigâr ile bir de büyük oğlu Bahaeddin hariç. onda sevgi vardı. etmiş milyonlarca insanın izlediği televizyon yayınını bana seslenmek için kullanmayı başarmıştı. bu hayalleri neden gördüğüme dair bulduğum gerekçeler bir anda yok olmuştu. Din zannettikleri. ne de halkı. O benim . ne ulemalar. sanki yaradanın gönüllü kölelere ihtiyacı varmış gibi. Ama babasının seslendiği gibi seslenmekten de geri durmadım. Ama anlamadılar.www. kuşku yoktu. Oysa ben Celalleddin'i dünyanın sultanı yapmaya gelmiştim. unutmasını salık verdim ona. hem çirkinliğim. namı diğer Sultanü'l-Ulema. ne ulemaları. ne de halk. Gönlümde kendi görüntüsünü görünce aklı başından gitmişti. Babasının söylediği ne varsa. kitapta yazılanları harfiyen yerine getirmekti. babası Belhli Muhammed Bahaeddin Veled. Çünkü ben de sevmiştim Hüdavendigar adını. üstelik bunu Allah adına yapıyorlardı. elleri bana doğru açılmıştı. meydanı bilinçaltımın egemenliğine bırakmıştı. insan eti yiyorlardı. Daha az önce beynin sırlarıyla ilgili yürüttüğüm tahminler. Onlar anlamadıklarını kötü sayarlar. Ne yapmış. soluğu rüzgârların en uysalından. ürpermemiştim bile. onda umut vardı." "Ya Mevlânâ? O ne diyordu olanlara?" "Hüdavendigâr mı? Onun meşrebi başkaydı. benim ise hem güzelliğim. Ellerinden gelse bir kaşık suda boğarlardı beni. "Anlamadılar. Sadece gönülden oluşmuş bir adama dönüşmüştü. "Kimse mutlu olmadı" diye sürdürdü kaşlarını çatarak." Geçmişi hatırlamak sanki onu dalgınlaştırmıştı." "Ya sizin meşrebiniz?" Yanıtlamadan önce düşünceli bir halde sakallarını sıvazladı.kelamdenizi. mantığını bir kutuya gizleyerek. "neden istemediler sizi?" Bakışlarını yüzüme dikti. "Neden?" diye sordum kederini paylaşan bir sesle. Bu yüzden her sözü şiirdi. Sanki bu olaylar daha bu sabah olmuş gibi taze bir hüzünle gölgelenmişti esmer yüzü. her adımı güzellik.soncemre. İnanç zannettikleri onların kurtuluş garantisiydi her iki cihanda. Babası gibi sadece o zamanın değil. öfke yoktu. "Hüdavendigâr'ın sadece güzelliği vardır. Aklını. her dokunuşu keramet. suyu göllerin en tatlısından. korkmuyordum. hepsi Konya'dan gitmemi istedi. ne askerler. Ulemalarını ellerinden alacağımı sandılar. tövbe tövbe sanki Yaradan tüccarmış gibi. onda hoşgörü vardı. Bu yüzden büyük bir ilgiyle dinledim Şems'in sözlerini. Ve tuhaftır." Kendi cesaretime kendim de şaşarak sordum: "Hüdavendigâr da kim?" "Kim olacak Muhammed Celaleddin. gelmiş geçmiş bütün zamanların sultanı. insan kanı içiyorlardı. En önde yürüyen güdüm ise meraktı. İbadet zannettikleri hoşgörüsüzlüktü.com Soncemre Platform ile „OKU“mak! www. savurup atmıştı uçurumların en derinine." "Onu Hüdavendigâr diye mi çağırıyordunuz?" "Ben değil. Türbesinin önünde bir süre öylece sessiz durdu. Artık güdülerim yol veriyordu düşüncelerime. Onun toprağı yumuşak yerden alınmıştı. çünkü onların din diye bildikleri küfürdü. Hepsi nefret etti. Ne sarayı umursar olmuştu. Yıllardır sandıkta beklemiş bir isyan bayrağı gibi rüzgârı görür görmez dalgalanmaya başlamıştı bu eski şehrin taş sokaklarında. düşmanlık yoktu. Gördükleri andan itibaren hoşlanmadılar benden.com Gözleri gözlerimin içindeydi. İbadet diye bildikleri günah. Aklım âdeta gönüllü olarak kenara çekilmiş. sanki Yaradan nefretten hoşlanırmış gibi.

kelamdenizi.www. Onun gibi düşünürsem. kokular vardı koku içinde. sıradan bir adamdı babam. içinde. sesler vardı ses içinde. "İki denizi buluşturduk ki birisi tatlı. Bizim buluşmamıza Merec el Bahreyn derler. hem de kötü tarafımı gösterdim ki beni tanıyabilsin." Şems'in kibri canımı sıkmıştı. babalarımıza bakman lazım. Onun gibi olmadığımı açıklamaya uğraştım. anlamıyordum. bebeğin anne sütüne yönelmesi. dokunuşlar vardı dokunuş içinde. bir öğretmen gibi değil de anlaşılmadığını bilen.soncemre. Anlayamadı. Beni anlamadı. Ona hiç ikiyüzlülük etmedim. hangi suretin içinde. benim sevgim başından beri zaten onundu. soluğum yalçın kayaları parçalayan rüzgârlar gibi delidir. Oysa ben daha ergen olmadan anladım babamın yetersiz olduğunu.Eğer.com Soncemre Platform ile „OKU“mak! www. başından beri biliyor muydunuz ne aradığınızı?" Gülümsedi. "Hakkı ne demek. her bitki büyümez üzerimde. çirkinliğimi fark etmemişti. Arapça bir deyimdir. Celaleddin babasına büyük bir saygı duyuyordu. Aralarına da görünmez bir perde koyduk ki birbirlerine karışmasınlar. ama nerede gizlenmişti bunlar.com sadece güzelliğimi görmüş. Belki de hayatı boyunca onun sözünden dışarı çıkmadı. Küçümsemek değildi yaptığım. sadece kendimi anlatmaya çalıştım. hatta hiçbir zaman tam olarak anlaşılmayacağının farkında olan birinin durumunu kabullenmişliği içinde sakince sürdürdü sözlerini. canın candan beslenmesi gibi. tatlar vardı tat. buğday vermesi gibi normal bir olaydı bu." İşte bu yüzden Celaleddin ile ben kavuşuruz ama kendi meşreplerimizi koruruz." Yeniden ciddileşti. Baha Veled. Toprağım kıraç yerden alınmıştır. olur olmaz şeye sevgi beslemem ben. Başağın." Kurnaz bir ifade belirdi yüzünde. her yazdığının kanun. örnek alacağı kişiydi onun için. Onun söylediği her sözün doğru olduğuna inanıyordu. Allah'ın selamı onun üzerine olsun Muhammed Mustafa'nın mübarek . Hem iyi tarafımı. Haktan yanayımdır ve de hakikatten." "Ya siz. daha doğrusu bizim onlarla ilişkilerimize. Allah'ın kitabında Furkan suresinde şöyle anlatılır. Evvelce hayaller vardı sadece. susuzluğu giderir. "Onunla karşılaşıncaya kadar ben de bilmiyordum. Biraz da eleştirmek için manidar bir ses tonuyla sordum: "Siz de onu küçümsediniz. suyum ekşimiş şarap gibi tatsızdır. Evet. "Herkes kalenderi sayar bizi ama benim meşrebim zordur. üstelik kendisinden farklı olduğu için beni yargılamaya kalktı. Ama evvelce Hüdavendigâr da layıkıyla bilemedi bunu. Onu görünce bildim. hoşgörüden çok öfke vardır. "Şu tavuk yumurtasından çıkan kaz yavrusu meselesini kastediyorsun. üzüm karası gözleri hafifçe çekildi. Hak etmeyene sunulmayacak kadar değerlidir sevgi. belli belirsiz görüntüler. nedensiz düşmanlık gütmesem de." "Mevlânâ'nın hakkı mıydı?" Hiç duraksamadan yanıtladı. onun gibi davranırsam Tebrizli sıradan bir Müslüman olacaktım. çölde milyonlarcası bulunan kumlar gibi sıradan bir Müslüman. diğeri ise tuzlu ve acıdır. Bu yüzden sevginin hak edenin hakkı olduğuna inanırım. renkler vardı renk İçinde. Onu görünce anladım. Celaleddin ile benim aramdaki farkı anlamak isliyorsan. Umuttan çok kuşku vardır yüreğimde.

kartalın kayası.. büyük sırrını işte böyle koruyor. Bahçe duvannın dibinde yavaşça salınan uzun boylu kavak ağaçları. hem okutsun medrese olsun diye Allah eliyle Sultan Keykubat tarafından hediye edilmiştir Hüdavendigâr'ın ailesine. Öteki odalar çocukların ve hizmet verenlerin. bu kadar geniş. Hayır. helaller harama. değişiyor. Kerpiç binanın hemen önündeki toprak çiçeklikte laleler. "Bilmek istiyorsan gelmelisin" dedi. çünkü bildiğimiz ne varsa. Bildiklerimiz.com "Kendini bilen Allah'ını bilir" sözü uyarınca. Bu evin ilk kez bu kadar büyük olduğunu fark ediyordum." "Onda kendinizi mi gördünüz?" Durdu. "Arının kovanı. çaresiz gözlerle baktı yüzüme. Böylece ulaşılmaz oluyor o yüce varlık. Tanrı değişmez diyorlar ya. Değişir. kaptırdım kendimi onun sözlerine." Başımı çevirip kerpiç eve baktım. esmer. "Anlamıyorsun değil mi? Kolay değil. Unutmadan önce Karen'ı. "Seninkinden yedi yüz küsur yıl daha genç bu güneş. kendimi yitirdiğim o bahçedeydim yine." Bir kez daha çağnyordu beni kendisi olmaya. Celaleddin'le evlenmeden önce Müslüman olmuştu kadın. "Bu ev Mevlânâ'nın mı?" "Hayır. sultanın sarayı gibi burası da yüce Yaradan'ındır. nefsine yenilen. Soncemre Platform ile „OKU“mak! www. uzun yüzünde parıldayan iki gizemli ışığa dönüştü. yanlışlar doğruya. 20 ". Ortada beyaz taşlarla çevrili.soncemre." Baktım havuzda yine o siyahlar içindeki." "Nedir o büyük sır?" Gözleri kısıldı. Havuzda tatlı tatlı ışıldayan öğle güneşi.com dudaklarından dökülen. Dudaklarının oynadığını görmedim ama sesi. içi mavi çinilerle kaplı havuz. Onun hikmetinden sual olunmaz. ayının ini. yalanlar gerçeğe. Allah'ın" dedi görüntüm suda usulca kıpırdanarak.www. iblise de yenilir. Kaç oda vardı bu iki katlı binada? En üst kat Hüdavendigar'ın odasıydı. Celaleddin'i görünce yıllardır aradığımın aslında kendim olduğunu bildim. sevaplar günaha. hem otursun konak olsun. karıncanın kovuğu. ama bu kadar çok değiştiği için anlamakta güçlük çekiyoruz. bir kez daha çağırıyordu yaşadıklarını yeniden yaşamaya." Benim olmayan bir erkek bedeninin içinde. Televizyonun ekranı şimdi sadece gizemli iki ışığı göstermeye başlamıştı. Köklü bir Rum ailesinden gelen Kira adındaki güzel hatunla paylaşıyordu odayı. sümbüller. bilinmeze dönüşüyor. Alt kattaki mutfaktan yemek kokuları . bu gece ilk karşılaştığımızda ne söylediğimi unuttun mu yoksa? Bilmen için yaşaman gerek. külliyen yanlış. arkada devasa bir ceviz. sudaki görüntüme sordum. Seninkinden yedi yüz küsur yıl daha yaşlı bu beden. "Yanıma.. sakallı gölgem. "Nereye?" Ekran açıldı.kelamdenizi. güller dünyanın hâlâ güzel bir yer olduğunu anlatmak istercesine rengarenk kokuyorlardı. Yaşamak için cesaret. diyemedim. Kimdim ben şimdi? Londralı Karen mı? Tebrizli Şems mi? Çinili havuzun suyuna yansıyan görüntü yanıtladı. kemikli yüzünde davetkâr bir gülümseme belirdi. Ömrü yettiği sürece. bir kez daha uzandım kim bilir kaç yıllık gün ışığının esmerleştirdiği uzun parmaklı ellerine.

Sabah namazında girdim.www." Boyun eğmeyen bir çocuktu Alaeddin." ince bir sakalın çevrelediği yüzü olgunlaşmaya başlayan ham elmalar gibi hafifçe kızarmıştı. Babam ne yaptı. gerçek kızıymış gibi bu evde başı dimdik gezen Kimya. arkasında da günbegün serpilen. Bahaeddin boyun eğiş." Baş eğdi. Hiç sevmemişti bu çocuk beni. sözleri güzel çocuğun yanağına. en gösterişsiz. Alaeddin fırtınaysa. "Sen dışarda kal. ürperdim bu yeniyetme oğlanın bir bıçak gibi keskin bakışlarından. Geceyarısı yanına girdim." Döndüm. "Bağışlayın Şeyhim" diyerek elime sarılıp öptü. "Nasıl münasip buyurursanız Şeyhim. İçim kalktı. bu kocaman evin en dar. ne ettiyse bir türlü terbiye olmadı bu çocuk. Celaleddin rahlenin önünde bağdaş kurmuş kitap okuyordu. Buraya geldiğim ilk günden beri gözlerindeki o düşmanca parıltı hiç eksilmemişti yüzünden. Bahaeddin de peşim sıra geliyordu. Baktım Hüdavendigâr'ın ortanca oğlu Alaeddin. "Allah'ın sevgisi de senin üzerine olsun. Kimya da kopmadı. en ışıksız. en küçük ve en mübarek odasına yürüdüm." Onu dışarda bırakarak girdim kemerli ahşap kapıdan içeri. bendine sığmayan." Alaeddin hiç konuşmadan yabani bir hayvan gibi baktı yüzüme. Belki yanında Kimya olmasa aldırmayacaktı. Ne arıyordu bu kız. ama belli. yoktunuz. Bizim babanla konuşacaklarımız var. "Bilir misin nerededir?" "Hücrededir Şeyhim. Karatay Medresesi'nde ona yetişecem de. Mutfaktan uzaklaşmaya çalışır-ken. Üzerinize alınmayın sakın. el bağladı. "Ders var.com Soncemre Platform ile „OKU“mak! www. size değildir. o da durdu. Sanırım o da sizi merak ediyor. nefsimi terbiye etmek için yemekten uzak dururdum. "Evin içinde ne bu koşu? Kumandanına haber yetiştiren Moğol çerisi gibi. çekinmeden bakan Kimya. Şeytanın ateş kızılı gözlerine bile bakmaktan çekinmeyen ben. ama bırakmadı o da dudaklarım." Uzandı elimi öpmek istedi. sizi sordu. Durdum. Birkaç adım atmadan yetişti Bahaeddin. günbegün güzelleşen Kimya. Biraz da bastırmak için korkumu." "Kusura bakma" dedi yarım ağız. seyirtti peşinden. Alaeddin öfkeyse. Alaeddin isyansa. önce davranıp ben onunkini öptüm. "Görmedim" dedi alttan almayan bir sesle. İnsan bir özür diler. sanki onu uyarmamışım gibi bilhassa koştu-ra koştura. "Lahavle" deyip yürüdüm. "Kardeşim yabanidir. Bahaeddin huzur. sizi sordu. "Şükür geldin Pirim" dedi heyecan dolu bir sesle. Bahaeddin suydu. Alaeddin ateşse. kıymet bilmez.com geliyordu." . döküldüğü kabın şeklini almayan bir çocuk. yine sizi sordu. Usulca dokundum bu cismi güzel.kelamdenizi." Beni görür görmez doğruldu.soncemre. "az kaldı ben de yıkılacaktım yere. "Destur" diyerek kenara çekildim. yoktunuz. utanmadan. "Şükür bugün de buradasın. bu oğlanın yanında? "Yavaş olsana biraz" diye azarladım Alaeddin'i. sabra sığındım. Bağışlayın yanlış yaptıysa. iyi bir dersi hak ediyordu ya. ruhu güzel. Bahaeddin sükûnet." Öylece çekti gitti. "Az kaldı yıkacaktın beni avlunun orta yerine. Hüdavendigâr'ın gerçek çocuğu olmadığı halde. az kalsın biriyle çarpışacaktım. insanın yüzüne korkmadan. "Babana bakıyordum" diye sordum. söylendim öfkelenmiş gibi. meşrebi bozuk onun. "Allah'ın selamı üzerine olsun. Hüdavendigâr'ın büyük oğlu. ellerimin solgun derisine dokundurdu. Az evvel ekmek ve su götürdüm. ağırına gitmişti kızın yanında azar işitmek.

www." Ama dağladım içimde uyanan hayranlığı. Ebu'l-Ferec el-İsfahani'nin Kitabü'l-Agani'si. Yoksa yanılmış mıydım. Sen kendi sırrını. kendi sözlerinin içinde bulabilirsin ancak. "Fakatla olmaz Celaleddin. "Fakat. Yapmam gerekeni hatırlayıp. Muhyiddin ibnü'l-Arabi'nin Füsusii'l-Hi-kem'i. Kuşeyri'nin Risale'si. bu medrese senin. "Nereye kadar başkalarının sözlerinde arayacaksın kendi sırrını? Baban gibi ulemaların da olsa.. Tövbe tövbe eğer bir sureti olsaydı yüce Allah'ın "İşte budur" derdim. "yekin hele. ya şimdi geçilecek ya da hiçbir zaman. Babası Baha Veledin kaleme aldığı Maarifti. Çünkü hayat bir köprüdür denmişti. gün ışımış. ama yeni bir imtihan vardı önünde. Biliyordum alışkanlık. Demek hâlâ okuyordu. "işte Celaleddin'in yüzüdür o. "Yaradan Rabb'inin adıyla oku" denmişti. bağlılıkların en kötüsüdür. miskinlik sırası değil şimdi. Ama izin vermedim. Üç dileğim var senden. En zor vazgeçilenidir." Onun kalktığı mindere oturdum. öyle mübarek görünmüştü ki gözüme. el bağladı. senin buyruğun benim zevkimdir. Mademki konuğunum senin. Buyur dünya sarrafı. Suskunluk ağır bir nem gibi kapladı çilehaneyi. Avludaki oğlu Bahaeddin gibi baş eğdi. solgun yüzünü incecik bir keder kapladı.. ruhun buzdan ince tabakasının üzerine kelamdan binalar kuran âlimlerin de olsa bırak eski sözler." Uykusuzluktan mest olmuş gözleri nemlendi. eskide kalsın. Bin-bir Gece Masalları hadi bunlar neyse de o kendini peygamber sanan Mütenebbi lakaplı Kûfeli şairin Divan'nı görünce bir kuşku kapladı içimi." diye aralandı mübarek dudakları. ben Celaleddin yüzüne üç kerre tersini haykırdım. beklemekle.soncemre. "Konuğum değilsin sen" dedi titreyen bir sesle. ne benim yüreğimin yumuşamasına. yerine getirmelisin dileklerimi. "bu ev. Mütenebbi'nin Diva. Kitabı yandaki rafa koydu. Suçluluk bir dağ gibi çöktü omuzlarına Celaled-din'in. Öyle savunmasızdı ki az kalsın benim de yüreğim titreyecekti. Sevinçle ışıldayan iki kandil alevine benzeyen gözlerini yüzüme dikti. Ona daha önce "Artık babanın yazdıklarını okuma" demiştim. okuma.com Soncemre Platform ile „OKU“mak! www. "Okuma. yoksa bana onu vaad edeni yanlış mı anlamıştım? Yoksa Belhli Baha Veled'in oğlu Muhammed Celaleddin değil miydi Allah'ın o gizli sevgilisi? Yoksa boş bir hayalin peşi sıra mı sürükleniyordum. "Kalk" diye buyurdum. yol görünmüştür." Silkinip kalktı hemen oturduğu minderden. rüzgârın önünde savrulan kuru yaprak misali? Celaleddin yüzümün karardığını gördü. Titreyen elleriyle Maarifin kapağını kapattı. öyle masum. Ama alışkanlıklarını yenemeyen bir derviş kendi nefsini nasıl yenecekti? Alak suresinde. ayak sürümeyle olmaz.. Kekliği avlamak için tuzağını kuran bir avcının kurnazlığıyla sakalımı sıvazlayarak: .kelamdenizi. Celaleddin bilmiyordu." "Fakat. Gazali'nin îhya-i Ulumi'd-Din'i. Baktım rafta başka kitaplar da vardı: Feridüddin Attar'ın Esrarnarne'si.com Bakışlarım rahlenin üzerindeki kitaba kaydı. sırra ermeyenler ahirette. kuşandım sertliğimi." Tebriz'in keskin kış rüzgârı gibi kestim lafını. okuma!" Bir çocuk gibi sarardı yüzü. "Ne zamana kadar başkalarının kitaplarını okuyacaksın Muhammed Celaleddin?" diye çıkıştım. ruhumdaki değişimi anladı. Gece aralanmıştır. Beklenecek vakit değildir. Kelile ve Dinine. sözü kuyumcu gibi dokuyan şairlerin de olsa. Eğer bir konuk varsa senin cennetinde.nı'na baktığımı fark etti. sırra erenler bu dünyada geçer onun üzerinden. Duraksamayla. O an öyle güzel.. Bir çocuk gibi titredi çenesi. ne onun gururunun uyanmasına. işte o benim.

" Yeter artık demedi. Celaleddin. benim zevkimdir. ne demek Yahudi . Celaleddin'in eliyle açıldı hücrenin kemerli ahşap kapısı. "Senin buyruğun. bir an düşünmedi. bir dediğimi iki ettirmesin. güzel bir kadın. benim zevkimdir. içeri girince gördüm. teslimiyet buydu. Ama güneşin vakti ayrıydı.soncemre. "Bana hizmet edecek güzel bir erkek çocuk getir. Öyle sıradan değil. Öteki eli başka bir eli tutuyordu. gözlerindeki ateş sönecek miydi. mürşit seçerken de bekle. "Bilirsin er kişinin ihtiyaçları vardır. "Mürit seçerken de. kuşkunun karanlığı yüreğimden silininceye kadar beklemeliydim. bir an düşünmedi. Konya'nın suyu kesmiyor susuzluğumu. Sadakat buydu işte. "bu çocuk. senin hizmetine ve ayakkabılarını çevirmeye değer bir kul olur. Çok sürmedi.www. Celaleddin'in boynuna sarılmamak için zor tuttum kendimi. Bana böyle bir kadın bulabilir misin?" Bunları söylerken onu izliyordum. bir an duraksamadı. Çünkü güneşin vakti ayrıydı. Daha açılan kapı kapanmadan Celaleddinim yeniden girdi içeriye. Bakalım. Celaleddin'e döndüm yeniden. Sevinçle bakakaldım ardından. Ben. dünyanın vakti ayrı. bir an duraksamadı. kuşkunun gölgesi kalkıncaya kadar umudu-mun üzerinden beklemeliydim. "Sen çıkabilirsin Kira Hatun. bana şarap getir. inanmak buydu. şarap istiyorum. Hararetim sonsuz.com Soncemre Platform ile „OKU“mak! www. onsuz yapamam ben. Yanında güzelliği ancak Yusuf Peygamber'inkiyle kıyaslanabilecek büyük oğlu Sultan Veled'le. hemen yerine getirsin. sonra emrime uyup çıktı dışarı. aklım engel oldu onun isteğine. Celaleddin'in karısı. Yahudi mahallesine git. Gönder delikanlıyı." Sevincimi. bir süre şaşkın şaşkın baksa da yüzümüze. Karar vakti gelene kadar bekle. gitsin. dünyanın vakti ayrı. "o benim hizmetimi göremez. Daha ben ağzımı açmadan: "Umarım" dedi saygıyla eğilerek. "Sultan Veled benim oğlumdur" dedim. bakalım bana güvenecek miydi? Bir arı gölgelenmedi yüzü. Ve ben kaçırmadan gözlerimi üçüncü dileğimi söyledim Celaleddin'e. "Ama acele karar verme demişti" Allah'ın rahmeti üzerine olsun. bakalım yüzü gölgelenecek miydi. "Susadım." Ne olup bittiğini anlamayan Bahaeddin Veled. Aynı cümleyi tekrarlamakla yetindi sadece. Saygıyla karısının önünde eğildim. dünyanın vakti ayrı. bu şehrin en tanınmış ulemasıyım. ayın vakti ayrı." Ne olup bittiğini anlamayan kadıncağız." Çığlıklar atıp avaz avaz Celaleddin'in ellerini öpmemek için zor tuttum kendimi. Artık kuşku duymam için bir neden yok diye seslense de yüreğim. Yanında Konya'nın en güzel kadını. babasının karısı gibi şaşkın bakakaldı yüzümüze. Kaşlarımı yıktım. kuşkunun derin kabrine gömdüm ve bekledim. Kira Hatun duruyordu. "Senin buyruğun. Dileğimi anlasın." Yine gölgelenmedi yüzü. Celaleddin başıyla oğluna çıkmasını işaret edince de arkasını dönmeden geri geri yürüyerek çıktı hücreden. "İkinci isteğime gelelim" dedim bütün ciddiyetimle. "Kira Hatun benim can kız kardeşimdir. bu olmaz" dedim." Ardından yekinip çıktı hücreden. Hülasa bana bir kadın gerek Muhammed Celaleddin. ilk şeyhim Ebu Bekir-i Tebrizi Sellebaf'. ayın vakti ayrı. kendinden geçmek buydu. Öyle ki beni üzmesin. ayın vakti ayrı. Çünkü güneşin vakti ayndır.kelamdenizi. Suratımı astım.com "Bilirsin günler oldu Konya'ya geleli" dedim." Başka bir söz söylememe fırsat vermeden çıktı gitti hücreden. Sadece aynı cümleyi tekrarlamakla yetindi.

" Bende dedim ki: "Ben içerken benimle arkadaşlık eder misin?" "Hayır. bunu da yapamam. demedi. "Asıl şeyh sensin" diyerek ayaklarına kapandım. "Dur Allah'ın gizli dostu. Sanki ben onun süt isteyen yavrusuymuşum o müşfik bir anneymiş gibi sevgiyle gülümsedi. aşkı için bütün müritlerini. Çünkü Tanrı senden bu gücü esirgemiş. sonra ayağa kaldırdı beni. Ben de ona dedim ki: "Sen.com mahallesinden şarap almak. Neden onurumla oynuyorsun. Yoksa Celaleddin utanmış mıydı? Yoksa Şeyh Evhededdin-i Kirmani gibi ününü. şanını düşünmüş. Şeyhimin diline. ayın vakti tamam. ellerimi tuttu. Bekledim. Bu kez bekleyişim uzun sürdü biraz. asıl sen benim şeyhimsin. Neden bana düşmanlık yapıyorsun demedi. şarap almaktan vaz mı geçmişti? Senelerce evvel Bağdat'ta karşılaştık Şeyh Kirmani'yle. Yoksa kuşkularım haklı mıydı? Yoksa Bağdat'ta olan Konya'da tekrar mı edecekti? Celaleddin de Kirmani gibi benliğini daha mı önde tutuyordu aşkından? Kötü düşünceler geçerken aklımdan aralandı hücrenin kapısı. yanaklarımdaki yaşları öptü. edemem. "şarabın en iyisini bulmaya çalıştım. "Asıl Tanrı dostu sensin. dudaklarına." Şeyh Kirmani'yi. . Sen." Artık tutamadım kendimi." Az kalsın kendimi tutamayacak. dişine dokunmaya layık olanını. dur her iki âlemin sarrafı. Tanrı erlerinin huzurundan uzak dur. gün devrildi. Ama nefsine yenilen. elinde şarap dolu bir testi tutuyordu. ellerimi öptü." "Beni kulluğuna ve arkadaşlığına kabul et" diye ısrarla yapıştı kara keçemin kara yakasına." Hurma gibi sarardı rengi. bu sözde Tanrı dostunu hatırlayınca umudum kırılır gibi oldu. Sen bu yolun yolcusu değilsin. çünkü kolaylık bizim yolumuzun ışığıdır sözü uyarınca ben de ona dedim ki: "O zaman benim için hurma şarabı bulup getirebilir misin?" "Hayır." Onlara kolaylık gösteriniz. benim arkadaşlığıma tahammül edemezsin. dünyanın vakti tamam. Yanaklarımdan yaşlar yuvarlanıyordu. Celaleddin'in inanç içindeki ışıklı yüzü göründü. Ne olur beni müritliğine kabul et. "Senin buyruğun. "Hemen getiriyorum Şeyhim" dedi. herkesin gözü önünde benimle birlikte hurma şarabı içmelisin. en lezzetlisini. "Geciktim." Ben de dedim ki: "Erlerin huzurundan uzak ol. kusura bakma" dedi en tatlı gülümseyişiyle.www. ufukta karanlık belirdi." Hemen o da kapandı yere. bütün şerefini bir ka-deh şaraba satabilmelidir. Güneşin vakti tamamdı. bunu yapacak adam değilsin. Tanrı eri odur ki. asıl sen benim pirim" diye haykıracaktım.kelamdenizi. iblise de yenilirdi. demedi.. "Bunu yapamam.com Soncemre Platform ile „OKU“mak! www. Kendimi tuttum..soncemre. Ben de ona dedim ki: "Tamam. "Bütün arzum ve dileğimle sana kul olmak istiyorum" dedi. benim zevkimdir. bütün namusunu. Ama Bağdat'ın ortasında.

perdeyi kaldırandır. İlkinin sesini hemen tanıdım." 21 "Hırsızlık yapanların elleri bilekten kesilir. Televizyonun sesini o kadar açmıştım ki oteldeki müşteriler sonunda kapıma dayanmıştı demek. Türk akıncılarının "Allah Allah" sesleriyle kendime geliyordum. gece yansına doğru geldi otele. haç bayraklı Bizans atlılarını kovalıyordu. Hızla kalktım yataktan." "Duysa iyi olur" diye çıkıştı öteki ses.com "Şeyh inanan değil.. hakikat sen." "Haklısınız. kapıya yöneldim. Elimdeki kartta Karen Kimya Greenwood yazıyor. Sen. Zaten öteki müşterileri yeterince rahatsız ettik.. eminim. Şeyh sensin. Kapının önünde iki erkek konuşuyordu. azarlar gibi. bizi duydu galiba. İriyan adam öfkeyle söylendi kapının arasından: "Açın polis! Sizinle konuşmamız lazım. hakiki dost sensin." Meraklı görevlinin yanıtlamasına gerek kalmadan araladım kapıyı. polislerin benimle ne işi olabilirdi? Sakin görünmeye çalışarak kapıyı iyice açtım. "îçeri girebilir miyiz? Böyle kapı önünde olmuyor. "Karen" dedim tepki olarak. Ağızlan köpük içinde koşan atların nal sesleri odanın içinde yankılanıyordu.. elindeki telsizi cızırdayan iriyarı bir adamla." Hanımefendi lafının üzerine basa basa konuşmuştu." Sesi alaycı mıydı." Sesim soğuktu.com Soncemre Platform ile „OKU“mak! www. "Yoksa müşteri mahremiyeti filan takmam. cebinden bir kart çıkarıp baktı. inandırandır. ama ses kesilmedi. Ne kadar çok açmışım televizyonun sesini böyle. Görevlinin dışında. Yanlış kişiyle konuşmak istemem de. "İçerdedir. Yatakta toparlanırken kavradım olanı biteni.kelamdenizi. Zorunlu olduğu için açıklama yapan birinin . kestiremedim. "Adım Karen Greenwood." İşte bunu beklemiyordum. televizyonun sesi kesildi. şeyh anlatan değil. televizyon açıkken uyumuştum. karşınızda canınızın istediği gibi davranamayacağınız biri var dercesine. odanın ışığını yaktım. Bir an neler olduğunu anlamakta zorluk çektim. öğreten değil." Gözlerimi açtığımda. resepsiyondaki meraklı görevliydi. mesafeliydi. yedek anahtarla açar. "Ben de Başkomiser Ragıp. ellerinde yalın kılıçları. "Buyrun. gireriz içeri. durun. "Kimya'sı da yok mu?" "Efendim?" "Kimya diyorum. saçlarını arkasında topuz yapmış genç. Durun. Karen Kimya Greenwood.www. Evet. atların nal sesi değildi odada çınlayan.güven içindeydi. "Dakikalardır size ulaşmaya çalışıyoruz hanımefendi. Sen benim gözümün önündeki perdeyi kaldırdın. nasıl yardımcı olabilirim?" İriyarı polis söylenmeyi sürdürdü. bana bendeki beni gösterdin.soncemre. başlarının üzerinde dalgalanan üç hilalli bayraklarıyla Türk akıncıları. gösterendir. pir sensin. Hayır. Aynada kendime çeki düzen verip. bana mı öyle geldi. birileri kapıyı yumrukluyordu." "Önce konuyu bilmek istiyorum" diye ayak diredim." Yapmacık bir saygı belirdi bıkkın yüzünde. güzelce bir kadın. Hiç aldırmadı. Hâlâ kucağımda duran kumanda aletinin düğmesine basarak kapattım televizyonu. Üç kişi vardı karşımda..

odanın içini araştırmayı sürdürdü." "Bir yere kaçmazsınız değil mi?" Şaka yapıyordu aklınca. hiç sinirlenmeden açıkladım." Hayranlıkla mırıldandı ama.com memnuniyetsiz tavrıyla: Soncemre Platform ile „OKU“mak! www. Hiç aklıma yatmasa da bu düşünceye inanarak. "Londra'da" diye yanıtladım. Dilimizi nerede öğrendiniz?" Bunları söylerken bir an yüzüme bakmış sonra gözleri büyük bir dikkatle odamı taramaya başlamıştı. Yeniden aynada saçıma. Konu bu. ." "Niye. Artık silmeye uğraşmadım. Ne olmuştu da. "Ama izin verin de odayı bir toparlayayım. Yorgundum. neler oluyor orada der gibi ilgiyle baktı. gözlerimin altı morarmıştı. "Bizim Zeynep. iyi öğretmiş size Türkçeyi. "Londra'da mı? Londra'da Türkçe mi konuşuluyor?" Sevimli olmaya çalışıyordu zevzek. ceketimi aldım." Yanıt vermesem ayıp olacaktı. İstanbul'dan geldi de." Duymazdan geldim: "Kapkaç meselesinde bir gelişme mi var?" Soruyu Zeynep'e sormuştum ama Ragıp kızın yanıtlamasına izin vermeden bütün kabalığıyla araya girerek konuşmaya başladı. Keşke onları odaya almasaydım diye geçirdim içimden ama olan olmuştu. yanıt yerine sert bir bakış fırlatarak. Aşağıda bekleyin geliyorum diyebilirdim. Odam çok dağınık değildi aslında ama düşünmeye ihtiyacım vardı. "Türk ha!" Kendisi gibi odayı inceleyen komiser Zeynep'e döndü. Komiser Zeynep" Küçümseyerek baktı meslektaşına. "Duydun mu Zeynep. "Olur" dedim memnuniyetsiz bir tavırla. Abartılı bir heyecanla çarpıldı suratı. ayı gibi paldır küldür içeri dalarken yanındaki genç kadın. babanız Türkçe öğretmeni miydi?" "Hayır.soncemre. kapıyı açtım. "Buyrun. kapıyı kapattım. babam Türk'tü. yatağıma çekidüzen vermeye çalıştım. "Dilimizi öğrenmeniz ne güzel. ama gizleyecek neyim vardı? Yanlış bir iş yapmamıştım. başıma baktım. Babanızın da hakkını yemeyelim. samimiyetinden hâlâ emin değildim." Ragıp. "O benden daha kibardır." Ben de nazik olmak gereğini duydum. "Rica ederim. Meslektaşından umduğu ilgiyi görmeyince yeniden bana döndü Ragıp. siz işinizi yapıyorsunuz. "Çok güzel Türkçe konuşuyorsunuz Miss Karen." Başkomiser Ragıp. girebilirsiniz. portmantoya astım.kelamdenizi." Bu mesele sabahı bekleyemez miydi? Belki de bilmediğim bir şeyler olmuştu. yüzümde bir türlü silemediğim o şaşkınlık vardı yine. "Kusura bakmayın" diye söylendi mahcup bir tavırla. "Bizim evde babam Türkçe konuşurdu.com "Kapkaç" diye söylendi. "çantanızdan çalınanlar. Öylece çıkarıp attığım kot pantolonumu. "Tanıştırmayı unuttum" dedi yüzündeki sırıtmayı yitirmeden. "Gecenin bu saatinde sizi rahatsız ettik. böyle sabaha karşı dikilmişlerdi kapıma? Belki de bu ülkede polislerin çalışma tarzı böyleydi. Miss Karen Türkmüş?" Zeynep pek umursamadı başkomiserini.www. Hem de sorumla ilgisi olmayan bir konudan bahsederek.

Öyle değil mi Zeynep?" Belki de bu kaba adamın konuşmalarına daha fazla dayanamadığı için kendisini banyoya atan ." Eyvah şimdi bana dinimi soracaktı. "Ceketinizin kolu çamur olmuş Miss Karen.com "Teşekkür ederim.soncemre. "Babanız büyük adammış. bana Kimya diyebilirsiniz. Aslında sinirlenmesi gereken biri varsa biziz." Sahiciliğinden emin olamadığım bir hayranlık belirdi gözlerinde. siz adamı fark etmiyorsunuz. kansız dudaklarında." Artık bana bakmıyordu. kapağı bırakarak bana döndü." Yanıt vermemi beklemeden meslektaşına döndü. "Sonrasını hatırlamıyorum." "Garip bir durum. Ne kadar ağır uykunuz varmış Kimya Hanım!" Sigara kokan nefesi yüzümü yaladı. anlaşılan adamı pek iplemiyordu. kimseyi görmedim. Söyledim ya bayılmışım. Babam da öyle çağırırdı zaten. yüzündeki ifade değişmişti "Fakat bizi çok uğraştırdınız. Müslüman ismi ya. eminim Türk ismiyle anılmaktan gurur duyar. Biri elinizden çantanızı çekiyor. Türkçe değil. Arapça bir sözcük." Portmantoda ceketimi inceleyen Zeynep'in sorusuyla kesildi konuşmamız. "Sen ne diyorsun Zeynep bu işe?" Genç kadın boş gözlerle baktı amirine. ayıldığımda her şey olup bitmişti. Hem niye bu soruları soruyorsunuz bana?" "Sakin olun." "Yorgun olmak da mı suç?" Tepeden tırnağa süzdü beni. Eğer çamaşırlarımı kanştırırsa müdahale etmeyi düşünüyordum ki. "Sorun değil." Soncemre Platform ile „OKU“mak! www. "Valla bir Türk kadar iyi konuşuyorsunuz Türkçeyi. sakin olun kızmanıza gerek yok. "Size Kimya Hanım desem bana kızmazsınız değil mi? Türkçeyi bu kadar güzel konuşan biri. Yurtdışında yaşayan Türklerin hepsi onun gibi olsalar.com "Siz de yetenekliymişsiniz. ama Ragıp önemli bir ipucu bulmuş gibi atıldı." Sözlerim Zeynep'i ikna etmişti. "Çantamı çekerken yere düşmüşüm. kısa kesmek için uyumlu davrandım." Birden yaklaştı. "Düşmüşüm de ne demek? Düştüğünüzün farkında değil miydiniz?" "Elektrikler kesilmişti" diye açıkladım sabrıma kendim de şaşarak. Dakikalarca kapıda bekledik sizi. "Olsun.www. "Açıkçası yorgun olduğunuzu düşünmemiştik kapıda beklerken. yine bana döndü." "Yani kapkaç yapan şahsı görmediniz. "Her şey birdenbire oldu. bu memleket şimdi çok başka yerlerde olurdu." Zeynep kıkırdadı.kelamdenizi. Ragıp ters ters baktı genç kadına ama kızgınlığını içine atıp. bunu fırsat bilerek gergin bir tavırla açıklamayı sürdürdüm. elindeki telsizle yan açık valizimin kapağını kaldırmaya çalışıyordu." "Hayır." "Gurur duyarım da Kimya. Yine o yılışık gü-lümseme belirdi ince. biriyle mi boğuştunuz?" "Kapkaççının marifeti olmalı" diye tahmin yürüttüm. Bizi kuşkulandırdınız.

Açıkça suçlar gibi bakıyordu. "Pardon. benimle konuşurken doğru konuşun." "Merec el Bahreyn" diye mırıldandı dudaklarım kendiliğinden. Çekindiğinden filan değil.com Zeynep'ten yine yanıt gelmeyince. eşyalarımı buldunuz mu?" Sevimli olmaya çalışarak doğruldu. keyifli bir ifade belirdi yorgun yüzünde. olay yerinin yakınlarında bir yerdedir.. öldürüldü. kapkaççınızın cesedi garip bir yerde bulunmuş. gerçekten de ilginçmiş. Saldırıya uğrayan. "Sözgelimi diyorum canım.. "Öncelikle sizin canınız filan değilim. Artık ne alaycılık vardı yüzünde." "Nasıl yani? Nerede olmuş bu olay?" Tuhaf bir şey söylemişim gibi kuşkuyla yüzüme baktı." Ama kafasını kurcalayan bir mesele vardı. "ilginç dedim. sadece biraz uzaklaştı benden. Hemen üzerinize alınmayın. eşyaları çalınan kişi benim." . kahverengi taşlı gümüş bir yüzük ama pasaport yok." "Kapkaççıyı öldüren mi?" Neden bahsediyordu bu adam böyle? "Kapkaççı öldü mü?" "Ölmedi Kimya Hanım. "Pasaport var mıydı bulunan eşyalann arasında?" Öfkem. "Çok güzel bir soru.kelamdenizi. kurbanım. "Üç yüz yetmiş sterlin. ikincisi." "Bende mi? Yani pasaportum hiç çalınmadı mı?" "Çalındı." Sözlerimi umursamadı bile. yüzüğünüz çalınmış. sekiz yüz yirmi yeni Türk lirası.www. gerginliğim kayboldu. "Size kapkaç yapmışlar. ne yılışıklık. ama kapkaççınızı öldüren kişi pasaportunuzu size iade etmiş olabilir. paranız. Olay Yeri İnceleme Ekibi çevreyi araştırmayı sürdürüyor." "Belki" dedi Zeynep iyimser bir ses tonuyla. Demek hep aynı noktada kapkaç yapıyormuş adam. Evet. neredeyse suçlu sayacaktı adam beni." Alttan almaya hiç niyetim yoktu. başını çevirip."." Artık bu kadarı da fazlaydı. "Biliyoruz" dedi botlarımı incelerken. "Ne demek istiyorsunuz siz?" Sinirlenmem hoşuna gitti." "Belki de" diyerek Başkomiser Ragıp karşıma dikildi.com Soncemre Platform ile „OKU“mak! www. "Bulduk." Duraksadı. "Belki de pasaportunuz sizdedir. yatağın dibinde duran botlarım ilgisini çekmişti. Ragıp önemsemedi ama Zeynep'in ilgisini çekti söylediklerim. ne dediniz?" Şansım vardı ne dediğimi anlayamamıştı. banyodan çıkan Zeynep'e baktı." "Pasaportum da. "Sahi niye açmadınız kapıyı? Zanlı olduğunuzu düşünsek içerde kanıtları ortadan kaldırıyorsunuz sanırdık. "Ne. Ragıp yeniden bana çevirdi bakışlarını. Çantanız. ben suçlu değil. Yakında bulurlar. ne kanıtı?" diye çıkıştım.soncemre. Tam sizin gasp edildiğiniz yerde. "Ne zanlısı.

"Kan kaybından mı ölmüş?" Benden böyle bir soru beklemiyor olacaklar ki ikisi de şaşkınlıkla birbirlerini süzdüler. "Hunharca ne demek?" "Bilmiyorsunuz değil mi?" diye yeniden Ragıp dikildi karşıma. "Anlatmanızı istiyoruz. ama yanlış anlamamdan korktuğu için hemen ekledi." "Neyi?" "Bildiklerinizi. Konya'nın en namlı kapkaççılarından biri. aklım cinayete takılı kalmıştı. "Nereden bileyim?" "Çünkü adam solaktı. Sol elini büyük bir ustalıkla kullanırdı." "Gırtlağını mı sıkmışlar?" . "Öyle olduğunu sanıyoruz." "Şeriat yasası" diye onayladı amirini Zeynep. ama Ragıp kurtardı beni. soğuk tavrı belirmişti Zeynep'in yüzünde. ne de bu ülkenin yasaları beni ilgilendiriyordu. "Olan bitenlerden haberiniz yok yani?" "Nasıl olsun? Odamda uyuyordum. belki üzerime gelecekti. "Şimdi öyle bir şey yok tabii." Neden anlamak istemiyorsunuz dercesine baktı. Solak Kâmil. "Neden sol elini biliyor musunuz?" "Bilmiyorum" dedim gözlerimi iri iri açarak.www.soncemre. "Benden ne istiyorsunuz? Adamın ölmesiyle benim ne ilgim var?" "Bilmiyoruz. Adamın sol elini bilekten kesmişler. "O." "Yazılı ifademi bu gece hastaneye gelen polis memuruna verdim." Adamın solak olmasıyla sol elinin kesilmesi arasındaki bağlantıyı anlayamamıştım. Genç kadına döndü." içimdeki tedirginliğin korkuya dönüştüğünü fark ettim. kapkaççınız hunharca öldürülmeden önceydi. şu olan biteni hanımefendiye bir anlatır mısın?" "Tabii Başkomiserim" diyerek toparlandı genç kadın. "Zeynep. Yanıt Zeynep'ten geldi: "Hayır. Yüzümdeki tek bir kıpırtıyı bile kaçırmamak için büyük bir dikkatle izliyordu beni. "Eskiden hırsızlık yapanların elleri bilekten kesilirdi." Kafam karışmaya başlamıştı. boğularak ölmüş. "Ne kapkaçı Kimya Hanım?" diye homurdandı. "Peki niye sol elini kesmişler?" "Cezalandırmak için" diye söylendi hiç duraksamadan." Ne şeriat." Ragıp dayanamayıp araya girdi.com Soncemre Platform ile „OKU“mak! www." Sıkıntıyla üfledi yüzüme. ne kadar kötü kokuyordu bu adamın nefesi." Polislerin o anlayışsız.com Zeynep bir şeyler gizlediğimi anlamıştı. "Gecenin üçünde orada in cin top oynar.kelamdenizi." "Yani başka bir yerde öldürüp oraya mı atılmış?" Hâlâ gözleriyle beni süzmekte olan Zeynep usulca başını salladı. Asıl adı Kâmil Tenekeci. "Biraz tuhaf bir olay Miss Karen.

Ama Ragıp kendim kaptırmış olasılık üzerine olasılık açıklıyordu. gırtlağına sokarak. aklımdaki soruyu gölgeleyemedi. "Tamam. yarın anlarız nasıl sığdırdıklarını." "Niye? Ne yaptım ki?" "Bizim gibi konuşmaya başladınız. bilekleri dışarda. Bu işi sizin yapmanız imkânsız." Ragıp'ın küçük kestane rengi gözleri takdirle baktı yüzüme. "Neden organizasyon gerektiren bir cinayet olsun?" "Çünkü. sol bileğini keseceksin sonra da boğazına sokarak öldüreceksin. adamı yakalayacaksın.. Hem de şeriata uygun olsun diye adamın sol elini kesip." "Ustaca düzenlenmiş bir iş olmalı. diyelim ki haklısınız. Kendini kaybeden bayan polis de silahındaki bütün kurşunlan boşaltmıştı herifin üzerine.soncemre. "Bir anlamda benim mesleğim de sizinkine benzer. Ama ya sizi tanıyan biri öldürdüyse onu?" "Beni tanıyan biri yok ki Konya'da. "Ceset adli tıpta. "Nasıl yani" diye gürledim.kelamdenizi. gözleri yerinden fırlamış bir yüz canlandı kafamda."Beni şaşırtmaya devam ediyorsunuz Kimya Hanım. Sigorta eksperiyim. "Miss Karen analitik düşünüyor. Yani siz de. Etrafta tek damla kan bulamadık." "O zaman kesinlikle başka yerde öldürmüş olmalılar adamı.. gözleri yüzümde sürdürdü akıl yürütmeyi. "İnsanlar bu gibi durumlarda çok kolay çıldırabilirler.. adamın boğazına sokmuşlar." Alaycı bir gülümseme belirmişti biçimli dudaklarında.www. "Ama bu biraz zor değil mi? insanın eli ağzına nasıl sığar?" "Bilmiyoruz" dedi Ragıp iri kafasını sallayarak. "intikam olamaz mı? İki yıl önce Ankara'da görev yaparken bahtsız bir gaspçı. "Öyle değil mi Zeynep?" "Öyle.com Soncemre Platform ile „OKU“mak! www." Eli ağzının içine sokulu. "Sadece cesedin olduğu yerde kan izleri var." Yorgun gözlerini uysalca kırptı. "Biri çantamı çaldı diye aklımı yitirip onu öldürdüğümü mü söylüyorsunuz." Yine meslektaşına seslendi." Sırtı duvarda. Bazen ben de sizin gibi bilinmeyen olayları çözmek zorunda kalırım. Organizasyon gerektiren bir cinayet. O zaman da ister istemez polis gibi düşünürüm.. Kesilen elini. O yüzden ustaca düzenlenmiş bir iş dedim. ama ben övgü olarak aldım bu sözleri. Görüntü korkunçtu ama." Ragıp yadırgayan gözlerle baktı Zeynep'e sanırım analitik dü-şünmenin ne olduğunu tam olarak anlayamamıştı." . Mutlaka birkaç kişi ve kimsenin onları fark edemeyeceği bir mekân gereklidir." "Biz de öyle düşünüyoruz zaten" diye bir kez daha onayladı Zeynep." Artık bu kadarı da fazlaydı. Tek başına kimse yapamaz bunu." "Hıım" diyerek sırtını duvara dayadı Ragıp.com "Daha vahşice bir yöntem kullanmışlar." Zeynep de benim gibi dudaklarında alaycı bir gülümsemeyle dinliyordu amirini. bir bayan sivil polise saldırmıştı.

www.soncemre.com

Soncemre Platform ile „OKU“mak!

www.kelamdenizi.com

"Mennan... Hani size hastanede refakat eden adam..." "Ne? Siz ne diyorsunuz? Daha dün tanıştık onunla. Bizim şirketin Konya acentesi, benim için bir kapkaççıyı öldürecek. Hem de bir seri katil gibi inceden inceye çalışarak." Zeynep artık kendini tutamamış sessizce gülmeye başlamıştı. Ama Ragıp aldırmadı. "Ya babanız" diye mırıldandı. "Babanız Konyalıymış. Nerede o şimdi?" "Bilmiyorum, babam yirmi küsur yıl önce bizi bırakıp gitti." "Ne?" Yüzünde sahici bir hayal kırıklığı belirmişti. "Babanız, yani sizi Türk geleneklerine göre yetiştiren adam." "Öyle bir şey söylemedim, sadece Türkçe öğretti dedim." " Neyse işte, yani o adam, sizi küçük bir kızken bırakıp gitti, öyle mi?" Sana ne benim babamdan demek geçti içimden ama "Öyle" diye söylendim uzatmamasını umarak. "Hayat işte." "Nerede şimdi o?" Sanki vicdansız bir katilden söz ediyormuşuz gibi sertçe sormuştu. "Bilmiyorum. Umurumda da değil. Daha önemlisi o da benim Konya'da olduğumu bilmiyor. Bilse de babam insanları öldürecek biri değildir. Biri yanağına tokat atsa, öteki yanağını da çevirir." Sözlerimden hiç etkilenmedi. "Kızını küçükken bırakıp giden bir adam..." Kaşlarımın çatıldığını fark edince açıklama yapmak gereğini hisseti. "Biliyorum aile meseleniz ama benim de kızlarım var. Öyle değil mi Zeynep? Böyle şey olur mu?" Zeynep, bu konunun beni gerginleştirdiğini sezinlemişti, konuşmak yerine elden ne gelir dercesine başım hafifçe yana yatırmakla yetindi. Fakat Ragıp sakinleşecek gibi değildi. "Yav ben kızlarımın saçlarının teline zarar gelmesin diye üstlerine titriyorum. Valla böyle nöbetçi olduğum gecelerde aklım evde kalıyor. Yani bir baba kızını..." Amma da bozulmuştu Ragıp, doğrusu hiç beklemezdim bu katı yürekli polisten böyle bir tepkiyi. "Boş verin" diye adamı yatıştırmayı denedim. "O günler eskide kaldı." "Sizin için üzüldüm." Yorgun yüzünü keder basmıştı. "Çok üzüldüm ama haklısınız boş verin, öyle bir baba için üzülmeye değmez..." Gözlerini hızlı hızlı birkaç kez kırptıktan sonra eski haline geldi. "Neyse, biz işimize bakalım. Hastaneden çıktıktan sonra neler yaptınız, anlatın da bitirelim şu işi. Oraya kadar olanları zaten ifadenizde okumuştuk." "Bir şey yapmadım. Hastaneden ayrılınca Mennan Bey arabasıyla beni otele bıraktı. Ben de odama çıktım, yatağa uzandım, uyumadan önce biraz televizyon izlemek istemiştim, ama uyuyup kalmışım. Sonra da siz geldiniz işte." "Kimseyle görüşmediniz mi?" "Annemle görüştüm. Londra'dan aradı, telefonla konuştuk." Alay etme sırası bana gelmişti. "Üstelik, belki gelir hırsızı boğar diye kapkaça uğradığımı bile söylemedim ona." Artık hiç eğlenmiyordu. "Anlıyorum" dedi, bu iş burada biter dercesine umutsuz çıkmıştı sesi. "Sabah emniyete uğrayın, eşyalarınızı alın. Bize anlattıklarınızı yazıya da dökmemiz gerekecek." Elindeki telsizle beni izle diye Zeynep'e işaret ederek kapıya yürüdü. Kapının önüne

www.soncemre.com

Soncemre Platform ile „OKU“mak!

www.kelamdenizi.com

gelince döndü. Yüzünde hâlâ o üzgün ifade vardı. "Rahatsız ettiğimiz için özür dileriz. Ama madem bizim gibi düşünüyorsunuz anlarsınız, görev." "Önemli değil" dedim bu kadar hoşgörülü olmama kendim de şaşarak. "Bana iyilik etmek istiyorsanız, pasaportumu bulun yeter." 22 "... galiba cinayeti kimin işlediğini biliyorum." Bir cinayet soruşturmasına bulaşmadığım kalmıştı, sonunda o da oldu işte. Raslantının böylesi de bulunmazdı doğrusu. Çantamı çalan kapkaççının öldürüleceği tutsun, üstelik cesedi de bana saldırdığı yerde bulunsun. Başkomiser Ragıp'ın kuşkulandığı kadar da var. Onun yerinde olsam, benim de ilk gideceğim adres kendiminki olurdu. Mennan ne yaptı acaba? Mutlaka onun da kapısını çalmışlardır. Belki de karakola götürmüşlerdir zavallıyı. Beni gören tanıklar var, Mennan otelden sonra evine gittiyse ailesinden başka tanık yok. Onlara da kuşkuyla bakar polis. Arasam mı acaba? Yok canım, durduk yere Ragıp'ı kuşkulandırmayalım şimdi, sabahı beklemekte yarar var. Perdeyi aralayarak dışarı baktım. Karanlık açılmaya başlamıştı, Mevlânâ Türbesi'nin arkasında gökyüzünü ağır ağır ele geçiren bir kızıllık vardı. Sabah ezanı tam o anda başladı. Güzel okuyordu müezzin, içli bir sesi vardı. Balkona çıkarak bir süre ezanı dinledim. Ne dediğini anlamasam da kederlendim. İnsanı melankoliye sürükleyen bir yan vardı bu ezgide. Belki de bana öyle geliyordu. Bakışlarım sabah ibadeti için Sultan Selim Camii'ne giden insanlara takıldı. Hepsi erkekti, bir tek kadın yoktu aralarında. Caminin önündeki şadırvanda aptes alan üç kişiye baktım. Birisi siyahlar içindeydi. Beni mi izliyordu ne? Bir ürperti dalgası geçti sırtımdan. Yoksa Şems mi? İlgiyle bakmaya başladım ama adam başını çevirmişti, sadece yandan görebiliyordum onu. Üstelik ortalık henüz iyice aydınlanmadığından tam seçemiyordum. Eğer o Şems ise, demek ki yaşadıklarım da birer hayalden ibaret değildi. Büyük bir dikkatle izlemeye başladım adamı. Bir dakika, bir dakika kalkıyor galiba. Ellerini yıkarken omuzlarına aldığı ceketi şimdi giyiyordu. Sanki yine bakışlarını üzerime çevirdi. Heyecan-la sarsıldı bedenim. Şems mi gerçekten? Dur, bana doğru dönüyor. O mu? Yok, değilmiş. Kesinlikle Şems değil bu adam. Sakalları yok, üstelik en az bizim Mennan kadar besili. Tam düşündüğüm gibi bilinçaltımın, bilincimi ele geçirmesi durumu yaşıyorum. Bizim psikolog Oliver'e anlatsam, eminim bunun bir hastalık olduğunu söyler bana. Bakışlarım yeniden Mevlânâ'nın yeşil türbesinin ardındaki kızıllığa kaydı. Güneş hızla yükseliyordu, çok sürmez sanşın ışıklan, türbenin yeşil kıvrımlarında gezinmeye başlardı. Bulutların ardındaki güneşe bakarken Sunny'i hatırladım. Hayali çocukluk arkadaşım. Benim yarattığım bir oyun kahramanı. San, kıvırcık saçlar, boncuk gibi iri mavi gözler. Zayıf bir çocuk olduğunu düşünürdüm onun, hep benim yardımıma ihtiyaç duyan bir oğlan. Onu uyutur, yemeğini yedirir, hasta olduğunda ilaç verirdim. Babam ve annem dışında hep onunla konuşur, hep onunla oynardım. Babam yadırgamaya başlamıştı bu durumu, hayali bir arkadaşa olan düşkünlüğümü anlamıyordu, psikolojik sorunlarım olabileceğini düşünüyordu. Hatta bu yüzden tartıştıklarını anlatmıştı annem yıllar sonra bana. "Baban çok kaygılanmaya başlamıştı senin için. Bizim yanımızda otururken bile o Sunny adındaki çocukla sohbet ediyordun. Bazen de odanda onunla kavga ediyordun. Sunny'i uyutmak için söylediğin ninnileri saymıyorum bile. Bazı çocuklarda görülen normal bir davranıştı bu. Kimi pedagoglara göre son derece de sağlıklı bir davranış; daha çocukken olmayan karakterler yaratmak güçlü bir hayal dünyasının varlığını gösterirmiş. Ama baban bunu anlamakta zorlanıyor, senin anormal bir durum içinde olduğunu düşünüyordu. 'Kızımızı doktora götürmeliyiz' diye tutturdu. 'Buna gerek yok' dedim, 'Karen dünyayla ilişki kurmaya çalışıyor sadece. Varoluşuna anlam katmak için uğraşıyor.' 'Bu nasıl anlam katmak, gece gündüz var olmayan bir çocukla konuşuyor.'

www.soncemre.com

Soncemre Platform ile „OKU“mak!

www.kelamdenizi.com

Babanla biraz eğlenmek istedim. 'Sunny'nin gerçek olmadığım nereden biliyorsun?' diye sordum. Benim saf Poyraz'ım, 'Gerçek mi...' dedi mucizelere inanmaya hazır bir tavırla, 'yoksa sen de mi gördün?' 'Hayır, görmedim ama belki de Tanrı o sanşın çocuk olarak görünüyordur Karen'a. Sen demedin mi Tanrı ancak en saf ve masum olanlara görünür diye.' Aklı karışmış, üzüm karası gözlerinde tuhaf bir panltı belinnişti. 'Yani o hayali çocuk sence...' 'Niye olmasın? Sen Tanrı'yi bulmak için aklın ve bedenin isteklerinden vazgeçmeye, en masum haline dönmeye çalışmıyor musun? Mir anlamda çocuk olmak için çabalamıyor musun? Karen zaten öyle. Tanrı da onunla böyle bir iletişim kurmuş olamaz mı?' 'îyi de' diye karşı çıktı. 'Tanrı niye Karen'ı seçsin ki?' Yine kendi sözlerini hatırlattım. 'Tanrı ona gerçekten ihtiyaç duyanların yanına gider. Belki de bizim Karen'ımizin ona çok ihtiyacı var.' Hayır, kafasına yatmıyordu söylediklerim. 'Sanmıyorum' dedi başını sallayarak, 'Bu psikolojik bir problem. Onu bir doktora götürsek iyi olacak.' Canımı sıkmaya başlamıştı. 'Niye' diye çıkıştım, 'Sana hiç görünmemiş, hiç seslenmemiş ilahi bir varlıkla gece gündüz, konuşuyor, ona yalvarıyorsun sende psikolojik problem olmuyor da, neden Karen da oluyormuş?' Abuk sabuk bir şey söylemişim gibi alıngan bir tavırla bakmıştı yüzüme. Çünkü o öfkelenmesini bilmezdi. 'Ne demek istiyorsun Susan? Benim Allah'a yalvarmam, yakarmamla, Kimya'nın Sunny diye olmayan bir arkadaş yaratması aynı şey mi?' Onu çıldırtan o soğukkanlı tavrımı takınıp, 'Bilmiyorum' dedim gözlerinin içine bakarak. 'Sen de bilmiyorsun.' Usulca başını salladı. 'Bu kadar basit değil. Küçük bir çocuğun kafasında yarattığı bir hayal ile Allah'ı bir tutamazsın..' Kendimden emin gülümsedim. 'Tutarım, bence ikisi birbirine çok benziyor. Senin Tanrı'yla yaptığın konuşmayla, Karen'in Sunny'yle yaptığı konuşma arasında hiçbir fark yok; ikisi de masum, ikisi de saf, ikisi de anlam arayışı sadece. Ya da yalnızlığımıza çare bulma arayışı.' Baban daha fazla dayanamadı. 'İnsanların inaçlannı böyle değerlendiremezsin. Dini sadece akılla kavrayamazsın.' Sanki benim için üzülüyormuş gibi baktı yüzüme. 'İnanç meselesinde nasıl istersen öyle düşünebilirsin ama Kimya hasta olursa seni

www.soncemre.com uyardığımı unutma.'

Soncemre Platform ile „OKU“mak!

www.kelamdenizi.com

Sonra da odasına kapanıp ney üflemeye başlamıştı. Ama bir daha da bu konuyu açmamıştı. İlkokula başlayınca sen de Sunny'i unutmuştun zaten." Aslında ilkokula başlayınca unutmamıştım Sunny'i. İlkokulda Tony adında bir sıra arkadaşım olmuştu. O da sarışındı ama ne saçları kıvırcıktı, ne de gözleri mavi. Saçları düzdü, seyrekti, yarı kapalı gözkapaklarırının altındaki gözleri ise yeşildi, elaya, yakın açık yeşil. Yine de onu hayali arkadaşımın yerine koymuş olmalıyım ki, birkaç kez uyarmıştı beni. "Bana Sunny deme Karen, benim adım Tony" diye. îlk öpüştüğüm oğlan da Tony olmuştu. Ne yaptığımızın farkında olmadan utangaç bir şekilde dudaklarımızı birbirine değdirmiştik. Sonra rahip oldu Tony. Ailesi Katolik'ti, Vatikan'da okudu. İki yıl önce ölüm haberini aldık. Galapogos Adaları'nda Danvin'in Evrim Teorisi'ni çürütmeye yarayacak kanıtlar ararken dev bir kertenkele tarafından ısırılmış, hayvan zehirli olmamasına rağmen açık yara mikrop kapmış ve zavallı Tony kangrenden ölmüştü. Cesedi Vatikan'a gömüldü. Danvin'in laneti demişti annem. Şaka yapmıyordu bunu söylerken son derece ciddiydi. Tony'nin ölüm haberini aldığımda çok üzülmüştüm, ama tuhaf şey Sunny'i o zaman bile hatırlamamıştım. Ne büyük vefasızlık. Oysa hiçbir arkadaşım yokken yalnızlığımı onunla gidermiş, belki ilk oyunlarımı onunla oynamış, çocukluğumun bütün sırlarını onunla paylaşmıştım. Gerçi Sunny'le konuştuklarımızı bile hatırlamıyorum. Hepsi aklımdan uçup gitmiş, ama onun yanında kendimi neşeli, güvende ve özgür hissetmiş olmalıyım. İnsanın her istediğinde yanında bulabileceği böyle bir arkadaşı olsa hayat ne kadar güzel olurdu. Ama bu imkânsızdı, gerçek yaşamda, gerçek kişilerden hiç kimse, hiç kimseye böyle kölece bir bağlılık göstermezdi. Ya Mevlânâ? Nasıl da hiç itiraz etmeden, hiç şikâyet etmeden dileklerini yerine getirmişti Şems'in. Üstelik, onurunu, gururunu hiçe sayarak. Sahi bunu niye yapmıştı? Şems'i sevdiğinden? Nasıl bir sevgidir ki bu, karşısındakini sürekli sınamak gerekliliğini hissediyor? Sadece sınamak olsa iyi, en çok sevdiklerinden bile vazgeçmeni istiyor. Mevlânâ sevdiklerinden vazgeçti mi? Eğer Şems kötü niyetli olsaydı, ne karısı Kira Hatun kalırdı, ne de oğlu Bahaeddin. Mevlânâ'ya kadar gitmeye gerek yok ki; babam Şah Nesim için bizi bırakmadı mı? Evet, gerçekten ne kadar da benziyor babam ile Şah Nesim'in ilişkisi Mevlânâ ile Şems'inkine. Belki de onlardan esinlenmiştir babam. Esinlenmek mi, açıkça öğrenmiştir desene şuna. Belki de dinsel bir ritüeldir bu. Ziya Bey'in babası İzzet'e Bey'e sormalı buluştuğumuzda. Babamın çocukluk arkadaşıymış, üstelik aynı dergâhta büyümüşler, ondan iyi kimse bilemez bunu. Çalan telefonun zili böldü düşüncelerimi. Yine polisler mi? Aceleyle girdim içeri. Ardı ardına ısrarla çalmayı sürdüren telefonun ahizesini hızla kaldırdım. "Alo... Buyrun..." "Alo Miss Karen... Miss Karen siz misiniz?" K ı s ı k sesle konuşmasına rağmen Mennan'ı tanımıştım. "Alo... MonııanBey. Buynm benim." "Miss Karen, polisler gittiler mi?" Birileri bizi dinliyormuş gibi fısıltıyla konuşuyordu. "Gitti. Bana geldiklerini nereden biliyorsunuz?" "Çünkü önce bize gelmişlerdi. O Ragıp denen başkomiser katil muamelesi yaptı bana. Sizinle de sabah konuşmaları için ne kadar ısrar ettiysem dinlemedi beni." Heyecan içinde bir çırpıda sayıp dökmüştü yaşadıklarını. "Önemli değil" dedim sakinleşmesi için. "Sorularını yanıtladım oldu bitti. Ama kapkaççının öldürülmesi gerçekten de tuhaf."

www.soncemre.com

Soncemre Platform ile „OKU“mak!

www.kelamdenizi.com

"Tuhaf, hem de çok tuhaf Miss Karen." Sesi incelmiş, tiz bir hal almıştı. "Üstelik ceset de tam çantamın gasp edildiği yerde bulunmuş." "Merec-el Bahreyn" diye fısıldadı. Sanki büyülü bir cümleymiş gibi sesi titremeye başlamıştı. "İki denizin buluştuğu yer. Tam sizin düştüğünüz yer." Anlamsız bir korkuya mı kapılmıştı, yoksa bildiği bir şey mi vardı? "Gerçekten tuhaf dedim kafasındakileri benimle paylaşması için. "Raslantı olmalı." "Raslantı mı? Sizin eşyalarınızı çalan adamı öldürüyorlar, sonra da cesedini saldırıya uğradığınız yere bırakıyorlar. Böyle raslantı mı olur?" Sinirlerim bozulmaya başlamıştı, gerginliğimi belli etmemek için işi alaya vurdum. "Başkomiser Ragıp gibi konuşmaya başladınız Mennan Bey. Böyle giderse katil diye suçlayacaksınız beni." "Estağfurullah Miss Karen, o ne biçim söz. Benim sizi suçlamak gibi bir niyetim yok." "Biliyorum, biliyorum" diye yatıştırdım hâlâ nasıl biri olduğuna karar veremediğim Menan'ı. Ama artık ne düşündüğünü de öğrenmek istiyordum. "Sahi beni niye aramıştınız?" "Şey için, size şeyi söyleyecektim." Sesi o kadar kısıktı ki duymakta güçlük çekiyordum. "Biraz yüksek sesle konuşur musunuz, hiçbir şey anlamıyorum." "Tabii..." O kadar gergindi ki konuşurken yutkunduğunu telefondan bile duydum. "Miss Karen" diye yeniden denedi. "Miss Karen, galiba cinayeti kimin işlediğini biliyorum." Sözlerinin anlamını tam olarak kavrayamamıştım. "Cinayeti kimin işlediğini biliyor musunuz?" diye yineledi dudaklarım kendiliğinden. "Evet, katili biliyorum." "Ne dediğinizin farkında mısınız Mennan Bey?" "Farkındayım, hemen konuşmamız gerek." Tüylerim diken diken olmuştu. Mennan ciddi görünüyordu. Yoksa bu işte İkonion Turizm'in sahibi Ziya Bey'in parmağı mı vardı? Onunla işbirliği içinde olan Mennan şimdi pişman olmuş, günah mı çıkarmak istiyordu? "Peki kimmiş katil?" diye sordum aceleyle. "Yavaş konuşun lütfen..." dedi yine sesini kısarak, "telefonda anlatamam." "Nerdesiniz şimdi?" "Otelin yakınındayım." Hiç düşünmeden atıldım. "Tamam, beş dakika sonra lobide buluşalım." 23 "Mevlevilikte ölünmez, sadece susulur."

. beni görür görmez oturduğu koltuktan kalkmış olmalıydı. "Çay söyledim. "ya öyle mi.. "Sizin kutsal kitabınız mı?" . Bu gece yaşananlar için kendisini suçlayacağımı düşünmüş olmalı ki heyecandan resepsiyon masasının üzerindeki kalemliğe çarptı.com Beti benzi atmış bir halde." "Önemli değil" dedim kalemi ona uzatarak. söylediklerinin ne kadarına inanabilirim anlamak istiyordum. biraz da yiyecek bir şeyler. "Şu kitap" dedim cilt kapağın üzerindeki yazıları okumaya çalışarak. "Eğer tazesi yoksa. anladım" diye söylendi güçlükle. o zaman boş verin" dememi bekliyordu. elimi güçsüzce sıktı. "Bayat olmasın" diye uyardım. Bu adam titriyor muydu yoksa bana mı öyle geldi. "Hoş geldiniz Mennan Bey. "Minnettar kalırım" dedim gülümseyerek. "Ha bu arada unutmayın lütfen. Ne olmuştu bu adamcağıza böyle? Asansörün kapısını kapatıp." "Tabii.soncemre. kurabiye gibi şeyler olursa iyi olur. oturun lütfen. Elbette beklentisini yerine getirmedim. yani benim hazırlamam lazım." Meraklı görevlimiz kolayca mutsuz bir adama dönüşüvermişti işte.kelamdenizi. sanki kutsal bir hazineymiş gibi kucağında sımsıkı tuttuğu kitaba kaydı. Katili bulduk diye boş yere mi heyecanlanmıştım? Gözlerini bana dikmiş." Sakin halime şaşırmış gibiydi ama söylediğimi de yaptı. sanki hemen konuya girmek istiyordu. kalın bir kitap tutuyordu. bize çay hazırlatır mısınız?" "Çay mı?" Sabahın köründe nereden çıkmıştı şimdi bu çay? Asılan suratına aldırmadan öteki isteklerimi de sıraladım: "Yanında biraz bisküvi. Ayakta bekliyordu. kibarlık olsun diye." Hiç sesini çıkarmadan. Onu biraz toparlasam iyi olacaktı. Bakışlarım..." "Tamam. Bu kitap da neyin nesiydi? Yoksa Kuran mı getirmişti yanında? Eğer işimiz kutsal kitaplara kaldıysa Mennan'ın bildiği bir şey yok demekti. "Unutmam." Onu yere dağılan kalemleriyle baş başa bırakıp. "Ama görevliler uyuyordur. "Teşekkür ederim" dedi. Ayaklarımın dibine kadar gelen siyah bir tükenmezkalemi eğilip aldım. Sanki izleniyormuş gibi gergin bir tavırla birkaç kez kapıya baktığını gördüm. özür diler gibi bakıyordu. ona yürürken resepsiyondaki görevli beni fark etti. Gülümseyerek elimi uzattım. Elinde deri ciltli.www. Gözleri sabırsızca kıpırdanıyor. "Buyrun. kalemler yere yuvarlandı. Başını eğerek küçük bir selam verdikten sonra uykulu gözlerini ovuşturup büyük bir ilgiyle bizi izlemeye hazırlandı. Aslına bakarsanız benim ruh halim de ondan farklı değildi. tabii. lobinin en kuytu köşesindeki geniş koltuklardan birinin ucuna oturmuş beni bekliyordu Mennan.com Soncemre Platform ile „OKU“mak! www." Gözleri yardım dilercesine bakıyor. Fikrimi değiştirip resepsiyona yöneldim." "Ne?" Sanırım ne dediğimi tam olarak anlamamıştı ama. "Çay." Suratı iyice asılmıştı. benim çayım sütlü olacak. "Konuğum var. "Zahmet etmeseydiniz. yanında da bisküvi öyle mi?" Sanki bir felaketi haber verir gibi sıralamıştı sözcükleri. Mennan'a yöneldim. Bildiklerini duymak. Üzerine doğru geldiğimi fark edince hemen toparlandı. ben toplardım Miss Karen. Yeniden doğrulduğumda görevli yanımda bitivermişti. hazır bisküvi paketlerinden birini açarsınız.

