KURT İSYANLARI

Tedip ve Tenkil

o

o

o

^

>

I

ı

<

\^'

I
1^

te. o

V>
'

■:i«p.-,.-4-jr.-v,'

AHMET

KAHRAMAN

EVRENSEL

BASIM
YAYIN

-vn^i;

^
EVRENSEL
BASIM YAYIN

AhmetKahraman

Kürt

isyanları
(Tedip ve Tenkil)

Doğa Basın Yayın

Dağıtım Ticaret Limited Şirketi Tariabaşı Bulvarı Kamer Hatun Mah. Alhatun Sk. No: 27

Beyoğlu / İstanbul
Tel: 0212 361 09 07 (pbx)
Faks: 0212 361 09 04

web: www.evrenselbasim.com e.posta: bilgi@evrenselbasim.com

Evrensel Basım Yayın - 237

Kürt Tarihi ve Kültürü Dizisi - 4

Kürt İsyanlari
(Tedip ve Tenkil)

Ahmet Kahraman

Kapak Tasarım
Savaş Çekiç

Birinci Basım

Ekim 2003

İkinci Basım
Eylül 2004

ISBN 975-6525-48-7

Baskı

Ayhan Matbaası
lYûzyıl Mah. MaıSil. S, CaJ. No: 47 Bağcılar 02I2.Iİ29 01 65)

Kürt

'

isyanları
(Tedip ve Tenkil)

..102 108 Okyar gidiyor... İnönü geliyor 112 Şeyh Said yakalanıyor Binbaşı Kasım anlatıyor ÜÇÜNCÜ BÖLÜM H^ 123 Seid Abdülkadir ve davası Diyarbakır'daki zafer şenliği istiklal Mahkemeleri 130 138 141 Şeyh Said davası Toplu idam karan idam töreni ve yan yana 47 sehpa 1'*^ 1^° 165 Babalar. 58 Şeyh Said Efendi Şeyh Said ve Seid Rıza Şeyh Said halka karışıyor 69 76 81 Piran'da silah sesleri Diyarbakır muhasarası ve isyanm kaderi 84 86 Türk basını isyanı gizliyor 93 Bir ajanın portresi Yenilgi ve dış destek dedikleri Başbakan. "amaç Kürtçülüktür" diyor ^^ . oğullar ve torunlar 177 .İÇİNDEKİLER önsöz birinci Bölüm ^^ TC resmi tarihi ve Kürtler 15 Kürtler ve isyanları ikinci Bölüm 22 Hizbe Azadiya Kurdistan ve Albay Halit Bey ..

göbek havaları ve şapkaya hücum . .DÖRDÜNCÜ BÖLÜM Islahat planı ya da tedip ile tenkil Tanıklar ve resmi belgeler Babamı diri diri yaktılar Hayali isyanlar ve sürgün yollan 186 191 198 203 BEŞİNCİ BÖLÜM 212 Hoybun ve isyancılar ibrahim Paşa Bildiri savaşları 218 224 Ruslar ve Iran da savaşa giriyor Ateş çemberi Resmi tarih ve Yaşar Kemal 228 233 238 Katliamcı asker anlatıyor 242 ALTINCI BÖLÜM 249 250 Dersim sırasını bekliyordu Rızo Osmanh'nın son dönemlerinde Dersim 256 Seid Rıza şerefine bando-mızıka ve "koşun yiğitler vatan imdadına.. 281 . 289 293 Halbori gözeleri 297 .. 286 Müfreze kolları Dersim'i sarıyor Kadına tecavüz ve Seid Rıza'nın yeniden çıkışı ." Erzincan'ın kurtuluşu ve Dersim Generali Koçgiri isyanı ve Dersim 258 262 267 Seid Rıza ve Dersim kıskacı 275 Tehlike çanları ve ismet Paşa'nm raporu Tunceli yasası.

isyan KAYNAKLAR ISIM indeksi 398 414 417 .yedinci bölüm Bomba yağmuru Bombacı Amazon Sabiha 303 307 Dersim dağlan yanıyor Alişer ve Baytar Nuri Dış destek ve Bese'nin ölümü Seid Rıza barış görüşmelerine gidiyordu 312 319 325 328 Bir garip yargılama infaz görevlisi Çağlayangil anlatıyor 332 340 Sehpadaki babalarla oğullar sekizinci Bölüm 349 Dersimliler kurtulduk diye sevinirken 353 Kan sesi Ölüm kafilesinin 6 yaşındaki yolcusu Resmi söylem ve Pülümürlü Ele 357 360 365 General'in utancı Mağaralarda ölüm 370 375 Bebekleri de yakarlar Zeynel Çavuş'un madalyası Kurtarıcısını arayan Paşa 380 382 385 Adı da yok olan tetikçi Kırım istatistikleri ve sürgün DOKUZUNCU BÖLÜM 388 393 29.

.

pek çok kişi. hayali isyanların gölgesinde. "kendisi" olmaktan çıkarıl¬ mıştı. "tedip ile tenkil" vardı. 1980'lerin başında. Şeyh Said İsyanının gerekçesi çarpıtılmış. Y.ÖNSÖZ Soykınm. ama. "rejim doğruları"nın öte yana savrulduğunu gördüm. yurtlarının parçalanıp bölünmesine rağmen. Sokrates'ten Spartaküs'e. 20. TC tarihine serpilmiş "siyasi amaçh idanılar"ı yazarken. kitabın böyle bir iddiası yok. Bölge¬ nin yerlileri olarak. "anne ve babaların kayıp evlatlannı. Sı¬ nırlı kapsamı içinde. varlıklarını koruya¬ bilen Kürtler. Kitap. Ortadoğu'nun en eski halklarından biridir. Bu pencereden bakıldığında Kürtlerin tarihi. Asılmış Kürt liderlerle "Kürt isyanları"nın dosyasını. Fakat. Şeyh Said'in hikâyesi ise şaşırtıcıydı. kardeşlerin birbirini aradığı bir tarih''tir. burada yaratılan kültürün mi¬ rasçıları.. Kürtlerin bütün bir siyasal tarihi değildir.. aynı zamanda. olamaz da. Örneğin resmi tarihin rakamlandınldığı sayıda Kürt isyanı yok... adeta sipariş üzerine. yüzyıla sarkan trajedik mücadelelerine genel bakıştır. "var olma" mü¬ cadelesi olarak çıkıyor karşımıza. yenilmiş olmasına rağmen. ma¬ sa başında yemden üretilerek. gerçeklerin biryana. Marr'ın deyimiyle. altüst edilmiş. bu ne¬ denle daha derinliğine bir bakış için ayırdım.. bu kitap. davasına inanma ve üs- II . Rus sosyal bilimci N. Başka bir deyişle Kürtlerin tarihi. sürgün ve asimilasyon fırtınalanyla savrulmalanna. Robespierre'den Babeuf e kadar.. Bu mücadelenin yarattığı so¬ runlar ve trajedilerin bir kanlı harmanı. ağırlıklı olarak Kuzeyli Kürtlerin. "tarihin üvey evlatlan"dır.

. elbette pek çok kaynaktan da yararlandım. Ama. Ayrıca. farklı kılan özellik buydu. onun sonunu noktalayan nedenlere "Dersim İsyanı" diyordu. muhafızları¬ nın görüş ve bakışını pekiştiren. tek yanlı. resmi tarih ve devlet raporlarından alıntının ya¬ nında. tek yanlılık ve tek pencereden bakış açısı aşıldı. bütünlük içinde eriterek işledim. öteki çalışmalar birbirinin tekrarı.. "altta kalanların" sesine de yer verilerek. Özel araştırma ve tanıklardan edindiğim bilgilerin dışında. Mehmet Bayrak ve benzeri birkaç kalemi hariç tutar¬ sak. Resmi tarih. araştırma yazısı ve pek çok da kitap yayımlandı. Şeyh Said. Seid Rıza trajedisinin dokusu ise ayrıydı. ama ezilenleri bir kez daha mah¬ kûm eden. Başka bir deyişle "duygusal" bulanlar. güçlük çıkar¬ maktan özellikle kaçındım. Ama ben ne yapayım ki. röpor¬ taj. bölüm sonlarını "dip¬ notlar" ormanına dönüştürerek okura eziyet edip. yazarın taş duyarsızlığında olması mümkün değildir. olay ve durumların kendisi baştan başa iz . * * * "Kürt isyanları" hakkında. Bu kitabı. "içine duygu sinmiş" di¬ yenler çıktı. Bu teknikle kaynakları met¬ nin içinde vurgulayıp. Ama alıntı yaparken.. cellatlarıyla şakalaşıyordu. tek bakışlı çalışmalardı. bilimsel formülasyon adına. altı ay sonra ikinci baskı yapan bu kitapta. sayısız makale. gerçeklerin tarihinde isyan yoktu. Okura kolaylık olsun diye bütün ki¬ taplarımın genel tarzı olan ve çağdaş pek çok yazarın da tercihi olan "röportaj" tekniğini kullandım. Kitabın ilk baskılarını okuyanlardan. başı dik olarak celladın önüne yürümüştü. Yazdıklarına karşılık hayatının yansım cezaevinde geçirerek bedelini ödeyen İs¬ mail Beşikçi.tüne düşeni yapmanın huzuru içinde. Bir yönüyle.. 2001 yılında Almanya'da yayımlanan. benzeriydi. "resmi tarihi" yaratanları gözeten. ölüme yürürken. bugüne kadar. tek sesli. sayfa altlarını.

"On söze". ekler yapıldı. anlaşılması için somut olaylar ve tarihe tanıklık edenlerin ayrıntılı anlatımlarıyla örneklenmiştir. İn¬ san hayatına saygım nedeniyle. insanlık yangınları bütünü değildir. yüzbinlerce kilometre karelik alana yayılmış kan golleriyle. bu kitap. "resmi tarihin maskını aralar¬ ken". ilk içeriğe bağlı kalınmak koşuluyla yeniden göz¬ den geçirilip düzeltmeler. tekrar yazılmasa bile. çağına tanıklığın gereğini yerine ge¬ tirmek ve insanlığın evrensel vicdanına karşı borcunu ödemek¬ ten ibarettir. Başka bir amacı yoktur. İstanbul baskısı için kitabı gözden geçireyim derken. Ben yaratmadım acıları.. . korku çemberindekilerin isteğine uymayı. kendilerinin ve ailele¬ rinin güvenliği için adlarının açıklanmasını istemiyorlardı. Tanıklığına başvurduğum bazı kişiler. bütünün algılanıp. bir "son söz" ekleyecek olursak eğer. bu yazarın kusuru değildir. yazarlık ödevi ve insanlık görevi saydım. Sadece. kitap. . 13 . bir halkın çektiği acılar. Sadece olanları aktardım.birer acı nehriyse. Yazar açısından da amaç.. Ahmet Kahraman Hamburg Haziran 2003.

.

Türk tarihinin "başlangıcı". TC tarihi ise "masa başı üretim tarzı"nın koku ile ses¬ lerini yaya yaya karşımıza çıkıyordu. yazıyı bulan Türklerdi. yeryüzündeki halkların çoğu da Türklerin soyundandı. Gerçekleri ters yüz eden "kaşif tarihçiler". Türklerin Orta Asya'dan çıkıp. Mitos haline getirilen kişilerin savunması niteliğindeki metin¬ lerde. "siparişi veren müşteriyi memnun etmek" vardı. Onlar için gerçeklerin dinamiğinde. bazen "masa başındaki keşif ve icatlar"ın gölgesinde. Macarlar. Türkler ise evrensel uygarlığın tek yaratıcısı oluyordu. kağıdı. Resmi tarihçilere göre.BİRİNCİ BÖ LÜM TC RESMÎ TARİHÎ VE KÜRTLER Genel bir söylemle. Okul kitapla¬ rında. "elalem ne der?" kaygısı yok. bir "kuraklık ve kıthk"tan yurtlarını terk eden Türklerin soyundandı. hayvanları evcilleştiren. ilk uygarlığın yaratıcılarından Sümerler. Osmanlılar bile "Türk"tü. beyzadeden sipariş alan kunduracı yakla¬ şımıyla tarih üretiyorlardı. hâlâ Sultan Mehmet'in tek¬ nelerini karadan kaydırarak bir koydan ötekine aktarıyordu. Asurlar. başka kimlik ve şekil alıyor. Zaten. bütün ulusların resmi tarihi. neresi olduğu kimse tarafından bilinmeyen "Orta Asya"da. daha sonra tarih sah¬ nesine çıkan Selçuklular. "abartılarla" doludur. Amerika'nın yerlileri olan Kızılderililer. buğdayı keşfe¬ den. gerçekler eriyor. TC'nin en saygın tarihçilerinden biri. Türk propagandasının fokurdamaları arasında. kafileler halinde yeryüzüne 15 . 1920'lerden sonra masa başı buluşlarını. yine hangi tarihte meydana geldiği meçhul. yaşanmışlıkların kınntdan bile seçilemi- yordu. Etiler. Kimi resmi tarihçiler. sınır tanımaz boyutlara vardırıyorlardı. Ateşi. Çin masal ve efsaneleri. Selçuklular ve Osmanlılar. varlık içinde yaşar¬ ken.

Fakat. tam "huzur buldum" dedikleri sırada Arabistan ayaklanıyordu. burada Osmanlı devletini kuruyorlardı. çobanlık ve askeri hizmete karşılık bugünkü Söğüt yöresine yerleşiyor. hırpalana hırpalana 1800'lerde iyice yorgun düşmüş. Orijini ne olursa olsun. olsa olsa kabileler arası çatışma olabilirdi. "kuraklık ile kıtlık" değil. Halkların ayrışma. Türkleri eşiklerinden içeri sokmuyor. Nedeni ne olursa olsun. askerlikte. bağımsızlaşma istemiyle başlattıkları is¬ yanların dipten gelen dalgalarıyla sarsılıyor. isyancıların üstü¬ ne. çatı yapıydı. imparatorluk. Osmanlı devleti. Huzuru kılıcın keskin ağ¬ zında arayanlar. kılıç zoruyla halkları bir arada tutmaya. niteliği her nedense açıklanmıyordu. "Türk" sözünden bile hoşlanmıyor. Osmanlıları meydana getiren 300 çadırlık aşiretin Afganis¬ tan'dan göç nedeni. etnik homojenitesi bulunmayan. * Afgancanın "Peştun" diliyle konuşan Osmanlılar. çağın gelişmelerine ayak uyduramadığı için geri kalmış¬ tı. Kabuk yönetim. top¬ lumsal fokurdamanın önüne geçmeye çalışıyor. oklarla gösteriliyordu. gür ateş üzerinde kaynayan bulgur kazanının fokur fokur yüzeyini andırıyordu. Kürdistan'a ardı arkası kesilmeyen "te¬ dip ile tenkil" seferleri düzenliyordu. Altında farklı dil ve dinleri barındıran bir kabuk. ı6 . çok halklı bir imparatorluktu. Afganistan dağ¬ larından koptuktan sonra.dağılıp medeniyet ışıklan saçması. kendilerine "Türk" diyenleri. yankıları günümüze kadar gelen terörle yürüyordu. hakarette bulunmuş kabul ediyor. aşağılamak istediklerine "Türk" diyorlardı. yaydıkları medeniyetin içeriği. tıpkı daha önce aynı coğrafyadan yo¬ la çıkan Selçuklular gibi Hazar Denizinin kuzeyinden Bizans ül¬ kesine geliyor. aynı kıyımı Bulgaristan ve Bosna ile Sırbistan'da tekrarlıyor. Mora ya¬ rımadasında kırım yapıyor. gerçek hayat¬ larında o kadar Türk'tü ki. sivil bürokraside yer vermiyor.

24 ayrı devlet kuruluyordu. Kafkaslı Türk. zorunlu resmi dil de Türkçe oluyordu. Türkiye Gumhuriyed'ni oluşturan mozaiği şöyle açıklıyordu: "Türkiye bir göçmenler memleketidir. ken¬ dini Osmanlı Türk kültürüne bağlı hisseden insanlar. » TC'nin kurucuları. Kuruculardan her biri. farklı kök ve kökenden. Bunlar¬ dan Prof. galip devletler tarafından kurdurulan bu devletlerden bir tanesiydi.Saray yönetimini şaşkına çeviren isyanların hızını koruduğu bir sırada Birinci Dünya Savaşı patlak veriyordu. olmamıştı. Giritli Müslüman Türk. Fran¬ sa ve daha sonra da Almanya'nın himayesinde ayakta kalan im¬ paratorluk parçaları üzerinde. yüz binlerce insan ana vatana gelip sığınmışlardı. Balkanlı Türk. Yeni ideolojiye uygun tarih tezleri ise bu süreçte geliştiriliyor. Halil inalcık. Trakya ve Kürdistan'dı. icat ve keşiflerle tarih üretiliyor. imparatorluğun ayrı parçasından geliyordu. Oysa. insanların "topyekûn Türk" olmadığını söylüyorlardı. Bosnalı. imparatorluğun sonunu hazırlayan ittihat ve Terakki Partisi okulunun mezunları ya da kadro adamlarıydı. 10 Ağustos 1995 tarihli "Yeni Yüz¬ yıl" gazetesinde yayınlanan röportajda. Anadolu. yeryüzü haritasında. kendilerini ittihatçıların "Türk¬ lük" ideolojisinin mirasçısı olarak görüyor ve Türkiye Cumhuri¬ yetini bu temel üzerinde inşa ediyorlardı. Osman¬ lı ailesi dahil bütün Müslüman halklar "Türk". Türki¬ ye Cumhuriyeti (TC). TC'nin. "Tür¬ kiye" adını taşıyan bir toprak parçası yoktu. Son yüzyıl içinde. Türkiye Cumhuriyetine (TC) kadar. "tek ırk" ideolojisi egemen kılınıyor. üs¬ tünde inşa edildiği toprakların tarihsel adı. Abaza. birçok halkı "Türk" yap¬ makla birlikte. İngiltere. Kırımlı Türk. Tatar. Çerkez. kökleriyle bu topraklara ait olan halklar. resmi Türk tarihçiler bile. Ama. "buharlaşmayı" yadırgıyor. Pomak. Bu bakış açısıyla. havaya karışıp yok olmuş sayılıyor¬ du. aniden buharlaşmış. Amerika milledni 17 . Gürcü. Dr. Arnavut.

Almanlar. Bu amaçla. "ileri" komutuyla hamle edecek. ingiltere. "adı var. Fakat. Enver ve Cemal Paşa'lar.meydana getiren göçmenlere bir bakıma benzetilebilir. Ordu. istanbul'da kurulan hayaller Sarıkamış dağlarında bo- ı8 . bunları atlayarak "yok" saymıyor ama iki Al¬ man savaş gemisinin. Fransa. Resmi tarih. 1908 yılında. Sarıkamış'a yığmıştı. kaynaşmış insanlardır. Osmanlı ordusunu "kiralık asker" misali dünya savaşı cephesine sürmüş. 120 bin kişilik bir orduyu yazlık elbise. "Büyük Turan Türk imparatorluğu" kuracaktı. Bütün bunların altındaki "emperyal" niyet de şuydu: Itdhat ve Terakki adıyla Sultanlığın iktidarını ele geçirmiş ırk¬ çılık. Enver Paşa'nm emriyle toplarını ateşlediği¬ ni de inkâr ediyordu. Almanya ile anlaşmış. iki Alman savaş gemisi Goeben ve Breslau'ya da Osmanlı bayrağı çektirip. kendisi yok" hale getiren Itdhat ve Terakki Cemiyed'nin (Partisi) üçlü diktatörü (Triumvira). Oysa. Rus toprakların¬ da ilerleyerek "anayurt" Orta Asya'yı "fethedecek" ve bu toprak¬ lar üzerinde. yırtık postalla Rusya cephesine sürmüş. 1914 yılında durup dururken Osmanlı devletine saldırmış. Rusya ve italya'dan oluşan "emperyalist batı ittifakı". "emperyal" niyetle saldırıp savaş ilan eden Osmanlı dev¬ letiydi. Alman imparatorluğunun yanında yer almakla genişleme ha¬ yallerini gerçekleştirecekti. "habersizce" gemile¬ rine Osmanlı bayrağı kondurup Rus kıyılarını bombalamışlardı. Almanları "korsan" yerine koyu¬ yorlardı. Enver Paşa'nm Alman komutana yazdığı emirname ortada olduğu halde. Resmi tarihçilere göre. yerine oturttukları Sultanı da. Sultan'dan habersiz. Biraz daha geriden alırsak. imparatorluk topraklarım işgal edip parçalamıştı. Fakat onlardan farklı olarak beş yüz yıl imparatorluk içinde yaşamış." Yine resmi tarihe göre. Fransa ve ingiltere'nin müttefiği Rusya'nın kıyılarını topa tutmuş. savaş ilan etmişti. Talat. bir darbeyle ikddan ele geçirip Sultan Abdülhamit'i deviren. 5 milyon ingiliz altını karşılığında.

Menemen'de ise böyle bir ayaklanma olmamış. * Yenilgilerin "zafer" şeklinde gösterilmesi resmi tarihin bir di¬ ğer sayfasıydı. "zafer" kazanmış oluyordu. Türkiye Cumhuriyeti'nin (TC) kuruluşuna ilişkin sayfaları da bir tuhaftı. Çanakkale boğazında yaşanan savaş. 90 bin asker donarak. bundan sonra ellerini kollarını sallaya sallaya Kürdistan'a girip diledikleri kadar ilerliyordu. sade¬ ce geride kalmış ve müttefikleri Fransa. Mareşal. ingiltere donanmasının Çanakka¬ le boğazını geçip istanbul limanında demirleyerek şehri işgal ettiği söylenmiyordu. rüyası bile görülmemişti. Resmi tarihin. Ma¬ reşalin savaş taktiği basitti: Elinin altındaki asker kalabalığını. "Zafer" kutlamaları sırasında. sağ kalan varsa. 19 . "yedi düvelle savaş" yoktu. Kuruluş. 1915 yılında. bilinmez. vurulan düşüyor. "şanlı zafer" şenlikleriyle kudanıyordu. Alman Mare¬ şali Liman von Sarders Osmanlı ordusuna komuta ediyordu. Filistin cephesinde uyguladığı bu savaş taktiğini Ça¬ nakkale boğazında da tekrarlıyor ve boğazın yamaçları 250 bin as¬ kere mezar olduktan sonra ingiltere donanması istanbul'a ilerliyor¬ du. Biliyoruz ki.. ingiltere'ye karşı verilen savaşta.. has¬ talıktan kırılarak saf dışı kalıyordu. Kimi Cumhuriyetçiler de savaşta yer aldıkları için mi. toplu halde düşman mevzilerine saldırtıyor. halkın. Cumhuriyet tarihinin "iç isyanlar" sayfası da. gerçeklerin di¬ linden uzaktı. bu yenilginin yıl dönümleri. ingiltere ile italya tarafın¬ dan terk edilen Yunan birliklerini kovalamak ve yer yer çatışmala¬ ra girmek vardı. taraftarlarının katıldığı ayaklanmadır.zuluyor. "isyanın" öteki adı. Oysa. Örneğin. Engelsiz kalan Rus orduları. 120 bin kişilik ordu yerinden kımıldayamadan kar. 1930 yılında meydana gelmiş bir "Mene¬ men Isyanı"ndan söz ediliyordu. "yedi düvele karşı verilen savaştan sonra" diye anlatılıyordu. bit ve salgın hastalığa teslim oluyor. kış. çarpıcı bir örnekti.

"Var" olduklarını söylemek suçtu. "miras" gi¬ bi kabullenip kullandılar. Onları "medenileştirmek". varlıkları inkâr ediliyor. 1921-40 yılları arasında. terbiye etmek. Bunların tümü. neredeyse "Kürtlerin iyiliği için"di. Ankara olayı "isyan" olarak adlandırıyor. alt sömürge" oluyordu. uslandırmak" demektir. iç ile dış etkilenmelerden arındırmak için.1930 baharının "bağ budama" zamanında. kültürü yasaklanıyor. artık "sömürge bile değil. Cumhuriyetçiler. Menemenliler.. budama işi arayan beş esrarkeş kasabaya gelmiş. bir¬ birine bağlı. ta istanbul'dan. Gerçeklerin böylesine tırpanlandığı sistemin tarihinde. "sen. kasabada kimsenin tanımadığı beş kafadarın yaptıklarım tiyatro sahnesi gibi uzaktan seyretmişti. "yola getir¬ .. Kürtler üzerine düzenlenen "yok etme ve bastırma" seferle¬ ri bu deyimlerle adlandırılıyordu. kafaları dumanlı bir halde kahvede dini konuşmalar yapıp. ismail Beşikçi'nin deyimiyle Kürt coğrafyası. olup biten¬ lerden habersiz muhalifleri. Kürtler resmen "yok"tu. bir sabah. onlara. naralar atan esrarkeşler kendileri¬ ni tutuklamaya gelen askeri birliğin başındaki teğmeni öldürüp ba¬ şını kesmişlerdi. 1925 yılında yürürlüğe giren "Şark Islahat Planı" ile Kürtle¬ rin dili. Sarıkamış'tan Meneme'e getirip idam ediyordu. Osmanlı dönemin¬ de. herhalde safdillik olurdu. "Tedip" ve "tenkil" Arapça deyimlerdir. onlara ilişkin olaylarla durumların doğru. Fakat. Türk Dil Kurumu'nun sözlüğüne göre Tedip. "Türk" kimliği boyunlarından aşağı asılıyordu. gerçeklere uygun biçimde not edilmesini bek¬ lemek. "Kürt isyanları"nın bastırılması amacıyla. tarihin oluşumundan beri kendi yurtlarında yaşayan ve bölgenin en eski halkı Kürtlerin tarihteki yerini almasını. hiç olmadın" denilerek. birbirini tamamlayan sayısız "tedip ve tenkil hare¬ kâtı" tazelendi. mek. Ama resmen "olmayan" Kürtlerin isyanları "var"dı.

Generaller rejiminin "keşfine" göre. kimi "kart kurtçular" da. Türkleri kıskandıkları. "ne mudu Türküm diyene" diyen herkes. kendilerine "Kürt" demişlerdi. Bu kanı ve tanımlama yanlıştı. medeniyetin bütün nimetlerinden yararlanmaları için çalışıyor. o arada aralarına sızmış "vatan haini terörisderle mücadele ediyor"du. 12 Eylül darbesini yapan generaller. Türk düş¬ manlarının uydurduğu gibi "Kürt" diye bir halk var olmamıştı. "spor olsun". es¬ ki zamanların birinde.. dünya "Türk düşmanlarıyla doluydu. ayaklarından çıkan "kart. "çağdaş medeniyeti yakalamış Türk devletine karşı kışkırtıyorlar"dı. "sen aslın¬ da Kurtsun" diye kandırıyor. köyleri yok olsun. TC. TC'de Türk'tü. evlatları kırılsın diye ikide bir isyan ediyorlardı. ortadan kaldırma. Her şey gibi bu da. Zaten. Fakat. kurt" anlamında. fırdolayı düşmanlarla çevriliydi. Bütün kışkırtmalarına rağmen. bu vatandaşla¬ rını şefkade bağrına basıyor. on¬ ların iyiliği içindi. "kart.."Tenkir'in sözlük anlamı ise şöyle açıklanıyor: "Kamuya zararlı kişi ya da topluluğu. başkasına korku ve ibret verecek biçimde cezalandırma. Türk devleti. ya da rahat ve huzurdan bıktıkları için evleri. Resmi söyleme bakılırsa. "Var olduklarını" söylemek yalandı. dünyadaki güç¬ lü mevkilere çıkmasını istemedikleri için "Türk oğlu Türk" olan ve "kart kurt" sesine kanmış saf vatandaşları. Çünkü. basit yoldan giderek Kürderin hiç olmadığını. rahadıkla bu sözleri bağırıyor ve huzur içinde yaşayıp gidiyorlardı. "birinci sınıf vatandaşları"nın Türk ol¬ duğunu kanıtlıyorlardı." "Kürt yok" TC'nin birinci sınıf vatandaşları vardı. . "hiçbir sorunlan bulunmayan" Kürder. kurt" sesine kulak verip. TC'yi bölme çabasıydı. (zamanı kendileri de bilmiyorlardı) kar üzerinde yürüyen Türklerden bazıları.

. tekzip ediyordu. "Dersim isyanı yok. Bilimsel bir açıyla bakıldı¬ ğında. 28" diye sıralıyor.. Bunlar. 20. analizci bir gözle değerlendirebilenler. Halbuki. S. Ön Asya'da tarih sahnesine çıkmışlardır. kağıt üzerinde tersine çevrilmiş "tedip ve tenkiP'di.1920'lerden. Rus ta¬ rihçi M. Resmi tarih isyanları.. bunların büyük bir bölümünün "hayali" sayılar olduğunu görüyordu. 3. Halk isyanından söz edebilmek için planlı programlı örgüt¬ lenme ve örgütlü eylem gerekiyordu. aynı tarihin sayfalarını dikkadice karıştıranlar. Oysa.. bin yılların sonlarında. Ağrı direnişi ve PKK hareketiydi. sayıyı. tedip ile tenkil var" gerçeğiyle karşılaşıyordu. "1. Onun dışın¬ da isyan yoktu. "Tedip ve tenkiP'in kırım ile kan sesi arasında. hemen hemen her baharda. Numaralandırılan "isyanların" izini sürüp. "Kürderin etnik ataları olarak kabul edilen halklar. özellikle 3-4. . 2.. gerçeklerin tarihi. Bunlar Hurriler.. Osman¬ lı'dan miras üzerine "tedip ve tenkil" seferleri düzenlendi. Örneğin. sayılar düzmece kalıyor. Lulubeler. Lazarev. 10. bu sayılan doğrulamıyor. 1984 yılında Partiya Karkeran Kurdistan (PKK) öncülü¬ ğündeki hareketle "29" rakamına ulaştırıyordu. 1940'a kadar. "ol¬ mayan" Kürtlerin "isyanlarını bastırma" gerekçesiyle. Kassiler. Şeyh Said'in adıyla öz¬ deşleşen 1925 olayları. Geride kalan 25 "isyan". Kürtlerin köklerini ve insanlık sahnesine çıkış dönemlerini milattan binlerce yıl öncesine dayandırıyor. tarihin en kanlı sayfalarından biri olan "Dersim olayları" resmi tarihte "isyan"dı. ancak yarım yamalak üç isyanm varlığından söz edilebiliniyordu. Karduklar ve öteki bazı boylardır" diye yazıyor. "kaçışı kur¬ tuluş" sananlarla kovalayanlar arasında zaman zaman yaşanan çatışmalar "isyan" ise bu rakamlar doğru olabilirdi. KÜRTLER VE İSYANLARI Evrensel tarih.

eski çağlardan günümüze akmış nadir halklardan biriydi. komşuluk ettik¬ leri birçok etnik variık. Kürt etnik sentezinin ilk kaynağı. Kuzey Mezopotamya'da.Yazara göre. Iran kaynaklarına göre Kurdistan adı. Başka bir anlatımla. iç içe yaşadıklan. 5. daha çok Arap ve Pers kaynaklarıyla ve yazadarının kalemlerinden günümüze gelebilmiştir. 23 . kuşatılmış hallerine.Ö. dünya¬ da kendi etnik yüzünü koruyabilmiş nadir halklardan biri olarak belirliyorlar. yurtlannın. Kürtlere ilişkin bilgiler. Kürtlerin dolaysız atalarından söz edebiliyoruz. dağları kadar "bınge" (doğal derin¬ liklerinde). yani çağdaş Kürdistan'ın tam merke¬ zinde bulunmaktadır. 8 bin yıl önce. yok edici darbelere rağmen. şöyle diyor: "M. Ortadoğu'nun "otokton" (yerii) halklanndan başlıcası. direnerek. Batılı tarihçiler ise Kürderi. yaşama biçimlerinden söz etmektedir. bu topraklar (çağdaş Kürdistan'ın Suriye'de kalan toprakla¬ rı) üzerinde ortaya çıkmıştır. Vasilyeva'ya göre. çev¬ rilmiş." Mezopotamya coğrafyasını gezen Yunanh komutan Ksenefon da. etnik ya¬ pılarını koruyabilmelerini mucizevi başarı olarak niteliyorlar. Rus tarih¬ çi E. dünya uygarlığının en kadim merkezlerinin filizlendiği top¬ raklardır. yalnız Batı Asya'da değil. Batılı kaynaklar. I. "Kurd" adı bu dönemde ortaya çıkmıştı. Lazarev. varlığını 600 yıl sürdüren Halaf kültü¬ rü. yapısını koruyup. Bu saptama ve hak teslimine göre. M. Kürtler sayısız soykırıma. Kurdistan adı oldukça geç dönemlerde ortaya çıkmıştır. soykırımlar. Kürderin etnik sentez sürecinin kesin ola¬ rak saptandığı kadim başlangıç merkezini de içine alan bu böl¬ ge. 1. bin yılın ortalarından itibaren. Halaf kültürünün yerini daha son¬ ra Ubeyd kültürü almıştır. yüzyılda yazdığı Anabasis adındaki kitabında Kürt¬ lerin varlığından.Ö. "devletsiz halk" Kürtlerin. etnik yüzünü. kendi topraklarında hayat bulan bir halktı. "tehcir" (toplu sürgün) ve savrulmalara rağmen. sürgün ve asimilasyonlar so¬ nucu eriyip yok oldukları halde. ilk kez Selçuklu Sulta¬ nı Sencer zamanında kullanıldı.

Lazarev'e göre Kürder. kılıçlar çekiliyor. Uzun muhasaradan sonra. aynı zamanda Arap egemenliğini kabul. hayatı var eden aydınlığı. yaşamak¬ taydı. yüzydlara yayılan savaşlar başlıyordu. 2000'lerde de hâlâ sürmekte. P. isyanlar birbirini izliyordu. Tikrit ve Cezire direnişleri. fakat Kürtler. Atilla dahil doğudan gelen barbarlara. ay ve aydınlık üzerinde yemin edilen kutsallıktı. Şorezor şehri ele geçiriliyor. ayı. kültür ve dört bucakta paylaşılan yaşa¬ ma biçimleri. ortak dil. Avrupalılar. V.. Müslümanlığı kabul etmelerine rağmen. O nedenle Selçuklulara da "Türk" diyorlardı. 2-4 . ona biat ve tes¬ limiyet olarak algıladıkları için direndiler. Bu savaşlarda Kurdistan şehir ve eyalederi büyük zarar gördü. sahip oldukları doğal koşullar (coğra- fik yapı) ve ulusal sentez sayesinde. dini yayma adı altında sınırlarına dayanınca. Kürder. Aşiretsel ve güç¬ lü aile bağları. 642 yılındaki Ne- havend savaşı ve onu izleyen Musul. Cafer Faracis'in liderliğindeki isyancı Musul Kürderi 835 yılında Azerbaycan ile Ermenistan arasında kalan toprakla¬ rın büyük bir bölümünü ele geçiriyor. Dasin dağlarında Halife¬ nin ordularını bozguna uğratıyorlardı. Araplar ise kuzeyden gelen Müslüman göçmenlere "Türk" adınr veriyorlar¬ dı. Araplar. güneşi kutsal biliyorlardı. Şarezor savaşını Kürt tarihinin en önemli olayı olarak nitelendiriyor. aydınlığın kutsiyeti. Kendi kültür ve medeniyetlerini de yaratan Kürtler. Müslü¬ manlığı. Güneş. Islamiyeti gönüllü olarak kabul etmediler. Arapları geriletmiştir.. Islamiyetten önce Zerdüşt dinine inanıyor. Halifenin yönetimini kabullenmiyor. onları koruyan bir başka etmendi. Nikitin. daha son¬ ra da genel olarak Müslümanlara "Türk" diyorlardı. Kürtlerin bazı kesimle¬ rinde. yüzyıllara yayılmış kesintisiz savaş ile soykırımlardan korunarak geliyorlardı.

Selçuklular acımasızhklanyla tanınıyorlardı. Islamiyetin iktidarını ele geçirince. Kürder rahat bir nefes alıyordu. Kürdistan'ın en güçlü aşiretlerinden biri olan Hazbanilere mensuptu. Nikitin'in deyimiyle Kürtler. ya da "hayran kalınan" anlamına gelen "Hüsne Keyf"liydi. bütün çabalara rağmen Kürtlerin Araplaşması akim kalıyor. Kürt Usıf e Selahaddin e Eyyub (Eyüb'ün oğlu Yusuf Selahaddin. Yusuf Selahaddin'in kökleri. daha sonra TC tarafından de¬ ğiştiriliyor. ço¬ cuk. bu gücü ulusal amaçlar için kullanamıyor. uluslaşma yolunda kullanmayı kaçınyor"lardı. yüzyıllara sarkıyor. Selçuklulardan oluşan "Hassa Ordusu"nu öne sür¬ düler. "Hınsı Keyf" diye de telaffuz edilen isim. Revan- di. Rus Kürdolog V. Nitekim. kadın ayırımı yapmadan önüne çıkan Kürtleri kılıçtan geçi¬ rerek Isfahan. yaz aylarında ta Erivan ve Dovin yaylalarına kadar giden. Ama bu yenilgi Arap-Kürt savaşlarının sonuncusu olmuyor. ihtiyar. bilim ve kültürel alanla tanınmış bir aile¬ den geliyordu.Araplar. daha sonra Moğollar tarafından yakı¬ lıp yıkılacak olan dünyanın en zengin kütüphanesini kurmuştu. P. Arapça deyimle Selahaddini Eyyubi) bütün Müslü¬ manların Sultanı olana kadar. koyun sürüleriyle. Cebel ve Fars'ta yenilgiye uğrattı. Selahaddin. Türkçede. varlıklı. 10 ve 11. Vasıf Paşa. Selçukluları "Hassa Ordusu". "Selahaddin'in sağladığı imkanları.. günümüzün deyimiyle bir tür "kiralık asker" niyetine kullanıyordu. kendisi de islam alemine Sultan olduk¬ tan sonra. Yusuf Selahaddin. Vasıf adında¬ ki Selçuklu komutan daha da acımasızdı. Revandi (Ravadi) aşiretindendi. Ta ki. Kürtlerle savaşta ye¬ tersiz kalınca. aynı Kürtler. "ümmetçi kalıpların içinde" kalıyor¬ lardı. ama Selçuklu akınları ve kanlı baskıları devam ediyordu.. Ailesi. "beğenilen". kanlı boğuşma yüzyıllara yayılıyor. ^ . Fakat. çevresine döne¬ min bilginlerini toplamış. kültür ve bilime büyük önem vermiş. "Hasankeyf" yapılıyordu.

bütün değerlerin önünde duruyordu. kadim şehir Şam'ı ikinci merkez yapıyordu. Kürtler açısından iktidarına baktığımızda. Verimli toprakların ele geçirilmesini amaçlayan birleşik Avrupa ta¬ arruzlarına din örtüsünü çekmiş. ama "ulusal¬ cılığı" da yadsıdığını görüyoruz. Richard'la olan ilişkileri. Haçlı komutanla¬ rı yenildikleri bu karizmatik lideri derin bir saygı ve hayranlıkla anıyorlardı. Kürt ve Selçuklulardan oluşuyordu. 1169 yılında. Sultan Selahaddin'in komuta ettiği ordular karmaydı. Selahaddin de. Adaleti. siyasal boyutlu olan Ortadoğu hamlesini. Bu dönemde. Kavmiyet yerine din savaşlarının verildiği böyle bir atmosfer¬ de. onları esirgeyip koruduğunu. Selçukluların baskısına son verdiğini. tümüyle ekonomik. 26 . en seçkin ordusunu Kürtlerden oluşturmuştu. Kürtlerin de yer aldığı Arap ordularına komuta edi¬ yordu. "Haçla" kamufle etmişti. Çok iyi bir öğrenim görmüştü. hak ve hukuk göze¬ ten tutumuyla islam dünyasının tartışmasız lideri oluyordu. ekonomik ve siyasal amaçlarını "din mihveri" etrafında birleştirmiş. Selahaddin çok zeki. Haçhlara karşı Akka kalesini savunmuş. bu ordularla Mısır'a girip Kahire'yi başkent yapıyor. da¬ ha sonra Kudüs valisi ve Eyyubi ordularının başkomutanı olmuştu. Selahaddin'in imparatorluğu Kürt devleti değildi. çok sayıda Kürt. "Haçlı Seferleri" adını vermişti. Avrupa da. Nitekim. Arap dünyasına hükümdar oldu. babası Eyub ise Saddam Hüseyin'in de doğum yeri olan Tikrit'in valisiydi. Eyyubi imparatorluğu Kürt değildi ama. "Aslan Yürekli Richard" diye bili¬ nen ingiltere Kralı Richard başta olmak üzere. "ümmetçiliğin evrensel" açılımı. Kürtlük bilincinin üste çıkması. büyük bir askeri komutan. bazı ayrıntıların eklenme¬ siyle film konusu oluyor. Hakkari Kürtlerinden olan Ebul Hayca. Araplar¬ dan. aske¬ ri ve sivil organlarm üst düzeyinde görevler almıştı. Haçlı ordu¬ larını Suriye'den Filistin ve kutsal Kudüs'ten söküp atıyor. batılı yazarlar. dönemin ön genel örgüsüne aykırıydı.Selahaddin'in amcası Şerkux (Dağ Aslanı). Selahaddin Tikrit'te doğdu. Komutan Selahaddin. Savaş ortamına rağmen. hakkında sayısız maka¬ le ve pek çok kitap yazıyorlardı. atak ve akıllıydı.

ufukta Moğollar görünüyordu. Günümüz dünyasında da Selahaddin'in soyundan olmak onurlanmaydı. Eyyubilerle ilişkide bulunmuş. yüzyıldaki Kilis valileri. valiye rağmen kaleyi teslim etmiyor. aile köklerinden gelmek bir yana.Selahaddin ve Eyyub ailesinin adı. Kurdistan Mirlikleri barış ve sükûna ka¬ vuşuyordu. Moğol. 1231 yılında ele geçirdikleri Amed'te (Diyarbakır). Kirmenşah'ta kadiam yapıyor ve şehri talan ediyordu. Cengiz ve komutanları yakıp yıkma¬ yı. dağlara sığınarak katliamlardan kurtulmaya çalışıyor. O dönemin Şirvan valileri de. Erbil valisi Taceddin. katliamları sıradan uğraş haline getiriyordu. Sultan Celaleddin kaçıp Kürdistan'a sığınıyordu. 1258 yı¬ lında Bağdat seferine çıkarken. Moğollar. Ahlat ve Şarezor eyaletlerinde taş üstünde taş bırakmıyorlardı. Kirmenşah'ın kaderi¬ ni yaşamamak için kaleden çıkıp teslim oluyordu. dedelerinin Eyyubilerin vezirleri so¬ yundan geldiğini söyleyerek kıvançlanıyordu. Kürt savaşçılar. dedelerinin Eyyubilere hizmet et¬ miş Mand'ın soyundan geldiğini söylemekle övünüyorlardı. bunu bahane edip Kürdistan'a yöneliyor. onlara hizmet etmişlerin kökünden geldiğini söylemek bile Kürder için gurur¬ lanma payıydı. ve "dünyanın dörtte birinde eşi benzeri bulunmayan" diye anlattıklan Erbil kalesini terk etmiyor- 2-7 . 18. Kürtler. Musa Anter'in yazdığına göre. Fakat çok geçmeden. Yüzyıllar sonra bile. Moğol Hanı Hulagü. Hasankeyf'den Trabzon'a sürgün edilmiş aileden olan şair ve ressam Bedri Rah¬ mi Eyyuboğlu'nun babası. Selahaddin'in soyundan geldikleri için "Eyuboğlu"nu soyadı olarak aldıklarını söylüyordu. Selahaddini Eyyubi'den sonra. Kürder için bir onurlan¬ maydı. Kürdistan'ın başkenti de Bahar'dan. Tarihçilerin belirttiğine göre. Uzun savaşlardan sonra "saldırmazhk anlaşma¬ sı "yla uzlaşmaya varılıyor. Selçukluların Kürtler üzerindeki baskısı artıyordu. Sultanabad'a taşınıyordu. 1219 yılında Harzemşah devletine saldınyor. emrinde çalışmış. Rus tarihçi Lazarev'in aktardığına göre.

ondan önce harekete geçiyor. Savaşçılar. refah düzeyi yüksek bir hayat sürüyorlardı. Timur'a biat etmiş. Bağdat'tan Azer¬ baycan'a dönüşü sırasında Kürderden ağır darbeler aldığını yazı¬ yordu. Kürt Beylikleri. Timur'la savaşın seyri değişiyordu. Suriye üzerine yürürken. kendi halkına hançer çekmesi üzerine. yüzyılda iç açıcı bir durumdaydı. ertesi yd (1259). Ti¬ karşı davranıyorlardı. "Şerefname" adındaki kitabında an¬ lattığına göre. Fakat. saldırmasını beklemek yerine. ordusuna büyük zarar veriyor. fakat bir baş¬ ka Kürt şehri olan Musul'da beklenmedik bir direnişle durduru¬ luyordu. 15. "Şerefname"ye göre. Moğol karargâhına baskın yapıyor.lardı. Fakat Erbil kalesi. Ama bu Timur'a kesin zafer sağlamamıştı. bağımsızlıklarını koru¬ yacak. ordusunu yol boylarında "vur ve kaç" yöntemiyle hırpalıyorlardı. yolunun üzerindeki Hakyari aşiretini. * s* Moğol mur'a istilalarında hazırlıklı büyük kayıplara uğrayan Timur'un Kürtler. Arap ve Acem¬ lerle barış içinde komşuluk ediyor. Moğollar tarafından ele geçiriliyordu. ama bu arada Roma-Bizans topraklarında oluşan Osman¬ lı devletiyle yüz yüze geleceklerdi. Kürt tarihçi Şerefhan'ın. bazı işbirlikçi Kürtlerin saf değiştirip. toplu kırıma tabi tutuyor. daha sonra Musul'daki komutanın işbirlikçiliğiyle. gece kaleden çıkıp. daha sonraki yıllarda Akkoyunlular ve Karakoyunlulara karşı da yurdarını savunup. Timur'un 1400 yılında. mancınıklarını da yakı¬ yorlardı. Mirlikler (Beylikler) Bizans. sonra Cizre ve Mardin'e saldırıp bu şehirleri ele geçiriyor. müca¬ deleyi zayıflatmıştı. Bidis valisi Hacı Şeref. Kürt ülkesinin Mirlikleri. 28 . Rus tarihçi Minorsky. Hulagü.

karşılıklı düşmanlık nedeni ola¬ rak kullanıyorlardı. Egemenlik sınırlan İran Kürdistam'nın batı bölgelerini de içine alan. Evdalan'dan sonra. "Romalı" niyetine "Rom". en gözdesi ve güçlüsü Avdalan (Evdalan) hanedanıydı. Afganistan göçmeni bir aşiret olan Osmanlı yönetimiyle. Komşulan birer imparator¬ luktu. 16. So¬ ran ve ötekiler diye sıralıyordu. Güçlü aşirederin ayağı üzerinde durup "Miriikler" (Beylik) ha¬ linde yaşayan Kürtler. Mezheplerinin mensubiyetini. Her biri. Sefaviler Pers iktidanm ele geçiriyor ve Birinci ismail olarak da bilinen Şah ismail 1501 tarihinde taç giyiyordu. Behdinan. iki gücün farklı zoriamasıyla "din. ayrı ayrı mezhebinin cazibesini öne sürüp Kürt¬ leri kazanmaya çalışıyordu. kısmen özgüriüklerini kaybe¬ diyorlardı. Bizans'la oluşturdukları iyi komşuluk ilişkilerini onlaria da sürdürmeye çalışıyorlardı. Bohti. Doğu Roma (Bizans) toprakları üzerinde kurulan Osmanlı devletine. Kürde¬ rin siyasal ve sosyal ilişkileri 15. Kürder ise iki devi de üstüne saldırtmamaya özen gösteren yansız bir politika izliyordu. bugünkü Güney Kürdistan'ın tümünü kapsıyordu. Hayatta kalma şanslarını büyüme ve yayılmakta anyoriardı. Hasankeyf. batıda giderek yayılan Osmanlılar arasında baş gösteren çekişmenin sıkıntısını yaşıyorlardı. yüzyılda. ikisi için de önemli stratejik ko¬ numdu. yüzyılda başlıyordu. Kürtler. "Romalıların ülkesi" anlamına gelen "Diyare Rome" diyor. mezhep" görünüşlü çıkar savaşlannın ortasında kalıyor. kendilerini Pers (Iran) ile Os¬ manlı imparatoriuklanmn dişlileri arasında buluyor. 29 . zaiyata uğruyor. Ara topraklan Kurdistan. 1500'lü yıllann başında doğudaki komşulan Perslerie (Iran). Şerefhan. yerieştikleri top¬ raklara da. Fakat. Osmanlılara "Romi". Günümüzün deyimiyle emperyalist ve birbirine diş biliyoHar- dı.Kürt Mirlikleri arasında. öteki aşiretleri savaş gücü bakı¬ mından Hakkari emiriiği. Erbil. Aynı dönemde.

kimi yan tes¬ lim halde yanına geçiyor. Şah ismail. ele geçirdiği topraklarda. yerli yersiz zamanlarda armağanlar göndermeye başlıyor. 30 . Şah ismail. 16. Şah ismail. 1511 yılında Hoy'a gidip Pers Kralı Şah ismail'i ziyaret ediyorlardı. Şah ismail. * Bu sırada. Hazırlıksız yakalanan Kürt Mirleri. Kürt Mirlerini hoşnut tutan jesderde bulunu¬ yor. bütün Kürt illerine kendi adamlarını vali olarak atıyordu. Pa¬ lu'dan Maraş'a kadar. asla bir hükümdarın onu¬ runa yakışmayacak. Şerefname'de belirtildiğine göre. hepsini serbest bırakıp. Kürtleri yanına çekme entrikasıyla. kimi de çatışarak direnmeye çalışıyordu. iyi dileklerini bildirmek üzere. Şah Ismal'in kurduğu akrabalık ilişkisi üzerine. Fakat Bohtan ile Çemişkezek'de zorlu bir direniş¬ le karşılaşıyor. Tuhaflık bununla da bitmiyor. Pers ordularının karşısında bir varlık gösteremiyor. Siirt'ten Cebakçur'a. Osmanlı Hanedanlığının başında. "Korkunç" laka¬ bıyla da anılan Yavuz Selim bulunuyordu. Osmanlı sara¬ yı da boş durmuyor. Kurdistan Mirleri iki taraftan da gelebilecek tehlikeye karşı ha¬ zırlık yapıyor. Fakat. di¬ yalogu derinleştiriyordu. aralarında Hasankeyf. bütün Kürdistan'ın emir ve valileri tarafından ka¬ bul edilen önder haline geliyordu. Kurdistan 16. Cizre ve Bitlis valilerinin de bulunduğu on bir Kürt emiri. Yavuz Selim Kürdistan'dan sonra. tutuklattığı Hasankeyf valisi Melik Halid'i görkemli bir düğünle kız kardeşiyle evlendiriyordu. sıranın kendi egemenliğine geleceğini düşünerek.Şerefhan'ın yazdığına göre. Pers-Kürt savaşı birkaç yıl sürüyordu. tuhaf bir davranışta bulunuyor ve konukla¬ rının tümünü tutuklatıp sorguya çekiyordu. Kürdistan'ı işgal etmeye başlıyordu. eğlence sofrasına davet ediyordu. Tutuklu Mirlere. yüzyılın başlannda Kürdistan'ın tek merkezden yönetilmesi kısmen de olsa başanlıyor. batıya yönelip. bu arada yayılmak üzere. yüzyıldan itibaren merkeziliğe yöneli¬ yordu. Amediye Emiri. Hasankeyf valisi Melik Halid ile Bitlis Miri Şerefin adını öğ¬ renince. "ziyaret için kimin öncülük ettiğini" soru¬ yor.

bununla da kalmayarak Yavuz Selim'in yanına geçmiş. bunlar¬ dan biriydi. Çaldıran'da. Şah ismail ile Yavuz Selim arasındaki çekişmeden yararianmayı bilemediler. zemine oturamayan karar¬ sızlığı. Yavuz Selim'in yanında yer aldılar.Perslere savaş ilan ediyor ve iki ordu. sonunda başının belası olacak. Şah ismail. Fakat. Halit Bey. bölü¬ nerek tampon olmuş. Saldırganlığı nedeniyle Şah ismail'e tepkili olan pek çok Kürt Miri. Bu yüzden birbi¬ rine kılıç çekecek hale geldiler. Mirlerden her biri kendi doğrulanm uygulu¬ yordu. "düşmanımın düşmanı. söz dinlemez hale gelmiş. Tarihçilere göre. Başka bir deyişle Kürdistan'ın Osmanlı ile Iran arasın¬ da bölüşülmesinin başlangıcı. bir süre sonra. Kürt Mirlerinin Osmanlı ve Perslere karşı saptanmış ortak bir politikaları yoktu. Ulusal birliklerini pekiştirmek yerine. Kimileri ise şaşkınlık içinde her gün karar değiştiriyordu. Şah'm himayesini kendi gücü sanmış. 23 Ağustos 1514 tarihin¬ de. aynca Muş'un bir bölümüyle Malazgirt. Perslere karşı savaşmıştı. Van Gölünün kuzeydoğusundaki Çaldıran vadisinde karşıla¬ şıyordu. Sultanlığını ilan edip. Tutarsız biri olan Pazuki aşiretinin önderi Halit Bey. kollan budanmıştı. sonra da ayakları. V. savaşın dönüş yolunda. F. bu sayede kolay bir za¬ fer kazandılar. Tarihçilere göre Kurdistan yöneticileri. ikiye bölündüler. Hınıs eyaletleri¬ nin yönetimini de kendisine bağışlamıştı. Minorsky'nin deyimiyle Kürtler. haremini. bir çarpışmada kolunu kaybedince Şah ismail ona som altından takma kol yap¬ tırmış. Kurdistan tarihinin bir "mi- ladı"ydı. Ya¬ vuz Selim taraflnda öldürülecekti. Osmanlılar. iki imparatorun çatışmasından yararlanacaklanna... Çaldıran Savaşı. adına para bastır¬ mış. Perslerin yanında yer alan Halit Bey. dostumdur" düşüncesiyle. 31 . Bu nedenle büyük çoğunluk Yavuz Selim'in yanında yer alsa da Şah ismail'i destekleyenler de vardı. tahtı ve hazinesini savaş ala¬ nında bırakıp kaçmıştı.

sonra Osmanlı sul¬ tanları Yıldırım Beyazıt ve Yavuz Selim'e aynı hizmederi vermişti. Osman¬ lılarla Kürt Mirleri arasındaki anlaşmalara. hey¬ beler dolusu altın karşılığında. temizliğiyle kendini dine ada¬ mış kişi) diye tanınıyor. O. yanlarını tuttuğunu yazıyor. Bu amaçlarla düzenlenen ikili gö¬ rüşmelere "yansız kişi" ve hakem olarak katıldı. Bitlish bir Kürt'tü. Kürtlerin bağımsız ve özgür kalacaklarına ilişkin maddeyi o koydu. I. Ki¬ mi çevrelerde "Sofi" (bütün saflığı. 32 . ikili görüş¬ melerde Kürderi gözettiğini. Evliya Çelebi'nin Seyahatname' sinde yazdığına göre. Buna karşılık. Kürt Mirleri çoğunluğunun. Kürt¬ lerin Osmanlıya askeri destek vermesini öngören maddeyi de. Korkunç Yavuz. Diplomatik manevralarının kandırmacalarmda bu yanını sıkça kullanıyor. Kürtlere karşı diplo¬ masi ayağını yürüten Yavuz'un kadim hizmetkârı Betlisi. Kürt vali ve Mirleri yanına çekmek için kimilerine baskı. Tarihçi Muhammed Amin Zeki. Din adamı. rolünü oynayıp hizmet veriyordu. Şah ismail'e karşı Yavuz Selim'in yanında yer alması kulislerini o yürüttü. TC Kültür Bakanlığı tarafından.. Kürtlerin kaderini satan kişi olarak nitelendiriyorlar. Hayatını ise bölge sultanlarına hizmede kazanıyordu. Vasilyeva'nın yazdığına göre. Önce Akkoyunlu Sultanı Yakup Bey'e katiplik yapmış. her şeye rağmen. tarihçiler genel bir kabulle Idris'i. Farsça şiir diliyle yaz¬ mıştı.Rus tarihçi E. kimileri¬ ne karşı da yoğun bir diplomasi yürütmüştü. biliniyordu. Melle'ydi. bu sü¬ reçte tarih sahnesinde beliriyor. 1989 yılında yayınlanan Solakzade Tarihi adındaki kitapta. avını dinsel pusu¬ larda yakalıyordu. Kürt beyliklerini Osman¬ lıya bağlayan. çok iyi bir eğitimden geçmişti. Betlisi'nin Kürdistan'ı pazarla¬ ma konusundaki çabalan uzun uzun anlatılıyor. Kürtler arasındaki adı. Edrise Betlise (Bitlisli Idris) idi. durumdan görev çıkararak. Idris. Idris Hakim de diyorlardı. "Heşt Beheşt" adındaki kitabını. Ama. ilk Osmanlı sultanlarının tarihi¬ ni anlatan. Farsçayı da çok iyi bilen Idris..

1514 yılında Iran seferine çıkar¬ ken. Bedisi görevi kabul edince. toplam 25 ilin ünlü komutanlannm gönlünü Padişahtan yana çevirmeyi başardı. bu süreçte tasfiye ediyor. Savran. övgüler dizi¬ yor. Sultan onu armağanlarla ödüllendi¬ riyor. Sultan'm "nazik" davetine icabet ediyor. atının terkisindeki heybeyi altınla dolduruyordu. Şah'la giriştiği savaşta yaptıklan katkıdan ötürü şükranlanm sunan Sultan. Sason. "lütfedip davete icabet ettikleri takdirde mudu olacağını" bil¬ diriyordu. Osmanlı Sultanı. Osmanlıya itaate almakla gö¬ revlendiriyordu. Bir yandan da geri kalan Kürt beylerini ikna etmesi için Betlisi'yi kullanıyordu. pek çok Kürt Mirinin gücünü yedeği¬ ne aldığını. tampon bölge yapmaya karar veriyordu. bu sayede savaşı kazandığını yazıyor. bağlılığını bildiriyordu. sonuç alamayınca bizzat başında bulunduğu Osmanlı ordularıyla taar- 33 . Betlisi. İmadiye ve Hasankeyf beyleri dahil. Tadı dille Ermi. Kurdistan beylerini. halkı kılıçtan geçiriyordu. Solakzade sonrasını şöyle anlatıyor: "İdrisi Bedisi. Yavuz ve Bedisi Kürt beylerini "onuriandırma" yoluyla avla¬ maya karar veriyor ve ortak imzayla birer davet mektubu yazı¬ yorlardı. Bidis. Bedisi'yi kullanarak. Aşti. cömerdiğinin nişa¬ nesi olarak da. Yardım etmeye yanaşmayan ya da Şah ismail'den yana olan Mirleri." Fakat bazı Kürt beyleri anlaşmaya yanaşmak istemiyordu. Çaldıran dönüşünde. Yavuz Selim'in. savaş alanından sağ kurtulmayı başaran Şah'ın intikam seferierinden korunmak için Kürdistan'ı. Solakzade tarihine göre Bedisi. Diyarbakır ve Mardin Mirleri işbiriiğine "hayır" demekte direniyorlardı. kafile¬ ler halinde karargâhına gidiyorlardı. Mektupta. Kürt beyleri. Ör¬ neğin. başanlanna "duacı" olmak amacıyla Yavuz Selim'i Tebriz yolunda karşılıyor. Mirieri tehdit ediyor. o arada.Solakzade. kendilerini kabul edip ağıriamak istedi¬ ğini. görevi dolayısıyla bu işin gerçekleşmesi için bü¬ yük çaba harcadı.

Rusya ise himayedeki topraklardan pay kapma savaşındaydı. Kürdistan'ın bağımsızlaşıp kop¬ ması zararlarınaydı. Kabuğun altındaki halklar ho¬ murdanarak uyanıyor. yüzyıllar. O nedenle Kürt bağımsızlık ve özgürlük hare¬ ketleri her defasında. "Hasta adam" adı verilmiş Osmanlı Devleri. Idris. Osmanlı'ya yardım konusunda teslim olmayanları. 1800'de. tümüyle kopma. Osmanlı'yı himayeye alarak bölgedeki değerlere sahip olma savaşlarına daha sonra Almanya ve Avusturya da katılmıştı. ev¬ rensel devinimlerle yayılıyordu. Batı Asya halkları ve Kurdistan da etkilenme alanındaydı. uzun bir direnişten sonra. Diyarbakır kalesi muhasara altına alınıyor. özgür ve özerk kalıyorlardı. bağımsızlaşma atılımları yapıyordu. Diyarbakır olayından sonra "ikna edici" olarak Kürt beylerini tek tek dolaşıyor. içten içe çürümüş. imzalanan anlaşma gereğince.ruza geçiyordu. Fransa. güçten düşüp tükenmiş olan imparatorluk var olanı korumak. Kurdistan Mirleri. "idrisi Betlisi'ye gerçek ayarh bin florin irsal eyledi" diye yazıyor. Halkların ulusal bilincini ateşleyen Fransız ihtilalinin etkileri. hizmet¬ lerinin karşılığında da heybelerini altınla doldurmaya devam edi¬ yordu. ayakta kalmak derdiyle Fransa ve İngilte¬ re'nin himayesine girmişti. Osmanlıların müdahalesi başlayınca. bağımsızlaşma yolunda isyanlar süre¬ cine giriliyordu. Osmanlı'dan çok ingiltere. Batıdaki komşusu ve dolaylı olarak bağlı bulunduğu Osman¬ lı imparatorluğu Fransız ihtilalinin getirdiği aydınlanmadan da¬ ha farklı biçimde etkileniyordu. bu emeğinin Sultan tarafından ödüllendirilmesini. dünyanın sarsılarak değiştiği dönemdi. ama iç işlerinde ba¬ ğımsız. 18 ve 19. 1800'lere kadar Kürdistan'ın özerkliğine el uzatılmıyordu. Solakzade. batının büyük dev¬ letleri tarafindan içten paylaşılmıştı. savaşlarda Osmanlı'nın yanında yer alıp yardım ediyor. Almanya 34 . Osmanlı ordusunun kılıcıyla tasfiye ediyor. Eylül 1515 tarihinde ele geçiriliyordu.

ötekilerden farklı olarak bölge devletiydi. ilhak etmek. Rusya'nın ko¬ parmayı tasarladığı payı küçültüyordu. 35 . Kür¬ distan'ın bağımsızlığı söz konusu olduğunda. zayıf düşeni saf dışı ettikten sonra diğerine yöneliyordu. Kürtlerden çok sonra isyan edeceklerdi. kardeş kardeşin yenilgisinde mutluluk arıyor. Mirler. Osmanlı'nın işine geliyor. Çünkü. Osmanlı adına birer engeldi. Kürtler onlardan farklı şartların kurbanıydı. Osmanlı egemenliğine karşı isyanda. doğrudan iliş¬ kiliydi. En azın¬ dan. Bu olumsuzluklar. Kürt¬ lerin karşısında. Amacı salt değerleri sömürmek değil. daha derinleri ele geçirmeye çalışmış. Ulusal kurtuluş hareketleri sırasında. Mora ve Girit isyanlan. onu arkadan vuruyordu. onlarla savaşmak zorunda kalıyor¬ du. Bulgar. kendi topraklarına katmaktı. şeyh. Arnavut ve Araplar. düşmanının yanında yer alıyor. Sırp.. sık sık Kuzey Kürdis¬ tan'a girmiş. yüzyıl boyunca Osman¬ lı'yla kesintisiz sürdürdüğü savaşlar boyunca. Osmanlı ile savaş halinde olmasına rağmen. Bulgaristan ve Sırbistan'a destek veren sınır ötesi batı. en azından azalması demekti. düşmanlarının körüklediği din ve mezhep ayrılıklannı kavga nedeni yapıyorlardı. bey ve aşiret reisleri birbiriyle üs¬ tünlük kavgasındaydı. çekemezliklerin yarattığı iç bölünmeler ve kardeş kavgaları yüzünden Kürtler birlikteliklerini kuramıyorlardı. Kürdistan'ın bağımsızlaşması. Soran ve Babanların bulunduğu Güney Kürdistan'da doğdu. her defasında. doğrudan ya da Iran üzerinden müdahil oluyor. Kürtler. Fakat.. Rusya. Yunanis¬ tan. onu himaye altına alan Rusya ile. 19. Doğuda ise iran'ın kişiliğinde. Öte yandan. bir bakıma öteki halklara öncülük etmişlerdi.ve Rusya'yı karşısında buluyor. bir yandan da işine yarayacak biçimde tahrip etmişti. bağımsız Kurdistan. bütün olarak parçala¬ rını koparıp el koymak. 1800'ün başındaki ilk Kürt bağımsızlık hareketi. Kürt isyanın¬ dan yirmi yıl sonra baş gösterdi. çıkariarının zedelenmesi. Behdinan. bastır¬ mada rol oynuyordu.

Mir Muhammed. İran ve batıya giden yolları kontrol ettiği için ay¬ rıca stratejik öneme sahipti. Hakkari Mirliği. Mardin ve Diyarbakır'da¬ ki Osmanlı egemenliğine son verdi. başlangıçtı. Soran Miri Muhammed. Yine 1800'lerin başında. Abdurrahman Paşa isyanı bir son değil. Abdurrahman Paşa girişimi. bağımsızlığını da ilan edip kendi adına para çıkardı. Yerine kendi adını koydu.Abdurrahman Paşa. Osmanlılar Rusya ile savaş halindeydi. Osmanlı'ya karşı bağımsızlıkçı siyaseti izlemeye başlamış. Osmanlı'nın yaptığı insan kı¬ rımı. Osmanlı'nın yanında doğ¬ rudan müdahale ediyor ve Abdurrahman Paşa yönetimini yıkıyor¬ lardı. 1833 yılında da. Küçük Süleyman Paşa komutasın¬ da küçük bir orduyla saldırıya geçti. 1803 yılında. Osmanlı ordusu bozguna uğradı. Merkezi Cizre olan Bothan Mirliği kendi bölgesinin egeme¬ niydi. dört bir yanda isyan ateşleri yanıyordu. Ayaklanmalar birbirini doğuruyor. Abdurrahman Paşa Erbil'i ele geçirip Kerkük'e dayandı. Rusya'ya. bir bakıma dış koşulların da el¬ verişli olduğu bir zamana rasdamışri. şehir ve doğa yangınları Kürdistan'ı ayağa kaldırıyor. Fakat. onları ötekiler izliyordu. Abdurrahman Paşa'nm isyancı mirasını Behdinan ve Soran Mirleri omuzluyor. Cuma hutbelerinden Os¬ manlı Sultanının adını çıkardı. merkezi Süleymaniye olan Baban Mirliğinin başına geçince. Abdurrahman Paşa'nm üstüne büyük güç gönderecek durumda değildi. 36 . Merkezi Mardin'de bulunan Milli (Milli) Mirliği ayrı bir etkinlikteydi. bu amaçla öteki Kürt önderleriyle itti¬ faklar kurmuştu. olayı kendi sorunu sayıyordu. 1800'lerin başında egemenliğini Iran içlerine kadar götürüyordu. Bölgeye yerleşip Osmanlı devletini vesayeti altına almış olan ingiltere. işgalci Osmanlıları kovduktan sonra. o sırada. 1813 yılında Revanduz sancağına bağlı Soran Emirliği Kur¬ distan hareketinin merkezlerinden biri haline geldi.

1836 yılında. gerilla taktikleriyle Osmanlı ordusuna darbeler indiriyor¬ lardı. Osmanlıların ilerlemesi imkansız hale geldi. hareket etme yeteneğini kaybetmişti. köyleri. Aşiretler ilk kez ulusal ruhla or¬ taya çıkıp. 40 bin kişilik bir orduyla Sivas ve Malatya'dan. nihai savaşa hazırla- 37 . Reşit Paşa ordusuna büyük kayıplar verdiriyorlardı. bazı Kürt beyleriyle ilişki kuruyor. Karargâhına kapa¬ nıp. hem de kuzeyden genel saldırıya geçti. bunun üzerine saldırıdan vazgeçip. yıkıyordu. Çok hırslı ve Kürtlere kinli olan Reşit Paşa'nm nihai hede¬ fi. Reşit Paşa. Bitlis Ermenileri ve Yezidiler de Kürtler¬ le direnişe kanlınca. Fakat genç yaşlı ayırımı yapılmayan sivil kırım. bundan sonra entrikacılığı seçiyor. Kürleri birleştirmişti. Sultan'm orduları iki ayrı koldan Kürdistan'a saldırmaya başla¬ dı. örgütlenerek direniyor. iki sene takviye birliklerinin gelmesini bekledi. daha bir öflceyle di¬ reniyor. Soran bölgesinde büyük kayıplar vermesine rağmen Zaho. Merkez güce komuta eden Reşit Paşa. onlan satın alıyor¬ du. 1834 baharında. 1833 yılında ordularına Kürdistan'ı "tepeleme" ve "fethetme" emrini verdi. ingiliz takviyeli Reşit Paşa'nm orduları. Paşanın zulmü arttıkça. Irak ve Suriye'deki or- dulannın da desteğiyle hem güneyden. ingiliz ajanlan- nı kullanıp. Semih Paşa komutasındaki ordu Trabzon ve Erzincan yoluyla Van'a yöneldi. Kürder bileniyor. Reşit Paşa. Mir Muhammed'e ulaşmak ve karargâhını ele geçirmekti. Zulüm. Reşit Paşa'nm ordusu çakılıp kalmış. Dört yandan kuşatılan Mir Muhammed. Botan Miri Bedirhan Bey'in başşehri Ciz¬ re'yi yerie bir ediyor. Güney Kürdistan'ın isyancı aşireti Babanlar üzerinde soykırım denedi. Sivil katliamlar yaptı. Duhok ve Akra Osmanlılann eline geçiyordu. Paşa. elindekileri korumak amacıyla savunma haline geçti. iki kol halinde ilerlemeye başladı. Paşa.Osmanlı Sultanı ikinci Mahmut. iki yıl sonra. He¬ define giderken. bundan sonra ileriemeye başlıyordu. Paşaya istedi¬ ği zaferi getirmiyordu. savunmasız sivil Kürtleri kı¬ lıçtan geçiriyor. yoluna çıkan silahsız. kasaba ve şehirleri yakıyor.

beklenmedik bir olayla daha karşılaştı. Mir. "tedip ve tenkil" (kırım) yapılıyordu. direnen herkesi öldürüyorlar¬ dı." 38 . ülkesine dönmesine izin verdiler. direnme noktalarını ele geçiriyor. cezalandırma saldırıları kuzeye yöneldi. tüttüğü 'tedip ve tenkile' son vermedi. en az onun kadar acımasız olan Hafız Paşa geçti. Sincar Yezidilerin! acımasızca kırdı. 1837 yılında koleradan öldü. Ona saygılı davrandılar. 1837 yılında bağımsızlıklarını korumaya çalışan Botan Kürtlerine karşı saldı¬ rıya geçti. Osmanlıları tanımlayan "Bexte Rome tuneye". dönüş izni bir tuzaktı.mrken. Reşit Paşa. Güz aylarında. Bu kez. Osmanlı ordu¬ suna geçit veriyorlardı. Lazarev. Revanduz yolunu tutan aşireder. Kürt ha¬ reketinin karşısına "ümmetçilik" unsuru dikilivermişti. Hadi. Osmanlı ordusunun Kürdistan'da yü. Mir yö¬ netiminin etkin isimlerinden Melle Hadi. S. dolayısıyla ona kılıç çekmenin günah sa¬ yılacağını söylüyor ve görüşlerini yayıyordu. saf değiştiriyor. Yolda öldürüldü. Fakat.. Kış başlayınca saldırılar durdu. Rus tarihçi M. aldığı yüklü altın kese¬ lerini "dini fetva"ya çeviriyordu. halka dokunulmayacağı sözüne karşılık teslim oldu. Osmanlı Sultanı'nın Ha¬ life (Peygamber vekili). Hafız Paşa. Bir süre sonra. Kürtler umutsuzca dire¬ niyorlardı. Kürtlerin. (Osmanlı'nın onur sözü yoktur) sözünün tekerrürü de yaşanıyor¬ du. Osmanlılar saldırı üstüne saldırı yaparak kaleleri. Sivil halka dokunulmayacağına dair. Yerine. Mir Muhammed'e veri¬ len söz tutulmuyor. Mir Muhammed yalnız kalmıştı. Ama Avrupalı danışmanlar (Avusturyalı Feld Mare¬ şal Helmut von Moltke de bunlar arasındaydı) tarafından eğitil¬ miş ve güçlü topçu desteğiyle donanlmış orduya karşı fazla di¬ renemediler. istanbul'a götürdüler. Melle Hadi'nin fetvası savaşçıların elini kolunu bağlamışken. bu konuda şunları yazıyor: "Revanduz'un düşüşü. Osmanlılara koşulsuz ita¬ at etmeyen ve direnen herkesin acımasızca öldürülmesi devam etti. Revanduz kalesi 1836 Ağus¬ tosunda kuşatıldı.

Osmanlı'nın bu taktiğinin sonuçlannı şöyle anlatıyordu: "Yönetimin tümüyle rüşvete bulanması. Osmanlı ordusuna büyük kayıp¬ lar verdiriyordu. Ertesi yıl bahada biriikte. il¬ gi üzerine. dünya me¬ selelerinden biri haline gelmiş. zoria el koyma. "Kür¬ distan'ın uygariaştmlması". Do- 39 . Hafiz Paşa komutasındaki Osmanlı ordusu. feodal anarşinin ortadan kaldınlıp. Filistin ve Lübnan üzerinde hak iddia ederek Osmanlı Imparatorluğu'nu tehdit eden ileriemesi üzerine. Rus tarihçi Lazarev. ne de çocuklar bağışlandı. Kurdistan yeniden nefeslenip. Kürderie Ermenileri arada kadederek ileriiyor. yaralannı sarmaya başlıyor. onlara "iyilik" için "medenileştirme" hamlesine geçiyordu. Ne ka¬ dınlar.» * Osmanlı ordusunun insan kırımı. 1840'a doğru kendi coğrafyasını aşmış. asayişin sağlaması adıyla devlet terörünü dağlara yayıyordu. Osmanlı yönetimi. Fakat. Hafiz Paşa'yı Kürdistan'dan çekiyordu. Suriye. Böylece Kürt¬ lere karşı kazanılan zafer sıfira iniyordu. biri Akçadağ. Van Gölünün batı ve kuzeybatısı ateş içinde kalıyordu. Muş ve Hazro yörelerinde. Türk si¬ vil ve askeri yönetiminin günlük rutin işleri haline gelmişti. İstanbul yönetimi. Osmanlı'nın giriştiği soykırımı şöyle yazıyor: "Cezacılar (Osmanlılar) inanılmaz bir vahşet sergiledi. keyfilik. yağma. Lazarev. daha sonra cumhuriyetçilerin de tek¬ rarladığı "ıslahat" pohtikasına yöneliyordu. rüşvetle satın alınır hale gelmesi bir yana. Kürt sorunu. Güney Kürdistan'la sınırlı kalmadı. Sultan ikinci Mahmut. Avrupa da ilgilenmeye başlamıştı." Mısır Paşası Mehmed Ali Paşa'nm (Kavaklı) Mısır. Paşa'nm ordusu ise 1839 yı¬ lında Mısıriılar tarafindan darmadağın ediliyordu. Av¬ rupa'ya karşı kendini "medeni" Kürdistan'ı da "geri" gösteriyor. Malat¬ ya yöresi Mirlerinden Said Bey. öteki Toroslara olmak üzere iki koldan kuzeye karşı saldırıya geçtiler.

yeni terör ve talana isyan ediyor. bütün çabalara rağ¬ men Dersim dışarda kalıyor. ingi¬ lizler. toplar. Süryanilerin dini lideri Mar Şamun. itti¬ faka daha sonra Doğu Kürdistan'ın (Iran) Erdelan valisini katmayı da başarıyordu. Aralarında provokatörlerin de bulunduğu kimi Kürt din adamları Hıristiyan karşıtı propa¬ gandaya. Yardım için ingilizlere sığınmışlardı. Kürtleri birbirine karşı kışkırtmak. "Hıristiyan dünya. genel ittifaka katılmıyordu. Osmanlı'nın güçsüzlüğünden yararlanarak yeni ekonomik ve politik kazanım¬ lar elde etmiş Fransa ile ingiltere'yi de rahatsız ediyordu. Hizan. Bu arada Kürtlerle iç içe yaşayan Hırisriyanlarla da (Ermeni ve Süryani) ilişkiler kuruluyor. üzere kışkırtıcı ajan ordularıyla ingilizler hesabına çalışan Amerikalı misyonerler de iş başın¬ daydı. himayenin doku¬ nulmazlığını göstermek amacıyla. tüfekler üretiliyordu. bu arada Süryanileri kullanıp çatışmalar çıkarmak Kürdistan'a doluştular. yerinden yurdundan edil¬ miş Kürtlerin hayatı düzeltiliyor. ticaret genişletiliyor. Süryaniler. Süryani köylerine saldırılara başladı. halka yap¬ tığı hayvanca muameleyle ün kazandı. vergi ada¬ leti sağlanıyor. Hakkari. kışkırt¬ malardan fazlasıyla etkilenmişti. Süryanileri. ingiliz ve Rus yönetimine 40 . Yumurta çadamış. Bedirhan Bey'in binbir çabayla oluşturduğu ittifak bozulmuştu. Bu arada Be¬ dirhan Bey adına Kürt parası basılıyor. Kürdistan'ın bağımsızlığı yalnız Sultanlığı değil. Mukus Mirleriyle ittifak kuruyor. Gençler silah altına alınıp eğitiliyor." Merkezi Cizre'de bulunan Botan Mirliğinin önderi Bedirhan Bey. Özellikle Bağdat'taki Mehmed Paşa. Van Gölünde gemi ulaşımı başlıyordu. 1843 yılında. evinin üstündeki direğe ingiliz bayrağı çekince olaylar patlak verdi. Kürdistan'ın genel ayaklanması için Muş. fakat. Kars.ğu Anadolu ve İrak'taki Kürt halkına daha büyük baskı ve terör uygulanıyordu. Osmanlı. yeniden aktif protesto biçimlerine döndüler. Kürtlere karşı ayaklanmaları için yardım sundular. istanbul yönetimi ise ekonomik olarak Kürdistan'a savaş aça¬ cak durumda değildi. Kürtleri değil sizi destekli¬ yor" diye kışkırtmaya başladılar. Kürdistan'da genel seferberlik başlamıştı. Ama. Kürtler.

Osmanlı saldırılanm püskürtmeye çalışırken. Kürtlerin "dm kar¬ deşi" olduğunu hatırlıyor ve Kürdistan'dan asker toplatdması için seferberlik başlatıyordu. uzun bir direnişten sonra 20 Temmuz 1847 günü teslim olmak zorun¬ da kalıyordu. istanbul'a götürüldü. Kürdere karşı Osmanlı'yı koruyor. arayıp da bulama¬ dığı bir firsattı bu. Sıpki ve Hayderan aşiret¬ leri de bir süre sonra cepheden çekiliyordu. Sonra. Direnişi kıran faktör. savunmasız halka yapılan zulmün şidde¬ ti her gün artıyordu. öte yandan. Bedirhan Bey. Bedirhan Bey. Nurullah Bey iki yıl daha direnip sa¬ vaştığı için Osman Paşa. vaadlere kanıp cepheden çekiliyor. Oradan Halep'e. "ki¬ ralık asker" niyetine. Bedirhan Bey. Eruh kalesine çekilen Bedirhan Bey. Zorla götürülenler. Kürder buna rağmen direniyorlardı. ordudan firar ediyordu. güleryüzlü bütün çabalara rağmen Kürtler destek vermiyor.. Osmanlı'nın. askerliğe çağnlan gençler dağ¬ lara saklanıyordu. bağımsız Kurdistan fikrinin öteki iki önemli önderi Nurullah Bey ve Han Mahmut'a saldırıyordu. Osmanlı orduları 1847 yılının baharında. 1849 yılında bütün Kürdistan'ı saran kolera salgını oldu. adeta öflcesini halktan çıkanyordu. Tehditle Osmanlı safina katılan Zilan.. ingiltere. 41 . Kürdistan'da birkaç koldan ilerleyerek. ingiltere ve Fransa Osmanlı'yı kışkırtıp Kırım Savaşını başlatmışti- Osmanlı yönetimi. arkadan ku¬ şatılmasını sağlıyordu. yeğeni Yezdişer.ayrı ayn başvurup yardım istediler. 1868 yılında öldü. Ölümünden sonra yerine atanan Gözlüklü Re¬ şit Paşa da onu aratmıyordu. "Tedip ve tenkil" kural tanımıyor. Osman Paşa'nm komutasında. Girit adasına sü¬ rüldü. rakipleri Rusya ile çarpıştırıyordu. Bedirhan Bey. Fakat. * Bedirhan Bey tutsak düşmüş ama Han Mahmut ve Nurullah beyler henüz yenilmemişlerdi. savaşa hazırlanırken.

hayal kınklığı içinde istan¬ bul'dan ülkesine dönmüş. 42- . Kimi tarihçilerin saf ve dengesiz diye niteledikleri Yezdişer. bu aşamada. Dost¬ ça yaklaşıyor. Kürder. Öndersiz kalan Kürderin özgüriük koşusu bir kez daha kesiliyordu. Yezidi Kürderinin yanı sıra Ermeniler. 1854 yılında ayaklanma başlattı. güney¬ den yayılarak Erzurum ve Van üzerine yürüdüler. Yezdişer. Osmanh yönetimi. amcası Bedirhan Paşa'ya ihanet etmesi için ikna eden Osmanlı verdiği sözde durmamış. Kars yöresinin önemli Kürt önderlerinden Kasım Han. Kürtleri yanına çekme çabasındaydı. yoluna tuzak kurmuşlardı. üstüne yürüyordu. 1855 yılında Kürdistan'ın tamamına yakın bölge¬ lerine yayıldı. tam "sin¬ dirdik" diye sevindikleri anda. Ama beklediklerini alamadılar. küçük gruplann direniş ve çatışma- larıyla isyan bütün Kürdistan'da sürüyordu. askeri güç olarak da yetersiz kalıyor¬ lardı. Fakat silah kıtlığı çekiyor. Oysa ingilizler. Botan Beyi Yezdişer'i. Kürdistan'da yeni ittifaklar kurduktan sonra. 1854 yılında Osmanlı'ya öldürücü darbeler vuruyordu. Süryaniler.Öte yandan Ruslar. ingilizler aracılığıyla "banş gö¬ rüşmeleri" isteğinde bulunuyordu. Yezdişer. Ruslardan yardım istediler. s- Fakat bu da "son isyan" olmuyordu. Yalnız. hapse konuyordu. onu Kürdistan'a genel vali yapmamıştı. Ruslardan aldığı yan destekle ayaklanı¬ yor. uğradığı "ihanete" isyanla karşılık ver¬ me hazıriığına girişmişti. "barış görüşmesini" kabul ediyordu. yardımda bulunuyordu. Dersim'i Kürdistan'ın bir parçası olarak değil. Yezdişer olayından sonra. Ayaklanma şaşırtıcı bi¬ çimde büyüdü. yeni bir insanın ateşi alevleniyordu. bir başka köşede. fark gözet¬ miyor. bölge Rumlan da Kürderin yanında yer aldılar. "ayn bir ada" olarak gören Dersimliler sessiz kalıyordu. Ama Osmanlı yönetimi. Osmanlılann. görüşmeye gi¬ derken tutuklanıp istanbul'a götürülüyor.

Kür¬ distan'da yeni huzursuzluklara neden olmuş. 1870'lerde Dersim'in "tedip ve tenkili" ile görevlendirildi. I. bunlardan Gulabi Ağa. 1877 yılında. Ermeniler de Dersimlilere yardım edince. kaynaşmalar başla¬ mıştı. şehri zapt ediyordu. Çaresiz kalan Semih Paşa. insanla¬ rıyla birlikte yok edilmesi gereken köylere ulaşım zordu. Kürt topraklarını bölmekti" diye açıklıyor¬ du. güler yüzle yaklaşmaya başladı. Osmanlı devleti. Halfin. DersimHIer oyunu seziyor ve yol yapımında çalışmayı reddediyorlardı. Ama Dersim dağlık bölgeydi. Ama bu "iyiliğe" karşılık. işbirli¬ ği yapan bazı ağaları tecrit ediyordu. 43 . Rus yazar N. Osmanlı ordusu sonuç alamadan geri çekiÜyordu. bir ingiliz binbaşısının komuta¬ sındaki ordusuyla saldırıya geçiyor. A. Zaten vergi ödemeyen Dersimlilere. Tujik ve Hut dağlarında çetin savaşlar oluyordu. ama şehrin İran'a ia¬ desi için Osmanlı'ya baskı yapıyordu. "ingilizlerin amacı. Kontur'u ele geçirmek amacıyla. Osmanlı-Iran sı¬ nın 1869 yılında yeniden belirleniyor. son anda yeni sınıra karşı çıkıyor. Rusya. 4 bin kişilik bir orduyla saldırıyor. Ne var ki. kaybı düşünü¬ len taraf Kürtler oluyor"du. 1875'te öldürülüyordu. stratejik önemi olan Kontur şehri İran'a veriliyordu. Rus yazar M. * * Iran yanlısı Rusya'nın Sultana dayatmasıyla. Menyukov'un deyimiyle "sınır çizilirken. "iyiliklerine iyilikle karşılık vermeyen" Dersim'e. Halk. Kürtlerin devre dışı bırakılmasını. en az başvurulan. "sarp köylere medeniyet götürecek yol yapımında çalışmalarını" istiyordu.Erzurum valisi Semih Paşa. bu arada Kürt topraklan bir kez daha bölünüp. Sınır düzenlemesi adıyla Kürt topraklarının bölünmesi. Kürderin kaybını dikkate almıyor. Semih Paşa'nm planı tutmuyor. "devletin bir iyiliği" olarak vergiden mu¬ af olduklannı açıkladı. Osmanlılar.

içerde de İngiltere ve Fransa başta olmak üzere Avrupa'nın egemenliği altına giriyordu. sa¬ vaşa seyirci kalıp sonucu bekliyorlardı. Kurdistan direnişe geçince. çoğunluk arkasını dönüyordu. Osmanlı yönetimi. Kürtlerin ulusal kurtuluş heyecanını besliyor. alevlendi¬ riyordu. Çöküş. Kırım Savaşı'yla "sıfırı tüketmiş". Botan ve Hakkari yöresine de yayılıyordu. vergileri artırmış. 1878 yılı ilkbaharında Muş. Kendini Osmanlıların efendisi olarak gören İngiltere bir kez daha devredeydi. Sultan Abdülhamit. yönetim ekonomik bağım¬ sızlığını bütünüyle kaybetmişti. ekonomik olarak çökmüştü. Osmanlı orduları da kırım yapıyordu. Ayaklanma kısa sürede yayılarak büyü¬ yor. Osmanlı yönetimi kı¬ rıma ve toplu sürgünlere ara verdi. yer yer isyanlar alevlenmişti. İsmail Hakkı Paşa. Kürtler hayatta kalmak amacıyla dağlara çekilmiş. Bidis ve Van bölgelerinde aynı anda isyan patlak verdi. Savaşla birlikte. Borçlarını ödeyemediği için İngilte¬ re ve Fransa mal varlığına el koymuş. Kürtlere şirin görünmek ve desteklerini kazanmak amacıyla. Kuzey Kür¬ distan'da "güvene layık" aşiretlerin listesini düzenliyor. Ayrıca. 1879 yılında resmen ekonomik iflas ilan ediyor. Bu savaş Osmanlı çöküşünün dönüm noktası olmuştu. doğrudan soyguna geçmişti.Öte yanda Osmanlılar. 44 . Erzurum Rusların eline geçmişti. 1877 yılında başlayan Osmanlı-Rus sava¬ şına kadar aralıksız sürdü. Osmanlı'ya yardım etmiyor. bir kere daha orduyu devreye sokup terör estirmeye başlamıştı. Botan ve Hakkari yöresinde katliama gi¬ rişmiş. Savaş ise Kurdistan topraklarında geçiyordu. Buna rağmen Kürtler. haraç toplayıp. iaşe sağlamıyor. İstihbarat sağlıyor. "Tedip ve tenkil". "din kardeşliğini" keşfediyor. Osmanlı'nın din propagandası çok az sayıda Kürt tarafindan ilgi görüyor. yeşil bayrak açarak Kürdistan'ı Osman¬ lı'ya yardıma çağırıyordu. gelir bulmak için Hıristiyanlarla Kürdere yönelmiş.

isyan bay¬ rağını indirmiyorlardı. gü¬ neye sarkıyor. Kürtler onu adil ve insancıl bir lider olarak se¬ ver. ayaklanma için temasa geçtiğinde 50 yaşlarındaydı. bir kez daha bütün ordularını seferber ediyor. dini bilgin olarak ve saygın kişiliğiyle Kür¬ distan'ın önde gelen liderlerindendi. Kürtler. onu şöyle anlatıyordu: "O. "topyekûn savaş"la. Nizip. mükemmel bir insandı. 1879 yılında. iki dostun torunlan Seid Abdülkadir ile Şeyh Said daha sonra aynı isyanda (1925) birleşecek ve kısa arahklarla idam edileceklerdi. Bedirhan Bey'in oğullan Osman ve Hüseyin beylerin ortaya çıkmasıyla nitelik kazanıyor. Şeyh bu arada. Variıklıydı. Mardin. babaca bir ilgi ve himaye ile kollar¬ dı. Faal. Şeyh Ubeydullah. Kürtler. Kadere bakın. saygın kişiliği sayesin¬ de Kürt liderlerin büyük çoğunluğunun desteğini ahyordu. adı tartışılmaz saygı ve sevgiyi ifade ediyordu. Ermeni Gregoryan kilisesi ve Süryanilerin lideri Mar 45 . ama ilk hamleler boşa çıkınca. Şemdinan'da (Şemdinli) Şeyh Ubeydullah başını kal¬ dırıyordu. Bedirhani Osman Bey bağımsızlık ilan ediyordu. Şeyh Ubeydullah'ı tanıyan bir Ermeni. Daha öteki isyanm dumanları tüterken. ingiltere'nin bütün çabalanna rağmen. sayarlardı. başında tanınmış bir önder de bulunmayan ayaklanma. Şeyh Said'in dedesi Şeyh Ali ile okul arkadaşı ve dost¬ tu. özgüriüğe aç ve susuz Kürtler geri durmuyor. Amediye'yi de ele geçirerek toprak¬ larının büyük bir bölümüne sahip oluyorlardı. Fakat. Bütün Kürdis¬ tan'da. din ile ahlak konusunda fikrini almak için dört bir taraftan Şemdinan'a gelirlerdi. çalışkan. Kürder yenilgiye uğ¬ ratılıyordu. Şeyh Ubeydullah. Yetim ve dul kadınları. 1879 yılı güzünde. Nakşibendi Şeyhi Seid Taha'nın oğluydu. İran ve batıdaki Kürt liderlerie. efendi ve bilgiliy¬ di.Başlangıçta kendiliğinden oluşan. dertlerini ve uğradıkları haksızlıkları anlatmak. Sultan." Şeyh. Seid Taba. Celile Celil'in yazdığına göre.

isyanın bu cephede başlatılacağım söylüyor ve önerisini Kurultay kararı haline getiri¬ yordu. Toplantıya Kürdistan'ın dört bir yanından liderler katılıyordu. İsyan. Şeyh. memleketi Şemdinan'a geri dönmüştü. Çünkü. önce Musul'a götürdüler. toplantıda Ermenilere karşı herhangi bir harekette bu¬ lunulmamasını ve işbirliği yapılmasını kabul ettiriyordu. beş bin kişilik bir güçle yeniden ayaklandı. Şeyh Ubeydullah.. İngiltere Osmanlı'nın ya¬ nındaydı.. İngiliz-Osmanlı entrikacılığı bir kez da¬ ha Kürtlerin önüne çıkmış. Uşnuye merkezlerini üs olarak seçiyordu. Oğul¬ lan Sadık ve Seid Abdülkadir'le birlikte. Iran içlerinde daha fazla ilerleyemediler. savunmaya geçtiği Oramar kalesin¬ de tutsak düştü. 1882 yılının Temmuz ayında kaçıp Kürdistan'a döndü. Ubeydullah. 46 . hepsinin ay¬ rı ayrı çıkarları söz konusuydu. İran'ın. Ama onlan durduran etken dörtlü ittifak değil. 1880 yılında Şeyh Ubeydullah'ın liderliğinde Şemdinan'da toplan¬ dı. 1881 yılında tutuklanıp İstanbul'a götürü¬ ldü. İran ve Osmanlılar ortak düşmanlarına karşı ortak bir cep¬ heyle taarruza geçtiler. Iran Kürdistam'ndaki Mahabad. Kurdistan tarihinde. Rusya İran'a askeri yardım göndermişti. ilk genel birlik ve dayanışma Kurultayı. Şeyh Ubeydullah. Onu.Şamun ile işbirliği için temasa geçiyor. Kürtlerin parçalanıp birbirini arkadan vur¬ maya başladığını görünce. Ubeydullah'ın genç oğlu Seid Abdülkadir'in başında bulunduğu birliğin katılmasıyla şehir ele geçirildi. daha ilk aşamada kurtarılmış bir merkeze sa¬ hip olmaktı. Osmanlı ile İran ise saf halinde. İsyancılar. kimi Kürt liderlerini. Urmiye. Şeyhin amacı. hüzün içinde isyan bayrağını indirmiş. ba¬ zı Kürt önderlerin zaafiydı. Kurdistan ittifa¬ kından çekmeyi başarmıştı. askeri açıdan daha zayıf olduğunu söyleyerek. 1880 yılının Ağustos ayında Mangur Hamza Ağa ko¬ mutasındaki bir Kürt birliğinin Mahabada taarruzuyla başladı. birleşen güçler karşısında. Kürtlerle yeni¬ den ilişkiye geçmesi üzerine Mekke'ye sürgün edildi.

1800'lerin sonlarında "Kızıl Sultan" adıyla da bilinen İkinci Abdülhamit. Araplar arasında da benzerleri çıktı. Abdülha¬ mit. Eğitilip devşirilmiş bazı Araplar. eğlendiriyor. 47 . branşlarına göre değişik görev¬ ler üstleniyorlardı. köz olmuş her ateş. O arada. Kürtlere hoş görünmek için harca¬ malar yapıyor. mücadeleleri yaygınlaşarak Avrupa'da da destek bulmaya başlayan Ermenilere karşı kışkırtmak üzere harekete geçiyordu. sultanlık haline gelmişti. Bağdat ve İstanbul merkezli bu okulların askeri ve sivil bö¬ lümlerinden mezun olan gençler. Ki¬ mileri. TC saflarında yer alıp "tedip ve ten¬ kil" yıllannda Kürdistan'da görev yaprilar. sultanlığın başında bulunuyordu. tıpkı bir zamanlar "devşirilen Hıristiyan çocuklar"a yapıldığı gibi Kürt ve Arap çocuklara el uzatıyordu. başta Yunanlılar ve Bulgarlarla Sırplar olmak üzere.Kürdistan'da sönmüş. Fakat. Kürt ve Arap bazı mezunlar. adeta yeni alevlen¬ melerin habercisiydi. bağımsızlık savaşında kendi halklarına kılıç çektiler. Osmanlı İmparatorluğu'nun dağılmasından sonra. okullar "bekleneni" vermiyordu. Torunları ise 2000'lerde Türk ırk¬ çılığının öncülüğünü yapıyorlardı. Kürtleri bölmek. Ulusal ruh bütünlüğünü kıran iç çelişkilere rağmen. Sultan. Sultan. kurnazlığıyla ünlüydü. ataklar durmuyordu. Binbaşı Kasım (Ataç) ve Revanduzlu Ali Saib gibi bazı Kürtler de yetiştirenlere sonuna kadar "sadık" kalıyordu. daha sonra kendi halklarının ulusal kur¬ tuluş mücadelesinde öncülük ediyorlardı. "Kürt Halit" lakabıyla tanınan Cıbranlı Halit Bey ve İhsan Nuri bunlardan ikisiydi. aşireder arası daya¬ nışmayı kırmak ve onları. Osmanlı imparatorluğu ayrışa ufala küçülmüş. bazı Kürt ağalarını istanbul'a davet edip. Okulda. kendi yurtlarında tutunamadılar. İstiklal Mahkemesi üyesi oldu. Bazdan milletvekili. para ve nişanlarla ödüllendiri¬ yordu. zengin sofralarda ağırlıyor. Onlan eği¬ tip "Osmanlı'nın savunma eri" yapmak üzere "Aşiret Mekteple¬ ri" kuruluyordu.

Kuşaklar boyunca Osmanlı'nın saldırısına uğramış. komuta ise Kürdere bırakılıyordu. aralarında derin sosyal. hem de Osmanlı karşıtları tepelenerek. Baskılar. Hamidiye Alaylan'nın amaçlarından biri. düşman gücü ola¬ rak görüyor. Hamidiye Alaylan'nı Osmanlı'nın kılıcı. 1878 yılında yapılan Berlin konferansıyla. talanlar. gönüllü yandaşlıkla hem Osmanlı'ya güç katacak.Ermeni sorunu. Hamidiye Alayları da kullanıldı. kültürel ve ekonomik bağlar bulunan Kürtler. Din faktörü. hafif süvari alayları kurmaya başladı. Hamidiye Alaylan'nın oluşumu. düşmanlığı fokurdatan körük olarak kullanılıyor¬ du. birlik ile dayanışma ruhu dağıtılacaktı. istenilen oranda katılım olmuyordu. 1980'lerdeki "koruculuk" sistemine benzer bir örgütlenmeye gitti. Kürtleri Osmanlı'nın yanına çekmekti. 53 büyük aşiretten. resmi devlet gücünü kulla¬ narak Ermenileri kırmaya cesaret edemediği için. ev¬ rensel boyut kazanıyordu. bu aşamada Kürtler arasında. artık Ha¬ midiye Alaylan'yla. "Hamidiye" diye adlandırılan gayri nizami. Ermenilere karşı göz dağıydı. Çoğunluk. yer yer 48 . baskılara rağmen katılmıyordu. katliamlar yaşamış olan Kürtler. 1890'ların ortalarında. sanıldığı ve beklendiği gibi Kürtler tarafindan coşkuyla karşılanmadı. Fakat. Osmanlı yönetimi. Yüzyıllardan beri Ermenilerle iç içe yaşayan. 300 binden fazla Ermeni öldürüldü. sistematik olarak Ermeni kırımını başlattı. sadece 1894 ve 1896 yılları arasında. silah¬ ları devlet sağlıyor. Ermenilerle Kürtlerin iç içe yaşadığı bölgelerde. Rus kaynaklarına göre. Öte yandan Rus sınırlan boyunca Ermeniler bastırılacaktı. Pek çok Ermeni yurtdışına kaçarak hayatını kurtardı. Alayların insan gücü Kürlerden oluşuyor. Hamidiye Alayları için politik ve askeri amaçlar bir arada dü¬ şünülmüştü. sadece 13'ü katılmayı kabul et¬ mişti. Kürtler. uzak duruyor. Osmanlı subayları eğitim veriyor. Bu süreçte. kaynaşmıyor. Abdülhamit.

Kürt milliyetçileri¬ nin de desteklediği İttihat ve Terakki Partisi (Cemiyeti). hiçbir za¬ man istenilen kadroya ulaşamadı.silahlı çatışmalara neden oluyordu. Kürtlere karşı kullanmak üzere Hamidiye Alaylan'nı İran Kürdistanı'na saldırtıyordu. Dersim. Fa¬ kat. çabalarına rağmen. bir yıl sonra da tahttan indiriyordu. "kardeşleri"nin kınm ile toplu sürgünlerine devam ediyordu. Bedirhan aile- 49 . 1907 ve 1908 yıllan arasında çatışmalar yayılıyordu. bütün çabalanna rağmen Kürtleri sindiremiyor. tersine isyancılara katılım ve firadar artınca Hamidiye Alaylan geri çekiliyordu. Kürder. 1906 yılında Erzurum'da isyan başladı. Bışare Çeto'nun 1906 yılında Siirt'te başlattığı isyanın dalgalan Diyarbakır'a ulaşıyor. Kürtler birbirine silah çekmiyor. aksine kendisi saf dışı oluyordu. Başlangıçta. Abdülhamit yönetimi. Bunun üzerine Kürtler. 1903 ve 1904 yıllannda. Bitlis ve Beyazıt'ta Ermenilerle birleşerek. "Sultan'm. 23 Tem¬ muz 1908 tarihinde düzenlediği "Jön Türk" darbesiyle Sultanı etkisizleştiriyor. bu arada Kürderi. sonunda bütünüyle iflas ediyor"du. öte yandan. Ermenilere destek veriyorlardı. Jön Türklerie Kürder arasındaki ilişkiler ilk aşamada oldukça sıcaktı. Lazarev. Ermeni sorununu Kürtler eliyle çözme niyeti. . Abdülhamit. Bu yüzden alaylar. Bir Rus yazannın deyimiyle. Şeyh Ubeydullah'ın oğlu Seid Abdülkadir. Sason'da yapılan Ermeni kırimına katıl¬ mıyor. Osmanlı'nın birbirine kırdırma. "tedip ile ten¬ kil" birliklerini püskürttüler. Kürtleri din kardeşliği ile okşayıp Er¬ menilere karşı kullanıyor. bu olay için "Kürtler artık dostlarıyla düşmanlanm ayırt edebilmişti" diye ya¬ zıyordu. tugay ve tü¬ menler kurulamadı. planlandığı halde. 1905 yılında yeniden ayaklandılar. Sultan Hamit.

Senatonun karşılığı olan "Ayan Meclisi" başkanlığına bile seçilmişti. Ardı ardına Kürt dernek¬ leri. Hamidiye komutanlarından Kör Hüse¬ yin Paşa. Öyle ki. Kürdista¬ n'a gönderilen ajanlar. Baskılar üzerine. kendi halkına zul¬ metmeye başladı. Fakat. 5° . kültür kurumlan kurulmuş. İttihatçıların verdiği umut diriydi. Çünkü ilişkiler sıcak. İttihatçıların ırkçı yüzü berraklaşmaya başladı. Kürtleri birbirine ve Ermenilere karşı kışkırtıyorlardı. gazeteler yayınlanmaya başla¬ mıştı. 1909 yılında. beklenmedik bir dönüşüm oldu. Kürt ulu¬ sal kurtuluş hareketinin merkezi haline geldi. 1909 yılından itibaren. elindeki güç ve halk desteğini kişisel çı¬ kar ile bireysel egemenliği için kullanmaya. Paşa Erzindan'dan Halep'e kadarki topraklar üzerinde ege¬ men oldu. iki Hamidiye Alayı'na birden komu¬ ta eden ve batılılar tarafından. Kürt önderlerden Şerif Paşa ve pek ço¬ ğu Kürtlerin haklarına kavuşacağı umuduyla İttihatçılara destek veriyordu. Süleymaniye. etkin liderlerden Musa Bey'le birleşerek. "Kürdistan'ın taçsız kralı" diye adlandırılan Mdli aşiretinin önderi ibrahim Paşa. Araplarla takviyeli Osmanlı ordusu tarafından kuşatılıp sığın¬ dığı Sincar dağlarında öldürüldü. ayaklanma¬ yı tarih sahnesine çıkan ve daha sonra Kürt ulusal hareketinin önde gelenlerinden biri olan oğlu Şeyh Muhammed Berzenci yönetmeye başladı. Ağrı'da isyan başlatıyor. ilkin. isyanı başlatan Süleymaniyeli Şeyh Said ölünce. isyan ediyor¬ du. Bunu. Şeyh Said İsyanı sırasında da adını duyuran Hay¬ deran aşiretinin lideri. Gü¬ ney Kürdistan'da Barzan ve Zibar aşiretlerinin destek verdiği Hemavvendi isyanı izledi. Bitlis ve Beyazıt yönetimlerini ele geçiriyordu. Aynı yıl. Seid Abdülkadir.sinden Emin Ali Bedirhan. Dersim ayaklandı. Ama bir süre sonra. 1911 yılında ise Kürt kurum ve derneklerini yasaklayıp kapatmaya başladılar. Paşa. halk desteğinden yoksun kalınca. ibrahim Paşa isyanı sürerken.

Bütün Kürdistan'a yayılacak askeri güce de sahip değildi. da¬ ğılma sürecine girmişti. bir iç dar¬ beyle. aynı süreçte kılıcın öteki ağzının. Osmanlı'ya karşı isyan baş¬ latıyordu. bekleneni bulamadılar. 1915 yılında başlanlan ve birkaç yd süren Ermeni kırımı boyunca. Kimi Rus kaynakları. Osmanlı yönetimi. Arnk Birinci Dünya Savaşı'nın ayak sesleri de duyulmaya başlamıştı. Kür¬ distan'ın kuzeyine asker sevkiyatına başladılar. Sultanlık. 1912 yılının sonuna gelindiğinde. Çaba tutmayınca. yönetimi devralacak komitelerin kurulduğu 1913 yılında. İstanbul yönetimi bütünüyle gücünü kaybetmiş. Barih kaynaklara göre. isyanların pınrak gibi baş göstermesi ittihatçı yönetimi şaşkına çevirmişti. Osmanlı yönetimine bütüpnüyle egemen oldular. topluca sürülen ve kaçarak canı¬ nı kurtarabilenlerin dışında. Abdülhamit yöntemiyle Kürtleri parçalama planları da tutmuyordu artık. "etnik arındırma harek⬠tı" başlatılıyordu. baş- 51 . Talat ve Cemal Paşa'dan oluşan truimvira.Müdahalelerini kuşaktan kuşağa aktararak günümüze ulaş¬ tıran Barzani ailesi. 1910 yılında. "İti ite boğdurma" yöntemiyle Kürt-Ermeni ça¬ tışması yaratmaya çabalıyorlardı. Kürdistan'ın bütün şehirlerin¬ de. dönemin etkin liderleri Abdürezak ve Yusuf Kamil Bedirhan beyler bir yandan Ermenilerle ittifak imkanı anyor. Fakat. silahlarını Osmanlı'ya çevirmeleri çağrısında bulunuyorlardı. 1. bu süreçte tarih sahnesine çıkıyordu. Şeyh Abdüselam Barzani.5 milyon kişi katledildi. Bütün Kürdistan'da. İttihatçılar. öte yandan askerliğe alınmış Kürtlere. asker toplamak için "İslam uğruna ci¬ hat" çağrısıyla Kürtlere gittiler. Enver. "iş başa" düşüyor ve 1915 yılında devlet eliyle. Kürt önderierden Abdürezak Bey. 1912 Şubatında genel ayaklanma hazırlığına başladı. Afrika'daki toprak egemenliği de bütünüyle ortadan kalkmıştı. bu aşamada "birinci tehlike" olarak Ermenileri görüyorlardı. Baskıyla silah altına alınan Kürtler ilk firsatta firar ediyor.

Daha sonra Osmanlı üniforması giydirilmiş. Kürtler 1803'ten 1914 yıhna kadar 12 de¬ fa ayaklandılar. Urfa çevresinde. kadın ve çocuklara karşı ka¬ zanılan "kılıç zaferleri"ni anlatırken. çok beğenilmiş ve bütün sorunların çö¬ züm formülü olarak kabul görmüş olmalı ki. * Resmi tarihe göre. 5^ .. ken¬ di hayal gücünün yaratıcılığıyla yok etme yöntemleri keşfediyor¬ du. Kürt so¬ rununu kökünden çözmek amacıyla. Halka karşı uyguladığı yöntemlerle "kuyucu" lakabı alan Murat Paşa. anılarında ihtiyar.ka bir yoldan Kürtlere çevrildiğini. Nizip. 700 bin Kürt'ün topraklarından koparılıp batıya sürüldüğünü be¬ lirtiyor. İttihatçıların bazı kılavuzları. kurbanlarının başlarını kestirip kuyulara dolduru¬ yordu. daha sonra yol boylarındaki dere yataklarında topluca kırdıklarını yazıyor. Paşa. Paşa rütbe¬ siyle ordunun başına getirilmiş Alman ve Avusturyalı generaller. Soykırımcı bu yöntem. elini Kürt kanına buluyordu. ço¬ ğu kadın. daha sonra. İsyanları bastırmakla görevlendirilen paşalardan her biri. daha sonra Ermeni¬ lere uygulandı. Osmanlı'yla savaş ha¬ linde olduğu halde. Kürt sorununun kırım ve yangınlarla çözülebileceğine inanan General Moltke. * İttihatçılar içerde Kürtlerle uğraşırken bir yandan da fetih ve "büyük Turan Türk İmparatorluğu" hayalleri kuruyorlardı. Almanya'da Hitler'in ırkçı politikalarına hizmet verdiler.. kırılanların dışında. Kürderi hayvan gibi birbir¬ lerine bağlayarak sürüklediklerini. Mısır valisi Kavalalı Mehmet Ali Paşa. ihtiyar ve çocuk 60 bin kişiyi kılıçtan geçirdi. Alman-Avusturyalı "Goltz Paşa" ve "General Moltke" Kürdere karşı izlenen zulmün mimarlarından ikisiydi. Kürt isyanlarını bastırmada İngiliz subayları danışmanlık ya¬ pıyordu. başrole geçtiler.

İlk soğuklarla karşılaşır karşılaşmaz. çoğu paltosuzdu. yok olmuş. yurduna dönebilmişti. 90 bin asker açlıktan. Benzer mücadele Urfa ve Maraş'ta verildi.. Rus işgali üzerine. Almanya ile ittifak kurup an¬ laşma yaptılar. Ruslarla karşılaşıp tüfek bile padatama- dan Sankamış'ın Allahuekber dağlannda kar. Osmanlı'nın enkazı üzerinde 24 ayrı devlet kuruluyordu. bir Kürt aşiret önderiydi. Birinci Dünya Savaşı'¬ nın başında. Fakat. Kürtlerin muhatabı ise yüz yılı aşkın zamandan beri bağımsızhk savaşlannı bastırmaya çalışan ingiltere ve Fransa'ydı. Antep direnişiyle efsaneleşen Karayılan. Ordusu saf dışı kalmıştı. işgalden sonra. askerler kar ve don'a karşı dayanıklı kışlık giyecek ve donanımdan yoksundu. Sultan'dan habersiz. Savaşı başlatan ittihatçılar aradan çekilmiş. ısı¬ nın -30 dereceye indiği kış günlerinde ise kırım. İngiltere. İstanbul'u işgal etti. Ruslar Kürdistan'a girdiler. hastalıklar başladı. Osmanlı bayrağını çekmiş iki Alman savaş gemisinin Rus sa¬ hillerini bombalamasıyla. Kürtlerin büyük bir bölümü yurtlarını terk edip muhacirleşmek zorunda kaldı. Göç yollarında salgın hasta¬ lığa. yerierini B ve C takımlarına bırakmışlardı. Gü¬ neyi İngilizler ve Fransızlar işgal ettiler.. kimi yazlık ayakkabılı. Kimi ça¬ rıklı. don. Osmanlı Devleti Birinci Dünya Savaşı'- na katılmış oldu. direnmeye çalıştılar.Hayallerini gerçekleştirmek amacıyla. bit ve salgın hastalığa yenildi. bunların pek azı hayatta kalmış. hastalıktan ve donarak öl¬ dü. açlık ve sefalete yakalandı. Bu yeni bir zamandı ve bu zamanda yeni devletler ortaya çıkıyor. Beş milyon İngiliz altım karşılığında. Kendi kaderleriyle baş ba¬ şa kalan Kürtler kendi olanaklanyla işgalcilere karşı durmaya. Ordu ise Orta Asya'yı işgal edip Anadolu'ya bağlamak ve "Büyük Turan Türk imparatorluğu" nu kurmayı sağlamak üzere Sarıkamış'a yığıldı. Çıkarlan de- 53 . orduyu "ki¬ ralık asker" gibi Almanya'nın emrine verdiler. Savaş sonrasında Ortadoğu'nun siyasi haritası değişmişti. 120 bin kişilik ordu.

arayışlar sürüyordu. Fakat galipler. onu tanıyan hukuksal bir belge olması nedeniyle. bir kez daha "tarihin üvey ev¬ latları" olarak arkasız. 1922 yılında ise artık. Anlaşma ayrıca. Mosko¬ va. yenik Osmanlı devletiyle galipler arasın¬ da. Bu süreçte. desteksiz ve emperyal himayeden yoksundu. daha sonra kesiliyordu. Kuşkulanan ingiltere ve Fransa. 54 . öteki halklarla eşit haklara sahip olduğunu vurgulu¬ yor. Sovyetleri kuran Lenin ve arkadaşları. Paris yakınların¬ daki "Sevr" kasabasında imzalandı. "Kürt Teali Cemiyeti". Yeni Ortadoğu haritasında Kürtlere yer verilmemekle birlik¬ te. 62. Ankara'yı "ilerici" sayıp dostluk ve işbirliği anlaşmaları imza¬ lıyor. yardımlar yapıyor. ezilen halkların yeni "esin kaynağı "ydı. Tıpkı yüz yıl önce olduğu gibi bağımsız Kurdis¬ tan. Kürt sorununu dillerine bile almıyorlardı. Kürtleri görmezlikten geldiler. Tersine Kemalist yönetime açıkça destek ve¬ rerek. Kürdistan'ı ilk kez uluslararası arenaya oturtan. kendi kaderini tayin ilkesini tanıyor. Kürtlerin başlıca engellerinden biri olan Çarlık Rusyası 1917 yılında yıkılmış. yerine Sovyeder Birliği kurulmuştu. Kürtler açısın¬ dan önemliydi. Kürtlerin hakları konusun¬ da ısrarcı olmadılar. Barış anlaşması 10 Ağustos 1920 tarihinde. Kürderin din. "gerici" Kürtlere sırtını çeviriyordu. madde de "Kürdis¬ tan'ın özerkliği"ni güvence altına alıyordu. Şeyh Ubeydullah'ın oğlu Seid Abdülkadir'in başında bulunduğu "Kürt Teali Cemiyeti" Kürdis¬ tan'ın temsilcisi olarak ortaya çıkmıştı.ğişmemişti onların. ancak konjonktürel bu söylem. yine çıkarlarına aykırıydı. 1919 yılında başlayan banş görüşmelerine Şerif Paşa'yı Kurdis¬ tan temsilcisi olarak atadı. Kürtler. karşı hamle ile Kürtlerin hak¬ larından söz ediyor. ortak hareket için Ermeni Daşnak Partisiyle işbirliği yaptı. 13 bölüm ve 433 maddeden oluşan anlaşma. Hatta ezilenlerin evrensel sesi iddiasındaydı. dil ve kültürleri konusunda. Paşa. konferansa ilişkin bir rapor ve Kurdistan haritası sundu. anlaşmaya rağmen. Öte yandan. Bu arada. Örgüt. "Kürdistan'ın özerkliği" için Avrupa nezdinde girişimlerde bulunuyordu.

"Misak-ı Milli" ise Arabistan'ı da banndıran 5 milyon kilometre karelik alam kapsıyordu. kendi sorunlanndan uzaklaştınlmaya çalışılıyor. Mustafa Kemal ve arkadaşlarına idi. Yeni oluşumun Türkler ve Kürtle¬ rin ortak devleti olacağı. "namus sözü" olarak sık sık tekrarlıyorlardı. O nedenle. Kürtlerin hak ile özgürlüklerine kavuşacaklarım. "Misak-ı Milli" hakkım öne sürüyor. Kemalisder.* * * Osmanlı Sultam Vahdeddin yönetimi. Gasratyan'ın deyimiyle. bu süreçten ıriba- ren. sürgünlerden. Sivas ve Amasya'da yapılan toplantılaria ortaya konmuştu. A. bir yandan da. Gasratyan devamla. bu deyim tutanaklara da geçiyordu. yangınlardan geç¬ miş Kürderin katılımı ve desteğiyle gerçekleşmişti. 55 . "canlanan Kemalistler. Osmanlı yönetiminden sadece baskı gör¬ müş. Kürtlere haklannın teslim edileceği açıklanmıştı. İngiltere ve Fransa'nın tam desteğini aldıktan sonra 1922 Ekiminden itibaren Kürt sorunundan söz etmez oldular. "Halk desteği" ise 1919 yılında Erzurum. Rus tarihçi M. galiplerle banş görüş¬ meleri öncesinde. Sevr Anlaşması hükümlerini yerine getirmemek için çeşidi yöntemlere başvurmaya başladıklarını yazıyordu. liderlerin ağzıyla sıkça tekrarianıyor. "Memleket ve millet menfaaderi için biriik" sloganı. "Türklerle aynı haklara sa¬ hip" oldukları tekrarlanıyordu. Kemalistler tarafindan "hoş" tutuluyor. Ni¬ tekim Erzurum ve Amasya toplanrilanmn ardında yayınlanan bildirilerde. Osmanlı'nın sınırlan konusunda. Yeniden yapılanma aşamasında. Oysa bu toplantılar. Sultan istem¬ leri yüzünden devre dışı bırakılıyordu. 1920'de parlamentoda Kürder kendi kimlikleriyle yer alıyor¬ lardı. Milletvekilleri "Kurdistan Mebusu" diye adlandırılıyor. Kürt sorununun Lozan Konferansı gündemine alınmasına da karşı çıktı"lar. Türk milliyetçilerinin. acılar çekmiş. Destek. kınmlardan. görüşmelerin bu esas üzerinde yapümasında ısrar ediyordu. bu yön¬ temlerden biriydi. ikifat görüyoriardı. Bu söylemle Kürtler. Atatürk dahil yeni sözcüler.

Bu kürsüden konuş- 56 . konferans sırasında Kürt sorunu gündeme geldiğin¬ de. Musul sorunu gündeme geldi¬ ğinde Türk heyeti başkanı İsmet Paşa söz alarak şöyle diyordu: "Devlet. Kürtle¬ rin de temsilcisi olduğunu söylüyordu. Bütün bunlar. Kısa süre için de olsa onları umut küpü haline getirip sevindiren ve dişlerini sıkarak sevinç gösterilerine katla¬ nanlar ise emeklerinin meyvasım. "Mustafa Kemal'in ve onun çevresinin ön¬ cülüğünde. Kürtlerin hak eşidiği teşvik edilip öne çıkarıldı. Kürt karşıtı senaryolar bu rahat ortamda. "haklarımızı alıp kurtulduk" diye seviniyor. Yeni yapılanmanın tek söz sahibi ve karar yetkilisi Atatürk. Atatürk. Anlaşma metninde. Öyle ki."Türklerin ve Kürtlerin ortak Meclisi" sözü parlamento tutanak¬ larına geçiyordu. Tabii ki cevap çok önceden ha¬ zırdı ve "böyle bir sorun yoktur" şeklindeydi. Kürderin bölgelerinde özerk yönetimler kurabi¬ leceklerini açıklayarak umut vermeye devam ediyordu. Lozan Anlaşmasıyla topladılar. Daha sonra gözden düşecek ve Atatürk tarafindan ceza¬ landırılarak dışlanacak olan Erzurum Mebusu Hüseyin Avni (Ulaş) parlamentoda yaptığı konuşmada şöyle diyordu: "Bu memleket Kürtlere ve Türklere aittir. Kürtler. 16 ve 17 Ocak 1923 tarihlerinde İzmit'te gazetecilerle yaptığı uzun görüşmede. tek tek kitabına uydurulup gerçekleştiriliyordu. Kemalisderi Lozan'da temsil eden İsmet Paşa (inönü). Galipler de artık Kemalistler yanlısı tutumlarını gizleme gere¬ ğini duymuyor. Gasratyan. böyle bir sorunun olup olmadığının tesbiti telgrafla Türk meclisine sorularak yapılıyordu. Lozan görüşmeleri sırasında. bu sorunun en özlü ve inandırıcı biçimde cevaplan¬ ması için "Kürt" olduğu söylenen mebuslara görev ve söz veri¬ yordu. hükümet nezdinde eşit haklara sahip ve ulusal hak¬ lardan yararlanan iki halka." Bütün bu manevralar boşuna değildi. Kürtlere ve Türklere aittir. tek kelimeyle de olsa söz edilmedi. sevindikçe Kemalist yönetime destek veriyordu. A. M. "bütün hak va özgürlüklerine sahip" Kürt¬ lerden. Kemalistlerin Sevr Anlaşması şartlarını yerine getirmeme konusunda başarılı olmasını amaçlıyordu" diye yazıyor.

söylem ve tutumlar aniden değişiyor. dili. Mustafa Ke¬ mal'in önerisi üzerine. insan isimleri yasaklandı. Çünkü. cendere gittikçe sıkıştırılıyordu. çarşı pazarda. 1925 yılında Ata¬ türk tarafindan imzalanan "Şark Islahat Planı" ile sokakta. 1924 yılında yürürlüğe konan Anayasa ile Kürtler. resmi tarihe göre. kişiliği ve bütün varlığıyla. Lozan'da imzalanan anlaşmayla TC'nin sınırları belirlenip." Kürt-Türk kardeşhğini savunup." Ulusal giysileriyle meclise gelenlerden biri de Hasan Hay¬ ri'ydi. mesele kapatılıyordu. Bir sabah aniden "Kürtlerin var olmadığına" karar verilmişti. Lozan Anlaşmasıyla toplan¬ dı. Bedir Han. Kürtlerin dili. "bütün hak ve özgüriüklerine sahip" Kürderden. 1959 yılında Paris'te yayınlanan Kürt Sorunu adındaki kitabında. Artık Kürtler.. Kürtlerin "resmen" bu¬ lunmadığına ilişkin kararın uygulamaları. tek kelimeyle de olsa söz edilmedi. devletin varlığı tescil edildikten hemen sonra. Kürt mebusları meclise ulusal giysileriyle gelmeye başladılar. manevralara onay. senaryolara geçit veriyorlardı. Türk meclisine soru soruluyor ve "böyle bir sorun yoktur" cevabıyla. kültü¬ rü. daha sonra giderek ağırlaştınlıyor. yasağı çiğneyenle¬ re ağır cezalar getiriliyordu. 57 . Fakat. "Kurdistan" adı. her şey tersine dönüyordu. Bütün bu manevralann meyvası. Ama "olmayan" ve "olma¬ mış" Kürtlerin isyanları "var"dı. konferans sırasında Kürt sorunu gündeme geldiğinde. Anlaşma metninde. bu konuda şöyle diyor: "Mustafa Kemal ve diğer Türk milliyetçileri. "resmen" yoktu. Öyle ki. Kürt mebuslan- nın bu konuşmalarından çok memnun kalmışlardı. galipler Kemalistleri destekliyor. parlamentoda "ayrılmazlık¬ larını" bağıranlardan biri de emekli bir subay olan Dersimli Ha¬ san Hayri'ydi. Kürtçe konuşma yasağı uygulanıyor.ma hakkına. yalnız iki millet sahiptir: Kürt milleti ve Türk milleri.. 1926 yılında Şeyh Said'le ilişki kurduğu ve Kürt giysileriyle meclise gelerek bölücülük yaptığı gerekçesiyle asılarak idam edilecekti. 1923 yılında. artık "yok"tu. Hasan Hayri.

rengarenk çatla¬ yarak. Qertalıx (Kartalık) dağlannda düğümleniyor. "Bin GoP'dur. Güneş. buralarda yeşerdi. Qox'dan bakıldığında. ayak altın¬ dadır. Bingöl'ün tam karşısında Şerevdin (Şerafetdn) dağlan. Dağların doğu ucu Hıms'dan başlıyor. Ağaçtan arındı¬ rılmış. Şeyh Said İsyanının yangın alanlarıydı.. Ve iki dağ duvarının arasındaki vadilere. "dünyanın taştan ve topraktan orta direği"dir.. kaynayan pınarların. hüzün içindeymişçesine yedi renge ayrışıp. ışıltılar sağanağı olarak yağar.. Sabah güneşi doğmaz. İşık patlamalarıdır. Bingöl'ün "Qox" (Kohğ) tepesi...İKİNCİ Bölüm HİZBE AZADİYA KURDİSTAN VE ALBAY HALİT BEY Bingöl dağlarının adı. Kürtlerin tanımına göre. Qox'tan seyredilen. Qox'dan seyre çıkanlar. İsyan tohumları. güneşi ağlıyormuş gibi buğulanarak.... dağların ardında kay¬ bolurken görür.. 58 . Kürtçe "kokulu göl" anlamında. bütün Kurdistan göz önünde. Varto'nun kuze¬ yi ile Erzurum'un güneyi boyunca. Efsanevi "Sipari u Xelat" dağları bir sigara içimi mesafedeymiş gibi görünür. gümüşi sularının arkları düzlüklerin içinde yeşil birer yılan gibi kıvrılıyor. * Bingöl dağlarının inip çıkarak birbiriyle düğümlenen tepeleri¬ nin yamaçlarında. kilometrelerce uzunlukta bir yay çizerek batıda.. ama aynı yerde bir başkasıyla birleşen "mesiP'ler bir baş¬ ka yükseltinin başlangıcı oluyor. "mıj u duman" (sis ve duman) içinde yıkanır. ovalara kurulmuş sa¬ yısız köy. Yıl dört mevsim. çıplak edilrniş tepelerin kıvrımlarında bitiyormuş gibi gö¬ rünen. sessizHk içinde kızıl bir devinim olur. birkaç kasaba.

Ça¬ yır ve otlaklar. uçurumlarla hevenkleşiyor. alabildiğine ge¬ niş düzlükler. her sabah yeniden sarar. sis denizi¬ nin üstünü aydınlatır. Yayıldıkça. uzak karşılardaki Şerevdin'in (Şerafeddin) "Qur" tepesi şavklanıp yangına dönüşür. pınariann su¬ ları. aşağılarda kalan çayıriıklann sonsuzluğuyla. ışıldar. kolik tepeler. Dip¬ te. usul usul büyüyerek yayılır. de¬ rinden gelen destanımsı şınltısı olmasa. dağların göğe yakın ulu tepeleri aydınlıktır. Bu deniz. Şerevdin doğu ucuyla Muş ovasına. mor renklerle şavklanır.. Güneş yağar oraya. soğuk pınarlarla sulanan 59 .. Sabahın sessizliğine. yüzeyi kırışıksız. Güneşin taze ışığı birkaç dakika. bir ateş topu olarak padar. derinlere iniyor. verimli düzlükler ortaya seriliveriyor. yedi kardeş renk aynşarak. ışıktan yol olur. Sonra. mutlu gelinlerin yüzü gi¬ bi "zelal".Tan zamanı.. sisler arasındaki dünya ölüdür sanılır. Kürtlerin ülkesinde dağlar yer yer kınlıyor. Yavaştan yavaşa. Oraya harelenip göz kamaştırarak. uçsuz bucaksız odaklar hâlâ "mıj u duman" denizinin al¬ tında. kutsarcasına kucaklar. pınarların şınltısı sağılır. Önce. yavaş yavaş bir kı¬ zıllık peydahlanır. Ça- yıriar. Sonra dağların doğu ucunun doruklannda. mavi. Kürtlerin "geli" dedikleri kanyonlar.. şavklaşma yayılır. rengarenk bir çiğ aydınlık olarak üşüşür. dört bucağını bir araya ge¬ tirir. bütün o dünyayı. Kürderin tanımıyla "mıj u duman" içinde büyülü bir denizdir. Ardından güneş. güneş vurgunu ayna olup parlar. kırmızı. Pınarlann... hüzünlü kaybolmuşluğunu yaşar. yaz boyunca arkları "kevcır" yeşih. yeşil. Aynı anda. Denizin rengi gri. pürüzsüzdür. Sis denizi ışıktan bir Örtü olur. batıdaki boynuyla da Cabakcura (Bingöl) etek olur. iki dağın sırtındaki geniş düzlükler. Qox'un doğuya bakan yamaçlarındaki pınar kaynaklarına dolar ışıklar. dağ eteklerine iner yavaş yavaş. sularda sarı..

yankısı anlamına gelen Gımgım'ı. amcasını an¬ latırken şöyle diyordu: "Babam ve diğer akrabaların anlatnğına göre. Erzurum ovasındaki çarpışmalarda. ama cesur. gerilerde değil. Bu hesaba göre. 6o . iki dağın birbirine yaklaşarak çukurlaştıgı. Halit Bey Cıbran aşiretinin "Mala Süvvar" (Atlı ailesi) kolun¬ dan. Halit Bey'in yeğeni Doktor Mehmet Emin Sever. Gımgım'da (Varto) da han işletiyordu. 1910 isyanı da bu yörede patlak verdi. Kürt. uzun boyluymuş. en önde yer alması." Halit Bey. Çocukluğumda. Hıristiyanların isyanlarla ayrışıp ayrılmasından son¬ ra Sultan Abdülhamit'in. Esmer tenli. Sarıkamış bozgu¬ nundan sonra ilerleyen Ruslarla savaşırken. * * * Varto. Kürtçede dağların gürültüsü. Osmanh devletini Arap. sonraları bütün bir yöreye isim olan "Varto" yaptılar. Gımgım'dı. efsane gibi anlatılıyordu. sürüler için otlaktı. fotoğrafları ya- sakn. Mah¬ mut Bey. Arnavut ve Türklerden oluşan bir "İslami imparatorluğa" dönüştürme hayali¬ ni hayata geçirecek kadrolarını yetiştirmek amacıyla. amcam 1925 yılında tutuklanıp öldürüldüğünde 41 yaşındaydı. tevekküllü cesareti hakkında çok şey dinledim. Ha¬ yatını umursamayan bir rahatlıkta cesurmuş. 1892 ydında hizmete soktuğu "Aşiret Mektepleri "nin ilk mezunlarındandı. Onu yakından tanıyan. geniş düzlük¬ ler meydana getirdiği yörenin genel adıdır. geniş ovanın kuzeyinde kurulu Varto'nun kadim adı. cephede askerlerine moral vermek için etrafına yağan kurşunlara aldırmadan namaz kılıyormuş. Bingöl dağlarının güney eteğinde. 1884 yılında doğmuştu. Mülayim. tarım ve ticaretle uğraşıyor. savaşlarda emrinde bulunan in¬ sanlardan. Kulan köyünden ayrılıp daha sonra Varto'nun mahallesi ha¬ line gelen Alagoz köyüne yerleşen Mahmut Bey'in oğluydu.engin çayırlıklanyla birkaç il ve ilçeyi kapsayan yöredeki yayla¬ lar. halim selim.

isyan eden Dersim'e de gön¬ dermişlerdi. onu daha çok Kürt yörelerinde görevlendirmiş. Öğrenciler. Kasım ise sınıfta. hısım ve akrabaları Şeyh Said ve Halit Bey'i ele vererek. not ortalaması 150 üzerinden 148'di. ilk aşamadan sonra askeri ve sivil okullara aynlıyordu. Var¬ to'ya yerieşmiş. Yusuf Ziya. Fakat. barış içinde sonuca ulaşıyor. kan dökülmeden. Dersimli Hasan Hayri ise okul arkadaşlarından.. zaman zaman birbirine yaklaşıp uzakla¬ şarak farklı biçimde gelişecek. Halit Bey. savaşlarda komutanlık yaptı.Sınıf arkadaşlan arasında yedi Kürt genci daha vardı. Onunla anlaşıp uzlaşıyor.. 36 künye numaralı Halit Bey derslerindeki başarısıyla sınıf üçüncü- süydü. Harp Okulu'nu bitirip subay oldu. Değişik bir¬ liklerde çalışıp." 6ı . Abdülhamit'in propaganda için kartpostal haline getirdiği başarılı öğrenci fotoğraflarında yer alan seçkinlerden bi¬ ri olmuştu. kendi inisiyatifini kullanıyor ve Dersim'i si¬ lahla ezmiyor. İlk defa. onun sayesinde bir Kürt isyanı.. aynı ideal uğrunda onunla aynı gün ve yerde idam edilecekti. "ihanet¬ lerin evrensel tarihine" adını yazdırmıştı. Bu dördünün hayatı. Hasan Hayri Bey ise bir yıl sonra dara¬ ğacında hayatını noktalayacaktı. Kasım (Ataç) ise Binbaşı rütbesindeyken emekli olmuş. Halit Bey. Alişan Akpınar.. Dersim'in lideri Seid Rıza'yla dostça görüşmeler yapıyor. not ortalaması en düşük olanlardan.. Osmanh Devletinde Aşiret Mektebi adındaki kitabında beşinci sınıf öğrencilerinin notlarını yayınlıyor.. sivil olarak devlet hesabına çalışmaya başlamış. Halkm Emek Partisi'nden (HEP). 1991 yılında Muş'tan Mil¬ letvekili seçilen Mehmet Emin Sever anlatıyor: "Bastırıp susturmak ve yanlarına çekmek için amcamın kim¬ liğinden yararianmayı düşünmüş olmalılar ki. ama birbiriyle bağlantıh olarak noktalanacaktı. Akra¬ ba ve köylüsü Kasım (Ataç) ile Bitlisli Yusuf Ziya Bey bunlardan ikisiydi.

