KURT İSYANLARI

Tedip ve Tenkil

o

o

o

^

>

I

ı

<

\^'

I
1^

te. o

V>
'

■:i«p.-,.-4-jr.-v,'

AHMET

KAHRAMAN

EVRENSEL

BASIM
YAYIN

-vn^i;

^
EVRENSEL
BASIM YAYIN

AhmetKahraman

Kürt

isyanları
(Tedip ve Tenkil)

Doğa Basın Yayın

Dağıtım Ticaret Limited Şirketi Tariabaşı Bulvarı Kamer Hatun Mah. Alhatun Sk. No: 27

Beyoğlu / İstanbul
Tel: 0212 361 09 07 (pbx)
Faks: 0212 361 09 04

web: www.evrenselbasim.com e.posta: bilgi@evrenselbasim.com

Evrensel Basım Yayın - 237

Kürt Tarihi ve Kültürü Dizisi - 4

Kürt İsyanlari
(Tedip ve Tenkil)

Ahmet Kahraman

Kapak Tasarım
Savaş Çekiç

Birinci Basım

Ekim 2003

İkinci Basım
Eylül 2004

ISBN 975-6525-48-7

Baskı

Ayhan Matbaası
lYûzyıl Mah. MaıSil. S, CaJ. No: 47 Bağcılar 02I2.Iİ29 01 65)

Kürt

'

isyanları
(Tedip ve Tenkil)

...İÇİNDEKİLER önsöz birinci Bölüm ^^ TC resmi tarihi ve Kürtler 15 Kürtler ve isyanları ikinci Bölüm 22 Hizbe Azadiya Kurdistan ve Albay Halit Bey . İnönü geliyor 112 Şeyh Said yakalanıyor Binbaşı Kasım anlatıyor ÜÇÜNCÜ BÖLÜM H^ 123 Seid Abdülkadir ve davası Diyarbakır'daki zafer şenliği istiklal Mahkemeleri 130 138 141 Şeyh Said davası Toplu idam karan idam töreni ve yan yana 47 sehpa 1'*^ 1^° 165 Babalar. oğullar ve torunlar 177 . "amaç Kürtçülüktür" diyor ^^ . 58 Şeyh Said Efendi Şeyh Said ve Seid Rıza Şeyh Said halka karışıyor 69 76 81 Piran'da silah sesleri Diyarbakır muhasarası ve isyanm kaderi 84 86 Türk basını isyanı gizliyor 93 Bir ajanın portresi Yenilgi ve dış destek dedikleri Başbakan..102 108 Okyar gidiyor..

DÖRDÜNCÜ BÖLÜM Islahat planı ya da tedip ile tenkil Tanıklar ve resmi belgeler Babamı diri diri yaktılar Hayali isyanlar ve sürgün yollan 186 191 198 203 BEŞİNCİ BÖLÜM 212 Hoybun ve isyancılar ibrahim Paşa Bildiri savaşları 218 224 Ruslar ve Iran da savaşa giriyor Ateş çemberi Resmi tarih ve Yaşar Kemal 228 233 238 Katliamcı asker anlatıyor 242 ALTINCI BÖLÜM 249 250 Dersim sırasını bekliyordu Rızo Osmanh'nın son dönemlerinde Dersim 256 Seid Rıza şerefine bando-mızıka ve "koşun yiğitler vatan imdadına.." Erzincan'ın kurtuluşu ve Dersim Generali Koçgiri isyanı ve Dersim 258 262 267 Seid Rıza ve Dersim kıskacı 275 Tehlike çanları ve ismet Paşa'nm raporu Tunceli yasası. 289 293 Halbori gözeleri 297 . . 286 Müfreze kolları Dersim'i sarıyor Kadına tecavüz ve Seid Rıza'nın yeniden çıkışı . göbek havaları ve şapkaya hücum .. 281 .

yedinci bölüm Bomba yağmuru Bombacı Amazon Sabiha 303 307 Dersim dağlan yanıyor Alişer ve Baytar Nuri Dış destek ve Bese'nin ölümü Seid Rıza barış görüşmelerine gidiyordu 312 319 325 328 Bir garip yargılama infaz görevlisi Çağlayangil anlatıyor 332 340 Sehpadaki babalarla oğullar sekizinci Bölüm 349 Dersimliler kurtulduk diye sevinirken 353 Kan sesi Ölüm kafilesinin 6 yaşındaki yolcusu Resmi söylem ve Pülümürlü Ele 357 360 365 General'in utancı Mağaralarda ölüm 370 375 Bebekleri de yakarlar Zeynel Çavuş'un madalyası Kurtarıcısını arayan Paşa 380 382 385 Adı da yok olan tetikçi Kırım istatistikleri ve sürgün DOKUZUNCU BÖLÜM 388 393 29. isyan KAYNAKLAR ISIM indeksi 398 414 417 .

.

aynı zamanda. hayali isyanların gölgesinde. Şeyh Said İsyanının gerekçesi çarpıtılmış. Asılmış Kürt liderlerle "Kürt isyanları"nın dosyasını. yüzyıla sarkan trajedik mücadelelerine genel bakıştır. adeta sipariş üzerine. 20. burada yaratılan kültürün mi¬ rasçıları. Robespierre'den Babeuf e kadar.. Marr'ın deyimiyle.. pek çok kişi. "rejim doğruları"nın öte yana savrulduğunu gördüm. "tarihin üvey evlatlan"dır. Başka bir deyişle Kürtlerin tarihi. Rus sosyal bilimci N. ağırlıklı olarak Kuzeyli Kürtlerin. "anne ve babaların kayıp evlatlannı. 1980'lerin başında. kitabın böyle bir iddiası yok. Bu mücadelenin yarattığı so¬ runlar ve trajedilerin bir kanlı harmanı. TC tarihine serpilmiş "siyasi amaçh idanılar"ı yazarken. Örneğin resmi tarihin rakamlandınldığı sayıda Kürt isyanı yok. Bu pencereden bakıldığında Kürtlerin tarihi. ama. kardeşlerin birbirini aradığı bir tarih''tir.. Y. Sokrates'ten Spartaküs'e. Fakat. yenilmiş olmasına rağmen. varlıklarını koruya¬ bilen Kürtler. altüst edilmiş.. Ortadoğu'nun en eski halklarından biridir. "kendisi" olmaktan çıkarıl¬ mıştı. olamaz da. "tedip ile tenkil" vardı. Sı¬ nırlı kapsamı içinde. yurtlarının parçalanıp bölünmesine rağmen.ÖNSÖZ Soykınm. bu ne¬ denle daha derinliğine bir bakış için ayırdım. Kürtlerin bütün bir siyasal tarihi değildir. sürgün ve asimilasyon fırtınalanyla savrulmalanna. Bölge¬ nin yerlileri olarak. Kitap. Şeyh Said'in hikâyesi ise şaşırtıcıydı. bu kitap. ma¬ sa başında yemden üretilerek.. davasına inanma ve üs- II .. gerçeklerin biryana. "var olma" mü¬ cadelesi olarak çıkıyor karşımıza.

Ama ben ne yapayım ki. araştırma yazısı ve pek çok da kitap yayımlandı. "içine duygu sinmiş" di¬ yenler çıktı. muhafızları¬ nın görüş ve bakışını pekiştiren. Ama alıntı yaparken. elbette pek çok kaynaktan da yararlandım. bugüne kadar. 2001 yılında Almanya'da yayımlanan.. tek yanlılık ve tek pencereden bakış açısı aşıldı. tek yanlı. Başka bir deyişle "duygusal" bulanlar.tüne düşeni yapmanın huzuru içinde. ama ezilenleri bir kez daha mah¬ kûm eden. Ama. Şeyh Said. bilimsel formülasyon adına.. * * * "Kürt isyanları" hakkında. Bir yönüyle. Bu kitabı. gerçeklerin tarihinde isyan yoktu. röpor¬ taj. Okura kolaylık olsun diye bütün ki¬ taplarımın genel tarzı olan ve çağdaş pek çok yazarın da tercihi olan "röportaj" tekniğini kullandım. olay ve durumların kendisi baştan başa iz . Yazdıklarına karşılık hayatının yansım cezaevinde geçirerek bedelini ödeyen İs¬ mail Beşikçi. cellatlarıyla şakalaşıyordu. resmi tarih ve devlet raporlarından alıntının ya¬ nında. tek bakışlı çalışmalardı. "resmi tarihi" yaratanları gözeten. başı dik olarak celladın önüne yürümüştü. bütünlük içinde eriterek işledim. Bu teknikle kaynakları met¬ nin içinde vurgulayıp. sayfa altlarını. "altta kalanların" sesine de yer verilerek. altı ay sonra ikinci baskı yapan bu kitapta. sayısız makale.. Ayrıca. Özel araştırma ve tanıklardan edindiğim bilgilerin dışında.. benzeriydi. güçlük çıkar¬ maktan özellikle kaçındım. Kitabın ilk baskılarını okuyanlardan. Resmi tarih. ölüme yürürken. tek sesli. öteki çalışmalar birbirinin tekrarı. Mehmet Bayrak ve benzeri birkaç kalemi hariç tutar¬ sak. farklı kılan özellik buydu. Seid Rıza trajedisinin dokusu ise ayrıydı. bölüm sonlarını "dip¬ notlar" ormanına dönüştürerek okura eziyet edip. yazarın taş duyarsızlığında olması mümkün değildir. onun sonunu noktalayan nedenlere "Dersim İsyanı" diyordu.

Sadece. tekrar yazılmasa bile. Yazar açısından da amaç.. insanlık yangınları bütünü değildir. İn¬ san hayatına saygım nedeniyle. "On söze". yazarlık ödevi ve insanlık görevi saydım. çağına tanıklığın gereğini yerine ge¬ tirmek ve insanlığın evrensel vicdanına karşı borcunu ödemek¬ ten ibarettir. anlaşılması için somut olaylar ve tarihe tanıklık edenlerin ayrıntılı anlatımlarıyla örneklenmiştir. ilk içeriğe bağlı kalınmak koşuluyla yeniden göz¬ den geçirilip düzeltmeler. ekler yapıldı. bütünün algılanıp. . bu kitap. 13 . Ben yaratmadım acıları. bir halkın çektiği acılar. Başka bir amacı yoktur. Tanıklığına başvurduğum bazı kişiler. "resmi tarihin maskını aralar¬ ken". Ahmet Kahraman Hamburg Haziran 2003. Sadece olanları aktardım. kendilerinin ve ailele¬ rinin güvenliği için adlarının açıklanmasını istemiyorlardı.birer acı nehriyse. İstanbul baskısı için kitabı gözden geçireyim derken. yüzbinlerce kilometre karelik alana yayılmış kan golleriyle. . kitap. bir "son söz" ekleyecek olursak eğer. bu yazarın kusuru değildir.. korku çemberindekilerin isteğine uymayı.

.

Türk propagandasının fokurdamaları arasında. Çin masal ve efsaneleri. sınır tanımaz boyutlara vardırıyorlardı. Asurlar. başka kimlik ve şekil alıyor. neresi olduğu kimse tarafından bilinmeyen "Orta Asya"da. Mitos haline getirilen kişilerin savunması niteliğindeki metin¬ lerde. "abartılarla" doludur. Amerika'nın yerlileri olan Kızılderililer. TC'nin en saygın tarihçilerinden biri. kağıdı. Zaten. bütün ulusların resmi tarihi. Gerçekleri ters yüz eden "kaşif tarihçiler". bir "kuraklık ve kıthk"tan yurtlarını terk eden Türklerin soyundandı. hâlâ Sultan Mehmet'in tek¬ nelerini karadan kaydırarak bir koydan ötekine aktarıyordu. "siparişi veren müşteriyi memnun etmek" vardı. TC tarihi ise "masa başı üretim tarzı"nın koku ile ses¬ lerini yaya yaya karşımıza çıkıyordu. gerçekler eriyor. Kimi resmi tarihçiler. buğdayı keşfe¬ den. yine hangi tarihte meydana geldiği meçhul. Selçuklular ve Osmanlılar. kafileler halinde yeryüzüne 15 . beyzadeden sipariş alan kunduracı yakla¬ şımıyla tarih üretiyorlardı. yeryüzündeki halkların çoğu da Türklerin soyundandı. bazen "masa başındaki keşif ve icatlar"ın gölgesinde. 1920'lerden sonra masa başı buluşlarını. Türkler ise evrensel uygarlığın tek yaratıcısı oluyordu. ilk uygarlığın yaratıcılarından Sümerler. daha sonra tarih sah¬ nesine çıkan Selçuklular. yaşanmışlıkların kınntdan bile seçilemi- yordu.BİRİNCİ BÖ LÜM TC RESMÎ TARİHÎ VE KÜRTLER Genel bir söylemle. Okul kitapla¬ rında. hayvanları evcilleştiren. Osmanlılar bile "Türk"tü. yazıyı bulan Türklerdi. Onlar için gerçeklerin dinamiğinde. Etiler. Resmi tarihçilere göre. "elalem ne der?" kaygısı yok. Ateşi. Türklerin Orta Asya'dan çıkıp. varlık içinde yaşar¬ ken. Türk tarihinin "başlangıcı". Macarlar.

kendilerine "Türk" diyenleri. çok halklı bir imparatorluktu. Halkların ayrışma. sivil bürokraside yer vermiyor. hırpalana hırpalana 1800'lerde iyice yorgun düşmüş. yankıları günümüze kadar gelen terörle yürüyordu. imparatorluk. çatı yapıydı. yaydıkları medeniyetin içeriği. top¬ lumsal fokurdamanın önüne geçmeye çalışıyor. isyancıların üstü¬ ne. Osmanlı devleti. bağımsızlaşma istemiyle başlattıkları is¬ yanların dipten gelen dalgalarıyla sarsılıyor. gür ateş üzerinde kaynayan bulgur kazanının fokur fokur yüzeyini andırıyordu. burada Osmanlı devletini kuruyorlardı. niteliği her nedense açıklanmıyordu. etnik homojenitesi bulunmayan. tam "huzur buldum" dedikleri sırada Arabistan ayaklanıyordu. kılıç zoruyla halkları bir arada tutmaya. çobanlık ve askeri hizmete karşılık bugünkü Söğüt yöresine yerleşiyor. olsa olsa kabileler arası çatışma olabilirdi. aşağılamak istediklerine "Türk" diyorlardı. hakarette bulunmuş kabul ediyor. tıpkı daha önce aynı coğrafyadan yo¬ la çıkan Selçuklular gibi Hazar Denizinin kuzeyinden Bizans ül¬ kesine geliyor. ı6 . çağın gelişmelerine ayak uyduramadığı için geri kalmış¬ tı. Afganistan dağ¬ larından koptuktan sonra. askerlikte. "kuraklık ile kıtlık" değil. Altında farklı dil ve dinleri barındıran bir kabuk. Huzuru kılıcın keskin ağ¬ zında arayanlar. Nedeni ne olursa olsun. Orijini ne olursa olsun. Kabuk yönetim. Fakat. Türkleri eşiklerinden içeri sokmuyor. * Afgancanın "Peştun" diliyle konuşan Osmanlılar. oklarla gösteriliyordu. Osmanlıları meydana getiren 300 çadırlık aşiretin Afganis¬ tan'dan göç nedeni. Mora ya¬ rımadasında kırım yapıyor.dağılıp medeniyet ışıklan saçması. Kürdistan'a ardı arkası kesilmeyen "te¬ dip ile tenkil" seferleri düzenliyordu. aynı kıyımı Bulgaristan ve Bosna ile Sırbistan'da tekrarlıyor. gerçek hayat¬ larında o kadar Türk'tü ki. "Türk" sözünden bile hoşlanmıyor.

birçok halkı "Türk" yap¬ makla birlikte. resmi Türk tarihçiler bile. imparatorluğun ayrı parçasından geliyordu. Ama. Abaza. Çerkez. Türkiye Gumhuriyed'ni oluşturan mozaiği şöyle açıklıyordu: "Türkiye bir göçmenler memleketidir. Türki¬ ye Cumhuriyeti (TC). imparatorluğun sonunu hazırlayan ittihat ve Terakki Partisi okulunun mezunları ya da kadro adamlarıydı. Tatar. Anadolu. Kuruculardan her biri. kökleriyle bu topraklara ait olan halklar. Pomak. üs¬ tünde inşa edildiği toprakların tarihsel adı. zorunlu resmi dil de Türkçe oluyordu. » TC'nin kurucuları. İngiltere. Dr. Osman¬ lı ailesi dahil bütün Müslüman halklar "Türk".Saray yönetimini şaşkına çeviren isyanların hızını koruduğu bir sırada Birinci Dünya Savaşı patlak veriyordu. Balkanlı Türk. 24 ayrı devlet kuruluyordu. Kırımlı Türk. Bu bakış açısıyla. farklı kök ve kökenden. Amerika milledni 17 . 10 Ağustos 1995 tarihli "Yeni Yüz¬ yıl" gazetesinde yayınlanan röportajda. Türkiye Cumhuriyetine (TC) kadar. Halil inalcık. "tek ırk" ideolojisi egemen kılınıyor. Bunlar¬ dan Prof. Giritli Müslüman Türk. icat ve keşiflerle tarih üretiliyor. yüz binlerce insan ana vatana gelip sığınmışlardı. ken¬ dini Osmanlı Türk kültürüne bağlı hisseden insanlar. Arnavut. Kafkaslı Türk. Oysa. kendilerini ittihatçıların "Türk¬ lük" ideolojisinin mirasçısı olarak görüyor ve Türkiye Cumhuri¬ yetini bu temel üzerinde inşa ediyorlardı. "Tür¬ kiye" adını taşıyan bir toprak parçası yoktu. Yeni ideolojiye uygun tarih tezleri ise bu süreçte geliştiriliyor. Son yüzyıl içinde. yeryüzü haritasında. havaya karışıp yok olmuş sayılıyor¬ du. Bosnalı. "buharlaşmayı" yadırgıyor. olmamıştı. Gürcü. galip devletler tarafından kurdurulan bu devletlerden bir tanesiydi. aniden buharlaşmış. Trakya ve Kürdistan'dı. TC'nin. insanların "topyekûn Türk" olmadığını söylüyorlardı. Fran¬ sa ve daha sonra da Almanya'nın himayesinde ayakta kalan im¬ paratorluk parçaları üzerinde.

Osmanlı ordusunu "kiralık asker" misali dünya savaşı cephesine sürmüş. bunları atlayarak "yok" saymıyor ama iki Al¬ man savaş gemisinin. Bu amaçla. Fransa. Sultan'dan habersiz. imparatorluk topraklarım işgal edip parçalamıştı. Rusya ve italya'dan oluşan "emperyalist batı ittifakı". Fransa ve ingiltere'nin müttefiği Rusya'nın kıyılarını topa tutmuş. Sarıkamış'a yığmıştı. savaş ilan etmişti. Ordu. Enver Paşa'nm Alman komutana yazdığı emirname ortada olduğu halde. "habersizce" gemile¬ rine Osmanlı bayrağı kondurup Rus kıyılarını bombalamışlardı. yırtık postalla Rusya cephesine sürmüş. Resmi tarih. 5 milyon ingiliz altını karşılığında. yerine oturttukları Sultanı da. Almanya ile anlaşmış. "adı var. kaynaşmış insanlardır. Fakat.meydana getiren göçmenlere bir bakıma benzetilebilir. Talat. 120 bin kişilik bir orduyu yazlık elbise. Enver ve Cemal Paşa'lar." Yine resmi tarihe göre. Biraz daha geriden alırsak. 1908 yılında. Resmi tarihçilere göre. Almanları "korsan" yerine koyu¬ yorlardı. istanbul'da kurulan hayaller Sarıkamış dağlarında bo- ı8 . bir darbeyle ikddan ele geçirip Sultan Abdülhamit'i deviren. Oysa. "ileri" komutuyla hamle edecek. Enver Paşa'nm emriyle toplarını ateşlediği¬ ni de inkâr ediyordu. Rus toprakların¬ da ilerleyerek "anayurt" Orta Asya'yı "fethedecek" ve bu toprak¬ lar üzerinde. ingiltere. kendisi yok" hale getiren Itdhat ve Terakki Cemiyed'nin (Partisi) üçlü diktatörü (Triumvira). Almanlar. Bütün bunların altındaki "emperyal" niyet de şuydu: Itdhat ve Terakki adıyla Sultanlığın iktidarını ele geçirmiş ırk¬ çılık. 1914 yılında durup dururken Osmanlı devletine saldırmış. "Büyük Turan Türk imparatorluğu" kuracaktı. Fakat onlardan farklı olarak beş yüz yıl imparatorluk içinde yaşamış. Alman imparatorluğunun yanında yer almakla genişleme ha¬ yallerini gerçekleştirecekti. "emperyal" niyetle saldırıp savaş ilan eden Osmanlı dev¬ letiydi. iki Alman savaş gemisi Goeben ve Breslau'ya da Osmanlı bayrağı çektirip.

Örneğin. Filistin cephesinde uyguladığı bu savaş taktiğini Ça¬ nakkale boğazında da tekrarlıyor ve boğazın yamaçları 250 bin as¬ kere mezar olduktan sonra ingiltere donanması istanbul'a ilerliyor¬ du. sade¬ ce geride kalmış ve müttefikleri Fransa. "yedi düvele karşı verilen savaştan sonra" diye anlatılıyordu. 120 bin kişilik ordu yerinden kımıldayamadan kar. Türkiye Cumhuriyeti'nin (TC) kuruluşuna ilişkin sayfaları da bir tuhaftı. Oysa. Alman Mare¬ şali Liman von Sarders Osmanlı ordusuna komuta ediyordu. bilinmez. "zafer" kazanmış oluyordu. "şanlı zafer" şenlikleriyle kudanıyordu. rüyası bile görülmemişti. Engelsiz kalan Rus orduları... vurulan düşüyor. ingiltere ile italya tarafın¬ dan terk edilen Yunan birliklerini kovalamak ve yer yer çatışmala¬ ra girmek vardı. gerçeklerin di¬ linden uzaktı. Ma¬ reşalin savaş taktiği basitti: Elinin altındaki asker kalabalığını. Kuruluş. çarpıcı bir örnekti. 90 bin asker donarak.zuluyor. ingiltere'ye karşı verilen savaşta. Çanakkale boğazında yaşanan savaş. Menemen'de ise böyle bir ayaklanma olmamış. Mareşal. 1915 yılında. Resmi tarihin. Biliyoruz ki. "Zafer" kutlamaları sırasında. ingiltere donanmasının Çanakka¬ le boğazını geçip istanbul limanında demirleyerek şehri işgal ettiği söylenmiyordu. bu yenilginin yıl dönümleri. has¬ talıktan kırılarak saf dışı kalıyordu. bit ve salgın hastalığa teslim oluyor. * Yenilgilerin "zafer" şeklinde gösterilmesi resmi tarihin bir di¬ ğer sayfasıydı. 1930 yılında meydana gelmiş bir "Mene¬ men Isyanı"ndan söz ediliyordu. "yedi düvelle savaş" yoktu. kış. Cumhuriyet tarihinin "iç isyanlar" sayfası da. Kimi Cumhuriyetçiler de savaşta yer aldıkları için mi. toplu halde düşman mevzilerine saldırtıyor. "isyanın" öteki adı. sağ kalan varsa. halkın. taraftarlarının katıldığı ayaklanmadır. 19 . bundan sonra ellerini kollarını sallaya sallaya Kürdistan'a girip diledikleri kadar ilerliyordu.

Türk Dil Kurumu'nun sözlüğüne göre Tedip. artık "sömürge bile değil. budama işi arayan beş esrarkeş kasabaya gelmiş. Bunların tümü. gerçeklere uygun biçimde not edilmesini bek¬ lemek. mek. ismail Beşikçi'nin deyimiyle Kürt coğrafyası. Menemenliler. Sarıkamış'tan Meneme'e getirip idam ediyordu. Fakat. 1925 yılında yürürlüğe giren "Şark Islahat Planı" ile Kürtle¬ rin dili.. terbiye etmek. onlara. kültürü yasaklanıyor. ta istanbul'dan.. uslandırmak" demektir. bir sabah. hiç olmadın" denilerek. birbirini tamamlayan sayısız "tedip ve tenkil hare¬ kâtı" tazelendi. "Tedip" ve "tenkil" Arapça deyimlerdir. varlıkları inkâr ediliyor. kasabada kimsenin tanımadığı beş kafadarın yaptıklarım tiyatro sahnesi gibi uzaktan seyretmişti. tarihin oluşumundan beri kendi yurtlarında yaşayan ve bölgenin en eski halkı Kürtlerin tarihteki yerini almasını. onlara ilişkin olaylarla durumların doğru. Ankara olayı "isyan" olarak adlandırıyor. Kürtler üzerine düzenlenen "yok etme ve bastırma" seferle¬ ri bu deyimlerle adlandırılıyordu. "miras" gi¬ bi kabullenip kullandılar. alt sömürge" oluyordu. olup biten¬ lerden habersiz muhalifleri. "Var" olduklarını söylemek suçtu. iç ile dış etkilenmelerden arındırmak için. Ama resmen "olmayan" Kürtlerin isyanları "var"dı. "Türk" kimliği boyunlarından aşağı asılıyordu. "yola getir¬ . herhalde safdillik olurdu. Gerçeklerin böylesine tırpanlandığı sistemin tarihinde. bir¬ birine bağlı. 1921-40 yılları arasında. "sen. Cumhuriyetçiler. kafaları dumanlı bir halde kahvede dini konuşmalar yapıp. Onları "medenileştirmek". Osmanlı dönemin¬ de.1930 baharının "bağ budama" zamanında. neredeyse "Kürtlerin iyiliği için"di. naralar atan esrarkeşler kendileri¬ ni tutuklamaya gelen askeri birliğin başındaki teğmeni öldürüp ba¬ şını kesmişlerdi. "Kürt isyanları"nın bastırılması amacıyla. Kürtler resmen "yok"tu.

TC'de Türk'tü. Zaten. evlatları kırılsın diye ikide bir isyan ediyorlardı. kimi "kart kurtçular" da. fırdolayı düşmanlarla çevriliydi. "sen aslın¬ da Kurtsun" diye kandırıyor. es¬ ki zamanların birinde. kendilerine "Kürt" demişlerdi. bu vatandaşla¬ rını şefkade bağrına basıyor. "Var olduklarını" söylemek yalandı." "Kürt yok" TC'nin birinci sınıf vatandaşları vardı. "kart. Türkleri kıskandıkları. ya da rahat ve huzurdan bıktıkları için evleri. Resmi söyleme bakılırsa. TC'yi bölme çabasıydı. basit yoldan giderek Kürderin hiç olmadığını. medeniyetin bütün nimetlerinden yararlanmaları için çalışıyor.. Her şey gibi bu da. başkasına korku ve ibret verecek biçimde cezalandırma. (zamanı kendileri de bilmiyorlardı) kar üzerinde yürüyen Türklerden bazıları. rahadıkla bu sözleri bağırıyor ve huzur içinde yaşayıp gidiyorlardı. "birinci sınıf vatandaşları"nın Türk ol¬ duğunu kanıtlıyorlardı. "çağdaş medeniyeti yakalamış Türk devletine karşı kışkırtıyorlar"dı. "ne mudu Türküm diyene" diyen herkes.. "spor olsun". dünya "Türk düşmanlarıyla doluydu. on¬ ların iyiliği içindi. . o arada aralarına sızmış "vatan haini terörisderle mücadele ediyor"du. dünyadaki güç¬ lü mevkilere çıkmasını istemedikleri için "Türk oğlu Türk" olan ve "kart kurt" sesine kanmış saf vatandaşları. Generaller rejiminin "keşfine" göre. Türk devleti. köyleri yok olsun. Bütün kışkırtmalarına rağmen. Türk düş¬ manlarının uydurduğu gibi "Kürt" diye bir halk var olmamıştı. ayaklarından çıkan "kart. Fakat."Tenkir'in sözlük anlamı ise şöyle açıklanıyor: "Kamuya zararlı kişi ya da topluluğu. ortadan kaldırma. Bu kanı ve tanımlama yanlıştı. kurt" anlamında. Çünkü. TC. "hiçbir sorunlan bulunmayan" Kürder. kurt" sesine kulak verip. 12 Eylül darbesini yapan generaller.

. 20. Numaralandırılan "isyanların" izini sürüp. Kürtlerin köklerini ve insanlık sahnesine çıkış dönemlerini milattan binlerce yıl öncesine dayandırıyor. Onun dışın¬ da isyan yoktu. "1. analizci bir gözle değerlendirebilenler... Ön Asya'da tarih sahnesine çıkmışlardır. aynı tarihin sayfalarını dikkadice karıştıranlar. "Tedip ve tenkiP'in kırım ile kan sesi arasında. S. bin yılların sonlarında. 28" diye sıralıyor. "kaçışı kur¬ tuluş" sananlarla kovalayanlar arasında zaman zaman yaşanan çatışmalar "isyan" ise bu rakamlar doğru olabilirdi. Ağrı direnişi ve PKK hareketiydi. 2. "Dersim isyanı yok.. sayıyı. Lazarev. bu sayılan doğrulamıyor. gerçeklerin tarihi.1920'lerden. 1984 yılında Partiya Karkeran Kurdistan (PKK) öncülü¬ ğündeki hareketle "29" rakamına ulaştırıyordu. Osman¬ lı'dan miras üzerine "tedip ve tenkil" seferleri düzenlendi.. "ol¬ mayan" Kürtlerin "isyanlarını bastırma" gerekçesiyle. tedip ile tenkil var" gerçeğiyle karşılaşıyordu. tekzip ediyordu. Geride kalan 25 "isyan". tarihin en kanlı sayfalarından biri olan "Dersim olayları" resmi tarihte "isyan"dı. Örneğin. Bilimsel bir açıyla bakıldı¬ ğında. KÜRTLER VE İSYANLARI Evrensel tarih. . 10. Şeyh Said'in adıyla öz¬ deşleşen 1925 olayları. sayılar düzmece kalıyor. "Kürderin etnik ataları olarak kabul edilen halklar. Rus ta¬ rihçi M. özellikle 3-4. Resmi tarih isyanları. Bunlar Hurriler. Oysa. Lulubeler. hemen hemen her baharda. Halk isyanından söz edebilmek için planlı programlı örgüt¬ lenme ve örgütlü eylem gerekiyordu. kağıt üzerinde tersine çevrilmiş "tedip ve tenkiP'di. 1940'a kadar. Kassiler. bunların büyük bir bölümünün "hayali" sayılar olduğunu görüyordu. Karduklar ve öteki bazı boylardır" diye yazıyor. Bunlar. Halbuki. ancak yarım yamalak üç isyanm varlığından söz edilebiliniyordu. 3..

şöyle diyor: "M. Kürderin etnik sentez sürecinin kesin ola¬ rak saptandığı kadim başlangıç merkezini de içine alan bu böl¬ ge. Batılı tarihçiler ise Kürderi. Rus tarih¬ çi E. yani çağdaş Kürdistan'ın tam merke¬ zinde bulunmaktadır. Kürt etnik sentezinin ilk kaynağı. varlığını 600 yıl sürdüren Halaf kültü¬ rü. 8 bin yıl önce. Ortadoğu'nun "otokton" (yerii) halklanndan başlıcası. Kürtlerin dolaysız atalarından söz edebiliyoruz.Ö. soykırımlar." Mezopotamya coğrafyasını gezen Yunanh komutan Ksenefon da. kendi topraklarında hayat bulan bir halktı. dünya¬ da kendi etnik yüzünü koruyabilmiş nadir halklardan biri olarak belirliyorlar. M.Yazara göre. Batılı kaynaklar. etnik ya¬ pılarını koruyabilmelerini mucizevi başarı olarak niteliyorlar. "tehcir" (toplu sürgün) ve savrulmalara rağmen. 1. yaşama biçimlerinden söz etmektedir. eski çağlardan günümüze akmış nadir halklardan biriydi. 5. Iran kaynaklarına göre Kurdistan adı. direnerek. yok edici darbelere rağmen. yapısını koruyup. 23 . Kurdistan adı oldukça geç dönemlerde ortaya çıkmıştır. ilk kez Selçuklu Sulta¬ nı Sencer zamanında kullanıldı. "Kurd" adı bu dönemde ortaya çıkmıştı. kuşatılmış hallerine. Lazarev. sürgün ve asimilasyonlar so¬ nucu eriyip yok oldukları halde. dağları kadar "bınge" (doğal derin¬ liklerinde). Kürtlere ilişkin bilgiler. komşuluk ettik¬ leri birçok etnik variık. Başka bir anlatımla.Ö. Kuzey Mezopotamya'da. Vasilyeva'ya göre. yüzyılda yazdığı Anabasis adındaki kitabında Kürt¬ lerin varlığından. etnik yüzünü. bin yılın ortalarından itibaren. Kürtler sayısız soykırıma. yalnız Batı Asya'da değil. daha çok Arap ve Pers kaynaklarıyla ve yazadarının kalemlerinden günümüze gelebilmiştir. bu topraklar (çağdaş Kürdistan'ın Suriye'de kalan toprakla¬ rı) üzerinde ortaya çıkmıştır. iç içe yaşadıklan. "devletsiz halk" Kürtlerin. I. çev¬ rilmiş. Bu saptama ve hak teslimine göre. Halaf kültürünün yerini daha son¬ ra Ubeyd kültürü almıştır. yurtlannın. dünya uygarlığının en kadim merkezlerinin filizlendiği top¬ raklardır.

yaşamak¬ taydı. Uzun muhasaradan sonra..Lazarev'e göre Kürder. ayı. 2-4 . fakat Kürtler. Kürder. Halifenin yönetimini kabullenmiyor. yüzydlara yayılan savaşlar başlıyordu. O nedenle Selçuklulara da "Türk" diyorlardı. dini yayma adı altında sınırlarına dayanınca. kültür ve dört bucakta paylaşılan yaşa¬ ma biçimleri. Müslümanlığı kabul etmelerine rağmen. Şarezor savaşını Kürt tarihinin en önemli olayı olarak nitelendiriyor. ortak dil. Atilla dahil doğudan gelen barbarlara. Kendi kültür ve medeniyetlerini de yaratan Kürtler. onları koruyan bir başka etmendi. Avrupalılar. güneşi kutsal biliyorlardı. ay ve aydınlık üzerinde yemin edilen kutsallıktı. Islamiyetten önce Zerdüşt dinine inanıyor. Bu savaşlarda Kurdistan şehir ve eyalederi büyük zarar gördü. Islamiyeti gönüllü olarak kabul etmediler. Cafer Faracis'in liderliğindeki isyancı Musul Kürderi 835 yılında Azerbaycan ile Ermenistan arasında kalan toprakla¬ rın büyük bir bölümünü ele geçiriyor. Kürtlerin bazı kesimle¬ rinde.. Şorezor şehri ele geçiriliyor. daha son¬ ra da genel olarak Müslümanlara "Türk" diyorlardı. Araplar. aynı zamanda Arap egemenliğini kabul. isyanlar birbirini izliyordu. Müslü¬ manlığı. Dasin dağlarında Halife¬ nin ordularını bozguna uğratıyorlardı. Arapları geriletmiştir. 2000'lerde de hâlâ sürmekte. Nikitin. hayatı var eden aydınlığı. yüzyıllara yayılmış kesintisiz savaş ile soykırımlardan korunarak geliyorlardı. Aşiretsel ve güç¬ lü aile bağları. sahip oldukları doğal koşullar (coğra- fik yapı) ve ulusal sentez sayesinde. 642 yılındaki Ne- havend savaşı ve onu izleyen Musul. kılıçlar çekiliyor. V. Araplar ise kuzeyden gelen Müslüman göçmenlere "Türk" adınr veriyorlar¬ dı. P. Tikrit ve Cezire direnişleri. Güneş. aydınlığın kutsiyeti. ona biat ve tes¬ limiyet olarak algıladıkları için direndiler.

koyun sürüleriyle. Kürtlerle savaşta ye¬ tersiz kalınca. bu gücü ulusal amaçlar için kullanamıyor. kültür ve bilime büyük önem vermiş. Nitekim. Vasıf Paşa. kendisi de islam alemine Sultan olduk¬ tan sonra. ço¬ cuk. Revan- di. Selahaddin. Yusuf Selahaddin'in kökleri. ^ . Yusuf Selahaddin. "Selahaddin'in sağladığı imkanları. Selçuklular acımasızhklanyla tanınıyorlardı. Cebel ve Fars'ta yenilgiye uğrattı. daha sonra TC tarafından de¬ ğiştiriliyor. Ailesi. Kürder rahat bir nefes alıyordu. çevresine döne¬ min bilginlerini toplamış. uluslaşma yolunda kullanmayı kaçınyor"lardı. Ama bu yenilgi Arap-Kürt savaşlarının sonuncusu olmuyor. Nikitin'in deyimiyle Kürtler. "Hasankeyf" yapılıyordu. bilim ve kültürel alanla tanınmış bir aile¬ den geliyordu. yaz aylarında ta Erivan ve Dovin yaylalarına kadar giden. "beğenilen". Selçukluları "Hassa Ordusu". Türkçede.Araplar. günümüzün deyimiyle bir tür "kiralık asker" niyetine kullanıyordu. Kürt Usıf e Selahaddin e Eyyub (Eyüb'ün oğlu Yusuf Selahaddin. kanlı boğuşma yüzyıllara yayılıyor. P. aynı Kürtler. Rus Kürdolog V. Fakat. "Hınsı Keyf" diye de telaffuz edilen isim. yüzyıllara sarkıyor. ama Selçuklu akınları ve kanlı baskıları devam ediyordu. varlıklı. 10 ve 11. Arapça deyimle Selahaddini Eyyubi) bütün Müslü¬ manların Sultanı olana kadar.. Islamiyetin iktidarını ele geçirince. bütün çabalara rağmen Kürtlerin Araplaşması akim kalıyor. daha sonra Moğollar tarafından yakı¬ lıp yıkılacak olan dünyanın en zengin kütüphanesini kurmuştu.. "ümmetçi kalıpların içinde" kalıyor¬ lardı. Kürdistan'ın en güçlü aşiretlerinden biri olan Hazbanilere mensuptu. Vasıf adında¬ ki Selçuklu komutan daha da acımasızdı. ya da "hayran kalınan" anlamına gelen "Hüsne Keyf"liydi. ihtiyar. Revandi (Ravadi) aşiretindendi. Selçuklulardan oluşan "Hassa Ordusu"nu öne sür¬ düler. Ta ki. kadın ayırımı yapmadan önüne çıkan Kürtleri kılıçtan geçi¬ rerek Isfahan.

Selahaddin Tikrit'te doğdu. babası Eyub ise Saddam Hüseyin'in de doğum yeri olan Tikrit'in valisiydi. Çok iyi bir öğrenim görmüştü. Savaş ortamına rağmen. Komutan Selahaddin. da¬ ha sonra Kudüs valisi ve Eyyubi ordularının başkomutanı olmuştu. 26 . Selahaddin çok zeki. Hakkari Kürtlerinden olan Ebul Hayca. kadim şehir Şam'ı ikinci merkez yapıyordu.Selahaddin'in amcası Şerkux (Dağ Aslanı). bu ordularla Mısır'a girip Kahire'yi başkent yapıyor. hak ve hukuk göze¬ ten tutumuyla islam dünyasının tartışmasız lideri oluyordu. Kavmiyet yerine din savaşlarının verildiği böyle bir atmosfer¬ de. Kürtler açısından iktidarına baktığımızda. Selçukluların baskısına son verdiğini. Richard'la olan ilişkileri. en seçkin ordusunu Kürtlerden oluşturmuştu. "Haçla" kamufle etmişti. Verimli toprakların ele geçirilmesini amaçlayan birleşik Avrupa ta¬ arruzlarına din örtüsünü çekmiş. "ümmetçiliğin evrensel" açılımı. aske¬ ri ve sivil organlarm üst düzeyinde görevler almıştı. Nitekim. hakkında sayısız maka¬ le ve pek çok kitap yazıyorlardı. batılı yazarlar. 1169 yılında. Avrupa da. dönemin ön genel örgüsüne aykırıydı. Haçhlara karşı Akka kalesini savunmuş. çok sayıda Kürt. Kürtlük bilincinin üste çıkması. Adaleti. büyük bir askeri komutan. Bu dönemde. Kürtlerin de yer aldığı Arap ordularına komuta edi¬ yordu. "Haçlı Seferleri" adını vermişti. tümüyle ekonomik. ama "ulusal¬ cılığı" da yadsıdığını görüyoruz. Haçlı komutanla¬ rı yenildikleri bu karizmatik lideri derin bir saygı ve hayranlıkla anıyorlardı. Selahaddin'in imparatorluğu Kürt devleti değildi. Eyyubi imparatorluğu Kürt değildi ama. ekonomik ve siyasal amaçlarını "din mihveri" etrafında birleştirmiş. "Aslan Yürekli Richard" diye bili¬ nen ingiltere Kralı Richard başta olmak üzere. onları esirgeyip koruduğunu. bütün değerlerin önünde duruyordu. Kürt ve Selçuklulardan oluşuyordu. Selahaddin de. Haçlı ordu¬ larını Suriye'den Filistin ve kutsal Kudüs'ten söküp atıyor. Arap dünyasına hükümdar oldu. atak ve akıllıydı. Sultan Selahaddin'in komuta ettiği ordular karmaydı. bazı ayrıntıların eklenme¬ siyle film konusu oluyor. siyasal boyutlu olan Ortadoğu hamlesini. Araplar¬ dan.

Günümüz dünyasında da Selahaddin'in soyundan olmak onurlanmaydı. ve "dünyanın dörtte birinde eşi benzeri bulunmayan" diye anlattıklan Erbil kalesini terk etmiyor- 2-7 . Tarihçilerin belirttiğine göre. Kirmenşah'ta kadiam yapıyor ve şehri talan ediyordu. Sultanabad'a taşınıyordu. Kürder için bir onurlan¬ maydı. Yüzyıllar sonra bile. Rus tarihçi Lazarev'in aktardığına göre. Cengiz ve komutanları yakıp yıkma¬ yı. Moğol Hanı Hulagü. Selçukluların Kürtler üzerindeki baskısı artıyordu. Moğollar. bunu bahane edip Kürdistan'a yöneliyor. valiye rağmen kaleyi teslim etmiyor. Ahlat ve Şarezor eyaletlerinde taş üstünde taş bırakmıyorlardı. Sultan Celaleddin kaçıp Kürdistan'a sığınıyordu. aile köklerinden gelmek bir yana. 1258 yı¬ lında Bağdat seferine çıkarken. Uzun savaşlardan sonra "saldırmazhk anlaşma¬ sı "yla uzlaşmaya varılıyor. Moğol. Musa Anter'in yazdığına göre. Kürtler. Fakat çok geçmeden. 18. 1231 yılında ele geçirdikleri Amed'te (Diyarbakır). ufukta Moğollar görünüyordu. katliamları sıradan uğraş haline getiriyordu. 1219 yılında Harzemşah devletine saldınyor. yüzyıldaki Kilis valileri. Kürt savaşçılar.Selahaddin ve Eyyub ailesinin adı. Selahaddin'in soyundan geldikleri için "Eyuboğlu"nu soyadı olarak aldıklarını söylüyordu. Selahaddini Eyyubi'den sonra. emrinde çalışmış. Kurdistan Mirlikleri barış ve sükûna ka¬ vuşuyordu. Eyyubilerle ilişkide bulunmuş. Hasankeyf'den Trabzon'a sürgün edilmiş aileden olan şair ve ressam Bedri Rah¬ mi Eyyuboğlu'nun babası. dağlara sığınarak katliamlardan kurtulmaya çalışıyor. dedelerinin Eyyubilere hizmet et¬ miş Mand'ın soyundan geldiğini söylemekle övünüyorlardı. onlara hizmet etmişlerin kökünden geldiğini söylemek bile Kürder için gurur¬ lanma payıydı. dedelerinin Eyyubilerin vezirleri so¬ yundan geldiğini söyleyerek kıvançlanıyordu. O dönemin Şirvan valileri de. Kirmenşah'ın kaderi¬ ni yaşamamak için kaleden çıkıp teslim oluyordu. Erbil valisi Taceddin. Kürdistan'ın başkenti de Bahar'dan.

Arap ve Acem¬ lerle barış içinde komşuluk ediyor. Ti¬ karşı davranıyorlardı. Suriye üzerine yürürken. ama bu arada Roma-Bizans topraklarında oluşan Osman¬ lı devletiyle yüz yüze geleceklerdi. Fakat Erbil kalesi. daha sonraki yıllarda Akkoyunlular ve Karakoyunlulara karşı da yurdarını savunup. ordusuna büyük zarar veriyor. saldırmasını beklemek yerine. refah düzeyi yüksek bir hayat sürüyorlardı. Timur'la savaşın seyri değişiyordu. Timur'un 1400 yılında. Mirlikler (Beylikler) Bizans. Kürt tarihçi Şerefhan'ın. gece kaleden çıkıp. yüzyılda iç açıcı bir durumdaydı. ertesi yd (1259). 28 . ordusunu yol boylarında "vur ve kaç" yöntemiyle hırpalıyorlardı.lardı. Moğollar tarafından ele geçiriliyordu. Kürt ülkesinin Mirlikleri. Kürt Beylikleri. ondan önce harekete geçiyor. müca¬ deleyi zayıflatmıştı. bağımsızlıklarını koru¬ yacak. Bağdat'tan Azer¬ baycan'a dönüşü sırasında Kürderden ağır darbeler aldığını yazı¬ yordu. Fakat. sonra Cizre ve Mardin'e saldırıp bu şehirleri ele geçiriyor. fakat bir baş¬ ka Kürt şehri olan Musul'da beklenmedik bir direnişle durduru¬ luyordu. Hulagü. 15. mancınıklarını da yakı¬ yorlardı. toplu kırıma tabi tutuyor. * s* Moğol mur'a istilalarında hazırlıklı büyük kayıplara uğrayan Timur'un Kürtler. Rus tarihçi Minorsky. Timur'a biat etmiş. bazı işbirlikçi Kürtlerin saf değiştirip. yolunun üzerindeki Hakyari aşiretini. Savaşçılar. "Şerefname"ye göre. Ama bu Timur'a kesin zafer sağlamamıştı. kendi halkına hançer çekmesi üzerine. Bidis valisi Hacı Şeref. "Şerefname" adındaki kitabında an¬ lattığına göre. Moğol karargâhına baskın yapıyor. daha sonra Musul'daki komutanın işbirlikçiliğiyle.

"Romalı" niyetine "Rom". Bohti. ikisi için de önemli stratejik ko¬ numdu. 16. Hasankeyf. kendilerini Pers (Iran) ile Os¬ manlı imparatoriuklanmn dişlileri arasında buluyor. Her biri. Güçlü aşirederin ayağı üzerinde durup "Miriikler" (Beylik) ha¬ linde yaşayan Kürtler. Ara topraklan Kurdistan. Kürtler. "Romalıların ülkesi" anlamına gelen "Diyare Rome" diyor. Behdinan. ayrı ayrı mezhebinin cazibesini öne sürüp Kürt¬ leri kazanmaya çalışıyordu. Mezheplerinin mensubiyetini. Kürde¬ rin siyasal ve sosyal ilişkileri 15. Osmanlılara "Romi". Erbil. Şerefhan. Fakat. Evdalan'dan sonra. So¬ ran ve ötekiler diye sıralıyordu. 1500'lü yıllann başında doğudaki komşulan Perslerie (Iran). bugünkü Güney Kürdistan'ın tümünü kapsıyordu. Egemenlik sınırlan İran Kürdistam'nın batı bölgelerini de içine alan. 29 .Kürt Mirlikleri arasında. Hayatta kalma şanslarını büyüme ve yayılmakta anyoriardı. yüzyılda başlıyordu. en gözdesi ve güçlüsü Avdalan (Evdalan) hanedanıydı. Bizans'la oluşturdukları iyi komşuluk ilişkilerini onlaria da sürdürmeye çalışıyorlardı. Günümüzün deyimiyle emperyalist ve birbirine diş biliyoHar- dı. karşılıklı düşmanlık nedeni ola¬ rak kullanıyorlardı. kısmen özgüriüklerini kaybe¬ diyorlardı. batıda giderek yayılan Osmanlılar arasında baş gösteren çekişmenin sıkıntısını yaşıyorlardı. Komşulan birer imparator¬ luktu. mezhep" görünüşlü çıkar savaşlannın ortasında kalıyor. yerieştikleri top¬ raklara da. Doğu Roma (Bizans) toprakları üzerinde kurulan Osmanlı devletine. Sefaviler Pers iktidanm ele geçiriyor ve Birinci ismail olarak da bilinen Şah ismail 1501 tarihinde taç giyiyordu. iki gücün farklı zoriamasıyla "din. öteki aşiretleri savaş gücü bakı¬ mından Hakkari emiriiği. zaiyata uğruyor. Aynı dönemde. Kürder ise iki devi de üstüne saldırtmamaya özen gösteren yansız bir politika izliyordu. Afganistan göçmeni bir aşiret olan Osmanlı yönetimiyle. yüzyılda.

"Korkunç" laka¬ bıyla da anılan Yavuz Selim bulunuyordu. Osmanlı sara¬ yı da boş durmuyor. yüzyılın başlannda Kürdistan'ın tek merkezden yönetilmesi kısmen de olsa başanlıyor. Kurdistan 16. 16. bütün Kürt illerine kendi adamlarını vali olarak atıyordu. iyi dileklerini bildirmek üzere. hepsini serbest bırakıp. * Bu sırada. eğlence sofrasına davet ediyordu. Yavuz Selim Kürdistan'dan sonra. 1511 yılında Hoy'a gidip Pers Kralı Şah ismail'i ziyaret ediyorlardı. Kurdistan Mirleri iki taraftan da gelebilecek tehlikeye karşı ha¬ zırlık yapıyor. Fakat. 30 . bütün Kürdistan'ın emir ve valileri tarafından ka¬ bul edilen önder haline geliyordu. Şah ismail. di¬ yalogu derinleştiriyordu. Şerefname'de belirtildiğine göre. Tutuklu Mirlere. kimi de çatışarak direnmeye çalışıyordu. Osmanlı Hanedanlığının başında. Pa¬ lu'dan Maraş'a kadar.Şerefhan'ın yazdığına göre. Şah ismail. Kürtleri yanına çekme entrikasıyla. Pers ordularının karşısında bir varlık gösteremiyor. tuhaf bir davranışta bulunuyor ve konukla¬ rının tümünü tutuklatıp sorguya çekiyordu. yerli yersiz zamanlarda armağanlar göndermeye başlıyor. Şah ismail. Cizre ve Bitlis valilerinin de bulunduğu on bir Kürt emiri. yüzyıldan itibaren merkeziliğe yöneli¬ yordu. Hazırlıksız yakalanan Kürt Mirleri. kimi yan tes¬ lim halde yanına geçiyor. Pers-Kürt savaşı birkaç yıl sürüyordu. Kürt Mirlerini hoşnut tutan jesderde bulunu¬ yor. bu arada yayılmak üzere. Fakat Bohtan ile Çemişkezek'de zorlu bir direniş¬ le karşılaşıyor. Tuhaflık bununla da bitmiyor. asla bir hükümdarın onu¬ runa yakışmayacak. tutuklattığı Hasankeyf valisi Melik Halid'i görkemli bir düğünle kız kardeşiyle evlendiriyordu. Hasankeyf valisi Melik Halid ile Bitlis Miri Şerefin adını öğ¬ renince. sıranın kendi egemenliğine geleceğini düşünerek. ele geçirdiği topraklarda. "ziyaret için kimin öncülük ettiğini" soru¬ yor. Kürdistan'ı işgal etmeye başlıyordu. Şah ismail. aralarında Hasankeyf. Şah Ismal'in kurduğu akrabalık ilişkisi üzerine. Siirt'ten Cebakçur'a. Amediye Emiri. batıya yönelip.

haremini. Ulusal birliklerini pekiştirmek yerine. Kurdistan tarihinin bir "mi- ladı"ydı. Başka bir deyişle Kürdistan'ın Osmanlı ile Iran arasın¬ da bölüşülmesinin başlangıcı. bir süre sonra. V. Perslerin yanında yer alan Halit Bey. adına para bastır¬ mış.. bunlar¬ dan biriydi. Hınıs eyaletleri¬ nin yönetimini de kendisine bağışlamıştı. ikiye bölündüler. zemine oturamayan karar¬ sızlığı. savaşın dönüş yolunda. tahtı ve hazinesini savaş ala¬ nında bırakıp kaçmıştı. Van Gölünün kuzeydoğusundaki Çaldıran vadisinde karşıla¬ şıyordu. Şah'm himayesini kendi gücü sanmış. F. Ya¬ vuz Selim taraflnda öldürülecekti. bu sayede kolay bir za¬ fer kazandılar. Saldırganlığı nedeniyle Şah ismail'e tepkili olan pek çok Kürt Miri. Osmanlılar. Minorsky'nin deyimiyle Kürtler. Fakat. Yavuz Selim'in yanında yer aldılar. Halit Bey.Perslere savaş ilan ediyor ve iki ordu. aynca Muş'un bir bölümüyle Malazgirt. Kimileri ise şaşkınlık içinde her gün karar değiştiriyordu. Şah ismail ile Yavuz Selim arasındaki çekişmeden yararianmayı bilemediler. bir çarpışmada kolunu kaybedince Şah ismail ona som altından takma kol yap¬ tırmış. Çaldıran'da. "düşmanımın düşmanı. 23 Ağustos 1514 tarihin¬ de. sonunda başının belası olacak.. Perslere karşı savaşmıştı. bölü¬ nerek tampon olmuş. Tarihçilere göre Kurdistan yöneticileri. Mirlerden her biri kendi doğrulanm uygulu¬ yordu. sonra da ayakları. söz dinlemez hale gelmiş. Şah ismail. dostumdur" düşüncesiyle. Çaldıran Savaşı. Sultanlığını ilan edip. Bu nedenle büyük çoğunluk Yavuz Selim'in yanında yer alsa da Şah ismail'i destekleyenler de vardı. 31 . iki imparatorun çatışmasından yararlanacaklanna. Tutarsız biri olan Pazuki aşiretinin önderi Halit Bey. kollan budanmıştı. Tarihçilere göre. Bu yüzden birbi¬ rine kılıç çekecek hale geldiler. Kürt Mirlerinin Osmanlı ve Perslere karşı saptanmış ortak bir politikaları yoktu. bununla da kalmayarak Yavuz Selim'in yanına geçmiş.

Tarihçi Muhammed Amin Zeki. Kürtlerin kaderini satan kişi olarak nitelendiriyorlar. Bu amaçlarla düzenlenen ikili gö¬ rüşmelere "yansız kişi" ve hakem olarak katıldı. Vasilyeva'nın yazdığına göre. Buna karşılık. 1989 yılında yayınlanan Solakzade Tarihi adındaki kitapta. Farsça şiir diliyle yaz¬ mıştı. Bitlish bir Kürt'tü. Kürtler arasındaki adı. 32 . Betlisi'nin Kürdistan'ı pazarla¬ ma konusundaki çabalan uzun uzun anlatılıyor. durumdan görev çıkararak. Kürt¬ lerin Osmanlıya askeri destek vermesini öngören maddeyi de. Evliya Çelebi'nin Seyahatname' sinde yazdığına göre. yanlarını tuttuğunu yazıyor. ilk Osmanlı sultanlarının tarihi¬ ni anlatan.. çok iyi bir eğitimden geçmişti. Kürt Mirleri çoğunluğunun. Ama. "Heşt Beheşt" adındaki kitabını. Osman¬ lılarla Kürt Mirleri arasındaki anlaşmalara. Kürtlere karşı diplo¬ masi ayağını yürüten Yavuz'un kadim hizmetkârı Betlisi. Idris. Hayatını ise bölge sultanlarına hizmede kazanıyordu.Rus tarihçi E. kimileri¬ ne karşı da yoğun bir diplomasi yürütmüştü. her şeye rağmen. Kürtlerin bağımsız ve özgür kalacaklarına ilişkin maddeyi o koydu. Idris Hakim de diyorlardı. Kürt beyliklerini Osman¬ lıya bağlayan. Şah ismail'e karşı Yavuz Selim'in yanında yer alması kulislerini o yürüttü. Ki¬ mi çevrelerde "Sofi" (bütün saflığı. Melle'ydi. Diplomatik manevralarının kandırmacalarmda bu yanını sıkça kullanıyor. ikili görüş¬ melerde Kürderi gözettiğini. bu sü¬ reçte tarih sahnesinde beliriyor. Edrise Betlise (Bitlisli Idris) idi. TC Kültür Bakanlığı tarafından. Farsçayı da çok iyi bilen Idris. hey¬ beler dolusu altın karşılığında. O.. sonra Osmanlı sul¬ tanları Yıldırım Beyazıt ve Yavuz Selim'e aynı hizmederi vermişti. Önce Akkoyunlu Sultanı Yakup Bey'e katiplik yapmış. I. temizliğiyle kendini dine ada¬ mış kişi) diye tanınıyor. rolünü oynayıp hizmet veriyordu. Kürt vali ve Mirleri yanına çekmek için kimilerine baskı. Korkunç Yavuz. avını dinsel pusu¬ larda yakalıyordu. tarihçiler genel bir kabulle Idris'i. Din adamı. biliniyordu.

Bir yandan da geri kalan Kürt beylerini ikna etmesi için Betlisi'yi kullanıyordu. Osmanlı Sultanı. atının terkisindeki heybeyi altınla dolduruyordu. Kürt beyleri. başanlanna "duacı" olmak amacıyla Yavuz Selim'i Tebriz yolunda karşılıyor. tampon bölge yapmaya karar veriyordu. Osmanlıya itaate almakla gö¬ revlendiriyordu. Solakzade tarihine göre Bedisi. Tadı dille Ermi. cömerdiğinin nişa¬ nesi olarak da. "lütfedip davete icabet ettikleri takdirde mudu olacağını" bil¬ diriyordu." Fakat bazı Kürt beyleri anlaşmaya yanaşmak istemiyordu. kendilerini kabul edip ağıriamak istedi¬ ğini. sonuç alamayınca bizzat başında bulunduğu Osmanlı ordularıyla taar- 33 . Sultan'm "nazik" davetine icabet ediyor. Savran. Sultan onu armağanlarla ödüllendi¬ riyor. kafile¬ ler halinde karargâhına gidiyorlardı. o arada. Aşti. Ör¬ neğin. Bedisi'yi kullanarak. Betlisi. Sason. Şah'la giriştiği savaşta yaptıklan katkıdan ötürü şükranlanm sunan Sultan. Çaldıran dönüşünde. bu süreçte tasfiye ediyor. İmadiye ve Hasankeyf beyleri dahil. Bedisi görevi kabul edince. toplam 25 ilin ünlü komutanlannm gönlünü Padişahtan yana çevirmeyi başardı.Solakzade. Bidis. Yavuz ve Bedisi Kürt beylerini "onuriandırma" yoluyla avla¬ maya karar veriyor ve ortak imzayla birer davet mektubu yazı¬ yorlardı. Mirieri tehdit ediyor. övgüler dizi¬ yor. bağlılığını bildiriyordu. bu sayede savaşı kazandığını yazıyor. Solakzade sonrasını şöyle anlatıyor: "İdrisi Bedisi. pek çok Kürt Mirinin gücünü yedeği¬ ne aldığını. savaş alanından sağ kurtulmayı başaran Şah'ın intikam seferierinden korunmak için Kürdistan'ı. görevi dolayısıyla bu işin gerçekleşmesi için bü¬ yük çaba harcadı. Yardım etmeye yanaşmayan ya da Şah ismail'den yana olan Mirleri. Mektupta. Yavuz Selim'in. Diyarbakır ve Mardin Mirleri işbiriiğine "hayır" demekte direniyorlardı. 1514 yılında Iran seferine çıkar¬ ken. Kurdistan beylerini. halkı kılıçtan geçiriyordu.

Diyarbakır kalesi muhasara altına alınıyor. uzun bir direnişten sonra. Osmanlı ordusunun kılıcıyla tasfiye ediyor. imzalanan anlaşma gereğince. Halkların ulusal bilincini ateşleyen Fransız ihtilalinin etkileri. bağımsızlaşma atılımları yapıyordu. Osmanlı'ya yardım konusunda teslim olmayanları. özgür ve özerk kalıyorlardı. ama iç işlerinde ba¬ ğımsız. ayakta kalmak derdiyle Fransa ve İngilte¬ re'nin himayesine girmişti. Kürdistan'ın bağımsızlaşıp kop¬ ması zararlarınaydı. yüzyıllar. Osmanlı'yı himayeye alarak bölgedeki değerlere sahip olma savaşlarına daha sonra Almanya ve Avusturya da katılmıştı. Idris. ev¬ rensel devinimlerle yayılıyordu. Almanya 34 . içten içe çürümüş. Osmanlıların müdahalesi başlayınca. Batıdaki komşusu ve dolaylı olarak bağlı bulunduğu Osman¬ lı imparatorluğu Fransız ihtilalinin getirdiği aydınlanmadan da¬ ha farklı biçimde etkileniyordu. Rusya ise himayedeki topraklardan pay kapma savaşındaydı. Fransa. 1800'de. batının büyük dev¬ letleri tarafindan içten paylaşılmıştı. O nedenle Kürt bağımsızlık ve özgürlük hare¬ ketleri her defasında. Kurdistan Mirleri. Solakzade. Eylül 1515 tarihinde ele geçiriliyordu. savaşlarda Osmanlı'nın yanında yer alıp yardım ediyor. dünyanın sarsılarak değiştiği dönemdi.ruza geçiyordu. Kabuğun altındaki halklar ho¬ murdanarak uyanıyor. güçten düşüp tükenmiş olan imparatorluk var olanı korumak. hizmet¬ lerinin karşılığında da heybelerini altınla doldurmaya devam edi¬ yordu. bu emeğinin Sultan tarafından ödüllendirilmesini. Batı Asya halkları ve Kurdistan da etkilenme alanındaydı. Diyarbakır olayından sonra "ikna edici" olarak Kürt beylerini tek tek dolaşıyor. "Hasta adam" adı verilmiş Osmanlı Devleri. tümüyle kopma. bağımsızlaşma yolunda isyanlar süre¬ cine giriliyordu. 1800'lere kadar Kürdistan'ın özerkliğine el uzatılmıyordu. 18 ve 19. Osmanlı'dan çok ingiltere. "idrisi Betlisi'ye gerçek ayarh bin florin irsal eyledi" diye yazıyor.

her defasında. 19. onu himaye altına alan Rusya ile. Mirler. Mora ve Girit isyanlan. Bulgaristan ve Sırbistan'a destek veren sınır ötesi batı. Kürtler onlardan farklı şartların kurbanıydı. Behdinan. onu arkadan vuruyordu. Kürdistan'ın bağımsızlaşması. Osmanlı egemenliğine karşı isyanda. bağımsız Kurdistan. Bulgar. bastır¬ mada rol oynuyordu. zayıf düşeni saf dışı ettikten sonra diğerine yöneliyordu. 35 . çekemezliklerin yarattığı iç bölünmeler ve kardeş kavgaları yüzünden Kürtler birlikteliklerini kuramıyorlardı. En azın¬ dan. Osmanlı'nın işine geliyor. Bu olumsuzluklar. Öte yandan. bütün olarak parçala¬ rını koparıp el koymak. Kür¬ distan'ın bağımsızlığı söz konusu olduğunda. Osmanlı ile savaş halinde olmasına rağmen. Fakat. Doğuda ise iran'ın kişiliğinde. Rusya'nın ko¬ parmayı tasarladığı payı küçültüyordu. doğrudan iliş¬ kiliydi. bir bakıma öteki halklara öncülük etmişlerdi.. Kürt¬ lerin karşısında. bey ve aşiret reisleri birbiriyle üs¬ tünlük kavgasındaydı. ötekilerden farklı olarak bölge devletiydi. Amacı salt değerleri sömürmek değil. Soran ve Babanların bulunduğu Güney Kürdistan'da doğdu. 1800'ün başındaki ilk Kürt bağımsızlık hareketi. sık sık Kuzey Kürdis¬ tan'a girmiş. çıkariarının zedelenmesi. kardeş kardeşin yenilgisinde mutluluk arıyor.ve Rusya'yı karşısında buluyor. Arnavut ve Araplar. Rusya. Yunanis¬ tan. düşmanlarının körüklediği din ve mezhep ayrılıklannı kavga nedeni yapıyorlardı. ilhak etmek.. düşmanının yanında yer alıyor. daha derinleri ele geçirmeye çalışmış. kendi topraklarına katmaktı. onlarla savaşmak zorunda kalıyor¬ du. yüzyıl boyunca Osman¬ lı'yla kesintisiz sürdürdüğü savaşlar boyunca. şeyh. en azından azalması demekti. Kürtlerden çok sonra isyan edeceklerdi. Ulusal kurtuluş hareketleri sırasında. bir yandan da işine yarayacak biçimde tahrip etmişti. doğrudan ya da Iran üzerinden müdahil oluyor. Sırp. Kürtler. Çünkü. Osmanlı adına birer engeldi. Kürt isyanın¬ dan yirmi yıl sonra baş gösterdi.

Osmanlı'nın yaptığı insan kı¬ rımı. 1800'lerin başında egemenliğini Iran içlerine kadar götürüyordu. Fakat. başlangıçtı. Bölgeye yerleşip Osmanlı devletini vesayeti altına almış olan ingiltere. Merkezi Mardin'de bulunan Milli (Milli) Mirliği ayrı bir etkinlikteydi. bu amaçla öteki Kürt önderleriyle itti¬ faklar kurmuştu. bir bakıma dış koşulların da el¬ verişli olduğu bir zamana rasdamışri. Ayaklanmalar birbirini doğuruyor. işgalci Osmanlıları kovduktan sonra. Merkezi Cizre olan Bothan Mirliği kendi bölgesinin egeme¬ niydi. olayı kendi sorunu sayıyordu. Osmanlılar Rusya ile savaş halindeydi. Osmanlı'ya karşı bağımsızlıkçı siyaseti izlemeye başlamış. Abdurrahman Paşa isyanı bir son değil. Mardin ve Diyarbakır'da¬ ki Osmanlı egemenliğine son verdi.Abdurrahman Paşa. onları ötekiler izliyordu. Yine 1800'lerin başında. Cuma hutbelerinden Os¬ manlı Sultanının adını çıkardı. Rusya'ya. Abdurrahman Paşa'nm üstüne büyük güç gönderecek durumda değildi. dört bir yanda isyan ateşleri yanıyordu. İran ve batıya giden yolları kontrol ettiği için ay¬ rıca stratejik öneme sahipti. bağımsızlığını da ilan edip kendi adına para çıkardı. Osmanlı'nın yanında doğ¬ rudan müdahale ediyor ve Abdurrahman Paşa yönetimini yıkıyor¬ lardı. şehir ve doğa yangınları Kürdistan'ı ayağa kaldırıyor. Hakkari Mirliği. Mir Muhammed. Soran Miri Muhammed. 1803 yılında. Abdurrahman Paşa Erbil'i ele geçirip Kerkük'e dayandı. merkezi Süleymaniye olan Baban Mirliğinin başına geçince. Abdurrahman Paşa'nm isyancı mirasını Behdinan ve Soran Mirleri omuzluyor. Abdurrahman Paşa girişimi. 36 . Küçük Süleyman Paşa komutasın¬ da küçük bir orduyla saldırıya geçti. o sırada. Osmanlı ordusu bozguna uğradı. Yerine kendi adını koydu. 1813 yılında Revanduz sancağına bağlı Soran Emirliği Kur¬ distan hareketinin merkezlerinden biri haline geldi. 1833 yılında da.

iki sene takviye birliklerinin gelmesini bekledi.Osmanlı Sultanı ikinci Mahmut. Semih Paşa komutasındaki ordu Trabzon ve Erzincan yoluyla Van'a yöneldi. nihai savaşa hazırla- 37 . Irak ve Suriye'deki or- dulannın da desteğiyle hem güneyden. Dört yandan kuşatılan Mir Muhammed. Paşa. gerilla taktikleriyle Osmanlı ordusuna darbeler indiriyor¬ lardı. onlan satın alıyor¬ du. Soran bölgesinde büyük kayıplar vermesine rağmen Zaho. yoluna çıkan silahsız. Aşiretler ilk kez ulusal ruhla or¬ taya çıkıp. bunun üzerine saldırıdan vazgeçip. Osmanlıların ilerlemesi imkansız hale geldi. bundan sonra ileriemeye başlıyordu. bundan sonra entrikacılığı seçiyor. bazı Kürt beyleriyle ilişki kuruyor. Paşaya istedi¬ ği zaferi getirmiyordu. köyleri. Paşa. örgütlenerek direniyor. Paşanın zulmü arttıkça. 1833 yılında ordularına Kürdistan'ı "tepeleme" ve "fethetme" emrini verdi. He¬ define giderken. Bitlis Ermenileri ve Yezidiler de Kürtler¬ le direnişe kanlınca. 1836 yılında. yıkıyordu. ingiliz takviyeli Reşit Paşa'nm orduları. Çok hırslı ve Kürtlere kinli olan Reşit Paşa'nm nihai hede¬ fi. iki kol halinde ilerlemeye başladı. hem de kuzeyden genel saldırıya geçti. Zulüm. Mir Muhammed'e ulaşmak ve karargâhını ele geçirmekti. hareket etme yeteneğini kaybetmişti. Reşit Paşa. 40 bin kişilik bir orduyla Sivas ve Malatya'dan. Reşit Paşa'nm ordusu çakılıp kalmış. Sivil katliamlar yaptı. elindekileri korumak amacıyla savunma haline geçti. iki yıl sonra. Reşit Paşa. daha bir öflceyle di¬ reniyor. Duhok ve Akra Osmanlılann eline geçiyordu. Kürleri birleştirmişti. savunmasız sivil Kürtleri kı¬ lıçtan geçiriyor. Reşit Paşa ordusuna büyük kayıplar verdiriyorlardı. Merkez güce komuta eden Reşit Paşa. Fakat genç yaşlı ayırımı yapılmayan sivil kırım. Karargâhına kapa¬ nıp. Sultan'm orduları iki ayrı koldan Kürdistan'a saldırmaya başla¬ dı. Kürder bileniyor. kasaba ve şehirleri yakıyor. 1834 baharında. Güney Kürdistan'ın isyancı aşireti Babanlar üzerinde soykırım denedi. ingiliz ajanlan- nı kullanıp. Botan Miri Bedirhan Bey'in başşehri Ciz¬ re'yi yerie bir ediyor.

Mir Muhammed'e veri¬ len söz tutulmuyor. Mir Muhammed yalnız kalmıştı. istanbul'a götürdüler. Lazarev. en az onun kadar acımasız olan Hafız Paşa geçti. Yolda öldürüldü. Revanduz kalesi 1836 Ağus¬ tosunda kuşatıldı. Ona saygılı davrandılar. dolayısıyla ona kılıç çekmenin günah sa¬ yılacağını söylüyor ve görüşlerini yayıyordu.. halka dokunulmayacağı sözüne karşılık teslim oldu. 1837 yılında koleradan öldü. Rus tarihçi M. Osmanlı ordusunun Kürdistan'da yü. "tedip ve tenkil" (kırım) yapılıyordu. tüttüğü 'tedip ve tenkile' son vermedi. cezalandırma saldırıları kuzeye yöneldi. Yerine. direnen herkesi öldürüyorlar¬ dı. Fakat. Sincar Yezidilerin! acımasızca kırdı. Kürtlerin. Ama Avrupalı danışmanlar (Avusturyalı Feld Mare¬ şal Helmut von Moltke de bunlar arasındaydı) tarafından eğitil¬ miş ve güçlü topçu desteğiyle donanlmış orduya karşı fazla di¬ renemediler. Mir. beklenmedik bir olayla daha karşılaştı. Osmanlılara koşulsuz ita¬ at etmeyen ve direnen herkesin acımasızca öldürülmesi devam etti. bu konuda şunları yazıyor: "Revanduz'un düşüşü. aldığı yüklü altın kese¬ lerini "dini fetva"ya çeviriyordu. Mir yö¬ netiminin etkin isimlerinden Melle Hadi. Revanduz yolunu tutan aşireder. Osmanlı Sultanı'nın Ha¬ life (Peygamber vekili). Bir süre sonra. saf değiştiriyor. Kış başlayınca saldırılar durdu. Reşit Paşa. Hadi. (Osmanlı'nın onur sözü yoktur) sözünün tekerrürü de yaşanıyor¬ du. dönüş izni bir tuzaktı. Kürtler umutsuzca dire¬ niyorlardı. Hafız Paşa. Melle Hadi'nin fetvası savaşçıların elini kolunu bağlamışken." 38 . direnme noktalarını ele geçiriyor. Kürt ha¬ reketinin karşısına "ümmetçilik" unsuru dikilivermişti. 1837 yılında bağımsızlıklarını korumaya çalışan Botan Kürtlerine karşı saldı¬ rıya geçti. Güz aylarında. S. Sivil halka dokunulmayacağına dair. Osmanlıları tanımlayan "Bexte Rome tuneye". ülkesine dönmesine izin verdiler. Osmanlı ordu¬ suna geçit veriyorlardı.mrken. Osmanlılar saldırı üstüne saldırı yaparak kaleleri. Bu kez.

keyfilik. Kürderie Ermenileri arada kadederek ileriiyor. Güney Kürdistan'la sınırlı kalmadı. Rus tarihçi Lazarev. Kürt sorunu. Do- 39 . Filistin ve Lübnan üzerinde hak iddia ederek Osmanlı Imparatorluğu'nu tehdit eden ileriemesi üzerine. Av¬ rupa'ya karşı kendini "medeni" Kürdistan'ı da "geri" gösteriyor. Sultan ikinci Mahmut. İstanbul yönetimi. yaralannı sarmaya başlıyor." Mısır Paşası Mehmed Ali Paşa'nm (Kavaklı) Mısır. Ertesi yıl bahada biriikte. "Kür¬ distan'ın uygariaştmlması". öteki Toroslara olmak üzere iki koldan kuzeye karşı saldırıya geçtiler. rüşvetle satın alınır hale gelmesi bir yana.» * Osmanlı ordusunun insan kırımı. dünya me¬ selelerinden biri haline gelmiş. Muş ve Hazro yörelerinde. Malat¬ ya yöresi Mirlerinden Said Bey. Avrupa da ilgilenmeye başlamıştı. Osmanlı'nın bu taktiğinin sonuçlannı şöyle anlatıyordu: "Yönetimin tümüyle rüşvete bulanması. feodal anarşinin ortadan kaldınlıp. 1840'a doğru kendi coğrafyasını aşmış. Lazarev. zoria el koyma. il¬ gi üzerine. Paşa'nm ordusu ise 1839 yı¬ lında Mısıriılar tarafindan darmadağın ediliyordu. Van Gölünün batı ve kuzeybatısı ateş içinde kalıyordu. Hafiz Paşa komutasındaki Osmanlı ordusu. onlara "iyilik" için "medenileştirme" hamlesine geçiyordu. yağma. Türk si¬ vil ve askeri yönetiminin günlük rutin işleri haline gelmişti. Ne ka¬ dınlar. Kurdistan yeniden nefeslenip. ne de çocuklar bağışlandı. Suriye. Osmanlı yönetimi. Hafiz Paşa'yı Kürdistan'dan çekiyordu. Böylece Kürt¬ lere karşı kazanılan zafer sıfira iniyordu. Osmanlı ordusuna büyük kayıp¬ lar verdiriyordu. Fakat. daha sonra cumhuriyetçilerin de tek¬ rarladığı "ıslahat" pohtikasına yöneliyordu. Osmanlı'nın giriştiği soykırımı şöyle yazıyor: "Cezacılar (Osmanlılar) inanılmaz bir vahşet sergiledi. biri Akçadağ. asayişin sağlaması adıyla devlet terörünü dağlara yayıyordu.

istanbul yönetimi ise ekonomik olarak Kürdistan'a savaş aça¬ cak durumda değildi. Van Gölünde gemi ulaşımı başlıyordu. itti¬ faka daha sonra Doğu Kürdistan'ın (Iran) Erdelan valisini katmayı da başarıyordu. Süryanileri. Kürtleri değil sizi destekli¬ yor" diye kışkırtmaya başladılar. Kürdistan'ın bağımsızlığı yalnız Sultanlığı değil. Hizan. ingiliz ve Rus yönetimine 40 . Ama. bütün çabalara rağ¬ men Dersim dışarda kalıyor. yerinden yurdundan edil¬ miş Kürtlerin hayatı düzeltiliyor. Gençler silah altına alınıp eğitiliyor. kışkırt¬ malardan fazlasıyla etkilenmişti.ğu Anadolu ve İrak'taki Kürt halkına daha büyük baskı ve terör uygulanıyordu. evinin üstündeki direğe ingiliz bayrağı çekince olaylar patlak verdi. vergi ada¬ leti sağlanıyor. genel ittifaka katılmıyordu. Yumurta çadamış. Mukus Mirleriyle ittifak kuruyor. Osmanlı'nın güçsüzlüğünden yararlanarak yeni ekonomik ve politik kazanım¬ lar elde etmiş Fransa ile ingiltere'yi de rahatsız ediyordu. Kürtlere karşı ayaklanmaları için yardım sundular. bu arada Süryanileri kullanıp çatışmalar çıkarmak Kürdistan'a doluştular. Kürdistan'ın genel ayaklanması için Muş. ingi¬ lizler. himayenin doku¬ nulmazlığını göstermek amacıyla. Kürdistan'da genel seferberlik başlamıştı. Süryani köylerine saldırılara başladı. 1843 yılında. yeniden aktif protesto biçimlerine döndüler. Özellikle Bağdat'taki Mehmed Paşa. yeni terör ve talana isyan ediyor. Bu arada Be¬ dirhan Bey adına Kürt parası basılıyor. Kürtleri birbirine karşı kışkırtmak. halka yap¬ tığı hayvanca muameleyle ün kazandı. Bedirhan Bey'in binbir çabayla oluşturduğu ittifak bozulmuştu. Bu arada Kürtlerle iç içe yaşayan Hırisriyanlarla da (Ermeni ve Süryani) ilişkiler kuruluyor." Merkezi Cizre'de bulunan Botan Mirliğinin önderi Bedirhan Bey. Kürtler. Yardım için ingilizlere sığınmışlardı. Kars. Osmanlı. ticaret genişletiliyor. Süryanilerin dini lideri Mar Şamun. toplar. Aralarında provokatörlerin de bulunduğu kimi Kürt din adamları Hıristiyan karşıtı propa¬ gandaya. "Hıristiyan dünya. fakat. tüfekler üretiliyordu. üzere kışkırtıcı ajan ordularıyla ingilizler hesabına çalışan Amerikalı misyonerler de iş başın¬ daydı. Hakkari. Süryaniler.

Sonra. Fakat. savunmasız halka yapılan zulmün şidde¬ ti her gün artıyordu.. arkadan ku¬ şatılmasını sağlıyordu. ingiltere ve Fransa Osmanlı'yı kışkırtıp Kırım Savaşını başlatmışti- Osmanlı yönetimi. Ölümünden sonra yerine atanan Gözlüklü Re¬ şit Paşa da onu aratmıyordu. Bedirhan Bey. 1849 yılında bütün Kürdistan'ı saran kolera salgını oldu. istanbul'a götürüldü. savaşa hazırlanırken. Eruh kalesine çekilen Bedirhan Bey. Osmanlı orduları 1847 yılının baharında. Osmanlı'nın. Bedirhan Bey. Kürder buna rağmen direniyorlardı. bağımsız Kurdistan fikrinin öteki iki önemli önderi Nurullah Bey ve Han Mahmut'a saldırıyordu. Osman Paşa'nm komutasında.ayrı ayn başvurup yardım istediler. arayıp da bulama¬ dığı bir firsattı bu. Sıpki ve Hayderan aşiret¬ leri de bir süre sonra cepheden çekiliyordu. askerliğe çağnlan gençler dağ¬ lara saklanıyordu. yeğeni Yezdişer. rakipleri Rusya ile çarpıştırıyordu. * Bedirhan Bey tutsak düşmüş ama Han Mahmut ve Nurullah beyler henüz yenilmemişlerdi. Oradan Halep'e. Osmanlı saldırılanm püskürtmeye çalışırken. öte yandan. vaadlere kanıp cepheden çekiliyor. "Tedip ve tenkil" kural tanımıyor.. Tehditle Osmanlı safina katılan Zilan. güleryüzlü bütün çabalara rağmen Kürtler destek vermiyor. Bedirhan Bey. 1868 yılında öldü. Kürtlerin "dm kar¬ deşi" olduğunu hatırlıyor ve Kürdistan'dan asker toplatdması için seferberlik başlatıyordu. adeta öflcesini halktan çıkanyordu. Kürdistan'da birkaç koldan ilerleyerek. uzun bir direnişten sonra 20 Temmuz 1847 günü teslim olmak zorun¬ da kalıyordu. Girit adasına sü¬ rüldü. ingiltere. "ki¬ ralık asker" niyetine. Bedirhan Bey. Zorla götürülenler. Nurullah Bey iki yıl daha direnip sa¬ vaştığı için Osman Paşa. Kürdere karşı Osmanlı'yı koruyor. Direnişi kıran faktör. ordudan firar ediyordu. 41 .

ingilizler aracılığıyla "banş gö¬ rüşmeleri" isteğinde bulunuyordu. üstüne yürüyordu. amcası Bedirhan Paşa'ya ihanet etmesi için ikna eden Osmanlı verdiği sözde durmamış. Ayaklanma şaşırtıcı bi¬ çimde büyüdü. Dersim'i Kürdistan'ın bir parçası olarak değil. hapse konuyordu. hayal kınklığı içinde istan¬ bul'dan ülkesine dönmüş. görüşmeye gi¬ derken tutuklanıp istanbul'a götürülüyor. Osmanh yönetimi. bu aşamada. Kimi tarihçilerin saf ve dengesiz diye niteledikleri Yezdişer. Fakat silah kıtlığı çekiyor. Yalnız. Ama beklediklerini alamadılar. bölge Rumlan da Kürderin yanında yer aldılar. Osmanlılann. Kürder. Kars yöresinin önemli Kürt önderlerinden Kasım Han. Süryaniler. onu Kürdistan'a genel vali yapmamıştı. Öndersiz kalan Kürderin özgüriük koşusu bir kez daha kesiliyordu. Oysa ingilizler. yeni bir insanın ateşi alevleniyordu. "ayn bir ada" olarak gören Dersimliler sessiz kalıyordu. Ruslardan yardım istediler. "barış görüşmesini" kabul ediyordu. Yezdişer. Yezdişer olayından sonra. s- Fakat bu da "son isyan" olmuyordu. yardımda bulunuyordu. Kürdistan'da yeni ittifaklar kurduktan sonra. güney¬ den yayılarak Erzurum ve Van üzerine yürüdüler. Botan Beyi Yezdişer'i. Ruslardan aldığı yan destekle ayaklanı¬ yor. Yezdişer. tam "sin¬ dirdik" diye sevindikleri anda. 1854 yılında Osmanlı'ya öldürücü darbeler vuruyordu. Kürtleri yanına çekme çabasındaydı. küçük gruplann direniş ve çatışma- larıyla isyan bütün Kürdistan'da sürüyordu. 1855 yılında Kürdistan'ın tamamına yakın bölge¬ lerine yayıldı. uğradığı "ihanete" isyanla karşılık ver¬ me hazıriığına girişmişti. Yezidi Kürderinin yanı sıra Ermeniler. bir başka köşede. fark gözet¬ miyor. Ama Osmanlı yönetimi.Öte yandan Ruslar. 42- . 1854 yılında ayaklanma başlattı. yoluna tuzak kurmuşlardı. askeri güç olarak da yetersiz kalıyor¬ lardı. Dost¬ ça yaklaşıyor.

güler yüzle yaklaşmaya başladı. Tujik ve Hut dağlarında çetin savaşlar oluyordu. bunlardan Gulabi Ağa. Zaten vergi ödemeyen Dersimlilere. bu arada Kürt topraklan bir kez daha bölünüp. stratejik önemi olan Kontur şehri İran'a veriliyordu. Ne var ki. kaybı düşünü¬ len taraf Kürtler oluyor"du. Kürtlerin devre dışı bırakılmasını. 1877 yılında. ama şehrin İran'a ia¬ desi için Osmanlı'ya baskı yapıyordu. Sınır düzenlemesi adıyla Kürt topraklarının bölünmesi. Ama Dersim dağlık bölgeydi. Ermeniler de Dersimlilere yardım edince. 1875'te öldürülüyordu. Çaresiz kalan Semih Paşa. en az başvurulan. Kontur'u ele geçirmek amacıyla.Erzurum valisi Semih Paşa. "sarp köylere medeniyet götürecek yol yapımında çalışmalarını" istiyordu. bir ingiliz binbaşısının komuta¬ sındaki ordusuyla saldırıya geçiyor. A. 4 bin kişilik bir orduyla saldırıyor. Menyukov'un deyimiyle "sınır çizilirken. 43 . Rus yazar M. Ama bu "iyiliğe" karşılık. son anda yeni sınıra karşı çıkıyor. Kür¬ distan'da yeni huzursuzluklara neden olmuş. kaynaşmalar başla¬ mıştı. Rusya. Osmanlı-Iran sı¬ nın 1869 yılında yeniden belirleniyor. Kürderin kaybını dikkate almıyor. 1870'lerde Dersim'in "tedip ve tenkili" ile görevlendirildi. Osmanlı ordusu sonuç alamadan geri çekiÜyordu. Osmanlı devleti. Kürt topraklarını bölmekti" diye açıklıyor¬ du. insanla¬ rıyla birlikte yok edilmesi gereken köylere ulaşım zordu. "iyiliklerine iyilikle karşılık vermeyen" Dersim'e. şehri zapt ediyordu. I. Semih Paşa'nm planı tutmuyor. "ingilizlerin amacı. Halfin. DersimHIer oyunu seziyor ve yol yapımında çalışmayı reddediyorlardı. "devletin bir iyiliği" olarak vergiden mu¬ af olduklannı açıkladı. * * Iran yanlısı Rusya'nın Sultana dayatmasıyla. Halk. işbirli¬ ği yapan bazı ağaları tecrit ediyordu. Rus yazar N. Osmanlılar.

İsmail Hakkı Paşa. 1879 yılında resmen ekonomik iflas ilan ediyor. Ayaklanma kısa sürede yayılarak büyü¬ yor. Osmanlı yönetimi kı¬ rıma ve toplu sürgünlere ara verdi. Kendini Osmanlıların efendisi olarak gören İngiltere bir kez daha devredeydi. Osmanlı'nın din propagandası çok az sayıda Kürt tarafindan ilgi görüyor.Öte yanda Osmanlılar. Kırım Savaşı'yla "sıfırı tüketmiş". Bidis ve Van bölgelerinde aynı anda isyan patlak verdi. iaşe sağlamıyor. 44 . bir kere daha orduyu devreye sokup terör estirmeye başlamıştı. Savaşla birlikte. "din kardeşliğini" keşfediyor. Kurdistan direnişe geçince. yeşil bayrak açarak Kürdistan'ı Osman¬ lı'ya yardıma çağırıyordu. İstihbarat sağlıyor. alevlendi¬ riyordu. Kürtlerin ulusal kurtuluş heyecanını besliyor. haraç toplayıp. Osmanlı'ya yardım etmiyor. Osmanlı yönetimi. Çöküş. Botan ve Hakkari yöresinde katliama gi¬ rişmiş. 1878 yılı ilkbaharında Muş. "Tedip ve tenkil". Kürtler hayatta kalmak amacıyla dağlara çekilmiş. yer yer isyanlar alevlenmişti. içerde de İngiltere ve Fransa başta olmak üzere Avrupa'nın egemenliği altına giriyordu. Erzurum Rusların eline geçmişti. vergileri artırmış. yönetim ekonomik bağım¬ sızlığını bütünüyle kaybetmişti. Borçlarını ödeyemediği için İngilte¬ re ve Fransa mal varlığına el koymuş. Kuzey Kür¬ distan'da "güvene layık" aşiretlerin listesini düzenliyor. Buna rağmen Kürtler. Bu savaş Osmanlı çöküşünün dönüm noktası olmuştu. Sultan Abdülhamit. Savaş ise Kurdistan topraklarında geçiyordu. sa¬ vaşa seyirci kalıp sonucu bekliyorlardı. ekonomik olarak çökmüştü. Osmanlı orduları da kırım yapıyordu. çoğunluk arkasını dönüyordu. Kürtlere şirin görünmek ve desteklerini kazanmak amacıyla. doğrudan soyguna geçmişti. Botan ve Hakkari yöresine de yayılıyordu. Ayrıca. 1877 yılında başlayan Osmanlı-Rus sava¬ şına kadar aralıksız sürdü. gelir bulmak için Hıristiyanlarla Kürdere yönelmiş.

Ermeni Gregoryan kilisesi ve Süryanilerin lideri Mar 45 . Amediye'yi de ele geçirerek toprak¬ larının büyük bir bölümüne sahip oluyorlardı. dini bilgin olarak ve saygın kişiliğiyle Kür¬ distan'ın önde gelen liderlerindendi. sayarlardı. Sultan. 1879 yılı güzünde. İran ve batıdaki Kürt liderlerie. Şeyh bu arada. ingiltere'nin bütün çabalanna rağmen. Şeyh Ubeydullah. Kürder yenilgiye uğ¬ ratılıyordu. Bütün Kürdis¬ tan'da. Şeyh Ubeydullah'ı tanıyan bir Ermeni. başında tanınmış bir önder de bulunmayan ayaklanma. Fakat. Bedirhani Osman Bey bağımsızlık ilan ediyordu. ayaklanma için temasa geçtiğinde 50 yaşlarındaydı. mükemmel bir insandı. 1879 yılında. onu şöyle anlatıyordu: "O. Daha öteki isyanm dumanları tüterken. Kürtler. özgüriüğe aç ve susuz Kürtler geri durmuyor. Variıklıydı. babaca bir ilgi ve himaye ile kollar¬ dı. gü¬ neye sarkıyor. Yetim ve dul kadınları. Şemdinan'da (Şemdinli) Şeyh Ubeydullah başını kal¬ dırıyordu. Nizip. Nakşibendi Şeyhi Seid Taha'nın oğluydu. Kürtler. dertlerini ve uğradıkları haksızlıkları anlatmak. Mardin. Bedirhan Bey'in oğullan Osman ve Hüseyin beylerin ortaya çıkmasıyla nitelik kazanıyor. "topyekûn savaş"la. efendi ve bilgiliy¬ di. çalışkan. Şeyh Ubeydullah. Kürtler onu adil ve insancıl bir lider olarak se¬ ver. iki dostun torunlan Seid Abdülkadir ile Şeyh Said daha sonra aynı isyanda (1925) birleşecek ve kısa arahklarla idam edileceklerdi. adı tartışılmaz saygı ve sevgiyi ifade ediyordu.Başlangıçta kendiliğinden oluşan. bir kez daha bütün ordularını seferber ediyor. Şeyh Said'in dedesi Şeyh Ali ile okul arkadaşı ve dost¬ tu. Seid Taba. Kadere bakın. ama ilk hamleler boşa çıkınca." Şeyh. isyan bay¬ rağını indirmiyorlardı. din ile ahlak konusunda fikrini almak için dört bir taraftan Şemdinan'a gelirlerdi. Faal. saygın kişiliği sayesin¬ de Kürt liderlerin büyük çoğunluğunun desteğini ahyordu. Celile Celil'in yazdığına göre.

ilk genel birlik ve dayanışma Kurultayı. 1881 yılında tutuklanıp İstanbul'a götürü¬ ldü. önce Musul'a götürdüler. Kurdistan tarihinde. Şeyh. İsyancılar.. İran ve Osmanlılar ortak düşmanlarına karşı ortak bir cep¬ heyle taarruza geçtiler. Oğul¬ lan Sadık ve Seid Abdülkadir'le birlikte. 1882 yılının Temmuz ayında kaçıp Kürdistan'a döndü. Şeyhin amacı. İsyan.Şamun ile işbirliği için temasa geçiyor. hüzün içinde isyan bayrağını indirmiş. Urmiye. isyanın bu cephede başlatılacağım söylüyor ve önerisini Kurultay kararı haline getiri¬ yordu. beş bin kişilik bir güçle yeniden ayaklandı. 46 . Çünkü. savunmaya geçtiği Oramar kalesin¬ de tutsak düştü.. Toplantıya Kürdistan'ın dört bir yanından liderler katılıyordu. birleşen güçler karşısında. Onu. Şeyh Ubeydullah. Osmanlı ile İran ise saf halinde. Şeyh Ubeydullah. Uşnuye merkezlerini üs olarak seçiyordu. Ubeydullah'ın genç oğlu Seid Abdülkadir'in başında bulunduğu birliğin katılmasıyla şehir ele geçirildi. Ama onlan durduran etken dörtlü ittifak değil. Iran içlerinde daha fazla ilerleyemediler. Kürtlerle yeni¬ den ilişkiye geçmesi üzerine Mekke'ye sürgün edildi. askeri açıdan daha zayıf olduğunu söyleyerek. Ubeydullah. İngiliz-Osmanlı entrikacılığı bir kez da¬ ha Kürtlerin önüne çıkmış. İngiltere Osmanlı'nın ya¬ nındaydı. İran'ın. daha ilk aşamada kurtarılmış bir merkeze sa¬ hip olmaktı. kimi Kürt liderlerini. Rusya İran'a askeri yardım göndermişti. Kürtlerin parçalanıp birbirini arkadan vur¬ maya başladığını görünce. ba¬ zı Kürt önderlerin zaafiydı. hepsinin ay¬ rı ayrı çıkarları söz konusuydu. Kurdistan ittifa¬ kından çekmeyi başarmıştı. memleketi Şemdinan'a geri dönmüştü. toplantıda Ermenilere karşı herhangi bir harekette bu¬ lunulmamasını ve işbirliği yapılmasını kabul ettiriyordu. Iran Kürdistam'ndaki Mahabad. 1880 yılında Şeyh Ubeydullah'ın liderliğinde Şemdinan'da toplan¬ dı. 1880 yılının Ağustos ayında Mangur Hamza Ağa ko¬ mutasındaki bir Kürt birliğinin Mahabada taarruzuyla başladı.

Osmanlı imparatorluğu ayrışa ufala küçülmüş. kendi yurtlarında tutunamadılar. okullar "bekleneni" vermiyordu. zengin sofralarda ağırlıyor. sultanlık haline gelmişti. Eğitilip devşirilmiş bazı Araplar. 1800'lerin sonlarında "Kızıl Sultan" adıyla da bilinen İkinci Abdülhamit. Kürtleri bölmek. 47 . mücadeleleri yaygınlaşarak Avrupa'da da destek bulmaya başlayan Ermenilere karşı kışkırtmak üzere harekete geçiyordu. eğlendiriyor. Osmanlı İmparatorluğu'nun dağılmasından sonra. Bağdat ve İstanbul merkezli bu okulların askeri ve sivil bö¬ lümlerinden mezun olan gençler. Ulusal ruh bütünlüğünü kıran iç çelişkilere rağmen. Ki¬ mileri. ataklar durmuyordu. para ve nişanlarla ödüllendiri¬ yordu. köz olmuş her ateş. başta Yunanlılar ve Bulgarlarla Sırplar olmak üzere. "Kürt Halit" lakabıyla tanınan Cıbranlı Halit Bey ve İhsan Nuri bunlardan ikisiydi. Sultan. Kürt ve Arap bazı mezunlar. Okulda.Kürdistan'da sönmüş. tıpkı bir zamanlar "devşirilen Hıristiyan çocuklar"a yapıldığı gibi Kürt ve Arap çocuklara el uzatıyordu. branşlarına göre değişik görev¬ ler üstleniyorlardı. Fakat. Kürtlere hoş görünmek için harca¬ malar yapıyor. daha sonra kendi halklarının ulusal kur¬ tuluş mücadelesinde öncülük ediyorlardı. Onlan eği¬ tip "Osmanlı'nın savunma eri" yapmak üzere "Aşiret Mekteple¬ ri" kuruluyordu. Abdülha¬ mit. İstiklal Mahkemesi üyesi oldu. TC saflarında yer alıp "tedip ve ten¬ kil" yıllannda Kürdistan'da görev yaprilar. Torunları ise 2000'lerde Türk ırk¬ çılığının öncülüğünü yapıyorlardı. Sultan. Bazdan milletvekili. bağımsızlık savaşında kendi halklarına kılıç çektiler. bazı Kürt ağalarını istanbul'a davet edip. Binbaşı Kasım (Ataç) ve Revanduzlu Ali Saib gibi bazı Kürtler de yetiştirenlere sonuna kadar "sadık" kalıyordu. aşireder arası daya¬ nışmayı kırmak ve onları. adeta yeni alevlen¬ melerin habercisiydi. O arada. sultanlığın başında bulunuyordu. Araplar arasında da benzerleri çıktı. kurnazlığıyla ünlüydü.

ev¬ rensel boyut kazanıyordu. istenilen oranda katılım olmuyordu. Hamidiye Alaylan'nın amaçlarından biri. Kürtleri Osmanlı'nın yanına çekmekti. sadece 13'ü katılmayı kabul et¬ mişti. bu aşamada Kürtler arasında. Öte yandan Rus sınırlan boyunca Ermeniler bastırılacaktı. Pek çok Ermeni yurtdışına kaçarak hayatını kurtardı. düşmanlığı fokurdatan körük olarak kullanılıyor¬ du. artık Ha¬ midiye Alaylan'yla. Bu süreçte. sanıldığı ve beklendiği gibi Kürtler tarafindan coşkuyla karşılanmadı. Hamidiye Alayları için politik ve askeri amaçlar bir arada dü¬ şünülmüştü. kültürel ve ekonomik bağlar bulunan Kürtler. düşman gücü ola¬ rak görüyor. yer yer 48 . hafif süvari alayları kurmaya başladı. Ermenilerle Kürtlerin iç içe yaşadığı bölgelerde. Alayların insan gücü Kürlerden oluşuyor. Baskılar. Çoğunluk. 1980'lerdeki "koruculuk" sistemine benzer bir örgütlenmeye gitti. talanlar.Ermeni sorunu. Yüzyıllardan beri Ermenilerle iç içe yaşayan. resmi devlet gücünü kulla¬ narak Ermenileri kırmaya cesaret edemediği için. katliamlar yaşamış olan Kürtler. aralarında derin sosyal. Hamidiye Alaylan'nı Osmanlı'nın kılıcı. Din faktörü. Kuşaklar boyunca Osmanlı'nın saldırısına uğramış. Kürtler. birlik ile dayanışma ruhu dağıtılacaktı. Abdülhamit. Osmanlı subayları eğitim veriyor. Hamidiye Alaylan'nın oluşumu. baskılara rağmen katılmıyordu. 1878 yılında yapılan Berlin konferansıyla. 1890'ların ortalarında. komuta ise Kürdere bırakılıyordu. 300 binden fazla Ermeni öldürüldü. sadece 1894 ve 1896 yılları arasında. gönüllü yandaşlıkla hem Osmanlı'ya güç katacak. Osmanlı yönetimi. Hamidiye Alayları da kullanıldı. "Hamidiye" diye adlandırılan gayri nizami. uzak duruyor. silah¬ ları devlet sağlıyor. sistematik olarak Ermeni kırımını başlattı. 53 büyük aşiretten. Ermenilere karşı göz dağıydı. hem de Osmanlı karşıtları tepelenerek. Rus kaynaklarına göre. kaynaşmıyor. Fakat.

Bışare Çeto'nun 1906 yılında Siirt'te başlattığı isyanın dalgalan Diyarbakır'a ulaşıyor. çabalarına rağmen. Abdülhamit yönetimi. . "kardeşleri"nin kınm ile toplu sürgünlerine devam ediyordu. bu arada Kürderi. Kürt milliyetçileri¬ nin de desteklediği İttihat ve Terakki Partisi (Cemiyeti). "Sultan'm. Ermeni sorununu Kürtler eliyle çözme niyeti. Bir Rus yazannın deyimiyle. Bunun üzerine Kürtler. Osmanlı'nın birbirine kırdırma. Kürtler birbirine silah çekmiyor. Sultan Hamit. Jön Türklerie Kürder arasındaki ilişkiler ilk aşamada oldukça sıcaktı. Sason'da yapılan Ermeni kırimına katıl¬ mıyor. öte yandan. Şeyh Ubeydullah'ın oğlu Seid Abdülkadir. bu olay için "Kürtler artık dostlarıyla düşmanlanm ayırt edebilmişti" diye ya¬ zıyordu. Fa¬ kat. bütün çabalanna rağmen Kürtleri sindiremiyor. Bedirhan aile- 49 . 1907 ve 1908 yıllan arasında çatışmalar yayılıyordu. Kürder. Bu yüzden alaylar. 1906 yılında Erzurum'da isyan başladı. "tedip ile ten¬ kil" birliklerini püskürttüler. 1903 ve 1904 yıllannda. 23 Tem¬ muz 1908 tarihinde düzenlediği "Jön Türk" darbesiyle Sultanı etkisizleştiriyor. Dersim. hiçbir za¬ man istenilen kadroya ulaşamadı. planlandığı halde. sonunda bütünüyle iflas ediyor"du. Ermenilere destek veriyorlardı. 1905 yılında yeniden ayaklandılar. Lazarev. Bitlis ve Beyazıt'ta Ermenilerle birleşerek. tugay ve tü¬ menler kurulamadı. Abdülhamit. Kürtlere karşı kullanmak üzere Hamidiye Alaylan'nı İran Kürdistanı'na saldırtıyordu. aksine kendisi saf dışı oluyordu.silahlı çatışmalara neden oluyordu. Kürtleri din kardeşliği ile okşayıp Er¬ menilere karşı kullanıyor. bir yıl sonra da tahttan indiriyordu. Başlangıçta. tersine isyancılara katılım ve firadar artınca Hamidiye Alaylan geri çekiliyordu.

"Kürdistan'ın taçsız kralı" diye adlandırılan Mdli aşiretinin önderi ibrahim Paşa. Şeyh Said İsyanı sırasında da adını duyuran Hay¬ deran aşiretinin lideri. Süleymaniye. ayaklanma¬ yı tarih sahnesine çıkan ve daha sonra Kürt ulusal hareketinin önde gelenlerinden biri olan oğlu Şeyh Muhammed Berzenci yönetmeye başladı. 1911 yılında ise Kürt kurum ve derneklerini yasaklayıp kapatmaya başladılar. İttihatçıların ırkçı yüzü berraklaşmaya başladı. elindeki güç ve halk desteğini kişisel çı¬ kar ile bireysel egemenliği için kullanmaya. Ağrı'da isyan başlatıyor. Kürt ulu¬ sal kurtuluş hareketinin merkezi haline geldi. Öyle ki. isyan ediyor¬ du. Ama bir süre sonra. ibrahim Paşa isyanı sürerken. Ardı ardına Kürt dernek¬ leri. Dersim ayaklandı. İttihatçıların verdiği umut diriydi. Bitlis ve Beyazıt yönetimlerini ele geçiriyordu. Çünkü ilişkiler sıcak. 5° .sinden Emin Ali Bedirhan. 1909 yılında. Gü¬ ney Kürdistan'da Barzan ve Zibar aşiretlerinin destek verdiği Hemavvendi isyanı izledi. Senatonun karşılığı olan "Ayan Meclisi" başkanlığına bile seçilmişti. Fakat. Kürtleri birbirine ve Ermenilere karşı kışkırtıyorlardı. Baskılar üzerine. iki Hamidiye Alayı'na birden komu¬ ta eden ve batılılar tarafından. kültür kurumlan kurulmuş. Aynı yıl. Paşa. beklenmedik bir dönüşüm oldu. Hamidiye komutanlarından Kör Hüse¬ yin Paşa. Araplarla takviyeli Osmanlı ordusu tarafından kuşatılıp sığın¬ dığı Sincar dağlarında öldürüldü. halk desteğinden yoksun kalınca. Kürt önderlerden Şerif Paşa ve pek ço¬ ğu Kürtlerin haklarına kavuşacağı umuduyla İttihatçılara destek veriyordu. kendi halkına zul¬ metmeye başladı. etkin liderlerden Musa Bey'le birleşerek. Seid Abdülkadir. 1909 yılından itibaren. Bunu. Paşa Erzindan'dan Halep'e kadarki topraklar üzerinde ege¬ men oldu. isyanı başlatan Süleymaniyeli Şeyh Said ölünce. ilkin. Kürdista¬ n'a gönderilen ajanlar. gazeteler yayınlanmaya başla¬ mıştı.

"İti ite boğdurma" yöntemiyle Kürt-Ermeni ça¬ tışması yaratmaya çabalıyorlardı. Barih kaynaklara göre. öte yandan askerliğe alınmış Kürtlere. Şeyh Abdüselam Barzani. Osmanlı yönetimine bütüpnüyle egemen oldular. Osmanlı'ya karşı isyan baş¬ latıyordu. Bütün Kürdistan'da. Talat ve Cemal Paşa'dan oluşan truimvira. Osmanlı yönetimi. Kimi Rus kaynakları. silahlarını Osmanlı'ya çevirmeleri çağrısında bulunuyorlardı. baş- 51 . "iş başa" düşüyor ve 1915 yılında devlet eliyle. Bütün Kürdistan'a yayılacak askeri güce de sahip değildi. 1912 Şubatında genel ayaklanma hazırlığına başladı. topluca sürülen ve kaçarak canı¬ nı kurtarabilenlerin dışında.Müdahalelerini kuşaktan kuşağa aktararak günümüze ulaş¬ tıran Barzani ailesi. Baskıyla silah altına alınan Kürtler ilk firsatta firar ediyor. Kürt önderierden Abdürezak Bey. bu süreçte tarih sahnesine çıkıyordu. isyanların pınrak gibi baş göstermesi ittihatçı yönetimi şaşkına çevirmişti. 1. da¬ ğılma sürecine girmişti. asker toplamak için "İslam uğruna ci¬ hat" çağrısıyla Kürtlere gittiler. 1912 yılının sonuna gelindiğinde. yönetimi devralacak komitelerin kurulduğu 1913 yılında. bekleneni bulamadılar. Abdülhamit yöntemiyle Kürtleri parçalama planları da tutmuyordu artık. dönemin etkin liderleri Abdürezak ve Yusuf Kamil Bedirhan beyler bir yandan Ermenilerle ittifak imkanı anyor. Kürdistan'ın bütün şehirlerin¬ de. 1910 yılında. 1915 yılında başlanlan ve birkaç yd süren Ermeni kırımı boyunca. Enver.5 milyon kişi katledildi. Fakat. bir iç dar¬ beyle. aynı süreçte kılıcın öteki ağzının. "etnik arındırma harek⬠tı" başlatılıyordu. Kür¬ distan'ın kuzeyine asker sevkiyatına başladılar. Sultanlık. Çaba tutmayınca. Afrika'daki toprak egemenliği de bütünüyle ortadan kalkmıştı. bu aşamada "birinci tehlike" olarak Ermenileri görüyorlardı. Arnk Birinci Dünya Savaşı'nın ayak sesleri de duyulmaya başlamıştı. İstanbul yönetimi bütünüyle gücünü kaybetmiş. İttihatçılar.

. ken¬ di hayal gücünün yaratıcılığıyla yok etme yöntemleri keşfediyor¬ du. daha sonra. daha sonra Ermeni¬ lere uygulandı. Soykırımcı bu yöntem. 700 bin Kürt'ün topraklarından koparılıp batıya sürüldüğünü be¬ lirtiyor. * İttihatçılar içerde Kürtlerle uğraşırken bir yandan da fetih ve "büyük Turan Türk İmparatorluğu" hayalleri kuruyorlardı. anılarında ihtiyar. ço¬ ğu kadın. Almanya'da Hitler'in ırkçı politikalarına hizmet verdiler. kadın ve çocuklara karşı ka¬ zanılan "kılıç zaferleri"ni anlatırken. kurbanlarının başlarını kestirip kuyulara dolduru¬ yordu. Osmanlı'yla savaş ha¬ linde olduğu halde. Alman-Avusturyalı "Goltz Paşa" ve "General Moltke" Kürdere karşı izlenen zulmün mimarlarından ikisiydi.ka bir yoldan Kürtlere çevrildiğini. Daha sonra Osmanlı üniforması giydirilmiş. Kürt isyanlarını bastırmada İngiliz subayları danışmanlık ya¬ pıyordu. daha sonra yol boylarındaki dere yataklarında topluca kırdıklarını yazıyor. ihtiyar ve çocuk 60 bin kişiyi kılıçtan geçirdi. Kürderi hayvan gibi birbir¬ lerine bağlayarak sürüklediklerini. Halka karşı uyguladığı yöntemlerle "kuyucu" lakabı alan Murat Paşa. İsyanları bastırmakla görevlendirilen paşalardan her biri. * Resmi tarihe göre. Kürt so¬ rununu kökünden çözmek amacıyla. başrole geçtiler. çok beğenilmiş ve bütün sorunların çö¬ züm formülü olarak kabul görmüş olmalı ki. Mısır valisi Kavalalı Mehmet Ali Paşa.. Kürtler 1803'ten 1914 yıhna kadar 12 de¬ fa ayaklandılar. Nizip. Kürt sorununun kırım ve yangınlarla çözülebileceğine inanan General Moltke. kırılanların dışında. Urfa çevresinde. 5^ . Paşa. elini Kürt kanına buluyordu. İttihatçıların bazı kılavuzları. Paşa rütbe¬ siyle ordunun başına getirilmiş Alman ve Avusturyalı generaller.

hastalıktan ve donarak öl¬ dü. Bu yeni bir zamandı ve bu zamanda yeni devletler ortaya çıkıyor. Savaşı başlatan ittihatçılar aradan çekilmiş. bit ve salgın hastalığa yenildi. işgalden sonra. çoğu paltosuzdu. Sultan'dan habersiz. Kendi kaderleriyle baş ba¬ şa kalan Kürtler kendi olanaklanyla işgalcilere karşı durmaya. Göç yollarında salgın hasta¬ lığa. Ruslarla karşılaşıp tüfek bile padatama- dan Sankamış'ın Allahuekber dağlannda kar. kimi yazlık ayakkabılı. Gü¬ neyi İngilizler ve Fransızlar işgal ettiler. İstanbul'u işgal etti. Almanya ile ittifak kurup an¬ laşma yaptılar. Savaş sonrasında Ortadoğu'nun siyasi haritası değişmişti. yurduna dönebilmişti.. yok olmuş. bir Kürt aşiret önderiydi. Beş milyon İngiliz altım karşılığında. Birinci Dünya Savaşı'¬ nın başında. Antep direnişiyle efsaneleşen Karayılan. Fakat. Kürtlerin büyük bir bölümü yurtlarını terk edip muhacirleşmek zorunda kaldı. don. Ruslar Kürdistan'a girdiler. 90 bin asker açlıktan. bunların pek azı hayatta kalmış. Ordusu saf dışı kalmıştı.. açlık ve sefalete yakalandı. İlk soğuklarla karşılaşır karşılaşmaz. Kimi ça¬ rıklı. İngiltere. yerierini B ve C takımlarına bırakmışlardı. 120 bin kişilik ordu.Hayallerini gerçekleştirmek amacıyla. Osmanlı Devleti Birinci Dünya Savaşı'- na katılmış oldu. Ordu ise Orta Asya'yı işgal edip Anadolu'ya bağlamak ve "Büyük Turan Türk imparatorluğu" nu kurmayı sağlamak üzere Sarıkamış'a yığıldı. Çıkarlan de- 53 . direnmeye çalıştılar. Osmanlı bayrağını çekmiş iki Alman savaş gemisinin Rus sa¬ hillerini bombalamasıyla. askerler kar ve don'a karşı dayanıklı kışlık giyecek ve donanımdan yoksundu. ısı¬ nın -30 dereceye indiği kış günlerinde ise kırım. orduyu "ki¬ ralık asker" gibi Almanya'nın emrine verdiler. hastalıklar başladı. Osmanlı'nın enkazı üzerinde 24 ayrı devlet kuruluyordu. Kürtlerin muhatabı ise yüz yılı aşkın zamandan beri bağımsızhk savaşlannı bastırmaya çalışan ingiltere ve Fransa'ydı. Benzer mücadele Urfa ve Maraş'ta verildi. Rus işgali üzerine.

Paris yakınların¬ daki "Sevr" kasabasında imzalandı. yerine Sovyeder Birliği kurulmuştu. Öte yandan. Fakat galipler. anlaşmaya rağmen. yenik Osmanlı devletiyle galipler arasın¬ da. karşı hamle ile Kürtlerin hak¬ larından söz ediyor. Bu süreçte. yardımlar yapıyor. Kürtlerin hakları konusun¬ da ısrarcı olmadılar. Kürtler açısın¬ dan önemliydi. ortak hareket için Ermeni Daşnak Partisiyle işbirliği yaptı. Bu arada. bir kez daha "tarihin üvey ev¬ latları" olarak arkasız. Kuşkulanan ingiltere ve Fransa. 1922 yılında ise artık. ancak konjonktürel bu söylem.ğişmemişti onların. daha sonra kesiliyordu. Kürt sorununu dillerine bile almıyorlardı. "Kürt Teali Cemiyeti". Mosko¬ va. 13 bölüm ve 433 maddeden oluşan anlaşma. Ankara'yı "ilerici" sayıp dostluk ve işbirliği anlaşmaları imza¬ lıyor. Tıpkı yüz yıl önce olduğu gibi bağımsız Kurdis¬ tan. 62. Kürtlerin başlıca engellerinden biri olan Çarlık Rusyası 1917 yılında yıkılmış. kendi kaderini tayin ilkesini tanıyor. Anlaşma ayrıca. Yeni Ortadoğu haritasında Kürtlere yer verilmemekle birlik¬ te. öteki halklarla eşit haklara sahip olduğunu vurgulu¬ yor. onu tanıyan hukuksal bir belge olması nedeniyle. "Kürdistan'ın özerkliği" için Avrupa nezdinde girişimlerde bulunuyordu. Kürtler. Hatta ezilenlerin evrensel sesi iddiasındaydı. yine çıkarlarına aykırıydı. arayışlar sürüyordu. Kürderin din. dil ve kültürleri konusunda. Şeyh Ubeydullah'ın oğlu Seid Abdülkadir'in başında bulunduğu "Kürt Teali Cemiyeti" Kürdis¬ tan'ın temsilcisi olarak ortaya çıkmıştı. desteksiz ve emperyal himayeden yoksundu. ezilen halkların yeni "esin kaynağı "ydı. Kürtleri görmezlikten geldiler. Kürdistan'ı ilk kez uluslararası arenaya oturtan. Tersine Kemalist yönetime açıkça destek ve¬ rerek. 54 . "gerici" Kürtlere sırtını çeviriyordu. konferansa ilişkin bir rapor ve Kurdistan haritası sundu. Barış anlaşması 10 Ağustos 1920 tarihinde. Paşa. 1919 yılında başlayan banş görüşmelerine Şerif Paşa'yı Kurdis¬ tan temsilcisi olarak atadı. Örgüt. madde de "Kürdis¬ tan'ın özerkliği"ni güvence altına alıyordu. Sovyetleri kuran Lenin ve arkadaşları.

"Misak-ı Milli" hakkım öne sürüyor. Kürtlere haklannın teslim edileceği açıklanmıştı. Rus tarihçi M. ikifat görüyoriardı. sürgünlerden. görüşmelerin bu esas üzerinde yapümasında ısrar ediyordu. Gasratyan'ın deyimiyle. galiplerle banş görüş¬ meleri öncesinde. Oysa bu toplantılar. bu süreçten ıriba- ren. bir yandan da. bu yön¬ temlerden biriydi. Ni¬ tekim Erzurum ve Amasya toplanrilanmn ardında yayınlanan bildirilerde. Sevr Anlaşması hükümlerini yerine getirmemek için çeşidi yöntemlere başvurmaya başladıklarını yazıyordu. "canlanan Kemalistler. Sivas ve Amasya'da yapılan toplantılaria ortaya konmuştu. yangınlardan geç¬ miş Kürderin katılımı ve desteğiyle gerçekleşmişti. Osmanlı'nın sınırlan konusunda. A. Kemalisder. Türk milliyetçilerinin. Bu söylemle Kürtler. Kemalistler tarafindan "hoş" tutuluyor. liderlerin ağzıyla sıkça tekrarianıyor. Kürt sorununun Lozan Konferansı gündemine alınmasına da karşı çıktı"lar. "namus sözü" olarak sık sık tekrarlıyorlardı. "Halk desteği" ise 1919 yılında Erzurum. O nedenle. 55 . Yeni oluşumun Türkler ve Kürtle¬ rin ortak devleti olacağı. acılar çekmiş. İngiltere ve Fransa'nın tam desteğini aldıktan sonra 1922 Ekiminden itibaren Kürt sorunundan söz etmez oldular. "Türklerle aynı haklara sa¬ hip" oldukları tekrarlanıyordu. Mustafa Kemal ve arkadaşlarına idi. "Misak-ı Milli" ise Arabistan'ı da banndıran 5 milyon kilometre karelik alam kapsıyordu. Osmanlı yönetiminden sadece baskı gör¬ müş. Kürtlerin hak ile özgürlüklerine kavuşacaklarım. Atatürk dahil yeni sözcüler. Sultan istem¬ leri yüzünden devre dışı bırakılıyordu. Yeniden yapılanma aşamasında. 1920'de parlamentoda Kürder kendi kimlikleriyle yer alıyor¬ lardı. Destek. "Memleket ve millet menfaaderi için biriik" sloganı. Gasratyan devamla. bu deyim tutanaklara da geçiyordu.* * * Osmanlı Sultam Vahdeddin yönetimi. Milletvekilleri "Kurdistan Mebusu" diye adlandırılıyor. kendi sorunlanndan uzaklaştınlmaya çalışılıyor. kınmlardan.

Kürt karşıtı senaryolar bu rahat ortamda."Türklerin ve Kürtlerin ortak Meclisi" sözü parlamento tutanak¬ larına geçiyordu. Kürtler. sevindikçe Kemalist yönetime destek veriyordu. Kürderin bölgelerinde özerk yönetimler kurabi¬ leceklerini açıklayarak umut vermeye devam ediyordu. Bu kürsüden konuş- 56 . Daha sonra gözden düşecek ve Atatürk tarafindan ceza¬ landırılarak dışlanacak olan Erzurum Mebusu Hüseyin Avni (Ulaş) parlamentoda yaptığı konuşmada şöyle diyordu: "Bu memleket Kürtlere ve Türklere aittir. Anlaşma metninde. Lozan Anlaşmasıyla topladılar. M. böyle bir sorunun olup olmadığının tesbiti telgrafla Türk meclisine sorularak yapılıyordu. Tabii ki cevap çok önceden ha¬ zırdı ve "böyle bir sorun yoktur" şeklindeydi. Galipler de artık Kemalistler yanlısı tutumlarını gizleme gere¬ ğini duymuyor. Lozan görüşmeleri sırasında. 16 ve 17 Ocak 1923 tarihlerinde İzmit'te gazetecilerle yaptığı uzun görüşmede. Kürtle¬ rin de temsilcisi olduğunu söylüyordu. A. konferans sırasında Kürt sorunu gündeme geldiğin¬ de. bu sorunun en özlü ve inandırıcı biçimde cevaplan¬ ması için "Kürt" olduğu söylenen mebuslara görev ve söz veri¬ yordu. Kemalistlerin Sevr Anlaşması şartlarını yerine getirmeme konusunda başarılı olmasını amaçlıyordu" diye yazıyor. "bütün hak va özgürlüklerine sahip" Kürt¬ lerden. Kemalisderi Lozan'da temsil eden İsmet Paşa (inönü)." Bütün bu manevralar boşuna değildi. "haklarımızı alıp kurtulduk" diye seviniyor. Kürtlerin hak eşidiği teşvik edilip öne çıkarıldı. Öyle ki. "Mustafa Kemal'in ve onun çevresinin ön¬ cülüğünde. Bütün bunlar. Atatürk. Kısa süre için de olsa onları umut küpü haline getirip sevindiren ve dişlerini sıkarak sevinç gösterilerine katla¬ nanlar ise emeklerinin meyvasım. Yeni yapılanmanın tek söz sahibi ve karar yetkilisi Atatürk. hükümet nezdinde eşit haklara sahip ve ulusal hak¬ lardan yararlanan iki halka. tek kelimeyle de olsa söz edilmedi. Musul sorunu gündeme geldi¬ ğinde Türk heyeti başkanı İsmet Paşa söz alarak şöyle diyordu: "Devlet. Gasratyan. Kürtlere ve Türklere aittir. tek tek kitabına uydurulup gerçekleştiriliyordu.

"bütün hak ve özgüriüklerine sahip" Kürderden. Kürt mebuslan- nın bu konuşmalarından çok memnun kalmışlardı. yalnız iki millet sahiptir: Kürt milleti ve Türk milleri.ma hakkına. bu konuda şöyle diyor: "Mustafa Kemal ve diğer Türk milliyetçileri. 1924 yılında yürürlüğe konan Anayasa ile Kürtler. Ama "olmayan" ve "olma¬ mış" Kürtlerin isyanları "var"dı. artık "yok"tu. Artık Kürtler. Mustafa Ke¬ mal'in önerisi üzerine. tek kelimeyle de olsa söz edilmedi. kültü¬ rü. galipler Kemalistleri destekliyor. mesele kapatılıyordu. daha sonra giderek ağırlaştınlıyor. resmi tarihe göre. parlamentoda "ayrılmazlık¬ larını" bağıranlardan biri de emekli bir subay olan Dersimli Ha¬ san Hayri'ydi.. Çünkü. Bir sabah aniden "Kürtlerin var olmadığına" karar verilmişti. 57 . 1926 yılında Şeyh Said'le ilişki kurduğu ve Kürt giysileriyle meclise gelerek bölücülük yaptığı gerekçesiyle asılarak idam edilecekti. söylem ve tutumlar aniden değişiyor. 1959 yılında Paris'te yayınlanan Kürt Sorunu adındaki kitabında. "Kurdistan" adı. "resmen" yoktu. Türk meclisine soru soruluyor ve "böyle bir sorun yoktur" cevabıyla. dili. devletin varlığı tescil edildikten hemen sonra. Kürtlerin dili." Kürt-Türk kardeşhğini savunup.. Kürtçe konuşma yasağı uygulanıyor. Kürtlerin "resmen" bu¬ lunmadığına ilişkin kararın uygulamaları. Bedir Han. kişiliği ve bütün varlığıyla. cendere gittikçe sıkıştırılıyordu. 1925 yılında Ata¬ türk tarafindan imzalanan "Şark Islahat Planı" ile sokakta. yasağı çiğneyenle¬ re ağır cezalar getiriliyordu. Lozan Anlaşmasıyla toplan¬ dı. Hasan Hayri. Fakat. her şey tersine dönüyordu. çarşı pazarda. Öyle ki. Kürt mebusları meclise ulusal giysileriyle gelmeye başladılar." Ulusal giysileriyle meclise gelenlerden biri de Hasan Hay¬ ri'ydi. konferans sırasında Kürt sorunu gündeme geldiğinde. Bütün bu manevralann meyvası. 1923 yılında. Lozan'da imzalanan anlaşmayla TC'nin sınırları belirlenip. manevralara onay. senaryolara geçit veriyorlardı. insan isimleri yasaklandı. Anlaşma metninde.

. kilometrelerce uzunlukta bir yay çizerek batıda. Qox'tan seyredilen.İKİNCİ Bölüm HİZBE AZADİYA KURDİSTAN VE ALBAY HALİT BEY Bingöl dağlarının adı. Kürtlerin tanımına göre. "mıj u duman" (sis ve duman) içinde yıkanır... birkaç kasaba.. bütün Kurdistan göz önünde. Sabah güneşi doğmaz. Qox'dan bakıldığında.. kaynayan pınarların.. Bingöl'ün tam karşısında Şerevdin (Şerafetdn) dağlan. "Bin GoP'dur. ayak altın¬ dadır... Kürtçe "kokulu göl" anlamında. Güneş. "dünyanın taştan ve topraktan orta direği"dir. Yıl dört mevsim.. Varto'nun kuze¬ yi ile Erzurum'un güneyi boyunca. Bingöl'ün "Qox" (Kohğ) tepesi. gümüşi sularının arkları düzlüklerin içinde yeşil birer yılan gibi kıvrılıyor. ovalara kurulmuş sa¬ yısız köy. sessizHk içinde kızıl bir devinim olur. * Bingöl dağlarının inip çıkarak birbiriyle düğümlenen tepeleri¬ nin yamaçlarında. güneşi ağlıyormuş gibi buğulanarak. İşık patlamalarıdır. buralarda yeşerdi. Efsanevi "Sipari u Xelat" dağları bir sigara içimi mesafedeymiş gibi görünür. ışıltılar sağanağı olarak yağar. Qertalıx (Kartalık) dağlannda düğümleniyor. Dağların doğu ucu Hıms'dan başlıyor. rengarenk çatla¬ yarak. 58 . hüzün içindeymişçesine yedi renge ayrışıp. Ve iki dağ duvarının arasındaki vadilere. Şeyh Said İsyanının yangın alanlarıydı. İsyan tohumları. çıplak edilrniş tepelerin kıvrımlarında bitiyormuş gibi gö¬ rünen. ama aynı yerde bir başkasıyla birleşen "mesiP'ler bir baş¬ ka yükseltinin başlangıcı oluyor. Ağaçtan arındı¬ rılmış. Qox'dan seyre çıkanlar.. dağların ardında kay¬ bolurken görür.

Aynı anda. de¬ rinden gelen destanımsı şınltısı olmasa. Kürtlerin ülkesinde dağlar yer yer kınlıyor. Pınarlann. Denizin rengi gri. aşağılarda kalan çayıriıklann sonsuzluğuyla. iki dağın sırtındaki geniş düzlükler. şavklaşma yayılır. Sabahın sessizliğine. kolik tepeler... Ça- yıriar. uzak karşılardaki Şerevdin'in (Şerafeddin) "Qur" tepesi şavklanıp yangına dönüşür. Qox'un doğuya bakan yamaçlarındaki pınar kaynaklarına dolar ışıklar. sisler arasındaki dünya ölüdür sanılır. uçurumlarla hevenkleşiyor. Güneşin taze ışığı birkaç dakika. ışıldar. hüzünlü kaybolmuşluğunu yaşar. mavi.. Yayıldıkça. her sabah yeniden sarar. pürüzsüzdür. Ça¬ yır ve otlaklar. yaz boyunca arkları "kevcır" yeşih. Kürderin tanımıyla "mıj u duman" içinde büyülü bir denizdir. mutlu gelinlerin yüzü gi¬ bi "zelal". derinlere iniyor. Oraya harelenip göz kamaştırarak. kırmızı. usul usul büyüyerek yayılır. yüzeyi kırışıksız. rengarenk bir çiğ aydınlık olarak üşüşür. verimli düzlükler ortaya seriliveriyor.. alabildiğine ge¬ niş düzlükler. bütün o dünyayı. uçsuz bucaksız odaklar hâlâ "mıj u duman" denizinin al¬ tında. Kürtlerin "geli" dedikleri kanyonlar. sis denizi¬ nin üstünü aydınlatır. güneş vurgunu ayna olup parlar. Dip¬ te. soğuk pınarlarla sulanan 59 . Sonra. dağların göğe yakın ulu tepeleri aydınlıktır. bir ateş topu olarak padar. Sonra dağların doğu ucunun doruklannda.. kutsarcasına kucaklar. Yavaştan yavaşa. Sis denizi ışıktan bir Örtü olur. pınariann su¬ ları. Bu deniz. Güneş yağar oraya..Tan zamanı. yedi kardeş renk aynşarak. mor renklerle şavklanır. Şerevdin doğu ucuyla Muş ovasına. dört bucağını bir araya ge¬ tirir. dağ eteklerine iner yavaş yavaş. yavaş yavaş bir kı¬ zıllık peydahlanır. pınarların şınltısı sağılır. Ardından güneş. ışıktan yol olur. Önce. batıdaki boynuyla da Cabakcura (Bingöl) etek olur. yeşil.. sularda sarı.

1892 ydında hizmete soktuğu "Aşiret Mektepleri "nin ilk mezunlarındandı. uzun boyluymuş. Hıristiyanların isyanlarla ayrışıp ayrılmasından son¬ ra Sultan Abdülhamit'in. gerilerde değil. Esmer tenli. Çocukluğumda. iki dağın birbirine yaklaşarak çukurlaştıgı. Mülayim. tarım ve ticaretle uğraşıyor. Gımgım'da (Varto) da han işletiyordu. efsane gibi anlatılıyordu. Osmanh devletini Arap. Bu hesaba göre. sürüler için otlaktı. ama cesur. geniş ovanın kuzeyinde kurulu Varto'nun kadim adı. amcam 1925 yılında tutuklanıp öldürüldüğünde 41 yaşındaydı. en önde yer alması. Onu yakından tanıyan. Gımgım'dı. fotoğrafları ya- sakn." Halit Bey. Kürtçede dağların gürültüsü. Kürt.engin çayırlıklanyla birkaç il ve ilçeyi kapsayan yöredeki yayla¬ lar. amcasını an¬ latırken şöyle diyordu: "Babam ve diğer akrabaların anlatnğına göre. Halit Bey'in yeğeni Doktor Mehmet Emin Sever. yankısı anlamına gelen Gımgım'ı. cephede askerlerine moral vermek için etrafına yağan kurşunlara aldırmadan namaz kılıyormuş. * * * Varto. 6o . Kulan köyünden ayrılıp daha sonra Varto'nun mahallesi ha¬ line gelen Alagoz köyüne yerleşen Mahmut Bey'in oğluydu. Bingöl dağlarının güney eteğinde. Arnavut ve Türklerden oluşan bir "İslami imparatorluğa" dönüştürme hayali¬ ni hayata geçirecek kadrolarını yetiştirmek amacıyla. Sarıkamış bozgu¬ nundan sonra ilerleyen Ruslarla savaşırken. Ha¬ yatını umursamayan bir rahatlıkta cesurmuş. halim selim. sonraları bütün bir yöreye isim olan "Varto" yaptılar. tevekküllü cesareti hakkında çok şey dinledim. Erzurum ovasındaki çarpışmalarda. 1884 yılında doğmuştu. Halit Bey Cıbran aşiretinin "Mala Süvvar" (Atlı ailesi) kolun¬ dan. 1910 isyanı da bu yörede patlak verdi. savaşlarda emrinde bulunan in¬ sanlardan. geniş düzlük¬ ler meydana getirdiği yörenin genel adıdır. Mah¬ mut Bey.