" Söyleyeceklerinin akla hayale sığmayacak saçmalıklar olacağı-nı bilmeme rağmen." Tahmin ettiğim gibi boşuna heyecanlanmıştım. "Neden acaba?" "Tam bilmiyorum ama uyumsuz bir çocukmuş. bu kitabın içindeki bilgileri birleştirince. .www. "Yok. Mennan buraya kadar boşuna taşımamış olmalıydı bu kitabı.kelamdenizi. ama Kimya'yla da ilgilenir gibi bir hali yoktu.. Kuran değil.com Soncemre Platform ile „OKU“mak! www. "Sultan Veled'den biraz küçük bir oğlu daha vardı değil mi Mevlânâ'nın?" Suratı gölgelendi. "Kimmiş?" diye sordum merakla. Şems'e şeyhim diyen şu saygılı genç olmalı. o gözlerinde öfke bulutları gezen isyankâr delikanlı kimdi? Emin olmak için sordum. "Evet" dedi tutkuyla. Yine dönüp dolaşıp Şems'e gelmiştik işte. Bu kitabı Hazreti Mevlânâ'nın torunu Ulu Arif Çelebi'nin anlattıklarına dayanarak yazmış." Gözlerimdeki soru dolu ifadeyi görünce açıkladı. Mennan'ın katili bildiği filan yoktu." "Mevlânâ'nın öz torunu mu?" "Tabii. babam mutlaka kitaplarını okumuştur. Şems'in karısı Kimya Hanım'a saygısızlık yaptığını söylüyorlar. "Kim yazmış?" "Ahmed Eflaki adında tasavvuf ehli bir yazar. Belki bana da bahsetmiştir. bilgileri birleştirince katil mi ortaya çıktı?" O kadar gergindi ki alay ettiğimi bile anlamadı. artık işin aslını öğrenmenin zamanı gelmişti. "Mevlânâ Hazretleri'nin yaşadığı dönemi anlatıyor. "Tek başına ilgisi yok" dedi titreyen ellerini ciltli kapağın üzerinden kaldırarak.. belki de işin içine beni de kattığı için heyecanlanmaktan kendimi alamadım. onlara uzak olan bizim siyahlar içindeki dervişti. Bu kadar önemli biriyse. Şems'le de sorunlar yaşamış." Rüyamda gördüğüm kadanyla Alaeddin ile Kimya birbirlerine pek yakındılar. eğer öy-leyse bu bilgi de ötekiler gibi aklımın karanlık bahçesinde kuruyup kalmış olmalı. peki Kimya'nın yanında gördüğüm. Ariflerin Menkıbeleri. Hayal kırıklığı içinde arkama yaslanarak alaycı bir dille sordum." Hiç adını duymamıştım. Pek muteber biri sayılmazmış aile arasında. Tamam Alaeddin'e kızıyordu. Tabii yaşamma girmiş insanları da. Hatta Eflaki'nin Sultan Veled'i gördüğü bile söylenir.com Onun da bakışları anında kitaba döndü. Demek ki Şems'ten de bahsediyordu bu kitap. Elimle kitabı göstererek sordum. kitaptaki bilgileri karşılaştırınca katilin kim olduğunu buldum. "Ama başımıza gelenlerle. "Sizin Konya'ya geldiğinizden bu yana yaşadıklarınızla. Bahaeddin Veled'in oğlu.soncemre. "Peki bu kitabın kapkaççının öldürülmesiyle ilgisi ne?" Yutkunarak kitaba baktı. "Ortanca oğlu Alaeddin." Sultan Veled. Neyse. "Mevlânâ'yla aynı dönemde mi yaşamış bu Eflaki?" "Daha sonra olmalı." Rumi'nin yaşamındaki insanlar ha. Birtakım mistik olaylardan bahsedecekti." Şems de hiç sevmiyordu bu genç adamı. "Ne oldu.

yani Mevlânâ'nın gönül dostu Şems mi?" "Ta kendisi" dedi gözlerindeki. Söylediğiniz şey. "Şems. tüylerimin diken diken olmasına engel olamadım.. "Şems-i Tebrizi Hazretleri. ama inanmak istemediğim bir varsayımdan söz ediyordu. neredeyse dehşete varan o tuhaf ifadeyi yitirmeden. Onlar aramızda yaşamaya devam ederler. "imkânsız" diyerek karşı çıktım. diyelim ki bir mucize oldu da sizin Şems Hazretleri bana yardım etmeye geldi. "Lütfen biraz mantıklı olun Mennan Bey. "Hiçbir şey bilmiyorsunuz. "Katil Şems. "Mesela Mevlânâ Hazretleri karıncayı bile incitmekten kaçınırmış." Yine sesini kısmıştı. "Mekânı cennet olsun Şems-i Tebrizi Hazretleri. Ama söyler misiniz. Soncemre Platform ile „OKU“mak! www. karşısındaki adi bir hırsız bile olsa. Hiçbir cinayet davası böyle çözülmez. Aldırmadan sözlerimi tamamladım." Bana yüzüğü veren kişinin Şems olduğunu düşünmeye başladığımdan beri zihnimde hep bir seçenek olarak duran. Diyelim ki mezarından çıktı ya da sizin deyiminizle suskunluğunu bozarak dünya işlerine müdahele etmek istedi. "Hiçbir şeyin farkında değilsiniz Miss Karen" dedi." dedi korku ve saygının birbirine karıştığı bir sesle. dahası komikti ama bütün bunları o kadar büyük bir ciddiyet içinde yapıyordu ki." inanmayan hatta biraz da küçümseyen bir ifade takındım. Neler oluyordu bana? Bu akıldışı sözlere gerçekten de inanıyor muydum? Kimdim ben. Nasıl bu kadar aymaz olabilirsiniz der gibi bakmaya başladı. ancak masallarda olur ya da korku filmlerinde." Yüreğimin hızlı hızlı çarpmaya başladığını hissettim.com "Euzubillahi mineşşeytanirracim" diyerek sadece şeytan kelimesini anladığım bir dua okudu." Acıyarak bakıyordu bana. bu yüzden. Bedenim korkuyla ürperse de aklım direnmeyi sürdürdü. Mevlevilikte ölünmez sadece susulur. Davranışı mantıksızdı. Ölenler ise sadece susmuş kişilerdir. Ardından sanki görünmeyen birileri bizi izliyormuş gibi sağa sola baktı. Ama Şems-i . "Başlarda ben de sizin gibi düşündüm. Mennan'ın ne söylediğini çok açık bir şekilde işitmiş olmama rağmen. onun gibi insanlığın en olgun mertebesinde olan bir derviş. Suskunluklarını bozarak bizimle konuşurlar.com Katili açıklamak yerine.. onlarla karşılaşmamaya çalışırmış. şeytanları kovduğuna ikna olduktan sonra.kelamdenizi. "Şems Hazretleri size yardım ediyor.www. en rezil insanlara bile kötü söz söylemek yerine. "İmkânsız ama. "Lütfen biraz akla yakın konuşun. Kıyamet Günü'nü haber veren israfil Aleyhisse-lam borusunu öttürünceye kadar kim bilir kaç kez seçilmiş kullara yardım etmek için bize görünürler. "Anlamıyor musunuz Miss Karen?" diyerek sesini yükseltti. Zaten sözlerim de Mennan'nın üzerinde hiç etkili olmadı. Bırakın şiddet uygulamayı. belki de biraz daha düşünmek için onaylatma gereği duydum. Sesi üzüntü içinde yüzüyordu.soncemre. kulağıma doğru eğildi. Cinleri. o kapkaççıyı öldürerek bana nasıl bir yardımda bulunmuş oldu? Üstelik. Şems gibi büyük sırlara ermiş Tanrı erleri ise. Bize Şems gibi yedi yüz küsur yıl önce ölmüş hayali suçlular değil gerçek zanlılar lazım." Aslında uyan kendimeydi. Ondaki gerginlik bana da geçmişti. yoksa bütün olaylara son derece mantıklı bir şekilde bakmaya çalışan annemin kızı Karen mı? Galiba ikinci olmak istiyordum. cana kıyar mı? İnsan öldürür mü?" Eliyle kitabın üzerine usulca vurarak. mistik olayların ışığında yaşamının anlamını arayan babamın kızı Kimya mı." tri iri açılmış gözlerini yüzüme dikerek.

'Buradan git.com Tebrizi Hazretleri başkaymış.kelamdenizi. çünkü o kimden incindiyse. yoksa öleceğim' demiş." Büyük bir mucizenin içinde yaşayan birinin yatıştırılamaz hayretiyle açıklamaya başladı. başka yerde konakla' demiş. müezzini yerde can çekişirken bulmuş. Bırak şurada rahat edeyim' demiş. ben bir şey yapamam. Sarayın efendisi onu görünce kölesine emretmiş. Şems Hazretleri'ne hakaretler yağdırmış. oğlu Sultan Veled'in yazdıklarından. 'Dilin şişsin' demiş. Yani 'Allah'ın Kılıcı'. hem de kötü tarafımı gösterdim ki beni tanıyabilsin. ricalarda bulunmuş ama Şems Hazretleri başını sallamış.soncemre. Şems'in sözünden dönmeyecek kadar kararlı biri olduğunu anlayan imam. "Ona hiç ikiyüzlülük etmedim. o miskin sizin ne kadar büyük bir adam olduğunuzu bilemedi. dinlemek için içeri girmiş." Şems'in sözleri yankılandı kulaklarımda. 'Ne oldu. buralarda yabancı bir adamım. ama onun imanla ölmesi ve ahiret azabı görmemesi için dua ederim' demiş. Oradaki bir mescitte konaklamış. 'iş işten geçmiştir ve hüküm çıkmıştır. "Bunlara inanıyor musunuz?" diye sordum. 'Beni mazur gör. o kadar çok inanıyordu ki söylediklerine neredeyse gözleri yaşlarla dolacaktı. Yeniden camiye döndüğünde bakmış ki. Bunun üzerine Şems Hazretleri. Ne düşündüğümden habersiz olan Mennan kendini kaptırmış anlatıyordu. Bir müzik sesi duymuş. "Daha çok bir efsaneye benziyor. Tamam belki biraz abartmış olabilir. "Şems-i Tebrizi Hazretleri asla sıradan bir derviş değildi. Bu büyük dervişin ayaklarına kapanmış. ya onu öldürür ya da ruhunda yaralar açardı. bunlar gerçek.' Köle kılıcını çekerek Şems Hazretleri'nin üzerine saldırmış. O sırada camiye gelen imam. Kulkul Suyu'nun oralarda Şems Hazretleri'ne ulaşmış. "Hepsi bu kitapta yazıyor. Şems Hazretleri de hiç aldırmadan Konya'nın yolunu tutmuş. Şems Hazretleri adamı iknaya çalışmış. o dönem yaşamış insanların tanıklıklarının yer aldığı kaynaklardan yararlanarak kaleme almış. O kendisine ve sevdiklerine saygısızlık edenleri hiçbir zaman bağışlamamış. fakat kaldırdığı elini indirememiş.www. ne bu halin?' diye sorunca müezzin. . Ama Şems Hazretleri'nin kudreti hakkında o kadar çok hikâye var ki. Özürler dilemiş. Ama müezzin işi terbiyesizliğe kadar vardırmış. Şems Hazretleri'nin bir unvanı da Seyfullah'mış. "Bakın burada yazıyor işte. zavallı müezzin boğularak çoktan Hakk'ın rahmetine kavuşmuş. Anında müezzinin dili şişmeye başlamış. imam hatip okulunda okuduğu günlerdeki genç Mennan olup çıkıvermişti anlaşılan. Hem iyi tarafımı." Ama hemen kovdum bu sesleri kulağımdan. kalkmış mescitten çıkmış." Dinlemek isteyip istemediğimi sormadan başladı anlatmaya. 'Kalbi uyanık bazı büyükler Şems-i Tebrizi'ye Seyfullah (Allah'ın Kılıcı) derlerdi. imam hemen yola koyulmuş. "Efsane değil. kimseyi tanımıyorum. ama giderken de müezzine dönmüş. "Şu dervişe vur da gitsin. Git onu bul. Şems'in kişiliği arasında nasıl bir bağ kurmuştu Mennan anlamıyordum.com Soncemre Platform ile „OKU“mak! www. Şems-i Tebrizi Hazretleri bir gün Kayseri'den Aksaray'a gelmiş. "Şems Hazretleri bir gün Bağdat'ta bir sarayın kapısından geçiyormuş. 'Beni bu hale getiren o gezgin derviştir." Bu gerçekliği kuşkulu söylentilerle. 'Aman. Yatsı namazından sonra caminin müezzini kaba bir şekilde onu kovmaya kalkışmış.'" "Bu sözler hiçbir şey kanıtlamıyor. ne olur onu bağışlayın' demiş." Neden anlamıyorsunuz dercesine başını salladı. Mesela bir de Bağdat'ta geçen bir olay var." Kaim parmaklan kitabın sayfalarını araladı. Ahmed Eflaki Dede bunları Mevlânâ'nın eserlerinden. Size bu kitapta yazan birkaç olayı anlatmak istiyorum. ona inanmış ve mürit olmuş.

Ama onun da Şems Hazretleri'ne vurmak için kalkan kolu donup kalmış. ağzını açışı.. anlattıklarınızın hiçbiri Şems'in yedi yüz küsur yıl öncesinden gelip cinayet işleyeceğini kanıtlamıyor.com çünkü koluna felç gelmiş." Doğru fikir yürütüyordu. gözlerindeki ışık. Yine de onunla tartışma gereği duydum. Şems-i Tebrizi Hazretleri'nin size verdiği yüzüğü de çalmıştı. Gerçi dergâhı bırakıp . Efendi. size yardım etmek için burada. Hakikat paradan daha değerlidir. Miss Karen o yüzükten akan da boya filan değildi. vardığı sonuç da mantıklıydı. "Babanız Poyraz Efendi. tümüyle gerçekdışıydı. Şems Hazretleri de saraydan çıkıp gitmiş. "Üzgünüm ama Mennan Bey. önce kapkaççının elini bilekten kesti. alnındaki ter damlaları. "Hangi konuda yardım edeceğini bilmiyorum. "Bunun kıymetini bilin" diye başladı söze." Çok önemli bir sır söyleyecekmiş gibi etrafına bakındıktan sonra: "Mesele cinayet değil" dedi fısıldayarak. "Şu Konya'da binlerce insanın dileğidir bu." Sanki aynı sözleri işitmiş gibi: "Şems Hazretleri'nin hakikati. üstelik bu işi.com Soncemre Platform ile „OKU“mak! www. beni ben yapan ne varsa hepsini aklımın emrine sokmuştum yeniden. O da bir Mevleviymiş. geri tepmeyin. Yüzünde çok önemli bir fırsatı kaçırıyorsunuz diyen bir ifade vardı. Üstelik Müslüman bile değilim. Sizin ayağınıza gelmiş. Ama o anlattıkça ben korkularımdan." Kötü bir şey söylemiyordu aslında. Bunu niye yapsın? Ben onun nesiyim ki? Daha Londra'dan geleli iki gün oldu. Artık sesi biraz daha yüksek çıkıyordu. onu mu söyleyecek bize? Bu gerçeği mi açıklayacak?" Ağzımdan bu sözler çıkarken. parayı arıyorsun. mimikleri. Kuran'daki Maide suresinde söylendiği üzere 'Hırsızlık yapanın suçu sabit oldu mu. gönül yoldaşı Mevlânâ Hazretleri'yle buluştukları yerde yaptığı için de adamın elini boğazına sokarak öldürdü.soncemre.www. Sarayın efendisi de iki gün sonra ölüp gitmiş. hepsi gösteriyordu ki Mennan bütün benliğiyle inanıyordu anlattıklarına." Yine bir ürperti dalgası yaladı sırtımı. "Yangım kimin çıkardığı hakikatle ilgili değil. Tanrı eri olma yolundaymış.kelamdenizi. Şems'in sesi yine çınlamaya başladı kulaklarımda. Şems Hazretleri'nin size yardım etmesine izin verin." Gözleri çakmak çakmak olmuştu. Yapmayın. "Diyelim ki söyledikleriniz doğru. sabotaj mı. ama size verdiği kutsal emaneti yani kanayan yüzüğü çaldığı için. Çünkü ödül gibi ceza da haktır diye buyurulmuştur. kesinlikle kandı. aldırmadan sürdürdü. Mennan da susmuş. Sen ecinnilerin cirit attığı o yangın yerinde hakikati aramıyorsun." Mennan'ın yanıtı hazırdı. o mistik saçmalıklardan kurtulmuş. Parayla ilgili. Çünkü hırsız. üstelik son derece nazik bir üslupla konuşuyordu yine de canımı sıktı sözleri. Sarayın efendisi arkasından asker yollamış ama ona kimse yetişememiş. olayları gayet zekice birbirine bağlamıştı. Allah tarafından ceza olarak ellerini kesin' buyruğunca. Alnındaki ter damlacıkları neredeyse kaşlarının arasından yüzüne süzülecekti. Bundan büyük saygısızlık olur mu? Şems-i Tebrizi Hazretleri bu saygısızlığa hiç göz yumar mı? Hırsızlık yaptığı için. size o yüzüğün verilmesi de. bedenimi. "Hâlâ anlamıyor musunuz Şems Hazretleri. ama varsayımının üzerinde yükseldiği zemin tümüyle hayali. "Evet.. sözlerinin anlamını kavramam için bekliyordu. öteki köleye emretmiş. Üstelik bu işi Şems-i Tebrizi Hazretleri ile Mevlânâ Hazretleri'nin ilk buluştuğu yerde yapmıştı." Yüzü heyecanla parlıyordu. boğazına sokulması da raslantı değildi. Diyelim ki yedi yüz küsur yıl önce ölen bir derviş bir konuda bana yardım etmek istiyor. oteldeki yangını kimin çıkardığı gerçeğinden daha büyüktür" dedi Mennan sakin bir tavırla. ruhumu. ama lastiğin tam da Şems Hazretleri'nin Türbesi'nin önünde patlaması bir rastlantı değildi. "Oteldeki yangın kaza mı. Ve size saldıran hırsızın sol elinin kesilerek. "Benim yardıma ihtiyacım yok ki" dedim ilgisiz bir tavır takınarak. yanaklarını basan ateş.

. 24 "Kuşku yok ki hüküm onundur. "Sabahtan beri bana abuk sabuk hayalet hikâyeleri anlatıyorsunuz. "Ama olanları anlamak için.soncemre. Boynunu bükerek. olmasını umduğunuz şeyleri olmuş gibi gösteriyorsunuz. geçmişi kitap sayfalarında okuyor. babamın bunlarla bir ilgisi yok. Üstelik o. Başkomiser Ragıp'ın ziyaretiyle kesilmiştir okuma süreci. herife bak. Katı." Sonrasını bilmiyormuş. büyük bir cesaretle beni ikna etmeyi sürdürdü. Kan çanağına dönmüş gözlerindeki o çılgın ifade neydi öyle? Zavallı adamcağız aklını kaçırmasa bari." Emir verir gibi çıkmıştı sözcükler ağzımdan. insanların inançlarına saygı duyarım. ondan bundan duyduğu ama gerçekleştiğine bir türlü tanık olmadığı mucize. "Babamı bu işe karıştırmayın.. İnanmasa mistik bir dedektif gibi gece boyunca yaklaşık yedi yüz yıl önce yazılmış bir kitabın içinde gerçek bir cinayetin katilini aramaya kalkışır mıydı? Eminim gözünü hiç kırpmamıştır.. sinirli. "Siz. sadece birbiri ardına gelen rastlantılar. Sahi ne oluyordu bana? Dur. olamaz da. Babamdan bahsediyorsunuz." Artık sesim azarlar gibi çıkıyordu. ben rüyalarımda bire bir yaşıyorum. Mennan'a söylüyordum ama benim halim de ondan çok farklı değildi. Londra'dan gelen bir kadınla birlikte karşısına çıkıvermişti. Rastlantılar. Babam hakkında konuşması gerçekten de zoruma gitmişti. Yıllardır kitaplarda okuduğu. Konuşsa ne olacaktı ki. Kesinlikle inanıyordu buna. kesin.. Bana bir şey olduğu filan yok. Bu olayın Şems'le ilgisi yok. Korkularımın gerçek çıkacağı kehanetinde bulunmasıydı. Belki başka kaynaklarda arayacak tezinin kanıtlarını. Bu fırsatı kaçırmak istemiyordu. ama başkalarına dayatmadıkları sürece. Sinirlendiğimi fark etmemiş olamazdı Mennan. yeni kanıtlar bulmak için yeniden karıştırmaya başlayacak o kitabın sayfalarını. tanımadığınız bir insan hakkında nasıl fikir yürütürsünüz?" Ne diyeceğini bilemeden ardı ardına yutkunduktan sonra konuşabildi: "Özür dilerim.kelamdenizi. bir de ima yapıyor. "Niye sinirlendiğinizi anlamadım. Eve gider gitmez okumaya başlamış olmalıydı Ariflerin Menkıbelerim. Emniyete saat onda gideceğimizi söylemişti Mennan. Onu görünce sustu Mennan. Sakın polisin yanında böyle konuşmayın. kucağında duran yedi yüz yıllık kitabı saygıyla kapattı. sonrasını bilmiyoruz ama. elinde çay tepsisiyle lobide belirdi. Kim bilir şimdi nasıl mutsuzdur. gece rüyalarımda gördüğüm kâbusları gündüzlere taşımasıydı. Akla hayale sığmayacak senaryolar yazdınız yine sesimi çıkarmadım. ama buraya kadar." Karşılık verecekti ki meraklı resepsiyon görevlisi yüzünde sıkıntılı bir ifade. fakat beni asıl çileden çıkartan ileri sürdüğü görüşlerle. "Evinize gidip uyuyun" dedim ama sözlerim hiçbir işe yaramayacak. Eğer . ne de sizi üzmekti." Nerede yanlış yaptığını bulmaya çalışır gibiydi. sizi sabırla dinledim. Deli muamelesi yaparlar size. Bakın Mennan Bey. amacım ne babanıza dil uzatmak. Bir babam kalmıştı bu işe bulaştırılmayan.. "Siz" diye suçladım onu acımasızca.. fakat olaya öyle kaptırmıştı ki kendini." "Üzdünüz ama" dedim uzlaşmaz bir tavırla. artık beni inandıramayacağını biliyordu.com Soncemre Platform ile „OKU“mak! www. "Yeter." Odama döndüğümde güneş hâlâ puslu bulutların ardından çıkmamıştı. Polisler gider gitmez de heyecanına engel olamayarak beni aradı işte.. dur. Aileni hakkında konuşamazsınız. Sanırım ofisine giderek. Öfkeme engel olamıyordum.www..com Londra'ya gitmiş." "Yeter." "Nasıl sinirlenmeyeyim" diye çıkıştım. Ona bıraksam önümüzdeki dört saat boyunca benimle Şems konusunu tartışacaktı.

onu iyi yetiştirirsek. Aynada sırtıma baktım. dokununca için için ağrıyordu. Pantolonumu çıkartırken. Biraz uyusam.com Soncemre Platform ile „OKU“mak! www. Amaç onu korkutmak. derin olmasa da çizikler vardı. Yazarken de doğal olarak kendi düşünce ve duygularını da katmış işin içine. Ne bir kıpırtı. bu hiç de uzak bir olasılık değil aslında. Nasıl biri olacaktı acaba? iyi biri olacaktı. Bakışlarım aceleyle toparlanmış yatağıma. Belki ılık bir banyo iyi gelirdi. Oysa bu gece doğru dürüst.com Mennan'ın şu dinle ilgili takıntısı olmasa..kelamdenizi. bana bu işlere bulaşacak biri gibi gelmiyor. yok sayılmak istenmişti. Bu . küvet pek öyle ahım şahım değildi ama işimi görürdü. Tabii İkonion Turizm'in tertiplediği bu tezgâhın içinde kendisi de yer almıyorsa. Sıcak ve soğuk su musluklarını açarak istediğim ısıyı elde ellikten sonra küvetin dolması için öylece bıraktım. beyin kanamasından ölebilirdim. o da yaşananları rastlantı olarak değerlendirirdi. Düştüğümde çarpmış olmalıydım. Düşmanlarımla işbirliği yaptığı için Şems tarafından cezalandırılacağını düşünerek büyük bir korkuya kapılmıştı.. Ne kanama vardı. Ama en önemlisi nasıl öldüğüydü. şu yeni satın alınmış Mercedes meselesini öğrenmedin hâlâ. okuduklarını yazmış. Aslında bunu tam olarak bilmek imkânsız. emindim bundan.www. Kalça kemiğimin hizasındaydı. sol bacağımdaki morartıyı fark ettim. Google adındaki sanal cin hemen söylerdi nasıl öldüğünü. Şems gerçekten de bu kadar acımasız biri miydi? Eflaki'nin verdiği örnekler öyle olduğunu söylüyor. boynum ağrıyor-. daha doğrusu onun değil de kendisi de bir Mevlevi olan Ahmed Eflaki'nin yazdıkları çok şaşırtıcı. ne şekilde son bulmuştu acaba? Bu soruyu kendime ikinci kez sorduğumu hatırlayınca canım sıkıldı. ne kadarı kurgu kestirmek zor. Mevlânâ'ya kendi ailesinden bile daha yakın olan bu derviş. gözlerimin içi yanıyordu. Yok canım. Belki de başımıza gelen bu tuhaf olayları otel yangınıyla ilgili soruşturmamıza bağlardı. Yazdıklarının ne kadarı gerçek. Mevlânâ'nın dışından bakıldığında bile gerçek bir sanat yapıtı olduğu anlaşılan o yeşil kubbeli türbesinin yanında. Ama biliyordum bebeğim oradaydı. yok yeniden oraya uzanmak gelmiyordu içimden. kötülüğün kol gezdiği bu dünyada az sayıdaki iyi insandan biri olacaktı. Yüzündeki dehşetin nedeni de buydu. Ellerimi karnımın üzerine koydum. kaydı. mistik duyguları güçlü olmasa Mennan tam da böyle düşünürdü. Yazar bire bir gördüklerini. ne içerdeki canlının varlığını gösteren bir duygu. Şems'in mütevazı türbesi ve camii. sanki birileri tarafından ondan uzaklaştırılmış.soncemre. Bilmiyorum. bebeği de kaybedebilirdim tabii. Bilgisayarı açsam. kendi canını düşünerek hemen Londra'ya dönmesini sağlamaktır. Ama Şems gibi. Saate baktım henüz altıyı yirmi üç geçiyordu. kapkaççı cinayetiyle birlikte pişmanlık duymaya başlamıştı. yaşadıklarını kaleme almamış ki.. sert bir düşüşle başımı çarpabilir. Mevlânâ Celaleddin Rumi'nin yaşamında büyük önemi olan bir dervişin mezarının aynı türbe içinde yer almıyor olması bile manidar. Yine de ucuz atlatmıştım. Döndüm. bu geceki halini gördükten sonra Mennan'ın böyle bir planın içinde yer almadığını artık kesinlikle söyleyebilirim. bakışlarım karnıma kaydı. Aslında yanıtı bulmam çok kolaydı. Yakut Otel'de çıkan yangının bir kaza değil. Böylesine ilginç bir insanın yaşamı nasıl. Londralı kadın bir gece hiç bilmediği bir kentte saldırıya uğrar. Bunu neden yapmışlardı ki ona? Yaşamının son dönemlerinde yanlış bir davranışta mı bulunmuştu? Mevlânâ'nın ailesinden birini mi incitmişti? Bilmediğim ne kadar çok şey vardı bu adam hakkında. O kadar emin olma. Öte yandan Şems'e dair anlattıkları. Evet. Son derece makul bir varsayım. Ama şu anda bunu yapacak enerjiyi kendimde bulamıyordum. patronunun parasını değil. başım zonkluyor. ne de bir ağrı. Neyse ki bir şey olmamıştı. Belki başlarda bu entrikanın içinde yer alıyordu da. Örneğin dün gece bana yapılan saldırının arkasında İkonion Turizm'in olduğunu düşünürdü ki. uyuyamamıştım bile.. sabotaj olduğunu araştırmaya kalkışmasını önlemek. sıradan binaların arasında unutulmuş küçük bir mescit gibi kalıyor. Banyoya geçtim. İkinci ya da üçüncü kişilerden duyduklarını.

Daha fazla bekleme-den küvete girdim. Küçükken annemle birlikte girerdik küvete. Her ne kadar annem şu anda benden binlerce kilometre ötede de olsa onu düşünmek bile bana güven veriyordu. ne de soğuk. bana mı. empati duygusu gelişmemiş insan görünümlü ilkel varlıklardan biri olursa. Neler geçiyordu aklımdan böyle? Yerimde başka bir hamile kadın olsa. mumlan. başkasının görüşlerine tahammül edemeyen züppelerden. tütsüleri yakar. çok iyi gelmişti. lavantadan. buradan gitmeliyim. sağ taraftaki papatyayı ise ben çizmiştim babam bizi terk etmeden önce. bitki köklerini suya atar ve tabii huzur verici bir de müzik koyarak. Ilık. Zaten şu anda bebek hakkında karar vermekten daha önemli sorunlarım var. ya annemin nefret ettiği. beyaz renkli kasım-patılar. annem sekiz yaşındayken dedemin ona arkadaş olsun diye aldığı kaplumbağa. Ansızın onu fark ettim. su bizi rahatlatıyor.kelamdenizi. pembe. ortancalar. sadece sessiz kaldım. elimle suya dokundum. zeytin ağacına kadar doğadan topladığı kimi otları. kendi fikrimi söylemedim. "Bütün canlılar sudan geldiği için. Kendimi ana kucağındaki bir çocuk gibi doygun ve huzurlu hissediyordum. hâlâ da ne yapacağımı bilmiyorum. mor. ne çok sıcak.com kadar emin konuşma. Bu.soncemre. Renkleri o kadar canlı. sanki bir tanrıçaya bakar gibi merakla. yaprakları. sırtının sağ tarafında bir papatya resmi vardı. artık pasaportum da yok. sol yanında ise barış işareti. rüzgârın saydam kanatlarına binerek ağaçların arasına dalmasına benziyordu bu gezi. nerdeyse üç kişiyi alabilecek kadar genişti küvetimiz. Bir çiçektozunun. meşelerin farklı tonlardan oluşan yeşil yapraklarının arasından geçiyordum. Bu bizim Cornelius'tu. Ilık su bedenimdeki bütün ağırlığı alıyor. gözlerimi kapatarak ben de katıldım rüzgârın bahçedeki gezisine. otların ve insanların anlatılması. Şarkının ismi: "Genç Dağ Rüzgârının Bahçedeki İlk Gezintisi"ydi." Annemin kızıla çalan san uzun saçlarını suyun üzerine salışını. Bebeğin melez olmayacağı ne malum? Ya da benim gibi beyaz. her zaman muhalif Susan'ın kızıydım. Çünkü aslımıza. defneden. ıhlamura. Nigel'a mı? Siyahi bir bebek! Nasıl şeker bir şey olurdu kim bilir? Annem mutluluktan kafayı yerdi herhalde. bazen de bilimsel açıklamalara girişirdi. Annem küvete girmeden önce bütün ışıkları kapatır. Bu şarkıyı ilk kez nerede dinlediğimi hatırlamasam da. Sahi bizim bebek kız mı. kırmızı. Yere yaklaşınca güzel bir sürpriz gibi san. boylu boyunca uzandım ılık suyun içerisine. büyük bir saygıyla izlerdim. erkek mi olacağını düşünürdü. güzellikleri başımı döndürüyordu. Çünkü karar vermiş değildim. Hayır. Yaklaştım. Nasıl gideceksem. çiçeklerin. Piyano eşliğinde söylenen bir blues şarkısı çınlamaya başladı kulaklanmda: Amerika'dan gelen Kızılderili bir caz şarkıcısının bestesiydi. Sen de kuzu kuzu kabul ettin. banyomuzu eski zaman kavimlerinin ayin odasına çevirirdi. Daha jakuzi icat edilmeden önce büyükbabam Ken özel olarak yaptırmıştı. Bahçeyi ilk kez gören bir rüzgârın gözünden ağaçlann. Oh. Bunun gibi değil. Vakit yitirmeden şu Yakut Otel yangını hakkındaki raporumu yazıp. istemediğini söyledi. nemli bir buğu yüzümü yalıyordu. Benim aklım ise nelere çalışıyor. Parmaklarımın ucundan. çocuğun kız mı. Benim mi? Nigel'a sormayacak mıyım? Sordun ya. Bazen kendi yaptığına kendi de güler. Kestane ağaçlarının. tam istediğim gibiydi. ana kucağına dönüyoruz. Küvetin yarıdan fazlası dolmuştu. Ama bunların yanıtı öğrenmek için önce bebeği doğurmaya karar vermem gerekiyordu. zihnim tatlı bir uyuşukluğa doğru usulca kayıyordu. Sol taraftaki banş işaretini annem çizmişti. İyi de Cornolius ölmemiş miydi? Annemle birlikte onu dev çınar ağacının altına gömmemiş miydik? Eğilip ailemizin belki de en eski üyelerinden biri olan bu yaşlı kaplumbağanın sert sırtını . kavakların.com Soncemre Platform ile „OKU“mak! www. saçlarımın dibine kadar bir rahatlama yayıldı. Ee ne de olsa eski hippi. ana kucağına dönüşümüzü kutlama törenidir. çiçekleri o kadar narindi ki.www. kendini dünyanın göbek deliği zanneden egosu şişkin manyaklardan. menekşeler belirdi gözlerimin önünde. babamla tanıştığı Doğu gezisinden döndükten sonra. yoksa erkek mi olacaktı? Kime benzeyecekti. taze çimenlerin arasında ağır ağır ilerleyen bir kaplumbağa.

iyi de şimdi kim söylüyordu bu tekerlemeyi? Başımı sesin geldiği yöne çevirdim. Boğazımın düğümlendiğini. hu. çevresi taşlarla çevrili geniş havuz." Tepeden tırnağa süzdü beni. üzeri beyazlı sanlı nilüferlerle kaplı." Havuzu şimdi fark ediyordum. Karanlık basınca bir kurbağa korosunun neşeli şarkılar söylediği gizli oyun yerimiz. hu. sesiyle.. Yeşil yosunların arasında kırmızı balıkların yüzdüğü. "Sunny" diye mırıldandım şaşkınlıkla. Bizim saklı bahçemiz. "Seni unutmuşum. Hu. tıpkı o günlerdeki gibiydi. dokunmadıkları. bütün yetişkinlerde oluyor. hemen döneceğim' demiştin. bedeniyle gerçek bir insandı. ben seni aklımdan hiç çıkarmadım der gibi bakıyordu mavi gözleri. Sen beni unuttun ama. Kıvırcık sarı saçları sabah güneşinin ışıklan altında parıldıyordu. ben eski halini daha çok seviyorum." "Beni mi? Niye?" "Çünkü beklememi söylemiştin." Bağışlayan bir gülümseme belirdi yüzünde. hu derviş / başı göklere ermiş / sakalı yere değmiş / Dudağı sırlar saçmış / Ama kimse duymamış." Çok utanmıştım. Hatırlamıyor musun." Hayali arkadaşım artık soyut bir varlık değil. ilk arkadaşım Sunny'e kaydı. "Senin suçun değil. "Hâlâ çok güzel bir çocuksun." Buruk bir ifade yerleşmişti mavi gözlerine. Bakışlarım yeniden ilk sırdaşım. Aradan yıllar geçtikten sonra da bu tekerlemeyi unutmadığımı söylerdi annem. koklamadıkları. bebekken babamın beni uyutmak için söylediği bir tekerlemeydi. "Hiç değişmemişsin" dedim birbirimizden kopunca. Aynı anda tanıdık bir sesin söylediği tamdık bir tekerleme çalındı kulağıma. Bu. ama giderken 'Sakın bir yere kıpırdama. hu derviş / Derviş bir dergâh açmış / Eteği sırlar saçmış /Ama kimse bilmemiş / Hu. Sunny'nin hemen arkasındaydı.kelamdenizi. tıpkı ninni gibi. "Ne yapıyorsun burada?" "Seni bekliyorum. bulutsuz bir gökyüzü kadar mavi bir çift göz karşıladı beni.com Soncemre Platform ile „OKU“mak! www.www. "Yoksa seni unuttuğumu mu sanmıştın?" Sesindeki sitem fark edilmeyecek gibi değildi." O da bana sımsıkı sarıldı.com sevgiyle okşadım. "Gitmek zorunda kaldın.. "Özür dilerim Sunny" dedim pişmanlık dolu bir sesle. gözlerimin yaşardığını hissettim. havuzun başında oynuyorduk hani." Etrafa bakındım. "Sunny sen misin?" Soruma hiç şaşırmamış gibiydi.. uzanıp çocukluk arkadaşımın minik ellerini tuttum. Ben büyümüştüm ama ev hiç değişmemişti. "Baban seni çağırmıştı" diye sürdürdü Sunny sözlerini. kollarımı açarak kucakladım onu. "Ben de seni. O günden beri seni bekliyorum. İlkokula gidene kadar bebeklerimi uyutmak için ben de mırıldanır dururmuşum. "Sunny! Seni çok özlemişim. işitmedikleri. "Benim" dedi her zamanki masum tavrıyla.soncemre. "Annen gibi olmuşsun.. insanlar büyünce hislerine duydukları güven azalıyor. Görmedikleri. "Sen değişmişsin. evet annemin bahçesindeydik. tatmadıkları şeylere . Sanki hissetmiş gibi o komik kafasını dışarı çıkarıp beni selamladı.

bakışlarını kaçırdı: "Evet. Bizi tanıdığını söyledin." Ne kadar güzel açıklıyordu her şeyi. Aklımızdan birinin ismini tutar." "Evet. Beni tanıyabilirdi ama hayalimdeki arkadaşımı tanıması imkânsızdı. "Senin gibi bir arkadaşımdan." Haklıydı. Hayal kurma yeteneğini kaybediyorlar. ikimizi birden tanıyan bir yetişkin! Kimdi bu? "Aileden biri mi?" "Değil. gözlerine geçti. mavi gözleri bir sırrı saklıyormuş gibi harelendi. Kate. "bu oyunda sadece beş soru sorabilirsin.com Soncemre Platform ile „OKU“mak! www." İçimde kıskançlığa benzer kıpırtılar uyanmaya başladı. beni de çok iyi tanıyor." . Bir zamanlar onunla oynadığımız bir oyunu hatırlamıştı Sunny. "Unutur muyum hiç? Tamam son soru geliyor." Ne söyleyeceğimi bile beklemeden elimden tutarak eve doğru sürükledi." Sözlerinin doğruluğundan emin biri gibi konuşuyordu. "istersen ona götürebilirim seni. Mucizelerin gerçek olamayacağını düşünüyorlar. hayır onlardan biri değil. ama tek tek." "Ne?" "Unuttun mu yoksa" dedi hayal kırıklığı içinde. "Bunları nereden öğrendin?" Senin bana bıraktığın kitaplardan demesini bekliyordum.com inanmıyorlar. babama mı? Öyle olsa söylemez miydi? "Onun isminin anlamı da benimki gibi güneşle ilgili" diye mırıldandı. İsminin anlamı güneşle ilgili kim vardı bizim evde? Çocukluk yıllarımda evde çalışan hizmetçilerden biri mi? Kimlerdi onlar. "Bir arkadaşımdan" dedi yüzünde gizemli bir gülümsemeyle. Emily. iyi de kim bu? "Biraz daha bilgi istiyorum" dedim ben de oyuna kendimi kaptırarak. ötekinin bilmesini isterdik.www." "Daha önce neredeymiş?" "Onu söylemedi ama seni de. "Bizim evde mi yaşıyor bu kişi?" Dudaklarındaki gizem.kelamdenizi. Kime götürüyordu beni? Anneme mi. kocaman biri ama o büyüyünce de hayal kurma yeteneğini kaybetmemiş. Yoksa bahçıvan mı? Yaşlı Alec mi. "Şu anda burada. Onu üzmemek için: "Unutmadım" diye yalan söyledim. değil. "Uyarmam gerekiyor. sadece bir soru kaldı. Sen de öyle oldun. o da bizimle birlikte oyun oynar mıydı?" Açık vermek istemiyordu. tıpkı şimdi Sunny'nin yap-tığı gibi arada bir ipuçları verirdi. ama aileyi de çok iyi tanıyor. Seni beklerken yalnızlığıma ortak olan bir yetişkinden." "Yetişkin! Yani büyük biri." Sağ elinin işaretparmağını usulca havaya kaldırdı. Tabii aklından isim tutan kişi. sadece beş soru sorma hakkım vardı.soncemre. "Kimmiş bu arkadaşın?" "Onu tanıyorsun. Helen." işte bu hayret vericiydi. üstelik kuralı da ben koymuştum.

Sunny'e seslendi.com "ikimizle birlikte hiç oynamamış. Sorduğum soruların hiçbir yararı olmamıştı. Yatak odama gideceğimizi düşündüm. Döndü. "Unuttun mu beni sen çağırdın?" Sinirlenmeye başlamıştım: "Hayır" dedim sert bir sesle. "Karen'ı sana getirdim. "Sizi ben çağırmadım. oturan kişinin tam karşısına getirdi beni. sürmeli siyah gözleri. Koridorun sonunda karşılıklı iki kapı vardı. kendi gözlerinle görmelisin. ne kızgınlık belirdi yüzünde. Koridorun loş aydınlığından sonra açık kapıdan vuran güneş ışığı gözlerimi aldı. kaim kaşları çatıldı. Sunny ikinci seçeneği tercih etmiş olmalıydı." Ama sesinde bugüne kadar hiç duymadığım bir duygu vardı. Siz burada ne arıyorsunuz?" Sakalını sıvazlayarak gülümsedi. Sunny elimden çekerek. hayır babamın odasının kapısını açtı. ama Sunny bundan hiç etkilenmemiş görünüyordu.soncemre. "Tamam pes ediyorum" dedim boşta kalan elimi yana açarak. İçerde her zaman Şah Nesim'in oturduğu. Kutsal bir iç çekiş. "evet" anlamında salladı. Söyle bakalım. Onun seçimine saygı göstermek zorundaydım. kütüphanenin önündeki yer minderinde bağdaş kurmuş biri vardı ama gözlerim henüz ışığa alışamadığı için onu seçemiyordum. Söylediği sözler son derece basitti." "Yani üçümüz birlikte hiç oyun oynamamışız. "Ben nasıl biriymişim peki?" "Biliyorsunuz" dedim geri adım atmayarak. soldaki babamın Şah Nesim'le kapandığı çalışma odası.com "Ne demek tek tek?" Soncemre Platform ile „OKU“mak! www. Evin dar koridorlardan geçerken oyunu kaybettiğimi anlamıştım. Koridorun bittiği yere kadar gittik. aklında isim tutan oyuncu. Sağdaki benim yatak odam." Sunny sözlerini tamamlarken gözlerim güneş ışığına alıştı. "Kimya Hanım ne diyor Sunny? Bizi o çağırmadı mı?" Sunny'nin yanıtlamasına izin vermedim: "Onu karıştırma. "Demek kim olduğumu bilemedin?" Şaşkınlık içinde mırıldandım. kimmiş bu kişi?" Yaramazca ışıdı yüzü." Israr etmem yararsızdı." Oturan kişiyle konuşuyordu. "Siz. "Artık üçümüz birlikte oynayabiliriz. Ama seninle de.. benimle de oynamış.. öyle mi?" Kıvırcık saçlı başını. Yerdeki minderde oturan kişinin dalgalı siyah saçları. ne de aklıma bir isim geliyordu.www. Canı ne zaman isterse o zaman söyleyebilir ya da onu göstermekle yetine-bilirdi.kelamdenizi." Ne bir alınganlık. "Karen'ı sana getirdim. "Merhaba Kimya Hanım" dedi siyah gözlerinde hınzırca bir ifadeyle. doğru kişiyi açıklamak zorunda değildi. Şah Nesim'in minderinde Şems-i Tebrizi oturuyordu. "Ölümü hak edecek ne yapmıştı o kapkaççı?" . ne bir yüz canlanıyordu gözlerimin önünde." Sağ elini sakalından çekti. çünkü oyunun kurallarından biri de tahminde bulunan oyuncu doğruyu bulamazsa. "Söylemem. "Bilemedim. Evet. o sizin gibi biri değil. Mistik bir titreyiş. siyah sakalı ve giysileri iyice belirginleşti.

Bana onun iyi olduğu öğretildi. Bedenim su içindeydi." Siyah gözleri çaresizlik içinde yeniden yüzüme dikildi." Artık bu laflardan da sıkılmaya başlamıştım. 25 . "Bizi sen çağırdın. gayibi bilen odur. "Ben. Tanrı rahman olduğu kadar. Az kalsın bir küvette boğulma becerisini göstererek. "Hiçbir şeyin farkında değilsin. az kalsın hayretten dona kalacaktım. 'kahhar'dır. "Kadim olan. Öksürdükçe öğürüyordum." "Sizi. Gözlerinin önünde kalın bir perde var. ben çağırmadım" dedim." Öksürerek doğrulmaya çalıştım.soncemre. gözümün önünde perde filan da yok." Hiç üzerine alınmadı. cezayı uygulayan da. Aynadaki bembeyaz olmuş suratıma baktığımda yaptığım salaklığa gülmemek için kendimi güç tuttum. Başımı yukarıda tutmayı beceremedim.." "Hayır hükmü veren sizdiniz. Kuşku yok ki hüküm onundur." Benimle değil de görünmeyen kişilerle konuşuyormuş gibi siyah gözlerini boşluğa çevirerek mırıldandı.com Siyah gözlerindeki öfke dağılır gibi oldu. Kapkaççının ölmesinde bir hayır olmasaydı buna izin vermezdi. "Her şeyin farkındayım. yine o üzgün ifade belirdi yüzünde. Sunny'nin teni esmerleşmiş. sanki ağzıma sular doluyor gibiydi. mavi gözleri. O adamı siz öldürdünüz. "Benim bildiğim Tanrı cezalandırmaktan değil sevmekten hoşlanır. "Neler olduğunu bilmiyorum ama sizi ben çağır. öğürdükçe daha çok öksürüyordum. yeryüzündeki acayip kazalarda can veren aptal kurbanlar arasındaki yerimi alacaktım. ne bir suçluluk duygusu vardı yüzünde. üzüm karası rengini almıştı. "Tanrı içimizdedir" diye söylendi.com Soncemre Platform ile „OKU“mak! www. ne de bir utanç. Kendimi güçlükle küvetin dışına attım.www. kıvırcık san saçları kuzgun siyahına dönüşmüş. "O Isa Aleyhisselam'm Tanrısı. ne zaman yanıtlayamayacağı bir soru sorsam." Yeniden hayali arkadaşıma döndü. yeri geldiğinde kimse ondan daha acımasız olamaz. kendi içine dönmüştü." "Siz kimsiniz?" Çocuksu bir gülümseme belirdi dudaklarında." Artık dayanamıyordum bu sözlere." "Beni korkutmaya mı çalışıyorsunuz?" "Bana ihtiyacı olan birini asla korkutmam. ya da hakikati öğrenmeye hazır olmayan bir insan. Kuşku yok ki. Midem bulanmaya başlamıştı. "Var eden de." "Eğer öyle olsaydı bizi çağırmazdın.kelamdenizi. ağzımdan sular boşanıyordu. Küvetten çıktıktan sonra da kendime gelinceye kadar dakikalarca öğürüp durdum. Sonunda iki elimle küvetin yanlarından tutarak doğrulabildim. "Evet" dedi Sunny siyah gözlerinde tıpkı Şems'inki gibi hınzırca bir ifadeyle. "Öyle değil mi Sunny bizi o çağırmadı mı?" Ben de Sunny'e baktım.. "İkide bir tekrarlayıp durmayın bunu. ya gördüklerini anlamayan cahil bi-ri oluyordum. bir de Sunny." "Benim size ihtiyacım yok" diye kestirip attım. O adaleti sever. kayarak yeniden boylu boyunca suya gömüldüm. ama konuşmakta güçlük çekiyordum. Dua eder gibiydi. Allah'ı bilmek için Musa Aleyhisselam ile Muhammed Aleyhisselam'm Tannsı'nı bilmek gerekir. Tann'yla bir ilgisi yok bunun. şimdiyi kuran. yok eden de Allah'tır.

sonra da alındı makbuzunu imzalatırsın.com Soncemre Platform ile „OKU“mak! www. Eve gitmiş. ama ısrar etmedi." Yazılı ifadelerimiz tamamladıktan sonra kalktı Ragıp Başkomiser.kelamdenizi. Siyah deri ceketinin altında lila rengi bir bluz vardı." Mennan gecenin yorgunluğundan sıyrılmak istercesine: "Olur mu öyle şey Zeynep Komiserim" diyerek kıpırdandı oturduğu yerde. paranızı sayın lütfen. Mevlânâ Türbesi'nin yakınlarındaki şu hediyelik eşyalar satan dükkânlardan. "Daha özel bir yüzüğe benziyor. "Neyse." Hayır. buradan mı aldınız. bizim vatandaşlarımız pek güvenmez de." "Eksik olacağını sanmıyorum. "Öyle düşüneceğiz tabii" dedi sesini yükselterek." Başkomiser Ragıp iri gövdesini sürükleyerek kapıdan çıkınca. "Teşekkür ederim.. "Saymadınız" dedi nazik bir tavırla.. Miss Karen saysın. ayaklarına topuksuz bir ayakkabı geçirmişti." Zarfı önüne çeken Zeynep. ama olanı biteni anlamasına fırsat vermeden sorusunu yanıtladım: "Konya'dan aldım. giysilerini değiştirip yeniden Emniyet'e gelmiş olmalıydı. Anladı. Zeynep Komiser'in önünde kanamasından ya da boyasının akmasından korktuğum için zarfı aceleyle katlayıp çantama koydum. bir duş almış. Yüzünde en küçük bir yorgunluk belirtisi yoktu. "belki paranız eksiktir.soncemre. bacaklarına rahat bir jean. Zeynep Komiser önündeki zarfı açıp içine baktıktan sonra. Kaşlarımı çatarak sertçe baktım." Gülümseyerek bana döndü..www."Gidip biraz uyuyayım Zeynep.. Eyvah. Zeynep Komiserim sizinle ilgilenir. gözlerini kaçırdı." Zeynep de inanmamıştı.. şimdi yine olayı mistik meselelere bağlayacaktı." O konuşurken ben de zarfın içine baktım gümüş yüzük. Londra'dan mı?" Yüzük konusu açılınca Mennan'la göz göze geldik. Sözcükler zoraki çıkıyordu ağzından. "Buyrun Miss Karen." Tatlı bir gülümseyiş yayıldı ince yüzüne. içindeki paraları çıkartırken: "Bir de kahverengi taşlı gümüş yüzük var" diye mırıldandı hay-ranlıkla. dağılmış Türk ve İngiliz banknotlarının arasında masumca duruyordu. Yapan kişi epeyce uğraşmış olmalı. "Sekiz yüz yirmi de YTL. Zeynep de bir şeyler döndüğünü sezinler gibi olmuştu. masanın üzerinde duran sarı zarfı Zeynep'e göstererek: "içinde üç yüz yetmiş sterlin var" diye hatırlattı." dedi resmi bir tavırla. rahat beden hareketleri kendine duyduğu güveni sergiliyordu.. "Başüstüne Amirim. bana uzattı. Akşamüzeri ben de burada olurum zaten. "Umarım hep böyle düşünürsünüz. Şimdi yirmi dört saat bile dayanamıyorum." Mennan'ın mahmurlaşmış gözlerinde pek inandırıcı olmasa da kararlı bir ifade belirir gibi oldu. onu inandıramamıştım. "Polis bizim gözbebeğimizdir. yorgunluk filan bana mısın demezdi. Takatim kalmadı valla. "Siz çıkıyor musunuz?" Anlayış bekler gibi baktı astma. Polislere güvenirim. yaşlandık mı. ince kaşlarının altındaki iri kahverengi gözleri zekice bakıyor. Çok güzel bir yüzük.com "Onlara cehennemden bir döşek serdik." Gecekinden daha güzel görünüyordu. Sesini yükseltince daha inandırıcı olacağını . "Eskiden üç gün kesintisiz vazifeye çıkardım. nedir?" Toparlandı. Uzattığı zarfı aldım. Hadi cümleten eyvallah.

sönmeye başlayan heyecanı yeniden canlanmıştı. Yeşil gözleri bu sabah bana Şems'in katil olduğunu açıkladığı andaki gibi alev alev yanıyordu. katiller diyorum. ama yoktu. Birileri Kuran'ın hükmünü yerine getiriyor. "Şunu da imzalar mısınız lütfen? Eşyalarınızı aldığınızı belgelememiz gerek. "Pasaportum ne olacak? Bulunma ihtimali var mı? Yoksa başımın çaresine mi bakmalıyım?" "Ne yazık ki pasaportunuzu hâlâ bulamadık Miss Karen" dedi benimkinden biraz daha koyu kumral saçlarını geriye doğru atarak." "Teşekkürler. Bunu yaparken de nezaketinden hiçbir şey yitirmemişti. ilk taşı atması için Isa Peygamberi zorlarlar o ise. Dolayısıyla hangi amaç ya da dürtülerle hareket ettiklerini de kestirmek zor." Uzattığı evrakı imzalarken sordum. Aslında hiç de aptal bir adam değilmiş şu bizim yetkili acente. Katiller sanki yaptıkları iş anlaşılsın diye. Uykusuzluğun verdiği dalgınlıktan kurtulmuş gibiydi. "Maktulden aldıkları her eşya onları suçlayacak bir delil sayılmaz mı?" Son derece mantıklı bir soruydu." Sınırı geçmememizi hatırlatıyordu. Sanırım onlar hakkında kimi bilgilere sahipsiniz." Yine "katiller" demişti. ama katillerin kim olduklarını tam olarak bilmiyoruz.www. çünkü günahsız insan yoktur. Belki katiller almıştır. "Evet. çünkü Solak Kâmil cinayetinin. Ama yaralıyordum. deri parçacıkla-rıyla birlikte orada bırakmışlardı. Tabii kimse taşı atamaz. zincirleme işlenen suçların son halkası olduğunu düşünüyoruz. 'İçinizde günahsız olan ilk taşı atsın' der.Afyon karayoluna iki kilometre uzaklıkta bir taş ocağında ölü bulundu. Recm cezası İncil'de var.kelamdenizi. Kimi Müslüman tarikatlar onlardan esinlenerek bu korkunç . Taşlayarak öldürme Yahudilerde ve daha önce pagan topluluklarda var. Aramayı bizzat ben yaptım. "Belki de onları izliyorsunuzdur?" Zeynep Komiser sağ elini usulca havaya kaldırdı. Fahişe bir kadının öldürülmesiyle ilgili bölüm. "Recme uğramışlar. "O kadarını açıklamaya yetkili değilim. ama o da fuhuş yapan kadınlarla ilgili değil." "Recm" diye mırıldandı Mennan. "Haklısınız" dedi Zeynep güzel gözlerini iş arkadaşıma dikerek. Şems seri cinayetler işlemek için bir çete kurdu diye geçiriyordu aklından. Yoksa yanılıyor muyum?" Yüzünde manidar bir ifadeyle bana döndü. Yoksa bu kadın polisin bildiği ama bizimle paylaşmadığı bir şey mi vardı? "Zeynep Hanım. "Ama son altı aydır bu şehirde tuhaf olaylar olmaya başladı. "Kuran'da fuhuş yapan kadınlara recm uygulayın diye bir hüküm yok. suçlulardan bahsederken iki defadır katiller diyorsunuz. Meryem suresinde taşlanma diye bir konu geçiyor. "Pasaportu almak bir risk tabii. bakışlarımı yetkili acentemize çevirdim. "Allanın izniyle hep polisimizin yanında olacağız." dedikten sonra bana döndü Zeynep." Yorgun yüzü aydınlanmış. "Maktulün evindeki aramada da ortaya çıkmadı." "Katiller pasaportu neden alsın ki?" diye atıldı Mennan. Mennan ezik bir ifadeyle boynunu eğmek yerine: "Şüphelendiğiniz şahıslar da var o zaman" diyerek olayı eşelemeye çalıştı. dikkat ediyorum.com sanıyordu. Bir kadın ve kocası Konya ..soncemre." Mennan'ın yüzündeki yıkımı görmeliydiniz. Ne yani şimdi Şems-i Tebrizi Hazretleri katil değil miydi? Yedi yüz küsur yıl öncesinden kalkıp bana yardıma gelmemiş miydi? Bu anın zevkini kaçırmak istemedim.com Soncemre Platform ile „OKU“mak! www. İkisi de taşlanarak öldürülmüşlerdi. maktullere attıkları taşları da üzerlerindeki kan izleriyle. tanıdıkça ortaya çıkıyordu. Belki de. Ama ağzının payını güzel komiserimiz hemencecik verdi..

Ertesi gün yangın yerinin karşısındaki duvara." Radikal Islami bir grubun bir kapkaççıyı cezalandırması bana \ pek mantıklı gelmemişti. "Aslında Solak çok becerikli bir yankesiciymiş. Solak Kâmil'in öldürülmesi de bu fanatik grubun işi olabilir. 'Onlara cehennemden bir döşek serdik. hem de sol eli sağa göre çok daha küçük olduğu için. En azından şu ana kadar yaptıkları eylemler bunu gösteriyor." "Araf suresi" diye mırıldandı beti benzi atan Mennan." Bu hayret vericiydi işte. Arapça olarak. üç kişi yaralandı. Saçları yeniden yüzüne düşmüştü ama aldırmadı. Fakat Kâmil'in ünü . "bu cinayetleri çözmek için uğraşırken. üzerlerine de ateşten bir yorgan örttük' yazdılar. "Bunu neden yapsınlar ki? Solak'ın onlara ne zararı var?" "Onlar kendilerini şeriatın uygulayıcıları olarak görüyorlar." Mennan'ın yüzündeki bozgun kayboldu: "Bunları nereden biliyorsunuz?" diye hayranlıkla mırıldandı." Hazır söz ilgilendiği konudan açılmışken daha fazla suskun kalamayan Mennan: "Hem kötü insanları uyarmak için" diyerek kendi yorumunu yapmaya başladı. kutsal kitapların sayfalarını karıştırmak durumunda kaldım sadece.com cezayı kullanmış olabilirler. yaptıkları iş ses getirsin diye.com Soncemre Platform ile „OKU“mak! www.www. cezalandırmayı seçiyorlar." "Valla çok iyi araştırmışsınız. "Hem de iyi insanları korumak için. Zaten bu yüzden katiller elini kestikten sonra ağzına sokmayı başarabilmişler. "Solak Kâmil bu kadar ünlü bir kapkaççı mıydı?" "Kapkaççı olarak değil" dedi ellerini masanın üzerindeki kahverengi sumene dayayarak. Yoldan çıkan insanları dini kurallara göre yargılayarak. "Yani böyle dinsel kaynaklı?" "iki meyhaneyi yaktılar. İçimden keşke şu adamı yanımda getirmesiydim diye geçirirken. "Araf suresi 41. Bu konuları herkes bilmez. Yoksa sevgili yetkili acentemiz konuyu iyice dağıtacaktı. "Böyle birkaç olay daha var. Birisi ağır. Solak Kâmil'i de bu yüzden seçmiş olabilirler.soncemre.kelamdenizi. "Yoksa siz de mi ilahiyat okudunuz?" "Hayır" dedi genç kadın. Hem solak olduğu." "Cezalandırmak için de toplumun bildiği tanıdığı suçluları seçiyorlar" diye kaldığı yerden sürdürdü sözlerini Zeynep. ayet" diye onu doğruladı Zeynep." "Başka cinayetler de var mı?" diye araya girmek zorunda kaldım. "Eylem-l e r i m i herkes duysun.

Onu zor yatıştırmışlar. öldürdüğü annesinden kalan tarlayı ." "Sonra da yangın çıkarmış" diye önemli bir ayrıntıyı açıkladı Zeynep. dikkatleri üzerinden uzaklaştırmak tabii. Süleyman dedirtiyormuş kendisine." Arkasındaki rafta sıralanan mavi. sonra güzel koniselimize döndüm. "Kâmil hapisten çıktığından bu yana hiç suç işlememiş. Yeniden masaya döndü. yargılanmadan ölmeyi kimse hak etmez. "O zaman nasıl dışarı çıkmış?" Buruk bir ifade belirdi komiserimizin yüzünde. karşısına siz çıkıyorsunuz. ama yine de aklımı kurcalayan konuyu dile getirdim." "Bu defa farklı olmuş" diye söylendi Zeynep. saçını da boyar. "Hatırladım. iş mi verir ona. evet" diye destekledi onu Mennan.www. Zeynep'e dönerek sordum: "Kâmil'in sabit bir işi var mıymış? Yani kimin yanında çalışıyormuş?" "Varmış. mahkûmlara verilen genel bir afla. Durun dosyaya bakalım. kâğıtları karıştırmaya başladı. "Peki yakalanmamış mı bu adam?" "Yakalanmaz mı? Cinayetlerinin üzerinden bir hafta bile geçmeden Kâmil'in katil olduğu ortaya çıkmış. Bıyık sakal bırakmış. Adam yıllar sonra suç işlemeye kalkıyor. Millet öğrense kim olduğunu. "Ama hapisten çıktıktan sonra hemen gelmemiş Konya'ya. Polis arkadaşlar onu tutuklayarak içeri atmışlar." İkisi de anlamak ister gibi yüzüme bakıyorlardı.com değil. kırmızı dosyalardan en uçtakini aldı. "Boyar tabii. Bir minibüsü varmış." "Aslında işlerini yoluna koymayı başarmış. kaşını da boyar. "Alınmayın ama Miss Karen. Son bir yıldır burada çalışıyormuş. cebinden mendilini çıkartırken öfkeyle söylendi. Ama gerçek ismini kullanmıyormuş. cenazede feryat figan ederek gözyaşları dökmüş. Arşivde o günün gazetelerini okudum.." Mennan'ın alnı yine terlemeye başlamıştı. Amacı üzgün görünmek. dosyanın kapağını açtı." Elindeki mendille almndaki terleri kurulayan Mennan'ın yü-zünde manidar bir ifade belirmişti. "Bu afla çıkan mahkûmların çoğu da tekrar suç işleyerek hapse döner. Kâmil'i annesini ve iki kardeşini doğrayan azılı bir katil olarak tanıyor. üstünü başını yırtmış. "Afla serbest bırakılmış. O canavar.Konya." Şems'in sözleri bir kez daha yankılandı kulaklarımda: "Sen o kapkaçının nasıl biri olduğunu biliyor musun?" Nasıl biri olursa olsun. bir Mennan'a baktım. Kaderin cilvesine bakın." "Evet. diye sessizce yanıtladım hayalimdeki Şems'i. Gazeteler günlerce bu olayı yazmıştı. orada ne iş yaptığı bilinmiyor." Haklı olabilirdi." Mennan karşısında Solak Kâmil varmış gibi hınçla söylendi. "Belki de şanssızlık değildir. Belki de Solak Kâmil özellikle beni seçti. Solak Kâmil miymiş? İki erkek kardeşi ile annesini satırla parçalamıştı. "Şoförmüş" dedi gözlerini kâğıtlardan almadan. "Cinayetlerini örtbas etmek için. sizde de ne şans varmış." Şaşkınlıkla bir Zeynep'e. Mahkemede suçu sabit görülerek müebbet hapse mahkûm edilmiş.kelamdenizi. iki yıl Ankara'da kalmış..com yankesicilikle ilgili Soncemre Platform ile „OKU“mak! www. orada yazıyordu. saçlarını boyamış. Ya da yakalanmadığı için biz bilmiyoruz.soncemre.

" Elleriyle saçlarını arkada toplayan Zeynep. Ama şimdi haklarında soruşturma yürütüyorsunuz diye otel sahibinin Solak Kâmil'i başınıza bela ettiğini söylemek haksızlık olur. Kaza demişlerdi." "İkonion Turizm. O zaman konu da bizim alanımıza girmiyor demektir." Düşünceli bir halde sordu." Hesap yapar gibi göz bebeklerini usulca kıpırdattı.www." "Üç milyon paund" diye yineledi Zeynep. "Yüzde onuyla şahane bir kriminoloji laboratuvarı açardık Konya'da. Eski Konya evlerini onararak. Savcılık ne diyor?" "Aynı fikirde. Galiba söylediklerimiz ilgisini çekmeye başlamıştı.kelamdenizi. "Benim Konya'ya geliş nedenim." . yani yanan otelin sahibi olan şirket ise apart oteller yapmak istiyor. dosyadan başını kaldırarak bu neden önemli der gibi baktı yüzüme." "Nasıl yani" diye kükredi Mennan. ipucu bulursam?" Sevecen gülümsedi. "İtfaiye raporu ne diyor?" "Kaza." "Yakut Otel yangını" diye onayladı Mennan." Ellerini yana açtı. gelen yabancı turistleri orada ağırlamayı planlıyor.. bu durumda kaza olduğunu düşünmememiz için bir neden yok. bir tanık. "îki kişi yaşamını yitirmişti. "Duydum" diyerek koltuğuna yaslandı. Eğer kundaklanma olduğu kanıtlanmazsa Londra'daki şirket otel sahiplerine tam üç milyon paund ödeyecek. "Ben istanbul'daydım. "Parayı kötü bir işte kullanmayacaklar desenize. "Büyük para.com satarak almış.. bir otel yangınını soruşturmak." "Hum. turizm işindeymiş. "Üzgünüm." Bu ilginçti işte. Konya'da servisçilik yapıyormuş." Açık konuşmayı seçtim. ortada iki ölü olduğuna göre konu sizi de ilgi lendirir. Haberlerde dinlemiştim. ama sesim eminiz der gibi çıkmıştı. "Turistleri mi gezdiriyormuş?" diye sordum heyecanla. "Hayırlı bir işmiş" dedi ama sesinde takdir ettiğine dair hiçbir belirti yoktu. "İşin içinde üç milyon paund var. Konya'ya gelen turistleri filan gezdiriyormuş. "Evet. "Üstelik otel yangını bir kaza değil de." Zeynep yaslandığı koltuktan ne düşündüğünü belli etmeyen bir ifadeyle bakıyordu bana." Umutla ısrarımı sürdürdüm." Yüzümdeki kuşkulu ifadeyi fark edince merakla sordu: "Değil miydi? Kundaklama olduğunu mu düşünüyorsunuz yoksa?" "Emin değiliz" dedim. "O zaman yeniden konuşuruz. kundaklamaysa. "Bakın Zeynep Hanım" diyerek açıklamaya başladım. ama parayı gerçekten hak ettilerse" dedim ne düşündü ğümü bilmesini isteyerek. "Hangi firmalarla çalıştığı belli mi?" Sesimdeki heyecanı anında fark etmişti Zeynep. bu yüzden yetkisizlik kararı vermiş. "Okul çocuklarını mı taşıyormuş?" "Hayır.com Soncemre Platform ile „OKU“mak! www.soncemre. "Ya bir kanıt.

com Aklı bir konuya takılmış gibi duraksadı. Çantamdan telefonumu çıkartırken: "Kadir'in evi bir sokak arkada" diye uyardı Mennan. henüz çalmaya başlamamıştı." "Neyse.. Nasılsın?" "Ben iyiyim. bu cinayeti çözmek bizim işimiz değil zaten. hatta o solcun gökyüzünü bile. asıl sen nasılsın? Toparladın mı?" "Toparladım. biraz ağırlık var başımda ama idare eder. Londra'yı hatırlayınca birden aklıma geldi. "Alo Karen.. Uzandı bir kalem aldı. başını kaldırıp iş arkadaşıma baktı... "Valla Ziya Bey suçlu mu bilmiyorum ama." "Merak etme. Simon'ın ismini seçip. Yaz aylarını düşünemiyordum bile. daha şimdiden bunalmaya başlamıştım..soncemre." "İkonion Turizm" dedim harflerin üzerine tek tek basarak. Telefonu kulağıma dayadım.. Pasaport meselesini halletmeden bu ülkeden ayrılmam olanaksızdı. "iyi" dedi gülümseyerek. derhal Simon'ı aramalıydım. "Konya'da bilinen bir suçluymuş." Önündeki deftere not alırken Mennan dayanamayıp atıldı. Serhad Gökgöz.bu cinayeti çözmek bizim işimiz değil." "Yapsınlar." . orada Serhad adında bir herif var. "Zeynep'i duymadın mı?" diye yanıtladım aceleyle. "Eğer gerçekten böyle bir fanatik grup varsa. "İsterseniz yürüyerek gidelim." "Tanımaz mıyım.www." Son sözcüğü tamamlamadan açtı Simon telefonu. "Olabilir" dedim Mennan'a dönerek." Simon'ın telefonu çalmaya başlamıştı. adam öz annesini kesti ama şu fanatik grubun Solak'ın izini bulması yine de garip geliyor bana. Solak'ı da neden onlar cezalandırmış olmasın?" "Ama Solak suç işlemiyormuş artık. "Tamam. İşte o herif çok karanlık biri. söyleyin de bir araştıralım. "İş güç sahibi olmuş adam." Önüne çıkan küçük çukura basmamak için hafifçe sıçradı. tuşa basarken. Siz bile tanıdınız adamı." Biraz hareket iyi gelirdi. Dönmek için ihtiyacım olacak. Biz kendi soruşturmamıza bakalım. Bugün güneş dünkünden daha yakıcıydı." Emniyet binasından çıktığımızda vakit öğleyi bulmuştu. "Şu fanatik grup meselesi mantıklı geldi mi size?" Telefonla konuşmak isteğime bile izin vermediğine göre aklı fena halde bir şeye takılmış olmalıydı. pasaport veremeseler bile bir uçuş belgesi hazırlasınlar. yok sana demedim.kelamdenizi. Ama benim konuşmaktan vazgeçmeye hiç niyetim yoktu." Zeynep. öyle yapalım. "Sahibinin adı da Ziya Kuyumcuzade.." 26 ". "Yine de şu şirketin adı neydi." Yürürken telefonumu açtım.com Soncemre Platform ile „OKU“mak! www. gerekeni yapacaklar. elçilikle temasa geçtim. "Ne diyorsunuz Zeynep Komiser'in söylediklerine?" diye sordu Mennan sabırsızca. "Merhaba Simon. Ne dedin?" Elimle Mennan'a bir saniye izin verir misin işareti yaptıktan sonra patronuma karşılık verdim. Ceketimi çıkartıp elime alırken Londra'nın yağmurlarını özlediğimi hissettim. "Serhad Gökgöz'ü de araştırırız o zaman.. Polis paralarımı da buldu ama pasaportum hâlâ kayıp.

"Ne diyecektik Zeynep'e?" diye tersledim. Bir süre sessizce yürüdükten sonra: "Acaba yanlış mı yaptık Miss Karen?" diyerek başka bir kaygısını dile getirdi. "Bugüne kadar hangi işi yarıda bırakıp döndüm. Yangın sırasında oteldeymiş." "Gerçek değil Mennan Bey.com "Dönmek için mi?" dedi umutsuzluk dolu bir sesle. "Mr. Oldu da.İkonion'du." "Lütfen dikkatli ol Karen" diyerek kapattı Simon.. "Yok canım. Ardından Serhad ile Nezihe adındaki iki tanığı sorguladım. Neyse.. tam düşündüğüm gibi aklı hâlâ bizim siyahlar giymiş dervişteydi. senin gibi zeki." "Yanlış anlama öyle demek istemedim. "Yalnız mı yaşıyor bu Kadir?" diye konuyu değiştirdim. "Aslında bütün bu cinayetleri Şems-i Tebrizi işliyor. Soruşturma nasıl gidiyor. gerçek olan bizim yaşadıklarımız. ona telefon görüşmelerimin ayrıntılarını aktarmak niyetinde değildim ve bunun da farkında olmasını istiyordum. Genç. Bir gelişme olursa sana haber veririm zaten. Unutun Şems-i Tebrizi'yi.www.kelamdenizi. Bizim Hülya'yla yaşıt. şaşırdım işte. ama ömrümün sonuna kadar Konya'da kalmamı istemiyorsun herhalde?" Rahatlamıştı." Hiç itiraz etmedi. Telefonumu çantama yerleştirirken. Lütfen kendinize gelin artık. İkisi de hâlâ Ziya Bey için çalışıyor. Ondan işe yarar bilgiler edinmeyi umuyoruz. Bunların hepsi birer efsane. "işin bitti mi?" "Henüz değil. Solak Kâmil gerçekten öldürüldü. Daha önemlisi patronla arası pek iyi değil." "Aşkolsun Simon" dedim manidar bir sesle. Sanki onu korumak ister gibi bir halleri vardı.. "Ona bakan birileri filan var mı?" "Var tabii" diyerek canlandı.. "Karısı Nimet çok iyi bir kadındır. hırslı bir adam. "Dün îkonion Turizm'in sahibi Ziya Bey'le görüştüm. En iyisi siz bu soruşturmadan vazgeçin mi diyecektik? Bunu mu istiyoruz biz?" "Ama gerçek. Ama emin değilim. Bir şeyler saklıyorlar gibi geldi bana. Sen dönmekten filan bahsedince." Yanıtım kısaydı.com Soncemre Platform ile „OKU“mak! www. özverili bir elemanı oralarda bırakır mıyım? Hemen dönmek istediğini sandım da. Simon mıydı?" "Evet. Yakut Otel gerçekten yandı. Birkaç gün içinde görüşüm netleşir. Ama bu adam yedi yüz küsur yıl önce yaşadığı için onu yakalamanız imkânsız. Evlenmek üzere olan bir de oğlu var. bir daha Simon'dan bahsetmedi.soncemre. yüksek sesle gülmeye başladı. Kadir Gemelek adında biri. Şimdi de başka bir tanıkla görüşmeye gidiyorum. Yeri gelmişti sormadan . Üstelik Mennan Bey'in de çocukluk arkadaşı. çalışkan. yine sessizce yürümeye başladı yanımda." Bizim Hülya dediği kızı olmalıydı. Bir şeyler çıktı mı?" Sokağın gölgeli kenarında kalmaya özen göstererek yürürken açıklamaya başladım. Zaim. Mennan'ın meraklı gözlerini üzerimde hissetim. "Acaba Şems Hazretleri'nden bahsetse miydik Zeynep Komisere?" Evet.