1914'ten sonra ise ilişkilerini sıkılaştırmış. şubeleri özellikle Diyarbakır. sürgünden başkent İstan¬ bul'a döndüğünde. Organize bir Kürt cemaati yoktu. Tunceli ve Kürderin bulunduğu diğer illerde yayıldığına şüp¬ he yoktu. Birliğin merkezi İstanbul'da. Kürder henüz dağımkri. Bu amaçlarının gerçekleştirilmesi için." 62 . Kürt aydınları fiilen bağımsızlık peşine düştüler. Aynı yıl Kürt Teavün ve Terakki Cemiyed'nin başına getiriliyordu. Nitekim Şemdinanlı isyancı Şeyh Ubeydullah'ın oğlu Seid Abdülkadir. Kürt Teali Cemiyeti. Cemiyetin başkanı Vanlı Seid Abdülka¬ dir. dolaylı yoldan ilişki kurmuştu. Muş. sokaklara dökülen Kürtler tarafından sevgi gösterileriyle karşılanıyor ve daha sonra onları örgütleyen lider olarak ortaya çıkıyordu. Bununla beraber teşkilann Van. İstan¬ bul'da. Kürdistan'ın ba¬ ğımsızhk hayalleriyle ayaklanma halinde olduğu. vaktiyle kurulmuş olan Kürt Teali Cemiyeti adındaki siyasi birliğe dört elle sarıldılar. 1918 yılında da "Kürt Teali Cemiyeti"nin başına geçiyordu. dört bir yanında çatışmaların yaşandığı harekedi bir döneme rastlıyordu. Elazığ ve Bidis illerinde bulunuyordu. Cemiyetin amacı İngilizlerin himayesi akında bağımsız bir Kürt devleri kurmaktı. Cumhuriyetin ilanından az önce kapatılmıştı. 1918'de kurulan Seid Abdülkadir'in liderliğindeki "Kürt Teali Cemiyeti"nin en aktif gizli üyelerinden biri olmuştu.Halit Bey'in İstanbul'daki öğrencilik yılları. Kurmay Albay Reşat Halli imzasını taşıyan ve Genelkurmay Başkanlığınca yayınlanan Cumhuriyet Döneminde Ayaklanma¬ lar adındaki kitapta. Damat Ferit Paşa hükümetinin büyük Ermenistan projesine şiddetle mu¬ halefet eden İtilaf ve Hürriyet Partisi'yle özerk bir Kurdistan kurul¬ ması konusunda sözleşme yapmaktan geri durmuyordu. Kürt Teali Cemiyeti şöyle anlatılıyor: "Birinci Dünya Savaşı Osmanlı imparatorluğu'nun dağılmasıy¬ la sonuçlanıp Anadolu'da yeni bir Ermeni devleti kurulması ihti¬ mali ortaya çıktığı zaman. Halit Bey. 1908 yılında. Bu Cemi¬ yet. kendini Kürtlerin kurtuluşuna adamış bu liderle. yardımcılar da Mustafa Zihni Paşa ve tanınmış ailelerden Be- dirhanlılara mensup Emin Avni idi. İstanbul'daki Kürtlerin ulusal bilinçle örgütlenmesi daha son¬ ra başlıyordu.

Genelkurmay'ın kitabında bu konuda şöyle deniliyor: "Bu cemiyet (Kürt Teali) Cumhuriyetin ilanından az önce kapanlmıştı. eski millet¬ vekillerinden Yusuf Ziya ve ailelerinden müteşekkil olmak üzere gizli bir komite teşkil edildi. Var¬ to'nun Diyadin köyünden Melle Selim. Bu komitenin de gayesi Kürdistan'ın bağımsızlığını sağlamakn. 1923 yılımn Haziran 63 . Aile çevresiyle yakınlığı nedeniyle. Melle Selim (Taş). 1923 yılında. "Hizbe Azadiya Kurdistan"ın kesin kuruluş tarihi hakkında. "Hizbe Azadiya Kurdistan. banda alınmış anlanmlannda. Kürtçesi. Şeyh Said İsyanına ilişkin olarak. daha çok bu çevrelerden dinledikleriyle tarihe tanıklık ediyordu. Hacı Musa. Lozanda "barış anlaşması"nın imza¬ lanması arifesinde. Hasenanlı Halit.1918 yılında her türiü legal faaliyetleri yasaklanınca." * "Azadi" (Özgüriük) hareketi.. "Hizbe Azadiya Kurdistan" olan "Kurdistan Özgürlük Cemiyeti"ni kurup. daha ılımlı bir örgüt olan "Kürt Teali"den farklıydı. silahlı mücadele inancıyla kurulmuştu. aynı zamanda gerçeklere yakın biri.. geleceğin inşası için ör¬ gütlü çalışma başlattılar. Şeyh Said ailesiyle de bağlan bulunan Melle Selim. dinlediklerini aktaranlardan bınydı. isyankâr bir örgütlenmeye başladılar. Fakat buna karşılık. Kürt ay¬ dınları "yeraltına" indiler. Melle Selim. Albay Halit Bey'in uzaktan hışmıydı. Kürdistan'a yer bulun¬ madığını görünce. çevresinde dürüstlüğüyle tanınan bir din adamıy¬ dı. biçimlenen gelecekte. örgütlenme biçimi ve siyasetiy¬ le. 1923'te Cumhuriyetin ilan sene¬ sinde Seid Abdülkadir. Kürt medreselerinde öğ¬ renim görmüş. "Azadi" ise barışçı yoldan çözümün imkansızlığı görüşü üze¬ rinde. "Kürt Teali Cemiyeti" silahlı mücadeleyi öngörmüyordu. bazı Kürt aydınlannın anlattıklarının dışında fazla bilgi ve belge yoktu.

Ağrı." 1925 isyanının lideri Şeyh Said ve Seid Abdülkadir ilk düşün¬ ce tohumlarından itibaren. ama sahnede görün¬ meyen liderlerden başlıcasıydı. Cemiyetin üye kayıt defteri ve evrak- 1. HaUt Bey'in açıkladığı program kısa ve özdü: "Bağımsız Kürdistan'ın kurulması.. kervanlarla Bingöl. örgüte destek için ta Diyarbakır'dan Erzu¬ rum'a akıyor ve üye oluyorlardı" diyor. Yine anlatılanlara göre. "aşiret önde gelenleri. önde gelen aşiret reisleri. alışveriş için Trab¬ zon limanına en yakın kapı olan Erzurum'a geliyorlardı. Aşiret önderleri. Varto'ya getirildi.ayında Erzurum'da. ya da taraftarıydı. Devletin eline geçmesin diye Qerqerut köyün¬ de tandıra atılıp yakıldı. Kürdistan'ın her yerinde. "Azadi içinde". Halit Bey'in en yakın fikir arkadaşı Bidis milletvekili Yusuf Ziya Bey 'di. görüşmeler yapıyor. Kürdistan'ın önemli isimlerinden Mutkili Hacı Musa ve Fevzi beyler de kurucular arasındaydı. İkisi de Kürderin sevip say¬ dığı birer kişilik oldukları için Kürt din ve aşiret çevrelerinin ka¬ tılmasıyla. Azadi'ye merkezlik eden Erzurum. o dönemde.. Bütün Kür¬ distan'ı temsil edecek kurucular listesi tespit edildi." diyor ve devam ediyordu: "Yolun başlangıcında. Türklerin casusu olduğu sonra ortaya çıkan Binbaşı Ka¬ sım da cemiyetin kuruculanndandı. Onun için kimlerin cemiyete üye olduk¬ ları karanlıkta kaldı. Miralay Halit Bey tutuklandıktan sonra. Bildiğim ka¬ darıyla. Melle Selim. Bidis. amcası İsmail Ağa tarafından Erzurum'daki evinden alındı. şeyh ve ağalar alışveriş bahanesiyle Erzurum'a gidiyor. hareketin taraftarları kısa zamanda artn. görevler alıyorlardı." Melle Selim anlatıyor: 64 . Kürderin baş¬ lıca alışveriş merkezlerinden biriydi. Muş. Ağrı yöresinin ünlü Hami¬ diye Paşası Patnoslu Kör Hüseyin Paşa. ağa ve şeyhler cemiyetin üyesi. Van ve daha uzak yerlerden. Halit Bey'in konağında yapılan bir toplantı¬ da kuruldu. Kürtler.

Ankara. çalışmaların ilk hedefi. ordu içindeki Kürt subaylarla ir¬ tibat kurulmuştu. Şeyh Ali Rıza'dan olayların ayrıntısını dinleyen¬ lerden biriydi. O. Şeyh Sa¬ id Efendi ve Osmanlı'nın eski Devlet Şurası (Sayıştay) Başkanı Seid Abdülkadir Efendi de kendilerine düşen görev neyse onu yapıyorlardı. Bunun üzerine devlet. Seid Abdülkadir. istanbul'da oturuyordu."Her Kürdün birer dava neferi olduğu bu dönemde. Onunla. Kitaba göre. gelişme ve hazırlıklan günü gününe izliyordu. başından beri hazırhklardan haberdar olan Türkler harekete geçti. Onların lideHik gibi bir iddiaları yoktu. Melle şöyle devam ediyordu: "Şeyh Ali Rıza Efendi'den dinlediğime göre. Teşkilatla doğrudan bağı olan oğlu Şeyh Ali Rıza Efendi'ydi." * » * 1924 yılı baharında yapılan geniş katılımlı bir toplantıda. Bir yandan da. Şeyh Said Efendi de hareketin için¬ de. Ankara ise örgüt içindeki kaynaklanndan doğrudan haber alıyor. hazıriıklann 1926 bahannda başlayacak ayaklanmaya göre ta¬ mamlanması karariaştınlıyordu. ilk etapta Erzurum ve Bidis tarahndaki su¬ baylara ulaşılmış. Fakat Diyarbakır. ama gündelik işlerin dışındaydı. Genelkurmay Başkanlığı tarafindan yayınlanan resmi tarihte Ankara'nın isyan hazırlığını tesadüfen öğrendiği öne sürülüyordu. Birer ne¬ fer gibi çalışıyorlardı. halkı aydınlatıp kazanmak. Urfa ile öteki taraflarda bulunan subaylaria irtibat kurulmaya çalışılırken. devletin variığını Kürtlere gösterip kanıtlamak için bazı bölgelere askeri biriikler göndermiş. öte yandan silahlı harekete hazırianmaktı. Hakkari'ye gönderilen ordu birliklerinin içinde "Azadi" üye- 65 . teşkilatın merkezinde." Melle Selim. ça¬ lışmaları düzenleyen komitenin içindeydi. merkez arasında irtiban Şeyh Said Efendi'nin oğlu Şeyh Ali Rıza Efendi yürütüyordu. harekete katılmaları temin edilmişti. bölgeye askeri güç göndermiş ve çatışmalar başlamıştı. fakat Hakkari yöresindeki Nasturiler buna tepki gösterip isyan et¬ mişlerdi. Buna karşın. "isyan bastırmak" üzere.

Oysa Kürderin. ordudan ayrılma konusunda "beklenmesi" talimatını vermişti. resmi ajanlar tarafindan da yalanlanıyordu. yanlarına lO'u makine¬ li olmak üzere 380 tüfek alıp firar etmişlerdi. Bu subaylar. Kürtlerin "kötü niyetlerini" aktardığını söylüyordu. öteki ikisi ise Vanlı Rasim ve Tevfik Celal'di. bir diğeri "Azadi"nin kurucularından Bitlis eski milletvekili Yusuf Ziya'nm kardeşi teğmen Ali Rıza. Dört subay. Kasım "aileden biri" olarak. "Azadi"nin merkeziyle şifreli telgraflarla haber¬ leşmiş. Yusuf Ziya Bey. Yu¬ suf Ziya ve Mutkili Hacı Musa başta olmak üzere örgütün bir¬ çok beynini tutuklatmıştı. Halit Bey'in eniştesi Binbaşı Kasım (Ataç). Ali Rıza Bey ve arkadaşlan şifreyi çözerken. 1919 Erzurum kongresi sırasında Atatürk'le görü¬ şerek.si dört Kürt subay da vardı. 3 Eylülü 4 Eylül 1924'e bağlayan ge¬ ce. Görüşülüp konuşulanlar bir yana liderlerin beyninden geçenleri bile anında aktarıyordu. Aynı resmi tarih. 1800'den beri savaş halinde oldukları Os¬ manlı Sultanlığı'mn kaderi diye bir dertleri yoktu. birliklerindeki 351 Kürt eriyle birlikte. "ayrılmayın" sözünü. "Azadi"nin liderine sırdaştı. "Azadi"nin en öndeki üç lideri Halit Bey. Fakat. 1924 Eylü¬ lü başında kardeşi Ali Rıza'ya çektiği telgrafta. telgraflardan biri tesadüfen ele geçirilmiş ve bu sayede is¬ yan hazırlığı öğrenilmişti. Onlar eski ya da yeni sisteme entegre olmak istemiyor. "ayrılın" di¬ ye anlamışlardı. Bunlardan biri. toplu firarın "isyan" olduğunu derhal sezinleyip. devletin resmi ajan¬ larından biriydi. Yine resmi tarihin iddiasına göre. Osmanlı Sultanlığı'nı ihya amacına bağlı¬ yordu. Azadi hareketinin eylemi olan Şeyh Said "is- yan"ının nedenini dine. "bağımsız Kürdistan"ı kurmak istiyorlardı. Başbakan İsmet Paşa (İnönü). kopmak. Hazırlıkların öğrenilmesine ilişkin resmi söylem. Melle Selim'in dediğine göre örgüte üyeydi. Hatta. 66 . Ağrı İsyanı'nda İh¬ san Nuri Paşa adıyla ünlenecek olan Yüzbaşı İhsan Nuri'ydi.

Varto'nun Kaşıman köyünden olan Mehmet Şerif Fırat olay¬ ları. gelişmeleri bizzat kendisine anlattığım söylüyordu." 67 . Fırat. söylediklerimin hiçbirinin soruşturulmasına gerek olmadığını ayrıntılı olarak arz etmiş ve teşekkür yanıtlarını almıştım. Mehmet Şerif.Resmi ajan. Kabulden sonra. hükümetçe bir an önce önlem alınması gerektiğini. mahkemede Atatürk'ün 1924 yılında Erzurum'a gelişi sırasında. ama yakın durarak edindiği bütün bilgileri doğru¬ dan Mustafa Kemal'e bildirdiğini belirtiyor. günü gününe izleyip Ankara'ya rapor yağdırdığını açıklayan bir başka resmi ajandı. 9. karşı koyanlann örnek ola¬ cak şekilde cezalandırılmalarını. Binbaşı Kasım'dan önce dav¬ randığının kanıtı olarak da Genç eski milletvekili ile Vali Hamdi Bey'e yazdığı raporları gösteriyordu. 1945'te bulunduğu Söke'de Kaymakam Ka¬ zım Atakul'a verdiği ifadede hizmetleri konusunda şunları anla¬ tıyordu: "24 Ekim 1924 tarihinde Atatürk Erzurum'a geldi. Kolordu Komutanı Ali Said Paşa da hazırdı. yoksa büyük bir felaketin gel¬ mekte olduğunu gözümle görür gibi olduğumu. isyancılara katıl¬ madıklarını. isyan¬ dan yirmi yıl sonra. amcası Halil ile akrabaları Veli ve Ali Haydar ağalara birer mektup yazarak. bu akımın halkın yüz¬ de 85'ini etkilediğini. bir Kürt ihtilali hazırlığında olduklarını. kitabında. Binbaşı Kasım ise mahkemede söylediklerinden başka. Bulun¬ duğum çevre ve bölgede bir Kürt bağımsızlığı ve Türkiye'den ay¬ rılmayı amaçlayan akımlar bulunduğunu. aşi¬ ret reislerinin batıya sürülmelerini. Mehmet Şerif Fırat. ajanlık yarışında adeta Kasım'ı geri plana itip kendini öne çıkarmaya çalışıyordu. Şeyh Said'in 4 Ocak 1924 tarihinde. Atatürk'le özel görüşme istedim. Kabul edildim. Daha sonra eziyet ve işkence yapriğı öz amcası Veli tarafindan vurularak öldürülen Mehmet Şerif Fı¬ rat. Halkın saygılarını sunmak için. yandaşlarının gün geç¬ tikçe çoğaldığını anlattığını ve kardeş olarak kendilerinin de ka¬ tılması çağrısında bulunduğunu yazıyor. ihbar konusunda. Doğu İlleri ve Varto Tarihi adındaki ki¬ tabında. Muşlularia biriikte Erzurum'a gelmiş¬ tim. ruhlanm bildiğim için ayrıca kanıt gerek¬ mediğini.

bu tutuklanmadığım anlamındadır' di¬ yor. Hareketin tutuklanan ilk lideri Yusuf Ziya Bey'di. halkın içinden çekip almak ve sessizce tutuklamak." Halit Bey. "40 kişilik bir grupla beni kurtar" anlamına geldiği açıktı. askeri bir müfreze eşliğinde Erzurum'un dışına çı¬ kınca yön değiştiriliyor. kuşatma altında olduğunu bildiği halde Erzurum'daki evinden ayrılmıyordu. Fakat. Kasım'la aynı köyden (Kulan) olan Melle Şafii'nin (Ballı) an¬ lattığına göre Yusuf Ziya. İki gün sonra. bilin ki beni Sarı¬ kamış'a değil. Yusuf Ziya Bey ve Hacı Musa'nın tutuklu bulunduğu Bidis yoluna sapılıyordu. 1924 Ekiminde evine geliyorlar. izini kaybettirmek üze¬ re mezarlıkta saklanıyor. Amaç. sıhhatim berkemal dersem. Ama yapabileceği bir şey olmadığından emre uyuyor. devletin parasını çalmış. Ama sıh¬ hatim yerindedir dersem. 'eğer size çe¬ keceğim telgrafta. Diyorlar ki. Yusuf Ziya olayı ile yakın takip. gece sarıldığını anlıyor ve evden çıkıyor. Sarıkamış'a gitmediği. "Kırk altın"m. Halit Bey. Mustafa Kemal Ankara'ya döner dönmez. Bir ay kadar sonra. isyan hazırlıklarının da önemli liderlerinden 68 . Erzurum'da Halit Bey'in evindeyken. Sarıkamış'ta ordu için at sann alan Kasım adında¬ ki bir yarbay. Giderken çocuklarına. evinde göz hapsine alıyorlar. Am¬ cam. Hamidiye Alaylan'nın komutanı Pat¬ noslu Kör Hüseyin Paşa'ya bir not göndererek "yolculuğunu" haber veriyor ve "bana kırk altın gönder" diyordu. Halit Bey. bir yolunu bulup. fakat yakalanıyordu. Ağrı'nın Patnos ilçesi yakınlarındaki konaklama yerinde. bunun bir tuzak olduğunu anlıyor. Sarıkamış yolundan. yolda tutuklan¬ dığı böyle anlaşılıyor. Yeğeni Mehmet Emin Sever anlatıyor: "Dört subayın firarından sonra amcamı. amcamın ailesine gelen telgrafta 'Sıhhatim berkemaldir' diye yazılı. yaptığı ih¬ barların ışığında tutuklamaların başladığım söylüyordu.Kasım. Olayı soruşturmak ve araştırmak için Sarıkamış'a gitmeniz gerekiyor diyorlar. tutuklayıp başka bir yere götürüyorlar.

teflerin eşliğinde. Kürt dervişler bölge bölge dolaşarak. Asıldı mı. Meclis belgelerini taradım. buna rağmen sürgüne gönderi¬ lecekti. Hareketin belirlenmiş. "Efen¬ dinin başı için" diye isteklerde bulunuyor. Şeyh Mehmed Said'di. henüz hazırlıkların başlangıcında olan Kürt isyan hareketini başsız bırakmış. 1925 isyanı başlayınca önce sessiz kala¬ cak. adeta kutsanmış Kürt ulu¬ lar arasına kanştı. "belayı üstüne sıçratmamak" adına Halit Bey'i cevapsız bırakıyordu.. adıyla halk arasında." Türkçe söylemle adı. aileden kimseyle görüş¬ türülmedi. Halit Bey'in tutuklanması. Yargılandığına dair de herhangi bir kayıt ve belge yok. Daha mesafeli ananlarsa "Şeyh Said Efendi. Aynı Kör Hüseyin. Bir başka bilinmeyen de nasıl idam edildiğidir. o da bilinmiyor. kala- 69 . kısaca ona "Şex" (Şeyh) ya da "Efendi" diyorlardı.biri olan Kör Hüseyin Paşa. "yemin" kavramı oldu. etkin ikinci adamı ise yoktu. Şeyh Said'e çevrilmişti. Kimse ne yapacağını bilmiyordu. İnsanlar. Gözler. Adı. Yargılandığına dair bir ize rastiamadım. Şeyhin yakalandığı gün arkadaşlarıyla birlikte idam edildi. Şeyh Said Efendi ele geçene kadar içerde tutuldu. Halit Bey'in yeğeni Mehmet Emin Sever anlattı: "Amcam cezaevine konduktan sonra." ŞEYH SAİD EFENDİ Kürder. ya da "Efendinin adı üstüne yemin ederim ki" diyerek inandırıcılıklarını kanıtlamaya çalışıyorlardı. sonra devlet safina geçecek. kurşuna mı dizildi. Onun ne yapacağı ve nasd davranacağı merakla bekleniyordu. Adı ve karizmatik kişiliğiyle saygındı. "Kaderim" dediği idamdan sonra.. Genelde idam edilenlere ilişkin tutanak ve belgeler pariamentoya gönde¬ rilirdi. moral bozukluğu ve korku yaratmıştı.

üç kuşak ötede. zamanla büyü¬ yen kasabanın mahallesi haline gelen Kolhisar köyüne yerleşip 70 . Mehmet Bayrak. Mevlana Halid'in öğrencilerindendi. mücadele ve ölüme yürüyüşünü destanlaştırarak anlatıyorlardı. Şeyh Said'e ilişkin bu ağıdardan. Ama Kürdistan'da ve Osmanlı'nın baş¬ kenti İstanbul'da. » * Şeyh Said'in kökleri. Bunlar daha sonra mantık.balıklara kişiliğini. Birkaç yıl sonra ayrılıp kuze¬ ye geçti. Değişik bölgelerde görevlendirildiler. Diyarbakır'ın Lice ilçesine gönder¬ di. dedesi Şeyh Ali ile Kür¬ distan'da din sahnesine çıkıyordu. her biri imam ola¬ rak bir yana dağıldı. özel olarak ilgilendiği 118 gençten biriydi.1827 yıllan arasında yaşadı. aile hayatına karıştı. onun üstüne düzenlenmiş "kılam"lar (şarkı) söylü¬ yor. kılam ve kasidelerden geniş örnekler veriyor. Genç şeyh orada imamlığa başladı. Mahmut. Hüseyin ve Şeyh Mehmet adında dört oğlu dünyaya geldi. Şeyh Ali. "Bağdai" (Bağdadi) lakabıyla da tanınan Mevlana Halid. Mevlana HaÜd. Şeyh Ali'yi. Şeyh Ali oğullannı da aile geleneğine göre der¬ gâh ve medreselerde okuttu. Şiirlerinden derlenen Divanı. Kürtler ve Ulusal-Demokratik Mücadeleleri adındaki kitabında. Şeyh Mahmut Erzurum'un Hınıs ilçesine bağlı. Şam'da oturuyordu. Nakşibendi şeyhi ve Nakşi¬ bendi tarikatını Kürdistan'a aşılayan kişiydi. 1776. Bir öteki Seid Abdülkadir'in dedesi Seid Taha idi. üst düzeyde bir programla yetiştirilen Nak¬ şibendi Halifesi oldular.. şairdi. felsefe. yeni kuşaklara. Şeyh Ali. "mes'el" dedikleri hikâyesini anlatıyorlardı. Mezuniyetten sonra. Dengbejler. Şeyh Ali Palu'da evlendi. etkin bir taraftan vardı. ölümün¬ den sonra 1844 yılında İstanbul'da yayınlandı. Hasan. matematik ile din bilgisi konularında özel eğitime tabi tutulup. Mevlana Halid. Şeyhin. Mevlana Halid'in Şam'daki dergâhında eğitim gören öğrenciler arasında.. Palu'nun Kelhasi ve Ekrek köylerinde imamlık yaptı.

Kürt yazar Musa Anter de bu görüşe katılıyor ve 80 yaşında idam edildiğini yazıyordu. Necmeddin. kızıl parıltı veriyor¬ du. Malaz¬ girt'te Dev Abdülhalim ve Hınıs'ta da Musa Efendi'nin yanında medresede okudum. esmer tenli. Şeyh. Muş'ta Mehmed Efendi. Mehdi ve Abdürrahim. bir yazı¬ sında. dönemin en iyi din tedrisinden geçmiş. gabardin şalvarın üstüne. tanınmış bir kişilik olmuş. ağarmış sakalını kınalıyor. Genç yaşta çevresinde sivrilmiş. tartışmasız ka- 71 . ol¬ gunluk çağında ise Kürdistan'ın dört bir yanında. Palu'da amcam Şeyh Hasan'm yanında. Bari kaynakları 80 yaşındayken idam edildiğini belirtiyor. okuyor ve yazıyordu. Diyaeddin. 61 yaşında idam edildiğini söylüyordu. Bu yüzden Şeyh Said'in doğum tarihi de belirsizlik taşıyordu. Şeyh Said şairdi. Fakat yakın akrabalarından Şeyh Abdülmelik Fırat. kirpiklerinin altına sürme çekiyordu. Kürtlerin. Arapçayı. apak olmuş sakalım kınalıyor." Yazdıkları gün ışığına çıkmamakla biriikte. Malazgirt. Kürt medreselerinde eğitim görmüş. Dini dergâh ve medreselerde eğitim gören yedi kardeş arasın¬ da Mehmet Said öne çıkacaktı. doğumları kayıtlara geçirme alışkanlığı yoktu. önü ibrişim işlemeli "Halep işi kırk düğme" yelek ve onun üstü¬ ne de pelerin giymeyi seviyordu. İslamiyet'te kına ve erkeklerin göz altına sürme çekmesi. Arap-Islam felsefesinin yanında. Kolhisar'da evlendi ve burada yedi erkek evlat büyüttü: Şeyh Mehmed Said. 1925'te Diyarbakır'daki sorgusu sırasında eğitimi konusunda şöyle diyordu: "Muş. sün¬ netti.imamlığa başladı. Şeyh uzun boylu. Temizlik ve şıklığa özen gösteriyor. eski Yunan felsefesiyle mantık derslerini okumuştu. narin yapılıydı. Bahaddin. Tahir. Kürtçe kadar iyi konuşuyor. Hınıs ve Palu'da eğitim gördüm. O da Kürt erkekleri arasında yaygın olan modaya uyarak. Ağarmış.

Ruslar. Hınıs ve yöresini işgal ettiler. Olaylar genellikle. bir bakıma kendisi için dostlukları pekiştirme vesilesi oluyordu. Şeyh'in gelişini onuriandırma olarak 7i . Kürtçede "Pirlerin yurdu" anlamına gelir. Dönüşte. Köy ve çevre¬ si dağlıktı. bu yoldan sağlanıyordu. bu sayede okuma ve toplumsal olaylara daha çok zaman ayırma imkanı buluyordu. toplumsal barış. sonbaharda. Şeyh Said. Piran. zenginlik ölçüşüydü. "aşağı memleket" denilen Musul. ticareti büyük oğlu Şeyh Ali Rıza'ya bı¬ rakıyor. pazar şehre gidiyordu. sahip olunan koyun sayısı. Nakşibendiliğin nmişti. sürüye değil sürülere sahipti. Ticaret nedeniyle Güney Kürdistan'a yaptığı seyahader. Şam ve Halep pazarlarına götürüp satıyordu. Şeyh Said ve ai¬ lesi de. İlerleyen yaşlarında. dosdanyla buluşuyordu. Halkı yoksul. varlıklıydı. görüşmeler yapıyor. Koyun üreticiliğinin yanında. Kürtlerde. Sü¬ rünün ardından. Daha sonra. Bu açıdan bakıldığında Şeyh Said. Satın aldığı toklu ve Kürtçe de¬ yimle "hogeç"leri (koç). kış ortasında işgalci güçlerden kaçan Kürt kafilelerine ka¬ tıldı. aşiret ya da aileler arasında yaşanan sorunlarla kan davalarının pek azı Osmanlı devleti makamlarına yansıyor¬ du. ama yardımsever. Kerkük. adı "Dicle" olarak değiştirilip Diyarbakır'ın ilçe¬ si yapılan Piran köyündeki kardeşi Abdürrahim'in yanına yerieşti. dar günde yardıma koşma geleneğine bağlıydı. saygın kişiliklerin hakemliğiyle sonuçlan¬ dırılıyor. adil tutumuyla kararları itiraz götürmeyen başlıca "aracılardan" (hakem) biriydi. "Postnişinliği"ni ekle¬ Kürdistan'da. başka bir yol izleyerek. 1914 savaşının hemen başında Osmanlı devletinin saf dışı kal¬ ması üzerine.bul gören saygınlığına. O. Kürtlerin "Peze ner" dedikle¬ ri "kısır koyun" ticareti yapıyordu. yaz aylan boyunca Bingöl yaylalannda ot¬ latıyor. Kürt önde gelenlerini ziyaret edip konaklaya ko- naklaya.

Ama. Şeyh Said. at sırtında ta Şam ve Halep'e uzanan uzun yolculuklara çıkıyor. idam edilen kardeşi ve eniştesinin matemini tuttu. gizlisi saklısı bulunmayan iç içelikteydiler. Elbirliği ile ona bir ev yaptırıp yerleştirdiler. Çünkü o. Anlatılanlara göre Güle. Kasım da onun küçüğü Güle ile evliydi. doğruyu.. Yakınlarının anlattığı. Şeyh Said. Sonra köyüne döndü. Şeyh Said. Yeğeni Mehmet Emin Sever'in deyimiyle Güle. Ka¬ sım'dan da aynlamadı. ne sonundaydım.. içindeydim" diye açıkla¬ mıştı. Kürtçe deyimle "xınami"lik. devletin resmi kayıdannın da doğrula¬ dığına göre. koyun ticaretini bahane ederek. "evliliğini kötü kader" olarak kabul etti ve acılar çekerek sonuna kadar sürükledi. Halit Bey'in büyük kız kardeşi "Hewa" (Havva) hanımla. yaşadığı sürece. isyandaki rolünü. ne de en öndeydi. ICasım'ın oynadığı rolün acısını ise daha sonra eşi Güle çekti. Rus iş¬ gali sona erene kadar Piran'da kaldı.. töresel bağlar nedeniyle. O yüzden. Cibranlı Halit Bey ve Binbaşı Kasım'ı birbirine bağ¬ layan "kader" bir bakıma "hısımlık" bağlarıydı. Zamanını okuyarak geçirdi. O ne¬ denle ne geride. muhbirleri olan Kasım'la. Diyarbakır'da yargılanırken.. "olayların ne başında. Kürdistan'ın isyanlaria yeniden alevlendiği 1910'lardan beri ruhu ve beyni ile Kürt sorunuyla meşguldü.kabul ettiler. Kürt Teali Cemiyeti'nden önce Kürt sorununun içindeydi. Bu şairane sözler. İsyan hazırlayıcısı iki lider. Şeyh Said ile Binbaşı Kasım bacanak. aile için¬ de ayrısı gayrisi. konakladığı yerlerde Kürt so¬ rununu tartışmaya açıyordu. gerçeği anlatıyordu. Halit Bey ise kayınbira¬ derleriydi. Oğlu Ali Rıza Efendi'nin damadı da olan torunlanndan Me¬ lik Fırat şöyle diyordu: 73 .

Tek başıma da kalsam bunun için mücadele edeceğim. hazırlık aşamasında yazdığı mektupların birinde." Uğur Mumcu."Kürt sorunu hakkındaki düşüncelerini. kendi yolumuza gitme. Aşiretçilik yüzünden paramparça olmuş bir halkı birleştirmenin. Şeyh Bahaddin'in anlattığına göre. Şeyh Said Efendi'ye Kürtlerin genel yapısını ve durumunu özetliyor. Kürt ön¬ de gelenlerini ortak dava etrafında birleştirmek için toplantıdan toplantıya at sürüyor. kafası 1910'lardan itibaren Kürt meselesiyle meşguldü. hiçbir engel beni yolumdan alıkoyamayacaktır. ama hiçbir örgütsel. Bu durumda biz Kürdere. Bunun üzerine Şeyh Said Efendi gayet kararlı bir şekilde şöyle diyor: Zorlukları biliyorum." 74 . Oysa Şeyh Said'le birlikte çalışanlarla. kardeşi Şeyh Bahad- din'den dinlemiştim. Ortak noktamız ortadan kalktı. şeriata dayalı devlet ve Ha¬ lifeydi. o. yakınları bu iddiayı doğrulamıyordu. Şeyh Said'in. ortak mücadeleye yöneltmenin zor olduğunu söylüyor. aynı yılın Ağustos ayında ise genel başkanlığa seçildiğini yazıyor. Kürt-îslam Ayaklanması adındaki kitabında. tek taraflı bir kararla Halifeliğe son verdi¬ ler. 1924 yılında Erzu¬ rum'da yapılan ilk kongrede "Azadi" örgütüne üye olduğunu. Fakat Türkler. yüz yüze görüşme olanağı bulamadığı Kürt önde gelenlerine mektuplar yazıyordu. res¬ mi görevi yoktu. sonunda ölüm de olsa. Dolayısıyla genel toplantılarda bulunup seçime katılması söz konusu değildi Yakın ilişkide olanların anlatımla¬ rına göre. Şeyh Said'in. çok zaman kaybettiklerini. artık sorunun çaresine bakma zamanının geldiğini söylüyor. hareketin manevi lideriydi. Daha Birinci Dünya Savaşı'ndan önce kardeşiyle Kürt davası konusunda soh¬ bet ederken. fakat zoru başarmak imkansız değildir. özgürlüğümüzü kazanıp kendi geleceğimi¬ zi kurma hakkı doğdu. Hiçbir zorluk. üyeük temelinde de olsa örgütsel bağları yoktu. Şeyh Said. şöyle diyordu: "Bizim Türklerle müşterekimiz din. resmi tarihi dayanak yaparak. Şeyh Bahaddin. Fakat bir militandan da çok çalışıyor.

basına "gizli" kaydıyla gönderdiği genelgede.. Genelgede şöyle deniliyordu: "Yüce Genelkurmay Başkanlığı'ndan gelen 30 Nisan 1341 (1925) tarih ve 1835-2270 numaralı teskerede son isyan ve irti¬ ca olayının basınımızda ve özellikle İstanbul basınının büyük bir kısmında bir Kürt ayaklanması şeklinde gösterilmesi. Binbaşı Kasım da. Rejimin ajanlarından Mehmet Şerif Fırat. Do^m İlleri ve Var¬ to Tarihi adındaki kitabında.. "ilerici" Türkiye Cumhuriyeti'ne destek vermelerini sağla¬ mak için isyan batı karşıtı Islamist ve Padişahçı gösteriliyordu. Çünkü. dini kişiliğini ve isyan sürecinde dini motifleri kullanarak "isyanın dinci" olduğunu öne sürüyordu. Lozan'da TC'nin sınırla¬ rı daha yeni tescil edilmiş ve tapusu verilmişti. çeşidi amaçlar ve aldatmalar neticesi oluşan olayın büyütülmesi uygun olmadığından. isyanın ayrım¬ cılıktan ziyade. dış dünya açısından "memleket menfaatine olacağı"nı belirtiyordu. tamklığıyla Fırat'ı doğ¬ ruluyordu. Ankara. Şeyh Said'in. Oysa Ankara. ayaklanmanın gerekçesi olarak. irticai cehalet ve aldatma neticesi olduğu zemi- 75 . Avrupa'nın Kürtlere sempatisini önleyip kır¬ mak. 1800'den beri süre gelen Kürt isyanlarıyla aynı ve onların deva¬ mıydı: Bağımsız Kurdistan. Bakanlar Kurulunun kararıyla. bu savları doğ¬ ruluyordu. Dönemin Başbakanı İsmet İnönü'nün çabası da. bunu sakmcah ka¬ bul ediyordu. iki halkın eşit olacağı belirtilmişti. Başbakan İnönü. isyanın "irticai" (dinci) oldu¬ ğunu işlemenin. isyanm "bağımsız Kurdistan amaç¬ lı" olduğunu anlatıyor. Kürt sorununun bulunduğunun dünyaca bilinmesini istemiyor. Lozan sürecinde ise devletin. Kürtlerle Türklerin ortak devleti olduğu vurgulan¬ mış. iç ve dış düşmanlara propaganda zemini teşkil etmekte olduğundan ve esasen smırh bir sahada. Os¬ manlı Sultanlığıyla çok sorun yaşayan Avrupa. O nedenle. İslam konusunda oldukça tedirgindi.Mektuptan da açıkça anlaşıldığı gibi Şeyh Said'in amacı. din öğesini bi¬ linçli biçimde öne çıkarıyordu.

Bunlar. ŞEYH SAlD VE SEİD RIZA Şeyh Said. Bingöl. Kürtler arasında din ve mezhep ayırımının körüğü olarak kullanılmıştı. o neden¬ le Azadi hareketine sıcak bakmıyorlardı. Abdülhamit döneminde kurulan Hamidiye Alaylan'yla. yetişemediklerine mektuplar yazıyordu. birbirine düşür ve yö¬ net" politikalarıyla karşılıklı bilenmişti. Erzurum. Varto yöresindeki Alevi ve Sünni Kürtler de ta Sultan Mahmut'tan beri "böl. sınıf ve katman farkı gözetmeden. ama yükünü taşıyor. terör estiriyorlardı. özel çıkarları ve üstünlük duygularını tatmin için elle¬ rindeki silahı halka yöneltiyor. Osmanlı. bu genelgeden sonra. 76 . Hınıs." Basın. Sultan Mahmut'tan beri. Bakanlar Kurulu'nun 3 Mayıs 1341 (1925) tarihli top¬ lantısında görüşülmesi esnasında genel ve tertip olunmuş bir irtica- nın görünümü olduğu tespit ve malum olan hadisenin. gün görmemiş birtakım insanlar. Cahil. dini inanç ve mezhep. Bölge Alevileri. Genellikle Sünni Kürtler silahlandırılmış. Alevi Kürtlere karşı da kullanıl¬ mış. keyfiyetin bu açıdan ya¬ yılması için Dışişleri Bakanlığı'na tevdii münasip görülmüştür. Kürtlerle iç içe yaşayan Ermenilere karşı da Osmanlı'nın terör kılıcı yapılmak istenen Hamidiye Alayları. Hamidiye Alaylan'yla.ninde yayın yapılması olunmuştur. basında 'Kürt sorunu' şeklinde yansımasının gerçekte mutabık olmadığı kadar siyaseten de sakıncalı olduğundan. "böl. birbi¬ rine düşür ve yönet" politikası izlemişti. Kürt sorununu asla dillendirmeyecekti. tek kişilik örgüt gibi çalışıyor. "irtica"yı öne çıkaracak. Azadi'nin yönetiminde değildi. "sen ağasın" ya da "beysin" diyerek silahlandırılıp güç haline getirilmişti. için gereğinin yerine getirilmesi teklif Keyfiyet. Kürtlere karşı. bütün Kürtleri tek amaç etrafinda birleştirmek üzere yöre yöre geziyor. ayrılıklar derinleştirilmeye çalışılmıştı. olayların neden ve amaçlarını hü¬ kümetin isteği doğrultusunda işleyecek. bazı aşiretler silahsızlandırılmış ve bu politika ile Kürdü Kürde düşman kılmıştı.

Buluşmaya aracılık eden ve 1938 kadiamından rastlantıyla kurtulan Nazimiye ilçesine bağlı Civarek (Sanyayla) köyünden Seid Bertal Tanrıverdi. adeta Hamidiye ağalannm önüne atılmışlardı. Şeyh Said. Ale¬ vileri öne alıyorlardı. Şeyh Said. "resmi ajanlığım" da yapan Mehmet Şerif Fırat'ın özel çeteleri köyleri basıp soygun. Abdülhamit. Kürderin birliği için bunlarla görüşerek çalışmala¬ rına başlıyordu. kimilerine de mektuplar yazarak Kurdis¬ tan hayallerini anlatıyor. Şeyh. gerekli ortamın hazırlanması için Bertal'ı. Özellikle Şeyh Said İsyanı ve daha sonraki süreçte. Mehmet Şerif Fırat. talan yapıyor.Osmanlı'nın "Sünnileri Alevilere karşı kullanma" politikası. Bunlar. herkesi "ortak davada" birleşmeye çağınyordu. Osmanlı'nın Sünni Kürtlere oranla daha farklı bir düşmanlıkla baktığı bir diyardı. kan davasına neden olan cinayetler işliyoriardı. kimi Alevi önde gelenleri adeta "terörün kol başı" niyetine kullanılıyordu. Dersim'i ziyaret etmek istediğini. buluşma tarihini. Şeyh Said. Mustafa Paşa. * * Şeyh Said. 1924 yazında. Şeyh Şerife bil¬ dirmiş. Temmuz veya ağustos ayı olabilir" diye anlatı¬ yordu. Varto yöresinin etkin Alevi liderlerindendi. Çarekanlı Mustafa Paşa'ya gönderiyordu. Dersim'e uzanıyor. efsanevi lider Se¬ id Rıza'yla da buluşuyordu. 77 . Osmanlı yönerimince dışlan¬ mış. Örneğin. "sıcak yaz aylarıydı ve evler yayladaydı. TC döneminde tersine çevrilerek yürürlüğe konuyordu. Pülümür'ün "Ağuyasini" köyünde oturuyordu. Onlar da. ayrılığı ortadan kaldırmak amacıyla Alevi liderleri ziyaret ediyordu. Ali Haydar Dikmen ile Mehmet Şerif Fırat. Büyük çoğunluğuyla Alevi olan Dersim. ulusalcılığın mezhep ile din farkından önde geldiğini. Varto'nun Kaşıman köyünde oturan. bu nedenle dargınlıkların unutulması gerektiğini işliyor. Şeyh Said'in güç biriiği için kendisiyle yaptığı görüşmeyi kitabında uzun uzun anlariyor. Dersim'in variıklı ve en etkin liderlerinden biriy¬ di.

Hamidiye Alaylan'nın Dersim'e zul¬ mettiğini söyleyerek. Bazı aşiret liderleri de. onu gözetmiş. babasından dinlediklerine dayanarak. farklı tarihlerde asılarak idam edilen iki li¬ derin bu ilk ve son karşılaşmasıydı. Aynı idealler uğruna. Mustafa Paşa. Bertal'ın anlatımına göre. Seid Hüse¬ yin'in yeğeni Avukat Kahraman Aytaç. destek ve işbirliğine soğuk baktıklarım belli etmişlerdi. Seid Rıza'nın. amcam da bir konuşma yapıyor. Dersim kaynaklarına göre. Sünnilik nedeniyle daha başında so¬ ğukluk yaşandığını. Dersim aşiret reislerinden kimileri. 1937'de Seid Rıza'yla birlik¬ te asılarak idam edilen Kureyşanlı Seid Hüseyin'di. Hayderan aşiretinin lideri Kamer. atlarından inip kucaklaşıyorlardı. Dersim'in büyük aşiret liderlerinden Yusufanlı Kamer. Karşılaşma anında. Kürt geleneklerine uygun yol boylarında karşılanmıştı. Mustafa Pa¬ şa'nm çadırında gerçekleşiyordu. Kahraman Aytaç. Ağuyasini yaylasında. Toplantıda. Seid Rıza ile de yakın dosttu. amcası ile yakın arkadaşları Baytar Nuri ve Alişer beyleri yanına alarak toplantıya katıldığını söylüyordu. Şeyh Said. toplantıda amcası¬ nın da bir konuşma yaptığını söylüyor ve devam ediyordu: "Babamdan dinledim. Şeyh'i karşılayanlar arasında Seid Rıza da vardı. top¬ lantıyı anlatırken. Seid Hüseyin'in yeğeni Kahraman Aytaç. Dersim'in önde gelen bü¬ tün liderlerinin de katılımıyla. Areyanlı Yusuf Ağa ile de hısım-akrabaydı. Dersim'in özerkliği garanti edil¬ diği takdirde ayaklanmaya destek verebileceklerini söylemişti. kırk kadar atlıyla Der¬ sim'e gelmiş. büyük saygı görmüş. ama paşalık rütbesi."Kürt aşiret birlikleri" de denilen Hamidiye Alaylan'nı kurarken. Mustafa Paşa. Alevilik. Toplantıya katılanlardan biri de. askeri birlik kurmasına izin vermemiş. Alevi Kürtleri gözardı etmesine rağmen. Sünnilerin geçmişte Os¬ manlı ile işbirliği yaptığını. kaftan ve kılıçla onurlandırmıştı. işbirliği ve dayanışma havasının dağıldığını belirtiyordu. toplantı. Sünnilerin Osmanhlar tarafından yaratılan kardeş kav- 78 . Şeyh Said'in ziyaret isteğini Seid Rıza'ya ileti¬ yor ve istek olumlu karşılanıyordu.

Fakat bir şarda: Dersim'in ayrı bir statüsü olacak. Çarekanlı Mustafa Bey'in konuklannı ağırlamak için koç ve koyun kestireceği sırada. arkadan vurmayacaklarına ilişkin namus sözü veriyorlardı. kendi kendini idare edecek' diyor." Yine aktarılanlara göre. siz yular pe¬ şindesiniz. bu söylentiyi "gerçek- 79 . Topal Osman çetesi ile Sakallı Nurettin Paşa'ya yardım ettiğini. hazırız. Hele önce Kurdistan kurulsun." diyordu. Amcam sözle¬ rinin sonunda. Mus¬ tafa Bey'e. Kürdistan'ı kurma mücadelesine varız. "onlann kestiği bile yenmez" anlamında aşağılamıştı. Dersim hareketsiz kalmalıdır. sözün burasında ev sahibi Mustafa Paşa. bunu sonra ele alırız. son anda destek vermekten caymışlardı. 'Dersim olarak. En yaygın söy¬ lentiye göre. Koçgiri'ye yürüyüp. Kurdistan içinde Dersim'in statüsünü tartışacak zaman değil. Aktarılanlara göre. "bir ricam var" di¬ yerek söz alıyor ve şöyle diyordu: "Girişeceğimiz harekâtta. ortaya konan tavır karşısında. daha sonra değişik söylentiler yayılıyordu. Dersim'in "Hizbe Azadiya Kurdistan"a destek vermemesi hak¬ kında. yine Hamidiye beylerinden Palulu Haşim Bey'in de ikide bir Dersim'e sefer düzenlediğini naklediyor. İzin verirsen. Şeyh Said'i tanıyan ve amacını bilenler. Hamidiye komutanlarından Kör Hüseyin Paşa'nm Ağrı'dan Dersim'e.gasına alet olduklarını söylüyor. Dersim özerk kalacak. bizimkiler hayvanları kesip yemek hazırlasınlar" de¬ miş ve bu sözleriyle Alevi olan Dersimlileri kırıp ayırmış. "Miro. Kürtçede beylerin beyi anlamında bir onurlandırma deyimidir) kasap ve aşçımı beraberimde getirdim. (Miro. Dersim'de Hıran. İzol ve Şadan aşiretlerine büyük kayıplar ver¬ dirdiğini. Bize karşı çıkmamalıdır. Buna öflcelenen Der¬ simliler de. "kestiğimizi yemeyenlerle kardeşlik olmaz" diyerek. "ortada at yok. Geçe¬ lim bu konuyu. Seid Hüseyin'in sözünü kesiyor. Şeyh Said açı¬ sından Dersim'in tutumu aydınlanmış olmalı ki." Şeyh'in bu isteği kabul görüyor ve Dersimli ağalar. Şeyh Said müdahale etmişti.

birlikte yer içerlerdi. Bence bu ba¬ zılarının uydurmasıdır. Nitekim. misafirliklerde. kabul görendi. ortak sahana. o nedenle. önüne konacak yemekle ilgi¬ lenmesi. yayılan söylentiler için "asıl¬ sız". o evin kurallarına tabiydi. Misafirin.le bağdaşır değil" diye niteliyorlardı. yanında aşçı ve kasap dolaştırdığına kimsenin tanık olmadığını söylüyorlardı. "ulusal dayanışmaya karşı olanla¬ rın yarattıkları zoraki bahane" diyorlardı. çiğÜk ve hakaretti. dinsel ayrılığı ortaya koyan böyle bir hareketin içinde bulunmasının imkansızlığım belirtiyor. duyulmamıştı. Hıristiyanlar arasında konaklayan ve bunlar tarafindan önüne konan yemeği yiyen Şeyhin. böyle bir davranışta bulunması mümkün mü? Onun 80 . ziyaret amacını peşinen yok etmesi demekti. eti. bunu yapacak yapı ve kişilikte değildi. önüne konan yemeği yemiş. O. Şeyh Said'in torunlarından Abdülmelik Fırat ise şöyle diyordu: "Dedemin böyle bir şey yapması mümkün değildir. "önüne konan öteki yiye¬ ceklere. Şeyhin çevresine göre. önüne ne konursa. Sünni. ne yiyeceğini sorması görülmemiş. etin kimin tarafindan kesileceğine neden karar versin?" diyorlardı. duyulmamıştı. çay kahve içmişti. yemeklerin yapıldığı kap kaçağa itiraz etmeyen kişi. Anlatılanlara göre. hele hele bir aristokratın. Ayrıca Kürtleri ortak amaçta birleştirmek için ortaya çıkmış bir liderin. o ne¬ reye. yemeği yemem" demesi görülmemiş. Böylesi bir davranış. bağışlanması mümkün olma¬ yan bir kabalık. Buna itiraz etmeyen kişi daha sonra neden kendi¬ ni küçültüp müdahale etsindi? Aynca. "senin elinden çıkan ekmeği. Alevi. kime. Şeyh. tasa kaşıklarını batırırlardı. Musevi ve Kürtler ile Ermeniler iç içe yaşar. onları aşağılaması. Yezidi. Alevi. Bile bile bir yere misafir olan kişi. Dürzi kesimlerde. böyle bir tavır Kürt geleneğine göre de büyük bir ayıp¬ tı. niçin gittiğini biliyordu. Bir misafirin gittiği yerde. Birleşme ve işbirliği için çabalayan. Şeyh sık sık gezilere çıkan bir kişiydi. Kardeşçe dayanışma amacıy¬ la gittiği bir yerde. daha da ileriye gidenler. aklı ba¬ şında bir insan böyle bir ayırımın içine girer mi? Şeyh Said Efendi gibi birinin. görüşmeden önce. Kürt aydın çevreleri. Dürzi ve Yezidi.

bağnazlar bundan ders alsınlar. dolayısıyla Bitlis'e gitmesinin gereksiz olduğu¬ nu söylüyordu. Gelen askerler. yeri geldiğinde. Şeyh Said'in Kolhisar'daki evinin kapısını çalıyorlardı. Nitekim. Dersim'de an¬ latıldığı biçimde bir olayın meydana geldiğine ihtimal vermiyo¬ rum. Yasaya göre. kar ve kış koşullarını hatıriatarak. Bitlis'te bulunan Halit Bey'in bazı açıklamalannın bulunduğunu. kar denizinde adım atma imkanları yoktu. eğer ortak cemaat için hayvan kesilecekse. Kar kalınlığı yer yer metreleri buluyordu. Sıra. Şeyh Said Efendi gibi. Birlikte yedik. Biz Hı¬ nıs'ta Alevi kardeşlerimizle hep iç içe olduk. Çünkü dinde de yeri yok. içtik. Bugün de aynı sofrayı. uzaktaki dava tanıklan. "tanık olarak ifadesinin alınması için" Bitlis'e davet ediyorlardı. Ankara. Bu durumda Şeyh Said'in yürüyerek gitmesi gerekiyordu. da¬ ha hazıriık aşamasındayken bastırmak üzere. aynı kaşığı paylaşıyoruz. Onun için. karşı mezhepteki insan¬ ları dışlayan bağnazlık yoktur. ama sessizce izleyen Ankara. bahane yaratmaya yöneliktir. bu işi de gürültü çıkarıp halkı uyandırmadan. Hatta bağnazlık¬ ların ayıbını bildiğimiz için. orada bulunan Alevi kardeşimize özellikle kes¬ tiririz ki. 1924 sonbaharında hareketin liderleri Halit Bey ve Bitlis eski Milletvekili Yusuf Ziya Bey'i tutuklamıştı.kişiliğini bilen biri buna inanır mı? Bizde. Hı¬ nıs'tan Bitlis'e işleyen araç yoktu. Tek yolculuk aracı attı. bunların doğruluğunu araştırmak için ifadesine başvurma gereği¬ nin duyulduğunu söyleyerek. etkin liderler Şeyh Said ile Seid Abdülkadir'e gelmişti. Adarınsa. böyle bir tutum takınması zaten mümkün de¬ ğildir. sessiz¬ ce yapmak istiyordu." ŞEYH SAİD HALKA KARIŞIYOR Kürtlerin niyetini yakından. Halit Bey'in tutuklanmasından bir süre sonra. eğer amaç "ifadeye başvurmaksa" bunu Hınıs'ta da yapabileceğini. halkı bir dava etrafında toplamak için yola çıkmış birinin. Mevsim kıştı. Bence bu söylentiler. en yakın mahkemede ifa- 8ı . Şeyh. üstelik grip olduğu¬ nu bildirerek.

Ankara ile te¬ mastan sonra. Ama mektubun sonraki bölümünde bir başka öneride bulunuyor ve şöyle diyor: 'Kış vaktinde harekete geçmeyin. Daha birkaç ay önce. Tutuklayacakları kesin. Ama göz hapsinde tutuluyordu. "Orada oturup Kürtlerle sohbet edeceğine. Halit Bey'in akı¬ betine uğramak da vardı." Şeyh Said'in torunu Abdülmelik Fırat anlatıyor: "Şeyh Said Efendi. O zaman yiğitleri dağa çıkarın. Şeyh Said'e bir mektup yazıp ulaştırıyor. Köyü. Evinin çevresi ajan kaynıyordu. Şeyh. Bit¬ lis'e gelmemesini. kolay av olmaktansa halka karışmaya karar veri¬ yor ve kararım uyguluyordu. kaderini bekleyerek. Hınıs'ta ifadesinin alınmasına karar veriyorlardı. * Melle Selim (Taş) da. Şeyhin yasayı hatırlatması. dağların misafir ka¬ bul zamanını bekleyin. ele geçmemesi için. "Tanıklık etmesi için" kapısına gelenler. Mehmet Şerif Fırat'ın Doğu İlleri ve Varto Tarihi adındaki ki¬ tabında yazdığına göre. Halit Bey Erzurum'daki evinde göz hap¬ sine alındığında. Şimdi aynı hataya düşmek istemiyordu. evi. Halit Bey de. cezaevinden gönderdiği bir mesajla aynı akıbeti yaşamaması için Şeyh'i uyarmıştı. zorunluluk kapısını kapatmıştı. bu konuda Fırat'ı doğruluyor ve şunla¬ rı anlatıyor: "Halit Bey cezaevindeyken. hal¬ ka karış" diye uyaran. eli kolu bağlı biçimde oturup. Her an kapısını çalabilirler. bir an önce Hınıs'tan ayrılıp izini kaybettirmesini öneriyor. evinde göz hapsinde. Kolhisar'dan ayrılma- 82 . Yakınlarının anlattığına göre Şeyh. halktan ko¬ parıp tutuklamak istediklerini. çünkü ifadesini alma bahanesiyle. Mektup Kürtçe. yolu. bir yolunu buluyor. Evinde. her an tutuklanabileceği ihtimali ile kuşatma altında yaşamaktan rahatsızdı. denetim altına alınmıştı.de verebiliyorlardı. Bunun üzerine. Şeyh Said. Baharı. Mektubunda. Hınıs'taki mahkemede ifade verdikten sonra serbest bı¬ rakıldı. Erzurum'dan ayrılmasını isteyen oydu.

Kırıkan köyüne akıyor. sonra adı Karlıova diye değiştirilerek ilçe merkezi yapılan Kani- reş köyüne geçiyor. şeyhlere mektuplar yazıp gönderiyor. Kamil ve kardeşi Baba Bey'e misafir oluyor. Şeyh Said'e oğlu Ali Rıza aracılığıyla "bahara kadar beklemesini. Gidip parasını aldıktan sonra vapurla istanbul'a geçiyor. canını siper edi¬ yor. şimdilik sükûnetlerini korumalarını ve kar eriye¬ ne kadar beklemelerini söylüyor.ya karar veriyor. Melle Selim devam ediyor: "Şeyh Said Efendi. Şeyh. Oğlu Ali Rıza Efendi. Cemaate na¬ maz kıldırıyor ve hemen ardından atına binip yola çıkıyor. Yolday¬ ken. Kanireş'ten sonraki konağı Azizan köyü. o sırada yolculukta. Seid Abdülkadir'le görüşüyor. bahar¬ da dağlar yol verir vermez. Günlerden cuma. Seid Abdülkadir. Kırıkan köyüne geliyor." Melle Selim devam ediyor: "Şeyh Said Efendi. Kınkan'da babasıyla buluşuyor. Konuşmalar yapıyor. Kınkan'da birkaç gün kalıyor. Hınıs'tan ayrılınca. Halk adeta onu çember içine alıp. Şeyhin peşine düştüğünü duyan Kürtler de. Burada da çevreden gelenlerie bir toplantı yapıyor." Mehmet Şerif Fırat'ın yazdığına göre. Ardından. Ama parasını alama¬ mış. Mektuplarında. Orada. Sadiye Telhe'nin evinde misafir kalıyor (Sadiye Telhe. Türk devle¬ tinin. bu vaziyette konaklaya konaklaya ileriiyor. babasının köyden aynldığını duyuyor. Şeyh. kendisinin de İstanbul'dan ayrılıp Hak¬ kari yöresine geçeceğini ve o bölgede de bir cephe açacağını" bildi¬ riyordu. ona naklediyor. bir yandan da öteki aşiret reislerine. Gelen insanları kabul ediyor. Mehmed Ağa ve Helile Çeto'ya misafir oluyor. Yolunu değiştiriyor. Son¬ baharda Halep'e koyun götürüp satmış. yönünü Şuşar tarafına veriyor. Hınıs'a iniyor. Halit Bey ve Seid Abdülkadir'in öne¬ rilerine uyarak. Seid Abdülkadir'le görüşmele¬ rini. onu tehlikede sanarak pe¬ şine düşüyor. ziyaretine gelen ağa ve şeyhlerle görüşmeler yapıyor. Her zaman cuma namazını kıl¬ dığı Kolhisar camisine gitmiyor o gün. Kargapazar köyüne geçiyor. Yola çıktığını duyan Kürder. Kınkan'da birkaç gün kaldıktan sonra ayrılıyor. Ondan sonra dönüyor. 1927 yılında yaka- 83 .

Eğil bucağına bağ¬ lı bir köydü. silahlanıp Şeyh'in emrini bekle¬ melerini bildiriyordu. "Hewar" (imdat) günü havalannı estiriyordu. Genç de. Ath gruplar. Oradan Çan köyüne geçip şeyhlerie yapnğı toplanndan sonra. Sonra Piran'a geçiyor. toplantılarını sürdürü¬ yor. Kızı orada. toplantılarda Türk devletinin hazıriık ve ni¬ yetlerinden haberli olduğunu söylüyor. etrafın bütün şeyh ve ağalan yanına koşu¬ yor. Türk devletinin ajanlan ise Şeyh'i yakın plandan izliyoriardı. Şeyh'in ayağa kalkması. Kendisi de büyük savaş yıllarının muhaceratını Piran'da geçirmişti. Temas ve çalışmalarını. Genel heyecan kaynaşma başlatmış¬ tı. isyan hazıriıklanmn gizhsi sakhsı kalmamıştı." * # « Şeyh Said'in köyünden çıkıp halka kanşmasıyla biriikte. şimdi- 84 . 'Bingöl' adıyla il merkezi yapılan "Çevlik"e geçiyor. kimileri köyleri dolaşarak. kayalıklann karşı¬ sındaki evde oturuyordu. Şeyh Said'in kardeşi. ilkbaharda ayaklanmak üzere. bey ve şeyhlere haber ulaştınyor. kardeşi Ab¬ dürrahim'in evindedir. Şeyh Said'den ağa. 'Hani ve Lice ağalarıyla buluşuyor. Çalışmalar açıklık içinde yürütülüyordu. Piran'da. Yakın çevre ileri gelenleriyle bir toplantı yaptıktan sonra Melekan köyüne geçiyor. Şeyh Abdullah ile evli. caminin arkasında.lanıp idam ediliyor). PİRAN'DA SİLAH SESLERİ Piran. Melekan'da bir¬ kaç gün kalıyor. Şeyh. Melekanlılar yakın akrabaları. Şeyh'in de ikinci köyü sayılıyordu. yanında üç yüz atiı ile Şeyh Said. Uğur Mumcu. Birkaç gün kaldıktan sonra Diyarbakır tarafına gidiyor. Va- lerli Sadık Bey dahil. Kardeşi Abdürra¬ him Piran'da oturuyordu. eli silah tutan herkesin silah ve at temin edip beklemesini is¬ tiyordu. O zamanlar Piran. Kürt-lslam Ayaklanması adındaki kitabında "Piran Olayı "nın başlangıcım şöyle yazıyor: "13 Şubat günü. Mahmut Çeleyan Mahallesi'nde. Eğil bucağı da Genç iline bağlıydı. Kürder arasında.

kaldığı evin sarıldığını görünce. benim şeref ve haysiyetimi çiğnemiş olursu¬ nuz. 13 Şubat 1925 günü Şeyh Abdürrahim'in köyünü sardıklarından. Yola çıkmak üzereyim. Şimdi bun¬ ları yakalarsanız." Köyde ortam gerginleşmişti.' Teğmenler şöyle karşılık vermişlerdi: 'Bizim görevi¬ miz bunları yakalamaknr. Evin sarıldığını gören Şeyh Said jandarma teğmenlerine haber göndermişti: 'İstediğiniz adamlar benim yanımdadır. Ne ya¬ parlarsa yapsınlar. Şeyh Said. Behçet Cemal'in de Şeyh Sait adındaki kitabında aktardığına göre. aradıklarınıza dokunmayın. bu yüzden subaylara. kapısına dayanan provokasyonu görmüş ve tuzak¬ tan kurtulmak için çırpınmış. "kaçakları yakalamak" değil. tansiyonu düşürmek umuduyla subaylara. Altı asker kaçağını yakalamak için görevlendirilen jandarma birliği komu¬ tanları Teğmen Mustafa ve Teğmen Hasan Hüsnü. Ben ayrıldıktan sonra yakalarsı¬ nız" demekle bir bakıma yakasını. Hükümetin kolu uzundur. O nedenle ricasını din¬ lemiyor. dolayısıyla onurunu kurtar¬ maya çalışıyordu. Şeyh Said. karşılık vermeyin. Bu iş için buraya geldik. kişinin yanındaki kim olursa olsun do¬ kunulmazdı. subayların amacı. Onu. Sakin durun. yeni bir öneride bulunuyordu: "Mesele çıkarıp olayı büyütmeyin. ya¬ kın adamlarını uyarmıştı: "Onların istedikleri mesele çıkarmaktır. tutuklamada ısrarcı davranıyorlardı. Şeyh'i tah¬ rik edip tutuklama gerekçesi yaratmaktı. bir ilin adıydı. Yakalayıp götürmek zorundayız. Şeyh Said.'" * * * Kürt geleneklerinde.ki gibi Bingöl ilinin bir ilçesi değildi. Ben köyden ayrılana kadar herhangi bir davranışta bulunmayın. Ben ay- 85 . hem Cumhuriyet tarihinin en büyük olayların¬ dan birinin başlamak üzere olduğunu elbette bilmiyorlardı. Bu suçluları istediği zaman ya¬ kalayabilir. hem Nakşi Kürtlerin. Kürt aristokrasi¬ sinde onursallığın gereğiydi. "ben köyden çıkıncaya ka¬ dar. düşmanına teslim etmemek.

olay çıkmasın diye soğukkanlı davranıyor." Gerekçe ve olayın şekli ne olursa olsun. bu teklif olumlu bir karşılık bulmuyor. ilk kurşun. Orada hazır bulunanlar. o gerginlik içinde jandarmaya silah çekiyor. 'sen kim oluyorsun da. Babamın anlattığına göre. olayın patlak vermesinin iç yüzünü en iyi bilenler¬ dendi. Ama Şeyh. babasının anlatımına dayanarak. artık dönüş imkanı yok olmuştu. DİYARBAKIR MUHASARASI VE İSYANIN KADERİ Olaylar. "ilk kurşun" olayım şöyle anlatıyordu: "Babam. Teğmene karşılık vermiyor. Şeyh Said 13 Şubat 1925 günü. Silahlar patlıyor." Dönemin Başbakanı İsmet İnönü'nün damadı Metin Toker'in Şeyh Said İsyanı adındaki kitabında anlattığına göre. sonra ara¬ dıklarınızı tutuklarsınız' diyor. Yanın¬ dakilere dönüp. Piran'da kurşunlar namludan çıkıyor ve silah sesleri. Cevat Oktay. arkasında yüzü aş¬ kın atlıyla. diyor. 'ben gideyim. Kürtçe olarak. Şeyh Said'in iradesi dışında ve vaktinden önce patla¬ mış. o heyecan ve şaşkınlık ortamında. Türk devleti açısından amaca varılmıştı. Fakat jandarma teğmenlerinden biri sinirlenip. kalanlarsa tutsak ediliyor. ayaklanın' anlamında anlaşılıyor. 'Rabın' sözü. hakaret ediyor. bana emir veriyorsun!' di¬ ye bagınyor. Piran'dan Darahini (Genç) yönüne doğru yola çıkı- 86 . o dönemde. 'kuro rabın' (kalkın çocuklar).rıldıktan sonra ne isterseniz yapın. 'gereke¬ ni yapın. Teğmen bununla da kalmıyor. Şeyh'in sakalını yakalıyor ve sarsmaya başlıyor. aradıklarınızı o zaman tutuklayın. subayların "hemen" ısrarıyla or¬ tam daha da gerginleşiyordu. öğle vakti. adeta donup kalıyoriar. böylece erken isyanın başlangıcı oluyordu. Metin Toker'e göre Şeyh'in karde¬ şi Şeyh Abdürrahim. Şeyh Said de atına binip Piran'dan ayrılıyor. bir anda er¬ ken isyan ateşine dönüşüp yayılıyordu. silahlar erken patla¬ mış. Şeyh'in yakasını tutan teğmen dahil birkaç jandarma vurulu¬ yor. Kürt asıllı gazeteci Cevat Oktay'ın babası. yöre¬ de "Nahiye Müdürü"ydü. Şeyh Said teğmenlerin olay çı¬ karmak için kararlı olduğunu görünce.

Yusuf Ziya ve Hacı Musa beyleri kurtaracaktı. çoğu silahsız.yor. hayatında eÜne silah almamış bazı kişileri de komutan olarak atamıştı. ardından da Hani bucağı isyancı- lann eline geçmiş. Şeyh Said'in damadı olan Şeyh Abdul¬ lah. Şeyh Said'in askeriik ve savaş deneyimi yoktu. Bu yüzden işlevsiz kalıyorlardı. tüm Kürderi biriiktelik içinde ayaklanmaya katılmaya çağınyordu. ama organizeden uzaktı. Bu arada katılım büyüyor. kısa zaman içinde kadanarak artmış. cepheler genişliyordu. Daraheni (Genç) il merkezi. Kürt yönetimler kurulmuş. köyden köye dört bir yana dağıla¬ rak. Kürder ayaklanmış. kendi deyimiyle hayatında eline silah almamış Şeyh Abdullah atanmıştı. Şeyh Şerif ise savaş deneyimi olan başlıca komutanlardan biriy¬ di. direklere Kürt bay¬ rakları çekilmişti. "Emir ül Mücahidin Muhammed Said Nakşibendi" im¬ zası bulunuyordu. Fakat. Varto'yu aldıktan sonra kuzeye yönelerek. kimin kime komuta edeceği belli değildi. yol boylarındaki telefon ve telgraf tellerini kesip bağlanriları kopararak. üç yüz dolayında atlıyla yola çıkan Şeyh Sa¬ id'in çevresindeki silahh adam sayısı. kimi ath. "Şeyh Said Efendi ayağa kalktı!" haberini yayıyordu. binleri bulmuştu. Piran köyünden. ne yapacağı. Erzurum. tutuklu bulunan Halit Bey. İsyancılar. adılar bölgeden bölgeye. bölgenin merkezi durumundaki Genc'e doğru ilerliyorlardı. Şeyh Said. Doğu Cephe¬ si Komutanlığına. Bildirinin altında. bazısı silahlı. yollara dökülmüşlerdi. Kimin nerede. ardın¬ dan da Bitlis'e yürüyecek. Şeyh Said'in yanına ulaşma koşu¬ su başlamıştı. kimi yaya. Daha önce Rus işgalcilere karşı gerilla savaşı venniş olan Şeyh 87 . "Şeyh ayağa kalktı" haberini alan köylü kalabalığı büyük. savaş stratejisini de kendisi çizmeye başlamış. iş başa düşmüş. ertesi gün yayınladığı ilk bildiriyle.

Lice'de halka hitaben yaptığı konuşmada şöyle di¬ yordu: "Artık bu işi durdurmak elimde değildir. Kürt öncü gruplan Diyarbakır'a doğru akmaya başlamışlardı." Lice'nin alındığı gün. Diyarbakır yolunu kesmek üzere Fis ova¬ sında mevzilenmiş Türk Piyade Alayı yenilgiye uğratılıp dağıtılıyor.Şerif. önlerine çıkan bir süvari birliğini de yenil¬ giye uğratarak kenti kuşatmışlardı. Türk resmi tarihine de kaynaklık eden Behçet Cemal'in yazdığına göre. Diyarbakır'a açılan kapıyı. kasabaları ele geçiriyorlardı.. önemli bir direnişle karşılaşılmadan Elazığ da ele geçiriliyor. Öte yandan Şeyh Abdullah önderliğindeki güçler de Varto il¬ çe merkezini denetim altına alarak Erzurum'a yöneliyordu. Gazik ve Kiğı boğazlarını denetim altına alarak Elazığ üzerine yürümeye başlıyordu. Şeyh Said. Yayılma "göz açıp kapayıncaya kadar" denilebilecek bir hız¬ daydı. Şeyh Şerifin yönettiği isyancılar Bingöl il merkezi olan "Çevlik"i aldıktan sonra. İsyancılar. Kuşatmanın 88 . batı cephesinin komutanıydı. Kürdistan'ın başkenti olarak ilan edilecekti. Kürt topraklarım Türklerin elinden alaca¬ ğız. Topraklanmız verimlidir. Bunlardan yararlanacağız. İsyancılar. Piran olayından dört gün sonra. Birkaç gün sonra. Ne sonuç verirse versin devam edeceğiz. surları delip içeriye girmek üzere gedik açmaya çalışıyorlardı. savunma konumuna geçmişlerdi. Şehir ele geçirildikten sonra. şehirleri. Ağır silah ve toplarla takviyeli Türk birlikleri surların içine çe¬ kilmiş. ardından Malatya ve Dersim'di. Şeyh Said'in başında bulunduğu güçler. yani Lice'yi de almışlardı. Onun hedefi Elazığ. Malatya için ha¬ zırlıklara girişiliyordu. Merkez gücü Lice'de toplayan Şeyh Said. Madenlerimiz çoktur. Pi¬ yade alayından sonra. Şeyh Said ise merkez güce komuta ediyordu.. zorluk çekmeden hedeflerine varıyor. Diyarbakır üzerine yürüme hazırlığındaydı. Onun hedefi Di¬ yarbakır'dı.

hırsızhk yaptırıyor. çapulculuk. Paşa.üçüncü gününde. Behçet Cemal'in 89 . Para gücüyle sayısız ajan ve provokatör de iş başı yapmışri. Pirinççizadelerin çevresinden Derikli Necim. Önemli bir basan gösteremeden geri çekilip. 7 Mart 1925 günü savunma burçlarını aralamayı başardılar. Muhasara safları bozuldu. talan. Dönemin istiklal Mahkemesi üyelerinden. Diyarbakır'ı muhasara altına alan Kürder. Fa¬ kat tutunamadılar. kuşatmacılan arkadan top ve mitralyöz ateşine tutmuşlardı. Bu konuda sayısız yazı. mevki ve makamlar veriliyordu. pek çok kitap kaleme alınması¬ na rağmen. Bu amaçla para dağıtılıyor. isyancıları halk desteğinden yok¬ sun kılmak. Bah¬ çeli Hacı Hamdi Bey'i Diyarbakır için görevlendirmişti. yeniden surların gerisine kapandılar. ka¬ dınları taciz ettiriyorlardı. bu sırada takviye bir¬ likleri yetişmiş. anı¬ larında ajanların Şeyh Said'in yanına kadar sokulduklanm belir¬ tiyor ve şöyle diyordu: "Bu arada Mürsel Paşa (kale komutanı) boş durmuyor. Derikli llyas. isyancı kimliğiyle şehir sokaklanna salıp. "Şeyh Said bunun için mi ayaklandı?" diyerek cephe alı¬ yordu. Kürtler." Kürtlere en büyük zaran "Diyarbakır için görevlendirilenler" veriyordu. Kürt öncüler açdan ge¬ diklerden içeri girmeye başlamıştı. Diyar¬ bakırlı Şeyh Ahmet ve Şeyh Ömer'i Şeyh Said ile görüşmeye gön¬ deriyordu. beklenmeyen bu darbe karşısında paniğe kapıldılar. Fakat. Vali Avni Doğan. Bunlar parayla tutulmuş insanları. Nakipzade Bekir. Geri çekilmeye başladılar Diyarbakır muhasarası isyanın "kaderi"ni tayin eden dönüm noktasıydı. Sadi ve Aziz'i de gizlice Şeyh Said'in yanına sok¬ muştu. genel olarak yararlanılan tek kaynak. Türk güçleri kaleden çıkıp taarruza geçtiler. Bu olaylara tanık olan ya da muhatap olanlar. onları karşı karşıya getirmek için de her türiü yönte¬ mi kullanıyordu. bu yöntem¬ le devletin yanına alınmıştı. Bu arada Ankara yönetimi. Diyarbakır Valisi Ahmet Mithat Bey de. Siverek ve çevredeki bazı ağa ve aşireder.

7 Mart akşamına doğru şehrin okul ve kışlalarının bu¬ lunduğu kuzey tarafindan şiddetli bir ateş başladı. Uğur Mumcu ve Metin Toker de daha sonra geniş ölçüde bu kitaptan yararlandılar. asi güç¬ ler ilk defa karşılaştıkları bu teşkilatlı ve azimkar direnme karşı¬ sında dayanamayarak panik halinde kaçmaya başladılar. soğukkanlılığını bozmadı. emrindeki asilerin büyük bir kısmını doğ¬ ru Diyarbakır üzerine gönderirken. Derhal elindeki süvari yede¬ ğini kuzey cephesine çekerek dört nala güneye sevk etti ve içeri giren asileri baskına uğrattı. durum tehlikeli olmaya başlamışn. Nihayet Samaki'deki genel karargâha dönebilen Şeyh Said. Şeyh Said. güney cephesinde bir ara¬ lık asilerin başarılı oldukları gibi bir durum meydana geldi. Bun¬ lar güneydeki sudarda bazı gedikler ve özellikle lağım yollarını açmışlar ve asiler buralardan şehre girebilmişlerdi. Şeyh Said. şehir güneyden de saldırıya uğradı. 7 Mart 1925 gece yarısına doğru. Bun¬ da asilere içerden yardım eden unsurların da tesiri olmuştu. hükümetin tahminine göre 5 bin kadardır." Behçet Cemal devam ediyor: "Nihayet 8 Mart 1925 Pazar sabahı güneş doğarken. Behçet Cemal. Kürtlerin çok kısa zamanda önemli ilerlemeler elde ettiklerini an¬ lattıktan sonra. Arnk (Şeyh Said) Diyarbakır'ı ele geçi¬ rip Kürdistan'ın özgürlüğünü ilan etmekten başka yapacak şey kalmamıştı. kuzeyde asileri surlar dışında. ilk baskısı 1955 yılında yapılan kitabında. Genelkurmay. güneyde ise surları siper alarak karşıladıkları halde. ana gücünü buradan hücuma kaldırmışn. Şeyh Said'e göre 3 bin. Diyarbakır'ın dört kapısına bir¬ den genel taarruza geçilmesini emrediyor ve şehrin içindeki taraf¬ tarlarına bu yolda talimat gönderiyordu.. Asilerin içeriye girmesiyle. Fakat şehrin savunmasını yöneten İzmir kahramanı General Mürsel. Diyarbakır'ın kuzeyinde sa¬ vaş bütün şiddetiyle devam ederken. güney cephesini tutan ordu birlik¬ leri iki ateş arasında kalmış.Şeyh Said İsyanı adındaki kitabıdır. kendisi de Ergani ve Eğil ta¬ raflarına gidiyor ve buradaki şeyhlerle ağaları ayaklandırıyordu." 90 . Hükümet hâlâ kıpırdamamakta ve isyan karşısında şaşkına dönmüş gibi susmaktaydı. Ordu birlikleri.. Diyarbakır muhasarası için şunları yazıyor: ". Şehre hücum edecek asi miktarı.

Dönemin Başbakanı İsmet İnönü'nün damadı Metin Toker de. Samahir'deki karargâhlarında toplandılar. O güne kadar top sesi duymamış ve top nedir bilmeyen isyancılar. Alaturka saatle ikide. Çünkü surlann eskimesi yüzünden. önce Mardin. 'Sallallah' naralarıyla suriara yaklaşmaya çalışıyorlardı. Dicle'yi geçerek Diyarbakır'ı çevreleyen surla¬ ra doğru ileriemeye başladılar. mavzerler ve bir kısmı da sadece sopalarla silahlan¬ mıştı. Mürsel Paşa'nm iyi bir savunma hattı oluştur¬ duğunu anlattıktan sonra şöyle devam ediyor: "Halk sokağa bırakılmıyor. Sayıları bin ile 3 bin arasındaydı. yenilginin bu planı bozduğunu yazıyor ve Diyarbakır muhasarası hakkında şöyle diyor: "Diyarbakır önlerine geldiğinde Şeyh Said ve kurmayı. buralar barikatlaria tah¬ kim edilmiş. topçular sabaha kadar "kör atışı" kesmediler. Bu arada Diyarbakır'a da haber uçurul¬ muş. İç kalenin üzerine toplar konulmuştu. burada birtakım tabii gedikler açılmıştı. her ih¬ timale karşı geri çevriliyordu. yani gece yarısından sonra başlamasıydı. 1968'de yayınlanan Şeyh Said ve İsyanı adındaki kitabında. Akşamdan başlayan yağmur aralıksız devam ediyordu. Fakat bu bilindiğinden. Asiler içerden aldıklan istihbarata dayanarak en çok Dağ kapı¬ sını zoriuyoriardı. Buradan içeriye girmek daha kolay olacaktı. bağımsız Kürdistan'ın ilanının Diyarbakır'ın alınmasına bağlı olarak planlandığım. silah isteyenlerin talepleri. ne şekilde hareket edecekleri. buradaki Şeyh taraftariarı. Şeyh'in kuvvetleri¬ ni nasıl destekleyecekleri kendilerine bildirilmişti. taarruzun 7 Mart günü. Verilen karar. Karanlık bir gece olmasına rağmen. Diyarbakır'ın dört kapısına birden hücum edilerek şehir işgal olunacakn. Plan. Savunmayı muntazam asker yapı¬ yordu. Asiler. Av tüfekleri. yani karariaşnnlandan akı saat önce ateş başladı. sonra da Dağ kapısına yüklendiler. Asileri en çok yıldıran da bu oldu. tam Sa¬ id'in istediği gibi uygulanamadı. Akşam karanlığından faydalanan asiler. ağzında ateş sa¬ çan ve gök güriemesine benzer sesler çıkaran bu silahtan çok 91 . yani beşinci kol durumdan ha¬ berdar edilmiş. alaturka saatle sekizde. eldeki kuvvetlerin önemli bir kısmı buralarda mev- zilendirilmişti." Metin Toker.

Yollarda yüzlerce asi cesedi yanyordu. Diyarbakır İstiklal Mahkemesi'nde mu¬ hasarayı anlatırken. General Mürsel hiç istifini bozmadan emirler veriyordu. savunma karşısında fazla kayıp vermedikleri¬ ni. Saat yedide ilk ateş başladı. Aslında bu doğruydu." Metin Toker. Toplarımızın sesini duyu¬ yorduk. içeriye giren bu kolun yok edildiğini anlatıyor ve devam ediyor: "Asiler şehri dört yönden sarmışlardı.korktular. keşif topçu ve piyade ateşimiz karşısında bu surede kırıldı. Sokaklarda hiç kimse kal¬ mamıştı. Diyarbakır muhasarasını şöy¬ le aktarıyordu: "Bir söylenti çıktı: Şeyh geliyormuş. Fakat gece yansına yakın kötü bir haber duyuldu: Mardin kapısından saldıran is¬ yancılar şehre girmişlerdi." Öte yandan Şeyh Said. 92 . isyanm kaderini de belirle¬ miş. Savunma başanyla yapılıyordu. provokatörlerin halkın tepkisine ne¬ den olan davranışları olduğunu söylüyorlardı. İçerden gelecek yardımı da alamadıklan için. Top¬ larımız durmadan gürlüyor. Gece yarı¬ sına doğru ikinci hücum dalgası da püskürtüldü. Gece yarısından sonra sokağa çıktık. gökyüzü kıpkızıl kesiliyordu. geri çe¬ kilmede en önemli etkenin. Sabaha karşı bu emir gel¬ di: Şeyh Said yenildiğini anlamış ve asilere en kısa zamanda geri çekilme emrini vermişti. surlara yakın karargâh kuran bir nakliye kolunu dağıtmayı başardılar ve bir kısım askerle bir subayı şehit ettiler." Diyarbakır muhasarasının sonucu. Dönemin Cumhuriyet Gazetesi. Buna rağmen bu asiler. Derhal bir emir verilerek halkın sokağa çık¬ ması yasak edildi. piyademiz mevzilerinde güç zapt ediliyordu. yorgun düşen savaşçılann dinlenmeleri ve insan zayiatını en aza indirecek yeni bir stratejinin saptanması amacıyla geri çekilme buyruğu verdiğini söylüyordu. Fakat buradan içeriye giren asiler. Top atışlan ve suriar şehre girmelerini önlüyordu. gelecek emri bekliyoriardı. ilk hücum dalgası. Sayılan 120'yi geçmiyordu. Şeyh Said'e yakın çevreler. Cephede sesler fazlalaşmaya başladı. Şehirde birden bir karış¬ ma meydana geldi. Subaylar koşuşuyor. kapıdan değil lağım deliklerinden sızmışlar¬ dı. Akşam oluyordu. geri çekilme başlamıştı.

16 Şubat 1925 tarihinde. bu işte İngiliz parmağı olduğu fikrindedir" diye yazıyordu. Saldırganlar şiddetle takip ediliyor. Kanlı olaylar sürerken.TÜRK BASINI İSYANI GİZLİYOR Dönemin tek kitle haberleşme aracı gazetelerdi. telefon ve telgraf hadarı tahrip edilmiştir. süre gelen geleneksel alışkanlıkla. "An¬ kara. küçük. ko¬ yu bir "sansür" uygulamaya başlamıştı. şu haberi veriyordu: "Şubatın 13'ünde. basında görülmeye başladı. 16 Şubat 1925 tarihinde. o yörede bulunan Hınıslı Şeyh Said'in adamları arasında çarişma çıkmış ve iki jandarma ölmüştür. basını denetim altına almış. Ergani'nin Piran köyünde bulunan jandar¬ ma birliği ile. bu amaçla uçakların bölgeye gönderildiğini ya¬ zıyordu. yarı resmi Cumhuriyet gazetesinde yayınlanan haberde şöyle deniliyordu: "Şubat'ın 13. isyanı duyuran. "tenkil" (yok etme) hare¬ kâtının başladığını. Bu arada Ankara. Rejimin resmi yayın organı Hakimiyet-i Milliye gazetesi 16 Şubat 1925 günkü sayısında. bu yüzden "ne olduğunu" açıklamadığı olaylardan söz ettikten sonra." 93 . "tenkiP'in başladığını duyuruyor. Almanya'nın himayesine geçildiğinden beri. olayları çarpıtarak. Isyan'ın lideri olarak haberde Bediüzzaman (Saidi Nursi) gösterili¬ yordu. Telefon ve telgraf tamir edilmiştir. bu da. günü Ergani'nin Piran köyündeki jandarma müf¬ rezesi ile civara gelen Şeyh Said Bediüzzaman ve avanesi arasın¬ da bir çanşma olmuş. basit bir "zabıta vak'ası" gibi göste¬ ren propaganda niteliğindeydi. ışık sızdırmayacak biçimde. Olaylara ilişkin ilk haber. bu olayın da sorumlusu olarak İngilte¬ re'yi işaret etmeye başlamıştı. Aynı gazete ertesi günkü haberinde. Fakat. Ankara reji¬ mi. ama "ne olmuş da tenkile geçilmiş?" sorusuna cevap vermiyordu. Cumhuriyet gazetesi." Haberden anlaşıldığı gibi isyan liderinin adı bile yanlıştı. Türk kamuoyu isyandan habersizdi. Abdülhamit döneminde İngiltere'nin vesa¬ yetinden. Gazete. haber veren değil. Yetişen kuvvetler üzerine Şeyh ve avanesi kaçmışlardır.

ilk kez "isyan" deyimini kullanıyorlardı. başında topladığı birkaç avanesi (yandaşı) ile beraber jandarmamıza karşı giriştiği saldı¬ rıdan sonra meydana gelen olaylar üzerine hükümet. Olay sırasında kente girmeyi başa¬ ran 120 kadar askerimin akıbeti meçhul kalmıştır. Şeyh Said. birkaç yüz haneli küçük bir vilayetimizdir. Ama gazeteler 24 Şubat 1925 tarihinde bölgede sıkıyönerim ilan edildiğini bil¬ diriyordu." Egemen güç. "kuvvetlerimizin takibinden kaçan Şeyh Said'in. Çeşidi silahların ateşi sabaha karşı direnişimizi kırınca çekilmeye karar verdik. okurunu merak içinde bırakıyordu. acele hareket edile¬ rek erken başladı. gerçeğin özüne dokunmadan. Genç'te ne olduğunu saklı tutuyor. Fakat. Birkaç gün içinde bu eşkıyaya hak ettiği cezanın verileceği muhakkaktır. Askerlerime al- 94 .Aynı gazete. yörede bu¬ lunan güçleri isyanın tenkili (yok edilmesi) için olay yerine gön¬ dermiştir." Gazete. kararımızın dışında. Hakimiyet-i Milliye gazetesi 23 Şubat 1925 tarihli sayısında şu haberi veriyordu: "Piran'da Şeyh Said adında birinin. * Gazeteler. olaylardan yaklaşık on gün sonra. isyanı kamuoyundan gizliyordu. "Eşkıyaya hak ettiği cezanın verileceği"ni yazıyordu ama. bir soru üzerine şöyle diyordu: "Diyarbakır'a hücum. asilere kumanda eden Öğretmen Fahri öldürülmüş ve 'ussat' perişan edilmiştir. Tekrar Diyarbakır muhasarasının başarısızlığına dönecek olursak. Tamamlayıcı bilgilere göre. iki gün sonra. mahkemede. Gazetenin haberi devam ediyordu: "Genç. ne olduğu bilinmeyen "Piran olayı"nın etrafinda dönüp dolaşmaya devam ediyorlardı. 150 kadar yandaşıyla birlikte Genç'te olduğu" habe¬ rini yayınlıyordu.

. Kasım. İzin verdiklerim sekiz gün sonra geldiler." Behçet Cemal'in yazdığına göre Diyarbakır muhasarasının başarısızlıkla sonuçlanması. "Aşiret Mektebi" mezunu bir subaydı. Varto'nun Kulan köyündendi. gönülleriyle baş başa bıraktı. Gece Siverek yollannı tutmuştuk. dağlara çekilmeye. Sakiri. Lice. BlR AJANIN PORTRESİ Binbaşı Kasım. Süvari olarak orduda çalıştı.. 1918 yılında Binbaşı rütbesindeyken. Bu arada. Ben o sırada Çaksor kö¬ yündeydim. ruh haline uygun denebilecek bir anormallikteydi. Bunlar. Ora¬ dan hükümet askerleri Diyarbakır'a geliyordu. Soyadı yasasından sonra. yeniden toparlanıp gerilla savaşını başlatmak üze¬ re. Bu cepheye 100 kadar adam gönderdim. da¬ ğılmaya başlayanları savaşmaya zorlamadı. hükümet askerlerini mağlup edip. ihtilalcilerin moralini bozmuş. Kürtlerin ele geçirdiği kent ve kasabalar. bacanağı Binbaşı Kasım'ın kurdu¬ ğu tuzakta kaldı. Tuttuğu yeni yolun yansında. Bu yolu tutmak üzere Dengecük. Beden yapısı. Burada Siverek'ten milis askerleri ve 100 adı kadar hükümet askerinin geldiğini haber aldım. ayırmışlardı. Şehir özlemini gı- 95 . Varto ve Elazığ olmak üzere tümü el değiştiriyordu. Gönüllü olarak aya¬ ğa kalkanları. Şeyh Said. Hacı Leylek. emekliye ayrılmamış. başta Genç. milislerden 80 esir alarak geri döndüler.ti gün evlerinde kalmak üzere izin vererek Kazkar bölgesine gel¬ dim. Geldiklerinde ben batı yönündeki Tılham köyündeydim. erken yaşta emekli edildi. Varto'ya yerleşti. Normal halleri aşan uzunluktaydı. o ana kadar sessiz kalmış bazı Kürt aşiretleri. Türk devletinin şiddetin¬ den korunmak için karşı tutum takınmıştı. "Kasım Ataç" oldu. Gevzalan ve Kara Ki¬ lise köylerine gittik. Yalnız Mardin yolu açıkü. Şeyh Said'le bacanaktı. moral çöküntüsünün yarattığı rüzgâra kapılıp. Bingöl. Albay HaÜt Bey'in de eniştesi. Hani. Cabar. gerekirse İran'a çekilmeye karar verdi. Orada beş-akı gün kaldım.

Nail Bey mahallesinde. hatta kendince "itibariı" günler yaşıyordu. Kürt eliti ondan uzak ve o tecritti.... aileden biri olarak sırlarına giriyor. kardeşi Ali ve oğlunun işlettiği dükkâna gidiyor. gelip geçenlere öylece bakıyordu. yemeğini yiyor. Evinden çıkıyor. Kürder için "Hewar" günleriydi. Kıyametin ateş yağmurları. nereye gömüldüğüyle de ilgilenmiyordu. melul. indiği bir gün yakalanıyor. kalabalık cemaatin içinde.dermek için sıkça Erzurum'a seyahat ediyor. O sırada. Eski yandaşlan. iz sürücü. "dikkatli konuşun. Kasım Bey burada" diye aşağılamıştı. eziyordu. nerede ve nasıl öldüğü ya da öldürüldüğü. Ali Haydar Dikmen.. Onun tepkisi başını öne eğmek olmuştu. dağdan köyüne iniyor. Varto'nun Hormek liderierinden Ali Haydar Dikmen. tuzakçı ve "tanık" olarak gö¬ rev yapıyordu. Gelen ve gidenleri yok değildi. Kazara onunla bir araya gelen elit. Esmer teni. yemeğini yeyip. derin düşünceli lıalleriyle yürüyor. yerlerde sürüklenerek götürülüyor. Erme¬ ni yapımı eski bir evde oturuyordu. onların "sulbünden" gelenlerdi. soğuk bir kelimeyle "öldü" diye açıklanıyordu. 1925'te muhbir. Elazığ'da. Şeyh Said'e de bacanağı ve "aileden biri" olarak yaklaşıyor. Köylülerinin aktardığına göre. Güzergâhı. bir daha geri gelmiyordu. babası Ahmet. edindiği bilgileri. yatağında yattığı insanlara ihanetini hatıria¬ tarak aşağılıyor. yürüyüş yolu hep aynıydı. "güvenli". anlamsız. babasına sahip çıkma bir yana. onu görmeye gitmiş. Şeyh Said'e si¬ lah uzatırken yanında olanlarla. TC'ye aktarıyordu. 96 . sonra gidip onu ihbar ediyordu. upuzun boyuyla bazen Elazığ sokaklannda yürür¬ ken görülüyordu. Akıbeti kuru. "kardeşim" diyerek sarıl¬ dığı. O. gözünü kırpmadan onu ezip suçluluğunu yüzü¬ ne vuranlardandı. orada oturuyor. kayınbiraderi Albay Halit Bey'in evinde kalıyor. * O. İlerleyen yaşlannda. Varto'ya geldiğinde.

eve alınmamasını. kafilesine katılmış ve onu tuzağa çekip düşmanlarına teslim etmişti. Onlann elinden su içti. Halam ağlamaya başladı. İkram ettikleri yemeği yiyebildi. bacanağı Şeyh Sa¬ id'di. Bir daha birleştirme- dim. Onu yakın çevresinden. son anda yaklaşmış. Aradan 30 yıla yakın zaman geçtiği halde. benek benekti. siyah bir ihtiyardı. kendisine hiç çocuk vermemiş Güle de vardı. Annem bir gün ona. Varto'ya döndü. Hâlâ hüzün¬ lü ve matemliydi. Yaklaşık 30 yıl ayn kaldıktan sonra. öfke ile dolu yüreğinin öteki tarafiyla kendisine nefrede bakan bir kadın¬ la birlikte yaşayacak kadar tuhafi. 'kardeşimin katili de olsa. Bunu yaparsak lekelenmiş oluruz' dedi. Yanında. Fakat babam. "devlet tanığı" sıfariyla. Diyarbakır'daki mahkemede. 1950'lerde Söke'den Elazığ'a taşınınca. eniştemizi asnran kişiydi. Kardeşini ihbar edip ölüme yolladığı.* * * Bir tuhaf adamdı o. kardeşi ve eniştesi için ağlıyordu. HaÜt Bey'in yeğeni Mehmet Emin Sever. sırdaşlıktan uzaklaştırmışri. Fakat. Babamın hatırı için sesimizi çıkarmadık. bu yüzden kin. kapıdan kovulmasını istedik. Halam Güle de gelmişti. 'kardeşi¬ nin ve eniştenin başına bunca iş getiren bu adamla nasıl yaşıyor¬ sun?' diye sordu. o.. Varto'ya bi¬ zim eve geldi. Şeyh'in damadı Şeyh Abdullah'ı kullanarak. anlatıyor: "Kasım. Ailenin bütün fertieri. Sonra şöyle dedi: 'O olaydan hemen sonra yatağımı ayırdım. kapımıza geleni kova- mam. Yüzüne de bakmadım. Yüzü ve ellerinin derisi pul pul dökülmüş gibi." Kasım'ı aile çevresinde en erken teşhis eden. İhbar edip ipe gönderdiği adamın kardeşi ve oğullarına aile¬ den biri gibi konuk oldu. Çok uzun boylu. Amcamı. "geçen 97 . Bu tuhaf adam. Ama ne yapayım ki. Hastalıklı gi¬ bi görünüyordu. kocam diye elaleme karşı katlandım.

Bunun üzerine Şeyh Abdullah. yanına geldiğinde eğilip ayağına kapanıyor. Mesela Halit Bey filan siyasiydi. Yanlış anlaşıldığını." * * s Mehmet Emin Sever anlatıyordu: "Babamdan dinlediğime göre. 'bırakın yanımızda kalsın' diyor. Halit Bey'in evinde kaldığını söylüyor¬ du. Fakat. Kemal Paşa geldiklerinde" diyerek. Şeyh Said'in. Namusum ve şerefim üzerine ye¬ min ederim ki. Ben hain değilim. Çünkü. hizmetlerime ihtiyacınız yok¬ sa bile. Bana bir fırsat verin. akraba ayı¬ rımı yapmadan suçluyor ve şöyle diyordu: "Kürtler (isyancılar) iki gruptur: Siyasiler ve Dinciler. 'Beni dışlamayın. onun düştüğü duruma üzülüyor. bazı kişiler öl¬ dürülmesini bile istiyor. kıyam (isyan) edece¬ ğim' dedi. Adamlarına. Muş heyetinin içinde Erzurum'a gittiğini. Kasım tanıklığı sırasında kayınbirader. 'Size kanlıp hizmet etmeme. görüşmeyi kabul ediyor. Kimsenin güveni yok. Halit Bey'le ayaklanmayı konuştuğunu bu sırada öğrendiğini açıklıyor ve değişik sorulara cevaben şunları söylüyordu: "Şeyh Said'le evinde görüştük. bacanak. şüphelendiği için onu. Kasım. Şeyh Said. yanına yanaşnrmıyordu. Çıkacağım. ajan olduğu yaygın düşünce. isyanın din meselesi yüzünden çıktığı iddialarını geri çe¬ viriyor ve "asıl sebep Kürdistan'ın istiklali (özgürlüğü) idi" diyordu. Fakat Şeyh Abdullah'tan çekindikleri için dokunmuyorlar. Şeyh Abdullah. Hatta. Onlar komiteler kuruyorlardı. Şeyh Said'in damadı Şeyh Abdullah'a adam gönderiyor. Bölge liderleri Kasım'a karşı şüphe içinde. 'Bu hazırlığınız doğru değil' de¬ dim. Kasım. sizi ziyaret etmeme izin verin' diye adeta yalvarıyor.sene (1924). Hizmet¬ lerimi kanıtlayayım' diyor. Şeyh Said Efendi diniydi. Kürder ve isyanın emrinde olduğunu bildi¬ riyor. eline sarılıyor." Kasım. arnk emrinizdeyim. 'Benim üzerime vacip oldu. Varto ele geçirildikten son¬ ra." 98 .

Askeri komutan Ha¬ lit Bey'di. Şeyh Said Efendi'nin de damadıydı. Bizzat ondan dinledim. Bizim hainimizdi!" Melle Selim. banda alınmış tanıklığında. isyana karilmış. Kasım olayını şöyle anlatıyordu: "Bizim Varto tarahnın Alevi liderlerinden Mehmet Halit Fu-at. Kasım'a iftira edildiğini. kimliği bilindiği halde. bizzat Varto'yu teslim edecek. Şeyh Abdullah bir konuşma yapıp diyor ki: içimizde askerliği ve savaşı bilen yok. Piran olayı padak verir vermez. Toplantıya katılanlar heyecanlı. Bildiğimiz ka¬ darıyla o devlete çalışıyor. Melekanlı Şeyh Abdul¬ lah. hareketin önemli adamlarından biriydi. Şeyh Said cevap veriyor: Zaten arkadaşım değildi ki koparayım. Kasım bizimle beraber değil. onu hareketin içine aldı. Şeyh Abdullah. Sizi gö¬ türmeye geldim. devletin adamlarındandı. diyor. ToplanUya çevreden gelen 3 bin kişi katılıyor. Sorguyu yapan Osman Nuri Paşa. hükümetin sadık adamı. harekete geçiyor. Melle. önder kadrolarda yer almış bü¬ tün ailelerle iç içeydi. Şeyh Said'in ilk sorgusu Varto'da yapılırken. Mehmet Halit Fırat da hazır bulunuyor. Aramızda ahbaplık vardı. Şeyh'in en yakınına nasıl sokulduğu hakkında da şunları anlanyordu: "Kasım. diyor Osman Nuri. Gi¬ dip Şeyh Abdullah'ın elini öpüyor. Harekete geçmek için Şeyh Abdullah'ın emrini bekliyor. Bidis'e doğru yola çıkmaya ka¬ rar veriliyor. Gırvas köyünde büyük bir toplantı yapıyor. bizim hainimizdi. Bize Halit Bey gibi biri lazım. o da Bitiis'te cezaevinde. Şeyh Abdullah Bey şaşırıyor: İyi ama. ajan olmadığını. Kasım'ın kendisini kanıtiaması için fırsat 99 . Reşit. Emrinde olduğunu söylüyor: Varto hazır.* * * Melle Selim. Bu sırada Kasım'm kardeşi Reşit ortaya çıkıyor. Şeyh Said Efendi'ye soruyor: Kasım için ne dersin? Şeyh şu cevabı veriyor: Kasım. hareketi des¬ teklediğini söylüyor. diyor. Şeyh Abdullah. Şeyh Said tarafından itilmişti. Kasım. Siz bu sözlerinizle onu arkadaşlığınızdan kopanyorsunuz.

Mademki bana gü¬ veniniz var. Kasım çıkıp geliyor. Başka.. onu da yanına alarak Hükümet Konağı'na gi¬ diyor. diye bağırıyor. Varto kansız teslim alınıyor. Ka¬ sım'a güvensizliğini ve öfkesini bildiği için olmalı ki. Şeyh Abdullah. askerlikten anlamam. gelip eli¬ ni öpmek istiyorum. cephemizin askeri sorumlusu olarak Kasım Bey'i tayin ediyorum. ben de. Şeyh'e karşı çıkıp itiraz etmiyorlar. Şeyh Abdullah. Evet. diyor. bunun üzerine yu¬ muşuyor. Arnk mesele kalmadı. Binlerce kişi var. diyor. Kürt ileri gelenlerden kimsenin Kasım'a güveni yoktu. Kafile büyüyor. Bunun üzerine Şeyh Abdullah şöyle diyor: Siz beni kabul ettiniz. diyor. Sonra ellerine sarılıyor. ben de ona gü¬ veniyorum. diyor Şeyh. Beni affedin.. Ağlamaya başlıyor. Yolda. korkular içinde. Şeyh'in ayağını ağzına koyup öpüyor.verilmesini istiyor. kalabalığa bir konuşma yapıyor. ağlayan koskocaman adamı ayağa kaldırıyor. kimi dua ediyor. İnsanlar heyecanlı. Askeri bilgiye sahip kişiye ihtiyaç nedeniyle de Ka¬ sım'ın katılma isteğine rıza gösteriyor. Hata ettim. Gırvas'tan Varto'ya doğru yola çıkılıyor. Bu sırada Kasım. köylerden ko¬ pup gelen adılar da kanlıyor. diyor. Hareketin başarılı olacağını düşünme¬ miştim. Gelsin. Size biad ettim. Bir adamını gönderiyor Şeyh Abdullah'a. Adı ajana çıktığı için vuru¬ lup öldürüleceğinden korkuyor. Fakat ben hayaum boyunca silah bile patlatmadım. Savaştan. Ama olayların sıcaklığı içinde. Kimi heyecandan ağlıyor. Eğer hayatım garanti akındaysa ve kabul ederse. Şeyh Abdullah. Dadina ve Rindalya köylerinden Varto'ya gidiliyor. yalvarıyor. Sizin bana güvendiğiniz gibi. soruyor: Davamızda beni önder olarak kabul ediyor musunuz? Kalabalık bir ağızdan. Bizimlesin. Hükümet Konağı'nm önünde büyük bir kalabalık toplanmış. Şeyh Abdullah. Bağlu. Eğiliyor. Canım başım ve bütün sadakatimle davanın yolundayım. Halkın. loo . Konağı teslim alıyor. Pişmanım. Tamam. Kürt bayrağı çekiliyor.

kimi mırıldanıp arkasını dönüyor. Bana dedi ki: Şeyh Said öyle cesur bir adamdı ki. kimi küsüyor. ne de kim¬ seyi ele verdi. Bazen biri çıkıp köyüne itiraz ediyor. Seni kurtarayım' dedim. İnsanların yüzü buruşsa da. Beni kurtarmanı da istemiyorum. * Melle Selim anlatıyor: "Kasım. Da- dinanlı Temo'yu da övdü ve şunları söyledi: Dadina köyünden Devreş Ağa'nın torunu Temo'ya. Hatta mahkeme reisi sordu: Neden isyan ettin? Şeyh cevap verdi: Ben dini vecibemi yerine getirdim. o da asıldı.Şeyh Abdullah'ın bu sözleri soğukluk yaratıyor. 'Davamdan vazgeçip can derdi¬ ne düşmem. 'Hakime akrabam olduğunu söyle. bazı insanlann baba adlan.' Temo gibi. Evrakta." Şeyh Abdullah. Davamdan vazgeçmem. Hayır. Yalan da söylemedi. ben de kabul edeyim... Bongılanlıyım de. Şeyh Said. kur¬ tulursun. köyleri yanlış yazılmıştı. 'Olmaz' dedi. Benim koruduklarım asılmıyor. Sahaglı Melle Emin'e dedim ki: Mahkemede kalk. Ona Şeyh Said Efendi'yi sordum. 'Ben oralı değilim' diyor¬ du. Reis tekrar sordu: Senden başka Müslüman yok muydu? Şeyh Said anında verdi cevabını: Herkesin göreviydi. Kasım'ın isyana kanldığını ve komutanlığa getiril¬ diğini bildirdiğinde. bazı Kürderin gösterdiği cesarete şaşırmışn. "Olan olmuş" diyerek memnuniyetsiz¬ liğini belirtiyordu. Hiçbir şeyi inkâr etmedi." lOI . yıllar sonra Varto'ya döndüğünde. Kasım. mahke¬ me sırasında. oradan ayrılıyor. dedim. dedi. Bana. ben Sahaglı değil. Böylece olaylarla ilişkisi olmadığı anlaşılıyor ve ceza almak¬ tan kurtuluyordu. ne korktu. o anda kimse açıktan 'hayır' diye bağıramıyor ama. oturup uzun uzun konuştuk.

zamansız. silahlı mücadele için hazırlıklar yapılıp. ama Kolhisar'dan çıkarken. isyan etmek fikrinde... Ali Rıza Efendi. Varto'nun İnalı köyünden Melle Şafii (Ballı). I02 . 1951 ve 1952 yılları arasında Şeyh Said'in oğlu Şeyh Ali Rı¬ za'nın yanında.. İsyancıların çoğu silahsızdı. Bundan sonra ittifaklar kurulacak. ama isyancıların hazırlığı. Ali Rıza Efendi'den dinledim. Varto. düşün¬ me sistematiğini kurmuş Şeyhler sülalesinden. Şeyh Ali Rıza'nın anlattığına göre niyeti. Sopasını kapanın ayaklanıp katıldığı bir isyan. Türk devletinin bilinçli ve hesaplı olarak Piran'da Şeyh'in yoluna çıktığını söylüyordu. hemen başlatma gibi bir niyeti yoktu. kimin ne düşündüğünü anlamakü. 2000'lerde hâlâ. İsyan ateşinin yakıldığı asıl bölge. daha işin başındayken. Silahlan¬ madan komuta kademesinin oluşturulmasına. Şeyh Said Efendi'yi tutuklamaya gerekçe yaratmaktı. hazırlıksız. Kolhisar köyünde Medrese öğrenimi görmüş ve Melle olmuştu. örgütlen¬ me ağı ve kidelerin birbiriyle koordineÜ ilişkisi yoktu. silah tedarik edilecek.. Organize olmamış. Kürdis¬ tan'ı dolaşmak. kimden emir alacağını da bilmeyen köylü kalabalığının ani isyanı. erken başlamış ayaklanma. hareketi bas¬ tırmak. Şeyh Said Efendi. iki sene sonra da harekât başlanlacaktı. okumuş. bir Kürt aydınıydı.YENİLGİ VE DIŞ DESTEK DEDİKLERİ Şeyh Said'in isyanı. Hınıs." Halk isyan etmeye hazır. nerede ne zaman ne yapacağını. Amaç. babadan oğu- la geçen söylemle aile ve bireylerin hikâyesi söyleniyordu.. ileri gelenlerle görüşüp görüş ve düşüncelerini al¬ mak. Darbe yemeyen aile ve aile bireyi yoktu. aşiret ve aile ilişkilerinin iç içe olduğu Erzurum'un güneyine düşen dağlar yayıydı. eski adı "Gonik" olan Karlıova yöresi. Melle Şafii anlattı: "Bizzat.. Aradan geçen ydlara rağmen. dışardan zorlanarak padatılmış bir öfke birikimiydi. savaşçıların eğiti¬ mine kadar hazırlıksız başlayan bir isyandı bu.

Dersimliler. Ağn yöresinin etkin kişiliklerinden Kör Hüseyin Paşa başlı başına bir faktördü. Bu durum en azından moralleri bozmuştu. arkadan vurmaya başlamıştı.Asıl önemlisi iletişim kopukluğu yüzünden. düzenliydi. tek başına bir güçtü. Karakocan bölgesinin etkin liderlerinden Necip Aga'ya tepkiliydiler. Dersim tepkili diye Necip Ağa'yı isyana katmamış. Şeyh Said'in ifadelerinde anlattığına göre. Hamidiye Alaylan'nın başında. Dersim ise en azından yansız kalacağını bizzat Şeyh Said'e taah¬ hüt etmişti. Savaş görmemiş köylüler. "yenilginin bir değil. kabuğuna çekilmiş. Melik Fırat. fakat bunlan kullanabilecek eleman bulamadıkları için tahrip ediyoriardı. Bu Hamidiye Paşası. halka zarar vermişti. ardından saf değiştirmişti. Şeyh Said. isyan fikrinin öncülerin- dendi. "demir kuş" dedikleri uçaklar morallerini al¬ tüst ediyordu. ilk darbe olan Yusuf Ziya ve Halit beylerin tutuklan¬ masından hemen sonra. so¬ pa kullanıyordu. Çünkü o. Osmanlılar döneminde. İsyan genel destekten yoksundu. "isyancı Botan" bunlardan habersiz gibi sessizdi. sonrasında. Türk or¬ dusundan top ve başka ağır silahlar ele geçiriyor. Silah üstünlüğü de tarrişılmazdı. Ordu geleneği. o da önce yansızlığım ilan etmiş. İsyancılar. korkmuş. Dersim'in imdada gelece- 103 . Dersim'e girmiş. Şeyh Said ise son ana kadar. Fakat. Türk ordusunun toplan gürieyince paniğe kapılıyordu. birçok nedeni" olduğunu söy¬ lüyordu. Kürderin pek çoğu silah yerine tırpan. Birkaç ili kapsayan bölgede çarpışmalar sürürken. isyancıların karşı karşıya bulunduğu ordu disiplinÜ. silahlarını önemli oranda Türk ordusundan elde ediyoriardı. kama. Bazı Kürt kesimlerinin saf değiştirip Kürderi arkadan vurması da etkenlerden bir başkasıydı. Kürdistan'ın bazı bölgeleri. Aynca. isyandan haberii bile değildi.

Kürt önderlerini umut¬ landırmış. Dersim eski mebusu Hasan Hayri Bey'le buluşuyor ve Hasan Hayri. Fakat bazı Dersim aşiretleri. Asıl tahribat Albay Halit Bey'in yavaş hareket etmesinden kay¬ naklanıyor. hızla yayılması. o sırada eski hasımları Necip Ağa ile birleşmiş. politik çalışmadan çok. Sebeplerden birincisi. "tarafsızlığınızı koruyun" diye telgraf çekiyordu. bu yüzden idam edilerek öldürülüyordu. olaylann içinde. nihai zaferin yakınlığına inandırmıştı. Bu beklentiyle. her şeyi hesaplamışlardı. Fakat erken haber almanın tahriban tamir edilmeyecek gibi değildi. Siverek ve Diyarbakır yöresinin bazı aşiretleri de. aşiret önderlerine. Fakat. hazıriıklar erken açığa çıkmış. Elazığ'da. bütün askeri hazıriıklardan sorumlu kişiy¬ di. Bu işe baş koyup çalışmaya girişenler. "Yenilginin nedenleri" arasında. asıl hedef olan Diyarbakır'ın zaptının başarısızlıkla sonuçlanması sonun başlangıcı olmuştu. sonucu birçok sebebe bağlıyordu. Halit Bey faktörünü öne çıkarıyor ve şöyle devam ediyordu: "Bu konuda kendi görüşlerimi değil. Şeyh Said Efendi'nin oğ¬ lu ve kayınpederim olan Şeyh Ali Rıza Efendi'den bizzat dinle¬ diklerimi nakledeceğim. sıcak ortamında bulunmuştu. Şeyh Şerif bu amaçla. 1926 yılında. Halit Bey. Dersim'e tarafsız kalacaklanna ilişkin olarak verilen söze bağlı kalmalarını hatıriatması talimatım veriyordu.ğine inanıyordu. Zaten böyle geniş ve genel halk yığınlanna dayanan hareketleri gizli tutmak da mümkün değil. Şeyh. halkın silah- 104 . İsyanm adeta engelsiz. Ha¬ san Hayri. "arkadan vurma" hareketine kattlmışlardı. O. İsyan bölgesinde yaşanan man¬ zaralardı. batı cephesi komutanı Şeyh Şerife sık sık nodar yazıyor ve "Dersim'de lehimize bir gelişme var mı?" diye soruyordu. isyancıları arkadan vurup köyleri talana başla¬ mışlardı. bunun üzerine bari cephesi komutanına. İsyanın hareket noktası. Ali Rıza Efendi. bunlar. karşı ted¬ birler alınmaya başlamıştı. Abdülmelik Fırat.

h güç olarak hazırlanmasına bağlanmışn. Fakat bütün bunlardan sorumlu rahmetli Halit Bey, sanki gelip tutuklamalarını bekler
gibi, Erzurum'da evinde oturuyor. Hem örgütleme ve organizas¬

yonda yavaş hareket ediyor, hem de bir türlü Erzurum'dan aynhp el akından uzaklaşmıyor. Organizasyon eksikliği de büyük.

Kendisinden sonra gelecek ikinci bir askeri kişiyi bile tespit edip
görevlendirmiyor. Kimseye görev ve sorumluluk vermiyor. Ken¬

disi tutuklanınca her şey başsız kaldı. Halk ne yapacağını bile¬ mez oldu. Yeni baştan yapılan organizasyon da zaman darlığı
yüzünden yetiştirilemedi. Halbuki Şeyh Said Efendi, onun gör¬

mesi gereken olayları uzaktan bakarak görüyor; 1924 yazında, karşı tedbirleri, hazıriıklan ve ortalıkta dolaşan ajanları sezinli¬
yor, Halit Bey'i ikaz ediyor. Erzurum'dan aynlmasını istiyor.

Ama Halit Bey çok rahat bir insandı. Şeyh Said Efendi'nin

uyanlanna da aldırmıyor. Çok geçmeden Bidis eski Mebusu
Yusuf Ziya Bey tutuklanıyor.

Artık tehlike ortada açık olduğu halde, Halit Bey Erzurum'da¬
ki konağında oturmaya devam ediyor. Şeyh Said Efendi, onun

bu korkusuz rahadığına sinirieniyor. Bir kere daha ikaz ediyor.
Bir pusula yazıp gönderijor. Diyor ki:

'Etrafinda dolaşıyorlar. Erzurum'daki konağında oturup Kürt
köylülerle sohbete dalacağına, komutan olarak işinin başına geç.

Erzurum'dan ayni. Halkın arasına karış. Askeri hazıriıklar yap.'

Fakat rahmetli Halit Bey çok geniş, çok rahat bir kişiydi. 'Efendi fazla büyütüyor. Bir şey olmaz' diyerek, Erzurum'da kalmaya devam ediyor. Adeta tutuklanmasını bekliyor. Çok
geçmeden de, gelip onu konağından alıyorlar.

Bu olay çok şeyi etkiledi. Hareket başsız kaldı. Geride kalan¬
lardan kimsenin askeri ve savaş tecrübesi yoktu. Bu haliyle, za¬ ten askeri nosyondan yoksun olan hareket, Şeyh Said Efendi'nin

kişiliğiyle yürüyordu. Şeyh Said Efendi de Kasım'ın tuzağında
esir düşünce, halkı sürükleyen lider kalmadı."

Şeyh Said'in oğlu Şeyh Ali Rıza, isyan günleri boyunca baba¬ sının yanındaydı. Babasının tutsak düşmesinden sonra, bir süre

105

kaçak yaşamış, ardından yurtdışına çıkmış, yeniden isyan için
"Hoybun "un kuruluşuna katılmış, genel af ilan edilince dönmüş,
cezaevine girip çıkmış, sürgünde kalmıştı. Şeyh Ali Rıza, daha

sonra köyü Kolhisar'a dönmüş ve atalannın Medrese geleneğini
sürdürüp dini eğitim vermeye başlamışn.
Melle Şafii anlatıyor:

"Diyarbakır başansızlığının nedenini Ali Rıza Efendi'nin ağ¬ zından dinledim. Türkler, kendi askerierini Kürder gibi giydiriyoriar. 'Şal u sapık' içinde Diyarbakır sokaklanna dökülüyor,
Kürtçe 'yaşasın Şeyh Said!' diye bağırarak, kadınlara el anyor,

boyunlarındaki altınları çekip alıyor, evleri, mağazalan yağmahyoriar. Halk bunlan gerçekten Kürt sanıyor. 'Şeyh Said bunun
için mi ayaklandı?' diye tepki duyuyor. Desteğini esirgiyor, kimi

karşı cephede yer alıyor, kimi de kapısını kilitleyip içeriye kapa¬
nıyor. Şeyh Said, bu olaylara çok üzülüyor. Gerçeği anlatmak

için çırpınıyor. Muhasarayı kaldırmasının tek nedeni bu değil
tabii. Ama bunun da etkisi oluyor."

Asıl neden olmasa bile, "isyanın kırılmasında" provokasyonlann etkisi vardı. Cephe gerisinde, halkı isyancılara karşı kışkırtmak,

tepkici kılmak üzere, parayla tutulmuş ajan, provokatör biriikleri oluşturulmuştu. Bunlar, köylere kadar yayılmış, şehir sokaklanm
ise kontrolleri altına almışlardı.

Kışkırtıcı ajanlar ordusunun bireylerinden biri de, Liceli bir
gençti. Dönemin bu genci, 1980'ler Diyarbakır'ının "dede" diye

hitap edilen "rengi"ydi. "Dede" gündüzleri, şehrin merkezindeki köşede oturuyor, "o günleri anlatır mısın?" diyenlere, "hele yüzü¬
me tükür, sonra anlatayım" cevabını veriyor, sonra anlatıyordu:
"O zaman, çocuklukla delikanlılık arasında bir yaştaydım.

Şeyh Said'in askerieri Diyarbakır surianm sarmışlardı. Türk as-

kerieri, surlann içinde mahsurdu. Biz de içerdeydik, Silahlar pat¬ lıyor, surların tepesinde toplar gürlüyordu. Ortalık gürültü patır¬
tı içindeydi. Şeyh Said'in askerlerinden surları aşıp içeriye giren¬

ler vardı. Kimdi şimdi hanrlamıyorum ama, bir adam biz çocuklan, delikanhlan topladı. Bize para verdi. Evleri, dükkânlan ta¬

lan etmemizi istedi. Dükkânlardan alacaklanmız bizim olacakn.

ıo6

Bir de dönüşte ayrıca para alacaktık. Ortalıkta bir sürü işsiz güç¬

süz vardı, benim gibi. Söylenenleri yaptık. Dükkânlann kapılan-

nı, camlarını kınp içindekileri aldık. Evleri taşladık. Kırdık dök¬ tük. Bunu yaparken de, bize söylendiği gibi 'Yaşasın Şeyh Said!'
diye bağırdık. Bizim yaptığımızı görenler ve zarara uğrayanlar,

'Şeyh Said bunun için mi savaşıyor?' diyerek soğudu, geri çekil¬
di. Kızgmhktan karşı cephede yer alanlar oldu."

Elazığ'da da benzer olaylar yaşanıyordu. Elazığ olaylarını ya¬
şayanlardan biri anlatıyordu:

"Elazığlılar, Şeyh Said'in askerleri geliyor diye sokaklara dökül¬
düler. Sevinç ve alkışlaria karşıladılar. Fakat görülen manzara ve

şehirde yaşananlar, coşkulu desteği bir anda tepkiye dönüştürdü. Çünkü Şeyh Said'in askerieri diye karşılanan köylü kalabalığından bazıları şehre dalmış, kırıp geçiriyor, çapulculuk yapıyordu. Bu

manzarayı gören halk, evine kapanıp kapılanm kapam. Şeyh Şerif
ve adamları bütün çabalarına rağmen çapulculukları engelleyeme-

diler. Çapulculann yapnklan. Şeyh Said'in askerlerine mal edildi.
Halk desteğinden mahrum, orta yerde kalakaldılar. Onun için.

Şeyh Şerif Malatya'ya yürüme konusunda emir veremedi. Başı bo¬
zukluğu disipline etmeye çalışırken bozgun başladı."

Şeyh Said İsyanı, 1800 yılında başlayıp gelen isyanlar zinciri¬

nin bir halkasıydı. Bu yönüyle yeni değildi. Var olan sorunlann
silah gücüyle giderilmesi çabası...

Fakat, Türk devleti "sorunlann varlığını" kabul etmiyordu. Os¬
manlı'dan kalma gelenekle sorunları şiddet yoluyla "yok" saymaya

çalışıyor, o arada "sorun olmadığı halde" yaşanan ayaklanmayı, yi¬
ne eski kolaycı, kestirmeden gelenekle "dış güçlerin kışkırtmasına"
bağlıyordu.

Ankara'ya göre, bu isyan "dış güçlerin", özellikle de, "emper¬

yalizm" diye tanımladığı İngiltere ile Fransa'nın "tahriki" sonucu
patlak vermişti.

Oysa, tarih gerçeklerinin dokusu öyle değildi. Gerçekler söy¬
lemleri tekzip ediyordu.

107

1923 yılında, Lozan'da imzalanan anlaşmayla TC'nin sınırla¬
rını çizen, tapusunu veren Fransa ile İngiltere idi. Kürt sorununu
yadsıyan da...

İki yıl önce çizdikleri sınırlardan pişmanlık duymaları için bir
neden yoktu.

Aynca, Türkçeye de çevrilmiş belge, bilgi ve kitaplar da, "em¬

peryalizmin oyunu" söylemini yalanlıyordu. Çünkü, suçlananlar
Türkiye Cumhuriyeti'ne yardımda bulunmuştu. Ermeni yazar Garo Sasuni, "Kürt Ulusal Harekederi ve Erme-

ni-Kürt İlişkileri" adındaki kitabında Şeyh Said İsyanının bastınlması için İngiltere ve Fransa'nın yaptığı yardımları uzun uzun an¬
latıyor.

Sasuni'nin yazdığına göre, İngiltere, o dönemde egemen olduğu

İrak sınırını tutarak, Barzani'nin güneyden yardıma gelmesini önle¬

di. Fransa da Suriye sınırını tutmakla kalmadı, Türk biriiklerinin ar¬

kadan kuşatması için Suriye'den geçen demir yolunu emrine verdi. O nedenle Kürt çevreleri, İngiltere ve Fransa'nın tutumlannı
da yenilginin nedenleri arasında sayıyorlar.

BAŞBAKAN, "AMAÇ KÜRTÇÜLÜKTÜR" DİYOR
Makedonyalı Fethi Okyar, Atatürk'ün hemşehrisi ve gençlik

yıllanndan beri yakın arkadaşıydı. Atatürk'ün adını duyurmasın¬
da da etkin rol oynamıştı.

Çanakkale yenilgisinden sonra, Atatürk bakan olmak istedi¬ ğinde, en azından anımsatmak için bir gazete yayınlamış ve bu ga¬
zetenin sahipliğini Fethi Bey üstlenmişri. Gazete Atatürk'ü tanıtı¬

yor, bu arada Saray nezdindeki görüşmelerini haber veriyordu. Fethi Bey, daha sonraki süreçte, Atatürk'ün yakın çevresinde
yer alıyor ve Başbakanlığa atanıyordu.

Fethi Bey Hükümeti, isyanı bastırmak için askeri birlikler sevk etmiş, bu arada sıkıyönetim ilan etmiş, isyan bölgesinde as¬

keri rejimi yürüdüğe koymuştu. Başbakan, 25 Şubat 1925 günü,
parlamentoda sıkıyönetimin gerekçelerini anlatırken, ilk kez
ayaklanma hakkında ayrıntılı bilgi veriyordu.

Uygulanan sansür yüzünden, kamuoyunun önemli bir bölümü

ıo8

bir Kürt isyanının varlığından bile doğru dürüst haberli değildi.

Kamuoyu ilk kez Başbakan'ın bu konuşmasıyla "isyanın var" ol¬
duğunu öğreniyordu. Başbakan, "isyanm ayırımcı nitelikli ve Kürdistan'ı kurma

amaçlı" olduğunu söylüyordu. Fakat, daha sonra "Kürt sorunu" bulunduğunun dünyaca bilin¬

mesi "milli menfaatlere aykırı" bulunduğu için, İsmet İnönü Başba¬
kan olur olmaz, basına bir genelge göndererek, "dinsel amaçların öne çıkarılmasının memleket menfaatine" olacağını bildirmiş ve bu
isteği yerine getirilerek, bağımsızlık amacı "yok" sayılmıştı.

Başbakan Fethi Okyar parlamentoda yaptığı konuşmada şöyle
diyordu:
"Bilindiği üzere, geçen yaz ortalarında Nasturi Harekâtı ya¬

pılmış ve bu harekât sırasında bazı subaylar (Yüzbaşı İhsan Nu¬
ri ve arkadaşları) yabancıların propagandasına kapılarak sınırın güneyine gitmişlerdir. Vatan ihanetine işaret eden bu harekâtın içerdeki teşvikçileri hakkında elde ettiğimiz delil ve belirtiler üzerine bazı kişiler, Bitlis Askeri Mahkemesi'nde yargılanmak üzere (Albay Halit Bey ve Yusuf Ziya Bey) tutuklanmışlardır. Tutuklananlarla uzak ya da yakından ilişkisi olan ve askeri mahkemece tanıklığına gerek görülen Nakşibendi şeyhlerinden
Şeyh Said adında bir kişi vardı. Bu zat, bundan bir süre önce ya¬

nına mürit ve taraftarlarını alarak Genç ilinde bir geziye çıkmış,
uğradığı yerlerde bazı kişilerle, özellikle hükümete muhalif olan unsurlarla sıkı ve gizli görüşmelere girişmiştir. Bu arada Piran'a

uğramıştır. Şeyh Said'in yanında bulunan iki kişinin firari oldu¬ ğunu fark eden jandarmanın bu kişileri tutuklamaya kalkışması
üzerine. Şeyh Said jandarmalara silah çekilmesi konusunda emir vermiş ve çatışmalardan sonra jandarmaları esir etmişlerdir. Bu suretle isyan başlamışnr. Yalnız, isyanda harekâta başlamadan önce, biri Halep'te, di¬ ğeri İstanbul'da bulunan iki oğlunun Hınıs'a gelmesini istemiş

ve onlarla görüştükten, Halep'te ve İstanbul'da ilişkide bulun¬ duğu olası kişilerden haberler aldıktan sonra harekâta başlamış¬ nr. Söylediğim olay (isyan), Piran'da 13 Şubat'ta meydana gel¬ miştir. Olayı başlatmakla birlikte derhal telgraf hadarmı kesmiş
ve hükümete isyan ettiğini ilan etmiştir.