36 künye numaralı Halit Bey derslerindeki başarısıyla sınıf üçüncü- süydü. 1991 yılında Muş'tan Mil¬ letvekili seçilen Mehmet Emin Sever anlatıyor: "Bastırıp susturmak ve yanlarına çekmek için amcamın kim¬ liğinden yararianmayı düşünmüş olmalılar ki.. Harp Okulu'nu bitirip subay oldu. isyan eden Dersim'e de gön¬ dermişlerdi. Halkm Emek Partisi'nden (HEP). Fakat. İlk defa.. Yusuf Ziya. aynı ideal uğrunda onunla aynı gün ve yerde idam edilecekti. Hasan Hayri Bey ise bir yıl sonra dara¬ ğacında hayatını noktalayacaktı. ama birbiriyle bağlantıh olarak noktalanacaktı. not ortalaması 150 üzerinden 148'di. kan dökülmeden..Sınıf arkadaşlan arasında yedi Kürt genci daha vardı. not ortalaması en düşük olanlardan. onun sayesinde bir Kürt isyanı. Onunla anlaşıp uzlaşıyor.. onu daha çok Kürt yörelerinde görevlendirmiş. Dersimli Hasan Hayri ise okul arkadaşlarından. Kasım ise sınıfta. Osmanh Devletinde Aşiret Mektebi adındaki kitabında beşinci sınıf öğrencilerinin notlarını yayınlıyor. hısım ve akrabaları Şeyh Said ve Halit Bey'i ele vererek. Kasım (Ataç) ise Binbaşı rütbesindeyken emekli olmuş. Alişan Akpınar. Dersim'in lideri Seid Rıza'yla dostça görüşmeler yapıyor. zaman zaman birbirine yaklaşıp uzakla¬ şarak farklı biçimde gelişecek. sivil olarak devlet hesabına çalışmaya başlamış.. Halit Bey. Akra¬ ba ve köylüsü Kasım (Ataç) ile Bitlisli Yusuf Ziya Bey bunlardan ikisiydi. Değişik bir¬ liklerde çalışıp. Abdülhamit'in propaganda için kartpostal haline getirdiği başarılı öğrenci fotoğraflarında yer alan seçkinlerden bi¬ ri olmuştu. Var¬ to'ya yerieşmiş." 6ı . kendi inisiyatifini kullanıyor ve Dersim'i si¬ lahla ezmiyor. Öğrenciler. ilk aşamadan sonra askeri ve sivil okullara aynlıyordu. savaşlarda komutanlık yaptı.. Halit Bey. barış içinde sonuca ulaşıyor. "ihanet¬ lerin evrensel tarihine" adını yazdırmıştı. Bu dördünün hayatı.

Damat Ferit Paşa hükümetinin büyük Ermenistan projesine şiddetle mu¬ halefet eden İtilaf ve Hürriyet Partisi'yle özerk bir Kurdistan kurul¬ ması konusunda sözleşme yapmaktan geri durmuyordu. 1918 yılında da "Kürt Teali Cemiyeti"nin başına geçiyordu. şubeleri özellikle Diyarbakır. Kürder henüz dağımkri. sürgünden başkent İstan¬ bul'a döndüğünde. vaktiyle kurulmuş olan Kürt Teali Cemiyeti adındaki siyasi birliğe dört elle sarıldılar. İstan¬ bul'da. Bu Cemi¬ yet. dolaylı yoldan ilişki kurmuştu. Muş. Kürt Teali Cemiyeti.Halit Bey'in İstanbul'daki öğrencilik yılları. Birliğin merkezi İstanbul'da. dört bir yanında çatışmaların yaşandığı harekedi bir döneme rastlıyordu. Aynı yıl Kürt Teavün ve Terakki Cemiyed'nin başına getiriliyordu. Halit Bey. Cemiyetin başkanı Vanlı Seid Abdülka¬ dir. yardımcılar da Mustafa Zihni Paşa ve tanınmış ailelerden Be- dirhanlılara mensup Emin Avni idi. 1918'de kurulan Seid Abdülkadir'in liderliğindeki "Kürt Teali Cemiyeti"nin en aktif gizli üyelerinden biri olmuştu. sokaklara dökülen Kürtler tarafından sevgi gösterileriyle karşılanıyor ve daha sonra onları örgütleyen lider olarak ortaya çıkıyordu. Bununla beraber teşkilann Van. İstanbul'daki Kürtlerin ulusal bilinçle örgütlenmesi daha son¬ ra başlıyordu. Kürt Teali Cemiyeti şöyle anlatılıyor: "Birinci Dünya Savaşı Osmanlı imparatorluğu'nun dağılmasıy¬ la sonuçlanıp Anadolu'da yeni bir Ermeni devleti kurulması ihti¬ mali ortaya çıktığı zaman." 62 . Cemiyetin amacı İngilizlerin himayesi akında bağımsız bir Kürt devleri kurmaktı. Cumhuriyetin ilanından az önce kapatılmıştı. Nitekim Şemdinanlı isyancı Şeyh Ubeydullah'ın oğlu Seid Abdülkadir. Bu amaçlarının gerçekleştirilmesi için. Kürdistan'ın ba¬ ğımsızhk hayalleriyle ayaklanma halinde olduğu. kendini Kürtlerin kurtuluşuna adamış bu liderle. 1908 yılında. Kurmay Albay Reşat Halli imzasını taşıyan ve Genelkurmay Başkanlığınca yayınlanan Cumhuriyet Döneminde Ayaklanma¬ lar adındaki kitapta. Elazığ ve Bidis illerinde bulunuyordu. Kürt aydınları fiilen bağımsızlık peşine düştüler. 1914'ten sonra ise ilişkilerini sıkılaştırmış. Tunceli ve Kürderin bulunduğu diğer illerde yayıldığına şüp¬ he yoktu. Organize bir Kürt cemaati yoktu.

banda alınmış anlanmlannda. Fakat buna karşılık. biçimlenen gelecekte. Şeyh Said İsyanına ilişkin olarak.." * "Azadi" (Özgüriük) hareketi. daha çok bu çevrelerden dinledikleriyle tarihe tanıklık ediyordu. isyankâr bir örgütlenmeye başladılar. eski millet¬ vekillerinden Yusuf Ziya ve ailelerinden müteşekkil olmak üzere gizli bir komite teşkil edildi. bazı Kürt aydınlannın anlattıklarının dışında fazla bilgi ve belge yoktu. 1923'te Cumhuriyetin ilan sene¬ sinde Seid Abdülkadir. Kürt medreselerinde öğ¬ renim görmüş. Hasenanlı Halit. "Hizbe Azadiya Kurdistan" olan "Kurdistan Özgürlük Cemiyeti"ni kurup. daha ılımlı bir örgüt olan "Kürt Teali"den farklıydı. 1923 yılımn Haziran 63 . geleceğin inşası için ör¬ gütlü çalışma başlattılar. Var¬ to'nun Diyadin köyünden Melle Selim. örgütlenme biçimi ve siyasetiy¬ le. "Hizbe Azadiya Kurdistan. Genelkurmay'ın kitabında bu konuda şöyle deniliyor: "Bu cemiyet (Kürt Teali) Cumhuriyetin ilanından az önce kapanlmıştı. "Hizbe Azadiya Kurdistan"ın kesin kuruluş tarihi hakkında.1918 yılında her türiü legal faaliyetleri yasaklanınca. silahlı mücadele inancıyla kurulmuştu. Şeyh Said ailesiyle de bağlan bulunan Melle Selim. dinlediklerini aktaranlardan bınydı. Lozanda "barış anlaşması"nın imza¬ lanması arifesinde. aynı zamanda gerçeklere yakın biri. Kürtçesi. Kürt ay¬ dınları "yeraltına" indiler. "Azadi" ise barışçı yoldan çözümün imkansızlığı görüşü üze¬ rinde. Albay Halit Bey'in uzaktan hışmıydı. "Kürt Teali Cemiyeti" silahlı mücadeleyi öngörmüyordu.. 1923 yılında. Hacı Musa. Bu komitenin de gayesi Kürdistan'ın bağımsızlığını sağlamakn. Melle Selim. Kürdistan'a yer bulun¬ madığını görünce. Melle Selim (Taş). çevresinde dürüstlüğüyle tanınan bir din adamıy¬ dı. Aile çevresiyle yakınlığı nedeniyle.

Halit Bey'in konağında yapılan bir toplantı¬ da kuruldu. ya da taraftarıydı. Melle Selim. şeyh ve ağalar alışveriş bahanesiyle Erzurum'a gidiyor. hareketin taraftarları kısa zamanda artn.. Miralay Halit Bey tutuklandıktan sonra. Aşiret önderleri." Melle Selim anlatıyor: 64 . HaUt Bey'in açıkladığı program kısa ve özdü: "Bağımsız Kürdistan'ın kurulması. Kürderin baş¬ lıca alışveriş merkezlerinden biriydi. görüşmeler yapıyor." diyor ve devam ediyordu: "Yolun başlangıcında. görevler alıyorlardı." 1925 isyanının lideri Şeyh Said ve Seid Abdülkadir ilk düşün¬ ce tohumlarından itibaren. "Azadi içinde". örgüte destek için ta Diyarbakır'dan Erzu¬ rum'a akıyor ve üye oluyorlardı" diyor. Türklerin casusu olduğu sonra ortaya çıkan Binbaşı Ka¬ sım da cemiyetin kuruculanndandı. Azadi'ye merkezlik eden Erzurum. Van ve daha uzak yerlerden. Devletin eline geçmesin diye Qerqerut köyün¬ de tandıra atılıp yakıldı. Bidis. Ağrı. Kürdistan'ın her yerinde. Cemiyetin üye kayıt defteri ve evrak- 1. İkisi de Kürderin sevip say¬ dığı birer kişilik oldukları için Kürt din ve aşiret çevrelerinin ka¬ tılmasıyla. önde gelen aşiret reisleri.. amcası İsmail Ağa tarafından Erzurum'daki evinden alındı. Yine anlatılanlara göre. Bütün Kür¬ distan'ı temsil edecek kurucular listesi tespit edildi. alışveriş için Trab¬ zon limanına en yakın kapı olan Erzurum'a geliyorlardı. Muş. Bildiğim ka¬ darıyla. o dönemde.ayında Erzurum'da. Halit Bey'in en yakın fikir arkadaşı Bidis milletvekili Yusuf Ziya Bey 'di. ama sahnede görün¬ meyen liderlerden başlıcasıydı. Onun için kimlerin cemiyete üye olduk¬ ları karanlıkta kaldı. Ağrı yöresinin ünlü Hami¬ diye Paşası Patnoslu Kör Hüseyin Paşa. Kürdistan'ın önemli isimlerinden Mutkili Hacı Musa ve Fevzi beyler de kurucular arasındaydı. "aşiret önde gelenleri. Kürtler. kervanlarla Bingöl. Varto'ya getirildi. ağa ve şeyhler cemiyetin üyesi.

öte yandan silahlı harekete hazırianmaktı. çalışmaların ilk hedefi. Bunun üzerine devlet. teşkilatın merkezinde. O. Buna karşın. Hakkari'ye gönderilen ordu birliklerinin içinde "Azadi" üye- 65 . ama gündelik işlerin dışındaydı. başından beri hazırhklardan haberdar olan Türkler harekete geçti. fakat Hakkari yöresindeki Nasturiler buna tepki gösterip isyan et¬ mişlerdi. Şeyh Ali Rıza'dan olayların ayrıntısını dinleyen¬ lerden biriydi. Onunla. Teşkilatla doğrudan bağı olan oğlu Şeyh Ali Rıza Efendi'ydi. Kitaba göre. bölgeye askeri güç göndermiş ve çatışmalar başlamıştı. ilk etapta Erzurum ve Bidis tarahndaki su¬ baylara ulaşılmış. Fakat Diyarbakır. Melle şöyle devam ediyordu: "Şeyh Ali Rıza Efendi'den dinlediğime göre. Birer ne¬ fer gibi çalışıyorlardı." Melle Selim. Ankara. devletin variığını Kürtlere gösterip kanıtlamak için bazı bölgelere askeri biriikler göndermiş. Onların lideHik gibi bir iddiaları yoktu. istanbul'da oturuyordu. hazıriıklann 1926 bahannda başlayacak ayaklanmaya göre ta¬ mamlanması karariaştınlıyordu."Her Kürdün birer dava neferi olduğu bu dönemde. Şeyh Said Efendi de hareketin için¬ de. ordu içindeki Kürt subaylarla ir¬ tibat kurulmuştu. Genelkurmay Başkanlığı tarafindan yayınlanan resmi tarihte Ankara'nın isyan hazırlığını tesadüfen öğrendiği öne sürülüyordu." * » * 1924 yılı baharında yapılan geniş katılımlı bir toplantıda. merkez arasında irtiban Şeyh Said Efendi'nin oğlu Şeyh Ali Rıza Efendi yürütüyordu. harekete katılmaları temin edilmişti. ça¬ lışmaları düzenleyen komitenin içindeydi. halkı aydınlatıp kazanmak. "isyan bastırmak" üzere. Şeyh Sa¬ id Efendi ve Osmanlı'nın eski Devlet Şurası (Sayıştay) Başkanı Seid Abdülkadir Efendi de kendilerine düşen görev neyse onu yapıyorlardı. gelişme ve hazırlıklan günü gününe izliyordu. Urfa ile öteki taraflarda bulunan subaylaria irtibat kurulmaya çalışılırken. Bir yandan da. Ankara ise örgüt içindeki kaynaklanndan doğrudan haber alıyor. Seid Abdülkadir.

66 . "bağımsız Kürdistan"ı kurmak istiyorlardı. öteki ikisi ise Vanlı Rasim ve Tevfik Celal'di. Halit Bey'in eniştesi Binbaşı Kasım (Ataç). ordudan ayrılma konusunda "beklenmesi" talimatını vermişti. Ali Rıza Bey ve arkadaşlan şifreyi çözerken. telgraflardan biri tesadüfen ele geçirilmiş ve bu sayede is¬ yan hazırlığı öğrenilmişti. 1924 Eylü¬ lü başında kardeşi Ali Rıza'ya çektiği telgrafta. "ayrılın" di¬ ye anlamışlardı. Görüşülüp konuşulanlar bir yana liderlerin beyninden geçenleri bile anında aktarıyordu. Osmanlı Sultanlığı'nı ihya amacına bağlı¬ yordu. Ağrı İsyanı'nda İh¬ san Nuri Paşa adıyla ünlenecek olan Yüzbaşı İhsan Nuri'ydi. Bunlardan biri. Azadi hareketinin eylemi olan Şeyh Said "is- yan"ının nedenini dine. 3 Eylülü 4 Eylül 1924'e bağlayan ge¬ ce. toplu firarın "isyan" olduğunu derhal sezinleyip. Kürtlerin "kötü niyetlerini" aktardığını söylüyordu. Aynı resmi tarih. Başbakan İsmet Paşa (İnönü). Yine resmi tarihin iddiasına göre. "Azadi"nin en öndeki üç lideri Halit Bey.si dört Kürt subay da vardı. Oysa Kürderin. Hazırlıkların öğrenilmesine ilişkin resmi söylem. birliklerindeki 351 Kürt eriyle birlikte. "ayrılmayın" sözünü. resmi ajanlar tarafindan da yalanlanıyordu. Dört subay. bir diğeri "Azadi"nin kurucularından Bitlis eski milletvekili Yusuf Ziya'nm kardeşi teğmen Ali Rıza. 1800'den beri savaş halinde oldukları Os¬ manlı Sultanlığı'mn kaderi diye bir dertleri yoktu. devletin resmi ajan¬ larından biriydi. Yusuf Ziya Bey. Fakat. kopmak. Hatta. Melle Selim'in dediğine göre örgüte üyeydi. "Azadi"nin merkeziyle şifreli telgraflarla haber¬ leşmiş. "Azadi"nin liderine sırdaştı. Bu subaylar. Yu¬ suf Ziya ve Mutkili Hacı Musa başta olmak üzere örgütün bir¬ çok beynini tutuklatmıştı. Onlar eski ya da yeni sisteme entegre olmak istemiyor. yanlarına lO'u makine¬ li olmak üzere 380 tüfek alıp firar etmişlerdi. Kasım "aileden biri" olarak. 1919 Erzurum kongresi sırasında Atatürk'le görü¬ şerek.

isyancılara katıl¬ madıklarını. Halkın saygılarını sunmak için. söylediklerimin hiçbirinin soruşturulmasına gerek olmadığını ayrıntılı olarak arz etmiş ve teşekkür yanıtlarını almıştım. aşi¬ ret reislerinin batıya sürülmelerini. kitabında. mahkemede Atatürk'ün 1924 yılında Erzurum'a gelişi sırasında. isyan¬ dan yirmi yıl sonra. amcası Halil ile akrabaları Veli ve Ali Haydar ağalara birer mektup yazarak. yandaşlarının gün geç¬ tikçe çoğaldığını anlattığını ve kardeş olarak kendilerinin de ka¬ tılması çağrısında bulunduğunu yazıyor. Mehmet Şerif Fırat. Muşlularia biriikte Erzurum'a gelmiş¬ tim. 1945'te bulunduğu Söke'de Kaymakam Ka¬ zım Atakul'a verdiği ifadede hizmetleri konusunda şunları anla¬ tıyordu: "24 Ekim 1924 tarihinde Atatürk Erzurum'a geldi. Binbaşı Kasım ise mahkemede söylediklerinden başka." 67 . Doğu İlleri ve Varto Tarihi adındaki ki¬ tabında. ihbar konusunda. Kabul edildim. Varto'nun Kaşıman köyünden olan Mehmet Şerif Fırat olay¬ ları. 9. Fırat. hükümetçe bir an önce önlem alınması gerektiğini. gelişmeleri bizzat kendisine anlattığım söylüyordu. günü gününe izleyip Ankara'ya rapor yağdırdığını açıklayan bir başka resmi ajandı. ruhlanm bildiğim için ayrıca kanıt gerek¬ mediğini. Mehmet Şerif. Atatürk'le özel görüşme istedim.Resmi ajan. Kolordu Komutanı Ali Said Paşa da hazırdı. karşı koyanlann örnek ola¬ cak şekilde cezalandırılmalarını. Binbaşı Kasım'dan önce dav¬ randığının kanıtı olarak da Genç eski milletvekili ile Vali Hamdi Bey'e yazdığı raporları gösteriyordu. Daha sonra eziyet ve işkence yapriğı öz amcası Veli tarafindan vurularak öldürülen Mehmet Şerif Fı¬ rat. bir Kürt ihtilali hazırlığında olduklarını. Kabulden sonra. ajanlık yarışında adeta Kasım'ı geri plana itip kendini öne çıkarmaya çalışıyordu. Şeyh Said'in 4 Ocak 1924 tarihinde. ama yakın durarak edindiği bütün bilgileri doğru¬ dan Mustafa Kemal'e bildirdiğini belirtiyor. yoksa büyük bir felaketin gel¬ mekte olduğunu gözümle görür gibi olduğumu. bu akımın halkın yüz¬ de 85'ini etkilediğini. Bulun¬ duğum çevre ve bölgede bir Kürt bağımsızlığı ve Türkiye'den ay¬ rılmayı amaçlayan akımlar bulunduğunu.

Diyorlar ki. Ama sıh¬ hatim yerindedir dersem. halkın içinden çekip almak ve sessizce tutuklamak. Ama yapabileceği bir şey olmadığından emre uyuyor. Halit Bey. Kasım'la aynı köyden (Kulan) olan Melle Şafii'nin (Ballı) an¬ lattığına göre Yusuf Ziya. Fakat. Amaç. Yusuf Ziya Bey ve Hacı Musa'nın tutuklu bulunduğu Bidis yoluna sapılıyordu. isyan hazırlıklarının da önemli liderlerinden 68 . Sarıkamış'a gitmediği. kuşatma altında olduğunu bildiği halde Erzurum'daki evinden ayrılmıyordu.Kasım. Olayı soruşturmak ve araştırmak için Sarıkamış'a gitmeniz gerekiyor diyorlar. bilin ki beni Sarı¬ kamış'a değil. askeri bir müfreze eşliğinde Erzurum'un dışına çı¬ kınca yön değiştiriliyor. yaptığı ih¬ barların ışığında tutuklamaların başladığım söylüyordu. gece sarıldığını anlıyor ve evden çıkıyor. amcamın ailesine gelen telgrafta 'Sıhhatim berkemaldir' diye yazılı. "40 kişilik bir grupla beni kurtar" anlamına geldiği açıktı. Hamidiye Alaylan'nın komutanı Pat¬ noslu Kör Hüseyin Paşa'ya bir not göndererek "yolculuğunu" haber veriyor ve "bana kırk altın gönder" diyordu. Erzurum'da Halit Bey'in evindeyken. Sarıkamış'ta ordu için at sann alan Kasım adında¬ ki bir yarbay. 1924 Ekiminde evine geliyorlar. Am¬ cam. sıhhatim berkemal dersem. Halit Bey. "Kırk altın"m. evinde göz hapsine alıyorlar. Yeğeni Mehmet Emin Sever anlatıyor: "Dört subayın firarından sonra amcamı. Yusuf Ziya olayı ile yakın takip. bir yolunu bulup. Mustafa Kemal Ankara'ya döner dönmez. İki gün sonra." Halit Bey. izini kaybettirmek üze¬ re mezarlıkta saklanıyor. devletin parasını çalmış. bu tutuklanmadığım anlamındadır' di¬ yor. yolda tutuklan¬ dığı böyle anlaşılıyor. Sarıkamış yolundan. Ağrı'nın Patnos ilçesi yakınlarındaki konaklama yerinde. tutuklayıp başka bir yere götürüyorlar. 'eğer size çe¬ keceğim telgrafta. Hareketin tutuklanan ilk lideri Yusuf Ziya Bey'di. Bir ay kadar sonra. fakat yakalanıyordu. bunun bir tuzak olduğunu anlıyor. Giderken çocuklarına.

Bir başka bilinmeyen de nasıl idam edildiğidir. Kürt dervişler bölge bölge dolaşarak. Kimse ne yapacağını bilmiyordu. henüz hazırlıkların başlangıcında olan Kürt isyan hareketini başsız bırakmış. Halit Bey'in tutuklanması. "Kaderim" dediği idamdan sonra. İnsanlar. Gözler. Daha mesafeli ananlarsa "Şeyh Said Efendi. "belayı üstüne sıçratmamak" adına Halit Bey'i cevapsız bırakıyordu. etkin ikinci adamı ise yoktu. o da bilinmiyor. Aynı Kör Hüseyin. Adı. Halit Bey'in yeğeni Mehmet Emin Sever anlattı: "Amcam cezaevine konduktan sonra. teflerin eşliğinde. Yargılandığına dair bir ize rastiamadım. adeta kutsanmış Kürt ulu¬ lar arasına kanştı. Adı ve karizmatik kişiliğiyle saygındı. Asıldı mı. Şeyhin yakalandığı gün arkadaşlarıyla birlikte idam edildi. Hareketin belirlenmiş. Yargılandığına dair de herhangi bir kayıt ve belge yok. kurşuna mı dizildi. Genelde idam edilenlere ilişkin tutanak ve belgeler pariamentoya gönde¬ rilirdi. Meclis belgelerini taradım." ŞEYH SAİD EFENDİ Kürder.." Türkçe söylemle adı. Şeyh Mehmed Said'di. buna rağmen sürgüne gönderi¬ lecekti. "Efen¬ dinin başı için" diye isteklerde bulunuyor. ya da "Efendinin adı üstüne yemin ederim ki" diyerek inandırıcılıklarını kanıtlamaya çalışıyorlardı. kısaca ona "Şex" (Şeyh) ya da "Efendi" diyorlardı. kala- 69 . Onun ne yapacağı ve nasd davranacağı merakla bekleniyordu. Şeyh Said Efendi ele geçene kadar içerde tutuldu. 1925 isyanı başlayınca önce sessiz kala¬ cak. aileden kimseyle görüş¬ türülmedi. Şeyh Said'e çevrilmişti.. adıyla halk arasında. sonra devlet safina geçecek. moral bozukluğu ve korku yaratmıştı. "yemin" kavramı oldu.biri olan Kör Hüseyin Paşa.

Mevlana Halid. Şeyh Mahmut Erzurum'un Hınıs ilçesine bağlı. Hasan. Şeyh Ali'yi.balıklara kişiliğini. Nakşibendi şeyhi ve Nakşi¬ bendi tarikatını Kürdistan'a aşılayan kişiydi. Ama Kürdistan'da ve Osmanlı'nın baş¬ kenti İstanbul'da. Şeyh Ali Palu'da evlendi. Bunlar daha sonra mantık. Bir öteki Seid Abdülkadir'in dedesi Seid Taha idi. kılam ve kasidelerden geniş örnekler veriyor. mücadele ve ölüme yürüyüşünü destanlaştırarak anlatıyorlardı. Şeyh Ali. "mes'el" dedikleri hikâyesini anlatıyorlardı. her biri imam ola¬ rak bir yana dağıldı. özel olarak ilgilendiği 118 gençten biriydi. dedesi Şeyh Ali ile Kür¬ distan'da din sahnesine çıkıyordu. Hüseyin ve Şeyh Mehmet adında dört oğlu dünyaya geldi. Kürtler ve Ulusal-Demokratik Mücadeleleri adındaki kitabında. Şeyh Ali oğullannı da aile geleneğine göre der¬ gâh ve medreselerde okuttu. Mevlana HaÜd. Birkaç yıl sonra ayrılıp kuze¬ ye geçti. şairdi. ölümün¬ den sonra 1844 yılında İstanbul'da yayınlandı. aile hayatına karıştı. yeni kuşaklara. 1776. felsefe. Mevlana Halid'in öğrencilerindendi. etkin bir taraftan vardı. onun üstüne düzenlenmiş "kılam"lar (şarkı) söylü¬ yor.. Şeyh Ali.. Şam'da oturuyordu. Mezuniyetten sonra. Şeyhin. zamanla büyü¬ yen kasabanın mahallesi haline gelen Kolhisar köyüne yerleşip 70 .1827 yıllan arasında yaşadı. Mehmet Bayrak. "Bağdai" (Bağdadi) lakabıyla da tanınan Mevlana Halid. Mevlana Halid'in Şam'daki dergâhında eğitim gören öğrenciler arasında. » * Şeyh Said'in kökleri. üç kuşak ötede. Dengbejler. Mahmut. Genç şeyh orada imamlığa başladı. Değişik bölgelerde görevlendirildiler. Diyarbakır'ın Lice ilçesine gönder¬ di. Palu'nun Kelhasi ve Ekrek köylerinde imamlık yaptı. Şiirlerinden derlenen Divanı. matematik ile din bilgisi konularında özel eğitime tabi tutulup. Şeyh Said'e ilişkin bu ağıdardan. üst düzeyde bir programla yetiştirilen Nak¬ şibendi Halifesi oldular.

eski Yunan felsefesiyle mantık derslerini okumuştu.imamlığa başladı. O da Kürt erkekleri arasında yaygın olan modaya uyarak. Şeyh uzun boylu. doğumları kayıtlara geçirme alışkanlığı yoktu. okuyor ve yazıyordu. Temizlik ve şıklığa özen gösteriyor. Bahaddin. ağarmış sakalını kınalıyor. Palu'da amcam Şeyh Hasan'm yanında. önü ibrişim işlemeli "Halep işi kırk düğme" yelek ve onun üstü¬ ne de pelerin giymeyi seviyordu. Arap-Islam felsefesinin yanında. tartışmasız ka- 71 . Tahir. Ağarmış. Diyaeddin. Dini dergâh ve medreselerde eğitim gören yedi kardeş arasın¬ da Mehmet Said öne çıkacaktı. bir yazı¬ sında. Kürt yazar Musa Anter de bu görüşe katılıyor ve 80 yaşında idam edildiğini yazıyordu. Kolhisar'da evlendi ve burada yedi erkek evlat büyüttü: Şeyh Mehmed Said. Kürtlerin. tanınmış bir kişilik olmuş. 61 yaşında idam edildiğini söylüyordu. Necmeddin. sün¬ netti. Hınıs ve Palu'da eğitim gördüm. Malaz¬ girt'te Dev Abdülhalim ve Hınıs'ta da Musa Efendi'nin yanında medresede okudum. narin yapılıydı. Muş'ta Mehmed Efendi. apak olmuş sakalım kınalıyor. ol¬ gunluk çağında ise Kürdistan'ın dört bir yanında." Yazdıkları gün ışığına çıkmamakla biriikte. esmer tenli. Genç yaşta çevresinde sivrilmiş. İslamiyet'te kına ve erkeklerin göz altına sürme çekmesi. gabardin şalvarın üstüne. Fakat yakın akrabalarından Şeyh Abdülmelik Fırat. Mehdi ve Abdürrahim. Malazgirt. Şeyh. dönemin en iyi din tedrisinden geçmiş. Kürtçe kadar iyi konuşuyor. Bu yüzden Şeyh Said'in doğum tarihi de belirsizlik taşıyordu. Şeyh Said şairdi. Bari kaynakları 80 yaşındayken idam edildiğini belirtiyor. kızıl parıltı veriyor¬ du. 1925'te Diyarbakır'daki sorgusu sırasında eğitimi konusunda şöyle diyordu: "Muş. Arapçayı. kirpiklerinin altına sürme çekiyordu. Kürt medreselerinde eğitim görmüş.

Kürtlerin "Peze ner" dedikle¬ ri "kısır koyun" ticareti yapıyordu. Nakşibendiliğin nmişti. Şeyh Said. Köy ve çevre¬ si dağlıktı. Satın aldığı toklu ve Kürtçe de¬ yimle "hogeç"leri (koç).bul gören saygınlığına. Piran. Kürt önde gelenlerini ziyaret edip konaklaya ko- naklaya. bu yoldan sağlanıyordu. dosdanyla buluşuyordu. Kürtlerde. aşiret ya da aileler arasında yaşanan sorunlarla kan davalarının pek azı Osmanlı devleti makamlarına yansıyor¬ du. Ruslar. ticareti büyük oğlu Şeyh Ali Rıza'ya bı¬ rakıyor. adı "Dicle" olarak değiştirilip Diyarbakır'ın ilçe¬ si yapılan Piran köyündeki kardeşi Abdürrahim'in yanına yerieşti. zenginlik ölçüşüydü. İlerleyen yaşlarında. Şam ve Halep pazarlarına götürüp satıyordu. başka bir yol izleyerek. sonbaharda. adil tutumuyla kararları itiraz götürmeyen başlıca "aracılardan" (hakem) biriydi. "Postnişinliği"ni ekle¬ Kürdistan'da. sürüye değil sürülere sahipti. Olaylar genellikle. ama yardımsever. pazar şehre gidiyordu. Koyun üreticiliğinin yanında. toplumsal barış. Dönüşte. Sü¬ rünün ardından. Kürtçede "Pirlerin yurdu" anlamına gelir. Hınıs ve yöresini işgal ettiler. Daha sonra. Ticaret nedeniyle Güney Kürdistan'a yaptığı seyahader. Kerkük. 1914 savaşının hemen başında Osmanlı devletinin saf dışı kal¬ ması üzerine. O. dar günde yardıma koşma geleneğine bağlıydı. kış ortasında işgalci güçlerden kaçan Kürt kafilelerine ka¬ tıldı. Halkı yoksul. yaz aylan boyunca Bingöl yaylalannda ot¬ latıyor. Şeyh'in gelişini onuriandırma olarak 7i . Bu açıdan bakıldığında Şeyh Said. görüşmeler yapıyor. "aşağı memleket" denilen Musul. saygın kişiliklerin hakemliğiyle sonuçlan¬ dırılıyor. varlıklıydı. bir bakıma kendisi için dostlukları pekiştirme vesilesi oluyordu. Şeyh Said ve ai¬ lesi de. sahip olunan koyun sayısı. bu sayede okuma ve toplumsal olaylara daha çok zaman ayırma imkanı buluyordu.

. Kürt Teali Cemiyeti'nden önce Kürt sorununun içindeydi. Oğlu Ali Rıza Efendi'nin damadı da olan torunlanndan Me¬ lik Fırat şöyle diyordu: 73 . Kasım da onun küçüğü Güle ile evliydi. isyandaki rolünü. Şeyh Said ile Binbaşı Kasım bacanak. ICasım'ın oynadığı rolün acısını ise daha sonra eşi Güle çekti. "evliliğini kötü kader" olarak kabul etti ve acılar çekerek sonuna kadar sürükledi. Halit Bey'in büyük kız kardeşi "Hewa" (Havva) hanımla.. O yüzden. Şeyh Said. Sonra köyüne döndü. Diyarbakır'da yargılanırken. Halit Bey ise kayınbira¬ derleriydi.. koyun ticaretini bahane ederek. Şeyh Said. at sırtında ta Şam ve Halep'e uzanan uzun yolculuklara çıkıyor. aile için¬ de ayrısı gayrisi. Çünkü o. Yakınlarının anlattığı. gizlisi saklısı bulunmayan iç içelikteydiler. gerçeği anlatıyordu. Kürdistan'ın isyanlaria yeniden alevlendiği 1910'lardan beri ruhu ve beyni ile Kürt sorunuyla meşguldü. Ka¬ sım'dan da aynlamadı. O ne¬ denle ne geride. İsyan hazırlayıcısı iki lider. ne sonundaydım.. Elbirliği ile ona bir ev yaptırıp yerleştirdiler. Yeğeni Mehmet Emin Sever'in deyimiyle Güle. Anlatılanlara göre Güle.kabul ettiler. yaşadığı sürece. doğruyu. ne de en öndeydi. muhbirleri olan Kasım'la. "olayların ne başında. konakladığı yerlerde Kürt so¬ rununu tartışmaya açıyordu. içindeydim" diye açıkla¬ mıştı. Bu şairane sözler. devletin resmi kayıdannın da doğrula¬ dığına göre. Cibranlı Halit Bey ve Binbaşı Kasım'ı birbirine bağ¬ layan "kader" bir bakıma "hısımlık" bağlarıydı. idam edilen kardeşi ve eniştesinin matemini tuttu. töresel bağlar nedeniyle. Kürtçe deyimle "xınami"lik. Ama. Şeyh Said. Rus iş¬ gali sona erene kadar Piran'da kaldı. Zamanını okuyarak geçirdi.

o. şeriata dayalı devlet ve Ha¬ lifeydi. yüz yüze görüşme olanağı bulamadığı Kürt önde gelenlerine mektuplar yazıyordu. aynı yılın Ağustos ayında ise genel başkanlığa seçildiğini yazıyor. resmi tarihi dayanak yaparak. hiçbir engel beni yolumdan alıkoyamayacaktır. hazırlık aşamasında yazdığı mektupların birinde. hareketin manevi lideriydi. kendi yolumuza gitme. Şeyh Said'in. ama hiçbir örgütsel. Dolayısıyla genel toplantılarda bulunup seçime katılması söz konusu değildi Yakın ilişkide olanların anlatımla¬ rına göre. fakat zoru başarmak imkansız değildir." 74 . Şeyh Bahaddin'in anlattığına göre. Ortak noktamız ortadan kalktı. Şeyh Said Efendi'ye Kürtlerin genel yapısını ve durumunu özetliyor. Aşiretçilik yüzünden paramparça olmuş bir halkı birleştirmenin. Fakat Türkler. 1924 yılında Erzu¬ rum'da yapılan ilk kongrede "Azadi" örgütüne üye olduğunu. tek taraflı bir kararla Halifeliğe son verdi¬ ler. çok zaman kaybettiklerini. Tek başıma da kalsam bunun için mücadele edeceğim."Kürt sorunu hakkındaki düşüncelerini. artık sorunun çaresine bakma zamanının geldiğini söylüyor. kafası 1910'lardan itibaren Kürt meselesiyle meşguldü. özgürlüğümüzü kazanıp kendi geleceğimi¬ zi kurma hakkı doğdu. Şeyh Said'in. kardeşi Şeyh Bahad- din'den dinlemiştim. ortak mücadeleye yöneltmenin zor olduğunu söylüyor. Kürt-îslam Ayaklanması adındaki kitabında. Şeyh Bahaddin. şöyle diyordu: "Bizim Türklerle müşterekimiz din. Şeyh Said." Uğur Mumcu. Oysa Şeyh Said'le birlikte çalışanlarla. üyeük temelinde de olsa örgütsel bağları yoktu. res¬ mi görevi yoktu. sonunda ölüm de olsa. Kürt ön¬ de gelenlerini ortak dava etrafında birleştirmek için toplantıdan toplantıya at sürüyor. Bu durumda biz Kürdere. yakınları bu iddiayı doğrulamıyordu. Fakat bir militandan da çok çalışıyor. Daha Birinci Dünya Savaşı'ndan önce kardeşiyle Kürt davası konusunda soh¬ bet ederken. Bunun üzerine Şeyh Said Efendi gayet kararlı bir şekilde şöyle diyor: Zorlukları biliyorum. Hiçbir zorluk.

Oysa Ankara. Çünkü. iki halkın eşit olacağı belirtilmişti. Bakanlar Kurulunun kararıyla. Binbaşı Kasım da.Mektuptan da açıkça anlaşıldığı gibi Şeyh Said'in amacı. bunu sakmcah ka¬ bul ediyordu. din öğesini bi¬ linçli biçimde öne çıkarıyordu. Kürtlerle Türklerin ortak devleti olduğu vurgulan¬ mış. ayaklanmanın gerekçesi olarak. çeşidi amaçlar ve aldatmalar neticesi oluşan olayın büyütülmesi uygun olmadığından. Başbakan İnönü. Lozan'da TC'nin sınırla¬ rı daha yeni tescil edilmiş ve tapusu verilmişti. O nedenle.. Genelgede şöyle deniliyordu: "Yüce Genelkurmay Başkanlığı'ndan gelen 30 Nisan 1341 (1925) tarih ve 1835-2270 numaralı teskerede son isyan ve irti¬ ca olayının basınımızda ve özellikle İstanbul basınının büyük bir kısmında bir Kürt ayaklanması şeklinde gösterilmesi. 1800'den beri süre gelen Kürt isyanlarıyla aynı ve onların deva¬ mıydı: Bağımsız Kurdistan. bu savları doğ¬ ruluyordu. basına "gizli" kaydıyla gönderdiği genelgede. Os¬ manlı Sultanlığıyla çok sorun yaşayan Avrupa. Kürt sorununun bulunduğunun dünyaca bilinmesini istemiyor. Rejimin ajanlarından Mehmet Şerif Fırat. Lozan sürecinde ise devletin. dini kişiliğini ve isyan sürecinde dini motifleri kullanarak "isyanın dinci" olduğunu öne sürüyordu. Ankara. tamklığıyla Fırat'ı doğ¬ ruluyordu. isyanın "irticai" (dinci) oldu¬ ğunu işlemenin. isyanm "bağımsız Kurdistan amaç¬ lı" olduğunu anlatıyor. Dönemin Başbakanı İsmet İnönü'nün çabası da.. irticai cehalet ve aldatma neticesi olduğu zemi- 75 . İslam konusunda oldukça tedirgindi. dış dünya açısından "memleket menfaatine olacağı"nı belirtiyordu. Do^m İlleri ve Var¬ to Tarihi adındaki kitabında. Avrupa'nın Kürtlere sempatisini önleyip kır¬ mak. Şeyh Said'in. isyanın ayrım¬ cılıktan ziyade. iç ve dış düşmanlara propaganda zemini teşkil etmekte olduğundan ve esasen smırh bir sahada. "ilerici" Türkiye Cumhuriyeti'ne destek vermelerini sağla¬ mak için isyan batı karşıtı Islamist ve Padişahçı gösteriliyordu.

o neden¬ le Azadi hareketine sıcak bakmıyorlardı. Kürtlere karşı. Bakanlar Kurulu'nun 3 Mayıs 1341 (1925) tarihli top¬ lantısında görüşülmesi esnasında genel ve tertip olunmuş bir irtica- nın görünümü olduğu tespit ve malum olan hadisenin. Abdülhamit döneminde kurulan Hamidiye Alaylan'yla. gün görmemiş birtakım insanlar. "böl. ama yükünü taşıyor. ayrılıklar derinleştirilmeye çalışılmıştı. 76 . "sen ağasın" ya da "beysin" diyerek silahlandırılıp güç haline getirilmişti. Bingöl. Kürtler arasında din ve mezhep ayırımının körüğü olarak kullanılmıştı. sınıf ve katman farkı gözetmeden. "irtica"yı öne çıkaracak. Genellikle Sünni Kürtler silahlandırılmış. birbi¬ rine düşür ve yönet" politikası izlemişti. Erzurum. Bölge Alevileri. Varto yöresindeki Alevi ve Sünni Kürtler de ta Sultan Mahmut'tan beri "böl. özel çıkarları ve üstünlük duygularını tatmin için elle¬ rindeki silahı halka yöneltiyor. Cahil. Osmanlı. bazı aşiretler silahsızlandırılmış ve bu politika ile Kürdü Kürde düşman kılmıştı. terör estiriyorlardı. dini inanç ve mezhep. Bunlar. Hınıs. tek kişilik örgüt gibi çalışıyor. bu genelgeden sonra. Sultan Mahmut'tan beri. yetişemediklerine mektuplar yazıyordu. Alevi Kürtlere karşı da kullanıl¬ mış. ŞEYH SAlD VE SEİD RIZA Şeyh Said.ninde yayın yapılması olunmuştur. için gereğinin yerine getirilmesi teklif Keyfiyet. basında 'Kürt sorunu' şeklinde yansımasının gerçekte mutabık olmadığı kadar siyaseten de sakıncalı olduğundan. Azadi'nin yönetiminde değildi. Kürtlerle iç içe yaşayan Ermenilere karşı da Osmanlı'nın terör kılıcı yapılmak istenen Hamidiye Alayları. Kürt sorununu asla dillendirmeyecekti. keyfiyetin bu açıdan ya¬ yılması için Dışişleri Bakanlığı'na tevdii münasip görülmüştür." Basın. bütün Kürtleri tek amaç etrafinda birleştirmek üzere yöre yöre geziyor. birbirine düşür ve yö¬ net" politikalarıyla karşılıklı bilenmişti. Hamidiye Alaylan'yla. olayların neden ve amaçlarını hü¬ kümetin isteği doğrultusunda işleyecek.

Örneğin. TC döneminde tersine çevrilerek yürürlüğe konuyordu. kimilerine de mektuplar yazarak Kurdis¬ tan hayallerini anlatıyor. talan yapıyor. Varto yöresinin etkin Alevi liderlerindendi. Dersim'in variıklı ve en etkin liderlerinden biriy¬ di. adeta Hamidiye ağalannm önüne atılmışlardı. Ali Haydar Dikmen ile Mehmet Şerif Fırat. Ale¬ vileri öne alıyorlardı. Onlar da. Şeyh Şerife bil¬ dirmiş. Dersim'e uzanıyor. Şeyh Said. Büyük çoğunluğuyla Alevi olan Dersim. ulusalcılığın mezhep ile din farkından önde geldiğini. ayrılığı ortadan kaldırmak amacıyla Alevi liderleri ziyaret ediyordu. Şeyh Said. Kürderin birliği için bunlarla görüşerek çalışmala¬ rına başlıyordu. Buluşmaya aracılık eden ve 1938 kadiamından rastlantıyla kurtulan Nazimiye ilçesine bağlı Civarek (Sanyayla) köyünden Seid Bertal Tanrıverdi. "sıcak yaz aylarıydı ve evler yayladaydı. buluşma tarihini. "resmi ajanlığım" da yapan Mehmet Şerif Fırat'ın özel çeteleri köyleri basıp soygun. kan davasına neden olan cinayetler işliyoriardı. Çarekanlı Mustafa Paşa'ya gönderiyordu.Osmanlı'nın "Sünnileri Alevilere karşı kullanma" politikası. Mehmet Şerif Fırat. 1924 yazında. * * Şeyh Said. Şeyh Said'in güç biriiği için kendisiyle yaptığı görüşmeyi kitabında uzun uzun anlariyor. Dersim'i ziyaret etmek istediğini. Şeyh Said. bu nedenle dargınlıkların unutulması gerektiğini işliyor. Mustafa Paşa. Bunlar. Temmuz veya ağustos ayı olabilir" diye anlatı¬ yordu. Şeyh. Osmanlı yönerimince dışlan¬ mış. Osmanlı'nın Sünni Kürtlere oranla daha farklı bir düşmanlıkla baktığı bir diyardı. Varto'nun Kaşıman köyünde oturan. kimi Alevi önde gelenleri adeta "terörün kol başı" niyetine kullanılıyordu. efsanevi lider Se¬ id Rıza'yla da buluşuyordu. 77 . Abdülhamit. gerekli ortamın hazırlanması için Bertal'ı. Pülümür'ün "Ağuyasini" köyünde oturuyordu. herkesi "ortak davada" birleşmeye çağınyordu. Özellikle Şeyh Said İsyanı ve daha sonraki süreçte.

Sünnilerin geçmişte Os¬ manlı ile işbirliği yaptığını. toplantı. kırk kadar atlıyla Der¬ sim'e gelmiş. Aynı idealler uğruna. Şeyh'i karşılayanlar arasında Seid Rıza da vardı. Mustafa Paşa. babasından dinlediklerine dayanarak. Bazı aşiret liderleri de. ama paşalık rütbesi. Toplantıda. farklı tarihlerde asılarak idam edilen iki li¬ derin bu ilk ve son karşılaşmasıydı. kaftan ve kılıçla onurlandırmıştı. Dersim'in önde gelen bü¬ tün liderlerinin de katılımıyla. işbirliği ve dayanışma havasının dağıldığını belirtiyordu. Sünnilik nedeniyle daha başında so¬ ğukluk yaşandığını. Hayderan aşiretinin lideri Kamer. Areyanlı Yusuf Ağa ile de hısım-akrabaydı. büyük saygı görmüş. Alevi Kürtleri gözardı etmesine rağmen. Mustafa Paşa. Dersim kaynaklarına göre. askeri birlik kurmasına izin vermemiş. toplantıda amcası¬ nın da bir konuşma yaptığını söylüyor ve devam ediyordu: "Babamdan dinledim. Ağuyasini yaylasında. Alevilik."Kürt aşiret birlikleri" de denilen Hamidiye Alaylan'nı kurarken. Toplantıya katılanlardan biri de. 1937'de Seid Rıza'yla birlik¬ te asılarak idam edilen Kureyşanlı Seid Hüseyin'di. Kahraman Aytaç. onu gözetmiş. Karşılaşma anında. Sünnilerin Osmanhlar tarafından yaratılan kardeş kav- 78 . Bertal'ın anlatımına göre. Dersim'in büyük aşiret liderlerinden Yusufanlı Kamer. amcam da bir konuşma yapıyor. amcası ile yakın arkadaşları Baytar Nuri ve Alişer beyleri yanına alarak toplantıya katıldığını söylüyordu. destek ve işbirliğine soğuk baktıklarım belli etmişlerdi. Seid Hüseyin'in yeğeni Kahraman Aytaç. Şeyh Said'in ziyaret isteğini Seid Rıza'ya ileti¬ yor ve istek olumlu karşılanıyordu. Seid Hüse¬ yin'in yeğeni Avukat Kahraman Aytaç. Dersim aşiret reislerinden kimileri. Kürt geleneklerine uygun yol boylarında karşılanmıştı. Şeyh Said. Mustafa Pa¬ şa'nm çadırında gerçekleşiyordu. Dersim'in özerkliği garanti edil¬ diği takdirde ayaklanmaya destek verebileceklerini söylemişti. Seid Rıza'nın. atlarından inip kucaklaşıyorlardı. Hamidiye Alaylan'nın Dersim'e zul¬ mettiğini söyleyerek. Seid Rıza ile de yakın dosttu. top¬ lantıyı anlatırken.

Kürtçede beylerin beyi anlamında bir onurlandırma deyimidir) kasap ve aşçımı beraberimde getirdim. "onlann kestiği bile yenmez" anlamında aşağılamıştı. arkadan vurmayacaklarına ilişkin namus sözü veriyorlardı." Yine aktarılanlara göre. Seid Hüseyin'in sözünü kesiyor. Hamidiye komutanlarından Kör Hüseyin Paşa'nm Ağrı'dan Dersim'e. "ortada at yok. daha sonra değişik söylentiler yayılıyordu. Hele önce Kurdistan kurulsun. Geçe¬ lim bu konuyu. İzin verirsen. Bize karşı çıkmamalıdır. Amcam sözle¬ rinin sonunda. Fakat bir şarda: Dersim'in ayrı bir statüsü olacak. 'Dersim olarak. Dersim özerk kalacak. Aktarılanlara göre." diyordu. son anda destek vermekten caymışlardı. Buna öflcelenen Der¬ simliler de. Şeyh Said açı¬ sından Dersim'in tutumu aydınlanmış olmalı ki. "Miro. (Miro. Mus¬ tafa Bey'e. "kestiğimizi yemeyenlerle kardeşlik olmaz" diyerek. Şeyh Said'i tanıyan ve amacını bilenler. Şeyh Said müdahale etmişti. Dersim'in "Hizbe Azadiya Kurdistan"a destek vermemesi hak¬ kında. sözün burasında ev sahibi Mustafa Paşa. Dersim'de Hıran. siz yular pe¬ şindesiniz. En yaygın söy¬ lentiye göre. bunu sonra ele alırız. hazırız. bizimkiler hayvanları kesip yemek hazırlasınlar" de¬ miş ve bu sözleriyle Alevi olan Dersimlileri kırıp ayırmış. Kurdistan içinde Dersim'in statüsünü tartışacak zaman değil.gasına alet olduklarını söylüyor. "bir ricam var" di¬ yerek söz alıyor ve şöyle diyordu: "Girişeceğimiz harekâtta. ortaya konan tavır karşısında. bu söylentiyi "gerçek- 79 . Çarekanlı Mustafa Bey'in konuklannı ağırlamak için koç ve koyun kestireceği sırada. Kürdistan'ı kurma mücadelesine varız. yine Hamidiye beylerinden Palulu Haşim Bey'in de ikide bir Dersim'e sefer düzenlediğini naklediyor. Koçgiri'ye yürüyüp. Topal Osman çetesi ile Sakallı Nurettin Paşa'ya yardım ettiğini. Dersim hareketsiz kalmalıdır. İzol ve Şadan aşiretlerine büyük kayıplar ver¬ dirdiğini." Şeyh'in bu isteği kabul görüyor ve Dersimli ağalar. kendi kendini idare edecek' diyor.

Ayrıca Kürtleri ortak amaçta birleştirmek için ortaya çıkmış bir liderin. bunu yapacak yapı ve kişilikte değildi. ziyaret amacını peşinen yok etmesi demekti. görüşmeden önce. etin kimin tarafindan kesileceğine neden karar versin?" diyorlardı. böyle bir tavır Kürt geleneğine göre de büyük bir ayıp¬ tı. Kürt aydın çevreleri. Bile bile bir yere misafir olan kişi. Kardeşçe dayanışma amacıy¬ la gittiği bir yerde. çiğÜk ve hakaretti. ortak sahana. Bir misafirin gittiği yerde. "önüne konan öteki yiye¬ ceklere. Alevi. Böylesi bir davranış. birlikte yer içerlerdi. "ulusal dayanışmaya karşı olanla¬ rın yarattıkları zoraki bahane" diyorlardı. Buna itiraz etmeyen kişi daha sonra neden kendi¬ ni küçültüp müdahale etsindi? Aynca.le bağdaşır değil" diye niteliyorlardı. önüne ne konursa. hele hele bir aristokratın. Birleşme ve işbirliği için çabalayan. tasa kaşıklarını batırırlardı. Dürzi ve Yezidi. aklı ba¬ şında bir insan böyle bir ayırımın içine girer mi? Şeyh Said Efendi gibi birinin. eti. Bence bu ba¬ zılarının uydurmasıdır. Sünni. Nitekim. daha da ileriye gidenler. Hıristiyanlar arasında konaklayan ve bunlar tarafindan önüne konan yemeği yiyen Şeyhin. Şeyhin çevresine göre. önüne konan yemeği yemiş. kabul görendi. Yezidi. yanında aşçı ve kasap dolaştırdığına kimsenin tanık olmadığını söylüyorlardı. misafirliklerde. Şeyh. böyle bir davranışta bulunması mümkün mü? Onun 80 . duyulmamıştı. Anlatılanlara göre. dinsel ayrılığı ortaya koyan böyle bir hareketin içinde bulunmasının imkansızlığım belirtiyor. yayılan söylentiler için "asıl¬ sız". Şeyh sık sık gezilere çıkan bir kişiydi. bağışlanması mümkün olma¬ yan bir kabalık. kime. Alevi. o ne¬ reye. "senin elinden çıkan ekmeği. Misafirin. çay kahve içmişti. duyulmamıştı. ne yiyeceğini sorması görülmemiş. onları aşağılaması. o evin kurallarına tabiydi. Musevi ve Kürtler ile Ermeniler iç içe yaşar. O. yemeklerin yapıldığı kap kaçağa itiraz etmeyen kişi. yemeği yemem" demesi görülmemiş. Şeyh Said'in torunlarından Abdülmelik Fırat ise şöyle diyordu: "Dedemin böyle bir şey yapması mümkün değildir. niçin gittiğini biliyordu. Dürzi kesimlerde. önüne konacak yemekle ilgi¬ lenmesi. o nedenle.

içtik. sessiz¬ ce yapmak istiyordu. bu işi de gürültü çıkarıp halkı uyandırmadan. Nitekim. Halit Bey'in tutuklanmasından bir süre sonra. Yasaya göre. yeri geldiğinde. kar denizinde adım atma imkanları yoktu. Bugün de aynı sofrayı. Adarınsa. karşı mezhepteki insan¬ ları dışlayan bağnazlık yoktur. 1924 sonbaharında hareketin liderleri Halit Bey ve Bitlis eski Milletvekili Yusuf Ziya Bey'i tutuklamıştı. dolayısıyla Bitlis'e gitmesinin gereksiz olduğu¬ nu söylüyordu. da¬ ha hazıriık aşamasındayken bastırmak üzere. halkı bir dava etrafında toplamak için yola çıkmış birinin. Sıra. eğer amaç "ifadeye başvurmaksa" bunu Hınıs'ta da yapabileceğini. Ankara. Mevsim kıştı. orada bulunan Alevi kardeşimize özellikle kes¬ tiririz ki. kar ve kış koşullarını hatıriatarak. Şeyh. bunların doğruluğunu araştırmak için ifadesine başvurma gereği¬ nin duyulduğunu söyleyerek." ŞEYH SAİD HALKA KARIŞIYOR Kürtlerin niyetini yakından. Hatta bağnazlık¬ ların ayıbını bildiğimiz için. bahane yaratmaya yöneliktir. Hı¬ nıs'tan Bitlis'e işleyen araç yoktu. böyle bir tutum takınması zaten mümkün de¬ ğildir. Şeyh Said'in Kolhisar'daki evinin kapısını çalıyorlardı. Birlikte yedik. Bence bu söylentiler. etkin liderler Şeyh Said ile Seid Abdülkadir'e gelmişti. eğer ortak cemaat için hayvan kesilecekse. Biz Hı¬ nıs'ta Alevi kardeşlerimizle hep iç içe olduk. "tanık olarak ifadesinin alınması için" Bitlis'e davet ediyorlardı. Bu durumda Şeyh Said'in yürüyerek gitmesi gerekiyordu. Kar kalınlığı yer yer metreleri buluyordu. Çünkü dinde de yeri yok. en yakın mahkemede ifa- 8ı . Tek yolculuk aracı attı.kişiliğini bilen biri buna inanır mı? Bizde. aynı kaşığı paylaşıyoruz. Gelen askerler. Bitlis'te bulunan Halit Bey'in bazı açıklamalannın bulunduğunu. ama sessizce izleyen Ankara. bağnazlar bundan ders alsınlar. üstelik grip olduğu¬ nu bildirerek. Şeyh Said Efendi gibi. Onun için. Dersim'de an¬ latıldığı biçimde bir olayın meydana geldiğine ihtimal vermiyo¬ rum. uzaktaki dava tanıklan.

Ama göz hapsinde tutuluyordu. zorunluluk kapısını kapatmıştı. Daha birkaç ay önce. Köyü. Mektup Kürtçe. "Tanıklık etmesi için" kapısına gelenler. Halit Bey Erzurum'daki evinde göz hap¬ sine alındığında. Erzurum'dan ayrılmasını isteyen oydu. yolu. eli kolu bağlı biçimde oturup. Şeyh.de verebiliyorlardı. her an tutuklanabileceği ihtimali ile kuşatma altında yaşamaktan rahatsızdı. * Melle Selim (Taş) da. Bit¬ lis'e gelmemesini. Evinde. Şimdi aynı hataya düşmek istemiyordu. bu konuda Fırat'ı doğruluyor ve şunla¬ rı anlatıyor: "Halit Bey cezaevindeyken. Mektubunda. bir yolunu buluyor. Ama mektubun sonraki bölümünde bir başka öneride bulunuyor ve şöyle diyor: 'Kış vaktinde harekete geçmeyin. çünkü ifadesini alma bahanesiyle. evi. ele geçmemesi için. kolay av olmaktansa halka karışmaya karar veri¬ yor ve kararım uyguluyordu. Hınıs'taki mahkemede ifade verdikten sonra serbest bı¬ rakıldı. "Orada oturup Kürtlerle sohbet edeceğine. hal¬ ka karış" diye uyaran. Şeyhin yasayı hatırlatması. Baharı. Halit Bey'in akı¬ betine uğramak da vardı. Tutuklayacakları kesin. O zaman yiğitleri dağa çıkarın. Ankara ile te¬ mastan sonra. cezaevinden gönderdiği bir mesajla aynı akıbeti yaşamaması için Şeyh'i uyarmıştı. Şeyh Said. Hınıs'ta ifadesinin alınmasına karar veriyorlardı. Her an kapısını çalabilirler. bir an önce Hınıs'tan ayrılıp izini kaybettirmesini öneriyor. Evinin çevresi ajan kaynıyordu. denetim altına alınmıştı." Şeyh Said'in torunu Abdülmelik Fırat anlatıyor: "Şeyh Said Efendi. kaderini bekleyerek. halktan ko¬ parıp tutuklamak istediklerini. evinde göz hapsinde. dağların misafir ka¬ bul zamanını bekleyin. Kolhisar'dan ayrılma- 82 . Bunun üzerine. Şeyh Said'e bir mektup yazıp ulaştırıyor. Yakınlarının anlattığına göre Şeyh. Mehmet Şerif Fırat'ın Doğu İlleri ve Varto Tarihi adındaki ki¬ tabında yazdığına göre. Halit Bey de.

Hınıs'a iniyor." Mehmet Şerif Fırat'ın yazdığına göre. Hınıs'tan ayrılınca. Kırıkan köyüne geliyor. Seid Abdülkadir'le görüşüyor. Şeyh. sonra adı Karlıova diye değiştirilerek ilçe merkezi yapılan Kani- reş köyüne geçiyor. Seid Abdülkadir'le görüşmele¬ rini. Sadiye Telhe'nin evinde misafir kalıyor (Sadiye Telhe. Gelen insanları kabul ediyor. ziyaretine gelen ağa ve şeyhlerle görüşmeler yapıyor. Ardından. Günlerden cuma. bahar¬ da dağlar yol verir vermez. bir yandan da öteki aşiret reislerine. Seid Abdülkadir. Halit Bey ve Seid Abdülkadir'in öne¬ rilerine uyarak. Kanireş'ten sonraki konağı Azizan köyü. Kınkan'da babasıyla buluşuyor. Halk adeta onu çember içine alıp. bu vaziyette konaklaya konaklaya ileriiyor. yönünü Şuşar tarafına veriyor. Şeyh Said'e oğlu Ali Rıza aracılığıyla "bahara kadar beklemesini. Yola çıktığını duyan Kürder. Şeyhin peşine düştüğünü duyan Kürtler de. Ondan sonra dönüyor. Her zaman cuma namazını kıl¬ dığı Kolhisar camisine gitmiyor o gün. Son¬ baharda Halep'e koyun götürüp satmış. Yolday¬ ken. şeyhlere mektuplar yazıp gönderiyor. Yolunu değiştiriyor.ya karar veriyor. Oğlu Ali Rıza Efendi. Melle Selim devam ediyor: "Şeyh Said Efendi. Burada da çevreden gelenlerie bir toplantı yapıyor. Mehmed Ağa ve Helile Çeto'ya misafir oluyor. Orada. Konuşmalar yapıyor. şimdilik sükûnetlerini korumalarını ve kar eriye¬ ne kadar beklemelerini söylüyor. canını siper edi¬ yor. Ama parasını alama¬ mış. Şeyh. Türk devle¬ tinin. Kınkan'da birkaç gün kalıyor. kendisinin de İstanbul'dan ayrılıp Hak¬ kari yöresine geçeceğini ve o bölgede de bir cephe açacağını" bildi¬ riyordu. Kınkan'da birkaç gün kaldıktan sonra ayrılıyor. 1927 yılında yaka- 83 . Kırıkan köyüne akıyor. Kargapazar köyüne geçiyor. Cemaate na¬ maz kıldırıyor ve hemen ardından atına binip yola çıkıyor." Melle Selim devam ediyor: "Şeyh Said Efendi. Mektuplarında. babasının köyden aynldığını duyuyor. ona naklediyor. Kamil ve kardeşi Baba Bey'e misafir oluyor. onu tehlikede sanarak pe¬ şine düşüyor. Gidip parasını aldıktan sonra vapurla istanbul'a geçiyor. o sırada yolculukta.

Çalışmalar açıklık içinde yürütülüyordu. Kendisi de büyük savaş yıllarının muhaceratını Piran'da geçirmişti. caminin arkasında. bey ve şeyhlere haber ulaştınyor. Sonra Piran'a geçiyor. toplantılarını sürdürü¬ yor. isyan hazıriıklanmn gizhsi sakhsı kalmamıştı. etrafın bütün şeyh ve ağalan yanına koşu¬ yor. eli silah tutan herkesin silah ve at temin edip beklemesini is¬ tiyordu. Şeyh. Şeyh'in ayağa kalkması. ilkbaharda ayaklanmak üzere. Şeyh Said'in kardeşi. silahlanıp Şeyh'in emrini bekle¬ melerini bildiriyordu. Türk devletinin ajanlan ise Şeyh'i yakın plandan izliyoriardı. Melekan'da bir¬ kaç gün kalıyor. Uğur Mumcu. Şeyh Said'den ağa. Genç de. PİRAN'DA SİLAH SESLERİ Piran.lanıp idam ediliyor). Mahmut Çeleyan Mahallesi'nde. kardeşi Ab¬ dürrahim'in evindedir. Eğil bucağı da Genç iline bağlıydı. Şeyh'in de ikinci köyü sayılıyordu. Kardeşi Abdürra¬ him Piran'da oturuyordu. şimdi- 84 . kimileri köyleri dolaşarak. 'Hani ve Lice ağalarıyla buluşuyor. Kızı orada. "Hewar" (imdat) günü havalannı estiriyordu. kayalıklann karşı¬ sındaki evde oturuyordu. Va- lerli Sadık Bey dahil. Yakın çevre ileri gelenleriyle bir toplantı yaptıktan sonra Melekan köyüne geçiyor. Genel heyecan kaynaşma başlatmış¬ tı. Ath gruplar. Melekanlılar yakın akrabaları. Oradan Çan köyüne geçip şeyhlerie yapnğı toplanndan sonra. yanında üç yüz atiı ile Şeyh Said." * # « Şeyh Said'in köyünden çıkıp halka kanşmasıyla biriikte. 'Bingöl' adıyla il merkezi yapılan "Çevlik"e geçiyor. toplantılarda Türk devletinin hazıriık ve ni¬ yetlerinden haberli olduğunu söylüyor. Temas ve çalışmalarını. Birkaç gün kaldıktan sonra Diyarbakır tarafına gidiyor. Piran'da. Kürt-lslam Ayaklanması adındaki kitabında "Piran Olayı "nın başlangıcım şöyle yazıyor: "13 Şubat günü. Şeyh Abdullah ile evli. O zamanlar Piran. Eğil bucağına bağ¬ lı bir köydü. Kürder arasında.

tutuklamada ısrarcı davranıyorlardı. kaldığı evin sarıldığını görünce. Şeyh'i tah¬ rik edip tutuklama gerekçesi yaratmaktı. 13 Şubat 1925 günü Şeyh Abdürrahim'in köyünü sardıklarından. Ben köyden ayrılana kadar herhangi bir davranışta bulunmayın.'" * * * Kürt geleneklerinde. hem Cumhuriyet tarihinin en büyük olayların¬ dan birinin başlamak üzere olduğunu elbette bilmiyorlardı. ya¬ kın adamlarını uyarmıştı: "Onların istedikleri mesele çıkarmaktır. kapısına dayanan provokasyonu görmüş ve tuzak¬ tan kurtulmak için çırpınmış. tansiyonu düşürmek umuduyla subaylara. "ben köyden çıkıncaya ka¬ dar. bir ilin adıydı. Hükümetin kolu uzundur. Ne ya¬ parlarsa yapsınlar. dolayısıyla onurunu kurtar¬ maya çalışıyordu. yeni bir öneride bulunuyordu: "Mesele çıkarıp olayı büyütmeyin. benim şeref ve haysiyetimi çiğnemiş olursu¬ nuz. kişinin yanındaki kim olursa olsun do¬ kunulmazdı. Behçet Cemal'in de Şeyh Sait adındaki kitabında aktardığına göre.' Teğmenler şöyle karşılık vermişlerdi: 'Bizim görevi¬ miz bunları yakalamaknr. Sakin durun.ki gibi Bingöl ilinin bir ilçesi değildi. Yakalayıp götürmek zorundayız. Şeyh Said." Köyde ortam gerginleşmişti. düşmanına teslim etmemek. Kürt aristokrasi¬ sinde onursallığın gereğiydi. Yola çıkmak üzereyim. Evin sarıldığını gören Şeyh Said jandarma teğmenlerine haber göndermişti: 'İstediğiniz adamlar benim yanımdadır. hem Nakşi Kürtlerin. subayların amacı. Onu. Şimdi bun¬ ları yakalarsanız. O nedenle ricasını din¬ lemiyor. Bu suçluları istediği zaman ya¬ kalayabilir. Bu iş için buraya geldik. Şeyh Said. Altı asker kaçağını yakalamak için görevlendirilen jandarma birliği komu¬ tanları Teğmen Mustafa ve Teğmen Hasan Hüsnü. Ben ayrıldıktan sonra yakalarsı¬ nız" demekle bir bakıma yakasını. bu yüzden subaylara. aradıklarınıza dokunmayın. "kaçakları yakalamak" değil. Şeyh Said. karşılık vermeyin. Ben ay- 85 .

hakaret ediyor. Orada hazır bulunanlar. diyor. Piran'da kurşunlar namludan çıkıyor ve silah sesleri. Babamın anlattığına göre. Şeyh Said'in iradesi dışında ve vaktinden önce patla¬ mış. arkasında yüzü aş¬ kın atlıyla. yöre¬ de "Nahiye Müdürü"ydü. Kürtçe olarak. böylece erken isyanın başlangıcı oluyordu. Teğmen bununla da kalmıyor. silahlar erken patla¬ mış. o gerginlik içinde jandarmaya silah çekiyor. aradıklarınızı o zaman tutuklayın. artık dönüş imkanı yok olmuştu. Şeyh Said teğmenlerin olay çı¬ karmak için kararlı olduğunu görünce. kalanlarsa tutsak ediliyor. adeta donup kalıyoriar. olay çıkmasın diye soğukkanlı davranıyor. bana emir veriyorsun!' di¬ ye bagınyor." Gerekçe ve olayın şekli ne olursa olsun.rıldıktan sonra ne isterseniz yapın. Fakat jandarma teğmenlerinden biri sinirlenip. 'sen kim oluyorsun da. Piran'dan Darahini (Genç) yönüne doğru yola çıkı- 86 . Cevat Oktay. 'Rabın' sözü. 'kuro rabın' (kalkın çocuklar). Şeyh'in sakalını yakalıyor ve sarsmaya başlıyor. sonra ara¬ dıklarınızı tutuklarsınız' diyor. ilk kurşun. "ilk kurşun" olayım şöyle anlatıyordu: "Babam. 'gereke¬ ni yapın. ayaklanın' anlamında anlaşılıyor. Şeyh Said 13 Şubat 1925 günü. o heyecan ve şaşkınlık ortamında. o dönemde. babasının anlatımına dayanarak. Ama Şeyh. Türk devleti açısından amaca varılmıştı. Şeyh Said de atına binip Piran'dan ayrılıyor. bir anda er¬ ken isyan ateşine dönüşüp yayılıyordu. öğle vakti. 'ben gideyim. bu teklif olumlu bir karşılık bulmuyor. Silahlar patlıyor. Kürt asıllı gazeteci Cevat Oktay'ın babası." Dönemin Başbakanı İsmet İnönü'nün damadı Metin Toker'in Şeyh Said İsyanı adındaki kitabında anlattığına göre. Yanın¬ dakilere dönüp. Teğmene karşılık vermiyor. subayların "hemen" ısrarıyla or¬ tam daha da gerginleşiyordu. DİYARBAKIR MUHASARASI VE İSYANIN KADERİ Olaylar. Metin Toker'e göre Şeyh'in karde¬ şi Şeyh Abdürrahim. olayın patlak vermesinin iç yüzünü en iyi bilenler¬ dendi. Şeyh'in yakasını tutan teğmen dahil birkaç jandarma vurulu¬ yor.

Şeyh Said. kimi yaya. kimi ath. Varto'yu aldıktan sonra kuzeye yönelerek. köyden köye dört bir yana dağıla¬ rak. ardın¬ dan da Bitlis'e yürüyecek. Bu arada katılım büyüyor. İsyancılar. iş başa düşmüş. tüm Kürderi biriiktelik içinde ayaklanmaya katılmaya çağınyordu. "Şeyh ayağa kalktı" haberini alan köylü kalabalığı büyük. yollara dökülmüşlerdi. "Emir ül Mücahidin Muhammed Said Nakşibendi" im¬ zası bulunuyordu. ardından da Hani bucağı isyancı- lann eline geçmiş. kimin kime komuta edeceği belli değildi. cepheler genişliyordu. Şeyh Said'in damadı olan Şeyh Abdul¬ lah. Erzurum. ama organizeden uzaktı. ne yapacağı. "Şeyh Said Efendi ayağa kalktı!" haberini yayıyordu. Şeyh Said'in yanına ulaşma koşu¬ su başlamıştı. Doğu Cephe¬ si Komutanlığına. bazısı silahlı. Kürder ayaklanmış. tutuklu bulunan Halit Bey. Fakat. ertesi gün yayınladığı ilk bildiriyle. Şeyh Şerif ise savaş deneyimi olan başlıca komutanlardan biriy¬ di. Piran köyünden. kendi deyimiyle hayatında eline silah almamış Şeyh Abdullah atanmıştı. Kürt yönetimler kurulmuş. direklere Kürt bay¬ rakları çekilmişti. Bildirinin altında. adılar bölgeden bölgeye. Daha önce Rus işgalcilere karşı gerilla savaşı venniş olan Şeyh 87 . Şeyh Said'in askeriik ve savaş deneyimi yoktu. kısa zaman içinde kadanarak artmış. Daraheni (Genç) il merkezi. binleri bulmuştu. bölgenin merkezi durumundaki Genc'e doğru ilerliyorlardı. yol boylarındaki telefon ve telgraf tellerini kesip bağlanriları kopararak. Bu yüzden işlevsiz kalıyorlardı. çoğu silahsız.yor. Kimin nerede. savaş stratejisini de kendisi çizmeye başlamış. hayatında eÜne silah almamış bazı kişileri de komutan olarak atamıştı. Yusuf Ziya ve Hacı Musa beyleri kurtaracaktı. üç yüz dolayında atlıyla yola çıkan Şeyh Sa¬ id'in çevresindeki silahh adam sayısı.

Kürt öncü gruplan Diyarbakır'a doğru akmaya başlamışlardı. önlerine çıkan bir süvari birliğini de yenil¬ giye uğratarak kenti kuşatmışlardı. kasabaları ele geçiriyorlardı. yani Lice'yi de almışlardı. Birkaç gün sonra. zorluk çekmeden hedeflerine varıyor. önemli bir direnişle karşılaşılmadan Elazığ da ele geçiriliyor. İsyancılar. Ağır silah ve toplarla takviyeli Türk birlikleri surların içine çe¬ kilmiş. Lice'de halka hitaben yaptığı konuşmada şöyle di¬ yordu: "Artık bu işi durdurmak elimde değildir. Diyarbakır'a açılan kapıyı. Merkez gücü Lice'de toplayan Şeyh Said. şehirleri. Öte yandan Şeyh Abdullah önderliğindeki güçler de Varto il¬ çe merkezini denetim altına alarak Erzurum'a yöneliyordu. Malatya için ha¬ zırlıklara girişiliyordu. Şeyh Said. Ne sonuç verirse versin devam edeceğiz.. Diyarbakır üzerine yürüme hazırlığındaydı. Onun hedefi Di¬ yarbakır'dı. ardından Malatya ve Dersim'di. Şeyh Said ise merkez güce komuta ediyordu. batı cephesinin komutanıydı. Kuşatmanın 88 . Topraklanmız verimlidir. Yayılma "göz açıp kapayıncaya kadar" denilebilecek bir hız¬ daydı. surları delip içeriye girmek üzere gedik açmaya çalışıyorlardı. Bunlardan yararlanacağız. savunma konumuna geçmişlerdi. Şeyh Şerifin yönettiği isyancılar Bingöl il merkezi olan "Çevlik"i aldıktan sonra. Piran olayından dört gün sonra. Kürdistan'ın başkenti olarak ilan edilecekti. Pi¬ yade alayından sonra.Şerif. Türk resmi tarihine de kaynaklık eden Behçet Cemal'in yazdığına göre. Diyarbakır yolunu kesmek üzere Fis ova¬ sında mevzilenmiş Türk Piyade Alayı yenilgiye uğratılıp dağıtılıyor. Kürt topraklarım Türklerin elinden alaca¬ ğız. Şeyh Said'in başında bulunduğu güçler. Onun hedefi Elazığ." Lice'nin alındığı gün. İsyancılar. Madenlerimiz çoktur. Gazik ve Kiğı boğazlarını denetim altına alarak Elazığ üzerine yürümeye başlıyordu.. Şehir ele geçirildikten sonra.

anı¬ larında ajanların Şeyh Said'in yanına kadar sokulduklanm belir¬ tiyor ve şöyle diyordu: "Bu arada Mürsel Paşa (kale komutanı) boş durmuyor. isyancıları halk desteğinden yok¬ sun kılmak. Diyarbakır'ı muhasara altına alan Kürder. Fa¬ kat tutunamadılar. Kürt öncüler açdan ge¬ diklerden içeri girmeye başlamıştı. Geri çekilmeye başladılar Diyarbakır muhasarası isyanın "kaderi"ni tayin eden dönüm noktasıydı. Bah¬ çeli Hacı Hamdi Bey'i Diyarbakır için görevlendirmişti. Vali Avni Doğan. Muhasara safları bozuldu. Diyarbakır Valisi Ahmet Mithat Bey de. "Şeyh Said bunun için mi ayaklandı?" diyerek cephe alı¬ yordu. Bu amaçla para dağıtılıyor. beklenmeyen bu darbe karşısında paniğe kapıldılar. Paşa. bu yöntem¬ le devletin yanına alınmıştı. Bunlar parayla tutulmuş insanları. pek çok kitap kaleme alınması¬ na rağmen. Siverek ve çevredeki bazı ağa ve aşireder. genel olarak yararlanılan tek kaynak. kuşatmacılan arkadan top ve mitralyöz ateşine tutmuşlardı. bu sırada takviye bir¬ likleri yetişmiş. Pirinççizadelerin çevresinden Derikli Necim. Kürtler. Nakipzade Bekir. Fakat. Behçet Cemal'in 89 . yeniden surların gerisine kapandılar.üçüncü gününde. Türk güçleri kaleden çıkıp taarruza geçtiler. onları karşı karşıya getirmek için de her türiü yönte¬ mi kullanıyordu. 7 Mart 1925 günü savunma burçlarını aralamayı başardılar." Kürtlere en büyük zaran "Diyarbakır için görevlendirilenler" veriyordu. isyancı kimliğiyle şehir sokaklanna salıp. hırsızhk yaptırıyor. Para gücüyle sayısız ajan ve provokatör de iş başı yapmışri. Bu konuda sayısız yazı. Dönemin istiklal Mahkemesi üyelerinden. talan. Bu olaylara tanık olan ya da muhatap olanlar. ka¬ dınları taciz ettiriyorlardı. çapulculuk. Bu arada Ankara yönetimi. Diyar¬ bakırlı Şeyh Ahmet ve Şeyh Ömer'i Şeyh Said ile görüşmeye gön¬ deriyordu. Önemli bir basan gösteremeden geri çekilip. Derikli llyas. mevki ve makamlar veriliyordu. Sadi ve Aziz'i de gizlice Şeyh Said'in yanına sok¬ muştu.

Hükümet hâlâ kıpırdamamakta ve isyan karşısında şaşkına dönmüş gibi susmaktaydı. soğukkanlılığını bozmadı. ana gücünü buradan hücuma kaldırmışn.. durum tehlikeli olmaya başlamışn. Genelkurmay." 90 . şehir güneyden de saldırıya uğradı. Diyarbakır'ın kuzeyinde sa¬ vaş bütün şiddetiyle devam ederken. Ordu birlikleri. Şeyh Said. Bun¬ lar güneydeki sudarda bazı gedikler ve özellikle lağım yollarını açmışlar ve asiler buralardan şehre girebilmişlerdi. Kürtlerin çok kısa zamanda önemli ilerlemeler elde ettiklerini an¬ lattıktan sonra. emrindeki asilerin büyük bir kısmını doğ¬ ru Diyarbakır üzerine gönderirken. ilk baskısı 1955 yılında yapılan kitabında.Şeyh Said İsyanı adındaki kitabıdır. Behçet Cemal. güneyde ise surları siper alarak karşıladıkları halde." Behçet Cemal devam ediyor: "Nihayet 8 Mart 1925 Pazar sabahı güneş doğarken. kuzeyde asileri surlar dışında. 7 Mart akşamına doğru şehrin okul ve kışlalarının bu¬ lunduğu kuzey tarafindan şiddetli bir ateş başladı. Derhal elindeki süvari yede¬ ğini kuzey cephesine çekerek dört nala güneye sevk etti ve içeri giren asileri baskına uğrattı. güney cephesini tutan ordu birlik¬ leri iki ateş arasında kalmış. kendisi de Ergani ve Eğil ta¬ raflarına gidiyor ve buradaki şeyhlerle ağaları ayaklandırıyordu. güney cephesinde bir ara¬ lık asilerin başarılı oldukları gibi bir durum meydana geldi. 7 Mart 1925 gece yarısına doğru. Uğur Mumcu ve Metin Toker de daha sonra geniş ölçüde bu kitaptan yararlandılar. Şehre hücum edecek asi miktarı. Arnk (Şeyh Said) Diyarbakır'ı ele geçi¬ rip Kürdistan'ın özgürlüğünü ilan etmekten başka yapacak şey kalmamıştı. Şeyh Said'e göre 3 bin. hükümetin tahminine göre 5 bin kadardır. Nihayet Samaki'deki genel karargâha dönebilen Şeyh Said. Bun¬ da asilere içerden yardım eden unsurların da tesiri olmuştu. Diyarbakır muhasarası için şunları yazıyor: ". Diyarbakır'ın dört kapısına bir¬ den genel taarruza geçilmesini emrediyor ve şehrin içindeki taraf¬ tarlarına bu yolda talimat gönderiyordu. Şeyh Said. asi güç¬ ler ilk defa karşılaştıkları bu teşkilatlı ve azimkar direnme karşı¬ sında dayanamayarak panik halinde kaçmaya başladılar. Asilerin içeriye girmesiyle. Fakat şehrin savunmasını yöneten İzmir kahramanı General Mürsel..

Şeyh'in kuvvetleri¬ ni nasıl destekleyecekleri kendilerine bildirilmişti. mavzerler ve bir kısmı da sadece sopalarla silahlan¬ mıştı. O güne kadar top sesi duymamış ve top nedir bilmeyen isyancılar. Dicle'yi geçerek Diyarbakır'ı çevreleyen surla¬ ra doğru ileriemeye başladılar. Mürsel Paşa'nm iyi bir savunma hattı oluştur¬ duğunu anlattıktan sonra şöyle devam ediyor: "Halk sokağa bırakılmıyor. bağımsız Kürdistan'ın ilanının Diyarbakır'ın alınmasına bağlı olarak planlandığım. Samahir'deki karargâhlarında toplandılar. Plan. Akşamdan başlayan yağmur aralıksız devam ediyordu." Metin Toker. Verilen karar. Av tüfekleri. topçular sabaha kadar "kör atışı" kesmediler. Buradan içeriye girmek daha kolay olacaktı. taarruzun 7 Mart günü. Savunmayı muntazam asker yapı¬ yordu. Bu arada Diyarbakır'a da haber uçurul¬ muş. her ih¬ timale karşı geri çevriliyordu. yani beşinci kol durumdan ha¬ berdar edilmiş. silah isteyenlerin talepleri.Dönemin Başbakanı İsmet İnönü'nün damadı Metin Toker de. Karanlık bir gece olmasına rağmen. buradaki Şeyh taraftariarı. alaturka saatle sekizde. ne şekilde hareket edecekleri. Alaturka saatle ikide. Fakat bu bilindiğinden. Akşam karanlığından faydalanan asiler. Çünkü surlann eskimesi yüzünden. buralar barikatlaria tah¬ kim edilmiş. ağzında ateş sa¬ çan ve gök güriemesine benzer sesler çıkaran bu silahtan çok 91 . Diyarbakır'ın dört kapısına birden hücum edilerek şehir işgal olunacakn. yani gece yarısından sonra başlamasıydı. İç kalenin üzerine toplar konulmuştu. yenilginin bu planı bozduğunu yazıyor ve Diyarbakır muhasarası hakkında şöyle diyor: "Diyarbakır önlerine geldiğinde Şeyh Said ve kurmayı. sonra da Dağ kapısına yüklendiler. burada birtakım tabii gedikler açılmıştı. yani karariaşnnlandan akı saat önce ateş başladı. 1968'de yayınlanan Şeyh Said ve İsyanı adındaki kitabında. Asiler içerden aldıklan istihbarata dayanarak en çok Dağ kapı¬ sını zoriuyoriardı. önce Mardin. eldeki kuvvetlerin önemli bir kısmı buralarda mev- zilendirilmişti. Sayıları bin ile 3 bin arasındaydı. 'Sallallah' naralarıyla suriara yaklaşmaya çalışıyorlardı. Asileri en çok yıldıran da bu oldu. tam Sa¬ id'in istediği gibi uygulanamadı. Asiler.

" Diyarbakır muhasarasının sonucu. Sabaha karşı bu emir gel¬ di: Şeyh Said yenildiğini anlamış ve asilere en kısa zamanda geri çekilme emrini vermişti. Toplarımızın sesini duyu¬ yorduk. gelecek emri bekliyoriardı. Aslında bu doğruydu. 92 . Top atışlan ve suriar şehre girmelerini önlüyordu. Saat yedide ilk ateş başladı. Subaylar koşuşuyor. Dönemin Cumhuriyet Gazetesi. kapıdan değil lağım deliklerinden sızmışlar¬ dı. Cephede sesler fazlalaşmaya başladı. yorgun düşen savaşçılann dinlenmeleri ve insan zayiatını en aza indirecek yeni bir stratejinin saptanması amacıyla geri çekilme buyruğu verdiğini söylüyordu. Diyarbakır İstiklal Mahkemesi'nde mu¬ hasarayı anlatırken. içeriye giren bu kolun yok edildiğini anlatıyor ve devam ediyor: "Asiler şehri dört yönden sarmışlardı. Buna rağmen bu asiler. geri çekilme başlamıştı. Sayılan 120'yi geçmiyordu. isyanm kaderini de belirle¬ miş. savunma karşısında fazla kayıp vermedikleri¬ ni. Sokaklarda hiç kimse kal¬ mamıştı. Akşam oluyordu." Metin Toker. ilk hücum dalgası. Yollarda yüzlerce asi cesedi yanyordu. gökyüzü kıpkızıl kesiliyordu. Şehirde birden bir karış¬ ma meydana geldi. geri çe¬ kilmede en önemli etkenin. provokatörlerin halkın tepkisine ne¬ den olan davranışları olduğunu söylüyorlardı." Öte yandan Şeyh Said. İçerden gelecek yardımı da alamadıklan için. Gece yarısından sonra sokağa çıktık. Savunma başanyla yapılıyordu. piyademiz mevzilerinde güç zapt ediliyordu. Gece yarı¬ sına doğru ikinci hücum dalgası da püskürtüldü. Diyarbakır muhasarasını şöy¬ le aktarıyordu: "Bir söylenti çıktı: Şeyh geliyormuş. Derhal bir emir verilerek halkın sokağa çık¬ ması yasak edildi. Fakat buradan içeriye giren asiler. surlara yakın karargâh kuran bir nakliye kolunu dağıtmayı başardılar ve bir kısım askerle bir subayı şehit ettiler. General Mürsel hiç istifini bozmadan emirler veriyordu. Top¬ larımız durmadan gürlüyor. keşif topçu ve piyade ateşimiz karşısında bu surede kırıldı. Şeyh Said'e yakın çevreler.korktular. Fakat gece yansına yakın kötü bir haber duyuldu: Mardin kapısından saldıran is¬ yancılar şehre girmişlerdi.

Yetişen kuvvetler üzerine Şeyh ve avanesi kaçmışlardır. Gazete. basit bir "zabıta vak'ası" gibi göste¬ ren propaganda niteliğindeydi. Abdülhamit döneminde İngiltere'nin vesa¬ yetinden. basında görülmeye başladı. Olaylara ilişkin ilk haber. Ergani'nin Piran köyünde bulunan jandar¬ ma birliği ile. 16 Şubat 1925 tarihinde. haber veren değil. Fakat. Aynı gazete ertesi günkü haberinde. bu olayın da sorumlusu olarak İngilte¬ re'yi işaret etmeye başlamıştı. süre gelen geleneksel alışkanlıkla. bu yüzden "ne olduğunu" açıklamadığı olaylardan söz ettikten sonra. Telefon ve telgraf tamir edilmiştir. ko¬ yu bir "sansür" uygulamaya başlamıştı. "tenkil" (yok etme) hare¬ kâtının başladığını. Bu arada Ankara. Rejimin resmi yayın organı Hakimiyet-i Milliye gazetesi 16 Şubat 1925 günkü sayısında. 16 Şubat 1925 tarihinde. ışık sızdırmayacak biçimde. Türk kamuoyu isyandan habersizdi." Haberden anlaşıldığı gibi isyan liderinin adı bile yanlıştı. "An¬ kara. olayları çarpıtarak. o yörede bulunan Hınıslı Şeyh Said'in adamları arasında çarişma çıkmış ve iki jandarma ölmüştür. isyanı duyuran. Kanlı olaylar sürerken. küçük. yarı resmi Cumhuriyet gazetesinde yayınlanan haberde şöyle deniliyordu: "Şubat'ın 13. telefon ve telgraf hadarı tahrip edilmiştir. Almanya'nın himayesine geçildiğinden beri. basını denetim altına almış. günü Ergani'nin Piran köyündeki jandarma müf¬ rezesi ile civara gelen Şeyh Said Bediüzzaman ve avanesi arasın¬ da bir çanşma olmuş." 93 . şu haberi veriyordu: "Şubatın 13'ünde. bu da. "tenkiP'in başladığını duyuruyor. Ankara reji¬ mi.TÜRK BASINI İSYANI GİZLİYOR Dönemin tek kitle haberleşme aracı gazetelerdi. Isyan'ın lideri olarak haberde Bediüzzaman (Saidi Nursi) gösterili¬ yordu. bu işte İngiliz parmağı olduğu fikrindedir" diye yazıyordu. Saldırganlar şiddetle takip ediliyor. Cumhuriyet gazetesi. ama "ne olmuş da tenkile geçilmiş?" sorusuna cevap vermiyordu. bu amaçla uçakların bölgeye gönderildiğini ya¬ zıyordu.

kararımızın dışında. "kuvvetlerimizin takibinden kaçan Şeyh Said'in. acele hareket edile¬ rek erken başladı. Genç'te ne olduğunu saklı tutuyor. başında topladığı birkaç avanesi (yandaşı) ile beraber jandarmamıza karşı giriştiği saldı¬ rıdan sonra meydana gelen olaylar üzerine hükümet. Gazetenin haberi devam ediyordu: "Genç. Tamamlayıcı bilgilere göre. birkaç yüz haneli küçük bir vilayetimizdir. ne olduğu bilinmeyen "Piran olayı"nın etrafinda dönüp dolaşmaya devam ediyorlardı. Tekrar Diyarbakır muhasarasının başarısızlığına dönecek olursak.Aynı gazete. Birkaç gün içinde bu eşkıyaya hak ettiği cezanın verileceği muhakkaktır. ilk kez "isyan" deyimini kullanıyorlardı. okurunu merak içinde bırakıyordu. bir soru üzerine şöyle diyordu: "Diyarbakır'a hücum. Askerlerime al- 94 . asilere kumanda eden Öğretmen Fahri öldürülmüş ve 'ussat' perişan edilmiştir. mahkemede. "Eşkıyaya hak ettiği cezanın verileceği"ni yazıyordu ama. Şeyh Said. Olay sırasında kente girmeyi başa¬ ran 120 kadar askerimin akıbeti meçhul kalmıştır. Fakat. gerçeğin özüne dokunmadan. Hakimiyet-i Milliye gazetesi 23 Şubat 1925 tarihli sayısında şu haberi veriyordu: "Piran'da Şeyh Said adında birinin. isyanı kamuoyundan gizliyordu. 150 kadar yandaşıyla birlikte Genç'te olduğu" habe¬ rini yayınlıyordu. Ama gazeteler 24 Şubat 1925 tarihinde bölgede sıkıyönerim ilan edildiğini bil¬ diriyordu. olaylardan yaklaşık on gün sonra." Egemen güç." Gazete. iki gün sonra. Çeşidi silahların ateşi sabaha karşı direnişimizi kırınca çekilmeye karar verdik. * Gazeteler. yörede bu¬ lunan güçleri isyanın tenkili (yok edilmesi) için olay yerine gön¬ dermiştir.

Gevzalan ve Kara Ki¬ lise köylerine gittik. Beden yapısı. bacanağı Binbaşı Kasım'ın kurdu¬ ğu tuzakta kaldı. Orada beş-akı gün kaldım. Varto'ya yerleşti. o ana kadar sessiz kalmış bazı Kürt aşiretleri. Ben o sırada Çaksor kö¬ yündeydim." Behçet Cemal'in yazdığına göre Diyarbakır muhasarasının başarısızlıkla sonuçlanması. dağlara çekilmeye. da¬ ğılmaya başlayanları savaşmaya zorlamadı. ruh haline uygun denebilecek bir anormallikteydi. 1918 yılında Binbaşı rütbesindeyken. Normal halleri aşan uzunluktaydı. Varto ve Elazığ olmak üzere tümü el değiştiriyordu. Geldiklerinde ben batı yönündeki Tılham köyündeydim. gerekirse İran'a çekilmeye karar verdi. Şehir özlemini gı- 95 . Şeyh Said'le bacanaktı. Sakiri. "Aşiret Mektebi" mezunu bir subaydı. Albay HaÜt Bey'in de eniştesi. Bingöl. Süvari olarak orduda çalıştı. Gece Siverek yollannı tutmuştuk.. moral çöküntüsünün yarattığı rüzgâra kapılıp. emekliye ayrılmamış. Kürtlerin ele geçirdiği kent ve kasabalar. Varto'nun Kulan köyündendi. Soyadı yasasından sonra. Lice. İzin verdiklerim sekiz gün sonra geldiler. Gönüllü olarak aya¬ ğa kalkanları. BlR AJANIN PORTRESİ Binbaşı Kasım. Türk devletinin şiddetin¬ den korunmak için karşı tutum takınmıştı. yeniden toparlanıp gerilla savaşını başlatmak üze¬ re. Bu arada. Şeyh Said. milislerden 80 esir alarak geri döndüler. Hacı Leylek. Bu yolu tutmak üzere Dengecük. Hani. başta Genç. Yalnız Mardin yolu açıkü. Bunlar. "Kasım Ataç" oldu. Cabar. gönülleriyle baş başa bıraktı. ihtilalcilerin moralini bozmuş. Bu cepheye 100 kadar adam gönderdim.. hükümet askerlerini mağlup edip. ayırmışlardı. erken yaşta emekli edildi. Burada Siverek'ten milis askerleri ve 100 adı kadar hükümet askerinin geldiğini haber aldım.ti gün evlerinde kalmak üzere izin vererek Kazkar bölgesine gel¬ dim. Ora¬ dan hükümet askerleri Diyarbakır'a geliyordu. Kasım. Tuttuğu yeni yolun yansında.

yürüyüş yolu hep aynıydı. yatağında yattığı insanlara ihanetini hatıria¬ tarak aşağılıyor. tuzakçı ve "tanık" olarak gö¬ rev yapıyordu. indiği bir gün yakalanıyor. aileden biri olarak sırlarına giriyor. eziyordu. onların "sulbünden" gelenlerdi. Kürt eliti ondan uzak ve o tecritti. O sırada. nereye gömüldüğüyle de ilgilenmiyordu. Varto'nun Hormek liderierinden Ali Haydar Dikmen. babası Ahmet. edindiği bilgileri. "dikkatli konuşun. Akıbeti kuru. yemeğini yiyor. bir daha geri gelmiyordu. kardeşi Ali ve oğlunun işlettiği dükkâna gidiyor. derin düşünceli lıalleriyle yürüyor. gözünü kırpmadan onu ezip suçluluğunu yüzü¬ ne vuranlardandı. Kıyametin ateş yağmurları. Şeyh Said'e si¬ lah uzatırken yanında olanlarla.. Gelen ve gidenleri yok değildi.. TC'ye aktarıyordu. Evinden çıkıyor. Kasım Bey burada" diye aşağılamıştı. nerede ve nasıl öldüğü ya da öldürüldüğü. Kazara onunla bir araya gelen elit. iz sürücü. Onun tepkisi başını öne eğmek olmuştu. hatta kendince "itibariı" günler yaşıyordu. kalabalık cemaatin içinde. babasına sahip çıkma bir yana. "güvenli". sonra gidip onu ihbar ediyordu. yemeğini yeyip. İlerleyen yaşlannda. Nail Bey mahallesinde. Erme¬ ni yapımı eski bir evde oturuyordu. 1925'te muhbir. Kürder için "Hewar" günleriydi. kayınbiraderi Albay Halit Bey'in evinde kalıyor. melul. Elazığ'da. Esmer teni. anlamsız. Eski yandaşlan. yerlerde sürüklenerek götürülüyor. gelip geçenlere öylece bakıyordu. Varto'ya geldiğinde. onu görmeye gitmiş.. 96 . O.. * O. Güzergâhı. soğuk bir kelimeyle "öldü" diye açıklanıyordu.dermek için sıkça Erzurum'a seyahat ediyor. orada oturuyor. Şeyh Said'e de bacanağı ve "aileden biri" olarak yaklaşıyor. Köylülerinin aktardığına göre. dağdan köyüne iniyor. Ali Haydar Dikmen. upuzun boyuyla bazen Elazığ sokaklannda yürür¬ ken görülüyordu. "kardeşim" diyerek sarıl¬ dığı.

kendisine hiç çocuk vermemiş Güle de vardı. kafilesine katılmış ve onu tuzağa çekip düşmanlarına teslim etmişti. Bir daha birleştirme- dim. Amcamı. kocam diye elaleme karşı katlandım. kapıdan kovulmasını istedik. Yüzü ve ellerinin derisi pul pul dökülmüş gibi. kapımıza geleni kova- mam.* * * Bir tuhaf adamdı o. eniştemizi asnran kişiydi. Bunu yaparsak lekelenmiş oluruz' dedi. Halam Güle de gelmişti. Varto'ya bi¬ zim eve geldi. benek benekti. Yüzüne de bakmadım. Annem bir gün ona. "devlet tanığı" sıfariyla. Hastalıklı gi¬ bi görünüyordu. Ama ne yapayım ki. İkram ettikleri yemeği yiyebildi. siyah bir ihtiyardı. Varto'ya döndü. Onu yakın çevresinden.. 'kardeşi¬ nin ve eniştenin başına bunca iş getiren bu adamla nasıl yaşıyor¬ sun?' diye sordu. Çok uzun boylu. Sonra şöyle dedi: 'O olaydan hemen sonra yatağımı ayırdım. Yanında. Halam ağlamaya başladı. Bu tuhaf adam. son anda yaklaşmış. Diyarbakır'daki mahkemede. bacanağı Şeyh Sa¬ id'di. öfke ile dolu yüreğinin öteki tarafiyla kendisine nefrede bakan bir kadın¬ la birlikte yaşayacak kadar tuhafi. 'kardeşimin katili de olsa. 1950'lerde Söke'den Elazığ'a taşınınca. Hâlâ hüzün¬ lü ve matemliydi. sırdaşlıktan uzaklaştırmışri. Onlann elinden su içti. Fakat babam. anlatıyor: "Kasım. Kardeşini ihbar edip ölüme yolladığı. Babamın hatırı için sesimizi çıkarmadık." Kasım'ı aile çevresinde en erken teşhis eden. Yaklaşık 30 yıl ayn kaldıktan sonra. Aradan 30 yıla yakın zaman geçtiği halde. eve alınmamasını. İhbar edip ipe gönderdiği adamın kardeşi ve oğullarına aile¬ den biri gibi konuk oldu. HaÜt Bey'in yeğeni Mehmet Emin Sever. bu yüzden kin. "geçen 97 . Fakat. Şeyh'in damadı Şeyh Abdullah'ı kullanarak. kardeşi ve eniştesi için ağlıyordu. o. Ailenin bütün fertieri.

Onlar komiteler kuruyorlardı. Mesela Halit Bey filan siyasiydi. Fakat. Ben hain değilim. bazı kişiler öl¬ dürülmesini bile istiyor. Fakat Şeyh Abdullah'tan çekindikleri için dokunmuyorlar. Kürder ve isyanın emrinde olduğunu bildi¬ riyor. isyanın din meselesi yüzünden çıktığı iddialarını geri çe¬ viriyor ve "asıl sebep Kürdistan'ın istiklali (özgürlüğü) idi" diyordu. 'Beni dışlamayın. Adamlarına. Halit Bey'le ayaklanmayı konuştuğunu bu sırada öğrendiğini açıklıyor ve değişik sorulara cevaben şunları söylüyordu: "Şeyh Said'le evinde görüştük. 'bırakın yanımızda kalsın' diyor. Şeyh Said'in. Şeyh Said'in damadı Şeyh Abdullah'a adam gönderiyor. 'Benim üzerime vacip oldu. Çünkü. Halit Bey'in evinde kaldığını söylüyor¬ du. akraba ayı¬ rımı yapmadan suçluyor ve şöyle diyordu: "Kürtler (isyancılar) iki gruptur: Siyasiler ve Dinciler. Şeyh Said Efendi diniydi. sizi ziyaret etmeme izin verin' diye adeta yalvarıyor. Kasım. Şeyh Abdullah." 98 . Varto ele geçirildikten son¬ ra. Kasım tanıklığı sırasında kayınbirader. Kasım. Çıkacağım. arnk emrinizdeyim. Şeyh Said." Kasım. Hizmet¬ lerimi kanıtlayayım' diyor. Namusum ve şerefim üzerine ye¬ min ederim ki. görüşmeyi kabul ediyor.sene (1924). Kemal Paşa geldiklerinde" diyerek. yanına yanaşnrmıyordu. Bölge liderleri Kasım'a karşı şüphe içinde. şüphelendiği için onu. onun düştüğü duruma üzülüyor. Bana bir fırsat verin. kıyam (isyan) edece¬ ğim' dedi. 'Bu hazırlığınız doğru değil' de¬ dim." * * s Mehmet Emin Sever anlatıyordu: "Babamdan dinlediğime göre. Yanlış anlaşıldığını. Hatta. bacanak. Muş heyetinin içinde Erzurum'a gittiğini. eline sarılıyor. Kimsenin güveni yok. ajan olduğu yaygın düşünce. hizmetlerime ihtiyacınız yok¬ sa bile. 'Size kanlıp hizmet etmeme. yanına geldiğinde eğilip ayağına kapanıyor. Bunun üzerine Şeyh Abdullah.

o da Bitiis'te cezaevinde. ajan olmadığını. diyor. Kasım'a iftira edildiğini. kimliği bilindiği halde. Şeyh Abdullah. Şeyh Abdullah Bey şaşırıyor: İyi ama. Şeyh Abdullah. Şeyh'in en yakınına nasıl sokulduğu hakkında da şunları anlanyordu: "Kasım. önder kadrolarda yer almış bü¬ tün ailelerle iç içeydi. Şeyh Said Efendi'nin de damadıydı. Aramızda ahbaplık vardı. Kasım bizimle beraber değil. ToplanUya çevreden gelen 3 bin kişi katılıyor. Mehmet Halit Fırat da hazır bulunuyor. Reşit. Gırvas köyünde büyük bir toplantı yapıyor. Piran olayı padak verir vermez. Bize Halit Bey gibi biri lazım. bizim hainimizdi. onu hareketin içine aldı. Emrinde olduğunu söylüyor: Varto hazır.* * * Melle Selim. diyor Osman Nuri. Şeyh Said Efendi'ye soruyor: Kasım için ne dersin? Şeyh şu cevabı veriyor: Kasım. Bizzat ondan dinledim. Bu sırada Kasım'm kardeşi Reşit ortaya çıkıyor. hareketin önemli adamlarından biriydi. hükümetin sadık adamı. Siz bu sözlerinizle onu arkadaşlığınızdan kopanyorsunuz. Kasım olayını şöyle anlatıyordu: "Bizim Varto tarahnın Alevi liderlerinden Mehmet Halit Fu-at. Melekanlı Şeyh Abdul¬ lah. Şeyh Said cevap veriyor: Zaten arkadaşım değildi ki koparayım. Melle. isyana karilmış. Toplantıya katılanlar heyecanlı. Harekete geçmek için Şeyh Abdullah'ın emrini bekliyor. Gi¬ dip Şeyh Abdullah'ın elini öpüyor. Bildiğimiz ka¬ darıyla o devlete çalışıyor. Bidis'e doğru yola çıkmaya ka¬ rar veriliyor. Askeri komutan Ha¬ lit Bey'di. Sizi gö¬ türmeye geldim. hareketi des¬ teklediğini söylüyor. Bizim hainimizdi!" Melle Selim. banda alınmış tanıklığında. bizzat Varto'yu teslim edecek. Şeyh Said tarafından itilmişti. Şeyh Abdullah bir konuşma yapıp diyor ki: içimizde askerliği ve savaşı bilen yok. Şeyh Said'in ilk sorgusu Varto'da yapılırken. devletin adamlarındandı. Kasım'ın kendisini kanıtiaması için fırsat 99 . diyor. harekete geçiyor. Sorguyu yapan Osman Nuri Paşa. Kasım.

. kalabalığa bir konuşma yapıyor. Varto kansız teslim alınıyor. diyor. diyor. Fakat ben hayaum boyunca silah bile patlatmadım. Bağlu. Binlerce kişi var. cephemizin askeri sorumlusu olarak Kasım Bey'i tayin ediyorum. Ağlamaya başlıyor.. İnsanlar heyecanlı. Arnk mesele kalmadı. Bizimlesin. Başka. Kürt bayrağı çekiliyor. diye bağırıyor. Şeyh'in ayağını ağzına koyup öpüyor. Adı ajana çıktığı için vuru¬ lup öldürüleceğinden korkuyor. Tamam. loo . korkular içinde. ağlayan koskocaman adamı ayağa kaldırıyor. Şeyh Abdullah. köylerden ko¬ pup gelen adılar da kanlıyor. Gelsin. Hata ettim. Yolda. ben de. Halkın. Şeyh Abdullah. Şeyh Abdullah. Sonra ellerine sarılıyor. Pişmanım. Şeyh Abdullah. Savaştan. yalvarıyor. Ama olayların sıcaklığı içinde. Eğiliyor. askerlikten anlamam.verilmesini istiyor. diyor Şeyh. ben de ona gü¬ veniyorum. Bu sırada Kasım. Size biad ettim. Gırvas'tan Varto'ya doğru yola çıkılıyor. Bir adamını gönderiyor Şeyh Abdullah'a. Eğer hayatım garanti akındaysa ve kabul ederse. diyor. gelip eli¬ ni öpmek istiyorum. Askeri bilgiye sahip kişiye ihtiyaç nedeniyle de Ka¬ sım'ın katılma isteğine rıza gösteriyor. Kimi heyecandan ağlıyor. Ka¬ sım'a güvensizliğini ve öfkesini bildiği için olmalı ki. onu da yanına alarak Hükümet Konağı'na gi¬ diyor. Mademki bana gü¬ veniniz var. Evet. Beni affedin. diyor. Kafile büyüyor. Hareketin başarılı olacağını düşünme¬ miştim. Dadina ve Rindalya köylerinden Varto'ya gidiliyor. Sizin bana güvendiğiniz gibi. Bunun üzerine Şeyh Abdullah şöyle diyor: Siz beni kabul ettiniz. Şeyh'e karşı çıkıp itiraz etmiyorlar. bunun üzerine yu¬ muşuyor. soruyor: Davamızda beni önder olarak kabul ediyor musunuz? Kalabalık bir ağızdan. Konağı teslim alıyor. Kasım çıkıp geliyor. Canım başım ve bütün sadakatimle davanın yolundayım. kimi dua ediyor. Hükümet Konağı'nm önünde büyük bir kalabalık toplanmış. Kürt ileri gelenlerden kimsenin Kasım'a güveni yoktu.

'Ben oralı değilim' diyor¬ du. Davamdan vazgeçmem.Şeyh Abdullah'ın bu sözleri soğukluk yaratıyor. kimi mırıldanıp arkasını dönüyor." Şeyh Abdullah.. Benim koruduklarım asılmıyor. Böylece olaylarla ilişkisi olmadığı anlaşılıyor ve ceza almak¬ tan kurtuluyordu. * Melle Selim anlatıyor: "Kasım. ne korktu. köyleri yanlış yazılmıştı. ben de kabul edeyim. ben Sahaglı değil. o da asıldı. kimi küsüyor. 'Olmaz' dedi.' Temo gibi. Bongılanlıyım de." lOI . Seni kurtarayım' dedim. Yalan da söylemedi. oradan ayrılıyor. ne de kim¬ seyi ele verdi. Bana dedi ki: Şeyh Said öyle cesur bir adamdı ki. 'Davamdan vazgeçip can derdi¬ ne düşmem. dedim. İnsanların yüzü buruşsa da. "Olan olmuş" diyerek memnuniyetsiz¬ liğini belirtiyordu. Bana. o anda kimse açıktan 'hayır' diye bağıramıyor ama. mahke¬ me sırasında. kur¬ tulursun. Ona Şeyh Said Efendi'yi sordum. Şeyh Said. bazı Kürderin gösterdiği cesarete şaşırmışn. Bazen biri çıkıp köyüne itiraz ediyor. bazı insanlann baba adlan. Evrakta. oturup uzun uzun konuştuk. Hiçbir şeyi inkâr etmedi. Sahaglı Melle Emin'e dedim ki: Mahkemede kalk. 'Hakime akrabam olduğunu söyle.. Kasım. dedi. Da- dinanlı Temo'yu da övdü ve şunları söyledi: Dadina köyünden Devreş Ağa'nın torunu Temo'ya. Beni kurtarmanı da istemiyorum. Hayır. Hatta mahkeme reisi sordu: Neden isyan ettin? Şeyh cevap verdi: Ben dini vecibemi yerine getirdim. yıllar sonra Varto'ya döndüğünde. Reis tekrar sordu: Senden başka Müslüman yok muydu? Şeyh Said anında verdi cevabını: Herkesin göreviydi. Kasım'ın isyana kanldığını ve komutanlığa getiril¬ diğini bildirdiğinde.

Bundan sonra ittifaklar kurulacak.. Sopasını kapanın ayaklanıp katıldığı bir isyan. isyan etmek fikrinde. Varto. Kürdis¬ tan'ı dolaşmak. 1951 ve 1952 yılları arasında Şeyh Said'in oğlu Şeyh Ali Rı¬ za'nın yanında. Darbe yemeyen aile ve aile bireyi yoktu. savaşçıların eğiti¬ mine kadar hazırlıksız başlayan bir isyandı bu." Halk isyan etmeye hazır. Organize olmamış. I02 . kimden emir alacağını da bilmeyen köylü kalabalığının ani isyanı. babadan oğu- la geçen söylemle aile ve bireylerin hikâyesi söyleniyordu. İsyancıların çoğu silahsızdı.YENİLGİ VE DIŞ DESTEK DEDİKLERİ Şeyh Said'in isyanı. düşün¬ me sistematiğini kurmuş Şeyhler sülalesinden. silahlı mücadele için hazırlıklar yapılıp. bir Kürt aydınıydı. okumuş... Şeyh Said Efendi. Ali Rıza Efendi. iki sene sonra da harekât başlanlacaktı. silah tedarik edilecek. Melle Şafii anlattı: "Bizzat. hazırlıksız. Kolhisar köyünde Medrese öğrenimi görmüş ve Melle olmuştu. ama Kolhisar'dan çıkarken.. İsyan ateşinin yakıldığı asıl bölge. hemen başlatma gibi bir niyeti yoktu. Hınıs. erken başlamış ayaklanma. eski adı "Gonik" olan Karlıova yöresi. Amaç. Ali Rıza Efendi'den dinledim. zamansız. Aradan geçen ydlara rağmen. Türk devletinin bilinçli ve hesaplı olarak Piran'da Şeyh'in yoluna çıktığını söylüyordu. daha işin başındayken. ileri gelenlerle görüşüp görüş ve düşüncelerini al¬ mak.. örgütlen¬ me ağı ve kidelerin birbiriyle koordineÜ ilişkisi yoktu. Silahlan¬ madan komuta kademesinin oluşturulmasına. hareketi bas¬ tırmak. aşiret ve aile ilişkilerinin iç içe olduğu Erzurum'un güneyine düşen dağlar yayıydı. nerede ne zaman ne yapacağını. ama isyancıların hazırlığı. kimin ne düşündüğünü anlamakü. Varto'nun İnalı köyünden Melle Şafii (Ballı). dışardan zorlanarak padatılmış bir öfke birikimiydi. Şeyh Said Efendi'yi tutuklamaya gerekçe yaratmaktı.. 2000'lerde hâlâ. Şeyh Ali Rıza'nın anlattığına göre niyeti.

Ordu geleneği. tek başına bir güçtü. Şeyh Said'in ifadelerinde anlattığına göre. Çünkü o. isyancıların karşı karşıya bulunduğu ordu disiplinÜ. Şeyh Said ise son ana kadar. Ağn yöresinin etkin kişiliklerinden Kör Hüseyin Paşa başlı başına bir faktördü. so¬ pa kullanıyordu. "demir kuş" dedikleri uçaklar morallerini al¬ tüst ediyordu. korkmuş. "yenilginin bir değil. Türk or¬ dusundan top ve başka ağır silahlar ele geçiriyor. Fakat. Bu Hamidiye Paşası.Asıl önemlisi iletişim kopukluğu yüzünden. İsyancılar. Aynca. Kürdistan'ın bazı bölgeleri. isyandan haberii bile değildi. Osmanlılar döneminde. Dersim tepkili diye Necip Ağa'yı isyana katmamış. arkadan vurmaya başlamıştı. Kürderin pek çoğu silah yerine tırpan. Dersimliler. kabuğuna çekilmiş. Dersim ise en azından yansız kalacağını bizzat Şeyh Said'e taah¬ hüt etmişti. Şeyh Said. Birkaç ili kapsayan bölgede çarpışmalar sürürken. Türk ordusunun toplan gürieyince paniğe kapılıyordu. sonrasında. isyan fikrinin öncülerin- dendi. fakat bunlan kullanabilecek eleman bulamadıkları için tahrip ediyoriardı. halka zarar vermişti. kama. birçok nedeni" olduğunu söy¬ lüyordu. "isyancı Botan" bunlardan habersiz gibi sessizdi. Savaş görmemiş köylüler. İsyan genel destekten yoksundu. ilk darbe olan Yusuf Ziya ve Halit beylerin tutuklan¬ masından hemen sonra. Bazı Kürt kesimlerinin saf değiştirip Kürderi arkadan vurması da etkenlerden bir başkasıydı. Hamidiye Alaylan'nın başında. Karakocan bölgesinin etkin liderlerinden Necip Aga'ya tepkiliydiler. Melik Fırat. Dersim'e girmiş. o da önce yansızlığım ilan etmiş. ardından saf değiştirmişti. düzenliydi. silahlarını önemli oranda Türk ordusundan elde ediyoriardı. Dersim'in imdada gelece- 103 . Silah üstünlüğü de tarrişılmazdı. Bu durum en azından moralleri bozmuştu.

Kürt önderlerini umut¬ landırmış. Şeyh. hızla yayılması. aşiret önderlerine. Bu işe baş koyup çalışmaya girişenler. İsyan bölgesinde yaşanan man¬ zaralardı. Ha¬ san Hayri. Abdülmelik Fırat. o sırada eski hasımları Necip Ağa ile birleşmiş. Asıl tahribat Albay Halit Bey'in yavaş hareket etmesinden kay¬ naklanıyor. Halit Bey faktörünü öne çıkarıyor ve şöyle devam ediyordu: "Bu konuda kendi görüşlerimi değil. asıl hedef olan Diyarbakır'ın zaptının başarısızlıkla sonuçlanması sonun başlangıcı olmuştu. bunun üzerine bari cephesi komutanına. bu yüzden idam edilerek öldürülüyordu. batı cephesi komutanı Şeyh Şerife sık sık nodar yazıyor ve "Dersim'de lehimize bir gelişme var mı?" diye soruyordu. 1926 yılında. İsyanm adeta engelsiz. nihai zaferin yakınlığına inandırmıştı. bunlar. politik çalışmadan çok. Şeyh Şerif bu amaçla. Şeyh Said Efendi'nin oğ¬ lu ve kayınpederim olan Şeyh Ali Rıza Efendi'den bizzat dinle¬ diklerimi nakledeceğim. hazıriıklar erken açığa çıkmış. sonucu birçok sebebe bağlıyordu. olaylann içinde. Fakat erken haber almanın tahriban tamir edilmeyecek gibi değildi. Sebeplerden birincisi. halkın silah- 104 . "arkadan vurma" hareketine kattlmışlardı. İsyanın hareket noktası. "tarafsızlığınızı koruyun" diye telgraf çekiyordu. Zaten böyle geniş ve genel halk yığınlanna dayanan hareketleri gizli tutmak da mümkün değil. Fakat bazı Dersim aşiretleri.ğine inanıyordu. bütün askeri hazıriıklardan sorumlu kişiy¬ di. her şeyi hesaplamışlardı. Dersim'e tarafsız kalacaklanna ilişkin olarak verilen söze bağlı kalmalarını hatıriatması talimatım veriyordu. isyancıları arkadan vurup köyleri talana başla¬ mışlardı. O. Halit Bey. "Yenilginin nedenleri" arasında. Fakat. Ali Rıza Efendi. Siverek ve Diyarbakır yöresinin bazı aşiretleri de. Dersim eski mebusu Hasan Hayri Bey'le buluşuyor ve Hasan Hayri. Elazığ'da. Bu beklentiyle. sıcak ortamında bulunmuştu. karşı ted¬ birler alınmaya başlamıştı.

h güç olarak hazırlanmasına bağlanmışn. Fakat bütün bunlardan sorumlu rahmetli Halit Bey, sanki gelip tutuklamalarını bekler
gibi, Erzurum'da evinde oturuyor. Hem örgütleme ve organizas¬

yonda yavaş hareket ediyor, hem de bir türlü Erzurum'dan aynhp el akından uzaklaşmıyor. Organizasyon eksikliği de büyük.

Kendisinden sonra gelecek ikinci bir askeri kişiyi bile tespit edip
görevlendirmiyor. Kimseye görev ve sorumluluk vermiyor. Ken¬

disi tutuklanınca her şey başsız kaldı. Halk ne yapacağını bile¬ mez oldu. Yeni baştan yapılan organizasyon da zaman darlığı
yüzünden yetiştirilemedi. Halbuki Şeyh Said Efendi, onun gör¬

mesi gereken olayları uzaktan bakarak görüyor; 1924 yazında, karşı tedbirleri, hazıriıklan ve ortalıkta dolaşan ajanları sezinli¬
yor, Halit Bey'i ikaz ediyor. Erzurum'dan aynlmasını istiyor.

Ama Halit Bey çok rahat bir insandı. Şeyh Said Efendi'nin

uyanlanna da aldırmıyor. Çok geçmeden Bidis eski Mebusu
Yusuf Ziya Bey tutuklanıyor.

Artık tehlike ortada açık olduğu halde, Halit Bey Erzurum'da¬
ki konağında oturmaya devam ediyor. Şeyh Said Efendi, onun

bu korkusuz rahadığına sinirieniyor. Bir kere daha ikaz ediyor.
Bir pusula yazıp gönderijor. Diyor ki:

'Etrafinda dolaşıyorlar. Erzurum'daki konağında oturup Kürt
köylülerle sohbete dalacağına, komutan olarak işinin başına geç.

Erzurum'dan ayni. Halkın arasına karış. Askeri hazıriıklar yap.'

Fakat rahmetli Halit Bey çok geniş, çok rahat bir kişiydi. 'Efendi fazla büyütüyor. Bir şey olmaz' diyerek, Erzurum'da kalmaya devam ediyor. Adeta tutuklanmasını bekliyor. Çok
geçmeden de, gelip onu konağından alıyorlar.

Bu olay çok şeyi etkiledi. Hareket başsız kaldı. Geride kalan¬
lardan kimsenin askeri ve savaş tecrübesi yoktu. Bu haliyle, za¬ ten askeri nosyondan yoksun olan hareket, Şeyh Said Efendi'nin

kişiliğiyle yürüyordu. Şeyh Said Efendi de Kasım'ın tuzağında
esir düşünce, halkı sürükleyen lider kalmadı."

Şeyh Said'in oğlu Şeyh Ali Rıza, isyan günleri boyunca baba¬ sının yanındaydı. Babasının tutsak düşmesinden sonra, bir süre

105

kaçak yaşamış, ardından yurtdışına çıkmış, yeniden isyan için
"Hoybun "un kuruluşuna katılmış, genel af ilan edilince dönmüş,
cezaevine girip çıkmış, sürgünde kalmıştı. Şeyh Ali Rıza, daha

sonra köyü Kolhisar'a dönmüş ve atalannın Medrese geleneğini
sürdürüp dini eğitim vermeye başlamışn.
Melle Şafii anlatıyor:

"Diyarbakır başansızlığının nedenini Ali Rıza Efendi'nin ağ¬ zından dinledim. Türkler, kendi askerierini Kürder gibi giydiriyoriar. 'Şal u sapık' içinde Diyarbakır sokaklanna dökülüyor,
Kürtçe 'yaşasın Şeyh Said!' diye bağırarak, kadınlara el anyor,

boyunlarındaki altınları çekip alıyor, evleri, mağazalan yağmahyoriar. Halk bunlan gerçekten Kürt sanıyor. 'Şeyh Said bunun
için mi ayaklandı?' diye tepki duyuyor. Desteğini esirgiyor, kimi

karşı cephede yer alıyor, kimi de kapısını kilitleyip içeriye kapa¬
nıyor. Şeyh Said, bu olaylara çok üzülüyor. Gerçeği anlatmak

için çırpınıyor. Muhasarayı kaldırmasının tek nedeni bu değil
tabii. Ama bunun da etkisi oluyor."

Asıl neden olmasa bile, "isyanın kırılmasında" provokasyonlann etkisi vardı. Cephe gerisinde, halkı isyancılara karşı kışkırtmak,

tepkici kılmak üzere, parayla tutulmuş ajan, provokatör biriikleri oluşturulmuştu. Bunlar, köylere kadar yayılmış, şehir sokaklanm
ise kontrolleri altına almışlardı.

Kışkırtıcı ajanlar ordusunun bireylerinden biri de, Liceli bir
gençti. Dönemin bu genci, 1980'ler Diyarbakır'ının "dede" diye

hitap edilen "rengi"ydi. "Dede" gündüzleri, şehrin merkezindeki köşede oturuyor, "o günleri anlatır mısın?" diyenlere, "hele yüzü¬
me tükür, sonra anlatayım" cevabını veriyor, sonra anlatıyordu:
"O zaman, çocuklukla delikanlılık arasında bir yaştaydım.

Şeyh Said'in askerieri Diyarbakır surianm sarmışlardı. Türk as-

kerieri, surlann içinde mahsurdu. Biz de içerdeydik, Silahlar pat¬ lıyor, surların tepesinde toplar gürlüyordu. Ortalık gürültü patır¬
tı içindeydi. Şeyh Said'in askerlerinden surları aşıp içeriye giren¬

ler vardı. Kimdi şimdi hanrlamıyorum ama, bir adam biz çocuklan, delikanhlan topladı. Bize para verdi. Evleri, dükkânlan ta¬

lan etmemizi istedi. Dükkânlardan alacaklanmız bizim olacakn.

ıo6

Bir de dönüşte ayrıca para alacaktık. Ortalıkta bir sürü işsiz güç¬

süz vardı, benim gibi. Söylenenleri yaptık. Dükkânlann kapılan-

nı, camlarını kınp içindekileri aldık. Evleri taşladık. Kırdık dök¬ tük. Bunu yaparken de, bize söylendiği gibi 'Yaşasın Şeyh Said!'
diye bağırdık. Bizim yaptığımızı görenler ve zarara uğrayanlar,

'Şeyh Said bunun için mi savaşıyor?' diyerek soğudu, geri çekil¬
di. Kızgmhktan karşı cephede yer alanlar oldu."

Elazığ'da da benzer olaylar yaşanıyordu. Elazığ olaylarını ya¬
şayanlardan biri anlatıyordu:

"Elazığlılar, Şeyh Said'in askerleri geliyor diye sokaklara dökül¬
düler. Sevinç ve alkışlaria karşıladılar. Fakat görülen manzara ve

şehirde yaşananlar, coşkulu desteği bir anda tepkiye dönüştürdü. Çünkü Şeyh Said'in askerieri diye karşılanan köylü kalabalığından bazıları şehre dalmış, kırıp geçiriyor, çapulculuk yapıyordu. Bu

manzarayı gören halk, evine kapanıp kapılanm kapam. Şeyh Şerif
ve adamları bütün çabalarına rağmen çapulculukları engelleyeme-

diler. Çapulculann yapnklan. Şeyh Said'in askerlerine mal edildi.
Halk desteğinden mahrum, orta yerde kalakaldılar. Onun için.

Şeyh Şerif Malatya'ya yürüme konusunda emir veremedi. Başı bo¬
zukluğu disipline etmeye çalışırken bozgun başladı."

Şeyh Said İsyanı, 1800 yılında başlayıp gelen isyanlar zinciri¬

nin bir halkasıydı. Bu yönüyle yeni değildi. Var olan sorunlann
silah gücüyle giderilmesi çabası...

Fakat, Türk devleti "sorunlann varlığını" kabul etmiyordu. Os¬
manlı'dan kalma gelenekle sorunları şiddet yoluyla "yok" saymaya

çalışıyor, o arada "sorun olmadığı halde" yaşanan ayaklanmayı, yi¬
ne eski kolaycı, kestirmeden gelenekle "dış güçlerin kışkırtmasına"
bağlıyordu.

Ankara'ya göre, bu isyan "dış güçlerin", özellikle de, "emper¬

yalizm" diye tanımladığı İngiltere ile Fransa'nın "tahriki" sonucu
patlak vermişti.

Oysa, tarih gerçeklerinin dokusu öyle değildi. Gerçekler söy¬
lemleri tekzip ediyordu.

107

1923 yılında, Lozan'da imzalanan anlaşmayla TC'nin sınırla¬
rını çizen, tapusunu veren Fransa ile İngiltere idi. Kürt sorununu
yadsıyan da...

İki yıl önce çizdikleri sınırlardan pişmanlık duymaları için bir
neden yoktu.

Aynca, Türkçeye de çevrilmiş belge, bilgi ve kitaplar da, "em¬

peryalizmin oyunu" söylemini yalanlıyordu. Çünkü, suçlananlar
Türkiye Cumhuriyeti'ne yardımda bulunmuştu. Ermeni yazar Garo Sasuni, "Kürt Ulusal Harekederi ve Erme-

ni-Kürt İlişkileri" adındaki kitabında Şeyh Said İsyanının bastınlması için İngiltere ve Fransa'nın yaptığı yardımları uzun uzun an¬
latıyor.

Sasuni'nin yazdığına göre, İngiltere, o dönemde egemen olduğu

İrak sınırını tutarak, Barzani'nin güneyden yardıma gelmesini önle¬

di. Fransa da Suriye sınırını tutmakla kalmadı, Türk biriiklerinin ar¬

kadan kuşatması için Suriye'den geçen demir yolunu emrine verdi. O nedenle Kürt çevreleri, İngiltere ve Fransa'nın tutumlannı
da yenilginin nedenleri arasında sayıyorlar.

BAŞBAKAN, "AMAÇ KÜRTÇÜLÜKTÜR" DİYOR
Makedonyalı Fethi Okyar, Atatürk'ün hemşehrisi ve gençlik

yıllanndan beri yakın arkadaşıydı. Atatürk'ün adını duyurmasın¬
da da etkin rol oynamıştı.

Çanakkale yenilgisinden sonra, Atatürk bakan olmak istedi¬ ğinde, en azından anımsatmak için bir gazete yayınlamış ve bu ga¬
zetenin sahipliğini Fethi Bey üstlenmişri. Gazete Atatürk'ü tanıtı¬

yor, bu arada Saray nezdindeki görüşmelerini haber veriyordu. Fethi Bey, daha sonraki süreçte, Atatürk'ün yakın çevresinde
yer alıyor ve Başbakanlığa atanıyordu.

Fethi Bey Hükümeti, isyanı bastırmak için askeri birlikler sevk etmiş, bu arada sıkıyönetim ilan etmiş, isyan bölgesinde as¬

keri rejimi yürüdüğe koymuştu. Başbakan, 25 Şubat 1925 günü,
parlamentoda sıkıyönetimin gerekçelerini anlatırken, ilk kez
ayaklanma hakkında ayrıntılı bilgi veriyordu.

Uygulanan sansür yüzünden, kamuoyunun önemli bir bölümü

ıo8

bir Kürt isyanının varlığından bile doğru dürüst haberli değildi.

Kamuoyu ilk kez Başbakan'ın bu konuşmasıyla "isyanın var" ol¬
duğunu öğreniyordu. Başbakan, "isyanm ayırımcı nitelikli ve Kürdistan'ı kurma

amaçlı" olduğunu söylüyordu. Fakat, daha sonra "Kürt sorunu" bulunduğunun dünyaca bilin¬

mesi "milli menfaatlere aykırı" bulunduğu için, İsmet İnönü Başba¬
kan olur olmaz, basına bir genelge göndererek, "dinsel amaçların öne çıkarılmasının memleket menfaatine" olacağını bildirmiş ve bu
isteği yerine getirilerek, bağımsızlık amacı "yok" sayılmıştı.

Başbakan Fethi Okyar parlamentoda yaptığı konuşmada şöyle
diyordu:
"Bilindiği üzere, geçen yaz ortalarında Nasturi Harekâtı ya¬

pılmış ve bu harekât sırasında bazı subaylar (Yüzbaşı İhsan Nu¬
ri ve arkadaşları) yabancıların propagandasına kapılarak sınırın güneyine gitmişlerdir. Vatan ihanetine işaret eden bu harekâtın içerdeki teşvikçileri hakkında elde ettiğimiz delil ve belirtiler üzerine bazı kişiler, Bitlis Askeri Mahkemesi'nde yargılanmak üzere (Albay Halit Bey ve Yusuf Ziya Bey) tutuklanmışlardır. Tutuklananlarla uzak ya da yakından ilişkisi olan ve askeri mahkemece tanıklığına gerek görülen Nakşibendi şeyhlerinden
Şeyh Said adında bir kişi vardı. Bu zat, bundan bir süre önce ya¬

nına mürit ve taraftarlarını alarak Genç ilinde bir geziye çıkmış,
uğradığı yerlerde bazı kişilerle, özellikle hükümete muhalif olan unsurlarla sıkı ve gizli görüşmelere girişmiştir. Bu arada Piran'a

uğramıştır. Şeyh Said'in yanında bulunan iki kişinin firari oldu¬ ğunu fark eden jandarmanın bu kişileri tutuklamaya kalkışması
üzerine. Şeyh Said jandarmalara silah çekilmesi konusunda emir vermiş ve çatışmalardan sonra jandarmaları esir etmişlerdir. Bu suretle isyan başlamışnr. Yalnız, isyanda harekâta başlamadan önce, biri Halep'te, di¬ ğeri İstanbul'da bulunan iki oğlunun Hınıs'a gelmesini istemiş

ve onlarla görüştükten, Halep'te ve İstanbul'da ilişkide bulun¬ duğu olası kişilerden haberler aldıktan sonra harekâta başlamış¬ nr. Söylediğim olay (isyan), Piran'da 13 Şubat'ta meydana gel¬ miştir. Olayı başlatmakla birlikte derhal telgraf hadarmı kesmiş
ve hükümete isyan ettiğini ilan etmiştir.