" "Nasıl karşılaşmışlar peki?" Kendine kahredercesine başını salladı.. İnanacağı da yoktu. Kız daha lise son sınıfa gidiyordu. . benim kızı." Sıkıntıyla iç geçirdi." "Dostu? Hani Serhad'la Nezihe'yi yanan otelin önüne getiren kel adamla mı? O sıcakta ellerine eldiven takan kişi. "Dün bıraksam dövecektiniz adamı. Hani şu kadınlar var ya.kelamdenizi. Orada görmüş bu Serhad. "Böyle konuştuğum için kusura bakmayın Miss Karen ama o herif itin biri. Etkilenmiş tabu kız. Serhad denen herifin ne mal olduğunu anlattım.. "Şimdi dostu derken. lacivert bir kravatla sıkıştırılmış beyaz gömleğinin geniş yakasının kapladığı boynuna kadar indi." Suratı öfkeyle kızardı.. Anlamadığım Ziya Bey gibi bir adam onu niye yanında çalıştırıyor. geçen sene bizim Hülya'nın aklını çeldi. Kızma sahip çıkan bir baba vardı karşımda. Bu Serhad da böyle havalı havalı dolaşıyordu ortalıkta. İnanmadı tabii. "Daha iyisini yaptım. "Benim yüzümden. Altında da îkonion Turizm'in son model arabaları. Serhad'ın dostuyla konuşturdum kızımı. "Döverdim tabii" diye söylendi nefretle. İlk iki çocuğumuz altı aylık olmadan ölünce biraz şımarttık kızı.. Ama bu sefer olmaz dedim. keskin dişleri olan yırtıcılara ihtiyaç duyarsınız. Serhad'ı sormam Mennan'ı kuşkulandırmıştı. Hemen düşmüş peşine.. Ne dediyse yaptık. o mübarek adamın oğlu kötü biri olamaz. Hülya yazlan benim yanımda çalışır. Bir evrakın imzalanması için onu Ziya Bey'in yanına yollamıştım. "Bu herif. "Siz hala Ziya Bey'den kuşkulanıyorsunuz ama bugün babasıy-la tanışacaksınız. Biz de rahat büyüttük Hülya'yı. demek istiyorsunuz?" Yüzündeki kırmızılık." Sanki o günleri yeniden yaşıyormuş gibi heyecanla anlatıyordu.. "Nasıl yaptınız bunu? Birlikte Serhad'ı mı izlediniz?" Muzır bir parıltı geçti gözlerinden." Ben de ona uyarak karşısında durdum." "Anlayacağız" dedim dükkânlarla dolu bir sokağın dar kaldırımına çıkarken." "Fahişe mi. "Eğer birilerini korkutmak istiyorsanız. Dinledikçe daha çok sevmeye başlıyordum bu tombul adamı. Hiç renk vermedim. Cahil. hayat kadınları. bunun üzerine onun nasıl rezil biri olduğunu gözleriyle görmesini sağladım. görüşlerime katılmıyordu. şu Serhad'la meselenizi anlatın bakalım. ama bir türlü açıklayamıyordu. tabii alnında ter damlaları da belirmişti "Yani şey. Doğru iz üzerindeydim.com edemedim." Yüzü kıpkırmızı olmuştu. "Yok Miss Karen. İsmi Cavit mi demiştiniz ne?" Kaldırımın ortasında birdenbire durdu. "Ondan hiç hoşlanmıyorsunuz.www. Bildiğim bir şey mi var diye yan gözle süzdü beni. dünyadan haberi yok." Hayır. Her istediğini elde etmeye alıştı." Kızından bahseder etmez." "itler de işe yarar" dedim alaycı bir ifadeyle.com "Şu Serhad'la aranızdaki mesele nedir?" Damarına basılmış gibi irkildi.. "Neyse. Bedeninin geri kalan bölümünü göremiyordum ama eminim her bir santimetrekaresi kırmızıya kesmişti.soncemre. Soncemre Platform ile „OKU“mak! www. Niye bu kadar sinirlendiriyor bu adam sizi?" "Bu herif.

soncemre.www. bu Mennan yine mistik olaylara girecek . Açıklamaya hazırlanıyordum ki: "Evine götürmedim zaten" diye sürdürdü sözlerini. kaçtı gitti pastaneden. biz kendimize lüks bir araba alalım. Daha fazla dinleyemedi. daha rahattır. Kızını bana getir de. fakat biz de lüks araba alacak para nerede?" "Ama siyah Mercedes'i almışsınız sonunda" diyerek ne zamandır merak ettiğim konuyu dile getirdim. miras helaldir ama erkek milleti kendi ekmeğini kendi kazanmalıdır. "Olmaz mı?" Yeniden yürümeye başlamıştık. Deniz kenarındaki sazlıklarla kaplı verimsiz tarlayı da bizim hanım almalıymış. Bizim hanım Mersinlidir. Benim zaten kadın malında gözüm yoktur. Zavallı kızım gerçekleri öğrendikçe yıkıldı. Tamam ona da bir şey dediğimiz yok. nasıl esrar içtiğini. akıllı kadındır. kötü kadınlarla düşüp kalkmak onda" diye adamı karalamaya başladı. Kayınpeder rahmetli olunca. girişkendir. yani benim hanım. "Karımın kardeşleri istemeden de olsa iyilik ettiler bize. kumar onda. Onun bunun arabasına özeneceğine gel. ağzımızın tadı bozulmasın diye kabul ettik. kavga çıkmasın. Ne anlatıyordum ben? Hu. bizim iki kayınbiraderin yaptığı salaklık da işimizi kolaylaştırdı.' " İşte bu gerçekten de hayret vericiydi. Kurulsun bir diyeceğim yok da. 'Yazık size' dedi halimize acıyarak.' Söylediği doğru. "O söylediğiniz kadınlardan. Daha ilk arabamı aldığımda. kahroldu. Böylece Serhad itinden kurtulmuş olduk. "Nasıl yani!" dedim yanlış anlamadığımdan emin olmak için. onun bıraktığı tarlayı satarak aldık.com "Evet" dedi yutkunarak. iki kayınbirader. 'Biz köydeki portakal bahçelerini almak istiyoruz' diye tutturdular. "Neyse. Gözü açıktır. Derdimi anlatınca. aksine davranışı çok hoşuma gitmişti. rahmetli kayınpederden razı olsun. "içki onda.kelamdenizi. utandı. bu yüzden bir yılda nasıl dört kez ev değiştirdiklerini sayıp döktü. tamam hatırladım. "Başka çarem yoktu. üstelik çok da eğlenceliydi. Tamam. Bana dedi ki: 'Biz bu kızı nazlı büyüttük. bir mucize yarattı. Sonra da ona güldüğümü anlamasın diye: "Demek Serhad'ın öyle marifetleri de varmış" diyerek kurtarmaya çalıştım durumu. Günahımız varsa Allah affetsin biz de uyduk ona. dostu olan Dilber Hanım. bu Serhad itinin marifetlerini. Dilber Hanım bir bir anlattı." "Çok pahalı Miss Karen" diye yakındı. Laf aramızda. Biz babamızdan böyle gördük. "Tabii. Allah. bir de lüks araba hevesimiz var.. "Kızınızı götürüp bir fahişeyle mi konuşturdunuz?" Suçladığımı sanarak. Uzatmayalım. hakkımıza razı olduk. kötü kadın filan ama. Bu kızın gözü yükseklerde. "Epeyce pahalı bir araba olmalı. Dövüş. "Öyle bir yere götürür müyüm kızımı? Bir pastanede buluştuk. 'O şerefsiz herif kızını da. Bu halimiz Cenabı Hakk'a hoş gelmiş olmalı ki. ama Allah'ın takdiri işte bizim kızımızda çıktı.." Kendimi tutamayıp gülmeye başladım. imamlık yerine bu işlere atılmamı da hanım istedi aslında. anlatayım o herifin ne mal olduğunu. Günlerce odasından çıkmadı ama Allaha şükür sonra toparladı." Eyvah. sarhoş olup mahallede nasıl rezalet çıkardığını." Yüzünde öyle hoş bir ifade vardı ki sormaktan kendimi alamadım. bir de merakı var. Olayın aslı şu Miss Karen." Onu kınamıyordum. erkek çocuklarda olur bu merak. Kadının parasını nasıl yediğini. "Benim kazancıma kalsa almamız imkânsızdı. beş yaşındayken kurulmuştu direksiyonun başına. "Niye salak diyorsunuz kayınbiraderlerinize. ölüm hak. allın gibi kalbi varmış aslında.com Soncemre Platform ile „OKU“mak! www. aileni de mahveder. adamlar size iyilik etmişler daha ne istiyorsunuz?" "Evet" dedi neşesini hiç yitirmeden. Semra." Terli yüzü neşeyle ışıdı. lüks arabalar.

soncemre. yine kıpkırmızı oldu. Beni şaşırtan televizyonun üzerindeki dantel örtülerdi. pazen elbisesinin altında dimdik duran omuzlarına dökülüyor. Tek kızım mutlu olsun. Böylece bizim arsa birden değerlendi. Ama kocasını görünce yanlış düşündüğümü anladım. "Konyamızı beğendiniz mi?" "Beğendim. Kadir'in geniş kollan da bir anda sarmıştı bizim Mennan'ı. çok güzel. Mennan'la kısa bir süre şakalaştı klan sonra: "Nasılsınız Karen Hanım?" diyerek bana döndü. İnce uzun. "Hoş geldin Goca Gonyalı" diye seslenmişti o da arkadaşına. içten bir dost." "Mennan sizi gezdirsin.com diye beklerken: Soncemre Platform ile „OKU“mak! www. İşin aslı sonradan anlaşıldı.www. Bize gösterdikleri koltuklara otururken bakışlarım hâlâ Kadir'in üzerindeydi. önce anlayamadım. Güzel bir kadındı Nimet. Şimdi tuhaf bir şey söyleyecek. onlar da haklarına razı oldular. beğendim. Bakışlarımı hissetmiş olmalı ki başını kaldırdı.kelamdenizi. Dolgun dudakları her zaman gülümsemeye hazırdı. yuvarlak yüzündeki ela gözleri ışıltıyla parıldıyordu. gözü Serhad gibi itlerde kalmasın diye. Aynı örtülerin koltukların üzerine serilmiş olduğunu görünce kavradım. "İşte geldik Miss Karen." Arkadaşına bakarak sordu. kalanını da siyah Mercedes'e yatırdık. İşte o arsadan gelen paranın yarısıyla bir ev aldık. bir acayiplik yapacak diye bekliyordum ama adam hiçbir anormal davranışta bulunmuyordu. Salonun tam ortasında büyük ekran bir televizyon yer alıyordu. Ama yine de iyi adamlarmış mesele çıkarmadılar. bir Rus turizm şirketinden aradılar beni. Tren vagonuna benzeyen diyorum çünkü salonun karşılıklı iki uzun duvarında yan yana sıralanan pencereler vardı. Tabii kayınbiraderlerin ikisi de bin pişman. yoksul ama tertemiz küçük bir daire. Ruslar bizim arsanın yanma dev bir tatil merkezi yapmak istiyorlardı. Goca Gonyalım" diyerek arkadaşına sarılınca emin oldum bu iri yarı. Demek ki "Goca Gonyalı" burada bir hitap şekliydi. O kadar sağlıklıydı ki önce başka biri sandım. Sergilenen dantel örtüler miydi. Göz göze geldik. gülümsedim.com "Rusları bize yardımcı gönderdi" diyerek şaşırttı beni. Nimet Hanım el becerilerini göstermek istiyordu. tren vagonuna benzeyen bir salona buyur ettiler bizi. yoksa televizyona mı dikkat çekilmek isteniyordu. Bir akraba. eve ilk girdiğimizde Nimet'in bu mutlu halini yadırgamıştım. . üstelik adamcağız hâlâ ağır bir travma yaşarken böyle sevinç içinde olması biraz tuhaf gelmişti bana." Sokaktaki sıcak havanın aksine Kadir'in evi oldukça serindi. Mennan kollarım açıp: "Vay Kadirim. Hemen kaçırdı bakışlarını. kıvırcık saçlı adamın bizim tanığımız olduğundan. Bizim para etmeyen tarlamızı satın almak istediler. "Mevlânâ'ya götürdün mü?" Mennan yanıt veremeden Nimet lafı sokuşturdu." Sözlerini bitiren Mennan mendilini çıkarmış yine alnını siliyordu. Bizim Kadir'in evi burası." 27 "Uzaylı gibi giyinmiş bir adam gördüm. Birden bambaşka biri gibi göründü gözüme. Pencerelerin altında rengi solmuş bir divan ve koltuklar. Kınalı saçları. bahçe içindeki tek katlı evi gösterdi. Ne yalan söyleyeyim. "Evet. sırlarımı paylaşabileceğim sıkı bir arkadaş. Eliyle karşı sokağın köşesinde. kocası ciddi bir yangından canını zor kurtarmışken.

bi daha görünmedin ya. birinden birine laf söyledin mi." Oturduğu koltuktan kalktı. benim için sorun değil" dedim ama daha ağzımdan bu sözcükler dökülürken pişmanlık duydum. "Böyledir bunlar. Korktuğum gibi olmadı. ne dedik şimdi!" Işıltılı gözlerini bana çevirdi. "Çocukluk arkadaşın ölümlerden dönecek." Nimet pazen elbisesini dalgalandırarak uzaklaşırken. yüzündeki sıkıntı benim burada bulunuyor olmamdan kaynaklanıyordu sadece." Nimet sakinleşecek gibi değildi. "Hanımın sözünü dinlemek kötü mü?" "Kötü değil de." Pişkin pişkin sırıttı iş arkadaşım. Bizi kendilerine layık görmez. Kadir ters ters baktı karısının ardından. Bi kere bile evimize gelmedi. "Ben mutfağa geçeyim. Hülya ise bizim kızımız gibidir. "Aman Kadir. Hoş bi geldin." Artık alaycılığını yitirmiş kırgın bir ifade belirmişti kadının yuvarlak yüzünde. "Böyle söylediğime de bakmayın. o istemeseydi yine gelmeyecektin. Karen Hanım'ın önünde." Ne çekildi. Mennan.com "Önce hanımdan izin alması lazım. "Mazeret bildirdik ya Nimet Yenge. Evden izin çıkmazsa kılım kıpırdatamaz. hemen öteki alınır." "Niye öyle söylüyorsun Nimet Yenge" diyerek savunmaya geçti Mennan. ama hiç de alınmış gibi bir hali yoktu." "Niye öyle diyorsun Nimet Yenge" diye söylendi onların kılıbık. "Yok.. "Başınızı şişirdiysem kusuruma bakmayın Karen Hanım" dedi kırgınlığını bastırmaya çalışarak. "Semra seni de Kadir'i de çok sever." Yalancıktan isyan eder gibi bir tavır takındı bizimki. Hani büyük kayram kaza geçirmişti? Hatırlasana Semra Mersin'e gitmişti Hülya'yla birlikte.com Soncemre Platform ile „OKU“mak! www." Bilmeden yarasına dokunmuştum. Bunları konuşacak sıra mı şimdi?" Tartışmanın içinde olmak hiç hoş değildi. sen de uğramayacaksın! Valla bi daha kapına uğramazdım Mennan Abi.kelamdenizi.soncemre. ne de geri adım attı kadın. benden cesaret alan Nimet Hanım şimdi zavallı Mennan'ın canına okuyacaktı. "Bırak da bir soluk alsın adam ya. Maksat muhabbet olsun. sen iyice avrat evli oldun be Mennan Abi" diyerek şakayla karışık iğnelemeyi sürdürdü. "Artık bize bile geliniyorsun. "Haksızlık ediyorsun Nimet Yenge. öz abimden daha yakındır bize. "Bu bizim Mennan biraz kılıbıktır Karen Hanım. bizim Nimet biraz çatlaktır. "Tamam Nimet." Başka bir yerde olsa böyle bir tartışmaya asla karışmazdım ama kadın o kadar samimiydi ki kendimi tutamadım." Kadir kötü kötü bakmaya başlamıştı karısına." "Gelmişmiş. ama Kadir sert çıktı: "Ayıp oluyor Nimet. hastaneye gelmedim mi?" Ela gözlerini iri iri açarak: "Bi de gelmeseydin" diye sokrandı.. "Çok iyi arkadaşlar desenize..www. . sizin konuşacak meseleniz vardır. Ben dellenip konuşurum arada bir böyle." Sanki kırk yıllık ahbapmışız gibi hiç çekinmeden anlatmaya başladı." "O kadar çok sever ki bizi." Alınmamıştı Mennan. sonra arkadaşına döndü: "Alınmadın değil mi? Biliyorsun.. oğlumuzun nişanına bile gelmedi. "Geldik ya işte. Semra Abla'yı da çok severim. tamam" diye azarladı. Allah Karen Hanım'dan razı olsun. "Çok iyi arkadaşlar da Mennan Abi'nin hanımı biraz sosyetiktir.

"Zor olmaz" dedi." Kadir'in mahcubiyeti hemencecik geçmişti.com Soncemre Platform ile „OKU“mak! www. nasıl kolayınıza geliyorsa" dedim ama kayıt cihazını çıkarmadım. yani yangının çıktığı salı günü otele niçin gitmiştiniz?" "iş için. Hepsi çoluk çocuğuyla beraber. Belki de titremelerini önlemek için ellerini dizlerinin üstünde birleştirdi.kelamdenizi. Mecit . içten bir insan. "Pazartesi günü bizim Zaim'in nişanı vardı. eğleniyorlar. dar alnındaki ka lın kaşları birbirine yaklaştı. Rahmetli Mecit ile Hüseyin. Keşke nişanı o günü yapmasaydık diyorum. "Olanları bir de sizden dinlemek isterim Kadir Bey. Tadilat yapıldığı dönemlerde sadece üç gün çalışırdık. "Biz. Şu yangın hakkında Miss Karen'ın sana soracakları var. Yüzü gölgelenmişti. Şansımı daha fazla zorlamanın âlemi yoktu.. alt katların temizlik işini yapardık. Nezihe Bacı.. "Buraya niye geldiğimizi biliyorsun." Salondan çıkan kadının arkasından gülümseyerek baktım. Yalnız ben başını sonunu toplayamam. ama yüzündeki endişe olduğu gibi yerinde duruyordu. iyi üniversite sınavına hazırlanıyor.com "Yok be alınır mıyım hiç? Ne kadar çok iyiliğini gördüm Nimet Yenge'nin. Onları görünce içim yanıyor. çarşamba ve cuma.www. gülümsemediğimi fark edince. "Olay günü. sözünü sakınmaz ama içinde kötülük yoktur. Videoya çekmişler. herkes hakkında hayırlısını düşünür. tek pazarları çalışmazdık. "Nimet Hanım'ı ben de çok sevdim." Elleri titremeye başlamıştı. rahmetli Mecit ile Hüseyin bir de Nezihe Bacı. "Kız ne yapıyor?" "Hülya mı? İyi. hepsi düğünde gülüyor." "Her gün mü gidiyordunuz?" "Otel açıkken altı gün gidiyorduk. Bu sene şeytanın bacağını kıracak inşallah. Yanlışı açığa vurulmuş gibi kızardı. Dikkatimi toplayarak sordum." Arkadaşının mutsuzluk içinde kıvrandığını gören Mennan: "Niye Kadir?" diye sordu." Bakışlarını kaçırdı. yani benim oğlanın" dedi bakışlarını kaçırarak. Dost düşman ayırmaz herkesi sever." "Tabii. "O gün bütün ekip nişana geldi. oynuyor. Öğrendiklerimi aklıma yazmakla yetinmeliydim. Biraz asabidir. "Zor olmayacaksa" dedim son derece yumuşak bir sesle.soncemre." Kadir'in sakin yüzünde bir dalgalanma oldu." Sözlerini tamamlarken göz ucuyla bana baktı. "Niye üzülüyorsun anlamadım?" "Anlamayacak ne var Mennan? Pazartesi çalışmaya gitseydik başımıza bu iş gelmeyecekti. "Pırlanta gibi bir insandır. artık konuya girmenin zamanının geldiğini anladı." Yeşil gözlerini bana çevirdi. pazartesi." "Biz derken kimler yani?" "Biz işte. en iyisi siz sorun ben anlatayım. birkaç saniyeliğine altdudağını çiğnedikten sonra cesaretini toplamış olarak döndü." Yanlış mı duymuştum acaba? "Ama bu defa salı günü gitmişsiniz" diye hatırlattım. Sağ eliyle arkadaşının dizine usulca vurdu. "Yav Kadir" dedi koltuğa yaslanarak. Eliyle televizyonu gösterdi. "Niye zor olsun. Çünkü Kadir'in ruh hali değişmeye başlamıştı.

Tazminatımı bile ödemediler. İrfan Bey. "Yapma Kadir. "Yani siz pazartesi günü işinizi yapmış olsaydınız." "Ne yalanı yav? Sen yalan söylemezsin ki. Bizim halaoğlu Veyis var ya. Hak Teala da bana bu cezayı verdi işte. "Müdür bakardı. O. 'Yarın gidiyorsunuz' değil mi. çarşamba günü boyacılar gelecekti. ne var bunda?" "Ama Serhad'a söylemedim.kelamdenizi. Tadilat işinin başına da Serhad'ı getirmiş." Mennan teselli etmek için arkadaşının omzuna dokundu.www.soncemre. salı .com Soncemre Platform ile „OKU“mak! www. Boşuna kendinle uğraşıyorsun. aklıma not ederek öteki soruya geçtim. 'Eğer nişanı pazartesi yaparsanız patron salon parasının yarısını alacak' dedi. Ama yetkili acentemizi suçlayacak zaman değildi. o yoksa yardımcısı Orhan Bey. ne olacak dedim.com ile Hüseyin de ölmeyecekti. Serhad'ın araması bile Allah'ın bir işaretiymiş. bu bilgi de önemliydi işte. "Önümüzdeki ay. Biz de pazartesi yaptık nişanı. yalan söyledim. Türkler." Mennan da benim gibi yanlış bir yan görmüyordu olanlarda. önemli bir ipucu yakalamış olabilirdik. "iyi yapmışsın. Kimse farkına varmaz. eşyaların üstünü örtecektik. olacakların önüne kimse geçemez. Vakit varken bu işten vazgeç diyormuş bana. onun da gözlerinde kuşku bulutları gezinmeye başlamıştı. senin bu işte bir suçun yok. bunları sorup öğrenmediği. Ben de 'gidiyoruz' diye yalan söyledim. yangından sonra işten çıkardılar. '"Siz bu otelde ne kadar zamandır çalışıyorsunuz?" Uysalca yanıtladı sorumu." "Onlar neredeydi?" "Ziya Bey izne yollamış. bir parça da utanç vardı. arkadaşını ikna etmeye uğraşırken benim aklım başka bir ayrıntıya takılmıştı. çarşıdaki düğün salonunda çalışıyor. "Yanlış düşünüyorsun Kadir. Pazartesi günleri kimse düğün yapmıyormuş. özellikle de erkekler konuşurken birbirlerine dokunmadan yapamıyorlardı galiba." İkonion Turizm zor durumda demek. biraz düşündükten sonra: "Yok" dedi iri kafasını sallayarak. Otelin tadilat işlerinden o sorumluydu. Üstelik Mecit ile Hüseyin'i kurtarmak için canını da tehlikeye attın. Şirketin durumu kötüymüş. Ama yangını sen çıkarmadın. Vazgeçmedim. Allah'ın takdiri de işte bu yangın oldu. Takdiri ilahi. Nezihe'yi alevlerin içinden çıkardın. "Kadir Bey" dedim merakla yüzüne bakarak. ha pazartesi gitmişiz. "Yalan söyledik. diye sordu. lakin söyledim. üç yıl olacaktı." Arkadaşının gereksiz yere kendini yiyip bitirmesi Mennan'ı sinirlendirmeye başlamıştı. bir abi gibi konuşuyordu. "Peki otel her tadilata girdiğinde Serhad mı sorumlu olurdu bu işten?" Hemen yanıtlamadı." Mennan'a baktım." "Dilim tutulsaydı da söylemeseydim Mennan. Ama biliyorsunuz. Hatta Serhad beni aradı. kendini boş yere suçlama. "Tadilat sırasında otelde başka insanlar oluyor muydu?" diye sordum. ha salı. paraya tamah ettim. Zaten temizlik de yapmayacaktık." İçten bir dost. raporunda belirtmediği için." "Ben de onu diyorum" diye pişmanlıkla mırıldandı Kadir. "Tamam yalan söylemekle kötü yapmışsın. Kaza işte. elden ne gelir?" Mennan.

Ama bir mesele daha var. ben de geri geri gitmeye çalışırken." "Peki Serhad sizi görünce şaşırdı mı?" Alnını kırıştırarak hatırlamaya çalıştı. "Yüzünü göremedim. İçerisi serin olmasına rağmen yine ter damlaları belirmeye başlamıştı alnında. olanların sizinle ilgisi yok" diyerek yatıştırmaya çalıştım.. "Galiba şaşırdı.kelamdenizi. geri geri gitmeye başladı. "Nezihe'yi Serhad'ın yanına bıraktıktan sonra mı?" "Bıraktıktan sonra. bir de onlann adamları. "Uzaylı gibi giyinmiş bir adam gördüm" diye çekinerek açıkladı." "Yüzünü görebildiniz mi? Neye benziyordu bu adam?" Alay etmediğimi anlayınca: "Başlığı vardı kafasında" diye söylendi hevesle. Her tarafı o elbisenin içindeydi." Bir şeyleri kaçırmaktan korkuyordum. "Eğer bize yardım ederseniz. 'Burada ne arıyorsunuz' gibi bir şeyler de söyledi ama onu dinleyecek halde değildim. yangını uzaylıların çıkardığını söylediğinizi iddia etti.." "Hayır. ikinci aşağıya inişimde.www. Mecit ile Hüseyin'i kurtarmam gerekiyordu. "Uzay kıyafeti dediğin itfaiyecilerin giydiği yangın elbisesine benziyor. Merdivenlerin altına geldiğimde bu uzaylı gibi giyinmiş adamla karşılaştım. Güvenlikçi ya bunlar." "Kadir. gerçek yavaş yavaş ortaya çıkıyordu işte. Ama onlar lobide olacaklardı.." Söylediklerinden son derece emindi Kadir. Böyle bir şey dediniz mi?" Yardım ister gibi Mennan'a baktı. Ne yalan söyleyeyim ondan korkmuştum." Gözleri nemlendi. "Araştırıyoruz" dedim sakin bir tavırla." İşte eksik bir parça daha ekleniyordu kafamda ağır ağır tamamlanmaya başlayan fotoğrafa.com günü otelde kimse bulunacak mıydı?" "Kimse olmayacaktı" diye dertli dertli söylendi. "İtfaiyeci benim başıma niye vursun? Adamların bana ne garezi var?" . aynı onun gibi giyinmişti. biri arkadan başıma vurdu. "Başka biri daha mı vardı?" "Vardı ya. arkadaşından fayda gelmeyeceğini anlayınca. alüminyum gibi elbisesi vardı. Dumanların arasından çıktı." "Ne zaman gördünüz bu adamı?" "Nezihe'yi çıkardıktan sonra." Yüzündeki keder birden kuşkuya dönüştü.. Mecit ile Hüseyin aşağıdaydı.soncemre.com Soncemre Platform ile „OKU“mak! www. Ellerimden ayaklarımdan tutmuş beni götürmeye çalışıyorlardı. Ziya Bey. "Sebep olduk Mecit ile Hüseyin'e. Aşağısı çok sıcaktı. otelde bulunmaları lazım. sözünü kestim. "Hatta yangının çıkış sebebi düşündüğüm gibiyse sizin hiçbir suçunuz yok. Ama beni görünce ürktü." Evet. duman gözlerimi yakıyordu. "Sonra aşağıya mı indiniz?" "Öyle yaptım. yani yangında kimse ölmeyecekti. "Belki Serhad ile kankası Kel Cavit. "Kimin suçu var? Yoksa biri mi çıkarmış yangını?" Mennan'ın gözleri de Kadir'inkiler gibi üzerimde toplanmıştı. Ayılırken gördüm ikisini de. itfaiyeci olmasın bu gördüğün adamlar?" diye kendi kafasındaki ihtimali dile getirdi Mennan. gerçeği çok daha çabuk ortaya çıkartırız. "Parlak.

"Ama önce sen konuşmayı öğren." Düşündüklerimi onunla paylaşmanın tam sırasıydı. "Hem senin ne işin var burda. Yalan söylemediğini biliyoruz. "Doktorlara öyle demedin mi Kadir?" diye yaklaştı. ama bağırdığı Mennan'a değil de bana baktı." dedi Kadir sinirlenerek.com "Yav vurmamıştır da. "Kusura bakmayın Karen Hanım" dedi boğuk bir sesle. İtfaiyeci filan da yoktu ortalıkta. önce Mennan ardından Nimet en son Kadir de katıldı bana. bir süre daha öfkeyle süzdü kocasını. Allah şahidimdir yalan hiç yok. Git çayına bak." "Yok. "Başınıza öyle vursalardı." "Söylediklerimde tek bir yanlış yok. "Ama ben ne dediğimi biliyorum. öyle zannetmişsindir." Kendimi tutamayarak gülmeye başladım. gördüğü halüsünasyonlan gerçek diye anlattığını düşünüyordu. şansınız varmış. .com Soncemre Platform ile „OKU“mak! www. biri de başıma vurdu." Mennan üzgün gözlerle süzüyordu Kadir'i." Arkadaşına kırılmış olmalı ki bana bakarak açıklamaya başladı." Hemen gitmedi Nimet. "İnsan misafirine bağırır mı?" Kadir de en az Nimet kadar sinirlenmişti." "Kalas malas düşmedi benim başıma" diye isyan etti Kadir. Arkadaşının hâlâ kendine gelemediğini. ne zaman bu kadar yakınımıza kadar gelmişti? Konuşmanın heyecanından hiçbirimiz fark edememiştik. Elindeki tabakları sehpanın üzerine bırakmış.. İtfaiyeci filan değil. "Ben ne söylediğimi biliyorum Karen Hanım.soncemre. sonra belki de biz burada olduğumuz için uzatmak istemedi. tövbe tövbe Allah'ı bile gördüm derdiniz. Ben o acayip kıyafetli adamı. orada acayip kıyafetli iki tane adam vardı." "He öyle söyledi" diyerek Nimet de katıldı tartışmaya. aklım yerindeyken gördüm. "Kafasında uzun çubuklar olan bir adamın çamaşırhaneye girdiğini. Bu yangından sonra bir daha da hiç söylemem zaten. siz bırak uzaylıları. korktun. "Mennan Bey de inanıyor. Başıma vurulmadan önce neler olup bittiğini çok iyi hatırlıyorum. doktor.. "Yalan söylemediğini biliyoruz Kadir. ütüleri fişe soktuğunu söylemedin mi?" Karısına bir de seninle uğraşacağız şimdi der gibi baktıktan sonra: "Dedim" diyerek itiraf etti.www. Ellerinde kek. o kadar saçmalamak olacak artık. Zaten başıma vurmasalar. 'kafasına fena darbe almış. Yav vicdansız kadın. Mecit ile Hüseyin'i kurtarırdım. Ne zaman salona girmişti bu kadın. "Bağırmıyom be!" diye çemkirdi. Gülmek bulaşıcıydı. Sonra da biri kafama vurdu işte. kuru pasta dolu iki tabakla birkaç adım ötemizde durmuş bize bakıyordu. sen duman yuttun. îlk ciddileşen Mennan oldu. "Mennan niye anlamıyorsun? Başıma vurdular diyorum yav." Kadir de utanmıştı yaptığından. ama hastanede yangını uzaylılar çıkardı demişsin.kelamdenizi. öfkeyle Kadir'e bakıyordu. "Ben çayıma bakarım" dedi mutfağa yönelirken. şu meseleyi bir daha düşün. Ben o herifi gerçekten gördüm.. Tamam mı?" "Ne böğrüyon be" diye azarladı kocasını Nimet.. "Şimdi Kadir. ama eksik ya da yanlış bir şey kalmasın diye bu kadar çok soruyoruz." "Size inanıyorum" dedim sakin bir ses tonuyla. "ben öyle zannetmedim. görmüyor musun konuşuyoruz daha. Hani daha önce başıma kalas düşmüştü dedin ya. adamcağız ölümden dönmüş' demedi mi? Kafamıza yemişiz sopayı.

Tamam. kafası karışmıştı. "Yeter artık topla dilini. diyelim ki siz o tuhaf giysili adamı gerçekten de gördünüz. Gözünüzü açtığınızda aynı giysilerden giymiş iki kişi sizi dışarı taşıyorlardı." 28 "Buraya noksan gelen tamamlanır. hatta korktu geri geri gitti. sabotaj olabileceğini kabul etmeye hâlâ hazır değildi Mennan. Onları da tamamlamak istedim. "Onları da gördüm. Sonra başka biri arkadan gelerek başınıza vurdu. Lakin ilk gördüğüm hayal filan değildi." Başını hafifçe geri atarak düşündü. o zaman şöyle diyebiliriz. O sebepten çok ısrar etmiyorum. misafirleri açlıktan öldüreceksin Goca Kadir." Yangının. ama başıma vurulduktan sonra. Çünkü adama yalan söylemiştik. Ama eksik olan birkaç parça vardı. "Başıma vuran da.com "Peki. İlk gördüğünüz kişi yangın giysileri giymiş kundakçıydı." Başını sallayarak beni onayladı. "sonradan gördüğün o kişilerden emin değil misin?" Duraksadı Kadir. Bayıldınız. "Daha bitmedi mi diyeceğin?" Doğrudan kocasının gözlerinin içine bakarak konuşuyordu. hastaneye götürdüler.kelamdenizi." "O kişi sizin orada olmayacağınızı düşünüyordu. Isınmış metalle plastiğin ağır kokusu sinmişti her yere." Saatlerdir güneşin altında bizi bekleyen arabanın içi cayır cayır yanıyordu." "Güzel. ne de o içimi kaldıran pis kokudan." Ben öğreneceğimi öğrenmiştim.. O yüzden karşısında sizi görünce çok şaşırdı. . Onları da ilk gördüğünüz kişiler sandınız. aynen böyle oldu işte. Çünkü temizlik işinin bir gün önce yani pazartesi günü yapılması gerekiyordu. yangın çıkaran kişi. "Ama ilk gördüğüm adam gerçekti" diye mırıldandı. "Ya sonrakiler" diye hatırlattı. "Sizin. "Tamam. belki de hayal görmüş olabilirim.com Soncemre Platform ile „OKU“mak! www. Sizi yangın yerinden çıkardılar. "Hah. arkadan gelip başınıza vurdu. Bir ara kendinize gelir gibi oldunuz.soncemre. Kendinizden geçtiniz." Anlamaya çalışıyordu. Biz arkadaki servis kapısından girdik otele. yani temizlik ekibinin otele girdiğini kimse gördü mü? Serhad'la ya da Cavit'le karşılaştınız mı?" "Karşılaşmadık. otel yangınına dair kafamdaki fotoğraf nerdeyse belirginleşmişti. ama belki de kafasındaki gerçek-le yüzleşmeye hazır olmadığı için soru sormak islemiyordu.www. Oysa onlar sizi kurtarmaya gelen itfaiyecilerdi. Soğuk hava arabanın içinde dolaşmaya başlayınca ne boğucu sıcaktan eser kaldı. Serhad bizden birini fark etmesin diye kimseyi lobiye de bırakmadım." Mennan'ın da aklı karışmıştı. Yani yangını çıkaran kişi. Sa londaki sessizliği elinde çaydanlıkla içeri giren Nimet bozdu. O sırada arkadaşı da sizi fark etmişti.. Mennan klimayı açana kadar ben de onun gibi ter içinde kalmıştım. sizi taşıyan acayip giysili iki kişi gördünüz. gözleriniz aralandı.

Eğer bebeği aldırırsam. yasak savmak için: "Bana mesaj var mı?" diye sordum. Mennan'dan kurtulmak imkânsızdı. Şu anda çözmem gereken daha önemli sorunlarım vardı. Hamilelikte ne kadar sürerdi acaba bu bulantı dönemi? Dokuz ay boyunca devam etmeyeceğini biliyordum ama kaçıncı ayda sona ereceğini bilmiyordum. illa sizi otelin kapısında indireceğim" diye ısrar edince. sorun yok o zaman. Dönüp kapıya baktım. hala solgun görünüyordu. babamın kadim şeyhi Mevlânâ'nın türbesini neden ziyaret etmiyordum ki? Ama yeniden Şems konusunu açmasını istemediğimden. İzzet Amca'yla buluşmamıza iki saat var. Onunla konuşma ayrıcalığına her zaman erişemiyor insan. bu kadar sıkışmasına hiç gerek yoktu. önerisini onaylamış gibi göründüm. beni otele bırakırsanız iyi olur.." "Saat üçe doğru sizi otelin önünden alsam?" "Ama gelmeden önce beni ararsanız iyi olur. En iyisi bu konuyu hiç düşünmemekti. Mennan'ın ofisine gitmek de içimden gelmiyordu. "İzzet Amca hikmet sahibi bir insandır. tabii yoktu." Üzüldüm durumuna.com Soncemre Platform ile „OKU“mak! www. ama gece boyunca çok az uyumuş olmama rağmen şu anda gözlerimde uykunun kırıntısı yoktu.kelamdenizi. "Sizce sakıncası yoksa. Üstelik onun yanında İzzet Efendi'yle babam hakkında konuşmayı da pek istemiyordum. Ağzımı çalkaladım.." Fena fikir değildi. bankaya gidilecek. Karnımdaki bebek beni unutma diye kesin bir dille uyarıyordu. akşamki meraklı görevli ortalıklarda yoktu. "Olmaz. Ama otele girişte de aynı sorunu yaşamaktan kurtulamadım. İzzet Efendi'yle sohbet edeceğiz sadece. Mennan'ın arabası çoktan gitmişti. ensemi. Sizi bekletmek istemem.www. "İyi." "Doğru olanı yapıyorsunuz Miss Karen. Mademki vaktim vardı. İki müşteriyle görüşülecek. ." Dikiz aynasından beni süzen yeşil gözlerinin yorgunluğu anında silindi. Bizim nazik Mennan." Aslında türbeye gittiğimi anlamaması için kendimce önlem alıyordum. Yeniden yüzüme baktım. rüyalarımın ilginç kahramanı "Şems Hazretleri"nin gönül dostu. Üstelik bunlar iki saat içinde yapılacak. yapmam gereken o kadar çok iş var ki. "İkonion Turizm'e gelmeseniz de olur. Gönül rahatlığıyla çıkışa yürüyecektim ki güçlü bir bulantı hissettim. Ama aldırırsam. Onun yerine bakan kıza. Belki biraz dinlenmek istersiniz. işle ilgili değil. poliçeler imzalanacak. Sahi ne yapacaktım bu bebeği? Aynadaki yüzüme baktım. daha da kötüsü ben de gelirim demesinden çekindiğimden Mevlânâ Tür-besi'ne gideceğimi Mennan'dan gizleyerek. Bereket. benzim sararmıştı." Sanki bana özenir gibiydi. Galiba en doğrusu Ka-dir'in söylediğini yapmaktı.com "Otele mi bırakayım sizi Miss Karen?" diye sordu terini kâğıt mendille kurularken. Biraz çıkarınca rahatladım. mecburen lobiye girmek zorunda kaldım. "Haklısınız. "Saat daha bir. "Aslında fırsatını bulup bir yarım saat ben de gözlerimi kapasam iyi olacak ama nerede. hafif bir makyaj iyi olacaktı. Ardı ardına gelen öğürtü dalgasıyla bedenim sarsılmaya başladı. Gözlerimde yorgun bir ifade vardı. Elimi ağzıma tutarak kendimi lavaboya zor attım. onunla birlikte bulantılar da yok olacaktı. şakaklarımı soğuk suyla ıslattım." Anlaşılmıştı.. Görüşme. yanınızda olmak isterim" dedi hevesle..soncemre.

Farsça mı?" Anlayışlı bir öğretmen gibi sabırla açıkladı Angelina. Yüzüğü çıkardım. O tuhaf yüzük de paralarla birlikte zarfın içindeydi. Ama metnin orjinali Farsça olmalı. şu kırmızı olanı. Yeniden parmağıma taksam? Ya yine kanarsa? O kadar da şık görünüyor ki. dizeleri göstererek sordu: "Yazı Türkçe mi. ya göründüğün gibi ol. dertop olmuş bir ermişti resimdeki kişi. üzerinde Rumi'nin resmi olan posterde diyorum. Çeviriyi bitirince huzurlu bir gülümseme belirdi dudaklarında. Önümde on kişilik bir turist grubu vardı.com Çantamı açtım." Angelina hiç yüksünmeden gözlerini kısarak afişe döndü. parmaklarımla sertçe ov-dum. Ama şiirden çok özdeyişleri andırıyordu bu cümleler. daha önce de okumuştuk Rumi'nin bu sözlerini. sağ avucuma koyarak ışığa doğru tuttum. Belli ki ilk kez karşılaşmıyordu bu sözcüklerle."İşte bunu." Bu kez saçları kısacık kesilmiş. dayanamadım yüzüğü yeniden parmağıma geçirdim.kelamdenizi. Şems'in yanında gördüğüm Muhammed Celaleddin'den oldukça farklıydı afişteki adam. "Bunlardan hangisini vereceğiz görevliye?" Angelina vermesi gereken banknotu adamın elinden nazikçe çekerek gruptakilere gösterdi. Sanırım bu küçük grubun bir tür dinsel . gümüş halkasındaki incecik işlemeler büyük bir ustalığı gizliyordu. bunlar İngiltere'den gelen vatandaşlarımdı. Aralarında hiç genç yoktu. hem de "Quens" îngilizcesi. cömertlikte akarsu gibi ol / Tevazuda. mavi gözleri yaşam dolu bir kadın onlara rehberlik ediyordu. Elinde işlemeli baston tutan. şu işte. Yaşlı.com Soncemre Platform ile „OKU“mak! www. Hayır. rujumu çıkaracaktım ki Komiser Zeynep'ten aldığım zarfı gördüm. Ya olduğun gibi görün / Ya göründüğün gibi ol / Şefkatte. "Angelina. yaklaşınca İngilizce konuştuklarını fark ettim. Elimde de çok güzel duruyordu. kahverengi ile kızıl arasındaki taşında insanın ilgisiz kalamadığı bir derinlik vardı. şeyhi için Yahudi mahallesine giderek şarap alabilecek birine hiç ama hiç benzemiyordu. Ama neden boyasını akıtmıştı? Yüzüğün taşını musluğun altına tutarak suyla yıkamaya başladım. "Türkçe. Evet. Bu nur yüzlü derviş.soncemre. ne yüzündeki heyecan. gişede küçük bir bilet kuyruğu oluşturmuşlardı. Gerçekten güzel bir yüzüktü. bir leke bile oluşmamıştı lavabonun bej rengi zemininde. "Hatırladınız mı. Dudaklarıma hafif bir ruj sürerek. mahviyette toprak gibi ol / Hoşgörüde deniz gibi ol / Öfkede. Elinde kâğıt Türk paraları tutuyordu. şurada ne yazıyor? Evet. Sultan Selim Camii ile küçük bir parkın arasından geçip türbenin kemerli dış kapısına ulaştım. bu kadar doğru çeviremezdi. Resmin hemen yanında şiir biçiminde alt alta sıralanan sözcükler yer alıyordu. gümüş rengi saçları omuzuna düşen. Onunla birlikte ben de Mevlânâ'nın resmine dönmüştüm. Ne rüyalarımdaki Mevlânâ'nın gözlerindeki ateş vardı bakışlarında. şık giyimli top sakallı bir adam." Gruptakiler başlarını sallayarak onayladılar onu.www. Fars alfabesi farklıdır. merhamette güneş gibi ol / Ayıpları örtmekte gece gibi ol / Keremde. ucuz bir yüzük değildi bu. Kadın Türk müydü? "Hey Angelina" diye seslenen saçsız bir adam yanıtlamış oldu sorumu. asabiyette ölü gibi ol / Ya olduğun gibi görün." Angelina sadece bir rehber değildi galiba. yoksa bu kadar hızlı. Bel ki de bir kez daha denemek istiyordum. sıcaktan yanakları al al olmuş şişmanca bir kadın eliyle duvardaki afişi gösterdi. Rumi şiirlerini Fars dilinde kaleme aldırırdı. Angelina hiç duraksamadan çevirmeye başladı. hayır bırakın boyasının akmasını. Bunu tümüyle unutmuştum. çantamı toplayıp çıktım. Teni güneşten yanmış.

'Küstahan Kapısı' ve 'Hamüşan Kapısı'. Onlar. sanki ilkokul çocukları gibi biletlerini havaya kaldırdılar. "Tamam mıyız. Gişedeki ince bıyıklı. Çelebi Kapısı bu evlerin bulunduğu yöne bakan kapıdır. durmuş oturmuş insanlardı. Çelebiyan Kapısı adını Rumi'nin soyundan almaktadır. Angelina. Oysa ben ondan etkilenenlerin sadece Müslüman mistikler ya da annem gibi bir zamanın isyancı hippileri veya marjinal kişiler olduklarını sanırdım. Mevlânâ Celaleddin'in babası Sultanü'l-Ulema Bahaeddin Veled yaşama gözlerini yumunca. sanki gerçekten de kokularını duymuş." Bu kadar ayrıntıyı bildirine göre Angelina kesinlikle bu grubun ruhani önderiydi.kelamdenizi. Angelina durumdan memnun eliyle geçiş turnikelerini gösterdi. 'Sultanü'l-Ulema Hazretleri'nin mezarının üzerine bir türbe yaptırmak istiyoruz' diyerek izin istediler. ayrıca ikişer üçer kişilik küçük gruplar halinde dolaşan Türkiyeli ziyaretçiler. zemini beyaz mermerlerle kaplı bahçe oldukça kalabalıktı. Babasının ölümünün ardından onu sevenler Rumi'nin huzuruna vardılar. Rumi'nin erkek tarafından gelme erkek evlatlarına 'Çelebi'. Rumi bu kişilere teşekkür ettikten sonra şöyle dedi: 'A dostlar. Tuhaf. Mevlevilikte mezarlığa Hamüşan yani suskunlar mekânı denir. Yer yer ikili üçlü mezarların bulunduğu. kimse görmesin diye akşam namazından sonra karanlık çökünce çıkarlarmış bu kapıdan. "Her yanda renkleri gözlerinizi alan kırmızı. Ayrıca bunun gibi üç kapı daha var. renklerini görmüş gibi hayranlık belirten bir ses yükseldi. Baksanıza kadın çeviri yapabilecek kadar iyi biliyordu Türkçeyi.com önderiydi. Şu anda da grubuna kutsal bir gezi yaptırıyor olmalıydı." Vatandaşlarımın hepsi başını çevirip türbeye baktı. sarı. rüzgârın üzerinize savurduğu mis gibi kokuyu içinize çekin. ekibinin duyarlılığından memnundu. Gördüğünüz gibi müzenin ana girişi olan bu kapıdan bir zamanlar dervişler girdikleri için bu adı almıştır." Kalabalıktan. "Buranın adı Dervişan Kapısı'dır. "Evet. Muhtemelen Farsçada çalışmıştır. pembe. Grubun en arka sırasında yer alan iriyarı. "Şimdi bu türbenin bulunduğu alanı bir gül bahçesi olarak düşünün.www. öteki Japon iki turist topluluğu daha vardı.soncemre. kızıl saçlı adamın da biletini aldığını gören Angelina. yedi yüz küsur yıl önce burası Selçuklu Sarayı'nın gül bahçesiydi.com Soncemre Platform ile „OKU“mak! www. dergâhtan uzaklaştırıldıklarında. 'Küstahan Kapısı' ardı ardına yanlışlar yapan. Ama aradan yıllar geçip. Ama önce kısa bir bilgi vermek istiyorum. Biraz peşlerine takılsam iyi olacaktı. yavrularının kaybolmasından korkan anaç bir tavuk gibi ilgiyle çevresine bakındı. 'Çelebiyan Kapısı'. Bu yüzden o kapının adı Hamüşan olarak anılmaktadır." Eliyle kapıyı gösterdi. Oysa karşımdakiler ingiliz orta sınıfına mensup. beyaz güller. Belki ben de bilgilerinden yararlanabilirdim. Bahçenin kalabalık olması işime yaramıştı. Hamüşan Kapısı ise bu sabah gezdiğimiz bin yıllık Üçler Mezarlığı'na bakar. Muhammed Celaleddin . herkes aldı mı biletini?" İngiliz yaşlılar grubu. genç görevli biletimi uzatırken onlar çoktan bahçedeki tarihi şadırvanın önünde yerlerini almışlardı. Gişedeki görevliden tek kişilik bilet isteyinceye kadar hızla geçti bu fırsatçı düşünce aklımdan. ingiliz gruptaki irlanda kökenli olduğunu tahmin ettiğim iriyarı. Anadolu güneşinin yakıcı sıcağına aldırmadan sabırla Angelina'nın yapacağı açıklamaları bekleyen bizim ingilizlerin dışında tespit edebildiğim kadarıyla biri Alman. hanım tarafından gelme evlatlarına da 'Ühas Çelebi' denilmektedir. söyleyin gökkubbeden daha iyi bir türbe var mıdır?' Bu sözler üzerine dostları tekliflerini geri çektiler. Rumi hâlâ Batılıları etkilemeyi sürdürüyordu demek. "Şimdi bu kapıdan bahçeye gireceğiz. bu gül bahçesine defnedildi. Rumi'nin bu türbeye defnedilmesinin ardından aile bu çevrede konaklar. kızıl saçlı adamın arkasına gizlenerek Angelina'yı dinlemeye başladım. kendini düzeltmek için çaba göstermeyen dervişler için yapılmıştır. evler almıştır.

art arda sıralanan üzerleri atlas kumaşlarla örtülmüş sandukalar oldu. dört fil ayağına benzeyen dört kalın sütun üzerine Tebrizli Mimar Bedrettin tarafından inşa edildi. ister ateşe . Rumi'nin ve Şems'in yüzünde de aynı ifadeyi görmüş. O tarihten sonra Rumi'nin ailesi ve çevresindeki dostları bu türbeye defnedildi. "Yani burası büyülü bir yer mi? Bu ışıklı mekân eksiklerimizi mi giderecek?" Güldü Angelina.. Yani bir kez bu mekâna girince. sandukaların yanlarındaki şamdanlar. Geniş salonda ilk gözüme çarpan iki tarafta yan yana. kendimi bir masal âleminde sanmıştım. 'Buraya gelen' derken türbeyi ziyaret edenlerden söz etmiyor. çile doldurmak. türbede yatan kutsal ölüler bir mucize gerçekleştirerek. Tavandan sarkan avizeler. Usulca yanlarına yaklaştım..soncemre. Gümüş kapının üzerindeki elyazması metni. 'Dergâha gelenlerden. sizleri birer kâmil insan haline getirecek demiyor. Yeni bir soruyla karşılaşmayan Angelina gümüş kapıdan geçerek türbenin içine yürüdü. ne dediğini anlamadığım şiirler. kâmil insan. Şems'ten duyduğum sözleri dile getirmişti Angelina. Şah Nesim'den ve rüyalarımdaki Ru-mi'den. üzerlerinde beyazlı yeşilli sarıkların bulunduğu yüze yakın sandukasıyla küçük bir mezarlığı andıran bu ışıklı mekânı gördüğümde hiç korkmamıştım." "Noksan gelen tamamlanır.." Türbenin kapısına yaklaşınca kalabalık yoğunlaşmaya başladı. bu da zaman alıyor. babasının mezarı üzerine türbe yapılmasına razı oldu. Şah Nesim'in. Türbeye girince altın rengi ışık iyice süzüldü. Duvarlarda babamın yazmaya çalıştığı Arapça ve Farsça sözcüklerin en mükemmel örnekleri sergileniyordu. "Anlamının derinliği kadar biçimiyle de gönüllerde haklı bir yer eden bu benzersiz güzellikteki yazı. "Molla Cami adındaki iranlı ulema. babamın. gümüş bir kapının önünde toplamıştı. Gel. ilk gelişimden bu yana geçen onlarca yıl içinde hiç değişmemiş. Küçük bir kızken mezarlıklardan çok korkmama rağmen. koyulaştı. sandukaları kaplayan atlas kumaşlarda altın simlerle işlenmiş türlü çeşit çiçekler. ünlü hattatlardan Yesarizade Mustafa İzzet Efendi'nin kaleminden çıkmış. Angelina grubunu az ilerde. belki de sonsuza kadar değişmeden hüküm sürecek o etkileyici. Neden sonra türbenin kapısından içeri girdiğimde. babamın anlattığı hikâyelerin yaşandığı Doğu saraylarından birinin en görkemli salonunda. Sarı bir ışıkla aydınlanan. gel. Ama ben de tıpkı top sakallı yaşlı adam gibi hala anlamını kavrayamamıştım bu sözlerin. "Öncelikle şunu açıklığa kavuşturalım" diyerek arkadaşının kafasındaki karışıklığı gidermeye çalıştı Angelina. Bu ifadeyi çok iyi tanıyordum. aynı anlamı okumuştum. hak derdinin taşıyıcısı.com Soncemre Platform ile „OKU“mak! www. eskimiş kumaş.. bal rengine dönüştü. Büyük Rumi'nin türbesini yakından görelim. "Bu sözler Molla Cami'ye ait" dedi sadece çevresindekilerin duyabileceği kadar yavaş bir sesle. / Buraya noksan gelen tamamlanır. Meraklı arkadaşlarıyla birlikte ben de takıldım peşine. evet. çünkü ziyaretçiler ayaklanna plastik galoş takmak zorundaydılar.kelamdenizi. kahverengi. hakikat. sanki duvarları altından bir odaya girdim.www. ne demek?" diye sordu elinde bastonu olan top sakallı adam. babam beni buraya getirmişti. O zaman hatırladım. toprak ve ahşap kokusuyla birlikle derinlerden gelen bir ney sesi karşıladı beni. oğlu Sultan Veled. Evet. Angelina'mn okuduğu dizeler pekiştirdi hissettiklerimi. kapı önünde birikmelere yol açıyordu. ilahi aşkın yorulmaz yolcusu olmak gerek. anlamını bilmediğim Kuran ayetleri. Çile doldurmak. Daha önceleri babamdan. ama hiç de küçümser gibi bir hali yoktu. büyük sırrı kulaklarınıza fısıldayacak.com Rumi de 1273 yılında ölünce. yani hakikati arayan âşıklardan söz ediyor. türbeyi taşıyan dört fil ayağı sütunun üzerinde halı gibi işlenmiş kırmızı. O karmaşada geride kaldım. Kâmil insan olmak o kadar kolay değil. Böylece "Kubbe-i Hadra" yani "Yeşil Kubbe" olarak adlandırılan türbe. Sorulan soru ne kadar saçma gelse de ciddiye alıp açıklamak gerektiğini düşünen insanların sakin ve sabırlı tavrı vardı hepsinde. sarı renkli desenler. ilahi aşk. Bu makam âşıkların kâbesidir." Büyük sır. Bırakın korkmayı. ne olursan ol yine gel / îster kâfir ol. mistik atmosfer. arkadaşlarının anlayabileceği hale getiriyordu Angelina. şimdi içeri girelim. bu büyüleyici ortamı tamamlayan ilginç harfler.

"Bu sandukalar Mevlânâ Celaleddin Rumi ile oğlu Sultan Veled'e aittir. Mevlânâ Celaleddin Rumi'nin sandukasıydı.com tap. gözlerinde kendi kendine yeten insanların güveniyle: "Senin söylediğin yerlere takılmadım ben" diye mırıldandı. hangi dinden olursa olsun bütün insanları birleştirecek ortak paydadır. hâlâ kırmızı yanaklarında taşıyan kısa saçlı tombul teyze benim gibi düşünmüyor olacak ki: "Kâfir sözünü beğenmedim" diye cesaretle dile getirdi görüşlerini. Bu sandukaları 1565 yılında Muhteşem Süleyman yaptırmış.kelamdenizi. kitapların sergilendiği salonu gösterdi. başı dik. ister puta / Ne olursan ol. Sağ eliyle. "Bu sandukanın altında ise Mevlânâ'nın babası Sultanü'1-Ulema Bahaeddin Veled yatmaktadır. Kaç kez işittim bu şiiri babamdan. Ötekinin mezarı neredeydi acaba? Adı Alaeddin olanın. Angelina salonun sağ köşesine gelince yüzünü bize dönerek durdu. yine gel / îster yüz kere tövbe etmiş ol / îster yüz kere bozmuş ol tövbeni / Ümitsizlik kapısı değil bu kapı / Gel ne olursan ol yine gel. "Kâfir derken belki kendi inancından olmayan kişileri kastediyor. Ama içerinin serinliğine rağmen dışarıdaki sıcağın izlerini." Siyah gözlerindeki kuşku bulutları dağılmamıştı tombul teyzenin. Gel dediği yer neresi? Rumi'nin kendi inancı mı? Ya ben Tanrıtanımazlığımla gelirsem. Dikkat edersen bu sözlerde dayatma yok. "Şöyle Semahane bölümüne geçelim. yani inan-cımı değiştirmeden gelmeye kalkarsam." Arka taraftaki görkemli ahşap sandukalardan birini gösterdi.. "Kim o kâfir. puta tapanı küçümseyen bir yan var bu şiirde. Hiç hoş değil. yoksa dini inancı olmayan kişiler mi? Ateşe tapanı. neden yaşamındaki en önemli insan başka bir türbede yatıyor?" Grubun en aykırı üyesi olan bu tombul teyzeyi sevmeye başlamıştım. Şems'in karşısında bir genç kız gibi utanç içinde ürperen saygılı çocuk. sim işlemeli atlas kumaşla örtülü iki sandukayı gösterdi. kaç kez ezberlemeye çalıştım. "Rumi en güzel şiirlerini ona yazmış. ama Angelina daha fazla açıklama yapmaya gerek duymadan salonun sonuna doğru yürüdü." Mavi gözlerine yansıyan altın sarısı ışıklar tuhaf bir gizem katmıştı yüzüne." Gruptakilerin bu söylenceye itiraz edeceklerini düşündüm.com Soncemre Platform ile „OKU“mak! www. Çok eski. Ve hep birlikte biz de peşi sıra sürüklendik. üzerinde iki sarık bulunan." Sultan Veled şu asi olmayan büyük oğuldu. Ve oğlunun geldiğini hisseden baba Sultanü'l-Ulema Bahaeddin Veled. 'Benim dinim aşktır' der Rumi. O aşk. Hani şu Kimya'nın peşinden ayrılmadığı deli dolu gencinki? "Atlas kumaşların altında iki mermer sanduka var." .soncemre.www. çok bildik bir duanın hiçbir zaman unutulmayacak sözleri gibiydi bu dizeler. Yahudiler mi. bana yine yer var mı bu hoşgörü kabesinde?" Angelina'nın dinginliği hiç etkilemedi bu sözler. ama onları aşağılamak yerine kendi sofrasına çağınyor. Büyük bir merakla Angelina'nın söyleyeceklerini dinlemeye ha-zırlandım ama grubun lideri sanki soruyu duymamış gibi: "Başkaları da burayı görmek isliyorlar" diyerek eliyle öteki taral'laki eşyaların. orada daha rahat konuşuruz. Şimdi dinlediğimde bile beni etkiliyor. Benim daha önce düşündüğüm soruları dile getiriyordu. Rumi vefat edince. onu defnetmek için babasının yanına getirdiler. Hıristiyanlar mı. benim düşüncemi kabul edeceksin de yok. "Aslında bu ahşap sanduka. yapmadılar ama az önceki sorularına doyurucu yanıtlar alamayan tombul teyze: "Neden Şems-i Tebrizi'nin mezarı Rumi'nin yanında değil?" diye sordu merakla. büyük bir saygıyla mezarında doğrularak onu selamladı..

gözüne uyku girmemiş. göklere çıkarmaya başladı. her yerde. Ama Şemsle karşılaşmasının ardından bunları bıraktı. Herkes görüşünü açıklamış. Ne yalan söyleyeyim aslında ben de onun gibi düşünüyordum. Biliyorsunuz. "Şurası bir gerçek ki. şiir okumaya. âdeta kutsal kişisi olan Mevlânâ Celaleddin Rumi'yi ellerinden alıyor. Şems gibi güçlü bir dervişin. Hani otelden çıkınca önünden geçtiğimiz Karatay Medresesi var ya. Hayır. kin beslemeye başlamışlar. "Nasıl sevilsin ki. Sıra Rumi'ye gelince: 'Bilginlerin başköşesi. oruç tutar. şehir halkının duymaya hazır olmadıkları konuları dile getirmeye merak sardı. Benim tanıdığım Şems öyle kuru gürültüye pabuç bırakacak biri değildi. Mevlânâ gönül yoldaşının gittiğini öğrenince çılgına dönmüş. şimdi beni uzaklaştıracak.kelamdenizi. bazıları ahlaksızlıkla suçlamış. camide vaaz. kimileri ise açıkça öldürmekten söz etmiş. medresede ders verirdi. Kimileri bu kara giysiler içindeki meczubu şehrimizden atalım demiş. "Bilmek zor tabii. İçinde elyazması bir Mesnevi'nin bulunduğu tenha bir köşedeki vitrinin önünde bizi toplayan Angelina. "Belki de Rumi'yi korumak istiyordu" diye belirsiz bir yanıt verdi Angelina. Şemsle karşılaşmadan önce önemli bir mutasavvıftı. cam vitrinlerin içinde muhtemelen Mevlânâ'nın ve yakınlarının eşyalarının sergilendiği Semahane'ye geçtik. yemeden içmeden kesilmiş. aşktan bahsetmeye. "Peki davete katılan öteki insanlar ne demiş bu duruma?" Soruyu soran kızıl saçlı adamdı. Onu ilgiyle dinleyen bu kadın da kimdi? Kahretsin diye geçirdim içimden. kimileri onu korkutmayı denemiş. Namaz kılar. Mevlânâ Celaleddin'le karşılaşmalarının üzerinden bir buçuk yıl bile geçmeden bir gece kimseye haber vermeden sessizce Konya'yı terk etmek zorunda kalmış. büyücü olduğunu söyleyenler bile çıkmış.com Soncemre Platform ile „OKU“mak! www. ariflerin başköşesi.com Artık kendimi grubun bir parçası saydığımdan hiç çekinmeden onlarla birlikte. bakışlarını yeniden tombul arkadaşına çevirerek anlatmayı sürdürdü. sevimli teyzenin sorusunu yanıtlamaya başladı. herkesin içinde överek. Rüyalarımda gördüğüm Mevlâ-nâ. bir . sanatçıları. devletin ileri gelenlerini çağırarak büyük bir şölen vermiş.www. yapmadı. Kim olduğunu bilmedikleri bu gezgin dervişi. Kesin olan bir şey varsa o da Şems'in Konya'dan ayrıldığı. Şems ise büyük bir engin gönüllükle kapıda ayakkabıların konulduğu yere çökmüş. onu gönül arkadaşından kopartarak sofranın üst tarafına oturtmuşlar. onların büyük uleması. evin herhangi bir köşesidir. bazıları Moğol ajanı olduğunu ileri sürmüş. işte orayı yaptıran Selçuklu Veziri Celaleddin Karatay bir gece konağında bilginleri. Bütün bunlar yetmezmiş gibi Şems-i Tebrizi'yi her fırsatta. Şems-i Tebrizi o dönemin Konya halkı tarafından pek sevilmezmiş. âşıkların mezhebinde ise başköşe dostun kucağıdır' diyerek kalkıp Şems-i Tebrizi'nin bulunduğu kapı girişine oturmuş." Angelina'yı dinlerken anlattığı öykünün gerçek olabileceğini düşünmekten kendimi alamadım. bir gün ansızın ortaya çıkan bu Tebrizli. şeyhi. Şems'e o kadar tutkundu ki. "Yüzlerine bir şey söylememişler ama o günden sonra Şems'e karşı açık düşmanlık gütmeye.soncemre. işin ciddi olduğunu anlayan Şems. Sohbet sırasında 'Baş köşe neresidir?' diye bir tartışma çıkmış. efsanevi bir adamın kaçmasını kabul edemiyor olmalıydı. sufilerin başköşesi sofranın kenarıdır. Çağrıya Mevlânâ Celaleddin Rumi de katılmış ama yanına Şems'i de almış. kesinlikle bunu yapabilecek cesarette bir adamdı. sofranın ortasıdır. hikâyeden fazlasıyla etkilemiş görünüyordu. bir çılgın. Celaleddin Rumi. Bununla ilgili anlatılan bir hikâye vardır. Bu tehditler o dereceye varmış ki." Bunları anlatırken gözlerimiz karşılaştı. İçeri girince herkes Mevlâ-nâ'ya büyük bir ilgi göstermiş." "Yani kaçmış mı?" Yine kızıl saçlı adamdı soran.

size dokunan ölüyor Miss Karen. Ama aradan bir yıldan fazla zaman geçtiği halde Şems hâlâ ortalıkta yokmuş. Angelina eliyle karnımı gösterdi. alt tarafı bir bilgi aktarmıştım. Evet. Sorun yoktu ben de beş dakikaya kadar giyinmiş olurdum zaten." Herkesin bakışları üstüme toplanmıştı. İkonion Turizm'e vardığımızda saat tam üçtü. Ama bizi kötü bir sürpriz bekliyordu. Ne yazık ki bulamamış. "Daha büyük değil. duşun altına girmiş. "O kadar yaşlı olmasa gerek." Tombul teyzeciğim yine araya girdi. Konya'ya dönmeye razı etmiş. yanılmamıştım Şems'in yüzüğü yine kanıyordu.com mecnun gibi her yanda onu aramış." Türbeden apar topar kaçarak.com Soncemre Platform ile „OKU“mak! www. Bakışlarım yüzüğün takılı olduğu parmağıma kaydı hemen. ona huzur vermedik..soncemre. Şems'in huzuruna çıkmış. Rumi de onlara inanmış ve onları bağışlamış. yanlış yaptık. Mevlânâ. Şems'in kırgın gönlünü onarmış. Ziya'nm kapısını çalarken. "Yanılmıyorsam. İzzet Efendi gelmemişti. Sonunda müjdeli haber gelmiş. biraz gergindi o kadar. Şems gittiğinde." Böyle söylemesine rağmen hiç de üzgün görünmüyordu." . 29 ". "Bluzunuz" dedi telaşlı bir sesle. evime girip çıkması yadırganmaz düşüncesiyle evlatlığı Kimya'yı bu gönül dostuna eş olarak vermiş.kelamdenizi. "Önemli bir şey değildir umarım. Şems'in gelmesiyle birlikte Mevlânâ yitirdiği mutluluğu yeni-den bulmuş. Hemen bir kervan hazırlatmış. Mevlânâ'nm makamına varmışlar. "Bluzunuz kan olmuş. tansiyonu çıkmış.www. "Geçmiş olsun" diye mırıldandım ama bu işin içinde başka bir iş var diye düşünmekten de kendimi alamadım. tıpkı Ziya'nın ofisindeki gibi kana bulanmıştı. yüzüğün üzerimdeki izlerinden kurtulmak istemiştim. Uzay çağına öykünen odasında Ziya yapayalnızdı.. Türlü diller dökerek. Şems'le akraba olursak." "On sekizinden daha küçük" diye yanıtladım sanki üstüme vazifeymiş gibi. büyük oğlu Sultan Veled'i yola çıkarmış. Şems'in Şam'da olduğunu öğrenmiş. ama öte yandan aklını da kullanarak. hiç bir yerde uzun süre kalamayan bu gezgin dervişi. şeyhlerinin artık kendileriyle hiç ilgilenmediğini görünce bin pişman olmuşlar. Bluzumu ve yüzüğü çıkartıp. Dün oturduğumuz parlak derili koltuklara bizi buyur ettikten sonra utana. Biraz gecikirsem de kıyamet kopmazdı herhalde. ondan kurtuldukları için mutlu olan Mevlânâ'nın müritleri. 'Biz Şems'i tanıyamadık. Bizi bağışla ya Pir' demişler. Günlerce süren zorlu bir yolculuktan sonra Şam'a varan Sultan Veled. Ofisten çıkmış. Ama gecikmedim. beş dakikaya kalmaz otelin önünde olurmuş." Panik içinde gömleğime baktım. babamın eski bir arkadaşıyla karşılaşacağım için biraz tedirgindim. Peki şu Kimya adındaki kız kaç yaşındaymış?" "Bilmiyorum" dedi Angelina. bahar gülleri karşısında aşkları sarhoş olarak türküler yakan genç bülbüller gibi her gün coşkulu şiirler yazmaya başlamış. Canı sıkılmış gibiydi. "Babam rahatsızlandı. sıkıla açıkladı. Ne olmuştu ki. daha önce Şems'in o sıralar altmış yaşlarında olduğunu söylemiştin. halkın dedikodularını önlemek için kendince bir önlem almak istemiş. Saçlarımı yeni kurutmuştum ki Mennan aradı. Tuhaf bir şeyle karşılaşmış gibi hepsinin tedirginlik içinde bakıyordu gözleri. otele kendimi zor atmıştım.

"Gideriz tabii" diye hevesle atıldı iş arkadaşım. Ha dur bir dakika. "Olanlar için çok özür dilerim Miss Karen. Ne." Bir şeylerin ters gittiğini de sezinlemeye başlamıştı. "Sağ olun Ziya Bey." Mennan. "Zaten yine de görüşmek istiyor sizinle. ne içersiniz Miss Karen?" Kadirlerde o kadar yiyip içmiştik ki." Özür dilercesine baktı. Ama bu defa sizin değil. Şimdi kendimi daha rahatlamış hissediyordum. "Babanız dergâhta mı?" "Yok. Ben de Serhad ve Cavit'le konuşmak istiyordum. Ondan yardım ister gibiydi. "Sormayı unuttum. telefonla sekreterini aradı. Mennan'a güvenmekle hata yapmamıştım. Ziya'dan daha fazla etkilenmişti yaşlı adamın hastalanmasından. "Ben götürürüm Miss Karen'ı. . yok değil." "Biliyorum. ama açıklamam onu ikna etmiş gibi davrandı. kötüydü. Ağzını bile açmadı. "Biliyorsunuz amacım sadece size yardımcı olmak." "Anlıyorum. adamlarınızın yardımı gerekli. yetkili acentemiz çok geç olmadan gerçeği fark etmeye başlamıştı galiba.. evde dinleniyor. günü gününü tutmuyor. Şişmiş göbeği çeketinin allından bile belli oluyordu." Aslında bu beni daha çok mutlu ederdi. "Sigorta şirketinin yazmamı istediği raporda her konuyu açıkça belirtmek zorundayım." "Hiç önemli değil." Minnetle gülümseyerek bacak bacak üstüne attım. ağzıma hiçbir şey koyacak halim yoktu.com "Yok. hemen gelsinler.kelamdenizi. duygularını açığa vurmadan öylece oturdu Ziya'nın karşısında. Beş gibi orada olursanız yeterli sanırım. onları aydınlatmak için Serhad ve Cavit'in yardımına ihtiyacım var. Bir yolunu bulup Men-nan'ı da ıızaklaştırabilsem çok iyi olacaktı.www. Mennan'ın ne söyleyeceğini merak ediyordum. Yok gitmesinler bir yere. 'Dergâha gelsinler' dedi." "Ne gibi karanlık noktalar?" diye sordu endişesine yenilerek. teşekkür ederim. Yoksa kabul edilebilir olmaktan çıkar." Mennan'ın durumu benden daha. Yangınla ilgili birkaç karanlık nokta kaldı. "Gençlere taş çıkartırdı valla. Nesi varmış?" "Abartacak bir şey yok" diyerek hastalık meselesini geçiştirmek istedi Ziya." Yüzündeki gerginlik derinleşti." Bu aksaklığı anlayışla karşıladığım için rahatlamış gibiydi.com Soncemre Platform ile „OKU“mak! www. "Teşekkürler. "Allah Allah ne olmuş İzzet Amca'ya" diye söylendi üzüntüyle. Çünkü bu rapor sizden bağımsız yazılmalı. yaşlılık işte.. ama yapabileceğim bir şey yoktu.soncemre. Serinlik çökünce inecek dergâha. "Belki ben yardımcı olabilirim size. Ziya'nın yanında babam hakkında konuşmak istemiyordum. Serhad ile Cavit'i bana yolla. Hiç sesimi çıkarmadan bekledim. "Alo Gülsen. ama bu biraz zor görünüyordu. hatta belki böylesi daha iyi oldu." Ziya'nın tedirginliği geçmemişti. oluyorsunuz zaten. "Niye ne oldu ki?" Soruyu bana sormuştu ama bakışlarını Mennan'a dikmişti. ben böyle iyiyim." Adamcağız bizi bekliyorsa hemen toparlanmak lazımdı. "Önemli bir sorun yok aslında" dedim sakin bir tavırla.

kelamdenizi." Eyvah. anlamak isteyen gözlerle inceliyordu beni. Gözlerinde kararsız bir ifade geziniyordu. "Hayırdır. sekreterine "Belki daha sonra söyleriz" diyerek telefonu kapattı. Hepsi birer formalite. eğer benim bulunmam sakıncalıysa." İlk duyduğunda tepki vermedi.com Halimizi anlayan Ziya ısrar etmedi. Siz de işinizi yapıyorsunuz. "Kuran'da söylendiği gibi adamın hırsızlık yaptığı elini kesmişler. "Geçmiş olsun Miss Karen. "Şey Miss Karen. "Kendi müşterinizin söyledikleriyle yetinememek.. "Olur mu öyle şey Miss Karen? Her işin bir gereği var. insanların kalbini kırıyoruz. "Abartıyor" diyerek müdahale etmek zorunda kaldım." Hemen itiraz etti Ziya. "Bizim işimizin tatsız yanı da bu" diye sürdürdüm sözlerimi. "Dün akşam" diye açıkladı Mennan. pasaportum dışında hiçbir eksik yok." Ziya'nın hayret etmesini beklerdim. Üstelik hırsız da yakalandı.soncemre. dürüst insanlara bile paranoyakça yaklaşmak." Doğru mu söylüyordum. Namuslu. "Bir kapkaççı çantamı çaldı işte." Sanırım rahatlamaya başlamıştı. alaycı bir parıltı vardı. ne oldu. Bazen sözcüklerin gizlediği gerçeği." "Ama öldürülmüş olarak. "Hiç uyumamış gibisin. "Polis mi?" diye sordu sadece. Hepsi bu. beşik mi salladın bütün gece?" Şaka kaldıracak durumda değildi bizimki." Ziya üzgün bir maske geçirdi yüzüne. küçük bir mimik. kötü bir şey mi oldu?" "Miss Karen'ın çantasını çaldılar. tepkilerini ölçmek yararlı olabilirdi. "Yok" dedi manidar bir sesle. bir müşteriniz olarak şirketinize duyduğum güveni artınyor. Açıklamaya çalıştığım gibi bunlar küçük ayrıntılar. sonra da boğazına sokarak . bir anlık bir bakış kolayca ele verebilirdi. "Bugün sesin hiç çıkmıyor Mennan?" Gözlerinde küçümseyen. "Miss Karen Konya'ya geldiği günden beri.. "Rica ederim Ziya Bey. İnanın bana sizin bu titizliğiniz.com Soncemre Platform ile „OKU“mak! www. yine mistik konulara girecekti. "Şeıns'le ne alakası var bu olayın?" Mennan oturduğu koltukta geniş bedenini Ziya'ya çevirdi. Sizden saklayacak neyimiz olabilir ki? Lütfen kalın." Mennan'ın yeşil gözlerindeki ifade en az sesinin tonu kadar gizemliydi. her olay bir şekilde Şems Hazretleri'yle bağlanıyor. ister istemez kabalaşıyoruz tabii. Tuhaf dizaynlı koltuğuna yaslanarak hemşehrisine baktı. "Nerede? Ne zaman? Niye bizim haberimiz olmadı?" Yanıtlarını beklemeden ardı ardına sıralamıştı soruları. "Şems-i Tebrizi'nin Mevlânâ Hazretleri ile buluştuğu yerde. "Ne?" diye söylendi. Bulundu mu bari çantanız?" "Bulundu." Tuhaf bir şey duymuş gibi çarpıldı suratı.www. odamı size bırakabilirim." Sesinde bu sabah Şems hakkında konuşurkenki gizem vardı. "Polislerle uğraştık sabaha kadar. o kadar şaşırmadı." Tersine adamlarını sorgularken Ziya'nın da burada olması istiyordum. "Bilmiyorum Ziya. Sorgu sırasında üçünün de yüzlerini görmek. gözlerini birkaç kez kırptıktan sonra. yoksa başka bir niyetim mi vardı.

ne bir kıpırtı vardı yüzünde. Cavit ise sadece başını sallamakla yetindi.soncemre. "Bütün Konya bu haberle çalkalanıyor. annesiyle iki kardeşini öldürmüştü. Geçin şöyle oturun. "Teşekkür ederim Miss Karen. "Beni suçlamıyorsunuz değil mi Miss Karen?" diye sordu alıngan bir tavırla." Soncemre Platform ile „OKU“mak! www. "Valla korktum şimdi. Adamın biri. "Belki adam size de iş yapmıştır." ." Ziya'nın gülümseyişi anında soluverdi.com Duyan insanı dehşet içinde bırakacak bu olay. "Peki kimmiş bu hırsız? Kimmiş onu öldüren?" Mennanın yüzündeki gizem yerini kuşkuya bırakmıştı." Ayağa kalkarak elimi uzattım. "İyi günler" dedi Serhad tatsız bir ses tonuyla. "Sizi suçladığımı da nereden çıkardınız?" dedim rahat bir tavır takınarak. ne bir heyecan. Hiçbir şeyden haberim olmadı valla.kelamdenizi." Mennan bakışlarını hemşehrisinin koyu renkli gözlerine dikerek: "Adamın adı Kâmil" diye açıkladı. Önce sahici sandım ama ardından gülmeye başladı. "Ee yani.www. "Gelin çocuklar" dedi Ziya eliyle onları çağırarak." O anda kapıya ardı ardına iki kez vuruldu. turizm şirketleri için iş yapıyormuş. "Miss Karen sizinle konuşmak istiyor. "Kâmil Tenekeci. "Biz kanunsuz işlere bulaşmayız. ellen yine kahverengi süet eldivenlerin içindeydi." Önemli bir olayı kaçırmış birinin çaresizliğiyle söylendi: "Çatalhöyük'e gitmiştim." Bu ismi ilk kez duyuyormuş gibiydi Ziya. öyle mi?" Ziya'nın yüzünde korku dolu bir ifade belirmişti. "Sen bu olayı duymadın mı?" diyerek soruya soruyla karşılık verdi. "Nasılsınız dünden beri?" Neden bu kadar yakın davrandığımı anlayamamıştı. ne de ben gülmedik. namı diğer Solak Kâmil. "Yoksa Şems mi cezalandırdı kapkaççıyı diyorsun?" Ne Mennan. "İyi günler Serhad Bey. bu işime gelmezdi." Yapmacık bir neşeyle hemşehrisine döndü. Desenize size dokunan ölüyor Miss Karen. ama elimi sıkmamazlık da etmedi. "Bir minibüsü varmış." Bizi görünce suratları asılmıştı. "Belki burada bile yoktum." Sinirlenmeye başlamıştı. Belki de Amerika'da okurken olmuştur. tanımam mı lazım bu Solak Kâmil'i?" "Hani yıllar önce Konya'da korkunç cinayetler işlenmişti. o cinayetleri işleyen adam. Japon turistleri gezdirmeye. Ziya'nın gir demesini bile beklemeden Serhad ile Cavit içeri daldı. Akşam da Miss Karen'ın çantasını çarptı. Sanki sözleşmiş gibi ikisi de bedenlerini kasarak ağır adımlarla yaklaştılar. dün yarım kalan sohbetimizi artık tamamlasak diyorum." "Sonra da öldürüldü.com boğmuşlar." "Hatırlamıyorum" dedi Ziya omuzlarını silkerek. Ziya'yı o kadar etkilemedi. siz nasılsınız?" "Ben de iyiyim." "işte Solak Kâmil. "Solak Kâmil turist taşıyormuş" diyerek keyfîni kaçırdım. diye düşündüm de. "Yapma ya!" demekle yetindi.