109

Aynı günün gecesinde. Hacı Talat adında bir kişi, Genç hapis¬

hanesine ve jandarma birliğine saldırmış, baskın şeklinde mey¬

dana gelen bu olayda jandarmalarımız esir düşmüş, silahlarına
el konulmuştur. Çabakçur'da (Bingöl) da hükümet konağına aynı biçimde

baskın olmuş ve hükümet konağı ele geçirilmiştir. Bu surede
Genç, Çabakçur, Hani, Lice ve Palu ilçeleri de daha sonra buna

katılmak üzere, bu yöreler isyan mıntıkası haline gelmiştir. Bu¬
nun üzerine yöredeki en büyük askeri kumandan, yakındaki bir¬ liklerin müdahalesini emretmiştir, isyan birkaç ili kapsadığı için, isyan mıntıkasını tedip etmek (temizlemek) üzere, Üçüncü Ordu Müfettişi Kazım Paşa'ya görev verilmiştir. Kazım Paşa'nm em¬

rindeki müfrezelerden biri Hınıs boğazından geçerek Lice'ye git¬
mek üzere hareket etmiş, diğeri de Piran köyüne uğrayarak Ha¬ ni üzerinden Lice istikametine doğru yürümek emrini almıştır. Hınıs boğazından hareket eden müfreze, boğazın işgal edilmiş bulunduğunu ve hareket halinde bulunan müfrezeye ateş edil¬

mekte olduğunu ve boğazın set edilmiş bulunduğunu görünce, müfreze boğazı sökmeye muvaffak olamamış ve boğazın güne¬
yinde bir köyde kalmaya mecbur olmuştur.

Yine Piran köyü üzerinden Hani yoluyla Lice'ye hareket eden di¬

ğer müfreze Piran'a varmış ve orada bulunan tüfek (tüfekli adam¬

lar) ile karşılaşmış, meydana gelen çatışmada onları tenkil (yok et¬
miş) ve kaçmaya mecbur etmiştir. Ondan sonra Hani yönüne ha¬

reket etmiş, keza 'ussatı tenkil' eylemiş ve Hani'de karargâh kur¬
muştur. Bu tenkil (yok edilme) neticesinde, Hani'deki müfreze bir

gece, günbatımmdan yarım saat sonra, ansızın 'teslim, teslim, salli âlâ Muhammed' sedalan ile her taraftan gelen köylülerin baskını¬
na uğramıştır. Baskına yazık ki halk da katılmıştır. Savunma ya¬ pan askerlere içerden ve dışardan ateş edilmiş, askeri birlik ateş alUnda kalınca geri çekilmek zorunda kalmış ve Hani'nin güneyinde

bir köye kadar gelmiştir. Bu surede olayın önem ve ciddiyeti orta¬ ya çıktığına ve çevrede bulunan askeri birliklerle yetinemeyeceği kadar önem taşıdığına inanan hükümet, daha önemli askeri kuv¬
vet seferber edip gönderilmesine karar vermiş ve bunun için gerek¬

li önlemleri almıştır. Bu amaçla oluşturulacak askeri birlikler, ya¬ kında isyan bölgesine hareket edecektir. Umarım bu isyan, hükü¬
metimizin terbiye tokadına vesile teşkil edecektir.

no

Efendiler, bu ussat (isyancılar) Palu bölgesini ele geçirdikten
sonra, dün de Elazığ il merkezine saldırmışlardı. Orada bulunan birliklerimiz, dün gece yarısından öğleye kadar şehri kahraman¬ ca savunmuşlardır. Metince savunmadan sonra, her taraftan hü¬
cum eden asilere dayanamadıklarından, maalesef şehri terk ede¬

rek, güneydeki Izoli köprüsüne çekilmek zorunda kalmışlardır.
Şimdiye kadar anlatnklarım, isyanın askeri yönünden ibaret¬
tir. Bu isyan hareketi ne amaçla meydana gelmiştir. Ne gibi ge¬

rekçelerle zavallı saf halk kandırılarak, Türkiye Cumhuriyeti'nin
gücüne karşı kıyama sevk edilmiştir? Bu konuda heyetinize bilgi

vermek için, ussat yerinde bulunmuş bir mektuba nazaran; güya
Türkiye Cumhuriyeti hükümeti o yörede 800 kişinin katline ka¬ rar vermiş ve katlolunacak kişiler arasında Şeyh Said de bulun¬ makta imiş. Bu maluman para karşılığında elde etmiş ve bundan kurtulmak için zaten muzmerri olan isyanı şimdi yapmaya mec¬

bur olmuştur. Bu isyandan maksadı da şeriatın temininden iba¬
ret bulunuyormuş. Diğer bir belgede, alınan raporların birinde deniliyor ki: Hadi¬

se padişahlık, hilafet, şeriat, Abdülmecit'in oğullarından birinin
saltanatını temin gibi irticai bir propaganda puşidesi akında Kürt¬ çülüktür. Bu genel olarak kabul edilebilir. Ancak bu umumiyet

içinde, eylem Piran'da zamansız patiadığı için, güçsüz olan Piran, Lice, Genç bölgesine mahsur kalmıştır. Halen Lice ve Piran hattı¬
nın az güneyi ve Genc'e kadarı ve kuzeyi, arz ettiğim propaganda

levisine fiilen kapanmış gibidir. Fakat, ötede beride dolaştıkları işitilen ve ele geçirilemeyen tanınmış Kürtçü kişilerin eyleme teş¬ vikleri vardır. Bu rapor 17 Şubat tarihinde gelmiştir. Bundan başka Diyar¬ bakır'da, isyanla ilgili olduğu anlaşılan bazı unsurlar tarafından, 19 Şubat günü hükümet konağı civarına ve askeri karargâh ci¬ varına, el yazısı ile yazılmış iki adet bildiri yapışnrılmıştır. Bu bildirilerde. Gazi Paşa aleyhinde, ordu aleyhinde ve özellikle su¬ baylar aleyhinde ve paşalar aleyhinde, devlet memurları aleyhin¬ de birtakım kötü ve ağza alınmayacak sözler sarf edilmiştir.

Öldürülen birinin üzerinden çıkan bir mektup dikkat çekici¬ dir. Mektupta, 'Kürdistan'da bir hükümetin kurulması için do¬
laşarak Piran'a gelen Şeyh Said Efendi'nin beraberindeki iki

III

mahkiîmun tutuklanması üzerine olayın meydana geldiği ve iki yıldan beri cereyan eden fikir ile sözlerin bugün hayata geçiril¬
mek istendiği ve Şeyh Said'in Hani'ye taarruz ve oradan Genc'e, Lice'ye hücum ile Piran'a geri dönüş ve Piran'm merkez yapıla¬ cağını, aynı zamanda Muş, Bitlis, Erzurum'da ve Hınıs'ta hare¬

kât başlayacağı ve Türk memurlarının hapis, güven veren Kürt
memurlarının serbest bırakılacağı, güven vermeyenlerin tutukla¬ nacağı, halkın canına malına kesinlikle müdahale edilmemesi,

islamiyet

mahvedildiği

için

ihyasına

çalışılmasına,

Cenab-ı

Hakk'ın Şeyh Said Efendi'yi aracı yaptığı yazılmaktadır."

OKYAR

GİDİYOR

İNÖNÜ

GELlYOR

Atatürk, isyanın şiddetle bastırılmasını istiyor. Başbakan Fet¬

hi Okyar'ı yumuşak buluyordu. İsmet Paşa (İnönü) şiddet için
aranan adamdı.

İnönü, tatilini kesip Ankara'ya dönüyor, evinden önce, doğru¬
ca Atatürk'e gidiyor ve "elimi masum insanların kanına bula¬ mam" dediği öne sürülen Fethi Bey'i görevden alma süreci başlı¬
yordu.

"Azil" işlemi, "demokratik" yöntemlerle yapılıyordu.

Parlamentonun yapısı tek parti diktatörlüğüne dayanıyordu. CHP hem diktatörlüğü, hem de parlamentoyu temsil ediyordu. 2 Mart 1925 tarihinde, aynı zamanda CHP meclis grubunda olan parlamentoya verilen bir güvensizlik önergesiyle. Başbakan düşü¬ rülüyor, aynı gün yerine İsmet Paşa (İnönü) atanıyordu. Başbakan değişikliğine neden olan "iç çatlama", basında, "de¬ mokratik bir işleyiş" varmış havasında, ama tek kalemden çıkmış
gibi haberlerle yer alıyordu. Tek parti iktidarının resmi yayın or¬ ganı Hakimiyet-i Milliye gazetesi, 2 Mart 1925 tarihli sayısında, meclisin on saat süren gizli toplantısında hükümetin düşürüldüğü¬ nü haber veriyordu. Gazetenin haberinde şöyle deniliyordu:
"CHP'de on saat devam eden toplantıda meydana gelen gö¬ rüşme ve taruşmalar gizli olduğundan, ayrmnları bizce bilinme¬ mektedir. Ancak görüşme ve tarnşmaların, isyanın şiddede basnnlmasım isteyen çoğunlukla, normal önlem ve harekâdarla

112

isyancılarla yan¬ daşlan hakkında gerekenin yapılması isteniyor. hiyaneti harbiye (savaşa ihanet) ve vataniye suçu ile Bidis Divan-ı Har- bi'ne çağnlmışken firar eden ve Harb-i Umumi (büyük savaş) es¬ nasında dahi. Kürtlüğün din perdesinin ardına gizlendiği belirtiliyor. İlk aşamada. şöyle deniliyordu: "Kürtlük cereyanının başında bulunmasından dolayı. İstiklal Mahkemelerinin oluşturu¬ larak isyanm şiddetle 'tedip' (terbiye) ve 'tenkihne' (susturulma¬ sı) taraftar olanların çoğunluğu kazandıkları tahmin ediliyor. olağanüstü yetkilerle donatılmış İstiklal Mahkeme¬ leri görev başı yapıyordu. O nedenle birçok sivil politikacı ile asker yan yana oturup insan¬ ları yargılıyor. Kimsenin hakkındaki karar için üst makam ya da mahkemede itiraz hakkı yoktu. Yumuşama ve şefkat taraftarı olan Fethi Bey'in azınlıkta kaldığı. infazların gecikmeksizin. Asker ya da si¬ vil olmaları da önemli değildi. yargı görevini yerine getirecek personelde. son zamanlarda dış düşmanlarımızın teşviki ile halkın cehaletinden yararianarak. idam kararlan üretiyorlardı." Yeni Başbakan ismet Paşa. Ruslaria aleyhimizde teşriki mesai eyleyen (işbiriiği yapan) Hınıslı Şeyh Said. Önemli olan rejime bağlılıklarıydı. şiddet yasaları ardı ardına yürürlü¬ ğe giriyordu. olaylar karşısında sıkıyönetim ilan edildiği hatırlatdıyor ve sıkıyönetimin verdiği yetkiler kullanılarak. * İçişleri Bakanhğı'nın 25 Mart 1925 tarihinde bütün valiliklere gönderdiği genelgede. geleneği de ortadan kalkıyor. 'mintarafillah gön¬ derilmiş peygamber' kisvesi akında Kürdük ve saltanat ve hilafet lehinde ve Cumhuriyet aleyhinde irticai propaganda yapmak 113 .basnrılacağmı sanan ve yumuşaklık taraftarı olan Fethi Bey (Okyar) ve onunla aynı fikirde olan doğu illeri milletvekilleri arasında geçtiği sanılıyor. hukuk öğrenimi aranmıyordu. Mahkemelerin kararla¬ rı her türlü denetimin dışında bırakılıyordu. derhal yerine getiril¬ mesi yetkisi de bu mahkemelere veriliyordu. İdam kararlarının parlamento onayına sunulma. Bu mahkemelerde. zaman geçirmeden beklentileri gerçekleştirmeye koyuluyor.

üzere. "ümit ederim ki.. isyan etmiştir. bilhassa. yol ve köylerde hayat karartıyordu. alınacak adÜ ve ida¬ ri önlemlerin meclise sunulacağını söylüyor. Alınan önlemler ve gönderilen kuvvederle köy ve jandarmalar kurtarılmış ise de. ilgisi olmayan kesimlerin. Diyarba¬ kır'ın Lice ve Elazığ'ın Palu ilçelerine yayılmış. genele yayılmışri. din perdesi akında bir Kurdistan kurmaya ve Cumhuriyet aleyhine gelişmeye giden isyan Genç ili. asla müsamaha etmeksizin. Kork¬ mak için muhalefet etmiş olmak gerekmiyor. genel taarruz için ordu büyütülüyordu. Başbakan İsmet İnönü. Kürt köyle¬ ri yakılıp yıkılıyor. İnönü. isyan. mevcut gücün ya¬ nma ek olarak. birinin kararı dağlarda. ala¬ cağımız tedbirler. Musul ve Yunanistan sorunu nedeniyle Türkiye Cumhuriyeri aleyhine bazı dış tertiplerin bu¬ lunduğu şu sıralarda. arrik. çoğunluğu sabıkalı ve mahkûmlardan oluşan yandaşlarıy- la Hınıs'tan. ayıklanması için de firsat olarak de- 114 . 7 Nisan 1925 tarihinde mecliste yaptı¬ ğı konuşmada. iktidar şeflerini öv¬ memek de yeterli oluyordu. yer yer mahkeme yerine geçiyor. yedek asker¬ ler silah altına alınarak. memleketin her yerinde. Genç ve Palu üzerinden Ergani Maden ili dahiline girmiş ve Piran köyünde. benzer olayların bir daha tekrarlanmaması için is¬ yan bölgesinde gerekli önlemlerin alınacağını.. toplu cinayetler işleniyordu. güç. dikta rejimine kar¬ şı çıkan Türklerin tasfiyesi. o bölgesinde tesirini gösterecektir" diyordu." Bildirinin ikinci maddesinde. Bu arada. yanında bulunanlardan bazı suçluların tutuklanması sırasında müfrezeye silah çekmiş. yapacaklarını "şiddetle. Terör devleri iş başındaydı. Bundan sonra. Korku yalnız isyan bölgesine değil. Elazığ il merkezi bile işgal edilmiştir. Hemen ardından genel seferberlik ilan ediliyor. derhal fesadı bastırmaktan ibarettir" diye açıklıyordu. yeni birliklerin oluşturulması için seferberlik ilan edildiği de hatırlatılıyordu. isyanın basrirılması için.

Şark Islahat Plam'nın 41. Kürtlerin inkârı ve dillerinin yasaklanması bu dönemin ürü¬ nüydü. "İsyan" gerekçe gösterilerek. Dönemin iki ünlü gazeteci ve yazarı Ahmet Emin Yalman ve Hüseyin Cahit Yalçın rejime açıktan muhalefet etmiyor..ğerlendiriliyordu. ama bü¬ tün yapılanları da övmüyorlardı. "tek sesli" bir toplum yaratılıyordu. daha bir yd öncesine kadar "kardeş" ve devletin ortağı gösterilen Kürtlerin "var olmadığına" karar veriliyor. . ırkçı politikalar yü¬ rürlüğe konuyordu. "Takriri Sükûn Yasası" Demoklesin kılıcı gibi bütün muhalefetin başı üstünde sallandırılıyor. dilleri yasaklanıyor¬ du. * Öte yandan isyan.. 1925 yıhnda. "Kürt isyanını özendirdikleri" gerekçesiyle tutuklanıp Elazığ İs¬ tiklal Mahkemesi'nde idam cezası istemiyle yargılanarak tutum¬ larının bedelini ödüyorlardı. Bu. Ancak Ahmet Emin. dehşeti ydlar süren "Takriri Sükûn Yasası" yürürlüğe konuyordu. emirle meslekten men cezasına çarptırılıyor. İki yazar. gizlice yürürlüğe konan "Şark Islahat Planı" ile. Parla¬ mentoda şu ya da bu şekilde muhalif davranmış poÜtikacılar da. siyasal. Atatürk'e birer telgraf gönderip pişmanlık ve bağlı¬ lık bildiriminden sonra idamdan kurtuluyorlardı. Ahmet Emin ve Hüseyin Cahit. Sistemin istediği gibi "adam olmayıp". hayali kurulan "ulus devlet" (tek halklı devlet) mode¬ li için ilk adımdı. Basını susturmak üzere sansür yasallaştınlıyor. "Takriri Sükûn Yasası"nın hedefleri alabildiğine geniş ve uy¬ gulayıcıların her türlü yorumuna açıktı. maddesinde şöyle deniliyordu: 115 . emrine girmeyen basın başlıca hedefti. İsyan bahane edilerek. diktatörlüğün demirden duvarları inşa ediliyor. bütün muhalifler için korku dönemi başlamıştı. sosyal ve ekonomik alandaki bütün hayallerin gerçekleştirilmesi için araçtı. Yalnız Kürtler için değil. yıllar sonra Atatürk tarafından affedildikten sonra mesleğine dönüyordu..

Çemişgezek. Hozat. Besni. Ergani. Allah nezdinde müsterihim. Babası Şeyh Mu¬ hammed de Şeyhle birlikte. Bidis. bazı ileri gelenlerle görüştükten sonra kalabalık cemaate namaz kıldırıyor. iyi sonuç alamadık. Evrensel tari¬ he "Türklerin yeni buluşu" olarak geçti mi.. Varto'ya dönmek üzere ayrılıyor. bilmiyorum. Babasını buluyor. çarşı ve pazarlarda. Şeyh'in orada olduğunu duyan çevre köyler. Pazara ürün getiren köylüler. Niyetimizin sonunu getireme¬ dik. ŞEYH SAİD YAKALANIYOR Melle Şafii (Aydın) anlatıyor: "Şeyh Said Efendi." Bu karardan sonra. Palu. sokakta Kürtçe konuşmak suç. Diyor ki Melle Yadin. Allah nezdinde bu halkın hakkı ıı6 . Elazığ. Şeyh. Eği'ye var¬ dığı gün tesadüfen. Birecik. Eği'ye akıyor. Eğer zulüm kar¬ şısında ayağa kalkmasaydım. Büyük bir kalabalık meydana geliyor. Urfa.. okullarda. Şeyh Said de oraya geliyor. Çermik vilayet ve kaza merkezlerinde. Ovacık. Benzer bir uygulama. hükümet ve belediyenin emrine aykırı davranmak¬ la suçlanacak ve cezalandırılacaktır. Eğer. Melle Yadin de namaza kanlanlardan. o sırada Sil¬ van tarafinda (Farkin'de) Melle Yahya'nın yanında okuyor. Arga."Malatya. Van. Halkıma karşı sorumluluğumu yerine getirmek için ayağa kalktım diyeceğim. Bir de hutbe veriyor. kıyamet günü Allahu Taala bana neden ayağa kalktın diye so¬ rarsa. Muş. hükümet ve belediye dairelerinde ve diğer kuru¬ luşlarda. Ama. Erciş. suçun kar- şdığı dayak ve para cezasıydı. Çarsancak. Diyarbakır'dan ayrıldıktan sonra. da¬ yak ve para cezasından kurtulmak için müşterileriyle el ve kol ha¬ reketleriyle diyalog kurmak zorunda kalıyorlardı. Ahlat. Binbaşı Kasım'ın da köylüsü olan. Melle Yadin'den dinledim. henüz yeryüzünde yoktu. ona sorumluluğum vardı. Türkçeden başka dil kullananlar. konakla¬ ya konaklaya bir adı grubuyla birlikte Solhan tarafina. hutbede Allah için. "Exi" (Eği) köyüne geliyor. İs¬ yan haberini alınca. Adı¬ yaman. Hekimhan. Diyarbakır. sonra bi¬ tişiğindeki Baskan'a yerleşen Melle Yadin (Aydın). Bizzat 'Şeyh Said Efendi. halkımızı zulümden kurtarmak üzere ayağa kalktık.

Şeyh Said Efendi. ama mazlum ve haklıydık. Konaklaya konaklaya ilerliyorduk.nedeniyle sorumlu olurdum. aynı ka¬ filedeydi. Tam tedbirH. isyancıların safindaki babasının yanında. hazırlıklı. Yükün altından kalkamazdım. Allahın önünde. Şimdilik ba¬ şaramadık. onunla buluşmak için damadı Şeyh Abdullah ile birlikte. Gerekirse bunun için iran'a geçeceğiz. bu yüzden Şeyh Said ve Halit Bey'le bağlarım kopa¬ ran Kasım. Kurtulma gücü olanlar kendilerini kurtarsınlar. Önümüzdeki tek 117 . Yanında Kasım vardı. Şeyh Said'in ayrılmaz parçası olarak. Şimdi dönebi¬ lenler. . Fakat bu. Emrinizdeyim demiş. Şeyh Said Efendi ile Kasım arasında bir gerginlik olduğu anlaşılıyordu. Ya¬ nımızda tartışmadıkları için tam anlamıyor. Şeyhin bulunduğu Melekan köyüne geçiyordu. Melle Şafii. 'daha Melekan'dan yola çıkarken. Şeyh ise burada toplanan liderlerle Muş yöre¬ sindeki Nuh Bey'in bölgesine. Melle Yadin. örgütlü. Kasım Varto'da ona kanlmış. Kasım. Dünya ile bağlantı kurmamız. askeri bilgi ve becerisiy¬ le plancı olarak baş köşedeydi. Ama haklı davamızın takipçisi ola¬ cağız dedi. organize olmadığımız için başaramadık. köyüne. haksız olduğumuz anlamına gelmez. 'orası geçiş için güvenli değildir' diyerek karşı çıkmışn. Abdur¬ rahman Paşa köprüsünden Varto suyunu geçip. bilemiyorduk ama bir gerginUk vardı. evine gitsin.' Şeyh Abdullah da o gün Eği'ye geldi. sorumluluktan kurtulmak gerektiğine inandığım için ayağa kalktım diyeceğim. Çarbühür ve Hınzor köylerinden Bulanık'a doğru yol aldık. başlangıç ve gelişmeler zamanında isyana karşı olan. sesimizi duyurmamız gerekiyor. "yenilgi anında" isyancıydı. orası güvenli olmazsa İran'a geçiş planlarını tartışıyordu bu sırada. Muş ovasında Murat nehrini geçmeyi düşün¬ düğü köprüye bir keşif kolu gönderilmesini istediği zaman Ka¬ sım. Melle Yadin'in söylediklerini aktarıyordu: "Melle Yadin. Biz kaybettik ve zafere ulaşama¬ dık." * İlk tohumlar süreci. Biz de çalışmalarımıza devam edeceğiz.

kim gelmiyorsa kalsın' diyerek atını nehre sürdü. Şeyh Said. kabarmış Murat nehrini ada geçmekti. ama Şeyh'in oğlu Şeyh Ali Rıza. Su atların sırtına geliyordu. 'Varto'ya gidip Osman Nuri Paşa'ya teslim olacağız. Orada uzun uzun tartıştıktan sonra yanımıza geldiler. Kasım'ın ısrarlarından kurtulmak için. Şeyh'in kendi ayağıyla gidip teslim ola¬ cağını sanıyorduk. Ben bunun için söz verdim. 'ben gidiyorum. geçilemez mi?' diye tarnşma başladı. Tek seçenek. Şeyh Said. tam nehrin ortasına gelmişti ki. Kala¬ balığın içinde tartışmak istemedikleri için Şeyh Said. Ne¬ hir suyu çok kabarmıştı. Atlılar arkasından gittiler. Sonra Şeyh Said önde. Şeyh Said Efendi. geldiler. Arkada. atını doğruca Kasım ve Şeyh Abdullah'ın yanına sürdü. burada Varto'ya giden Kereseid köyü yoluna sapacağına. "kurtuluşumuz yok. yanımızda de¬ ğildi. Bir anlaşmazlık olduğunu aruk hepimiz biliyorduk.' Annı sürdü. biz Murat'ı geçmek üzere Bulanık yakınlarındaki "Pıra Şeyda "ya (Şeyda köprüsü) gi¬ diyorduk. Mektup yazdım. babasının nereye gönderdiği¬ ni bilmiyorum. dinliyor¬ duk. Hepimiz. tü¬ fek atışları başladı. Şeyh Said. Uzun sürdü yolculuğumuz ama. köprüye geldik. Meğer. Konuşulanları artık hepimiz duyuyor. 'geçelim' deyince Kasım. Tepeye çıktılar. Kasım. nehrin ortasından geri döndü. öteki Muş ovasında iki köprü vardı.mesele Murat nehriydi. Karşımızdaki bir tepe¬ ye gittiler. Varto'ya gidip teslim olacaktık. Şeyh Said. Murat nehrini geçmek için biri Bulanık yakınlarında. 'teslim olacağım' demiş. Şeyh. Şeyh Said Efendi. 'köprüyü Türk askerleri tutmuş' deyip yine itiraz etti. Fakat. yeniden Abdurrahman Paşa köprüsü¬ ne geldiğimizde yanıldığımızı gördük. karşı tarafa haber gönderilmiş. Onu takip eden adı¬ lar da. 'hadi' dedi. Şeyh Abdul¬ lah 'bfen gelmiyorum' dedi. 'anlaşmamız böyle değildi. Ka¬ sım. Ne dediklerini duymuyorduk. Kasım telaş için¬ de yanına gitti. Şeyh'in nehri geçip kurtulmasına karşı tedbir alınmış olmalı. 'Geçilir mi. Muş ovasındaki köprü için tehlikeli dediği için. ben de gelmiyorum" diye bağırdı. ama sertçe tartıştıkları belliydi. Hep beraber peşinden gittik. Kasım'ın yanında kaldı. Çarbühür köyüne geldiğimizde. atını köprüye doğru sürdü. Kasım. yine bizden uzaklaştı. Geri döndüklerinde Şeyh Said Efendi. Paşa bi- ıı8 . Şeyh Abdul¬ lah ve Kasım adarını sürüp bizden koptular. Üçü birlikte.

'nasıl istersen öyle yap. Şeyh Abdullah'ı da kandırıp yanına alarak elbirliğiyle tuzağa çekiyor. atını hızla sürdü. Genç üzerinden. Şeyh. Görgü tanıklarının anlattıkları da çelişikti. çok kimse¬ yi de kurtarırız' diyordu. Abdullah da Şeyh Said Efendi'nin damadı. oradan da Bitlis üzerinden Hakkari tarafına geçecek. o za¬ man annı sürdü. Şeyh Said Efendi. Kasım. Fakat Binbaşı Kasım. Akrabaları da Şeyh'in etrafını sardı. Şerevdin (Şerafet- tin) dağlarından Muş ovasına inecek. Ölürüm. Hakkari dağ¬ larında bir cephe açmakn. Dinlenip ertesi gün yola çıkıp. Akrabalarından Kalecik köyünden Kollo'nun oğlu Gulo. Sabah yola çıkılacağı za¬ man. ama ben teslim olmuyorum' cevabını verip.' Kasım. ama gidip düşmanıma tes¬ lim olmam. hareketi öl¬ dürüyor. 'Ben teslim olmuyorum. Şeyh'in atının dizginine yapıştı. Şeyh Abdullah'ın kö¬ yü. Şeyh'i düşündüğünü göstererek oyalama taktiklerine başvuruyor. Şeyh Said Efendi. isyancıların yanında görünüyor. Düşüncesi. Ama tüfeği ateşlenmedi. Bongılan geçidini 119 . Onu dışarıya çağırdılar Şeyh'e neden ihanet ettin diyerek ateş edip vurdular) Şeyh. yalvarıyor. kardeşi Reşit ve akrabalarının yardımıyla Şeyh'i esir aldı. tüfeğine sarılıp namluyu Kasım'a doğrulttu. Bir gün üç atlı indi kapısında. Torunlarından Abdülmelik Fırat anlatıyor: "Şeyh Said Efendi. Binbaşı Kasım. daha sonra köyüne döndü. İran'a geçip kendini kurtarmak değildi. Bingöl'ün Solhan ilçesine bağlı Melekan köyü¬ ne geliyor. Şeyh Said Efendi. Şeyh Abdullah ile birlikte köye gel¬ miş. Diyarbakır cephesinden çekilirken amacı. Köprünün ortasında önünü kesti. Şeyh'in yakalanması bir bakıma "tarihi değiştiren olay" oldu¬ ğu için bunu farklı anlatımlarla sunuyoruz. kızgındı. Melekanlılar akrabalarımızdı. Binbaşı Kasım da orada. 'Kasım' diye bağır¬ dı. Diyarbakır'dan ayrıldıktan sonra. 'birlikte teslim olursak kurtulur.zi bekliyor' dedi. (Gulo. Kasım." * * Şeyh'in tutsak düşmesine ilişkin pek çok söylenti vardı. Kızının evinde ge¬ ceyi geçiriyor.

Sıra Kasım'a geldiğinde. Şeyh Said Efendi'nin yanında adamlar var. Abdurrahman köprüsünde etrafını sarıp namlu doğrultarak teslim olmasını istediklerinde. ne de kardeşleri var. Ama Kasım planını yapmış. gelmek istemeyen de köyüne döner. İsteyen bizimle gelir. ayağınızın altındayım demektir. ovada nehri aşmanın zorluklarını anlatıyor. Şeyh'in kestirmeden Muş ova¬ sından geçip dağlara varma düşüncesini değiştirmeyi başarıyor. Erzurum cephesinde mağlup olmuş. Kasım onu teslim alıp devlete veriyor. Abdullah da bir bakıma ona arka çıkıyor. kış ve kar şardarını öne sürüyor. Yol güvenliğini ve nehrin kabardığını öne sürüp. ona tabi olduğunu söylüyor. 'Benim sözüm ayağınızın akındadır' di¬ yor. ne¬ reye yürüseniz arkanızda." i 20 ." * Melle Selim de Şeyh Said'in tutsak edilmesi konusunda. Onlara güvenmek zorunda kalıyor. ama yakınlık bakımından yalnız. Bir toplantı düzenli¬ yor. Ama halkı serbest bırakalım. Bağlılığını bildi¬ rip kafasındaki planı uyguluyor. Efendi. Varto yoluna sapıyor. köyüne dönmüştü. Yanında ne çocukları. damadı Abdullah ve baca¬ nağı Kasım bulunuyor. Bu. Yolunu kesecek. benzer şeyler anlatıyor ve şöyle diyordu: "Kasım. devlet güçlerinin Muş ovasındaki stratejik yolları tuttuğunu. Kürderin büyüğe sadakat bildirimidir. irtibatlı olduğu Türk güçlerinin bulunduğu Varto mıntıkasına çekmek. o yoldan gi¬ dildiği takdirde kurtulacağım bildiği için. Fakat Kasım. Fakat ateşleme¬ ye zaman bulamıyor. Amacı Şeyh'i oyalayıp hü¬ kümet güçlerine el altından haber ulaştırmak ve bir yandan da. Emrinizdeyim. ayrıntdar hariç. sonunda güzer¬ gâhı değiştirmeyi başarıyor. Şeyh Said Efendi onunla burada buluşuyor. Şeyh Said Efendi ona hakaret ederek tüfeğine davranıyor. Kasım ve akrabaları. Abdullah. Bunun üzerine Şeyh Said Efendi kararını açıklıyor: Doğu'ya çekileceğiz. destekliyor. Söz verilen herkes. Orada en yakın olarak. Şeyh Abdullah ile birlikte Melekan köyüne geliyor.aşıp Muş ovasına inmek kararında. yalanlar uydurup Murat nehrinin kabardığını. bundan sonra yapılacaklar hakkında herkesin tek tek görüşünü alıyor.

Burada kısa bir mola veri¬ liyor. Kasım Bey. Darahini'den Meneşgut'a gittim. Murat nehrini geçiş için yeni bir öneride bulunuyor. Şerevdin dağlarından. 21 Mayıs 1925 tarihindeki ifadesinde yakalanma¬ sı olayını şöyle anlatıyordu: "Şeyh Abdullah. O köprüyü biliyorum. id'in aklına Kasım'ın art niyetii olabileceği gelmediği için. Ertesi gün yola çıknk. Ka¬ sım orada. Yola çıkıyorlar. O gece orada kaldık. Çatış¬ maya girmeden geçmemiz imkansız. Komutası akında 200-250 kişi vardı. diyor.. Kasım Bey de öyle söylüyordu." Şeyh Said. Gırvas'a geri döndük. Çaksor köyünden dağlara yönelmeyi. Gece yürüdük. O sırada Kasım'ın akrabalarından. Çok yağmur yağıyordu. Kasım'ın talimatı üzerine Şeyh Said'e tüfeği¬ ni doğrultuyor. Asker vardı. Çünkü bahar sularıyla kabarmış. Lo- 121 . Fakat Kasım bu fikre karşı çıkıyor. Ayrıca ovada nehri geçme¬ miz de tehlikeli. Şeyh Abdullah'ın yanında idi.Halit Bey'in yeğeni Mehmet Emin Sever'in anlatriklan bir başka açıdan tarihe ışık tutacak nitelikte: "Yola çıkarken Şeyh Said Efendi'nin amacı. Beş gece beraber kal¬ dık. Muş köprüsünden Nuh Bey'in yanına veya Varto'dan Mu¬ rat nehrini geçip Hasenanlı Halit Bey'in yanına geçmeyi düşü¬ nüyorduk. Bağlu köyünden Tem- ranh Guloe Kollo. 100 kadar adıyla Abdurrahman köprüsüne geliyorlar. Ne zaman ka¬ tıldığını ben bilmiyorum. Geç olmuştu. Şeyh Said Efendi'nin güvenliğini bahane edip. Başında karakol kurmuşlar. Suya düşersek boğulur veya donarız. öne¬ risini uygun buluyor. Şeyh Sa-. o bölgede Şeyh Abdullah'a katdmış. Varto yakınlarındaki Abdurrahman köp¬ rüsünden geçip.. Muş tarafına gitmeye teşeb¬ büs ettik. Karabegan köyünün yakınındaki köprüden Murat nehrini geçip dağlara varmak. Muş'la Meneşgut arasındaki Gırvas gediğin¬ de cephe komutanıydı. yorucu bir yolculuktan sonra. Çarbühür tarafina vardık. Fakat gizlice Osman Paşa'ya mektup yazıp göndermiş. Kasım. Kılavuz geldi. Muş ovasında. Kariı Şerevdin (Şerafettin) dağlarını aşıp.

Döndük. Orada. Müf¬ rezeler geldi. Bize ateş açtılar. Çarbühür'ü ge¬ çince. Ba¬ na.lan tarafinda görüldük. O da 'Olmaz' diyor. Belki çıkış yolu bulunur. sürgün ederler. Kargapazarlı 122 . Geçmemelerini söyledim. Ken¬ disiyle görüştüm ve bir saat boyunca konuştuk. onu yakala¬ mak için oyalamaya. 'Askerlerini öldürürsün' diyor¬ dum. Kasım Bey teslim olma fikrindeydi. Akşam namazından sonra Varto'ya doğru yola çıktık. Ka¬ ranlıkta birbirimizi kaybettik. dolayısıyla kurtulduğunu. Bu yolda ise beş dakika geçmeden telef olursun. Uzaklaştık. Ben Osman Paşa'ya mektup yazdım ki. Şeyh Said atından inmişti. Takip edemediler. gece teslim olmaktan caydığını duydum. Ben ona. Tam Abdurrahman Paşa köprüsü üzerine gelmiştik. Adılar nehirden ge¬ çiyorlardı. yolunu değiştirmeye. Bizi orada bir odaya indirdiler. müfreze gelir ateş eder' diyordu. Sonra ben de 'Teslim olurum' dedim. Kasım Bey orada bana ulaştı. 'Yapamam' dedim. henüz şafak ağarmamıştı. Fikrimi anlayınca. olmaz. akrabamdan Timur. O sırada Paşa bi¬ zi telefona istedi. 'gidip teslim ola¬ yım' diye geldi kalbime. Gece Melhemli'ye git¬ tik. Bizi ilk bulanlar Çarbühür askeriydi. Diyarbakır İstiklal Mahkemesi'nde Şeyh Said'in savaşı sürdürmek üzere Nuh Bey'in yanına gitmek istediğini. Gece. Hükümete çete yazıl¬ mışlardı. Dinlemediler. Orada teslim olma meselesi açıldı. müfreze göndersin. Onlar Alevidir. Beni kandırdı. 'Efendi. bu gerçekleşmediği takdirde İran'a gitmeyi planladığını. teslim olmayacağını söyledi. ilerde artık asker olmadığını. Gelip bizi teslim alsın' dedi." Binbaşı Kasım. Askerler her tarafi tutmuşlardı. beni teslime iknaya çalışıyordu. bir yandan da teslime ik¬ na etmeye çahştığım. Abdurrahman Paşa köprüsüne geldiğimde. Kardeşim Reşit. Çarbühür'e döndürdüler. Ahmet. 'Olur ki affederler. bir ara teslim olmayı kabul etmişken yeniden caydığını söylüyor ve devam ediyordu: "Şeyh Said'in. Köyün karşısındaki tepede gündüzü geçirdik. Ben. terk edilmiş olan Sipyan köyünde kaldık. Görüşüldü. Şeyh Abdullah teslim olacağını söyledi. Neredeysen.

13 Ocak 1945 tarihinde Söke Kaymakamı Kazım Atakul'a verdiği ifadenin tutunaklan. 123 . Yanıt veren olmadı. oradan İran'a geçelim. Osman Paşa'ya tez¬ kere yazarak ufak bir müfreze istedim.Mehmet Reşit ve Şerifoğlu ile Halil'e hemen ateş açtırdım. Hemen hazırlık yapılmasını emretti. ilk kez 1991'de Cumhuri¬ yet gazetesinde yayınlandı. Ev ve arazi verildi. bitirdikten sonra altını imzalıyordu. Kasım'ın. buradaki 400 kişilik kuvvetimizle Muş ovasına inelim. Atlıların hepsi kaçtı. Söke Kaymakamı Kazım Atakul'a ifade veriyor. Şeyh. ileriye bir silahlı biriik gönderilme¬ si uygundur. devam ediyordu: "Şeyh Said. dedi. Yüze yakın mermi atıldı. köprünün ayağı yanında yakaladık. Kasım. Bir saat sonra hareket edildi. ama devlet tam 20 yıl son¬ ra. Kasım. 1945'teki ifadesinde. Murat nehrini köprüden geçip Huvit Reisi Nuh ve Ha¬ senanlı HaUt'le birleşelim. Gır¬ vas köyünde akşam namazı kılındı. bu öneriyi uygun buldu. Bunun için en yakın tanık Kasım'dı. Şu öneride bulundum: Akşam karanlığında kuvvederimizin Bongılan gediğinde bir pusuya düşmemesi için.' 'Biriniz beşon atlı ile ileride yürüyünüz' dedi. Benim de aradığım buydu. Şeyh Said'in idamından sonra. Şeyh Said'in kısrağı da kaçmıştı. Şeyh Said'e silah doğrultan kardeşi Reşit ve öteki kardeşi Ali ile birlikte Söke'ye yerleştirildi. Oğnut beylerine. Şeyh Said'le Bongılan'ın (Sol¬ han) (Exi) Eğig köyünde buluştuğunu. Şeyh'in nasıl yakalandığını yeniden derleme ve dosyalama ih¬ tiyacını duydu. Şafak yeni açmıştı. Varto'ya dönemedi. Gideceği cevabını verdim. daha sonra Mum- cu'nun Kürt-lslam Ayaklanması adındaki kitabında da yer aldı." BİNBAŞI KASIM ANLATIYOR Kasım. Şeyh Said'i. savaşın vardığı noktayı biriikte irdelediklerini belirttikten sonra. istersem kendisini öldüre¬ bileceğimi söyledi. Aynı ifadeler. bu kez mahkemeye değil. Neden gerek görüldüğü bilinmez. Varto'ya gelmeyeceğini.

buradan köprüye akı saadik mesafe var. Şeyhlere. Şeyh Abdullah'ın da yardımıyla öneri¬ mi benimsediler. Ovaya inip de bir yere kaçmaya fırsat bulmasınlar diye. öncülere tembih ettim. 'Murat'ı geçitten geçelim. Şerafettin dağını aşıp Varto'ya inmemizin vaziyeti bi¬ raz daha kolaylaştıracağını söyledim. hafif tipi ile karışık kar yağışı başladı. Ve bunları izledik. Fırka komutanına gönderdim. dedim. Şeyh Said'e haber vermişler. Biraz sonra şeyhler geldiler. ilerledim. Şu memlekette. ben bu suya girmem. yatı¬ yor. Habiban kö¬ yüne vardık. Bazıları. Saba¬ ha da dört saat var. Gündüzün sular azalı¬ yor. Sabah şeyhlerle görüştük. gece yarısı Murat'ı geçmek mucize sahibi olmak demektir.Bu akşam nöbeti ben devralayım. dedim ben. Yerleştik. Uygun. Addan durdurttum. Arkamdan kardeşimle beş-on adı geliyordu. dedi. dedim. Geriye dönüldü. Şerafettin 2500 rakımında. Ben bir mektup yazdım. dedi. Başka zaman diğerleri alırlar. Orada sabahlayalım. Bunu herkes bilir. geceleyin son derece kabarıyor. Köyde kimse yok. Birkaç yüz metre yükse¬ ğe çıkınca. Gırvas'a geldik. he¬ men kuzey yıldızını yön vererek. Şeyh Said: Haydi yürüyelim. Bongı¬ lan gediği denilen boğazı geçtik. Şeyh Said: Şu halde ne yapalım. Muş ovasına indik. Öğleyin Şerafettin dağına tırmandık. Beni gözlüyorlardı. dediler. nisan ayı taşkınında. Sabah görü¬ şürüz. başkası beni öldürsün. Köprüden nasıl geçersiniz. 124 . Gırvas köyüne döneHm. Evet ama. Şeyh Abdullah: Hepiniz geçseniz de. ölümüme ken¬ dim sebep olacağıma. Gündüzün adı geçtiğini gördüklerini söylediler. Tartışmalardan sonra. karların üzerinde yürüyoruz. diye sordu. Herkes yorgun. dedim. Bata çıka dağın üstü¬ ne çıktık. iki saat sonra Varto yüzünü aşnk.

Şeyh Said görüşümü sordu. orada bir yolcuya bir akın verdi. Beraberimdeki bir miktar adı ile Şeyh Abdullah. bir yokuştan sonra Baltaş köyü tepesine çık¬ tık. geri getirteyim. Nihayet bizi buldular.. Senin gös¬ terdiğin yolda müfrezeler vardır. Şimdi geri çağırırım. Bizi de ister istemez atlara bin¬ dirdiler. dedim. Ben işi gürültüye boğmak için bağırdım: Sen bu ağzınla mı 600 yıllık hükümetie uğraşmaya kalk¬ tın? O müfrezeyle değilse bile. Güneş doğmuştu. Dürbün elimden düşmüyor. ne bir kimse. Burada bulunduğumuzu etraf ve hükümet hissetmesin. de¬ di. o gün akşam üzeri Ispahan köyüne indik. Hiçbir engel ile karşılaşma¬ dan. Biz onlan bekliyorduk.Şeyh çağırdı: Atlıyı geri al. dedi. 125 . Hiçbir tertibat. Oradan ayrıldım. firka karargâhı bir saat solumuzda. Bizle ne düşmanlığın var. Murat nehri üzerin¬ de bir tepede toplandık. şeyhlerin köyüdür. Akşam namazın¬ dan sonra Melhemli köyüne geldik. Ben başka yollar gösterdim. karşıdaki köyün adamlanndan. Murat'ı yüzüp geçerek. Tugay karargâhı yirmi dakika sağımızda. Şeyh Said. başka müfrezelerie karşüaşacaksın. kendilerini geçirmek üzere geçidin başına gelmelerini istedi. Hep bir takip müfrezesi ve kuvvetin hareketini gözlüyorum. Çev¬ re köy halkı.. Ne bir şey var. hatta gözcü bile yok. Beylerden biri: Sen göz göre göre bizi Türklere öldürteceksin. hepsi ata binmiş ola¬ rak bulunduğum yere geldiler. Gelen yok. işaret attşları yaptı. Melhemli köyü. Biraderi gönderdim. Sabahleyin köyün güneyinde. Ben birini göndereyim. Mektu¬ bu yırtıp atlıyı geri getirdi. Geceledik. Onlar da bizi bekliyoriardı. İkindi vakti. köyün kenannda akan incecik suyun başında toplanan şeyhlerle beyler beni çağırdılar. Ancak yerinde yeller esi¬ yor. baş¬ ka geçide indik. Geçitten geçtik. dedim. Şeyh Said'in fikri. Varto suyunu geçip Hınıs'a doğru gitmekti. posta. Akşam namazı vakti.

Bu süvariler öncüdür. Şeyh Said: İşte. dedi. dedi. bütün çoluk çocuklarıyla köylerinin yakılacağını söylemesini tembih ettim. Köyün ke¬ narına vardık. Yolcu yüzerek Murat'ı geçti. Köyü geçince. Şeyhler dönüp bi¬ ze geldiler. selamete vardık demektir. Bir iki saat sonra. dedim. Diğer kısmı köyde kaldı. Kar¬ şıdan yaylım ateşi gibi silah sesleri duyuldu. bu ya¬ şa kadar Türk vatanına karşı nankörlük yapmak tenezzülünde bulunmadığımı ve geçit geçilirse kendilerine açık olduğunu söy¬ ledim. Beş çeyrek uzak¬ lıktaki Abdurrahman Paşa köprüsüne gelinceye kadar. Köyün içinden geçtik. Ve yürüdü. Dürbünle baktım: Herhalde bir fırka geliyor. Nuh ile Halil'i bulur. bir askeri birliğin dağdan indiği¬ ni haber verdiler. Ölüm nerede olursa bizi bulacaktır. dedi. Ve askeri kuvvet beklediğimi. Bir saat sonra beş-on atlı geçit başına geldiler. kanını boş yere neden heder edeceğini söyledi. bir müfreze sola çıkardılar. Orada. Yolu yukarıdan geçeceğimizi söyledim. Şeyh Said: Zaten ikinizin gizli gizli görüştüğünü biliyordum. Kendimi tanıttım. dedi. Şeyh Abdullah: Ben İngilizlerin ve Acemlerin ekmeğini yemeyeceğim. yolcuyu bir kenara çektim. teslimden vazgeçtiğini. bizi geçirmek için atlılar geldi. Önde Oğnut beyleri. Ben. 100 adı. Beş kilometre karşı¬ mızdaki Darabi köyüne indiler. karşı köydekilerin şeyhlerin geçişle¬ rine engel olmalarını ve aksi takdirde.Bir aralık. Şeyh Said'e yetiştim. Büyük bir kütle ile geçidin başına vardılar. Murat'ı geçeceklerini söyledi. 90 adı ile inmek 126 . 30 kadar yaya tahmin ediyorum. akşama kalmaz. Murat'ı geçersek. birlikte iran'a geçeriz. cevapla¬ rımla idare ediyordum. Aşağı caddeden çıkalım. buradan itibaren hareketlerine katılamayacağımı. bir müfreze sağa. Ve sizinle de gelmeyeceğim.

Oradaki akrabalarım¬ dan ikisi silahını almak istedi. Şeyh Said üç arkadaşı ile kayaya arkasını dayamış ve eUnde mavzer. Ve beni çağırdılar. Köprü¬ yü geçtiğim zaman. Elindeki mavzeri kalbimin üze¬ rine çevirerek: Bak. arkamdaki bi¬ raderim silahı ile Şeyh'e nişan almış. Meğer Şeyh Said silahı göğsüme uzattığı zaman. resmi tarihle çelişiyordu. Ben Şeyh Said ile karşılaşüm. Bize doğru adım adım geldiler. Kaçtılar.. akra¬ balarımdan bir ikisi önünü kestiler. Abdurrahman Paşa köprüsünde tutukladım. silaha davranmış durumda bekliyorlar. Elini şöyle havaya sallayarak köprüye doğruldu. yolun üzerinde. dedi. Bir buçuk saat sonra. Hepimiz silahlıyız. bu nedenle ateş edememişti. Gittik. Küçük bir müfrezenin gönderilmesini arz ederim. Os¬ man Paşa beni takdir etti. Biz altı. Fişek yatakta. Birkaç söz söyleyerek ateş ettim. Şeyh 127 . Ben silahımı beylere çevirdim.. Fırka Komutanlığı'na! Şeyh Said'i. Ben de indim. Akrabalarımdan ikisi de. Şeyh Said: Vermem. dedi. Sonunda firka komutanına mektup yaz¬ dım: '12. Çarbühür sırdanndan bir bölük asker çıkn.. Ben silahı göğsümden uzaklaştırdım. fırka komutanı telefon almış olmalı ki." * * Kasım'ın anlatımları. onlar dört ki¬ şi. Emekli Binbaşı Kasım. Sonra. silah tetikteydi. Şeyh Said köprüyü geçtikten sonra. 15 Nisan 1925. ihtimal ki.için atından indi. Başlarındaki subay Çarbühür'e davet etti. Varto'ya gitmek için ne kadar ısrar et- tiysem para etmedi. Fakat akrabalanm çekti aldı.' Pusulayı bir atlı ile gönderdim. Geçmemesini ve bırakmayaca¬ ğımı söyledim. Kim olduğumuzu sorup anladdar. Genelkurmay Başkanlığı tarafindan yayınlanan Ayaklanmalar kitabında. Ateşe karşılık gelmedi... Çayın öbür yakasında atlıların karartısı da kalmadı..

ayaklanma hare¬ ketinin tertipçisi Şeyh Said. arka¬ sından 25 avanesi. çarpışma sırasında sağ olarak silahıyla birlikte ele geçirilen isyancı diye göstermişti. Alınan tamamlayıcı bilgilere göre. Ceyranlı İs¬ mail. Kasım teslim oldular." Varto'daki askeri birliğin komutanı Osman Paşa da Anka¬ ra'ya gönderdiği raporda." Görüldüğü gibi resmi tarih Kasım ile akrabalarını da "isyancı" sayıyor. Bu asi kafilesi 35'inci alay 2'nci taburun baskısı ve şiddetli ateşi karşısında kurtuluş çaresi kalmadığını anlayarak. Kasım'ın adı ise "yaka¬ layan" değil. Kasım'ı. tutsaklar arasında geçiyordu. bu söylem ve resmi rapor yüzünden Diyarbakır mah¬ kemesinde güç anlar yaşamış. Şeyh Said'i köprü başında tu¬ zağa düşürüp muhafızlarından koparan. Çarpuh geçidinde bulunan süva¬ ri bölüğü. Varto cephesi komutanı Şeyh Abdullah. Raskan geçidini geçerek. 35'inci alayın ikinci taburu. aralarında kısa müzakereden sonra. Bu yüzden Şeyh Said'i yakalayan kişi oldu- 12» . çarpışa çarpışa teslim ahndığı yazılıyordu.. Binbaşı Kasım. Şeyh Galip ve beraberindeki hizmetçilerle ailelerinden mürekkep bu¬ lunmakta idi. Esir edilen asilerden önem¬ lileri şunlar: Şeyh Said. önce Şeyh Abdullah.Said'in ordu birlikleri tarafından takibe alınıp. yakalanması istenen bu asi ka¬ filesi. Şeyh Abdullah. 15 Nisan 1925 tarihinde yayınlanan resmi hükümet bildirisin¬ de de. olaylar "başka türlü" gösteriliyor. Timur ağalarla. Kargapazarlı Reşit. onları da zorla yakalanıp tutsak edilenler arasında gösteri¬ yordu. Hanşeref dağı güneyinden doğuya kaçan asileri yakalamak için takiple görevlendirilmişti. Reşit. hatta adı idam istemiyle yargılanan¬ lar listesine yazılmıştı. Kasım.. Mahmut. Kasım. Varto güneyinde Çarpuh (Çarbühür) köprüsü civarında birliklerimiz tarafından sarılarak yakalanmış ve Varto'ya getirilmiştir. Resmi tarih kitabında şöyle deniliyor: "Çarpuh'ta (Çarbühür) bulunan müfrezeden bir kısım kuvvet¬ le. Şeyh Said. sonra da göğsüne silahı¬ nı dayayıp tutsak düşüren adam olarak değil. Bildiride şöyle deniliyordu: "Genç kuzeyinde sıkıştırılan Şeyh Said ve diğer ayaklanma li¬ derleri doğuya doğru kaçmak isterken. Şeyh Ali.

Şeyh Said'i ben tek başıma yakaladım.ğunu kanıdayamama sıkınrisı çekiyor ve mahkemede şöyle yakı¬ nıyordu: "Şeyh Said'i benim yakaladığıma dair Ankara'ya telgraf çeken Osman Paşa. sonra da idam edilmem için İstiklal Mahkemesi'ne yazı yazıyor." Kasım. "yanlışlığı" güç bela düzeltmeyi başarıyor. Bu bir yanlışlıktır. ödülümü isterim. kendisine yardım eden kardeşleri ve yakın akrabalarını da kurtarıyordu. Onun için ceza değil. 129 . haksızlıkttr.

Seid Abdülkadir'in babası Şeyh Ubeydullah. Şeyh Ubeydullah'ın oğ¬ luydu. Şeyh Ali. Seid Taha. Rus subaylarından Avriyanof.ÜÇÜNCÜ Bölüm SEİD ABDÜLKADİR VE DAVASI Seid Abdülkadir. Nakşibendiliği Kürdistan'a taşıyanlardan biri olan Nehrili Seid Taha'nın torunu. Mevlana Halid'in. 1700'lerde yaşayan Mevlana Halid'in öğrencisiy¬ di. Kürt ulusal sorununu görüşmek üzere Kürdistan'ın önde gelen şeyh ve halifelerini Şemdinan'daki derg⬠hında topladığı belirtiliyor. Şeyh Ubeydullah. aynı dönemde Kuzey Kürdistan'da görev¬ lendirdiği öteki öğrencisi ise Şeyh Ali'ydi. Türk resmi raporlarına göre. bağımsız Kürdistan'ın ku- 130 . Medresede kaderleri birleşen iki şeyhin to¬ runlan da. aynı davanın yürütücüleri olarak kaderlerini birleşti¬ recek ve hayatları idam sehpasında noktalanacaktı. O nedenle yaygın bir halife ve müritler ağına sa¬ hipti. yüzyılda Rusya. Peygamber sülalesinden geldiği iddiasında ve Kürt¬ ler arasında adı yaygın. onun baba ocağını kutsal kabul ediyorlardı. sayılan bir kişilikti. İran ve Osmanh Savaşları adındaki kitabında. kendi medresesinde öğrenci yetiştiriyor. 1880 yılının Temmuz ayı sonlarında. başarılı olanları "Nakşibendi Halifesi" sıfatıyla Kürdistan'ın dört bir yanında gö¬ revlendiriyordu. Şeyh'in. 19. Şeyh Said'in dedesiydi. dini eğitim ver¬ mekten çok. Kadere bakın ki. Kürdistan'ın bağımsızlığını gerçekleştirmek için çaba¬ lıyordu. Mehmet Bayrak'ın Kürtler ve Ulusal-Demokratik Mücadelele¬ ri adındaki kitabına da aldığı bir raporda. Kürtler. Şeyh. Yine resmi raporlara göre. sevilen.

42 prens ve 68 beyin katıldığını yazıyor. 16. Osmanlıların. bu toplantıda. aynı hızla sönmeye yüz tutuyordu. Kürdistan'ın bağımsızlığı için girişilecek silahlı mücadelenin stratejisi tartışılı¬ yordu. çıkarlarına zarar verileceği endişesiyle İran'ın yanında yer alıyordu. yüzyıldan beri İran'la çekişme halindeydi. Meşrutiyet'in ilanıyla bitiyor ve Seid istanbul'a yerleşiyordu. Şeyh Ubeydullah. ortak endişeleri Kürtlerdi. Kürtleri sistematik olarak Ermenilere karşı kullan¬ ma politikası izlediğini. Seid Abdülkadir'in Mekke sürgünlüğü. Avriyanof. bu nedenle Kürdere dokunmadıklarını söylüyor ve "eğer Ermeniler mahvedilirse. bütün Kürdistan'dan 5 şeyh. Nitekim. Osmanlı devleti. Şeyh Ubeydullah. ilk aşamada Kürdistan'ın İran'daki parçasını kurtarmak üzere harekete geçi¬ yor ve kısa zamanda. Fakat hızla gelişip başarılarla devam eden isyan. Osmanhlar. bazı Avrupa ülkeleri. Bu arada Osmanlı parla- 131 . İki imparatorluk zaman zaman karşı karşıya geliyor ve savaşıyorlar¬ dı. oğlu Seid Abdülkadir de Hakka¬ ri'ye gidiyordu. daha sonra İran'ın istemi üzerine. Osmanlı nezdinde Kürtlerin bir önemi kalmaz" diyor. Ancak. 21 halife. Kürdistan'ın bağımsızlığı için genel isyan kararı alınıyor. Kürdistan'a kaçış hazırlık¬ ları içinde oldukları sezilince Mekke'ye sürgün ediliyorlardı. bu ne¬ denle uluslararası bir nitelik kazanıyor ve Şeyh Ubeydullah geri çe¬ kilerek Hınıs kalesine yerleşiyor. Toplantıda. özellikle ingiltere. Ama ikisinin de. baba-oğulu tutuk¬ latıp İstanbul'a götürüyordu. aynı toplantıda Ermeni ve Hıristiyanlara karşı iz¬ lenecek politikaların tartışıldığım anlatıyordu.rulmasını amaçlayan bu toplantıya. toplantıdan kısa süre sonra. bu öneri onay buluyordu. Çünkü. İsyan. liderliğe de Şeyh Ubeydullah getiriliyordu. başkaldırı halinde Kürtlerin de Ermeni ve öteki Hıristiyanlara iyilikle yaklaşması gerektiğini savunuyor. İran içlerine kadar ilerliyordu. Bu harekâtın önemli komutanlarından biri de 1925 yılında ası¬ larak idam edilecek oğlu Seid Abdülkadir'di.

Bu dönemde Seid Abdülkadir hakkında düzenlenen raporda şöyle deniliyordu: "Daha sonra tuttuğu yola bakılırsa. Lozan görüşmeleri sürecinde "Türk çıkar¬ ları açısından sakıncalı" bulunduğu için kapatılacak. Görü¬ nür bir görevi yoktu. Ama üsdendiği resmi görevlere rağmen Kürt sorunundan uzak kalamamıştı. yasal ze¬ minden koparılan Kürder bundan sonra "yeraltına" ineceklerdi. Cemiyetin varlığı. tavır ve düşünceleri. daha sonra Isriklal Mahkemeleri kararıyla idam edildi ya da "tenkil" programı çerçevesinde. takip Lozan'dan sonra daha da sıkılaştırılarak. Bunların pek çoğu. Şeyh Said'in tutsaklığından hemen sonra Kürt önde gelenleri ve aydınlara karşı genel taarruz başlıyor. Damat Ferit Hükümeti zamanında da "Şura-yi Devlet" (Danıştay) başkanlığına getiriliyordu. Şeyh Said ise başsızlığı dolduran lider olarak tarih sahnesindeydi. Seid Abdülkadir. oğlu Seid Muhammed ve İstanbul'daki çevresi 132 . daha sonra da "Kürdistan'ın özerkliği" için mücadele ve¬ ren "Kürt Teali Cemiyeti"nin başkanlığına seçilmişti. "Azadi"nin hareketinin devamı. Seid Abdülkadir ise yakın takibe alınacak.mentosunun "Senatosu" ya da "seçkinler kurulu" sayılan Ayan Meclisi üyeliğine seçiliyor. hatta günlük hayatı bile gizli polisin raporlarına geçirilecekti. başar¬ mak hevesine düştüğü anlaşdıyor. Ama Kürtler arasındaki saygın konumu ne¬ deniyle. bilgilendiriliyor. Gelişmeleri İstanbul'dan izliyor. tamamen babasının dü¬ şüncesini taşıdığı ve babasının yapamadığı şeyi yapmak. örgütü kuranların da danışıp görüşlerini aldığı liderler¬ den biriydi." "Hizbe Azadiya Kurdistan"ı (Kürdistan'a Özgürlük Cemiye¬ ti) Lozan sürecinde kuruldu. örgütün kurucuları arasında değildi. şehir. Seid Abdülkadir. Şeyh Said İsyanı. "yerinde sonuna kadar susturuldu"lar. İstanbul'daki Kürt aydınlanyla yakın ilişkiye girmiş. o da gerektikçe yönetime düşüncelerini iletiyordu. kasaba ve köyler¬ de toplu tutuklamalara girişiliyordu.

Fuad. Cemil Paşazade Ekrem. oğlu Muhammed. Dr. Balıkesir Milletvekili Süreyya Örgeevren de savcıydı. * * s- Seid Abdülkadir'in duruşmasına ilişkin tek kaynak. propaganda kaygısını önde tutan dönemin sansürlü basını. Palulu Abdullah Sadi ve Kürtçe çıkan "Jin" gazetesinin yazar- lanndan Kemal Fevzi. Kırşehir Milletve¬ kili Lütfi Müfit Özdeş ve Urfa Milletvekili Kürt Ali Saib Ursavaş üye. eski as¬ ker ve valilerden seçilmişti. Diyarbakırh avukat Hacı Ahti. Fuad. bu konuda Hak¬ kı Naşid imzasıyla yayınladığı haber şöyle: "Şark İstiklal Mahkemesi bugün. Kemal Fevzi ve Dr. İstanbul'da yayınlanan "Vakit" gazetesinin. Abdülkadir Sido. savcılıkla görevlendirilen Süreyya Örge¬ evren hariç hukuk öğrenimi görmüş kimse yoktu.. Diyarbakıriı Ahmet Ce¬ mil. mahkeme salonu haline getirilmişti. Mehmet Tevfik. Seid Abdülkadir ve Kürt aydınları. 12 Nisan 1925 tarihinde İstanbul'da tutuklandılar. aydınlatıp bilgi vermekten çok. Onlarla birlikte dönemin önemli Kürt ay¬ dınlan Kürt Teali Cemiyeti'nin genel sekreteri Kürt Sadi lakabıyla tanınan Palulu Abdullah Sadi. Heyet. Mahkeme başkanı. Hacı Abdul¬ lah. Divriğili llyas. Diyarbakır¬ lı Ahmet. Hüseyin ve İlyas. vatanı parçalamak ve bir Kurdistan esareti kurmak emel-i hiyanesiyle senelerden beri ça- 133 . Rıfat.de hedefler arasındaydı.. Mahkeme heyeti de yine daha sonra Şeyh Said ve arkadaşla¬ rını mahkûm edecek kişilerden oluşuyordu. Mahkeme heyetinde. Seid Abdülkadir davasında yargılanan sanıklar da şunlardı: Seid Abdülkadir. Duruşmalar için Diyarbakır'ın tek sinemasına el konulmuş. Bu sinemada daha sonra Şeyh Said de "yargılanacak"tı. Erbilli Nafiz. 14 Mayıs 1925 günü de "özel" yetkilerle donanımlı İstiklal Mahkemesi'nin önüne çıkarıldılar. Hacı Ahti. Hoca Askeri. Denizli Milletvekili Mazhar Müfit Kansu'ydu. sorgulamadan sonra. istik¬ lal Mahkemesi'nde yargılanmak üzere Diyarbakır'a gönderildi¬ ler. Nafiz Bey.

134 .lışan ve memleketin en mühim makamlarına geçmek firsatım bulan birkaç serserinin muhakemesine başlayacaktır. dört devrelik bir düşüncenin sonucudur. 75 yaşındayım. İstiklal Muhakemesi 'nin kadın ve erkek bü¬ tün Türkleri merak ve ibretle alakadar eden muhakemelerini dinlemek istiyorlardı. Önde. Vanlıyım. utançlarından önlerine bakıyor ve sertçe yürüyoriardı.. iddianamede "hayal etme suçu" şöyle anlatılıyordu: "Huzurunuzda bulunan sanık Seid Abdülkadir. Seid Abdülkadir'in kimliğini kendi açık¬ lamalarıyla. İstan¬ bul'da oturuyorum. Bu haince hareketin ana hatlarını şu basit sözlerle özetleyeceğim: Gizli amaçlarına ulaşmak için sanıklar.. iki buçukta muhakeme salonu dinleyicilerie doldu. Seid ve rüfekası. Üst kadardaki balkonlarda hanımlar. üçüncü devre karar ve dördüncü devre de icra." Gazetenin haberinde. Danıştay eski başka¬ nıyım" diye veriyordu. yeşil örtülü bir kavis yapıldı. Heyet-i hakimenin oturduğu bu kavisin arkasına. Geniş. Onun için milli sinema dairesinde daha evvel tertibat alındı. Türk vatanının doğu bölgesinde. Bu hazırlık aşamaları. Esasen suç olan hareket de. zaman zaman meydana gelen ve memleketin ikiye bölünmesini amaçlayan bir hareketin hazırlayıcıları ve kışkırncılandırlar. güzel bayrağımız asıldı. Hoşnev aşiret reisi Nafiz ve Abdullah Sadi ile. sanıkların Kürdistan'ı kurmak için aşama aşama ileriedikleri öne sürülüyor. İddianamede. Halk. damları doldurmuştu. "adım Abdülkadir. Diyarba¬ kır'daki birçok aile. yargılanması kıs¬ men yapılmış olan Bidisli Kemal Fevzi. sanık kimliklerinin tutanaklara geçirilmesinden sonra savcı "suçlamayı" (iddianame) okuyordu. maznunlar için bir sıra önüne bir masa konuldu. Eski Ayan Meclisi üyesi. ikinci devre tertip. Habere göre. oğlu Mehmet. aşağı¬ daki localarda kumandanlar ve bütün memurlar ve birçok dinle¬ yici oturmuşlardı. "suçun ilk aşamasını Kurdistan üzerine düş kurmak" olarak açıklıyordu. Hükümet konağındaki daire buna müsait değildi. Seid Abdülkadir ile arkadaşlarını görmek için yolları. dört devre geçirmişler¬ dir: Birinci devre hayal kurma.

Ferit Paşa kabinesinde? Danıştay Başkanı oldum. ikinci re¬ is vekili de Bedirhani Emin Avni Bey'di.içinde Kemal Fevzi de olmak üzere başlayıp devam edegelen ey¬ lemlerle sabittir. İçerde daha iyi karşı koyabiliyordum. Birinci reis vekili Mustafa Zihni Paşa.İttihat ve Terakki hükümetinde görev aldınız mı? Evet efendim. Ermenilere karşı Kürderin haklannı koruduk. Seid Abdülkadir. bütün hareketini bilir. doğuda Ermenistan yapacağım dediği zaman demek istifa etmediniz? Ferit Paşa bunu söylediği zaman. Beni başkan yapttlar. geçimini sağlamak için evini ve eşyasını satmak zorunda kaldığını ısrarla itiraf ettiği hal¬ de. Seid Abdülkadir. sırf bu adamlan yakalamak için sabretmesini bilmiştir. O zaman bir Kürt Teali Ce¬ miyeti vardı. Ben arkadaşlann ısran üzerine hükümette kaldım. Hatta 135 . harta 11 Nisan gününe kadar bile. yargıcın sorusu üzerine. Hükümet. Cumhuriyet hükümeti ordusu ayaklanmacı¬ lara şiddetli darbeler indirdiği sıralarda. Ferit Paşa. Biz buna muhalefet ettik. Bundan sonra Abdülkadir ile duruşma yargıcı arasında şu diyalog geçiyordu: ". Amacımız Ermenis¬ tan'ın kurulmasına engel olmaku. Nazif'i günlerce evinde misafir etmiştir. "İttihat ve Terakki iktidan tarafindan Mısır'a sür¬ gün gönderildiğini" söylüyordu." iddianamenin okunmasından sonra sorgulama başlıyordu. Bunu cümle alem bilir. Cumhuriyet hükümetinin dikkatinden hiçbir şey kaçmayacağı bilinir. Hükümet. kendisiyle boğaz boğaza geldim. Ben Musul'dan gelmeden önce kurulmuştu. bu melun fikrinden vazgeçmemiştir. İstanbul Suadiye'de oturduğunu. Ferit Paşa kabinesinde neden görev aldınız? Mütarekeden sonra Kürt toprakları üzerinde bir Ermenis¬ tan yapmak istiyoriardı." İddianame devam ediyordu: "Seid Abdülkadir. Ayan Meclisi üyesi oldum.

Fakat Osmanlı hükümetiyle islam halifeliğinden de aynlmadık. Nasıl inkâr ederim? Fakat o tarihte Osmanlı devleti vardı. Hem Ermenistan'a karşıyım diyorsunuz. yazılı olan her şe¬ ye el konmuştu. bilmiyorum. Zeynelabidin ve Sabri Hocalar vardı. bir gece kaldığım söylüyordu. Hürriyet ve İtilaf Partisi'yle bir sözleşme yaparak. Bunu nereden çıkardınız?' Dedim ki. * » * Seid Abdülkadir'in evindeki tüm kitaplara. 'Oralar Kurduktur. 'Ca¬ nım. kabul ediyorum. Bundan başka bir Kürt cemiyeti var mıydı? Hayır.. oğlunun bir iki kez evine gel¬ diğini. İmza koydum. Evde bulunan bir şiiri de yargı masasındaydı. Bu imza sahipleri kim? Molla Said (Said-e Nursi) vardı. Başkan. ocak ayında imzaladığınız bir sözleşme meydana çıktı. bütün Türkler utanmaz/Aslanlar durmayı- 136 . Oralar Ermenistan olamaz. Şeyh Said'i yüz yüze tanımadığını. Sözleşmeye imza koydunuz. Kanı¬ mızın son damlasına kadar oraları Ermenilere vermeyiz' dedim. Amacımız. "Türkler." Sorgulamanın bundan sonraki bölümünde Seid Abdülkadir. Bu sözleşme hakkında bizi bilgilendirir misiniz? Nasıl bir sözleşme? Hürriyet ve İtilaf mı? Evet. İnkâr etmem. Bunu nasıl açıklarsınız? Biz Ermenistan'a karşıydık. Bilgim vardır. Bir de bendeniz vardım. şimdiye kadar Kurdistan yoktu.bir gün beni İngiliz elçiliğine götürdüler. Herhalde ben dahil değildim. Kurdistan Teali Cemiyeti'nin başkanıydınız. Orada dediler ki. Hürriyet ve itilaftan Vasfi.. Bedirhanilerden Mehmet Ali vardı. Olduğu gibi kabul ediyorsu¬ nuz değil mi? Evet. Ferit Paşa'nm Ermenistan düşüncesini kırmak istedik. Evrakınız arasında. hem de izmir'in işgahne kadar Ferit Paşa kabinesinde kalıyorsunuz. Bu sözleşme gereğince Kürdistan'a özerklik verecektik. Biz Hilafet makamına bağlı bir özerklik amaçladık. Ermenistan'ın kurulmasına engel olmakn.

Seid Abdülkadir. sün¬ gülü askerler sıra sıra dizdirilmişti.nız/Hücum ediniz/Müşrikler mebus olmuş. Seid Abdülkadir "Anlaşılan Kürt bayrağıdır" diyordu. sistemi kınayıp protesto ederken.. Hoca Askeri ve Avukat Hacı Ahri idam cezasına çarptırıldılar ve 27 Mayıs günü şafak sökerken idam edildiler. oğlu Muhammed. Seid Abdül¬ kadir. "Oğlumun idamını görmek istemiyorum." diye devam eden di¬ zeleri okuduktan sonra. Palulu Sadi. İdam "ayini" daha önce şehre ilan edilmiş. Seid Abdülkadir. Mahkeme başkanı.. isteği yerine getirilmedi. Daha sonra öteki sanıkların sorguları yapılıyordu. Önce beni asm" dedi. Behçet Cemal'in Şeyh Sait İsyanı adındaki kitabında yazdığına göre. idam mahkûmları sehpada son sözlerini bağırdılar. Oğlunun sehpadaki son haykırışını dinleyerek ölüm sırasını bekle¬ di. Seid Abdülkadir. Ama. ortası güneş motifli Kurdis¬ tan Teali Cemiyeti ambleminin ne anlama geldiğini sorması üzeri¬ ne. alanda büyük bir kalabalık toplanmıştı. Kalabalıkla idam sehpaları arasına. Hacı Ahti. alt tarafi yeşil. Ölüm sehpaları Diyarbakır'daki Ulu Cami önündeki alana ku¬ rulmuştu. idam sehpasına yürümeden önce son isteği sorul¬ duğunda. "Ya- 137 . bunu neden yazdığım ve ne anlama geldiği¬ ni soruyordu. Mahkeme. Önce oğlu Muhammed'i astılar. Kemal Fevzi. heyecanının ifadesinden başka bir anlamının bulunmadığı cevabını veriyordu. Kemal Fevzi. Çünkü ayağının altındaki sandalye çekilerek sözleri kesilmişti. karannı 23 Mayıs 1925 günü açıkladı. bu dizeleri heyecanlı bir anında ifade ettiği. Ardından sa¬ vunmalara yer veriliyor ve sanıklar suçsuz olduklarını anlatıyorlardı. Seid Abdülkadir'in oğlu Muhammed bağırıyordu: "Peygamber soyundan gelenleri asamazsınız! Ben Peygamber soyundanım!" Muhammed'in ağzından dökülen öteki kelimeler anlaşılamamış¬ tı.

zafer bildirileriyle kamuoyuna duyurulmuştu. orada bulunan mahkeme heyeti ve yöneticilere şöyle sesleniyordu: "Sizler. Yol boyları. alınacak askeri önlemler de ayrıntılı olarak duyuruluyor. komutan Osman Paşa tarafindan değerli bir misafir gibi karşıla¬ nıyor. 5 Mayıs 1925 tari¬ hinde Diyarbakır'daydı. ata bindirilip. olay. sonra devlet temsilcilerinin sıralandıkları asıl tören alanına götürülüyorlardı. Şeyh yirmi günlük bir yolculuktan sonra. yakma ve harap etme konusunda büyük şöhrete sa¬ hipsiniz! Burasını da Kerbela'ya çevirdiniz! Şunu bilin ki. İlk ifadesinden sonra. "zafer şenliği "nin tören alanına dönüş¬ türülmüştü. 138 . saygı görüyor. kavşak ve meydanlar askerler tarafından tutulmuştu. Hükümet bildirisinde. yakalandıktan sonra Varto Askeri Garnizonunda." Şeyh Said. şöyle deniliyordu: "Kuvve-i muhafazanın muhtelik bir alaydan az olmaması ve merkumanın hiçbir suretle elden çıkarılmalarına meydan bırakıl¬ maması lazımdır. Tutsaklar. Şeyh Said'in ifadesi alındıktan sonra yargı¬ lanmak üzere arkadaşlarıyla birlikte Diyarbakır'a gönderildiğini açıklıyordu. ikramda bulunuluyordu. Diyarbakır sokakları. kaçması ya da kaçırılmasının önlenmesi amacıyla. Bakanlar kurulu. Seid Abdülkadir ise idam ilmiği boynuna geçirilirken. bir garnizon asker eşliğinde ve gizlilik için¬ de yola çıkarılıyordu. yaşasın Kurdistan!" diye bağırıyordu. insaf¬ sızca dehşet. direkler Türk bayraklarıyla süslenmişri. sömürü ile şan şeref kazanılmaz!" Seid Abdülkadir. at üstünde sokak ve caddelerden geçirilerek halka gösteriliyor. Binalar.şasin Kürdük düşüncesi. ayağının altındaki sandalye çekilmeden ön¬ ce son olarak şöyle diyordu: "Beni asmakla Kürtleri gayretlendiriyorsunuz!" DİYARBAKIR'DAKİ ZAFER ŞENLİĞİ Şeyh Said 15 Nisan 1925 tarihinde esir alınmış.

Ama çok değil. iki ay sonra gösteri bitecek. Şeyh ile avanesinin şehre getirildiğini duyan halk." Behçet Cemal anlatıyor: 139 . Şeyh Şerif ve 28' kişilik maiyederi. İngiliz yazar Lord Kinross. devlerin bütün olanak ve arşivleri sunularak ısmarianan Atatürk adındaki kitabında. Generallerle özel konuklan. Zafer alayında. Yetkili memuriar Şeyh Said'i dikkadi ve nezaketle karşıladılar. Tüfeklerin. damadı Şeyh Abdullah. Diyarbakır surlarından ba¬ kıldığında..Diyarbakır'daki asker-sivil erkânın. yanında 30 kadar adı asi. Halkın üzerine. tutsaklarını zafer şenliğiyle sokaklarda dolaş¬ tırıp halka gösteriyorlardı. "bir daha ateşlenmeyeceğinin göstergesi" miydi. tutsakların geçişini huzur içinde seyretmeleri için. her şey kendi gerçeğine dönecekti. arkada Şeyh Said. özel tribün yapılmışri. Said'i getiren kafile şöyle oluşmrulmuştu: En önde bir askeri müfreze. Köyler yanıyordu. Behçet Cemal. "sefer" izleriydi. piyade hükümet kuvvetleriyle Diyarbakır'a getirildi. uçaklardan havai fişekler anlıyordu. bu dumanlar. vatan ha¬ inlerini görmek için sokaklara döküldü. sıra sıra dizilmiş askerler tüfeklerinin namlularına çiçek takmışlardı. Şeyh Şerif.. tutsakların muhafızlı¬ ğını üstlenmiş. O zaman. bilmiyorum. 5 Mayıs 1925 sa¬ lı günü Diyarbakır'a vardılar. Binbaşı Kasım ve öbür 28 asi geliyordu. Tüfek¬ lerinin namlusuna çiçek takarak Diyarbakır sokaklarında "ba¬ nş" gösterisine çıkan askerlerin. Romalı muzaffer Sezar edasıyla önlerinden geçirilecek tutsakları seyretmek üzere koltuklara oturmuşlardı." "Muzaffer" ler. Diyarbakır'daki zafer gösterisini şöyle anlatı¬ yor: "Şeyh Said. göğe yükselen duman hortumları görülecekti. önünde ve arkasında at¬ lı. zafer şenliğini anlatıyor: "Şeyh Said. Akşamın saat beşine varmasına rağ¬ men.

Peşlerinde birer piyade ve süvari müfreze¬ si geliyordu. 19. nasıl oldunuz? Şimdi iyiceyim. zafer alanı haline ge¬ tirilmişti. Ordu Müfettişi General Kazım Orbay. Askerler bu heyet önünde bir resmi geçit yaptıktan son¬ ra. Yolda çok rahatsız oldunuz mu? Seyahatiniz nasıl geçti? Sonrasını yine Behçet Ce- Güneş altında bakırlaşmış renkli. Diyarbakır garnizon komutam Mürsel Paşa. İstiklal Mahkemesi Başkanı Mazhar Müfit Kansu. Şeyh Said ile Mürsel Paşa arasında şu konuşma oldu: Hoş geldiniz. ince uzun boylu." Hükümet Konağı'nm önündeki meydan. Doktorlar bakıyorlar mı? Allah hepsinden razı olsun. 'Ankara'nın taşına bak' adındaki zafer türküsü¬ nü söyleyerek. Bu cevap üzerine general. Alay'a mensup olan askerlerin göğüslerinde ve tüfeklerinin namlularında. Diyarba¬ kır halkı neşe içinde sokaklarda kaynaşıyor ve hainleri lanediyordu. tutsaklar önünden geçerken Şeyh Said'e sesleniyordu. istirahat etsinler. Paşa'ya cevap verdi: Sefer zahmettir. fa¬ kat dinç görünen Şeyh Said. Kolordu Komutam General Mürsel.. Bu konuşma sırasında film ve fotoğraflar çekiliyor. yaya ola¬ rak hükümet binası önüne kadar yürüdüler. müfreze komutanına emir verdi: Götürün." 140 . 3. köylülerin yolda taktıkları çiçekler vardı. mal'den okuyalım: "Hükümet Konağı önüne getirildikleri zaman. Hükümet Konağı önünde. halkın alkışlan arasında caddelerden geçtiler."Sanıkların hepsi hayvanlara bindirilmiş ve ayrı ayrı muhafaza altına alınmışlardı. üye Ali Saib Ursavaş ve Lütfi Müfit Özdeş. Askerler. sivil ve askeri erkân bulunu¬ yordu. Türk seçkinlerinin oturup. iç kale kapısında adarından indirilmiş olan asiler. Yemek yemeye başladınız mı? Hayır. erkân rütbelerine göre sıralanmıştı. O halde sizi daha tedavi etsinler. yaşlıca. Diyarbakır Valisi Mit¬ hat.. tutsakların geçişini seyret¬ meleri için tribün kurulmuş. daha korkuyorum. Hastaydınız.

rütbe ve makam konumlarına göre sıralandıkları tribünde "resmi geçit" yaptınlırcasına önlerin¬ den geçirilen tutsakları aşağılayan sloganlar eşliğinde bağınyoriardı. ana gövdesi varsa. kasabalarda da mahkemelenn kollan iş başındaydı. O nedenle. mahkemeler ağı meydana getiril¬ mişti.■r * Törene çağrılı seçkinlerle aileleri. Başı dikti. yürüyüş kolundaki askerierin haykırdığı zafer marşlarını dinliyordu. İSTİKLAL MAHKEMELERİ Isyancılan yargılamak üzere kurulan İstiklal Mahkemeleri. Halkını selamlarcasına bakıyordu etrafina. "Gücü" memnun et¬ mek koşuluyla. bazen. Fakat sonra İstiklal Mahkemeleri ismi uygun bulundu. anılarında." diye yazıyordu. kendisine süngü ve namlu çevirmiş askeri barikatın arkasında. ama saldığı korkuyla ün¬ lenen "yargıç"lanndan Kılıç Ali. "isyan" gerekçesiyle yaratılıp sistemin tüm muha¬ liflerine gözdağı verecek biçimde. bu sırada. yalnız kendileri¬ ni meydana getiren güce karşı sorumluydu. Şehirierde. dudaklarında bir gülümsemeyle "gale¬ yana gelmiş seçkinler" in sloganlarını. "mahkemeler kuru¬ lurken. terör mahkemeleri adını vermeyi düşündük. Şeyh geçerken insanlar ağlıyor. "Türk adaletinin şaşmazlıgmı" ve çelik yumruğunu kanıtlamaktı. Mürsel Paşa. İcraatından anlaşıldığı kadanyla mahkemeler. ona sesini duyur¬ ma çabasıyla 'savaşlarda olur böyle şeyler' diye söylenerek mo¬ ral veriyorlardı. 141 . o yana hiç bakmamıştı. korkunun (terörün) kılıcı gibi işliyordu. cadde ve sokaklarda." Şeyh Said. hüzün içinde yo¬ lunu bekledi. Bu mahkemelerin hukuk bilmeyen. Gözü uzaklara takılıyor. Zafer şenliğine tanıklık eden Diyarbakıriı bir ihriyar anlatı¬ yordu: "Esir düşmüş Şeyh Said geliyor diye tellal bağırttılar. mahal¬ lelerde. erguvan rengi dağlara bakıyordu. kendi işleyiş kurallarını kendileri beliriiyoriardı. tribündekilerin gösterisi sırasında. Şeyh Said vakurdu. sadece gülümsemiş. Diyarbakır halkı. Mahkemelerin kuruluş amacı.

Hasan Ce¬ mal'in Kürtler kitabında yayınlanan açıklamasında. Normal mahkemelerin bulunduğu kasabalarda. karara varma hızını kestiği ve "boş yere zaman kaybına neden olduğu" gerekçesiyle avukat "nafile" bulunmuş. 1924-1925. diktatörlüğün kendi yasaları da geçerli değildi. Diyarbakır'da kurulu "ana mahkeme"nin yöredeki bütün olaylara ilişkin davalara baktığı sanılıyordu. Diyarbakır eski Milletvekili Tarık Ziya Ekinci. Hikmet Çerin. 1970'lerde CHP'den milletvekilliği ve Bülent Ecevit hükümetinde başbakan yardımcılığı yaptı. Mustafa Kemale: 'Sıkıyönetim komutanı. isyan sonrası Lice'den ilk idam edilen babamın amca oğlu Ömer oluyor. Lice'de. Başbakan yardımcılığını yürütürken. Savunmasız mahkemeydi bu. onlann ya¬ nında siyasi işlev gören İstiklal Mahkemeleri de iş başındaydı. bu mahkemelerde evrensel hukuk bir yana.. Ucuza getirip bayağı pahalıya sanyorlar. do¬ layısıyla iddianamelerdeki suçlamaları anlamakta güçlük çeken 142 . Hikmet Çetin.' Bu ihbar geri dönüyor. Ekinci şöyle diyordu: "O yıllar. 199rde Demi¬ rci ve Tansu Çiller hükümederinde Dişişleri Bakanlığı. Pek çoğu Türkçe bilmeyen. Şapka inkılabının sonrası.Örneğin. kendi köyü de yakılıp yıkıldı. fa¬ lan zada şapka ticareti yapıyoriar. fazlalık sayılmış ve varlığına son verilmişri. okuması ve yazması olmayan.." Burada bir parantez açmak gerekiyor: Anlaşılıyor ki. Şapka satan tek dükkân var Lice'de: Hikmet Çetin'in amcası Tahir. Ömer de tel çe¬ kiyor Ankara'ya. Lice'deki mahkemenin ilk kurbanının babasının amca oğlu Ömer olduğu¬ nu açıklıyordu. Oysa öyle de¬ ğildi. Daha önceki bölümlerde değinildiği gibi. Hikmet Çetin'in Kemalisdiği. 50 kuruşa alıp 5 liraya satı¬ yorlar. Çalışma temposunu bozduğu. o sırada Avrupa'yı dolaşıp "TC'nin terörle mücadelesine destek" arıyordu. ailesinin "şapka devriminden zengin olma¬ sından" geliyordu.

Cumhuriyet dö¬ neminde. * * * Mahkemelerde görevlendirilen yargıçların hukuk öğrenimi görmeleri şart değildi.sanıklar. savcıydı. hem de "vatan"ın ta kendisiydi. Bu savunmasız mahkemeydi. hukuk diplomasına sahip tek kişi. 143 . Örneğin. Karardan hemen sonra "idamların infaz" yetkisi de mahke¬ meye bırakılmıştı. kurum. İçle¬ rinde. kendi "hukuk bilgileri"yle savunmalanm yapıyoriardı. Resmi kayıtlara göre. Sultan mülkün sahibi dolayısıyla "vatanın kendisi"ydi. hem sahip. ma¬ kam yoktu. ipin ucundaki insanlar yan yana asılıyordu. idam edilerek öldürülenlerin sayısı bir¬ kaç yüz kişiyi geçmezken gayri resmi rakamlar binlerle ifade edi¬ liyor. Sistemin beğendiği. İdamların istatistikleri hiçbir zaman bir araya getiril¬ medi. sivil bürokrat¬ lardan oluşuyordu. asker. "vatanı" savunmak. Osmanlı döneminde vatan "mülk". Sultan'm yetkilerini ele geçiren "güç". kararları kesindi. gücü ele geçirmişlerin muhaliflerini "temizle¬ mekle" görevliydi. ko¬ rumaktı. Gücün atadıklarının görevi. Kararı nasıl ve ne yoldan olursa olsun. O nedenle "Kürt İsyanı" gerekçesiyle kurulan "İstiklal Mah¬ kemeleri" dört yana dağıtılmış ve muhalifleri biçmekle görevlen- dirilmişri. * * Mahkemeler. aynı sonsuz egemenlik alışkanlığı sürüyordu. Mahkemelerin TC genelinde astırdığı insan sayısı bilinmi¬ yor. O nedenle idam ayinleri anında başlıyor. Seid Abdülkadir ve Şeyh Said ile arkadaşlanm "yar¬ gılayıp" astıran mahkeme heyeri atanmış miUetvekilleriydi. itiraz edilecek bir üst mahkeme. yandaşlığına güvendi¬ ği kişiler olmaları yeterliydi. O nedenle mahkeme heyetleri genel¬ likle milletvekilliğine de atanmış kişilerden. Mahkemeler son mercii.

"bir¬ lik" ve "hepsinden önemlisi kuvvet"le açıklıyordu. Ankara'nın belli baş¬ lı meydanında. Bunun. Fransız ihtilalinden sonra başlatılan "terör dönemi"nden esinlenme ve onun bir tekrarıydı. Ankara'nın bitpazarı meydanında salkım salkım asılmış insan manzaralanyla karşılaşıldığını belirtiyordu. korku düzenini. Lord Kinross'un Atatürk kitabında vurguladığı gibi basın. komşu evlerin merdiven basamaklarında bekleşiyorlardı. Lord Kinross. hâlâ otel yerini tutan (daha sonra adı İtfaiye Meydanı olan Hergele Meydanı) yıkık dökük handa kalan Bul¬ gar elçisi Simon Radev bir gece. Fenerlerin ve ağarmaya başlayan günün ışığında asılmış birçok adam görüyordu. sanırım daha yakından görmek ni¬ yetiyle. TC'de yürürlüğe konan korku rejimi." Ankara. Pencere- den bakınca meydanın üç tarafimn darağaçlanyla çevrilmiş ol¬ duğunu gördü. beyaz gömlek gibi bir şey ve buna iğnelenmiş bir kağıt vardı. rejimin gösterilerini şöyle anlatıyordu: "Gösteriler tüyler ürpertici nitelikteydi. herhangi bir manzaradan far¬ kı yoktu. Her sehpanın altında bir se¬ yirci grubu duruyor. Amerikan elçiliği katiplerinden Howland Shaw da. sa¬ bahlan uyandığında. gürültüyle uyanmıştı. aralıksız "karar üret¬ tiği" dönemin Fransız elçisi. Bu sırada askerler öteye beriye koşuşuyor. kayıtlara. "düzen". Paris'e gönderdiği bir raporunda. Hepsi on bir taneydi." 144 . Kağıda adları ve suçlarının ne olduğu karalanmışn. Kinross'a göre. faşizmin temel ilkeleri "kanun". istatistiklere geçmeyen idam edilmişler manzarasıyla "insan mezbahasına" çevrilmişti. sehpaların çevrelerinde oynaşıyor ve hiç kimse pek üzüntülü görünmüyordu. Çocuklar. sabahın erken saatlerindeki bir Ankara manzarasını şöyle anlatıyor: "Sehpalarda sallananların her birinin üstünde. bazıları. subaylar yüksek sesle emirler veriyordu. Henüz sırası gelmeyenler ise suçsuz olduklarını söyleyerek ağlaşıyorlardı.istiklal Mahkemeleri'nin hüküm sürüp.

Oysa o dö¬ nemin tanığı Cizreli bir ihriyar şöyle diyordu: "Sabahlan uyandığımızda. salon "yüksek Türk kültürünü" yaymak için kullanılıyordu. Geride kalan askerierie Ankara'ya varan Örtülü. kollan vardı. bir idamkaran. bütün siyasi muhaliflerini susturmuş olmak¬ la övünecek durumdaydı. Kinross anlatıyor: "Mahkeme yargıçları saygıdeğer kişilerdi. çatışma çıkıyor. emirle "yok" sayılabiliyordu. Muhsin Örtülü adındaki bir teğmen. haydudarca yolu kesiliyor. biriiğiyle biriikte Anka¬ ra'ya "intikal" emrini alıyor ve yola çıkıyordu. Mahkemenin toplanmadığı zaman¬ lar.. Dua et¬ mekten başka. istasyonda devlet töreniyle uğurlanıyorlardı. TC kuruluşundan bir buçuk yıl sonra. Onlann çabaları sonucu. Cizre'de idamların yapıldığı resmi kayıdarda yok. sonrasını anlatıyor: 145 . askerierini ölümden ko¬ ruyamadığı gerekçesiyle suçlu bulunup ölüm cezasına çarptırılı¬ yordu.. Türk Ocağı salonunda top¬ lanıp kararlarını üretiyordu." Isriklal Mahkemeleri'nin "adaleti" değişkendi. toplantı ve özenle hazırlanmış gösterileri izliyoriardı. il ve ilçelerde şubeleri. Onlar için bir şey yapamıyorduk. Yargı için ülkenin başka yerlerine gittikleri zaman. idam gününü beklemek üzere Ankara kalesindeki hapishaneye kaparilıyordu. İstik¬ lal Mahkemesi tarafindan yargılanıyor. Fakat. insan asıyordu. Hukuk geçerii olmadığı için. "Şark İstiklal Mahkemesi"nin ana "karargâhı" Diyarbakır'daydı. Genç teğmen. Ama öteki illere.istiklal Mahkemeleri'nin." Ankara'daki istiklal Mahkemesi. bölgesel merkezlerin dışında. Boğazlayan'da. gazeteci Erdoğan Örtülü. meydanın asılmış insanlarla dolu ol¬ duğunu görüyorduk. ilçelere da¬ ğılmış kollan da idam kararlan üretiyor. Oğlu. Türk büyükleri yan yana sıralanarak konser. bazı askerier ölüyordu.

Ali Saib Ursavaş. oğlu ve ar¬ kadaşlarını astırmak olmuştu. Revanduzlu bir Kürt'tü. sonra babayı asıyorlar¬ dı" diye anlatıyordu. Kürtçe bildiği için mi mahkeme heyetine dahil edilmişti bilin¬ mez. bir gün dönemin Adalet Ba¬ kanı hapishaneyi geziyor. İs¬ tiklal Mahkemeleri'nin dehşetini. Üye Lütfi Müfit Özdeş. Zenginliği nedeniyle daha sonra yolsuzlukla suçlan¬ dı. eski vali ve Atatürk tarafından atanmış Denizli milletvekiliydi. Mahkeme Başkam Mazhar Müfit Kansu. Özdeş 1940 yılında öldü. Adana ovasında bir çiftlik satın almıştı. Suriye'den gelen bir tanıdığı. Rütbesini." Necip Fazıl Kısakürek. "Kürt Feryadı" adındaki yazısında. Atatürk'e muhafiz yapıyorlar. sanıklara karşı acım3<^ızlıkta en ateşlilerdendi. üniforma¬ sını geri veriyorlar. bağlılığını inandırıcı bi¬ çimde gösterince affedildi. "Beraber mahkûm olmuşsa. Atatürk'le görüşüp hizmederini anlatıp. Babama suçunun ne olduğunu soru¬ yor. eski asker ve Kırşehir milletvekiliydi. ön¬ ce oğulu idam edip babaya seyrettiriyor."Babam idam gününü beklerken. Bakan. babamı dinledikten sonra. Babamı hapishaneden çıkarıyorlar. Zamanının çoğunu bura¬ da geçiriyordu. fakat sayılı arabanın bulunduğu o dö¬ nemde tenhacık bir caddede trafik "kazasf'nda can verdi. o da kendini entrikanın ortasında buldu ve soruşturmaya uğrayıp yargılandı. ilk icraatı. 12 Nisan 1925 tarihinde iş başı yapmış. "maaşından biriktirdiği paralarla" zengin olmuş. Ama. Ama edindiği servetin üstünde. Seid Abdülkadir. Diyarbakır'daki "Şark İstiklal Mahkemesi". uzun bir ömür sürdükten son¬ ra 1969 yılında öldü. Kurulun hukuk fakültesi mezunu tek üyesi olan Savcı Ahmet Süreyya Örgeevren Büyük Ada'da köşk satın alacak kadar zen¬ ginleşmişti. 146 . daha sonra Atatürk'e suikast hazırlamakla suçlanınca. Ali Saib. 'böyle saçma şey olmaz' diyor. 1930'larda.

Büyükada'da merhum bir mareşalin muhteşem köşkünü satın almıştı. tek ziyaretçile¬ ri. İstiklal Mahkemeleri'nin öteki yüzünü şöyle anlatıyordu: "Savcı Süreyya Örgeevren. fenalıklar isnat ediliyor. Hele İstiklal Mahkemesi'nde. fazla olarak 50 bin ahım vardı. Savcı. Şark İstik¬ lal Mahkemesi Başkanlığı'ndan Ankara'ya 60 bin altınla geldi. Şeyh Said İsyanından sonra. aileleri ve dünya¬ dan tecrit ediliyor. ne ka¬ dar baba-oğul varsa. mahkeme heyetinin üyeleriyle. "İçerdekilerin" dünyaya açılan tek pencereleri. 500 altına bir kelle alınıp satılıyordu. Bu hususta feryadı figanlar zerre kadar kan kalbine tesir etmezdi. kimseyle görüştürülmeden ayrı ayn hücrelerde tutuluyorlardı. baş ziyaretçileriydi. Bu surede Ali Saib. Bir kısmını da İstiklal Mahkemesi'ne gönderdiler. Şark istiklal Mahkemesi Savcısı Süreyya Örgeevren ise. Şeyh Said ve arkadaşlanm yargılamış. evvela babanın gözü önünde oğlunu. 1964 yılında ya¬ yınlanan "hatıra"larında. haklarında hüküm vermişti. İsmet Paşa'ya güvenenlerle güvenmeyen¬ ler ve korkudan kaçıp da oy vermeyenlerin hepsinin akraba-ı ta- lukatı sürgüne gönderilip uzaklaştırıldı. Şark mebuslarından. Savcı Ahmet Süreyya Örgeevren. Yalan ve yakıştırma kampanyası ma¬ kineleri çalıştırılıyor.* Rejim tarafından beğenilmesi nedeniyle. sonra babayı asardı. ŞEYH SAİD DAVASI Şeyh Said ve arkadaşlan askeri cezaevinde. açık artırması) yapılıyordu. gardiyan askerlerdi. Ve netice olarak Doğu illerinde kulplu ve kulpsuz altının kökü kesil¬ di. gerçekmiş gibi işleme tabi tutuluyor ve kişiler ceza¬ landırılıyordu." Bu heyet. Jurnali (ihban) hazıriayan başkomiser ile İstik¬ lal Mahkemesi üyesi Ali Saib'in çete arkadaşı Aşkotanlı Paşo'nun da. Elazığ'da kelle mü¬ zayedesi (pazan. 1950'ye kadar ara¬ lıksız milletvekili atanan Vanlı ibrahim Arvasi. dünyada görülmemiş kötülükler. gün 147 .

Savcı. haysiyetiydi. "Söz". Kendilerine verilen sözler buharlaştığında artık çok geçti. baharda onu. Binbaşı Kasım'ın. ikili görüşmeler yapıyordu. Hatta mahkeme heyeti. idam edil¬ meyeceğine inanmaya başlıyordu. onursuzluktu. "dostluk ziyaretlerini" ve Şeyh Said'le yaptığı görüşmeleri uzun uzun anlatıyordu. "Kürt sorunu vardır" deyip bu konuları deştikleri tak¬ dirde. Örgeevren 15 Nisan-26 Temmuz 1957 tarihleri arasında. Şeyh Said bile. ardından ülkesine.boyu hücreden hücreye geçerek. "mahkeme¬ den çıkıp. Savcı. Ölüm yolculuğuna çıkar- 148 . "Dünya" gazetesinde tefrika edilen anıla¬ rında. Savcıya göre. Savcı. en birinci çıkış yolu siya¬ si savunma yapmamak. huzur içinde evlerine gitmeleri için" ne yapmaları ge¬ rektiğini de öğütlüyordu. istemeyen namazım da kılmıyordu. Zaten kendileri de farkındaydı. Kürt sorununu ağza almamaktı. köyüne dönebilecekti. yerine "dinsel düzen kurma ve Sultanlığı ihya" amacını monte ediyorlardı. Kolhisar köyünde ziyaret edecek ve vereceği kuzu ziyafetine katılacaktı. Onun için "olmayan Kürt sorunundan" söz etmeleri halinde "yu¬ karıdakiler" kızabilir. Şeyh Said. onların iyiliğini düşünen Türk büyüklerinin şefkatlerini esirgeyebileceklerini ve hiç düşünülmediği halde idam cezasına çarptırılabileceklerini anlatıyordu. söylemlerinde ulusalcılık bağlarım koparıp. kurtuluş umuduyla. mahkemeden sonra. sanıklar. İsteyen orucunu tutuyor. dolayısıyla hayatları tehlikeye girebilirdi. teslime ikna için "bana na¬ mus sözü verdiler. böylece ölüm yolcularının savunma ve söylemlerini hü¬ kümet bildirisi paraleline çekmeyi başarıyor. Kürt so¬ rununu isyan nedeni olmaktan çıkarıyor. Kürtlerin hiçbir sorunu yok¬ tu. "dosduk" ziyarederinde bulunu¬ yor. Verilen namus sözüne göre Şeyh. birkaç ay Edirne'de sürgün yaşayacak. mahkeme he¬ yeti üyelerinin dost ziyaretlerinde de dinleye dinleye. idam sehpasına yürüyordu. onların "iyiliğini düşünen" adam olarak. Verilen sözde durmamak. idam edilmeyeceksin" sözlerini. Kürtler nezdinde tanrı buyruğu kadar kutsal ve onursallık kadar bağlayıcıydı. halkının arasına. Kişinin şerefi.

26 Mayıs 1925 Salı günü Seid Abdülkadir'in "yargılandığı" sinema salonunda başladı. "Durumu şüpheli" görülen insanlar. * * s Mahkemelerin "aleniyet" (halka açıklık) göstergesi izleyicile¬ rin salona alınıp yerieştirilmesinden sonra tutuklular getiriliyor¬ du. Kürderin ve Müslümanların yeşil bayrağına karşı. sinema kamerasıydı. De¬ kor aynıydı. "Hani ya şe¬ ref. kav¬ şaklar silahlı askerlerce tutulmuş. * Şeyh Said ve arkadaşlarının davası. arka sıralara. sahnenin ortasına. duruş¬ mayı başından sonuna kadar filme alıyordu. semte yaklaştırıl¬ mıyor. yollar. bir ay sonra mahkeme önüne çı¬ karıldılar. Türk bayraklarıyla süslen¬ mişti. birkaç kat artırılmış. Kürt köylüler arka sokaklara sürülüyorlardı. Lord Kinross anlatıyor: "Şeyh Said ve suç ortaklan. 149 . Seid Abdülkadir'in duruşması sırasında alınan ön¬ lemler. Mahkeme heyetinin sıralanıp oturması için. yanm ay biçi¬ minde yüksekçe bir kürsü inşa edilmişti. Salondaki tek fark. "yargılama"nın olduğu sinema salonu ise etten ve silahların çeliğinden oluşan bir duvarın ardına alınmıştı. Bütün mahkeme üyeleri parlamento üyelerinden ku¬ rulmuştu. Bunlar. Bir alıcı makine. açık bir protesto niteliğinde. Diyarbakır'daki devlet görevlile¬ riyle yakınlan arasından özel olarak seçilmiş sivil giyimli "izleyi¬ ciler" yerleştirilmişti. Yargılamanın halka açık olduğunun göstergesi olarak. Şehir.ken. Yukarıda kalan sahne. namus sözü vermiştiniz?" diye bağırıyordu. sıradan insanlar için ürküntü vere¬ cek boyutta abartılmıştı. birkaç kat kuşatılmış. Ama mahkemenin "adil ve usulüne uygun" işlediğine ilişkin görüntü unutulmamıştı." Dışarıda. kırmızı-beyaz Türk bayrağı¬ nın altında yer almışlardı. söz verenlere nafile yere "kavf'lerini hatırlarip.

film kamerasının ışıkları onu hedeflemiş. gözakları sürmeliydi. izliyordu. Askerler. Yargıç. "kriminal bir suçlama" niteliğin¬ deydi. Rahatsız¬ lığını belli eden kıpırtılar dalgalandı yüzünde. ayakları prangalıydı. İşıktan rahatsızlanmıştı. Prangalar çözülüyordu. ama nedeni açıklanmıyordu. 150 . Şıktı. O arada öteki sanıklar da getirilmiş. Zincir şakırtıları ve kilitte dönen anahtar sesleri duyulmaya başladı. ileri yaşına rağmen dinç ve huzurlu görünüyordu. Şeyh Said öliim yolcuları¬ nın başında salona alınıyordu. şalvarı ve Halep işi kırk düğme¬ li yeleği.. Adım attıkça.Mahkemeyi anlatan tek resmi belge niteliğindeki Behçet Ce¬ mal'in Şeyh Said İsyanı kitabına göre. soru sorarken olağanüstü kibardı. Gözleri kısıldı. salona doldurulmuş sanıklar sandalyelere oturdular. Bir süre sonra da gözleri ışığa alıştı. iddianamenin okunmasından sonra sorgu başladı. Şeyh Said. Gösterilen yere geçtiğinde gür ışıklar göz¬ lerinin içine dolmaya başladı. İddianamenin so¬ nunda isyanm amacı "din siperi akında irticai bir bölücülük ha¬ reketi" olarak tanımlanıyordu. ellerinde¬ ki anahtarlarla koşuştular. Kalabalık isyancı grubuna ilişkin iddianame kısaydı.. sorguda ilk sıradaydı. arkasına di¬ zilmişlerdi. Dalgah. Mahkeme Başkanı'nm "oturun" demesiyle. yaşlı Şeyh'in bilekleri kelepçeli. Sarığı apakri. Salona girdiği andan itibaren. Şeyh. İsyanm iç ve dış kışkırtma¬ lar sonucu meydana geldiği de anlatılıyordu. » Kimliklerin bir kez daha saptanmasından sonra iddianame okunmaya başlandı. İddianamede. Omuzlarını örten harmaniye. Etten ve çelik namlu ile askerler¬ den oluşan duvarları aşıp kaçacağından korktukları için mi bilin¬ mez. kaşları çatıldı bir an. Siyasi içerikten uzak. renk uyumu içindeydi. ak sakalı kmah. iki yanına. pranganın zinciri beton zeminde şıngırdayarak ses çıka¬ rıyordu. bütün dünyanın bildiği bir isyanın çıkriğı anla¬ tılıyor.

Kitaplarda gördüm ki. müskirat gibi durumları yasaklıyor. Piran'da bir olay oldu. Yargıç nerede. Allahu- taala'nın kaderi beni bu işe düşürdü. Özellikle kıyamın nedenim söyleyiniz. imam şeriattan saparsa isyan vaciptir. Hiç olmazsa bir kısmının uygulanmasını isteyecektik. Amacınız ne idi? Kitap. Bunu isyana ilişkin sorular izledi. Şeyh Efendi] Piran'a gelmeden önce. Şeyh Efendi. tutanakların açıklanan kıs¬ mından özetleyerek sunuyoruz: "_ isyan hareketini nasıl düşündünüz? Size ilham mı geldi? Haşa. bir daha çıkamadım. Demek ki siz. onları bırakın. Bir daha içinden çıkamadım. Şer'an vaciptir deniliyor. kıyam vaciptir diyor. Bu halin imamdan kaynaklanmasına bir Müslüman isyan eder mi? Benim niyetim böyle değildi. Öyle ki. Hepimiz Müslümanız. din meselesinden do¬ layı kıyamı düşünüyor muydunuz? 151 . Seriye şartlannı uygulamazsa dedim. Hükümete şeriat sorununu anlatmak iste¬ dik. Yargıç¬ la Şeyh Said arasında geçen diyalogu. Bu¬ nun şartı yok mu? Şartım bilmiyorum. Sonra sekiz tanesi¬ ni bırakmış. Halbuki ben teğmene üç defa fica ettim. ikisini tutuklamışlar. Olay patlak verince ben köy¬ den çıknm. ayaklanma başladı. ısrar etmeyin dedim. bu manzaraya tanık olanlar. Buyurdunuz kİ. onu saygın yere oturtan deyimlerle konuşuyordu. Sonra işin içine köylüler kanştt."Siz" ya da "Şeyh Efendi" diye hitap ediyor. ne zaman ve kimin yanında öğrenim gördüğü¬ nü sorarak işe başladı. Bu da bana mal edil¬ di. Kitap. Çanşma çıktı. Kürt ayırımı yoktu. şeriattan sapma olduğu için kıyam ettiniz. Türk. rahadıkla "Şeyh biraz sonra buradan çıkıp köyüne dönecektir" diye düşünebilirdi. zina. Adamlar nikahlan üzerine yemin etmişler. içine bir düştüm. ilham gelmedi. imam şeriattan saparsa isyan vaciptir. cinayet.

Kimseye bir şey söylememiştim. Zamanımız olsaydı. Fakat. muhare¬ beyi itna etmez mi? Kitap öyle diyor. Bu kıyam vaciptir buyurdunuz. Yunanlılar memleketimizi işgal ederken. istemediler. hiç olmazsa günahkâr olmayız dedim. Müslümamn Müslüman üzerine 'kıtal' göndermesi caiz mi? Evet. öyle mi? İmam eğer şeriatı uygulamazsa dedim. Piran olayı çıktı. Fakat savaşla değil. O zaman çok perişandık. isyanı kimlerle nerede hazırladınız? Önceden hazırlık yoktu. Şeriat uygulanmadığı için isyanı çıkardınız. Piran olayı ile alevlendi. kader beni Piran'a sürükledi. bu. nasıl birbirinin üs¬ tüne sevk ettiniz? Hazreti Ali'nin savaştıkları da Müslüman değil miydi? Yi¬ ne kardeş kahrlar. Küfar Kur'anı çiğnerken ci¬ hat nedir? O da cihatur. Bu savaşta muha¬ cir. durmazdık. Niçin yapmadınız? Bu konuda önce bilimsel tartışmalar yapayım dedim. fakirdik. Oğlunuz istanbul'da isyan olayını kimlerle konuştu ve size ne haberler getirdi? isyan meselesini istanbul'da işitmemiş. topladığınız o 4 bin kişi ile üsderine yürümediniz. Balkan savaşına katılmak istedik. Müslümanlar kardeş olduklarına göre. Biz de içi¬ ne düştük ve işe başladık. şeriata göre is¬ yanın gerekçesidir. 152 . birbirinin kardeşidir. Beli.Kalbimde düşünüyordum. broşürler yazıp meclise göndererek. İmama kıyam etmek. önünü alamadık. isyan meydana geldikten sonra. Oğlunuz Ali Rıza istanbul'dan geldikten kaç gün sonra isyan oldu? Yaklaşık bir ay sonra. Ben Lice'ye geldim. Müslümanların kardeş olduğunu söylediniz. farzdır. yasaların şeriata uygun düzenlenme¬ sini istemeyi düşünüyordum. Hatta Halit Bey'in tutuklandığını Erzurum'da oğlundan duymuş.

istanbul'a ne amaçla gitmişti? Halep tüccarlarına mal satmıştı. . belki akı ay sonra olurdu. olunca da ben başına geçtim. Jandarma görevini yapıyor diye bütün halkı ayağa kaldırı¬ yorsunuz. Ben boş değilim. inkâr edemem. irade de var. bu isyan çıktı dediniz. bunlar teslim ol¬ mamak için yemin etmiş. Jandarma geldi. Oğlunuz istanbul'dan döndükten sonra nerede buluştu¬ nuz? Şuşar'da. size ne oldu da halkı ayaklandırdınız? Ben köyden çıktım. gittim. herhalde şeriat şöy¬ le böyle olmuş diye bir şeyler söylemiştir. bence bir şey yoktu.Vurdular diye. Jandarmaya. Jandarmalar olmasaydı. İsyanı tek başınıza başlatnğınıza inanmıyorum. adam vuruldu. 01ma-saydı. Yahut olmazdı. Herhalde sizi teşvik edenler vardır. siz ısrar ediyorsunuz. belki olmazdı. Jandarma vurulmasaydı. Benim de dahlim var. istanbul'da Hınıs Kürtlerinden birine misafir olmuş ve Se¬ id Abdülkadir Efendi'yi ziyaret etmiş. Her şeyi kaza ve kadere mal ediyorsunuz. Sizin iradeniz yok muydu? Hayır.Oğlunuz İstanbul'dan geldikten sonra. isyanın nedeni jandarma değildir. Nasihatinizden sonra bir şey oldu mu? Vuruştular. kitapla belki bir sene sonra olur¬ du. akı ay sonra olurdu değil mi? Hayır. Propagan¬ dalar. açıklamalar yapılıyormuş. Allah kader saydıysa olurdu. yapmayın de¬ dim. Ayaklanma koptu. Ayaklanma oldu da. Jandarma meseli düşüncelerinizi eyleme dönüştürdü. Şeyh Efendi. kitapla görevimi yapacaktım. Hayır. 153 . jandarma olmasaydı. ondan sonra mı başına geçtiniz? Ben Darahini'ye gelmeden önce muhasara başlamıştı.

Bunları isteyelim dedim. Bit¬ lis işgal olmuş diye haberler geliyordu. Mektuplarınızda. Ne postamız. Yani ümitvardınız? Ümitvardık. Ama kendisini hiç tanımam. ne de dışardan teşvik eden yoktur. Fakat bazı kimse¬ ler istedi. Nakip Cemil Paşa¬ lar şeriata meyyaldardır diyorlar. 'Emirülmücahidin' kullanıyorsunuz. Din kalkmış. ne de irtibanmız vardı. İn¬ san kendi kendine Emirülmücahidin adını alır mı? Emirlere. Alamayacağınızı bildiğiniz halde neden hücum ettiniz? Birkaç savaş olmuştu. 'Emirülmücahidin' yazıyordum. Hariçten dediğim ecnebilerdir. düşünce sa¬ hiplerini göreyim dedim. Yalnız halkın çoğunun dine eğilimli olduğunu biliyorduk. Büyüklüğü ken¬ dime layık görmedim. Darahini'ye hücum etmişlerdi. Hiçbir şey yokken. Sonra yalan olduğu or¬ taya çıkıyordu. Zaman kalmadı. 154 . Bilim adamlarını. Böyle önemli bir istihbarat araşnnlmaz mı? Haddi hesabı olmayan yalanlar da söyleniyordu. Fakat olmadı.Ne içerden. Bunlarla görüştünüz mü? Görüşemedim. içerden bilgi alıyor muydunuz? Diyarbakır içi ile bilgi alışverişimiz yoktu. Sonra Hadimülmücahidin'i kullandım. işittiğime göre. Öyle ümit ediyorduk. Bu olay meydana geldi. maneviyat unutulmuştu. Seninle birlik olur diyorlar. Cemil Paşazadeler ve Necip Bey neye eğilimliydi? Ben kimseyi tanımam. Muş. Başarı Kürderde idi. benim fikrimde vardı. . Alacağınıza inanarak mı Diyarbakır'a hücum ettiniz? Diyarbakır'a hücum taraftarı değildim. bu kadar ümmet-i Muhammed'in kanı¬ nı dökmek caiz mi? Zaten olmuştu. Halktan ümitvardık. Demek ki ayaklanma ve isyanı yalnız zat-ı aliniz düşündü¬ nüz? Evet. Yine öyle olur sandık. Kimler? Hanili Halit Bey taraftardı.

Bu kadar askerin hızla gönderilebileceği¬ ni sanmıyorduk. Diyarbakır'dan sonra hükümet tekliflerinizi kabul etme¬ seydi. Palu'ya kadar gidebilirsin dedim. isyandan önce hükümete başvursaydmız ya! Vaktimiz olmadı. Şeyh Hasan'ı da Kiğı cephesine verdim. Milletvekillennm büyük kısmı dindardır. öyle mi? Beli. muhtarlar. Kumandanlar. Şeyh Hasan burada yoktur. Benim düzenli ordum yoktu. Şeriat kurallarını uygula¬ ma idi. çekip gidecektiniz. aşiret mensuplarıydı. Melekanlı Şeyh Abdullah'ı Gırvas ve Muş cephelerine tayin ettim. Türkiye Cumhuriyeti askerleri. Müslüman askerleri bizi t u- mahvederler diye düşünmediniz mi? Bu kuvveti size veren nedir? Kanıtımız yoktu. Sonra anladınız. 155 . Diyarbakır'ı aldıktan sonra ileri gelenlerle toplanıp.. Ben ne başkanlık kabul ederdim. Fetihten sonra bağımsız bir Kurdistan krallığı ilan edecek¬ tiniz. hicret isterdik. öyle mi? Sonucun nasıl olacağını düşünmedim. Başka kimdi kumandanların? Gazik cephesini de Şeyh Şerife vermiştim. şimdi anladım. günah bizden gider.. ne de elimden gelirdi. nasibimiz p tarafa gelmişti. Kim yazmış bilmiyorum. Hicret izni verme¬ seydi. medreseleri açarlar dedik. hükümetle müzakere yapacaktık. fetih deriz. Hükümet taleplerinizi kabul etseydi ne olurdu? Günahtan kurtulurduk. ağalar. Odur. Bir mektubunuzda 'fetih' kelimesini kullanıyorsunuz.Elazığ'a saldıran kuvvetlerin komutanı kimdi? Şeyh Şerifi tayin etmiştim. Hükümet is¬ teklerimizi kabul etmeseydi. otururduk. Evimizde otururduk. An¬ lamı ne bunun? Her neresi ahnırsa. Diyarbakır'ı alma amacınız ne idi? Rızkımız. Buradaki bildiriyi biliyor musunuz? Ondan haberim yok. isteklerimizi kabul eder. öyle mi? Krallık bizim niyetimizde yoktu.

156 .Bu isyanın esası nedir? Esasını kime atfedeyim? Lice'ye yazdığınız mektuba göre önceden düşünmüşsünüz. Fakat patladı. Türk askerlerini Müslüman askeri olarak mı gördün. Ben önce vardım. isyan ettiğin zaman. Bunlar yapılmıyorsa. dediniz.. isyandan iki ay önce çıkıyor.. imza da benim değildir. Memleketinizden hangi ayda çıknnız? Kununi Evvel'de (Aralık) çıktım. yazın ya da sonbaharda çıksaydınız. sonra isyan ediyorsunuz? Evet. Eğer düşünülmüş. Yerler müsaitti. fakat tehlikeye atılan benim. İslam içinde sizden bilgin yok mu? Varsa neden sadece siz düşünüyorsunuz? Alim elbette çoktur. planlanmış bir şey varsa zaten biliniyor. nasıl Diyarbakır'a hücum ettiniz? Her¬ halde bunlar önceden düşünülmüş. Padatmak niyetimizde yoktu. karar verilmiş şeyler. Allahutaala'nın kaderi ol¬ du. isyana kadar ne kadar zaman geçti? İki aydan fazla zaman geçti. Ben içinde idim. O olay oldu. Odun. Kışın iş yok.. Oğlunuz Halep'ten geçiyor. malından korkuyorlar. Sizin durumunuzda olan (yaşlı) biri. Fakat canın¬ dan. O ifade za¬ ten benim değildir. kışın en şiddetli zama¬ nında çıkar mı? Günde üç saatten fazla gitmiyorduk. İsyana ben karar verdim. ziraat ve ticarede meşgulüz. onlar neden talep etmiyorlar? Ne kadar ehli şeriat varsa hepsi talep ediyor. O yazı benim değildir. Bu havalide sizi tanıyan kimse olmadığına göre. Bunların içinde alimi ve cesuru sen misin? En alimi ben değilim.. fikrimde vardı. sizin için da¬ ha iyi olmaz mıydı? Yazın. ateş çoktu. İlkbahar. yoksa kafir askeri mi? Müslüman askeri olarak telakki ettim.

O geldiğinde ben çıkmıştım. Kendisinden ders okumuştum. fikrim bunu kabul edemiyordu. Eğil'e gittim. parasını aldı. Birkaç sa¬ at kaldılar. isyandan kırk gün önceydi." 157 . Kürt mü? Türktürler. Size söyledi.. Dinimize çalışalım dedim. Diyarbakır'a girmeyi başaramadınız. 'Bir Kurdistan kurmak üze¬ reyiz' dedi. Bidisli Yusuf Ziya Bey geldiği zaman ne görüştünüz? Yusuf Ziya'yı tanırım. onlar katıldılar. Diyarbakır'a neden hücum edildi. Lice'ye gitmeye niyetim yoktu. evlerine gönderdim. Bunlar Türk mü. Baharda Hınıs'a gelmişti. Darahini'ye geldik: Licelilerin karşılamaya geldiklerini gördüm.Ticaret için Halep'e gitmişti. Oralarda bazı kimse¬ lerle görüştü. Sizinle beraber isyan ettiler mi? Tutan tutuyor. Siz de Di¬ yarbakır yolumuzun üstüne düştü. Hamit Ağa. Bit¬ lisli Haydar Efendi. Ondan sonra ne gibi harekâtlarda bulundunuz? Çabakçur'a. tutmayan tutmuyordu. Öyle midir? Diyarbakır yakın vilayet olduğundan. Kürt Teali Cemiyeti'nden haberiniz olmadığını söylediniz. Bana gelmişti. cephane çok olduğu için. Çay içip gittiler. Ramazanda idi. Orada meseleyi açn. Benim köyüme geldi. Halep ve istanbul'a ticaret için gitti. Ondan son¬ ra Kürtlere izin verdim. Yusuf Ziya Bey'in Muşlu Reşit Bey'le ziya¬ rete geldiğini söyledi. Muhaldir dedim. bilhassa cephane almak için buraya girmek istedik. Hacı Hüsnü Efendi vardı. Şuşar'da buluştuk. Ergani'de kimler vardı? Şevket Efendi. İstanbul'a gitti. dediniz. Ma¬ den ve Ergani'nin işgalini orada duydum. Ergani taraflarında Türkleri de davet ettim. diye soruldu. Parasını İstanbul'a poliçe ver¬ mişlerdi. Türklerle neden ilişki kurmuyordunuz? Eğil. Siz de ayaklandınız..

sırlan saklayacaklarına dair yemin et¬ tiklerini söylüyor ve "yemin o kadar müthiştir ki. Örneğin hareketin önde gelenlerinden Hanili Salih Bey. Albay Halit Bey ve bazı yakın çalışma ar¬ kadaşlan. siyasi cephede komitelerle çalışıyordu.* Şeyh Said'in sorgusunda. Kasım. yemin edenin kafasını kesseler. Kürdistan'ın bağımsızlık ve özgürlüğü için kuru¬ lan örgüte üye olanların. isya¬ nın planlama değil. Nitekim mahkemede dinlenen Binbaşı Kasım da. hiçbir siyasi akımdan haberli ol¬ madığını. Binbaşı Kasım." Kasım Ataç. "Kürt sorunu"na dokunulmuyordu. örgüt siyasi ve dini olmak üzere iki ana kola ayrılıyordu. Kasım'ın anlatımına göre. dine karşı girişilen kısıdamalar ve medreselerin kapatılmasına tepki olarak doğduğunu söylediler. Şeyh Said'den sonra sorguları yapılan öteki sanıkların hemen tümü. ilk destek sözünün Kanireşli (Kariıovalı) Kamil Bey'den geldiğini beürtiyor ve şu açıklamayı yapıyordu: "Asıl sebep Kurdistan istiklali (özgürlüğü) idi. Siyasi cephenin önemli liderieri Halit Bey. üzüntü sonucu birdenbire doğduğunu söylü¬ yordu. kararını doğru bulmadığını yüzüne karşı söylediğini belirtiyordu. Şeyh'le evinde buluşup konuyu tartıştıklarını. Şeyh Said ise dini cephedeydi. Oysa. benzer sözlerle. Siyasi cephe gizliydi ve çahşmalarında daha çok hücre esası geçerliydi. söylemezler" diyordu. Kürtle¬ re en azından özerklik verilmesi amacıyla isyan ettiklerini söylü¬ yordu. 158 . Şeyh'in köyünden ayrılarak halkı isyana hazırlayan toplantılar yaptığını. isyanın planlı olmadığını. Kerem Bey. Şeyh Said'in bağımsız Kurdistan hayaliyle isyana karar verdiğini söylüyordu. din uğruna tepkicilere katıldığını. fakat tepkinin genel isyana dönüşebileceğini hesaplayamadığını söylüyordu. Dini alet etti¬ ler. Halit Bey'in tutuklanmasından sonra. Yusuf Ziya Bey ve Hacı Musa Bey'di. ayrıntılar hariç. Kürdük dahil. Salih Bey. yakalandıktan sonra Varto'daki ilk ifadesinde. Esas maksadarı istiklal elde etmekti.

sorgulama ve sa- vunmalaria. acelesi varmış gi¬ bi hızlı çalışıyor. Kürt isyanını. bağımsız Kurdistan kurmayı amaçladıklarım. "benim katkımla yakalandı" dediği Kayınbabasından sonra ikinci sırada¬ ki kişi olarak 47 idam mahkûmu arasında yer alıyordu. hemencecik karar biçi¬ liyordu. yakın tarihte yaşanan ve Osmanlı'dan kopma başansına erişen Arnavutluk. isyancıların. Onlarla biriikte ipe çekilenlerden bazdan. Seid Abdülkadir. TOPLU İDAM KARARI Diyarbakır'daki "Şark İstiklal Mahkemesi". "elindeki iş"i bir an önce bitirmek üzere. Savcı Ahmet Süreyya Örgeevren. İlk "temizlikten" sonra. yine görev başındaydı. Şeyh Said'in yakalanmasında yardımcı olduğunu söyleyerek bera¬ atini istiyordu. Bosna-Hersek ile Arap ihti¬ lallerine benzetiyordu. Şeyh Abdullah. Fakat. 27 Haziran 1925 tarihinde. daha sonra da savaşa katılmadığını belir¬ terek beraatini istiyordu. ama niyetlerini din perdesiyle örttüklerim söylü¬ yor. kanıtların aranıp bulunması iddianamenin hazırlanıp okunması. oğlu olaylara kanşmamıştı. sanıklardan her birinin geçmişi ile son yapriklarım uzun 159 . Fakat söyledikleri dikkate alınmıyor. Şeyh Abdullah. ek olarak geçmişte Ruslara karşı sa¬ vaştığım anlatıyordu. bu davetin eski bir dostluktan kaynaklandığını. idam edilmesi. Savcı. hiçbir eyleme katılmamış. davanın "esası" hakkındaki görüşlerini açıkladı. ancak siyasi bir ko¬ nunun konuşulmadığını. "aynntıya" inmeye zaman yoktu. olaydan bir ay önce Şeyh Said'i evine davet ettiğini. "esası" anlatırken. Zamanı durduran hız. İdamına karar ve¬ rilen 47 kişi hakkındaki araştırma. toplu idam kararlan "üretiyor"du. Gerekenin yapılma¬ sı için "teslim edilen" insanlar hakkında. soruşturma. Şeyh Said'in damadı ve doğu cephesi komutam Şeyh Abdullah. sıradakiler Şeyh Said ve arkadaşlarıy¬ dı.Salih Bey. son ana kadar bir Kürt isyanının padadığından bile haberii değildi. topu topu bir aylık bir zamana sıkıştı¬ rılıp tamamlanmıştı.

sükûneti bozmayın!" diye bağırıyor. Sanıklar bölümü karmakarışık¬ tı. can almaya adanmış biri gelmişti. Çünkü. askerler süngülerini doğrultup. Mahkeme öğle yemeği için duruşmaya ara verdi. Her zamanki masaya. ne dedi bu adam?" diye soruyor. Türkçe bilmeyenler. kimileri de verilen "namus sözü"nün yerine getirilmemesinden yakınıyordu. Oysa. Türkçe bilenlere. Şimdi. Hücrelerine dostane ziyaretler yapıp öğütler veren adam gitmiş. O yüzden kimileri yakın akrabası aleyhine tanık¬ lık bile etmişti. elindeki listede yer alanların "idam ceza¬ sıyla tecziyesine" diyerek sustuğunda öğle olmuştu. Dünkü "dost". Türkçe bil¬ meyen ölüm yolcularından çoğu. Telaşsızdı. kaderleri tersine dönmüştü şimdi. savcının ne deyip. olağanüs¬ tülüğü sezinlemiş. Yerinden doğruldu. "idam edilmemizi istedi" yanıtını alınca onlar da öfkeyle söylenenlere katılıyordu. "susun. daha birkaç gün ön¬ cesine kadar küçük birer cezayla kurtulacaklarını inandırarak anlatan kişiydi. sakin görünen tek kişi Şeyh Said'di. boyunlarına ip geçiren bu adam. gücün öf¬ kesini üstlerine sıçratmaktan korktukları için mi bilinmez. bu¬ gün canlarının alınmasını istiyordu. Her ağızdan bir ses çıkıyordu. Esir düştüğünden beri. savcının takla atan tavrı karşısında şaşkınlık içindeydi. uzak duruyorlardı. heyecansız. bitişikteki yemek salo¬ nuna yürüdü.uzun sıralıyordu. Kimileri oyuna getirilip tuzağa düşürüldüklerini söylüyor. bakışını üstüne çekmek için bile çırpınan yol arkadaşlarından bazıları. "kavi ile kasemlerinde" böyle bir şey yoktu. Savcı. Bu yüzden şaşkınlık büyüktü. yine her zaman olduğu gibi tek başına oturdu. Karışıklık sürerken. onu görmezlikten geliyor. haklarında ne istediğini anlamamışlardı. yalnızdı. 1 60 . Süngüler arasında. Anlayanlarsa. onları susturuyorlardı. Ölüm tutsakları içinde. Bir zamanlar. "ne oldu. yerine.

başkan tutuklulara tek tek. Öfke¬ sinin nedeni. ardından öteki sanıklara son sözlerini sordu. Mahkeme boyunca. yanı başında bekleyen askerlere "ben hazırım" dercesine bakri. Sonra bir tane daha söyledi. az sonra anlaşdacaktı. Sıcak. Sinirli görünüyordu. Mahkeme başkanının "başka?" sorusu üzerine durakladı. "Allah'a ayandın Ecnebilerin parmağı yoktur" cümleleriyle geçri tutunaklara. ağır ağır yu¬ dumlayarak içti. "kaderi" olarak açıklayan Şeyh'in son sözleri. ikinci kahvesini bi¬ tirdiği sırada." diye ekledi. Tabağa koydu. son bir diyeceklerinin olup olmadığını sordu. tek başına oturduğu masada. içindeyim" diyen ve olayların "ortasında" olmayı. Kimi beraat. 28 Haziran 1925 Pazara er¬ telendi. Gazi Paşa'ya kadar dehalet (rica) ederim" diyerek beraatini istiyordu. nöbetçi askerler vaktin geldiğini haber verdiler. Bu. "ben bu işin (isyan) ne evvelinde. sakin haliyle yemeğini yedi. Karann açıklanması ertesi güne. "Cumhuriyet Hükümeti'nin bir ferdinden. onu dış güçlerin tahri¬ kiyle isyan etmekle suçlamıştı. Başkan. Oturum yeniden açıldığında. Son¬ ra ekledi: "Cezanın tahaffüfünü (hafifletilmesini) isterim. Ayağa kalktı. Kahvesini.Şeyh'in son günlerine ilişkin olarak tarihe tanıklık eden Türk basınının yazdığına göre. Savcı. ı6ı . * * * 28 Haziran 1925.. af. sıcağı yapışkan bir Diyarbakır saba¬ hıydı.. İlk muhatap Şeyh'ti. kimi de adalet istiyordu. Evin bir odasından ötekine geçiyormuş gibi yürü¬ meye başladı. Hizmet eden askere kahve ısmarladı. Ayağa kalktı. herhangi bir seyahatindeki molada olduğu gibi artık alışılan huzurlu. ölüm yolcuları için bir gün daha yaşamak demekti. Şeyh Abdullah. Cebinden kahvelerin parasını çıkardı. ne de arkasmdayım. Sonra.

so¬ kak başlarını. hatıriı davetliler şık giysileri içinde. bir zamanlar sinema se¬ yircisine yapıldığı gibi yerleri gösterilip oturtuluyordu. Sonra uzaklardan.Diyarbakır'da gün erken başlamıştı. Güneş yükseldiğinde.. Türk devleti. saat tamamlanmıştı. meydan ve kavşakları tutmuş. havaya giderek hü¬ zün karışıyordu. karşı hazırdı. Ellerinde "davetiyeleriyle" sinema kapısından giren çağrılılar. Elleri kelepçeli. bir zamanlar beyaz perdede film seyret¬ tikleri sinema salonuna gidiyorlardı. sabahın bulanıklığına kas¬ vet ve korku sinmişti. Asker. Sıcakların ortalığı dol¬ durduğu dakikalarda. arka so¬ kaklara sürülüyor. onlann eş ve ye¬ tişkin çocukları. tüfekle¬ rinin namlularına süngüleri takmıştı bile.. ana cadde. gözleri beklenmeyen ve "bilin¬ meyen bir düşman" 1 tarayarak yan yana dizilmiş askerier arasın¬ dan geçerek. askerler sokaklara akmış. 162 . Onların dışındaki insanlann. Adı ve piyade askeri birlikler. "bugün Şeyh Said'i asacaklar" diye fisıldaşıyoriardı. sinemanın bulunduğu semte yaklaşması yasaklanmıştı. derinden derine duyulmaya başladı. ay¬ nı sabahın erken saatlerinde. bayrama gidiyormuş gibi hazırlanıyorlardı. düğüne. uzaklaşrinlıyordu. zincirlerin taş zeminde çıkar¬ dığı ses. Mahkeme heyeti sahnede¬ ki yerini almıştı. "ölüm töreni"nin dış hazırlıklan ta¬ mamlanmıştı. idamlan açıklarken. parmaklan tetikte. "tepkilerin tehlikesine" Şehrin bir başka kesiminde farklı bir heyecan yaşanıyordu. ayaklan prangalı isyancılar getiriliyordu. şehir postal ve komut sesleriyle uyanmaya başlamış. her yana dağılmış. Bilmeden o yöne sapanlar. yani devlet nezdindeki "hatıriı" kişiler. Sokaklarda görülmeye başlayan Diyarbakıriılar. Dağkapı'ya. Şehri içerden sarmış. şehre dağılmış. "sekinelerie". Daha tan ışırken. İlerleyen dakikalarda. görevli askerler eşliğinde salona alınıyor. sivil şeflerle. süslenmiş halleriyle sokaktaydı. * * * Vakit gelmiş.

ezen. Denizli Milletvekili Mazhar Müfit Kansu.. ayaklan¬ manın devam ettiği haftalar ve aylar boyunca birçok şehir. hakareder yağdırıyor. Baş¬ kan. yani bağımsız Kürdistan'ı kurmaya yöneldiniz. Yıl¬ lardan beri düşündüğünüz ve hazırladığınız genel ayaklanmayı yaparak. daha sonra sistemin iyiliklerini sayıyor. bağımsız bir Kürt-lslam Hükümeti kur¬ mak maksat ve gayesiyle Şeyh Said'in başlattığı silahlı ayaklanma ve ihtilal hareketine çeşitli şekillerde karışıp karilarak. karşısındakderi bir de konuşmasıyla eziyor. yargıç olduğunu ve ta¬ rihe konuştuğunu unutmuşçasına şöyle diyordu: "Kiminiz hasis. Ve hepiniz yakalanarak. kasa¬ ba ve köyleri. kiminiz yabancı kışkırtmasını ve siyasi hırslannı rehber ederek. Mahkeme Başkanı Denizli Milletvekili Mazhar Müfit Kansu kararın gerekçesini okumaya başladı." diyerek elindeki metni okuyordu." Mahkeme başkanı. kişisel çıkarlarınıza bir zümreyi alet.Sesler giderek yaklaştı ve salona doldu. ayaklanmanız. Hukuk içinde konuşmuyor. Dünya yargı tarihinde bir başka benzeri var mıydı bilinmez ama. bir bölgeyi ateş içinde bıraktınız. Tedirgin. Ölüm tutsakları. hesap vermek üzere adaletin huzuruna çı¬ karıldınız. Başkan. yalan yere din ve şeriatı araç yaparak. Önünde eli. heyecanlı görünüyorlardı. "Ayrıntılarıyla beyan olunduğu üzere. Kürtlerin bundan sonra şeyh ve ağalar tarafindan sömürülme- 163 . hepiniz bir noktaya. aşağılıyordu. bir¬ birine zincirlenmiş olarak yerlerini aldılar.. gericiliğiniz derhal yok edildi. aşağılayan bir roldeydi. ihrilal bölgesindeki en önemli il merkezlerinden Diyarbakır kentini de kuşatan ve orada bile inat ve ısrarla savaşıp vuruşmaktan çe¬ kinmeyen. Başkan bir hu¬ kuk adamı değildi. Cumhuriyet rejimiyle Kürtlerin de kurtarıldığını söylüyordu. hatta dili bağlı tut¬ saklara hükmeden. Cumhuriyet hüküme¬ tinin azimli ve kesin hareket ve cumhuriyet ordusunun öldürü¬ cü darbeleriyle. devlet ve hükümetin zabıta ve askeri kuvvetleriyle kanlı bir savaş halinde çarpışmak sureriyle zapt ve işgal eden. Şeyh Said heyecansız ve durgun görünen tek kişiydi. O güne kadar sanıklara karşı mesafeli ve nezakedi olan başka¬ nın üslûbu bugün bir tuhaftı. kolu.

