KURT İSYANLARI

Tedip ve Tenkil

o

o

o

^

>

I

ı

<

\^'

I
1^

te. o

V>
'

■:i«p.-,.-4-jr.-v,'

AHMET

KAHRAMAN

EVRENSEL

BASIM
YAYIN

-vn^i;

^
EVRENSEL
BASIM YAYIN

AhmetKahraman

Kürt

isyanları
(Tedip ve Tenkil)

Doğa Basın Yayın

Dağıtım Ticaret Limited Şirketi Tariabaşı Bulvarı Kamer Hatun Mah. Alhatun Sk. No: 27

Beyoğlu / İstanbul
Tel: 0212 361 09 07 (pbx)
Faks: 0212 361 09 04

web: www.evrenselbasim.com e.posta: bilgi@evrenselbasim.com

Evrensel Basım Yayın - 237

Kürt Tarihi ve Kültürü Dizisi - 4

Kürt İsyanlari
(Tedip ve Tenkil)

Ahmet Kahraman

Kapak Tasarım
Savaş Çekiç

Birinci Basım

Ekim 2003

İkinci Basım
Eylül 2004

ISBN 975-6525-48-7

Baskı

Ayhan Matbaası
lYûzyıl Mah. MaıSil. S, CaJ. No: 47 Bağcılar 02I2.Iİ29 01 65)

Kürt

'

isyanları
(Tedip ve Tenkil)

.102 108 Okyar gidiyor. İnönü geliyor 112 Şeyh Said yakalanıyor Binbaşı Kasım anlatıyor ÜÇÜNCÜ BÖLÜM H^ 123 Seid Abdülkadir ve davası Diyarbakır'daki zafer şenliği istiklal Mahkemeleri 130 138 141 Şeyh Said davası Toplu idam karan idam töreni ve yan yana 47 sehpa 1'*^ 1^° 165 Babalar.... "amaç Kürtçülüktür" diyor ^^ . 58 Şeyh Said Efendi Şeyh Said ve Seid Rıza Şeyh Said halka karışıyor 69 76 81 Piran'da silah sesleri Diyarbakır muhasarası ve isyanm kaderi 84 86 Türk basını isyanı gizliyor 93 Bir ajanın portresi Yenilgi ve dış destek dedikleri Başbakan. oğullar ve torunlar 177 ..İÇİNDEKİLER önsöz birinci Bölüm ^^ TC resmi tarihi ve Kürtler 15 Kürtler ve isyanları ikinci Bölüm 22 Hizbe Azadiya Kurdistan ve Albay Halit Bey .

281 .. . göbek havaları ve şapkaya hücum . 289 293 Halbori gözeleri 297 .DÖRDÜNCÜ BÖLÜM Islahat planı ya da tedip ile tenkil Tanıklar ve resmi belgeler Babamı diri diri yaktılar Hayali isyanlar ve sürgün yollan 186 191 198 203 BEŞİNCİ BÖLÜM 212 Hoybun ve isyancılar ibrahim Paşa Bildiri savaşları 218 224 Ruslar ve Iran da savaşa giriyor Ateş çemberi Resmi tarih ve Yaşar Kemal 228 233 238 Katliamcı asker anlatıyor 242 ALTINCI BÖLÜM 249 250 Dersim sırasını bekliyordu Rızo Osmanh'nın son dönemlerinde Dersim 256 Seid Rıza şerefine bando-mızıka ve "koşun yiğitler vatan imdadına. 286 Müfreze kolları Dersim'i sarıyor Kadına tecavüz ve Seid Rıza'nın yeniden çıkışı .." Erzincan'ın kurtuluşu ve Dersim Generali Koçgiri isyanı ve Dersim 258 262 267 Seid Rıza ve Dersim kıskacı 275 Tehlike çanları ve ismet Paşa'nm raporu Tunceli yasası.

isyan KAYNAKLAR ISIM indeksi 398 414 417 .yedinci bölüm Bomba yağmuru Bombacı Amazon Sabiha 303 307 Dersim dağlan yanıyor Alişer ve Baytar Nuri Dış destek ve Bese'nin ölümü Seid Rıza barış görüşmelerine gidiyordu 312 319 325 328 Bir garip yargılama infaz görevlisi Çağlayangil anlatıyor 332 340 Sehpadaki babalarla oğullar sekizinci Bölüm 349 Dersimliler kurtulduk diye sevinirken 353 Kan sesi Ölüm kafilesinin 6 yaşındaki yolcusu Resmi söylem ve Pülümürlü Ele 357 360 365 General'in utancı Mağaralarda ölüm 370 375 Bebekleri de yakarlar Zeynel Çavuş'un madalyası Kurtarıcısını arayan Paşa 380 382 385 Adı da yok olan tetikçi Kırım istatistikleri ve sürgün DOKUZUNCU BÖLÜM 388 393 29.

.

Ortadoğu'nun en eski halklarından biridir. burada yaratılan kültürün mi¬ rasçıları. "var olma" mü¬ cadelesi olarak çıkıyor karşımıza. Örneğin resmi tarihin rakamlandınldığı sayıda Kürt isyanı yok. Kürtlerin bütün bir siyasal tarihi değildir. kardeşlerin birbirini aradığı bir tarih''tir. "kendisi" olmaktan çıkarıl¬ mıştı. varlıklarını koruya¬ bilen Kürtler. olamaz da. Bu mücadelenin yarattığı so¬ runlar ve trajedilerin bir kanlı harmanı. TC tarihine serpilmiş "siyasi amaçh idanılar"ı yazarken. ama. bu kitap. Robespierre'den Babeuf e kadar.ÖNSÖZ Soykınm. ma¬ sa başında yemden üretilerek. Bölge¬ nin yerlileri olarak. pek çok kişi. ağırlıklı olarak Kuzeyli Kürtlerin. altüst edilmiş. "tedip ile tenkil" vardı. Fakat. Şeyh Said'in hikâyesi ise şaşırtıcıydı. davasına inanma ve üs- II .. Şeyh Said İsyanının gerekçesi çarpıtılmış. Sı¬ nırlı kapsamı içinde. bu ne¬ denle daha derinliğine bir bakış için ayırdım.. sürgün ve asimilasyon fırtınalanyla savrulmalanna. Asılmış Kürt liderlerle "Kürt isyanları"nın dosyasını.. Y. "anne ve babaların kayıp evlatlannı. Sokrates'ten Spartaküs'e. gerçeklerin biryana. kitabın böyle bir iddiası yok.. yurtlarının parçalanıp bölünmesine rağmen.. adeta sipariş üzerine. Kitap. 1980'lerin başında. yüzyıla sarkan trajedik mücadelelerine genel bakıştır. Bu pencereden bakıldığında Kürtlerin tarihi. Rus sosyal bilimci N. yenilmiş olmasına rağmen. aynı zamanda. hayali isyanların gölgesinde.. Marr'ın deyimiyle. 20. Başka bir deyişle Kürtlerin tarihi. "rejim doğruları"nın öte yana savrulduğunu gördüm. "tarihin üvey evlatlan"dır.

Bir yönüyle. "altta kalanların" sesine de yer verilerek. bütünlük içinde eriterek işledim. tek bakışlı çalışmalardı. * * * "Kürt isyanları" hakkında. öteki çalışmalar birbirinin tekrarı. "resmi tarihi" yaratanları gözeten. Okura kolaylık olsun diye bütün ki¬ taplarımın genel tarzı olan ve çağdaş pek çok yazarın da tercihi olan "röportaj" tekniğini kullandım. Başka bir deyişle "duygusal" bulanlar. gerçeklerin tarihinde isyan yoktu. bilimsel formülasyon adına. sayfa altlarını. resmi tarih ve devlet raporlarından alıntının ya¬ nında. röpor¬ taj. bölüm sonlarını "dip¬ notlar" ormanına dönüştürerek okura eziyet edip. yazarın taş duyarsızlığında olması mümkün değildir. sayısız makale. cellatlarıyla şakalaşıyordu. elbette pek çok kaynaktan da yararlandım. güçlük çıkar¬ maktan özellikle kaçındım. Ama ben ne yapayım ki. Ama. Şeyh Said.. olay ve durumların kendisi baştan başa iz . Bu teknikle kaynakları met¬ nin içinde vurgulayıp. muhafızları¬ nın görüş ve bakışını pekiştiren. tek yanlılık ve tek pencereden bakış açısı aşıldı. Kitabın ilk baskılarını okuyanlardan. Resmi tarih.. bugüne kadar. Yazdıklarına karşılık hayatının yansım cezaevinde geçirerek bedelini ödeyen İs¬ mail Beşikçi. başı dik olarak celladın önüne yürümüştü. ama ezilenleri bir kez daha mah¬ kûm eden. altı ay sonra ikinci baskı yapan bu kitapta. Özel araştırma ve tanıklardan edindiğim bilgilerin dışında. farklı kılan özellik buydu.tüne düşeni yapmanın huzuru içinde.. Bu kitabı. tek yanlı. tek sesli. Ama alıntı yaparken. araştırma yazısı ve pek çok da kitap yayımlandı. Ayrıca. onun sonunu noktalayan nedenlere "Dersim İsyanı" diyordu.. ölüme yürürken. Mehmet Bayrak ve benzeri birkaç kalemi hariç tutar¬ sak. Seid Rıza trajedisinin dokusu ise ayrıydı. benzeriydi. 2001 yılında Almanya'da yayımlanan. "içine duygu sinmiş" di¬ yenler çıktı.

ilk içeriğe bağlı kalınmak koşuluyla yeniden göz¬ den geçirilip düzeltmeler.birer acı nehriyse. İn¬ san hayatına saygım nedeniyle. yazarlık ödevi ve insanlık görevi saydım. Başka bir amacı yoktur. Ahmet Kahraman Hamburg Haziran 2003. . yüzbinlerce kilometre karelik alana yayılmış kan golleriyle. Sadece olanları aktardım. Ben yaratmadım acıları. 13 . ekler yapıldı. İstanbul baskısı için kitabı gözden geçireyim derken. kendilerinin ve ailele¬ rinin güvenliği için adlarının açıklanmasını istemiyorlardı. "On söze". Sadece. Yazar açısından da amaç. Tanıklığına başvurduğum bazı kişiler. insanlık yangınları bütünü değildir. kitap. bir "son söz" ekleyecek olursak eğer. . bu kitap. "resmi tarihin maskını aralar¬ ken". bu yazarın kusuru değildir... çağına tanıklığın gereğini yerine ge¬ tirmek ve insanlığın evrensel vicdanına karşı borcunu ödemek¬ ten ibarettir. tekrar yazılmasa bile. bir halkın çektiği acılar. bütünün algılanıp. anlaşılması için somut olaylar ve tarihe tanıklık edenlerin ayrıntılı anlatımlarıyla örneklenmiştir. korku çemberindekilerin isteğine uymayı.

.

daha sonra tarih sah¬ nesine çıkan Selçuklular. Türk propagandasının fokurdamaları arasında. yine hangi tarihte meydana geldiği meçhul. Mitos haline getirilen kişilerin savunması niteliğindeki metin¬ lerde. Türklerin Orta Asya'dan çıkıp. yazıyı bulan Türklerdi. Resmi tarihçilere göre. Okul kitapla¬ rında. hâlâ Sultan Mehmet'in tek¬ nelerini karadan kaydırarak bir koydan ötekine aktarıyordu. Kimi resmi tarihçiler. Osmanlılar bile "Türk"tü. buğdayı keşfe¬ den. "elalem ne der?" kaygısı yok. "abartılarla" doludur. Macarlar. Selçuklular ve Osmanlılar. kafileler halinde yeryüzüne 15 . Türk tarihinin "başlangıcı". yeryüzündeki halkların çoğu da Türklerin soyundandı. kağıdı. Türkler ise evrensel uygarlığın tek yaratıcısı oluyordu. Çin masal ve efsaneleri. Ateşi. sınır tanımaz boyutlara vardırıyorlardı. neresi olduğu kimse tarafından bilinmeyen "Orta Asya"da. 1920'lerden sonra masa başı buluşlarını. Onlar için gerçeklerin dinamiğinde.BİRİNCİ BÖ LÜM TC RESMÎ TARİHÎ VE KÜRTLER Genel bir söylemle. gerçekler eriyor. hayvanları evcilleştiren. Etiler. "siparişi veren müşteriyi memnun etmek" vardı. TC'nin en saygın tarihçilerinden biri. başka kimlik ve şekil alıyor. bütün ulusların resmi tarihi. varlık içinde yaşar¬ ken. bazen "masa başındaki keşif ve icatlar"ın gölgesinde. beyzadeden sipariş alan kunduracı yakla¬ şımıyla tarih üretiyorlardı. TC tarihi ise "masa başı üretim tarzı"nın koku ile ses¬ lerini yaya yaya karşımıza çıkıyordu. yaşanmışlıkların kınntdan bile seçilemi- yordu. Asurlar. Zaten. ilk uygarlığın yaratıcılarından Sümerler. bir "kuraklık ve kıthk"tan yurtlarını terk eden Türklerin soyundandı. Amerika'nın yerlileri olan Kızılderililer. Gerçekleri ters yüz eden "kaşif tarihçiler".

Kürdistan'a ardı arkası kesilmeyen "te¬ dip ile tenkil" seferleri düzenliyordu. çobanlık ve askeri hizmete karşılık bugünkü Söğüt yöresine yerleşiyor. kılıç zoruyla halkları bir arada tutmaya. Halkların ayrışma. niteliği her nedense açıklanmıyordu. hırpalana hırpalana 1800'lerde iyice yorgun düşmüş. hakarette bulunmuş kabul ediyor. oklarla gösteriliyordu. çok halklı bir imparatorluktu. ı6 . Altında farklı dil ve dinleri barındıran bir kabuk. * Afgancanın "Peştun" diliyle konuşan Osmanlılar. kendilerine "Türk" diyenleri. yaydıkları medeniyetin içeriği. isyancıların üstü¬ ne. Osmanlıları meydana getiren 300 çadırlık aşiretin Afganis¬ tan'dan göç nedeni. tam "huzur buldum" dedikleri sırada Arabistan ayaklanıyordu. tıpkı daha önce aynı coğrafyadan yo¬ la çıkan Selçuklular gibi Hazar Denizinin kuzeyinden Bizans ül¬ kesine geliyor. Nedeni ne olursa olsun. Kabuk yönetim. Orijini ne olursa olsun. Mora ya¬ rımadasında kırım yapıyor. aynı kıyımı Bulgaristan ve Bosna ile Sırbistan'da tekrarlıyor. imparatorluk. etnik homojenitesi bulunmayan. olsa olsa kabileler arası çatışma olabilirdi. top¬ lumsal fokurdamanın önüne geçmeye çalışıyor. çağın gelişmelerine ayak uyduramadığı için geri kalmış¬ tı. "kuraklık ile kıtlık" değil. askerlikte. yankıları günümüze kadar gelen terörle yürüyordu. Türkleri eşiklerinden içeri sokmuyor. sivil bürokraside yer vermiyor.dağılıp medeniyet ışıklan saçması. "Türk" sözünden bile hoşlanmıyor. aşağılamak istediklerine "Türk" diyorlardı. gerçek hayat¬ larında o kadar Türk'tü ki. çatı yapıydı. Fakat. Huzuru kılıcın keskin ağ¬ zında arayanlar. Osmanlı devleti. bağımsızlaşma istemiyle başlattıkları is¬ yanların dipten gelen dalgalarıyla sarsılıyor. burada Osmanlı devletini kuruyorlardı. gür ateş üzerinde kaynayan bulgur kazanının fokur fokur yüzeyini andırıyordu. Afganistan dağ¬ larından koptuktan sonra.

Bosnalı. 10 Ağustos 1995 tarihli "Yeni Yüz¬ yıl" gazetesinde yayınlanan röportajda. Amerika milledni 17 .Saray yönetimini şaşkına çeviren isyanların hızını koruduğu bir sırada Birinci Dünya Savaşı patlak veriyordu. Oysa. icat ve keşiflerle tarih üretiliyor. insanların "topyekûn Türk" olmadığını söylüyorlardı. "Tür¬ kiye" adını taşıyan bir toprak parçası yoktu. Son yüzyıl içinde. galip devletler tarafından kurdurulan bu devletlerden bir tanesiydi. ken¬ dini Osmanlı Türk kültürüne bağlı hisseden insanlar. Yeni ideolojiye uygun tarih tezleri ise bu süreçte geliştiriliyor. imparatorluğun ayrı parçasından geliyordu. Balkanlı Türk. yüz binlerce insan ana vatana gelip sığınmışlardı. Türkiye Cumhuriyetine (TC) kadar. Trakya ve Kürdistan'dı. farklı kök ve kökenden. Pomak. İngiltere. "buharlaşmayı" yadırgıyor. Bu bakış açısıyla. Kırımlı Türk. kendilerini ittihatçıların "Türk¬ lük" ideolojisinin mirasçısı olarak görüyor ve Türkiye Cumhuri¬ yetini bu temel üzerinde inşa ediyorlardı. Giritli Müslüman Türk. Türkiye Gumhuriyed'ni oluşturan mozaiği şöyle açıklıyordu: "Türkiye bir göçmenler memleketidir. Fran¬ sa ve daha sonra da Almanya'nın himayesinde ayakta kalan im¬ paratorluk parçaları üzerinde. Kuruculardan her biri. Halil inalcık. Tatar. resmi Türk tarihçiler bile. Arnavut. 24 ayrı devlet kuruluyordu. havaya karışıp yok olmuş sayılıyor¬ du. yeryüzü haritasında. Anadolu. üs¬ tünde inşa edildiği toprakların tarihsel adı. Ama. imparatorluğun sonunu hazırlayan ittihat ve Terakki Partisi okulunun mezunları ya da kadro adamlarıydı. "tek ırk" ideolojisi egemen kılınıyor. TC'nin. Dr. Osman¬ lı ailesi dahil bütün Müslüman halklar "Türk". olmamıştı. birçok halkı "Türk" yap¬ makla birlikte. Abaza. Türki¬ ye Cumhuriyeti (TC). kökleriyle bu topraklara ait olan halklar. Gürcü. » TC'nin kurucuları. aniden buharlaşmış. Çerkez. Bunlar¬ dan Prof. Kafkaslı Türk. zorunlu resmi dil de Türkçe oluyordu.

120 bin kişilik bir orduyu yazlık elbise. kaynaşmış insanlardır.meydana getiren göçmenlere bir bakıma benzetilebilir. Oysa. "Büyük Turan Türk imparatorluğu" kuracaktı. Fakat. Alman imparatorluğunun yanında yer almakla genişleme ha¬ yallerini gerçekleştirecekti. Enver ve Cemal Paşa'lar. 1914 yılında durup dururken Osmanlı devletine saldırmış. "ileri" komutuyla hamle edecek. Enver Paşa'nm emriyle toplarını ateşlediği¬ ni de inkâr ediyordu. "emperyal" niyetle saldırıp savaş ilan eden Osmanlı dev¬ letiydi. yırtık postalla Rusya cephesine sürmüş. imparatorluk topraklarım işgal edip parçalamıştı. Almanya ile anlaşmış. Osmanlı ordusunu "kiralık asker" misali dünya savaşı cephesine sürmüş. Biraz daha geriden alırsak. Rusya ve italya'dan oluşan "emperyalist batı ittifakı". Almanlar. Resmi tarih. "adı var." Yine resmi tarihe göre. 1908 yılında. savaş ilan etmişti. Talat. iki Alman savaş gemisi Goeben ve Breslau'ya da Osmanlı bayrağı çektirip. Resmi tarihçilere göre. 5 milyon ingiliz altını karşılığında. Fransa ve ingiltere'nin müttefiği Rusya'nın kıyılarını topa tutmuş. Sarıkamış'a yığmıştı. Almanları "korsan" yerine koyu¬ yorlardı. bir darbeyle ikddan ele geçirip Sultan Abdülhamit'i deviren. ingiltere. Ordu. Bütün bunların altındaki "emperyal" niyet de şuydu: Itdhat ve Terakki adıyla Sultanlığın iktidarını ele geçirmiş ırk¬ çılık. bunları atlayarak "yok" saymıyor ama iki Al¬ man savaş gemisinin. istanbul'da kurulan hayaller Sarıkamış dağlarında bo- ı8 . "habersizce" gemile¬ rine Osmanlı bayrağı kondurup Rus kıyılarını bombalamışlardı. kendisi yok" hale getiren Itdhat ve Terakki Cemiyed'nin (Partisi) üçlü diktatörü (Triumvira). Rus toprakların¬ da ilerleyerek "anayurt" Orta Asya'yı "fethedecek" ve bu toprak¬ lar üzerinde. yerine oturttukları Sultanı da. Enver Paşa'nm Alman komutana yazdığı emirname ortada olduğu halde. Sultan'dan habersiz. Bu amaçla. Fakat onlardan farklı olarak beş yüz yıl imparatorluk içinde yaşamış. Fransa.

Ma¬ reşalin savaş taktiği basitti: Elinin altındaki asker kalabalığını. sade¬ ce geride kalmış ve müttefikleri Fransa. has¬ talıktan kırılarak saf dışı kalıyordu. Engelsiz kalan Rus orduları. bundan sonra ellerini kollarını sallaya sallaya Kürdistan'a girip diledikleri kadar ilerliyordu. 120 bin kişilik ordu yerinden kımıldayamadan kar. ingiltere'ye karşı verilen savaşta. ingiltere ile italya tarafın¬ dan terk edilen Yunan birliklerini kovalamak ve yer yer çatışmala¬ ra girmek vardı. taraftarlarının katıldığı ayaklanmadır. Türkiye Cumhuriyeti'nin (TC) kuruluşuna ilişkin sayfaları da bir tuhaftı. "Zafer" kutlamaları sırasında. çarpıcı bir örnekti. bu yenilginin yıl dönümleri. bit ve salgın hastalığa teslim oluyor. halkın. bilinmez.. ingiltere donanmasının Çanakka¬ le boğazını geçip istanbul limanında demirleyerek şehri işgal ettiği söylenmiyordu. Kuruluş. "yedi düvelle savaş" yoktu. "isyanın" öteki adı. * Yenilgilerin "zafer" şeklinde gösterilmesi resmi tarihin bir di¬ ğer sayfasıydı. 90 bin asker donarak. Menemen'de ise böyle bir ayaklanma olmamış. Alman Mare¬ şali Liman von Sarders Osmanlı ordusuna komuta ediyordu. rüyası bile görülmemişti. Mareşal. "zafer" kazanmış oluyordu. Kimi Cumhuriyetçiler de savaşta yer aldıkları için mi. sağ kalan varsa. 1930 yılında meydana gelmiş bir "Mene¬ men Isyanı"ndan söz ediliyordu.zuluyor. toplu halde düşman mevzilerine saldırtıyor. vurulan düşüyor. Filistin cephesinde uyguladığı bu savaş taktiğini Ça¬ nakkale boğazında da tekrarlıyor ve boğazın yamaçları 250 bin as¬ kere mezar olduktan sonra ingiltere donanması istanbul'a ilerliyor¬ du. 19 . Resmi tarihin. "şanlı zafer" şenlikleriyle kudanıyordu. Oysa. gerçeklerin di¬ linden uzaktı. kış. Örneğin.. 1915 yılında. Biliyoruz ki. Çanakkale boğazında yaşanan savaş. Cumhuriyet tarihinin "iç isyanlar" sayfası da. "yedi düvele karşı verilen savaştan sonra" diye anlatılıyordu.

"Kürt isyanları"nın bastırılması amacıyla. "Tedip" ve "tenkil" Arapça deyimlerdir. olup biten¬ lerden habersiz muhalifleri. Ankara olayı "isyan" olarak adlandırıyor. "yola getir¬ . artık "sömürge bile değil. bir¬ birine bağlı. "Türk" kimliği boyunlarından aşağı asılıyordu. herhalde safdillik olurdu. kültürü yasaklanıyor. Cumhuriyetçiler. mek. neredeyse "Kürtlerin iyiliği için"di. Osmanlı dönemin¬ de. "Var" olduklarını söylemek suçtu. Türk Dil Kurumu'nun sözlüğüne göre Tedip. "miras" gi¬ bi kabullenip kullandılar. kasabada kimsenin tanımadığı beş kafadarın yaptıklarım tiyatro sahnesi gibi uzaktan seyretmişti. onlara ilişkin olaylarla durumların doğru. onlara. kafaları dumanlı bir halde kahvede dini konuşmalar yapıp. Kürtler resmen "yok"tu. hiç olmadın" denilerek. tarihin oluşumundan beri kendi yurtlarında yaşayan ve bölgenin en eski halkı Kürtlerin tarihteki yerini almasını. Ama resmen "olmayan" Kürtlerin isyanları "var"dı. ta istanbul'dan. bir sabah.1930 baharının "bağ budama" zamanında. Onları "medenileştirmek". "sen. birbirini tamamlayan sayısız "tedip ve tenkil hare¬ kâtı" tazelendi. 1921-40 yılları arasında. Sarıkamış'tan Meneme'e getirip idam ediyordu. Bunların tümü. alt sömürge" oluyordu. budama işi arayan beş esrarkeş kasabaya gelmiş. ismail Beşikçi'nin deyimiyle Kürt coğrafyası.. uslandırmak" demektir. Kürtler üzerine düzenlenen "yok etme ve bastırma" seferle¬ ri bu deyimlerle adlandırılıyordu. Menemenliler. varlıkları inkâr ediliyor. Fakat. terbiye etmek. 1925 yılında yürürlüğe giren "Şark Islahat Planı" ile Kürtle¬ rin dili. naralar atan esrarkeşler kendileri¬ ni tutuklamaya gelen askeri birliğin başındaki teğmeni öldürüp ba¬ şını kesmişlerdi. gerçeklere uygun biçimde not edilmesini bek¬ lemek. iç ile dış etkilenmelerden arındırmak için.. Gerçeklerin böylesine tırpanlandığı sistemin tarihinde.

köyleri yok olsun.. kendilerine "Kürt" demişlerdi." "Kürt yok" TC'nin birinci sınıf vatandaşları vardı. dünyadaki güç¬ lü mevkilere çıkmasını istemedikleri için "Türk oğlu Türk" olan ve "kart kurt" sesine kanmış saf vatandaşları. ayaklarından çıkan "kart. "hiçbir sorunlan bulunmayan" Kürder. Generaller rejiminin "keşfine" göre. "ne mudu Türküm diyene" diyen herkes. Her şey gibi bu da. Türk devleti. . Çünkü. Türkleri kıskandıkları. medeniyetin bütün nimetlerinden yararlanmaları için çalışıyor. Fakat. "çağdaş medeniyeti yakalamış Türk devletine karşı kışkırtıyorlar"dı. TC. basit yoldan giderek Kürderin hiç olmadığını. fırdolayı düşmanlarla çevriliydi. "kart. on¬ ların iyiliği içindi. rahadıkla bu sözleri bağırıyor ve huzur içinde yaşayıp gidiyorlardı. kurt" sesine kulak verip. Türk düş¬ manlarının uydurduğu gibi "Kürt" diye bir halk var olmamıştı. o arada aralarına sızmış "vatan haini terörisderle mücadele ediyor"du. (zamanı kendileri de bilmiyorlardı) kar üzerinde yürüyen Türklerden bazıları. "Var olduklarını" söylemek yalandı. Bütün kışkırtmalarına rağmen. kurt" anlamında. ortadan kaldırma. Zaten."Tenkir'in sözlük anlamı ise şöyle açıklanıyor: "Kamuya zararlı kişi ya da topluluğu. 12 Eylül darbesini yapan generaller. kimi "kart kurtçular" da. dünya "Türk düşmanlarıyla doluydu. Resmi söyleme bakılırsa. TC'de Türk'tü. evlatları kırılsın diye ikide bir isyan ediyorlardı. başkasına korku ve ibret verecek biçimde cezalandırma. ya da rahat ve huzurdan bıktıkları için evleri. "sen aslın¬ da Kurtsun" diye kandırıyor. TC'yi bölme çabasıydı.. Bu kanı ve tanımlama yanlıştı. "birinci sınıf vatandaşları"nın Türk ol¬ duğunu kanıtlıyorlardı. "spor olsun". es¬ ki zamanların birinde. bu vatandaşla¬ rını şefkade bağrına basıyor.