" Kendisine uzanan elime şöyle bir baktı. "Bilmiyorum ki Ziya Bey. Neyse. "Yangın sırasında ben otelde değildim. Hayır." Bana kaçamak bir bakış attıktan sonra yeniden patronuna döndü. Biz Çatalhöyük'teydik ya farkında değiliz. "Yakında çıkar kokusu. "Konuyu biliyorsunuz Yakut Otel yangım." "Namus meselesi filan mı?" "Belli değil." "Ama" diyerek sözümü kesti Cavit. Sakın yanlış yapma dercesine gözlerinin içine sertçe baktım.soncemre. Paniklemiş gibiydi." Biraz da meydan okumaya benzeyen bu çağrıya kibarca gülümseyerek karşılık verdim. Kâmil Tenekeci. Elinde yangın nedeniyle bir yara ya da yanık olmasını ummuştum. Ne yani şimdi ona uzatılan bu elle tokalaşmak zorunda mıydı? Elimi geri çekmek üzereydim ki. Konya bu olayla çalkalanıyormuş. "Kadir Gemelek. "Niye. süet eldivenli Cavit'e döndüm. "Teşekkür ederim Ziya Bey." "Tenekeci. biz işimize bakalım." "Nasıl?" Şaşırmış gibi Mennan'a döndüm. Serhad ise benim yanımdaki metal rengi koltuğa yerleşmişti bile. Bir delinin söylediklerine mi inanıyorsunuz?" "İyileşmiş" diye atıldı Mennan." Bakışlarımı önce Serhad'a sonra karşımdaki Cavit'e çevirdim. bu isimde biri var mıydı bizim minibüsçüler arasında?" Serhad'ın griye çalan mavi gözleri telaşla kıpırdandı.. tabii.. "Tabii. "Yangında delirdi adamcağız. dün için de kusura bakmayın." "Önemli değil" diyerek kel kafalı. Mennan'a çevirdi bakışlarını. .com Kirpiksiz.kelamdenizi. Gider makbuzu filan kesiyorlar. "Yanlış anlama. muhasebeye sormak lazım. elimi belli belirsiz sıktı. çipil gözleri arsızca ışıldadı. Bel-ki başka birinin daha. "Ben de Cavit." Konuyu çok uzatmak istemiyordu Ziya. elini sıkmak zorunda kalırım korkusuyla. eldivenini çıkarmadan." "Hah işte. "Son derece aklı başında görünüyordu. hemen Mennan'ın yanındaki parlak sarı derili koltuğa çöktü. memnun oldum" diyerek telaşla çekti elini. "Emin misin Mennan?" Ziya'nın sesindeki kaygı fark edilmeye-cek gibi değildi. Cavit'i yangın yerinde gördüm demedi mi?" "Kadir kafayı sıyırdı Miss Karen" diye girdi araya Serhad. Olay hakkında hiçbir şey bilmiyorum. Ama ben bırakmadım var gücümle kapattım parmaklarımı. Nefret ettiği Serhad'ı endişelendirmekten aldığı mutluluk gözlerinden okunuyordu. biraz gergindim.. beklediğim gibi çıkmadı.www. "Neydi soy ismi. Ama Ziya'nın aklı akşam öldürülen kapkaççıda kalmıştı. yoktu. "Bizim transfer işlerini yapan minibüsçüler arasında Kâmil." Çıkaramadı.com Soncemre Platform ile „OKU“mak! www." Başıyla iki adamını işaret etti. ne isterseniz sorun arkadaşlara." Üçünün de yüzünde aynı panik vardı. ama söze başlayan patronları oldu.. n'olmuş ki?" "Adam bir cinayete kurban gitmiş. "Yav Serhad" dedi iyi bilmediği bir konudan bahseden bir adamın kararsızlığıyla. "Buyrun Miss Karen. eğer öyle biri varsa hemen bulurlar. "Ben Karen. Yüzünde canının yandığını gösteren hiçbir belirti görememiştim.

kelamdenizi. Kabahat de Kadir'in filan değil.com Kadir keşke iyileşse ama doktorlar akıl sağlığını tümüyle yitirdi diyorlardı. O nedenle şimdi geri çekilmeli. heyecanlan. eğer somut bir kanıt ya da doktorların akli melekeleri yerinde değildir raporu vermedikleri. Ne diyorsun be? Ben." Hazırlıksız yakalanmış bir suçlu gibi koltuğunda küçülmeye başladı Cavit. Daha kadıncağız leb demeden leblebiyi anlayıp sokuyor lafı." Soruşturmayı hemen kesmek kuşku uyandırabilirdi. "Lobideymişsiniz. tepkileri her şey ama her şey kafamdaki senaryoyu doğraluyordu. Yangından evvel. ama oğluna nişan yapacak diye bize haber vermeden salı günü geldiler işe. Şimdi bir dillenmiş." öylece durmuş onları izliyordum. korkulan. Eğer Cavit'i gördüm diyorsa herif hâlâ delidir işte." Üçlü hızla toparlanmaya başlamıştı. yangında kimse ölmemiş olurdu. "Ben yangında yoktum. "Kadir ve ekibi lobiye hiç çıkmadı ki. Cavit'e döndüm. muzipçe ışıldadı yeşil gözleri. size son bir sorum daha var. "Evet. yüzlerindeki mimikler. Londra'dan gelen. "ikiniz." Gözlerimi temizlik manyağı bu kel güvenlik elemanının yüzüne diktim. Kimseye görünmemek için de gizlice girmişler içeri. Yani Kadir asla lobiye çıkamazdı. Serhad Bey günlük giysileri içindeymiş. karısı Nimet susturup dururdu bunu. Tamam bana da pek mantıklı gelmedi sözleri. "Yanlış anlamazsanız. yeteneksiz sigorta eksperi rolüne geri dönmeliydim. "Ziya Bey haklı" diyerek onayladım patronlarını. Sanırım hâlâ travması devam ediyor." "Evet" diye destekledi adamını Ziya. inanılır bir tanık bulamazsam. "Ayrıntı verdi" diyerek blöfüme başladım." Ne yapmaya çalışıyor bu kadın diyerek hayretler içinde yüzüme bakan Mennan'a döndüm. "Ben fark edememiştim.. "Ne. Kadir'i sorumlu tutmamalısınız. "Bu bir kaza.soncemre. "İmkânsız" diyerek yetişti Serhad. karısına laf yetiştiriyor ama dikkat ettiysen zaman zaman dili dolanıyordu. "Saçmalıyorsun" diyerek toparlamaya girişti Ziya." Hiç beklemediğim bir girişimde bulunarak zeki biri olduğunu bir kez daha gösterdi iş arkadaşım. Ama ne bu sonuç." Sonunda anladı bizimki. ne de Kadir Gemelek'in tanıklığı yeterli değildi.com Soncemre Platform ile „OKU“mak! www. "Aslında bütün kabahat Kadir'in" diye karşı saldırıya bile geçti Serhad. "Yeniden kazanmış galiba.www. "Valla çok dikkatlisiniz Miss Karen" diyerek o da katıldı oyuna.." Yitirdiği cesareti yerine gelirken yeni bir sınava .. öğrendiklerim hiçbir işe yaramayacaktı. ama siz tuhaf bir kıyafet giyiyormuşsunuz. ama dibe vurmasına izin vermediler. "Valla Ziya" dedi neşesini gizlemeye bile gerek duymadan. zaman zaman dili dolanıyordu. "Eğer pazartesi günü işini yapsaydı. Serhad'ın kafası karıştı." Katil olduğundan emin olduğu zanlıyı sorgulayan bir polisin kararlılığı okunuyordu yüzünde.." Adamları zayıf yerlerinden yakaladığımızı anlayan Mennan. şimdi siz söyleyince anladım. Kim arkadaşlarının ölmesini ister? Kaza işte. 'S' ve 'r' harflerini söylerken zorlanıyordu. Ben nerden bileyim yangının hangi gün çıkacağını?" ipin ucu kaçmak üzereydi. "Mennan öyle bir şey söylemedi." "Lafı soksa ne olur abi" diyerek karşı çıktı Cavit. Ben bile yangından sonra fark ettim onları. Haklısınız. Bu. tipik kafa travması belirtisidir. bütün afra tafrasına rağmen aslında aptal bir kadından başka bir şey olmayan. Serhad'a yakalanmaktan çekinirdi. Söyledikleri sözler. Hem de eskisinden daha akıllı olmuş ki göreceksin. "Sanki yangının salı günü çıkacağını biliyormuş gibi konuştun. "Kadir'in ekibi pazartesi günü çalışacaktı. açık verdiğini sanarak kekelemeye başladı." Başımla Serhad'ı gösterdim. beden dilleri.

dilini eşek arısı soksun" diye yarı şaka yan ciddi gürledi Ziya. Dünkü saygılı genç işadamı gitmiş. Ayrıca bunu yapmak da istiyoruz. "Demek fotoğraf çekiyorsunuz ha?" Utanır gibi oldu Ziya. Aya Eleni Kilisesi de var." Onunla tartışmak gibi bir niyetim yoktu. yangın sırasında nerede olduğunuz. "Sizden tek öğrenmek istediğim. o yüzden soruyorum.www. defneli. Hiçbir şey açıklamak zorunda değilsiniz. Ziya Bey fotoğraf çekiyordu. Adamının huysuzluk yapmasına daha fazla katlanamadı Ziya." "Hay." Derin bir sessizlik çöktü odaya.." Konudan uzaklaşmak için şahane fırsattı: "Tabii neden olmasın" diyerek ilgilenir gibi göründüm. Elinde kesik başı tutan Perseus'un mozayiği önünde. "Hepinizden çok özür dilerim" dedim hem çekingen. Miss Karen'ın sorusuna cevap ver yeter. "Ama Kadir'in sözleri raporumda yer alacağı için sizin yanıtınızın da yer alması lazım. o gün yangın yerinde değildim. ortamı gerginleştirecek diye geçirdim aklımdan. bir tripodu öğrenemedin. Bizans İmparatoru Konstantinos'un annesi Helena yaptırmış. "Önce soruyu dinlesene Cavit" diye azarladı. sadece saygı değildi bu. Ulan Cavit bütün deterjanları bilirsin. tripod. benimle beraberdi. Lütfen aklınızda ne varsa. "Evet. "Kusura bakmayın Ziya Abi. Rumlarla birlikte yaşamışlar. Vaktiniz olursa sizi de gezdirmek isterim." Herkesi bir gülmedir aldı. Aya Eleni Kilisesi'ne. Sille'ye gitmiştik.com girecek olması canını sıkmıştı." Yeniden kafası kalın Cavit'e döndüm. Yeni sezon için hazırlayacağımız broşürde kullanmak amacıyla fotoğraf çekmeye gitmiştik Sille'ye. "Ne kem küm ediyorsun!" Keline kadar kızardı Cavit. "Tamam da yani ben orada yoktum" diye papağan gibi tekrarladı. Sonra Türkmenler gelmiş. Sizin aklınızda bizimle ilgili en küçük bir kuşku bile kalmamalı. . Muhteşem bir yer Sille." Gergin bir tavırla oturduğu yerde kıpırdandı Cavit yine abuk sabuk konuşacak Ziya'yı sinirlendirecek. yani ben. ama salak kaşınıp duruyordu işte." Konuşmama daha fazla izin vermedi Ziya. ben de üç ayaklı tri. Bizden saklamaya çalıştığı gerçek kimliği. uzatma. şeyi taşıyordum. lavantalı sabunların adını ezbere sayarsın.soncemre. yapmadı tane tane konuşarak yanıtladı sorumu. "Tripod oğlum.." Bu herif gerçekten de gerzeğin biriydi. "Size inanıyorum" dedim usulca başımı yana eğerek." Öfkeli bakışlarını kel adamına çevirdi. Soncemre Platform ile „OKU“mak! www. demek sanatçı olmak hayalleri vardı sigorta şirketini kazıklamaya çalışan bu turizmcinin. bu odanın mutlak hâkimi gibi oturuyordu Ziya. "Ziya Beyle birlikteydik." "Tamam Cavit. Suratı hâlâ kıpkırmızıydı. zeytinyağlı. hem de mahcup olmuş bir tavırla. Hristiyanların zamanında dini merkezmiş. "İş buraya varsın istemezdim.kelamdenizi.. "Lütfen Miss Karen. Biz hepsini yanıtlamakla yükümlüyüz.com "Sorun ama ben peşinen söyleyeyim. İşte bu Ziya'nın öteki yüzüydü. açıkça korkuyordu patronundan. Altı bin yıllık bir yerleşim yeri. Bana bulunduğunuz yeri söylerseniz konu kapanacak.. Kendi sözlerine kendi de gülüyordu Ziya. Ben sadece raporumu tamamlamak istiyorum. yerine güvenlikçileri-ni bile korkudan titreten bir tiran gelmişti. Sessizliği ben bozdum. "Bizim Cavit'in kafası kalındır biraz geç anlar. sorun." "Yok zaten.

" Yeniden o kibar. afişte de Ziya Abi'nin çektiklerini kullandık. iki katlı kerpiç ev. Eminim ayda bir filan yıkanıyordur. Evin önünde kırmızı mayıs gülleri karşıladı bizi." Sesin geldiği yöne dönünce gördüm..kelamdenizi. Pis bir adam. Mennan hariç herkesi tek tek süzdüm. "Poyraz yüzündeki anlamı vermiş sana. iri gözleriydi. İncecikti." Kederli bir insan sayılmazdım. dün geceki uykusuzluk nedeniyle öyle görünüyordum herhalde. gösterişsiz bir takım elbise giymişti. "Biz teşekkür ederiz" gibilerden bir şeyler geveleyerek." Ziya ile Cavit memnundu. hepsi buradaydı.soncemre. Bir baktık ki çektiği fotoğraflar Ziya Abi'ninkilerin yanında hiç kalır. Hobi düzeyinde filan işte. çocuksu bir ışıltı. Duvarın dibindeki ahşap masayı çevreleyen dört iskemleden birinde oturuyordu. bahçedeki havuz. "Ne demek Miss Karen. Aklımdan bunlar geçerken o sözlerini sürdürdü. nasıl da hatırlıyordu annemi! Sevmeye başlamıştım bu ihtiyarı. benim için zevk olur. atkuyruklu bir lavuk. "Merhaba" diyerek ben de yaklaştım yaşlı adama. gülümsediler ama deminden beri sessizce. "Kusura bakma seni göremedik.. deniz yeşili gözler. "Teşekkür ederim. "Susan Hanım'ın da seninki gibi çok güzel bir yüzü vardı" diyerek kibarca kesti sözümü.. aklına geleni söylemekten çekinmeyen dudaklar. burası Konya'ya ilk geldiğimizde babamın beni getirdiği o büyük evdi. "Buradayım. gözlerimin babamınkilere benzediğini söylerler. "Ziya Abi çok güzel fotoğraf çeker. yakasız bir gömlek. İşte o evi bulmuştum sonunda. "Merhaba" dedi yumuşak." Yanlış değerlendireceğimden korkar gibi usulca salladı başını." Mevlevi dergâhının iki kanatlı ahşap kapısına ulaştığımızda gündüzün boğucu sıcağı sona ermiş. Bir çuval parayı aldı. "Poyraz" diye fısıldadı.com Soncemre Platform ile „OKU“mak! www. "Babamdan çok anneme benzetirler beni" diyecek oldum. Güya ünlü bir fotoğrafçıymış.com "O kadar da iyi değilim. koyu renk. Geniş bahçeye girer girmez anladım. geniş bahçe. "Kızıla çalan san saçlar. hoş kokulu bir serinlik çökmüştü her yana." Dört erkekle bu kadar sohbet yeterdi. Yıllar önce geldiğimde de tanık olduğum bu davranışa artık şaşırmadım ama niye böyle yaptıklarını da merak etmekten kendimi alamadım. Kokuları bütün bahçeyi tutmuştu. gitti. soracaklarım bu kadardı. uzun servi ağaçlarının yan yana sıralandığı taş yol." "Hobi olur mu?" diye yaltaklandı Cavit. Üzerlerinde Arapça yazılar bulunan sarıklı mezar taşları. . Yaşlı adam da daha Mennan doğrulmadan dudaklarını genç hemşehrisinin eline değdirdi. "Nasılsınız?" Sanki karşısında çok iyi tanıdığı biri varmış gibi aşina gözlerle süzüyordu beni. geniş özgür bir alın." "Evet. "Gözlerin değil kızım.www. kötü kötü kokuyordu. İki hafta çalıştı. gözlerindeki hüzün. konuşulanları dinleyen Serhad'ın çipil mavi gözleri kuşkuyla kıpırdanmayı sürdürüyordu." Hayret." Saygıyla eğilerek İzzet Efendi'nin elini öptü. ilgili genç işadamı olmuştu. Zamanınızı aldığım için lütfen beni bağışlayın. 30 "Savaşların en büyüğü kendi nefsimizle olandır. yaşlı bir ses güllerin içinden. Bozulmamış bir masumiyet. yüzündeki solgun ışık da babana benziyor. "Zamanımız olursa fotoğraflarınızı görmek isterdim." Hayranlıkla süzdüm Ziya'yı. abartısız bir heyecanla bakıyordu. Zaten broşürde de.. Güzel bir sürprizle karşılaşmış gibi: "Aa İzzet Amca orda miydin?" diye söylendi Mennan. Zayıf yüzünün en ilgi çekici kısmı tarçın rengi. Bir herif gelmişti istanbul'dan.

"Kusura bakmayın. Ama insanı. "Hem sohbetin vereceği tat. çok okur. "Eksik hatırlıyorsun cancağızım" diyerek uyardı. bizim Poyraz'dan miras kalmış. İnsanın elini kolunu öyle bir bağlar ki.www. şimdi ne yapacaktım. Ama. "Önemli bir şey değildir inşallah?" Yüzünü ince bir gölge kapladı İzzet Efendi'nin. yoksa tokalaşmakla mı yetinmeliydim? Öpmek içimden gelmiyordu." "Şu Kabe'deki dervişin hikâyesini hatırlattı sözlerin bana" diye katıldı konuşmaya Mennan. Işığınız yüzüme vursun da Poyraz'a duyduğum hasreti gidereyim biraz." Öz-lem yüklü bakışlarını bana çevirdi. çok düşünürdü." Mennan'ın yorgun gözleri yeniden canlanmaya başlamıştı. "Ne dersiniz Miss Karen?" "Teşekkürler ben istemem. az yer. "Hoş geldin. "Belki saçmaladığımı düşünüyorsun ama inan bana. evet karşıma. size pek benzemiyor" dedim aralarındaki ilişkiyi anlamak için. "Bir çocuğa beden verebilirsin ama onun kalbine. Tuhaf bir ifade belirmişti yaşlılığın ele geçiremediği gözlerinde.. Aksine çoğu zaman aşılması zorlu bir engeldir. hiçbir zaman kurtulamazsın." Bir şair gibi konuşuyordu İzzet Amca. "Yani kişilik olarak diyorum." "Siz isterseniz yaparım" diyerek hareketlendi Mennan. yirmi küsur yıl önce beni bırakıp giden arkadaşını övüyordu sözleri. gönlünü beslemeye çalışırdı. ona bak. Kan bağı bir imtiyaz değildir bu yolculukta. benden önce soldaki iskemleye teklifsizce yerleşen Mennan'a döndü. Oysa ben babamın bu övgüyü hak ettiğinden emin değildim. daha çocuğuna karşı görevlerini bile yerine getiremeyen sorumsuzun biri" diyecek halim de yoktu. uzattığı eli öpmeli miydim.com "Ama ben görünenin güzelliğinden bahsetmiyorum. kendisine götüren köprü çok incedir. Şu. "Unutmuşum herhalde" dedi ilgili bir öğrencinin iyi niyetiyle." Ansızın sağ elini uzattı. ruhuna tesir edemezsin. Hiçbir alınganlık belirtisi göstermedi. "Hani sen anlatmıştın ya İzzet Amca. köpüklü bir kahveden daha lezzetlidir." Zekice kıpırdandı çocuk gözleri." Derinden bir iç geçirdi. senin yüzüne ışığı vuran mana. kırılması imkânsız kaim halkalardan oluşmuş bir zincir. çarpıntı yapıyor" dedi izzet Efendi. "Size bir şeyler ikram etmek isterdim." Şaşırdım. çok dinler. "Buyrun kızım. "Her duyduğun söze inanma evladım" dedi boşvermiş bir tavırla. ben görünmeyenin manasından söz ediyorum. Bir tek kendisinin geçmesine izin verir. gönül ise çoğaltır. Herkes kendi hayatını yaşar.kelamdenizi. demek İzzet Efendi de pek hoşlanmıyordu oğlundan. Çünkü beden tüketir. herkes kendini yaratır. yere göğe konduramadığınız o arkadaşınız. ." Bu ilginçti işte." "Ben de istemem.. ben kahve yaparım dersen. Sesimi çıkarmadan gösterdiği yere oturdum. "Sözün ne dediğinden çok. "Ziya sağlığınızın bozulduğunu söyledi" diye mırıldandı endişeyle." Sustu. dostça sıkmakla yetindim. az içer. "Ziya Bey. Yaşlı adam. yüzümün gölgelerinde babamın siluetini arayan bu yaşlı adama.soncemre.com Soncemre Platform ile „OKU“mak! www. "Hikâye öyle değil. az konuşur. şöyle oturun. "Baban da öyleydi. Bedeninden çok. O mana ki ancak sezgiyle kavranabilir." Hayal kırıklığı yerine derin bir merak belirdi Mennan'ın yorgun yüzünde. çok dar. ama ocakçı gelmemiş daha. oğlunun ölümünü isteyen adamın hikâyesi. söyleyen kim.

sevdiğim bir de eşim var. Gönlü yüce olan adam hiç tereddüt etmeden kabul etmiş bu isteği: 'Elbette. yıldızsız bir gökyüzü gibi boş. Kurnazlık yapma. Yoksul giysiler içindeki gezgin derviş. "Anlatır mısınız lütfen. yok zavallı adamcağızın hanımı bir türlü hamile kalamıyorum. Tam umudunu kestiği sırada gezgin bir dervişle karşılaşmış Bağ dat'ın bedestenlerinden birinde. bir çocuğum olsa eksikliğim gider.com Soncemre Platform ile „OKU“mak! www. ama mutlu değilim. Neyse biz hikâyemize dönelim. adaklar adamış. Akşam eve dönünce. 'Sen çocuk değil. Samimi bir tavırla açıklamış. Ama bir türlü çocuğu olmu-yormuş. bütün saflığınla. 'Allah sana çocuk verirse mutlu olacağından emin misin?' ikisi arasındaki farkı nereden bilsin adamcağız.www. Doktorlara gitmiş. Evet." "Madem istiyorsunuz anlatayım o zaman" diyerek başladı hikâyeye.' Gezgin derviş derinden bakmış adamın gözlerine. adama yaklaşmış.com "Bir daha anlatsana İzzet Amca. yoksulları sevindir ama böbürlenme. büyücülere taşınmış. mana peşindesin' diye açıklamış. bir parça kuru ekmek. Ne kimseye yalan söyle. gözlerindeki kederi görünce sormuş: 'Çocuğun olmasını neden bu kadar çok istiyorsun?' Dervişin derdini bilmesine adam çok şaşırmış. 'Eminim.'Yağsız bir paça çorbasıyla." Bana kalsa babam hakkında konuşmayı seçerdim ama iş arkadaşımın öyle istekli bir hali vardı ki: "Ben de merak ettim şimdi" dedim mecburen. "Şems-i Tebrizi gibi mi?" Hiç bozulmadı araya girmeme. 'Hamdolsun malım mülküm var. "Demek Şems-i Tebrizi Hazretleri'ni biliyorsun. gerçek bir ziyafettir bana. tersine mutlu olmuş gibi gülümsedi. 'Peki o zaman' diye fısıldamış derviş. çiçeksiz bahçe gibi acınacak halde. kendisine yemek ısmarlayan cömert adama bakmaya başlamış. sağlığım yerinde. 'Ey Allah'ın cömertliğine nail olmuş kişi. çocuğum yok sadece. 'Yarın uyandığında tertemiz yıkanarak çık sokağa. haram yeme. bütün kalbinle. Adamın yüzündeki mutsuz çizgileri. söyle bana canın ne yemek ister?' Derviş sevgiyle bakmış adama. Tek dileği bir evladının olmasıymış. mutlu bir evlilik süren bir adam. bu fakirin karnını doyurur musun?' diye sormuş. . mutlu olurum' demiş.soncemre. Derviş kuru ekmekten bir ısırık.' Birlikte oturmuşlar çorbacıya. bütün inancınla secdeye eğil. Sağlığı yerinde. çorbadan iki kaşık aldıktan sonra tabağı önünden itmiş. pür dikkat dervişin ağzından çıkacak sözleri dinlemeye başlamış. Allah onun sırrını kutsasın Tebrizi hazretleri gibi gezgin bir derviş.' Adamcağızın gözleri panldamış. Belki diyorum bu eksikliğin nedeni çocuktur.kelamdenizi. Çünkü her şeyim var. Eminim Miss Karen'in da hoşuna gider.. kötülüğü kalbinden uzak tut. Hayatım." Gezgin derviş lafını duyunca îzzet Efendi'nin sözünü keserek sordum. güneşsiz geçen bahar mevsimi gibi yavan. varsıl. 'Sana derdinin ilacını söyleyeceğim. ne de kötü bir söz sarf et. "Bir zamanlar Bağdat'ta kendi halinde yaşayan bir adam varmış.

adamın hayatının manası oluvermiş. Sabah namazını kıldıktan sonra hanımının yanına var. dervişin ayaklarına kapanmış. 'Ben dönmezsem.' Zavallı kadmın yalvarıp. Mutluymuş mutlu olmasına ya. Yaradan'a dileğini söylemiş. Sabah namazı vaktine dek yakarmanı sürdür. Ve annesinin huzuruna varıp. kötülüğümüz de karşılıksızdır' demiş mağrur bir ifadeyle. bilginlere danışmış.soncemre. Evine dönünce de secdeye varıp.' Derviş adamı ellerinden tutup kaldırmış.com Allah'a yakarmaya başla. işte o sır. Seni bulmam için çocuk özlemimi gidermem gerek. o dervişi bulmam gerek' demiş kararlı bir tavırla. Hanımını kaldırmış. işin içinden çıkamayınca ulemalara taşınmış. Mecnun gibi dolaşıp duruyormuş.kelamdenizi. şehrin sokaklarında. 'Yaptıklarımızın ödülünü de. gün ışırken kararını vermiş.www. her kulun hakikate ulaşma yolu farklıdır. Sabah namazını kıldıktan sonra da varmış hanımının yanma. bunları harcarsın' diyerek düşmüş yollara. ne kul hakkı yemiş. karısına değerli taşlar. ne güzel karısıyla. 'Benim. tekrar tekrar isteğini dile getir. Odada biri mi var diye kalkmış yatağından ama kimseyi görememiş. ağlamasına aldırmadan. karışık bir hal alarak büyük bir sırra dönüşmüş. onu yatağına al. Bütün gece dervişin sözlerini düşünmüş. arınmış tertemiz çıkmış sokağa. oğluma da yetecek kadar paramız var. oğlunu kucağına almış. Artık eli işe güce varmıyor. ne taparcasına sevdiği oğluyla vakit geçiriyormuş. Dokuz ay on gün sonra. Aklında günden güne büyümüş bu soru.' Adamcağız. Gidiş o gidiş. Adam. cezasını da kendimiz veririz kendimize. 'Öldüyse . deri kaplı elyazması kitaplar okumuş ama bir cevap bulamamış. ne yalan söylemiş. bunu yaşamam lazım' diyerek malını. Ona de ki: Ey göğü ve yeri yaratan. mülkünü hanımına bırakmış. Allah'ın aşkına ulaşmak için dünya sevgisinden vazgeçmelisin' diyormuş. on gün sonra bir oğlun olacak. Ve dervişin dedikleri gerçek olmuş. Bu lütfü benden esirgeme.com Soncemre Platform ile „OKU“mak! www. karısı adama nur topu gibi bir erkek çocuk doğurmuş. ama bir yandan da derviş bu mucizeyi nasıl gerçekleştirdi diye düşünüp duruyormuş. Dokuz ay. Bir gece uykusunda dervişin sesini duymuş. ama bulamamış. 'Babama ne oldu?' diye sormuş. koklamış. ne bir kalp kırmış. dile benden ne dilersen. 'Eğer bu söylediklerin gerçek olursa. feraset sahibi kocakarıların yapamadığını o giysileri yırtık pırtık. öpmüş. sana da. henüz dünyadan haberi olmayan bu minik canla oynuyormuş. Yunmuş. ertesi gün harfi harfine yerine getirmiş dervişin söylediklerini. aklı dünyaya eren güçlü kuvvetli bir delikanlı olmuş. Bana hakikat kapısının yolunu aç. büyücülerin. Bana bir çocuk ver. ne kimsenin canını yakmış. Kadın oğlunu yalnız başına büyütmüş. saçı sakalı birbirine karışmış derviş nasıl yapabildi acaba diye merak ediyormuş. Cevap bu-lamadıkça sorular çoğalmış. Ey rahman ve rahim olan. Gün gelmiş o küçük bebek eli işe.' Adamcağız hiçbir şey anlamamış dervişin sözlerinden ama çocuk sahibi olmak için her umudun peşinden koştuğundan. 'Bu benim kaderim. sabaha kadar tövbe istiğfar eyleyerek. yakarmasına. Ey cömertliklerini saymakta dilimin aciz kaldığı sultan. Ama bilirsin ki. Adamcağız çok mutlu olmuş. "Olup biteni bir tek o derviş anlatabilir bana. Allah'ın aşkıdır. altınlar hediye etmiş. 'Bizim iyiliğimiz de. Hanımı hamile kalmış. 'Aradığın benim sırrım değil. Oğlunu görmek için her gün erkenden eve geliyormuş. başına gelenleri tek tek anlatmış. saçını başını yolup. bebeğini seviyor. Doktorların. ödüllendirmek için her yerde gezgin dervişi aramış.

elleri gökyüzüne açılmış. beni iyice sinirlendirdi." İzzet Efendi'yı dinlerken tüylerim diken diken olmuştu. Babasını sora sora. bu. Sen de gidersen ben ne yaparım' diye ağlamış. 'Onu Kabe'de bulursun' demiş saygılı bir tavırla. oğlumun canını al demiyor. delikanlı sesini biraz yükseltmiş." Yaşlı adamın sakinliği. ya onunkini. işittiklerinden bir mana çıkaramayan delikanlı. gizli hikmet içeren derin bir hikâyedir. söylemiş.www. Ama çocuk Nuh diyor peygamber demiyormuş. gözlerini kısarak bakmış gölgesiyle güneşini engelleyen delikanlıya. Tanıyınca oğlunu. 'Ey Allah'ım' demiş yalvaran sesiyle. Gözlerinden yaşlar boşanmış.com Soncemre Platform ile „OKU“mak! www. kadıncağız sonunda olanı biteni açıklamak zorunda kalmış. Oradan bakınca bu misal vicdansızlık gibi görünür. Ben gidip. "Adam da bundan mutluluk mu duyuyor?" diye çıkıştım. ansızın nefesinin kesildiğini hissetmiş. babamı bulacağım.soncemre. ya benim canımı al. Mescitteki hoca hemen tanımış babasını. gözleri karararak.' Annesi anlatmak istememiş ama oğlu ısrarcıymış. "Kusura bakmayın ama burada gizli hikmet filan . 'Baba' diye seslenmiş ürkek bir sesle. ama perdenin bu tarafına geçecek olursan. yırtık pırtık giysiler içinde bir adam.kelamdenizi. Dokunmaya çekindiğinden. "Perdenin öteki tarafından bakıyorsun kızım.' Delikanlı hemen koşmuş Kabe'ye. baban da bütün gün ve gece dolaşır Kabe'nin çevresinde.com mezarını bileyim. ilk iş olarak babasını sormuş. şehirler. 'Senin aşkını kimseyle paylaşamam. Bir hafta sonra da yollara düşmüş. yere yığılıp ölmüş." Artık bu kadarına dayanamadım. sanki zemheri rüzgârı esmiş gibi titremiş yaz sıcağında. küçük adımlarla dönüyor Kabe'nin etrafında. 'Baba!' Adam durmuş. "Hikmet mi?" diye sordum sesimi yükselterek. mescitler. "Sandığın gibi adam Allah'a. 'Dünya nasıl güneşin etrafından dönerse. dudaklarında mırıl mırıl bir dua.' Ama ihtiyar öyle bir âlemde ki yine duymamış oğlunun sesini. 'bu işin içinde başka bir iş var. tek günahı kendisini aramak olan oğlunun ölümünü nasıl isteyebilir?" Hiç sinirlenmedi İzzet Efendi. İyice bağırmış delikanlı. Duymamış ihtiyar. Öğrendikleri onu sonunda Mekke'ye kadar sürüklemiş. 'Baba. Heyecanla yaklaşmış babasına. kervansaraylar. sağsa gidip onu getireyim. Oradaki Müslümanlara babasının adını söylemiş. dergâhlar dolaşmış.. 'Hayatta senden başka kimsem yok.' Neler olduğunu anlayamayan delikanlı şaşkın bakarken. Bu bir vahşetti ama o benim gibi düşünmüyor olacak ki gülümseyerek Mennan'a açıkladı. Derhal göstermişler yaşlı adamı. Hemen bakışlarını gökyüzüne kaldırarak. hatta önce benimkini al diye rica ediyor. "Bir baba. 'Yok' diye söylenmiş.. Bakmış saçı sakalı birbirine karışmış. Ama Allah takdirini oğlunun canını alarak kullanıyor.' Kadın tıpkı kocasına yaptığı gibi oğluna da yalvarmış. Mekke'de bir mescide inmiş.

İzzet Efendi sağ elini usulca kaldırarak. anlayamadım. "Delikanlının varlığı neden engel oluyormuş adamın aşkına.' Seyid'in yüzünde tek bir kıl oynamamış. Öfke." İzzet Efendi kendinden emin bir gülümsemeyle dinliyordu beni. nasıl yaşanacağıyla ilgili. ardından bir müjde geldi ama sevinmedin. deyip geçtin. 'kırk deveniz sele gitti. "Sinirlenmedim ama sizce bir babanın kendi çocuğunun ölmesini istemesi doğru mu?" "Değil. Poyraz söylemiş olabilir. anlamak istercesine bir süre sessizce beni süzdükten sonra sordu: "Neden bu kadar sinirlendin?" Babamın bizi terk edip gittiğini biliyor muydu bu adam? Onu mu ima ediyordu şimdi? Baban seni bırakıp gittiği için mi bu kadar sinirlendin demek istiyordu? Amacı köşeye mi sıkıştırmaktı beni? Hayır. 'Az evvel bir felaket haberi aldın. Güneş biraz daha yükselmiş. sadece dönmüş kalbine bakmış. yine hamdolsun dedin. 'Kırk dişi keçiniz." Sustu. yine dönmüş kalbine bakmış. 'Hamdolsun' diye mırıldanmış. 'Hamdolsun' demiş. Başka türlü birbirimizi nasıl anlarız. çadırında bir misafiriyle sohbet ediyormuş. "Belki bu hadisi sen de duymuşsundur. 'Müjdeler olsun ya Seyid' diye sevinçle haykırmış. Ama bu hikâye hayatımızın nasıl biteceğiyle değil. Bana davranışını açıklar mısın?' . akim gözlerini kör eder. "Hem benim bildiğim Tanrı kıskanç değildir.www. 'Ölmeden önce ölünüz?' Bu sözler. çadıra güle oynaya başka bir hizmetkâr girmiş. bir hadisi şerifinde şöyle buyurmuştu: "Ölmeden önce ölünüz." Evet. öyle bir niyeti yoktu. Bir gün Allah'ın saklı dostlarından biri. Allah'ın gerçek sevgilileri nasıl olmalıdır. Ama sadece maldan. kırk dişi oğlak doğurdu.kelamdenizi.com yok. sevdiklerinizden. hamdolsun. "Aklını öfkenin hükmünden kurtar. Yeniden konuğuna dönmüş. gözetir. Kimya da olmuştuk işte. ama üzülmedin. yine sağ elini göğsüne koymuş. onu anlatır. "Hazreti Muhammed. Konuğu çok şaşırmış bu davranışa. çünkü çok sık dile getirirdi bu mübarek sözleri." Sanki bu suçu kendisi işlemiş gibi utançla kaplanmıştı yüzü. "Dur evladım. "Öz oğlunu değil. sevinçten ve mutluluktan değil. aynı zamanda acıdan. mülkten. Şu hikâye bu durumu çok güzel dile getirir." Yüzümdeki değişimden bu deyimi duyduğumu anladı. Manası şudur: Bu görünür dünyaya dair ne varsa hepsinden vazgeçin. içtendi. İki eliyle dizlerine vurarak: 'Felaket ya Seyid' diye feryat etmiş. hiçbir şey olmamış gibi hoş sohbetine devam etmiş. açıkça bir cinayet var.soncemre. 'Ya Seyid' demiş merakla. herhangi bir canlının ölümünü istemek de doğru değil. sonra sağ elini göğsüne koyarak. kederden. "Sakin ol kızım" dedi tatlı bir sesle. izin ver Kimya kızımız düşündüklerini söylesin. Masumları yok etmez. "Sinirlenmedim" diye ilk aklıma geleni söyledim.com Soncemre Platform ile „OKU“mak! www. gönlünü yılanların çöreklendiği taşlı bir tarlaya çevirir." Ne demek istiyordu şimdi bu adam? Gözlerimde çoğalan soru işaretlerini görünce daha bir hevesle açıklamayı sürdürdü." Sinirden sesimi kontrol edemiyordum. yastan ve üzüntüden de vazgeçin.' Seyid'in yüzünde yine tek kıl oynamamış." Temposu giderek yükselen konuşmamızı kaygıyla dinleyen Mennan: "Ama Miss Karen" diye araya girecek oldu. Herkes kendi ömrünü tamamlamalıdır. İçeri bir hizmetkâr girmiş. yüzünden okunuyordu bu. susturdu onu.

Şu serviler. onu eski haline zor getirirsin. bir üzüntü. "Ben de çok küçüktüm onunla tanıştığımızda" dedi düzgün takma dişlerini göstererek. "Tıpkı Nil Nehri'ne bırakılan Hazreti Musa gibi.kelamdenizi. bir şişkinlik. İzzet Efendi yetmişinde gösteriyordu. şükrettim. "İlk o karşılamıştı beni bu dergâhın merdivenlerinde. şu taştan havuz gibi. "Babanı buraya rüzgâr bıraktı. Perdenin bu tarafında insanları mutsuz edecek yeterince kötülük var zaten. şükrettim. "Babanın buraya nasıl geldiğini biliyorsun değil mi?" Geçen gece annemden duyduklarımı söyledim. hamdolsun dedim." Eliyle arkamızdaki dergâhı gösterdi. gerçek yaşam perdenin öteki tarafındadır. "Buranın bir parçası gibiydi baban. Bu. oğlunun ölümünü istemesini haklı kılmıyordu. Baban da öyleydi. gözlerim nemlenmeye başlamıştı." Sözleri etkileyiciydi. ama gönlün bir kez karardı mı ya da kabardı mı. şu aşıboyalı balkon.www.com Bir yaz sabahı gibi aydınlanmış Seyid'in yüzü. bakışlarını yüzüme dikti. bir kelebek kanadından daha hafif. boğazıma doğru bir şeylerin yükseldiğini hissettim.com Soncemre Platform ile „OKU“mak! www. "Rüzgâr" diye fısıldadı. "Babamı çok iyi hatırlamıyorum" diye bastırdım ruhumu ele geçirmeye çalışan üzüntüyü." Emin olamadı. gönlü daha büyüktü. bu iyi bir huy. Deve. "Bir sepetin içinde bırakılmış. masanın üzerine yayılmış ellerini önüne çekerek toparlanmak gereği duyarken. şeffaf bir duvar. Nasıl ki nehir Musa'yı firavunun sarayına götürdüyse. îyi haber gelince." Gizemli bir ışık belirdi gözlerinde. ben ise baş olarak küçüktüm ondan. anlattığı hikâye ilginçti ama bunlann hiçbiri bir babanın. keçi. Allah'ın niteliklerinden biri. mal mülk gelir gider sevgili konuğum. Nefsine hâkim olmasını hepimizden iyi bilirdi. "Başkaları için üzülüyorsun." Bunu neden itiraf ettiğimi bilmiyorum. "Bizi bırakıp gittiğinde çok küçüktüm. Ama gözleri dünyanın geçici renkleriyle kör olanlar ne o sır perdesini. "Poyraz yaş olarak küçüktü benden. belki babamdan bahsederken bana karşı daha dikkatli olmasını istediğim için. "Vicdanlısın" dedi neşeyle. sevecen bakışlarını hatırladım. "O delikanlı gibi hakikati göremeyen zavallılara karşı biraz merhametli davransalar daha iyi olacak. bir soğan zarından daha ince." Sessizce gülmeye başladı İzzet Efendi. bir örümcek ağından daha zayıf. belki anlattığı hikâyedeki delikanlıyla benzerliğimi vurgulamak için. kırmızı güller. Mennan bile sinirlenmemin nedenini anlamış. lakin senden farklı olarak Poyraz kolay kolay öfkelenmezdi. rüzgâr da Poyraz'ı . Ama aynı zamanda çok da inatçısın. bir kararma var mı diye: Yoktu." Kafam karışmıştı. Perde dediysem öyle kalın bir şey değil. yaşlı adam bir çocuk gibi safça gülümsemeyi sürdürdü." "Bir sepetin içinde bırakıldı" diye onayladı. Çünkü bu dünya geçicidir. yine hemen gönlüme baktım. 'Kötü haber geldiğinde.soncemre. yine kaygılandım. "ölmeden önce ölünüz" hadisini çok iyi açıklar. Onun ufku daha genişti. yine hamdolsun dedim. Ama hiç etkilenmedi sözlerimden." Babamın hiçbir zaman çatılmayan kaşlarını. ne de arkasındaki mutlak hakikati görebilirler.' Seyid'in bu sözleri." "Kimin bıraktığı belli olmadı değil mi? Yani sonradan ailesi ortaya çıkmadı. babam ise şimdi ancak altmışlarında olmalıydı. kaygılandım hemen gönlüme baktım. "Sır perdesini görenler" dedim alaycı bir tavırla. bir taşkınlık var mı diye: Yoktu. Ne düşündüğümü anlamış gibi hemen açıkladı.

annem ve babamın aşkları hakkında geçiciydi diye yorumda bulunması canımı sıktı." Birden ciddileşti sağ eliyle arkamızdaki binayı gösterdi." Dinin bu şekilde açıklanmasını hiç duymamıştım. kalbimin isteğini." Soncemre Platform ile „OKU“mak! www. bu madde âlemine ait bir aşk için. "Ve burayı terk etti.. Poyraz'ın edebi. annenle evlenmek için şeyhinden destur istemişti. maddi dünyaya ait bir aşk için.www. Annenin ikinci gelişiydi Konya'ya." Gözlerindeki ışık kayboldu. "Yanlış mı? Yok. Düşüncesi o kadar yoğundu ki ne Mennan. Üç ay sonra Konya'ya yeniden geldiğinde annen. hiçbir zaman terk edemeyeceğin bir varlığı. hâşâ bu konuda karar vermek bana düşmez. şeyhinden destur istedi." İzzet Efendi." Yaşlı başını anlayışla öne doğru salladı. "Babamın bir ailesi vardı elbette. Sonunda başını kaldırdı. Ama geçici gerçek şuydu ki. Poyraz o gün Hikmet Efendi'yle konuşmuş. "Babamı bilmiyorum ama annem hâlâ âşık ona. o kadar büyük bir saygıyla bahsediyordu ki babamdan birazdan onu peygamber ilan ederse şaşırmayacaktım. ölümsüz bir varlığı sevmek gerek. O burada doğdu.. Mevlânâ Hazretleri. Poyraz'ı da alıp gitmek istiyordu. Poyraz.kelamdenizi. semada ak tennure içinde hak için savrulurken. tıpkı beden gibi. Hikmet Efendi'nin huzuruna vardı." Gözleri güllere dalıp gitmişti. "Onunki sadece hasret. erkânı. Poyraz'ı seviyordu. "Baban Allah aşkı ile kul aşkını birbirine karıştırmıştı. hiçbir zaman kavuşamayacağın. Ölümsüz bir aşk için. rüzgârı annenin gönlünü de sürüklemişti peşinden. "Evet. beni düzelt pirim' demek istiyordu. Hiçbir zaman senin olmayacak. İnsana duyulan aşk ölümlüdür." Başını sallayarak tekrarladı. "Yapmayın İzzet Bey" dedim kibarca karşı çıkarak. burada yaşadı. İlk geldiğinde âşık olmuşlardı birbirlerine. Londra'ya gitmesi için ona izin verdi. Poyraz'ın bir süre kendi mecrasında akması gerektiğine inandı. hiçbir zaman anlayamayacağın. 'Benim kalbimle gönlüm birbirine karıştı. haklıydı Poyraz da onu seviyordu. ne de ben cesaret edip sessizliği bozamıyorduk. sağ tarafa bakarak: "Şu ağacın altında durmuştuk" diyerek söze başladı. anneninki başka. Ama söylediğim gibi herkes kendi yolculuğunu kendisi tamamlamalıdır. meşrebi başkaydı. 'Mürşit. "Yani Allah aşkı. anneninki başka.com dergâha getirdi. Haklıydı. burada büyüdü.soncemre. birbirlerine âşık olmuşlardı. Poyraz'ın yolu başkaydı." İhtiyarın." Manidar bir ifadeyle ekledim. şeyhin hu kararını onaylamıyor gibiydi. Anlatacaklarını çok merak etmeme rağmen: "Geçici olduğunu nereden biliyorsunuz?" diye sözünü kestim. Mürşit ile müridinin arasına kimse giremez. "Babanın ailesi bu dergâh kızım. Gel gelelim. Hikmet Efendi. gönlümün isteği sanıyorum." "Allah aşkı" diye coşkusuz bir sesle onayladıktan sonra bana döndü yaşlı adam.com O kadar derin bir sevgi. "Tıpkı böyle bir bahar akşamıydı. "Üstelik bir İngiliz kızı için. "Şeyhin yanlış yaptığını mı düşünüyorsunuz?" "Nasıl?" diyerek dalgınlığından sıyrıldı. ilkinden tam üç ay sonra. Babanın kardeşi benim. Belki de. Belki de bu yüzden. yine de yaşlı adamla tartışabilirdim ama işittiği sözlerden sarhoş olan Mennan: "Yani Yüce Yaradan'a duyduğumuz aşk değil mi?" diye coşkuyla söylendi. Onu etkilemeye başladığım için sevinerek sürdürdüm sözlerimi. hiçbir zaman doyamayacağın. müridi Hakk'a .

Ben ne yapıyorum. İşte bu doğru' dedi umutla. "O günden sonra da bir daha görmedim babanı. Arayışın bitmedi ki çaren de bitsin. 'Mücadele hiç bitmez. bir insanın aşkı için. Sonra bütün bu akıl yürütmelerimin bir tür çaresizlik olduğunu anlıyorum. insandan ulaşamaz mıyız diye soruyorum. Külli aşka ulaşmak için. "Emin olmasa yabancı bir kadının peşinden hiç bilmediği bir ülkeye gider mi?" "Gider güzel kızım. bizi hakikate götüren yol çaredir." îzzet Efendi'nin sesi boğuklaşmış. şu çınarın dibinde. Yok. 'Sen merdivenin ilk basamaklarındasın. Söylemek zoruma gidiyor ama galiba o mücadelenin ilk muharebesini kaybettim ben. Yol aktığı sürece çare tükenmez Buruk gülümsedi. Babana da öyle olmuştu işte. cüzi olanı yaşıyorsun. gözleri yaşarmıştı. 'Aklım karışık' dedi pişmanlık içinde.' O kadar üzgündü ki inanmadığım sözleri söyledim ona. içindeki damlayı yok et ki.kelamdenizi. Yol çaredir. 'Böyle düşünme' dedim. Hikmet Efendi'nin bildiği bir şey vardı. Yaşamadan aşkı nasıl bileceksin?' Sevgiyle baktı bana.' Sözleri içime dokunmuştu. dese de.' Yüzü ışımaya başlamıştı. Ama öte yandan Susan'ı gerçekten seviyorum.' tki gün sonra da annenle birlikte Londra'ya gitti. 'Gönlünü karartma' dedim omuzlarından yakalayarak. Allah'ın aşkına ulaşmak için insanın aşkını öğreniyorsun. deniz olasın. şeyhimi terk ediyorum. Tanrısal olana.com götüren kapıdır' diyor. kalbindeki küçük sevdaya yenilen bir dervişçiğin çaresizliği. buyurmuştu Hazreti Muhammed. Zaten Hikmet Efendi'den çok baban emin değildi aldığı karardan. Savaşların en büyüğü kendi nefsimizle olandır. ilahi aşktan vazgeçiyorum.soncemre." Sözleri sona erince: . belki de Allah beni külli aşka hazırlıyor diyorum. deniz de damlalardan oluşmuyor mu diye düşünüyorum. Londra'nın beni hakikate götüreceği şüpheli. benim tefsirim değil bu. Her ne kadar Mevlânâ Hazretleri. Hakikat aşkının özlemiyle yanarken. gider" dedi gözlerini uysalca kırparak. Ben ne yapıyorum izzet? Nefsim için dergâhımı.' 'Ama savaş hâlâ sürüyor' diye moral vermeye çalıştım Poy-raz'a. 'Sen gerçek bir dostsun. 'Yolculuk sürüyor.com Soncemre Platform ile „OKU“mak! www. ama sözlerin gerçeği anlatmıyor. "Çünkü insana duyulan aşk da. 'Bunları düşünmedim mi sanıyorsun? Bunları kendime sormadım mı? Ama şimdi iki gün sonra Londra'ya uçacakken sorular tersine dönüyor aklımda. 'kalbim karışık. ama bu yola girmekten kendimi alamayacağımı da çok iyi biliyorum. gönlüm karışık. bizzat Poyraz anlattı. aslında tam da böyle düşünmesini istediğim halde. 'ilk muharebeyi kaybetsem de savaş hâlâ sürüyor. Her yol çare değildir. Elbette." "Nerden biliyorsunuz?" diye atıldım.www. kişinin aklını başından alır. Allah'a duyulan aşkın bir suretidir. Bazen tıpkı senin söylediğin gibi düşünüyorum. O aşkın sureti bile o kadar güçlüdür ki.

"Bir saniye bekler misiniz?" İzzet Efendi'ye çevirdim bakışlarımı. "İsterseniz siz kalabilirsiniz. yoksa biz yakınlarını mı aşağılıyordu anlayamadım. "Ne yazık ki hemen." Heyecanlandım: Beni aradığına göre önemli bir gelişme vardı. "En iyisi ben sizinle geleyim. Ama bu derdi tek başına çekmelidir. bağışlar beni.www. Sonra cesaretle bakışlarını bana çevirdi. "Hemen geliyorum. sıkıntılı bir sesle söylendi.kelamdenizi. öte yandan İzzet Efendi'nin sohbetini kaçırmak istemiyordu. "Ama gitmeden şu yüzük meselesini sorsaydık İzzet Amca'ya. "Özür dilerim. "Tamam" dedim sevinçle. İzzet Efendi ile Mennan'ın yanında konuşmak doğru olmazdı. Dilinin altında bir şey var da söyleyemiyor gibiydi. cep telefonum çalmaya başladı.soncemre. ne sırasıydı ama ağzımı açmama bile fırsat vermeden atıldı yaşlı adam: "Ne yüzüğü?" . Telefona baktım. İzzet Bey'i yalnız bırakmayalım. iskemleden kalktım. kendi derdinin içindedir. yirmi iki yıl önce Londra'da aldı. "Buraya gelirseniz daha rahat konuşuruz. "Kusura bakmayın" diye açıkladım.com "Görmediğiniz süre içinde savaşını sürdürdü babam" dedim sitemkâr bir ifadeyle. benim gitmem gerekiyor. masaya oturduğumuzdan beri yüzünde ilk kez bozguna benzer bir ifade belirmişti. "Merhaba" dedim telefona. rica etsem Emniyet'e kadar gelebilir misiniz?" "Hemen mi?" Duraksadı. On iki yaşındaki kızını ve karısını hiçbir açıklama yapmadan öylece bırakıp. şimdi bu konuyu konuşmanın ne yeri. yeniden masaya dönünce. ekranda tanımadığım bir numara vardı. Yoksa yakınları da ortak olur bu derdi çekmeye. Ki dert onlar için derman değil. yoksa bir şey mi buldunuz?" Sorum hoşuna gitmemişti. "Önemli bir telefon aldım. Bazı gelişmeler oldu." "Alo Miss Karen" dedi bir kadın sesi. illettir. İzzet Amca yabancı değil. Ve Konya'da kaybettiği savaşın intikamını. "İşte bu sebepten dervişe yalnızlık gerek buyrulmuştur.. "Sizi dinliyorum. Tam yanıt veriyordum ki." "Hayrola. Pakistanlı bir şeyhle hakikat yolculuğuna çıkarak. sizin bilgilerinize ihtiyacımız var." Anlamak için sordum.. ama her iki olasılık da fena halde kızdırdı beni. "Hangi konuda?" "Şu Serhad Gökgöz hakkında. Sonunda merakı ağır bastı "Yok" dedi oyun dışına düşmek istemeyen bir çocuğun gizli tutkusuyla. "Senin için kötü olmuş" dedi üzgün bir sesle." O yüzüğün neden kanadığını en az Mennan kadar merak etmeme rağmen. güllerin öteki tarafına geçerken. "Ben Komiser Zeynep.com Soncemre Platform ile „OKU“mak! www." izzet Efendi'nin tarçın rengi gözlerindeki ışık solar gibi oldu." Telefonu kapatıp.. "Alo. "Hiç ara vermedi savaşma." "Görüşmemiz gerekiyor." Yalnızlığı seçmediği için babamı mı suçluyordu." Şimdi ne desin Mennan? Bir yandan gelen telefonu merak ediyor." "Tabii kızım" dedi nazik bir tavırla." Galiba Serhad'la ilgili bazı bilgilere ulaşmışlardı.. telefonla konuşmam gerekiyor. Açtım. "Evet Zeynep Hanım" dedim merakla." Gözlerini merakla bana dikmiş Mennan'a döndüm. Dervişin dermanı." Duraksadı.

www. türbede taşı kanadıktan sonra naylon bir poşetin içine koymuştum. "Topaz mı? Yok lal olmalı. "Şems Hazretleri'nin Türbesi'nin önünde mi?" Artık konuşmasam ayıp olacaktı. Bana Poyraz'ın kokusunu getirdin. "Büyükler. bana baktı. gözlüklerimi takayım.com Yüzümdeki memnuniyetsiz ifadeyi gören Mennan işi şansa bırakmadı. "Yanında mı bu yüzük?" Çantamdaydı. Yüzüğü çıkarıp İzzet Efendi'ye uzattım." Sözlerim yaşlı adamı hiç etkilememişti.." Taşını inceledi.. Belki de ucuz bir yüzüktü. Yüzüğün kanadığından da emin değiliz. metal çerçeveli bir gözlük çıkardı. Çok merak ettim şimdi. "Akşam ben de bakarım kütüphaneme" diye hevesle söylendi İzzet Efendi. değil akik. Allah senden razı olsun. "Kitabın bir nüshası da bende olmalı. Gümüş yüzüğü aldı gözlerine yaklaştırdı. siyah saçlı. "Seni gördüğüm için çok mutlu oldum. "Taşı kanayan bir yüzük" diye açıkladı aceleyle. bir daha okuyayım bakayım şu kanayan yüzük hikâyesini. "Kitabı buluruz Miss Karen. Yaşlılık işte. Şems Hazretleri'nin kanayan bir yüzükten bahsettiğinden eminim.kelamdenizi." Başını yüzükten kaldırıp. "Belki bir meczuptu" diye geçiştirmeye çalıştım." Her zamanki iyimserliğiyle atıldı Mennan. "Nasıl biriydi sana bu yüzüğü veren kişi?" "Tanımadığım biri. "Şems Hazretleri'nin Türbesi'nin önünde. "Asıl ben teşekkür ederim kızım" diyerek sağ elimi. iki avucunun arasına aldı. Değil. yaşlı bir adam verdi Miss Karen'a. burnunun ucuna yerleştirdi." "Teşekkür ederiz" diyerek yaşlı adama elimi uzattım." İzzet Efendi bir sonuca ulaşmış gibi başını salladı. "İnce bir işçiliği var. küçüklere hediye verir ayrılırken. dudaksız sözler söyleyeceğim / Bütün kulaklardan gizli sırlardan bahsedeceğim / Bu . "Sır gibi: Göründüğü anda kayboldu. ama Makalat'ta. "Ama böyle kuru kuruya gidilmez" dedi yalancıktan kaşlarını çatarak. "Nasıl bahsediyor yüzükten?" Üzüntüyle boynunu eğdi. O kitapta taşı kanayan bir yüzükten bahseder." Bir eşya verecek sandım ama izzet Efendi etkili sesiyle bir şiir armağan etti bana.com Soncemre Platform ile „OKU“mak! www. "Ama böyle göremiyorum. Yemden baktı yüzüğe. merakla sordum." Ayağa kalkan İzzet Efendi. "Ya da bir dilenci." İzzet Efendi heyecanlanır gibi olmuştu. Sana dilsiz. onlar bize yardımcı olurlar. "Şems-i Tebrizi Hazretleri'nin Makalat adında bir kitabı vardır. Çarşıda sahaf arkadaşlar var. Dur." Eksik bilgi verdiğimi düşünen Mennan heyecanla ekledi. siyah sakallı. "Tam hatırlayamıyorum kızım.soncemre." Bu iyiydi işte. siyahlar giymiş bir adam. "Güzelmiş" diye mırıldandı." Mennan ile İzzet Efendi'nin heyecanı bana geçmişti." Elimi hâlâ bırakmamıştı." Ceketinin cebinden gösterişsiz. belki şu Makalat adlı kitaptan kanayan yüzüğün sırrını öğrenebilirdik. "Güzel bir sohbetti. akik taşı bu.

"Serhad için karanlık biri demiştiniz?" Sabahki sözlerini hatır latıyordu Mennan'a.com sözleri sana. Zeynep işi kolaylaştırmak için sorusunu basitleştirdi. Yanında kendisi gibi iriyarı iki sivil polisle dikildi karşımıza. Hayat kadınlarıyla düşer kalkar. "Aslında şirketin her işine koşturur" diye hemen katıldı konuşmaya. Bir sırrı paylaşır gibi sesini kısarak sürdürdü sözlerini. Nazik bir tavırla ellerimizi sıkarak: "Sizi böyle apar topar çağırdığımız için kusura bakmayın" dedikten sonra lafı fazla dolaştırmadan sordu: "Şu Serhad Gökgöz hakkında ne biliyorsunuz? Ikonion Turizm'de çalıştığını söylemiştiniz değil mi?" Tahmin ettiğim gibi önemli bir bulguya ulaşmış olmalılardı. Sabahki gibi gülümseyerek karşıladı bizi ama yüzünde giderek etkisini artıran bir yorgunluk vardı. Ceketini çıkarmıştı.. "Mevlânâ Hazretleri'nin şiiri" diye açıkladı. onların parasını yer. küçük gözleri iyice ufalmıştı.kelamdenizi." Zeynep. "Neden öyle söylediniz? Bildiğiniz bir şey mi var?" Oturduğu koltukta sinirli sinirli ayaklarını kıpırdatan meslek-taşım: "Çünkü öyle" diye hırsla söylendi. . "Çünkü bu Serhad itin biri.com Soncemre Platform ile „OKU“mak! www. Yine masasının başında bulduk onu. ama arkasını getiremedi. Şiir bitince oyunbaz bir ifade belirdi gözlerinde. "Bakalım bu büyük insanın sözlerini sen duyacak mısın?" 31 ". inşaatların başında durur. Şirketin sahibi Ziya Bey çok güvenir ona. Yakut Otel yanmadan önce güvenlik şefiymiş.. "Bildiğiniz ne varsa anlatın ona.." Ne demek istemişti şimdi bu adam? Sormaya yeltendim ama ne mümkün. "Geldiniz mi Miss Karen." Sesi sabahki yorgunluğundan sıyrılmış gibiydi. Zeynep Komiser anlatır umuduyla içeri girdik. ama uyumaktan gözkapakları şişmiş." Söyledikleri. Galiba işi çözüyoruz.www. Serhad hakkında hiçbir suçlama içermiyordu. Zeynep içerde sizi bekliyor..soncemre. "Evet. Ahlaksız yani. lila gömleğinin sol koltuk altında silahının boş kılıfı görünüyordu.. "Şoförlük yapar. bir soruşturmaya başlamak için şüphe etmek yeterlidir.." Zeynep Komiserin odasına yaklaştığımızda Ragıp Başkomi-ser'le burun buruna geldik. îkonion Turizm'de çalışıyor. gözlerini hevesle iş arkadaşıma çevirdi. herkesin içinde söyleyeceğim / ama senden başka kimse duymayacak / Kimse anlamayacak. Omuzuna dökülen kumral saçlarını atkuyruğu yaparak başının arkasında toplamıştı." Serhad adını duyan Mennan da heyecanlanmıştı. ne iş olsa yapar yani. Ragıp bunları söyledikten sonra iki polisi de peşine takarak hızla uzaklaşmıştı yanımızdan.

yoksa bizim görüşle-rimizi umursamıyor muydu? Davranışları moralimi bozmaya başlamıştı.." Alnı kırıştı Mennan'ın. İnatla başımı salladım. temizlik manyağı bir şey. "Yukarıda Allah var." "Erkekler dünyanın her yerinde aynıdır" dedim konuyu dağıtmamak için.." Mennan'ın anlattıklarından umduğunu bulamayan Zeynep'in canı sıkılmaya başlamıştı. Konuşurken onları izledim. Ziya. duyduğunuz yasadışı bir eylemi oldu mu? Silahlı çatışma. Soy ismini bilmiyorum. sosyopat davranışlar. Üstelik Ziya Beyle de çok yakınlar. Antalyalıyım filan diyor ama o da yalan." "Siz ne zamandır tanıyorsunuz Serhad'ı?" "Ben mi? iki yıldır? Ikonion Turizm bizim müşterimiz olduğundan beri." "Peki." "Normal değil mi? Birlikte çalışıyorlar. Sanki gizli bir iş çeviriyorlar." Yarı alaycı bir tavırla sordu. Görseniz siz de kuşkulanırdınız. Oraya gittiğimde görmüştüm." İnce eleyip sık dokumaya mı çalışıyordu. iş dışında da bir hukukum yoktur zaten. gasp.kelamdenizi. bildiğiniz. "Bana ne zarar verecek o herif. tehditvari abartılı hareketler. ülkenin yarısı hapiste olurdu. Tuhaf bir adam? Aşın titiz. öyle bir şey duymadım. "Yok" dedi duraksayarak. "Size de mi zararı dokundu?" Bereket yanıt vermeden önce bana bakmayı akıl edebildi Mennan. Ziya Bey nereden bulduysa. îki saat önce yanlarındaydık. "Sizde nasıldır bilmiyorum ama. Cavit de tipik suçlu profiline uyuyor. Türkiye'de bu tür erkekleri içeri atacak olsaydık. "Cavit." Yorgun bakışları canlanır gibi oldu. "Sözün gelişi öyle diyorum" diye bağladı. külhanbeyi bir ağız. caka satarak yürümeler. Tabii. "Ne gibi?" "Kanımca Ziya Bey pis işlerini onlara gördürüyor. "Ama Cavit ve Serhad gerçekten de kuşku uyandıran tipler." Mennan duygularını işe karıştırmıştı yine. Zeynep bunu atlamadı. başımıza bela etti işte. Memleketi bile belli değil şerefsizin.www. soygun diyorum. "Nasıl oluyormuş o tipik suçlu profili?" Bilirsiniz işte.soncemre. "Zaten Konyalı değil bu." Tiksinti verici birinden söz ediyormuş gibi yüzünü buruşturdu." ." Ah Miss Karon" dedi gülümsemesini sürdürerek. "Bir de arkadaşı var Serhad'ın" diyerek onu canlandırmak istedim. Serhad da. patrondan çok bir mafya şefi gibi davranıyordu onlara.com Soncemre Platform ile „OKU“mak! www. "Hayır. öyle değil. yüzümdeki kızgın ifadeyi görür görmez de kızından bahsetmemesi gerektiğini anladı.com "Serhad ne zamandır Ikonion Turizm'de çalışıyor?" "Beş yıldır.

.. Üç ölü var." İnanmayan gözlerle baktı Zeynep. salı günü gitmişler." Ayrıntıları bilmediği için haklı olarak ilgi kuramadı Zeynep.." "Ölüler değil Miss Karen. belki de yangını Serhad çıkarmıştır. "Kimmiş bu sizin Kadir?" "Otelde temizlik yapan dört işçinin ekip şefi.." "Ama bir tanık var" diyerek araya girdi iş arkadaşım. . Evet. Tabancayla vurularak." "Yakut Otel'in yakılması ya da Solak Kâmil'in öldürülmesi. zehirlenerek. Zeynep benimle işbirliği yapmayacaktı. boğularak. Aslında çalışmaya pazartesi günü gideceklermiş." "Çok emin görünüyorsunuz?" dedi inanmayan bir sesle.. Eğer işin peşini bırakmazsak. Tuhaf bir cinayetle karşı karşıyayız. Yangın çıktığında oradaymış. kanıtlar da. "îç içe geçmiş suçlar söz konusu." Önemli bir kuraldan bahseder gibi son derece ciddi bir tavırla konuşuyordu. itfaiye de.www. "Bildiğiniz bir şey mi var?" "Şüphe" dedim ellerimi yana açarak... bıçaklanarak. her soruşturma sezgiyle başlar." Hayal kırıklığı içinde dinliyordum. Hayır. bir tanık var.kelamdenizi. ötekinde bir hırsız. dövülerek. bir yerden atılarak ve aklınıza gelmeyecek daha çeşitli yöntemlerle öldürülmüş insanlar. "Sadece şüphe. "Aynı mafya şefi gibi. yani yangının çıktığı gün çalışmışlar. savcılık yetkisizlik kararı vermiş. "Ama Yakut Otel yangınını bilmiyoruz. Onun hakkında yanılmış mıydım? Yoksa hırs küpü. ama oğlunun nişanını pazartesi yapmaya karar verince. savcılık da önemli bir ayrıntıyı gözden kaçırmış olabilir. İtfaiye olayı kaza diye rapor etmiş. züppe bir polisten başka bir şey değil miydi bu genç kadın? "Solak Kâmil'in öldürülmesi bir cinayet" diye sürdürdü vaazı-nı.soncemre. evet. Ama sizin de bildiğiniz gibi bir soruşturmaya başlamak için şüphe etmek yeterlidir. "Cinayet Masası'nın ilgilendiği konu öldürülmüş insanlardır. "Birinde iki işçi yaşamını yitiriyor. Bizim Kadir. deliller de olacak. "Evet. evet" diye destekledi beni Mennan.com "Evet.." "Bırakmazsak! Yani biz mi?" "Neden olmasın?" dedim doğal bir tavırla. Ama bu varsayımların hiçbir karşılığı yok.com Soncemre Platform ile „OKU“mak! www. polis de.. rağmen yangın bir kundaklama olabilir mi? Evet. Sabah da söylediğim gibi kanıt ya da tanık olmadan elimizden bir şey gelmez. Bunlara." "Ve tabii Yakut Otel yangınıyla. ikisi de suç değil mi?" diye açıklamaya çalıştım. siz de haklı olabilirsiniz. Anlıyor musunuz Zeynep Komiserim.

arkadaşlarını kurtarmak için uğraşırken birini görmüş. çünkü adamın üzerinde itfaiyecilerin yangında giydikleri her yanı kapalı giysilerden varmış. Sadece itfaiyeye haber vermekle yetiniyor.com Soncemre Platform ile „OKU“mak! www. lobiye çıkartıyor. "Nasıl etsin?" Çileden çıkmak üzereydim. Böylece yangında kimsenin ölmeyeceğini düşünüyorlardı." "Yangını Cavit'in çıkardığını nereden biliyorsunuz?" Sorusu mantıklı. Ne-zihe'yi lobiye getirince Serhad panikliyor. Ancak Kadir ve ekibi nişan nedeniyle çalışma gününü salıya kaydırınca. İşte o anda bir başkası da arkadan başına vurmuş." "Ama Kadir'in başına vurulması bir raslantı değil.www. Çünkü Kadir'in itfaiyeci giysileri içindeki Cavit'i gördüğünü biliyor. oteli salı günü kundaklamayı planlamışlardı. . Kadir." "Ya Serhad ne yapıyor? Aşağı inip Kadir'i kurtarmayı denemiyor mu?" Sonunda anlamaya başlamıştı. Evet. Kadir'i kurtarmayı denemiyor bile. "Salı günü gitmiş olmaları çok önemli" diyerek sözü ben aldım. Çünkü Ziya ve adamları kimsenin işe gelmeyeceğini düşünerek. yüzüne bulaşacak bir is." Tam yerinde girmişti söze Mennan. Tinerler." Anlatılanlar etkilemişti genç kadını ama temkini elden bırakmak istemiyordu. üstelik bunu Serhad'a da haber vermeyince iki kişi öldü. "Hayır. elini karartacak bir alev parçası onu deli eder. ha salı gitmişler. kundaklamayı bizzat Cavit yapıyor. O sırada yangını çıkartan Cavit aşağıda olmalı. Aslında yapması gereken bu. "Adam her tarafını gizlemiş. Kadir bayılınca da Cavit elbiselerini çıkarıp otelden kaçıyor. "Yangının salı çıkması bir raslantı olabilir. Yangını kendilerinin çıkardığının anlaşılacağından korkuyor. "Pazartesi günü gitselerdi kimse ölmeyecekti. Ama Kadir'e şans yardım ediyor.kelamdenizi." "Teşhis edememiş yani adamı. Kadir. ama yapmıyor. Alt. Kadir.com "Ne var bunda.soncemre. hafif yaralanan Nezihe adındaki işçiyi sırtlayıp yukarıya. çünkü ondan başka hiç kimse." Yine o lanet olası alaycı ifade belirmişti yüzünde. Bakın size şöyle anlatayım. Lobide Serhad var. Çünkü otelde kimsenin olmadığını düşünüyor. Kadir de tam o sırada itfaiyeci giysileri içindeki Cavit'i görüyor. işte o anda Serhad arkadan gelerek Kadir'in başına sert bir cisimle vuruyor. Yanıtım biraz karmaşık olsa da Zeynep gibi zeki bir polisin anlayacağını umarak açıkladım: "Cavit temizlik konusunda o kadar takıntılı ki. Kadir'in peşinden aşağı iniyor. her yanı kapalı o itfaiyeci kıyafetini giymez. Cavit de Kadir'i görüyor tabii. Neyse. Kadir'in de öteki iki işçi gibi yangında ölmesini istiyor. Kadir'i görünce şoka uğruyor." "Sadece bir varsayım" diye dudak büktü Zeynep. "Evet Zeynep Komiserim. katt büyük bir patlama oluyor. boya kutuları alev alıyor. "Peki kimmiş o gördüğü kişi?" "Tanıyamamış. ha pazartesi?" Mennan toparlayamayacak gibiydi.