Arap Abdi. Hanili Mustafa Bey. Valirli Hoca Sadık Bey. Piranlı Molla Mahmut. toplu idam ka¬ rarı." Isyancdarm idamına iüşkin tek bilgi kaynağı. Yargı kulu sahneden çekildikten sonra. Canlı Şeyh Abdullah. askerlerin gelip ellerini ve ayaklarını zincirlemesini bekledi. Ki¬ mi. Karar saatinde gözler. kimi ağlıyordu. Cumhuriyetimizin feyizli ilerleme ve mutluluk vaat eden yollarından yürüyerek. Şeyh Şerif. Gazetelerin yazdığına göre. verilen şeref ve namus sözüne kandıkları için kahrediyor. Hanili Şeyh Adem. öylece kalakalmıştı. Kargapazarlı Halil oğlu Mehmet. Korku hali de yoktu yüzünde. kardeşi Baba Bey. "aldatıldık" diye bağırıyor. onlann refaha erişecekleri mutlu günlerin yakın olduğunu haber veriyor ve şöyle diyordu: "Zavallı halk (Kürder). Balkanlı Molla Emin. tepkiye dönüşen şaşkınlık yaratmışri. ayak bileklerindeki prangayı sürükleyerek. Garipli izzet Bey. Madenli Kadri Bey. Ardından. Şeyh Hasan. Termili Şeyh Abdullatif. kurbanlar arasında. Kimileri de açıklanan karar karşısında şoka girmiş. hakkındaki karara şaşmamış. dönemin gazete¬ leriyle resmi belgelerdi. Hanili Hacı Salih Bey. refah ve mutluluk içinde yaşayacaktır. Silvanlı Şeyh Şemsettin. Şeyh Said başta olmak üzere. Dudaklarında. Çanh Şeyh ibrahim. Şeyh sakin. Tokiyanlı Halit oğlu Kamil. Fakih Hasan Fehmi. heyecanlanmamış gö¬ rünüyordu. damadı Melekanlı Şeyh Abdullah. ağır adımlarla sinema salonundan çıktı. süngüler arasında. Harputlu Şeyh Celal. 47 kişi suçlu bulunmuş ve idam cezasına çarptınlmışn. oğlu Meh¬ met Bey. Termili Şeyh İs¬ mail. Resmi tutanaklara kaydedilen biçimiyle. Sinik- 164 . ölüm mahkûmları şunlardı: "Şeyh Said.yeceğini. isyanın lideri Şeyh Said'e çevrilmişti. Hanili Bey oğlu Hasan. Şeyh Ömer. belli belirsiz kahırlı bir gülümsemeyle mahkeme heyetine ölüm listesini dinliyordu. bakıyor. donmuş gibi hareketsiz. Harpudu Şeyh Ali.

on beş yıl kürek cezasına çevrilmişti. Ahmet oğlu ismail. Fakih Hasan'ın katibi Tahir. vatanseverane hizmetleri hafifletici neden kabul edilmiş ve hakkındaki idam kararı. Sıhhiye katibi Niyazi. Muşlu Mehmet. Şeyh Muşu oğlu Şeyh Ali. birkaç gün önce satın alınıp de¬ polanmış. emekli Binbaşı Kasım. mahkeme heyeti. öğretmen Musyanlı Molla Cemil. 28 Haziran 1925 Pazar sabahı. Salih oğlu Hüseyin adındaki sanık. daha mahkeme karan açıklanma¬ dan başlamıştı. Meh¬ met oğlu Maksut Hacı Sadullah oğlu İbrahim. Çerkeş Jan¬ darma Halit. askeri garnizonda misafir edilmişlerdi. jandarma Ali oğlu Hasan." * Mahkeme 49 kişi hakkında ölüm kararı almıştı. Mehmet oğlu Ahmet. Balkanlı Hacı Halit. Çapakçurlu Süleymanoğlu Yusuf. Hınıslı Kamil Bey oğlu Abdullatif. Bidisli Mehmet Salih Efendi. Kargapazarlı Ahmet oğlu Reşit ve Ahmet oğlu Süleyman. Bunlardan Çabakçur (Bingöl) Kaymakamı Çerkez Hüseyin Hilmi'nin daha sonraki. Diyadinli Temur Ağa. Yamak aşiretinden Ali Baban.li Hasan oğlu Süleyman. yaşı küçük olduğu için idam¬ dan kurtulmuş. Zoravalı Şeyh Cemil. Az aşireti reisi Demiroğlu Ömer oğlu Süleyman. Bahri Bey. karannı 165 . Mehmet oğlu Tahir. Ka¬ sım'ın kardeşleri Ali ve Cindi. Çabakçurlu Mehmet oğlu Hüse¬ yin. Kerkerut- lu İsmail oğlu Ali. Rutkanlı Nimet. darağacı için kalas. cellatlar da tedarik edilmiş. Salih oğlu Hasan. Darahini müftüsü llyas. Bucak Müdürü Tayyip Ali. Beraat edenler de şunlardı: Yarikanlı Ahmet oğlu Reşit. İDAM TÖRENİ VE YAN YANA 47 SEHPA "Ölüm töreni" hazıriıklan. Asılacaklann sayısı biliniyormuşçasına. Kargapazariı Ha¬ lit. Adana'da on beş yıl kürek cezası çekmeye mah¬ kûm edilmişti. Şerifoğlu Süleyman. Hanili Mustafa Bey oğlu Mahmut Bey. Sü¬ leyman Bey. yetecek kadar sicim.

Diyarbakır'daki asker. Şimdi bir kez daha yadsınıyor. huzur içinde seyretmeleri için tribün inşa ediliyordu. aynı gün. "Darağacı" ayaklarının aynı boyda. testere ve keser sesleri duyulmaya başlamıştı. Diyarbakır'ı birkaç ay önce Şeyh'e karşı savunmuş olan ko¬ mutan Mürsel Paşa. Seid Abdülkadir ve arkadaşları için uy¬ gulanmamıştı. sivil şefler ile eşleri. tribündeki yerlerine otur¬ tuldu. boyları testereyle kesilip eşitleniyordu. ayaklar birbirine değecek yakınlıkta kurulmuştu. makamları¬ nın konumlarına uygun düşecek biçimde oturmuşlardı. Yasanın bu maddesi. bütün aynnrilan programlanmış "idam töreni" gece yarısından sonra başladı. unutuluyordu. Tribün inşaatı ise henüz sürüyordu. Darağaçlarının bulunduğu alanın hemen ötesinde. "darağaçlan" (sehpa) çok¬ tan kurulmuş. mihmandarlar tarafindan karşılanıp. bacakları arasından sicimler sallandırılmıştı bile. "Devlet erkânı" ve seçkin konuklar rütbelerine. eşleri. çekiç. ta kalkıp Ankara'dan gelmiş seçkin konuklarla. Mahkeme kararını açıkladığında. saat ve zamanda ve aynı yerde birden fazla kişi asılacaksa eğer. si¬ vil yöneticiler. askeri. Da¬ rağaçlan. estetik kaygıyla. çocuklan önlü arkalı. seslerini duyamayacakları aralıklarla kurul¬ mak zorundaydı. Osmanlılardan kalma yasa maddelerine göre. başka bir deyişle. Diyarbakır'ın Dağkapı meydanında. Fakat. mahkeme heyeri. yasaların gereklerini hesaba katmıyorlardı. yan yana 1 66 . askeri disiplin kurallanna göre "nizami" olması. sehpaların boy hizasına önem verenler. s- Özenle hazırlanmış.açıklamak üzere daha sahneye çıkmadan. darağaçlan. Törene çağrılı "erkân". mahkûmların birbiri¬ ni göremeyecekleri. çocukları ve davedilerin "idam töreni"ni. estetik durması için kalasların tomurcuklan keser darbeleriyle düzeltiliyor. töreni görmek için Anka¬ ra'dan kalkıp gelen Diyarbakır milletvekilleri Cavit Ekin ve Şeref Bey.

Bu arada kalabalık. İdamı görmek isteyen meraklı kalabalığ saatler öncesinden. bir şenliği. bir gün önce şehre ilan edilmiş. "kuru kalabalık" olduğu için. "tören alanı" Dağkapı'ya akın etmeye başla¬ mıştı. 167 . Fakat ahret işleriyle değil. "tören alanına" yaklaştırmıyorlardı. "TC'nin biriik ve bütünlük ruhunu zedeleyecek" herhangi bir davranışta bulunmaması. merhamet belirtisi içeren herhangi bir ses ya da söz etmemeleri konusunda uyarılmıştı. arka sokaklara sürüyor. gülüşmeleri bazen kahkahaya dönüşüyor ve sesleri meydanda yankılanıyordu. şehir dışına açılan yollar. alanın taklaria. Behçet Cemal. Törenin başlamasını beklerken. buralara tam teçhizadı askerier yerleştirilmişti. güven duymadıklannı "yasak" diyerek geri çeviriyor. bakışlanyla etrafi tarıyor. şehir içindeki sokak başlan. Bunun dışında her şey yerii yerindeydi. bando-mızıka takımının eksikliğiydi. Şeyh Said'in son anları için "hücresinde hapis¬ hane müdürü Osman'la görüşüyordu. kudama törenini andırıyordu.tiyatro sahnesinin açılmasını. huzur içinde gerçekleştirilmesi" için bütün alan askerierce kuşarilmıştı. dünya işleriyle meşguldü" diye yazıyordu. Mürsel Paşa. "İdamlann güven. idam mahkûmlarının bulunduğu semte. cadde ve meydanlar da unutulmamış. bir ölüm ayininden çok. seçilmiş milletvekilleri ve mahkeme heyeti bir kümeydi. Bkbirine kol mesafesinde sıralanan askerler. Meydanın düzenlenmesi ve dekoru. Tören. isteyenlerin seyre gele¬ 'I bileceği duyurulmuştu. ya da futbol maçının başlamasını bekleyen seyirci sabırsızlığıyla oturuyorlardı. "Kudama şenliğinden" tek eksiği. sün¬ gülü askerier tarafindan protokol tribününden uzakta tutulmuş¬ tu. suçluların asılması sırasında. çiçeklerle bezenmemesi. Seçkinlerin deyimiyle bu. Kuşatma konusunda. aralarında gülüşüp ko¬ nuşarak "memleket ahvalini" değerlendiriyor.

Behçet Cemal'in, "dünya işleri" dediği, Şeyh'in geride bıraka¬
cağı eşya ve parasının çocuklarına iletilmesine ilişkin insani vasi¬ yetiydi.

Şeyh'in son anlarına Fransız, ingiliz ve Amerikalılar dahil,
dünyanın çeşitli köşelerinden gelmiş gazeteciler de tanıklık edi¬

yordu. Daha sonra Fransız ve ingiliz basınında yer alan yorum¬
larda, Şeyh'in son dakikalarında, insan iradesini aşan bir meta¬ net içinde olduğu belirtiliyordu. Lord Kinross yazıyor:
"Çoğu, cesaretli bir şekilde öldü. Şeyh Said sonuna kadar is¬ tifini bozmadı. Sehpaya çıkarken, mahkeme başkanına gülüm¬ seyerek, 'senden hoşlandım' dedi. 'Ama kıyamet günü hesapla¬

şacağız.' Askeri komutana takılarak, 'Paşa' dedi. "Gel de düş¬
manınla vedalaş.' Gömlek üzerine geçirilirken kımıldamadan
durdu."

Adım küfür, hakaret ve aşağılamayla anan Türk basını bile, idama giderken korktuğunu, tökezlediğini yazmıyordu.
Yerli ve yabancı gazeteciler, Şeyh'in darağacına hazırlanma

anına tanıklık etmek istemişlerdi. Yönetim, isteklerini uygun bul¬ muştu. Gazeteci ordusu, başlarında hapishane komutam üsteğ¬ men Osman olduğu halde hücresine girdiğinde, ailesine verilmek üzere vasiyetnamesini bitirmek üzereydi. Yazdıklarının altını im¬ zaladıktan sonra, teğmene döndü ve vasiyetname ile cebindeki

parayı uzatarak, "bunları evlatlarıma verin" dedi.
Bir an durakladı. Yüzünde bir gülümseme belirdi. "Bakın, bu ga¬ zeteciler şahidimdir, inşallah bunları teslim edersiniz" diye ekledi. Şeyh, az sonra ölüme gidecek olan o değilmiş gibi rahat, hu¬

zurluydu. Üsteğmenle şakalaşıyor, sohbet ediyordu. Bu haliyle,
ister istemez, çevresini saran öğrencileriyle sohbet ede ede baldı¬

ran zehirini içerek, hakkında verilmiş ölüm cezasını kendi eliyle
yerine getiren Sokrates'i anımsatıyor, onu andırıyordu. Hapishane komutanı, vasiyetname ve paraları evlatlarına ve¬ receğine dair namus sözü verdikten sonra, "kaç evladınız var?" diye soruyordu. Şeyh, yüzünde bir anlık dalgalanmayla, "on" ce¬ vabını veriyordu. Bir anlık duraklamadan sonra, yeni bir şey ha-

ı68

tıriamış gibi "beşi kız, beşi de erkek" diye ekleyerek, adlannı tek
tek sıralıyordu:

"Ayşe, Hayriye, Azize, Fatma, Fahime, Gıyaseddin, Ali Rıza,
Selahaddin, Ahmet ve Abdülhalik..."

Şeyh'in hücresine doluşmuş gazeteciler, o an akıllarına ne ge¬

lirse soruyoriardı. Biri, "bütün çocuklarınız aynı anneden mi? di¬
ye soruyordu. Gülümseyerek iki eşinin bulunduğunu söylüyordu.
Korkusuzluğu, soğukkanlılığı ve aldırmazlığına şaşmış gazete¬

ciler, isyan başlatmaktan ötürü pişman olup olmadığını, ölüm¬ den korkup korkmadığını soruyorlardı. Şeyh, pişmanlık ve kor¬

kuya ilişkin sorulan bir arada üç kelimelik bir cümleyle, "kade¬
rim olduktan sonra..." diye cevaplıyordu.

Gazetecilerden biri, son sözleri yerine de geçebilecek bir şeyler

yazması ricasıyla not defterini uzatıyordu. Bir başka gazeteci de, aynı anda ona sigara sunuyordu. Şeyh, önce sigarayı aldı. Yaktı.
Derinden derine birkaç nefes çekti. Sonra sükûnet içinde sigarası¬
nı içerken, deftere şunları yazdı:

"Asıldığıma hiç acıma. Zir.?. Allah ve din uğrunadır."

*

*

Şeyh Said, namaz kılıp dua etmek için yalnız kalmak istediği¬
ni söyleyince üsteğmen Osman ve gazeteci ordusu hücresinden çı¬
kıyordu. Şeyh yalnız kaldı. Cep saatini çıkarıp baktı. Gece yanlanmıştı.

Yatak yerine de kullandığı, ot doldurulmuş şiltenin senli ol¬

duğu sedire yöneldi. Yönünü Mekke'ye çevirdi. Ellerini bağlayıp

sükûnet ve serinkanlılıkla namaza durdu. Eğilip doğrulurken, du¬
daktan belli belirsiz kımıldıyor, kımıldadıkça kınalı ak sakalı tit¬
reşiyordu.

Namazdan sonra, şilteye diz çöktü. Avuç açıp uzun bir duaya

durdu. Kur'an'dan ayetler okudu. Duasım fatiha ile bitirdi. Son¬ ra avuçlarıyla yüzünü, sakalını sıvazladı. Tanrıya şükredip oturu¬
şunu değiştirdi. Bağdaş kurdu.

99'luk tespihini eline aldı. Dua eşliğinde çekmeye başladı.
Gözleri yumuktu.

169

Şeyh, cellatların gelip "haydi" diyecekleri anı tespih çekip dua
ederek beklemeye başladı.

Askeri doktor, ölüm mahkûmlarının hücrelerini tek tek dola¬
şıyor, sağlık açısından "idamlarına engel bulunup bulunmadığı¬ nı" kontrol ederek, yasaya ilişkin maddenin gereğini yerine geti¬ riyordu. Mahkûmlara, "bir rahatsızlığınız var mı?" diye sorup, "hayır" cevabını alınca, yandaki hücereye geçiyordu.

Ölüm mahkûmlarından Şeyh Ali, doktorun sorusuna karşıhk
olarak, belini üşüttüğünü, sırt ağrılarından muzdarip olduğunu söylüyordu. Ertesi günkü gazeteler. Şeyh Ali'nin rahatsızlığını

çarpıtıp alay ve küçük düşürme konusu yapıyor, "mahkûmlar¬
dan Şeyh Ali, muayene sırasında hastalığı sorulunca, utanmadan

iğrenç bir cevapla, bel soğukluğuna yakalandığını söyledi" diye
yazıyorlardı.

Doktor hücresine girdiğinde. Şeyh Said hâlâ dua ediyordu.

Duasını bitirip, yüzünü, sakalını sıvazlayıncaya kadar, doktorun hücreye girdiğini duymamış, fark etmemiş gibi davrandı. Duası¬ nı bitirdikten sonra, başını kaldırdı. Doktora baktı. Doktorun so¬
rusu üzerine, bir şikayetinin bulunmadığını söyledi. Şeyh, idama hazırdı.

Ölüm hücreleri, eski çağlardan kalma zindanlardı. Yeraltın¬
da, yarı karanlık ve rutubetli...

Cezaevi Muhafız Bölüğü'nün komutanı Nafiz'in bağırtısı, zin¬
danın koridorlarında çınlıyordu. Komutan, öğrencilerini pikniğe davet eden öğretmen edasıyla, bağırıyordu:

"Hadi bakahm! Vakit geldi! Birer birer çıkın hücreleriniz¬
den..."

Ölüm mahkûmları, hücre kapılarında beliriyor, ağır adımlar¬
la yarı karanlık koridorda kümeleniyordu. İçlerinde ağlayanlar
vardı. Birbirine sarılarak, "hakkını helal et" diye fısıldaşarak vedalaşıyorlardı.

170

Komutanın sert buyruğu bir kez daha duyuldu. Bu kez emrin¬
deki askerlere komut veriyordu:
"Mahkûmları birbirine zincirieyin!"

Yan karanlık koridorda zincir sesleri duyuldu. Zincirier nere¬

den, nasıl bulunmuşsa, halkalan iri ve kalın olanlanndandı.
Kürtlerin "zincir a çoruz" dedikleri, iki çift öküzle tarialar sürü¬

lürken, sabandan boyunduruğa bağlanan iri, kalın halkah, ağır
ve dayanıklısından...

Mahkûmlar, bu zincirle, el ve ayak bileklerinden birbirine
bağlanıp kilitlendiler.

Duruşmalara, "birinci derecede suçlu" muamelesiyle en önde

getirilip götürülen Şeyh Said, isyandaki konumunu tanımlayan
söylemiyle, bu kez "ne önde, ne de arkada"ydı. Ölüme giderken,
kafilenin ortasındaydı.

Mahkûmlar, cezaevi avlusuna, oradan da bahçeye çıkanldı1ar...

İsyanın ideologlarından Fakih Hasan, en öndeydi. Darağacı¬
na önce o gidecekti.

Mahkûm kafilesi, meydana açılan kapı önünde durduruldu.

Çit şıklığıyla çevrelerini sarmış süngülü askerler, teftişten geçecek biriiğin kılık, kıyafet ve duruşunu son kez gözden geçiren subay
edasıyla mahkûmlan inceleyip, tekrar tekrar saydılar.

Mahkûmlar, son sayım ve denetim duraklamasından yararia¬

narak, vedalaşmak üzere bir kez daha birbirine kanştılar. Elleri
arkadan zincirli olduğu için kucaklaşamıyorlardı. Göğüs göğüse

gelip, boyunlarını birbirine dolamaya çabalıyor, ağlıyor, birbın
için dua ediyorlardı.

Kanireşli (Kariıova) Kamil ve Baba Bey kardeşler, karşılıklı

büyülenmiş gibi kıpırtısız, öylece birbirierine bakıyor, ağlıyorlar¬
dı.
Hanili Mustafa Bey ve gencecik oğlu Mahmut gogus goğuse

......

..,..

gelmiş, biri yüzünü ötekinin boynuna gömmüş öylece duruyor,
hıçkırarak ağlıyorlardı.

171

Mustafa Bey, hüzün şarkısı gibi bir mırıltı tutturdu. Bu bir ila¬

hiydi. Öteki mahkûmlar, isyan gibi anında ona katıldılar. Mey¬
dan ilahi ve "Allahu ekber!" sesleriyle doldu. Seçkinler tribününde, aynı anda bir rahatsızlık, el kol hareket¬ leri görüldü. Askerler telaşla koşuşturdular. Mahkûmları dipçik, süngüyle tehdit edip "susun!" diye bağırdılar. Ama, isyan etmiş, itaat dinlemez olmuşlardı. Sesleri daha yük¬ selip gürleşti. Mahkûmlar emre itaat etmiyorlardı. Şeyh Said de arkadaşlarına katılmış, bakışlarını göğe çevirmiş ilahi söylüyor, sonunu, "Allahu ekber!" diye tamamlıyordu. Hanili Salih Bey, heyecanlanmış, heyecandan kendinden geç¬

miş gibiydi. İlahiden kopan, ilahileri bastıran, heyecandan çatallaşmış sesi duyuldu. Arkadaşlarına sesleniyordu:

"Bugün, erkeklerin yiğitlik günüdür" diye bağırıyordu. "Ölü¬
me nasd gittiğimizi dostlarımıza ve düşmanlarımıza gösterelim!"
Sonra ekliyordu:

"Mert olun! Size yaraşır biçimde dik durun. Tutun gözyaşlannızı!"

Muhafız bölüğü komutanı, şaşkın kalmıştı. Mahkûmlan sus¬ turmak için "susun lan, yürüyün!" diye bağırıyordu.

Türk resmi tarihine kaynaklık eden Behçet Cemal'in yazdığı¬ na göre, Dağkapı meydanında sıra sıra dizilen 47 "sepi" (darağa¬ cı), seyre çağrılanların iyi görmesi için aydınlatılmıştı. Seçkinlerin tribünü, darağaçlarının hemen karşısında, yakı-

nındaydı. İdam mahkûmları, sıralarını beklemek üzere tribünün
önünde durakladılar. Bu sırada, Kürtçe aksanlı bir ses duyuldu: "Said Efendi nerede?" Şeyh, sesin sahibini tanımıştı. Mahkeme üyelerinden Revan¬ duzlu Kürt Ali Saib'di bu. Şeyh Said: "Buradayım Saib Bey" diye karşılık verdi. Sonra, "idamlar ayininin evrensel tarihinde" eşine nadir rast-

172

lanan bir diyalog başladı, asılanla, asanlar arasında. Tarih, asan-

larıyla söylese söylese asılmaya giden bir başka örneği kaydedi¬
yor muydu?

Şeyh Said, sanki hayadarın iple boğulduğu ölüm alanında de¬

ğil de, sohbet divanındaydı. Laf dokunduran asanlarına filozofça
cevaplar yetiştiriyordu.

Ali Saib, ona seslenirken, yüzünde her anlama çekilebilecek
bir gülümseme vardı.

O, Şeyh'in hücresine "dostane ziyaret" yapanlann başında ge¬ liyordu. Genelde Kürtçe yapdan hücre sohbetlerinde, dini konu¬
lar, dünya ahvali ve Kürderin hali dahil her şey konuşuluyor, tar¬

tışılıyordu. Ali Saib, bu arada "iyiÜk yapan bir dost" olarak,
doğruyu söylemesi, kaide ile kurallara uyması halinde ağır ceza

almayacağını, kısa bir sürgün hayatından sonra serbest bırakıla¬ cağını söylüyor, "gelecek baharda Hınıs'taki evinizde biriikte ku¬
zu eti yiyeceğiz" diyordu.

Şeyh kahıriı bk gülüşle ona şeref sözünü hatırlatıyordu:
Ali Saib Bey, hani ya, doğruyu söylersem kurtaracaktınız?

Ne yapalım Said Efendi, seninle Hınıs'ta kuzu yiyemedik. Doğruyu söyledim, Saib Bey. Ama siz cezamı hafifletmedi¬
niz.

Şeyh Efendi, bundan hafif ceza mı olur?
Şeyh güldü: Bundan ağırını siz söyleyin...

Ali Saib suskun kalmıştı. Şeyh, ekledi:

Seni severim. Ama seninle mahşer günü mahkeme olacağız.
Ali Saib öfkeyle bağırıyordu:

Bu kadar Türk kanının dökülmesine, ocaklann sönmesine
sebep oldun. Cezanı çekeceksin!

Ali Saib, yakaladığı avla oynayan kedi misali, kurbanıyla oy¬

namanın zevkini çıkarıyordu. Ama kurbanı darbelerin akında
kalmıyor, karşılık veriyordu.
Seninle, mahşer günü mahkeme olacağız!..

Mürsel Paşa ve milletvekilleriyle yan yana oturan mahkeme
başkanı Lütfi Müfit Özdeş de diyaloga katılıyordu:

173

Beni mi çok seversin, Saib'i mi?

Şeyh, kimseye özel düşmanlığı bulunmadığını söyleyince, Di¬ yarbakır Valisi Mithat Bey de söze karışıyor ve bağırıyordu:
Mahşer günü, adil yargıçlarımızla değil, öldürdüğün ma¬

sum insanlarla mahkeme olacaksın! Şeyh, mahşer günü zulüm yapan güçten hesap sorulacağı an¬
lamına da gelen şu cevabı veriyordu:

Boynuzsuz keçinin ahım, boynuzludan alırlar...

Şeyh'in cevabına sinirlenen Mürsel Paşa da tartışmaya katıl¬ mıştı. Paşa, gereksiz ve haksız yere bir isyan başlatıldığını bağırı¬ yordu. Çünkü Kürtler dahil, memlekette herkesin özgür olduğu¬
nu, devletin kimseye müdahalede bulunmadığını, Kürtlerin bun¬ dan böyle daha özgürce yaşayacağını söylüyordu.

Şeyh, generali dudaklarında alaylı bir gülümsemeyle dinledik¬
ten sonra şöyle diyordu: Gelecek gecelerin, geçen günlerden farkı yok... Mazhar Müfit Kansu, bu arada cebinden bir defter çıkarıyor,
Şeyh'e uzatıyordu:

Şeyh Efendi, sen ayrıca şairsin. Rica etsem benim için bir
şeyler yazar mısın?

Hay, hay! Şeyh deftere şunları yazdı:
"Bu dünyadaki hayatımın sonu geldi. Şu basit ağaç dallarına as¬ manıza perva etmem. Kurban edildiğimden dolayı pişmanlık duy¬

muyorum. Muhakkak ki yolum, Allah, din ve halkımın yoludur."

*
* *

Bir yandan da "idamların icrası" sürüyordu. Elleri arkadan bağlı mahkûmlara birer beyaz gömlek geçiriliyor, boyunlarına mahkeme kararının özeti asılıyor, sonra tek tek darağacına götü¬
rülüyordu.

Mahkûmlar asılmadan önce, "son istekleri"nin sorulması ih¬ mal edilmiyor, ama istekler yerine de getirilmiyordu. Hanili Mustafa Bey, "son arzusu" sorulduğunda, "önce beni asın. Oğlumu ipte görmeyeyim" diyordu.

174

Fakat, isteği kabul görmüyor, önce, oğlu Mahmud asılıyordu.
Mustafa Bey, oğlunun darağacına yürüyüşünü, boynuna sicimin ge¬

çirilişini, taburenin çekilmesini seyrediyor, son haykırışını dinledik¬
ten sonra, ipin ucunda sallanmasını görüyordu. Sonra, yarah yüre¬
ğiyle sehpaya yürüyordu.

Sıra, isyanın liderindeydi.

Ona, idam gömleği giydirdiler.

"Ferman" denilen mahkeme kararının özetini astılar boynuna.

Şeyh'in yüzü kıpırtısız, aldırışsızdı. Yalnız dudaklan, belli bellirsiz kıpırdıyordu. Şeyh dualar okuyordu.

İdama yürürken, sendelediği görülmedi. Diri ve çevik adım-

laria sehpanın önüne gitti. Kimsenin yardımına izin vermeden
sandalyeye çıkn.

Boynuna ilmik geçirilirken, tören için hazırianan "şerefi!) tri¬

bününe bakri. Sonra, son sözlerini bağırdı ve son kez gülümsedi.
Gülümsemesinde acı vardı.

Değişik kaynaklann aktardığına ve torunlanndan Kasım Fı¬

rat'ın "Dava" dergisinin Haziran-Temmuz 1990 tarihli sayısında
yazdığına göre, şöyle dedi:

"Dünyadaki hayatımın sonuna geldim. Ulusum için kendimi
kurban ettiğimden dolayı pişmanlık duymuyorum. Yeter ki to¬
runlarımız, düşman önünde bizi mahcup etmesinler."

Başka söylemek istedikleri var mıydı, bilinmez. Uyarı üzerine
cellat, ayağının altındaki sandalyeyi çekiyor ve Şeyh'in ince, uzun
bedeni, gecenin içinde dönmeye başlıyordu.

Behçet Cemal'in yazdığına göre, Şeyh asılırken, asker-sivil er¬
kân arasında oturan bir kadın "kahrol!" diye bağırdı. Seyre ça-

ğınlan bazı davediler de Şeyh'in ayağı altındaki tabure çekilir¬
ken, coşkuya kapılıp alkışlamaya başladı.

Tarih, idam sahnelerini seyredenlerin hüznünü kaydediyordu.
Egemenler arasında oturanların alkışa durup, sevinç gösterisine

katılması Engizisyondan sonra seyrek rastlanan olaylardandı.

175

sabahın seherine akan sesleri susturup suçluları ya¬ kalamak üzere dört bir yana seğirtiyordu. İdamlar. insanlar ağlıyor. Askerler. Diyarbakırlılar hâlâ. bil¬ lur billur sabahın alacasına karışıyordu. suçlarına onlar için dua etmeyi de ekliyorlardı. burçların gölgesinde. ilahiler mırıl¬ danıyor. sonsuz aydınlık başlıyordu. surların burçlarında ilahi sesleri geliyor. Kimi yas tut¬ muş. sessiz durun!" diye bağınyor- lardı. vecd içinde ve donmuş kalmış gözlerle bakıyor. şafağın ipiltili aydınlığına çı¬ kıyordu. korku kolonları arasında yapılmıştı. hava durgun. Askerler ses dalgasını duy¬ dukça tehditkâr sesle "bağırmayın.Asanlarla asılanların bir arada olduğu alanın hemen yakının¬ da hüzün de yaşanıyordu. Gidenlerin ar¬ dından ağlamak. yan yana belli belir¬ siz sallanan 47 ölü cana bakıyorlardı. İnsanlar korkuyu yenmiş. ışık huzmeleri darağacındaki 47 ölü bedenin yüzüne düşüyordu. 176 . Allah'a yakaran. ağlayan. surların tepesinde. tehditleri duymuyor. Surlann burçları. gökyüzü lekesiz ma¬ viydi. kimi zikre dua ederek sabahı karşılamış. çoğunluğuyla uykusuzdu. bunlara kadınların "zılgıtı" karışıyordu. karanlıklar için¬ deki kentten. dehşet içinde sicimlerin ucunda. * 29 Haziran 1925 sabahı. salavat getiriyor. Buna rağmen işleniyor. dua eden insan sal¬ kımı olmuştu. Gün doğuyor. ağıtlar. Diyarbakır hüzünlü bir geceden. Arada bir "Allahu ekber" sesleri nağmeleşiyor. Diyarbakırlılar. surlarda "suç" "yazık" demek yasaklanmış». kimileri cezbeye kapılmış dövünüyordu. ağlıyor. güneş mızrak boyu yükseliyor. Güneşin yedi rengi ışıltılarla ayrışarak erguvan rengi dağ¬ ların ardından uç veriyor. Barikatların gerisinde. ufuk henüz ağar¬ madan Dağkapı surlarına akmaya başlamışlardı.

. Başı yana kaymış. o uzun boylu olanı." diyordu. "Burada insanlar yatıyor" dedirten bir taş. babası idam edildiğinde çocuk¬ tu. güneşte yüzü pariıyor. Şeyh ve arkadaşları¬ nın orada yattığını bilmiyoriardı. bir tek en kü¬ çük oğlu Ahmet hayattaydı. öteki yanı Astsubay Ordueviydi. ipin ucunda belli belirsiz sallanıyor¬ du. Sonra karşısına Subay Orduevi'ni inşa ettiler. ağzı eğilmiş gibi bakan genç bk Diyarbakıriı. yatmıştı.. "ibreti alem için" gün ortası¬ na kadar asılı kaldı. işaret konmasına da izin vermediler. darağacında. 1970'lerde Diyarbakıriı gençlerin çoğu. Şeyh'in ince uzun bedeni. 47 asılmışı oraya koyup üstlerine toprak örttüler. Baksana. * Asılarak öldürülmüş 47 isyancı. "Gizli ziyaretgâh" haline geldi alan. 1980'lerde ise "toplu mezar alanı" yeniden keşfedilerek. apak sakalını titreti¬ yordu. Uykusuzluktan mıdır bilinmez. toplu mezar kazdılar. darağacındaki Şeyh Said'i arıyordu. "gizli bk ziyaretgâh" haline gelecek ti 1970'lerde toplu mezariann bir yanı "Yenişehir Sineması". 2003 yılında. "Şeyh Said hangisi?" diye soran mu¬ hatabına sinirieniyor. uykudaymışçasına kapa¬ lıydı. ya¬ kınlarına verilmedi.Gözler. Şu yüzü. Diyarbakır sabahında bahar yeli kınalı. başı onlara bakıyor gibi duran. Gözleri. Darağaçlannın kurulduğu alanda. sabah yeli önünde ak sakalı titriyor. OĞULLAR VE TORUNLAR Şeyh Said'in idamından 78 yıl sonra. "görmüyor musun. öteki asılanlara dönük. 177 . BABALAR. gözleri kızarmış. İpten indirilen cenazeler. Ahmet. yüzü çarpılmış. 1980'lerde halk. "toplu mezarlan" kendiliğinden keşfetti.

yurtdışına kaçarken. suç ve cezanın bireyselliği. Irak Kürdistanı'nm liderlerinden Şeyh Mahmud Berzenci onlara yardım elini uzattı. açlık ve sıkınrilan hü¬ zünle anlatıyordu" diyor. hukukun fazla önemsenmediği. Genç Selahaddin'i Bağdat'taki askeri okula yazdırdı. Şeyh Said'in büyük oğlu Şeyh Ali Rıza'nın öğrencilerinden Melle Şafii (Ballı) "Ali Rıza Efendi. ayrı ayrı kendi başının ça¬ resine bakıyor. aşağılanıp horlanan bir ortamda büyüdü. Şeyh'in ailesinden herkese acılar çektirildi. Oysa. Selahaddin. Başka bir anlatımla. zulmü. Yalnız ona değil. Şeyh Ali Rıza. Suri¬ ye. dünya olaylarından uzak. suçlanan siyasetçilerin yakınları da yangınlar arasında kalıyordu. Irak ordusunda subay oldu. Fakat. bugün artık Hınıs'ın bir mahallesi haline gelen Kolhisar köyündeki baba evine döndü. Dönüşüne izin verildikten sonra yurduna. Ezilmişliğin ağırlığı altında siyasetten. adeta "ayak altında" kalmıştı. kendi halinde bir hayat kurdu. yakınlarının cezalandınlamayacağını öngörüyordu. aile. Ailenin erkekleri dağlara. ayakta kalma. Babasına karşı duyulan kin ve öfkenin yükünü çekti. birinci de¬ recede "hedef" halindeki aile üyeleri ve onlara yakın olan kişiler¬ den uzak duruyordu. ancak gizli gizli aile bireylerine yardım ede¬ biliyordu. itilip kakılan. öz kardeşine yar¬ dım eli uzatamadığı günlerdi. Ailenin kadın ve çocukları. birinin işlediği suç ya da kaba¬ hatten ötürü. Kin ateşleri her yana sıçratılıyor. Darmadağın edildi. Herkes. Korku her yanı sarıp kol gezdiği için kardeşin. emirlerin bazen yasa yerine geçtiği toplumlarda. Bu nedenle Kürtler. Iran ve Irak Kürtleri arasına karıştılar. evrensel hukukun gereğiydi. küçük kardeşi Şeyh Selahaddin'i de yanına almıştı. yaşama savaşı veriyor. Şeyh Said ailesinin "asılacak" gözüyle bakılan erkekleri. evrensel hukuk. bu anlayışla ailesinin üstüne yürüdüler. Irak'da Harp Okulunu bitirip.Sürgünlerde. olanağını bulabilenler kaçıp komşu ülkelere sığındılar. Şeyh Said'in idamından sonra. 178 . bu kural pek geçerli olmuyordu.

1996 kışında. Bu kez. Hiç şüphe yok ki. Şeyh Said ailesinin acılarını şöyle anlatıyordu: "Dedem Şeyx Said Efendi Diyanbekir'de sehpaya çıkanldığmda 60 yaşındaydı. isyan¬ cı "PKK'ye yardım ve yataklık etmek"le suçlanıyordu.Ali Rıza 1930'da. ayrılıp ülkesine döndü. Dedem Şeyx Bahaeddin Efendi müftü. Rahmetlik nenem Şeyx Ahmedi Çani'nin kızı Rabia Hanım. milletim için kurban edildiğim¬ den dolayı pişmanlık duymuyorum. TC silahlı kuvvetleri gözetiminde evi muhasara al¬ tındayken. Torunların seni mahcup etmeyeceklerdir.' . Sehpanın akında Kürtçe olarak söylediği son sözleri ise. kendisine temaşa ettirildikten sonra. imkansızlık ve yoksul¬ luktan ilaç bulamazdık. din ve milletim içindir. her askeri darbeden sonra yeniden tutuklanan torunlanndan Abdülmelik Fırat. Allame bir zat. ders vereni. torunlanmız bizi düşmanlarımızın önünde mahcup bırakmasınlar' olmuştur. "Kurdistan Partisi"ni kurduğu gerekçesiyle 12 yıl ağır hapis cezasına çarptırıldı. Şeyx Said'in aln kar¬ deşinin büyüğü. Sürgün yıllarında hastalandığımız zaman. yeniden tutuklandı. sürgünlerde 23 yıl boyunca dedemin kanlı gömleği ve yeleğini yas¬ tığı altında kutsal bir emanet olarak sakladı. Rahmetlik nenem hemen imdadımıza ye¬ tişirdi. mücadelem Allah. Fırat cezaevindeyken. 7 yıl cezaevinde kaldıktan sonra tahli¬ ye edildi. sabah namazından sonra Kur'an okurken askerler ta¬ rafindan vurularak öldürülmüştür. Şeyx Aliyi Paloyi medre¬ sesinin yöneticisi. Yeter ki. Bu ses ülkemizin bütün dağlarına yansımış. Onu yakalayıp tutukladılar. kazıl¬ mış ve hak edilmiştir. 'Fanı hayatımın sona erdiği şu anda. Gözleri önünde tek tek asılan 46 yakın ar¬ kadaşı. 1957'de Menderes-Bayar ikilisinin Demokrat Partisi'nden (DP) ve 1980 sonrasında sağcı bir politikacı olan Süleyman Demirel'in Doğru Yol Partisi'nden (DYP) Erzurum'dan iki kez milletvekili se¬ çilen. 11 Mart 1996 tarihinde "Demokrasi" gazetesinde yayınlanan "Ölüm-yaşam" başlıklı yazısında. Büyük bir vecd içinde dedemin kanlı gömleğiyle yeleğinin 179 . yankılanmış. uzanlan bir kağıda yazıp imzalayıp Cumhuriyet yönetiminin savcı ve hakim cellatlanna teslim ettiği belgede şu santiar yazılmıştır: 'Bu değersiz dallarda beni asmanıza pervam (korkum) yoktur. Şehit olduğunda 57 yaşınday¬ dı.

cesetleri Murat ırmağına atılmıştır. Şeyx Said Efendi'nin yüz civarında yakın akrabaları. Belki zulmün kuş bakışı bir panoramasını genç kuşaklara hanrlatmak ve çizmektir. kayınbiraderleri. damadan. 'Bu. Hâlâ ülkemin dağlarında kar. Şeyx Said Efendi'nin yedinci kardeşi olan Şeyx Abdürrahim Efen¬ di'nin de yaşı 40'ına ulaşmamıştı. boran ve rüzgâr esince. 1938'de Dersim Kürtlerine yapılan katliama karşı savaşmak üzere Türkiye'ye dönüş yaptı. ordu¬ dan ihraç edilmiş bir Türk subayı da gruplarına kanldı. Suriye'ye geçti.' Başı¬ mızın ucuna koyar. Palu'da Murat ırmağı kena¬ rında süngülenerek. teyze ve halazadeleri. Adı halkının arasında efsaneleşerek saygı ile anılırdı. Şeyx Said Efendi'nin dördüncü kardeşidir. Babam Şeyx Şebabettin Efendi'nin 18 yaşından itibaren bütün ı8o . Allah size şifa verecektir. yanımıza gelerek derdi ki. büyük şehid dedenizin kanlı gömleğidir. Tartışmasız bir gerilla ustasıydı.bulunduğu bohçayı alıp. yeğeni Şeyx Ali Rıza Efendi'nin komu¬ tasındaki Hasenan ve Zırkan aşiretlerinin ileri gelen yöneticileri ile savaşarak iran'a ulaşnklarında. Allah kadnda onun büyük bir mer¬ tebesi vardır. yanımızda oturarak Kur'an'dan ayetler okur¬ du. Şeyx Abdürrahim Efendi (Şiri bi guli) yıllarca Kurdistan dağ¬ larında gerilla savaşı verdi. ismi dağ doruklarından ovalara yankılanır. Rahmetli annem de Kürtçe kaside ve gazeller mırıldanır. yeğenleri. Suriye'de senelerce yanında kalan. Şeyx Diyaeddin Efendi. Şehit oldu¬ ğunda 40 yaşma daha ulaşmamışn. büyük alim Ali Rıza (küçükefendi) ve kardeşi Şeyx Şerif Efendi. Dersim'e ulaş¬ madan o ve arkadaşları şehadet mertebesine ulaşmışlardır. kendilerini ih¬ bar ederek pusuya düşmelerine neden olmuştur. Şeyx Said Efendi'nin amcazadeleri. Onu saygı ile öpün. baba¬ sı Şeyx Said'in ruhundan istimdan niyazında bulunurdu. beslediği ve koruduğu. öldürülmüşler ve şehit olmuşlardır. Mekânı¬ nız cennet olsun Rabia Sultan ve annem Ayşe Hanım. Maksadım mazlumların hepsini bu yazıda dercetmek değildir. Atatürk'ün yakın dostu olan Rıza Şah tarafindan alçakça bir tuzakla. Şehadete eriştiklerinde 45-50 yaş civarındaydılar. Diyarbakır-Bismil havalisine ulaştıklarında bu subay. kendi askeri kışlalarında mitralyöz ateşi altında birçok yurtsever kişi ile beraber şehit düş¬ müşlerdir.

13 seneye . Fakat buna izin vermediler. onuruna çok düşkün. Babası. kadınlan. yedi çocuğu (dördü kız.hayad sürgün ve sıkıntılar içinde geçti. Ailenin soyadı Fırat oldu." ı8ı . hem de torunuy¬ du. Şeyh Melik Fırat. Gurbet nedir bilmiyordu. Türkçe bilmiyorlardı. Sürgünde büyüyen Melik Fırat. Çalışma. o güne kadar kendi çevresinin dışına çıkmamıştı. az konuşan. 1947 senesinin Hazi¬ ran ayında memlekete dönüşünde ancak iki ay yaşayabildikten sonra fani hayata veda ettiğinde 46 yaşındaydı. 1947 senesinde vücudunu kaplayan çıbanlar. çocuklan topluca sürgün ettiler. Şeyh'in büyük oğlu Ali Rıza Efen¬ di'nin kızıyla evlendi." * * s Şeyh Said'ten sonra ailenin erişkin erkeklerine erişemediler ama. Bundan böyk herkes 'soyunun adı' ile anılacaktı. Diğer beş amcazadeleri ile beraber 55 nüfusa ulaşan büyük bir aile topluluğu. soyu sopuyla ilgisi olmayan adlar seçip alıyordu. Annesi ise Şeyh'in kızıydı. üçü erkek) ve memleketten beraber ge¬ tirdiği iki yetim Mehmetler ile. çocuklardı. Herkes hard hani kendine 'soyadı' arıyordu. Şeyh Said'in hem yeğeni. iki kız kardeşi. En önemlisi. hayan sür¬ dürmenin kaplarından habersizdiler. Melik Fırat daha sonra. onu bitap düşürmüştü. bir gazetede yayınlanan söy¬ leşide "aile boyu cezalandırma" konusunda şöyle diyordu: "İkiye ayınp sürgüne gönderdikleri ailede erkek yoktu. ceman on dört nüfuslu bir aile. ısnrabını içine atan bir seciyeye sahip bir insandı. alışveriş bilmi¬ yorlardı. Trakya'daki sürgün yıllarımız. Şeyh Kutbeddin'di. Babam. onu epeyce yormuştu. Türkle¬ re yabancıydılar. Kadmlanmızdan hiçbiri. Bazılan ailesiyle. O da henüz 14 yaşındaydı. Şeyh Selahaddin babasının adını almak istedi: 'Saidoğlu' olsun istedi soyunun adı. Ka¬ dınlar. uzun ve meşakkatii geçti. Annesi.yakın ikinci sürgün hayatı. TC bir yasa çıkardı. Şeyh'in kardeşi Sebahaddin'in oğlu Şeyh Bahaddin'di. Aile kadınlarının yanındaki en büyük erkek.

Ama ailenin birlikteliği uzun sürmedi. Melik Fırat. Sürgün yeri. Ailenin dönebilen bi¬ reyleri. Babam beni. Bir yanda devletin jan¬ darması. bir kere daha sürgün cezasına çarptırıldı. Abdülmelik Fırat henüz iki yaşını doldurma¬ mıştı. kimi para vererek katkıda bulundu. Babama hakaret etti¬ ler. Ailenin bireyleri ırkçı nefret ve düşmanca tutum yüzünden. 1935 yılında. Trakya'da Vize ilçesiydi. Sıtmaya yakalandım. Kimi koyun. Trakya'da sürgün ise ayrı bir acıydı. bir kez daha Şeyh'in ailesini yalnız bırakmadı..Şeyh Said'in ailesi dağılıp paramparça olmuştu. Ora¬ ya gitmemiz jandarmanın iznine bağlı. ikinci sürgünde. Ben o zaman dedim ki. Beş kilometre gittikten sonra jandarma yolumuzu kesti. açık hava hapishanesi "ydi. babam bu haka¬ retlere maruz kalmasaydı. Çünkü merkebin üstünde duramıyordum. Şeyh A. 1928 yılında. Hınıs'ın Kolhisar köyünde yeniden bir araya geldiler. tek varlığı¬ mız olan merkebimize bindirdi." Daha sonra. O yaya yürüyor. Melik Fı¬ rat'ın deyimiyle. bir kez daha af ilan edildi. zenginliği de yok olmuş. sürgünler için de af çıktı. "burası. her firsatta aşağıla¬ yan. öte yanda düşman gözüyle bakan. ihtiyaçlarım karşılayamıyorlardı. Vize'de jandarmanın gözetiminde büyüdü. Herkes. Halkın da yardımıyla daha yeni yeni toparlanmaya başlayan aile. Melik Fırat 6 Mart 1994 tarihinde Hürriyet gazetesinde ya¬ yınlanan bir söyleşide. Sürgünler yurtlarına döndüler. şöyle diyordu: "Çocukluk yıllarımdan bilincimin akında yer etmiş bir olay var: 10 yaşındayım. keşke ökeydim de. gücü ve olanakları oranında yardıma koştu. sığır. varlıklı insanlar sefalete düşmüşlerdi. 182 . keçi. Vize ilçesi bize aşağı yukarı üç saat mesafede. horlayan yerlilerle göçmenlerin ırkçı kıskacı. Istranca Ormanları içinde jandarma nezare¬ ti altında bir köyde kalıyoruz.. Vücudumda yaralar açıldı. kolumdan tutu¬ yordu. Ailenin mal var¬ lığı. Kürtler. bazen kendi paralarıyla alışveriş edemiyor.

Aynı aileden tarihçi Cemal Kutay. Kemalizme bağhlığıyla tanınıyordu. parlamentonun en genç üyesi oldu. Yine 19.Bu arada. Ailenin erkekleri yeniden sürgüne gönderildi. Kürtler. 1950'de iktidara gelen ve 1960 darbesine kadar iş başında ka¬ lan DP'nin ünlü Dışişleri Bakanı Fatin Rüştü Zorlu da Bedir¬ han'ın torunlarındandı. bitmiş. bu nitelikleri nedeniyle gene¬ raller tarafindan Kültür Bakanlığına getirildi. Atatürk döneminde Milli Eğitim Bakanıydı. ikinci Dünya Savaşı olmuş. Uzun süre cezaevinde kaldı. henüz 23 yaşındaydı. 1980'deki askeri darbeden sonra. isyanlara önderlik edenlerden kimilerinin to¬ runlan. Melik Fırat. seçilmesi için seferber oldular. 1960'da Başbakan Menderes ve Maliye Bakanı Hasan Polatkan'la biriikte idam edildi. Türk milliyetçiliğine yönel¬ di. yüzyılda Kürt isyanlarına öncülük eden Baban aile¬ sinden yazar Cihat Baban. 19. daha sonra 1971 ve 1980 tarihlerinde tekrarlanan açık askeri darbelerden sonra yeniden tutuklandı. valiler çıktı. Torun¬ larından Vasıf Çınar. 1960 darbesinden sonra tutuklandı. Şeyh Said'in bazı yakın akrabaları ve torunlan da sistemle bü¬ tünleşip uygulanan politikaların yürütücüleri oldular. daha sonra sistemle bütünleştiler. * Kürt tarihinde. Melik Fı¬ rat. Zorlu. Melik Bey. 183 . dostlarından biri oldu. ideoloji ve siyasetin ön¬ cüleri oldular. yüzyılda Kürt isyanlanna önderlik yapan Botan Miri Bedirhan'ın torunları arasından paşalar. "demokrasi var" desinler terti¬ binden "diktatöriükten çok partili sisteme" geçmiş ve CHP'nin yanında Demokrat Parti (DP) kurulmuştu. 1990'larda da ce¬ zaevinde yattı. Mahkeme karan ile yaşını büyüte¬ rek listeye girdi. 1957 yılında DP'den milletvekili adayı olduğu zaman. 1960'dan sonra Türk milliyetçiliğinin lideriiğini üstlenen emekli albay Alpaslan Türkeş'in en yakın fikirdaşı. dünya yeniden yapılanmaya başlamıştı. TC de.

ırkçıları ve dincileriyle bütün Türk sağının birleştiği "MilÜyetçi Cephe Hükümeti"ne destek verdi. daha sonra. Şeyh Said'in amcası Şeyh Hasan'ın torunuy¬ du.Ali Rıza Septioğlu. Milyonlarca Kürt mültecileşti. yıllardan sonra. TİP. Parti¬ den ihraç edilmek istenirken. Binbaşı Ka- 184 . istifa edip ayrıldı. Şeyh Abdullah. Şeyh Said'in torunlarından Mehmet Fuat Fı¬ rat "dinci" Milli Selamet. partisiyle ilişkileri zedelendi. Fuat Fı¬ rat da destek verdi. onun kapatılmasından sonra sırasıyla Refah ve Fazilet partilerinde milletvekiliydi. yine kardeşi Mehdi'nin oğlu Muhyettin Aygören de TİP'liydi. Türkiye İşçi Partisi (TİP) Diyarbakır İl Başkanlığını yapri. Bingöl'ün Solhan ilçesine bağh Melekan köyünden. Şeyh'in kardeşi Abdürrahim'in oğlu Zülküf Bilgin. Aynı dönemde. 1980 son¬ rasının Doğru Yol Partisi'nin değişmez Elazığ milletvekiliydi. Şeyh Said'in bir kızı. Erzurum'dan yeniden milletvekili seçildi. daha sonra "Atatürk'e suikast" düzenledikleri gerekçesiyle idam edilen siyasetçilerin itibarlarının iadesine iliş¬ kin bir önergeye imza atınca. Şeyh Said'in kardeşi Şeyh Tahir'in kızıyla evli olan Diyarbakır¬ lı Avukat Tahsin Ekinci. aynı yıl CHP ile yapnğı koalisyonla Başbakan oldu. Şeyh'in öteki kardeşi Abdürrahim'in oğlu Fevzi Bilgin.. Demirel. 1975 ydında. DP'den ve kopanların kurduğu Hürriyet Partisi'nden. 1960'larda Kürt sorununu inkâr etmeyen tek siyasal partiydi. Adalet Partisi ve onun devamı. 199rde Süleyman Demirel'in DYP'sinden. 1950-60 arasında. Şeyh Said'in öteki torunlarından Melik Fırat. Bu dönemde binlerce Kürt köyü yakıldı. Bu partide zaman zaman iktidar ve baskıcı politikaların yürütücüsü oldu. Fuat Fırat. Fırat'ın yer aldığı parti. Süleyman Demirel.. Şeyh Abdullah ile evliydi. Türk milliyetçiliğinin lideri Türkeş'in MHP'siyle seçim işbirliği yaparak parlamentoya taşın¬ masına da olanak sağladı. Sep¬ tioğlu. Diyarbakır Belediye Başkanlığı yaptı. Melik Fırat.

sonra Şeyh'le birlikte asılmıştı. Abdullah'ın çocukları ve torunlan. 185 . daha sonra Kürt sorununu hararetle inkâr eden sağcı partile¬ rin başarısı için çalışacaklardı. sayısız seçmeni. Partisinin ikti¬ darı döneminde. buna rağmen kamuoyunda "hayır" sesi duyulmaya¬ caktı. bu doğrul¬ tudaki partilerin Üstesinden milletvekili olacaktı.sım'la el birliği yaparak kaymbabasının yakalanmasını sağlamış. Şeyh Abdullah'ın torunlarından Mahmut Sönmez. köy yakmalar yüzünden göç- menleşecek.

Diyarbakır. Mardin. Muş. fakat ilgi ve izini gizlemiş olan herkesin elinde ve evindeki silahlarla. Fakat. yalnız isyancı liderlerin peşinde olduğunu. isyana katılmamış halkm ise asla zarar görmeyeceğini açıklıyordu. Ankara. Van. Siverek. Bitlis. Ergani. Emirnamede. Dersim. Malatya. Diyarbakır'dan ayrıldıktan sonra. içişleri Bakanlığı tarafından İstiklal Mahkemeleri Savcıhkla- nyla Üçüncü Ordu Komutanlığı ve Erzurum. kar¬ deşlik ortamı kurulacak. bir anda altüst oluyordu. Bütün Kürt kesimleri şaşkın¬ lık içinde kalıyor. korku günlerinin haber¬ cisi işareder görülmeye başlıyordu. Şeyh Said ile arkadaşlan teslim oldukları takdirde. "Şeyh Sa¬ id ve avanesi Türk adaletine teslim" olduktan sonra barış. isyancdar işgal ettikleri şehir ve kasabalardan çekilmiş. iyimser hava halk arasında gözle görülür bir rahatlık yaratmıştı. devletin gü¬ vencesi altındaydı. Herhangi bir endişeye gerek yoktu.Dördüncü Bölüm "İSLAHAT PLANI" YA DA TEDİP İLE TENKİL Şeyh Said. köylerine dönmüşlerdi. "te¬ dip ve tenkif'in ayak sesleri duyulmaya. isyancılar aynı kefeye konuyordu. Beyazıt. hatta karşı çıkmış Kürtlerle. yayınlanan bir hükümet bildirisiyle. İsyana katılanlar. silahlar susmuştu. Siirt illeri Sıkıyönetim Komutanlıklarına gönderilen bir emirnamede. Elazığ. isyana katılmamış. Ankara'nın söylemi. Genç. iyimserlik iklimi. "ayaklanmayla sözlü ya da eylemli olarak ilgilenmiş. kimseye dokunulmaya¬ cağını. masum halkın hayatı. Resmi açıklamalara göre. yaralayıcı aletlerin ı86 . korku sislerini dağıtmış. devlet imar ve kalkınma için olanakla¬ rını seferber edecekti. Şeyh Said'in "yargılanmaya" başlandığı gün olan 26 Mayıs 1925 tarihinde.

kesinlikle savsaklanamaz. okul¬ da Kürtçe konuştuğu görülenlerin cezalandınlması isteniyordu. hükümete çeşidi şekiUerde bağlılık ve sadakat gösterenlerie. 26 Mayıs 1925'te yayınlanan bildiride hakim olan ruh ve amaç. her bölgede takibi gereken kişilerin yavaş yavaş ve devamh olarak yakalanmaları ve silahlann toplanması suretiyle kararlaşnnlmış olan ıslahata şimdiden elverişli^bir orta¬ mın hazırlanması için çaba harcanması gerekmektedir. kaçaklardan sağ yakalanabilenler ile onlara yardım ve yataklık edenlerin mahkemeye şevkleri" isteniyordu. Aynı programla. yurtdışında aleyhte etki yaratacak kişilerin kuşkulandınlmaması. Kürt sorunu. Bu iş. genelgeden hemen sonra. bir daha uç vermeyecek biçimde şiddet yoluyla "halledilecek" (ıslah). çok geçmeden ye¬ rini dehşet günlerinin korkulanna terk edecekti. zaman geçirmeden harekete geçmişlerdi. bazı neden ve dü- şüncelerie yavaş yapılsa dahi. Doğu'daki son durumdan faydalanarak. pazarda.toplarilması. 26 Mayıs tarihli genelgesine açıklık getiren bir genelge daha gönde¬ riyor. aynı kurumlara. Uygulanacak "program"ın adı da konmuştu: Islahat (iyileştirme). "Tedip" (terbiye etme) ve "tenkif'in (yerinde sonuna kadar susturma) ilk ayak sesleriydi bu." Emirname açık ve netti. "Kürderin var olmadığına" da karar verili¬ yordu. bu işi mudaka büyük kuvvetlerle halledilecek sorun ha¬ line getirmeyi uygun bulmamaktadır." Dört bir yana dağılmış askeri birlikler. yakında gerçekleşmesi esas olan amaç için şimdiden hazıriıklı bulunmaktan ibarettir. içişleri Bakanlığı 13 Haziran 1925 tarihinde. "Kürt vardır" demek yasaklanıyor. hükümet. "programın esaslanna" açıklık getiriliyor. İlk şaşkınlık. halk üzerindeki silahların toplanmasıdır. Bazı böl¬ gelerde bunun için büyük kuvvetlere lüzum gösterilmekte ise de. Bundan önce. Genelge devam ediyordu: "Ayaklanma sırasında. çarşıda. başka bir deyişle "çözüme bağlanacak"ri. 187 . şöyle deniliyordu: "Doğuda esaslı ıslahata azmetmiş olan hükümetin ilk hedefi.

direndiği gerekçesiyle bazı köyler ateşe veriliyor. İsmet Paşa. Güneyde İngiliz ve Fransızları. hakaret ve işkenceden geçiriliyor. yakalanan köylüler toplanıp götürülü¬ yordu. Bu gücü gös¬ teren Kürder. zulüm sa¬ çıyordu. silahlar toplanıyor. "ıslahat" denilen silah toplama ile "tenkil" pla¬ nı bir arada yürütülüyor. Köyler sarılıyor. Osmanlı. canını kurtarmaya çalışıyordu. kimileri kurtulmak için silah satın alıp teslim ediyor. bizim Karakocan tarafından. Şeyh Said yakalandıktan sonra da ge¬ nel temizliğe giriştiler. Karayılan Kürt'tü. kimileri elinde avcunda ne var¬ sa rüşvet olarak verip. halkı tedbirsiz ayağa kaldırdılar. çocuk gözü ve bilinciyle yaşamış bir Karakoçanlı. Antep ve Urfa destanlarını yazanlar Kürtlerdi." Hükümetin "Islahat programı". Başbakan İsmet İnönü'nün mecliste yaptığı konuşmanın paralelinde yürüyordu. insanlar meydanda toplanıyor. ama Kürder teslim olmadılar. Silahları da yoktu. Şeyh Said'in üstüne yürüyüp. Silahı olmayan¬ lar dayak. teslim ol¬ muştu. kuzeyde Ruslarla Gürcüleri önlerine katıp perişan et¬ tiler. ailesini. ı88 .Köyler basılıyor. olayların bir daha tekrarlanmaması için gereken köklü tedbirlerin alınacağını söylemişti. Taş ve sopalarla yürüdüler. potansiyel tehlikeydi. O günleri. "ya si¬ lah ya da canınız" dayatması ortaya konuyordu. kurban zincirinin halkaları haline geliyordu. Şeyh Said'in Batı Cephesi Komutanı Şeyh Şe¬ rif. Babam da onun emrinde çarpıştı Ruslarla. dünya alem Birinci Dünya Savaşı sırasında gördü. milis komutanıydı. 60 yıl sonra şöyle anlatıyordu: "Amaç. Erzincan'ı Rusların elinden alan Dersimlilerdi. birleşip işgalcilerle savaştı¬ lar. Tehlikenin bertaraf edilmesi için hazırhklar yapılırken. Bazı yerlerde. savaşa giremeden yenilmiş. Birlik ve beraberlik halinde hare¬ ket ettikleri takdirde Kürtlerin neler yapabileceklerini. Kürderi sindirmekti. her yaştan ve cinsiyetten insan. 1925 Haziranında başlayan silah toplama seferleri. Şahin Bey.

Varto'nun Kulan köyünde oturan ailesi "ıslahat"ın şidderinden kurtulamadı. eylemleri "isyan" sayılıyordu. Kimi dağa çıkıp gizlenmeye çalıştı. çocuk. "İslahat programı". ihtiyar." "Islahat programı" yürüriüğe konmadan önce. tepkisiz hale getirdikleri 44 kişiyi süngüden geçirdi¬ ler. içeceklere ve hayvanlara el koydular. "ben sizdenim" diyerek tuzağa çekendi. isyancılan tutuklatan kişiydi. İhtiyar bir adamdı. Ayrıca. devlet yardımcılarının aüelerini kapsıyor¬ du: Binbaşı Kasım muhbk olarak. O zaman. Üçü. ona ilişkin "ıslahat" öyküsünü anlatri: "1925'in yaz aylarında. Köylülerin üstünde başında neleri var. Gülüşkürlü Kör Mıho "ayrımsızlığa" örnekti. Babası Ahmet Ağa. mahkemelerde devlet tanığıydı. arandığını 189 . Her¬ kesin olanaklan oranında başının çaresine baktığı bk korku dö¬ nemiydi. dağınık ve örgütsüzdüler. ki¬ mi yerini yurdunu terk etti. Sonra evleri yağmaladılar. Kör Mıho'nun akıbedne uğrama korkusuyla direnenkr "is¬ yancı". Birbirine bağla¬ yıp etkisiz. savunma refleksi. yiyeceklere. neleri yoksa aldılar. cinsiyet ayı¬ rımı yoktu. sakat. "kaçış" olarak ortaya çıktı. isyana katıl¬ mayan ya da devlet güçlerine yardımcı olan Kürder. İmkanı olanlar yurtdışına kaçri. uygulamayla biriikte "ıslahatın" genel ve ayırımsız ol¬ duğu ortaya çıkınca panik başladı. Palu'nun Gülüşkür köyünü basıp si¬ lah topladılar. Şeyh Said'in ayaklanmasını da. Süngülenerek kadedilenlerden birinin adı Mıho'ydu. Buna rağmen. kendilerine dokunulmayacağına inanıyorlardı. beşi bk arada olanlar üsderine gelen güce direnmeye başladılar. Dağa çıkanlar. Bir köylüsü. Köyü de ateşe verdiler."Tenkil ve tedip" planında. "İsyanlan basnrmak" üze¬ re daha büyük güçler seferber ediliyordu. Fakat. Gözleri kördü.

ondan "veresiye" alışveriş edi¬ yordu. 190 . ailelerimizden geldikçe parasını ödüyorduk. ailesi "kelime-i şahadet" getirip din değiştirmiş. Çevre köy ve ilçelerden okumak için Diyarba¬ kır'a gelmiş birçok lise öğrencisi. isimlere takla attırmış. bir kaçak gibi yaşadı. gözleri yaşararak anlattı. yerinde "terbiye" ve "sonuna kadar susturma" olan "Tedip ile tenkil" harekâtları bütün hızıyla devam ederken. Müşterilerinden biri de. Bilinen.öğrenince. Köylüleri. Tanık olduğu bir manzarayı. bekar yaşa¬ yan öğrencilerin buluşma yeriydi. Elazığ ve Bitlis olan. akıbetini "yerde sürükleyerek götürdüler." diye anlatıyorlardı. Ermeni "olayları" sırasında. mahkeme¬ lerin hemen yanında kurulu duran sabit darağaçlan ve onlann da hiç boş kalmadıklarıydı. Öldüğünü haber verdiler. 1950'lerde Diyarbakır'ın Dağkapı semtinde bak¬ kallık yapıyordu. Şeyh Said ve sonraki idamlardan söz açıldı. Kürtler açısından hayat genel mahşer. sıkboğaz etmiyordu. "Markar". "İs¬ tiklal Mahkemeleri" de yakalanıp önlerine getirilenler için idam cezalan üretiyordu. kasabalara dağılmış kollarıyla İstiklal (Özgürlük) Mahkeme¬ leri eliyle kaç kişinin öldürüldüğü bilinmiyor. nasıl öldüğünü kimse öğrenemedi. Muşlu Aydın Saraç'n. Bir daha geri gelmedi. Bir gün. Bizler de. bu sayede kurtulmuşlardı. Veresiye alışveriş yapıyorduk. dört bir yana şube¬ leri. Merkezi Diyarbakır. kendi çektiklerini anlatıyordu. başka bir deyişle "ana baba günü"ydü. Bazen bize aile¬ sinin dramını. Fakat bir gün köyüne dönünce yakalandı. yeni hayatında "Ali". Ermeni asıllıydı. O kimseye borcunu hatırlatmıyor. yasayla herkesin "atası" yeni¬ den belirlenince soyu da "Küçük" adını almıştı. Fakat nerede. Ali Küçük. Aydın Saraç anlattı: "Ali Küçük'ün geniş dükkânı biz taşradan gelmiş. * Dağlarda. Diyarbakır'daki idam manzaralarının tanıklarından biri olan Ali Küçük.

birbirine bağlayıp omzuna atmıştı. Suçlu. "tedip ve tenkil" şeklinde yayılıyordu.'Dağkapı'dan Mardin kapıya kadar. Tedip ve Tenkil Arapça deyimlerdi. başkalanna korku ve ibret verecek biçimde cezalandırma. Bir gün asılmaya götürülen bir kafile¬ yi gördüm. hatta haberi olmayan köyler 191 . Çarığı bir ara omzun¬ dan sıyrılıp düştü. Yalınayak gidiyordu darağacına. Yeniden omzu¬ na atn. Her sabah uyandığımızda. Süngülü¬ ler arasında yürüyüp gidiyorlardı. dedi. Yoksul görünüşlüydüler. yıpranmasın diye mi bilmiyorum. Üstü başı yırtık. İçlerinden birinin halini hiç unutamıyo¬ rum. ayakları zincirliydi insanlann. Belki de nereye götürüldüklerinden habersizdiler.. Türk Dil Kurumu tarafin¬ dan yayınlanan sözlükte tedip. 10-15 asılmış kişi saydığımız oluyordu. 'Darağaçlan sabit. Sonra darağaçlan bölgesinde asıh gördüm. Kürtlerin bütün yurdu baştan başa savaş alam. sehpaların kolları arasında salla¬ nan.. ilintisi. birbitine bağh duruyordu. Etrafi seyre¬ de seyrede gidiyorlardı. "Tenkif'in karşılığı ise şöyleydi: "Kamuya (halka) zararlı kişi ya da topluluğu. Çanklan yerde. Eğilip kelepçeli elleriyle aldı.. Eskimesin. Yoluna devam etti. yeni asılmış insanlar görüyorduk. ikinci Dünya Savaşı'na dek sürdürülen "ıslahat" sürecinde. suçsuz ayırımı da yapılmıyordu. ne kadar insanın yerinden yurdundan ko¬ parılıp sürgüne gönderildiği bilinmiyor. güzergâh boyunca dara¬ ğaçlan kurulmuştu'. kan ve ateş içindeydi. Sabahları. Bk köyden tek bir kişi bile isyana sempatiyle bakmış ya da silahlı olarak katıl¬ mışsa. öylece duruyorlar¬ dı. bütün köy cezalandırılıyordu.. çarıklarını çıkarmış. ayaklannın dibinde. ortadan kaldır¬ ma.'" TANIKLAR VE RESMİ BELGELER İsmet Paşa (İnönü) hükümetinin "ıslahat programı" korku se¬ li olmuş. Örneklersek: isyanla ilgisi." 1925 yılının Haziran ayında başlatılan. yamalıydı. Pe¬ rişan. Elleri bağlı. "terbiye etme" diye tanımlanıyor¬ du. daha sonra zincirle¬ me. kaç kişinin katledildiği.

Sonra köy ateşe verildi." Adının açıklanmasını istemeyen Bingöllü bir ihtiyar anlatıyor¬ du: "Genc'in Valer ve Şemsan köyleri. oradan da 'esir' kafilesine 8 kişi katıyorlar. El ve kollarını urganlarla bağlayıp. aynı gün ba- sddı. Karlı¬ ova'nın Selekan köyündeydi. köy basıldı. Diyadinliler köyün ortasında toplandılar. Diyarbakırlı bir genç kızın trajedisini anlatıyor: Genç kız. kadınla¬ rın yüzükleri. Murtezan. Fakat askerlerle yüz yüze gelince. Türkleştirme programıyla adı "Ölçekli" yapılan Varto'nun Diyadin köyündendi. 1925 yazında. Önce yükte hafif. kibrit ça¬ kıldı. Varto ilçe merkeziyle Karameşe köyünde 21 kişiyi kurşuna diziyor. Mıstan. Randalin de isyana kadlmamıştı. bahçe ve ekin tarlalarının yanında. bilezikleri alındı. bir başka müfreze kolu. daha sonra edebiyata da konu ol¬ du. ateşe verilen samanlıktan fırla¬ yıp dışarıya çıkıyor. o gün. sonraları. Aynı gün. Ahırın kapısına kuru ot yığılıp. Doğa da yangın ve kırımdan nasibini alıyordu. "Islahat" darbelerini ondan da esirgemedi. Diyadin isyancı değildi. Köylerden toplanan insanlar topluca öldürülüyordu. "Islahat prog¬ ramı" dehşetin adı olmuştu. Melle Selim anlatıyor: "Aynı müfreze Diyadin'den sonra Randalin (Buzlugöze) köyüne geçti. Remzi İnanç. Bağ. biri kadın. giderken yanlarında götürdüler. Ele geçen tutsakları süngüden geçirdi. 192 . Melle Selim'in anlattığına göre. 32 kişiyi seçriler. 1925 yazında. "Şey" adındaki hikâyesinde. Aynı müfreze. Botan ve Tavus köylerini yakıp yıktı. Yakaladıkları insanları oraya götürü¬ yor ve askeri karargâhın arkasındaki derede kurşuna diziyorlar. Köylüler arasından. Köyü ateşe verdikten sonra. pahada ağır ne varsa alındı. Sonra 22 ki¬ şi bir ahıra dolduruldu. ormanlar da ateşe veriliyordu. Daha önceki bölümlerde de adı geçen tanıklardan Melle Se¬ lim. Önce paraları. Ama." İnsanların diri diri yakılması. Askeri karargâh. gerisin geri alevlerin içine dönüyor.yanıyordu.

ot yı¬ ğınları. Genelkurmayın yayını.. ormandaki inler. eşkıyanın aile ve çocuklarının buralarda barın¬ dıkları ve köy halkının çoğunun birbirlerine akraba olması do¬ layısıyla. aile yakınlığının verdiği ve bu kuvvetle bu ahalinin de manen ve maddeten asilere yardımda bulundukları ve buralarda asilerin birçok silah ve cephanesi bulunduğu anlaşılmış ve her an eşkıya ve ahalinin baskın veya pususuna uğramak ihtimaline karşı. komlar tamamen araştırıla¬ rak perakende bir surette buralara sığınan çoğu erkek. Bundan sonra' ahali tarafindan esasen boşaltılmış olan köyler (Botyan.. Kitapta şöyle deniliyor: ". basında "çatışmada silahlarıyla birlikte ölü olarak ele geçirilen eşkıya" olarak geçiyordu. saman. müfrezeler köylere girerken çok esaslı tertibat almak zo¬ runda kalmışlardı. tarlalar. Kül haline gelen saman yığınları arasında mukadder akı- 193 . * * * Albay Reşat Hallı'nın imzasını taşıyan ve Genelkurmay Başkanlığı'nca yayınlanan Türkiye Cumhuriyeti'nde Ayaklanmalar 1924-1925 adındaki kitap. Mürta- zan. kitlesel kırımları inkâr etmiyor. Zergezor bölgesinde miktarı 22'ye yükselen köy) eşkıya ile tamamen birlikte olduğu kesinlikle anlaşıldıktan sonra yakıldı. Bunlardan alınan bilgiye göre eşkıyalardan bir kısmının daha önce buralardan uzaklaştığı. asilerin vatanı olduğu. Kürt genelinde yaşananları teyid ediyor. kısmen de kadın ve çocuklardan ibaret kümeler toplatdrılmışd. Yakala¬ nan bu şahıslar arasında kadınlar tecrit edilerek. Harekâtın cereyan ettiği bu bölgedeki köylerin. mağaralar. silahı ile tutu¬ lan ve eşkıya ile ilişkisi olduğu anlaşılanlar hemen kurşuna dizil¬ mişti. bu¬ nun üzerine köye muhit olan arazi kısımlarının da dikkade araş¬ tırılmasına zorunluluk hasıl olmuş. odun. Kürt yurdunun genelinde yaşananla¬ rın resmi raporlarla anlatımıdır. Bazı köylerin müfrezeler gelmeden boşakıldığı görülmüş.Kırım. tanıkların anlatımları doğrulanıyordu. bir kısmının da köyün erkek¬ leri ile öteye beriye dağılmış oldukları görüldü. Yanan köylerde birçok fişek ve bombalann infilak ettiği görülü¬ yordu.

bölgedeki şüpheli yerlere ya¬ pılan baskınlar sonunda. Kançavare ormanlarında yine Emin Miko'ya mensup 4 silahlı. bir kısım erlerin et istihkakı¬ na karşılık biriiklere verilmiş. kurbanların cinsiyeti ve yaşları konusunda ayrın¬ tı vermiyor. Bu arada. Emin Miko çetesine mensup 6 silahlı ve 39 silahsız. talan ve ganimetlerin bilançosunun tutanaklara kaydı da ihmal edilmiyordu. insanları birer rakamdan ibaret kabul ediyor. çoğu Elazığ ve Diyarbakır'a gön¬ derilerek mülki idareye teslim edilmişti.betine uğrayan birçok eşkıya avanesinin cesetleri teşhis edildiği gibi. avanesinden 10 kişi ile iki gün önce Nüveydan bölgesine firar ettiği anlaşılmıştır. Bu safha harekâdnın sonunda Kuzey ve Güney birlikleri tara¬ fından Çotela dağının en yüksek tepelerine kadar yapılan tara¬ malarla bütün meskun yerler araşdrılmış. takip müfrezeleri buraya yaklaşdğı sırada. elinden silahını atarak kendine masum hal ve tavrı veren birçok kimseler dahi yakalanarak hemen imha edildiler. asilere yataklık ettik¬ leri kesinlikk anlaşılan 60 kadar köy yakılmış. Ömer Faro çetesine men¬ sup 49. Tanınmış elebaşlanndan Hartah Sabri de müfrezeler tarafindan yakalanarak öldürülmüş. bölgesinde yaptıkları taramalar sırasında meşhur Saki Bicarlı Mustafa'nın avanesinden ormanlıklar içinde saklanmış 19 kişiye tesadüf ederek imha etmişler ve bunlardan aldıklan bilgi üzerine. 194 . Süpülük dağının taranması sırasında. Mustafa'nın da Paro bölgesindeki köyler¬ den birinde saklandığı öğrenilerek." » * » Genelkurmay'ın kitabını okumaya devam edelim: "Güney birlikleri. 12'si silahsız şaki tutularak öldürüldüler. Asilerin terk ettiği hayvan sürüleri müsadere edilerek." Resmi tarih. bunlara ait olup güneye kaçmlmak istenen bütün sürüler ele geçirilmiştir. sayı açıklamakla yetiniyordu. 450'ye yakın ki¬ şi öldürülmüş.

zayıf bir durumda bulunan müfrezenin savun¬ ması ile devam etmiş. halk ve köylüler de yavaş yavaş değişmeye başlamış ve öteden beri Şeyh Fahri ve Fevzi çetelerinin faaliyet sahaları olan bu böl- 195 . Silvan. Alay taburlan ise. harekâta geçtikleri bölgedeki köylerin ahalisini kamilen iş ve güçleri ile meşgul bulmuşlardı. eşkıya 10-12 kişi kadar zayiat vermişti. akşama doğru Lice'den gönderilen kuvvet¬ li bir bölüğün yetişmesi üzerine asiler karanlıktan faydalanarak etrafa dağılmışlardı. Hani. silah sesine yetişen köylülerin ellerindeki silahlarla birlikte eşkıyaya katılması ve iki saat içinde sayılarının. 60'a yükselmesi. Bölgenin hemen her kısmında nüfus sayımı sırasında bir olay olmamış. Hüküme¬ te gerçekten bağlı olduklarından dolayı kendi durumlan ve ge¬ leceklerinden kuşku duymayan ve bunun doğal sonucu olarak hiçbir korku ve etki akında bulunmayan bu masum halk taba¬ kası. Bu müsademede 1 yüzbaşı ile 4 er yaralan¬ mış. derhal mu¬ kabeleye mecbur kalan müfreze erleri tarafindan etraftaki hakim sırtlar tutulmuş ise de.Şeyh Said'in idamından iki yıl sonra. Harekâtın ilk safhasında bu köye ve halka ilişilmemiş. Müfreze köye yaklaşırken dört-beş el silah adlmış. Bu köy ve civarı sonradan tamamıyla yakıldı. 1927'nin yaz aylarında. ve Hazro bölgelerinde olanları. takındıkları masu¬ miyet kisvesi altında melanetlerini gizleyecekleri tahmin edilmiş¬ ti. yalnız Lice'nin kuzeydoğusundaki Harta köyüne gönderilen müfreze. Hüveydan bölgesinin aranması ve taranmasına memur edilen 63. Tarama harekâd bütün şiddeti ile güneye doğru ileriedikçe. bu köyden ateşe maruz kalmıştı. Önceleri kendilerini hükümete sadık ve bağlı göstererek ha¬ yatlarını kurtaran ve medyum oldukları şükran borcunu böyle nankörce ortaya koymaktan çekinmeyen bu ahalinin yaratdkları bu olay ve çevre halkının hemen çoğunun hükümete ve ordu¬ ya karşı besledikleri kötü duygu itibariyle bir ibret dersi teşkil eder. etrafinda cereyan eden olaylara karşı tamamen lakayt bir halde tarialarını sürüyorlar ve kendilerini topraklarına adamış bulunuyorlardı... yorumsuz ola¬ rak yine resmi tarihten okuyalım: ". Lice.

bu gibi köyler kamilen yakılmıştır. gerekse subaylann azim ve irade zaafi. Bir yandan kö¬ yü abluka ve köylüyü soruşturma ile meşgul iken. cephane. köyde kalanlar ise kendi¬ lerini sadık göstermek için gereken rolü oynamakta devam edi¬ yoriardı. Oysa bu köylülerin çoğu. köye yaklaşan müfrezeyi birkaç kişi ile karşılı¬ yor. Ve Hüveydan bölgesindeki bütün köyler kamilen yakıldı. tarama si¬ lindirinin önünden kaçarak Sarum suyu geçitkrine (Goderni köp- 196 . 7. Harta olayında olduğu gibi burada da ilkin birçok köylere masum ve kabahatsiz telakkisi ile şeflcat gösterilmişti.ge ahalisi de tamamıyla hükümete karşı isyankâr bir durum alnıış ve eşkıyaya silah. Şüpheli bir durumda yakalanarak mahke¬ me edilmek üzere Lice'ye gönderilen 31 kişi de yolda muhafizların silahlarını almaya teşebbüs ettiklerinden hepsi öldürüldü. diğer yandan da köye haber göndererek he¬ men silahlannı alıp dağa çıkmalarını tembih ediyorlardı. köylerinde eşkıya bulunduğu halde. Bununla beraber Hüveydan bölgesine özgü riyakâr¬ lık nedeniyle müfrezeler. Bununla beraber bu bölgenin araştınlması sırasında birçok defalar böyle acı imtihanlar karşısında kalmış olan müf¬ rezeler. biriiklerin yaklaştığını ha¬ ber alır almaz yiyecekleri tokattan kurtulmak için hemen köyle¬ rini terk ile etrafa dağıldıkları görülerek. Temri or¬ manlarında bu şekilde. daha önce Cıbranlı Albay Halit Bey'in müfrezelerini kandıran ve sonradan firar edenlerden 38 kişi ya¬ kalanarak öldürüldü. hem de müfrezeyi şaşırtarak gafil avlamak istiyorlardı. kendilerinin eşkıyadan birçok zulüm ve işkence gördüklerini ve falan istikamete gittik¬ lerini anlatıyorlar. Seyyar Jandarma Alayı müfrezeleri tarafindan araştırma ya¬ pılmakta ve örtülmekte bulunan Sarum suyu güneyindeki bölge¬ de bkçok köy taranarak yakılmış ise de. yiyecek verecek kadar cesaret göstermiş ve bazı köyler ahalisinin de. Bu su¬ rede hem müfrezelerin kuvvetinden bilgi almış oluyorlar. bir kısım köylülerin birçok dolambaçlı yollardan çevirdiği bin türlü hile ve desiselerle kandırıldılar. Pek kısa sü¬ ren bu nazik durum sırasında köyden silahını alıp kaçabilen. bu olayın gerek ederin eğitim noksanı. eş¬ kıya ile birlikte müfrezeye ateş açıyor. bu gibi kandırıcı sözlere önem vermeyerek görevlerinin gerektirdiği tedbiri almakta ihmal göstermediler. diğer yandan firar edenleri şiddetle takip etmekten geri durmadılar.

erzak kafilelerine pusu kur¬ mak. Tedip harekâtının son saftıasına tahsis edilen Hüveydan böl¬ gesi ile Lice ve Hani güneyi bölgekrinin araştırılmasına memur 63. Takriben bir ay süren tedip (cezalandırma.rüsüne) dayanan 3-5 şakiyi yakalamak firsatım kaybettirmiştir. terbiye etme) ha¬ rekâd sonunda bölge ve müfreze komutanlıklannın raporianna göre. köylerin çoğunda. hareket sırasında sık sık tekerrür eden telgraf hadannın ke¬ silmesi gibi eşkıyaya yardımcı bir durumda değil. Alay taburlannın taramayı müteakip Hani'de toplanmaları emredilmişti. birer birer bulundukları yerkrden çıkartılmış ve bunların silahh olan 1 12'si öldürülmüştü. hakim sırdan tutan erkr tarafindan bura¬ larda güneye karşı yapılmış bir siper içerisinde ve henüz yeni adl¬ mış birçok boş kovanlar bulunmuş. Tuzla'da bulunan 62. özellikk yol bo¬ yunca olanlarda ahalinin durumunu şüpheye düşürecek birçok emareler görülmüş. 3 Kasım 1927 akşamı Hani'ye geldiler. Süvari Alayı keşif kollan ile Hanili Seyfullah çetesi arasında müsademe olmuş. fiilen eşkıyalık ettikleri sabit okn bu köykrde erkeklerin bulunmaması da dik¬ kat çekmiş ve çocuklardan yapılan soruşturmada bunlann birkaç gün önce topluca gittikleri anlaşıldığından. Alay 1. güneye kaçmak isteyen bu şerir de bu küçük kuvvet karşısında iki kısrak bırakarak tekrar kuzeye dönmeye mecbur kalmışd. Tabur müfrezekri tarafindan bu şakinin faaliyet bölgesi olan ve bundan önceki tedip saflıalannın çerçevesi dışında kalan Ashabikeyf dağı ve civarındaki köylerde araşdrma yapılmış. hıyanet ve şekavetle¬ rinden şüphe edilmeyen bu köykr de kamilen yakılmışd. harekâdn sonucunda 280'e yükselmiş ve 197 . muhtelif havalide cereyan eden takip ve taramalar sonun¬ da yakılan köy miktan. Bu alayın araştırma yaptığı havalide tutuklanan şahıslardan bir¬ çoğunun on beş gün önce Murat güneyinden inen asi gruplarına mensup oldukları anlaşıldığından hepsi kurşuna dizildiler. Köylerine gizlice girebilmek için müfrezelerin hareketini civar mahallerde saklanarak bekleyen birçok eşkıya döküntüleri de. Finto civarında 40. Bu taburlar geniş bir bölgeyi taradıktan ve şüpheli köyleri yakdktan ve şahıslan kamilen imha ettikten sonra.

ormanlarda yakalanarak imha edil¬ miş eşkıya ile bunlara mensup şahıs miktarı da 2000'i aşmıştı. Babam. Şeyh Said ayağa kalktığında 13 yaşındaydım. büyük bir ailey¬ dik. Erzurum. an¬ nem. bir somut ayrıntısı. Genelkurmay kitabının. Ashnda. ayaklanma başladığı haberi geldi. Anne tarafım da öyle.. "babamı diri diri yaktılar" diyor ve devam ediyordu. Yıllar boyu süren "ıslahat"ın tanıklarından biri de Feyzullah Koç'tu. 198 ." "BABAMI DİRİ DİRİ YAKTILAR" İsmet Paşa'nm deyimiyle. Herkes evine. Feyzullah Koçu'un tarihe tanıklığını okuyalım: "Ben. 1912'de doğmuşum. Palu'nun Erdürük köyündeniz.. Varlıklı. Adım Türkçeleştirip. saygı duymayan yoktu.. köyde kimsenin pek işi. Siirt. büyük bir köy¬ dü. Bingöl. Babam görmüş geçirmiş. Ailemiz. Hakka¬ ri ve Bitlis bölgelerinde aynı anda yürürlüğe konuyordu. Sonra daha da büyüdü. Diyarbakır. 'Gökdere' yaptılar. Biz Safran'dayken. genelde Kürtlerin yur¬ dunda yaşananların bir bileşkesiydi. büyük bir heyecan yarat¬ mıştı. Erdürük. din bilgisi derin bir adamdı. Biz ailecek. Elazığ. Sonra ilçe oldu. kışı geçirmek üzere dayılarımın köyü Safran'a gittik. Muş. Mardin. uğraşı olmazdı. Safran köyündeydi. Okuma imkanlarının son derece kısıtlı olduğu o devirde babam. Dayılarım. Kışın. Tanımayan. Biz.bu köylerde veya dağlarda. köyün ileri gelenlerindendi. 2002 yıhnda hâlâ yaşayan Feyzullah Koç. amacı "isyanın yarattığı şartlardan faydalanmak" olan "ıslahat programı" 1925 Haziranında Van. Ayrıntı¬ lar hariç her yerde aynı şiddet ve yöntemle uygulanıyordu. Rüştiye'de okumuştu. 100 haneden fazlaydı. köyüne kapanıyordu. Feyzullah Koç'un anlattıkları. bilmeyen. Şeyh Sa¬ id büyük bir isimdi.. Onun liderliğindeki harekât. Genelde yaşananlara bir örnektir. kız kardeşim ve ben.

Elazığ gibi önemli yerier de ahnmışd. gelip geçenlerden haber al-. yol başlannda. yanlışlıklar çok' diyor ve üzülüyordu. Hal böyle olunca. Ba¬ bam baskı altında. silahını alıp cepheye gitmediği için babamı kınıyor. programsız isyanın bu haliyle başarıya ulaşa¬ mayacağını söylüyor. Kafasına. hazıriıksız başladı. Babam plansız. Bu iyi olmadı' diyordu. Babam bölgenin ileri gelenlerinden olduğu için. Ağa adındaki eniştemiz isyana katılmış. Gelen haberlere göre Kürtler. bk grup kalkıyordu. Babamın hatı- nnı kıramayacağı insanlar geliyor. eksiklikler. 'Bak Kürtler kazanıyor. 'daha ne bekliyorsun?' ya da 'bekknecek gün mü?' diye zoriuyoriardı. Kış ortasında köyümüze döndük. gün boyu damlarda. Diyarbakır'ın kuşadldığı haberi geldi. yörenin önde gelenleri toplandlar yapı¬ yor. ayıplıyoriardı. Bad Cephesi komutanıydı. katılmıyor. Babam. 'Her şey erken. Bu arada babamın üstündeki baskı büyümüştü. ısrariardan kurtulmak 199 . telaş ve heyecandan uyku uyuyamıyor. yemiyor. 'Düzensizlikler. harekâtı takip etmeye ça¬ lışıyor. heyecanla anlatdklannı dinlediler. hareketlilik büyüktü. Bazdan. Şeyh'e katılmak üzere atlı kafileler geçip gidi¬ yordu. baskı ve zorlamalara direniyordu. konuşuluyor. Bir gün çıkıp geri geldi. ama tedirgin ve endişeli olduğu için kadlmıyordu.. içmiyor. Tanınmış çok kimse yanına geliyor. niye halkının yanında değilsin?' diyoriardı. mantığına uymayan durumlar vardı. Eniştemi dinleyenler sevinç ve heyecan içindeydi. emnne gir¬ mek üzere köyümüzden geçerek Elazığ tarafina gidiyoriardı.. dayımın evinde topla¬ nıp. Bingöl ve Genç yeni ek geçirilmişti. o zamanki imkanlarla. Onun için gö¬ nülden isyana taraftar olmasına rağmen. babam üzerindeki taz¬ yikler artmaya başladı. uzun uzun konuşulup tartışılıyor ve 'sen de kadl' diye zoriuyoriardı. gidiyor. Onun için Safran'da kalamadık. Şevk ve heyecan bir aradaydı. üzerinde çok duruluyordu. Baskılar karşısmda bunalmaya başladı. bizim köy çok daha harekedi. Köylerden in¬ sanlar geliyor. Adı gruplar.Halk arasında heyecan. Bir grup ath geliyor. bütün cephelerde kazanıyorlar¬ dı. Şeyh Şerif. Bir yandan da. savaşa gitmişd. Fakat döndük ki. maya çalışıyordu. Palu. Köyün ileri gelenleri.

ne olur ne olmaz korkusu hakimdi. soygun ve talan olayları artık konuşulan tek konuydu. Dersim eteklerine. Biz Karakocan bölgesine gittik. O çarpışmayı biz de uzaktan seyrettik. köyü terk etmeye karar verdiler. Mart ayı başlarında devlet. çocuk. telaş ve panik doğdu. Onun himayesinde olduğumuz için kendimizi güven içinde hissediyorduk. bir olay da yakınımızda patlak verdi. Bir saat içinde köy boşal¬ dı. Her şey o kadar aceleyle oldu ki. Bölgesinde savaş da yoktu. Ahbaplıkları vardı. suçlu-suçsuz. Fakat. ihtiyar ayırımı yapmadan kıra kıra geliyor' diyorlardı. paniğe sebebiyet verdi. yiyecek ve içeceğini bile alamadı. annem ve bizi aldı. kimse yatağını. olayların uzaktan seyircisiydi ama. Mirahmet köyü Safran'a yakındır. Korku içinde beklerken. Sonuçta. 'ne yapalım' diye birbirine soruyor. Safran'ın hemen altında Gewran köyüne çekildiler. olanları anlatmaya başlayınca haber¬ ler doğrulandı. yorganını. Bozguna uğrayan askerlerin öç alma ve hırslarını çıkarmak üzere katliama girişebileceği ihtimali doğdu. adı büyük. Her aile bir tarafa dağıldı. kaçıp kurtulabilenler. . Başlangıçta söylenen ve konuşulanlara kimse inanmıyor veya inanmak istemiyordu. halk arasında büyük bir korkuya. köyde konuşulanlar kor¬ kunçtu. Necip Ağa isyanda tarafsızlığını ilan etmiş ama. ırza geçme. yığınaklarını tamamlayıp karşı ta¬ arruza geçti. tekrar dayımların köyü Safran'a geri döndük. yakıp yıkma. O zaman büyük bir korku. kadın. Birkaç gün sonra savaşın gidişatı tersine dönmeye. Akşa¬ ma doğru devlet tarafı bozguna uğradı. Göç başladı. Türk ordu¬ su baskın çıkmaya başladı. İnsanlar toplanıyor. Ne¬ cip Ağa devlet gibi bir adamdı. kimse ne yapacağını. Toplu yok etmeler. kimse bir çıkış bulamıyordu. 'Türkler. Babam Necip Ağa'yı tanıyordu. hükmü geniş Hamidiye beylerinden Necip Ağa'nın bölgesine sı¬ ğındık. kurtulmak için kaçıp nereye sığınacağını bilmiyordu. Safran tarafsız. yakın köylerde olaylar yaşanma¬ ya.için. Köyün önde gelenleri toplanıp konuştular. gönlüyle dev¬ letten yanaydı. Çünkü gelen haberler. Orada büyük bir çarpışma oldu. Korku hakimdi ama. Türk ordusunun bozgunu.

gece karanlığında gitti- kr. Ateşe veriliyor evler. korkuları büyütmüştü. İkramda bulunuyoriar. kurdar. Eüerinde su ve ayran bakraçlanyla askerieri karşılıyoriar. Palu'nun Karaman köyünü basıyor. kuşlar tarafindan parçalanmış. gitme' dediyse de söz dinletemediler. Kaçış başlayınca. Yaz aylarında kıtlık baş gösterdi. Köyde bulabildikleri herkesi süngüden geçirip öldürüyorlar. 'ayırım yapılmıyor' haberlerini net olarak doğru¬ lamış. yaz aylarına giriyorduk. Kıtlık başlayınca. 40 kadar in¬ sanı da katlediyorlar. eli boş ve harap halde geri geldi. Taş taş üstünde bırakılmıyor. Köyü yakıp yıkıyor. köy baskına uğruyor. hatta eldeki hayvanlara bakamamış veya bir an önce elden çıkarmanın çaresine bakmıştı. şişip kurdanmış. koku düşmüş. hay- 20I . Atlara binip. aynı gün Bahçacık köyüne geçiyor. Bahçacık'ta şöyle bir olay da yaşanıyor: Bahçacıkhlar. Bahar geçmiş. Fakat her yer askerie doluy¬ du. olaylara karışmamanın da ver¬ diği huzurla köyde kalmışd. Katkdilenkrin cesederi. neleri yoksa her şeylerine el konuyor. Askerlerin köye doğru geldiğini görünce. kimse bir şey ekememiş. Babam ve arkadaşları gitmeden bir iki gün önce. Halbuki bu iki köy de ayaklanmaya karışmamış. Aynı müfreze. Korku ve ne olacağı¬ nın belirsizliği yüzünden. Yanına birkaç kişi aldı. gönülleriyle de devleti des¬ teklemişlerdi. değerii eşya ve kesilmek üzere hayvanlara el koyuyor. Orada da 40 kadar insanı katiediyor. babam gizlice köye gitmeye. Köyümüzden aynlır- ken kilerierimiz doluydu. rastgele 30 kişiyi katiediyor. birkaç aile.Askerler. yetiştireme- miş. sunulan su ve ay¬ ranı içtikten sonra harekete geçiyoriar. iki gün sonra. Annem dahil herkes 'tehlikeli olur. orada burada aç köpekler. alabileceği ka¬ dar yiyecek getirmeye karar verdi. Bölgede durumu en iyi olan ailelerden biri olmamıza rağ¬ men. Neleri var. Hiçbir şey alamadan kaçmıştık. köyleri de ateşe veriyorlar. bizim durumumuz da kötükşmişti. Halk arasında açlık çekili¬ yordu. Bu olaylar. isyana des¬ tek vermemişti. Askerler. Tarafsız kalmış ama. Hatta. Babam ve arkadaşları. Karaman'da olanlardan habersizler. susamışlardır diye soğuk su ve ay¬ ran hazırhyoriar.

Sonra köyün erkeklerini bir araya topladılar. onları be¬ yaz bayrakla karşılamaya karar vermişlerdi. Üsderi başları toz toprak. Bizimki¬ leri de yanlarında getirdiklerine katdlar. . Yan¬ larında. Önlerine kadp. tüfeklerinin namlularına süngü takıp içeriye daldılar. Köye yayılıp evleri sardılar.. Toparlanıp Erdürük'e (Gökdere) döndük. çocuklar. ihtiyarlar kaldı. Onlar koşarak köyden ayrıldılar. 9. kaçacak za¬ manı olmamıştı. Babamın anlatdklan herkesi şoke etmişti. Esirlerin sayısı 200 do¬ layına çıkmışd. Kimsenin huzuru kalmamışd. aç. Babam. Devamlı tedirginlik. Bulunduğumuz yer de artık güvenli değildi. Köyümüzde henüz bir şey yoktu. Askerler. içlerinden bazı¬ larını seçip. urganlarla birbirine bağladılar. Ağlayarak arkalarından bakarken. Babam ve amcam da aralanndaydı. Bitişiğimizdeki Hor köyüne gittiler. köye dönmenin da¬ ha iyi olacağı kararına vardı. öteki gidiyordu. Geldi¬ ler. Götürdüklerinden bazılarım. Ama orada burada. sefalet içinde sürünerek yaşamaktan bıkmışdk. ağla¬ yan kadınlar. açlık ve sefalet içinde ölmektense. Varışımızdan birkaç gün sonra. Onca insanı süngülemeye başladılar. Alay köyümüze geldi. Silah istiyorlardı. Geri kalanları büyük bir ahıra doldurdular. Askerler çok ani gelmişlerdi. Bir beyaz bezi. Bir müf¬ reze geliyor. çamur içindeydi. Akşam karanlığım bekliyorlar. köyden ayrıldılar. İnsanlar korku ve belirsizliğin yanında.. Ama korku hakimdi. Gece top¬ ladıkları cesetleri gömüp ayrılıyorlar. Geride. Hepsi perişan haldeydi.vanlar tarafından parçalanmış cesetleri gömmeye karar veriyor¬ lar. beyaz beze bakmadılar bile. Kimsenin saklanacak. Onun için köy dışı¬ na çıkıp saklanıyorlar. Kimde ne varsa teslim edildi. se¬ faletten çıldıracak hale gelmişlerdi. Bağladıkları insan sayısı 50 kadardı. Onlara ne yapacaklar diye uzaktan uzağa takibe başladık. Bıçak ve baltalar bile. açlıktan. yavaş yavaş cesaredendik. Tepelik bir yerde köyü seyret¬ meye başladık. hayvan gibi birbirine urganla bağlanmış 100-150 kadar insan vardı. orada serbest bı¬ raktılar. Fakat gündüz bu işi yapmaları tehlikeli. 'tes¬ lim olduk' anlamında sopaya bağlayıp karşılamaya gittiler. Babam ve köyün öteki ileri gelenleri.

Ama uzaklaşamamış. bk yüzbaşının bk kadı¬ na tecavüz girişimine gösterilen tepkiydi. 193 5 'teki "Sason İsyanı" bu "hayali isyan"lardan biriydi. hayali olaylar yaratılıp Ankara'ya rapor ediliyor. figan. Babam da sürünerek çıkmışd.içerden yükselen feryat. insanlardan bazıları hemen ölmüştü. Sonra askerler içerden çıkdlar. O zaman köye koştuk. 1925-1940 yıllan arasında. Bir feryat da o za¬ man başladı. Süngüleme sırasında. gömdük. Ahır tutuşturulduktan sonra. Ölülerimizi toplayıp köyümüze götürdük. tırnaklarıyla duvarı del¬ miş. yalvarma ve inleme sesleri ta bize kadar geliyordu. Hiçbir şey olmasa. Onların içinde hâlâ nefes alanlar vardı. Ankara'ya "isyan var!" diye bildiriliyor. sürünüp dışarıya çıkmıştı. Askerler. oradan gelen emirie "tedip ve tenkif'e girişiliyordu. Bazıları elleri. 203 . yanmış et kokuyordu. Her yaştan binlerce kişinin öldürülmesi. işlerini bitirip herkesin öldüğüne kanaat getirince gittiler. köylerin yaküıp yıkıl¬ masıyla sonuçlanan bu "isyan"ın nedeni. Bazen. Bazıları ise yaralıydı. "Islahat program"ından kaçış ve ta¬ kip sırasında meydana gelen çatışmalar da "isyan" olarak adlandı¬ rılıyordu. "tenkil" emri çıkanhyordu. Bk Kürt'ün ırza tecavüz girişimlerine tepki göstermesi de "isyan"dı. "hayali isyanları" bastırmak için birilerinin tüfek pat¬ latması da gerekmiyordu. Yüzbaşının ırza geçme girişimine tepki.. "Ağn İsyanı "ndan sonra en çok adı geçen. Ahıra kapatılan insanların çoğu yanmış. Köy. diri diri ya¬ kılan insanlar feryat ediyordu. duvarın dibinde ölmüştü. Olanları uzaktan seyrediyor ve ağlıyorduk. Ahırın ka¬ pısına kuru ot ve saman yığıp ateşe verdiler. kömür olmuştu.. "hayali isyan"lar gerekçe gösterile¬ rek tedip ve tenkiller yapıldı." HAYALİ İSYANLAR VE SÜRGÜN YOLLARI.

Ter¬ fi edip yükseldi. dilini bilme¬ diği. iktidarı elde tutan generaller cuntası. yanına bir askeri birlik ala¬ rak Harbak köyüne gidiyor. Gelin. Sonra. Yüzbaşı. isyan çıkd. Peşinden koşanları korkutmak için de birkaç el ateş ediyor. Ama gerçeği yazmıyor. Jandarma yüzbaşısı. "yeterince vatanseve¬ rane" bulmadığı için mi. genç ve güzel kadını bir süre yanında alıkoyduktan sonra. Kadın direniyor. ib¬ ret verici zulüm manzaralanyla ilmikliyordu. Madanoğlu'nun. Harbakhlarca öldürülüyor. sonra olayı rapor ediyor. Teteri Bedik'e konuk oluyor. Başlıyor bağırmaya. "isyan" senaryosunun hayali olduğunu gün ışığına çıkanyor. 27 Mayıs 1960 darbesindeki subaylar arasında yer aldı. 204 . Korgeneral rütbesindeyken. Darbeci arkadaşlarıyla anlaşmazlığa düşünce tabii senatör¬ lükten istifa etti. On yıl sonra ölen general. Madanoğlu. olaydan habersiz kaymakam vekili ve diğerieri. Tutuklanıp işkenceden geçirildi. Tecavüzcü yüzbaşı da "isyan basriran" birlikler¬ den birinin komutanıydı. Madanoğlu. vergi toplamak üzere. tepeye yerleşmiş biriiğin yardımıyla canını kurtan- yor ama. daha sonra "Dersim Harekâtf'na da karildı. harıl hani akşam yemeği hazırlıyor. General'in anıları 1983'te Cumhuriyet gazetesinde yayınlanır¬ ken."Sason İsyanf'nı bastırmakla görevli subaylardan biri. yabancısı olduğu İstanbul'da kendi kaderine terk etti. yayın yasağı koydu. ömür boyu senatör oldu. Yüzba¬ şı kaçıyor. gerçeğin ürpertici yüzünü." Ve isyanı bastırmaya koşan devlet Sason'da taş taş üstünde bırakmıyordu. Tam bu sırada yüzbaşı geline yaklaşmak iste¬ yince olay çıkıyor. "Sason İsyam"nı anlatırken. yoksa "devlet sıriannı" açığa vurduğun¬ dan mı bilinmez. General sonrasını şöyle anlatıyordu: "Teteri Bedik'in evinde erkek yok. Sason kaymakam vekili. bu arada anılarını yazdı. o za¬ man yüzbaşı rütbesinde olan Cemal Madanoğlu'ydu. 1971 'de hükümet darbesi hazırlamakla suçlan¬ dı. Yazdığına göre. Anlatılanlara göre. diyor. "isyanın bastırılmasından dönerken yanına aldığı ganimeder arasında bir Kürt kadını da vardı.

Ve kadının göğsüne bir yumruk atıyor. Sason isyanı budur. Her yere. O bölgede. kay¬ makam öldürüldü' deniyor. "2000'e Doğ¬ ru" dergisinin 20 Mayıs 1990 tarihli sayısında "Sason İsyanf'nı anlatırken. Gençler yine saklanmış. o hizmet edecek' diyor. kaymakamın kadına tecavüze kal¬ kıştığını söylüyor ve devam ediyordu: "Muhtarın evine gidiyorlar. içki içiyor konuklar. Ziyafet softası açıyor önlerine. Kadınlar. 'Sen yorulmuşsundur. Saklananlar dışarıya çıkıyor. Askerkrin silahlarını alıyorlar. Bunun üzerine Ankara'ya haber veriliyor. Doktoru rehin tutuyorlar. Süleyman Demirel'in Doğru Yol Partisi'nden Diyarbakır milletvekiÜ olan Mahmut Akunakar. Muhtarın annesi konukları buyur ediyor. kendini kayalıklardan azgın sula¬ ra bırakarak kurtuluşu intiharda buluyordu. gelini zoria odaya getiriyoriar. bütün değeriere uzanan hoyradık kadınları da hedef ahyordu.' Ka¬ dın yorulmadığını. 'Gelinin bize hizmet yapsın' diyor. Oğlunun izni olmadan. çamur. Sayısız kadın ve genç kız. asker kaçağı olan. Köylü¬ ler kaymakamı öldürüyoriar. gelinin yabancı konuklara hiz¬ met yapamayacağım söylüyor. Koyun kesiyor." Kadınlar da "ganimet"ti. Jandarma komutanını yaralıyor¬ lar. köye asker gelince kaçarlar. Olay üzerine muhtarın annesi dışanya çıkıp ba¬ ğırıyor: Hey ümmet! Ne saklanıyorsunuz? Sizde namus yok mu? Gelinimize saldırıyorlar. yüzbaşının değil. Kadın her şeyi anlatıyor. ne istiyorlarsa kendisinin karşılayabileceğini söylüyor. 'Halk isyan etti. daha doğrusu nüfus kağıdı ol¬ mayan gençler. saklanırlar. Kaymakam 'Gelini getireceksin. yüzlerine is. muhtarın annesi¬ ne. 205 . itici görünmek için paçavrala¬ ra bürünüyor.1980'den sonra. kara boya sürerek "huzura" çıkıyorlardı. Jan¬ darmalar. Kaymakam biraz çakır keyif olunca. "durumdan faydalanma" seferieri sırasında.

Sonra yaşadı. komutan sarkıntılık etmeye çalışıyor. Tek çare var. Mahmut Altunakar anlatıyordu: "Yıl 1935." * * » Kürtler arasına gönderilen kimi yöneticiler.." Ankara. Güzelliğiyle namlı. Kadın direniyor ama. Senaryo oluşturulduktan sonra. kendini aşağıya. aşiretler ara¬ sı çekişmeleri firsat bilip yükünü tutmuş. 206 . Karar nahiye müdürünün kulağına gitmiş. Adı Keko'ydu. Annesi in¬ tihar ettiğinde bebekti. "devletin gücü".. azgın sulara atıyor. Yaşlılığında Hacca da gitti. kurtuluşunun olmadığını. Kendini kur¬ tarmak için Ankara'ya telgraf çekiyor: isyan çıkd. zamanın nahiye müdürü. genç kadın birdenbire fırlı¬ yor.Palu'nun Geylan köyünden Gülbahar'ın 1925'teki "ölüm yolu seçimi" binlerce örnekten sadece biriydi. "tenkil harekâtı" başlatılarak. Onun trajik hik⬠yesini anlattılar: "Geylan'a baskın yapılıyor.. ya Anka¬ ra'ya şikayet edilecek veya öldürülecek diye karar vermiş. Bir aşiret. komutanın onu çekip çalıların arka¬ sına götürmeye kararlı olduğunu anlıyor. bütün köylüler toplanıyor. Yolda.. Irzını korumak için ölümü seçen kadının bir oğlu vardı. Ama yiğit ve mert bir kadın. "Botan İsyanı" bunlardan biridk. bir¬ birine bağlanıp götürülüyor. Bir kez daha kan nehirleri akıyor. otoritesi. Kafilenin içinde bir genç kadın da var. "hayali isyan "la- n kişisel kazanç yolu yapıyordu. kelle hasadı yapılıyordu. Ankara'ya "isyan"ın raporu yazıhyor ve karşı taraftan gelen "İsyan bastırılsın" buyruğuyla Botan dağlarına asker yığılıyor. Midyat'ta. baş edilmezliği kanıtlanmaya çalışdıyordu. Kafile Murat nehri¬ nin üstündeki köprüden geçerken. bunun üzerine "isyanın ibret verici biçimde bastırıl¬ ması" emrini çıkarıyor ve gereken yapılıyordu.

birer diktatör yetkisiyle donatılmışlardı. "ben devletim" diyenler bundan yararianmaya bakıyor." Ermeni " tehciri "ni yaşayarak tanıklık etmiş. bölge müfettişi Abidin Özmen'e yansıyor. tuzaklar döşüyorlardı. "tehck"de rol almış Kürder. "Umu¬ mi müfettiş" deniyordu. Ama çok değil. 207 . Kurum. hizmet verdiği devletin güçleri tarafindan yer¬ lerde sürüklenerek öldürülmeye götürülmüştü. şimdi aynı akıbetin kurbanlarıydı. Bir zaman¬ lar elkri bağlanarak ya da süngüler arasında titreşerek uzaklaşanlan seyredenler. birkaç yıl sonra aynı akıbete uğramış. Mardin'dekileri de Diyarbakır'a götürüp yok ediyorlar. Bu "derin tuzak" ve "hayali isyan"ın basrinlmasım da yine Mahmut Altunakar anlatıyor: "Olay. oğ¬ lunun arkadaşları. ya da mala tamah ederek. 1980'lerde "Olağanüstü Hal Bölge Valiliği" adını aldı. hatta kışkırtıla¬ rak. Bir askeri hare¬ kâtın gerekli olduğuna Ankara'yı inandınyor. ahbaplık ettiği Ermenilerin başına o fe¬ laket gelince. kavgaya dönüşüyordu. İki tarafın karşılıklı öç alma baskınları başlayınca. O da bunu firsat biliyor. fakat benim araştır¬ malarıma göre 700-800 kişi sorgusuz sualsiz yok ediliyor. Diyarbakır'ın ünlü ağalanndan Pirinççioğlu ik Cemiloğlu aileleri arasındaki anlaşmazlık çekişmeye. mahkemede sorun var diye Mardin'e. yine derin çıkarlan için kullanıyor¬ lardı. DP Diyarbakır Milletvekili Mustafa Ekinci'nin tespitkrine göre 93 kişi. "Umumi müfettiş"ler. Düşman olduğu ki¬ şileri Ortadan kaldırmaya başlıyor. 1925'ten itibaren benzer akıbeti yaşamaya başladılar. 1937 ydında. "derin yetkileri"ni. Düne kadar biriikte yiyip içtiği. Oğlu Osmanh subayı olan bk "ağayı" anlatmışlardı. Olayı dallandırıp budaklandırıyor. Kimileri. eziyetçiler arasında yer al¬ mıştı.* * * 1940'lara kadar. Kürt bölgelerindeki "Genel valikr"e. Diyar¬ bakır'daki insanları. en başta talana koşmuş.

Geride kalanlara da sürgün için yol gösterdiler.Şeyh Said'den sonra bütün Kürtlerin yurdu "suçlu yatağı" muamelesi görüyordu. akbabalar. insan ölüleri. ama 1 990'larda Kürt köylerine benzer tebligatlar yapı¬ lıyordu. insan kalabalıkları çaresiz. Sürgün yerimizin Niğde oldu¬ ğunu söyleyip ayrılddar. Çünkü. Dağ başlarında. Fakat. Aile dediğim de. Babası diri diri yakılmış Feyzullah Koç anlatıyor: "Bizim Palu-Karakoçan havalisinde gördüğümüz kadarıyla. tehdide rağmen boşaltılamayan köyler. içindeki yiyecek. öldürülmüşler harmanına üşü¬ şüp uçuyordu. 1990'lar tebligat¬ larında da köyü terk için gün ve saat veriliyor. 24 saat içinde köyü terk etmemizi tebliğ ettiler. Bize. Bu ailelerin ileri gelenlerinin çoğunu astılar veya yerinde öldürdüler. ardk yakamızı bırakır¬ lar diye düşünüyorduk. Birkaç gün sonra askerler köye geldiler. Asıp kes¬ mekten geride kalanları da sürgün ediyorlardı. Böylece. Kan deryasından " sürgün "le kurtulanlar her şeye rağmen. "aksi halde" deni¬ lerek. köylerin kıyısındaki derelerde öldürülmüş. Koç ailesinin trajedisi. evler. öldürülmüşlerden. semirmiş akbabalar sü¬ rüler halinde. kurtlar için ziyafetti. Palu havalisinde bilinen. ora¬ da bırakılmış insanların etiyle beslenmiş. şaşkındı. Şöyle veya böyle susturma planı uygulanıyordu. bk bakıma 1925'te yaşanan genelin bir 208 . isyana katılmamış da olsa." Garip. kendilerini şanslı sayıyorlardı. giyecek ve her tür¬ lü eşyayla birlikte ateşe veriliyordu. Zaman değişse de yöntem aynı kalıyor. "tarih te¬ kerrürden ibarettir" deyimi doğrulanıyor. hayattaydılar. göz dağının yaptırımları sıralanıyordu. önde gelen Kürt aileleri hedef alın¬ mıştı. Babam ve amcamı öldürdükten sonra. içecek. her biri en az 7-8 hane. tanınan belli başlı sekiz aile vardı. Kürtler suçlu. öyle olmadı. Öte yandan. Tevekkül içinde "kaderlerini" bekliyorlardı.

Yaşanmışlıkların bir örneği sadece.." 209 . Temiz. Böyle konaklaya konaklaya. boş evlerden birini verdiler. dışarıda yadyor. Ne diyelim. Ürkek gibi bir halleri vardı. Bize de. Feyzullah Koç anlatıyor: "Hemen toparlandık. her neyse fazla yaklaşmıyorlardı. kasabalar boştu. en kötüsü. Akrabalar yardımcı oldular. Niğde'den tren yolu geçmiyordu. Canımızı kurtarmışdk şim¬ dilik. Halbuki sizi çok kötü anlatmışlar¬ dı bize dediler. hanedan insanlar olduğumuzu gördüler. 100 liraya bir at arabası kiraladık. Rumlar ve Ermeniler kaçıp gitmiş. Ya¬ nımıza alabildiğimiz giyecek ve yiyeceklerimizle bindik. Fakat devlet korkusundan mı. an¬ nem ve bacımı Elazığ'a ulaşdrdılar.. o kadar. Sonradan. ihtiyaçlanmızı karşılıyor. Beni. Bütün Rum ve Ermeni evleri bomboş duruyordu. 20 Temmuz 1928'de yola çıkdk. Türkler bizden uzak duruyorlardı. yirmi günde Niğde'. Sivas'tan sonra her yer. hangi bölgede olduğunu da bilmiyorduk. Hatta özür dilediler: Ne güzel insanlarsınız. Niğde de öyleydi. Yol boylarındaki köy. dükkânları boş kalmışd. Ama sonra ne olacakd? Gitmemiz tebliğ edilen yer Niğde'ydi. badanalı. terbiyeH. Taşlar nakışlanarak duvarlan örülmüş çok güzel evlerdi. O zamanın parasıyla.. yanımızda gö¬ türdüklerimizi pişirip yiyorduk.ye vardık. köyler. İlk zamanlar büyük bir yalnızlık yaşadık. bize mesafeli duruyorlardı.. köyümüze döndük. küküriü. Yaklaşmaya başladılar. Bir iyiliklerini.bileşkesiydi. Nerede. Sonra af çıkn. şehir ve kasabalann içinden geçi¬ yor. Üç sene kaldık Niğde'de. Dönüş izni verdiler. Karşılaştığımızda selam veriyoriardı. Oturmaya başladık. hangi bölgede olduğunu öğrendik ama. Yola çıktık. evleri. Benzerini binlerce aile yaşadı. Tekrar konaklaya konaklaya memleketimize. Sorup soruşturduk. Niğde adını ilk defa du¬ yuyorduk. insanca yakınlık ve yardımlannı görmedik.

bağlar. bahçe¬ lerin dumanlarıyla. Kürtler arasında sürgünü tanımayan aile bulunmadığım söylü¬ yordu. ateşe verilen ormanlar. aynı akıbetin 1936 yılında kendisini de bulduğunu söylüyordu. Devle¬ tin sürgün ve ölüm istatistiği yoktu. Kütahya'dayken tanık olduğu bir manzarayı anla¬ tıyordu: 2IO . küçücük bir çocukken. Devletin felaketine uğramışların. aile genişliği hesaba katıldığında. Kürtler. sürgün edilen insan sayısı bilinmiyor. sürgün trajedisi¬ ni yaşayan insan sayısı milyonları buluyor demekti. Aydın. "Şeyh Said İsyanında bin 500 ailenin sürgün edildiği" yazılıyor¬ du. 1991 'de. Dersimli Kürt bir ailenin oğluydu. ailesiyle birlikte hayvana reva görülmeyecek biçimde trene doldurulanlar arasın¬ da Bilecik'e sürülmüş. Çocuklar rahat bırakmıyorlardı. Diyarbakır Milletvekili Mahmut Altunakar anlatıyor: "1936 yılından 1947 yılına kadar Kütahya'da kaldık. Nazilli. insanı kimüksizleşrirecek boyuttaydı. işkence olarak yüreklerini ka¬ natıyordu. Ama hakaret eden çoktu. Okuk gitmemiz mese¬ leydi. Yine Diyarbakır eski Milletyekili Mahmut Altunakar. En sıradan aşağılama deyimi "kuyruklu Kürt"tü. Yaşadığı sürece Kürt olduğunu gizleyerek korkularından kurtulmaya çalıştı. İzmir ve Balıkesir'de sürgün günleri yaşadığını.* » » Yakılıp yıkılan köyler. 'Hani kuyruğunuz nerede?' diye soruyorlardı. Şeyh Said İsyanından sonra babasının il il dolaştırıldığını. kurtuluşu kimliğini inkârda aradı. ANAP'tan Muş milletvekili olan Alaattin Fırat. Aşağılanıp horlanmanın acı ve hüznü ruhunu karartmış ola¬ cak ki. destek görme beklentileri yoktu. * Akunakar." Şair Cemal Süreya. gittikleri yerlerde halktan yardım. Irkçı saldırganlık. "2000'e Doğru" dergisinin 20 Mayıs 1990 tarihli sayısında. sürgün yollan ve mecburi iskân yerlerinde horlanıp aşağılanıyor. bu da. olmadı da. Manisa. Merhametin yardım elini uzatan çıkmıyordu. Kürtlerde. ikinci bir ceza.

Köylerden toparlanan her yaş ve cinsiyetten insanlar. günler¬ ce bekletiliyordu. içecek sağlamak dahil her türlü ihtiyaçları izne bağlanıyor.. Kütah¬ ya'nın nerede olduğunu bilmiyorlardı. bizim Diyar¬ bakır yöresi insanlanmnkine benziyordu. başka sürgün kafilesini görüyordu is¬ tasyonda: "Yd 1938. Sorduk nereli olduk¬ larını.. Mahmut Altunakar'ın Kütahya garında gördüğü manzara. Kılık kıyaferieri. açlık.. Bu koşullar altında hayatta kalabilenkr. pence¬ resi de bulunmayan.. 1938 yılında. en yakın tren istasyonuna götürülüyorlardı.. inliyordu."Bir tren dolusu Sason sürgünü geldi Kütahya'ya. daha sonra oturma yeri. toplama kamplarında yazın güneş altında. Bu insanlar. Çoğu baygındı. su bulunduranlar şanslıydı. aç. 'Burası neresi. Yanında gıda. tuvaleti bir yana. Bazıları feryat ediyor.. susuz. Bu ikinci toplanma yerinde yiyecek. hastalık. Ama ttıvalet ihtiyacı sorundu. kışın soğukta. hayvan naklinde kullanılan vagonlara dol¬ durularak sürgün yerlerine gönderiliyorlardı. insanlığı utandıran örneklerie doluydu. 211 . Bu süre içinde yük vagonlanmn kapdan kilitli nıttıluyordu. kilometrelerce yürütülü¬ yor. Ka¬ pılar açıldı. sürgünlerin genel bir özetiydi. her şey vardı trende. sürgün yerlerine nakledilmek üzere. Pislik. Havasızhk. Bir tren doluşuy¬ du. izin dışı gökyüzüne bakmaları bi¬ le yasaklanıyordu. Kütahya'daydılar ama. izinsiz helaya gitmek de yasak olduğu için koca koca adamlar ıslak haüeriyle muhafizlara alay konusu oluyorlardı. Bir gün istasyonda geziyoruz." Altunakar. Sersemleşmiş şekildeydi¬ ler. Dışarıya insanlar döküldü. pislik. O zaman il¬ kokulda öğrenciydim. ölüm. memleketimizden çok mu uzaktayız?' diye soruyoriardı. Dönemin ağır işleyen teknolojisiyle yokuluk günlerce sürüyordu. Siirt'in Sason bölgesinden getirilmişler. açlık ve susuzluktan." Sürgün manzaraları. Bir tren geldi. eski çağlarda pazar yerine satılmaya götürülen köleler ya da yabanlaşmış hayvanlar gibi birbirine bağlanıyor.

eşek dahil. mem¬ leketten gelen haberlerin tartışıldığı sohbetler. 'anaların bebekleri¬ ni attığı. Iran. Bu yüzden çok insan öldü. Bazı kaynaklara göre. yaban hayvanı gibi avlanıyor. Her yerde korku vardı. 1925 ve sonrasına Uişkin belleğini özetlerken. Askerlerin yakala¬ yıp götürdüğü insanlar bir daha geri gelmiyordu. o da örgütlenerek mücadele etme düşünce¬ sine dönüşüyordu. hakaret alışılan olaylardandı. Şeyh Said İs¬ yanından sonra Suriye Kürdistanı'na yerleşen Vali Memduh Se- . "çare" üstüne tartışıyorlardı. "Ben çocuktum. adımı yazma" diyordu." Irak. Lübnan. Yediğimiz bazı bitkiler zehirliydi. bütün hayvan ölüleri bizim için ziyafetti. ne yapacakları belli olmaz. Çoluğu çocuğuyla dağlara sığınan insanlarımız. içinde diri kalabilmiş buğday ve arpa tanelerini ayıklıyor. Dertleşmeler. yiyorduk. bunları yıkıyor. ki¬ me ne zaman. torunlarına ilişkin endişeleri var¬ dı. Aüesine. Kimse evinde oturamıyor. "Hoybun"un fikk babası. Ken¬ di çarığım yiyeni gördüm. geride bıraktıkları "dehşet ormanını" uzaktan izliyor. Türkçesiyle 'gazap günleri'ydi. köyünde kakmı¬ yordu. insan ölüleri toplanıyordu.BEŞİNCİ Bölüm HOYBUN VE İSYANCILAR İhtiyar bir Kürt'tü. Askerlerin bastığı köyler yanıyordu. askerlerin geçtiği güzergâhlarda. dönüp bakamadığı hevvar'. zaman içinde. Köy meydanlarında topluca dayak. Ne bulursak ayrımsız yiyorduk. Kimse niçin arandığını. "bunların. yakınlarının niçin götürüldüğünü bilmiyordu. Ürdün ve Suriye'ye kaçmayı başarmış ay¬ dınlar. Dağlarda yiyecek yoktu. Türk askerlerinin geceledikleri yerlerde at dışkı¬ larını topluyor. At. ama Kürtlerin deyimiyle. pe¬ riyodik toplantdara. bir araya gelenler.