Numaralandırılan "isyanların" izini sürüp. 1984 yılında Partiya Karkeran Kurdistan (PKK) öncülü¬ ğündeki hareketle "29" rakamına ulaştırıyordu. Oysa. 20. . Osman¬ lı'dan miras üzerine "tedip ve tenkil" seferleri düzenlendi. Geride kalan 25 "isyan". 2.. tedip ile tenkil var" gerçeğiyle karşılaşıyordu. tarihin en kanlı sayfalarından biri olan "Dersim olayları" resmi tarihte "isyan"dı. özellikle 3-4. "1. Kassiler. Resmi tarih isyanları. Örneğin. ancak yarım yamalak üç isyanm varlığından söz edilebiliniyordu. analizci bir gözle değerlendirebilenler. Kürtlerin köklerini ve insanlık sahnesine çıkış dönemlerini milattan binlerce yıl öncesine dayandırıyor. Karduklar ve öteki bazı boylardır" diye yazıyor. sayıyı. 10. Lulubeler. bu sayılan doğrulamıyor. Lazarev. Ağrı direnişi ve PKK hareketiydi. bin yılların sonlarında. KÜRTLER VE İSYANLARI Evrensel tarih. 3. Ön Asya'da tarih sahnesine çıkmışlardır. Bunlar Hurriler. Onun dışın¬ da isyan yoktu. gerçeklerin tarihi. bunların büyük bir bölümünün "hayali" sayılar olduğunu görüyordu. Halbuki. Halk isyanından söz edebilmek için planlı programlı örgüt¬ lenme ve örgütlü eylem gerekiyordu. kağıt üzerinde tersine çevrilmiş "tedip ve tenkiP'di. 28" diye sıralıyor.1920'lerden. tekzip ediyordu. 1940'a kadar. Rus ta¬ rihçi M. S... Bunlar. sayılar düzmece kalıyor. hemen hemen her baharda. "Tedip ve tenkiP'in kırım ile kan sesi arasında. "Kürderin etnik ataları olarak kabul edilen halklar. "Dersim isyanı yok. aynı tarihin sayfalarını dikkadice karıştıranlar. Bilimsel bir açıyla bakıldı¬ ğında.. "ol¬ mayan" Kürtlerin "isyanlarını bastırma" gerekçesiyle... Şeyh Said'in adıyla öz¬ deşleşen 1925 olayları. "kaçışı kur¬ tuluş" sananlarla kovalayanlar arasında zaman zaman yaşanan çatışmalar "isyan" ise bu rakamlar doğru olabilirdi.

5. Batılı kaynaklar. kendi topraklarında hayat bulan bir halktı. Vasilyeva'ya göre. "Kurd" adı bu dönemde ortaya çıkmıştı. Lazarev. 1. yaşama biçimlerinden söz etmektedir. şöyle diyor: "M. direnerek. yapısını koruyup. bu topraklar (çağdaş Kürdistan'ın Suriye'de kalan toprakla¬ rı) üzerinde ortaya çıkmıştır. iç içe yaşadıklan.Yazara göre. Rus tarih¬ çi E. yalnız Batı Asya'da değil. Batılı tarihçiler ise Kürderi. bin yılın ortalarından itibaren. "devletsiz halk" Kürtlerin. 23 . daha çok Arap ve Pers kaynaklarıyla ve yazadarının kalemlerinden günümüze gelebilmiştir. dağları kadar "bınge" (doğal derin¬ liklerinde). Kuzey Mezopotamya'da. Kurdistan adı oldukça geç dönemlerde ortaya çıkmıştır. Bu saptama ve hak teslimine göre. I. Kürtlerin dolaysız atalarından söz edebiliyoruz. çev¬ rilmiş. Halaf kültürünün yerini daha son¬ ra Ubeyd kültürü almıştır." Mezopotamya coğrafyasını gezen Yunanh komutan Ksenefon da. etnik yüzünü. ilk kez Selçuklu Sulta¬ nı Sencer zamanında kullanıldı. soykırımlar. etnik ya¬ pılarını koruyabilmelerini mucizevi başarı olarak niteliyorlar. Kürtler sayısız soykırıma. sürgün ve asimilasyonlar so¬ nucu eriyip yok oldukları halde. 8 bin yıl önce. Kürt etnik sentezinin ilk kaynağı.Ö. Başka bir anlatımla. yüzyılda yazdığı Anabasis adındaki kitabında Kürt¬ lerin varlığından. yurtlannın. komşuluk ettik¬ leri birçok etnik variık. yani çağdaş Kürdistan'ın tam merke¬ zinde bulunmaktadır. M. "tehcir" (toplu sürgün) ve savrulmalara rağmen. yok edici darbelere rağmen.Ö. kuşatılmış hallerine. Kürderin etnik sentez sürecinin kesin ola¬ rak saptandığı kadim başlangıç merkezini de içine alan bu böl¬ ge. varlığını 600 yıl sürdüren Halaf kültü¬ rü. Iran kaynaklarına göre Kurdistan adı. Ortadoğu'nun "otokton" (yerii) halklanndan başlıcası. eski çağlardan günümüze akmış nadir halklardan biriydi. dünya¬ da kendi etnik yüzünü koruyabilmiş nadir halklardan biri olarak belirliyorlar. Kürtlere ilişkin bilgiler. dünya uygarlığının en kadim merkezlerinin filizlendiği top¬ raklardır.

Kürder. Islamiyetten önce Zerdüşt dinine inanıyor. V. dini yayma adı altında sınırlarına dayanınca. güneşi kutsal biliyorlardı. ortak dil. Bu savaşlarda Kurdistan şehir ve eyalederi büyük zarar gördü. Islamiyeti gönüllü olarak kabul etmediler. Kendi kültür ve medeniyetlerini de yaratan Kürtler. 642 yılındaki Ne- havend savaşı ve onu izleyen Musul. Nikitin. Avrupalılar. Aşiretsel ve güç¬ lü aile bağları. Araplar ise kuzeyden gelen Müslüman göçmenlere "Türk" adınr veriyorlar¬ dı. yaşamak¬ taydı. Müslü¬ manlığı. Müslümanlığı kabul etmelerine rağmen.. Arapları geriletmiştir. sahip oldukları doğal koşullar (coğra- fik yapı) ve ulusal sentez sayesinde. P. Cafer Faracis'in liderliğindeki isyancı Musul Kürderi 835 yılında Azerbaycan ile Ermenistan arasında kalan toprakla¬ rın büyük bir bölümünü ele geçiriyor. kültür ve dört bucakta paylaşılan yaşa¬ ma biçimleri. daha son¬ ra da genel olarak Müslümanlara "Türk" diyorlardı. Şorezor şehri ele geçiriliyor. onları koruyan bir başka etmendi. aydınlığın kutsiyeti. Tikrit ve Cezire direnişleri. yüzyıllara yayılmış kesintisiz savaş ile soykırımlardan korunarak geliyorlardı. Araplar. fakat Kürtler. hayatı var eden aydınlığı. Kürtlerin bazı kesimle¬ rinde. O nedenle Selçuklulara da "Türk" diyorlardı. Halifenin yönetimini kabullenmiyor. kılıçlar çekiliyor. yüzydlara yayılan savaşlar başlıyordu. 2000'lerde de hâlâ sürmekte. Şarezor savaşını Kürt tarihinin en önemli olayı olarak nitelendiriyor. Güneş. ona biat ve tes¬ limiyet olarak algıladıkları için direndiler. isyanlar birbirini izliyordu.Lazarev'e göre Kürder. aynı zamanda Arap egemenliğini kabul. Uzun muhasaradan sonra. ayı. Dasin dağlarında Halife¬ nin ordularını bozguna uğratıyorlardı.. Atilla dahil doğudan gelen barbarlara. 2-4 . ay ve aydınlık üzerinde yemin edilen kutsallıktı.

Yusuf Selahaddin. daha sonra Moğollar tarafından yakı¬ lıp yıkılacak olan dünyanın en zengin kütüphanesini kurmuştu. bütün çabalara rağmen Kürtlerin Araplaşması akim kalıyor. Vasıf Paşa.. ço¬ cuk. Rus Kürdolog V. Selçuklulardan oluşan "Hassa Ordusu"nu öne sür¬ düler. "Hasankeyf" yapılıyordu. kültür ve bilime büyük önem vermiş. kanlı boğuşma yüzyıllara yayılıyor. P. ya da "hayran kalınan" anlamına gelen "Hüsne Keyf"liydi. çevresine döne¬ min bilginlerini toplamış. Islamiyetin iktidarını ele geçirince.Araplar. daha sonra TC tarafından de¬ ğiştiriliyor. "Selahaddin'in sağladığı imkanları. Nikitin'in deyimiyle Kürtler. Kürtlerle savaşta ye¬ tersiz kalınca. ihtiyar. ama Selçuklu akınları ve kanlı baskıları devam ediyordu. Ailesi. Revan- di. aynı Kürtler. "beğenilen". "ümmetçi kalıpların içinde" kalıyor¬ lardı. Ama bu yenilgi Arap-Kürt savaşlarının sonuncusu olmuyor. kendisi de islam alemine Sultan olduk¬ tan sonra. 10 ve 11. Nitekim. Yusuf Selahaddin'in kökleri. Türkçede. Vasıf adında¬ ki Selçuklu komutan daha da acımasızdı. Fakat. yaz aylarında ta Erivan ve Dovin yaylalarına kadar giden.. Kürder rahat bir nefes alıyordu. ^ . Kürdistan'ın en güçlü aşiretlerinden biri olan Hazbanilere mensuptu. varlıklı. Arapça deyimle Selahaddini Eyyubi) bütün Müslü¬ manların Sultanı olana kadar. bilim ve kültürel alanla tanınmış bir aile¬ den geliyordu. yüzyıllara sarkıyor. Ta ki. "Hınsı Keyf" diye de telaffuz edilen isim. Selçuklular acımasızhklanyla tanınıyorlardı. uluslaşma yolunda kullanmayı kaçınyor"lardı. Kürt Usıf e Selahaddin e Eyyub (Eyüb'ün oğlu Yusuf Selahaddin. kadın ayırımı yapmadan önüne çıkan Kürtleri kılıçtan geçi¬ rerek Isfahan. günümüzün deyimiyle bir tür "kiralık asker" niyetine kullanıyordu. Selahaddin. Revandi (Ravadi) aşiretindendi. Cebel ve Fars'ta yenilgiye uğrattı. Selçukluları "Hassa Ordusu". koyun sürüleriyle. bu gücü ulusal amaçlar için kullanamıyor.

Sultan Selahaddin'in komuta ettiği ordular karmaydı. Hakkari Kürtlerinden olan Ebul Hayca. Komutan Selahaddin. Selahaddin çok zeki. Eyyubi imparatorluğu Kürt değildi ama. Haçlı ordu¬ larını Suriye'den Filistin ve kutsal Kudüs'ten söküp atıyor. Kürtler açısından iktidarına baktığımızda. "Haçlı Seferleri" adını vermişti. "Haçla" kamufle etmişti. Kürt ve Selçuklulardan oluşuyordu. Kürtlerin de yer aldığı Arap ordularına komuta edi¬ yordu. Çok iyi bir öğrenim görmüştü. Richard'la olan ilişkileri. Haçlı komutanla¬ rı yenildikleri bu karizmatik lideri derin bir saygı ve hayranlıkla anıyorlardı. Savaş ortamına rağmen. bazı ayrıntıların eklenme¬ siyle film konusu oluyor. çok sayıda Kürt. siyasal boyutlu olan Ortadoğu hamlesini. "ümmetçiliğin evrensel" açılımı. Haçhlara karşı Akka kalesini savunmuş. Selahaddin de. aske¬ ri ve sivil organlarm üst düzeyinde görevler almıştı.Selahaddin'in amcası Şerkux (Dağ Aslanı). büyük bir askeri komutan. Selçukluların baskısına son verdiğini. Nitekim. Arap dünyasına hükümdar oldu. bütün değerlerin önünde duruyordu. Verimli toprakların ele geçirilmesini amaçlayan birleşik Avrupa ta¬ arruzlarına din örtüsünü çekmiş. tümüyle ekonomik. dönemin ön genel örgüsüne aykırıydı. Kavmiyet yerine din savaşlarının verildiği böyle bir atmosfer¬ de. onları esirgeyip koruduğunu. Selahaddin'in imparatorluğu Kürt devleti değildi. en seçkin ordusunu Kürtlerden oluşturmuştu. bu ordularla Mısır'a girip Kahire'yi başkent yapıyor. hakkında sayısız maka¬ le ve pek çok kitap yazıyorlardı. atak ve akıllıydı. ekonomik ve siyasal amaçlarını "din mihveri" etrafında birleştirmiş. Kürtlük bilincinin üste çıkması. Araplar¬ dan. kadim şehir Şam'ı ikinci merkez yapıyordu. 26 . babası Eyub ise Saddam Hüseyin'in de doğum yeri olan Tikrit'in valisiydi. "Aslan Yürekli Richard" diye bili¬ nen ingiltere Kralı Richard başta olmak üzere. da¬ ha sonra Kudüs valisi ve Eyyubi ordularının başkomutanı olmuştu. Selahaddin Tikrit'te doğdu. hak ve hukuk göze¬ ten tutumuyla islam dünyasının tartışmasız lideri oluyordu. batılı yazarlar. Avrupa da. 1169 yılında. Bu dönemde. Adaleti. ama "ulusal¬ cılığı" da yadsıdığını görüyoruz.

O dönemin Şirvan valileri de. aile köklerinden gelmek bir yana. Kurdistan Mirlikleri barış ve sükûna ka¬ vuşuyordu. Ahlat ve Şarezor eyaletlerinde taş üstünde taş bırakmıyorlardı. katliamları sıradan uğraş haline getiriyordu. emrinde çalışmış. Kürt savaşçılar. Eyyubilerle ilişkide bulunmuş. bunu bahane edip Kürdistan'a yöneliyor. Kürdistan'ın başkenti de Bahar'dan. 1219 yılında Harzemşah devletine saldınyor. onlara hizmet etmişlerin kökünden geldiğini söylemek bile Kürder için gurur¬ lanma payıydı. Tarihçilerin belirttiğine göre. 18. dağlara sığınarak katliamlardan kurtulmaya çalışıyor. Uzun savaşlardan sonra "saldırmazhk anlaşma¬ sı "yla uzlaşmaya varılıyor. Selçukluların Kürtler üzerindeki baskısı artıyordu. Fakat çok geçmeden. dedelerinin Eyyubilerin vezirleri so¬ yundan geldiğini söyleyerek kıvançlanıyordu. Kürder için bir onurlan¬ maydı. Cengiz ve komutanları yakıp yıkma¬ yı. Kürtler. valiye rağmen kaleyi teslim etmiyor. Yüzyıllar sonra bile. 1258 yı¬ lında Bağdat seferine çıkarken. Musa Anter'in yazdığına göre. Moğol Hanı Hulagü. yüzyıldaki Kilis valileri. Kirmenşah'ta kadiam yapıyor ve şehri talan ediyordu. 1231 yılında ele geçirdikleri Amed'te (Diyarbakır). dedelerinin Eyyubilere hizmet et¬ miş Mand'ın soyundan geldiğini söylemekle övünüyorlardı. Sultanabad'a taşınıyordu. Sultan Celaleddin kaçıp Kürdistan'a sığınıyordu. Selahaddini Eyyubi'den sonra. ufukta Moğollar görünüyordu. Hasankeyf'den Trabzon'a sürgün edilmiş aileden olan şair ve ressam Bedri Rah¬ mi Eyyuboğlu'nun babası. Rus tarihçi Lazarev'in aktardığına göre. Selahaddin'in soyundan geldikleri için "Eyuboğlu"nu soyadı olarak aldıklarını söylüyordu. Moğollar.Selahaddin ve Eyyub ailesinin adı. Kirmenşah'ın kaderi¬ ni yaşamamak için kaleden çıkıp teslim oluyordu. Günümüz dünyasında da Selahaddin'in soyundan olmak onurlanmaydı. Erbil valisi Taceddin. ve "dünyanın dörtte birinde eşi benzeri bulunmayan" diye anlattıklan Erbil kalesini terk etmiyor- 2-7 . Moğol.

Fakat Erbil kalesi. ordusunu yol boylarında "vur ve kaç" yöntemiyle hırpalıyorlardı. daha sonra Musul'daki komutanın işbirlikçiliğiyle. Mirlikler (Beylikler) Bizans.lardı. * s* Moğol mur'a istilalarında hazırlıklı büyük kayıplara uğrayan Timur'un Kürtler. sonra Cizre ve Mardin'e saldırıp bu şehirleri ele geçiriyor. "Şerefname" adındaki kitabında an¬ lattığına göre. ama bu arada Roma-Bizans topraklarında oluşan Osman¬ lı devletiyle yüz yüze geleceklerdi. Ti¬ karşı davranıyorlardı. ondan önce harekete geçiyor. Rus tarihçi Minorsky. 15. Timur'un 1400 yılında. Arap ve Acem¬ lerle barış içinde komşuluk ediyor. yüzyılda iç açıcı bir durumdaydı. Moğollar tarafından ele geçiriliyordu. saldırmasını beklemek yerine. Timur'la savaşın seyri değişiyordu. müca¬ deleyi zayıflatmıştı. bazı işbirlikçi Kürtlerin saf değiştirip. bağımsızlıklarını koru¬ yacak. Kürt ülkesinin Mirlikleri. yolunun üzerindeki Hakyari aşiretini. daha sonraki yıllarda Akkoyunlular ve Karakoyunlulara karşı da yurdarını savunup. Fakat. ordusuna büyük zarar veriyor. "Şerefname"ye göre. refah düzeyi yüksek bir hayat sürüyorlardı. mancınıklarını da yakı¬ yorlardı. Kürt tarihçi Şerefhan'ın. 28 . Moğol karargâhına baskın yapıyor. Hulagü. Savaşçılar. Timur'a biat etmiş. Bağdat'tan Azer¬ baycan'a dönüşü sırasında Kürderden ağır darbeler aldığını yazı¬ yordu. Suriye üzerine yürürken. gece kaleden çıkıp. Kürt Beylikleri. kendi halkına hançer çekmesi üzerine. Bidis valisi Hacı Şeref. toplu kırıma tabi tutuyor. ertesi yd (1259). fakat bir baş¬ ka Kürt şehri olan Musul'da beklenmedik bir direnişle durduru¬ luyordu. Ama bu Timur'a kesin zafer sağlamamıştı.

ayrı ayrı mezhebinin cazibesini öne sürüp Kürt¬ leri kazanmaya çalışıyordu. Bohti. Fakat. Şerefhan. Güçlü aşirederin ayağı üzerinde durup "Miriikler" (Beylik) ha¬ linde yaşayan Kürtler. karşılıklı düşmanlık nedeni ola¬ rak kullanıyorlardı. Sefaviler Pers iktidanm ele geçiriyor ve Birinci ismail olarak da bilinen Şah ismail 1501 tarihinde taç giyiyordu. 29 . en gözdesi ve güçlüsü Avdalan (Evdalan) hanedanıydı.Kürt Mirlikleri arasında. Mezheplerinin mensubiyetini. Behdinan. yerieştikleri top¬ raklara da. Günümüzün deyimiyle emperyalist ve birbirine diş biliyoHar- dı. Her biri. 1500'lü yıllann başında doğudaki komşulan Perslerie (Iran). Hayatta kalma şanslarını büyüme ve yayılmakta anyoriardı. Hasankeyf. Aynı dönemde. öteki aşiretleri savaş gücü bakı¬ mından Hakkari emiriiği. Osmanlılara "Romi". kendilerini Pers (Iran) ile Os¬ manlı imparatoriuklanmn dişlileri arasında buluyor. yüzyılda başlıyordu. Doğu Roma (Bizans) toprakları üzerinde kurulan Osmanlı devletine. Kürder ise iki devi de üstüne saldırtmamaya özen gösteren yansız bir politika izliyordu. "Romalıların ülkesi" anlamına gelen "Diyare Rome" diyor. batıda giderek yayılan Osmanlılar arasında baş gösteren çekişmenin sıkıntısını yaşıyorlardı. "Romalı" niyetine "Rom". Kürde¬ rin siyasal ve sosyal ilişkileri 15. Komşulan birer imparator¬ luktu. Egemenlik sınırlan İran Kürdistam'nın batı bölgelerini de içine alan. Ara topraklan Kurdistan. Afganistan göçmeni bir aşiret olan Osmanlı yönetimiyle. kısmen özgüriüklerini kaybe¬ diyorlardı. ikisi için de önemli stratejik ko¬ numdu. mezhep" görünüşlü çıkar savaşlannın ortasında kalıyor. zaiyata uğruyor. Kürtler. 16. Erbil. Evdalan'dan sonra. Bizans'la oluşturdukları iyi komşuluk ilişkilerini onlaria da sürdürmeye çalışıyorlardı. iki gücün farklı zoriamasıyla "din. So¬ ran ve ötekiler diye sıralıyordu. yüzyılda. bugünkü Güney Kürdistan'ın tümünü kapsıyordu.

Fakat Bohtan ile Çemişkezek'de zorlu bir direniş¬ le karşılaşıyor. Yavuz Selim Kürdistan'dan sonra. Cizre ve Bitlis valilerinin de bulunduğu on bir Kürt emiri. Kürt Mirlerini hoşnut tutan jesderde bulunu¬ yor. Hasankeyf valisi Melik Halid ile Bitlis Miri Şerefin adını öğ¬ renince. Fakat. ele geçirdiği topraklarda. Hazırlıksız yakalanan Kürt Mirleri. Kürdistan'ı işgal etmeye başlıyordu. 30 . Şah ismail. eğlence sofrasına davet ediyordu. Osmanlı sara¬ yı da boş durmuyor. kimi de çatışarak direnmeye çalışıyordu. Siirt'ten Cebakçur'a. 16. Şah ismail. tutuklattığı Hasankeyf valisi Melik Halid'i görkemli bir düğünle kız kardeşiyle evlendiriyordu. asla bir hükümdarın onu¬ runa yakışmayacak. bu arada yayılmak üzere. 1511 yılında Hoy'a gidip Pers Kralı Şah ismail'i ziyaret ediyorlardı. Şah ismail. Şah Ismal'in kurduğu akrabalık ilişkisi üzerine. Şah ismail. Pers ordularının karşısında bir varlık gösteremiyor. di¬ yalogu derinleştiriyordu. Pa¬ lu'dan Maraş'a kadar. hepsini serbest bırakıp.Şerefhan'ın yazdığına göre. batıya yönelip. Tuhaflık bununla da bitmiyor. Kurdistan Mirleri iki taraftan da gelebilecek tehlikeye karşı ha¬ zırlık yapıyor. Tutuklu Mirlere. Amediye Emiri. "ziyaret için kimin öncülük ettiğini" soru¬ yor. iyi dileklerini bildirmek üzere. Osmanlı Hanedanlığının başında. bütün Kürt illerine kendi adamlarını vali olarak atıyordu. yüzyıldan itibaren merkeziliğe yöneli¬ yordu. yerli yersiz zamanlarda armağanlar göndermeye başlıyor. bütün Kürdistan'ın emir ve valileri tarafından ka¬ bul edilen önder haline geliyordu. Şerefname'de belirtildiğine göre. "Korkunç" laka¬ bıyla da anılan Yavuz Selim bulunuyordu. aralarında Hasankeyf. Kürtleri yanına çekme entrikasıyla. * Bu sırada. Kurdistan 16. kimi yan tes¬ lim halde yanına geçiyor. Pers-Kürt savaşı birkaç yıl sürüyordu. tuhaf bir davranışta bulunuyor ve konukla¬ rının tümünü tutuklatıp sorguya çekiyordu. sıranın kendi egemenliğine geleceğini düşünerek. yüzyılın başlannda Kürdistan'ın tek merkezden yönetilmesi kısmen de olsa başanlıyor.

Kurdistan tarihinin bir "mi- ladı"ydı. kollan budanmıştı. Ulusal birliklerini pekiştirmek yerine. Ya¬ vuz Selim taraflnda öldürülecekti. Yavuz Selim'in yanında yer aldılar.Perslere savaş ilan ediyor ve iki ordu. tahtı ve hazinesini savaş ala¬ nında bırakıp kaçmıştı. Şah ismail ile Yavuz Selim arasındaki çekişmeden yararianmayı bilemediler.. bir çarpışmada kolunu kaybedince Şah ismail ona som altından takma kol yap¬ tırmış. Hınıs eyaletleri¬ nin yönetimini de kendisine bağışlamıştı. "düşmanımın düşmanı. Kürt Mirlerinin Osmanlı ve Perslere karşı saptanmış ortak bir politikaları yoktu. söz dinlemez hale gelmiş. sonunda başının belası olacak. Şah ismail. haremini. Çaldıran'da. iki imparatorun çatışmasından yararlanacaklanna. F. Tarihçilere göre. V. bununla da kalmayarak Yavuz Selim'in yanına geçmiş. Kimileri ise şaşkınlık içinde her gün karar değiştiriyordu. zemine oturamayan karar¬ sızlığı. Perslere karşı savaşmıştı. 23 Ağustos 1514 tarihin¬ de. sonra da ayakları. bunlar¬ dan biriydi. Saldırganlığı nedeniyle Şah ismail'e tepkili olan pek çok Kürt Miri. bölü¬ nerek tampon olmuş. Minorsky'nin deyimiyle Kürtler. savaşın dönüş yolunda. Fakat. dostumdur" düşüncesiyle. aynca Muş'un bir bölümüyle Malazgirt. Bu yüzden birbi¬ rine kılıç çekecek hale geldiler. adına para bastır¬ mış. bu sayede kolay bir za¬ fer kazandılar. Perslerin yanında yer alan Halit Bey. Van Gölünün kuzeydoğusundaki Çaldıran vadisinde karşıla¬ şıyordu. Çaldıran Savaşı. Halit Bey. 31 .. Bu nedenle büyük çoğunluk Yavuz Selim'in yanında yer alsa da Şah ismail'i destekleyenler de vardı. Şah'm himayesini kendi gücü sanmış. bir süre sonra. Tarihçilere göre Kurdistan yöneticileri. ikiye bölündüler. Osmanlılar. Mirlerden her biri kendi doğrulanm uygulu¬ yordu. Sultanlığını ilan edip. Başka bir deyişle Kürdistan'ın Osmanlı ile Iran arasın¬ da bölüşülmesinin başlangıcı. Tutarsız biri olan Pazuki aşiretinin önderi Halit Bey.

ilk Osmanlı sultanlarının tarihi¬ ni anlatan. Betlisi'nin Kürdistan'ı pazarla¬ ma konusundaki çabalan uzun uzun anlatılıyor.. Tarihçi Muhammed Amin Zeki. Kürt vali ve Mirleri yanına çekmek için kimilerine baskı. Kürtlerin bağımsız ve özgür kalacaklarına ilişkin maddeyi o koydu. Şah ismail'e karşı Yavuz Selim'in yanında yer alması kulislerini o yürüttü. Osman¬ lılarla Kürt Mirleri arasındaki anlaşmalara. Kürtlere karşı diplo¬ masi ayağını yürüten Yavuz'un kadim hizmetkârı Betlisi. yanlarını tuttuğunu yazıyor. kimileri¬ ne karşı da yoğun bir diplomasi yürütmüştü. Korkunç Yavuz. bu sü¬ reçte tarih sahnesinde beliriyor. durumdan görev çıkararak. Bitlish bir Kürt'tü. tarihçiler genel bir kabulle Idris'i. Kürtlerin kaderini satan kişi olarak nitelendiriyorlar. 1989 yılında yayınlanan Solakzade Tarihi adındaki kitapta. I. Idris. Idris Hakim de diyorlardı.. Ama. "Heşt Beheşt" adındaki kitabını. biliniyordu. sonra Osmanlı sul¬ tanları Yıldırım Beyazıt ve Yavuz Selim'e aynı hizmederi vermişti. rolünü oynayıp hizmet veriyordu. Edrise Betlise (Bitlisli Idris) idi. Diplomatik manevralarının kandırmacalarmda bu yanını sıkça kullanıyor.Rus tarihçi E. Ki¬ mi çevrelerde "Sofi" (bütün saflığı. O. Bu amaçlarla düzenlenen ikili gö¬ rüşmelere "yansız kişi" ve hakem olarak katıldı. Hayatını ise bölge sultanlarına hizmede kazanıyordu. temizliğiyle kendini dine ada¬ mış kişi) diye tanınıyor. hey¬ beler dolusu altın karşılığında. Vasilyeva'nın yazdığına göre. Önce Akkoyunlu Sultanı Yakup Bey'e katiplik yapmış. 32 . her şeye rağmen. Melle'ydi. Kürt beyliklerini Osman¬ lıya bağlayan. Kürt Mirleri çoğunluğunun. Kürt¬ lerin Osmanlıya askeri destek vermesini öngören maddeyi de. çok iyi bir eğitimden geçmişti. TC Kültür Bakanlığı tarafından. Evliya Çelebi'nin Seyahatname' sinde yazdığına göre. Buna karşılık. avını dinsel pusu¬ larda yakalıyordu. Kürtler arasındaki adı. Farsçayı da çok iyi bilen Idris. Din adamı. Farsça şiir diliyle yaz¬ mıştı. ikili görüş¬ melerde Kürderi gözettiğini.

cömerdiğinin nişa¬ nesi olarak da. Osmanlı Sultanı. övgüler dizi¬ yor. kafile¬ ler halinde karargâhına gidiyorlardı. Savran." Fakat bazı Kürt beyleri anlaşmaya yanaşmak istemiyordu. Çaldıran dönüşünde. Sultan onu armağanlarla ödüllendi¬ riyor. Bir yandan da geri kalan Kürt beylerini ikna etmesi için Betlisi'yi kullanıyordu. Mirieri tehdit ediyor. Mektupta. tampon bölge yapmaya karar veriyordu. Solakzade sonrasını şöyle anlatıyor: "İdrisi Bedisi. bu süreçte tasfiye ediyor. Kürt beyleri. Şah'la giriştiği savaşta yaptıklan katkıdan ötürü şükranlanm sunan Sultan. Yavuz Selim'in. Tadı dille Ermi. kendilerini kabul edip ağıriamak istedi¬ ğini. Sason. Yardım etmeye yanaşmayan ya da Şah ismail'den yana olan Mirleri. Bedisi'yi kullanarak. Sultan'm "nazik" davetine icabet ediyor. toplam 25 ilin ünlü komutanlannm gönlünü Padişahtan yana çevirmeyi başardı. savaş alanından sağ kurtulmayı başaran Şah'ın intikam seferierinden korunmak için Kürdistan'ı. o arada. Bidis. İmadiye ve Hasankeyf beyleri dahil. 1514 yılında Iran seferine çıkar¬ ken. Bedisi görevi kabul edince. "lütfedip davete icabet ettikleri takdirde mudu olacağını" bil¬ diriyordu. Diyarbakır ve Mardin Mirleri işbiriiğine "hayır" demekte direniyorlardı. atının terkisindeki heybeyi altınla dolduruyordu. pek çok Kürt Mirinin gücünü yedeği¬ ne aldığını. Solakzade tarihine göre Bedisi.Solakzade. bağlılığını bildiriyordu. halkı kılıçtan geçiriyordu. Aşti. Yavuz ve Bedisi Kürt beylerini "onuriandırma" yoluyla avla¬ maya karar veriyor ve ortak imzayla birer davet mektubu yazı¬ yorlardı. Osmanlıya itaate almakla gö¬ revlendiriyordu. Ör¬ neğin. Betlisi. sonuç alamayınca bizzat başında bulunduğu Osmanlı ordularıyla taar- 33 . Kurdistan beylerini. bu sayede savaşı kazandığını yazıyor. başanlanna "duacı" olmak amacıyla Yavuz Selim'i Tebriz yolunda karşılıyor. görevi dolayısıyla bu işin gerçekleşmesi için bü¬ yük çaba harcadı.