" Aklındakileri birer birer açıklıyordu." Derin bir nefes alarak. "Bakıyorum da rolleri değiştik Miss Karen. Kadir'in akıl sağlığı yerinde değil diye ifa.di her şeyi hatırlıyor.deyi kabul etmiyor.soncemre." İçimde kabaran umut çabucak sönmüştü.kelamdenizi." Güzel gözleri gizli bir öfkeyle yaladı geçti yüzümü. "Akıllıca bir tahmin." Ellerini önündeki sumenin üzerinde birleştirerek mırıldandı.www." "Alçak herif!" diye nefretle söylendi Mennan. "Belki Serhad ile Cavit'in evini ararsanız. "Bize de Solak Kâmil'i tanımadığını söylemişti iki saat önce." Sağ elinin başparmağını dudağına değdirerek bir süre düşündü." "Sadece yardımcı olmaya çalışıyordum." "Akıl sağlığı yerinde değil mi Kadir'in?" "Darbeyi aldığı günlerde küçük bir travma geçirmiş. sırtını koltuğuna yaslandı. Solak Kâmil'i üzerinize salıyor. Örneğin bir itfaiye elbisesi. o somut şeyleri siz bulabilirsiniz. gerçeği ortaya çıkaracak ayrıntılardan o kadar az haberim olacaktı. artık omuzlarına ağır gelmeye başlayan başını avuçlarının içine aldı." "Sizden başka kimse de onu ciddiye almıyor tabii. ama bütün bunlar birer varsayım. "Evet. "Beni korkutarak raporumu biran önce tamamlamamı sağlamak için." Gerekirse dediğine göre böyle bir olasılık vardı. ben soruşturulan. gerekirse onu da yaparız." "Ne yazık ki hayır." "Neden? Serhad ile Solak Kâmil arasında bir bağ mı var?" Gülümseyerek.com alevler ona ulaşamadan itfaiye yetişip kurtarıyor. . "Merak etmeyin. Konya'dan ne kadar çabuk gidersem. bizi buraya niye çağırdınız?" "Serhad'ı sormak için. "Ve sizin bu bilgiye ulaşacağınızı düşünen Ziya ve adamları. Serhad ile Solak Kâmil arasında ilişki olduğunu gösteren kimi bulgulara ulaştık. "Aynen öyle" diyerek düşündüklerini tamamlamak istedim. Bana somut bir şeyler vermediğiniz sürece de varsayım olarak kalacaklar." Pür dikkat kesilmişti Zeynep. ama şim.com Soncemre Platform ile „OKU“mak! www." "Peki Kadir ifadesinde bunu söylemiyor mu?" "Söylemez mi? Savcı. Siz sorgucu oldunuz. Meydan okuyan bir tavırla sordum: "Sahi.

"Belki sizi motive edenin para olduğunu.com Soncemre Platform ile „OKU“mak! www. "Yardımlaşsak daha iyi olmaz mı?" dedim anlayışlı bir tavır sergileyerek. bu işten doğrudan kazanç sağlayacağınız için de benden daha hevesle çalıştığınızı düşünüyorsunuz. soruşturuyoruz.. Siz." Öylece kalakalmıştım. Fakat tamamen yanılıyorsunuz." Artık gerginliğini gizlemiyordu." Kendi kendine mırıldandı: "Bu iyi.. Bu kadarı da fazlaydı: "Serhad'la Solak Kâmil. Sigorta şirketinizin soruşturması olsa da olmasa da bu işin sonuna kadar gideceğiz. belki buradan kıstırırız onu. uzlaşmak isliyordum." Merakıma yenilerek yine sordum: "Yani arkadaş mıymış bunlar?" Sanki ilk kez tanışıyormuşuz gibi uzaklaştı." inatlaşmak değil. Benim bir devlet memuru olduğumu. işin üzerine kararlılıkla gidemeyeceğimi sanıyorsunuz. bizse adaleti sağlamak için. Tam yirmi dört saatir uykusuzum ve hâlâ bu işle uğraşıyorum.soncemre." diye söylendim." "Sadece ayak bağı olursunuz Miss Karen" diyerek kestirip attı. eğer varsaydığınız gibiyse. Hem sadece Solak Kâmil'in değil. "Kim?" diyerek anlamamazlığa vurdu. şu kendilerine dinci görüntüsü veren canilerin öldürdüğü karı kocanın da. ben de benimkini." "Hayır" dedi başını sallayarak. öyle değil mi dercesine yeşil gözlerini bana çevirdi." "Lütfen sözümü kesmeyin" diye uyardı.www.. "Hayatında böyle bir ismi duymamış." "Yanlış düşünüyorsunuz. Ters ters baktığımı görünce: "Hiç öyle bakmayın. Siz de öğrendiklerinizi söyleseniz belki yardımımız dokunur. Çünkü değil. "Siz kendi işinizi yapın. o tamamıyla sizin işiniz. O yüzden çıkarlarımız ortak filan demeyin bana. "Biz. yangında ölen o iki zavallı işçinin de katilini bulacağız. "Tanımadığını söyledi" diye onayladım onu. Ama şirketinizin üç milyon paundunu kurtarmak benim işim değil Miss Karen. Haksızlığa uğradığımı .kelamdenizi. "Çıkarlarımız ortak falan değil.com "Tanımıyorum mu dedi?" Kuşkuya düştü Mennan. "Daha belli değil. şirketinizin şu üç milyon paundunu kurtarmak için uğraşıyorsunuz. size bildiklerimizi söyledik.." "Ama çıkarlarımız ortak.

kıpkırmızı bir suratla hiç kımıldamadan öylece oturuyordu. benim de neşemiz yerine geldi. Eğer bize yardımcı olmak istiyorsanız. "Anlattıklarınız o kadar önemli ki. ama polis de değilsiniz.kelamdenizi.com bilemiyordum. onun yanındaki koltukta oturuyordum. Artık arkada değil bir arkadaş gibi. Bana bir suçlu gibi davrandınız." Sanki az önce beni azarlayan o değilmiş gibi dost ça gülümsüyordu. şehrin üzerine sessizce çöküyordu. suçsuz birine asla suçlu gibi davranmam. Mennan'ın hali benden de beterdi." Akşam karanlığı. "Ben bunu hak etmemiştim. "îşe yarar mı bari?" "Yarar tabii. Serhad ile Cavit'i sorgularken artık daha fazla malzeme olacak elimizde." Son derece rahat bir tavırla açıkladı. "Yanılıyorsunuz Miss Karen." Bizimle dalga mı geçiyordu bu kadın? "Nasıl yani Serhad ile Cavit'i gözaltına mı alacaksınız?" "Ragıp Başkomserim şu anda ne yapıyor zannediyorsunuz?" Mennan'ın da.com düşünüyordum.www. bugün yaptığınız gibi bildiklerinizi anlatırsınız. Siz de suçlu değilsiniz zaten. yangında kullanılmış bir itfaiyeci giysisi de arayacağız." Alaycı bir sesle sordum." 32 "Çünkü güneşimizi kaybettik. Yapacağınız en büyük iyilik budur. soruşturmayı siz yürütmüyorsunuz. "O zaman evlerinde arama da yapacaksınız. evlerinde arama yaparken. yapacağız" dedi gizli bir gülümsemeyle. ellerini bacaklarının arasına sokmuş.soncemre. ama bunu nasıl dile getireceğimi Soncemre Platform ile „OKU“mak! www. Anlamanız gereken şu. îki tarafımızdan akan ışıklı mağazaların . "Tabii. Hiçbir şekilde bu soruşturmayı yönlendiremezsiniz. "Çok şaşırdım" diyebildim sonunda. Konya'nın ışıklı caddelerinden birinde ilerliyordu Mennan'ın siyah Mercedes'i." "Yapacağız.

Tate Gallery'den çalınan Picasso eskizleri için yürüttüğüm soruşturmada Londra polisi. uykusuzdum.kelamdenizi. ne de onun sırrını saklayan kitabı düşünecek halde değildim. yüzlerinde evlerine gidiyor olmanın rahatlığı. Şems-i Tebrizi'nin Makalat adlı kitabını bulmak için. Demek ki bütün kitabı ta-ramak gerekiyordu. ayım geldi.com önünden aceleci kalabalıklar geçiyordu.www. Zavallı Mennan her zamanki ezikliğiyle kadın adına benden özür bile dilemişti. Dahası Konya'ya geldiğimizden beri hep o aramıştı beni. Ama şehre çöken yumuşak karanlık gibi tatlı bir uykunun usulca beynimi ele geçirdiği şu anlarda artık ne kanayan yüzüğü. uykum açılır diye telefonumu çıkardım. Hemen Makalat'ın kapağını açıp içindekilere baktım. bunu da ancak akşam otelde yapabilirdim. Belki de abuk sabuk reklamlardan biriydi ama hiç değilse kendimi toparlamama yardımı olur. Ne yazık ki başlıkların hiçbirinde kanayan bir yüzükten bahsedilmiyordu.soncemre. Gittiğimiz sahafta kitap yoktu. Hele benim gibi bu işe taraf olan birinin bulaşmasını hiç istemezlerdi. Mennan'ın da benden çok farklı olmadığını biliyordum. Ben de onlar gibi yorgundum. Polisler. omuzlarında günün yorgunluğu. Okuduğum ilk sözcük tüylerimi diken diken etti. Otele gitmeden önce Mennan'ın sahaf arkadaşına uğradık. Nerdeyse kendimden geçmek üzereydim ki telefonuma mesaj geldiğini bildiren melodiyle irkildim. Ama buna gerek yoktu. yürüttükleri soruşturmaya dışarıdan birilerinin karışmasından hiç hoşlanmazlardı. kabul etmesem de aslında Zeynep haklıydı. Göz ucuyla beni süzen Mennan'a gülümsedikten sonra mesajın içeriğini gösterecek tuşa dokundum.com kaldırımları dolduran insanlar. çünkü o genç kadını nedense kendime yakın hissediyordum. Yine de Zeynep'in davranışından bir parça alındığımı saklayacak değilim. Şems'im. Artık aramıyor mesaj yolluyordu demek. Mesaj Nigel'dandı. ama dükkân sahibi başka bir kitapçıyı aradı. Her ne kadar tartışma sırasında. Zeynep sabırlı çıkmıştı yine de. Soncemre Platform ile „OKU“mak! www. Evet. onun gösterdiği anlayışın birazcığım bile göstermemişti bana. ellerinde küçük paketleri. Emniyet'ten çıktığımızda bir süre Zeynep Komiser'in bizi şaşırtan davranışları üzerine konuşmuştuk. Bu kararla kitabı çantama koymama rağmen kanayan yüzük hakkında yazılanları merak etmekten kendimi alamadım. Üstelik Mennan'ın arabasında uyuyakalmanın hiç de güzel bir durum olmadığını bilmeme rağmen gözkapaklarımın ağır ağır kapanmasına engel olamıyordum. bugün onunla hiç konuşmamıştım. Konya'da Şems . on dakika sonra kitap elimizdeydi. Çöken karanlıkla birlikte gözkapaklarıma yayılan ağırlığa karşı koymak giderek imkânsız hale geliyordu.

Ama ne yazık ki geldiklerinde Hazreti Mevlânâ öteki dünyaya göçmüştür." Yeniden telefonumun ekranına döndüm. Böyle düşünürken aracımız köşeyi dönerek daha geniş ama daha sakin bir yola çıktı. Peki Karen-cim. Arada bir uzaklaşmak gerekiyormuş demek ki. Hazreti . bundan emin değildim işte. Ama ona sormak doğru muydu.kelamdenizi. Şems'im (güneşim) kısmına takılmıştım.soncemre. "Üçler Mezarlığı. Londra'dan bir arkadaş mesaj yollamış. Sol tarafımızda bir duvar uzanıyordu. Yedi yüz küsur yıl önce Hazreti Mevlânâ'ya tutkun Horasanlı üç genç onu görmek için Konya'ya gelir. "Yok bir şey. / Başımın sarhoşluğu geldi / Yolumu vuran geldi / Tövbemi bozan geldi / Gözümün nuru geldi / Başka ne dilediysem / İşte o dilediğim geldi. sen ne zaman geleceksin? Tümüyle uyandırmıştı beni Nigel'ın mesajı. Şems'im (güneşim). Şems adındaki sevgilisini.www. ama hayatında bu gezgin dervişin adını bir kez bile duymamış Londralı bir adamın sevgilisine çektiği mesajın Şems adıyla başlaması gerçekten garipti.. kulağım geldi / Gümüş bedenlim geldi / Altın madenim geldi. Ne gözlerimde uykunun ağırlığı kalmıştı. kuşkusuz çok iyi biliyordu bu sorunun yanıtını.." "Neden Üçler Mezarlığı deniyor?" "Eski bir hikâye. Az sonra aralıklı demirlerden yapılmış bir kapı gördüm. endişeyle sordu: "Ne oldu Miss Karen? Kötü bir haber mi?" Tam da Şems'ten bahsedilecek kişiydi Mennan. Şems'e neden güneş diyordu Mevlânâ? Şems gerçekten de güneş anlamına mı geliyordu. Şiir burada sona eriyordu. Mezarlığa baktığımı anlayan Mennan açıkladı. Ne kadar büyük bir mezarlıktı burası böyle. ayım geldi / Gözüm. Romantik bir âşık olup çıkmıştı bizim cerrah. "Yok" dedim yüzümdeki gerginliği silmeye çalışarak.com adını duymak. ne başımda günün sersemliği. Çok eski bir mezarlıktır Miss Karen.com bahsetmesi son derece normal bir durum olabilirdi. Yüzümdeki değişikliği Mennan da fark etmiş olacak ki. insanların ondan Soncemre Platform ile „OKU“mak! www. İşte böyle çağırıyor Rumi. yoksa büyük şairin kullandığı bir metafor muydu bu sadece? Yanımdaki Konyalı iş arkadaşım. arkasında sarıklı mezar taşları göze çarpıyordu. Ama mesaj Nigel'ın sözleriyle devam ediyordu. Geri tuşuna basarak mesajın başına gittim.

tek tek çıkmaya başlamış gökyüzünün katlarını. "Onun . Londra'nın her daim bulutlu. 'Güneşi nasıl kaybedersiniz?' 'Hiç sorma Tanrı dostu" demiş yaslı melekler. üç genç bu topraklarda can verir. "işte Şems Hazretleri böyle ulu bir ermiştir Miss Karen" dedi arabanın frenine basarken.' Mevlânâ Hazretleri'nin içi aydınlanmış. Gökyüzünün bu katını onun ışığı aydınlatırdı. biz de onun yattığı toprağa gömülmek istiyoruz diyerek Konya'da ölmeyi dilerler." "Haklısınız" dedi bakışlarını yoldan ayırmadan. 'Bizim güneşimiz Tebrizli Şems'ti. içlerindeki aşkı iyice alevlendirir. onları ısıtayım diye aşağıya indi. Böylece mezarlığın adı da 'Üçler Mezarlığı' olur. Şems ne demek? Bildiğim kadarıyla Türkçe bir sözcük değil.. konu mistik söylenceler olunca bu dünyayı unutuyor.com kavuşamamak. Onları da işte bu mezarlığa defnederler. "Bir gün gökyüzünden Mevlânâ'ya gel olmuş. "Mennan Bey. Arapça bir sözcük." Güneş mi? Sunny geldi aklıma. Değişik yoldan getirdim sizi..com Pir'e Soncemre Platform ile „OKU“mak! www. öyle sıcaktır ki.. İster kendisi anlatsın. "Mevlânâ Hazretleri'nin Türbesi. 'Çünkü güneşimizi kaybettik. "Şems. 'Madem ki Hazreti Pir'i görmedik.soncemre. "Burası neresi?" "Tanıyamadınız değil mi?" dedi gülümseyerek. 'Şems'in ışığı öyle güçlü.' 'Nasıl oldu bu iş?' diye merak etmiş Mevlânâ.' " Mennan bayılıyordu bu tür hikâyelere." Demek gelmiştik. "Şems'le ilgili çok güzel bir mesel anlatır Mevlânâ Hazretleri" diyerek sözlerini sürdürdü.www. Ama ne yazık ki. otelimin önüne gelmiş bulunuyorduk. ne Sunny'den ne de içimde kabarmaya başlayan o tuhaf duygudan habersiz olan Mennan." Başımı çevirdiğimde ışıklarla aydınlanmış binalar gözüme çarptı. Oteliniz de hemen şurada. Yeryüzünde soğuk kalpler varmış. Dördüncü kata gelmiş ki her taraf karanlık. güneşi çağrıştıran bir isim yakıştırdığı ha-yali arkadaşı Sunny.. çocukluğumun mucize arkadaşı. Ulu Hazret çağrıya uymuş. Dilekleri kabul olunur. gökyüzündekileri de. âdeta kendinden geçiyordu. öyle parlak. o halde konuyu çok uzatamaz diye kurnazlık ederek sordum. gökyüzü kadar derin mavi gözler. Güneş ışığı gibi parıltılı sarı saçlar. yeryüzündeki kalpleri de ısıtmaya yeter. o yüzden burası böyle tekmil karanlıkta kaldı. anlamı da güneş demek.kelamdenizi. ister başkasından dinlesin. Hemen sormuş Mevlânâ Hazretleri: 'Ne oldu? Neden burası böyle karanlık?' Göğün dördüncü katındaki melekler üzüntüyle açıklamışlar. puslu günlerinde ışığı özle-yen bir kız çocuğunun. 'Merak etmeyin Tann'nın masum varlıkları' diye seslenmiş onlara.

" Ağzını açmasına bile fırsat vermeden ekledim." . "Gününüz nasıl geçti?" "Çok güzel geçti. asansörü onlara bırakmak istedim." "Rahatsız etmeyeyim. Onunla tartışacak ne gücüm vardı. "Hepimize yetecek kadar yer var burada. "Emredersiniz Miss Karen." "iyi akşamlar.com Soncemre Platform ile „OKU“mak! www. "Birinci kat.. "Öyle olmalı" diyerek toparlandım." inmek için kapıya yönelmişken durdum. Enfes yemekler yapar bizim Semra. bunlar benim görevim değil bile diyemedi. söylerim. daha önce bir gelişme olursa size haber veririm. ay gibi yuvarlak bir yüzü. daha şimdiden belli olan biçimli kaşları." "Tamam.soncemre. Ama bir gün bizim eve yemeğe de bekle. "Tanışmıyoruz ama. Neyse yarın anlarız nasıl olsa. Geride durdum." "Teşekkür ederim" diyerek geçtim içeri. yoğurt. kızınıza çok selam söyleyin." "Teşekkürler. "Bu gece rahatça dinlenelim. Ayrıca taze portakal suyu varsa kocaman bir bardak da ondan rica edeyim. Bakışlarım bebeğe takıldı.. Gündüzün sıcak havası yerini gecenin ayazma bırakmaya başlamıştı. restoranı arayıp derhal bildireceğim isteklerinizi. Eyvah. Hızlı adımlarla otele gir-dim." içten bir gülümseme belirdi yüzünde. Uyuyordu.. kucaklarında bebekleriyle genç bir çift bekliyordu." "Anlaştık hadi iyi akşamlar." O kadar hızla sıralamıştım ki. karınıza. uzun siyah kirpikleri vardı." Hiç oyalanmadan doğruca asansöre yürüdüm. şu işleri bir halledelim de." "Buyrun" diye ısrar etti bebeği taşıyan eşi. "Kaçıncı kata çıkıyorsunuz?" Soran genç anneydi.com lütfuna eren insanlar Allah'ın şanslı kullarıdır. Birazda yorgunluktan olacak içim üşüdü. Asansörün önünde. Bakalım Zeynep Komiser'in soruşturması nasıl sonuçlanacak? Umarım Serhad ile Cavit'in evinde işe yarar bir şeyler bulur. Önünden geçerken: "İyi akşamlar Miss Karen" dedi soru dolu gözlerini yüzüme dikerek." "Bakalım. "Ama odama söğüş salata. Dün gece yaşananlardan sonra başıma neler geldiğini öğrenmek isteyen görevlinin hevesi kursağında kalmıştı. Sabah on gibi otelin önünde buluşalım. "Gelsenize" dedi genç anne teklifsizce. "Lütfen buyrun..." Arabadan inince akşamın serin havası çarptı yüzüme.kelamdenizi.." Farkında değilsiniz ama siz de onlardan birisiniz demek istiyordu aklınca. ne de vaktim. kepek ekmeği yollarsanız daha da güzel olacak.riz. meraklı görevli işbaşı yapmıştı. "Sağ olun.www.

ama ben onun nasıl bir varlık olacağını hayal bile edemiyordum. "Teşekkür ederim. her dakika büyüyen bir bebek vardı. elleri.." "Sekiz ayını dolduracak iki gün sonra. Odam onlardan önceydi.soncemre." "Kaç aylık. "Erkek. "Bir adı daha var. ayaklan acaba nasıl olacaktı? Hiçbir şey canlanmadı kafamda.kelamdenizi." Başka koşullarda hiç tanımadığım biri bana bunu söylese çok kızardım ama genç kadın o kadar iyi niyetliydi ki doğal karşıladım." "Adı ne?" "Celaleddin. daha gençsiniz sizin de olur. "Biz de aynı kattayız. "Ali" dedi genç baba. Bebeği görmem için iyice benden yana döndüren genç adam sevgiyle oğluna bakarak mırıldandı." "Sağ olun" dedi genç anne. Ne kadar tuhaftı. mutlu bir hayatı olur. "Sizin var mı?" Ne diyeceğimi bilemedim. kaşı gözü." "Henüz yok." ilgilenmem hoşlarına gitmişti. "Mu hammed Celaleddin.com Birinci katın düğmesine basarken açıkladı. içimde her an.www. "Hazreti Muhammed'in damadı Hazreti Ali gibi.. Yeniden bebeğe bakarak Sordum: "Çok güzel bir bebek? Kız mı?" Gülümsedi genç baba." Galiba sesim biraz buruk çıkmıştı." Nedense sesi biraz utangaç çıkmıştı. Sorusunu anlamadığımı sandı. Asansörden birlikte indik. "Çocuğunuz diyorum.com Soncemre Platform ile „OKU“mak! www." Yoksa Şems mi diye geçirdim içimden ama. bizim bebeğimizin sekiz aylıkken neye benzeyeceğini gözümün önüne getirmeye çalıştım. "Yok" dedi övüngen bir sesle." "Mevlânâ Hazretleri'ninki gibi" diye açıkladı genç kadın.Anahtarımı kilide sokarken Konya'ya geldiğim ilk ." Genç çiftin küçük oğluna bakarken. boyu posu. Üç gün Konya'da kalınca Türkleşmeye başlamıştım galiba." "Umarım. "iyi akşamlar" diyerek kapıma yöneldim. "Üzülmeyin.

. şimdi kendimi daha iyi hissediyordum.com günküne benzer bir burukluk hissettim içimde. polisler de doğal olarak otelimi basarak beni sorguya çektiler. hemen Nigel'ı aradım. "Karen iyisin değil mi? Yani hamilelikle ilgili bir sorun yaşamıyorsun. sevgi doluydu.www." Hamileliğimle ilgilenmesi hoşuma gitti. Ama ikna olmadı Nigel. uyudum ama yolladığın şiirde bahsedilen Şems yakamı bırakmadı. bir kez de başım döndü. sabah bir daha karakola gittim. kafasını yedi yüz yıl önce yazılmış bir kitaba takan Mennan gelip mistik komplo teorileriyle canımı sıktı. Odaya girer girmez. şimdi iyiyim. Derin bir yalnızlık. yangın soruşturması için iki ayrı mekânda dört ayrı insanla konuştum. sarsıldım. o sırada gerçek bayatta. düşecek gibi oldum." "Sesin yorgun geliyor biraz. çocuğum olması dileğinde bulunarak duygularımı altüst etti." . "Sağ ol. babam hakkında hiç bilmediğim konulardan bahsetti. gördüğüm kâbustan daha dehşet verici olaylar gerçekleşiyordu. ben de iyiyim.kelamdenizi. Bugün yoğun bir gündü. uykumun kâbusu oldu. onunla tartışırken telefonum çaldı. Zeynep adındaki güzel komiserle sinir bozucu bir konuşma yaptık ve az önce karnımda bir bebek taşıdığımdan habersiz olan genç bir anne. aklını başına toplamasını öğütleyerek onu sepetledikten sonra huzur içinde bir banyo yapıp kendime gelmek istedim. işte bütün bunlardan dolayı çok yorgunum Nigelcım. yazılı ifade verdim. "Alo. nasılsın?" "İyiyim. "Bugün biraz bulantım vardı. bana saldıran kapkaççı vahşi bir şekilde öldürüldü.. ne gezer. "Merhaba Nigel.İçinde çocukluğumun hayali arkadaşı Sunny'nin de bulunduğu yine Şemsli bir kâbus bela oldu başıma. ikinci çalışında açtı.soncemre. baş dönmesi filan.com Soncemre Platform ile „OKU“mak! www. Bulantı.. üzüldüm. dün gece bir kapkaççının saldırısına uğradım. yeniden karakola çağrıldım. Sen nasılsın?" Sözleri ilaç gibi gelmişti. Elimden geldiğince sesime dinç bir hava vermeye çalışarak: "Benim için de yoğun bir gündü" dedim.. akşamüzeri ise babamın çocukluk arkadaşı İzzet Efendi'yle buluştum. sinirlendim ama yaşlı adam hiç alınmadı." Normal. çilem yine bitmedi. karakolda polise ifade verdim. böylece ben daha çok sinirlendim. Karen?" Sesi canlıydı. çok ilginç ve öğretici bilgilerle dolu olan bu gezi Şems'in verdiği yüzüğün kanamasıyla heyecanla sona erdi. ikinci konuşma oldukça gergin geçti. bir terk edilmişlik duygusu. bir arada Mevlânâ Türbesi'ne gittim. diyemedim. sabaha karşı ise. iki zorlu ameliyata girdim ama sesini duydum ya.

sen iyi misin?" "iyiyim. babam Tanrı aşkı derdi.." "Hıristiyanlıkta birbirine böyle şiirler yazan azizler olduğunu hiç duymadım.com Soncemre Platform ile „OKU“mak! www. bütün kulaklardan gizli bir sırdan söz ediyordu. Bir tür sır. "Hayatın anlamına dair bir sır. "Karen orada mısın?" "Buradayım. yolladığın mesajını alınca daha iyi oldum. sadece bir kez gözaltına alınmıştı..soncemre. artık genç değildi.. bu sabah telefonla konuştuk. çünkü Mevlânâ ile Şems'in arasındaki bağın ne olduğunu ben de tam olarak bilmiyordum. Eğer polis içeri atmazsa. insan ile Tanrı arasındaki gizem." Anlatamamıştım farkındaydım. İzzet Efendi." "Yani bunlar... O kadar gösterilere katıldı. "Başını belaya sokma-sa bari. Müslümanların aşağılanmasına karşı çıkan eylemlere kadar aklınıza gelebilecek ne kadar protesto yürüyüşü varsa.com "N'olur dikkat et. "Tanrı sevgisi diye düşün... ken-dine zarar vermesinden korkuyorum. dedi. Ama ne demek istiyorlardı bilmiyordum. Rumi bütün o aşk şiirlerini bir erkeğe mi yazmış?" "Senin okuduklarını ona yazmış. eşcinsel haklarından. Yanlış bir şeyler yapmasından. "Neyse" diye kestirip attım.. "Yalnız anlayamadığım bir şey var." "Ne sırrı?" diye sordu merakla. sessizlik uzayınca. Sesi gayet iyi geliyordu." Ben de duymamıştım. Öğleden sonra. annem kadar uyanık bir kadın görmemiştim. akşam beni evden alabilirsin." "Ona hiçbir şey olmaz tatlım.. bir kez polise yakalandığını gördün mü? " Haklıydı. "Gidiyor musunuz annemle yemeğe?" "Gidiyoruz. Böylece bu sorunlardan tümüyle kurtulacaksın. iyiyim. "Karen." "Çılgın kadın" diye söylendim endişeyle. O da otuz yıl önce bir barda herkesin gözü önünde marihuana içerken.kelamdenizi. Yağmur Ormanlan'nı korumaktan. "Mistik bir bağlılık. Şems hakikate ulaşmaktan bahsediyordu. "Matthew'ün ölümünden beri fazla hassas." "Güzel şiir değil nü? Ne kadar büyük bir aşk!" Sesi hayranlık içinde yüzüyordu. Yine de belli olmazdı. onun yarattığı birinde görmek gibi bir şey. Zaten gelir gelmez de aldıracağız bebeği." Ne diyeceğimi bilemedim.kekmiş." "Neden cevap vermiyorsun?" Yine ne diyeceğimi bilemedim. Şems er . sokak kedilerini savunmaya. Hıristiyanlıktaki azizlerin birbirine duyduğu sevgi gibi bir şey..www. barış yürüyüşüne katılacakmış. "Ne olur ona göz kulak ol Nigel" diye yalvardım." "Sandığın gibi değil" diye ağzında koydum sözünü." . Tanrı'yı. hemen hemen tümüne katılmış olmasına rağmen. Trafalgar Meydanı'ndaki. sadece açıklayıcı olur diye o örneği vermiştim ama olmamıştı.

işim erken biterse daha önce de gelirim. "Hem sen de yarı Konyalı sayılırsın. ötekine gireceğim. Derviş'e dedi ki: Halife sana semayı yasak etti.. ama şansım yardım etti. Derviş hastalandı. "Bir gün mutlaka Konya'ya gidelim zaten.. tamam canım." 33 "Bedenlerinin güzelliği başlarını döndürmüş. "Bu hafta o kadar yoğunum ki. Şöyle anlatıyordu Şems: Bir gün şeyhi. üç gün sonra Londra'dayım. Birlikte araştırırız Şems ile Rumi'nin büyük sırrını. hastalığının sebeplerini araştırdı. Hekim. Derviş'in nabzını tuttu. Birlikte döneriz sonra. sonra bir ameliyattan çıkıp. yani hangi gün?" Sevdim bu ısrarcı tavrım ama elimde pasaportum bile yokken Londra'ya nasıl dönebilirdim? "Üç gün sonra diyelim. Olmadı. "Londra'ya döndüğünde bıraktığın gibi neşe içinde teslim edeceğim sana Susan'ı.. yapraklan çevirirken kırk dördüncü sayfada taşı kanayan yüzüğün öyküsü karşıma çıkıverdi." Nigel'la telefon görüşmem biter bitmez..kelamdenizi.soncemre." "İmkânsız" dedi mutsuz bir sesle. Şems'in kitabını açarak. Hem." Beğenmemişti yanıtımı. Gün geldi Derviş öldü. Gerçekten çok merak ettim Rumi'yi. taşı kanayan yüzük hikâyesini aramaya başladım. ama hekim iyileştiremediği bu hastalığın peşini bırakmadı." "Tamam. Hiç de kolay bir iş değildi bu. Yaşadıkları yerleri." Duraksadı.. ama sonunu düşünmeden atıldım." "Bitmezse. "Diyelim.. gülmeye başladı. sen geç kalma. baban oralı. cesedini .. beş yüz sayfalık bir kitapta bir hikâye bulmak. Farklı tedavi yöntemleri denedi.www. Sadece yarın boşum. Derviş'in yüreğinde bir düğüm oldu." "Tamam üç gün sonra. "iyi ya atlayıp gelsene işte. Derviş'i. Babanın şehrini birlikte gezmek ilginç olurdu.com Soncemre Platform ile „OKU“mak! www. "Sen buraya gelirsin." Hayret hoşuna gitti..." Nigel gelse ne yapardım bilmiyorum. Nigel ısrarcıydı. Sahi ne zaman dönüyorsun?" "Yakında dönmeyi umuyorum" diye geçiştirmeyi denedim. "Yakında. uzman bir hekime götürdüler. Bu yasak.. Bak üç gün dedin. Bildiği hastalıklardan hiçbirine benzemiyordu. ama Derviş'e yardım edemedi.." işi şakaya vurdum.com "Merak etme tatlım" dedi o güven verici boğuk sesiyle. yatağa düştü. Onlann büyük sırrını. Derviş'in mezarını açtırdı.. Ama ne olur.

bu akik taşını uzun yıllar sakladı. çantama yöneldim. Böylece basit bir olay önemli bir hal almıştı. Hikâye bu kadardı ama aklımı altüst etmeye yetmişti. ama değildi." Aklım neredeydi benim? Ismarladığım yemeği unutacak kadar şapşalaşmış mıydım? Kendimi toparlayarak kapıyı açtım. Bir gün bir sema âleminde aşağı bakarken elbisesinin kan içinde kaldığını gördü. tıpkı bir akik taşı gibi olmuş. "Nasıl yani" diye mırıldandım korkuyla. Düğüm sertleşmiş. yüzüğe bakmak istiyordum ama bir türlü cesaret edemiyordum. söğüş salata. yüzüğün taşı kan olup akmıştı.com Soncemre Platform ile „OKU“mak! www. Akik taşı elden ele dolaştıktan sonra. Kendini yokladı. kepek ekmeği ve taze portakal suyu. elindeki tepsiyi aldım.www. hesap fişini imzalayarak. olanı biteni anlatmıştı îzzet Efendi'ye. Boş boğaz Mennan da dilini tutamamış. Tanrı'nın sevgili kuluydu. Kalbini çıkardı. hiç de insan kalbinden yapılmışa benzemiyordu. Dikkatle taşına baktım. Elini yüzüğüne götürdü. hiçbir tarafında yara bere yoktu. nasıl yardım edebilirdim ki ona? Saçmaladığımı fark ettim. Sonunda açtım çantayı. Bu da kimdi böyle? "Oda servisi" diye seslendi kapıyı vuran kişi. Baktı ki Derviş'in kalbi düğümlenmiş. Garsonun içeri girmesine izin vermeden. Halife bunu yüzük taşı yaptırdı. Eğer gözlerimin önünde iki kez kanamış olmasa. Halife'ye kadar ulaştı. "Yiyeceklerinizi getirdim. Niye Şems'in olsun? Onu semaya çıkmasını önleyecek ne olabilirdi ki? Onun kalbi neden düğümlensin? O. Belki de yardım istiyordu benden? Neden istesin ki? Hem ben.soncemre. Orada cesedin göğsünü yardı.kelamdenizi. Hekim. Ama bütün iştahım kaçmış.com muayenehanesine taşıttı. Büyük sırrı bilen erenlerden biriydi. "Bendeki yüzüğün taşı da bir insan kalbinden mi yapılmış?" Kitabın başından kalktım. ama sonra yoksul düştü ve taşı sattı. yüzüğü çıkardım. İrkildim. Ama beni ilgilendiren asıl soru başkaydı: Şems bu yüzüğü neden vermişti bana? Sanki sorumun yanıtıymış gibi odamın kapısı vuruldu. Şems'in. Ama asıl salaklık . aklım Şems'te kalmıştı. yoğurt. Ne yani gördüğüm o kâbuslara inanmaya mı başlamıştım? Gerçekler değil de rüyalar mı yön verecekti hayatıma? Meczubun teki ucuz bir yüzük vermişti bana. Peki kimin kalbinden yapılmıştı bu yüzüğün taşı? Kimin olacak. hepsi bu. son derece güzel bir yüzük deyip geçerdim. Tepside istediklerim eksiksiz olarak yer alıyordu.

Yatağa giderken aynanın içinde yanıp sönen bir ışık çarptı gözüme. Gözlerimi kıstım. Öyle sarılmışlardı ki birbirlerine ne beni. dişlerimi fırçaladım. Bırak böyle kalsınlar.com bendeydi. o uzun boylu kavak ağaçları. pasaportumla ilgili neler yaptığını öğrenebilirdim. parlak dolunay.www. kutsal saydığım her şeyi unutmuş." dedi içimden bir ses. Boşuna.. Elimdeki yüzüğü yeniden çantama koydum. Daha önce gördüğüm bir rüyayı yeniden yaşar gibiydim. Aynanın bulunduğu yer nedeniyle dışarıdan bir ışık yansıması da mümkün değildi. Nereden geliyordu bu ışık böyle? Bir lambayı açık mı bırakmıştım. bu yasak aşkın. "Onları görmemiş varsay.. Ne olmuşu acaba? Tam bir işkolik olan Simo n'ın telofonu yedi gün yirmi dört saati arık olurdu. ne bu aydınlık geceyi. Karanlıkta bir gölge. telefonla aradım. Aklımı abuk sabuk konulara yoracağıma. Artık Simon'a gelişmelerle hakkında bilgi verebilir.com Soncemre Platform ile „OKU“mak! www. bakındım. Buralarda bir yerlerde olmalılardı. kalplerindeki ateş sarhoş etmiş akıllarını. bütün aklımı ele geçiren habis bir duyguyla titriyordu bedenim. Bırak. fısıltıları kulaklarıma kadar geliyordu. kendi vicdanları . yorgunluğum iyice açığa çıkmıştı. Oh. hayret ka-palıydı. bakanı cezbeden tuhaf bir güzelliği de yok değildi. O anda kendimi.kelamdenizi. masanın üzerindeki kitabı da komodinin çekmecesine tıktım. Yanılmamıştım. korkuyla çarptığını işittim. kendimi kandırmıyordum. Birbirine karışan nefeslerini hissediyordum. hepsi karabasan. Ama görmesem de biliyordum. Daha kolay bir yol seçtim. Olmamış varsay bu olanları. sarı bir ışık. hayır bütün lambalar kapalıydı. işte hepsi bu kadardı. Yine o bahçede. gerçekten rahatlamıştım. iştahım hâlâ yerine gelmemiş olsa da tepsidekileri inatla son kırıntısına kadar bitirdim. Cevizin dalları öyle kalın ve çatallı. Bırak işledikleri günah. Aklımı başıma toplamalıydım. versin onların cezalarını. tek bir yürek. Utancım engel oldu adımlarıma. tek bir beden olmuştu. Onlar daha çok genç. Ama bilgisayarı açıp ona bilgi gönderecek enerjiyi kendimde bulamıyordum. aradıklarımı görmeye çalıştım. Bırak pişmanlık alsın senin kararmış yüreğinin intikamını. ama inatçı. Arkadaki devasa ceviz ağacına baktım. Yakınımda. niye konuşuyordum ki bu konulan onlarla? Konuştuğum yetmezmiş gibi bir de önerdikleri kitapları okuyordum. Öfkeyle birilerini arıyordum. Yapacak bir şey yoktu yarın konuşacaktık demek ki. ağacın altını göremedim. iki genç insan tek bir akıl. Çok parlak değil. Hayır. Umudu kırılmış bir çocuk. içeride yanan kandillerin titrek aydınlığını dışarı yansıtan ahşap bir pencerenin önünde buldum. incinmiş bir gönül. bu farklıydı. hayal kırıklığına uğramış bir candım ki. o yapış yapış koyu gölge izin vermiyordu bana. İçice geçmişlerdi. gölgesi öyle koyu ve derindi ki dolunayın ışığı gibi bakışlarımı da engelledi. Yemekten sonra bir ağırlık çökmüştü üstüme. şimdi daha iyi hissediyordum. aldatılmışlığımdan sıyrılıp baktığımda doğal bir bütün-lük gibi duruyordu iki gencin. "Çek git. Yemeğimin başına oturdum. döndüm. Hayır.soncemre. Yeniden aynaya döndüm. zavallılığımdan. aradıklarım o karanlığın içindeydi. ne de Şems benden yardım istiyordu. Arkaya baktım. Artık kendimi uykunun huzurlu kollarına bırakabilirdim. Durdum. bir siluet olarak beliren görüntülerine baktım bir süre. bedenlerinin güzelliği başlarını döndürmüş. o çinili havuz. Yaprakların nemli serinliği yüzüme çarparken gördüm onları. Yine o iki katlı kerpiç ev. yaprakları öyle büyük ve sık. Yakut Otel soruşturmasını düşünmeliydim. ne de onları gizleyen ceviz ağacını görecek halleri vardı. bunların hepsi halisünasyondu. çok yakınımda birinin nefes aldığını hissettim. tepeden tırnağa nefrete dönüşmüştüm. tekleşmiş bedeni. Uzakta olamazlardı. Ayaklarım kendiliğinden sürükleyip götürdü beni cevizin gölgesine. bu kaçak sevişmenin. Kıskançlığımdan. Kalktım banyoya girdim. bir kalbin heyecanla. bildiğim. Odanın lambalarını kapattım. Ama bütün bu gizli beraberliğin. yıkandım. ne bu yüzük kanıyor.

olacakları odanın kerpiç duvarına titrek alevleriyle yazan bir ışık. Genç erkek gözlerini kısarak baktı karanlığa. Öfkemin karanlığına sokuldum. "Gelir de beni göremezse. "Korkma. "Ne zaman görüşeceğiz?" Aceleyle toparlanarak ayağa kalkan dişi. Bu sabah benim yanımdan kalkarken iliklediği düğmeleri. ağacın iri gövdesinin dibinde birbirine dolanmış iki bedeni aydınlattı. Ayın aydınlığında dünyaya meydan okuyan vahşi bir hayvan gibi görünüyordu.soncemre. "Biri var" diyerek giysisinin düğmelerini kapatmaya çalıştı.com Soncemre Platform ile „OKU“mak! www. Ama ya evlerden duyan biri olursa? Vazgeçtim iyice karanlığa çekildim. Neredeyse çekip gidecektim. ah o gökyüzündeki lanetli göz. kandilden yansıyan bir ışık. ama aydınlıkta olduğu için beni seçemedi. yasak aşkının isyan bayrağı gibi dalgalanan kınalı saçlarını oyalı yazmasının içine sokmaya çalıştı. "Neredeydin?" . "Gitmem lazım" dedi telaşla. Orada." Kabaran öfkem dinmeye başlamıştı. Gövdelerin erkek olanını attı üstünden. bu gece bir başkasının yanında çözen dişi süzüldü içeri. İçimdeki öfke. ama ah o dolunay. Gümüşten yılan bölünerek iki insan bedenine dönüştü yeniden. "Beni böyle bırakıp gidiyor musun?" Çok korkmuştu dişi. göğsünü yatıştırdı." Hiç utanmadan. Aynı anda durdu çıplak gövdelerin dişi olanı. "Gidiyor musun?" dedi erkek olanı..www. Odanın ortasındaki aynanın karşısına geçti. şehvetin ateşiyle usulca kıpırdanan iki beden. soluğunu düzenledi.com parçalasın onların bu lanetli aşkını. Tek gözlü bir iblisin bakışları gibi soğuk ışıkları. Sonra sönen öfkem deli bir volkan gibi patladı. kimse yok. günahım işlediği yerde cezasını vermek geçti içimden. nefretim söndü sönecek." "Var. ürkmüş bir hayvan gibi geceyi dinledi. "Bilmiyorum" dedi nefes nefese. dinmiş kıskançlığım fırtınalı bir deniz gibi kabardı. kıpırtısız kaldı bir süre. kırgınlığım geçmese de hoşgörüm ağır basmıştı.. ama sormadan da duramadı. cesurca doğruldu erkek olanı. "Hemen eve gitmem lazım.kelamdenizi. Bir an öylece kaldım. Kırmızı bir ışık vardı içerde. "Yok" dedi dişi olana sarılmaya çalışarak." O böyle deyince. kızgınlığım acımasız bir nefrete dönüştü. döndüm. kara gölgem gibi büyüyerek odanın bütün zeminini kaplamıştı. sessizliğime rağmen öfkemin soluyuşunu hissetti. gümüşten bir yılana dönüşüverdi gözlerimin önünde. Üzerine atlamak. cevizin gümrah yapraklarını delerek. Ondan önce eve gitmek için hızlı adımlarla az önce penceresinden baktığım odaya yöneldim. hemen orada. eminim orada biri var. hoşgörüm direnemeyince. kıyameti koparır. bir an toprağın üzerinde şehvetle sürünen bu yılanın uyumlu kıpırdanışlarını izledim. Önce görmedi beni. beklemeye başladım. Dolunay dokununca. izin vermedi bana yakışanı yapmama." Erkek olanı artık sevgilisinin gideceğine inanmıştı. Çok sürmedi." Bunları söylerken giysisini iliklemeyi sürdürüyordu. "Karanlıkta biri var. "Neredeydin?" Sesim ikinci bir uyan gibi çınladı yüksek tavanlı odanın içinde.

" Dinlemiyordu. "Allah'ın huzurunda yemin edeceksin. Gerçekten de Şems mi öldürmüş Kimya'yı? Eğer öyleyse. minderin üstüne yığıldık. karanlık bir derviş. ayakyoluna gitmiştim. teselli edilmeyen. Kapının önünde dikilen genç bir adamın silueti. Suçsuz bir kızı öldürdüğü için Şems . açlık gibi kutsal sesi." Beni dinlemedi. O genç kızın güçlü parmaklarımın arasında bir gül dalı gibi kırılan incecik boynu.kelamdenizi. "Sana onunla görüşmeyeceksin demedim mi?" Öpülmekten kızarmış dudaklarını araladı." Bebek sesine uyandım. ne zaman uyumuştum? Hatırlamıyordum. "Sus" diye fısıldadım.. oteldeki odamda yatağımdaydım.. usulca ruhumdaki cehenneme sızan bir bebeğin ısrarlı sesi. umut gibi kadim. yetişin beni öldürecek. bulunduğum karanlığa baktı. Susmak bilmeyen. sonra ceylanın donmuş gözlerinde ağlayan kendi suretim. "Sus. Ama rüyamda yaşadıklarım bütün canlılığıyla gözlerimin önündeydi. Kapıya yöneldi. Hazan bahçesinde dolaşan rüzgârın her dokunuşunda yaprakların derin yankısı. "Sus.soncemre. pencereye seyirtti. böyle giderse bütün ev halkı başımıza yığılacaktı." Sesi yüksek çıkmıştı. boğazını daha güçlü sıkmaya başladım. beni üzerinden atmak için çırpınıp duruyordu. Yüzümü henüz görmemişti ama niyetimi hemen anladı. Elimle ağzını kapamaya çalıştım. Sonra sessizlik. Bulutundan kopan damlanın düştüğü toprakta çoğalan küçük çığlık. Ellerim boğazında öfkeyle sarstım. onu odanın ortasına sürükledim. Sonra odanın içinde ağlayan bir bebek sesi. karşı koydu. Buna izin veremezdim. kerpiç duvarlarından ahşap kapısına çarpıp. durdurdum. "Bırak beni.. vakitsiz kopartılan bir gülün dalından ayrılırken çıkardığı ses. herkesi başımıza toplamak istedi. sonra kıpırtısızlık. yaşam gibi cesur. Onu öldürdün. Ben. Odanın yüksek tavanlarından.. kara gözlü.www.com Soncemre Platform ile „OKU“mak! www. "Onu öldürdün. 34 "Hayat. Sonra açılan kapı." Korkmuştu. "Ben kimseyle görüşmedim. İçerdeki kandillerin alevinde yanan genç bir adamın çılgına dönmüş yüzü. benim değil Şems'in. Gözlerimi araladım.com Döndü. kadınlara acımasız davranıyor Karen. Ne zaman yatağıma uzanmış. Çılgına dönmüş sözleri. engelledim." Sonra kucağımda derin bir uykuya dalmış gibi kıpırtısız yatan genç kadının incecik bedenine doğru inen bakışlarım. En son hatırladığım aynada gördüğüm ışıktı. Onu karnındaki bebeğiyle öldürdün. Bir çıtırtı sesi duyuldu. "Bırak" diye döndü. taş zeminine. Allah aşkına sus. Başını geriye atarak bağırdı. bağırma. kanayan yüzüğün sırrı bu olayla ilgili olabilir. yitip giden annesini isteyen bir bebeğin. elimden kurtulmak." Ağzını kapatamayınca boğazına sarıldım. "Yetişin. Benim parmaklarımın arasında mı? Hayır. kara kalpli. İncecik bir dal gibi titredi kollarımın arasında. kara sakallı. karalar giymiş." "Yemin edeceksin" diyerek pencerenin önündeki rahlenin üzerinde duran Kuran'a sürüklemeye çalıştım onu.

Tüylerim diken diken oldu. Ve benden yardım istemektedir. siyah giysili dervişi değil. fazla bağırmışım. kendimi görünce." Eyvah. Hem konuyu değiştirmek için. "Biz de yeni öğrendik. "Üşütmedim. neyse ki başı belaya girmemişti. Duymuyorlar mıydı acaba çocuğun sesini? Belki de benim gibi uyuyup kalmışlardı. o bebeği doğuracaksın. ama benim bu işi atlatmam zor görünüyordu. burası benim odamdı. ışıkları açtım. Bana hiçbir şey söylemeden gidip aldıracaktın çocuğu öyle mi?" Bağırmak istiyor ama yapamıyordu çünkü sesi cılız çıkıyordu. hem de merakımdan sordum: "Sesine ne oldu senin? Kısık çıkıyor? Bir yerlerde üşütmedin değil mi?" "Kaynatmaya çalışma" diye azarladı. Bütün bunlar aklımdan hızla geçerken. İyi de ben ona nasıl yardım edebilirim ki? Sufılik hakkında bilgilerim o kadar az ki. Odanın ortasında durdum. "Karen. sesin nereden geldiğini anlamaya çalıştım. O yüzüğü bana vermesinin nedeni de budur. Ama yine de emin olamadım.kelamdenizi.www. Konya'ya gelmeden bir hafta önce. Asansörde karşılaştığımız genç çiftin bebeği Celaleddin ağlıyordu. Semaya çıkmanın anlamı belki de cennete gitmek filandır. barış mitingi vardı bugün.com Soncemre Platform ile „OKU“mak! www. Böyle önemli bir konuda annenin fikrine niye ihtiyaç duyasın ki? Annen ne anlar bu işlerden?" . "Ne bebeği" diyerek anlamazlığa vurdum. İkinci adımın Kimya olması ya da babamın Şems gibi bir derviş olması veya kavrayamayacağım bir nedenle beni seçmiştir. Ama bebek hâlâ inatla ağlamayı sürüyordu. "Sen neden bahsediyorsun anne?" "Bir de utanmadan yalan söylüyorsun. Nigel ağzından kaçırma-sa haberim bile olmayacak hamile olduğundan. kulak kesildim. ben de gönül rahatlığı içinde açtım telefonumu. "Sana haber vermeden olur mu?" diyerek gönlünü almaya çalıştım. Annemin öfke dolu sesi doldu kulaklarıma. bana haber bile vermeden aldıracak miydin çocuğu?" Sahi mitinge katılacaktı bugün. Tuhaftır telefon zilinin duyulmasıyla birlikte Celaleddin bebek sustu. Bu iyiydi işte. diye düşünürken çalmaya başladı telefonum. Yan taraftan geliyordu. annem bile benden daha çok şey biliyor. ansızın hatırladım. bakışlarımı aynaya çevirdim. Evet. Bu büyük günahından ötürü Şems arafta kalmıştır. rahatladım. Kâbus sürüyor muydu yoksa? Hızla ayağa kalktım. demek öğrenmişti hamile olduğumu. O siyah saçlı. sadece ses kısıklığıyla atlatmıştı. bebek sesini yeniden duydum. Bırak şimdi sesimi de söyle bakalım.soncemre." "Bir ay önce öğrenmiş olsan da aynı şeyi yapardın. Acaba uyarsam mı.com semaya çıkamıyordur.

"Altmış yaşındayım ben." "Emin olma zaten. Nigel da seni terk edecek mi diyorsun?" "Umarım hiçbir zaman etmez.www." "Aslına bakarsan ben kararımı vermedim daha. biseksüelini. çok insan gördüm. eşcinselini." O kadar karamsar konuşuyordu ki ciddi ciddi kuşkulanmaya başladım. Bu çocuk. senin mutluluğun olacak kızım. baban kim bilir nerede? Günü gelince sevgililer birer birer çekip gidiyor kızım." "Üzmek istememiş.com Soncemre Platform ile „OKU“mak! www. çok erkekle birlikte oldum. bebeği aldırmaya çoktan karar vermişsiniz. her türlüsünü. bunları düşünmediğimi mi sanıyorsun?" "Düşünüyorsundur ama bu Nigel'a zaafın var senin. ama en kötüsünü düşünmekte yarar var. Bunu söylediğim için beni bağışla. "Niye benim fikrime ihtiyacın olsun ki. Çok insan tanıdım. Bu konuda senin fikrine çok ihtiyacım var." Sesi iyice boğuklaşmıştı. Konya'dan döner dönmez seninle bu meseleyi konuşacaktım. Nigel aldıralım diyor ama ben emin değilim. yoksa Nigel'a asla elin herifi demezdi. çıktım. konuşmanın ağırlığını hafifletmek istedim. kadınını." "Ne kadar da emin konuşuyorsun anne. Seni etkilemesinden korkuyorum. Kızının hamile olduğunu elin herifinden öğrenmekten daha üzücü ne olabilir?" Hakikaten çok kızmış olmalıydı. çeşit çeşidini. gerçekten. Seni üzmek istemedim.soncemre.com "Yapma annecim böyle ya. "Kötüsünü düşünmek de ne demek anne? Bildiğin bir şey mi var?" . bundan eminim" diye tekrarladı. Çok hayat yaşadım ben kızım." "Biliyorum anne. işi alaya vurmak. Matt öldü. "Söyleyecektim. "Yaşın otuz beşe geliyor kızım. o bebeği sakın aldırma Karen. Bu çocuğu doğur. İlle de babanı. Erkeğini. dünyanın macerası geçti başımdan." Sesi yumuşamaya başlamıştı. ama onların içinde en çok iki kişiyi sevdim. Bu çocuk belki de senin son fırsatın." "vermedin mi?" "Vermedim. aseksüelini.kelamdenizi. öteki sevgililerinden çok farklı bu herif." Yatışacak gibi değildi. Bak sana açık söylüyorum. acı çekiyordu. "Ne yani. Çok hayatlara girdim. Matt ile babanı. Sesi şefkatle kaplanmıştı. Nereden biliyorsun doğmamış bir çocuğun benim mutluluğum olacağını?" "Biliyorum Karen.

" "Onu söylemiyorum. evet. mutluluğun. Sen o zaman kırk beşinde olacaksın. Konya'ya ikinci gelişimde babanla gitmiştik. herkes bunu ister. otuz yaşında bir meslektaşına âşık olup senden ayrılmaya kalkarsa ne yapacaksın?" "Ne yapacağım. Gezelim. Nigel'ı her şeyi para için yapan. yiyelim içelim. Tükettiğimizin yerine yenisi koymamız gerek. Haksız değil. hayatıma kaldığı yerden devam edeceğim. Aldığımız her solukta. doğurganlığın. Hayat. Ama sonra ne oldu? Erkekler dünyayı ele geçirdi. Öte yandan dünyaya gelmenin bir bedeli. çiğnediğimiz her lokma ekmekte başkalarının da hakkı var. kendi bebeğinin yaşamasına niçin izin vermiyor? Çünkü rahatı bozulacak. hemen karşı çıktım. ne de o gelip seninle yaşamayı seçti.soncemre. "O her gün başkalarının yaşamını kurtarıyor ama bunu mesleğini yerine getirmek için yapıyor. erkekler de acımasız davranır. Babil'de İştar. Ama sorumluluk istemiyor. içtiğimiz her yudum suda.kelamdenizi. Oysa daha önce Sümerler'de İnanna. seni de seviyor. Nigel kimseye bağımlı kalmadan yaşamaya alışmış biri. Yani çocuk doğurma çağın çoktan geçmiş olacak." Haksızlık ediyordu. Ana tanrıçalar hükmediyordu dünyaya. Ne sen onun evine taşındın. Güya üç yıldır birliktesiniz ama hâlâ ayrı yerlerde yaşıyorsunuz. İnsanların yazgılarını belirleyen bu tanrıçalardı. Yunanlıların Zeus'u. belki de seninle evlenmek zorunda kalacak. gizemin . Sadece hayat değil. Ya elli yaşına gelince. Tabii tanrıların cinsiyeti de değişmeye başladı.com Soncemre Platform ile „OKU“mak! www. Bu gece bir kez daha anladım bunu.www. On bin yıllık bir yerleşim birimi. Bulunduğun şehrin altmış kilometre uzağında Çatalhöyük diye bir yer var." Ne diyeceğini bilemedi. servetin. Muhammed Peygamber'in Allah'ı. benden de daha fazla yararı dokunuyor insanlığa. "Yapma anne. tozalım. "Ben sadece nelerle karşılaşabileceğini hatırlatmak istiyorum. senden de. hepsi erkek oldu. Belki de yeryüzünde insanların yerleşik yaşamaya başladığı ilk yer. Onun için yaşam bir eğlenceden ibaret. Nigel her gün hayat kurtarıyor. Yanlış anlama. İbrahim'in tanrısı. dünyaya gelmişken tadını çıkartalım diyor. Ama o siyahi beyefendinin isterse otuzlarındaki yeni sevgilisiyle. artık bunu anla. işte o Çatalhöyük'te on bin yıl önce tanrılar kadındı. kadınlara acımasız davranıyor Karen. isterse başka bir kadınla bu işi yapmak için bol bol zamanı olacak. kalpsiz biri olarak görmüyorum ama başkalarının yaşamını kurtaran bu adam. Mısır'da İsis. Nigel iyi bir adam. bir sorumluluğu var. onlar bereketin. Babillilerin Marduk'u. tatillere çıkamayacak. Hititler de He-pat vardı. Onun. Evet.com "Saçmalama bildiğim bir şey yok" diye sesini yükseltti. "Haklısın" diye sürdürdü sonra. İsa Mesih'in babası.

O da sözümü bile kesmeden dinlemekle yetindi söylediklerimi. "Anne bugün bir adamla tanıştım" deyiverdim birden bire. sevdiklerim birer birer çekiliyor hayatımdan ama dert değil.www. Seni de tanıyor. şeyhinin gizli karşı çıkışma aldırmadan sevdiği kadının peşinden hiç bilmediği bir ülkeye giden derviş Poyraz Efendi. Ya benim lanet kehanetim doğru çıkar da Nigel'la aynlırsanız ve doğurman için artık çok geç olursa.com Soncemre Platform ile „OKU“mak! www." Cesur deyince aklıma babam geldi. Evet olmayacağım. düşüneceğim. Ve sen istesen de doğuramayacaksın." "Benim için de sen varsın anneciğim" "Aynı şey değil bebeğim. "Bana kalırsa Nigel'ı değil. Eğer geç kalırsak erkeklerin yapamayacağı şeyi bu kez doğa yapacak.. tecrübeli. ama ya tersi olursa. Bir süre sonra ben olmayacağım." Bir sessizlik oluştu aramızda. Beni gözünün önüne getir. "Umarım Nigel'da da işe yaramıştır. "Tamam anne. yaşlanıyorum. ona ne diyeceğimi bilemedim. "Sahiden ihtiyacım varmış öğütlerine.. "Babamın eski arkadaşıymış." "Acımasız değil tatlım. Bak Karen-cım. doğurganlık. "Sağ ol anne" diyerek bozdum sessizliği.soncemre.com yani yaşamın simgeleriydi." . Bir insanı dünyaya getirmek ayrıcalığı. gerçek bu. "Merak etme anneciğim. En küçük bir tartışma bile geçmedi aramızda." "Ne. yoksa kötü bir şey mi söyledin ona?" "Hemen de savunur sevgilisini. Tabii biyolojik saati geçirmemek şartıyla. kendi kalbinin sesini dinle kızım. ama bir çocuğun olursa. "Bütün gece canına okumuşsundur." "Düşün ama Nigel'ı mutlu edeceğim diye de kendine ihanet etme." Sesi duygusallığından sıyrılmaya başlamıştı. Suskunluğum onu iyice cesaretlendirdi. İzzet Efendi. "Benim zamanım senden önce dolacak.." Derinden bir iç geçirdim. "Umarım yararı olur da çocuk konusunda fikrini değiştirir. yapayalnız kalacaksın.." Hiç pişmanlık duymadan: "Gerekiyormuş" diye mırıldandı. Son on bin yılda erkekler bunları aldılar elimizden. ama hâlâ alamayacakları bir yeteneğimiz var. Dilimin döndüğünce çocuk yapmanın erdemlerini anlattım. umarım Nigel'la sonsuza kadar mutlu yaşarsınız." "Çünkü karşı çıkmamıştır" diye açıkladım yanlarında bulun-masam da neler olup bittiğinden adım gibi emin olarak." O kadar haklıydı ki." Gülmeye çalıştım beceremedim. çünkü sen varsın. lütfen istemediğin bir şeyi yapma Karen." "Çok acımasızsın anne. Nigel ya da başka bir erkek yalnızlığını paylaşabilir. Ne söyleyeyim Nigel'a? Adam kibarlık yapmış yemeğe çıkarmış beni." "Biraz sert olsa da işe yaradılar demek." Sesi iyice duygusallaşmıştı. Yapma Karen.kelamdenizi. bu çocuğu doğur. Ve gelmekte olan torunumun hayatını savunacak kadar da cesur. yapmam.

"Babanın ona uğrayacağını sanırdım." İzzet Efendi'nin." Doğduğu gibi çabucacık sönüvermişti sesindeki umut." "Hayret. Yani anlayacağın. Babanın Mevlâ-nâ'dan sonra çok sevdiği başka bir ozan daha var." "Senin aşkın önemli değil." Sesine iyice abartılı bir ton vermişti. İşin aslına gelince. cüzi olanı yaşamalısın" diyen sözleri çınladı kulaklarımda ama bunu anneme söylemedim aksine: "Bundan emin olamazsın" diye karşı çıkmaya çalıştım.. ne aile. İyi bir insandı İzzet. arkadaşının bir kadının aşkı için. kuyumcu İzzet. Kardeş gibiydiler.com Soncemre Platform ile „OKU“mak! www." "Şah Nesim'le gitti" dedim manidar bir sesle. Baban Tanrı aşkından hiçbir zaman vazgeçmedi ki. evet bana âşık olmuştu. ben Allah'a duyduğum büyük aşka hazırlanıyorum mu dedi?" Tatlı tatlı güldü." Küçük bir kahkaha attı. Babanın en iyi arkadaşıydı. büyük aşkına döndü. Allah'ın sonsuz aşkından ötürü' dedi.soncemre. Ama biliyor musun. Senin de tanık olduğun gibi bir süre hep birlikte idare ettik. evet." "Bir kadının aşkı için Tanrı aşkından vazgeçmek. "Öyle demedi. Tanrı aşkından vazgeçmesini hâlâ anlayamamış. ama onu yıllardır görmemiş. Küçük aşkım bırakıp. "Babamdan bahsetti." "Ama şeyhini.com "İzzet mi? Haa. Konya'dakinden oldukça farklı bir tercih." . ne de Londra'daki yaşam artık ilgisini çekiyordu. seninle gelmiş. "Külli aşka ulaşmak için. Anadolulu mistik bir şair. "Babandan bahsetti mi? En son ne zaman görmüş onu?" Belli belirsiz bir umut. Aramaya başladı. Bana duyduğu sevgi her zaman Allah'a duyduğu aşkın bir parçası olmuştu. Bu babanın açıklaması tabii. Ne aşk. baban yeniden bir tercih yapmak zorunda kaldı. "Olurum tatlım" diyerek susturdu beni. Ama sonra bu aşk ona yetmedi ya da eski şiddetini yitirdi. dergâhını bırakıp. ama ona benzer bir şey söyledi." Kısa bir sessizlik oldu.. Fakat ben artık böyle bir hayata dayanamayınca. Bakışları insanın içine işlerdi. Yunus Emre. çünkü o sıralar nefsiyle mücadele edecek kadar güçlü değildi. şanslıydı kendine bir gönül yoldaşı buldu: Şah Nesim. onu hatırlıyorum. çok güzel tarçın rengi gözleri vardı." "Onu bugün ben de hissettim. "Çünkü bizzat baban söyledi bunu bana. tınısı vardı sesinde. Bu ozanın bir dizesi şöyle der.kelamdenizi.www. "Hâlâ mı böyle düşünüyor?" "Sanırım öyle. 'Yaradılanı severiz yaratandan ötürü. ben de ona. Zayıf bir adam. senin derviş baban benim aşkım için asla inancından vazgeçmedi.' Baban bana bu dizeyi okuduktan sonra 'Ben de seni seviyorum. o zamanlar babanın benimle gelmesini hiç istememişti. "Yani Konya'da terk ettiği yaşamına geri dönmüş oldu." "Geldi. halbuki çok iyi arkadaşlardı. "İyi de bu gerçek değil ki.

dervişler." "Rüyanda mı görüyorsun?" Sesi kaygılıydı. Aslında bu konuları senin de biliyor olman lazım. kâbuslarımı.." "Kültür şoku desene şuna.. bazı geceler de uykumda gezermişim. Mevlânâ'yı. Yok. Ama burada bazı konulan yeniden hatırlıyorum. Yeniden kâbuslar gördüğümü söyleyecek olsam kaygıdan ölürdü kadıncağız. ne de Nigel'a bir şey anlatmalıydım. Şaka şaka.. Miso çorbasız Japon sofrası mı olur? Sonra Onigiri ve Domburi. O da bize gelsin.. unutmuşum herhalde. Bazılarını rüyamda görüyorum. "Bunları kafana takma kızım. Sevgilimle görüşeceğim filan anlamam. Kimya'yı Alaeddin'i. Ama bunları duyunca. "Önemli değil.. iyi adamdır filan da. semazenler. Neyse üç gün sonra dönüyormuşsun ha.www. dergâhlar filan. "Ne tür rüyalarmış bunlar?" Konya'ya geldiğimden beri başıma gelenleri anlatmak geçti içimden. Şu senin çok sevdiğin Japon yemeklerinden yaparım size. dönecek olmana çok sevindim.com "Çünkü Şah Nesim. dişimi sıkmalı. Şu izzet Efendi'den de uzak dur. Bana verilen yüzüğü. Çünkü bu meseleler senin yanında konuşuldu." "Miso çorbası da pişirecek misin?" "Tabii." Sesi rahatlamış gibiydi. Gittiğinden beri gözümde tütüyorsun. onu Tanrı'ya götürecek kapıyı temsil ediyordu. kızımız söylemeyince erkek arkadaşından öğreniyoruz mecburen. senin yanında tartışıldı. ertesi sabah soluğu burada alırdı annem. şu mesele halloluncaya kadar ne anneme. Belki de anlatsam çok rahatlayacaktım.kelamdenizi. Bak gelir gelmez bana ineceksin. şu dana eti. Şems'i.com Soncemre Platform ile „OKU“mak! www.." Kafam karışmıştı ama beni asıl şaşırtan annemin bu konular hakkındaki derin bilgisiydi. aklını karıştırmaktan başka işe yaramaz onun sözleri. hep birlikte yemek yeriz. tam on üç sene bir sufiy-le yaşadım kızım. yumurta ve tavukla . Baban bir süre sonra iyice olgunlaşacak." "Ne bileyim.soncemre." "Nigel mı söyledi?" "Evet. artık Şah Ne-sim'e de ihtiyaç duymayacaktı. "Bütün bunları nereden biliyorsun anne?" "Ne demek nereden biliyorum? Ben. Çünkü küçükken kâbuslar görerek uyanırmışım." "Domburi hangisiydi ya? Hani benim deneyip de beceremediğim.

Hiç ummadığımız bir anda başka birine âşık olabiliriz.com yapılan yemek mi?" Soncemre Platform ile „OKU“mak! www. Neden olmasın? İnsanların duyguları değişir. Önemli olan tek başına ayakta durabilmeyi başarmak. Bu kadınlardan birine kapılıp gitmesi işten bile değildi. Onların aşktaki doyumu tümüyle manevi. Çünkü istekleri doyurulmayacak. Tabii babamın. yaklaştıkça ışık onlardan uzaklaşacak. Nigel'in etrafındaki kadın doktorlarla karşılaşıyordum zaman zaman. içlerinde benden daha güzel olanları vardı. Öylece ona sarılmak.com "Ta kendisi şekerim.kelamdenizi. Onları gördüğümde kıskançlığa kapılmıyor değildim. Çünkü hiçbir sevgili. Her zaman bir ışığın peşinden düşe kalka yürüyecekler. Geleceği bulutsuz bir gökyüzündeki güneş gibi açık seçik görebiliyordum ama Nigel'a karşı nedenini kendime bile açıklayamadığım bir zaafım vardı işte. Onlar gerçek anlamda hiçbir zaman âşık oldukları varlığa ulaşamayacakları için içlerindeki sevda ateşi de hiç bitmeyecek. Bunlardan acayip zevk alıyordum. tutkuları hiçbir zaman sona ermeyecek. Sadece onun yanında olmak bile hoşuma gidiyordu. Yanında da sake içeriz artık. yemeğe çıkmak. birlikte yemek yapmak. onların duy gularının benimkinden daha . Ama belki de öyle değildir.. ama benim inatçılığımı bildiğinden: "Nasıl istersen Karencim" dedi sakin bir tavırla. Çünkü aşka bakış açımız benzeşmiyor. tembelce uzanıp müzik dinlemek. eğer babam bizi bırakıp gittiğinde yanında ben olmasaydım. tek başına bizi uzun süre mutlu edemez. kadınlara acımasız davranıyor Karen. Eminim aralarında Nigel'dan hoşlananlar da vardı. Nigel bütün gününü onlarla geçiriyordu. sevişmek. onun tespitlerinin neredeyse tümünü ben çok önceden yapmıştım." "Tamam. ama söz ver. o dönemi çok zor atlatırdı." Yerden göğe kadar haklıydı annem. Tek başına ayakta durabilmek kısmında ise galiba kadınların yaşı ilerleyince çocuk meselesi önemli bir rol oynuyor.. "Biliyorsun ben her zaman sana güvenmişimdir. ilahi aşkından söz etmiyoruz burada.soncemre. Ama belki de bir gün ben Nigel'ı bırakırdım.www. İşin garibi." 35 "Ölüm yok oluş değildir kızım. daha genç ve zeki olanları. parkta küçük adımlarla dolaşmak. Annem açıklamadı ama çok iyi biliyorum ki. Bırak bu meseleyi ben halledeyim. Ama bu durum." Hiç hoşlanmamıştı bundan. Bana telefonda söylemek istediği tam olarak buydu işte." Telefonu kapatıp aynanın karşısındaki koltuğa oturduğumda kulaklarımda hâlâ annemin sesi çınlıyordu: "Hayat. o gece Nigel'ın yanında bebek konusunu hiç açmayacaksın.