Görüşmeler. 1976 yılında. Kurdis¬ tan mücadelesi için oluşturulacak ordunun başkomutanlığım da Paşa rütbesine yükseltilen ihsan Nuri'ye veriyordu. bir trafik kazasında öldü. Birinci Dünya Savaşı'na kanlmış. İhsan Nuri. Kürt Kongresi 5 Ekim 1927 tarihinde. başkanlığa da Bedirhan ailesin¬ den Celadet Bey'i getiriyordu. Hakkari'deyken. 1926 yılında yeni isyanın askeri kana¬ dının başkomutanlığına getirildikten sonra ülkeye dönmüştü. kalabalıklaşan toplanrilar maratonu Kürt Kongresine dönüşüyordu. üç Kürt subay ve çok sayıda as¬ kerie biriikte Türk ordusundan ayrılmış. Lübnan'ın "Bihamdun" kasabasında başladı. ikinci bir kararla. Albay Halit Bey'in lideriiğindeki "Azadi" örgütü¬ nün içindeydi. Şeyh Said İsyanına ka¬ tılmış. ilkokuldan sonra Er¬ zincan Askeri Lisesi ve İstanbul'da Harp Okulu'nu bitirerek su¬ bay olmuş. İhsan Nuri. Çeşidi as¬ keri kıtalarda görev yapmış. 1926'da amaçlı. giderek büyüyen. Hoybun'un kararıyla. aralannda Şeyh Said'in oğlu Şeyh Ali Rı¬ za. Berazi aşireti¬ nin reisi Mustafa Şahin. bütün Kürtleri. Haco Ağa. 213 . görüşmeler yapıyor¬ du. Hoybun Kongresi.lim'di. Kürdistan'ın kurtuluşu amacı etra¬ fında birleşrirme kararını alıyor. Hoybun'un yönerimi ve savaş kadrosu. Kürt aydınlarından Şükrü Sekban. mezhep ve aşiret farklılıklarını gözetmeden. Paris'te yaşayan Şerif Paşa ve Mısır'da bulunan Celadet ile Kamuran Bedirhan kardeşlerin de bulunduğu Kürt önderlerle ilişkiye geçiyor. Ağrı Dağı yenilgisinden sonra tekrar yurtdışına kaçri. Nasturi isyanını bastırmakla görevli olarak Hakka¬ ri'ye gönderilen birliklerin içinde yer almışri. Memduh Selim. din. programlı toplantdara. 1924 yılında. arkasında halk desteği bulunan pek çok Kürt önderden oluşuyordu. Kongre. daha önce adım du¬ yurmuş. İhsan Nuri. 1893'te Bitiis'te doğmuştu. inanç. daha sonra yurtdışına geçmişti. İhsan Nuri. Osmanlı ordusunda çalışmaya başlamıştı.

kendisi üzerine gönderilen ve iki alaydan oluşan askeriere karşı. hiç kuşkusuz Ferzende Bey'dir" diye yazıyor. hem de askeri yönetim¬ de görev alan. Rohat Alakom. Ferzende Bey'in karşısında bozguna uğrayan Türk askerleri¬ nin komutanı. "sıtran"lara konu olmuş komutan Ferzende idi. Ferzende'nin babası Süleyman Ahmed.Bunlardan biri de. Fakat. Sözlü Kürt edebiyatının ustaları denbejlerin "kılam" lan dışın¬ da. Ferzende. Hasenanlı Halid Bey'in oğlu Şemseddin ve Zirkanlı Kerem Bey bu çatışmada ölüyor. Ağn ayaklanmasının gerilla li¬ derlerini nitelerken. ağırlığıyla Malazgirt'te olan Hasenan aşirerin- dendi. bir çarpışmada. Ayaklanmadan sonra. hem siyasi kadroda. "Ağn ayaklanmasının efsanevi liderlerinden en önemlisi. burada İran ordusu engeliyle karşılaşıyor ve silahların teslimi isteniyordu. bu yüzden çarpışmada bazı as¬ kerlerin öldürüldüğü dile getirilir. Bunun üzerine Zilan'da seksen Kürt köyü yerle bir edilir." Ağrı isyanının liderlerinden çoğu. Fer¬ zende ise yaralı olarak Kürt lider Sımko'nun bölgesine geçiyordu. Ferzende'nin yürüttüğü savaş hakkında sayısız hikâye anlatı¬ lıyordu. Malazgirt cephesini açan oy¬ du. Rohat Alakom. altmış kişilik bir süvari biriiğiyle sa¬ vaşır. Kürt kadın savaşçılardan uzun uzun söz ediyor. aileleriyle bklikte ayaklanma¬ ya katılmıştı. 214 . sahte bir rapor yazar. isteği geri çevirince. daha sonra arkadaşlanyla birlikte Ağrı'ya dönüyor ve yürüttüğü gerilla savaşıyla ayaklanmanın efsanevi lideri hali¬ ne geliyordu. 150 kadar arkadaşıyla birlikte İran Kürdistanı'na doğru çekildi. Kürt dengbejlerin pek çok "kdam"ına. çarişma çıkıyor¬ du. Raporda yöredeki bütün aşi¬ rederin Ferzende Bey'i desteklediği. Yolunu kesen Türk ordusunun çem¬ berini yararak İran'a geçmeyi başardı. Şeyh Said ayaklanmasında. Ferzende. komutan Ferzende'nin girdiği savaşlardan bi¬ rini şöyle yazıyor: "Ferzende Bey. Hoybun Örgü¬ tü ve Ağrı Ayaklanması kitabında. Ferzende Bey. Ayaklanma sırasında bölgede bulunan ingiliz gazeteci Rosite Forbes.

Bu yüz¬ den Türk parlamentosunun "en renkli" üyesiydi. hem de gerilla lideri olarak sıcak çarişmaların içindeydi. Türkçe konuşmalarına Kürtçe kelimeler katıyordu. Ağrı isyanının öncülerinden olan Halis Bey. Da¬ ha sonra Trabzon'a sürgün gönderilmiş. Ağrı isyanının komutanlarından bir başkası Halis Bey (Öztürk) idi. Ağrı'nın Tutak ilçesinden. Abdülmecit Bey. Rus işgali sırasında 18 yara almıştı. 1928 yılında yapılan banş görüşmelerine İhsan Nuri. Bira ibrahim ve Ferzende ile bklikte Kürt tarafinı temsil etmişti. fakat o. daha sonra Bayar-Menderes ikilisinin partisi De¬ mokrat Parti'den (DP) milletvekili seçiliyordu. Yassıada mahkemesi başlı başına bir korkuluktu. sorulara kendi üslubuyla Kürtçe-Türkçe kanşımı bk dille cevap veriyordu.Ferzende Bey'in eşi Besna Hanım ve annesi Ayşe Hanım da sa¬ vaşan kadınlar arasındaydı. Halis Bey. "korkuyla dalgasını geçer gibi" davranıyor. iktidar tarafindan çiğnenmesi davasında. Türk hükümetinin isteği üzerine. 1984 yılında başlayan isyanda ise torunlan yer alacaktı. tıpkı Ferzende gibi hem ayaklanmanın yönetim kadrosunda görevliydi. Halis Bey. Anayasanın. Halis Bey. HaÜs Bey. yenilgiden sonra İran'a geçiyor. Türkçeyi "bilmiyor" görüne¬ rek. yolda kaçıp ül¬ kesine dönmüştü. isyancı geleneği sürdüren bir aileden geliyordu. "ma va (bu). mahke¬ me başkanı Salim Başol'un sorusu üzerine. genel af ilan edilin¬ ce geri dönüyor. DP iktidan 27 Mayıs 1960 tarihindeki askeri darbeyle devri¬ lince. 1900'lerdeki ayaklanmalarda aktif rol almışri. benişttir (sakızdır) ben çiğnemişim hakim beg" cevabıyla korku ortamını "5 . Kurdistan tarihinde. o da tutuklanıp Yassıada'ya kapanlmış ve yargdanmışri. Fakat o. Halis Bey çok zeki ve espiriliydi. Sipki aşiretinin ön¬ deri Hamidiye Alaylan'nın komutanlarından Abdülmecit Bey'in oğluydu. Dedesinden sonra kendisi üçüncü kuşak isyan¬ cıydı.

Hamidiye Paşası Kör Hüseyin Paşa'nm oğul¬ larıydı. "Hüse¬ yin Paşa'nm çocukları Memo ve Nadir. Yılmaz Güney. 1932 yılında Suriye'ye geçmek isterken kurulan tu¬ zakla öldürüldü. Ferzende gibi Hasenan aşiretindendi. saf değiştirmiş. anılarında iki kardeşten söz ederken. yakın çevrelerinin tepkisine rağmen.. onun efsanevi öyküsünü annesinden dinlemiş olmalı ki. * a Ferzende ve Halis beyden sonra adı. daha sonra uzun süre kaçak ya¬ şamıştı. 1925 ydında Şeyh Said İsyanı padak verince. Yılmaz Güney'in annesi de aynı aşiretin kızıydı. Bunun üzerine 1928 2l6 . Kör Hüseyin Paşa ve Hacı Musa Bey "Azadi" hareketinin ön- cülerindendi. Memo ve Nadir kardeşler. Seyithan. devlet yanlısı tutumlarına karşılık ödül beklerken cezalan¬ dırılarak. Kayseri'ye sürgün gönderiHyordu. Kürtlerin bağımsızlığı için büyük fedakârlıklar yaparak.. daha sonra sinema ustası Ydmaz Güney'e de konu olacaktı. Nadir ve Memo. babalarının olumsuzluklarım giderdiler" diye yazıyor. TC yanlısı bir tutum takınmışlardı. Ağrı isyanında ortaya çıkan öteki gerilla liderinden ikisiydi.gülümsetmiş ve "el kaldırmakla çiğneme ohr mı hakim Beg?" di¬ ye devam etmişti. birçok gerilla lideri gibi daha sonra da çatışmaya devam etti. "kılamlara" konu olan bir başka gerilla lideri Seyithan'dı. 1970'lerde yaptığı ve başrolünü oynadığı "Seyithan" filminde. İsyancıların toplanması üzerine Ağrı Dağına geçiyor. Seyithan motifi. Seyithan. İhsan Nuri. ge¬ rilla lideri olarak savaşa giriyordu. Yine Seyithan tıpkı Ferzende gibi "kılamlara" konu olan adı¬ nı Şeyh Said İsyanıyla duyurmuş. İkili. koyu sansüre rağmen biyografik öğelerini serpiştirmişti. Fakat.

1920'de Koçgiri'de katiiam ve soygun yapmakla suçlanan Sakal¬ lı Nurettin Paşa'nm da damadı olan generallerden bk başkasıydı. daha önceki Kürt "hareket" ve "harekât"larından deneyimli general¬ ler yönetiyordu. Atatürk ise Ağn isyanının uzamasından rahatsızlık duyuyor. Koç¬ giri olaylarından. Atatürk'ün isyanın daha fazla uzaması halinde." Ağrı ayaklanmacılarına karşı savaşan Türk ordularını. New York Times gazetesi bir haberinde. Mehmet Şerif Fırat. Alpdoğan da 1920'deki Koçgiri olaylarından beri Kürt hareketlerini bastıran ve bu konuda deneyimli bir subay¬ dı. Hüseyin Paşa'nm Hacı Musa ile birlikte yola çıktığını yazıyor ve şöyle devam ediyor: "Hacı Musa yolda hastalanıp ölmüş. Genelkurmay Başkanı Fevzi Çakmak başkomutandı. Yine 1920'den sonraki bütün Kürt hareketlerine müdahaleci olarak katılmış. Bu sırada Medeni. deneyim ve başarıları nedeniyle. Doğu İlleri ve Varto Tarihi kitabında.yılında Kayseri'den kaçarak Suriye'ye gidiyor. Ağn ayaklanmasında yer almak üzere geri dönüyorlardı. Burada hepsi bir pınarın başında uykuya dalmışlar. Daha sonra Genelkurmay Başkanı da olacak olan Omurtak. O. resmi deyimle "kari" ve tartışmasız disipline sahipri. Aynı uzmanlıkta olan bir başka komutan. General Hüseyin Ab¬ dullah Alpdoğan'dı. Kürdistan'a gidip doğrudan ordula¬ rın başına geçmeyi düşündüğünü yazıyordu. 217 . "harekâtlarda" deneyim kazanıp uzmanlaşmıştı. Alpdoğan. silahını alarak uykuda bulunan Hüseyin Paşa ve oğullarını öldürüp kelle¬ lerini Birinci Müfettiş İbrahim Tali Bey'e getirip affa uğramış. Hüseyin Paşa ile Ağrı eteklerine kadar gelmiş. Hoybun'a katılıyor. batılı basına gö¬ re "asabı bozuluyor"du. Şeyh Said İsyanı ve sonrasındaki "tedip ve ten- kif'den de deneyimliydi. İsmet İnönü generallerin arkasındaki ikinci güçtü. daha sonra "tek başı¬ na" Dersim harekâtının başkomutanı olacakd. Orduları yöneten komutan ise Salih Omurtak'tı. Hacı Musa'nın oğlu Me¬ deni.

. onurun ölümle dansı hikayesiydi. Düşman peşinden köye giriyor. Fakat. Şeyh Said'e ilişkin sayısız kılam ve kasideyi onlar. Dünyanın en ulu dağlarından biridir Ağrı. Ka¬ pı kırıldı kırılacakken eşi kurtuluş umudunun bulunmadığını söyleyerek. bir yanı Ermenistan'a. Erişümez heybetinin yanında. Beyazıtlı Bira İbrahim e Hüssık e Telle. dilden dUe aktarddar. destan ve kasidelerle kuşaktan kuşağa aktararak geliyorlar¬ dı. Çarpışarak köyüne.İBRAHİM PAŞA İhsan Nuri.. evine kadar geliyor. İran'a. Kürtler için de "Agiri" idi. kızı ve geliniyle evde yalnız. "Ivo Bege Pasine"nin (Pasin Beyi İbrahim) destanı şöyle: Ivo Beg. onların nağmeleşrirdiği ve özve¬ ri. Türklerin adını. Denbejlerin nağmeleştirdiği "Ivo Beg e Pasin e" destanı KürtRus savaşını konu ediyor. mertlik ile yiğitlik onurunun bir arada harmanlandığı destan. öne çıkıyor: 218 . savaş. Buzul ve dört mevsim bulutlu ulu¬ lukları. düşmanın gücü karşısında. isyan ve toplumsal olaylarda rol alan halk önderleriyle. çaresiz geri çekiliyor. Geniş yayla ve otlaklarıyla. Rus istilacılara karşı savaşa gidiyor. bu özel¬ likleriyle gerilla savaşları için doğal korugandı. zorlamaya başlıyor. Kürt sözlü edebiyatının sürdürücüleri dengbejler. öteki ucu Kürdistan'a uzanıyordu. o dönem için erişilmezdi. Ivo Beg eşi. hayat da sunan Ağrı. Ağrı'ya çıkmış ve dağda hareketlilik başlamıştı. bilindi bileli Ermeniler için "Ararat". isyancı Kürt silahlı birliklerinin başına getirildi¬ ğinde. Degnbejlerin söylediği Kürt Beyi. trajedileri kı¬ lam. 1926 yılında isyan edip Ağrı Da¬ ğına yerleşti. İsyancıların orada toparlanmasından sonra "İbra¬ him Paşa" rütbesiyle çatışmalara katıldı. "Ağrı" diye değiştirdikleri dağ. "Ivo Bege Pasin e" kılamı da. Ve Kürtlerin "Bira İvrahim e Hessık e Telle" dedikleri Celali aşiretinin önderi ibrahim Bey. kapısına dayanıp.

Ge¬ lini ve kızı yalvarmaya devam ediyorlar: Geliyoriar baba. ölmekten başka?. uykudan uyanır gibi oluyor.. Onur gününde. Vur bizi. diye sesleniyor kocasına. Vakit yok. ölümden başka seçenek olmadığını biliyor.. çaresizlik içinde karısına.. namusumuzu kurtar baba. Kapıyı kınp içeriye gir¬ mek üzereler. Sen Ivo Bege Pasine'sin.. Gencecik. Ivo Beg. Neden öyle derin uykuda gibi duruyorsun? Namus ve şeref anıdır şimdi. Sonra tabancasını çekip kapıya yöneliyor. ceylan bakışlı kızı. Bugün. Önce karısını. Fakat onur savaşında da olsa karısına.. Düşmana sağ teslim etme!. Ivo Beg? Ivo Beg. Düşman askerleri içeri doluşuyor.. ardından kızını vuruyor. Ivo Beg namluyu onlara doğrultuyor. Kadimiz helaldir sana Ivo Beg. diye ekliyor kansı da. kansı bağı¬ rıyor: Uyan Ivo Beg! Sen ki dağlann şahinisin.. uyan! Kapı kınlırken Ivo Beg.. Parmağı teriğe gitmi¬ yor. Namusunu geride bırakıp nereye gidiyorsun böyle? Namusunu düşmana mı teslim edeceksin. Kapı tekmeleniyor. 219 . Dirimizi düşmana teslim et me.Ivo Beg. Ivo Beg. diye haykırıyor. Çarpışarak öle¬ cek. Genç gelini öne çıkıyor: Vur bizi baba. genç kızına ve gelinine kıyamıyor.. kaskatı. Önce bizi vur. sonra geÜnini. demir menteşeler sökülmeye başlıyor. Uyuşmuş gibi düşüyor parmağı. Şerefini kendi elinle düşmana mı teslim edeceksin? Uyan Ivo Beg.. Kapı kınlırken. Bizi vurup. O anda kapı kınlıyor. kıpırtısız kalıyor. Karısı arkasından sesleniyor: Ivo Beg. Taban¬ casını doğrukuyor. Bizi düşmana sağ tesÜm etme!. namus günüdür. Önce beni vur. genç gelini ve kızına bakı¬ yor. tek tek.. Kurtar onurumuzu. hüzün içinde geri dönüp soruyor: Ben ne yapabilirim.

çok zor bir cephe savaşı vermeye mecbur oldu. arkalarındaki bütün köprüleri yakmış olan devrimci güçler. "Bira" Kürtçe erkek kardeş demekti. ikincisi ise cephane ve teçhizat darlığıydı. Türk ordusu. son neferinin son nefesine kadar savaşsınlar. Bu devrimci gaddarlık içinde. Ninesinin "Telle' olan . Ermeni yazar Garo Sasuni'nin anlattıklarıyla bu destan pek farkhlaşmıyor. Fakat. planı ilk önce kendi aile ve akrabalarına uygulayarak.." Uzun bir adla anılıyordu: Bira Ibrahime Husseke Telle. Husse Telle şu teklifi sunuyordu: Bütün kadınlar. en büyük lider Araradı Bira Ibrahime Husseke Telle buna karşı çıkd. çok sayıdaki sivil halkı beslemek imkansız hale gelmişti. Garo Sasuni. Örtüşüyor. Her türlü irtibattan yoksun olan Ararat liderleri. önce sivil halkı kurtarma ve sonra da orada¬ ki güçleri başka dağlık bölgelere nakledip savaşı oralarda de¬ vam ettirme çarelerini aramaya başladılar. zaten on kadar gü¬ nahsız Kürt. Çünkü savaşçılardan başka. İlki her türlü erzak ve yiyecek darlığıydı. Ararat tepelerinde bir trajedinin manzarasını ortaya serdi. bir oluyor. Eylülün 2'sinden (1930) 15'ine kadar.. ihsan Nuri ve bir kı¬ sım liderler bu planı uygulama taraftarıyken. Ararat (Ağrı) cesurane bir şekilde 25 Eylül'e kadar diren¬ di.. Bira ibrahim'e halk. 1930 yılında 100 bin askerin uçaklar desteğinde giriştiği Ağrı Dağı taarruzunun trajedik yüzünü şöyle anlattyor: "Genel taarruza rağmen.. Husse¬ ke Telle'yi yumuşatmayı başardıklarında. Ararat liderleri. Bütün nüfuzlu liderler ve şeyhler. güçsüz ihtiyarlar ve çocuklar kılıçtan geçi¬ rilsin ki. savaşa de¬ vam için zorunlu olarak iki ayrı sorunu düşünmeye başladılar. yaşlı gözlerle Ararat asla¬ nından bu ümitsiz kırıma son vermesini rica ediyorlardı."Ivo Bege Pasine" destanı. Bira İbrahim e Hussek e Telle'nin değişririlmiş öyküsü. Husseke Telle. onun destanı mıydı? Bilinmez. İb¬ rahim'in kısalrilmışıyla "Ivo" diyordu. bağımsızlık ocağının alevlerine kurban gitmişti.

Osmanlı devleti yarı dağıldığı için hiçbir kurumu yoktu. Birinci Dünya Savaşı'nda. yöredeki Kürtleri de rahatsız etmeyeceklerdi. İhsan Nuri'nin de anılarında doğruladığına göre. Ta ki Ruslar. pirinç ve sabun dağıtacak. Osmanh ordusu yenilip dağılınca. Ruslar. şehri savunuyor. İki taraf da anlaşmaya bağlı kalıyordu. Bunun üzerine Bira ve Gur Huso yeniden silaha sarılıyor. Aile ve çocukları da onun adıyla anılıyordu. Rus işgali sırasında efsaneleşti. Beyazıt merkezine girmeyecekleri gibi. liderlik nitelikleriyle öne çıkan ka¬ dın. Bilge kişiliği. aylarca süren kanlı çatışma başlıyordu. köylere giriyor ve o arada kan akıyordu. anlaşma gereğince Ruslar. geleneksel soyadı. Bira İbrahim'in lakabıydı. şeker.. ihti¬ yaç sahiplerine her ay. aileler erkeklerin gücü (baba erkü) üzerinde değildi. Sanıldığı gibi Kürtlerde. Beyazıtlıydı.adıyla anılıyordu. Adı. O nedenle ninesinin adı. halkın normal hayatını sürdürmesi için destek verecek. Bira ve dostu Gur Huso (Kurt Hüseyin) önderliğindeki Kürtler. Sovyet ihtilali üzerine 1917'de çekilene kadar. Ağrı Dağı eteklerindeki Çiftlik köyündendi. Ermeniler. erkekleri geride bırakak aileyi simgeleyip temsil ediyordu.. biliniyor. Beyazıt'ın Ermenilerden geri alındığı gün. Rus işgalini önlüyorlardı. dört bir yandan ilerlemiş. Kürtlerle Ermeniler arasında. Dağa çık¬ tıktan sonra ise Hoybun tarafından Paşalıkla rütbelendirildi. ni¬ nelerden birinin adıydı. Babasının adı Hüseyin'di (Hussık): Telle'nin oğlu Hüseyin'in oğlu Kardeşi ibrahim. bundan sonra Bira ile ihşki ku¬ ruyor ve anlaşma yapıyorlardı. anılıyordu aileler. bu boşluktan yararlanarak Beyazıt'ı işgal ediyor. 221 . silah yoldaşı Gur Huso şe¬ hit düşüyordu. Ruslar çekilince Beyazıt. ünlü dede. Böyle adlandırılıyor. Ruslar. engelsiz kalan Ruslar. ailenin kökü. kendi başına kalıyordu. Yine Kürtlerde. Çeşitli kaynakların belirttiğine. Ünü yaygın Celali aşiretinin önderlerindendi. Beyazıt'a da dayanmıştı. buna kar¬ şıhk Kürtler de onlara saldırmayacaktı. Bira ibrahim'in dostu.

Şeyh Said isyanında devlete sadık kaldı. Bıra'mn yönetimi teslim ettiği gün. Meydan savaşlarını kazanarak Beyazıt'ı kurtarmış Türk ordusunu anmak üzere. destek de vermemiş. isyanm yenil- 222 . "Türk ordu¬ sunun düşmanla çarpışa çarpışa Doğubeyazıt'ı kurtardığı tarih" olarak geçiyordu. tüfek ve tankların eş¬ liğinde şehre giriyor. İşte. Bütün düşman askerlerini süngüleyip öldürdükten sonra.Bira. Beyazıt'ı Türk askerlerine teslim ettikten sonra köyüne dönmüyordu. Vefa borcu bir yana. "din kardeşi" Osmanlı üniformalı askerle¬ ri karşılayıp ağırlıyor. Bira. tersine TC'nin yanında yer almıştı. İhsan Nuri Paşa. anılarında. Ermenilerin çekilmesinden sonra savunma birlikleri ku¬ ruyor ve şehrin yönetimini üstleniyordu. Bira. direğe Türk bayrağı çekiyor¬ lar. Bira ibrahim'i anlatıyor: "Bira. Şeyh Said İsyanından sonra. Bir dükkân açıp başına geçiyor. Beyazıt'ın "kurtuluşu" her yıl bu müsameresel manza¬ rayla kutlanıyor. Beyazıt'ta "kurtuluş" şenÜkleri dü¬ zenliyor. birkaç Osmanlı askeri yolunu şaşırmış gibi çıkıp Beyazıt'a geliyor. Oysa Bira bütün istekleri. her yıl aynı tarihte. bir gün. TC. Fakat öyle olma¬ yacaktı. Bira. köşesine çe¬ kiliyordu. daha sonra yapacağı katkılar da hesaba alınmayacaktı. kentin yönetimini devrediyor. o arada Belediye Başkanı Mahmut Efendi'nin kız kardeşiyle ikinci evliliğini yapı¬ yor. ilk eşi ve çocuklan köyde kalıyordu. TC tarihine. Aradan aylar geçtikten sonra. canını almak üzere peşine dü¬ şeceklerdi. yeniden "temsili düşman" kuvvetleriyle temsili çarpışmalar düzenliyor. ordu birlikleri top. bir direğe bağlanmış genç kızı "özgür¬ leşmenin simgesi" olarak çözüyor. Tabii askerlerin kaz adımlı "zafer turu" da ihmal edilmiyor. kendince huzurlu bir hayat kurmuştu. Onca hizmeti. hatta yalvarmaları geri çevirmiş. is¬ yana katılmamış. hizmetleri öteki yana savru- lacak.

Türklerin gözünde Kürtler ister hizmet¬ kâr. yeter ki tüfeğimi kavuştur bana. Dükkânımın önünden geçerek şehirden ayrıldım. Dükkânımla uğraşıyo¬ rum. Bundan sonraki gelişmeleri Bira bana şöyle anlatd: 'Ben Beyazıt'taki evimde çayımı içiyordum ki. Bıra'mn Ağn'nm Çiftlik köyünde bulunan karısı ve çocukları. ben devlete hiç kötülük yapmadım. Bıra'mn dosdan.giye uğraması ve Şeyh Said'in yakalanmasından sonra. sür¬ gün edileceğini söylüyorlardı. senin atını alacaklannı düşünerek atladığı gibi sürdü. yine de Kürt'tü. kendisinin de listede olduğunu. Ben hemen yola çıktım.. isterse asi olsun. Beni niçin sürsünler ki!' diyordu." İhsan Nuri Paşa devam ediyor: "1926 yılının ilk aylan ve kışın sonlarına doğru. Hizmetkârımız. bir gün şa¬ fakla beraber. Sürü- 223 . Bugün bir şeye ka-^ nşmıyorum.' Ona çabuk köye dönmesini söyledim. Fakat geçişi engellemeyi başaramadılar. 'Devlete çok büyük hizmetlerde bulundum. Bir süre sonra birkaç el tüfek sesi gel¬ di. adamlarıyla ve Celalilerle birlikte bunların yolunu kese¬ rek. engelleme olayında bunlarla beraberdi. Sonra ne olursa olsun. daha yeni uykudan uyanmış ve sürülerini gönder¬ mekle uğraşırken. 'Şafakla bir subay ve 20 Türk süvarisi köye geldiler. Yönü¬ mü Kıble'ye çevirdim. Rahatsızlık vermiyorum. 'AUahım. AUahım. Anam subaya. Şeyh Said İsyanının bastırılmasından sonra. Fakat ne olduğunu anlayamadım. Ağrı'dan gelen küçük oğlum llhami. adamlarıyla birlik¬ te İran'a geçmek istediler. sen biliyorsun ki. Devletin isteği üzerine. O gittikten sonra evden çıktım. Süvarilerin bir kısmı peşine düş¬ tü.' diye¬ rek Allah'a yalvardım. telaşla bana. 'Ben de kısa yoldan ge¬ leceğim. Devletin dostuyum. aileleriyle birlikte Bad Anadolu'ya sürgün etmeye başladı. senin köyde olmadığını söyledi. Şimdi beni sürmek istiyorlar. Seni soruyoriardı. Caminin önünde durdum. Türk devleti Kürt önderlerini. geçişlerini engellemeye çalıştılar. Bira Husseke'yi soruyorlardı. Qotis üzerinden giderek çayın kenanna vardım. Fa¬ kat düşünemiyordu ki.. Tüfeğimi ve fişekliğimi çayın kenarına getir' dedim. Bira. Kör Hüseyin Paşa. O söylenenlere kulak asmayarak. 20 Türk süvarisi köye girdi. Şeyh Sa¬ id'in oğlu Ali Rıza ve birkaç Hesenenli lider.

lerim çayın kenarındaydı. yanına gelenler çoğalmaya başladı. cebine dol¬ durduğu renkli şekerleri çocuklara dağıtıyor. karşılığı genel valilik. "kendile¬ rine hizmet eden ve sadık kalan Bıra'ya bunu reva görenler. bir asker yaralanmış' dedi. Hoybun'u halk desteğinden soyudamak amacıyla bir propaganda kampanyası başlatıyor. birkaç adamıyla birlikte. Bira. 'Askerler köye geldiler. yaralıyı Beyazıt'a gönderdim. tehlikeyi sezenlerle. tek tek. gruplar halinde yanıha akmaya başlamıştı. bu yüzden firari bir hayat yaşayan Kürtler. İbrahim TaH Öngören. yer yer çatışmalar başlıyordu. bize ne¬ ler yapmazlar!" diyordu. Çok geç¬ meden. köylülerle birlikte yer sofrasına oturup yemek yiyor. bütün yörede şaşkınlık ve korku yaratmıştı. ya da 1980 sonrasının "Olağanüstü Hal Bölge Valiliği" olan "Umum Müfettişliğe" atanıyor." Bira İbrahim'in onca hizmetine rağmen karşılaştığı muamele. Onun adını ve dağa sığındığını duyan. halktan biri olduğunu göstermek için. BİLDİRİ SAVAŞLARI İhsan Nuri'nin çıkışından sonra. 224 . dört bir yan¬ dan. Ağrı Dağı "Kürt Ulusal Meclisi"nin merkezi haline geliyor. Türkiye Cumhuriyeri politik ve askeri ta¬ arruza geçiyordu. seni bulamayınca adnın peşine düştüler. aranan. Arap asıllı İbrahim Tali Öngören. Ağn Dağına sığındı. aralarında çatışma çıkmış. Köye giderek. yanına aldığı ba¬ zı ağalarla köylere gidiyor. Çoba¬ nım tüfeğimi getirdi. ezberlediği birkaç ke¬ lime Kürtçeyi yerli yersiz sözleri arasına sıkıştırarak konuşmalar yapıyor. bu arada "ben de sizdenim" demek adına işi Kürt giysile¬ ri giymeye kadar vardırıyordu. Pek çok kişi. Çepe Kubent köyü yakınlarında Keskoi'lerden birkaç kaçağa rasdamış1ar. Çobana meseleyi sordum. Askerlerin yaralıyı benim evime bırakıp gittiklerini söyledi.

Bu affı çıkarmak¬ taki amaç. Genel Müfettiş İbrahim Tali de. ge¬ nel af ilan edildiğini açıklıyordu. Halbuki Kürt halkı örgütünün arkasında ve onun aracılığıyla özgürlüğüne kavuşmak istemektedir. bundan önce de suikasder ve hileler yo¬ luyla Kürt örgütlerini dağıtmışlardır. Türklerin sözüne inanıp teslim olmamalarını istiyordu. yaptıkları konuşmalarda. aftan yararlanmak isteyenlerin hiçbir şey¬ den korkup çekinmeden teslim olmalarını isriyordu. gelecekte olacakların aynasıdır. Türklerin affi¬ na inanarak teslim olanlar öldürüleceklerdir. Bunun üzerine Hoybun bir bildi¬ riyle "affin tuzak olduğunu" duyuruyordu. Bildiride şöyle denili¬ yordu: "Türk hükümederi. Türklerin riyakârlığına inanmayacakdr. 'Rome Xayine. "unutmayın. Fakat Kürt hal¬ kı. yakın geçmişte ya¬ şadıklarımız. Türk propaganda¬ sına kanmayın!" diyorlardı. aşiretieri dola¬ şıyor. görevlileri karşı atakla köyleri. sınırların dışında ve dağlarda yaşayan Kürt milliyet¬ çilerini hile ile ele geçirmektir. bunun bir tuzak olduğunu. Hoybun. İsmet Paşa hükümeti de bu arada barış taarruzuna geçiyor. İhsan Nuri Paşa'nm anılarında yazdığına göre. Türklere güven yoktur." 2-İ5 . Affin bir amacı da sükûn var diyerek Batı'dan yardım almakdr.ibrahim Tali'nin propaganda kampanyası karşısında Hoybun da boş durmuyor." Öte yandan Türk hükümeri firarda bulunan ve aranan Kürt liderlerine "devletin şefkatli kollarına sığınma" ve genel aftan ya¬ rarlanma çağrıları yapıyordu. Şimdi de Hoybun'u dağıt¬ mak istiyoriar. 'Kürt sorunu ve Kurdistan yok' demektir. "af" sö¬ zü üzerine. Genel af çıkarmasının tek nedeni Hoybun'u dağıtmaktır. bexte we tüne!' Atalarımızın bu sözünü unutmayın. Bundan sonra karşıhklı bildiri savaşları başlıyordu. Haybon'un 1928 Martında yayınladığı ve "Kürt ulusuna" di¬ ye başlayan bildiride şöyle deniliyordu: "Ey Kürder! Türklerin affina inanmayın. karşı bildiride Hoybun'un gerçekleri saptırdığını. Sürgün edilmiş yüz binlerce Kürt'ten kaç kişi bugün hayatta kalabilmiş¬ tir. aranan liderleri bir bildiriyle uyarıyor.

Şeyh Ali Rıza ve Selahaddin'in mahkûm edilmesi üzerine Hoybun bir bildiri ile gelişmelerin kendilerini doğruladığını belirterek. Dönenler arasında. öldürüldüler. Şeyh Said'in iki oğlu ile birlikte dönen Said e Telhe ve öteki bazı Kürt liderler tutuklanıp Ankara'da yargılandılar. Mahkeme¬ de. Şeyh Selahaddin 12 yıl hapis cezasına çarptırıldı. Saide Telhe'nin idamı. bu olanağı değerlendirmek isteyenler de vardı. Fakat Hoybun. Şeyh Said'in iki oğlu Ali Rıza ile Selahaddin ve Şeyh Said ha¬ reketinin önemli adamlarından Said e Telhe de aftan yararlan¬ mak isteyenler arasındaydı. "gelin. ilan edilen af üzerine. * Hükümetin propaganda savaşının ilk etabını Türk hükümeti kazanıyor. geçmişteki yaraların sarılacağını. sahte afla bazı Kürtlerin dönüşüne izin ver¬ di. yakılıp yıkılan köylerin yeniden imar edileceğini söylüyor. Şeyh Said'in çekirdek kadro adamlanndan biriydi. halktan isyan¬ cılara inanmamasını istiyor. Şeyh Ali Rıza uzun zaman tutulduktan sonra serbest bırakıldı. 1928 yılın¬ da dağdan köylerine.Genel Müfettiş İbrahim Tali de karşı bildiride. Gelenlerin yok edilmesi önceden kararlaştırıldığı için. "Kuzey Kurdistan Cemiyeri"ni kurmakla suçlandılar. Ama Saide Telhe idam edildi. Kürtlerden oyuna gelmemelerini istedi. mudu bir gelecek vaat ediyordu. Şeyh Said kö¬ yünden çıktığından beri yanındaydı. Daha sonra Suriye'ye geçmişti. bazı Kürt önderler. Yakılmış yüzlerce kö- 226 . Kürtleri zamanında uya¬ rarak pek çoğunu tuzaktan kurtardı. bildiride şöyle deniliyordu: "Türk hükümeti. İhsan Nuri Paşa'nm yazdığına göre. devletin şefkatli kollarına sı¬ ğının!" tekrarında bulunuyor. 1400 kişi hapsedildi ya da sürgüne gönderildi. yasal zeminden yararlanmak. birer bahaneyle hapse adldılar. Türklere has öldürme ve yok etme devam ediyor. Said e Telhe (Talha'nın oğlu Said) Bingöl'ün Azizan köyünden. Kürtler yeni büyük bir tehlikeyle karşı karşıyadır. yurtdışındakiler de ülkeye geri dönmeye başlıyorlardı.

60 kişilik bir süvari birliğiyle görüşmelerin yapılacağı Şeyhli köprüsüne gelmiş.. Lozan Anlaşması sürecinde yolları ayrılan ve gözden düşen Dr. külliyetii miktarda akın verilecekti kendisine.. doğrudan İhsan Nuri'yle ilişkiye girerek. onun yanlış tutumu yüzünden başkalarının ceza gördüğünü söylüyordu. Türklerin ama¬ cı Kürdü Kürde öldürtmektir. Bu yöntem ba¬ şarılı olamayınca. kaymakam ve generaller. Ankara'dan gelen bir delegasyonla gerçekleşti. Öte yanda. silahlarını¬ zı koruyunuz. toplantıya Bira ibrahim. bu döneme ilişkin olarak şunları yazıyor: "istanbul'a yeni gelmiş biriyle görüştüm. ihsan Nuri'ye çekici armağan ve vaadler sunuluyordu." Türk devleti. Müthiş masraf olmuş. Türk heyetinde 12 milletvekili yer alıyordu. Meğer Kürtler. Kürderi Ağrı Dağında bütünüyle imha ettik diye. ihsan Nuri'nin anılarında yazdığına göre. verilen sözün tutulmamasmın suçunu İhsan Nuri'ye yüklüyor. çatışmalar yayılarak büyüyordu. 1928 Mayısında. ku¬ mandan Salih Paşa bildiri yayınladı. Genel Vali İbrahim Tali Öngören.yü. dağdan inip teslim olmasına karşılık. öldürülmüş binlerce Kürdü. Ferzende ve Halis Bey'le birhkte kadlmışd. Oyuna gelmeyin!" * t * İbrahim Tali Öngören ise karşı bildiride. karlar arasın¬ da iki alayımızı imha etmişler. 1928 yazında. Çok şey anladyor. anılarında. Fe¬ ci şeyler. Aranızdaki çekişmeleri unutunuz. bütün çabalarına rağmen sonuç alamayınca ve kayıpları büyük olunca diyalog çabalarına giriyordu. Türklerin kaybı ise büyüktü. karşılığında. İhsan Nuri Paşa. Ayırca yöre valileri. önüne maddi ve manevi olanaklar sermeye başlıyordu. görüşmelerin en önemlisi. Kürtler dağ¬ dan bizim araziye inmişler. Atatürk'ün yakın kadro adamlarından biriyken. Rıza Nur. Hoybun'dan silah bırakması isteniyordu. doğrudan "barış görüşmeleri" önerisi götürü¬ lüyor ve bu Kürt tarafinca da kabul görüyordu. Ayrıca seçip beğenmesi kendisine ait ol- 227 . İhsan Nuri silahını bıraktığı takdirde. kızlarınız ve kadınlarınızın sefa¬ letini gözlerinizin önüne getirerek birbirinizi seviniz.

Kürdistan'ın bağımsızlığını tanımasına ve onun ordula¬ rından boşaldlmasma kadar savaşı yürütmektir. Hoybun'un emriyle bulunuyorum. Hoy¬ bun'a mensup olmaktan şeref duyuyorum. Çünkü sorun kişisel değil ulusaldır. pes etmek istemiyordu. 228 . görevi alabilecekti. Bu arada genel af kapsamı genişletilecek. bağımsız Kürdistan'ın derhal tanınmasını" içeren kar¬ şı görüşleri öne sürüyordu. tüm Kürtler bundan yararlanacaktı. yazdığına göre. Mü¬ fettiş. mücadeleden vazgeçmesi halinde. İhsan Nuri. İhsan Nuri'nin şardarı karşısında pazarlık ortamı yok oluyor. İhsan Nuri. eski tekliflerini tekrarlayarak. bunun korgeneral rütbesi ve kolordu ko¬ mutanlığı olacağını vaat ediyor. ibrahim Tali vazgeçmek. nafile genel taarruzlar düzenliyor. önüne konanları alıp rahatına bakmasını öneriyordu. Türk ordusunda müm¬ taz bir yer verileceğini. onlan Hoybun'a iletebilirim. Görevi. vakit var¬ ken. ister yurtiçinde. ihsan Nuri." RUSLAR VE İRAN DA SAVAŞA GİRİYOR Türk ordusu. Görevim. beğenmiyorsa. sunulanları dinledikten sonra söz alarak. önerilen rüşvete çok öfkelendiğini belirtiyor ve mektuba mektupla yanıt vererek. rüşvet karşılığında halkını satacak kadar küçülmediğini söylüyor. ister yurtdışında dilediği makamı. Fakat. dilediği ülkede büyükelçilik göreviyle. "Türk askerlerinin kayıtsız koşulsuz Kürdistan'dan çe¬ kilmesini. bu şartların dışında her¬ hangi bir konuda müzakereye oturmayacağını da belirtiyordu. Muhatabınız Hoybun'dur.mak üzere. Türki¬ ye'nin. ancak Hoybun emrettiğinde terk ederim. sonuç almamadan toplantı dağılıyordu. ama eli boş kışlasına dönüyordu. Sürgünler ve cezaevindeki¬ ler de af kapsamına alınacaktı. Bu da ancak ulusumuzun bağımsızlık haklarının tanınmasıyla çözümlenebilir. istediği miktarda paranın hazır kendisini beklediğini ekliyordu. Top¬ lanndan hemen sonra ihsan Nuri'ye mektup yazarak. 1926 baharından beri Ağrı Dağına. Siyasi öneriniz varsa. "Ben Hoybun askeri lideri ve Kürt Silahlı Kuvvederi'nin başkomutanıyım" dediğini ve sonra şöyle devam ettiğini yazıyor: "Ben bu görevde. her sonbaharda büyük kayıplar vererek.

bu taarruzları "Birinci" ve "İkinci Ağrı İsyanı" diye adlandırıyordu. Bu. Fakat. askerler de ölü ile yaralılarını toplayarak Beyazıt'taki ka¬ rargâha çekilmişti. Genelkurmayca yapılan "resmi tarih"te. Beyazıt'a bağlı Muson kasabası¬ nın Kaleci köyü. isyancılarla sürüle¬ rinin peşine düşmüş ve Ağrı Dağı eteğindeki Demirkapı bölgesin¬ de isyancılara yetişmişti. "yasağa saygısızlık etmiş" ve 16 Mayıs 1926 ta¬ rihinde. ulusal birlik ve beraberlik ile güvenliği için Ağrı yöresinde yayla yasağı ilan etmişti. Devlet isyancıların peşini bırakmak niyetinde değildi. "ateşle karşılık vermiş". 229 . Otorite¬ sini kanıtlamak için Üçüncü Orduyu. Ama bütün aramalara rağmen. "kandırdı¬ ğı" Kürtleri yanına çekiyor. büyüyordu. Türk askerleri. Jandarma Alayım isyanı basrirmakla görevlendirmişti. Bir ay gibi kısa bir zaman içinde hazırlık¬ lar tamamlanmış ve Haziran ayında "büyük taarruz" başlamıştı. yamaçlan tırmanıp yaylaya çıkmış. "asilerin tedip ile tenkili"yle görevlendirmişti. dağı terk edip geri dönmüştü. 1927 baharında Ağrı Dağını karargâh yapmıştı. "eşkıyalığını" her gün biraz daha ileri götürüyor. dağda "asilere" rastlanmamış. bir sürü koyunla Ağn Dağı yaylalarına çıkmıştı. "eşkıya" dur ihtarı ve "teslim ol" çağrılarına aldırmadığı gibi. Genelkurmay'ın Kürt İsyanları kitabında yazılanlara göre. Jandarma alayı. "Birinci Ağrı İsyanı" için 16 Mayıs 1926 tarihi veriliyordu. "sıcak temas" kurulamamış.Resmi tarih. zorunlu olarak çatışmaya girmişlerdi. Resmi tarihe göre. Resmi tarihin kaydettiği "ikinci Ağrı İsyanı" da ilginçti: Genelkurmay'ın kitabı yazıyor: "Hoybun" denilen "eşkıya çetesi". koyun sürüsü ve sahipleri. Devlet. Fakat jandarma alayının şansı yaver gitmediği için bozguna uğramış. bunun üze¬ rine. o arada havalar soğuduğu için or¬ du. teslim olmuyor. dev¬ let otoritesine "bir isyan "di. derhal harekete geçmiş ve 28. TC. Fakat. Devletin iyi niyetli bütün ısrarlı çağrılarına rağmen. köylülerin yaylaya çıkışı "Birinci Ağrı İs¬ yanı" ve ordunun koyun sürülerinin peşine düşmesi de "isyanın bastırılması" oluyordu. tersi¬ ne.

Hava Kuvvetlerinin de desteği ve top atışlarıyla genel taarruz başlamıştı. Ama Türk or¬ dusu. arama çabaları boşa çıkıyor. gün ışığında bulunamıyor". ama isteni¬ len sonuca yanlamıyordu. kara birlikleri. tankları. dik ya¬ maçlarına yürüyüp tırmanmak zorunda kalmıştı. iki kolordu ve 10 bin kişiden oluşuyordu. Erzurum'dan Eleşkirt ve Karakilise üzerinden yürümüş. "eşkıya insanlıktan anlamamış" ve affa sırtını çevirmişti. Ama. taarruz üstüne taarruz tazeliyor. Türk ordusu. Türk ordusu yeni büyük bir savaş için hazırlanırken. Ağn Dağı. Türkler ilk taarruzda mağlup olup dağıldılar. resmi tarihin "İkinci Ağrı İsyanı" diye adlandırdığı olayları şöyle özetliyor: "Türkler. 13 Eylül 1927 tarihinde. "aranan eşkıya.. Kolorduların topları. haziran (1927) ayında İğdır ve Beyazıt'a 10 bin ka¬ dar asker yığdılar. Birinci kol. sürgün¬ deki Kürtler de kaçıp harekete katıldılar. Ayaklanma serpilme¬ ye başladı. sıcak temas kurulamıyordu. Hükümetin prestiji kırıldı. Fakat. "ikinci Ağrı İsyanı" ve bastırılması "harekâtı" oluyordu. gece olunca. Çünkü. gerilla baskınlarıyla Türk ordusuna zayiat verdiriyordu. Ordu iki kol ha¬ linde taarruza geçmişti. iki hafta topa tutuluyor.TC yine de insanca davranmış ve asilerin dağdan inmesi için genel af ilan etmişti. oradan hücum emri verilmişti.. Ağrı Dağına kesin darbe indirmek ve olayı sessizce kapatmakd. Ermeni yazar Garo Sasuni. Türk basınında endişeler belirmeye başladı. Resmi tarih. Zaten bir kere daha havalar soğuduğu için Ankara'dan "ri¬ cat" emri veriliyordu. "eşkıya"nın sayısını vermiyordu. bunun üzerine "eşkıyanın kö¬ künü kazımak" üzere. Yüksek askeri idare birbirine girdi. ikinci kol da Kars'tan İğdır'a kaydı¬ rılmış. Amaç. nereden peydahlandığı bilinmeyen eşkıya aniden ortaya çıkıyor. Ağrı Dağının sarp kayalıklarına. Bu da." 230 . arkasında da uçakları vardı. uçaklar bomba yağdırı¬ yor.

hatta tehdit ediyordu. Iran da "kendi Kürtleri" nedeniyle "ortaklığa" sıcak bakıyordu. taraflar sözü namlulara bırakmak üzere hazırlıklara girişiyordu. Sovyetler. Türklere yardım etmesi için İran'ı sıkışrinyor. Sınır dü- 231 . aldıklarına karşılık olarak TC'ye istenilen desteği veriyordu. bunu sıçrama tahtası yaparak. TC. karşılığını almaya çalışıyordu. İran ile Sovyetler Birliği arasında mekik dokuyordu. diyalog kesiliyor. Moskova da. bitişik Kürtlerin başarıya ulaşmaları halinde. kendilerini de ilgilendiriyordu. kışlalar inşa ediyor. Bir yanıyla TC'nin Kürtlerle davası. Moskova. sıkışmış Türk¬ lere kendini pahalıya satmaya. Fakat Iran. TC. İran uzun uğraş ve müzakerelerden sonra. manevra yeteneklerini kırmak ve Ermenilerden yardım almasını önlemek için Kürderi kuzeyden kuşariyor. teslime iknaya çalışıyordu. gerek savaşçı sayısı gerekse silah bakımından zayıf olan Kürtlerle başa çıkamıyordu. 1928 yılı sonbaharında. Çünkü. Stalin yönetimindeki Moskova ile de görüşmeler yürütülüyor¬ du. bir yandan Ağrı eteklerine asker ve silah yığıyor. bu arada Türk birliklerinin geçişine de imkan veriyordu. Toprak bile kopanyordu. ikinci bir hamle ile İran'a atlayacaklarından korku¬ yorlardı. öte yandan dış destek arayışlarına hız veriyordu. Kürdistan'ın kurulma çabalarını. bu çabaların nafileliği orta¬ ya çıkıyor. "emperyalizmin Kafkasları ele geçirme planı" olarak nitelendiriyordu. Emin Karaca'mn Ağrı Eteklerindeki Ateş kitabında ayrmrilarıyla yazdığına göre. İran'ın kazancı büyüktü. Iran ve Sovyetler Birliği'nin (Rusya) desteğini almak için yoğun bir diplomatik faaliyet yürütüyor. İran'ı işbirliğine ikna için Tahran elçiliğine atanmıştı. dağa tır¬ manış yolları ve kışın barınmak üzere. bu söylemle "ilerici TC'ye destek" veriyor. 1919'da Samsun'a çıkıştan beri Atatürk'ün yanında bulunan ve çeşitli vesilelerle sadakatini kanıtlamış olan eski asker Hüsrev Gerede.Türk ordusu. O nedenle kişilere rüşvet niteliğinde maddi ve manevi olanaklar sunuyor. Türk diplomatları.

aynı zamanda "delinemez" denilen Lozan Anlaşmasının da delinmesiydi. Bundan sonra temas ve görüşmeler kesiliyor. gerilla savaşı ile. düşmandan ele geçirilmiş tü¬ fek ve fişeklerle savaşmanın kolay olmayacağını biliyordum. buğday başağı. güneyden gelecek yardım kanallarının tıkanması için Fransa ve İngiltere'den destek alınıyordu. desteğe karşılık İran'a ve¬ riliyordu. büyük ve küçük Ağrı'nın sembolü olan metal bir arma vardı. Xoybun merkezi tarafından tespit edilmişti. Ağrı Dağı¬ nın eteklerindeki bazı verimli alanlar. başka silahlar ele geçirip savaş cep¬ hesi açamıyordum. hesaplaşmak üzere silahlarını çeki¬ yordu. Bunun için Kürtler arasında bağımsızlık düşüncesini hakim kılarak. 232 . tank ve uçaklarla çok iyi teçhiz edilmiş Türk devletinin ordusu karşısında. Elimizde ye¬ terince silah olmadığı için. 1639 yılında imzalanan Kasr-ı Şirin Anlaş¬ masıyla çizilen sınır ilk kez İran lehine değiştiriliyor. Erlerin 'kum'lerinin (şapka-kasket) önünde. ingiltere de Irak'ta yönetimi elinde bulunduruyor¬ du. hançer. Genç savaşçılar üniforma giydiler. O dönemde Fran¬ sa Suriye'de. Xoybun'un (Hoybun) arması. kendi rütbelerini belirten armalar bulunuyordu. on¬ ları genel ayaklanmaya hazırlamaya çalışıyorduk. * » İhsan Nuri Paşa. Öte yandan. Türk¬ lerin Kürtler üzerindeki nüfuzunu kırmak istiyordum. gücünü gücüne katmıştı. Top. taraflar. Bu taktik. Türkiye Cumhuriyeti çağın egemen dünyasını yanına almış. Subaylarda ise Ağrı yerine Xoybun'un arması ve onun üstünde de. Bu. Onun için Ağrı'yı teslim etmeden önce.zeltmeleri adı altında. anılarında. Hiçbir yerden destek ve yardım beklemiyordum. Artık vuruş zamanıydı. Kürtlerin mevzilendiği Ağrı Da¬ ğının taarruz öncesi halini şöyle anlatıyor: "Ağrı Dağında durum geliştirildi. kalem ve güneşti. söz namluların diyaloguna geliyor.

Ama Ağrı savaşçılarında ol¬ mayan tek şey korku ve ümitsizlikti. yemek için tüccarlardan bir koyun istemişti. Düz bir arazide bu¬ lunan köy. Savaşçılar. Bu da gösteriyor ki.Kürdistan'da Xoybun'un teşkilatlarını oluşturmak ve genel ayaklanmayı örgütlemek üzere. ihsan Nuri şöyle yazıyor: "1930'un bahanydı. Bunlardan biri. bağımsızlıkçıların yaktığı ateş. taş ve kayalarla duvar gibi kaplıydı. dağların kan eriyip yollar geçk vermeye başlar başlamaz. Türklerin hakimiyetindeki Kürdistan'ın diğer yerlerinde de yanıyordu. Türkler Keskoi aşiretinin bir grubuyla birlikte Şeyh Abdülkadir'in üstü¬ ne saldırdılar. gece. Tarıma elverişli toprak kıttı. ele ge¬ çen mitralyözler kuUanılamıyordu. Varolan topraklar da Türklerin devamlı ateşi al¬ tındaydı. Saldırıyı. silah ve cep¬ hane konusunda çok zayıftılar. Süphan dağında. Tarımla uğraşacak kimse de yoktu. Düşman Şeyh'in köyünü sarmışd. Fazlasıyla verdiler. Kurdistan içlerine. hem de darbeler indirecek fedai grupları göndermiştim. Türklerin bir kolordusu bik biri¬ mizin üstüne gelmeye cesaret edemez. Üretim yapılamıyordu. her türlü tehlike ve eziyete razıydılar. hem çalışa¬ cak. yalnız Ağrı'da değil. Rumiler. 133 . köylü uykudayken gelip köyü sarmışlardı. Fakat tüccar vermemişti. Çok az fişek olduğu için. Bunun üzerine bir başka grup gönderdik." ATEŞ ÇEMBERİ Türkiye Cumhuriyeti (TC) Rus ve İran'ın gücünü de yedekledikten sonra 1930 baharında. diyorlardı. süvari alayı komutanı Ferhat Bey yöne¬ tiyordu. Ağrılılar sayıca çok azdı. Savaşçılar at. sürekli düşman karşısınday¬ dı. Kornikork savaşından son¬ ra güven artmıştı. Bu zor ve kötü koşullar altında Kürdistan'ın bağımsızlığı yo¬ luna başlarını koymuşlar. Bu nedenle çık¬ mak mümkün değildi. Grupların sayısı azdı. savaş uçaklarıyla desteklenmiş 100 bin kişilik bir orduyla genel taarruza geçiyordu. Ağrı'nın kışı daha bitmemişti ki. Onun için kıdık çekiliyordu. Eli silah tutan herkes. ulusal bayraklarının gölgesi altında.

Odamakta olan hayvanlar öldüler. Bir saadik çarpışmadan sonra askerierin tümü öldürülüp silahlanna el konuyor. Bıra'mn oğlu Davo'nun biriiği. Türklerin 1930 yılındaki büyük saldınsının başlangıcıydı. Bu. düşürülen uçaklardan birinin sağlam parçalarından oluşuyordu. Çadşma öğleye kadar sürdü. dağın kuzeyindeki Miro yolundan geliyordu. düşürülen uçak ve ölen pilodann anısına bk "Hava Şehitieri Abidesi" dikiliyordu. Abide. Nitekim. Karım Yaşa Hatun yaralandı. Ama bir başka birlik. Ardından birkaç düşman uçağı yaylanın üze¬ rinde uçmaya başladı. Köyüler savunma için dışarıya çıkıyor. Biz çadır açalı henüz birkaç gün olmuştu ki. gecenin karanlığından yararianarak askeriere yak¬ laştı.Şeyh sabah abdeste çıkarken kurşuna tutuluyor. Davo yollarını kesiyor. Türklerin gece bir piyade taburu ve bir topla gelip Kabaktepe'yi işgal ettiklerini gördüm. İhsan Nuri. Fakat öteki askerierin yeri çok sarp olduğu için onlara ulaşamadılar. Silah sesleri¬ nin geldiği yöne gittiğimde. Kabaktepe'yi uzaktan kurşun yağmuru¬ na tutmuştu. Ömere Besse-Keltanilerin re¬ isi de Kabaktepe'deki hedeflere arkadan saldıracakd. Ge¬ ce 15 asker sığınaklarından çıkıp dağdan aşağıya inerken. tüfek atışıyla uçaklar düşürüyoriardı. Sesler." İhsan Nuri Paşa anılannda. kuzey- bad yönünden silah sesleri geldi. Cadıdan bombardıman ettiler. Birkaçını etkisizleştirip silahlanna el koydu. Geri döndüler. Gittiler. Köylüler uyanıyor. 100 bin askerin uçak. Ağnlılar çadıriannı alıp dağın doruklan- na çıkmışlardı. Tepedeki askerier ise aşağıda arkadaşlannın ölümünü seyrediyorlardı. karşı saldınlaria zayiat veriyor. 234 . 10 Haziran 1930 günü. aynnnlara yer veriyor ve şunlan yazıyor: "Bir gün. 1931 yılında Ağrı şehir merkezin¬ de." Kürtler direniyor. Köy tüfek ve mitralyöz ateşi akına alınıyor. Kabaktepe'nin irtiba- dnı kesmek için gece harekete geçti. Besse de. tank ve toplann desteğinde başlattığı genel taarruzu da şöyle an¬ latıyor: "Yazın ilk günleriydi.

Komu¬ tan. komutanın aklına gelmemişti. Bu sevinç içinde. Hasan Ab¬ dal üzerine erken saldırddar." İhsan Nuri savaşan aşiretleri tek tek sayıyordu. kadın ve çocuk¬ ların topluca kadedildikleri Zilan'a da değiniyor ve şöyle diyor: "Ben. Zilanhlar. Hasan Abdal'daki ordugâhta 200 asker bulunuyordu. en büyük trajedilerin yaşandığı. saldınnın yolunda gitmesi için. Norşad'la biriikte Erciş ve Bargeri şehirierine de sal¬ dırmışlardı. Kürtler mermileri bitene kadar çadşıyor ve orada ölüyoriar. Askerleri esir edip silahlanna el koydular. Burayı savunacak gücümüz olmadığı için. Sağ kalan asker ve subaylar esir alındı. Şehirde bir piyade taburu ile bir mitralyöz bölüğü vardı. Türkler bir türlü buraya yaklaşma ce¬ sareti gösteremediler. Fakat Kürtlerin kendi davalan ve vatanlan için ken¬ dilerini feda edebileceği. Norşad kalesini savunmak için. Bu arada. Erciş'in imdadına yetişmek üzere top ve asker gönder¬ diler." İhsan Nuri. Bayrak sonuna kadar orada kaldı. Komutan çadşmada ölmüştü. Zilanhlar. Kale zapt edildi. Teslim üzerine tepelerden iniyorlar. Norşad. Ağn süvarilerini büyük bir sevinçle karşıladılar. Türkler. emirnamede yazılı tarihi anlamadılar. Ardından aynı bölgede bulunan Norşad şehrine hücum ettiler. Bargeri'nin tümü hemen alındı. Böylece Türk yardım biriiği Erciş'e yetişiyor. karşı tepede Kürt bağımsızlık bayrağı dalgalanıyordu. her tarafi onarıp muhkemleştirmişti. Yardıma gelenlerin yolu kesildi. sa¬ vaşın kaderini değiştiren nedenleri sıralarken. silah ve cephane kıt- i35 . O sırada. Erciş'in bir kısmı. Kürtler. Erciş halkından Seid Resule Berzenci ve Heseni süvari biriiğini Zilan vadisine gönderdim. 24 saat bile dayanamadı. arada bir birkaç kişi gidip orada görünüyordu. Kurtulamayacaklannı anlayan Türkler teslim oldular. Türkleri esir alanlar Hayderi savaşçılanydı. zorlu bir savaştan sonra Hasan Abdal'ı ele geçirdikr. Çanşma çıkıyor.Şunu söylemek istiyorum: Türkler Kabaktepe'yi işgal ettikleri zaman. Kör Hüseyin Paşa'nm oğulları Memo ve Nadir. askerier az olduk¬ lannı görünce silahlanna sarılıyorlar.

Silah ve kurşunlan savaşarak düşmanın elinden alıyorduk. Kanikork savaşma kadar benim bile tüfeğim yoktu. ihsan Nuri. üç¬ lü kıskaca alınmıştı. sonra mitral¬ yöz ve tüfek sesleri yükseldi. hiçbir yerden maddi yardım alamadıklannı. Bu savaşta bir tüfek ele geçirdim. 1930 Eylülünde Ağn Dağının do¬ ruklarına sığınıp burada direndiler. "Iran sınır ka¬ rakolunun bulunduğu Ayıbey yönünden. » * Kürder. Sovyetler Biriiği ve Iran da savaşın hemen başında. Araş nehrini geçerek Küçük Ağrı eteklerine vardığını bana haber verdiler.lığının yanında Kürdün Kürde silah çekip saf değiştirmesini en ba¬ şa koyuyordu. Fakat ilerle¬ yen zaman içinde gerilemeye başladılar. 236 . Türk kuvvetlerine yardım için. Er¬ meni Taşnak Partisi'nin söz verdiği paralarınsa kendilerine ulaş¬ madığını belirtiyordu." İhsan Nuri ve arkadaşları. nedenlerden biri ola¬ rak sayıyordu. Dağılma başladı." ihsan Nuri. Ruslar Türklere yardım ediyordu. Dersim'in bir türlü ayağa kalkmamasını da. önce top. İran'ın savaşa girmesi konusunda. Bu arada Kör Hüseyin Paşa'nm oğlu ve bir diğer aşiretin reisi olan Seid Resul'la çekişme içine girmesinin de zarariar verdiğini naklediyordu. ilk çatışmalarda başarı elde etmişlerdi. 1930 Temmuzunda Türk devletinin yanında yer alıyordu. İhsan Nuri anılarında şöyle yazıyor: "Silahımız yoktu. Keskoi aşireti ve diğer bazı aşiretlerin saf değiştirip Türklerin yanında yer almasının olayları etkilediğini yazıyordu. Gidip kendim baktım. Bunun bir yanlışlık olduğunu san¬ dım. Fakat fazla dayanamadılar. Sovyet cephesi için şunlan yazıyordu: "Sovyeder Birliği kuvvetlerinin. Çemberi yarabilenler İran Kürderine karıştı. Kuvvetlerini Culfar'a yığmışlardı. Gerçeği gözlerimle gördüm" diyordu. ihsan Nuri. Kürtler.

Mustafa Kelo takma isimli Dijana Hesse Sori ve diğerleri. Yusuf Redkini. bir başka yerde padak veriyordu. Buna rağmen. Kanlı çadşmalar- dan sonra Erciş ve Zilan kasabalarını aldılar. Hükümet. Ağrı isyanındaki "üçüncü göz"dü. Ağn Dağına çekildiler. Çarpışmalar yayıldı. 15 Temmuz 1930 tarihinde Ağrı Dağı çev¬ resindeki bölgede 60 bin kişilik ordu ve 100 uçağın toplandığı¬ nı yazıyordu. 237 . Ulusal Kürt Hareketi ve Ermeni-Kürt İlişkileri adındaki kitabında. Dersim başta olmak üzere birçok Kürt bölgesi hareketsizdi. Ib¬ rahime Husseke Telle Paşa ve Zilan Bey. Ağrı isyanının bütün Kurdistan ve Kürtleri kapsamadığını söylüyor ve devam ediyor: "Ağrı hareketinin üç büyük lideri vardı: ihsan Nuri Paşa. 1930'da. Güçlü yeteneklere sahip üç liderin çevresinde is¬ yancı aşiretler ve devrimci Kürtler toplanmışlardı. Bunların üçü de geniş siyasi görüşlere sahipti. Binlerce kur¬ ban verdirttiler. Vanlıların hücu¬ muyla Van şehri de işgal edildi.liderleri de sayabiliriz: Ferzende Bey. Abağa. Olayları tarafsız bir bakışaçısıyla inceliyor ve yorumluyordu. Yüzlerce Kürdü toplayıp Van Gölüne dök¬ tüler. İğdır ve Iran sınınndan taar- ruza geçtiler. Savaş kızıştı. çocuk ve ihtiyarı kadettiler. Bu sırada.Ermeni yazar Garo Sasuni. Türkler temel güçlerini Zilan ve Erciş bölgelerinde topladılar. Zilan ve Ma¬ lazgirt'teki Kürt güçleri biriikte hareket ederek.. Kürtler. Türkler. 5 bin kadar kadın. Aynı gaddariığı Van bölgesinde de devam ettirdiler. Üç liderden başka şu . Türk¬ ler saldırdılar.. 7 Türk uçağını düşürdüler.. Kürder daha hazıriıklarını tamamlamamışken. erimiş biriiklerini takviye için kısmi seferberiik ilan etti. Fakat büyük kayıplar verip yenildiler. Savaşçıların silah ve cephaneleri tükendi. Fakat şehri uzun zaman elde tu¬ tamadılar. Hakkari'nin bir kısmı isyan bay¬ rağını açıp Türk askerlerini kırarak Çölemerik'i aldılar. Adevi Aziz. Çarpışmalar bir yerde sönerken. Ta¬ ceddin. 200 kadar köyü talandan sonra yaktılar. öçlerini silahsız sivil Kürderden aldı¬ lar. Pergiri. Kamil Mahor. temmuz ayında Beyazıt. yollan üzerinde bulunan askeri ve idari merkezleri işgal ettiler. Avrupa basını. Türkler. Garo Sasuni. Ermenistan ve Kürdistan'ın bağımsızlı¬ ğından yanaydı..

Kürtler zaman zaman İğ¬ dır'a hakim oluyor. biri çıkıp insanlığın evrensel hukuku adına suçlulardan hesap sormasın diye.Bundan sonra cephe sabitleşti. Kürtler zaman zaman baskın yapıp panik yaratıyordu. Kızıl Ordu birlikleri Araş nehrini geçip. suç işleme özgürlü¬ ğü ise sonsuzdu. Bu amaçla. Ağn bozgunundan sonra. Çatak. Türk birliklerini Sovyet Ermenistanına sığın¬ maya mecbur ediyordu. Hakkari. Lider kadrosu dağddı. "Muhayyel (hayali) Kurdistan burada gömülüdür" cümlesini yazarak sonucu ilan ediyordu. Kürder. "tek kişilik çıkış"la uyguladığı gerilla yöntemleri işe yaramıyordu. 1931 yılında. Ankara-Moskova işbiriiği de uzun zaman gizli kalmadı. Kürderi boğmak üzere Türk¬ lere yardıma koştu. Günün birinde. Şeyh Barzani. "tedip ile tenkil" için sonsuz özgüriük getirilmişri. Hınıs ve Malazgirt bölgelerinde çarpışmalar sürüyordu." 25 Eylül 1930'da düzenli ordu karşısında yaşanan başarısız¬ lık "genel yenilgi" sayıldı. hukuka uygun olamasa da. "isyan 238 . panik içinde kaçıyordu. Buna rağmen Ağrı Dağı 25 Eylül'e kadar çok cesurane biçim¬ de dayandı. ya¬ salardaki boşluklar sıkı sıkıya kapatılmış. kısmen de esir alınarak büyük bir yenilgiye uğradldı. RESMİ TARİH VE YAŞAR KEMAL Kürder için her türlü muamele "mubah".. Birbirinden kopuk kimi liderierin. mezar taşı¬ nın altına. Savaş kesintisiz bir hal aldı. Taşburun çarpışmaları meşhurdur. nereye olduğunu bilmeden. Türkler çaresiz kaldı. sı¬ nın geçerek Hakkari çarpışmalarına hız verdi. Moskova bununla da kalmadı. İran'ı Türki¬ ye'yle işbirliği için zoriadı ve ikna etti. Bunun dışında Van. Salih Paşa'nm birlikleri Beyazıt yakmlanndaki ba¬ taklıklarda kısmen yok edildi. birinci sayfasında yayınlanan bir karikatürde. "Tenkil" ve "tedip" başladı. Dönemin yarı resmi Cumhuriyet gazetesi. Çok sayıda uçak kaybettiler.

"onların da Müslüman olduklarını bilmiyorduk" diyordu. Pişmanlık ve hüzün içinde anılannı an¬ latırken. bunu müteakkip Birinci Umum Müfettişlik mındkası ve Erzincan'ın Pülümür kazası dahilinde yapılan takip ve tedip ha¬ reketleri münasebetiyk 20 Haziran 1930'dan 1 Arahk 1930 ta¬ rihine kadar askeri kuvvetier ve devlet memurları ve bunlar ile beraber hareket eden bekçi. bebek. Bir yayla baskınına katıldığını. işlem) suç sayılmayacağına dair kanun" yürürlüğe giriyordu. Çağımızın ulu yazarlarından Yaşar Kemal. 239 .bölgesinde işlenen ef alın (fiil. Kürt trajedisini en iyi biknkrdendi. ihtiyariığmda. İpek Yılmaz. emir gereği suç işlediğini öne sürerek. cansız olarak yere düşüyordu." Böylece. eylem. ihtiyar kimsenin sağ kurtulamadığını söylüyordu. "müstahak olduğu akıbete" uğratdıyordu. yeryüzünde devletin her personeli ayrı ayrı birer "in¬ faz" elemanı kesiliyor. Zilan. Birçoğu gibi o da. hemen hemen bütün roman¬ larının sayfalarına serpilidir. "Kürtler ko¬ yun kılığına bürünüyor" denilerek koyun sürüleri havadan bom¬ balanıyordu. Ortasına bomba düşen koyun göğe fıriadıktan son¬ ra. Düşman görüldüğü yerde. dokunulmaz¬ lık tanınıyordu. Ağn Dağı havalisinde meydana gelen isyan böl¬ gesinde. vicdanını yıkamaya çalışıyordu. Bu yasanın birinci maddesinde şöyle denUiyordu: "Erciş. askeriik yaparken Zilan bölgesinde sivil katliam¬ larda rol almıştı. Ankara'nın Kızılcahamam ilçesine bağlı Etil köyünden İpek Yıl¬ maz. ruhunu temiz¬ lemeye. Trajedinin külleri. milis ve ahaU tarafindan is¬ yanın ve bu isyana alakadar vak'alann tenkiH emrinde gerek müstakilen ve gerekse müştereken eşlenmiş ef al ve hareket suç sayılamaz. korucu. onlara sonsuz yetki veriliyor. İnsanlar arasında ise yaş ve cinsiyet ayırımı yapılmıyordu. 1990'da 85 yaşındaydı. Zilan bölgesinde yürüyen bütün canlılar hedefti.

O en yüksek tepenin de yüksekliği altmış met¬ re kadarmış. Tam tepesine kadar mı? Tam tepesine kadar değil. çok atıcı. bana bakd. bu dil 240 . korkmak diyordu.. Cemal Gürsel gibi kabadayı paşalar hep böyle şapkalannı yan yıkariar. diyordu gülerek. üç tane başka küçük tepecik var¬ dır. Sen Ağn Dağını gördün mü? diye sordu. Karşılıklı çarpışırken. hele bir bitsin Selim diyordu. dedim. Eeeee? O düzlüğün üstünde de. Ben o zaman Erzurum'da askerdim.. Seninle balığa çıka¬ cağım.. o en yüksek te¬ peye çıkamadım. Deniz Küstü ro¬ manının 8. gördüm. Ne. Beni yanına çağın¬ yordu. sayfasında şöyle anlatıyor: ". domates dikeceğim. Ağn Dağında Kürder isyan çıkarmışlardı. Sen denizden korkarsın paşam. Bir Kürt bir askeri öldürürse. ben asker kasketimi bir değneğe takıp çı- kanyordum. Ben bu yarayı Ağn Dağında aldım. diye takılıyordum. Ta Büyükada'ya kadar kürek çekerek gideceğiz. Ama paşanın denizden ödünün kop¬ tuğu belliydi. söylediklerine göre bu üç tepecikten biridir. baskısının 88. Kürder yaman adamlar. Tepesine kadar da çıkdm. işte ben o düzlüğe vardım da. Başını kaldırdı. At yetiştireceğim.. geleceğim senin Menekşe'den bir taria alacağım. Gördüm. Kürderie çarpışdm. ne kadar erkek varsa köyde kurşundan geçirtiyordu. Bana. Selim Balıkçı. Ölen her askere karşılık bir Kürt köyü yakıyor. hele bir bitsin. Belki de Çekmece'de bir taria alınm.. Demek sen Ağn Dağında. Meyme¬ netsiz bir adamdı ya. diyordu. Şapka¬ sını yana yıkıyordu.. Hiç aklı almıyordu. emekli ola¬ cağım. Ağn kırımının bir sahnesini. adı Salih Paşa. Nasıl ölçüyoriar dağlann yüksekliğini? Bir alet var. inanmaz inanmaz bakd. dedim. Asıl Ağn Dağının en yüksek yeri. Çıkar çıkmaz kasketim en az beş kurşunu birden yiyordu. Ağn Dağında diyordu. Bizim bir komutanımız vardı.Yaşar Kemal. Ağrı Dağının tepesine vannca önce bir düzlük görürsün... Atatürk onu severmiş. bu paşa var ya kuduruyordu...

o gün çarpışma bitip akşam olunca.) Gözümü açdm ki. o gün öldürülen Kürtlerin şerefi¬ ne kadeh kaldırır. Ağrı Dağını. Bir sabahd. diye bağırıyordu." * * s Yaşar Kemal'in anlattığı Salih Paşa. çok altın vardı. Her askerin çantasın¬ da kağıt paralar. kadınların ayak bileklerine taktıkları bir hoş bileziklerdir. Dersim'de de ortaya çıkacakn. daha son¬ ra Genelkurmay Başkanı olan Salih Omurtak'ri.." Hiç kurtulamayanların kaçı bebek. Kürtlerde çok para. eteklerini bir bir dolaşarak yaknk.. akın balballar. yıktık. Öldürmedik. kadın.. ne göreyim. altın hızmalar. birçok altın gerdanlık. Kürderin kökünü kestik. Ben hiç para almadım. şimdiye Türkiye'de bir Kürt kalmazdı. elinize geçen her Kürdü kurşundan geçirin.. Ağrı savaşını yöneten Salih Paşa. yakaladığımız Kürtleri serbest bırakıyor¬ duk. bir altına bir can bağışlayarak. kendi de. burunlarına takarlar. ordumuzun. Bazı askerler zengin oldular. sabaha kadar içer. yangın yerine çevirdik. alimallah tüm orduyu Kürtler gibi kurşundan geçirirdi.. Halhal dedikleri. 15 Temmuz 1930 tarihinde yayınladığı bildiride şöyle diyordu: "Eşkıya çeteleri. Bizim memlekette can karşdığı para alınmaz.. sakız gibi bir yataktayım. Salih Paşa adı. Ben bir kuruş almadım bı¬ raktığım Kürtlerden. Deli divane oluyor. bilezik. bu dereler etrafinda tedricen sıkışan çemberi içinde. Bir bahar. Bu Salih Paşa.bilmez köylünün Atatürkümüze başkaldırmalarını. Asker onun de¬ diğini dinleseydi. din kardeşi değil miydik? Paşa böyle yapdğımızı bir duysa. sürmedik adam koymadık. çocuk ve ihtiyardı? 241 . hiç kurtulmamak şartıyla yok edil¬ miştir. bir karyolada. bir tanesini sağ bırakmayın bu yılanların. göbek atardı. Hızma dediklerini de.. Salih Paşa beni çok içirmişti. gerçek bir isimdi. Biz as¬ kerler ne yapıyorduk. bize yardım eden Kürt beylerini de çadırına çağırır. Kürt beylerini de oynatır. (. Salih Paşa.. çok perişan ve münhezin bir halde Zilan ve Hacıdırı derelerine sığınmışlarsa da. İnsanlık için.

" Devlerin yarı resmi yayın organı durumunda olan Cumhuri¬ yet gazetesi. Ayn¬ ca Türkler 1400 tane de uçak kullanıyordu.Salih Paşa'nm resmi bildirisi. Hınıs ve İran sınırında isyancı aşiretlerie meşgul olduy¬ sa da." Gazetenin yazdığı sayıda silahlı isyancı bulunmadığına göre. pek müthiş bir tarzda cereyan etmiştir. savaştan kaçan masumlar mıydı? KATLİAMCI ASKER ANLATIYOR Merkez üssü Ağrı Dağı olan isyancılar. tüm alan¬ da birkaç bin silahlıyı bulmuyordu. Buradaki harp. Zilan deresine sıvışan 5 şaki teslim olmuştur. 14 (Özel muhabirimiz bildiriyor) .Ağn eteklerinde eşkıyaya kadlan köyler yakılarak. Zilan deresi. bu konuda herhangi bir ayrıntt vermiyordu. Basın da. Halbuki Türk ordusunun toplamı 60 bini buluyordu. Zilan vadi¬ sindeki toplu katüamı şöyle veriyordu: "Karaköse. 16 Temmuz 1930 tarihindeki sayısında. bir müfreze önünde düşüp ölenler 1000 kişi tahmin edi¬ liyor. iki tarafin savaş gücünü karşılaş¬ tırıyor ve şöyle diyor: "Her ne kadar büyük miktardaki Türk biriikleri Van. bu rakamı 100 bin olarak vermekteydi. 1930'daki Kürt ayaklanmasına katılanların sayısı. Hatta Avrupa ve Amerika'nın önemli gazeteleri. savaşın asıl merkezini Ağn Dağı teşkil ediyordu. Yalnız. Zilan'da topluca yok olan silahsız. "500 kişilik bir ek gücümüz olsaydı. Türk ordusuna yenilmezdik" diyor. kaçışı kurtuluş sanıp. savaşa kanlan Kürt ulusal hare¬ keti savaşçılannm sayısı 10 bin idi. İhsan Nuri. ahalisi Erciş'e sevk ve orada is¬ kan olunmuştur. Ağn'dan Van Gölünün güneyine kadar. lebaleb ceset¬ lerle dolmuştur. 100 bin kişilik Türk ordusu ve yardım eden Ruslar ve Iran- 242 . uçak ve toplarla tak¬ viyeli. anılannda Ağn Dağında 300 kişiyle direndiklerini söylüyor. Muş. Ermeni yazar Garo Sosuni. 15 binden fazladır. Hakka¬ ri. öldürülenler. Zilan harekâdnda imha edilen eşkıya miktarı. savunmasız sivillere ilişkin aynnri yayınlamı¬ yordu.

Bu.. Zilan deresi olan kanyondu. bazı bölgelerde kilometreleri buluyor. dört bir yana dağılıp bebeği. Türkçedeki deyimle "dere" diyelim. Baharda yaylaları.. yükselen tepeleri. çatlayacak kadar olgunlaşmış. duru sular ça- ğıldar. "Celilere" de "dere" deniyor. Kürderin efsanevi "Geliye Zilan"ıdır. Zilan deresinin zemininde dört mevsim soğuk. Bazı noktalarda ise uzak. bahar karlarından hemen sonra başlayan yayla zamanıyla birlikte. çayırları. yayla ve otlaklarıyla. Beyazıt'tan başlayarak. bıçaklanmış karpuz gibi. Pınarlar. doruklara. Zilan. köyleri boşaltmış. otlar arasında çağıldar. yer kürenin merkezine inen bir kuyuyu andırıyor. Yıldızların alabildiğine yakın göründüğü Zilan gecele¬ rinde. Van'ın Erciş'ine kadar uzanan vadinin adıy¬ dı.. cephe dağılmış. Zilan deresinin uzunluğunu kilometre olarak bilmiyorum. Ingilizcesi "ka¬ nyon" olan Geli'nin Türkçede karşılığı yok. kabu¬ ğunun altı kütür kütür olmuş. Türkçede. ama Beyazıt önlerinden Van Gölüne kadar uzanıyor. düzlükleri. koyun sürüleri.. Yamaçları yaklaşsa da uzaklaşsa da Zilan deresi. Derin ya¬ maçları. yer yer bir kıyıdan ötekine adanacak izlenimi verecek kadar yakın. ihtiyarıyla insanlar. küçük akarsulara. savunmasız halk kırımın hedefi olmuştu. Biz de. Aşağıda. kilometreler boyu genişleyerek açılan çayırlan.lılarla savaşmak zorunda kalmış ve yenilmiş. yayla ateşleri uzaktan uzağa birbirine göz kırpıyordu. Kürtçede "filizler" anlamına gelen "Zi¬ lan" bölgesiydi. ağaçlar. boylu bo¬ yunca uzanan dipsiz manzarasıyla. çukurluklara. kertenkelelerin bile zor tu¬ tunduğu dikliktedir. si¬ vil. yan yana konan "el"le (obalar) "şe- ni"leşiyor. Kırım kollarını gören halk. vadi ve kanyonlara sığınmışlardı. dipte birleşerek. iki kol ha¬ linde yarık. Dünyanın merkezine varıyormuş izlenimi veren derinliği. ZUan. Zilan zemininin orta yeri. Yamaçları sarp. yamaçlarından aşağıya cam duruluğunda sular akıtır. ot ve çiçek kokuları taşıyordu. kurtuluş umudunu dağlarda aramış. yer yer daralan. Sığınaklardan biri de. Gece yelleri. deresiyle Zilan baştan başa çiçek ko- 243 .

Fakat. Toplanan insanların sayısı. Havada çiçek ve ot kokulan akar.. Müslümanlığı seçen. "kom kom" çadıriannı aç¬ mışlardı.. En son. 1900'Ierin başında da sakladı. Zilan'da olgunlaşmaya başlayan yaban elma¬ sı. on binlerce asker tarafindan baştan başa sarılmış Zilan deresinde. dünya kurulduğundan beri.. yalnız yaylalar. Ağnh. zalimin zulmünden kaçanlann da ba¬ rınağıydı. derinliklerine iniyorlardı. Beyazıdılar "Türk askerierinin giremeyeceği bir ko¬ runaktır" düşüncesiyle Geliye Zilan'a akın ediyor.kar. Yeni doğmuş bebekten 90'hk ih¬ tiyara kadar her yaş ve cinsiyetten sayısız insan. Giriş ve çıkışlan tutulmuş. çayıriar cenneri. armut ve "hulitırşık" kokulan. yamaçları ve Geliye Zilan tarihte benzeri olmayan bir kadiama tanık oldu. kırım boyunca yer gök insan feryadanyla dolmuştu. "Ben isyana katılmadım" düşüncesiyle. kınm başlamış. hiç kimse tara¬ findan hiçbk zaman bifinmedi. mitralyöze tutula¬ rak. kendini güven içinde hissedenler ise yayla ve düzlüklerinde. otlann. Gula Maran'ın benzersiz kızılhğıyla açtığı tek yeryüzü parçası değil. Bidisli. Yaz Ortalarında. Hıristiyanlan korudu. ZUan vadisi. "Gula Maran" (yılan gülü) mevsiminde Zilan'ın yılanlan sar¬ hoştur. Dibinde yatarak ağır. "Zilan deresi"nde topluca kadedilen insan sayısı hiçbk zaman bilinemedi. ya da kar¬ şı çıkanlan. yanılgıları aynı zamanda tarihin en büyük toplu kınmmı beraberinde gerirecekti. süngülenerek. 244 . Ama korkudan kaçan Vanlılar. buğday başağı biçilircesine yok edildi. * Ağn Dağı bozgunundan sonra Kürder akın akın Geliye (dere) Zilan'a sığınmışlardı. mazlumu esirgeyip saklayan efsanesi 1930'da kırılarak yerle bir edildi. Geçeni sarhoş edercesine. çiçeklerinkine kanşarak akar. uslu öyle dururiar. Zilan dağlan. Zilan'ın koruyucu.. odaklar. Birinci Dün¬ ya Savaşı'nda isrilaya çıkan Ruslardan kaçan Kürdere bannaklık etti.

uzun yıllar askerlik yapıp "memleketi kurtar¬ mak" için canını siper etmiş. Mahallede "Laz Hoca" lakabıyla tanınıyordu. ibadete vermiş gibi bir hali vardı. Kırımın resmi söylemdeki adı. Gençliğinde. kurşunlanıyordu. "Sen Müslüman ve dindar olduğunu söylüyorsun. hacı olamadan ölürse. çavuş rütbesiyle Zilan katliamına katılmıştı. Tek derdi ise hacı olamamaktı. 1906 yıhnda Trabzon'da doğmuş bir köy¬ lüydü. parasızlık yüzünden. Dursun Çakıroğlu. utanır gibi olmuştu. Kendini. yürekten bağlı ol¬ duğu devletine de. Susup kaldı. Çok istediği halde.. Uykudan uyanır gibi oldu. 1990'da Ankara'nın Söğütözü semtindeki gecekondu mahal¬ lesinde yaşıyordu. çocuk ve ihtiyarlar da Müslüman değil miydi?" Irkildi Laz Hoca. sağlıklı görünüyordu. yardım etmeyen çocuklarına değil. can derdi ve feryat figan içinde alevlerin arasından çıkanlar. Yangınların içinden insanlar firlıyor. Dursun Çakıroğlu. Zilan yaylaları yanıyordu. Ama yalnız kö¬ tü talihine. Hac pa¬ rasını bir türlü denkleştiremediği için öfkeliydi. "eşkıya tenkili" idi. Laz Hoca. Dediğine göre. in¬ san ölüleriyle doldu" cümlesini manşete çıkarıyordu. gözleri açık gidecekti öbür dünyaya. Zilan'daki kınm ve kan sesini "zafer" olarak duyuruyor ve "Zilan deresi lebaleb. Kürtlerle savaşmıştı. tutku derecesinde İslam dinine adamış. hacı olmayı Allah nasip etmemişti. Mekke'ye gidip Ka- beye yüz sürçmemiş. onu hacı bile yap¬ mamıştı. Bakışları yere in¬ di. Dinç. askerfiğinde. kurşun sıkmış. Ama devlet hizmetlerini görmezlikten gelmiş. Zilan'da öldürdüğün kadınlar. Geçmişinden sıkılır.. ihtiyar ve savunmasız kadınların çığlıkları rüyasına gi- 2-45 .Dönemin yarı resmi Cumhuriyet gazetesi. Benzer soruları o da kendi kendine sormuş muydu? Öldürülen çocukların.

Komutanımız Deli Kemal Paşa. Emir verdiler. Adarı yükte. Kah- vakımızı yapdk. Onlann hepsine el koyduk sonra. Aralannda birkaç de¬ likanlı. Ağustos ayı olabilir. yaptım. Asker et yemekten bıkmışd. 1934 senesinde bana tezkere verdiler. büyük bir düzlüğü çadıriaria doldurmuşlardı.. kaçmaya hazıriamyoriardı.. Emrine uyduk ve vurduk. O zamana kadar orada kaldım. eşekleri de çoktu. Herhalde üstierimi memnun etmiş ol¬ malıyım ki. Önüne konan teyp çalışıyor. Kürderin vatan haini ve düşman olduğunu söylüyor¬ du. öğrenmişler bizi. hepimiz emir ku¬ luyduk. Adarı. Çok mesele oldu. uykusunu bölüyor muydu? Utancın kahnnı yaşıyor muydu? Sıkışmış. Ka¬ dınlar. Sonra yaylayı çepeçevre iyice sardık.riyor. Aşağıdaki metin ortaya çıktı: "Askerlikte çavuştum. "Ben. Adyordum kurşunu. Yayla meselesi yaz mevsiminde oldu. Sü¬ rüleri çoktu. "Oldu bk kere. Sonra söyledikleri birieşririldi. kahvakı için emir verdi. Çok kan döküldü. bu rütbeyi vermişlerdi. kanlı bir tarihin celladanndan biriydi." Sustu. Zilan yaylasında. Geceden sardık yaylayı. Yüzden çok çadır vardı. Emk verdi. O. binekte kullandık. çocuklar. yavaş ya¬ vaş yaklaştık. Her nasılsa fark edip. Vurdu¬ ğum olmuştur belki. Komutanımız Deli Kemal'di. Her taraf sahipsiz koyunla doluydu. 246 . Yaylanın çevresinde yayılıyordu. Tezkereden önce oldu o mesele. 'ateş serbest' diye. ihtiyarlar vardı ortalıkta. Koyunlan yanımıza aldık. O orada kaldı. iki taraftan da çok adam öldü. Karşılıklı kurşunladık birbirimizi. Sabah erkenden yaylada bir hareket¬ lilik başladı. Görünürlerde çok az erkek vardı. Herhalde kaçmışlardı. çaresiz kalmış gibi savunmaya geçti: "Benim bir suçum yok ki" diyordu." dedi. Sonra kendi kendine konuşur gibi. Koyun çoktu. Karaköse'deki (Ağn) harpte Kürderie savaşdm. Bk askerdim. Yerierini önceden keşfetmiştik. 'Askerier geliyor' diye göçe. söylediklerini kaydediyordu. Yemek için kestik.

Küçücük çocuklar da vardı.. Akınları¬ nı.. Sonradan 600 ölü dediler. ölülerin üstlerini başlarını aradılar. çocukların ferya¬ dı. Aniden basdrmışdk. Çadırları yakıp ayrıldık oradan. Kadın ve çocuklardı.. Her şey çok kötüydü. inleme. Benim yüreğim kaldırmadı. Belki silahlarına davranmaya vakit bulamadılar. İyi bir şey değildi. Yayla ana baba gününe döndü. bir hayat kurtardığını ise gururlanarak an¬ latıyordu: "Bir köyü ateşe verdikten sonra. Çarpışma çık¬ madı. iyi değildi. O yayladakilerin suçu neydi.... verdik kurşunu. kaçışma. Kadınlar. esir aldıklarımızı birbirine 247 . İnsanlık da yapıp. konuşma. Hiç karşılık veren olmadı.. Ama emir işte. ço¬ cuklar oradan oraya koşuyor. Ölülerden bir şey almadım. Kötüydü. Sonra bağırdı: 'Ateş serbest!' diye." diyordu. Bilmiyorum. Rastgele. Diz çöktük. atlar da vurulmuştu. ihti¬ yarlar orada burada düşüp ölmüşlerdi.. figan ediyorlardı. Çok kişi öldü. Ama bunların çoğu öldürülüyordu. Kadınların. köyde hangi yaşta insan varsa. bir feryatdr koptu.. Sağ yakaladığımız 20-30 kişinin dışında kurtulan olmadı. bilmiyorum. Sesler. paralarını aldılar. Ben¬ ce daha çoktu..." Dursun Çakıroğlu'nun. Yaylım ateşinde köpek¬ ler. 'Çök!' diye emir verdi askere. Feryadar.Bizi karşılarında görünce. Bir evde.. Birbirine sarılıp kalmış çocuklar. ağlamalar. Her yaşta işte. Belki silahları yoktu. kıpırdlar kesilince çadırlara girdik. ağlıyor. Laz Hoca. Çok ölü vardı. Ama çadşma ol¬ madı.. kaçarken vurulmaları. Devlete isyan etmişlerdi. Dört saat taradık tüfek ve mitralyözlerle. Bazı arkadaşlar. kadınlar. Her taraf ölü.. Kürt savaşında "insaniyete dair" anı¬ ları da vardı. Deh Kemal Paşa. Çok kanlı oldu. "Esir aldıklarımız da oluyordu. Kürt diyorlardı.

Bir sıçrayışta kayalar arasında kayboldu.. Kürder arasında çok kalmışdm. öteye gittim. dedim. Çok dikkadi bakıyordu. Ama onca yakını öldürülmüş birine tanışıklık veremedim. Bk iş için Polatiı'ya gitmiştim. Yanımızda götürdük. Birine benzettin herhalde. Sen Dursun Çavuşsun. Kaya¬ lık. Yüzüme bakıp güldü: Seni tanıdım. Otobüs bekler¬ ken biri uzaktan bana bakıyordu. te¬ miz bir delikanlıydı. Ama yanıma geldi: Sen Dursun Çavuş değil misin? diye sordu. gizlice ellerini çözdüm. Esir aldığımız bu kafilede. bir genç vardı. Benim adım Dursun mursun de¬ ğil. Kürt şivesiyle konuşuyordu. Çünkü esirler de öldürülüyordu. Çok yakışıklı. dedim." 248 . Bu kurtardığım delikanlıydı. Kinli biri de olabilir diye adımı gizledim. Hu¬ zursuz oldum. Onu o zaman hatırladım. Neden orada öldürülmedikkrini bilmiyorum. Savaşmışdm. gittim. dedi. Onun ölmesine gönlüm razı olmadı. 16-17 yaşlanndaydı. Yürüdüm. Yıllar sonraydı.. Yürüdüm. Tanıyamadım onu. çetin bir yamaçta.bağladık. 'Kaç saklan'.

yangın¬ lar yaşamamıştı. Seid Rıza'ydı.51 gelene kadar kırım ve kan sesinden ayrı tutmuş. köyleri ve insanlarıyla baştan başa yara bere içindeydi. kan ve ateşe boğulmuştu. İlk hedef. anneler. yeni dönemde yara almamış. "girilemeyen tek bölge" olarak Dersim. Dersim. hazıriıklar ileriemiş. çoğunluğu Alevi olması nedeniyle. Ziyaretçiler kapıdaydı. kendi ayaklan üstündeydi. Dersimliler. Ağrı'ya karışmamış Dersim. 1930'ların ortalarında Kürt dağları. "Sesi" haber verenleri "felaket tellalı" ilan ediyor. Ama. kendilerini güven içinde hisse¬ diyordu. dostça söyleme ve güler yüzlü yaklaşıma kannuşO. "siz on¬ lardan değilsiniz" söylemiyle Dersim'i adeta ayırmış. Yurduna dönebilen. 1935'e gelindiğinde. kışlaların inşaası bitmişti. yıkıntıları inşa ediyor.ALTINCI Bölüm DERSİM SIRASINI BEKLİYORDU 1920'de "kanlı Koçgiri" yaşanmış. "Sel Seferieri" adıyla vuruşunu yapmaya hazırdı. ayak seslerinden habersizdi. O "güven ve huzur ortamında". 2-49 . babalar evladarım arıyordu. Ama kurmay heyetle¬ ri. inadına köylerinde oturuyorlardı. Osmanlıların bütün akınlarında başarısız kalıp bir türlü gire¬ mediği bölge olan Dersim. dağdan inen insanlar yangınları söndürü¬ yor. dokunmamışn. Büyük çoğunluğuyla Dersimliler. "Dersim'in iyiliği için" inceden inceye planlar hajurüyoriardı. Kürtlerin safinda Şeyh Said İsyanına katılma¬ mış. "Tedip ve tenkillerin emektan" İsmet Paşa (İnönü) planlarım hazıriamış. sırasını bekli¬ yordu. bir yandan da kayıp kardeşler birbi¬ rini. 1925'ten itibaren Kürt yurdunun bütün parçaları. böylece sıra. halkının "Rızo" dediği. Cumhuriyetçiler. "sefer" yollan açılmış. yaklaşan tehlikenin ayak ses¬ lerini de duyacak halde değilkrdi.

Karşısındaki kişi ise. resmi bildiri ve söylemlerle tanımlanan kişiye hiç benze¬ miyordu. Kürder elini öpüyor. Ortanın üstünde boyda. Yanma gelip saygılarını sunan herkese nereli olduğunu ve ne¬ den cezaevinde yattığını soruyor. ikramı karşısında mahcup oluyor. zapt edilmez biri sanıyor¬ dum. Hizmet etmek için yarışıyorlardı. nurani yüzlü. Cezaevinde çok az yemek veriliyordu. Elazığ'da beden işçiliği yapıyor. Gece yarısı getirdiler. gördüğü Se¬ id Rıza. onu görünce şaşıp kaldı. uzun. kazancıyla ailesini zar zor geçindiriyor. filozof söylemli. Kürtler saygı gösteriyor. önünde eğiliyorlardı. 1937 yıhnda "kazanç vergisi kaçakçılığı" gerekçesiyle. Herkes gibi ben de onu. 'insanın başına her şey gelir. bu da geçer' diye teselli ediyordu. ceza¬ evinde. 'Siz yeyin. Bir süre sonra. geç¬ miş olsun dileğinde bulunuyorlardı. sineği bile ra¬ hatsız etmemeye özen gösteren. dev cüsseli. bize lazımsınız' diyerek ekmeğini gençlere pay ediyordu. Heyecanla bekliyorduk. Elazığ ce¬ zaevinde yatıyordu. oturması için yerini veriyordu. Mehmet Aladağ anlatıyor: "Seid Rıza'nın getirileceği haberi. Elleri ke¬ lepçeliydi. kızarıyorlardı. mülayim.RIZO Mehmet Aladağ. Ziyaretine gitmek için askerlerin çekilmesini bekledik. canavar yapılı. Uzaktan seyrettik gelişini. Ayak bileklerine zincir vurmuşlardı. ziyarete gelenleri ayakta karşılıyor. getirdik¬ leri. sevecen bakışlı. Bildirilerinde o. çok mütevazı bir adamdı. halim selim bir ihtiyardı. çok süngülü asker vardı. Genç¬ ler. Mehmet Aladağ. Çünkü. kendi halinde bir ihtiyardı. Seid Rıza'yı da Elazığ cezaevine gerirdiler. Etra¬ fında büyük bir kalabalık toplanmışd. Etrafinda. Gür. 250 . Üstü başı temizdi. kana susamış biri olarak tanıtılıyordu. ama devlete pay veremediği için. Kimseden bir şey istemiyor. Ama o. göbeğine doğru sarkan sakalını aklar sarmıştı. ak sakallı. önceden duyulmuştu. Zorlukla yürü¬ yordu. Ekmek kıtd.

Seyrediyorduk. Asmaya götürmeye geldiğinizi neden gizliyorsunuz. Hazıriamnca Seid'i. Seid Rıza yatağında doğrulmuş. Giyinmesini beklediler. kalaba¬ lık bir asker grubu gelip aldı onu. İ5I . Batı Dersim'in Hesanan aşiretinin kabile reisle¬ ri. Nereye? diye soruyordu Seid. Askerlerin arasında. yani Ocak sülalesinden sürüp gelen ve Kürtlerce en asil sayılan bk ailenin oğludur.Bir gün olsun kırık moralli görmedim. Mahkeme önüne çıkacağı günü bekliyordu. Su dö¬ küldü. Seid'in oğlunu ve öteki Dersimlileri de uyandırmışlardı. Birkaç gün sonra. gün ışığı bitti mi? Gece yarısından sonra mah¬ keme mi olur? Bu saatte ancak asılacak adam yatağından kaldı¬ rılır. Bir daha geri gelmediler. Soğuk bir gecenin yarısında. O gece asıl¬ mışlardı. Giyin. Çok kalmadı cezaevinde. Baş¬ larında durmuş. 1937 Kasım'ındaki sorguda 83 yaşında olduğunu söylüyordu. Ne olacaksa bundan sonra. gidiyoruz diyorlardı. 'Testi kırıldı. kendisini aşirederinin baş evladı olarak tanımıştır. Oğlu Hüseyin. siviller de vardı. Dr. Ama ümitli değil¬ di. Hatıralarım adındaki kitabında soyağacı için şöyle diyor: "Seid ibrahim. giyinmelerini bekliyorlardı. Seid Rıza'nın başına toplandılar. Mahkemeden söz edildiğinde gülüyor. Tarikat noktasında da. dedi. Bu şekilde gerek asalet yönünden ve gerekse manevi yönden Dersim'in Şeyh Hesanan aşiretlerinin hepsi. çok güzel bir delikanlıydı. Mahkemeye! Cevabını alınca. Gülümsüyor. gen¬ cecikti. Nuri Dersimi. Güzel değil. bir delikanlı olan oğlu Reşik Hüseyin'i ve birkaç Dersimliyi daha getirdiler. Giderken bize el salladılar." * » * Seid Rıza'nın doğum tarihi hakkında kesin bilgi yok. herkese moral veriyordu. oğlunu ve Dersimlileri alıp götürdükr. bir an önce olsun' diyordu. Seid Rıza güldü: Gündüzler. en yüksek derece ola¬ rak Rehber mertebesine varmış olduğu için kendisine 'Seid' unva¬ nı verilmiş. Cevap vermediler.

Nuri Dersimi'nin. Kurdistan Tarihinde Dersim kita¬ bındaki anlatımı da bu tanıma uyuyordu. vasiyetinde belirtmişti. Çünkü Seid ibrahim. mütevazı bir halk lideri olarak ta¬ nımlıyordu. küçüklere bir kardeş gibi davranır ve bü¬ tün Kürderin kardeş olduklarını tekrar ederdi. hırs. En küçükleri Rıza'ydı. Kürt karakteristiği. Şahsında. Seid Rıza. Seid ib¬ rahim'e Kürdük düşüncesini telkin eden eşsiz bir Kürt bilginiy¬ di. Aşiret üye¬ leri gibi giyinir ve onlardan ayrılacak hiçbir işaret taşımazdı. 'Lace Baboyı' unvanıyla seslenirlerdi. Al¬ çakgönüllülüğü o kadar genişti ki. Kürt civanmertiiği ve Kürt fizyonomisinin bütün özellikleri görülmekteydi. Dersim'i tamamen bağımsız ve Türk hükümetinin zulüm ve ihtirasların¬ dan uzak bir halde tutmuştu. Seid ibrahim'e. Dört erkek çocuğu vardı. hem büyük bir Kürt. tavır ve hareketlerinde. hem de yüksek ruhlu bir in¬ sandı. güler." Nuri Dersimi. Rıza'da gördüğü zeka ve ka¬ rarlılık nedeniyle onu çok severdi. oğlu Rıza'yı aynı düşünce ile eğitmişti. Bunda haklı idiler. Seid ibrahim. Aşi¬ ret üyeleriyle bir sofraya oturur. Seid Rıza'yı da şöyle anlatıyor: "Kürder. ikramda bulunur. baba anlamına gelen 'Babo' unva¬ nı vermişlerdi. yaşlı¬ lara hürmet gösterir. Merhum Seid ibrahim. Dersimliler. Dersimi şöyle yazıyor: "Kendisi de zaten fakirdi. Seid ibrahim. Babasının ölümünden sonra Lirtik'ten göç ederek. Mehmet Ali Efendi. 'Ben fakir bir Rızo'yum' derdi. Tujik Dağı eteklerindeki Ağdat köyüne yerleşmişti." * * a Seid Rıza'yı tanıyanlar onu. Bu nedenle ölümünden son¬ ra. öğrenimini büyük atam Colik oğlu Mehmet Ali Efendi'den görmüştü. kin ve düşmanlık taşı- 252 .Dersim'in kuzeydoğu bölgesinde. Seid Rıza'ya 'Rızo' ve Rayber ve 'babasının oğlu' anlamına gelen. aşirederin idari önderliğini Rıza'ya bıraktığını. Dersimlilerin asıl atalan adına armağan edilen Kaimen Sor ve Lırtik bölgelerinin Deri Ari köyünü kendisine merkez yapmıştı. Kibir ve azamet gösterenlerden nefret ederdi.

Seid Rıza'nın ailesi sürüye sahipti. eldeki hayvan sayısıyla ölçülüyor¬ du. sonuna "o" harfi eklene¬ rek söyleniyor. sevgi ve saygı çemberinde olması. ailenin sahip olduğu bağ. bütün bireylerin yaşayış biçimlerinde mad¬ di ve manevi bir eşidik ve düzen kurulmasına dikkat ederdi. bostan. saadet ve felakette ortak olduklarını propaganda ederdi.. bahçe.mazdı. Kürtlerde kişi adları. bazen söylem takı ve kısaltmalaria deği¬ şikliğe uğruyordu. O da bunu be- i53 . Isimkrin çocuk yaşta uğradığı söylem değişiklikleri. Rıza yerine "Rızo" diye çağnlıyordu. Ge¬ nel toplandlarda. variıklı sayılı¬ yordu. Kadınlarda ise kısaltmalann sonuna "e" eki geliyordu. ak sakallılar meclislerinde bulunması. Aşiret içinde. Daha çocukken. zenginler ve zenginlik diyarı değildi. bir ağa ailesi geleneğinden geliyordu. yedi çocuğundan en küçü¬ ğüydü. Kurduğun tutsaklıktan kurtulması. taria ve çayıria değil. Yoksulu çok. Evin en küçüğü olmanın avantajlarını yaşayarak. örneğin Hesen "Heso". Annesinin adı Kürtçe anlatımla "Xece"ydi (Hece). zen¬ gini azdı. Kürder arasında zenginlik. tersine çocuk yaşta olgunlaştırarak "büyütmüş"tü. bazen ya¬ şam boyu sürüyordu. Dersim'in tartışmasız li¬ deri haline geldiğinde bik o halkın "Rızo"suydu. Bu açıdan." Seid Rıza. Erkek adlan kısaltılıp. onu şımartmamış. Mehemed "Memo" olu¬ yordu. Kürderin deyi¬ miyle "hanedan" bk ailenin. bütün Kürderin sürekli bir aile ve ocak evladı olduklannı ve kardeşlik bağlarıyla birbirierine bağlı bulunduk¬ larını. Kürtçe de¬ yimle "delali" (değerii çocuk) muamelesi görerek büyüdü.. hür ve bağımsız bir vatana sahip olması için her Kürdün çalışmaya ve gerektiğinde ölmeye borçlu olduğunu ilan ederdi. Emine'nin "Eme" olması gibi. büyük muame¬ lesi görmesi. Dersim. üçü kız.

Ulu çınariarla kaplı bu yöre. gerektiğinde. üst tarafi akın yaldızlı. Zerdüşt zamanından be¬ ri kutsal sayılan tavvaf merkeziydi. Keşiş Kalesi. alt tarafi gümüş savadı. Ailesi. Bu haçın ortasında muhaddep bir cam içinde de findik tanesi kadar bir nesne vardır. Keşiş Kilisesi'ne yakın Venk isminde bir köyü vardır. devlet eliyle aile arasında nifak unsuru olarak kullanılmış ve başarıya da ulaşılmışa. "Rızo'yum ben" diye tanıtacakri kendi- * * Seid'in Dersim liderliğine tırmanışında ve zirvede tutunmasın¬ da. Seid Rıza'nın kardeşinin oğlu Rayber. tahminen iki kilo ağıriığında bir haç vardır. Venk Küisesi. Nitekim 1937 Eylülünde.nimsertıiş. zekâ ve yeteneklerinin yanında. koruyucusu olan aileye armağanlar bırakıyoriardı. kendini "Rızo" diye tamriyordu. hem Hıristiyan. Munzur vadisiyle Zağderesi'nin birieştiği nokta¬ da Gogan Kalesi denilen yerdeydi. "Kutsal emanederde senin de hakkın var" denilerek karşı cepheye çekilmiş. Keşiş Kaksi yâ da Keşiş Kilisesi de deni¬ len ve eski çağlardan beri. 254 . konaklayıp kurbanlar kesiyor. Bu kendi ba¬ şına bir gelirdi. giderken bakıcı¬ sı. Köydeki kilisede. 1937 yılında Seid Rıza hakkında düzenlenen iddianamede. amcasının kelle avcısı haline getirilmişri. köprü başındaki nöbetçinin." Venk Kilisesi. Keşiş Kilisesi konusunda şöyle deniliyordu: "Seid Rıza'nın. Seid'in aile mezarlığıydı. Keşiş Kilisesi. Bu nesne imam Hüseyin'in baş parmağının kemigidk. hem de Müslümanlarca kutsal sayılan emanederin bulunduğu topraklara sahiplik edi¬ yordu. aile soy ağacı ile maddi zen¬ ginliğinin rolü de vardı. kim ol¬ duğunu sorması üzerine. islamiyet'ten önce. İki din ve İslamın bütün mezheplerince kutsal sayılan toprakla¬ rı ziyarete gelenler.

Mustafa Ke¬ mal'in yanma alıp birlikte fotoğraflar çektkdiği Diyap Ağa'nın kızıydı. Beşe. Aşiretler mozaiği olan Dersim bk bakıma kendi kendini yöneriyor. Seid Rıza'nın. Beşe. eşinin yanında savaşarak öldü. Seid Rıza.. birey ya da aşiretkr arası barış ve adalet sağlanıyordu. kendi kendini yöneten haliyle 1930'lara gelmişti. Onu ve kişiliğinde Seid Rıza'yı küçük düşürmek için. adaktinden şüphe edilmeyen. bütün çabalanna ve düzenkdiği askeri sefer¬ lere rağmen. Dersim'in sosyal yapısının içine sokulamamış. mozaiksel dokunun içinde çözüme bağla¬ narak. yaşama biçimine müdahale edememişri.. Bunun için de. yer edinememiş. Onun ölümünden sonra. Ele'den ikisi kız ve Hıdır. sosyal ve ekonomik sorunlar. doğal lideriydi. yedi çocuğu oldu. Dersim 1937'de "büyük taarruz"a uğradığında. Okuma yaz¬ mayı bilenlerin parmakla gösterildiği Dersim'de evinde kütüpha¬ ne bulunduran bir kişiydi. Ele'nin üstüne kuma gelmişti. "ele geçirilen suç alederi"nin başında kitaplar sayılmıştı. gazetelerde bkmez tükenmez hikâyeler uydurulup tefrika ediliyordu. Fakat çok yaşamadı. Baba.Seid Rıza. Ele (Elif) ile evlendi. Şeyh Hasan. Doğal yapısıyla kaleyi andıran Dersim. Bi¬ ra İbrahim ile Reşik Hüseyin adında beşi erkek. TC bu yapıyı sarsıp yıkarak. Dersim'deki bütün büyük "davaların" değişmez hakemiydi. Yansızlığı nedeniyk kararları tartışma götürmeyen. üç evfilik yaptı. Onun çocuğu olmadı. Seid'in üçüncü eşi Bese'ydi. kendini hissettirmek ve yasaları¬ nı geçerii kılmak istiyordu. * » Osmanlı devkri. İlk eşinin adı Zeyne (Zeynep) idi. önce Seid Rıza engeÜni aşması gerekiyordu. Türk basınının en çok saldırdığı Dersimli kadındı. Zeyne. ilk meclise Dersim Mebusu olarak giren. i55 .

Neşet Paşa. yaz sonlarına doğru. ama kararlı genç bir lider vardı: Genç adamın adı. zorlu ve uzun bir yürüyüşten sonra Dersim yaylalanna varmayı başardı. "devlet otoritesinin tesis edilecek" azınlık planına dahildi. tifüsten kınlı¬ yordu. Taarruz için dağlara çıkan ordu sarılmış. "azınlıkları zecri tasfiyeye uğratma" devletin ilkesi haline geldi. İstanbul. Dersim'in lideri olarak ilk çıkışıydı. isyan zincirinin halkaları arasında olmamakla birlikte. ordu içinde sal¬ gın hastalık yayılıp can almaya başladı. Elazığ'da rifüse yakalanıp öldü. Paşa.OSMANLILARIN SON DÖNEMİNDE DERSİM Kurdistan. 1908'de Meşrutiyet ilan eddip. Neşet Paşa. Osmanh'nın "fethetme" çabalanna direni¬ yordu. Der¬ simliler ablukayı kaldırdılar. Perslerie savaşıyorlardı. kıpırrisız kalmış. 256 . burada beklemediği bir dire¬ nişle karşılaştı. Fakat. güler yüzlü. "otorite"nin temsilcisi askeri biriiklere. Tek şartı. Silahlı Dersimlilerin başında. ordusuyla birlik¬ te dağlar arasına sıkışıp kaldı. "Vur ve kaç" baskınlarıyla şaşkına dönüyor. Fakat Dersim. İttihat ve Terakki Cemiyeti ik¬ tidar olunca. Giderek daralan kuşatma yetmiyormuş gibi. Osmanlı'ya isyan ediyor. sağ kalan ordusuyla biriikte çekip gitmesine izin verilmesiydi. "ko¬ nuk severiik" göstermedi. Tarih sahnesine. Dersim. çaresizlik içinde "mütareke" istedi. Fakat şansı yaver gitmiyordu. 1800'den beri bağımsızlık istemiyle kaynama ha¬ linde. Seid Rıza'ydı. Der¬ sim sessiz de değildi. Paşa'nm ordusu. kendini savunma derdine düşmüştü. Askerler. ordusunu Elazığ'a çekri. Neşet Paşa. büyük kayıplar veriyordu. Dağların eteğinde silahla karşıladı. Neşet Paşa komutasındaki orduyu isyancıları "tepe¬ lemekle" görevlendirdi.

gücünden parça koparıyor. Paşa. Dersim zaptı imkansız bir kale hali¬ ne geliyordu. Hıdır Paşa. taarruzlar kısa yaz aylarına sarkıyor ve istenilen sonuç alınamıyordu. devletin şefkatii kollarına atılın" diyor¬ du. Seid Rıza'nın ya- 2-57 . onları düşünen. Ordu kışın barınma zorluğu çektiği için. Seid Rıza'nın yönettiği Dersimliler. Ama hiçbir şey umduğu gibi olmuyor¬ du. Dersim'i ele geçirmekle görevlendirildi. Hıdır Paşa Kürt kimliğini kullanarak Dersimlilere yanaşıyor. za¬ feri yakalamaya kararlı görünüyordu. Boynukara Hıdır Paşa şaşa kalıyordu. Dik dağlar. Dersim tarihinin kaydettiğine göre. Neşet Paşa'nm beklenmeyen ölümünden sonra. kış aylarında metreleri buluyordu. Haziran ayı sonlarında taarruza geçti. "gelin. ilk iş olarak yaz-kış kalmasına olanak veren yollar. Hıdır Paşa. bizzat Dersimlile¬ rin peşine düşmek zorunda kaldı. bazı ağaları ya¬ nma çekmeye çalışıyordu. fetih seferi¬ ni. derin yarlar. Amacına ulaşmak için bir yanda askeri yığınakları pekiştiriyor. sonra dağlar.* Dersim'in coğrafi yapısı. Çünkü. Boynukara Kürt Hıdır Paşa. Dersimliler. Paşa tutsak düştü. Paşa'yı şaşırtıyor. Bir yandan da "adam satın alma pazarı" açıyor. Paşa'yı. askerlerine moral vermek için. öte yandan da "kaleyi içer¬ den elde etme" planları yapıyordu. Sonbaharda yağmaya başlayan kar. Nitekim Osmanlı'nın başarısızlıklarından ders çıkaran TC. ordusu çarpışacak düşman bulma zorluğu çekiyordu. köprü ve kışlalar inşa edecekti. si¬ lah ve cephanesini ele geçirip onunla savaşıyorlardı. doğal bir kale niteliğindeydi. zorluk çıkarmadan. hazırlıklarım tamamladıktan sonra. kayalar ve ormanlar arasında kayboluyor. her şey tersine gifti. Fakat ilk çatışmada. her defasında bahara erteliyor. bir görünüp baskın yapı¬ yor. geçit vermeyen engel ve ulaşılmaz tepelere hava koşulları da eklenince. esirgeyen biri olarak yardıma geldiğini söylüyor. 1935'te Dersim'in sonuna kadar susturulmasına karar verdiğin¬ de.

Ovacık'ta Türk kaymakamlığını kurdular." Darbeyle iktidara gelen ittihat ve Terakki Partisi'nin şefleri Ta¬ lat ile Enver. Kürt komutan sayesinde meydana gelen sessizlik¬ ten faydalanarak. * Osmanlı devleti. SEİD RIZA ŞEREFİNE BANDO-MIZIKA VE "KOŞUN YİĞİTLER VATAN İMDADINA.. anılarında Halit Bey'in Dersim'e gönderilmesini "hile" olarak niteliyor ve şöyle diyor: "Dersimhler gerek Alay komutanının şahsına ve gerekse çevre¬ sine saygı gösterdiler. Paşa sö¬ zünde durdu. Türkler. onu bir konuk gibi karşıladı. Seid. dış fetih hayalleriyle meşgul olduğu için Der¬ sim seferine çıkmadı. İttihatçıların iktidarı altındaki Osmanlı devleti. Birinci Dünya Savaşı günlerinde. bir askeri alay gönderildi. Birinci Dünya Savaşı'nın arifesinde. İttihatçı şefler. Bir daha si¬ lah çekmeme sözünü aldıktan sonra hayatını bağışladı. Kaymakamlık kurulduktan sonra alayın Dersim'e yerleşmesi sa¬ kıncalı görüldüğünden geri çekildi. Bu süreçte Dersim. Dersim'i terk etti.. Bunlar daha sonra "Kema¬ list" kimliğiyle ortaya çıkacaklardı. Seid Rıza. korumuştu.nına götürdüler. Dersim'e baskı yapmamış. Hiçbir olay çıkmadan alay Ovacık'a yer¬ leşti. Almanya'dan aldıkları 5 milyon altın karşılığında. belli bir rahadama yaşıyordu. fakat Sarıkamış bozgunuyla saf dışı kalmıştı. bozgun ve Almanya'nın da yenilgisinden sonra yurtdışına kaçmış. içerde ka¬ lanlar yeni duruma uyum sağlamıştı. Baytar Nuri." Kürt isyanı için hazırlık yaparken 1924 yılında idam edilen Halit Bey.. Alişer Bey aracılığıyla Ermeni komutan Murat Paşa ile Rus gene- 258 . son kez Dersim'i ele geçirme atağına kalkıştı. Bu kez. ileri karakol olarak Rusya'ya saldırma görevini üstlenmiş. orduda "Kürt Ha¬ lit" lakabıyla tanınan Miralay (Albay) Cıbranlı Halit Bey komu¬ tasında..

Ahmet İzzet Paşa.raU Lahof'la görüşmeler yapmış. Fakat Ermenilerle yapılan anlaşma uzun ömürlü olamıyor. Bingöl yakınlarındaki Gazik'te karargâh kurmuştu. Ziya Bey. o sırada Kafkasya Cephesi'nin ge¬ risini güven altına almak üzere. Sağır İsmet daha sonra "İsmet Paşa". Diyarbakır¬ lı Ziya Bey'in yaptığı "anlaşmayı kutlamak. Osmanlılar bu durumdan yararlanıyor. dostluk düşmanlık haline geliyor. Dersimliler bu daveti reddetti. Dersim tarihi konusunda başlıca yazılı kaynaklardan bki olan Nuri Dersimi'nin "Dersim Tarihi" kitabında belkrildiğine göre. "İttihatçıların C" takımından. Vali Sabit ve Ziya yeni¬ den girişimlerde bulundular. Kürtlerin saygı duyduğu Diyarbakırlı Cemil Paşa ailesinden Ziya Bey. * Osmanlı'nın ikinci ordusu. çatışmalar başlı¬ yordu. Nuri Dersimi'nin anılarında anlattığına göre. Ordu Komutanı Ahmet İzzet Paşa. Dersimlileri Osmanh ile dayanışma ve işbirliği konusunda ikna ediyordu. Kurmay Başkanı da. dosduk ve kardeşli¬ ği pekişrirmek" üzere. ip¬ ler kopuyor. Nazimiye. Sonrasını Baytar Nuri şöyle anlatıyor: "Ahmet izzet Paşa. hak ve isteklerinin güvence altına alınacağı bildiriliyor. Aşiretlerden bir heyet seçilerek 259 . artık Seid Rıza'nın Ağdat köyündeki evinin üstünde de Kürt bay¬ rağı dalgalanıyordu. elçi olarak Dersim'e gönderiliyordu. Ermeni karşıtı işbirliği yapıldığı takdirde. Ruslara karşı mevzilenmişken. Dersimlileri okşamak ve genel kaynaşma¬ yı sakinleştirmek amacıyla. "özerk Dersim" konusunda an¬ laşmaya varmış. ardından "İs¬ met İnönü" olacak ve 1937 yılında "sel seferieri" adıyla Der¬ sim'in "tedip ve tenkil" programının yürütücüsü olacaktı. Hozat ve Mazgirt'te Kürt yöneticiler iş başına geçmişlerdi. Veteriner Dr. aşiret reislerini ordu merkezine da¬ vet etti. "sağır" lakaph Albay İsmet Bey'di. Dersimli ağaları Gazik'teki karargâhına davet ediyordu. güler yüzlü bir poli¬ tikayla yanaşıyorlardı.

Elazığ'a." Gazik Boğazına giden Dersim heyetine Seid Rıza başkanlık ediyordu. Dersim'in hak ettiğine kavuşma için sabır diliyor ve "yakında gerçekleşecek büyük zafer"den sonra. ar¬ ka çıktıkları Ermenileri geride bırakmışlardı. Seid Rıza'yı can dost olarak kucaklayıp yanaklarından öpüyordu. Ruslar gitmiş. maddi varlık ve cömerdik gösterisi sofraya da yansıtıl¬ mış. Paşa'ya göre. İstanbul hükümeti. ardından kardeşliğin bir göstergesi olarak ilk lokmayı kendi eliyle Seid Rıza'nın ağzına koyuyordu. Ermenilere karşı kullandmak üzere tüfekler ve bando müziğinin eşliğinde. Ama bütün bunların olması için. Ahmet İzzet Paşa kardeşlik üstüne söylevde bulunuyor. Yemeğe oturulduğunda. pahada ağır armağanlar. Bu heyetle birlikte ben de Ahmet İzzet Paşa'nm verdiği ziyafette bu¬ lunmuştum. daha önce yağmalanan Dersimlilere ait malların bedeli de ödenecekti. Dersim eteklerinde karar- 260 . ev¬ lerinin. Paşa bu arada geçmişte Dersimlilere haksızlık yapıldığını. Dersimliler bundan böyle vergi ve askerlikten de muaf tutula¬ caktı. Dersimlilerin önce. yükte hafif. Konukların onuruna görkemli bir ziyafet sofrası hazırlanmışri. Ortak düşman Ruslar ve Ermenilerdi. İzzet Paşa. Ertesi gün. ortak amaçlara ve memleketin kurtarılmasına katkıda bulunması gere¬ kiyordu. törensellikle Gazik'ten uğurlanıyorlardı. 1917'de padak veren Sovyet Ihtüali'nden sonıra Rus ordusu. Dersim heyeti. devlet olanak¬ larının Dersim'e akacağını müjdeliyordu. Bunların da "tasfi¬ yesi" gerekiyordu. bunun için özür diliyor¬ du. oradan da karargâh merkezi Gazik bölgesine geldiler. bu konuda gereken emir¬ leri vermişti bile. köylerinin yakıldığını söylüyor. daha sonra Sağır İsmet'le ikili bir görüşme da¬ ha yapıyordu. Seid Rıza ve arkadaşları bando-mızıka sesleri arasında. bu konuda elden gelen esirgenmemişti. Güç. kendiliğinden Kürdistan'dan çekilmiş. Ahmet İzzet Paşa. askeri törenle karşılanıyordu. Ordunun Kurmay Başkanı Sağır İsmet (İnönü) idi.

İsmet Bey. Gelen temsilci. Anlatılanlara göre İsmet Bey. ülkeyi kurtarmak için çareler aradıklarını belirtiyordu. Dersimlileri. Dersimlilerin Seid Rıza'nın başkanlığında bk heyetle Segedek köyüne gitriğini anlatıyordu. devletin eli kolu bağh hale geldiğini söylüyordu. mütareke şartlan- nm bağlayıcılığı yüzünden karşı koyamadığını. Gazik'te Seid Rıza'yı bando-mızıka ile kar¬ şılayıp ağırlayan Sağır Ismet'ti. Osmanlıların temsilcisi. kendisinin de Bidish ve aşiret çocuğu olduğunu söyledikten sonra. Seid Hüse¬ yin'in yeğeni Kahraman Aytaç. sanat ve eserlerini" anlatan resmi tarih. Sultan Halife Hazretleri¬ nin elçisi olarak bu konuyu konuşmaya ve yardım istemeye gel¬ diğini bildiriyordu. babası Seid ibrahim'den dinledik¬ lerini aktarırken. 1937'de Seid Rı¬ za ile birlikte asılanlardan Seid Hüseyin Cesur'du. O gün görüşmeye katılanlardan biri de.gâh kuran General Lahof da ayrılmış. gönlü bol davranıyor ve Ermenilerin vermeye ya¬ naşmadığı haklann kurtuluştan sonra Osmanlılarca verileceğini vaat ediyor. Kahraman Aytaç'ın anlattığına göre. 1980'lerde ilçe ya¬ pılan Kovancılar yakınlarındaki Segedek köyünde toplantıya da¬ vet etri. Osmanlı ordusunun dağıtıldığını. ziyaretinin asıl amacını ise kardeşliği pekiştirmek olarak açıklıyordu. Osmanh devlerinin tem- 261 . bu kez Osmanlı ordu¬ ları başkomutanı Enver Paşa'nm yaveri sıfatıyla geliyordu. Ancak mütareke şartlan gere¬ ğince. ama halkın ayak¬ lanıp işgalleri kırabileceğini anlattyor. İsmet Bey toplantıda. ama Dersimliler. Anlatılanlara göre. baba ve dedelerin¬ den dinlediklerine dayanarak. bu olaya yer vermiyor. Dersimliler isterlerse Erzincan'ı kurtarabilklerdi. ziyaretin "1918 yılının bahannda" yapıldığını söylüyorlardı. Erzincan. İsmet Bey'e göre. memleketin işgal altında olduğunu. İsmet Bey. İsmet Bey. buna çok üzüldüklerini. Murat Paşa ko¬ mutasındaki Ermenilerin elinde kalmıştı. İsmet İnönü'nün "hayatını. "koşun Dersimliler vatan imdadına!" dercesine kapıda görünü¬ yordu. devletin. Dersim-Ermeni ilişkileri kopunca.

aşiret reisleriyle bir toplantı yapıyor. kendisinden de haber çık- 262 . yüzlerce kişi toplanıyordu. bütün Dersim biliyor. ba¬ bamdan defalarca aynndlanyla dinledim. Sağır İsmet. ordunun da el akından gereken yardımı yapacağını söylüyor. İsmet Bey. bu istekleri karşılamaya hazır olduğunu söylüyor. Osmanlı ordusunun ye¬ nik sayıldığını. savaş taktikle¬ rine katkı amacıyla subay da gönderilecekti. Dersim ve tarihi konusunda araştırmalar yapan Avukat Kah¬ raman Aytaç anlatıyor: "İsmet Paşa'yla Segedek köyünde yapılan toplantıyı. Doğrudan amcamdan dinleme olanağım olmadı ama. Enver Pa¬ şa'nm yaveri sıfatıyla geldiğini söylüyor. yalnız porin ve silah vermekle kalınmayacak. Bu arada gerekli planlama yapılıyor. Seid Rıza." ERZİNCAN'IN KURTULUŞU VE DERSİM GENERALİ Seid Rıza. askeri depoların silah ve porinle dolu olduğunu. İsmet Bey'in "koşun Dersimliler vatan imdadına" yollu isteği üzerine. İs¬ met Paşa. öncelikle Erzincan'ın kurtarılmasını istiyor. mütareke gereğince silah bırakıp dağıldığını. hangi aşiretin kimin ko¬ mutasında birleşeceği karariaştınlıyor. * * Dersimliler Erzincan'ı kurtarmaya hazırdı. ama Sağır Ismet'in söz verdiği silah ve ayakkabılar gelmiyor. aşi¬ ret reisleriyle Ovacık'ta toplanıp hazıriıklara başlıyor. cephane ve savaşacak gençlerin doğru dürüst giysileri yoktu. amcam Seid Hüseyin de (Cesur) kadl¬ mışd. ancak savaşmak için silah. ortaya çıkan olumlu sonucu ken¬ disine bildiriyordu. "Segedek Köyü Anlaşması"ndan hemen sonra. ama halkın örgütlenerek işgali sona erdirme yolunda çalışabileceğini.silcisi İsmet Bey'in muhatabı Seid Rıza idi. ihtiyaçlarının en kısa zamanda fazlasıyla karşılanacağına dair söz veriyordu. Toplandya. ardından bütün Dersimli gençlere savaşa katılma çağrısı yapıyor. Ay¬ rıca.

Fakat. Komutanla görüşmek istediğini bildiriyor. Gördüklerini anlatıyor. 'Biz Kürdüz. Ama beklenenin çok 263 . Rus ordusunun Ermenilerin yardı¬ mına koşacağı kesindi. bu kez başarıya ulaş¬ mamız mümkün olacaktır. Sansa geçidinin tutulması görevini. Rus karargâhı ile ilişki kuru¬ yor. Bağımsızlık için yıllardan beri mücadele halindeyiz. ondan sonra bir cevap verebileceğini söylü¬ yor. Alanlılar. amacımıza ula¬ şamıyoruz. 'sizinle alıp vereme¬ diğimiz bir şey yok'. Avukat Kahraman Aytaç anlatıyor: "Seid Rıza. ne de 'hayır' diyor. Zeynel Ağa komutanın yanına gidince. Zeynel Ağa. Çünkü Rus askerkrinin elinde toplar.mıyordu. Demenan ve Kureşanlılan da emrine veriyor. Dersimlilerin Erzincan'a saldırması halinde. Bu silahlaria başa çıkmanın imkansız olduğunu söylüyor. ancak beş kişiden birinde silah var. Ama silah bakımından güçsüz olduğumuz için. Dersim ortalarındaki dağlık ve sarp Sansa deresiydi. Seid Rı¬ za. Bizim sorunumuz Os¬ manlıyla. Gerçekten de silah ve cephane veriyoriar. Dersim'in en savaşkan. Gereken yardımın yapılacağını bildiriyor. Dersimlilere savaş taktiklerini öğretip kurmayhk yapmak üzere Kör Halil Paşa adında biri çıkıp geliyordu. o sıralar Karakocan yakınla¬ rında. sopadan farksız es¬ ki tüfekler. El sıkışıyorlar. Rus ordusu ve askerlerinin teçhizadm yakından görüyor. isteğin kendisini aştığını. Fakat. Zeynel Ağa'yı dikkat ve ilgiyle dinliyor. yani vaz mı geçelim?' deyince. kteği kabul olu¬ yor. Gördükleri karşısın¬ da şaşıyor. durumu üst¬ lerine bildireceğini. silahlan Ruslar¬ dan alacağını söyleyip ayrılıyor. Aşiretinden Çamurekli Zeynel Ağa'ya (Aldntaş). Karakocan tarafindan Erzincan'a geçmeleri için tek ge¬ çk. makineli tü¬ fekler var. Balaban. Dersim dağlarının eteklerinde bulunuyordu. Buna karşılık kendilerinde. Ruslann geride kalan birlikleri. Aradan bir ay geçmeden Rus komutan.' General. 'ne yapalım. Eğer silah yardımı yaparsanız. Zeynel Ağa'yı çağm- yor. en gözü pek aşiretieri olan Heyderanlar. Sansa vadisine yerieştikten sonra. Onların çoğu da namludan dolan. Zeynel Ağa Seid Rıza'ya gidiyor. diyor. Ama ne 'evet'.

asker ve polisler saflar halinde. Vali. Subay onu bağlanndan kurtarıp özgüriüğe kavuşturuyor. zafer anını kucaklıyorlar. önlerine çıkan "düşmanı" seskriyle süngükye süngüleye ilerii¬ yor. "müsa¬ meresel törende" anlarildığı gibi mi? 264 . Genç kız. kişiliklerinde "kur¬ tuluşu" sağlayan devkri selamlıyoriar. üstüne elbise giyiyor. tutsaklık bitmiş. kaz adımlanyla önlerinden geçerek. Tam 117 kadr yükü silah. ayn ayn kutlanıyor. "Kurtancıhğın" bir de heyecanlı sonu vardır: Bk Türk suba¬ yı. Erzincan kurtanlmış. belediye başkam askeri komutan tri¬ bünde yerierini aldıktan sonra öğrenciler. Rus si¬ lahlarıyla Ruslan vuruyoriar. Ardından "kurtuluş" sah¬ nesi canlandınhyor. Her yıl aynı tarihte Erzincan'ın ana caddesinde kutlama tö¬ renleri düzenleniyor. Artan silah ve cephane mağaralara depo ediliyor. Ama. * * Erzincan 1918'de kurtanlmıştı. "Al¬ lah Allah" diye bağıra çağıra düşman üstüne taarruza geçiyor. ötede direğe bağlı genç kızın yanına koşuyor. cep¬ hane ve giyim eşyası veriyoriar. kurtancı subay da oradaki devlet ululanna selama duruyor. Kadrlardan bir mekare oluştu¬ ruluyor. Bu arada tribünleri doldurmuş olanlar alkışa geçiyor. Bu doğruydu. Rus karargâhından Dersim dağlanna günlerce silah ve cephane taşınıyor. son düşman askerini yere yıkıp süngüsünü gırdağına sapladık¬ tan sonra. şehirle¬ rin "kurtuluşu".üstünde bir yardım yapıyoriar. Dersimliler. Bu sayede Dersimli silahlanıp. ayağına ayak¬ kabı. her yıl tekrarlanan aynı müsameresel törenlerie. özgüriük gelmişrir. Askerler. ar¬ tık. top ve tüfeklerini ateşleyerek. bu silahlarla Erzincan'ın üstüne yürüyor. Erzincan'ın "kurtuluş günü" 26 Şubattır." TC'de. tutsak düşmüş ülkeyi temsil ediyor.