109

Aynı günün gecesinde. Hacı Talat adında bir kişi, Genç hapis¬

hanesine ve jandarma birliğine saldırmış, baskın şeklinde mey¬

dana gelen bu olayda jandarmalarımız esir düşmüş, silahlarına
el konulmuştur. Çabakçur'da (Bingöl) da hükümet konağına aynı biçimde

baskın olmuş ve hükümet konağı ele geçirilmiştir. Bu surede
Genç, Çabakçur, Hani, Lice ve Palu ilçeleri de daha sonra buna

katılmak üzere, bu yöreler isyan mıntıkası haline gelmiştir. Bu¬
nun üzerine yöredeki en büyük askeri kumandan, yakındaki bir¬ liklerin müdahalesini emretmiştir, isyan birkaç ili kapsadığı için, isyan mıntıkasını tedip etmek (temizlemek) üzere, Üçüncü Ordu Müfettişi Kazım Paşa'ya görev verilmiştir. Kazım Paşa'nm em¬

rindeki müfrezelerden biri Hınıs boğazından geçerek Lice'ye git¬
mek üzere hareket etmiş, diğeri de Piran köyüne uğrayarak Ha¬ ni üzerinden Lice istikametine doğru yürümek emrini almıştır. Hınıs boğazından hareket eden müfreze, boğazın işgal edilmiş bulunduğunu ve hareket halinde bulunan müfrezeye ateş edil¬

mekte olduğunu ve boğazın set edilmiş bulunduğunu görünce, müfreze boğazı sökmeye muvaffak olamamış ve boğazın güne¬
yinde bir köyde kalmaya mecbur olmuştur.

Yine Piran köyü üzerinden Hani yoluyla Lice'ye hareket eden di¬

ğer müfreze Piran'a varmış ve orada bulunan tüfek (tüfekli adam¬

lar) ile karşılaşmış, meydana gelen çatışmada onları tenkil (yok et¬
miş) ve kaçmaya mecbur etmiştir. Ondan sonra Hani yönüne ha¬

reket etmiş, keza 'ussatı tenkil' eylemiş ve Hani'de karargâh kur¬
muştur. Bu tenkil (yok edilme) neticesinde, Hani'deki müfreze bir

gece, günbatımmdan yarım saat sonra, ansızın 'teslim, teslim, salli âlâ Muhammed' sedalan ile her taraftan gelen köylülerin baskını¬
na uğramıştır. Baskına yazık ki halk da katılmıştır. Savunma ya¬ pan askerlere içerden ve dışardan ateş edilmiş, askeri birlik ateş alUnda kalınca geri çekilmek zorunda kalmış ve Hani'nin güneyinde

bir köye kadar gelmiştir. Bu surede olayın önem ve ciddiyeti orta¬ ya çıktığına ve çevrede bulunan askeri birliklerle yetinemeyeceği kadar önem taşıdığına inanan hükümet, daha önemli askeri kuv¬
vet seferber edip gönderilmesine karar vermiş ve bunun için gerek¬

li önlemleri almıştır. Bu amaçla oluşturulacak askeri birlikler, ya¬ kında isyan bölgesine hareket edecektir. Umarım bu isyan, hükü¬
metimizin terbiye tokadına vesile teşkil edecektir.

no

Efendiler, bu ussat (isyancılar) Palu bölgesini ele geçirdikten
sonra, dün de Elazığ il merkezine saldırmışlardı. Orada bulunan birliklerimiz, dün gece yarısından öğleye kadar şehri kahraman¬ ca savunmuşlardır. Metince savunmadan sonra, her taraftan hü¬
cum eden asilere dayanamadıklarından, maalesef şehri terk ede¬

rek, güneydeki Izoli köprüsüne çekilmek zorunda kalmışlardır.
Şimdiye kadar anlatnklarım, isyanın askeri yönünden ibaret¬
tir. Bu isyan hareketi ne amaçla meydana gelmiştir. Ne gibi ge¬

rekçelerle zavallı saf halk kandırılarak, Türkiye Cumhuriyeti'nin
gücüne karşı kıyama sevk edilmiştir? Bu konuda heyetinize bilgi

vermek için, ussat yerinde bulunmuş bir mektuba nazaran; güya
Türkiye Cumhuriyeti hükümeti o yörede 800 kişinin katline ka¬ rar vermiş ve katlolunacak kişiler arasında Şeyh Said de bulun¬ makta imiş. Bu maluman para karşılığında elde etmiş ve bundan kurtulmak için zaten muzmerri olan isyanı şimdi yapmaya mec¬

bur olmuştur. Bu isyandan maksadı da şeriatın temininden iba¬
ret bulunuyormuş. Diğer bir belgede, alınan raporların birinde deniliyor ki: Hadi¬

se padişahlık, hilafet, şeriat, Abdülmecit'in oğullarından birinin
saltanatını temin gibi irticai bir propaganda puşidesi akında Kürt¬ çülüktür. Bu genel olarak kabul edilebilir. Ancak bu umumiyet

içinde, eylem Piran'da zamansız patiadığı için, güçsüz olan Piran, Lice, Genç bölgesine mahsur kalmıştır. Halen Lice ve Piran hattı¬
nın az güneyi ve Genc'e kadarı ve kuzeyi, arz ettiğim propaganda

levisine fiilen kapanmış gibidir. Fakat, ötede beride dolaştıkları işitilen ve ele geçirilemeyen tanınmış Kürtçü kişilerin eyleme teş¬ vikleri vardır. Bu rapor 17 Şubat tarihinde gelmiştir. Bundan başka Diyar¬ bakır'da, isyanla ilgili olduğu anlaşılan bazı unsurlar tarafından, 19 Şubat günü hükümet konağı civarına ve askeri karargâh ci¬ varına, el yazısı ile yazılmış iki adet bildiri yapışnrılmıştır. Bu bildirilerde. Gazi Paşa aleyhinde, ordu aleyhinde ve özellikle su¬ baylar aleyhinde ve paşalar aleyhinde, devlet memurları aleyhin¬ de birtakım kötü ve ağza alınmayacak sözler sarf edilmiştir.

Öldürülen birinin üzerinden çıkan bir mektup dikkat çekici¬ dir. Mektupta, 'Kürdistan'da bir hükümetin kurulması için do¬
laşarak Piran'a gelen Şeyh Said Efendi'nin beraberindeki iki

III

mahkiîmun tutuklanması üzerine olayın meydana geldiği ve iki yıldan beri cereyan eden fikir ile sözlerin bugün hayata geçiril¬
mek istendiği ve Şeyh Said'in Hani'ye taarruz ve oradan Genc'e, Lice'ye hücum ile Piran'a geri dönüş ve Piran'm merkez yapıla¬ cağını, aynı zamanda Muş, Bitlis, Erzurum'da ve Hınıs'ta hare¬

kât başlayacağı ve Türk memurlarının hapis, güven veren Kürt
memurlarının serbest bırakılacağı, güven vermeyenlerin tutukla¬ nacağı, halkın canına malına kesinlikle müdahale edilmemesi,

islamiyet

mahvedildiği

için

ihyasına

çalışılmasına,

Cenab-ı

Hakk'ın Şeyh Said Efendi'yi aracı yaptığı yazılmaktadır."

OKYAR

GİDİYOR

İNÖNÜ

GELlYOR

Atatürk, isyanın şiddetle bastırılmasını istiyor. Başbakan Fet¬

hi Okyar'ı yumuşak buluyordu. İsmet Paşa (İnönü) şiddet için
aranan adamdı.

İnönü, tatilini kesip Ankara'ya dönüyor, evinden önce, doğru¬
ca Atatürk'e gidiyor ve "elimi masum insanların kanına bula¬ mam" dediği öne sürülen Fethi Bey'i görevden alma süreci başlı¬
yordu.

"Azil" işlemi, "demokratik" yöntemlerle yapılıyordu.

Parlamentonun yapısı tek parti diktatörlüğüne dayanıyordu. CHP hem diktatörlüğü, hem de parlamentoyu temsil ediyordu. 2 Mart 1925 tarihinde, aynı zamanda CHP meclis grubunda olan parlamentoya verilen bir güvensizlik önergesiyle. Başbakan düşü¬ rülüyor, aynı gün yerine İsmet Paşa (İnönü) atanıyordu. Başbakan değişikliğine neden olan "iç çatlama", basında, "de¬ mokratik bir işleyiş" varmış havasında, ama tek kalemden çıkmış
gibi haberlerle yer alıyordu. Tek parti iktidarının resmi yayın or¬ ganı Hakimiyet-i Milliye gazetesi, 2 Mart 1925 tarihli sayısında, meclisin on saat süren gizli toplantısında hükümetin düşürüldüğü¬ nü haber veriyordu. Gazetenin haberinde şöyle deniliyordu:
"CHP'de on saat devam eden toplantıda meydana gelen gö¬ rüşme ve taruşmalar gizli olduğundan, ayrmnları bizce bilinme¬ mektedir. Ancak görüşme ve tarnşmaların, isyanın şiddede basnnlmasım isteyen çoğunlukla, normal önlem ve harekâdarla

112

Ruslaria aleyhimizde teşriki mesai eyleyen (işbiriiği yapan) Hınıslı Şeyh Said. idam kararlan üretiyorlardı. infazların gecikmeksizin. son zamanlarda dış düşmanlarımızın teşviki ile halkın cehaletinden yararianarak. İlk aşamada. olaylar karşısında sıkıyönetim ilan edildiği hatırlatdıyor ve sıkıyönetimin verdiği yetkiler kullanılarak. olağanüstü yetkilerle donatılmış İstiklal Mahkeme¬ leri görev başı yapıyordu. yargı görevini yerine getirecek personelde. İdam kararlarının parlamento onayına sunulma. İstiklal Mahkemelerinin oluşturu¬ larak isyanm şiddetle 'tedip' (terbiye) ve 'tenkihne' (susturulma¬ sı) taraftar olanların çoğunluğu kazandıkları tahmin ediliyor. hiyaneti harbiye (savaşa ihanet) ve vataniye suçu ile Bidis Divan-ı Har- bi'ne çağnlmışken firar eden ve Harb-i Umumi (büyük savaş) es¬ nasında dahi. 'mintarafillah gön¬ derilmiş peygamber' kisvesi akında Kürdük ve saltanat ve hilafet lehinde ve Cumhuriyet aleyhinde irticai propaganda yapmak 113 . O nedenle birçok sivil politikacı ile asker yan yana oturup insan¬ ları yargılıyor. hukuk öğrenimi aranmıyordu. Yumuşama ve şefkat taraftarı olan Fethi Bey'in azınlıkta kaldığı. Önemli olan rejime bağlılıklarıydı. Asker ya da si¬ vil olmaları da önemli değildi. zaman geçirmeden beklentileri gerçekleştirmeye koyuluyor." Yeni Başbakan ismet Paşa. Mahkemelerin kararla¬ rı her türlü denetimin dışında bırakılıyordu. Bu mahkemelerde. * İçişleri Bakanhğı'nın 25 Mart 1925 tarihinde bütün valiliklere gönderdiği genelgede. isyancılarla yan¬ daşlan hakkında gerekenin yapılması isteniyor. şiddet yasaları ardı ardına yürürlü¬ ğe giriyordu. şöyle deniliyordu: "Kürtlük cereyanının başında bulunmasından dolayı. derhal yerine getiril¬ mesi yetkisi de bu mahkemelere veriliyordu. Kimsenin hakkındaki karar için üst makam ya da mahkemede itiraz hakkı yoktu.basnrılacağmı sanan ve yumuşaklık taraftarı olan Fethi Bey (Okyar) ve onunla aynı fikirde olan doğu illeri milletvekilleri arasında geçtiği sanılıyor. Kürtlüğün din perdesinin ardına gizlendiği belirtiliyor. geleneği de ortadan kalkıyor.

7 Nisan 1925 tarihinde mecliste yaptı¬ ğı konuşmada. "ümit ederim ki. mevcut gücün ya¬ nma ek olarak. genele yayılmışri. ala¬ cağımız tedbirler. derhal fesadı bastırmaktan ibarettir" diye açıklıyordu. asla müsamaha etmeksizin. çoğunluğu sabıkalı ve mahkûmlardan oluşan yandaşlarıy- la Hınıs'tan. Alınan önlemler ve gönderilen kuvvederle köy ve jandarmalar kurtarılmış ise de. Kürt köyle¬ ri yakılıp yıkılıyor.üzere. yanında bulunanlardan bazı suçluların tutuklanması sırasında müfrezeye silah çekmiş. dikta rejimine kar¬ şı çıkan Türklerin tasfiyesi. Genç ve Palu üzerinden Ergani Maden ili dahiline girmiş ve Piran köyünde.. genel taarruz için ordu büyütülüyordu. iktidar şeflerini öv¬ memek de yeterli oluyordu. yer yer mahkeme yerine geçiyor. ilgisi olmayan kesimlerin. Başbakan İsmet İnönü. Korku yalnız isyan bölgesine değil. Hemen ardından genel seferberlik ilan ediliyor. Bundan sonra. Musul ve Yunanistan sorunu nedeniyle Türkiye Cumhuriyeri aleyhine bazı dış tertiplerin bu¬ lunduğu şu sıralarda. isyan etmiştir. yapacaklarını "şiddetle. birinin kararı dağlarda.. ayıklanması için de firsat olarak de- 114 . Elazığ il merkezi bile işgal edilmiştir. bilhassa. yeni birliklerin oluşturulması için seferberlik ilan edildiği de hatırlatılıyordu. İnönü. memleketin her yerinde. güç. o bölgesinde tesirini gösterecektir" diyordu. Bu arada. arrik." Bildirinin ikinci maddesinde. isyan. Terör devleri iş başındaydı. benzer olayların bir daha tekrarlanmaması için is¬ yan bölgesinde gerekli önlemlerin alınacağını. alınacak adÜ ve ida¬ ri önlemlerin meclise sunulacağını söylüyor. yedek asker¬ ler silah altına alınarak. isyanın basrirılması için. yol ve köylerde hayat karartıyordu. toplu cinayetler işleniyordu. Diyarba¬ kır'ın Lice ve Elazığ'ın Palu ilçelerine yayılmış. Kork¬ mak için muhalefet etmiş olmak gerekmiyor. din perdesi akında bir Kurdistan kurmaya ve Cumhuriyet aleyhine gelişmeye giden isyan Genç ili.

Şark Islahat Plam'nın 41. emirle meslekten men cezasına çarptırılıyor. "İsyan" gerekçe gösterilerek. İsyan bahane edilerek. İki yazar. 1925 yıhnda. maddesinde şöyle deniliyordu: 115 . Dönemin iki ünlü gazeteci ve yazarı Ahmet Emin Yalman ve Hüseyin Cahit Yalçın rejime açıktan muhalefet etmiyor. Yalnız Kürtler için değil. gizlice yürürlüğe konan "Şark Islahat Planı" ile. Atatürk'e birer telgraf gönderip pişmanlık ve bağlı¬ lık bildiriminden sonra idamdan kurtuluyorlardı. Sistemin istediği gibi "adam olmayıp". ama bü¬ tün yapılanları da övmüyorlardı. daha bir yd öncesine kadar "kardeş" ve devletin ortağı gösterilen Kürtlerin "var olmadığına" karar veriliyor.ğerlendiriliyordu. dehşeti ydlar süren "Takriri Sükûn Yasası" yürürlüğe konuyordu. "Takriri Sükûn Yasası"nın hedefleri alabildiğine geniş ve uy¬ gulayıcıların her türlü yorumuna açıktı. "Takriri Sükûn Yasası" Demoklesin kılıcı gibi bütün muhalefetin başı üstünde sallandırılıyor.. "Kürt isyanını özendirdikleri" gerekçesiyle tutuklanıp Elazığ İs¬ tiklal Mahkemesi'nde idam cezası istemiyle yargılanarak tutum¬ larının bedelini ödüyorlardı. Kürtlerin inkârı ve dillerinin yasaklanması bu dönemin ürü¬ nüydü. Ancak Ahmet Emin. siyasal. bütün muhalifler için korku dönemi başlamıştı. dilleri yasaklanıyor¬ du. Bu. Ahmet Emin ve Hüseyin Cahit. diktatörlüğün demirden duvarları inşa ediliyor. hayali kurulan "ulus devlet" (tek halklı devlet) mode¬ li için ilk adımdı. "tek sesli" bir toplum yaratılıyordu. sosyal ve ekonomik alandaki bütün hayallerin gerçekleştirilmesi için araçtı. Basını susturmak üzere sansür yasallaştınlıyor. emrine girmeyen basın başlıca hedefti.. Parla¬ mentoda şu ya da bu şekilde muhalif davranmış poÜtikacılar da. * Öte yandan isyan. yıllar sonra Atatürk tarafından affedildikten sonra mesleğine dönüyordu.. ırkçı politikalar yü¬ rürlüğe konuyordu. .

Niyetimizin sonunu getireme¬ dik. o sırada Sil¬ van tarafinda (Farkin'de) Melle Yahya'nın yanında okuyor." Bu karardan sonra. suçun kar- şdığı dayak ve para cezasıydı.. Babasını buluyor. Şeyh'in orada olduğunu duyan çevre köyler. Bizzat 'Şeyh Said Efendi. Eğer. Ahlat. Ergani.. Erciş. çarşı ve pazarlarda. Diyor ki Melle Yadin. ŞEYH SAİD YAKALANIYOR Melle Şafii (Aydın) anlatıyor: "Şeyh Said Efendi. Türkçeden başka dil kullananlar. Evrensel tari¬ he "Türklerin yeni buluşu" olarak geçti mi. halkımızı zulümden kurtarmak üzere ayağa kalktık. konakla¬ ya konaklaya bir adı grubuyla birlikte Solhan tarafina. Melle Yadin de namaza kanlanlardan. Halkıma karşı sorumluluğumu yerine getirmek için ayağa kalktım diyeceğim. Hozat. henüz yeryüzünde yoktu. Çermik vilayet ve kaza merkezlerinde. Varto'ya dönmek üzere ayrılıyor."Malatya. Ama. Eği'ye akıyor. Eği'ye var¬ dığı gün tesadüfen. Bir de hutbe veriyor. Arga. Allah nezdinde müsterihim. Babası Şeyh Mu¬ hammed de Şeyhle birlikte. Allah nezdinde bu halkın hakkı ıı6 . Diyarbakır. "Exi" (Eği) köyüne geliyor. Benzer bir uygulama. Birecik. Çarsancak. Van. okullarda. Çemişgezek. Melle Yadin'den dinledim. Diyarbakır'dan ayrıldıktan sonra. Eğer zulüm kar¬ şısında ayağa kalkmasaydım. Ovacık. kıyamet günü Allahu Taala bana neden ayağa kalktın diye so¬ rarsa. Urfa. Hekimhan. Besni. Şeyh. Bidis. hutbede Allah için. İs¬ yan haberini alınca. hükümet ve belediye dairelerinde ve diğer kuru¬ luşlarda. bazı ileri gelenlerle görüştükten sonra kalabalık cemaate namaz kıldırıyor. da¬ yak ve para cezasından kurtulmak için müşterileriyle el ve kol ha¬ reketleriyle diyalog kurmak zorunda kalıyorlardı. Şeyh Said de oraya geliyor. Palu. Pazara ürün getiren köylüler. Binbaşı Kasım'ın da köylüsü olan. bilmiyorum. sonra bi¬ tişiğindeki Baskan'a yerleşen Melle Yadin (Aydın). Büyük bir kalabalık meydana geliyor. ona sorumluluğum vardı. Elazığ. Muş. Adı¬ yaman. iyi sonuç alamadık. sokakta Kürtçe konuşmak suç. hükümet ve belediyenin emrine aykırı davranmak¬ la suçlanacak ve cezalandırılacaktır.

Dünya ile bağlantı kurmamız. sesimizi duyurmamız gerekiyor. aynı ka¬ filedeydi. sorumluluktan kurtulmak gerektiğine inandığım için ayağa kalktım diyeceğim. Şeyh Said'in ayrılmaz parçası olarak. .nedeniyle sorumlu olurdum.' Şeyh Abdullah da o gün Eği'ye geldi. Yükün altından kalkamazdım. Şeyh Said Efendi ile Kasım arasında bir gerginlik olduğu anlaşılıyordu. organize olmadığımız için başaramadık. Gerekirse bunun için iran'a geçeceğiz. Ama haklı davamızın takipçisi ola¬ cağız dedi. Şeyh Said Efendi. Melle Şafii. Yanında Kasım vardı. Melle Yadin'in söylediklerini aktarıyordu: "Melle Yadin. Biz de çalışmalarımıza devam edeceğiz. Kurtulma gücü olanlar kendilerini kurtarsınlar. "yenilgi anında" isyancıydı. Allahın önünde. Çarbühür ve Hınzor köylerinden Bulanık'a doğru yol aldık. Konaklaya konaklaya ilerliyorduk. Emrinizdeyim demiş. orası güvenli olmazsa İran'a geçiş planlarını tartışıyordu bu sırada. bu yüzden Şeyh Said ve Halit Bey'le bağlarım kopa¬ ran Kasım. haksız olduğumuz anlamına gelmez. Muş ovasında Murat nehrini geçmeyi düşün¬ düğü köprüye bir keşif kolu gönderilmesini istediği zaman Ka¬ sım. başlangıç ve gelişmeler zamanında isyana karşı olan. isyancıların safindaki babasının yanında. Şimdi dönebi¬ lenler. Şimdilik ba¬ şaramadık. evine gitsin. Abdur¬ rahman Paşa köprüsünden Varto suyunu geçip. askeri bilgi ve becerisiy¬ le plancı olarak baş köşedeydi. Önümüzdeki tek 117 . örgütlü. hazırlıklı. 'orası geçiş için güvenli değildir' diyerek karşı çıkmışn. köyüne. Fakat bu. bilemiyorduk ama bir gerginUk vardı. onunla buluşmak için damadı Şeyh Abdullah ile birlikte. Kasım. Şeyhin bulunduğu Melekan köyüne geçiyordu." * İlk tohumlar süreci. ama mazlum ve haklıydık. Biz kaybettik ve zafere ulaşama¬ dık. Kasım Varto'da ona kanlmış. Tam tedbirH. Ya¬ nımızda tartışmadıkları için tam anlamıyor. 'daha Melekan'dan yola çıkarken. Şeyh ise burada toplanan liderlerle Muş yöre¬ sindeki Nuh Bey'in bölgesine. Melle Yadin.

Şeyh'in kendi ayağıyla gidip teslim ola¬ cağını sanıyorduk. Şeyh. atını doğruca Kasım ve Şeyh Abdullah'ın yanına sürdü. Şeyh Said.mesele Murat nehriydi. Arkada. Kasım. Muş ovasındaki köprü için tehlikeli dediği için. Ne¬ hir suyu çok kabarmıştı. atını köprüye doğru sürdü. yanımızda de¬ ğildi. Kala¬ balığın içinde tartışmak istemedikleri için Şeyh Said. Tek seçenek. 'geçelim' deyince Kasım. geçilemez mi?' diye tarnşma başladı. Kasım'ın yanında kaldı. kabarmış Murat nehrini ada geçmekti. Hepimiz. Mektup yazdım. Su atların sırtına geliyordu. Kasım. dinliyor¬ duk. 'hadi' dedi. 'köprüyü Türk askerleri tutmuş' deyip yine itiraz etti. Şeyh Abdul¬ lah ve Kasım adarını sürüp bizden koptular. ama sertçe tartıştıkları belliydi. Hep beraber peşinden gittik. Şeyh Said. Karşımızdaki bir tepe¬ ye gittiler. Atlılar arkasından gittiler. 'Geçilir mi. Murat nehrini geçmek için biri Bulanık yakınlarında. köprüye geldik. Şeyh Said Efendi. Kasım'ın ısrarlarından kurtulmak için. Bir anlaşmazlık olduğunu aruk hepimiz biliyorduk. 'ben gidiyorum. ama Şeyh'in oğlu Şeyh Ali Rıza. 'Varto'ya gidip Osman Nuri Paşa'ya teslim olacağız. Fakat. Geri döndüklerinde Şeyh Said Efendi. Konuşulanları artık hepimiz duyuyor. Ben bunun için söz verdim. Şeyh Said. yine bizden uzaklaştı. tü¬ fek atışları başladı. 'teslim olacağım' demiş. Şeyh Said Efendi. Paşa bi- ıı8 . öteki Muş ovasında iki köprü vardı. nehrin ortasından geri döndü. Çarbühür köyüne geldiğimizde. Şeyh Abdul¬ lah 'bfen gelmiyorum' dedi. ben de gelmiyorum" diye bağırdı. babasının nereye gönderdiği¬ ni bilmiyorum. Tepeye çıktılar. 'anlaşmamız böyle değildi. Varto'ya gidip teslim olacaktık. Orada uzun uzun tartıştıktan sonra yanımıza geldiler. Üçü birlikte. Kasım telaş için¬ de yanına gitti. tam nehrin ortasına gelmişti ki. Uzun sürdü yolculuğumuz ama. yeniden Abdurrahman Paşa köprüsü¬ ne geldiğimizde yanıldığımızı gördük. "kurtuluşumuz yok. Şeyh'in nehri geçip kurtulmasına karşı tedbir alınmış olmalı. Ka¬ sım. kim gelmiyorsa kalsın' diyerek atını nehre sürdü. burada Varto'ya giden Kereseid köyü yoluna sapacağına. Şeyh Said. Sonra Şeyh Said önde. Meğer. geldiler. Ne dediklerini duymuyorduk.' Annı sürdü. karşı tarafa haber gönderilmiş. biz Murat'ı geçmek üzere Bulanık yakınlarındaki "Pıra Şeyda "ya (Şeyda köprüsü) gi¬ diyorduk. Onu takip eden adı¬ lar da.

'Kasım' diye bağır¬ dı. tüfeğine sarılıp namluyu Kasım'a doğrulttu. Kasım. Ama tüfeği ateşlenmedi. Sabah yola çıkılacağı za¬ man. Köprünün ortasında önünü kesti. Melekanlılar akrabalarımızdı. Fakat Binbaşı Kasım. Şeyh Abdullah'ı da kandırıp yanına alarak elbirliğiyle tuzağa çekiyor. Torunlarından Abdülmelik Fırat anlatıyor: "Şeyh Said Efendi. Şeyh Said Efendi. yalvarıyor. İran'a geçip kendini kurtarmak değildi. Şeyh'in yakalanması bir bakıma "tarihi değiştiren olay" oldu¬ ğu için bunu farklı anlatımlarla sunuyoruz. Şeyh'i düşündüğünü göstererek oyalama taktiklerine başvuruyor. kızgındı. Genç üzerinden. Şeyh Said Efendi. 'birlikte teslim olursak kurtulur. Bir gün üç atlı indi kapısında. ama gidip düşmanıma tes¬ lim olmam. Diyarbakır'dan ayrıldıktan sonra. o za¬ man annı sürdü. 'nasıl istersen öyle yap. ama ben teslim olmuyorum' cevabını verip. Binbaşı Kasım. Bingöl'ün Solhan ilçesine bağlı Melekan köyü¬ ne geliyor." * * Şeyh'in tutsak düşmesine ilişkin pek çok söylenti vardı. Diyarbakır cephesinden çekilirken amacı. Şerevdin (Şerafet- tin) dağlarından Muş ovasına inecek. Şeyh.zi bekliyor' dedi. Dinlenip ertesi gün yola çıkıp. Şeyh Abdullah ile birlikte köye gel¬ miş.' Kasım. Bongılan geçidini 119 . Düşüncesi. Akrabalarından Kalecik köyünden Kollo'nun oğlu Gulo. Kasım. 'Ben teslim olmuyorum. Onu dışarıya çağırdılar Şeyh'e neden ihanet ettin diyerek ateş edip vurdular) Şeyh. Hakkari dağ¬ larında bir cephe açmakn. Şeyh Abdullah'ın kö¬ yü. oradan da Bitlis üzerinden Hakkari tarafına geçecek. Şeyh'in atının dizginine yapıştı. kardeşi Reşit ve akrabalarının yardımıyla Şeyh'i esir aldı. atını hızla sürdü. Ölürüm. Şeyh Said Efendi. Kızının evinde ge¬ ceyi geçiriyor. (Gulo. Binbaşı Kasım da orada. Görgü tanıklarının anlattıkları da çelişikti. hareketi öl¬ dürüyor. Akrabaları da Şeyh'in etrafını sardı. Abdullah da Şeyh Said Efendi'nin damadı. isyancıların yanında görünüyor. daha sonra köyüne döndü. çok kimse¬ yi de kurtarırız' diyordu.

Kasım onu teslim alıp devlete veriyor. Şeyh Said Efendi'nin yanında adamlar var. Onlara güvenmek zorunda kalıyor. 'Benim sözüm ayağınızın akındadır' di¬ yor. köyüne dönmüştü. kış ve kar şardarını öne sürüyor. Bu. benzer şeyler anlatıyor ve şöyle diyordu: "Kasım. ovada nehri aşmanın zorluklarını anlatıyor. damadı Abdullah ve baca¬ nağı Kasım bulunuyor. Bir toplantı düzenli¬ yor. Bunun üzerine Şeyh Said Efendi kararını açıklıyor: Doğu'ya çekileceğiz. bundan sonra yapılacaklar hakkında herkesin tek tek görüşünü alıyor. Efendi. ne¬ reye yürüseniz arkanızda. gelmek istemeyen de köyüne döner. Kürderin büyüğe sadakat bildirimidir. Şeyh Abdullah ile birlikte Melekan köyüne geliyor. Ama Kasım planını yapmış. Fakat Kasım. Sıra Kasım'a geldiğinde. ne de kardeşleri var. Yol güvenliğini ve nehrin kabardığını öne sürüp. Bağlılığını bildi¬ rip kafasındaki planı uyguluyor. sonunda güzer¬ gâhı değiştirmeyi başarıyor. ayrıntdar hariç. Emrinizdeyim. Fakat ateşleme¬ ye zaman bulamıyor. Abdullah. Varto yoluna sapıyor.aşıp Muş ovasına inmek kararında. Şeyh Said Efendi ona hakaret ederek tüfeğine davranıyor. destekliyor. irtibatlı olduğu Türk güçlerinin bulunduğu Varto mıntıkasına çekmek. Kasım ve akrabaları. Abdurrahman köprüsünde etrafını sarıp namlu doğrultarak teslim olmasını istediklerinde. yalanlar uydurup Murat nehrinin kabardığını. Yolunu kesecek." i 20 . ama yakınlık bakımından yalnız. ayağınızın altındayım demektir. İsteyen bizimle gelir. Söz verilen herkes." * Melle Selim de Şeyh Said'in tutsak edilmesi konusunda. Erzurum cephesinde mağlup olmuş. o yoldan gi¬ dildiği takdirde kurtulacağım bildiği için. Yanında ne çocukları. Şeyh'in kestirmeden Muş ova¬ sından geçip dağlara varma düşüncesini değiştirmeyi başarıyor. devlet güçlerinin Muş ovasındaki stratejik yolları tuttuğunu. Şeyh Said Efendi onunla burada buluşuyor. ona tabi olduğunu söylüyor. Abdullah da bir bakıma ona arka çıkıyor. Orada en yakın olarak. Amacı Şeyh'i oyalayıp hü¬ kümet güçlerine el altından haber ulaştırmak ve bir yandan da. Ama halkı serbest bırakalım.

Geç olmuştu. yorucu bir yolculuktan sonra. Şeyh Sa-. O sırada Kasım'ın akrabalarından. Burada kısa bir mola veri¬ liyor..Halit Bey'in yeğeni Mehmet Emin Sever'in anlatriklan bir başka açıdan tarihe ışık tutacak nitelikte: "Yola çıkarken Şeyh Said Efendi'nin amacı. Kariı Şerevdin (Şerafettin) dağlarını aşıp. Muş ovasında. Ertesi gün yola çıknk. Varto yakınlarındaki Abdurrahman köp¬ rüsünden geçip. Çünkü bahar sularıyla kabarmış. Kasım Bey. Şerevdin dağlarından. Kılavuz geldi. Muş köprüsünden Nuh Bey'in yanına veya Varto'dan Mu¬ rat nehrini geçip Hasenanlı Halit Bey'in yanına geçmeyi düşü¬ nüyorduk. Ka¬ sım orada. Çaksor köyünden dağlara yönelmeyi. Şeyh Said Efendi'nin güvenliğini bahane edip. Beş gece beraber kal¬ dık. öne¬ risini uygun buluyor. Kasım. Yola çıkıyorlar. Murat nehrini geçiş için yeni bir öneride bulunuyor. Darahini'den Meneşgut'a gittim. 100 kadar adıyla Abdurrahman köprüsüne geliyorlar. Fakat Kasım bu fikre karşı çıkıyor. Ne zaman ka¬ tıldığını ben bilmiyorum.. Suya düşersek boğulur veya donarız. Komutası akında 200-250 kişi vardı. id'in aklına Kasım'ın art niyetii olabileceği gelmediği için. Bağlu köyünden Tem- ranh Guloe Kollo. Ayrıca ovada nehri geçme¬ miz de tehlikeli. o bölgede Şeyh Abdullah'a katdmış. Kasım Bey de öyle söylüyordu. Çatış¬ maya girmeden geçmemiz imkansız. O köprüyü biliyorum. Fakat gizlice Osman Paşa'ya mektup yazıp göndermiş. Lo- 121 . Muş'la Meneşgut arasındaki Gırvas gediğin¬ de cephe komutanıydı. Muş tarafına gitmeye teşeb¬ büs ettik. Kasım'ın talimatı üzerine Şeyh Said'e tüfeği¬ ni doğrultuyor." Şeyh Said. 21 Mayıs 1925 tarihindeki ifadesinde yakalanma¬ sı olayını şöyle anlatıyordu: "Şeyh Abdullah. O gece orada kaldık. Şeyh Abdullah'ın yanında idi. Çok yağmur yağıyordu. diyor. Başında karakol kurmuşlar. Gırvas'a geri döndük. Karabegan köyünün yakınındaki köprüden Murat nehrini geçip dağlara varmak. Çarbühür tarafina vardık. Gece yürüdük. Asker vardı.

lan tarafinda görüldük. Gelip bizi teslim alsın' dedi. Hükümete çete yazıl¬ mışlardı. yolunu değiştirmeye. Çarbühür'e döndürdüler. Diyarbakır İstiklal Mahkemesi'nde Şeyh Said'in savaşı sürdürmek üzere Nuh Bey'in yanına gitmek istediğini. Bizi orada bir odaya indirdiler. Gece Melhemli'ye git¬ tik. Beni kandırdı. Kasım Bey orada bana ulaştı. onu yakala¬ mak için oyalamaya. Çarbühür'ü ge¬ çince. Bu yolda ise beş dakika geçmeden telef olursun. Ben. Adılar nehirden ge¬ çiyorlardı. bir yandan da teslime ik¬ na etmeye çahştığım. Ken¬ disiyle görüştüm ve bir saat boyunca konuştuk. Ahmet. ilerde artık asker olmadığını. O sırada Paşa bi¬ zi telefona istedi. Geçmemelerini söyledim. 'Yapamam' dedim. Ben ona. Dinlemediler. sürgün ederler. Görüşüldü. Kargapazarlı 122 . 'Efendi. Takip edemediler. Neredeysen. Orada. Ben Osman Paşa'ya mektup yazdım ki. beni teslime iknaya çalışıyordu. Kardeşim Reşit. Belki çıkış yolu bulunur. Tam Abdurrahman Paşa köprüsü üzerine gelmiştik. 'Askerlerini öldürürsün' diyor¬ dum. 'gidip teslim ola¬ yım' diye geldi kalbime. bu gerçekleşmediği takdirde İran'a gitmeyi planladığını. henüz şafak ağarmamıştı. Köyün karşısındaki tepede gündüzü geçirdik. O da 'Olmaz' diyor. teslim olmayacağını söyledi. Uzaklaştık. Ba¬ na. Fikrimi anlayınca. Döndük. Bizi ilk bulanlar Çarbühür askeriydi. akrabamdan Timur. bir ara teslim olmayı kabul etmişken yeniden caydığını söylüyor ve devam ediyordu: "Şeyh Said'in. Müf¬ rezeler geldi. Şeyh Abdullah teslim olacağını söyledi. Akşam namazından sonra Varto'ya doğru yola çıktık. terk edilmiş olan Sipyan köyünde kaldık. 'Olur ki affederler. müfreze göndersin. müfreze gelir ateş eder' diyordu. Askerler her tarafi tutmuşlardı. dolayısıyla kurtulduğunu." Binbaşı Kasım. Kasım Bey teslim olma fikrindeydi. Orada teslim olma meselesi açıldı. Abdurrahman Paşa köprüsüne geldiğimde. Onlar Alevidir. Ka¬ ranlıkta birbirimizi kaybettik. Bize ateş açtılar. Gece. olmaz. Şeyh Said atından inmişti. Sonra ben de 'Teslim olurum' dedim. gece teslim olmaktan caydığını duydum.

Hemen hazırlık yapılmasını emretti. Söke Kaymakamı Kazım Atakul'a ifade veriyor. Şu öneride bulundum: Akşam karanlığında kuvvederimizin Bongılan gediğinde bir pusuya düşmemesi için. devam ediyordu: "Şeyh Said. Aynı ifadeler. Gideceği cevabını verdim. Kasım'ın. Gır¬ vas köyünde akşam namazı kılındı. Şeyh Said'le Bongılan'ın (Sol¬ han) (Exi) Eğig köyünde buluştuğunu. Murat nehrini köprüden geçip Huvit Reisi Nuh ve Ha¬ senanlı HaUt'le birleşelim. Yüze yakın mermi atıldı. Kasım. bu kez mahkemeye değil. buradaki 400 kişilik kuvvetimizle Muş ovasına inelim. Atlıların hepsi kaçtı. 13 Ocak 1945 tarihinde Söke Kaymakamı Kazım Atakul'a verdiği ifadenin tutunaklan." BİNBAŞI KASIM ANLATIYOR Kasım.' 'Biriniz beşon atlı ile ileride yürüyünüz' dedi. daha sonra Mum- cu'nun Kürt-lslam Ayaklanması adındaki kitabında da yer aldı. ilk kez 1991'de Cumhuri¬ yet gazetesinde yayınlandı. 1945'teki ifadesinde. Yanıt veren olmadı. oradan İran'a geçelim. Neden gerek görüldüğü bilinmez. Varto'ya dönemedi. Şeyh Said'e silah doğrultan kardeşi Reşit ve öteki kardeşi Ali ile birlikte Söke'ye yerleştirildi. Şeyh'in nasıl yakalandığını yeniden derleme ve dosyalama ih¬ tiyacını duydu. ileriye bir silahlı biriik gönderilme¬ si uygundur. dedi. Şafak yeni açmıştı. Şeyh. bu öneriyi uygun buldu. Varto'ya gelmeyeceğini. Şeyh Said'i.Mehmet Reşit ve Şerifoğlu ile Halil'e hemen ateş açtırdım. Bir saat sonra hareket edildi. Oğnut beylerine. ama devlet tam 20 yıl son¬ ra. köprünün ayağı yanında yakaladık. 123 . Kasım. Şeyh Said'in idamından sonra. Benim de aradığım buydu. Bunun için en yakın tanık Kasım'dı. istersem kendisini öldüre¬ bileceğimi söyledi. savaşın vardığı noktayı biriikte irdelediklerini belirttikten sonra. Osman Paşa'ya tez¬ kere yazarak ufak bir müfreze istedim. Ev ve arazi verildi. Şeyh Said'in kısrağı da kaçmıştı. bitirdikten sonra altını imzalıyordu.

Sabah şeyhlerle görüştük. Köprüden nasıl geçersiniz. buradan köprüye akı saadik mesafe var. öncülere tembih ettim. dedi. Şu memlekette. Habiban kö¬ yüne vardık. Uygun. Bata çıka dağın üstü¬ ne çıktık. dedim. Orada sabahlayalım. ölümüme ken¬ dim sebep olacağıma. geceleyin son derece kabarıyor. Bunu herkes bilir. dedim. karların üzerinde yürüyoruz. Ve bunları izledik. Birkaç yüz metre yükse¬ ğe çıkınca. 'Murat'ı geçitten geçelim. Gırvas'a geldik. Şeyh Said'e haber vermişler. ben bu suya girmem. Köyde kimse yok. dedi. he¬ men kuzey yıldızını yön vererek. Şeyh Abdullah'ın da yardımıyla öneri¬ mi benimsediler. Beni gözlüyorlardı. Şeyh Abdullah: Hepiniz geçseniz de. Ben bir mektup yazdım. yatı¬ yor. nisan ayı taşkınında. Şerafettin dağını aşıp Varto'ya inmemizin vaziyeti bi¬ raz daha kolaylaştıracağını söyledim. ilerledim. Şeyh Said: Haydi yürüyelim. Herkes yorgun. Sabah görü¬ şürüz. diye sordu. Saba¬ ha da dört saat var. Addan durdurttum. Gırvas köyüne döneHm. Fırka komutanına gönderdim. Ovaya inip de bir yere kaçmaya fırsat bulmasınlar diye. iki saat sonra Varto yüzünü aşnk. başkası beni öldürsün. Başka zaman diğerleri alırlar. Öğleyin Şerafettin dağına tırmandık.Bu akşam nöbeti ben devralayım. gece yarısı Murat'ı geçmek mucize sahibi olmak demektir. Bazıları. 124 . Gündüzün sular azalı¬ yor. Şeyhlere. Şeyh Said: Şu halde ne yapalım. Bongı¬ lan gediği denilen boğazı geçtik. Gündüzün adı geçtiğini gördüklerini söylediler. Tartışmalardan sonra. Yerleştik. dediler. Geriye dönüldü. Muş ovasına indik. dedim ben. dedim. Evet ama. Arkamdan kardeşimle beş-on adı geliyordu. hafif tipi ile karışık kar yağışı başladı. Biraz sonra şeyhler geldiler. Şerafettin 2500 rakımında.

baş¬ ka geçide indik. Dürbün elimden düşmüyor. İkindi vakti. Tugay karargâhı yirmi dakika sağımızda. Gelen yok. orada bir yolcuya bir akın verdi. ne bir kimse. Beraberimdeki bir miktar adı ile Şeyh Abdullah. Bizle ne düşmanlığın var.. Hep bir takip müfrezesi ve kuvvetin hareketini gözlüyorum. bir yokuştan sonra Baltaş köyü tepesine çık¬ tık. kendilerini geçirmek üzere geçidin başına gelmelerini istedi. de¬ di. Sabahleyin köyün güneyinde. Varto suyunu geçip Hınıs'a doğru gitmekti. Akşam namazın¬ dan sonra Melhemli köyüne geldik. Nihayet bizi buldular.Şeyh çağırdı: Atlıyı geri al. başka müfrezelerie karşüaşacaksın.. Şeyh Said'in fikri. firka karargâhı bir saat solumuzda. Akşam namazı vakti. Biraderi gönderdim. o gün akşam üzeri Ispahan köyüne indik. dedim. geri getirteyim. Şimdi geri çağırırım. Ben işi gürültüye boğmak için bağırdım: Sen bu ağzınla mı 600 yıllık hükümetie uğraşmaya kalk¬ tın? O müfrezeyle değilse bile. Şeyh Said. dedi. 125 . Ben başka yollar gösterdim. Biz onlan bekliyorduk. Senin gös¬ terdiğin yolda müfrezeler vardır. Geceledik. Çev¬ re köy halkı. Oradan ayrıldım. işaret attşları yaptı. dedim. Ben birini göndereyim. karşıdaki köyün adamlanndan. Güneş doğmuştu. şeyhlerin köyüdür. Murat nehri üzerin¬ de bir tepede toplandık. Ne bir şey var. Mektu¬ bu yırtıp atlıyı geri getirdi. hatta gözcü bile yok. Onlar da bizi bekliyoriardı. Bizi de ister istemez atlara bin¬ dirdiler. Hiçbir tertibat. Hiçbir engel ile karşılaşma¬ dan. köyün kenannda akan incecik suyun başında toplanan şeyhlerle beyler beni çağırdılar. Burada bulunduğumuzu etraf ve hükümet hissetmesin. Beylerden biri: Sen göz göre göre bizi Türklere öldürteceksin. Ancak yerinde yeller esi¬ yor. Murat'ı yüzüp geçerek. hepsi ata binmiş ola¬ rak bulunduğum yere geldiler. Geçitten geçtik. Melhemli köyü. posta. Şeyh Said görüşümü sordu.

Ölüm nerede olursa bizi bulacaktır. Ve askeri kuvvet beklediğimi. bütün çoluk çocuklarıyla köylerinin yakılacağını söylemesini tembih ettim. Şeyh Said'e yetiştim. Beş kilometre karşı¬ mızdaki Darabi köyüne indiler. bir müfreze sola çıkardılar. bir askeri birliğin dağdan indiği¬ ni haber verdiler. Köyü geçince. Beş çeyrek uzak¬ lıktaki Abdurrahman Paşa köprüsüne gelinceye kadar.Bir aralık. karşı köydekilerin şeyhlerin geçişle¬ rine engel olmalarını ve aksi takdirde. Önde Oğnut beyleri. Murat'ı geçersek. dedim. Köyün ke¬ narına vardık. dedi. kanını boş yere neden heder edeceğini söyledi. Şeyh Said: İşte. Diğer kısmı köyde kaldı. bir müfreze sağa. dedi. Köyün içinden geçtik. Orada. bu ya¬ şa kadar Türk vatanına karşı nankörlük yapmak tenezzülünde bulunmadığımı ve geçit geçilirse kendilerine açık olduğunu söy¬ ledim. bizi geçirmek için atlılar geldi. selamete vardık demektir. yolcuyu bir kenara çektim. Dürbünle baktım: Herhalde bir fırka geliyor. Büyük bir kütle ile geçidin başına vardılar. 30 kadar yaya tahmin ediyorum. 100 adı. Bu süvariler öncüdür. Aşağı caddeden çıkalım. akşama kalmaz. Şeyh Said: Zaten ikinizin gizli gizli görüştüğünü biliyordum. Şeyh Abdullah: Ben İngilizlerin ve Acemlerin ekmeğini yemeyeceğim. dedi. Nuh ile Halil'i bulur. Bir saat sonra beş-on atlı geçit başına geldiler. Şeyhler dönüp bi¬ ze geldiler. Kar¬ şıdan yaylım ateşi gibi silah sesleri duyuldu. buradan itibaren hareketlerine katılamayacağımı. Ve yürüdü. birlikte iran'a geçeriz. teslimden vazgeçtiğini. Bir iki saat sonra. Yolcu yüzerek Murat'ı geçti. Ve sizinle de gelmeyeceğim. Yolu yukarıdan geçeceğimizi söyledim. Ben. Kendimi tanıttım. 90 adı ile inmek 126 . Murat'ı geçeceklerini söyledi. cevapla¬ rımla idare ediyordum. dedi.

Akrabalarımdan ikisi de. Bir buçuk saat sonra. Fırka Komutanlığı'na! Şeyh Said'i. fırka komutanı telefon almış olmalı ki. Meğer Şeyh Said silahı göğsüme uzattığı zaman. Gittik. Küçük bir müfrezenin gönderilmesini arz ederim. Oradaki akrabalarım¬ dan ikisi silahını almak istedi.. Ben silahı göğsümden uzaklaştırdım. Elindeki mavzeri kalbimin üze¬ rine çevirerek: Bak. Genelkurmay Başkanlığı tarafindan yayınlanan Ayaklanmalar kitabında.için atından indi. dedi. Çarbühür sırdanndan bir bölük asker çıkn. ihtimal ki. onlar dört ki¬ şi. Fakat akrabalanm çekti aldı. Şeyh Said: Vermem. resmi tarihle çelişiyordu. Biz altı. Geçmemesini ve bırakmayaca¬ ğımı söyledim.' Pusulayı bir atlı ile gönderdim. Fişek yatakta. Sonunda firka komutanına mektup yaz¬ dım: '12. Elini şöyle havaya sallayarak köprüye doğruldu. Varto'ya gitmek için ne kadar ısrar et- tiysem para etmedi. silaha davranmış durumda bekliyorlar. Ben Şeyh Said ile karşılaşüm. 15 Nisan 1925. Sonra. Kaçtılar. Kim olduğumuzu sorup anladdar. Hepimiz silahlıyız. Ben silahımı beylere çevirdim.. Ateşe karşılık gelmedi... Şeyh 127 . Os¬ man Paşa beni takdir etti. Abdurrahman Paşa köprüsünde tutukladım. Bize doğru adım adım geldiler. Birkaç söz söyleyerek ateş ettim. yolun üzerinde. Ben de indim." * * Kasım'ın anlatımları. Şeyh Said köprüyü geçtikten sonra.. dedi. Çayın öbür yakasında atlıların karartısı da kalmadı. Köprü¬ yü geçtiğim zaman. Başlarındaki subay Çarbühür'e davet etti. akra¬ balarımdan bir ikisi önünü kestiler. Ve beni çağırdılar. Emekli Binbaşı Kasım. arkamdaki bi¬ raderim silahı ile Şeyh'e nişan almış. bu nedenle ateş edememişti. Şeyh Said üç arkadaşı ile kayaya arkasını dayamış ve eUnde mavzer. silah tetikteydi..

Şeyh Said'i köprü başında tu¬ zağa düşürüp muhafızlarından koparan. yakalanması istenen bu asi ka¬ filesi. Kargapazarlı Reşit. tutsaklar arasında geçiyordu." Varto'daki askeri birliğin komutanı Osman Paşa da Anka¬ ra'ya gönderdiği raporda. Kasım teslim oldular. ayaklanma hare¬ ketinin tertipçisi Şeyh Said. Şeyh Said. Hanşeref dağı güneyinden doğuya kaçan asileri yakalamak için takiple görevlendirilmişti. Timur ağalarla. Esir edilen asilerden önem¬ lileri şunlar: Şeyh Said. bu söylem ve resmi rapor yüzünden Diyarbakır mah¬ kemesinde güç anlar yaşamış. onları da zorla yakalanıp tutsak edilenler arasında gösteri¬ yordu. aralarında kısa müzakereden sonra. Şeyh Abdullah. Mahmut. Kasım'ı. Kasım'ın adı ise "yaka¬ layan" değil. Kasım. Bu yüzden Şeyh Said'i yakalayan kişi oldu- 12» . Şeyh Galip ve beraberindeki hizmetçilerle ailelerinden mürekkep bu¬ lunmakta idi. önce Şeyh Abdullah. hatta adı idam istemiyle yargılanan¬ lar listesine yazılmıştı. Kasım. Alınan tamamlayıcı bilgilere göre. Bu asi kafilesi 35'inci alay 2'nci taburun baskısı ve şiddetli ateşi karşısında kurtuluş çaresi kalmadığını anlayarak. 35'inci alayın ikinci taburu. Şeyh Ali. çarpışma sırasında sağ olarak silahıyla birlikte ele geçirilen isyancı diye göstermişti.. Raskan geçidini geçerek. olaylar "başka türlü" gösteriliyor. Ceyranlı İs¬ mail..Said'in ordu birlikleri tarafından takibe alınıp. Varto cephesi komutanı Şeyh Abdullah. Binbaşı Kasım. çarpışa çarpışa teslim ahndığı yazılıyordu." Görüldüğü gibi resmi tarih Kasım ile akrabalarını da "isyancı" sayıyor. Çarpuh geçidinde bulunan süva¬ ri bölüğü. 15 Nisan 1925 tarihinde yayınlanan resmi hükümet bildirisin¬ de de. Varto güneyinde Çarpuh (Çarbühür) köprüsü civarında birliklerimiz tarafından sarılarak yakalanmış ve Varto'ya getirilmiştir. Reşit. sonra da göğsüne silahı¬ nı dayayıp tutsak düşüren adam olarak değil. arka¬ sından 25 avanesi. Bildiride şöyle deniliyordu: "Genç kuzeyinde sıkıştırılan Şeyh Said ve diğer ayaklanma li¬ derleri doğuya doğru kaçmak isterken. Resmi tarih kitabında şöyle deniliyor: "Çarpuh'ta (Çarbühür) bulunan müfrezeden bir kısım kuvvet¬ le.

ödülümü isterim. haksızlıkttr. Şeyh Said'i ben tek başıma yakaladım." Kasım. sonra da idam edilmem için İstiklal Mahkemesi'ne yazı yazıyor. "yanlışlığı" güç bela düzeltmeyi başarıyor. 129 . Onun için ceza değil. kendisine yardım eden kardeşleri ve yakın akrabalarını da kurtarıyordu.ğunu kanıdayamama sıkınrisı çekiyor ve mahkemede şöyle yakı¬ nıyordu: "Şeyh Said'i benim yakaladığıma dair Ankara'ya telgraf çeken Osman Paşa. Bu bir yanlışlıktır.

İran ve Osmanh Savaşları adındaki kitabında. Kürdistan'ın bağımsızlığını gerçekleştirmek için çaba¬ lıyordu. Nakşibendiliği Kürdistan'a taşıyanlardan biri olan Nehrili Seid Taha'nın torunu. Rus subaylarından Avriyanof. 1880 yılının Temmuz ayı sonlarında. bağımsız Kürdistan'ın ku- 130 . kendi medresesinde öğrenci yetiştiriyor. Peygamber sülalesinden geldiği iddiasında ve Kürt¬ ler arasında adı yaygın.ÜÇÜNCÜ Bölüm SEİD ABDÜLKADİR VE DAVASI Seid Abdülkadir. Şeyh Said'in dedesiydi. onun baba ocağını kutsal kabul ediyorlardı. Seid Abdülkadir'in babası Şeyh Ubeydullah. Kürt ulusal sorununu görüşmek üzere Kürdistan'ın önde gelen şeyh ve halifelerini Şemdinan'daki derg⬠hında topladığı belirtiliyor. O nedenle yaygın bir halife ve müritler ağına sa¬ hipti. Şeyh Ubeydullah. aynı dönemde Kuzey Kürdistan'da görev¬ lendirdiği öteki öğrencisi ise Şeyh Ali'ydi. Kadere bakın ki. Kürtler. Türk resmi raporlarına göre. başarılı olanları "Nakşibendi Halifesi" sıfatıyla Kürdistan'ın dört bir yanında gö¬ revlendiriyordu. sayılan bir kişilikti. yüzyılda Rusya. Medresede kaderleri birleşen iki şeyhin to¬ runlan da. dini eğitim ver¬ mekten çok. Mehmet Bayrak'ın Kürtler ve Ulusal-Demokratik Mücadelele¬ ri adındaki kitabına da aldığı bir raporda. 19. Seid Taha. Şeyh Ali. Şeyh. aynı davanın yürütücüleri olarak kaderlerini birleşti¬ recek ve hayatları idam sehpasında noktalanacaktı. 1700'lerde yaşayan Mevlana Halid'in öğrencisiy¬ di. Şeyh'in. Mevlana Halid'in. Yine resmi raporlara göre. Şeyh Ubeydullah'ın oğ¬ luydu. sevilen.

çıkarlarına zarar verileceği endişesiyle İran'ın yanında yer alıyordu. başkaldırı halinde Kürtlerin de Ermeni ve öteki Hıristiyanlara iyilikle yaklaşması gerektiğini savunuyor. liderliğe de Şeyh Ubeydullah getiriliyordu. Kürtleri sistematik olarak Ermenilere karşı kullan¬ ma politikası izlediğini. aynı hızla sönmeye yüz tutuyordu. Osmanlı devleti. Seid Abdülkadir'in Mekke sürgünlüğü. İsyan.rulmasını amaçlayan bu toplantıya. 21 halife. özellikle ingiltere. aynı toplantıda Ermeni ve Hıristiyanlara karşı iz¬ lenecek politikaların tartışıldığım anlatıyordu. Meşrutiyet'in ilanıyla bitiyor ve Seid istanbul'a yerleşiyordu. Fakat hızla gelişip başarılarla devam eden isyan. oğlu Seid Abdülkadir de Hakka¬ ri'ye gidiyordu. Bu arada Osmanlı parla- 131 . ilk aşamada Kürdistan'ın İran'daki parçasını kurtarmak üzere harekete geçi¬ yor ve kısa zamanda. bu öneri onay buluyordu. Bu harekâtın önemli komutanlarından biri de 1925 yılında ası¬ larak idam edilecek oğlu Seid Abdülkadir'di. Osmanlı nezdinde Kürtlerin bir önemi kalmaz" diyor. Çünkü. Kürdistan'a kaçış hazırlık¬ ları içinde oldukları sezilince Mekke'ye sürgün ediliyorlardı. Avriyanof. bazı Avrupa ülkeleri. bu ne¬ denle uluslararası bir nitelik kazanıyor ve Şeyh Ubeydullah geri çe¬ kilerek Hınıs kalesine yerleşiyor. Ancak. daha sonra İran'ın istemi üzerine. Nitekim. Ama ikisinin de. Şeyh Ubeydullah. İki imparatorluk zaman zaman karşı karşıya geliyor ve savaşıyorlar¬ dı. 42 prens ve 68 beyin katıldığını yazıyor. 16. Osmanhlar. ortak endişeleri Kürtlerdi. bu toplantıda. İran içlerine kadar ilerliyordu. Kürdistan'ın bağımsızlığı için genel isyan kararı alınıyor. bütün Kürdistan'dan 5 şeyh. Kürdistan'ın bağımsızlığı için girişilecek silahlı mücadelenin stratejisi tartışılı¬ yordu. toplantıdan kısa süre sonra. Toplantıda. Osmanlıların. yüzyıldan beri İran'la çekişme halindeydi. Şeyh Ubeydullah. baba-oğulu tutuk¬ latıp İstanbul'a götürüyordu. bu nedenle Kürdere dokunmadıklarını söylüyor ve "eğer Ermeniler mahvedilirse.

Şeyh Said'in tutsaklığından hemen sonra Kürt önde gelenleri ve aydınlara karşı genel taarruz başlıyor. Şeyh Said ise başsızlığı dolduran lider olarak tarih sahnesindeydi. örgütün kurucuları arasında değildi. Gelişmeleri İstanbul'dan izliyor. bilgilendiriliyor. Şeyh Said İsyanı. örgütü kuranların da danışıp görüşlerini aldığı liderler¬ den biriydi. başar¬ mak hevesine düştüğü anlaşdıyor. şehir. Damat Ferit Hükümeti zamanında da "Şura-yi Devlet" (Danıştay) başkanlığına getiriliyordu. "yerinde sonuna kadar susturuldu"lar. Ama Kürtler arasındaki saygın konumu ne¬ deniyle. kasaba ve köyler¬ de toplu tutuklamalara girişiliyordu. Seid Abdülkadir ise yakın takibe alınacak. takip Lozan'dan sonra daha da sıkılaştırılarak. Ama üsdendiği resmi görevlere rağmen Kürt sorunundan uzak kalamamıştı. Cemiyetin varlığı.mentosunun "Senatosu" ya da "seçkinler kurulu" sayılan Ayan Meclisi üyeliğine seçiliyor. tamamen babasının dü¬ şüncesini taşıdığı ve babasının yapamadığı şeyi yapmak. "Azadi"nin hareketinin devamı. Bu dönemde Seid Abdülkadir hakkında düzenlenen raporda şöyle deniliyordu: "Daha sonra tuttuğu yola bakılırsa. Görü¬ nür bir görevi yoktu. daha sonra Isriklal Mahkemeleri kararıyla idam edildi ya da "tenkil" programı çerçevesinde. Bunların pek çoğu. Lozan görüşmeleri sürecinde "Türk çıkar¬ ları açısından sakıncalı" bulunduğu için kapatılacak. tavır ve düşünceleri." "Hizbe Azadiya Kurdistan"ı (Kürdistan'a Özgürlük Cemiye¬ ti) Lozan sürecinde kuruldu. oğlu Seid Muhammed ve İstanbul'daki çevresi 132 . yasal ze¬ minden koparılan Kürder bundan sonra "yeraltına" ineceklerdi. Seid Abdülkadir. hatta günlük hayatı bile gizli polisin raporlarına geçirilecekti. Seid Abdülkadir. o da gerektikçe yönetime düşüncelerini iletiyordu. İstanbul'daki Kürt aydınlanyla yakın ilişkiye girmiş. daha sonra da "Kürdistan'ın özerkliği" için mücadele ve¬ ren "Kürt Teali Cemiyeti"nin başkanlığına seçilmişti.

Heyet. savcılıkla görevlendirilen Süreyya Örge¬ evren hariç hukuk öğrenimi görmüş kimse yoktu.de hedefler arasındaydı. Diyarbakıriı Ahmet Ce¬ mil. Balıkesir Milletvekili Süreyya Örgeevren de savcıydı. vatanı parçalamak ve bir Kurdistan esareti kurmak emel-i hiyanesiyle senelerden beri ça- 133 . Denizli Milletvekili Mazhar Müfit Kansu'ydu. 14 Mayıs 1925 günü de "özel" yetkilerle donanımlı İstiklal Mahkemesi'nin önüne çıkarıldılar. Dr. Mahkeme heyeti de yine daha sonra Şeyh Said ve arkadaşla¬ rını mahkûm edecek kişilerden oluşuyordu. Nafiz Bey. Palulu Abdullah Sadi ve Kürtçe çıkan "Jin" gazetesinin yazar- lanndan Kemal Fevzi. eski as¬ ker ve valilerden seçilmişti. propaganda kaygısını önde tutan dönemin sansürlü basını. Erbilli Nafiz. Abdülkadir Sido. Mahkeme başkanı. bu konuda Hak¬ kı Naşid imzasıyla yayınladığı haber şöyle: "Şark İstiklal Mahkemesi bugün.. Hüseyin ve İlyas. Hacı Ahti. Seid Abdülkadir davasında yargılanan sanıklar da şunlardı: Seid Abdülkadir. İstanbul'da yayınlanan "Vakit" gazetesinin. 12 Nisan 1925 tarihinde İstanbul'da tutuklandılar. Rıfat. Kemal Fevzi ve Dr. Mahkeme heyetinde. Mehmet Tevfik. Hacı Abdul¬ lah. * * s- Seid Abdülkadir'in duruşmasına ilişkin tek kaynak. Divriğili llyas. istik¬ lal Mahkemesi'nde yargılanmak üzere Diyarbakır'a gönderildi¬ ler. Onlarla birlikte dönemin önemli Kürt ay¬ dınlan Kürt Teali Cemiyeti'nin genel sekreteri Kürt Sadi lakabıyla tanınan Palulu Abdullah Sadi. Fuad. Hoca Askeri.. sorgulamadan sonra. mahkeme salonu haline getirilmişti. Fuad. Duruşmalar için Diyarbakır'ın tek sinemasına el konulmuş. Kırşehir Milletve¬ kili Lütfi Müfit Özdeş ve Urfa Milletvekili Kürt Ali Saib Ursavaş üye. aydınlatıp bilgi vermekten çok. Cemil Paşazade Ekrem. Diyarbakır¬ lı Ahmet. oğlu Muhammed. Seid Abdülkadir ve Kürt aydınları. Diyarbakırh avukat Hacı Ahti. Bu sinemada daha sonra Şeyh Said de "yargılanacak"tı.

. iki buçukta muhakeme salonu dinleyicilerie doldu. 75 yaşındayım. Bu hazırlık aşamaları. Hoşnev aşiret reisi Nafiz ve Abdullah Sadi ile. utançlarından önlerine bakıyor ve sertçe yürüyoriardı. dört devrelik bir düşüncenin sonucudur. damları doldurmuştu. Heyet-i hakimenin oturduğu bu kavisin arkasına. Halk.. aşağı¬ daki localarda kumandanlar ve bütün memurlar ve birçok dinle¬ yici oturmuşlardı. Üst kadardaki balkonlarda hanımlar. güzel bayrağımız asıldı. zaman zaman meydana gelen ve memleketin ikiye bölünmesini amaçlayan bir hareketin hazırlayıcıları ve kışkırncılandırlar. oğlu Mehmet. Türk vatanının doğu bölgesinde. "suçun ilk aşamasını Kurdistan üzerine düş kurmak" olarak açıklıyordu. iddianamede "hayal etme suçu" şöyle anlatılıyordu: "Huzurunuzda bulunan sanık Seid Abdülkadir. Önde. Seid Abdülkadir'in kimliğini kendi açık¬ lamalarıyla. Eski Ayan Meclisi üyesi. Diyarba¬ kır'daki birçok aile. ikinci devre tertip.lışan ve memleketin en mühim makamlarına geçmek firsatım bulan birkaç serserinin muhakemesine başlayacaktır. Vanlıyım. Hükümet konağındaki daire buna müsait değildi. Seid ve rüfekası. 134 . Habere göre. sanık kimliklerinin tutanaklara geçirilmesinden sonra savcı "suçlamayı" (iddianame) okuyordu. dört devre geçirmişler¬ dir: Birinci devre hayal kurma. yeşil örtülü bir kavis yapıldı. Geniş. Seid Abdülkadir ile arkadaşlarını görmek için yolları. maznunlar için bir sıra önüne bir masa konuldu. Onun için milli sinema dairesinde daha evvel tertibat alındı. Esasen suç olan hareket de. sanıkların Kürdistan'ı kurmak için aşama aşama ileriedikleri öne sürülüyor. yargılanması kıs¬ men yapılmış olan Bidisli Kemal Fevzi. "adım Abdülkadir. İstan¬ bul'da oturuyorum. Danıştay eski başka¬ nıyım" diye veriyordu. üçüncü devre karar ve dördüncü devre de icra. İddianamede. İstiklal Muhakemesi 'nin kadın ve erkek bü¬ tün Türkleri merak ve ibretle alakadar eden muhakemelerini dinlemek istiyorlardı." Gazetenin haberinde. Bu haince hareketin ana hatlarını şu basit sözlerle özetleyeceğim: Gizli amaçlarına ulaşmak için sanıklar.

Seid Abdülkadir. harta 11 Nisan gününe kadar bile. Biz buna muhalefet ettik. Hükümet. İstanbul Suadiye'de oturduğunu.içinde Kemal Fevzi de olmak üzere başlayıp devam edegelen ey¬ lemlerle sabittir. bütün hareketini bilir. bu melun fikrinden vazgeçmemiştir. Nazif'i günlerce evinde misafir etmiştir. İçerde daha iyi karşı koyabiliyordum. Ferit Paşa kabinesinde? Danıştay Başkanı oldum. Ferit Paşa kabinesinde neden görev aldınız? Mütarekeden sonra Kürt toprakları üzerinde bir Ermenis¬ tan yapmak istiyoriardı. Birinci reis vekili Mustafa Zihni Paşa.İttihat ve Terakki hükümetinde görev aldınız mı? Evet efendim. "İttihat ve Terakki iktidan tarafindan Mısır'a sür¬ gün gönderildiğini" söylüyordu. Cumhuriyet hükümetinin dikkatinden hiçbir şey kaçmayacağı bilinir. Ermenilere karşı Kürderin haklannı koruduk." iddianamenin okunmasından sonra sorgulama başlıyordu. ikinci re¬ is vekili de Bedirhani Emin Avni Bey'di. geçimini sağlamak için evini ve eşyasını satmak zorunda kaldığını ısrarla itiraf ettiği hal¬ de. doğuda Ermenistan yapacağım dediği zaman demek istifa etmediniz? Ferit Paşa bunu söylediği zaman. Bundan sonra Abdülkadir ile duruşma yargıcı arasında şu diyalog geçiyordu: ". Ben Musul'dan gelmeden önce kurulmuştu. yargıcın sorusu üzerine. Hatta 135 . Amacımız Ermenis¬ tan'ın kurulmasına engel olmaku. Bunu cümle alem bilir. Ben arkadaşlann ısran üzerine hükümette kaldım. Beni başkan yapttlar. kendisiyle boğaz boğaza geldim. Seid Abdülkadir." İddianame devam ediyordu: "Seid Abdülkadir. Hükümet. Cumhuriyet hükümeti ordusu ayaklanmacı¬ lara şiddetli darbeler indirdiği sıralarda. Ayan Meclisi üyesi oldum. sırf bu adamlan yakalamak için sabretmesini bilmiştir. O zaman bir Kürt Teali Ce¬ miyeti vardı. Ferit Paşa.

Şeyh Said'i yüz yüze tanımadığını. oğlunun bir iki kez evine gel¬ diğini. kabul ediyorum. bütün Türkler utanmaz/Aslanlar durmayı- 136 . Bu sözleşme gereğince Kürdistan'a özerklik verecektik. ocak ayında imzaladığınız bir sözleşme meydana çıktı.. İmza koydum. Bilgim vardır. Ferit Paşa'nm Ermenistan düşüncesini kırmak istedik. Bir de bendeniz vardım. Bedirhanilerden Mehmet Ali vardı." Sorgulamanın bundan sonraki bölümünde Seid Abdülkadir. Bu sözleşme hakkında bizi bilgilendirir misiniz? Nasıl bir sözleşme? Hürriyet ve İtilaf mı? Evet.. Biz Hilafet makamına bağlı bir özerklik amaçladık. İnkâr etmem. "Türkler. Hem Ermenistan'a karşıyım diyorsunuz. Ermenistan'ın kurulmasına engel olmakn. bilmiyorum. Sözleşmeye imza koydunuz. 'Oralar Kurduktur. Evrakınız arasında. Bu imza sahipleri kim? Molla Said (Said-e Nursi) vardı. yazılı olan her şe¬ ye el konmuştu. Oralar Ermenistan olamaz. bir gece kaldığım söylüyordu. Bunu nasıl açıklarsınız? Biz Ermenistan'a karşıydık. Bundan başka bir Kürt cemiyeti var mıydı? Hayır. hem de izmir'in işgahne kadar Ferit Paşa kabinesinde kalıyorsunuz. Nasıl inkâr ederim? Fakat o tarihte Osmanlı devleti vardı.bir gün beni İngiliz elçiliğine götürdüler. Orada dediler ki. Zeynelabidin ve Sabri Hocalar vardı. Kanı¬ mızın son damlasına kadar oraları Ermenilere vermeyiz' dedim. Hürriyet ve İtilaf Partisi'yle bir sözleşme yaparak. Fakat Osmanlı hükümetiyle islam halifeliğinden de aynlmadık. 'Ca¬ nım. şimdiye kadar Kurdistan yoktu. Amacımız. Kurdistan Teali Cemiyeti'nin başkanıydınız. Evde bulunan bir şiiri de yargı masasındaydı. Bunu nereden çıkardınız?' Dedim ki. Olduğu gibi kabul ediyorsu¬ nuz değil mi? Evet. Herhalde ben dahil değildim. Başkan. * » * Seid Abdülkadir'in evindeki tüm kitaplara. Hürriyet ve itilaftan Vasfi.

Ama. Önce oğlu Muhammed'i astılar. İdam "ayini" daha önce şehre ilan edilmiş. Önce beni asm" dedi. bu dizeleri heyecanlı bir anında ifade ettiği.. Seid Abdülkadir. ortası güneş motifli Kurdis¬ tan Teali Cemiyeti ambleminin ne anlama geldiğini sorması üzeri¬ ne. Daha sonra öteki sanıkların sorguları yapılıyordu. Hoca Askeri ve Avukat Hacı Ahri idam cezasına çarptırıldılar ve 27 Mayıs günü şafak sökerken idam edildiler. karannı 23 Mayıs 1925 günü açıkladı. isteği yerine getirilmedi. Mahkeme. Seid Abdülkadir "Anlaşılan Kürt bayrağıdır" diyordu. Seid Abdülkadir'in oğlu Muhammed bağırıyordu: "Peygamber soyundan gelenleri asamazsınız! Ben Peygamber soyundanım!" Muhammed'in ağzından dökülen öteki kelimeler anlaşılamamış¬ tı. Çünkü ayağının altındaki sandalye çekilerek sözleri kesilmişti. Oğlunun sehpadaki son haykırışını dinleyerek ölüm sırasını bekle¬ di. alt tarafi yeşil. Kalabalıkla idam sehpaları arasına. Behçet Cemal'in Şeyh Sait İsyanı adındaki kitabında yazdığına göre. Seid Abdül¬ kadir. idam mahkûmları sehpada son sözlerini bağırdılar. Seid Abdülkadir. alanda büyük bir kalabalık toplanmıştı. Kemal Fevzi. Ardından sa¬ vunmalara yer veriliyor ve sanıklar suçsuz olduklarını anlatıyorlardı. sün¬ gülü askerler sıra sıra dizdirilmişti. Palulu Sadi.nız/Hücum ediniz/Müşrikler mebus olmuş.. sistemi kınayıp protesto ederken. "Oğlumun idamını görmek istemiyorum. Mahkeme başkanı. Seid Abdülkadir. bunu neden yazdığım ve ne anlama geldiği¬ ni soruyordu. Ölüm sehpaları Diyarbakır'daki Ulu Cami önündeki alana ku¬ rulmuştu." diye devam eden di¬ zeleri okuduktan sonra. oğlu Muhammed. heyecanının ifadesinden başka bir anlamının bulunmadığı cevabını veriyordu. idam sehpasına yürümeden önce son isteği sorul¬ duğunda. Hacı Ahti. "Ya- 137 . Kemal Fevzi.

ikramda bulunuluyordu. sömürü ile şan şeref kazanılmaz!" Seid Abdülkadir. Seid Abdülkadir ise idam ilmiği boynuna geçirilirken. şöyle deniliyordu: "Kuvve-i muhafazanın muhtelik bir alaydan az olmaması ve merkumanın hiçbir suretle elden çıkarılmalarına meydan bırakıl¬ maması lazımdır. komutan Osman Paşa tarafindan değerli bir misafir gibi karşıla¬ nıyor. 138 . kavşak ve meydanlar askerler tarafından tutulmuştu. sonra devlet temsilcilerinin sıralandıkları asıl tören alanına götürülüyorlardı.şasin Kürdük düşüncesi. zafer bildirileriyle kamuoyuna duyurulmuştu. Binalar. at üstünde sokak ve caddelerden geçirilerek halka gösteriliyor. Hükümet bildirisinde. Şeyh Said'in ifadesi alındıktan sonra yargı¬ lanmak üzere arkadaşlarıyla birlikte Diyarbakır'a gönderildiğini açıklıyordu. insaf¬ sızca dehşet. bir garnizon asker eşliğinde ve gizlilik için¬ de yola çıkarılıyordu. direkler Türk bayraklarıyla süslenmişri. olay. yakalandıktan sonra Varto Askeri Garnizonunda. ayağının altındaki sandalye çekilmeden ön¬ ce son olarak şöyle diyordu: "Beni asmakla Kürtleri gayretlendiriyorsunuz!" DİYARBAKIR'DAKİ ZAFER ŞENLİĞİ Şeyh Said 15 Nisan 1925 tarihinde esir alınmış. ata bindirilip." Şeyh Said. Şeyh yirmi günlük bir yolculuktan sonra. İlk ifadesinden sonra. 5 Mayıs 1925 tari¬ hinde Diyarbakır'daydı. "zafer şenliği "nin tören alanına dönüş¬ türülmüştü. Bakanlar kurulu. alınacak askeri önlemler de ayrıntılı olarak duyuruluyor. saygı görüyor. Diyarbakır sokakları. yaşasın Kurdistan!" diye bağırıyordu. yakma ve harap etme konusunda büyük şöhrete sa¬ hipsiniz! Burasını da Kerbela'ya çevirdiniz! Şunu bilin ki. Yol boyları. kaçması ya da kaçırılmasının önlenmesi amacıyla. Tutsaklar. orada bulunan mahkeme heyeti ve yöneticilere şöyle sesleniyordu: "Sizler.

vatan ha¬ inlerini görmek için sokaklara döküldü. Yetkili memuriar Şeyh Said'i dikkadi ve nezaketle karşıladılar. bu dumanlar. Binbaşı Kasım ve öbür 28 asi geliyordu. tutsakların geçişini huzur içinde seyretmeleri için. Şeyh ile avanesinin şehre getirildiğini duyan halk. iki ay sonra gösteri bitecek. yanında 30 kadar adı asi. Zafer alayında. Akşamın saat beşine varmasına rağ¬ men. Şeyh Şerif. sıra sıra dizilmiş askerler tüfeklerinin namlularına çiçek takmışlardı. İngiliz yazar Lord Kinross. Şeyh Şerif ve 28' kişilik maiyederi. "sefer" izleriydi. Tüfek¬ lerinin namlusuna çiçek takarak Diyarbakır sokaklarında "ba¬ nş" gösterisine çıkan askerlerin.. Köyler yanıyordu. Behçet Cemal. göğe yükselen duman hortumları görülecekti.Diyarbakır'daki asker-sivil erkânın. önünde ve arkasında at¬ lı. arkada Şeyh Said. bilmiyorum. Tüfeklerin. uçaklardan havai fişekler anlıyordu." Behçet Cemal anlatıyor: 139 ." "Muzaffer" ler. özel tribün yapılmışri. tutsaklarını zafer şenliğiyle sokaklarda dolaş¬ tırıp halka gösteriyorlardı. Generallerle özel konuklan. Romalı muzaffer Sezar edasıyla önlerinden geçirilecek tutsakları seyretmek üzere koltuklara oturmuşlardı. Ama çok değil.. zafer şenliğini anlatıyor: "Şeyh Said. Halkın üzerine. Diyarbakır surlarından ba¬ kıldığında. her şey kendi gerçeğine dönecekti. piyade hükümet kuvvetleriyle Diyarbakır'a getirildi. devlerin bütün olanak ve arşivleri sunularak ısmarianan Atatürk adındaki kitabında. Diyarbakır'daki zafer gösterisini şöyle anlatı¬ yor: "Şeyh Said. 5 Mayıs 1925 sa¬ lı günü Diyarbakır'a vardılar. O zaman. damadı Şeyh Abdullah. "bir daha ateşlenmeyeceğinin göstergesi" miydi. Said'i getiren kafile şöyle oluşmrulmuştu: En önde bir askeri müfreze. tutsakların muhafızlı¬ ğını üstlenmiş.

köylülerin yolda taktıkları çiçekler vardı. Alay'a mensup olan askerlerin göğüslerinde ve tüfeklerinin namlularında.. sivil ve askeri erkân bulunu¬ yordu. Yemek yemeye başladınız mı? Hayır. Askerler. Bu konuşma sırasında film ve fotoğraflar çekiliyor. tutsakların geçişini seyret¬ meleri için tribün kurulmuş. Doktorlar bakıyorlar mı? Allah hepsinden razı olsun. Diyarba¬ kır halkı neşe içinde sokaklarda kaynaşıyor ve hainleri lanediyordu. erkân rütbelerine göre sıralanmıştı. 19. Diyarbakır garnizon komutam Mürsel Paşa."Sanıkların hepsi hayvanlara bindirilmiş ve ayrı ayrı muhafaza altına alınmışlardı. istirahat etsinler. Peşlerinde birer piyade ve süvari müfreze¬ si geliyordu. iç kale kapısında adarından indirilmiş olan asiler. tutsaklar önünden geçerken Şeyh Said'e sesleniyordu. Paşa'ya cevap verdi: Sefer zahmettir. yaşlıca. fa¬ kat dinç görünen Şeyh Said. yaya ola¬ rak hükümet binası önüne kadar yürüdüler. üye Ali Saib Ursavaş ve Lütfi Müfit Özdeş. ince uzun boylu. Ordu Müfettişi General Kazım Orbay. Askerler bu heyet önünde bir resmi geçit yaptıktan son¬ ra. mal'den okuyalım: "Hükümet Konağı önüne getirildikleri zaman. O halde sizi daha tedavi etsinler." 140 . zafer alanı haline ge¬ tirilmişti. Hastaydınız. Türk seçkinlerinin oturup. Bu cevap üzerine general. Hükümet Konağı önünde. 3." Hükümet Konağı'nm önündeki meydan. İstiklal Mahkemesi Başkanı Mazhar Müfit Kansu. Kolordu Komutam General Mürsel. Diyarbakır Valisi Mit¬ hat. daha korkuyorum.. Yolda çok rahatsız oldunuz mu? Seyahatiniz nasıl geçti? Sonrasını yine Behçet Ce- Güneş altında bakırlaşmış renkli. halkın alkışlan arasında caddelerden geçtiler. nasıl oldunuz? Şimdi iyiceyim. Şeyh Said ile Mürsel Paşa arasında şu konuşma oldu: Hoş geldiniz. müfreze komutanına emir verdi: Götürün. 'Ankara'nın taşına bak' adındaki zafer türküsü¬ nü söyleyerek.

O nedenle." Şeyh Said. "mahkemeler kuru¬ lurken. Diyarbakır halkı. Şeyh Said vakurdu. "isyan" gerekçesiyle yaratılıp sistemin tüm muha¬ liflerine gözdağı verecek biçimde. Halkını selamlarcasına bakıyordu etrafina. anılarında. İcraatından anlaşıldığı kadanyla mahkemeler. yürüyüş kolundaki askerierin haykırdığı zafer marşlarını dinliyordu. dudaklarında bir gülümsemeyle "gale¬ yana gelmiş seçkinler" in sloganlarını. mahal¬ lelerde. rütbe ve makam konumlarına göre sıralandıkları tribünde "resmi geçit" yaptınlırcasına önlerin¬ den geçirilen tutsakları aşağılayan sloganlar eşliğinde bağınyoriardı. mahkemeler ağı meydana getiril¬ mişti. yalnız kendileri¬ ni meydana getiren güce karşı sorumluydu. erguvan rengi dağlara bakıyordu. kendisine süngü ve namlu çevirmiş askeri barikatın arkasında. ama saldığı korkuyla ün¬ lenen "yargıç"lanndan Kılıç Ali. Fakat sonra İstiklal Mahkemeleri ismi uygun bulundu. "Türk adaletinin şaşmazlıgmı" ve çelik yumruğunu kanıtlamaktı. Mahkemelerin kuruluş amacı. bu sırada. ana gövdesi varsa. Başı dikti. "Gücü" memnun et¬ mek koşuluyla. bazen. kendi işleyiş kurallarını kendileri beliriiyoriardı. korkunun (terörün) kılıcı gibi işliyordu. o yana hiç bakmamıştı. Mürsel Paşa.■r * Törene çağrılı seçkinlerle aileleri. Zafer şenliğine tanıklık eden Diyarbakıriı bir ihriyar anlatı¬ yordu: "Esir düşmüş Şeyh Said geliyor diye tellal bağırttılar. hüzün içinde yo¬ lunu bekledi. terör mahkemeleri adını vermeyi düşündük. İSTİKLAL MAHKEMELERİ Isyancılan yargılamak üzere kurulan İstiklal Mahkemeleri. tribündekilerin gösterisi sırasında. sadece gülümsemiş. kasabalarda da mahkemelenn kollan iş başındaydı. Bu mahkemelerin hukuk bilmeyen. ona sesini duyur¬ ma çabasıyla 'savaşlarda olur böyle şeyler' diye söylenerek mo¬ ral veriyorlardı. Gözü uzaklara takılıyor. cadde ve sokaklarda. Şehirierde. 141 . Şeyh geçerken insanlar ağlıyor." diye yazıyordu.

onlann ya¬ nında siyasi işlev gören İstiklal Mahkemeleri de iş başındaydı. kendi köyü de yakılıp yıkıldı. fa¬ lan zada şapka ticareti yapıyoriar. Hikmet Çetin. Hasan Ce¬ mal'in Kürtler kitabında yayınlanan açıklamasında." Burada bir parantez açmak gerekiyor: Anlaşılıyor ki. Oysa öyle de¬ ğildi. Diyarbakır eski Milletvekili Tarık Ziya Ekinci.Örneğin. Lice'deki mahkemenin ilk kurbanının babasının amca oğlu Ömer olduğu¬ nu açıklıyordu. 1970'lerde CHP'den milletvekilliği ve Bülent Ecevit hükümetinde başbakan yardımcılığı yaptı. Ucuza getirip bayağı pahalıya sanyorlar. Savunmasız mahkemeydi bu.. 50 kuruşa alıp 5 liraya satı¬ yorlar. Normal mahkemelerin bulunduğu kasabalarda. fazlalık sayılmış ve varlığına son verilmişri. Daha önceki bölümlerde değinildiği gibi. o sırada Avrupa'yı dolaşıp "TC'nin terörle mücadelesine destek" arıyordu. bu mahkemelerde evrensel hukuk bir yana. Hikmet Çerin. isyan sonrası Lice'den ilk idam edilen babamın amca oğlu Ömer oluyor. Hikmet Çetin'in Kemalisdiği. ailesinin "şapka devriminden zengin olma¬ sından" geliyordu. do¬ layısıyla iddianamelerdeki suçlamaları anlamakta güçlük çeken 142 . Başbakan yardımcılığını yürütürken. karara varma hızını kestiği ve "boş yere zaman kaybına neden olduğu" gerekçesiyle avukat "nafile" bulunmuş. Mustafa Kemale: 'Sıkıyönetim komutanı. Ömer de tel çe¬ kiyor Ankara'ya. Pek çoğu Türkçe bilmeyen. Ekinci şöyle diyordu: "O yıllar. 1924-1925. Şapka satan tek dükkân var Lice'de: Hikmet Çetin'in amcası Tahir. 199rde Demi¬ rci ve Tansu Çiller hükümederinde Dişişleri Bakanlığı.' Bu ihbar geri dönüyor. Diyarbakır'da kurulu "ana mahkeme"nin yöredeki bütün olaylara ilişkin davalara baktığı sanılıyordu. diktatörlüğün kendi yasaları da geçerli değildi. Çalışma temposunu bozduğu. okuması ve yazması olmayan. Lice'de. Şapka inkılabının sonrası..

O nedenle "Kürt İsyanı" gerekçesiyle kurulan "İstiklal Mah¬ kemeleri" dört yana dağıtılmış ve muhalifleri biçmekle görevlen- dirilmişri. Karardan hemen sonra "idamların infaz" yetkisi de mahke¬ meye bırakılmıştı. Sistemin beğendiği. hem de "vatan"ın ta kendisiydi. Kararı nasıl ve ne yoldan olursa olsun. Cumhuriyet dö¬ neminde.sanıklar. Mahkemeler son mercii. kurum. ko¬ rumaktı. "vatanı" savunmak. aynı sonsuz egemenlik alışkanlığı sürüyordu. * * * Mahkemelerde görevlendirilen yargıçların hukuk öğrenimi görmeleri şart değildi. kendi "hukuk bilgileri"yle savunmalanm yapıyoriardı. Osmanlı döneminde vatan "mülk". O nedenle mahkeme heyetleri genel¬ likle milletvekilliğine de atanmış kişilerden. ipin ucundaki insanlar yan yana asılıyordu. Sultan mülkün sahibi dolayısıyla "vatanın kendisi"ydi. Sultan'm yetkilerini ele geçiren "güç". yandaşlığına güvendi¬ ği kişiler olmaları yeterliydi. Mahkemelerin TC genelinde astırdığı insan sayısı bilinmi¬ yor. Örneğin. savcıydı. itiraz edilecek bir üst mahkeme. hukuk diplomasına sahip tek kişi. asker. 143 . sivil bürokrat¬ lardan oluşuyordu. O nedenle idam ayinleri anında başlıyor. idam edilerek öldürülenlerin sayısı bir¬ kaç yüz kişiyi geçmezken gayri resmi rakamlar binlerle ifade edi¬ liyor. * * Mahkemeler. kararları kesindi. Gücün atadıklarının görevi. Bu savunmasız mahkemeydi. İdamların istatistikleri hiçbir zaman bir araya getiril¬ medi. Resmi kayıtlara göre. İçle¬ rinde. hem sahip. ma¬ kam yoktu. Seid Abdülkadir ve Şeyh Said ile arkadaşlanm "yar¬ gılayıp" astıran mahkeme heyeri atanmış miUetvekilleriydi. gücü ele geçirmişlerin muhaliflerini "temizle¬ mekle" görevliydi.

gürültüyle uyanmıştı. korku düzenini." Ankara. Hepsi on bir taneydi. "düzen". Paris'e gönderdiği bir raporunda. subaylar yüksek sesle emirler veriyordu. Amerikan elçiliği katiplerinden Howland Shaw da. bazıları. Lord Kinross'un Atatürk kitabında vurguladığı gibi basın. aralıksız "karar üret¬ tiği" dönemin Fransız elçisi. sabahın erken saatlerindeki bir Ankara manzarasını şöyle anlatıyor: "Sehpalarda sallananların her birinin üstünde. Çocuklar. Kağıda adları ve suçlarının ne olduğu karalanmışn. Fenerlerin ve ağarmaya başlayan günün ışığında asılmış birçok adam görüyordu. kayıtlara. Fransız ihtilalinden sonra başlatılan "terör dönemi"nden esinlenme ve onun bir tekrarıydı. istatistiklere geçmeyen idam edilmişler manzarasıyla "insan mezbahasına" çevrilmişti. Ankara'nın bitpazarı meydanında salkım salkım asılmış insan manzaralanyla karşılaşıldığını belirtiyordu. Pencere- den bakınca meydanın üç tarafimn darağaçlanyla çevrilmiş ol¬ duğunu gördü. Bu sırada askerler öteye beriye koşuşuyor. sa¬ bahlan uyandığında. "bir¬ lik" ve "hepsinden önemlisi kuvvet"le açıklıyordu. Lord Kinross. Kinross'a göre. beyaz gömlek gibi bir şey ve buna iğnelenmiş bir kağıt vardı. sanırım daha yakından görmek ni¬ yetiyle. rejimin gösterilerini şöyle anlatıyordu: "Gösteriler tüyler ürpertici nitelikteydi. hâlâ otel yerini tutan (daha sonra adı İtfaiye Meydanı olan Hergele Meydanı) yıkık dökük handa kalan Bul¬ gar elçisi Simon Radev bir gece. Ankara'nın belli baş¬ lı meydanında.istiklal Mahkemeleri'nin hüküm sürüp. sehpaların çevrelerinde oynaşıyor ve hiç kimse pek üzüntülü görünmüyordu. herhangi bir manzaradan far¬ kı yoktu. komşu evlerin merdiven basamaklarında bekleşiyorlardı." 144 . TC'de yürürlüğe konan korku rejimi. Henüz sırası gelmeyenler ise suçsuz olduklarını söyleyerek ağlaşıyorlardı. Her sehpanın altında bir se¬ yirci grubu duruyor. faşizmin temel ilkeleri "kanun". Bunun.

TC kuruluşundan bir buçuk yıl sonra. kollan vardı. Dua et¬ mekten başka.." Isriklal Mahkemeleri'nin "adaleti" değişkendi. Hukuk geçerii olmadığı için. çatışma çıkıyor. toplantı ve özenle hazırlanmış gösterileri izliyoriardı." Ankara'daki istiklal Mahkemesi. insan asıyordu. Mahkemenin toplanmadığı zaman¬ lar. gazeteci Erdoğan Örtülü. Genç teğmen. Oysa o dö¬ nemin tanığı Cizreli bir ihriyar şöyle diyordu: "Sabahlan uyandığımızda. Kinross anlatıyor: "Mahkeme yargıçları saygıdeğer kişilerdi. bazı askerier ölüyordu. askerierini ölümden ko¬ ruyamadığı gerekçesiyle suçlu bulunup ölüm cezasına çarptırılı¬ yordu. Ama öteki illere. Muhsin Örtülü adındaki bir teğmen. bir idamkaran. bütün siyasi muhaliflerini susturmuş olmak¬ la övünecek durumdaydı. Türk Ocağı salonunda top¬ lanıp kararlarını üretiyordu. salon "yüksek Türk kültürünü" yaymak için kullanılıyordu. il ve ilçelerde şubeleri.istiklal Mahkemeleri'nin. sonrasını anlatıyor: 145 . "Şark İstiklal Mahkemesi"nin ana "karargâhı" Diyarbakır'daydı. Cizre'de idamların yapıldığı resmi kayıdarda yok. bölgesel merkezlerin dışında. Türk büyükleri yan yana sıralanarak konser.. meydanın asılmış insanlarla dolu ol¬ duğunu görüyorduk. haydudarca yolu kesiliyor. Boğazlayan'da. Fakat. idam gününü beklemek üzere Ankara kalesindeki hapishaneye kaparilıyordu. Geride kalan askerierie Ankara'ya varan Örtülü. emirle "yok" sayılabiliyordu. Oğlu. Onlar için bir şey yapamıyorduk. İstik¬ lal Mahkemesi tarafindan yargılanıyor. istasyonda devlet töreniyle uğurlanıyorlardı. biriiğiyle biriikte Anka¬ ra'ya "intikal" emrini alıyor ve yola çıkıyordu. Onlann çabaları sonucu. ilçelere da¬ ğılmış kollan da idam kararlan üretiyor. Yargı için ülkenin başka yerlerine gittikleri zaman.

Bakan. oğlu ve ar¬ kadaşlarını astırmak olmuştu." Necip Fazıl Kısakürek. o da kendini entrikanın ortasında buldu ve soruşturmaya uğrayıp yargılandı. Atatürk'e muhafiz yapıyorlar. Özdeş 1940 yılında öldü. Atatürk'le görüşüp hizmederini anlatıp. ilk icraatı. Babama suçunun ne olduğunu soru¬ yor. Zenginliği nedeniyle daha sonra yolsuzlukla suçlan¬ dı. daha sonra Atatürk'e suikast hazırlamakla suçlanınca. Ali Saib. uzun bir ömür sürdükten son¬ ra 1969 yılında öldü. "Kürt Feryadı" adındaki yazısında."Babam idam gününü beklerken. Kurulun hukuk fakültesi mezunu tek üyesi olan Savcı Ahmet Süreyya Örgeevren Büyük Ada'da köşk satın alacak kadar zen¬ ginleşmişti. Rütbesini. Ali Saib Ursavaş. 1930'larda. "maaşından biriktirdiği paralarla" zengin olmuş. Zamanının çoğunu bura¬ da geçiriyordu. Seid Abdülkadir. Suriye'den gelen bir tanıdığı. Mahkeme Başkam Mazhar Müfit Kansu. Babamı hapishaneden çıkarıyorlar. Üye Lütfi Müfit Özdeş. üniforma¬ sını geri veriyorlar. "Beraber mahkûm olmuşsa. sanıklara karşı acım3<^ızlıkta en ateşlilerdendi. eski asker ve Kırşehir milletvekiliydi. 146 . Ama edindiği servetin üstünde. babamı dinledikten sonra. sonra babayı asıyorlar¬ dı" diye anlatıyordu. 'böyle saçma şey olmaz' diyor. ön¬ ce oğulu idam edip babaya seyrettiriyor. bağlılığını inandırıcı bi¬ çimde gösterince affedildi. İs¬ tiklal Mahkemeleri'nin dehşetini. Diyarbakır'daki "Şark İstiklal Mahkemesi". fakat sayılı arabanın bulunduğu o dö¬ nemde tenhacık bir caddede trafik "kazasf'nda can verdi. Adana ovasında bir çiftlik satın almıştı. bir gün dönemin Adalet Ba¬ kanı hapishaneyi geziyor. Revanduzlu bir Kürt'tü. Kürtçe bildiği için mi mahkeme heyetine dahil edilmişti bilin¬ mez. 12 Nisan 1925 tarihinde iş başı yapmış. eski vali ve Atatürk tarafından atanmış Denizli milletvekiliydi. Ama.

aileleri ve dünya¬ dan tecrit ediliyor. Bir kısmını da İstiklal Mahkemesi'ne gönderdiler. fenalıklar isnat ediliyor. Şeyh Said İsyanından sonra. 500 altına bir kelle alınıp satılıyordu. dünyada görülmemiş kötülükler. Şeyh Said ve arkadaşlanm yargılamış. ne ka¬ dar baba-oğul varsa. tek ziyaretçile¬ ri. ŞEYH SAİD DAVASI Şeyh Said ve arkadaşlan askeri cezaevinde. Şark İstik¬ lal Mahkemesi Başkanlığı'ndan Ankara'ya 60 bin altınla geldi. Bu hususta feryadı figanlar zerre kadar kan kalbine tesir etmezdi." Bu heyet. İstiklal Mahkemeleri'nin öteki yüzünü şöyle anlatıyordu: "Savcı Süreyya Örgeevren.* Rejim tarafından beğenilmesi nedeniyle. Şark istiklal Mahkemesi Savcısı Süreyya Örgeevren ise. 1950'ye kadar ara¬ lıksız milletvekili atanan Vanlı ibrahim Arvasi. Ve netice olarak Doğu illerinde kulplu ve kulpsuz altının kökü kesil¬ di. "İçerdekilerin" dünyaya açılan tek pencereleri. Şark mebuslarından. gardiyan askerlerdi. Hele İstiklal Mahkemesi'nde. fazla olarak 50 bin ahım vardı. haklarında hüküm vermişti. Yalan ve yakıştırma kampanyası ma¬ kineleri çalıştırılıyor. sonra babayı asardı. Savcı Ahmet Süreyya Örgeevren. Bu surede Ali Saib. Savcı. evvela babanın gözü önünde oğlunu. gerçekmiş gibi işleme tabi tutuluyor ve kişiler ceza¬ landırılıyordu. gün 147 . mahkeme heyetinin üyeleriyle. kimseyle görüştürülmeden ayrı ayn hücrelerde tutuluyorlardı. Jurnali (ihban) hazıriayan başkomiser ile İstik¬ lal Mahkemesi üyesi Ali Saib'in çete arkadaşı Aşkotanlı Paşo'nun da. 1964 yılında ya¬ yınlanan "hatıra"larında. Elazığ'da kelle mü¬ zayedesi (pazan. Büyükada'da merhum bir mareşalin muhteşem köşkünü satın almıştı. İsmet Paşa'ya güvenenlerle güvenmeyen¬ ler ve korkudan kaçıp da oy vermeyenlerin hepsinin akraba-ı ta- lukatı sürgüne gönderilip uzaklaştırıldı. baş ziyaretçileriydi. açık artırması) yapılıyordu.

Şeyh Said bile. mahkemeden sonra. Savcı. köyüne dönebilecekti. en birinci çıkış yolu siya¬ si savunma yapmamak. "Kürt sorunu vardır" deyip bu konuları deştikleri tak¬ dirde.boyu hücreden hücreye geçerek. Kürt sorununu ağza almamaktı. birkaç ay Edirne'de sürgün yaşayacak. Savcıya göre. onların iyiliğini düşünen Türk büyüklerinin şefkatlerini esirgeyebileceklerini ve hiç düşünülmediği halde idam cezasına çarptırılabileceklerini anlatıyordu. teslime ikna için "bana na¬ mus sözü verdiler. Kürtler nezdinde tanrı buyruğu kadar kutsal ve onursallık kadar bağlayıcıydı. kurtuluş umuduyla. Kendilerine verilen sözler buharlaştığında artık çok geçti. ardından ülkesine. idam sehpasına yürüyordu. Kolhisar köyünde ziyaret edecek ve vereceği kuzu ziyafetine katılacaktı. idam edil¬ meyeceğine inanmaya başlıyordu. Hatta mahkeme heyeti. mahkeme he¬ yeti üyelerinin dost ziyaretlerinde de dinleye dinleye. Onun için "olmayan Kürt sorunundan" söz etmeleri halinde "yu¬ karıdakiler" kızabilir. Kürt so¬ rununu isyan nedeni olmaktan çıkarıyor. haysiyetiydi. idam edilmeyeceksin" sözlerini. Örgeevren 15 Nisan-26 Temmuz 1957 tarihleri arasında. "Dünya" gazetesinde tefrika edilen anıla¬ rında. baharda onu. Kürtlerin hiçbir sorunu yok¬ tu. onursuzluktu. Binbaşı Kasım'ın. "dostluk ziyaretlerini" ve Şeyh Said'le yaptığı görüşmeleri uzun uzun anlatıyordu. halkının arasına. söylemlerinde ulusalcılık bağlarım koparıp. "dosduk" ziyarederinde bulunu¬ yor. Verilen sözde durmamak. onların "iyiliğini düşünen" adam olarak. Kişinin şerefi. "Söz". Şeyh Said. Zaten kendileri de farkındaydı. böylece ölüm yolcularının savunma ve söylemlerini hü¬ kümet bildirisi paraleline çekmeyi başarıyor. Savcı. Ölüm yolculuğuna çıkar- 148 . "mahkeme¬ den çıkıp. Verilen namus sözüne göre Şeyh. sanıklar. ikili görüşmeler yapıyordu. istemeyen namazım da kılmıyordu. yerine "dinsel düzen kurma ve Sultanlığı ihya" amacını monte ediyorlardı. Savcı. İsteyen orucunu tutuyor. dolayısıyla hayatları tehlikeye girebilirdi. huzur içinde evlerine gitmeleri için" ne yapmaları ge¬ rektiğini de öğütlüyordu.

sinema kamerasıydı. Yargılamanın halka açık olduğunun göstergesi olarak. Kürt köylüler arka sokaklara sürülüyorlardı. duruş¬ mayı başından sonuna kadar filme alıyordu. birkaç kat artırılmış. semte yaklaştırıl¬ mıyor. açık bir protesto niteliğinde. Diyarbakır'daki devlet görevlile¬ riyle yakınlan arasından özel olarak seçilmiş sivil giyimli "izleyi¬ ciler" yerleştirilmişti. 26 Mayıs 1925 Salı günü Seid Abdülkadir'in "yargılandığı" sinema salonunda başladı. kav¬ şaklar silahlı askerlerce tutulmuş. Şehir. Bir alıcı makine." Dışarıda. 149 . "Durumu şüpheli" görülen insanlar. Lord Kinross anlatıyor: "Şeyh Said ve suç ortaklan. sahnenin ortasına. Bütün mahkeme üyeleri parlamento üyelerinden ku¬ rulmuştu. * * s Mahkemelerin "aleniyet" (halka açıklık) göstergesi izleyicile¬ rin salona alınıp yerieştirilmesinden sonra tutuklular getiriliyor¬ du. yollar. kırmızı-beyaz Türk bayrağı¬ nın altında yer almışlardı. arka sıralara. Seid Abdülkadir'in duruşması sırasında alınan ön¬ lemler. Mahkeme heyetinin sıralanıp oturması için. söz verenlere nafile yere "kavf'lerini hatırlarip. "yargılama"nın olduğu sinema salonu ise etten ve silahların çeliğinden oluşan bir duvarın ardına alınmıştı. Kürderin ve Müslümanların yeşil bayrağına karşı. bir ay sonra mahkeme önüne çı¬ karıldılar. Türk bayraklarıyla süslen¬ mişti. sıradan insanlar için ürküntü vere¬ cek boyutta abartılmıştı. Yukarıda kalan sahne. Salondaki tek fark. * Şeyh Said ve arkadaşlarının davası. Bunlar. Ama mahkemenin "adil ve usulüne uygun" işlediğine ilişkin görüntü unutulmamıştı. "Hani ya şe¬ ref. namus sözü vermiştiniz?" diye bağırıyordu. yanm ay biçi¬ minde yüksekçe bir kürsü inşa edilmişti.ken. birkaç kat kuşatılmış. De¬ kor aynıydı.

Gözleri kısıldı. İsyanm iç ve dış kışkırtma¬ lar sonucu meydana geldiği de anlatılıyordu. Dalgah. O arada öteki sanıklar da getirilmiş. Etten ve çelik namlu ile askerler¬ den oluşan duvarları aşıp kaçacağından korktukları için mi bilin¬ mez. ileri yaşına rağmen dinç ve huzurlu görünüyordu. renk uyumu içindeydi. İşıktan rahatsızlanmıştı. ak sakalı kmah. yaşlı Şeyh'in bilekleri kelepçeli. 150 . kaşları çatıldı bir an. Şıktı. arkasına di¬ zilmişlerdi. sorguda ilk sıradaydı. Siyasi içerikten uzak. ellerinde¬ ki anahtarlarla koşuştular. gözakları sürmeliydi. iddianamenin okunmasından sonra sorgu başladı. Rahatsız¬ lığını belli eden kıpırtılar dalgalandı yüzünde. Kalabalık isyancı grubuna ilişkin iddianame kısaydı. film kamerasının ışıkları onu hedeflemiş. "kriminal bir suçlama" niteliğin¬ deydi. Yargıç.. Bir süre sonra da gözleri ışığa alıştı. ama nedeni açıklanmıyordu. Prangalar çözülüyordu. İddianamenin so¬ nunda isyanm amacı "din siperi akında irticai bir bölücülük ha¬ reketi" olarak tanımlanıyordu. iki yanına. salona doldurulmuş sanıklar sandalyelere oturdular. pranganın zinciri beton zeminde şıngırdayarak ses çıka¬ rıyordu. » Kimliklerin bir kez daha saptanmasından sonra iddianame okunmaya başlandı. Adım attıkça. Salona girdiği andan itibaren. izliyordu. bütün dünyanın bildiği bir isyanın çıkriğı anla¬ tılıyor. İddianamede. Omuzlarını örten harmaniye. Gösterilen yere geçtiğinde gür ışıklar göz¬ lerinin içine dolmaya başladı. Mahkeme Başkanı'nm "oturun" demesiyle. şalvarı ve Halep işi kırk düğme¬ li yeleği. soru sorarken olağanüstü kibardı. Askerler. Sarığı apakri. Şeyh Said. Şeyh. ayakları prangalıydı..Mahkemeyi anlatan tek resmi belge niteliğindeki Behçet Ce¬ mal'in Şeyh Said İsyanı kitabına göre. Zincir şakırtıları ve kilitte dönen anahtar sesleri duyulmaya başladı. Şeyh Said öliim yolcuları¬ nın başında salona alınıyordu.

Yargıç nerede. Sonra sekiz tanesi¬ ni bırakmış. Kitaplarda gördüm ki. Bu da bana mal edil¬ di. Sonra işin içine köylüler kanştt. onu saygın yere oturtan deyimlerle konuşuyordu. kıyam vaciptir diyor. din meselesinden do¬ layı kıyamı düşünüyor muydunuz? 151 . Yargıç¬ la Şeyh Said arasında geçen diyalogu. ısrar etmeyin dedim. tutanakların açıklanan kıs¬ mından özetleyerek sunuyoruz: "_ isyan hareketini nasıl düşündünüz? Size ilham mı geldi? Haşa. Bunu isyana ilişkin sorular izledi. Piran'da bir olay oldu. ne zaman ve kimin yanında öğrenim gördüğü¬ nü sorarak işe başladı. cinayet. Bu¬ nun şartı yok mu? Şartım bilmiyorum. müskirat gibi durumları yasaklıyor. bir daha çıkamadım. Kürt ayırımı yoktu. Demek ki siz. Şeyh Efendi. zina. Türk. Şeyh Efendi] Piran'a gelmeden önce. ilham gelmedi. bu manzaraya tanık olanlar. Kitap. imam şeriattan saparsa isyan vaciptir. Öyle ki. Amacınız ne idi? Kitap. rahadıkla "Şeyh biraz sonra buradan çıkıp köyüne dönecektir" diye düşünebilirdi. Çanşma çıktı. ayaklanma başladı. içine bir düştüm. imam şeriattan saparsa isyan vaciptir. Olay patlak verince ben köy¬ den çıknm. Adamlar nikahlan üzerine yemin etmişler. Hiç olmazsa bir kısmının uygulanmasını isteyecektik. Allahu- taala'nın kaderi beni bu işe düşürdü. şeriattan sapma olduğu için kıyam ettiniz. Özellikle kıyamın nedenim söyleyiniz. Bir daha içinden çıkamadım. Buyurdunuz kİ. onları bırakın."Siz" ya da "Şeyh Efendi" diye hitap ediyor. Şer'an vaciptir deniliyor. Halbuki ben teğmene üç defa fica ettim. Hükümete şeriat sorununu anlatmak iste¬ dik. Bu halin imamdan kaynaklanmasına bir Müslüman isyan eder mi? Benim niyetim böyle değildi. ikisini tutuklamışlar. Seriye şartlannı uygulamazsa dedim. Hepimiz Müslümanız.

şeriata göre is¬ yanın gerekçesidir. hiç olmazsa günahkâr olmayız dedim. broşürler yazıp meclise göndererek. birbirinin kardeşidir. nasıl birbirinin üs¬ tüne sevk ettiniz? Hazreti Ali'nin savaştıkları da Müslüman değil miydi? Yi¬ ne kardeş kahrlar. Fakat. Beli. Piran olayı çıktı. öyle mi? İmam eğer şeriatı uygulamazsa dedim. Yunanlılar memleketimizi işgal ederken. Hatta Halit Bey'in tutuklandığını Erzurum'da oğlundan duymuş. farzdır. muhare¬ beyi itna etmez mi? Kitap öyle diyor. Fakat savaşla değil. Balkan savaşına katılmak istedik. Kimseye bir şey söylememiştim. Oğlunuz istanbul'da isyan olayını kimlerle konuştu ve size ne haberler getirdi? isyan meselesini istanbul'da işitmemiş. Müslümanlar kardeş olduklarına göre. önünü alamadık. Şeriat uygulanmadığı için isyanı çıkardınız. Ben Lice'ye geldim. İmama kıyam etmek. Oğlunuz Ali Rıza istanbul'dan geldikten kaç gün sonra isyan oldu? Yaklaşık bir ay sonra. Küfar Kur'anı çiğnerken ci¬ hat nedir? O da cihatur. Biz de içi¬ ne düştük ve işe başladık. bu. Niçin yapmadınız? Bu konuda önce bilimsel tartışmalar yapayım dedim. isyanı kimlerle nerede hazırladınız? Önceden hazırlık yoktu. Zamanımız olsaydı. 152 . Piran olayı ile alevlendi. Bu savaşta muha¬ cir. durmazdık.Kalbimde düşünüyordum. isyan meydana geldikten sonra. fakirdik. Bu kıyam vaciptir buyurdunuz. topladığınız o 4 bin kişi ile üsderine yürümediniz. yasaların şeriata uygun düzenlenme¬ sini istemeyi düşünüyordum. istemediler. O zaman çok perişandık. kader beni Piran'a sürükledi. Müslümanların kardeş olduğunu söylediniz. Müslümamn Müslüman üzerine 'kıtal' göndermesi caiz mi? Evet.

Jandarma meseli düşüncelerinizi eyleme dönüştürdü. Ben boş değilim. Oğlunuz istanbul'dan döndükten sonra nerede buluştu¬ nuz? Şuşar'da. isyanın nedeni jandarma değildir. bu isyan çıktı dediniz. gittim. jandarma olmasaydı. İsyanı tek başınıza başlatnğınıza inanmıyorum. Jandarma görevini yapıyor diye bütün halkı ayağa kaldırı¬ yorsunuz. inkâr edemem. yapmayın de¬ dim. 01ma-saydı. Ayaklanma koptu. Allah kader saydıysa olurdu. siz ısrar ediyorsunuz. size ne oldu da halkı ayaklandırdınız? Ben köyden çıktım. istanbul'da Hınıs Kürtlerinden birine misafir olmuş ve Se¬ id Abdülkadir Efendi'yi ziyaret etmiş. belki olmazdı. Jandarmaya. belki akı ay sonra olurdu. irade de var.Vurdular diye. Jandarma vurulmasaydı. Şeyh Efendi. kitapla görevimi yapacaktım. kitapla belki bir sene sonra olur¬ du. Sizin iradeniz yok muydu? Hayır. istanbul'a ne amaçla gitmişti? Halep tüccarlarına mal satmıştı. Her şeyi kaza ve kadere mal ediyorsunuz.Oğlunuz İstanbul'dan geldikten sonra. bunlar teslim ol¬ mamak için yemin etmiş. Jandarmalar olmasaydı. adam vuruldu. olunca da ben başına geçtim. . Herhalde sizi teşvik edenler vardır. bence bir şey yoktu. Benim de dahlim var. 153 . Yahut olmazdı. akı ay sonra olurdu değil mi? Hayır. Jandarma geldi. Ayaklanma oldu da. herhalde şeriat şöy¬ le böyle olmuş diye bir şeyler söylemiştir. Hayır. ondan sonra mı başına geçtiniz? Ben Darahini'ye gelmeden önce muhasara başlamıştı. Nasihatinizden sonra bir şey oldu mu? Vuruştular. Propagan¬ dalar. açıklamalar yapılıyormuş.

Nakip Cemil Paşa¬ lar şeriata meyyaldardır diyorlar. Fakat bazı kimse¬ ler istedi. Alacağınıza inanarak mı Diyarbakır'a hücum ettiniz? Diyarbakır'a hücum taraftarı değildim. . Kimler? Hanili Halit Bey taraftardı. Sonra yalan olduğu or¬ taya çıkıyordu. Bunları isteyelim dedim. 'Emirülmücahidin' kullanıyorsunuz. ne de dışardan teşvik eden yoktur. Sonra Hadimülmücahidin'i kullandım. ne de irtibanmız vardı. Bunlarla görüştünüz mü? Görüşemedim. Hariçten dediğim ecnebilerdir. Büyüklüğü ken¬ dime layık görmedim. Bilim adamlarını. işittiğime göre. Darahini'ye hücum etmişlerdi. Ama kendisini hiç tanımam. bu kadar ümmet-i Muhammed'in kanı¬ nı dökmek caiz mi? Zaten olmuştu. Yalnız halkın çoğunun dine eğilimli olduğunu biliyorduk. benim fikrimde vardı. İn¬ san kendi kendine Emirülmücahidin adını alır mı? Emirlere. Başarı Kürderde idi. Alamayacağınızı bildiğiniz halde neden hücum ettiniz? Birkaç savaş olmuştu. Öyle ümit ediyorduk. Mektuplarınızda. Demek ki ayaklanma ve isyanı yalnız zat-ı aliniz düşündü¬ nüz? Evet. Yani ümitvardınız? Ümitvardık.Ne içerden. Bit¬ lis işgal olmuş diye haberler geliyordu. Muş. Böyle önemli bir istihbarat araşnnlmaz mı? Haddi hesabı olmayan yalanlar da söyleniyordu. düşünce sa¬ hiplerini göreyim dedim. Fakat olmadı. Hiçbir şey yokken. Seninle birlik olur diyorlar. Cemil Paşazadeler ve Necip Bey neye eğilimliydi? Ben kimseyi tanımam. maneviyat unutulmuştu. Ne postamız. Yine öyle olur sandık. Din kalkmış. 'Emirülmücahidin' yazıyordum. 154 . Zaman kalmadı. Bu olay meydana geldi. içerden bilgi alıyor muydunuz? Diyarbakır içi ile bilgi alışverişimiz yoktu. Halktan ümitvardık.

Elazığ'a saldıran kuvvetlerin komutanı kimdi? Şeyh Şerifi tayin etmiştim. 155 . Kim yazmış bilmiyorum. nasibimiz p tarafa gelmişti. Hükümet is¬ teklerimizi kabul etmeseydi. Melekanlı Şeyh Abdullah'ı Gırvas ve Muş cephelerine tayin ettim. otururduk. günah bizden gider. Benim düzenli ordum yoktu. Hicret izni verme¬ seydi. Odur. aşiret mensuplarıydı. ağalar. Diyarbakır'ı alma amacınız ne idi? Rızkımız. Bir mektubunuzda 'fetih' kelimesini kullanıyorsunuz. ne de elimden gelirdi. Şeriat kurallarını uygula¬ ma idi. Diyarbakır'dan sonra hükümet tekliflerinizi kabul etme¬ seydi. Başka kimdi kumandanların? Gazik cephesini de Şeyh Şerife vermiştim. Diyarbakır'ı aldıktan sonra ileri gelenlerle toplanıp.. Şeyh Hasan'ı da Kiğı cephesine verdim. öyle mi? Beli. muhtarlar. Kumandanlar. isyandan önce hükümete başvursaydmız ya! Vaktimiz olmadı. Türkiye Cumhuriyeti askerleri. An¬ lamı ne bunun? Her neresi ahnırsa. Fetihten sonra bağımsız bir Kurdistan krallığı ilan edecek¬ tiniz. Milletvekillennm büyük kısmı dindardır. Ben ne başkanlık kabul ederdim. şimdi anladım.. isteklerimizi kabul eder. Buradaki bildiriyi biliyor musunuz? Ondan haberim yok. öyle mi? Krallık bizim niyetimizde yoktu. Şeyh Hasan burada yoktur. Hükümet taleplerinizi kabul etseydi ne olurdu? Günahtan kurtulurduk. öyle mi? Sonucun nasıl olacağını düşünmedim. Bu kadar askerin hızla gönderilebileceği¬ ni sanmıyorduk. Müslüman askerleri bizi t u- mahvederler diye düşünmediniz mi? Bu kuvveti size veren nedir? Kanıtımız yoktu. medreseleri açarlar dedik. Evimizde otururduk. Sonra anladınız. Palu'ya kadar gidebilirsin dedim. hükümetle müzakere yapacaktık. çekip gidecektiniz. fetih deriz. hicret isterdik.

Padatmak niyetimizde yoktu. Oğlunuz Halep'ten geçiyor. onlar neden talep etmiyorlar? Ne kadar ehli şeriat varsa hepsi talep ediyor. Allahutaala'nın kaderi ol¬ du. planlanmış bir şey varsa zaten biliniyor. yazın ya da sonbaharda çıksaydınız. Bunlar yapılmıyorsa. O olay oldu. İsyana ben karar verdim. malından korkuyorlar. isyandan iki ay önce çıkıyor. İlkbahar. O ifade za¬ ten benim değildir. dediniz. isyan ettiğin zaman. Sizin durumunuzda olan (yaşlı) biri. Türk askerlerini Müslüman askeri olarak mı gördün. yoksa kafir askeri mi? Müslüman askeri olarak telakki ettim... Odun. sizin için da¬ ha iyi olmaz mıydı? Yazın. ziraat ve ticarede meşgulüz. Bu havalide sizi tanıyan kimse olmadığına göre.. Bunların içinde alimi ve cesuru sen misin? En alimi ben değilim. Ben önce vardım. Eğer düşünülmüş. Yerler müsaitti. kışın en şiddetli zama¬ nında çıkar mı? Günde üç saatten fazla gitmiyorduk. isyana kadar ne kadar zaman geçti? İki aydan fazla zaman geçti. fikrimde vardı. 156 . sonra isyan ediyorsunuz? Evet. imza da benim değildir.Bu isyanın esası nedir? Esasını kime atfedeyim? Lice'ye yazdığınız mektuba göre önceden düşünmüşsünüz. ateş çoktu. nasıl Diyarbakır'a hücum ettiniz? Her¬ halde bunlar önceden düşünülmüş. Memleketinizden hangi ayda çıknnız? Kununi Evvel'de (Aralık) çıktım. Fakat canın¬ dan. İslam içinde sizden bilgin yok mu? Varsa neden sadece siz düşünüyorsunuz? Alim elbette çoktur.. fakat tehlikeye atılan benim. Fakat patladı. O yazı benim değildir. Ben içinde idim. karar verilmiş şeyler. Kışın iş yok.

Birkaç sa¬ at kaldılar. Lice'ye gitmeye niyetim yoktu. bilhassa cephane almak için buraya girmek istedik. O geldiğinde ben çıkmıştım. Öyle midir? Diyarbakır yakın vilayet olduğundan. Sizinle beraber isyan ettiler mi? Tutan tutuyor. Diyarbakır'a neden hücum edildi. Benim köyüme geldi. onlar katıldılar. Yusuf Ziya Bey'in Muşlu Reşit Bey'le ziya¬ rete geldiğini söyledi. fikrim bunu kabul edemiyordu. İstanbul'a gitti. Dinimize çalışalım dedim. dediniz. Kürt mü? Türktürler. Hamit Ağa. Baharda Hınıs'a gelmişti.. Bit¬ lisli Haydar Efendi. isyandan kırk gün önceydi. Halep ve istanbul'a ticaret için gitti. Siz de Di¬ yarbakır yolumuzun üstüne düştü. Çay içip gittiler. Oralarda bazı kimse¬ lerle görüştü. Şuşar'da buluştuk. Darahini'ye geldik: Licelilerin karşılamaya geldiklerini gördüm. Parasını İstanbul'a poliçe ver¬ mişlerdi. Ramazanda idi. Ma¬ den ve Ergani'nin işgalini orada duydum. Bunlar Türk mü. Diyarbakır'a girmeyi başaramadınız. Orada meseleyi açn. Siz de ayaklandınız. Kendisinden ders okumuştum. Bidisli Yusuf Ziya Bey geldiği zaman ne görüştünüz? Yusuf Ziya'yı tanırım. Muhaldir dedim. Hacı Hüsnü Efendi vardı. Ergani'de kimler vardı? Şevket Efendi. evlerine gönderdim. Size söyledi." 157 . cephane çok olduğu için. Eğil'e gittim. Türklerle neden ilişki kurmuyordunuz? Eğil. parasını aldı.Ticaret için Halep'e gitmişti. Ondan son¬ ra Kürtlere izin verdim. Ergani taraflarında Türkleri de davet ettim. diye soruldu. Bana gelmişti. Kürt Teali Cemiyeti'nden haberiniz olmadığını söylediniz. 'Bir Kurdistan kurmak üze¬ reyiz' dedi.. Ondan sonra ne gibi harekâtlarda bulundunuz? Çabakçur'a. tutmayan tutmuyordu.

Kasım'ın anlatımına göre. Şeyh Said'in bağımsız Kurdistan hayaliyle isyana karar verdiğini söylüyordu. dine karşı girişilen kısıdamalar ve medreselerin kapatılmasına tepki olarak doğduğunu söylediler. ilk destek sözünün Kanireşli (Kariıovalı) Kamil Bey'den geldiğini beürtiyor ve şu açıklamayı yapıyordu: "Asıl sebep Kurdistan istiklali (özgürlüğü) idi. Siyasi cephenin önemli liderieri Halit Bey. Albay Halit Bey ve bazı yakın çalışma ar¬ kadaşlan. Kerem Bey. Siyasi cephe gizliydi ve çahşmalarında daha çok hücre esası geçerliydi. ayrıntılar hariç. isyanın planlı olmadığını. Yusuf Ziya Bey ve Hacı Musa Bey'di. Kürdük dahil. Şeyh'in köyünden ayrılarak halkı isyana hazırlayan toplantılar yaptığını. Nitekim mahkemede dinlenen Binbaşı Kasım da. Salih Bey. örgüt siyasi ve dini olmak üzere iki ana kola ayrılıyordu. Esas maksadarı istiklal elde etmekti. din uğruna tepkicilere katıldığını. fakat tepkinin genel isyana dönüşebileceğini hesaplayamadığını söylüyordu. Oysa. Şeyh Said'den sonra sorguları yapılan öteki sanıkların hemen tümü. Örneğin hareketin önde gelenlerinden Hanili Salih Bey. Binbaşı Kasım. yemin edenin kafasını kesseler. Halit Bey'in tutuklanmasından sonra. kararını doğru bulmadığını yüzüne karşı söylediğini belirtiyordu." Kasım Ataç. Şeyh'le evinde buluşup konuyu tartıştıklarını. Şeyh Said ise dini cephedeydi. isya¬ nın planlama değil. Dini alet etti¬ ler. sırlan saklayacaklarına dair yemin et¬ tiklerini söylüyor ve "yemin o kadar müthiştir ki. Kasım. Kürdistan'ın bağımsızlık ve özgürlüğü için kuru¬ lan örgüte üye olanların.* Şeyh Said'in sorgusunda. siyasi cephede komitelerle çalışıyordu. Kürtle¬ re en azından özerklik verilmesi amacıyla isyan ettiklerini söylü¬ yordu. "Kürt sorunu"na dokunulmuyordu. söylemezler" diyordu. benzer sözlerle. 158 . üzüntü sonucu birdenbire doğduğunu söylü¬ yordu. hiçbir siyasi akımdan haberli ol¬ madığını. yakalandıktan sonra Varto'daki ilk ifadesinde.

olaydan bir ay önce Şeyh Said'i evine davet ettiğini. Bosna-Hersek ile Arap ihti¬ lallerine benzetiyordu. bu davetin eski bir dostluktan kaynaklandığını. yine görev başındaydı. acelesi varmış gi¬ bi hızlı çalışıyor. daha sonra da savaşa katılmadığını belir¬ terek beraatini istiyordu. idam edilmesi. hiçbir eyleme katılmamış. sıradakiler Şeyh Said ve arkadaşlarıy¬ dı. "esası" anlatırken. oğlu olaylara kanşmamıştı. Seid Abdülkadir. 27 Haziran 1925 tarihinde. Şeyh Said'in damadı ve doğu cephesi komutam Şeyh Abdullah. ek olarak geçmişte Ruslara karşı sa¬ vaştığım anlatıyordu. Gerekenin yapılma¬ sı için "teslim edilen" insanlar hakkında. Savcı Ahmet Süreyya Örgeevren. Şeyh Abdullah. Zamanı durduran hız. soruşturma.Salih Bey. Savcı. Fakat. Şeyh Said'in yakalanmasında yardımcı olduğunu söyleyerek bera¬ atini istiyordu. "elindeki iş"i bir an önce bitirmek üzere. İdamına karar ve¬ rilen 47 kişi hakkındaki araştırma. ama niyetlerini din perdesiyle örttüklerim söylü¬ yor. hemencecik karar biçi¬ liyordu. bağımsız Kurdistan kurmayı amaçladıklarım. Onlarla biriikte ipe çekilenlerden bazdan. sorgulama ve sa- vunmalaria. yakın tarihte yaşanan ve Osmanlı'dan kopma başansına erişen Arnavutluk. ancak siyasi bir ko¬ nunun konuşulmadığını. Kürt isyanını. isyancıların. kanıtların aranıp bulunması iddianamenin hazırlanıp okunması. Şeyh Abdullah. son ana kadar bir Kürt isyanının padadığından bile haberii değildi. toplu idam kararlan "üretiyor"du. "aynntıya" inmeye zaman yoktu. sanıklardan her birinin geçmişi ile son yapriklarım uzun 159 . "benim katkımla yakalandı" dediği Kayınbabasından sonra ikinci sırada¬ ki kişi olarak 47 idam mahkûmu arasında yer alıyordu. davanın "esası" hakkındaki görüşlerini açıkladı. topu topu bir aylık bir zamana sıkıştı¬ rılıp tamamlanmıştı. İlk "temizlikten" sonra. Fakat söyledikleri dikkate alınmıyor. TOPLU İDAM KARARI Diyarbakır'daki "Şark İstiklal Mahkemesi".

Anlayanlarsa. "susun. can almaya adanmış biri gelmişti. sakin görünen tek kişi Şeyh Said'di. Yerinden doğruldu. sükûneti bozmayın!" diye bağırıyor. Türkçe bilmeyenler. Her zamanki masaya. O yüzden kimileri yakın akrabası aleyhine tanık¬ lık bile etmişti. Bu yüzden şaşkınlık büyüktü. bitişikteki yemek salo¬ nuna yürüdü.uzun sıralıyordu. "kavi ile kasemlerinde" böyle bir şey yoktu. Türkçe bilenlere. Telaşsızdı. elindeki listede yer alanların "idam ceza¬ sıyla tecziyesine" diyerek sustuğunda öğle olmuştu. savcının takla atan tavrı karşısında şaşkınlık içindeydi. Çünkü. Dünkü "dost". heyecansız. Süngüler arasında. yine her zaman olduğu gibi tek başına oturdu. "ne oldu. Kimileri oyuna getirilip tuzağa düşürüldüklerini söylüyor. uzak duruyorlardı. Türkçe bil¬ meyen ölüm yolcularından çoğu. 1 60 . kaderleri tersine dönmüştü şimdi. Savcı. Sanıklar bölümü karmakarışık¬ tı. Her ağızdan bir ses çıkıyordu. bu¬ gün canlarının alınmasını istiyordu. Hücrelerine dostane ziyaretler yapıp öğütler veren adam gitmiş. yerine. Bir zamanlar. boyunlarına ip geçiren bu adam. haklarında ne istediğini anlamamışlardı. Ölüm tutsakları içinde. Karışıklık sürerken. onları susturuyorlardı. bakışını üstüne çekmek için bile çırpınan yol arkadaşlarından bazıları. Mahkeme öğle yemeği için duruşmaya ara verdi. yalnızdı. askerler süngülerini doğrultup. olağanüs¬ tülüğü sezinlemiş. Oysa. kimileri de verilen "namus sözü"nün yerine getirilmemesinden yakınıyordu. savcının ne deyip. Şimdi. "idam edilmemizi istedi" yanıtını alınca onlar da öfkeyle söylenenlere katılıyordu. daha birkaç gün ön¬ cesine kadar küçük birer cezayla kurtulacaklarını inandırarak anlatan kişiydi. Esir düştüğünden beri. ne dedi bu adam?" diye soruyor. onu görmezlikten geliyor. gücün öf¬ kesini üstlerine sıçratmaktan korktukları için mi bilinmez.