Birden hoş bir koku çalındı burnuma. bir serinlik çarptı yüzüme.com Soncemre Platform ile „OKU“mak! www. gitmemem için. O varlığa ulaşmaları için bedensel ihtiyaçlarından kurtulmaları gerekiyor. Neler hissettiklerini tam olarak asla bilemem. balkona çıktım. Daha önce Şems'i gördüğüm yere. O öyle söylemiyor ama.www. içim burkuldu. içmemek. Güya benim yardıma ihtiyacım varmış. yaşadığım onca kâbusa rağmen korku yok içimde." Ne olursa olsun çocukluk arkadaşımı orada yalnız bırakamazdım. Yağmur mu yağacak yoksa diye düşünerek bakışlarımı gökyüzüne çevirdim. gölgeden sıyrıldı. hatta uyumamak. Çünkü ilahi bir varlığı seviyorlar. Sahi ne oldu benim pasaportuma? Belki Şems saklıyordur. Derken rüzgâr hızını artırdı. Gecemin bir yarısı ne arıyordu bu çocuk sokakta? Ona baktığımı fark etmişti galiba. Konya'ya geldiğimden beri tanımadığım bir duyguyla çevrilmiş gibiyim. daha . gözlerim isteksizce baktı yatağa. O günden beri seni bekliyorum. Bakışlarım Şems'i gördüğüm şadırvanın önüne kaydı. Gecenin bu vaktinde kendimi sokağa mı atacaktım? Daha dün saldırıyla uğramıştım. işte o zaman tanıdım geniş alnını. Kısa süre de olsa uyumak iyi gelmişti. altın sarısı kıvırcık saçlarını. Bakışlarımı yeniden camiye çevirdiğimde gördüm onu. Onu en son gördüğümde söylediği sözler çınladı kulaklarımda. içim ürperdi. Hayır tek bir bulut bile görünmüyordu tersine laciverdi gökyüzünde irili ufaklı yüzlerce yıldız sanki göz kırpar gibi usulca yanıp sönüyordu. Kararsız kaldım. "Sakın bir yere kıpırdama. daha çok da merak. ayakkabılarımı ayaklarıma takıp fırladım odadan. hemen döneceğim. burada ne işi vardı onun? Belli ki aklım yine bana bir oyun oynuyordu. Kötü bir duygu değil bu. Gerçi pasaportum bile yok ama. Çok şaşırmıştım. Yoksa başıma gelen bunca olaydan sonra bir dakika bile kalmazdım bu şehirde. ayağa kalktım. ama her şey o kadar gerçekti ki çocukluğumun hayali arkadaşına el sallamaktan kendimi alamadım. Böyle yarı çıplak sokağa çıkmayacak kadar aklım basımdaydı henüz. Zeynep Komiser. onu da etkileyen güçlü bir duygu olsa gerek. Serin havayı ciğerlerime doldurdum.kelamdenizi. sevişmemek. Ama dikkatli bakınca bunun bir çocuk olduğunu anladım. "Bizim için ölüm yok oluş değildir kızım. hatta bedenlerinden de vazgeçmeleri gerek. Yememek. Kimse yoktu. Babamın Mevlânâ'nın ölüm gününü kutladığını hatırlıyorum. önce bir sokak köpeği sandım. Bedeni olan bir varlığın. ölüm günü kutlanır mı diye. ardından insana canlılık veren o tatlı rüzgâr. Ya ruhani olan bedenli bir varlık haline gelecek ya da bedenli olan ruhani olana dönüşecek. Sırtıma bluzumu. şeriat hükümlerini yerine getirmek için insan öldürmekten bile çekinmeyen bir çetenin sokaklarda dolaştığından söz etmişti. Çünkü bana ihtiyacı var. öte yandan Sunny karşı kaldırımda durmuş. Benim ondan ne isteğim olabilir ki? Saçma sapan düşünmeye başlamıştım yine. Şadırvanın önünde. Lobiye girdiğimde meraklı görevliyi başını resepsiyon masasının üzerine koymuş uyurken buldum.com zayıf olduğu anlamına da gelmiyor Babam dönüp arkasına bakma gereği bile duymadan Şah Ne sim'le gittiğine göre. caminin duvarlarını aydınlatan ışığın önüne geldi. Şadırvanın gölgesine sığınmış sahipsiz. Peki anlamayı istiyor muyum? Galiba artık istiyorum. kuşkusuz özveri de ona düşecek. ne yapıyorsun orada?" Sanki sesimi duymuş gibi eliyle işaret ederek anlatmaya çalıştı. Caminin önündeki küçük alan bomboştu. Sunny. Galiba yanına gitmemi istiyordu. Elimle beklemesini işaret ederek odaya girdim. ruhani bir varlığa erişmesi olanaksızdır. "Sunny. beni bekliyordu. Canım sıkıldı. kendimi gayet zinde hissediyordum. Ölüm sevgiliye kavuşma anıdır" demişti. Evet işte oradaydı. Otelden ayrılmak çılgınlık olurdu. evsiz zavallı bir hayvancağız.soncemre. ama anladığım kadarıyla onların aşkında kesin bir perhiz var. Aşık olan bedenli varlık olduğuna göre. Ama Sunny Konya'yı hiç bilmez ki. benim Sunny'mdi bu. Anlamak zor. Temiz havayı içime çekmek istedim. Merdivenlerden hızla aşağıya indim. bacaklarıma kot pantolonumu geçirdim. demiştin. heyecan var. Ses çıkarmamaya çalışarak otelin kapısından çıktım.

www.soncemre.com

Soncemre Platform ile „OKU“mak!

www.kelamdenizi.com

önce Şems'i gördüğüm yerde. Tek başına duruyordu, arkasından vuran sarı ışık, ona kederli bir görünüm veriyordu; gecenin karanlığında terk edilmiş bir çocuk. Hemen karşıya geçmek, ona sımsıkı sarılmak istedim. Caddeye adımımı atmıştım ki, nereden çıktığını kestiremediğim bir çöp kamyonu belirdi yolda. Korkuyla geri çekildim, kamyon gürültüyle geçti caddeden. Yeniden karşı kaldırıma yönelecektim ki Sunny'nin yerinde olmadığını fark ettim. Sağa sola bakındım, yok ortalıkta görünmüyordu. Kaşla göz arasında nereye gitmişti bu çocuk? Belki şadırvanın arkasına geçmiştir umuduyla, karşı kaldırıma yürüdüm. Şadırvanın çevresini kontrol ettim; yok, orada da yoktu. Sultan Selim Ca-mii' nin bahçesine baktım, ne Sunny, ne başka biri, hiç kimseyi göremedim. Yeniden şadırvanın önüne geldim. Her yan ıssız, her tarafta in cin top oynuyordu. Hayal mi görmüştüm yoksa. Birden komiğime gitti bu düşünce, hayali arkadaşımın hayalini görmek, tam benim gibi çatlak birine göreydi. İyi ki meraklı görevli fark etmemişti otelden çıktığımı, kadın tümüyle çıldırdı derdi. Gerçi hâlâ diyebilir, otele girdiğimde beni fark etme olasılığı daha yüksek. Otele girmesem mi? Daha neler, caminin önündeki banklardan birinde mi uyuyacağım? Fark ederse etsin, uyku tutmadı gezmeye çıktım derim. İster inansın, ister inanmasın, çok da umurumdaydı sanki. Yeniden karşıya geçmek için caddeye yönelirken, çocukluğumun tekerlemesi duyuldu gecenin içinden. Önce mırıltı halinde melodisi, ardından sözleri geldi kulağıma. Hu, hu, hu derviş / Derviş bir dergâh açmış / Eteği sırlar saçmış /Ama kimse bilmemiş / Hu, hu, hu derviş / başı göklere ermiş / sakalı yere değmiş / Dudağı sırlar saçmış / Ama kimse duymamış... Ses tarihi caminin taş duvarlarına çarparak yankılanıyordu. Sesin geldiği yöne döndüm. İşte oradaydı; çocukluk arkadaşım sol tarafta, benden elli metre uzakta, kaldırımın karanlık bölümünde kalmış bir mezarın yanında duruyordu. Daha önce niye fark etmemiştim bu mezarı? Bunun önemi yoktu; Sunny'i bulmuştum ya. Hızla ona yöneldim. "Sunny, orada kal, beni bekle." Ama beklemedi Sunny; sanki az önce benden yardım isteyen o değilmiş gibi hızlı adımlarla kaldırımın karşısına geçti. Artık duramazdım, ben de peşinden koşturdum. Karşı kaldırıma geçince kısa duvarların yanı sıra yürüyerek ilerdeki buz mavisi rengindeki kapıya yöneldi. Buz mavisi rengindeki kapı mı? Evet, geçen gün odamdaki duvarda beliren kapı şimdi karşıda nereye açılacağı konusunda hiçbir ipucu vermeden öylece duruyordu. Ama bu belirsizlik Sunny'ye engel olmadı. Sadece kapının önüne gelince biraz duraksadı, şöyle bir baktı bana, ardından hiç beklemeden içeri daldı. Daha önce girdiğimde tuhaf olaylar yaşadığım bu kapıdan bir kez daha geçmek pek de akıl kârı değil, diye düşündüm, sanki gecenin bu vaktinde çocukluk günlerinin hayali arkadaşını görüp sokağa fırlamak akıl kârıymış gibi. Ama son görüşmemiz hariç, bugüne kadar beni asla hayal kırıklığına uğratmamıştı Sunny. Ve ben de onu havuzun başında bırakıp, yıllarca aramamam dışında asla terk etmemiştim. Şimdi de terk etmem için bir neden yoktu. Az önce onun geçtiği kapıdan süzüldüm içeriye. İlk adımda bir serinlik çarptı yüzüme, ormanları yarıp geçen bir rüzgârın baş döndürücü uğultusunu hissettim yine, hızla ikinci adımımı attım ve kendimi bir mezarlığın içinde buldum. Mevlevilerin deyimiyle Hamüşan', yani susmuşlann mekânında. Ağaçlar, mezar taşları, mezarların üzerindeki çiçekler, bu ölüler t Uyarında göze çarpan ne varsa aynı soğuk mavilikle kaplanmış gibiydi. Titredim, içim ürperdi. İyi de Sunny'nin ne işi vardı bu mezarlıkta? Etrafa bakındım; ilk gözüme çarpan, iki yanı mezarlarla kaplı dar, uzun bir yol oldu. Sessizce yürümeye başladım, bir yandan da Sunny'i görürüm umuduyla yolun iki yanına bakıyordum ki, sol tarafta o üç kişiyi fark ettim. Önce kalın gövdeli bir ağaca baktığımı sandım, hani üç kök birden topraktan fırlar da birbirine dolanarak kocaman bir beden oluştururlar ya, o

www.soncemre.com

Soncemre Platform ile „OKU“mak!

www.kelamdenizi.com

devasa bitkilerden biri sandım ama değildi. Yüzlerini fark ettim; yüzlerce yıl öncesinin naifliğini taşıyan o ifadeyi, hiç konuşmayan ağızlarını, huzur içindeki gözlerini. Mennan'ın anlattığı üç kardeş olmalıydı bunlar. Mevlânâ'yı görmek için gelen, onun ölmüş olduğunu duyunca bu topraklarda gözlerini yummak isteyen, Horasanlı üç kardeş. Demek ki burası Üçler Mezarlığı'ydı. Ölen üç kardeşin adını alan o tarihi mezarlık. Başımı öteki mezarlara çevirince, korkuyla irkildim. Mezar taşı sandığım karaltılar, o mezarların gerçek sahipleriydi: Yaşını başını almış erkekler, durulmuş orta yaşlı kadınlar, heyecanları içlerinde kalmış delikanlılar, cilveleleri yüzlerinde donmuş genç kızlar, sevinçleri solmuş çocuklar, gülümsemeyi bile öğrenemeden göçüp gitmiş bebekler... Bir an dehşete kapıldım, bir an Sunny'yi unutup, kaçıp gitmek istedim. Ama ölülerin yüzündeki derin huzuru fark edince vazgeçtim. Tuhaf bir duygu kapladı içimi. Sanki onlara bakarken ölümün ağırlığından kurtuluyordum. Ölümü bir son, bir bitiş, bir felaket değil de yaşamın bir parçası gibi algılıyordum. Gül ağacının her yıl yaşadığı bir döngü gibi; tomurcuk vermek, çiçek açmak, solmak, yaprakların dökülmesi, ama bir yıl sonra yeniden goncalanmak gibi. Bu sessizler evinde insanlık ağacının bir parçası gibi hissediyordum kendimi. Sonsuzluk duygusu bu değilse neydi? Aynı anda duydum fısıltıyı, belli belirsiz bir mırıldanma. Benimle birlikte bütün mezarlık da duymuştu sesi. Nereden çıktığı belli olmayan bir rüzgâr belirdi mezarların arasında; geceyi buz mavisinden soyarak yeniden laciverdi karanlığına çevirdi. Ağaçlar fırtınaya tutulmuş gibi inledi, toprak gürültüyle sarsıldı, mezarlar birer birer açıldı, suskunlar usulca mekânlarına çekildi. Fısıltı onları ürkütmüştü. Merakla başımı sesin geldiği yöne çevirdim ve Sunny'i gördüm. Oradaydı, birkaç metre ötemde. Sırtı bana dönüktü, dev bir çınar ağacının dibinde durmuş, üzerindeki yazıla rı artık okunamayan bilmem kaç yüzyıllık siyah bir mezar taşına bakıyordu. Fısıltı hâlâ sürüyordu. Sunny, mezar taşıyla mı konuşu yordu? Temkinli adımlarla yaklaştım. Yaklaştıkça mezar taşı kü çülmeye, Sunny'nin bedeni büyümeye başladı. Çekingen bir sesle "Sunny" diye fısıldadım. "Sunny ne yapıyorsun orada?" Bu defa uzaklaşmadı, sakin bir tavırla döndü. Ama o, Sunny değil Şems'ti. "Gelin Kimya Hanım? Ben de sizi bekliyordum." Bir de utanmadan hâlâ Kimya diye sesleniyordu bana. "Ölüleri rahatsız ettiniz" diye çıkıştım öfkeyle. "Sessizler mekânında konuşulmaz." Gizemli bir gülümseme yayıldı dudaklarına. "Aferin Kimya Hanım" dedi takdir eden bir sesle. "Âdetlerimizi öğrenmişsin ama yanlış düşünüyorsun. Benim fısıltımdan değil, senin yüreğindeki korkudan kaçtılar." Elini mezarların üzerinde dolaştırdı. "Onlar kabalık yapmaktan çekinirler. Varlıklarıyla sana korku verdikleri için utandılar. Bu yüzden, Hazreti Âdem'in ilk hali olan toprağa çekildiler." Ne söylesem bir karşılık verecekti nasıl olsa, lafı dolaştırmadan sordum. "Sunny nerede?" Kederle uzun uzun baktı yüzüme. "Hâlâ anlamadın mı?" dedi buruk bir sesle. "Sunny benim. Doğduğundan beri seninle beraberim. Baban, sen ve ben... Biz hep bir aradaydık." Tüylerim diken diken olmuştu. "Hayır" diye bağırdım. "Hayır, sen Sunny değilsin. Sen benim arkadaşım olamazsın, hiçbir zaman da olmadın. Sunny kimseyi öldürmez." Haksızlığa uğramış birinin incinmişliği belirdi yüzünde. "Benim öldürdüğümü nereden biliyorsun?"

www.soncemre.com

Soncemre Platform ile „OKU“mak!

www.kelamdenizi.com

"Gözlerimle gördüm" diye çarptım gerçeği suratına. "Zavallı kızın boynunu incecik bir dal gibi kırdınız." Sağ elini siyah mezar taşının üstüne koyarak söylendi. "Kâbuslarını gerçek sanıyorsun, gerçeği ise kâbus. Kimya'yı ben öldürmedim, onu öldüren kendi günahıydı." Yüzüme baka baka inkâr ediyordu bir de... "Günahın, insan öldürdüğünü hiç duymadım" dedim alaycı bir tavırla. "Nasıl oluyormuş o iş?" Sabırla açıklamaya başladı: "Ona gitme dediğini yerlere gitti. Ona yapma dediğim şeyleri yaptı. Ona görüşme dediğim kişilerle görüştü. Ben sadece kına- yan bakışlarla baktım gözlerine. Ben sadece üzgün, dertli, çaresiz gözlerimi diktim yüzüne. Ama zavallı kızcağız boynunu tutarak yere yığıldı. Ben, o ölsün istemedim, onu kaybetmek istemedim, onun ışığı sönsün istemedim, ama Allah böyle takdir etti işte." Artık bu kadarı da fazlaydı. "Allah'ın takdiri demeyin şuna. Ellerinizle öldürdünüz kızı. Öf- kenize alet oldunuz. Şimdi de size yardım etmemi istiyorsunuz." "Ben, senden yardım istemiyorum" dedi kesin bir ifadeyle. "Hem bunu niye yapayım?" "Vicdanını temizlemek için." Gururla süzdü beni. "Eğer vicdan diye bir şey varsa, ben tepeden tırnağa vicdanım. Vicdandan meydana gelmiş bir adamın, vicdanını temizlemeye ihtiyacı yoktur." "Öyleyse niye verdiniz bana o yüzüğü?" "Hiçbir şey anlamıyorsun" diyerek kırçıl saçlı başını salladı. "Hiçbir şeyin farkında değilsin. Farkında olmak için de çaba har camıyorsun." "Neymiş farkında olmam gereken şey." Tek sözcükle açıkladı: "Hakikat." "Hakikat, hakikat deyip duruyorsunuz" diye söylendim sesimi yükselterek. "Anlatın da öğrenelim artık, neymiş şu hakikat." O kadar kolay değil, diyerek yine engeller çıkaracağını düşündüm, yapmadı. "Yahuda'yı bilir misin?" diye sordu mutsuz bir sesle. "Hani Hazreti isa'yı Romalılara ihbar eden havari. Otuz gümüş altına Mesih'i satan eski Yahudi." "Biliyorum tabu, ne ilgisi var Yahuda'nın konumuzla." "Çok ilgisi var. Herkes Yahuda'yı hain zanneder." Ne anlatmak istiyordu bu adam. "Değil mi?" "Eğer Yahuda, Hazreti İsa'yı ihbar etmeseydi, İsa nasıl göğe yükselecekti? Eğer İsa çarmıha gerilmesiydi, yani insanlığın bü tün günahlarının

www.soncemre.com bedelini kendi bedeniyle ödemeseydi, nasıl

Soncemre Platform ile „OKU“mak!

www.kelamdenizi.com

ölümsüz olacaktı? On iki havariden yükü en ağır olanı Yahu-da'ydı. Öteki havariler, inançları için canlarını vermeyi göze ala rak azizlik mertebesine ulaştılar. Elbette hayırlı bir işti yaptıkla- rı, ama asıl marifet inancın için iyi olmak kadar, kötü olmayı da başarabilmekte. îblis gibi lanetlenmeyi göze alabilmekle. Sadece senin bildiğin hakikatin ağır yükünü tek başına taşıyabilmekte, Bütün dünya, seni hain bilirken, kadim sırrınla yapayalnız kalabilmekte. Yahuda bunu yapmıştı işte. Kutsal yazgının yerine gel mesi için sadece bedenini değil, ruhunu da kurban olarak sunmuştu İsa Peygamber'in ayaklarının dibine." Galiba ne demek istediğini anlamaya başlamıştım. "Siz de bunu Mevlânâ için yaptınız yani." Sanki karşısında kara cahil biri varmış gibi çaresizce baktı yüzüme. "Sana nasıl anlatayım" diyerek umutsuzca söylendi. "Her şeyi akılla anlamaya çalışıyorsun, mantık acımasız bir kral gibi kurulmuş zihnine. Ne söylesem anlamayacaksın, ne desem altında başka bir anlam arayacaksın, dahası hep beni suçlayacaksın." "Ama olanı biteni gözlerimle gördüm." "Gözlerinle gördüklerin her zaman gerçek değildir. Bak sana bir hikâye anlatayım, belki daha kolay anlarsın. Bir gün bir erkek kırlangıç Süleyman Peygamber'in tapınağının üstünde sevdiği dişi kırlangıca aşkını ilan etmiş. Raslantı bu ya, Süleyman Peygamber de o sırada tapınaktaymış. Kırlangıcın sesini işitmiş, kulak kesilmiş. Erkek kırlangıç dişisine şöyle diyormuş: 'Senin aşkın beni öylesine sardı ki, eğer şu kubbeyi Süleyman'ın üzerine yık desen, hiç tereddütsüz yıkardım.' Bu sözleri duyan Süleyman Aleyhisselam öfkelenmiş, kırlangıcı derhal yanına çağırmış. Ona demiş ki: 'Açıkla bakalım, az önce senden duyduğum o sözler neydi?' Kuş cesurca yanıtlamış soruyu: 'Ey Süleyman! Beni cezalandırmak için acele etme. Çünkü âşıklar öyle bir dille konuşur ki, o dili ancak deliler anlar. Doğru, senin işittiğin sözlerin hepsini ben söyledim. Doğru bu tapınağı Süleyman Peygamber'in başına yıkarım dedim. Ama ben o kuşa âşığım. Ve âşıkların yolu, kanunu, ahlakı yoktur. Onların tek yolu vardır: Aşk. Onların tek yasası vardır: Aşk. Onların tek ahlakı vardır: Aşk. Onlar sadece aşkın diliyle konuşurlar, ilim ve aklın dili, aşkın bu renkli dilinin yanında sönmüş bir ateş gibi cansız kalır.' İşte böyle demiş kırlangıç Süleyman'a. Ve Süleyman Peygamber de bağışlamış onu. Çünkü aşkta kötülük, artık kötülük değil; iyilikse artık iyilik değildir. Bir tek hakikat kalmıştır ortalıkta; mucizeleri gerçek kılacak mutlak aşk." "Peki siz hangi mucizeyi gerçekleştirdiniz, kötülük olmayan kötülüğü yaparak?" Hiç aldırmadı kinayeli sözlerime. Başım kaldırdı; gözlerini, me-zarlığın çok da yüksek olmayan duvarının arkasında kocaman bir yeşim taşı gibi gökyüzüne uzanan Mevlânâ'nın türbesine dikti. "Orası bir gül bahçesiydi. Eğer Hüdavendigâr, Mevlânâ olmasaydı, şimdi gül bahçesi bile olmazdı. Şu çok katlı evlerden dikerdi aç gözlü insanlar oraya. Hüdavendigâr ise bu topraklarda yüzlercesi bulunan türbelerden birinde yatıyor olurdu. Ama şimdi sanki hiç ölmemiş gibi âdemoğlunu etkilemeyi sürdürüyor. Şiirleri, gönülleri ısıtıyor, sözleri ham insanları pişiriyor, ışığı, kör karanlıkta anlamı arayanlara gezgin bir yıldız gibi yol gösteriyor. Onun için, 'Peygamber değildi ama kitabı

www.soncemre.com

Soncemre Platform ile „OKU“mak!

www.kelamdenizi.com

vardı' deniyor. Böyle bir mucizenin yanında kötülük de, zalimlik de, katillik de anlamını kaybeder." Kendi başyapıtına bakan bir yaratıcının gururuyla bakıyordu gözleri türbeye. "Kaybetmez" dedim kibrini kırmaya çalışarak. "îster aşkta olsun, ister işte, kötülük kötülüktür, katillik de katillik. Kötülük yaparak iyi bir amaca ulaşamazsınız. Başkalarının yaşamına son vererek yeni bir hayat yaratamazsınız." "Yeni bir hayat kurmaktan söz eden kim? Var olanı anlayayım bana yeter." "Anlamak için kötü olmaya ihtiyacımız yok." "Var" dedi kesin bir ifadeyle. "Kötülüğün olmadığı bir yerde iyiliğin değeri bilinmez. Ve ne varsa hepsi içimizde. Celaleddin şu sözlerle anlatır bu hali. 'Bazen melekler kıskanır masumiyetimizi / bazen kötülüğümüzü görür de kaçacak yer arar şeytan.' Hayat şekle sokulamaz; nefes hapsedilemez, istek bağlanamaz, nefs hiçbir zaman tümüyle öldürülemez. İyi mi yararlıdır, yoksa kötü mü, her zaman bilinemez. Gün gelir bir kötülük, bin iyilikten daha faydalı olur." Bir adım geri çekilerek alaycı bir gülümsemeyle süzdüm onu. "Yani ne kötülük yaptıysanız Mevlânâ için yaptınız, öyle mi?" Acıyarak baktı yüzüme. "Bak yine anlamadın. Kötülük ya da iyilik ne yaptıysam hepsini aşk için yaptım, Hüdavendigâr için değil." "Aynı şey değil mi?" "Değil, aşk yolculuğu tek kişilik başlar, maşukunu bulunca bir müddet iki kişiyle sürer, ama yolun sonunda yine tek başımıza kalırız. Bizde başlayan, bizde sona erer." "Ama Mevlânâ sizin gibi düşünmüyor. O kadar çok aşk şiiri yazmış ki size. Adamın aklım başından almışsınız. Sahi o ilk buluşmanızın ardından, hani Merec-el Bahreyn diye anılan noktadaki karşılaşmanın ardından günlerce aynı odaya kapanıp kaldığınızda ona ne söylediniz ki, namazı, duayı, vaazı bırakıp şiire başladı?" En küçük bir gurur bile belirmedi yüzünde. "Hiçbir şey söylemedim. Suskun öylece oturduk. Ama ben söyle mesem de o benim sırıma erdi. Gönlümün aynasında kendi içinde ki ateşi gördü. Onun aklım başından alan ben değildim, kendi için deki ateşti. Herkes benim ışığımla yandığım düşünüyor, yanlış, Ce laleddin kendi kendini yaktı. Ben, sadece fırını hazırladım." Kendini kaptırmış büyük bir engin gönüllükle olanları anlatırken, ona hayranlık duymaya başladığımı fark ettim. Aynı anda Kimya'nın yüzü geldi gözlerimin önüne. Öfkeyle karşı koydum bu tuhaf adama duyduğum hayranlık hissine. "Kimya'yı öldürerek mi?" diyerek kestim sözünü. "Genç bir kızın yaşam ateşini çalarak mı hazırladınız fırını?" Sakalı mı titriyordu, gözleri nemlenmeye mi başlamıştı yoksa bana mı öyle geldi bilmiyorum ama şu sözler döküldü dudaklarından: "Kimya'yı değil, kendimi öldürerek." Şaşkınlıkla baka kaldım yüzüne. "Siz kendinizi mi öldürdünüz?" Yanıt verecekti ki, bakışları yukarı kaydı. Parıltılı bir ışık hızla üzerimize doğru geliyordu. Sanki gökyüzündeki yıldızlardan biri kopmuş yeryüzüne iniyor gibiydi. Işıktan gözleri kamaşan Şems: "Madde âleminin güneşi doğduğunda, mana âleminin güneşi kaybolur" diye fısıldadı sır dolu bir sesle.

Uykuda gezmiştim. üzerindeki tabelayı okuyunca dehşet içinde ürperdim. laciverdi gökyüzünün ışıklı bir maviliğe döndüğünü gördüm. Neyle ilgisi vardı o zaman? Babamın şehri olmasıyla mı? Yoksa bu şehrin babamın kaybolmasıyla ilgili bir sırrı barındırdığına mı inanıyordum gizliden gizliye? Ya da şu kanayan yüzüğün gizemini mi merak ediyordum? Belki.. 36 ". Gerçi uyurgezerlerin sonradan hiçbir şey hatırlamadığını okumuştum. rüşvet önermişlerdi. ne de gaspa uğramıştım bu kez. Belki annem ile babam bu meselelerin içinde olmasalar benim de umrumda olmazdı. Beni Anadolu'nun göbeğindeki bu eski kente bağlayan ne vardı ki? Yangını Serhad ile Cavit'in çıkardığını henüz kanıtlayamamış olmam mı? iyi de ben dedektif değilim ki olayı ayrıntılarına kadar aydınlatabileyim.. tümsekliği bile kalmamış bin yıllık bir gömüt ile yeni defnedilmiş bir çocuğun taze mezarı arasında duruyordum. ne zaman uyandığımı birbirine karıştırdığım da bir gerçek. İnceler. Çok da sorgulamıyor zaten. Oysa ben dün gece olanların hepsini ayrıntılarıyla hatırlıyorum. Daha fazlası ne olabilir ki? Şems'in bahsettiği mutlak hakikate ulaşmak mı? İyi de ben babam gibi düşünmüyorum ki. mezarların arasında yaptığım bu gece gezintisine bir anlam bulmaya çalışıyordum hâlâ. Ama annemle uyurgezerliğim hakkında konuşsam iyi olacak.kelamdenizi. Hayır.. Zeynep Komiser gibi emrimde silahlı polislerim de yok. Kapıya yaklaştığımda makul bir açıklama buldum. Gerçi Zeynep Komiser'in. bulursam kanıtlan sıralar. Güya kendimi rahatlatmak için bulduğum bu açıklama eğer doğruysa. ama bu kadar tuhaf. Daha hangi dine inanacağıma bile karar vermedim. hiçbir zaman da düşünmedim. Ya ben? Bilmiyorum. ne de yaşammı dine adamış bir Müslüman. Dokuz yaşıma kadar uykumda dolaşırdım. Dünyanın değişik ülkelerinde. Ta başından beri mantıklı olan buydu tabii. döner dönmez psikoloğumuz sevgili Oliver'in yanında almam gerekiyordu soluğu. Eğer yeniden uyurken dolaşmaya başladıysam.. varsa tanıkların ifadelerine yer vererek rapor yazarım.. aslında oldukça önemli sorunlarım olduğuna işaret ediyordu. belki de ilk uçağa atlayıp dönmeliydim Londra'ya. nefretine yenilmiş bir dervişin utancı. aksine çok da merak ediyorum. ama ne zaman uyuduğumu. bu kadar ürkütücü olaylarla ilk kez karşılaşıyordum.www. Nigel'a protestanlık yetiyor. Mor bulutların arasından çıkmaya çabalayan sabah güneşinin yumuşak ışıkları yüzüme düşerken. Gündelik hayatla o kadar meşgul ki. Belki de daha fazlası. neden raporumu yazmak için bekliyordum ki? Daha ne bulacaktım burada? Nigel haklıydı. îyi de ne yapıyordum bu mezarlıkta? Bilinçaltını neyin peşindeydi? Gerçekten de Sunny'yi görmüş müydüm? O buz mavisi gecede bu mezarlıkta yatan ölüler. Dün gece de öyle olmuştu işte. dün akşam yapacağı tutuklamayı küçümsüyor da değilim. araştırır. Öyle mi acaba? Annem ikidir dinle ilgili tartışmaları hep benim yanımda yaptıklarım söyleyip duruyor. Konuşulanlardan hiç mi etkilenmedim? Etkilenmiş olsam bile Konya'ya gelinceye kadar bu konu üzerinde hiç derinlemesine düşünmedim. tehdit etmişlerdi.com Soncemre Platform ile „OKU“mak! www. Öyleyse neden ısrar ediyordum. sağ tarafta etrafı demir çitlerle çevrelenmiş büyükçe bir mezar ilgimi çekti. bunları bırakalım şimdi.com Ve ben gözlerimi onun baktığı yöne çevirince. yani dün gece yaşadıklarım gerçekten olduysa o zaman da tası tarağı toplayıp hemen uzaklaşmam gerekiyordu bu şehirden. Ben ne dünyadan elini eteğini çekebilecek bir sufiyim. Ama eğer uyurgezer değilsem. Ben sadece bir sigorta eksperiyim. ama beni şehirde tutacak kadar önemli bir mesele değildi bu. Ne kimse saldırmıştı bana. bu kadar gizemli. Bu durumda hatırladıklarımın ne hükmü var ki? Mezarlığın kapısına yaklaştığımda." Sabah olmuştu. gerçekten de üzerlerindeki toprağı bir kefen gibi sıyırıp yeryüzüne çıkmışlar mıydı? Şemsle o tuhaf konuşmayı yapmış mıydım? Yoksa bunların hepsi zihnimin bana oynadığı gizemli oyunun yeni bölümleri miydi? İki yanı yeşilliklerini hiç yitirmeyen ince uzun servilerle kaplı mezarlık yolunda yürürken bunlan düşündüm. buraya gelinceye kadar.. Zaten değildi de. hiçbir yerim acımıyordu. "Hazreti Mevlânâ'yı . Yıpranmış bir kara taştan oluşan. Neyse. çok farklı sigorta davaları üzerinde çalışmıştım. dine kafa yoracak zaman bile bulamıyor. Belki de artık Konya'da kalmamın sigorta şirketi için yazacağım raporla hiçbir ilgisi yoktu.soncemre.

Bilgisayarımı kapatmaya hazırlanırken aklıma geldi. Otelden çıktığınızı da görmedim. Bir türlü uslanmıyor bu kadın. "Annecim benim. eve gelince arar mısın? Sevgiler. Bir süre öylece uzandım yatağa. Şems-i Tebrizi'yle ilgili yüzlerce bilgi vardı ama zavallı Kimya'yla ilgili sadece üç başlık belirdi ekranda. Ma'arif ve sonunda işte Mennan'ın sözünü ettiği kitap.me. Belki de Thames Nehri'nin temizlenmesi için yapılan yürüyüşte pankart taşıyordur ya da fokları kurtaralım projesine destek için yollan kapatan eylemcilerle birlikte asfalta uzanmıştır. Telesekretere bağlandı. Nefret ederdim bu alete konuşmaktan. Mesnevi. ." Nereye gitmişti sabahın köründe bu kadın? Belki bahçedeki çiçekleri suluyordur. aklı karışmıştı. Kapının hemen yanındaki kulübeden çıkan bekçinin şaşkın. "Erkencisiniz bu sabah. Ahmed Eflaki'nin Ariflerin Menkıbeleri. İngilizce sitelerde aradım. uyuyup kalmışım. Ne bileyim. Sinirlerim gerilmişti. Son on yıldır erkenden açıyordu gözünü. Bilgisayarımı açtım. üşendiğim gelişmeleri birkaç başlık altında Simon'a yolladım. Sultan Veled'in yazdığı Veled-na. hem de mışıl mışıl." Uzaklaşırken döndüm. "Dikkat edin patronunuz fark etmesin. Şems'in Kimya'nın ölümüyle ilgili söylediklerini neden araştırmıyordum? İnternetteki arama motorlarından birine girdim. Hiç değilse geldiğinde beni arar umuduyla mesaj bırakmaya karar verdim. açmadı.com Soncemre Platform ile „OKU“mak! www. Cep telefonu da kullanmadığından eğer dışarı çıktıysa onu gün boyunca bulamayacaktım. ama annemi merak etmeye başlamıştım. Divan-ı Kebir. Mennan anlatmıştı ya öykülerini. "Uyumak mı?" "Evet. asansörün kapısı kapanıncaya kadar asık bir suratla beni izlediğinden emindim. her yerde olabilir.kelamdenizi. adımlarımı hızlandırdım. Ne yani dün gece yaşadıklarım gerçek miydi? Birbirine sarılmış üç ağaç gibi yekpare bir bedene dönüşen Horasanlı üç kardeşi. Yeter ki eylem olsun. Aldırmadım hızlı adımlarla yanından geçmek istedim. ardından Feridun Ahmed-i Sipehsalar adında bir yazarın kaleme aldığı Risale. Uyanmamış mıydı yoksa? Israrla ardı ardına çaldırdım. Kalktığımda saat dokuza geliyordu. annem gibi az uykuyla yetinecek yaşa gelmemişti henüz. Mecalis-i Seb'a ve Mektubat. Şimdi ise aramak için erkendi. Hemen Şems ve Kimya yazarak bul komutuna bastım. yeter ki protesto edecek haklı bir neden olsun. Tabii pasaport meselesini sormayı da unutmadım. Artık onu görmesem de.soncemre. Önce Rumi'nin kitaplarının ismini gördüm. İki kez çaldı. dün gece yazmaya.com görmek için Horasan'dan gelen üç kardeşin ruhuna El Fatiha" yazıyordu. Simon'la da konuşamamıştım dün gece. kalktım odada dolaşmaya başladım." Kaşları çatıldı. Kitap tam metin olarak sitede yer alıyordu ama en az bin sayfalık bir metindi bu. numarasını tuşla-dım. Hep ben onu merak edeceğim. Neydi Mennan'ın bahsettiği şu kitap? Anlamak için önce Rumi yazdım. Rebab-name. Fihi Mafih. "Günaydın Miss Karen" diyerek atıldı her zamanki işgüzarlığıyla. oradan biliyordum. Onlarca kitap ismi sıralanıverdi önümde. Bilgisayarımı görünce hatırladım. Ama otelden içeri girdiğimde meraklı resepsiyonistin gözlerini kuşkuyla yüzüme dikmesine engel olamadım. gerçekten de görmüş müydüm? Yok canım. müdürüm. En iyisi gelişmeleri elekt-ronik postayla yollamak. çünkü ben çıkarken uyuyordunuz. Annem uyanmış olmalıydı. Telefonumu çıkardım. uykulu gözlerle baktığını görünce. Hep uçlarda yaşayacak. adamın soru sormasına fırsat vermeden çıktım bu bin yıllık tuhaf mezarlıktan." Yanıt vermesini bile beklemeden asansöre yöneldim. Odama çıkar çıkmaz duş alıp giysilerimi değiştirdim. Kahvaltı servisi başlamıştı aşağıda ama hiç açlık hissetmiyordum." "Göremezdiniz.www.

Sultan Veled'in büyük annesiyle birlikte kadınların onu gezmeye götürdüğünü söylediler. kanunu. Şems kendini öldürecek birine hiç benzemiyor. Onların tek ahlakı vardır: Aşk. zavallı bir genç kızdı. çok güzel ve namuslu bir kadındı." Ama o hikâyedeki kırlangıç. Genç kızın donmuş gözlerinde. ve Mennan aynı yanıtı verecekti." Erkekler dünyayı ele geçirince de genç kızların gözyaşına kimse bakmadı. bu adamı istiyor musun.. denmedi. O dönemin koşullarını düşünmek gerekir diye kendimi iknaya kalkıştım. ahlakı yoktur. "Erkekler dünyayı ele geçirdi. ben annem gibi değildim. onu bulamadı. Her zaman öfkeli. Oysa bu hikâyedeki kurban. nasıl oluyor da daha on sekiz yaşına bile gelmemiş bir genç kızı altmış yaşındaki bir adama eş olarak verebiliyordu? Dahası bu zavallı kızın ölümü karşısında sessiz kalabiliyordu? Babam. Alaed-din'e ne olmuştu acaba? Öte yandan Şems. Ama anarşist annemin sözleri izin vermedi buna. Sahi Alaeddin Çelebi neresindeydi bu hikâyenin? O delikanlı da olanları öyle sessizce kabullenecek göz yoktu. Üç gün feryat ve figan edip öteki dünyaya göçtü. âşıkların yolu.soncemre. Hayır. İkincisinde Tanrı'nın Şems'e Kimya olarak görünmesini hikâye ediyordu. altmışını çoktan geçmiş matematik öğretmenine âşık olmuştu mesela. Ya bütün bunlar sandığım gibi olmadıysa? Ya bu evliliği bizzat Kimya'nın kendisi istediyse. Aşktan başı dönen şu kırlangıcın Süleyman Peygamber'e söylediklerini.kelamdenizi. Peki nasıl öldü acaba Şems? Şu kahverengi taşlı yüzük yoksa Şems'in ölümüyle mi ilgili? O kanayan taş. Üstelik intihar inançlarına da terstir. O daha çok Mevlânâ'nın ortanca oğlu Alaeddin Çelebi'yle ilgileniyordu. Annem mi arıyordu? Hevesle ahizeyi kaldırdım. "Alo?" . Yani rüyamda gördüklerim gerçek değil miydi? Aslına bakılırsa iki hikâye arasında sonuç bakımından pek fark yok gibi görünüyordu. sevgi dolu bir insan. Bir gün kadınlar. Çok ilginç bir hikâyeydi Şems ile Tanrı'nın arasındaki yakın ilişkiyi çarpıcı örneklerle anlatıyordu. Şemseddin fena halde kızdı. Şemseddin eve geldi. Şems'ten izin almaksızın Sultan Veled'in büyükannesiyle birlikte Kimya Hatun'u gezmek maksadıyla bağa götürdüler. Onların tek yasası vardır: Aşk. bir adam. Tanrı'nın verdiği canı ancak Tanrı alır. Kuru bir ot gibi hareketsiz kaldı. İşin tuhafı Mevlânâ gibi hoşgörü örneği. narin bedeni. hiç de Şems'e âşık olmuş gibi bir hali yoktu. Onlara kimse fikrini sormadı. Rüyamdaki Şems.. Kimya'yı elleriyle öldürmüştü. her zaman kavgaya hazır. her zaman isyankâr. Kimya'nın ince boynu. ya Şems'e gerçekten de âşıksa? Olamaz mı? Bizim Simon'un on altı yaşındaki kızı Jenny de. Kimya'nm ölümünden sonra Şems'in Konya'yı terk ettiğini yazıyordu. solgun yüzü canlandı gözlerimin önünde. Şems'in anlattığı hikâyeyi hatırladım. nefretine yenilmiş bir dervişin utancını bir kez daha gördüm. Onların tek yolu vardır: Aşk. Sen. İzzet Efendi. Kimya Hatun eve gelince hemen boynu tutuldu. İlkinde. Ne demek istiyordu acaba? Yoksa intihar mı etmişti? Yok canım. daha sakin düşünmeliydim. Tam olarak şunları yazıyordu: "Şemseddin'in nikâhlısı olan Kimya Hatun. Teker teker toplumun saygın ya da zengin insanlarına eş olarak sunuldular. Birden kendimi annem gibi hissettim. ama beni ilgilendiren üçüncü gruptaki bilgilerdi. hem benim rüyalarımda gördüğüm Kimya'nın. Sonuç değişmiyordu. kendim öldürdüğünü söyledi dün gece. Aynı şey değil. kendini korumaktan bile aciz.com Soncemre Platform ile „OKU“mak! www. ". Eflaki'nin anlattığında ise öfkesiyle. İçimde kabaran öfkemi bastırarak anlamaya çalıştım." Yazılanlar Şems'in sözlerini doğruluyordu. aşk için.com Bu bilgilerin üçü de Şems'in kişiliğini vurgulamak için Kimya'dan bahsediyordu. kendisinden katbekat büyük bir otoriteye başkaldırıyordu.www. sevgilisi için canını ortaya koyuyordu. bizim kara giysili dervişin düğümlenen yüreği olmasın? Çalan telefon böldü düşüncelerimi. sözünü dinlemediği için karısının ölümüne neden oluyordu.

soncemre. şeyhinin öldüğünü duyarsa yaşayamaz. "Ama merakım ağır bastı. "Akşam iyi uyuyamadınız galiba." "Size iyi haberlerim var. Yani bir an olsun dinlenemedim. îki gündür sırtında gördüğüm gri elbisesinin değiştirmiş lacivert bir takım giymişti. ama aklım İkonion Turizmin kundakçılarındaydı. Kapıyı açıp yanına oturdum.www. sorularınızı da yanıtlarım. "Ya şu yangın elbisesi?" Bezginlik içinde mırıldandı. buyrun sizi dinliyorum. "Günaydın." Eliyle dalgalı saçlarını karıştırdı.. ama dünkü yorgunluk olduğu gibi yüzünde duruyordu. pasaportunuzu bulduk. Son on saattir de bir sorgudan çıkıp ötekine giriyorum. uçuşan saçlarımı ellerimle toparlamaya çalışırken Mennan'ın arabası önümde durdu. "Günaydın. "Çok kuvvetli bir belleğiniz var. Soğuk kış günlerinden kalma sert bir rüzgâr Mevlânâ Türbesi yönünden Konya'nın eski mahallelerine doğru esip savurmaya başlamıştı. "Günaydın Miss Karen. Gelin ve pasaportunuzu alın.. size bahsettiğim şu kitabı okudum yine.com Annem değil." "Ariflerin Menkıbeleri'ni mi?" Yeşil gözleri hayranlıkla açıldı. insan kolay unutamıyor" diye geçiştirdim." Bu sesi tanıyordum." 37 "Babam. "Yeni bilgilere ulaştınız mı bari?" "Çok şey öğrendim." Buna çok sevinmiş olmam gerekirdi. "Günaydın Miss Karen." Arabayı hareket ettirirken ayrıntıları ." Yan gözle şöyle bir süzdüm onu." Solgun bir gülümsemeyle karşılık verdi selamıma." Daha bu sabah okudum diyemediğim için: "ilginç bir kitap.. Eğer hâlâ bir yerlerde uyuyup kalmamışsam." "Uyudum aslında.com Soncemre Platform ile „OKU“mak! www." Otelin kapısında Mennan'ı beklerken sabahki parlak güneşin kara bulutlarla kaplandığını fark ettim. Deri ceketimin önünü ilikleyip. Lütfen bana telefonda böyle sorular sormayın. "Bakın Miss Karen nerdeyse iki gündür uyumuyorum.. Daha birkaç saat dinlenmem de imkânsız gibi görünüyor. İstediğiniz zaman gelip alabilirsiniz. Zeynep Komiser'di." Vereceği müjde bile yorgunluğun ağırlığını silememişti sesinden. "Yoksa yangın elbisesini mi buldunuz?" İç geçirerek açıkladı: "Hayır. hemen hatırladınız ismini. yorgun bir kadın sesi yanıtladı.kelamdenizi.

hakkında yazılanlara bakarak karar vermem. ondan önce davrandım. Tanrı'nın Kimya görünümünde Şems'le buluştuğunu anlatıyor. Sadece kitabın yazan Eflaki Dede biraz abartmış. "Şems alışıldık Müslümanlara pek benzemiyor değil mi?" "Hâşâ!" dedi sanki dili ateşe değmiş gibi aceleyle. çünkü göz atabildiğim kadarıyla kitabın Şems'le ilgili bölümleri. Dün size anlattığım konular da abartılmıştı sanırım. Demek ki Mennan gibi insanlara itici geliyordu bu tür benzetmeler.." Bu kadar kesin konuşmam kafasını karıştırmıştı. Şems'in nasıl öldüğünü de anlatıyor mu?" "Evet. kitabın yazarının Tanrı'yı Kimya görünümüne sokmasını saygısızlık olarak değerlendiriyordu. Şems Hazretleri'nin Mevlânâ Hazretleri'yle Konya'da ilk buluşmaları 1244 yılında . Eğer yazılanlara inanacak olursak Şems Hazretlerini. ne olmuştu da böyle mantıklı konuşmaya başlamıştı bu adam? "Ne gibi?" Merak ettiğim kitapta anlatılanlar değildi aslında." Sustu. "Ben." "Saçma mı?" diye söylendim neşelenerek.com Soncemre Platform ile „OKU“mak! www." Hayal kırıklığıyla söylendi." Ne kadar saf bir adamdı bu Mennan! "Merak etmeyin" dedim gülümseyerek. kendisine zarar veren herkesi öldüren taş kalpli biri olarak görürüz. oynaştığını yazıyor. "Bir bölüm var mesela. Şimdi. "Hiç kimse için." Mennan'ın yüzüne baktım. Bizim yüzükle ilgisi yok yani. Kitapta gerçekler ile efsaneler birbirine karışmış. "Galiba siz haklıymışsınız. "Daha dün sabah bu kitaptaki bilgilere dayanarak katilin Şems olduğunu söyleyen siz değil miydiniz?" Bakışlarını kaçırıp.. Şems Hazretleri'ne bir şey demiyorum." Başını çevirip inanmayan gözlerle baktı. Ama benim için şaşırtıcı değildi. bu gezgin dervişe yapılan güzellemelerle doluydu. "Mennan Bey. şu okuduğunuz kitap. utana sıkıla açıkladı. Ariflerin Menkibeleri'nde bu konu naklediliyor.www. Şems ile Mevlânâ'nın ilişkisine de büyük tepki göstermişlerdi ya bir zamanlar. Ariflerin Menkıbeleri diyorum. sıkıntıyla iri gövdesini oynattı.soncemre. Açık konuşmak gerekirse cüretkâr bir bölümdü. ama bizimkine benzemiyor. Kuşkusuz Şems o kitapta yazılanlardan çok farklı biriydi. "Sema yapamadığı için yüreği düğümlenip ölen bir dervişi anlatıyor. iş arkadaşımın düşüncelerini neyin değiştirdiğiydi. Hatırladığım kadarıyla anlatmaya çalışayım. ikna olmamıştı yeniden soracaktı ki. Hani Şems Hazretleri'nin katil olma meselesi. tövbe tövbe Tanrı'yla konuştuğunu. "Buluşma değil de. Ne demek istiyordum şimdi? Yoksa o gezgin derviş hakkında ondan daha fazla bilgiye mi sahiptim? "Şems Hazretleri'nin kitabını okudunuz mu? Ne anlatıyor şu kanayan yüzük hakkında?" "Önemli bir şey değil" dedim aklını yemden karıştırmamak için. "Bazı konular bana saçma geldi biraz.kelamdenizi. "İzzet Amca yanlış mı hatırlıyormuş?" "Yanlış değil.com açıkladı. hikâyede bir yüzük var." Anlaşılmıştı.

"Yani ben kızımı. altmış yaşında bir adama vermem.. "Dikkat" diye uyardım. "Gasba uğradığım ve Solak Kâmil'in cesedinin bulunduğu yerde.kelamdenizi. anlamak için dönüp baktı.com gerçekleşiyor. "Günümüzde olmaz tabii" dedi gözlerini yoldan ayırmadan. Öyle ki.www. Şems ortadan kaybolunca Mevlânâ deli divaneye dönmüş." Emin olamadı. biraz daha geç kalsak zavallı kadın ezilecekti.. Şems-i Tebrizi'yi tehdit etmeye kadar vardırdılar işi.. büyük oğlu Sultan Veled'i yollayarak onu Konya'ya geri ge-tirtmiş. "Ee biliyormuşsunuz ya !" Yola fırlayan kadını o anda fark ettim." Tartışmayı uzatmanın manası yoktu. Şems hakkında bir şey bilmiyorum demiştiniz. özür dilerim. sonra da. Bu iki Allah dostu buluştuktan sonra Şems." Manidar bir sesle mırıldandım." Sürücü koltuğunda huzursuzca kıpırdandı. yok son derece ciddiydim. "Ve Mevlânâ'mn tutucu müritleri kıskançlığa kapıldılar." "Ama" dedim söyleyeceklerime nasıl tepki vereceğini merak ederek." "Ayırmıyorum zaten.. "Çarpacaksınız.. Şimdi kimse yapmaz." Soncemre Platform ile „OKU“mak! www. Ama o zamanlar bunlar normal sayılıyormuş.Dedikoduları önlemek için de Şems'i Kimya adındaki evlatlığıyla evlendirmiş. Şems Hazretleri biraz yaşlıymış. .. Şems ise altmışında." Alıklaşmış bir suratla baktı. Mevlânâ'nın yanından ayrılmaz oldu. "Eskiden normal sayılıyormuş." "Gözlerinizi yoldan ayırmamanızda fayda var." Zamanında frene bastı Mennan. "Kimya o sıralar henüz on sekizinde bile değilmiş. ne diyeceğini bilemedi." "Haklısınız. O da bir gece kayıplara karıştı. tam da böyle olmuş.." "Doğru. Bu arada Mevlânâ da gönül dostunun Şam'da olduğunu öğrenmiş. biraz bir şeyler biliyorum. bunun üzerine kıskanç müritleri yaptıkları hatayı anlayarak pişman olmuşlar. "Haklısınız aynı yerde. "Göremedim bile." Alay mı ediyordum." Buraları biliyordum türbe gezisinde Angelina anlatmıştı. "Öyle olmalı.soncemre.." Başını usulca sallayarak tekrarladı: "Merec-el Bahreyn'de.com "Merec-el Bahreyn denilen yerde. Hem Şems gibi ulu bir kişiyle hangi kız evlenmek istemez? Hangi aile onu damat olarak kabul etmez?" "Gerçekten mi?" diye sordum yadırgayan bir sesle "Kızınızı altmış yaşında bir adamla evlendirir misiniz?" Böyle bir karşılık beklemiyordu. Hızla kendini karşı kaldırıma atan kadını geride bırakırken: "Ne zaman çıktı bu kadın caddeye yav" diye öfkeyle söylendi.

Sonra Şems'in bedenini Bedreddin Gevhertaş adında iyiliksever bir zatın mezarına gömmüş. 'Babam. Arkadaşlarından hiçbiri bu sırrı söylememiş. "îyi ama Şems'in bir türbesi var. "Belki Kimya ölmeseydi. Ta ki Mevlânâ Hazretleri ve Sultan Veled yaşama gözlerim yu-muncaya kadar. o mübarek adamın gövdesine saplamışlar." Dün gece rüyamda gördüklerimi hatırladım. "Şems'in ölümünün üzerinden günler geçmiş Sultan Veled Hazretleri bir gece rüyasında bu büyük dervişi görmüş. beni bul. Kendisine kurulan tuzaktan habersiz olan Şems Hazretleri kapıya çıkınca da başta Alaeddin Çelebi olmak üzere yedi kişi ellerindeki yedi bıçağı. Konya'nm her yanında dedikodu meclisleri kurmuşlar. kimileri ise bu isyankâr çocuğun." "Haklısınız. haykı-rarak uyanınca.com Soncemre Platform ile „OKU“mak! www.' Kan ter içinde uyanan Sultan Veled. bir kuyudayım. kimseye zararı olmayan bu iki ermiş hakkında akla hayale gelmez iftiralar yaymaya koyulmuşlar. Şems Hazretleri'ne her türlü saygıyı gösterirken Alaeddin Çelebi hep uzak durmuş onlardan. Onlar öldükten sonra bildiklerini oğlu Ulu Arif Çelebi'ye anlatmış. sırrını saklaması için eşine de Kuran üzerine yemin ettirerek Şems'in basma gelenleri anlatmış. eşi Fatima Hatun neler olduğunu sormuş. sevgilisinin öldürüldüğünü gören o çocuk her şeyi yapabilirdi. Nedense bu delikanlıyı savunmak geldi içimden. Şems ile Mevlânâ'yı rahat bıraktı mı? Şems'in Kimya'yla evliliği nasıl gitti? Bunların hepsi benim için birer bilinmez.soncemre. endişeli hanımı onu rahat bırakmamış." Üç arkadaşından bu sırrı gizleyeceklerine dair söz almış. Şems ona demiş ki.www. Kendilerine geldiklerinde ise. Bunun üzerine Sultan Veled. Şems ile Kimya evlendikten sonra neler oldu? Halk. büyük bir hevesle açıklamaya koyuldu Mennan: "Şems Konya'ya dönüp Kimya'yla evlendikten kısa bir süre sonra." "Biraz sabırlı olun Miss Karen hepsini anlatacağım" diye kibarca gülümseyerek sözlerini sürdürdü Mennan. Ne yazık ki Mevlânâ'nın ortanca oğlu Alaeddin Çelebi de katılmış bu fitne çetesine. taşta bir damla kandan başka bir şey görememişler. babası Mevlânâ ile ağabeyi Sultan Veled'e bu kadar yakın olmasını kıskandığını söylüyorlar. Şems Hazretleri öyle güçlü bir nara atmış ki. hepsi buymuş. Şems'in. yedi kişinin yedisi de ansızın kendinden geçmiş. Kimya'nın cansız bedenine bakarak haykıran Alaeddin'in acı içindeki yüzü geldi gözlerimin önüne." "Nasıl yani. hep ayrı baş çekmiş. 'Ya Bahaeddin. gözyaşları dökerek kuyudan çıkarmış ama kalbinde kederinden daha büyük bir endişe varmış.. şeyhinin öldüğünü duyarsa yaşayamaz' demiş üzüntüyle. beni çıkar. Sultan Veled sırrım korumak istese de. Kimileri Alaeddin Çelebi'nin Kimya Hanım'a âşık olduğunu yazıyor." Aklım karışmaya başlamıştı yine. Ya Bahaeddin. Fatima Hanım da öteki tanıklar gibi bu sırrı yıllarca gizlemiş. Her neyse. Şems'in cesedini. ne yazık ki o kıskanç insanlar yemden başlamışlar kötülük yaymaya. O da öğrendiklerini Eflaki Dede'ye aktararak bunları . işte aralarında Alaeddin Çelebi'nin de bulunduğu o yedi kişilik katil sürüsü bir gece Şems'in kapısını çalmış. kendisine kardeşinden daha yakın üç arkadaşını da yanına alarak Şems'in atıldığı kuyuyu bulmuş.com "Neyse." Hiç nazlanmadan.. "Kimya'nın ölümü de Alaeddin'i karşı tarafa itmiş olabilir" diye kederle söylendim. "Göçer gider bu dünyadan.kelamdenizi. onu dışarı çağırmışlar. sadece bir damla kan. ama bir gece Sultan Veled yine gözyaşları içinde. Benim Şems hakkında bildiklerim buraya kadar. Mevlânâ Hazretleri ile Sultan Veled. Evet. üşüyorum. Ama onun her zaman uyumsuz bir çocuk olduğu yazılmıştır. Kimya Hanım'ın beklenmeyen ölümü olmasa belki de Alaeddin Çelebi o fesat çetesine katılmazdı. ceset ortalıkta yok muymuş?" "Yokmuş. geceyarısı olmasına aldırmadan. biz konumuza dönelim. sular içindeyim.

Serhad ile Cavit'i gördüm. yine gergin. ama benim rüyalarımdaki Alaeddin tıpkı babası gibi. "Miss Karen. Elindeki kelepçeye. 38 "Mevlânâ'nın ortanca oğlu Alaeddin Çelebi gibi asiydi. hayatta en çok sevdiği adamı öldüren asi bir oğula nasıl sevgi besler ki insan?" Ne kadar da acımasız konuşuyordu." Bahçe daha korunaklıydı. "Katılmaz tabii." Hemen savunmaya geçti. Oysa benim rüyamda gördüklerimle. kırçıl saçlı. "Bunun arkası yağmurdur. biraz abartmış diyorum. koluna iki polisin sıkıca yapışmış olmasına rağmen dünyaya meydan okur gibi yürüyordu.kelamdenizi. Hızlı adımlarla kendimizi emniyetin bahçesine atarken: "Poyraz" diye mırıldandı gökyüzüne bakan Mennan. Kalabalığın ön sıralarında iki polisin arasında dimdik duran. kaşları çatılmış elindeki telsizle birilerine talimatlar yağdırıyordu Kendini işine o kadar kaptırmıştı ki bizi fark etmedi bile.com kaleme almasını istemiş. bir süre sonra da genç yaşta sıtmadan ölmüş. Ragıp Başkomiser değil miydi bu? Gözlerimi kısarak. Adam yazmasaymış Şems'in başına gelenler hep sır olarak kalacakmış. bakın." "Peki Alaeddin'e ne olmuş?" "Konya'yı terk etmiş. tanımaya çalıştım. yine telaşlıydı. Evet. ta kendisi. Eflaki'nin anlattıkları uyuşmuyordu." Gösterdiği yöne bakınca. iriyarı. Sanırım bu güruhun lideriydi. Eflaki'ye göre. caddedeki rüzgârın hükmü burada geçersiz kalmıştı.com Soncemre Platform ile „OKU“mak! www.www. "Kızmıyorum da. giysilerimizi hoyratça savuran sert bir rüzgâr karşıladı bizi. "Bir de kızıyorsunuz Eflaki Dede'ye. Eflaki'nin anlattığına göre Mevlânâ Hazretleri oğlunun cenazesine bile katılmamış.soncemre. Ana kapıya yaklaşırken. daha doğrusu ona bu kitabı yazdıran Mevlânâ'nın torunu Arif Çelebi'ye göre amcası kötü niyetli." Benden yana çekingen bir bakış atarak kendi görüşünü açıkladı. tıpkı ön gruptaki zanlılar gibi onların . aklı aşk tarafından ele geçirilmiş çaresiz bir delikanlıydı sadece. Hemen ardından çoğunluğu polis olan on beş kişilik bir erkek grubu geliyordu." Arabadan indiğimizde saçlarımızı dağıtan." Gülümseyerek söylendim. kalın bıyıklı. içeriden iriyarı birinin çıktığını gördüm. Mennan heyecanla kolumdan tuttu. kıskanç bir oğuldu. atletik yapılı bir adam dikkatimi çekti.

İki erkeğin arasında duruyordu bizim Zeynep. resmi giyimli bir polise talimatlar veriyordu. Ama polisler yavaş-lamasını bile izin vermeden." Zeynep Komiser'i bulmak zor olmadı. "O zaman nereye götürüyorlar bunları?" "Bilmiyorum" dedim yeniden yürümeye başlarken." "Önemli değil Miss Karen." Madem öyleydi. Bize de hep bunu öğütler zaten.com yanlarında da ikişer polis vardı. bilgisayar sağ tarafta. ne olduğunu anlayamadığından önce gülümser gibi oldu." Biz. en iyi adamı?" "Aslında dünyanın en iyi polisidir de. evlerinde hiçbir kanıt bulamamışlar. Önce insan olun.www. Eğer yanında polisler olmasa bize bulaşacak. hızla sürükleyerek. "Aileniz mi?" "Aslında ailemden daha yakınlar. Serhad'la göz göze geldim. açıkça sordum. "Zeynep Komiser'i bulursak öğreniriz. odasındaydı. Masasının üzeri oldukça kalabalıktı ama her şey düzenliydi. kalemlik önde. giderek artan bir kinle. sonra da nefret dolu bir ifade belirdi. sonra arkadaşının yüzündeki düşmanca ifadeyi görünce kafası karıştı." . öteki gençti. Gülümseyerek sordum: "Neden en iyi polisi değil de. onlardan biri. onu ve Cavit'i az önceki güruhu doldurdukları büyük minibüse tıkıştırdılar. şu deli deli bakan da bizim Ali. bakışları öfke doluydu. adamlardan biri orta yaşlıydı. hani hemen kanınızın ısınacağı insanlar vardır ya. ardından kuşku. "Başkomiser Nevzat bu dünyada tanıdığım en iyi adamdır. "Şöyle oturun. istanbul'daki amirim. yorgun bir yüzü vardı ama sevimliydi. Mennan'dan da benden de daha yorgun görünüyordu. yüzünde önce şaşkınlık. "Fotoğraf önünüzde duruyor bakacaksınız tabii.kelamdenizi. Komiser Ali. Anlaşılan iş arkadaşı olmanın ötesinde bir anlam taşıyordu bu genç adam. "Tutuklanmışlar galiba" diye sevinçle söylendi Mennan. Cavit de bizi görmüştü. bacaklarında aynı kot pantolon. yakınlaşmak için bu fırsatı kaçıramazdım. belli belirsiz gülümsedi: "Gelin" dedi eliye masasının önündeki koltuklan göstererek. Kapıda bizi görünce." Ali derken gözleri dalgınlaştı. "Kır saçlı olan Başkomiser Nevzat. "Fotoğraf ilginizi çekti galiba?" Suçüstü yakalanmış gibi irkildim." Yüzündeki sevincin yerini düşünceli bir hal aldı. ama vicdanı her zaman mesleğinin önünde gelir. Üzerinde hâlâ lila rengi buluzu vardı." Rahat bir gülümseme belirmişti dudaklarında." "O kadar heveslenme. îyi görmek için yaklaştım. hiç durmadan cızırdamayı sürdüren telsiz sumenin kenarında duruyordu. Serhad ise olanı biteni anlamış." Özlemle bakıyordu resimdeki iki adama. âdeta küfredercesine bakıyordu yüzümüze. "Özür dilerim.com Soncemre Platform ile „OKU“mak! www. evraklar solda. gösterdiği koltuklara çökerken. sizinle hemen ilgileneceğim.soncemre. Zeynep'le sabah konuştum. Mevlânâ'nın ortanca oğlu Alaeddin Çelebi gibi asiydi. "Zeynep Komiser sağlam kadınmış valla. sonra polis. hatta belki de üzerimize saldıracaktı. polise savcılığa götürmesi gereken belgeleri açıklamayı sürdürdü. bir an bakışlarım kaydı da. Telsizin biraz berisinde dün fark etmediğim gösterişsiz bir çerçevenin içindeki bir fotoğraf dikkatimi çekti." Zeynep Komiser özel duygularını paylaşmaya başlamıştı bizimle. Yoksa hepsi aynı çetenin elemanı mı diye düşünürken.

Onların yakalanması da an meselesi. "Değillermiş. Aslında epeydir farkındaydık bunun.. Geri dönerken söylendi. "Daha önce de bu tür yasadışı çetelerle karşılaştığımız çok olmuştu. Bitkin adımlarla pencereye yaklaştı. herkes onu Deli Yılmaz diye tanıyor. rüzgâr arkamızdaki pencereyi ardına kadar açtı." Duraksadı." Sol taraftaki evrakların içinden bir zarf çıkart-tı. Jandarma'da istihbarat subayı olarak çalışmış yıllarca.." Ben de merak etmiştim şimdi. kendini fazla kaptırdığını anladı "Ama polisliği de çok iyi yapar" diyerek konuyu kapattı. Bence yaptığı en yanlış iş polis olmak. "Evet" dedi derinden bir iç geçirerek." Hayranlıkla söylendim: "Yakaladınız yani katilleri?" "Evet.com "Ya genç olanı?" Soncemre Platform ile „OKU“mak! www. Ancak bu kez iyi organize olmuş bir grup çıktı karşımıza. "Özür dilerim şu pencereyi kapasam iyi olacak." diye açıklarken." Yaramaz bir çocuk gibi gülümsedi Zeynep." Zarfı alırken sordum.www." "Ta kendisi. isminin aksine son derece kurnaz bir adam. Yılmaz Deresoylu." Koltuğundan kalktı. Ama karşılarına mensuplarından birinin de Solak Kâmil olduğu daha eski bir çete çıkınca işler sarpa sarmış. "Peki neymiş işin aslı? Neden öldürmüşler Solak Kâmil'i?" "Çeteler arası hesaplaşma. Sözlerini sürdüremedi. açılmış kanadını sıkı sıkıya kapattı.kelamdenizi. sanki güzel bir hayalin ortasındaymış gibi mutlu bir ifadeyle aydınlandı yüzü." Mennan merakla yutkunarak sordu: "Hangi örgüttenmiş bunlar?" Zeynep'in düzgün alnı kırıştı." Bu bilgi. "Örgüt mü?" "Dün dediniz ya Zeynep Komiserim" diye sabırsızca söylendi Mennan.com Kestane rengi gözlerindeki yorgunluk bir anda silindi. ama operasyon sonuçlanıncaya kadar kimseye söyleyemezdik. "Kış geri mi geldi ne?" Koltuğu-na yerleştikten sonra sanki hiç ara vermemiş gibi anlatmayı sürdürdü. "Ali delidir. pasaportunuz burada. Ordudan atılınca. "Ali mi?" Koltuğuna yaslandı." Emin olmak istedim." . Daha doğrusu çok zeki bir çete reisi. "Biz konumuza dönelim. "Adamlar fanatik dinciymiş. sabıkalı birkaç polisi de yanına alarak Konya'da bir çete oluşturmuş. Güney Doğu'daki savaşta yolsuzluklara bulaşmış. "Solak Kâmil bu işleri bıraktı demiştiniz. "Buyrun.soncemre. kalın bıyıklı biri mi bu Deli Yılmaz? Az önce bahçede gördük. işte onu öldürenlerin evinde. iki kişi firarda ama önemi yok. "Nerede buldunuz?" "Şu sizi gasp eden Solak Kâmil var ya.. Yeniden öne doğru eğildi. Şimdi bu Deli Yılmaz. Ragıp Başkomiserim savcılığa götürüyordu onları. Ordudan atılmış bir yüzbaşı. dün söyledikleriye çelişiyordu. çeteyi çökerttik. çılgının biridir ama altın gibi bir kalbi vardır.. "Kırçıl saçlı.

uyuşturucu da satıyorlarmış. ama 'eski arkadaşım. "Sadece Serhad ve Cavit'le ilişkisini tespit edebildik. Sonra da zaten herkesin nefret ettiği Solak Kâmil'i öldürterek. "Evet. Serhad. Solak'ı telefonla aradığını kabul ediyor. devlet arazisine el koymak." "Yani Solak Kâmil'i öldürmelerinin Miss Karen'ın gasp edilmesiyle hiç ilgisi yok muymuş?" Duydukları karşısında benim gibi şaşkına dönen Mennan'dı soruyu soran. "Peki.com "Dün geceye kadar öyle sanıyorduk ama bırakmamış. Çok faal olmasa da çetenin kimi işlerini yapmayı sürdürmüş. Solak'tan sonra listede beş kişi daha varmış.soncemre. buluşup yemek yiyecektik' diyor. Deli Yılmaz'ın gözleri ise daha yükseklerdeymiş. Ama katillerin Solak'ın Miss Karen'ı gasp ettiğini görmüş olmaları büyük olasılık. "Biliyordum zaten o herifte bir pislik olduğunu." Hemen itiraz ettim. Ziya Bey'in yanında işe girmişler. Çünkü daha önce bizzat Deli Yılmaz tarafından boynu kırılmış." İkonion Turizm bu çetenin yan kuruluşu olabilir miydi? "Bu çete dediğiniz kişiler ne tür işler yapıyorlarmış?" "Meyhaneleri." .com Soncemre Platform ile „OKU“mak! www. Deli Yılmaz geri adım atar gibi görünmüş. hem de çete faaliyetlerinde kullanıyormuş." Bizi ilgilendiren konuya gelmiştik sonunda. Galiba Ziya Bey'in çetelerle bağı yok. Dün anlattığım gibi cinayet yerine Müslüman fanatikler recm uyguluyor görüntüsü verdirtmiş." İngiltere'de pek sık karşılaşamayacağımız türden ilginç bir suç öyküsüydü bu. ama beni ilgilendiren üç milyon paund ödeyeceğimiz şirketti. Yangın yerinin karşısındaki duvara da Kuran'dan ayetler yazdırmış. Ya o titizlik manyağı Cavit'e ne demeli?" "Adam yaralamaktan girmişler içeri" diye sürdürdü Zeynep. iki çetenin yollan bir gün kesişmiş. Ama kendi kesik eliyle boğazını tıkadıklarında Solak Kâmil zaten ölüymüş. "Antalya'da Kayıkçılar çetesinin üyesiymiş bu ikisi. o da mı çeteye dahil?" "Sanmıyorum" diyerek başını salladı.kelamdenizi. "Çetelerle bağı olmayabilir ama Solak Kâmil'i üzerime salmakta hiçbir sakınca görmemiş. Sonra da Konya'ya gelerek. çek-senet tahsili işleriyle uğraşıyormuş. "Ne Deli Yılmaz'ın çetesinin ölüm listesinde adı geçiyor. Üçü sıkı arkadaşlarmış" "Demek sabıkalıymış Serhad" diye öfkeyle söylendi Mennan. Rakip çetelerin elemanlarını tek tek avlamaya başlamış. Fakat minibüsü olduğu da doğru. hem de Cavit bu suçlamayı reddediyor. "Tamamen rastlantı. Tabii bu işi de Serhad ve Cavit aracılığıyla yaptırmıştır. Solak Kâmil ile îkonion Turizm'in ilişkisi var mıymış?" Suratı asılır gibi oldu. Minibüsü hem turizm işinde. Ardından karşı çetenin meyhanelerini yaktırmış. Çünkü o sırada Solak'ın peşindelermiş. Eski istihbaratçılık deneylerinden yararlanarak. Eğer çeteyi çökertemeseydik hepsini öldüreceklermiş.www. Ancak hem Serhad. Solak Kâmil'in çetesi sert çıkmış bunlara. onlar da Solak gibi aftan yararlanıp çıkmışlar. Solak bu ikisiyle Eskişehir Cezaevi'nde bir yıl birlikte yatmış. Üç yıl yatmışlar. "Ya Ziya Bey. Önce Afyon karayolunda muhabbet tellalı kadın ile kocasını taşlayarak öldürtmüş. kurnazca bir plan yapmış. Deli Yılmaz kararlıymış. bu işi de Hizbullah ya da El-Kaide gibi radikal İslamcı örgütler yaptı gibi gösterecekmiş. açık bir çatışmaya girmeyi göze alamamış. birahaneleri kontrol ediyorlarmış. Konya küçük yer. ne de karşı çetede yer alan kişilerin arasında. fuhuş da var. muhtemelen Solak'ı size saldırtan Ziya Bey'dir. bütün çeteyi ortadan kaldıracak." Yorgun gözleri haklısınız der gibi baktı. Zengin işadamlarını tuzağa düşürmek. sanki şeriat hükmü uygulanmış gibi adamın sol elini kesip gırtlağına sokturmuş.

" "Ne yani" diye patladı Mennan. "Göz göre göre sahtekârlığa boyun mu eğeceğiz Miss Karen. "Keşke daha fazlasını yapabilseydim. adam eski ahbabıymış. o açıkça söylemese de savcılığın Serhad ile Cavit'i serbest bırakacağını düşünüyor. sesi üzgündü. Üstelik bu. belki Şems ya da babam hakkında yeni bilgiler edinebilirim diye.www." Gözlerinde yılgın bir ifade belirmişti. Bir süre kimse konuşmadı. Bundan beş yıl önce de ortakları arasında onun da bulunduğu Konya merkezli bir limited şirket kendilerinin de Müslüman olduğunu söyleyerek Almanya'daki inançlı Türk vatandaşlarından toplanan on milyon euroyu batırmış." "Bence yaşlı adamla konuşmanızda yarar var" diye araya girdi Zeynep." Zeynep Komiser'in yanından çıkar çıkmaz Mennan'a telefonla İzzet Efendi'yi arattırdım. "Babasıyla konuşalım" diye inatla atıldı. 39 "Yaratmak da. "Ziya'nın babasını önemseyeceğini sanmıyorum.kelamdenizi." Bakışları içten. "Biz artık kalkalım." "Başka çaremiz var mı?" Mennan kolay teslim olacağa benzemiyordu. ama adam işinize yarayabilecek bilgiler verebilir. Son iki görüşmemizde Zeynep'in söylediklerini tekrarladım. ne de oteldeki yangını çıkardıklarını gösteren bir kanıt bulabildik. ama elimden ancak bu kadarı geliyor." Zeynep'in sesi umutsuzdu. Bankalara beş milyon dolara yakın kredi borcu varmış. Ziya Kuyumcuza-de'nin ilk zora düşmesi de değil. Verdiğiniz bilgiler için çok teşekkür ederim." Bu defa umutsuz olan bendim. "Ziya. Konuşmaları çok kısa sürdü. "Mali Polis'ten ayrıntılı bir rapor aldım. iki saat sonra Mevlânâ Müzesi'nin müdürüne gidecekmiş. günün sonunda bir sahtekârın kazanacak olmasını içine sindiremiyordu. odada duyulan tek ses masanın üzerindeki telsizin sinir bozucu cızırtılarıydı. "Biliyorum Miss Karen. Telefonda da anlattım.com Soncemre Platform ile „OKU“mak! www. "Ne kadar işinize yarar bilmiyorum ama size îkonion Turizm hakkında kimi bilgiler vermek istiyorum" diyerek yine Zeynep başladı söze. Apart otel yapacağım diye fazla açılmış." Biz kalkarken o da doğrularak elini uzattı. babasını önemsemeyebilir. "Yine de eski sabıkalı olmalarını da göz önünde bulundurarak ikisini de savcılığa yolladım. izzet Efendi isteğimizi memnuniyetle karşılamıştı. Yani Ziya Kuyumcuzade denen şahıs sütten çıkmış ak kaşık değil. "Daha önce Solak'ı da tanıma-dıklarını söylemişlerdi ama bakın hapishane arkadaşı çıktılar. "Yalan söylüyorlar" diye çıkıştım. Eğer önümüzdeki altı ayda ödeyemezse." Anlaşılan Ziya'nın bu işten üç milyon paundla sıyrılması onu da rahatsız ediyor. Ziya her şeyi ayrıntısına kadar hesaplamış. kendimi yenilmiş gibi hissediyordum. boş yere öfkelenip kendinizi yıpratmayın. "Elimizde ne bir kanıt. ne de bir tanık var. orada görüşebilirmişiz. Ve kişisel fikrimi soruyorsanız. yok etmek de sana mahsustur.com Çaresizlik sinirlerimi germeye başlamıştı." Umutsuzca dudak büktüm. "Önerinizi düşüneceğim Zeynep Hanım" dedim toparlanırken. Evlerinde yaptığımız aramalarda ne bu işi teşvik ettiklerine dair bir belge. evet muhtemelen Yakut Otel yangınını çıkartan da o. Yaşlı adamla konuşmamızın soruşturmaya yararı olacağından değil. "izzet Efendi bu namussuzluğa göz yummaz. îkonion Turizm finansal açıdan oldukça zor durumdaymış. bütün mal varlığına haciz gelecekmiş.soncemre. Saat on iki gibi müzede .