Seid Rıza Kürtleri korumak amacındaydı. Halit adındaki bir Türk subayının. Kırkmerdi¬ venler bölgesine geldiklerinde. kayıplarına rağmen Ruslara geçit vermiyor. Şehir¬ deki komutan. Paşa'yı çağırıyor. Dersimliler. Karakoçan'daki Rus birlikleri harekete ge¬ çiyor. kendini başkomutan gibi görüp sağa sola emirler vermeye başlıyor. Ermenilerle savaşmaktan yana olmayan Seid Rıza'yı. Bogos Paşa. Böyle¬ ce Erzincan'a yürüyenlerin arkası güvene alınıyor. ama güçlü bir savunmayla karşılaşılıyordu. ölmeden önce Seid Rıza'yı görmek istediğini söy- 265 . Fakat Sansa deresine geldiklerinde şaşkınlık içinde ateşle karşılaşıyorlar. Komutan edası karşısında Seid Rıza'ya gidiyorlar ve 'bunu ba¬ şımızdan alın' diyorlar." Ailesi de olayların içinde olan Dersimli Kahraman Aytaç an¬ latıyor: "Hazırlıklar tamamlandıktan sonra.Erzincan'ın kurtarılmasında bir tek de olsa Osmanlı askeri var mıydı? Silahı ve cephane katkısı da. Dersimliler şehri kuşatma akına alıyorlar. Aldadldıklarını anlıyorlar ama. danışman olarak gönderilen Kör Halit Paşa. Ora¬ da büyük çadşmalar oluyor. görevinin sona erdiğini söyleyip uzaklaştırıyor. Dersimliler. Seid Rıza Mun¬ zur dağlarını aşarak 13 Şubat 1334'te Erzincan'ı işgal etmiştir.. Seid Rıza. çok geçtir. "Erzincan'daki Kürtler imha olma tehlike¬ siyle karşı karşıya" diyerek ikna ettiğini yazıyor ve devam ediyor: "Seid Rıza. İki taraftan da binlerce kişi ölüyor. Dersimliler. Dersimliler Seid Rıza'nın önderliğinde Erzincan'ın üstüne yürümeye başlıyor. Seid Rıza'nın dostu Ermeni komutan Bogos Paşa da bulunuyordu ve ağır yaralıydı. Nuri Dersimi Kurdistan Tarihinde Dersim adındaki kitabında. Dersimlilerin aldığı tutsaklar arasında. adamdan zaten hoşlanmamışlar." Erzincan muhasaraya alınıyor.. aşiretiyle birlikte Erzincan'ın üzerine harekete geçti. yardım göndermesi için Karakoçan'daki karar¬ gâha haber veriyor. 12 günlük bir kuşatmadan sonra Erzincan'a girebiliyorlardı.

Sözümü unutma. Bununla da kalmıyor. Bize yapılanlar yarın siz Kürderin de başına gele¬ cektir. Seid'in üniformayı giymesine bizzat yardım edi¬ yor. Armağan. Söylemek istediğim buydu. varlığı ve simgesi bir ordusu var¬ dı. apolederini kendi elleriyle düzelttikten sonra. Ordu komutanı ise Kara Kazım Paşa (Kazım Karabekir) idi. bk "fatih" muamelesiyle taltif ediliyordu. * « * Verilen bu rütbe. "Dersim Generali" unvanıyla ödüllendirmişti. "memlekete hizmederinin karşılığı"nda. kolu. Bogos Paşa'nm söylediklerini. yakasına bir de. takdir ve teşekkürlerini sunmak üzere yanına koşuyor. Alkışla¬ nıyor.. önüne bir üniforma koyuyordu. * * * Seid Rıza. Kirvem. Karabekir. hararede kucaklıyor. Kazandığı zafer. Seid Rıza'nın "vatana üstün hizmederi"ni devlet adına kudamak.lüyordu. Seid. nişanlı bir Paşa'ydı. Kara Kazım. Devletin bölgedeki eli.. Bu bir general üniformasıydı. Seni yaramı görmen için çağırmadım. lüt¬ fen kabul buyurması ricasıyla. yüzüne söylemek istediğim bir sözüm var: Yanlış yapdn. şükranlanm sunuyordu. memlekete sundu¬ ğu hizmede bunu hak etmişti. boşuna bana moral vermeye çalışma. unvan ve övgülere boğu¬ luyor.. Siz de sıra¬ nızı bekleyeceksiniz. Aldığım ya¬ ra öldürücü. giydirilen üniforma ve göğsüne takılan ma¬ dalyadan habersiz olanlar. Bunu sen de biliyorsun. darağacına giderken de hatırlayacaktı. yaralının yanına gidiyor. arnk Osmanlılar nezdinde bir kurtarıcıydı. "Sultan Halife Hazrederi"nin buyruğunu yerine ge¬ tirdiğini söyleyerek.. moral vermek için şaka¬ laşıyordu. Sultanlık onu." Seid Rıza. Bunun üzerine Bogos. onun 1937'de. kınm ve kan sesi ara¬ sında bazı Avrupa devletlerine "general" unvanıyla yazdığı mek- 266 . Seid artık. Vatan "minnet¬ tardı" ona. "memlekete üstün hizmederinin nişanesi" olarak madalya ta¬ kıyordu. şöyle diyor: "Seid Rıza. devletçe kutsanıyordu. apoledi.

Sivas'ın ilçeleri olan Divriği. Kara Kazım Paşa. şimdi Dersim Generali unvanıyla bir başka efsaneydi. Devletin minnet ve şükran duygularının anlatımı bu kadarla da kalmıyor. 1920 Nisanında Ankara'da bir pariamento toplanacaktı. Alişan Bey cevabi telgrafinda. Refahiye. atanmak istenenlerin Kur¬ distan fikri ve Sevr Anlaşmasının ilkelerine bağlılıklannm da kuş¬ ku götürdüğünü belirtiyorlardı. O. Zara. Ankara'ya çektikleri bir telgrafla. Va- adere göre bu parlamento seçimle oluşacak ve "Kürtlerle Türkle¬ rin ortak meclisi" olacaktı. Seid Rıza ve Zeynel Çavuş'u ma¬ kam arabasına alıp Erzurum'daki karargâhına götürüyor. Madalya ile onaylanmış "Dersim Generali" unvanı Osmanlılar tarafından ona verilmişti. itiraz üzerine. adayları kendisi belirlemeye başlamıştı. Hamidiye Paşası Mustafa Bey'in oğullan Haydar ile Alişan Bey. milletvekillerinin atanması usulüne karşı olduklarını bildiriyoriardı. Erzu¬ rum Kongresi. Ona da çavuşluk rütbesi verilmiş. Kürtlerin desteği ve katılımıyla gerçekleşiyordu. Alişan Bey'e milletvekilliği öneriyor. Ankara. izzet-i ikramlarla ağırlıyordu. Fakat seçimler yaklaşınca. "kendi" uydurması değildi generallik rütbesi. Sansa deresi efsanesini yaratan Zeynel Ağa da unutulmamış¬ tı. üniforma armağan edilip göğsüne madalya takılmıştı.tupları yadırgayacak. sen-ben 267 . tepkilerinin kişisel. KOÇGİRİ İSYANI VE DERSİM Mustafa Kemal ve arkadaşları Osmanlı Sultanlığını devirip etki¬ siz kılma sürecinde. Oysa. "kendi kendine unvanlar veren hafif biri" diye küçümseyeceklerdi. memuriyette dilediği makamı seçme hakkı sunuluyordu. İmranlı ve Hafik bölgelerini kapsayan "Koçgiri"nin etkin beylerinden. Sevr Anlaşmasıyla öngörülen özerk Kurdistan ilkelerine yakın söylemde bulunuyor. Seid Rıza. Kürderi büyülüyoriardı. Çünkü Ankara. "halayının büyüsü" bozuluyordu. bu¬ nu beğenmiyorsa eğer. İki kardeş. sonra törenlerle Dersim'e ugurlamyordu.

Koçgiri'de kanlı olaylara varınca. akrabası da olan Diyap Ağa ile Mıço'nun halktan kopuk. Diyap Ağa ile emekli bir subay olan Hasan Hayri Bey atanmıştı. Karşılıklı zıtlaşma. Yaşlı biri olan Diyap Ağa ise sistemin Kürt motifi oldu. Alişan Bey'i "iknaya" giden İzzet Bey mala. 1920'nin başlarında. isteklerinde direniyordu. daha sonra Atatürk'ün çizgisiyle çelişecek ve idam edüecek. 1938'de Dersim'de kurşunlanarak öldürülecekti. Basında eşleri. Dersim'den meclis üyeliğine Mustafa (Miço) Ağa. temsilcilerini özgürce seç¬ mek istediklerini bildiriyordu. özerk Kurdistan fik¬ rinden uzak kişiler olduklarını belirtiyor. milletvekili oluyordu. * * Dersim'in geri adımına karşılık. paraya düşkündü. Faaliyetleri Ankara'da duyulunca görevden alınıyor. Seid Rıza da Dersim'de sesini yükseltiyordu. Seid Rıza atama yöntemine karşı çıkıyor. Ulu¬ sal Kürt giysileri içinde Mustafa Kemal'le gezilere çıkıp fotoğraf¬ lar çektirdi. Resmi belgelere göre. sofradan sofraya 268 . "ikna edici" olarak Binbaşı İzzet Bey'in komutasında bir askeri birlik gönderildi. fotoğraf çektirip. Ankara'nın seçtikleri. Görevini unutup halktan para. Şakir Bey daha da aç gözlü çıkıyor. Koçgiri'nin lideri Alişan Bey. Alişan Bey'le Ankara arasında telgraflar diyalogu sürerken. yalnız özel çıkarlarını düşünen. Fakat. Miço Ağa da. Sevr Anlaşması gereğince Kürdistan'ın özerkliği ükesine bağ¬ lı kişilerin Kürtleri temsilen seçilmesini istiyordu. yerine Şakir Bey atanıyordu. ki¬ lim ve kurt postu toplamaya girişti.kavgası olmadığını. Der¬ sim'in direnci kırılıyor. halı. arabasına binerek gezilere çıktı. yani Diyap ve Mi¬ ço Ağa ile Hasan Hayri Bey. magazinin de¬ ğişmez konusu oluyordu. çocuk ve torunlarının sayısıyla. Hasan Hayri Bey. sorunun Kurdistan davası olduğunu bildiri¬ yor.

koşuyor. askerlerden de ölenler oluyor. rüşvet isterken. Emin Bey... Ankara'ya getirdiği adamlarıyla özel bir biriik kurmuş. bk ara. her biri kendi alanında bker ün olan Topal Osman ve Sakallı Nurettin Paşa ikilisini. Sultan Vahdeddin. Hacer köyünde as- kerkrie tardşmışlar. Ankara. talan ve ırza geçmelerle terör firtınalan estır- mişti. hazır bulunan herkesin duyabileceği biçimde tehdkler savu¬ ruyordu. Koçgiri'ye gönderiyordu. Topal Osman çetesinin durdurulmasını sağlamak üzere İstanbul'daki İngiliz işgal yönetimine başvurmuş. bunun üzerine Mustafa Kemal'i "sulh de sükûnu temin etmek" üzere Samsun'a göndermişti. bu kağıtta idam fermanınız yazılı. Atatürk'ün köşkünün yanma yerleşmişri. onlar da Sukana çetelerin önüne geçilmediği takdirde müdahak edecekle¬ rini bildirmişlerdi. Ben istersem her şey olur. sizleri de Ermeniler gibi tamamıyla imha ederim" diyor ve ortamı gerginleştiriyordu. 1918 de basma geçtiği çetekrk Karadeniz şeridindeki Rumlarm araşma dalmış. "İşte bakın. 269 . Bunun üzerine (köye) askerier sevk ediUyor. İstemezsem bk şey olmaz. 3 Ekim 1921 günkü mecHs gizli oturumunda açıkladığına göre. Erzincan milletvekili Emin Bey'in. Bizi Er¬ menilere benzetmek ne demektir. Alişan Bey'in sofrasında yiyip içtiği bir akşam. (Çadşma çıkıyor) Bu¬ rada halktan da. İster¬ sem. Rumlar. demişler. Asker köye gelince olay genelleşiyor. olaya isim de bulunuyordu: İsyan. "isyanı bastırmak" üzere. Şakir Bey sofrada Kürt ağa¬ lara bk kağıt göstererek. Laz Osman da denilen Topal Osman Giresunluydu. Topal Osman. sonrasını şöyle anlatıyor: "Bunu söylemesinden dolayı Kürtkr galeyana gelmiş. onu daha sonra Ankara'ya geti¬ recek ve Binbaşı rütbesiyle kendine "baş muhafiz" yapacaktı. bir yandan da gördüğü her şeye "benim olsun" diyor. toplu kırım." Hacer köyünde askerlerle köylüler karşı karşıya getirilip çatış¬ ma başlayınca. İzzet Bey gibi açıktan açığa rüşvet topluyordu. Topal Os¬ man'la tanışan Musfata Kemal.

Lozan Anlaşmasına karşı çıkan Trabzon milletvekili Ali Şükrü'yü öldürünce. Türk-Yunan savaşından sonra. Koçgiri'de Sakallı'mn kurmay başkanı damadı Hüseyin Ab¬ dullah Alpdoğan'dı. mec¬ lisin gizli oturumunda. Asi. namus¬ lara taarruz etmeye kalkıyor. 1921 yıhnda İzmk'te görevliyken. Koçgiri'deki olayların isyan değil. iriban yükseltilerek iade edildi. günahsız sivilleri kadettiği gerekçesiyle. ölüsü meclisin kapısına asıla¬ cak ve dosyası kapatılacaktı.. Kemikleri bulunduğu yerden çıkarıldı. İstanbul'da tutuklanan eski İtrihatçılardan gazeteci ve yazar Ali Kemal. bunun üzerine öldürülerek. "İzmir fatihi" diye ünlendi. daha sonra "en büyük kurtarıcı benim" havalarına gi¬ rince gözden düştü. çember içi¬ ne aldım' diyor. hanginiz bu facia 270 . Rica ederim. kırım olduğunu şöyle anlatıyordu: "Şimdi rica ederim. İzmir'de katliam yaptığı ve şehrin onun emriyle ateşe verildiği söylentileri ise kanıtlanmadı. Ankara'ya götürülürken trenden indiriliyor. Tuttuğunu öldürmeye. 1980 askeri darbesinden son¬ ra. Nurettin Paşa'nm tabirince. Fakat Atatürk tarafindan kurtarılıp ordu komutanlığına getirildi. Koçgiri'de isyan var mıydı? Hayır.. diyoruz. Ve üzerlerine askeri kuvvet gönderiyoruz. Halbuki onlar. Ordudan atıldı. hükümetin teslim ol çağrısını ka¬ bul etmiş bulunuyorlar. Sakallı. Sakallı Nurettin'e gelince. "eşkıyanın yaptığı bini asri" tepki sesleri yükse¬ lecek. Türk büyüklerinin yattığı "devlet mezarlığına" nakledil¬ di. İz¬ mir'e giren ilk komutandı. Alpdoğan. 'ben bunla¬ rı hükümetin tekliflerini daha teşdit ederim diyerek. Nu¬ rettin Paşa hakkında meclis soruşturması açıldı. ırzlara geçmeye. Erzincan milletvekili Emin Bey. Korgeneralken de Dersim kırımını yönetecekti. Koçgiri'de suçsuz. 3 Ekim 1921 tarihinde. Görevden alındı. linç edilerek öldürülüyordu. daha sonra "Ağrı İsyanını bastır¬ ma" olan "Zilan katliamını".

. anlarilanlan tam anlayamamış olmalı ki. sen bu vaziyet karşısında asi olmaz mısm? Eğer asilik varsa ve bu ise." Emin Bey devam ediyordu: "Ve Ümraniye'de vuku bulan ve tedibat denikn bu şeyin. diğer evladın elinde bir iple çekikrek. 'Kürtkrı Erme¬ nilere benzeteceğiz' diyen kaymakam halâ Tortum kaymakamı olarak terfian gönderilmiştir. soygun. Topal Osman'ın tek başına 30 bin altın götürdüğünü söylüyor ve devam ediyordu: "Servetine tamah edilerek. mal ve mül¬ kü yağmalandıktan sonra adam öldürülmüştür. çapukuluk ve rüşvetten söz ediyor. in¬ san kırımı ve talan yapıldığını. Efendiler. Emin Bey. "Kimin kuvveden?" di¬ ye soruyor ve "Nurettin Paşa'nm emri ile buraya gekn Osman Ağa kuvvetkridir" karşılığını alıyordu. rka ede¬ rim.karşısında sabredebilirsiniz? Buna üç yaşındaki çocuklar bik ta¬ hammül edemezkr. devam ediyordu: «Kurdistan namına gelen gazeteleri doğrudan doğruya Der¬ sim'e tevzi ettirmiş ve o gazeteler de. baba. dün¬ yanın herhangi bir yerinde görülmüş müdür ki. düzmece senaryolarla isyan havası yaratüarak. bu suretk feciane öldürülmüştür? Rica ederim efendi. tam ald saat zarfinda.. işte Ümraniye hadisesi. Mersin milktvekili Selahaddin Bey." Emin Bey konuşurken." Muş mebusu Hacı Ahmet Efendi'nin oturduğu yerden söyledikkri de gizli tutanaklara geçiyordu: "Hakikaten buraya gelirken uğradığım yerkrde. karısı cebren ahnmış. nasıl karşmıza çıkanlara kurşun atmazsınız? Bu suretk 5 milyon. Böyle bir şeye maruz kaldığınızda. 18 milyon liralık servet mahvolmuştur. 'bizi de Ermenikr gibi keseceklerdir' diyerek dalgalanan havadis Dersim e ka¬ dar gitmiştir. bir evla- dımn elinde bir ip. Af¬ rika barbarlarının bile kabul edemeyecek derecede olduğunu go- 271 . Maalesef bu adam." Emin Bey "18 milyon liralık servet mahvolmuştur" derken. Dersim'in de hedefler arasına alın¬ mak istendiğini söylüyor. 'Kürtleri de Ermenilere ben¬ zeteceklerdir' diye yazmıştır.

yüzlerce cinayet işlenmiş. Yörede inceleme yapan milletvekilleriyse. öte yandan. "olaylarda İngiliz parmağı var" diyorlardı. demiş¬ lerdir. Dersimliler korkmuşlardır. Askeri taarruzda bütün bir Koçgiri hedef alınmış. Dersim üzerine "bir sefer düzenleme"yi başarmak için. 5 Ekim 1921 günkü meclis gizli oturumunda. O arada. Koçgiri olayını "Dersim vaka¬ sı" olarak adlandırıyorlardı. Nitekim." Koçgiri olayları. bazı "etkin ve derin" çevreler. hırsızlık ve yağma yapılmışri. seksen köy mahv ve perişan ol¬ muş" diyordu. resmi tarih Koçgirililerin İngiltere'nin parmağı ve teşvi¬ kiyle ayaklandıklarını not edecekti. ırza geçilmiş. Koçgiri'de isyanla ilgisi ilin¬ tisi olmayan halka zulmedildiğini. Topal Osman'ın savaşını ve elde ettiği "ganimetler"in nakil kervanını şöyle anlatıyordu: "Halıları Erzurum'a doğru göndermişlerdir.rünce. aynı kanıda değillerdi. Eğer yağma ise. hırsızlık ve talan yapıldığını anlatıyor ve "Yetmiş. Bu facia Ermenilere bile yapılmamışdr. 272 . çapulculuk. köyler yakılıp yıkılmış. Konya milletvekili Vehbi Efendi. bölgede araştırma yapan milletvekilleri izlenimlerini anlatıyorlardı. daha sonra. Koçgiri olaylarının Dersim'le bir ilgisi ilintisi bulunmadığını söyleyerek olacakları önlemeye çalışı¬ yorlardı. Dersim mebusu Mustafa (Miço) Bey'in. Mustafa Bey. yine "dış mihrakları" sorumlu gösteriyor. Bir başka ilginç gelişme de şuydu: Topal Osman çetesi ve Sa¬ kallı Nurettin Paşa'nm yaptıklarını örtmeye çabalayan bazı çev¬ reler de Abdülhamit dönemi alışkanlığıyla. anlattıkları da "resmi ağızların teşhisi¬ ni" değiştirmiyordu. "isyan etti"ği söylenen bölge birkaç köyden ibaret¬ ti. İşte numunesi budur. 5 Ekim 1921 tarihinde de meclisin gizli otu¬ rumunda tartışılmaya devam ediyor.

1990'lar Türkiye Cumhuriyeti'nde de.." Mustafa Bey. Ne aş kalmış. Almanya'da gemi mühendisliği okumuş bir ay¬ dındı... mafya şefle¬ ri ve uyuşturucu kaçakçıları kullanılıyor. ne çul. herifin oğlu öldürülmüş. Hurşit Efendi.' Amasya'dan bir mektup vardır: Allah aşkı¬ na bu Topal Osman'ın yapdğı ne haldir? Zara. beş yaşındaki kızının ırzına geçilmek için kesil¬ miştir.sahanın (tabağın) böreğini hep beraber soyalım. İ73 . kiralık katilkr. kansının ırzına geçilmiş. Topal Osman ve çetesinin yaptıklarım anlatma¬ ya devam ediyordu: "Kadınlann ırzına geçilmiş. Yozgat'ta kurulan "Isriklal Mahkemesi"nde görev verilecek kadar güvenilen biriydi. * Topal Osman'ın Koçgki vahşerine tepki gösterenlerden biri. Eskişehir'de öğretmenlik yaparken milletvekili seçilmişti. Önceleri Ankara rejiminin gözdeleri arasında. Ümraniye isyan etmiş diyelim. kadılık ve vali ve¬ killiği yapmış. katkıları nedeniyle 1920'de mebusluk önerilmişti. 'biz şunu bunu istiyoruz' diyorlar." İlginçtir.. bu görev için çok yaşlı olduğunu. eski sabıkalılar. 'Bize illa et bul. "PKK ile mü- cadek" adı altında. Erzurum Kongresi sırasında Mustafa Kemal'e yar¬ dım etmiş. Ziya Hurşit. Topal Osman ve çetesini anlatıyordu: "Bunlar Havza'ya geliyorlar. ama çok isteni¬ yorsa oğlu Ziya Hurşk'in milletvekili yapılabileceğini bildirmişri. Çorum'a geliyoriar. Karadeniz bölgesine sürgün edilmiş bir Kürt aileden geldiği söylenen Ziya Hurşit'in babası Hurşit Efendi. henüz coğrafi ve sosyolojik adların yasaklanmadığı dönemin de¬ yimiyle "Lazistan mebusu" Ziya Hurşit'ti. Be¬ lediye başkanını sokak sokak dolaştırıyorlar. bi¬ ze et bulacaksınız.. Orayı bırakalım. Yazık değil mi bu millete?" Mustafa Bey. Askerier gönderilen yemeği dö¬ küp.. ceplerine en üst düzey devlet görevlilerine mahsus "kırmızı pasaportlar" konuyordu.

İzmir'de Mustafa Kemal'e suikast düzenledikleri gerekçesiyle cezalandırılan muhalifler ara¬ sında idam edildi. o şehirlerin. Birçok Müslüman köyleri yandı. Topal Osman tarafindan öl¬ dürülünce. yıkıldı. silahını bırakıp teslim olanların adaletle ödüllendirileceğini söylüyorlardı. Topal Osman ve Sakallı Nurettin Paşa'nm söz ile rüşverine teslim olan bazı aşiretler saf Alişan ve Haydar Bey kardeşleri ar¬ kadan vuruyor. o köylerin ızrarını (zarar verme) mucip (sebep. 1926 yılında da. beraberlik ve bütünlük" bildiri¬ leriyle de ne olduğundan habersizlerin heyecanını tırmandırmıştı. İkili. "Lazistan"ın öteki mebusu Ali Şükrü. * * Ankara yönetimi. Topal Osman'ı değil. halkı "devletin şefkatli kucağı"na davet ediyor. tutunma imkanları yok oluyordu. Görevli olduğu bölgenin her tarafinda. Ziya Hurşit. doğrudan doğruya Atatürk'ü he¬ def aldı. Yedek askerleri de silah altına alan genel seferberlik ilan ede¬ rek. Bundan sonra kenara atılmışlar arasına katıldı. Nurettin Paşa bu faaliyeti izhar etti (yaptı). ne¬ den) oldu ve Ümraniye Koçgiri hadisesi oldu. olayı büyük göstermiş." MecÜsteki tartışma ve suçlamalar bir sonuç vermedi. bildiri üstüne bildiri yayınlayarak. kadın. Kan ve soygun alanına dönüştürülen Koçgiri'nin "iki kurtarı¬ cısı" Sakalh Nurettin ve Topal Osman da bildirileriyle heyecana körük oluyorlardı. toplumsal heyecan yaratan bir kasırgaya dönüştürüp kendi lehine kullanmaya başla¬ mıştı. 5 Ekim 1921 tarihinde. Alişan ve Haydar Bey. o zavallı halkın. Topal Osman ve Sakallı Nurettin'in cinayetleri karşılıksız kaldı. Yalnız Sivas vilayeti dahilinde birçok köyler yan¬ dı. olmayan Koçgiri isyanını. fakat "ölüm pa¬ hasına da olsa dara düşene yardım"ı öngören Kürt geleneğinin 274 . Bir daha milletvekili olamadı. Koçgiri kadiam ve çapul¬ culuklarının görüşüldüğü meclisin gizli oturumunda şöyle diyordu: "Geçen sene merkez ordusu kuruldu ve başına Nurettin Paşa getirildi. "birlik. çocuk ve ihtiyarları katliamdan kurtarmak amacıyla Dersim'e doğru çekiliyor.Fakat güce karşı çıkmaya başladıktan sonra yol ayrımına geldi.

Der¬ sim'in iki ünlü aşireti Kureyşan ve Balabanlılar. Yolu kesikn Haydar Bey. Seid Rıza. Türklerle karşı karşıya gelmek istemediklerini bildirerek. Koçgiri'den kaçan Alişer Bey ve Alişan beyleri ise yanına aldı. Ankara'ya kafa tutan tutumundan hemen sonra. ateş hattına dönmelerinin imkansızlığını söyleyerek ilerlemeye kalkışıyor. ajan-provokatörler meydana salınmış. Aşiretsel törelere sığmayan. Seid Rıza'nın etkisi bilinmez. Atatürk'e telgraflar çekerek Haydar Bey'in idam edilmeme¬ sini istemişri. Çünkü. Alişan ve Haydar Bey'e elinden geldiğince yardım etmeye çalışmış. elde silah Koçgirilikrin yolunu bekliyorlardı. cezalar konusunda ise adil davranılacağım bildirmişti. yerine oturmuş. sözü fazla dinlenmeyen. Ankara rejimi artık yerleşmiş. Güçsüzlüğüne rağmen. ama yetersiz kalmış¬ tı. Alişan ve Haydar Bey kardeşlere sahip çıkmış. Atatürk verdiği cevapta. Dersimlikr. bunun üzerine Paşo'ya seslenip onu aşağılıyor ve "Kendi halkıma silah çekecek kadar al¬ çak değilim. etkisi kırılmıştı. SEİD RIZA VE DERSİM KISKACI Lozan Anlaşması ve Türkiye Cumhuriyeti'nin ilanından son¬ ra. etrafma söz geçiremeyen bir adamdı. Koçgiri olayları sırasında. başlannın çaresine bakmak üzere geri dönmelerini istiyorlardı. 1919 yılında. çaresizlik içinde geri dönüp savaş¬ maya devam ediyor. artık gücü sarsılmış. ama Haydar Bey idam edilmedi. mutlak etkinliği kırılmıştı. İ75 . savaşmak zorunda kalacaklarını söylüyordu. O artık bir sözüyle Der¬ sim'i ayağa kaldıran lider değil.umulmayan bir biçimde çiğnenmesiyle karşüaşıyorlardı. "sükûnerin korunmasını is¬ temiş. bir süre sonra da tutsak düşüyordu. "dokunulmaz" olmadığı kamtlanırcasına didilmiş. önlerine mevzilediği adamlarını göstere¬ rek. fakat. Kimi kaynaklara göre Haydar Bey. Kürderie den¬ ge kurma ihtiyacı kalmamıştı. Halkıma silah çekeceğime geri dönüp savaşacağım ve kendi dağlarımda öleceğim" diyordu. Kureyşan aşirerinin reisi Kör Paso. beklenmedik bu tutum karşısında Alişan ve Haydar beyler şaşıp kalıyor.

Şeyh Said'in istemi üzerine Dersimlilerin yansız kalmaları için girişimde bulunuyordu. Hasan Hayri Bey'in mil¬ letvekili olmasını istiyor. ortak bir telgraf çeki¬ yorlardı. fakat aradığı desteği bulamıyor. arrik genel bir kaynaşma halindeydi. İdam üzerine. Kürtler. 276 . Nuri Dersimi'nin (Baytar Nuri) Kurdistan Tarihinde Dersim adındaki kitabında anlattığına göre. ama Feridun Fikri de milletvekili olarak Ankara'ya gidiyordu. fakat cevap bile alamayınca Hozat'a yü¬ rüyordu. Hasan Hayri Bey. Se¬ id Rıza askerlerin direncini kırıp kasabayı işgal etmişti. 1924 ydında "atama usulüyle" oluşturuluyor ve "muhalif" bilinenler tasfiye ediliyordu. tarafsız kalacak¬ larına dair söz vermişlerdi. karşı cephe açmışlardı. Hasan Hayri'nin oğlunun ön¬ derliğinde ayaklanınca Türk ordusu 1926 yılında Pülümür'e giri¬ yor. İzol aşireti başta olmak üzere. "hareketsiz" kalmaları için elçi gönderiliyordu. görüşme sonrasında. Dersim'de yeni milletve¬ kili Feridun Fikri (Düşünsel) idi. askerler yoluna çıkınca ça¬ tışma çıkmışri. isyancıları şiddetle cezalandırıyordu. Şeyh Said. "Azadi" (Öz¬ gürlük) örgütü kurulmuş. Şeyh Şerif. bazı gruplar sözlerinde durmamış. Bu arada Karaballı aşiretinin reisi Celalzade Mehmet Efen¬ di'ye de "hareketsiz durmaları" yolunda. Feridun Fikri'nin hafif yaralandığı çatışmada. Dersimliler Şeyh Said'e. Seid Rıza daha sonra yapılan görüşmelerde varılan anlaşmay¬ la kasabayı terk ediyor. bu telgraf gerekçe yapılarak bir yıl sonra idam ediliyordu.Parlamento. bu süreçte "Azadi"ye destek için Dersim'e gidiyor. Fakat. Koçuşağı aşireti. bu atamaya karşı çıkarak. bir yıl sonra da isyanın fünyesi ateşleniyordu. ayaklanma halinde. Şeyh Şerif. isyan hazırlıkları başlamıştı. Elazığ'ın Hüseynik köyünde bulunan eski milletvekili Hasan Hayri Bey'i ziya¬ ret ediyor. Seid Rıza.

Dersimlilere büyük saygısı bu¬ lunduğunu. Size ufak bk yan bakan olursa beni bu tabanca ik öldürü¬ nüz. Ertesi gün. Diyarbakır Valisi Ali Cemal (Bardakçı). Beni mahcup etmeyiniz' dedi. Çünkü Şeyh Said olaylan nedeniyk merhametsizce uygulanan ölüm cezalarını durdurtmak için Seid Rıza tarafindan Anka¬ ra'ya yapılan başvurular hiçbir yarar sağlamamış ve bu olaylar bahane edikrek. sistemli bir şekilde Kürtlerin imhasına devam edilmişti. Seid Rıza'yı askeri törenle karşılıyordu. tören kıtasını selamlayarak hükümet konağına gir diğinde. Seid Rıza ile görüşme yapmak üzere (1926) Dersim'e geldi. bizi İzzettin Paşa ile görüştürmek için ısrar ediyordu.* * Şeyh Said İsyanını izleyen süreçte. 1926 yılında Türk hükümetinin Dersim'e karşı bir katiiam hazırlamakta olduğunu gösteriyordu. eli ni sıkmak için ilerlerken soruyordu: i77 . Elazığ bölgelerindeki boş Ermeni arazile¬ rinin Dersimlilere verileceğini. Dr. Seid Rıza ve çevresi sıranın Dersim'e geldiğini söylüyorlardı. Genel vali. valinin ısrarı üzerine genel müfetrişi (genel vali) zi¬ yarete gidiyor. Dersim'de tedirginlik başla¬ mıştı. yazıyor: "Gerçekleşen bütün olaylar. etrafinda seidleri ve dedekri toplamış ol¬ duğu halde içki masası başında bulduk. Ali Cemal'i. fakat şaşırtıcı bir "gurur okşama"yla karşılanı yordu. onu kapıda karşılıyor. izzettin Paşa'nm ani olarak Hozat'a gelmesi Seid Rıza'yı kuşkuya düşürmüştü. 'Tabancamı ahnız. Görüşme yeri olan Karaca köyünde. Bunu anlayan Cemal." Seid Rıza. Umum Müfettiş izzettin Paşa. cebinden tabancasını çıkararak. Erzincan. arkamdan ge¬ liniz. kendisinin Alevi olduğunu. Ali Cemal. Diyarbakır'dan Genel Müfettiş İzzettin ve Elazığ Valisi Rıza da Hozat'a gelmişkrdi. Nuri Dersimi. Bu nedenk gö¬ rüşme istemini kabul etmede müteredditti. Ali Cemal söze başlaya¬ rak. Seid Rıza. Dersim'de okullar açarak Alevi geleneğine uygun öğrenim yapılacağını ve Koçgirililer için genel af ilan edileceğini bildirdi. Size şerefimle söz veriyorum.

Nuri Dersimi. Bir "Kürt uzmanı" olan Diyarbakır Valisi Ali Cemal Bardak¬ çı. her dağ başında bir Rıza vardır. Devletin Dersimlilere ilgisi ve dostça sıcaklığı büyüktü. ağaların Ankara ve İstanbul gezileri. karşısında "ukalaca" konuşmasına öfkelenmiş miydi. sür¬ günler yurtlarına dönüyor. halkın geleceği konusunda mutluluk tab¬ loları çiziyordu. yiyip içerken Ale¬ vi olduğunu söylüyor. armağan alışverişleriyle büyük bir balayı yaşanıyordu. bu nedenle davette bulunduğunu söylüyordu. Paşa. ziyafetler. Elazığ valiliğine atanmışri. Nuri Dersimi'nin anlarimına göre. Seid Rıza'yı Diyarba¬ kır'a davet edip ağırlıyor. bu "başı bozuk". İzzerin Paşa Genel Müfettişlikten (genel vali) alını¬ yor. o halde Seid Rı¬ za sizsiniz" diye gülümsüyor. "Mademki Ağdat köyünde oturuyorsunuz. Aynı yıl. Ama karşılıklı ziyaretler. Dersim¬ lileri Atatürk ve İsmet Paşa'nm Aleviliğine bile inandırmıştı. madalyonun arka yüzü için şunları yazıyor: "Seid Rıza ihtiyadı durumunu koruyor ve Türk hükümetine 278 ."Seid Rıza siz misiniz?" " Dersim'de her meşe ağacının altında. vah. yerine Atatürk'le birlikte Samsun'a gidenlerden Albay Arap ibrahim Tali (Öngören) atanıyordu. Seid Rıza da: "Öyle diyorlar Paşa Hazretleri" diyerek onu onaylıyordu. bilinmez ama. Kürder için 1927 yılında sınırlı bir af yasası çıkarılıyor. ki¬ mi ağa ve seidlerle içki sofralarında buluşuyor. Yeni Genel Vali Diyarba¬ kır'daki karargâhına yerleşrikten sonra. armağanlarla uğurluyordu. Atatürk'ün kendisi adına aşiretleri selamlama görevi verdiğini. cezaevleri yarı yarıya boşalıyordu. Siz hangisini soruyorsunuz?" Vali Paşa. yüzü kıl içindeki sarıklı Kürdün. Der¬ simli ağa ve seidler de devlerin yüksek düzeydeki ilgisinden mut¬ luydular. Vali sık sık Dersim'e uzanıyor.

İçtiğim su ile yemin ederim ki. Bu nedenle si¬ ze söz veriyorum. o da Alevidir. Dersimlilerin dağlı Türk olduklannı söylüyordu. Bad Dersim'in kahraman Koçan aşireti de ısraria kadhyordu. gafil avlamış ve firsatlar kollayarak Kürdere karşı facialar yaratmışd. Cemal kaynağa yaklaşd ve halka seslenerek. O. sadakatle hareket edeceğime. Çünkü tarih boyunca Türk yönetimi. Dersim'de Kürtçe okullar açmaktı. 'Ağala¬ rım. Koçan aşirerinin saf dışı bırakılması kararlaşrinlıyordu. çıban başı olarak görülen Se¬ id Rıza'nın iribarsızlaştınlıp etkinliğinin kınlması ve aşiretlerin birbirine düşürülmesi süreci başlatılıyor." Dersimi'ye göre bundan sonra. Türk hükümetine Kürt milli haklarının nelerden oluştuğu hakkında ısrarlı isteklerde bulunuyor ve isteklerin içeriği Türklerce gizli tutuluyordu. Bu şekilde Ko¬ çan aşireti düzeltildikten sonra. okullar açılacak. Bu gerçeği en iyi takdir edenlerden biri. Bu isteğe. Dersim'de her şey yoluna gir¬ miş olacak. 'Ağalar. An¬ cak sizden bir hizmet bekliyorum. Yakında hükümet kuvvet¬ leri gelecek ve öteden beri Dersim'in adını lekeleyen Koçan aşiretini biraz düzeltecek. Daha sonra. bazı aşiret önderleriyk Hozat merkezinde bir toplanri yapıyordu. bu kutsal Munzur suyundan bir bardak içerek yemin ediyorum' dedi ve cebinden çıkardığı bir bardakla su içti. Dünyadaki bü¬ tün Alevileri kalkındıracaktır. hükümet Dersim'den emin olacak ve Dersimlile¬ rin her türiü isteği yerine getirilmiş olacak. Siz de bütün aşiretinizle biriikte bu harekete katılacağınıza şimdi söz vereceksiniz. Vali Cemal Bardakçı. Ben de Aleviyim. Beni size o gönderdi. ben de sizinle sadakatle konuşup. top¬ rağı olmayanlara Elazığ ve Erzincan'da toprak verilecek. daima bu gibi hilekrle Kürdü aldatmış. Gazi Paşa'nm size özel selamı var. Toplantıda." 279 . Vali Cemal bu isteklerden ötürü son derece si- niriiydi.güvenmiyordu. büyük Kürt önderi Seid Rıza olmuştu. Dersimi sonrasını şöyle anlatıyor: "Reislere boyun eğileceği kararlaştırıldıktan sonra. yollarınız yapılacak. Bu isteklerden başlıcası.

"sizin için her şey iyi olacak" diye umut veriyordu. Koçanlılar bir gece bas¬ kınıyla Amutka bölgesindeki bir bölüğü basıp saf dışı bırakı¬ yor. Se¬ id Rıza'ya da. öteki aşiretler beklendiği gibi devletin yanında yer almıyor. silahlarına el koyuyordu. şaşırtıcı biçimde sessiz kalıyorlardı. heyeti yolcu ederken herkese biner lira para veriyor. Koçan aşireti ordu birlikleriyle çatışırken. Der¬ sim heyetini ağırlarken ekonomik ve sosyal sorunları bildiğini. Koçanlılar da köylerine dönüyorlardı. O neden¬ le iç çatışma beklenirken tersi oluyor. soğukların başlaması üzerine ordu geri çekili¬ yor. Ordu. ya da liderleri Diyarba¬ kır'a davet ederek. Türk ordusu. Genel Müfettiş. 1928 yılında Seid Rıza'yı da Diyarbakır'da ağırlıyordu. Seid Rıza'yı birkaç ay sonra yeniden Diyar¬ bakır'a davet ediyordu. yakın bir zamanda bütün bunların tek tek çözüme bağlanacağını söylüyor. oğlu Şeyh Ha¬ san başkanlığında bir heyet gönderiyordu. Fakat. dönemin "derin devleti". Umum Müfettiş ibrahim TaH. Fakat. "Umum Müfettiş" diye adlandırılan Genel Vali. iki bin lira de birlikte içinde ipeklilerin bulunduğu bir sandık armağan gönderiyordu.* * * Koçan aşiretinin karşıtlarıyla varılan anlaşmaya göre. Seid Rıza gitmiyor. Sonbaharda. öteki Kürt illeriyle meşgul olduğu için bu dönemde. Koçanlıları durumdan haberdar ettikleri gibi aldıkları cep¬ hane ve silahların bir kısmını da onlara veriyorlardı. "sükûnet" tavsiye ediyor. Nuri Dersimi'nin anlattığına göre. Vali İbrahim Tali. ama silah ve cephane ve¬ receklerdi. bu yüzden ağır kayıplar veri¬ yor. girişi¬ lecek çatışmaya askerler karışmayacak. Dersim'e karşı yumuşak ve dostane bir politika yürütülüyordu. aynı günlerde Seid Rıza'nın da- 280 . bir savaş uçağı da düşürülüyordu. bu amaçla sık sık Dersim'e dostluk ziyaretleri yapıyor. silahlandırılan aşiret ağa¬ lan.

artık Dersim'in tartışmasız lideri. "tehlike çanları" niteliğindeki raporunda. Cinayet amacını bulmuş. oğlu Şeyh Hasan'ı tutuklatarak Diyarbakır'a gönderiyor. sorumlu olarak karşı aile ve aşiredere yükleniyordu. Seid Rıza da. Meço Ağa'nın oğlu Hüseyin'e öldürtüyordu. kiralık tetikçiler kul¬ lanarak cinayetler işletiyor. Başbakan İsmet İnönü. birlik ve dayanışma bozulmuştu. cezaevine koyuyordu. Dersim kan davalarının kargaşasıyla çalkalanıyordu. sözcüsü değildi. Şeyh Hasan serbest bırakılıyor. "TEHLİKE ÇANLARI" VE İSMET PAŞA'NIN RAPORU Genelkurmay Başkam Mareşal Fevzi Çakmak. Paşa. 1932 yılında Seid Rı¬ za'nın gücünü ve öflcesini sınayıp üstüne çekmek amacıyla. bu gidişle. "devktı bekkyen tehlike" konusunda. "Derin ilişkilerden" habersiz Seid Rıza. ama Dersim'in çeşitli bölgelerine askeri seferler düzenkniyordu. Aynı dönemde. Genelkurmay Başkanmın raporundan sonra. dönüşünde. Fakat Seid Rıza sessiz kalınca. Kürtlerin hızla çoğalıp Erzincan ovasına yayıldık¬ larını.madı Aşağı Abasanlı aşiretinin reisi İbrahim Ağa'yı. Cumhurbaşkanı Atatürk ve Başbakan İsmet İnönü'ye bk rapor veriyordu. Dersim e dik¬ katleri çekiyor. vakit varken onkm alınmasını istiyordu. Diyarbakır Va¬ lisi. bölgeye bir uzmanlar heyeti gönderiyordu. Çekişme ve kavgaların içine çekilip etkinliği kınlmış. Genel Müfetriş ibrahim Tali Öngören. 1930'lara gelindiğinde. Katilin. Erzincan'ın yakında bir Kürt şehri olma "tehlı- kesi"yle karşı karşıya kalacağını belirtiyor. Cemal Bardakçı'dan da aynca rapor istiyordu. Dersim'de. tetikçinin köyü yakılıp yıkılıyordu. çaresiz biri haline getirilmişri. Elazığ Valisi Deli Fahri. 1930 yılında Kürt iUerinde uzun bir geziye çıkıyor. 281 . Hozat Kaymakamı Kazım Bey tarafindan bin lira karşılığında kiralandığı daha sonra ortaya çıkacaktı. bu olay üzerine öfkeyk ayağa kalkıyor. Seid Rıza'nın yakınlanm da hedef alacak biçimde.

Çünkü Genelkurmay Başkanı isyandan söz ediyor. Elazığ. raporlar yer yer Genelkurmay Başkanı Çakmak'ın gö¬ rüşleriyle çelişiyordu. Mardin. 282 .Cemal Bardakçı raporunda. Bitlis. 21 Ağustos 1935 tarihini taşıyan 55 sayfalık raporunda. Şükrü Kaya. ikilemden kurtulup karara varmak için. * Başbakan İnönü. yapılması gerekenleri de sıralıyordu. İçişleri Bakanı. Paşa. "isyan" olasılığının bulunmadığını söylü¬ yordu. "Dersim'deki Kürt tehlikesi"ni kabul etmekle birlikte. ikinci aşamada ise başta Seid Rıza olmak üzere 347 ağa ai¬ lesi. Dersim'e yaptığı geziden sonra Başbakana verdi¬ ği raporda. raporlardan sonra. Cumhurbaşkanı Mustafa Kemal Atatürk'e veri¬ yordu. "Dersim Fermam" niteliğindeki rapo¬ runu kaleme alıp. "çıbanın koparılması "nın ivedi olduğunu haber verdikten sonra. geriye kalanların "tedibi" (terbiyesi) kolaylaşacakri. Şükrü Kaya'nm önerileri 1937 ve 1938 yıllarında hayata geçi¬ rilecekti. Der¬ sim'e yaptığı geziden sonra. bu kez güveni¬ lir adamlarından İçişleri Bakanı Şükrü Kaya'yı "gerçeği" araştır¬ makla görevlendiriyordu. Fakat. Paşa. Bunların uzaklaştırılmasından sonra. birinci aşamada Dersimliler iyilik ve güzellikle silahtan arındınlmah. derhal kesilip arilması gerektiğini öneriyordu. Bu ailelerin nüfus toplamı 3 bin 470 kişiydi. bir daha geri gelmemek üzere bariya. Türkler arasına sürgün edilmeliydi. Bakan. ama "tehlikeyi" yerinde görmek için de gezi¬ ye çıkıyordu. Bakan'a gö¬ re. Dersim'in Türklük için kanayan bir çıban ol¬ duğunu. İnönü'nün elinde özel uzmanlar heyetinin de bir raporu var¬ dı. Dersim aşiretlerinin ayrıntılı bir dökümünü yaparak. Urfa. vali ve uzmanlar ise "tehlike yok" diyorlardı. hangisinin dost ve hangisinin düşman unsur olduğunu tek tek sı¬ ralıyordu. Diyarbakır. "Dersim'in ıslahı" çalış¬ malarını başlatıyor. İsmet İnönü Van.

. Dersim'in sert ve müte- hakkim halkı ile hızla dolmaktadır. fakat "ırk aşısı" tutmayacaktı. raporunda şöyle diyordu: ".tüm şehk ve bölgeleri Kürtlük açısından irdeliyordu. Erzincan yakmındaki boş köyler. Daha Türk köylerindeki okulları yapmamışken ve en nihayet yüzde lO'a varamayan okutmada bir özel siyaseti halkın diline düşürmede hiçbir fayda yoktur. Bu köyler ve meralar.. Kürtlere okullar yapılıp yapılmayacağı. Az zamanda Er¬ zincan'ın Kürt merkezi olmasıyla asıl korkunç. Van.. bk de Elazığ ovasında kuvvetii Türk kitleleri meydana getirmek zo¬ rundayız. ilk admu hazıriık ve halkın elindeki silahların toplanmasını öngörüyordu. şimdiye kadar bir po¬ litika olarak mütalaa edilmiştir. Bu politikayı halk biliyor.. "ıslah programı" dört aşamayı içeriyordu.. Yunanistan ik Kaflcas göçmenleri yerieştkilecek. Kürdistan'm meydana gelmesinden ciddi olarak kaygılanmak yerindedir. İsmet Paşa. ilkokulu okutmada çıkanmızm daha yüksek olduğu kanısındayım. bey¬ lerin bir nevi Dersimli himayesine sığınmasıdır. Paşa'nm. ka- rariarı yasa yerine geçen diktatör yetkileriyle donammş olacaktı. bundan hiç yararlanmadığımız halde zararlarmı çekiyoruz. 283 . topye¬ kûn Kürdeşmeyi önkmek için. Biz. . Paşa'nm bu önerikri daha sonra ha¬ yata geçirilecek ve Kürtler arasına Bulgaristan. Muş ovasına yavaş yavaş. arazileri iş¬ lemek için Dersimlileri maraba adı ile kullanmaktadır. Kürt yayılmasına açıkdr. Erzincan beyleri. . Bu. Bunun için Korgeneral rütbesinde bk genel vali atanacaktı Vah. verimli ovalara Türk göçmenlerin yerkşririlmesini öneriyordu. daha sonra Dersim'in Kürtlerden arm- dınlmasımn projesini sunuyordu. Dersim çapulcu kollannm içeri yayıl¬ ması için menzil ve yataklık rolü yapmaktadır. Sonra. Paşa. "Dersim'in ıslahı" idi. hana Kürtlere Türkçe öğreterek Türklüğe çekmek için ilkokul ve onun iyi öğretmeni çok etkin araçdr. .. Birkaç ay içinde "yasaya dönü¬ şen proje"nin adı." * s- » Başbakan İsmet İnönü. Kürtleşmiş ve kolayca Türklüğe dö¬ necek yerleri okutmak. Van ve Erzincan'da acele olarak. Muş ve Erzincan ovalan...

yol. Ilbaylığa yardım etmek genel mü¬ fettişlerin görevidir. adliye. "İnspektör"e bağlı ola¬ rak çalışacak vali ve kaymakamlara da "İlbay" adını veriyor ve bunların. devlet teşkilatı mecburdur. valiye Almanca. Bu tasavvurları. tali memuriyetiere tayin olacakdr. Bir başka önerisi de. "teftişçi" ya da "müfettiş" anla¬ mına gelen "Inspektör" adını veriyordu. Sabit jandarma ayrıdır. İdama kadar in¬ faz Ilbaylıkta bitecektir. eko¬ nomi. çabuk ve kesin adalet gibi idare ile işe başlayacaktır. Ilbaylık bu teşkilat ile idareyi alacaktır. düzenlenmiş ve seferber iki fırka kuvvet Il¬ baylığın emrine. bir kolordu karargâhı gibi. özel ve kesin olacaktır. Ilbaylık. askerlerden oluşmasını istiyordu. 1937 ilkbaharına kadar hazır olursa. Ilbaylığın. 1937 ilkbaharında verilecektir. fakat amaca uygun olarak oluşturulacaktır. Ilbaylığın emrinde. kültür ve sağlık şubeleri olacaktır. eylem planını şöyle açıklığa kavuşturuyordu: "Dersim vilayetini yeni yöntemle yapılandıracağız. orman işletme. 1935 ve 1936'da kara yolları yapılacaktır. Asayiş. en az 7 seyyar jandarma taburu buluna¬ caktır. Ilbaylığın lüzum göstereceği diğer ihtiyaçları temin etmek ve eğer Dersimliler bizim düşündüğümüz zamanda harekete kal¬ karlarsa. Yargılama usulü basit. yol. programı acilen tatbik etmek zaruridir. Bütün Dersim hızla silahtan arındırılacak. hüküme¬ te bildirdiği icraat da yapılacaktır. Bakanlar Kurulu. Bütün tasavvurlar gizlidir. yargılamak üzere Dersim haricinden istediği yerli ilgililer veya işbirlikçileri Ilbaylığa göndermeye. bölgedeki Kürt me¬ murların ayıklanıp temizlenmesiydi. maliye. Bulundukça emekli subaylar.ismet Paşa. vali ve üniformalı muvazzaf subaylar il¬ çe kaymakamları olacaktır. Genelkurmay Başkanı ve 284 . Bundan sonra Dersim'e verilecek şeklin safhası başlayacaktır. Memurlardan hiçbiri yerli olmaya¬ caktır. Muvazzaf bir kolordu komutanı. İsmet Paşa. Ilbaylık (valilik) idaresi. "harekâttan önce". Ilbaylığın o zamana kadarki incele¬ meleri sonucunda kuvvetle yapılmasını tasavvur ettiği.

Meclis Başkanından başka yalnız ilbay. Tuncelililer baba İnönü'ye sunduklan hizmeri. ilk kez 1992 Eylülünde Hürriyet gazetesinde yayınlanınca. kalın çizgi- lerie çizilmiştir. ama büyük bk tuhaflık örneği olarak kırımdan kurtu- kbilenlerie. nede¬ ni bilinmez. Tuncelililer. (. Türkiye sınırian içinde herkes Türk yurttaşıdır. kterse olmasın. Sonraki aşamalarda da partisi olan CHP'nin yı¬ kılıp sarsılmadığı tek kale oluyordu.. Ve Lozan'da azınlık olarak tanınan Ermeniler. kestiği kestik Başbakanının bu rapo¬ runda öne sürdüğü öneriler harfiyen uygulanıyor elbette. genel müfettiş ve ordu müfettişi şahsen bilecektir. Azılısı tenkil olacak.. her vesileyle ona sevgilerini. isrisna sesler hariç. Yahudi¬ ler dışında cümle alem Türk'tür. oğlundan da esirgemiyordu. yani benzetilecektir. Emirkrinde çalışan memuriar bilme¬ yeceklerdir. böyle!" diyen çıkmadı. mülayimi asimile edilecek. Can Yücel. Lozan'da çizilen esaslar içinde Anadolu'yu Türkleştirmek karanndadır. saygı ve bağlılıklarım sunuyor. Rumlar.) TC. İnönü yaşadıkça." * Milli Şef İnönü'nün raporu. 1950'lerde her yerde seçimleri kaybederken. partisinin dışında. Şair ve yazar Can Yücel "istisna"lar- da'n biriydi." Ve Can Yücel'den sonra bir parantez de biz açalım: "Dersim'i ıslah" pkmnı hazıriayıp uygulayan İsmet Paşa.. 1983'te siyaset meydanına çıkan oğlu Erdal İnö- 285 . 20 Eylül 1992 tarihinde Gerçek dergisin¬ de yayınlanan yazısında. (.. Bu arada bazı kısık. çocuklan ve torunlannın "tapındığı adam" haline gel¬ di. basında "bu ne ayıp¬ tır. hiçbir parti milletvekili çıkaramıyordu. gün ışığına çıktı. şöyle diyordu: "Zamanın astığı astık.) Hukuki ve ideolojik planda kaba. Tuncelilikrin bağlılık ve sadakati daha sonra da devam edi¬ yor. yalnız Der¬ sim'de kazanıyordu.

Seid Rıza'nın yakın dostu ve tanınmış kişilerden Kureşanlı Se¬ id Hüseyin Cesur bunlardandı.nü'yü. "gerici" Dersimliler. üstüne kendi bulu¬ şu yalanlar kondurulmuş "resmi tarih tezlerinden" ibaretri. Hoşnut tutulmak üzere yol. Dersimliler. bu yoldan devlete bağlanıyorlardı. Bunlar Dersim'in önde gelen isimleri. okul. TUNCELİ YASASI. Yi¬ ne gariptir ama. GÖBEK HAVALARI VE ŞAPKAYA HÜCUM Emekli öğretmen bir Dersimli. dostça görüşme için daveriye almış. Seid Rıza ile birlikte asılan öteki liderlerin hemen hemen tümü. Seid Hüseyin. Yaranma güdüsünün ürünü yalanlar bütünüydü. ama bir gerçekti. Milli Şefe tapınmalannın nedeni. Tuncelililer İsmet İnönü'ye bağlılıklannı "ilerici¬ lik" diye açıklıyorlardı. Kitap. devletin medeniyet gerirme çabalanna. o sadakade hizmet veriyordu. Der¬ sim İsyanı adında bir kitap yazıyordu. sonra darağacına gönderilmiş¬ lerdi. bunun bir tuzak olduğunu sezinlemesine rağmen. Tuncelililer herkesten önce ve en başta koşar adım omuzlayıp oylarını veriyorlardı. "müteahhidik" hizmederi veriliyor. Çünkü. daha sonra Seid Rıza'yla birlikte asılıyordu. O nedenle kaçıp kurtulma şansı olduğu halde kendi ayağıyla gi¬ dip teslim oluyor. bazı aşiret reisleriydi. fabrika yatınmlanna karşı çıkarak is¬ yan etmişlerdi. yol. bunlar. "yatınm geliyor" diye seviniyorlardı. yol inşaat işleri vermişlerdi. Ona "sen müteahhitsin" denile¬ rek. "yatınmlann" alt yapı inşaatından yarariandıklan için daha çok seviniyorlardı. Tuncelililerin. 286 . Emekli öğretmene göre. Kültür Bakanlığı'ndan nema- lanmak ve belediyede iş bulmak amacıyla mı bilmiyorum. bir müfreze tarafindan "komutanla görüşmeye çağnldığında". Bazı Dersimliler. mantığı kabul etmiyordu. Oysa. normal insan¬ ların kolayca anlayabilecekleri bir şey değildi. köprü inşaadannda.

askerler sonra geri çekilmiştir. Ağrı isyanında uzmanlaşmış bir asker olan Korgeneral Hüseyin Abdullah Alpdoğan atanıyordu. Avar. yasayı parlamentoya getirmeden önce. daha önce Koçgiri'de adını duyurmuş. 1935 yılında çıkarılan yasa. Dersim üzerine 11 askeri harekât yapılmıştır. "Tunceli Kanunu"nun uygulanması sırasında anasız. düzenlenen giz¬ li bir oturumda "tehlikenin boyutlarım" anlatıyor ve onay alıyor¬ du.Şimdi burada tartışılacak kanun böyle bir kanundur. Yasa önerisi ondan sonra gündeme geliyordu. mahkeme ve hükümet yetkileri veriliyordu. babasız. tahlil ve te¬ davi edilememiştir. Cumhuriyet'in amacı. ipe çekilecekleri affetme yetkisi vardı. Türk kükürüne uygun biçimde asimik ettirmekle görevli Elazığ Kız Sanat Enstitüsü'nün müdiresiydi. aynı yd (1935) "Tunceli Yasası" yürürlüğe konuyordu. Sıdıka Avar. Korgeneral rütbesindeki "Inspektör"e (genel vah) meclis. Yasayla. İnönü. İçişleri Bakanı Şükrü Kaya. 1876'dan bugüne kadar çeşidi zamanlarda. ortada kalan kız çocuklarını eğitip. Tunceli.Başbakan İsmet İnönü'nün raporundan hemen sonra. O bölgede. mecliste yasayı açıklamak amacıy¬ la yaptığı konuşmada şöyle diyordu: "Dersim'de 91 aşiret vardır. Dersim'deki uygulamaları yasa maddesi haline getirerek "icracıları" her türlü sorumluluktan arındırıyordu. hastalıklan kökünden tedavi etmek olduğu için. Paşa teftişe ge- 287 . Büyük Millet Meclisi yetkilerini taşıyordu. "Inspektör" görevine. Askeri harekâtı asıl gerektiren hastalık. Alpdoğan'la karşılaşmasını "Dağ Çiçekkn" adındaki kitabında şöyle anlatıyor: "Elazığ." Daha sonra yasa gündeme alınıyor. Bingöl isyan bölgesi emrinin akındaydı. ipe çekme. O Paşa ki. üzerinde doğru dürüst tartışma yapılmadan meclisten geçkiliyordu. medeni yöntemlerle tedbk düşünüldü. Şeyh Said İsyanı ile sonraki olaylardaki "tedip ile tenkiP'krde de¬ neyimler kazanmış. As¬ keri harekâtlar belli amacı öngördüğü için.

Dersim'de hedefini bulmuş ve halk ara¬ sında. Orta boyluydu. Doğruca müdür odasına girdiler. Dersimliler. Onlara moral veriyordum ama ben de korkuyordum. bu korkunç çıbanı temizleyip ve kökünden kesmek işi her ne paha¬ sına olursa olsun yapılmalı ve bu hususta en acil karariann alın¬ ması için." Alpdoğan. hükümete tam ve geniş yetkiler verilmehdir. İlk etapta yollar. heyecanlanıyoriardı. Tok ve hakim bir sesi var¬ dı. umulandan da fazla olumlu etki yaratmışü. fabrikalaria Tunce¬ li. Bu yarayı. göbeksiz. devletin yatırım taarruzu geliyor diye düğün bay- 288 . TunceH'nin temel sorunlan. yatınm yapılmamış. bu yüzden ham kalmıştı. onların muriuluğu için çırpınan adam portresi çiziyordu. kısa zamanda bir "mamure" haline geririlip kalkındınlacak ve kurtarılacaktı. Görev başı yaptık¬ tan sonra Tunceli. ilk kez temelden halledilmek üzere ele alınıyor. Saat lO'da Paşa geldi. Şişmana yakın. Dersim konu¬ sunda şunları söylüyordu: "işlerimizin en önemlisi Dersim meselesidir. köprüler inşa edilecek. Komutan. Yanlılar korkuyor. sonra okullar. ardı ardına bildiriler yayınlayarak işe başlamışn. adaleli bk vücut. Dersim ve Dersimlilerin iyiliğini dü¬ şünen. çar¬ kı döndürmeye başlamıştı. Çekme burnu ve kalınca dudaklı ağzını kuvvetli bir çene çevre¬ liyordu. Komutanın bildirilerine göre." Alpdogan'ın ana karargâhı Elazığ'daydı. Tunceli şimdiye kadar ihmal edilmiş. aynı günlerde mecliste yaptığı konuşmada. Cumhurbaşkanı Mustafa Kemal Ata¬ türk. Bingöl ve Elazığ'da sıkıyönetim ilan etmiş. Elazığ ve Tunceli vaH- leri. Yanında yaveri. çözüm yolunda ciddi yatırımlar yapılıyordu. * * s Generalin bildirileri.liyordu. Ama. Çünkü Paşa hakkında çok havadis dinlemiştim. ilk bildirilerinde.

MÜFREZE KOLLARI DERSİM'İ SARIYOR Türkiye Cumhuriyeti. Köy ve kasaba çevrelerinde temeller kazılıyor. Ankara. Der¬ simliler. general. isyancılar. Dersim'de askeri . köprüler inşa ediliyordu. edinemeyenler melul mahzun oluyordu. Dersimlilerin anlattığına göre. » » * Dersimliler. Yürürlüğe koyduğu bir yasayla "fesi. "medeni insan" olmanın ilk şarri olarak açıklamışri. Ankara. dağlar yarılıp yollar yapılıyor. bu uğurda keçilerini ve ineklerini sattyor.ram ediyor. daha sonra kışla oldukları anlaşılacak binalar yükseliyordu. Çünkü. Yatırımların coşkusuna kapılan Dersimliler. acelesi var- mışçasma. ceplerine koydukları parayla şapkacı dükkânlarına koşuyorlardı. Dersimlileri sevindiren somut veriler de yok değildi. Bazı yerlerde ise. kapanın elinde kalıyor. bütün imkanlarını seferber ederek. şapka karaborsaya düşüyor. ki¬ mileri de mahkeme kararıyla idam edilmişti. Sistemin "iyi aile çocukları" itirazsız şap¬ kalı olmuştu. erkeklerin "medenileşmesi"nin temel şartı olarak şapkayı koymuştu ortaya. "okul" dedik¬ leri. Dersim baştan başa bir inşaat şantiyesine dönüşüyordu. şapka giyerek medenileşmesi" kararlaştırmış ve bunu zorunlu lıale getirmişti. şapkaya hücum o denli hızlanı¬ yordu ki. bir yandan da. Şapka giyerek bir anda medenileşmek isteyen Dersimli kimi yoksullar. Ankara'nın medeni insan tipolojisini temsil etmek üzere şapkaya hücum ediyorlardı. pek çok insan öldürülmüş. yeni rejimin deyimiyle "şapka gi¬ yerek medenileşme" yanşmdaydılar. şapka giy¬ meyi. devlerin demir yumru- ğuyla terbiye edilmeye çalışdmış. sarığı atıp. tepkiler "isyan" sayılmış. General valinin sözünü ettiği yatırımlar tek tek hayata geçiriliyor. kimi ağa ve seidlerle sofralarda bir araya geli¬ yor. şapka gavur giysisi diye tepki gör¬ müş. kadeh tokuşturup. Atatürk ve İnönü'nün de aslında Alevi ol¬ duklarım Dersknlileri ashnda kardeşten ileri sevdiklerini hayku-ıyordu. 1935 ve 1936 yıllarında. keyifleniyorlardı. Makineler çalı¬ şıyor.

rakip aşiretler bilenip birbirinin aleyhine kışkırtılarak. bir yandan da. "Dost aşiret" reislerinin arkasını okşayıp armağanlar su¬ nuyor. istenilen bilgileri veriyor. Kimileri. kimin elinde tüfek. tabanca. koyuna. Devlet güçleri bu sayede. Dersimliler. teslim edilmek üzere silah bile satın alıyordu. "düşman aşiret" reislerine de gözdağı veriyordu. Dersim'de hummalı bir faaliyet sürürken. inşası süren "okul". varsa ateşli silahlarla birlikte teslim edi¬ yordu. Sivil memurlar ve jandarma kol kol köyleri dolaşıp. mar¬ kasını. El altından muhbirlik ağları döşeniyor.geçiş yollan. Inspektör Paşa. müfreze kollan köyleri tek tek tarayarak. ata. yol ve ne üreteceği bilinme¬ yen "fabrikalar" a karşüık. "Inspektörlük" de faaliyet içindeydi. insanın¬ dan hayvanına kadar tüm canlıları tek tek sayıp defterlere yazı¬ yordu. kışlalar inşa ediyor. Hangi köyde kaç kişinin yaşadığını ve bunların neler düşündüğünü. cinsiyetleriyle insanları sayıp ev¬ raka geçiriyor. düşman kardeş¬ ler haline getiriliyordu. toplumsal et¬ kinliklerinin ne olduğunu tek tek biliyordu. devlete mahcup olmamak için. eşeğe ka¬ dar bütün hayvanları ve yaşları. tavuktan keçiye. taş taşıyıp duvar örüyor. kama varsa tek tek tespit ediyor. Kimileri ücret istemeden inşaatlarda çalışıyor. Dersim'in sosyal haritası Paşa'nm elindeydi. kimileri de çalı¬ şanlarla askerlere yiyecek yardımında bulunuyordu. bir yandan da. hayvan kesiminde kul¬ landıkları bıçakları da. kendilerini düşünüp yatırıma gelen devlete kat¬ kıda bulunmak için seferber olmuşlardı. hatta numarasını da söyleyerek "getir" diye tebligatta bu¬ lunuyordu. silah toplamaya giden askerler. Dersim'in önemli aşiret ağala¬ rını Elazığ'daki karargâhına davet edip dostane görüşmeler yapı¬ yordu. bıçağa varana kadar bütün silahları topluyorlardı. şükran borçlarını ödercesine devlete yardımcı oluyor. Öte yandan. 290 .

Görüşme. umulandan çok kısa sürüyordu. ününü duy¬ duğu adamı görüp tanımak istediğini söylüyor ve görüşmeyi biririyordu. Hem de yakında.* Didilmiş. Keklik ve tetikçilerden biri de. halk arasında Binbaşı Şevket ya da "Kurmay Şevket" diye adlandırılan bir subay döşüyordu. karde¬ şinin oğlu Rayber'di. iyiliğine olmadığını söylüyor ama. Inspektör. "birbi¬ rinizi ihbar etmeyin. sonra yakın arkadaşlarının "gerçek fikrini öğrenebihrsin" demelerini dikkate alıp Elazığ'a gidiyordu. pazarda kavun karpuz seçercesine. üstümüze yürüye¬ cekler. 1936 bahannda. Ortaya dökülen paradan pay kapmak isteyenler. şöy¬ le yazıyordu: 291 . Seid Rıza. inşa edilmekte olan yol ve kışlaların Dersim'in kalkındırılmasına. bir yandan da insan avcı¬ sı tetikçiler eğitiyordu. Faik Bulut. Tedbirli olun. Ağdat köyündeki evine döner dönmez dosdannı topluyor ve şu uyarıda bulunuyordu: "Niyederi kötü. Acıyı hepiniz çekeceksiniz" diye uyarıyor. adı açıklanmayan bir Dersimlinin anlattıklanna dayanarak. Paşa." Seid Rıza. Ezmek için. Muhbk ağını. Seid Rıza. çağrıya uyup uymama¬ da kararsız kalıyor. ama etkiH olamıyordu. gelişmele¬ ri dikkatle izliyor. bir yandan da. muhbirlik konusunda birbirleriyle yarış halindeydiler. Dersim aşiret reislerini toplantıya çağırıyordu. Dersim Raporları adındaki kkabında. "devlet şefkatini kötü¬ lemekle" suçluyorlardı. Kurmay Şevket. etkinliği aşındırılarak azaltılmış Seid Rıza. yol yapımlarının hız kazandığı bir dönemde "Ins¬ pektör Paşa "dan görüşme çağrısı alıyor. arrik kimi es¬ ki dostları bile onu ciddiye alıp dinlemiyor. Kürderin "keklik" diye ad¬ landırdığı muhbirler seçip satın alıyor. Seid Rıza'nın öz yeğeni. muhbirleşen aşiret reislerini.

Eski tabanca ve kamaları¬ nız da olsa teslim edin. Karaballı aşiretinin re¬ isiydi. denilen gün ve saatte toplan¬ tıya gittiler. 36. Ona da çıkardı: Herkes aşiretinin bütün silahlarını göndersin! Dedem. hançer ve kama¬ larını. dedi onlara." O zaman 11 yaşında olan Mehmet Kangotan. Başka yerlerde bu 24. Seid Rıza faktörünü de unutmuyor- 292 . Yalnız silah teslimi konu¬ sunda tereddütler var. hem de idari bütün yetkilere sahip¬ ti. diyor. Dolayısıyla Dersimliler sadece 6 ay askerlik yapacak. Komutan Alpdoğan şöyle dedi: : Sizin için özel askerlik kanunu çıkaracağım." General. 48 aydır. Dedem. Tüc¬ carlarda şapka kalmadı. Bunun üzerine Alpdoğan: Hepsinin tüfek olması şart değil. Ruslar zamanından kalma eski tüfek ve tabancalarını teslim ediyorlar. Büyük kariiamı gerektirecek bir şey yoktu."Alpdoğan. Siz de silahlarınızı vereceksiniz. Ayrıca köprü ve yol yapacağız. Neyse. Önemli olan silah verdi diye raporlar ya¬ zıp tutanaklara geçirmemiz. kendi aşirederini nüfusa kaydet¬ tiriyorlar. Halkı silahsızlandırırken. Aşiret reislerinin çoğu kabul ediyor. Görüşme yapacağı¬ nı belirtti. Belki zor gelir. Aşiret ağaları ve reisleri. 100-150 tüfeği. Aşiretler silahlarını. Bütün istedikleri yerine getirildi. Herkes emrine uyup şapka giydi. Paşa fesi yasakladı. günlerce Elazığ'a taşındı. Kimi de: Hiç yok ki. Bu arada aşiret liderleri. 1987'de Nokta dergisine olaylan anlatırken şunlan söylüyordu: "Abdullah Paşa. anlaşma sağlanıyor. Silahlar öyle yığıldı ki. odun yükler gibi kadra yükleyip gön¬ derdi. hem adli. planlı-programh ve tedbirli yürüyordu. Hiç askere alınmadınız. Kimi: Çok az silahımız var. her ağaya özel elçi gönderdi. Aşiret reislerine emir çıkardı.

du. Hayata geçirilen provokatif planlarla ailesi hedef alınıyordu.
Aşiretlerle çatıştırılıyor, onlarla kanlı bıçaklı hale getirilmesi için

gelini hedef seçiliyor, damadından sonra oğlu Bira ibrahim pusu¬
ya düşürülüyor, kurşunlanıp öldürülüyordu.
Nuri Dersimi, Hatıraları' nda. yazıyor: "Seid Rıza'nın oğlu Bira ibrahim, Hozat'a gekrek Abdullah

Alpdoğan idaresinin ricali ile temasa geçmiş ve yapılmakta olan

askeri harekâtın durdurulmasını, babası adına dilemişti. Bira ib¬
rahim geri dönerken. Kurmay Şevket'in hazırladığı plan gereğin¬

ce, Kırgan aşiretinin dahilinde. Dest köyünde misafir bulundu¬ ğu evde, gece uyurken feci şekilde imha edilmişti. Genç evladı¬
nın kahpece öldürülmesinden müteessir olan Seid Rıza, Kırgan

aşiretinin merkezi olan Sin köyünü kuşatarak katillerin teslimi¬ ni dilemişti. Türk Generali bu haklı isteği yerine getirmediği gi¬ bi. Bira ibrahim'in katilleri. Kurmay Şevket'in himayesine alına¬
rak taltif edilmişlerdi."

Dersimlilerin anlattığına göre, tetikçi, Kırgan aşiretinin ağası

Şatoğlu Mehmed'di. Ama onu kullanan da Binbaşı Şevket'in ada¬
mı Rayber'di. Rayber, olaydan sonra devletin Şatoğlu'nu koru¬ yup güvence altına alacağına dair senet bile imzalayıp vermişti. Senette hem Rayber'in, hem de Mehmed'in imzası yer almışri.
Mehmed imza kullanmasını bilmediği için, senedin altına par¬
mak basmıştı.

Bira İbrahim olayı ik "derin devlet" hedefine varmış, kurşun menzilini bulmuştu. Amaç, Seid Rıza ile savaşkan Kırgan aşireti¬

ni kan davalı yapmaktı. Bu gerçekleşmişti. Seid Rıza yanhlan,

Kırgan aşirerinin üstüne yürümüş. Sin köyünü yakıp yıkmışlardı.
Taarruz kapıdayken meydana gekn bu olay, Seid Rıza'yı bk
aşiretten daha koparmış, biraz daha yalnızlaştırmıştı.

KADINA TECAVÜZ VE
SEİD RIZA'NIN YENİDEN ÇIKIŞI

Hıdır Göktaş, Kürtler, İsyan-Tenkil adındaki kitabında şun¬
ları yazıyor:

293

"Dersim'in Kürder için taşıdığı önem, yüzyıllar boyunca bu

bölgenin korunabilmiş olmasında, isyanlara kaynaklık etmesin¬
de, stratejik ve taktik uygulamalara elverişli arazi yapısına sahip
olmasında yatmaktadır. Bütün bu özellikleriyle Dersim, Kürder
için asla vazgeçilmez bir kaledir. Bu kalenin korunması için her şey yapılmalıdır. (...) TC kurucuları için de aynı derecede önem¬

lidir. Cumhuriyetin kurulmasından sonra geçen 15 yıl içerisinde, özellikle de Şeyh Said İsyanından sonra ısrarla uygulanan 'tedip
ve tenkil' hareketierinden sonra, Kürderin etkinliği büyük ölçü¬

de kmlmış ve ele geçirilmeyen yalnız Dersim kalmıştır.
Dersim'in de her yol denenerek 'tedip' edilmesi halinde Türki¬

ye Cumhuriyeti rahadayacakdr. (...) Yalnız, Dersim'e gelinceye

kadar, çok ciddi ve ödün verilmeden uygulanan bir 'harekâttan'
söz etmek, aşırı bir yorum olmasa gerek. Kürderin yoğun olarak

yaşadığı bölgeyi denetim altına almak isteyen ve buralarda ken¬ di otoritesini kurmak isteyen Türkiye Cumhuriyeti, bunun için
her yolu denemekten kaçınmamıştır. Bu yollann içinde, anlaşmak kadar zor kullanmak da vardır.

Nasıl ki, 'milli mücadele' sırasında, özellikle Dersimli bazı ağalar elde edilmiş ve 'mebus' olarak Meclis'e alınmışsa, anlaşmaya ya¬
naşmayanlara ya da karşı koyanlara, 'tenkil' harekâtına kadar va¬
ran yöntemler uygulanmıştır."

1937 baharında başlanlan büyük taarruzun tek amacı, "ele
geçirilmemiş Dersim'in zaptı" mıydı?

Kırımda bütün ailesini kaybeden, kendisi rasdantı sonucu
kurtulabilen bir Dersimli anlatıyor:
"Dersimliler yol, okul, fabrika yapımına, medeniyetin gelme¬ sine karşı çıkdlar. 'Harekâta mecbur kaldık' demeleri büyük ya¬

lan. Gerçek şuydu: Dersimliler, yoldan sonra okul gelecek, fab¬
rikalar yapılacak diye seviniyoriardı. Tilki tavuğu yemeğe karar
vermişti. Yedikten sonra, kendini savunmak için gerekçeler uy¬

durdu. Kimse yol, köprü yapımına karşı değildi. Kimse karşı
çıkmadı. Tersine herkes yardımcı oldu.

Dersimliler yol yapımını, köprülerin inşasını öylesine benim-

İ94

semişkrdi ki, bu yüzden aralarında kavgalar bile çıkd. Bazı aşi¬

retler gelen ve gelecek hizmetlerden büyük payı almak için bir¬
birleriyle yarıştı.

Mesela, Dersim merkezinde yeni bk kasaba kurulacakd. De-

menan aşireti kendi bölgesinde, Yusufanlılar da kendi toprakla¬
rında olsun istiyoriardı. Onun için, el altından devlet görevlileriy¬ le görüşmeler yapıyor, hatta rüşvet veriyorlardı. Paylaşamadıkla-

n yadrım için, neredeyse birbirine düşeceklerdi. Allahtan, aklı ba¬

şında insanlar araya girdiler de, sorunun çözümü için General
Alpdoğan'la görüşmelerini önerdiler, iki taraf biriikte Elazığ'a gi¬ dip görüştüler. Orada kasabanın, iki aşiretin nimetkrinden eşitçe

yararlanabileceği şekilde, iki tarafa da aynı mesafede olan Kahmut'ta kurulmasına karar verildi. Böylece mesele çıkmadı."

Dersim'de "hayali isyana" gerekçe yapılan olaylardan biri de,
tecavüzcü askeriere gösterilen tepkiydi. Öyküyü, adının açıklan¬ masını istemeyen, "kınm"dan kurtulabilmiş bk Dersimlinin an¬
latımıyla okuyalım:

"1937'nin Mart ayı başlannda, birkaç evlik Uhundu köyüne küçük bir askeri biriik geliyor. Tülük köyünden geliyoriarmış. Tülük, Uhundu'ya birkaç saat uzaklıkta. Askerkr yol yorgunu
ve aç.

Mehmet Ali (Menteş), başında genç bir subayın bulunduğu
müfrezeyi evine buyur ediyor, kınmalan ve kannknm doyurma¬ ları için iki kardeşi Hasan ve Beko'yu (Yıldız) seferber ediyor. Kansına da, konuklar için taze ekmek yapmasmı söylüyor. Kan¬
sı genç ve güzel. Adı Fatma.

Aile, onlan yedirip içirmek üzere seferber halindeyken, Meh¬

met Ali misafir odasında, konuklann yanında. Bk ara subay
ayağa kalkıyor. Mehmet Ali, ihtiyacı için dışarıya çıkacağmı sa¬ nıyor. Yol göstermek için önüne düşüyor. Fakat subay onu itip
oturmasını söylüyor ve odadan çıkıyor.

Az sonra genç kansının çığlıkları duyuluyor. Önce anlam ve¬ remiyor. Konuklara karşı ayıp olur diye, yerinden de kalkamı¬
yor. Fakat karısının imdat isterken:

295

Mehmet Ali, bu köpekten kurtar beni, çığlığı ortalığı dol¬

durunca, sesin geldiği bitişikteki mutfak tarafına gidiyor.
Gördüğü manzara karşısında donup kalıyor. Koskocaman su¬

bay, karısını yere yıkmış ve onunla boğuşma halinde. Üstünü
başını paralamaya, çıkarmaya çalışıyor.

Mehmet Ali bir an, kanı donmuş gibi öylece kalıyor. Subay,

heyecandan kendinden geçtiği ve arkası dönük olduğu için içe¬
riye girdiğinin farkında değil. O, kadının vücuduna erişme sava¬
şında. Mehmet Ali genç karısının:

Ne durup bakıyorsun öyle namussuz herif, sözüyle ayılıyor.

Subayın orada, duvara dayalı tüfeğini kapıyor. Namlusunu
sırtına dayayıp tetiğe basıyor. Subay yan devriliyor. Genç karısı

da cansız düşüyor. Subayın sırtından giren kurşun, akındaki
genç kadının yüreğine saplanıyor.

Silah sesini duyan öteki askerler koşup geliyorlar. Mehmet

Ali, bu defa namluyu şaşkın askerlere doğrultuyor. Tetiğe bası¬
yor, ikisini yaralıyor. Ötekiler de kaçıyorlar. Olaydan sonra köylüler toplanıp, 'şimdi ne yapacağız' diye
tardşıyor. Askerlerin köyü basacaklannı biliyorlar. Mehmet Ali

ve kardeşlerinin köyden ayrılıp canlarını kurtarmalarını karar-

laşdnyoriar. Mehmet Ali ve iki kardeşi köyden çıkıyorlar. Pah köprüsünden geçerken, birkaç tahtasını söküyoriar. Köprü, ka¬ lasların yan yana getirilmesiyle yapılmış. Peşlerinden gelecek as¬
kerier oyalansın, yavaşlasın diye. Sonra, ahşap köprüden sökü¬

len birkaç tahta da Dersimliler isyan edip köprü yakdlar oldu."

Uhundu köyünde sağ kalan askerlerin olayı nasıl anlattıkları bi¬ linmiyor, fakat Ankara bunu, Dersim'in Seid Rıza önderiiğinde top¬ yekûn ayaklanarak askerieri öldürmeye başladığı, köprükri yakıp
yıktığı biçimine büründürerek "isyan çıktı" şeklinde ilan ediyordu.
*
» *

Mehmet Ali, güçlü ve geniş Yusufan aşirerindendi. Askerier, Mehmet Ali ile kardeşlerini yakalayamayınca, Yusufan aşiretinin
reisi Kamer Ağa'nın kapısına dayanıyor, "Türk subayını, görev

başında şehk edip, köprü yakan suçluların" teslimini istiyorlardı.

296

1937 Kasımında, Seid Rıza ik birlikte Elazığ'da, "isyanın

elebaşı" olduğu gerekçesiyk asılan Yusufanlı Kamer; "Suçlulan teslim et, aksi halde, köyünü ateşe vereceğiz" diyen Albaya şu
cevabı veriyordu:

"Komutan, ırza tecavüz girişimine tepki gösterilmiştir. Bu

devlete isyan değildir. Her insanın gösterebileceği nitelikte bir
tepkidir. Sanıyorum, Mehmet Ali'nin yerinde siz olsaydınız ay¬ nı şeyi yapardınız. Köprüden sökülen tahtaları yerine koymaya, tahribad onarmaya hazırız. Ama eşini koruyan, şerefini savun¬

mak zorunda kalan birini teslim etmem mümkün değildir."

Tanıkların anlattığına göre. Kamer Ağa, baskıyı tek başına
göğüsleyemeyeceğini anlayınca, öteki aşiretlerden destek istiyor¬

du. Kapısmı çaldıklarından bki de, Demenan aşiretinin liden
Cebrail'di.

Kamer Ağa, bundan sonra Kureşan aşiretinin reisi Yetim Hü¬

seyin'e (Cesur) gidiyordu. Bu üçlü, 18 Kasım 1937 günü, Seid Rı¬
za ile birlikte, bir arada asılacaktı.

Aşiret reisleri, sorunu Seid Rıza ile konuşmaya karar veriyor

ve Dersim'in tüm aşiret liderkrini Halbori gözelerinde toplantıya
çağırıyordu.

Halbori toplanrisı Seid Rıza'nın yeniden ortaya çıkışıydı.

HALBORİ GÖZELERİ

Dersim dağlan, göğe akan ululukları, erguvan rengi kayalıklan, dağların yamaçlannda meşe kümeleri, birbirine eklenip ke¬

silen tepekriyk büyülü bir manzara yaratıyor. Kuru, som ulu ka¬
yalıklardan oluşan Halbori büyünün öteki rengi.

Kaya dipkrinden, sular burgaçlanıyor, aniden. Dans edercesi¬

ne, ahenkh, uyumlu fışkırarak padayan sular efsanevi Halbon

gözekridir. Halbori gözekri, Dersimliler kend.lenm bddı bıklı,
ilk babalarından beri büyülü kutsallığın simgesidir.

Halbori toprakları ve Halbori gözeleri, Zerdüşt'ten ve Zerduşüm'den beri Dersimliler için kutsaldı. Keşiş Kalesi bu kutsanmış
topraklardaydı.

297

Yerden, kaya diplerinden fişkırıp kaynayan, gözelerde devi¬
nen sular, çok uzaklarda değil, iki adım ötede çağıldayarak köpürüyor, yeni kollar, damariann eklenmesiyle besleniyor, akınri-

1ar birbirine karışıyor, çağıldayarak ilerde nehre dönüşüyor.
Kurdu, kuşu, böceği, çiyanıyla bütün canhlann hayaridır su.

Halbori, kayalann can bulup, canlılara can, ruh katması nede¬
niyle kutsaldır. Kutsal kayalıkların doğurduğu su değil hayatın

kendisidir. Kayalardan fişkıran, ondan olan, onun çocuğu su, ha¬
yatın kendisi olduğu için kutsaldır.

Halbori gözeleri ilkbaharda çağddayan, kendi ölmüşlüğünden
yeniden dirilen hayatın coşkusunu temsil eder. Eriyen dağ kariarı, mesil akıntılarıyla beslenip çoğalıyor, geçit vermez bir coşku
oluyor, Halbori suları.

Dersimli ağalar, Seid Rıza'nın çağnsına uyarak, doğu ve batı

Dersim'den at sürüp gelmiş, Dersim'in orta yeri olan kutsal top¬
raklarda kümelenmişlerdi.

Kutsal Halbori gözelerini görmek, kutsanmış topraklanna yüz sürmek, her Dersimlinin büyülü rüyası, bir şenlikti. Ama onlar, bu

kez Halbori kayalanna yüz sürmek, kutsal sulardan avuçlamak,
hayatı umudaria doldurup şenlendirmek için gelmemişlerdi.
Zaman dar, hava kasvetliydi.

1937'nin bahar başlan. Mart ayı idi. Hayarin fişkırma zamanı,

ama kutsal Halbori'de henüz şenlik vakti değildi. Sulann saklaya¬

rak, kayalara çarpıp gürieyerek akriğı zamandı. Kariann yumuşadı¬ ğı, dipten erimeye başlayarak, Halbori kayalıklannda akan sulann çadayıp köpürerek, geçit vermez biçimde çağıldadığı, toprağı dipten
ısıtan cemre, kutsal Newroz bayramının yaklaştığı zamandı.

Halbori gözelerinden fişkıran sular kar erimeleriyle beslen¬
miş, her yıl aynı mevsimde isyan eden Munzur bir kere daha asileşmiş, geçit vermez olmuştu.

*

Dersimliler, Halbori'nin bahar şenliğine saygıh biçimde, sula¬ ra girmeden iki yakasında toplandılar. Doğu Dersim'den gelen aşiret önderieri, kabaran sulara girip batıya, batıdan gelenler de

298

öte yakaya geçemediler. İki yakada, karşılıklı oturdukr. Söyledik¬ lerini, suyun gürüküsünü alt edip birbkine duyurmak için, karşılıkh bağırarak konuşmaya başladılar.

Sorun, tecavüzcü askerlerin yarattığı olay ve aranan Mehmet
Ali ile kardeşlerinin kaderiydi.

Cemaate çağnlı kimi Dersimlikr öflceliydi. Mehmet Alı'mn
namusunu koruduğunu, dolayısıyla masum olduğunu bağırıyor,

"bir suçlu aranıyorsa eğer, o da tecavüzcülerdir" diyorlardı.

Uzun tarrişmalardan sonra Dersimliler, Mehmet Ali ve kar-

deşkrinin suçlu olmadığı, ama devkt isterse serbest bırakılmak
üzere, tanıkhklanna başvurabileceği kararına vardılar. Onlarm,
suçlu olarak teslim edilemeyeceği karanna...

Kararın Türk yetkililere bildirilmesi görevi, Seid Rıza'ya venl-

Toplantıya katılanlar, dağılmadan önce Mehmet AH ve karde¬
şinin davasında biriikte hareket edecekkrine dair namus sozu

verdiler. Sözlerinden dönüşün imkansızlığının dehlı olarak da,

başlanndaki sanklan, külahları çıkarıp Munzur sularına atarak
vedalaştdar ve geldikleri yöne doğru uzaklaştılar.
Seid Rıza, bir kez daha Dersim'in lideriydi...
*

*

*

Halbori gözelerindeki toplantıya katılanlar ve çocuklan anla¬
tıyordu:

Aşiret reislerinin "Halbori'de buluşup isyan karan uzennde
. ı j >.

,

..

j

yemin ettikleri" doğru değil, yalandı. Anlaşma ve yemm, sorunun

barışçıl yoldan halline dairdi.

Seid Rıza, toplantıdan sonra, Inspektör Abdullah Alpdoğan a

, ,

,

>

hitaben bir telgraf yazarak, ırza tecavüz olayını ve bunun yarattığı

genel rahatsızlığı anlatıyor, aynca iddia edildiği gibi köprü yakma
diye bir olayın bulunmadığını, yayaların geçişi için yapılan köprü¬

den bkkaç kalasın söküldüğünü, bunun hemen onanlabıleceğını

belirtiyor; barışın sürmesi için, askerierin halka yaklaşımmda dik¬ katli, ırza ve namusa saygılı olması için gereken emırkrm venlmesini istiyordu.

299

Telgraf, Hozat postanesine götürülüp çekilmek üzere Elie

Muse'ye (Ali oğlu Musa) teslim eddiyordu. Ali de, telgraf metni¬
ni Hozat posta müdürü Salih Tuncer'e veriyordu.

SaHh Tuncer, eski nahiye müdürü Ahmet Tuncer'in oğluydu. Babası vurularak öldürülmüştü. Bu yüzden DersimHlere kinliydi. Anlatılanlara göre Salih Tuncer, telgrafi değiştiriyor, içine tehdit
unsurları katarak gönderiyordu.

Buna rağmen. General Alpdoğan gazaba gelmiyor, tersine

Dersimlilerle toplantı için emir veriyordu. Sorunun barış yoluyla

sonuçlandırılması için düzenlenen toplantıya, askeri yetkililer,
Dersim'den Demenanlı ve Yusufanlı iki reis. Kamer Ağa ile Kure¬
şanlı Seid Hüseyin katılıyordu.

Görüşmelerde, devleri temsil eden subay, Mehmet Ali'nin na¬ mus ve haysiyet uğruna silaha sanldığını kabul ediyor, ama bir

subayın öldürülmesinin de gerçek olduğunu söylüyordu. Askeri
temsilci, olay Ankara'ya bildirildiği için, üstünü kapatmalannın

olanaksız olduğunu, Mehmed AH ile kardeşlerinin teslim olup

ifade vermelerinin şart olduğunu bildiriyordu. Temsiki, sanıkla¬
ra herhangi bk ceza verilmeyeceğini, ifadeleri alındıktan sonra
serbest bırakılacaklarını da belirriyordu.
Dersimlilerin istedikleri de buydu.

* * a

Fakat, aynı sıralarda beklenmeyen bir gelişme oluyor. Pah köp¬
rüsünün başına bir tabur asker yerleştirilerek, geçişler kontrol altı¬
na ahnıyordu.

Geçişlerde insanlar durdurulup üsrieri aranıyor, hakarederle
aşağılanıyor, itiraz edenler tartaklanıp dövülüyordu. Dersimliler bir kez daha askeri makamlara gidiyor, bu uygu¬

lamanın kaldırılmasını istiyorlardı. Ancak, uygulamada değişik¬ lik olmayınca, köprü başındaki taburu, tam iki gün iki gece bo¬
yunca muhasara altında tutuyorlardı.

Komutan, köprüden her türiü geçişin serbest olacağına, nö-

300

) Bu olayın meydana geldiği sırada. Seid Rıza'nın köyü Ağdat'tan ge¬ lip köyüne dönüyordu. İsmail Hakkı adındaki teğmen tarafından tokatlanıyordu. Bütün bunlar olurken. O da. Ankara'ya ulaştınlan raporda ise DersimHIerin isyan edip Pah köprüsüne saldırdıkları. Biz. (Genç adam daha sonra Seid Rıza ve babası ile birlikte Ela¬ zığ'da idam edilecekri. askeri taburun da davetli olduğu şenlik için 22 tane boğa kesiliyordu. askeri tabur bkişikteki köy¬ de düzenknen şenlikteydi. bir ekmek peşinde koşan yoksul insanlarız. tabur köyden çekilip mevzileniyordu. Bu söylentiler doğru değildir. tabancasını çekip subayi ve silahlanna davranan iki eri de vurup gidiyordu. gerginlik yerini yumuşamaya bırakı¬ yor ve askeri biriik Pah'tan çekilip Mazgirt merkezine gidiyordu. iki nöbetçiyi öldürüp köprü¬ yü ateşe verdikleri ve isyancılann Mazgirt'e doğru ileriediklen belirtiliyordu. Savaştan yana değiliz. Seid Rıza misilleme olacağım seziyor ve olaylann önüne geçmek için General Alpdoğan'a mesaj gön¬ deriyor ve şöyle diyordu: "Size. Tanıkların anlatımına göre. Uzun görüşmeden sonra. muhasaraya son veri¬ liyordu. bir çul. (Fındık olayı. biri subay. karşı çıkınca. Dersimlikr. Yusufanlı Kamer Ağa'nın oğ¬ lu Fındık. 301 .betçilerin kaldırılacağına dair söz verince. köprüden geçerken durdurulup üstü aranmak is¬ teniyor. Savaş istemiyoruz.) Genç adam. olaylardan habersiz. Yemekler ve kavurma pişerken. daha sonra is¬ yanın başlangıcı olarak resmi tarihe geçecekti. Haber üzerine bk anda ortalık karışı¬ yor. yeni bansın şerefine Pah köyünde bk de şölen dü¬ zenliyorlardı. Dersimlilerin isyan etmek niyetinde olduğu iletiliyor.

arnk çok geçti. Söylentilere kanmayın. 21 Mart 1937'de Newroz Bayramı sabahı. Yazıkdr." Fakat. Seid Rıza'nın evi bombalanarak "Der¬ sim ıslahat" programı uygulamaya konuyordu. insanlara kıymayın. Ulaşım yolları. 302 . askerlerin bannakları tamamlanmış.Banş ve devletin Dersim'e elini uzatıp yadnm yapmasını bekli¬ yoruz. harekete geçme zamanı gelmişri... yığmak¬ lar bitkilmiş.

Ve bu toplama ameliyesi de köylere baskın edilerek hem silah toplanacak.Toplanan kuvvetkrk. Başbakan İsmet İnönü. Örneğin. Askeri ana üs Elazığ'dı ve aralıksız yığınak yapdıyor. "tenkil" ile köylerin yakılma biçimi bile Ankara ta¬ rafindan esaslara. Keçiseken (Aşağı Bor). ekonomik ve as¬ keri gücünü Dersim önlerine yığmış. 2. Nazimiye. genel taarruza "Sel Seferleri" adını vermişti. Karaoğlan hattına kadar. öteki kalkıyordu. Hava desteği için. ardı ar¬ kası kesilmeyen konvoylar asker ve silah yığıyordu.5. hem de bu suretle elde edilenler 303 . Uçakların biri iniyor.YEDİNCİ Bölüm BOMBA YAĞMURU Türkiye Cumhuriyeti. Sin.1937 tarihinde Atatürk'ün ve Mareşal'in huzurları ile tetkik ve mütaka edikrek aşağıdaki sonuca vanlmıştır: 1. 38 yaşına ka¬ darki yedekler silah akına alınmıştı. Ankara da taarruz emri vermeye hazırdı.Bu defa isyan etmiş mıntıkadaki halk toplanıp başka yere nakil olunacaktır. 4. şedit ve müessir bir taarruz harekâd ik varılacakdr. Elazığ'da Vertetil askeri havaalanı inşa edilmişti. 1937 yüına girerken. yürütücü olarak General Alpdoğan'a uy¬ gulama kalmıştı. kaide ve kurallara bağlanmıştı. Uygulamaların ayrın¬ tılarını kağıda dökmüş. Bakanlar Kurulu'nun 4 Mayıs 1937 günü aldığı ve uygulan¬ ması için General Abdullah Alpdoğan'a gönderdiği "çok gizli" damgalı kararda şöyle deniliyordu: "Son günkrde Tunceli'de vukua gekn hadiselere dair rapor- kr. genel seferberlik ilan edilmiş. bütçe gelirleri Dersim har- camalanna aynlmış.

yani 12 Mayıs'ta ileri harekâta başlanabileceği anlaşılmaktadır. "Sadece taanuz hareketiyle ilerlemek iktifa ettikçe. Şöyle deniliyor"Not: Malatya'dan ve Ankara'dan gönderilen kuvvetlerin cepheye vasıl olmalan ve cephedeki kuvvederin ufak tefek ta¬ limleri ve ıstirahatian ve bundan başka Diyarbakır'dan gelecek taburun tazyıfi. "ilk vuruş "u anlatıyor: "Birkaç kez.nakledilecektir. Genelkurmay." du: Emirnamenin akma iki not daha düşülmüştü." 304 ." Karann "mülahaza" (düşünceler) tarafi da vardı. bütün bunlar düşünülerek bir hafta sonra." » » Genelkurmay Başkanlığınca yaymlanan Ayaklanmalar kita¬ bında. eşkıyanın şu veya bu karakola bas¬ kın yapacağı haberleri alınıyordu." "Dersim harekatı". Bunun içindk ki. "Dersim harekâtr'nın gerekçesi bir cümleyle özetleniyor"Hemen hemen her gün. "Sel Seferieri"nin ilk vuruşuydu. isyan ocakları daimi olarak yerinde bırakılmış olur. içlerinden çok adam kazanıp kul¬ lanmaya çalışmak lazımdır. eşkıyanın top¬ landığı yerier. köyleri kamilen tahrip etmek ve aileleri uzaklaşdrmak lüzumlu görül¬ müştür. Seid Rıza'nın Ağdat köyündeki evi uçaklaria bomba yağmunma tutuluyordu. Not: Paraya acımaksızın. silah kulknmış olanlan ve kullananlan ye¬ rinde ve sonuna kadar zarar vermeyecek hale getirmek. Kürtlerin bayramı Newroz günü (21 Mart) başlıyor sabahın erken saaderinde. Bu. Elazığ'da bulunan uçak bölüğünce. özellikle bu ayaklanmayı görünürde perde arka¬ sından yönettiği bilinen Seid Rıza'nın evi ve civarı havadan bom¬ balandı. Şimdilik 2000 kişinin nakli tertiban hükümetçe ele alınmıştır. "Mülaha¬ za da şöyle deniliyordu.

sığınacak delik arıyordu.. uçaklaria yağdırılan Kürtçe ve Türkçe ya¬ zılmış bildirilerde. insanlar öldürüldükten sonra köyde kimse kalmadı. Annem beni ve ağabeyimi köyden çıkardı. Çocuklar bağırıyor. Konağımız büyüktü. bizimkileri. Gelmişler köye. 'Kemal'in demir kuşları' dediğimiz uçaklar çakı¬ yordu. yukarıdan kırıp geliyorlar. Babam ailemizi taşların. Köye. Elden dağıtdan. Çok ürperticiydi." O tarihte 11 yaşında olan Mehmed Kongotan anlatıyor: "Bir ara dediler ki. 1937'deki "büyük taarruz"un başlangıcım anlattyor: "Bir sabah aniden dağlar gümbürdemeye başladı. Bulutlar dağılınca. kayaların arasına sakladı. Ama birkaç kişi kaçıp kurtulmuştu. kulakla¬ rı sağır eden bir gümbürtü çıkarıyor. Bir Dersimli. Benden küçük üç kar¬ deşim daha vardı. Bildirilerin birinde şöyle deniliyordu: "Cumhuriyet hükümeti sizi şefkat ve merhametli kucağına al¬ mak. bu da "isyan"ın bir başka gerekçesi oluyordu. Onu ateşe verdikleri zaman beni ağlama tuttu. Dağ. evler toz bulutu arasında kayboluyordu. Biz tepenin arkasındaydık. Ölüm şimşeklerinin durmasını bekledik orada. Gören mahşer günü koptu sanıyordu. içinizde bunu anlamayanlar çok- 305 .Evi bombalanan Seid Rıza ailesiyle birlikte dağlara sığınıyor." * * * Bombalara paralel olarak bildiri yağmuru da başlamıştı. sizi mesut etmek istiyor. Köyde¬ kilerin hepsini öldürdüler. Toparlamışlar köy¬ lüleri. Ben de kurtuldum. Ben o zaman 10 yaşımda bile değildim. evlerin yerinde olmadığını görüyorduk. hayvanlar sağa sola koşuyor. Dağlar gazaba gelmiş gibi yerden şimşekler fişkınyordu.. Şimşekleri. şefkatii kollarına tes¬ lim olmaya" çağrılıyordu. Oradan mitral¬ yöz seslerini duyuyorduk. kadınlar 'vay başımıza gelenler' diye inleyip saçlarını yoluyor. evlere düşen bombalar. taş ya¬ nıyordu. Der¬ sim'de. halk "devletin adaletine. Bizim köyü ateşe verdiler.

Aksi takdirde. Cumhuriyetin adil muamelesinden başka bir şey görmeyecekler¬ dir." Seid Rıza ve arkadaşlarını asmak üzere özel olarak görevlendi¬ rilen. Onun size son şartian şudur: Sizi ayaklandır¬ maya çalışan zavalhlan Cumhuriyet hükümetine teslim ediniz.dır ki. isyan böyle başladı. Pah bucağı ile Kahmut bucağını birbirine bağlayan Harçik deresi üzerindeki tahta köprünün 20-21 Mart 1937 gece- 306 . 3'ü 33 mü yapıyordu? Bilinmez. anılarında "isyan"ın başlangıcı konusunda şunlan yazıyor: "Fırat üzerindeki Şeytan köprüsünü basan Dersimliler. Cumhuriyet hükümetinin bu son şefkat ve merhametini bildiren bu bildirisini 24 saat ço¬ luk ve çocuğunuzla beraber okuyun. Düşünün ve çabuk karar verin." İhsan Sabri Çağlayangil'in söyledikleri doğru değildi. veyahut içinizde bazıları şahsi men¬ faatleri için sizi kurban etmek istiyor. her tarafinızı sarmış bulunuyoruz. Çağlayangil. hakarete uğrayınca. hürmetsizlik ediyor. Yoksa hiç istemediğimiz halde. sizlere son ihtarım yapıyor. Genelkurmay'ın kitabı şöyle diyor: "İlk olay. bu gerçeği bildiği içindir ki. Çağlayangil'in sözünü ettiği köprü Pah köprüsü olabilirdi. Çünkü ne basılan böyle bir köprü. Bir delikanlı olan Fındık. ama resmi tarih de Çağlayangil'in söylemi doğrultusunda yazılıyordu. İsmail Hakkı adındaki teğmen ile 33 askeri şehit ettiler. orada üç askeri vuru¬ yordu. ne de 33 askerin öldürülmesi vardı. sizi mahvedecek olan kuv¬ vetler harekete geçeceklerdir. Bu takdirde cümleniz ma¬ sum kalacaksınız. Cumhuriyetin kahredici orduları tarafindan kahredileceksiniz. Veya onlar kendileri teslim olmalıdır. yani dediklerimizi yapmazsa¬ nız. Cumhuriyet hükümeti. uzun zaman Dışişleri Bakanlığı ve Senato Başkanlığıyla Cumhurbaşkanı vekilliği yapan İhsan Sabri Çağlayangil. Bu suretle siz kıymetii vatandaşlarımızın hiçbirinin burnu kanamayacakdr. Devlete itaat etmek gerekir. TesHm edilen. kendiliğinden teslim olanlar. daha sonra Senatörlük.

köyler yakılıyor. direnenler öldürülüyor. o da bir çırpıda yoksulluklarını anlatıyor. güçlü bir kadın olan anneleri bütün çocuklarına bakabilmek için uğraşıyordu. Bursa'ya yaptığı gezisi sırasında. Atatürk'ün manevi kızlanndan en ilginciydi. yoksul bir ailenin kızıydı. Atatürk. Küçük Sabiha güzel ve çok zeki bir çocuktu. Savaşı'na katılarak geride kalanları yalnız bırakmışd. Becerikli. göz¬ lerinin içine bakarak. Gülsüm Toker (Bilgehan). İnsanlar tutuklanıp toplanıyor. Afet 'abla'sı ile birlikte Mustafa Kemal'in himayesi akına alın¬ dığında henüz ilkokul çağında bir çocuktu." BOMBACI AMAZON SABİHA Türk kara ordusu dağları.. küçük kız. ağabeyi Kurtuluş. 1925'te. Bursah. İstanbul'da Ermeni¬ ce yayımlanan "Agos" gazetesi 2004 yılında yayınladığı bir rö¬ portajda.si Demenan ve Hayderanlılar tarafindan yakılması ve köprü ile Kahmut arasındaki telefon hatdnın tahrip edilmesiyle başladı. Sabiha Gökçen'i şöyle anladyordu: "Sabiha Gökçen. orman ve köyleriyle Der¬ sim'i sarmıştı. kalabalık bir ailenin dördüncü evladıydı. adım. dereleri. ailesini soruyor. kaderi değişi¬ yordu. Havadan bombalamaya kanlanlardan biri de. Elinde ne varsa sadp evini ayakta tutmaya ça¬ lışıyordu. ninesi. Atatürk. "benden ne istersin?" diye sorunca. Makedonya göçmeni. hava gücü ise "asi" denilen köylere bomba yağdırıyordu. Resmi tarihe göre ise Sabiha Gökçen 1913 ydında Bursa'da doğdu. ailesi 1915 yılında yok edilmiş bk Ermeni kızı olduğunu yazıyordu. Aynı za- 307 . Atatürk'ün. Sabiha kızın kaderi o an değişiyordu.. "okumak istiyorum" cevabını veriyordu. kalabahğın arasından sıynlıp şıp diye elini öpmesiyle hayatı. toplananlar sürgün edilmek üzere ayrılıyor. Atatürk'ün bir pilot olan "manevi kızı" Sabiha Gökçen'di. Babası ölmüş. Sabiha'nın. 12 yaşındaki bu sevimli kızın saçlarını okşayıp. yardım istiyordu. İsmet inönü'nün eşi Mevhibe İnönü'nün hayatını derlediği kitapta. Ama cin gibi zeki ve sevimli.

Bursa'da birkaç gün geçirmekte olan Gazi'nin yanına yaklaşabildi." * Yüksek Türk sosyetesinin bir bireyi olan Sabiha Gökçen. Genç kız. Tuhafdr. iyi ata biniyordu. Atatürk'ün desteğiyle Üsküdar Amerikan Kız Kokji'ni bitiren genç kız artık Ankara'daydı. Kısa süre sonra bir merakı daha gelişti. savaş pilotu olmak istiyordu. Türkkuşu'nun kurulmasıyla biriikte Sabiha uçak kullanmaya başladı. Askeri Hava Okuluna 308 . "soyadı yasası" çıkmışri. Kendini sevdir¬ mişti. el bebek. ailesinin durumundan söz açd. Ruhu serüven hevesleriyle fokurdayan bir genç kızdı. artık Sabiha Gökçen'di. Heye¬ candan heyecana koşmalar arasında.manda da duygulu ve hassastı. Açık tenli kız. yüksek planörcülük kursu için Sovyeder Biriiği'ne gönderildi. Havacılık tutkusu soyunun adı oldu. Çan¬ kaya Köşkü'ne taşındı. Mustafa Kemal'e oku¬ ma arzusundan. en çok havacılığı seviyordu. Bu arada. Yokluk yüzünden öğrenimi yarı¬ da kalmışd. zaten daha pilot olmadan bir yıl önce Atatürk de ken¬ disine 'Gökçen' soyadını vermişti. da¬ hası "cesaret" isteyen bk erkek uğraşı sayılıyordu. Heyecanını kısa sürede yenip. Sabiha. Tabii ki. Genç kız. Dileği yerine geldi. gül bebek hayari yaşıyor. Özellikle spora düşkündü. Açık sözlü. Afet Hanım gibi Çankaya sofralarında zaman zaman bulunuyordu. Herkese bir "soyadı" ve¬ riliyordu. ağabeyinin komutanı Mustafa Kemal'le karşdaşmakd. evin en sevi¬ len ve güvenilen sakinlerindendi. En büyük merakı bir kere olsun. başarıyla döndü. Mu¬ radı 1936 ydında gerçeğe dönüştürüldü. nasıl olduğunu anlayamadan hayad değişti. hayran olduğu. mert bk kızdı. Piloriuk belgesi vardı ama. Büyük bir tesadüfle. onlar gibi yaşıyordu. Buradan da gereken belgelerie başansı mühürien- dikten sonra. Mudu olsun diye sivil havacdık okulu¬ na yazdınldı. Ama çok iste¬ diği için karşı geHnmedi. Avrupah prensesler gibi giyiniyor. bk dediği iki olmuyordu. Oysa havacılık. henüz kadın "zarafetiyk bağdaşık olmayan".

övüp kutsuyor ve vatana hizmet tertibinden kazandığı zaferleri müjdeliyordu. 18 Haziran 1937 tarihinde. O ise ger¬ çeği. "Sabiha Gökçen'in kahramanlığı" başlığıyla. Bakanlar Kurulu ve tekmil devlet büyükleri hazır bulundu. O anı gösteren fotoğrafları çekildi. Başbakan ismet inö¬ nü. Harekât başanh. "Sabiha Gökçen başarılı bombalıyor. savaşın kendisini yaşayarak vatana hizmet etmek istiyordu. Askeri pilot diplomasını aldıktan sonra. Ama gazete. Savaş sanatı ve başarıları. Fa¬ kat. "Amazon"ların en yenilmezi gibi takdim ediliyor¬ du. O uçakla havalanırken. Akşam gazetesi. Gazetelerin her biri. bilmiyorum. Inspektör Abdullah Paşa. Eskişehir'de avcı ve bombardıman uçaklarıyla uçtu. 1937 baharında.. Sabiha Gökçen. * * * Basında. Ön hazırlıklardan sonra. kendi köşkünde istkahatini sağladı. Savaş uçakları ve onlarla gökyüzünde süzülmenin ta¬ dına vardığında 23 yaşındaydı. Ordunun Trakya ve Ege manev¬ ralarına katddı. Elazığ'ın "Vertetil" havaalanında. "devletin kızı" ve "savaş ilahesi"ne yaraşır görkem içinde. Devletin kızı. gazetelerde sonu gelmeyen tefrika malzemesiydi. Bando-mızıka eşliğinde ve askeri bir birlik selama durarak. uğurlama töreninde. Mustafa Kemal Atatürk başta olmak üzere. Sabiha Gökçen'e ilgi büyüktü. Asiler kuşauldı" başlıklarıyla veriyordu. Fakat "manevralar" ne de olsa birer gölge oyunuydu. Resmi tarihin yazdığına göre. bomba yük¬ lü uçağıyla Dersim'e doğru göklere yükseldi.. dahası tek kişilik ordu. ayrı parlak başlıklarla genç kadını "Amazon"laştırıyor. devlet töreniyle Dersim'e yolcu edildi. tarihe geçen ünlü "istikbal göklerdedir" sözünü bu sırada mı söyledi. Sabiha Gökçen'in bombalarına hedef olanların 309 . törenle karşılan¬ dı. düşman karşısında kazandığı za¬ ferleri. törenlerle uğurlanarak. Atatürk elini güneşe karşı siper ede¬ rek ardından bakıyordu. Sabiha Gökçen.yazdırıldı.

niteliği hakkında bilgi vermiyordu. Atatürk. Adı ve bombalamalanyla fondaydı. tek mer¬ kez tarafindan yazılıp basına dağıtılmış izlenimini yaratacak bi¬ çimdeydi. 1938 tarihH bk sayısında. Dersim "tenkiH". 310 ." * Basında. Sabiha Gökçen için düzenlenen övgüler. Gazeteleri gören bir yabancı. Yaklaşık 25 bin askerie başladlan Dersim harekâd. başanlannı. onunla kalkıyordu. "Amazon "un silahsız." Aynı gazete. Kamuoyu onunla yatıyor. Sabiha Gökçen'in efsanevi kahramanlıklarını duyurmaya devam ediyordu: "Sabiha Gökçen Tunceli'de akınlanna başanyla devam et¬ mektedir. 20 Haziran 1937'de. savunmasız köylerle değil. O bir "savaş tanrıçası"ydı. daha tarih oluşurken tarihe geçmişti. kanlı boğuşmalara meydan verilmeden tamamlanacak. "tek kişilik ordu" Amazon Sa¬ biha hakkında şunları yazıyordu: "1937'de Anadolu'da zuhur eden Kürt isyanında. aynı güçteki bir düşman ordusuyla savaştığını sanabilirdi. "50 kiloluk bombalaria düşma¬ na nefes aldırmıyordu" cümlesiyle tarihe not ediyordu. Genel¬ kurmay Başkanlığı. Cumhuriyet gazetesi 18 Haziran 1937'de şunlan yazıyordu: "Türk Amazonu Sabiha Gökçen. Atatürk de hazır bulunuyordu. Sabiha Gökçen'in kişiliğinde yer alıyordu. Sabiha Gökçen. bir süre sonra bölgeye gidiyor. tek kalem. burada büyük kah¬ ramanlıklar göstermiş ve en büyük madalyanın sahibi olmuştur." Sabiha Gökçen'in göğsüne madalya takılması nedeniyle dü¬ zenlenen devlet töreninde. Tunceli'de başanh adşlar yapmaktadır. onu görev başında takdir ve tebrik ediyordu. Devlerin resmi yayın organı "Ayın Tarihi" adındaki tutanak dergisi. askeri bir tay¬ yare ile fiilen harekâta kadlan Sabiha Gökçen.

tahrip güçleri neydi? Gökçen: Büyük tahrip gücü yoktu. Evvela yerden birtakım harekeder yapıl¬ dı. Nokta: Harekât sırasında halktan ölenler oldu mu? Gökçen: Yoktu. 1992'de devkt televizyonundaki bir programda hayan. sorulan yanıtlarken. Nokta: Bu olaylara Atatürk'ün bakış açısı ne idi? Gökçen: Ufak bir ayaklanmayı basnrmak. Ama ço¬ luk çocuğu. köyle¬ rin üstüne 50 kiloluk bombalar attığını inkâr etmiyordu. sanatı ve eserleri hakkındaki sorulan ya- nıdarken. Dergide yayınlanan söyleşi şöyleydi: "Nokta: Harekât görevi size nasıl verildi? Gökçen: O zaman orduda çalışıyordum. 50 kiloluk bombanın ne şe¬ yi olur. Dersim'de kaç köyü yerle bk ettiği. Çoluk çocuk olan yerleri doğrudan tahrip etmek insanlık dışı olurdu. ihriyar ile köylerin bom¬ balanmasını da "insanlık dışı" sayıyordu.Sabiha Gökçen. Pek mühimseme- mek lazım aslında bunu. Nokta: Bombalar nasıldı. Gittik. Sonra havadan. yıllar sonra. silahsız. Hedef doğrudan doğruya Dersim idi. Biliniyordu bu kötü kişilerin nerede olduğu. "Memleket ve millet için çalıştık" diyerek tevazu gösteriyordu. Nokta dergisinin 28 Haziran 1987 tarihli sayısında onunla ya¬ pılmış bk söyleşi yayınlandı. Keşif yapılıyordu. savunmasız kadın. Ama her zaman bu gibi haller olabiliyor her yerde. Böyk bir şey olmamışdr. Pertek'te bir köprü yapılmıştı. Nokta: Dersim-Tunceli harekâtına neden gerek duyulmuştu? Gökçen: Ufak bir azınlığın ayaklanması neticesinde bu harek⬠ta gerek duyulmuştur ve kısa zamanda önlendi. kaç kişi öldürüldü¬ ğü yolundaki soruyu yanıtsız bırakıyor. Nokta: Atatürk harekât bölgesine ne zaman geldi? Gökçen: 37 sonlanna doğru. Havalanmadan önce ne ya¬ pacağımızı biliyorduk. Yani bu mevzular görüşülmü- 311 . Bulunduğum bölüğü bu işle görevlendirmişlerdi. ordunun da istihbaran var¬ dı. Nihayet oradaki insanlar da bizim insanlanmızdı. onun açılışı dolayısıyla gelmişti. Gökçen.

gerektiğinde kendisini koruması ve "eşkıyanın" eHne sağ düşmektense hayatı¬ na son vermesi için özel tabancasını verdiğini anlatıyor. silahlarınızı toplayıp serbest bırakacağız diyor¬ lardı. burası budur diye. Günlerce aç su¬ suz ölülerin yanında kaldık. korku diye bir şey kalmamışd. Ben gösteriyordum yerleri. Atatürk'ün gayesi buydu. Bize. Bunlardan biri de Menez Akkaya idi. Sabiha Gökçen'in hayatını." Sabiha Gökçen. Dersim olaylarının "insancıl" amacını açıklıyordu. Bütün köy halkını topladılar. "üç beş çapukunun başlattığı ayaklanmayı basnrmak üzere Dersim harekâtına gönüllü olarak katıldığını" anlatıyordu. öyle kurtuldum. Bizim köye askerier birkaç defa gelip gittiler. bir gün yine geldikr. * Gazeteci Oktay Verel. Uça¬ ğının düşürülme olasılığını düşünen Atatürk'ün. ulaşabildi¬ ği tanıklann anlattıklarına da yer vermişti. Türkçe bilmediğimiz için ne dedikkrini anlamıyorduk. Öyle olmuştu ki. şunlan anlatıyordu: "Ben o zaman genç kızdım. Atatürk'le Bir Ömür adı altında kitaplaştırdı. Bize bir şey yapmadılar." 312 . DERSİM DAĞLARİ YANIYOR Nokta dergisi. konut denecek halleri yoktu. Hepimizi değirmen taşının oraya götürdüler. Arazide geziler yapıyorduk zaten Atatürk ile.yordu. Nokta: Harekât sonrasında insanlann badya gönderilmesini nasıl değerlendiriyorsunuz? Gökçen: Yaşadıkları yerier iptidai idi. Daha sonra. 1987'de Dersim'i kapak yaparken. Ancak görevin tehlikeli olduğunu Atatürk de anlamıştı. "gaye onlara daha iyi hayat vermekti" de¬ mekle. Onları daha iyi bir yaşama kavuşturmak için başka yer¬ lere yerleştirdiler. Ama bizi çay kıyısına götürüp kurşunladılar. Sabiha Gökçen kitapta. şurası şudur. Biz üç kişi kurtulduk. Ben ağaca yapışdm. Akkaya. Daha insanca yaşa¬ malarını istiyordu Atatürk.

Orada şunu düşün¬ dük: Mukavemet eden ve hükümet programına muhalefet eden mıntıkada ne yapmalıyız? Şimdiye kadar olan Dersim tecrübele¬ ri. sövüp saymayı. ger¬ çek anlamda Dersim'de olup bitenlerden habersizdi. duymasını istemiyordu. ilk kez 14 Hazkan 1937 günü meclis¬ te Dersim hakkında açıklamalarda bulundu. Basın. bütün vasıtalarla ve özel hükümler içinde. Bunu. vatanın yüksek çıkarlarına aykınydı. bazı reislerin götürmek istedikleri medenileştirme programı¬ na karşı çıktıklarını söylüyor ve şöyle diyordu: "Hükümet. girişüen genel harekâtı "Dersim özel iyileştirme programı" olarak sunu¬ yor. Türk kamuoyu. bir buyrukla gazete¬ nin yayını durduruldu. bu yöreyi medenileştir¬ mek için. Son Telgraf gazetesi. orada geniş bir çalışma ayrıntısını içermektedir. bilgi verme yerine. iki seneden beri Tunceli mındkasında özel iyileş¬ tirme programı uyguluyor. Gazete. Ayrıntıla¬ rın bilinmesi gibi bir durum. sıradan olaylardan söz eder gi¬ bi. küfretmeyi. Rejim.Basına koyu bir sansür uygulandığı için. "Doğu'da karışıklıkların olduğu yolunda haberlerin geldiği¬ ni" yazıyordu. hakaret ve aşağı¬ lamaları "haber" diye sunuyordu. kanşıkhklar konusunda net haberler alınamadığını belirtiyor. Sessizlik içinde her şey gerçekleştirildikten sonra. şimdiye kadar. önemli bir kuvvet toplayarak bölgede ciddi bir tedibat yapmak ve bırak- 313 . "Dersim tenkili" bütün hızıyla sürerken. Bu masumane haberin yayınlandığı gün. Bu program. ısrarla kanuna muhalefetten kuvvet ve zevk almış bazı reisler iyi karşı¬ lamadılar. orada hükümetin emrine karşı muhalefet olunca. "isyanın bastırıldığını" açıklayacaktı nasıl olsa. Islahat programına muhalefet etmek istediler. haber. kamuoyunun bir şey öğrenmesini. arada bir cehennem ateşindekileri hedef alıyor. Başbakan. Başbakan İsmet İnönü. Kamuoyuna sadece propaganda niteliğinde haberler veriliyordu. Bu bi¬ zim özel askeri önlemler almamızı gerektirdi. 14 Mayıs 1937 günkü sayısında. varsa yaşanan olayların açıklanmasını istiyordu.

Yusufan aşireti. Baskınlarda askerierden elde ediliyordu. Seid Rıza'nın emireri F. yaşadık¬ larına. Böl- 314 .mak. hiçbir şey olmamış gibi takip olunmasını esaslı vazifeden bildik.. Tunceli'de. milis olarak çalışd. Türk ordusunun duruma hakim olduğunu haber veriyor ve kayıplar konusunda. Ve memleketin bk tarafin¬ da bir hadise olunca. Biz. Biz buna 'Sel Seferieri' dedik. Aynca teslimat sırasın¬ da bazdan silahlarını saklamışlardı. Cumhuriyet gazetesi aynı gün. Her aşirette devlet yanlısı olanlar çoğunluktaydı. Bir kıs¬ mı savaşn. tanıklığına amcasının söylediklerini de katarak aktarıyor ve şöyle diyordu: "Nasıl yenildik? Doğrusu Dersimlilerin hepsi savaşmadı. Doğan'm anlattıklarına yer veriyordu. aralıksız devam etmektedir. "medenileşmeye" isyan ettirmişti. "harekâtın kan dökülmeden devam ettiğini" yazıyordu. Dersimlileri kışkırtıp. Okul yapıyoruz. Dersim Raporları adındaki kitabında. » » Faik Bulut. "Başbakan inönü Tunceli'yi teftişe gidiyor" diye haber veriyor ve bir isyanm variığmı üstü ka¬ palı biçimde anlatıyordu: "Asikr. 18 yaralı verdik" diye yazıyordu. kendi programımızın... yabancı bk devletin yardımını bekliyoriarmış. gece yansı önüne düş¬ tüğü askerieri. çekemediği Demenanlılann üstüne salıyor. Tunceli'de "zafere" ulaşıldığım. Yol yapıyoruz. muhalefet edenlerin mukavemetini bertaraf ettik¬ ten sonra.. "Yalnız 13 şehit. Silahlar. güney sınırianndan giren casuslar. Doğan. Ka¬ rakol yapıyoruz. nasıl mı temin ediliyordu? Bir kısmı kaçakçılardan. Gazete bununla da kalmıyor." Ertesi gün İnönü'nün konuşmasını manşetten veren Tan gaze¬ tesi. onun üzerinden kuvvetii bir surette ve sel halinde gelip geçmekten bir fayda hasıl olmayacağı kanaatinde bulunduk. ıslahat programı olarak düşündüğümüz tedbirier. Birçoğu da devlede işbiriiği yapıp." Cumhuriyet gazetesinin haberine göre. Kmlıp kökü kazınan aşiretlerde bile.

Bundan sonra. Bir mitralyözü ele geçiriyor. Kamer Ağa'nın oğlu Hü¬ seyin çadşmaya başlıyorlar. Seid Rıza'nın başına büyük ödül konmuştu. kayalardan aşa¬ ğıya adp tahrip ediyor. Bakanlar Kurulu'nun kararı gereğince. Dördüncü cephe Hozat yönündeydi. Zel dağı idi. Pek çok Dersim- H. Gözüpek bir delikanlı olan İbiş hem Kürtçe koçaklama yapıyor. Ama kimse akıl edip kesmiyordu.. Evi bombalanarak ilk vuruş yapdmışri. Çadşmamn ikrieyen saatlerinde Seid Rıza'nın amcası Hüseyin bir uçak düşürüyor. Koçaklamasının esası kısaca şöyle: Aşiretler bize hiyanet etti/Kimse yardımımıza gelmiyor/Unut- maym/Bizi ezerlerse/Sizleri de Ermeniler gibi kesecekler/Ge¬ lin/Bu ihanetten vazgeçin. bu ödüle konmak çabasıyla birbiriyle yanşıyordu. En başta da.. Hese Gene. Onu ölü ya da di¬ ri ele geçirmek için." İlk hedef Seid Rıza'ydı. ilk çadşmada. Ama Seid Rıza kurtulmuştu. Makineli tüfek kullanmasını bilen tek kişi. Ama kullanmasını bilmediği için.. birinci cephede Sü¬ leyman Pıhtoğlu'ydu. askerler en yüksek tepede karargâh kurmuş.. Telefon ve telgraf direkleriyle donanmıştı dağlar. İbiş sürüne sürüne tepedeki mevzilere ulaşıyor. Demenanhlar sabah uya¬ nıyorlar ki.genin adı Kızıldağ ve Aziz Abdal dağı. Mitralyözü kullanmasını bilmemek gibi. Seid Rıza. Mıstefai Berte adındaki yiğit vuruluyor. Birinci cephe De¬ menanhlar bölgesiydi. Aşiretin en yiğit elemanları olan Ibişî Seyik Ali. Merkezi Dest ve Seid Rıza'nın köyü Ağdat'd. Seid Rıza'nın ça¬ dşma bölgesi. İkinci cephe Kutu deresi. Meme Kek'in oğlu Hıdır ve kardeşleri. bu uğurda para harca¬ maya acınmıyordu. akla gelebilecek her yola başvurmuşlardı. askerieri Konaklar denilen yerde karşılıyor. hem de direniyor. 315 . devlerin tek ama¬ cı onu yakalamak olmuş ve peşine düşülmüştü. Seid Rıza'nın aşireti burada topluca kadedildi. Malatya-Erzincan-Sivas hatd. Seid'in öz yeğeni Rayber. Üçüncü cephe Kalan aşiretine karşı açıldı. Birçok cephe açılmışd.