Osmanlı ordusunun kılıcıyla tasfiye ediyor. Osmanlı'dan çok ingiltere. ama iç işlerinde ba¬ ğımsız. Eylül 1515 tarihinde ele geçiriliyordu. bağımsızlaşma yolunda isyanlar süre¬ cine giriliyordu. Batı Asya halkları ve Kurdistan da etkilenme alanındaydı. özgür ve özerk kalıyorlardı. güçten düşüp tükenmiş olan imparatorluk var olanı korumak. Diyarbakır olayından sonra "ikna edici" olarak Kürt beylerini tek tek dolaşıyor. hizmet¬ lerinin karşılığında da heybelerini altınla doldurmaya devam edi¬ yordu.ruza geçiyordu. dünyanın sarsılarak değiştiği dönemdi. Kurdistan Mirleri. Osmanlıların müdahalesi başlayınca. Idris. Kabuğun altındaki halklar ho¬ murdanarak uyanıyor. Halkların ulusal bilincini ateşleyen Fransız ihtilalinin etkileri. Osmanlı'ya yardım konusunda teslim olmayanları. savaşlarda Osmanlı'nın yanında yer alıp yardım ediyor. 1800'de. Batıdaki komşusu ve dolaylı olarak bağlı bulunduğu Osman¬ lı imparatorluğu Fransız ihtilalinin getirdiği aydınlanmadan da¬ ha farklı biçimde etkileniyordu. tümüyle kopma. "idrisi Betlisi'ye gerçek ayarh bin florin irsal eyledi" diye yazıyor. içten içe çürümüş. ev¬ rensel devinimlerle yayılıyordu. Osmanlı'yı himayeye alarak bölgedeki değerlere sahip olma savaşlarına daha sonra Almanya ve Avusturya da katılmıştı. Rusya ise himayedeki topraklardan pay kapma savaşındaydı. "Hasta adam" adı verilmiş Osmanlı Devleri. bağımsızlaşma atılımları yapıyordu. imzalanan anlaşma gereğince. ayakta kalmak derdiyle Fransa ve İngilte¬ re'nin himayesine girmişti. batının büyük dev¬ letleri tarafindan içten paylaşılmıştı. bu emeğinin Sultan tarafından ödüllendirilmesini. Fransa. Almanya 34 . O nedenle Kürt bağımsızlık ve özgürlük hare¬ ketleri her defasında. Diyarbakır kalesi muhasara altına alınıyor. 18 ve 19. Kürdistan'ın bağımsızlaşıp kop¬ ması zararlarınaydı. uzun bir direnişten sonra. Solakzade. yüzyıllar. 1800'lere kadar Kürdistan'ın özerkliğine el uzatılmıyordu.

kendi topraklarına katmaktı. Öte yandan. düşmanlarının körüklediği din ve mezhep ayrılıklannı kavga nedeni yapıyorlardı. çıkariarının zedelenmesi. Soran ve Babanların bulunduğu Güney Kürdistan'da doğdu. daha derinleri ele geçirmeye çalışmış. Kürt isyanın¬ dan yirmi yıl sonra baş gösterdi. kardeş kardeşin yenilgisinde mutluluk arıyor. Kür¬ distan'ın bağımsızlığı söz konusu olduğunda. Yunanis¬ tan.. onu himaye altına alan Rusya ile. 19. Rusya'nın ko¬ parmayı tasarladığı payı küçültüyordu.ve Rusya'yı karşısında buluyor. Behdinan. Ulusal kurtuluş hareketleri sırasında. onlarla savaşmak zorunda kalıyor¬ du. bir yandan da işine yarayacak biçimde tahrip etmişti. 1800'ün başındaki ilk Kürt bağımsızlık hareketi. çekemezliklerin yarattığı iç bölünmeler ve kardeş kavgaları yüzünden Kürtler birlikteliklerini kuramıyorlardı. ötekilerden farklı olarak bölge devletiydi. Kürtler onlardan farklı şartların kurbanıydı. bir bakıma öteki halklara öncülük etmişlerdi. her defasında. Kürtler. en azından azalması demekti. sık sık Kuzey Kürdis¬ tan'a girmiş. zayıf düşeni saf dışı ettikten sonra diğerine yöneliyordu. bağımsız Kurdistan. Rusya. Osmanlı'nın işine geliyor. Kürt¬ lerin karşısında. Kürtlerden çok sonra isyan edeceklerdi. doğrudan iliş¬ kiliydi. Kürdistan'ın bağımsızlaşması.. bey ve aşiret reisleri birbiriyle üs¬ tünlük kavgasındaydı. Sırp. Bulgar. Arnavut ve Araplar. doğrudan ya da Iran üzerinden müdahil oluyor. onu arkadan vuruyordu. yüzyıl boyunca Osman¬ lı'yla kesintisiz sürdürdüğü savaşlar boyunca. Doğuda ise iran'ın kişiliğinde. Osmanlı ile savaş halinde olmasına rağmen. Bulgaristan ve Sırbistan'a destek veren sınır ötesi batı. şeyh. Bu olumsuzluklar. En azın¬ dan. 35 . Amacı salt değerleri sömürmek değil. bastır¬ mada rol oynuyordu. Fakat. ilhak etmek. Osmanlı adına birer engeldi. Osmanlı egemenliğine karşı isyanda. düşmanının yanında yer alıyor. Mora ve Girit isyanlan. Mirler. Çünkü. bütün olarak parçala¬ rını koparıp el koymak.

merkezi Süleymaniye olan Baban Mirliğinin başına geçince. Bölgeye yerleşip Osmanlı devletini vesayeti altına almış olan ingiltere. Küçük Süleyman Paşa komutasın¬ da küçük bir orduyla saldırıya geçti. bağımsızlığını da ilan edip kendi adına para çıkardı. işgalci Osmanlıları kovduktan sonra. 1800'lerin başında egemenliğini Iran içlerine kadar götürüyordu. Abdurrahman Paşa girişimi. Abdurrahman Paşa'nm üstüne büyük güç gönderecek durumda değildi. Mardin ve Diyarbakır'da¬ ki Osmanlı egemenliğine son verdi. Yerine kendi adını koydu. Mir Muhammed. 36 . Fakat. Rusya'ya. Osmanlı'ya karşı bağımsızlıkçı siyaseti izlemeye başlamış. o sırada. Abdurrahman Paşa'nm isyancı mirasını Behdinan ve Soran Mirleri omuzluyor. onları ötekiler izliyordu. Soran Miri Muhammed. Ayaklanmalar birbirini doğuruyor. Merkezi Mardin'de bulunan Milli (Milli) Mirliği ayrı bir etkinlikteydi. Abdurrahman Paşa Erbil'i ele geçirip Kerkük'e dayandı. İran ve batıya giden yolları kontrol ettiği için ay¬ rıca stratejik öneme sahipti. Osmanlılar Rusya ile savaş halindeydi. 1833 yılında da. 1813 yılında Revanduz sancağına bağlı Soran Emirliği Kur¬ distan hareketinin merkezlerinden biri haline geldi. Abdurrahman Paşa isyanı bir son değil. şehir ve doğa yangınları Kürdistan'ı ayağa kaldırıyor. Merkezi Cizre olan Bothan Mirliği kendi bölgesinin egeme¬ niydi. Hakkari Mirliği. Yine 1800'lerin başında. Osmanlı ordusu bozguna uğradı. Osmanlı'nın yanında doğ¬ rudan müdahale ediyor ve Abdurrahman Paşa yönetimini yıkıyor¬ lardı. Osmanlı'nın yaptığı insan kı¬ rımı. başlangıçtı. dört bir yanda isyan ateşleri yanıyordu.Abdurrahman Paşa. bu amaçla öteki Kürt önderleriyle itti¬ faklar kurmuştu. olayı kendi sorunu sayıyordu. bir bakıma dış koşulların da el¬ verişli olduğu bir zamana rasdamışri. Cuma hutbelerinden Os¬ manlı Sultanının adını çıkardı. 1803 yılında.

Kürleri birleştirmişti. hem de kuzeyden genel saldırıya geçti. bunun üzerine saldırıdan vazgeçip. Duhok ve Akra Osmanlılann eline geçiyordu. Paşaya istedi¬ ği zaferi getirmiyordu. iki kol halinde ilerlemeye başladı. savunmasız sivil Kürtleri kı¬ lıçtan geçiriyor. Karargâhına kapa¬ nıp. Reşit Paşa. Güney Kürdistan'ın isyancı aşireti Babanlar üzerinde soykırım denedi. Kürder bileniyor. Paşa. Osmanlıların ilerlemesi imkansız hale geldi. yoluna çıkan silahsız. gerilla taktikleriyle Osmanlı ordusuna darbeler indiriyor¬ lardı. hareket etme yeteneğini kaybetmişti. Zulüm. kasaba ve şehirleri yakıyor. bazı Kürt beyleriyle ilişki kuruyor. Bitlis Ermenileri ve Yezidiler de Kürtler¬ le direnişe kanlınca. daha bir öflceyle di¬ reniyor.Osmanlı Sultanı ikinci Mahmut. Fakat genç yaşlı ayırımı yapılmayan sivil kırım. Soran bölgesinde büyük kayıplar vermesine rağmen Zaho. Merkez güce komuta eden Reşit Paşa. elindekileri korumak amacıyla savunma haline geçti. Reşit Paşa ordusuna büyük kayıplar verdiriyorlardı. 1834 baharında. Mir Muhammed'e ulaşmak ve karargâhını ele geçirmekti. yıkıyordu. bundan sonra entrikacılığı seçiyor. Paşanın zulmü arttıkça. Paşa. 1833 yılında ordularına Kürdistan'ı "tepeleme" ve "fethetme" emrini verdi. Dört yandan kuşatılan Mir Muhammed. Sivil katliamlar yaptı. 40 bin kişilik bir orduyla Sivas ve Malatya'dan. nihai savaşa hazırla- 37 . Aşiretler ilk kez ulusal ruhla or¬ taya çıkıp. Çok hırslı ve Kürtlere kinli olan Reşit Paşa'nm nihai hede¬ fi. ingiliz takviyeli Reşit Paşa'nm orduları. Botan Miri Bedirhan Bey'in başşehri Ciz¬ re'yi yerie bir ediyor. Sultan'm orduları iki ayrı koldan Kürdistan'a saldırmaya başla¬ dı. örgütlenerek direniyor. iki sene takviye birliklerinin gelmesini bekledi. 1836 yılında. onlan satın alıyor¬ du. Semih Paşa komutasındaki ordu Trabzon ve Erzincan yoluyla Van'a yöneldi. He¬ define giderken. Reşit Paşa. köyleri. Irak ve Suriye'deki or- dulannın da desteğiyle hem güneyden. ingiliz ajanlan- nı kullanıp. bundan sonra ileriemeye başlıyordu. Reşit Paşa'nm ordusu çakılıp kalmış. iki yıl sonra.

Yolda öldürüldü. Osmanlıları tanımlayan "Bexte Rome tuneye". bu konuda şunları yazıyor: "Revanduz'un düşüşü. Mir. Güz aylarında. Kış başlayınca saldırılar durdu. 1837 yılında koleradan öldü. dolayısıyla ona kılıç çekmenin günah sa¬ yılacağını söylüyor ve görüşlerini yayıyordu. Sincar Yezidilerin! acımasızca kırdı. dönüş izni bir tuzaktı. Kürtlerin. Mir Muhammed'e veri¬ len söz tutulmuyor. ülkesine dönmesine izin verdiler. (Osmanlı'nın onur sözü yoktur) sözünün tekerrürü de yaşanıyor¬ du. cezalandırma saldırıları kuzeye yöneldi. halka dokunulmayacağı sözüne karşılık teslim oldu. Hafız Paşa. Kürtler umutsuzca dire¬ niyorlardı. en az onun kadar acımasız olan Hafız Paşa geçti. Rus tarihçi M. direnen herkesi öldürüyorlar¬ dı. "tedip ve tenkil" (kırım) yapılıyordu. Osmanlılar saldırı üstüne saldırı yaparak kaleleri. tüttüğü 'tedip ve tenkile' son vermedi.mrken. Revanduz yolunu tutan aşireder. Reşit Paşa. Kürt ha¬ reketinin karşısına "ümmetçilik" unsuru dikilivermişti. Osmanlı Sultanı'nın Ha¬ life (Peygamber vekili). Mir yö¬ netiminin etkin isimlerinden Melle Hadi. Ona saygılı davrandılar. direnme noktalarını ele geçiriyor. Osmanlı ordu¬ suna geçit veriyorlardı. saf değiştiriyor." 38 . Mir Muhammed yalnız kalmıştı. beklenmedik bir olayla daha karşılaştı. istanbul'a götürdüler. Sivil halka dokunulmayacağına dair. Yerine. S. Melle Hadi'nin fetvası savaşçıların elini kolunu bağlamışken.. Revanduz kalesi 1836 Ağus¬ tosunda kuşatıldı. Lazarev. Hadi. Fakat. Osmanlılara koşulsuz ita¬ at etmeyen ve direnen herkesin acımasızca öldürülmesi devam etti. Ama Avrupalı danışmanlar (Avusturyalı Feld Mare¬ şal Helmut von Moltke de bunlar arasındaydı) tarafından eğitil¬ miş ve güçlü topçu desteğiyle donanlmış orduya karşı fazla di¬ renemediler. Osmanlı ordusunun Kürdistan'da yü. Bu kez. 1837 yılında bağımsızlıklarını korumaya çalışan Botan Kürtlerine karşı saldı¬ rıya geçti. aldığı yüklü altın kese¬ lerini "dini fetva"ya çeviriyordu. Bir süre sonra.

Osmanlı'nın bu taktiğinin sonuçlannı şöyle anlatıyordu: "Yönetimin tümüyle rüşvete bulanması. feodal anarşinin ortadan kaldınlıp. yağma. Güney Kürdistan'la sınırlı kalmadı. Filistin ve Lübnan üzerinde hak iddia ederek Osmanlı Imparatorluğu'nu tehdit eden ileriemesi üzerine. Türk si¬ vil ve askeri yönetiminin günlük rutin işleri haline gelmişti. il¬ gi üzerine.» * Osmanlı ordusunun insan kırımı. Lazarev. Osmanlı'nın giriştiği soykırımı şöyle yazıyor: "Cezacılar (Osmanlılar) inanılmaz bir vahşet sergiledi. Suriye. öteki Toroslara olmak üzere iki koldan kuzeye karşı saldırıya geçtiler. Sultan ikinci Mahmut. Rus tarihçi Lazarev. Paşa'nm ordusu ise 1839 yı¬ lında Mısıriılar tarafindan darmadağın ediliyordu. Muş ve Hazro yörelerinde. Ertesi yıl bahada biriikte. Van Gölünün batı ve kuzeybatısı ateş içinde kalıyordu. onlara "iyilik" için "medenileştirme" hamlesine geçiyordu. dünya me¬ selelerinden biri haline gelmiş. Böylece Kürt¬ lere karşı kazanılan zafer sıfira iniyordu. Fakat. daha sonra cumhuriyetçilerin de tek¬ rarladığı "ıslahat" pohtikasına yöneliyordu. asayişin sağlaması adıyla devlet terörünü dağlara yayıyordu. keyfilik. zoria el koyma. Avrupa da ilgilenmeye başlamıştı. 1840'a doğru kendi coğrafyasını aşmış. Malat¬ ya yöresi Mirlerinden Said Bey. rüşvetle satın alınır hale gelmesi bir yana. Hafiz Paşa'yı Kürdistan'dan çekiyordu." Mısır Paşası Mehmed Ali Paşa'nm (Kavaklı) Mısır. Osmanlı yönetimi. Kürderie Ermenileri arada kadederek ileriiyor. Ne ka¬ dınlar. İstanbul yönetimi. yaralannı sarmaya başlıyor. Hafiz Paşa komutasındaki Osmanlı ordusu. ne de çocuklar bağışlandı. Kürt sorunu. Osmanlı ordusuna büyük kayıp¬ lar verdiriyordu. Do- 39 . Kurdistan yeniden nefeslenip. biri Akçadağ. Av¬ rupa'ya karşı kendini "medeni" Kürdistan'ı da "geri" gösteriyor. "Kür¬ distan'ın uygariaştmlması".

itti¬ faka daha sonra Doğu Kürdistan'ın (Iran) Erdelan valisini katmayı da başarıyordu. bu arada Süryanileri kullanıp çatışmalar çıkarmak Kürdistan'a doluştular. istanbul yönetimi ise ekonomik olarak Kürdistan'a savaş aça¬ cak durumda değildi. Süryani köylerine saldırılara başladı. Mukus Mirleriyle ittifak kuruyor. Kürtleri değil sizi destekli¬ yor" diye kışkırtmaya başladılar. yerinden yurdundan edil¬ miş Kürtlerin hayatı düzeltiliyor. Süryanileri. "Hıristiyan dünya. yeni terör ve talana isyan ediyor. bütün çabalara rağ¬ men Dersim dışarda kalıyor. toplar. Kürdistan'ın bağımsızlığı yalnız Sultanlığı değil. 1843 yılında. Bu arada Kürtlerle iç içe yaşayan Hırisriyanlarla da (Ermeni ve Süryani) ilişkiler kuruluyor. ingiliz ve Rus yönetimine 40 ." Merkezi Cizre'de bulunan Botan Mirliğinin önderi Bedirhan Bey. üzere kışkırtıcı ajan ordularıyla ingilizler hesabına çalışan Amerikalı misyonerler de iş başın¬ daydı. Osmanlı. Kürtlere karşı ayaklanmaları için yardım sundular. genel ittifaka katılmıyordu. Yumurta çadamış. Özellikle Bağdat'taki Mehmed Paşa. Kürdistan'da genel seferberlik başlamıştı. evinin üstündeki direğe ingiliz bayrağı çekince olaylar patlak verdi. Kürtleri birbirine karşı kışkırtmak. tüfekler üretiliyordu. Bedirhan Bey'in binbir çabayla oluşturduğu ittifak bozulmuştu. halka yap¬ tığı hayvanca muameleyle ün kazandı. Hizan. Ama. ingi¬ lizler. Süryaniler. Kars. Van Gölünde gemi ulaşımı başlıyordu. Kürtler. himayenin doku¬ nulmazlığını göstermek amacıyla.ğu Anadolu ve İrak'taki Kürt halkına daha büyük baskı ve terör uygulanıyordu. Aralarında provokatörlerin de bulunduğu kimi Kürt din adamları Hıristiyan karşıtı propa¬ gandaya. Yardım için ingilizlere sığınmışlardı. fakat. Kürdistan'ın genel ayaklanması için Muş. Bu arada Be¬ dirhan Bey adına Kürt parası basılıyor. Süryanilerin dini lideri Mar Şamun. kışkırt¬ malardan fazlasıyla etkilenmişti. Osmanlı'nın güçsüzlüğünden yararlanarak yeni ekonomik ve politik kazanım¬ lar elde etmiş Fransa ile ingiltere'yi de rahatsız ediyordu. Gençler silah altına alınıp eğitiliyor. vergi ada¬ leti sağlanıyor. Hakkari. ticaret genişletiliyor. yeniden aktif protesto biçimlerine döndüler.

Kürdere karşı Osmanlı'yı koruyor.. adeta öflcesini halktan çıkanyordu. Osmanlı saldırılanm püskürtmeye çalışırken. bağımsız Kurdistan fikrinin öteki iki önemli önderi Nurullah Bey ve Han Mahmut'a saldırıyordu. ingiltere. Girit adasına sü¬ rüldü. savunmasız halka yapılan zulmün şidde¬ ti her gün artıyordu. "Tedip ve tenkil" kural tanımıyor. Osmanlı orduları 1847 yılının baharında. Kürtlerin "dm kar¬ deşi" olduğunu hatırlıyor ve Kürdistan'dan asker toplatdması için seferberlik başlatıyordu. Bedirhan Bey. öte yandan. Sonra. Osman Paşa'nm komutasında. Ölümünden sonra yerine atanan Gözlüklü Re¬ şit Paşa da onu aratmıyordu. yeğeni Yezdişer. Eruh kalesine çekilen Bedirhan Bey. Bedirhan Bey. Oradan Halep'e. 1849 yılında bütün Kürdistan'ı saran kolera salgını oldu.. Bedirhan Bey. Nurullah Bey iki yıl daha direnip sa¬ vaştığı için Osman Paşa. "ki¬ ralık asker" niyetine. arkadan ku¬ şatılmasını sağlıyordu. Kürdistan'da birkaç koldan ilerleyerek. Bedirhan Bey. Zorla götürülenler. 41 .ayrı ayn başvurup yardım istediler. Kürder buna rağmen direniyorlardı. ordudan firar ediyordu. 1868 yılında öldü. uzun bir direnişten sonra 20 Temmuz 1847 günü teslim olmak zorun¬ da kalıyordu. Sıpki ve Hayderan aşiret¬ leri de bir süre sonra cepheden çekiliyordu. vaadlere kanıp cepheden çekiliyor. * Bedirhan Bey tutsak düşmüş ama Han Mahmut ve Nurullah beyler henüz yenilmemişlerdi. istanbul'a götürüldü. savaşa hazırlanırken. ingiltere ve Fransa Osmanlı'yı kışkırtıp Kırım Savaşını başlatmışti- Osmanlı yönetimi. Fakat. arayıp da bulama¬ dığı bir firsattı bu. Osmanlı'nın. askerliğe çağnlan gençler dağ¬ lara saklanıyordu. rakipleri Rusya ile çarpıştırıyordu. güleryüzlü bütün çabalara rağmen Kürtler destek vermiyor. Direnişi kıran faktör. Tehditle Osmanlı safina katılan Zilan.

Ruslardan yardım istediler. askeri güç olarak da yetersiz kalıyor¬ lardı. Ayaklanma şaşırtıcı bi¬ çimde büyüdü. hapse konuyordu. uğradığı "ihanete" isyanla karşılık ver¬ me hazıriığına girişmişti. 42- . 1855 yılında Kürdistan'ın tamamına yakın bölge¬ lerine yayıldı. 1854 yılında Osmanlı'ya öldürücü darbeler vuruyordu. Yezdişer olayından sonra. hayal kınklığı içinde istan¬ bul'dan ülkesine dönmüş. üstüne yürüyordu. Yezdişer. Kürder. Öndersiz kalan Kürderin özgüriük koşusu bir kez daha kesiliyordu. onu Kürdistan'a genel vali yapmamıştı. s- Fakat bu da "son isyan" olmuyordu. Kürtleri yanına çekme çabasındaydı. bölge Rumlan da Kürderin yanında yer aldılar. 1854 yılında ayaklanma başlattı. Yalnız. tam "sin¬ dirdik" diye sevindikleri anda. Dersim'i Kürdistan'ın bir parçası olarak değil. yeni bir insanın ateşi alevleniyordu. Dost¬ ça yaklaşıyor. küçük gruplann direniş ve çatışma- larıyla isyan bütün Kürdistan'da sürüyordu. Kars yöresinin önemli Kürt önderlerinden Kasım Han. Botan Beyi Yezdişer'i. Ruslardan aldığı yan destekle ayaklanı¬ yor. Kimi tarihçilerin saf ve dengesiz diye niteledikleri Yezdişer. fark gözet¬ miyor. Fakat silah kıtlığı çekiyor. yoluna tuzak kurmuşlardı. Osmanh yönetimi. Ama beklediklerini alamadılar. Yezdişer. bir başka köşede. ingilizler aracılığıyla "banş gö¬ rüşmeleri" isteğinde bulunuyordu. görüşmeye gi¬ derken tutuklanıp istanbul'a götürülüyor.Öte yandan Ruslar. Yezidi Kürderinin yanı sıra Ermeniler. yardımda bulunuyordu. Osmanlılann. amcası Bedirhan Paşa'ya ihanet etmesi için ikna eden Osmanlı verdiği sözde durmamış. güney¬ den yayılarak Erzurum ve Van üzerine yürüdüler. "ayn bir ada" olarak gören Dersimliler sessiz kalıyordu. Oysa ingilizler. "barış görüşmesini" kabul ediyordu. Ama Osmanlı yönetimi. bu aşamada. Süryaniler. Kürdistan'da yeni ittifaklar kurduktan sonra.

Semih Paşa'nm planı tutmuyor. DersimHIer oyunu seziyor ve yol yapımında çalışmayı reddediyorlardı. Ermeniler de Dersimlilere yardım edince. kaynaşmalar başla¬ mıştı. Rusya. Osmanlı-Iran sı¬ nın 1869 yılında yeniden belirleniyor. "devletin bir iyiliği" olarak vergiden mu¬ af olduklannı açıkladı. ama şehrin İran'a ia¬ desi için Osmanlı'ya baskı yapıyordu. kaybı düşünü¬ len taraf Kürtler oluyor"du. Ne var ki. Rus yazar N. "ingilizlerin amacı. Menyukov'un deyimiyle "sınır çizilirken. bir ingiliz binbaşısının komuta¬ sındaki ordusuyla saldırıya geçiyor. "sarp köylere medeniyet götürecek yol yapımında çalışmalarını" istiyordu. güler yüzle yaklaşmaya başladı. Rus yazar M. 43 . işbirli¬ ği yapan bazı ağaları tecrit ediyordu. * * Iran yanlısı Rusya'nın Sultana dayatmasıyla. son anda yeni sınıra karşı çıkıyor. Çaresiz kalan Semih Paşa. Kürtlerin devre dışı bırakılmasını. insanla¬ rıyla birlikte yok edilmesi gereken köylere ulaşım zordu. şehri zapt ediyordu. Osmanlılar. Ama Dersim dağlık bölgeydi. A. Halk. Osmanlı devleti. Osmanlı ordusu sonuç alamadan geri çekiÜyordu. 1877 yılında. 1875'te öldürülüyordu. "iyiliklerine iyilikle karşılık vermeyen" Dersim'e. en az başvurulan. Kür¬ distan'da yeni huzursuzluklara neden olmuş. Tujik ve Hut dağlarında çetin savaşlar oluyordu. 1870'lerde Dersim'in "tedip ve tenkili" ile görevlendirildi. Halfin. I. bunlardan Gulabi Ağa. stratejik önemi olan Kontur şehri İran'a veriliyordu. Kürt topraklarını bölmekti" diye açıklıyor¬ du. Sınır düzenlemesi adıyla Kürt topraklarının bölünmesi. bu arada Kürt topraklan bir kez daha bölünüp. Zaten vergi ödemeyen Dersimlilere.Erzurum valisi Semih Paşa. Kürderin kaybını dikkate almıyor. 4 bin kişilik bir orduyla saldırıyor. Ama bu "iyiliğe" karşılık. Kontur'u ele geçirmek amacıyla.