"Neresi olursa. Mennan'a şehri dolaşacağımı söyledim.. asla kabul etmezdim. çünkü hamile kalmak gizlenmesi gereken bir kusur değildi.. Yıllarca babamdan uzak kaldıktan sonra onun şehrinde." Mennan arabasına binip gidince bir süre sokaklarda amaçsızca dolaştım. Kim bilir hangi duygularla etmişti bu telefonu. Çalan telefonum düşüncelerimden yaşama çağırıyordu beni.com buluşacaktık.. "Nereye gitmek istiyorsunuz?" diye sordu hevesle. "Bebeği aldıracağımızı söyleyince de tadı iyice kaçtı" diye sürdürdü sözlerini. Nedense büyük bir coşku hissetmedim." Ne demek istediğimi anlamadı Mennan ama ısrar da etmedi. Adam bayılıyordu bana yardım etmeye. Haksız bir yüzleşme. ama yarım kalmışlık. mümkünse tek başıma gezmek istiyorum. "Bilmiyorum" dedim kayıtsız bir tavırla." "Öyle mi?" Neşesi sönmüştü. Yalnız kalmak. aklım işten çok Şems'e takılmıştı. buradan İstanbul'a. üstelik eminim bürosunda yapacak çok işi de vardı. bunları neye göre sıralayacağımı. "Bana pek öyle gelmedi. gelişmeler hakkında bilgi vermem gerekiyordu ama nedense şimdi bunu yapmak içimden gelmiyordu. Açtım. hatta benim yaşımda bir kadın için annemin de belirttiği gibi son şans bile sayılabilirdi. Ne olduğunu bilmiyordum. sadece: "Sizi bırakmamı istediğiniz bir yer varsa bırakabilirim" diyecek oldu.." Sesim buruk çıkıyordu. Eksik kalan bir şeyler vardı." "Sahi mi?" Sesi kuşku doluydu. Ona dair o kadar çok soru birikmişti ki kafamda. ama işin tuhafı şimdi bu karşılaşmayı bir sonuca bağlamadan gitmek istemiyordum. Ama emin olduğum tek şey yalnız kalmak istediğimdi." Niye söyledin ona demedim. tamamlanmamışlık duygusu gizli bir yara gibi zonkluyordu zihnimde. belki de bana Mevlânâ'nın şiirlerinden birini okuyacaktı yine. İngiltere'ye dönmemek için hiçbir nedenim kalmamıştı. Ama bana ihtiyacınız olursa telefonum açık.com Soncemre Platform ile „OKU“mak! www.soncemre. "Sanırım annen bir . onun kendine rehber seçtiği kişilerin hayaletleriyle karşı karşıya kalmıştım. Sigorta soruşturmasında başarısız olmama rağmen. "Yok" dedim kesin bir tavırla. yabancı şehirlerde yalnız gezmeyi severim. "Sağ olun." "Yok.kelamdenizi. Artık bu işin sonu gelmiş gibi görünüyordu. annem çok mutlu olmuş. soruşturmayla ilgili bir pürüz çıktı da. İster misin diye sorsalardı. Simon'la konuşup. "Dün geceki yemek için teşekkür ederim. Aslında benim de Simon'ı aramam." "Tamam o zaman. "Boş ver" dedim gönlünü almaya çalışarak. Başlarda çok neşeliydi ama hamile olduğunu duyunca sinirlendi. "Ne oldu? Sesin bir tuhaf geliyor. hangisine ne yanıt vereceğimi bilemiyordum. ben iyiyim. ben başımın çaresine bakarım. Sizinle ilgisi yok. zaten yeterince katmıştım onu kendi meseleme. yarın sabah bile yola çıkabilirdim. oradan da ilk uçakla Londra'ya.www. Ama bu benim hikâyemdi. Ama bunu istemediğimi fark ettim. Ama alınmayın lütfen. Pasaportumu da bulmuştum. "Alo Karen. hemen anladı bir şeylerin ters gittiğini. onun inancıyla." "Merhaba Nigel. Hazırlıksız bir karşılaşmaydı bu. biraz düşünmek istiyordum. "Nasılsın?" Zeki adamdı sevgilim. Nigel'dı.

daha doğrusu sen fikirini söylemiştim." "Doğuracak mısın yani?" Sesini yükseltmişti. "Düşünmedim. Londra'ya döndüğümde yeniden konuşuruz. "Tenise gideceğim öğleden sonra. Bu konuyu onunla konuşsan iyi olacak." Konuşuyorduk ama aramızdaki soğukluk bir türlü kalkmıyor-dıı. "Bana biraz zaman ver Nigel." "Neymiş?" Hayır. "Tamam." "Biraz zor ama deneyeceğim. iyiyim. azarlar gibiydi. Boş yere umutlanmasın kadıncağız. sen de düşün. her şey etkiliyor" diye kestirip attım. ne de zamanıydı." "Umarım bu defa sen kazanırsın.www." Ruhsuz. sana söylemek istediğim bir şey var. Seni ." Onunla tartışmak istemiyordum. bir tür meydan okuma duygusu içine girmişti Nigel." "Bol şans." Sanki beni uyarır gibiydi. Aramızda binlerce kilometre de olsa yaşadığı hayal kırıklığını bütün ağırlığıyla hissedebiliyordum.soncemre." Sakinliğim onu da etkiledi galiba: "Tamam" dedi sinirlerini kontrol etmeyi başararak. çıkışır.kelamdenizi. Şu senin psikologla maçımız var. Ama korkarım bu kez onun istediklerini yapamayacaktım." "Bunun dışında nasılsın?" "İyiyim. ne de sinirli bir tavırla. bugün ameliyat yok. Düşüncelerimi söylemediğim için hatalıyım." "Özür dilerim Nigel. "Ama bu konuyu konuşmuştuk" dedi kısa bir sessizliğin ardından. "Biraz düşünmem lazım. Vedalaşmamıza da yansıdı. sen gelince konuşuruz o zaman. ben de sessiz kalmıştım. Aslında ne yeri. "Nigel. "Hatta ben hastaneden randevu bile aldım. duygusuz." "Annen etkiliyor seni.com Soncemre Platform ile „OKU“mak! www. ama duygularımı daha fazla gizlemek içimden gelmedi.com torun istiyor. Biraz düşüneyim. "Bilmiyorum" dedim ne ezik. Ya da yaşadığım onca gerginlikten sonra ben öyle algılıyordum. ne zaman onun istemediği bir konudan bahsedecek olsam aynı tonda konuşurdu benimle.. bir tavırla konuşuyordu artık. "Bebeği aldırmak konusunda emin değilim" diye söylendim kararlı bir tavırla. yanlış algılamamıştım. Ama bu bebeği aldırmak istediğimden emin değilim. biliyorsun en son fena yenmişti beni." "Şimdiye kadar düşünmedin mi?" Giderek daha kırıcı olmaya başlıyordu." "Oliver'la mı?" "Evet. "Sadece annem değil. Bu ses tonunu çok iyi tanıyordum. Haklısın konuşmuştuk.

Sol tara-fımdaki geniş kemerin altından geçilerek girilen caminin ahşap mihrabını fark ettim. evet birbirine benzeyen caddelerin. "Kendine iyi bak" çıktı ağzından. Ya anlamazsa. sol taraftaki levhada yazılanlar gözüme çarptı. gün sanki geceye dönmüştü. Sadece farklı düşünüyorduk. Demek insanlar namazlarını burada kılıyorlardı. kuru bir. Mevlânâ. muhabbet. Neden böyle oluyordu? Neden böyle tıkanıp kalmıştık? Neden bitiyordu her şey? Birden kötümser düşündüğümü fark ettim. ilişkimizin bittiği filan yoktu. Ama belki Şems'e yakışan da buydu. ön cephesi fazla yüksek olmayan ahşap tırabzanla çevrilmiş. Ona bu konuda fikrimi hiç söylememiştim ki. yakınlık ne ise. Sandukanın ayakucuna yaklaşınca. yürüdüm. Hazreti Şems ile Hazreti Mevlânâ arasındaki dostluk odur. "Sen de kendine iyi bak. Yine de Mevlânâ türbesindeki o kalabalıktan sonra burada görevli dışında kimsenin olmadığını görmek keder vericiydi. Arabaya binerken. Gökyüzü lacivert bulutlarla kaplamış. ne zaman geliyorsun filan demedi bile. Hiç duraksamadan taksiye işaret ettim. hem de türbe. karşımdaki türbeye doğru ağır adımlarla yürüdüm. sanki çabuk yürürsem çözümü daha kolay bulabilirmişim gibi adımlarım kendiliğinden hızlanmıştı. Aradan yedi yüz küsur yıl geçmiş olmasına rağmen. ama onların bu duyguya yüklediği anlam ile bizim kavramlarımız arasında sanırım epeyce fark vardı. Belki de Londra'ya döndüğümde Nigel'ı ikna edebilirdim. aynı zamanda ürkütücüydü de." Telefonu kapattığımda gözyaşlarıma engel olamadım. aklımda çözümsüz düşünceler.kelamdenizi. Tabii babamın . kapının iki yanında karşılıklı olarak duran raflardan sol taraftakinin en alt sırasına yerleştirdim.com çok özledim.com Soncemre Platform ile „OKU“mak! www. yüzlerce yıllık türbenin içindeki bu ıssızlık. "Var" diyerek. "Şems-i Tebrizi Camii'ne.." Taksiden inerken ilk yağmur damlası düştü alnıma. Ama çözüm birkaç metre önümdeki caddeden geçmekte olan taksideydi.www. Sonra kayboldum. Belki de beni anlayacaktı. Bir an panikledim. dememiş miydi? Eminim Şems de onun gibi düşünürdü. ayakkabılarımı çıkardım. hakkında vereceğim karan bekleyen bebeğim. kararlılıkla yanıtladım. Kibar bir tavırla ayakkabılarımı çıkartmamı. Sabırsız bir sağnağa yakalanmamak için camiye girdim. babam ile Şah Nesim arasındaki yakınlığı da kavrayabilirdim. gökyüzünden daha güzel bir kubbe mi olur. Şiddetini artıran rüzgârla yarışırcasına yürüdüm şehrin sokaklarında. Boynumdaki duman rengi uzun fuları çözerken. Hem cami. Mevlânâ'nın Türbesi'yle kıyaslandığında son derece mütevazı bir ibadethaneydi burası. kendileri verebilirmiş. Yüce Peygamberimiz ile Hazreti Ali arasındaki dostluk. Belki o da isterdi çocuğun doğmasını. çünkü beş altı metre ötemde. üstünde yeşil bir örtü ve kocaman bir sarık olan büyükçe bir sanduka duruyordu. insanların hâlâ onların arasındaki ilişkiyi savunmak zorunda kalmaları üzücüydü. Mihrabın olduğu bölgeyle fazla ilgilenmedim. Çekingen gözlerle içerisini inceleyerek. "Sen de" demekle yetindim sadece. ya çocuğu istemezse? Bilmiyordum. aydınlık yüzlü genç bir adam karşıladı beni. teşekkür ettim.soncemre. bu iki sıradışı insanın ilişkisi merak edilmeyecek gibi de değildi. Eğer başörtüm yoksa. sokakların arasında yolumu bulamaz hale geldim. Aklım bu karmaşık sorunla uğraşırken. Girişte ince sakallı. "Nereye?" diye soran taksiciyi. Öte yandan. Sadece keder verici değil. Başımı örttükten sonra. ne yapacağımı bilmiyordum. Belki ona sorsalar bir türbesi bile olsun istemezdi. Öylesine söylenmiş. ne yapacağımı bilemedim. Onlar buna aşk diyorlardı.. başımı örtmemi rica etti. Belki de Şems ile Mevlânâ arasındaki ilişkiyi çözebilsem. Karnımda. Yüreğim sızlıyordu ama kendimi tuttum.

" Homurdanmalar açıkça düşmanlık ilan ediyordu. demir halkadan tutarak.." Düşmanlık tehdite varmıştı sonunda. "Neden durdun?" diye sordu sanki aramızda cam yokmuş gibi. Başımı kaldırdım. Belki de İzzet Efendi'ye sormam gereken soru.. Ne tokmağı vardı.www. Dikkatli bakınca gölge bir insana dönüştü. Birkaç adını sonra etrafı yaldızlı kalın ahşapla çevrili cam bir kapı çıktı karşıma. Başka türlü şeyhimiz bağlanmazdı ona. "Görmüyor musunuz cam var? Nasıl geçeyim?" "O cam değil. Başımı kaldırdım. gitmem gereken yolu anladım. Tövbe tövbe. duvarda antika. "Katli vaciptir bu kara dervişin.com neden bizi hiçbir açıklama yapmadan bırakıp gittiğini de.." Bakışlarımı kendi bedenime çevirdim. "Geçen gün çarşıda peygamberliğini ilan etmiş diyorlar... Yine gizemli bir geçit duruyordu önümde. önemli bir olayın vakti geldi dercesine inatla çınlıyordu gong sesi.. aynanın içinde kendimi gördüm. siyah gözlerini iyice kısarak. ben Allah'ım dediğini duymuşlar. Sakın gitme diyen içimdeki cılız sese aldırmadım bile.soncemre. büyü yaptı Mevlânâ Hazretleri'ne. Bütün benliğimi ele geçiren merakımın eteğine tutunarak yürüdüm o güzelim ıtır kokusunun yoğunlaştığı yere. Mevlânâ'nın Şems'e neden bu kadar büyük bir tutkuyla bağlandığı olmalıydı. ayna. yine suretim Şems'e dönüşmüştü. "Fiili livata yaptığını söylüyorlar. Saatin altındaki geçitten içeriye girince. Konya'nın haritasını verecekmiş onlara.. Yine o tatlı esinti sardı ortalığı. homurdanmaya dönüşüyordu." "O zaman bu aynanın sırrı dökülmüş. Belki kanayan yüzüğün gizemi de bununla ilgiliydi. babamın neden Şah Nesim'le gittiği değil. Şems'in hakikat dediği büyük sır da. sanki her gün bu merdivenleri kullanıyormuşum gibi ustalıkla inmeye başladım basamaklardan." İndikçe daha güçlü duyuluyordu fısıltılar. "Çünkü bu aynanın öteki tarafı yok. bu kez şaşırmadım. ahşap bir saat gördüm. Kulaklarımda o bildik uğultuyu hissettim. "Niye yürümüyorsun?" Aramızdaki camdan engeli göstererek açıkladım. ne kilidi? Nasıl geçeceğim diye düşünürken bir gölge düştü cam kapının öteki tarafına. Daha ilk adımda duydum fısıltıları.. toprağın derinliklerinden gelen bir nem çarptı yüzüme. "Moğolların adamıymış diyorlar. tez elden halledile. bir titreme aldı bedenimi. "Allah'a şirk koşuyormuş zındık.." Merdivenin son basamağından . Aklımdan bunlar geçerken." "Görmüyorsun" dedi çekik. şehre rahatça girsinler diye. ahşap kapağı kaldırdım. esasen erkek bedenine düşkünmüş bu Şems-i Perende. ama durmadım.com Soncemre Platform ile „OKU“mak! www. başka bir nefreti kusuyordu. insan bizim gezgin dervişe. yine ellerim yaşlanmıştı.. Hiç duraksamadan. Şems'e dönüşmüş suretimin bir adım gerisindeki demir halkalı ahşap kapağı fark ettim. Başımı sesin geldiği yöne çevirince. Tez zamanda. haklıydı. Kıvrılarak toprağın derinliklerine inen bir merdiven belirdi ayaklarım dibinde. kemerli bir dehlizde ilerlemeye başladım. Gong sesi sona erince saatin altındaki bölme gıcırdayarak açıldı. Saatin sarkacı sağa sola savruldukça. kara giysili dervişin hayaleti yine etrafımda bir yerdeydi. yine o ıtır kokusu çalındı burnuma.. Gördüğün kendi yansıman. caminin kubbesi ardı ardına vuran gong sesleriyle yankılandı. "Bu iranlı derviş.. Döndüm. San kandillerin aydınlattığı dar. Yine aynı ürpertiyle sarsıldı bedenim. çünkü öteki tarafını görebiliyorum.kelamdenizi." Kanatsız bir iblis gibi adımlarımı izleyen fısıltılar. hiç yadırgamadan. Evet. yine siyah giysiler içindeydim." Her basamakta başka bir ses.

güzel ve mağfirete nail olmuş. ne işlemeli sürahi. Celaleddin'in yaşamam için bağışladığı odamda. Sanki içindekini herkes görsün de ibret alsın diye camdan yapılmış bir tabut. ne Vezir Karatay'ın Celaleddin'e hediye ettiği rahle. Aşk budur. Bu." Dolunayla aydınlanan sessiz bir bahçe canlandı gözlerimin önünde. ben de vaat ettiğimi yerine getirmeliydim. benim karım Kimya.kelamdenizi. Kendi gizli sevgililerinden birinin adını bana söyler misin?" O ulaşıldıkça ulaşılmaz olan.. Git. "İşte geldim. Kendi yüzümü gördüm onun suretinde. sanki az sonra gülerek uyanacakmış gibi yanakları pespembe. bildiğimizi kat kat çoğaltarak. Odamdaydım. Kış gecesinin sessizliği.. "Alaeddin" dedim görmediğim gözlerinde hakkımda verilen hükmü okuyarak. bana şöyle demişti: "İstediğin can. Aşkın tek bedeli vardır. herkesin gözünden saklı. Belki de dokunsam gözlerini açacak. "Şems Efendi. korkmadım.www. takdir etmişti hediyemi ve demişti ki: "Mana budur işte." Ben de. "Verdiğin sözü hatırla. ." Unutmamıştım. ne yere serili kilim. Belim Sultanü'l-Ulema Baha Veled'in oğlu Muhammed Celaleddin'dir. onunkiyle. deyin ne diyecekseniz?" Kimse bir şey diyemedi. belki de seslensem kalkacak.com Soncemre Platform ile „OKU“mak! www. Sadece bir tabut.. Hüdavendigâr'ın asi oğlu Alaeddin'di. "Hatırla" dedi kendi dudaklarım bana. Alaeddin sandığım bedenden bana bakan kendime gülümsedim. Elimi kilide götürmeden döndüm bir kez daha baktım.soncemre. "Buyrun" dedim dolunayın kara gölgeler haline getirdiği yedi kişiye. katı bir ayaz gibi çöktü aramıza. kapıya gel az hele. Tabutun içinde genç bir kız." Hiç şaşırmadım duyduklarıma. demiştim ki: "Ey umutların umudu. ben de o cesaret nerede? O anda duydum kapıya vuran insan elinin sesini. Her nefes alışımda.. Yekindim. kapıya yürüdüm. O sevgilinin mübarek yüzünü. Bundan böyle Baha Veled'in oğlu Muhammed Celaleddin sana helaldir. Ne duvarın kenarındaki sedir. Sanki ölmemiş gibi taptaze. Demek vakit gelmişti. Ey Şems-i Tebrizi. camdan tabutta yatan günahsızın kefensiz bedenine. Allah'a sözüm olmasaydı eğer hiç durmaz değiştirirdim kendi canımı. "Başımı!" Takdiri yaratan. Zemherinin soğuğu hücum etti içeri. her adım atışımda gerçekleşsin diye uğraştığım kutsal amacımı nasıl unutabilirdim. Ölümle kutsanmayan aşk. telaşa kapılmadım.com taş bir zemine indiğimde sesler kesildi birdenbire. Ama dizlerimin bağı çözülmüş. anlamlara ayıran bana demişti ki: "Buna teşekkür borcu olarak ne verirsin?" Hiç düşünmeden uzatmıştım boynumu. ama bize verdiğin sözü de unutma. ey olmazı olur kılan. onu bul. "Alaeddin. Git ve onu bul. ey varlığımızın kutsal ışığı. Ama vaat edilen yerine gelmişti. aşk değildir. En önde duranı seçer gibi oldum. O ilahi gecede Allah'a şöyle yakarmıştım: "Ey göğü ve yeri yaratan. ayaz alevsiz bir ateş gibi yaladı yüzümü. ona. sen misin?" Bir adım öne çıktı Alaeddin sandığım gölge. Kapıyı açtım. o da candır. Ama hiç eşya yoktu ortalıkta. Muha mmed Celaleddin'in suretini bana gösterirmisin?" Her şeyi görüp bilen.

Ve sonra taştaki kan. "Bir bardak su verebilir misiniz?" "Hemen" diye seyirtti genç görevli. Belki de buraya ilk geldiğimde bu yazı gözüme çarpmış. "Kalkmasaydınız. zehrini kusan bir engereğin tıslaması.. Mantığım her zamanki gibi açıklanabilir çözümler ararken. yavan bir suydu. kınından sıyrılan bir bıçak. "Buyrun hanfendi. Sonra yedi ateş çiçeğinden usulca gökyüzüne yükselen kendi ruhum. aslında şu sandukanın sahibi yakamı bırakmıyor. Sonra gökyüzünde dolunay. bakışlarımla anlatmak istedim.. "İyiyim. 40 "O kanayan yüzüğü bana niye vermişti?" Gözlerimi açtığımda Şems'in sandukasının ayak ucunda. Yedi kıskanç.com "Geldi" dedi benim suretimde görünen. bahçede toprak kokusu. Yedi öfkeli yürek.com "Vakit geldi mi?" Soncemre Platform ile „OKU“mak! www. Aklım ile ruhu mun arasındaki bu çetin savaşta benliğim tuhaf bir sessizliğe bü rünüyor. ruhum içten içe yaşadıklarımın bir hayal. yoksa kuyudan mı çekiyorlardı? Nemli toprak kokusunu burnumda duydum yeniden. yedi keskin bıçak. bırakmadılar. "Yaratmak da. Yedi kez açıldı bedenimde yedi ateş çiçeği.. Değilse bile. tazelenen nergisler. "Hemen getiriyorum. etmek bile sinir sistemimi alt üst etmeye yetmiş. Aynı anda tam yedi kez sarsıldım.. şimdi geçer" dedim içimde yükselen bulantıyı bastırmaya çalışarak." Yalnız kalınca kendimi daha iyi hissettim. Toparlanırken Şems'in sandukasının yanındaki başka bir levhaya takıldı bakışlarım. Renginiz sararmış. midemi kaldırıyordu. Yani az önce gördüğüm kâbus ya da sanrı duyduklarımın etkisiyle yaşanmış da olabilirdi. Halıdan yükselen ağır boya kokusu başımı döndürüyor. "Hazır mısın?" "Hazırım" dedim gözlerimi bile kırpmadan. katmerlenen kış gülleri. Ne yaptıklarının farkında bile olmayan yedi zavallı âdem." dedim gülümsemeye çalışarak. fırsat vermediler. bir kâbus değil." Önce bir ses duydum. "Hanfendi. aklıma karşı yine isyana kaldırmış olmalıydı. "Bir an kendimi kaybetmişim. az önce bana kendi ölümünü yaşattı. cahil insan tarafından şehit edilen Şems-i Tebrizi Hazretleri'nin Makamı." Görevli elindeki su dolu bardağı bana uzatıyordu. gerçeğin ta kendisi olduğuna giderek daha çok inanıyordu. yırtılan tenin yumuşak yankısı. ürkütücü bir serinliğin içinde yüzen ağaçlar. iyiyim. yerin derinliklerine inen . üç gündür başıma gelenlerden sonra Şems'in türbesini tek başına ziyaret. gördüklerimin şiddetinden bilincimi yitirmişim diyemeyeceğim için. "Merak etmeyin." Endişeyle başımda dikilen adama. Baktım.. Bardağı alıp dudaklarıma götürdüm. Sonra taşa damlayan kan. canlı cansız ne kadar mahlukat varsa hepsini içine alarak koyulaşan o bir damla kan. Aynı anda yedi kez parladı yedi bıçak dolunayın ışığında. çaresizlik içinde olacakları izlemekle yetiniyordu.. Sırtımı türbenin duvarına dayarken ince sakallı görevli yetişti. bedenimi parçalayan yedi kişi. İyi misiniz?" Türbenin önündeki ahşap tırabzana tutarak doğruldum." Sahici bir kaygıyla mırıldandı görevli.. Hanfendi.kelamdenizi. Tatsız. Gülümsemeye çalıştım.www. yok etmek de sana mahsustur.soncemre. mavi nakışlı kırmızı bir halının üzerinde yatıyordum. bayıldığımda gördüklerim de okuduklarımın etkisiyle gerçekleşmişti. bilinçaltımı. Gerçi bu yazıyı okumamış olsam bile Mennan'ın anlattıklarından Şems'in nasıl öldürüldüğünü biliyordum. şimdi Alaeddin duruyordu karşımda. nefret tarafından ele geçirilmiş yedi akıl..

Neden düzelsin? Kâbuslarımda yaşadıklarımdan hiçbir şey anlamamıştım. Yok.com Soncemre Platform ile „OKU“mak! www. Sanki görünmeyen varlığı beynimin kıvrımlarına yapışıp kalmıştı." Evet yine onun sesi yankılanmıştı kulaklarımda. ya gece çıkıyordu karşıma ya da gün ışığı kaybolduğunda. sözlerime nasıl bir tepki vereceğinden de emin değildim. hızla yürümekte olan iki erkek ile pazar çantasını tıka basa sebzeyle doldurmuş çarşaflı bir kadından başka kimseyi görmedim. Caminin birkaç metre ötesindeki çeşmenin alçak duvarına yaslanıp derin derin nefes aldım. tersine lacivert bulutlar hızla dağılıyor. ingiltere'ye döndükten sonra da Londra'nın ölmüş azizlerinin hayaletleriyle mi uğraşacaktım? Yok canım daha neler? Bütün bunlar babamın Mevlevi olmasıyla ilgili. Birden üç gün önce Şems'le ilk karşılaştığımız yerde bulunduğumu fark ettim Şems'in yüzüğü bana verdiği yerde. Benim de bu yaşadıklarım ne hamilelikle ilgiliydi. Sanki yine karşıma çıkacakmış gibi etrafa bakındım. Kendi yaşamındaki bir olay mı? O kanayan yüzüğü bana niye vermişti? O yüzüğün taşındaki düğümlenmiş kalp kendisine ait olduğu için mi? Yoksa nasıl öldürüldüğünü açıklamamı mı is tiyordu benden? Fakat bu. "Madde âleminin güneşi doğduğunda. Ama söyledikleri de doğruydu.soncemre. Açılır gibi olmuştum. yaz gününde kestane gibi. o bilmezse kim bilecekti. fakat bu kez bir dakika bile kaybetmeden Londra'nın seçkin psikiyatri kliniklerine taşırdı beni. hepsi bu işte. Hamilelik sendromu olarak hayaletler gören bir tek ben vardım herhalde. abuk sabuk kâbuslar gösterir diye açıkladım kendi kendime. yine sözleriyle meşguldü aklım. Çünkü bu onun inancıydı. Ama öte yandan kabul etmem gerekir ki. Küçükken hayali arkadaşım Sunny ve uykuda yürüdüğüm için doktora götürmemişti. Ne bileyim. Bulantım artmaya başladı. genç görevlinin eline tutuşturdum. ama psikolojik problemlerim olduğunu düşünürdü.. Ahmed Eflaki yüzlerce yıl önce yazmıştı bu konuyu.www. kontrolü ele geçiren bilinçaltımız. Bu açıklama . düşmeler. Deli deyip çıkardı işin içinden. Bana inanmayabilirdi de. Temiz havaya ihtiyacım vardı. mana âleminin güneşi kaybolur. kimseye anlatamam bu yaşadıklarımı. Park oldukça sakindi. Şems'in sözlerini hatırladım.. Üstelik bunda haklı da olabilirdi. ama etrafta ne o tuhaf derviş. kışın ortasında karpuz. Başımı kaldırdım gökyüzüne baktım.. hamilelik hakkında yeterli bilgiye sahip değildim. belki de gerçekten ağır ağır aklımı yitiriyordum. yağmur yoktu gökyüzünde. Yine bir damla yağmur düştü yüzüme.kelamdenizi. iyi de kâbuslar ne oluyor? Benim bildiğim hamile kadınların olmayacak yiyecekler ister canı. Boş yere onu kaygılandırmanın bir anlamı yoktu. çıldırmış olduğumu bile düşünebilirdi. onun kültürüydü.com merdiven geldi gözlerimin önüne. ne de babamın inancıyla. Hayır. hayır anneme de anlatamazdım. ne de kara gölgesi vardı. yarım yamalak bir teşekkür ettikten sonra kendimi hızla dışarı attım. camdan tabutta yatan Kimya'nın taze cesedi. İnanmazdı ki söylediklerime. Hayır. Ama babam kim bilir neredeydi? Gerçi yanımda olsa. Bardağı. tehdit eden fısıltılar. Galiba bütün bunlar hamilelikle ilgiliydi. kâbuslarımı kışkırtmasının. Baş dönmesi. Kaldırıma doğru yürüdüm. O inanırdı. bir türlü kurtulamıyordum ondan. Çünkü aklımız gerçeği göremezse. Belki anneme. bu şehirden gidince her şey düzelecekti. utangaç bir güneş ağır ağır parlak yüzünü gösteriyordu. taşa damlayan kan. Öğrendiğim bilgiler de bu bilmem kaç bin yıllık şehirde tuhaf hayaller yaşatıyor bana. gecelerimi korkuya dönüştürmesinin bir nedeni olmalıydı7 Babam yanımda olsaydı açıklardı eminim. Öyleyse niye bırakmıyordu yakamı? Her fırsatta rüyalarıma sızmasının. çünkü artık ben de kendimden emin değildim.. zaten biliniyordu. Şems bana ne söylemek isliyordu? Neden sürekli kendi yaşamını gösteriyordu hana? Neden Mevlânâ'yla ilişkisine ait yaşanmışlıklara götürüyordu beni? Peki şu sır neydi? Herkesin erişemeyeceği şu mutlak hakikat. bulantı. Ayakkabılarımı bile caminin önünde geçirdim ayaklanma. Annemin söylediği gibi yaşadıklarımın hepsi bizim evde konuşulmuş konular. Dönünce hemen bir kadın doğum uzmanına görünsem iyi olacak.

Simon'du. Olmamıştı işte. Hadi sana bol şans. Birlikte çalıştığımız süre içerisinde belki de ilk kez anlayış gösteriyordu." Ne yalan söyleyeyim şaşırmıştım. Adamların oteli kundakladığını kanıtlayamıyoruz.www. "Ne yazık ki durum berbat Simon. ama benim durumu değiştirebileceğimi ummuştu. tam sekizinci çalışında açtı. "Alo Miss Karen. Adamın adı daha önce de yolsuzluklara karışmıştı." "Oldu. akşam sonuçlan bildiririm sana." Sesi soğuktu. "İş böyle sonuçlandı diye moralini bozma Karen." Yine suskun kaldı. "Ne yapmalıyız sence?" "En akıllıcası uzlaşmak. Ama sakın niyetimizi belli etme. "Kusura bakmayın." Simon'la vedalaşırken önümden geçmekte olan bir taksi gördüm. üç milyon paundu ne kadar aşağıya çekebilirsek çekmeye çalışmak. ama durdurmadım. "Bu arada sen de şu Ziya denen herifle bir görüş. hazır telefon elimdeyken Ziya'nın numarasını hışladım... beni Mevlânâ Türbesi'ne götürecek bir taksi aranırken telefonum çaldı. Simon iyi bir müdür olmasına rağmen en kötü özelliği başarısızlığı paylaşmaya yanaşmamasıydı. eğer iş olumsuz sonuçlanmışsa bunun sorumluluğunu size yüklemeye çalışırdı. O kadar çaresizdi ki neredeyse beni suçlayacaktı. Nasıl gidiyor?" Hiç çekinmeden. soruşturmayla . Pazarlığa oturup. İzzet Efendi ile görüşme vaktine az kalmıştı. İnat ederek bekledim. Sessizce dinledi. bizim avukatlarla bir görüşeyim. "Teşekkür ederim" dedim takdir eden bir sesle." "Anlaştık.." "Sabah yolladığın elektronik postada Ziya'nın adamlarının gözaltına alınacağını. Belki de uçağa atlayıp Konya'ya gelmeyi tasarlıyordu. bankada bir görüşmedeyim de. Bak-tım.. Akşam yeniden konuşuruz. "Merhaba Simon. aslında en başından beri bu sonucu bekliyor olmalıydı." "Merhaba Karen. "Sen ne öneriyorsun?" Sanırım yenilgiyi kabul etmekten başka çaresi olmadığını anlamıştı. bugün Ziya'yla görüşür. "En doğrusu pazarlık yapmak.com biraz daha iyi hissetmemi sağladı. Düşünüyordu. "Galiba haklısın" dedi söze başladığında. telefonu yanıtladım. Ziya'nın otelini sigortalarken dikkat etmeliydiler. evlerinde arama yapılacağını yazmıştın. açıkça söyledim kötü haberi. Ama sandığım gibi çıkmadı. Çok kısa konuşacağım Buluşmamız gerekiyor. bunu anlayabilirsen elimiz çok kuvvetlenir.soncemre. aklından kim bilir ne tilkilikler geçiyordu. Kaldırıma yaklaşınca." "Asıl siz kusura bakmayın Ziya Bey. Söyleyeceklerim sona erince.kelamdenizi. Bütün beklentilerimizin boş çıktığını. Canım onunla hiç konuşmak istemese de artık bu lükse sahip değildim." Derinden bir iç geçirdi. Ziya tazminatta nereye kadar inebilir. ama Ziya açmıyordu. mucize gerçekleştirecek halim yoktu. bir süre sessiz kaldı Simon. Saat kaç olmuştu acaba? Baktım on ikiye geliyordu. Seyrek ağaçlıklı parkın çıkışma yürümeye başladım. Ziya'nın sandığımızdan da kurnaz bir adam olduğunu ayrıntılarıyla aktardım. Olan biteni bütün çıplaklığıyla anlattım ona. belki onlar daha iyi bir yol bulurlar." Sesindeki hayal kırıklığı sezilmeyecek gibi değildi..com Soncemre Platform ile „OKU“mak! www. Ardı ardına çalmaya başladı telefonun zili." Kapatacak sandım yapmadı. "Görüşürüz. böyle birini müşteri olarak kabul etmemeleri gerekiyordu. aceleyle konuşuyordu. Kafasında ne var öğrenmeye çalış. Ama yine de ben biraz düşüneyim.. Elinden geleni yaptığını biliyorum.

Miss Karen burdayım. yeşil gözlerini tatlı bir aydınlık bastı." Dervişan Kapısı'nın önüne geldiğimde dün olduğu gibi küçük bir kuyrukla karşılaştım. nasıl bulacaktı.com ilgili kimi bulgulara ulaştım. Bu kez ingilizler değil. Evet. Üstelik demekle de kalmıyor kaç zamandır düşünüp de yapmadığı bir işi hemen uygulamaya koyuyor." Sanki suçluymuş ezik konuşuyordu. "Ziya alçağı. raporumu yazmadan önce bunları size anlatmam gerek. "izzet Efendi ne diyor bu işe?" "Ne diyecek. mürşidi olmayanın imamı şeytandır. sizi bulurum." "Ne olmuş peki? Neden üzgünmüş?" "Ne olacak" diye söylendi öfkeyle. elimde neler olduğunu merak ediyordu "Tamam o zaman. Onu evinden alıp.." "Nasıl? Nerede?" Kendinden emin bir sesle yanıtladı: "Merak etmeyin.. yoo tam on ikiydi." Ziya iyice sıkışmıştı demek." Sesimden durumun ciddi olduğunu anlamıştı. Müzeye de bunun için gelmek istemiş zaten. Nerede bu adam diye aranırken.. sormama bile fırsat vermeden kapattı. teminat olarak babasının evini gösterecekmiş. başlarına mor fesler takmış Fransız turistler doldurmuştu Mevlânâ Müzesi'nin girişindeki bilet gişesinin önünü. 41 ". Sesi üzgün çıkıyordu. "Ne için?" Yüzünde tertemiz bir gülümseme belirdi.soncemre. Ama bizim Mennan ortalıkta görünmüyordu.com Soncemre Platform ile „OKU“mak! www. Konya küçük yer. İyi günler. malını mülkünü elinde? ne varsa her şeyini Mevlânâ Müzesi'ne bağışlamak istiyor. Kabul ettim tabii." Beni nerede. Belli ki ona yüklü para getirecek bir iş görüşmesinin ortasındaydı. yanındaki resmi giysili görevli beni içeri aldıktan sonra bizi yalnız bıraktı. İzzet Amca aradı. Ve müşterilerinin yanında işini bozabilecek bu tatsız konuya hiç girmek istemiyordu. gülümseyerek turnikelerin arkasından seslendi "Buradayım. ama aklım babasında kalmıştı. Üstelik sizin vaktiniz de yok. Meraklı topluluğun arasından geçerken sordum: "Erken geldiniz galiba?" "Öyle oldu. Erken mi gelmiştim yoksa? Saatime baktım. 'Beni türbeye sen götürür müsün?' dedi. bu iyiydi. belli ki tatsız bir şeyler olmuştu. Buluştuğumuzda anlatırım. Müze Müdürü Saim Beyle de onu . Türbenin bahçesi yine tıklım tıklım ziyaretçi doluydu. "Evini müzeye bağışlamak için.kelamdenizi. İzzet Amca'nın evine ipotek koydurmak istiyormuş. "Telefonda olmaz. "Sizden ayrıldıktan hemen sonra. müze müdürüne getirdim." "Ne gibi bulgular?" Telaşlanmaya başlamıştı. Üstelik iki adamı da gözaltına alınmıştı. zinhar olmaz diyor.www.. ağırdan almamda yarar vardı. Beyefendi bankadan kredi alacakmış da. yapacağımız pazarlık için iyi bir kozdu bu. birkaç saat içinde görüşürüz." Onu görünce turnikelere yaklaştım." Ne söylemek istediğini anlamamıştım.

duvarlarda çerçevelenmiş Mevlânâ ve dönmekte olan semazen resimleri. Camlı raflarda altın yaldızlı. "Görüşme teklifimizi kabul ederek bizi mutlu ettiniz. saygıyla elimi uzattım. Allah senden razı olsun.com konuştular. "Çoktan hak etti bunları şerefsiz. Olacak iş mi?" Eliyle karşısındaki iskemleyi gösterdi. nereden geldiğini kestiremediğim hafif bir ney sesi. "Seni her gördüğümde." Sessizce gülmeye başladım. "Peki öteki akrabaları ne diyecek bu işe?" diye sordum. Kötü bir başlangıç yapmıştık." "Merhaba kızım" dedi uzattığım eli güçsüz parmaklarıyla sıkarken. "Kimsenin suçu yok" dedi ışıklı gözlerini güzelleştiren bir hoşgörüyle. "Mennan'ı ben zorladım açıklaması için. Poyraz'ın kokusunu duyuyorum. "Ne demek. "Yok" diye sevinçle söylendi. doğrudan Şems konusuna girmek daha iyi olur diye düşünürken: "Cenabı Allah Kuranı Kerim'in Hud suresinde." Kısa bir suskunluk oldu. "Merhaba. Eliyle sağ taraftaki ahşap kapıyı gösterdi. Müdür Bey bu odayı bize ayırdı. kırgın olduğu oğlu hakkında sorular sormak hiç hoş kaçmayacaktı. bunda da bir hayır vardır deyip geçmek lazım. baba ile evlat arasındaki ilişkiye güzel bir örnek sunar" diyerek sormamayı düşündüğüm soruyu yanıtlamaya başladı İzzet Efendi. Zavallı Mennan kıpkırmızı oldu. Yanına yaklaşırken ayağa kalktı. Belki Ziya hakkında konuşmayı bir yana bırakıp." Takdir ettim İzzet Efendi'yi. "Desenize çok bozulacak Ziya Bey bu işe. ' "Buyur. şimdi de." "Asıl teşekkür borcu olan biziz" dedim bu sevgi dolu adama bakarken.www." "Bozulsun" dedi Mennan katı bir tavırla. İzzet Efendi'nin yüzü asıldı. "Burası Miss Karen. kocaman bir gemi yapmasını buyurur. Poyraz'ın kızı benimle konuşmak isteyecek." Renkli turist kalabalığını bahçede bırakarak bir koridora girmiştik. öfkeli bulacağımı sanıyordum ama tıpkı dünkü gibi huzur dolu bir gülümseyişle karşıladı beni. buradan çıkınca benim avukata götüreceğim izzet Amca'yı." Yaşlı yüzü ışıdı. oğlu dururken malını mülkü bir müzeye bağışlamak kolay iş değil. alınmış gözlerle Mennan'a baktı.kelamdenizi.soncemre. "Bakıma ihtiyacı var ama. Kendisine . çok para az evvel Müze Müdürü Saim Bey söyledi. "Ne güzel bir yermiş burası" diye söylendim. "Ziya'dan başka çocuğu yok. "Özür dilerim" diyerek toparlamaya çalıştım.com Soncemre Platform ile „OKU“mak! www. Sanırım büyük bir çam devirmiştim. yerin dibine geçti." İzzet Efendi odadaki tek pencerenin önünde oturuyordu." "Güzel olmaz mı? Mevlânâ Hazretleri'nin makamı. ben de kabul etmeyeceğim. bez ciltli sıra sıra kitaplar. "Başka çocuğu var değil mi?" Müjdeli bir haber verir gibi. para gerekiyormuş. ama mademki açığa çıktı." Tarçın rengi gözleri kederlenir gibi oldu." İskemleye yerleşirken etrafa baktım: Oda küçük bir kütüphane gibiydi. Mennan'ın anlattıklarından sonra onu gergin." "Umarım gereken para sizin gibi hayırseverler sayesinde bulunur" diyecek oldum. otur şöyle. "Hayır işini yapan kişinin bilinmesi iyi değildir. Nuh Peygamber'e yaklaşmakta olan tufanı bildirir. "Allah. Kimi hukuki engeller varmış. "Küçük ama sıcacık bir oda. onun bir suçu yok." Yaz yağmuru gibi çabucak geçti İzzet Efendi'nin dargınlığı.

Neden merak ediyorsun bu iki mana erinin arasındaki sevgiyi?" Dürüst davranmak iyi olacaktı. Bakarki Mevlânâ Hazretleri ile Sems-i Tebrizi Hazretleri karşılıklı oturuyorlar. Ziya benim oğlum olmasına rağmen artık benim ailemden değildir. Ne bir ses.' Ama sadece gördükleriyle yetinen insanlar anlayamaz bunu." Tarçın rengi gözlerini yüzüme çevirdi. onların ne yaptığını da anlayamaz. o senin ailenden değildir. çıt çıkmıyor aralarında. "Aslında babam ile size dün bahsettiğim şu Pakistanlı Şah Nesini arasındaki dostluğu merak ediyorum." "Bulduk. odadan çıktıktan sonra ders vermeyi.www. Biliyorum ki onunla iş yapıyorsunuz ama benim Ziya hakkında söyleyeceklerim bundan ibarettir. insanları onun şerrinden korusun." Sadece Kira Hatun değil ki.' Bu sözler üzerine Nuh gerçeği anlar ve oğlu için Allah'a soru sormaktan vazgeçer.com inananları da bu gemiye davet etmesini söyler. "Şimdi sorduğun soruya gelelim. "Şu kanayan yüzük hikâyesini okuyabildin mi? Şems Hazretleri'nin kitabındakini diyorum. Mevlânâ ile Şems'i örnek alıyordu kendisine.soncemre. Nuh Peygamberin tüm ısrarlarına rağmen oğlu gemiye binmez." "İyi o zaman" dedi hiç ısrar etmeden.com Soncemre Platform ile „OKU“mak! www. Hak Teala ona şöyle seslenir: 'Ey Nuh. Mevlânâ Hazretleri bu konuda şöyle buyurmuştu. bu iki Tanrı dostunun kapandığı çilehanenin kapısının deliğinden içeriyi gözetler. derin bir mutluluk. "Haklısın. dilsiz. "Merak etmeyin" dedim özür dileyen bir tavırla. Allah. Yüzlerinde derin bir sükunet. "Bahsettiğiniz hikâyeyi de okudum. Ne yazık ki daveti reddenler arasında Nuh'un oğlu da bulunmaktadır. sulardan korunurum' der. Sanırım babam bu ilişkide. "Çoğu kişi. Peki sen tam olarak neyi öğrenmek istiyorsun?" "iki erkek nasıl bu kadar yakın olabilir? Bu nasıl bir dostluktur ki. 'Ben yüksek bir dağa sığınarak.kelamdenizi. Ama inanmayanlar Nuh Peygamberin sözleriyle alay ederek. Ama korunamaz. ne bir söz. onun davetini kabul etmezler." Ne yalan söylemeli beni utandırmıştı İzzet Efendi. neden onu korumadın' diyecek olur. derin bir huzur. başını usulca sallayarak mırıldandı: "Çünkü onları birbirine aşk bağlamıştı. eğer bana iyilik etmek istiyorsan lütfen onu benden sormayın. hepimiz onlan örnek alırız. Mevlânâ Hazretleri. işaretsiz sadece bakışarak konuşuyorlar. Söyle bakalım. 'Bende bana dair hiçbir şey bırakmayan bu aşk hakiki hürriyettir. Ben kitabı bulamadım da. "Ne oluyormuş . mahmurlaşmış gözlerini yüzüme dikti. ben de anlayamıyordum. dudaksız. Cenabı Hakk'a 'O benim ailemdendi." içtenliğim onu memnun etmişti. iki bedende saklı iki ruh. "Ziya Bey hak-kında konuşmayacağız. "Evet. vaaz etmeyi." Başka bir konuyu hatırlamış gibi hemen atıldı. güzel kızım. Çünkü o hiç de doğru olmayan bir iş yapmıştır. O halvet günlerinde ne olmuştur ki. yaptığının yanlış olduğunu bile bile kendine engel olamaz. Bunun üzerine Nuh Peygamber. îlginç bir hikâye ama bana verilen yüzükle ilgisi yok. senin gibi Şems Hazretleri ile Mevlânâ Hazretleri'nin ilk buluşmalarının ardından bir odada halvete çekildiği günlerde neler yaptıklarım merak eder. Benim sizden öğrenmek istediğim konu Mevlânâ ile Şems arasındaki dostluk. bulduk" dedim ama şimdi bu konuya girmek istemiyordum. Kira Hatun bu anlaşma yolunu bilmediği için. iki yetişkin insan birbirinden kopamaz hale gelir?" Sanki sözlerim onu derinden etkilemiş gibi gözlerini kapatıp. "Peki ne yapıyorlar?" diye atıldım heyecanla. seller Nuh'un oğlunu sürükleyip götürür. bir yana bırakıp en büyük sırrın peşine düşmüştür? 0 günlerde Mevlânâ Hazretleri'nin hanımı Kira Hatun da merak içindedir." Gözkapakları aralandı.

kabaran benliğimiz o kutsal parçayı ruhumuzun en derin kuyusuna iter ki. onun ritminde bir sır saklıdır. seven de sevilen de sadece o kişi olur. yedi kıtanın.kelamdenizi.' İşte böyle güzel kızım onlar Hakk'ı bulmak için aşkı seçtiler. çoğu insan kendi içindeki bu cevherin farkına bile varmaz. Çünkü aşk olmadan Hakk'a ulaşamayacaklarını biliyorlardı. kadınla erkek arasındaki bildiğimiz aşktan. O sırada bir dostu içeri girdi. Mevlânâ Hazretleri o anı şu sözlerle dile getirmiştir: 'Gönül ile aşk. Müzisyene dönerek sertçe uyardı. "Duyuyor musun?" Neyden yükselen kederli ezgiye dikkatimizi çekiyordu." izzet Efendi'nin sözleri kafamı iyice karıştırmıştı. öyle mi?" Gülümseyerek başını salladı. Aşık da. Ama kendileri diye aradıkları Cenabı Hak'tan başkası değildi.www. ateşi zayıftır. kılıçtan keskin. "Bu aşk. ama en ufak bir küçümseme belirtisi bile görünmedi yüzünde. uykuya. gövdesinde yedi delik açtıktan sonra can nefesini üflediği Hazreti Âdem gibi. her üflediğinde. dokuz katlı göğün hâkimi olan Allah aynı zamanda içimizdedir. bir mürşit başka bir deyişle bir maşuk gerekir. ama kendisi sema ve müziği seçtiğini söylüyordu. hiç cevap vermeden öylece oturmuş kendilerini arıyorlardı. Mevlânâ Hazretleri bir gün oturmuş müzik dinliyordu. yüz perdeden soyundu / Her ikisi yan yana. 'Hayır' diyerek müzisyenin susmasına engel oldu. geçicidir. Hazreti Adem'in burnuna yaşam nefesini verirken. Çünkü o. Her ikisi de Allah'a sesleniyor. farklı bir şey değil mi?" Cahilliğime üzülmüş gibiydi. Yani yeri." Neyin kamışını bir göl kenarından kesmişler. Anlayabildiğim kadarıyla sordum. Gerçek huzuru. Bu yüzden Mesnevi'nın girişi neye bir güzellemedir: "Dinle neyden. can cana oturdu / O anda ikisinin arasına Cebrail girecek olsa dahi / aşkın ateşinden kurtulamaz cayır cayır yanardı.' Mevlânâ hemen araya girdi. insan ruhunu olgunlaştıramaz. bize bir öğretmen. pişiremez. ayrılıklardan şikâyet etmekte. Lakin arayış tek başına olmaz. Öte yandan ney de kesildiği göl kenarının niteliklerini kendi gövdesinde ve ruhunda taşır. yemeye. Müzik ise onu aşka çağıran ezan." "Yani Şems. hikâye etmekte. kendi ruhundan bir parçayı da onun canına katmıştır." Sağ elinin işaretparmağını usulca yukarı kaldırarak yeniden gözlerini yumdu. biraz sussana. Eflaki Dede'nin yazdığına göre.soncemre. Yani aslolan aramaktır. göğü yaratan. Mevlânâ Hazretleri diyor ki. öteki maşuk. her değişik makamda ney kendi özlemini getirir dile. Biri dışarıdan ibadet etmeyi. göl kenarı denilen bir bütünün parçasıdır. sınırlıdır. 'Biz ney gibiyiz. Müziği küçümseme. o sevda köprüsünden tek başına geçemez. maşuk da. Tıpkı Cenabı Hak gibi. öteki onu tanımayı. Allah'a götüren birçok yol olduğuna inanıyordu. bizdeki nağme senden. 'Bu da bir ezandır. hiç kıpırdamadan. Ama nefsimizin istekleri bizi yanlış yola sürükler. Kamışın gövdesinde yedi delik açıp onu ses verecek bir hale getirmişler. yakamaz. Bu yüzden biri âşık oldu. . "O sessizlikte. Mevlânâ'yı Allah'a götüren kişiydi. Tıpkı Cenabı Hakk'ın çamurdan yaratıp. böyle söylüyor. 'Ezan okunuyor. hiç soru sormadan. eğer açıklasaydım dünya altüst olurdu. Çünkü kimse o kıldan ince. gerçek sevinci ancak o bütüne ulaştığında bulacaktır. "Dün de söyledim. onun aşkını hissetmeyi istiyor.com öyle sessizce oturunca?" Soncemre Platform ile „OKU“mak! www. kadın ile erkeğin aşkı cüzzidir. işte bu parçayı fark ederek aramaya başlayan kişiye âşık deriz.com "Arıyorlardı" diye mırıldandı sabırla.' Evet. Mevlânâ'nın sözünü ettiği sır aşktır. şehvete duyduğumuz açlık. Neyzen ne kadar usta olursa olsun. O kesildiği göl kenarım özlemektedir. gerçek mutluluğu.' O büyük insan. Aramanın kendisine de aşk. Allah. dört iklim. Ama bir kez geçti mi artık maşuka da ihtiyaç kalmaz. "İşte aşk budur.

'" Kısa öyküsünü tamamlayan izzet Efendi bizi süzerek ekledi: "Bu meselin de anlattığı gibi mürit ile mürşit arasındaki ilişki en büyük sevgiden daha derindir. mürit mürşit ilişkisini şu misalle çok güzel açıklıyor: Bir gün bir müride sordular. İzzet Efendi şaşırır gibi oldu. ister Yahudilikte. Ama Şems. Çünkü onlann akılları ve yürekleri kararmıştı. yoksa Bistamlı Bayezid mi?' Mürit düşünmeye bile gerek duymadan yanıtladı. Oysa o yüce kitaptaki her bir harfin yüzlerce değişik anlamı. Onu günahkâr. kim mürit hepsi birbirine karışmış olmalı. coşkuya kapılıp kendinden geçmiyor. Ne de olsa Mevlânâ gibi bir şair değil. Onu Tanrı'ya götürecek olan kişi. Bu yüzden babam için bu kadar önemliydi. birliğini. diyordu. "Kimi?" Ama çabuk toparladı." îşittiği sözlerden etkilenen Mennan hayranlıkla mırıldandı. Sanki bir misyonu varmış gibi davranıyor. Görevini yerine getirinceye kadar kendini bırakmamaya kararlı. sapkın ilan ettiler. Peki ya Şems? Kuşkusuz Mevlânâ da Şems için aynı anlamı taşıyordu.com Soncemre Platform ile „OKU“mak! www. yani Belh doğumlu o din adamının ruhunun derinliklerinde gizlenen bildiğimiz Mevlânâ Celaleddin Rumi'yi çekip çıkarmak. isterse . Onlar Kuran'da yazılanları olduğu gibi okuyorlardı. kim maşuk. 'Senin mürşidin mi daha iyidir. Mevlânâ da yine aynı nedenle vazgeçemiyordu Şems'ten. tüm üstün niteliklerin onda toplandığını. Görevi de belli.kelamdenizi. Ve ister Müslümanlıkta.soncemre. "Mecnunla düşüp kalkan. Muhammed Celaleddin adındaki ulemadan sözleri yüz yıllarca yaşayacak mucizevi bir derviş yaratmak. Şems Hazretleri'nin nasıl büyük bir cevher olduğunu anlamaya çalışmadılar bile. "Bu yüzden mi öldürdüler onu?" Sorum o kadar doğrudan olmuştu ki. Ama cahiller ne Şems Hazretleri'ni ne de Kuran'ı layıkıyla anladıkları için ona düşman oldular. Onun kadar aşktan bahsetmiyor. Şems Efendimiz işte o anlamların sırrına eriştiği için bu softa sürüsünün kavrayamadığı derin anlamlar buluyordu Kuran'da. "Bilmezliklerinden.com "Gösteren de diyebilirsin. kim mürşit. Çünkü mürşidi olmayanın imamı şeytandır. Hayır." Hemşehrisinin eline dostça dokundu yaşlı adam. Çünkü onların hepsi yobazdı. düşüncelerinde hep o kutsal görevin ağırlığı var. şairlikle ilgisi yok bunun. Şems Hazretleri.. 'Mürşidim. Mevlânâ kadar güzel dile getiremiyordu duygularını. Kim âşık.' 'Böyle söyleyerek günaha girmiyor musun?' Mürit kendinden ve sözlerinden emin gururla açıkladı: 'Girmiyorum: Çünkü bana Allah'ın varlığını. hâşâ Hazreti Muhammed mi?' Cevap aynıydı: 'Mürşidim. Leyla'dan başka ne konuşabilir ki?" Şah Nesim de babamın maşukuydu o zaman. 'Mürşidim daha iyidir.www.' 'Ya mürşidin mi daha iyidir yoksa. eşi. "Şems-i Tebrizi Hazretleri'ni mi?" Başımla onaylayınca. "Cahilliklerinden" diye söylendi. benzeri bulunmadığını öğreten mürşidimdir. her sözcüğün binlerce manası vardır.' 'Ya mürşidin mi daha iyidir yoksa Tanrı mı?' Ağzından çıkan söz değişmedi.. "O sebepten Mevlânâ benim dinim aşktır.

suçlular kime yalvarıp yakarsın?' Neden böyle yazdığını söyleyen dostlarına da şu açıklamayı yaptı: 'Gayb âleminde o gül yüzlü Şemsle konuştum." diyecek oldum. bütün suçlarını bağışladığını söyledi. kötülük düşünmeyi bile beceremez.. yaptığı yanlışı anlayan bir babanın pişmanlığım dile getiriyordu. ancak bütün suçun Alaeddin Çelebi'ye yüklenmesi de haksızlıktı.' Büyük şeyhi. pislik tutmazsa. Böyle bir şey olmaz. Daha fazla üstelemedim. Alaeddin Çelebi'nin mezarının üzerindeki sandukaya şöyle yazmıştı: 'Ey kerim olan Allah! Eğer sen yalnız iyileri kabul ediyorsan. Ama Mevlânâ'nın katil oğluna nasıl davrandığını merak ediyordum. O iki dünya sarrafının. çünkü bu konuşma hiçbir sonuca ulaşamazdı. henüz vakit öğle olmasına rağmen güneş. o zaman yaşananların hepsinin bizim gördüklerimizin ötesinde bir anlamı vardır. "Mevlânâ Hazretleri böyle bir şey yapar mı? Nasıl ki yüce dağların doruklarından süzülerek ovalara dökülen tertemiz kar suyu önüne çıkan çeri çöpü. Dahası. Cenabı Hakk'ın Nuh Peygam-ber'e söyledikleri Mevlânâ Hazretleri ile Alaeddin Çelebi için de geçerlidir. henüz reşit bile sayılmayan Kimya Hanım'la evlenmeyi seve seve kabul etmiş. yobaz her yerde yobazdır. Şems-i Tebrizi'ye vermekte salanca görmemiş. o nasıl karışmış bu cinayete?" Buruk bir gülümseme belirdi dudaklarında. böyle bir kuşku bile Alaeddin Çelebi'yi çıldırtmaya yetmiştir. kiri pası sürükleyip götürür de. Şems-i Tebrizi de geçkin yaşına rağmen." Evet. Üstelik Kimya Hanım da ona karşı ilgi duyuyormuş." "Ya Alaeddin Çelebi." Aslında bu yaşlı adamı hiç üzmek islemiyordum. izzet Efendi hiçbir kuşkuya kapılmadan kendi inancım seçiyordu. "Buna benzer hikâyeleri ben de duydum" diyerek başladı söze. ama bana göre Mevlânâ'nın sözleri. Şems Hazretleri hakkında uydurulan iftiralar olduğunu düşünüyorum. o yüce insanın gönlü de kin tutmaz? Hiç kuşku yok ki oğlunu affetti. ama hak edenlere. "Peki Mevlânâ. "Ama izzet Bey" dedim mümkün olduğunca sesimi yumuşatarak. bütün dinlerde olduğu gibi tartışma. "Ama velev ki söylediklerin doğru olsun. Bana. Mevlânâ Hazretleri de bu hayırsız oğlunu bağrına bastı.com Hıristiyanlıkta. gökyüzünü kat kat saran lacivert bulutların ." İzzet Efendi buna inanıyordu.." Neler olup bittiğini kesin olarak bilmemesine rağmen bu kadar kendinden emin konuşması doğru değildi. Üstelik Ahmed Eflaki'nin kitabında Kimya Hanım'ın ölümüne neden olan kişinin Şems olduğu yazıyor. Sesinde en küçük bir öfke belirtisi bile yoktu. kızım. O yüzden sırlar kapısının bu yüzünde olan bizler gerçeği asla kavrayanlayız. bütün bunlar bir insanın öldürülmesi için geçerli neden sayılamaz ama Alaeddin Çelebi'nin de ruh halini anlamamız gerekmez mi?" izzet Efendi'nin yüzü sararmıştı. "Ya bunlar birer söylenti değil de gerçekse. 42 "Bütün mesele sahiden alçakgönüllü olabilmekte. Alaeddin'i bağışlayınca. "Sanmam" dedi inatla başını sallayarak. Şems Efendimizin yeri geldiğinde acımasız olduğu bir gerçektir. Bunu bilmek her ne kadar imkansızsa da.soncemre.com Soncemre Platform ile „OKU“mak! www. Mevlânâ Hazretleri ise bırakın kötülük etmeyi. Mevlânâ Hazretleri bunu bilmesine rağmen yine de Kimya Hanım'ı. "Alaeddin Çelebi de Kimya Harum'a aşıkmış. bir süre altdudağını çiğneyerek sessiz kaldı.www. Şems'in öldürülmesine Alaeddin'in karıştığını öğrendikten sonra onu evlatlıktan ret mi etti?" Olmayacak bir söz etmişim gibi tuhaf tuhaf baktı yüzüme. "Söze Hud süresiyle başlamıştık. Olanlar sırlar kapısının öteki tarafıyla ilgilidir." Mevlânâ Türbesi'nden çıktığımda ortalık yine kararmış. Elbette.kelamdenizi. inanmak ile inanmamak ayrımına gelince. "Bütün bunların. Alaeddin Çelebi'yi affettiğini. nefislerine yenileceklerini inanmıyorum.

www. "Hediyeni almadan gidiyorsun yine. "Beğendin mi?" "Beğendim" demiştim hayranlıkla. baban iyi bir insandı. Çıkarken İzzet Efendi ile Mennan'ı sohbet ettiğimiz odada bırakmıştım. bir ciğer parçası / İpekli kumaş satan bezirgan başka. yaşlılığına rağmen parıltısını hâlâ koruyan bakışları mı bilmiyorum. Eğer müze müdürüyle işi olmasa daha saatlerce oturabilirdim yanında.. ama onu özlediğimi hissediyordum. Aklımdan bunlar geçerken çaldı telefonum. "Lütfen buyrun. yok aksine çok sevdim" demiştim yüzüm kızararak. babama duyduğum öfke sanırım yavaş yavaş geçiyordu. Hayır. Tam iskemleden kalkarken İzzet Efendi beni durdurmuştu." Yeni bir tartışma başlatmak niyetinde değildim. tabii kabul edersen. benden daha istekliydi. Sabahtan beri bir türlü yağamayan yağmur galiba sonunda damlalarını dökecekti. gün geçtikçe daha çok uzaklaşırdı insan. Telefonu çıkardım. abuk sabuk rüyalar da bu yüzdendi. ama onunla vakit geçirmeyi sevmeye başlamıştım. babasına hiç benzemeyen hayırsız oğul. ne söylerseniz söyleyeyin hoşgörüyle karşılaması mı. Müze müdürüyle miras konusunda konuşmaları gereken birkaç ayrıntı daha varmış. Yıllardır bastırdığım babamla ilgili anılar ardı ardına uyanıyordu içimde.com Soncemre Platform ile „OKU“mak! www. Her şeyi unutabilirsin ama Poyraz'ın kızı olduğunu sakın aklından çıkarma. babamın bizi bırakıp gitmesini hâlâ affedemiyordum. Ziya Bey olmalıydı. "Onlar bizim değil. Geleneklerinize alışmak zaman alıyor. karabasanlar. Belki de sevmeye başladığım babamdı.." Görüşlerinin çoğuna katılmasam da îzzet Efendi'yle konuşmak hoşuma gidiyordu. Süleyman başka / Solgun bir yüz iste bizden." Bakışlarım yanımda oturan Mennan'a kaymıştı. ben de onda babamı görüyordum. Belki gördüğüm bütün o kâbuslar. Şiiri okumayı bitiren yaşlı adanı sormuştu.soncemre. Dünkü şiirden memnun kalmadın demek. Aşk günahkârıyız biz.com arasında kaybolup gitmişti. ellerini göğsünde kavuşturarak daha şimdiden dinleme pozisyonu almıştı bile. "Çok güzel bir şiir. hayır . Evet." Alıngan bir tavırla bakmıştı. hem de her geçen gün biraz daha fazla." "Yok. hediye olarak. artık yanında olmayan yakınlarından. Müslüman başka / Minicik karıncayız biz. Yaşlı adamın kibarlığı mı. yaşlı adamı avukatına götürecekmiş.kelamdenizi. senin de geleneklerin kızım." "Çok isterim" demiştim hevesle. doğruluğu ya da yanlışlığı bir yana ömrünü bir inanca adamış olmasının yüzüne yansıyan huzuru mu. Kim ne derse desin. sonra da Mennan. "Yine Mevlânâ Hazretleri'nden bir dörtlük okuyacağım sana. "Sadece unutmuşum. Nasıl ki İzzet Efendi bana baktığında eski arkadaşını görüyorsa. sessiz kalmayı seçince sözlerini sürdürmüştü. Oysa tersi olurdu.

." "Alo Karen" dedi endişeli bir sesle. yüzüncü ölüm yıldönümünde Karl Marx'ı anmak için.. Ben de senin için kaygılandım." "Çiçek mi?" "Şaka yapmıyorum. arayan annemdi." "Haklısın. ben de öyle düşünmüştüm ama dün gece onu rüyamda gördüm. O Londra'daki yüz küsur yıllık Highgate Mezarlığı'nda ilk aşkının anısına çiçek koyarken.. Bebek de iyidir herhalde. her türlü sol ve ilerici düşünceye açık bir olarak tanımlardı kendisini. Ama mecburen aynı toprakta yatacaklar şimdi. Orada yatan farkında olmadıktan sonra. Highgate'de. Babam. Şimdi annem Highgate Mezarlığı deyince aklıma o anma toplantısı gelmişti. kızı rüyalarında ölülerle konuşur da Susan durur mu? "Peki ne istiyormuş senden?" "Çiçek. Konyalı hemşehrileriyle buluşunca. ben de annemlerle bu eski mezarlığa gitmek zorunda kalmıştım." Highgate Mezarlığı'na ilk kez annemle birlikte gitmiştim. Sesin çok telaşlı geliyordu. Sevindim sesini duyacağıma.www. sabah sabah evde bulamayınca." İronik bir sesle sürdürdü." "Ne önemi var Karen? Mezarlık güzel olsa ne olur. yedi adet sarı gül istedi benden." "Ne tür bir çiçek istedi?" "Gül. olmasa ne olur. "Hayır." Aslında öyleydi tabii. rengine sayısına kadar açıkça belirterek. ama geceyi mezarlıkta geçirdim diyemeyeceğim için: "Sana öyle gelmiş" dedim sesime yapay bir neşe katarak. iyiyim. "Güzel mi bari mezarının olduğu yer?" diye sordum ne diyeceğimi bilemediğimden. Marx da orada. Yine hangi eyleme katıldın?" "Eyleme katılmadım. mezarlıktaydım. belki de sabahleyin aynı saatlerde hem annem. rüyasında gördüğü eski sevgilisinin dileği üzerine üşenmeden . "Matt Amca'nın mezarına gitmezsin diye düşünmüştüm. "Alo anne. gerçekten çiçek istiyordu. ben de Konya'daki bin yıllık Üçler Mezarlığı'nda ne aradığımı bilmeden dolaşıyordum." Evet annem yine değişmişti. "Hatırladığım kadarıyla muhteşem bir mezarlıktı orası. tabii Marx'tan da. Matt'in mezannı görmeye gittim. Matt hiç hoşlanmazdı radikallerden. benim bu iki çılgın kadına katılmam ise tamamen rastlantı sonucu olmuştu. Neden böyle konuşuyorsun?" "Telesekretere bıraktığın mesaj.." Baltayı taşa vurmuştum.com Ziya değil. Annemi de anma gününe götüren oydu zaten. "Haklısın. "İyi misin? Bebekte filan bir şey yok değil mi?" "Yok annecim. "Her şey yolunda. Sanki başına kötü bir şey gelmiş gibi. ama yakın arkadaşı Betty Teyze sıkı bir Troçkist'ti. Hem de türüne.com Soncemre Platform ile „OKU“mak! www. "Üzgünüm" diye söylendim pişmanlık içinde..soncemre." Şaşırmıştım.. "Karl Marx'ın mezannı görmeye mi gittin yine?" Annem büyük bir ciddiyetle açıkladı. Aslında annem sıkı bir Marksist sayılmazdı. İsteğini yerine getirmek için sabah o kadar erken çıkmıştım evden." Ee kimin annesi.kelamdenizi. hem de ben mezarlıktaydık.

gayet iyiyim. yatıdaki küçük parkın içinde. "Neden? Ne oldu da aklına çocuklukta yaşadığın hastalıklar geldi şimdi?" "Hiçbir şey olmadı" dedim boş banka otururken. Alt tarafı bir soru sordum. "Normal olduğumu biliyorum annecim. Kısa bir suskunluk oldu.soncemre. yani ters giden hiçbir şey yok. Yalnız şunu bilmeni isterim." Sezgileri çok güçlüydü annemin. Sahi kaç yaşında bıraktım uykuda yürümeyi?" "Kızım sen son derece normal bir çocuktun. Olsa söylemez miyim sana?" "Söylemezsin" dedi kendinden emin bir tavırla. yerine tepeden tırnağa mantık olan maddeci Susan gelmişti. on-on beş metre sonra otelin kapısına varmış olacaktım.com Soncemre Platform ile „OKU“mak! www.kelamdenizi. ince uzun bir servi ağacının dibindeki kırmızı banka yöneldim. "Karen. Bu arada Sultan Selim Camii'nin önüne ulaşmıştım. "Sanki marifetmiş gibi sıkıntını kendine saklarsın. "Onu gerçekten de affettin değil mi anne?" diye açıkça sordum. "Akşam televizyondaki filmde." Annem yatışacak gibi değildi. sen o şehre gittiğinden beri içim hiç rahat değil." Ben ne soruyordum. "Anne" dedim servi ağacına yaklaşırken.com mezarına yedi adet sarı gül götüren romantik kadın gitmiş. Annemle telefon görüşmemin bölünmemesi için otele girmeyi erteleyerek. sesimin bir anlık titreyişinden işlerin kötü gittiğini anlayıverirdi." "Hiç de değil. inan ki hiçbir sorunum yok. "Anladım" dedim şaka yollu. "Ben kaç yaşına kadar uykumda yürüyordum?" "Nereden çıktı şimdi bu?" Sesi gerginleşmişti. Poyraz'ın bir sürü iyi tarafı varken bula bula en kötü tarafını örnek almışsın kendine. "Babama benzediğim için bu kadar kızıyorsun bana. sen gerçekten iyi misin? Yani benden bir şey gizlemiyorsun değil mi?" "Niye gizleyeyim annecim. tıpkı ona çekmişsin. o ne söylüyordu? Anlaşılan yine geçiştirmeye çalışacaktı. Boş yere tasalanıyorsun. "Rahat ol annecim. "Saçmalık filan değil annecim." Sözlerim onun kaygılarını yeniden uyandırmaktan başka bir işe yaramadı. babana bile kızmazken sana neden kızayım?" Sesini yine keder kaplamıştı. oradan aklıma geldi. "Artık ona kızmıyorsun değil mi?" ." "Tamam o zaman. Ne zaman çocukluğumda yaşadığım psikolojik problemler konuşulacak olsa hemen sinirlenirdi.www. uykusunda dolaşan bir kadın vardı. Bu gibi durumlarda hep başvurduğum yöntemi denedim: inkâr ettim." "Ya bebek?" "Bebek de iyi. "Uykuda yürümek saçmalığı da ne demek?" Onu sakinleştirmeye çalıştım. Sadece bu durum kaç yaşıma kadar sürdü onu öğrenmek istiyorum. Babanın huyuydu bu." Gerginliği azaltmak istedim. Küçükken uykumda yürüdüğümü ikimiz de biliyoruz.

"Öyle olsa bile babamın bunu isteyeceğini hiç sanmıyorum.www." "Bence isterdin Karen. babamla konuşmayı. Babamın herhangi bir Protestan'dan daha katı olduğunu sanmıyorum. neden gitmesine izin verdin?" diye söylendim. Ona olumlu yanıt vermeyi çok isterdim ama ne yazık ki." "Kendince nedenleri olabilir kızım. Bir de bana. benim Nigel'a olan zaafımın son derece sönük kalacağını hissediyordum." Yine babamı savunmaya kalkmıştı işte. Hiçbir zaman inancım sana dayatmaya kalkmadı. "Babamla karşılaşmadım. "Babam fanatik Müslümanlardan değildi. Bizim anlayamayacağımız nedenler. "Madem onu bu kadar seviyordun. "Niye birleşmesin?" diye inatla karşı çıktım telefondaki anneme." Haklıydı.. Sen kaldın. Ben de babanı bağışladım. "Neden onu durdurmaya çalışmadın?" Hiç istemediğim halde sesim azarlar gibi çıkmıştı. ama onun babama olan tutkusunun yanında.. Belki de bu yüzden. sorumluluklarım yerine getirmiş insanların büyük huzuru içinde sohbet ediyorlardı. Kötü olan bunu Poyraz'ın bilmiyor oluşu. Onların yüzlerinde gördüğüm huzuru istediğimi fark ettim. eninde sonunda mutlaka bağışlarsın. "Hayır anne" diyerek kırdım umudunu." dedi sessizliğim biraz daha koruduktan sonra. Soncemre Platform ile „OKU“mak! www. Karşılaşmayı ister miyim onu da bilmiyorum. içeriden çıkmakta olan sakallı iki adam gördüm. Babamın bize bütün yaptıklarından sonra annemin hâlâ ona olan bu bağlılığı. sana ne yapmış olursa olsun. Çünkü babam bizi terk etmeden önce. senin kültürüne uyum sağladı. kapının önünde ayakkabılarını giyerken. onlar gibi mutlu olmak. konu babama gelince kişiliğiyle hiç bağdaşmayan anlayış abidesi bir kadına dönüşüyordu." "O zaman neden gitmesine izin verdin? Farklı inançlara sahiptik deme.kelamdenizi. "Çünkü o bizimle birlikte yaşayamazdı" diye açıkladı sakin bir tavırla. ama sahiden seversen.com "Ona kızmıyorum.soncemre. "Onun seçtiği yolla bizimki hiçbir zaman birleşemezdi. çünkü senin inancının ya da inançsızlığının bile babamın dinine herhangi bir Hıristiyan mezhebinden daha yalan olduğunu düşünüyorum. Keşke yüzüne söyleyecek fırsatı bulabilseydim." Başkaları söz konusu olduğunda yırtıcı bir kaplan gibi dövüşe hazır olan annem." "Yoksa Konya'da babanla mı karşılaştın?" diye heyecanla kesti sözümü... teşekkür ederim." "Belki de bulursun" dedim teselli olsun diye. ama babam benim ne olacağımı bile umursamadan gitti. Nigel'a zaafın var der. ama annem alınmadı. "Belki bir gün. "Birini çok seversen Karen. yoksa şimdiye kadar bizi çoktan bulurdu. hiç değilse onu bir kez daha görmeyi çok isterdim ama nedense bunu anneme söylemeyi kendime yediremiyordum. ne yalan söyleyeyim sinirlerimi bozuyordu. "Yapma anne. neler yaşadığını bilmiyorsun. yıllarca senin ülkende yaşadı.. onu durdurmak için kılını bile kıpırdatmamıştı.com Hemen yanıtlayamadı." Sesi yumuşamış. "Bunu kendine bile itiraf etmek istemiyorsun ama babanla görüşmeyi isterdin. anlayamayacağımız nasıl bir neden olabilir ki." "Değildi." Bakışlarım tam karşımda yer alan Sultan Selim Camii'nin kapısına takılmıştı. şefkatle kaplanmıştı.. Yanlış mı?" . Bu tür duygular karşılaştırılamaz. Nelerle karşı karşıya olduğunu. "Sorduğun bütün o sorular bu yüzden mi?" Sesi sanki gençleşivermişti. sensiz yaşayamazdım ama babana da acımasız davranma." "Çünkü ben. Evliliğinizi yürütemediniz işte. ikisi de ellerindeki uzun tespihlerini aynı anda ceplerine koydular.

" Ansızın gökyüzünde güçlü bir şimşek çaktı. onu olduğu gibi kabul edebilseydin. "Tanrı'ya duyulan aşktan mı söz ediyorsun?" diye sordum anlamak için. "Ama dediklerini yapmış olsaydım bile baban yine giderdi. aklını daha yarım saat önce İzzet Efendi'nin söylediklerini hatırlatıyordu bana. benimle Londra'ya gelme yanlışını.kelamdenizi.soncemre. Eğer. O yaptığı büyük yanlışı düzeltiyordu Karen. ikimiz de onunla büyük bir uyum içinde yaşasak bile giderdi." Soncemre Platform ile „OKU“mak! www. Aşk babanın Tanrı'ya duyduğu sevgi değildi. Tanrı olmaktan söz ediyorum. ne de derviş gibi yaşamayı özlerdi." "Özür dilerim Karen" dedi titreyen bir sesle. Şah Nesim'in. Yani Allah aynı zamanda içimizdedir. Evet. tıpkı öteki dervişler gibi büyük bir sırra inanıyordu." "Neden gitsin ki? Onun sevgi dolu bir adam olduğunu hatırlıyorum." Babamın." Gerçekten anlamıyordum. Dergâhını." Söyledikleri değil de titreyen sesi beni kendime getirdi. "İlahi sevgiden mi?" "Hayır tatlım. Ama ne şimşeklerle parçalanan gökyüzü. oturduğum bank gürültüyle sarsıldı. engin gönüllü davranışları. Senden de. sesim daha yüksek çıkıyordu: "Doğruysa onu neden bıraktın anne? Neden o Şah Nesim denen adamın babamı sürükleyip götürmesine izin verdin? Biraz esnek davranamaz miydin? Biraz hoşgörülü olamaz miydin?" "Olsam da fark etmezdi Karen" dedi çaresiz bir sesle.. sadece ben değil. şeyhini bırakıp. hatta bütün insanlıktan da önemli bir sırra." "Hiçbir şey anlamıyorsun Karen" dedi kederini bastırarak. onu Tanrı olmaya götüren yolun kendisiydi. ne şeyhini. "Belki de dediğini yapmalıydım. yemeye. incitmeden konuşmaya çalıştım onunla. şimdiki gibi davranabilseydin babam bizimle kalırdı. Belki de babamla ters düşmeseydin. Sana da. şeyhini. Hazreti Âdem'in burnuna yaşam nefesini verirken. Bu sırra sadece aşk yoluya ulaşabilirdi ama benimkiyle değil. Ne yapıyordum ben? Üzerinden yıllar geçmiş bir mesele için neden bu zavallı kadını suçluyordum? Eğer ortada bir suçlu varsa bu daha çok babamdı.www. Ama nefsimizin istekleri bizi yanlış yola sürükler. bir derviş gibi yaşamayı özledi. benden de. "Allah. "Doğru. Pişmanlık içimi kemirirken annem yeniden söze başladı. o zamanlar şimdiki gibi düşünebilseydin. kendi ruhundan bir parçayı da onun canına katmıştır. sen de istediği her şeyi yapsan. çoğu . uykuya. derin bir hoşgörüyle süslenmiş dünyayı umursamaz tavırları ve neredeyse hepsinin dudaklarından kutsal bir saygıyla dökülen o büyük sın anlatan sözler.com Yanıtı yine kısaydı. rüyalarımdaki Şems ile Mevlânâ'nın ve İzzet Efendi'nin yüzü teker teker geçti gözlerimin önünden. bana da çok düşkündü. yağmur sonunda geliyordu galiba. ne dergâhını. şehvete duyduğumuz açlık. kabaran benliğimiz o kutsal parçayı ruhumuzun en derin kuyusuna iter ki. ne de az sonra boşanacak yağmur umurumdaydı.. "Sana katılmıyorum anne. "Neden gitsin? Niçin sevdiği insanları terk etsin?" "Çünkü baban.com Söylediklerimi kabul ettikçe. "Ne yaparsak yapalım baban bizi bırakıp giderdi." "Hangi yanlışı?" "Yıllar önce Konya'da dergâhını. "Ben ne yaparsam yapayım baban gidecekti." Elimden geldiğince kırmadan. O kendilerinden emin. Güçlükle konuştuğu belli oluyordu. sinirlerim daha çok geriliyor. Bana duyduğu aşk küllenince eski sevdası ortaya çıktı.