Seid Rıza'nın. Ardı ardma yayınlanan bildirilerde. hükümete ka¬ fa tutan.'' Or- 316 . Ama çoğu kez ihbariarın asılsız olduğu anlaşdıyordu. kurtuluşunu onun tesl'iminde görüyor. uçaklar dağı havadan kalbura çevirirken. Koşullar çok çerindi. Onun teslim olması halinde Dersim'e yalnız huzur değil. kan göllerinin kuruyacağı. Pek çok aşiret. moraller düzelecek. Seid Rıza ve aiksi kurtulacaktı. Birkaç kez.' Seid Rıza baskı altındaydı. Benzer manzaralar başka alanlarda. damat ve torunlanyla çatışmaya girdi. yangmlann söne¬ ceği belirtiliyor. * * Seid Rıza.Seid Rıza'nın yeri hakkında ardı arkası kesilmeyen ihbariar yapılıyordu. Tujik dağında olduğuna ilişkin haberler alınmış. devlet tarafindan kan ve ateşin sorumlusu olarak gösteriliyordu. Halbori'de ağalara "isyan yemini" ettiren Seid Rıza tes¬ lim olduğu takdirde. Birçok kesim. Seid bü¬ tün ailesiyle oradaydı. bunca kan neden? Niçin masum insanlar kadediliyor? Çocuklann. o teslim olmadığı için harekatın devam ettiği tek¬ rarlanıyordu. onunla Konaklar bölgesinde yüz yüze geldi. 1937 yazında. Yağdırdıklan bomba ve kopardıklan gürültüyle panik yaratıyoriardı. İhbar geldikçe dağlar bombalanıyor. toplar. "bu bir oyun ve tuzaktır. oğullan. Seid Rıza'yı ailesi ve bk avuç dostuyla yalnız bırakmıştı. dolaylı ya da doğrudan bunu telkin ediyordu. Seid Rıza'nın çok değer verdiği Berte'nin oğlu Mustafa. "Sorun ben isem eğer. o gün yanı başında vurulup öldü. gelinleri. Küçük eşi Beşe. sorun ben değilim" diye çırpınması fayda vermiyordu. askeri biriikler kaydınlıyordu. yerden de top ve tank ateşıyk yangına verilmişri. çem¬ ber yanlacak. Ama çok geçmeden amcası Seid Hü¬ seyin tüfek ateşiyle bk uçak düşürünce. dağlarda da yaşanmıştı. Bu yüzden. "Kemal'in demir kuşlan" dedikleri uçaklar göz açtırmıyordu. bildirilerin içeriğine bakarak. ka¬ dın ve ihtiyarlann kadi neden? Bunca köy neden yakılıyor. tanklar seferber ediliyor. Askerier. kal¬ kınma hamlesinin geleceği de müjdeleniyordu.

senelerden beri adına Dersim denilen mesele. isyan ede¬ rek Türk askerinin kanına giren Seid Rıza'ydı. hükümetin hareketierine bir baba şefkati ha¬ kimdir. eşkıyayı bitkin bir hale getirmiştir. ama basına göre bunun sorumlusu. "eşkıyanın imha edilmekte" olduğunu bildiriyor ve devam ediyordu: "Kahraman kıtalanmız dün sabah iki harekâta başladı. Haberin yalan çık¬ ması da tekrarını önlemiyordu. İki günde bir. Kutu deresinde kanlı bir çadşma oldu. Seid Rıza mağaraya sığındı. Açlık. Malûm olduğu üzere iki darbe ile direniş kmldı. Ekilmiş topraklar. ekinlerin yakılması niçin?" diye nefes tüketiyordu ama. eşkıyanın son barmaklannı da bombaladı. Eşkıyanın yiyecek ve gi¬ yeceği bitmiştir." Cumhuriyet gazetesinin 26 Hazkan 1937 tarihindeki haber başlıkları şöyleydi: "Tunceli'deki eşkıyalık can çekişiyor. Cumhuriyet gazetesinin sahibi ve başyazarı Yunus Nadi. Seid Rıza'nın küçük oğlu yara¬ lı olarak ele geçti. Şimdi hükümet." 317 . Şakilerden 32 kişi öldürüldü. onun öldürüldüğü ya da teslim olduğu yazılıyordu. * * 1937 yazında. inanmıyordu." Haberier daha çok Seid Rıza ile ilgiHydi. programını uygulamaya koyuyor. müfrezelerimizin elindedir. Mağaralara sığınan eşkıya amansız bir şekilde takip ediliyor. Uçaklanmız. Dersim'deki tüm ormanlar ve ekiH alanları yangına verilmiş. Tan gazetesi bu konuda şunları yazıyordu: "Uçaklarımız keşif uçuşları yapıyor. 18 Temmuz 1937 tarihindeki yazısında. Her ne olursa olsun.manlann." Aynı gazete ertesi gün. Dersim'e "baba şefkari" ile yaklaşıldığını yazıyor ve şöyle devam ediyordu: "Cumhuriyet hükümetinin iyi düşünceler ve kesin azimle uy¬ gulamaya başladığı 'çelik tedbirler' sayesinde. kimse onu dinlemiyor. tarihin ummanına katılmış ve ebediyen ölmüştür.

bütün şiddetiyk devam ediyor ve ağıriık merkezi Bah¬ tiyar aşiretinin üzerine yüklenmiş bulunuyordu. Önderini kaybeden Bahtiyar aşireti. Seid Rıza'mn küçük eşine karşı olan büyük eşi Elif Hatun. Hain Rayber. yaralı oğlu Hü¬ seyin'i Elazığ'a götürüp. onlan Nazimiye bölgesindeki Heyderan ve Mazgırt'teki Demenan ile Yusufan aşiretleri izlemişti. Türk askeri kuvvetieri. Pırço'nun oğlu Hıdır'ı kandırmayı başarmışd. Nuri Dersimi anlatıyor: "Savaş. Seid Rıza'nın küçük oğlu Hüseyin Reşik. Ama Hozat'tan döndükten sonra. Dr. Ho¬ zat'a giderek Şahin'in başını kumandana teslim etmiş. Kureyşan aşireti de Seid Rıza'nın yanına koşarak savaşa kadl¬ mışd. Şevket'in görüşme önerisini kabul etmiş ve gö¬ rüşme sonucunda zavallı yaşlı kadın aldadlarak. Çünkü. yangın Dersim'in birçok yerini sarmış ve geceleri dehşet verici yanardağ manzarası oluşturuyordu. Hıdır başına bir kurşun sıkmış. kendisinin affedilmesini istemişti. Sağ kalanlar. Şahin uykuya dalar dal¬ maz. bir süre dayandıktan son¬ ra. tedavisi için Şevket'e emanet etmişti. Bahtiyar aşireti reisi Şahin harbi idare ediyordu. Seid Rıza ile ilgisi ilin¬ tisi bulunmayan aile ve aşireder de budanıyordu.* 1937'nin yaz ortalannda. haftalarca uyku¬ suz kaldığından bir iki saat uyumak zorunda olduğunu Hıdır'a bildirmiş ve nöbet beklemesini istemişti. bazı aşireder tek hedefin Seid Rıza olmadığmı anlamaya başlamışlardı. Karabal ve Ferhat aşiretieri sa¬ vaşa katılmış. Bahtiyar aşiretinin içinde bulunduğu sırada. Seid Rıza bizzat savaş aknmdaydı. Şahin Ağa. kendisiyle görüşmek is¬ tediğini bildirmişti. kısmen imha edilmişti. gücü kınlmış. Bunu haber alan Türk istihbaratçısı Şevket. uçak şarapneliyle yaralanmışd. kısmen yenilmiş. Sonra başı¬ nı kesip. gecenin karanlığında aşiret bölgesinin dışına çıkmış. Bir süre sonra aynı bölgedeki Yukan Abbas. Dersim ormanlannı ateşe verdikleri için. çatışma alanı genişlemişti. Şahin'in kardeşi ve amca çocukları tarafindan mitralyözle imha edilmişti. Seid Rıza aşiretine kadlmışd. Seid Rıza'nın yanında savaşa girmiş. Seid Rıza'nın büyük eşine haber göndererek. Bahtiyar aşireti hedef haline geldiğini görünce 1937'de Hozat'ta cephe açmış. 318 . onu öldürmüştü.

Türkler. Bktakım mağaraların kapılarında ateş yakılarak. Sivas'ın İmranlı ilçesinde doğ¬ du. Seid Rıza ik biriikte sava¬ şa katılan küçük eşi Beşe ve büyük oğlu Şeyh Hasan. kadın ve kız. Tujik dağı eteklerini tama¬ men işgal etmiş ve buralarda ellerine geçen Kürt halkını merha¬ metsizce öldürmüşlerdi. Bu olayların belgeleri mevcuttur. canlanm dışarıya atanlar ise süngülenerek imha edilmişlerdir. 3. kendilerini uçurumlardan sarp taşlar üzerine veya Munzur ve Harçik sulannın kurtarıcı derinlikleri¬ ne atarak. şeref ve namuslannı korumak için. şeklinde işaretler konmuştur. Mağaralara. Sonra me- 319 . Çünkü Kozluca muharebesi adıyla anılan bu savaşta. yarah çocuğu Elazığ merkez hastanesine yatırmış. haritalarda 1. baba¬ sının planlan hakkında bilgi vermesi için hayli işkence yapdrmış.Şevket. Durumun ciddiyetini gö¬ ren Seid Rıza. Uzun Meşe noktasında bulunduğunu sezen Türk kuvvetleri. tarafsız kalan aşiret¬ ler arasına geçerek. 2. istediklerini alamayınca da idam ettirmişti. Tujik dağı eteklerinden llksor vadkin- deki büyük mağaralara sığınmış binlerce çocuk. bunlan harekete katmaya ve savaş alanlannı genişletmeye çahşıyordu. Sivas medreselerinde öğrenim gördü. bir yarma hareketiyk çemberi kırmayı ve Ovacık yönüne çekilmeyi başarmışd. bölgesini terke mecbur olmuş. bu nokta üzeri¬ ne uçak bombardımanı ve topçu hazırlığından sonra şiddetii bk hücum yaparak. Kürtçe yazan bir şairdi. Bahtiyar ve Kureyşan aşiretlerinin büyük bir kısmı. Okuldan sonra bir süre devlet memuriyeti yaptı. mağaraların ağzı çimento ile kapadlarak öldürülmüşlerdi. Seid Rıza. Alişer. Fakat bu başarı çok pahalıya mal olmuştu." ALİŞER VE BAYTAR NURİ Seid Rıza'nın dost ve arkadaşları arasında iki önemli aydın da vardı: Alişer ve Baytar Nuri. Kürt kadınına yakışır şekilde ölmüşlerdir. içeriye boğucu duman verilmiş ve içindeki zaval¬ lıların birçoğu dumandan boğularak ölmüş. bölgeyi sarmışlardı. üç torunu ve bin kişiye yakın kuvveti şehit düşmüştü. Koçan aşireti bölgesi dahilinde. Seid Rıza'nın.

O günden iribaren Seid Rıza'nın siyasal danışmanı. 320 . Ruslar Kürdere özerklik vere¬ cekleri vaadinde bulununca. 1920'de bk karakolda meydana gelen çatışma "isyan" sayılarak Koçgki'ye ordu sevk edildi.muriyetten aynlıp Koçgirili Alişan Beyzade Mustafa Paşa'nm ya¬ nında çalışmaya başladı. ordusu geri çekilmeye başladı. Fakat çok geçmeden çalışma ve çabalan haber alınıp takibe alındı. "Kurdistan TeaH Cemiyeri"yle ilişkilerini pekiştirdi. Fakat ailesi. Alişer. Sivas. Seid Rıza'nın yanma yerkşri. ölünceye dek yoldaşı olarak kaldı. onlaria sıcak ilişkilere girdi. çalışmalannı burada yoğunlaştırdı. Olaylardan sonra Dersim'e geçri. onu kaybettiği gün. istanbul'a gidip "Baytar" (Veteriner) okulunda öğre¬ nim gördü ve mezun oldu. "Artık bu dünyada yaşanmaz" di¬ yecekti. Onun ölümünden sonra da ailesine va¬ si oldu. Nuri. Nuri. aşirerin etkinliği ve büyüklüğünden çok "aydın yapısıyla" tanınıyordu. merkezi istanbul'da bulunan "Kürt Teali Cemiyeri"yle ilişki kurdu. Alişan ve Haydar beylerin yanında çatışmalan yöneten liderierden biriydi. Birinci Dünya Savaşı sırasında. Dersimli Baytar Nuri idi. Oğullan Alişan ve Haydar beylerin yetişmesinde katkıda bulundu. Erzincan ve Dersim'de halkı örgüdeyip. Baytar Nuri'nin Kürt sorunuyla alakası İstanbul'daki öğrenci¬ liği sırasında başladı. Ardın¬ dan düşüncelerini yaymak amacıyla "Jepin" adında bk gazete yayınlamaya başladı. Dersim'e geçerek. Daha sonra çıkan aftan yararlanarak tekrar Koçgiri'ye dön¬ dü. 1917'de Rusya'da Çariık devrilince. Bunun üzerine Alişer. Seid Rıza'nın öteki dostu. Dersim'de ve çevre illerde orta öğrenimini tamamladık¬ tan sonra. çekirdek de olsa yerel' Kürt yönetimleri kurdular. Çatışmalar başladı. Seid Rıza. "Mil" aşiretindendi.

Genel bir anla¬ tımla Alişer Seid Rıza'nın sağ koluysa. Örgütün akrif elemanlarından biri haline geldi. 1937 Ağustosunda Alişer'le durum değerlendirme¬ si yaparken. onun Sovyetler Biriiği'ne gidip olayları anlatması ha¬ linde yardım sağlayabileceğini söylüyor ve Moskova'ya gitmesini istiyordu. kul- 321 . Alişan ve Haydar Bey kardeşlerle dostluklar kurdu. Yazmaya ağırlık verdi. Alişer Bey'le tanıştı. ikisi Seid Rıza'nın en yakın dostu haline geldi. Fakat bir süre sonra. Dersim başsız kalınca Nuri Dersimi Beyrut'a yerleşti. Koçgiri olaylarından sonra. Seid Rıza'yı mezhepsel sınırlılık ve Der. Öte yandan "Kürt Teali Cemiyeti"nin üyesi olarak İstanbul'daki örgüt merkezi ve cemiyetin başkanı Seid Abdülkadir'le sıcak iliş¬ kilerini sürdürdü. Görevi dış dünyayla ilişki kurmak. Yurtdışında öldü. 1937 yazında Güney sınırından yurtdışına çıktı. 1919'da "Kürt Teali Cemi- yeti"ne girdi.Kürt öğrenci örgütüne üye oldu. Dersim'de olanları duyurmak ve destek sağlamaktı. llksor dağında. Alişer Erzurum'a gidecek. Nuri Desimi. daha sonra bizzat Mustafa Kemal tarafından af¬ fedildi. Dersim dağlarında son günüydü. Alişer Bey'le Dersim'de yeniden bu¬ luştu. Seid Rıza'nın oradaki bir dostunun yardımıyla Sovyetler Biriiği'ne geçecekti. Karara göre. Seid Rıza ile vedalaşmış. Burada.. Okulu bitirdikten sonra Koçgiri'ye atandı. simliHk kalıbından çıkarıp daha genele yönelten de Baytar Nuri ile Alişer idi. Koçgiri olaylarından sonra Dersim'de tutuklandı. Seid Rıza. Baytar Nuri de sol koluydu. 1937 yazına kadar Seid Rıza'nın yanında bulun¬ du. bir gün sonra da Dersim'den ayrılacaktı. Alişer. Anlatdanlara göre. Anılarında anlattığına göre. Türk yetkililerle görüşmeye giden Seid Rıza tutuklandı. Geride Hatıralarım ve Kurdistan Tarihinde Dersim adında iki kitap bıraktı. Ardından idam edildi.

çevresini uyarmış. muhbirlik. konuklarımız var. Rayber geliyor. yol göstericilik yapmışn. Rayber'in yanında başka tanıdıkları da vardı. Alişer de eşine. Çay ve yemek için hazırlık yap" demişti. Rayber bildirilerde hâlâ "direnişçilerin safinda" görünüyor¬ du.landığı mağaranın önünde. Biri Rayber'in amcazadelerinden Vanklı Efendi'ydi. "Alişer'in imdadına yetişin!" diye emir vermişti. Seid Rıza'nın kardeşinin oğluydu. öteki Halborili Emir Ali'ydi. "eyvah. O da elinde dürbünle yolları gözlüyordu. Rayber. en yakın akrabalıktan. Amaç. onun isyancdara katıldığını her tarafa duyur¬ muştu. Rayber'in adamlarıyla birlik¬ te Alişer'in bulunduğu mağaraya doğru gittiğini görünce yerin¬ den firlamış. "Heval. Fakat bunu başaramamışri. Öz amcası Seid Rıza'nın kellesinin getirilmesi görevi de ona verilmişri. Rayber'in direnişçilerin safi¬ na geçtiği resmi bildirilerle açıklanmışn. Ama Seid Rıza oyunu sezinlemiş. bir kafilenin bulundukları yere doğru gelmekte olduğunu gördü. Kirvelik. karşı dağın yamacındaydı. Yakından tanıdığı öteki at¬ lı Rayber'in kardeşinin oğlu İsmail. kardeşim Alişer hainin pençesine düştü" de¬ miş birkaç kişiyi çağırıp. avına yaklaşıp avlanmasını sağlamaktı. Devlet oyunun inandırıcı olması için bil¬ diriler dağıtarak. Alişer dürbünle yollan tararken. Aynı sırada Seid Rıza da. Alişer'le de kir¬ ve.. 322 . Seid'in imdada gönderdiği adamlar yola çıkarken. Daha sonra takrik değiştirilmiş. Rayber. "heval" (arkadaş) diye hitap etriği eşi Zarife'yle oturuyordu. Gelenlerin başında Rayber vardı. dahası Rayber'i yakınına yanaştırmamıştı.. devlet güçleriyle çalışmış. kardeşten de ileri kutsal bir bağdı Aleviler arasında.

Minderini sundu. Yolumuz buraya düşmüşken kirvemi bir ziyaret edeyim dedim." Alişer'in tütün tabakası elden ele dolaşıyordu. Baytar Nuri. tabakayı ötekine uzatıyordu. mermi Vanklı Efendi'nin başına isabet etmiş¬ tir. Rayber ve adamları birer sigara sarıp yakarken. tabancasının namlusuna mermi sürüp beline yer¬ leştirmişti. eşine endişelerinin yersizliğini anlatırken. Kürt ge¬ leneklerine göre. konuklara ikramda bulunmak üzere yanlarından ayrıldı. ziyarerinin nedenini açıklama gereğini duymuştu: "Biliyorsun kirve. tüfek ve uçaklarıyla bize aman vermiyor. Fakat tam bu sırada bir silah patlaması ve Zarife Hanım'm haykırışı yükseldi: "Yoldaşımı (rehevalım) vurdular!. Ne zaman ne olacağını kimse bilemez. kendisini eşinin üstüne atarak. tütün konuğa ilk ikram ve dostluk sunuşuydu. kendince tetikte ve hazırlıklıydı. Rayber bulundukları yere yaklaşmıştı. onu mağaranın bkkaç metre ötesinde karşıladı. Rayber ve adamlan daha görü¬ nür görünmez. güven vermek istiyor olmalı ki.. sonrasını anılarında şöyle anlatıyor: "Şaşalayan eşi. Seid Rıza'nın uyanlarım hatırlatarak. Savaş hali. fakat öldüğünü anlayınca tabancasını çekerek hain Ray¬ ber'e ateş etmiş. dost görünümlü Rayber'e güvenemediği için. Oturdular." Zarife Hanım. Rayber. alçaklığın sonuna ka- 3i3 . Vankh Efendi cansız yere düşerken. Alişer tütün tabakasını çıkarıp Rayber'e sundu. m nekujîne!' (arkadaşım o. onun kirve¬ sine zarar verecek kadar düşüp küçülemeyeceğini belirtiyordu.* * * Zarife Hanım. öldürmeyin) diye feryat et¬ miş. Alişer. Kağıda bk si¬ garalık tütün alan. Hizmetlerine bakan adamlarından bi¬ rini taze su almaya gönderdi. Alişer'in eşi Zarife Hanım. tam yurtdışına çıkacağı sırada Rayber'in çıkıp gelmesini hayra yor¬ madığını söylüyordu. 'Ew hevale min e. Onun için sıkça yer değiştiriyoruz. düşmana karşı savaşıyoruz. Türk ordusu top. Kendisi de çay yapmak üzere ateşi harladı. tütün tabakası tekrar Alişer'e gelmişti. Alişer.

içecekler sunuyor. para olduğu gibi Rayber'e kalıyordu. Vurulabilirdim. hizmetlerinden ötürü sır¬ tını sıvazlayıp yanaklarından öpüyor ve şöyle diyordu: "Vatana büyük bir hizmette bulundun. silahını Alişer'in emsal¬ siz eşi. Rayber İsmail'in pay istemesine öfkeleniyor. Mağaraya vardıklarında Alişer ve eşinin başı kesik cesetieriyle karşılaşıyor¬ lar. Biriikte teh¬ likeye attık kendimizi. Fakat Seid Rıza'nın adamları yetişemiyoriar. Alişer ve eşinin başını Elazığ'a götürüyordu. bu emsalsiz Kürt kızına da tevcih ederek. Kansı silaha davrandı. "bu işi bklikte yaptık. silahına davranı¬ yordu: "Eşşoğlu eşşek." General. kolunu kestin. Rayber ve adamlarının mağaraya doğru gittiklerini görünce içine sinmiyor. Dersim yolunda. bu yüzden tüm değerieri hiçe sayan bu hain bk melenet yapabilir' diyerek adamlar gön¬ deriyor. Rayber'e yiyecekkr." Araştırmacı Kahraman Aytaç anlatıyor: "O gün Rayber'in yanında bulunanlar arasında Balikan aşi¬ retinden biri de vardı. vatana hizmet için yaptım!" İsmail Top susuyor. Bu işi pa¬ ra ödülü için değil. Abdullah Paşa Rayber'i bir kahraman gibi karşılıyor. O bundan sonra Alişer'siz bir şey yapamaz. sonra arkamızdan ateş açtılar.dar gkmeye karar vermiş olan Rayber. ne parası? Ben para mara almadım. Dersimliler. onu kocasının cesedi üzerine cansız düşürmüştür. hangi hileyle katiedildiğini ondan dinlediler." Rayber. 5 bin liralık ödülünü verip yolcu ediyordu: İsmail Top. 'Paraya tapan. İsmail Top'un daha sonra anlattığına göre. Fakat vuramıyoriar. ödülü Abdullah Alpdogan'ın elinden almak üzere. Katillerin peşine düşüp ateş ediyoriar. Onun. 3İ4 . Alişer'in nasıl. Alişer'in hizmetine ba¬ kan adamlann ve olayla yakından ilgili Dersimlilerin anlatnğı¬ na göre gelişmeler şöyle: Seid Rıza. O hain Alişer'i orta¬ dan kaldırmakla Seid Rıza'nın elini. Onun için şu 5 bin liradan ben de pa¬ yımı istiyorum" diyordu.

Bir Dersimli olan Ali Atik. DIŞ DESTEK VE BESfi'NlN ÖLÜMÜ Seid Rıza. Sovyetler Biriiği. isyankâr gericileri gemlemek ve medenileştirmek için uğraş veriyordu. İstanbul Konso¬ losluğu aracılığıyla Türk hükümetine veriyordu. insanlık adına acil müdahalede bulunulmasını istiyordu. cevapsız kalacak. Seid Rıza'nın mektupları. Kürtlerin sorunu kimseyi fazla ilgilendirmiyor. * * * Seid Rıza'nın. yaşanmıştı. ülkelerin Dışişkri Bakanlıklarına gönderdiği mektupta şöyle deniliyordu: 3^5 . "Rayber adı bizde çok yaygındı. Almanya'da yüksekn Hider rejimiydi. ancak Ankara ta¬ rafindan. duyulmamış bir olay ve bağışlanmaz en büyük ihanetti. Oysa. Ama para hırsıyla bu da olmuş. "ilerki dünya kamuoyu" diye nitelenen Sovyetler Bir¬ liği'nin de Dersim'k ilgiknme nedeni yoktu. sansür duvarı nedeniyle dünya. İngiltere ve Fransa'dan aldığı destekk isyan ettiğinin kanıtı olarak gösterilecekti.Kirvenin kirveye kötülüğü. Sovyetlere göre Kürt¬ kr. Seid Rıza'nın mektuplan hiç kimse tara¬ findan dikkate bik alınmıyor. Dünyanın gündemi. Dersim'de olanlardan ha¬ berli de değildi. Ayrıca. dünyanın etkin birçok devlerinin Dışişleri Bakanlıklarına birer mektup yazarak. dikkatkri bile çekmiyordu. Fa¬ kat bu olaydan sonra hiçbir Dersimli bu adı vermedi doğan çocu¬ ğuna" diyordu. İngiltere ise kendisine gekn mek¬ tubu "bakın dikkate bile almıyoruz" anlamında. halka karşı gkişilen hareketin vahim bk hal alma¬ sı üzerine. Fransa ve Ameri¬ ka Birkşik Devlerieri başta olmak üzere. "İlerici Türk dev¬ leti". "gerki. o güne dek Dersim'de 'görülme¬ miş. medeniyete kafa tutan" bk yapıydı. Dersim Generali imzasıyla İngiltere. Böyle bir ortamda.

Kürdistan'ın bereketi! topraklarindan gidenlerden büyük bir bölümünün telef olduğu Anadolu'nun çorak topraklanna zorunlu ve sistemli göçler dü¬ zenleyerek. Direnişimiz karşısında Türk uçaklan kasabalan bombalıyor. Türk ordusunu durduran kişi. Sayın Bakan. en derin saygılanmın kabulünü rica ederim. boğucu gazlann kullanılmasına rağmen. Savaş olanaklannın eşitsizliğine ve bombardıman uçaklannın yangın bombalannın. günler boyu sürmek üzere tazeleniyordu. asılıyor ya da Türkiye'nin tecrit edilmiş bölgelerine sürgün ediliyor. Üç aydan beri ülkemde tüyler ürpertici bir savaş sürüyor. Zindanlar yumuşak başlı Kürt halkıyla dolup taşıyor. ben ve yurttaşkrım Türk ordusunu başansızlığa uğratdk. yakıyor. Gece sükûnet için¬ de geçiyor. kendi buluşu gerilla taktikleriy- 326 . Zi¬ lan ve Beyazıt ovasında olduğu gibi silahlara sanldılar. kendisiyle yapılan bir anlaşma so¬ nucu bu baskılardan anndınlmış Dersim bölgesine de girmeye kalkışmışdr. Son olarak Türk hükümeti. Sosın yaylalannda. 1937 yılının yaz başlanna kadar ailesiyle Bogır dağmm Sosm yaylasında tutundu."Yıllard'an beri Türk hükümeti Kürt halkını asimile etmeye çalışmakta ve Kürt dilinin gazete ve yayınlannı yasaklayarak. Bahriyar aşi- rennden Şahin Bey'di. 1930'da Ararat tepesinde. bu halka zulmetmektedir. benim sesimden ekselanslanna sesleniyor ve bu hükümetinizin yüksek manevi etkisinden Kün halkını yarar¬ landırmanızı istirham ediyor. Aydın¬ lar kurşuna diziliyor. Dersim Generali Seid Rıza" Seid Rıza. Üç milyon Kürt. göçün uzak yollarında can vermek yerine kendilerini korumak için. Şahin Bey. Bu olay karşısmda Kürder. Yaz ortalarında bir sabah. fakat sabahm ilk ışıklanyla biriikte taarruz. kara biriikleri uçak filolannm eşliğinde taarruza geçiyor. akşam ka¬ ranlığına kadar bombalama devam ediyordu. ana dillerini konuşanlara eziyet ederek.

Hıdır. zevk ve se¬ fayı düşünen bir kadın portresi çiziyordu. Şahin Bey. Bese'nin gözü pek. uzaktan akrabası ve en güvendiği adamların¬ dan biriydi. Şahin Bey. Beşe. Seid Rıza ve yakınları. ama iyi ta¬ nımadığı kişilere ihtiyatlı davranıyordu. onunla ilgili haberler eksik olmuyordu. sabahın seherinde başlayıp akşam karanlığına dek süren bir çarpışmada yorgun düşmüş. Gazeteci Barbaros Baykara. Uyurken. bir başkası aşkı. Pırço'nun oğlu Hıdır diye tanınan adamını nöbetçi bırakmıştı. top atışlarının kesilmesin¬ den yararlanarak uyumaya çekilmişti. Seid Rıza olayı duyduğunda büyük kedere kapılıyor ve birkaç gün sonra da Sosın yaylasını terk etmek zorunda kalıyordu. küçük eşi Beşe. Ba¬ sında. Onu. hakkın¬ da uydurduklannı birinci sayfada yayınlıyorlardı. onu uykuda vuruyor. devlet raporianna dayanarak yazdığı Dersim adındaki iki ciklik romanında. duygu¬ dan arınmış bk savaş ve öldürme makinesi olarak gösteriyordu. Seid Rıza. başını kesip Hozat'taki askeri ka¬ rargâha götürüyor ve ödülünü alıyordu. 327 . Ovacık'ın Senkan bölgesinin. Gazeteler. Ortahkta "kelle avcılan" dört dönüyordu. O nedenle. savaşkan portresini çiziyordu. Öteki gazetelerden bazıları. Uzunmeşe yöresinde ça¬ nşma yeniden başlıyordu. yaklaşan. kayıplar verdirip silah ve cephane ele geçiri¬ yordu. Beşe. Türk basınının da başlıca malzemelerinden biriydi. Cum¬ huriyet gazetesinin bkmez tükenmez malzemesiydi. onu cepheden cepheye koşarak asker öldüren biri olarak gösteriyor. başına ödül konan bir gerilla lideriydi. Hıdır.le sızmalar yapıyor. Örneğin. oğlu Şeyh Hasan ik torunu¬ nu bu çarpışmada kaybediyordu. Bu Seid Rıza'nın karildığı en büyük kavgaydı. hava ile kara taarruzlarına rağmen çemberden kurtulmuşlardı. Ama. daha sonra "propaganda edebiyattna" da konu oluyordu.

Sert kaşkn dikeldi." SEİD RIZA BARİŞ GÖRÜŞMELERİNE GİDİYORDU. Munzur dağlann¬ da mevzilenmiş olan Seid Rıza'ya Erzincan valisi aracılığıyla ha¬ ber göndererek. ölüm haberinden sonra Gogan kalesine sığındı Kutsal aile kabristanı da buradadır. Kara haber. yakala¬ nacağı an. Sakalım yolmaya has¬ adı. Bu zevki tatnrmayacağım size. ashnda 328 .. Namusuma dokunama- yacaksmız bemm. kurşunları birince taşlar firlatıyor. yüz-yüz el- h yıllık ulu çınar ağaçlanyk kaplıdır. Yere yıkd. Dr. Kutsal türbeler. bir ordu ve gökten ölüm yağdıran uçaklara karşı kurşunu bitene dek çarpışıyor. Burası Munzur vadisi. Bu kovuklardan askeri harekâd izliyordu. Ses¬ sizlik mevsiminde hile yoluyla çalışmanın amaca daha çok uy¬ gun olduğunu kararlaştıran ordu kumandam. silahsız¬ ların canına kıyacaklar! Seid Rıza. şim¬ diden bütün orduya ateşkes emri verilmiş olduğunu. Doğan m anlattıklan şöyle: "Aik efradmın ölüm haberi gelince. Nuri. F. Unutamadığım bk kelimesi vardı: Dersim'i yok edecekler. ağ¬ lıyordu. 1937 sonbahanna doğru Ovacık'ın sarp bolgelenne çekildiğini yazıyor ve devam ediyor: "Bu bölgede kış mevsiminde savaşmak Türkler için imkansız¬ dı. Bir defasında 2 bm metre uzaklıkta. Keçisekmez kayalıklannda bir avuç in¬ sanla. Ağdat'taki ikinci mezra olan Gogan'da Se¬ id Rıza'ya ulaşd. Uzun sakalı titredi. Seid Rıza'nın. Seid Rıza'nın dizi dibindeydım. 2 bin 200 metreye ula¬ şan uzun menzilli bir Alman tüfeği kullanıyordu. Her ağacın çapı 7-8 met¬ reyi bulur. Sinir krizleri geçirdi. Bogır dağı bölgesidir Baktım (Seid Rıza'mn) mavi gözler büyüdü.. Ölümü bile bulamayacaksımz!" diye bağırarak uçuruma adıyordu. Baykara'nm anlatıklannm gerçeğe uygunluğu bir yana.Baykara'ya göre Beşe. Gözleri çok keskindi. Bu nedenle çarpışmalara ara vermek zorunluluğu vardı. Dersimlilerin isteklerinin kabul edileceğini. Bunlann içi çürük ve boştur. çoluk çocuğu kıracaklar. Çocuklan ve torunlannın adlannı teker teker sayıyor.. "bem sağ yakalayamazsınız. atmm üstünde dimdik yürüyen bir suba¬ yın binek hayvanını vurdu.

Atatürk'ün kendisini beklediğini bildiriyordu. Dersim'de insanlığın bu denli çürüyüp kokmaya başladığı bir sırada. za¬ rarlar devletçe karşılanacaktı. Anlatılanlara göre. Seid Rıza. kelle avcıları tarafindan avlanmıştı. eşi Beşe. Dersim harekâri durdurula¬ cak. kavga arkadaşları. Kidesel kırımlarla kan nehirleri akıyordu. babanın oğula. "devletin şefkatli kolları arasına" koşmuştu. torunları.Dersim'in tek başına bazı aşiretieri dışında diğer aşirederin üze¬ rine henüz askeri harekât yapılmadığını. Dersimlilerin bir kısmı "insan avcısı" olmuş. kardeşin kardeşe güveni kalmamıştı. Bazı dosdan onu terk edip. Vali. silahı bırakıp gö¬ rüşme masasına oturduğu takdirde. Ailesi kırıma •uğramış. Cumhuriyet gazetesinin 29 Ağustos 1937 tarihindeki başlığı şöyleydi: 329 . kızları. Erzincan valisinden. Seid Rıza'yı Erzincan merkezine getirmeyi başarmış ve orada yanındakilerk birlikte tutuklamışd. şartları arkadaşlarıyla görüşüp tarrişnktan sonra. Seid Rıza'ya görüşme ve barış yapma önerisi geliyordu. akrabalarının peşine düşmüştü. yapdmasına da gerek görülmediğini ve oluşan zararları ödemeye hazır olduklarını bil¬ direrek. kimsenin kılına dokunulmayacağı gibi. Ankara'ya gidip Atatürk'le görüşmek ve Dersim olaylarını doğrudan ona anlatmak istiyordu. Ancak. bir şartı vardı: "Inspektör" General Abdullah Alpdoğan'la banş anlaşması imzaladıktan sonra. (5 Eylül 1937)" * * * 1937 sonbaharına doğru. Valinin yaptığı çağrıya göre. Ağustos ayı sonlarında. görüşme masasına oturmayı kabul ettiğini bildiriyordu. Öne sürülen şartlar çekiciydi. damadarıyla aileden 47 kişi öldürülmüş. af ilan edilecek. bu isteğinin de kabul edildiğini. Dersim baştan başa yangın yeriydi. Ortaya dökülen ödül yüzünden. oğlu Şeyh Hasan dahil.

ama ele geçtikten sonra. Devlet. Doğru olan." Oysa. fakat kurtuluş ümitleri sönünce Er¬ zincan'da teslim olmuştur. kendi isteğiyle Erzincan'a gitmiş. ertesi gün de Genel VaHlik karargâhının bulunduğu Elazığ'a gö¬ türüldü. Seid Rıza'nın "barış görüşmeleri¬ ne gitme" karan henüz kesin değU. "teslim" olma yoktu. Gazetelerin yazdığına göre. 330 . "banş görüşmelerine" çağırmış. Seid Rıza Atatürk'le görüşmek ve "banş anlaşmasını" imzalamak üzere. "5 Eylül günü Erzincan'a gitri" diye yazı¬ yordu. Seid Rıza'nın "dehalet" ettiğini (sığındığını) yazı¬ yordu. Aynı gazete. ama "daverin tuzak" oldu¬ ğunu. Suçlu kaçıp gizlenmiş. Seid Rıza Erzincan'da sorgulandı." Tan gazetesi. "niyet" niteliğindeydi. Sapürmalar bir yana. vali aracılığıyla. top ve tüfek atışlanyla kudanan şehirlerin Rus. 13 Eylül 1937 tarihinde. Erzincan'a gidişi. Genelkurmayın kitabında ise Seid Rıza'nın "10 Eylül 1937 günü Erzincan'da teslim oldu"ğu yazıyordu. Haberde şöyle deniliyordu: "Dersim'in son sergedesi Mahut Seid Rıza hükümete dehalet etti." Gazete bu haberi verirken. ellerine kelepçe vurulunca anlamıştı."Şaki Seid Rıza yakalanmak üzere. resmi söylemle "teslim" tarihi çelişkiliydi. Yakın dostu Dersimi. o da gitmiş. Seid Rıza'nın "gel görüşüp banşalım" denilerek tuzağa çekilmesiydi. "eşkıya Seid Rıza'nın Erzincan hükümet binasına gelip teslim olduğunu" yazıyor ve ekliyordu: "İki avanesiyle beraber Tunceli Ağır Ceza Mahkemesi'ne ve¬ rilecek. aynı tarihte olayı "Tunceli'de son temizlik" di¬ ye duyuruyor. İngiliz ve Fransızlarla çarpışa çarpışa geri alındığı ne kadar doğruysa. Seid Rıza'nın da kendiliğinden gelip teslim olduğu da o kadar doğrudur. verilen sözler unutulmuş ve tutuklanmıştı. "Kurtuluş günleri" şenliklerk.

Seid Rıza eksik olmayan espirilerinden birini padatıyor "oğlum" diyordu. bir fotoğrafla geri dönüyordu. Seid Rıza. silahını doğrultup "Dur. köprü başı as¬ kerlerle dolmuştu. bir de karşısındaki sakallı. nöbetçi kulübesine gidip. bu cevap üzerine. Ne yapacağını bilemiyordu. sonra gözlerinde sevinç pınltılanyla "sen Seid Rıza'sın. yoksa Seid Rıza'yı bekleyence tembihli mi bilinmez. defalarca geldiği bu binayı biliyordu. Adın ne? Rızo. Görüşme yerine sağlıklı bir biçimde varmak için bir tedbirdi bu. Nöbetçi askerin. Yöredeki as¬ kerler efsanevi düşmanı yakından görmeye koşuyorlardı. Yıllar önce Erzincan'ı kurtarmak üzere aştığı Kırkmerdivenler geçidinden geçip. yanına da iki adam almıştı. İşte bu fo¬ toğrafla tıpkısın. diyordu. kimi meraklıydı. katıra bin¬ miş. Seid Rıza bir araca bindirilip götürülüyor. Yüzünü aç da göreyim." diye bağırıyordu. Seid Rıza. yüzünü açınca asker. yine de emin olmak için "bir dakika bekle" diye¬ rek. "Ben Seid Rıza değilim demedim ki.. şaşkınlıktan büyüyen gözler¬ le ona bakıyor. ilgisiz bir asker tanıyıp ateş etmesin diyeydi.. Nöbetçinin telefonundan birkaç dakika sonra. Erzincan'a giderken.Seid Rıza. Ama sen Seid Rıza diyorsun. Nöbetçi uyanık biri miydi." diyordu. Çünkü. Erzincan'la Ovacık arasındaki AHbey köprüsü¬ ne vardığında nöbetçi askerlerce durdurulmuştu. oyum işte. As¬ ker bir fotoğrafa. tanınmamak için yüzünü gö¬ zünü kapatmıştı. Seid Rıza onun şaşkın haline gülümseyip yol gösteriyor. yoksul bir köylü gibi giyinmiş.. Ben Rızo'yum dedim. O nedenle sıradan. Kimi görevli.. Vali 331 ... Bunun üzerine. Her ney¬ se. "burada olduğu¬ mu komutanına haber ver. kimsin?" sorusuna şu karşılığı veriyordu: Bir yolcuyum oğlum. fakat daha vaHHk binasından içeriye girerken yüzü asılıyordu. yaşlı adama bakıyor." Nöbetçi şaşırmıştı.

Atatürk'le ikili gö¬ rüşme yapmak istediğini tekrariadığı belirriliyordu. Hatta savcı. arnk "ele geçmiş" bir tutsaktı. daha sonra. olmayan Kürrierin. Ankara açısından "işlem acilleşiyor". Seid Rıza. havaya karışmış. Böylece. bir çocuğu kandırmaya çalı¬ şanların edasıyla söylediklerine. Seid Rıza'nın konuşmamakta direnerek. "Kürt yoktur" dedikten sonra. başlangıçta. "yakalandıktan" sonra sorguya çekildi. savcının. görüşeceksin" diyor ve onu bir hücreye kapatıyorlardı. mahkeme de "Inspektör"e bağlıydı. o zaman yargı yolu-yöntemi firlatılıp kenara atılıyor. Suçlama¬ da. Savcı. Seid Rıza ve arkadaşlarının. "tamam tamam. Verilen sözler uçmuş. yok olmuştu. Ama bilgi vermek bir yana. hakkında hazırladığı "suçlamada" da (iddianame) yer alıyordu. suçlamaya göre. Seid Rıza idam ediHyordu. nezarethanelerin bu¬ lunduğu alt kata götürülüyordu. Seid Rıza'nın konuşmamakta direndiği. 332 . bodruma. Seid Rıza. bağımsız Kürdistan'ı kurma hayaliyle isyan etrikleri belirtiliyor. Dersim'in aslında öz be öz Türk olduğunu söylüyor. "vali ile görüşmekten" söz ediyordu. Onu bodrum kattna götürenler. BlR GARİP YARGILAMA Seid Rıza. "kınlan testi. "usule-adaba uygun" iddianame bile hazıriıyor- du. Fakat. "Yüksek Mahkeme'ye" hitabıyla başlayan suçlamada. konuşmayı da reddetti. boş yere "Atatürk" diyor. ha¬ reket. Seid Rıza. dağ bayır ve aşiret adlarını söyledik¬ lerine kanıt yapıyordu. dökülen sudur" karşılığını yermekle yetiniyordu. O. daha sonra Dersim'de Kürt bulunmadığı öne sürülüyordu. Yasaya göre.makamının olduğu üst kata değil. Savcı Hatemi Şahamoğlu'nun imzasını taşıyordu. kesrirmeden gidilerek. Aldanlıp tuzağa düşürül¬ düğünü söyledi. iddianameye dönecek olursak. "Kürdistan'ı kurma isyanı" oluyordu. ısrarla yönelrilen "neden isyan ettin?" sorusuna da umursamaz bir tavıria. yargılanmak üzere mahkemeye de çı¬ karıldı.

fakat daha sonra "isyan"ın meydana gelmediğini doğrulayan. Asker 333 . yine Kutu deresine. Bunlara. son bir yılda tüm Dersim'de 1 8 cinayet iş¬ lenmiş ve faillerin tümü yakalanmıştı. Ali boğazına kaçarlardı. Tujik Baha'ya çıkılırdı. Şöyle deniliyordu: "Mart ayı içinde (1937) birtakım aşireder sükûn ve huzurdan sapmışlardır. isyan deniyor. Hükümetin işi gücü yoktu da peşlerine as¬ ker salacak değildi ya! Asker gelse de ne olabilirdi? Dersim son otuz senede 1 1 defa askerle karşılaşmıştı. 1937'deki askeri müdahale öncekilerden farkı anlatılırken şöyle deniliyordu: "Her zaman olduğu gibi. Ondan sonraki süreçten 1937'nin ük aylarına kadar ise hiçbir olay olmamışri Dersim'de. adeta mutluluktan sıkılarak olay çıkardığı izlenimi veriyordu. Kalan deresine. bu defa bütün aşiretlerini arkalarında sürükkyememişlerdir. ancak söylediklerini bir sonraki paragrafta yalanlayarak. Savcı devam ediyordu: "İlin nüfusu da 110 bini geçer. yer yer bazı aşiretlerin.Savcı. Daha olmazsa Bakır dağına (Bogır). " Suçlama. (Dersimliler) başarı sağlayacakların¬ dan şüpheleri yoktu. "Dersim baskınına". Dersim eşkıya yuvası olarak nitelendiriliyor. isyana kadlan aşireder ise şun¬ lardır: Mazgirt kazasında Demenanhlar ve kısmen Yusufan ve Nazimiye kazasında Hayderan ve Hozat kazasından da Abbasu- şağı aşiretieridir. "asayişin berkemal" olduğu beHrtiliyordu. Mazgirt'in Pah nahiyesinde ve Harçik çayı üstün¬ de yeni yapılan ufak Kahmut köprüsü yakılmış ve bazı karakol¬ larımıza silahla taarruz edilmiştir. Başları sıkışınca. Suçlama. Nitekim seid ve reisler. teyit eden ifadelere yer veriliyordu. daha sonra "Dersim olaylarına" geliyor." iddianamede. son iki yılda önemli bir olayın meydana gelmediği. Bahtiyar aşireti reisi Şahin (Sahan) ile Kureyşan aşiretinden Şeyhanlı kolu reisi Hüso Seydo (Hüseyin Cesur-Sey Üse) ve arkalarına takdkları 15'er 20'şer kişilik ça¬ pulcuları ilave etmek lazımdır. çürütmesiyle ilginçti. söyleneni bir cümle ya da bir paragraf sonrasında kendini yalanlaması. İddianameye göre.

askerler daha me¬ şe yaprakları dökülmeden çekilip giderdi. Gelip geçmenin serbest olduğunu öğre¬ niyor. DersimHIer. Fakat köprüye gelince jandarma nöbetçisi kendisini yakalı¬ yor. yanındaki dürbünün üzerinde yazılı isminden şüpheye düşen görev aşığı nöbetçi. Savcı okumaya devam ediyordu: "Seid Rıza. Seid Rıza. artık sorguya suale ne gerek görüldüğünü bir türlü anlayamıyor. Çok defa Viyalık'ta. baş tarafa Alişer'in adım geçir¬ mek lazımdır" deniliyordu. Yusufan aşireti reisi Kamer ile Şeyhanlı Hüsso (Hüseyin Cesur) ve Hayderan reisi Kamer de yukarıdaki 334 . Dersim'e ait işler Viyalık'ta görülür. Sesenkak'deki evinde oturur. isyan ederken bu kez yanılmışlardı. Son fişengini sarf ettikten ve yanındaki avanesi de kısmen imha ve kısmen dağıdlarak. bu kısma ait ifadesinde ifade ettiği son temen¬ niyi tekrar ediyorum: Jandarmanın süngü çektiğini. dökülen su imiş. sün¬ güsünü çekiyor. Dersim'in seidi ve Yukarı Abbasuşağı'nın reisidir. Kuş olsa Bakır dağına çıkamazdı. Bütün hesaplar yanlış çıksa dahi. Eşkıya yuvalan temizlenmek üzere hazırlıklar yapılmış ve önlem¬ ler alınmıştı. kişiliğinde topladığı seidlik ile reislik haleti ruhiyetini. kendisi Sarıoğlan'da tek başına bırakıl¬ dıktan sonra. Suçlulardan.kırklara kanşsa Kutu deresine inemezdi. İddianamede. Seid Rıza.. Suçlunun. Bir kere teslim olduktan sonra. rica ederim yazmayın. kendisini karakola davet ediyor." Savcıya göre. Alişer üzerinde özellikle duruluyor ve "isyanı hazırlayanlardan bahsederken. Hozat'ın Sin nahiyesine bağh Ağdat köyündendir. Otur kalk emri de Sesenkale'de verilir. sorgusunda verdiği ifadede de kolaylıkla okumak mümkün¬ dür. kendisine sorulan her soruya cevap yerine şu sözle¬ ri tekrarlıyor: Kırılan testi. Ken¬ disine zarar gelmesin. Seid Rıza'nın. Erzincan köprüsünden geçerken. Kimliğini özenle saklamasına rağmen. komşu vilayetlere kaçarken Erzincan köprüsünde yakalanmış ve yüksek mahkemeye mevcuden sevk edilmiştir. Seid Rıza.. Sürekli olarak Ankara'yı sayıklıyor. belge aranıp aranmayacağını inceliyor.

kadınlara tecavüz olacağım söy¬ lemişlerdi. halka baskı yapılacağını. Bahtiyar aşireti reisi Şahin de nihayet kendi yandaşlarının nef¬ ret ve kini arasında can vermiş. hükümet imar ve reform programını uygularken. 7 kişinin idam edildiğini yazıyordu. hâlâ "Dersim'in imar ve reform" programından söz ediliyordu. Cebrail ve ölü Alişer ile Şahin olmak üze¬ re suçlular da boş durmuyorlardı. Baş¬ langıçta. Dö¬ nemin Türk basını da bu rakamı doğruluyordu. Yine Dersimi'ye göre. halkın geleceğini iyileştirmeye çalışır¬ ken. Gazetelerin yazdıklanyla. tuzak ile bir araya getirilip asıldılar. 335 ." iddianamede. Seid Rıza'nın dostu Nuri Dersimi. İdam tarihi ise başka bir tartışma konusuydu. sistemin yasalarını da yadsıyan. isyanda Seid Rıza'dan aşağı kalmayan bir rol oynamış ve şahsen ve fiilen asileri sevk ve idare etmiştir. Aceleye geldiği için mi bilinmez.zihniyeti anlattığımız tiplerdendir. İlk isyan hareketi Yusufan ve Demenan aşiretieri içinde başlamıştır. birtakım benzerleri gibi hesap gününe yetişememiştir. Ama "imar ve reform düşmanları" boş durmamış¬ lardı. resmi söylem ve idam edilmişlerin yakınları tara¬ fından söylenen tarih uyuşmuyor. aniden pişman olunu¬ yor ve acele tarafından "idam töreni" düzenleniyordu. birbirini tutmuyordu. a- Seid Rıza ve birlikte asılanların tümü entrika. astıkları insanların adları bi¬ le tutanaklara yanlış geçiriliyordu. Seid Rıza dahil. Türk basınının yazdıkları ise bu tarihle çelişiyordu. idamların 18 Kasım 1937 ta¬ rihinde gerçekleştirildiğini yazıyordu. başta Seid Rıza. köprülerin askeri amaçh olduğunu yaymış. yasalara göre bir yol izlenirken. "Boş durmayanlar". Demenan aşireti reisi Cebrail. Ankara tarafindan "infazları" yapmakla görevlendirilen Çağ¬ layangil. kenara atan bir "garipHk"ti. isyanın meydana gelişine gelince. Seid Rıza'yla birlikte 10 kişi daha asıldı. Mahkeme ise evrensel "hukuk" bir yana.

Gazetenin haber başlığı şöyleydi: "Seid Rıza ve arkadaşları asddı. hem de Kurum gazetesiyle çelişiyordu. 32 suçlu da muhtelif ceza¬ lara çarptınldı. Şey¬ hanlı aşiret reisi Haso. Parti ve hükümet yayın organı Ulus gazetesi. Hemen altında ise "Makinede" başhğı ile "Seid Rıza. 17 Kasım 1937 tarihli Kurum gazetesi. Yusufan aşireri reisi Kamer. Kureşanlı Hasan." Haber dördüncü sayfada devam ediyor ve şöyle denUiyordu: "7 idam mahkûmu şunlardır: Seid Rıza ve oğlu Hüseyin. tarih ve gün bakı¬ mından Cumhuriyeti doğruluyordu. Gazete. "son dakika" haberi veriliyordu. Kureşanlı Seid Hüseyin. Kurum gazetesinin idam haberini yayınladığı sayısında man¬ şet Atatürk'ün seyahatine aynlmıştt. Yusufan aşireri reisi Kamer oğlu Fındık.Dönemin yarı resmi Cumhuriyet gazetesi. oğlu Reşik Hüseyin. Demenanlı aşiret reisi Cebrail oğlu Hasan. Kanşıkhk. Diğer idam mahkûmlarından 4'ünün cezası 30 sene hapse çevrildi. oğlu ve beş avanesi idam edil¬ di" diye." Hemen altındaki alt başlıklar haberi özeriiyordu: "İdam edilenler 7 kişidir. Atatürk'ün Malat¬ ya'da olduğunu da manşetten bildiriyordu. 16 Kasım 1937 ta¬ rihinde. hem Cumhuriyet. Resmi tarih ve resmi söylem idam tarihini karmaşıklaştınyor- du. idamlann "ta- rih"i konusunda. Hayderan aşireti reisi Kamer ve Demenan aşireti reisi Cebrail. basına verilmiş olmasından da kaynaklanıyor 336 . Haberin ayrıntıları ise Kurum'da yayınlananların aynısıydı. birinci sayfasında "Seid Rıza ve 6 avanesi dün idam edil¬ diler" başlıkh bir haber yayınlıyordu. Kamerin oğlu Fındık." Oysa idam edilenler ve adları şöyleydi: Seid Rıza. Mirza Ali'dk. Seid Rıza'nın idam ha¬ berini üç sütunluk başlıkla veriyordu. Ankara'da alman idam karan tarihinin "infaz" gü¬ nü olarak anlaşılıp. Rejimin resmi organı "Kurum" gazetesi. 15 Kasım 1937 tarihli sayısının manşeri "Atatürk Malatya'da tetkikler yaptı" biçimindeydi.

Onca kırım ve kan sesine rağmen. Seid Rıza'ya bağlılığıyla bilindiği halde. ama iyileşir iyileşmez hapishaneye ka¬ patılıyor. Seid Rıza'nın küçük oğlu Reşik Hüseyin. İstihbarat subayı sözünde duruyordu. olayı öğreniyor ve anneyle dostane ilişki kuruyor. sonra da babasıyla birlikte asılıyordu. Bağışın amacı. Seid Hüseyin hâlâ yol yapımıyla meşguldü. oğlunu saklamış ve yara¬ larını sarıp kendi olanaklarıyla tedaviye çalışmışri. çocukluğundan beri. 17 yaşını bile birirmemişti. hâlâ "devletin en güvenilir adamlarından" biriydi. babasının yanında. asıldığında bıyıkları yeni terlemeye başlamıştı. doğru dürüst Türkçe bilmeyen haliyle. Onu.olamaz mı? Bilinmez ama. Reşik Hüseyin gerçek¬ ten hastaneye yatırılıyor. Dersim'de "İstihbaratçı Şevket" adıyla tanınan Albay Şevket. Seid Rıza'nın evi bombalandığı sıralar ve daha sonra. Elâzığ'da mahkeme düzme. uçakların taarruzunda yaralanmıştı. neden zahmete katlanıp. ama Dersim'de insan kırımı sürerken. başında bulunduğu yol inşa- 337 . Annesi Elif. Atatürk'ün Elazığ'a varışından bir gün önce idam edilmeleri dikkate alındığında. Ona yol ve köprü inşaatları veriliyordu. düzenleme gereği duyulduğu da bir başka bilinmeyen ya. Yetim Hüseyin. Kureyşanlı Seid (Yetim) Hüseyin. Sosın yaylasındaki çatışmada. * Gencecik delikanlıyı da astıran "entrika adaleti" ötekiler için farklı mı işliyordu? Bilinmez. sağ salim geri getirmek üzere Reşik Hüse¬ yin'i almayı başarıyordu. oğlunun hasta¬ nede tedavi görmemesi halinde yarasının kangren olacağını ve ölebileceğini söylüyor. Seid ve 6 arkadaşının 18 Kasım 1937 tarihinde ipe çekildikleri gerçeği çıkıyor ortaya... "Dersim'in iman" programının müteahhiderinden biriydi. onu Seid Rıza'dan koparmak mıydı? Bu da bir bilinmez.

Kamer ve Cebrail ağalar da. tıpkı Seid Hüseyin gibi hâlâ "dosttan çağrı" aldıklarına inanıyorlardı. duruşma. uykulu uykulu "gece yansı mahkemesinin huzuruna" çıkarılıyordu. "ben bir şey yapmadım" rahadığıyla entrikaya kanmış. 5 Ekim 1937 günü mahkemede okudu. bundan sonra. 338 . Seid Rıza'nın sorgu¬ su. kendi ayağıyla tuzağa gitmişti. Onlar albayların. Gariptir. diktatörlüğün emrindeydi. Resmi kayıtlar. davanın görülmesine bile zaman aynlamıyor. Inspektör Abdullah Alp¬ doğan Paşa tarafindan onaylanıyor. bu kez yol ve köprü hallerini konuşmaya çağrıl¬ madığını. 23 Eylül 1937 günü tamamlandı. Akındaki aria menzili aşıp kaçma olana¬ ğı olduğu halde. daha sonra sanıklar yaka pa¬ ça cezaevinden alınıp.atından "komutan seni isriyor" diyerek götürmüşkrdi. kadınlar kalabalığı tarafindan seyredilmişri. Savcı Hatemi Şahamoğlu. infaz görevlisi Çağlayangil'in açıkladığı¬ na göre. tıpkı Seid Hüseyin gibi entrika kurbanlanydı. Hukuk. Götürü¬ lürken. Seid Hü¬ seyin. Çünkü. daha sonra iddianamesini yazıp. valilerin sofra arkadaşlarıydı. tedirgin edecek bir halleri olmamış. idamın o kadar acelesi var ki. götürmeye gelenlerin tavrından sezinlemişri. Cumhuriyet gazetesinin yazdığına göre. idam formalitesinin tamamlan¬ dığı gece yarısı mahkemesi hariç. devleti rahatsız. Bazıları Türkçe de bilmeyen sanıkların avukatı yoktu. idam karan önceden yazılıyor. akıllarından da geçmemişti. "Atatürk de Alevi" denildiğinde en başta "şah" diyenlerdendi. giderken. Tutuklamaya geldiklerinde. hele hele savcının suçlamasından sonra savunmalarına da yer verilmedi. İlk sor¬ guda söylediklerinin dışında. yargılama olduğunu kaydetmiyor. Onların uyarısına kaçmamışri.

her zamanki gibi güleç bakıyordu. Resmi propagan¬ danın etkisiyle Dersim canavar yatağı. "Ben Dersimliyim" demek de suçtu. Dersim'e en yakın şehir Elazığ merkezi ise. Ölüm baskınına uğradık" cevabını veriyordu. Mahkeme başkanının. 65 yaşını aşanlar idam edilemiyordu. Mavi gözleri gamlı değil. Fakat TC yasalanna göre. Seid Rıza öldürüldüğünde 75 yaşındaydı. hangi sikhla isyan edebilirdik? Biz Halbori'de. Umursamazlık içindeydi. "aleni" olan mahkemenin "sorgu" bölümü¬ nü izleyen meraklılar arasındaydı. Ama. kendi kimliklerinin kaçağıydı.* * Korkunun kol gezip. Dersimliler şehirde. Kendisine soru soran mahkeme başka¬ nına. bazı Dersimlilerin gözü ve kulağı Seid Rıza davasmdaydı. Formalite için neden yoruluyorsunuz?" diyordu. orada is¬ yan karan alınmadı. Halborili Hasan. belgelerde 58 yaşında gösterilerek idam edile¬ bilir hale geririliyordu. iddianamede Seid ve arkadaşlarının idamını istiyordu. Hangi güçk. Siz de biliyorsunuz ki. "bizi asacaksınız. burada "lanetli"ydi. iktidar sürdüğü günlerdi. Onun daha sonra anlattığına göre. "durup dururken neden isyan edip hu¬ zuru bozdun" sorusuna gülüyor. Nuri Dersimi'nin yazdığına göre. Bu belli. Halborili Hasan bunlardan biriydi. Buna rağmen neden isyandan bahsediyorsu¬ nuz? İsyan etmedik. İsyan etmek güç ister. bk şeref ve namus meselemiz için toplandık. Horlanıp aşağılanıyor. "Ama Halbori'de isyan yemini ettiniz" suçlamasını sinirli bir dille yanıtlıyordu: "Halbori'de isyan yemini ettiğimiz doğru değildir. 339 . "Dersim'de nekr olduğunu he¬ piniz biliyorsunuz. Dersimliler. Emir yukardan geldi. her Dersimli birer canavardı. Kuşarilmışlıklanna rağmen. eski çağların hüküm¬ darlarının yetkileriyle takviyeli General Vali'nin karargâhı sayesin¬ de şovenleştirilmiş bir şehirdi." Savcı. Oysa bizler ekmek peşinde koşan yoksullarız. duruşmaya geririlen Seid Rıza rahat ve huzurlu görünüyor¬ du. hakaret görüyorlardı.

Bayar. 1965'te de önce çalışma bakam. DP'nin yerine kurulan Adalet Parrisi'ne (AP) kanlmış. seçim bölgesi Bursa'nın diriik. Bu darbede tutuklan¬ madı. makamından indirildi. saf değişrirmiş. Boş bulunan Cumhurbaşkanlığına da vekalet ediyordu. kişinin idam edilmesi için 18 yaşını aşması gereki¬ yordu. daha sonra Süleyman Demirel'in yıllar boyu değişmeyen Dışişleri Baka¬ nı olmuştu. Çağlayangil. Sonra evine döndü. düzenlik ile kendisine oy getirecek hizmederin yürütülmesini ona teslim et¬ miş. generallere rağmen si¬ yaset konuştuğu gerekçesiyle bir süre gözakmda tutuldu. yıllar boyu valilik yapnğı Bursa'dan senatör seçilmiş. orada vali tutmuştu. İNFAZ GÖREVLİSİ ÇAĞLAYANGİL ANLATİYOR İhsan Sabri Çağlayangil. Kaflcas göçmeni Çerkez bir ailenin oğluydu. askeri darbeyle devrilene kadar. Yeni ikridann Cumhurbaşkam Celal Bayar'm en güveni¬ lir adamıydı. emniyet müdürü olmuştu Demokrat Parri (DP) 1950'de ikridar olunca. Hem zeki. sokulan ve komünisderi "birinci derecede tehlikeli düşman" saydığı devirdi. Tu¬ tanaklara yaşı 21 diye geçirilerek idam engeli kaldınlıyordu. hem de kurnazdı. yatağında "hu¬ zur içinde" öldü. Çağlayangil'in "hayatı. Akrif polirikadan çekilip. TC yasalanna göre. genç bir 340 . cezaevinden çıktıktan sonra. genç yaşta. 12 Eylül 1980 darbesinde Senato Başkanıydı. Üniversite mezunlannm "yok" denilecek sayıda olduğu bir dönemde Hukuk Fakültesi'ni biririp İçişleri Bakanlığı'na bağ¬ lı polis teşkilatında çalışmaya başlamıştı. sanatı ve eserieri" arasında. 27 Mayıs 1960 askeri darbesinde DP kadrolanyla birlikte tutuklanmış. Sistemin. Bu iki yeteneğiyle. "diktatöriüğün gözde polisi". gü¬ cün gözdelerinden biri haline gelmiş. Çağlayangil. "komünisderi takiple gö¬ revli" birimin şefiydi. bu kez yeni gelenlerin adamı ol¬ muştu. Daha sonra.Seid Rıza'nın Oğlu Reşik Hüseyin 17 yaşında bile değildi.

Şeytan köprüsü denen mevkide dört metreye kadar da¬ ralır. bu olayı. Seid Rıza'nın bir de dini vasfi var. Asılsın Seid Rıza. Ta ki. Fırat. Atatürk döneminin ünlü Emniyet Genel Müdürlerinden. Bu üç ayrı anlatımının harmanlanmış halini sunuyorum: "Şükrü Sökmensüer. 1986 yılında. Elazığ'da bir topland olmuş. Çünkü. Ama yaptığından pişman ve rahatsız görünüyordu. Burada bir köprü yapmışlar. Aşiret reisleri Seid Rıza'nın affi için Atatürk'e tavassutta bulunacakmış. Atatürk böyle bir sahne istemiyor. Çağlayangil. bu işi halletmeni istiyoruz. Çağlayangil. Seid Rıza'yı astırmak gibi özel bir görev yürütme de vardı. daha derli toplu halde Güneş gazetesinde tefrika olacaktı. yaptığı bu iş ve yürüttüğü görevden gurur duymamış olacak ki. Fakat. Onunla. Ondan önce gidip. Geçmişini ve yapriklarım konuşurken. çalışnğım yayın grubunun bir dergisi için röportaj yapmak üzere buluştum. Duy¬ duk ki. Bir gün beni çağırdı. yıllar yılı yakın çevresi hariç pek kimseye aç¬ mamıştı. Elazığ'a Singeç köprüsünü açmaya gidecek. Dersim'in lideri. dedi. gazetede tefrika edilen daha sonra kitap haline gelen anılarında gün ışığına çıkardı.. Seid Rıza'yı astırma olayını da sormuştum.. Karakolda da 33 as- 341 . Daha sonra. Aynı zamanda peygamber sülalesinden geliyor kendisi. kendini emekliye ayırana kadar. Git ve bu işi bitir.polis şefiyken. gazeteci Mehmet Ali Birand'ın 1992 ydında ya¬ yınlanan İşte Apo ve PKK adındaki kitabında. Ona verdiğim sözde durdum ve anlattıklarını yazmadım. Köprünün başında bir karakol. Derinliği de deniz gibi 17 metre olur. rahat¬ sız etmesinler. O tarihte Seid Rıza. Atatürk. olayı ilk kez.. Atatürk gitmeden önce bu dava bitsin ki. üstlendiği görevi nasıl yerine gerirdiğini uzun uzun anlatri. başka bir anlatım biçimi olarak yer aldı.. Hayatının bu bölümünün yayınlanmamasını istedi.

Fakat bölgeden aynlmadan önce Dersim'i görmek isti¬ yordum. Ama yine de ister¬ seniz sizi de alabilirim' dedi. Zeytinyağlı sıcak bir yemek. Köprüye Dersimliler bir baskın düzenliyoriar. Gideceğimiz mevki biraz tehlikeli. Ama olayı da kaçırmak is¬ temiyorum. Devriyeler mevzilenmiş. Vali ibrahim Etem Akıncı. Biz ortadayız. Müfettişi Umum-i Abdul¬ lah Paşa'nm misafiri oluyoruz. işte bu olay. Elazığ'da. Askerierin başında İsmail Hakkı adında bk yedek teğmen. 342 . 'Emniyet Müdürüm Ankara'ya tayin edildi. Ben alışkın deği¬ lim. On beş gün önce tercüman aracılığı ile asilerle konuştum. Dersim meselesini kökünden halletmek üzere. Önümüzde ve arkamızda birer kamyon. biz. dedim. Atatürk olayla ilgileniyor ve ilgililere kesin talimat veriyor: Bu meseleyi kökünden hallediniz. vekalete şifre çekmiş. Önlendi. hastalandım. o ta¬ rihte Dördüncü Müfettişi Umum-i Abdullah Paşa var. Dersim isyanının başlamasıdır. Kam¬ yonun birinde askerier var. Kendilerine aşiretierinin başı olan kişileri teslim ederseniz harekâd durdura¬ cağız. 'Ben de yann orada bir mevkiye gideceğim. Uzatmayalım. Ateşim otuz sekiz. 'Dersim Harekâd'nı incelemek istiyoruz. Vali. Bu ara¬ da devriyeler bize yanlışlıkla ateş de açtılar. banş yapacağız. Yarın da son gün. Demirci Efe ile birlikte Kurtuluş Savaşı'nda çete kurmuş. Arzumu vali beye ilettim. Yollar devriye dolu. Olaylan ya¬ kından takip ediyordum. O zaman bu isyan olayı ile ilgili türiü rivayetier var. Ankara'dan müsaade istihsal edilerek Vali Akıncı ile biriikte Elazığ'a varıyoruz. çeteci bir adam. Şövalye. Sonra Malatya Emniyet Müdürlüğü'nden Ankara'ya tayin edildim. biz Elazığ'a gidip Dersim Harekâd'nı biriikte görmek istiyoruz' di¬ ye. Ben o sırada Malatya'da Emniyet Müdürüydüm. istediğimizi anladyoruz kendisi¬ ne. Hasta hasta önceden belirlenen harekât sahasına varmak için yola çıktık. Ne olacağı belli olmaz. Yemek yedik. Baskında kara¬ kol yakılıyor ve otuz üç askerimiz de şehit ediliyor. Diğerinde finndan yeni çıkmış sıcak ekmekler.kerimiz var.' Paşa bize 'iyi ki gel¬ diniz' diyor.

dediler. Açdlar. sonra tercümana şunlan söy¬ ledi: Ben Kastamonuluyum. Hemen ekmekleri kırıp yemeye başladılar. Biz yann yine onlann elinde kalırız. Askeri¬ niz var. dedi. Kastamonu'nun tarihini bilir misi¬ niz? Şehrin ortasından bir dere akar. düşündü. Ettaf birdenbire dağ gibi meyillenir. Abdullah Paşa muhtemel bir pusuya karşı önlemler aldırmıştı. dedi Abdullah Paşa.Geleceğimiz yere geldik. Asiler dağlara sığınmışlar. Bunları size veririz. kelime zamanla 'Kastamonu' olmuş. Benim yanımda fotoğraf maki¬ nesi var. Jandarmanızı so¬ kamıyorsunuz. Bunlar. bir tercüman çıkd ortaya. on iki kişiyi getireceğiz. İn¬ diğimiz yere silahlı askerier dizildi. öte tarafinda Tuman¬ lar varmış. olmazsa olmaz. dediler. Abdullah Paşa gelenlere çuvallarla ekmeği dağıttı. Bağırdık. Bunun için 'Kastuman' demiş¬ ler. dedi ve ekledi: Niçin teslim etmiyorsunuz? içlerinden en uzun boylu olanı öne çıktı: Bir kadının tek kocası olur. bir alayı durdurur. Onlar da son derece kararlı bir biçimde: Paşam nidek. Olmaz. dediler. bu ağalar bizim kü¬ lümüzü attınriar. Bir süre bekledik. Bugün buradasınız. Ben Tuman tarafindanım. uzun boylu levent adamlar çıkd. Kenti bunlar kurmuş. alır gidersiniz. Şimdi siz hükümetsiniz. Kalanları da koyun¬ larına soktular. Paşa onlara sordu: Listede yazılı olanlan getirecek misiniz? Üç kişi hariç. Vaktiyle bir tarafinda Kastlar. Siz Dersim'e giremiyorsunuz. Abdullah Paşa durdu. Abdullah Paşa: Geldiniz mi. çağırdık. Sizin aşiretiniz de bu- 343 . Paşa onlara biraz sert: Devletle başedemezsiniz. Ortalarda kimseler yok. Yüksek bir yerden aşağıya indik. Bir mavzerli. Geldik. Ortaya göğsü bağn açık. Tuman da zamanla Demenan olmuş.

Sonra Malatya'ya. Şükrü Sökmensüer: Sivillerden. Atalanmız bir yerde buluşurlar. İşte bu sırada Atatürk. Emniyet Müdürü Serezli ibrahim Bey. Ben bu sırada adamların resimlerini çektim.günkü Demenan. 344 . Ata¬ türk pazartesi günü Elazığ'a gelecek. Zaman dar. Ve teslim etmeyecekleri üç kişiden birisi de Seid Rıza. Siz benim akrabamsmız. Başta Macar Mustafa olmak üzere. Emniyet Genel Müdürlüğü'nün siyasi şubesin¬ den istediklerini al. Beyaz donlu akı bin Doğulu Elazığ'a dolmuş. Cumartesi günü Ela¬ zığ'a yetiştim. resmi tatil günü cumartesi öğlenden sonra. O listede Seid Rıza da var. Emniyet Müdürü ibrahim Bey'e gittim. Singeç köprüsünü açmaya gidecek. Emniyet Genel Müdürü Şükrü Sökmensüer Bey bana diyor ki: Atatürk. Dersim hare¬ kâd bitti. Savcı için 'kural dışı bir şey yapmaz. Savcı Hatemi Senihi Bey. O dönemde Elazığ Valisi Şefik Bey. dedi. Ata¬ türk'ten Seid Rıza'nın hayatını bağışlamasını isteyecekler. Karayoluy¬ la Singeç köprüsüne geçecek. 1937 yılında. siya¬ si polisten akı kişi alıp trenle yola çıkdm. Atatürk'ün istasyondan halkevine kadar ko¬ ruması da size aittir. Yapmayın. Resmi tatil günü de yargılama yapıp adamı aşamayız ki. Sökmensüer'in yanından ayrılır ayrılmaz. Gi¬ din ve on beş gün sonra bu listedekikri getirin. Beyaz donlulann Atatürk'ün karşısına çıkmalarına meydan vermeye¬ lim. oradan da yeni görevime başlamak üzere Ankara'ya döndüm. savcı yardımcısı arkadaşım. mümkün değil' dedi. beyaz donlular çıktığı za¬ man iş işten geçmiş olsun. hemen hazıriıklanmı yapdm. Neyle gideyim? Resmi tatil gününde Elazığ'da olacağım. Aradan aylar geçti. Fakat zaman çok dar. Dersim'den ayrıldık.. Size on beş gün daha izin vereyim. Murat suyu üzerinde yeni yapılan Singeç köprüsünü açmaya Elazığ'a gidecek. Bizden istenenler 'asılacak¬ lar asılsın' ve Atatürk'ün karşısına. Mahkeme¬ leri sürüyor.. Seid Rıza ve çevresi yakalandı.

Devir CHP dev¬ ri. dedi. 345 . çok oluyor. Halbuki biz. Paşa bu¬ nun da hazıriığını yapmış. 'Yukarı¬ daki karar tastik olunur' diye yazıp imzalayarak boş kağıdı mah¬ kemeye vermiş. Biz mahkemenin tatil günü işlemesini ve alınacak sonucun in¬ fazını istiyorduk. Bu konuda Ada¬ let Bakanlığı'ndan da şifre aldığını. Bana: Sen valiye söyle. Ben de kendilerine sordum: Sizin saat 17:00'dan sonra davaya devam ettiğiniz olmuyor mu? Ooo. Gittiğim¬ de mahkemenin aldığı kararı yazdırıyordu. Gün oluyor. bu savcı rapor alsın gitsin. cevabını verdi. diyerek kestirdi attı hakim. Hakim bana: Cumartesi mahkeme toplanmaz. ben senin iste¬ diğini yaparım. Salı günü de idam hükümlerini yeri¬ ne getiririz. dokuzlara.Savcıya gittim. Ben bunu halletmek için hükümet tarafindan bu¬ raya gönderilmiştim. Arkadaşım vekil olarak sav¬ cının yerine geçti. mahkemenin kararını Atatürk gelmeden evvel vermesini ve geldiğinde Seid Rıza meselesinin kapanmış olması¬ nı istiyorduk. O zamanlar dördüncü bölgede temyiz hakkı yok. ama mahkemelerin cumar¬ tesi tatil olduğunu. dedi. Durumu kendisine anlattım. ancak pazartesi günü mah¬ kemeyi toplar. Savcı yardımcısı hukuktan sınıf arkadaşım. Üstüne 'Abdullah Paşa'nm idamı' diye yazsanız kendisi asılacak. kararı veririz. Her şey hızla yürüsün diye. Abdullah Pa¬ şa. Maksat hasıl olmuyor ki! Başkaca bir şey yapılamaz. Hakimle konuştuk. sıkıyönetim kumandanı olarak kararı tasdik edecek. Kendisi kararı daktiloya çektirmekle meşguldü. Ve ekledi: Ben de mahkemeleri etkileyemem. Herkes çekiniyor. Savcı rapor aldı. Hakime dedim ki: Bu dediğiniz gün Atatürk geliyor. tatilde ise çalışıp karar almanın mümkün ol¬ madığını bana bildirdi. Mahkeme hakimini evinde buldum. onlara kadar ça¬ lışıyoruz.

Hakim bu defa: Samiin (dinleyici) yok. olmuyor mu? Yani pazar akşamı sahurdan sonra mahkemeyi açarız. Kaç kişi asılacak? Onu karardan önce söyleyemem. Hiç unutmam. dedim. Mahkemeye götürdük. mahkûmların ayrı bir yerde asılmasını. 7 kişi ölüm cezasına çarptırılmış. sanıklardan bazıları beraat etmiş. Ceza infaz Kanunu. Sanıkları aldık. asılanların birbirini görmemesini emrediyordu. Pazartesi günü 24:00'dan başlıyor. Ona da çare bulduk.Eee. Asacağı adam başına 10 lira istiyor. Edam tine (idam yok). dedi. Meydanda birbirinden uzak dört sehpa kurduk. hakim ilamda idam lafını kullanmadığı ve ölüm cezasına çarpnrılmaktan bahsetmediği için verilen hükmü iyi anlamadılar. dedi. de¬ dim ben de. Vali bir de çingene cellat buldu. Bu işi bir an evvel hal¬ letmek lazımdı. bazıları da çeşitli hapis cezaları almıştı. Asacaklar bizi. Mahkemenin yapılacağı halkevine lüksler koyarız. Ramazan ayı idi. Ona da çare bulduk. Kabul ettik. Otomobil farları ile idamın yapılacağı hapishaneyi aydın- ladrız. Gece saat 02:30'da mahke¬ me başlarsa. diye bir vaveyle koptu. Gece 12:00'da hapis¬ haneye gittik. Biz ona göre mi hazırlığımızı yapalım? Bilemem. Samiin de getiririz. sabah erkenden asılacaklar. Mahkeme kararı açıklandı. Seid Rıza sehpaları görünce durumu anladı. Çingene de geldi. Kararları okununca. Farlarla çevreyi aydınlattık. Mahkemenin 72 sanığı var. baştan beş saat ihlal etseniz. Hakim: Elektrikler kesiliyor. Ama ekledim: Savcı 27 kişinin idamını istedi. Emir böyleydi. Bu şartı da yeri¬ ne getirmeye çalışnk. dedi ve bana döndü: Sen Ankara'dan beni asmak için mi geldin? 346 . sonradan beş saat ihlal ediyorsunuz oluyor da.

dedim. Sen ver. basılıp basılmayacağım ben bilirim. Zulümdür. Son sözünü sorduk. Hiç unutamıyorum. demiş. Savcı namaz kılıp kılmayacağını sordu. İpi boynuna geçirdi. Böyle bir yazı yayınlanmaz. Verdim yazıyı. dedi. dedim. Hava soğuktu ve etrafta kimse¬ ler yoktu. Sonradan. Atatürk bir gün sonra Elazığ'a geldi. O gece hafizama nakşolmuş bir gecedir. Evladı kerbelayıh. dediler. meydan insan doluymuş gibi sessizli¬ ğe ve boşluğa hitap etti: Evladı Kerbelayıh. Ayıpdr. Bu yaşlı adam rap rap yürüdü. istemedi. otele gidiyorum. Atatürk seni çağırıyor. Çok kötü olmuştum. Çok etkiliydi. Biz bu işleri belki zamanında halledemeyeceğiz (idam gecikebi¬ lir ihtimaline karşı) diye. Cinayettir' yazdım. 'Bi hatayıh. içişleri Bakanı Şükrü Kaya'ya okut¬ muşlar. Yazı yayınlanmadı. Treni gece kör makasa çekmişler. ayıptır. dedi. Sandalyeye ayağı ile tekme vurdu. Ama ihtiyann bu cesaretini takdir etmekten kendimi alamadım. infazını gerçekleştirdi. yazdığım yazıyı okudum. Hitabet tarzı karşısında benim tüylerim diken diken oldu. cinayet¬ tir. Oğlu yaşında bir subayı öldürecek kadar kad yürekH olan bir insanın bu mukadder akıbetine acımak zor. kendisini uyandırmamışlar. Otek döndüm. Bana güldü. zulümdür. Ben sabahleyin Atatürk'ün treninden çıkan Ulus muhabirine.Bakıştık. iki daktilo sayfası yazı yazdım. Olmaz. 40 liram ve saatim var. Yazının başına da. İlk kez idam edilecek bir insanla yüz yüze geliyorum. Çingeneyi itti. dedi. 347 . Ama Seid Rıza. Asabım çok bozuldu. Basamazlar. Söyleyiş tarzı çok enteresandı. bi hatayıh. Gazetede yayınlan¬ mak üzere benden istedi. Emniyet Müdürü'ne: Ben üşüdüm. Hafizalarımızdan çıkmaz. Atatürk uyuyormuş. Seid Rıza'yı meydana çıkardık. oğluma verirsiniz.

Biri adım atsa. Yalnız iki tanesini sakladım. Benim ellerim cebimde ve iki elimde de tabanca yü¬ rüyorum. Neyse. Resimlerden ikisini sakladım. Ben tam gitmeye 348 . Bana bir resim gösterdi. Beyaz donlulann arasından yürü¬ yerek geçti. basılanları imha ettim. kahvaltı ediyorlardı. Ben o sırada Şükrü Sökmensüer'e yolcu tre¬ ni ile dönmek istediğimi söyledim. Ne olacak onlar? Müsaade ederseniz birini zat-ı devletlerine vereceğim. Koltuk arkalarındaki boşlu¬ ğa masalar kurulmuş. Şükrü Kaya da Atatürk'e ilet¬ miş. yenilip içiliyor. Hepsi imha edildi mi? Edildi efendim. Haberim yok. Singeç köprüsünün açılışından akşamüstü dönen Atatürk'ü. Verdim. basılanlan imha et. Çok iyi tertibat almıştık. dedi ve ekledi. İsmail Müştak Bey de sahneye çıkmış. Resimlerden birini kendisine uzattım. Cadde boyun¬ ca yürüdü. Güneş Dil Teorisi'ne ait konuşmalar yapıyor. Bu resim ne Emniyet Müdürü. Gittim. Atatürk'e gittim. hemen önleyeceğiz. Pek çok beyaz donlu (Kürt) vardı cadde kenarların¬ da. Bir yerlerde basdrmış ve Şükrü Kaya'nın yaverine vermiş. Beyaz donlular hiçbir şey söylemeden bakıyoriar. biri¬ ni de kendime alıkoyacağım. araşdrdım. Bizim sivil polisimiz Macar Mustafa. bu resmin negatifini bul. Arabasına da binmedi. Ben hemen negatifleri. Sen bu resimleri ne yapacaksın ki? Müsaade ederseniz ilerde anılarımı yazacağım. Ben de kafiledeyim. Öyleyse maiyetine hakim değilsin. dedim. Emriniz yerine getirildi. dedi Atatürk. dedi. ben idam yerinden aynlırken resim çekmiş. Ve Atatürk trenden halkevine hareket etti. Atatürk sağ salim halkevine geldi ve buradan Singeç köprüsüne hareket etti. Çabuk git. Seid Rı¬ za'nın sehpada sallanırken çekilmiş resmi.Gittim. dedim. Halkevi istasyondan bir hayli uzakd. İkisini de bana ver. 'Olur' dedi. halkevi müsamere salonuna aldılar.

onu. şehrin merkezinde. Yusufan aşiretinin reisi Kamer de oğlu Fındık ile.. şehir zifiri karanlıktı. oğullarını darağacında görmek istemiyorlardı. Yollara bomba konursa diye baştan bir pilot tren gidiyor. Beni oğlumdan önce asın. "beni oğlumdan önce asın" diyordu.hazırlanırken. henüz 17 yaşını bitirmemiş Reşik Hüseyin'e ayrıca düşkündü. Saat on oldu. Atatürk durumu izlemiş ya da öğrenmiş.. arka so¬ kakları sarmış. Hepsini birbirine bağlayıp asmaya götürdüler. Oğlu derin uykudaydı. Seid Rıza. Cezaevi ve idam alanı yasak bölgeydi. Asılmak üzere idam alanına getirilen kafilede babalar ve oğul¬ lar birbirine zincirlenmişlerdi. Cellat işini görsün diye darağaçlan. Sarsıp uyandırdılar. Seid Rıza'yı yatağından kaldır¬ dılar. Bomba konmuşsa pilot tren havaya uçacak.. Gözlerini açıp da kalabalığı görünce ürktü. herkese son istekleri soruluyordu." SEHPADAKİ BABALARLA OĞULLAR idam gecesinin cezaevi sahnesinin tanıklarından Mehmet Ala¬ dağ anlatıyor: "Gece yarısı cezaevini basdlar. Askerler. Asanlar. Kurbanlar asılmadan önce. demiş.. Elektrik verilemediği için. askerler şehri içerden kuşatma akına almıştı. mahkemeye gidiyoruz' diye yatışdrdı. dedi. Seid Rıza ile oğlu Reşik Hüseyin'in kollan birbirine kelepçe- lenmişti. Ankara'ya dönüyoruz. 349 . izin vermemiş. babası 'telaşlanacak bir şey yok. Belki de benim gönlümü alacak: Hayır. Onu darağacında asılı görmek istemiyordu. Trene bindik. bizim için gelen bizimle gider.. sonraları "bit pazarı" ola¬ rak anılmaya başlayan Buğday meydanındaydı. Atatürk sofrada ve yolda.. Sofrada Sabiha Gökçen de bulunuyor. Onların asılacağı gece. Yusufanlı Kamer de. meydanda yan yana dizilmişlerdi. yasa ve hukuk gereklerine bağlı görünüyorlardı. otomobil farlarıyla aydınlatılmıştı." Elazığ Cezaevi. Gencecikti. Babalar.

tanıklık ettiği sahneye şaşarak baktığını söylüyordu. gencecik be¬ deninin boşlukta sallanışını. Kürt ulusu sağ olsun!" Yusufan aşireti reisinin oğlu Fındık. Onu asmak üzere Ankara'dan gönderilmiş Çağlayangil bile. Reşik Hüseyin'den bir¬ kaç yaş büyüktü. Köprü başında yolunu kesip hakaret eden teğ¬ meni vurmuştu. son düello çırpınışı karşısında donup kaldığı¬ nı. Seid Rıza'nın ölüme gidişini Çağlayangil. Reşik Hüseyin darağacında babasına son kez seslendi: "Baba. Babalara. "rap. Fındık iri yapılıydı. idam edilmeden önce. bir kez de evlat acısıyla öldü¬ ler.Fakat tersini yaptılar. ayak bilekleri prangalı halde. son anlarında evlat acısı ya¬ şattılar.. Celladın boynuna ilmiği geçirme¬ sini gördü. Nuri Dersimi'nin yazdığına göre. onu asarak öldürmek için uğraşmak zorunda kaldılar. Asılırken. 350 . Ayağının altındaki tabure çekilmeden önceki son haykırışını da. Celladı yana iterek sehpaya çıkışı ve ipi kendi başına boynu¬ na geçirmeye çabalaması ayrıca etkileyiciydi. s* * Reşik Hüseyin'i. onun ölümle dansı. gözyaşlarıyla dolup buğulanan gözler¬ le seyretti. Fındık. Aynı kaderi Yusufanlı Kamer de yaşadı. ölümle hayat arasındaki kısacık çizgiyi dakikalarca yaşadı. Ayağının altındaki taburenin çekilişini. önce oğulları asıp babalara seyrettirdiler. Eli kolu bağlı. Babalar... son haykı¬ rışını dinledi. Seid Rıza. Babası idam sırasını beklerken. iki kez ip koptu. seyretti. babasından koparıp darağacına götürdüler. oğlunun çektiği acıları bütün ayrıntılarıyla seyretti. rap. Seid Abdülkadir ve Şeyh Said'in idamında olduğu gibi.. onun gidişini. Celladar. rap" diye anlatıyordu.

donmuş bakışlarla öylece duranlar.» * * Seid Rıza ve arkadaşlarının ölü bedenleri. korkunun seyirlik Gün doğarken. şalvarının paçaları üstünden dizlerine kadar çekmişti.. çanklan ayağınday¬ dı.. Asmaya kıyılamayacak kadar yakışıklı. Baldırına dolayarak bağkdığı çank iplerinin ucundaki püs¬ küller sabah yelinde sallanıyordu. "Seid Rıza'mn sonunu görme" davetiye'siydi bu. Sakalı apaktı. İpteki ölü canlar halka gösteriliyordu. Onlar.. Seid Rıza'nın başı oğluna taraf yanyordu. nakışlı yün çoraplan ayağındaydı.. Şimdi." 351 . Gözleri açıktı. Uzun. gizliden gizliye dua edenler de vardı. Uzun boyluydu. Ço¬ raplarını. Yanındaki darağacının kollan arasında sal¬ lanan oğlu gencecikti. Seid Rıza'nın idamı "kudama gü¬ nü "ne çevrilmişri. İpin ucunda sallanan ölü bedenlere hınçla bakıp öfkeli sözler söyleyenlerin yanında. Seid Rıza çok yaş¬ lıydı. gösterme zamanıydı. manzarası haline getirilmişlerdi. güzeldi. * Seyirciler arasına katılanlardan biri de. Buğday meydanı ve çevresi gezgin satıcılar ve farklı düşünce¬ deki seyirci seliyle dolmuştu. Fakat onun belleğine resimlenen. köylere haberci müfrezeler gönderil¬ mişti. gözyaşını içine akıtarak ağlayan. Bir bebek gibi. rengârenk çorapların üstünde. gördüklerini elli yıl sonra şöyle anlariyordu: "Seid Rıza ile oğlu yan yana asılmışlardı. hüzünle büyülenmiş. Bütün şehir. Seyre davet için mahalle ve mey¬ danlara tellallar çıkarılmış. askeri çember aralandı. ipin ucunda sallandı. Reşik Hüseyin'in son haliydi. Asıldığı yerde ayaklan yere değiyordu. artık devletin gücünü sergileme. Güle. "gelir vergisini" öde¬ yememekten tutuklu Mehmet Aladağ'ın genç eşi Güle (Güllü Aladağ) idi. Nakış nakış. Genç oğluna bakı¬ yor gibiydi. seyre davetliydi. gün boyu parke taş¬ lı meydanda.

benzin dökülüp yakıldı. dağların ardında. saatlerce sonra ipten in¬ dirdiler. imzalı tutanak. neresi olduğu bilinmeyenlere götürdüler.. ertesi gün Elazığ'a gelen Atatürk'e elden verildi. Mezarları bile belli olsun istemiyorlardı. Kimine göre..* Seid ve yoldaşlarının ölü bedenlerini. Muhafızların koruması altında kamyona koyup. 35i . insan ayağının bile değmediği bir sarplıkta kazılan çukura gömüldüler. Yakıldığına ilişkin mü¬ hürlü. Kimine göre. Öldürülmüşlerin sonrası da meçhul kaldı.

kimsenin kılına dokunulmayacağını" açıklamış. yıkılmış hayatı yeniden inşaya. Dersimlilerin ölülerini gömdüğü. Köy ve benzeri toplu yaşama alanlarının nasıl temizleneceğine ilişkin kılavuz (yol gösterici) talimatname yeni hazırlıklardan biriydi. "Dersim meselesinin bittiğini" ilan etmişti. "barış ge¬ lecek" sözünü defalarca tekrarlamıştı. Dersimliler. bunun "paşasal bir taktik" olduğunu akıllarına bi¬ le getirmiyorlardı. yakılıp yıkılanın üze¬ rinde geleceklerini yeniden inşaya çalıştıkları bu süreçte. kurmaya hazırlanıyordu. Başbakan İsmet İnönü de. "Sel Seferleri"nin yeni aşamasına. kimileri yan¬ mış. ölüm seferlerinin sükûn bulacağına inanıyor. 1938'de. yeni temizlik ve arındırma projeleri hazırla¬ makla meşguldü. Seid'in idamından sonra. tek başına devletti. tedirgin olmaya gerek yoktu. Kitapçık haline getirilerek. Seid Rıza'dan sonra "yangının duracağına" ina¬ nıyor. güvenilirdi. İsmet Paşa. inönü'nün kar engeli yüzünden. Oysa. Devlet sözü ise inanılır.. Seid Rıza'nın idam edildiği sıralarda. Çünkü Türk devleti bildirilerle "Seid Rıza ve arkadaşlarının teslim olması ha¬ linde. "Dersim sonuna kadar susturulacak"tı. Dersimliler. Ankara 1938 baharında uygulanmak üzere. Artık endişeye. Ankara. ismet Paşa'ya söyletilen kinli bir söylemle. bahar taarruzuna hazırlanı¬ yordu. "Dersim meselesi bitti" dediğini.SEKİZİNCİ Bölüm DERSİMLİLER DİYE "KURTULDUK" SEVİNİRKEN. uygulayıcı birlik komu- 353 ..

Toplanacak odun ve çalılar burada yakılmak suretiyle bina ate¬ şe verilir. 1938 yılı "icra programı"nı da hazırladı ama. etraftaki mühim noktalar emniyet kuvvetleri ile tutulmaya devam edilerek köy aranır. taş ve topraktan ibaret olup. köy arama ve silah toplama işleri hakkında kılavuz" adını ta¬ şıyan "talimatname "de. görevden alınıp yerine Celal Bayar atanıyordu. Kitapçıkta yakma işi ayrınnlı bi¬ çimde tarif ediliyor ve şöyle deniliyordu: "Damlar. Örneğin. top ile tahrip edilir. Ondan sonra. pencere ve bacadan bomba atılmalıdır. ağaçlar meydana çıkanlır. yüksek damlarda mevziye sokulur. köylerin basılması ve sonraki işlemlere ilişkin madde şöyleydi: "Köy halkı toplanır ve dışarıdaki birlik komutanının yanına getirilir.tanlarına dağırilan ve "Tunceli bölgesinde eşkıya takip hareketle¬ ri. yanında top varsa." "Kılavuz kitapçık". ahır. Bunları yakmak güçtür. Müfreze. yalnız tavan ve direk¬ leri ve ağaç dalları vardır. Ancak dam üstünden bir kısım toprak adlarak. askere ateş eden köy. ateşleme suretiy¬ le genişletilir." Kılavuzda. toplu imha da şöyle kurala bağlanıyordu: "Bir dam (ev. kurala bağlanıyordu. Bu esnada bir iki makine¬ li tüfek. rejisöre fazla iş bırakmayan usta bir yaza¬ rın senaryosunu andırıyordu. Kimi Dersimliler. Köy içinde fazla durmak ve alman vazife haricinde bazı eratın yolsuz işlere dalması yasakdr. Kapısından içeriye odunlar yığılarak. daha sonra "o bizi kırdı" diyerek Celal Ba- 354 . uy¬ gulamaya zamanı kalmadan parti içi iktidar mücadelesinde yenik düşüyor. yakından kuşadlmalı. yıkım ile yok etmeler kaideye." ismet Paşa. samanlık) içine sığınıp direnen eşkıyayı imha için. Köyün büyüklerinden birkaç kişi rehin olarak tutulur.

birçok işkenceyle karşılaştıktan sonra Sin köyünde 355 ." * ^ * Bayar'ın dillendirdiği "kari surette tasfiye". inisiyatifi. Askeri rejimin yapısı düşü¬ nüldüğünde de. haziran ayında başladı. yaranma adına. İçlerin¬ den sayısız muhbir. bağlılık faaliyetle¬ rine de bakılmıyordu. ama Bayar yeni bir şey yapmamış. Başka bir deyişle. Ağlama. dağlardaki karla¬ rın erimesi. Kalanlılar. planları yürüten hüküme¬ tin başı olmuştu sadece. Nitekim Celal Bayar. Oy¬ sa Kalanlılar başından beri devletle işbirliği halindeydiler. Bayar dönemindeki uygulamaların plan ile projeleri çok önceden hazırlanmışn. önüne çıkanı akma alıyor ve "sonuna kadar" susturuyordu. 1938 baharındaki ilk "vuruş" Kalan aşirerine yapılmışri. o. Dersim poHtikasının değişmediğini. emre bağlı sivil bir memur konumundaydı. devlerin yanında yer alıp çatışmalara katılan.yar'a düşmanlık edip. göreve başladıktan sonra yaptığı bir açıklamada. Fakat Kır¬ gan aşireti iki kere şaşkındı. Üstelik yeni taarruzda. Tuncelililer. İsmet Paşa'ya sonuna kadar bağlı kalacak¬ lardı. geçiş engellerinin ortadan kalkmasından sonra. sızlama. ay¬ rım da yoktu. acımasızhklanyla ünlenmişti. Kimsenin geçmişteki hizmetine. kelle avcısı çıkmış. Yeni dalga. Reisleri Şatoğlu Salman ile eşi Hatice. Seid Rıza'nın oğlu Bura İbra¬ him'i katleden Kırgan aşiretinin sonu hakkında şunları yazıyor: "Seid Rıza ve Bahtiyar aşiretinin çekilmesinden sonra yerle¬ rinde kalmış ve imha edilmişlerdir. Kurdistan Tarihinde Dersim kitabında. şimdi hedef olmaktan ötürü şaşkındılar. kendi başına karar alma yetkisi bu¬ lunmayan. kalınan yerden harekâta devam edileceğini söylüyor ve şöyle diyordu: "Bu sene. dere ve vadilerin kuruyup. kati surette tasfiye etmek kara¬ rındayız. "bitti" bildirilerinden sonra taarruzun daha şid¬ detlenerek başlamasına şaşmışlardı. yalvarma da boş yereydi. Dersim denilen işi.

kız ve çocuklar samanlıklara kapatılarak ateşle yakılmışlardır. 1938'de Der¬ sim'de kurşunlanarak öldürüldü. Kumandan Pa¬ şa'yı gördük. aşiret reisleri. Abbasan aşireti reislerinden ibrahim Ağa. eşyaları yağmalanmıştır. Şeyh Memedan. 356 . Hain berhudar olmaz. Dersimli ağaların akıbetini şöyle açıklıyor: "Abbasan aşireti reisi Mustafa (Miço) Ağa. meydanda kalan hayvanlarını orduya vermiş. Bahriyar aşiretleri de "Sel Seferleri"nin altında kalıyordu. O zaman bütün ağalar Elazığ'daydık. bunlann 1938'de öldürüldüğünü yazıyordu. Atatürk'e bağlılıkla¬ rını bildirmişlerdi. Yusufan aşireti reisi Kamber. devlerin "dost kuvvet"leri olarak bilinen Ferhat. Kureyşan. Kırgan aşireti reisi Zeynel." Mehmet Bayrak." Aynı anda. Karaseyid. 1926 yılında heyet halinde Ankara'ya gidip. Mazgirt. Diyap Ağa ile öteki milletvekilleriyle birlikte verdiği ve 27 Mayıs 1925 tarihli Vakit gazetesinde yayınlanan ortak demecinde şöyle diyordu: "Mevcut hükümete candan bağlıyız. Eğer Şeyh Said yahut Şerif buraya gelseydi. Ferheden aşireti reisi Cemşit Ağa. duacıyız. Şeyh Said İsyanı sırasında hükümetin en sadık destekçilerinden biriydi. Kırgan aşiretinden orduya sığınanlar da birer birer toplatılarak. Pilvenk. Mehmet Bayrak. Karabal aşireti reisi KangoZade Mehmet Ali Ağa 1938'de öldürüldü. Dersim'deki bu aşiretlerin tümü. Kürtler ve Ulusal-Demokratik Mücadeleleri adındaki kitabında. kadın. Sadakadmızı söyledik. Dersim'in eski milletvekülerinden Mustafa (Miço) Ağa. erkekler bulundukları yerde kurşuna di¬ zilmiş. vallahi silah atardık.kurşuna dizilmişlerdir. Karabal aşiretinden emekli subay Haydar. Şeyh Said İsyanı ve daha sonraki aşamalarda Türk devletine destek vermiş. Kırganhlann yerlerini askeri karargâh yapmış. Karabal aşireti reislerinden Koço. Miço Ağa dahil. Türkler. Pergozan aşireti reisi İbrahim Ağa 1938'de yakılarak öldürüldü.

Emirnamede şöyle deniliyordu: "Bütün Civarikliler toplanıp Elazığ'a gelsin. kendi ayaklarıyla ölüme gitmeye karşı çıkıyordu. Nazimiye'nin Civarik köyünden ve Hormekan aşiretindendi. Kırmızıtoprak. Aşiretin önde gelenlerinden Mustafa Bey. Aşireti. ailesinin trajedisiyle birlikte. Kimi "daha güzel topraklarımız olacak. kimileri de olaya daha farklı açıdan bakarak "bu bir tuzak¬ tır" diyerek. Alan aşireti reisi Ali. Türkiye'de bir süre doktorluk yapnktan sonra Irak Kürdistanı'na geçti. Kırmızıtoprak'ın yazdığına göre haber. Bamasoran aşireti reisi Yusuf. Çocukken ailesinin yok edilmesine tanıklık etti. Devlete katkı¬ larıyla bilinen ve kurtulmayı başaran amcası Bertal Tanrıverdi ta¬ rafindan büyütülüp. korku. "tehlike var" diyerek karşı çıkanla- 357 . Osmanlı'dan beri devletle işbirliğini sürdürmüştü. Kırgan aşireti reislerinden Mustafa ve Soran aşireti reislerinden Hıdır Ağa 1938'de Dersim'de öldürülmüşlerdir. Dr." Dr. Konya'ya tayininiz çıkmıştır. bölgesindeki olayları da daha sonra yazdı. 1938 yaz aylarının ortalarında. Pevangan aşireti reisi Cafer.Beran aşireti reislerinden Hasan. Sait Kırmızıtoprak bu ailedendi. Albeyan aşireti reislerinden Koço. okutuldu. Burada öldürüldü. Peyavangen aşireti reislerinden Süleyman. "biz başından beri devlete yardımcı olduk. kimi "dede toprakları bırakılıp yabancı diyarlara gidilmez" diyor. Sait Kırmızıtoprak. Kırmızıtoprak'ın amcası Bertal Tan¬ rıverdi. köyde tartışmala¬ ra neden oluyor. Dr. her kafadan bir ses çıkıyordu. Aşirerin güce bağlılığı TC'den de eksik olma¬ mıştı. Selametiniz için. Sultan Abdülhamid tarafindan "Paşalık" kaftanıyla ödüllendirilmişri. Aşiret önde geleni ve Dr. gidelim" di¬ yor. Doğu Dersim'den. Fakat." KAN sesi Dr. Inspektör General Abdul¬ lah Alpdoğan'dan bir emirname alıyordu. neden kö¬ tülük etsinler bize" diyenler. tedirginlik ve heyecandan. devlete ilgi ve katkıla¬ rından ötürü. Tesadüf sonucu kurtuldu.

Babamansur'un mensupları da aynı şe¬ kilde zehirli gaz bombalan. Mazgirt'in bir kısmı. Memedan ve Karacaseyitkr hemen tama¬ men imha edildiler. Binlerce Dersimli genç kız namusunu kurtarmak için kendini kayalıklardan aşağı atarak can veriyor. Kırım ve 358 . çocuk. bütün silahlannı tes¬ lim edecek olan asilerin affedileceğini ilan etti. süngüler ve cesedere dökülerek ateşle¬ nen petrol yangınlarıyla yok edildiler. Yusufan. Arkasından Mazgirt. Liderlerin birer birer ortadan kaldırılmasından sonra. Sıvan imzasıyla yazdığı kitapta. zulme ve insanlık dışı muameleye karşı çıkıyorlardı. Basına sansür uygulanıyordu. Dünya tarihinin şahit olduğu en korkunç. Pilvenk. ışık sızdırmayan ka¬ lın bir perde indirilmişri. Dersim direniş güçleri (özellikle Bad Dersim'de) tamamen baş¬ sız kalmışlardı. Dersim'in çevresine. Bu çağn üzerine hükümet kuvvetierine teslim olan ve silahlannı veren Karabal. kitiekr hafinde. "dede toprakları" diyenlerse.. Dr. Kureyşan aşireti mensuplanyla. ihtiyar farkı gözetilmeksizin. 1938 bahannda hükümet. Civarikliler orada topluca öldürülüyorlardı. "zaten huzur kalma¬ dı" savunması karşısında etkisiz kalıyordu. Konya ovasındaki verimli topraklara kavuşmak umu¬ duyla göç hazırlığına girişiyor ve götürmeye gelen askerlerin önü¬ ne düşüyorlardı. ka¬ dın. gebe. emzikli. Kırmızı¬ toprak. Köy.. Mola verilir¬ ken makineli tüfekler ateş kusmaya başlıyor. Baxtiyar aşireti Kürtlerinin çoğunluğu. Fakat Nazimiye ilçesine bağlı Razadan köyünün yakınındaki dereye geldiklerinde. çoğu defa da süngülenmek suretiyle imha edildiler. oyunun rengi ortaya çıkıyordu. en tüyler ürpertici bir jenosit hareketi idi bu. kurtulabilen çocuklardan biriydi. Yazın sonlarına doğru Nazimiye'nin Hormekan. Şex. Kureyşan ve Alan. Ferhad.rı bastırıyor." Dünyanın haber alması ve olup bitenleri öğrenmesinin önüne demir perde çekilmişri. Dersim'de olanları şöyle yazıyor: ". Sait Kırmızıtoprak.

" Yine etkin gazetelerden Tan. Bu sene içinde.. Manevrayı yapacak olan kıtalanmız. Bu bütün aynndlanyla her¬ kesçe biliniyor (oysa nelerin olduğunu yazarın kendisi de bilmi¬ yordu). Geçen seneye göre. "Dersim'de temizlik harekâtı başlıyor" cümlesinden sonra. 30 Ağustos 1938 ta¬ rihinde şunları yazıyordu: "Bu senenin. asayişi bozmaya eğilimli her türlü hareketi ezecek ve Cumhuriyetin sarsılmaz otoritesini tesis edecektir. size ehemmiyede bahsetmeye değer bir mevzu vardır: O da Dersim meselesidir. şimdiye kadar hiçbir şey olmamış gibi devam ediyordu: "Dersim'de yapılacak askeri manevralara bugünlerde başlana- cakdr. 9 Temmuz 1938 tarihindeki sa¬ yısında. köprü. tedip (terbiye etme) kuvvetierine müzahir olarak¬ tan. Basın arada bir açıklanan "silahlarıyla biriikte ölü olarak ele geçirilen eşkıya" rakamlarını yayınlıyor.kan sesi île insan feryatları. Yol. Dersim için görev alacak ve genel bir tarama harekânyla. Dersim dağlarındaki "Sel Seferleri"ni "askeri manevra" olarak bildiriyordu. bu meseleyi kökünden söküp atacakdr. burada bu sene daha fazla kuvvetierimiz toplanmışdr. henüz Dersim'e dokunulmamıştı. okul. demir perdenin gerisindeki dağlarda boğuluyor. Türk basını sadece propaganda niteliğinde yayınlar yapabili¬ yordu. Geçen sene askeri harekât yapıldı. Bu program yürümektedir. bu programa göre askeri harekâtın yü¬ rümesi lazımdır. karakol in¬ şa suretiyle.. 359 . dahili işleri nokta-i nazannda. Dersim'de bir ıslahat (reform demek istiyor yazar) programımız vardır. dünyaya kapalı dağların ardında. olayları "Dersim manevralan" (tatbikat) başlığıyla ya¬ yınlıyor. geçen seneki isyan böl¬ gelerinde sıkı bir tarama yaparak. Dönemin yarı resmi yaygın organlarından Cumhuriyet gaze¬ tesinin başyazarı ve milletvekili Yunus Nadi. Bu manevralar aynı zamanda askeri harekât şeklinde olacak ve neticede Dersim meselesi kökünden tasfiye edilmiş olacakdr. Oysa kan sesi yankılanıyordu. orada sönüyordu. Birkaç yerde de ufak tefek müsade¬ meler olmuştur." Gazetelere göre.

Karlar düştüğünde. "Haydutlar"ın cinsiyeti ve yaşı genelin içinde. Dersim artık "temiz"di. köyde. bir daha tekrarlanmamak üzere tarihe kanşdnlmışdr. 1937'de Seid Rıza ile birlikte asılanlardan "Yetim" lakaplı Seid Hüseyin Cesur'un yeğeni. Dersim konusunda şöyle deniliyordu: "Uzun yıllardan beri süregelen ve zaman zaman gergin bir şe¬ kil alan Tunceli'deki toplu haydutiuk olaylan. bölgede bu gibi olaylar. Bunlardan biri. kurşundan geçirilmiş. belli bir program içindeki çalışmalar sonucu kısa bir sürede ortadan kaldırılmış. 1938 yazındaki ölüm kafilelerinin birinde yolcu çocuklardan biriydi. İnsanlarla doğa bir arada yanıyor. Daha sonra Tunceli'nin mahallesi haline gelen Pirgeç köyün¬ de doğmuştu." ÖLÜM KAFİLESİNİN 6 YAŞINDAKİ YOLCUSU 1938 yaz aylarında Dersim. "Çatışmada ölü olarak ele geçirilen haydut" kafilelerinden kurtulanlar da oluyordu. Kureyşan aşiretinden. baştan başa yangınlar içindeydi. "Güvenli yerlere nakledilenleri. Me¬ sajını. toplu katiiamlar. dağlara kar düşünceye kadar sürecek. dağda. 360 . Cumhurbaşkanı Mustafa Kemal Atatürk. Ölüm yolda. Mesajda. 1 Kasım 1938'deki geleneksel meclis açılışına gidemedi. 6 yaşında bir erkek çocuğuydu. kesintisiz. Genelkurmay Başkanlığı'nca yayınlanan Ayaklanmalar kitabın¬ da. Ama bir mesaj gönderdi. ölü insanların kanı ve etiyle besleniyordu. itirafçı ve tetikçilerle iz sü¬ rücülere gelecekti.ilkbaharda başlayan "tedip" ve "tenkil" (terbiye etme ve sus¬ turma) harekâtı. büyük bir ailedendi. gereksiz ayrın¬ tı olarak kaldığı için açıklanmıyordu. her yerde pusudaydı. medeni bir hayata kavuştur¬ mak üzere yola çıkarılanları" da pusuya yatmış ölüm bekliyordu. en son sıra muhbirlere. vahşi hayvanlar. kelle avcılarına. süngülenmiş. "haydudar ölü olarak ele geçirildi" biçiminde anlatılıyor. Başbakan Celal Bayar okudu.

ka¬ derine kahrediyor. Sonra sessizlik geldi. Bir sabah. ihtiyarlar. Herkes kö¬ yünü terk ediyor. Bizi görüyor. Askerier kışlalara kapandıkr. Birçok kimse. tanrıya yakarıyor. Adı "Emo" (Emine) idi. Seid Rıza ve arkadaşlan idam edildi. Adının açıklanmasını istemeyen 6 yaşındaki "kurban" anlatıyor: "1937'de Seid Rıza ik yanındaki bazı aşiret reislerinin peşine düştükr. Kırım. birkaç çocuk kalmıştı. sonra gidiyorlardı. 1965 seçimlerinde milletvekilliğini çok az bir oyla kaybetti. Bizim¬ kiler köye döndüler. 1938 baharında şiddet geri geldi. Çok yaşlı de¬ ğildi. dağda yaşayamaya¬ cak hastalar. köyler topluca badya naklediliyordu. bibimin haykınşkrıyla uyandım. Bizi dışarıya çıkardı- 361 . diye. Bizim köy de boşaldı. dağ¬ da yakakdıklarını öldürdükr. Aikm 1937 yazını dağ¬ larda gizlenerek geçirdi. Haberler geliyordu: Türk ordusu. Korkudan eve sığındık. 1938'de geldi. 1937'nin sonbaharına kadar. Onu köyde bırakmışlardı. Halsiz. Peşine düştükleri ağalann çoğu şu ya da bu vaatle ele ge¬ çirildi. 1960'larda aktif poHtikaya katıldı. Elini dizine vurup dövünüyor. dağlarda gizleniyordu. Dağ şartlarına dayanamayacağı için götürememişler. Dağda yaşamasına imkan yoktu. Ama hastaydı. kıra kıra geliyor. Geride. Hukuk Fakültesi'ni bitirip avukat oldu. Uçaklarla bomba yağdırıyorkrdı köykrin üstüne. ne olur ne olmaz diyerek. direnen aşiret de kalmamıştı. mecalsizdi. belde. çarpışmalar. 1938'in yaz ortalarıydı. köyleri terk edip dağ¬ lara sığındı. Ama genel an¬ lamda sivillere karşı toplu harekât yapmadılar. beni de yanında bırakmışlardı. Halbuki Seid Rıza'dan son¬ ra savaşan. Bu da oldu. Aileler. Kapıya geldikr. Toplu sürgünkr de vardı. öknler oldu. Annemle babam bazen gece karanlığında gizlice geliyoriardı. Tunceli'de Türkiye İşçi Partisi (TİP) il başkanlığı yapa. Çatışma. Durmadan öksürüyor¬ du. Yolda. askerkrin köyü sardığını söylüyordu. Bir bibim (hala) vardı. götürmemişkrdi.Dizinden aldığı ufak bir yarayla katliamdan kurtulan bu çocuk büyüdü.

362 . Ormanlık bir yere geldiğimizde. Susuzluk ve korkudan ağzı¬ mız dilimiz kurumuştu. Biz bi¬ ze kaldık. O küçük. Askerler. Ve bizler. Ne olduğunu anlayamadım.. Bu arada kafilemiz giderek büyüyordu. Her defasında koşarak kafile¬ ye yetiştim. olacaklan hissetmiş gibi beni kucağı¬ na almış. Ormana doğru götürdü. Alev ve duman göğe yükseliyor. yiyecekleri aldılar. Kupkuru bir yerdi. dağların tepesinde kayboluyordu. yanı¬ mızda yürüyen bir asker kolumdan tuttu. saçını başını yolup ağlıyor ve yalvarıyordu: Onu ayırmayın. Kimi öldürüleceğimizi söylüyor. Köyümüz yanıyordu. Gün ikriiyordu. Ben de bibim de. Hepimiz. Asker beni serbest bırakd. kimi serbest bıraka¬ caklarını. Köyü aradılar. Bibim geride bağırıyor. Her taraf askerle doluydu. Köydeki bütün insanlan meydana toplamışlardı. Beni orma¬ na bırakan asker yeniden yanımıza geldi. Bibim.1ar. Sonra evleri ateşe verdiler. Makineli tüfek takırdsıyla biriikte Ortalığı insan haykınşlan kapladı. Kızgın kızgın bir şey¬ ler söyledi. ydana yem olacak. Sıcak çökmüştü. Sonra erkekleri birbirine bağladılar. 60-70 kişi olmuştuk. Çevre mezra ve köylerden insanlar getiriliyor. Çekip aldı beni. biraz sonra gelip hepimizi ayağa kaldırdılar. Kurda. askerlerin eşli¬ ğinde yürümeye başladık. yol kenarianna. Tek başına yaşayamaz. Askerier yanımızdan aynlıp karşı yamaçta toplandılar. insanlar biçilmiş başak gibi yere devrildi.. Tekrar kafileye yetiştik bibimle. İşlerine yarayan her şeyi. Sonra beni birkaç kez bibimden koparıp aldı. bize katılıyordu. Kafi¬ leden ayırdı. Yan ya¬ na sıraya dizdiler. yanan evlerimize bakarak ağlıyorduk. birbirimizin dihni bilmiyorduk. onun beni ölüm¬ den kurtarmak istediğini anlayamıyorduk. sıkı sıkıya sanlmışd. Kayahk ve ormanlıktan sonra bir açıklığa vardık. ormana bırakd. Ama aniden mitralyözün namlu¬ su alevler saçmaya başladı. 35-40 kişi vardı. Çünkü. Geride kalıp.

Belki de kurttu. Gözlerimi açtım bakdm ki. olanlan unuttum. Kan kokusuna gelmişlerdi. Askerkr çekilince. Can¬ sızdı. Sesleri seçmeye başlayınca ra¬ hatladım. hayadmda ilk defa bu kadar yılanı bir arada gördüm. belki de ormana bırakan asker kurtardı beni. Askerier kurşuna dizme işleminden sonra kurbanlarının ölüp öl¬ mediğini kontrol için süngülüyorlardı. Dizimdeki yaranın verdiği acıya da aldırmadan. Köpeklerin cesetleri yemelerini ve ortalıkta kaynayan yılanla¬ rı görünce aklım başımdan gitmiş gibi oldu. Sonra. Türk asker¬ lerinin peşime düştüğünü sandım. Baktım kan içindeydi. Ölü tarlası haline gelmişti meydanlık. Bir ara sesler duydum. Gözlerimi açıp doğrulduğumda bir sürü köpek gördüm. Bibimi.Uyandığımda ortalık sessizdi. Ölüler birbirinin üstüne yığılı ya da dağınık öylece duruyoriardı. Dizimde müthiş bk acı hissettim. Bibimin ölü bedeninin akından çıkdm. Her nedense o kafilede sün- gülenmeyen tek 'ölü' bendim. Ama bizim oranın köpekkrine benziyoriardı. Yaralanmışdm. Sanki Der¬ sim'in tüm yılanlan oraya toplanmışd. O gün. Ölüle¬ rin başına üşüşmüş çekiştiriyoriardı. Akı ay dağlarda dolaştık. var gücümle koşmaya başladım. Kim bilir. Düştüğüm yer küçük bir çukur¬ luktu. 363 . Beni çağırankr. Kurşun yarası alıp yere düşerken bile. Daha da paniğe kapıldım. Katiiamı uzaktan görmüşkr. Kürtçe bağırıyor. ormana sığınan bizim köylülerdi. o katiiamda benim gibi biri daha kurtuldu. Ateş açdklan zaman bibimin kucağmdaydım. O zaman kurşuna dizil¬ diğimizi anladım. Beni babamla anneme götürdüler. Bir kız ço¬ cuğuydu. İnsan ölüsü yiyoriardı. dizimi sıyınp kalbine saplanmışd. ağla¬ yıp bağıra bağıra. üstelik adımla çağırıyoriardı. Askerler yoktu. Üstümde bir ağıriık vardı. Ortalık yılan kaynıyordu. beni kucağından atmamış. O da kapaklanır biçimde üstüme düşmüştü. Onu öldüren kurşun. üstüme kapa¬ nacak biçimde yere düşmüştü. kurtulan var mı diye bakmaya geliyoriarmış. Onun adı da Emo'ydu. ağırlık bibimdi.

" 364 . Birden yaylım ateşi baş¬ layınca. 'beso. Ama babamdan ses seda çıkmıyor. odaria tedavi edildi. Otiar. yenebilecek ne çıkıyorsa önüne. Nöbet boyunca. iki günden beri hiç su içmemiştik. Ertesi gün ba¬ bam. 1987 yılında öldü. her cuma. Emo.' deyip. hem de ruhen sakatd.Yiyeceğimiz yoktu. sürükleniyor.. avlıyordu. o zaman 6 yaşımdaydım. Nehir azgın. Omzuna saplanan kurşun onunla birlikte mezara girdi. Ba¬ bamla amcam su aramaya çıktılar. Sağ kolu bükülmeyecek şekilde sakat kaldı. Anlattığına göre. Suyun tek kaynağı Munzur nehriydi. Ben hiçbir şey yapamadım. Kaçtığını ya da nehre ada¬ dığını da görmüyor. Bacağı da. diyordu. kurşuna dizilenle¬ rin ölüp ölmediğinin kontrolü sırasında da.. bacağından bir sün¬ gü darbesi almışd. Baygınken. Buralarda su sorunu çıkıyordu. askerlerin kolay kolay erişemeyecekleri yerlerde ya¬ şıyorduk. O kurşunla iyileşti.. Yanına alabildiği iki meşki su ile doldurmuştu. Benimle aynı gün ve yerde kur¬ şuna dizilen. Sularla boğuşuyor.. Bir iki saat sonra amcam ağlayarak geri geldi. Kürtçenin Zazaca lehçesiyle. dalıp çıkıyor. ama yaralı olarak kurtulan Emo. Bir gün çok susadık. amcam gözcülük yapıyor. Emo yaşadığı sürece. periyodik olarak sara nöbetine tutuluyordu. hem fi¬ zik. Ama. Emo. Babam. Amcam gece. Ne bulursak yiyorduk. Babam meşklere su doldururken.. Kurşun sağ omzuna saplanmışd. beso!' (Yeter. Katiiam cuma günü olmuştu. süngü yarası yüzünden yarı tutmaz haldeydi.. Şafak vakti geri geldi. Kurşun omuzunda kalmıştı. beş yaşındaydı. Ba¬ şarmışd. amcam kendini nehre adyor. Ben. Kardeşimi vurdular. Dağlarda. Biz yasını tutarken iki gün sonra babam da çıkıp geldi. Onu çıkaramadılar. 'böyle ölmektense. nehir kenanna iniyoriar. amcamı da alarak tekrar gitti. Genç kız oldu. yeniden Munzur'a gitti.. Vurulup öldüğünü sanarak geri geliyor. yaban meyveleri ve hayvanların her türlüsünü. Askerierin nehir boyun¬ ca pusu kurup suya gelenleri avladığını söylediler. Nehrin sakinleştiği bir yerde kıyıya çıkıyor. hiç evlenmedi. yeter) diye ba¬ ğırıyordu. Fakat boş döndüler.. Arazi sarp kayalık.

yanlannda sürüleri bulu¬ nan 500 kişi kadar bir haydut grubunu bombalamış." Kitaptan bir cümlecik daha: "Tarama bölgesinde. 12. olanlan inkâr etmiyor¬ du. Tü¬ men. Ko¬ lordu Biriiklerinden 41. 17 günde 7 bin 954 kişi öldürülmüş ve¬ ya diri diri yakalanmıştır. Pülümür'ün Şıhan köyünden Ele (Elif) Polat'tı. Tümen... Ekinlerin biçikceği sıralar. birçok haydudu imha etmiş. harmanlarımızı 365 . makineli tüfek ateşi akına alınmıştır. Bir uçak filosu. 12 Ağustos'tan beri yasak bölge içinde ve dışında yaptığı ara¬ ma ve taramada. Süvari Tümeni bölgede yaptığı temizlik harekâdnda 69 kişiyi daha imha et¬ miş. son direnen 170 kişi¬ yi daha imha etmiş. Ele anlatıyor: "1938 senesinin yaz günleriydi." t- * Resmi tarihin rakamlardan ibaret söyleminin yanında. aynı şekilde yaptığı arama sonunda 150 haydu¬ du daha imha etmiş. 6 yaşındaki tanığın anlatnklan. Dersim İsyanı'nm bir sayfasında şöyle deniliyor: "16 Ağustos 1938. ikinci safha için yürüyüşe devam eden 7. Dersim'deki insanlık yangınından ruhu ve yüreği yaralı ola¬ rak kurtulanlardan biri de. sayfasında şunlar yazılı: "19 Ağustos 1938." Aynı kitabın 464. Örneğin. 1938 yılında Dersim'in he¬ men hemen her köy ya da dağ kıvrımında yaşanan trajedilere bk örnekti. Köyümüze askerler geldiler.. Ama kuru bk anlattmla. trajedi tamklanmn anlattıklan ürperticiydi. Tarlalarımızı. bölgedeki köy ve ekinleri yakmışdr.. yok edilen insanlan birer rakam okrak veriyordu. Mazgirt'te toplanan son kafileden kaçmak isteyen 52 haydut daha imha edihnişti. 14. Tümen de. köy ve tarialannı yakmışdr. Genelkurmay Ayaklanmalar kitabında.RESMİ SÖYLEM VE PÜLÜMÜRLÜ ELE. Munzur suyu ik Kalason ve Sin bu¬ cağı bölgelerinde 290 haydudu imha etmiş. 15.

Ağlayıp. Büyüklerimiz.) Top ve Kemal'in demir kuşlannın (uçak) sesinden Hüseyin'im uyuyamıyordu. ekmek ikram ettik. Yiyeceklerimizi yağma¬ ladılar. Biraz rahatladık. odun kestiğimiz baltayı bile teslim ettik. Yangından ar¬ ta kalan arpa ve buğday başaklarını toplayıp eve taşıdık. biliyorduk. Hüseyin. Yiyeceğimiz. belki binlerce kişiyi keçi sürüsü gibi bir de- 366 . Hiçbir şeyimiz yok¬ tu artık. Bostanlarımızı çiğnediler. Onun için korku büyüktü. bizi yola çıkardılar.ateşe verdiler. kadını. bir sabah uyandığımızda köyümüzün askerler tara¬ fından tekrar sarıldığını gördük. Hüseyin. en önde biz koşmk. ak sakallılarımız: Korkulacak bir şey yok. Uzakta durup emeğimizin. Ellerinde gaz ve benzin tenekele¬ ri vardı. Dersim'in her yerinde. içeceğimiz. Pülümür ke¬ narına vardık. Pülümür'e götüreceklerini söyle¬ diler. 'canımıza kıymayın. Götürüp paslı bı¬ çağımızı. Askerler çekildikten sonra tarlalarımıza gittik. Askerler köye girdiler. Askerlerine yan bakmadık. Meydanda toplandık. bebeği ve ihtiyarıyla yüzlerce. Köyde Türkçe anlayanlar vardı. giysilerimiz hepsi yakılmıştı.. Temizcecik. Askerlere su taşıdık. kışlık erzakımızın yanışını ağlayarak seyrettik. İsyan eden aşiretlere katılma¬ dık.. diyor ve bize do¬ kunmayacaklarını söylüyorlardı. Ayran. Sonba¬ hara doğru. bir insan güzeliydi. Kimseyi öldürmeyeceklerini. Ben o zaman yeni gelindim. ihtiyarlar. (Burada bir parantez açmak istiyorum. biz din kardeşiyiz' diye yalvanyordu. gazetecihk mesleğine başladığım gazetede çaycı ve ayak işlerine bakan¬ dı. Çevre köylerin tüm insanlarını. Askerler köy içine dağıldılar. köylerde yapılanlan hepimiz duyuyor. Biz Kemal'e (Atatürk) baş kaldır¬ madık. Gidip konuştular da bize kara haberi getirdiler: Köydeki yatalak ihtiyariar dahil. Oğlum Hüseyin akı aylık bile de¬ ğildi. Benim de korkudan südüm kesilmişti. herkes bir araya toplana¬ cak. Köydeki ak sakallıların moral verip bizi yadştırmaya çalışmaları boşunaydı. Köyü ateşe verdikten sonra. Kimde silah varsa verilsin denildiğinde. Döküp döküp evleri ateşe verdiler. Gazap günleriydi.

Bir yerde duraklıyor. Bizim köyden hemen sonra ormanlık uçurumlar başlıyordu. Başlarında nöbetçikr vardı. Şapkalarını havaya atıyorlar. diyor. Bizi de onlara kattılar. Yolda babam ağabeyime: Benim kaçacak halim yok. Kamer'i her yerde arıyorlardı. başındaki askere: Sıkışdm. Başı¬ na büyük ödül konulmuştu. annem. ben. belki kurtulursun. Bir yolunu bulur bulmaz kaç. Babamla ağabeyimi birbirine bağlayarak. Ödül alacağız. abim Kamer'in ise yaşadığını o gün. zengin olduk. Adamın isim ve baba adı benzediğinden başka bir ilgisi yok¬ muş bkim Kamer'k. 30 yaşlanndaydı." "Kamer. Kamer. Asker yerdeyken. babamın dedikkrini yapıyor. Yolun kenanna geçiyor. Asker ihtiyacını gidersin diye babamınkine bağlı bileğini çö¬ züyor. Askerler sevinçten çıldırıyorlar. diye soruyorlar. Babam ihtiyardı. diye bağmyorlar. Aniden askere saldınyor. Başını kesip askeri garnizona götürüyorlar. o gün birçok insanla biriikte kurşuna diziliyor. Dursun oğlu Kamer. Adın.. kardeşkrim ve bütün köy. Kamer. uçurumdan aşağıya koşuyor. diyor. Babamın öldürüldüğünü. Babam. Vuramıyoriar. başındaki askerin başka tarafa baktığından faydalanıyor. Öldürüyoriar adamı. gözden kaybolana kadar arkalarından bakıp ağladık. Ardından yaylım ateşi açılıyor. İtip yere yuvariıyor. kalabalıktaki tanıdıklardan öğrendim. kurtuluyor. toparkdıklan bir kakbahkk birlikte götürdükleri gün. 367 . Onu çok önemsiyorkrdı. Birkaç gün önce köye gelen bir müfreze ta¬ rafindan abim Kamer.rede toplamışlardı. Ormanda izim kaybettiriyor.. Askerier bir gün dağda bir fukarayı yakalıyorlar. dayım ve köyün bazı ileri geknleriyk bir¬ likte götürülmüştü. en büyük kardeşimizdi.

kendiliğinden çekilinceye kadar. Kamer bağırıyormuş: Erkeksen yıldızını göster! Karşıdaki şapkasını namlunun ucuna takıp gösterince. Kamer 1943'e kadar kaçak yaşadı. 'Kemal'in demir kuşlan' dedikleri uçaklara ateş açıyoriar. Sıcakd. Yaşadığını çok sonra öğrenebildik. gökte uçup gürültü çıkaran bu demir kuşların ne olduğunu önce anlayamamışlar. Geldiğimizden beri. yamaçları sarp. 200 metre uzaklıktan yumurtayı vurabiliyordu. Kutu deresinde tam bir buçuk yıl di¬ rendiler. bütün geçide hakim olabiliyor. Geçidin tam ortasında bir tepe var. erkek isimleri 368 .işte aranan Dursun oğlu Kamer'in kellesi diyorlar. Kamer." "Pülümür deresine binlerce kişi toplanmışd. tuvalet için askerlerin gö¬ zetiminde kampın kıyıcığına gidebiliyordu. Kutu dere¬ si ve çevredeki dağlarda yaşadı. yangına boğan bombalar atamıyorlar.. Kutu deresi. Anlattığına göre. Su. Askerlere ödül olarak 5 bin lira ödeniyor. 200-300 kişilik bir grupla bu tepede geçidi tutuyor. Biz olayı duyduk. yiye¬ cek yoktu. top. Tıpkı bir kartal gibi geliyor. Askerlerle karşılıklı mevziknip beklerken. Ne olacağımızı bilmeden. ortalığı ölü¬ me. Kamer büyük ve keskin bir nişancıydı. Kadın erkek herkes izinle. kayalık bir vadidir. Onu ardk ölü biliyorduk. Bundan sonra alçaktan uçup. tank. Birkaçını düşürüyorlar. Kamer yıldızından vuruyormuş. Buna rağmen ele geçiremiyor. Türk ordusu onları söküp atamadı oradan. Üsderinden uçup giderken bombalar bırakıyor. 1943'te af ilan edilene kadar dağda kaldı. öylece bekliyorduk. Dersim'e açılan kapılarından biridir.. uçakla taarruz ediyor. Çok derin. sabahtan akşama kadar. Sonra hayad normale dön¬ dü. Türk ordusu. O tepeyi tutan. Ta ki bir buçuk sene sonra. cephaneleri bitip tüfekleri sopadan farksız hale geldiğinde. O zaman tüfekle¬ riyle. Kamer.

. Erkekler ken¬ di aralanndan Türkçe bilen bir iki kişiyi seçip komutana gönderdder. Ölüler güneş akında davul gibi şişmişler. İzin verin. Subaylardan biri bir kayanın üstüne çıkıp konuştu. ama giderken ve dönerken başını kaldmp etrafina bakmayacak. susuzluktan dayanamaz hale gelmiştik. Tit¬ reyip ağlıyorlardı. Bizim kafileden de birinin eline bir bakraç verilip aşağıya de¬ rin dereye gönderildi. cennete. Hepsi ölü.. İs¬ yan edenleri bile. Peki. Sizden yiyecek istemiyoruz. Anlattılar: Adlan okunup götürülenlerin hepsi aşağıda. baladlar başladı. Çünkü dereye indirildik¬ ten bir zaman sonra silah sesleri geliyordu.. dedi.. Ba¬ şını taşlara vura vura intihar edenler. Türkçe bilenler yalvararak soruyoriardı: O insanları nereye götürüyorsunuz? Alay ederek cevap veriyorlardı: Hepsi cennete gidiyor.. Ama yine de emin değildik. yılan gibi başına taş vura vura ezme yerine. Onlar gider¬ ken. aşağıdaki dereden su getirelim. Orada süngü¬ lenmiş ya da kurşunlanmış.okunuyordu. Gidenler döndüklerinde şaşkındılar. çocuklar ve yakınları ağlamaya başlıyordu. Götürülenler derede öldürülüyordu. dediler. inleme ve yürek paralayıcı ağıtiar ke¬ silmedi. merhamedidir.. artık isim okunmadı. Bakdğı an kurşunu yer. insanlıkla affedebiliyor. Baş üstüne. merhamede. kendini yerden yere atarak öldürmeye kalkışanlar.. Bir gün. Adı okunan erkekler öne çıkıyor. Temsilcimiz komutana: Aç ve susuz bekliyoruz. düşüp kalpten ölenler. Gece boyunca ağlama. Bu haber üzerine dağları inleten ağıtlar. birbirine bağlanıp götürülüyordu. Af çıkd. geride kadınlar.. İçlerinde hâlâ can çeki¬ şenler var. Cennete? Evet. Gidenler bir daha geri gelmiyordu. Kimse götürülmedi. Ama çocuklar susuzluktan inleyip duruyorlar. Türkçe bi¬ lenler tercüme ettiler: Türk ordusu ve Türk milleti adakdidir. Ertesi gün. 369 .

genç yaşta "görev" yaptığı Pertek'te de insanlar. 1999 Eylülünde ölen general. o zaman Dersim denilen bölgeye gideceğiz. Anılar ve Görüşler adıyla bir de kitap yazdı. ilk du¬ rak Pertek olmak üzere harekete geçtik. Seçimi.. Harput eteklerinde çadırlı ordugâh kurduk ve bir müddet sonra. bir süre orada eğitim gördükten sonra. Onun. Elazığ'ın biraz uzağında. pek ilkel ve zor koşullar altında gerçekleşti. Elazığ böl¬ gesinde büyük bir manevra resmi geçidi ile bitti. Tren yoluyla Ela¬ zığ'a intikal edilecek. Her şeyi yeniden yapmaya başladık." Muhsin Batur. Okuyucularımızdan özür diliyor ve yaşantımın bu bölümünü anlatmaktan kaçınıyorum. Atatürk imzalı birer madalya dagıtdlar. 1980'de Cumhurbaşkanı adayı oldu. Bizlere. bunu hayatlarının garanti- 370 ... Ağzunikliler. Dersim'de "görev yapan" generaller kuşağının son bireylerindendi. kafi¬ le kafile yok ediliyorlardı. 40 kişinin paylaştığı kapalı yük vagonlarında. Yakılmış köyümüze döndük. General Dersim'e ilişkin anılarını "utandırıcı" diye özetlemekle yetiniyor ve şunları yazıyor: "Günlerden bir gün alayımıza emir geldi. Pertek'in Ağzunik köylüleri gibi. kitap ve yazı dünyasıyla da tanışmış nadir ge¬ nerallerden biriydi. 12 Mart 1971 tarihindeki askeri darbenin cunta üyelerindendi.Bizi serbest bıraktılar. Sonra CHP'ye geçti. Emeklili¬ ğinde Cumhurbaşkanı tarafından Senatör atandı. Alaya verilen özel görev. O bakımdan "utancını" anlıyorum. devletten yanaydılar.. az bir oyla kaybetti. Hava Kuvvetleri Komutanlığı yaptı. İki ayı aşkın bir süre özel görev yaptık. resmi raporlara "çıkan çatışmada ölü olarak ele geçen haydutlar" diye mi geçti bilinmez. Tren yolculuğumuz." Derede katledilenler. GENERAL'İN UTANCI Muhsin Batur.