Sonra. ikinci kahvesini bi¬ tirdiği sırada. son bir diyeceklerinin olup olmadığını sordu. Ayağa kalktı. onu dış güçlerin tahri¬ kiyle isyan etmekle suçlamıştı. ölüm yolcuları için bir gün daha yaşamak demekti. Başkan. sakin haliyle yemeğini yedi..Şeyh'in son günlerine ilişkin olarak tarihe tanıklık eden Türk basınının yazdığına göre. Öfke¬ sinin nedeni. Mahkeme başkanının "başka?" sorusu üzerine durakladı. herhangi bir seyahatindeki molada olduğu gibi artık alışılan huzurlu. tek başına oturduğu masada. Kimi beraat. az sonra anlaşdacaktı. Savcı. Şeyh Abdullah. ne de arkasmdayım. Gazi Paşa'ya kadar dehalet (rica) ederim" diyerek beraatini istiyordu. nöbetçi askerler vaktin geldiğini haber verdiler. Sıcak." diye ekledi. Evin bir odasından ötekine geçiyormuş gibi yürü¬ meye başladı. İlk muhatap Şeyh'ti. Mahkeme boyunca. Oturum yeniden açıldığında. başkan tutuklulara tek tek. yanı başında bekleyen askerlere "ben hazırım" dercesine bakri. Sinirli görünüyordu. af. ı6ı . Bu. kimi de adalet istiyordu. "Allah'a ayandın Ecnebilerin parmağı yoktur" cümleleriyle geçri tutunaklara. ardından öteki sanıklara son sözlerini sordu. "kaderi" olarak açıklayan Şeyh'in son sözleri. "ben bu işin (isyan) ne evvelinde. Karann açıklanması ertesi güne. Tabağa koydu. içindeyim" diyen ve olayların "ortasında" olmayı. ağır ağır yu¬ dumlayarak içti. sıcağı yapışkan bir Diyarbakır saba¬ hıydı. Cebinden kahvelerin parasını çıkardı. Ayağa kalktı.. Kahvesini. * * * 28 Haziran 1925. Sonra bir tane daha söyledi. 28 Haziran 1925 Pazara er¬ telendi. "Cumhuriyet Hükümeti'nin bir ferdinden. Son¬ ra ekledi: "Cezanın tahaffüfünü (hafifletilmesini) isterim. Hizmet eden askere kahve ısmarladı.

gözleri beklenmeyen ve "bilin¬ meyen bir düşman" 1 tarayarak yan yana dizilmiş askerier arasın¬ dan geçerek. so¬ kak başlarını. Mahkeme heyeti sahnede¬ ki yerini almıştı. bir zamanlar beyaz perdede film seyret¬ tikleri sinema salonuna gidiyorlardı.Diyarbakır'da gün erken başlamıştı. bayrama gidiyormuş gibi hazırlanıyorlardı. * * * Vakit gelmiş. Ellerinde "davetiyeleriyle" sinema kapısından giren çağrılılar. onlann eş ve ye¬ tişkin çocukları. Güneş yükseldiğinde. sabahın bulanıklığına kas¬ vet ve korku sinmişti. hatıriı davetliler şık giysileri içinde. her yana dağılmış. süslenmiş halleriyle sokaktaydı. Dağkapı'ya. havaya giderek hü¬ zün karışıyordu. Adı ve piyade askeri birlikler. Sıcakların ortalığı dol¬ durduğu dakikalarda. Şehri içerden sarmış. "ölüm töreni"nin dış hazırlıklan ta¬ mamlanmıştı. derinden derine duyulmaya başladı.. tüfekle¬ rinin namlularına süngüleri takmıştı bile. Bilmeden o yöne sapanlar. düğüne. Daha tan ışırken. zincirlerin taş zeminde çıkar¬ dığı ses. Sokaklarda görülmeye başlayan Diyarbakıriılar. şehir postal ve komut sesleriyle uyanmaya başlamış. 162 .. saat tamamlanmıştı. idamlan açıklarken. sinemanın bulunduğu semte yaklaşması yasaklanmıştı. "bugün Şeyh Said'i asacaklar" diye fisıldaşıyoriardı. görevli askerler eşliğinde salona alınıyor. ay¬ nı sabahın erken saatlerinde. bir zamanlar sinema se¬ yircisine yapıldığı gibi yerleri gösterilip oturtuluyordu. Asker. "sekinelerie". karşı hazırdı. Türk devleti. "tepkilerin tehlikesine" Şehrin bir başka kesiminde farklı bir heyecan yaşanıyordu. arka so¬ kaklara sürülüyor. parmaklan tetikte. yani devlet nezdindeki "hatıriı" kişiler. şehre dağılmış. ana cadde. Elleri kelepçeli. Onların dışındaki insanlann. uzaklaşrinlıyordu. İlerleyen dakikalarda. ayaklan prangalı isyancılar getiriliyordu. askerler sokaklara akmış. meydan ve kavşakları tutmuş. Sonra uzaklardan. sivil şeflerle.

yani bağımsız Kürdistan'ı kurmaya yöneldiniz. Tedirgin. Başkan. Ve hepiniz yakalanarak. hesap vermek üzere adaletin huzuruna çı¬ karıldınız." Mahkeme başkanı. bağımsız bir Kürt-lslam Hükümeti kur¬ mak maksat ve gayesiyle Şeyh Said'in başlattığı silahlı ayaklanma ve ihtilal hareketine çeşitli şekillerde karışıp karilarak. hatta dili bağlı tut¬ saklara hükmeden. Denizli Milletvekili Mazhar Müfit Kansu.." diyerek elindeki metni okuyordu. kolu. yargıç olduğunu ve ta¬ rihe konuştuğunu unutmuşçasına şöyle diyordu: "Kiminiz hasis. Cumhuriyet hüküme¬ tinin azimli ve kesin hareket ve cumhuriyet ordusunun öldürü¬ cü darbeleriyle. Şeyh Said heyecansız ve durgun görünen tek kişiydi. daha sonra sistemin iyiliklerini sayıyor.Sesler giderek yaklaştı ve salona doldu. devlet ve hükümetin zabıta ve askeri kuvvetleriyle kanlı bir savaş halinde çarpışmak sureriyle zapt ve işgal eden. Yıl¬ lardan beri düşündüğünüz ve hazırladığınız genel ayaklanmayı yaparak. ayaklanmanız. Ölüm tutsakları. Başkan bir hu¬ kuk adamı değildi. kişisel çıkarlarınıza bir zümreyi alet. karşısındakderi bir de konuşmasıyla eziyor. "Ayrıntılarıyla beyan olunduğu üzere. Mahkeme Başkanı Denizli Milletvekili Mazhar Müfit Kansu kararın gerekçesini okumaya başladı. bir bölgeyi ateş içinde bıraktınız.. Cumhuriyet rejimiyle Kürtlerin de kurtarıldığını söylüyordu. gericiliğiniz derhal yok edildi. bir¬ birine zincirlenmiş olarak yerlerini aldılar. kasa¬ ba ve köyleri. aşağılayan bir roldeydi. yalan yere din ve şeriatı araç yaparak. hakareder yağdırıyor. O güne kadar sanıklara karşı mesafeli ve nezakedi olan başka¬ nın üslûbu bugün bir tuhaftı. Baş¬ kan. Kürtlerin bundan sonra şeyh ve ağalar tarafindan sömürülme- 163 . Önünde eli. ezen. heyecanlı görünüyorlardı. kiminiz yabancı kışkırtmasını ve siyasi hırslannı rehber ederek. hepiniz bir noktaya. ihrilal bölgesindeki en önemli il merkezlerinden Diyarbakır kentini de kuşatan ve orada bile inat ve ısrarla savaşıp vuruşmaktan çe¬ kinmeyen. Dünya yargı tarihinde bir başka benzeri var mıydı bilinmez ama. Hukuk içinde konuşmuyor. ayaklan¬ manın devam ettiği haftalar ve aylar boyunca birçok şehir. aşağılıyordu.

Ki¬ mi. tepkiye dönüşen şaşkınlık yaratmışri. damadı Melekanlı Şeyh Abdullah. Piranlı Molla Mahmut. ölüm mahkûmları şunlardı: "Şeyh Said. Cumhuriyetimizin feyizli ilerleme ve mutluluk vaat eden yollarından yürüyerek. askerlerin gelip ellerini ve ayaklarını zincirlemesini bekledi. Hanili Mustafa Bey. Balkanlı Molla Emin. Fakih Hasan Fehmi. Şeyh Şerif. Termili Şeyh Abdullatif. Ardından. kardeşi Baba Bey. Tokiyanlı Halit oğlu Kamil. Şeyh Hasan. Gazetelerin yazdığına göre. kurbanlar arasında. ayak bileklerindeki prangayı sürükleyerek. Silvanlı Şeyh Şemsettin. dönemin gazete¬ leriyle resmi belgelerdi. heyecanlanmamış gö¬ rünüyordu. Şeyh Said başta olmak üzere. Kimileri de açıklanan karar karşısında şoka girmiş. Hanili Bey oğlu Hasan. Termili Şeyh İs¬ mail. kimi ağlıyordu. süngüler arasında. Garipli izzet Bey. bakıyor. "aldatıldık" diye bağırıyor. oğlu Meh¬ met Bey. isyanın lideri Şeyh Said'e çevrilmişti. Resmi tutanaklara kaydedilen biçimiyle. Yargı kulu sahneden çekildikten sonra. belli belirsiz kahırlı bir gülümsemeyle mahkeme heyetine ölüm listesini dinliyordu. hakkındaki karara şaşmamış. toplu idam ka¬ rarı. Kargapazarlı Halil oğlu Mehmet. verilen şeref ve namus sözüne kandıkları için kahrediyor." Isyancdarm idamına iüşkin tek bilgi kaynağı. Çanh Şeyh ibrahim. Sinik- 164 . Dudaklarında. Valirli Hoca Sadık Bey. 47 kişi suçlu bulunmuş ve idam cezasına çarptınlmışn. Harpudu Şeyh Ali. Hanili Hacı Salih Bey. öylece kalakalmıştı. Madenli Kadri Bey. Şeyh Ömer. donmuş gibi hareketsiz. Hanili Şeyh Adem. Canlı Şeyh Abdullah. Karar saatinde gözler. Korku hali de yoktu yüzünde. refah ve mutluluk içinde yaşayacaktır. Arap Abdi. Harputlu Şeyh Celal. Şeyh sakin. ağır adımlarla sinema salonundan çıktı.yeceğini. onlann refaha erişecekleri mutlu günlerin yakın olduğunu haber veriyor ve şöyle diyordu: "Zavallı halk (Kürder).

Asılacaklann sayısı biliniyormuşçasına. Şerifoğlu Süleyman. Şeyh Muşu oğlu Şeyh Ali. İDAM TÖRENİ VE YAN YANA 47 SEHPA "Ölüm töreni" hazıriıklan. Çerkeş Jan¬ darma Halit. Mehmet oğlu Ahmet. Rutkanlı Nimet. Adana'da on beş yıl kürek cezası çekmeye mah¬ kûm edilmişti. Çabakçurlu Mehmet oğlu Hüse¬ yin. Sü¬ leyman Bey. Fakih Hasan'ın katibi Tahir. Bucak Müdürü Tayyip Ali. öğretmen Musyanlı Molla Cemil. Hanili Mustafa Bey oğlu Mahmut Bey. Ka¬ sım'ın kardeşleri Ali ve Cindi. Çapakçurlu Süleymanoğlu Yusuf. vatanseverane hizmetleri hafifletici neden kabul edilmiş ve hakkındaki idam kararı. Hınıslı Kamil Bey oğlu Abdullatif. yaşı küçük olduğu için idam¬ dan kurtulmuş. birkaç gün önce satın alınıp de¬ polanmış. Az aşireti reisi Demiroğlu Ömer oğlu Süleyman. karannı 165 . Salih oğlu Hüseyin adındaki sanık. Kargapazarlı Ahmet oğlu Reşit ve Ahmet oğlu Süleyman. mahkeme heyeti. 28 Haziran 1925 Pazar sabahı. Balkanlı Hacı Halit. Diyadinli Temur Ağa. cellatlar da tedarik edilmiş." * Mahkeme 49 kişi hakkında ölüm kararı almıştı. Zoravalı Şeyh Cemil. Meh¬ met oğlu Maksut Hacı Sadullah oğlu İbrahim. Muşlu Mehmet. Yamak aşiretinden Ali Baban. askeri garnizonda misafir edilmişlerdi. Ahmet oğlu ismail. Beraat edenler de şunlardı: Yarikanlı Ahmet oğlu Reşit. yetecek kadar sicim. Darahini müftüsü llyas. Bahri Bey. Bidisli Mehmet Salih Efendi. on beş yıl kürek cezasına çevrilmişti. Kerkerut- lu İsmail oğlu Ali. Mehmet oğlu Tahir. Salih oğlu Hasan. daha mahkeme karan açıklanma¬ dan başlamıştı. Bunlardan Çabakçur (Bingöl) Kaymakamı Çerkez Hüseyin Hilmi'nin daha sonraki. Kargapazariı Ha¬ lit. emekli Binbaşı Kasım. jandarma Ali oğlu Hasan. darağacı için kalas.li Hasan oğlu Süleyman. Sıhhiye katibi Niyazi.

sehpaların boy hizasına önem verenler. si¬ vil yöneticiler. estetik durması için kalasların tomurcuklan keser darbeleriyle düzeltiliyor. boyları testereyle kesilip eşitleniyordu. Fakat. huzur içinde seyretmeleri için tribün inşa ediliyordu. Darağaçlarının bulunduğu alanın hemen ötesinde. "darağaçlan" (sehpa) çok¬ tan kurulmuş. çocuklan önlü arkalı. makamları¬ nın konumlarına uygun düşecek biçimde oturmuşlardı. sivil şefler ile eşleri. unutuluyordu. aynı gün. Törene çağrılı "erkân". "Devlet erkânı" ve seçkin konuklar rütbelerine. Şimdi bir kez daha yadsınıyor. estetik kaygıyla. ta kalkıp Ankara'dan gelmiş seçkin konuklarla. askeri. ayaklar birbirine değecek yakınlıkta kurulmuştu. darağaçlan. Yasanın bu maddesi. çekiç. Da¬ rağaçlan.açıklamak üzere daha sahneye çıkmadan. başka bir deyişle. eşleri. töreni görmek için Anka¬ ra'dan kalkıp gelen Diyarbakır milletvekilleri Cavit Ekin ve Şeref Bey. mihmandarlar tarafindan karşılanıp. testere ve keser sesleri duyulmaya başlamıştı. Diyarbakır'ın Dağkapı meydanında. yan yana 1 66 . mahkûmların birbiri¬ ni göremeyecekleri. tribündeki yerlerine otur¬ tuldu. "Darağacı" ayaklarının aynı boyda. Osmanlılardan kalma yasa maddelerine göre. Diyarbakır'ı birkaç ay önce Şeyh'e karşı savunmuş olan ko¬ mutan Mürsel Paşa. yasaların gereklerini hesaba katmıyorlardı. Diyarbakır'daki asker. saat ve zamanda ve aynı yerde birden fazla kişi asılacaksa eğer. askeri disiplin kurallanna göre "nizami" olması. seslerini duyamayacakları aralıklarla kurul¬ mak zorundaydı. mahkeme heyeri. Mahkeme kararını açıkladığında. Tribün inşaatı ise henüz sürüyordu. Seid Abdülkadir ve arkadaşları için uy¬ gulanmamıştı. çocukları ve davedilerin "idam töreni"ni. bacakları arasından sicimler sallandırılmıştı bile. s- Özenle hazırlanmış. bütün aynnrilan programlanmış "idam töreni" gece yarısından sonra başladı.

cadde ve meydanlar da unutulmamış. şehir içindeki sokak başlan. "TC'nin biriik ve bütünlük ruhunu zedeleyecek" herhangi bir davranışta bulunmaması. ya da futbol maçının başlamasını bekleyen seyirci sabırsızlığıyla oturuyorlardı. Bu arada kalabalık. aralarında gülüşüp ko¬ nuşarak "memleket ahvalini" değerlendiriyor. güven duymadıklannı "yasak" diyerek geri çeviriyor. şehir dışına açılan yollar.tiyatro sahnesinin açılmasını. kudama törenini andırıyordu. bir ölüm ayininden çok. Törenin başlamasını beklerken. huzur içinde gerçekleştirilmesi" için bütün alan askerierce kuşarilmıştı. bakışlanyla etrafi tarıyor. "kuru kalabalık" olduğu için. "İdamlann güven. "tören alanı" Dağkapı'ya akın etmeye başla¬ mıştı. 167 . "tören alanına" yaklaştırmıyorlardı. seçilmiş milletvekilleri ve mahkeme heyeti bir kümeydi. Behçet Cemal. Seçkinlerin deyimiyle bu. suçluların asılması sırasında. "Kudama şenliğinden" tek eksiği. sün¬ gülü askerier tarafindan protokol tribününden uzakta tutulmuş¬ tu. çiçeklerle bezenmemesi. arka sokaklara sürüyor. merhamet belirtisi içeren herhangi bir ses ya da söz etmemeleri konusunda uyarılmıştı. Mürsel Paşa. Bunun dışında her şey yerii yerindeydi. İdamı görmek isteyen meraklı kalabalığ saatler öncesinden. dünya işleriyle meşguldü" diye yazıyordu. Şeyh Said'in son anları için "hücresinde hapis¬ hane müdürü Osman'la görüşüyordu. bir şenliği. idam mahkûmlarının bulunduğu semte. bando-mızıka takımının eksikliğiydi. isteyenlerin seyre gele¬ 'I bileceği duyurulmuştu. gülüşmeleri bazen kahkahaya dönüşüyor ve sesleri meydanda yankılanıyordu. Bkbirine kol mesafesinde sıralanan askerler. bir gün önce şehre ilan edilmiş. Fakat ahret işleriyle değil. Kuşatma konusunda. buralara tam teçhizadı askerier yerleştirilmişti. alanın taklaria. Meydanın düzenlenmesi ve dekoru. Tören.

Behçet Cemal'in, "dünya işleri" dediği, Şeyh'in geride bıraka¬
cağı eşya ve parasının çocuklarına iletilmesine ilişkin insani vasi¬ yetiydi.

Şeyh'in son anlarına Fransız, ingiliz ve Amerikalılar dahil,
dünyanın çeşitli köşelerinden gelmiş gazeteciler de tanıklık edi¬

yordu. Daha sonra Fransız ve ingiliz basınında yer alan yorum¬
larda, Şeyh'in son dakikalarında, insan iradesini aşan bir meta¬ net içinde olduğu belirtiliyordu. Lord Kinross yazıyor:
"Çoğu, cesaretli bir şekilde öldü. Şeyh Said sonuna kadar is¬ tifini bozmadı. Sehpaya çıkarken, mahkeme başkanına gülüm¬ seyerek, 'senden hoşlandım' dedi. 'Ama kıyamet günü hesapla¬

şacağız.' Askeri komutana takılarak, 'Paşa' dedi. "Gel de düş¬
manınla vedalaş.' Gömlek üzerine geçirilirken kımıldamadan
durdu."

Adım küfür, hakaret ve aşağılamayla anan Türk basını bile, idama giderken korktuğunu, tökezlediğini yazmıyordu.
Yerli ve yabancı gazeteciler, Şeyh'in darağacına hazırlanma

anına tanıklık etmek istemişlerdi. Yönetim, isteklerini uygun bul¬ muştu. Gazeteci ordusu, başlarında hapishane komutam üsteğ¬ men Osman olduğu halde hücresine girdiğinde, ailesine verilmek üzere vasiyetnamesini bitirmek üzereydi. Yazdıklarının altını im¬ zaladıktan sonra, teğmene döndü ve vasiyetname ile cebindeki

parayı uzatarak, "bunları evlatlarıma verin" dedi.
Bir an durakladı. Yüzünde bir gülümseme belirdi. "Bakın, bu ga¬ zeteciler şahidimdir, inşallah bunları teslim edersiniz" diye ekledi. Şeyh, az sonra ölüme gidecek olan o değilmiş gibi rahat, hu¬

zurluydu. Üsteğmenle şakalaşıyor, sohbet ediyordu. Bu haliyle,
ister istemez, çevresini saran öğrencileriyle sohbet ede ede baldı¬

ran zehirini içerek, hakkında verilmiş ölüm cezasını kendi eliyle
yerine getiren Sokrates'i anımsatıyor, onu andırıyordu. Hapishane komutanı, vasiyetname ve paraları evlatlarına ve¬ receğine dair namus sözü verdikten sonra, "kaç evladınız var?" diye soruyordu. Şeyh, yüzünde bir anlık dalgalanmayla, "on" ce¬ vabını veriyordu. Bir anlık duraklamadan sonra, yeni bir şey ha-

ı68

tıriamış gibi "beşi kız, beşi de erkek" diye ekleyerek, adlannı tek
tek sıralıyordu:

"Ayşe, Hayriye, Azize, Fatma, Fahime, Gıyaseddin, Ali Rıza,
Selahaddin, Ahmet ve Abdülhalik..."

Şeyh'in hücresine doluşmuş gazeteciler, o an akıllarına ne ge¬

lirse soruyoriardı. Biri, "bütün çocuklarınız aynı anneden mi? di¬
ye soruyordu. Gülümseyerek iki eşinin bulunduğunu söylüyordu.
Korkusuzluğu, soğukkanlılığı ve aldırmazlığına şaşmış gazete¬

ciler, isyan başlatmaktan ötürü pişman olup olmadığını, ölüm¬ den korkup korkmadığını soruyorlardı. Şeyh, pişmanlık ve kor¬

kuya ilişkin sorulan bir arada üç kelimelik bir cümleyle, "kade¬
rim olduktan sonra..." diye cevaplıyordu.

Gazetecilerden biri, son sözleri yerine de geçebilecek bir şeyler

yazması ricasıyla not defterini uzatıyordu. Bir başka gazeteci de, aynı anda ona sigara sunuyordu. Şeyh, önce sigarayı aldı. Yaktı.
Derinden derine birkaç nefes çekti. Sonra sükûnet içinde sigarası¬
nı içerken, deftere şunları yazdı:

"Asıldığıma hiç acıma. Zir.?. Allah ve din uğrunadır."

*

*

Şeyh Said, namaz kılıp dua etmek için yalnız kalmak istediği¬
ni söyleyince üsteğmen Osman ve gazeteci ordusu hücresinden çı¬
kıyordu. Şeyh yalnız kaldı. Cep saatini çıkarıp baktı. Gece yanlanmıştı.

Yatak yerine de kullandığı, ot doldurulmuş şiltenin senli ol¬

duğu sedire yöneldi. Yönünü Mekke'ye çevirdi. Ellerini bağlayıp

sükûnet ve serinkanlılıkla namaza durdu. Eğilip doğrulurken, du¬
daktan belli belirsiz kımıldıyor, kımıldadıkça kınalı ak sakalı tit¬
reşiyordu.

Namazdan sonra, şilteye diz çöktü. Avuç açıp uzun bir duaya

durdu. Kur'an'dan ayetler okudu. Duasım fatiha ile bitirdi. Son¬ ra avuçlarıyla yüzünü, sakalını sıvazladı. Tanrıya şükredip oturu¬
şunu değiştirdi. Bağdaş kurdu.

99'luk tespihini eline aldı. Dua eşliğinde çekmeye başladı.
Gözleri yumuktu.

169

Şeyh, cellatların gelip "haydi" diyecekleri anı tespih çekip dua
ederek beklemeye başladı.

Askeri doktor, ölüm mahkûmlarının hücrelerini tek tek dola¬
şıyor, sağlık açısından "idamlarına engel bulunup bulunmadığı¬ nı" kontrol ederek, yasaya ilişkin maddenin gereğini yerine geti¬ riyordu. Mahkûmlara, "bir rahatsızlığınız var mı?" diye sorup, "hayır" cevabını alınca, yandaki hücereye geçiyordu.

Ölüm mahkûmlarından Şeyh Ali, doktorun sorusuna karşıhk
olarak, belini üşüttüğünü, sırt ağrılarından muzdarip olduğunu söylüyordu. Ertesi günkü gazeteler. Şeyh Ali'nin rahatsızlığını

çarpıtıp alay ve küçük düşürme konusu yapıyor, "mahkûmlar¬
dan Şeyh Ali, muayene sırasında hastalığı sorulunca, utanmadan

iğrenç bir cevapla, bel soğukluğuna yakalandığını söyledi" diye
yazıyorlardı.

Doktor hücresine girdiğinde. Şeyh Said hâlâ dua ediyordu.

Duasını bitirip, yüzünü, sakalını sıvazlayıncaya kadar, doktorun hücreye girdiğini duymamış, fark etmemiş gibi davrandı. Duası¬ nı bitirdikten sonra, başını kaldırdı. Doktora baktı. Doktorun so¬
rusu üzerine, bir şikayetinin bulunmadığını söyledi. Şeyh, idama hazırdı.

Ölüm hücreleri, eski çağlardan kalma zindanlardı. Yeraltın¬
da, yarı karanlık ve rutubetli...

Cezaevi Muhafız Bölüğü'nün komutanı Nafiz'in bağırtısı, zin¬
danın koridorlarında çınlıyordu. Komutan, öğrencilerini pikniğe davet eden öğretmen edasıyla, bağırıyordu:

"Hadi bakahm! Vakit geldi! Birer birer çıkın hücreleriniz¬
den..."

Ölüm mahkûmları, hücre kapılarında beliriyor, ağır adımlar¬
la yarı karanlık koridorda kümeleniyordu. İçlerinde ağlayanlar
vardı. Birbirine sarılarak, "hakkını helal et" diye fısıldaşarak vedalaşıyorlardı.

170

Komutanın sert buyruğu bir kez daha duyuldu. Bu kez emrin¬
deki askerlere komut veriyordu:
"Mahkûmları birbirine zincirieyin!"

Yan karanlık koridorda zincir sesleri duyuldu. Zincirier nere¬

den, nasıl bulunmuşsa, halkalan iri ve kalın olanlanndandı.
Kürtlerin "zincir a çoruz" dedikleri, iki çift öküzle tarialar sürü¬

lürken, sabandan boyunduruğa bağlanan iri, kalın halkah, ağır
ve dayanıklısından...

Mahkûmlar, bu zincirle, el ve ayak bileklerinden birbirine
bağlanıp kilitlendiler.

Duruşmalara, "birinci derecede suçlu" muamelesiyle en önde

getirilip götürülen Şeyh Said, isyandaki konumunu tanımlayan
söylemiyle, bu kez "ne önde, ne de arkada"ydı. Ölüme giderken,
kafilenin ortasındaydı.

Mahkûmlar, cezaevi avlusuna, oradan da bahçeye çıkanldı1ar...

İsyanın ideologlarından Fakih Hasan, en öndeydi. Darağacı¬
na önce o gidecekti.

Mahkûm kafilesi, meydana açılan kapı önünde durduruldu.

Çit şıklığıyla çevrelerini sarmış süngülü askerler, teftişten geçecek biriiğin kılık, kıyafet ve duruşunu son kez gözden geçiren subay
edasıyla mahkûmlan inceleyip, tekrar tekrar saydılar.

Mahkûmlar, son sayım ve denetim duraklamasından yararia¬

narak, vedalaşmak üzere bir kez daha birbirine kanştılar. Elleri
arkadan zincirli olduğu için kucaklaşamıyorlardı. Göğüs göğüse

gelip, boyunlarını birbirine dolamaya çabalıyor, ağlıyor, birbın
için dua ediyorlardı.

Kanireşli (Kariıova) Kamil ve Baba Bey kardeşler, karşılıklı

büyülenmiş gibi kıpırtısız, öylece birbirierine bakıyor, ağlıyorlar¬
dı.
Hanili Mustafa Bey ve gencecik oğlu Mahmut gogus goğuse

......

..,..

gelmiş, biri yüzünü ötekinin boynuna gömmüş öylece duruyor,
hıçkırarak ağlıyorlardı.

171

Mustafa Bey, hüzün şarkısı gibi bir mırıltı tutturdu. Bu bir ila¬

hiydi. Öteki mahkûmlar, isyan gibi anında ona katıldılar. Mey¬
dan ilahi ve "Allahu ekber!" sesleriyle doldu. Seçkinler tribününde, aynı anda bir rahatsızlık, el kol hareket¬ leri görüldü. Askerler telaşla koşuşturdular. Mahkûmları dipçik, süngüyle tehdit edip "susun!" diye bağırdılar. Ama, isyan etmiş, itaat dinlemez olmuşlardı. Sesleri daha yük¬ selip gürleşti. Mahkûmlar emre itaat etmiyorlardı. Şeyh Said de arkadaşlarına katılmış, bakışlarını göğe çevirmiş ilahi söylüyor, sonunu, "Allahu ekber!" diye tamamlıyordu. Hanili Salih Bey, heyecanlanmış, heyecandan kendinden geç¬

miş gibiydi. İlahiden kopan, ilahileri bastıran, heyecandan çatallaşmış sesi duyuldu. Arkadaşlarına sesleniyordu:

"Bugün, erkeklerin yiğitlik günüdür" diye bağırıyordu. "Ölü¬
me nasd gittiğimizi dostlarımıza ve düşmanlarımıza gösterelim!"
Sonra ekliyordu:

"Mert olun! Size yaraşır biçimde dik durun. Tutun gözyaşlannızı!"

Muhafız bölüğü komutanı, şaşkın kalmıştı. Mahkûmlan sus¬ turmak için "susun lan, yürüyün!" diye bağırıyordu.

Türk resmi tarihine kaynaklık eden Behçet Cemal'in yazdığı¬ na göre, Dağkapı meydanında sıra sıra dizilen 47 "sepi" (darağa¬ cı), seyre çağrılanların iyi görmesi için aydınlatılmıştı. Seçkinlerin tribünü, darağaçlarının hemen karşısında, yakı-

nındaydı. İdam mahkûmları, sıralarını beklemek üzere tribünün
önünde durakladılar. Bu sırada, Kürtçe aksanlı bir ses duyuldu: "Said Efendi nerede?" Şeyh, sesin sahibini tanımıştı. Mahkeme üyelerinden Revan¬ duzlu Kürt Ali Saib'di bu. Şeyh Said: "Buradayım Saib Bey" diye karşılık verdi. Sonra, "idamlar ayininin evrensel tarihinde" eşine nadir rast-

172

lanan bir diyalog başladı, asılanla, asanlar arasında. Tarih, asan-

larıyla söylese söylese asılmaya giden bir başka örneği kaydedi¬
yor muydu?

Şeyh Said, sanki hayadarın iple boğulduğu ölüm alanında de¬

ğil de, sohbet divanındaydı. Laf dokunduran asanlarına filozofça
cevaplar yetiştiriyordu.

Ali Saib, ona seslenirken, yüzünde her anlama çekilebilecek
bir gülümseme vardı.

O, Şeyh'in hücresine "dostane ziyaret" yapanlann başında ge¬ liyordu. Genelde Kürtçe yapdan hücre sohbetlerinde, dini konu¬
lar, dünya ahvali ve Kürderin hali dahil her şey konuşuluyor, tar¬

tışılıyordu. Ali Saib, bu arada "iyiÜk yapan bir dost" olarak,
doğruyu söylemesi, kaide ile kurallara uyması halinde ağır ceza

almayacağını, kısa bir sürgün hayatından sonra serbest bırakıla¬ cağını söylüyor, "gelecek baharda Hınıs'taki evinizde biriikte ku¬
zu eti yiyeceğiz" diyordu.

Şeyh kahıriı bk gülüşle ona şeref sözünü hatırlatıyordu:
Ali Saib Bey, hani ya, doğruyu söylersem kurtaracaktınız?

Ne yapalım Said Efendi, seninle Hınıs'ta kuzu yiyemedik. Doğruyu söyledim, Saib Bey. Ama siz cezamı hafifletmedi¬
niz.

Şeyh Efendi, bundan hafif ceza mı olur?
Şeyh güldü: Bundan ağırını siz söyleyin...

Ali Saib suskun kalmıştı. Şeyh, ekledi:

Seni severim. Ama seninle mahşer günü mahkeme olacağız.
Ali Saib öfkeyle bağırıyordu:

Bu kadar Türk kanının dökülmesine, ocaklann sönmesine
sebep oldun. Cezanı çekeceksin!

Ali Saib, yakaladığı avla oynayan kedi misali, kurbanıyla oy¬

namanın zevkini çıkarıyordu. Ama kurbanı darbelerin akında
kalmıyor, karşılık veriyordu.
Seninle, mahşer günü mahkeme olacağız!..

Mürsel Paşa ve milletvekilleriyle yan yana oturan mahkeme
başkanı Lütfi Müfit Özdeş de diyaloga katılıyordu:

173

Beni mi çok seversin, Saib'i mi?

Şeyh, kimseye özel düşmanlığı bulunmadığını söyleyince, Di¬ yarbakır Valisi Mithat Bey de söze karışıyor ve bağırıyordu:
Mahşer günü, adil yargıçlarımızla değil, öldürdüğün ma¬

sum insanlarla mahkeme olacaksın! Şeyh, mahşer günü zulüm yapan güçten hesap sorulacağı an¬
lamına da gelen şu cevabı veriyordu:

Boynuzsuz keçinin ahım, boynuzludan alırlar...

Şeyh'in cevabına sinirlenen Mürsel Paşa da tartışmaya katıl¬ mıştı. Paşa, gereksiz ve haksız yere bir isyan başlatıldığını bağırı¬ yordu. Çünkü Kürtler dahil, memlekette herkesin özgür olduğu¬
nu, devletin kimseye müdahalede bulunmadığını, Kürtlerin bun¬ dan böyle daha özgürce yaşayacağını söylüyordu.

Şeyh, generali dudaklarında alaylı bir gülümsemeyle dinledik¬
ten sonra şöyle diyordu: Gelecek gecelerin, geçen günlerden farkı yok... Mazhar Müfit Kansu, bu arada cebinden bir defter çıkarıyor,
Şeyh'e uzatıyordu:

Şeyh Efendi, sen ayrıca şairsin. Rica etsem benim için bir
şeyler yazar mısın?

Hay, hay! Şeyh deftere şunları yazdı:
"Bu dünyadaki hayatımın sonu geldi. Şu basit ağaç dallarına as¬ manıza perva etmem. Kurban edildiğimden dolayı pişmanlık duy¬

muyorum. Muhakkak ki yolum, Allah, din ve halkımın yoludur."

*
* *

Bir yandan da "idamların icrası" sürüyordu. Elleri arkadan bağlı mahkûmlara birer beyaz gömlek geçiriliyor, boyunlarına mahkeme kararının özeti asılıyor, sonra tek tek darağacına götü¬
rülüyordu.

Mahkûmlar asılmadan önce, "son istekleri"nin sorulması ih¬ mal edilmiyor, ama istekler yerine de getirilmiyordu. Hanili Mustafa Bey, "son arzusu" sorulduğunda, "önce beni asın. Oğlumu ipte görmeyeyim" diyordu.

174

Fakat, isteği kabul görmüyor, önce, oğlu Mahmud asılıyordu.
Mustafa Bey, oğlunun darağacına yürüyüşünü, boynuna sicimin ge¬

çirilişini, taburenin çekilmesini seyrediyor, son haykırışını dinledik¬
ten sonra, ipin ucunda sallanmasını görüyordu. Sonra, yarah yüre¬
ğiyle sehpaya yürüyordu.

Sıra, isyanın liderindeydi.

Ona, idam gömleği giydirdiler.

"Ferman" denilen mahkeme kararının özetini astılar boynuna.

Şeyh'in yüzü kıpırtısız, aldırışsızdı. Yalnız dudaklan, belli bellirsiz kıpırdıyordu. Şeyh dualar okuyordu.

İdama yürürken, sendelediği görülmedi. Diri ve çevik adım-

laria sehpanın önüne gitti. Kimsenin yardımına izin vermeden
sandalyeye çıkn.

Boynuna ilmik geçirilirken, tören için hazırianan "şerefi!) tri¬

bününe bakri. Sonra, son sözlerini bağırdı ve son kez gülümsedi.
Gülümsemesinde acı vardı.

Değişik kaynaklann aktardığına ve torunlanndan Kasım Fı¬

rat'ın "Dava" dergisinin Haziran-Temmuz 1990 tarihli sayısında
yazdığına göre, şöyle dedi:

"Dünyadaki hayatımın sonuna geldim. Ulusum için kendimi
kurban ettiğimden dolayı pişmanlık duymuyorum. Yeter ki to¬
runlarımız, düşman önünde bizi mahcup etmesinler."

Başka söylemek istedikleri var mıydı, bilinmez. Uyarı üzerine
cellat, ayağının altındaki sandalyeyi çekiyor ve Şeyh'in ince, uzun
bedeni, gecenin içinde dönmeye başlıyordu.

Behçet Cemal'in yazdığına göre, Şeyh asılırken, asker-sivil er¬
kân arasında oturan bir kadın "kahrol!" diye bağırdı. Seyre ça-

ğınlan bazı davediler de Şeyh'in ayağı altındaki tabure çekilir¬
ken, coşkuya kapılıp alkışlamaya başladı.

Tarih, idam sahnelerini seyredenlerin hüznünü kaydediyordu.
Egemenler arasında oturanların alkışa durup, sevinç gösterisine

katılması Engizisyondan sonra seyrek rastlanan olaylardandı.

175

korku kolonları arasında yapılmıştı. hava durgun. Kimi yas tut¬ muş. vecd içinde ve donmuş kalmış gözlerle bakıyor. * 29 Haziran 1925 sabahı. sessiz durun!" diye bağınyor- lardı. ilahiler mırıl¬ danıyor. Gün doğuyor. ağlayan. dua eden insan sal¬ kımı olmuştu. güneş mızrak boyu yükseliyor. Buna rağmen işleniyor. Askerler. Diyarbakırlılar hâlâ. Surlann burçları. Gidenlerin ar¬ dından ağlamak. Güneşin yedi rengi ışıltılarla ayrışarak erguvan rengi dağ¬ ların ardından uç veriyor.Asanlarla asılanların bir arada olduğu alanın hemen yakının¬ da hüzün de yaşanıyordu. bunlara kadınların "zılgıtı" karışıyordu. ağlıyor. surlarda "suç" "yazık" demek yasaklanmış». sabahın seherine akan sesleri susturup suçluları ya¬ kalamak üzere dört bir yana seğirtiyordu. Diyarbakır hüzünlü bir geceden. ışık huzmeleri darağacındaki 47 ölü bedenin yüzüne düşüyordu. karanlıklar için¬ deki kentten. İnsanlar korkuyu yenmiş. surların burçlarında ilahi sesleri geliyor. Diyarbakırlılar. Allah'a yakaran. insanlar ağlıyor. 176 . salavat getiriyor. Barikatların gerisinde. kimileri cezbeye kapılmış dövünüyordu. kimi zikre dua ederek sabahı karşılamış. sonsuz aydınlık başlıyordu. yan yana belli belir¬ siz sallanan 47 ölü cana bakıyorlardı. suçlarına onlar için dua etmeyi de ekliyorlardı. şafağın ipiltili aydınlığına çı¬ kıyordu. gökyüzü lekesiz ma¬ viydi. Askerler ses dalgasını duy¬ dukça tehditkâr sesle "bağırmayın. bil¬ lur billur sabahın alacasına karışıyordu. ufuk henüz ağar¬ madan Dağkapı surlarına akmaya başlamışlardı. burçların gölgesinde. Arada bir "Allahu ekber" sesleri nağmeleşiyor. ağıtlar. dehşet içinde sicimlerin ucunda. tehditleri duymuyor. çoğunluğuyla uykusuzdu. surların tepesinde. İdamlar.

"görmüyor musun. Şeyh'in ince uzun bedeni. BABALAR. Başı yana kaymış. Diyarbakır sabahında bahar yeli kınalı. Ahmet. OĞULLAR VE TORUNLAR Şeyh Said'in idamından 78 yıl sonra. ya¬ kınlarına verilmedi. öteki asılanlara dönük. sabah yeli önünde ak sakalı titriyor. o uzun boylu olanı. İpten indirilen cenazeler. Baksana.. "toplu mezarlan" kendiliğinden keşfetti. gözleri kızarmış." diyordu. Gözleri. başı onlara bakıyor gibi duran. * Asılarak öldürülmüş 47 isyancı. yatmıştı. güneşte yüzü pariıyor. "gizli bk ziyaretgâh" haline gelecek ti 1970'lerde toplu mezariann bir yanı "Yenişehir Sineması". toplu mezar kazdılar. yüzü çarpılmış. 1980'lerde ise "toplu mezar alanı" yeniden keşfedilerek. 1970'lerde Diyarbakıriı gençlerin çoğu. darağacındaki Şeyh Said'i arıyordu. "Burada insanlar yatıyor" dedirten bir taş. bir tek en kü¬ çük oğlu Ahmet hayattaydı. Sonra karşısına Subay Orduevi'ni inşa ettiler. "Gizli ziyaretgâh" haline geldi alan. Uykusuzluktan mıdır bilinmez.Gözler. 177 . "Şeyh Said hangisi?" diye soran mu¬ hatabına sinirieniyor. işaret konmasına da izin vermediler. uykudaymışçasına kapa¬ lıydı. Şu yüzü. öteki yanı Astsubay Ordueviydi. babası idam edildiğinde çocuk¬ tu. Darağaçlannın kurulduğu alanda.. apak sakalını titreti¬ yordu. ağzı eğilmiş gibi bakan genç bk Diyarbakıriı. 1980'lerde halk. darağacında. 2003 yılında. 47 asılmışı oraya koyup üstlerine toprak örttüler. Şeyh ve arkadaşları¬ nın orada yattığını bilmiyoriardı. "ibreti alem için" gün ortası¬ na kadar asılı kaldı. ipin ucunda belli belirsiz sallanıyor¬ du.

Fakat. kendi halinde bir hayat kurdu. küçük kardeşi Şeyh Selahaddin'i de yanına almıştı. Irak Kürdistanı'nm liderlerinden Şeyh Mahmud Berzenci onlara yardım elini uzattı. öz kardeşine yar¬ dım eli uzatamadığı günlerdi. Yalnız ona değil. Başka bir anlatımla. Bu nedenle Kürtler. aşağılanıp horlanan bir ortamda büyüdü. Genç Selahaddin'i Bağdat'taki askeri okula yazdırdı. Suri¬ ye. Ailenin kadın ve çocukları. itilip kakılan. Oysa. Şeyh Said'in idamından sonra. birinci de¬ recede "hedef" halindeki aile üyeleri ve onlara yakın olan kişiler¬ den uzak duruyordu. Babasına karşı duyulan kin ve öfkenin yükünü çekti. bugün artık Hınıs'ın bir mahallesi haline gelen Kolhisar köyündeki baba evine döndü. bu kural pek geçerli olmuyordu. Irak'da Harp Okulunu bitirip. zulmü. Şeyh Ali Rıza. bu anlayışla ailesinin üstüne yürüdüler. suçlanan siyasetçilerin yakınları da yangınlar arasında kalıyordu. hukukun fazla önemsenmediği. Irak ordusunda subay oldu. Şeyh'in ailesinden herkese acılar çektirildi. Darmadağın edildi. birinin işlediği suç ya da kaba¬ hatten ötürü. aile. yurtdışına kaçarken. evrensel hukukun gereğiydi. Herkes. 178 . yakınlarının cezalandınlamayacağını öngörüyordu. emirlerin bazen yasa yerine geçtiği toplumlarda. ayrı ayrı kendi başının ça¬ resine bakıyor.Sürgünlerde. ancak gizli gizli aile bireylerine yardım ede¬ biliyordu. açlık ve sıkınrilan hü¬ zünle anlatıyordu" diyor. yaşama savaşı veriyor. Şeyh Said ailesinin "asılacak" gözüyle bakılan erkekleri. Ailenin erkekleri dağlara. Selahaddin. olanağını bulabilenler kaçıp komşu ülkelere sığındılar. Iran ve Irak Kürtleri arasına karıştılar. Şeyh Said'in büyük oğlu Şeyh Ali Rıza'nın öğrencilerinden Melle Şafii (Ballı) "Ali Rıza Efendi. suç ve cezanın bireyselliği. Korku her yanı sarıp kol gezdiği için kardeşin. dünya olaylarından uzak. adeta "ayak altında" kalmıştı. Ezilmişliğin ağırlığı altında siyasetten. Kin ateşleri her yana sıçratılıyor. ayakta kalma. Dönüşüne izin verildikten sonra yurduna. evrensel hukuk.

Bu ses ülkemizin bütün dağlarına yansımış. Şeyx Aliyi Paloyi medre¬ sesinin yöneticisi. milletim için kurban edildiğim¬ den dolayı pişmanlık duymuyorum. Fırat cezaevindeyken. her askeri darbeden sonra yeniden tutuklanan torunlanndan Abdülmelik Fırat. isyan¬ cı "PKK'ye yardım ve yataklık etmek"le suçlanıyordu. Torunların seni mahcup etmeyeceklerdir. din ve milletim içindir. Allame bir zat. 1996 kışında. Onu yakalayıp tutukladılar. sürgünlerde 23 yıl boyunca dedemin kanlı gömleği ve yeleğini yas¬ tığı altında kutsal bir emanet olarak sakladı. 11 Mart 1996 tarihinde "Demokrasi" gazetesinde yayınlanan "Ölüm-yaşam" başlıklı yazısında. ayrılıp ülkesine döndü. 'Fanı hayatımın sona erdiği şu anda. "Kurdistan Partisi"ni kurduğu gerekçesiyle 12 yıl ağır hapis cezasına çarptırıldı. Yeter ki. Şeyx Said'in aln kar¬ deşinin büyüğü. 7 yıl cezaevinde kaldıktan sonra tahli¬ ye edildi. kendisine temaşa ettirildikten sonra. Sehpanın akında Kürtçe olarak söylediği son sözleri ise. ders vereni. uzanlan bir kağıda yazıp imzalayıp Cumhuriyet yönetiminin savcı ve hakim cellatlanna teslim ettiği belgede şu santiar yazılmıştır: 'Bu değersiz dallarda beni asmanıza pervam (korkum) yoktur. yankılanmış. 1957'de Menderes-Bayar ikilisinin Demokrat Partisi'nden (DP) ve 1980 sonrasında sağcı bir politikacı olan Süleyman Demirel'in Doğru Yol Partisi'nden (DYP) Erzurum'dan iki kez milletvekili se¬ çilen. Dedem Şeyx Bahaeddin Efendi müftü. Gözleri önünde tek tek asılan 46 yakın ar¬ kadaşı. TC silahlı kuvvetleri gözetiminde evi muhasara al¬ tındayken. Hiç şüphe yok ki.' . Sürgün yıllarında hastalandığımız zaman. mücadelem Allah. kazıl¬ mış ve hak edilmiştir. Bu kez. sabah namazından sonra Kur'an okurken askerler ta¬ rafindan vurularak öldürülmüştür. Şeyh Said ailesinin acılarını şöyle anlatıyordu: "Dedem Şeyx Said Efendi Diyanbekir'de sehpaya çıkanldığmda 60 yaşındaydı. torunlanmız bizi düşmanlarımızın önünde mahcup bırakmasınlar' olmuştur. imkansızlık ve yoksul¬ luktan ilaç bulamazdık.Ali Rıza 1930'da. Büyük bir vecd içinde dedemin kanlı gömleğiyle yeleğinin 179 . yeniden tutuklandı. Rahmetlik nenem Şeyx Ahmedi Çani'nin kızı Rabia Hanım. Şehit olduğunda 57 yaşınday¬ dı. Rahmetlik nenem hemen imdadımıza ye¬ tişirdi.

Adı halkının arasında efsaneleşerek saygı ile anılırdı. Onu saygı ile öpün. yeğeni Şeyx Ali Rıza Efendi'nin komu¬ tasındaki Hasenan ve Zırkan aşiretlerinin ileri gelen yöneticileri ile savaşarak iran'a ulaşnklarında. Şeyx Diyaeddin Efendi. Dersim'e ulaş¬ madan o ve arkadaşları şehadet mertebesine ulaşmışlardır. Şeyx Said Efendi'nin yedinci kardeşi olan Şeyx Abdürrahim Efen¬ di'nin de yaşı 40'ına ulaşmamıştı. ismi dağ doruklarından ovalara yankılanır. Şeyx Said Efendi'nin yüz civarında yakın akrabaları. kendilerini ih¬ bar ederek pusuya düşmelerine neden olmuştur.bulunduğu bohçayı alıp. beslediği ve koruduğu. Rahmetli annem de Kürtçe kaside ve gazeller mırıldanır. Palu'da Murat ırmağı kena¬ rında süngülenerek. Şeyx Abdürrahim Efendi (Şiri bi guli) yıllarca Kurdistan dağ¬ larında gerilla savaşı verdi. kayınbiraderleri. yanımızda oturarak Kur'an'dan ayetler okur¬ du. 1938'de Dersim Kürtlerine yapılan katliama karşı savaşmak üzere Türkiye'ye dönüş yaptı. damadan. Belki zulmün kuş bakışı bir panoramasını genç kuşaklara hanrlatmak ve çizmektir. büyük şehid dedenizin kanlı gömleğidir. büyük alim Ali Rıza (küçükefendi) ve kardeşi Şeyx Şerif Efendi. Şeyx Said Efendi'nin amcazadeleri. yeğenleri. Babam Şeyx Şebabettin Efendi'nin 18 yaşından itibaren bütün ı8o . Şehit oldu¬ ğunda 40 yaşma daha ulaşmamışn. Suriye'ye geçti. kendi askeri kışlalarında mitralyöz ateşi altında birçok yurtsever kişi ile beraber şehit düş¬ müşlerdir. cesetleri Murat ırmağına atılmıştır.' Başı¬ mızın ucuna koyar. Maksadım mazlumların hepsini bu yazıda dercetmek değildir. teyze ve halazadeleri. Atatürk'ün yakın dostu olan Rıza Şah tarafindan alçakça bir tuzakla. Şehadete eriştiklerinde 45-50 yaş civarındaydılar. Suriye'de senelerce yanında kalan. Allah size şifa verecektir. Şeyx Said Efendi'nin dördüncü kardeşidir. Tartışmasız bir gerilla ustasıydı. baba¬ sı Şeyx Said'in ruhundan istimdan niyazında bulunurdu. Allah kadnda onun büyük bir mer¬ tebesi vardır. 'Bu. Diyarbakır-Bismil havalisine ulaştıklarında bu subay. yanımıza gelerek derdi ki. Hâlâ ülkemin dağlarında kar. ordu¬ dan ihraç edilmiş bir Türk subayı da gruplarına kanldı. Mekânı¬ nız cennet olsun Rabia Sultan ve annem Ayşe Hanım. boran ve rüzgâr esince. öldürülmüşler ve şehit olmuşlardır.

Babası. Şeyh Selahaddin babasının adını almak istedi: 'Saidoğlu' olsun istedi soyunun adı. üçü erkek) ve memleketten beraber ge¬ tirdiği iki yetim Mehmetler ile. Türkle¬ re yabancıydılar. Bundan böyk herkes 'soyunun adı' ile anılacaktı. Gurbet nedir bilmiyordu. ısnrabını içine atan bir seciyeye sahip bir insandı. Babam.hayad sürgün ve sıkıntılar içinde geçti. alışveriş bilmi¬ yorlardı. iki kız kardeşi.yakın ikinci sürgün hayatı. onu bitap düşürmüştü. TC bir yasa çıkardı. 1947 senesinin Hazi¬ ran ayında memlekete dönüşünde ancak iki ay yaşayabildikten sonra fani hayata veda ettiğinde 46 yaşındaydı. Trakya'daki sürgün yıllarımız. yedi çocuğu (dördü kız. 1947 senesinde vücudunu kaplayan çıbanlar. Diğer beş amcazadeleri ile beraber 55 nüfusa ulaşan büyük bir aile topluluğu. Aile kadınlarının yanındaki en büyük erkek. Türkçe bilmiyorlardı. az konuşan. çocuklan topluca sürgün ettiler. ceman on dört nüfuslu bir aile. Şeyh Said'in hem yeğeni. Melik Fırat daha sonra. 13 seneye . kadınlan. Annesi ise Şeyh'in kızıydı. Kadmlanmızdan hiçbiri. Sürgünde büyüyen Melik Fırat. Şeyh'in kardeşi Sebahaddin'in oğlu Şeyh Bahaddin'di. soyu sopuyla ilgisi olmayan adlar seçip alıyordu. hem de torunuy¬ du. Ailenin soyadı Fırat oldu. Ka¬ dınlar. Çalışma. onu epeyce yormuştu. En önemlisi. Herkes hard hani kendine 'soyadı' arıyordu. o güne kadar kendi çevresinin dışına çıkmamıştı. onuruna çok düşkün. Şeyh Melik Fırat. uzun ve meşakkatii geçti. Bazılan ailesiyle. O da henüz 14 yaşındaydı." ı8ı . Şeyh Kutbeddin'di. Şeyh'in büyük oğlu Ali Rıza Efen¬ di'nin kızıyla evlendi. Fakat buna izin vermediler. bir gazetede yayınlanan söy¬ leşide "aile boyu cezalandırma" konusunda şöyle diyordu: "İkiye ayınp sürgüne gönderdikleri ailede erkek yoktu." * * s Şeyh Said'ten sonra ailenin erişkin erkeklerine erişemediler ama. çocuklardı. Annesi. hayan sür¬ dürmenin kaplarından habersizdiler.

Sıtmaya yakalandım. tek varlığı¬ mız olan merkebimize bindirdi. Trakya'da Vize ilçesiydi. Bir yanda devletin jan¬ darması. bir kez daha af ilan edildi. öte yanda düşman gözüyle bakan. keşke ökeydim de. açık hava hapishanesi "ydi. ikinci sürgünde. Ailenin mal var¬ lığı. 1935 yılında. kolumdan tutu¬ yordu. babam bu haka¬ retlere maruz kalmasaydı. Kürtler. O yaya yürüyor. Melik Fı¬ rat'ın deyimiyle. Babama hakaret etti¬ ler. Sürgün yeri. Halkın da yardımıyla daha yeni yeni toparlanmaya başlayan aile. Ailenin dönebilen bi¬ reyleri. 182 . bir kez daha Şeyh'in ailesini yalnız bırakmadı. sığır. kimi para vererek katkıda bulundu. Ora¬ ya gitmemiz jandarmanın iznine bağlı.. keçi. Çünkü merkebin üstünde duramıyordum. varlıklı insanlar sefalete düşmüşlerdi. Hınıs'ın Kolhisar köyünde yeniden bir araya geldiler. Sürgünler yurtlarına döndüler. her firsatta aşağıla¬ yan. "burası. Beş kilometre gittikten sonra jandarma yolumuzu kesti. 1928 yılında. gücü ve olanakları oranında yardıma koştu. bazen kendi paralarıyla alışveriş edemiyor. Vize'de jandarmanın gözetiminde büyüdü. bir kere daha sürgün cezasına çarptırıldı. Vize ilçesi bize aşağı yukarı üç saat mesafede. Abdülmelik Fırat henüz iki yaşını doldurma¬ mıştı. Trakya'da sürgün ise ayrı bir acıydı. Istranca Ormanları içinde jandarma nezare¬ ti altında bir köyde kalıyoruz. Şeyh A." Daha sonra. zenginliği de yok olmuş. şöyle diyordu: "Çocukluk yıllarımdan bilincimin akında yer etmiş bir olay var: 10 yaşındayım. Vücudumda yaralar açıldı. Kimi koyun.Şeyh Said'in ailesi dağılıp paramparça olmuştu. Melik Fırat. Herkes. ihtiyaçlarım karşılayamıyorlardı. sürgünler için de af çıktı. Ailenin bireyleri ırkçı nefret ve düşmanca tutum yüzünden. Melik Fırat 6 Mart 1994 tarihinde Hürriyet gazetesinde ya¬ yınlanan bir söyleşide. horlayan yerlilerle göçmenlerin ırkçı kıskacı. Ben o zaman dedim ki.. Ama ailenin birlikteliği uzun sürmedi. Babam beni.

henüz 23 yaşındaydı. parlamentonun en genç üyesi oldu. Türk milliyetçiliğine yönel¬ di. 1980'deki askeri darbeden sonra. TC de. valiler çıktı. Aynı aileden tarihçi Cemal Kutay. Mahkeme karan ile yaşını büyüte¬ rek listeye girdi. seçilmesi için seferber oldular. bu nitelikleri nedeniyle gene¬ raller tarafindan Kültür Bakanlığına getirildi. isyanlara önderlik edenlerden kimilerinin to¬ runlan. "demokrasi var" desinler terti¬ binden "diktatöriükten çok partili sisteme" geçmiş ve CHP'nin yanında Demokrat Parti (DP) kurulmuştu. yüzyılda Kürt isyanlanna önderlik yapan Botan Miri Bedirhan'ın torunları arasından paşalar. ideoloji ve siyasetin ön¬ cüleri oldular. Kemalizme bağhlığıyla tanınıyordu. ikinci Dünya Savaşı olmuş. daha sonra 1971 ve 1980 tarihlerinde tekrarlanan açık askeri darbelerden sonra yeniden tutuklandı. dünya yeniden yapılanmaya başlamıştı. 1950'de iktidara gelen ve 1960 darbesine kadar iş başında ka¬ lan DP'nin ünlü Dışişleri Bakanı Fatin Rüştü Zorlu da Bedir¬ han'ın torunlarındandı. 19. 1960 darbesinden sonra tutuklandı. daha sonra sistemle bütünleştiler. 1957 yılında DP'den milletvekili adayı olduğu zaman. Torun¬ larından Vasıf Çınar. Melik Fırat. Melik Fı¬ rat. Kürtler. 1990'larda da ce¬ zaevinde yattı. Ailenin erkekleri yeniden sürgüne gönderildi. Uzun süre cezaevinde kaldı. bitmiş. Melik Bey. Şeyh Said'in bazı yakın akrabaları ve torunlan da sistemle bü¬ tünleşip uygulanan politikaların yürütücüleri oldular. yüzyılda Kürt isyanlarına öncülük eden Baban aile¬ sinden yazar Cihat Baban. 1960'dan sonra Türk milliyetçiliğinin lideriiğini üstlenen emekli albay Alpaslan Türkeş'in en yakın fikirdaşı. Zorlu. * Kürt tarihinde. Yine 19. dostlarından biri oldu.Bu arada. 1960'da Başbakan Menderes ve Maliye Bakanı Hasan Polatkan'la biriikte idam edildi. 183 . Atatürk döneminde Milli Eğitim Bakanıydı.

Fuat Fırat. Binbaşı Ka- 184 . Fuat Fı¬ rat da destek verdi. Şeyh Said'in amcası Şeyh Hasan'ın torunuy¬ du. Şeyh Said'in torunlarından Mehmet Fuat Fı¬ rat "dinci" Milli Selamet. yıllardan sonra. 1960'larda Kürt sorununu inkâr etmeyen tek siyasal partiydi. onun kapatılmasından sonra sırasıyla Refah ve Fazilet partilerinde milletvekiliydi. Aynı dönemde.Ali Rıza Septioğlu. TİP. Türkiye İşçi Partisi (TİP) Diyarbakır İl Başkanlığını yapri. Türk milliyetçiliğinin lideri Türkeş'in MHP'siyle seçim işbirliği yaparak parlamentoya taşın¬ masına da olanak sağladı.. Sep¬ tioğlu. daha sonra. Parti¬ den ihraç edilmek istenirken. Melik Fırat. Milyonlarca Kürt mültecileşti. 1950-60 arasında. Şeyh'in kardeşi Abdürrahim'in oğlu Zülküf Bilgin. partisiyle ilişkileri zedelendi. daha sonra "Atatürk'e suikast" düzenledikleri gerekçesiyle idam edilen siyasetçilerin itibarlarının iadesine iliş¬ kin bir önergeye imza atınca. 199rde Süleyman Demirel'in DYP'sinden. Fırat'ın yer aldığı parti. DP'den ve kopanların kurduğu Hürriyet Partisi'nden. yine kardeşi Mehdi'nin oğlu Muhyettin Aygören de TİP'liydi. ırkçıları ve dincileriyle bütün Türk sağının birleştiği "MilÜyetçi Cephe Hükümeti"ne destek verdi. Şeyh Said'in bir kızı. Demirel. Şeyh Abdullah ile evliydi. aynı yıl CHP ile yapnğı koalisyonla Başbakan oldu. Bu dönemde binlerce Kürt köyü yakıldı. 1975 ydında. Bingöl'ün Solhan ilçesine bağh Melekan köyünden. Şeyh'in öteki kardeşi Abdürrahim'in oğlu Fevzi Bilgin. 1980 son¬ rasının Doğru Yol Partisi'nin değişmez Elazığ milletvekiliydi. istifa edip ayrıldı. Bu partide zaman zaman iktidar ve baskıcı politikaların yürütücüsü oldu. Şeyh Abdullah. Şeyh Said'in öteki torunlarından Melik Fırat. Diyarbakır Belediye Başkanlığı yaptı. Adalet Partisi ve onun devamı. Süleyman Demirel.. Erzurum'dan yeniden milletvekili seçildi. Şeyh Said'in kardeşi Şeyh Tahir'in kızıyla evli olan Diyarbakır¬ lı Avukat Tahsin Ekinci.

buna rağmen kamuoyunda "hayır" sesi duyulmaya¬ caktı. sayısız seçmeni. Şeyh Abdullah'ın torunlarından Mahmut Sönmez. daha sonra Kürt sorununu hararetle inkâr eden sağcı partile¬ rin başarısı için çalışacaklardı. 185 . Partisinin ikti¬ darı döneminde. bu doğrul¬ tudaki partilerin Üstesinden milletvekili olacaktı. sonra Şeyh'le birlikte asılmıştı. köy yakmalar yüzünden göç- menleşecek. Abdullah'ın çocukları ve torunlan.sım'la el birliği yaparak kaymbabasının yakalanmasını sağlamış.

"te¬ dip ve tenkif'in ayak sesleri duyulmaya.Dördüncü Bölüm "İSLAHAT PLANI" YA DA TEDİP İLE TENKİL Şeyh Said. Siverek. köylerine dönmüşlerdi. masum halkın hayatı. bir anda altüst oluyordu. iyimser hava halk arasında gözle görülür bir rahatlık yaratmıştı. Diyarbakır. yayınlanan bir hükümet bildirisiyle. isyana katılmamış. hatta karşı çıkmış Kürtlerle. "Şeyh Sa¬ id ve avanesi Türk adaletine teslim" olduktan sonra barış. yalnız isyancı liderlerin peşinde olduğunu. "ayaklanmayla sözlü ya da eylemli olarak ilgilenmiş. iyimserlik iklimi. Fakat. Van. Malatya. Şeyh Said ile arkadaşlan teslim oldukları takdirde. Siirt illeri Sıkıyönetim Komutanlıklarına gönderilen bir emirnamede. Elazığ. Bitlis. Şeyh Said'in "yargılanmaya" başlandığı gün olan 26 Mayıs 1925 tarihinde. Muş. Ergani. isyancılar aynı kefeye konuyordu. Dersim. Resmi açıklamalara göre. Genç. kar¬ deşlik ortamı kurulacak. devlet imar ve kalkınma için olanakla¬ rını seferber edecekti. Ankara. Herhangi bir endişeye gerek yoktu. içişleri Bakanlığı tarafından İstiklal Mahkemeleri Savcıhkla- nyla Üçüncü Ordu Komutanlığı ve Erzurum. Emirnamede. korku sislerini dağıtmış. fakat ilgi ve izini gizlemiş olan herkesin elinde ve evindeki silahlarla. Diyarbakır'dan ayrıldıktan sonra. isyana katılmamış halkm ise asla zarar görmeyeceğini açıklıyordu. Ankara'nın söylemi. kimseye dokunulmaya¬ cağını. isyancdar işgal ettikleri şehir ve kasabalardan çekilmiş. yaralayıcı aletlerin ı86 . korku günlerinin haber¬ cisi işareder görülmeye başlıyordu. İsyana katılanlar. silahlar susmuştu. Beyazıt. Bütün Kürt kesimleri şaşkın¬ lık içinde kalıyor. Mardin. devletin gü¬ vencesi altındaydı.

yurtdışında aleyhte etki yaratacak kişilerin kuşkulandınlmaması. 26 Mayıs tarihli genelgesine açıklık getiren bir genelge daha gönde¬ riyor. bazı neden ve dü- şüncelerie yavaş yapılsa dahi. kaçaklardan sağ yakalanabilenler ile onlara yardım ve yataklık edenlerin mahkemeye şevkleri" isteniyordu. "Tedip" (terbiye etme) ve "tenkif'in (yerinde sonuna kadar susturma) ilk ayak sesleriydi bu. halk üzerindeki silahların toplanmasıdır. yakında gerçekleşmesi esas olan amaç için şimdiden hazıriıklı bulunmaktan ibarettir. aynı kurumlara. bir daha uç vermeyecek biçimde şiddet yoluyla "halledilecek" (ıslah). çarşıda. bu işi mudaka büyük kuvvetlerle halledilecek sorun ha¬ line getirmeyi uygun bulmamaktadır. "programın esaslanna" açıklık getiriliyor. okul¬ da Kürtçe konuştuğu görülenlerin cezalandınlması isteniyordu. Bu iş. başka bir deyişle "çözüme bağlanacak"ri. çok geçmeden ye¬ rini dehşet günlerinin korkulanna terk edecekti.toplarilması. hükümet. "Kürderin var olmadığına" da karar verili¬ yordu. pazarda. her bölgede takibi gereken kişilerin yavaş yavaş ve devamh olarak yakalanmaları ve silahlann toplanması suretiyle kararlaşnnlmış olan ıslahata şimdiden elverişli^bir orta¬ mın hazırlanması için çaba harcanması gerekmektedir." Dört bir yana dağılmış askeri birlikler. Genelge devam ediyordu: "Ayaklanma sırasında. "Kürt vardır" demek yasaklanıyor." Emirname açık ve netti. 26 Mayıs 1925'te yayınlanan bildiride hakim olan ruh ve amaç. İlk şaşkınlık. hükümete çeşidi şekiUerde bağlılık ve sadakat gösterenlerie. 187 . Doğu'daki son durumdan faydalanarak. Aynı programla. içişleri Bakanlığı 13 Haziran 1925 tarihinde. Uygulanacak "program"ın adı da konmuştu: Islahat (iyileştirme). şöyle deniliyordu: "Doğuda esaslı ıslahata azmetmiş olan hükümetin ilk hedefi. genelgeden hemen sonra. Bazı böl¬ gelerde bunun için büyük kuvvetlere lüzum gösterilmekte ise de. Bundan önce. kesinlikle savsaklanamaz. Kürt sorunu. zaman geçirmeden harekete geçmişlerdi.

Karayılan Kürt'tü. birleşip işgalcilerle savaştı¬ lar. direndiği gerekçesiyle bazı köyler ateşe veriliyor. canını kurtarmaya çalışıyordu. kimileri kurtulmak için silah satın alıp teslim ediyor. Kürderi sindirmekti. Bu gücü gös¬ teren Kürder. ı88 . savaşa giremeden yenilmiş. Köyler sarılıyor. bizim Karakocan tarafından. halkı tedbirsiz ayağa kaldırdılar. hakaret ve işkenceden geçiriliyor. O günleri. "ya si¬ lah ya da canınız" dayatması ortaya konuyordu. İsmet Paşa. olayların bir daha tekrarlanmaması için gereken köklü tedbirlerin alınacağını söylemişti. Babam da onun emrinde çarpıştı Ruslarla. Şahin Bey. "ıslahat" denilen silah toplama ile "tenkil" pla¬ nı bir arada yürütülüyor. 1925 Haziranında başlayan silah toplama seferleri. Şeyh Said'in üstüne yürüyüp. zulüm sa¬ çıyordu. kuzeyde Ruslarla Gürcüleri önlerine katıp perişan et¬ tiler. silahlar toplanıyor." Hükümetin "Islahat programı". Antep ve Urfa destanlarını yazanlar Kürtlerdi. milis komutanıydı. her yaştan ve cinsiyetten insan. Erzincan'ı Rusların elinden alan Dersimlilerdi. Silahları da yoktu. ama Kürder teslim olmadılar. Taş ve sopalarla yürüdüler. Şeyh Said yakalandıktan sonra da ge¬ nel temizliğe giriştiler. ailesini. Başbakan İsmet İnönü'nün mecliste yaptığı konuşmanın paralelinde yürüyordu. Silahı olmayan¬ lar dayak.Köyler basılıyor. yakalanan köylüler toplanıp götürülü¬ yordu. Bazı yerlerde. kimileri elinde avcunda ne var¬ sa rüşvet olarak verip. dünya alem Birinci Dünya Savaşı sırasında gördü. Güneyde İngiliz ve Fransızları. kurban zincirinin halkaları haline geliyordu. Osmanlı. Birlik ve beraberlik halinde hare¬ ket ettikleri takdirde Kürtlerin neler yapabileceklerini. çocuk gözü ve bilinciyle yaşamış bir Karakoçanlı. potansiyel tehlikeydi. Tehlikenin bertaraf edilmesi için hazırhklar yapılırken. insanlar meydanda toplanıyor. teslim ol¬ muştu. 60 yıl sonra şöyle anlatıyordu: "Amaç. Şeyh Said'in Batı Cephesi Komutanı Şeyh Şe¬ rif.

isyana katıl¬ mayan ya da devlet güçlerine yardımcı olan Kürder. ki¬ mi yerini yurdunu terk etti. "kaçış" olarak ortaya çıktı. devlet yardımcılarının aüelerini kapsıyor¬ du: Binbaşı Kasım muhbk olarak. "İslahat programı". dağınık ve örgütsüzdüler. Şeyh Said'in ayaklanmasını da. cinsiyet ayı¬ rımı yoktu. sakat. O zaman. Fakat. Her¬ kesin olanaklan oranında başının çaresine baktığı bk korku dö¬ nemiydi. İmkanı olanlar yurtdışına kaçri. Süngülenerek kadedilenlerden birinin adı Mıho'ydu. eylemleri "isyan" sayılıyordu. Varto'nun Kulan köyünde oturan ailesi "ıslahat"ın şidderinden kurtulamadı. savunma refleksi. Köylülerin üstünde başında neleri var. Köyü de ateşe verdiler. İhtiyar bir adamdı. isyancılan tutuklatan kişiydi. ona ilişkin "ıslahat" öyküsünü anlatri: "1925'in yaz aylarında." "Islahat programı" yürüriüğe konmadan önce. Gülüşkürlü Kör Mıho "ayrımsızlığa" örnekti. Birbirine bağla¬ yıp etkisiz. yiyeceklere. içeceklere ve hayvanlara el koydular. Kimi dağa çıkıp gizlenmeye çalıştı. Kör Mıho'nun akıbedne uğrama korkusuyla direnenkr "is¬ yancı". "ben sizdenim" diyerek tuzağa çekendi. Dağa çıkanlar. Ayrıca. Buna rağmen. Bir köylüsü. kendilerine dokunulmayacağına inanıyorlardı. arandığını 189 . Palu'nun Gülüşkür köyünü basıp si¬ lah topladılar. Babası Ahmet Ağa. Sonra evleri yağmaladılar. neleri yoksa aldılar. beşi bk arada olanlar üsderine gelen güce direnmeye başladılar. ihtiyar."Tenkil ve tedip" planında. çocuk. Gözleri kördü. Üçü. mahkemelerde devlet tanığıydı. tepkisiz hale getirdikleri 44 kişiyi süngüden geçirdi¬ ler. uygulamayla biriikte "ıslahatın" genel ve ayırımsız ol¬ duğu ortaya çıkınca panik başladı. "İsyanlan basnrmak" üze¬ re daha büyük güçler seferber ediliyordu.

Fakat bir gün köyüne dönünce yakalandı. Bazen bize aile¬ sinin dramını. Merkezi Diyarbakır.öğrenince. Elazığ ve Bitlis olan. Şeyh Said ve sonraki idamlardan söz açıldı. Köylüleri. 1950'lerde Diyarbakır'ın Dağkapı semtinde bak¬ kallık yapıyordu. isimlere takla attırmış. başka bir deyişle "ana baba günü"ydü. nasıl öldüğünü kimse öğrenemedi. yasayla herkesin "atası" yeni¬ den belirlenince soyu da "Küçük" adını almıştı. Müşterilerinden biri de. "Markar". Veresiye alışveriş yapıyorduk. ondan "veresiye" alışveriş edi¬ yordu. bu sayede kurtulmuşlardı. Çevre köy ve ilçelerden okumak için Diyarba¬ kır'a gelmiş birçok lise öğrencisi. Tanık olduğu bir manzarayı. Bir gün. Bilinen. Ermeni asıllıydı. mahkeme¬ lerin hemen yanında kurulu duran sabit darağaçlan ve onlann da hiç boş kalmadıklarıydı. Diyarbakır'daki idam manzaralarının tanıklarından biri olan Ali Küçük. Bir daha geri gelmedi. 190 . * Dağlarda. ailelerimizden geldikçe parasını ödüyorduk. ailesi "kelime-i şahadet" getirip din değiştirmiş. akıbetini "yerde sürükleyerek götürdüler. Kürtler açısından hayat genel mahşer. bekar yaşa¬ yan öğrencilerin buluşma yeriydi. yeni hayatında "Ali"." diye anlatıyorlardı. Ermeni "olayları" sırasında. Fakat nerede. O kimseye borcunu hatırlatmıyor. Öldüğünü haber verdiler. Aydın Saraç anlattı: "Ali Küçük'ün geniş dükkânı biz taşradan gelmiş. Ali Küçük. dört bir yana şube¬ leri. "İs¬ tiklal Mahkemeleri" de yakalanıp önlerine getirilenler için idam cezalan üretiyordu. kendi çektiklerini anlatıyordu. sıkboğaz etmiyordu. gözleri yaşararak anlattı. Bizler de. yerinde "terbiye" ve "sonuna kadar susturma" olan "Tedip ile tenkil" harekâtları bütün hızıyla devam ederken. kasabalara dağılmış kollarıyla İstiklal (Özgürlük) Mahkeme¬ leri eliyle kaç kişinin öldürüldüğü bilinmiyor. bir kaçak gibi yaşadı. Muşlu Aydın Saraç'n.

Elleri bağlı. Yoksul görünüşlüydüler.'Dağkapı'dan Mardin kapıya kadar. Bir gün asılmaya götürülen bir kafile¬ yi gördüm. başkalanna korku ve ibret verecek biçimde cezalandırma. yeni asılmış insanlar görüyorduk. Pe¬ rişan. Her sabah uyandığımızda. 'Darağaçlan sabit. Eskimesin. Etrafi seyre¬ de seyrede gidiyorlardı.'" TANIKLAR VE RESMİ BELGELER İsmet Paşa (İnönü) hükümetinin "ıslahat programı" korku se¬ li olmuş. güzergâh boyunca dara¬ ğaçlan kurulmuştu'.. yıpranmasın diye mi bilmiyorum. Bk köyden tek bir kişi bile isyana sempatiyle bakmış ya da silahlı olarak katıl¬ mışsa. kaç kişinin katledildiği. 10-15 asılmış kişi saydığımız oluyordu. Belki de nereye götürüldüklerinden habersizdiler. ne kadar insanın yerinden yurdundan ko¬ parılıp sürgüne gönderildiği bilinmiyor.. dedi. Yalınayak gidiyordu darağacına. Sabahları. öylece duruyorlar¬ dı." 1925 yılının Haziran ayında başlatılan. Çarığı bir ara omzun¬ dan sıyrılıp düştü. birbirine bağlayıp omzuna atmıştı. Çanklan yerde. İçlerinden birinin halini hiç unutamıyo¬ rum. Yoluna devam etti. Üstü başı yırtık. hatta haberi olmayan köyler 191 . Türk Dil Kurumu tarafin¬ dan yayınlanan sözlükte tedip. yamalıydı. "Tenkif'in karşılığı ise şöyleydi: "Kamuya (halka) zararlı kişi ya da topluluğu. Sonra darağaçlan bölgesinde asıh gördüm. Yeniden omzu¬ na atn. Suçlu. daha sonra zincirle¬ me. Örneklersek: isyanla ilgisi. ikinci Dünya Savaşı'na dek sürdürülen "ıslahat" sürecinde. Kürtlerin bütün yurdu baştan başa savaş alam. ortadan kaldır¬ ma. kan ve ateş içindeydi. ayaklannın dibinde. sehpaların kolları arasında salla¬ nan. birbitine bağh duruyordu. Süngülü¬ ler arasında yürüyüp gidiyorlardı. çarıklarını çıkarmış. "terbiye etme" diye tanımlanıyor¬ du. Eğilip kelepçeli elleriyle aldı. bütün köy cezalandırılıyordu. Tedip ve Tenkil Arapça deyimlerdi. ilintisi.. suçsuz ayırımı da yapılmıyordu. ayakları zincirliydi insanlann.. "tedip ve tenkil" şeklinde yayılıyordu.

Melle Selim'in anlattığına göre. giderken yanlarında götürdüler. gerisin geri alevlerin içine dönüyor. 1925 yazında. "Islahat" darbelerini ondan da esirgemedi. Diyadin isyancı değildi. Sonra 22 ki¬ şi bir ahıra dolduruldu. Türkleştirme programıyla adı "Ölçekli" yapılan Varto'nun Diyadin köyündendi. Yakaladıkları insanları oraya götürü¬ yor ve askeri karargâhın arkasındaki derede kurşuna diziyorlar. Aynı gün. El ve kollarını urganlarla bağlayıp. Melle Selim anlatıyor: "Aynı müfreze Diyadin'den sonra Randalin (Buzlugöze) köyüne geçti. Mıstan. bir başka müfreze kolu. kibrit ça¬ kıldı. Aynı müfreze. Diyarbakırlı bir genç kızın trajedisini anlatıyor: Genç kız. ormanlar da ateşe veriliyordu. "Şey" adındaki hikâyesinde. köy basıldı.yanıyordu. pahada ağır ne varsa alındı. oradan da 'esir' kafilesine 8 kişi katıyorlar." Adının açıklanmasını istemeyen Bingöllü bir ihtiyar anlatıyor¬ du: "Genc'in Valer ve Şemsan köyleri. o gün. Önce yükte hafif. Diyadinliler köyün ortasında toplandılar. Köylerden toplanan insanlar topluca öldürülüyordu." İnsanların diri diri yakılması. 32 kişiyi seçriler. Köyü ateşe verdikten sonra. Botan ve Tavus köylerini yakıp yıktı. "Islahat prog¬ ramı" dehşetin adı olmuştu. sonraları. ateşe verilen samanlıktan fırla¬ yıp dışarıya çıkıyor. 1925 yazında. Remzi İnanç. Ahırın kapısına kuru ot yığılıp. Askeri karargâh. Daha önceki bölümlerde de adı geçen tanıklardan Melle Se¬ lim. 192 . Sonra köy ateşe verildi. Murtezan. Köylüler arasından. Ele geçen tutsakları süngüden geçirdi. Ama. bilezikleri alındı. Karlı¬ ova'nın Selekan köyündeydi. daha sonra edebiyata da konu ol¬ du. Doğa da yangın ve kırımdan nasibini alıyordu. Bağ. kadınla¬ rın yüzükleri. Varto ilçe merkeziyle Karameşe köyünde 21 kişiyi kurşuna diziyor. Randalin de isyana kadlmamıştı. Fakat askerlerle yüz yüze gelince. aynı gün ba- sddı. bahçe ve ekin tarlalarının yanında. Önce paraları. biri kadın.

Mürta- zan. kitlesel kırımları inkâr etmiyor. aile yakınlığının verdiği ve bu kuvvetle bu ahalinin de manen ve maddeten asilere yardımda bulundukları ve buralarda asilerin birçok silah ve cephanesi bulunduğu anlaşılmış ve her an eşkıya ve ahalinin baskın veya pususuna uğramak ihtimaline karşı. bu¬ nun üzerine köye muhit olan arazi kısımlarının da dikkade araş¬ tırılmasına zorunluluk hasıl olmuş. Harekâtın cereyan ettiği bu bölgedeki köylerin.. ot yı¬ ğınları. Bundan sonra' ahali tarafindan esasen boşaltılmış olan köyler (Botyan. Zergezor bölgesinde miktarı 22'ye yükselen köy) eşkıya ile tamamen birlikte olduğu kesinlikle anlaşıldıktan sonra yakıldı. Yanan köylerde birçok fişek ve bombalann infilak ettiği görülü¬ yordu.. tarlalar. Kül haline gelen saman yığınları arasında mukadder akı- 193 . * * * Albay Reşat Hallı'nın imzasını taşıyan ve Genelkurmay Başkanlığı'nca yayınlanan Türkiye Cumhuriyeti'nde Ayaklanmalar 1924-1925 adındaki kitap. Bazı köylerin müfrezeler gelmeden boşakıldığı görülmüş. Genelkurmayın yayını. kısmen de kadın ve çocuklardan ibaret kümeler toplatdrılmışd. saman. müfrezeler köylere girerken çok esaslı tertibat almak zo¬ runda kalmışlardı. asilerin vatanı olduğu. bir kısmının da köyün erkek¬ leri ile öteye beriye dağılmış oldukları görüldü. Yakala¬ nan bu şahıslar arasında kadınlar tecrit edilerek. Kürt genelinde yaşananları teyid ediyor. basında "çatışmada silahlarıyla birlikte ölü olarak ele geçirilen eşkıya" olarak geçiyordu. komlar tamamen araştırıla¬ rak perakende bir surette buralara sığınan çoğu erkek.Kırım. Kitapta şöyle deniliyor: ". silahı ile tutu¬ lan ve eşkıya ile ilişkisi olduğu anlaşılanlar hemen kurşuna dizil¬ mişti. tanıkların anlatımları doğrulanıyordu. ormandaki inler. Bunlardan alınan bilgiye göre eşkıyalardan bir kısmının daha önce buralardan uzaklaştığı. mağaralar. odun. eşkıyanın aile ve çocuklarının buralarda barın¬ dıkları ve köy halkının çoğunun birbirlerine akraba olması do¬ layısıyla. Kürt yurdunun genelinde yaşananla¬ rın resmi raporlarla anlatımıdır.

12'si silahsız şaki tutularak öldürüldüler. elinden silahını atarak kendine masum hal ve tavrı veren birçok kimseler dahi yakalanarak hemen imha edildiler. Bu safha harekâdnın sonunda Kuzey ve Güney birlikleri tara¬ fından Çotela dağının en yüksek tepelerine kadar yapılan tara¬ malarla bütün meskun yerler araşdrılmış. 194 . Bu arada. bölgedeki şüpheli yerlere ya¬ pılan baskınlar sonunda. bir kısım erlerin et istihkakı¬ na karşılık biriiklere verilmiş. çoğu Elazığ ve Diyarbakır'a gön¬ derilerek mülki idareye teslim edilmişti. sayı açıklamakla yetiniyordu. Asilerin terk ettiği hayvan sürüleri müsadere edilerek. Mustafa'nın da Paro bölgesindeki köyler¬ den birinde saklandığı öğrenilerek. bölgesinde yaptıkları taramalar sırasında meşhur Saki Bicarlı Mustafa'nın avanesinden ormanlıklar içinde saklanmış 19 kişiye tesadüf ederek imha etmişler ve bunlardan aldıklan bilgi üzerine. avanesinden 10 kişi ile iki gün önce Nüveydan bölgesine firar ettiği anlaşılmıştır. kurbanların cinsiyeti ve yaşları konusunda ayrın¬ tı vermiyor. talan ve ganimetlerin bilançosunun tutanaklara kaydı da ihmal edilmiyordu.betine uğrayan birçok eşkıya avanesinin cesetleri teşhis edildiği gibi. Süpülük dağının taranması sırasında. takip müfrezeleri buraya yaklaşdğı sırada. asilere yataklık ettik¬ leri kesinlikk anlaşılan 60 kadar köy yakılmış. insanları birer rakamdan ibaret kabul ediyor. Emin Miko çetesine mensup 6 silahlı ve 39 silahsız. Tanınmış elebaşlanndan Hartah Sabri de müfrezeler tarafindan yakalanarak öldürülmüş. bunlara ait olup güneye kaçmlmak istenen bütün sürüler ele geçirilmiştir." » * » Genelkurmay'ın kitabını okumaya devam edelim: "Güney birlikleri. Ömer Faro çetesine men¬ sup 49. Kançavare ormanlarında yine Emin Miko'ya mensup 4 silahlı." Resmi tarih. 450'ye yakın ki¬ şi öldürülmüş.

Müfreze köye yaklaşırken dört-beş el silah adlmış.. halk ve köylüler de yavaş yavaş değişmeye başlamış ve öteden beri Şeyh Fahri ve Fevzi çetelerinin faaliyet sahaları olan bu böl- 195 . ve Hazro bölgelerinde olanları. Bölgenin hemen her kısmında nüfus sayımı sırasında bir olay olmamış. bu köyden ateşe maruz kalmıştı. takındıkları masu¬ miyet kisvesi altında melanetlerini gizleyecekleri tahmin edilmiş¬ ti. silah sesine yetişen köylülerin ellerindeki silahlarla birlikte eşkıyaya katılması ve iki saat içinde sayılarının. derhal mu¬ kabeleye mecbur kalan müfreze erleri tarafindan etraftaki hakim sırtlar tutulmuş ise de. Hani. Bu müsademede 1 yüzbaşı ile 4 er yaralan¬ mış. Hüveydan bölgesinin aranması ve taranmasına memur edilen 63. etrafinda cereyan eden olaylara karşı tamamen lakayt bir halde tarialarını sürüyorlar ve kendilerini topraklarına adamış bulunuyorlardı. Lice. zayıf bir durumda bulunan müfrezenin savun¬ ması ile devam etmiş. Harekâtın ilk safhasında bu köye ve halka ilişilmemiş. Tarama harekâd bütün şiddeti ile güneye doğru ileriedikçe. akşama doğru Lice'den gönderilen kuvvet¬ li bir bölüğün yetişmesi üzerine asiler karanlıktan faydalanarak etrafa dağılmışlardı. harekâta geçtikleri bölgedeki köylerin ahalisini kamilen iş ve güçleri ile meşgul bulmuşlardı.. Silvan.Şeyh Said'in idamından iki yıl sonra. Bu köy ve civarı sonradan tamamıyla yakıldı. yorumsuz ola¬ rak yine resmi tarihten okuyalım: ". Hüküme¬ te gerçekten bağlı olduklarından dolayı kendi durumlan ve ge¬ leceklerinden kuşku duymayan ve bunun doğal sonucu olarak hiçbir korku ve etki akında bulunmayan bu masum halk taba¬ kası. eşkıya 10-12 kişi kadar zayiat vermişti. 1927'nin yaz aylarında. Alay taburlan ise. yalnız Lice'nin kuzeydoğusundaki Harta köyüne gönderilen müfreze. 60'a yükselmesi. Önceleri kendilerini hükümete sadık ve bağlı göstererek ha¬ yatlarını kurtaran ve medyum oldukları şükran borcunu böyle nankörce ortaya koymaktan çekinmeyen bu ahalinin yaratdkları bu olay ve çevre halkının hemen çoğunun hükümete ve ordu¬ ya karşı besledikleri kötü duygu itibariyle bir ibret dersi teşkil eder.

eş¬ kıya ile birlikte müfrezeye ateş açıyor. köyde kalanlar ise kendi¬ lerini sadık göstermek için gereken rolü oynamakta devam edi¬ yoriardı. Bununla beraber Hüveydan bölgesine özgü riyakâr¬ lık nedeniyle müfrezeler. daha önce Cıbranlı Albay Halit Bey'in müfrezelerini kandıran ve sonradan firar edenlerden 38 kişi ya¬ kalanarak öldürüldü. 7. Şüpheli bir durumda yakalanarak mahke¬ me edilmek üzere Lice'ye gönderilen 31 kişi de yolda muhafizların silahlarını almaya teşebbüs ettiklerinden hepsi öldürüldü. bu gibi kandırıcı sözlere önem vermeyerek görevlerinin gerektirdiği tedbiri almakta ihmal göstermediler. tarama si¬ lindirinin önünden kaçarak Sarum suyu geçitkrine (Goderni köp- 196 . kendilerinin eşkıyadan birçok zulüm ve işkence gördüklerini ve falan istikamete gittik¬ lerini anlatıyorlar. bir kısım köylülerin birçok dolambaçlı yollardan çevirdiği bin türlü hile ve desiselerle kandırıldılar. Pek kısa sü¬ ren bu nazik durum sırasında köyden silahını alıp kaçabilen. biriiklerin yaklaştığını ha¬ ber alır almaz yiyecekleri tokattan kurtulmak için hemen köyle¬ rini terk ile etrafa dağıldıkları görülerek. hem de müfrezeyi şaşırtarak gafil avlamak istiyorlardı. diğer yandan da köye haber göndererek he¬ men silahlannı alıp dağa çıkmalarını tembih ediyorlardı. diğer yandan firar edenleri şiddetle takip etmekten geri durmadılar. bu gibi köyler kamilen yakılmıştır. Seyyar Jandarma Alayı müfrezeleri tarafindan araştırma ya¬ pılmakta ve örtülmekte bulunan Sarum suyu güneyindeki bölge¬ de bkçok köy taranarak yakılmış ise de. Bununla beraber bu bölgenin araştınlması sırasında birçok defalar böyle acı imtihanlar karşısında kalmış olan müf¬ rezeler. gerekse subaylann azim ve irade zaafi.ge ahalisi de tamamıyla hükümete karşı isyankâr bir durum alnıış ve eşkıyaya silah. Oysa bu köylülerin çoğu. Harta olayında olduğu gibi burada da ilkin birçok köylere masum ve kabahatsiz telakkisi ile şeflcat gösterilmişti. Bu su¬ rede hem müfrezelerin kuvvetinden bilgi almış oluyorlar. Bir yandan kö¬ yü abluka ve köylüyü soruşturma ile meşgul iken. Ve Hüveydan bölgesindeki bütün köyler kamilen yakıldı. Temri or¬ manlarında bu şekilde. köylerinde eşkıya bulunduğu halde. bu olayın gerek ederin eğitim noksanı. cephane. yiyecek verecek kadar cesaret göstermiş ve bazı köyler ahalisinin de. köye yaklaşan müfrezeyi birkaç kişi ile karşılı¬ yor.

Bu alayın araştırma yaptığı havalide tutuklanan şahıslardan bir¬ çoğunun on beş gün önce Murat güneyinden inen asi gruplarına mensup oldukları anlaşıldığından hepsi kurşuna dizildiler. 3 Kasım 1927 akşamı Hani'ye geldiler. fiilen eşkıyalık ettikleri sabit okn bu köykrde erkeklerin bulunmaması da dik¬ kat çekmiş ve çocuklardan yapılan soruşturmada bunlann birkaç gün önce topluca gittikleri anlaşıldığından. özellikk yol bo¬ yunca olanlarda ahalinin durumunu şüpheye düşürecek birçok emareler görülmüş. Takriben bir ay süren tedip (cezalandırma. hakim sırdan tutan erkr tarafindan bura¬ larda güneye karşı yapılmış bir siper içerisinde ve henüz yeni adl¬ mış birçok boş kovanlar bulunmuş. Alay 1.rüsüne) dayanan 3-5 şakiyi yakalamak firsatım kaybettirmiştir. hıyanet ve şekavetle¬ rinden şüphe edilmeyen bu köykr de kamilen yakılmışd. terbiye etme) ha¬ rekâd sonunda bölge ve müfreze komutanlıklannın raporianna göre. Tedip harekâtının son saftıasına tahsis edilen Hüveydan böl¬ gesi ile Lice ve Hani güneyi bölgekrinin araştırılmasına memur 63. muhtelif havalide cereyan eden takip ve taramalar sonun¬ da yakılan köy miktan. Bu taburlar geniş bir bölgeyi taradıktan ve şüpheli köyleri yakdktan ve şahıslan kamilen imha ettikten sonra. köylerin çoğunda. Tabur müfrezekri tarafindan bu şakinin faaliyet bölgesi olan ve bundan önceki tedip saflıalannın çerçevesi dışında kalan Ashabikeyf dağı ve civarındaki köylerde araşdrma yapılmış. erzak kafilelerine pusu kur¬ mak. Köylerine gizlice girebilmek için müfrezelerin hareketini civar mahallerde saklanarak bekleyen birçok eşkıya döküntüleri de. Finto civarında 40. birer birer bulundukları yerkrden çıkartılmış ve bunların silahh olan 1 12'si öldürülmüştü. Alay taburlannın taramayı müteakip Hani'de toplanmaları emredilmişti. güneye kaçmak isteyen bu şerir de bu küçük kuvvet karşısında iki kısrak bırakarak tekrar kuzeye dönmeye mecbur kalmışd. Tuzla'da bulunan 62. Süvari Alayı keşif kollan ile Hanili Seyfullah çetesi arasında müsademe olmuş. harekâdn sonucunda 280'e yükselmiş ve 197 . hareket sırasında sık sık tekerrür eden telgraf hadannın ke¬ silmesi gibi eşkıyaya yardımcı bir durumda değil.

saygı duymayan yoktu. Biz Safran'dayken. Babam görmüş geçirmiş. Ashnda. bilmeyen. Erdürük. 1912'de doğmuşum. Elazığ. Muş. Ailemiz. Şeyh Said ayağa kalktığında 13 yaşındaydım. Babam. Bingöl. Kışın. bir somut ayrıntısı. Feyzullah Koçu'un tarihe tanıklığını okuyalım: "Ben. Okuma imkanlarının son derece kısıtlı olduğu o devirde babam. Safran köyündeydi. Herkes evine. Onun liderliğindeki harekât. Biz ailecek. Adım Türkçeleştirip. Rüştiye'de okumuştu. Dayılarım. köyüne kapanıyordu.bu köylerde veya dağlarda. Siirt. Tanımayan. Sonra ilçe oldu. Genelde yaşananlara bir örnektir. Feyzullah Koç'un anlattıkları. Diyarbakır. Erzurum. amacı "isyanın yarattığı şartlardan faydalanmak" olan "ıslahat programı" 1925 Haziranında Van. an¬ nem. Palu'nun Erdürük köyündeniz. ormanlarda yakalanarak imha edil¬ miş eşkıya ile bunlara mensup şahıs miktarı da 2000'i aşmıştı. Sonra daha da büyüdü. ayaklanma başladığı haberi geldi.. 100 haneden fazlaydı. Yıllar boyu süren "ıslahat"ın tanıklarından biri de Feyzullah Koç'tu.. 2002 yıhnda hâlâ yaşayan Feyzullah Koç. Ayrıntı¬ lar hariç her yerde aynı şiddet ve yöntemle uygulanıyordu. genelde Kürtlerin yur¬ dunda yaşananların bir bileşkesiydi... Genelkurmay kitabının. büyük bir ailey¬ dik. büyük bir heyecan yarat¬ mıştı. köyde kimsenin pek işi. Şeyh Sa¬ id büyük bir isimdi. köyün ileri gelenlerindendi. 198 ." "BABAMI DİRİ DİRİ YAKTILAR" İsmet Paşa'nm deyimiyle. Anne tarafım da öyle. kız kardeşim ve ben. uğraşı olmazdı. kışı geçirmek üzere dayılarımın köyü Safran'a gittik. Varlıklı. "babamı diri diri yaktılar" diyor ve devam ediyordu. Hakka¬ ri ve Bitlis bölgelerinde aynı anda yürürlüğe konuyordu. büyük bir köy¬ dü. Mardin. din bilgisi derin bir adamdı. 'Gökdere' yaptılar. Biz.

. niye halkının yanında değilsin?' diyoriardı. gün boyu damlarda. yol başlannda. heyecanla anlatdklannı dinlediler. Hal böyle olunca. bizim köy çok daha harekedi. Bir grup ath geliyor. Kafasına.. yanlışlıklar çok' diyor ve üzülüyordu.Halk arasında heyecan. bütün cephelerde kazanıyorlar¬ dı. hareketlilik büyüktü. Ba¬ bam baskı altında. Gelen haberlere göre Kürtler. yörenin önde gelenleri toplandlar yapı¬ yor. 'Düzensizlikler. Onun için Safran'da kalamadık. Adı gruplar. dayımın evinde topla¬ nıp. Elazığ gibi önemli yerier de ahnmışd. ısrariardan kurtulmak 199 . hazıriıksız başladı. Bad Cephesi komutanıydı. Bingöl ve Genç yeni ek geçirilmişti. baskı ve zorlamalara direniyordu. Bu iyi olmadı' diyordu. Babam plansız. programsız isyanın bu haliyle başarıya ulaşa¬ mayacağını söylüyor. Bir gün çıkıp geri geldi. 'daha ne bekliyorsun?' ya da 'bekknecek gün mü?' diye zoriuyoriardı. Eniştemi dinleyenler sevinç ve heyecan içindeydi. Bir yandan da. Ağa adındaki eniştemiz isyana katılmış. Onun için gö¬ nülden isyana taraftar olmasına rağmen. Bu arada babamın üstündeki baskı büyümüştü. Diyarbakır'ın kuşadldığı haberi geldi. babam üzerindeki taz¬ yikler artmaya başladı. Baskılar karşısmda bunalmaya başladı. üzerinde çok duruluyordu. eksiklikler. Tanınmış çok kimse yanına geliyor. o zamanki imkanlarla. Şeyh Şerif. Babam. maya çalışıyordu. Şeyh'e katılmak üzere atlı kafileler geçip gidi¬ yordu. Palu. emnne gir¬ mek üzere köyümüzden geçerek Elazığ tarafina gidiyoriardı. Köylerden in¬ sanlar geliyor. bk grup kalkıyordu. harekâtı takip etmeye ça¬ lışıyor. Kış ortasında köyümüze döndük. Fakat döndük ki. telaş ve heyecandan uyku uyuyamıyor. Babamın hatı- nnı kıramayacağı insanlar geliyor. konuşuluyor. 'Bak Kürtler kazanıyor. içmiyor. Bazdan. ama tedirgin ve endişeli olduğu için kadlmıyordu. Babam bölgenin ileri gelenlerinden olduğu için. gidiyor. gelip geçenlerden haber al-. katılmıyor. ayıplıyoriardı. silahını alıp cepheye gitmediği için babamı kınıyor. uzun uzun konuşulup tartışılıyor ve 'sen de kadl' diye zoriuyoriardı. mantığına uymayan durumlar vardı. 'Her şey erken. Köyün ileri gelenleri. savaşa gitmişd. Şevk ve heyecan bir aradaydı. yemiyor.

halk arasında büyük bir korkuya. kimse bir çıkış bulamıyordu. yiyecek ve içeceğini bile alamadı. Köyün önde gelenleri toplanıp konuştular. yorganını. olayların uzaktan seyircisiydi ama. Toplu yok etmeler.için. adı büyük. Fakat. Safran tarafsız. hükmü geniş Hamidiye beylerinden Necip Ağa'nın bölgesine sı¬ ğındık. köyde konuşulanlar kor¬ kunçtu. 'Türkler. Bölgesinde savaş da yoktu. Çünkü gelen haberler. Korku hakimdi ama. . soygun ve talan olayları artık konuşulan tek konuydu. ihtiyar ayırımı yapmadan kıra kıra geliyor' diyorlardı. ırza geçme. Türk ordusunun bozgunu. Göç başladı. Akşa¬ ma doğru devlet tarafı bozguna uğradı. yakıp yıkma. ne olur ne olmaz korkusu hakimdi. kaçıp kurtulabilenler. Safran'ın hemen altında Gewran köyüne çekildiler. Mirahmet köyü Safran'a yakındır. Korku içinde beklerken. yığınaklarını tamamlayıp karşı ta¬ arruza geçti. İnsanlar toplanıyor. Bir saat içinde köy boşal¬ dı. bir olay da yakınımızda patlak verdi. suçlu-suçsuz. Sonuçta. Onun himayesinde olduğumuz için kendimizi güven içinde hissediyorduk. olanları anlatmaya başlayınca haber¬ ler doğrulandı. köyü terk etmeye karar verdiler. Birkaç gün sonra savaşın gidişatı tersine dönmeye. yakın köylerde olaylar yaşanma¬ ya. Ne¬ cip Ağa devlet gibi bir adamdı. O zaman büyük bir korku. Orada büyük bir çarpışma oldu. telaş ve panik doğdu. O çarpışmayı biz de uzaktan seyrettik. Biz Karakocan bölgesine gittik. kurtulmak için kaçıp nereye sığınacağını bilmiyordu. Başlangıçta söylenen ve konuşulanlara kimse inanmıyor veya inanmak istemiyordu. Her aile bir tarafa dağıldı. çocuk. Babam Necip Ağa'yı tanıyordu. kimse yatağını. tekrar dayımların köyü Safran'a geri döndük. Ahbaplıkları vardı. gönlüyle dev¬ letten yanaydı. kadın. Dersim eteklerine. Mart ayı başlarında devlet. Her şey o kadar aceleyle oldu ki. paniğe sebebiyet verdi. kimse ne yapacağını. Bozguna uğrayan askerlerin öç alma ve hırslarını çıkarmak üzere katliama girişebileceği ihtimali doğdu. Necip Ağa isyanda tarafsızlığını ilan etmiş ama. Türk ordu¬ su baskın çıkmaya başladı. 'ne yapalım' diye birbirine soruyor. annem ve bizi aldı.

Yanına birkaç kişi aldı. kurdar. aynı gün Bahçacık köyüne geçiyor. Halk arasında açlık çekili¬ yordu. Kaçış başlayınca. Karaman'da olanlardan habersizler. sunulan su ve ay¬ ranı içtikten sonra harekete geçiyoriar. Bahçacık'ta şöyle bir olay da yaşanıyor: Bahçacıkhlar. Ateşe veriliyor evler.Askerler. köy baskına uğruyor. alabileceği ka¬ dar yiyecek getirmeye karar verdi. Köyü yakıp yıkıyor. koku düşmüş. isyana des¬ tek vermemişti. İkramda bulunuyoriar. Neleri var. gitme' dediyse de söz dinletemediler. hatta eldeki hayvanlara bakamamış veya bir an önce elden çıkarmanın çaresine bakmıştı. neleri yoksa her şeylerine el konuyor. Babam ve arkadaşları gitmeden bir iki gün önce. korkuları büyütmüştü. Halbuki bu iki köy de ayaklanmaya karışmamış. Bahar geçmiş. Hatta. Yaz aylarında kıtlık baş gösterdi. Orada da 40 kadar insanı katiediyor. Kıtlık başlayınca. bizim durumumuz da kötükşmişti. Atlara binip. Eüerinde su ve ayran bakraçlanyla askerieri karşılıyoriar. gece karanlığında gitti- kr. yetiştireme- miş. Tarafsız kalmış ama. Aynı müfreze. Köyümüzden aynlır- ken kilerierimiz doluydu. hay- 20I . 40 kadar in¬ sanı da katlediyorlar. Korku ve ne olacağı¬ nın belirsizliği yüzünden. 'ayırım yapılmıyor' haberlerini net olarak doğru¬ lamış. Bölgede durumu en iyi olan ailelerden biri olmamıza rağ¬ men. Babam ve arkadaşları. şişip kurdanmış. kimse bir şey ekememiş. rastgele 30 kişiyi katiediyor. Taş taş üstünde bırakılmıyor. eli boş ve harap halde geri geldi. yaz aylarına giriyorduk. gönülleriyle de devleti des¬ teklemişlerdi. iki gün sonra. Annem dahil herkes 'tehlikeli olur. Hiçbir şey alamadan kaçmıştık. köyleri de ateşe veriyorlar. orada burada aç köpekler. birkaç aile. Fakat her yer askerie doluy¬ du. babam gizlice köye gitmeye. Palu'nun Karaman köyünü basıyor. Köyde bulabildikleri herkesi süngüden geçirip öldürüyorlar. değerii eşya ve kesilmek üzere hayvanlara el koyuyor. Bu olaylar. olaylara karışmamanın da ver¬ diği huzurla köyde kalmışd. susamışlardır diye soğuk su ve ay¬ ran hazırhyoriar. Askerlerin köye doğru geldiğini görünce. Katkdilenkrin cesederi. kuşlar tarafindan parçalanmış. Askerler.

yavaş yavaş cesaredendik. Toparlanıp Erdürük'e (Gökdere) döndük. Bitişiğimizdeki Hor köyüne gittiler. Ağlayarak arkalarından bakarken. Esirlerin sayısı 200 do¬ layına çıkmışd. Askerler. çamur içindeydi. Geride. Askerler çok ani gelmişlerdi. Bulunduğumuz yer de artık güvenli değildi. Tepelik bir yerde köyü seyret¬ meye başladık. Geldi¬ ler. Kimde ne varsa teslim edildi. Köye yayılıp evleri sardılar. açlık ve sefalet içinde ölmektense. hayvan gibi birbirine urganla bağlanmış 100-150 kadar insan vardı. se¬ faletten çıldıracak hale gelmişlerdi. orada serbest bı¬ raktılar. sefalet içinde sürünerek yaşamaktan bıkmışdk. çocuklar. onları be¬ yaz bayrakla karşılamaya karar vermişlerdi. Kimsenin huzuru kalmamışd. . urganlarla birbirine bağladılar. öteki gidiyordu. Akşam karanlığım bekliyorlar. Önlerine kadp. Geri kalanları büyük bir ahıra doldurdular. 9. Alay köyümüze geldi. Onlar koşarak köyden ayrıldılar. kaçacak za¬ manı olmamıştı. Babam ve köyün öteki ileri gelenleri. köye dönmenin da¬ ha iyi olacağı kararına vardı. Ama korku hakimdi. Devamlı tedirginlik. Köyümüzde henüz bir şey yoktu. Onun için köy dışı¬ na çıkıp saklanıyorlar. içlerinden bazı¬ larını seçip. ihtiyarlar kaldı. 'tes¬ lim olduk' anlamında sopaya bağlayıp karşılamaya gittiler. Hepsi perişan haldeydi. Gece top¬ ladıkları cesetleri gömüp ayrılıyorlar. Onlara ne yapacaklar diye uzaktan uzağa takibe başladık. aç.vanlar tarafından parçalanmış cesetleri gömmeye karar veriyor¬ lar. Kimsenin saklanacak. tüfeklerinin namlularına süngü takıp içeriye daldılar. Varışımızdan birkaç gün sonra.. Babam. Silah istiyorlardı. Bağladıkları insan sayısı 50 kadardı. Bıçak ve baltalar bile. Üsderi başları toz toprak. Ama orada burada. Sonra köyün erkeklerini bir araya topladılar. Babamın anlatdklan herkesi şoke etmişti. Bir beyaz bezi.. İnsanlar korku ve belirsizliğin yanında. beyaz beze bakmadılar bile. Götürdüklerinden bazılarım. Bizimki¬ leri de yanlarında getirdiklerine katdlar. Bir müf¬ reze geliyor. Yan¬ larında. açlıktan. Onca insanı süngülemeye başladılar. Fakat gündüz bu işi yapmaları tehlikeli. köyden ayrıldılar. ağla¬ yan kadınlar. Babam ve amcam da aralanndaydı.

oradan gelen emirie "tedip ve tenkif'e girişiliyordu. Ahırın ka¬ pısına kuru ot ve saman yığıp ateşe verdiler. Ahır tutuşturulduktan sonra. Her yaştan binlerce kişinin öldürülmesi. Köy. Hiçbir şey olmasa. Babam da sürünerek çıkmışd. bk yüzbaşının bk kadı¬ na tecavüz girişimine gösterilen tepkiydi. insanlardan bazıları hemen ölmüştü. tırnaklarıyla duvarı del¬ miş. köylerin yaküıp yıkıl¬ masıyla sonuçlanan bu "isyan"ın nedeni. O zaman köye koştuk. kömür olmuştu. Bazen. "tenkil" emri çıkanhyordu. Sonra askerler içerden çıkdlar. Ölülerimizi toplayıp köyümüze götürdük. Onların içinde hâlâ nefes alanlar vardı. "Ağn İsyanı "ndan sonra en çok adı geçen. Askerler. Ama uzaklaşamamış." HAYALİ İSYANLAR VE SÜRGÜN YOLLARI.içerden yükselen feryat. Ahıra kapatılan insanların çoğu yanmış. yalvarma ve inleme sesleri ta bize kadar geliyordu. yanmış et kokuyordu. "hayali isyan"lar gerekçe gösterile¬ rek tedip ve tenkiller yapıldı.. Bazıları ise yaralıydı.. 193 5 'teki "Sason İsyanı" bu "hayali isyan"lardan biriydi. "Islahat program"ından kaçış ve ta¬ kip sırasında meydana gelen çatışmalar da "isyan" olarak adlandı¬ rılıyordu. Bir feryat da o za¬ man başladı. Bk Kürt'ün ırza tecavüz girişimlerine tepki göstermesi de "isyan"dı. Süngüleme sırasında. Bazıları elleri. Ankara'ya "isyan var!" diye bildiriliyor. Yüzbaşının ırza geçme girişimine tepki. hayali olaylar yaratılıp Ankara'ya rapor ediliyor. gömdük. "hayali isyanları" bastırmak için birilerinin tüfek pat¬ latması da gerekmiyordu. diri diri ya¬ kılan insanlar feryat ediyordu. Olanları uzaktan seyrediyor ve ağlıyorduk. duvarın dibinde ölmüştü. figan. sürünüp dışarıya çıkmıştı. 1925-1940 yıllan arasında. 203 . işlerini bitirip herkesin öldüğüne kanaat getirince gittiler.

diyor. Tam bu sırada yüzbaşı geline yaklaşmak iste¬ yince olay çıkıyor. tepeye yerleşmiş biriiğin yardımıyla canını kurtan- yor ama. Tutuklanıp işkenceden geçirildi. 204 . Yüzba¬ şı kaçıyor. Jandarma yüzbaşısı. gerçeğin ürpertici yüzünü. olaydan habersiz kaymakam vekili ve diğerieri. yayın yasağı koydu. Teteri Bedik'e konuk oluyor." Ve isyanı bastırmaya koşan devlet Sason'da taş taş üstünde bırakmıyordu. "isyanın bastırılmasından dönerken yanına aldığı ganimeder arasında bir Kürt kadını da vardı. isyan çıkd. bu arada anılarını yazdı. Yüzbaşı. yabancısı olduğu İstanbul'da kendi kaderine terk etti. dilini bilme¬ diği. genç ve güzel kadını bir süre yanında alıkoyduktan sonra. Darbeci arkadaşlarıyla anlaşmazlığa düşünce tabii senatör¬ lükten istifa etti. Peşinden koşanları korkutmak için de birkaç el ateş ediyor. Harbakhlarca öldürülüyor. Sason kaymakam vekili. Ter¬ fi edip yükseldi. Madanoğlu. Başlıyor bağırmaya. General sonrasını şöyle anlatıyordu: "Teteri Bedik'in evinde erkek yok. yanına bir askeri birlik ala¬ rak Harbak köyüne gidiyor. ib¬ ret verici zulüm manzaralanyla ilmikliyordu. Madanoğlu'nun. daha sonra "Dersim Harekâtf'na da karildı. yoksa "devlet sıriannı" açığa vurduğun¬ dan mı bilinmez. sonra olayı rapor ediyor. iktidarı elde tutan generaller cuntası. Sonra. On yıl sonra ölen general. "Sason İsyam"nı anlatırken. General'in anıları 1983'te Cumhuriyet gazetesinde yayınlanır¬ ken. Tecavüzcü yüzbaşı da "isyan basriran" birlikler¬ den birinin komutanıydı. vergi toplamak üzere. Madanoğlu."Sason İsyanf'nı bastırmakla görevli subaylardan biri. harıl hani akşam yemeği hazırlıyor. Yazdığına göre. "isyan" senaryosunun hayali olduğunu gün ışığına çıkanyor. 27 Mayıs 1960 darbesindeki subaylar arasında yer aldı. o za¬ man yüzbaşı rütbesinde olan Cemal Madanoğlu'ydu. 1971 'de hükümet darbesi hazırlamakla suçlan¬ dı. ömür boyu senatör oldu. Gelin. Ama gerçeği yazmıyor. Kadın direniyor. Korgeneral rütbesindeyken. Anlatılanlara göre. "yeterince vatanseve¬ rane" bulmadığı için mi.

içki içiyor konuklar. Sayısız kadın ve genç kız. Jandarma komutanını yaralıyor¬ lar. Ziyafet softası açıyor önlerine. Sason isyanı budur. köye asker gelince kaçarlar. saklanırlar. kaymakamın kadına tecavüze kal¬ kıştığını söylüyor ve devam ediyordu: "Muhtarın evine gidiyorlar. kendini kayalıklardan azgın sula¬ ra bırakarak kurtuluşu intiharda buluyordu. "durumdan faydalanma" seferieri sırasında. Kaymakam biraz çakır keyif olunca. Olay üzerine muhtarın annesi dışanya çıkıp ba¬ ğırıyor: Hey ümmet! Ne saklanıyorsunuz? Sizde namus yok mu? Gelinimize saldırıyorlar. çamur. itici görünmek için paçavrala¬ ra bürünüyor. 'Sen yorulmuşsundur. yüzlerine is.' Ka¬ dın yorulmadığını. Kadınlar. muhtarın annesi¬ ne. "2000'e Doğ¬ ru" dergisinin 20 Mayıs 1990 tarihli sayısında "Sason İsyanf'nı anlatırken. Oğlunun izni olmadan. Muhtarın annesi konukları buyur ediyor. asker kaçağı olan. Bunun üzerine Ankara'ya haber veriliyor. Jan¬ darmalar. ne istiyorlarsa kendisinin karşılayabileceğini söylüyor. Gençler yine saklanmış. Kadın her şeyi anlatıyor. kay¬ makam öldürüldü' deniyor. gelini zoria odaya getiriyoriar. O bölgede. Doktoru rehin tutuyorlar. Askerkrin silahlarını alıyorlar. daha doğrusu nüfus kağıdı ol¬ mayan gençler.1980'den sonra. Saklananlar dışarıya çıkıyor. 'Gelinin bize hizmet yapsın' diyor." Kadınlar da "ganimet"ti. 'Halk isyan etti. Süleyman Demirel'in Doğru Yol Partisi'nden Diyarbakır milletvekiÜ olan Mahmut Akunakar. kara boya sürerek "huzura" çıkıyorlardı. bütün değeriere uzanan hoyradık kadınları da hedef ahyordu. 205 . yüzbaşının değil. gelinin yabancı konuklara hiz¬ met yapamayacağım söylüyor. Kaymakam 'Gelini getireceksin. Köylü¬ ler kaymakamı öldürüyoriar. Ve kadının göğsüne bir yumruk atıyor. o hizmet edecek' diyor. Her yere. Koyun kesiyor.

Karar nahiye müdürünün kulağına gitmiş.Palu'nun Geylan köyünden Gülbahar'ın 1925'teki "ölüm yolu seçimi" binlerce örnekten sadece biriydi. komutan sarkıntılık etmeye çalışıyor. Annesi in¬ tihar ettiğinde bebekti. Kadın direniyor ama." * * » Kürtler arasına gönderilen kimi yöneticiler. kendini aşağıya. Bir kez daha kan nehirleri akıyor. azgın sulara atıyor. Irzını korumak için ölümü seçen kadının bir oğlu vardı. Senaryo oluşturulduktan sonra. bir¬ birine bağlanıp götürülüyor. aşiretler ara¬ sı çekişmeleri firsat bilip yükünü tutmuş.. "tenkil harekâtı" başlatılarak. kurtuluşunun olmadığını. "Botan İsyanı" bunlardan biridk. Adı Keko'ydu. Onun trajik hik⬠yesini anlattılar: "Geylan'a baskın yapılıyor. kelle hasadı yapılıyordu. baş edilmezliği kanıtlanmaya çalışdıyordu.. bunun üzerine "isyanın ibret verici biçimde bastırıl¬ ması" emrini çıkarıyor ve gereken yapılıyordu. Kafile Murat nehri¬ nin üstündeki köprüden geçerken. komutanın onu çekip çalıların arka¬ sına götürmeye kararlı olduğunu anlıyor.. Mahmut Altunakar anlatıyordu: "Yıl 1935. bütün köylüler toplanıyor. ya Anka¬ ra'ya şikayet edilecek veya öldürülecek diye karar vermiş. 206 . otoritesi.. Güzelliğiyle namlı. Sonra yaşadı. Kendini kur¬ tarmak için Ankara'ya telgraf çekiyor: isyan çıkd." Ankara. Tek çare var. Midyat'ta. Yaşlılığında Hacca da gitti. Ama yiğit ve mert bir kadın. genç kadın birdenbire fırlı¬ yor. zamanın nahiye müdürü. Kafilenin içinde bir genç kadın da var. Ankara'ya "isyan"ın raporu yazıhyor ve karşı taraftan gelen "İsyan bastırılsın" buyruğuyla Botan dağlarına asker yığılıyor. Bir aşiret. "devletin gücü". "hayali isyan "la- n kişisel kazanç yolu yapıyordu. Yolda.

mahkemede sorun var diye Mardin'e. eziyetçiler arasında yer al¬ mıştı. Diyar¬ bakır'daki insanları. Kürt bölgelerindeki "Genel valikr"e. yine derin çıkarlan için kullanıyor¬ lardı. Bir zaman¬ lar elkri bağlanarak ya da süngüler arasında titreşerek uzaklaşanlan seyredenler. birkaç yıl sonra aynı akıbete uğramış. birer diktatör yetkisiyle donatılmışlardı. Ama çok değil. O da bunu firsat biliyor. hatta kışkırtıla¬ rak. "derin yetkileri"ni. fakat benim araştır¬ malarıma göre 700-800 kişi sorgusuz sualsiz yok ediliyor. kavgaya dönüşüyordu. hizmet verdiği devletin güçleri tarafindan yer¬ lerde sürüklenerek öldürülmeye götürülmüştü. İki tarafın karşılıklı öç alma baskınları başlayınca. Bir askeri hare¬ kâtın gerekli olduğuna Ankara'yı inandınyor. Düşman olduğu ki¬ şileri Ortadan kaldırmaya başlıyor. "tehck"de rol almış Kürder. 1937 ydında. Mardin'dekileri de Diyarbakır'a götürüp yok ediyorlar. Olayı dallandırıp budaklandırıyor. ahbaplık ettiği Ermenilerin başına o fe¬ laket gelince. tuzaklar döşüyorlardı. "ben devletim" diyenler bundan yararianmaya bakıyor. Diyarbakır'ın ünlü ağalanndan Pirinççioğlu ik Cemiloğlu aileleri arasındaki anlaşmazlık çekişmeye. 1925'ten itibaren benzer akıbeti yaşamaya başladılar." Ermeni " tehciri "ni yaşayarak tanıklık etmiş. "Umumi müfettiş"ler. Düne kadar biriikte yiyip içtiği. oğ¬ lunun arkadaşları. Kimileri.* * * 1940'lara kadar. Bu "derin tuzak" ve "hayali isyan"ın basrinlmasım da yine Mahmut Altunakar anlatıyor: "Olay. 1980'lerde "Olağanüstü Hal Bölge Valiliği" adını aldı. en başta talana koşmuş. Kurum. şimdi aynı akıbetin kurbanlarıydı. DP Diyarbakır Milletvekili Mustafa Ekinci'nin tespitkrine göre 93 kişi. ya da mala tamah ederek. "Umu¬ mi müfettiş" deniyordu. bölge müfettişi Abidin Özmen'e yansıyor. 207 . Oğlu Osmanh subayı olan bk "ağayı" anlatmışlardı.

hayattaydılar. Bize. Şöyle veya böyle susturma planı uygulanıyordu. 24 saat içinde köyü terk etmemizi tebliğ ettiler. Birkaç gün sonra askerler köye geldiler. ora¬ da bırakılmış insanların etiyle beslenmiş. Dağ başlarında." Garip. her biri en az 7-8 hane. Geride kalanlara da sürgün için yol gösterdiler. Bu ailelerin ileri gelenlerinin çoğunu astılar veya yerinde öldürdüler. "tarih te¬ kerrürden ibarettir" deyimi doğrulanıyor. Palu havalisinde bilinen. kurtlar için ziyafetti. göz dağının yaptırımları sıralanıyordu. öldürülmüşler harmanına üşü¬ şüp uçuyordu. semirmiş akbabalar sü¬ rüler halinde. Kan deryasından " sürgün "le kurtulanlar her şeye rağmen. 1990'lar tebligat¬ larında da köyü terk için gün ve saat veriliyor. Asıp kes¬ mekten geride kalanları da sürgün ediyorlardı. evler. Babası diri diri yakılmış Feyzullah Koç anlatıyor: "Bizim Palu-Karakoçan havalisinde gördüğümüz kadarıyla.Şeyh Said'den sonra bütün Kürtlerin yurdu "suçlu yatağı" muamelesi görüyordu. insan ölüleri. tehdide rağmen boşaltılamayan köyler. insan kalabalıkları çaresiz. akbabalar. Fakat. bk bakıma 1925'te yaşanan genelin bir 208 . ama 1 990'larda Kürt köylerine benzer tebligatlar yapı¬ lıyordu. isyana katılmamış da olsa. Sürgün yerimizin Niğde oldu¬ ğunu söyleyip ayrılddar. ardk yakamızı bırakır¬ lar diye düşünüyorduk. Koç ailesinin trajedisi. Kürtler suçlu. Çünkü. Zaman değişse de yöntem aynı kalıyor. önde gelen Kürt aileleri hedef alın¬ mıştı. Babam ve amcamı öldürdükten sonra. giyecek ve her tür¬ lü eşyayla birlikte ateşe veriliyordu. Böylece. Aile dediğim de. içindeki yiyecek. kendilerini şanslı sayıyorlardı. şaşkındı. tanınan belli başlı sekiz aile vardı. köylerin kıyısındaki derelerde öldürülmüş. içecek. öyle olmadı. Öte yandan. öldürülmüşlerden. "aksi halde" deni¬ lerek. Tevekkül içinde "kaderlerini" bekliyorlardı.

Akrabalar yardımcı oldular. hanedan insanlar olduğumuzu gördüler. hangi bölgede olduğunu öğrendik ama.. an¬ nem ve bacımı Elazığ'a ulaşdrdılar. Yol boylarındaki köy. Nerede. 100 liraya bir at arabası kiraladık. boş evlerden birini verdiler. Yola çıktık. dükkânları boş kalmışd. Bütün Rum ve Ermeni evleri bomboş duruyordu. Oturmaya başladık. Yaklaşmaya başladılar. Niğde de öyleydi. badanalı. hangi bölgede olduğunu da bilmiyorduk. köyler. Türkler bizden uzak duruyorlardı.. Bir iyiliklerini. her neyse fazla yaklaşmıyorlardı. kasabalar boştu. Sonra af çıkn.. Sorup soruşturduk. küküriü. Yaşanmışlıkların bir örneği sadece. o kadar. Böyle konaklaya konaklaya. Üç sene kaldık Niğde'de. dışarıda yadyor. İlk zamanlar büyük bir yalnızlık yaşadık." 209 . yanımızda gö¬ türdüklerimizi pişirip yiyorduk. Ama sonra ne olacakd? Gitmemiz tebliğ edilen yer Niğde'ydi. bize mesafeli duruyorlardı. Fakat devlet korkusundan mı. 20 Temmuz 1928'de yola çıkdk. Rumlar ve Ermeniler kaçıp gitmiş. Benzerini binlerce aile yaşadı. terbiyeH. insanca yakınlık ve yardımlannı görmedik. Ne diyelim. Sivas'tan sonra her yer. köyümüze döndük. Feyzullah Koç anlatıyor: "Hemen toparlandık.bileşkesiydi. en kötüsü. yirmi günde Niğde'. Canımızı kurtarmışdk şim¬ dilik. O zamanın parasıyla. Karşılaştığımızda selam veriyoriardı. Sonradan. Hatta özür dilediler: Ne güzel insanlarsınız. ihtiyaçlanmızı karşılıyor. Niğde adını ilk defa du¬ yuyorduk. Beni. Temiz.. Bize de. şehir ve kasabalann içinden geçi¬ yor. Dönüş izni verdiler.ye vardık. Halbuki sizi çok kötü anlatmışlar¬ dı bize dediler. Tekrar konaklaya konaklaya memleketimize. evleri. Niğde'den tren yolu geçmiyordu. Ürkek gibi bir halleri vardı. Ya¬ nımıza alabildiğimiz giyecek ve yiyeceklerimizle bindik. Taşlar nakışlanarak duvarlan örülmüş çok güzel evlerdi.

"Şeyh Said İsyanında bin 500 ailenin sürgün edildiği" yazılıyor¬ du. gittikleri yerlerde halktan yardım. insanı kimüksizleşrirecek boyuttaydı. Kütahya'dayken tanık olduğu bir manzarayı anla¬ tıyordu: 2IO . Nazilli. Yine Diyarbakır eski Milletyekili Mahmut Altunakar. bahçe¬ lerin dumanlarıyla.* » » Yakılıp yıkılan köyler." Şair Cemal Süreya. Aydın. * Akunakar. sürgün yollan ve mecburi iskân yerlerinde horlanıp aşağılanıyor. sürgün trajedisi¬ ni yaşayan insan sayısı milyonları buluyor demekti. Şeyh Said İsyanından sonra babasının il il dolaştırıldığını. Ama hakaret eden çoktu. bağlar. "2000'e Doğru" dergisinin 20 Mayıs 1990 tarihli sayısında. kurtuluşu kimliğini inkârda aradı. Manisa. Okuk gitmemiz mese¬ leydi. aynı akıbetin 1936 yılında kendisini de bulduğunu söylüyordu. 1991 'de. küçücük bir çocukken. bu da. işkence olarak yüreklerini ka¬ natıyordu. Dersimli Kürt bir ailenin oğluydu. Aşağılanıp horlanmanın acı ve hüznü ruhunu karartmış ola¬ cak ki. Kürtler arasında sürgünü tanımayan aile bulunmadığım söylü¬ yordu. Merhametin yardım elini uzatan çıkmıyordu. ANAP'tan Muş milletvekili olan Alaattin Fırat. ailesiyle birlikte hayvana reva görülmeyecek biçimde trene doldurulanlar arasın¬ da Bilecik'e sürülmüş. Kürtler. Kürtlerde. Devletin felaketine uğramışların. ikinci bir ceza. aile genişliği hesaba katıldığında. Irkçı saldırganlık. 'Hani kuyruğunuz nerede?' diye soruyorlardı. ateşe verilen ormanlar. destek görme beklentileri yoktu. Çocuklar rahat bırakmıyorlardı. olmadı da. En sıradan aşağılama deyimi "kuyruklu Kürt"tü. sürgün edilen insan sayısı bilinmiyor. İzmir ve Balıkesir'de sürgün günleri yaşadığını. Yaşadığı sürece Kürt olduğunu gizleyerek korkularından kurtulmaya çalıştı. Diyarbakır Milletvekili Mahmut Altunakar anlatıyor: "1936 yılından 1947 yılına kadar Kütahya'da kaldık. Devle¬ tin sürgün ve ölüm istatistiği yoktu.

pence¬ resi de bulunmayan. Bir tren geldi." Sürgün manzaraları. kilometrelerce yürütülü¬ yor. günler¬ ce bekletiliyordu. 1938 yılında. Pislik.. hayvan naklinde kullanılan vagonlara dol¬ durularak sürgün yerlerine gönderiliyorlardı. Köylerden toparlanan her yaş ve cinsiyetten insanlar. sürgünlerin genel bir özetiydi. 211 . ölüm..."Bir tren dolusu Sason sürgünü geldi Kütahya'ya. 'Burası neresi.. toplama kamplarında yazın güneş altında. Kütah¬ ya'nın nerede olduğunu bilmiyorlardı. tuvaleti bir yana. Ama ttıvalet ihtiyacı sorundu. Dönemin ağır işleyen teknolojisiyle yokuluk günlerce sürüyordu. daha sonra oturma yeri.. izin dışı gökyüzüne bakmaları bi¬ le yasaklanıyordu. Havasızhk. hastalık. insanlığı utandıran örneklerie doluydu. Bazıları feryat ediyor. Bu koşullar altında hayatta kalabilenkr. Bu süre içinde yük vagonlanmn kapdan kilitli nıttıluyordu. Mahmut Altunakar'ın Kütahya garında gördüğü manzara. Ka¬ pılar açıldı. O zaman il¬ kokulda öğrenciydim. açlık ve susuzluktan. Bu ikinci toplanma yerinde yiyecek. Yanında gıda. Bir gün istasyonda geziyoruz. bizim Diyar¬ bakır yöresi insanlanmnkine benziyordu. aç. izinsiz helaya gitmek de yasak olduğu için koca koca adamlar ıslak haüeriyle muhafizlara alay konusu oluyorlardı. susuz. eski çağlarda pazar yerine satılmaya götürülen köleler ya da yabanlaşmış hayvanlar gibi birbirine bağlanıyor.. pislik. Bir tren doluşuy¬ du. başka sürgün kafilesini görüyordu is¬ tasyonda: "Yd 1938. açlık. içecek sağlamak dahil her türlü ihtiyaçları izne bağlanıyor. Çoğu baygındı. Sorduk nereli olduk¬ larını. her şey vardı trende. inliyordu." Altunakar. Siirt'in Sason bölgesinden getirilmişler. Kütahya'daydılar ama. en yakın tren istasyonuna götürülüyorlardı. su bulunduranlar şanslıydı. Kılık kıyaferieri. kışın soğukta. Bu insanlar. sürgün yerlerine nakledilmek üzere. memleketimizden çok mu uzaktayız?' diye soruyoriardı. Sersemleşmiş şekildeydi¬ ler. Dışarıya insanlar döküldü.

Çoluğu çocuğuyla dağlara sığınan insanlarımız. Aüesine. Her yerde korku vardı. yiyorduk. Ken¬ di çarığım yiyeni gördüm. torunlarına ilişkin endişeleri var¬ dı. Lübnan. "çare" üstüne tartışıyorlardı. Dertleşmeler. dönüp bakamadığı hevvar'. Türkçesiyle 'gazap günleri'ydi. 1925 ve sonrasına Uişkin belleğini özetlerken. Askerlerin bastığı köyler yanıyordu. Türk askerlerinin geceledikleri yerlerde at dışkı¬ larını topluyor. ne yapacakları belli olmaz. bir araya gelenler. "bunların. yakınlarının niçin götürüldüğünü bilmiyordu. 'anaların bebekleri¬ ni attığı. Yediğimiz bazı bitkiler zehirliydi. bunları yıkıyor. köyünde kakmı¬ yordu. mem¬ leketten gelen haberlerin tartışıldığı sohbetler. pe¬ riyodik toplantdara. At. Kimse niçin arandığını. "Ben çocuktum. Bu yüzden çok insan öldü. içinde diri kalabilmiş buğday ve arpa tanelerini ayıklıyor. Köy meydanlarında topluca dayak. Dağlarda yiyecek yoktu." Irak. geride bıraktıkları "dehşet ormanını" uzaktan izliyor. Şeyh Said İs¬ yanından sonra Suriye Kürdistanı'na yerleşen Vali Memduh Se- . Askerlerin yakala¬ yıp götürdüğü insanlar bir daha geri gelmiyordu. bütün hayvan ölüleri bizim için ziyafetti. Ürdün ve Suriye'ye kaçmayı başarmış ay¬ dınlar. Iran.BEŞİNCİ Bölüm HOYBUN VE İSYANCILAR İhtiyar bir Kürt'tü. eşek dahil. askerlerin geçtiği güzergâhlarda. ki¬ me ne zaman. hakaret alışılan olaylardandı. o da örgütlenerek mücadele etme düşünce¬ sine dönüşüyordu. adımı yazma" diyordu. ama Kürtlerin deyimiyle. Kimse evinde oturamıyor. Bazı kaynaklara göre. zaman içinde. Ne bulursak ayrımsız yiyorduk. insan ölüleri toplanıyordu. "Hoybun"un fikk babası. yaban hayvanı gibi avlanıyor.

lim'di. bütün Kürtleri. İhsan Nuri. ilkokuldan sonra Er¬ zincan Askeri Lisesi ve İstanbul'da Harp Okulu'nu bitirerek su¬ bay olmuş. başkanlığa da Bedirhan ailesin¬ den Celadet Bey'i getiriyordu. görüşmeler yapıyor¬ du. Kurdis¬ tan mücadelesi için oluşturulacak ordunun başkomutanlığım da Paşa rütbesine yükseltilen ihsan Nuri'ye veriyordu. İhsan Nuri. Nasturi isyanını bastırmakla görevli olarak Hakka¬ ri'ye gönderilen birliklerin içinde yer almışri. Hoybun'un kararıyla. kalabalıklaşan toplanrilar maratonu Kürt Kongresine dönüşüyordu. 1976 yılında. Kürt aydınlarından Şükrü Sekban. Albay Halit Bey'in lideriiğindeki "Azadi" örgütü¬ nün içindeydi. Şeyh Said İsyanına ka¬ tılmış. 213 . Kürdistan'ın kurtuluşu amacı etra¬ fında birleşrirme kararını alıyor. Kürt Kongresi 5 Ekim 1927 tarihinde. Paris'te yaşayan Şerif Paşa ve Mısır'da bulunan Celadet ile Kamuran Bedirhan kardeşlerin de bulunduğu Kürt önderlerle ilişkiye geçiyor. din. bir trafik kazasında öldü. Hakkari'deyken. Birinci Dünya Savaşı'na kanlmış. programlı toplantdara. Çeşidi as¬ keri kıtalarda görev yapmış. Kongre. Hoybun'un yönerimi ve savaş kadrosu. 1924 yılında. üç Kürt subay ve çok sayıda as¬ kerie biriikte Türk ordusundan ayrılmış. daha sonra yurtdışına geçmişti. 1926 yılında yeni isyanın askeri kana¬ dının başkomutanlığına getirildikten sonra ülkeye dönmüştü. mezhep ve aşiret farklılıklarını gözetmeden. İhsan Nuri. Berazi aşireti¬ nin reisi Mustafa Şahin. inanç. 1893'te Bitiis'te doğmuştu. Ağrı Dağı yenilgisinden sonra tekrar yurtdışına kaçri. Memduh Selim. Haco Ağa. giderek büyüyen. 1926'da amaçlı. Hoybun Kongresi. Görüşmeler. Osmanlı ordusunda çalışmaya başlamıştı. ikinci bir kararla. arkasında halk desteği bulunan pek çok Kürt önderden oluşuyordu. daha önce adım du¬ yurmuş. Lübnan'ın "Bihamdun" kasabasında başladı. İhsan Nuri. aralannda Şeyh Said'in oğlu Şeyh Ali Rı¬ za.