Bidis ve Van bölgelerinde aynı anda isyan patlak verdi. Kürtlere şirin görünmek ve desteklerini kazanmak amacıyla. alevlendi¬ riyordu. Kendini Osmanlıların efendisi olarak gören İngiltere bir kez daha devredeydi. Kürtlerin ulusal kurtuluş heyecanını besliyor. yönetim ekonomik bağım¬ sızlığını bütünüyle kaybetmişti. Osmanlı orduları da kırım yapıyordu. gelir bulmak için Hıristiyanlarla Kürdere yönelmiş. 1878 yılı ilkbaharında Muş. iaşe sağlamıyor. Kırım Savaşı'yla "sıfırı tüketmiş". İstihbarat sağlıyor. içerde de İngiltere ve Fransa başta olmak üzere Avrupa'nın egemenliği altına giriyordu. 1879 yılında resmen ekonomik iflas ilan ediyor. Kuzey Kür¬ distan'da "güvene layık" aşiretlerin listesini düzenliyor. Çöküş. Osmanlı'ya yardım etmiyor. vergileri artırmış. Savaşla birlikte. yer yer isyanlar alevlenmişti. "din kardeşliğini" keşfediyor. Botan ve Hakkari yöresine de yayılıyordu. sa¬ vaşa seyirci kalıp sonucu bekliyorlardı. Ayrıca. Erzurum Rusların eline geçmişti. Kürtler hayatta kalmak amacıyla dağlara çekilmiş. ekonomik olarak çökmüştü. Buna rağmen Kürtler. Osmanlı yönetimi. Sultan Abdülhamit. bir kere daha orduyu devreye sokup terör estirmeye başlamıştı. Kurdistan direnişe geçince. çoğunluk arkasını dönüyordu. Borçlarını ödeyemediği için İngilte¬ re ve Fransa mal varlığına el koymuş. doğrudan soyguna geçmişti. Bu savaş Osmanlı çöküşünün dönüm noktası olmuştu. haraç toplayıp. Osmanlı'nın din propagandası çok az sayıda Kürt tarafindan ilgi görüyor. 1877 yılında başlayan Osmanlı-Rus sava¬ şına kadar aralıksız sürdü. Osmanlı yönetimi kı¬ rıma ve toplu sürgünlere ara verdi. İsmail Hakkı Paşa. Ayaklanma kısa sürede yayılarak büyü¬ yor. 44 . Botan ve Hakkari yöresinde katliama gi¬ rişmiş. "Tedip ve tenkil".Öte yanda Osmanlılar. Savaş ise Kurdistan topraklarında geçiyordu. yeşil bayrak açarak Kürdistan'ı Osman¬ lı'ya yardıma çağırıyordu.

Şeyh Ubeydullah. Ermeni Gregoryan kilisesi ve Süryanilerin lideri Mar 45 . Kürtler onu adil ve insancıl bir lider olarak se¬ ver. Bedirhan Bey'in oğullan Osman ve Hüseyin beylerin ortaya çıkmasıyla nitelik kazanıyor. efendi ve bilgiliy¬ di. saygın kişiliği sayesin¬ de Kürt liderlerin büyük çoğunluğunun desteğini ahyordu. Kürtler. dini bilgin olarak ve saygın kişiliğiyle Kür¬ distan'ın önde gelen liderlerindendi. Sultan. Şeyh Ubeydullah'ı tanıyan bir Ermeni. onu şöyle anlatıyordu: "O. Mardin. babaca bir ilgi ve himaye ile kollar¬ dı. İran ve batıdaki Kürt liderlerie. ingiltere'nin bütün çabalanna rağmen. ama ilk hamleler boşa çıkınca. Celile Celil'in yazdığına göre. adı tartışılmaz saygı ve sevgiyi ifade ediyordu. Bedirhani Osman Bey bağımsızlık ilan ediyordu." Şeyh. başında tanınmış bir önder de bulunmayan ayaklanma. Kürtler. Seid Taba. Şeyh bu arada. mükemmel bir insandı. Fakat. din ile ahlak konusunda fikrini almak için dört bir taraftan Şemdinan'a gelirlerdi. Daha öteki isyanm dumanları tüterken. Şeyh Said'in dedesi Şeyh Ali ile okul arkadaşı ve dost¬ tu. gü¬ neye sarkıyor.Başlangıçta kendiliğinden oluşan. ayaklanma için temasa geçtiğinde 50 yaşlarındaydı. 1879 yılında. Faal. Bütün Kürdis¬ tan'da. 1879 yılı güzünde. Kadere bakın. iki dostun torunlan Seid Abdülkadir ile Şeyh Said daha sonra aynı isyanda (1925) birleşecek ve kısa arahklarla idam edileceklerdi. Nakşibendi Şeyhi Seid Taha'nın oğluydu. bir kez daha bütün ordularını seferber ediyor. Amediye'yi de ele geçirerek toprak¬ larının büyük bir bölümüne sahip oluyorlardı. Şemdinan'da (Şemdinli) Şeyh Ubeydullah başını kal¬ dırıyordu. özgüriüğe aç ve susuz Kürtler geri durmuyor. Kürder yenilgiye uğ¬ ratılıyordu. dertlerini ve uğradıkları haksızlıkları anlatmak. isyan bay¬ rağını indirmiyorlardı. Nizip. Yetim ve dul kadınları. Şeyh Ubeydullah. Variıklıydı. çalışkan. sayarlardı. "topyekûn savaş"la.

daha ilk aşamada kurtarılmış bir merkeze sa¬ hip olmaktı. hüzün içinde isyan bayrağını indirmiş. 1880 yılının Ağustos ayında Mangur Hamza Ağa ko¬ mutasındaki bir Kürt birliğinin Mahabada taarruzuyla başladı. İsyan. Şeyh. İngiltere Osmanlı'nın ya¬ nındaydı. İsyancılar. Kurdistan tarihinde. memleketi Şemdinan'a geri dönmüştü. Onu. Toplantıya Kürdistan'ın dört bir yanından liderler katılıyordu. Şeyh Ubeydullah.. Şeyhin amacı. Kurdistan ittifa¬ kından çekmeyi başarmıştı. hepsinin ay¬ rı ayrı çıkarları söz konusuydu. Osmanlı ile İran ise saf halinde. savunmaya geçtiği Oramar kalesin¬ de tutsak düştü. İran ve Osmanlılar ortak düşmanlarına karşı ortak bir cep¬ heyle taarruza geçtiler. 1881 yılında tutuklanıp İstanbul'a götürü¬ ldü. Iran içlerinde daha fazla ilerleyemediler. Iran Kürdistam'ndaki Mahabad. kimi Kürt liderlerini.Şamun ile işbirliği için temasa geçiyor. birleşen güçler karşısında.. toplantıda Ermenilere karşı herhangi bir harekette bu¬ lunulmamasını ve işbirliği yapılmasını kabul ettiriyordu. Ubeydullah'ın genç oğlu Seid Abdülkadir'in başında bulunduğu birliğin katılmasıyla şehir ele geçirildi. Ubeydullah. Kürtlerin parçalanıp birbirini arkadan vur¬ maya başladığını görünce. ilk genel birlik ve dayanışma Kurultayı. Çünkü. 46 . Ama onlan durduran etken dörtlü ittifak değil. beş bin kişilik bir güçle yeniden ayaklandı. İran'ın. Uşnuye merkezlerini üs olarak seçiyordu. Rusya İran'a askeri yardım göndermişti. Oğul¬ lan Sadık ve Seid Abdülkadir'le birlikte. askeri açıdan daha zayıf olduğunu söyleyerek. isyanın bu cephede başlatılacağım söylüyor ve önerisini Kurultay kararı haline getiri¬ yordu. Kürtlerle yeni¬ den ilişkiye geçmesi üzerine Mekke'ye sürgün edildi. Şeyh Ubeydullah. ba¬ zı Kürt önderlerin zaafiydı. önce Musul'a götürdüler. 1882 yılının Temmuz ayında kaçıp Kürdistan'a döndü. Urmiye. 1880 yılında Şeyh Ubeydullah'ın liderliğinde Şemdinan'da toplan¬ dı. İngiliz-Osmanlı entrikacılığı bir kez da¬ ha Kürtlerin önüne çıkmış.

kurnazlığıyla ünlüydü. Okulda. adeta yeni alevlen¬ melerin habercisiydi. daha sonra kendi halklarının ulusal kur¬ tuluş mücadelesinde öncülük ediyorlardı. Ki¬ mileri. köz olmuş her ateş. kendi yurtlarında tutunamadılar. sultanlık haline gelmişti. İstiklal Mahkemesi üyesi oldu. Kürtleri bölmek. Osmanlı imparatorluğu ayrışa ufala küçülmüş. Eğitilip devşirilmiş bazı Araplar. 1800'lerin sonlarında "Kızıl Sultan" adıyla da bilinen İkinci Abdülhamit. Abdülha¬ mit. Sultan. Kürt ve Arap bazı mezunlar. Araplar arasında da benzerleri çıktı. ataklar durmuyordu. "Kürt Halit" lakabıyla tanınan Cıbranlı Halit Bey ve İhsan Nuri bunlardan ikisiydi. branşlarına göre değişik görev¬ ler üstleniyorlardı.Kürdistan'da sönmüş. tıpkı bir zamanlar "devşirilen Hıristiyan çocuklar"a yapıldığı gibi Kürt ve Arap çocuklara el uzatıyordu. Onlan eği¬ tip "Osmanlı'nın savunma eri" yapmak üzere "Aşiret Mekteple¬ ri" kuruluyordu. Kürtlere hoş görünmek için harca¬ malar yapıyor. para ve nişanlarla ödüllendiri¬ yordu. TC saflarında yer alıp "tedip ve ten¬ kil" yıllannda Kürdistan'da görev yaprilar. Bazdan milletvekili. okullar "bekleneni" vermiyordu. Sultan. bazı Kürt ağalarını istanbul'a davet edip. aşireder arası daya¬ nışmayı kırmak ve onları. sultanlığın başında bulunuyordu. zengin sofralarda ağırlıyor. eğlendiriyor. Osmanlı İmparatorluğu'nun dağılmasından sonra. mücadeleleri yaygınlaşarak Avrupa'da da destek bulmaya başlayan Ermenilere karşı kışkırtmak üzere harekete geçiyordu. O arada. Bağdat ve İstanbul merkezli bu okulların askeri ve sivil bö¬ lümlerinden mezun olan gençler. bağımsızlık savaşında kendi halklarına kılıç çektiler. Torunları ise 2000'lerde Türk ırk¬ çılığının öncülüğünü yapıyorlardı. 47 . başta Yunanlılar ve Bulgarlarla Sırplar olmak üzere. Ulusal ruh bütünlüğünü kıran iç çelişkilere rağmen. Fakat. Binbaşı Kasım (Ataç) ve Revanduzlu Ali Saib gibi bazı Kürtler de yetiştirenlere sonuna kadar "sadık" kalıyordu.

istenilen oranda katılım olmuyordu. Çoğunluk. Fakat. Osmanlı yönetimi. düşman gücü ola¬ rak görüyor. hafif süvari alayları kurmaya başladı. Kuşaklar boyunca Osmanlı'nın saldırısına uğramış. baskılara rağmen katılmıyordu. birlik ile dayanışma ruhu dağıtılacaktı. Kürtler. yer yer 48 . komuta ise Kürdere bırakılıyordu. ev¬ rensel boyut kazanıyordu. Hamidiye Alayları da kullanıldı. 1980'lerdeki "koruculuk" sistemine benzer bir örgütlenmeye gitti. kültürel ve ekonomik bağlar bulunan Kürtler. Yüzyıllardan beri Ermenilerle iç içe yaşayan. sadece 13'ü katılmayı kabul et¬ mişti. 53 büyük aşiretten. Ermenilerle Kürtlerin iç içe yaşadığı bölgelerde. Rus kaynaklarına göre. katliamlar yaşamış olan Kürtler. silah¬ ları devlet sağlıyor. Hamidiye Alaylan'nın oluşumu. talanlar. Pek çok Ermeni yurtdışına kaçarak hayatını kurtardı.Ermeni sorunu. 1890'ların ortalarında. Abdülhamit. uzak duruyor. gönüllü yandaşlıkla hem Osmanlı'ya güç katacak. Hamidiye Alaylan'nı Osmanlı'nın kılıcı. artık Ha¬ midiye Alaylan'yla. Kürtleri Osmanlı'nın yanına çekmekti. Bu süreçte. Din faktörü. bu aşamada Kürtler arasında. Osmanlı subayları eğitim veriyor. hem de Osmanlı karşıtları tepelenerek. Öte yandan Rus sınırlan boyunca Ermeniler bastırılacaktı. Hamidiye Alayları için politik ve askeri amaçlar bir arada dü¬ şünülmüştü. aralarında derin sosyal. 1878 yılında yapılan Berlin konferansıyla. 300 binden fazla Ermeni öldürüldü. Alayların insan gücü Kürlerden oluşuyor. Hamidiye Alaylan'nın amaçlarından biri. Baskılar. resmi devlet gücünü kulla¬ narak Ermenileri kırmaya cesaret edemediği için. sistematik olarak Ermeni kırımını başlattı. "Hamidiye" diye adlandırılan gayri nizami. düşmanlığı fokurdatan körük olarak kullanılıyor¬ du. kaynaşmıyor. Ermenilere karşı göz dağıydı. sanıldığı ve beklendiği gibi Kürtler tarafindan coşkuyla karşılanmadı. sadece 1894 ve 1896 yılları arasında.

Kürtleri din kardeşliği ile okşayıp Er¬ menilere karşı kullanıyor. Bu yüzden alaylar. "kardeşleri"nin kınm ile toplu sürgünlerine devam ediyordu. Dersim. Kürtler birbirine silah çekmiyor. 1906 yılında Erzurum'da isyan başladı. "Sultan'm. aksine kendisi saf dışı oluyordu. Bir Rus yazannın deyimiyle. Bedirhan aile- 49 . . Lazarev. Jön Türklerie Kürder arasındaki ilişkiler ilk aşamada oldukça sıcaktı.silahlı çatışmalara neden oluyordu. Ermenilere destek veriyorlardı. tersine isyancılara katılım ve firadar artınca Hamidiye Alaylan geri çekiliyordu. hiçbir za¬ man istenilen kadroya ulaşamadı. bütün çabalanna rağmen Kürtleri sindiremiyor. bu olay için "Kürtler artık dostlarıyla düşmanlanm ayırt edebilmişti" diye ya¬ zıyordu. 1905 yılında yeniden ayaklandılar. Kürt milliyetçileri¬ nin de desteklediği İttihat ve Terakki Partisi (Cemiyeti). tugay ve tü¬ menler kurulamadı. Sason'da yapılan Ermeni kırimına katıl¬ mıyor. Abdülhamit. Bitlis ve Beyazıt'ta Ermenilerle birleşerek. Fa¬ kat. öte yandan. 1907 ve 1908 yıllan arasında çatışmalar yayılıyordu. planlandığı halde. Başlangıçta. Abdülhamit yönetimi. Bışare Çeto'nun 1906 yılında Siirt'te başlattığı isyanın dalgalan Diyarbakır'a ulaşıyor. Şeyh Ubeydullah'ın oğlu Seid Abdülkadir. 23 Tem¬ muz 1908 tarihinde düzenlediği "Jön Türk" darbesiyle Sultanı etkisizleştiriyor. 1903 ve 1904 yıllannda. "tedip ile ten¬ kil" birliklerini püskürttüler. Kürtlere karşı kullanmak üzere Hamidiye Alaylan'nı İran Kürdistanı'na saldırtıyordu. Sultan Hamit. çabalarına rağmen. bu arada Kürderi. Ermeni sorununu Kürtler eliyle çözme niyeti. Osmanlı'nın birbirine kırdırma. bir yıl sonra da tahttan indiriyordu. Bunun üzerine Kürtler. Kürder. sonunda bütünüyle iflas ediyor"du.

Fakat. Süleymaniye. beklenmedik bir dönüşüm oldu. Paşa Erzindan'dan Halep'e kadarki topraklar üzerinde ege¬ men oldu. "Kürdistan'ın taçsız kralı" diye adlandırılan Mdli aşiretinin önderi ibrahim Paşa. Çünkü ilişkiler sıcak. Şeyh Said İsyanı sırasında da adını duyuran Hay¬ deran aşiretinin lideri. Ardı ardına Kürt dernek¬ leri. İttihatçıların verdiği umut diriydi. Dersim ayaklandı. Seid Abdülkadir. etkin liderlerden Musa Bey'le birleşerek. Baskılar üzerine. 5° . ibrahim Paşa isyanı sürerken.sinden Emin Ali Bedirhan. ilkin. gazeteler yayınlanmaya başla¬ mıştı. Ama bir süre sonra. halk desteğinden yoksun kalınca. 1909 yılından itibaren. Ağrı'da isyan başlatıyor. Kürdista¬ n'a gönderilen ajanlar. 1909 yılında. elindeki güç ve halk desteğini kişisel çı¬ kar ile bireysel egemenliği için kullanmaya. Bitlis ve Beyazıt yönetimlerini ele geçiriyordu. kendi halkına zul¬ metmeye başladı. ayaklanma¬ yı tarih sahnesine çıkan ve daha sonra Kürt ulusal hareketinin önde gelenlerinden biri olan oğlu Şeyh Muhammed Berzenci yönetmeye başladı. Kürt önderlerden Şerif Paşa ve pek ço¬ ğu Kürtlerin haklarına kavuşacağı umuduyla İttihatçılara destek veriyordu. Gü¬ ney Kürdistan'da Barzan ve Zibar aşiretlerinin destek verdiği Hemavvendi isyanı izledi. Araplarla takviyeli Osmanlı ordusu tarafından kuşatılıp sığın¬ dığı Sincar dağlarında öldürüldü. 1911 yılında ise Kürt kurum ve derneklerini yasaklayıp kapatmaya başladılar. Hamidiye komutanlarından Kör Hüse¬ yin Paşa. Öyle ki. İttihatçıların ırkçı yüzü berraklaşmaya başladı. isyan ediyor¬ du. iki Hamidiye Alayı'na birden komu¬ ta eden ve batılılar tarafından. Kürt ulu¬ sal kurtuluş hareketinin merkezi haline geldi. Aynı yıl. kültür kurumlan kurulmuş. Bunu. isyanı başlatan Süleymaniyeli Şeyh Said ölünce. Kürtleri birbirine ve Ermenilere karşı kışkırtıyorlardı. Senatonun karşılığı olan "Ayan Meclisi" başkanlığına bile seçilmişti. Paşa.

İttihatçılar. Enver. Bütün Kürdistan'da. Afrika'daki toprak egemenliği de bütünüyle ortadan kalkmıştı. da¬ ğılma sürecine girmişti. bu aşamada "birinci tehlike" olarak Ermenileri görüyorlardı. asker toplamak için "İslam uğruna ci¬ hat" çağrısıyla Kürtlere gittiler. Osmanlı yönetimine bütüpnüyle egemen oldular. öte yandan askerliğe alınmış Kürtlere. aynı süreçte kılıcın öteki ağzının. Arnk Birinci Dünya Savaşı'nın ayak sesleri de duyulmaya başlamıştı. bekleneni bulamadılar. İstanbul yönetimi bütünüyle gücünü kaybetmiş. yönetimi devralacak komitelerin kurulduğu 1913 yılında. Kür¬ distan'ın kuzeyine asker sevkiyatına başladılar. "iş başa" düşüyor ve 1915 yılında devlet eliyle.5 milyon kişi katledildi. 1912 yılının sonuna gelindiğinde. 1912 Şubatında genel ayaklanma hazırlığına başladı. Osmanlı yönetimi. Barih kaynaklara göre. 1910 yılında. bir iç dar¬ beyle. 1. Çaba tutmayınca. Şeyh Abdüselam Barzani. isyanların pınrak gibi baş göstermesi ittihatçı yönetimi şaşkına çevirmişti. silahlarını Osmanlı'ya çevirmeleri çağrısında bulunuyorlardı. bu süreçte tarih sahnesine çıkıyordu. Abdülhamit yöntemiyle Kürtleri parçalama planları da tutmuyordu artık. Osmanlı'ya karşı isyan baş¬ latıyordu. Bütün Kürdistan'a yayılacak askeri güce de sahip değildi. 1915 yılında başlanlan ve birkaç yd süren Ermeni kırımı boyunca. Sultanlık. topluca sürülen ve kaçarak canı¬ nı kurtarabilenlerin dışında. Kürt önderierden Abdürezak Bey. Talat ve Cemal Paşa'dan oluşan truimvira. baş- 51 . Fakat.Müdahalelerini kuşaktan kuşağa aktararak günümüze ulaş¬ tıran Barzani ailesi. "İti ite boğdurma" yöntemiyle Kürt-Ermeni ça¬ tışması yaratmaya çabalıyorlardı. Kimi Rus kaynakları. Baskıyla silah altına alınan Kürtler ilk firsatta firar ediyor. Kürdistan'ın bütün şehirlerin¬ de. "etnik arındırma harek⬠tı" başlatılıyordu. dönemin etkin liderleri Abdürezak ve Yusuf Kamil Bedirhan beyler bir yandan Ermenilerle ittifak imkanı anyor.

Kürtler 1803'ten 1914 yıhna kadar 12 de¬ fa ayaklandılar. 700 bin Kürt'ün topraklarından koparılıp batıya sürüldüğünü be¬ lirtiyor. 5^ . İsyanları bastırmakla görevlendirilen paşalardan her biri. daha sonra Ermeni¬ lere uygulandı.ka bir yoldan Kürtlere çevrildiğini. Daha sonra Osmanlı üniforması giydirilmiş. kırılanların dışında. Kürderi hayvan gibi birbir¬ lerine bağlayarak sürüklediklerini. Paşa rütbe¬ siyle ordunun başına getirilmiş Alman ve Avusturyalı generaller. Alman-Avusturyalı "Goltz Paşa" ve "General Moltke" Kürdere karşı izlenen zulmün mimarlarından ikisiydi. Osmanlı'yla savaş ha¬ linde olduğu halde. Kürt sorununun kırım ve yangınlarla çözülebileceğine inanan General Moltke. Kürt so¬ rununu kökünden çözmek amacıyla. kurbanlarının başlarını kestirip kuyulara dolduru¬ yordu.. başrole geçtiler. daha sonra. ken¬ di hayal gücünün yaratıcılığıyla yok etme yöntemleri keşfediyor¬ du. Halka karşı uyguladığı yöntemlerle "kuyucu" lakabı alan Murat Paşa. ihtiyar ve çocuk 60 bin kişiyi kılıçtan geçirdi. Soykırımcı bu yöntem. çok beğenilmiş ve bütün sorunların çö¬ züm formülü olarak kabul görmüş olmalı ki. anılarında ihtiyar. elini Kürt kanına buluyordu. Paşa. kadın ve çocuklara karşı ka¬ zanılan "kılıç zaferleri"ni anlatırken. * İttihatçılar içerde Kürtlerle uğraşırken bir yandan da fetih ve "büyük Turan Türk İmparatorluğu" hayalleri kuruyorlardı. Almanya'da Hitler'in ırkçı politikalarına hizmet verdiler. daha sonra yol boylarındaki dere yataklarında topluca kırdıklarını yazıyor.. ço¬ ğu kadın. * Resmi tarihe göre. İttihatçıların bazı kılavuzları. Urfa çevresinde. Mısır valisi Kavalalı Mehmet Ali Paşa. Kürt isyanlarını bastırmada İngiliz subayları danışmanlık ya¬ pıyordu. Nizip.

Osmanlı Devleti Birinci Dünya Savaşı'- na katılmış oldu. Birinci Dünya Savaşı'¬ nın başında. 90 bin asker açlıktan. askerler kar ve don'a karşı dayanıklı kışlık giyecek ve donanımdan yoksundu. yurduna dönebilmişti. Osmanlı bayrağını çekmiş iki Alman savaş gemisinin Rus sa¬ hillerini bombalamasıyla. hastalıklar başladı. hastalıktan ve donarak öl¬ dü. Savaş sonrasında Ortadoğu'nun siyasi haritası değişmişti. direnmeye çalıştılar. Göç yollarında salgın hasta¬ lığa. 120 bin kişilik ordu. bit ve salgın hastalığa yenildi. çoğu paltosuzdu. İlk soğuklarla karşılaşır karşılaşmaz. Beş milyon İngiliz altım karşılığında. Kimi ça¬ rıklı. Kürtlerin muhatabı ise yüz yılı aşkın zamandan beri bağımsızhk savaşlannı bastırmaya çalışan ingiltere ve Fransa'ydı. yerierini B ve C takımlarına bırakmışlardı. Fakat. Ruslar Kürdistan'a girdiler. İngiltere. Ordu ise Orta Asya'yı işgal edip Anadolu'ya bağlamak ve "Büyük Turan Türk imparatorluğu" nu kurmayı sağlamak üzere Sarıkamış'a yığıldı. Ruslarla karşılaşıp tüfek bile padatama- dan Sankamış'ın Allahuekber dağlannda kar. don. Antep direnişiyle efsaneleşen Karayılan.. bunların pek azı hayatta kalmış. Kürtlerin büyük bir bölümü yurtlarını terk edip muhacirleşmek zorunda kaldı. Sultan'dan habersiz. Çıkarlan de- 53 . Rus işgali üzerine. kimi yazlık ayakkabılı. Savaşı başlatan ittihatçılar aradan çekilmiş. ısı¬ nın -30 dereceye indiği kış günlerinde ise kırım. açlık ve sefalete yakalandı. İstanbul'u işgal etti. Gü¬ neyi İngilizler ve Fransızlar işgal ettiler. Ordusu saf dışı kalmıştı. işgalden sonra. Kendi kaderleriyle baş ba¬ şa kalan Kürtler kendi olanaklanyla işgalcilere karşı durmaya. orduyu "ki¬ ralık asker" gibi Almanya'nın emrine verdiler. Bu yeni bir zamandı ve bu zamanda yeni devletler ortaya çıkıyor. Osmanlı'nın enkazı üzerinde 24 ayrı devlet kuruluyordu. yok olmuş.. Benzer mücadele Urfa ve Maraş'ta verildi. Almanya ile ittifak kurup an¬ laşma yaptılar. bir Kürt aşiret önderiydi.Hayallerini gerçekleştirmek amacıyla.

Örgüt. madde de "Kürdis¬ tan'ın özerkliği"ni güvence altına alıyordu. Kuşkulanan ingiltere ve Fransa. Kürtlerin hakları konusun¬ da ısrarcı olmadılar. Yeni Ortadoğu haritasında Kürtlere yer verilmemekle birlik¬ te. Bu süreçte. ezilen halkların yeni "esin kaynağı "ydı. 1922 yılında ise artık. "Kürt Teali Cemiyeti". Kürtleri görmezlikten geldiler. Şeyh Ubeydullah'ın oğlu Seid Abdülkadir'in başında bulunduğu "Kürt Teali Cemiyeti" Kürdis¬ tan'ın temsilcisi olarak ortaya çıkmıştı. Kürtlerin başlıca engellerinden biri olan Çarlık Rusyası 1917 yılında yıkılmış. bir kez daha "tarihin üvey ev¬ latları" olarak arkasız. Mosko¬ va. onu tanıyan hukuksal bir belge olması nedeniyle. dil ve kültürleri konusunda. 62. 54 . yardımlar yapıyor. yine çıkarlarına aykırıydı. Kürtler açısın¬ dan önemliydi. Paris yakınların¬ daki "Sevr" kasabasında imzalandı. ortak hareket için Ermeni Daşnak Partisiyle işbirliği yaptı. Anlaşma ayrıca. Paşa. Kürdistan'ı ilk kez uluslararası arenaya oturtan. 1919 yılında başlayan banş görüşmelerine Şerif Paşa'yı Kurdis¬ tan temsilcisi olarak atadı. Bu arada.ğişmemişti onların. Tıpkı yüz yıl önce olduğu gibi bağımsız Kurdis¬ tan. Ankara'yı "ilerici" sayıp dostluk ve işbirliği anlaşmaları imza¬ lıyor. Kürtler. Barış anlaşması 10 Ağustos 1920 tarihinde. öteki halklarla eşit haklara sahip olduğunu vurgulu¬ yor. kendi kaderini tayin ilkesini tanıyor. 13 bölüm ve 433 maddeden oluşan anlaşma. anlaşmaya rağmen. daha sonra kesiliyordu. arayışlar sürüyordu. ancak konjonktürel bu söylem. "Kürdistan'ın özerkliği" için Avrupa nezdinde girişimlerde bulunuyordu. konferansa ilişkin bir rapor ve Kurdistan haritası sundu. Öte yandan. desteksiz ve emperyal himayeden yoksundu. Sovyetleri kuran Lenin ve arkadaşları. Fakat galipler. Tersine Kemalist yönetime açıkça destek ve¬ rerek. Kürt sorununu dillerine bile almıyorlardı. Kürderin din. "gerici" Kürtlere sırtını çeviriyordu. yerine Sovyeder Birliği kurulmuştu. karşı hamle ile Kürtlerin hak¬ larından söz ediyor. yenik Osmanlı devletiyle galipler arasın¬ da. Hatta ezilenlerin evrensel sesi iddiasındaydı.