Rüştiye'yi bitirmişti. toz ve toprakların üstüne sererek onu buyur ediyor. Ağzunik köyüne gelen as¬ keri biriiğe Salih Paşa komuta ediyordu. ardından kahve sunuluyordu generale. (Salih Paşa. evindeki en değerli halıları getirip dışarıya. Hepsi silahlı. Zilan kınmında da tarih sahnesine çıkan. kimisi gece serinliğinde hasadın yapıldığı harman yerinde uykudaydı. önce soğuk ayran. harman zamanıydı. General ayrandan sonra kahvesini içerken.. acelesi olduğunu söyleyerek. Süleyman Köse silahı olmadığını anlatmaya çalışırken. Elazığ'da okumuş. Beni uğraştır¬ madan getir şu silahları! 371 . bir yandan da çocuklarını çeşme¬ den soğuk su getirmek ve ayran yapmak üzere seferber ediyordu. Ağzunik köyünden sağ kurtulmayı başaranlardan biri de. Ama komutan ikramları kabule ve oturmaya yanaşmıyor. karşısında hazır ol¬ da duran Süleyman Köse'ye silahlarından haberli olduğunu söylü¬ yordu. sabah yıldızının doğduğu zaman. Salih Paşa'yı.si olarak görüyorlardı. Onu memnun etmek ve konumuna uygun biçimde karşılamak için. kimisi evinde. Aşağıdaki bölüm.. Köy uyandırılıp ayağa kaldırıldı. Fakat. Gece yansından sonra. Ulan senin altı tane oğlun var. onun "kara tarih"e tanıklığıdır: 1938 yılının yaz ayları. Allahın adıyla söy¬ lüyorum ki. bir şey gizlediğim yok. sadece yazın başına kadar kendile¬ rini güven içinde hissedebüdiler. "kirliliğin evrensel tarihi"nin bir keskinin tanığı olarak yaşadı. Çok iyi Türkçe konuşuyordu. Komutanım. Süleyman Köse'den silahlarını bir an önce getirip teslim etmesini istiyordu. diyordu Süleyman Köse. 1946 yılında Genelkurmay Baş¬ kanı olan Salih Omurtak mıydı?) SaHh Paşa Ağzunik köyüne girdiğinde. Ama "güven rüyası" bir yaz günü bozuldu. Köse. köyün ileri gelenlerinden Süleyman Köse. onur¬ landırıcı ve bağlılık bildiren sözlerle karşıladı. Bu çocuk. Sü¬ leyman Köse'nin 7 yaşındaki oğlu Hüseyin Köse'ydi.

Mezradan geçilip. Olukpınar köyüne geçiyor. Hasan Köse. Süleyman Köse'nin dokuz çocuğu vardı. Dere nahiyesinden Ali. İşte görüyorsunuz onları. geceyi Dere nahi¬ yesinde geçiriyor. General. Zey¬ nel'in Pertek'ten dönmesini bekledi. Mustafa. ötekilerin yanına konuyordu. sabah tekrar yola çıkıyordu.Komutanım. kendi halini ve her şeyi unutmuş. General yiyor. giderken kendisini ağırlayan Hıdır Ağa ile ailesini de esir alıyordu. Hıdır Ağa'ya konuk oluyordu. sonra Pohteris köyüne geçUiyordu. Köye girer girmez yakalanıyor. oğullarımın hepsi çocuk. Süleyman Köse'nin büyük oğlu Zeynel. Generalin komutasındaki kafilenin yolcu¬ luğu köy çıkışındaki derede bitiyor. Bu arada. General Salih. Ali¬ şan. Abbas. Büyük kızı ergin çağdaydı... kafileyi Yüzbaşı Nuri'ye teslim edip. Salih Paşa o gün öğleye kadar Ağzunik köyünde kalarak. hayatlar orada sönüyordu. Çernik mezrasında oturu¬ yordu. Zeynel. O nerede? Pertek'e gitti. urganlarla birbirine bağlanıyor. köyün ileri gelenlerinden Hüseyin Zengin ile akrabaları Rıza ve İsmail'in ailelerini de bağla¬ yıp kafilesine katıyordu. güneş altında bekletiliyorlardı. Sü¬ leyman Ağa'nın kardeşi Hasan Köse. Bunlar silahtan ne anlar? Büyük oğlun var. kolları bağlanıyor. delikanlılık çağına ye¬ ni yeni adım atıyordu. yola çıkılacak şekilde hazır hale getirilip. kavurma pişirip önüne koyuyordu. içiyor. Hasan Özer. Çay mezrasından ise Hasan Özer ve ailesi. şerefine bir kuzu kesiyor. Doğan ailesi de tutsak alınıyordu. üçü kız. kafiledeki oğ- 371 . Hıdır Ağa. Rıza ve İbrahim adındaki çocukları da birbirine bağlanıp ka¬ fileye alınıyor. Giderek büyüyen kafile. konu¬ ğunu ağıriamak için elinden geleni esirgemiyor. Yüzbaşı Nuri'nin kafilesi ise büyümeye devam ediyordu. altısı erkek.. Öğleye kalmadan döner. eşi Hatayı. aralarında 7 yaşındaki Hüseyin Köse olmak üzere bütün köylüler. sonra Höşniğ köyüne geçiyor. Şahin ve aileleri de katılmıştı tutsaklara.

Ortaokul öğrencisiydi. Abim ablamın üstüne adldı. ahimin çıkışı üzerine eri çadınna çağırdı. 373 . İn köyünden sonraki bir derede mola veriliyordu. Ablamın koluna yapışd. ba¬ bası sayıklar gibi: O daha çocuk. Korkudan büzülmüş. deyip duruyordu.lu için gözyaşı döküyordu. diye bağırdı. Hozat'ın İn köyüne gelindiği zaman. çeker vurur¬ sun bizi. tutsakların sayısı 100 do¬ layına çıkmıştı. Yusuf elleri arkasında bağlı yürürken. Süleyman Köse'nin ellerini birbirine bağlayan sicim bilekleri¬ ne oturmuş. kolu şişmişri. Ben yaşadığım sürece kimse bacıma dokunamaz. Eğer şerefin varsa. * * Burada bir açıklama yapma gereğini duyuyorum: Hüseyin Köse ile yüz yüze görüşme olanağını bulamadım. işini kolaylaştırmak isterce¬ sine hareketsiz duruyordu. Yüzbaşı istiyormuş. abim yerinden firladı. Onu götürmek için sü¬ rüklemeye çalışırken. yazılı olarak geçti elime. küçülmüş¬ tü. Komutandan mümkünse bağların gev¬ şetilmesini istiyor ve isteği uygun bulunuyordu. Ama anlattık¬ ları.Namusuna dokunduklannı görmektense öldürürüm onu. diye bağırıyordu. Yüzbaşı. Abim 16-17 yaşlanndaydı. bacınızı siz gönderin bize. Ulan şerefsiz. Bir insan güzeliydi. Ona yardım etmek. Bağlı elleriyle ablamın boğazını sıkmağa başladı. Ve asker sonra geri geldi. Abim Zeynel deli gibi ayağa firladı. Sonra bir er yanımıza geldi. Kendini kaybetmişti. Oğlu Yusuf daha ergenlik çağındaydı. Ablamın ellerini çözdü. Anneme sokulmuştu. diye ba¬ ğırdı. Ablam hiç karşı koymadı. Yüzbaşı çadmna çe¬ kildi. Okuduğum anlatımlarını özerieyerek sunuyorum: "Askerler yüzbaşı için bir çadır kurdular. O zaman ananızı. Sü¬ rükleyerek götürmeye çalıştı. . diye bağırdı komutana. Ablam 13-14 yaşlanndaydı. Ama sizde o şeref yok.

Ama ba¬ bam. kardeşinin kanına girme. Söyledikleri hiç aklımdan çıkmadı bugüne kadar: Boğ beni kardeşim. Askerler dahil. Bir ere seslendi: Başla! Bir asker. Yapma oğlum. kafile içinde fisıldaşmalar başladı: Kaçahm.. hasta.. Ablamı boğmak için çırpmıyor. Er Kur'an okurken. Yüksekçe bir yere otur¬ du. Yanaklarından aşağıya yaşlar akıyordu.. Kafile bir anda ayaklandı. Bir yandan da karşımıza makine¬ li tüfekler yerleştiriliyordu.. Ahimi kaldırdı. ne yapmaları gerektiğini de bilmiyorlardı. yüzü çarpılmıştı. Hepimizi tarayacaklar. Sırtüstü yat bacım.. diye yalvardı.Ablam ağlıyordu. elinde Kur'an'la öne çıkd. diye bağırdı. Gözleri büyümüş. Onu bu şekilde ne¬ fessiz bırakıp öldürmek istiyordu. Gücüne kuvvetine güvenen insanlardan her bi¬ ri bir yöne dağılıp ormana koşmaya başladı. Ahmet ve Mustafa ahilerim ormana yetişip kay¬ bolmuşlardı. orada ne kadar insan varsa seyrediyordu. Askerler ormana dağıldılar. Kaçanları aradılar. ormana yetişmek üzereyken vurulup düştü. sırtüstü yatan ablamın ağzının üstüne oturdu. Öldür beni Zeynel. Ablam. Meydanda sadece ihtiyar. Onlarla birlikte birçok kişi daha. Bize ne olacak diye korku içinde beklerken.. Onlar toparlanıp tüfeklerini. Bir süre sonra eli boş döndüler. Ama hiç de in¬ sanca bir gülümseme değildi. ne olur! Abim delirmiş gibiydi. Bu namussuza tesHm etme beni. Gücü olan kaçsın. Birden ortalığı bir 374 . kurtuluşumuz yok. Zeynel. makineli tüfeklerin namluları bize çevrildi. Kur'an okumaya başladı. askerlerin dikkatierini dağıtmışd.. O sırada yüzbaşı çadırından çıkd. Askerler şaşırmışlardı. maki¬ nelileri ateşkyinceye kadar. Gülüyordu. kaçanlar bir hayli mesafe aldılar. Kime ateş edeceklerini. Fakat annem dayanamadı.. çocuk ve güçsüzler kalmıştı. Zeynel. Kur'an okutma. ama elleri bağlı olduğu için bo¬ ğazını kavrayamıyordu.

Çığlıklar arasında namlular üstümüze kurşun yağdırmaya başladı. mağaralar ağıdır. "geli"ler akla geliyor. yamaçları dik bir derinlikle ikiye bölüyor. Kuyu derinliklerden yük¬ selen dik yariar. Sonra uyandım. Doğruldum ama. Babam ve ormana sığınan ötekiler. insanlarla hayvanların tutunabildiği yamaçlan. Uyandığımda ortalık sessizdi. doğanın ken¬ di yapısıdır. Askerler görünmüyordu. Bunlann içinde en ünlüsü "Kutu deresi "dir. Bu mağalarm bazdan. pmariaria beslenen bu düzlük¬ ler yaylalardır. Uykuda gibiydi. Babam onu ormana taşıdı. Orada bir hafta yatd. Ta¬ ze kan geldi elime.. Fakat takip altındaydık. Der¬ sim'i güneyden kuzeye doğru yay biçiminde. uykum geliyordu. Tam 17 kurşun yarası vardı vücudunda. Ama her nasılsa ölmemişti. Ormandakikr beni buldular. Yaralanmışdm.. Onu tekrar ormana taşıdık. Dağ kıvnmlan arasına sıkışan. Ormana doğru yürüdüm. Kutu deresinin zemini. yer yer balta Ue kırılmış izlenimi verecek biçimde parçalanıyor. Kutu deresinin. ulu tepeler haline geliyor.. vah¬ şi derinlikleri bulan. Gözlerimi bir türlü açamıyordum.cayırd kapladı. Yüz¬ başının çadırı da yoktu. Annemi kabul etti. boylu boyunca uzanıp düzlükler halini alıyor. bir dağlar yumağıdır. Elimi götürdüm. Durma¬ dan yer değiştiriyorduk. 375 . Yamaçlan sarp.. Tepeler giderek bk eğilim tutturuyor. Ölü sandığım annem de yaşıyordu. Dersim denilince. ölüleri gömüp yaralılan götürdüler. Sırdm sızlıyordu. Kutu deresi.. Ama bazıları insan eli ve emeğiyle işlenerek genişle¬ tilmiş. Yaralan biraz kabuk bağladı. Uyuyakalmışım. Başımı da¬ yadım annemin ölü bedenine." MAĞARALARDA ÖLÜM Dersim. in köyünün değirmencisi ahbabımızdı. Tepeden dibe inmeye elveren ancak bir¬ kaç geçidi vardır.. Annem yanımda yatıyordu. Yüksekliği 2500 ile 3600 met¬ re arasında değişen sıra ve küme dağlar.

llksor mağaraları. biri üç yaşındaki iki kardeşimle mağaradakiler arasındaydı. 10 yaşındaydım o zaman. Askerler akşama doğru çekildiler. ağaçlıklı kayalıklardaydık. Birbirine dolanıp kaskatı kesilmişlerdi. Köylüler. llksor mağaralarının önündeki meydanlık. bir sürü koyunu barındıracak büyüklükte olanları da 376 . yaz sıcağından korunacak kışlık yiyeceklerini depoluyorlardı. Dürüt. çocuk ve ihtiyarlar oraya toplanmıştı.. llksor ve Ağpanoz mağaraları deniyor. merhamet' diye yalvarıyor ve sağa sola kaçışıyorlardı. kucağındaki bebeğiyle gelinler. Dersimlilerin diri diri gömül¬ dükleri mezar oldu. mağaralarıyla dev bir süngerin kılcal borula¬ rını andırıyor. ağlıyor. ihtiyarlar. Topları mağara kapılarına nişanlayıp gülleler yağdırdılar. Küçücük çocuklar. biri beş. Ba¬ bam ve köyün diğer erkekleriyle yukarda seyrediyorduk. Dinamitier. Sarısalrik dağlarının yamaçlanyla "gelileri" de mağaralar labirentidir. bombalar atdlar.. Ölülerimizi alıp gömdük. Askerler. Laç vadileriyle. Kırım günlerinde. Bir tanık anlatıyor: "Biz yukarda. Vadiler. çocuk ve ihtiyarlarla doluydu. Aşağıya indik. Arı kovanı boşalıyor gibiydi.. bu mağaralar.." » * Dersim mağaralarının bazıları alabildiğine geniş ve derindi. Dersim'de. Annem iki kardeşime sarılmıştı. insan haykırışları¬ nı hayatım boyunca hiç unutmadım. Askerler durmadan kur¬ şun sıkıyorlardı.. insanlar can derdiyle toz ve dumanın arasından dışarıya firlıyorlardı. 'yapmayın. Annem. llksor. vadiyi sarıp mağaralara doğru yayıldılar. öylesine delik deşik. ye¬ ni doğmuş bebekten 90'hk ihtiyara kadar her yaştan insan cese¬ diyle doldu. Dersim dağları. Çıkışların karşısında siperlendiler. Kadın¬ larla. bu mağaraları gerektiğinde hayvanları için kışlak olarak kullanıyor. O günkü insan manzarasını. ka¬ dın. Çıldırmış gibi bağrışıyor.. Ovacık-Tunceli il merkezi arasında sıralanan sayısız mağara¬ lar kolonisine. İçlerinde.AH Boğazı.

1949 yılında gevşemeye başkdı." 377 . Ahpanos. Mağaraların bulunduğu geli ve vadiler kırımdan sonra "yasak bölge" ilan edildiler. İnsanlar. haydutknn 5-6 bin tahmin edilen aile efradı. Mameki tugayı ile güneyden. top ve makineli tüfek ateşinden başka 25. Alaydan gönderilen istihkâm müfrezesi tarafindan tahrip kalıpları adlmak suretiyk mağaralar tahrip edilerek içindekiler öldürülmüş. haydutiann şimdiye kadar olan inatla direnmeleri kırılmış. askerlerin taarruzundan korunmak için derinlere. ay¬ rıca 12 haydut cesedi Munzur suyu üzerinde görülmüştü. Birbkinin üstüne yığılmış kemik yığınları buldular. Türk Genelkurmayı da "mağaralarda ölümü" inkâr etmiyor. Yasaklar. Mağara girişlerindeki kayalıklarda beton izleri mühür gibi yerindeydi. gerikre sığınmışlardı. 1990'larda Laç deresi. Haydutiann sığındığı. taş duvar örülerek kapatılanlan da vardı. tersine olanlan "ordunun başarısı" olarak açıklıyordu. Laç deresi mansabındaki haydutlara karşı Erzincan tugayı ile kuzeyden. Laç deresi müfrezesiyle de doğudan yapılan taanuz sonucunda. Gkişleri aÇip içe¬ riye girdiler. ağızları mazgallı taş duvarlaria kapatılmış mağaralar cesur askerlerimiz tarafindan kuşadlmış. kayalıklara. Genelkurmay'ın Türkiye Cumhuriyeti'nde Ayaklanmalar 1924-1938 adındaki kitabında. llksor vadisi ve Kutu deresi ve Ahpanos mağaralarında hâlâ insan kemikkri bulunuyordu. dere tabanlannda saklanmaktadır" denildik¬ ten sonra. Bu ka¬ dar kanlı boğuşmaya rağmen hâlâ direnmekte olankr vardı. şaş¬ kınlık içerisinde mağaralara. Giriş çıkışı beton dökülerek. kapatılıyordu. ağaç diplerine sığın¬ mışlardı. Iskisor.vardı. İnsanların koştukları ilk yerler mağaralar oldu. Horan bölgelerin¬ deki mağaralarda. Dehşet görüntüleriyle yüz yüze geldiler. Böylece tarama sa¬ hası içindeki mağaralarda toplam 216 haydut imha edilmiş. "Temmuz 1938. can havliyle dışanya firlayanlar da ateş ile imha edilmişti. devam ediyordu: "21 Temmuz 1938'de. Bu mağaraların girişi dinamit padatılarak yıkılıyor.

" Kitapta anlarildığına göre. fakat "haydudarla başa çıkılamayınca". 15." Kitabın 477. sayfası: "6-7 Eylül 1938 arasında yapılan tarama harekâd. Tümen bölgesindeki haydutiann reisleri ile biriikte Dokuzsıra mağaralarında saklan¬ dıklarının haber alınması üzerine. topçu ve piyade ağır silahlannın yakın des¬ teğinde yapılan tarama harekâdnda birçok mağara ve civarında yapılan müsademelerde yüzlerce haydut imha edildi.Aynı kitabın 436. Alay¬ dan takviye gönderiliyor ve düşmanın imhası tamamlanıyordu. ordu emrine göre bütün ciddiyeti ve şiddeti ile devam ediyordu. taş kovuklarını ve bir insanın saklanabilece¬ ği her noktayı adım adım aradılar. "24 Temmuz 1938 günü. Alay boğazdan içeri girdi ve iki mağarayı kuşatarak ateş akına aldı ve bombaladı. Birlikler bölge¬ lerindeki mağaraları. 14 Ağustos günü Dokuzsıra mağara¬ ları kuşatılıyor. bunlan ele geçirmek maksadı ile. haydudarla müsademeye tutuştu. Haydutiann direndikleri köyler. 2 er şehit. Bu müsademede haydudar hayli zayiat verdiler. komlar ve hatta taria ve meşelikler yakıldı. 4 er de yaralı veren 34. sayfasında şöyle deniliyordu: . Bölgesinde: 12. Genelkurmayın "Dersim tarihini" okumaya devam edelim: "57. Tümenin 38. Yılan dağın¬ dan Ali Boğazına inen derelerde 65 haydut imha edildi. 8. Bu arada yine yüzlerce hay¬ van. Kor. sayfası: "14 Ağustos 1938. 57. münferit evler. 34. dinamide imha edilmekten korkarak teslim oldu. Seyyar Jandarma Alayından gönderilen bir bölük. Alay müfrezeleri ve top¬ çusu yardımda bulundular. muhasara akında tumlmakta olan Kı- nk mağarasındaki 42 haydut." 378 . Alayı bölgesinde yapılan taramada." Genelkurmay kitabının 437. Bu müsademede haydudar bir hayli zayiat veriler. İstihkam müfrezesi birçok ma¬ ğarayı tahrip suretiyle. Bir o kadar da kadın ve çocuk grupları yakalandı. Alay¬ dan takviyeli bir bölük de verilmek suretiyle beraberce mağarala¬ rın tekrar kuşadlması ve içindekilerin imhasına memur edildiler. Ve bu çadşmaya 57. silah ve cephane ele geçirildi. Alay boğazdan içeriye girdi ve iki mağarayı kuşatarak ateş altına aldı ve bombaladı.

şeker verdik. O noktada Munzur suyu derinkşip vahşileşiyordu. o vakit küçük bir muhacir köyü idi." 379 . Bölük komutanımız üsteğmen Şecaattin. Zaten köprünün akında her ihtimale karşı silahh asker¬ ler yerleştirmiştim. Bir mağara¬ da bir aik bulduk. in ve oyuklardan topladık. Girenler giriyordu. Onlan hemen kesiyor¬ duk. Emir verdim 'temizleyin bu pi¬ çi' diye. Ben oradaki uzun meşe ağaçlann- dan birkaç sınk kestirdim. yemiyordu. Çocuk kork¬ masın diye.ır ki. Çünkü biz Dersimli ye¬ tişkinlerin ağzından bir şey alamıyorduk. baba. 1941 ders yılı. Yemek verdik. Dersim ola¬ yındaki hadralannı kendisinden geçmiş bir coşku ik anlatmaya başladı. Komutanımız. yine de bir şey söylemeyecekler. ağaçların altında istirahat ediyorduk. anne ve 5-6 yaşlannda bir çocuk. bunlan öl¬ dürmek için oldukça çok mermi harcanacağını. üniversite kampım Pendik'te yaptık. girmeyenleri sürükleyip nehre adyorduk. bunun yerine hep¬ sini Munzur çayına atıp boğmamızı emretti. Bir ara üzerimizden bir uçağımıza nişan aldı. Anlattığı birçok olaydan bir tanesini sizlere aktarmak istiyo rum Biz Dersim'de temizlik hareketine başlamıştık. Büyükleri orada süngükyerek temizledik. babasını ve dedesini keserken onu uzaklaşdr- mıştık. Bu hareketine oldukça kızmıştım. Topladığımız Kürtle¬ ri Munzur köprüsünün arkasına götürdük. Binlerce Kürdü ma¬ ğaralardan. anasını. köprünün gözlerini dkaddar. Askerler süngülediler ve kayalıktan aşağıya attılar. Anter şunlan yazıyordu: "Eskiden lisede üç yıl ve üniversitede iki yıl. Biliyorduk ki. ders ydı sonunda tam teçhizatla yirmi gün boyunca piyade askerlik kampı yapıhrdı. Bir aralık can havli ik bkbirkrine öylesine tutundul. Yüzüp kurtulmak isteyenleri vuruyorlardı. Kampta bulunduğumuz bir gün. Pendik. Erkre. Çocukla dost olmaya çalışıyorduk. Yine geniş bir sahada manevra yapıyorduk. bunlaria onlara vurmalarmı ve böylece köprünün gözlerinden aşağıya yuvarlamalarını em¬ rettim. Dede. "Yeni Divan" dergisinde yazdığı bir yazıda Dersim'e ilişkin bir anısını anlatıyordu. Bunları götürüp oradan nehre sür¬ dük.* * * Yazar ve şair Musa Anter.

Ailesi. 1938 yaz aylarında. hepsini samanlığa dolduruyorlar. "Ben üç yaşındaydım" diye anlatıyordu: "Babam köy muhtarıydı. saklı değildi. Müfreze ayrılır ayrılmaz. İnsanları meydanda topluyorlar. Can güvenliği için adının açıklanmasını istemiyordu. Hozat'ın Lolantaneri köyünde doğmuş¬ tu. Sonra çoluk çocuk. Kimse öldürülmüyor. evlerinde. Bir bakıma. sistemin "laneriiler" listesindeydi. Onun için de kendimizi güven içinde his¬ sediyorduk. bakımları zor çocukları bırakmışlardı köyde. bir olanağını bu¬ lup komutanla konuşuyor. Biz kurtulmuştuk. Her şey açık ve her¬ kesçe biliniyordu. Topluca öldürüldüler." Avukat devam ediyordu: "Baskınlar. Bitişiğimizdeki Lolantaneri köyünün erkekleri de dağa çıkmıştı. rüşvetle kırımdan kurtulmuştu. Bir gün köyü basıyorlar. O köyde yaşayanların hepsi akrabalarımızdı. Köy boşalıyor. Dağ hayadna dayanamayacak kadın-erkek ihtiyarlan. Avukatn. ertesi gün gelip ya¬ kıyorlar. Hâlâ. Askerler. İnsanları diri diri yakıyorlar. Dağdaki yakınları. Üst¬ lerinde. komutanın para ve akın hırsını görünce. hasta ve dolaşdrmalan. O gün Lolantaneri'de 40 kişi yakılarak öldürüldü. annemin boynunda. devlete yakınlığı nedeniy¬ le bu görevi vermişlerdi. katiiamlar gizli. yükte hafif pahada ağır neleri varsa alıyorlar. ne olur ne olmaz düşüncesiyle dağa çıkıp saklanıyorlar. Babam. aynı yoldan bütün köylülerimizi kurtarıyor. Babam. ama bitişiğimizdeki Lolantaneri köyü o ka¬ dar şanslı değildi. askerler bir gün köyümüze gelerek. Kapısı¬ nı kilitleyip ateşe veriyorlar. tepede çaresizlik içinde olayları seyredi- 380 . Ölümden kaçışın tek yolu dağlara sığınmaktı. bileğindekiler dahil neyi varsa verip kurtulmayı başarıyor.BEBEKLERİ DE YAKARLAR Tanığımız. köy¬ lülerle biriikte babamı da yakalıyorlar.

Kume'yi yan yanmış. jandarma kışlasının yanındaki dere Hozat deresı- dir. insanlar sa¬ hanlıklara doldurulup ateşe veriliyor. O hal¬ de yanıp ölüyor. Bir Hozatlı anlattı: "Hozat'ta. Eze o haliyle 12 ya¬ şına kadar yaşadı. devlet peşini bırakınca köye döndü." Hozat'ın Ergen (Geçimli) ve Tavuk köylerinde de. Saman¬ lıkta yaşayan varsa kurtarmaya çalışıyorlar. diri diri yakılıyorlardı. Köy baskınında Temo. Yarmanm altın¬ daki bölge de infaz yeriydi. Sonra ya¬ sak bölge ilan ettiler. Burası toplu kırımlar için kul¬ lanılıyordu. Yere yıkıp. Samanlığın ateşe verildi¬ ğini seyrettiriyoriar. öteki adı Karamuk deresidir. Sonra bir uçurumdan aşağıya atıyor kendini. halk arasında kan deresi oldu. Kaça¬ rak kurtulmayı denedi. yolda oyalanarak kafiknin arkasından yürüyor. genç karısı Küme ve emzikteki kızı Eze'yi bırakıp kaçamıyor. Yıllarca sonra. Samanlığa girenkr. belki binlerce kışı burada kurşuna dizilerek. bir kuytu¬ lukta topluca süngüden geçiriliyor. Temo. Lolantaneri köyü baskınında yakalanan erkekler. Hala¬ mın oğlu Temo'nun (Teymur) kızıydı. Yüzlerce.yor. kansını be¬ bekle birlikte samanlığa götürüyorlar. Gözü kör olmuştu. Eze'nin de saçlan ve başının sol tarafi. Bu derenin adı. Onu bağlı bekletirken. Gelin Küme. Arkadan vuruldu.. Derede. Bu yöreyi. Uzun yıl¬ lar yaşadı. elkrini kollarını bağhyoriar. Temo kurtulduktan sonra. Ama yaşıyordu. ormana sığın¬ dı. Fakat başaramadı. Yuvarianıp koşarak ormana sığınıyor. Sonra öldü. ölü insan çöplüğü olarak kullanmışlardı. herkes gibi dağlara. Ardından ateş ediliyor ama vuramıyorlar. ölmüş buluyoriar. sol gözü yanmışd. Kayışoğlu yarması vardır. 381 . Hozat deresi ise "kan deresi"ydi. Ama bebek yaşıyordu. büzüldüğü köşede bebeğini kucağına alıyor. Adı Eze'ydi. Halamın öteki oğlu Halil de aynı ölüm kafilesindeydı.. askerier işlerini bitirip köyden çıkınca koşuyoriar. O günkü kadiamdan bir bebek kurtuldu. süngülenerek kadedildi. altına gelecek biçimde üstüne kapanıyor. katliamlardan son¬ ra. Temo'yu yakalıyorlar.

yakınlığı yoktu. koluna çavuş rütbesi. kök adı verildiğin¬ de. hem de yazması olduğu için. Kan deresindeki kemikleri topladık ama. askeri mıntı¬ ka içindeydi.Yasak bölgeleri askerler koruyordu. artık muduluğuna diyecek yoktu. Çaldıklarımızı büyüklerimiz alıp gömüyordu. 1940'lardan sonra. payeler vermişti. kollarında ça¬ vuşluk "pırpır"ları. yıllar boyunca toprağın üstünde kaldı. Çamurekli Zeynel. hayvan otiatma bahanesiyle Kan deresine yaklaşmaya. cebinde maaşıyla Dersim'de "şan ve şerefle" dolaşıyordu. uzaklardan birinin getirilip oturtulması yerine. O. hem okuması.. uzağında du¬ rup dereyi seyrediyorduk. Kan deresi. "devlete bağlılığını kanıdamış biri" olarak.. Kürtlükle. Nahiye Müdürü makamına oturtulmuştu. göğsüne de "vatan hizmerierinin terribinden" madalya takmışn. O Kürt atna. Osmanlı sultanını deviren Mustafa Kemal Ata¬ türk'ün yönerimi de yeni görevler. Ruslara karşı "Sansa Deresi" efsanesini yaratan adamdı. çürüyene kadar.. zaferinden sonra. Zeynel Altıntaş. Yıllarca sonra yasak kalkınca. Üstünde asker üniforması.. 382 . Osmanlı yönetimi." ZEYNEL ÇAVUŞ'UN MADALYASI Zeynel Altıntaş. "Devlete bağlılığıyla da mutlu Dersimlilerden biri" olan Zey¬ nel Çavuş'a. Kureyşan aşireti ve Çamurek köyündendi. yörede "büyük Türk büyükleri "nden biri sayılıyordu. elbise. bir zamanlar devlet tarafindan ödüllendi¬ rilmekten muduydu. toplanabikn kemikler topluca gömüldü. Kürt dünyasıyla ilgisi. çorap parçaları. Nöbetçiler vardı. adı sonradan "Dallıbahçe" olarak değiştirilen İresi köyü nahiye olunca. şükran duygularının ifadesi olarak ona asker üniforması giydirmiş. bunlar bizim insanlarımız diyerek kemikleri çal¬ maya başladık. yavaş yavaş girmeye baş¬ ladık. çamaşır. her yer insan iskektieriyle doluydu. Çünkü. Zeynel Çavuş'un. Yarma. Biz çocuklar. "Zeynel Akıntaş" olmuştu. Kemiklerin kime ait oldukları bilinmeden. Çocukluğumuzda. Cumhuriyet döneminde herkese yeni bir soy.

Ruslardan alıp yine Ruslara karşı kullandığı.Devktin bir temsikisi olarak. "devlet şeflcatini". kayası ve ormanıyla bir açık hava me¬ zarlığı haline getirilmişti. "Devleti¬ mizin bir bildiği vardır" diyor. dağı. Zeynel Altın¬ taş. yerli memuriann görevden uzaklaşünlmasını karariaştırdık- tan' sonra işinden alındı. Başbakan İnönü "Dersim harekâtı" için planlar ya¬ pıp. Kendisi de. tedbiri elden bırakmıyordu. bir zamanlar 383 . hazırlıklı davranıyordu. 1935'te. taze ekmek için hazırlık yapın. daha sonra kan sesine boğulduğunda. görevsiz kalmış bk devlet âşığı olarak hizmet yolunda ter döküyor. bk gün askeri bk birii¬ ğin geldiğini görüyor. Sizler de. Dersim insandan "anndınlmış"." Zeynel Çavuş. çaba harcıyordu. "Dersim'in silahsızlandırılması" buyruğuna en başta o uymuş. Görevlerinin gereğini yerine getirmekten başka bir düşüncesi yoktu. silahını vermek istemeyenleri ikna görüşmelerine başlamıştı. ilgisizdi. askerkri karşılamaya gi¬ diyorum. Pek çok kişi¬ nin iknacısıydı o. taşı. devkte hizmet ederken ne olur ne ol¬ maz düşüncesiyk satm aldığı tabancasmı. Ben. Devleti karşılama¬ ya giderken. parmakla gösterilecek kadar azalmış.. Dersim'i düşünen çabalanm anlatarak. belki komutan yeni ve tanımayan bki olabdır dü¬ şüncesiyle. Dersim. huzur içinde yaşarken. hâlâ "devletin bir bildiği vardır" diye mi düşünüyordu bilin¬ mez.. Ama o "art niyet"e yormadı. ayran. devkte karşı "kötü niyetlilerin peşinde" bir görevliydi. Eski de olsa. karısı ve çocuklarım. 1938 yılının yaz ayları sonlarına doğru artık duman tüten koy sayısı. * Zeynel Çavuş. artık "antikaya çıkmış" tüfeğini. çay. devletin kollarına hizmet için seferber ediyordu: "Belki bir muhtaçlıktan vardır. "sikhlanm her zaman¬ ki gibi devkrimin hizmetindedk" diyen bir törensellikk asken komutana sunmuştu.

. müfreze komutanına. hizmederini tek tek anlatıp. vatana hizmederinin nişanesi olan madal¬ yasını göğsüne asarak. Ne de olsa halef selef sayılıyoriardı.. yeni müdür Hüsnü Dicleli'yi görünce. askerlerine emir veriyordu: Yakalayın şunu!. Ama yolcu¬ lukları Iresi'nin birişiğindeki derede son buluyordu. Anlanlanlara göre. "eve buyur" ediyordu. sertti: Bk yanlışlık yok. Fakat. müdür onu görmüyor. gülümsemeye çalışarak. hepsi toplam 47 kişiydi. geçmişini. Çavuş. "İresi deresinde çıkan çatışmada. Ama komutan ödünsüz. Zeynel Çavuş eli ayağı bağlı halde güneş altında bekletilirken. Zeynel Çavuş. "Atatürkümüzün şapkası" dediği fötr şapkasını da başına geçirerek karşılamaya çıkıyordu. tersliğin önüne geçmek için madalya¬ sını gösteriyordu. "sen de kimsin?" diye azarlayınca. en yeni elbisesini giyip. Urganlarla birbi¬ rine bağlandıktan sonra yolculuğa çıkarılıyorlardı. Komutan. bir zamanlar nahiye müdürlüğü yapnğı İresi'ye götürülüyor. bazen değerli bilgiler bile vermişri. 47 haydut si¬ lahlarıyla birlikte ölü olarak ele geçirildi" şeklinde mi geçti resmi raporlara bilmiyorum. eşi ve yakın akrabaları toplanıp getiriliyordu. bir müfreze köyü Çamurek'e bir başka askeri kol da yakınlarının bulunduğu Albusan mezrasına gönderiliyor. Atatürkümüzün eski nahiye müdürü Zeynel Altıntaş yani" cevabını veriyordu: Komutan. sesini duymuyordu.. Dahası. Gider Abdullah Paşa'ya (Alpdoğan) an¬ latırsın derdini. 384 . askerlerin başındaki subayı selamlayıp saygılarını sun¬ duktan sonra. bütün oğullan. "ben Zeynel Çavuşum. kız¬ ları. Anlatılanlara göre.devlerine hizmet etmiş bir görevli olarak. anında gerekebilir tedbiriyle belgesini de cebine koyarak. Sıkça Dicleli'nin ziyaretine gitmiş. derhal bağlanmasını emrediyordu. Zeynel Altıntaş isim benzerliğinden kay¬ naklanan bir yanlış anlama olabileceğini söyleyerek. sevinçle se¬ lamlıyordu. Ailenin sonu. kravatını bağlayarak.

Kürtlerin "iyilikten anlamalarım" takdirle karşdıyor ve şöyle diyordu: "Ermeniler göç ederken paralarını. yanlarına aldıkları paraların akıbeti çok geçmeden ay¬ dınlığa kavuştu. bellerine bağlıyorlardı. en gençlerden biri olmasına rağmen. bk daha bulunmuyordu. kaderlerine doğru yola çıkarken. altın cinsinden neleri varsa ceplerine koyuyor. "güvenli bir hayata nakledilmek" üzere toplanan in¬ sanlarla... Bun¬ ların içinden Cemal Gürsel ve Cevdet Sunay gibi cumhurb. sakın unutmayın. "unutulmaz" olarak kaldı. daha sonra da "ordunun en disiplinli subayı" 385 .." Fakat. on¬ ları "düşünen iyi yürekli" genç subayın. Genç subay.ışkan- ları. Kürtler daha iyisini yapıyor. "iyilikleri için" uyarıyor. yeni bir hayat kurmak üzere. General Hü¬ seyin Alpdoğan Dersim yangınının kibriti olarak anddı. Dersimliler.KURTARICISINI ARAYAN PAŞA 1970'lere kadar ordunun üst kademelerinde görev yapan ge¬ nerallerin büyük çoğunluğu. Ali Fethi Esener. Zaman yüzlerini sildi. "yanınıza alabileceği¬ niz her şeyinizi. "iyilik olsun" diye söy¬ lediklerini harfiyen yerine getiriyor.. ordu komutanları da çıkri. Ali Fethi Esener ve Cevdet Sunay da unutulamayanlardandı. ülkenin kaderinde başrole çıkan¬ lar. Genelkurmay başkanları. Gideceğiniz yerde lazım olur" öğütleri veriyordu. özellikle de paranızı almayı. askerliğin yanında. neleri var¬ sa yanlarına ahyorlar. daha sonra politika alanında da etkin rol oynadılar. Batı Anadolu'ya nakledileceklerini sananlar. altınlarını yere gömüyor.. bunlardan bazılarını hiç unutmadı. O da. "Kürt isyanlan"ndan geçmişri.. yola çı¬ karmadan önce. Dersim'den geçen kimi subaylar. "güvenli yerlere nakledilmek" üzere bir araya topladığı insanları. "para¬ sal buluşları"yla unutulamayanlar arasına katılmışri. köy köy dolaşıp. adlarını unutturdu. Ama. para. Başlangıçta. Bazdan daha sonra kendi köşelerine çekildi. DersimHIerin anlatnğına göre o.

"Bahtiyar aşiretinin kökünü kazıyan kişi" diyordu. Osmanlı'ya karşı ayaklanan Araplar ve IngiHzlere karşı Filistin Cephesi'nde savaşırken esir düştü. Ofluydu. Babası. Adalet Partki kapatılınca. kendisini emekli eden darbecikrk hesaplaşmak üzere. ilişkileri şansım tüketti. 386 . gecikerek kendikrine katıldığı için onu emekliye ayırdılar. köşesine çekildi. Demirel. Sunay'ın eşi Atı¬ fet Sunay'm anlattığına göre. Olayı haber alınca. Dersim'de Bahtiyar aşireti bölgesinde savaşıyordu.. 27 Mayıs 1960 tarihinde askeri darbe oldu. Darbecikr. Kenan Evren Genelkurmay Baş¬ kanlığına getirildi. taş taş üstünde bırakılmamış». Gümüşpala. 1980 darbesinden sonra da Süleyman Demirel'k sıcak iHşkilerini sürdürdü. Ancak. Birinci Dünya Savaşı sırasında. Ordu Komutanı'yken. Erzurum'da 3. Bahtiyar aşireti yöresi insandan anndınlmış. Dersimliler Sunay için. Esener ke. kapatılan DP'nin siyasi mirası üzerinde kurulan Adalet Parti¬ si'nin (AP) başına geçti. onu 1978'de Genelkurmay Başkanı yapmak istedi. Fakat eski ar¬ kadaşlan generaUer tarafindan engelknince. Karargâhı Pakire köyündeydi. elinde avucundaki kıymetii eşyası¬ nı. İki yıl sonra da darbeyle Cumhurbaşkanı oldu. Daha sonra Genelkurmay Başkanlığından Cumhurbaşkanlığı makamına seçikn Sunay.olarak tanındı. karşılı¬ ğında oğlunu kurtarmayı başardı. Orgeneralliğe yükseldi. Ingilizlerie ilişkiye geçri. Yıllarca başbakanlık ya¬ pan Süleyman Demirel'in en gözde generallerinden biriydi. O da. Dersim'den geçerek general olanlardan biri de Ragıp Gümüş- pala'ydı. askeri imam olarak o bölgedeydi. Dersimlilerin unutamadıklarından Cevdet Sunay. yerine ku¬ rulan "Büyük Türkiye Partisi" nin başına geçkildi. bu arada değerli pul koleksiyonunu da rüşvet vererek.

1962'de AP genel başkanı olarak. Onuruna verilen akşam yemeğinde Paşa. ama bu anıların içeriğini açıklamıyor. bir su¬ bayla iki eri yakalamışlardı. Tacim köyünde yaşadığı ama ol¬ dukça yaşlandığı anlatılınca. zaman elvermediğinden üzgün olduğunu. köyüne gidip onu ziyaret et¬ mek istediğini. çolugun çocuğun kanına girdiniz. Paşa. Tacim köyüne gittiğinde. Ben şimdi sana ne yapayım? Ali benim söylediklerimi ona. Korkudan sararmışd. Hıdır Ağa'ya Paşa'nm selamını iletti. yıllar sonra. "Kökümüzü gerirenlerden biriydi" diyor ve devam ediyordu: "1938 senesinin yaz aylarıydı. Sizin merhametinize. ona verdiği sözü tuttu.. Boynu bükük haldeydi. İçimizde Türkçe bi¬ len tek kişi Ali'ydi. Paşa'yı nereden tanıdığını sordu. Çocuklar. Ali'ye dedim ki: Sor bakahm. iktidara hazırlanırken 1964'te öldü. Dersimlilerin. partisinin adayına oy vermesini istemeye gel¬ mişti. zar zor ayakta durabiliyordu. Paşa. Gümüşpala. Dağdaydık. uğurlayıcıları arasında bulunan Türkiye İşçi Partisi (TİP) İl Başkanı Kahraman Aytaç'tan tekrar ricada bu¬ lundu: Benden Hıdır Ağa'ya selam söyleyin. sevgile¬ rinin iletilmesini istiyordu. Dersim'e ilişkin derin anıları bulunduğunu söylüyor. diyormuş. "oyunuzu benim parrime ve¬ rin" tekrarı arasında. "Teneke Paşa" adını takmıştı. Tunceli'den ayrılırken. ikide bir soruyordu: Hayderanlı Hıdır Ağa sağ mı? Hıdır Ağa'nın sağ olduğu. onun cevabını bana tercüme etti. Getirdiler bana. siz bunca masum insanın. merakını gidermek için. Dersimlileri çok sev¬ diğini. Yerine. insanlığınıza sığındım. Geceyi orada geçirdi. Hıdır Ağa'nın gözleri yaşarmıştı.Dönemin ünlü politikacılarından ve rakibi Osman Bölükbaşı ona. 387 . Türkiye'nin kırk yılına damgasını vuran Süleyman Demirel geçti. bu subaya. bu kez sivil kıyafetler içinde yeniden Dersim'deydi. Bu arada. Aytaç.. Titriyor.

Sesi¬ ni çıkarmadı. götürün. Onun "olayına" kadar. Birliklerine yakın yere salın gelin. yoluna pusular kuruyor. Eski yakın dosdan.. Arka¬ dan bakıyordum. kendi adını da "lanetH"ye çıkarıyordu. Seni öldürmeyeceğiz. Boynunu büküp kaldı. Subay (Ragıp Gümüşpala) taşlar." diyordu. kelle avcısı. Can borcunu böyle ödedi. Ben. Acıdım haline. Ama doğrusunu söylemek gerekirse beklemediğim bir şey yaptı. günahsız insan¬ ları öldürüyorsunuz. Biz katil değiliz. Çocuklara dedim ki: Soyun bunu! Çocuklar. Yalınayak. iz sürücü. Öldürmedi beni. Bir gün. sonrası için "o isim. izini sürüyor. Bir don ve gömlekle kaldılar. diken ve ot¬ lar arasında çıplak ayakla yürüyemiyordu. potinleri¬ ni. Ama siz suçsuz. Onlardan esir aldık. başka bir anlattmla öz yeğeni Rayber'di. onun ve yanındaki askerlerin elbiselerini. "Rayber" adı Dersim'de yaygındı. yerinden kalkamayacak ihtiyarları katiediyorsunuz. 388 . kara ihaneti temsil ettiği için Lanetli sayıldı. Rayber'in ihanetinden sonra." ADİ DA YOK OLAN TETİKÇİ Ortaya dökülen para. kimi vicdanları satı¬ lık meta hafine getirmişti. tetikçi. Çağırdım. Der¬ simli Binali Atik. Bunların en ünlüsü. Pek çok Dersimli. kimse çocuğuna o adı vermedi. Sansa deresinde Ruslarla çarpıştım. Çoluğu çocuğu. dedim. silahlarını aldılar. bir çatışmada o beni yakaladı. ak¬ rabaları ve bu arada öz amcasının ruhunu almak için geceli gün¬ düzlü çabalıyor. Hadi git. yalpalaya yalpalaya yürümeye başladılar. Seid Rıza'nın kardeşi Seid Ali'nin oğlu. dedim. Sonra dedim ki: Alın. "parça başı hizmetine" göre para alıyordu.Ona söyle dedim Ali'ye. Dersim'i kirletmiş. Potinlerini geri verdim. Beni Uşak'a sürgün ettiler.. Söylediklerim ona tercüme edildi. kimseyi öldürmedik. Sürgün edilecek insanlara katd. Aradan zaman geçti. muhbir ve rehber olarak dağlarda dolaşıyor.

Uzun boyu ve şişmanca cüssesi bir araya gelince. Hozat'ın Peyami köyünde oturuyordu. Dersimlilerin "pis iş" dedikleri uğ¬ raşı. Koyu renk ceket. belki abartı ama. insan soyunun "aşağılık uğraş" saydı¬ ğı bir "mesleği icra ediyor"du. dillere destan köşk yavrusu bir ev yaptırmıştı. gür. ustalar tarafindan kesilip yontularak biçimlendiril¬ miş taşlarla örülmüştü.Rayber. Kırlaşmış bıyıklarını her gün üşen¬ meden karaya boyuyor ve kuru üzümle mıncıklayıp burarak bi¬ çim veriyor. üst dudaklarını dolduran bıyıkla¬ rının bakımına pek düşkündü. bir derebeyi azametiyle uzun konçlu çizmeler giyiyor¬ du. Yamasız şalvar. DersimHIer ayaklarını taştan. kelle avcılığıydı. hemen göze çarpıyordu. uçlarını dikleştiriyordu. ta Şam'dan ressamlar getirtip iç duvarları süsktmişri. Esmer. burnunun altım. Boynu kalın. zemine mer¬ mer döşetmişti. heybetH görünüşü "azamete" varıyordu. muhbirlik. değirmi göbeği öne fırlaktı. Duvarlar. 1937'de 40-45 yaşlanndaydı. Dersimlilere göre o. Dersimlilere göre. Nereden bulup getirmişse. kilot pantolonunun akında çizme. uzun boyluydu. Anlarilanlar doğruysa eğer. "mesleğini icra" ederek kısa zamanda varlığa konmuştu. duvarların boydan boya değişik motiflerle süslenmesi için kök boya kullanılmış. Birçok odalı evinde hamam da eksik değildi. Dağhlar arasında bir istisna olarak. Giyim kuşamıyla da. Özellikle misafir kabul salonunun süsü ve gösterişi için para harcamaktan çekinmemiş. topraktan koruyacak çarık bulamıyorlardı. Rayber. O ise. Bu "işi". heybeti¬ nin boyutlarını görkeme ulaştırıyordu. Köyde. gömlek giymek. tam 40 bin adet yumurta akı harcanmıştı. Kara. o şişmancaydı. 389 . o dönemde. Dersim'de kişinin "zenginli¬ ği" sayılıyordu. 1925'ten 1938'de öldürülünceye dek sürdürdüğü söyleniyordu. Kadın ve çocuklar genellikle yalınayaktı.

Rayber maaşa bağlanmıştı. rakı sofralarında heyecanlı söy¬ levler veriyor. öz be öz Türk olduğunu söylüyor. bayır peşinde koştuğu Seid Rıza'nın emeği. daha sonra öldürülüyordu. Bir gün o da olur. 390 . yalnız Dersim dağların¬ da değil. İstanbul'da bile servet sayılıyordu. Bu para o dönemde. Onun geliri bu kadarla kalmıyordu. Ondan her şeyi bekliyordu. si¬ vil amirleri ağırlıyordu.. ayda beş bin lira maaş alıyordu. Dinleyenler onu teskin ediyorlardı: Üzülme Rayber Ağa. ruhunu almak için dağ. Abdullah Alpdoğan Paşamızdan dinlediğim ta¬ rihimizdir. Atatürk. askeri komutanları.. Ödül ve rüşvetler. İsmet İnönü ve Fevzi Çakmak ile Abdullah Alpdo¬ gan'ın portreleri de unutulmamışri.. üzülüyorum. ona koşuyor. canlarının kurtarılması için yalvanyorlardı. Bunu yapacak kimseyi bulamadım. Onun için hayıflanıyor. ağaç kabukları ve köklerden elde edilen boyalara yumurta karışrinlarak yapılan karışımla at. Rayber. Peşine düşülen insanlar. dişi kurt önderliğinde çıkıp dünyaya yayılmasını anlatan tablonun bir türlü yapılamamasıdır. Atalarımız Türklerin Ergenekon dağlarım delip. ama günün birinde hayatını al¬ mak için ardına düşebileceğini asla. Köşkünde sıkça ziyafetler düzenliyor. geyik. cey¬ lan motifleri ve savaş sahneleri işlenmişti. bazen konuş¬ tukça heyecanlanıyor... Ne eksik Rayber Ağa? Eksik olan. Okuma ve yaz¬ mayı Seid'den öğrenmişti. Bir söylentiye göre. Milletvekillerinin maaşı o kadar değildi. içini çekerek: Bu duvarlarda ne eksik biliyor musunuz? diye soruyordu.Salonun duvarlarına. Rayber. Onun. ilgi ve himayesiyle büyümüştü. neleri var neleri yoksa önüne serip. "mesele değil bu" diyerek parasını aldığı insanların ço¬ ğu.. geliri¬ nin öteki kalemlerini teşkil ediyordu.

bu dönemde gün ışığına çıkıyor. Aile büyüğü olarak Seid Rıza'nın elinde ve himayesindeydi. Rayber'in "savaşa katılması "m şöyle anlariyor: "Rayber. Her gün. kendisini amaca göriirecek firsat olarak görmüştü. inandıncı olamamıştı. amacın Rayber'i direnişçiler arasına katıp on¬ lann avlanmasını kolaylaştırmak olduğu açıktı. Bunun üzerine "Inspektör" Pa¬ şa. ilk kez önemli bir güç kanlımı olduğunu resmi bildiriyle açıklıyor. bazı direnişçi gruplarla bir araya gelmeyi başanyordu. ihrirası giderek boyunu aşan kine dönüşüyor. Seid Rı¬ za. Rolünü oynarken. Hazreti Ali'nin parmak kemiği olduğu iddia edikn emanetkrin de saklandığı Keşiş Kilisesi. bir kısım maiyetiyk ilk önce Bahtiyar aşiretiyle bkleşmişti. bunu daha sonra lideriik sevdasına dönüştürmüştü. resmi bildirinin inandıncılığı kırılıyor. güçten arındırma planlannın kolay aktörü haline geliyordu. her yıl sayısız kişi tarafindan zi¬ yaret ediliyor. halk desteğini de yadsı¬ mamış. Nuri Dersimi. armağanlar bırakılıyordu. her şeye rağmen amcasının otoritesini kı¬ ramamış. "Sel Seferleri"ne. bir Türk casusu olarak Kürtkr arasına girmiş- 391 . bildiri uçaklaria tüm Dersim'e yağdırılıyordu. Bunun bir oyun. Rayber. halk desteğini alıp yerine geçememişri. Dersim'e bombalar yağmaya başladığında ikili oyun için "tarafsızlığım" ilan etmişti. liderierin aralarında kavga¬ lı ve birbirinden koptuğunu. Halbori topraklanndaki kutsal Keşiş Kilisesi. Seid Rıza'yı yıpratma. ona karşı lideriik mücadeksine giriyordu. Rayber. Amcasıyla gizliden gizliye giriştiği miras kavgası. ama Seid Rıza'nın çabalan¬ na rağmen. hak ortaklığı istemini sahipliğe vardırmış. 1920'knle "derin devlet"in gölgesi hafine geliyordu.Rayber. aileden kalmaydı. Nitekim. bu açıdan bakmış. Rayber'e güvenip aranıza almayın" deyince. Seid Rıza'yı terk edip Türk ordusu saflanna katılan aşiret adlarını tek tek duyuran komutan Alpdo¬ ğan. Fakat. yaz ortalarında yayınladığı bk bildiriyle Rayber'in Hozat'tan kaçıp "haydutlara katıldığım" ve Türk ordusuna karşı savaşma¬ ya başladığını duyurmuştu. öteki adıyla Venk. Fakat. "bu bir oyundur. kullanılan güç tarafindan kışkırtılmış.

Savaş planlarını Alişer hazırlıyordu. Amacına ulaşmak için de Rayber'i on beş gün savaşa katmışd. Dersim planlandığı düzeyde insansızlaş¬ tırılmıştı. amcası Seid Rıza'ya haber göndererek. uygun bir yer kararlaştınlınca haber verileceğini bildirmiş. aldatmayı başardığı Mısto Sure'nin torunu Vanklı Efen¬ di'yi yanma alarak Türklere karşı harbe başlamışn. 392 . elini öpüp kendisinden af dilemek istediğini bildirdiğinde. isteğini memnuniyetle karşılamış. onlara karşı savaşacağım. hatta Alişer'in bile güvenini kazanmıştı. Kapısının çalınabileceği ihtimalinden huzursuzdu. bu yüzden nefret ettiğini. Savaşın ağırlık merkezi Seid Rıza üzerineydi. Sıranın kullanılmışlara geldiğini duyuyor.ti. An¬ latdanlara göre. Seid Rıza'dan baş¬ ka diğer bütün reislerin. muhbirlere ihtiyaç kalmamıştı. sonunda. Kahpe ve kurnaz Rayber. Huzuru General Alpdoğan'a gitmekte aramıştı. tedirgindi. Güven vere¬ meyen "kullanılmışlar" ise tasfiye ediliyordu. birkaç gün sonra kapı¬ sında askerleri görünce. Rayber. görüyordu." Rayber'in DersimHIer arasındaki inandıncdığı. "Paşadan hayırlı haber geldi" sevinciyle koşmuştu. Rayber'e inanmış ve batı cephesinde savaşmak üzere gelmesine razı olmuştu. Türk hükü¬ metinin planlarını anladığını. 1938 sonbaharında. Rayber. Bazı ordu birlikleri yavaş yavaş kışlaklara çekiliyordu. Bu nedenle General Alpdogan'ın biricik ama¬ cı Alişer'i yok etmekti. intikamcıların varlığı yüzünden hu¬ zurlu olmadığını. amcazadelerinden olup. bu arada başının üstünde dönenen herhangi bir tehlike olup olmadığını dolaylı yoldan konrol etmiş. Kürt kuvvetieri hakkında elde ettiği bilgileri günü gününe Türklere aktardığı anlaşılıyordu. Rayber. Artık tetikçilere. Alişer'in yönetimindeki mıntıkada. Alişer'i öldürmesiyle yok oluyordu. Seid Rıza bu sözlerine inanmadığını bildirmişti. Çünkü General. Diğerleri Seid Rıza'nın sözlerine rağmen. General'e. aldığı cevaplarla huzur bulup evine dönmüştü. batıda uygun bir çiftlik tedarik edilmesi halin¬ de göçüp gidebileceğini söylemiş.

Orada. onun emri al¬ tında çahşan biri okrak askeri karargâha götürülünce işin rengim anladığını. Türkler. Açlık.. köy¬ lerine. Rayber'in evi yağmalandıktan sonra yakılıyor. 'bunlarm niyeti kötü' diye uyardığmı söylüyordu. Köy ve kasabakrda "dokunulmazlar" ve "dokunulmayan¬ lar". kuşku emaresi yoktu. bunların arasında yaşayanlar vardı. 1 .. aranan "münasip" çiftlik bulun¬ muştu. Rayber'i kurşuna dizdikten sonra. sussuzluk. daha sonra yurtlanna. devlet hizmet¬ lerini düşünüp değerkndirmiş. yıl¬ larca kaçak yaşadıktan sonra hayata yeniden başlayanlar. Demek ki.. Türk istihbaratından alıp biriktirdiği binkrce liraya^ el koymuş. amcasının ve bütün Der¬ sim'in felaketine sebep olan hain Rayber. 11 te yola çıkıyordu. yollarda öknlerin dışmdaki sürgünk kurtulanlar. O sevinçk. Peyami köyündeki evini işgal ederek. Dağlara sığınarak. Sonrasını Nuri Dersimi anlatıyor: "Ordu emrinde hizmet gördürülen. Rayber karargâha girerken başına un çuvalı geçirilip etkısız- kşririlerek süngükniyordu... atalarının hayat izlerine geri döndükr.. adı daha sonra Geyiksu diye değiştirilen Dest nahiyesine gelmesini istiyordu. burada köyler ve köylerde hayatlarını sürdüren insan¬ lar kaldı. Sürgünlerin büyük çoğunluğu da.. 393 . . sonra Cunda adasına sürülüyordu. Kaçmaya çalışan oğlu ise kurşunlanı¬ yordu. Rayber'in nahiye müdürüne bağlı. Rayber sevinçliydi.. Ge¬ neral. doğru ve ger¬ çekçi değildir.." Dersimliler.. Fakat yapabileceği bk şey yoktu. hatta oğlunu. bin bir eziyetin ağır koşullarına daya¬ namayarak. askerlerk birlik¬ . KIRIM İSTATİSTİKLERİ VE SÜRGÜN "Dersim'in bütün insanlan yok edildi" demek. yaptığı hizmetlerin ödü¬ lü olarak Teştak'ta oğluyla birlikte kurşuna dizilmiştir. oğlu Hüseyin'i de yanına alarak. . . aıksı önce Ba¬ n lıkesir'in Akınovası'na. eşine birçok işkence yaptıktan sonra sürgün etmiştir.Gelen askerkrin hal ve tavırlarında.

Bazı kaynaklar. konuşulan diline. Başbakan İsmet inönü. insanlar havasız. parasıyla alışveriş bile yapılamıyor¬ du. "yerinde sonuna kadar susturulan". yaşama biçimine. silahlanyla biriikte ölü olarak ele geçirilenlere" ilişkin resmi istatistik ve sağlıklı rakamlar yoktu. resmi makamla- nn çok üstünde olduğunu bildiriyor. hain". günlerce aç susuz. bazıları ise 70 bin ki¬ şi olarak ifade ediyor. götürüldükleri yerierin insanlanndan kabul değil. dilini yarat¬ mış insanlar. Fakat köy¬ lüler bizimkileri istememişler. ırkçı tepki görüyoriardı. daracık vagonda. sürgün. Çünkü. topluca ya da tek tek kadedilen insan sayısını 50 bin. hatta iklimine yabancı olduk- lan diyariara götürülüp.Bütün bunlann yanında. pis kokular içinde yolculuk etmişler. dahası kana susamış karildi. "Şimdilik 2 bin kişi kafidir" ifadesini kullanıyordu. "eşkıya ile çıkan çatışmada. Toprağı ve ikliminin yaşama biçimini. Kürt kaynakları. en az ölüme denk acı veren bk insanlık trajedisiydi. yaban hayvanı misali salmıyorlardı. Öte yandan. Bazı resmi verilerde. yerli olmuş olanlara göre. 1935 yılında ilk planı açıklarken. Ama daha sonraki uygulamada bu rakamın çok çok aşıldığı an¬ laşılıyor. * Dersim sürgünlerinin sayısı da bir başka bilinmezlik. köklerinden koparı- lıyordu. gelenek ve göreneklerine. Genellikle. yok edilen insan sayısının.. selam verme bir yana. 'Defolup gidin' diye karşılamışlar. hayadarmın bütün izlerinden. Balıkesir'de trenden indirip bir köye götürmüşler. ya da "eşkıya ile çıkan çatışmada ölü olarak" ele geçirilen insan sa¬ yısı 15 bin kişi olarak gösteriliyor. 394 . Vagon kalabalıkmış. onlar "birer yurt düşmanı.. üst üste yığılı halde. aile¬ leriyle biriikte sürgün edilecek insan sayısı hakkında. Topluca trenlere doldurulup. Çoğu yerde. Dersimli bir sürgün torunu anlatıyor: "Ninemkri Erzincan'da tren vagonuna doldurmuşlar.

O dönemde çekilen ve daha sonra kitap ve dergderde yayınla¬ nan fotoğraflar. konumunu kaybetme korkusu önüne dikiliyordu. Şair. ailesini yadsıyarak tutunma¬ ya çahşıyoriardı. kendi çağları¬ nın yoksulluk manzarasmı temsil ediyoriardı.. çocukların gözlen onunde saldırıya uğruyorlardı. Cemal Süreya'nın ailesi Bilecik'e sürgün edilmışü. yer yer "kuy¬ ruklu Kürt. Yakınlan- mız. tanıklık etriği nakil manzaralarmı şöyk anlatıyordu: "Biz olaylar başlamadan Erzincan'a taşınmıştık. . kimliğiyle ortaya çıktığı takdirde ışmı.. kuyruğunu göster" diye aşağılanıyorlardı. sefaletin öteki boyunu sergiliyordu. Çocuklar aşağılanıp horlanma korkusun¬ dan sokağa çıkamıyor. 1970'lerde. Onun kimlik gizkme trajedisi daha sonraki memuriyet yılla¬ rında da sürecekti. Sürgünlerin nakli.Sonra askerierin yanında taş ve sopalarla saldırmışlar. içine salındıklan toplumda. te ör¬ ı gülerle çevriliydi. yakm- 395 . Dedemi. bütün toplama merkezlen. bırakıp kaçıyoriardı. köy meydanında böyk linç edip öldürmüşler. buralarda nakil günlerini bekliyoriardı. Birbirine zincirknmiş olarak fotoğraflarda görülen insankr. kışın soğukta. yazın sıcakta. insanlar. ilk çağlann sa¬ vaş esirieri gibi urgan ve zincirierk birbirine bağknarak. bunlardan biriydi." Sürgün çocuklan. Kimileri de kimliğini gizleyerek. sonra kafileler halinde en ya¬ kındaki tren istasyonuna naklediliyoriardı. Tren garianndakiler dahil. akrabalarımız orda (Dersim) kaldığı için babam. okula yazdınlanlar. Tel örgülerin dışında nöbetçi askerier dolaşı¬ yordu. önce toplama merkezlerinde toplanıyor. . Yalınayak ve üstle¬ rindeki giysiler yamalı. Şak Cemal Süreya. Bundan an¬ neleri babaları da nasiplerini alıyor. Bu kez. Köylüler. ayrı bir trajediydi. CHP'den Tunceli milletvekilliği yapan Nihat Sal¬ tık. İnsanlar. ^^ arka- daşlanndan kimliğini gizleyerek okula devam etriğini" söylüyor¬ du. kalma¬ larına izin vermeyince oradan aynlıp bir başka yere gidiyorlar.

orada tanıştıklan insanlar bir arada. daha da düşüktü. o ka- pah yerde günlerce süren yokuluklaria badya taşınıyorlardı.. ihtiyarı. yağmalanıyordu. kırım sözleri. O insanlar. "Isyancdar"ın mallarına da el ko¬ nuyor. Ölenler. çocuğu. "el konan hayvanlann" aynntılı 396 . baba. insanlar çok pe¬ rişan haldeydiler. evlat. Kötü haberler geliyordu. yanlannda var olan yiyecek ve suyla ayakta kalmaya bakıyoriardı.. sürü halinde." Dönemin teknolojisiyle trenlerin hızı düşüktü. Erzincan'dan Ankara'ya iki günde gidiyordu. Çoğu yalınayak¬ tı. vagonlar¬ dan havaya.. "İsyan" bölgesiydi. yük ve hayvan vagonlarına dolduruluyorlardı. Ne üsderinde vardı. insanları yaban hayvanları gibi birbirine bağlayıp Erzincan'a getiriyorlardı. orada herkesin gözü önünde gideriyorlardı. Yaz sıcağında. oturacak yeri. Kulağı oradaydı. başların¬ da silahlı askerler olduğu halde günlerce bekletiliyorlardı. insanlar. Getirilenler. torun ve gelinlerle. yakınlarının bilmedikleri yerlerde indirilip toprağa gömülüyorlardı.. doğal ihtiyaçlannı. İnsanların dolduruldukları vagonların kapıları dışardan kapa¬ tılıp kiHdeniyor. ne de başlannda. Askerler yaklaşıp su vermemize izin ver¬ miyorlardı. yolcu trenleri. en az dört gün kapalı kalıyor. Erzincan'da trene bindirip baûya naklediyorlardı.dan ilgileniyordu. Genelkurmayın kitabında. Kadını vardı aralarında. son duraklarda kapı açıldığında sidik ve pislik kokulan fışkırıyordu. 'su' diyorlardı. Vagonların penceresi. tren istasyonunun orakrda.. Anne. Dersim. tuvaleti yok¬ tu.. Hayvan ve yük va¬ gonları katarının hızı. Daha önceki bölümlerde anlatıldığı zaman. sırt sırta yolculuk ediyor. Savaş haberleri. Onlan görmek için istasyona gidiyorduk. Hayvan taşımada kullanılan vagonlardı.

örneğin "ele geçirilen sürülerin askerle¬ rin yiyeceği olarak kullanıldığı" belirtiliyordu. Canını ve ailesini kurtarma umuduyla sahip olduğu bütün variığını "kurtarıcılara vermesini saymıyoruz. "gayri resmi tarih"in kaydettiğine göre. özellikk altınları da vardı. Sadece Gene¬ ral Ali Fethi Esener'in. ama köyü. öldürülmüş insanların paralan. 397 . Fakat. "kaderi değişmiş" ve "varlıklı hale gelmiş" olarak döndü isyan bölgelerinden. evi ya¬ kılmış. pek çok kışı. "Ermeniler altınlannı yere gömüyorlardı. ziynet eşyalan. "resmi tarihte" de sözü edilmiyordu. bunlar yanlanna alıyor" diyerek yükte hafif pahada ağır maüarın da ele geçirildiğinden söz ettiğini biliyoruz. Resmi rapor ve tutanaklarda bunların izine rasdanmıyor.dökümüne yer veriliyor.

Fevzi Çakmak (Genelkurmay Başkanı) 'Ne oku¬ lu?' demiş. İSYAN" Vanh Ferit Melen. sırdan Anadolu'ya dönük yaşariardı. göz yumuyorlardı. Türkiye Cumhuriyeri'nin Kürt polirikasını şöyle anlatıyordu: "isyanlar çok kanlı basdnldı. Kürder. O da baskı ve gerektikçe dayak. 'zenginleşmesinkr. Kimseler gire¬ mez. Zaten Güney¬ doğu Anadolu yasak bölge durumuna düşmüştü. dayak ve baskı. Siyasi partiler.. devlet dairelerinde belirii bir düzeyin üstüne kati¬ yen çıkardlmazlardı. Kürderi sadece susturmak için çaba harcamamızdı. hapisler. Özellikle eğitim konusunda büyük hata yapıldı. Ardından da.. Mekn. 'Biz cahiHyk başa çıkamıyoruz. Yine en büyük hatamız. Sadece askerierin politikalan vardı. Bakan yapıldı. Örneğin. Doğu geri plan¬ da kalıyordu. Jandarma kimseye gözünü aç¬ tırmazdı. Zira devlet korkardı.' Zaten Türkiye'nin genelinde eğitim zayıfd. Oralann her şeyi jandarma onbaşısıydı. Mehmet Ali Birand'ın Apo ve PKK adındaki kitabın¬ da.Dokuzuncu Bolü M "29. Zira kendilerinin hiçbir politikalan yoktu." 398 . Maliye Bakanlıgı'nda bürokrasinin en üst düzeyine kadar yükseldikten sonra ismet inönü tarafindan Mil¬ letvekili.. 1950'lere kadar büyük bir baskı dönemi yaşandı. kimseler geçemezdi. Sürgünler.. Hiç unutmam. Bu bölgeye hiç gel¬ medi. Okumuşuyla hiç baş edemeyiz. askerde yüksek rütbeye pek çı¬ kartılmazlar. Devletin söylenmeyen politikası. 1971 darbesinden sonra da Başbakanlık yaptı. askerin baskısını pek sevmemekle biriikte. Dev¬ letin de bir politikası yoktu. oku¬ masınlar' şeklindeydi.

isyanı yaratıp besleyen. Kurt sorunu. sosyal yangın.adam yerine konmak. Ankara. Mehmet "İşte bugünlere. devlet "isyanı" basnrmak içm tank. Kürderin istekkri. PKK hareketini. bizim doğurduğumuz ve şimdi altından kalkamayacak duruma getirdiğimiz bir sorundur. Ama tanımın ıçın- 399 . daha önceki olaylarda olduğu gibi olaylan. dağları. Osmanhdan ben tek¬ rarlanan gekneksel söykm ve alışkanlıkla hareken. ama kestirmeden gide¬ Bu Osmanlı'dan kalma bk tanımlamaydı. taşlan. bunu iz¬ leyen süreçte. Kürtler bir kez daha ayağa kalkıyor. Kurt Isyam diye tanımhyor. çözümü yine şiddette arıyordu. top. özel kuvvetkrk takviyeli 300 bin kişilik bir askeri güçk savaşıyordu. bu hatalar sonucunda geldik. barmma dahd. dayak ye¬ memek. Kurtkrin bütün hayatım altına alıp altüst ediyordu. küçük düşürülmemek ve pastadan pay alabilmek. hıze uçak ve helikopter kullanıyor. donemin Genel¬ kurmay Başkam Doğan Güreş'in "düşük yoğunluklu rek olayları "terörizm" diye niteliyordu. köy ve kasabalan savaş yangınla¬ rı sarıyor. büyüten sorunlan ağzına al¬ mıyor. polis. dediği sa¬ vaş için bütün olanakları seferber ediyor. çalışma. olay ya¬ ratan sorunları bir kez daha gözardı ediyor.* * * Partiya Karkeran Kürdistan'a (PKK) bağlı geriUakrm 15 Ağustos 1984 tarihinde Eruh ve Şemdinli'de aynı anda silah pat¬ latmasından sonra. dilkndirenleri cezalandırarak susturuyor. Ankara'nın bu dille konuştuğu süreçte. insan muamelesi görmek. Ferk Mekn'in özetlediği şiddet politikası yemden doruğa çıkıyor. Ferit Mekn. yerieşim." Ali Birand'a şöyle diyordu: Melen'in Kürt sorununu "akından kalkamayacak durum" ola¬ rak nitelediği bu dönemde Süleyman Demirel CumhurbaşkamydL Demirel. "Cumhuriyet tarihınm 29. Ankara. "iç ve dış düşmanların oyunu" diye nitelendiriyor.

DP'nin ilk zamanlarında Kürtler üzerindeki baskılar kısmen de olsa hafifliyor. Kürt tarafindan sempatiyle karşılanıyordu. dış kaynak¬ lı "terörizm" olmuştu. 1950'de de seçimi kazanıp tek başına iktidar oluyordu. Kürtler açısından. Bütün dikkat. Van'ın Özalp ilçe¬ sinde 33 kişinin topluca kadedilmesi emrini veren General Musta¬ fa Muğlalı yargılanıp mahkûm ediliyordu. hatta İsmet Paşa diktatöriüğü günlerinde. Hitler Almanyasıyla ilişkilerini pekiştirip ricarerini artıran TC. bu arada ABD'den ekonomik yardım alabilmek için batı ittifakında yer alıyor. yenilgi üzerine Almanya'ya savaş ilan etmiş. "Terörü bastırma "nın dışında ise teşhis ve sorunların tedavisi diye bir resmi görüş. iktidarın 195 5 'ten sonraki genel serdeşmesinden Kürt¬ ler de paylanna düşeni alıyoriardı. baskı ve korku genelleştiriliyordu. Kürder. program yoktu. İsmet Paşa. 1930'lann daha yumuşak şekliyle geri dönüşü oluyordu. silah toplama adıyla köylere baskınlar düzenleniyor. aydınlar tutuklanıyordu. Savaş boyunca. Adı duyul- 400 . Kürtlere karşı işlenen bk suçun ilk mahkûmiyetiydi. 1938 yılında Atatürk'ün ölümünden sonra İsmet inönü Cum¬ hurbaşkanı olmuş.de "nedenler" yoktu. yakıp yıkmalar duruyor. bk yıl sonra da İkinci Dün¬ ya Savaşı padak vermişri. Amerikan (ABD) blokunun yanında yer almıştı. 1960'daki askeri darbe. Bu. Aynı yıl. Fakat. Osmanlı ve devamının dilinde Kürt hare¬ kederi "eşkıyalık"tı. dağ¬ ları saran akvler sönmeye başlamış. 1920'lerde başlayan "Kürt harekâdan". Kürdere ilişkin Kemalist polirika yeniden yürürlüğe konuyor. Şimdi. "potansiyel teh¬ like" ilan ediliyor. plan. Olaylar da. "eşkıya" dünyadaki genel tanıma uy¬ gun hale geririlmiş ve "terörist" olmuştu. TC tarihinde. batı kriterlerine uyum amacıyla. enerji ve güç dış savaşa yöneldiği için de olsa Kürrier rahat bir nefes almışlardı. jandarma dayağı azalı¬ yor. Demokrat Parri (DP) kuruluyor. sistematik olarak köylere "silah toplama sefer¬ leri" düzenleniyor. Kemalist çiz¬ giye aykırı bu tutum. Oysa sorunu yaratan ve birbirinin devamı nedenler vardı. 1946 yılında çok partdi sisteme geçildiğini açıklıyordu.

Kürtler örgütlenip sorunları tartışıyoriardı. » » 1961 Anayasası. hiçbir zaman olmamıştır" tezini savunuyor. "ağa" oldukları gerekçesiyle tutuklanıp sürgüne gönderiliyordu. toplu işkence uygulanıyordu. "Devrimci Doğu Kültür Ocaklan"nı kuru¬ yorlardı. Kemalist partilerinden uzaklaşarak. Erzurum'un Tekman ilçesine bağlı Alibeyköy'de olduğu gibi. çocuğu ve kadınıyla insan- 401 .muş. Kürt kı¬ pırdaması. 1969 yılı bahannda. ihtiyan. Kürt aydınlan. "TC'yi tehdit eden tehlikeler" sıralamasında ilk sıra¬ da yer alıyor. cezayı da göze alarak. üniversiteli gençler. 1960'lann sonlannda. "tehlikeyi bertaraf" etmek üzere orduya "silah toplama" emri veriyor. Adını koruyabilmiş köy isimleri Türkçeleştiriliyor. Bazı köyler ablukaya alınıyor. Kürtçe ko¬ nuşanlar aşağılanıyor. demokratik hak isteklerini dik getiren "Doğu Mitingleri" düzenleniyordu. kısmen de olsa demir perdeyi aralıyor. ilk kez kitlelerin önünde Kürtçe konuşmalar yapıyoriardı. Kürt sözcüğü. "Derin devlet" de denilen sistemin gizli çekirdeği. kendisi de bk Kürt olan darbenin askeri Hderi General Cemal Gürsel. Kemalist basında. "Silah toplama" adıyla yürütülen "Komando Harekâtı''nın ürpertici kesitleri de vardı. bas¬ kıcı sistemi yumuşariyor. 1930'lardaki gibi "vatandaş Türkçe konuş" kampanyası açılıyor. "tehlike çanları" başlıklı yazılar kendini göstermeye başlıyordu. Kürtlere daha sempatiyle bakan Türkiye İşçi Partisi'ne (TİP) yöneliyor. "Kürt yok. militer sisteme aykın düşmemek koşu¬ luyla sosyal hayata ilişkin düşüncelerin ifadesiyle örgütienmeye izin veriliyordu. tanınmış 55 Kürt önde geleni. sosyal uya¬ nış ve örgürienmeden telaşlanıyor. bu dönemde telaffuz edilmeye başlanıyor. Süleyman Demirel hükümeti. "Komando harekâri" başlatılıyordu. Bazı aydınlar. TlP'in şemsiyesi altında. "size Kürt diyenlerin yüzüne tükürün. memleketi Erzurum'a yaptığı gezide. genci. hepiniz Türksünüz" diyordu. Kürtlere uygu¬ lanan baskılan kınayan.

Ankara'da Siyasal Bilgiler Fakültesi öğrencisi Abdullah Öcalan önderliğindeki. cezaevine dönüştürülen kışlalara dolduruluyor. her yaş ve görüşten Kürtlerle dolduruluyor. Bütün bunların arasında en radikali. işçisi. TİP. erkeklik organlarına ip bağlanıp kadınlara çektiriliyor. kendini yakan dört gencin ölüsü da katılıyordu. ilkel çağlarda savaş tutsakları¬ na bile reva görülmeyen işkenceler yapılıyor. Türk milliyetçiliğinin savunucusu Demirel'in parti¬ sinden milletvekilleri. Kürtler arasında kaynaşma ve ör¬ gütlenme çalışmaları giderek yoğunlaşıyordu.lara. Diyarbakır askeri cezaevinde. köylüsü. kendisi. "ele düşmüşlere" pislik yediriliyordu. legal zeminlerin dışında yeraltında faaliyet göste¬ ren Kürt örgütleri de vardı. kitapları yasaklanıyordu. Diyarbakır'daki özel askeri cezaevi. memuru ve aydınıyla yüzlerce Kürt tutuk¬ lanıp. daha sonra tutuklanıp ağır hapis cezalarına çarptırılıyor. tutuklananlar arasında. köy meydanlarında. iş adamı. 12 Eylül 1980 darbesi bir yıkım gibi geliyor. dayanıl¬ maz işkencelerden sonra pek çoğu ağır hapis cezalarına çarptırı¬ lıyordu. gençler vurula¬ rak öldürülüyor. millet¬ vekilleri dahil. topluca yat-kalk talimleri yaptırılıyor. insanlık arayışında. İşkencehanelerde can verenlere. eski bakan. kongre bildirisinde "Kürt vardır" ibaresine yer verdiği için kapatılıyor. 1970'lerde. yine köy meydanlarında insanla¬ ra hayvan pisliği yediriliyordu. Sosyolog İsmail Beşikçi. 402 . belediye başkanları da yer alıyordu. Kürt varlığından söz et¬ tiği için üniversiteden atılıyor. Türkçesi Kurdistan Emekçiler Partisi olan "Parti¬ ya Karkeran Kurdktan" (PKK) idi. Fakat baskılar ters tepiyor. Dayak ise sıradan muameleden sayılıyordu. saygın ihtiyarlar çırılçıplak soyularak. Kema¬ list CHP'den. öğ¬ rencisi. eski bakanları. 12 Mart 197rdeki askeri darbe sonrası.

Öcalan, 1949 yılında, Urfa'nın Halfeti ilçesine bağh Ame-

ran (Ömerli) köyünde doğmuştu. Sıradan bir köylü olan Üveyş
ile Ömer Öcalan'ın oğluydu. Ailesinin herhangi bk aşiret bağı,

hatta adı sanı duyulmuş kabilesi bile yoktu, akraba çevresi de
sınırlıydı.

Öcalan, ilkokula başladıktan sonra Türkçeyi öğrenmeye baş¬

ladı. Annesiyle babası ise Türkçe konuşmasını bilmiyoriardı.

Zor koşullar içinde ortaokulu bitirdikten sonra, sınav kaza¬

narak Tapu ve Kadastro Meslek Lisesi'ni yanlı öğrenci olarak bi¬ tirdi. Tapu Kadastro kurumunda çalışırken üniversiteye başladı.
Öcalan, ilk gençliğinde Kürt sorunuyla fazla ilgili değildi. Da¬

ha çok Türk sağının dinci çevrelerine yakın durmuştu. Fakat, li¬ se ikinci sınıftayken, Hulusi Turgut'un Irak Kürdistanı'nda ba¬
ğımsızlık savaşı veren Kürt lider Mustafa Barzani'yk yaptığı ve

Akşam gazetesinde yayınlanan bir röportajı okuyunca, dünyasın¬
da değişim rüzgârları esmeye başlamış ve Kürt sorununa eğilme¬
ye başlamıştı.

Ankara'da Siyasal Bilgiler Fakültesi'nde öğrenciyken, gençli¬

ğin sol kesimi içinde adı anılanlardan bki haline gelmiş, fakat
Kürtleri ve sorunlannı dillendirmeye başlayınca şaşırtıcı tepkikr
almış, bunun üzerine, "Türk solunun gündeminde Kürt sorunu
yok" diyerek yolunu ayırmıştı.

Bundan sonra Kürt sorunu üzerinde yoğunlaşıp çalışmaya yö¬

nelmiş, ama ilk başlarda üniversiteli Kürt gençleri çevrelerinde de
aradığı ilgiyi bulamamıştı. Mevcut legal ya da illegal Kürt örgüt¬

lenmelerini pasif ve yetersiz buluyor ve sayıları çok sınıriı bir ar¬
kadaş grubuyk, 1973'te "arayış" toplantıları düzenliyordu.

1974 yılında, Türk-Kürt karışımı ve 5-6 kişiden oluşan küçük bir grupla ilk toplantısını yapıyor, bu toplantıda Kürt tabanında ör¬ gütlenmeye yönelik çalışma konusunda kararlar alınıyordu.
Ancak grubun bir adı yoktu. Uzun zaman da olmadı. Grup,

ydlar sonra basında "Apocular" diye isimlendirilecek ve bk süre
böyle anılacaktı.

403

^

»

Yavaş bir tempoyla büyüyen, sınırlı da olsa bir kitle tabanı edinen grup, dört yıl sonra, 27 Kasım 1978 tarihinde, Diyarba¬ kır'ın FİS köyünde yapılan kongrede, "Partiya Karkeran Kurdis¬ tan" (PKK) adıyla partileşip kurucular kurulunu, yönetim organ¬

larını seçiyor ve Abdullah Öcalan liderliğinde tarih sahnesine çı¬
kıyordu.

PKK, radikal bir çizgi izliyor, bazen devlet güçleri, bazen de

karşıt Kürt grup ya da aşiretlerle çatışarak adını duyuruyordu.
1980'deki askeri darbe sürecinde PKK, devlet güçlerince kuşatı¬

lıyor, birçok militam ve kadro adamlan tutuklanıyor, Öcalan, ülke¬
yi terk edip Suriye, oradan da Lübnan'a geçerek kurtuluyordu. Kur¬ tulabilen öteki yöneticiler de ona karilmca, gerilla savaşını başlatma
hazırlıklanna girişiliyordu.

*

*

PKK, 15 Ağustos 1984 gecesi, 50-60 kişilik bir gerilla grubuy¬

la Şemdinli ve Eruh ilçelerini aynı anda basıp ortaya çıkarak, si¬
lahlı mücadele dönemini başlatıyordu.

Kasabaları işgal edip, bir süreliğine de olsa elde tutmak, An¬
kara'da şaşkınlık yaratmıştı.

Cumhurbaşkanı General Kenan Evren, "devlete silah çekme
cesareti gösteren teröristlerin, derhal yakalanarak, Türk adaleti¬

nin demir pençesine teslim edilmesini" emrediyordu. Muhalefet partileri, önce davranıp önlem almadığı ve "terö¬

ristlere gereken ders verilmediği için", Başbakan Turgut Özal'ın istifasını istiyorlardı. Başbakan Özal ise olayı Türk sol hareketle¬
ri penceresinden gördüğü için önemsemiyor, büyütülecek nitelik¬ te olmadığını söylüyordu.

Sol gençlik grupları zaman zaman radikal çıkışlar yapmış, fa¬
kat halk tabanında destek bulamadığı için tasfiye olmuştu. So¬ runları irdeleme, nedenlerle sonuçlar arasında bağ kurma alış¬

kanlığı

bulunmayan çevreler, PKK'nin de kullanılacak şiddet

yöntemleriyle aynı akıbete uğrayacağını sanıyorlardı.

404

Oysa, PKK'nin dayandığı gerçekler farklıydı. Geride duygulan yarah bir kitk vardı. PKK bu tabandan destek alıyor, lojistik ih¬

tiyaçlarını karşılıyor; bannma, yer edinme olanağı buluyor, karilımlarla büyüyordu.

50-60 kişilik bir grupla ortaya çıkan PKK'nin silahlı insan gü¬

cü, göz açıp kapanıncaya kadar diye tabir edilebilecek kısa bk zaman diliminde katlanarak büyüyor, hareket ise bkkaç yıl için¬ de. Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel'in deyimiyk "Cumhuri¬
yet tarihinin 29. Kürt İsyanı" haline geliyordu.

Demirel'in "29. Kürt İsyanı", rakamı hayali, ama isyan nite-

lemi doğruydu. Çünkü olay, PKK hareketi olmaktan çıkmış, hal¬
kın destek tabanına oturmuştu. 17 bin 500 "faili meçhul" cina¬

yet ile yakılıp yıkılmış 4 bin köy bunun göstergesi, kanıtıydı.
TC, isyanı bastırmak için bütün olanaklarını seferber etmişti.
Basın ve televizyon, "terörist" diye adlandırılan gerillayı yıpratıp

gözden düşürme ve propaganda aracı olarak kullanılıyordu.
1991 yılında, ordunun insan gücü ve savaş teknolojisini isyan

bölgesine yığdıktan sonra, tank, top, uçak, helikopter ve çağın di¬
ğer savaş araçlarıyla "topyekûn mücadek" stratejisini uygulama¬

ya başlamıştı. "Özel Tim" adı verikn polis birlikkri de ordunun
yan destek gücü görevini görüyordu.

Ayrıca, Osmanlı'nın "Kürdü Kürde vurdurma" yöntemi de
devreye sokulmuş, Hamidiye Alaylan'nın benzeri olan "Korucu¬

luk" sistemi yürürlüğe konmuştu. "Ücretli askeriiği" andıran bu
sistemin korucuları arasında eski sabıkalılar yer alıyordu. Evleri, köyleri ateşe veriknkr ise, bunun nedenini, "koruculuğu kabul et¬
mediğimiz için" diye açıklıyorlardı.

2000 yılma gelindiğinde yakılıp yıkılmış köy sayısı 4 bini bul¬
muştu. Köy yakıp yıkmanın yanında, şehirlerin ortasında, gün ışı¬

ğında işlenen "faili meçhul cİnayetler"e ilişkin 17 bin 500 dosya,
savaşın kirli yüzüydü.

Savaşın en büyük acısını, her yaş ve cinsiyetteki sivilleri kap¬

sayan cinayetler, tecavüz, işkence, insanlarm kaybedilmesiyle; köylerin, dağların, ormanların, ekinlerin, bağ, bahçe ve tarlalann

405

yakılmasıyla, hayvan sürülerinin yok edilmesiyle Kürtler yaşıyor¬ du, ama "topyekûn mücadele" ilan eden devlerin kayıplan da bü¬ yüktü. Mafya çeteleri ve kiralık terikçilerin de kullanılmak zo¬
runda kalınması, ekonomik, siyasal ve sosyal hayatı kabusa dö¬
nüştürüyordu.

Bir bütün olarak, Kürdere verilen bunca zarara, çektirilen acı¬

lara rağmen, gerüla Türk devletinin alt yapısına yönelmiyor, ha¬
yati önemde ve can daman sayılan yollara, köprü ve barajlara

ilişmiyor, şehirieri felç eden eylemlere başvurmuyordu. Bk yö¬
nüyle genel tahripkârlığa, büyük yıkımlara girişmiyordu.

Türk devleti, başa çıkma olanaklan yetersiz kalınca, dış yar¬

dım arayışlanna hız vermiş, NATO'nun üyesi olması nedeniyle
Avrupa ve Amerika'nın desteğini sağlamıştı. Avrupa ülkeleri,

yardım çerçevesinde TC'ye silah satıyor, PKK'yi yasa dışı ilan ediyor, militaniannı tutuklayarak, dolaylı yoldan katkı yapıyor¬

du. ABD ise teknoloji, istihbarat, uzman yetişrirme ve yürütülen
stratejilere destek vererek, doğrudan savaşan taraf pozisyonunda
duruyordu.

Öte yandan TC, 1995 yılında, Ortadoğu'nun en güçlü askeri
yapısı İsrail'le işbiriiği anlaşmalan imzalayarak, onun desteğini de
yedekliyordu.

TC, 1998 yılında, Amerika'nın askeri gücünü de arkasına ala¬

rak yeni bir taktik uyguluyor, PKK lideri Abdullah Öcalan'ı banndıran Suriye'yi savaş tehdidiyk hedef alarak, Öcalan'ın teslim
edilmesi isteniyordu.

Suriye, ilk hamlede direnince, Türkiye ve Amerika, 1998 Eki¬

minde, savaşmaya hazır olduklarını ortaya, koyarcasına, Suriye
sınınndaki İskenderun körfezine yığınak yapıyorlardı. Türk askeri ve sivil yöneticileri, açıktan açığa savaş sözcüğü¬

nü telaffuz ediyor; basın, askeri güçler arasında karşılaştırma yaptıktan sonra, Şam'ın kısa zamanda ele geçirilebileceğini yazı¬
yordu.

406

Suriye açısmdan durum ciddiydi. Amerika ve İsrad destekh
Türk devletiyle savaşı göze alacak güçte değildi. Mısır Devkt Başkanı Hüsnü Mübarek, savaşı önkmek için
Ankara ile Şam arasmda arabuluculuğa başlıyor, birkaç görüş¬

meden sonra Türkiye açısmdan sonuç alınıyor, Abdullah öcalan,
9 Ekim 1998 tarihinde Suriye'yi terk etmek zorunda kalıyordu.
Öcalan, gizlice Rusya'ya geçiyordu.

Fakat ABD, peşini bırakmak niyetinde değildi. Amerika nın

Kaflcas petrollerini Akdeniz'e akıtma projesi için Kürtkrm soz ve

karar sahibi olması gerektiğini açıklamış olan Öcalan adım adım izleniyordu. Rusya ise ağır bir ekonomik kriz içindeydi. Amenka,
bu açıdan Rusya'nın yumuşak karnını yakalayıp tehdit ediyor yar¬

dım vaadinde bulunarak, Öcalan'ın sınır dışı edilmesini sağlıyor-,
du. Başlangıçta destek veren, hatta parlamentonun alt kanadı Duma"da sığınma hakkım onaylayan Rusya'nın tutumu, para karşılı¬
ğında değişiyordu.

Öcalan Yunanistan'a geçiyordu. Yunanistan, Türkiye ile Kıb-

.

,

ns ve Ege sorunları yüzünden yıllardan beri, resmen dan edilme¬ miş savaş halindeydi. Amerika faktörü burada da ortaya çıkınca,

siyasi sığınma istemiyle Italya'nm başkenti Roma ya gidiyordu.
Kürtkr, destek için, beş kıtadan Roma'ya akıyor, onbmlerce
kişi, günlerce sokak ve meydanlarda yatıp kalkıyordu. Türkiye'de ise italya'ya karşı resmen ilan edilmemiş bir savaş

haH hakim oluyordu. Ankara'daki elçilik binası sarılıyor, sokak
gösterilerinde İtalyan sebze ve meyveleri çiğneniyor, giyim eşyalan

^^^Türkte'de, Öcalan'ı destekleyen Kürtlerden yüzlercesi gözakına alınıyor, bazıları meydan dayağından geçiriliyor, linç manzara¬

ları yaşanıyor, iki Kürt linç edilerek öldürülüyor; evler, iş yerlen
saldırıya uğruyordu.

italya Başbakam Massimo D'Alema, uzun sure Amerikanın

..

»

ı

> .

basküanna karşı direndikten sonra, sonunda Ocalan'dan u^eyı terk etmesini istiyordu. Amerika'nm baskıları yüzünden Oc^
lan'ı kabul edecek ülke de bulunamıyordu. Öcalan, İtalya dan
aynldıktan sonra tekrar Yunanistan'a gidiyordu.

407

Bu aşamada Türkiye, Yunanistan ve ABD arasında yürütülen gizli pazarlıklarda sonuç alınıyordu. Türkiye'nin, Ege'deki ada¬

ların silahlandınlmasından vazgeçme dahil, birçok anlaşmazlık konusunda verdiği tavizlerden sonra anlaşmaya vanlıyordu.
Simitis başkanlığındaki Yunanistan hükümeri, Öcalan'a, "Amerika'nın baskısı yüzünden ülkede tutamayacaklarını, gü¬
venli bir ülke aradıklanm" söylüyor ve bindirildiği uçağı Ameri¬

ka'nın kontrolündeki Kenya'ya uçuruyor, sonra elçiliklerinde tu¬
tuyordu.

Ankara'da, "onu alma" hazırlıkları başlıyordu.

Türkiye'den gönderilen özel uçağın Kenya'ya hareket ettiği
gün ise, Yunanistan elçisi, Öcalan'a kendisini saklayamayacakla-

nnı bildiriyor ve başının çaresine bakmasını istiyordu. Öcalan'ın güvenli bir yer bulununcaya kadar elçilik konutunu terk etmeye¬
ceğini bildirmesi üzerine, elçi kalabileceğini söylüyordu.

Elçilik görevlikri, 15 Şubat 1999 tarihinde, aranan güvenli ül¬ kenin bulunduğunu, bu ülkenin Hollanda olduğunu bildiriyor,
uçağa bindireceklerini söyleyerek elçilikten çıkanyor, dışarda

bekkyen Amerikan ajanlarına teslim ediyorlardı. Onlar da, hava¬
alanındaki özel uçakta bekleyen Türk ajanlarına...
*

*

*

Ustaca kamufle edilip havaalanında beklemeye alınan Türk

uçağına binen Öcalan'ın koUanna yapışıp ilaçla bayıltmışlar,
gözlerini de bağlamışlardı.

Bu görüntüleri daha sonra, önce Türk, ardından dünya tele¬
vizyonlarında yayınlandı.

Kürt liderin yakalanması, Ankara'da zafer şenlikleriyle kudanıyor; sokaklarda davullar çalınıp göbek atılıyor; binalara, yolla¬
ra bayraklar asılıyordu.

Beş kıtaya yayılmış Kürtler ise elem, öflce, hüzün ve düş kınk-

hğıyla adeta ayaklanıp sokaklara dökülüyoriardı. "Biji Kurdis¬
tan- Yaşasın Kurdistan, Biji Serok Apo-Yaşasın Başkan Apo" slo-

ganlanyla Amerika, İsrail, Türkiye ve Yunanistan karşın gösteri¬
ler düzenliyor, temsikiliklerine saldınyorlardı.

408

Kürtler, katı, otoriter sisteme rağmen Türkiye'de bile gösteri¬

ler düzenliyor, göstericilerden yüzlercesi gözaltına alınıp işkence¬
den geçiriliyordu.

Türkiye dahil, dünyanın çeşkli yerlerinde 70 Kürt, uluslarara¬

sı ittifakın gazabını protesto için bedenini ateşe vererek intihara
kalkışıyordu.

İmrah, Marmara Denizi'nde gözden uzak, yaklaşılması yasak, mahkûmlar ve siyasi idamlar adaşıydı. 27 Mayıs 1960 darbesinden

sonra idama mahkûm edilen Başbakan Adnan Menderes ik iki ba¬ kanı Hasan Polatkan ve Fatin Rüştü Zorlu, gözden uzak bu adaya
götürülüp asılmışlardı.

Ada, o günden sonra yarı açık cezaevi olarak kullanılıyordu.

Öcalan yakalandıktan sonra, Imralı boşakıhyor, askeri yasak
bölge ilan ediliyor, burada tek kişilik hücreye kapatılıyordu. Bu arada hükümet, gazetekrle televizyonların Öcalan ve Kürt

isyancılar için kullanacakları sıfatlan, deyimleri bir genelge hali¬ ne getiriyordu. Genelgeye göre, "Kürt" ve "Kurdistan" deyimkri asla kullanılmayacak, isyancılar için "terörist", Öcalan içinse
"terörist başı" ya da "bebek katili" denilecekti.
Medya, emre sadakatle uyuyordu...

Arkası kesilmeyen sorgulamalar sürerken, bir yandan da
"yargılama" hazırlıkları yapılıyor, Öcalan'ı yargılamakla görev-

kndirilen Ankara iki Numaralı Devkt Güvenlik Mahkemesi Imrah'ya taşınıyordu.

Mahkeme asker-sivil karmasıydı. TC'nin aday adayı olmaya

çabaladığı Avrupa Birliği, asker karışımı mahkemekri meşru bul¬
muyordu. Tepkikri dindirmek ve daha sonra Avrupa insan Hak¬ lan Mahkemesi'nde TC'nin mahkûmiyetini önlemek için, mah¬

kemenin yapısını değiştirdiler. Askerkri geri çekip, yerine siville¬
ri atadılar.

Mahkeme, duruşmalara alınacak izkyici ve medya görevlile¬

rinin sayısını sınıriandırmıştı. Karara göre Öcalan'ın yakın akra-

409

balarından 12 kişi duruşmaları izleyecek, 12 avukat da savunma¬ sını üsdenebilecekri. Savaşta yakınlarını kaybedenlerle avukada-

n da "müdahil" olarak duruşmaya katılabilecekti. Yakınlarını
kaybeden Kürder için böyle bir kontenjan yoktu.
Duruşmalardaki görüntüleri yerli ve yabancı medyaya sunma

yetkisi ise, devlet kurumları olan Anadolu Ajansı'yla TRT'ye veril¬
mişti.

Öcalan, mahkemeden önce televizyonlar ve basın tarafından
kamuoyu önünde yargılanıp mahkûm edilmişri bile. Her gün, her
an aşağılanıp küçük düşürülmeye çalışılıyor; bakanlar, milletve¬

killeri, hukukçu ve eski askerlerin karildığı televizyon tartışmala¬
rında idamın kendisi değil, zamanlaması ve biçimi tartışılıyordu.

Öcalan'ın duruşması, 31 Mayıs 1999 günü Imralı adasında
başladı. Aynı gün, Bursa'nın Mudanya ilçesinde, duruşmalar bo¬
yunca sürecek "idam şenliği" başlatılıyordu. Birinci Dünya Savaşı sonrasında Osmanh imparatorluğu'nun

teslim anlaşmasını imzaladığı tarihi Mudanya, bayram yeri hali¬
ne getirilmişti. Binalara dev Türk bayrakları asılmış, bazı yollara

zafer takları kurulmuş, liman, zafer sloganlarıyla donarilmışri.

İlçenin iskele meydanında davuHar, zurnalar çalınıyor, "Apo'ya
ölüm" naraları arasında halay çekiliyor, göbek atılıyordu.

Organize kalabalıklar, ellerinde Türk bayraklarıyla, "şenlik ve

zafer gösterileri"nde yer almak üzere otobüslerle, otomobillerle
Mudanya'ya akıyor, "Apo'ya ölüm" naralan ata ata meydandaki şenliğe kanlıyor, kimileri idam sicimini havada döndürüyordu. Şenlikçiler, "şehk yakınları" sıfariyla "devlerin misafirle¬

ri "ydi. Devlet, misafirlerin rahan için fedakârlıktan kaçınmamış, her türlü hazırlığı yapmıştı. Yanp kalkma yerleri hazırlanmış, ye¬ meleri, içmeleri için de gazinolar, lokantalar organize edilmişri. Televizyon yayınlarının aynntdan da ihmal edilmemiş, kasa-

410

karann açıklanması ıçm saptanan tarih ilginçti. gizH güçkrin işletmeci¬ leri tehdk etmesi sonucu kaldıklan otelden çıkardıyor. bir sandalye ve mikrofon vardı. Öcalan. Mudanya'da "galeyana gelmiş"lerin hakare¬ tine. Kürtler üze¬ rinde terörün gölgesi dolaşdrılıyordu. Öcalan için kurşun geçirmez camdan özel bk bölme yapılmış- n. . Bölmede. kasabaya sokulmuyordu. mahkeme salonunun bitişiğindeydı. Imralı adasına geçiş noktası yapılmış Mudanya. "galeyana gelmiş Türkler"in gazabma uğruyordu.banın sahilinde özel bk platform ayrılmıştı. "Türk halkının duygulanmn temsilcisi" olarak ekrana geti¬ riyor. Öcalan'ın yakınlarıyla avukatları. Öcalan'm akrabalanyk avukatian. linç edilmek isteni¬ yorlardı. isyancı Kürt lider Şeyh Said'in 1925 yılında asılarak idam edildiği gundu. Davamn sonuçlanıp. sözlü ve eylemli saldırılarına hedef oluyor. Karar günü. "bu günleri gösterdiği için Allah'a^ şü¬ kürler olsun" bağnşlannı yayınlıyor. Bulunduğu hücre. Mahkemenin idam karannı açıkladığı 29 Haziran 1999 günü." sözkrini yayınlıyor. ama banş ık demokrasi kavramlarını işliyordu.. bando mızıka ve davul zurna önünde göbek atanlann. Öcalan. çağ ve gün farkıyla ilginçti. Kasabanın girişinde kimlik kontrolü yapılıyor. "be¬ bek karili" diyerek söze başlıyordu.. araya giren spikerier. bazı kentlerde Kürtler. savunmasını yaparken ayrıntı olarak Kürt sorunu üzerinde durmuyor. küçük bir masa. Öcalan'ın yakınlarıyla avukatian dahil. "yargılamayla zaman kaybetmeye gerek yok. 29 Haziran.. barınacak yer bulamıyoriardı. bunlann. bu "tarafsız hava" içinde ve gösterilerin gölgesinde " yargılanıyor" du. bir 411 . İki oda arasındaki uzaklık kadar bir mesafeden duruşma salonuna geri¬ rilen Öcalan'ın bilekleri kelepçeleniyordu. he¬ men asalım. Televizyon kanallan. İstanbul ve Ankara başta olmak üzere. elinde skimle ölüm naraları atarak sokaklarda gösteri yapan- lan. Öte yandan. Mudan¬ ya'da kalacak. doğum yeri güvenli bulunmayanlar ya da Kürt ol¬ duğuna karar verilenler geri çevriliyor.

Amerika "öldürülmemesi" koşu¬ luyla Öcalan'ı teslim etmişti. he¬ nüz açıklanmamış ve "bilinmeyen" kararı kudamaya başlıyorlardı. zurnalar.. Bundan sonraki süreçte. "devlet konuğu" kalabalıklar sokaklarda göbek atarak. "şehit yakınları". ise onay için An¬ kara'da gösteriler düzenliyordu. genel başkan Hüsnü Öndül'ü dövüyor. Bu arada PKK cephesinde de gelişmeler oluyordu. ilk duruşmada söylediği "PKK'nin silahları bırakabi- 412 . şarkılar söyleniyor. Duruşma günü Yargıtay binasının önündeki ağaçlar "ölüm sehpası" niyetine kullanılarak. Çünkü. bilmiyorum.kez daha şenlik alanına çevriHyor. "hiçbir za¬ man gerçekleşmeyeceği" biline biline. marşlar. sanki "Türke Türk propa¬ gandası" rüzgârları estirilircesine. Öcalan'ın bütün görüş ve isteklerine uyacağını açıklıyordu. "İdam kararı" yerine getirilemiyordu. bandolar ça¬ lınıyor. PKK Merkez Komitesi. bayraklar sallanıyor. Öte yandan.. Mahkemenin onay kararı açıklandıktan son¬ ra göstericiler. Tarih şimdiye kadar bu boy bir şenliğe tanıklık etmiş miydi. Türk ırkçılarının avukadığıyla ünlenen ve eski bir gizli istihbaratçı olduğu söyle¬ nen müdahil avukatlarından Can Özbey'den yola çıkarak. ertesi günkü sayısında. Öcalan'ın avukatları. evrak ve eşyalan tahrip ediyorlardı. ellerinde idam ipiyle sokaklarda dolaşıp sevinç gös¬ terilerine başlıyor. Öcalan. elinde iple sokağa dökülenlerin görüntüleri doluyordu televizyon ekran¬ larına. Öcalan Ge¬ nel Başkan sıfatını sürdürüyor. televizyon ve gazetelerde. bil¬ gisayar. İdam kararı açıklandığında şenliklerin coşkulu havası her yanı sarıyor. 29 Haziran'ın şehitler günü olarak ilan edilmesini öneriyordu. dallanna Öcalan'ın fotoğraf ve makederi asılıyordu. Hürriyet gazetesi. idama karşı çıkan İnsan Haklan Derneği'nin genel merkezmi basıp. davullar. idam kararının ne zaman ve nasıl yerine getirileceği tartışmaları başlıyordu. birin¬ ci sayfadan. idam kararının bozulması için Yargıtay'da dava açıyor.

Hemen ardından gerilla güçleri sınır ötesine çe¬ kiliyor. 413 . 2003 yılında. "genel af koşu¬ luyla" silahlan bırakıp dağdan inebileceklerini açıklıyordu. "savaş durumuna son verildiği¬ ni" açıklıyordu. silahlar susuyordu.leceği" sözünü hayata geçiriyor. Öcalan.

Kemal Uzun Türkiye'nin Avrupa Yolundaki Engeli: Kürt Sorunu 18.Amin Maalouf Arapların Gözüyle Haçlı Seferleri 6.İbrahim Arvasi Hatıralarım 30.Şerefhan Şerefname 12. 1.ihsan Nuri Paşa Hatıralarım 35.Yaşar Kemal Deniz Küstü 37.Metin Toker Şeyh Sait İsyanı 23.E.Mehmet Bayrak Kürtler ve UlusalDemokratik Mücadeleleri 2.Dr.Ş.Ehmede Kanî Mem u Zin 1 1. Gasratyan.Hüseyin Cahit Yalçın Siyasal Vasilyeva.Dr. Rıza Nur Hatıralarım Hayat ve 8. X. ittihat ve Terakki 42.Ksenefon Anabasis 10.Vecihi Timuroğlu Dersim isyanı 33.Uğur Mumcu Kürt-lslam Ayaklanması 20.Hıdır Göktaş Kürtler isyan Tenkil 31. 14- İsmail Beşikçi îskan Kanunu. 15. 1.Bedir Han Kürt Sorunu 17. Süreyya Aydemir Tek Adam 29.Albay Reşat Halh Cumhuriyet Tarihinde Ayaklanmalar 19. /ö'« Türkler.Remzi inanç Şey 34. Ş.Lord Kinross Atatürk 5. E.Necip Fazıl Kısakürek Din Mazlumları 7. Lazarev.Sıdıka Avar Dağ Çiçekleri 36.Cemal Madanoğlu Anılarım 32.KAYNAKLAR Kitaplar 21- Behçet Cemal Şeyfe 5a/f /yyam 1.Tarık Ali Selahaddin 27. Adıvar Mor Salkımlı Ev 16. Jigalina Kurdistan Tarihi Anılar 26.Halide E.M.Falih Rıfkı Atay Çankaya 43.Solakzade Solakzade Tarihi 13.Feroz Ahmed.Ziya Gökalp Türkçülüğün Esasları 9. S. ittihat ve Terakki 41. Eugene L. Nuri Dersimi Hatıralarım.Mehmet Şerif Fırat Doğu İlleri ve Varto Tarihi 40.Sina Aksin.Alişan Akpınar. A. Uluslararası Sömürge Kurdistan 15.Hasan Cemal Kürtler 28.Faik Bulut Dersim Raporları 39. O. Kemgin Osmanlı-Sefavi Döneminde Kurdistan Tarihi 4. M.Garo Sosuni Kürt Ulusal Hareketleri ve Kürt-Ermeni İlişkileri 24Kılıç Ali Hatıralarını anlatıyor 3.Demirtaş Ceyhun Ah Şu Biz Kara Bıyıklı Türkler 22. Mıhoyan.Doğan Avcıoğlu Türkiye'nin Düzeni 414 . Rogan Aşiret Mektep Devlet Kurdistan Tarihinde Dersim 38.

Demokrasi 415 .Melle Şafii Ballı 4.Özel arşivim 6.Melik Fırat 51.M.2000'e Doğru 46.Hakimiyeti Milliye 5.Milliyet 7.Feyzullah Koç 8.Hürriyet Diğer Kaynaklar 1.Nokta 3.Muhsin Batur Anılar Görüşler 52.44.Ahmet Emin Yalman Yakın Tarihte Gördüklerim ve Geçirdiklerim 4.Avni Doğan'm yaymlanmamış anılan 3.Musa Anter Hatıralarım 2.Dursun Çakıroğlu 10. Mehmet Emin Sever 5.Tan 10.Dr.Ahmet Kahraman Cici Basın.Kazım Karabekir istiklal Harbimiz Dergiler 1.Ulus 8.Cumhuriyet 3.Resmi raporlar 5.Vatan 2.Ayın Tarihi 5.Adım açıklamak istemeyen kurban ve tanıklar 11.İhsan Sabri Çağlayangil Anılarım 45.Cevat Oktay 7. Darağacı 6.Barbaros Baykara Dersim 1938 50.Mehmet Ali Birand Apo ve PKK 54.Hulusi Turgut Barzani Dosyası 55.Dr.Oktay Verel Atatürk'le Bir Ömür 49.Kurum 4.Aydın Saraç Gazeteler 9.Radikal 2.Resmi bildiriler 9.Dava 47.Melle Selim Taş 3.Gülsüm Toker Mevhibe 6.Kahraman Aytaç 53. Sıvan Dersim Kaynak Kişiler 1.Dünya 4. Aladağ 11-ElifPolat 1.TBMM Gizli Tutanaklar Dergisi 2.Gerçek 48.

.

338. 310. 329.360.392 Abdullah Alpdoğan Paşa 338.112. 330. Abdülhamit 48.240. 80.323. 66. 169.282. 319.183. 67.334. 321. 332.352.270.341. 96 Ali Rıza 152. 272 Abdülkadir Sido 133 267. 61.275. 51. 108 Bedir Han 57 Ali Said Paşa 67 Ali Saip Ursavaş 133. 320. 258.142. 93.ÎSÎM İNDEKSİ Alişer 78. 312. 89. Abdülmelik Fırat 71. 311. 150.382. 321 Alişan Bey 267. 88. 406 Abdullah Sadi 134 Abdurrahman Paşa 36 Alpaslan Türkeş 183 Arap Abdi 164 Aşkotanlı Paso 147 Atatürk 55. 390 Abdullah Öcalan 402. 321. 82.115. 404.227. 146 Ali Şükrü 270.288.217. 179. 51 Bediüzzaman (Saidi Nursi) 93 Alişan 274. 68. 40. 49. 175 417 . 45.370.223.269.231.303.307. 139.255.347. 56. 182 Abdürezak Bey 51 Adevi Aziz 237 309. 167. Alişan Beyzade Mustafa Paşa 320 137.146. 140. 76. 41. 119. 275.278. 140. 104. 268 Behçet Cemal 85.335.289. 281. 95.324. 90. 400 Atilla 24 Ahmet Emin Yalman 115 Ahmet İzzet Paşa 259 Ahmet Mithat Bey 89 Alaattin Fırat 210 Ali Baban 165 Avni Doğan 89 Aydın Saraç 190 B Babeuf 11 Ali Cemal Bardakçı 278 Ali Fethi Esener 385.356. 57.273. 320. 274 Bedirhan Bey 37. 108. 348.336.345.226 Ali Rıza Septioğlu 184 Balikanh Hacı Halit 165 Balkanlı MoUa Emin 164 Barzani 51.268. 172.180. 77.241.344.390. 397 Bahçeli Hacı Hamdi Bey 89 Bahri Bey 165 Ali Haydar Dikmen 77.308. 184. 322.

340. 405 116. 399. 184.262 Cemil Paşazade Ekrem 133 Cevat Oktay 86 Cevdet Sunay 385. 174 Diyarbakırlı Ahmet Cemil 133 Dr. 268. 218. 395 Cemil Paşa 259 Edrise Betlise 32 Elif Hatun 318 Emin Avni 62. 259. 158. 224. 135 Enver 18. 356 Ç:Sl Can özbey 412 Can Yücel 285 Cavit Ekin 166 Cebrail 297.Bertal Tanrıverdi 357 Beşe 255. 51. 171 Fatin Rüştü Zoriu 183. 122. 255. 281 Cemal Gürsel 240. 355. 402.258. 338 Cekdet Bey 213 Celal Bayar 340. 222. 354. 387. 401 Cemal Kutay 183 Diyarbakır Valisi Mithat 140. 318 Dr. 319. 148. 73. 95. 75. 165. 189 Derikli llyas 89 Derikli Necim 89 Dijana Hesse Sori 237 Bitlisli Idris 32 Botan Miri Bedirhan 183 Boynukara Hıdır Paşa 257 Bülent Ecevit 142 Divriğili llyas 133 Diyadinli Temur Ağa 165 Diyap Ağa 255. 227. 355 Binbaşı Kasım 64. 293. Fuad 133 Dr. 119. Sait Kırmızıtoprak 357 E-F Ebul Hayca 26 Cemal Madanoğlu 204 Cemal Paşa 18. 184. Demirel 142. 335. 336. 329 D Dadinanlı Temo 101 Damat Ferit Paşa 62 Bira İbrahim 215. 205. 277. 316. 179.261. 360 Cemal Bardakçı 279. 220. 67. 314 Fakih Hasan Fehmi 164. 401. 127. Rıza Nur 227 Dr. 139. 386 Erbilli Nafiz 133 Erdoğan Örtülü 145 Faik Bulut 291. 385. 409 Çamurekli Zeynel Ağa 263 Çanh Şeyh Abdullah 164 Canlı Şeyh İbrahim 164 Çapakçuriu 165 Süleymanoğlu Yusuf Ferhat Bey 233 Feridun Fikri (Düşünsel) 276 418 . 221. Nuri Dersimi 251. 386. 327.51 Cemal Süreya 210.

302. 390. 216. 117. 321 Helmut von Moltke 38 Hese Gene 315 Garo Sasuni 108. 216. 82. 216. 398 G-H Garipli izzet Bey 164 Hasan Hayri Bey 57. 399 Ferzende Bey 214. 303. 62. 171. 92.158. 174 Hanili Salih Bey 158. 237 General Alpdoğan 295. 61. 47. 237 FethiOkyarl08. 96. 227 1 Ibişî Seyik Ali 315 ibrahim Arvasi 147 ibrahim Bey 344 ibrahim Paşa 50.152. 158. 276 Hasenanlı Halid Bey 63. 68. 224.121. 172 Hanili Şeyh Adem 164 Harputlu Şeyh Celal 164 Hasan Cemal 142 Fevzi Bilgin 184 Fevzi Çakmak 217. 112 Han Mahmut 41 Hanili Hacı Salih Bey 164 Hanili Mustafa Bey 164. 87. 137 Hovvland Shaw 144 Hulusi Turgut 403 Husse Telle 220 Güle (Güllü Aladağ) 351 Guloe Kollo 121 Gur Huso (Kurt Hüseyin) 221 Hacı Abdullah 133 Hacı Ahti 133. 217 Hüseyin Reşik 318 Hacı Talat 110 Hüsnü Mübarek 407 Hafız Paşa 38. 109. 392 General Moltke 52 General Mustafa Muğlalı 400 General Mürsel 90.213. 275. 227. 83. 419 . 123. 69. 268. 73. 64. 39 Halborili Hasan 339 Halis Bey 215. 104. 60. 320. 109.154. 215. 230. 140 Goltz Paşa 52 Gulabi Ağa 43 Hıdır Göktaş 293 Hıdır Paşa 257 Hikmet Çetin 142 Hoca Askeri 133.196. 81. 218 Halit Bey 31. 61. 258 ibrahim Tali (Öngören) 217. 104. 103. 66. 398.Ferit Mekn 135. 220. 136. 300. 68. 98. 137 Huvit Reisi Nuh 123 Hüseyin Avni 56 Hüseyin Cahit Yalçın 115 Hacı Musa Bey 63. 63. 281. 95. 105. 214 Haydar Bey 274. 87. 99.

61. 228. 217. 120. 140. 286. 281 Ibrahime Husseke Telle Paşa 237 99. 234. A. 309.225. 117. 128. 313. Gasratyan 55. 351 Kasım 42. 134. 281. 353. 232. L:M Lazarev 22. 98. 226. 220. 112. 215. 86. 262. 225. 149. 140. Mehmed Ali Paşa 39. 45 Kamer oğlu Fındık 336 Kamil Mahor 237 Massimo D'Alema 407 Kamuran Bedirhan 213 Kara Kazım Paşa 267 Kargapazarlı Halit 165 Mazhar 146. 220 Lütfi Müfit Özdeş 133. 158 Kasım Fırat 175 Idris 32. 249. 259. 113. 24. 64. 173 izzettin Paşa 277 M. 280. 387 Kamer Ağa 315 Madenli Kadri Bey 164 Mahmut Altunakar 205.211 296. 235. 121. 68. 23. 284. 56 M. 66. 27. 188. 66. Mahmut Bey 60. 404 Kerem Bey 158. 61. 222. 4ZO . 226. 101. 228. 146. 214 ihsan Sabri Çağlayangil 306. 297. 109. 262. 69. 301. 261. 198. 225. Kürt tarihçi Şerefhan 28 91. 147. 349. Menyukov 43 K Kahraman Aytaç 78. 278. 97. 38. 223. 236 Ksenefon 23 ismail Top 324 ismet Paşa (inönü) 56. 49 Lord Kinross 139. 233. 96. 68. 216. 261. 236. 118. 66. 40 Mehmet Akdağ 250. 216. 398. 123. 265. 242 Kavalalı Mehmet Ali Paşa 52 Kazım Paşa (Orbay) 110. 303. 221. 237. 206. 224. 1. 144. 354. 103. 75. 39 ismail Hakkı Paşa 44 ismail Müştak Bey 348 Kılıç Ali 141 Kör Halil Paşa 263 Kör Hüseyin Paşa 50. 263. 324. 390. 105. 227. 287. 283. 163 Müfit Kansu 133. 394. 127. 282. 278. 235. 109. 140. 227. 158 Kasım (Ataç) 47. 223. 266 Kemal Fevzi 133. 33 idrisi Bedisi 34 ihsan Nuri 47. 79. 73. 218. 300. 340 ikinci Abdülhamit 47 İkinci Mahmut 37. 100. 168 285. 213. 307. 191. 210. 39. 165 Mangur Hamza Ağa 46 Mar Şamun 40. 119. 400 Ivo Beg 219. 207. 114. 137 Kenan Evren 386.

217 Mehmet Tevfik 133 Melik Fırat 73. 258. 356 Mehmet Emin Sever 60. 130. 116. 101. 83. 71. 399 Mehmet Ali Efendi 252 Mehmet Bayrak 70. 118 Moğol Hanı Hulagü 27 Muhsin Batur 370 Osman Paşa 41. 37. 130 Minorsky 28. 278. 166. 138 121.Mehmet Ali (Menteş) 295 Mustafa Barzani 403 Mustafa Kelo 237 Mustafa Şahin 213' Mehmet Ali Birand 341. 92 Mevhibe İnönü 307 Nuri Dersimi 252. 25 Meme Kek 315 Memo ve Nadir 216. 293. 103. 356 Piranh Molla Mahmut 164 4ZI . 68. 183. 64. 182. 127. 257 Nihat Saltık 395 Nikitin 24. 235 Metin Toker 86. 31 Nurullah Bey 41 Mir Muhammed 36. 90. 173 Mehmet Şerif Fırat 67. Marr 11 Nafiz Bey 133 Melle Hadi 38 Melle Selim 63.178 Melle Yadin 116. 65. 104. 73. Y. 265. 91. 135 Musyanlı Molla Cemil 165 Muşlu Mehmet 165 Mehmet Fuat Fırat 184 Mutkili Hacı Musa 64. 393 Mevlana Halid 70. 335. 140. 192 Nakipzade Bekir 89 Melle Şafii (Ballı) Necip Ağa 103. 97. 379 P-R-S-1. 38 Mirza Ali 336 Oktay Verel 312 Osman Bölükbaşı 387 Osman Nuri Paşa 99. 82. 61. 102. 77. 106. 128. 99. 141. Palulu Abdullah Sadi 133 Mustafa (Miço) Ağa 268. 259. 69. 339. Halfin 43 N. 120. 321. 82. 391. 66 Mehmet Halit Fırat 99 Mürsel Paşa 89. 129. 276. 350. 91. 123. 200 68. 66. 121 Mustafa Zihni 62. A. Muhsin örtülü 145 Muhyettin Aygören 184 Murat Paşa 52.117. 280. 261 Musa Anter 27. 398. 75. 181. 83. 117 Necip Fazıl Kısakürek 146 Neşet Paşa 256. 184 N-O N. 98.

130 Selahaddini Eyyubi 25. 314. 296. 355.320. 254. 252. 263. 372 Salim Başol 215 Seid Abdülkadir 45. 349. 391. 153. 304. 120.119. 63.318. 279. 318. 33 Şahin Bey 188. 336. 60 Sultan Celaleddin 27 Salih Paşa (Omurtak) 217. 81. 293. 341. 338. 97. 274 Sultan Abdülhamit 18. 339. 297.391. 100. 269.390. 353. 149. 315. 251. 77. 78. 255. 293. 361. 344. 330. 309. 308. Dr. 334. 30. 300. 326. 262. 345. 65. 302. 193 268. 138. 62. 117. 281. 83. 299.213 286. 337. 98. 54. 132. 4Z2 . Revanduzlu Ali Saib 47. 286. 392. 265.316. 324. 261. 33 Spartaküs 11 Sakallı Nurettin 79. 168 Solakzade 32. 43 Silvanlı Şeyh Şemsettin 164 Simon Radev 144 Rohat Alakom 214 Sabiha Gökçen 307. 335. 262. Sultan Mehmet 15 Süleyman Bey 165 238. 217. 298. 277. 133. 261. 46. 328. 393 Reşat Halh 62. 336. 323. 99. 388. 31. 257. 250. 261 Seid Muhammed 132 Seid Resul 236 Şeyh Abdullah 84. 388 Seid Resule Berzenci 235 Seid Rıza 11. Şatoğlu Salman 355 Şerefhan 30 Şerif Paşa 50. 325. 258. 227. 278.388. 321. 146. 350. 272. 349. Reşik Hüseyin 251. 306. 61. 338. 329. 336. 130. 79. 252. 349 Saddam Hüseyin 26 Sadiye Telhe 83 Said Bey 39 Sokrates 11. 340. 350 Süreyya Örgeevren 133. 143. 332. 38. 371. 147. 253. 266. 327. 135. 41 321. 270. 337. 70. 346. 260. 267. 249. 134. 292. 159. 310. 351 Reşit Paşa 37.319. 312.Prof. 159 Şah ismail 29. 255. 360 Seid İbrahim 251. 88. 291. 131. 172 Rıfat 133 Richard 26 Robespierre 11 348. 390. 280. 337. 146. 240. 121. 351. 254. 27 Semih Paşa 37. 275. 282. 118. Halil inalcık 17 Ragıp Gümüşpala 386. 331. 301.392 Seid Taha 45. 291. 276. 44. 136. 87. 326 Şatoğlu Mehmed 293 Seid Bertal Tanrıverdi 77 Seid Hüseyin 78. 316.315. 322. 49. 32. Rayber 252. 70. 166. 241. 350. 360.317. 322. 324.

319.112. 89. 85. 164. 139.183. 128.109. 258 255. Uğur Mumcu 74. 122. 172.155. 273. 167. T-U Taceddin 27. 269 216. 70. 87. 347 Şükrü Sekban 213 Şeyh Ali Rıza 65.218. 91. 164 Şeyh Said 11. 138.164.208. 104. 181. 50. 344. 141. 130. 164. 226 Vali Memduh Selim 212 Şeyh Şerif 77.127.188. 76. 99. 12. 269. 170. 98. 122. 51. 148. 73. 104.276. 63.178. 78. 105. 97. 170 Şeyx Şebabettin Efendi 180 Şükrü Kaya 282. 155.150. 102.159. 84. 169.107. 162. 155. 104. 147.184.276 Şeyh Tahir 184 Valirii Hoca Sadık Bey 164 Vanlı Rasim 66 Vasıf Çınar 183 Şeyh Ubeydullah 45. 107. 72.195. 79. 54.126. 90 186. 164. Timur 28. 92. 73. 181. 88. 87. 171. 70. 72. 118. 140.226 Şükrü Sökmensüer 341. 82. 163. 71. 130.105.149. 83.118. 120. 83.189. 74. 75. 123. 159.178. 84.180. 184.188.106. 139. 67. 165. 125. 271. 49.199. 66. 46.132.190. 128 117.151.124. 131 Vasıf Paşa 25 4^3 . 65. 274 136.125. 95.116.128. V-Y-Z Vahdeddin 55. 57. 281. 139. 96. 22. 121. Tansu Çiller 142 Tank Ziya Ekinci 142 Termili Şeyh Abdullatif 164 Termili Şeyh İsmail 164 Tevfik Celal 66 80.198. 272. 69.113. 329 Şeyh Muhammed Berzenci 50 Şeyh Ömer 89.130. 124.177. 327. Tokiyanlı Halit oğlu Kamil 164 Topal Osman 79. 93.402. 161.213. 103. 81.226. 62. 86.160. 126. 237 Tahsin Ekinci 184 Talat 18. 143. 45.181. 88. 280. 77.158.179.350. 184 Şeyhanlı Hüsso 334 Şeyx Abdürrahim Efendi 180 Şeyx Ahmedi Cani 179 Şeyx Bahaeddin Efendi 179 Şeyx Diyaeddin Efendi 180 Şeyh Abdülkadir 233 Şeyh Abdüselam Barzani 51 Şeyh Ahmet 89 Şeyh Ah 45. 128. 164. 348 Şeyh Barzani 238 Şeyh Hasan 71. 94. 106. 102. 64.111. 119. 20.411 Şeyh Selahaddin 178. 287. 61. 90. lûl.

297. 349. 33 Yetim Hüseyin 297.Vasilyeva 23. 384 Zilan Bey 237 Ziya Bey 259 Yunus Nadi 317. 241 Yavuz Selim 30. 130. 350 Zeynel Altıntaş 382. 66. 42 Yılmaz Güney 216 Yusuf Ziya Bey 61. 383. 87. 105. 32. 64. 78. 109. 131. 79. 32 Yaşar Kemal 240. 103. 359 Yusuf Redkini 237 Yusuf Selahaddin 25 Ziya Hurşit 273. 77. 68. 81. 337 Yezdişer 41. 157. 274 Zoravalı Şeyh Cemil 165 Zülküf Bilgin 184 4Z4 . 63. 320 Yusufanlı Kamer 78. 158.

.

Üç Asılmışların Hikayesi. Gazetecilik araştırmasına dayalı ilk çalışmasını. dergilerde röportaj yazarlığı. orta ve lise öğrenimini tamamladı. günlük gazetelerde köşe yazarlığı. Yılmaz Güney Elsanesi. Bana Paya Deyin.. Ankara'da.. Yazarın kitaplarından bazıları ise şunlar: Bize Özgürlük Verdiler. Bunu. 1977 yılında yayınlanan Boğulan Başkan kitabıyla yaptı. Hayaletler Prensi. 1984 yılında. . Hanedan. 1985 yılında Darağacı ve 1986'da da Sanık Ayağa Kalk! izledi. genel yayın yönetmenliği ve genel müdür yardımcılığı yaptı. Anadolu Ajanşı'nda yönetim kurulu üyeliği. çocuk edebiyatıyla kitap dünyasına girdi. Islamköylü Sulu ve Bir Dönemin Türk Büyükleri.Ahmet Kahraman. değişik okullarda ilk. İktisadi ve Ticari ilimler Akademisini bitirdi. Masal öykü karışımı Kınalı Keklik işe 1981 yılında. 21 yaşında öğrenciyken. Değişik gazele ve yayın kurunnlarmın Ankara temsilciliği. dergilerde yayınlanmış röportajları işle Biz adıyla kitaplaştı. Kurtarıcılar. 1976 yılında Yodıdcn Yetmişe Masallar. ertesi yıl Banş Toprağı yayımlandı. Mesleğin her kadennesinde çalıştı. nnuhabir olarak gazeteciliğe başladı. Gazetecilik çalışmaları arasında.

Sign up to vote on this title
UsefulNot useful