Birilerinin öğrendiklerini sır adı altında kendilerine saklamasını ayrıcalık sayarım. gökyüzü gibi bilginin de hepimize ait olduğuna inanırım. bize bir öğretmen.. Ayrıcalık istemeden.. bu nitelikler Tann'nın özellikleridir. Yeryüzünün annemiz olduğuna inanırım. Yani aslolan aramaktır. Lakin arayış tek başına olmaz. "Bildiğim kadarıyla. Hani yıllar sonra kendisini buları oğlunu gördüğünde ya benim. acımasız bir hikâye. Kibarlık babanı ve onun gibileri koruyan bir zırhtır.. bu sorudan da. Yine de hoşgörülü olmaları. "O herkese karşı son derece kibardı. Ne düşündüğümden habersiz olan annem sözlerini sürdürüyordu. Ama bir kez geçti mi artık maşuka da ihtiyaç kalmaz. ister dinsel temelli olsun.com Soncemre Platform ile „OKU“mak! www. toprağın. öyle herkesin anlayabileceği bir şey değil. Kuran'ı farklı anlamlarda yorumlayabilme yetenekleri ve cesaretleri onlara her zaman sempatiyle bakmamı sağlamıştı. "İnsanın. Babamın. Çünkü kimse o kıldan ince. Bu bilginin de kendi içinde . maşuk da. bir mürşit başka bir deyişle bir maşuk gerekir. İnsanın Tann olmayı iste-mesi belki de yeryüzünün en eski düşü. Bu onların sırrıdır. Anneme seslendim yeniden: "Sen inanıyor musun buna? Yani babamın Tann olacağına?" Yorgun ama haklılığından emin birinin güvenli sesiyle yanıt verdi. seven de sevilen de sadece o kişi olur.. Şems'in anlatmaya çalıştığı mutlak hakikat buydu. "Elbette inanmıyorum. İşte bu parçayı fark ederek aramaya başlayan kişiye âşık deriz. işte büyük sır buydu. Mevlânâ'nın ve İzzet Efendi'nin ortak sırrı buydu: Cenabı Hak olmak.www.kelamdenizi.soncemre." "Ama hiçbir zaman tümüyle benimsemedin. daha katmanlıydı. Ama babanın söylediği anlamda bir Tanrı olma düşüncesini mantıklı bulmuyorum tabii." "Babamda hiçbir zaman insanları küçümseyen bir tavır görmedim" diye itiraz ettim." "Kibarlığıyla onları kendinden ve düşüncesinden uzak tutuyordu. ister bilimsel gerçeklerin üzerinde yükselsin dünyanın varoluşu hakkında bilgi üretebilecek tek canlı insandır.. Çünkü gerçek düşüncelerini herkese açıklayamazlar. Üstelik doğru olan yanlar da var içinde. su gibi. Şems'in. Sırlarını paylaşmak için insan seçerler. inandıkları sır ya da mutlak hakikate ulaşmak veya kâmil insan olmak yahut senin deyiminle Tanrı olmak. Tanrı olabilmesini mantıksız buluyorsun.com insan kendi içindeki bu cevherin farkına bile varmaz. "Ve Tanrı'nın. bugünkü dinlerin birçoğundan daha kabul edilebilir buluyorum." "Yine de" diye kestim sözünü. ama onun inancına saygı duyuyorum. iktidar olmadan. dünyayı değiştirebilecek olan tek varlık da insan. Aramanın kendisine de aşk. ya onun canını al diyen dervişin hikâyesi. Âşık da.. düşüncelerinin merkezinde Tanrı kaynaklı da olsa insan sevgisinin bulunması. kılıçtan keskin sevda köprüsünden tek başına geçemez. bunu kabul edemem. ahlakım da son derece basittir. daha derindi. en doğru benim düşüncemdir demeden yaşamak." Evet. Öfkeyle kovdum yaşlı adamın sözleriyle aklımda oluşan görüntüleri." "Benimsemedim. Tıpkı Cenabı Hak gibi. "Hitit Kralları ölünce Tanrı olacaklarına inanırlardı. Senin de söylediğin gibi babanın inancını. Acıklı bir hikâye. Çünkü ben basit bir yaşama inanırım. verilecek yanıttan da daha genişti.. Şah Nesim'in.. ne senin gibi bir çocuğa. Bu kötü bir şey miydi? Bence bunun anlamı. Roma imparatorları daha ölmeden kendilerini Tanrı ilan ederlerdi. Dünya görüşüm de." "Biraz haksızlık etmiyor musun anne?" diyerek kestim sözünü. Tıpkı toprak gibi. suyun." "Yeni bir şey değil ki bu" diye mırıldandı." İzzet Efendi'nin anlattığı başka bir hikâye canlandı gözlerimin önünde. Hıristiyanlık dini başlı başına bir insanın Tanrı'ya dönüşme hikâyesidir. gökyüzünün bütün canlılara ait olduğunu düşünürüm. Ve unutma. yaşamı küçümsemelerini kabul edemem. insanların aşkına ihtiyacı yoktur Karen. Ne benim gibi bir eşe. herkesle paylaşamazlar. Birilerinin nefislerini terbiye adı altında.

kötü olma-dığım için yapmayı istiyorum. ayaklarını kesip. baban gibilerin bu acımasız dünyada aykırı inançlarını sır gibi saklamaları için çok iyi nedenleri vardı. yoksulluklar da gerçek. insanların duymak istediği birbirinden renkli öyküler. bizim gibi nefslerinin kölesi olmuş insanlar göremese bile. bir görüntü. insanı anlamamız için bize ipuçları sunuyorlar. cesaretimizi sınıyorlar. onların yaşadığımız hayatı küçümsemelerinde.www.com aşamaları." Annemden bu sözleri duymak tuhafıma gitmişti. Herkes hemen bu inancı kavrayamayabilir. Önemli olan yaşarken neyi seçtiğin. yarattığı dinleri anlamak lazım. sadece iyilik olsun diye yapmayı seviyorum. Böyle bir cennet olsa bile kendime yediremiyorum. Sorun. Bizi korkularımızla yüzleştiriyor. hem de cennet ödülü ya da cehennem cezası olmadan. gerçek huzurun. Ama bildiğim başka bir gerçek daha var ki. Onlar için önemli olan o dünyadır. bir mesaj. İnsanı anlamak için. hiçbir zaman da olmadı. duraklan. Hepsi. Onlar gerçek yaşamı değil. Dinleri bu yüzden seviyorum. Var olanı görmezden gelmezsin. bunca umutsuzluk varken. Ama sorun bu değil. Neyse. kötülükten kaçınmayı. iyilik de kötülük de içimizde. hiç amaçlamadıkları halde. Hıristiyan. iyi olduğumda birinin bana ödül vermesi ya da kötü olduğumda birinin beni cezalandırılmasından korktuğumdan değil." "Çok acımasızca" diye mırıldandım. Perdenin ötesi diye bir yer olmadığının . Ben iyiliği. ruhumuzun zayıflıklarını ortaya çıkartıyor. derisini yüzerek öldürdüler.soncemre. dinlerin hiçbiri perdenin arkasındaki vaat edilen o muhteşem yaşamı kanıtlayamıyor. bir perde vardır ve o perdenin ötesinde gerçek özgürlüğün. bin küsur yıl önce Bağdat'ta korkunç işkencelerle öldürülen Hallac-ı Mansur adında bir sufıden bahsederdi. Yeryüzünün her sabahında insanlar gözlerini böyle bir hayata açarken. O mucizelerin hepsi güzel birer efsane. etkileyici birer masal. bu. yıllarca hapishanelerde tuttuktan sonra halkın gözü önünde. Açlıktan ölen çocuklar gerçek. bir işaret. Yok. perdenin ötesinde var olduğuna inandıkları öteki yaşamı önemserler. olmayan bir dünyayı vaat ediyor bize. gerçek mutluluğun olduğu bir dünya vardır." "İnanmam için bir kanıt var mı? En küçük bir belirti. ellerini. Onlara göre. "Üstelik bilgilerini gizlemeleri için çok iyi bir gerekçeleri daha var. "Bu nasıl bir vahşet böyle?" "Dinler tarihi böyle vahşetlerle dolu kızım. Çünkü orada herkes Tann'nın bir parçası olacaktır. insanları hâlâ derinden etkiliyorlar. ama biliyoruz ki varlar. sadece zenginlikler değil. Söylenenlerini yanlış anlayabilir. iyi olmak için bir efendiye ihtiyacımız yok kızım. bunca yoksulluk. bizimle beraber doğdu. Canlarını korumak. ülkelerin tarihi gibi. Yani 'ben Tanrıyım' diyordu. sonuçları var.kelamdenizi. perdenin öteki tarafındaki cenneti düşünerek yaşamayı ben kendime yediremiyorum Karen. Hem de ölüp gideceğini bile bile." "Fakat sen böyle bir dünyanın var olduğuna inanmıyorsun. Hallac-ı Mansur inancının doruğuna ulaştığı. bizimle birlikte yok olacak. Ortodoks İslam'a bağlı Abbasi hanedanları bu inanmış sufıyi hemen tutukladılar." "Doğru söylüyorsun Karencım" diyerek şaşırttı beni. dinler tarihi de kanla yazılmıştır. bir ses. ilahi aşkından sarhoş olduğu bir anda 'Ene'l Hak' diye bağırmaya başlamıştı. "Anlamak lazım" diye tekrarladım şaşkınlıkla. Müslüman fark etmez. diyeceğim şu ki. başını kuma gömmek olur. giderek daha mutsuz olan insanlık gerçek. bunca acımasızlık. savaşlar gerçek. Yahudi. "Yani dinlerin gerekli olduğunu mu söylemek istiyorsun?" "Gerekli ya da değil Karen.com Soncemre Platform ile „OKU“mak! www. Baban. hastalıklar gerçek. Ama şu an yaşadığımız dünya gerçek.

. Kızının psikolojik saplantılarının yeniden uyanması korkusu. mutlak hakikate ulaşmak. bir elinde Ziya'nın kesik başı. ateş gözlü Medusa'nın kesik başını tutan savaşçı. Belki de annemin söyledikleri yanlıştı. Ansızın fark ettim. Ama ne yağış. Bakışlarımı aracın camına çevirirken kapı açıldı ve içeriden Ziya'nın yüzü belirdi. Bütün mesele sahiden alçakgönüllü olabilmekte. Otele ulaşmadan sırılsıklam olacaktım. sanki gök delinmiş de başımıza geçecekmiş gibi. O. özlemleri. üstelik biz görmesek de onlar daha mutlu olsun diye çabalayarak. İkonion Turizmin Medusa logosunu aldığı Perseus resminin tamamı. Bence yaşamak bu kadar basit. gerçekte babamın neler düşündüğünü." Konuşmamız bittikten sonra bir süre daha kalkamadım ince uzun servi ağacının altındaki kırmızı banktan. ama İzzet Efendi'nin anlattıkları birinci seçeneği doğruluyordu. aynı zamanda bu kadar güzel. Giderek kararan havaya. Üstelik senden sonra gelecekleri hiç kıskanmadan.www." 43 ". "Merhaba" diyerek girdim içeri. Ama bunlar annemin sözleriydi. Sultan Selim Camii'ni geride bırakıp. annem bile ne yapıp etmiş. "Tam zamanında yetiştiniz. yine söylememişti kaç yaşma kadar uykumda yürüdüğümü. Belki de kendini rahatlatmak için böyle bir gerekçe bulmuştu. Ama bu işin peşini bırakmak niyetinde değildim. Çünkü onun kafasında da böyle bir korku vardı. "Buyrun. teşekkürler hayat diyerek. kutsal yolculuğunda çok önemli bir aşamayı geride bırakmıştı. Telefonunuz hep meşgul çıkıyordu.. beyaz boyayla çizilmiş figürü gördüm. bu kadar açıktı işte. kâmil insan olmak için ne karısının yalnız yaşamasına aldırmıştı. bir karabasan. ne de küçük kızının babasız kalmasına.. Ölmeden önce ölmeyi başarmış. . acıları. bu kadar heyecan verici.com farkında olarak. beni dehşet içinde izleyen titizlik manyağı Cavit'e döndüm." Başımı uzatıp.. "Niye duraksadınız" diye ısrar etti Ziya. Dakikalardır sizi bekliyorduk otelinizin önünde..kelamdenizi. öfkeyle homurdanan gökyüzüne. onunla görüşmeyi ben istemiştim. ne de ben umrunda değildik. o da beni fark etmişti." Yana çekilerek kendi yerini bana bıraktı Ziya. Bardaktan boşanırcasına yağan yağmura rağmen cipe binmemem gerektiğini düşündüm bir an..soncemre. Benim payıma düşen de buymuş. arabaya binin. Ne Şems'i diye. yemden anneme telefon açıp sorma-yi düşünürken bastırdı yağmur. Babam. o sadece bir hayal. Buna inanmayı çok isterdim. Aceleyle banktan kalkarak. bir kâbus. Üzerimden süzülen sular koltuğu ıslatırken. aklımın bana oynadığı bir oyun. Peki Şems'in rolü neydi bu işte? Hâlâ böyle düşünüyor olmak sinirlerimi bozdu. kederleri umursamaz olmuştu. "Görüşecektik ya. kendi ideali için bizi gözden çıkarmıştı. niçin böyle hareket ettiğini bilmiyordum. öteki elinde kocaman bir kılıç. Demek ne yaparsak yapalım. birbiri ardınca çakan şimşeklerle aldırmadan öylece oturup annemin söylediklerini düşündüm. şadırvanın önünden geçerek kaldırımın kenarına gelmiştim ki siyah bir cip durdu ayaklarımın dibinde. her durumda gidecekti. babam bana hiçbir açıklama yapmamıştı ki. Önce cipin kapısındaki. bak. otele doğnı koşmaya başladım. Demek babam Tanrı olmak istiyordu.com Soncemre Platform ile „OKU“mak! www." Haklıydı. Demek ne annem. yarım yamalak bir gülümseyişle selam verdi. Nefsine karşı verdiği savaştan zaferle çıkmıştı. Bu dünyaya ait bütün bağlarından kurtulmuş. Nasıl bilebilirdim. Hatta bunları yaptığı için kendisiyle gurur duyuyor olmalıydı. içeri bakınca sürücü koltuğunda oturan Cavit'i gördüm. Demek. çıkıştım kendime. şimdi neden kararsız davranıyordum ki. Sağ elinde kocaman bir kılıç. sol elinde ise yılan saçlı.

Evet." Yüzüme bile bakmadan yanıtladı Ziya. girişimci işadamı gitmiş.. Cipe bindiğim için kendime lanetler yağdırarak. Anlıyor musunuz. Evimizin altını üstüne getirdiler.com "Özür dilerim arabayı mahvettim. "Anlamadım. sakin olmaya çalıştım. "Otelimde konuşsaydık. O an anladım cipe binmekle ne kadar büyük bir yanlış yaptığımı. ne de sevimli görünmek için dudaklarına yapıştırdığı yapay gülümseme vardı. Başını sertçe çevirmiş öfkeden çakmak çakmak yanan gözlerini yüzüme dikmişti. . O kibar. "Hadi gidelim. "Onu siz ihbar ettiniz. hüküm bildiren bir savcı gibi mekanik bir tonda konuşmuştu. Sabahlan heri bankacılarla toplantı yapıyorum." "Önemli değil" diyerek kestirip attı Ziya. Artık yüzünde ne o davetkâr ifade. Belki olanı biteni anlarım umuduyla. sağ gözü sinirden seğirmeye başlamıştı. "Yangını Serhad'la benim çıkardığımı söylemişsiniz polise. Aracın içinde kıpırdanan tek kişi Cavit'ti. "Benimle oyun oynamayın. "Öyle mi?" dedim üzülmüş gibi yaparak. patlamaya hazır öfkesini büyütüyordu içinde. Her şeyimi alacaklar elimden. yüzüme meraklı bir ifade yerleştirerek şoförümüze seslendim. ama onları izlemediğini biliyordum. bir bana.. "Neler çevirdiğinizi biliyoruz. bilgili. "Ben de aptal gibi inandım sözlerinize.." Yanıt Ziya'dan geldi: "Serhad tutuklandı Miss Karen. yerine her türlü kötülüğü yapabilecek gerçek bir zorba gelmişti." Titiz sürücümüz ne diyeceğini bilemedi. Ama hiçbir işe yaramadı.www. yanılmıyorsam sabah sizi Emniyet'in kapısında gördüm.kelamdenizi." "Beni de" diye homurdandı Cavit eldivenli elleriyle direksiyona vurarak.. patronunun emriyle vites değiştirip." Tehditkâr bir sesle konuşmuştu Ziya. Yüzü bir bıçak gibi keskinleşmiş. Ama ne Ziya." Duygusuz bir sesle. Beni çaresiz bırakıyorsunuz Miss Karen.com Soncemre Platform ile „OKU“mak! www. "Çok bunaldım Miss Karen. bir patronuna baktı." Başka hiçbir açıklama yapmadan önüne döndü. "Cavit Bey." Cavit'e döndü. "Tek meselemiz bu olsun. adamlar düpedüz suçluyorlardı beni. "Hatta yanınızda Serhad Bey de vardı. Başımı çevirip ben de camdan süzülen damlaların arasından dışarıda akıp gitmekte olan Konya'yı izledim." Cavit'in cipi biraz daha hızlandırdığını fark ettim. Kötü düşünceleri aklımdan uzaklaştırarak. Kredi vermiyorlar. "Neden? Niye tutukladılar Serhad Bey'i?" "Numara yapmayı bırakın." Gözleri gözlerimin içindeydi. "Küçük bir gezinti yapacağız. gaza ba-sanık cipi hızla hareket ettirdi." "Yanılıyorsunuz" diyecek oldum. inanın çok bunal-dım. artık kartlar açılmıştı. Cavit daha birkaç saat önce çıkmış olmalıydı içeriden." Beni sarsarken ceketinin eteği yana kaymış. beni köşeye sıkıştırıyorsunuz. Başıma bir şey gelse ilk kuşkulanacak kişiler onlar olurdu. Öz babam bile bana sırtını çevirdi. ne de Cavit ağzını açıp tek kelime etmeyince soğukkanlılığımı yitirmeye başladım. "Öyle değil mi?" diye cesaretlendirmek istedim. sağ eliyle. masumu oynamayı sürdürdüm. İhanete uğramış birinin." "Nereye gidiyoruz?" diye sordum sesimdeki endişeyi gizlemeye çalışarak. Sigortanın vereceği para tek umudumdu. sol kolumdan yakaladı.soncemre." "Bir de utanmadan dostumuz gibi davranıyordunuz" diye adamını destekledi Ziya. Ziya hızla dönüp. Galiba beni kaçılıyordu bu adamlar? Yok canım buna cesaret edemezlerdi. Onu da siz engellemeye çalışıyorsunuz. Neyi biliyorsunuz?" "Anlamazlıktan gelmeyin" diye çıkıştı. Bakışları ön cama çarpan yağmur damlalarını silmek için çırpınan sileceklere takılmış gibiydi. dikiz aynasından.

com Soncemre Platform ile „OKU“mak! www." Eliyle Cavit'in koltuğuna vurdu Ziya: "Başlatma şimdi Ziya Abi'nden. "Beni öldürerek hiçbir şey elde edemezsiniz" dedim sesimin titremesini önlemeye çalışarak. cipten atlamamam için yapmıştı bunu. Durdurun cipi. "Siz konuşmasanız bile" başımla sürücümüzü göstererek ekledim." "Bırakın maval okumayı" diyerek beni sertçe itekledi. beni korkutmak için. ne diyorsam onu yap." Cavit vites değiştirip yeniden dokundu gaza." "Bulurlar" dedim kesin bir tavırla. "O mutlaka konuşur. Bunu yaparken dikiz aynasından pis pis sırıtmayı da ihmal etmemişti. Siyahlı adamın hemen arkasına düşen yıldırımı gözlerimle gördüm." Ziya ne dediğimi duymadı bile: "Bas gaza" dedi öfkeden deliye dönmüş bir sesle. Çok da iyi seçilmeyen yolun ortasında.. Artık önümüzde sadece o tuhaf adam değil. Artık ikisi de beni unutmuş. "Bu barbarlık. araba uğuldaya-rak ileri atıldı. durdurun ineceğim. "Şems" diye mırıldandım umutla." Cavit'in dikiz aynasından bakan gözlerindeki kararsızlığı görünce devam ettim. sakındım ama vurmadı. Omuzum kapının koluna çarptı. "Ya söylediklerimizi yapacaksınız ya da bu cip sizi ölüme götürecek Miss Karen.. Ziya'yla birlikte Cavit'in gözlerinin dikildiği noktaya baktım. onun elinden hiçbiriniz kurtulamazsınız. baksana herif üzerimize yürüyor. "Ben. "Üzerine sür.. Ne yapıyor bu dememe kalmadan. korkunç bir yaratık görmüş gibi: "Bu da ne?" diye söylendi. Emniyet'e pasaportumu almaya gitmiştim." Kin dolu bir gülüş döküldü. "Bu Şems. "Çarpacaksın.soncemre. Ama artık iyimser ihtimaller yaratarak kendimi oyalayacak aşamayı çoktan geride bırakmıştık. gözlerini kısarak yolun ortasındaki siluete baktı." Bakışlarını yeniden yola çeviren Cavit." Yanıt olarak aracı biraz daha hızlandırdı Cavit. "Buradan çıkış yok" diye yeniden elini bana uzattı Ziya. ardından gözlerimizi alan bir parlaklık belirdi. Sizden de fena halde kuşkulanıyor. "Cavit tanımıştır."Ah!" Canım yanmıştı. Cip âdeta uçarcasına adama yaklaşırken aniden büyük bir gürültü koptu. "Başıma bir şey gelirse. sicim gibi indiren yağmura aldırmadan siyahlar giymiş bir adam duruyordu.com belindeki siyah kabzalı tabanca ortaya çıkmıştı. büyük bir yanlışlık yapıyorsunuz" diye kekeledim. "Sus da yola bak" diye uyardı patronu. orada bir Zeynep Komiser var. Onunla karşılaştığıma ilk kez bu kadar çok seviniyordum.. Adamlar son derece ciddi görünüyordu. bizi yutmaya hazır kocaman bir ateş topu . her kimse." Cavit emin değildi. Belki de görmem için özellikle bu hareketi yapmıştı." "Beni karıştırma" diye söylenecek oldu Cavit. bu Şems'ti ya da ikide bir yoluma çıkan o meczup adam. Dengemi yitirerek sağa savruldum. Hiç kuşkum yoktu. o anda araba sağa doğru hissedilir biçimde kaydı. gözlerini yoldaki tuhaf adama dikmişlerdi. vuracak sandım.www. Bakın Ziya Bey. kemeri bağladı. Ziya'nm gergin dudaklarından: "Tabii cesedinizi bulurlarsa. "Bakın. "Ne yapıyorsunuz?" diye bağırdım... Uzanıp emniyet kemerini aldı. "Ziya Abi bu adamın kaçmaya niyeti yok." Miss Karen derken sesine vahşi bir tını yerleşmişti. ilk siz tutuklanırsınız. Tam olarak göremesem de anladım kim olduğunu. Can güvenliğim için değil.kelamdenizi. müthiş bir polis.

Cavit'ti.. aynı buz rengi mavilikle sarılmıştı gövdem. Ağaçlar. "Aman Tanrım!" Kazadan önce Cavit'in yüzünün olduğu yerde kan ve kemik yığınından oluşan kırmızı bir pelte vardı sadece. bir elinde Ziya'nın kesik başı. asfaltın üzerinde usulca öne arkaya sallanarak tekerlemeyi tekrarlayıp duruyordu. Öksürmeye başladım. Bu. taş parçaları gözümün gördüğü ne varsa. irkilerek geri çekildim. Bir rüzgâr vardı. Önce hızla öne doğru savrulduk. O anda duydum mırıltıyı. Giysilerimden kurtulmuştum ama çıplak değildim. Sonra Ziya'nın başını tutan eli fark ellini. ama yağmur sonrası beliren hoş kokulu o bildik rüzgârın. yüzüme dokununca pul pul damlacıklara dönüşüp avuçlarıma dökülüyordu. şimdi yine tekerleklerinin üzerinde duruyordu. Saçları insanı tehdit edercesine kıvrılan birer yılan haline gelmiş. Bir koku çalınıyordu burnuma. hu derviş / Başı göklere ermiş / Sakalı yere değmiş / Dudağı sırlar saçmış / Ama kimse duymamış. Etrafı saran bu soğuk mavilik gibi. ama sesim çıkmıyordu. Daha doğrusu Ziya'nın başı. renkler.. hu. Doğrulmaya çalıştım. Koklamamak istiyordum. usulca açık kapıya yaklaştım. öteki elinde kocaman bir kılıçla bir efsane kahramanı gibi kendinden emin gülümseyerek bana bakıyordu. Bedenim ağırlığından kurtulmuş. Dikkat kesildim bu Sunny'le söylediğimiz tekerleydi. gözlerimi kısarak yeniden baktım. Ayağımı bastığım zemin daha açık renkti.. sanki beni koruyabilirmiş gibi çaresizce kapı koluna sımsıkı futundum. Sesim sessizliğin bir parçası olmuştu. Cipin takla attığından emindim ama tuhaf şey. soğuk. kan çanağına dönüşen gözlerinden dehşet fışkırıyordu.www. şekiller birbirine karışıyordu. Gördüğüm kızıllığın ne olduğunu anlayınca. başımı geri atıyordum. 44 ". Korkuyla başımı Ziya'nın olduğu yere çevirdim. sonra cip çılgınca kendi etrafında dönmeye başladı. Oturduğum yerden doğruldum.. kayalar.com duruyordu. artık semaya çıkabilirsin. "Hu. aynı renk kristalden yapılmışcasına panldıyordu. Avuçlarımda bir serinlik vardı.. hu derviş / Derviş bir dergâh açmış / Eteği sırlar saçmış /Ama kimse bilmemiş. başaramadım. ama toprak engebeliydi yüzünü göremiyordum.. nereye gittiğimi bilmeden yürüyordum. bu Şems olmalıydı. neredeyse beyaz. adımlarım tüy kadar hafiflemişti. hu. Çok iyi göremiyordum." Sunny'nin birkaç metre ötesindeki karaltı çekti dikkatimi. tam seçemedim. sonra elin sahibini." Buz mavisi bir ışığın içindeydim. Korkunç bir manzarayla karşılaşacağımdan emin olarak.soncemre. Cip takla atmadan önce işittiğim son ses Ziya'nın sözleri oldu. Sarı . boşuna. o derin sessizliğin de içine hapsolmuş gibiydim. tepeler. Oturduğu koltuk boştu. Cavit işte o anda bastı frene. Uzanıp düğmesine bastım. Bakışlarım ön camdaki kırmızı lekeye kaydı. Bütün bedenim tepeden tırnağa ürperiyordu. Kemer beni sıkı sıkıya tutuyordu. Bedeninde kan göremeyince rahatladım. aşina olduğum bir parlaklık. şanslıydım. Bakışlarımı ona çevirdim ama gözüme ilk çarpan Ziya oldu.com Soncemre Platform ile „OKU“mak! www. gırtlağıma kadar iniyordu. Sanki başka bir dünyada gibiydim. başı geriye kaykılmış olmalıydı. keskin. mekanizma çalışıyordu. yoldaki su birikintilerinde gezinirken çıkardığı hafif hışırtıyı duyuyordum. lekesiz. Yağmur sonrası ortalığı kaplayan sisin içinden. Biraz ilerleyince Ziya'yı gördüm: Kapının bir metre kadar uzağında sırtüstü yatıyordu." Sesin geldiği yöne dönünce.kelamdenizi. Sunny'i gördüm. "Hu. Asfaltın tam ortasında duruyordu. Yapabileceğim hiçbir şey yoktu. genzimi yakan bir koku. koku genzimi yakarak. açıldı. siyahlar giymiş o tuhaf adamı. Kapının üzerindeki cam paramparça olmuştu. yanındaki kapı ardına kadar açılmıştı. "Salak herif ne yaptın!" Gözlerimi açtığımda derin bir sessizlik içinde buldum kendimi.

"Nasıl olmuş bu iş?" İkisinin de yüzünde aynı tuhaf ifade belirdi. nasıl kopmuş başı?" "Nasıl olacak" diye sinirle söylendi adam. zayıf bir adam duruyordu. Medusa'ya dönüşmüş Ziya'nın kesik başını tutan Şems.." Beyaz önlüklü erkek. Çok süratliymişsiniz. Cavit'i hatırladım. aracın takla atması." "Nasıl?" diye yineledim ısrarla." Gözlerimi açınca. beni kaçıran cip. "Ziya'nın ise başı. beni gerçek ilgilendiriyordu." Kendiliğinden karnıma uzandı ellerim.com ışığı o anda fark ettim." diye mırıldandı adam." "Nasıl? Nasıl ölmüşler?" Şaşkınlıkla yüzüme baktılar. "Geçmiş olsun" dedi kadın gülümseyerek." Bir kadın sesiydi. "Lütfen söyleyin. "Ayılıyor galiba. zavallının başı kopmuş." Sakinleşerek yeniden yatağa uzanırken yanıtını bile bile sordum." Bu konuşan erkekti. "Serbest bırakın lütfen. Sunny'nin söylediği tekerleme. duydum sessizliği bölen fısıltıyı. "Öldüler değil mi?" diye işlerini kolaylaştırdım. siz de iyisiniz. "Ya ötekiler?" Ne diyeceklerim bilemediler. "İkinciyi taksak iyi olacak. Neden bu kadar merak ediyordum ki ayrıntıları? "Cavit başını ön cama çarpmıştı. yolun ortasında dikilen siyah giysili derviş. yeni serum torbasını takarken. kır saçlı." "Serum işe yaradı." Israrlarıma dayanamayan kır saçlı adam bakışlarını kaçırarak onayladı: "Evet. "Sonunda kendinize geldiniz. kötü haberi söylemek istemiyorlardı. arabanın camı giyotin gibi kesip atmış adamın başını. onu gördüm" dedim açıklamalarımı onaylamalarını bekleyerek. "ikisi de ölmüş." "Ya kılıç?" . Olanları bütün ayrıntılarına kadar hatırlamama rağmen yine de sordum. büyük bir travma geçirdiğimi düşünüyorlardı. umrumda bile değildi. "Bebek" dedim telaşla "Bebeğim nasıl?" "Sakin olun" diye yatıştırdı kumral kadın. küçük bir el lambasını andıran tıbbi bir cihazı yüzüme tutan. derin bir uçurumun karanlıklarına düşmekten korkarak gerilerken. her şey gözümün önünde canlanıverdi.soncemre. İkinizi de Allah korumuş.com Soncemre Platform ile „OKU“mak! www.. Bardaktan boşanırcasına yağan yağmur. Sizin kurtulmanız bir mucize. sağ elimi tutmuştu. Ziya ile Cavit'in yakınım olabileceğini düşünerek. kopmuş.. ucuz atlatmışsınız. "Ne oldu bana?" "Kötü bir kaza geçirmişsiniz. hemen gerisinde beyaz önlüklü.kelamdenizi. "Öksürmeye başladı. "Çok şanslıymışsınız. "Pencereden fırlarken.. Ayaklarımın altındaki beyaz zemini usulca eriterek ağır ağır yaklaşıyordu. onları kaybettik değil mi?" "Başınız sağ olsun" dedi kır saçlı adam. "Bebeğiniz de iyi.www." Bakışlarım adamın beyaz plastik eldivenlerine kaydı. "Çekinmeyin söyleyin. çok feci... kumral bir kadınla karşılaştım.

" Sürmeli siyah gözlerini yüzüme dikmiş. "Sen kimsin ki bana yardım edesin?" diye çıkıştı. ama başka çarem yoktu. Son bir umutla sordum: "Kaza yerinde.com Soncemre Platform ile „OKU“mak! www. cam bir ampul aldı. "Belki siz söylersiniz. "Bunların benimle alakası yok. Aklımı diri tutmaya çalışarak anlatmayı denedim. insan yağmurda öyle araba kullanır mı?" Bakışlarında gerçek bir şefkat belirdi. Kaldı ki Azrail Aleyhisselam bile sebepsiz can almaz. lakin önüme çıkan herkesin canına kastetmek gibi bir huyum da yoktur. Bir derviş." Dilim dolaşıyordu. görüntüsü bir siluete dönüşüyordu. önce birbirlerine baktılar. ince uzun biri. "Neden beni hep bir katil suretinde görüyorsun?" diye sordu hoşnutsuzca. sonra kadın yandaki küçük masanın üzerinden şırıngayla. "Sürat.. "Ne kılıcı. bana inanmıyorsunuz ama orada elinde kılıç olan bir adam vardı. hafifçe bana doğru eğildi. yolun kenarında duruyordu siyah keçeler içindeki derviş.www. siyahlar giyinmiş bir adam görmüşler mi?" Yanıt vermek zahmetine bile girmediler. "Kaza yerinde kılıç buldular mı?" Adam ters ters bakmaya başlamıştı. orada bir kılıç vardı. siyah gözlerinde yalımlanan küçük kıvılcımlar gördüm. "Neden rüyalarında hep birilerinin canına kast ediyorum?" Sanki bütün bunların sorumlusu benmişim gibi bir da karşıma geçmiş soruyordu. Dolunayın ışığı." "Kim öldürdü o zaman Ziya ile Cavit'i?" Gülümsedi." .kelamdenizi." "Hayır. içindeki sıvıyı şırıngaya çekti. Tamam sulh ehli bir adam değilim. "Niye hep peşimdesiniz?" Eliyle sakalını sıvazlayarak süzdü beni: "Senden hiçbir şey istemiyorum." Alay etmesi neyse de. hak edene.com İnsanların sınırlarını zorluyordum. siz neden bahsediyorsunuz Allah aşkına?" "Bir kılıç olması lazım. "Sen daha karnındaki bebeği doğurmaya bile karar veremezken bana nasıl yardım edeceksin?" "Özel hayatım sizi ilgilendirmez. Kadın şırınganın içindeki sıvıyı damarlarıma enjekte ederken yineledim: "Biliyorum. "Bilmiyorum" dedim aklımı toparlamaya çalışarak. Elimden gelirse onu da yaparım.. Size yardım etmemi mi istiyorsunuz yoksa? Eğer öyleyse çekinmeyin söyleyin. Anlamıştım. ettiğim söylemekten geri durmam.. kadının yüzündeki çizgiler teker teker siliniyor. sözcüklerin üstüne basarak sürdürdü. düzgün dişleri ayışığında yanıp söndü. kıvırcık sakallı. "Sana ve karnında büyüyen cana. "Neyse ki sana bir şey olmadı. öfkem burnumdadır. sakinleştirici vereceklerdi. bebeğimden bahsetmesi sinirlendirmişti beni." Öfkelenir gibi oldu.soncemre. sürmeli siyah gözleri." Beni dinlemiyorlardı bile. "Yoksa benimle bu kadar uğraşmazdınız." "Ben söyleyemem" dedi kıvırcık saçlı başını sallayarak." Duraksadı. istiyorsunuz" diyerek ona yaklaştım.. Ampulün tepesini kırıp. "Benden ne istiyorsunuz?" dedim kaşlarımı çatarak. "Sürmeli siyah gözleri. Siyahlar giymiş bir derviş. yüzünün yarısını gölgede bırakarak onu uçsuz bucaksız bozkırın bir parçası haline getiriyordu.

ona. "Bebeğini mi doğrucaksın. bilmese de umursamayan siyah giysili derviş hırsla sürdürdü sözlerini: "Sen gerçek aşk nedir tanımadın ki. Ama bu defa boyun eğmeye hiç niyetim yoktu. ister gizemli bir derviş olsun." "Konuşurum" dedim bir milim bile gerilemeyerek. sen bunun farkında bile değildin. lezzetli yemekleri midenize indirerek. "Benimle böyle konuşamazsın. kandır. benimkini yargılıyorsun. "O bir ahitti. fedakârlığın da ne demek olduğunu bilmiyorsun. "Ama en azından ben kimseyi öldürmüyorum." Yüzü karardı." Eliyle karnımı işaret etti. olsundu." Onu yeniden sinirlendirmeyi başarmıştım. Katil her zaman katildir. . beni anlayabilesin. yoksa annenin yanında mı? Aradan onca zaman geçti. Babanın yanında mı yer alacaktın.com Soncemre Platform ile „OKU“mak! www. Kararlılıkla diklenmeyi sürdürdüm. yoksa cerrah sevgilinin gönlünü mü edeceksin? Kendi hayatını mı yaşayacaksın. bedenlerinizi yaralarcasına sevişerek birbirinize katlanabildiğiniz cüzi aşkına bakarak. "Sana gösterdiklerimi hep yanlış yorumlamışsın. Cinayet her zaman cinayettir. ister sıradan bir cani. ne kadar da küstah.com "Ben her zaman senin hayatının içindeydim" dedi sanki bilinen bir gerçeği açıklar gibi doğal bir tavırla. gözlerini kaçırdı: "Kimya Hanım. Hele sevdiklerime asla Zarar vermem. aklın sınırlan dışına çıkamıyorsun. Ama kendimi tuttum. "Cinayetin kötü bir şey olduğunu anlamak için katil olmam gerekmez. Yaradan bana demişti ki. Çoktan bitmiş. Hep kararsızdın.www. ancak ilginç ülkeleri gezerek. yoksa sevgilininkini mi? Bana yardıma kalkışacağına. Üstüne atlayıp yüzünü. Çok şükür ki o kadar merhamet duygum var.. beni yargılayabilesin. Ne olacaksa. heyecanı sönmüş. "Doğru.soncemre." Yanıt veremiyordu. öldürmedin ki. yine ondan mı bahsediyorsun?" "Ondan bahsediyorum ya..kelamdenizi. O günahsız kızdan. "Lafına dikkat et hanım!" diyerek üzerime yürüdü. güya büyüdün ama hâlâ aynı çıkmaz içindesin. kendi ruhumla. Sen." Çökmüş omuzlarının üzerindeki ince boynu iri başını güçlükle taşıyordu sanki. Başka birini sevdiği için kocası tarafından öldürülen genç gelinden.. Gönül gözün kapanmış olduğu için. sevgilin için ölmedin. kendine iyilik et de bir karar ver artık. gözünü paralamak istiyordum. Sen elini hiç ateşe sokmadın ki. Onun ne suçu vardı bu işte?" "Hiçbir şey anlamıyorsun" diye mırıldandı çaresiz bir halde. Çünkü aşkın tek pahası. ister günümüzde. Ne düşündüğümü bilmeyen.. Dediğimi de yaptım. görünenin ardındaki hakikati kavrayamamış oluyordum." Nasıl zehir dilli bir adamdı bu. Lakin. kendi canımla." Evet. bazı konularda kararsızım" dedim sakin konuşmayı başararak. Kefaretimi. İster yedi yüz küsur yıl önce işlenmiş olsun. onu suçlayınca anlayamamış oluyordum. aşk yangının insan yüreğini nasıl sönmez bir çerağa çevirdiğini görebilesin. Hep bir şaşkınlık içinde geçti günlerin. eğlenceler düzenleyerek. bunu fırsat bilip içimdeki öfkeyi kustum: "Belki de benden kirli vicdanınızı temizlememi istiyorsunuzdur. Mevlânâ'yla bir odaya kapanıp aylar boyunca dışarı çıkmadıkları o günlere mi gönderme yapıyor diye düşünmekten kendimi alamadım. "Daha Sunny ortaya çıkmadan önce de senin yanındaydım. yine aynı yöntem. 'Celaleddin'i sana gösterirsem bana ne verirsin?' Ben de." "Genç bir kızı öldürerek. 'Başımı' demiştim. kendi günahımla ödedim. Gerçek aşkın ne olduğunu bilmediğin için. Muhammed Celaleddin'i bana gösteren Allah'a verdiğim sözü tutmak zorundaydım." Şems bunları söylerken. kanlı ellerinizi yıkamamı.

" "Ama onlar bizi beklemezler" dedi içten bir tavırla. Adımlarımı hızlandırarak ona yetişmeye çalıştım. "Bir dakika" diye yalvardım. artık bu gizemler labirentinden kendimi kurtarmalıydım. "Anlatmakla olmaz" dedi aptal öğrencisinin yine başarısız olacağından emin olan bir öğretmenin bıkkınlığıyla. Bana istediği kötülüğü yapabilirdi ama umrumda değildi. göle yaklaşınca. yürümeye başladı." Nefesimi toplayarak. bu defa ben gülmeye başladım. Sanki dolunay göle düşmüş de.www. hiç kimseyi göremedim. tatlı bir sesle. . Senin gibiler isteklerini her zaman açıkça söyleyemez.com Soncemre Platform ile „OKU“mak! www. evet o da Şems'ti. Kara giysili dervişin ince bedeni önümden çekilince uçsuz bucaksız bir beyazlık belirdi karşımda. Çünkü benim vicdanım temiz. Alaycı bir ifadeyle sordum: "Peki ne tür bir yardım istiyormuşum sizden?" Eğilip gözlerimin içine baktı. "Semaya hazırlanıyorlar" dedi yumuşak. Beni çağırmış olmasına rağmen gelip gelmeyeceğimi umursamıyordu bile.. "Senin görmen lazım. karabasanlar sona ermeli. Huzursuzluğumu hisseden Şems. ellerim de öyle. senden yardım istemiyorum. eliyle ilerdeki aydınlığı gösterdi. Benden yardım isteyen sensin. varsayımların ağırlığını daha fazla kaldıramadım. hatta bazen ne istediğini bile bilemez. "Biraz dursak iyi olacak. gel ve beni izle. zihnimde ardı ardına uyanan düşüncelerin." Gösterdiği yöne bakınca. sonra ne diyeceğimi merak bile etmeden döndü. Tam karşımda oturan semazenin yüzüne baktım ve hayretler içinde kaldım. yedi insanın oluşturduğu daireyi oradan izlemeye başladık. o aşina olduğum buz mavisi aydınlık her yana hâkim oldu. Midem burulmaya. Ama ışıklanan meydan yedi semazenin oluşturduğu daire büyüklüğünde olduğundan. benim sözlerim bu meydanda hükümsüzdür. bu Şems'ti." Saçmalıyordu. "Görmen lazım. "Cesur kadınları severim. Başlarında sikkeleri. Küçük bir engebeyi aşıp. "Evet." "Neden orada olmalıyız?" Siyah gözleri sanki bir açıklama yapacakmış gibi süzdü beni. renkler değişti. "Tuz Gölü" diye mırıldandım. "Konya'ya ilk gelişimde gördüğüm göl. "Cesur kadınsın" dedi gülmesi sona erince. yorulmadım da. gecenin karanlığında göl sanki küçülmüş de sadece bu çember kadar kalmış gibi görünüyordu. kederli bir neyin inlemesiyle bozuldu gecenin sessizliği. Yanındakine çevirdim bakışlarımı. yeniden yürümeye başlayan Şems'in adımlarına ayak uydurdum." Gözleri kısa bir süre daha üzerimde kaldı. "Bir dakika durur musunuz?" "Ne oldu? Yoruldun mu yoksa?" "Yok." Şems sözlerimi duymamış gibi kararlılıkla yürüyordu. Ansızın gülmeye başladı. elli metre kadar uzakta dolunayın ışığıyla aydınlanan gölün üzerine. sırtlarında siyah hırkalarıyla dizlerinin üzerine çökmüşlerdi. seyrek aralıklarla oturarak genişçe bir daire oluşturan yedi adam gördüm. evet tıpkı akıp gitmekte olan bir nehre bakar gibi sakince gözlerimin içine baktı.com "Söylediklerimin hepsi gerçek. katılaşmış tuz tabakasını aşağıdan aydınlatmaya başlamıştı." Gözlerimin iri iri açıldığını görünce. henüz farkında değilsin ama sana yardım etmemi istiyorsun." Dolunayın altında birbirine meydan okuyan iki düşman gibi karşı karşıya durduk. "Semaya kalkmadan orada olmalıyız.. "Ney başlamış bile. ayaklarım titremeye başlamıştı.soncemre. Ama hatalısın. Nereden geliyordu bu müzik? Etrafa bakındım. bazen de istediğinin farkında olmadan ister. Yanma yaklaşmıştım ki. Dudaklarımın kuruduğunu." Boğazıma doğru bir şeylerin yükseldi-ğini hissettim. avuçlarımın terlediğini hissettim. Çemberin kıyısına gelince durduk.kelamdenizi. artık bu kâbuslar.

dalgasız denizlerde rüzgâr beklemektedir. Sen. Bedeninden soyunduğu. Ruhumuza pranga olacak her türlü bağı çözüp atmak gerekir. "Evet" dedim boyun eğerek. denedi ama doğrulamadı. Poyraz Efendi'ye yardım için buradayım. gün gelir turna olur gökyüzünde kolayca uçar. candan sıyrılsın. Söylediklerinin doğruluğundan emin olan bir adamın kararlılığı vardı sesinde. sivri bir burun ve çenesini sarmalayan bakıra çalan kırçıl sakallar aynıydı. ne düşman. ellerini usulca yere vurup. babana. "Hepimiz aynı sebebin neticesiyiz. dipsiz kuyularda çıkış aramakta. sadece ney sesi değil.. işte o düğüm sensin. Sadece biri. hiç değişmemişti. bakarsın gönlümüzde bir ağırlık peydah olur. aynı anda doğruldular.soncemre. öldük mü. siyah giysili dervişin içtenlikle bakan gözleriyle karşılaştım. Tam ışığa eriştiğimizi düşündüğümüz anda. Müzik kesilince. tıpkı bizi bırakıp gitti-ği günkü gibiydi. hepimiz aynı Tanrı'nın nefesinden var olduk. yürümemize engel olur. Sanki hiç zaman geçmemiş. yıllar önce bizi terk edip giden babamdı. işte buldun" diyen Şems'in sözleriyle koptu bakışlarım babamdan. Sen bu şehre onu bulmak için geldin." Neden hâlâ kalbimi kırıyordu bu adam? Neden hala bu hoyrat tavrını sürdürüyordu? Yoksa yine bir tür oyun mu oynuyordu benimle. "Hiç şaşırma" dedi yatıştırıcı bir sesle. Lakin bu iş kolay değildir." "Şüphesiz ki öyledir" dedi bildiği bir gerçeği duymuş gibi. "Onu bulmak istiyordun. ama dar alnında uyumlu iki çizgi gibi duran kaşlarının altında üzüm karası iri gözler. Onun vicdanında bir leke vardır. Evet. bedenden soyunsun. o kadar heyecanlıydım ki. yağı tükenen bir kandil gibi ağır ağır söndü. gün gelir yalçın dağların arasında yolunu kaybeder. aklımı karıştırmaya mı çalışıyordu? Emin olmak istedim. gün gelir güçlü nehirler gibi gürül gürül akar. Aynı anda ney sesi. semaya çıkmasına engel olmakla. "Ama.www. Nemli gözlerimi ona çevirdim. babama ne olduğunu çok merak ediyordum. sana olan duyguları onu aşağı çekmekte. kemerli. "Babamın niye yardıma ihtiyacı olsun ki? O da sizin gibi bir Tanrı eri. Öteki semazenler siyah hırkalarını çıkartarak beyaz tennurelerini ay ışığında dalgalandırdılar. o kadar sevinçli. gün gelir susuz çöllerde sürünür. Oysa bizim yoluculuğumuzda esas olan hafifliktir. Semazenleri ilk gördüğümde aklıma gelen varsayım gerçeğe dönüşmüştü. soğuk bir tavırla baktı.com Soncemre Platform ile „OKU“mak! www. yanımda dikilen Şems'in ince bedenine tutundum. babanı düşünüyordun." Minnetle sürdürdüm sözlerimi. artık ona karşı koyamadım. "Sana değil. "Siz de bana yardım ettiniz. hepimiz aynı ışığın zerrecikleri. kalbinde bir düğüm. işte senin baban şimdi susuz çöllerdedir. Ve ince uzun yüzünden hiç eksik olmayan. canından siy-nldığı halde.kelamdenizi. Gözlerim hâlâ babamdaydı. şu yangın meselesi bile bahaneydi." O kadar şaşkın. yıllardır bizi merak etmeyen babam. kaldık mı sormayan. Derviş odur ki. "Doğru. annemin çok sevdiği o müzmin keder. semaya kalka-mayan derviş. vurmalı bir çalgının derinden gelen ritmi de duyuluyordu. Ve işte buldun. suret nedir ki?" Bakışlarını yeniden kendi suretindeki yedi semazene çevirdi. semaya çıkamadığı için yüreği düğümlenerek taşa . Düşmemek için. Sikkesinin örttüğü saçlarını göremiyordıım. Müzik yeniden başladı. bizi yolumuzdan alıkoyan Nilüfer çiçeklerinden bir pranga sarılır ayaklarımıza. şu tam karşımda oturanı kalkamadı. Bakışlarım yerinden doğrulamayan semazene dikildi yeniden. boynunu büküp dizlerinin üzerinde öylece kaldı. Konya'ya geldiğinden beri aklında bu vardı. sanki hiç yaşlanmamıştı.com Yedi semazenin yedisi de rüyalarımın kâbusu olan dervişin görünümündeydi. olduğu yere çökerek. yedi semazen aynı anda derin bir ah çekerek." Yüzüğün kanamasıyla ilgili hikâyeyi hatırladım. "Artık inkâr zamanı değil Kimya Hanım. savaşların en büyüğü kendi nefsimizle olandır' buyrulmuştur. derviş düşe kalka yürür. Nefesim kesilecek gibi oldu.. gönlünüz o ilahi aşktan başka yükü taşıyamaz. duygudan kurtulsun. Bir açıklama yapmasını umarak beni buraya getiren Şems'e döndüğümde." Ne dost.

ne Şems'i fark edecek haldeydi. "Kimya!" diye güçlükle mırıldandı. Bana duyduğu sevgiden kurtulamıyordu. kalbinin katılaşarak bir taşa dönüşmesini büyük bir çaresizlikle izliyordu. sol avucunun içine yatırdı. çünkü yıllar önce terk ettiği küçük kıza artık hiç benzemiyordum. neler olup bittiğim anlamak için yanındaki semazene baktı. lütfen benimkini al." İçimi derin bir sevinç dalgası kapladı. bu yüzüğü de sahibine vermelisin. "Eğer düğümü çözmek istersen. ya benim. "Allahım lütfen onu bağışla" diyordu içten bir sesle. sema meydanına baktım. o derviş gibi olmamıştı. yaşanmışları gösterdik. Ne yaparsa yapsın küçük kızından vazgeçemiyordu. kendi kararımı kendimin vermesini istiyordu. bu düğümü çözmek senin elinde. şimdi de aynı şeyi yapıyordu. kendime baktım. Ayin sürüyordu." Yüzüğü avcumda sıkarak. Ben. hayır dua etmiyor. mırıldanıyordu.www. Öyle mutsuzdu ki ne beni." Döndüm. artık genç bir kadın değil. seni gerektiği gibi sevemedim. içimden koşup babama sarılmak geliyordu ama bir şey bana engel oluyor bunu yapamıyordum. babam beni unutmamıştı. yıllardır görmediğim babama bir daha baktım. ölmeden önce ölmüş sayılabilir mi? Böyle bir kişi insanı kâmil makamına erişebilir mi?" "Erişemediği için semaya kalkamıyor. titreyen ellerini uzatarak. Hayır. Ağır adımlarla yaklaştım.kelamdenizi. Elimi açtı. Bu Kimya'nın suçu değil. Sadece babamla. kararsız kalmak gibi bir seçeneğim yoktu. sanki beni etkilemekten çekiniyor.soncemre. Beni bırakıp gitmesine rağmen. semazenler birbirlerini selamlamaya başlamışlardı. ya onun canını al diyen dervişi hatırladım bir kez daha. "Ama kızına bağlı biri. "Biz meseleyi anlaman için gayret ettik. kırmızı pabuçlarım bile o günlerden kalmaydı. Şems'in söylediği gibi babamın Tanrı'ya ulaşmasını önleyen bendim. Bu acı. Ama. Yoksa babam da aynı istekte mi bulunuyordu Tann'dan? Büyük bir hayal kırıklığına kapıldım. Müziğin kesildiğini fark eden babam. Uzanıp sağ elimi tuttu. Zaman hızla akıyordu. ben hareket edebiliyorduk. Poyraz Efendi'nin kalbi kızına duyduğu sevgiyle bağlanmış." Bunları söylerken Şems'in yüzünde en küçük bir duygu ifadesi bile belirmemişti. Artık her şey senin meşrebine kalmış. "Kimya. Neden merak etmiştim ki ben bu adamı? Biz terk edip gitmişti işte. "Eğer birinin canını alacaksan. babamın bizi terk ettiği günlerdeki gibi küçük bir çocuğa dönüşmüştüm. içine kim bilir nerede bıraktığım kahverengi taşlı gümüş yüzüğü koydu.com Soncemre Platform ile „OKU“mak! www. bir yandan da ellerini gökyüzüne açmış. evet. Ama gözlerini benden alamayan babamın yüzü heyecanla çarpılmıştı.com dönüşen dervişin hikâyesini. derin bir mutsuzluğa. Yıllar sonra kendisini bulan oğluyla karşılaşınca. başını çevirdi ve beni gördü. "Bana verdiğiniz yüzük de o nedenle kanıyor değil mi?" Yanıt vermeyince aklımdaki başka bir soruyu dile getirdim. kolunu kanadını . Beni gönderdiği için Tanrı'ya dua ettiğini sandım. Tanıyacağım sanmıyordum. Ayağım çemberin içine girer girmez müzik aniden kesildi. ayaktaki semazenler oldukları yerde dona kaldılar. kendimizi sana anlatmak için çabaladık. Böyle düşünmeme rağmen yine de ne söylediğini duymak için dikkatimi ona vermekten kendimi alamadım. değişmişim. Sen de o sebepten buradasın ya. Heyecanımı bastırarak sema meydanına yürüdüm. o terk edişin acısını hiçbir zaman yüreğinden söküp atamamıştı. küçük kızım!" Küçük kız mı. Babamın gözlerinden yaşlar akıyordu. yalvarıyordu. Üstümdeki lacivert çizgili ekose etek. "Lakin bizim yolumuzda zorlama yoktur" diye sözlerini sürdürdü Şems. sanki gözleri kendi içine çevrilmiş. Ya bu düğümü çözersin yahut gider kendi hayatını yaşarsın. Yoldaşının öylece donup kaldığını anlayınca.

kalbini düğümlemiş. kahverengi taşlı gümüş yüzüğü parmağına taktım. O yüzüğe bakarken sessizce çekildim önünden. Serum şişesi bitmiş. düğüm çözüldü. Kendi boyundaki bir semazenin karşısında durdu." Takdir dolu bir ifadeyle söylendim.soncemre. elimin üzerindeki serum hortumuyla uğraşıyordu. Ağlamak iyi geldi. artık semaya çıkabilirsin. Öteki beş semazene de baktım. güçsüzdüler. sürmeli gözlü derviş çoktan gitmişti. Üşümüştüler. koluna usulca dokunarak. Sevincini belli etmekten çekinerek katıldı yoldaşlarına." Şaşkınlıkla baktı yüzüme. 45 ". yapamadım. Beyaz ışıklarla aydınlanan o sevimsiz hastane odasındaydım yine. Semazenler kaldıkları yerden birbirlerini selamlarken.www.com kırmış. sonra gözlerini yüzüğe çevrildi. "Ne yapıyorsunuz orada?" Suçüstü yakalanmış gibi sıçradı iskemlenin üzerinde. Önünde durdum. dakikalarca işte öyle ağladım. terk edilmiş bir çocuk nasıl hiç utanmadan. çıktım sema çemberinden. Ona gülümsemek istedim. Yeniden ellerini tuttum. ağladığı için utanarak için için döküyordu gözyaşlarını. "Siz iyi bir insansınız Mennan Bey. içinden geldiği gibi ağlarsa. gözyaşlarının yüreği yatıştıran bir sihri olmalıydı. boğazımdan yukarı doğru yükselen hıçkırığı durdurmak istedim. Gülümseyerek yanımda dikilen Şems'e döndüm. iğnesini çıkarıyordum. "Kimse olmayınca. Doktor tembihlemişti de. ne de Sunny. "Bu çemberin dışına çıkamam. bakışlarını kaçırdı." "Teşekkür ederim" dedim. Çemberden çıkar çıkmaz yeniden başladı müzik. merakla açtım gözlerimi. "Yapamam kızım" dedi ezik bir sesle. Ama siyah giysili. "Seni bağışladım. Zayıf bedeninden yayılan ıtır kokusunu içime çektim. Ama tuhaftır bana değil.kelamdenizi." "Benimle gelmen için değil" dedim ıslak sakallarını elimle kurulayarak. hıçkıra hıçkıra." Sanki gölün dibindeki ayın bütün ışığı ona vurmuş gibi aydınlandı yüzü. O da ağlıyordu..com Soncemre Platform ile „OKU“mak! www. "Senin olanı sana getirdim. "Kalk baba" dedim sonunda gülümsemeyi başararak. yapamadım. elini ayağını zincirlemiş. Demek rüya sona ermişti. "Kalk. Sımsıkı kucakladı beni. bakışlarım gökyüzüne çevirdi. semaya çıkamaz olmuştu. "Şey. yanınızda kalsam iyi olur dedim. sessizce. Seninle gelemem. ağladıkça yapmam gerekeni hatırladım." Umutsuzca başını salladı." Sesimin titreyişine engel olamasam da söyledim bunu. Selamı alan semazen başını kaldırınca. Usulca çözüldüm babamın bedeninden. "Demek sonunda hastabakıcım da oldunuz. babam bir tüy gibi hafifçe doğruldu çöktüğü yerden. Doya doya. kararsızdılar." Mahcup olmuştu. ama benim gibi değil.. Ne sema meydanına dönüşen Tuz Gölü vardı." Biri elime dokunuyordu. onu yatıştıracak sözler söylemek istedim. yapamadım. Elimle avucunu açtım. Uyandığımı fark etmedi bile. Yatağımın kenarındaki iskemlede bütün gerçekliğiyle Mennan oturuyordu. Usulca selamını verdi. onun yerinde mavi gözleri ay ışığında neşeyle parıldayan çocukluk arkadaşım Sunny duruyordu. "Merhaba Mennan Bey" diye seslendim rüyanın etkisinden kurtulmaya çalışarak. saygılı adımlarla yürüdüm." .. evet hepsinin yüzünde babam vardı. bütün bağlarından kurtuldun. babamın suretini onun yüzünde gördüm. Ağladıkça açıldım. ağladıkça rahatladım. rüzgârla gelen babam. ona sarılarak ağlamaya başladım.. Tanrı'ya açılan ellerini tuttum. "Artık bitti mi?" Ona benden başka kimsenin yanıt vermeyeceğini biliyordum. "Beni bağışladın mı?" diye sordu kuşkuyla. "Sema için kalk. ne mutluluk içinde semaya başlayan babam. yine rüzgârla gitmişti. Islak gözlerini yüzüme çevirdi. çekinmeden.

"Hiç sormayın Miss Karen.www. Ziya Bey öldü. kapağını açarken." Öfkeyle kendi tahminini yürüttü. Ekranda annemin ismi vardı." Çantamı alıp. sonrasını öğrenmişsinizdir zaten." Ciddileşerek sordu: "Nasıl oldu bu iş Miss Karen?" Olay daha yeni olmasına rağmen sanki üzerinden günler geçmiş gibi sakin bir tavırla anlatmaya başladım. ortağı filan da yok. Mennan da telefonun orada olduğunu anlamıştı. çalmaya başlayan telefonun sesi konuşmasını böldü. Borçlu bankalar alır artık parayı. ikisi de öldü gitti ama." "Karısı. ama Ziya onun tek oğluydu." "Ödeyeceğimiz para bankaların alacağından daha fazla. "Hepsi İzzet Efendi'ye kalacak desenize." Umursamazcasına omuzlarını silkti.com Soncemre Platform ile „OKU“mak! www. "Takla atmaya başladık." Daha sürdürecekti ki. ardı ardına çalıyordu. Etrafa bakındım. "Teşekkür ederim. Başımı usulca sallayarak onun sözlerini tamamladım. Galiba şirketimiz. Ses yakınlardan bir yerlerden geliyordu. "Ziya Bey'in öldüğünü biliyor mu?" Mennan'ın canı sıkıldı." Çocukça bir gülümseme yayıldı dudaklarına. çok hızlıydı. işi sizi kaçırmaya kadar vardırdıklarına göre. çünkü gördüğüm. Evin. sonunda İkonion Turizm'e tazminatı ödemek zorunda kalacak.. "Tabii kontrolü kaybetti." "Öğrendim." İyice utanmıştı.com "Yok.. olayı öğrendiğinde birlikteydik. Arabayı Cavit kullanıyordu.soncemre. eski Konya evleri de var." îyi bir sonuçtu. iki yıl sonra da boşandı. Bu benim cep telefonumda Israrla. Fakat hali perişan. "Çantam oradaysa.." "Sanırım öyle. "Siz bizim misafirimizsiniz. duyduğum hiçbir şeyin gerçekliğinden emin değildim. şirketin tazminat ödeyecek olmasından ilk kez memnun oluyordum. "O da Mevlânâ Müzesi'ne bağışlar kalan parayı. estağfurullah. Bakışlarım yatağın bir metre kadar solundaki ahşap dolaba kaydı. Simon duymasın ama. hastanede kendine geldi. Ölecek diye korktum.. "Kime ödeyeceğiz ki.kelamdenizi. "Allah rahmet eylesin. frene basınca da. telefonumu göremedim. üstelik Yakut Otel'in arsası. Haberi duyar duymaz olduğu yere yığıldı kaldı zavallı adamcağız. Dolaba yöneldi. Çok da ihtiyacı var türbenin. o da mutlu olacak mıydı bu sonuçtan? Araları iyi olmasa da oğlunu yitirmişti. Ölümden dönmüşsünüz. Çantanın içine bakmanın kabalık olacağını düşünmüştü herhalde. yollar da ıslaktı. dolaptan çıkardığı çantayı doğrudan bana uzattı. Nasıl atlatacak bunu bilmem? Anlaşamıyorlardı filan. Yani bize emanetsiniz. içine bakın. "Çantamda olmalı" diye söylendim. Emin değilim belki de sadece korkutmak istiyorlardı." îçine bakmadı. Ya yaşlı adam." "Ziya bir kez evlendi." Gördüklerimi anlatmayı denemedim. ama iyi koruyamadık sizi. çocukları. fakat hâlâ kanıtlayamıyoruz bunu. "Sanırım Ziya ile Cavit beni kaçırmaya kalkıştılar. müzeye bağışlanmasını konuşmak için avukata gitmiştik. yangını da bunlar çıkarmıştır. . "izzet Efendi olayı öğrendi mi?" diye sordum merakla. hâlâ deli gibi çalmakta olan telefonu çıkardım. çocuğu filan da yok. doktora zor yetiştirdik." Şimdi aklına gelmiş gibi sevinçle sürdürdü sözlerini. öğrendim" diye yineledi dalgın bir tavırla.

"Alo annecim. başka bir şey vardı. Babanla ilgili bir haber verdi. "Alo" dedim sesime yapay bir sakinlik vererek. beni korkutuyorsun.. "Karen. "Pakistan'da Amerikalı askerler bir köyü bombalamışlar. "Miss Karen. "Kazayı öğrendi mi?" Sanki kendisi neden olmuş gibi ezik bir ifade belirmişti yüzünde. üzülüyordum tabii. Pakistan'dan. sana bir şey söyleyeceğim ama üzülmeyeceksin. "Baban ölmüş kızım. "Lütfen metin olmaya çalış." "Tamam Mennan Bey." Sesi titriyordu. yaptıklarınız için çok teşekkür ederim. "Hadi ama" diye dostça çıkıştım. Belki de bu yüzden hiçbir şaşkınlık duymuyordum. Baban. hastanedekiler söylediyse. ama derin bir keder yoktu içimde. insanlar yaralanmış.com "Annem arıyor" dedim paniğe kapılarak." "Bir şeye ihtiyacınız olursa arayacaksınız ama. ben çıkayım. Böyle düşünmeme yol açan sadece bir rüya olsa bile buna inanıyordum." Yeşil gözleri kararsızca yüzümde kaldı... Telaşla sordum." "Anne. konu ben değildim. Siz de evinize gidin artık. daha doğrusu inanmak istiyordum. Yedi kişi ölmüş. Annem biraz sakinleşince: "Nasıl olmuş?" diye sordum. Mennan sıkıntılı bir yüzle bana bakıyordu. Bir ay kadar hastanede kalmış. "Bilmiyorum Miss Karen. Babamın sema ederken gülümseyen yüzü belirdi gözlerimin önünde.www. "Bir şeye ihtiyacım olursa." Mennan odadan çıkarken açtım telefonu.com Soncemre Platform ile „OKU“mak! www.." Hâlâ karşımda dikilecekti ki.. Babamın mutlu olduğunu düşünüyordum." Kendini daha fazla tutamayarak ağlamaya başladı. Çünkü rüyamdaki babam huzurluydu. Poyraz da yaralıların arasındaymış. galiba annem gerçekten de öğrenmişti başıma gelenleri." "Az önce bir telefon geldi. "Anne ne oldu? Kötü bir şey mi var?" "Lütfen sakin ol Karen" dedi üzüntüsünü gizlemeye çalışarak.." "Arayacağım. bundan sonrasını ben hallederim.. "Bakın siz burada olduğunuz için telefonu bile açamıyorum.soncemre. söz hemen sizi arayacağım. Telefonu açmadan önce derin bir nefes aldım. Kuzey Veziristan'da bir yeri." "Ah Karen" dedi üzüntülü bir sesle. İnanınca da üzülmek için neden kalmıyordu. Evet. güçlükle konuşuyordu.." Hayır. rüyama inancımı artırıyordu. Olayda iki kişinin öldüğünü de duyunca kim bilir nasıl paniklemişti zavallı? "Karen" diye yineledi. istediği gibi yaşadığını.kelamdenizi. Annenizle ben konuşmadım. istediği gibi öldüğünü." . "Hiç öyle bakmayın" diye ısrar ettim. Şah Nesim aradı. "Neyse ki sonunda açtın" Eyvah. Üstelik babamın semaya çıkarak özgürlüğüne kavuştuktan sonra ölüm haberini alıyor olmam." Galiba öyle olmuştu. Elimde telefon öylece kalakaldım. Baban ile Şah Nesim'in yaşadıkları dergâh da yıkılmış. hadi iyi geceler. annemin bu kadar inatla çaldırması hayra alamet değildi. izin verirseniz.

kuzeyden esen bir rüzgâr.com Soncemre Platform ile „OKU“mak! www.kelamdenizi. babama saygısızlık olurdu.. Durumu oldukça kötüymüş. ufukta batmakta olan kıpkırmızı bir güneş. Bu hangi uçaktı? Yanımdaki kadına baktım. Bilmiyorum. "Şah Nesim neden aramamış bizi?" "Baban izin vermemiş. rüzgârla gelen babam. Şah Nesim. yine rüzgârla gitmişti. Hava açıktı. "Peki cenaze ne olacak? Töreni nerede yapacağız?" "Tören istememiş kızım. bedenin önemli olmadığını söylerdi.. "Onun ruhu hep yanımızda olacak anne.www." "Bu da bir teselli annecim" dedim onu yatıştırmak için. . annem. yeniden ağlayacak. geri götürecek. ama anıları hep bizimle olacak.. Dikkatini başka yöne çekmek için sordum. 46 "Çünkü her çocuk bir umuttu. "Herkes mutlu ölemiyor." Uçağın inişe geçmesine sadece yarım saat kalmıştı. telaşlandırmamak için haber verdirmemiştir." Sesi sakinleşmeye başlamıştı. ama ölemiyormuş bir türlü. Ölmek istiyormuş. Sonunda bugün yaşama gözlerini yummuş. bir ay boyunca acılar içinde kıvranmış. kendini harap edecekti. "Bizi üzmemek için yaralandığını duyurmak istememiştir. onun isteklerini kabul etmeliyiz. onun için önemli olan ruhtu. ama son nefesine kadar da bizi üzmemeye çalışmış. Kimseye yük olmak istemezdi. "Hayır. sıyrıldım dalgınlığımdan. sevinmiş. 'Beni getirenler.com "Bir ay kadar mı?" Yüreğimi öfke kaplar gibi oldu." Sesi titremeye başlamıştı. bizi üzmemek.. Sen ne dersin? Yoksa Pakistan'a gidip onu almalı mıyız?" Bu. Kimdi benim babam? Nasıl bir insandı? Gerçekten Tanrı mı olmak istiyordu? Kaderi onu bu yola sürüklediği için mi bu yaşam biçimini seçmişti? Annem ile beni yeterince sevmemiş miydi? Yoksa rüyamda gördüğüm gibi inancıyla ailesi arasında mı kalmıştı? Bu sorulara. "Ruhunu bilmem. Bir rüzgâr çıktı diye anlatıyor Şah Nesim." "Kendi yolculuğunu." "Öyle.' diye mırıldanmış." Babamın bizi umursamamış olabileceği seçeneğine inanmak istemiyordu. Son nefesini verirken gülümsüyordu diyor Şah Nesim. Sonra gözlerini kapamış rüzgârın giderek artan sesini dinlemeye koyulmuş.soncemre." "Haklısın. Poyraz yatağında rüzgârın sesini duyunca. anne." "Ama çok acı çekmiş Karen. hatta îzzet Efendi oldukça farklı yanıtlar verebilirdik. kendisi tamamlamak istemiştir. Baban. İrkilerek. mezarının yerini kimseye söylememe-si için söz verdirmiş Şah Nesim'e. ama kesin olan bir şey vardı ki. aşağıda incelmiş bir bulut kümesinin binlerce metre altında koyu kahverengi bir toprak parçası uzanıyordu." Kederle örselenmiş bir metanetle mırıldandı. "Tabii öyle olmuştur." "Öyle olmuştur değil mi?" diye sordu evet dememi bekleyerek. ben. üzülmemizi istemiyormuş." Telefonu kapattıktan sonra arkama yaslanarak düşünmeye başladım.

Genç bir kızla. hayal nerede bitiyordu artık kestiremiyordum. .kelamdenizi. onu bağışlamış mıydım.. Babamla buluşmuş muyduk. Bilmek her zaman güzel değildi. Bilmemenin mutluluğu. mana neredeydi? Yaşam nerede başlıyordu.. Ellerimle kamıma dokundum. erkek arkadaşı oturuyordu.soncemre. o ölmüş müydü? Hiçbir şeyden emin değildim ama bu rahatsız etmiyordu beni.com hayır artık benimle ilgilenmiyordu. yoksa doğduğum ada mı? Nereye inecekti bu uçak.com Soncemre Platform ile „OKU“mak! www. Ön tarafa baktım. anlamadan kabul etmenin huzuru. Neresiydi burası. Kızın açık kumral saçları. Merakla arkaya döndüm. gözlerini yukarıdaki elektronik tabelaya dikmiş. yoksa gerçeğin ta kendisi mi? Madde neydi. düşünmeden hissedebilmenin doygunluğu. Sanki anlayabilirmişim gibi telaşla başımı cama yaslayarak uçağın küçük penceresinden aşağıdaki toprak parçasına baktım yeniden. büyük bir mutluluk. erkeğin siyah saçlarıyla birbirine karışmıştı. Şems gerçekten de görünmüş müydü bana. sanrılar. Çözmek aklı doyursa da ruha iyi gelmiyordu. ama bilmek istemiyordum. Anlamak sevinç vermiyordu her zaman. yere ne zaman ineceğimizi öğrenmeye çalışıyordu. güneşler şehri Konya'ya mı. Anadolu mu. Neydi o yaşadıklarım. Arkadaki iki koltuk boştu. o artık semaya çıkabiliyor muydu. Çünkü derin bir huzur vardı içimde.. sorsam hostes hemen söylerdi. henüz kendini belli etmekten çok uzak olan bebeğimi hissetmeye çalıştım. içice geçişler.. karabasanlardan oluşan kocaman bir rüya mı.www. sisler şehri Londra'ya mı? Bilmiyordum.

www.com .kelamdenizi.soncemre.com Soncemre Platform ile „OKU“mak! www.

onu doğuracaktım.www.soncemre. O gerçekti.com Soncemre Platform ile „OKU“mak! www. insanlar ne kadar kötü olurlarsa olsunlar. vardı. daha heyecan vericiydi.com Hissedemedim. bütün sırlardan daha gizemliydi. kalbimin her atışında. onları kendilerinden başka kurtaracak kimse yoktu. daha güzeldi. sahiciydi. bütün kâbuslardan. Tanrı olmak diye bir şey varsa işte buydu. . bir insanı dünyaya getirmek. Çünkü her çocuk bir umuttu. Ve yaşam ne kadar acımasız. Kâbuslarımın kara cübbeli dervişi ne derse desin bu konuda annem haklıydı. birine can vermek. yaşamın sürekliliğine katkıda bulunmak.. her soluk alışımda. ama hissedemesem de oradaydı. Ve ben karanım vermiştim. gözlerimi her açıp kapayışımda karnımda anbean büyümekte olan bu bebek.kelamdenizi. Zaten bu hikâyede gerçekliğinden emin olduğum tek şey oydu. üstelik bütün sanrılardan.

You're Reading a Free Preview

İndirme
scribd
/*********** DO NOT ALTER ANYTHING BELOW THIS LINE ! ************/ var s_code=s.t();if(s_code)document.write(s_code)//-->