Sultan istem¬ leri yüzünden devre dışı bırakılıyordu. "namus sözü" olarak sık sık tekrarlıyorlardı. Yeniden yapılanma aşamasında. bir yandan da. Yeni oluşumun Türkler ve Kürtle¬ rin ortak devleti olacağı. kınmlardan. "Misak-ı Milli" hakkım öne sürüyor. Sevr Anlaşması hükümlerini yerine getirmemek için çeşidi yöntemlere başvurmaya başladıklarını yazıyordu. Kemalisder. "Memleket ve millet menfaaderi için biriik" sloganı. Osmanlı yönetiminden sadece baskı gör¬ müş. kendi sorunlanndan uzaklaştınlmaya çalışılıyor. sürgünlerden. bu süreçten ıriba- ren. Sivas ve Amasya'da yapılan toplantılaria ortaya konmuştu. İngiltere ve Fransa'nın tam desteğini aldıktan sonra 1922 Ekiminden itibaren Kürt sorunundan söz etmez oldular. "Misak-ı Milli" ise Arabistan'ı da banndıran 5 milyon kilometre karelik alam kapsıyordu. Bu söylemle Kürtler. Kürt sorununun Lozan Konferansı gündemine alınmasına da karşı çıktı"lar. liderlerin ağzıyla sıkça tekrarianıyor.* * * Osmanlı Sultam Vahdeddin yönetimi. Gasratyan devamla. ikifat görüyoriardı. Kürtlerin hak ile özgürlüklerine kavuşacaklarım. O nedenle. bu deyim tutanaklara da geçiyordu. görüşmelerin bu esas üzerinde yapümasında ısrar ediyordu. Ni¬ tekim Erzurum ve Amasya toplanrilanmn ardında yayınlanan bildirilerde. Atatürk dahil yeni sözcüler. bu yön¬ temlerden biriydi. yangınlardan geç¬ miş Kürderin katılımı ve desteğiyle gerçekleşmişti. Osmanlı'nın sınırlan konusunda. Türk milliyetçilerinin. A. acılar çekmiş. Rus tarihçi M. "canlanan Kemalistler. Mustafa Kemal ve arkadaşlarına idi. Milletvekilleri "Kurdistan Mebusu" diye adlandırılıyor. Gasratyan'ın deyimiyle. Destek. 1920'de parlamentoda Kürder kendi kimlikleriyle yer alıyor¬ lardı. "Halk desteği" ise 1919 yılında Erzurum. Kemalistler tarafindan "hoş" tutuluyor. Oysa bu toplantılar. galiplerle banş görüş¬ meleri öncesinde. 55 . Kürtlere haklannın teslim edileceği açıklanmıştı. "Türklerle aynı haklara sa¬ hip" oldukları tekrarlanıyordu.

Lozan Anlaşmasıyla topladılar. Bütün bunlar. Kürt karşıtı senaryolar bu rahat ortamda." Bütün bu manevralar boşuna değildi. Yeni yapılanmanın tek söz sahibi ve karar yetkilisi Atatürk. Kürderin bölgelerinde özerk yönetimler kurabi¬ leceklerini açıklayarak umut vermeye devam ediyordu. Lozan görüşmeleri sırasında."Türklerin ve Kürtlerin ortak Meclisi" sözü parlamento tutanak¬ larına geçiyordu. Gasratyan. Kemalisderi Lozan'da temsil eden İsmet Paşa (inönü). Tabii ki cevap çok önceden ha¬ zırdı ve "böyle bir sorun yoktur" şeklindeydi. Musul sorunu gündeme geldi¬ ğinde Türk heyeti başkanı İsmet Paşa söz alarak şöyle diyordu: "Devlet. "bütün hak va özgürlüklerine sahip" Kürt¬ lerden. Öyle ki. Kürtle¬ rin de temsilcisi olduğunu söylüyordu. tek tek kitabına uydurulup gerçekleştiriliyordu. Kürtlerin hak eşidiği teşvik edilip öne çıkarıldı. Bu kürsüden konuş- 56 . Kürtler. Daha sonra gözden düşecek ve Atatürk tarafindan ceza¬ landırılarak dışlanacak olan Erzurum Mebusu Hüseyin Avni (Ulaş) parlamentoda yaptığı konuşmada şöyle diyordu: "Bu memleket Kürtlere ve Türklere aittir. Kemalistlerin Sevr Anlaşması şartlarını yerine getirmeme konusunda başarılı olmasını amaçlıyordu" diye yazıyor. konferans sırasında Kürt sorunu gündeme geldiğin¬ de. bu sorunun en özlü ve inandırıcı biçimde cevaplan¬ ması için "Kürt" olduğu söylenen mebuslara görev ve söz veri¬ yordu. Galipler de artık Kemalistler yanlısı tutumlarını gizleme gere¬ ğini duymuyor. sevindikçe Kemalist yönetime destek veriyordu. 16 ve 17 Ocak 1923 tarihlerinde İzmit'te gazetecilerle yaptığı uzun görüşmede. A. hükümet nezdinde eşit haklara sahip ve ulusal hak¬ lardan yararlanan iki halka. "haklarımızı alıp kurtulduk" diye seviniyor. Atatürk. Anlaşma metninde. M. Kürtlere ve Türklere aittir. tek kelimeyle de olsa söz edilmedi. "Mustafa Kemal'in ve onun çevresinin ön¬ cülüğünde. böyle bir sorunun olup olmadığının tesbiti telgrafla Türk meclisine sorularak yapılıyordu. Kısa süre için de olsa onları umut küpü haline getirip sevindiren ve dişlerini sıkarak sevinç gösterilerine katla¬ nanlar ise emeklerinin meyvasım.

parlamentoda "ayrılmazlık¬ larını" bağıranlardan biri de emekli bir subay olan Dersimli Ha¬ san Hayri'ydi. 1924 yılında yürürlüğe konan Anayasa ile Kürtler. Lozan'da imzalanan anlaşmayla TC'nin sınırları belirlenip. "Kurdistan" adı. insan isimleri yasaklandı. "resmen" yoktu. "bütün hak ve özgüriüklerine sahip" Kürderden. daha sonra giderek ağırlaştınlıyor." Ulusal giysileriyle meclise gelenlerden biri de Hasan Hay¬ ri'ydi. dili. artık "yok"tu. Bedir Han. 57 .. her şey tersine dönüyordu. 1923 yılında. kişiliği ve bütün varlığıyla. manevralara onay. galipler Kemalistleri destekliyor. Türk meclisine soru soruluyor ve "böyle bir sorun yoktur" cevabıyla. 1926 yılında Şeyh Said'le ilişki kurduğu ve Kürt giysileriyle meclise gelerek bölücülük yaptığı gerekçesiyle asılarak idam edilecekti. Bir sabah aniden "Kürtlerin var olmadığına" karar verilmişti. Lozan Anlaşmasıyla toplan¬ dı. Artık Kürtler. mesele kapatılıyordu. yasağı çiğneyenle¬ re ağır cezalar getiriliyordu. Öyle ki. Hasan Hayri. Fakat. Kürtlerin dili. senaryolara geçit veriyorlardı. Çünkü.. Kürtçe konuşma yasağı uygulanıyor. Kürtlerin "resmen" bu¬ lunmadığına ilişkin kararın uygulamaları. tek kelimeyle de olsa söz edilmedi. söylem ve tutumlar aniden değişiyor. 1959 yılında Paris'te yayınlanan Kürt Sorunu adındaki kitabında. konferans sırasında Kürt sorunu gündeme geldiğinde. Mustafa Ke¬ mal'in önerisi üzerine. 1925 yılında Ata¬ türk tarafindan imzalanan "Şark Islahat Planı" ile sokakta. Kürt mebusları meclise ulusal giysileriyle gelmeye başladılar." Kürt-Türk kardeşhğini savunup. Anlaşma metninde. kültü¬ rü. cendere gittikçe sıkıştırılıyordu. Bütün bu manevralann meyvası. Ama "olmayan" ve "olma¬ mış" Kürtlerin isyanları "var"dı. resmi tarihe göre. çarşı pazarda. devletin varlığı tescil edildikten hemen sonra.ma hakkına. bu konuda şöyle diyor: "Mustafa Kemal ve diğer Türk milliyetçileri. Kürt mebuslan- nın bu konuşmalarından çok memnun kalmışlardı. yalnız iki millet sahiptir: Kürt milleti ve Türk milleri.

"dünyanın taştan ve topraktan orta direği"dir. ayak altın¬ dadır. Dağların doğu ucu Hıms'dan başlıyor. buralarda yeşerdi. sessizHk içinde kızıl bir devinim olur. Efsanevi "Sipari u Xelat" dağları bir sigara içimi mesafedeymiş gibi görünür. bütün Kurdistan göz önünde. gümüşi sularının arkları düzlüklerin içinde yeşil birer yılan gibi kıvrılıyor. "mıj u duman" (sis ve duman) içinde yıkanır. Şeyh Said İsyanının yangın alanlarıydı. ışıltılar sağanağı olarak yağar.. Qox'tan seyredilen... Qox'dan bakıldığında... Varto'nun kuze¬ yi ile Erzurum'un güneyi boyunca. * Bingöl dağlarının inip çıkarak birbiriyle düğümlenen tepeleri¬ nin yamaçlarında.. Güneş. birkaç kasaba. İşık patlamalarıdır. Qox'dan seyre çıkanlar.. ama aynı yerde bir başkasıyla birleşen "mesiP'ler bir baş¬ ka yükseltinin başlangıcı oluyor. Yıl dört mevsim. kilometrelerce uzunlukta bir yay çizerek batıda. Kürtlerin tanımına göre. Bingöl'ün tam karşısında Şerevdin (Şerafetdn) dağlan.. Ve iki dağ duvarının arasındaki vadilere. güneşi ağlıyormuş gibi buğulanarak. dağların ardında kay¬ bolurken görür. Bingöl'ün "Qox" (Kohğ) tepesi. Kürtçe "kokulu göl" anlamında. İsyan tohumları. Sabah güneşi doğmaz. çıplak edilrniş tepelerin kıvrımlarında bitiyormuş gibi gö¬ rünen. Ağaçtan arındı¬ rılmış. rengarenk çatla¬ yarak.İKİNCİ Bölüm HİZBE AZADİYA KURDİSTAN VE ALBAY HALİT BEY Bingöl dağlarının adı.. Qertalıx (Kartalık) dağlannda düğümleniyor. 58 . kaynayan pınarların.. ovalara kurulmuş sa¬ yısız köy. "Bin GoP'dur. hüzün içindeymişçesine yedi renge ayrışıp.

Denizin rengi gri. ışıktan yol olur.. Yavaştan yavaşa. Sabahın sessizliğine. sularda sarı. hüzünlü kaybolmuşluğunu yaşar. aşağılarda kalan çayıriıklann sonsuzluğuyla. Ça¬ yır ve otlaklar. uçsuz bucaksız odaklar hâlâ "mıj u duman" denizinin al¬ tında. soğuk pınarlarla sulanan 59 . mor renklerle şavklanır. dağların göğe yakın ulu tepeleri aydınlıktır. Sonra dağların doğu ucunun doruklannda. Kürderin tanımıyla "mıj u duman" içinde büyülü bir denizdir. yeşil.Tan zamanı. Kürtlerin "geli" dedikleri kanyonlar. şavklaşma yayılır. de¬ rinden gelen destanımsı şınltısı olmasa. Oraya harelenip göz kamaştırarak. Ardından güneş. güneş vurgunu ayna olup parlar. uçurumlarla hevenkleşiyor.. Güneş yağar oraya.. batıdaki boynuyla da Cabakcura (Bingöl) etek olur. Qox'un doğuya bakan yamaçlarındaki pınar kaynaklarına dolar ışıklar. derinlere iniyor. bütün o dünyayı. mutlu gelinlerin yüzü gi¬ bi "zelal". pınarların şınltısı sağılır. pınariann su¬ ları. yaz boyunca arkları "kevcır" yeşih. yedi kardeş renk aynşarak. Kürtlerin ülkesinde dağlar yer yer kınlıyor. rengarenk bir çiğ aydınlık olarak üşüşür. Güneşin taze ışığı birkaç dakika. yavaş yavaş bir kı¬ zıllık peydahlanır. dört bucağını bir araya ge¬ tirir.. ışıldar. bir ateş topu olarak padar. Şerevdin doğu ucuyla Muş ovasına. alabildiğine ge¬ niş düzlükler. Sonra. Dip¬ te. Önce. iki dağın sırtındaki geniş düzlükler. uzak karşılardaki Şerevdin'in (Şerafeddin) "Qur" tepesi şavklanıp yangına dönüşür. usul usul büyüyerek yayılır. Ça- yıriar. yüzeyi kırışıksız. sis denizi¬ nin üstünü aydınlatır. her sabah yeniden sarar. Pınarlann. Bu deniz. Sis denizi ışıktan bir Örtü olur. kırmızı. kutsarcasına kucaklar. sisler arasındaki dünya ölüdür sanılır.. mavi. Aynı anda. pürüzsüzdür. kolik tepeler... Yayıldıkça. dağ eteklerine iner yavaş yavaş. verimli düzlükler ortaya seriliveriyor.

6o . amcam 1925 yılında tutuklanıp öldürüldüğünde 41 yaşındaydı. Çocukluğumda. * * * Varto. Hıristiyanların isyanlarla ayrışıp ayrılmasından son¬ ra Sultan Abdülhamit'in. Kulan köyünden ayrılıp daha sonra Varto'nun mahallesi ha¬ line gelen Alagoz köyüne yerleşen Mahmut Bey'in oğluydu. en önde yer alması. Bu hesaba göre. uzun boyluymuş. Erzurum ovasındaki çarpışmalarda. Mülayim. amcasını an¬ latırken şöyle diyordu: "Babam ve diğer akrabaların anlatnğına göre. Bingöl dağlarının güney eteğinde. sürüler için otlaktı. 1892 ydında hizmete soktuğu "Aşiret Mektepleri "nin ilk mezunlarındandı. gerilerde değil. tevekküllü cesareti hakkında çok şey dinledim. ama cesur. Kürtçede dağların gürültüsü. Osmanh devletini Arap. Halit Bey'in yeğeni Doktor Mehmet Emin Sever. Gımgım'dı. iki dağın birbirine yaklaşarak çukurlaştıgı. yankısı anlamına gelen Gımgım'ı. tarım ve ticaretle uğraşıyor." Halit Bey.engin çayırlıklanyla birkaç il ve ilçeyi kapsayan yöredeki yayla¬ lar. 1884 yılında doğmuştu. efsane gibi anlatılıyordu. cephede askerlerine moral vermek için etrafına yağan kurşunlara aldırmadan namaz kılıyormuş. savaşlarda emrinde bulunan in¬ sanlardan. sonraları bütün bir yöreye isim olan "Varto" yaptılar. halim selim. Halit Bey Cıbran aşiretinin "Mala Süvvar" (Atlı ailesi) kolun¬ dan. 1910 isyanı da bu yörede patlak verdi. Arnavut ve Türklerden oluşan bir "İslami imparatorluğa" dönüştürme hayali¬ ni hayata geçirecek kadrolarını yetiştirmek amacıyla. Ha¬ yatını umursamayan bir rahatlıkta cesurmuş. geniş düzlük¬ ler meydana getirdiği yörenin genel adıdır. Sarıkamış bozgu¬ nundan sonra ilerleyen Ruslarla savaşırken. Mah¬ mut Bey. fotoğrafları ya- sakn. Gımgım'da (Varto) da han işletiyordu. geniş ovanın kuzeyinde kurulu Varto'nun kadim adı. Esmer tenli. Onu yakından tanıyan. Kürt.

Kasım ise sınıfta. Onunla anlaşıp uzlaşıyor. hısım ve akrabaları Şeyh Said ve Halit Bey'i ele vererek. "ihanet¬ lerin evrensel tarihine" adını yazdırmıştı. Fakat. onu daha çok Kürt yörelerinde görevlendirmiş. not ortalaması en düşük olanlardan.. Harp Okulu'nu bitirip subay oldu. aynı ideal uğrunda onunla aynı gün ve yerde idam edilecekti. Dersim'in lideri Seid Rıza'yla dostça görüşmeler yapıyor. Kasım (Ataç) ise Binbaşı rütbesindeyken emekli olmuş. İlk defa." 6ı . Değişik bir¬ liklerde çalışıp. Hasan Hayri Bey ise bir yıl sonra dara¬ ğacında hayatını noktalayacaktı.. zaman zaman birbirine yaklaşıp uzakla¬ şarak farklı biçimde gelişecek. onun sayesinde bir Kürt isyanı. Yusuf Ziya.Sınıf arkadaşlan arasında yedi Kürt genci daha vardı. Bu dördünün hayatı. Halit Bey. not ortalaması 150 üzerinden 148'di. sivil olarak devlet hesabına çalışmaya başlamış. Osmanh Devletinde Aşiret Mektebi adındaki kitabında beşinci sınıf öğrencilerinin notlarını yayınlıyor. ilk aşamadan sonra askeri ve sivil okullara aynlıyordu.. barış içinde sonuca ulaşıyor. kendi inisiyatifini kullanıyor ve Dersim'i si¬ lahla ezmiyor. Var¬ to'ya yerieşmiş. savaşlarda komutanlık yaptı.. Halit Bey. 1991 yılında Muş'tan Mil¬ letvekili seçilen Mehmet Emin Sever anlatıyor: "Bastırıp susturmak ve yanlarına çekmek için amcamın kim¬ liğinden yararianmayı düşünmüş olmalılar ki. isyan eden Dersim'e de gön¬ dermişlerdi. Öğrenciler. Abdülhamit'in propaganda için kartpostal haline getirdiği başarılı öğrenci fotoğraflarında yer alan seçkinlerden bi¬ ri olmuştu. 36 künye numaralı Halit Bey derslerindeki başarısıyla sınıf üçüncü- süydü. Dersimli Hasan Hayri ise okul arkadaşlarından. Akra¬ ba ve köylüsü Kasım (Ataç) ile Bitlisli Yusuf Ziya Bey bunlardan ikisiydi.. kan dökülmeden. Alişan Akpınar. Halkm Emek Partisi'nden (HEP). ama birbiriyle bağlantıh olarak noktalanacaktı..

Bununla beraber teşkilann Van. sokaklara dökülen Kürtler tarafından sevgi gösterileriyle karşılanıyor ve daha sonra onları örgütleyen lider olarak ortaya çıkıyordu. Damat Ferit Paşa hükümetinin büyük Ermenistan projesine şiddetle mu¬ halefet eden İtilaf ve Hürriyet Partisi'yle özerk bir Kurdistan kurul¬ ması konusunda sözleşme yapmaktan geri durmuyordu. Cemiyetin başkanı Vanlı Seid Abdülka¬ dir. sürgünden başkent İstan¬ bul'a döndüğünde. dört bir yanında çatışmaların yaşandığı harekedi bir döneme rastlıyordu. İstan¬ bul'da. Kurmay Albay Reşat Halli imzasını taşıyan ve Genelkurmay Başkanlığınca yayınlanan Cumhuriyet Döneminde Ayaklanma¬ lar adındaki kitapta. Birliğin merkezi İstanbul'da. 1914'ten sonra ise ilişkilerini sıkılaştırmış. şubeleri özellikle Diyarbakır." 62 . Halit Bey. dolaylı yoldan ilişki kurmuştu. Kürt Teali Cemiyeti şöyle anlatılıyor: "Birinci Dünya Savaşı Osmanlı imparatorluğu'nun dağılmasıy¬ la sonuçlanıp Anadolu'da yeni bir Ermeni devleti kurulması ihti¬ mali ortaya çıktığı zaman. Kürt Teali Cemiyeti. Bu amaçlarının gerçekleştirilmesi için. Tunceli ve Kürderin bulunduğu diğer illerde yayıldığına şüp¬ he yoktu. Aynı yıl Kürt Teavün ve Terakki Cemiyed'nin başına getiriliyordu. Kürder henüz dağımkri. kendini Kürtlerin kurtuluşuna adamış bu liderle. Cumhuriyetin ilanından az önce kapatılmıştı. 1918'de kurulan Seid Abdülkadir'in liderliğindeki "Kürt Teali Cemiyeti"nin en aktif gizli üyelerinden biri olmuştu. 1918 yılında da "Kürt Teali Cemiyeti"nin başına geçiyordu. yardımcılar da Mustafa Zihni Paşa ve tanınmış ailelerden Be- dirhanlılara mensup Emin Avni idi. Kürdistan'ın ba¬ ğımsızhk hayalleriyle ayaklanma halinde olduğu. vaktiyle kurulmuş olan Kürt Teali Cemiyeti adındaki siyasi birliğe dört elle sarıldılar. İstanbul'daki Kürtlerin ulusal bilinçle örgütlenmesi daha son¬ ra başlıyordu. Kürt aydınları fiilen bağımsızlık peşine düştüler. Nitekim Şemdinanlı isyancı Şeyh Ubeydullah'ın oğlu Seid Abdülkadir. Organize bir Kürt cemaati yoktu. 1908 yılında. Bu Cemi¬ yet. Elazığ ve Bidis illerinde bulunuyordu.Halit Bey'in İstanbul'daki öğrencilik yılları. Cemiyetin amacı İngilizlerin himayesi akında bağımsız bir Kürt devleri kurmaktı. Muş.

Kürdistan'a yer bulun¬ madığını görünce. 1923 yılında. daha çok bu çevrelerden dinledikleriyle tarihe tanıklık ediyordu. Var¬ to'nun Diyadin köyünden Melle Selim. bazı Kürt aydınlannın anlattıklarının dışında fazla bilgi ve belge yoktu. "Azadi" ise barışçı yoldan çözümün imkansızlığı görüşü üze¬ rinde. örgütlenme biçimi ve siyasetiy¬ le. eski millet¬ vekillerinden Yusuf Ziya ve ailelerinden müteşekkil olmak üzere gizli bir komite teşkil edildi. 1923'te Cumhuriyetin ilan sene¬ sinde Seid Abdülkadir. Şeyh Said ailesiyle de bağlan bulunan Melle Selim. Bu komitenin de gayesi Kürdistan'ın bağımsızlığını sağlamakn. Kürt ay¬ dınları "yeraltına" indiler. geleceğin inşası için ör¬ gütlü çalışma başlattılar. Hacı Musa. Aile çevresiyle yakınlığı nedeniyle. Kürtçesi. 1923 yılımn Haziran 63 . Kürt medreselerinde öğ¬ renim görmüş. Genelkurmay'ın kitabında bu konuda şöyle deniliyor: "Bu cemiyet (Kürt Teali) Cumhuriyetin ilanından az önce kapanlmıştı. biçimlenen gelecekte. Şeyh Said İsyanına ilişkin olarak. Albay Halit Bey'in uzaktan hışmıydı. silahlı mücadele inancıyla kurulmuştu. Lozanda "barış anlaşması"nın imza¬ lanması arifesinde. aynı zamanda gerçeklere yakın biri. "Hizbe Azadiya Kurdistan. "Kürt Teali Cemiyeti" silahlı mücadeleyi öngörmüyordu. Hasenanlı Halit. banda alınmış anlanmlannda. Fakat buna karşılık.. çevresinde dürüstlüğüyle tanınan bir din adamıy¬ dı. Melle Selim.. "Hizbe Azadiya Kurdistan"ın kesin kuruluş tarihi hakkında. daha ılımlı bir örgüt olan "Kürt Teali"den farklıydı." * "Azadi" (Özgüriük) hareketi. isyankâr bir örgütlenmeye başladılar. dinlediklerini aktaranlardan bınydı. Melle Selim (Taş).1918 yılında her türiü legal faaliyetleri yasaklanınca. "Hizbe Azadiya Kurdistan" olan "Kurdistan Özgürlük Cemiyeti"ni kurup.

İkisi de Kürderin sevip say¬ dığı birer kişilik oldukları için Kürt din ve aşiret çevrelerinin ka¬ tılmasıyla. ya da taraftarıydı. Miralay Halit Bey tutuklandıktan sonra. Cemiyetin üye kayıt defteri ve evrak- 1." 1925 isyanının lideri Şeyh Said ve Seid Abdülkadir ilk düşün¬ ce tohumlarından itibaren. Onun için kimlerin cemiyete üye olduk¬ ları karanlıkta kaldı. Bidis. Türklerin casusu olduğu sonra ortaya çıkan Binbaşı Ka¬ sım da cemiyetin kuruculanndandı. Muş. o dönemde. Ağrı. ağa ve şeyhler cemiyetin üyesi. görevler alıyorlardı. alışveriş için Trab¬ zon limanına en yakın kapı olan Erzurum'a geliyorlardı. Halit Bey'in en yakın fikir arkadaşı Bidis milletvekili Yusuf Ziya Bey 'di. görüşmeler yapıyor. Kürdistan'ın her yerinde. Melle Selim. Aşiret önderleri. HaUt Bey'in açıkladığı program kısa ve özdü: "Bağımsız Kürdistan'ın kurulması. Devletin eline geçmesin diye Qerqerut köyün¬ de tandıra atılıp yakıldı. Ağrı yöresinin ünlü Hami¬ diye Paşası Patnoslu Kör Hüseyin Paşa. kervanlarla Bingöl. hareketin taraftarları kısa zamanda artn. Kürdistan'ın önemli isimlerinden Mutkili Hacı Musa ve Fevzi beyler de kurucular arasındaydı. Van ve daha uzak yerlerden." Melle Selim anlatıyor: 64 .. Azadi'ye merkezlik eden Erzurum. Bütün Kür¬ distan'ı temsil edecek kurucular listesi tespit edildi." diyor ve devam ediyordu: "Yolun başlangıcında. örgüte destek için ta Diyarbakır'dan Erzu¬ rum'a akıyor ve üye oluyorlardı" diyor. şeyh ve ağalar alışveriş bahanesiyle Erzurum'a gidiyor.ayında Erzurum'da. önde gelen aşiret reisleri. Bildiğim ka¬ darıyla. Kürtler. "aşiret önde gelenleri. amcası İsmail Ağa tarafından Erzurum'daki evinden alındı. Varto'ya getirildi. Kürderin baş¬ lıca alışveriş merkezlerinden biriydi. ama sahnede görün¬ meyen liderlerden başlıcasıydı. Yine anlatılanlara göre.. Halit Bey'in konağında yapılan bir toplantı¬ da kuruldu. "Azadi içinde".

gelişme ve hazırlıklan günü gününe izliyordu. Onların lideHik gibi bir iddiaları yoktu. ordu içindeki Kürt subaylarla ir¬ tibat kurulmuştu. merkez arasında irtiban Şeyh Said Efendi'nin oğlu Şeyh Ali Rıza Efendi yürütüyordu. Seid Abdülkadir. halkı aydınlatıp kazanmak."Her Kürdün birer dava neferi olduğu bu dönemde. Onunla. Bunun üzerine devlet. Ankara. Genelkurmay Başkanlığı tarafindan yayınlanan resmi tarihte Ankara'nın isyan hazırlığını tesadüfen öğrendiği öne sürülüyordu. Melle şöyle devam ediyordu: "Şeyh Ali Rıza Efendi'den dinlediğime göre. bölgeye askeri güç göndermiş ve çatışmalar başlamıştı. ça¬ lışmaları düzenleyen komitenin içindeydi. devletin variığını Kürtlere gösterip kanıtlamak için bazı bölgelere askeri biriikler göndermiş. Şeyh Said Efendi de hareketin için¬ de. Hakkari'ye gönderilen ordu birliklerinin içinde "Azadi" üye- 65 . teşkilatın merkezinde. O. başından beri hazırhklardan haberdar olan Türkler harekete geçti. "isyan bastırmak" üzere. ilk etapta Erzurum ve Bidis tarahndaki su¬ baylara ulaşılmış. istanbul'da oturuyordu. Teşkilatla doğrudan bağı olan oğlu Şeyh Ali Rıza Efendi'ydi. ama gündelik işlerin dışındaydı. Bir yandan da. Kitaba göre. Şeyh Sa¬ id Efendi ve Osmanlı'nın eski Devlet Şurası (Sayıştay) Başkanı Seid Abdülkadir Efendi de kendilerine düşen görev neyse onu yapıyorlardı. çalışmaların ilk hedefi. Urfa ile öteki taraflarda bulunan subaylaria irtibat kurulmaya çalışılırken. Şeyh Ali Rıza'dan olayların ayrıntısını dinleyen¬ lerden biriydi. Ankara ise örgüt içindeki kaynaklanndan doğrudan haber alıyor." Melle Selim. Birer ne¬ fer gibi çalışıyorlardı. öte yandan silahlı harekete hazırianmaktı. Fakat Diyarbakır. Buna karşın. hazıriıklann 1926 bahannda başlayacak ayaklanmaya göre ta¬ mamlanması karariaştınlıyordu." * » * 1924 yılı baharında yapılan geniş katılımlı bir toplantıda. harekete katılmaları temin edilmişti. fakat Hakkari yöresindeki Nasturiler buna tepki gösterip isyan et¬ mişlerdi.