Ferzende Bey'in karşısında bozguna uğrayan Türk askerleri¬ nin komutanı. ağırlığıyla Malazgirt'te olan Hasenan aşirerin- dendi. Ayaklanmadan sonra. isteği geri çevirince. Hoybun Örgü¬ tü ve Ağrı Ayaklanması kitabında. komutan Ferzende'nin girdiği savaşlardan bi¬ rini şöyle yazıyor: "Ferzende Bey. bu yüzden çarpışmada bazı as¬ kerlerin öldürüldüğü dile getirilir. hem siyasi kadroda. burada İran ordusu engeliyle karşılaşıyor ve silahların teslimi isteniyordu. Şeyh Said ayaklanmasında. Raporda yöredeki bütün aşi¬ rederin Ferzende Bey'i desteklediği. hem de askeri yönetim¬ de görev alan. Ferzende'nin babası Süleyman Ahmed." Ağrı isyanının liderlerinden çoğu. Rohat Alakom. Ferzende'nin yürüttüğü savaş hakkında sayısız hikâye anlatı¬ lıyordu. Ağn ayaklanmasının gerilla li¬ derlerini nitelerken. Ferzende. Bunun üzerine Zilan'da seksen Kürt köyü yerle bir edilir. hiç kuşkusuz Ferzende Bey'dir" diye yazıyor. Sözlü Kürt edebiyatının ustaları denbejlerin "kılam" lan dışın¬ da. Fer¬ zende ise yaralı olarak Kürt lider Sımko'nun bölgesine geçiyordu. Fakat. sahte bir rapor yazar. Ferzende. Kürt kadın savaşçılardan uzun uzun söz ediyor. Malazgirt cephesini açan oy¬ du. Ferzende Bey. Yolunu kesen Türk ordusunun çem¬ berini yararak İran'a geçmeyi başardı. "Ağn ayaklanmasının efsanevi liderlerinden en önemlisi. "sıtran"lara konu olmuş komutan Ferzende idi. Rohat Alakom. çarişma çıkıyor¬ du. kendisi üzerine gönderilen ve iki alaydan oluşan askeriere karşı.Bunlardan biri de. Hasenanlı Halid Bey'in oğlu Şemseddin ve Zirkanlı Kerem Bey bu çatışmada ölüyor. aileleriyle bklikte ayaklanma¬ ya katılmıştı. altmış kişilik bir süvari biriiğiyle sa¬ vaşır. Kürt dengbejlerin pek çok "kdam"ına. 150 kadar arkadaşıyla birlikte İran Kürdistanı'na doğru çekildi. 214 . bir çarpışmada. daha sonra arkadaşlanyla birlikte Ağrı'ya dönüyor ve yürüttüğü gerilla savaşıyla ayaklanmanın efsanevi lideri hali¬ ne geliyordu. Ayaklanma sırasında bölgede bulunan ingiliz gazeteci Rosite Forbes.

daha sonra Bayar-Menderes ikilisinin partisi De¬ mokrat Parti'den (DP) milletvekili seçiliyordu. Dedesinden sonra kendisi üçüncü kuşak isyan¬ cıydı. fakat o. Bu yüz¬ den Türk parlamentosunun "en renkli" üyesiydi. Anayasanın. Türk hükümetinin isteği üzerine. o da tutuklanıp Yassıada'ya kapanlmış ve yargdanmışri. Türkçeyi "bilmiyor" görüne¬ rek. "korkuyla dalgasını geçer gibi" davranıyor. Rus işgali sırasında 18 yara almıştı. Da¬ ha sonra Trabzon'a sürgün gönderilmiş. Abdülmecit Bey. iktidar tarafindan çiğnenmesi davasında. tıpkı Ferzende gibi hem ayaklanmanın yönetim kadrosunda görevliydi. Fakat o. Sipki aşiretinin ön¬ deri Hamidiye Alaylan'nın komutanlarından Abdülmecit Bey'in oğluydu. yenilgiden sonra İran'a geçiyor. "ma va (bu). Halis Bey. hem de gerilla lideri olarak sıcak çarişmaların içindeydi. yolda kaçıp ül¬ kesine dönmüştü. Kurdistan tarihinde. 1900'lerdeki ayaklanmalarda aktif rol almışri. Halis Bey. Ağrı'nın Tutak ilçesinden. Halis Bey çok zeki ve espiriliydi. 1928 yılında yapılan banş görüşmelerine İhsan Nuri. benişttir (sakızdır) ben çiğnemişim hakim beg" cevabıyla korku ortamını "5 .Ferzende Bey'in eşi Besna Hanım ve annesi Ayşe Hanım da sa¬ vaşan kadınlar arasındaydı. Ağrı isyanının komutanlarından bir başkası Halis Bey (Öztürk) idi. Halis Bey. 1984 yılında başlayan isyanda ise torunlan yer alacaktı. Ağrı isyanının öncülerinden olan Halis Bey. genel af ilan edilin¬ ce geri dönüyor. DP iktidan 27 Mayıs 1960 tarihindeki askeri darbeyle devri¬ lince. sorulara kendi üslubuyla Kürtçe-Türkçe kanşımı bk dille cevap veriyordu. Yassıada mahkemesi başlı başına bir korkuluktu. HaÜs Bey. Türkçe konuşmalarına Kürtçe kelimeler katıyordu. mahke¬ me başkanı Salim Başol'un sorusu üzerine. Bira ibrahim ve Ferzende ile bklikte Kürt tarafinı temsil etmişti. isyancı geleneği sürdüren bir aileden geliyordu.

Fakat. Yine Seyithan tıpkı Ferzende gibi "kılamlara" konu olan adı¬ nı Şeyh Said İsyanıyla duyurmuş. "kılamlara" konu olan bir başka gerilla lideri Seyithan'dı. birçok gerilla lideri gibi daha sonra da çatışmaya devam etti.. daha sonra sinema ustası Ydmaz Güney'e de konu olacaktı. 1970'lerde yaptığı ve başrolünü oynadığı "Seyithan" filminde. 1925 ydında Şeyh Said İsyanı padak verince. Seyithan. Seyithan. TC yanlısı bir tutum takınmışlardı.gülümsetmiş ve "el kaldırmakla çiğneme ohr mı hakim Beg?" di¬ ye devam etmişti. Ferzende gibi Hasenan aşiretindendi. "Hüse¬ yin Paşa'nm çocukları Memo ve Nadir. İhsan Nuri.. saf değiştirmiş. Kör Hüseyin Paşa ve Hacı Musa Bey "Azadi" hareketinin ön- cülerindendi. İsyancıların toplanması üzerine Ağrı Dağına geçiyor. Nadir ve Memo. Ağrı isyanında ortaya çıkan öteki gerilla liderinden ikisiydi. Memo ve Nadir kardeşler. Yılmaz Güney'in annesi de aynı aşiretin kızıydı. daha sonra uzun süre kaçak ya¬ şamıştı. Kürtlerin bağımsızlığı için büyük fedakârlıklar yaparak. devlet yanlısı tutumlarına karşılık ödül beklerken cezalan¬ dırılarak. anılarında iki kardeşten söz ederken. * a Ferzende ve Halis beyden sonra adı. Hamidiye Paşası Kör Hüseyin Paşa'nm oğul¬ larıydı. 1932 yılında Suriye'ye geçmek isterken kurulan tu¬ zakla öldürüldü. Seyithan motifi. Yılmaz Güney. koyu sansüre rağmen biyografik öğelerini serpiştirmişti. Bunun üzerine 1928 2l6 . ge¬ rilla lideri olarak savaşa giriyordu. onun efsanevi öyküsünü annesinden dinlemiş olmalı ki. Kayseri'ye sürgün gönderiHyordu. yakın çevrelerinin tepkisine rağmen. İkili. babalarının olumsuzluklarım giderdiler" diye yazıyor.

daha önceki Kürt "hareket" ve "harekât"larından deneyimli general¬ ler yönetiyordu. Atatürk ise Ağn isyanının uzamasından rahatsızlık duyuyor. Hüseyin Paşa ile Ağrı eteklerine kadar gelmiş. New York Times gazetesi bir haberinde. Orduları yöneten komutan ise Salih Omurtak'tı. 1920'de Koçgiri'de katiiam ve soygun yapmakla suçlanan Sakal¬ lı Nurettin Paşa'nm da damadı olan generallerden bk başkasıydı. Burada hepsi bir pınarın başında uykuya dalmışlar. İsmet İnönü generallerin arkasındaki ikinci güçtü. Mehmet Şerif Fırat. Şeyh Said İsyanı ve sonrasındaki "tedip ve ten- kif'den de deneyimliydi. 217 . Bu sırada Medeni. Alpdoğan da 1920'deki Koçgiri olaylarından beri Kürt hareketlerini bastıran ve bu konuda deneyimli bir subay¬ dı." Ağrı ayaklanmacılarına karşı savaşan Türk ordularını. O. silahını alarak uykuda bulunan Hüseyin Paşa ve oğullarını öldürüp kelle¬ lerini Birinci Müfettiş İbrahim Tali Bey'e getirip affa uğramış. Atatürk'ün isyanın daha fazla uzaması halinde. Genelkurmay Başkanı Fevzi Çakmak başkomutandı. Daha sonra Genelkurmay Başkanı da olacak olan Omurtak. Ağn ayaklanmasında yer almak üzere geri dönüyorlardı. Aynı uzmanlıkta olan bir başka komutan. batılı basına gö¬ re "asabı bozuluyor"du. Yine 1920'den sonraki bütün Kürt hareketlerine müdahaleci olarak katılmış. daha sonra "tek başı¬ na" Dersim harekâtının başkomutanı olacakd.yılında Kayseri'den kaçarak Suriye'ye gidiyor. resmi deyimle "kari" ve tartışmasız disipline sahipri. "harekâtlarda" deneyim kazanıp uzmanlaşmıştı. General Hüseyin Ab¬ dullah Alpdoğan'dı. Hacı Musa'nın oğlu Me¬ deni. Doğu İlleri ve Varto Tarihi kitabında. Koç¬ giri olaylarından. Hoybun'a katılıyor. Kürdistan'a gidip doğrudan ordula¬ rın başına geçmeyi düşündüğünü yazıyordu. Hüseyin Paşa'nm Hacı Musa ile birlikte yola çıktığını yazıyor ve şöyle devam ediyor: "Hacı Musa yolda hastalanıp ölmüş. deneyim ve başarıları nedeniyle. Alpdoğan.

1926 yılında isyan edip Ağrı Da¬ ğına yerleşti.. savaş. Buzul ve dört mevsim bulutlu ulu¬ lukları. "Ivo Bege Pasin e" kılamı da. onurun ölümle dansı hikayesiydi.İBRAHİM PAŞA İhsan Nuri. trajedileri kı¬ lam. Ivo Beg eşi. Türklerin adını. Beyazıtlı Bira İbrahim e Hüssık e Telle. hayat da sunan Ağrı. o dönem için erişilmezdi. mertlik ile yiğitlik onurunun bir arada harmanlandığı destan. Çarpışarak köyüne. Fakat. İsyancıların orada toparlanmasından sonra "İbra¬ him Paşa" rütbesiyle çatışmalara katıldı. destan ve kasidelerle kuşaktan kuşağa aktararak geliyorlar¬ dı. bilindi bileli Ermeniler için "Ararat". Ağrı'ya çıkmış ve dağda hareketlilik başlamıştı. bu özel¬ likleriyle gerilla savaşları için doğal korugandı. Ve Kürtlerin "Bira İvrahim e Hessık e Telle" dedikleri Celali aşiretinin önderi ibrahim Bey. "Ağrı" diye değiştirdikleri dağ. Denbejlerin nağmeleştirdiği "Ivo Beg e Pasin e" destanı KürtRus savaşını konu ediyor. Degnbejlerin söylediği Kürt Beyi. onların nağmeleşrirdiği ve özve¬ ri. İran'a. isyan ve toplumsal olaylarda rol alan halk önderleriyle. kapısına dayanıp. Ka¬ pı kırıldı kırılacakken eşi kurtuluş umudunun bulunmadığını söyleyerek. Erişümez heybetinin yanında. Dünyanın en ulu dağlarından biridir Ağrı. zorlamaya başlıyor. çaresiz geri çekiliyor. dilden dUe aktarddar. evine kadar geliyor. bir yanı Ermenistan'a. öteki ucu Kürdistan'a uzanıyordu. düşmanın gücü karşısında. "Ivo Bege Pasine"nin (Pasin Beyi İbrahim) destanı şöyle: Ivo Beg. öne çıkıyor: 218 . Kürt sözlü edebiyatının sürdürücüleri dengbejler. Düşman peşinden köye giriyor. kızı ve geliniyle evde yalnız.. Geniş yayla ve otlaklarıyla. Şeyh Said'e ilişkin sayısız kılam ve kasideyi onlar. isyancı Kürt silahlı birliklerinin başına getirildi¬ ğinde. Kürtler için de "Agiri" idi. Rus istilacılara karşı savaşa gidiyor.

çaresizlik içinde karısına. Düşmana sağ teslim etme!.. tek tek. Ivo Beg? Ivo Beg. ceylan bakışlı kızı. Ivo Beg. Namusunu geride bırakıp nereye gidiyorsun böyle? Namusunu düşmana mı teslim edeceksin.. diye haykırıyor. Düşman askerleri içeri doluşuyor. Vakit yok. Fakat onur savaşında da olsa karısına. Kapı kınlırken. Neden öyle derin uykuda gibi duruyorsun? Namus ve şeref anıdır şimdi. kaskatı. Dirimizi düşmana teslim et me. Ge¬ lini ve kızı yalvarmaya devam ediyorlar: Geliyoriar baba. Karısı arkasından sesleniyor: Ivo Beg. Ivo Beg namluyu onlara doğrultuyor... ardından kızını vuruyor. Kadimiz helaldir sana Ivo Beg. uykudan uyanır gibi oluyor. O anda kapı kınlıyor. kansı bağı¬ rıyor: Uyan Ivo Beg! Sen ki dağlann şahinisin. namusumuzu kurtar baba. Kurtar onurumuzu.. uyan! Kapı kınlırken Ivo Beg. Bizi düşmana sağ tesÜm etme!. namus günüdür.. sonra geÜnini. ölmekten başka?. diye sesleniyor kocasına. Genç gelini öne çıkıyor: Vur bizi baba. Vur bizi. Onur gününde. Kapı tekmeleniyor. genç kızına ve gelinine kıyamıyor.. Önce bizi vur. Uyuşmuş gibi düşüyor parmağı.. Önce karısını. diye ekliyor kansı da. Gencecik. Şerefini kendi elinle düşmana mı teslim edeceksin? Uyan Ivo Beg. Bizi vurup. Sonra tabancasını çekip kapıya yöneliyor.. demir menteşeler sökülmeye başlıyor. 219 . Sen Ivo Bege Pasine'sin. genç gelini ve kızına bakı¬ yor. kıpırtısız kalıyor. ölümden başka seçenek olmadığını biliyor. Taban¬ casını doğrukuyor. Parmağı teriğe gitmi¬ yor. Önce beni vur. Bugün. hüzün içinde geri dönüp soruyor: Ben ne yapabilirim.. Kapıyı kınp içeriye gir¬ mek üzereler. Ivo Beg. Çarpışarak öle¬ cek.Ivo Beg..

güçsüz ihtiyarlar ve çocuklar kılıçtan geçi¬ rilsin ki. Bira İbrahim e Hussek e Telle'nin değişririlmiş öyküsü."Ivo Bege Pasine" destanı. ikincisi ise cephane ve teçhizat darlığıydı. en büyük lider Araradı Bira Ibrahime Husseke Telle buna karşı çıkd... "Bira" Kürtçe erkek kardeş demekti. Her türlü irtibattan yoksun olan Ararat liderleri. Ermeni yazar Garo Sasuni'nin anlattıklarıyla bu destan pek farkhlaşmıyor. savaşa de¬ vam için zorunlu olarak iki ayrı sorunu düşünmeye başladılar. önce sivil halkı kurtarma ve sonra da orada¬ ki güçleri başka dağlık bölgelere nakledip savaşı oralarda de¬ vam ettirme çarelerini aramaya başladılar. son neferinin son nefesine kadar savaşsınlar. 1930 yılında 100 bin askerin uçaklar desteğinde giriştiği Ağrı Dağı taarruzunun trajedik yüzünü şöyle anlattyor: "Genel taarruza rağmen. çok zor bir cephe savaşı vermeye mecbur oldu. Bira ibrahim'e halk. Husse Telle şu teklifi sunuyordu: Bütün kadınlar. Husseke Telle. Husse¬ ke Telle'yi yumuşatmayı başardıklarında. İb¬ rahim'in kısalrilmışıyla "Ivo" diyordu. Eylülün 2'sinden (1930) 15'ine kadar... Ararat liderleri. Örtüşüyor. yaşlı gözlerle Ararat asla¬ nından bu ümitsiz kırıma son vermesini rica ediyorlardı. planı ilk önce kendi aile ve akrabalarına uygulayarak. Bu devrimci gaddarlık içinde. arkalarındaki bütün köprüleri yakmış olan devrimci güçler. Türk ordusu. çok sayıdaki sivil halkı beslemek imkansız hale gelmişti. zaten on kadar gü¬ nahsız Kürt. bağımsızlık ocağının alevlerine kurban gitmişti. Ararat tepelerinde bir trajedinin manzarasını ortaya serdi. Bütün nüfuzlu liderler ve şeyhler. Garo Sasuni." Uzun bir adla anılıyordu: Bira Ibrahime Husseke Telle. Ararat (Ağrı) cesurane bir şekilde 25 Eylül'e kadar diren¬ di. ihsan Nuri ve bir kı¬ sım liderler bu planı uygulama taraftarıyken. bir oluyor. onun destanı mıydı? Bilinmez. Çünkü savaşçılardan başka. İlki her türlü erzak ve yiyecek darlığıydı. Ninesinin "Telle' olan . Fakat.

Beyazıt'a da dayanmıştı. Beyazıt'ın Ermenilerden geri alındığı gün. O nedenle ninesinin adı. şeker. Ruslar. Ağrı Dağı eteklerindeki Çiftlik köyündendi.. Aile ve çocukları da onun adıyla anılıyordu. şehri savunuyor. yöredeki Kürtleri de rahatsız etmeyeceklerdi. Kürtlerle Ermeniler arasında. Yine Kürtlerde. Bira İbrahim'in lakabıydı. köylere giriyor ve o arada kan akıyordu. pirinç ve sabun dağıtacak. bundan sonra Bira ile ihşki ku¬ ruyor ve anlaşma yapıyorlardı. biliniyor. Ruslar çekilince Beyazıt. 221 . İki taraf da anlaşmaya bağlı kalıyordu.. ni¬ nelerden birinin adıydı. Osmanlı devleti yarı dağıldığı için hiçbir kurumu yoktu. Ta ki Ruslar. Birinci Dünya Savaşı'nda. dört bir yandan ilerlemiş. Ermeniler. Bilge kişiliği. İhsan Nuri'nin de anılarında doğruladığına göre. ailenin kökü. geleneksel soyadı. Çeşitli kaynakların belirttiğine. kendi başına kalıyordu. aylarca süren kanlı çatışma başlıyordu. liderlik nitelikleriyle öne çıkan ka¬ dın. Babasının adı Hüseyin'di (Hussık): Telle'nin oğlu Hüseyin'in oğlu Kardeşi ibrahim. Bunun üzerine Bira ve Gur Huso yeniden silaha sarılıyor. buna kar¬ şıhk Kürtler de onlara saldırmayacaktı.adıyla anılıyordu. Ünü yaygın Celali aşiretinin önderlerindendi. Rus işgalini önlüyorlardı. ihti¬ yaç sahiplerine her ay. Böyle adlandırılıyor. Osmanh ordusu yenilip dağılınca. Rus işgali sırasında efsaneleşti. anlaşma gereğince Ruslar. Bira ve dostu Gur Huso (Kurt Hüseyin) önderliğindeki Kürtler. Beyazıtlıydı. Adı. Dağa çık¬ tıktan sonra ise Hoybun tarafından Paşalıkla rütbelendirildi. Ruslar. aileler erkeklerin gücü (baba erkü) üzerinde değildi. Beyazıt merkezine girmeyecekleri gibi. erkekleri geride bırakak aileyi simgeleyip temsil ediyordu. bu boşluktan yararlanarak Beyazıt'ı işgal ediyor. ünlü dede. Bira ibrahim'in dostu. anılıyordu aileler. engelsiz kalan Ruslar. silah yoldaşı Gur Huso şe¬ hit düşüyordu. halkın normal hayatını sürdürmesi için destek verecek. Sovyet ihtilali üzerine 1917'de çekilene kadar. Sanıldığı gibi Kürtlerde.

Bıra'mn yönetimi teslim ettiği gün. Ermenilerin çekilmesinden sonra savunma birlikleri ku¬ ruyor ve şehrin yönetimini üstleniyordu. tüfek ve tankların eş¬ liğinde şehre giriyor. hizmetleri öteki yana savru- lacak. "din kardeşi" Osmanlı üniformalı askerle¬ ri karşılayıp ağırlıyor. Şeyh Said isyanında devlete sadık kaldı. Tabii askerlerin kaz adımlı "zafer turu" da ihmal edilmiyor. Bira. anılarında. Oysa Bira bütün istekleri. bir direğe bağlanmış genç kızı "özgür¬ leşmenin simgesi" olarak çözüyor. canını almak üzere peşine dü¬ şeceklerdi. Fakat öyle olma¬ yacaktı. Aradan aylar geçtikten sonra.Bira. Bira. Meydan savaşlarını kazanarak Beyazıt'ı kurtarmış Türk ordusunu anmak üzere. Vefa borcu bir yana. tersine TC'nin yanında yer almıştı. Bütün düşman askerlerini süngüleyip öldürdükten sonra. isyanm yenil- 222 . TC tarihine. Bira ibrahim'i anlatıyor: "Bira. is¬ yana katılmamış. Beyazıt'ta "kurtuluş" şenÜkleri dü¬ zenliyor. bir gün. ordu birlikleri top. kentin yönetimini devrediyor. daha sonra yapacağı katkılar da hesaba alınmayacaktı. hatta yalvarmaları geri çevirmiş. Beyazıt'ı Türk askerlerine teslim ettikten sonra köyüne dönmüyordu. İşte. Beyazıt'ın "kurtuluşu" her yıl bu müsameresel manza¬ rayla kutlanıyor. Şeyh Said İsyanından sonra. TC. Onca hizmeti. yeniden "temsili düşman" kuvvetleriyle temsili çarpışmalar düzenliyor. İhsan Nuri Paşa. Bir dükkân açıp başına geçiyor. kendince huzurlu bir hayat kurmuştu. köşesine çe¬ kiliyordu. destek de vermemiş. direğe Türk bayrağı çekiyor¬ lar. "Türk ordu¬ sunun düşmanla çarpışa çarpışa Doğubeyazıt'ı kurtardığı tarih" olarak geçiyordu. Bira. ilk eşi ve çocuklan köyde kalıyordu. her yıl aynı tarihte. birkaç Osmanlı askeri yolunu şaşırmış gibi çıkıp Beyazıt'a geliyor. o arada Belediye Başkanı Mahmut Efendi'nin kız kardeşiyle ikinci evliliğini yapı¬ yor.

Fakat ne olduğunu anlayamadım. Şeyh Sa¬ id'in oğlu Ali Rıza ve birkaç Hesenenli lider. Tüfeğimi ve fişekliğimi çayın kenarına getir' dedim.' diye¬ rek Allah'a yalvardım. Türklerin gözünde Kürtler ister hizmet¬ kâr. Yönü¬ mü Kıble'ye çevirdim. geçişlerini engellemeye çalıştılar. engelleme olayında bunlarla beraberdi. Şeyh Said İsyanının bastırılmasından sonra. Türk devleti Kürt önderlerini. kendisinin de listede olduğunu. Bira. 'AUahım. Ben hemen yola çıktım. senin atını alacaklannı düşünerek atladığı gibi sürdü. 'Devlete çok büyük hizmetlerde bulundum. Devletin dostuyum. Qotis üzerinden giderek çayın kenanna vardım. Bira Husseke'yi soruyorlardı. Fakat geçişi engellemeyi başaramadılar. 'Ben de kısa yoldan ge¬ leceğim. O gittikten sonra evden çıktım. 20 Türk süvarisi köye girdi." İhsan Nuri Paşa devam ediyor: "1926 yılının ilk aylan ve kışın sonlarına doğru. Caminin önünde durdum.' Ona çabuk köye dönmesini söyledim. adamlarıyla birlik¬ te İran'a geçmek istediler. yeter ki tüfeğimi kavuştur bana. telaşla bana. ben devlete hiç kötülük yapmadım. Bir süre sonra birkaç el tüfek sesi gel¬ di. aileleriyle birlikte Bad Anadolu'ya sürgün etmeye başladı.. Dükkânımla uğraşıyo¬ rum. yine de Kürt'tü. 'Şafakla bir subay ve 20 Türk süvarisi köye geldiler. Bıra'mn Ağn'nm Çiftlik köyünde bulunan karısı ve çocukları.. Devletin isteği üzerine. Hizmetkârımız. bir gün şa¬ fakla beraber. daha yeni uykudan uyanmış ve sürülerini gönder¬ mekle uğraşırken. Bıra'mn dosdan. Fa¬ kat düşünemiyordu ki. sen biliyorsun ki. senin köyde olmadığını söyledi.giye uğraması ve Şeyh Said'in yakalanmasından sonra. adamlarıyla ve Celalilerle birlikte bunların yolunu kese¬ rek. Kör Hüseyin Paşa. Süvarilerin bir kısmı peşine düş¬ tü. sür¬ gün edileceğini söylüyorlardı. Sonra ne olursa olsun. Seni soruyoriardı. Anam subaya. AUahım. Rahatsızlık vermiyorum. Dükkânımın önünden geçerek şehirden ayrıldım. Beni niçin sürsünler ki!' diyordu. Bundan sonraki gelişmeleri Bira bana şöyle anlatd: 'Ben Beyazıt'taki evimde çayımı içiyordum ki. Ağrı'dan gelen küçük oğlum llhami. Bugün bir şeye ka-^ nşmıyorum. O söylenenlere kulak asmayarak. Sürü- 223 . isterse asi olsun. Şimdi beni sürmek istiyorlar.

Köye giderek. BİLDİRİ SAVAŞLARI İhsan Nuri'nin çıkışından sonra. aranan. Arap asıllı İbrahim Tali Öngören. Pek çok kişi. bize ne¬ ler yapmazlar!" diyordu. bir asker yaralanmış' dedi. Çobana meseleyi sordum. ezberlediği birkaç ke¬ lime Kürtçeyi yerli yersiz sözleri arasına sıkıştırarak konuşmalar yapıyor. bu arada "ben de sizdenim" demek adına işi Kürt giysile¬ ri giymeye kadar vardırıyordu. birkaç adamıyla birlikte. yanına aldığı ba¬ zı ağalarla köylere gidiyor. tek tek. 'Askerler köye geldiler. "kendile¬ rine hizmet eden ve sadık kalan Bıra'ya bunu reva görenler. Türkiye Cumhuriyeri politik ve askeri ta¬ arruza geçiyordu. Ağrı Dağı "Kürt Ulusal Meclisi"nin merkezi haline geliyor. yanına gelenler çoğalmaya başladı. Çepe Kubent köyü yakınlarında Keskoi'lerden birkaç kaçağa rasdamış1ar. bütün yörede şaşkınlık ve korku yaratmıştı. ya da 1980 sonrasının "Olağanüstü Hal Bölge Valiliği" olan "Umum Müfettişliğe" atanıyor. cebine dol¬ durduğu renkli şekerleri çocuklara dağıtıyor. yaralıyı Beyazıt'a gönderdim. İbrahim TaH Öngören. yer yer çatışmalar başlıyordu. köylülerle birlikte yer sofrasına oturup yemek yiyor.lerim çayın kenarındaydı. seni bulamayınca adnın peşine düştüler. aralarında çatışma çıkmış. Çok geç¬ meden. Bira. Ağn Dağına sığındı. Onun adını ve dağa sığındığını duyan. halktan biri olduğunu göstermek için. tehlikeyi sezenlerle. dört bir yan¬ dan. gruplar halinde yanıha akmaya başlamıştı. Hoybun'u halk desteğinden soyudamak amacıyla bir propaganda kampanyası başlatıyor. karşılığı genel valilik. Çoba¬ nım tüfeğimi getirdi. Askerlerin yaralıyı benim evime bırakıp gittiklerini söyledi. bu yüzden firari bir hayat yaşayan Kürtler." Bira İbrahim'in onca hizmetine rağmen karşılaştığı muamele. 224 .

Sürgün edilmiş yüz binlerce Kürt'ten kaç kişi bugün hayatta kalabilmiş¬ tir. Türklerin affi¬ na inanarak teslim olanlar öldürüleceklerdir. İhsan Nuri Paşa'nm anılarında yazdığına göre." Öte yandan Türk hükümeri firarda bulunan ve aranan Kürt liderlerine "devletin şefkatli kollarına sığınma" ve genel aftan ya¬ rarlanma çağrıları yapıyordu.ibrahim Tali'nin propaganda kampanyası karşısında Hoybun da boş durmuyor. görevlileri karşı atakla köyleri. Türk propaganda¬ sına kanmayın!" diyorlardı. bunun bir tuzak olduğunu. Bu affı çıkarmak¬ taki amaç. Bunun üzerine Hoybun bir bildi¬ riyle "affin tuzak olduğunu" duyuruyordu. Fakat Kürt hal¬ kı. Haybon'un 1928 Martında yayınladığı ve "Kürt ulusuna" di¬ ye başlayan bildiride şöyle deniliyordu: "Ey Kürder! Türklerin affina inanmayın. Halbuki Kürt halkı örgütünün arkasında ve onun aracılığıyla özgürlüğüne kavuşmak istemektedir. bundan önce de suikasder ve hileler yo¬ luyla Kürt örgütlerini dağıtmışlardır. Bildiride şöyle denili¬ yordu: "Türk hükümederi. Hoybun. Bundan sonra karşıhklı bildiri savaşları başlıyordu. Affin bir amacı da sükûn var diyerek Batı'dan yardım almakdr. bexte we tüne!' Atalarımızın bu sözünü unutmayın. Türklere güven yoktur. Şimdi de Hoybun'u dağıt¬ mak istiyoriar. Genel Müfettiş İbrahim Tali de. karşı bildiride Hoybun'un gerçekleri saptırdığını. 'Kürt sorunu ve Kurdistan yok' demektir. yaptıkları konuşmalarda. Türklerin sözüne inanıp teslim olmamalarını istiyordu. 'Rome Xayine. Genel af çıkarmasının tek nedeni Hoybun'u dağıtmaktır. sınırların dışında ve dağlarda yaşayan Kürt milliyet¬ çilerini hile ile ele geçirmektir. ge¬ nel af ilan edildiğini açıklıyordu. "af" sö¬ zü üzerine. aranan liderleri bir bildiriyle uyarıyor. yakın geçmişte ya¬ şadıklarımız. aşiretieri dola¬ şıyor. Türklerin riyakârlığına inanmayacakdr. İsmet Paşa hükümeti de bu arada barış taarruzuna geçiyor. gelecekte olacakların aynasıdır. "unutmayın. aftan yararlanmak isteyenlerin hiçbir şey¬ den korkup çekinmeden teslim olmalarını isriyordu." 2-İ5 .

Türklere has öldürme ve yok etme devam ediyor. Daha sonra Suriye'ye geçmişti. İhsan Nuri Paşa'nm yazdığına göre. Mahkeme¬ de. Dönenler arasında. Saide Telhe'nin idamı. Şeyh Said'in iki oğlu Ali Rıza ile Selahaddin ve Şeyh Said ha¬ reketinin önemli adamlarından Said e Telhe de aftan yararlan¬ mak isteyenler arasındaydı. Yakılmış yüzlerce kö- 226 . yurtdışındakiler de ülkeye geri dönmeye başlıyorlardı. Şeyh Ali Rıza uzun zaman tutulduktan sonra serbest bırakıldı. öldürüldüler. Şeyh Said'in çekirdek kadro adamlanndan biriydi. Gelenlerin yok edilmesi önceden kararlaştırıldığı için. Ama Saide Telhe idam edildi. geçmişteki yaraların sarılacağını. "Kuzey Kurdistan Cemiyeri"ni kurmakla suçlandılar. Şeyh Said'in iki oğlu ile birlikte dönen Said e Telhe ve öteki bazı Kürt liderler tutuklanıp Ankara'da yargılandılar. yasal zeminden yararlanmak. Kürtler yeni büyük bir tehlikeyle karşı karşıyadır. bildiride şöyle deniliyordu: "Türk hükümeti. yakılıp yıkılan köylerin yeniden imar edileceğini söylüyor. ilan edilen af üzerine. mudu bir gelecek vaat ediyordu. Şeyh Ali Rıza ve Selahaddin'in mahkûm edilmesi üzerine Hoybun bir bildiri ile gelişmelerin kendilerini doğruladığını belirterek. * Hükümetin propaganda savaşının ilk etabını Türk hükümeti kazanıyor. Fakat Hoybun. devletin şefkatli kollarına sı¬ ğının!" tekrarında bulunuyor. Şeyh Said kö¬ yünden çıktığından beri yanındaydı. "gelin. Kürtleri zamanında uya¬ rarak pek çoğunu tuzaktan kurtardı. 1928 yılın¬ da dağdan köylerine. bazı Kürt önderler. Şeyh Selahaddin 12 yıl hapis cezasına çarptırıldı. bu olanağı değerlendirmek isteyenler de vardı. sahte afla bazı Kürtlerin dönüşüne izin ver¬ di. 1400 kişi hapsedildi ya da sürgüne gönderildi. halktan isyan¬ cılara inanmamasını istiyor. Kürtlerden oyuna gelmemelerini istedi. birer bahaneyle hapse adldılar.Genel Müfettiş İbrahim Tali de karşı bildiride. Said e Telhe (Talha'nın oğlu Said) Bingöl'ün Azizan köyünden.

Ankara'dan gelen bir delegasyonla gerçekleşti. öldürülmüş binlerce Kürdü. Ayrıca seçip beğenmesi kendisine ait ol- 227 . Çok şey anladyor. külliyetii miktarda akın verilecekti kendisine. 60 kişilik bir süvari birliğiyle görüşmelerin yapılacağı Şeyhli köprüsüne gelmiş. karlar arasın¬ da iki alayımızı imha etmişler. ihsan Nuri'nin anılarında yazdığına göre. Öte yanda. görüşmelerin en önemlisi. silahlarını¬ zı koruyunuz. Genel Vali İbrahim Tali Öngören.. kaymakam ve generaller. Ayırca yöre valileri. Kürderi Ağrı Dağında bütünüyle imha ettik diye. Oyuna gelmeyin!" * t * İbrahim Tali Öngören ise karşı bildiride. Lozan Anlaşması sürecinde yolları ayrılan ve gözden düşen Dr.. 1928 yazında. ihsan Nuri'ye çekici armağan ve vaadler sunuluyordu. anılarında. Aranızdaki çekişmeleri unutunuz. İhsan Nuri silahını bıraktığı takdirde. Bu yöntem ba¬ şarılı olamayınca. önüne maddi ve manevi olanaklar sermeye başlıyordu. dağdan inip teslim olmasına karşılık. Fe¬ ci şeyler. Türk heyetinde 12 milletvekili yer alıyordu. ku¬ mandan Salih Paşa bildiri yayınladı." Türk devleti. bütün çabalarına rağmen sonuç alamayınca ve kayıpları büyük olunca diyalog çabalarına giriyordu. Türklerin kaybı ise büyüktü. kızlarınız ve kadınlarınızın sefa¬ letini gözlerinizin önüne getirerek birbirinizi seviniz. Rıza Nur. Hoybun'dan silah bırakması isteniyordu. karşılığında. Kürtler dağ¬ dan bizim araziye inmişler. doğrudan İhsan Nuri'yle ilişkiye girerek. Türklerin ama¬ cı Kürdü Kürde öldürtmektir. doğrudan "barış görüşmeleri" önerisi götürü¬ lüyor ve bu Kürt tarafinca da kabul görüyordu. bu döneme ilişkin olarak şunları yazıyor: "istanbul'a yeni gelmiş biriyle görüştüm. toplantıya Bira ibrahim. Ferzende ve Halis Bey'le birhkte kadlmışd. onun yanlış tutumu yüzünden başkalarının ceza gördüğünü söylüyordu. çatışmalar yayılarak büyüyordu. Meğer Kürtler. 1928 Mayısında. Müthiş masraf olmuş.yü. Atatürk'ün yakın kadro adamlarından biriyken. verilen sözün tutulmamasmın suçunu İhsan Nuri'ye yüklüyor. İhsan Nuri Paşa.

Bu da ancak ulusumuzun bağımsızlık haklarının tanınmasıyla çözümlenebilir. pes etmek istemiyordu. Sürgünler ve cezaevindeki¬ ler de af kapsamına alınacaktı. Top¬ lanndan hemen sonra ihsan Nuri'ye mektup yazarak. nafile genel taarruzlar düzenliyor. Türki¬ ye'nin. ancak Hoybun emrettiğinde terk ederim. İhsan Nuri. Çünkü sorun kişisel değil ulusaldır. rüşvet karşılığında halkını satacak kadar küçülmediğini söylüyor. 228 . İhsan Nuri. Bu arada genel af kapsamı genişletilecek. dilediği ülkede büyükelçilik göreviyle. bağımsız Kürdistan'ın derhal tanınmasını" içeren kar¬ şı görüşleri öne sürüyordu. Fakat. sonuç almamadan toplantı dağılıyordu. beğenmiyorsa. Hoybun'un emriyle bulunuyorum. istediği miktarda paranın hazır kendisini beklediğini ekliyordu. önerilen rüşvete çok öfkelendiğini belirtiyor ve mektuba mektupla yanıt vererek. Mü¬ fettiş. ihsan Nuri. mücadeleden vazgeçmesi halinde. Siyasi öneriniz varsa. görevi alabilecekti. Muhatabınız Hoybun'dur. Görevim. eski tekliflerini tekrarlayarak. yazdığına göre. bu şartların dışında her¬ hangi bir konuda müzakereye oturmayacağını da belirtiyordu. Hoy¬ bun'a mensup olmaktan şeref duyuyorum. Kürdistan'ın bağımsızlığını tanımasına ve onun ordula¬ rından boşaldlmasma kadar savaşı yürütmektir. bunun korgeneral rütbesi ve kolordu ko¬ mutanlığı olacağını vaat ediyor. 1926 baharından beri Ağrı Dağına. ister yurtiçinde. ama eli boş kışlasına dönüyordu. tüm Kürtler bundan yararlanacaktı. vakit var¬ ken. "Türk askerlerinin kayıtsız koşulsuz Kürdistan'dan çe¬ kilmesini. ibrahim Tali vazgeçmek.mak üzere. "Ben Hoybun askeri lideri ve Kürt Silahlı Kuvvederi'nin başkomutanıyım" dediğini ve sonra şöyle devam ettiğini yazıyor: "Ben bu görevde. ister yurtdışında dilediği makamı. her sonbaharda büyük kayıplar vererek. onlan Hoybun'a iletebilirim. Görevi. Türk ordusunda müm¬ taz bir yer verileceğini. sunulanları dinledikten sonra söz alarak. önüne konanları alıp rahatına bakmasını öneriyordu." RUSLAR VE İRAN DA SAVAŞA GİRİYOR Türk ordusu. İhsan Nuri'nin şardarı karşısında pazarlık ortamı yok oluyor.

Devletin iyi niyetli bütün ısrarlı çağrılarına rağmen. Ama bütün aramalara rağmen. Devlet isyancıların peşini bırakmak niyetinde değildi. Türk askerleri. teslim olmuyor. zorunlu olarak çatışmaya girmişlerdi. askerler de ölü ile yaralılarını toplayarak Beyazıt'taki ka¬ rargâha çekilmişti. tersi¬ ne. Genelkurmayca yapılan "resmi tarih"te. "kandırdı¬ ğı" Kürtleri yanına çekiyor. köylülerin yaylaya çıkışı "Birinci Ağrı İs¬ yanı" ve ordunun koyun sürülerinin peşine düşmesi de "isyanın bastırılması" oluyordu. "sıcak temas" kurulamamış. büyüyordu. "ateşle karşılık vermiş". Bir ay gibi kısa bir zaman içinde hazırlık¬ lar tamamlanmış ve Haziran ayında "büyük taarruz" başlamıştı. o arada havalar soğuduğu için or¬ du. derhal harekete geçmiş ve 28. "yasağa saygısızlık etmiş" ve 16 Mayıs 1926 ta¬ rihinde. Jandarma Alayım isyanı basrirmakla görevlendirmişti. isyancılarla sürüle¬ rinin peşine düşmüş ve Ağrı Dağı eteğindeki Demirkapı bölgesin¬ de isyancılara yetişmişti. 1927 baharında Ağrı Dağını karargâh yapmıştı. Devlet. "asilerin tedip ile tenkili"yle görevlendirmişti. 229 . dağı terk edip geri dönmüştü. bir sürü koyunla Ağn Dağı yaylalarına çıkmıştı. Otorite¬ sini kanıtlamak için Üçüncü Orduyu. Bu. "eşkıyalığını" her gün biraz daha ileri götürüyor. bunun üze¬ rine. dev¬ let otoritesine "bir isyan "di. Fakat. koyun sürüsü ve sahipleri. Genelkurmay'ın Kürt İsyanları kitabında yazılanlara göre. "eşkıya" dur ihtarı ve "teslim ol" çağrılarına aldırmadığı gibi. ulusal birlik ve beraberlik ile güvenliği için Ağrı yöresinde yayla yasağı ilan etmişti. TC. Fakat. Jandarma alayı. Resmi tarihin kaydettiği "ikinci Ağrı İsyanı" da ilginçti: Genelkurmay'ın kitabı yazıyor: "Hoybun" denilen "eşkıya çetesi". Fakat jandarma alayının şansı yaver gitmediği için bozguna uğramış. Beyazıt'a bağlı Muson kasabası¬ nın Kaleci köyü.Resmi tarih. "Birinci Ağrı İsyanı" için 16 Mayıs 1926 tarihi veriliyordu. Resmi tarihe göre. bu taarruzları "Birinci" ve "İkinci Ağrı İsyanı" diye adlandırıyordu. yamaçlan tırmanıp yaylaya çıkmış. dağda "asilere" rastlanmamış.

Ayaklanma serpilme¬ ye başladı. Ermeni yazar Garo Sasuni. Amaç. Türkler ilk taarruzda mağlup olup dağıldılar. arama çabaları boşa çıkıyor. Ağrı Dağının sarp kayalıklarına. tankları. "aranan eşkıya. Çünkü. kara birlikleri. "eşkıya"nın sayısını vermiyordu. 13 Eylül 1927 tarihinde. taarruz üstüne taarruz tazeliyor. Hükümetin prestiji kırıldı. Ağn Dağı. nereden peydahlandığı bilinmeyen eşkıya aniden ortaya çıkıyor. Fakat. Ama. ikinci kol da Kars'tan İğdır'a kaydı¬ rılmış. Ordu iki kol ha¬ linde taarruza geçmişti. iki kolordu ve 10 bin kişiden oluşuyordu. sıcak temas kurulamıyordu. "eşkıya insanlıktan anlamamış" ve affa sırtını çevirmişti. haziran (1927) ayında İğdır ve Beyazıt'a 10 bin ka¬ dar asker yığdılar. gece olunca. arkasında da uçakları vardı.TC yine de insanca davranmış ve asilerin dağdan inmesi için genel af ilan etmişti. uçaklar bomba yağdırı¬ yor. iki hafta topa tutuluyor. resmi tarihin "İkinci Ağrı İsyanı" diye adlandırdığı olayları şöyle özetliyor: "Türkler." 230 . Resmi tarih. Türk ordusu yeni büyük bir savaş için hazırlanırken. bunun üzerine "eşkıyanın kö¬ künü kazımak" üzere. ama isteni¬ len sonuca yanlamıyordu. Zaten bir kere daha havalar soğuduğu için Ankara'dan "ri¬ cat" emri veriliyordu. Türk basınında endişeler belirmeye başladı. Hava Kuvvetlerinin de desteği ve top atışlarıyla genel taarruz başlamıştı.. dik ya¬ maçlarına yürüyüp tırmanmak zorunda kalmıştı.. Erzurum'dan Eleşkirt ve Karakilise üzerinden yürümüş. Ağrı Dağına kesin darbe indirmek ve olayı sessizce kapatmakd. Kolorduların topları. sürgün¬ deki Kürtler de kaçıp harekete katıldılar. gün ışığında bulunamıyor". Yüksek askeri idare birbirine girdi. "ikinci Ağrı İsyanı" ve bastırılması "harekâtı" oluyordu. Birinci kol. Bu da. Ama Türk or¬ dusu. gerilla baskınlarıyla Türk ordusuna zayiat verdiriyordu. oradan hücum emri verilmişti. Türk ordusu.

hatta tehdit ediyordu. İran'ı işbirliğine ikna için Tahran elçiliğine atanmıştı. Iran ve Sovyetler Birliği'nin (Rusya) desteğini almak için yoğun bir diplomatik faaliyet yürütüyor. karşılığını almaya çalışıyordu. Fakat Iran. bunu sıçrama tahtası yaparak. İran uzun uğraş ve müzakerelerden sonra. bitişik Kürtlerin başarıya ulaşmaları halinde. bu çabaların nafileliği orta¬ ya çıkıyor. gerek savaşçı sayısı gerekse silah bakımından zayıf olan Kürtlerle başa çıkamıyordu. TC. Çünkü. Emin Karaca'mn Ağrı Eteklerindeki Ateş kitabında ayrmrilarıyla yazdığına göre. sıkışmış Türk¬ lere kendini pahalıya satmaya. kendilerini de ilgilendiriyordu. bu arada Türk birliklerinin geçişine de imkan veriyordu. öte yandan dış destek arayışlarına hız veriyordu. İran ile Sovyetler Birliği arasında mekik dokuyordu. İran'ın kazancı büyüktü. "emperyalizmin Kafkasları ele geçirme planı" olarak nitelendiriyordu. Toprak bile kopanyordu. Bir yanıyla TC'nin Kürtlerle davası. taraflar sözü namlulara bırakmak üzere hazırlıklara girişiyordu. aldıklarına karşılık olarak TC'ye istenilen desteği veriyordu. Sovyetler. diyalog kesiliyor. bu söylemle "ilerici TC'ye destek" veriyor. TC.Türk ordusu. 1919'da Samsun'a çıkıştan beri Atatürk'ün yanında bulunan ve çeşitli vesilelerle sadakatini kanıtlamış olan eski asker Hüsrev Gerede. Kürdistan'ın kurulma çabalarını. ikinci bir hamle ile İran'a atlayacaklarından korku¬ yorlardı. kışlalar inşa ediyor. O nedenle kişilere rüşvet niteliğinde maddi ve manevi olanaklar sunuyor. bir yandan Ağrı eteklerine asker ve silah yığıyor. Moskova da. Türklere yardım etmesi için İran'ı sıkışrinyor. Türk diplomatları. Moskova. Stalin yönetimindeki Moskova ile de görüşmeler yürütülüyor¬ du. dağa tır¬ manış yolları ve kışın barınmak üzere. 1928 yılı sonbaharında. Sınır dü- 231 . teslime iknaya çalışıyordu. manevra yeteneklerini kırmak ve Ermenilerden yardım almasını önlemek için Kürderi kuzeyden kuşariyor. Iran da "kendi Kürtleri" nedeniyle "ortaklığa" sıcak bakıyordu.

Bu taktik. gücünü gücüne katmıştı. büyük ve küçük Ağrı'nın sembolü olan metal bir arma vardı. Öte yandan. Ağrı Dağı¬ nın eteklerindeki bazı verimli alanlar. Hiçbir yerden destek ve yardım beklemiyordum. başka silahlar ele geçirip savaş cep¬ hesi açamıyordum. tank ve uçaklarla çok iyi teçhiz edilmiş Türk devletinin ordusu karşısında. anılarında. gerilla savaşı ile. Top. hesaplaşmak üzere silahlarını çeki¬ yordu.zeltmeleri adı altında. * » İhsan Nuri Paşa. Xoybun merkezi tarafından tespit edilmişti. söz namluların diyaloguna geliyor. kendi rütbelerini belirten armalar bulunuyordu. desteğe karşılık İran'a ve¬ riliyordu. ingiltere de Irak'ta yönetimi elinde bulunduruyor¬ du. 1639 yılında imzalanan Kasr-ı Şirin Anlaş¬ masıyla çizilen sınır ilk kez İran lehine değiştiriliyor. Artık vuruş zamanıydı. buğday başağı. O dönemde Fran¬ sa Suriye'de. Subaylarda ise Ağrı yerine Xoybun'un arması ve onun üstünde de. kalem ve güneşti. Türk¬ lerin Kürtler üzerindeki nüfuzunu kırmak istiyordum. hançer. Erlerin 'kum'lerinin (şapka-kasket) önünde. Kürtlerin mevzilendiği Ağrı Da¬ ğının taarruz öncesi halini şöyle anlatıyor: "Ağrı Dağında durum geliştirildi. Genç savaşçılar üniforma giydiler. güneyden gelecek yardım kanallarının tıkanması için Fransa ve İngiltere'den destek alınıyordu. Bu. taraflar. Türkiye Cumhuriyeti çağın egemen dünyasını yanına almış. Bundan sonra temas ve görüşmeler kesiliyor. on¬ ları genel ayaklanmaya hazırlamaya çalışıyorduk. Onun için Ağrı'yı teslim etmeden önce. düşmandan ele geçirilmiş tü¬ fek ve fişeklerle savaşmanın kolay olmayacağını biliyordum. 232 . Elimizde ye¬ terince silah olmadığı için. Bunun için Kürtler arasında bağımsızlık düşüncesini hakim kılarak. aynı zamanda "delinemez" denilen Lozan Anlaşmasının da delinmesiydi. Xoybun'un (Hoybun) arması.

hem de darbeler indirecek fedai grupları göndermiştim. Fazlasıyla verdiler. Tarıma elverişli toprak kıttı. köylü uykudayken gelip köyü sarmışlardı. hem çalışa¬ cak. Onun için kıdık çekiliyordu. Ama Ağrı savaşçılarında ol¬ mayan tek şey korku ve ümitsizlikti. Tarımla uğraşacak kimse de yoktu. Rumiler. her türlü tehlike ve eziyete razıydılar. Bunlardan biri. taş ve kayalarla duvar gibi kaplıydı. Kornikork savaşından son¬ ra güven artmıştı. diyorlardı. yalnız Ağrı'da değil. yemek için tüccarlardan bir koyun istemişti. Fakat tüccar vermemişti. Düşman Şeyh'in köyünü sarmışd. süvari alayı komutanı Ferhat Bey yöne¬ tiyordu. Savaşçılar at. bağımsızlıkçıların yaktığı ateş. gece. Süphan dağında. silah ve cep¬ hane konusunda çok zayıftılar. ulusal bayraklarının gölgesi altında. Grupların sayısı azdı. Saldırıyı. Ağrılılar sayıca çok azdı." ATEŞ ÇEMBERİ Türkiye Cumhuriyeti (TC) Rus ve İran'ın gücünü de yedekledikten sonra 1930 baharında.Kürdistan'da Xoybun'un teşkilatlarını oluşturmak ve genel ayaklanmayı örgütlemek üzere. Bu zor ve kötü koşullar altında Kürdistan'ın bağımsızlığı yo¬ luna başlarını koymuşlar. Savaşçılar. Üretim yapılamıyordu. sürekli düşman karşısınday¬ dı. Çok az fişek olduğu için. Kurdistan içlerine. Türklerin hakimiyetindeki Kürdistan'ın diğer yerlerinde de yanıyordu. Bu nedenle çık¬ mak mümkün değildi. Bunun üzerine bir başka grup gönderdik. Türkler Keskoi aşiretinin bir grubuyla birlikte Şeyh Abdülkadir'in üstü¬ ne saldırdılar. ihsan Nuri şöyle yazıyor: "1930'un bahanydı. Bu da gösteriyor ki. Eli silah tutan herkes. savaş uçaklarıyla desteklenmiş 100 bin kişilik bir orduyla genel taarruza geçiyordu. Düz bir arazide bu¬ lunan köy. ele ge¬ çen mitralyözler kuUanılamıyordu. dağların kan eriyip yollar geçk vermeye başlar başlamaz. Varolan topraklar da Türklerin devamlı ateşi al¬ tındaydı. Ağrı'nın kışı daha bitmemişti ki. 133 . Türklerin bir kolordusu bik biri¬ mizin üstüne gelmeye cesaret edemez.

Fakat öteki askerierin yeri çok sarp olduğu için onlara ulaşamadılar. Nitekim. Bu. Ardından birkaç düşman uçağı yaylanın üze¬ rinde uçmaya başladı. düşürülen uçaklardan birinin sağlam parçalarından oluşuyordu. 10 Haziran 1930 günü. Karım Yaşa Hatun yaralandı. gecenin karanlığından yararianarak askeriere yak¬ laştı. Silah sesleri¬ nin geldiği yöne gittiğimde. Ağnlılar çadıriannı alıp dağın doruklan- na çıkmışlardı. Türklerin gece bir piyade taburu ve bir topla gelip Kabaktepe'yi işgal ettiklerini gördüm. Biz çadır açalı henüz birkaç gün olmuştu ki. Çadşma öğleye kadar sürdü. Geri döndüler.Şeyh sabah abdeste çıkarken kurşuna tutuluyor. Davo yollarını kesiyor. Ge¬ ce 15 asker sığınaklarından çıkıp dağdan aşağıya inerken. Besse de. tank ve toplann desteğinde başlattığı genel taarruzu da şöyle an¬ latıyor: "Yazın ilk günleriydi." İhsan Nuri Paşa anılannda. 234 . tüfek atışıyla uçaklar düşürüyoriardı. Bıra'mn oğlu Davo'nun biriiği. Köylüler uyanıyor. Kabaktepe'yi uzaktan kurşun yağmuru¬ na tutmuştu. Bir saadik çarpışmadan sonra askerierin tümü öldürülüp silahlanna el konuyor. 100 bin askerin uçak. Gittiler. İhsan Nuri. Sesler. düşürülen uçak ve ölen pilodann anısına bk "Hava Şehitieri Abidesi" dikiliyordu. Abide. Köyüler savunma için dışarıya çıkıyor. kuzey- bad yönünden silah sesleri geldi. dağın kuzeyindeki Miro yolundan geliyordu. Türklerin 1930 yılındaki büyük saldınsının başlangıcıydı. karşı saldınlaria zayiat veriyor. 1931 yılında Ağrı şehir merkezin¬ de. Ama bir başka birlik. Ömere Besse-Keltanilerin re¬ isi de Kabaktepe'deki hedeflere arkadan saldıracakd. Birkaçını etkisizleştirip silahlanna el koydu. Cadıdan bombardıman ettiler. Odamakta olan hayvanlar öldüler. Tepedeki askerier ise aşağıda arkadaşlannın ölümünü seyrediyorlardı. Köy tüfek ve mitralyöz ateşi akına alınıyor. aynnnlara yer veriyor ve şunlan yazıyor: "Bir gün." Kürtler direniyor. Kabaktepe'nin irtiba- dnı kesmek için gece harekete geçti.

Norşad kalesini savunmak için. arada bir birkaç kişi gidip orada görünüyordu. Teslim üzerine tepelerden iniyorlar. Kürtler. Çanşma çıkıyor. Erciş halkından Seid Resule Berzenci ve Heseni süvari biriiğini Zilan vadisine gönderdim. silah ve cephane kıt- i35 . karşı tepede Kürt bağımsızlık bayrağı dalgalanıyordu. zorlu bir savaştan sonra Hasan Abdal'ı ele geçirdikr. saldınnın yolunda gitmesi için. Hasan Ab¬ dal üzerine erken saldırddar. komutanın aklına gelmemişti. askerier az olduk¬ lannı görünce silahlanna sarılıyorlar. Şehirde bir piyade taburu ile bir mitralyöz bölüğü vardı. Zilanhlar. Bargeri'nin tümü hemen alındı. Ağn süvarilerini büyük bir sevinçle karşıladılar. Ardından aynı bölgede bulunan Norşad şehrine hücum ettiler. Norşad. Kör Hüseyin Paşa'nm oğulları Memo ve Nadir. emirnamede yazılı tarihi anlamadılar. Komu¬ tan. Bu sevinç içinde. Norşad'la biriikte Erciş ve Bargeri şehirierine de sal¬ dırmışlardı. Böylece Türk yardım biriiği Erciş'e yetişiyor. O sırada. Kürtler mermileri bitene kadar çadşıyor ve orada ölüyoriar. Yardıma gelenlerin yolu kesildi. Bu arada. Türkleri esir alanlar Hayderi savaşçılanydı. Komutan çadşmada ölmüştü. kadın ve çocuk¬ ların topluca kadedildikleri Zilan'a da değiniyor ve şöyle diyor: "Ben. Zilanhlar. Erciş'in imdadına yetişmek üzere top ve asker gönder¬ diler. Türkler bir türlü buraya yaklaşma ce¬ sareti gösteremediler. Sağ kalan asker ve subaylar esir alındı." İhsan Nuri savaşan aşiretleri tek tek sayıyordu. Bayrak sonuna kadar orada kaldı. sa¬ vaşın kaderini değiştiren nedenleri sıralarken. Kale zapt edildi. Erciş'in bir kısmı. Hasan Abdal'daki ordugâhta 200 asker bulunuyordu. en büyük trajedilerin yaşandığı. her tarafi onarıp muhkemleştirmişti.Şunu söylemek istiyorum: Türkler Kabaktepe'yi işgal ettikleri zaman. 24 saat bile dayanamadı. Fakat Kürtlerin kendi davalan ve vatanlan için ken¬ dilerini feda edebileceği." İhsan Nuri. Burayı savunacak gücümüz olmadığı için. Türkler. Askerleri esir edip silahlanna el koydular. Kurtulamayacaklannı anlayan Türkler teslim oldular.

Araş nehrini geçerek Küçük Ağrı eteklerine vardığını bana haber verdiler. Keskoi aşireti ve diğer bazı aşiretlerin saf değiştirip Türklerin yanında yer almasının olayları etkilediğini yazıyordu. Er¬ meni Taşnak Partisi'nin söz verdiği paralarınsa kendilerine ulaş¬ madığını belirtiyordu. İhsan Nuri anılarında şöyle yazıyor: "Silahımız yoktu. Ruslar Türklere yardım ediyordu. hiçbir yerden maddi yardım alamadıklannı. Dağılma başladı. Kanikork savaşma kadar benim bile tüfeğim yoktu." ihsan Nuri. 1930 Eylülünde Ağn Dağının do¬ ruklarına sığınıp burada direndiler. 1930 Temmuzunda Türk devletinin yanında yer alıyordu. sonra mitral¬ yöz ve tüfek sesleri yükseldi. Kuvvetlerini Culfar'a yığmışlardı. ihsan Nuri. Silah ve kurşunlan savaşarak düşmanın elinden alıyorduk. üç¬ lü kıskaca alınmıştı. ilk çatışmalarda başarı elde etmişlerdi. nedenlerden biri ola¬ rak sayıyordu. önce top. 236 . Kürtler. » * Kürder. Bu arada Kör Hüseyin Paşa'nm oğlu ve bir diğer aşiretin reisi olan Seid Resul'la çekişme içine girmesinin de zarariar verdiğini naklediyordu. Çemberi yarabilenler İran Kürderine karıştı. Dersim'in bir türlü ayağa kalkmamasını da. "Iran sınır ka¬ rakolunun bulunduğu Ayıbey yönünden. Gidip kendim baktım. Fakat fazla dayanamadılar. Türk kuvvetlerine yardım için. Bu savaşta bir tüfek ele geçirdim. İran'ın savaşa girmesi konusunda. Gerçeği gözlerimle gördüm" diyordu. Bunun bir yanlışlık olduğunu san¬ dım." İhsan Nuri ve arkadaşları. Sovyet cephesi için şunlan yazıyordu: "Sovyeder Birliği kuvvetlerinin.lığının yanında Kürdün Kürde silah çekip saf değiştirmesini en ba¬ şa koyuyordu. Sovyetler Biriiği ve Iran da savaşın hemen başında. ihsan Nuri. Fakat ilerle¬ yen zaman içinde gerilemeye başladılar.

Ağn Dağına çekildiler. Türkler. Ermenistan ve Kürdistan'ın bağımsızlı¬ ğından yanaydı. yollan üzerinde bulunan askeri ve idari merkezleri işgal ettiler. Çarpışmalar yayıldı. İğdır ve Iran sınınndan taar- ruza geçtiler. Kanlı çadşmalar- dan sonra Erciş ve Zilan kasabalarını aldılar. Abağa. Ulusal Kürt Hareketi ve Ermeni-Kürt İlişkileri adındaki kitabında. Savaş kızıştı.liderleri de sayabiliriz: Ferzende Bey. Fakat şehri uzun zaman elde tu¬ tamadılar. Kürder daha hazıriıklarını tamamlamamışken. 7 Türk uçağını düşürdüler. Bu sırada. Binlerce kur¬ ban verdirttiler. temmuz ayında Beyazıt. Buna rağmen. Savaşçıların silah ve cephaneleri tükendi. 5 bin kadar kadın. Güçlü yeteneklere sahip üç liderin çevresinde is¬ yancı aşiretler ve devrimci Kürtler toplanmışlardı. Mustafa Kelo takma isimli Dijana Hesse Sori ve diğerleri. Garo Sasuni. Avrupa basını. Kürtler. bir başka yerde padak veriyordu. Olayları tarafsız bir bakışaçısıyla inceliyor ve yorumluyordu..Ermeni yazar Garo Sasuni. Ta¬ ceddin.. öçlerini silahsız sivil Kürderden aldı¬ lar. Vanlıların hücu¬ muyla Van şehri de işgal edildi... Ağrı isyanındaki "üçüncü göz"dü. 1930'da. Zilan ve Ma¬ lazgirt'teki Kürt güçleri biriikte hareket ederek. Üç liderden başka şu . Türk¬ ler saldırdılar. Çarpışmalar bir yerde sönerken. Hakkari'nin bir kısmı isyan bay¬ rağını açıp Türk askerlerini kırarak Çölemerik'i aldılar. 15 Temmuz 1930 tarihinde Ağrı Dağı çev¬ resindeki bölgede 60 bin kişilik ordu ve 100 uçağın toplandığı¬ nı yazıyordu. Pergiri. Dersim başta olmak üzere birçok Kürt bölgesi hareketsizdi. Yüzlerce Kürdü toplayıp Van Gölüne dök¬ tüler. Yusuf Redkini. 200 kadar köyü talandan sonra yaktılar. Kamil Mahor. Fakat büyük kayıplar verip yenildiler. çocuk ve ihtiyarı kadettiler. erimiş biriiklerini takviye için kısmi seferberiik ilan etti. Türkler temel güçlerini Zilan ve Erciş bölgelerinde topladılar. 237 . Ib¬ rahime Husseke Telle Paşa ve Zilan Bey. Aynı gaddariığı Van bölgesinde de devam ettirdiler. Ağrı isyanının bütün Kurdistan ve Kürtleri kapsamadığını söylüyor ve devam ediyor: "Ağrı hareketinin üç büyük lideri vardı: ihsan Nuri Paşa. Adevi Aziz. Hükümet. Bunların üçü de geniş siyasi görüşlere sahipti. Türkler.

Savaş kesintisiz bir hal aldı. "Muhayyel (hayali) Kurdistan burada gömülüdür" cümlesini yazarak sonucu ilan ediyordu. Çok sayıda uçak kaybettiler. Kürderi boğmak üzere Türk¬ lere yardıma koştu. Hakkari. RESMİ TARİH VE YAŞAR KEMAL Kürder için her türlü muamele "mubah". Salih Paşa'nm birlikleri Beyazıt yakmlanndaki ba¬ taklıklarda kısmen yok edildi. Kürtler zaman zaman İğ¬ dır'a hakim oluyor. "isyan 238 .Bundan sonra cephe sabitleşti. 1931 yılında. Dönemin yarı resmi Cumhuriyet gazetesi. Birbirinden kopuk kimi liderierin." 25 Eylül 1930'da düzenli ordu karşısında yaşanan başarısız¬ lık "genel yenilgi" sayıldı. Ankara-Moskova işbiriiği de uzun zaman gizli kalmadı. Şeyh Barzani. İran'ı Türki¬ ye'yle işbirliği için zoriadı ve ikna etti. Türk birliklerini Sovyet Ermenistanına sığın¬ maya mecbur ediyordu. birinci sayfasında yayınlanan bir karikatürde. Moskova bununla da kalmadı. hukuka uygun olamasa da. mezar taşı¬ nın altına. Türkler çaresiz kaldı. "tek kişilik çıkış"la uyguladığı gerilla yöntemleri işe yaramıyordu.. ya¬ salardaki boşluklar sıkı sıkıya kapatılmış. Kızıl Ordu birlikleri Araş nehrini geçip. "Tenkil" ve "tedip" başladı. suç işleme özgürlü¬ ğü ise sonsuzdu. panik içinde kaçıyordu. Buna rağmen Ağrı Dağı 25 Eylül'e kadar çok cesurane biçim¬ de dayandı. Ağn bozgunundan sonra. Kürtler zaman zaman baskın yapıp panik yaratıyordu. Günün birinde. Kürder. kısmen de esir alınarak büyük bir yenilgiye uğradldı. sı¬ nın geçerek Hakkari çarpışmalarına hız verdi. Çatak. Lider kadrosu dağddı. Taşburun çarpışmaları meşhurdur. Bunun dışında Van. nereye olduğunu bilmeden. biri çıkıp insanlığın evrensel hukuku adına suçlulardan hesap sormasın diye. Hınıs ve Malazgirt bölgelerinde çarpışmalar sürüyordu. "tedip ile tenkil" için sonsuz özgüriük getirilmişri. Bu amaçla.

dokunulmaz¬ lık tanınıyordu. Düşman görüldüğü yerde. Bu yasanın birinci maddesinde şöyle denUiyordu: "Erciş. Ortasına bomba düşen koyun göğe fıriadıktan son¬ ra. Birçoğu gibi o da. ruhunu temiz¬ lemeye. 1990'da 85 yaşındaydı. Ankara'nın Kızılcahamam ilçesine bağlı Etil köyünden İpek Yıl¬ maz. "Kürtler ko¬ yun kılığına bürünüyor" denilerek koyun sürüleri havadan bom¬ balanıyordu. milis ve ahaU tarafindan is¬ yanın ve bu isyana alakadar vak'alann tenkiH emrinde gerek müstakilen ve gerekse müştereken eşlenmiş ef al ve hareket suç sayılamaz. korucu. cansız olarak yere düşüyordu. işlem) suç sayılmayacağına dair kanun" yürürlüğe giriyordu. eylem. Bir yayla baskınına katıldığını. ihtiyariığmda. emir gereği suç işlediğini öne sürerek. Çağımızın ulu yazarlarından Yaşar Kemal. 239 ." Böylece. askeriik yaparken Zilan bölgesinde sivil katliam¬ larda rol almıştı. Zilan bölgesinde yürüyen bütün canlılar hedefti. İnsanlar arasında ise yaş ve cinsiyet ayırımı yapılmıyordu. ihtiyar kimsenin sağ kurtulamadığını söylüyordu. Pişmanlık ve hüzün içinde anılannı an¬ latırken. İpek Yılmaz. Ağn Dağı havalisinde meydana gelen isyan böl¬ gesinde. onlara sonsuz yetki veriliyor. Kürt trajedisini en iyi biknkrdendi. Trajedinin külleri. "onların da Müslüman olduklarını bilmiyorduk" diyordu. hemen hemen bütün roman¬ larının sayfalarına serpilidir. bebek. Zilan. vicdanını yıkamaya çalışıyordu.bölgesinde işlenen ef alın (fiil. yeryüzünde devletin her personeli ayrı ayrı birer "in¬ faz" elemanı kesiliyor. bunu müteakkip Birinci Umum Müfettişlik mındkası ve Erzincan'ın Pülümür kazası dahilinde yapılan takip ve tedip ha¬ reketleri münasebetiyk 20 Haziran 1930'dan 1 Arahk 1930 ta¬ rihine kadar askeri kuvvetier ve devlet memurları ve bunlar ile beraber hareket eden bekçi. "müstahak olduğu akıbete" uğratdıyordu.

O en yüksek tepenin de yüksekliği altmış met¬ re kadarmış. Kürderie çarpışdm. diye takılıyordum. At yetiştireceğim. ben asker kasketimi bir değneğe takıp çı- kanyordum.. işte ben o düzlüğe vardım da. Hiç aklı almıyordu. çok atıcı. söylediklerine göre bu üç tepecikten biridir. Eeeee? O düzlüğün üstünde de. sayfasında şöyle anlatıyor: ". Ne. Bana. Ağn Dağında diyordu. Ama paşanın denizden ödünün kop¬ tuğu belliydi. diyordu. Bizim bir komutanımız vardı. Selim Balıkçı. Sen denizden korkarsın paşam.. Demek sen Ağn Dağında. Sen Ağn Dağını gördün mü? diye sordu. korkmak diyordu. inanmaz inanmaz bakd.. ne kadar erkek varsa köyde kurşundan geçirtiyordu. Beni yanına çağın¬ yordu. domates dikeceğim. Ağn kırımının bir sahnesini. Ölen her askere karşılık bir Kürt köyü yakıyor. bu dil 240 . hele bir bitsin Selim diyordu. Deniz Küstü ro¬ manının 8. baskısının 88. Tam tepesine kadar mı? Tam tepesine kadar değil. Belki de Çekmece'de bir taria alınm.. geleceğim senin Menekşe'den bir taria alacağım. Çıkar çıkmaz kasketim en az beş kurşunu birden yiyordu.. Bir Kürt bir askeri öldürürse. Atatürk onu severmiş. Ta Büyükada'ya kadar kürek çekerek gideceğiz. Meyme¬ netsiz bir adamdı ya. gördüm. Ağn Dağında Kürder isyan çıkarmışlardı.. diyordu gülerek.. emekli ola¬ cağım. Cemal Gürsel gibi kabadayı paşalar hep böyle şapkalannı yan yıkariar. üç tane başka küçük tepecik var¬ dır. dedim.. Kürder yaman adamlar. bana bakd. hele bir bitsin.. Asıl Ağn Dağının en yüksek yeri. Nasıl ölçüyoriar dağlann yüksekliğini? Bir alet var. Ağrı Dağının tepesine vannca önce bir düzlük görürsün.. Ben o zaman Erzurum'da askerdim. adı Salih Paşa. Şapka¬ sını yana yıkıyordu. bu paşa var ya kuduruyordu. Seninle balığa çıka¬ cağım. dedim. Tepesine kadar da çıkdm. o en yüksek te¬ peye çıkamadım. Gördüm. Karşılıklı çarpışırken. Başını kaldırdı. Ben bu yarayı Ağn Dağında aldım.Yaşar Kemal.

daha son¬ ra Genelkurmay Başkanı olan Salih Omurtak'ri.." Hiç kurtulamayanların kaçı bebek. birçok altın gerdanlık. Kürtlerde çok para. bir tanesini sağ bırakmayın bu yılanların. 15 Temmuz 1930 tarihinde yayınladığı bildiride şöyle diyordu: "Eşkıya çeteleri. Kürt beylerini de oynatır. Hızma dediklerini de. Bu Salih Paşa. Öldürmedik. Bir sabahd. alimallah tüm orduyu Kürtler gibi kurşundan geçirirdi. Dersim'de de ortaya çıkacakn. bir karyolada. gerçek bir isimdi.. (. Ben bir kuruş almadım bı¬ raktığım Kürtlerden. yakaladığımız Kürtleri serbest bırakıyor¬ duk.. o gün öldürülen Kürtlerin şerefi¬ ne kadeh kaldırır. Kürderin kökünü kestik. bu dereler etrafinda tedricen sıkışan çemberi içinde. bir altına bir can bağışlayarak. Bir bahar. göbek atardı.. Her askerin çantasın¬ da kağıt paralar. sakız gibi bir yataktayım. Ben hiç para almadım. din kardeşi değil miydik? Paşa böyle yapdğımızı bir duysa. o gün çarpışma bitip akşam olunca. Bizim memlekette can karşdığı para alınmaz. bize yardım eden Kürt beylerini de çadırına çağırır. sürmedik adam koymadık. Salih Paşa adı. Ağrı Dağını. altın hızmalar. elinize geçen her Kürdü kurşundan geçirin. kendi de. Biz as¬ kerler ne yapıyorduk. ordumuzun. çok altın vardı." * * s Yaşar Kemal'in anlattığı Salih Paşa. kadınların ayak bileklerine taktıkları bir hoş bileziklerdir. Ağrı savaşını yöneten Salih Paşa. şimdiye Türkiye'de bir Kürt kalmazdı. kadın. eteklerini bir bir dolaşarak yaknk. bilezik. akın balballar. çok perişan ve münhezin bir halde Zilan ve Hacıdırı derelerine sığınmışlarsa da. Salih Paşa. diye bağırıyordu. ne göreyim. Salih Paşa beni çok içirmişti.) Gözümü açdm ki. çocuk ve ihtiyardı? 241 . Bazı askerler zengin oldular. yangın yerine çevirdik. hiç kurtulmamak şartıyla yok edil¬ miştir. yıktık... burunlarına takarlar. Halhal dedikleri. Asker onun de¬ diğini dinleseydi. sabaha kadar içer. Deli divane oluyor. İnsanlık için...bilmez köylünün Atatürkümüze başkaldırmalarını.

14 (Özel muhabirimiz bildiriyor) . savunmasız sivillere ilişkin aynnri yayınlamı¬ yordu. Muş. Basın da. Ayn¬ ca Türkler 1400 tane de uçak kullanıyordu. iki tarafin savaş gücünü karşılaş¬ tırıyor ve şöyle diyor: "Her ne kadar büyük miktardaki Türk biriikleri Van. Halbuki Türk ordusunun toplamı 60 bini buluyordu. bir müfreze önünde düşüp ölenler 1000 kişi tahmin edi¬ liyor. İhsan Nuri. Zilan vadi¬ sindeki toplu katüamı şöyle veriyordu: "Karaköse. savaşa kanlan Kürt ulusal hare¬ keti savaşçılannm sayısı 10 bin idi. 16 Temmuz 1930 tarihindeki sayısında. Hatta Avrupa ve Amerika'nın önemli gazeteleri. savaştan kaçan masumlar mıydı? KATLİAMCI ASKER ANLATIYOR Merkez üssü Ağrı Dağı olan isyancılar. Ağn'dan Van Gölünün güneyine kadar. Ermeni yazar Garo Sosuni. uçak ve toplarla tak¬ viyeli. bu rakamı 100 bin olarak vermekteydi.Salih Paşa'nm resmi bildirisi. lebaleb ceset¬ lerle dolmuştur.Ağn eteklerinde eşkıyaya kadlan köyler yakılarak. kaçışı kurtuluş sanıp. Zilan deresi. Zilan deresine sıvışan 5 şaki teslim olmuştur. "500 kişilik bir ek gücümüz olsaydı. Hakka¬ ri. Zilan'da topluca yok olan silahsız. Türk ordusuna yenilmezdik" diyor. savaşın asıl merkezini Ağn Dağı teşkil ediyordu. bu konuda herhangi bir ayrıntt vermiyordu." Gazetenin yazdığı sayıda silahlı isyancı bulunmadığına göre. 1930'daki Kürt ayaklanmasına katılanların sayısı. Buradaki harp. anılannda Ağn Dağında 300 kişiyle direndiklerini söylüyor. tüm alan¬ da birkaç bin silahlıyı bulmuyordu." Devlerin yarı resmi yayın organı durumunda olan Cumhuri¬ yet gazetesi. Hınıs ve İran sınırında isyancı aşiretlerie meşgul olduy¬ sa da. 100 bin kişilik Türk ordusu ve yardım eden Ruslar ve Iran- 242 . Yalnız. ahalisi Erciş'e sevk ve orada is¬ kan olunmuştur. 15 binden fazladır. pek müthiş bir tarzda cereyan etmiştir. öldürülenler. Zilan harekâdnda imha edilen eşkıya miktarı.

Van'ın Erciş'ine kadar uzanan vadinin adıy¬ dı. ağaçlar... Zilan zemininin orta yeri. yükselen tepeleri. köyleri boşaltmış. ihtiyarıyla insanlar. si¬ vil. çayırları. yayla ve otlaklarıyla. dört bir yana dağılıp bebeği. deresiyle Zilan baştan başa çiçek ko- 243 . koyun sürüleri. yamaçlarından aşağıya cam duruluğunda sular akıtır. bahar karlarından hemen sonra başlayan yayla zamanıyla birlikte. Kürtçede "filizler" anlamına gelen "Zi¬ lan" bölgesiydi.. küçük akarsulara. kertenkelelerin bile zor tu¬ tunduğu dikliktedir. Bazı noktalarda ise uzak.. Beyazıt'tan başlayarak. bazı bölgelerde kilometreleri buluyor. bıçaklanmış karpuz gibi. yer yer bir kıyıdan ötekine adanacak izlenimi verecek kadar yakın. Zilan deresinin uzunluğunu kilometre olarak bilmiyorum. Pınarlar. savunmasız halk kırımın hedefi olmuştu. yer kürenin merkezine inen bir kuyuyu andırıyor. Bu. Zilan. dipte birleşerek. boylu bo¬ yunca uzanan dipsiz manzarasıyla. Yamaçları sarp. cephe dağılmış. Zilan deresinin zemininde dört mevsim soğuk. Ingilizcesi "ka¬ nyon" olan Geli'nin Türkçede karşılığı yok. Yamaçları yaklaşsa da uzaklaşsa da Zilan deresi. Yıldızların alabildiğine yakın göründüğü Zilan gecele¬ rinde. Türkçede. duru sular ça- ğıldar. çukurluklara. yer yer daralan. "Celilere" de "dere" deniyor. Kırım kollarını gören halk. ama Beyazıt önlerinden Van Gölüne kadar uzanıyor. otlar arasında çağıldar. doruklara. Türkçedeki deyimle "dere" diyelim. düzlükleri. yayla ateşleri uzaktan uzağa birbirine göz kırpıyordu. yan yana konan "el"le (obalar) "şe- ni"leşiyor. kilometreler boyu genişleyerek açılan çayırlan. Zilan deresi olan kanyondu. Dünyanın merkezine varıyormuş izlenimi veren derinliği. iki kol ha¬ linde yarık. Derin ya¬ maçları. Biz de. Baharda yaylaları. Aşağıda. kabu¬ ğunun altı kütür kütür olmuş.lılarla savaşmak zorunda kalmış ve yenilmiş. çatlayacak kadar olgunlaşmış. ZUan. vadi ve kanyonlara sığınmışlardı. kurtuluş umudunu dağlarda aramış. Kürderin efsanevi "Geliye Zilan"ıdır. ot ve çiçek kokuları taşıyordu. Gece yelleri. Sığınaklardan biri de.

Müslümanlığı seçen. "Zilan deresi"nde topluca kadedilen insan sayısı hiçbk zaman bilinemedi. çiçeklerinkine kanşarak akar. hiç kimse tara¬ findan hiçbk zaman bifinmedi. Geçeni sarhoş edercesine. on binlerce asker tarafindan baştan başa sarılmış Zilan deresinde. kendini güven içinde hissedenler ise yayla ve düzlüklerinde.. Zilan'ın koruyucu. "Ben isyana katılmadım" düşüncesiyle. Bidisli. Toplanan insanların sayısı. süngülenerek. Birinci Dün¬ ya Savaşı'nda isrilaya çıkan Ruslardan kaçan Kürdere bannaklık etti. dünya kurulduğundan beri. yamaçları ve Geliye Zilan tarihte benzeri olmayan bir kadiama tanık oldu. buğday başağı biçilircesine yok edildi. ZUan vadisi. Yaz Ortalarında.. En son. çayıriar cenneri. mitralyöze tutula¬ rak. ya da kar¬ şı çıkanlan. Beyazıdılar "Türk askerierinin giremeyeceği bir ko¬ runaktır" düşüncesiyle Geliye Zilan'a akın ediyor. yalnız yaylalar. kınm başlamış. Hıristiyanlan korudu. odaklar. 244 . mazlumu esirgeyip saklayan efsanesi 1930'da kırılarak yerle bir edildi.kar. otlann. uslu öyle dururiar. armut ve "hulitırşık" kokulan.. Fakat. Yeni doğmuş bebekten 90'hk ih¬ tiyara kadar her yaş ve cinsiyetten sayısız insan. Giriş ve çıkışlan tutulmuş. Zilan'da olgunlaşmaya başlayan yaban elma¬ sı. Zilan dağlan. "Gula Maran" (yılan gülü) mevsiminde Zilan'ın yılanlan sar¬ hoştur. Ağnh. Ama korkudan kaçan Vanlılar. Gula Maran'ın benzersiz kızılhğıyla açtığı tek yeryüzü parçası değil.. "kom kom" çadıriannı aç¬ mışlardı. kırım boyunca yer gök insan feryadanyla dolmuştu. derinliklerine iniyorlardı. yanılgıları aynı zamanda tarihin en büyük toplu kınmmı beraberinde gerirecekti. 1900'Ierin başında da sakladı. Dibinde yatarak ağır. zalimin zulmünden kaçanlann da ba¬ rınağıydı. * Ağn Dağı bozgunundan sonra Kürder akın akın Geliye (dere) Zilan'a sığınmışlardı. Havada çiçek ve ot kokulan akar.

utanır gibi olmuştu. Dursun Çakıroğlu. ibadete vermiş gibi bir hali vardı. parasızlık yüzünden. ihtiyar ve savunmasız kadınların çığlıkları rüyasına gi- 2-45 . Hac pa¬ rasını bir türlü denkleştiremediği için öfkeliydi.. Kendini. Mekke'ye gidip Ka- beye yüz sürçmemiş. Dursun Çakıroğlu. Yangınların içinden insanlar firlıyor. 1906 yıhnda Trabzon'da doğmuş bir köy¬ lüydü.Dönemin yarı resmi Cumhuriyet gazetesi. Mahallede "Laz Hoca" lakabıyla tanınıyordu. in¬ san ölüleriyle doldu" cümlesini manşete çıkarıyordu. Benzer soruları o da kendi kendine sormuş muydu? Öldürülen çocukların. onu hacı bile yap¬ mamıştı. çocuk ve ihtiyarlar da Müslüman değil miydi?" Irkildi Laz Hoca. yardım etmeyen çocuklarına değil. Ama devlet hizmetlerini görmezlikten gelmiş. Tek derdi ise hacı olamamaktı. Laz Hoca. hacı olmayı Allah nasip etmemişti. 1990'da Ankara'nın Söğütözü semtindeki gecekondu mahal¬ lesinde yaşıyordu. yürekten bağlı ol¬ duğu devletine de. kurşunlanıyordu. Zilan yaylaları yanıyordu. Zilan'da öldürdüğün kadınlar. Gençliğinde. Ama yalnız kö¬ tü talihine. Zilan'daki kınm ve kan sesini "zafer" olarak duyuruyor ve "Zilan deresi lebaleb. Dediğine göre. Geçmişinden sıkılır. gözleri açık gidecekti öbür dünyaya.. sağlıklı görünüyordu. Bakışları yere in¬ di. uzun yıllar askerlik yapıp "memleketi kurtar¬ mak" için canını siper etmiş. Kırımın resmi söylemdeki adı. Susup kaldı. Dinç. can derdi ve feryat figan içinde alevlerin arasından çıkanlar. "eşkıya tenkili" idi. askerfiğinde. hacı olamadan ölürse. Uykudan uyanır gibi oldu. Kürtlerle savaşmıştı. "Sen Müslüman ve dindar olduğunu söylüyorsun. kurşun sıkmış. Çok istediği halde. çavuş rütbesiyle Zilan katliamına katılmıştı. tutku derecesinde İslam dinine adamış.

Sonra söyledikleri birieşririldi. Yüzden çok çadır vardı. Yemek için kestik.riyor. "Ben. Tezkereden önce oldu o mesele. çocuklar. yaptım. Her taraf sahipsiz koyunla doluydu. bu rütbeyi vermişlerdi. Adyordum kurşunu. Ağustos ayı olabilir." Sustu. Zilan yaylasında. kahvakı için emir verdi. 246 . Sonra yaylayı çepeçevre iyice sardık. O zamana kadar orada kaldım. hepimiz emir ku¬ luyduk. Emir verdiler. çaresiz kalmış gibi savunmaya geçti: "Benim bir suçum yok ki" diyordu." dedi. Adarı. Karşılıklı kurşunladık birbirimizi. eşekleri de çoktu. Komutanımız Deli Kemal'di. Emk verdi. "Oldu bk kere. iki taraftan da çok adam öldü. 'Askerier geliyor' diye göçe. Herhalde üstierimi memnun etmiş ol¬ malıyım ki. Onlann hepsine el koyduk sonra. Herhalde kaçmışlardı.. Kah- vakımızı yapdk. Sü¬ rüleri çoktu. Her nasılsa fark edip. uykusunu bölüyor muydu? Utancın kahnnı yaşıyor muydu? Sıkışmış. Koyunlan yanımıza aldık. Çok kan döküldü. öğrenmişler bizi. Yaylanın çevresinde yayılıyordu. Aralannda birkaç de¬ likanlı. ihtiyarlar vardı ortalıkta. büyük bir düzlüğü çadıriaria doldurmuşlardı. Ka¬ dınlar. 'ateş serbest' diye. Emrine uyduk ve vurduk.. Aşağıdaki metin ortaya çıktı: "Askerlikte çavuştum. Bk askerdim. Koyun çoktu. Yerierini önceden keşfetmiştik. Vurdu¬ ğum olmuştur belki. kaçmaya hazıriamyoriardı. 1934 senesinde bana tezkere verdiler. Önüne konan teyp çalışıyor. kanlı bir tarihin celladanndan biriydi. Karaköse'deki (Ağn) harpte Kürderie savaşdm. söylediklerini kaydediyordu. Sabah erkenden yaylada bir hareket¬ lilik başladı. Çok mesele oldu. Yayla meselesi yaz mevsiminde oldu. Sonra kendi kendine konuşur gibi. yavaş ya¬ vaş yaklaştık. Asker et yemekten bıkmışd. O. Komutanımız Deli Kemal Paşa. binekte kullandık. O orada kaldı. Kürderin vatan haini ve düşman olduğunu söylüyor¬ du. Geceden sardık yaylayı. Adarı yükte. Görünürlerde çok az erkek vardı.

. Çok kanlı oldu. Kürt savaşında "insaniyete dair" anı¬ ları da vardı. Çadırları yakıp ayrıldık oradan. Laz Hoca.. Çarpışma çık¬ madı.Bizi karşılarında görünce.. kıpırdlar kesilince çadırlara girdik. ağlamalar. kaçışma. Kadınlar. ço¬ cuklar oradan oraya koşuyor. Sağ yakaladığımız 20-30 kişinin dışında kurtulan olmadı. Bazı arkadaşlar. Çok kişi öldü.. Belki silahlarına davranmaya vakit bulamadılar. verdik kurşunu. atlar da vurulmuştu. Devlete isyan etmişlerdi. Her taraf ölü. Her şey çok kötüydü. Feryadar. Yayla ana baba gününe döndü. Deh Kemal Paşa. kadınlar. Belki silahları yoktu. Birbirine sarılıp kalmış çocuklar. Aniden basdrmışdk. "Esir aldıklarımız da oluyordu. esir aldıklarımızı birbirine 247 . Sonradan 600 ölü dediler. Benim yüreğim kaldırmadı. iyi değildi." Dursun Çakıroğlu'nun. Kadın ve çocuklardı. Çok ölü vardı. Ölülerden bir şey almadım. Kürt diyorlardı. Ama emir işte. Hiç karşılık veren olmadı... ağlıyor. figan ediyorlardı. inleme.. Akınları¬ nı. İnsanlık da yapıp.. Dört saat taradık tüfek ve mitralyözlerle. İyi bir şey değildi. Ben¬ ce daha çoktu. Sesler. konuşma. Kötüydü. Diz çöktük. bir feryatdr koptu..... ölülerin üstlerini başlarını aradılar." diyordu. kaçarken vurulmaları. bir hayat kurtardığını ise gururlanarak an¬ latıyordu: "Bir köyü ateşe verdikten sonra.. O yayladakilerin suçu neydi. paralarını aldılar. ihti¬ yarlar orada burada düşüp ölmüşlerdi. Bilmiyorum. Kadınların. Ama bunların çoğu öldürülüyordu. Yaylım ateşinde köpek¬ ler.. 'Çök!' diye emir verdi askere. Bir evde. Sonra bağırdı: 'Ateş serbest!' diye. köyde hangi yaşta insan varsa. Rastgele. Küçücük çocuklar da vardı. Her yaşta işte. bilmiyorum. çocukların ferya¬ dı. Ama çadşma ol¬ madı.

16-17 yaşlanndaydı. Çünkü esirler de öldürülüyordu. te¬ miz bir delikanlıydı. Esir aldığımız bu kafilede. Yürüdüm. dedim.. Savaşmışdm. Kaya¬ lık. Tanıyamadım onu. Yüzüme bakıp güldü: Seni tanıdım. gittim. Yürüdüm. dedi. Birine benzettin herhalde. Bir sıçrayışta kayalar arasında kayboldu. çetin bir yamaçta. Hu¬ zursuz oldum. Kürt şivesiyle konuşuyordu. Kinli biri de olabilir diye adımı gizledim. Benim adım Dursun mursun de¬ ğil. Çok dikkadi bakıyordu.bağladık. Bk iş için Polatiı'ya gitmiştim. Çok yakışıklı. Neden orada öldürülmedikkrini bilmiyorum. Bu kurtardığım delikanlıydı. dedim. öteye gittim. bir genç vardı. Yanımızda götürdük. Sen Dursun Çavuşsun. Onu o zaman hatırladım. Ama onca yakını öldürülmüş birine tanışıklık veremedim. Otobüs bekler¬ ken biri uzaktan bana bakıyordu. Onun ölmesine gönlüm razı olmadı." 248 . 'Kaç saklan'. gizlice ellerini çözdüm. Ama yanıma geldi: Sen Dursun Çavuş değil misin? diye sordu.. Kürder arasında çok kalmışdm. Yıllar sonraydı.

"girilemeyen tek bölge" olarak Dersim. "Tedip ve tenkillerin emektan" İsmet Paşa (İnönü) planlarım hazıriamış. "siz on¬ lardan değilsiniz" söylemiyle Dersim'i adeta ayırmış. ayak seslerinden habersizdi. Cumhuriyetçiler. Ağrı'ya karışmamış Dersim. inadına köylerinde oturuyorlardı. 2-49 . anneler.ALTINCI Bölüm DERSİM SIRASINI BEKLİYORDU 1920'de "kanlı Koçgiri" yaşanmış. kendi ayaklan üstündeydi. İlk hedef. böylece sıra. Ziyaretçiler kapıdaydı. dokunmamışn. Yurduna dönebilen. Osmanlıların bütün akınlarında başarısız kalıp bir türlü gire¬ mediği bölge olan Dersim. çoğunluğu Alevi olması nedeniyle. dağdan inen insanlar yangınları söndürü¬ yor. dostça söyleme ve güler yüzlü yaklaşıma kannuşO. O "güven ve huzur ortamında". 1935'e gelindiğinde. hazıriıklar ileriemiş. yaklaşan tehlikenin ayak ses¬ lerini de duyacak halde değilkrdi. "sefer" yollan açılmış. kendilerini güven içinde hisse¬ diyordu. Dersim. yangın¬ lar yaşamamıştı. sırasını bekli¬ yordu. "Sel Seferieri" adıyla vuruşunu yapmaya hazırdı. halkının "Rızo" dediği.51 gelene kadar kırım ve kan sesinden ayrı tutmuş. Büyük çoğunluğuyla Dersimliler. babalar evladarım arıyordu. Seid Rıza'ydı. Kürtlerin safinda Şeyh Said İsyanına katılma¬ mış. 1925'ten itibaren Kürt yurdunun bütün parçaları. Ama kurmay heyetle¬ ri. kışlaların inşaası bitmişti. yeni dönemde yara almamış. bir yandan da kayıp kardeşler birbi¬ rini. kan ve ateşe boğulmuştu. Ama. Dersimliler. "Dersim'in iyiliği için" inceden inceye planlar hajurüyoriardı. "Sesi" haber verenleri "felaket tellalı" ilan ediyor. 1930'ların ortalarında Kürt dağları. yıkıntıları inşa ediyor. köyleri ve insanlarıyla baştan başa yara bere içindeydi.

Elazığ ce¬ zaevinde yatıyordu. halim selim bir ihtiyardı. Ama o. Mehmet Aladağ anlatıyor: "Seid Rıza'nın getirileceği haberi. sevecen bakışlı. ceza¬ evinde. Yanma gelip saygılarını sunan herkese nereli olduğunu ve ne¬ den cezaevinde yattığını soruyor. 1937 yıhnda "kazanç vergisi kaçakçılığı" gerekçesiyle. zapt edilmez biri sanıyor¬ dum. önceden duyulmuştu. kazancıyla ailesini zar zor geçindiriyor. çok mütevazı bir adamdı. Elazığ'da beden işçiliği yapıyor. önünde eğiliyorlardı. Bildirilerinde o. Üstü başı temizdi. çok süngülü asker vardı.RIZO Mehmet Aladağ. 'Siz yeyin. oturması için yerini veriyordu. Ortanın üstünde boyda. nurani yüzlü. Heyecanla bekliyorduk. Genç¬ ler. Kimseden bir şey istemiyor. ama devlete pay veremediği için. göbeğine doğru sarkan sakalını aklar sarmıştı. Kürtler saygı gösteriyor. ikramı karşısında mahcup oluyor. Herkes gibi ben de onu. kızarıyorlardı. filozof söylemli. dev cüsseli. getirdik¬ leri. ak sakallı. bu da geçer' diye teselli ediyordu. Elleri ke¬ lepçeliydi. Etrafinda. 250 . Ziyaretine gitmek için askerlerin çekilmesini bekledik. mülayim. Ayak bileklerine zincir vurmuşlardı. uzun. 'insanın başına her şey gelir. Karşısındaki kişi ise. Kürder elini öpüyor. Seid Rıza'yı da Elazığ cezaevine gerirdiler. resmi bildiri ve söylemlerle tanımlanan kişiye hiç benze¬ miyordu. bize lazımsınız' diyerek ekmeğini gençlere pay ediyordu. sineği bile ra¬ hatsız etmemeye özen gösteren. kana susamış biri olarak tanıtılıyordu. Hizmet etmek için yarışıyorlardı. Ekmek kıtd. Gece yarısı getirdiler. onu görünce şaşıp kaldı. geç¬ miş olsun dileğinde bulunuyorlardı. Çünkü. Mehmet Aladağ. Etra¬ fında büyük bir kalabalık toplanmışd. Gür. Bir süre sonra. canavar yapılı. ziyarete gelenleri ayakta karşılıyor. kendi halinde bir ihtiyardı. gördüğü Se¬ id Rıza. Zorlukla yürü¬ yordu. Uzaktan seyrettik gelişini. Cezaevinde çok az yemek veriliyordu.

Asmaya götürmeye geldiğinizi neden gizliyorsunuz. siviller de vardı. Seid'in oğlunu ve öteki Dersimlileri de uyandırmışlardı. Ne olacaksa bundan sonra. Giyinmesini beklediler. Çok kalmadı cezaevinde. Soğuk bir gecenin yarısında. Nuri Dersimi. Giyin. dedi. Seyrediyorduk. Mahkemeden söz edildiğinde gülüyor. Mahkemeye! Cevabını alınca. Baş¬ larında durmuş. gün ışığı bitti mi? Gece yarısından sonra mah¬ keme mi olur? Bu saatte ancak asılacak adam yatağından kaldı¬ rılır. Hazıriamnca Seid'i. Bu şekilde gerek asalet yönünden ve gerekse manevi yönden Dersim'in Şeyh Hesanan aşiretlerinin hepsi. O gece asıl¬ mışlardı. İ5I . bir an önce olsun' diyordu. Hatıralarım adındaki kitabında soyağacı için şöyle diyor: "Seid ibrahim. Mahkeme önüne çıkacağı günü bekliyordu. Seid Rıza güldü: Gündüzler. Bir daha geri gelmediler. kendisini aşirederinin baş evladı olarak tanımıştır. Güzel değil. yani Ocak sülalesinden sürüp gelen ve Kürtlerce en asil sayılan bk ailenin oğludur. 1937 Kasım'ındaki sorguda 83 yaşında olduğunu söylüyordu. Nereye? diye soruyordu Seid. Batı Dersim'in Hesanan aşiretinin kabile reisle¬ ri. çok güzel bir delikanlıydı. giyinmelerini bekliyorlardı. Giderken bize el salladılar. Birkaç gün sonra." * » * Seid Rıza'nın doğum tarihi hakkında kesin bilgi yok. Oğlu Hüseyin. Askerlerin arasında. bir delikanlı olan oğlu Reşik Hüseyin'i ve birkaç Dersimliyi daha getirdiler. Dr. Su dö¬ küldü. oğlunu ve Dersimlileri alıp götürdükr. herkese moral veriyordu. Ama ümitli değil¬ di. Seid Rıza yatağında doğrulmuş. Gülümsüyor. Seid Rıza'nın başına toplandılar. en yüksek derece ola¬ rak Rehber mertebesine varmış olduğu için kendisine 'Seid' unva¬ nı verilmiş. 'Testi kırıldı. kalaba¬ lık bir asker grubu gelip aldı onu. gidiyoruz diyorlardı. Cevap vermediler. Tarikat noktasında da. gen¬ cecikti.Bir gün olsun kırık moralli görmedim.

yaşlı¬ lara hürmet gösterir. güler. Seid ibrahim. Rıza'da gördüğü zeka ve ka¬ rarlılık nedeniyle onu çok severdi. Şahsında. Çünkü Seid ibrahim. Kibir ve azamet gösterenlerden nefret ederdi. 'Lace Baboyı' unvanıyla seslenirlerdi. Kürt karakteristiği. Dersimliler. kin ve düşmanlık taşı- 252 . Dersimi şöyle yazıyor: "Kendisi de zaten fakirdi. aşirederin idari önderliğini Rıza'ya bıraktığını. Seid ib¬ rahim'e Kürdük düşüncesini telkin eden eşsiz bir Kürt bilginiy¬ di. ikramda bulunur. Dersimlilerin asıl atalan adına armağan edilen Kaimen Sor ve Lırtik bölgelerinin Deri Ari köyünü kendisine merkez yapmıştı. baba anlamına gelen 'Babo' unva¬ nı vermişlerdi." * * a Seid Rıza'yı tanıyanlar onu.Dersim'in kuzeydoğu bölgesinde. Al¬ çakgönüllülüğü o kadar genişti ki. Kürt civanmertiiği ve Kürt fizyonomisinin bütün özellikleri görülmekteydi. Kurdistan Tarihinde Dersim kita¬ bındaki anlatımı da bu tanıma uyuyordu. Aşiret üye¬ leri gibi giyinir ve onlardan ayrılacak hiçbir işaret taşımazdı. Mehmet Ali Efendi. küçüklere bir kardeş gibi davranır ve bü¬ tün Kürderin kardeş olduklarını tekrar ederdi. Bunda haklı idiler. tavır ve hareketlerinde. Seid Rıza'yı da şöyle anlatıyor: "Kürder." Nuri Dersimi. hem de yüksek ruhlu bir in¬ sandı. Aşi¬ ret üyeleriyle bir sofraya oturur. Dört erkek çocuğu vardı. Babasının ölümünden sonra Lirtik'ten göç ederek. 'Ben fakir bir Rızo'yum' derdi. Seid ibrahim'e. Seid Rıza'ya 'Rızo' ve Rayber ve 'babasının oğlu' anlamına gelen. öğrenimini büyük atam Colik oğlu Mehmet Ali Efendi'den görmüştü. hem büyük bir Kürt. Merhum Seid ibrahim. oğlu Rıza'yı aynı düşünce ile eğitmişti. Nuri Dersimi'nin. En küçükleri Rıza'ydı. mütevazı bir halk lideri olarak ta¬ nımlıyordu. vasiyetinde belirtmişti. Bu nedenle ölümünden son¬ ra. Seid Rıza. hırs. Tujik Dağı eteklerindeki Ağdat köyüne yerleşmişti. Dersim'i tamamen bağımsız ve Türk hükümetinin zulüm ve ihtirasların¬ dan uzak bir halde tutmuştu. Seid ibrahim.

bütün Kürderin sürekli bir aile ve ocak evladı olduklannı ve kardeşlik bağlarıyla birbirierine bağlı bulunduk¬ larını. zen¬ gini azdı. bazen söylem takı ve kısaltmalaria deği¬ şikliğe uğruyordu. bostan. Erkek adlan kısaltılıp. Aşiret içinde. saadet ve felakette ortak olduklarını propaganda ederdi.. Kürderin deyi¬ miyle "hanedan" bk ailenin. eldeki hayvan sayısıyla ölçülüyor¬ du. ak sakallılar meclislerinde bulunması. Isimkrin çocuk yaşta uğradığı söylem değişiklikleri. Dersim'in tartışmasız li¬ deri haline geldiğinde bik o halkın "Rızo"suydu. onu şımartmamış. büyük muame¬ lesi görmesi. zenginler ve zenginlik diyarı değildi. Rıza yerine "Rızo" diye çağnlıyordu. Kürtçe de¬ yimle "delali" (değerii çocuk) muamelesi görerek büyüdü.. Seid Rıza'nın ailesi sürüye sahipti. üçü kız." Seid Rıza. tersine çocuk yaşta olgunlaştırarak "büyütmüş"tü. ailenin sahip olduğu bağ. variıklı sayılı¬ yordu. bütün bireylerin yaşayış biçimlerinde mad¬ di ve manevi bir eşidik ve düzen kurulmasına dikkat ederdi. Kurduğun tutsaklıktan kurtulması. Emine'nin "Eme" olması gibi. yedi çocuğundan en küçü¬ ğüydü. örneğin Hesen "Heso". hür ve bağımsız bir vatana sahip olması için her Kürdün çalışmaya ve gerektiğinde ölmeye borçlu olduğunu ilan ederdi.mazdı. Ge¬ nel toplandlarda. Kürder arasında zenginlik. bazen ya¬ şam boyu sürüyordu. Yoksulu çok. O da bunu be- i53 . sonuna "o" harfi eklene¬ rek söyleniyor. Bu açıdan. Daha çocukken. sevgi ve saygı çemberinde olması. Annesinin adı Kürtçe anlatımla "Xece"ydi (Hece). Evin en küçüğü olmanın avantajlarını yaşayarak. bir ağa ailesi geleneğinden geliyordu. Dersim. Mehemed "Memo" olu¬ yordu. Kürtlerde kişi adları. Kadınlarda ise kısaltmalann sonuna "e" eki geliyordu. taria ve çayıria değil. bahçe.

giderken bakıcı¬ sı. Köydeki kilisede. Ailesi. Bu nesne imam Hüseyin'in baş parmağının kemigidk. Keşiş Kilisesi'ne yakın Venk isminde bir köyü vardır. Keşiş Kalesi.nimsertıiş. kendini "Rızo" diye tamriyordu. Keşiş Kilisesi. amcasının kelle avcısı haline getirilmişri. gerektiğinde. "Rızo'yum ben" diye tanıtacakri kendi- * * Seid'in Dersim liderliğine tırmanışında ve zirvede tutunmasın¬ da. üst tarafi akın yaldızlı. İki din ve İslamın bütün mezheplerince kutsal sayılan toprakla¬ rı ziyarete gelenler. islamiyet'ten önce. Nitekim 1937 Eylülünde. devlet eliyle aile arasında nifak unsuru olarak kullanılmış ve başarıya da ulaşılmışa. Seid Rıza'nın kardeşinin oğlu Rayber. hem de Müslümanlarca kutsal sayılan emanederin bulunduğu topraklara sahiplik edi¬ yordu. kim ol¬ duğunu sorması üzerine. koruyucusu olan aileye armağanlar bırakıyoriardı. Zerdüşt zamanından be¬ ri kutsal sayılan tavvaf merkeziydi. hem Hıristiyan. Keşiş Kilisesi konusunda şöyle deniliyordu: "Seid Rıza'nın. 254 . "Kutsal emanederde senin de hakkın var" denilerek karşı cepheye çekilmiş. konaklayıp kurbanlar kesiyor. zekâ ve yeteneklerinin yanında. Bu kendi ba¬ şına bir gelirdi. aile soy ağacı ile maddi zen¬ ginliğinin rolü de vardı. Venk Küisesi. tahminen iki kilo ağıriığında bir haç vardır. Munzur vadisiyle Zağderesi'nin birieştiği nokta¬ da Gogan Kalesi denilen yerdeydi. Seid'in aile mezarlığıydı. köprü başındaki nöbetçinin. Ulu çınariarla kaplı bu yöre." Venk Kilisesi. Bu haçın ortasında muhaddep bir cam içinde de findik tanesi kadar bir nesne vardır. Keşiş Kaksi yâ da Keşiş Kilisesi de deni¬ len ve eski çağlardan beri. 1937 yılında Seid Rıza hakkında düzenlenen iddianamede. alt tarafi gümüş savadı.

Yansızlığı nedeniyk kararları tartışma götürmeyen. üç evfilik yaptı. ilk meclise Dersim Mebusu olarak giren. Ele'den ikisi kız ve Hıdır. adaktinden şüphe edilmeyen. Türk basınının en çok saldırdığı Dersimli kadındı.Seid Rıza. Şeyh Hasan. Mustafa Ke¬ mal'in yanma alıp birlikte fotoğraflar çektkdiği Diyap Ağa'nın kızıydı. Baba.. Seid Rıza. yer edinememiş. Onun çocuğu olmadı. Seid'in üçüncü eşi Bese'ydi. birey ya da aşiretkr arası barış ve adalet sağlanıyordu. Bunun için de. "ele geçirilen suç alederi"nin başında kitaplar sayılmıştı. bütün çabalanna ve düzenkdiği askeri sefer¬ lere rağmen. kendini hissettirmek ve yasaları¬ nı geçerii kılmak istiyordu. doğal lideriydi. eşinin yanında savaşarak öldü. sosyal ve ekonomik sorunlar. yaşama biçimine müdahale edememişri. Dersim 1937'de "büyük taarruz"a uğradığında. * » Osmanlı devkri. Ele (Elif) ile evlendi. Bi¬ ra İbrahim ile Reşik Hüseyin adında beşi erkek. Onun ölümünden sonra.. kendi kendini yöneten haliyle 1930'lara gelmişti. Doğal yapısıyla kaleyi andıran Dersim. gazetelerde bkmez tükenmez hikâyeler uydurulup tefrika ediliyordu. önce Seid Rıza engeÜni aşması gerekiyordu. i55 . mozaiksel dokunun içinde çözüme bağla¬ narak. TC bu yapıyı sarsıp yıkarak. Dersim'in sosyal yapısının içine sokulamamış. Seid Rıza'nın. yedi çocuğu oldu. Beşe. Aşiretler mozaiği olan Dersim bk bakıma kendi kendini yöneriyor. İlk eşinin adı Zeyne (Zeynep) idi. Ele'nin üstüne kuma gelmişti. Zeyne. Fakat çok yaşamadı. Beşe. Onu ve kişiliğinde Seid Rıza'yı küçük düşürmek için. Dersim'deki bütün büyük "davaların" değişmez hakemiydi. Okuma yaz¬ mayı bilenlerin parmakla gösterildiği Dersim'de evinde kütüpha¬ ne bulunduran bir kişiydi.

Tarih sahnesine. büyük kayıplar veriyordu. çaresizlik içinde "mütareke" istedi. Giderek daralan kuşatma yetmiyormuş gibi. Dağların eteğinde silahla karşıladı. kendini savunma derdine düşmüştü. ordusunu Elazığ'a çekri. Elazığ'da rifüse yakalanıp öldü. 1908'de Meşrutiyet ilan eddip. "azınlıkları zecri tasfiyeye uğratma" devletin ilkesi haline geldi. 1800'den beri bağımsızlık istemiyle kaynama ha¬ linde. İttihat ve Terakki Cemiyeti ik¬ tidar olunca. Neşet Paşa. Neşet Paşa komutasındaki orduyu isyancıları "tepe¬ lemekle" görevlendirdi. Tek şartı. Neşet Paşa. burada beklemediği bir dire¬ nişle karşılaştı. Paşa'nm ordusu. Osmanh'nın "fethetme" çabalanna direni¬ yordu. ordu içinde sal¬ gın hastalık yayılıp can almaya başladı.OSMANLILARIN SON DÖNEMİNDE DERSİM Kurdistan. "Vur ve kaç" baskınlarıyla şaşkına dönüyor. Neşet Paşa. Fakat. tifüsten kınlı¬ yordu. İstanbul. yaz sonlarına doğru. güler yüzlü. Seid Rıza'ydı. Taarruz için dağlara çıkan ordu sarılmış. ordusuyla birlik¬ te dağlar arasına sıkışıp kaldı. kıpırrisız kalmış. zorlu ve uzun bir yürüyüşten sonra Dersim yaylalanna varmayı başardı. isyan zincirinin halkaları arasında olmamakla birlikte. "ko¬ nuk severiik" göstermedi. Osmanlı'ya isyan ediyor. Perslerie savaşıyorlardı. Askerler. ama kararlı genç bir lider vardı: Genç adamın adı. Paşa. Silahlı Dersimlilerin başında. "otorite"nin temsilcisi askeri biriiklere. "devlet otoritesinin tesis edilecek" azınlık planına dahildi. Fakat Dersim. Der¬ simliler ablukayı kaldırdılar. Dersim'in lideri olarak ilk çıkışıydı. sağ kalan ordusuyla biriikte çekip gitmesine izin verilmesiydi. Fakat şansı yaver gitmiyordu. Der¬ sim sessiz de değildi. 256 . Dersim.

her şey tersine gifti. Boynukara Kürt Hıdır Paşa. devletin şefkatii kollarına atılın" diyor¬ du. Bir yandan da "adam satın alma pazarı" açıyor. esirgeyen biri olarak yardıma geldiğini söylüyor. Dersimliler.* Dersim'in coğrafi yapısı. bizzat Dersimlile¬ rin peşine düşmek zorunda kaldı. Dik dağlar. Paşa. derin yarlar. her defasında bahara erteliyor. köprü ve kışlalar inşa edecekti. fetih seferi¬ ni. Paşa'yı şaşırtıyor. kayalar ve ormanlar arasında kayboluyor. Hıdır Paşa Kürt kimliğini kullanarak Dersimlilere yanaşıyor. Seid Rıza'nın yönettiği Dersimliler. Hıdır Paşa. hazırlıklarım tamamladıktan sonra. ordusu çarpışacak düşman bulma zorluğu çekiyordu. Çünkü. Haziran ayı sonlarında taarruza geçti. ilk iş olarak yaz-kış kalmasına olanak veren yollar. Fakat ilk çatışmada. Boynukara Hıdır Paşa şaşa kalıyordu. Sonbaharda yağmaya başlayan kar. bazı ağaları ya¬ nma çekmeye çalışıyordu. kış aylarında metreleri buluyordu. 1935'te Dersim'in sonuna kadar susturulmasına karar verdiğin¬ de. doğal bir kale niteliğindeydi. onları düşünen. geçit vermeyen engel ve ulaşılmaz tepelere hava koşulları da eklenince. gücünden parça koparıyor. Hıdır Paşa. Nitekim Osmanlı'nın başarısızlıklarından ders çıkaran TC. Ama hiçbir şey umduğu gibi olmuyor¬ du. Ordu kışın barınma zorluğu çektiği için. za¬ feri yakalamaya kararlı görünüyordu. Dersim'i ele geçirmekle görevlendirildi. zorluk çıkarmadan. Neşet Paşa'nm beklenmeyen ölümünden sonra. askerlerine moral vermek için. si¬ lah ve cephanesini ele geçirip onunla savaşıyorlardı. Amacına ulaşmak için bir yanda askeri yığınakları pekiştiriyor. Dersim tarihinin kaydettiğine göre. Dersim zaptı imkansız bir kale hali¬ ne geliyordu. bir görünüp baskın yapı¬ yor. Paşa tutsak düştü. öte yandan da "kaleyi içer¬ den elde etme" planları yapıyordu. taarruzlar kısa yaz aylarına sarkıyor ve istenilen sonuç alınamıyordu. "gelin. sonra dağlar. Paşa'yı. Seid Rıza'nın ya- 2-57 .

Kaymakamlık kurulduktan sonra alayın Dersim'e yerleşmesi sa¬ kıncalı görüldüğünden geri çekildi." Darbeyle iktidara gelen ittihat ve Terakki Partisi'nin şefleri Ta¬ lat ile Enver.. Dersim'e baskı yapmamış. onu bir konuk gibi karşıladı. fakat Sarıkamış bozgunuyla saf dışı kalmıştı. Birinci Dünya Savaşı'nın arifesinde. Paşa sö¬ zünde durdu. bir askeri alay gönderildi. İttihatçıların iktidarı altındaki Osmanlı devleti. belli bir rahadama yaşıyordu. Bu süreçte Dersim. Hiçbir olay çıkmadan alay Ovacık'a yer¬ leşti. ileri karakol olarak Rusya'ya saldırma görevini üstlenmiş. Türkler. Bir daha si¬ lah çekmeme sözünü aldıktan sonra hayatını bağışladı.nına götürdüler. Kürt komutan sayesinde meydana gelen sessizlik¬ ten faydalanarak. Alişer Bey aracılığıyla Ermeni komutan Murat Paşa ile Rus gene- 258 . bozgun ve Almanya'nın da yenilgisinden sonra yurtdışına kaçmış. korumuştu. içerde ka¬ lanlar yeni duruma uyum sağlamıştı. SEİD RIZA ŞEREFİNE BANDO-MIZIKA VE "KOŞUN YİĞİTLER VATAN İMDADINA. Birinci Dünya Savaşı günlerinde. dış fetih hayalleriyle meşgul olduğu için Der¬ sim seferine çıkmadı.. orduda "Kürt Ha¬ lit" lakabıyla tanınan Miralay (Albay) Cıbranlı Halit Bey komu¬ tasında. son kez Dersim'i ele geçirme atağına kalkıştı. İttihatçı şefler. anılarında Halit Bey'in Dersim'e gönderilmesini "hile" olarak niteliyor ve şöyle diyor: "Dersimhler gerek Alay komutanının şahsına ve gerekse çevre¬ sine saygı gösterdiler. Bunlar daha sonra "Kema¬ list" kimliğiyle ortaya çıkacaklardı. Baytar Nuri. Bu kez. Dersim'i terk etti... Ovacık'ta Türk kaymakamlığını kurdular. * Osmanlı devleti. Seid Rıza." Kürt isyanı için hazırlık yaparken 1924 yılında idam edilen Halit Bey. Almanya'dan aldıkları 5 milyon altın karşılığında. Seid.

Ermeni karşıtı işbirliği yapıldığı takdirde. Bingöl yakınlarındaki Gazik'te karargâh kurmuştu. "sağır" lakaph Albay İsmet Bey'di. Sonrasını Baytar Nuri şöyle anlatıyor: "Ahmet izzet Paşa. Nazimiye. Veteriner Dr. o sırada Kafkasya Cephesi'nin ge¬ risini güven altına almak üzere. "İttihatçıların C" takımından. hak ve isteklerinin güvence altına alınacağı bildiriliyor. * Osmanlı'nın ikinci ordusu. Vali Sabit ve Ziya yeni¬ den girişimlerde bulundular. ip¬ ler kopuyor. Aşiretlerden bir heyet seçilerek 259 . artık Seid Rıza'nın Ağdat köyündeki evinin üstünde de Kürt bay¬ rağı dalgalanıyordu. Nuri Dersimi'nin anılarında anlattığına göre.raU Lahof'la görüşmeler yapmış. Dersimli ağaları Gazik'teki karargâhına davet ediyordu. dostluk düşmanlık haline geliyor. güler yüzlü bir poli¬ tikayla yanaşıyorlardı. Kürtlerin saygı duyduğu Diyarbakırlı Cemil Paşa ailesinden Ziya Bey. aşiret reislerini ordu merkezine da¬ vet etti. Dersim tarihi konusunda başlıca yazılı kaynaklardan bki olan Nuri Dersimi'nin "Dersim Tarihi" kitabında belkrildiğine göre. Hozat ve Mazgirt'te Kürt yöneticiler iş başına geçmişlerdi. Dersimlileri okşamak ve genel kaynaşma¬ yı sakinleştirmek amacıyla. Sağır İsmet daha sonra "İsmet Paşa". Ruslara karşı mevzilenmişken. Diyarbakır¬ lı Ziya Bey'in yaptığı "anlaşmayı kutlamak. dosduk ve kardeşli¬ ği pekişrirmek" üzere. Ordu Komutanı Ahmet İzzet Paşa. Ziya Bey. çatışmalar başlı¬ yordu. "özerk Dersim" konusunda an¬ laşmaya varmış. elçi olarak Dersim'e gönderiliyordu. Fakat Ermenilerle yapılan anlaşma uzun ömürlü olamıyor. Kurmay Başkanı da. Ahmet İzzet Paşa. ardından "İs¬ met İnönü" olacak ve 1937 yılında "sel seferieri" adıyla Der¬ sim'in "tedip ve tenkil" programının yürütücüsü olacaktı. Osmanlılar bu durumdan yararlanıyor. Dersimlileri Osmanh ile dayanışma ve işbirliği konusunda ikna ediyordu. Dersimliler bu daveti reddetti.

köylerinin yakıldığını söylüyor. ardından kardeşliğin bir göstergesi olarak ilk lokmayı kendi eliyle Seid Rıza'nın ağzına koyuyordu. Ahmet İzzet Paşa kardeşlik üstüne söylevde bulunuyor. devlet olanak¬ larının Dersim'e akacağını müjdeliyordu.Elazığ'a. Ordunun Kurmay Başkanı Sağır İsmet (İnönü) idi. Dersimlilerin önce. Dersim heyeti. kendiliğinden Kürdistan'dan çekilmiş. Güç. Seid Rıza'yı can dost olarak kucaklayıp yanaklarından öpüyordu. Bunların da "tasfi¬ yesi" gerekiyordu. Ahmet İzzet Paşa. Ama bütün bunların olması için. Ruslar gitmiş. bunun için özür diliyor¬ du. pahada ağır armağanlar. Ertesi gün. Konukların onuruna görkemli bir ziyafet sofrası hazırlanmışri. ar¬ ka çıktıkları Ermenileri geride bırakmışlardı. Bu heyetle birlikte ben de Ahmet İzzet Paşa'nm verdiği ziyafette bu¬ lunmuştum. Paşa bu arada geçmişte Dersimlilere haksızlık yapıldığını. İzzet Paşa. İstanbul hükümeti. daha sonra Sağır İsmet'le ikili bir görüşme da¬ ha yapıyordu. Paşa'ya göre. ortak amaçlara ve memleketin kurtarılmasına katkıda bulunması gere¬ kiyordu. maddi varlık ve cömerdik gösterisi sofraya da yansıtıl¬ mış. yükte hafif. törensellikle Gazik'ten uğurlanıyorlardı. Dersim eteklerinde karar- 260 . Dersimliler bundan böyle vergi ve askerlikten de muaf tutula¬ caktı. bu konuda elden gelen esirgenmemişti. Ortak düşman Ruslar ve Ermenilerdi. askeri törenle karşılanıyordu. ev¬ lerinin. Yemeğe oturulduğunda. Dersim'in hak ettiğine kavuşma için sabır diliyor ve "yakında gerçekleşecek büyük zafer"den sonra. daha önce yağmalanan Dersimlilere ait malların bedeli de ödenecekti." Gazik Boğazına giden Dersim heyetine Seid Rıza başkanlık ediyordu. bu konuda gereken emir¬ leri vermişti bile. Ermenilere karşı kullandmak üzere tüfekler ve bando müziğinin eşliğinde. oradan da karargâh merkezi Gazik bölgesine geldiler. 1917'de padak veren Sovyet Ihtüali'nden sonıra Rus ordusu. Seid Rıza ve arkadaşları bando-mızıka sesleri arasında.

Ancak mütareke şartlan gere¬ ğince. 1980'lerde ilçe ya¬ pılan Kovancılar yakınlarındaki Segedek köyünde toplantıya da¬ vet etri. ama Dersimliler. baba ve dedelerin¬ den dinlediklerine dayanarak. ama halkın ayak¬ lanıp işgalleri kırabileceğini anlattyor. babası Seid ibrahim'den dinledik¬ lerini aktarırken. İsmet Bey. Gazik'te Seid Rıza'yı bando-mızıka ile kar¬ şılayıp ağırlayan Sağır Ismet'ti. İsmet İnönü'nün "hayatını. Gelen temsilci. kendisinin de Bidish ve aşiret çocuğu olduğunu söyledikten sonra. Dersim-Ermeni ilişkileri kopunca. gönlü bol davranıyor ve Ermenilerin vermeye ya¬ naşmadığı haklann kurtuluştan sonra Osmanlılarca verileceğini vaat ediyor. İsmet Bey. Anlatılanlara göre İsmet Bey. Murat Paşa ko¬ mutasındaki Ermenilerin elinde kalmıştı.gâh kuran General Lahof da ayrılmış. bu kez Osmanlı ordu¬ ları başkomutanı Enver Paşa'nm yaveri sıfatıyla geliyordu. Dersimliler isterlerse Erzincan'ı kurtarabilklerdi. buna çok üzüldüklerini. İsmet Bey'e göre. bu olaya yer vermiyor. ülkeyi kurtarmak için çareler aradıklarını belirtiyordu. mütareke şartlan- nm bağlayıcılığı yüzünden karşı koyamadığını. Osmanlı ordusunun dağıtıldığını. Erzincan. devletin eli kolu bağh hale geldiğini söylüyordu. Dersimlilerin Seid Rıza'nın başkanlığında bk heyetle Segedek köyüne gitriğini anlatıyordu. Sultan Halife Hazretleri¬ nin elçisi olarak bu konuyu konuşmaya ve yardım istemeye gel¬ diğini bildiriyordu. Dersimlileri. Kahraman Aytaç'ın anlattığına göre. Osmanh devlerinin tem- 261 . ziyaretinin asıl amacını ise kardeşliği pekiştirmek olarak açıklıyordu. Osmanlıların temsilcisi. Seid Hüse¬ yin'in yeğeni Kahraman Aytaç. İsmet Bey toplantıda. sanat ve eserlerini" anlatan resmi tarih. 1937'de Seid Rı¬ za ile birlikte asılanlardan Seid Hüseyin Cesur'du. devletin. O gün görüşmeye katılanlardan biri de. Anlatılanlara göre. "koşun Dersimliler vatan imdadına!" dercesine kapıda görünü¬ yordu. ziyaretin "1918 yılının bahannda" yapıldığını söylüyorlardı. İsmet Bey. memleketin işgal altında olduğunu.

ancak savaşmak için silah. ama Sağır Ismet'in söz verdiği silah ve ayakkabılar gelmiyor. ordunun da el akından gereken yardımı yapacağını söylüyor. Enver Pa¬ şa'nm yaveri sıfatıyla geldiğini söylüyor. askeri depoların silah ve porinle dolu olduğunu. * * Dersimliler Erzincan'ı kurtarmaya hazırdı. bu istekleri karşılamaya hazır olduğunu söylüyor. ba¬ bamdan defalarca aynndlanyla dinledim. Bu arada gerekli planlama yapılıyor. aşi¬ ret reisleriyle Ovacık'ta toplanıp hazıriıklara başlıyor. ama halkın örgütlenerek işgali sona erdirme yolunda çalışabileceğini. Dersim ve tarihi konusunda araştırmalar yapan Avukat Kah¬ raman Aytaç anlatıyor: "İsmet Paşa'yla Segedek köyünde yapılan toplantıyı." ERZİNCAN'IN KURTULUŞU VE DERSİM GENERALİ Seid Rıza. ardından bütün Dersimli gençlere savaşa katılma çağrısı yapıyor. ortaya çıkan olumlu sonucu ken¬ disine bildiriyordu. amcam Seid Hüseyin de (Cesur) kadl¬ mışd. İsmet Bey. ihtiyaçlarının en kısa zamanda fazlasıyla karşılanacağına dair söz veriyordu. Osmanlı ordusunun ye¬ nik sayıldığını. Seid Rıza. kendisinden de haber çık- 262 . yalnız porin ve silah vermekle kalınmayacak. "Segedek Köyü Anlaşması"ndan hemen sonra. Sağır İsmet. Doğrudan amcamdan dinleme olanağım olmadı ama. Ay¬ rıca. savaş taktikle¬ rine katkı amacıyla subay da gönderilecekti.silcisi İsmet Bey'in muhatabı Seid Rıza idi. mütareke gereğince silah bırakıp dağıldığını. İs¬ met Paşa. Toplandya. öncelikle Erzincan'ın kurtarılmasını istiyor. bütün Dersim biliyor. yüzlerce kişi toplanıyordu. aşiret reisleriyle bir toplantı yapıyor. cephane ve savaşacak gençlerin doğru dürüst giysileri yoktu. İsmet Bey'in "koşun Dersimliler vatan imdadına" yollu isteği üzerine. hangi aşiretin kimin ko¬ mutasında birleşeceği karariaştınlıyor.

Fakat. 'ne yapalım. Karakocan tarafindan Erzincan'a geçmeleri için tek ge¬ çk. Aradan bir ay geçmeden Rus komutan. Demenan ve Kureşanlılan da emrine veriyor. Sansa vadisine yerieştikten sonra. Rus ordusu ve askerlerinin teçhizadm yakından görüyor. Zeynel Ağa Seid Rıza'ya gidiyor. Aşiretinden Çamurekli Zeynel Ağa'ya (Aldntaş). Bağımsızlık için yıllardan beri mücadele halindeyiz. Komutanla görüşmek istediğini bildiriyor. Balaban. Ama ne 'evet'. sopadan farksız es¬ ki tüfekler. bu kez başarıya ulaş¬ mamız mümkün olacaktır. kteği kabul olu¬ yor. Eğer silah yardımı yaparsanız. silahlan Ruslar¬ dan alacağını söyleyip ayrılıyor. Zeynel Ağa'yı dikkat ve ilgiyle dinliyor. Gereken yardımın yapılacağını bildiriyor. Çünkü Rus askerkrinin elinde toplar. Zeynel Ağa komutanın yanına gidince. Zeynel Ağa. Rus ordusunun Ermenilerin yardı¬ mına koşacağı kesindi. isteğin kendisini aştığını. Sansa geçidinin tutulması görevini.mıyordu. Fakat. Alanlılar. Avukat Kahraman Aytaç anlatıyor: "Seid Rıza. Dersim dağlarının eteklerinde bulunuyordu. makineli tü¬ fekler var. yani vaz mı geçelim?' deyince. Bizim sorunumuz Os¬ manlıyla. Buna karşılık kendilerinde. 'Biz Kürdüz. o sıralar Karakocan yakınla¬ rında. Zeynel Ağa'yı çağm- yor. en gözü pek aşiretieri olan Heyderanlar. Dersim ortalarındaki dağlık ve sarp Sansa deresiydi. Dersimlilerin Erzincan'a saldırması halinde. El sıkışıyorlar. Bu silahlaria başa çıkmanın imkansız olduğunu söylüyor. ancak beş kişiden birinde silah var. Ruslann geride kalan birlikleri. Ama beklenenin çok 263 . Onların çoğu da namludan dolan. Gördüklerini anlatıyor. ne de 'hayır' diyor. 'sizinle alıp vereme¬ diğimiz bir şey yok'. Rus karargâhı ile ilişki kuru¬ yor.' General. diyor. durumu üst¬ lerine bildireceğini. amacımıza ula¬ şamıyoruz. Ama silah bakımından güçsüz olduğumuz için. Dersimlilere savaş taktiklerini öğretip kurmayhk yapmak üzere Kör Halil Paşa adında biri çıkıp geliyordu. Seid Rı¬ za. Gördükleri karşısın¬ da şaşıyor. ondan sonra bir cevap verebileceğini söylü¬ yor. Dersim'in en savaşkan. Gerçekten de silah ve cephane veriyoriar.

belediye başkam askeri komutan tri¬ bünde yerierini aldıktan sonra öğrenciler. * * Erzincan 1918'de kurtanlmıştı. Rus karargâhından Dersim dağlanna günlerce silah ve cephane taşınıyor. Bu sayede Dersimli silahlanıp. kurtancı subay da oradaki devlet ululanna selama duruyor. Ardından "kurtuluş" sah¬ nesi canlandınhyor. "Kurtancıhğın" bir de heyecanlı sonu vardır: Bk Türk suba¬ yı. Vali. ar¬ tık. bu silahlarla Erzincan'ın üstüne yürüyor.üstünde bir yardım yapıyoriar. asker ve polisler saflar halinde. ayn ayn kutlanıyor. ötede direğe bağlı genç kızın yanına koşuyor. Artan silah ve cephane mağaralara depo ediliyor. Her yıl aynı tarihte Erzincan'ın ana caddesinde kutlama tö¬ renleri düzenleniyor. Kadrlardan bir mekare oluştu¬ ruluyor. cep¬ hane ve giyim eşyası veriyoriar. Erzincan kurtanlmış. kişiliklerinde "kur¬ tuluşu" sağlayan devkri selamlıyoriar. kaz adımlanyla önlerinden geçerek. Erzincan'ın "kurtuluş günü" 26 Şubattır. tutsak düşmüş ülkeyi temsil ediyor. ayağına ayak¬ kabı. Tam 117 kadr yükü silah. "müsa¬ meresel törende" anlarildığı gibi mi? 264 . Genç kız. Subay onu bağlanndan kurtarıp özgüriüğe kavuşturuyor. son düşman askerini yere yıkıp süngüsünü gırdağına sapladık¬ tan sonra. üstüne elbise giyiyor." TC'de. tutsaklık bitmiş. Askerler. Bu arada tribünleri doldurmuş olanlar alkışa geçiyor. Bu doğruydu. Rus si¬ lahlarıyla Ruslan vuruyoriar. top ve tüfeklerini ateşleyerek. önlerine çıkan "düşmanı" seskriyle süngükye süngüleye ilerii¬ yor. "Al¬ lah Allah" diye bağıra çağıra düşman üstüne taarruza geçiyor. Ama. Dersimliler. zafer anını kucaklıyorlar. özgüriük gelmişrir. şehirle¬ rin "kurtuluşu". her yıl tekrarlanan aynı müsameresel törenlerie.