1919 Erzurum kongresi sırasında Atatürk'le görü¬ şerek. yanlarına lO'u makine¬ li olmak üzere 380 tüfek alıp firar etmişlerdi. devletin resmi ajan¬ larından biriydi. Osmanlı Sultanlığı'nı ihya amacına bağlı¬ yordu. kopmak. Hatta. 1924 Eylü¬ lü başında kardeşi Ali Rıza'ya çektiği telgrafta. birliklerindeki 351 Kürt eriyle birlikte. Kasım "aileden biri" olarak. toplu firarın "isyan" olduğunu derhal sezinleyip. Fakat. "bağımsız Kürdistan"ı kurmak istiyorlardı. Yusuf Ziya Bey. Bu subaylar. ordudan ayrılma konusunda "beklenmesi" talimatını vermişti. Yu¬ suf Ziya ve Mutkili Hacı Musa başta olmak üzere örgütün bir¬ çok beynini tutuklatmıştı.si dört Kürt subay da vardı. Melle Selim'in dediğine göre örgüte üyeydi. Onlar eski ya da yeni sisteme entegre olmak istemiyor. Azadi hareketinin eylemi olan Şeyh Said "is- yan"ının nedenini dine. Yine resmi tarihin iddiasına göre. 1800'den beri savaş halinde oldukları Os¬ manlı Sultanlığı'mn kaderi diye bir dertleri yoktu. Ağrı İsyanı'nda İh¬ san Nuri Paşa adıyla ünlenecek olan Yüzbaşı İhsan Nuri'ydi. "Azadi"nin en öndeki üç lideri Halit Bey. 3 Eylülü 4 Eylül 1924'e bağlayan ge¬ ce. bir diğeri "Azadi"nin kurucularından Bitlis eski milletvekili Yusuf Ziya'nm kardeşi teğmen Ali Rıza. "Azadi"nin merkeziyle şifreli telgraflarla haber¬ leşmiş. Halit Bey'in eniştesi Binbaşı Kasım (Ataç). Kürtlerin "kötü niyetlerini" aktardığını söylüyordu. Hazırlıkların öğrenilmesine ilişkin resmi söylem. Başbakan İsmet Paşa (İnönü). Bunlardan biri. Görüşülüp konuşulanlar bir yana liderlerin beyninden geçenleri bile anında aktarıyordu. "ayrılın" di¬ ye anlamışlardı. Oysa Kürderin. resmi ajanlar tarafindan da yalanlanıyordu. "Azadi"nin liderine sırdaştı. Ali Rıza Bey ve arkadaşlan şifreyi çözerken. telgraflardan biri tesadüfen ele geçirilmiş ve bu sayede is¬ yan hazırlığı öğrenilmişti. öteki ikisi ise Vanlı Rasim ve Tevfik Celal'di. "ayrılmayın" sözünü. Aynı resmi tarih. 66 . Dört subay.

kitabında. Kabul edildim. Kolordu Komutanı Ali Said Paşa da hazırdı. bir Kürt ihtilali hazırlığında olduklarını. hükümetçe bir an önce önlem alınması gerektiğini. aşi¬ ret reislerinin batıya sürülmelerini. yandaşlarının gün geç¬ tikçe çoğaldığını anlattığını ve kardeş olarak kendilerinin de ka¬ tılması çağrısında bulunduğunu yazıyor. Halkın saygılarını sunmak için. Daha sonra eziyet ve işkence yapriğı öz amcası Veli tarafindan vurularak öldürülen Mehmet Şerif Fı¬ rat. karşı koyanlann örnek ola¬ cak şekilde cezalandırılmalarını. bu akımın halkın yüz¬ de 85'ini etkilediğini. 9. Şeyh Said'in 4 Ocak 1924 tarihinde.Resmi ajan. amcası Halil ile akrabaları Veli ve Ali Haydar ağalara birer mektup yazarak. Mehmet Şerif. Atatürk'le özel görüşme istedim. isyancılara katıl¬ madıklarını. Varto'nun Kaşıman köyünden olan Mehmet Şerif Fırat olay¬ ları." 67 . yoksa büyük bir felaketin gel¬ mekte olduğunu gözümle görür gibi olduğumu. mahkemede Atatürk'ün 1924 yılında Erzurum'a gelişi sırasında. Doğu İlleri ve Varto Tarihi adındaki ki¬ tabında. isyan¬ dan yirmi yıl sonra. ajanlık yarışında adeta Kasım'ı geri plana itip kendini öne çıkarmaya çalışıyordu. 1945'te bulunduğu Söke'de Kaymakam Ka¬ zım Atakul'a verdiği ifadede hizmetleri konusunda şunları anla¬ tıyordu: "24 Ekim 1924 tarihinde Atatürk Erzurum'a geldi. Binbaşı Kasım'dan önce dav¬ randığının kanıtı olarak da Genç eski milletvekili ile Vali Hamdi Bey'e yazdığı raporları gösteriyordu. ihbar konusunda. Bulun¬ duğum çevre ve bölgede bir Kürt bağımsızlığı ve Türkiye'den ay¬ rılmayı amaçlayan akımlar bulunduğunu. günü gününe izleyip Ankara'ya rapor yağdırdığını açıklayan bir başka resmi ajandı. Mehmet Şerif Fırat. ruhlanm bildiğim için ayrıca kanıt gerek¬ mediğini. Muşlularia biriikte Erzurum'a gelmiş¬ tim. Fırat. söylediklerimin hiçbirinin soruşturulmasına gerek olmadığını ayrıntılı olarak arz etmiş ve teşekkür yanıtlarını almıştım. ama yakın durarak edindiği bütün bilgileri doğru¬ dan Mustafa Kemal'e bildirdiğini belirtiyor. gelişmeleri bizzat kendisine anlattığım söylüyordu. Kabulden sonra. Binbaşı Kasım ise mahkemede söylediklerinden başka.

amcamın ailesine gelen telgrafta 'Sıhhatim berkemaldir' diye yazılı. Fakat. İki gün sonra. 1924 Ekiminde evine geliyorlar. evinde göz hapsine alıyorlar. izini kaybettirmek üze¬ re mezarlıkta saklanıyor. fakat yakalanıyordu. Ama yapabileceği bir şey olmadığından emre uyuyor. Yusuf Ziya olayı ile yakın takip. bir yolunu bulup. bilin ki beni Sarı¬ kamış'a değil. kuşatma altında olduğunu bildiği halde Erzurum'daki evinden ayrılmıyordu. bunun bir tuzak olduğunu anlıyor. isyan hazırlıklarının da önemli liderlerinden 68 . Hamidiye Alaylan'nın komutanı Pat¬ noslu Kör Hüseyin Paşa'ya bir not göndererek "yolculuğunu" haber veriyor ve "bana kırk altın gönder" diyordu. Halit Bey. Giderken çocuklarına. tutuklayıp başka bir yere götürüyorlar. Yeğeni Mehmet Emin Sever anlatıyor: "Dört subayın firarından sonra amcamı. Hareketin tutuklanan ilk lideri Yusuf Ziya Bey'di. Bir ay kadar sonra. Kasım'la aynı köyden (Kulan) olan Melle Şafii'nin (Ballı) an¬ lattığına göre Yusuf Ziya. Sarıkamış'ta ordu için at sann alan Kasım adında¬ ki bir yarbay. Erzurum'da Halit Bey'in evindeyken. bu tutuklanmadığım anlamındadır' di¬ yor. Olayı soruşturmak ve araştırmak için Sarıkamış'a gitmeniz gerekiyor diyorlar. halkın içinden çekip almak ve sessizce tutuklamak. askeri bir müfreze eşliğinde Erzurum'un dışına çı¬ kınca yön değiştiriliyor. Halit Bey. devletin parasını çalmış. Mustafa Kemal Ankara'ya döner dönmez. Amaç. Ağrı'nın Patnos ilçesi yakınlarındaki konaklama yerinde. Am¬ cam.Kasım. Sarıkamış'a gitmediği. Diyorlar ki. gece sarıldığını anlıyor ve evden çıkıyor. Yusuf Ziya Bey ve Hacı Musa'nın tutuklu bulunduğu Bidis yoluna sapılıyordu." Halit Bey. sıhhatim berkemal dersem. yaptığı ih¬ barların ışığında tutuklamaların başladığım söylüyordu. Sarıkamış yolundan. yolda tutuklan¬ dığı böyle anlaşılıyor. Ama sıh¬ hatim yerindedir dersem. "Kırk altın"m. "40 kişilik bir grupla beni kurtar" anlamına geldiği açıktı. 'eğer size çe¬ keceğim telgrafta.

o da bilinmiyor. Adı ve karizmatik kişiliğiyle saygındı. teflerin eşliğinde. Kimse ne yapacağını bilmiyordu. Şeyh Said'e çevrilmişti. Kürt dervişler bölge bölge dolaşarak. Aynı Kör Hüseyin. adıyla halk arasında. Asıldı mı. "yemin" kavramı oldu. "belayı üstüne sıçratmamak" adına Halit Bey'i cevapsız bırakıyordu. Adı. Meclis belgelerini taradım. 1925 isyanı başlayınca önce sessiz kala¬ cak. İnsanlar. aileden kimseyle görüş¬ türülmedi. Gözler. Bir başka bilinmeyen de nasıl idam edildiğidir. Şeyh Mehmed Said'di." Türkçe söylemle adı. etkin ikinci adamı ise yoktu. "Efen¬ dinin başı için" diye isteklerde bulunuyor. Yargılandığına dair de herhangi bir kayıt ve belge yok. adeta kutsanmış Kürt ulu¬ lar arasına kanştı. Daha mesafeli ananlarsa "Şeyh Said Efendi. kısaca ona "Şex" (Şeyh) ya da "Efendi" diyorlardı. henüz hazırlıkların başlangıcında olan Kürt isyan hareketini başsız bırakmış.biri olan Kör Hüseyin Paşa. Halit Bey'in tutuklanması. ya da "Efendinin adı üstüne yemin ederim ki" diyerek inandırıcılıklarını kanıtlamaya çalışıyorlardı.. kurşuna mı dizildi.. Yargılandığına dair bir ize rastiamadım. Şeyh Said Efendi ele geçene kadar içerde tutuldu. sonra devlet safina geçecek. buna rağmen sürgüne gönderi¬ lecekti. "Kaderim" dediği idamdan sonra. Şeyhin yakalandığı gün arkadaşlarıyla birlikte idam edildi. Genelde idam edilenlere ilişkin tutanak ve belgeler pariamentoya gönde¬ rilirdi." ŞEYH SAİD EFENDİ Kürder. kala- 69 . Onun ne yapacağı ve nasd davranacağı merakla bekleniyordu. moral bozukluğu ve korku yaratmıştı. Halit Bey'in yeğeni Mehmet Emin Sever anlattı: "Amcam cezaevine konduktan sonra. Hareketin belirlenmiş.

balıklara kişiliğini. » * Şeyh Said'in kökleri.. Bir öteki Seid Abdülkadir'in dedesi Seid Taha idi. Şeyhin. şairdi. üç kuşak ötede. Bunlar daha sonra mantık. her biri imam ola¬ rak bir yana dağıldı. 1776. Mehmet Bayrak. Mevlana HaÜd. Palu'nun Kelhasi ve Ekrek köylerinde imamlık yaptı. Mevlana Halid'in Şam'daki dergâhında eğitim gören öğrenciler arasında. Şeyh Mahmut Erzurum'un Hınıs ilçesine bağlı. Şiirlerinden derlenen Divanı. Dengbejler. Ama Kürdistan'da ve Osmanlı'nın baş¬ kenti İstanbul'da. Şeyh Said'e ilişkin bu ağıdardan. Mevlana Halid'in öğrencilerindendi. aile hayatına karıştı. Şeyh Ali. Şeyh Ali Palu'da evlendi. Mevlana Halid. felsefe. Diyarbakır'ın Lice ilçesine gönder¬ di.1827 yıllan arasında yaşadı. Birkaç yıl sonra ayrılıp kuze¬ ye geçti. zamanla büyü¬ yen kasabanın mahallesi haline gelen Kolhisar köyüne yerleşip 70 . Genç şeyh orada imamlığa başladı. Hasan. Değişik bölgelerde görevlendirildiler. Şeyh Ali'yi.. Şeyh Ali oğullannı da aile geleneğine göre der¬ gâh ve medreselerde okuttu. Nakşibendi şeyhi ve Nakşi¬ bendi tarikatını Kürdistan'a aşılayan kişiydi. özel olarak ilgilendiği 118 gençten biriydi. üst düzeyde bir programla yetiştirilen Nak¬ şibendi Halifesi oldular. matematik ile din bilgisi konularında özel eğitime tabi tutulup. Şeyh Ali. onun üstüne düzenlenmiş "kılam"lar (şarkı) söylü¬ yor. "Bağdai" (Bağdadi) lakabıyla da tanınan Mevlana Halid. yeni kuşaklara. ölümün¬ den sonra 1844 yılında İstanbul'da yayınlandı. "mes'el" dedikleri hikâyesini anlatıyorlardı. Mezuniyetten sonra. dedesi Şeyh Ali ile Kür¬ distan'da din sahnesine çıkıyordu. Hüseyin ve Şeyh Mehmet adında dört oğlu dünyaya geldi. kılam ve kasidelerden geniş örnekler veriyor. etkin bir taraftan vardı. Şam'da oturuyordu. Mahmut. Kürtler ve Ulusal-Demokratik Mücadeleleri adındaki kitabında. mücadele ve ölüme yürüyüşünü destanlaştırarak anlatıyorlardı.

Bari kaynakları 80 yaşındayken idam edildiğini belirtiyor.imamlığa başladı. esmer tenli. Palu'da amcam Şeyh Hasan'm yanında. kızıl parıltı veriyor¬ du. Hınıs ve Palu'da eğitim gördüm. Bu yüzden Şeyh Said'in doğum tarihi de belirsizlik taşıyordu. bir yazı¬ sında. Muş'ta Mehmed Efendi. O da Kürt erkekleri arasında yaygın olan modaya uyarak. doğumları kayıtlara geçirme alışkanlığı yoktu. Malazgirt. Şeyh Said şairdi. Kürtçe kadar iyi konuşuyor. sün¬ netti. Diyaeddin. Şeyh. Dini dergâh ve medreselerde eğitim gören yedi kardeş arasın¬ da Mehmet Said öne çıkacaktı. Arapçayı. Necmeddin. Mehdi ve Abdürrahim. 61 yaşında idam edildiğini söylüyordu. kirpiklerinin altına sürme çekiyordu. gabardin şalvarın üstüne. İslamiyet'te kına ve erkeklerin göz altına sürme çekmesi. Kürtlerin. Kürt medreselerinde eğitim görmüş. dönemin en iyi din tedrisinden geçmiş." Yazdıkları gün ışığına çıkmamakla biriikte. okuyor ve yazıyordu. önü ibrişim işlemeli "Halep işi kırk düğme" yelek ve onun üstü¬ ne de pelerin giymeyi seviyordu. Ağarmış. Bahaddin. Tahir. apak olmuş sakalım kınalıyor. Fakat yakın akrabalarından Şeyh Abdülmelik Fırat. ağarmış sakalını kınalıyor. eski Yunan felsefesiyle mantık derslerini okumuştu. ol¬ gunluk çağında ise Kürdistan'ın dört bir yanında. 1925'te Diyarbakır'daki sorgusu sırasında eğitimi konusunda şöyle diyordu: "Muş. Temizlik ve şıklığa özen gösteriyor. narin yapılıydı. Malaz¬ girt'te Dev Abdülhalim ve Hınıs'ta da Musa Efendi'nin yanında medresede okudum. Genç yaşta çevresinde sivrilmiş. Şeyh uzun boylu. Kürt yazar Musa Anter de bu görüşe katılıyor ve 80 yaşında idam edildiğini yazıyordu. tanınmış bir kişilik olmuş. Kolhisar'da evlendi ve burada yedi erkek evlat büyüttü: Şeyh Mehmed Said. Arap-Islam felsefesinin yanında. tartışmasız ka- 71 .

Hınıs ve yöresini işgal ettiler. bu yoldan sağlanıyordu. Piran. Koyun üreticiliğinin yanında. dar günde yardıma koşma geleneğine bağlıydı. varlıklıydı. ama yardımsever. kış ortasında işgalci güçlerden kaçan Kürt kafilelerine ka¬ tıldı. Olaylar genellikle. İlerleyen yaşlarında. Kürtlerin "Peze ner" dedikle¬ ri "kısır koyun" ticareti yapıyordu. Köy ve çevre¬ si dağlıktı. adı "Dicle" olarak değiştirilip Diyarbakır'ın ilçe¬ si yapılan Piran köyündeki kardeşi Abdürrahim'in yanına yerieşti. sahip olunan koyun sayısı. Ticaret nedeniyle Güney Kürdistan'a yaptığı seyahader. Kürtlerde. Halkı yoksul. Şeyh Said ve ai¬ lesi de. Şeyh'in gelişini onuriandırma olarak 7i . pazar şehre gidiyordu. Şeyh Said. toplumsal barış. görüşmeler yapıyor. Nakşibendiliğin nmişti. Kürtçede "Pirlerin yurdu" anlamına gelir. zenginlik ölçüşüydü. Satın aldığı toklu ve Kürtçe de¬ yimle "hogeç"leri (koç). bir bakıma kendisi için dostlukları pekiştirme vesilesi oluyordu. adil tutumuyla kararları itiraz götürmeyen başlıca "aracılardan" (hakem) biriydi. Kürt önde gelenlerini ziyaret edip konaklaya ko- naklaya. 1914 savaşının hemen başında Osmanlı devletinin saf dışı kal¬ ması üzerine. Dönüşte. ticareti büyük oğlu Şeyh Ali Rıza'ya bı¬ rakıyor. "aşağı memleket" denilen Musul. Sü¬ rünün ardından. bu sayede okuma ve toplumsal olaylara daha çok zaman ayırma imkanı buluyordu. sürüye değil sürülere sahipti. Kerkük.bul gören saygınlığına. saygın kişiliklerin hakemliğiyle sonuçlan¬ dırılıyor. yaz aylan boyunca Bingöl yaylalannda ot¬ latıyor. Bu açıdan bakıldığında Şeyh Said. başka bir yol izleyerek. sonbaharda. aşiret ya da aileler arasında yaşanan sorunlarla kan davalarının pek azı Osmanlı devleti makamlarına yansıyor¬ du. dosdanyla buluşuyordu. "Postnişinliği"ni ekle¬ Kürdistan'da. Daha sonra. Ruslar. Şam ve Halep pazarlarına götürüp satıyordu. O.

Şeyh Said. Rus iş¬ gali sona erene kadar Piran'da kaldı.kabul ettiler.. Şeyh Said. idam edilen kardeşi ve eniştesinin matemini tuttu. Anlatılanlara göre Güle.. koyun ticaretini bahane ederek. Halit Bey ise kayınbira¬ derleriydi. Yakınlarının anlattığı. Cibranlı Halit Bey ve Binbaşı Kasım'ı birbirine bağ¬ layan "kader" bir bakıma "hısımlık" bağlarıydı. Şeyh Said ile Binbaşı Kasım bacanak. O yüzden. muhbirleri olan Kasım'la. ne de en öndeydi. doğruyu. Zamanını okuyarak geçirdi. ICasım'ın oynadığı rolün acısını ise daha sonra eşi Güle çekti. içindeydim" diye açıkla¬ mıştı. Kürt Teali Cemiyeti'nden önce Kürt sorununun içindeydi. "evliliğini kötü kader" olarak kabul etti ve acılar çekerek sonuna kadar sürükledi. ne sonundaydım. töresel bağlar nedeniyle. konakladığı yerlerde Kürt so¬ rununu tartışmaya açıyordu. gizlisi saklısı bulunmayan iç içelikteydiler. Oğlu Ali Rıza Efendi'nin damadı da olan torunlanndan Me¬ lik Fırat şöyle diyordu: 73 . Halit Bey'in büyük kız kardeşi "Hewa" (Havva) hanımla. Bu şairane sözler. Kasım da onun küçüğü Güle ile evliydi. yaşadığı sürece. devletin resmi kayıdannın da doğrula¬ dığına göre. isyandaki rolünü. Şeyh Said. Sonra köyüne döndü. O ne¬ denle ne geride. Kürtçe deyimle "xınami"lik. at sırtında ta Şam ve Halep'e uzanan uzun yolculuklara çıkıyor. aile için¬ de ayrısı gayrisi. gerçeği anlatıyordu. "olayların ne başında. Yeğeni Mehmet Emin Sever'in deyimiyle Güle. İsyan hazırlayıcısı iki lider. Diyarbakır'da yargılanırken. Ama. Çünkü o... Ka¬ sım'dan da aynlamadı. Elbirliği ile ona bir ev yaptırıp yerleştirdiler. Kürdistan'ın isyanlaria yeniden alevlendiği 1910'lardan beri ruhu ve beyni ile Kürt sorunuyla meşguldü.

Şeyh Bahaddin. Ortak noktamız ortadan kalktı. Fakat bir militandan da çok çalışıyor. Hiçbir zorluk. sonunda ölüm de olsa. hiçbir engel beni yolumdan alıkoyamayacaktır. kafası 1910'lardan itibaren Kürt meselesiyle meşguldü. resmi tarihi dayanak yaparak. özgürlüğümüzü kazanıp kendi geleceğimi¬ zi kurma hakkı doğdu. Bu durumda biz Kürdere. şöyle diyordu: "Bizim Türklerle müşterekimiz din." Uğur Mumcu. Şeyh Said'in. artık sorunun çaresine bakma zamanının geldiğini söylüyor. res¬ mi görevi yoktu. Oysa Şeyh Said'le birlikte çalışanlarla. şeriata dayalı devlet ve Ha¬ lifeydi. hazırlık aşamasında yazdığı mektupların birinde. yüz yüze görüşme olanağı bulamadığı Kürt önde gelenlerine mektuplar yazıyordu. fakat zoru başarmak imkansız değildir. ortak mücadeleye yöneltmenin zor olduğunu söylüyor. Şeyh Bahaddin'in anlattığına göre. Kürt ön¬ de gelenlerini ortak dava etrafında birleştirmek için toplantıdan toplantıya at sürüyor. Şeyh Said Efendi'ye Kürtlerin genel yapısını ve durumunu özetliyor. yakınları bu iddiayı doğrulamıyordu. o."Kürt sorunu hakkındaki düşüncelerini. üyeük temelinde de olsa örgütsel bağları yoktu. hareketin manevi lideriydi. tek taraflı bir kararla Halifeliğe son verdi¬ ler. Daha Birinci Dünya Savaşı'ndan önce kardeşiyle Kürt davası konusunda soh¬ bet ederken. Dolayısıyla genel toplantılarda bulunup seçime katılması söz konusu değildi Yakın ilişkide olanların anlatımla¬ rına göre. Bunun üzerine Şeyh Said Efendi gayet kararlı bir şekilde şöyle diyor: Zorlukları biliyorum. Şeyh Said. Kürt-îslam Ayaklanması adındaki kitabında. kardeşi Şeyh Bahad- din'den dinlemiştim. Şeyh Said'in. çok zaman kaybettiklerini. Fakat Türkler. 1924 yılında Erzu¬ rum'da yapılan ilk kongrede "Azadi" örgütüne üye olduğunu. Aşiretçilik yüzünden paramparça olmuş bir halkı birleştirmenin. ama hiçbir örgütsel. aynı yılın Ağustos ayında ise genel başkanlığa seçildiğini yazıyor." 74 . Tek başıma da kalsam bunun için mücadele edeceğim. kendi yolumuza gitme.

Kürt sorununun bulunduğunun dünyaca bilinmesini istemiyor. dini kişiliğini ve isyan sürecinde dini motifleri kullanarak "isyanın dinci" olduğunu öne sürüyordu. O nedenle. bunu sakmcah ka¬ bul ediyordu. isyanın ayrım¬ cılıktan ziyade. çeşidi amaçlar ve aldatmalar neticesi oluşan olayın büyütülmesi uygun olmadığından. isyanm "bağımsız Kurdistan amaç¬ lı" olduğunu anlatıyor. Çünkü.. ayaklanmanın gerekçesi olarak. iki halkın eşit olacağı belirtilmişti.Mektuptan da açıkça anlaşıldığı gibi Şeyh Said'in amacı. İslam konusunda oldukça tedirgindi. Bakanlar Kurulunun kararıyla. iç ve dış düşmanlara propaganda zemini teşkil etmekte olduğundan ve esasen smırh bir sahada. Rejimin ajanlarından Mehmet Şerif Fırat. din öğesini bi¬ linçli biçimde öne çıkarıyordu. Ankara. bu savları doğ¬ ruluyordu. Lozan sürecinde ise devletin. Genelgede şöyle deniliyordu: "Yüce Genelkurmay Başkanlığı'ndan gelen 30 Nisan 1341 (1925) tarih ve 1835-2270 numaralı teskerede son isyan ve irti¬ ca olayının basınımızda ve özellikle İstanbul basınının büyük bir kısmında bir Kürt ayaklanması şeklinde gösterilmesi.. Kürtlerle Türklerin ortak devleti olduğu vurgulan¬ mış. Avrupa'nın Kürtlere sempatisini önleyip kır¬ mak. dış dünya açısından "memleket menfaatine olacağı"nı belirtiyordu. Oysa Ankara. "ilerici" Türkiye Cumhuriyeti'ne destek vermelerini sağla¬ mak için isyan batı karşıtı Islamist ve Padişahçı gösteriliyordu. isyanın "irticai" (dinci) oldu¬ ğunu işlemenin. Lozan'da TC'nin sınırla¬ rı daha yeni tescil edilmiş ve tapusu verilmişti. irticai cehalet ve aldatma neticesi olduğu zemi- 75 . Başbakan İnönü. 1800'den beri süre gelen Kürt isyanlarıyla aynı ve onların deva¬ mıydı: Bağımsız Kurdistan. Do^m İlleri ve Var¬ to Tarihi adındaki kitabında. Dönemin Başbakanı İsmet İnönü'nün çabası da. Os¬ manlı Sultanlığıyla çok sorun yaşayan Avrupa. basına "gizli" kaydıyla gönderdiği genelgede. Binbaşı Kasım da. Şeyh Said'in. tamklığıyla Fırat'ı doğ¬ ruluyordu.

Kürtler arasında din ve mezhep ayırımının körüğü olarak kullanılmıştı. o neden¬ le Azadi hareketine sıcak bakmıyorlardı. Kürtlerle iç içe yaşayan Ermenilere karşı da Osmanlı'nın terör kılıcı yapılmak istenen Hamidiye Alayları. "sen ağasın" ya da "beysin" diyerek silahlandırılıp güç haline getirilmişti. Kürtlere karşı.ninde yayın yapılması olunmuştur." Basın. bütün Kürtleri tek amaç etrafinda birleştirmek üzere yöre yöre geziyor. için gereğinin yerine getirilmesi teklif Keyfiyet. gün görmemiş birtakım insanlar. Kürt sorununu asla dillendirmeyecekti. sınıf ve katman farkı gözetmeden. keyfiyetin bu açıdan ya¬ yılması için Dışişleri Bakanlığı'na tevdii münasip görülmüştür. ŞEYH SAlD VE SEİD RIZA Şeyh Said. bazı aşiretler silahsızlandırılmış ve bu politika ile Kürdü Kürde düşman kılmıştı. yetişemediklerine mektuplar yazıyordu. özel çıkarları ve üstünlük duygularını tatmin için elle¬ rindeki silahı halka yöneltiyor. Genellikle Sünni Kürtler silahlandırılmış. tek kişilik örgüt gibi çalışıyor. Cahil. "böl. Azadi'nin yönetiminde değildi. ama yükünü taşıyor. Bunlar. Bingöl. dini inanç ve mezhep. Varto yöresindeki Alevi ve Sünni Kürtler de ta Sultan Mahmut'tan beri "böl. ayrılıklar derinleştirilmeye çalışılmıştı. Hınıs. Sultan Mahmut'tan beri. terör estiriyorlardı. Erzurum. "irtica"yı öne çıkaracak. birbirine düşür ve yö¬ net" politikalarıyla karşılıklı bilenmişti. Osmanlı. basında 'Kürt sorunu' şeklinde yansımasının gerçekte mutabık olmadığı kadar siyaseten de sakıncalı olduğundan. olayların neden ve amaçlarını hü¬ kümetin isteği doğrultusunda işleyecek. Bölge Alevileri. Alevi Kürtlere karşı da kullanıl¬ mış. bu genelgeden sonra. 76 . Abdülhamit döneminde kurulan Hamidiye Alaylan'yla. Bakanlar Kurulu'nun 3 Mayıs 1341 (1925) tarihli top¬ lantısında görüşülmesi esnasında genel ve tertip olunmuş bir irtica- nın görünümü olduğu tespit ve malum olan hadisenin. birbi¬ rine düşür ve yönet" politikası izlemişti. Hamidiye Alaylan'yla.

Büyük çoğunluğuyla Alevi olan Dersim. Şeyh Şerife bil¬ dirmiş. Varto yöresinin etkin Alevi liderlerindendi. * * Şeyh Said. 77 . Mehmet Şerif Fırat. Çarekanlı Mustafa Paşa'ya gönderiyordu. "resmi ajanlığım" da yapan Mehmet Şerif Fırat'ın özel çeteleri köyleri basıp soygun. Dersim'e uzanıyor. "sıcak yaz aylarıydı ve evler yayladaydı. buluşma tarihini. Onlar da. Dersim'in variıklı ve en etkin liderlerinden biriy¬ di. Mustafa Paşa. Osmanlı'nın Sünni Kürtlere oranla daha farklı bir düşmanlıkla baktığı bir diyardı. Bunlar. efsanevi lider Se¬ id Rıza'yla da buluşuyordu.Osmanlı'nın "Sünnileri Alevilere karşı kullanma" politikası. 1924 yazında. Şeyh Said. Pülümür'ün "Ağuyasini" köyünde oturuyordu. kimilerine de mektuplar yazarak Kurdis¬ tan hayallerini anlatıyor. Özellikle Şeyh Said İsyanı ve daha sonraki süreçte. Şeyh Said'in güç biriiği için kendisiyle yaptığı görüşmeyi kitabında uzun uzun anlariyor. ayrılığı ortadan kaldırmak amacıyla Alevi liderleri ziyaret ediyordu. Osmanlı yönerimince dışlan¬ mış. Buluşmaya aracılık eden ve 1938 kadiamından rastlantıyla kurtulan Nazimiye ilçesine bağlı Civarek (Sanyayla) köyünden Seid Bertal Tanrıverdi. adeta Hamidiye ağalannm önüne atılmışlardı. Ali Haydar Dikmen ile Mehmet Şerif Fırat. bu nedenle dargınlıkların unutulması gerektiğini işliyor. Kürderin birliği için bunlarla görüşerek çalışmala¬ rına başlıyordu. Varto'nun Kaşıman köyünde oturan. gerekli ortamın hazırlanması için Bertal'ı. Abdülhamit. ulusalcılığın mezhep ile din farkından önde geldiğini. kimi Alevi önde gelenleri adeta "terörün kol başı" niyetine kullanılıyordu. Dersim'i ziyaret etmek istediğini. Şeyh Said. Örneğin. kan davasına neden olan cinayetler işliyoriardı. herkesi "ortak davada" birleşmeye çağınyordu. Şeyh Said. Şeyh. TC döneminde tersine çevrilerek yürürlüğe konuyordu. talan yapıyor. Ale¬ vileri öne alıyorlardı. Temmuz veya ağustos ayı olabilir" diye anlatı¬ yordu.

Kürt geleneklerine uygun yol boylarında karşılanmıştı. Dersim'in özerkliği garanti edil¬ diği takdirde ayaklanmaya destek verebileceklerini söylemişti. Seid Rıza'nın. toplantıda amcası¬ nın da bir konuşma yaptığını söylüyor ve devam ediyordu: "Babamdan dinledim. Dersim'in önde gelen bü¬ tün liderlerinin de katılımıyla. Bazı aşiret liderleri de. Hamidiye Alaylan'nın Dersim'e zul¬ mettiğini söyleyerek. Dersim'in büyük aşiret liderlerinden Yusufanlı Kamer. Şeyh'i karşılayanlar arasında Seid Rıza da vardı. Alevi Kürtleri gözardı etmesine rağmen. Aynı idealler uğruna. Seid Rıza ile de yakın dosttu. babasından dinlediklerine dayanarak. Bertal'ın anlatımına göre. Hayderan aşiretinin lideri Kamer. onu gözetmiş. işbirliği ve dayanışma havasının dağıldığını belirtiyordu. kırk kadar atlıyla Der¬ sim'e gelmiş. Mustafa Paşa. destek ve işbirliğine soğuk baktıklarım belli etmişlerdi. Dersim kaynaklarına göre. atlarından inip kucaklaşıyorlardı. Alevilik. farklı tarihlerde asılarak idam edilen iki li¬ derin bu ilk ve son karşılaşmasıydı. Mustafa Pa¬ şa'nm çadırında gerçekleşiyordu. toplantı. Sünnilerin geçmişte Os¬ manlı ile işbirliği yaptığını. amcası ile yakın arkadaşları Baytar Nuri ve Alişer beyleri yanına alarak toplantıya katıldığını söylüyordu. Toplantıya katılanlardan biri de."Kürt aşiret birlikleri" de denilen Hamidiye Alaylan'nı kurarken. kaftan ve kılıçla onurlandırmıştı. Dersim aşiret reislerinden kimileri. Sünnilik nedeniyle daha başında so¬ ğukluk yaşandığını. 1937'de Seid Rıza'yla birlik¬ te asılarak idam edilen Kureyşanlı Seid Hüseyin'di. Areyanlı Yusuf Ağa ile de hısım-akrabaydı. top¬ lantıyı anlatırken. Sünnilerin Osmanhlar tarafından yaratılan kardeş kav- 78 . Karşılaşma anında. büyük saygı görmüş. Şeyh Said. askeri birlik kurmasına izin vermemiş. Mustafa Paşa. amcam da bir konuşma yapıyor. Seid Hüse¬ yin'in yeğeni Avukat Kahraman Aytaç. ama paşalık rütbesi. Kahraman Aytaç. Toplantıda. Şeyh Said'in ziyaret isteğini Seid Rıza'ya ileti¬ yor ve istek olumlu karşılanıyordu. Ağuyasini yaylasında. Seid Hüseyin'in yeğeni Kahraman Aytaç.

Şeyh Said açı¬ sından Dersim'in tutumu aydınlanmış olmalı ki. daha sonra değişik söylentiler yayılıyordu. 'Dersim olarak. Buna öflcelenen Der¬ simliler de. Seid Hüseyin'in sözünü kesiyor. "kestiğimizi yemeyenlerle kardeşlik olmaz" diyerek. arkadan vurmayacaklarına ilişkin namus sözü veriyorlardı. Kürdistan'ı kurma mücadelesine varız. Bize karşı çıkmamalıdır. son anda destek vermekten caymışlardı. Dersim'de Hıran." Şeyh'in bu isteği kabul görüyor ve Dersimli ağalar. Dersim hareketsiz kalmalıdır. Fakat bir şarda: Dersim'in ayrı bir statüsü olacak. Koçgiri'ye yürüyüp. "ortada at yok. Kürtçede beylerin beyi anlamında bir onurlandırma deyimidir) kasap ve aşçımı beraberimde getirdim. bunu sonra ele alırız. kendi kendini idare edecek' diyor. Topal Osman çetesi ile Sakallı Nurettin Paşa'ya yardım ettiğini. sözün burasında ev sahibi Mustafa Paşa. yine Hamidiye beylerinden Palulu Haşim Bey'in de ikide bir Dersim'e sefer düzenlediğini naklediyor. ortaya konan tavır karşısında. Hele önce Kurdistan kurulsun. İzin verirsen. siz yular pe¬ şindesiniz. Amcam sözle¬ rinin sonunda. bizimkiler hayvanları kesip yemek hazırlasınlar" de¬ miş ve bu sözleriyle Alevi olan Dersimlileri kırıp ayırmış. hazırız. İzol ve Şadan aşiretlerine büyük kayıplar ver¬ dirdiğini. Kurdistan içinde Dersim'in statüsünü tartışacak zaman değil. Dersim özerk kalacak. Çarekanlı Mustafa Bey'in konuklannı ağırlamak için koç ve koyun kestireceği sırada. Şeyh Said'i tanıyan ve amacını bilenler. Dersim'in "Hizbe Azadiya Kurdistan"a destek vermemesi hak¬ kında. Geçe¬ lim bu konuyu. bu söylentiyi "gerçek- 79 .gasına alet olduklarını söylüyor. Aktarılanlara göre. Mus¬ tafa Bey'e." Yine aktarılanlara göre. "onlann kestiği bile yenmez" anlamında aşağılamıştı. En yaygın söy¬ lentiye göre. "bir ricam var" di¬ yerek söz alıyor ve şöyle diyordu: "Girişeceğimiz harekâtta. (Miro. Şeyh Said müdahale etmişti. Hamidiye komutanlarından Kör Hüseyin Paşa'nm Ağrı'dan Dersim'e." diyordu. "Miro.

Musevi ve Kürtler ile Ermeniler iç içe yaşar. "ulusal dayanışmaya karşı olanla¬ rın yarattıkları zoraki bahane" diyorlardı. Dürzi ve Yezidi. yemeği yemem" demesi görülmemiş. Kürt aydın çevreleri. duyulmamıştı. önüne konacak yemekle ilgi¬ lenmesi. hele hele bir aristokratın. niçin gittiğini biliyordu. ziyaret amacını peşinen yok etmesi demekti. birlikte yer içerlerdi. "senin elinden çıkan ekmeği. Şeyh. Anlatılanlara göre. Nitekim.le bağdaşır değil" diye niteliyorlardı. çay kahve içmişti. Misafirin. o ne¬ reye. böyle bir davranışta bulunması mümkün mü? Onun 80 . görüşmeden önce. etin kimin tarafindan kesileceğine neden karar versin?" diyorlardı. Alevi. yanında aşçı ve kasap dolaştırdığına kimsenin tanık olmadığını söylüyorlardı. Kardeşçe dayanışma amacıy¬ la gittiği bir yerde. eti. kabul görendi. önüne konan yemeği yemiş. bağışlanması mümkün olma¬ yan bir kabalık. ne yiyeceğini sorması görülmemiş. Hıristiyanlar arasında konaklayan ve bunlar tarafindan önüne konan yemeği yiyen Şeyhin. misafirliklerde. duyulmamıştı. Yezidi. onları aşağılaması. Buna itiraz etmeyen kişi daha sonra neden kendi¬ ni küçültüp müdahale etsindi? Aynca. Bence bu ba¬ zılarının uydurmasıdır. kime. Birleşme ve işbirliği için çabalayan. Bir misafirin gittiği yerde. Dürzi kesimlerde. aklı ba¬ şında bir insan böyle bir ayırımın içine girer mi? Şeyh Said Efendi gibi birinin. bunu yapacak yapı ve kişilikte değildi. Şeyh Said'in torunlarından Abdülmelik Fırat ise şöyle diyordu: "Dedemin böyle bir şey yapması mümkün değildir. dinsel ayrılığı ortaya koyan böyle bir hareketin içinde bulunmasının imkansızlığım belirtiyor. Alevi. daha da ileriye gidenler. önüne ne konursa. böyle bir tavır Kürt geleneğine göre de büyük bir ayıp¬ tı. "önüne konan öteki yiye¬ ceklere. O. ortak sahana. Bile bile bir yere misafir olan kişi. o nedenle. tasa kaşıklarını batırırlardı. o evin kurallarına tabiydi. çiğÜk ve hakaretti. Ayrıca Kürtleri ortak amaçta birleştirmek için ortaya çıkmış bir liderin. Şeyhin çevresine göre. Böylesi bir davranış. Sünni. Şeyh sık sık gezilere çıkan bir kişiydi. yayılan söylentiler için "asıl¬ sız". yemeklerin yapıldığı kap kaçağa itiraz etmeyen kişi.

Hı¬ nıs'tan Bitlis'e işleyen araç yoktu. Şeyh. en yakın mahkemede ifa- 8ı . ama sessizce izleyen Ankara. üstelik grip olduğu¬ nu bildirerek. Gelen askerler. Yasaya göre. Bu durumda Şeyh Said'in yürüyerek gitmesi gerekiyordu. kar denizinde adım atma imkanları yoktu. Bitlis'te bulunan Halit Bey'in bazı açıklamalannın bulunduğunu. Çünkü dinde de yeri yok. Nitekim. kar ve kış koşullarını hatıriatarak. 1924 sonbaharında hareketin liderleri Halit Bey ve Bitlis eski Milletvekili Yusuf Ziya Bey'i tutuklamıştı. karşı mezhepteki insan¬ ları dışlayan bağnazlık yoktur. Dersim'de an¬ latıldığı biçimde bir olayın meydana geldiğine ihtimal vermiyo¬ rum. aynı kaşığı paylaşıyoruz. eğer ortak cemaat için hayvan kesilecekse. Tek yolculuk aracı attı. dolayısıyla Bitlis'e gitmesinin gereksiz olduğu¬ nu söylüyordu. bağnazlar bundan ders alsınlar. Bence bu söylentiler. Ankara. eğer amaç "ifadeye başvurmaksa" bunu Hınıs'ta da yapabileceğini. bunların doğruluğunu araştırmak için ifadesine başvurma gereği¬ nin duyulduğunu söyleyerek. Şeyh Said Efendi gibi. Mevsim kıştı. bahane yaratmaya yöneliktir. etkin liderler Şeyh Said ile Seid Abdülkadir'e gelmişti. Hatta bağnazlık¬ ların ayıbını bildiğimiz için.kişiliğini bilen biri buna inanır mı? Bizde. halkı bir dava etrafında toplamak için yola çıkmış birinin." ŞEYH SAİD HALKA KARIŞIYOR Kürtlerin niyetini yakından. Adarınsa. orada bulunan Alevi kardeşimize özellikle kes¬ tiririz ki. bu işi de gürültü çıkarıp halkı uyandırmadan. Biz Hı¬ nıs'ta Alevi kardeşlerimizle hep iç içe olduk. Kar kalınlığı yer yer metreleri buluyordu. böyle bir tutum takınması zaten mümkün de¬ ğildir. da¬ ha hazıriık aşamasındayken bastırmak üzere. Sıra. Onun için. uzaktaki dava tanıklan. Şeyh Said'in Kolhisar'daki evinin kapısını çalıyorlardı. içtik. Birlikte yedik. Halit Bey'in tutuklanmasından bir süre sonra. sessiz¬ ce yapmak istiyordu. yeri geldiğinde. Bugün de aynı sofrayı. "tanık olarak ifadesinin alınması için" Bitlis'e davet ediyorlardı.

Bit¬ lis'e gelmemesini. "Tanıklık etmesi için" kapısına gelenler. dağların misafir ka¬ bul zamanını bekleyin. bir yolunu buluyor. Şeyh Said. bu konuda Fırat'ı doğruluyor ve şunla¬ rı anlatıyor: "Halit Bey cezaevindeyken. Evinde. Mektup Kürtçe. halktan ko¬ parıp tutuklamak istediklerini. zorunluluk kapısını kapatmıştı. Hınıs'taki mahkemede ifade verdikten sonra serbest bı¬ rakıldı. evinde göz hapsinde. O zaman yiğitleri dağa çıkarın. Köyü." Şeyh Said'in torunu Abdülmelik Fırat anlatıyor: "Şeyh Said Efendi. Mehmet Şerif Fırat'ın Doğu İlleri ve Varto Tarihi adındaki ki¬ tabında yazdığına göre. evi. hal¬ ka karış" diye uyaran. Bunun üzerine. * Melle Selim (Taş) da. Halit Bey de. Evinin çevresi ajan kaynıyordu. Baharı.de verebiliyorlardı. Şeyh. kaderini bekleyerek. Kolhisar'dan ayrılma- 82 . her an tutuklanabileceği ihtimali ile kuşatma altında yaşamaktan rahatsızdı. Mektubunda. Tutuklayacakları kesin. çünkü ifadesini alma bahanesiyle. ele geçmemesi için. Şimdi aynı hataya düşmek istemiyordu. kolay av olmaktansa halka karışmaya karar veri¬ yor ve kararım uyguluyordu. Şeyh Said'e bir mektup yazıp ulaştırıyor. "Orada oturup Kürtlerle sohbet edeceğine. bir an önce Hınıs'tan ayrılıp izini kaybettirmesini öneriyor. Her an kapısını çalabilirler. denetim altına alınmıştı. Halit Bey'in akı¬ betine uğramak da vardı. Yakınlarının anlattığına göre Şeyh. Ankara ile te¬ mastan sonra. eli kolu bağlı biçimde oturup. Ama mektubun sonraki bölümünde bir başka öneride bulunuyor ve şöyle diyor: 'Kış vaktinde harekete geçmeyin. Ama göz hapsinde tutuluyordu. Şeyhin yasayı hatırlatması. Daha birkaç ay önce. cezaevinden gönderdiği bir mesajla aynı akıbeti yaşamaması için Şeyh'i uyarmıştı. Halit Bey Erzurum'daki evinde göz hap¬ sine alındığında. Erzurum'dan ayrılmasını isteyen oydu. Hınıs'ta ifadesinin alınmasına karar veriyorlardı. yolu.

Kınkan'da babasıyla buluşuyor. Mektuplarında. Son¬ baharda Halep'e koyun götürüp satmış. Hınıs'tan ayrılınca. 1927 yılında yaka- 83 . Ama parasını alama¬ mış. şimdilik sükûnetlerini korumalarını ve kar eriye¬ ne kadar beklemelerini söylüyor. Kırıkan köyüne akıyor. yönünü Şuşar tarafına veriyor. kendisinin de İstanbul'dan ayrılıp Hak¬ kari yöresine geçeceğini ve o bölgede de bir cephe açacağını" bildi¬ riyordu. Kınkan'da birkaç gün kalıyor. Şeyh. ona naklediyor. Kınkan'da birkaç gün kaldıktan sonra ayrılıyor. Burada da çevreden gelenlerie bir toplantı yapıyor. bir yandan da öteki aşiret reislerine. o sırada yolculukta. Yola çıktığını duyan Kürder. Gelen insanları kabul ediyor. Gidip parasını aldıktan sonra vapurla istanbul'a geçiyor. sonra adı Karlıova diye değiştirilerek ilçe merkezi yapılan Kani- reş köyüne geçiyor. Şeyh Said'e oğlu Ali Rıza aracılığıyla "bahara kadar beklemesini. Seid Abdülkadir'le görüşüyor. Mehmed Ağa ve Helile Çeto'ya misafir oluyor. Şeyhin peşine düştüğünü duyan Kürtler de. Oğlu Ali Rıza Efendi. Her zaman cuma namazını kıl¬ dığı Kolhisar camisine gitmiyor o gün. onu tehlikede sanarak pe¬ şine düşüyor. Halit Bey ve Seid Abdülkadir'in öne¬ rilerine uyarak. Konuşmalar yapıyor. Ondan sonra dönüyor. Hınıs'a iniyor. Kamil ve kardeşi Baba Bey'e misafir oluyor. Sadiye Telhe'nin evinde misafir kalıyor (Sadiye Telhe. Halk adeta onu çember içine alıp. şeyhlere mektuplar yazıp gönderiyor. Kırıkan köyüne geliyor. Şeyh. ziyaretine gelen ağa ve şeyhlerle görüşmeler yapıyor. Kargapazar köyüne geçiyor. Melle Selim devam ediyor: "Şeyh Said Efendi. Yolday¬ ken.ya karar veriyor. Kanireş'ten sonraki konağı Azizan köyü. Seid Abdülkadir'le görüşmele¬ rini." Mehmet Şerif Fırat'ın yazdığına göre." Melle Selim devam ediyor: "Şeyh Said Efendi. Türk devle¬ tinin. bu vaziyette konaklaya konaklaya ileriiyor. Orada. canını siper edi¬ yor. Cemaate na¬ maz kıldırıyor ve hemen ardından atına binip yola çıkıyor. babasının köyden aynldığını duyuyor. Günlerden cuma. Seid Abdülkadir. Yolunu değiştiriyor. bahar¬ da dağlar yol verir vermez. Ardından.

Şeyh Said'den ağa. Genel heyecan kaynaşma başlatmış¬ tı. şimdi- 84 . Oradan Çan köyüne geçip şeyhlerie yapnğı toplanndan sonra. Melekanlılar yakın akrabaları. Temas ve çalışmalarını. Eğil bucağına bağ¬ lı bir köydü. Sonra Piran'a geçiyor. Çalışmalar açıklık içinde yürütülüyordu." * # « Şeyh Said'in köyünden çıkıp halka kanşmasıyla biriikte. bey ve şeyhlere haber ulaştınyor. Şeyh Said'in kardeşi. Türk devletinin ajanlan ise Şeyh'i yakın plandan izliyoriardı. PİRAN'DA SİLAH SESLERİ Piran. Piran'da. "Hewar" (imdat) günü havalannı estiriyordu. Kardeşi Abdürra¬ him Piran'da oturuyordu. Birkaç gün kaldıktan sonra Diyarbakır tarafına gidiyor. Yakın çevre ileri gelenleriyle bir toplantı yaptıktan sonra Melekan köyüne geçiyor. Şeyh. eli silah tutan herkesin silah ve at temin edip beklemesini is¬ tiyordu. Kızı orada. Ath gruplar. Eğil bucağı da Genç iline bağlıydı. Şeyh Abdullah ile evli. silahlanıp Şeyh'in emrini bekle¬ melerini bildiriyordu. O zamanlar Piran. Kürt-lslam Ayaklanması adındaki kitabında "Piran Olayı "nın başlangıcım şöyle yazıyor: "13 Şubat günü. Va- lerli Sadık Bey dahil. Uğur Mumcu. Şeyh'in de ikinci köyü sayılıyordu. kayalıklann karşı¬ sındaki evde oturuyordu. isyan hazıriıklanmn gizhsi sakhsı kalmamıştı. Genç de. ilkbaharda ayaklanmak üzere. yanında üç yüz atiı ile Şeyh Said. toplantılarını sürdürü¬ yor. toplantılarda Türk devletinin hazıriık ve ni¬ yetlerinden haberli olduğunu söylüyor. kardeşi Ab¬ dürrahim'in evindedir. Kendisi de büyük savaş yıllarının muhaceratını Piran'da geçirmişti. Şeyh'in ayağa kalkması. Kürder arasında. caminin arkasında. Mahmut Çeleyan Mahallesi'nde.lanıp idam ediliyor). etrafın bütün şeyh ve ağalan yanına koşu¬ yor. 'Bingöl' adıyla il merkezi yapılan "Çevlik"e geçiyor. 'Hani ve Lice ağalarıyla buluşuyor. Melekan'da bir¬ kaç gün kalıyor. kimileri köyleri dolaşarak.

Şimdi bun¬ ları yakalarsanız. Bu iş için buraya geldik. Hükümetin kolu uzundur. bir ilin adıydı. Kürt aristokrasi¬ sinde onursallığın gereğiydi. Şeyh'i tah¬ rik edip tutuklama gerekçesi yaratmaktı. Altı asker kaçağını yakalamak için görevlendirilen jandarma birliği komu¬ tanları Teğmen Mustafa ve Teğmen Hasan Hüsnü. Şeyh Said.'" * * * Kürt geleneklerinde. Ne ya¬ parlarsa yapsınlar. dolayısıyla onurunu kurtar¬ maya çalışıyordu. "kaçakları yakalamak" değil. Bu suçluları istediği zaman ya¬ kalayabilir. Ben ayrıldıktan sonra yakalarsı¬ nız" demekle bir bakıma yakasını. Şeyh Said. Onu. bu yüzden subaylara. Ben ay- 85 . O nedenle ricasını din¬ lemiyor. tutuklamada ısrarcı davranıyorlardı. subayların amacı. düşmanına teslim etmemek. yeni bir öneride bulunuyordu: "Mesele çıkarıp olayı büyütmeyin. Yakalayıp götürmek zorundayız. ya¬ kın adamlarını uyarmıştı: "Onların istedikleri mesele çıkarmaktır. Behçet Cemal'in de Şeyh Sait adındaki kitabında aktardığına göre. Sakin durun. hem Nakşi Kürtlerin. kaldığı evin sarıldığını görünce. karşılık vermeyin. tansiyonu düşürmek umuduyla subaylara. "ben köyden çıkıncaya ka¬ dar." Köyde ortam gerginleşmişti.' Teğmenler şöyle karşılık vermişlerdi: 'Bizim görevi¬ miz bunları yakalamaknr. hem Cumhuriyet tarihinin en büyük olayların¬ dan birinin başlamak üzere olduğunu elbette bilmiyorlardı. kişinin yanındaki kim olursa olsun do¬ kunulmazdı. Yola çıkmak üzereyim. 13 Şubat 1925 günü Şeyh Abdürrahim'in köyünü sardıklarından.ki gibi Bingöl ilinin bir ilçesi değildi. Şeyh Said. Ben köyden ayrılana kadar herhangi bir davranışta bulunmayın. aradıklarınıza dokunmayın. kapısına dayanan provokasyonu görmüş ve tuzak¬ tan kurtulmak için çırpınmış. benim şeref ve haysiyetimi çiğnemiş olursu¬ nuz. Evin sarıldığını gören Şeyh Said jandarma teğmenlerine haber göndermişti: 'İstediğiniz adamlar benim yanımdadır.

olay çıkmasın diye soğukkanlı davranıyor.rıldıktan sonra ne isterseniz yapın." Dönemin Başbakanı İsmet İnönü'nün damadı Metin Toker'in Şeyh Said İsyanı adındaki kitabında anlattığına göre. 'gereke¬ ni yapın. Şeyh'in sakalını yakalıyor ve sarsmaya başlıyor. Ama Şeyh. bu teklif olumlu bir karşılık bulmuyor. 'kuro rabın' (kalkın çocuklar). Orada hazır bulunanlar. Fakat jandarma teğmenlerinden biri sinirlenip. ilk kurşun. bir anda er¬ ken isyan ateşine dönüşüp yayılıyordu. hakaret ediyor. Kürtçe olarak. 'Rabın' sözü. diyor. böylece erken isyanın başlangıcı oluyordu. 'ben gideyim. o heyecan ve şaşkınlık ortamında. öğle vakti. Metin Toker'e göre Şeyh'in karde¬ şi Şeyh Abdürrahim. Şeyh Said 13 Şubat 1925 günü. Teğmen bununla da kalmıyor. DİYARBAKIR MUHASARASI VE İSYANIN KADERİ Olaylar. ayaklanın' anlamında anlaşılıyor. subayların "hemen" ısrarıyla or¬ tam daha da gerginleşiyordu. "ilk kurşun" olayım şöyle anlatıyordu: "Babam. 'sen kim oluyorsun da. Kürt asıllı gazeteci Cevat Oktay'ın babası. artık dönüş imkanı yok olmuştu. Teğmene karşılık vermiyor. Silahlar patlıyor. arkasında yüzü aş¬ kın atlıyla. sonra ara¬ dıklarınızı tutuklarsınız' diyor. kalanlarsa tutsak ediliyor." Gerekçe ve olayın şekli ne olursa olsun. o dönemde. Yanın¬ dakilere dönüp. yöre¬ de "Nahiye Müdürü"ydü. Şeyh Said'in iradesi dışında ve vaktinden önce patla¬ mış. Türk devleti açısından amaca varılmıştı. Şeyh Said de atına binip Piran'dan ayrılıyor. o gerginlik içinde jandarmaya silah çekiyor. Piran'da kurşunlar namludan çıkıyor ve silah sesleri. Piran'dan Darahini (Genç) yönüne doğru yola çıkı- 86 . Şeyh Said teğmenlerin olay çı¬ karmak için kararlı olduğunu görünce. babasının anlatımına dayanarak. olayın patlak vermesinin iç yüzünü en iyi bilenler¬ dendi. silahlar erken patla¬ mış. Şeyh'in yakasını tutan teğmen dahil birkaç jandarma vurulu¬ yor. Babamın anlattığına göre. adeta donup kalıyoriar. Cevat Oktay. aradıklarınızı o zaman tutuklayın. bana emir veriyorsun!' di¬ ye bagınyor.

savaş stratejisini de kendisi çizmeye başlamış. Fakat. Daraheni (Genç) il merkezi. üç yüz dolayında atlıyla yola çıkan Şeyh Sa¬ id'in çevresindeki silahh adam sayısı. ne yapacağı. ardından da Hani bucağı isyancı- lann eline geçmiş. Doğu Cephe¬ si Komutanlığına. kısa zaman içinde kadanarak artmış. Bu arada katılım büyüyor. Bu yüzden işlevsiz kalıyorlardı. Şeyh Said'in askeriik ve savaş deneyimi yoktu. Erzurum. yollara dökülmüşlerdi. Piran köyünden. ama organizeden uzaktı. Kürt yönetimler kurulmuş. Şeyh Şerif ise savaş deneyimi olan başlıca komutanlardan biriy¬ di. Kimin nerede. "Emir ül Mücahidin Muhammed Said Nakşibendi" im¬ zası bulunuyordu. "Şeyh Said Efendi ayağa kalktı!" haberini yayıyordu. ertesi gün yayınladığı ilk bildiriyle. Yusuf Ziya ve Hacı Musa beyleri kurtaracaktı. tutuklu bulunan Halit Bey. Kürder ayaklanmış. kimi yaya. adılar bölgeden bölgeye. kimi ath. ardın¬ dan da Bitlis'e yürüyecek. bazısı silahlı. bölgenin merkezi durumundaki Genc'e doğru ilerliyorlardı. kimin kime komuta edeceği belli değildi. kendi deyimiyle hayatında eline silah almamış Şeyh Abdullah atanmıştı. iş başa düşmüş. Bildirinin altında. "Şeyh ayağa kalktı" haberini alan köylü kalabalığı büyük. tüm Kürderi biriiktelik içinde ayaklanmaya katılmaya çağınyordu. köyden köye dört bir yana dağıla¬ rak.yor. direklere Kürt bay¬ rakları çekilmişti. yol boylarındaki telefon ve telgraf tellerini kesip bağlanriları kopararak. binleri bulmuştu. Şeyh Said. çoğu silahsız. Şeyh Said'in damadı olan Şeyh Abdul¬ lah. cepheler genişliyordu. Varto'yu aldıktan sonra kuzeye yönelerek. Daha önce Rus işgalcilere karşı gerilla savaşı venniş olan Şeyh 87 . İsyancılar. Şeyh Said'in yanına ulaşma koşu¬ su başlamıştı. hayatında eÜne silah almamış bazı kişileri de komutan olarak atamıştı.