Paşa'yı çağırıyor. Komutan edası karşısında Seid Rıza'ya gidiyorlar ve 'bunu ba¬ şımızdan alın' diyorlar. Ermenilerle savaşmaktan yana olmayan Seid Rıza'yı. Bogos Paşa. kayıplarına rağmen Ruslara geçit vermiyor. danışman olarak gönderilen Kör Halit Paşa. aşiretiyle birlikte Erzincan'ın üzerine harekete geçti. Böyle¬ ce Erzincan'a yürüyenlerin arkası güvene alınıyor. Seid Rıza Kürtleri korumak amacındaydı. Dersimliler. Halit adındaki bir Türk subayının. Dersimlilerin aldığı tutsaklar arasında. adamdan zaten hoşlanmamışlar. "Erzincan'daki Kürtler imha olma tehlike¬ siyle karşı karşıya" diyerek ikna ettiğini yazıyor ve devam ediyor: "Seid Rıza. Kırkmerdi¬ venler bölgesine geldiklerinde. Seid Rıza Mun¬ zur dağlarını aşarak 13 Şubat 1334'te Erzincan'ı işgal etmiştir. Ora¬ da büyük çadşmalar oluyor. 12 günlük bir kuşatmadan sonra Erzincan'a girebiliyorlardı.. Şehir¬ deki komutan. ölmeden önce Seid Rıza'yı görmek istediğini söy- 265 . Fakat Sansa deresine geldiklerinde şaşkınlık içinde ateşle karşılaşıyorlar.. görevinin sona erdiğini söyleyip uzaklaştırıyor.Erzincan'ın kurtarılmasında bir tek de olsa Osmanlı askeri var mıydı? Silahı ve cephane katkısı da. Seid Rıza'nın dostu Ermeni komutan Bogos Paşa da bulunuyordu ve ağır yaralıydı. ama güçlü bir savunmayla karşılaşılıyordu. Karakoçan'daki Rus birlikleri harekete ge¬ çiyor. Dersimliler Seid Rıza'nın önderliğinde Erzincan'ın üstüne yürümeye başlıyor. İki taraftan da binlerce kişi ölüyor. Dersimliler. yardım göndermesi için Karakoçan'daki karar¬ gâha haber veriyor. çok geçtir. Nuri Dersimi Kurdistan Tarihinde Dersim adındaki kitabında. Dersimliler." Erzincan muhasaraya alınıyor. Aldadldıklarını anlıyorlar ama." Ailesi de olayların içinde olan Dersimli Kahraman Aytaç an¬ latıyor: "Hazırlıklar tamamlandıktan sonra. Seid Rıza. kendini başkomutan gibi görüp sağa sola emirler vermeye başlıyor. Dersimliler şehri kuşatma akına alıyorlar.

. yakasına bir de. Vatan "minnet¬ tardı" ona. Seid. devletçe kutsanıyordu. Sözümü unutma. Bize yapılanlar yarın siz Kürderin de başına gele¬ cektir. Aldığım ya¬ ra öldürücü. Devletin bölgedeki eli. Bogos Paşa'nm söylediklerini. arnk Osmanlılar nezdinde bir kurtarıcıydı. moral vermek için şaka¬ laşıyordu. varlığı ve simgesi bir ordusu var¬ dı. unvan ve övgülere boğu¬ luyor. apoledi. bk "fatih" muamelesiyle taltif ediliyordu.lüyordu. şükranlanm sunuyordu. onun 1937'de." Seid Rıza. * « * Verilen bu rütbe. Seni yaramı görmen için çağırmadım. "memlekete üstün hizmederinin nişanesi" olarak madalya ta¬ kıyordu. lüt¬ fen kabul buyurması ricasıyla. apolederini kendi elleriyle düzelttikten sonra. Bunu sen de biliyorsun. giydirilen üniforma ve göğsüne takılan ma¬ dalyadan habersiz olanlar. "memlekete hizmederinin karşılığı"nda. önüne bir üniforma koyuyordu. kolu. Bu bir general üniformasıydı. "Sultan Halife Hazrederi"nin buyruğunu yerine ge¬ tirdiğini söyleyerek.. Siz de sıra¬ nızı bekleyeceksiniz. darağacına giderken de hatırlayacaktı. Bunun üzerine Bogos. Bununla da kalmıyor. Seid'in üniformayı giymesine bizzat yardım edi¬ yor. * * * Seid Rıza. Söylemek istediğim buydu. takdir ve teşekkürlerini sunmak üzere yanına koşuyor. kınm ve kan sesi ara¬ sında bazı Avrupa devletlerine "general" unvanıyla yazdığı mek- 266 . Seid Rıza'nın "vatana üstün hizmederi"ni devlet adına kudamak. Armağan. Kirvem.. yaralının yanına gidiyor. Karabekir. nişanlı bir Paşa'ydı. Kazandığı zafer.. Ordu komutanı ise Kara Kazım Paşa (Kazım Karabekir) idi. boşuna bana moral vermeye çalışma. Seid artık. Sultanlık onu. memlekete sundu¬ ğu hizmede bunu hak etmişti. hararede kucaklıyor. "Dersim Generali" unvanıyla ödüllendirmişti. yüzüne söylemek istediğim bir sözüm var: Yanlış yapdn. Alkışla¬ nıyor. Kara Kazım. şöyle diyor: "Seid Rıza.

Alişan Bey'e milletvekilliği öneriyor. milletvekillerinin atanması usulüne karşı olduklarını bildiriyoriardı. KOÇGİRİ İSYANI VE DERSİM Mustafa Kemal ve arkadaşları Osmanlı Sultanlığını devirip etki¬ siz kılma sürecinde. Sevr Anlaşmasıyla öngörülen özerk Kurdistan ilkelerine yakın söylemde bulunuyor. atanmak istenenlerin Kur¬ distan fikri ve Sevr Anlaşmasının ilkelerine bağlılıklannm da kuş¬ ku götürdüğünü belirtiyorlardı. Devletin minnet ve şükran duygularının anlatımı bu kadarla da kalmıyor. adayları kendisi belirlemeye başlamıştı. Ankara'ya çektikleri bir telgrafla. Kara Kazım Paşa. Ankara. Madalya ile onaylanmış "Dersim Generali" unvanı Osmanlılar tarafından ona verilmişti. Kürderi büyülüyoriardı.tupları yadırgayacak. Refahiye. Sansa deresi efsanesini yaratan Zeynel Ağa da unutulmamış¬ tı. Zara. Çünkü Ankara. sen-ben 267 . "kendi" uydurması değildi generallik rütbesi. İmranlı ve Hafik bölgelerini kapsayan "Koçgiri"nin etkin beylerinden. şimdi Dersim Generali unvanıyla bir başka efsaneydi. Alişan Bey cevabi telgrafinda. bu¬ nu beğenmiyorsa eğer. 1920 Nisanında Ankara'da bir pariamento toplanacaktı. Va- adere göre bu parlamento seçimle oluşacak ve "Kürtlerle Türkle¬ rin ortak meclisi" olacaktı. Fakat seçimler yaklaşınca. tepkilerinin kişisel. "kendi kendine unvanlar veren hafif biri" diye küçümseyeceklerdi. Ona da çavuşluk rütbesi verilmiş. Hamidiye Paşası Mustafa Bey'in oğullan Haydar ile Alişan Bey. Seid Rıza. Sivas'ın ilçeleri olan Divriği. O. sonra törenlerle Dersim'e ugurlamyordu. İki kardeş. Erzu¬ rum Kongresi. izzet-i ikramlarla ağırlıyordu. Oysa. Seid Rıza ve Zeynel Çavuş'u ma¬ kam arabasına alıp Erzurum'daki karargâhına götürüyor. "halayının büyüsü" bozuluyordu. itiraz üzerine. memuriyette dilediği makamı seçme hakkı sunuluyordu. Kürtlerin desteği ve katılımıyla gerçekleşiyordu. üniforma armağan edilip göğsüne madalya takılmıştı.

1920'nin başlarında. Sevr Anlaşması gereğince Kürdistan'ın özerkliği ükesine bağ¬ lı kişilerin Kürtleri temsilen seçilmesini istiyordu. arabasına binerek gezilere çıktı. Dersim'den meclis üyeliğine Mustafa (Miço) Ağa. Koçgiri'nin lideri Alişan Bey. Seid Rıza atama yöntemine karşı çıkıyor. isteklerinde direniyordu.kavgası olmadığını. Alişan Bey'le Ankara arasında telgraflar diyalogu sürerken. Görevini unutup halktan para. Koçgiri'de kanlı olaylara varınca. * * Dersim'in geri adımına karşılık. yani Diyap ve Mi¬ ço Ağa ile Hasan Hayri Bey. Seid Rıza da Dersim'de sesini yükseltiyordu. sorunun Kurdistan davası olduğunu bildiri¬ yor. yalnız özel çıkarlarını düşünen. "ikna edici" olarak Binbaşı İzzet Bey'in komutasında bir askeri birlik gönderildi. temsilcilerini özgürce seç¬ mek istediklerini bildiriyordu. 1938'de Dersim'de kurşunlanarak öldürülecekti. Der¬ sim'in direnci kırılıyor. paraya düşkündü. akrabası da olan Diyap Ağa ile Mıço'nun halktan kopuk. Basında eşleri. daha sonra Atatürk'ün çizgisiyle çelişecek ve idam edüecek. özerk Kurdistan fik¬ rinden uzak kişiler olduklarını belirtiyor. sofradan sofraya 268 . Alişan Bey'i "iknaya" giden İzzet Bey mala. fotoğraf çektirip. yerine Şakir Bey atanıyordu. ki¬ lim ve kurt postu toplamaya girişti. Şakir Bey daha da aç gözlü çıkıyor. halı. çocuk ve torunlarının sayısıyla. Yaşlı biri olan Diyap Ağa ise sistemin Kürt motifi oldu. Resmi belgelere göre. Faaliyetleri Ankara'da duyulunca görevden alınıyor. milletvekili oluyordu. Ankara'nın seçtikleri. Miço Ağa da. Diyap Ağa ile emekli bir subay olan Hasan Hayri Bey atanmıştı. Ulu¬ sal Kürt giysileri içinde Mustafa Kemal'le gezilere çıkıp fotoğraf¬ lar çektirdi. Fakat. magazinin de¬ ğişmez konusu oluyordu. Hasan Hayri Bey. Karşılıklı zıtlaşma.

1918 de basma geçtiği çetekrk Karadeniz şeridindeki Rumlarm araşma dalmış. Atatürk'ün köşkünün yanma yerleşmişri. bunun üzerine Mustafa Kemal'i "sulh de sükûnu temin etmek" üzere Samsun'a göndermişti. Sultan Vahdeddin. olaya isim de bulunuyordu: İsyan. İzzet Bey gibi açıktan açığa rüşvet topluyordu. Koçgiri'ye gönderiyordu. demişler.koşuyor. sizleri de Ermeniler gibi tamamıyla imha ederim" diyor ve ortamı gerginleştiriyordu. "İşte bakın. her biri kendi alanında bker ün olan Topal Osman ve Sakallı Nurettin Paşa ikilisini. Ankara. Topal Osman. bk ara. bu kağıtta idam fermanınız yazılı. "isyanı bastırmak" üzere. askerlerden de ölenler oluyor. Emin Bey. Ben istersem her şey olur. Bunun üzerine (köye) askerier sevk ediUyor. hazır bulunan herkesin duyabileceği biçimde tehdkler savu¬ ruyordu. bir yandan da gördüğü her şeye "benim olsun" diyor. Ankara'ya getirdiği adamlarıyla özel bir biriik kurmuş. İstemezsem bk şey olmaz. Laz Osman da denilen Topal Osman Giresunluydu. Asker köye gelince olay genelleşiyor. sonrasını şöyle anlatıyor: "Bunu söylemesinden dolayı Kürtkr galeyana gelmiş." Hacer köyünde askerlerle köylüler karşı karşıya getirilip çatış¬ ma başlayınca. Hacer köyünde as- kerkrie tardşmışlar. Şakir Bey sofrada Kürt ağa¬ lara bk kağıt göstererek.. 3 Ekim 1921 günkü mecHs gizli oturumunda açıkladığına göre. talan ve ırza geçmelerle terör firtınalan estır- mişti. İster¬ sem. toplu kırım.. 269 . Topal Os¬ man'la tanışan Musfata Kemal. Topal Osman çetesinin durdurulmasını sağlamak üzere İstanbul'daki İngiliz işgal yönetimine başvurmuş. Erzincan milletvekili Emin Bey'in. onlar da Sukana çetelerin önüne geçilmediği takdirde müdahak edecekle¬ rini bildirmişlerdi. Bizi Er¬ menilere benzetmek ne demektir. (Çadşma çıkıyor) Bu¬ rada halktan da. Alişan Bey'in sofrasında yiyip içtiği bir akşam. rüşvet isterken. onu daha sonra Ankara'ya geti¬ recek ve Binbaşı rütbesiyle kendine "baş muhafiz" yapacaktı. Rumlar.

Görevden alındı. bunun üzerine öldürülerek. iriban yükseltilerek iade edildi. çember içi¬ ne aldım' diyor. 1980 askeri darbesinden son¬ ra. Türk büyüklerinin yattığı "devlet mezarlığına" nakledil¬ di. Ordudan atıldı. kırım olduğunu şöyle anlatıyordu: "Şimdi rica ederim. Alpdoğan. İz¬ mir'e giren ilk komutandı. İstanbul'da tutuklanan eski İtrihatçılardan gazeteci ve yazar Ali Kemal. mec¬ lisin gizli oturumunda. 1921 yıhnda İzmk'te görevliyken. Nurettin Paşa'nm tabirince. günahsız sivilleri kadettiği gerekçesiyle.Lozan Anlaşmasına karşı çıkan Trabzon milletvekili Ali Şükrü'yü öldürünce. ırzlara geçmeye. Koçgiri'de isyan var mıydı? Hayır. Türk-Yunan savaşından sonra. Asi. Koçgiri'de suçsuz. İzmir'de katliam yaptığı ve şehrin onun emriyle ateşe verildiği söylentileri ise kanıtlanmadı. namus¬ lara taarruz etmeye kalkıyor.. Nu¬ rettin Paşa hakkında meclis soruşturması açıldı. linç edilerek öldürülüyordu. diyoruz. Korgeneralken de Dersim kırımını yönetecekti. Koçgiri'de Sakallı'mn kurmay başkanı damadı Hüseyin Ab¬ dullah Alpdoğan'dı. daha sonra "en büyük kurtarıcı benim" havalarına gi¬ rince gözden düştü. Ve üzerlerine askeri kuvvet gönderiyoruz. Erzincan milletvekili Emin Bey. 3 Ekim 1921 tarihinde. ölüsü meclisin kapısına asıla¬ cak ve dosyası kapatılacaktı. Sakallı. 'ben bunla¬ rı hükümetin tekliflerini daha teşdit ederim diyerek. Sakallı Nurettin'e gelince. Fakat Atatürk tarafindan kurtarılıp ordu komutanlığına getirildi.. Ankara'ya götürülürken trenden indiriliyor. Tuttuğunu öldürmeye. Kemikleri bulunduğu yerden çıkarıldı. hükümetin teslim ol çağrısını ka¬ bul etmiş bulunuyorlar. Koçgiri'deki olayların isyan değil. "İzmir fatihi" diye ünlendi. Halbuki onlar. "eşkıyanın yaptığı bini asri" tepki sesleri yükse¬ lecek. Rica ederim. hanginiz bu facia 270 . daha sonra "Ağrı İsyanını bastır¬ ma" olan "Zilan katliamını".

in¬ san kırımı ve talan yapıldığını. 'bizi de Ermenikr gibi keseceklerdir' diyerek dalgalanan havadis Dersim e ka¬ dar gitmiştir." Muş mebusu Hacı Ahmet Efendi'nin oturduğu yerden söyledikkri de gizli tutanaklara geçiyordu: "Hakikaten buraya gelirken uğradığım yerkrde. Efendiler. mal ve mül¬ kü yağmalandıktan sonra adam öldürülmüştür. Dersim'in de hedefler arasına alın¬ mak istendiğini söylüyor. nasıl karşmıza çıkanlara kurşun atmazsınız? Bu suretk 5 milyon. Topal Osman'ın tek başına 30 bin altın götürdüğünü söylüyor ve devam ediyordu: "Servetine tamah edilerek.. sen bu vaziyet karşısında asi olmaz mısm? Eğer asilik varsa ve bu ise." Emin Bey "18 milyon liralık servet mahvolmuştur" derken." Emin Bey konuşurken. Emin Bey. diğer evladın elinde bir iple çekikrek. 18 milyon liralık servet mahvolmuştur. rka ede¬ rim. tam ald saat zarfinda. karısı cebren ahnmış. dün¬ yanın herhangi bir yerinde görülmüş müdür ki. soygun." Emin Bey devam ediyordu: "Ve Ümraniye'de vuku bulan ve tedibat denikn bu şeyin. bu suretk feciane öldürülmüştür? Rica ederim efendi. anlarilanlan tam anlayamamış olmalı ki. 'Kürtleri de Ermenilere ben¬ zeteceklerdir' diye yazmıştır. çapukuluk ve rüşvetten söz ediyor.. "Kimin kuvveden?" di¬ ye soruyor ve "Nurettin Paşa'nm emri ile buraya gekn Osman Ağa kuvvetkridir" karşılığını alıyordu. Maalesef bu adam. bir evla- dımn elinde bir ip. Böyle bir şeye maruz kaldığınızda. baba. Af¬ rika barbarlarının bile kabul edemeyecek derecede olduğunu go- 271 . işte Ümraniye hadisesi. düzmece senaryolarla isyan havası yaratüarak. devam ediyordu: «Kurdistan namına gelen gazeteleri doğrudan doğruya Der¬ sim'e tevzi ettirmiş ve o gazeteler de. 'Kürtkrı Erme¬ nilere benzeteceğiz' diyen kaymakam halâ Tortum kaymakamı olarak terfian gönderilmiştir.karşısında sabredebilirsiniz? Buna üç yaşındaki çocuklar bik ta¬ hammül edemezkr. Mersin milktvekili Selahaddin Bey.

seksen köy mahv ve perişan ol¬ muş" diyordu. ırza geçilmiş. hırsızlık ve talan yapıldığını anlatıyor ve "Yetmiş. bölgede araştırma yapan milletvekilleri izlenimlerini anlatıyorlardı. Koçgiri olaylarının Dersim'le bir ilgisi ilintisi bulunmadığını söyleyerek olacakları önlemeye çalışı¬ yorlardı. Askeri taarruzda bütün bir Koçgiri hedef alınmış. çapulculuk. bazı "etkin ve derin" çevreler. yüzlerce cinayet işlenmiş. Dersim üzerine "bir sefer düzenleme"yi başarmak için. 5 Ekim 1921 günkü meclis gizli oturumunda. aynı kanıda değillerdi." Koçgiri olayları. Konya milletvekili Vehbi Efendi. resmi tarih Koçgirililerin İngiltere'nin parmağı ve teşvi¬ kiyle ayaklandıklarını not edecekti. Koçgiri'de isyanla ilgisi ilin¬ tisi olmayan halka zulmedildiğini. öte yandan. Koçgiri olayını "Dersim vaka¬ sı" olarak adlandırıyorlardı.rünce. Nitekim. Dersimliler korkmuşlardır. "olaylarda İngiliz parmağı var" diyorlardı. demiş¬ lerdir. anlattıkları da "resmi ağızların teşhisi¬ ni" değiştirmiyordu. köyler yakılıp yıkılmış. Dersim mebusu Mustafa (Miço) Bey'in. Mustafa Bey. daha sonra. O arada. "isyan etti"ği söylenen bölge birkaç köyden ibaret¬ ti. Bir başka ilginç gelişme de şuydu: Topal Osman çetesi ve Sa¬ kallı Nurettin Paşa'nm yaptıklarını örtmeye çabalayan bazı çev¬ reler de Abdülhamit dönemi alışkanlığıyla. 5 Ekim 1921 tarihinde de meclisin gizli otu¬ rumunda tartışılmaya devam ediyor. 272 . Eğer yağma ise. Topal Osman'ın savaşını ve elde ettiği "ganimetler"in nakil kervanını şöyle anlatıyordu: "Halıları Erzurum'a doğru göndermişlerdir. Bu facia Ermenilere bile yapılmamışdr. yine "dış mihrakları" sorumlu gösteriyor. İşte numunesi budur. hırsızlık ve yağma yapılmışri. Yörede inceleme yapan milletvekilleriyse.

ama çok isteni¬ yorsa oğlu Ziya Hurşk'in milletvekili yapılabileceğini bildirmişri.. kansının ırzına geçilmiş. "PKK ile mü- cadek" adı altında. henüz coğrafi ve sosyolojik adların yasaklanmadığı dönemin de¬ yimiyle "Lazistan mebusu" Ziya Hurşit'ti. Çorum'a geliyoriar. Eskişehir'de öğretmenlik yaparken milletvekili seçilmişti. Topal Osman ve çetesinin yaptıklarım anlatma¬ ya devam ediyordu: "Kadınlann ırzına geçilmiş. Be¬ lediye başkanını sokak sokak dolaştırıyorlar. bu görev için çok yaşlı olduğunu.. herifin oğlu öldürülmüş.. mafya şefle¬ ri ve uyuşturucu kaçakçıları kullanılıyor. kiralık katilkr. ne çul. Hurşit Efendi. bi¬ ze et bulacaksınız. 'Bize illa et bul. 1990'lar Türkiye Cumhuriyeti'nde de. İ73 . Karadeniz bölgesine sürgün edilmiş bir Kürt aileden geldiği söylenen Ziya Hurşit'in babası Hurşit Efendi. katkıları nedeniyle 1920'de mebusluk önerilmişti." İlginçtir. kadılık ve vali ve¬ killiği yapmış. * Topal Osman'ın Koçgki vahşerine tepki gösterenlerden biri. 'biz şunu bunu istiyoruz' diyorlar. Yozgat'ta kurulan "Isriklal Mahkemesi"nde görev verilecek kadar güvenilen biriydi. Topal Osman ve çetesini anlatıyordu: "Bunlar Havza'ya geliyorlar.. Askerier gönderilen yemeği dö¬ küp. ceplerine en üst düzey devlet görevlilerine mahsus "kırmızı pasaportlar" konuyordu. Orayı bırakalım.sahanın (tabağın) böreğini hep beraber soyalım. Ümraniye isyan etmiş diyelim. Yazık değil mi bu millete?" Mustafa Bey. Erzurum Kongresi sırasında Mustafa Kemal'e yar¬ dım etmiş. Önceleri Ankara rejiminin gözdeleri arasında. Ziya Hurşit.." Mustafa Bey. Almanya'da gemi mühendisliği okumuş bir ay¬ dındı. beş yaşındaki kızının ırzına geçilmek için kesil¬ miştir.. eski sabıkalılar.' Amasya'dan bir mektup vardır: Allah aşkı¬ na bu Topal Osman'ın yapdğı ne haldir? Zara. Ne aş kalmış.

Topal Osman ve Sakallı Nurettin Paşa'nm söz ile rüşverine teslim olan bazı aşiretler saf Alişan ve Haydar Bey kardeşleri ar¬ kadan vuruyor. Topal Osman'ı değil. silahını bırakıp teslim olanların adaletle ödüllendirileceğini söylüyorlardı. halkı "devletin şefkatli kucağı"na davet ediyor. fakat "ölüm pa¬ hasına da olsa dara düşene yardım"ı öngören Kürt geleneğinin 274 . doğrudan doğruya Atatürk'ü he¬ def aldı. kadın. ne¬ den) oldu ve Ümraniye Koçgiri hadisesi oldu. o köylerin ızrarını (zarar verme) mucip (sebep. o şehirlerin. "birlik. Yedek askerleri de silah altına alan genel seferberlik ilan ede¬ rek. olayı büyük göstermiş. çocuk ve ihtiyarları katliamdan kurtarmak amacıyla Dersim'e doğru çekiliyor. Birçok Müslüman köyleri yandı. Koçgiri kadiam ve çapul¬ culuklarının görüşüldüğü meclisin gizli oturumunda şöyle diyordu: "Geçen sene merkez ordusu kuruldu ve başına Nurettin Paşa getirildi. Bir daha milletvekili olamadı. Görevli olduğu bölgenin her tarafinda. Topal Osman ve Sakallı Nurettin'in cinayetleri karşılıksız kaldı." MecÜsteki tartışma ve suçlamalar bir sonuç vermedi. İkili. Yalnız Sivas vilayeti dahilinde birçok köyler yan¬ dı. Topal Osman tarafindan öl¬ dürülünce. İzmir'de Mustafa Kemal'e suikast düzenledikleri gerekçesiyle cezalandırılan muhalifler ara¬ sında idam edildi. Ziya Hurşit. "Lazistan"ın öteki mebusu Ali Şükrü. Nurettin Paşa bu faaliyeti izhar etti (yaptı). 1926 yılında da. 5 Ekim 1921 tarihinde. Kan ve soygun alanına dönüştürülen Koçgiri'nin "iki kurtarı¬ cısı" Sakalh Nurettin ve Topal Osman da bildirileriyle heyecana körük oluyorlardı. toplumsal heyecan yaratan bir kasırgaya dönüştürüp kendi lehine kullanmaya başla¬ mıştı. bildiri üstüne bildiri yayınlayarak. Alişan ve Haydar Bey. o zavallı halkın. olmayan Koçgiri isyanını.Fakat güce karşı çıkmaya başladıktan sonra yol ayrımına geldi. * * Ankara yönetimi. tutunma imkanları yok oluyordu. yıkıldı. beraberlik ve bütünlük" bildiri¬ leriyle de ne olduğundan habersizlerin heyecanını tırmandırmıştı. Bundan sonra kenara atılmışlar arasına katıldı.

Atatürk verdiği cevapta. Aşiretsel törelere sığmayan. bunun üzerine Paşo'ya seslenip onu aşağılıyor ve "Kendi halkıma silah çekecek kadar al¬ çak değilim. Seid Rıza. 1919 yılında. Kureyşan aşirerinin reisi Kör Paso. Der¬ sim'in iki ünlü aşireti Kureyşan ve Balabanlılar. ama Haydar Bey idam edilmedi. O artık bir sözüyle Der¬ sim'i ayağa kaldıran lider değil.umulmayan bir biçimde çiğnenmesiyle karşüaşıyorlardı. "dokunulmaz" olmadığı kamtlanırcasına didilmiş. çaresizlik içinde geri dönüp savaş¬ maya devam ediyor. artık gücü sarsılmış. önlerine mevzilediği adamlarını göstere¬ rek. Alişan ve Haydar Bey'e elinden geldiğince yardım etmeye çalışmış. Yolu kesikn Haydar Bey. bir süre sonra da tutsak düşüyordu. Dersimlikr. beklenmedik bu tutum karşısında Alişan ve Haydar beyler şaşıp kalıyor. İ75 . Çünkü. Kimi kaynaklara göre Haydar Bey. "sükûnerin korunmasını is¬ temiş. savaşmak zorunda kalacaklarını söylüyordu. ama yetersiz kalmış¬ tı. cezalar konusunda ise adil davranılacağım bildirmişti. Halkıma silah çekeceğime geri dönüp savaşacağım ve kendi dağlarımda öleceğim" diyordu. Koçgiri'den kaçan Alişer Bey ve Alişan beyleri ise yanına aldı. başlannın çaresine bakmak üzere geri dönmelerini istiyorlardı. Ankara'ya kafa tutan tutumundan hemen sonra. Atatürk'e telgraflar çekerek Haydar Bey'in idam edilmeme¬ sini istemişri. ajan-provokatörler meydana salınmış. Ankara rejimi artık yerleşmiş. yerine oturmuş. SEİD RIZA VE DERSİM KISKACI Lozan Anlaşması ve Türkiye Cumhuriyeti'nin ilanından son¬ ra. Türklerle karşı karşıya gelmek istemediklerini bildirerek. Alişan ve Haydar Bey kardeşlere sahip çıkmış. Koçgiri olayları sırasında. elde silah Koçgirilikrin yolunu bekliyorlardı. mutlak etkinliği kırılmıştı. fakat. ateş hattına dönmelerinin imkansızlığını söyleyerek ilerlemeye kalkışıyor. sözü fazla dinlenmeyen. Seid Rıza'nın etkisi bilinmez. Kürderie den¬ ge kurma ihtiyacı kalmamıştı. etrafma söz geçiremeyen bir adamdı. etkisi kırılmıştı. Güçsüzlüğüne rağmen.

fakat aradığı desteği bulamıyor. Şeyh Said. karşı cephe açmışlardı. fakat cevap bile alamayınca Hozat'a yü¬ rüyordu. bir yıl sonra da isyanın fünyesi ateşleniyordu. Şeyh Şerif. Elazığ'ın Hüseynik köyünde bulunan eski milletvekili Hasan Hayri Bey'i ziya¬ ret ediyor. bazı gruplar sözlerinde durmamış. Feridun Fikri'nin hafif yaralandığı çatışmada. Şeyh Said'in istemi üzerine Dersimlilerin yansız kalmaları için girişimde bulunuyordu. bu süreçte "Azadi"ye destek için Dersim'e gidiyor. Dersim'de yeni milletve¬ kili Feridun Fikri (Düşünsel) idi.Parlamento. Seid Rıza daha sonra yapılan görüşmelerde varılan anlaşmay¬ la kasabayı terk ediyor. Hasan Hayri Bey. arrik genel bir kaynaşma halindeydi. tarafsız kalacak¬ larına dair söz vermişlerdi. "Azadi" (Öz¬ gürlük) örgütü kurulmuş. bu telgraf gerekçe yapılarak bir yıl sonra idam ediliyordu. Şeyh Şerif. Se¬ id Rıza askerlerin direncini kırıp kasabayı işgal etmişti. ortak bir telgraf çeki¬ yorlardı. 276 . Dersimliler Şeyh Said'e. bu atamaya karşı çıkarak. askerler yoluna çıkınca ça¬ tışma çıkmışri. "hareketsiz" kalmaları için elçi gönderiliyordu. İzol aşireti başta olmak üzere. ayaklanma halinde. 1924 ydında "atama usulüyle" oluşturuluyor ve "muhalif" bilinenler tasfiye ediliyordu. ama Feridun Fikri de milletvekili olarak Ankara'ya gidiyordu. İdam üzerine. Bu arada Karaballı aşiretinin reisi Celalzade Mehmet Efen¬ di'ye de "hareketsiz durmaları" yolunda. Kürtler. görüşme sonrasında. Nuri Dersimi'nin (Baytar Nuri) Kurdistan Tarihinde Dersim adındaki kitabında anlattığına göre. Fakat. Koçuşağı aşireti. isyancıları şiddetle cezalandırıyordu. Hasan Hayri Bey'in mil¬ letvekili olmasını istiyor. isyan hazırlıkları başlamıştı. Hasan Hayri'nin oğlunun ön¬ derliğinde ayaklanınca Türk ordusu 1926 yılında Pülümür'e giri¬ yor. Seid Rıza.

'Tabancamı ahnız. Ertesi gün. Diyarbakır'dan Genel Müfettiş İzzettin ve Elazığ Valisi Rıza da Hozat'a gelmişkrdi.* * Şeyh Said İsyanını izleyen süreçte. Genel vali. Seid Rıza'yı askeri törenle karşılıyordu. Görüşme yeri olan Karaca köyünde. onu kapıda karşılıyor. Ali Cemal söze başlaya¬ rak. izzettin Paşa'nm ani olarak Hozat'a gelmesi Seid Rıza'yı kuşkuya düşürmüştü. fakat şaşırtıcı bir "gurur okşama"yla karşılanı yordu. etrafinda seidleri ve dedekri toplamış ol¬ duğu halde içki masası başında bulduk. sistemli bir şekilde Kürtlerin imhasına devam edilmişti. Bu nedenk gö¬ rüşme istemini kabul etmede müteredditti. Seid Rıza ve çevresi sıranın Dersim'e geldiğini söylüyorlardı. Erzincan. yazıyor: "Gerçekleşen bütün olaylar. arkamdan ge¬ liniz. Seid Rıza. Size şerefimle söz veriyorum. Diyarbakır Valisi Ali Cemal (Bardakçı). Dr. Size ufak bk yan bakan olursa beni bu tabanca ik öldürü¬ nüz. Seid Rıza ile görüşme yapmak üzere (1926) Dersim'e geldi. Dersimlilere büyük saygısı bu¬ lunduğunu. Beni mahcup etmeyiniz' dedi. Çünkü Şeyh Said olaylan nedeniyk merhametsizce uygulanan ölüm cezalarını durdurtmak için Seid Rıza tarafindan Anka¬ ra'ya yapılan başvurular hiçbir yarar sağlamamış ve bu olaylar bahane edikrek. Ali Cemal." Seid Rıza. Dersim'de okullar açarak Alevi geleneğine uygun öğrenim yapılacağını ve Koçgirililer için genel af ilan edileceğini bildirdi. 1926 yılında Türk hükümetinin Dersim'e karşı bir katiiam hazırlamakta olduğunu gösteriyordu. valinin ısrarı üzerine genel müfetrişi (genel vali) zi¬ yarete gidiyor. Elazığ bölgelerindeki boş Ermeni arazile¬ rinin Dersimlilere verileceğini. Dersim'de tedirginlik başla¬ mıştı. Bunu anlayan Cemal. Umum Müfettiş izzettin Paşa. cebinden tabancasını çıkararak. kendisinin Alevi olduğunu. bizi İzzettin Paşa ile görüştürmek için ısrar ediyordu. tören kıtasını selamlayarak hükümet konağına gir diğinde. Ali Cemal'i. eli ni sıkmak için ilerlerken soruyordu: i77 . Nuri Dersimi.

halkın geleceği konusunda mutluluk tab¬ loları çiziyordu. "Mademki Ağdat köyünde oturuyorsunuz. Kürder için 1927 yılında sınırlı bir af yasası çıkarılıyor. ziyafetler. armağanlarla uğurluyordu. İzzerin Paşa Genel Müfettişlikten (genel vali) alını¬ yor. Dersim¬ lileri Atatürk ve İsmet Paşa'nm Aleviliğine bile inandırmıştı. yerine Atatürk'le birlikte Samsun'a gidenlerden Albay Arap ibrahim Tali (Öngören) atanıyordu. bu "başı bozuk". Seid Rıza'yı Diyarba¬ kır'a davet edip ağırlıyor. Ama karşılıklı ziyaretler. bilinmez ama. Vali sık sık Dersim'e uzanıyor. Atatürk'ün kendisi adına aşiretleri selamlama görevi verdiğini. cezaevleri yarı yarıya boşalıyordu. ağaların Ankara ve İstanbul gezileri. Nuri Dersimi. yiyip içerken Ale¬ vi olduğunu söylüyor. Der¬ simli ağa ve seidler de devlerin yüksek düzeydeki ilgisinden mut¬ luydular. Nuri Dersimi'nin anlarimına göre. Devletin Dersimlilere ilgisi ve dostça sıcaklığı büyüktü. Bir "Kürt uzmanı" olan Diyarbakır Valisi Ali Cemal Bardak¬ çı. madalyonun arka yüzü için şunları yazıyor: "Seid Rıza ihtiyadı durumunu koruyor ve Türk hükümetine 278 . Paşa. karşısında "ukalaca" konuşmasına öfkelenmiş miydi. o halde Seid Rı¬ za sizsiniz" diye gülümsüyor."Seid Rıza siz misiniz?" " Dersim'de her meşe ağacının altında. bu nedenle davette bulunduğunu söylüyordu. her dağ başında bir Rıza vardır. Siz hangisini soruyorsunuz?" Vali Paşa. Aynı yıl. vah. sür¬ günler yurtlarına dönüyor. armağan alışverişleriyle büyük bir balayı yaşanıyordu. yüzü kıl içindeki sarıklı Kürdün. Seid Rıza da: "Öyle diyorlar Paşa Hazretleri" diyerek onu onaylıyordu. Yeni Genel Vali Diyarba¬ kır'daki karargâhına yerleşrikten sonra. Elazığ valiliğine atanmışri. ki¬ mi ağa ve seidlerle içki sofralarında buluşuyor.

bu kutsal Munzur suyundan bir bardak içerek yemin ediyorum' dedi ve cebinden çıkardığı bir bardakla su içti. o da Alevidir. Çünkü tarih boyunca Türk yönetimi. ben de sizinle sadakatle konuşup. Dersimlilerin dağlı Türk olduklannı söylüyordu. Vali Cemal Bardakçı. gafil avlamış ve firsatlar kollayarak Kürdere karşı facialar yaratmışd.güvenmiyordu. sadakatle hareket edeceğime. Toplantıda. Dünyadaki bü¬ tün Alevileri kalkındıracaktır. Bad Dersim'in kahraman Koçan aşireti de ısraria kadhyordu. Koçan aşirerinin saf dışı bırakılması kararlaşrinlıyordu. Türk hükümetine Kürt milli haklarının nelerden oluştuğu hakkında ısrarlı isteklerde bulunuyor ve isteklerin içeriği Türklerce gizli tutuluyordu. Beni size o gönderdi." Dersimi'ye göre bundan sonra. Dersimi sonrasını şöyle anlatıyor: "Reislere boyun eğileceği kararlaştırıldıktan sonra. An¬ cak sizden bir hizmet bekliyorum. Gazi Paşa'nm size özel selamı var. İçtiğim su ile yemin ederim ki. Bu gerçeği en iyi takdir edenlerden biri. çıban başı olarak görülen Se¬ id Rıza'nın iribarsızlaştınlıp etkinliğinin kınlması ve aşiretlerin birbirine düşürülmesi süreci başlatılıyor. Bu nedenle si¬ ze söz veriyorum. okullar açılacak. Bu şekilde Ko¬ çan aşireti düzeltildikten sonra. Ben de Aleviyim. daima bu gibi hilekrle Kürdü aldatmış. Dersim'de her şey yoluna gir¬ miş olacak. Vali Cemal bu isteklerden ötürü son derece si- niriiydi. 'Ağalar. O." 279 . Dersim'de Kürtçe okullar açmaktı. yollarınız yapılacak. Bu isteğe. 'Ağala¬ rım. Daha sonra. hükümet Dersim'den emin olacak ve Dersimlile¬ rin her türiü isteği yerine getirilmiş olacak. Siz de bütün aşiretinizle biriikte bu harekete katılacağınıza şimdi söz vereceksiniz. Cemal kaynağa yaklaşd ve halka seslenerek. bazı aşiret önderleriyk Hozat merkezinde bir toplanri yapıyordu. Bu isteklerden başlıcası. büyük Kürt önderi Seid Rıza olmuştu. top¬ rağı olmayanlara Elazığ ve Erzincan'da toprak verilecek. Yakında hükümet kuvvet¬ leri gelecek ve öteden beri Dersim'in adını lekeleyen Koçan aşiretini biraz düzeltecek.

heyeti yolcu ederken herkese biner lira para veriyor. "sükûnet" tavsiye ediyor. yakın bir zamanda bütün bunların tek tek çözüme bağlanacağını söylüyor. Vali İbrahim Tali. "Umum Müfettiş" diye adlandırılan Genel Vali. Umum Müfettiş ibrahim TaH. soğukların başlaması üzerine ordu geri çekili¬ yor. oğlu Şeyh Ha¬ san başkanlığında bir heyet gönderiyordu. dönemin "derin devleti". ama silah ve cephane ve¬ receklerdi. iki bin lira de birlikte içinde ipeklilerin bulunduğu bir sandık armağan gönderiyordu. girişi¬ lecek çatışmaya askerler karışmayacak. bir savaş uçağı da düşürülüyordu. Nuri Dersimi'nin anlattığına göre. Se¬ id Rıza'ya da. Seid Rıza gitmiyor. Koçanlılar da köylerine dönüyorlardı. silahlandırılan aşiret ağa¬ lan. aynı günlerde Seid Rıza'nın da- 280 . Genel Müfettiş. Seid Rıza'yı birkaç ay sonra yeniden Diyar¬ bakır'a davet ediyordu. bu amaçla sık sık Dersim'e dostluk ziyaretleri yapıyor. Koçan aşireti ordu birlikleriyle çatışırken. öteki Kürt illeriyle meşgul olduğu için bu dönemde. Ordu. Sonbaharda. öteki aşiretler beklendiği gibi devletin yanında yer almıyor. Fakat. 1928 yılında Seid Rıza'yı da Diyarbakır'da ağırlıyordu. şaşırtıcı biçimde sessiz kalıyorlardı. Türk ordusu. Fakat. "sizin için her şey iyi olacak" diye umut veriyordu. Der¬ sim heyetini ağırlarken ekonomik ve sosyal sorunları bildiğini. ya da liderleri Diyarba¬ kır'a davet ederek. Dersim'e karşı yumuşak ve dostane bir politika yürütülüyordu. Koçanlıları durumdan haberdar ettikleri gibi aldıkları cep¬ hane ve silahların bir kısmını da onlara veriyorlardı.* * * Koçan aşiretinin karşıtlarıyla varılan anlaşmaya göre. Koçanlılar bir gece bas¬ kınıyla Amutka bölgesindeki bir bölüğü basıp saf dışı bırakı¬ yor. O neden¬ le iç çatışma beklenirken tersi oluyor. bu yüzden ağır kayıplar veri¬ yor. silahlarına el koyuyordu.

Erzincan'ın yakında bir Kürt şehri olma "tehlı- kesi"yle karşı karşıya kalacağını belirtiyor.madı Aşağı Abasanlı aşiretinin reisi İbrahim Ağa'yı. "Derin ilişkilerden" habersiz Seid Rıza. Seid Rıza da. Genelkurmay Başkanmın raporundan sonra. bu olay üzerine öfkeyk ayağa kalkıyor. sözcüsü değildi. Paşa. Fakat Seid Rıza sessiz kalınca. Çekişme ve kavgaların içine çekilip etkinliği kınlmış. Cemal Bardakçı'dan da aynca rapor istiyordu. Başbakan İsmet İnönü. "TEHLİKE ÇANLARI" VE İSMET PAŞA'NIN RAPORU Genelkurmay Başkam Mareşal Fevzi Çakmak. Şeyh Hasan serbest bırakılıyor. Kürtlerin hızla çoğalıp Erzincan ovasına yayıldık¬ larını. kiralık tetikçiler kul¬ lanarak cinayetler işletiyor. "tehlike çanları" niteliğindeki raporunda. Cinayet amacını bulmuş. Aynı dönemde. tetikçinin köyü yakılıp yıkılıyordu. sorumlu olarak karşı aile ve aşiredere yükleniyordu. Genel Müfetriş ibrahim Tali Öngören. bu gidişle. vakit varken onkm alınmasını istiyordu. Seid Rıza'nın yakınlanm da hedef alacak biçimde. Dersim e dik¬ katleri çekiyor. Meço Ağa'nın oğlu Hüseyin'e öldürtüyordu. birlik ve dayanışma bozulmuştu. cezaevine koyuyordu. çaresiz biri haline getirilmişri. oğlu Şeyh Hasan'ı tutuklatarak Diyarbakır'a gönderiyor. Dersim kan davalarının kargaşasıyla çalkalanıyordu. Elazığ Valisi Deli Fahri. artık Dersim'in tartışmasız lideri. Cumhurbaşkanı Atatürk ve Başbakan İsmet İnönü'ye bk rapor veriyordu. Hozat Kaymakamı Kazım Bey tarafindan bin lira karşılığında kiralandığı daha sonra ortaya çıkacaktı. dönüşünde. "devktı bekkyen tehlike" konusunda. Diyarbakır Va¬ lisi. 1930 yılında Kürt iUerinde uzun bir geziye çıkıyor. bölgeye bir uzmanlar heyeti gönderiyordu. 1932 yılında Seid Rı¬ za'nın gücünü ve öflcesini sınayıp üstüne çekmek amacıyla. Katilin. 1930'lara gelindiğinde. ama Dersim'in çeşitli bölgelerine askeri seferler düzenkniyordu. 281 . Dersim'de.

Bakan'a gö¬ re. Bunların uzaklaştırılmasından sonra. "Dersim Fermam" niteliğindeki rapo¬ runu kaleme alıp. bir daha geri gelmemek üzere bariya. 21 Ağustos 1935 tarihini taşıyan 55 sayfalık raporunda. İçişleri Bakanı. Bitlis. Elazığ. Diyarbakır. bu kez güveni¬ lir adamlarından İçişleri Bakanı Şükrü Kaya'yı "gerçeği" araştır¬ makla görevlendiriyordu. vali ve uzmanlar ise "tehlike yok" diyorlardı. Cumhurbaşkanı Mustafa Kemal Atatürk'e veri¬ yordu. Türkler arasına sürgün edilmeliydi. derhal kesilip arilması gerektiğini öneriyordu. 282 . birinci aşamada Dersimliler iyilik ve güzellikle silahtan arındınlmah. Dersim'in Türklük için kanayan bir çıban ol¬ duğunu. Şükrü Kaya'nm önerileri 1937 ve 1938 yıllarında hayata geçi¬ rilecekti. ama "tehlikeyi" yerinde görmek için de gezi¬ ye çıkıyordu. Şükrü Kaya. ikinci aşamada ise başta Seid Rıza olmak üzere 347 ağa ai¬ lesi. raporlardan sonra. ikilemden kurtulup karara varmak için. "Dersim'deki Kürt tehlikesi"ni kabul etmekle birlikte. Dersim'e yaptığı geziden sonra Başbakana verdi¬ ği raporda. Urfa. Fakat. Çünkü Genelkurmay Başkanı isyandan söz ediyor. Bakan. "isyan" olasılığının bulunmadığını söylü¬ yordu. raporlar yer yer Genelkurmay Başkanı Çakmak'ın gö¬ rüşleriyle çelişiyordu. Mardin. hangisinin dost ve hangisinin düşman unsur olduğunu tek tek sı¬ ralıyordu. İsmet İnönü Van. Dersim aşiretlerinin ayrıntılı bir dökümünü yaparak. "Dersim'in ıslahı" çalış¬ malarını başlatıyor.Cemal Bardakçı raporunda. İnönü'nün elinde özel uzmanlar heyetinin de bir raporu var¬ dı. geriye kalanların "tedibi" (terbiyesi) kolaylaşacakri. * Başbakan İnönü. Der¬ sim'e yaptığı geziden sonra. Paşa. Bu ailelerin nüfus toplamı 3 bin 470 kişiydi. Paşa. "çıbanın koparılması "nın ivedi olduğunu haber verdikten sonra. yapılması gerekenleri de sıralıyordu.

verimli ovalara Türk göçmenlerin yerkşririlmesini öneriyordu. .. Daha Türk köylerindeki okulları yapmamışken ve en nihayet yüzde lO'a varamayan okutmada bir özel siyaseti halkın diline düşürmede hiçbir fayda yoktur. bk de Elazığ ovasında kuvvetii Türk kitleleri meydana getirmek zo¬ rundayız. .. "Dersim'in ıslahı" idi. Kürt yayılmasına açıkdr. hana Kürtlere Türkçe öğreterek Türklüğe çekmek için ilkokul ve onun iyi öğretmeni çok etkin araçdr. daha sonra Dersim'in Kürtlerden arm- dınlmasımn projesini sunuyordu.. bundan hiç yararlanmadığımız halde zararlarmı çekiyoruz. Sonra. bey¬ lerin bir nevi Dersimli himayesine sığınmasıdır. Bu politikayı halk biliyor. Bu köyler ve meralar. Paşa'nm bu önerikri daha sonra ha¬ yata geçirilecek ve Kürtler arasına Bulgaristan. topye¬ kûn Kürdeşmeyi önkmek için. 283 . raporunda şöyle diyordu: ". şimdiye kadar bir po¬ litika olarak mütalaa edilmiştir.tüm şehk ve bölgeleri Kürtlük açısından irdeliyordu. Bunun için Korgeneral rütbesinde bk genel vali atanacaktı Vah. "ıslah programı" dört aşamayı içeriyordu. Van ve Erzincan'da acele olarak. Muş ve Erzincan ovalan. Biz. ilk admu hazıriık ve halkın elindeki silahların toplanmasını öngörüyordu... Van." * s- » Başbakan İsmet İnönü. Kürtleşmiş ve kolayca Türklüğe dö¬ necek yerleri okutmak. Yunanistan ik Kaflcas göçmenleri yerieştkilecek. Birkaç ay içinde "yasaya dönü¬ şen proje"nin adı. Bu. Kürtlere okullar yapılıp yapılmayacağı. İsmet Paşa. Dersim çapulcu kollannm içeri yayıl¬ ması için menzil ve yataklık rolü yapmaktadır. fakat "ırk aşısı" tutmayacaktı. Az zamanda Er¬ zincan'ın Kürt merkezi olmasıyla asıl korkunç.. Erzincan beyleri. Paşa'nm. Erzincan yakmındaki boş köyler. ilkokulu okutmada çıkanmızm daha yüksek olduğu kanısındayım. arazileri iş¬ lemek için Dersimlileri maraba adı ile kullanmaktadır.. .. Kürdistan'm meydana gelmesinden ciddi olarak kaygılanmak yerindedir. Paşa. Muş ovasına yavaş yavaş. Dersim'in sert ve müte- hakkim halkı ile hızla dolmaktadır. ka- rariarı yasa yerine geçen diktatör yetkileriyle donammş olacaktı.

Sabit jandarma ayrıdır. Genelkurmay Başkanı ve 284 . maliye. Ilbaylığa yardım etmek genel mü¬ fettişlerin görevidir. "teftişçi" ya da "müfettiş" anla¬ mına gelen "Inspektör" adını veriyordu. Ilbaylığın lüzum göstereceği diğer ihtiyaçları temin etmek ve eğer Dersimliler bizim düşündüğümüz zamanda harekete kal¬ karlarsa. askerlerden oluşmasını istiyordu. Ilbaylığın. Bu tasavvurları. fakat amaca uygun olarak oluşturulacaktır. Yargılama usulü basit. İsmet Paşa. Bütün Dersim hızla silahtan arındırılacak. valiye Almanca. adliye. Memurlardan hiçbiri yerli olmaya¬ caktır. 1935 ve 1936'da kara yolları yapılacaktır. Ilbaylığın o zamana kadarki incele¬ meleri sonucunda kuvvetle yapılmasını tasavvur ettiği. Bir başka önerisi de. vali ve üniformalı muvazzaf subaylar il¬ çe kaymakamları olacaktır. Bütün tasavvurlar gizlidir. "harekâttan önce". eko¬ nomi. yol.ismet Paşa. eylem planını şöyle açıklığa kavuşturuyordu: "Dersim vilayetini yeni yöntemle yapılandıracağız. Asayiş. 1937 ilkbaharına kadar hazır olursa. tali memuriyetiere tayin olacakdr. yargılamak üzere Dersim haricinden istediği yerli ilgililer veya işbirlikçileri Ilbaylığa göndermeye. hüküme¬ te bildirdiği icraat da yapılacaktır. bölgedeki Kürt me¬ murların ayıklanıp temizlenmesiydi. 1937 ilkbaharında verilecektir. "İnspektör"e bağlı ola¬ rak çalışacak vali ve kaymakamlara da "İlbay" adını veriyor ve bunların. İdama kadar in¬ faz Ilbaylıkta bitecektir. orman işletme. yol. devlet teşkilatı mecburdur. Bundan sonra Dersim'e verilecek şeklin safhası başlayacaktır. Ilbaylık (valilik) idaresi. programı acilen tatbik etmek zaruridir. Bakanlar Kurulu. en az 7 seyyar jandarma taburu buluna¬ caktır. özel ve kesin olacaktır. çabuk ve kesin adalet gibi idare ile işe başlayacaktır. Bulundukça emekli subaylar. kültür ve sağlık şubeleri olacaktır. düzenlenmiş ve seferber iki fırka kuvvet Il¬ baylığın emrine. Ilbaylık bu teşkilat ile idareyi alacaktır. bir kolordu karargâhı gibi. Ilbaylığın emrinde. Ilbaylık. Muvazzaf bir kolordu komutanı.

) Hukuki ve ideolojik planda kaba. böyle!" diyen çıkmadı. Rumlar. 1983'te siyaset meydanına çıkan oğlu Erdal İnö- 285 . isrisna sesler hariç. nede¬ ni bilinmez. kestiği kestik Başbakanının bu rapo¬ runda öne sürdüğü öneriler harfiyen uygulanıyor elbette. şöyle diyordu: "Zamanın astığı astık. çocuklan ve torunlannın "tapındığı adam" haline gel¬ di... saygı ve bağlılıklarım sunuyor. 1950'lerde her yerde seçimleri kaybederken. (. kalın çizgi- lerie çizilmiştir. Ve Lozan'da azınlık olarak tanınan Ermeniler. Tuncelililer. Yahudi¬ ler dışında cümle alem Türk'tür. Emirkrinde çalışan memuriar bilme¬ yeceklerdir. Can Yücel.. Şair ve yazar Can Yücel "istisna"lar- da'n biriydi. Azılısı tenkil olacak." Ve Can Yücel'den sonra bir parantez de biz açalım: "Dersim'i ıslah" pkmnı hazıriayıp uygulayan İsmet Paşa. Lozan'da çizilen esaslar içinde Anadolu'yu Türkleştirmek karanndadır. (. her vesileyle ona sevgilerini." * Milli Şef İnönü'nün raporu. Tuncelililer baba İnönü'ye sunduklan hizmeri. İnönü yaşadıkça. Türkiye sınırian içinde herkes Türk yurttaşıdır. oğlundan da esirgemiyordu. Bu arada bazı kısık. hiçbir parti milletvekili çıkaramıyordu.) TC. yani benzetilecektir. gün ışığına çıktı. basında "bu ne ayıp¬ tır. genel müfettiş ve ordu müfettişi şahsen bilecektir. 20 Eylül 1992 tarihinde Gerçek dergisin¬ de yayınlanan yazısında. Tuncelilikrin bağlılık ve sadakati daha sonra da devam edi¬ yor. partisinin dışında. mülayimi asimile edilecek. ilk kez 1992 Eylülünde Hürriyet gazetesinde yayınlanınca. ama büyük bk tuhaflık örneği olarak kırımdan kurtu- kbilenlerie. Sonraki aşamalarda da partisi olan CHP'nin yı¬ kılıp sarsılmadığı tek kale oluyordu.Meclis Başkanından başka yalnız ilbay. kterse olmasın. yalnız Der¬ sim'de kazanıyordu..

Milli Şefe tapınmalannın nedeni. daha sonra Seid Rıza'yla birlikte asılıyordu. ama bir gerçekti. bunlar. o sadakade hizmet veriyordu. Yaranma güdüsünün ürünü yalanlar bütünüydü. Der¬ sim İsyanı adında bir kitap yazıyordu. mantığı kabul etmiyordu. 286 . normal insan¬ ların kolayca anlayabilecekleri bir şey değildi. devletin medeniyet gerirme çabalanna. Seid Hüseyin. Ona "sen müteahhitsin" denile¬ rek.nü'yü. yol. bazı aşiret reisleriydi. yol inşaat işleri vermişlerdi. Çünkü. Oysa. TUNCELİ YASASI. "gerici" Dersimliler. Bazı Dersimliler. "müteahhidik" hizmederi veriliyor. Emekli öğretmene göre. Bunlar Dersim'in önde gelen isimleri. Seid Rıza'nın yakın dostu ve tanınmış kişilerden Kureşanlı Se¬ id Hüseyin Cesur bunlardandı. O nedenle kaçıp kurtulma şansı olduğu halde kendi ayağıyla gi¬ dip teslim oluyor. bunun bir tuzak olduğunu sezinlemesine rağmen. Seid Rıza ile birlikte asılan öteki liderlerin hemen hemen tümü. okul. Tuncelililerin. Tuncelililer herkesten önce ve en başta koşar adım omuzlayıp oylarını veriyorlardı. sonra darağacına gönderilmiş¬ lerdi. "yatınm geliyor" diye seviniyorlardı. fabrika yatınmlanna karşı çıkarak is¬ yan etmişlerdi. Kitap. bu yoldan devlete bağlanıyorlardı. Yi¬ ne gariptir ama. bir müfreze tarafindan "komutanla görüşmeye çağnldığında". üstüne kendi bulu¬ şu yalanlar kondurulmuş "resmi tarih tezlerinden" ibaretri. "yatınmlann" alt yapı inşaatından yarariandıklan için daha çok seviniyorlardı. Dersimliler. GÖBEK HAVALARI VE ŞAPKAYA HÜCUM Emekli öğretmen bir Dersimli. Tuncelililer İsmet İnönü'ye bağlılıklannı "ilerici¬ lik" diye açıklıyorlardı. dostça görüşme için daveriye almış. köprü inşaadannda. Kültür Bakanlığı'ndan nema- lanmak ve belediyede iş bulmak amacıyla mı bilmiyorum. Hoşnut tutulmak üzere yol.

Yasa önerisi ondan sonra gündeme geliyordu. babasız. düzenlenen giz¬ li bir oturumda "tehlikenin boyutlarım" anlatıyor ve onay alıyor¬ du. As¬ keri harekâtlar belli amacı öngördüğü için. Büyük Millet Meclisi yetkilerini taşıyordu. Bingöl isyan bölgesi emrinin akındaydı. aynı yd (1935) "Tunceli Yasası" yürürlüğe konuyordu. Dersim'deki uygulamaları yasa maddesi haline getirerek "icracıları" her türlü sorumluluktan arındırıyordu. Korgeneral rütbesindeki "Inspektör"e (genel vah) meclis. hastalıklan kökünden tedavi etmek olduğu için. İnönü. mahkeme ve hükümet yetkileri veriliyordu. Avar. Askeri harekâtı asıl gerektiren hastalık. Ağrı isyanında uzmanlaşmış bir asker olan Korgeneral Hüseyin Abdullah Alpdoğan atanıyordu. ipe çekilecekleri affetme yetkisi vardı. ortada kalan kız çocuklarını eğitip. Alpdoğan'la karşılaşmasını "Dağ Çiçekkn" adındaki kitabında şöyle anlatıyor: "Elazığ." Daha sonra yasa gündeme alınıyor. mecliste yasayı açıklamak amacıy¬ la yaptığı konuşmada şöyle diyordu: "Dersim'de 91 aşiret vardır. tahlil ve te¬ davi edilememiştir. Türk kükürüne uygun biçimde asimik ettirmekle görevli Elazığ Kız Sanat Enstitüsü'nün müdiresiydi. Sıdıka Avar. yasayı parlamentoya getirmeden önce. üzerinde doğru dürüst tartışma yapılmadan meclisten geçkiliyordu. "Inspektör" görevine.Başbakan İsmet İnönü'nün raporundan hemen sonra. Cumhuriyet'in amacı. Yasayla. Şeyh Said İsyanı ile sonraki olaylardaki "tedip ile tenkiP'krde de¬ neyimler kazanmış. medeni yöntemlerle tedbk düşünüldü.Şimdi burada tartışılacak kanun böyle bir kanundur. İçişleri Bakanı Şükrü Kaya. "Tunceli Kanunu"nun uygulanması sırasında anasız. daha önce Koçgiri'de adını duyurmuş. 1935 yılında çıkarılan yasa. Tunceli. O Paşa ki. Paşa teftişe ge- 287 . Dersim üzerine 11 askeri harekât yapılmıştır. O bölgede. 1876'dan bugüne kadar çeşidi zamanlarda. ipe çekme. askerler sonra geri çekilmiştir.

Bingöl ve Elazığ'da sıkıyönetim ilan etmiş. ilk bildirilerinde. Cumhurbaşkanı Mustafa Kemal Ata¬ türk. * * s Generalin bildirileri. Çekme burnu ve kalınca dudaklı ağzını kuvvetli bir çene çevre¬ liyordu. İlk etapta yollar." Alpdogan'ın ana karargâhı Elazığ'daydı. hükümete tam ve geniş yetkiler verilmehdir. sonra okullar. Şişmana yakın. Komutan. Yanlılar korkuyor. ilk kez temelden halledilmek üzere ele alınıyor. göbeksiz. köprüler inşa edilecek. yatınm yapılmamış. Doğruca müdür odasına girdiler. bu korkunç çıbanı temizleyip ve kökünden kesmek işi her ne paha¬ sına olursa olsun yapılmalı ve bu hususta en acil karariann alın¬ ması için. Dersimliler. Dersim konu¬ sunda şunları söylüyordu: "işlerimizin en önemlisi Dersim meselesidir. fabrikalaria Tunce¬ li. Saat lO'da Paşa geldi." Alpdoğan. onların muriuluğu için çırpınan adam portresi çiziyordu. devletin yatırım taarruzu geliyor diye düğün bay- 288 . Yanında yaveri. heyecanlanıyoriardı. kısa zamanda bir "mamure" haline geririlip kalkındınlacak ve kurtarılacaktı. Ama. Dersim ve Dersimlilerin iyiliğini dü¬ şünen. çözüm yolunda ciddi yatırımlar yapılıyordu. Tunceli şimdiye kadar ihmal edilmiş. Çünkü Paşa hakkında çok havadis dinlemiştim. adaleli bk vücut. çar¬ kı döndürmeye başlamıştı. Tok ve hakim bir sesi var¬ dı. Orta boyluydu. aynı günlerde mecliste yaptığı konuşmada. TunceH'nin temel sorunlan. Dersim'de hedefini bulmuş ve halk ara¬ sında. Elazığ ve Tunceli vaH- leri.liyordu. Bu yarayı. bu yüzden ham kalmıştı. Komutanın bildirilerine göre. Görev başı yaptık¬ tan sonra Tunceli. ardı ardına bildiriler yayınlayarak işe başlamışn. umulandan da fazla olumlu etki yaratmışü. Onlara moral veriyordum ama ben de korkuyordum.

şapkaya hücum o denli hızlanı¬ yordu ki. Ankara. yeni rejimin deyimiyle "şapka gi¬ yerek medenileşme" yanşmdaydılar. Yatırımların coşkusuna kapılan Dersimliler. şapka giy¬ meyi. Der¬ simliler. Çünkü. General valinin sözünü ettiği yatırımlar tek tek hayata geçiriliyor. general. Şapka giyerek bir anda medenileşmek isteyen Dersimli kimi yoksullar. kimi ağa ve seidlerle sofralarda bir araya geli¬ yor. tepkiler "isyan" sayılmış. devlerin demir yumru- ğuyla terbiye edilmeye çalışdmış. acelesi var- mışçasma. Dersimlileri sevindiren somut veriler de yok değildi. şapka giyerek medenileşmesi" kararlaştırmış ve bunu zorunlu lıale getirmişti. ki¬ mileri de mahkeme kararıyla idam edilmişti. bu uğurda keçilerini ve ineklerini sattyor. şapka karaborsaya düşüyor. Ankara'nın medeni insan tipolojisini temsil etmek üzere şapkaya hücum ediyorlardı. kapanın elinde kalıyor. isyancılar. 1935 ve 1936 yıllarında. sarığı atıp. Dersimlilerin anlattığına göre. "okul" dedik¬ leri. edinemeyenler melul mahzun oluyordu. Makineler çalı¬ şıyor. kadeh tokuşturup. Yürürlüğe koyduğu bir yasayla "fesi. Köy ve kasaba çevrelerinde temeller kazılıyor. Ankara. ceplerine koydukları parayla şapkacı dükkânlarına koşuyorlardı. erkeklerin "medenileşmesi"nin temel şartı olarak şapkayı koymuştu ortaya.ram ediyor. daha sonra kışla oldukları anlaşılacak binalar yükseliyordu. "medeni insan" olmanın ilk şarri olarak açıklamışri. dağlar yarılıp yollar yapılıyor. bir yandan da. bütün imkanlarını seferber ederek. Bazı yerlerde ise. pek çok insan öldürülmüş. Dersim baştan başa bir inşaat şantiyesine dönüşüyordu. şapka gavur giysisi diye tepki gör¬ müş. keyifleniyorlardı. Sistemin "iyi aile çocukları" itirazsız şap¬ kalı olmuştu. MÜFREZE KOLLARI DERSİM'İ SARIYOR Türkiye Cumhuriyeti. köprüler inşa ediliyordu. » » * Dersimliler. Atatürk ve İnönü'nün de aslında Alevi ol¬ duklarım Dersknlileri ashnda kardeşten ileri sevdiklerini hayku-ıyordu. Dersim'de askeri .

Kimileri ücret istemeden inşaatlarda çalışıyor.geçiş yollan. Dersimliler. Dersim'de hummalı bir faaliyet sürürken. Hangi köyde kaç kişinin yaşadığını ve bunların neler düşündüğünü. hayvan kesiminde kul¬ landıkları bıçakları da. rakip aşiretler bilenip birbirinin aleyhine kışkırtılarak. Kimileri. devlete mahcup olmamak için. toplumsal et¬ kinliklerinin ne olduğunu tek tek biliyordu. kışlalar inşa ediyor. yol ve ne üreteceği bilinme¬ yen "fabrikalar" a karşüık. "Inspektörlük" de faaliyet içindeydi. insanın¬ dan hayvanına kadar tüm canlıları tek tek sayıp defterlere yazı¬ yordu. silah toplamaya giden askerler. teslim edilmek üzere silah bile satın alıyordu. istenilen bilgileri veriyor. eşeğe ka¬ dar bütün hayvanları ve yaşları. kimileri de çalı¬ şanlarla askerlere yiyecek yardımında bulunuyordu. taş taşıyıp duvar örüyor. El altından muhbirlik ağları döşeniyor. "düşman aşiret" reislerine de gözdağı veriyordu. "Dost aşiret" reislerinin arkasını okşayıp armağanlar su¬ nuyor. Inspektör Paşa. mar¬ kasını. düşman kardeş¬ ler haline getiriliyordu. bir yandan da. ata. kimin elinde tüfek. müfreze kollan köyleri tek tek tarayarak. kendilerini düşünüp yatırıma gelen devlete kat¬ kıda bulunmak için seferber olmuşlardı. şükran borçlarını ödercesine devlete yardımcı oluyor. Dersim'in sosyal haritası Paşa'nm elindeydi. hatta numarasını da söyleyerek "getir" diye tebligatta bu¬ lunuyordu. bıçağa varana kadar bütün silahları topluyorlardı. varsa ateşli silahlarla birlikte teslim edi¬ yordu. Sivil memurlar ve jandarma kol kol köyleri dolaşıp. Dersim'in önemli aşiret ağala¬ rını Elazığ'daki karargâhına davet edip dostane görüşmeler yapı¬ yordu. bir yandan da. 290 . inşası süren "okul". cinsiyetleriyle insanları sayıp ev¬ raka geçiriyor. tavuktan keçiye. koyuna. Devlet güçleri bu sayede. kama varsa tek tek tespit ediyor. tabanca. Öte yandan.

karde¬ şinin oğlu Rayber'di. Kürderin "keklik" diye ad¬ landırdığı muhbirler seçip satın alıyor. etkinliği aşındırılarak azaltılmış Seid Rıza. Kurmay Şevket. umulandan çok kısa sürüyordu. Ağdat köyündeki evine döner dönmez dosdannı topluyor ve şu uyarıda bulunuyordu: "Niyederi kötü. iyiliğine olmadığını söylüyor ama. Hem de yakında. ününü duy¬ duğu adamı görüp tanımak istediğini söylüyor ve görüşmeyi biririyordu. "birbi¬ rinizi ihbar etmeyin. arrik kimi es¬ ki dostları bile onu ciddiye alıp dinlemiyor. bir yandan da. Ezmek için. bir yandan da insan avcı¬ sı tetikçiler eğitiyordu. "devlet şefkatini kötü¬ lemekle" suçluyorlardı. muhbirleşen aşiret reislerini. Tedbirli olun. Görüşme. Keklik ve tetikçilerden biri de. pazarda kavun karpuz seçercesine. yol yapımlarının hız kazandığı bir dönemde "Ins¬ pektör Paşa "dan görüşme çağrısı alıyor. muhbirlik konusunda birbirleriyle yarış halindeydiler." Seid Rıza. Seid Rıza'nın öz yeğeni. Inspektör. çağrıya uyup uymama¬ da kararsız kalıyor. Dersim aşiret reislerini toplantıya çağırıyordu. Ortaya dökülen paradan pay kapmak isteyenler. 1936 bahannda. Acıyı hepiniz çekeceksiniz" diye uyarıyor.* Didilmiş. Seid Rıza. üstümüze yürüye¬ cekler. inşa edilmekte olan yol ve kışlaların Dersim'in kalkındırılmasına. Dersim Raporları adındaki kkabında. adı açıklanmayan bir Dersimlinin anlattıklanna dayanarak. sonra yakın arkadaşlarının "gerçek fikrini öğrenebihrsin" demelerini dikkate alıp Elazığ'a gidiyordu. Muhbk ağını. şöy¬ le yazıyordu: 291 . Faik Bulut. ama etkiH olamıyordu. gelişmele¬ ri dikkatle izliyor. halk arasında Binbaşı Şevket ya da "Kurmay Şevket" diye adlandırılan bir subay döşüyordu. Paşa. Seid Rıza.

anlaşma sağlanıyor. Bunun üzerine Alpdoğan: Hepsinin tüfek olması şart değil. Komutan Alpdoğan şöyle dedi: : Sizin için özel askerlik kanunu çıkaracağım. Seid Rıza faktörünü de unutmuyor- 292 . her ağaya özel elçi gönderdi. denilen gün ve saatte toplan¬ tıya gittiler. Aşiret reislerine emir çıkardı. Görüşme yapacağı¬ nı belirtti. Yalnız silah teslimi konu¬ sunda tereddütler var. Başka yerlerde bu 24. 48 aydır. kendi aşirederini nüfusa kaydet¬ tiriyorlar. planlı-programh ve tedbirli yürüyordu. Aşiretler silahlarını. Belki zor gelir. Önemli olan silah verdi diye raporlar ya¬ zıp tutanaklara geçirmemiz. odun yükler gibi kadra yükleyip gön¬ derdi. Tüc¬ carlarda şapka kalmadı. Paşa fesi yasakladı. Siz de silahlarınızı vereceksiniz. 1987'de Nokta dergisine olaylan anlatırken şunlan söylüyordu: "Abdullah Paşa. Halkı silahsızlandırırken. Ayrıca köprü ve yol yapacağız. Silahlar öyle yığıldı ki. Büyük kariiamı gerektirecek bir şey yoktu. Eski tabanca ve kamaları¬ nız da olsa teslim edin. Dolayısıyla Dersimliler sadece 6 ay askerlik yapacak. Bu arada aşiret liderleri. hem de idari bütün yetkilere sahip¬ ti. Kimi de: Hiç yok ki. Kimi: Çok az silahımız var. Ruslar zamanından kalma eski tüfek ve tabancalarını teslim ediyorlar. Karaballı aşiretinin re¬ isiydi. Herkes emrine uyup şapka giydi. 36. 100-150 tüfeği. Neyse. hançer ve kama¬ larını. diyor." General. Aşiret reislerinin çoğu kabul ediyor. hem adli. Bütün istedikleri yerine getirildi. Hiç askere alınmadınız. Aşiret ağaları ve reisleri. dedi onlara."Alpdoğan. günlerce Elazığ'a taşındı. Dedem." O zaman 11 yaşında olan Mehmet Kangotan. Ona da çıkardı: Herkes aşiretinin bütün silahlarını göndersin! Dedem.

du. Hayata geçirilen provokatif planlarla ailesi hedef alınıyordu.
Aşiretlerle çatıştırılıyor, onlarla kanlı bıçaklı hale getirilmesi için

gelini hedef seçiliyor, damadından sonra oğlu Bira ibrahim pusu¬
ya düşürülüyor, kurşunlanıp öldürülüyordu.
Nuri Dersimi, Hatıraları' nda. yazıyor: "Seid Rıza'nın oğlu Bira ibrahim, Hozat'a gekrek Abdullah

Alpdoğan idaresinin ricali ile temasa geçmiş ve yapılmakta olan

askeri harekâtın durdurulmasını, babası adına dilemişti. Bira ib¬
rahim geri dönerken. Kurmay Şevket'in hazırladığı plan gereğin¬

ce, Kırgan aşiretinin dahilinde. Dest köyünde misafir bulundu¬ ğu evde, gece uyurken feci şekilde imha edilmişti. Genç evladı¬
nın kahpece öldürülmesinden müteessir olan Seid Rıza, Kırgan

aşiretinin merkezi olan Sin köyünü kuşatarak katillerin teslimi¬ ni dilemişti. Türk Generali bu haklı isteği yerine getirmediği gi¬ bi. Bira ibrahim'in katilleri. Kurmay Şevket'in himayesine alına¬
rak taltif edilmişlerdi."

Dersimlilerin anlattığına göre, tetikçi, Kırgan aşiretinin ağası

Şatoğlu Mehmed'di. Ama onu kullanan da Binbaşı Şevket'in ada¬
mı Rayber'di. Rayber, olaydan sonra devletin Şatoğlu'nu koru¬ yup güvence altına alacağına dair senet bile imzalayıp vermişti. Senette hem Rayber'in, hem de Mehmed'in imzası yer almışri.
Mehmed imza kullanmasını bilmediği için, senedin altına par¬
mak basmıştı.

Bira İbrahim olayı ik "derin devlet" hedefine varmış, kurşun menzilini bulmuştu. Amaç, Seid Rıza ile savaşkan Kırgan aşireti¬

ni kan davalı yapmaktı. Bu gerçekleşmişti. Seid Rıza yanhlan,

Kırgan aşirerinin üstüne yürümüş. Sin köyünü yakıp yıkmışlardı.
Taarruz kapıdayken meydana gekn bu olay, Seid Rıza'yı bk
aşiretten daha koparmış, biraz daha yalnızlaştırmıştı.

KADINA TECAVÜZ VE
SEİD RIZA'NIN YENİDEN ÇIKIŞI

Hıdır Göktaş, Kürtler, İsyan-Tenkil adındaki kitabında şun¬
ları yazıyor:

293

"Dersim'in Kürder için taşıdığı önem, yüzyıllar boyunca bu

bölgenin korunabilmiş olmasında, isyanlara kaynaklık etmesin¬
de, stratejik ve taktik uygulamalara elverişli arazi yapısına sahip
olmasında yatmaktadır. Bütün bu özellikleriyle Dersim, Kürder
için asla vazgeçilmez bir kaledir. Bu kalenin korunması için her şey yapılmalıdır. (...) TC kurucuları için de aynı derecede önem¬

lidir. Cumhuriyetin kurulmasından sonra geçen 15 yıl içerisinde, özellikle de Şeyh Said İsyanından sonra ısrarla uygulanan 'tedip
ve tenkil' hareketierinden sonra, Kürderin etkinliği büyük ölçü¬

de kmlmış ve ele geçirilmeyen yalnız Dersim kalmıştır.
Dersim'in de her yol denenerek 'tedip' edilmesi halinde Türki¬

ye Cumhuriyeti rahadayacakdr. (...) Yalnız, Dersim'e gelinceye

kadar, çok ciddi ve ödün verilmeden uygulanan bir 'harekâttan'
söz etmek, aşırı bir yorum olmasa gerek. Kürderin yoğun olarak

yaşadığı bölgeyi denetim altına almak isteyen ve buralarda ken¬ di otoritesini kurmak isteyen Türkiye Cumhuriyeti, bunun için
her yolu denemekten kaçınmamıştır. Bu yollann içinde, anlaşmak kadar zor kullanmak da vardır.

Nasıl ki, 'milli mücadele' sırasında, özellikle Dersimli bazı ağalar elde edilmiş ve 'mebus' olarak Meclis'e alınmışsa, anlaşmaya ya¬
naşmayanlara ya da karşı koyanlara, 'tenkil' harekâtına kadar va¬
ran yöntemler uygulanmıştır."

1937 baharında başlanlan büyük taarruzun tek amacı, "ele
geçirilmemiş Dersim'in zaptı" mıydı?

Kırımda bütün ailesini kaybeden, kendisi rasdantı sonucu
kurtulabilen bir Dersimli anlatıyor:
"Dersimliler yol, okul, fabrika yapımına, medeniyetin gelme¬ sine karşı çıkdlar. 'Harekâta mecbur kaldık' demeleri büyük ya¬

lan. Gerçek şuydu: Dersimliler, yoldan sonra okul gelecek, fab¬
rikalar yapılacak diye seviniyoriardı. Tilki tavuğu yemeğe karar
vermişti. Yedikten sonra, kendini savunmak için gerekçeler uy¬

durdu. Kimse yol, köprü yapımına karşı değildi. Kimse karşı
çıkmadı. Tersine herkes yardımcı oldu.

Dersimliler yol yapımını, köprülerin inşasını öylesine benim-

İ94

semişkrdi ki, bu yüzden aralarında kavgalar bile çıkd. Bazı aşi¬

retler gelen ve gelecek hizmetlerden büyük payı almak için bir¬
birleriyle yarıştı.

Mesela, Dersim merkezinde yeni bk kasaba kurulacakd. De-

menan aşireti kendi bölgesinde, Yusufanlılar da kendi toprakla¬
rında olsun istiyoriardı. Onun için, el altından devlet görevlileriy¬ le görüşmeler yapıyor, hatta rüşvet veriyorlardı. Paylaşamadıkla-

n yadrım için, neredeyse birbirine düşeceklerdi. Allahtan, aklı ba¬

şında insanlar araya girdiler de, sorunun çözümü için General
Alpdoğan'la görüşmelerini önerdiler, iki taraf biriikte Elazığ'a gi¬ dip görüştüler. Orada kasabanın, iki aşiretin nimetkrinden eşitçe

yararlanabileceği şekilde, iki tarafa da aynı mesafede olan Kahmut'ta kurulmasına karar verildi. Böylece mesele çıkmadı."

Dersim'de "hayali isyana" gerekçe yapılan olaylardan biri de,
tecavüzcü askeriere gösterilen tepkiydi. Öyküyü, adının açıklan¬ masını istemeyen, "kınm"dan kurtulabilmiş bk Dersimlinin an¬
latımıyla okuyalım:

"1937'nin Mart ayı başlannda, birkaç evlik Uhundu köyüne küçük bir askeri biriik geliyor. Tülük köyünden geliyoriarmış. Tülük, Uhundu'ya birkaç saat uzaklıkta. Askerkr yol yorgunu
ve aç.

Mehmet Ali (Menteş), başında genç bir subayın bulunduğu
müfrezeyi evine buyur ediyor, kınmalan ve kannknm doyurma¬ ları için iki kardeşi Hasan ve Beko'yu (Yıldız) seferber ediyor. Kansına da, konuklar için taze ekmek yapmasmı söylüyor. Kan¬
sı genç ve güzel. Adı Fatma.

Aile, onlan yedirip içirmek üzere seferber halindeyken, Meh¬

met Ali misafir odasında, konuklann yanında. Bk ara subay
ayağa kalkıyor. Mehmet Ali, ihtiyacı için dışarıya çıkacağmı sa¬ nıyor. Yol göstermek için önüne düşüyor. Fakat subay onu itip
oturmasını söylüyor ve odadan çıkıyor.

Az sonra genç kansının çığlıkları duyuluyor. Önce anlam ve¬ remiyor. Konuklara karşı ayıp olur diye, yerinden de kalkamı¬
yor. Fakat karısının imdat isterken:

295

Mehmet Ali, bu köpekten kurtar beni, çığlığı ortalığı dol¬

durunca, sesin geldiği bitişikteki mutfak tarafına gidiyor.
Gördüğü manzara karşısında donup kalıyor. Koskocaman su¬

bay, karısını yere yıkmış ve onunla boğuşma halinde. Üstünü
başını paralamaya, çıkarmaya çalışıyor.

Mehmet Ali bir an, kanı donmuş gibi öylece kalıyor. Subay,

heyecandan kendinden geçtiği ve arkası dönük olduğu için içe¬
riye girdiğinin farkında değil. O, kadının vücuduna erişme sava¬
şında. Mehmet Ali genç karısının:

Ne durup bakıyorsun öyle namussuz herif, sözüyle ayılıyor.

Subayın orada, duvara dayalı tüfeğini kapıyor. Namlusunu
sırtına dayayıp tetiğe basıyor. Subay yan devriliyor. Genç karısı

da cansız düşüyor. Subayın sırtından giren kurşun, akındaki
genç kadının yüreğine saplanıyor.

Silah sesini duyan öteki askerler koşup geliyorlar. Mehmet

Ali, bu defa namluyu şaşkın askerlere doğrultuyor. Tetiğe bası¬
yor, ikisini yaralıyor. Ötekiler de kaçıyorlar. Olaydan sonra köylüler toplanıp, 'şimdi ne yapacağız' diye
tardşıyor. Askerlerin köyü basacaklannı biliyorlar. Mehmet Ali

ve kardeşlerinin köyden ayrılıp canlarını kurtarmalarını karar-

laşdnyoriar. Mehmet Ali ve iki kardeşi köyden çıkıyorlar. Pah köprüsünden geçerken, birkaç tahtasını söküyoriar. Köprü, ka¬ lasların yan yana getirilmesiyle yapılmış. Peşlerinden gelecek as¬
kerier oyalansın, yavaşlasın diye. Sonra, ahşap köprüden sökü¬

len birkaç tahta da Dersimliler isyan edip köprü yakdlar oldu."

Uhundu köyünde sağ kalan askerlerin olayı nasıl anlattıkları bi¬ linmiyor, fakat Ankara bunu, Dersim'in Seid Rıza önderiiğinde top¬ yekûn ayaklanarak askerieri öldürmeye başladığı, köprükri yakıp
yıktığı biçimine büründürerek "isyan çıktı" şeklinde ilan ediyordu.
*
» *

Mehmet Ali, güçlü ve geniş Yusufan aşirerindendi. Askerier, Mehmet Ali ile kardeşlerini yakalayamayınca, Yusufan aşiretinin
reisi Kamer Ağa'nın kapısına dayanıyor, "Türk subayını, görev

başında şehk edip, köprü yakan suçluların" teslimini istiyorlardı.

296

1937 Kasımında, Seid Rıza ik birlikte Elazığ'da, "isyanın

elebaşı" olduğu gerekçesiyk asılan Yusufanlı Kamer; "Suçlulan teslim et, aksi halde, köyünü ateşe vereceğiz" diyen Albaya şu
cevabı veriyordu:

"Komutan, ırza tecavüz girişimine tepki gösterilmiştir. Bu

devlete isyan değildir. Her insanın gösterebileceği nitelikte bir
tepkidir. Sanıyorum, Mehmet Ali'nin yerinde siz olsaydınız ay¬ nı şeyi yapardınız. Köprüden sökülen tahtaları yerine koymaya, tahribad onarmaya hazırız. Ama eşini koruyan, şerefini savun¬

mak zorunda kalan birini teslim etmem mümkün değildir."

Tanıkların anlattığına göre. Kamer Ağa, baskıyı tek başına
göğüsleyemeyeceğini anlayınca, öteki aşiretlerden destek istiyor¬

du. Kapısmı çaldıklarından bki de, Demenan aşiretinin liden
Cebrail'di.

Kamer Ağa, bundan sonra Kureşan aşiretinin reisi Yetim Hü¬

seyin'e (Cesur) gidiyordu. Bu üçlü, 18 Kasım 1937 günü, Seid Rı¬
za ile birlikte, bir arada asılacaktı.

Aşiret reisleri, sorunu Seid Rıza ile konuşmaya karar veriyor

ve Dersim'in tüm aşiret liderkrini Halbori gözelerinde toplantıya
çağırıyordu.

Halbori toplanrisı Seid Rıza'nın yeniden ortaya çıkışıydı.

HALBORİ GÖZELERİ

Dersim dağlan, göğe akan ululukları, erguvan rengi kayalıklan, dağların yamaçlannda meşe kümeleri, birbirine eklenip ke¬

silen tepekriyk büyülü bir manzara yaratıyor. Kuru, som ulu ka¬
yalıklardan oluşan Halbori büyünün öteki rengi.

Kaya dipkrinden, sular burgaçlanıyor, aniden. Dans edercesi¬

ne, ahenkh, uyumlu fışkırarak padayan sular efsanevi Halbon

gözekridir. Halbori gözekri, Dersimliler kend.lenm bddı bıklı,
ilk babalarından beri büyülü kutsallığın simgesidir.

Halbori toprakları ve Halbori gözeleri, Zerdüşt'ten ve Zerduşüm'den beri Dersimliler için kutsaldı. Keşiş Kalesi bu kutsanmış
topraklardaydı.

297

Yerden, kaya diplerinden fişkırıp kaynayan, gözelerde devi¬
nen sular, çok uzaklarda değil, iki adım ötede çağıldayarak köpürüyor, yeni kollar, damariann eklenmesiyle besleniyor, akınri-

1ar birbirine karışıyor, çağıldayarak ilerde nehre dönüşüyor.
Kurdu, kuşu, böceği, çiyanıyla bütün canhlann hayaridır su.

Halbori, kayalann can bulup, canlılara can, ruh katması nede¬
niyle kutsaldır. Kutsal kayalıkların doğurduğu su değil hayatın

kendisidir. Kayalardan fişkıran, ondan olan, onun çocuğu su, ha¬
yatın kendisi olduğu için kutsaldır.

Halbori gözeleri ilkbaharda çağddayan, kendi ölmüşlüğünden
yeniden dirilen hayatın coşkusunu temsil eder. Eriyen dağ kariarı, mesil akıntılarıyla beslenip çoğalıyor, geçit vermez bir coşku
oluyor, Halbori suları.

Dersimli ağalar, Seid Rıza'nın çağnsına uyarak, doğu ve batı

Dersim'den at sürüp gelmiş, Dersim'in orta yeri olan kutsal top¬
raklarda kümelenmişlerdi.

Kutsal Halbori gözelerini görmek, kutsanmış topraklanna yüz sürmek, her Dersimlinin büyülü rüyası, bir şenlikti. Ama onlar, bu

kez Halbori kayalanna yüz sürmek, kutsal sulardan avuçlamak,
hayatı umudaria doldurup şenlendirmek için gelmemişlerdi.
Zaman dar, hava kasvetliydi.

1937'nin bahar başlan. Mart ayı idi. Hayarin fişkırma zamanı,

ama kutsal Halbori'de henüz şenlik vakti değildi. Sulann saklaya¬

rak, kayalara çarpıp gürieyerek akriğı zamandı. Kariann yumuşadı¬ ğı, dipten erimeye başlayarak, Halbori kayalıklannda akan sulann çadayıp köpürerek, geçit vermez biçimde çağıldadığı, toprağı dipten
ısıtan cemre, kutsal Newroz bayramının yaklaştığı zamandı.

Halbori gözelerinden fişkıran sular kar erimeleriyle beslen¬
miş, her yıl aynı mevsimde isyan eden Munzur bir kere daha asileşmiş, geçit vermez olmuştu.

*

Dersimliler, Halbori'nin bahar şenliğine saygıh biçimde, sula¬ ra girmeden iki yakasında toplandılar. Doğu Dersim'den gelen aşiret önderieri, kabaran sulara girip batıya, batıdan gelenler de

298

öte yakaya geçemediler. İki yakada, karşılıklı oturdukr. Söyledik¬ lerini, suyun gürüküsünü alt edip birbkine duyurmak için, karşılıkh bağırarak konuşmaya başladılar.

Sorun, tecavüzcü askerlerin yarattığı olay ve aranan Mehmet
Ali ile kardeşlerinin kaderiydi.

Cemaate çağnlı kimi Dersimlikr öflceliydi. Mehmet Alı'mn
namusunu koruduğunu, dolayısıyla masum olduğunu bağırıyor,

"bir suçlu aranıyorsa eğer, o da tecavüzcülerdir" diyorlardı.

Uzun tarrişmalardan sonra Dersimliler, Mehmet Ali ve kar-

deşkrinin suçlu olmadığı, ama devkt isterse serbest bırakılmak
üzere, tanıkhklanna başvurabileceği kararına vardılar. Onlarm,
suçlu olarak teslim edilemeyeceği karanna...

Kararın Türk yetkililere bildirilmesi görevi, Seid Rıza'ya venl-

Toplantıya katılanlar, dağılmadan önce Mehmet AH ve karde¬
şinin davasında biriikte hareket edecekkrine dair namus sozu

verdiler. Sözlerinden dönüşün imkansızlığının dehlı olarak da,

başlanndaki sanklan, külahları çıkarıp Munzur sularına atarak
vedalaştdar ve geldikleri yöne doğru uzaklaştılar.
Seid Rıza, bir kez daha Dersim'in lideriydi...
*

*

*

Halbori gözelerindeki toplantıya katılanlar ve çocuklan anla¬
tıyordu:

Aşiret reislerinin "Halbori'de buluşup isyan karan uzennde
. ı j >.

,

..

j

yemin ettikleri" doğru değil, yalandı. Anlaşma ve yemm, sorunun

barışçıl yoldan halline dairdi.

Seid Rıza, toplantıdan sonra, Inspektör Abdullah Alpdoğan a

, ,

,

>

hitaben bir telgraf yazarak, ırza tecavüz olayını ve bunun yarattığı

genel rahatsızlığı anlatıyor, aynca iddia edildiği gibi köprü yakma
diye bir olayın bulunmadığını, yayaların geçişi için yapılan köprü¬

den bkkaç kalasın söküldüğünü, bunun hemen onanlabıleceğını

belirtiyor; barışın sürmesi için, askerierin halka yaklaşımmda dik¬ katli, ırza ve namusa saygılı olması için gereken emırkrm venlmesini istiyordu.

299

Telgraf, Hozat postanesine götürülüp çekilmek üzere Elie

Muse'ye (Ali oğlu Musa) teslim eddiyordu. Ali de, telgraf metni¬
ni Hozat posta müdürü Salih Tuncer'e veriyordu.

SaHh Tuncer, eski nahiye müdürü Ahmet Tuncer'in oğluydu. Babası vurularak öldürülmüştü. Bu yüzden DersimHlere kinliydi. Anlatılanlara göre Salih Tuncer, telgrafi değiştiriyor, içine tehdit
unsurları katarak gönderiyordu.

Buna rağmen. General Alpdoğan gazaba gelmiyor, tersine

Dersimlilerle toplantı için emir veriyordu. Sorunun barış yoluyla

sonuçlandırılması için düzenlenen toplantıya, askeri yetkililer,
Dersim'den Demenanlı ve Yusufanlı iki reis. Kamer Ağa ile Kure¬
şanlı Seid Hüseyin katılıyordu.

Görüşmelerde, devleri temsil eden subay, Mehmet Ali'nin na¬ mus ve haysiyet uğruna silaha sanldığını kabul ediyor, ama bir

subayın öldürülmesinin de gerçek olduğunu söylüyordu. Askeri
temsilci, olay Ankara'ya bildirildiği için, üstünü kapatmalannın

olanaksız olduğunu, Mehmed AH ile kardeşlerinin teslim olup

ifade vermelerinin şart olduğunu bildiriyordu. Temsiki, sanıkla¬
ra herhangi bk ceza verilmeyeceğini, ifadeleri alındıktan sonra
serbest bırakılacaklarını da belirriyordu.
Dersimlilerin istedikleri de buydu.

* * a

Fakat, aynı sıralarda beklenmeyen bir gelişme oluyor. Pah köp¬
rüsünün başına bir tabur asker yerleştirilerek, geçişler kontrol altı¬
na ahnıyordu.

Geçişlerde insanlar durdurulup üsrieri aranıyor, hakarederle
aşağılanıyor, itiraz edenler tartaklanıp dövülüyordu. Dersimliler bir kez daha askeri makamlara gidiyor, bu uygu¬

lamanın kaldırılmasını istiyorlardı. Ancak, uygulamada değişik¬ lik olmayınca, köprü başındaki taburu, tam iki gün iki gece bo¬
yunca muhasara altında tutuyorlardı.

Komutan, köprüden her türiü geçişin serbest olacağına, nö-

300

Bütün bunlar olurken. O da. tabur köyden çekilip mevzileniyordu. Yusufanlı Kamer Ağa'nın oğ¬ lu Fındık. daha sonra is¬ yanın başlangıcı olarak resmi tarihe geçecekti. Haber üzerine bk anda ortalık karışı¬ yor. iki nöbetçiyi öldürüp köprü¬ yü ateşe verdikleri ve isyancılann Mazgirt'e doğru ileriediklen belirtiliyordu. Ankara'ya ulaştınlan raporda ise DersimHIerin isyan edip Pah köprüsüne saldırdıkları. Savaştan yana değiliz. Seid Rıza'nın köyü Ağdat'tan ge¬ lip köyüne dönüyordu. köprüden geçerken durdurulup üstü aranmak is¬ teniyor. (Genç adam daha sonra Seid Rıza ve babası ile birlikte Ela¬ zığ'da idam edilecekri. Yemekler ve kavurma pişerken. yeni bansın şerefine Pah köyünde bk de şölen dü¬ zenliyorlardı. askeri tabur bkişikteki köy¬ de düzenknen şenlikteydi. Bu söylentiler doğru değildir. Dersimlikr. 301 . karşı çıkınca. biri subay. olaylardan habersiz. Uzun görüşmeden sonra. Tanıkların anlatımına göre. bir ekmek peşinde koşan yoksul insanlarız. bir çul. Seid Rıza misilleme olacağım seziyor ve olaylann önüne geçmek için General Alpdoğan'a mesaj gön¬ deriyor ve şöyle diyordu: "Size. muhasaraya son veri¬ liyordu.) Genç adam. İsmail Hakkı adındaki teğmen tarafından tokatlanıyordu. Biz. tabancasını çekip subayi ve silahlanna davranan iki eri de vurup gidiyordu. gerginlik yerini yumuşamaya bırakı¬ yor ve askeri biriik Pah'tan çekilip Mazgirt merkezine gidiyordu.betçilerin kaldırılacağına dair söz verince. (Fındık olayı. Savaş istemiyoruz.) Bu olayın meydana geldiği sırada. askeri taburun da davetli olduğu şenlik için 22 tane boğa kesiliyordu. Dersimlilerin isyan etmek niyetinde olduğu iletiliyor.

arnk çok geçti. 21 Mart 1937'de Newroz Bayramı sabahı. 302 ." Fakat.Banş ve devletin Dersim'e elini uzatıp yadnm yapmasını bekli¬ yoruz. Seid Rıza'nın evi bombalanarak "Der¬ sim ıslahat" programı uygulamaya konuyordu. askerlerin bannakları tamamlanmış. harekete geçme zamanı gelmişri. Yazıkdr.. yığmak¬ lar bitkilmiş. Söylentilere kanmayın. insanlara kıymayın. Ulaşım yolları..

kaide ve kurallara bağlanmıştı. Askeri ana üs Elazığ'dı ve aralıksız yığınak yapdıyor. Bakanlar Kurulu'nun 4 Mayıs 1937 günü aldığı ve uygulan¬ ması için General Abdullah Alpdoğan'a gönderdiği "çok gizli" damgalı kararda şöyle deniliyordu: "Son günkrde Tunceli'de vukua gekn hadiselere dair rapor- kr. Uçakların biri iniyor. yürütücü olarak General Alpdoğan'a uy¬ gulama kalmıştı.1937 tarihinde Atatürk'ün ve Mareşal'in huzurları ile tetkik ve mütaka edikrek aşağıdaki sonuca vanlmıştır: 1.YEDİNCİ Bölüm BOMBA YAĞMURU Türkiye Cumhuriyeti.5.Bu defa isyan etmiş mıntıkadaki halk toplanıp başka yere nakil olunacaktır. genel seferberlik ilan edilmiş.Toplanan kuvvetkrk. 4. ekonomik ve as¬ keri gücünü Dersim önlerine yığmış. Karaoğlan hattına kadar. öteki kalkıyordu. 38 yaşına ka¬ darki yedekler silah akına alınmıştı. bütçe gelirleri Dersim har- camalanna aynlmış. Hava desteği için. Sin. Uygulamaların ayrın¬ tılarını kağıda dökmüş. hem de bu suretle elde edilenler 303 . Keçiseken (Aşağı Bor). Başbakan İsmet İnönü. 1937 yüına girerken. Nazimiye. ardı ar¬ kası kesilmeyen konvoylar asker ve silah yığıyordu. "tenkil" ile köylerin yakılma biçimi bile Ankara ta¬ rafindan esaslara. şedit ve müessir bir taarruz harekâd ik varılacakdr. Örneğin. 2. Ankara da taarruz emri vermeye hazırdı. Elazığ'da Vertetil askeri havaalanı inşa edilmişti. genel taarruza "Sel Seferleri" adını vermişti. Ve bu toplama ameliyesi de köylere baskın edilerek hem silah toplanacak.

" "Dersim harekatı".nakledilecektir. bütün bunlar düşünülerek bir hafta sonra." 304 . isyan ocakları daimi olarak yerinde bırakılmış olur." » » Genelkurmay Başkanlığınca yaymlanan Ayaklanmalar kita¬ bında. köyleri kamilen tahrip etmek ve aileleri uzaklaşdrmak lüzumlu görül¬ müştür. Şöyle deniliyor"Not: Malatya'dan ve Ankara'dan gönderilen kuvvetlerin cepheye vasıl olmalan ve cephedeki kuvvederin ufak tefek ta¬ limleri ve ıstirahatian ve bundan başka Diyarbakır'dan gelecek taburun tazyıfi. Şimdilik 2000 kişinin nakli tertiban hükümetçe ele alınmıştır. "ilk vuruş "u anlatıyor: "Birkaç kez. "Sel Seferieri"nin ilk vuruşuydu. Bunun içindk ki. Bu." du: Emirnamenin akma iki not daha düşülmüştü. içlerinden çok adam kazanıp kul¬ lanmaya çalışmak lazımdır. Not: Paraya acımaksızın. "Sadece taanuz hareketiyle ilerlemek iktifa ettikçe. özellikle bu ayaklanmayı görünürde perde arka¬ sından yönettiği bilinen Seid Rıza'nın evi ve civarı havadan bom¬ balandı. Genelkurmay. "Dersim harekâtr'nın gerekçesi bir cümleyle özetleniyor"Hemen hemen her gün. eşkıyanın top¬ landığı yerier. "Mülaha¬ za da şöyle deniliyordu. eşkıyanın şu veya bu karakola bas¬ kın yapacağı haberleri alınıyordu. Kürtlerin bayramı Newroz günü (21 Mart) başlıyor sabahın erken saaderinde. silah kulknmış olanlan ve kullananlan ye¬ rinde ve sonuna kadar zarar vermeyecek hale getirmek. Elazığ'da bulunan uçak bölüğünce. Seid Rıza'nın Ağdat köyündeki evi uçaklaria bomba yağmunma tutuluyordu. yani 12 Mayıs'ta ileri harekâta başlanabileceği anlaşılmaktadır." Karann "mülahaza" (düşünceler) tarafi da vardı.

evlerin yerinde olmadığını görüyorduk. sizi mesut etmek istiyor. Köyde¬ kilerin hepsini öldürdüler. şefkatii kollarına tes¬ lim olmaya" çağrılıyordu. Der¬ sim'de. Benden küçük üç kar¬ deşim daha vardı. içinizde bunu anlamayanlar çok- 305 . Bizim köyü ateşe verdiler." O tarihte 11 yaşında olan Mehmed Kongotan anlatıyor: "Bir ara dediler ki. hayvanlar sağa sola koşuyor. 1937'deki "büyük taarruz"un başlangıcım anlattyor: "Bir sabah aniden dağlar gümbürdemeye başladı. Gelmişler köye. evler toz bulutu arasında kayboluyordu. kadınlar 'vay başımıza gelenler' diye inleyip saçlarını yoluyor. Konağımız büyüktü. Biz tepenin arkasındaydık. Dağ. Bildirilerin birinde şöyle deniliyordu: "Cumhuriyet hükümeti sizi şefkat ve merhametli kucağına al¬ mak. Ama birkaç kişi kaçıp kurtulmuştu. 'Kemal'in demir kuşları' dediğimiz uçaklar çakı¬ yordu. halk "devletin adaletine. Toparlamışlar köy¬ lüleri. sığınacak delik arıyordu. taş ya¬ nıyordu. Onu ateşe verdikleri zaman beni ağlama tuttu. Annem beni ve ağabeyimi köyden çıkardı. bu da "isyan"ın bir başka gerekçesi oluyordu. evlere düşen bombalar." * * * Bombalara paralel olarak bildiri yağmuru da başlamıştı.. Köye.. Gören mahşer günü koptu sanıyordu. Ben de kurtuldum. Şimşekleri. Oradan mitral¬ yöz seslerini duyuyorduk. insanlar öldürüldükten sonra köyde kimse kalmadı. yukarıdan kırıp geliyorlar. Elden dağıtdan. uçaklaria yağdırılan Kürtçe ve Türkçe ya¬ zılmış bildirilerde. Çok ürperticiydi. Dağlar gazaba gelmiş gibi yerden şimşekler fişkınyordu. kulakla¬ rı sağır eden bir gümbürtü çıkarıyor. Bulutlar dağılınca.Evi bombalanan Seid Rıza ailesiyle birlikte dağlara sığınıyor. Bir Dersimli. Babam ailemizi taşların. Ölüm şimşeklerinin durmasını bekledik orada. kayaların arasına sakladı. Çocuklar bağırıyor. bizimkileri. Ben o zaman 10 yaşımda bile değildim.

3'ü 33 mü yapıyordu? Bilinmez. İsmail Hakkı adındaki teğmen ile 33 askeri şehit ettiler. Genelkurmay'ın kitabı şöyle diyor: "İlk olay." Seid Rıza ve arkadaşlarını asmak üzere özel olarak görevlendi¬ rilen. Çağlayangil. Çağlayangil'in sözünü ettiği köprü Pah köprüsü olabilirdi. TesHm edilen. Yoksa hiç istemediğimiz halde. Onun size son şartian şudur: Sizi ayaklandır¬ maya çalışan zavalhlan Cumhuriyet hükümetine teslim ediniz. orada üç askeri vuru¬ yordu. Bu suretle siz kıymetii vatandaşlarımızın hiçbirinin burnu kanamayacakdr. Devlete itaat etmek gerekir. Cumhuriyetin kahredici orduları tarafindan kahredileceksiniz. Düşünün ve çabuk karar verin. Cumhuriyet hükümeti. sizi mahvedecek olan kuv¬ vetler harekete geçeceklerdir. Bu takdirde cümleniz ma¬ sum kalacaksınız. Cumhuriyet hükümetinin bu son şefkat ve merhametini bildiren bu bildirisini 24 saat ço¬ luk ve çocuğunuzla beraber okuyun. veyahut içinizde bazıları şahsi men¬ faatleri için sizi kurban etmek istiyor. Pah bucağı ile Kahmut bucağını birbirine bağlayan Harçik deresi üzerindeki tahta köprünün 20-21 Mart 1937 gece- 306 . Veya onlar kendileri teslim olmalıdır. hakarete uğrayınca." İhsan Sabri Çağlayangil'in söyledikleri doğru değildi. Çünkü ne basılan böyle bir köprü. her tarafinızı sarmış bulunuyoruz. kendiliğinden teslim olanlar.dır ki. Cumhuriyetin adil muamelesinden başka bir şey görmeyecekler¬ dir. anılarında "isyan"ın başlangıcı konusunda şunlan yazıyor: "Fırat üzerindeki Şeytan köprüsünü basan Dersimliler. bu gerçeği bildiği içindir ki. Aksi takdirde. hürmetsizlik ediyor. ne de 33 askerin öldürülmesi vardı. ama resmi tarih de Çağlayangil'in söylemi doğrultusunda yazılıyordu. uzun zaman Dışişleri Bakanlığı ve Senato Başkanlığıyla Cumhurbaşkanı vekilliği yapan İhsan Sabri Çağlayangil. isyan böyle başladı. yani dediklerimizi yapmazsa¬ nız. sizlere son ihtarım yapıyor. Bir delikanlı olan Fındık. daha sonra Senatörlük.

orman ve köyleriyle Der¬ sim'i sarmıştı. yoksul bir ailenin kızıydı. Ama cin gibi zeki ve sevimli. hava gücü ise "asi" denilen köylere bomba yağdırıyordu. Atatürk'ün. Gülsüm Toker (Bilgehan). "benden ne istersin?" diye sorunca. Atatürk'ün manevi kızlanndan en ilginciydi. ailesi 1915 yılında yok edilmiş bk Ermeni kızı olduğunu yazıyordu. Bursa'ya yaptığı gezisi sırasında. Sabiha kızın kaderi o an değişiyordu." BOMBACI AMAZON SABİHA Türk kara ordusu dağları. Atatürk'ün bir pilot olan "manevi kızı" Sabiha Gökçen'di. yardım istiyordu. toplananlar sürgün edilmek üzere ayrılıyor. dereleri. Becerikli. küçük kız. göz¬ lerinin içine bakarak. kalabahğın arasından sıynlıp şıp diye elini öpmesiyle hayatı. Atatürk. Bursah. ailesini soruyor. Elinde ne varsa sadp evini ayakta tutmaya ça¬ lışıyordu. direnenler öldürülüyor. ağabeyi Kurtuluş. adım. kalabalık bir ailenin dördüncü evladıydı. Makedonya göçmeni. 12 yaşındaki bu sevimli kızın saçlarını okşayıp. Afet 'abla'sı ile birlikte Mustafa Kemal'in himayesi akına alın¬ dığında henüz ilkokul çağında bir çocuktu. İstanbul'da Ermeni¬ ce yayımlanan "Agos" gazetesi 2004 yılında yayınladığı bir rö¬ portajda. o da bir çırpıda yoksulluklarını anlatıyor. Aynı za- 307 . köyler yakılıyor. kaderi değişi¬ yordu. Havadan bombalamaya kanlanlardan biri de. Küçük Sabiha güzel ve çok zeki bir çocuktu. "okumak istiyorum" cevabını veriyordu.si Demenan ve Hayderanlılar tarafindan yakılması ve köprü ile Kahmut arasındaki telefon hatdnın tahrip edilmesiyle başladı. güçlü bir kadın olan anneleri bütün çocuklarına bakabilmek için uğraşıyordu. Atatürk. Savaşı'na katılarak geride kalanları yalnız bırakmışd. Resmi tarihe göre ise Sabiha Gökçen 1913 ydında Bursa'da doğdu. Babası ölmüş. İnsanlar tutuklanıp toplanıyor. ninesi. İsmet inönü'nün eşi Mevhibe İnönü'nün hayatını derlediği kitapta. 1925'te.. Sabiha Gökçen'i şöyle anladyordu: "Sabiha Gökçen. Sabiha'nın..

onlar gibi yaşıyordu. başarıyla döndü. Ama çok iste¬ diği için karşı geHnmedi. Tabii ki. Heye¬ candan heyecana koşmalar arasında. iyi ata biniyordu. Büyük bir tesadüfle. Piloriuk belgesi vardı ama. mert bk kızdı. ailesinin durumundan söz açd. Özellikle spora düşkündü. Genç kız. En büyük merakı bir kere olsun. Türkkuşu'nun kurulmasıyla biriikte Sabiha uçak kullanmaya başladı. el bebek. Mustafa Kemal'e oku¬ ma arzusundan. hayran olduğu. Buradan da gereken belgelerie başansı mühürien- dikten sonra. ağabeyinin komutanı Mustafa Kemal'le karşdaşmakd.manda da duygulu ve hassastı. Açık tenli kız. Mu¬ radı 1936 ydında gerçeğe dönüştürüldü. Ruhu serüven hevesleriyle fokurdayan bir genç kızdı. Avrupah prensesler gibi giyiniyor. Mudu olsun diye sivil havacdık okulu¬ na yazdınldı. Atatürk'ün desteğiyle Üsküdar Amerikan Kız Kokji'ni bitiren genç kız artık Ankara'daydı. Heyecanını kısa sürede yenip. Sabiha. Askeri Hava Okuluna 308 . zaten daha pilot olmadan bir yıl önce Atatürk de ken¬ disine 'Gökçen' soyadını vermişti. nasıl olduğunu anlayamadan hayad değişti." * Yüksek Türk sosyetesinin bir bireyi olan Sabiha Gökçen. Açık sözlü. Afet Hanım gibi Çankaya sofralarında zaman zaman bulunuyordu. "soyadı yasası" çıkmışri. Yokluk yüzünden öğrenimi yarı¬ da kalmışd. Tuhafdr. bk dediği iki olmuyordu. henüz kadın "zarafetiyk bağdaşık olmayan". Kısa süre sonra bir merakı daha gelişti. yüksek planörcülük kursu için Sovyeder Biriiği'ne gönderildi. Oysa havacılık. Çan¬ kaya Köşkü'ne taşındı. Kendini sevdir¬ mişti. savaş pilotu olmak istiyordu. gül bebek hayari yaşıyor. artık Sabiha Gökçen'di. da¬ hası "cesaret" isteyen bk erkek uğraşı sayılıyordu. evin en sevi¬ len ve güvenilen sakinlerindendi. en çok havacılığı seviyordu. Bu arada. Dileği yerine geldi. Bursa'da birkaç gün geçirmekte olan Gazi'nin yanına yaklaşabildi. Genç kız. Herkese bir "soyadı" ve¬ riliyordu. Havacılık tutkusu soyunun adı oldu.

yazdırıldı. Atatürk elini güneşe karşı siper ede¬ rek ardından bakıyordu. Sabiha Gökçen. Ama gazete. Sabiha Gökçen'in bombalarına hedef olanların 309 . "Sabiha Gökçen'in kahramanlığı" başlığıyla. Inspektör Abdullah Paşa. Bakanlar Kurulu ve tekmil devlet büyükleri hazır bulundu. Bando-mızıka eşliğinde ve askeri bir birlik selama durarak. övüp kutsuyor ve vatana hizmet tertibinden kazandığı zaferleri müjdeliyordu. "Sabiha Gökçen başarılı bombalıyor. "Amazon"ların en yenilmezi gibi takdim ediliyor¬ du. uğurlama töreninde. Savaş uçakları ve onlarla gökyüzünde süzülmenin ta¬ dına vardığında 23 yaşındaydı. Sabiha Gökçen'e ilgi büyüktü. Ön hazırlıklardan sonra. Başbakan ismet inö¬ nü. 18 Haziran 1937 tarihinde. Elazığ'ın "Vertetil" havaalanında.. "devletin kızı" ve "savaş ilahesi"ne yaraşır görkem içinde. Fakat "manevralar" ne de olsa birer gölge oyunuydu. tarihe geçen ünlü "istikbal göklerdedir" sözünü bu sırada mı söyledi. Asiler kuşauldı" başlıklarıyla veriyordu. dahası tek kişilik ordu. Savaş sanatı ve başarıları. Harekât başanh. Devletin kızı. bilmiyorum. * * * Basında. O ise ger¬ çeği. Akşam gazetesi. devlet töreniyle Dersim'e yolcu edildi. Sabiha Gökçen. Resmi tarihin yazdığına göre. Askeri pilot diplomasını aldıktan sonra. kendi köşkünde istkahatini sağladı. gazetelerde sonu gelmeyen tefrika malzemesiydi. ayrı parlak başlıklarla genç kadını "Amazon"laştırıyor. Eskişehir'de avcı ve bombardıman uçaklarıyla uçtu. düşman karşısında kazandığı za¬ ferleri. O uçakla havalanırken. O anı gösteren fotoğrafları çekildi. Ordunun Trakya ve Ege manev¬ ralarına katddı. Mustafa Kemal Atatürk başta olmak üzere.. törenlerle uğurlanarak. savaşın kendisini yaşayarak vatana hizmet etmek istiyordu. Gazetelerin her biri. Fa¬ kat. bomba yük¬ lü uçağıyla Dersim'e doğru göklere yükseldi. törenle karşılan¬ dı. 1937 baharında.

askeri bir tay¬ yare ile fiilen harekâta kadlan Sabiha Gökçen. Sabiha Gökçen." Sabiha Gökçen'in göğsüne madalya takılması nedeniyle dü¬ zenlenen devlet töreninde. Adı ve bombalamalanyla fondaydı. bir süre sonra bölgeye gidiyor. Sabiha Gökçen'in efsanevi kahramanlıklarını duyurmaya devam ediyordu: "Sabiha Gökçen Tunceli'de akınlanna başanyla devam et¬ mektedir. Cumhuriyet gazetesi 18 Haziran 1937'de şunlan yazıyordu: "Türk Amazonu Sabiha Gökçen. Sabiha Gökçen için düzenlenen övgüler. Tunceli'de başanh adşlar yapmaktadır.niteliği hakkında bilgi vermiyordu. Genel¬ kurmay Başkanlığı. burada büyük kah¬ ramanlıklar göstermiş ve en büyük madalyanın sahibi olmuştur. "tek kişilik ordu" Amazon Sa¬ biha hakkında şunları yazıyordu: "1937'de Anadolu'da zuhur eden Kürt isyanında. Gazeteleri gören bir yabancı. Devlerin resmi yayın organı "Ayın Tarihi" adındaki tutanak dergisi. Atatürk de hazır bulunuyordu. kanlı boğuşmalara meydan verilmeden tamamlanacak. onunla kalkıyordu. daha tarih oluşurken tarihe geçmişti. tek mer¬ kez tarafindan yazılıp basına dağıtılmış izlenimini yaratacak bi¬ çimdeydi. tek kalem. onu görev başında takdir ve tebrik ediyordu. başanlannı. Sabiha Gökçen'in kişiliğinde yer alıyordu. Kamuoyu onunla yatıyor." Aynı gazete. O bir "savaş tanrıçası"ydı. Atatürk. "Amazon "un silahsız. 310 . Yaklaşık 25 bin askerie başladlan Dersim harekâd. Dersim "tenkiH". savunmasız köylerle değil. "50 kiloluk bombalaria düşma¬ na nefes aldırmıyordu" cümlesiyle tarihe not ediyordu. aynı güçteki bir düşman ordusuyla savaştığını sanabilirdi. 20 Haziran 1937'de. 1938 tarihH bk sayısında." * Basında.

Dersim'de kaç köyü yerle bk ettiği. ihriyar ile köylerin bom¬ balanmasını da "insanlık dışı" sayıyordu. "Memleket ve millet için çalıştık" diyerek tevazu gösteriyordu. Gökçen. Çoluk çocuk olan yerleri doğrudan tahrip etmek insanlık dışı olurdu. Pertek'te bir köprü yapılmıştı. köyle¬ rin üstüne 50 kiloluk bombalar attığını inkâr etmiyordu. Evvela yerden birtakım harekeder yapıl¬ dı. Pek mühimseme- mek lazım aslında bunu. yıllar sonra. sorulan yanıtlarken. Nokta: Atatürk harekât bölgesine ne zaman geldi? Gökçen: 37 sonlanna doğru. Nihayet oradaki insanlar da bizim insanlanmızdı. kaç kişi öldürüldü¬ ğü yolundaki soruyu yanıtsız bırakıyor.Sabiha Gökçen. sanatı ve eserleri hakkındaki sorulan ya- nıdarken. 50 kiloluk bombanın ne şe¬ yi olur. savunmasız kadın. onun açılışı dolayısıyla gelmişti. Sonra havadan. ordunun da istihbaran var¬ dı. Gittik. Yani bu mevzular görüşülmü- 311 . Nokta: Dersim-Tunceli harekâtına neden gerek duyulmuştu? Gökçen: Ufak bir azınlığın ayaklanması neticesinde bu harek⬠ta gerek duyulmuştur ve kısa zamanda önlendi. Nokta: Bu olaylara Atatürk'ün bakış açısı ne idi? Gökçen: Ufak bir ayaklanmayı basnrmak. Ama ço¬ luk çocuğu. silahsız. Nokta: Harekât sırasında halktan ölenler oldu mu? Gökçen: Yoktu. tahrip güçleri neydi? Gökçen: Büyük tahrip gücü yoktu. Hedef doğrudan doğruya Dersim idi. Havalanmadan önce ne ya¬ pacağımızı biliyorduk. Keşif yapılıyordu. Böyk bir şey olmamışdr. Nokta dergisinin 28 Haziran 1987 tarihli sayısında onunla ya¬ pılmış bk söyleşi yayınlandı. Dergide yayınlanan söyleşi şöyleydi: "Nokta: Harekât görevi size nasıl verildi? Gökçen: O zaman orduda çalışıyordum. Ama her zaman bu gibi haller olabiliyor her yerde. Nokta: Bombalar nasıldı. 1992'de devkt televizyonundaki bir programda hayan. Bulunduğum bölüğü bu işle görevlendirmişlerdi. Biliniyordu bu kötü kişilerin nerede olduğu.

burası budur diye. * Gazeteci Oktay Verel. şurası şudur. Daha sonra. öyle kurtuldum. şunlan anlatıyordu: "Ben o zaman genç kızdım. Uça¬ ğının düşürülme olasılığını düşünen Atatürk'ün. Daha insanca yaşa¬ malarını istiyordu Atatürk. Akkaya. Atatürk'le Bir Ömür adı altında kitaplaştırdı. Türkçe bilmediğimiz için ne dedikkrini anlamıyorduk. bir gün yine geldikr. Bizim köye askerier birkaç defa gelip gittiler. Onları daha iyi bir yaşama kavuşturmak için başka yer¬ lere yerleştirdiler. Dersim olaylarının "insancıl" amacını açıklıyordu. korku diye bir şey kalmamışd. "gaye onlara daha iyi hayat vermekti" de¬ mekle. Bunlardan biri de Menez Akkaya idi. Arazide geziler yapıyorduk zaten Atatürk ile.yordu. "üç beş çapukunun başlattığı ayaklanmayı basnrmak üzere Dersim harekâtına gönüllü olarak katıldığını" anlatıyordu. konut denecek halleri yoktu." Sabiha Gökçen. DERSİM DAĞLARİ YANIYOR Nokta dergisi. Ancak görevin tehlikeli olduğunu Atatürk de anlamıştı. Bütün köy halkını topladılar. Hepimizi değirmen taşının oraya götürdüler. Biz üç kişi kurtulduk. Bize. Günlerce aç su¬ suz ölülerin yanında kaldık. Bize bir şey yapmadılar. Atatürk'ün gayesi buydu. silahlarınızı toplayıp serbest bırakacağız diyor¬ lardı. Nokta: Harekât sonrasında insanlann badya gönderilmesini nasıl değerlendiriyorsunuz? Gökçen: Yaşadıkları yerier iptidai idi. 1987'de Dersim'i kapak yaparken. Sabiha Gökçen kitapta. Öyle olmuştu ki. ulaşabildi¬ ği tanıklann anlattıklarına da yer vermişti." 312 . Ama bizi çay kıyısına götürüp kurşunladılar. Ben gösteriyordum yerleri. Ben ağaca yapışdm. gerektiğinde kendisini koruması ve "eşkıyanın" eHne sağ düşmektense hayatı¬ na son vermesi için özel tabancasını verdiğini anlatıyor. Sabiha Gökçen'in hayatını.

kamuoyunun bir şey öğrenmesini. "Dersim tenkili" bütün hızıyla sürerken. Gazete. arada bir cehennem ateşindekileri hedef alıyor. iki seneden beri Tunceli mındkasında özel iyileş¬ tirme programı uyguluyor. Son Telgraf gazetesi. bu yöreyi medenileştir¬ mek için.Basına koyu bir sansür uygulandığı için. bir buyrukla gazete¬ nin yayını durduruldu. 14 Mayıs 1937 günkü sayısında. Kamuoyuna sadece propaganda niteliğinde haberler veriliyordu. ilk kez 14 Hazkan 1937 günü meclis¬ te Dersim hakkında açıklamalarda bulundu. ısrarla kanuna muhalefetten kuvvet ve zevk almış bazı reisler iyi karşı¬ lamadılar. önemli bir kuvvet toplayarak bölgede ciddi bir tedibat yapmak ve bırak- 313 . Başbakan. Bu program. Sessizlik içinde her şey gerçekleştirildikten sonra. bilgi verme yerine. Bu masumane haberin yayınlandığı gün. Islahat programına muhalefet etmek istediler. Rejim. sıradan olaylardan söz eder gi¬ bi. hakaret ve aşağı¬ lamaları "haber" diye sunuyordu. girişüen genel harekâtı "Dersim özel iyileştirme programı" olarak sunu¬ yor. ger¬ çek anlamda Dersim'de olup bitenlerden habersizdi. bazı reislerin götürmek istedikleri medenileştirme programı¬ na karşı çıktıklarını söylüyor ve şöyle diyordu: "Hükümet. duymasını istemiyordu. kanşıkhklar konusunda net haberler alınamadığını belirtiyor. varsa yaşanan olayların açıklanmasını istiyordu. bütün vasıtalarla ve özel hükümler içinde. Başbakan İsmet İnönü. "isyanın bastırıldığını" açıklayacaktı nasıl olsa. haber. orada geniş bir çalışma ayrıntısını içermektedir. vatanın yüksek çıkarlarına aykınydı. küfretmeyi. Bu bi¬ zim özel askeri önlemler almamızı gerektirdi. Bunu. Orada şunu düşün¬ dük: Mukavemet eden ve hükümet programına muhalefet eden mıntıkada ne yapmalıyız? Şimdiye kadar olan Dersim tecrübele¬ ri. Basın. sövüp saymayı. şimdiye kadar. orada hükümetin emrine karşı muhalefet olunca. Ayrıntıla¬ rın bilinmesi gibi bir durum. "Doğu'da karışıklıkların olduğu yolunda haberlerin geldiği¬ ni" yazıyordu. Türk kamuoyu.

Ve memleketin bk tarafin¬ da bir hadise olunca. ıslahat programı olarak düşündüğümüz tedbirier. Dersim Raporları adındaki kitabında.. "Başbakan inönü Tunceli'yi teftişe gidiyor" diye haber veriyor ve bir isyanm variığmı üstü ka¬ palı biçimde anlatıyordu: "Asikr. onun üzerinden kuvvetii bir surette ve sel halinde gelip geçmekten bir fayda hasıl olmayacağı kanaatinde bulunduk. Her aşirette devlet yanlısı olanlar çoğunluktaydı. Biz. çekemediği Demenanlılann üstüne salıyor." Ertesi gün İnönü'nün konuşmasını manşetten veren Tan gaze¬ tesi. kendi programımızın. milis olarak çalışd. Böl- 314 . Kmlıp kökü kazınan aşiretlerde bile. yabancı bk devletin yardımını bekliyoriarmış. Gazete bununla da kalmıyor. Seid Rıza'nın emireri F. tanıklığına amcasının söylediklerini de katarak aktarıyor ve şöyle diyordu: "Nasıl yenildik? Doğrusu Dersimlilerin hepsi savaşmadı. Okul yapıyoruz. Bir kıs¬ mı savaşn. güney sınırianndan giren casuslar. 18 yaralı verdik" diye yazıyordu. Yusufan aşireti. yaşadık¬ larına.. » » Faik Bulut. Silahlar. muhalefet edenlerin mukavemetini bertaraf ettik¬ ten sonra. aralıksız devam etmektedir. gece yansı önüne düş¬ tüğü askerieri. Tunceli'de "zafere" ulaşıldığım. Baskınlarda askerierden elde ediliyordu. Türk ordusunun duruma hakim olduğunu haber veriyor ve kayıplar konusunda. "harekâtın kan dökülmeden devam ettiğini" yazıyordu. nasıl mı temin ediliyordu? Bir kısmı kaçakçılardan. Tunceli'de. Biz buna 'Sel Seferieri' dedik..mak. hiçbir şey olmamış gibi takip olunmasını esaslı vazifeden bildik. "Yalnız 13 şehit. Doğan'm anlattıklarına yer veriyordu. Cumhuriyet gazetesi aynı gün. "medenileşmeye" isyan ettirmişti. Ka¬ rakol yapıyoruz. Dersimlileri kışkırtıp. Birçoğu da devlede işbiriiği yapıp. Doğan. Yol yapıyoruz. Aynca teslimat sırasın¬ da bazdan silahlarını saklamışlardı." Cumhuriyet gazetesinin haberine göre..

Koçaklamasının esası kısaca şöyle: Aşiretler bize hiyanet etti/Kimse yardımımıza gelmiyor/Unut- maym/Bizi ezerlerse/Sizleri de Ermeniler gibi kesecekler/Ge¬ lin/Bu ihanetten vazgeçin. Seid'in öz yeğeni Rayber. Makineli tüfek kullanmasını bilen tek kişi. Üçüncü cephe Kalan aşiretine karşı açıldı. birinci cephede Sü¬ leyman Pıhtoğlu'ydu. hem de direniyor. Onu ölü ya da di¬ ri ele geçirmek için. Gözüpek bir delikanlı olan İbiş hem Kürtçe koçaklama yapıyor. kayalardan aşa¬ ğıya adp tahrip ediyor. Merkezi Dest ve Seid Rıza'nın köyü Ağdat'd. Dördüncü cephe Hozat yönündeydi.. Bir mitralyözü ele geçiriyor. Demenanhlar sabah uya¬ nıyorlar ki. En başta da. Seid Rıza'nın aşireti burada topluca kadedildi. İkinci cephe Kutu deresi. bu ödüle konmak çabasıyla birbiriyle yanşıyordu. Birinci cephe De¬ menanhlar bölgesiydi. Ama kimse akıl edip kesmiyordu." İlk hedef Seid Rıza'ydı. Mıstefai Berte adındaki yiğit vuruluyor. ilk çadşmada. bu uğurda para harca¬ maya acınmıyordu. devlerin tek ama¬ cı onu yakalamak olmuş ve peşine düşülmüştü. Telefon ve telgraf direkleriyle donanmıştı dağlar. Aşiretin en yiğit elemanları olan Ibişî Seyik Ali. akla gelebilecek her yola başvurmuşlardı. Kamer Ağa'nın oğlu Hü¬ seyin çadşmaya başlıyorlar.genin adı Kızıldağ ve Aziz Abdal dağı. Birçok cephe açılmışd. askerieri Konaklar denilen yerde karşılıyor. Ama kullanmasını bilmediği için. askerler en yüksek tepede karargâh kurmuş. 315 . İbiş sürüne sürüne tepedeki mevzilere ulaşıyor. Malatya-Erzincan-Sivas hatd.. Bakanlar Kurulu'nun kararı gereğince. Ama Seid Rıza kurtulmuştu. Seid Rıza'nın ça¬ dşma bölgesi. Zel dağı idi. Seid Rıza'nın başına büyük ödül konmuştu. Seid Rıza.. Evi bombalanarak ilk vuruş yapdmışri. Pek çok Dersim- H.. Meme Kek'in oğlu Hıdır ve kardeşleri. Çadşmamn ikrieyen saatlerinde Seid Rıza'nın amcası Hüseyin bir uçak düşürüyor. Bundan sonra. Mitralyözü kullanmasını bilmemek gibi. Hese Gene.

Yağdırdıklan bomba ve kopardıklan gürültüyle panik yaratıyoriardı. Seid bü¬ tün ailesiyle oradaydı. dağlarda da yaşanmıştı. moraller düzelecek. Birkaç kez.' Seid Rıza baskı altındaydı. Askerier. gelinleri. askeri biriikler kaydınlıyordu. damat ve torunlanyla çatışmaya girdi. ka¬ dın ve ihtiyarlann kadi neden? Bunca köy neden yakılıyor. bunca kan neden? Niçin masum insanlar kadediliyor? Çocuklann. bildirilerin içeriğine bakarak. sorun ben değilim" diye çırpınması fayda vermiyordu. "Sorun ben isem eğer. Halbori'de ağalara "isyan yemini" ettiren Seid Rıza tes¬ lim olduğu takdirde. kal¬ kınma hamlesinin geleceği de müjdeleniyordu. Seid Rıza'yı ailesi ve bk avuç dostuyla yalnız bırakmıştı. o gün yanı başında vurulup öldü. Ama çok geçmeden amcası Seid Hü¬ seyin tüfek ateşiyle bk uçak düşürünce. tanklar seferber ediliyor. uçaklar dağı havadan kalbura çevirirken. İhbar geldikçe dağlar bombalanıyor. Pek çok aşiret. toplar. Tujik dağında olduğuna ilişkin haberler alınmış. Ardı ardma yayınlanan bildirilerde. Ama çoğu kez ihbariarın asılsız olduğu anlaşdıyordu. Seid Rıza'nın çok değer verdiği Berte'nin oğlu Mustafa. kan göllerinin kuruyacağı. "bu bir oyun ve tuzaktır. devlet tarafindan kan ve ateşin sorumlusu olarak gösteriliyordu. kurtuluşunu onun tesl'iminde görüyor. Seid Rıza'nın. 1937 yazında. dolaylı ya da doğrudan bunu telkin ediyordu. çem¬ ber yanlacak.'' Or- 316 . hükümete ka¬ fa tutan. onunla Konaklar bölgesinde yüz yüze geldi. Bu yüzden. "Kemal'in demir kuşlan" dedikleri uçaklar göz açtırmıyordu. o teslim olmadığı için harekatın devam ettiği tek¬ rarlanıyordu. oğullan. Koşullar çok çerindi. Küçük eşi Beşe. yangmlann söne¬ ceği belirtiliyor. Seid Rıza ve aiksi kurtulacaktı.Seid Rıza'nın yeri hakkında ardı arkası kesilmeyen ihbariar yapılıyordu. * * Seid Rıza. Onun teslim olması halinde Dersim'e yalnız huzur değil. Birçok kesim. yerden de top ve tank ateşıyk yangına verilmişri. Benzer manzaralar başka alanlarda.

Şimdi hükümet. "eşkıyanın imha edilmekte" olduğunu bildiriyor ve devam ediyordu: "Kahraman kıtalanmız dün sabah iki harekâta başladı. kimse onu dinlemiyor. senelerden beri adına Dersim denilen mesele. programını uygulamaya koyuyor. Eşkıyanın yiyecek ve gi¬ yeceği bitmiştir. Mağaralara sığınan eşkıya amansız bir şekilde takip ediliyor. Cumhuriyet gazetesinin sahibi ve başyazarı Yunus Nadi. isyan ede¬ rek Türk askerinin kanına giren Seid Rıza'ydı. Uçaklanmız." Haberier daha çok Seid Rıza ile ilgiHydi. Seid Rıza mağaraya sığındı. Ekilmiş topraklar. Seid Rıza'nın küçük oğlu yara¬ lı olarak ele geçti. ama basına göre bunun sorumlusu. Haberin yalan çık¬ ması da tekrarını önlemiyordu. Tan gazetesi bu konuda şunları yazıyordu: "Uçaklarımız keşif uçuşları yapıyor. inanmıyordu. tarihin ummanına katılmış ve ebediyen ölmüştür. eşkıyayı bitkin bir hale getirmiştir. Dersim'deki tüm ormanlar ve ekiH alanları yangına verilmiş. onun öldürüldüğü ya da teslim olduğu yazılıyordu. ekinlerin yakılması niçin?" diye nefes tüketiyordu ama. * * 1937 yazında. eşkıyanın son barmaklannı da bombaladı. hükümetin hareketierine bir baba şefkati ha¬ kimdir. Her ne olursa olsun. İki günde bir. Şakilerden 32 kişi öldürüldü." Cumhuriyet gazetesinin 26 Hazkan 1937 tarihindeki haber başlıkları şöyleydi: "Tunceli'deki eşkıyalık can çekişiyor. 18 Temmuz 1937 tarihindeki yazısında." 317 . Malûm olduğu üzere iki darbe ile direniş kmldı. Dersim'e "baba şefkari" ile yaklaşıldığını yazıyor ve şöyle devam ediyordu: "Cumhuriyet hükümetinin iyi düşünceler ve kesin azimle uy¬ gulamaya başladığı 'çelik tedbirler' sayesinde. Kutu deresinde kanlı bir çadşma oldu." Aynı gazete ertesi gün. Açlık. müfrezelerimizin elindedir.manlann.

haftalarca uyku¬ suz kaldığından bir iki saat uyumak zorunda olduğunu Hıdır'a bildirmiş ve nöbet beklemesini istemişti. Seid Rıza aşiretine kadlmışd. 318 . Hain Rayber. bütün şiddetiyk devam ediyor ve ağıriık merkezi Bah¬ tiyar aşiretinin üzerine yüklenmiş bulunuyordu. Pırço'nun oğlu Hıdır'ı kandırmayı başarmışd. yangın Dersim'in birçok yerini sarmış ve geceleri dehşet verici yanardağ manzarası oluşturuyordu. Dersim ormanlannı ateşe verdikleri için. Ho¬ zat'a giderek Şahin'in başını kumandana teslim etmiş. Şevket'in görüşme önerisini kabul etmiş ve gö¬ rüşme sonucunda zavallı yaşlı kadın aldadlarak. çatışma alanı genişlemişti. Karabal ve Ferhat aşiretieri sa¬ vaşa katılmış. Seid Rıza'nın küçük oğlu Hüseyin Reşik. kısmen yenilmiş. onlan Nazimiye bölgesindeki Heyderan ve Mazgırt'teki Demenan ile Yusufan aşiretleri izlemişti. Şahin'in kardeşi ve amca çocukları tarafindan mitralyözle imha edilmişti. gücü kınlmış. Şahin uykuya dalar dal¬ maz. kendisinin affedilmesini istemişti. Çünkü. bazı aşireder tek hedefin Seid Rıza olmadığmı anlamaya başlamışlardı.* 1937'nin yaz ortalannda. yaralı oğlu Hü¬ seyin'i Elazığ'a götürüp. Bahtiyar aşireti hedef haline geldiğini görünce 1937'de Hozat'ta cephe açmış. kendisiyle görüşmek is¬ tediğini bildirmişti. Nuri Dersimi anlatıyor: "Savaş. Bir süre sonra aynı bölgedeki Yukan Abbas. uçak şarapneliyle yaralanmışd. Bahtiyar aşireti reisi Şahin harbi idare ediyordu. kısmen imha edilmişti. onu öldürmüştü. Dr. tedavisi için Şevket'e emanet etmişti. Sağ kalanlar. bir süre dayandıktan son¬ ra. Bahtiyar aşiretinin içinde bulunduğu sırada. Seid Rıza'nın büyük eşine haber göndererek. Hıdır başına bir kurşun sıkmış. Seid Rıza'mn küçük eşine karşı olan büyük eşi Elif Hatun. Seid Rıza bizzat savaş aknmdaydı. Önderini kaybeden Bahtiyar aşireti. gecenin karanlığında aşiret bölgesinin dışına çıkmış. Şahin Ağa. Sonra başı¬ nı kesip. Seid Rıza ile ilgisi ilin¬ tisi bulunmayan aile ve aşireder de budanıyordu. Ama Hozat'tan döndükten sonra. Bunu haber alan Türk istihbaratçısı Şevket. Türk askeri kuvvetieri. Kureyşan aşireti de Seid Rıza'nın yanına koşarak savaşa kadl¬ mışd. Seid Rıza'nın yanında savaşa girmiş.

şeref ve namuslannı korumak için. şeklinde işaretler konmuştur." ALİŞER VE BAYTAR NURİ Seid Rıza'nın dost ve arkadaşları arasında iki önemli aydın da vardı: Alişer ve Baytar Nuri. Seid Rıza. kadın ve kız. içeriye boğucu duman verilmiş ve içindeki zaval¬ lıların birçoğu dumandan boğularak ölmüş. Mağaralara. bölgesini terke mecbur olmuş. Kürt kadınına yakışır şekilde ölmüşlerdir. canlanm dışarıya atanlar ise süngülenerek imha edilmişlerdir. Durumun ciddiyetini gö¬ ren Seid Rıza. Sonra me- 319 . Sivas'ın İmranlı ilçesinde doğ¬ du. bir yarma hareketiyk çemberi kırmayı ve Ovacık yönüne çekilmeyi başarmışd. Çünkü Kozluca muharebesi adıyla anılan bu savaşta. Seid Rıza'nın. Alişer. 3. istediklerini alamayınca da idam ettirmişti. Koçan aşireti bölgesi dahilinde. bölgeyi sarmışlardı. Bu olayların belgeleri mevcuttur. bunlan harekete katmaya ve savaş alanlannı genişletmeye çahşıyordu. Sivas medreselerinde öğrenim gördü. 2. Türkler.Şevket. Tujik dağı eteklerinden llksor vadkin- deki büyük mağaralara sığınmış binlerce çocuk. Tujik dağı eteklerini tama¬ men işgal etmiş ve buralarda ellerine geçen Kürt halkını merha¬ metsizce öldürmüşlerdi. baba¬ sının planlan hakkında bilgi vermesi için hayli işkence yapdrmış. haritalarda 1. Bktakım mağaraların kapılarında ateş yakılarak. tarafsız kalan aşiret¬ ler arasına geçerek. bu nokta üzeri¬ ne uçak bombardımanı ve topçu hazırlığından sonra şiddetii bk hücum yaparak. üç torunu ve bin kişiye yakın kuvveti şehit düşmüştü. Kürtçe yazan bir şairdi. Seid Rıza ik biriikte sava¬ şa katılan küçük eşi Beşe ve büyük oğlu Şeyh Hasan. kendilerini uçurumlardan sarp taşlar üzerine veya Munzur ve Harçik sulannın kurtarıcı derinlikleri¬ ne atarak. Fakat bu başarı çok pahalıya mal olmuştu. mağaraların ağzı çimento ile kapadlarak öldürülmüşlerdi. yarah çocuğu Elazığ merkez hastanesine yatırmış. Bahtiyar ve Kureyşan aşiretlerinin büyük bir kısmı. Uzun Meşe noktasında bulunduğunu sezen Türk kuvvetleri. Okuldan sonra bir süre devlet memuriyeti yaptı.

ölünceye dek yoldaşı olarak kaldı. Nuri. Baytar Nuri'nin Kürt sorunuyla alakası İstanbul'daki öğrenci¬ liği sırasında başladı. çekirdek de olsa yerel' Kürt yönetimleri kurdular. Onun ölümünden sonra da ailesine va¬ si oldu. Alişan ve Haydar beylerin yanında çatışmalan yöneten liderierden biriydi. Alişer. "Mil" aşiretindendi. istanbul'a gidip "Baytar" (Veteriner) okulunda öğre¬ nim gördü ve mezun oldu. merkezi istanbul'da bulunan "Kürt Teali Cemiyeri"yle ilişki kurdu. 320 . Nuri. 1920'de bk karakolda meydana gelen çatışma "isyan" sayılarak Koçgki'ye ordu sevk edildi. Bunun üzerine Alişer. Olaylardan sonra Dersim'e geçri. aşirerin etkinliği ve büyüklüğünden çok "aydın yapısıyla" tanınıyordu. Ardın¬ dan düşüncelerini yaymak amacıyla "Jepin" adında bk gazete yayınlamaya başladı.muriyetten aynlıp Koçgirili Alişan Beyzade Mustafa Paşa'nm ya¬ nında çalışmaya başladı. Fakat çok geçmeden çalışma ve çabalan haber alınıp takibe alındı. Çatışmalar başladı. 1917'de Rusya'da Çariık devrilince. "Artık bu dünyada yaşanmaz" di¬ yecekti. onlaria sıcak ilişkilere girdi. O günden iribaren Seid Rıza'nın siyasal danışmanı. Sivas. Birinci Dünya Savaşı sırasında. Dersim'e geçerek. Dersimli Baytar Nuri idi. Dersim'de ve çevre illerde orta öğrenimini tamamladık¬ tan sonra. Daha sonra çıkan aftan yararlanarak tekrar Koçgiri'ye dön¬ dü. onu kaybettiği gün. çalışmalannı burada yoğunlaştırdı. Oğullan Alişan ve Haydar beylerin yetişmesinde katkıda bulundu. Fakat ailesi. Seid Rıza'nın yanma yerkşri. Ruslar Kürdere özerklik vere¬ cekleri vaadinde bulununca. ordusu geri çekilmeye başladı. "Kurdistan TeaH Cemiyeri"yle ilişkilerini pekiştirdi. Seid Rıza. Erzincan ve Dersim'de halkı örgüdeyip. Seid Rıza'nın öteki dostu.

Örgütün akrif elemanlarından biri haline geldi. bir gün sonra da Dersim'den ayrılacaktı. Genel bir anla¬ tımla Alişer Seid Rıza'nın sağ koluysa. Fakat bir süre sonra. Karara göre.Kürt öğrenci örgütüne üye oldu. Dersim başsız kalınca Nuri Dersimi Beyrut'a yerleşti. Alişer. 1937 Ağustosunda Alişer'le durum değerlendirme¬ si yaparken. Alişer Erzurum'a gidecek. Burada. Alişer Bey'le Dersim'de yeniden bu¬ luştu. Okulu bitirdikten sonra Koçgiri'ye atandı. onun Sovyetler Biriiği'ne gidip olayları anlatması ha¬ linde yardım sağlayabileceğini söylüyor ve Moskova'ya gitmesini istiyordu. Nuri Desimi. Koçgiri olaylarından sonra. 1937 yazında Güney sınırından yurtdışına çıktı. daha sonra bizzat Mustafa Kemal tarafından af¬ fedildi. Alişer Bey'le tanıştı. 1937 yazına kadar Seid Rıza'nın yanında bulun¬ du. Öte yandan "Kürt Teali Cemiyeti"nin üyesi olarak İstanbul'daki örgüt merkezi ve cemiyetin başkanı Seid Abdülkadir'le sıcak iliş¬ kilerini sürdürdü. Seid Rıza'nın oradaki bir dostunun yardımıyla Sovyetler Biriiği'ne geçecekti. 1919'da "Kürt Teali Cemi- yeti"ne girdi. Dersim dağlarında son günüydü. Baytar Nuri de sol koluydu. Yazmaya ağırlık verdi.. Koçgiri olaylarından sonra Dersim'de tutuklandı. Türk yetkililerle görüşmeye giden Seid Rıza tutuklandı. Ardından idam edildi. Seid Rıza ile vedalaşmış. Yurtdışında öldü. llksor dağında. Anılarında anlattığına göre. Dersim'de olanları duyurmak ve destek sağlamaktı. kul- 321 . Geride Hatıralarım ve Kurdistan Tarihinde Dersim adında iki kitap bıraktı. Seid Rıza'yı mezhepsel sınırlılık ve Der. simliHk kalıbından çıkarıp daha genele yönelten de Baytar Nuri ile Alişer idi. Seid Rıza. Görevi dış dünyayla ilişki kurmak. ikisi Seid Rıza'nın en yakın dostu haline geldi. Anlatdanlara göre. Alişan ve Haydar Bey kardeşlerle dostluklar kurdu.

bir kafilenin bulundukları yere doğru gelmekte olduğunu gördü. Öz amcası Seid Rıza'nın kellesinin getirilmesi görevi de ona verilmişri. "eyvah. Rayber'in yanında başka tanıdıkları da vardı. Gelenlerin başında Rayber vardı. Biri Rayber'in amcazadelerinden Vanklı Efendi'ydi. Fakat bunu başaramamışri. avına yaklaşıp avlanmasını sağlamaktı. devlet güçleriyle çalışmış. öteki Halborili Emir Ali'ydi. Kirvelik. O da elinde dürbünle yolları gözlüyordu. Alişer de eşine. Devlet oyunun inandırıcı olması için bil¬ diriler dağıtarak. Yakından tanıdığı öteki at¬ lı Rayber'in kardeşinin oğlu İsmail. en yakın akrabalıktan. Rayber'in direnişçilerin safi¬ na geçtiği resmi bildirilerle açıklanmışn. Aynı sırada Seid Rıza da. "heval" (arkadaş) diye hitap etriği eşi Zarife'yle oturuyordu. "Alişer'in imdadına yetişin!" diye emir vermişti. Ama Seid Rıza oyunu sezinlemiş. muhbirlik. konuklarımız var. Alişer dürbünle yollan tararken. Rayber'in adamlarıyla birlik¬ te Alişer'in bulunduğu mağaraya doğru gittiğini görünce yerin¬ den firlamış. Alişer'le de kir¬ ve. dahası Rayber'i yakınına yanaştırmamıştı. Rayber.. 322 . Rayber. Çay ve yemek için hazırlık yap" demişti. Rayber bildirilerde hâlâ "direnişçilerin safinda" görünüyor¬ du. karşı dağın yamacındaydı. Seid Rıza'nın kardeşinin oğluydu. onun isyancdara katıldığını her tarafa duyur¬ muştu.landığı mağaranın önünde. Daha sonra takrik değiştirilmiş. "Heval. Seid'in imdada gönderdiği adamlar yola çıkarken. yol göstericilik yapmışn. kardeşten de ileri kutsal bir bağdı Aleviler arasında. Amaç. kardeşim Alişer hainin pençesine düştü" de¬ miş birkaç kişiyi çağırıp.. çevresini uyarmış. Rayber geliyor.

m nekujîne!' (arkadaşım o. Seid Rıza'nın uyanlarım hatırlatarak. Ne zaman ne olacağını kimse bilemez. öldürmeyin) diye feryat et¬ miş. tabakayı ötekine uzatıyordu. onu mağaranın bkkaç metre ötesinde karşıladı. Minderini sundu. Alişer tütün tabakasını çıkarıp Rayber'e sundu. Baytar Nuri. Alişer'in eşi Zarife Hanım. Oturdular. onun kirve¬ sine zarar verecek kadar düşüp küçülemeyeceğini belirtiyordu.. tütün tabakası tekrar Alişer'e gelmişti. Türk ordusu top. fakat öldüğünü anlayınca tabancasını çekerek hain Ray¬ ber'e ateş etmiş." Zarife Hanım. Onun için sıkça yer değiştiriyoruz. kendince tetikte ve hazırlıklıydı. güven vermek istiyor olmalı ki. sonrasını anılarında şöyle anlatıyor: "Şaşalayan eşi. ziyarerinin nedenini açıklama gereğini duymuştu: "Biliyorsun kirve. Kürt ge¬ leneklerine göre. tabancasının namlusuna mermi sürüp beline yer¬ leştirmişti. Rayber ve adamları birer sigara sarıp yakarken. eşine endişelerinin yersizliğini anlatırken. düşmana karşı savaşıyoruz. konuklara ikramda bulunmak üzere yanlarından ayrıldı. Alişer. dost görünümlü Rayber'e güvenemediği için. kendisini eşinin üstüne atarak. mermi Vanklı Efendi'nin başına isabet etmiş¬ tir. Kağıda bk si¬ garalık tütün alan. Yolumuz buraya düşmüşken kirvemi bir ziyaret edeyim dedim. Vankh Efendi cansız yere düşerken. tam yurtdışına çıkacağı sırada Rayber'in çıkıp gelmesini hayra yor¬ madığını söylüyordu. Savaş hali. tütün konuğa ilk ikram ve dostluk sunuşuydu. Alişer. Fakat tam bu sırada bir silah patlaması ve Zarife Hanım'm haykırışı yükseldi: "Yoldaşımı (rehevalım) vurdular!. tüfek ve uçaklarıyla bize aman vermiyor. Kendisi de çay yapmak üzere ateşi harladı. 'Ew hevale min e. Rayber." Alişer'in tütün tabakası elden ele dolaşıyordu. Rayber ve adamlan daha görü¬ nür görünmez. Hizmetlerine bakan adamlarından bi¬ rini taze su almaya gönderdi. alçaklığın sonuna ka- 3i3 .* * * Zarife Hanım. Rayber bulundukları yere yaklaşmıştı.

bu emsalsiz Kürt kızına da tevcih ederek. Vurulabilirdim. Abdullah Paşa Rayber'i bir kahraman gibi karşılıyor. Biriikte teh¬ likeye attık kendimizi. İsmail Top'un daha sonra anlattığına göre. Dersimliler. sonra arkamızdan ateş açtılar.dar gkmeye karar vermiş olan Rayber. Alişer'in nasıl. silahını Alişer'in emsal¬ siz eşi. Dersim yolunda. bu yüzden tüm değerieri hiçe sayan bu hain bk melenet yapabilir' diyerek adamlar gön¬ deriyor. Fakat Seid Rıza'nın adamları yetişemiyoriar. Onun. Mağaraya vardıklarında Alişer ve eşinin başı kesik cesetieriyle karşılaşıyor¬ lar. O bundan sonra Alişer'siz bir şey yapamaz. "bu işi bklikte yaptık. içecekler sunuyor. Alişer ve eşinin başını Elazığ'a götürüyordu. Alişer'in hizmetine ba¬ kan adamlann ve olayla yakından ilgili Dersimlilerin anlatnğı¬ na göre gelişmeler şöyle: Seid Rıza. Bu işi pa¬ ra ödülü için değil." Rayber. Kansı silaha davrandı. vatana hizmet için yaptım!" İsmail Top susuyor. silahına davranı¬ yordu: "Eşşoğlu eşşek. para olduğu gibi Rayber'e kalıyordu." Araştırmacı Kahraman Aytaç anlatıyor: "O gün Rayber'in yanında bulunanlar arasında Balikan aşi¬ retinden biri de vardı. hizmetlerinden ötürü sır¬ tını sıvazlayıp yanaklarından öpüyor ve şöyle diyordu: "Vatana büyük bir hizmette bulundun. Fakat vuramıyoriar. Katillerin peşine düşüp ateş ediyoriar. 5 bin liralık ödülünü verip yolcu ediyordu: İsmail Top. Rayber ve adamlarının mağaraya doğru gittiklerini görünce içine sinmiyor. onu kocasının cesedi üzerine cansız düşürmüştür. Onun için şu 5 bin liradan ben de pa¬ yımı istiyorum" diyordu. Rayber'e yiyecekkr. hangi hileyle katiedildiğini ondan dinlediler. ne parası? Ben para mara almadım. Rayber İsmail'in pay istemesine öfkeleniyor. kolunu kestin. ödülü Abdullah Alpdogan'ın elinden almak üzere. O hain Alişer'i orta¬ dan kaldırmakla Seid Rıza'nın elini. 3İ4 ." General. 'Paraya tapan.

ülkelerin Dışişkri Bakanlıklarına gönderdiği mektupta şöyle deniliyordu: 3^5 . Ama para hırsıyla bu da olmuş. "ilerki dünya kamuoyu" diye nitelenen Sovyetler Bir¬ liği'nin de Dersim'k ilgiknme nedeni yoktu. "gerki. insanlık adına acil müdahalede bulunulmasını istiyordu. dünyanın etkin birçok devlerinin Dışişleri Bakanlıklarına birer mektup yazarak. halka karşı gkişilen hareketin vahim bk hal alma¬ sı üzerine. Oysa. İngiltere ve Fransa'dan aldığı destekk isyan ettiğinin kanıtı olarak gösterilecekti. duyulmamış bir olay ve bağışlanmaz en büyük ihanetti. Fransa ve Ameri¬ ka Birkşik Devlerieri başta olmak üzere. Seid Rıza'nın mektuplan hiç kimse tara¬ findan dikkate bik alınmıyor. Ayrıca. Sovyetlere göre Kürt¬ kr. sansür duvarı nedeniyle dünya. Bir Dersimli olan Ali Atik. isyankâr gericileri gemlemek ve medenileştirmek için uğraş veriyordu. * * * Seid Rıza'nın. ancak Ankara ta¬ rafindan. dikkatkri bile çekmiyordu. o güne dek Dersim'de 'görülme¬ miş. Böyle bir ortamda. medeniyete kafa tutan" bk yapıydı. İstanbul Konso¬ losluğu aracılığıyla Türk hükümetine veriyordu. yaşanmıştı. Dersim'de olanlardan ha¬ berli de değildi. Sovyetler Biriiği. Seid Rıza'nın mektupları. Dersim Generali imzasıyla İngiltere. DIŞ DESTEK VE BESfi'NlN ÖLÜMÜ Seid Rıza.Kirvenin kirveye kötülüğü. Fa¬ kat bu olaydan sonra hiçbir Dersimli bu adı vermedi doğan çocu¬ ğuna" diyordu. Dünyanın gündemi. cevapsız kalacak. "Rayber adı bizde çok yaygındı. Kürtlerin sorunu kimseyi fazla ilgilendirmiyor. Almanya'da yüksekn Hider rejimiydi. İngiltere ise kendisine gekn mek¬ tubu "bakın dikkate bile almıyoruz" anlamında. "İlerici Türk dev¬ leti".

Zindanlar yumuşak başlı Kürt halkıyla dolup taşıyor. kendisiyle yapılan bir anlaşma so¬ nucu bu baskılardan anndınlmış Dersim bölgesine de girmeye kalkışmışdr. ana dillerini konuşanlara eziyet ederek. Yaz ortalarında bir sabah. Zi¬ lan ve Beyazıt ovasında olduğu gibi silahlara sanldılar. benim sesimden ekselanslanna sesleniyor ve bu hükümetinizin yüksek manevi etkisinden Kün halkını yarar¬ landırmanızı istirham ediyor. Son olarak Türk hükümeti. Aydın¬ lar kurşuna diziliyor. yakıyor. akşam ka¬ ranlığına kadar bombalama devam ediyordu. Üç aydan beri ülkemde tüyler ürpertici bir savaş sürüyor. Gece sükûnet için¬ de geçiyor. en derin saygılanmın kabulünü rica ederim. Bahriyar aşi- rennden Şahin Bey'di. göçün uzak yollarında can vermek yerine kendilerini korumak için. Şahin Bey. Üç milyon Kürt. Türk ordusunu durduran kişi. günler boyu sürmek üzere tazeleniyordu. boğucu gazlann kullanılmasına rağmen. Direnişimiz karşısında Türk uçaklan kasabalan bombalıyor."Yıllard'an beri Türk hükümeti Kürt halkını asimile etmeye çalışmakta ve Kürt dilinin gazete ve yayınlannı yasaklayarak. Kürdistan'ın bereketi! topraklarindan gidenlerden büyük bir bölümünün telef olduğu Anadolu'nun çorak topraklanna zorunlu ve sistemli göçler dü¬ zenleyerek. Sayın Bakan. fakat sabahm ilk ışıklanyla biriikte taarruz. asılıyor ya da Türkiye'nin tecrit edilmiş bölgelerine sürgün ediliyor. Savaş olanaklannın eşitsizliğine ve bombardıman uçaklannın yangın bombalannın. Bu olay karşısmda Kürder. 1937 yılının yaz başlanna kadar ailesiyle Bogır dağmm Sosm yaylasında tutundu. kendi buluşu gerilla taktikleriy- 326 . Dersim Generali Seid Rıza" Seid Rıza. 1930'da Ararat tepesinde. Sosın yaylalannda. bu halka zulmetmektedir. ben ve yurttaşkrım Türk ordusunu başansızlığa uğratdk. kara biriikleri uçak filolannm eşliğinde taarruza geçiyor.

onu uykuda vuruyor. hakkın¬ da uydurduklannı birinci sayfada yayınlıyorlardı. Pırço'nun oğlu Hıdır diye tanınan adamını nöbetçi bırakmıştı. yaklaşan. başına ödül konan bir gerilla lideriydi. Öteki gazetelerden bazıları. Cum¬ huriyet gazetesinin bkmez tükenmez malzemesiydi.le sızmalar yapıyor. oğlu Şeyh Hasan ik torunu¬ nu bu çarpışmada kaybediyordu. ama iyi ta¬ nımadığı kişilere ihtiyatlı davranıyordu. zevk ve se¬ fayı düşünen bir kadın portresi çiziyordu. başını kesip Hozat'taki askeri ka¬ rargâha götürüyor ve ödülünü alıyordu. Beşe. Gazeteci Barbaros Baykara. uzaktan akrabası ve en güvendiği adamların¬ dan biriydi. O nedenle. duygu¬ dan arınmış bk savaş ve öldürme makinesi olarak gösteriyordu. Seid Rıza olayı duyduğunda büyük kedere kapılıyor ve birkaç gün sonra da Sosın yaylasını terk etmek zorunda kalıyordu. onunla ilgili haberler eksik olmuyordu. Şahin Bey. hava ile kara taarruzlarına rağmen çemberden kurtulmuşlardı. Bese'nin gözü pek. Ovacık'ın Senkan bölgesinin. savaşkan portresini çiziyordu. Seid Rıza ve yakınları. devlet raporianna dayanarak yazdığı Dersim adındaki iki ciklik romanında. Gazeteler. Şahin Bey. Ba¬ sında. küçük eşi Beşe. Türk basınının da başlıca malzemelerinden biriydi. Uzunmeşe yöresinde ça¬ nşma yeniden başlıyordu. Örneğin. daha sonra "propaganda edebiyattna" da konu oluyordu. Seid Rıza. Ortahkta "kelle avcılan" dört dönüyordu. top atışlarının kesilmesin¬ den yararlanarak uyumaya çekilmişti. Uyurken. Ama. Hıdır. onu cepheden cepheye koşarak asker öldüren biri olarak gösteriyor. sabahın seherinde başlayıp akşam karanlığına dek süren bir çarpışmada yorgun düşmüş. 327 . Onu. Beşe. kayıplar verdirip silah ve cephane ele geçiri¬ yordu. Bu Seid Rıza'nın karildığı en büyük kavgaydı. bir başkası aşkı. Hıdır.

Doğan m anlattıklan şöyle: "Aik efradmın ölüm haberi gelince. Munzur dağlann¬ da mevzilenmiş olan Seid Rıza'ya Erzincan valisi aracılığıyla ha¬ ber göndererek. Nuri. şim¬ diden bütün orduya ateşkes emri verilmiş olduğunu. "bem sağ yakalayamazsınız. Bu zevki tatnrmayacağım size. Sinir krizleri geçirdi. Unutamadığım bk kelimesi vardı: Dersim'i yok edecekler. Yere yıkd. Uzun sakalı titredi. Dersimlilerin isteklerinin kabul edileceğini. çoluk çocuğu kıracaklar. Ölümü bile bulamayacaksımz!" diye bağırarak uçuruma adıyordu. Ağdat'taki ikinci mezra olan Gogan'da Se¬ id Rıza'ya ulaşd. Kutsal türbeler. F. yakala¬ nacağı an.." SEİD RIZA BARİŞ GÖRÜŞMELERİNE GİDİYORDU. 2 bin 200 metreye ula¬ şan uzun menzilli bir Alman tüfeği kullanıyordu.. Sert kaşkn dikeldi. Her ağacın çapı 7-8 met¬ reyi bulur. atmm üstünde dimdik yürüyen bir suba¬ yın binek hayvanını vurdu. Gözleri çok keskindi. bir ordu ve gökten ölüm yağdıran uçaklara karşı kurşunu bitene dek çarpışıyor.. Seid Rıza'nın dizi dibindeydım. ashnda 328 . Seid Rıza'nın.Baykara'ya göre Beşe. Namusuma dokunama- yacaksmız bemm. Dr. ağ¬ lıyordu. yüz-yüz el- h yıllık ulu çınar ağaçlanyk kaplıdır. Sakalım yolmaya has¬ adı. Bunlann içi çürük ve boştur. Baykara'nm anlatıklannm gerçeğe uygunluğu bir yana. ölüm haberinden sonra Gogan kalesine sığındı Kutsal aile kabristanı da buradadır. Ses¬ sizlik mevsiminde hile yoluyla çalışmanın amaca daha çok uy¬ gun olduğunu kararlaştıran ordu kumandam. Kara haber. 1937 sonbahanna doğru Ovacık'ın sarp bolgelenne çekildiğini yazıyor ve devam ediyor: "Bu bölgede kış mevsiminde savaşmak Türkler için imkansız¬ dı. Bu kovuklardan askeri harekâd izliyordu. Keçisekmez kayalıklannda bir avuç in¬ sanla. Bir defasında 2 bm metre uzaklıkta. Bogır dağı bölgesidir Baktım (Seid Rıza'mn) mavi gözler büyüdü. kurşunları birince taşlar firlatıyor. silahsız¬ ların canına kıyacaklar! Seid Rıza. Burası Munzur vadisi. Bu nedenle çarpışmalara ara vermek zorunluluğu vardı. Çocuklan ve torunlannın adlannı teker teker sayıyor.

Dersimlilerin bir kısmı "insan avcısı" olmuş. görüşme masasına oturmayı kabul ettiğini bildiriyordu. bir şartı vardı: "Inspektör" General Abdullah Alpdoğan'la banş anlaşması imzaladıktan sonra. bu isteğinin de kabul edildiğini. damadarıyla aileden 47 kişi öldürülmüş. babanın oğula. Ancak. kızları. kardeşin kardeşe güveni kalmamıştı. Ağustos ayı sonlarında. Dersim'de insanlığın bu denli çürüyüp kokmaya başladığı bir sırada. Kidesel kırımlarla kan nehirleri akıyordu.Dersim'in tek başına bazı aşiretieri dışında diğer aşirederin üze¬ rine henüz askeri harekât yapılmadığını. Ailesi kırıma •uğramış. Valinin yaptığı çağrıya göre. Bazı dosdan onu terk edip. Seid Rıza'yı Erzincan merkezine getirmeyi başarmış ve orada yanındakilerk birlikte tutuklamışd. kelle avcıları tarafindan avlanmıştı. Dersim harekâri durdurula¬ cak. "devletin şefkatli kolları arasına" koşmuştu. şartları arkadaşlarıyla görüşüp tarrişnktan sonra. torunları. akrabalarının peşine düşmüştü. silahı bırakıp gö¬ rüşme masasına oturduğu takdirde. Ankara'ya gidip Atatürk'le görüşmek ve Dersim olaylarını doğrudan ona anlatmak istiyordu. Atatürk'ün kendisini beklediğini bildiriyordu. kavga arkadaşları. oğlu Şeyh Hasan dahil. yapdmasına da gerek görülmediğini ve oluşan zararları ödemeye hazır olduklarını bil¬ direrek. (5 Eylül 1937)" * * * 1937 sonbaharına doğru. Erzincan valisinden. eşi Beşe. Vali. Ortaya dökülen ödül yüzünden. Seid Rıza'ya görüşme ve barış yapma önerisi geliyordu. Dersim baştan başa yangın yeriydi. za¬ rarlar devletçe karşılanacaktı. Seid Rıza. af ilan edilecek. Anlatılanlara göre. Cumhuriyet gazetesinin 29 Ağustos 1937 tarihindeki başlığı şöyleydi: 329 . Öne sürülen şartlar çekiciydi. kimsenin kılına dokunulmayacağı gibi.

aynı tarihte olayı "Tunceli'de son temizlik" di¬ ye duyuruyor." Oysa. Aynı gazete. İngiliz ve Fransızlarla çarpışa çarpışa geri alındığı ne kadar doğruysa. "Kurtuluş günleri" şenliklerk. ertesi gün de Genel VaHlik karargâhının bulunduğu Elazığ'a gö¬ türüldü. o da gitmiş. ama ele geçtikten sonra. ellerine kelepçe vurulunca anlamıştı." Gazete bu haberi verirken. Genelkurmayın kitabında ise Seid Rıza'nın "10 Eylül 1937 günü Erzincan'da teslim oldu"ğu yazıyordu."Şaki Seid Rıza yakalanmak üzere. "5 Eylül günü Erzincan'a gitri" diye yazı¬ yordu. Seid Rıza Atatürk'le görüşmek ve "banş anlaşmasını" imzalamak üzere. top ve tüfek atışlanyla kudanan şehirlerin Rus. Devlet. Seid Rıza'nın "barış görüşmeleri¬ ne gitme" karan henüz kesin değU. resmi söylemle "teslim" tarihi çelişkiliydi. Gazetelerin yazdığına göre." Tan gazetesi. Doğru olan. Seid Rıza'nın "gel görüşüp banşalım" denilerek tuzağa çekilmesiydi. Yakın dostu Dersimi. Sapürmalar bir yana. "eşkıya Seid Rıza'nın Erzincan hükümet binasına gelip teslim olduğunu" yazıyor ve ekliyordu: "İki avanesiyle beraber Tunceli Ağır Ceza Mahkemesi'ne ve¬ rilecek. ama "daverin tuzak" oldu¬ ğunu. kendi isteğiyle Erzincan'a gitmiş. Haberde şöyle deniliyordu: "Dersim'in son sergedesi Mahut Seid Rıza hükümete dehalet etti. "banş görüşmelerine" çağırmış. Seid Rıza Erzincan'da sorgulandı. "teslim" olma yoktu. fakat kurtuluş ümitleri sönünce Er¬ zincan'da teslim olmuştur. Suçlu kaçıp gizlenmiş. verilen sözler unutulmuş ve tutuklanmıştı. "niyet" niteliğindeydi. 13 Eylül 1937 tarihinde. Seid Rıza'nın "dehalet" ettiğini (sığındığını) yazı¬ yordu. Seid Rıza'nın da kendiliğinden gelip teslim olduğu da o kadar doğrudur. Erzincan'a gidişi. vali aracılığıyla. 330 .

sonra gözlerinde sevinç pınltılanyla "sen Seid Rıza'sın. Nöbetçi uyanık biri miydi. Bunun üzerine. Kimi görevli.. bir fotoğrafla geri dönüyordu. Görüşme yerine sağlıklı bir biçimde varmak için bir tedbirdi bu. Vali 331 . Yıllar önce Erzincan'ı kurtarmak üzere aştığı Kırkmerdivenler geçidinden geçip.." diyordu. ilgisiz bir asker tanıyıp ateş etmesin diyeydi. şaşkınlıktan büyüyen gözler¬ le ona bakıyor.. Erzincan'la Ovacık arasındaki AHbey köprüsü¬ ne vardığında nöbetçi askerlerce durdurulmuştu. katıra bin¬ miş. yaşlı adama bakıyor. bu cevap üzerine.. nöbetçi kulübesine gidip. Seid Rıza. Erzincan'a giderken." Nöbetçi şaşırmıştı. Ne yapacağını bilemiyordu. Seid Rıza eksik olmayan espirilerinden birini padatıyor "oğlum" diyordu. fakat daha vaHHk binasından içeriye girerken yüzü asılıyordu. As¬ ker bir fotoğrafa. tanınmamak için yüzünü gö¬ zünü kapatmıştı. yüzünü açınca asker. O nedenle sıradan.. yine de emin olmak için "bir dakika bekle" diye¬ rek. "Ben Seid Rıza değilim demedim ki. İşte bu fo¬ toğrafla tıpkısın. yanına da iki adam almıştı. yoksul bir köylü gibi giyinmiş.Seid Rıza. Ama sen Seid Rıza diyorsun. silahını doğrultup "Dur. kimi meraklıydı. Çünkü. Nöbetçi askerin. Seid Rıza bir araca bindirilip götürülüyor. Nöbetçinin telefonundan birkaç dakika sonra. "burada olduğu¬ mu komutanına haber ver. Seid Rıza. Yöredeki as¬ kerler efsanevi düşmanı yakından görmeye koşuyorlardı. defalarca geldiği bu binayı biliyordu. bir de karşısındaki sakallı. Seid Rıza onun şaşkın haline gülümseyip yol gösteriyor. yoksa Seid Rıza'yı bekleyence tembihli mi bilinmez. oyum işte. Her ney¬ se. köprü başı as¬ kerlerle dolmuştu. diyordu. Adın ne? Rızo." diye bağırıyordu. Yüzünü aç da göreyim. Ben Rızo'yum dedim. kimsin?" sorusuna şu karşılığı veriyordu: Bir yolcuyum oğlum..

Verilen sözler uçmuş. Suçlama¬ da. bir çocuğu kandırmaya çalı¬ şanların edasıyla söylediklerine. Dersim'in aslında öz be öz Türk olduğunu söylüyor. nezarethanelerin bu¬ lunduğu alt kata götürülüyordu. başlangıçta. bodruma. 332 . Seid Rıza. boş yere "Atatürk" diyor. Seid Rıza ve arkadaşlarının. iddianameye dönecek olursak. yok olmuştu. olmayan Kürrierin. Ama bilgi vermek bir yana. Seid Rıza. "yakalandıktan" sonra sorguya çekildi. O. hakkında hazırladığı "suçlamada" da (iddianame) yer alıyordu. BlR GARİP YARGILAMA Seid Rıza. daha sonra Dersim'de Kürt bulunmadığı öne sürülüyordu. Seid Rıza. kesrirmeden gidilerek. "vali ile görüşmekten" söz ediyordu. Aldanlıp tuzağa düşürül¬ düğünü söyledi. havaya karışmış. Hatta savcı. bağımsız Kürdistan'ı kurma hayaliyle isyan etrikleri belirtiliyor. "usule-adaba uygun" iddianame bile hazıriıyor- du. "Yüksek Mahkeme'ye" hitabıyla başlayan suçlamada. ısrarla yönelrilen "neden isyan ettin?" sorusuna da umursamaz bir tavıria. ha¬ reket. Atatürk'le ikili gö¬ rüşme yapmak istediğini tekrariadığı belirriliyordu.makamının olduğu üst kata değil. mahkeme de "Inspektör"e bağlıydı. Savcı Hatemi Şahamoğlu'nun imzasını taşıyordu. o zaman yargı yolu-yöntemi firlatılıp kenara atılıyor. Böylece. Seid Rıza'nın konuşmamakta direndiği. Ankara açısından "işlem acilleşiyor". konuşmayı da reddetti. "tamam tamam. daha sonra. Fakat. "kınlan testi. Seid Rıza idam ediHyordu. Savcı. görüşeceksin" diyor ve onu bir hücreye kapatıyorlardı. suçlamaya göre. yargılanmak üzere mahkemeye de çı¬ karıldı. Seid Rıza'nın konuşmamakta direnerek. dökülen sudur" karşılığını yermekle yetiniyordu. arnk "ele geçmiş" bir tutsaktı. savcının. Onu bodrum kattna götürenler. dağ bayır ve aşiret adlarını söyledik¬ lerine kanıt yapıyordu. Yasaya göre. "Kürt yoktur" dedikten sonra. "Kürdistan'ı kurma isyanı" oluyordu.

Daha olmazsa Bakır dağına (Bogır). söyleneni bir cümle ya da bir paragraf sonrasında kendini yalanlaması. Asker 333 . (Dersimliler) başarı sağlayacakların¬ dan şüpheleri yoktu. son bir yılda tüm Dersim'de 1 8 cinayet iş¬ lenmiş ve faillerin tümü yakalanmıştı. Suçlama. Tujik Baha'ya çıkılırdı. ancak söylediklerini bir sonraki paragrafta yalanlayarak. Mazgirt'in Pah nahiyesinde ve Harçik çayı üstün¬ de yeni yapılan ufak Kahmut köprüsü yakılmış ve bazı karakol¬ larımıza silahla taarruz edilmiştir. İddianameye göre. Kalan deresine. isyan deniyor. Dersim eşkıya yuvası olarak nitelendiriliyor. çürütmesiyle ilginçti. teyit eden ifadelere yer veriliyordu. bu defa bütün aşiretlerini arkalarında sürükkyememişlerdir. Hükümetin işi gücü yoktu da peşlerine as¬ ker salacak değildi ya! Asker gelse de ne olabilirdi? Dersim son otuz senede 1 1 defa askerle karşılaşmıştı. yer yer bazı aşiretlerin. " Suçlama. daha sonra "Dersim olaylarına" geliyor. Başları sıkışınca. "Dersim baskınına". Şöyle deniliyordu: "Mart ayı içinde (1937) birtakım aşireder sükûn ve huzurdan sapmışlardır. Nitekim seid ve reisler. "asayişin berkemal" olduğu beHrtiliyordu.Savcı. Bunlara. isyana kadlan aşireder ise şun¬ lardır: Mazgirt kazasında Demenanhlar ve kısmen Yusufan ve Nazimiye kazasında Hayderan ve Hozat kazasından da Abbasu- şağı aşiretieridir. Ali boğazına kaçarlardı. Savcı devam ediyordu: "İlin nüfusu da 110 bini geçer. adeta mutluluktan sıkılarak olay çıkardığı izlenimi veriyordu. Bahtiyar aşireti reisi Şahin (Sahan) ile Kureyşan aşiretinden Şeyhanlı kolu reisi Hüso Seydo (Hüseyin Cesur-Sey Üse) ve arkalarına takdkları 15'er 20'şer kişilik ça¬ pulcuları ilave etmek lazımdır. son iki yılda önemli bir olayın meydana gelmediği. Ondan sonraki süreçten 1937'nin ük aylarına kadar ise hiçbir olay olmamışri Dersim'de." iddianamede. fakat daha sonra "isyan"ın meydana gelmediğini doğrulayan. yine Kutu deresine. 1937'deki askeri müdahale öncekilerden farkı anlatılırken şöyle deniliyordu: "Her zaman olduğu gibi.

İddianamede. Otur kalk emri de Sesenkale'de verilir. Bir kere teslim olduktan sonra. sün¬ güsünü çekiyor. bu kısma ait ifadesinde ifade ettiği son temen¬ niyi tekrar ediyorum: Jandarmanın süngü çektiğini. Suçlunun. DersimHIer. Dersim'in seidi ve Yukarı Abbasuşağı'nın reisidir. Savcı okumaya devam ediyordu: "Seid Rıza. askerler daha me¬ şe yaprakları dökülmeden çekilip giderdi. baş tarafa Alişer'in adım geçir¬ mek lazımdır" deniliyordu." Savcıya göre. yanındaki dürbünün üzerinde yazılı isminden şüpheye düşen görev aşığı nöbetçi. Kuş olsa Bakır dağına çıkamazdı. Dersim'e ait işler Viyalık'ta görülür. Sürekli olarak Ankara'yı sayıklıyor. kişiliğinde topladığı seidlik ile reislik haleti ruhiyetini.. kendisi Sarıoğlan'da tek başına bırakıl¬ dıktan sonra. Son fişengini sarf ettikten ve yanındaki avanesi de kısmen imha ve kısmen dağıdlarak. Çok defa Viyalık'ta. Bütün hesaplar yanlış çıksa dahi. Eşkıya yuvalan temizlenmek üzere hazırlıklar yapılmış ve önlem¬ ler alınmıştı. Hozat'ın Sin nahiyesine bağh Ağdat köyündendir. kendisine sorulan her soruya cevap yerine şu sözle¬ ri tekrarlıyor: Kırılan testi. dökülen su imiş. belge aranıp aranmayacağını inceliyor. Gelip geçmenin serbest olduğunu öğre¬ niyor. sorgusunda verdiği ifadede de kolaylıkla okumak mümkün¬ dür. Yusufan aşireti reisi Kamer ile Şeyhanlı Hüsso (Hüseyin Cesur) ve Hayderan reisi Kamer de yukarıdaki 334 . komşu vilayetlere kaçarken Erzincan köprüsünde yakalanmış ve yüksek mahkemeye mevcuden sevk edilmiştir. Seid Rıza'nın.kırklara kanşsa Kutu deresine inemezdi. Alişer üzerinde özellikle duruluyor ve "isyanı hazırlayanlardan bahsederken. Seid Rıza. Kimliğini özenle saklamasına rağmen. artık sorguya suale ne gerek görüldüğünü bir türlü anlayamıyor. rica ederim yazmayın. Ken¬ disine zarar gelmesin. isyan ederken bu kez yanılmışlardı. Sesenkak'deki evinde oturur. Seid Rıza. kendisini karakola davet ediyor. Fakat köprüye gelince jandarma nöbetçisi kendisini yakalı¬ yor. Seid Rıza. Suçlulardan.. Erzincan köprüsünden geçerken.

Aceleye geldiği için mi bilinmez. hükümet imar ve reform programını uygularken. Mahkeme ise evrensel "hukuk" bir yana. Gazetelerin yazdıklanyla. Ankara tarafindan "infazları" yapmakla görevlendirilen Çağ¬ layangil. İlk isyan hareketi Yusufan ve Demenan aşiretieri içinde başlamıştır. Seid Rıza dahil. yasalara göre bir yol izlenirken. isyanın meydana gelişine gelince. isyanda Seid Rıza'dan aşağı kalmayan bir rol oynamış ve şahsen ve fiilen asileri sevk ve idare etmiştir. İdam tarihi ise başka bir tartışma konusuydu. halka baskı yapılacağını. kenara atan bir "garipHk"ti. 7 kişinin idam edildiğini yazıyordu. birtakım benzerleri gibi hesap gününe yetişememiştir. Demenan aşireti reisi Cebrail. Yine Dersimi'ye göre. köprülerin askeri amaçh olduğunu yaymış. Ama "imar ve reform düşmanları" boş durmamış¬ lardı. Cebrail ve ölü Alişer ile Şahin olmak üze¬ re suçlular da boş durmuyorlardı. aniden pişman olunu¬ yor ve acele tarafından "idam töreni" düzenleniyordu. başta Seid Rıza. astıkları insanların adları bi¬ le tutanaklara yanlış geçiriliyordu. Seid Rıza'nın dostu Nuri Dersimi. Bahtiyar aşireti reisi Şahin de nihayet kendi yandaşlarının nef¬ ret ve kini arasında can vermiş. hâlâ "Dersim'in imar ve reform" programından söz ediliyordu." iddianamede. kadınlara tecavüz olacağım söy¬ lemişlerdi. Baş¬ langıçta. sistemin yasalarını da yadsıyan.zihniyeti anlattığımız tiplerdendir. 335 . Seid Rıza'yla birlikte 10 kişi daha asıldı. a- Seid Rıza ve birlikte asılanların tümü entrika. idamların 18 Kasım 1937 ta¬ rihinde gerçekleştirildiğini yazıyordu. tuzak ile bir araya getirilip asıldılar. Türk basınının yazdıkları ise bu tarihle çelişiyordu. "Boş durmayanlar". birbirini tutmuyordu. resmi söylem ve idam edilmişlerin yakınları tara¬ fından söylenen tarih uyuşmuyor. halkın geleceğini iyileştirmeye çalışır¬ ken. Dö¬ nemin Türk basını da bu rakamı doğruluyordu.

idamlann "ta- rih"i konusunda. Haberin ayrıntıları ise Kurum'da yayınlananların aynısıydı. Kureşanlı Seid Hüseyin. Yusufan aşireri reisi Kamer. Diğer idam mahkûmlarından 4'ünün cezası 30 sene hapse çevrildi. Gazetenin haber başlığı şöyleydi: "Seid Rıza ve arkadaşları asddı. Atatürk'ün Malat¬ ya'da olduğunu da manşetten bildiriyordu. Kureşanlı Hasan. Rejimin resmi organı "Kurum" gazetesi. Mirza Ali'dk. 32 suçlu da muhtelif ceza¬ lara çarptınldı. "son dakika" haberi veriliyordu. oğlu Reşik Hüseyin. Seid Rıza'nın idam ha¬ berini üç sütunluk başlıkla veriyordu. tarih ve gün bakı¬ mından Cumhuriyeti doğruluyordu. 16 Kasım 1937 ta¬ rihinde. Parti ve hükümet yayın organı Ulus gazetesi." Haber dördüncü sayfada devam ediyor ve şöyle denUiyordu: "7 idam mahkûmu şunlardır: Seid Rıza ve oğlu Hüseyin." Hemen altındaki alt başlıklar haberi özeriiyordu: "İdam edilenler 7 kişidir. basına verilmiş olmasından da kaynaklanıyor 336 . Demenanlı aşiret reisi Cebrail oğlu Hasan. Şey¬ hanlı aşiret reisi Haso. Resmi tarih ve resmi söylem idam tarihini karmaşıklaştınyor- du. Hayderan aşireti reisi Kamer ve Demenan aşireti reisi Cebrail. hem de Kurum gazetesiyle çelişiyordu. Gazete. Kanşıkhk. hem Cumhuriyet. Yusufan aşireri reisi Kamer oğlu Fındık. oğlu ve beş avanesi idam edil¬ di" diye. 15 Kasım 1937 tarihli sayısının manşeri "Atatürk Malatya'da tetkikler yaptı" biçimindeydi.Dönemin yarı resmi Cumhuriyet gazetesi. Hemen altında ise "Makinede" başhğı ile "Seid Rıza. birinci sayfasında "Seid Rıza ve 6 avanesi dün idam edil¬ diler" başlıkh bir haber yayınlıyordu." Oysa idam edilenler ve adları şöyleydi: Seid Rıza. Kurum gazetesinin idam haberini yayınladığı sayısında man¬ şet Atatürk'ün seyahatine aynlmıştt. Ankara'da alman idam karan tarihinin "infaz" gü¬ nü olarak anlaşılıp. 17 Kasım 1937 tarihli Kurum gazetesi. Kamerin oğlu Fındık.

ama Dersim'de insan kırımı sürerken. Elâzığ'da mahkeme düzme. oğlunun hasta¬ nede tedavi görmemesi halinde yarasının kangren olacağını ve ölebileceğini söylüyor. Annesi Elif. başında bulunduğu yol inşa- 337 . çocukluğundan beri. ama iyileşir iyileşmez hapishaneye ka¬ patılıyor. düzenleme gereği duyulduğu da bir başka bilinmeyen ya. Seid ve 6 arkadaşının 18 Kasım 1937 tarihinde ipe çekildikleri gerçeği çıkıyor ortaya. * Gencecik delikanlıyı da astıran "entrika adaleti" ötekiler için farklı mı işliyordu? Bilinmez. Dersim'de "İstihbaratçı Şevket" adıyla tanınan Albay Şevket. babasının yanında. "Dersim'in iman" programının müteahhiderinden biriydi. olayı öğreniyor ve anneyle dostane ilişki kuruyor.. Kureyşanlı Seid (Yetim) Hüseyin. oğlunu saklamış ve yara¬ larını sarıp kendi olanaklarıyla tedaviye çalışmışri. Ona yol ve köprü inşaatları veriliyordu. Bağışın amacı. Yetim Hüseyin. Atatürk'ün Elazığ'a varışından bir gün önce idam edilmeleri dikkate alındığında. sağ salim geri getirmek üzere Reşik Hüse¬ yin'i almayı başarıyordu.. onu Seid Rıza'dan koparmak mıydı? Bu da bir bilinmez. Sosın yaylasındaki çatışmada. Onca kırım ve kan sesine rağmen. doğru dürüst Türkçe bilmeyen haliyle. neden zahmete katlanıp. Reşik Hüseyin gerçek¬ ten hastaneye yatırılıyor. Seid Rıza'nın küçük oğlu Reşik Hüseyin. sonra da babasıyla birlikte asılıyordu. Seid Rıza'ya bağlılığıyla bilindiği halde.olamaz mı? Bilinmez ama. uçakların taarruzunda yaralanmıştı. hâlâ "devletin en güvenilir adamlarından" biriydi. Onu. 17 yaşını bile birirmemişti. İstihbarat subayı sözünde duruyordu. asıldığında bıyıkları yeni terlemeye başlamıştı. Seid Rıza'nın evi bombalandığı sıralar ve daha sonra. Seid Hüseyin hâlâ yol yapımıyla meşguldü.

Onların uyarısına kaçmamışri. kendi ayağıyla tuzağa gitmişti.atından "komutan seni isriyor" diyerek götürmüşkrdi. Tutuklamaya geldiklerinde. hele hele savcının suçlamasından sonra savunmalarına da yer verilmedi. tedirgin edecek bir halleri olmamış. davanın görülmesine bile zaman aynlamıyor. yargılama olduğunu kaydetmiyor. valilerin sofra arkadaşlarıydı. idam formalitesinin tamamlan¬ dığı gece yarısı mahkemesi hariç. Onlar albayların. Cumhuriyet gazetesinin yazdığına göre. daha sonra iddianamesini yazıp. daha sonra sanıklar yaka pa¬ ça cezaevinden alınıp. Seid Hü¬ seyin. infaz görevlisi Çağlayangil'in açıkladığı¬ na göre. Inspektör Abdullah Alp¬ doğan Paşa tarafindan onaylanıyor. götürmeye gelenlerin tavrından sezinlemişri. kadınlar kalabalığı tarafindan seyredilmişri. Seid Rıza'nın sorgu¬ su. İlk sor¬ guda söylediklerinin dışında. Kamer ve Cebrail ağalar da. devleti rahatsız. Resmi kayıtlar. Bazıları Türkçe de bilmeyen sanıkların avukatı yoktu. bu kez yol ve köprü hallerini konuşmaya çağrıl¬ madığını. idamın o kadar acelesi var ki. idam karan önceden yazılıyor. Savcı Hatemi Şahamoğlu. Götürü¬ lürken. bundan sonra. tıpkı Seid Hüseyin gibi hâlâ "dosttan çağrı" aldıklarına inanıyorlardı. "ben bir şey yapmadım" rahadığıyla entrikaya kanmış. Çünkü. duruşma. "Atatürk de Alevi" denildiğinde en başta "şah" diyenlerdendi. Hukuk. 5 Ekim 1937 günü mahkemede okudu. diktatörlüğün emrindeydi. 23 Eylül 1937 günü tamamlandı. Akındaki aria menzili aşıp kaçma olana¬ ğı olduğu halde. giderken. tıpkı Seid Hüseyin gibi entrika kurbanlanydı. uykulu uykulu "gece yansı mahkemesinin huzuruna" çıkarılıyordu. 338 . Gariptir. akıllarından da geçmemişti.

Kendisine soru soran mahkeme başka¬ nına. "bizi asacaksınız. Horlanıp aşağılanıyor. hakaret görüyorlardı. Ölüm baskınına uğradık" cevabını veriyordu. eski çağların hüküm¬ darlarının yetkileriyle takviyeli General Vali'nin karargâhı sayesin¬ de şovenleştirilmiş bir şehirdi. Siz de biliyorsunuz ki. Kuşarilmışlıklanna rağmen. Bu belli. Halborili Hasan bunlardan biriydi. Dersim'e en yakın şehir Elazığ merkezi ise. her Dersimli birer canavardı. Seid Rıza öldürüldüğünde 75 yaşındaydı. Resmi propagan¬ danın etkisiyle Dersim canavar yatağı. Halborili Hasan. Dersimliler şehirde. Fakat TC yasalanna göre. bazı Dersimlilerin gözü ve kulağı Seid Rıza davasmdaydı. bk şeref ve namus meselemiz için toplandık. Onun daha sonra anlattığına göre. Emir yukardan geldi. orada is¬ yan karan alınmadı. belgelerde 58 yaşında gösterilerek idam edile¬ bilir hale geririliyordu. Mahkeme başkanının. 65 yaşını aşanlar idam edilemiyordu. iktidar sürdüğü günlerdi. Dersimliler. Nuri Dersimi'nin yazdığına göre. "Ama Halbori'de isyan yemini ettiniz" suçlamasını sinirli bir dille yanıtlıyordu: "Halbori'de isyan yemini ettiğimiz doğru değildir. iddianamede Seid ve arkadaşlarının idamını istiyordu. "aleni" olan mahkemenin "sorgu" bölümü¬ nü izleyen meraklılar arasındaydı. Ama. Formalite için neden yoruluyorsunuz?" diyordu. hangi sikhla isyan edebilirdik? Biz Halbori'de. Buna rağmen neden isyandan bahsediyorsu¬ nuz? İsyan etmedik. burada "lanetli"ydi. "durup dururken neden isyan edip hu¬ zuru bozdun" sorusuna gülüyor. İsyan etmek güç ister. Oysa bizler ekmek peşinde koşan yoksullarız. Umursamazlık içindeydi. Hangi güçk. kendi kimliklerinin kaçağıydı.* * Korkunun kol gezip." Savcı. her zamanki gibi güleç bakıyordu. 339 . duruşmaya geririlen Seid Rıza rahat ve huzurlu görünüyor¬ du. "Ben Dersimliyim" demek de suçtu. Mavi gözleri gamlı değil. "Dersim'de nekr olduğunu he¬ piniz biliyorsunuz.

Bu darbede tutuklan¬ madı. 1965'te de önce çalışma bakam. yıllar boyu valilik yapnğı Bursa'dan senatör seçilmiş.Seid Rıza'nın Oğlu Reşik Hüseyin 17 yaşında bile değildi. kişinin idam edilmesi için 18 yaşını aşması gereki¬ yordu. Sistemin. genç bir 340 . TC yasalanna göre. emniyet müdürü olmuştu Demokrat Parri (DP) 1950'de ikridar olunca. Daha sonra. cezaevinden çıktıktan sonra. 27 Mayıs 1960 askeri darbesinde DP kadrolanyla birlikte tutuklanmış. generallere rağmen si¬ yaset konuştuğu gerekçesiyle bir süre gözakmda tutuldu. saf değişrirmiş. "diktatöriüğün gözde polisi". bu kez yeni gelenlerin adamı ol¬ muştu. Üniversite mezunlannm "yok" denilecek sayıda olduğu bir dönemde Hukuk Fakültesi'ni biririp İçişleri Bakanlığı'na bağ¬ lı polis teşkilatında çalışmaya başlamıştı. genç yaşta. orada vali tutmuştu. Çağlayangil. gü¬ cün gözdelerinden biri haline gelmiş. Akrif polirikadan çekilip. makamından indirildi. hem de kurnazdı. Bayar. seçim bölgesi Bursa'nın diriik. sanatı ve eserieri" arasında. Tu¬ tanaklara yaşı 21 diye geçirilerek idam engeli kaldınlıyordu. Çağlayangil'in "hayatı. DP'nin yerine kurulan Adalet Parrisi'ne (AP) kanlmış. Boş bulunan Cumhurbaşkanlığına da vekalet ediyordu. düzenlik ile kendisine oy getirecek hizmederin yürütülmesini ona teslim et¬ miş. yatağında "hu¬ zur içinde" öldü. sokulan ve komünisderi "birinci derecede tehlikeli düşman" saydığı devirdi. Yeni ikridann Cumhurbaşkam Celal Bayar'm en güveni¬ lir adamıydı. Kaflcas göçmeni Çerkez bir ailenin oğluydu. daha sonra Süleyman Demirel'in yıllar boyu değişmeyen Dışişleri Baka¬ nı olmuştu. Hem zeki. "komünisderi takiple gö¬ revli" birimin şefiydi. askeri darbeyle devrilene kadar. Çağlayangil. İNFAZ GÖREVLİSİ ÇAĞLAYANGİL ANLATİYOR İhsan Sabri Çağlayangil. Sonra evine döndü. Bu iki yeteneğiyle. 12 Eylül 1980 darbesinde Senato Başkanıydı.

çalışnğım yayın grubunun bir dergisi için röportaj yapmak üzere buluştum.. Karakolda da 33 as- 341 . Derinliği de deniz gibi 17 metre olur. Ondan önce gidip.. Köprünün başında bir karakol. gazetede tefrika edilen daha sonra kitap haline gelen anılarında gün ışığına çıkardı. Bu üç ayrı anlatımının harmanlanmış halini sunuyorum: "Şükrü Sökmensüer. Ona verdiğim sözde durdum ve anlattıklarını yazmadım. Fakat. Hayatının bu bölümünün yayınlanmamasını istedi. Daha sonra. bu olayı. Atatürk gitmeden önce bu dava bitsin ki. Asılsın Seid Rıza. Seid Rıza'yı astırmak gibi özel bir görev yürütme de vardı. başka bir anlatım biçimi olarak yer aldı. Geçmişini ve yapriklarım konuşurken. Aşiret reisleri Seid Rıza'nın affi için Atatürk'e tavassutta bulunacakmış. Atatürk böyle bir sahne istemiyor. Seid Rıza'nın bir de dini vasfi var. rahat¬ sız etmesinler. Git ve bu işi bitir. Atatürk. Fırat. yaptığı bu iş ve yürüttüğü görevden gurur duymamış olacak ki. Şeytan köprüsü denen mevkide dört metreye kadar da¬ ralır. 1986 yılında. yıllar yılı yakın çevresi hariç pek kimseye aç¬ mamıştı. Bir gün beni çağırdı. Çağlayangil. Onunla. olayı ilk kez. Elazığ'a Singeç köprüsünü açmaya gidecek. kendini emekliye ayırana kadar. gazeteci Mehmet Ali Birand'ın 1992 ydında ya¬ yınlanan İşte Apo ve PKK adındaki kitabında. Seid Rıza'yı astırma olayını da sormuştum. Aynı zamanda peygamber sülalesinden geliyor kendisi.. daha derli toplu halde Güneş gazetesinde tefrika olacaktı. dedi. Çünkü. üstlendiği görevi nasıl yerine gerirdiğini uzun uzun anlatri. Çağlayangil. Ta ki. Duy¬ duk ki.polis şefiyken. Dersim'in lideri. Ama yaptığından pişman ve rahatsız görünüyordu. Elazığ'da bir topland olmuş. O tarihte Seid Rıza. Atatürk döneminin ünlü Emniyet Genel Müdürlerinden. bu işi halletmeni istiyoruz.. Burada bir köprü yapmışlar.

Yemek yedik. Kendilerine aşiretierinin başı olan kişileri teslim ederseniz harekâd durdura¬ cağız. Ankara'dan müsaade istihsal edilerek Vali Akıncı ile biriikte Elazığ'a varıyoruz. Ama olayı da kaçırmak is¬ temiyorum. dedim. Yarın da son gün. Kam¬ yonun birinde askerier var. biz. işte bu olay. Sonra Malatya Emniyet Müdürlüğü'nden Ankara'ya tayin edildim. Askerierin başında İsmail Hakkı adında bk yedek teğmen. Uzatmayalım. Vali. Şövalye. Ne olacağı belli olmaz. biz Elazığ'a gidip Dersim Harekâd'nı biriikte görmek istiyoruz' di¬ ye. istediğimizi anladyoruz kendisi¬ ne. Fakat bölgeden aynlmadan önce Dersim'i görmek isti¬ yordum. Olaylan ya¬ kından takip ediyordum. Bu ara¬ da devriyeler bize yanlışlıkla ateş de açtılar.' Paşa bize 'iyi ki gel¬ diniz' diyor. Ben o sırada Malatya'da Emniyet Müdürüydüm. Atatürk olayla ilgileniyor ve ilgililere kesin talimat veriyor: Bu meseleyi kökünden hallediniz. Ateşim otuz sekiz. Önlendi. Elazığ'da. Dersim isyanının başlamasıdır. Baskında kara¬ kol yakılıyor ve otuz üç askerimiz de şehit ediliyor. Ama yine de ister¬ seniz sizi de alabilirim' dedi. vekalete şifre çekmiş. Yollar devriye dolu. Ben alışkın deği¬ lim. 342 . Zeytinyağlı sıcak bir yemek. 'Emniyet Müdürüm Ankara'ya tayin edildi. Hasta hasta önceden belirlenen harekât sahasına varmak için yola çıktık. On beş gün önce tercüman aracılığı ile asilerle konuştum. Gideceğimiz mevki biraz tehlikeli. Köprüye Dersimliler bir baskın düzenliyoriar. 'Dersim Harekâd'nı incelemek istiyoruz. Devriyeler mevzilenmiş. o ta¬ rihte Dördüncü Müfettişi Umum-i Abdullah Paşa var. Önümüzde ve arkamızda birer kamyon. Demirci Efe ile birlikte Kurtuluş Savaşı'nda çete kurmuş. Biz ortadayız. Diğerinde finndan yeni çıkmış sıcak ekmekler. 'Ben de yann orada bir mevkiye gideceğim. hastalandım. Vali ibrahim Etem Akıncı. Arzumu vali beye ilettim. Dersim meselesini kökünden halletmek üzere. çeteci bir adam.kerimiz var. banş yapacağız. O zaman bu isyan olayı ile ilgili türiü rivayetier var. Müfettişi Umum-i Abdul¬ lah Paşa'nm misafiri oluyoruz.

Bir süre bekledik. çağırdık. Bunlar. dedi ve ekledi: Niçin teslim etmiyorsunuz? içlerinden en uzun boylu olanı öne çıktı: Bir kadının tek kocası olur.Geleceğimiz yere geldik. bu ağalar bizim kü¬ lümüzü attınriar. Geldik. Ben Tuman tarafindanım. bir alayı durdurur. olmazsa olmaz. Onlar da son derece kararlı bir biçimde: Paşam nidek. Abdullah Paşa durdu. İn¬ diğimiz yere silahlı askerier dizildi. Jandarmanızı so¬ kamıyorsunuz. alır gidersiniz. Paşa onlara biraz sert: Devletle başedemezsiniz. Hemen ekmekleri kırıp yemeye başladılar. Vaktiyle bir tarafinda Kastlar. Asiler dağlara sığınmışlar. Bir mavzerli. Tuman da zamanla Demenan olmuş. Bunun için 'Kastuman' demiş¬ ler. dediler. Abdullah Paşa muhtemel bir pusuya karşı önlemler aldırmıştı. on iki kişiyi getireceğiz. Siz Dersim'e giremiyorsunuz. Sizin aşiretiniz de bu- 343 . Abdullah Paşa gelenlere çuvallarla ekmeği dağıttı. Olmaz. Benim yanımda fotoğraf maki¬ nesi var. düşündü. dedi. Bağırdık. Yüksek bir yerden aşağıya indik. Bunları size veririz. Açdlar. öte tarafinda Tuman¬ lar varmış. Ortalarda kimseler yok. bir tercüman çıkd ortaya. Abdullah Paşa: Geldiniz mi. Ettaf birdenbire dağ gibi meyillenir. dediler. Kalanları da koyun¬ larına soktular. Paşa onlara sordu: Listede yazılı olanlan getirecek misiniz? Üç kişi hariç. dedi Abdullah Paşa. dediler. uzun boylu levent adamlar çıkd. Ortaya göğsü bağn açık. kelime zamanla 'Kastamonu' olmuş. Askeri¬ niz var. Biz yann yine onlann elinde kalırız. Kastamonu'nun tarihini bilir misi¬ niz? Şehrin ortasından bir dere akar. Bugün buradasınız. Şimdi siz hükümetsiniz. sonra tercümana şunlan söy¬ ledi: Ben Kastamonuluyum. Kenti bunlar kurmuş.

Emniyet Genel Müdürlüğü'nün siyasi şubesin¬ den istediklerini al. siya¬ si polisten akı kişi alıp trenle yola çıkdm. Beyaz donlu akı bin Doğulu Elazığ'a dolmuş. Dersim'den ayrıldık. oradan da yeni görevime başlamak üzere Ankara'ya döndüm. Murat suyu üzerinde yeni yapılan Singeç köprüsünü açmaya Elazığ'a gidecek. hemen hazıriıklanmı yapdm. Savcı için 'kural dışı bir şey yapmaz. Dersim hare¬ kâd bitti. Ata¬ türk pazartesi günü Elazığ'a gelecek. Sonra Malatya'ya. Ata¬ türk'ten Seid Rıza'nın hayatını bağışlamasını isteyecekler. Savcı Hatemi Senihi Bey. Atatürk'ün istasyondan halkevine kadar ko¬ ruması da size aittir. Emniyet Müdürü Serezli ibrahim Bey. Resmi tatil günü de yargılama yapıp adamı aşamayız ki. Bizden istenenler 'asılacak¬ lar asılsın' ve Atatürk'ün karşısına. Mahkeme¬ leri sürüyor. Fakat zaman çok dar. Atalanmız bir yerde buluşurlar. Seid Rıza ve çevresi yakalandı. beyaz donlular çıktığı za¬ man iş işten geçmiş olsun. Singeç köprüsünü açmaya gidecek. Gi¬ din ve on beş gün sonra bu listedekikri getirin. Neyle gideyim? Resmi tatil gününde Elazığ'da olacağım. O dönemde Elazığ Valisi Şefik Bey. 1937 yılında.. Karayoluy¬ la Singeç köprüsüne geçecek. Emniyet Genel Müdürü Şükrü Sökmensüer Bey bana diyor ki: Atatürk. Sökmensüer'in yanından ayrılır ayrılmaz. Yapmayın. Beyaz donlulann Atatürk'ün karşısına çıkmalarına meydan vermeye¬ lim. Ve teslim etmeyecekleri üç kişiden birisi de Seid Rıza. mümkün değil' dedi. Emniyet Müdürü ibrahim Bey'e gittim. Ben bu sırada adamların resimlerini çektim. Size on beş gün daha izin vereyim.. O listede Seid Rıza da var.günkü Demenan. Başta Macar Mustafa olmak üzere. Siz benim akrabamsmız. İşte bu sırada Atatürk. Şükrü Sökmensüer: Sivillerden. Cumartesi günü Ela¬ zığ'a yetiştim. 344 . resmi tatil günü cumartesi öğlenden sonra. Aradan aylar geçti. Zaman dar. savcı yardımcısı arkadaşım. dedi.

Maksat hasıl olmuyor ki! Başkaca bir şey yapılamaz. ben senin iste¬ diğini yaparım. dedi. Hakime dedim ki: Bu dediğiniz gün Atatürk geliyor. Paşa bu¬ nun da hazıriığını yapmış. tatilde ise çalışıp karar almanın mümkün ol¬ madığını bana bildirdi.Savcıya gittim. Gittiğim¬ de mahkemenin aldığı kararı yazdırıyordu. Halbuki biz. Savcı rapor aldı. O zamanlar dördüncü bölgede temyiz hakkı yok. bu savcı rapor alsın gitsin. sıkıyönetim kumandanı olarak kararı tasdik edecek. Abdullah Pa¬ şa. Arkadaşım vekil olarak sav¬ cının yerine geçti. 345 . Her şey hızla yürüsün diye. dedi. Üstüne 'Abdullah Paşa'nm idamı' diye yazsanız kendisi asılacak. mahkemenin kararını Atatürk gelmeden evvel vermesini ve geldiğinde Seid Rıza meselesinin kapanmış olması¬ nı istiyorduk. Gün oluyor. Bu konuda Ada¬ let Bakanlığı'ndan da şifre aldığını. Ve ekledi: Ben de mahkemeleri etkileyemem. Herkes çekiniyor. Devir CHP dev¬ ri. ancak pazartesi günü mah¬ kemeyi toplar. dokuzlara. kararı veririz. Durumu kendisine anlattım. ama mahkemelerin cumar¬ tesi tatil olduğunu. onlara kadar ça¬ lışıyoruz. Mahkeme hakimini evinde buldum. Hakim bana: Cumartesi mahkeme toplanmaz. Salı günü de idam hükümlerini yeri¬ ne getiririz. Bana: Sen valiye söyle. cevabını verdi. Ben bunu halletmek için hükümet tarafindan bu¬ raya gönderilmiştim. çok oluyor. Kendisi kararı daktiloya çektirmekle meşguldü. Savcı yardımcısı hukuktan sınıf arkadaşım. 'Yukarı¬ daki karar tastik olunur' diye yazıp imzalayarak boş kağıdı mah¬ kemeye vermiş. Biz mahkemenin tatil günü işlemesini ve alınacak sonucun in¬ fazını istiyorduk. Hakimle konuştuk. Ben de kendilerine sordum: Sizin saat 17:00'dan sonra davaya devam ettiğiniz olmuyor mu? Ooo. diyerek kestirdi attı hakim.

dedim. dedi. Biz ona göre mi hazırlığımızı yapalım? Bilemem. sanıklardan bazıları beraat etmiş. Gece 12:00'da hapis¬ haneye gittik. Ceza infaz Kanunu. de¬ dim ben de. Pazartesi günü 24:00'dan başlıyor. 7 kişi ölüm cezasına çarptırılmış. olmuyor mu? Yani pazar akşamı sahurdan sonra mahkemeyi açarız. Çingene de geldi. Hiç unutmam. Farlarla çevreyi aydınlattık. Hakim: Elektrikler kesiliyor. Ramazan ayı idi. hakim ilamda idam lafını kullanmadığı ve ölüm cezasına çarpnrılmaktan bahsetmediği için verilen hükmü iyi anlamadılar. Edam tine (idam yok). sabah erkenden asılacaklar. Ona da çare bulduk. dedi. Sanıkları aldık. Otomobil farları ile idamın yapılacağı hapishaneyi aydın- ladrız. mahkûmların ayrı bir yerde asılmasını. Meydanda birbirinden uzak dört sehpa kurduk. Asacağı adam başına 10 lira istiyor. Mahkemeye götürdük. Mahkeme kararı açıklandı. Mahkemenin 72 sanığı var. Bu işi bir an evvel hal¬ letmek lazımdı. Ama ekledim: Savcı 27 kişinin idamını istedi. Kararları okununca. Hakim bu defa: Samiin (dinleyici) yok. asılanların birbirini görmemesini emrediyordu. Gece saat 02:30'da mahke¬ me başlarsa. Ona da çare bulduk. Samiin de getiririz. Emir böyleydi. Vali bir de çingene cellat buldu. Kaç kişi asılacak? Onu karardan önce söyleyemem. Kabul ettik. Asacaklar bizi. Bu şartı da yeri¬ ne getirmeye çalışnk. sonradan beş saat ihlal ediyorsunuz oluyor da. dedi ve bana döndü: Sen Ankara'dan beni asmak için mi geldin? 346 . diye bir vaveyle koptu. bazıları da çeşitli hapis cezaları almıştı. Seid Rıza sehpaları görünce durumu anladı. Mahkemenin yapılacağı halkevine lüksler koyarız. baştan beş saat ihlal etseniz.Eee.

Sandalyeye ayağı ile tekme vurdu. Çingeneyi itti. Hava soğuktu ve etrafta kimse¬ ler yoktu. Olmaz. İlk kez idam edilecek bir insanla yüz yüze geliyorum. otele gidiyorum. Yazının başına da. iki daktilo sayfası yazı yazdım. Çok etkiliydi. dedi. dedi. Ama ihtiyann bu cesaretini takdir etmekten kendimi alamadım. dediler. 'Bi hatayıh. O gece hafizama nakşolmuş bir gecedir. Biz bu işleri belki zamanında halledemeyeceğiz (idam gecikebi¬ lir ihtimaline karşı) diye.Bakıştık. Evladı kerbelayıh. Ama Seid Rıza. Bana güldü. infazını gerçekleştirdi. yazdığım yazıyı okudum. Hiç unutamıyorum. Verdim yazıyı. Çok kötü olmuştum. Seid Rıza'yı meydana çıkardık. Sen ver. cinayet¬ tir. Emniyet Müdürü'ne: Ben üşüdüm. istemedi. Hitabet tarzı karşısında benim tüylerim diken diken oldu. Cinayettir' yazdım. bi hatayıh. içişleri Bakanı Şükrü Kaya'ya okut¬ muşlar. Atatürk seni çağırıyor. basılıp basılmayacağım ben bilirim. Atatürk bir gün sonra Elazığ'a geldi. Bu yaşlı adam rap rap yürüdü. Gazetede yayınlan¬ mak üzere benden istedi. Atatürk uyuyormuş. Treni gece kör makasa çekmişler. Söyleyiş tarzı çok enteresandı. Böyle bir yazı yayınlanmaz. dedi. dedim. Hafizalarımızdan çıkmaz. Ayıpdr. Asabım çok bozuldu. Yazı yayınlanmadı. zulümdür. meydan insan doluymuş gibi sessizli¬ ğe ve boşluğa hitap etti: Evladı Kerbelayıh. dedim. Zulümdür. demiş. kendisini uyandırmamışlar. Basamazlar. ayıptır. 347 . Savcı namaz kılıp kılmayacağını sordu. İpi boynuna geçirdi. oğluma verirsiniz. Son sözünü sorduk. Sonradan. 40 liram ve saatim var. Otek döndüm. Ben sabahleyin Atatürk'ün treninden çıkan Ulus muhabirine. Oğlu yaşında bir subayı öldürecek kadar kad yürekH olan bir insanın bu mukadder akıbetine acımak zor.

İsmail Müştak Bey de sahneye çıkmış. Koltuk arkalarındaki boşlu¬ ğa masalar kurulmuş. biri¬ ni de kendime alıkoyacağım. Emriniz yerine getirildi. Ben hemen negatifleri. Ne olacak onlar? Müsaade ederseniz birini zat-ı devletlerine vereceğim. Ve Atatürk trenden halkevine hareket etti. dedim. dedi ve ekledi. Bu resim ne Emniyet Müdürü. Çabuk git. Seid Rı¬ za'nın sehpada sallanırken çekilmiş resmi. Neyse. Ben o sırada Şükrü Sökmensüer'e yolcu tre¬ ni ile dönmek istediğimi söyledim. Haberim yok. Biri adım atsa. 'Olur' dedi. basılanları imha ettim. Pek çok beyaz donlu (Kürt) vardı cadde kenarların¬ da. ben idam yerinden aynlırken resim çekmiş.Gittim. Atatürk'e gittim. Gittim. Cadde boyun¬ ca yürüdü. Resimlerden birini kendisine uzattım. Sen bu resimleri ne yapacaksın ki? Müsaade ederseniz ilerde anılarımı yazacağım. Ben de kafiledeyim. araşdrdım. dedim. Beyaz donlulann arasından yürü¬ yerek geçti. kahvaltı ediyorlardı. Bir yerlerde basdrmış ve Şükrü Kaya'nın yaverine vermiş. Atatürk sağ salim halkevine geldi ve buradan Singeç köprüsüne hareket etti. Öyleyse maiyetine hakim değilsin. Resimlerden ikisini sakladım. basılanlan imha et. dedi. Halkevi istasyondan bir hayli uzakd. Arabasına da binmedi. halkevi müsamere salonuna aldılar. yenilip içiliyor. Bana bir resim gösterdi. Güneş Dil Teorisi'ne ait konuşmalar yapıyor. Singeç köprüsünün açılışından akşamüstü dönen Atatürk'ü. dedi Atatürk. hemen önleyeceğiz. Şükrü Kaya da Atatürk'e ilet¬ miş. Benim ellerim cebimde ve iki elimde de tabanca yü¬ rüyorum. Yalnız iki tanesini sakladım. Beyaz donlular hiçbir şey söylemeden bakıyoriar. Verdim. Bizim sivil polisimiz Macar Mustafa. Ben tam gitmeye 348 . Çok iyi tertibat almıştık. bu resmin negatifini bul. İkisini de bana ver. Hepsi imha edildi mi? Edildi efendim.

Atatürk durumu izlemiş ya da öğrenmiş. dedi. şehrin merkezinde. yasa ve hukuk gereklerine bağlı görünüyorlardı. oğullarını darağacında görmek istemiyorlardı. Ankara'ya dönüyoruz.. Oğlu derin uykudaydı. Saat on oldu. bizim için gelen bizimle gider. arka so¬ kakları sarmış. askerler şehri içerden kuşatma akına almıştı. Asanlar. Seid Rıza ile oğlu Reşik Hüseyin'in kollan birbirine kelepçe- lenmişti. Gözlerini açıp da kalabalığı görünce ürktü. Babalar. Asılmak üzere idam alanına getirilen kafilede babalar ve oğul¬ lar birbirine zincirlenmişlerdi. Yollara bomba konursa diye baştan bir pilot tren gidiyor. Seid Rıza. Beni oğlumdan önce asın.. 349 . meydanda yan yana dizilmişlerdi. Trene bindik. Elektrik verilemediği için.. Bomba konmuşsa pilot tren havaya uçacak. onu. Sofrada Sabiha Gökçen de bulunuyor. "beni oğlumdan önce asın" diyordu.. Yusufan aşiretinin reisi Kamer de oğlu Fındık ile. Onların asılacağı gece.hazırlanırken. henüz 17 yaşını bitirmemiş Reşik Hüseyin'e ayrıca düşkündü. demiş." Elazığ Cezaevi. sonraları "bit pazarı" ola¬ rak anılmaya başlayan Buğday meydanındaydı. izin vermemiş. Belki de benim gönlümü alacak: Hayır. Sarsıp uyandırdılar. Kurbanlar asılmadan önce. şehir zifiri karanlıktı.. Hepsini birbirine bağlayıp asmaya götürdüler. Gencecikti. otomobil farlarıyla aydınlatılmıştı.. Seid Rıza'yı yatağından kaldır¬ dılar. Atatürk sofrada ve yolda. mahkemeye gidiyoruz' diye yatışdrdı. herkese son istekleri soruluyordu. Cezaevi ve idam alanı yasak bölgeydi. Askerler." SEHPADAKİ BABALARLA OĞULLAR idam gecesinin cezaevi sahnesinin tanıklarından Mehmet Ala¬ dağ anlatıyor: "Gece yarısı cezaevini basdlar. Onu darağacında asılı görmek istemiyordu. Yusufanlı Kamer de. babası 'telaşlanacak bir şey yok. Cellat işini görsün diye darağaçlan.

Celladın boynuna ilmiği geçirme¬ sini gördü. seyretti. "rap. tanıklık ettiği sahneye şaşarak baktığını söylüyordu.. iki kez ip koptu. önce oğulları asıp babalara seyrettirdiler. 350 . Babalar. Celladar. Reşik Hüseyin darağacında babasına son kez seslendi: "Baba. bir kez de evlat acısıyla öldü¬ ler. oğlunun çektiği acıları bütün ayrıntılarıyla seyretti.. onu asarak öldürmek için uğraşmak zorunda kaldılar. Babası idam sırasını beklerken.. s* * Reşik Hüseyin'i. Seid Rıza'nın ölüme gidişini Çağlayangil. Nuri Dersimi'nin yazdığına göre. Asılırken. Babalara. Aynı kaderi Yusufanlı Kamer de yaşadı. rap" diye anlatıyordu. Köprü başında yolunu kesip hakaret eden teğ¬ meni vurmuştu.Fakat tersini yaptılar.. son düello çırpınışı karşısında donup kaldığı¬ nı. Celladı yana iterek sehpaya çıkışı ve ipi kendi başına boynu¬ na geçirmeye çabalaması ayrıca etkileyiciydi. Eli kolu bağlı. Reşik Hüseyin'den bir¬ kaç yaş büyüktü. babasından koparıp darağacına götürdüler. Kürt ulusu sağ olsun!" Yusufan aşireti reisinin oğlu Fındık. Fındık. Ayağının altındaki taburenin çekilişini. onun gidişini. son anlarında evlat acısı ya¬ şattılar. Seid Rıza. gözyaşlarıyla dolup buğulanan gözler¬ le seyretti. Ayağının altındaki tabure çekilmeden önceki son haykırışını da. Seid Abdülkadir ve Şeyh Said'in idamında olduğu gibi. rap. son haykı¬ rışını dinledi. Fındık iri yapılıydı. Onu asmak üzere Ankara'dan gönderilmiş Çağlayangil bile. onun ölümle dansı. idam edilmeden önce. ayak bilekleri prangalı halde. ölümle hayat arasındaki kısacık çizgiyi dakikalarca yaşadı. gencecik be¬ deninin boşlukta sallanışını.

Şimdi. manzarası haline getirilmişlerdi. Ço¬ raplarını. Güle. Nakış nakış. hüzünle büyülenmiş.» * * Seid Rıza ve arkadaşlarının ölü bedenleri. seyre davetliydi. gözyaşını içine akıtarak ağlayan. gizliden gizliye dua edenler de vardı. "Seid Rıza'mn sonunu görme" davetiye'siydi bu. Onlar. nakışlı yün çoraplan ayağındaydı. Seid Rıza'nın idamı "kudama gü¬ nü "ne çevrilmişri... Gözleri açıktı. Seid Rıza çok yaş¬ lıydı. askeri çember aralandı. gün boyu parke taş¬ lı meydanda. artık devletin gücünü sergileme. Yanındaki darağacının kollan arasında sal¬ lanan oğlu gencecikti. İpin ucunda sallanan ölü bedenlere hınçla bakıp öfkeli sözler söyleyenlerin yanında. köylere haberci müfrezeler gönderil¬ mişti. korkunun seyirlik Gün doğarken. gösterme zamanıydı." 351 . Uzun boyluydu. Reşik Hüseyin'in son haliydi. rengârenk çorapların üstünde. İpteki ölü canlar halka gösteriliyordu. çanklan ayağınday¬ dı. güzeldi. Asıldığı yerde ayaklan yere değiyordu.. Baldırına dolayarak bağkdığı çank iplerinin ucundaki püs¬ küller sabah yelinde sallanıyordu. "gelir vergisini" öde¬ yememekten tutuklu Mehmet Aladağ'ın genç eşi Güle (Güllü Aladağ) idi. Fakat onun belleğine resimlenen. Genç oğluna bakı¬ yor gibiydi. * Seyirciler arasına katılanlardan biri de. Bütün şehir. Seyre davet için mahalle ve mey¬ danlara tellallar çıkarılmış. donmuş bakışlarla öylece duranlar. gördüklerini elli yıl sonra şöyle anlariyordu: "Seid Rıza ile oğlu yan yana asılmışlardı. şalvarının paçaları üstünden dizlerine kadar çekmişti.. Asmaya kıyılamayacak kadar yakışıklı. Bir bebek gibi. Sakalı apaktı. Seid Rıza'nın başı oğluna taraf yanyordu. Buğday meydanı ve çevresi gezgin satıcılar ve farklı düşünce¬ deki seyirci seliyle dolmuştu. Uzun. ipin ucunda sallandı.

35i .. Yakıldığına ilişkin mü¬ hürlü. Kimine göre. ertesi gün Elazığ'a gelen Atatürk'e elden verildi. neresi olduğu bilinmeyenlere götürdüler.* Seid ve yoldaşlarının ölü bedenlerini. Mezarları bile belli olsun istemiyorlardı. Kimine göre. imzalı tutanak.. Öldürülmüşlerin sonrası da meçhul kaldı. benzin dökülüp yakıldı. dağların ardında. insan ayağının bile değmediği bir sarplıkta kazılan çukura gömüldüler. Muhafızların koruması altında kamyona koyup. saatlerce sonra ipten in¬ dirdiler.

ismet Paşa'ya söyletilen kinli bir söylemle. güvenilirdi. İsmet Paşa. kimsenin kılına dokunulmayacağını" açıklamış. yakılıp yıkılanın üze¬ rinde geleceklerini yeniden inşaya çalıştıkları bu süreçte. Köy ve benzeri toplu yaşama alanlarının nasıl temizleneceğine ilişkin kılavuz (yol gösterici) talimatname yeni hazırlıklardan biriydi. "Dersim meselesinin bittiğini" ilan etmişti. 1938'de. Ankara 1938 baharında uygulanmak üzere. bahar taarruzuna hazırlanı¬ yordu. kurmaya hazırlanıyordu. inönü'nün kar engeli yüzünden. ölüm seferlerinin sükûn bulacağına inanıyor. Artık endişeye. tek başına devletti.. "Dersim meselesi bitti" dediğini. Ankara. Çünkü Türk devleti bildirilerle "Seid Rıza ve arkadaşlarının teslim olması ha¬ linde. bunun "paşasal bir taktik" olduğunu akıllarına bi¬ le getirmiyorlardı. Seid'in idamından sonra. Oysa.SEKİZİNCİ Bölüm DERSİMLİLER DİYE "KURTULDUK" SEVİNİRKEN. Dersimlilerin ölülerini gömdüğü. tedirgin olmaya gerek yoktu. Dersimliler. yeni temizlik ve arındırma projeleri hazırla¬ makla meşguldü. "Sel Seferleri"nin yeni aşamasına. uygulayıcı birlik komu- 353 . Dersimliler.. Devlet sözü ise inanılır. "Dersim sonuna kadar susturulacak"tı. "barış ge¬ lecek" sözünü defalarca tekrarlamıştı. Seid Rıza'dan sonra "yangının duracağına" ina¬ nıyor. yıkılmış hayatı yeniden inşaya. kimileri yan¬ mış. Başbakan İsmet İnönü de. Kitapçık haline getirilerek. Seid Rıza'nın idam edildiği sıralarda.

1938 yılı "icra programı"nı da hazırladı ama. Kitapçıkta yakma işi ayrınnlı bi¬ çimde tarif ediliyor ve şöyle deniliyordu: "Damlar. yanında top varsa. rejisöre fazla iş bırakmayan usta bir yaza¬ rın senaryosunu andırıyordu. Toplanacak odun ve çalılar burada yakılmak suretiyle bina ate¬ şe verilir. Örneğin. toplu imha da şöyle kurala bağlanıyordu: "Bir dam (ev. yakından kuşadlmalı. Ancak dam üstünden bir kısım toprak adlarak. yüksek damlarda mevziye sokulur. görevden alınıp yerine Celal Bayar atanıyordu. Ondan sonra. köylerin basılması ve sonraki işlemlere ilişkin madde şöyleydi: "Köy halkı toplanır ve dışarıdaki birlik komutanının yanına getirilir." ismet Paşa. Bunları yakmak güçtür. yalnız tavan ve direk¬ leri ve ağaç dalları vardır. Köy içinde fazla durmak ve alman vazife haricinde bazı eratın yolsuz işlere dalması yasakdr. uy¬ gulamaya zamanı kalmadan parti içi iktidar mücadelesinde yenik düşüyor. samanlık) içine sığınıp direnen eşkıyayı imha için." "Kılavuz kitapçık". top ile tahrip edilir. etraftaki mühim noktalar emniyet kuvvetleri ile tutulmaya devam edilerek köy aranır. askere ateş eden köy. Kapısından içeriye odunlar yığılarak." Kılavuzda. ahır. kurala bağlanıyordu. Bu esnada bir iki makine¬ li tüfek. ağaçlar meydana çıkanlır. Müfreze. Köyün büyüklerinden birkaç kişi rehin olarak tutulur. Kimi Dersimliler. pencere ve bacadan bomba atılmalıdır. yıkım ile yok etmeler kaideye. taş ve topraktan ibaret olup. ateşleme suretiy¬ le genişletilir. köy arama ve silah toplama işleri hakkında kılavuz" adını ta¬ şıyan "talimatname "de. daha sonra "o bizi kırdı" diyerek Celal Ba- 354 .tanlarına dağırilan ve "Tunceli bölgesinde eşkıya takip hareketle¬ ri.

Reisleri Şatoğlu Salman ile eşi Hatice. Kimsenin geçmişteki hizmetine. önüne çıkanı akma alıyor ve "sonuna kadar" susturuyordu. İçlerin¬ den sayısız muhbir. ama Bayar yeni bir şey yapmamış. Ağlama. inisiyatifi. Tuncelililer. Dersim poHtikasının değişmediğini. kelle avcısı çıkmış. Oy¬ sa Kalanlılar başından beri devletle işbirliği halindeydiler. haziran ayında başladı. Nitekim Celal Bayar. "bitti" bildirilerinden sonra taarruzun daha şid¬ detlenerek başlamasına şaşmışlardı. dağlardaki karla¬ rın erimesi. kalınan yerden harekâta devam edileceğini söylüyor ve şöyle diyordu: "Bu sene. emre bağlı sivil bir memur konumundaydı. bağlılık faaliyetle¬ rine de bakılmıyordu. Kurdistan Tarihinde Dersim kitabında. Yeni dalga. Seid Rıza'nın oğlu Bura İbra¬ him'i katleden Kırgan aşiretinin sonu hakkında şunları yazıyor: "Seid Rıza ve Bahtiyar aşiretinin çekilmesinden sonra yerle¬ rinde kalmış ve imha edilmişlerdir. Kalanlılar. Üstelik yeni taarruzda. Başka bir deyişle. devlerin yanında yer alıp çatışmalara katılan.yar'a düşmanlık edip. o. İsmet Paşa'ya sonuna kadar bağlı kalacak¬ lardı. sızlama." * ^ * Bayar'ın dillendirdiği "kari surette tasfiye". Fakat Kır¬ gan aşireti iki kere şaşkındı. birçok işkenceyle karşılaştıktan sonra Sin köyünde 355 . geçiş engellerinin ortadan kalkmasından sonra. Askeri rejimin yapısı düşü¬ nüldüğünde de. Dersim denilen işi. Bayar dönemindeki uygulamaların plan ile projeleri çok önceden hazırlanmışn. acımasızhklanyla ünlenmişti. 1938 baharındaki ilk "vuruş" Kalan aşirerine yapılmışri. kati surette tasfiye etmek kara¬ rındayız. kendi başına karar alma yetkisi bu¬ lunmayan. planları yürüten hüküme¬ tin başı olmuştu sadece. dere ve vadilerin kuruyup. şimdi hedef olmaktan ötürü şaşkındılar. ay¬ rım da yoktu. göreve başladıktan sonra yaptığı bir açıklamada. yaranma adına. yalvarma da boş yereydi.

erkekler bulundukları yerde kurşuna di¬ zilmiş. Kumandan Pa¬ şa'yı gördük. Kırganhlann yerlerini askeri karargâh yapmış. Şeyh Memedan. O zaman bütün ağalar Elazığ'daydık. Miço Ağa dahil." Mehmet Bayrak. Ferheden aşireti reisi Cemşit Ağa." Aynı anda. vallahi silah atardık. aşiret reisleri. kadın. Pilvenk. duacıyız. Türkler. eşyaları yağmalanmıştır. 1926 yılında heyet halinde Ankara'ya gidip. Kırgan aşireti reisi Zeynel. bunlann 1938'de öldürüldüğünü yazıyordu. Dersimli ağaların akıbetini şöyle açıklıyor: "Abbasan aşireti reisi Mustafa (Miço) Ağa. Mazgirt. Karaseyid. Karabal aşiretinden emekli subay Haydar. Kırgan aşiretinden orduya sığınanlar da birer birer toplatılarak. Pergozan aşireti reisi İbrahim Ağa 1938'de yakılarak öldürüldü. Mehmet Bayrak. Kürtler ve Ulusal-Demokratik Mücadeleleri adındaki kitabında. kız ve çocuklar samanlıklara kapatılarak ateşle yakılmışlardır. Dersim'in eski milletvekülerinden Mustafa (Miço) Ağa. Hain berhudar olmaz. 356 . Şeyh Said İsyanı sırasında hükümetin en sadık destekçilerinden biriydi. devlerin "dost kuvvet"leri olarak bilinen Ferhat. Kureyşan. Yusufan aşireti reisi Kamber. Karabal aşireti reisi KangoZade Mehmet Ali Ağa 1938'de öldürüldü. Eğer Şeyh Said yahut Şerif buraya gelseydi. Sadakadmızı söyledik. Dersim'deki bu aşiretlerin tümü. Karabal aşireti reislerinden Koço.kurşuna dizilmişlerdir. Şeyh Said İsyanı ve daha sonraki aşamalarda Türk devletine destek vermiş. meydanda kalan hayvanlarını orduya vermiş. Abbasan aşireti reislerinden ibrahim Ağa. Bahriyar aşiretleri de "Sel Seferleri"nin altında kalıyordu. 1938'de Der¬ sim'de kurşunlanarak öldürüldü. Atatürk'e bağlılıkla¬ rını bildirmişlerdi. Diyap Ağa ile öteki milletvekilleriyle birlikte verdiği ve 27 Mayıs 1925 tarihli Vakit gazetesinde yayınlanan ortak demecinde şöyle diyordu: "Mevcut hükümete candan bağlıyız.

Beran aşireti reislerinden Hasan. Aşiret önde geleni ve Dr. neden kö¬ tülük etsinler bize" diyenler. köyde tartışmala¬ ra neden oluyor. tedirginlik ve heyecandan." KAN sesi Dr. Konya'ya tayininiz çıkmıştır. Alan aşireti reisi Ali. Aşireti. Sait Kırmızıtoprak bu ailedendi. ailesinin trajedisiyle birlikte. Bamasoran aşireti reisi Yusuf. Türkiye'de bir süre doktorluk yapnktan sonra Irak Kürdistanı'na geçti. kimi "dede toprakları bırakılıp yabancı diyarlara gidilmez" diyor. Nazimiye'nin Civarik köyünden ve Hormekan aşiretindendi. Dr. Aşirerin güce bağlılığı TC'den de eksik olma¬ mıştı. kimileri de olaya daha farklı açıdan bakarak "bu bir tuzak¬ tır" diyerek. Çocukken ailesinin yok edilmesine tanıklık etti. Osmanlı'dan beri devletle işbirliğini sürdürmüştü. Kırgan aşireti reislerinden Mustafa ve Soran aşireti reislerinden Hıdır Ağa 1938'de Dersim'de öldürülmüşlerdir. Kırmızıtoprak'ın yazdığına göre haber. Sultan Abdülhamid tarafindan "Paşalık" kaftanıyla ödüllendirilmişri. gidelim" di¬ yor. "tehlike var" diyerek karşı çıkanla- 357 . Fakat. Albeyan aşireti reislerinden Koço. Sait Kırmızıtoprak. devlete ilgi ve katkıla¬ rından ötürü. 1938 yaz aylarının ortalarında. Kırmızıtoprak'ın amcası Bertal Tan¬ rıverdi. Peyavangen aşireti reislerinden Süleyman. Kimi "daha güzel topraklarımız olacak. Kırmızıtoprak. korku. Aşiretin önde gelenlerinden Mustafa Bey. Doğu Dersim'den. Tesadüf sonucu kurtuldu. Pevangan aşireti reisi Cafer. Dr. Emirnamede şöyle deniliyordu: "Bütün Civarikliler toplanıp Elazığ'a gelsin. Burada öldürüldü. Inspektör General Abdul¬ lah Alpdoğan'dan bir emirname alıyordu. "biz başından beri devlete yardımcı olduk. okutuldu. Selametiniz için. Devlete katkı¬ larıyla bilinen ve kurtulmayı başaran amcası Bertal Tanrıverdi ta¬ rafindan büyütülüp." Dr. kendi ayaklarıyla ölüme gitmeye karşı çıkıyordu. her kafadan bir ses çıkıyordu. bölgesindeki olayları da daha sonra yazdı.

Kureyşan ve Alan. Pilvenk. Basına sansür uygulanıyordu. kitiekr hafinde." Dünyanın haber alması ve olup bitenleri öğrenmesinin önüne demir perde çekilmişri. Bu çağn üzerine hükümet kuvvetierine teslim olan ve silahlannı veren Karabal. en tüyler ürpertici bir jenosit hareketi idi bu. oyunun rengi ortaya çıkıyordu. "dede toprakları" diyenlerse. Yazın sonlarına doğru Nazimiye'nin Hormekan. çocuk. Dersim direniş güçleri (özellikle Bad Dersim'de) tamamen baş¬ sız kalmışlardı.rı bastırıyor. Şex. Dersim'de olanları şöyle yazıyor: ". emzikli. Baxtiyar aşireti Kürtlerinin çoğunluğu. Mazgirt'in bir kısmı. Fakat Nazimiye ilçesine bağlı Razadan köyünün yakınındaki dereye geldiklerinde. ihtiyar farkı gözetilmeksizin. Binlerce Dersimli genç kız namusunu kurtarmak için kendini kayalıklardan aşağı atarak can veriyor. 1938 bahannda hükümet. Kureyşan aşireti mensuplanyla. süngüler ve cesedere dökülerek ateşle¬ nen petrol yangınlarıyla yok edildiler. Dersim'in çevresine. Memedan ve Karacaseyitkr hemen tama¬ men imha edildiler. Arkasından Mazgirt. Dr. Sıvan imzasıyla yazdığı kitapta. Civarikliler orada topluca öldürülüyorlardı.. "zaten huzur kalma¬ dı" savunması karşısında etkisiz kalıyordu. ışık sızdırmayan ka¬ lın bir perde indirilmişri. bütün silahlannı tes¬ lim edecek olan asilerin affedileceğini ilan etti. Mola verilir¬ ken makineli tüfekler ateş kusmaya başlıyor. Konya ovasındaki verimli topraklara kavuşmak umu¬ duyla göç hazırlığına girişiyor ve götürmeye gelen askerlerin önü¬ ne düşüyorlardı. çoğu defa da süngülenmek suretiyle imha edildiler. Sait Kırmızıtoprak. kurtulabilen çocuklardan biriydi. Babamansur'un mensupları da aynı şe¬ kilde zehirli gaz bombalan. Ferhad. Dünya tarihinin şahit olduğu en korkunç. Kırmızı¬ toprak. gebe. Kırım ve 358 . Yusufan.. ka¬ dın. Köy. Liderlerin birer birer ortadan kaldırılmasından sonra. zulme ve insanlık dışı muameleye karşı çıkıyorlardı.

"Dersim'de temizlik harekâtı başlıyor" cümlesinden sonra. 30 Ağustos 1938 ta¬ rihinde şunları yazıyordu: "Bu senenin. şimdiye kadar hiçbir şey olmamış gibi devam ediyordu: "Dersim'de yapılacak askeri manevralara bugünlerde başlana- cakdr. Yol.. 359 ." Yine etkin gazetelerden Tan. Dersim dağlarındaki "Sel Seferleri"ni "askeri manevra" olarak bildiriyordu. okul. Bu sene içinde. bu programa göre askeri harekâtın yü¬ rümesi lazımdır. Birkaç yerde de ufak tefek müsade¬ meler olmuştur. Geçen sene askeri harekât yapıldı. Oysa kan sesi yankılanıyordu. Bu program yürümektedir. bu meseleyi kökünden söküp atacakdr. Bu bütün aynndlanyla her¬ kesçe biliniyor (oysa nelerin olduğunu yazarın kendisi de bilmi¬ yordu). dahili işleri nokta-i nazannda. Türk basını sadece propaganda niteliğinde yayınlar yapabili¬ yordu. size ehemmiyede bahsetmeye değer bir mevzu vardır: O da Dersim meselesidir. demir perdenin gerisindeki dağlarda boğuluyor. orada sönüyordu. Basın arada bir açıklanan "silahlarıyla biriikte ölü olarak ele geçirilen eşkıya" rakamlarını yayınlıyor. asayişi bozmaya eğilimli her türlü hareketi ezecek ve Cumhuriyetin sarsılmaz otoritesini tesis edecektir. olayları "Dersim manevralan" (tatbikat) başlığıyla ya¬ yınlıyor. Geçen seneye göre. Bu manevralar aynı zamanda askeri harekât şeklinde olacak ve neticede Dersim meselesi kökünden tasfiye edilmiş olacakdr. Dersim için görev alacak ve genel bir tarama harekânyla. tedip (terbiye etme) kuvvetierine müzahir olarak¬ tan. karakol in¬ şa suretiyle. Dersim'de bir ıslahat (reform demek istiyor yazar) programımız vardır.." Gazetelere göre. Manevrayı yapacak olan kıtalanmız. burada bu sene daha fazla kuvvetierimiz toplanmışdr. köprü. 9 Temmuz 1938 tarihindeki sa¬ yısında. henüz Dersim'e dokunulmamıştı.kan sesi île insan feryatları. dünyaya kapalı dağların ardında. geçen seneki isyan böl¬ gelerinde sıkı bir tarama yaparak. Dönemin yarı resmi yaygın organlarından Cumhuriyet gaze¬ tesinin başyazarı ve milletvekili Yunus Nadi.

vahşi hayvanlar. bölgede bu gibi olaylar. Ölüm yolda. "Çatışmada ölü olarak ele geçirilen haydut" kafilelerinden kurtulanlar da oluyordu. Başbakan Celal Bayar okudu. kurşundan geçirilmiş. Me¬ sajını. bir daha tekrarlanmamak üzere tarihe kanşdnlmışdr. baştan başa yangınlar içindeydi. 1 Kasım 1938'deki geleneksel meclis açılışına gidemedi. her yerde pusudaydı. belli bir program içindeki çalışmalar sonucu kısa bir sürede ortadan kaldırılmış.ilkbaharda başlayan "tedip" ve "tenkil" (terbiye etme ve sus¬ turma) harekâtı. Cumhurbaşkanı Mustafa Kemal Atatürk. süngülenmiş. dağlara kar düşünceye kadar sürecek. Kureyşan aşiretinden. Mesajda. büyük bir ailedendi. köyde. Genelkurmay Başkanlığı'nca yayınlanan Ayaklanmalar kitabın¬ da. 1938 yazındaki ölüm kafilelerinin birinde yolcu çocuklardan biriydi. "Güvenli yerlere nakledilenleri. İnsanlarla doğa bir arada yanıyor. kelle avcılarına. ölü insanların kanı ve etiyle besleniyordu. "Haydutlar"ın cinsiyeti ve yaşı genelin içinde. Ama bir mesaj gönderdi. Daha sonra Tunceli'nin mahallesi haline gelen Pirgeç köyün¬ de doğmuştu. itirafçı ve tetikçilerle iz sü¬ rücülere gelecekti. Karlar düştüğünde. 360 . Dersim artık "temiz"di. "haydudar ölü olarak ele geçirildi" biçiminde anlatılıyor. kesintisiz. Dersim konusunda şöyle deniliyordu: "Uzun yıllardan beri süregelen ve zaman zaman gergin bir şe¬ kil alan Tunceli'deki toplu haydutiuk olaylan. dağda. en son sıra muhbirlere. 6 yaşında bir erkek çocuğuydu. Bunlardan biri." ÖLÜM KAFİLESİNİN 6 YAŞINDAKİ YOLCUSU 1938 yaz aylarında Dersim. toplu katiiamlar. gereksiz ayrın¬ tı olarak kaldığı için açıklanmıyordu. 1937'de Seid Rıza ile birlikte asılanlardan "Yetim" lakaplı Seid Hüseyin Cesur'un yeğeni. medeni bir hayata kavuştur¬ mak üzere yola çıkarılanları" da pusuya yatmış ölüm bekliyordu.

çarpışmalar. Dağda yaşamasına imkan yoktu. Sonra sessizlik geldi. Onu köyde bırakmışlardı. ihtiyarlar. mecalsizdi. Ama genel an¬ lamda sivillere karşı toplu harekât yapmadılar. Uçaklarla bomba yağdırıyorkrdı köykrin üstüne. Korkudan eve sığındık. Bizim köy de boşaldı. Tunceli'de Türkiye İşçi Partisi (TİP) il başkanlığı yapa. 1938 baharında şiddet geri geldi. Bir bibim (hala) vardı. götürmemişkrdi. 1938'in yaz ortalarıydı. dağ¬ da yakakdıklarını öldürdükr. Askerier kışlalara kapandıkr. Halbuki Seid Rıza'dan son¬ ra savaşan. askerkrin köyü sardığını söylüyordu. Çatışma. Kapıya geldikr. Yolda. ne olur ne olmaz diyerek. Seid Rıza ve arkadaşlan idam edildi. köyleri terk edip dağ¬ lara sığındı.Dizinden aldığı ufak bir yarayla katliamdan kurtulan bu çocuk büyüdü. Aileler. Elini dizine vurup dövünüyor. Geride. Aikm 1937 yazını dağ¬ larda gizlenerek geçirdi. Bizi dışarıya çıkardı- 361 . Halsiz. Toplu sürgünkr de vardı. 1937'nin sonbaharına kadar. Kırım. Birçok kimse. Ama hastaydı. kıra kıra geliyor. köyler topluca badya naklediliyordu. Bir sabah. tanrıya yakarıyor. dağlarda gizleniyordu. 1965 seçimlerinde milletvekilliğini çok az bir oyla kaybetti. dağda yaşayamaya¬ cak hastalar. Hukuk Fakültesi'ni bitirip avukat oldu. öknler oldu. ka¬ derine kahrediyor. bibimin haykınşkrıyla uyandım. Çok yaşlı de¬ ğildi. 1938'de geldi. Dağ şartlarına dayanamayacağı için götürememişler. Bu da oldu. Adının açıklanmasını istemeyen 6 yaşındaki "kurban" anlatıyor: "1937'de Seid Rıza ik yanındaki bazı aşiret reislerinin peşine düştükr. Adı "Emo" (Emine) idi. birkaç çocuk kalmıştı. Annemle babam bazen gece karanlığında gizlice geliyoriardı. beni de yanında bırakmışlardı. belde. direnen aşiret de kalmamıştı. sonra gidiyorlardı. 1960'larda aktif poHtikaya katıldı. Haberler geliyordu: Türk ordusu. diye. Bizim¬ kiler köye döndüler. Bizi görüyor. Durmadan öksürüyor¬ du. Peşine düştükleri ağalann çoğu şu ya da bu vaatle ele ge¬ çirildi. Herkes kö¬ yünü terk ediyor.

ormana bırakd. Her taraf askerle doluydu. Biz bi¬ ze kaldık. Kayahk ve ormanlıktan sonra bir açıklığa vardık. Yan ya¬ na sıraya dizdiler. Köyü aradılar. Ve bizler. Çevre mezra ve köylerden insanlar getiriliyor. yol kenarianna. askerlerin eşli¬ ğinde yürümeye başladık. Köydeki bütün insanlan meydana toplamışlardı. sıkı sıkıya sanlmışd. Sıcak çökmüştü. Asker beni serbest bırakd. O küçük. Köyümüz yanıyordu. Ormana doğru götürdü. 362 . Beni orma¬ na bırakan asker yeniden yanımıza geldi. Askerier yanımızdan aynlıp karşı yamaçta toplandılar. Tek başına yaşayamaz. birbirimizin dihni bilmiyorduk. yanı¬ mızda yürüyen bir asker kolumdan tuttu. yiyecekleri aldılar. Kupkuru bir yerdi. Sonra beni birkaç kez bibimden koparıp aldı. Ben de bibim de.1ar. ydana yem olacak. Kimi öldürüleceğimizi söylüyor. Bibim.. biraz sonra gelip hepimizi ayağa kaldırdılar. Kızgın kızgın bir şey¬ ler söyledi. saçını başını yolup ağlıyor ve yalvarıyordu: Onu ayırmayın. Makineli tüfek takırdsıyla biriikte Ortalığı insan haykınşlan kapladı. Bibim geride bağırıyor. Ormanlık bir yere geldiğimizde. Geride kalıp. Askerler. kimi serbest bıraka¬ caklarını. Çünkü. Kurda. Sonra evleri ateşe verdiler. Sonra erkekleri birbirine bağladılar. Ama aniden mitralyözün namlu¬ su alevler saçmaya başladı. yanan evlerimize bakarak ağlıyorduk. onun beni ölüm¬ den kurtarmak istediğini anlayamıyorduk. Ne olduğunu anlayamadım. Çekip aldı beni. İşlerine yarayan her şeyi. Hepimiz. Susuzluk ve korkudan ağzı¬ mız dilimiz kurumuştu. Gün ikriiyordu. Alev ve duman göğe yükseliyor. Bu arada kafilemiz giderek büyüyordu. bize katılıyordu. Tekrar kafileye yetiştik bibimle. dağların tepesinde kayboluyordu. Her defasında koşarak kafile¬ ye yetiştim. 60-70 kişi olmuştuk. 35-40 kişi vardı.. Kafi¬ leden ayırdı. insanlar biçilmiş başak gibi yere devrildi. olacaklan hissetmiş gibi beni kucağı¬ na almış.

Köpeklerin cesetleri yemelerini ve ortalıkta kaynayan yılanla¬ rı görünce aklım başımdan gitmiş gibi oldu. Dizimdeki yaranın verdiği acıya da aldırmadan. belki de ormana bırakan asker kurtardı beni. Kim bilir. var gücümle koşmaya başladım. Kürtçe bağırıyor. ağla¬ yıp bağıra bağıra. Bibimin ölü bedeninin akından çıkdm. ağırlık bibimdi. Askerier kurşuna dizme işleminden sonra kurbanlarının ölüp öl¬ mediğini kontrol için süngülüyorlardı. Askerler yoktu. Ölüler birbirinin üstüne yığılı ya da dağınık öylece duruyoriardı. Ama bizim oranın köpekkrine benziyoriardı.Uyandığımda ortalık sessizdi. Ölü tarlası haline gelmişti meydanlık. üstüme kapa¬ nacak biçimde yere düşmüştü. o katiiamda benim gibi biri daha kurtuldu. Baktım kan içindeydi. O gün. Türk asker¬ lerinin peşime düştüğünü sandım. İnsan ölüsü yiyoriardı. Düştüğüm yer küçük bir çukur¬ luktu. Beni çağırankr. Gözlerimi açtım bakdm ki. Bibimi. Bir kız ço¬ cuğuydu. Sonra. Yaralanmışdm. Sanki Der¬ sim'in tüm yılanlan oraya toplanmışd. Dizimde müthiş bk acı hissettim. Onu öldüren kurşun. kurtulan var mı diye bakmaya geliyoriarmış. Ateş açdklan zaman bibimin kucağmdaydım. ormana sığınan bizim köylülerdi. üstelik adımla çağırıyoriardı. Gözlerimi açıp doğrulduğumda bir sürü köpek gördüm. Sesleri seçmeye başlayınca ra¬ hatladım. dizimi sıyınp kalbine saplanmışd. Beni babamla anneme götürdüler. Kan kokusuna gelmişlerdi. beni kucağından atmamış. Onun adı da Emo'ydu. Belki de kurttu. Daha da paniğe kapıldım. Ölüle¬ rin başına üşüşmüş çekiştiriyoriardı. O da kapaklanır biçimde üstüme düşmüştü. 363 . Akı ay dağlarda dolaştık. Can¬ sızdı. Üstümde bir ağıriık vardı. Her nedense o kafilede sün- gülenmeyen tek 'ölü' bendim. Askerkr çekilince. hayadmda ilk defa bu kadar yılanı bir arada gördüm. O zaman kurşuna dizil¬ diğimizi anladım. Kurşun yarası alıp yere düşerken bile. Ortalık yılan kaynıyordu. Katiiamı uzaktan görmüşkr. Bir ara sesler duydum. olanlan unuttum.

amcam gözcülük yapıyor. Suyun tek kaynağı Munzur nehriydi...' deyip. kurşuna dizilenle¬ rin ölüp ölmediğinin kontrolü sırasında da. 'beso. hem fi¬ zik.. Ben. Ertesi gün ba¬ bam. Amcam gece.. amcamı da alarak tekrar gitti. Dağlarda. ama yaralı olarak kurtulan Emo. nehir kenanna iniyoriar. Sularla boğuşuyor. Bacağı da. hiç evlenmedi. Emo yaşadığı sürece. iki günden beri hiç su içmemiştik." 364 . Babam meşklere su doldururken. Ama babamdan ses seda çıkmıyor. Şafak vakti geri geldi. Buralarda su sorunu çıkıyordu. Sağ kolu bükülmeyecek şekilde sakat kaldı. Birden yaylım ateşi baş¬ layınca. yenebilecek ne çıkıyorsa önüne. Babam. Kurşun sağ omzuna saplanmışd. 1987 yılında öldü. periyodik olarak sara nöbetine tutuluyordu. bacağından bir sün¬ gü darbesi almışd. süngü yarası yüzünden yarı tutmaz haldeydi. Bir gün çok susadık. Emo. Ben hiçbir şey yapamadım. Kardeşimi vurdular. Ba¬ şarmışd. Ama.. Kurşun omuzunda kalmıştı. Onu çıkaramadılar. Biz yasını tutarken iki gün sonra babam da çıkıp geldi. Askerierin nehir boyun¬ ca pusu kurup suya gelenleri avladığını söylediler. her cuma.. beso!' (Yeter. askerlerin kolay kolay erişemeyecekleri yerlerde ya¬ şıyorduk. dalıp çıkıyor. beş yaşındaydı. Kaçtığını ya da nehre ada¬ dığını da görmüyor. hem de ruhen sakatd. Fakat boş döndüler. amcam kendini nehre adyor.. Genç kız oldu. yaban meyveleri ve hayvanların her türlüsünü. Nehrin sakinleştiği bir yerde kıyıya çıkıyor. sürükleniyor. yeter) diye ba¬ ğırıyordu. Omzuna saplanan kurşun onunla birlikte mezara girdi. Vurulup öldüğünü sanarak geri geliyor. Ne bulursak yiyorduk. yeniden Munzur'a gitti. Ba¬ bamla amcam su aramaya çıktılar. 'böyle ölmektense.. diyordu. Otiar. Benimle aynı gün ve yerde kur¬ şuna dizilen. o zaman 6 yaşımdaydım. O kurşunla iyileşti.Yiyeceğimiz yoktu. Yanına alabildiği iki meşki su ile doldurmuştu. Baygınken. Arazi sarp kayalık. Katiiam cuma günü olmuştu. Kürtçenin Zazaca lehçesiyle. odaria tedavi edildi. avlıyordu. Bir iki saat sonra amcam ağlayarak geri geldi. Nehir azgın. Anlattığına göre. Nöbet boyunca. Emo.

bölgedeki köy ve ekinleri yakmışdr. Genelkurmay Ayaklanmalar kitabında. 12 Ağustos'tan beri yasak bölge içinde ve dışında yaptığı ara¬ ma ve taramada. 6 yaşındaki tanığın anlatnklan. Ele anlatıyor: "1938 senesinin yaz günleriydi. harmanlarımızı 365 . Süvari Tümeni bölgede yaptığı temizlik harekâdnda 69 kişiyi daha imha et¬ miş. Dersim'deki insanlık yangınından ruhu ve yüreği yaralı ola¬ rak kurtulanlardan biri de. Tümen de.. Tümen. Ko¬ lordu Biriiklerinden 41. köy ve tarialannı yakmışdr. 17 günde 7 bin 954 kişi öldürülmüş ve¬ ya diri diri yakalanmıştır. ikinci safha için yürüyüşe devam eden 7. Ama kuru bk anlattmla.. Bir uçak filosu. Dersim İsyanı'nm bir sayfasında şöyle deniliyor: "16 Ağustos 1938. 12. Munzur suyu ik Kalason ve Sin bu¬ cağı bölgelerinde 290 haydudu imha etmiş. aynı şekilde yaptığı arama sonunda 150 haydu¬ du daha imha etmiş.. birçok haydudu imha etmiş. olanlan inkâr etmiyor¬ du. yok edilen insanlan birer rakam okrak veriyordu. makineli tüfek ateşi akına alınmıştır. Köyümüze askerler geldiler. son direnen 170 kişi¬ yi daha imha etmiş. 14. Ekinlerin biçikceği sıralar.. Tü¬ men. 15. trajedi tamklanmn anlattıklan ürperticiydi. Örneğin.RESMİ SÖYLEM VE PÜLÜMÜRLÜ ELE." t- * Resmi tarihin rakamlardan ibaret söyleminin yanında." Aynı kitabın 464. Tarlalarımızı. yanlannda sürüleri bulu¬ nan 500 kişi kadar bir haydut grubunu bombalamış. 1938 yılında Dersim'in he¬ men hemen her köy ya da dağ kıvrımında yaşanan trajedilere bk örnekti. Mazgirt'te toplanan son kafileden kaçmak isteyen 52 haydut daha imha edihnişti. sayfasında şunlar yazılı: "19 Ağustos 1938. Pülümür'ün Şıhan köyünden Ele (Elif) Polat'tı." Kitaptan bir cümlecik daha: "Tarama bölgesinde.

Yangından ar¬ ta kalan arpa ve buğday başaklarını toplayıp eve taşıdık. Kimde silah varsa verilsin denildiğinde. Askerlere su taşıdık. Askerlerine yan bakmadık. Oğlum Hüseyin akı aylık bile de¬ ğildi.ateşe verdiler. Yiyeceklerimizi yağma¬ ladılar. Hüseyin. Pülümür'e götüreceklerini söyle¬ diler. Askerler çekildikten sonra tarlalarımıza gittik. bebeği ve ihtiyarıyla yüzlerce. (Burada bir parantez açmak istiyorum. Kimseyi öldürmeyeceklerini. gazetecihk mesleğine başladığım gazetede çaycı ve ayak işlerine bakan¬ dı. Ben o zaman yeni gelindim. bizi yola çıkardılar. Ellerinde gaz ve benzin tenekele¬ ri vardı. Onun için korku büyüktü. Uzakta durup emeğimizin. Meydanda toplandık. Hüseyin. Temizcecik. Bostanlarımızı çiğnediler. Ayran. içeceğimiz.. Biz Kemal'e (Atatürk) baş kaldır¬ madık. ak sakallılarımız: Korkulacak bir şey yok. Gidip konuştular da bize kara haberi getirdiler: Köydeki yatalak ihtiyariar dahil. Çevre köylerin tüm insanlarını. Biraz rahatladık. Askerler köye girdiler. bir insan güzeliydi. Hiçbir şeyimiz yok¬ tu artık. Yiyeceğimiz. en önde biz koşmk. Askerler köy içine dağıldılar.) Top ve Kemal'in demir kuşlannın (uçak) sesinden Hüseyin'im uyuyamıyordu. Köyü ateşe verdikten sonra. diyor ve bize do¬ kunmayacaklarını söylüyorlardı. biz din kardeşiyiz' diye yalvanyordu. Pülümür ke¬ narına vardık.. biliyorduk. Sonba¬ hara doğru. Benim de korkudan südüm kesilmişti. Dersim'in her yerinde. giysilerimiz hepsi yakılmıştı. Ağlayıp. Büyüklerimiz. Götürüp paslı bı¬ çağımızı. odun kestiğimiz baltayı bile teslim ettik. İsyan eden aşiretlere katılma¬ dık. belki binlerce kişiyi keçi sürüsü gibi bir de- 366 . Köyde Türkçe anlayanlar vardı. Köydeki ak sakallıların moral verip bizi yadştırmaya çalışmaları boşunaydı. Gazap günleriydi. bir sabah uyandığımızda köyümüzün askerler tara¬ fından tekrar sarıldığını gördük. Döküp döküp evleri ateşe verdiler. 'canımıza kıymayın. kışlık erzakımızın yanışını ağlayarak seyrettik. ihtiyarlar. herkes bir araya toplana¬ cak. köylerde yapılanlan hepimiz duyuyor. kadını. ekmek ikram ettik.

Askerier bir gün dağda bir fukarayı yakalıyorlar. Yolda babam ağabeyime: Benim kaçacak halim yok. Ormanda izim kaybettiriyor. İtip yere yuvariıyor. Asker yerdeyken. kurtuluyor. en büyük kardeşimizdi. 367 . Babamla ağabeyimi birbirine bağlayarak. 30 yaşlanndaydı. Adamın isim ve baba adı benzediğinden başka bir ilgisi yok¬ muş bkim Kamer'k. Kamer. uçurumdan aşağıya koşuyor. annem. Bir yolunu bulur bulmaz kaç.. Kamer'i her yerde arıyorlardı. Şapkalarını havaya atıyorlar. Ödül alacağız. belki kurtulursun. Bizim köyden hemen sonra ormanlık uçurumlar başlıyordu. Asker ihtiyacını gidersin diye babamınkine bağlı bileğini çö¬ züyor. Öldürüyoriar adamı. diye bağmyorlar. Başlarında nöbetçikr vardı. babamın dedikkrini yapıyor. Dursun oğlu Kamer. Ardından yaylım ateşi açılıyor. zengin olduk. başındaki askerin başka tarafa baktığından faydalanıyor. Vuramıyoriar. Aniden askere saldınyor. abim Kamer'in ise yaşadığını o gün. Birkaç gün önce köye gelen bir müfreze ta¬ rafindan abim Kamer.rede toplamışlardı. Adın. Babamın öldürüldüğünü. o gün birçok insanla biriikte kurşuna diziliyor. toparkdıklan bir kakbahkk birlikte götürdükleri gün. Bizi de onlara kattılar. Başı¬ na büyük ödül konulmuştu. diyor. Askerler sevinçten çıldırıyorlar. Bir yerde duraklıyor. Başını kesip askeri garnizona götürüyorlar. Onu çok önemsiyorkrdı. diye soruyorlar. Kamer. Babam. kalabalıktaki tanıdıklardan öğrendim. Yolun kenanna geçiyor." "Kamer.. kardeşkrim ve bütün köy. Babam ihtiyardı. başındaki askere: Sıkışdm. ben. diyor. gözden kaybolana kadar arkalarından bakıp ağladık. dayım ve köyün bazı ileri geknleriyk bir¬ likte götürülmüştü.

Geldiğimizden beri. öylece bekliyorduk. Biz olayı duyduk. yangına boğan bombalar atamıyorlar. Kamer bağırıyormuş: Erkeksen yıldızını göster! Karşıdaki şapkasını namlunun ucuna takıp gösterince. uçakla taarruz ediyor. Ne olacağımızı bilmeden. Askerlere ödül olarak 5 bin lira ödeniyor. O zaman tüfekle¬ riyle. Buna rağmen ele geçiremiyor. tuvalet için askerlerin gö¬ zetiminde kampın kıyıcığına gidebiliyordu. sabahtan akşama kadar. Askerlerle karşılıklı mevziknip beklerken. Yaşadığını çok sonra öğrenebildik. O tepeyi tutan. Üsderinden uçup giderken bombalar bırakıyor. 1943'te af ilan edilene kadar dağda kaldı. Onu ardk ölü biliyorduk. yamaçları sarp.. kayalık bir vadidir. bütün geçide hakim olabiliyor. Türk ordusu.. Tıpkı bir kartal gibi geliyor.işte aranan Dursun oğlu Kamer'in kellesi diyorlar. kendiliğinden çekilinceye kadar. top. Kamer yıldızından vuruyormuş. Kutu dere¬ si ve çevredeki dağlarda yaşadı. Kutu deresi. cephaneleri bitip tüfekleri sopadan farksız hale geldiğinde. 200-300 kişilik bir grupla bu tepede geçidi tutuyor. 200 metre uzaklıktan yumurtayı vurabiliyordu. ortalığı ölü¬ me. Anlattığına göre. Kutu deresinde tam bir buçuk yıl di¬ rendiler. Birkaçını düşürüyorlar. gökte uçup gürültü çıkaran bu demir kuşların ne olduğunu önce anlayamamışlar. Ta ki bir buçuk sene sonra. Kamer büyük ve keskin bir nişancıydı. Çok derin." "Pülümür deresine binlerce kişi toplanmışd. Dersim'e açılan kapılarından biridir. erkek isimleri 368 . Kamer 1943'e kadar kaçak yaşadı. Kadın erkek herkes izinle. Sonra hayad normale dön¬ dü. yiye¬ cek yoktu. Kamer. 'Kemal'in demir kuşlan' dedikleri uçaklara ateş açıyoriar. Bundan sonra alçaktan uçup. Su. Geçidin tam ortasında bir tepe var. Sıcakd. Türk ordusu onları söküp atamadı oradan. tank. Kamer.

Bakdğı an kurşunu yer.. Orada süngü¬ lenmiş ya da kurşunlanmış. merhamede. geride kadınlar. Bizim kafileden de birinin eline bir bakraç verilip aşağıya de¬ rin dereye gönderildi. Cennete? Evet.. Tit¬ reyip ağlıyorlardı. Anlattılar: Adlan okunup götürülenlerin hepsi aşağıda. Sizden yiyecek istemiyoruz. Ba¬ şını taşlara vura vura intihar edenler. Hepsi ölü. Türkçe bilenler yalvararak soruyoriardı: O insanları nereye götürüyorsunuz? Alay ederek cevap veriyorlardı: Hepsi cennete gidiyor. Adı okunan erkekler öne çıkıyor. Af çıkd. Subaylardan biri bir kayanın üstüne çıkıp konuştu. Peki. aşağıdaki dereden su getirelim. Onlar gider¬ ken. İs¬ yan edenleri bile.. Ölüler güneş akında davul gibi şişmişler. İçlerinde hâlâ can çeki¬ şenler var. baladlar başladı. Ama yine de emin değildik. yılan gibi başına taş vura vura ezme yerine. Erkekler ken¬ di aralanndan Türkçe bilen bir iki kişiyi seçip komutana gönderdder. Ertesi gün. merhamedidir. Baş üstüne. Gidenler bir daha geri gelmiyordu. çocuklar ve yakınları ağlamaya başlıyordu.okunuyordu.. Bir gün.. Türkçe bi¬ lenler tercüme ettiler: Türk ordusu ve Türk milleti adakdidir. dediler. susuzluktan dayanamaz hale gelmiştik. Gece boyunca ağlama. Kimse götürülmedi. birbirine bağlanıp götürülüyordu. dedi... artık isim okunmadı. kendini yerden yere atarak öldürmeye kalkışanlar. İzin verin. düşüp kalpten ölenler. Götürülenler derede öldürülüyordu. cennete. Temsilcimiz komutana: Aç ve susuz bekliyoruz. inleme ve yürek paralayıcı ağıtiar ke¬ silmedi. Bu haber üzerine dağları inleten ağıtlar. Gidenler döndüklerinde şaşkındılar. ama giderken ve dönerken başını kaldmp etrafina bakmayacak. insanlıkla affedebiliyor. Ama çocuklar susuzluktan inleyip duruyorlar.. 369 . Çünkü dereye indirildik¬ ten bir zaman sonra silah sesleri geliyordu.

genç yaşta "görev" yaptığı Pertek'te de insanlar. kitap ve yazı dünyasıyla da tanışmış nadir ge¬ nerallerden biriydi. General Dersim'e ilişkin anılarını "utandırıcı" diye özetlemekle yetiniyor ve şunları yazıyor: "Günlerden bir gün alayımıza emir geldi. İki ayı aşkın bir süre özel görev yaptık.." Derede katledilenler. Anılar ve Görüşler adıyla bir de kitap yazdı. Alaya verilen özel görev. Sonra CHP'ye geçti. Pertek'in Ağzunik köylüleri gibi. o zaman Dersim denilen bölgeye gideceğiz. 1999 Eylülünde ölen general.. Hava Kuvvetleri Komutanlığı yaptı. Seçimi. Elazığ böl¬ gesinde büyük bir manevra resmi geçidi ile bitti. 12 Mart 1971 tarihindeki askeri darbenin cunta üyelerindendi. Bizlere.. Her şeyi yeniden yapmaya başladık. bir süre orada eğitim gördükten sonra. Tren yolculuğumuz. pek ilkel ve zor koşullar altında gerçekleşti. kafi¬ le kafile yok ediliyorlardı. O bakımdan "utancını" anlıyorum. bunu hayatlarının garanti- 370 . Ağzunikliler.. Onun. Tren yoluyla Ela¬ zığ'a intikal edilecek. resmi raporlara "çıkan çatışmada ölü olarak ele geçen haydutlar" diye mi geçti bilinmez. Atatürk imzalı birer madalya dagıtdlar. 1980'de Cumhurbaşkanı adayı oldu. ilk du¬ rak Pertek olmak üzere harekete geçtik. devletten yanaydılar. GENERAL'İN UTANCI Muhsin Batur. az bir oyla kaybetti. 40 kişinin paylaştığı kapalı yük vagonlarında. Elazığ'ın biraz uzağında.Bizi serbest bıraktılar. Harput eteklerinde çadırlı ordugâh kurduk ve bir müddet sonra." Muhsin Batur. Okuyucularımızdan özür diliyor ve yaşantımın bu bölümünü anlatmaktan kaçınıyorum. Dersim'de "görev yapan" generaller kuşağının son bireylerindendi. Yakılmış köyümüze döndük. Emeklili¬ ğinde Cumhurbaşkanı tarafından Senatör atandı.

Ağzunik köyünden sağ kurtulmayı başaranlardan biri de. Bu çocuk. sadece yazın başına kadar kendile¬ rini güven içinde hissedebüdiler. Zilan kınmında da tarih sahnesine çıkan. Komutanım. Ama komutan ikramları kabule ve oturmaya yanaşmıyor. Ağzunik köyüne gelen as¬ keri biriiğe Salih Paşa komuta ediyordu. acelesi olduğunu söyleyerek. Sü¬ leyman Köse'nin 7 yaşındaki oğlu Hüseyin Köse'ydi. General ayrandan sonra kahvesini içerken. kimisi gece serinliğinde hasadın yapıldığı harman yerinde uykudaydı. Süleyman Köse'den silahlarını bir an önce getirip teslim etmesini istiyordu. Köy uyandırılıp ayağa kaldırıldı. 1946 yılında Genelkurmay Baş¬ kanı olan Salih Omurtak mıydı?) SaHh Paşa Ağzunik köyüne girdiğinde. Beni uğraştır¬ madan getir şu silahları! 371 . (Salih Paşa. sabah yıldızının doğduğu zaman. karşısında hazır ol¬ da duran Süleyman Köse'ye silahlarından haberli olduğunu söylü¬ yordu. Salih Paşa'yı. Aşağıdaki bölüm. Çok iyi Türkçe konuşuyordu. Ama "güven rüyası" bir yaz günü bozuldu. Elazığ'da okumuş. Hepsi silahlı. Rüştiye'yi bitirmişti.si olarak görüyorlardı. önce soğuk ayran. evindeki en değerli halıları getirip dışarıya. diyordu Süleyman Köse. Köse. onun "kara tarih"e tanıklığıdır: 1938 yılının yaz ayları. onur¬ landırıcı ve bağlılık bildiren sözlerle karşıladı. Onu memnun etmek ve konumuna uygun biçimde karşılamak için.. Ulan senin altı tane oğlun var.. toz ve toprakların üstüne sererek onu buyur ediyor. ardından kahve sunuluyordu generale. Allahın adıyla söy¬ lüyorum ki. köyün ileri gelenlerinden Süleyman Köse. Fakat. kimisi evinde. Süleyman Köse silahı olmadığını anlatmaya çalışırken. bir şey gizlediğim yok. Gece yansından sonra. bir yandan da çocuklarını çeşme¬ den soğuk su getirmek ve ayran yapmak üzere seferber ediyordu. harman zamanıydı. "kirliliğin evrensel tarihi"nin bir keskinin tanığı olarak yaşadı.

güneş altında bekletiliyorlardı. Bunlar silahtan ne anlar? Büyük oğlun var. içiyor. şerefine bir kuzu kesiyor. Yüzbaşı Nuri'nin kafilesi ise büyümeye devam ediyordu. Sü¬ leyman Ağa'nın kardeşi Hasan Köse. eşi Hatayı. Köye girer girmez yakalanıyor. Rıza ve İbrahim adındaki çocukları da birbirine bağlanıp ka¬ fileye alınıyor. General. Hasan Köse. Generalin komutasındaki kafilenin yolcu¬ luğu köy çıkışındaki derede bitiyor.. Öğleye kalmadan döner. Süleyman Köse'nin dokuz çocuğu vardı. Zeynel. Çernik mezrasında oturu¬ yordu. Mustafa. kavurma pişirip önüne koyuyordu. Hıdır Ağa'ya konuk oluyordu. Çay mezrasından ise Hasan Özer ve ailesi. Abbas. kendi halini ve her şeyi unutmuş. O nerede? Pertek'e gitti. Şahin ve aileleri de katılmıştı tutsaklara. ötekilerin yanına konuyordu. sonra Höşniğ köyüne geçiyor. Doğan ailesi de tutsak alınıyordu. delikanlılık çağına ye¬ ni yeni adım atıyordu. Süleyman Köse'nin büyük oğlu Zeynel.. Hasan Özer. Mezradan geçilip. Zey¬ nel'in Pertek'ten dönmesini bekledi. Hıdır Ağa. Dere nahiyesinden Ali. oğullarımın hepsi çocuk. köyün ileri gelenlerinden Hüseyin Zengin ile akrabaları Rıza ve İsmail'in ailelerini de bağla¬ yıp kafilesine katıyordu. sabah tekrar yola çıkıyordu. General yiyor. aralarında 7 yaşındaki Hüseyin Köse olmak üzere bütün köylüler. Giderek büyüyen kafile. hayatlar orada sönüyordu. konu¬ ğunu ağıriamak için elinden geleni esirgemiyor. giderken kendisini ağırlayan Hıdır Ağa ile ailesini de esir alıyordu. geceyi Dere nahi¬ yesinde geçiriyor. sonra Pohteris köyüne geçUiyordu. kolları bağlanıyor. Olukpınar köyüne geçiyor. Bu arada. kafiledeki oğ- 371 . İşte görüyorsunuz onları. Salih Paşa o gün öğleye kadar Ağzunik köyünde kalarak. üçü kız. kafileyi Yüzbaşı Nuri'ye teslim edip.Komutanım.. Büyük kızı ergin çağdaydı. urganlarla birbirine bağlanıyor. Ali¬ şan. General Salih. yola çıkılacak şekilde hazır hale getirilip. altısı erkek.

Abim 16-17 yaşlanndaydı. işini kolaylaştırmak isterce¬ sine hareketsiz duruyordu. Kendini kaybetmişti. Ablam hiç karşı koymadı. tutsakların sayısı 100 do¬ layına çıkmıştı. Ama sizde o şeref yok. diye bağırıyordu. Oğlu Yusuf daha ergenlik çağındaydı. Ablamın ellerini çözdü.Namusuna dokunduklannı görmektense öldürürüm onu. abim yerinden firladı. Yüzbaşı istiyormuş. Yüzbaşı. kolu şişmişri. Ablam 13-14 yaşlanndaydı. Hozat'ın İn köyüne gelindiği zaman. Ve asker sonra geri geldi. diye bağırdı komutana. Bir insan güzeliydi. Ama anlattık¬ ları. ba¬ bası sayıklar gibi: O daha çocuk. Ortaokul öğrencisiydi. Yusuf elleri arkasında bağlı yürürken. ahimin çıkışı üzerine eri çadınna çağırdı.lu için gözyaşı döküyordu. Bağlı elleriyle ablamın boğazını sıkmağa başladı. diye bağırdı. Süleyman Köse'nin ellerini birbirine bağlayan sicim bilekleri¬ ne oturmuş. Ben yaşadığım sürece kimse bacıma dokunamaz. Korkudan büzülmüş. Anneme sokulmuştu. Abim Zeynel deli gibi ayağa firladı. Ulan şerefsiz. Onu götürmek için sü¬ rüklemeye çalışırken. Sonra bir er yanımıza geldi. İn köyünden sonraki bir derede mola veriliyordu. Ona yardım etmek. Ablamın koluna yapışd. Abim ablamın üstüne adldı. diye ba¬ ğırdı. 373 . O zaman ananızı. Komutandan mümkünse bağların gev¬ şetilmesini istiyor ve isteği uygun bulunuyordu. Yüzbaşı çadmna çe¬ kildi. Sü¬ rükleyerek götürmeye çalıştı. Eğer şerefin varsa. küçülmüş¬ tü. bacınızı siz gönderin bize. deyip duruyordu. . çeker vurur¬ sun bizi. * * Burada bir açıklama yapma gereğini duyuyorum: Hüseyin Köse ile yüz yüze görüşme olanağını bulamadım. yazılı olarak geçti elime. Okuduğum anlatımlarını özerieyerek sunuyorum: "Askerler yüzbaşı için bir çadır kurdular.

Bir süre sonra eli boş döndüler. Gücü olan kaçsın.. Söyledikleri hiç aklımdan çıkmadı bugüne kadar: Boğ beni kardeşim. Onlarla birlikte birçok kişi daha. maki¬ nelileri ateşkyinceye kadar. diye yalvardı. Kaçanları aradılar.. ormana yetişmek üzereyken vurulup düştü.. Öldür beni Zeynel.. sırtüstü yatan ablamın ağzının üstüne oturdu. Yapma oğlum. Ama ba¬ bam. Kafile bir anda ayaklandı. Askerler şaşırmışlardı. Kur'an okumaya başladı. kardeşinin kanına girme. Ahimi kaldırdı. askerlerin dikkatierini dağıtmışd. Ablam. orada ne kadar insan varsa seyrediyordu. Gülüyordu.. O sırada yüzbaşı çadırından çıkd. Gözleri büyümüş. Askerler dahil. Zeynel.. hasta. Fakat annem dayanamadı. ne yapmaları gerektiğini de bilmiyorlardı. diye bağırdı. Bu namussuza tesHm etme beni. Sırtüstü yat bacım. Hepimizi tarayacaklar. Bize ne olacak diye korku içinde beklerken. Bir yandan da karşımıza makine¬ li tüfekler yerleştiriliyordu. yüzü çarpılmıştı. Kur'an okutma.Ablam ağlıyordu. Kime ateş edeceklerini. Ahmet ve Mustafa ahilerim ormana yetişip kay¬ bolmuşlardı. çocuk ve güçsüzler kalmıştı. ne olur! Abim delirmiş gibiydi. Bir ere seslendi: Başla! Bir asker.. kaçanlar bir hayli mesafe aldılar. Zeynel. Yüksekçe bir yere otur¬ du. kafile içinde fisıldaşmalar başladı: Kaçahm. Yanaklarından aşağıya yaşlar akıyordu. kurtuluşumuz yok.. Birden ortalığı bir 374 . Ablamı boğmak için çırpmıyor. Onlar toparlanıp tüfeklerini. Gücüne kuvvetine güvenen insanlardan her bi¬ ri bir yöne dağılıp ormana koşmaya başladı. elinde Kur'an'la öne çıkd. Er Kur'an okurken. Onu bu şekilde ne¬ fessiz bırakıp öldürmek istiyordu. Ama hiç de in¬ sanca bir gülümseme değildi. ama elleri bağlı olduğu için bo¬ ğazını kavrayamıyordu. Meydanda sadece ihtiyar. Askerler ormana dağıldılar. makineli tüfeklerin namluları bize çevrildi.

ölüleri gömüp yaralılan götürdüler. Tepeden dibe inmeye elveren ancak bir¬ kaç geçidi vardır. yamaçları dik bir derinlikle ikiye bölüyor. Annemi kabul etti. insanlarla hayvanların tutunabildiği yamaçlan. Yüksekliği 2500 ile 3600 met¬ re arasında değişen sıra ve küme dağlar. Kutu deresinin zemini.. Orada bir hafta yatd. Babam ve ormana sığınan ötekiler. Fakat takip altındaydık. ulu tepeler haline geliyor. Gözlerimi bir türlü açamıyordum..cayırd kapladı. Yüz¬ başının çadırı da yoktu. Ormana doğru yürüdüm. Tam 17 kurşun yarası vardı vücudunda. Annem yanımda yatıyordu. Der¬ sim'i güneyden kuzeye doğru yay biçiminde. Durma¬ dan yer değiştiriyorduk. Elimi götürdüm. Uyandığımda ortalık sessizdi. Ta¬ ze kan geldi elime.. bir dağlar yumağıdır. Yamaçlan sarp. in köyünün değirmencisi ahbabımızdı. Sonra uyandım. Dersim denilince. vah¬ şi derinlikleri bulan. Kutu deresi. boylu boyunca uzanıp düzlükler halini alıyor. 375 . Yaralanmışdm. Onu tekrar ormana taşıdık. Ama her nasılsa ölmemişti. Dağ kıvnmlan arasına sıkışan. Başımı da¬ yadım annemin ölü bedenine.. Uyuyakalmışım. Babam onu ormana taşıdı. Sırdm sızlıyordu. Kutu deresinin. Tepeler giderek bk eğilim tutturuyor. "geli"ler akla geliyor. Doğruldum ama.. doğanın ken¬ di yapısıdır. Bunlann içinde en ünlüsü "Kutu deresi "dir. mağaralar ağıdır. uykum geliyordu. Çığlıklar arasında namlular üstümüze kurşun yağdırmaya başladı. pmariaria beslenen bu düzlük¬ ler yaylalardır." MAĞARALARDA ÖLÜM Dersim. Ama bazıları insan eli ve emeğiyle işlenerek genişle¬ tilmiş. Uykuda gibiydi. yer yer balta Ue kırılmış izlenimi verecek biçimde parçalanıyor. Ormandakikr beni buldular.. Askerler görünmüyordu. Ölü sandığım annem de yaşıyordu. Yaralan biraz kabuk bağladı. Bu mağalarm bazdan. Kuyu derinliklerden yük¬ selen dik yariar.

llksor. 10 yaşındaydım o zaman. Askerler. Dürüt. Ovacık-Tunceli il merkezi arasında sıralanan sayısız mağara¬ lar kolonisine. Dinamitier. bir sürü koyunu barındıracak büyüklükte olanları da 376 .. Annem iki kardeşime sarılmıştı. Birbirine dolanıp kaskatı kesilmişlerdi. Askerler durmadan kur¬ şun sıkıyorlardı. biri üç yaşındaki iki kardeşimle mağaradakiler arasındaydı. bu mağaraları gerektiğinde hayvanları için kışlak olarak kullanıyor. kucağındaki bebeğiyle gelinler. ye¬ ni doğmuş bebekten 90'hk ihtiyara kadar her yaştan insan cese¬ diyle doldu. 'yapmayın. biri beş. Arı kovanı boşalıyor gibiydi. llksor mağaralarının önündeki meydanlık. Köylüler. Küçücük çocuklar. Vadiler. Topları mağara kapılarına nişanlayıp gülleler yağdırdılar. Askerler akşama doğru çekildiler. bombalar atdlar. ağaçlıklı kayalıklardaydık. Sarısalrik dağlarının yamaçlanyla "gelileri" de mağaralar labirentidir. bu mağaralar. Bir tanık anlatıyor: "Biz yukarda.. ağlıyor.. Laç vadileriyle. ihtiyarlar." » * Dersim mağaralarının bazıları alabildiğine geniş ve derindi. insanlar can derdiyle toz ve dumanın arasından dışarıya firlıyorlardı. llksor ve Ağpanoz mağaraları deniyor. Kadın¬ larla. merhamet' diye yalvarıyor ve sağa sola kaçışıyorlardı. mağaralarıyla dev bir süngerin kılcal borula¬ rını andırıyor. Kırım günlerinde. Dersimlilerin diri diri gömül¬ dükleri mezar oldu. Çıkışların karşısında siperlendiler. Ba¬ bam ve köyün diğer erkekleriyle yukarda seyrediyorduk. insan haykırışları¬ nı hayatım boyunca hiç unutmadım. vadiyi sarıp mağaralara doğru yayıldılar. çocuk ve ihtiyarlar oraya toplanmıştı.. yaz sıcağından korunacak kışlık yiyeceklerini depoluyorlardı. İçlerinde. O günkü insan manzarasını.. ka¬ dın. Çıldırmış gibi bağrışıyor. öylesine delik deşik. Aşağıya indik. Ölülerimizi alıp gömdük. çocuk ve ihtiyarlarla doluydu. Dersim dağları. Annem. llksor mağaraları.AH Boğazı. Dersim'de..

dere tabanlannda saklanmaktadır" denildik¬ ten sonra. Gkişleri aÇip içe¬ riye girdiler. Bu mağaraların girişi dinamit padatılarak yıkılıyor. Giriş çıkışı beton dökülerek. can havliyle dışanya firlayanlar da ateş ile imha edilmişti. top ve makineli tüfek ateşinden başka 25.vardı. Mağara girişlerindeki kayalıklarda beton izleri mühür gibi yerindeydi. Horan bölgelerin¬ deki mağaralarda. 1990'larda Laç deresi. Laç deresi müfrezesiyle de doğudan yapılan taanuz sonucunda. Yasaklar. Iskisor. şaş¬ kınlık içerisinde mağaralara. Genelkurmay'ın Türkiye Cumhuriyeti'nde Ayaklanmalar 1924-1938 adındaki kitabında. Türk Genelkurmayı da "mağaralarda ölümü" inkâr etmiyor. taş duvar örülerek kapatılanlan da vardı. ağaç diplerine sığın¬ mışlardı. askerlerin taarruzundan korunmak için derinlere. kapatılıyordu. Laç deresi mansabındaki haydutlara karşı Erzincan tugayı ile kuzeyden. Birbkinin üstüne yığılmış kemik yığınları buldular. ay¬ rıca 12 haydut cesedi Munzur suyu üzerinde görülmüştü. Haydutiann sığındığı. gerikre sığınmışlardı. kayalıklara. "Temmuz 1938. Mağaraların bulunduğu geli ve vadiler kırımdan sonra "yasak bölge" ilan edildiler. tersine olanlan "ordunun başarısı" olarak açıklıyordu. Ahpanos. Dehşet görüntüleriyle yüz yüze geldiler. Bu ka¬ dar kanlı boğuşmaya rağmen hâlâ direnmekte olankr vardı. haydutiann şimdiye kadar olan inatla direnmeleri kırılmış. Alaydan gönderilen istihkâm müfrezesi tarafindan tahrip kalıpları adlmak suretiyk mağaralar tahrip edilerek içindekiler öldürülmüş. Mameki tugayı ile güneyden. Böylece tarama sa¬ hası içindeki mağaralarda toplam 216 haydut imha edilmiş. devam ediyordu: "21 Temmuz 1938'de." 377 . haydutknn 5-6 bin tahmin edilen aile efradı. llksor vadisi ve Kutu deresi ve Ahpanos mağaralarında hâlâ insan kemikkri bulunuyordu. İnsanların koştukları ilk yerler mağaralar oldu. İnsanlar. ağızları mazgallı taş duvarlaria kapatılmış mağaralar cesur askerlerimiz tarafindan kuşadlmış. 1949 yılında gevşemeye başkdı.

Ve bu çadşmaya 57. Bir o kadar da kadın ve çocuk grupları yakalandı. 34. Haydutiann direndikleri köyler. Bu müsademede haydudar bir hayli zayiat veriler. silah ve cephane ele geçirildi. 15. muhasara akında tumlmakta olan Kı- nk mağarasındaki 42 haydut. Birlikler bölge¬ lerindeki mağaraları. sayfası: "14 Ağustos 1938. münferit evler. Bölgesinde: 12. komlar ve hatta taria ve meşelikler yakıldı. Kor. ordu emrine göre bütün ciddiyeti ve şiddeti ile devam ediyordu. Alay boğazdan içeri girdi ve iki mağarayı kuşatarak ateş akına aldı ve bombaladı. Bu müsademede haydudar hayli zayiat verdiler. 14 Ağustos günü Dokuzsıra mağara¬ ları kuşatılıyor. bunlan ele geçirmek maksadı ile.Aynı kitabın 436. Alay müfrezeleri ve top¬ çusu yardımda bulundular." 378 . Tümen bölgesindeki haydutiann reisleri ile biriikte Dokuzsıra mağaralarında saklan¬ dıklarının haber alınması üzerine. 2 er şehit. Yılan dağın¬ dan Ali Boğazına inen derelerde 65 haydut imha edildi. sayfası: "6-7 Eylül 1938 arasında yapılan tarama harekâd." Kitapta anlarildığına göre. fakat "haydudarla başa çıkılamayınca". Seyyar Jandarma Alayından gönderilen bir bölük. 57. Alay¬ dan takviyeli bir bölük de verilmek suretiyle beraberce mağarala¬ rın tekrar kuşadlması ve içindekilerin imhasına memur edildiler. Tümenin 38. Genelkurmayın "Dersim tarihini" okumaya devam edelim: "57. sayfasında şöyle deniliyordu: . "24 Temmuz 1938 günü. Alay boğazdan içeriye girdi ve iki mağarayı kuşatarak ateş altına aldı ve bombaladı. Alayı bölgesinde yapılan taramada. İstihkam müfrezesi birçok ma¬ ğarayı tahrip suretiyle. taş kovuklarını ve bir insanın saklanabilece¬ ği her noktayı adım adım aradılar. Bu arada yine yüzlerce hay¬ van. dinamide imha edilmekten korkarak teslim oldu." Kitabın 477. haydudarla müsademeye tutuştu. Alay¬ dan takviye gönderiliyor ve düşmanın imhası tamamlanıyordu. 8." Genelkurmay kitabının 437. 4 er de yaralı veren 34. topçu ve piyade ağır silahlannın yakın des¬ teğinde yapılan tarama harekâdnda birçok mağara ve civarında yapılan müsademelerde yüzlerce haydut imha edildi.

anasını. in ve oyuklardan topladık. Yemek verdik. Anlattığı birçok olaydan bir tanesini sizlere aktarmak istiyo rum Biz Dersim'de temizlik hareketine başlamıştık. bunlan öl¬ dürmek için oldukça çok mermi harcanacağını. Dersim ola¬ yındaki hadralannı kendisinden geçmiş bir coşku ik anlatmaya başladı. Zaten köprünün akında her ihtimale karşı silahh asker¬ ler yerleştirmiştim. şeker verdik. Bölük komutanımız üsteğmen Şecaattin. Biliyorduk ki." 379 .ır ki. o vakit küçük bir muhacir köyü idi.* * * Yazar ve şair Musa Anter. Anter şunlan yazıyordu: "Eskiden lisede üç yıl ve üniversitede iki yıl. köprünün gözlerini dkaddar. Yüzüp kurtulmak isteyenleri vuruyorlardı. 1941 ders yılı. Yine geniş bir sahada manevra yapıyorduk. Kampta bulunduğumuz bir gün. bunun yerine hep¬ sini Munzur çayına atıp boğmamızı emretti. anne ve 5-6 yaşlannda bir çocuk. Büyükleri orada süngükyerek temizledik. Topladığımız Kürtle¬ ri Munzur köprüsünün arkasına götürdük. Pendik. O noktada Munzur suyu derinkşip vahşileşiyordu. Erkre. yine de bir şey söylemeyecekler. Çünkü biz Dersimli ye¬ tişkinlerin ağzından bir şey alamıyorduk. Askerler süngülediler ve kayalıktan aşağıya attılar. üniversite kampım Pendik'te yaptık. baba. Ben oradaki uzun meşe ağaçlann- dan birkaç sınk kestirdim. Dede. yemiyordu. ders ydı sonunda tam teçhizatla yirmi gün boyunca piyade askerlik kampı yapıhrdı. Bir aralık can havli ik bkbirkrine öylesine tutundul. Girenler giriyordu. babasını ve dedesini keserken onu uzaklaşdr- mıştık. Binlerce Kürdü ma¬ ğaralardan. Komutanımız. bunlaria onlara vurmalarmı ve böylece köprünün gözlerinden aşağıya yuvarlamalarını em¬ rettim. "Yeni Divan" dergisinde yazdığı bir yazıda Dersim'e ilişkin bir anısını anlatıyordu. ağaçların altında istirahat ediyorduk. Çocuk kork¬ masın diye. Bir ara üzerimizden bir uçağımıza nişan aldı. Onlan hemen kesiyor¬ duk. Bir mağara¬ da bir aik bulduk. girmeyenleri sürükleyip nehre adyorduk. Bu hareketine oldukça kızmıştım. Bunları götürüp oradan nehre sür¬ dük. Çocukla dost olmaya çalışıyorduk. Emir verdim 'temizleyin bu pi¬ çi' diye.

köy¬ lülerle biriikte babamı da yakalıyorlar. askerler bir gün köyümüze gelerek. bakımları zor çocukları bırakmışlardı köyde. Avukatn. annemin boynunda. İnsanları meydanda topluyorlar. 1938 yaz aylarında. ertesi gün gelip ya¬ kıyorlar. ama bitişiğimizdeki Lolantaneri köyü o ka¬ dar şanslı değildi. Kapısı¬ nı kilitleyip ateşe veriyorlar. sistemin "laneriiler" listesindeydi. Dağ hayadna dayanamayacak kadın-erkek ihtiyarlan. hepsini samanlığa dolduruyorlar. Babam. Topluca öldürüldüler. Bitişiğimizdeki Lolantaneri köyünün erkekleri de dağa çıkmıştı. Köy boşalıyor. Dağdaki yakınları. Can güvenliği için adının açıklanmasını istemiyordu. devlete yakınlığı nedeniy¬ le bu görevi vermişlerdi. Onun için de kendimizi güven içinde his¬ sediyorduk. bileğindekiler dahil neyi varsa verip kurtulmayı başarıyor. Ailesi. Müfreze ayrılır ayrılmaz. Hozat'ın Lolantaneri köyünde doğmuş¬ tu. evlerinde. Bir bakıma. tepede çaresizlik içinde olayları seyredi- 380 . Kimse öldürülmüyor. Biz kurtulmuştuk. komutanın para ve akın hırsını görünce. Ölümden kaçışın tek yolu dağlara sığınmaktı. yükte hafif pahada ağır neleri varsa alıyorlar. katiiamlar gizli. ne olur ne olmaz düşüncesiyle dağa çıkıp saklanıyorlar. O gün Lolantaneri'de 40 kişi yakılarak öldürüldü. rüşvetle kırımdan kurtulmuştu. Hâlâ." Avukat devam ediyordu: "Baskınlar. aynı yoldan bütün köylülerimizi kurtarıyor. hasta ve dolaşdrmalan. İnsanları diri diri yakıyorlar. Babam. Her şey açık ve her¬ kesçe biliniyordu. saklı değildi. Askerler. Üst¬ lerinde. Sonra çoluk çocuk. Bir gün köyü basıyorlar. "Ben üç yaşındaydım" diye anlatıyordu: "Babam köy muhtarıydı. O köyde yaşayanların hepsi akrabalarımızdı.BEBEKLERİ DE YAKARLAR Tanığımız. bir olanağını bu¬ lup komutanla konuşuyor.

Lolantaneri köyü baskınında yakalanan erkekler. devlet peşini bırakınca köye döndü. Bu derenin adı. diri diri yakılıyorlardı. Ama yaşıyordu. Samanlığın ateşe verildi¬ ğini seyrettiriyoriar. insanlar sa¬ hanlıklara doldurulup ateşe veriliyor. Burası toplu kırımlar için kul¬ lanılıyordu. Uzun yıl¬ lar yaşadı. Yıllarca sonra. Gelin Küme. Temo. Sonra ya¬ sak bölge ilan ettiler. askerier işlerini bitirip köyden çıkınca koşuyoriar. kansını be¬ bekle birlikte samanlığa götürüyorlar. öteki adı Karamuk deresidir. yolda oyalanarak kafiknin arkasından yürüyor. ormana sığın¬ dı. Kaça¬ rak kurtulmayı denedi. Hozat deresi ise "kan deresi"ydi. ölmüş buluyoriar. katliamlardan son¬ ra. süngülenerek kadedildi. Eze'nin de saçlan ve başının sol tarafi. belki binlerce kışı burada kurşuna dizilerek. Kume'yi yan yanmış. herkes gibi dağlara. Saman¬ lıkta yaşayan varsa kurtarmaya çalışıyorlar. Yarmanm altın¬ daki bölge de infaz yeriydi. Ama bebek yaşıyordu. Temo'yu yakalıyorlar. halk arasında kan deresi oldu. Kayışoğlu yarması vardır. Yüzlerce. elkrini kollarını bağhyoriar. Temo kurtulduktan sonra. O hal¬ de yanıp ölüyor. bir kuytu¬ lukta topluca süngüden geçiriliyor. Yere yıkıp. Yuvarianıp koşarak ormana sığınıyor. jandarma kışlasının yanındaki dere Hozat deresı- dir. sol gözü yanmışd." Hozat'ın Ergen (Geçimli) ve Tavuk köylerinde de. ölü insan çöplüğü olarak kullanmışlardı. genç karısı Küme ve emzikteki kızı Eze'yi bırakıp kaçamıyor. Derede. Halamın öteki oğlu Halil de aynı ölüm kafilesindeydı. Sonra bir uçurumdan aşağıya atıyor kendini. Onu bağlı bekletirken. Sonra öldü. Adı Eze'ydi. Fakat başaramadı. Hala¬ mın oğlu Temo'nun (Teymur) kızıydı. Samanlığa girenkr. O günkü kadiamdan bir bebek kurtuldu. Bir Hozatlı anlattı: "Hozat'ta. Gözü kör olmuştu.. Köy baskınında Temo. Eze o haliyle 12 ya¬ şına kadar yaşadı. Ardından ateş ediliyor ama vuramıyorlar. büzüldüğü köşede bebeğini kucağına alıyor. altına gelecek biçimde üstüne kapanıyor. Bu yöreyi. Arkadan vuruldu.. 381 .yor.

hayvan otiatma bahanesiyle Kan deresine yaklaşmaya. yakınlığı yoktu. bir zamanlar devlet tarafindan ödüllendi¬ rilmekten muduydu. Kürtlükle. Ruslara karşı "Sansa Deresi" efsanesini yaratan adamdı. O Kürt atna. cebinde maaşıyla Dersim'de "şan ve şerefle" dolaşıyordu." ZEYNEL ÇAVUŞ'UN MADALYASI Zeynel Altıntaş. koluna çavuş rütbesi. 382 . zaferinden sonra. göğsüne de "vatan hizmerierinin terribinden" madalya takmışn. her yer insan iskektieriyle doluydu. kollarında ça¬ vuşluk "pırpır"ları. Üstünde asker üniforması. Osmanlı yönetimi.. hem de yazması olduğu için. Nahiye Müdürü makamına oturtulmuştu. Kürt dünyasıyla ilgisi. artık muduluğuna diyecek yoktu. yıllar boyunca toprağın üstünde kaldı. Zeynel Altıntaş. Kan deresi. Çünkü. Nöbetçiler vardı. "Devlete bağlılığıyla da mutlu Dersimlilerden biri" olan Zey¬ nel Çavuş'a. Zeynel Çavuş'un. "Zeynel Akıntaş" olmuştu. Cumhuriyet döneminde herkese yeni bir soy. askeri mıntı¬ ka içindeydi. şükran duygularının ifadesi olarak ona asker üniforması giydirmiş. Kemiklerin kime ait oldukları bilinmeden. Yıllarca sonra yasak kalkınca. hem okuması.Yasak bölgeleri askerler koruyordu. Osmanlı sultanını deviren Mustafa Kemal Ata¬ türk'ün yönerimi de yeni görevler. Biz çocuklar. toplanabikn kemikler topluca gömüldü. Kan deresindeki kemikleri topladık ama. çorap parçaları. yavaş yavaş girmeye baş¬ ladık.. "devlete bağlılığını kanıdamış biri" olarak. elbise. uzaklardan birinin getirilip oturtulması yerine. Yarma.. 1940'lardan sonra. uzağında du¬ rup dereyi seyrediyorduk. O. kök adı verildiğin¬ de. çamaşır. Kureyşan aşireti ve Çamurek köyündendi.. Çamurekli Zeynel. çürüyene kadar. Çocukluğumuzda. adı sonradan "Dallıbahçe" olarak değiştirilen İresi köyü nahiye olunca. bunlar bizim insanlarımız diyerek kemikleri çal¬ maya başladık. yörede "büyük Türk büyükleri "nden biri sayılıyordu. payeler vermişti. Çaldıklarımızı büyüklerimiz alıp gömüyordu.

devkte hizmet ederken ne olur ne ol¬ maz düşüncesiyk satm aldığı tabancasmı. ilgisizdi. "sikhlanm her zaman¬ ki gibi devkrimin hizmetindedk" diyen bir törensellikk asken komutana sunmuştu. Pek çok kişi¬ nin iknacısıydı o. belki komutan yeni ve tanımayan bki olabdır dü¬ şüncesiyle. bir zamanlar 383 . "Devleti¬ mizin bir bildiği vardır" diyor. huzur içinde yaşarken. görevsiz kalmış bk devlet âşığı olarak hizmet yolunda ter döküyor. çaba harcıyordu. Zeynel Altın¬ taş. Görevlerinin gereğini yerine getirmekten başka bir düşüncesi yoktu. Eski de olsa. Ama o "art niyet"e yormadı. hâlâ "devletin bir bildiği vardır" diye mi düşünüyordu bilin¬ mez. kayası ve ormanıyla bir açık hava me¬ zarlığı haline getirilmişti. parmakla gösterilecek kadar azalmış. karısı ve çocuklarım. Sizler de. bk gün askeri bk birii¬ ğin geldiğini görüyor. "devlet şeflcatini". taze ekmek için hazırlık yapın. 1935'te. tedbiri elden bırakmıyordu. Başbakan İnönü "Dersim harekâtı" için planlar ya¬ pıp. ayran. silahını vermek istemeyenleri ikna görüşmelerine başlamıştı. devkte karşı "kötü niyetlilerin peşinde" bir görevliydi. artık "antikaya çıkmış" tüfeğini. dağı. "Dersim'in silahsızlandırılması" buyruğuna en başta o uymuş. Dersim'i düşünen çabalanm anlatarak. hazırlıklı davranıyordu. Devleti karşılama¬ ya giderken.." Zeynel Çavuş. Dersim. 1938 yılının yaz ayları sonlarına doğru artık duman tüten koy sayısı. askerkri karşılamaya gi¬ diyorum. yerli memuriann görevden uzaklaşünlmasını karariaştırdık- tan' sonra işinden alındı. daha sonra kan sesine boğulduğunda. devletin kollarına hizmet için seferber ediyordu: "Belki bir muhtaçlıktan vardır.Devktin bir temsikisi olarak. * Zeynel Çavuş. Kendisi de. Dersim insandan "anndınlmış". Ruslardan alıp yine Ruslara karşı kullandığı.. taşı. çay. Ben.

askerlerin başındaki subayı selamlayıp saygılarını sun¬ duktan sonra. Sıkça Dicleli'nin ziyaretine gitmiş. "sen de kimsin?" diye azarlayınca.. Atatürkümüzün eski nahiye müdürü Zeynel Altıntaş yani" cevabını veriyordu: Komutan. müfreze komutanına. "ben Zeynel Çavuşum. geçmişini. anında gerekebilir tedbiriyle belgesini de cebine koyarak.. sertti: Bk yanlışlık yok. gülümsemeye çalışarak. Anlanlanlara göre. "eve buyur" ediyordu. Gider Abdullah Paşa'ya (Alpdoğan) an¬ latırsın derdini. bazen değerli bilgiler bile vermişri. derhal bağlanmasını emrediyordu. Zeynel Çavuş. Urganlarla birbi¬ rine bağlandıktan sonra yolculuğa çıkarılıyorlardı. hepsi toplam 47 kişiydi. Ne de olsa halef selef sayılıyoriardı. 384 . 47 haydut si¬ lahlarıyla birlikte ölü olarak ele geçirildi" şeklinde mi geçti resmi raporlara bilmiyorum. Dahası. eşi ve yakın akrabaları toplanıp getiriliyordu. bir zamanlar nahiye müdürlüğü yapnğı İresi'ye götürülüyor. en yeni elbisesini giyip. Ama yolcu¬ lukları Iresi'nin birişiğindeki derede son buluyordu.devlerine hizmet etmiş bir görevli olarak. Ailenin sonu. Zeynel Çavuş eli ayağı bağlı halde güneş altında bekletilirken. Anlatılanlara göre. Zeynel Altıntaş isim benzerliğinden kay¬ naklanan bir yanlış anlama olabileceğini söyleyerek. "İresi deresinde çıkan çatışmada. sesini duymuyordu. Ama komutan ödünsüz. Çavuş. kravatını bağlayarak. Komutan.. "Atatürkümüzün şapkası" dediği fötr şapkasını da başına geçirerek karşılamaya çıkıyordu. sevinçle se¬ lamlıyordu. bir müfreze köyü Çamurek'e bir başka askeri kol da yakınlarının bulunduğu Albusan mezrasına gönderiliyor. kız¬ ları. Fakat. vatana hizmederinin nişanesi olan madal¬ yasını göğsüne asarak. müdür onu görmüyor. yeni müdür Hüsnü Dicleli'yi görünce. bütün oğullan. askerlerine emir veriyordu: Yakalayın şunu!. hizmederini tek tek anlatıp. tersliğin önüne geçmek için madalya¬ sını gösteriyordu.

"güvenli bir hayata nakledilmek" üzere toplanan in¬ sanlarla.. Kürtlerin "iyilikten anlamalarım" takdirle karşdıyor ve şöyle diyordu: "Ermeniler göç ederken paralarını. altın cinsinden neleri varsa ceplerine koyuyor. General Hü¬ seyin Alpdoğan Dersim yangınının kibriti olarak anddı. daha sonra politika alanında da etkin rol oynadılar. Dersimliler. özellikle de paranızı almayı. Gideceğiniz yerde lazım olur" öğütleri veriyordu. sakın unutmayın.. bellerine bağlıyorlardı. Ama. daha sonra da "ordunun en disiplinli subayı" 385 . Bun¬ ların içinden Cemal Gürsel ve Cevdet Sunay gibi cumhurb. on¬ ları "düşünen iyi yürekli" genç subayın. adlarını unutturdu. yanlarına aldıkları paraların akıbeti çok geçmeden ay¬ dınlığa kavuştu. Zaman yüzlerini sildi. neleri var¬ sa yanlarına ahyorlar... Ali Fethi Esener. Genç subay. Kürtler daha iyisini yapıyor. en gençlerden biri olmasına rağmen. köy köy dolaşıp." Fakat. bk daha bulunmuyordu.. Dersim'den geçen kimi subaylar. "Kürt isyanlan"ndan geçmişri. DersimHIerin anlatnğına göre o. para. yola çı¬ karmadan önce. Batı Anadolu'ya nakledileceklerini sananlar.ışkan- ları. Genelkurmay başkanları.KURTARICISINI ARAYAN PAŞA 1970'lere kadar ordunun üst kademelerinde görev yapan ge¬ nerallerin büyük çoğunluğu. kaderlerine doğru yola çıkarken. "iyilik olsun" diye söy¬ lediklerini harfiyen yerine getiriyor. bunlardan bazılarını hiç unutmadı. O da. "yanınıza alabileceği¬ niz her şeyinizi.. "para¬ sal buluşları"yla unutulamayanlar arasına katılmışri. "iyilikleri için" uyarıyor. Ali Fethi Esener ve Cevdet Sunay da unutulamayanlardandı. ordu komutanları da çıkri. altınlarını yere gömüyor. Başlangıçta. "güvenli yerlere nakledilmek" üzere bir araya topladığı insanları. ülkenin kaderinde başrole çıkan¬ lar. yeni bir hayat kurmak üzere. askerliğin yanında. "unutulmaz" olarak kaldı. Bazdan daha sonra kendi köşelerine çekildi.

O da. Demirel. Kenan Evren Genelkurmay Baş¬ kanlığına getirildi. Dersim'de Bahtiyar aşireti bölgesinde savaşıyordu. Olayı haber alınca. yerine ku¬ rulan "Büyük Türkiye Partisi" nin başına geçkildi. onu 1978'de Genelkurmay Başkanı yapmak istedi. Gümüşpala. ilişkileri şansım tüketti. Daha sonra Genelkurmay Başkanlığından Cumhurbaşkanlığı makamına seçikn Sunay. taş taş üstünde bırakılmamış».. karşılı¬ ğında oğlunu kurtarmayı başardı. Ancak. Erzurum'da 3. Adalet Partki kapatılınca. Babası. Karargâhı Pakire köyündeydi. Ofluydu. kendisini emekli eden darbecikrk hesaplaşmak üzere. Bahtiyar aşireti yöresi insandan anndınlmış. askeri imam olarak o bölgedeydi. 386 . köşesine çekildi.olarak tanındı. Orgeneralliğe yükseldi. Yıllarca başbakanlık ya¬ pan Süleyman Demirel'in en gözde generallerinden biriydi. Esener ke. Dersimliler Sunay için. 27 Mayıs 1960 tarihinde askeri darbe oldu. Ingilizlerie ilişkiye geçri. bu arada değerli pul koleksiyonunu da rüşvet vererek. elinde avucundaki kıymetii eşyası¬ nı. Sunay'ın eşi Atı¬ fet Sunay'm anlattığına göre. İki yıl sonra da darbeyle Cumhurbaşkanı oldu. Osmanlı'ya karşı ayaklanan Araplar ve IngiHzlere karşı Filistin Cephesi'nde savaşırken esir düştü. Ordu Komutanı'yken. Dersim'den geçerek general olanlardan biri de Ragıp Gümüş- pala'ydı. Birinci Dünya Savaşı sırasında. Fakat eski ar¬ kadaşlan generaUer tarafindan engelknince. kapatılan DP'nin siyasi mirası üzerinde kurulan Adalet Parti¬ si'nin (AP) başına geçti. gecikerek kendikrine katıldığı için onu emekliye ayırdılar. Dersimlilerin unutamadıklarından Cevdet Sunay. "Bahtiyar aşiretinin kökünü kazıyan kişi" diyordu. Darbecikr. 1980 darbesinden sonra da Süleyman Demirel'k sıcak iHşkilerini sürdürdü.

Paşa'yı nereden tanıdığını sordu. Geceyi orada geçirdi. zaman elvermediğinden üzgün olduğunu. bu subaya. yıllar sonra. Yerine. zar zor ayakta durabiliyordu. 1962'de AP genel başkanı olarak.. bir su¬ bayla iki eri yakalamışlardı. merakını gidermek için. Bu arada. Dersimlilerin. sevgile¬ rinin iletilmesini istiyordu. Gümüşpala. Hıdır Ağa'nın gözleri yaşarmıştı. partisinin adayına oy vermesini istemeye gel¬ mişti.. Dağdaydık. Paşa. Titriyor. ikide bir soruyordu: Hayderanlı Hıdır Ağa sağ mı? Hıdır Ağa'nın sağ olduğu. siz bunca masum insanın. insanlığınıza sığındım. diyormuş. Sizin merhametinize. Çocuklar. bu kez sivil kıyafetler içinde yeniden Dersim'deydi. Paşa. ama bu anıların içeriğini açıklamıyor. Tacim köyünde yaşadığı ama ol¬ dukça yaşlandığı anlatılınca. köyüne gidip onu ziyaret et¬ mek istediğini. "Kökümüzü gerirenlerden biriydi" diyor ve devam ediyordu: "1938 senesinin yaz aylarıydı. ona verdiği sözü tuttu. Korkudan sararmışd. iktidara hazırlanırken 1964'te öldü. Ali'ye dedim ki: Sor bakahm. çolugun çocuğun kanına girdiniz. Hıdır Ağa'ya Paşa'nm selamını iletti. Tacim köyüne gittiğinde. "Teneke Paşa" adını takmıştı.Dönemin ünlü politikacılarından ve rakibi Osman Bölükbaşı ona. Boynu bükük haldeydi. Onuruna verilen akşam yemeğinde Paşa. İçimizde Türkçe bi¬ len tek kişi Ali'ydi. Türkiye'nin kırk yılına damgasını vuran Süleyman Demirel geçti. Ben şimdi sana ne yapayım? Ali benim söylediklerimi ona. 387 . Getirdiler bana. onun cevabını bana tercüme etti. uğurlayıcıları arasında bulunan Türkiye İşçi Partisi (TİP) İl Başkanı Kahraman Aytaç'tan tekrar ricada bu¬ lundu: Benden Hıdır Ağa'ya selam söyleyin. Aytaç. "oyunuzu benim parrime ve¬ rin" tekrarı arasında. Dersimlileri çok sev¬ diğini. Dersim'e ilişkin derin anıları bulunduğunu söylüyor. Tunceli'den ayrılırken.

kimseyi öldürmedik.. Sonra dedim ki: Alın. Subay (Ragıp Gümüşpala) taşlar. kimse çocuğuna o adı vermedi. Çocuklara dedim ki: Soyun bunu! Çocuklar. ak¬ rabaları ve bu arada öz amcasının ruhunu almak için geceli gün¬ düzlü çabalıyor. günahsız insan¬ ları öldürüyorsunuz. Can borcunu böyle ödedi. dedim. Sansa deresinde Ruslarla çarpıştım. Seid Rıza'nın kardeşi Seid Ali'nin oğlu. Aradan zaman geçti. başka bir anlattmla öz yeğeni Rayber'di. Potinlerini geri verdim. yerinden kalkamayacak ihtiyarları katiediyorsunuz. iz sürücü. Biz katil değiliz. Dersim'i kirletmiş. Birliklerine yakın yere salın gelin. Onlardan esir aldık. Söylediklerim ona tercüme edildi. Acıdım haline. Bir gün. 388 . Seni öldürmeyeceğiz. Der¬ simli Binali Atik. Boynunu büküp kaldı. Eski yakın dosdan. "parça başı hizmetine" göre para alıyordu. yoluna pusular kuruyor. Çoluğu çocuğu. Ama siz suçsuz. kimi vicdanları satı¬ lık meta hafine getirmişti. Yalınayak. izini sürüyor. kendi adını da "lanetH"ye çıkarıyordu. Hadi git. Arka¬ dan bakıyordum. Bir don ve gömlekle kaldılar. Sürgün edilecek insanlara katd." ADİ DA YOK OLAN TETİKÇİ Ortaya dökülen para. Pek çok Dersimli. dedim. "Rayber" adı Dersim'de yaygındı. onun ve yanındaki askerlerin elbiselerini. bir çatışmada o beni yakaladı. potinleri¬ ni. Ben..Ona söyle dedim Ali'ye. Öldürmedi beni." diyordu. yalpalaya yalpalaya yürümeye başladılar. muhbir ve rehber olarak dağlarda dolaşıyor. kara ihaneti temsil ettiği için Lanetli sayıldı. tetikçi. kelle avcısı. diken ve ot¬ lar arasında çıplak ayakla yürüyemiyordu. Rayber'in ihanetinden sonra. Beni Uşak'a sürgün ettiler. götürün. Onun "olayına" kadar. Sesi¬ ni çıkarmadı. Bunların en ünlüsü. silahlarını aldılar. Çağırdım. sonrası için "o isim. Ama doğrusunu söylemek gerekirse beklemediğim bir şey yaptı.

dillere destan köşk yavrusu bir ev yaptırmıştı. Dersim'de kişinin "zenginli¬ ği" sayılıyordu. Boynu kalın. heybetH görünüşü "azamete" varıyordu. Hozat'ın Peyami köyünde oturuyordu. Dağhlar arasında bir istisna olarak. gür. 1925'ten 1938'de öldürülünceye dek sürdürdüğü söyleniyordu. topraktan koruyacak çarık bulamıyorlardı. DersimHIer ayaklarını taştan. Nereden bulup getirmişse. "mesleğini icra" ederek kısa zamanda varlığa konmuştu. Anlarilanlar doğruysa eğer. ta Şam'dan ressamlar getirtip iç duvarları süsktmişri. değirmi göbeği öne fırlaktı. Giyim kuşamıyla da. üst dudaklarını dolduran bıyıkla¬ rının bakımına pek düşkündü. heybeti¬ nin boyutlarını görkeme ulaştırıyordu. burnunun altım. 1937'de 40-45 yaşlanndaydı. Köyde. Dersimlilere göre o. belki abartı ama. hemen göze çarpıyordu. kilot pantolonunun akında çizme. duvarların boydan boya değişik motiflerle süslenmesi için kök boya kullanılmış. Kırlaşmış bıyıklarını her gün üşen¬ meden karaya boyuyor ve kuru üzümle mıncıklayıp burarak bi¬ çim veriyor. Duvarlar. Yamasız şalvar. insan soyunun "aşağılık uğraş" saydı¬ ğı bir "mesleği icra ediyor"du. O ise. Uzun boyu ve şişmanca cüssesi bir araya gelince. Özellikle misafir kabul salonunun süsü ve gösterişi için para harcamaktan çekinmemiş. Kara.Rayber. tam 40 bin adet yumurta akı harcanmıştı. Koyu renk ceket. bir derebeyi azametiyle uzun konçlu çizmeler giyiyor¬ du. Kadın ve çocuklar genellikle yalınayaktı. Dersimlilerin "pis iş" dedikleri uğ¬ raşı. zemine mer¬ mer döşetmişti. Birçok odalı evinde hamam da eksik değildi. gömlek giymek. ustalar tarafindan kesilip yontularak biçimlendiril¬ miş taşlarla örülmüştü. uçlarını dikleştiriyordu. Rayber. uzun boyluydu. o dönemde. Bu "işi". Dersimlilere göre. muhbirlik. Esmer. 389 . kelle avcılığıydı. o şişmancaydı.

içini çekerek: Bu duvarlarda ne eksik biliyor musunuz? diye soruyordu. Köşkünde sıkça ziyafetler düzenliyor. Milletvekillerinin maaşı o kadar değildi. si¬ vil amirleri ağırlıyordu. yalnız Dersim dağların¬ da değil. askeri komutanları. Rayber maaşa bağlanmıştı. ilgi ve himayesiyle büyümüştü. "mesele değil bu" diyerek parasını aldığı insanların ço¬ ğu. İstanbul'da bile servet sayılıyordu. Ödül ve rüşvetler. Ne eksik Rayber Ağa? Eksik olan. Bir gün o da olur. dişi kurt önderliğinde çıkıp dünyaya yayılmasını anlatan tablonun bir türlü yapılamamasıdır. neleri var neleri yoksa önüne serip.. İsmet İnönü ve Fevzi Çakmak ile Abdullah Alpdo¬ gan'ın portreleri de unutulmamışri.. bayır peşinde koştuğu Seid Rıza'nın emeği.Salonun duvarlarına. canlarının kurtarılması için yalvanyorlardı. Onun. Rayber. rakı sofralarında heyecanlı söy¬ levler veriyor. Okuma ve yaz¬ mayı Seid'den öğrenmişti. cey¬ lan motifleri ve savaş sahneleri işlenmişti. ruhunu almak için dağ. üzülüyorum. 390 . Atatürk. daha sonra öldürülüyordu. Bir söylentiye göre.. geyik. öz be öz Türk olduğunu söylüyor. Bu para o dönemde. Onun için hayıflanıyor. ama günün birinde hayatını al¬ mak için ardına düşebileceğini asla. ayda beş bin lira maaş alıyordu. geliri¬ nin öteki kalemlerini teşkil ediyordu... Dinleyenler onu teskin ediyorlardı: Üzülme Rayber Ağa. ona koşuyor. ağaç kabukları ve köklerden elde edilen boyalara yumurta karışrinlarak yapılan karışımla at. Rayber. Peşine düşülen insanlar. Ondan her şeyi bekliyordu. Atalarımız Türklerin Ergenekon dağlarım delip. Bunu yapacak kimseyi bulamadım. Abdullah Alpdoğan Paşamızdan dinlediğim ta¬ rihimizdir.. bazen konuş¬ tukça heyecanlanıyor. Onun geliri bu kadarla kalmıyordu.

Rolünü oynarken. armağanlar bırakılıyordu. "bu bir oyundur. Halbori topraklanndaki kutsal Keşiş Kilisesi. halk desteğini alıp yerine geçememişri. kendisini amaca göriirecek firsat olarak görmüştü. öteki adıyla Venk. Bunun üzerine "Inspektör" Pa¬ şa. Rayber. bir kısım maiyetiyk ilk önce Bahtiyar aşiretiyle bkleşmişti. Hazreti Ali'nin parmak kemiği olduğu iddia edikn emanetkrin de saklandığı Keşiş Kilisesi. Seid Rı¬ za. her şeye rağmen amcasının otoritesini kı¬ ramamış. inandıncı olamamıştı. Seid Rıza'yı yıpratma. bu dönemde gün ışığına çıkıyor. bildiri uçaklaria tüm Dersim'e yağdırılıyordu. bir Türk casusu olarak Kürtkr arasına girmiş- 391 . aileden kalmaydı. bunu daha sonra lideriik sevdasına dönüştürmüştü. amacın Rayber'i direnişçiler arasına katıp on¬ lann avlanmasını kolaylaştırmak olduğu açıktı. Bunun bir oyun. Nitekim. güçten arındırma planlannın kolay aktörü haline geliyordu. resmi bildirinin inandıncılığı kırılıyor. bu açıdan bakmış. yaz ortalarında yayınladığı bk bildiriyle Rayber'in Hozat'tan kaçıp "haydutlara katıldığım" ve Türk ordusuna karşı savaşma¬ ya başladığını duyurmuştu. Dersim'e bombalar yağmaya başladığında ikili oyun için "tarafsızlığım" ilan etmişti. Her gün. 1920'knle "derin devlet"in gölgesi hafine geliyordu. bazı direnişçi gruplarla bir araya gelmeyi başanyordu.Rayber. ama Seid Rıza'nın çabalan¬ na rağmen. ona karşı lideriik mücadeksine giriyordu. Rayber'e güvenip aranıza almayın" deyince. Fakat. Rayber'in "savaşa katılması "m şöyle anlariyor: "Rayber. Amcasıyla gizliden gizliye giriştiği miras kavgası. hak ortaklığı istemini sahipliğe vardırmış. kullanılan güç tarafindan kışkırtılmış. Nuri Dersimi. liderierin aralarında kavga¬ lı ve birbirinden koptuğunu. Rayber. ilk kez önemli bir güç kanlımı olduğunu resmi bildiriyle açıklıyor. her yıl sayısız kişi tarafindan zi¬ yaret ediliyor. Fakat. Aile büyüğü olarak Seid Rıza'nın elinde ve himayesindeydi. halk desteğini de yadsı¬ mamış. Seid Rıza'yı terk edip Türk ordusu saflanna katılan aşiret adlarını tek tek duyuran komutan Alpdo¬ ğan. ihrirası giderek boyunu aşan kine dönüşüyor. "Sel Seferleri"ne.

ti. 1938 sonbaharında. onlara karşı savaşacağım. muhbirlere ihtiyaç kalmamıştı. Kürt kuvvetieri hakkında elde ettiği bilgileri günü gününe Türklere aktardığı anlaşılıyordu. amcazadelerinden olup. bu arada başının üstünde dönenen herhangi bir tehlike olup olmadığını dolaylı yoldan konrol etmiş. intikamcıların varlığı yüzünden hu¬ zurlu olmadığını. birkaç gün sonra kapı¬ sında askerleri görünce." Rayber'in DersimHIer arasındaki inandıncdığı. Kapısının çalınabileceği ihtimalinden huzursuzdu. Diğerleri Seid Rıza'nın sözlerine rağmen. "Paşadan hayırlı haber geldi" sevinciyle koşmuştu. Sıranın kullanılmışlara geldiğini duyuyor. An¬ latdanlara göre. Güven vere¬ meyen "kullanılmışlar" ise tasfiye ediliyordu. General'e. sonunda. Savaşın ağırlık merkezi Seid Rıza üzerineydi. Seid Rıza bu sözlerine inanmadığını bildirmişti. Rayber. batıda uygun bir çiftlik tedarik edilmesi halin¬ de göçüp gidebileceğini söylemiş. görüyordu. isteğini memnuniyetle karşılamış. Seid Rıza'dan baş¬ ka diğer bütün reislerin. amcası Seid Rıza'ya haber göndererek. Huzuru General Alpdoğan'a gitmekte aramıştı. Artık tetikçilere. aldığı cevaplarla huzur bulup evine dönmüştü. Alişer'i öldürmesiyle yok oluyordu. uygun bir yer kararlaştınlınca haber verileceğini bildirmiş. Çünkü General. Amacına ulaşmak için de Rayber'i on beş gün savaşa katmışd. Dersim planlandığı düzeyde insansızlaş¬ tırılmıştı. Türk hükü¬ metinin planlarını anladığını. hatta Alişer'in bile güvenini kazanmıştı. Savaş planlarını Alişer hazırlıyordu. Rayber'e inanmış ve batı cephesinde savaşmak üzere gelmesine razı olmuştu. Bu nedenle General Alpdogan'ın biricik ama¬ cı Alişer'i yok etmekti. Kahpe ve kurnaz Rayber. aldatmayı başardığı Mısto Sure'nin torunu Vanklı Efen¬ di'yi yanma alarak Türklere karşı harbe başlamışn. 392 . bu yüzden nefret ettiğini. Rayber. tedirgindi. Bazı ordu birlikleri yavaş yavaş kışlaklara çekiliyordu. elini öpüp kendisinden af dilemek istediğini bildirdiğinde. Rayber. Alişer'in yönetimindeki mıntıkada.

Sonrasını Nuri Dersimi anlatıyor: "Ordu emrinde hizmet gördürülen. Kaçmaya çalışan oğlu ise kurşunlanı¬ yordu. KIRIM İSTATİSTİKLERİ VE SÜRGÜN "Dersim'in bütün insanlan yok edildi" demek... adı daha sonra Geyiksu diye değiştirilen Dest nahiyesine gelmesini istiyordu. eşine birçok işkence yaptıktan sonra sürgün etmiştir. Ge¬ neral. bin bir eziyetin ağır koşullarına daya¬ namayarak. ." Dersimliler.. yollarda öknlerin dışmdaki sürgünk kurtulanlar. 11 te yola çıkıyordu. 1 . Açlık.. Rayber'i kurşuna dizdikten sonra. 'bunlarm niyeti kötü' diye uyardığmı söylüyordu. aranan "münasip" çiftlik bulun¬ muştu. O sevinçk. sussuzluk. köy¬ lerine. Fakat yapabileceği bk şey yoktu. Türk istihbaratından alıp biriktirdiği binkrce liraya^ el koymuş.... Sürgünlerin büyük çoğunluğu da. amcasının ve bütün Der¬ sim'in felaketine sebep olan hain Rayber. daha sonra yurtlanna. doğru ve ger¬ çekçi değildir. Dağlara sığınarak. burada köyler ve köylerde hayatlarını sürdüren insan¬ lar kaldı. bunların arasında yaşayanlar vardı. Rayber karargâha girerken başına un çuvalı geçirilip etkısız- kşririlerek süngükniyordu. hatta oğlunu. Türkler.. onun emri al¬ tında çahşan biri okrak askeri karargâha götürülünce işin rengim anladığını. aıksı önce Ba¬ n lıkesir'in Akınovası'na.Gelen askerkrin hal ve tavırlarında. Köy ve kasabakrda "dokunulmazlar" ve "dokunulmayan¬ lar". askerlerk birlik¬ . atalarının hayat izlerine geri döndükr. yıl¬ larca kaçak yaşadıktan sonra hayata yeniden başlayanlar. 393 .. . devlet hizmet¬ lerini düşünüp değerkndirmiş. .. kuşku emaresi yoktu. Peyami köyündeki evini işgal ederek. yaptığı hizmetlerin ödü¬ lü olarak Teştak'ta oğluyla birlikte kurşuna dizilmiştir. Rayber'in evi yağmalandıktan sonra yakılıyor. Rayber'in nahiye müdürüne bağlı. Rayber sevinçliydi. oğlu Hüseyin'i de yanına alarak. Orada. sonra Cunda adasına sürülüyordu. Demek ki.

Balıkesir'de trenden indirip bir köye götürmüşler. en az ölüme denk acı veren bk insanlık trajedisiydi. Fakat köy¬ lüler bizimkileri istememişler. Toprağı ve ikliminin yaşama biçimini. götürüldükleri yerierin insanlanndan kabul değil. 1935 yılında ilk planı açıklarken. Topluca trenlere doldurulup.. topluca ya da tek tek kadedilen insan sayısını 50 bin. hayadarmın bütün izlerinden.. Ama daha sonraki uygulamada bu rakamın çok çok aşıldığı an¬ laşılıyor. onlar "birer yurt düşmanı. Bazı resmi verilerde. sürgün. hatta iklimine yabancı olduk- lan diyariara götürülüp. "yerinde sonuna kadar susturulan". "Şimdilik 2 bin kişi kafidir" ifadesini kullanıyordu. parasıyla alışveriş bile yapılamıyor¬ du. ırkçı tepki görüyoriardı. gelenek ve göreneklerine. günlerce aç susuz. üst üste yığılı halde. Vagon kalabalıkmış. pis kokular içinde yolculuk etmişler. "eşkıya ile çıkan çatışmada. dilini yarat¬ mış insanlar. yok edilen insan sayısının. Çoğu yerde. Çünkü. yerli olmuş olanlara göre. Kürt kaynakları.Bütün bunlann yanında. resmi makamla- nn çok üstünde olduğunu bildiriyor. yaban hayvanı misali salmıyorlardı. köklerinden koparı- lıyordu. konuşulan diline. hain". selam verme bir yana. bazıları ise 70 bin ki¬ şi olarak ifade ediyor. 'Defolup gidin' diye karşılamışlar. 394 . Başbakan İsmet inönü. daracık vagonda. insanlar havasız. Genellikle. silahlanyla biriikte ölü olarak ele geçirilenlere" ilişkin resmi istatistik ve sağlıklı rakamlar yoktu. ya da "eşkıya ile çıkan çatışmada ölü olarak" ele geçirilen insan sa¬ yısı 15 bin kişi olarak gösteriliyor. yaşama biçimine. aile¬ leriyle biriikte sürgün edilecek insan sayısı hakkında. Bazı kaynaklar. Öte yandan. Dersimli bir sürgün torunu anlatıyor: "Ninemkri Erzincan'da tren vagonuna doldurmuşlar. dahası kana susamış karildi. * Dersim sürgünlerinin sayısı da bir başka bilinmezlik.

1970'lerde. Sürgünlerin nakli. Bundan an¬ neleri babaları da nasiplerini alıyor. kimliğiyle ortaya çıktığı takdirde ışmı. Onun kimlik gizkme trajedisi daha sonraki memuriyet yılla¬ rında da sürecekti. konumunu kaybetme korkusu önüne dikiliyordu. yakm- 395 . ayrı bir trajediydi. çocukların gözlen onunde saldırıya uğruyorlardı. ailesini yadsıyarak tutunma¬ ya çahşıyoriardı. Yakınlan- mız. Bu kez. Şair. yazın sıcakta. . tanıklık etriği nakil manzaralarmı şöyk anlatıyordu: "Biz olaylar başlamadan Erzincan'a taşınmıştık. Dedemi. Köylüler. CHP'den Tunceli milletvekilliği yapan Nihat Sal¬ tık.. kışın soğukta.. yer yer "kuy¬ ruklu Kürt. akrabalarımız orda (Dersim) kaldığı için babam. Çocuklar aşağılanıp horlanma korkusun¬ dan sokağa çıkamıyor. bunlardan biriydi. bütün toplama merkezlen. te ör¬ ı gülerle çevriliydi. İnsanlar. insanlar. önce toplama merkezlerinde toplanıyor. kendi çağları¬ nın yoksulluk manzarasmı temsil ediyoriardı. okula yazdınlanlar. kalma¬ larına izin vermeyince oradan aynlıp bir başka yere gidiyorlar. içine salındıklan toplumda. . Kimileri de kimliğini gizleyerek. Cemal Süreya'nın ailesi Bilecik'e sürgün edilmışü. Şak Cemal Süreya.Sonra askerierin yanında taş ve sopalarla saldırmışlar. Tren garianndakiler dahil." Sürgün çocuklan. sonra kafileler halinde en ya¬ kındaki tren istasyonuna naklediliyoriardı. O dönemde çekilen ve daha sonra kitap ve dergderde yayınla¬ nan fotoğraflar. Birbirine zincirknmiş olarak fotoğraflarda görülen insankr. köy meydanında böyk linç edip öldürmüşler. sefaletin öteki boyunu sergiliyordu. Tel örgülerin dışında nöbetçi askerier dolaşı¬ yordu. bırakıp kaçıyoriardı. buralarda nakil günlerini bekliyoriardı. kuyruğunu göster" diye aşağılanıyorlardı. ilk çağlann sa¬ vaş esirieri gibi urgan ve zincirierk birbirine bağknarak. ^^ arka- daşlanndan kimliğini gizleyerek okula devam etriğini" söylüyor¬ du. Yalınayak ve üstle¬ rindeki giysiler yamalı.

tren istasyonunun orakrda. Getirilenler. Erzincan'da trene bindirip baûya naklediyorlardı. Ölenler. "Isyancdar"ın mallarına da el ko¬ nuyor. evlat. Askerler yaklaşıp su vermemize izin ver¬ miyorlardı. tuvaleti yok¬ tu. yağmalanıyordu. "el konan hayvanlann" aynntılı 396 . Anne. orada tanıştıklan insanlar bir arada. daha da düşüktü. Daha önceki bölümlerde anlatıldığı zaman. yakınlarının bilmedikleri yerlerde indirilip toprağa gömülüyorlardı. Erzincan'dan Ankara'ya iki günde gidiyordu. insanları yaban hayvanları gibi birbirine bağlayıp Erzincan'a getiriyorlardı. torun ve gelinlerle. çocuğu.. "İsyan" bölgesiydi. sürü halinde. Kötü haberler geliyordu. İnsanların dolduruldukları vagonların kapıları dışardan kapa¬ tılıp kiHdeniyor. sırt sırta yolculuk ediyor. baba. son duraklarda kapı açıldığında sidik ve pislik kokulan fışkırıyordu. yük ve hayvan vagonlarına dolduruluyorlardı. 'su' diyorlardı. vagonlar¬ dan havaya. Vagonların penceresi. orada herkesin gözü önünde gideriyorlardı. yanlannda var olan yiyecek ve suyla ayakta kalmaya bakıyoriardı.. Savaş haberleri. başların¬ da silahlı askerler olduğu halde günlerce bekletiliyorlardı. Onlan görmek için istasyona gidiyorduk. Kulağı oradaydı.dan ilgileniyordu. doğal ihtiyaçlannı. Çoğu yalınayak¬ tı. en az dört gün kapalı kalıyor. oturacak yeri. Dersim. ne de başlannda.. yolcu trenleri. Yaz sıcağında. insanlar. Kadını vardı aralarında. O insanlar..." Dönemin teknolojisiyle trenlerin hızı düşüktü. insanlar çok pe¬ rişan haldeydiler. kırım sözleri. Hayvan taşımada kullanılan vagonlardı.. o ka- pah yerde günlerce süren yokuluklaria badya taşınıyorlardı. Ne üsderinde vardı. ihtiyarı. Hayvan ve yük va¬ gonları katarının hızı. Genelkurmayın kitabında.

özellikk altınları da vardı.dökümüne yer veriliyor. evi ya¬ kılmış. Sadece Gene¬ ral Ali Fethi Esener'in. öldürülmüş insanların paralan. Canını ve ailesini kurtarma umuduyla sahip olduğu bütün variığını "kurtarıcılara vermesini saymıyoruz. "resmi tarihte" de sözü edilmiyordu. pek çok kışı. örneğin "ele geçirilen sürülerin askerle¬ rin yiyeceği olarak kullanıldığı" belirtiliyordu. ziynet eşyalan. "kaderi değişmiş" ve "varlıklı hale gelmiş" olarak döndü isyan bölgelerinden. bunlar yanlanna alıyor" diyerek yükte hafif pahada ağır maüarın da ele geçirildiğinden söz ettiğini biliyoruz. Resmi rapor ve tutanaklarda bunların izine rasdanmıyor. ama köyü. "gayri resmi tarih"in kaydettiğine göre. Fakat. "Ermeniler altınlannı yere gömüyorlardı. 397 .

Kürder. Yine en büyük hatamız. Sadece askerierin politikalan vardı. Dev¬ letin de bir politikası yoktu. Siyasi partiler. hapisler. sırdan Anadolu'ya dönük yaşariardı. Fevzi Çakmak (Genelkurmay Başkanı) 'Ne oku¬ lu?' demiş. O da baskı ve gerektikçe dayak.. Hiç unutmam. Kimseler gire¬ mez. Jandarma kimseye gözünü aç¬ tırmazdı. 'zenginleşmesinkr. Özellikle eğitim konusunda büyük hata yapıldı. devlet dairelerinde belirii bir düzeyin üstüne kati¬ yen çıkardlmazlardı. oku¬ masınlar' şeklindeydi. Okumuşuyla hiç baş edemeyiz. Oralann her şeyi jandarma onbaşısıydı. 'Biz cahiHyk başa çıkamıyoruz. Bakan yapıldı. Mekn. Örneğin. göz yumuyorlardı. Kürderi sadece susturmak için çaba harcamamızdı. İSYAN" Vanh Ferit Melen. 1950'lere kadar büyük bir baskı dönemi yaşandı.. Maliye Bakanlıgı'nda bürokrasinin en üst düzeyine kadar yükseldikten sonra ismet inönü tarafindan Mil¬ letvekili. Bu bölgeye hiç gel¬ medi. kimseler geçemezdi. askerde yüksek rütbeye pek çı¬ kartılmazlar. Sürgünler. Doğu geri plan¬ da kalıyordu. Zira kendilerinin hiçbir politikalan yoktu. dayak ve baskı. Ardından da. askerin baskısını pek sevmemekle biriikte.." 398 . 1971 darbesinden sonra da Başbakanlık yaptı. Mehmet Ali Birand'ın Apo ve PKK adındaki kitabın¬ da. Türkiye Cumhuriyeri'nin Kürt polirikasını şöyle anlatıyordu: "isyanlar çok kanlı basdnldı.. Zaten Güney¬ doğu Anadolu yasak bölge durumuna düşmüştü.' Zaten Türkiye'nin genelinde eğitim zayıfd. Devletin söylenmeyen politikası. Zira devlet korkardı.Dokuzuncu Bolü M "29.

çözümü yine şiddette arıyordu. barmma dahd. dayak ye¬ memek. Ferit Mekn. isyanı yaratıp besleyen. hıze uçak ve helikopter kullanıyor. daha önceki olaylarda olduğu gibi olaylan. köy ve kasabalan savaş yangınla¬ rı sarıyor. "iç ve dış düşmanların oyunu" diye nitelendiriyor. Kurtkrin bütün hayatım altına alıp altüst ediyordu." Ali Birand'a şöyle diyordu: Melen'in Kürt sorununu "akından kalkamayacak durum" ola¬ rak nitelediği bu dönemde Süleyman Demirel CumhurbaşkamydL Demirel. Ama tanımın ıçın- 399 . dilkndirenleri cezalandırarak susturuyor. bunu iz¬ leyen süreçte. dediği sa¬ vaş için bütün olanakları seferber ediyor. küçük düşürülmemek ve pastadan pay alabilmek. insan muamelesi görmek. bu hatalar sonucunda geldik. yerieşim. taşlan. Osmanhdan ben tek¬ rarlanan gekneksel söykm ve alışkanlıkla hareken. olay ya¬ ratan sorunları bir kez daha gözardı ediyor.* * * Partiya Karkeran Kürdistan'a (PKK) bağlı geriUakrm 15 Ağustos 1984 tarihinde Eruh ve Şemdinli'de aynı anda silah pat¬ latmasından sonra. dağları.adam yerine konmak. Ankara. bizim doğurduğumuz ve şimdi altından kalkamayacak duruma getirdiğimiz bir sorundur. büyüten sorunlan ağzına al¬ mıyor. top. özel kuvvetkrk takviyeli 300 bin kişilik bir askeri güçk savaşıyordu. devlet "isyanı" basnrmak içm tank. Kurt sorunu. Kürderin istekkri. Mehmet "İşte bugünlere. donemin Genel¬ kurmay Başkam Doğan Güreş'in "düşük yoğunluklu rek olayları "terörizm" diye niteliyordu. çalışma. PKK hareketini. Kurt Isyam diye tanımhyor. Ferk Mekn'in özetlediği şiddet politikası yemden doruğa çıkıyor. Ankara'nın bu dille konuştuğu süreçte. Kürtler bir kez daha ayağa kalkıyor. ama kestirmeden gide¬ Bu Osmanlı'dan kalma bk tanımlamaydı. polis. Ankara. "Cumhuriyet tarihınm 29. sosyal yangın.

Şimdi. Hitler Almanyasıyla ilişkilerini pekiştirip ricarerini artıran TC. yakıp yıkmalar duruyor. "eşkıya" dünyadaki genel tanıma uy¬ gun hale geririlmiş ve "terörist" olmuştu. dış kaynak¬ lı "terörizm" olmuştu. Demokrat Parri (DP) kuruluyor. sistematik olarak köylere "silah toplama sefer¬ leri" düzenleniyor. 1930'lann daha yumuşak şekliyle geri dönüşü oluyordu. hatta İsmet Paşa diktatöriüğü günlerinde. Van'ın Özalp ilçe¬ sinde 33 kişinin topluca kadedilmesi emrini veren General Musta¬ fa Muğlalı yargılanıp mahkûm ediliyordu. 1950'de de seçimi kazanıp tek başına iktidar oluyordu. enerji ve güç dış savaşa yöneldiği için de olsa Kürrier rahat bir nefes almışlardı. İsmet Paşa. 1946 yılında çok partdi sisteme geçildiğini açıklıyordu. Osmanlı ve devamının dilinde Kürt hare¬ kederi "eşkıyalık"tı. TC tarihinde. jandarma dayağı azalı¬ yor. Kürtlere karşı işlenen bk suçun ilk mahkûmiyetiydi. Oysa sorunu yaratan ve birbirinin devamı nedenler vardı. Aynı yıl. 1960'daki askeri darbe. 1938 yılında Atatürk'ün ölümünden sonra İsmet inönü Cum¬ hurbaşkanı olmuş. 1920'lerde başlayan "Kürt harekâdan". Kürt tarafindan sempatiyle karşılanıyordu. iktidarın 195 5 'ten sonraki genel serdeşmesinden Kürt¬ ler de paylanna düşeni alıyoriardı. "Terörü bastırma "nın dışında ise teşhis ve sorunların tedavisi diye bir resmi görüş. silah toplama adıyla köylere baskınlar düzenleniyor. aydınlar tutuklanıyordu. bk yıl sonra da İkinci Dün¬ ya Savaşı padak vermişri. Kürder. Amerikan (ABD) blokunun yanında yer almıştı. dağ¬ ları saran akvler sönmeye başlamış. Adı duyul- 400 . Olaylar da. Kürdere ilişkin Kemalist polirika yeniden yürürlüğe konuyor. Bu. bu arada ABD'den ekonomik yardım alabilmek için batı ittifakında yer alıyor. Kemalist çiz¬ giye aykırı bu tutum. DP'nin ilk zamanlarında Kürtler üzerindeki baskılar kısmen de olsa hafifliyor. Kürtler açısından. Savaş boyunca. "potansiyel teh¬ like" ilan ediliyor. plan. batı kriterlerine uyum amacıyla. Fakat. baskı ve korku genelleştiriliyordu. yenilgi üzerine Almanya'ya savaş ilan etmiş. Bütün dikkat. program yoktu.de "nedenler" yoktu.

» » 1961 Anayasası. ihtiyan. Kürtlere uygu¬ lanan baskılan kınayan. Süleyman Demirel hükümeti. 1969 yılı bahannda. "size Kürt diyenlerin yüzüne tükürün. üniversiteli gençler. kendisi de bk Kürt olan darbenin askeri Hderi General Cemal Gürsel.muş. 1960'lann sonlannda. Kemalist partilerinden uzaklaşarak. Kürt kı¬ pırdaması. cezayı da göze alarak. "tehlikeyi bertaraf" etmek üzere orduya "silah toplama" emri veriyor. kısmen de olsa demir perdeyi aralıyor. Bazı köyler ablukaya alınıyor. sosyal uya¬ nış ve örgürienmeden telaşlanıyor. Kürtçe ko¬ nuşanlar aşağılanıyor. "tehlike çanları" başlıklı yazılar kendini göstermeye başlıyordu. "Komando harekâri" başlatılıyordu. "Derin devlet" de denilen sistemin gizli çekirdeği. bu dönemde telaffuz edilmeye başlanıyor. Kürt sözcüğü. ilk kez kitlelerin önünde Kürtçe konuşmalar yapıyoriardı. "Silah toplama" adıyla yürütülen "Komando Harekâtı''nın ürpertici kesitleri de vardı. "Kürt yok. militer sisteme aykın düşmemek koşu¬ luyla sosyal hayata ilişkin düşüncelerin ifadesiyle örgütienmeye izin veriliyordu. demokratik hak isteklerini dik getiren "Doğu Mitingleri" düzenleniyordu. "Devrimci Doğu Kültür Ocaklan"nı kuru¬ yorlardı. hiçbir zaman olmamıştır" tezini savunuyor. Kürtler örgütlenip sorunları tartışıyoriardı. Bazı aydınlar. hepiniz Türksünüz" diyordu. Adını koruyabilmiş köy isimleri Türkçeleştiriliyor. toplu işkence uygulanıyordu. Kürtlere daha sempatiyle bakan Türkiye İşçi Partisi'ne (TİP) yöneliyor. Kemalist basında. memleketi Erzurum'a yaptığı gezide. Kürt aydınlan. Erzurum'un Tekman ilçesine bağlı Alibeyköy'de olduğu gibi. "ağa" oldukları gerekçesiyle tutuklanıp sürgüne gönderiliyordu. 1930'lardaki gibi "vatandaş Türkçe konuş" kampanyası açılıyor. bas¬ kıcı sistemi yumuşariyor. çocuğu ve kadınıyla insan- 401 . "TC'yi tehdit eden tehlikeler" sıralamasında ilk sıra¬ da yer alıyor. TlP'in şemsiyesi altında. genci. tanınmış 55 Kürt önde geleni.

kendini yakan dört gencin ölüsü da katılıyordu. köylüsü. 12 Eylül 1980 darbesi bir yıkım gibi geliyor. Türk milliyetçiliğinin savunucusu Demirel'in parti¬ sinden milletvekilleri. Kürtler arasında kaynaşma ve ör¬ gütlenme çalışmaları giderek yoğunlaşıyordu. İşkencehanelerde can verenlere. öğ¬ rencisi. Bütün bunların arasında en radikali. 1970'lerde. Ankara'da Siyasal Bilgiler Fakültesi öğrencisi Abdullah Öcalan önderliğindeki. işçisi. insanlık arayışında. topluca yat-kalk talimleri yaptırılıyor. legal zeminlerin dışında yeraltında faaliyet göste¬ ren Kürt örgütleri de vardı. Kürt varlığından söz et¬ tiği için üniversiteden atılıyor. köy meydanlarında. cezaevine dönüştürülen kışlalara dolduruluyor. kitapları yasaklanıyordu. dayanıl¬ maz işkencelerden sonra pek çoğu ağır hapis cezalarına çarptırı¬ lıyordu. kendisi. Diyarbakır askeri cezaevinde. "ele düşmüşlere" pislik yediriliyordu. eski bakanları. 12 Mart 197rdeki askeri darbe sonrası. eski bakan. Dayak ise sıradan muameleden sayılıyordu. iş adamı. Diyarbakır'daki özel askeri cezaevi. memuru ve aydınıyla yüzlerce Kürt tutuk¬ lanıp. millet¬ vekilleri dahil. ilkel çağlarda savaş tutsakları¬ na bile reva görülmeyen işkenceler yapılıyor. Sosyolog İsmail Beşikçi. kongre bildirisinde "Kürt vardır" ibaresine yer verdiği için kapatılıyor. yine köy meydanlarında insanla¬ ra hayvan pisliği yediriliyordu. her yaş ve görüşten Kürtlerle dolduruluyor. belediye başkanları da yer alıyordu. TİP. daha sonra tutuklanıp ağır hapis cezalarına çarptırılıyor. Türkçesi Kurdistan Emekçiler Partisi olan "Parti¬ ya Karkeran Kurdktan" (PKK) idi. Kema¬ list CHP'den. 402 . tutuklananlar arasında. gençler vurula¬ rak öldürülüyor. erkeklik organlarına ip bağlanıp kadınlara çektiriliyor. Fakat baskılar ters tepiyor.lara. saygın ihtiyarlar çırılçıplak soyularak.

Öcalan, 1949 yılında, Urfa'nın Halfeti ilçesine bağh Ame-

ran (Ömerli) köyünde doğmuştu. Sıradan bir köylü olan Üveyş
ile Ömer Öcalan'ın oğluydu. Ailesinin herhangi bk aşiret bağı,

hatta adı sanı duyulmuş kabilesi bile yoktu, akraba çevresi de
sınırlıydı.

Öcalan, ilkokula başladıktan sonra Türkçeyi öğrenmeye baş¬

ladı. Annesiyle babası ise Türkçe konuşmasını bilmiyoriardı.

Zor koşullar içinde ortaokulu bitirdikten sonra, sınav kaza¬

narak Tapu ve Kadastro Meslek Lisesi'ni yanlı öğrenci olarak bi¬ tirdi. Tapu Kadastro kurumunda çalışırken üniversiteye başladı.
Öcalan, ilk gençliğinde Kürt sorunuyla fazla ilgili değildi. Da¬

ha çok Türk sağının dinci çevrelerine yakın durmuştu. Fakat, li¬ se ikinci sınıftayken, Hulusi Turgut'un Irak Kürdistanı'nda ba¬
ğımsızlık savaşı veren Kürt lider Mustafa Barzani'yk yaptığı ve

Akşam gazetesinde yayınlanan bir röportajı okuyunca, dünyasın¬
da değişim rüzgârları esmeye başlamış ve Kürt sorununa eğilme¬
ye başlamıştı.

Ankara'da Siyasal Bilgiler Fakültesi'nde öğrenciyken, gençli¬

ğin sol kesimi içinde adı anılanlardan bki haline gelmiş, fakat
Kürtleri ve sorunlannı dillendirmeye başlayınca şaşırtıcı tepkikr
almış, bunun üzerine, "Türk solunun gündeminde Kürt sorunu
yok" diyerek yolunu ayırmıştı.

Bundan sonra Kürt sorunu üzerinde yoğunlaşıp çalışmaya yö¬

nelmiş, ama ilk başlarda üniversiteli Kürt gençleri çevrelerinde de
aradığı ilgiyi bulamamıştı. Mevcut legal ya da illegal Kürt örgüt¬

lenmelerini pasif ve yetersiz buluyor ve sayıları çok sınıriı bir ar¬
kadaş grubuyk, 1973'te "arayış" toplantıları düzenliyordu.

1974 yılında, Türk-Kürt karışımı ve 5-6 kişiden oluşan küçük bir grupla ilk toplantısını yapıyor, bu toplantıda Kürt tabanında ör¬ gütlenmeye yönelik çalışma konusunda kararlar alınıyordu.
Ancak grubun bir adı yoktu. Uzun zaman da olmadı. Grup,

ydlar sonra basında "Apocular" diye isimlendirilecek ve bk süre
böyle anılacaktı.

403

^

»

Yavaş bir tempoyla büyüyen, sınırlı da olsa bir kitle tabanı edinen grup, dört yıl sonra, 27 Kasım 1978 tarihinde, Diyarba¬ kır'ın FİS köyünde yapılan kongrede, "Partiya Karkeran Kurdis¬ tan" (PKK) adıyla partileşip kurucular kurulunu, yönetim organ¬

larını seçiyor ve Abdullah Öcalan liderliğinde tarih sahnesine çı¬
kıyordu.

PKK, radikal bir çizgi izliyor, bazen devlet güçleri, bazen de

karşıt Kürt grup ya da aşiretlerle çatışarak adını duyuruyordu.
1980'deki askeri darbe sürecinde PKK, devlet güçlerince kuşatı¬

lıyor, birçok militam ve kadro adamlan tutuklanıyor, Öcalan, ülke¬
yi terk edip Suriye, oradan da Lübnan'a geçerek kurtuluyordu. Kur¬ tulabilen öteki yöneticiler de ona karilmca, gerilla savaşını başlatma
hazırlıklanna girişiliyordu.

*

*

PKK, 15 Ağustos 1984 gecesi, 50-60 kişilik bir gerilla grubuy¬

la Şemdinli ve Eruh ilçelerini aynı anda basıp ortaya çıkarak, si¬
lahlı mücadele dönemini başlatıyordu.

Kasabaları işgal edip, bir süreliğine de olsa elde tutmak, An¬
kara'da şaşkınlık yaratmıştı.

Cumhurbaşkanı General Kenan Evren, "devlete silah çekme
cesareti gösteren teröristlerin, derhal yakalanarak, Türk adaleti¬

nin demir pençesine teslim edilmesini" emrediyordu. Muhalefet partileri, önce davranıp önlem almadığı ve "terö¬

ristlere gereken ders verilmediği için", Başbakan Turgut Özal'ın istifasını istiyorlardı. Başbakan Özal ise olayı Türk sol hareketle¬
ri penceresinden gördüğü için önemsemiyor, büyütülecek nitelik¬ te olmadığını söylüyordu.

Sol gençlik grupları zaman zaman radikal çıkışlar yapmış, fa¬
kat halk tabanında destek bulamadığı için tasfiye olmuştu. So¬ runları irdeleme, nedenlerle sonuçlar arasında bağ kurma alış¬

kanlığı

bulunmayan çevreler, PKK'nin de kullanılacak şiddet

yöntemleriyle aynı akıbete uğrayacağını sanıyorlardı.

404

Oysa, PKK'nin dayandığı gerçekler farklıydı. Geride duygulan yarah bir kitk vardı. PKK bu tabandan destek alıyor, lojistik ih¬

tiyaçlarını karşılıyor; bannma, yer edinme olanağı buluyor, karilımlarla büyüyordu.

50-60 kişilik bir grupla ortaya çıkan PKK'nin silahlı insan gü¬

cü, göz açıp kapanıncaya kadar diye tabir edilebilecek kısa bk zaman diliminde katlanarak büyüyor, hareket ise bkkaç yıl için¬ de. Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel'in deyimiyk "Cumhuri¬
yet tarihinin 29. Kürt İsyanı" haline geliyordu.

Demirel'in "29. Kürt İsyanı", rakamı hayali, ama isyan nite-

lemi doğruydu. Çünkü olay, PKK hareketi olmaktan çıkmış, hal¬
kın destek tabanına oturmuştu. 17 bin 500 "faili meçhul" cina¬

yet ile yakılıp yıkılmış 4 bin köy bunun göstergesi, kanıtıydı.
TC, isyanı bastırmak için bütün olanaklarını seferber etmişti.
Basın ve televizyon, "terörist" diye adlandırılan gerillayı yıpratıp

gözden düşürme ve propaganda aracı olarak kullanılıyordu.
1991 yılında, ordunun insan gücü ve savaş teknolojisini isyan

bölgesine yığdıktan sonra, tank, top, uçak, helikopter ve çağın di¬
ğer savaş araçlarıyla "topyekûn mücadek" stratejisini uygulama¬

ya başlamıştı. "Özel Tim" adı verikn polis birlikkri de ordunun
yan destek gücü görevini görüyordu.

Ayrıca, Osmanlı'nın "Kürdü Kürde vurdurma" yöntemi de
devreye sokulmuş, Hamidiye Alaylan'nın benzeri olan "Korucu¬

luk" sistemi yürürlüğe konmuştu. "Ücretli askeriiği" andıran bu
sistemin korucuları arasında eski sabıkalılar yer alıyordu. Evleri, köyleri ateşe veriknkr ise, bunun nedenini, "koruculuğu kabul et¬
mediğimiz için" diye açıklıyorlardı.

2000 yılma gelindiğinde yakılıp yıkılmış köy sayısı 4 bini bul¬
muştu. Köy yakıp yıkmanın yanında, şehirlerin ortasında, gün ışı¬

ğında işlenen "faili meçhul cİnayetler"e ilişkin 17 bin 500 dosya,
savaşın kirli yüzüydü.

Savaşın en büyük acısını, her yaş ve cinsiyetteki sivilleri kap¬

sayan cinayetler, tecavüz, işkence, insanlarm kaybedilmesiyle; köylerin, dağların, ormanların, ekinlerin, bağ, bahçe ve tarlalann

405

yakılmasıyla, hayvan sürülerinin yok edilmesiyle Kürtler yaşıyor¬ du, ama "topyekûn mücadele" ilan eden devlerin kayıplan da bü¬ yüktü. Mafya çeteleri ve kiralık terikçilerin de kullanılmak zo¬
runda kalınması, ekonomik, siyasal ve sosyal hayatı kabusa dö¬
nüştürüyordu.

Bir bütün olarak, Kürdere verilen bunca zarara, çektirilen acı¬

lara rağmen, gerüla Türk devletinin alt yapısına yönelmiyor, ha¬
yati önemde ve can daman sayılan yollara, köprü ve barajlara

ilişmiyor, şehirieri felç eden eylemlere başvurmuyordu. Bk yö¬
nüyle genel tahripkârlığa, büyük yıkımlara girişmiyordu.

Türk devleti, başa çıkma olanaklan yetersiz kalınca, dış yar¬

dım arayışlanna hız vermiş, NATO'nun üyesi olması nedeniyle
Avrupa ve Amerika'nın desteğini sağlamıştı. Avrupa ülkeleri,

yardım çerçevesinde TC'ye silah satıyor, PKK'yi yasa dışı ilan ediyor, militaniannı tutuklayarak, dolaylı yoldan katkı yapıyor¬

du. ABD ise teknoloji, istihbarat, uzman yetişrirme ve yürütülen
stratejilere destek vererek, doğrudan savaşan taraf pozisyonunda
duruyordu.

Öte yandan TC, 1995 yılında, Ortadoğu'nun en güçlü askeri
yapısı İsrail'le işbiriiği anlaşmalan imzalayarak, onun desteğini de
yedekliyordu.

TC, 1998 yılında, Amerika'nın askeri gücünü de arkasına ala¬

rak yeni bir taktik uyguluyor, PKK lideri Abdullah Öcalan'ı banndıran Suriye'yi savaş tehdidiyk hedef alarak, Öcalan'ın teslim
edilmesi isteniyordu.

Suriye, ilk hamlede direnince, Türkiye ve Amerika, 1998 Eki¬

minde, savaşmaya hazır olduklarını ortaya, koyarcasına, Suriye
sınınndaki İskenderun körfezine yığınak yapıyorlardı. Türk askeri ve sivil yöneticileri, açıktan açığa savaş sözcüğü¬

nü telaffuz ediyor; basın, askeri güçler arasında karşılaştırma yaptıktan sonra, Şam'ın kısa zamanda ele geçirilebileceğini yazı¬
yordu.

406

Suriye açısmdan durum ciddiydi. Amerika ve İsrad destekh
Türk devletiyle savaşı göze alacak güçte değildi. Mısır Devkt Başkanı Hüsnü Mübarek, savaşı önkmek için
Ankara ile Şam arasmda arabuluculuğa başlıyor, birkaç görüş¬

meden sonra Türkiye açısmdan sonuç alınıyor, Abdullah öcalan,
9 Ekim 1998 tarihinde Suriye'yi terk etmek zorunda kalıyordu.
Öcalan, gizlice Rusya'ya geçiyordu.

Fakat ABD, peşini bırakmak niyetinde değildi. Amerika nın

Kaflcas petrollerini Akdeniz'e akıtma projesi için Kürtkrm soz ve

karar sahibi olması gerektiğini açıklamış olan Öcalan adım adım izleniyordu. Rusya ise ağır bir ekonomik kriz içindeydi. Amenka,
bu açıdan Rusya'nın yumuşak karnını yakalayıp tehdit ediyor yar¬

dım vaadinde bulunarak, Öcalan'ın sınır dışı edilmesini sağlıyor-,
du. Başlangıçta destek veren, hatta parlamentonun alt kanadı Duma"da sığınma hakkım onaylayan Rusya'nın tutumu, para karşılı¬
ğında değişiyordu.

Öcalan Yunanistan'a geçiyordu. Yunanistan, Türkiye ile Kıb-

.

,

ns ve Ege sorunları yüzünden yıllardan beri, resmen dan edilme¬ miş savaş halindeydi. Amerika faktörü burada da ortaya çıkınca,

siyasi sığınma istemiyle Italya'nm başkenti Roma ya gidiyordu.
Kürtkr, destek için, beş kıtadan Roma'ya akıyor, onbmlerce
kişi, günlerce sokak ve meydanlarda yatıp kalkıyordu. Türkiye'de ise italya'ya karşı resmen ilan edilmemiş bir savaş

haH hakim oluyordu. Ankara'daki elçilik binası sarılıyor, sokak
gösterilerinde İtalyan sebze ve meyveleri çiğneniyor, giyim eşyalan

^^^Türkte'de, Öcalan'ı destekleyen Kürtlerden yüzlercesi gözakına alınıyor, bazıları meydan dayağından geçiriliyor, linç manzara¬

ları yaşanıyor, iki Kürt linç edilerek öldürülüyor; evler, iş yerlen
saldırıya uğruyordu.

italya Başbakam Massimo D'Alema, uzun sure Amerikanın

..

»

ı

> .

basküanna karşı direndikten sonra, sonunda Ocalan'dan u^eyı terk etmesini istiyordu. Amerika'nm baskıları yüzünden Oc^
lan'ı kabul edecek ülke de bulunamıyordu. Öcalan, İtalya dan
aynldıktan sonra tekrar Yunanistan'a gidiyordu.

407

Bu aşamada Türkiye, Yunanistan ve ABD arasında yürütülen gizli pazarlıklarda sonuç alınıyordu. Türkiye'nin, Ege'deki ada¬

ların silahlandınlmasından vazgeçme dahil, birçok anlaşmazlık konusunda verdiği tavizlerden sonra anlaşmaya vanlıyordu.
Simitis başkanlığındaki Yunanistan hükümeri, Öcalan'a, "Amerika'nın baskısı yüzünden ülkede tutamayacaklarını, gü¬
venli bir ülke aradıklanm" söylüyor ve bindirildiği uçağı Ameri¬

ka'nın kontrolündeki Kenya'ya uçuruyor, sonra elçiliklerinde tu¬
tuyordu.

Ankara'da, "onu alma" hazırlıkları başlıyordu.

Türkiye'den gönderilen özel uçağın Kenya'ya hareket ettiği
gün ise, Yunanistan elçisi, Öcalan'a kendisini saklayamayacakla-

nnı bildiriyor ve başının çaresine bakmasını istiyordu. Öcalan'ın güvenli bir yer bulununcaya kadar elçilik konutunu terk etmeye¬
ceğini bildirmesi üzerine, elçi kalabileceğini söylüyordu.

Elçilik görevlikri, 15 Şubat 1999 tarihinde, aranan güvenli ül¬ kenin bulunduğunu, bu ülkenin Hollanda olduğunu bildiriyor,
uçağa bindireceklerini söyleyerek elçilikten çıkanyor, dışarda

bekkyen Amerikan ajanlarına teslim ediyorlardı. Onlar da, hava¬
alanındaki özel uçakta bekleyen Türk ajanlarına...
*

*

*

Ustaca kamufle edilip havaalanında beklemeye alınan Türk

uçağına binen Öcalan'ın koUanna yapışıp ilaçla bayıltmışlar,
gözlerini de bağlamışlardı.

Bu görüntüleri daha sonra, önce Türk, ardından dünya tele¬
vizyonlarında yayınlandı.

Kürt liderin yakalanması, Ankara'da zafer şenlikleriyle kudanıyor; sokaklarda davullar çalınıp göbek atılıyor; binalara, yolla¬
ra bayraklar asılıyordu.

Beş kıtaya yayılmış Kürtler ise elem, öflce, hüzün ve düş kınk-

hğıyla adeta ayaklanıp sokaklara dökülüyoriardı. "Biji Kurdis¬
tan- Yaşasın Kurdistan, Biji Serok Apo-Yaşasın Başkan Apo" slo-

ganlanyla Amerika, İsrail, Türkiye ve Yunanistan karşın gösteri¬
ler düzenliyor, temsikiliklerine saldınyorlardı.

408

Kürtler, katı, otoriter sisteme rağmen Türkiye'de bile gösteri¬

ler düzenliyor, göstericilerden yüzlercesi gözaltına alınıp işkence¬
den geçiriliyordu.

Türkiye dahil, dünyanın çeşkli yerlerinde 70 Kürt, uluslarara¬

sı ittifakın gazabını protesto için bedenini ateşe vererek intihara
kalkışıyordu.

İmrah, Marmara Denizi'nde gözden uzak, yaklaşılması yasak, mahkûmlar ve siyasi idamlar adaşıydı. 27 Mayıs 1960 darbesinden

sonra idama mahkûm edilen Başbakan Adnan Menderes ik iki ba¬ kanı Hasan Polatkan ve Fatin Rüştü Zorlu, gözden uzak bu adaya
götürülüp asılmışlardı.

Ada, o günden sonra yarı açık cezaevi olarak kullanılıyordu.

Öcalan yakalandıktan sonra, Imralı boşakıhyor, askeri yasak
bölge ilan ediliyor, burada tek kişilik hücreye kapatılıyordu. Bu arada hükümet, gazetekrle televizyonların Öcalan ve Kürt

isyancılar için kullanacakları sıfatlan, deyimleri bir genelge hali¬ ne getiriyordu. Genelgeye göre, "Kürt" ve "Kurdistan" deyimkri asla kullanılmayacak, isyancılar için "terörist", Öcalan içinse
"terörist başı" ya da "bebek katili" denilecekti.
Medya, emre sadakatle uyuyordu...

Arkası kesilmeyen sorgulamalar sürerken, bir yandan da
"yargılama" hazırlıkları yapılıyor, Öcalan'ı yargılamakla görev-

kndirilen Ankara iki Numaralı Devkt Güvenlik Mahkemesi Imrah'ya taşınıyordu.

Mahkeme asker-sivil karmasıydı. TC'nin aday adayı olmaya

çabaladığı Avrupa Birliği, asker karışımı mahkemekri meşru bul¬
muyordu. Tepkikri dindirmek ve daha sonra Avrupa insan Hak¬ lan Mahkemesi'nde TC'nin mahkûmiyetini önlemek için, mah¬

kemenin yapısını değiştirdiler. Askerkri geri çekip, yerine siville¬
ri atadılar.

Mahkeme, duruşmalara alınacak izkyici ve medya görevlile¬

rinin sayısını sınıriandırmıştı. Karara göre Öcalan'ın yakın akra-

409

balarından 12 kişi duruşmaları izleyecek, 12 avukat da savunma¬ sını üsdenebilecekri. Savaşta yakınlarını kaybedenlerle avukada-

n da "müdahil" olarak duruşmaya katılabilecekti. Yakınlarını
kaybeden Kürder için böyle bir kontenjan yoktu.
Duruşmalardaki görüntüleri yerli ve yabancı medyaya sunma

yetkisi ise, devlet kurumları olan Anadolu Ajansı'yla TRT'ye veril¬
mişti.

Öcalan, mahkemeden önce televizyonlar ve basın tarafından
kamuoyu önünde yargılanıp mahkûm edilmişri bile. Her gün, her
an aşağılanıp küçük düşürülmeye çalışılıyor; bakanlar, milletve¬

killeri, hukukçu ve eski askerlerin karildığı televizyon tartışmala¬
rında idamın kendisi değil, zamanlaması ve biçimi tartışılıyordu.

Öcalan'ın duruşması, 31 Mayıs 1999 günü Imralı adasında
başladı. Aynı gün, Bursa'nın Mudanya ilçesinde, duruşmalar bo¬
yunca sürecek "idam şenliği" başlatılıyordu. Birinci Dünya Savaşı sonrasında Osmanh imparatorluğu'nun

teslim anlaşmasını imzaladığı tarihi Mudanya, bayram yeri hali¬
ne getirilmişti. Binalara dev Türk bayrakları asılmış, bazı yollara

zafer takları kurulmuş, liman, zafer sloganlarıyla donarilmışri.

İlçenin iskele meydanında davuHar, zurnalar çalınıyor, "Apo'ya
ölüm" naraları arasında halay çekiliyor, göbek atılıyordu.

Organize kalabalıklar, ellerinde Türk bayraklarıyla, "şenlik ve

zafer gösterileri"nde yer almak üzere otobüslerle, otomobillerle
Mudanya'ya akıyor, "Apo'ya ölüm" naralan ata ata meydandaki şenliğe kanlıyor, kimileri idam sicimini havada döndürüyordu. Şenlikçiler, "şehk yakınları" sıfariyla "devlerin misafirle¬

ri "ydi. Devlet, misafirlerin rahan için fedakârlıktan kaçınmamış, her türlü hazırlığı yapmıştı. Yanp kalkma yerleri hazırlanmış, ye¬ meleri, içmeleri için de gazinolar, lokantalar organize edilmişri. Televizyon yayınlarının aynntdan da ihmal edilmemiş, kasa-

410

Karar günü. gizH güçkrin işletmeci¬ leri tehdk etmesi sonucu kaldıklan otelden çıkardıyor.. bando mızıka ve davul zurna önünde göbek atanlann. . bir 411 . linç edilmek isteni¬ yorlardı. "be¬ bek karili" diyerek söze başlıyordu. "galeyana gelmiş Türkler"in gazabma uğruyordu. Mudan¬ ya'da kalacak. Imralı adasına geçiş noktası yapılmış Mudanya.. bunlann." sözkrini yayınlıyor. barınacak yer bulamıyoriardı. İstanbul ve Ankara başta olmak üzere. bazı kentlerde Kürtler. Öcalan'ın yakınlarıyla avukatian dahil. Davamn sonuçlanıp. Bulunduğu hücre. bir sandalye ve mikrofon vardı. Öcalan için kurşun geçirmez camdan özel bk bölme yapılmış- n. Bölmede. Kürtler üze¬ rinde terörün gölgesi dolaşdrılıyordu. mahkeme salonunun bitişiğindeydı. savunmasını yaparken ayrıntı olarak Kürt sorunu üzerinde durmuyor. isyancı Kürt lider Şeyh Said'in 1925 yılında asılarak idam edildiği gundu. Kasabanın girişinde kimlik kontrolü yapılıyor.banın sahilinde özel bk platform ayrılmıştı. araya giren spikerier. elinde skimle ölüm naraları atarak sokaklarda gösteri yapan- lan. "Türk halkının duygulanmn temsilcisi" olarak ekrana geti¬ riyor. Öcalan'ın yakınlarıyla avukatları. sözlü ve eylemli saldırılarına hedef oluyor. Öte yandan. çağ ve gün farkıyla ilginçti. küçük bir masa. İki oda arasındaki uzaklık kadar bir mesafeden duruşma salonuna geri¬ rilen Öcalan'ın bilekleri kelepçeleniyordu. doğum yeri güvenli bulunmayanlar ya da Kürt ol¬ duğuna karar verilenler geri çevriliyor. Mahkemenin idam karannı açıkladığı 29 Haziran 1999 günü. Öcalan. 29 Haziran. Öcalan. "bu günleri gösterdiği için Allah'a^ şü¬ kürler olsun" bağnşlannı yayınlıyor. he¬ men asalım. ama banş ık demokrasi kavramlarını işliyordu. Televizyon kanallan. kasabaya sokulmuyordu. Öcalan'm akrabalanyk avukatian. "yargılamayla zaman kaybetmeye gerek yok. bu "tarafsız hava" içinde ve gösterilerin gölgesinde " yargılanıyor" du.. karann açıklanması ıçm saptanan tarih ilginçti. Mudanya'da "galeyana gelmiş"lerin hakare¬ tine.

Öcalan. dallanna Öcalan'ın fotoğraf ve makederi asılıyordu. ilk duruşmada söylediği "PKK'nin silahları bırakabi- 412 . Bundan sonraki süreçte. zurnalar. bilmiyorum. "şehit yakınları". PKK Merkez Komitesi. Bu arada PKK cephesinde de gelişmeler oluyordu.kez daha şenlik alanına çevriHyor. bayraklar sallanıyor. bil¬ gisayar. "İdam kararı" yerine getirilemiyordu. "hiçbir za¬ man gerçekleşmeyeceği" biline biline. sanki "Türke Türk propa¬ gandası" rüzgârları estirilircesine. genel başkan Hüsnü Öndül'ü dövüyor. birin¬ ci sayfadan. Hürriyet gazetesi. davullar. idama karşı çıkan İnsan Haklan Derneği'nin genel merkezmi basıp. evrak ve eşyalan tahrip ediyorlardı. Türk ırkçılarının avukadığıyla ünlenen ve eski bir gizli istihbaratçı olduğu söyle¬ nen müdahil avukatlarından Can Özbey'den yola çıkarak. şarkılar söyleniyor. elinde iple sokağa dökülenlerin görüntüleri doluyordu televizyon ekran¬ larına. he¬ nüz açıklanmamış ve "bilinmeyen" kararı kudamaya başlıyorlardı. Çünkü. ise onay için An¬ kara'da gösteriler düzenliyordu. 29 Haziran'ın şehitler günü olarak ilan edilmesini öneriyordu. Duruşma günü Yargıtay binasının önündeki ağaçlar "ölüm sehpası" niyetine kullanılarak. ertesi günkü sayısında. Tarih şimdiye kadar bu boy bir şenliğe tanıklık etmiş miydi. marşlar. Öcalan'ın bütün görüş ve isteklerine uyacağını açıklıyordu... Öte yandan. İdam kararı açıklandığında şenliklerin coşkulu havası her yanı sarıyor. ellerinde idam ipiyle sokaklarda dolaşıp sevinç gös¬ terilerine başlıyor. Amerika "öldürülmemesi" koşu¬ luyla Öcalan'ı teslim etmişti. bandolar ça¬ lınıyor. televizyon ve gazetelerde. Öcalan Ge¬ nel Başkan sıfatını sürdürüyor. "devlet konuğu" kalabalıklar sokaklarda göbek atarak. idam kararının bozulması için Yargıtay'da dava açıyor. Mahkemenin onay kararı açıklandıktan son¬ ra göstericiler. Öcalan'ın avukatları. idam kararının ne zaman ve nasıl yerine getirileceği tartışmaları başlıyordu.

413 . Hemen ardından gerilla güçleri sınır ötesine çe¬ kiliyor. "savaş durumuna son verildiği¬ ni" açıklıyordu. 2003 yılında. Öcalan.leceği" sözünü hayata geçiriyor. silahlar susuyordu. "genel af koşu¬ luyla" silahlan bırakıp dağdan inebileceklerini açıklıyordu.

S. Mıhoyan.Albay Reşat Halh Cumhuriyet Tarihinde Ayaklanmalar 19.Ksenefon Anabasis 10. Rogan Aşiret Mektep Devlet Kurdistan Tarihinde Dersim 38.Feroz Ahmed.Faik Bulut Dersim Raporları 39. Nuri Dersimi Hatıralarım.Falih Rıfkı Atay Çankaya 43. Uluslararası Sömürge Kurdistan 15.Cemal Madanoğlu Anılarım 32. Ş.İbrahim Arvasi Hatıralarım 30.Ş.Sıdıka Avar Dağ Çiçekleri 36. 15.Solakzade Solakzade Tarihi 13.Demirtaş Ceyhun Ah Şu Biz Kara Bıyıklı Türkler 22.Necip Fazıl Kısakürek Din Mazlumları 7.Doğan Avcıoğlu Türkiye'nin Düzeni 414 .Sina Aksin. Rıza Nur Hatıralarım Hayat ve 8. ittihat ve Terakki 42. 14- İsmail Beşikçi îskan Kanunu. Gasratyan.Lord Kinross Atatürk 5. Jigalina Kurdistan Tarihi Anılar 26.Remzi inanç Şey 34.Uğur Mumcu Kürt-lslam Ayaklanması 20. E. 1.Kemal Uzun Türkiye'nin Avrupa Yolundaki Engeli: Kürt Sorunu 18.ihsan Nuri Paşa Hatıralarım 35. Süreyya Aydemir Tek Adam 29.Şerefhan Şerefname 12. /ö'« Türkler.Ziya Gökalp Türkçülüğün Esasları 9.KAYNAKLAR Kitaplar 21- Behçet Cemal Şeyfe 5a/f /yyam 1.Bedir Han Kürt Sorunu 17.M. Kemgin Osmanlı-Sefavi Döneminde Kurdistan Tarihi 4.Hıdır Göktaş Kürtler isyan Tenkil 31.Dr.Yaşar Kemal Deniz Küstü 37. 1.Hasan Cemal Kürtler 28. Eugene L.Alişan Akpınar.Mehmet Bayrak Kürtler ve UlusalDemokratik Mücadeleleri 2. O.Tarık Ali Selahaddin 27.E.Ehmede Kanî Mem u Zin 1 1.Garo Sosuni Kürt Ulusal Hareketleri ve Kürt-Ermeni İlişkileri 24Kılıç Ali Hatıralarını anlatıyor 3.Dr. ittihat ve Terakki 41.Mehmet Şerif Fırat Doğu İlleri ve Varto Tarihi 40.Metin Toker Şeyh Sait İsyanı 23. A. X.Vecihi Timuroğlu Dersim isyanı 33.Halide E. Adıvar Mor Salkımlı Ev 16.Hüseyin Cahit Yalçın Siyasal Vasilyeva.Amin Maalouf Arapların Gözüyle Haçlı Seferleri 6. Lazarev. M.

TBMM Gizli Tutanaklar Dergisi 2.Kurum 4.Ahmet Emin Yalman Yakın Tarihte Gördüklerim ve Geçirdiklerim 4.Ahmet Kahraman Cici Basın.Mehmet Ali Birand Apo ve PKK 54.Hakimiyeti Milliye 5.Melle Şafii Ballı 4. Mehmet Emin Sever 5. Darağacı 6.Ayın Tarihi 5.Resmi bildiriler 9.Barbaros Baykara Dersim 1938 50.Vatan 2.Melik Fırat 51.Dünya 4.Demokrasi 415 .Muhsin Batur Anılar Görüşler 52.Milliyet 7.Adım açıklamak istemeyen kurban ve tanıklar 11.Feyzullah Koç 8.Radikal 2.44.Özel arşivim 6.Melle Selim Taş 3.Cumhuriyet 3.Gülsüm Toker Mevhibe 6.Aydın Saraç Gazeteler 9.Nokta 3.Dursun Çakıroğlu 10.Kazım Karabekir istiklal Harbimiz Dergiler 1.Tan 10.Hulusi Turgut Barzani Dosyası 55.Kahraman Aytaç 53.Ulus 8.M.Dr.Resmi raporlar 5.Hürriyet Diğer Kaynaklar 1. Aladağ 11-ElifPolat 1.Avni Doğan'm yaymlanmamış anılan 3.Musa Anter Hatıralarım 2. Sıvan Dersim Kaynak Kişiler 1.Cevat Oktay 7.Oktay Verel Atatürk'le Bir Ömür 49.İhsan Sabri Çağlayangil Anılarım 45.Dava 47.Gerçek 48.2000'e Doğru 46.Dr.

.

45.308. 320. 51 Bediüzzaman (Saidi Nursi) 93 Alişan 274. 281.360. 258. 311.370. 275.180.352. 268 Behçet Cemal 85. 321 Alişan Bey 267.303.275.223.255. 40.270. 51. 321. 329. Abdülhamit 48.335. 93.336.356. 146 Ali Şükrü 270.334.240. 66. 272 Abdülkadir Sido 133 267.282. 274 Bedirhan Bey 37. 321. 108.278. 406 Abdullah Sadi 134 Abdurrahman Paşa 36 Alpaslan Türkeş 183 Arap Abdi 164 Aşkotanlı Paso 147 Atatürk 55. 312. 400 Atilla 24 Ahmet Emin Yalman 115 Ahmet İzzet Paşa 259 Ahmet Mithat Bey 89 Alaattin Fırat 210 Ali Baban 165 Avni Doğan 89 Aydın Saraç 190 B Babeuf 11 Ali Cemal Bardakçı 278 Ali Fethi Esener 385.ÎSÎM İNDEKSİ Alişer 78. 67.269.273. 179. 82. 140. 76.324.289. 49. Alişan Beyzade Mustafa Paşa 320 137. 80. 108 Bedir Han 57 Ali Said Paşa 67 Ali Saip Ursavaş 133.382. 322. 61. 104. 184. 119. 390 Abdullah Öcalan 402. Abdülmelik Fırat 71.392 Abdullah Alpdoğan Paşa 338.268. 404.241.112. 90. 320. 332. 95.347.217. 57. 68. 150.338.288. 169. 89. 56.323. 397 Bahçeli Hacı Hamdi Bey 89 Bahri Bey 165 Ali Haydar Dikmen 77.227. 348. 319. 310.231.183. 96 Ali Rıza 152. 88.345. 330. 167.390. 139. 182 Abdürezak Bey 51 Adevi Aziz 237 309.226 Ali Rıza Septioğlu 184 Balikanh Hacı Halit 165 Balkanlı MoUa Emin 164 Barzani 51. 172.146.344.341. 77.142. 140.115.307. 175 417 . 41.

293. 224. 259. 336. 222. 356 Ç:Sl Can özbey 412 Can Yücel 285 Cavit Ekin 166 Cebrail 297. 218. 338 Cekdet Bey 213 Celal Bayar 340. 171 Fatin Rüştü Zoriu 183. 67. 281 Cemal Gürsel 240. 314 Fakih Hasan Fehmi 164. 277.262 Cemil Paşazade Ekrem 133 Cevat Oktay 86 Cevdet Sunay 385. 184. 386. 75. 405 116. 354. 255.261. 174 Diyarbakırlı Ahmet Cemil 133 Dr. 139. 73. 119. 179. 205. 385. 387. 399. 401 Cemal Kutay 183 Diyarbakır Valisi Mithat 140. 316. 335. 355 Binbaşı Kasım 64. 268. 355. Demirel 142. Nuri Dersimi 251. 402. 319. 220. 329 D Dadinanlı Temo 101 Damat Ferit Paşa 62 Bira İbrahim 215.258. 165. 401. 158. 386 Erbilli Nafiz 133 Erdoğan Örtülü 145 Faik Bulut 291. 127. 51. 148. 340. 95. 189 Derikli llyas 89 Derikli Necim 89 Dijana Hesse Sori 237 Bitlisli Idris 32 Botan Miri Bedirhan 183 Boynukara Hıdır Paşa 257 Bülent Ecevit 142 Divriğili llyas 133 Diyadinli Temur Ağa 165 Diyap Ağa 255. 395 Cemil Paşa 259 Edrise Betlise 32 Elif Hatun 318 Emin Avni 62.Bertal Tanrıverdi 357 Beşe 255. 360 Cemal Bardakçı 279. Sait Kırmızıtoprak 357 E-F Ebul Hayca 26 Cemal Madanoğlu 204 Cemal Paşa 18. 409 Çamurekli Zeynel Ağa 263 Çanh Şeyh Abdullah 164 Canlı Şeyh İbrahim 164 Çapakçuriu 165 Süleymanoğlu Yusuf Ferhat Bey 233 Feridun Fikri (Düşünsel) 276 418 . 221. 227.51 Cemal Süreya 210. Rıza Nur 227 Dr. 122. 318 Dr. 135 Enver 18. 184. Fuad 133 Dr. 327.

62. 220. 66. 64. 300. 60. 419 . 390. 258 ibrahim Tali (Öngören) 217. 109. 83. 171. 214 Haydar Bey 274. 61. 237 General Alpdoğan 295.213. 230. 174 Hanili Salih Bey 158. 398. 104. 398 G-H Garipli izzet Bey 164 Hasan Hayri Bey 57. 82. 216. 227. 216. 275. 137 Huvit Reisi Nuh 123 Hüseyin Avni 56 Hüseyin Cahit Yalçın 115 Hacı Musa Bey 63. 87. 136. 69. 96. 123. 276 Hasenanlı Halid Bey 63. 68. 320.158. 73.152.154.121. 281. 216. 117. 99. 237 FethiOkyarl08. 158. 61. 87. 303. 98. 217 Hüseyin Reşik 318 Hacı Talat 110 Hüsnü Mübarek 407 Hafız Paşa 38. 227 1 Ibişî Seyik Ali 315 ibrahim Arvasi 147 ibrahim Bey 344 ibrahim Paşa 50. 399 Ferzende Bey 214. 112 Han Mahmut 41 Hanili Hacı Salih Bey 164 Hanili Mustafa Bey 164.196. 47. 140 Goltz Paşa 52 Gulabi Ağa 43 Hıdır Göktaş 293 Hıdır Paşa 257 Hikmet Çetin 142 Hoca Askeri 133. 109. 268. 103. 224. 321 Helmut von Moltke 38 Hese Gene 315 Garo Sasuni 108. 39 Halborili Hasan 339 Halis Bey 215. 302. 137 Hovvland Shaw 144 Hulusi Turgut 403 Husse Telle 220 Güle (Güllü Aladağ) 351 Guloe Kollo 121 Gur Huso (Kurt Hüseyin) 221 Hacı Abdullah 133 Hacı Ahti 133. 105. 172 Hanili Şeyh Adem 164 Harputlu Şeyh Celal 164 Hasan Cemal 142 Fevzi Bilgin 184 Fevzi Çakmak 217. 392 General Moltke 52 General Mustafa Muğlalı 400 General Mürsel 90. 63. 68. 81.Ferit Mekn 135. 104. 218 Halit Bey 31. 215. 92. 95.

207. 123. 262. 1. 206. 297. 221. 158 Kasım (Ataç) 47. 23. 66. 278. 210. 226.211 296. 140. 233. 220 Lütfi Müfit Özdeş 133. 137 Kenan Evren 386. 127. 235. Menyukov 43 K Kahraman Aytaç 78. 324. 165 Mangur Hamza Ağa 46 Mar Şamun 40. 119. Kürt tarihçi Şerefhan 28 91. Mahmut Bey 60. 301. 287. 225. 281 Ibrahime Husseke Telle Paşa 237 99. 228. 86. 216. 45 Kamer oğlu Fındık 336 Kamil Mahor 237 Massimo D'Alema 407 Kamuran Bedirhan 213 Kara Kazım Paşa 267 Kargapazarlı Halit 165 Mazhar 146. 259. 249. 100. 4ZO . 49 Lord Kinross 139. 217. 188. 103. 109. 109. A. 69. 101. 40 Mehmet Akdağ 250. 227. 198. 400 Ivo Beg 219. 404 Kerem Bey 158. 68. 118. 222. 390. 97. 66. 387 Kamer Ağa 315 Madenli Kadri Bey 164 Mahmut Altunakar 205. 398. 191. 261. Mehmed Ali Paşa 39. 226. 140. 261. 353. 140. 236 Ksenefon 23 ismail Top 324 ismet Paşa (inönü) 56. 79. 351 Kasım 42. 73. 117. 38. 24. 105. 114. 215. L:M Lazarev 22. 224. 309. 223. 113. 66. 228. 266 Kemal Fevzi 133. 234. 216. 242 Kavalalı Mehmet Ali Paşa 52 Kazım Paşa (Orbay) 110. 158 Kasım Fırat 175 Idris 32. 146. 112. 354. 218. 149. 282. 349. 303. 61. 39 ismail Hakkı Paşa 44 ismail Müştak Bey 348 Kılıç Ali 141 Kör Halil Paşa 263 Kör Hüseyin Paşa 50. 56 M. 280. 121. 147. 225. 394. 134. 96. 237. 128. 39. 173 izzettin Paşa 277 M. 227. 168 285. 235. 144. 33 idrisi Bedisi 34 ihsan Nuri 47. 307. 61. 340 ikinci Abdülhamit 47 İkinci Mahmut 37. 98. Gasratyan 55. 263. 300. 286. 163 Müfit Kansu 133. 284. 232. 265.225. 214 ihsan Sabri Çağlayangil 306. 120. 27. 313. 283. 281. 262. 213. 68. 75. 236. 64. 223. 220. 278.

73. 258. 183. 75. 356 Mehmet Emin Sever 60. 82. 69. 356 Piranh Molla Mahmut 164 4ZI . Muhsin örtülü 145 Muhyettin Aygören 184 Murat Paşa 52. 135 Musyanlı Molla Cemil 165 Muşlu Mehmet 165 Mehmet Fuat Fırat 184 Mutkili Hacı Musa 64. 121 Mustafa Zihni 62. 66 Mehmet Halit Fırat 99 Mürsel Paşa 89. 91. 104.178 Melle Yadin 116. 235 Metin Toker 86. 77. 391. 128. 97. 71. 173 Mehmet Şerif Fırat 67. 98. 82. 335. 192 Nakipzade Bekir 89 Melle Şafii (Ballı) Necip Ağa 103. 103. 321. 276. 278. 184 N-O N. 65. 91. 68. 200 68. 83. 25 Meme Kek 315 Memo ve Nadir 216.Mehmet Ali (Menteş) 295 Mustafa Barzani 403 Mustafa Kelo 237 Mustafa Şahin 213' Mehmet Ali Birand 341. 99. 259. 130. 31 Nurullah Bey 41 Mir Muhammed 36. 393 Mevlana Halid 70. 138 121. 102. Marr 11 Nafiz Bey 133 Melle Hadi 38 Melle Selim 63. 101. 182. 280. 90. 265. 130 Minorsky 28. 61. 140. 339. 257 Nihat Saltık 395 Nikitin 24.217 Mehmet Tevfik 133 Melik Fırat 73. 399 Mehmet Ali Efendi 252 Mehmet Bayrak 70. 181. 92 Mevhibe İnönü 307 Nuri Dersimi 252. 166. 106. Halfin 43 N. 398. 38 Mirza Ali 336 Oktay Verel 312 Osman Bölükbaşı 387 Osman Nuri Paşa 99. 116. 37. Palulu Abdullah Sadi 133 Mustafa (Miço) Ağa 268. 66. 350. A. 293. 118 Moğol Hanı Hulagü 27 Muhsin Batur 370 Osman Paşa 41. 129. 261 Musa Anter 27. 127. Y. 379 P-R-S-1. 120. 123. 141. 64. 117 Necip Fazıl Kısakürek 146 Neşet Paşa 256. 83.117.

300. 240. 322. 30. 78. 324. 323. 350. 46. 388. 353. 146. 217. 54. 372 Salim Başol 215 Seid Abdülkadir 45. 361. 134. 62. 265. 336. 371. 61. 79. 329. 314. 324. 325. 304. 138. 136. 315.316. 296. 332. 121. 31. 27 Semih Paşa 37. 346. 338. 318. 261. 251. 262. Halil inalcık 17 Ragıp Gümüşpala 386. 33 Spartaküs 11 Sakallı Nurettin 79. 60 Sultan Celaleddin 27 Salih Paşa (Omurtak) 217. 308. Revanduzlu Ali Saib 47. 322.392 Seid Taha 45. 302. 297. 117. 262. 38. 278. 100. 337. 146.213 286. 350 Süreyya Örgeevren 133. 334. 227. 168 Solakzade 32. 269. 299. 97. 321. 266. 306. 87. 65. 350. Reşik Hüseyin 251. 83. 98. 70. 310. 326. Dr. 349. 351 Reşit Paşa 37. 345. 393 Reşat Halh 62.388. 344. 330. 193 268. 149. 282. 275. 388 Seid Resule Berzenci 235 Seid Rıza 11.317. 292. 340. 130. 339. 337. 131. 254. 351. 41 321. 70. 276. 63.318. 360. 159. Rayber 252. 252. 260.119. 270. 291. 33 Şahin Bey 188. 309. 301. 132. 267. 349. 336. 253. 316. 274 Sultan Abdülhamit 18. 32. 133. 280. 298. 4Z2 . 277.320. 252. 286. 44. 172 Rıfat 133 Richard 26 Robespierre 11 348. 360 Seid İbrahim 251. 326 Şatoğlu Mehmed 293 Seid Bertal Tanrıverdi 77 Seid Hüseyin 78.390. 341.319. 88. 279. 291. 135. 355. 153. 328. 293. 147. 258.391. 281. 81. 118. 166. 130 Selahaddini Eyyubi 25. 255. 263. 391. 337. 392. 249. 159 Şah ismail 29. 338. 99. 335. 77. 43 Silvanlı Şeyh Şemsettin 164 Simon Radev 144 Rohat Alakom 214 Sabiha Gökçen 307.315. 257. 120. 349 Saddam Hüseyin 26 Sadiye Telhe 83 Said Bey 39 Sokrates 11. 261. 254. 241. 327. 390. 143. 255. 250. Şatoğlu Salman 355 Şerefhan 30 Şerif Paşa 50. Sultan Mehmet 15 Süleyman Bey 165 238. 336. 293. 272. 312. 49. 331.Prof. 261 Seid Muhammed 132 Seid Resul 236 Şeyh Abdullah 84.

45. Uğur Mumcu 74. 281.109. 84. 348 Şeyh Barzani 238 Şeyh Hasan 71. 138. 269.124.190. 164. 159. 89.181. 327. 104.411 Şeyh Selahaddin 178.164. 130.111. 51.158. 95. 269 216. 72.184. 155. 103. Tansu Çiller 142 Tank Ziya Ekinci 142 Termili Şeyh Abdullatif 164 Termili Şeyh İsmail 164 Tevfik Celal 66 80. 88. 98. 49.180. 86. 120.130. 140. 167. 139. 258 255. 71.188. 139. 70. 344.112.149. 147.128. 81. 69.107. 97.113. 164. 82. 87. 102. 184. 75. 83.276. Timur 28.159. 12. 65. 274 136. 105.105.132. 237 Tahsin Ekinci 184 Talat 18. 130. lûl. 181. 181. 141.155.160.350. 70.150. 171. 107. 84. 50. T-U Taceddin 27. 96. 287. 128 117. 67. 46.106. 72.402. 78. 165. 155.118. 87. 104. 139. 122. 124.178.126. 162. 102. 119. 170 Şeyx Şebabettin Efendi 180 Şükrü Kaya 282. 170. 329 Şeyh Muhammed Berzenci 50 Şeyh Ömer 89. 347 Şükrü Sekban 213 Şeyh Ali Rıza 65.276 Şeyh Tahir 184 Valirii Hoca Sadık Bey 164 Vanlı Rasim 66 Vasıf Çınar 183 Şeyh Ubeydullah 45. 106. 121.183.226. 90.178. 73. 57. 20. 273. 272.177.189. 22.208. 164. 91.125. 131 Vasıf Paşa 25 4^3 .199. 62. Tokiyanlı Halit oğlu Kamil 164 Topal Osman 79. 226 Vali Memduh Selim 212 Şeyh Şerif 77. 63. 92.116.188. 319. 125. 128. 94.198. 61.127.151. 74. 99. 118. 93. V-Y-Z Vahdeddin 55. 90 186.179. 161. 79. 122. 73. 66. 163. 123. 164. 77. 148. 143.213. 126. 88. 128.218. 76.195. 169. 172. 104. 271. 54. 85. 83. 280. 184 Şeyhanlı Hüsso 334 Şeyx Abdürrahim Efendi 180 Şeyx Ahmedi Cani 179 Şeyx Bahaeddin Efendi 179 Şeyx Diyaeddin Efendi 180 Şeyh Abdülkadir 233 Şeyh Abdüselam Barzani 51 Şeyh Ahmet 89 Şeyh Ah 45. 164 Şeyh Said 11. 64.226 Şükrü Sökmensüer 341.

297. 130. 383. 81. 359 Yusuf Redkini 237 Yusuf Selahaddin 25 Ziya Hurşit 273. 131. 87. 68. 274 Zoravalı Şeyh Cemil 165 Zülküf Bilgin 184 4Z4 . 350 Zeynel Altıntaş 382. 33 Yetim Hüseyin 297. 109. 32 Yaşar Kemal 240. 42 Yılmaz Güney 216 Yusuf Ziya Bey 61. 241 Yavuz Selim 30. 103.Vasilyeva 23. 78. 349. 320 Yusufanlı Kamer 78. 64. 384 Zilan Bey 237 Ziya Bey 259 Yunus Nadi 317. 66. 157. 337 Yezdişer 41. 79. 32. 77. 105. 63. 158.

.

Bunu. . İktisadi ve Ticari ilimler Akademisini bitirdi. Yılmaz Güney Elsanesi. Gazetecilik çalışmaları arasında. Yazarın kitaplarından bazıları ise şunlar: Bize Özgürlük Verdiler. orta ve lise öğrenimini tamamladı.Ahmet Kahraman. günlük gazetelerde köşe yazarlığı. Anadolu Ajanşı'nda yönetim kurulu üyeliği.. Hanedan. Mesleğin her kadennesinde çalıştı. Ankara'da. 1976 yılında Yodıdcn Yetmişe Masallar. Kurtarıcılar. nnuhabir olarak gazeteciliğe başladı. Üç Asılmışların Hikayesi. genel yayın yönetmenliği ve genel müdür yardımcılığı yaptı. 1985 yılında Darağacı ve 1986'da da Sanık Ayağa Kalk! izledi. Bana Paya Deyin. değişik okullarda ilk. Masal öykü karışımı Kınalı Keklik işe 1981 yılında. 1984 yılında. 21 yaşında öğrenciyken. Gazetecilik araştırmasına dayalı ilk çalışmasını. çocuk edebiyatıyla kitap dünyasına girdi. 1977 yılında yayınlanan Boğulan Başkan kitabıyla yaptı. Hayaletler Prensi.. Değişik gazele ve yayın kurunnlarmın Ankara temsilciliği. Islamköylü Sulu ve Bir Dönemin Türk Büyükleri. ertesi yıl Banş Toprağı yayımlandı. dergilerde röportaj yazarlığı. dergilerde yayınlanmış röportajları işle Biz adıyla kitaplaştı.

Sign up to vote on this title
UsefulNot useful