Kürt öncü gruplan Diyarbakır'a doğru akmaya başlamışlardı. Diyarbakır'a açılan kapıyı." Lice'nin alındığı gün. surları delip içeriye girmek üzere gedik açmaya çalışıyorlardı. Öte yandan Şeyh Abdullah önderliğindeki güçler de Varto il¬ çe merkezini denetim altına alarak Erzurum'a yöneliyordu. Madenlerimiz çoktur.Şerif. Onun hedefi Di¬ yarbakır'dı. savunma konumuna geçmişlerdi. Şeyh Said ise merkez güce komuta ediyordu. Gazik ve Kiğı boğazlarını denetim altına alarak Elazığ üzerine yürümeye başlıyordu. Ağır silah ve toplarla takviyeli Türk birlikleri surların içine çe¬ kilmiş. Piran olayından dört gün sonra. Yayılma "göz açıp kapayıncaya kadar" denilebilecek bir hız¬ daydı. zorluk çekmeden hedeflerine varıyor. Kürt topraklarım Türklerin elinden alaca¬ ğız. Onun hedefi Elazığ. önemli bir direnişle karşılaşılmadan Elazığ da ele geçiriliyor. Diyarbakır yolunu kesmek üzere Fis ova¬ sında mevzilenmiş Türk Piyade Alayı yenilgiye uğratılıp dağıtılıyor. Şeyh Said'in başında bulunduğu güçler. Ne sonuç verirse versin devam edeceğiz. batı cephesinin komutanıydı. Merkez gücü Lice'de toplayan Şeyh Said. Şeyh Said. Pi¬ yade alayından sonra. Topraklanmız verimlidir. İsyancılar. şehirleri. kasabaları ele geçiriyorlardı. Şehir ele geçirildikten sonra. ardından Malatya ve Dersim'di... Şeyh Şerifin yönettiği isyancılar Bingöl il merkezi olan "Çevlik"i aldıktan sonra. Diyarbakır üzerine yürüme hazırlığındaydı. Birkaç gün sonra. Kürdistan'ın başkenti olarak ilan edilecekti. önlerine çıkan bir süvari birliğini de yenil¬ giye uğratarak kenti kuşatmışlardı. Malatya için ha¬ zırlıklara girişiliyordu. Bunlardan yararlanacağız. İsyancılar. yani Lice'yi de almışlardı. Lice'de halka hitaben yaptığı konuşmada şöyle di¬ yordu: "Artık bu işi durdurmak elimde değildir. Türk resmi tarihine de kaynaklık eden Behçet Cemal'in yazdığına göre. Kuşatmanın 88 .

Türk güçleri kaleden çıkıp taarruza geçtiler. talan." Kürtlere en büyük zaran "Diyarbakır için görevlendirilenler" veriyordu. Önemli bir basan gösteremeden geri çekilip. çapulculuk. Siverek ve çevredeki bazı ağa ve aşireder. Diyarbakır Valisi Ahmet Mithat Bey de. Muhasara safları bozuldu.üçüncü gününde. Geri çekilmeye başladılar Diyarbakır muhasarası isyanın "kaderi"ni tayin eden dönüm noktasıydı. bu yöntem¬ le devletin yanına alınmıştı. pek çok kitap kaleme alınması¬ na rağmen. ka¬ dınları taciz ettiriyorlardı. Bu amaçla para dağıtılıyor. Derikli llyas. Kürt öncüler açdan ge¬ diklerden içeri girmeye başlamıştı. onları karşı karşıya getirmek için de her türiü yönte¬ mi kullanıyordu. bu sırada takviye bir¬ likleri yetişmiş. 7 Mart 1925 günü savunma burçlarını aralamayı başardılar. anı¬ larında ajanların Şeyh Said'in yanına kadar sokulduklanm belir¬ tiyor ve şöyle diyordu: "Bu arada Mürsel Paşa (kale komutanı) boş durmuyor. Bu konuda sayısız yazı. isyancı kimliğiyle şehir sokaklanna salıp. Bah¬ çeli Hacı Hamdi Bey'i Diyarbakır için görevlendirmişti. beklenmeyen bu darbe karşısında paniğe kapıldılar. Bu arada Ankara yönetimi. Pirinççizadelerin çevresinden Derikli Necim. hırsızhk yaptırıyor. Nakipzade Bekir. yeniden surların gerisine kapandılar. Dönemin istiklal Mahkemesi üyelerinden. mevki ve makamlar veriliyordu. Para gücüyle sayısız ajan ve provokatör de iş başı yapmışri. Bunlar parayla tutulmuş insanları. "Şeyh Said bunun için mi ayaklandı?" diyerek cephe alı¬ yordu. Vali Avni Doğan. Paşa. Sadi ve Aziz'i de gizlice Şeyh Said'in yanına sok¬ muştu. Diyar¬ bakırlı Şeyh Ahmet ve Şeyh Ömer'i Şeyh Said ile görüşmeye gön¬ deriyordu. Fakat. Behçet Cemal'in 89 . Bu olaylara tanık olan ya da muhatap olanlar. Kürtler. isyancıları halk desteğinden yok¬ sun kılmak. Diyarbakır'ı muhasara altına alan Kürder. genel olarak yararlanılan tek kaynak. Fa¬ kat tutunamadılar. kuşatmacılan arkadan top ve mitralyöz ateşine tutmuşlardı.

Fakat şehrin savunmasını yöneten İzmir kahramanı General Mürsel. Diyarbakır muhasarası için şunları yazıyor: ". Uğur Mumcu ve Metin Toker de daha sonra geniş ölçüde bu kitaptan yararlandılar. Behçet Cemal. Genelkurmay. Diyarbakır'ın dört kapısına bir¬ den genel taarruza geçilmesini emrediyor ve şehrin içindeki taraf¬ tarlarına bu yolda talimat gönderiyordu. Şehre hücum edecek asi miktarı. soğukkanlılığını bozmadı.. Kürtlerin çok kısa zamanda önemli ilerlemeler elde ettiklerini an¬ lattıktan sonra. kendisi de Ergani ve Eğil ta¬ raflarına gidiyor ve buradaki şeyhlerle ağaları ayaklandırıyordu. kuzeyde asileri surlar dışında. ana gücünü buradan hücuma kaldırmışn. şehir güneyden de saldırıya uğradı. Bun¬ da asilere içerden yardım eden unsurların da tesiri olmuştu." Behçet Cemal devam ediyor: "Nihayet 8 Mart 1925 Pazar sabahı güneş doğarken. güney cephesinde bir ara¬ lık asilerin başarılı oldukları gibi bir durum meydana geldi. Nihayet Samaki'deki genel karargâha dönebilen Şeyh Said. Hükümet hâlâ kıpırdamamakta ve isyan karşısında şaşkına dönmüş gibi susmaktaydı. asi güç¬ ler ilk defa karşılaştıkları bu teşkilatlı ve azimkar direnme karşı¬ sında dayanamayarak panik halinde kaçmaya başladılar. güney cephesini tutan ordu birlik¬ leri iki ateş arasında kalmış. emrindeki asilerin büyük bir kısmını doğ¬ ru Diyarbakır üzerine gönderirken. Şeyh Said. durum tehlikeli olmaya başlamışn. güneyde ise surları siper alarak karşıladıkları halde. Bun¬ lar güneydeki sudarda bazı gedikler ve özellikle lağım yollarını açmışlar ve asiler buralardan şehre girebilmişlerdi. Derhal elindeki süvari yede¬ ğini kuzey cephesine çekerek dört nala güneye sevk etti ve içeri giren asileri baskına uğrattı. Şeyh Said'e göre 3 bin. 7 Mart akşamına doğru şehrin okul ve kışlalarının bu¬ lunduğu kuzey tarafindan şiddetli bir ateş başladı. Asilerin içeriye girmesiyle. Şeyh Said.Şeyh Said İsyanı adındaki kitabıdır. Arnk (Şeyh Said) Diyarbakır'ı ele geçi¬ rip Kürdistan'ın özgürlüğünü ilan etmekten başka yapacak şey kalmamıştı. Ordu birlikleri. ilk baskısı 1955 yılında yapılan kitabında.. 7 Mart 1925 gece yarısına doğru. hükümetin tahminine göre 5 bin kadardır. Diyarbakır'ın kuzeyinde sa¬ vaş bütün şiddetiyle devam ederken." 90 .

'Sallallah' naralarıyla suriara yaklaşmaya çalışıyorlardı. buradaki Şeyh taraftariarı. ne şekilde hareket edecekleri. Şeyh'in kuvvetleri¬ ni nasıl destekleyecekleri kendilerine bildirilmişti. Fakat bu bilindiğinden. eldeki kuvvetlerin önemli bir kısmı buralarda mev- zilendirilmişti. silah isteyenlerin talepleri. Alaturka saatle ikide. Buradan içeriye girmek daha kolay olacaktı. tam Sa¬ id'in istediği gibi uygulanamadı. Verilen karar. Av tüfekleri. Çünkü surlann eskimesi yüzünden. Karanlık bir gece olmasına rağmen. Samahir'deki karargâhlarında toplandılar. önce Mardin.Dönemin Başbakanı İsmet İnönü'nün damadı Metin Toker de. ağzında ateş sa¬ çan ve gök güriemesine benzer sesler çıkaran bu silahtan çok 91 . yani karariaşnnlandan akı saat önce ateş başladı. O güne kadar top sesi duymamış ve top nedir bilmeyen isyancılar. sonra da Dağ kapısına yüklendiler. topçular sabaha kadar "kör atışı" kesmediler. buralar barikatlaria tah¬ kim edilmiş. her ih¬ timale karşı geri çevriliyordu. Bu arada Diyarbakır'a da haber uçurul¬ muş. Dicle'yi geçerek Diyarbakır'ı çevreleyen surla¬ ra doğru ileriemeye başladılar. burada birtakım tabii gedikler açılmıştı. bağımsız Kürdistan'ın ilanının Diyarbakır'ın alınmasına bağlı olarak planlandığım. Akşamdan başlayan yağmur aralıksız devam ediyordu. yani beşinci kol durumdan ha¬ berdar edilmiş. Asileri en çok yıldıran da bu oldu." Metin Toker. Asiler. Akşam karanlığından faydalanan asiler. İç kalenin üzerine toplar konulmuştu. yani gece yarısından sonra başlamasıydı. yenilginin bu planı bozduğunu yazıyor ve Diyarbakır muhasarası hakkında şöyle diyor: "Diyarbakır önlerine geldiğinde Şeyh Said ve kurmayı. Diyarbakır'ın dört kapısına birden hücum edilerek şehir işgal olunacakn. Savunmayı muntazam asker yapı¬ yordu. Asiler içerden aldıklan istihbarata dayanarak en çok Dağ kapı¬ sını zoriuyoriardı. 1968'de yayınlanan Şeyh Said ve İsyanı adındaki kitabında. alaturka saatle sekizde. mavzerler ve bir kısmı da sadece sopalarla silahlan¬ mıştı. Mürsel Paşa'nm iyi bir savunma hattı oluştur¬ duğunu anlattıktan sonra şöyle devam ediyor: "Halk sokağa bırakılmıyor. Sayıları bin ile 3 bin arasındaydı. taarruzun 7 Mart günü. Plan.

Dönemin Cumhuriyet Gazetesi. Yollarda yüzlerce asi cesedi yanyordu. Top¬ larımız durmadan gürlüyor. Diyarbakır muhasarasını şöy¬ le aktarıyordu: "Bir söylenti çıktı: Şeyh geliyormuş." Metin Toker. içeriye giren bu kolun yok edildiğini anlatıyor ve devam ediyor: "Asiler şehri dört yönden sarmışlardı. Saat yedide ilk ateş başladı. gökyüzü kıpkızıl kesiliyordu. Aslında bu doğruydu. Akşam oluyordu. provokatörlerin halkın tepkisine ne¬ den olan davranışları olduğunu söylüyorlardı. Fakat buradan içeriye giren asiler. piyademiz mevzilerinde güç zapt ediliyordu. Top atışlan ve suriar şehre girmelerini önlüyordu. Subaylar koşuşuyor.korktular. Gece yarı¬ sına doğru ikinci hücum dalgası da püskürtüldü. Şehirde birden bir karış¬ ma meydana geldi. yorgun düşen savaşçılann dinlenmeleri ve insan zayiatını en aza indirecek yeni bir stratejinin saptanması amacıyla geri çekilme buyruğu verdiğini söylüyordu. Derhal bir emir verilerek halkın sokağa çık¬ ması yasak edildi. isyanm kaderini de belirle¬ miş. savunma karşısında fazla kayıp vermedikleri¬ ni. Sayılan 120'yi geçmiyordu. Buna rağmen bu asiler. Diyarbakır İstiklal Mahkemesi'nde mu¬ hasarayı anlatırken. surlara yakın karargâh kuran bir nakliye kolunu dağıtmayı başardılar ve bir kısım askerle bir subayı şehit ettiler. Sokaklarda hiç kimse kal¬ mamıştı." Öte yandan Şeyh Said. keşif topçu ve piyade ateşimiz karşısında bu surede kırıldı. Toplarımızın sesini duyu¬ yorduk. Fakat gece yansına yakın kötü bir haber duyuldu: Mardin kapısından saldıran is¬ yancılar şehre girmişlerdi. Şeyh Said'e yakın çevreler. geri çe¬ kilmede en önemli etkenin. ilk hücum dalgası." Diyarbakır muhasarasının sonucu. gelecek emri bekliyoriardı. Gece yarısından sonra sokağa çıktık. Cephede sesler fazlalaşmaya başladı. Sabaha karşı bu emir gel¬ di: Şeyh Said yenildiğini anlamış ve asilere en kısa zamanda geri çekilme emrini vermişti. Savunma başanyla yapılıyordu. kapıdan değil lağım deliklerinden sızmışlar¬ dı. 92 . geri çekilme başlamıştı. General Mürsel hiç istifini bozmadan emirler veriyordu. İçerden gelecek yardımı da alamadıklan için.

Gazete. Abdülhamit döneminde İngiltere'nin vesa¬ yetinden. Aynı gazete ertesi günkü haberinde. Rejimin resmi yayın organı Hakimiyet-i Milliye gazetesi 16 Şubat 1925 günkü sayısında. Telefon ve telgraf tamir edilmiştir. basını denetim altına almış. "An¬ kara. basında görülmeye başladı. yarı resmi Cumhuriyet gazetesinde yayınlanan haberde şöyle deniliyordu: "Şubat'ın 13. günü Ergani'nin Piran köyündeki jandarma müf¬ rezesi ile civara gelen Şeyh Said Bediüzzaman ve avanesi arasın¬ da bir çanşma olmuş. haber veren değil. Ergani'nin Piran köyünde bulunan jandar¬ ma birliği ile. Olaylara ilişkin ilk haber. ışık sızdırmayacak biçimde. bu yüzden "ne olduğunu" açıklamadığı olaylardan söz ettikten sonra. bu işte İngiliz parmağı olduğu fikrindedir" diye yazıyordu. isyanı duyuran." 93 . olayları çarpıtarak. bu olayın da sorumlusu olarak İngilte¬ re'yi işaret etmeye başlamıştı. Isyan'ın lideri olarak haberde Bediüzzaman (Saidi Nursi) gösterili¬ yordu. 16 Şubat 1925 tarihinde. telefon ve telgraf hadarı tahrip edilmiştir. ama "ne olmuş da tenkile geçilmiş?" sorusuna cevap vermiyordu. bu da.TÜRK BASINI İSYANI GİZLİYOR Dönemin tek kitle haberleşme aracı gazetelerdi. Fakat." Haberden anlaşıldığı gibi isyan liderinin adı bile yanlıştı. basit bir "zabıta vak'ası" gibi göste¬ ren propaganda niteliğindeydi. süre gelen geleneksel alışkanlıkla. Saldırganlar şiddetle takip ediliyor. "tenkiP'in başladığını duyuruyor. "tenkil" (yok etme) hare¬ kâtının başladığını. Cumhuriyet gazetesi. Yetişen kuvvetler üzerine Şeyh ve avanesi kaçmışlardır. Türk kamuoyu isyandan habersizdi. Bu arada Ankara. küçük. ko¬ yu bir "sansür" uygulamaya başlamıştı. şu haberi veriyordu: "Şubatın 13'ünde. o yörede bulunan Hınıslı Şeyh Said'in adamları arasında çarişma çıkmış ve iki jandarma ölmüştür. bu amaçla uçakların bölgeye gönderildiğini ya¬ zıyordu. Almanya'nın himayesine geçildiğinden beri. Ankara reji¬ mi. 16 Şubat 1925 tarihinde. Kanlı olaylar sürerken.

Olay sırasında kente girmeyi başa¬ ran 120 kadar askerimin akıbeti meçhul kalmıştır. acele hareket edile¬ rek erken başladı. "kuvvetlerimizin takibinden kaçan Şeyh Said'in. Fakat. Çeşidi silahların ateşi sabaha karşı direnişimizi kırınca çekilmeye karar verdik." Egemen güç. "Eşkıyaya hak ettiği cezanın verileceği"ni yazıyordu ama. Birkaç gün içinde bu eşkıyaya hak ettiği cezanın verileceği muhakkaktır. yörede bu¬ lunan güçleri isyanın tenkili (yok edilmesi) için olay yerine gön¬ dermiştir. mahkemede. olaylardan yaklaşık on gün sonra. başında topladığı birkaç avanesi (yandaşı) ile beraber jandarmamıza karşı giriştiği saldı¬ rıdan sonra meydana gelen olaylar üzerine hükümet. Hakimiyet-i Milliye gazetesi 23 Şubat 1925 tarihli sayısında şu haberi veriyordu: "Piran'da Şeyh Said adında birinin. ne olduğu bilinmeyen "Piran olayı"nın etrafinda dönüp dolaşmaya devam ediyorlardı. Tekrar Diyarbakır muhasarasının başarısızlığına dönecek olursak. isyanı kamuoyundan gizliyordu. Tamamlayıcı bilgilere göre. Ama gazeteler 24 Şubat 1925 tarihinde bölgede sıkıyönerim ilan edildiğini bil¬ diriyordu. kararımızın dışında. bir soru üzerine şöyle diyordu: "Diyarbakır'a hücum. birkaç yüz haneli küçük bir vilayetimizdir. ilk kez "isyan" deyimini kullanıyorlardı. Gazetenin haberi devam ediyordu: "Genç. asilere kumanda eden Öğretmen Fahri öldürülmüş ve 'ussat' perişan edilmiştir. iki gün sonra. okurunu merak içinde bırakıyordu. 150 kadar yandaşıyla birlikte Genç'te olduğu" habe¬ rini yayınlıyordu." Gazete. Şeyh Said. gerçeğin özüne dokunmadan.Aynı gazete. Askerlerime al- 94 . Genç'te ne olduğunu saklı tutuyor. * Gazeteler.

Tuttuğu yeni yolun yansında. Lice. Sakiri. Yalnız Mardin yolu açıkü.. Albay HaÜt Bey'in de eniştesi. milislerden 80 esir alarak geri döndüler.. BlR AJANIN PORTRESİ Binbaşı Kasım. "Kasım Ataç" oldu. Kasım. Türk devletinin şiddetin¬ den korunmak için karşı tutum takınmıştı. Bu yolu tutmak üzere Dengecük." Behçet Cemal'in yazdığına göre Diyarbakır muhasarasının başarısızlıkla sonuçlanması. Gevzalan ve Kara Ki¬ lise köylerine gittik. Hani. Cabar. ayırmışlardı. Geldiklerinde ben batı yönündeki Tılham köyündeydim. Bingöl. Şehir özlemini gı- 95 . o ana kadar sessiz kalmış bazı Kürt aşiretleri. Şeyh Said'le bacanaktı. İzin verdiklerim sekiz gün sonra geldiler. gönülleriyle baş başa bıraktı. bacanağı Binbaşı Kasım'ın kurdu¬ ğu tuzakta kaldı. Bu arada. Varto'ya yerleşti. Bunlar. Normal halleri aşan uzunluktaydı. başta Genç. Soyadı yasasından sonra. Süvari olarak orduda çalıştı. Orada beş-akı gün kaldım. Şeyh Said. Kürtlerin ele geçirdiği kent ve kasabalar. da¬ ğılmaya başlayanları savaşmaya zorlamadı. Beden yapısı. Varto'nun Kulan köyündendi. Bu cepheye 100 kadar adam gönderdim. ihtilalcilerin moralini bozmuş. Hacı Leylek. Ora¬ dan hükümet askerleri Diyarbakır'a geliyordu. Gece Siverek yollannı tutmuştuk. erken yaşta emekli edildi. Varto ve Elazığ olmak üzere tümü el değiştiriyordu. moral çöküntüsünün yarattığı rüzgâra kapılıp. Burada Siverek'ten milis askerleri ve 100 adı kadar hükümet askerinin geldiğini haber aldım. 1918 yılında Binbaşı rütbesindeyken. ruh haline uygun denebilecek bir anormallikteydi. yeniden toparlanıp gerilla savaşını başlatmak üze¬ re.ti gün evlerinde kalmak üzere izin vererek Kazkar bölgesine gel¬ dim. hükümet askerlerini mağlup edip. emekliye ayrılmamış. Gönüllü olarak aya¬ ğa kalkanları. Ben o sırada Çaksor kö¬ yündeydim. gerekirse İran'a çekilmeye karar verdi. dağlara çekilmeye. "Aşiret Mektebi" mezunu bir subaydı.

Kazara onunla bir araya gelen elit. gelip geçenlere öylece bakıyordu. hatta kendince "itibariı" günler yaşıyordu. gözünü kırpmadan onu ezip suçluluğunu yüzü¬ ne vuranlardandı. Kıyametin ateş yağmurları. Gelen ve gidenleri yok değildi. eziyordu. sonra gidip onu ihbar ediyordu. yerlerde sürüklenerek götürülüyor. Esmer teni. bir daha geri gelmiyordu.. yemeğini yeyip. Güzergâhı. "kardeşim" diyerek sarıl¬ dığı. Nail Bey mahallesinde. 96 . O sırada. kayınbiraderi Albay Halit Bey'in evinde kalıyor. aileden biri olarak sırlarına giriyor. Elazığ'da. "güvenli". nereye gömüldüğüyle de ilgilenmiyordu. yemeğini yiyor. iz sürücü. O. Erme¬ ni yapımı eski bir evde oturuyordu. edindiği bilgileri. Ali Haydar Dikmen. Şeyh Said'e de bacanağı ve "aileden biri" olarak yaklaşıyor.. Evinden çıkıyor. Akıbeti kuru. İlerleyen yaşlannda. Kürt eliti ondan uzak ve o tecritti. yatağında yattığı insanlara ihanetini hatıria¬ tarak aşağılıyor. orada oturuyor. indiği bir gün yakalanıyor. yürüyüş yolu hep aynıydı. tuzakçı ve "tanık" olarak gö¬ rev yapıyordu. "dikkatli konuşun. TC'ye aktarıyordu. Onun tepkisi başını öne eğmek olmuştu. Varto'nun Hormek liderierinden Ali Haydar Dikmen. soğuk bir kelimeyle "öldü" diye açıklanıyordu. Kasım Bey burada" diye aşağılamıştı. kardeşi Ali ve oğlunun işlettiği dükkâna gidiyor. anlamsız. Şeyh Said'e si¬ lah uzatırken yanında olanlarla. onu görmeye gitmiş. babası Ahmet. Köylülerinin aktardığına göre. dağdan köyüne iniyor..dermek için sıkça Erzurum'a seyahat ediyor. kalabalık cemaatin içinde. derin düşünceli lıalleriyle yürüyor.. melul. Eski yandaşlan. nerede ve nasıl öldüğü ya da öldürüldüğü. 1925'te muhbir. upuzun boyuyla bazen Elazığ sokaklannda yürür¬ ken görülüyordu. onların "sulbünden" gelenlerdi. Kürder için "Hewar" günleriydi. * O. Varto'ya geldiğinde. babasına sahip çıkma bir yana.

Bir daha birleştirme- dim. Sonra şöyle dedi: 'O olaydan hemen sonra yatağımı ayırdım. 1950'lerde Söke'den Elazığ'a taşınınca. Ailenin bütün fertieri. "geçen 97 . Fakat. Yaklaşık 30 yıl ayn kaldıktan sonra. eve alınmamasını. Halam ağlamaya başladı. kardeşi ve eniştesi için ağlıyordu. anlatıyor: "Kasım. siyah bir ihtiyardı. kendisine hiç çocuk vermemiş Güle de vardı. benek benekti. Hastalıklı gi¬ bi görünüyordu. kocam diye elaleme karşı katlandım. eniştemizi asnran kişiydi. bacanağı Şeyh Sa¬ id'di. Şeyh'in damadı Şeyh Abdullah'ı kullanarak. Fakat babam. 'kardeşimin katili de olsa. Aradan 30 yıla yakın zaman geçtiği halde. sırdaşlıktan uzaklaştırmışri. Hâlâ hüzün¬ lü ve matemliydi. o. Yüzü ve ellerinin derisi pul pul dökülmüş gibi. Annem bir gün ona.. kapıdan kovulmasını istedik." Kasım'ı aile çevresinde en erken teşhis eden. bu yüzden kin. Çok uzun boylu. öfke ile dolu yüreğinin öteki tarafiyla kendisine nefrede bakan bir kadın¬ la birlikte yaşayacak kadar tuhafi. Ama ne yapayım ki.* * * Bir tuhaf adamdı o. İkram ettikleri yemeği yiyebildi. Kardeşini ihbar edip ölüme yolladığı. Yüzüne de bakmadım. 'kardeşi¬ nin ve eniştenin başına bunca iş getiren bu adamla nasıl yaşıyor¬ sun?' diye sordu. Diyarbakır'daki mahkemede. Varto'ya döndü. HaÜt Bey'in yeğeni Mehmet Emin Sever. kapımıza geleni kova- mam. son anda yaklaşmış. "devlet tanığı" sıfariyla. Yanında. Varto'ya bi¬ zim eve geldi. Amcamı. Onu yakın çevresinden. Halam Güle de gelmişti. Bu tuhaf adam. İhbar edip ipe gönderdiği adamın kardeşi ve oğullarına aile¬ den biri gibi konuk oldu. Babamın hatırı için sesimizi çıkarmadık. Bunu yaparsak lekelenmiş oluruz' dedi. kafilesine katılmış ve onu tuzağa çekip düşmanlarına teslim etmişti. Onlann elinden su içti.

Şeyh Abdullah. Muş heyetinin içinde Erzurum'a gittiğini. Bana bir fırsat verin." * * s Mehmet Emin Sever anlatıyordu: "Babamdan dinlediğime göre. eline sarılıyor. şüphelendiği için onu. Yanlış anlaşıldığını. Kasım tanıklığı sırasında kayınbirader. Bölge liderleri Kasım'a karşı şüphe içinde. Çıkacağım. bazı kişiler öl¬ dürülmesini bile istiyor." 98 . arnk emrinizdeyim. akraba ayı¬ rımı yapmadan suçluyor ve şöyle diyordu: "Kürtler (isyancılar) iki gruptur: Siyasiler ve Dinciler. Hatta. Mesela Halit Bey filan siyasiydi. isyanın din meselesi yüzünden çıktığı iddialarını geri çe¬ viriyor ve "asıl sebep Kürdistan'ın istiklali (özgürlüğü) idi" diyordu. Şeyh Said'in. ajan olduğu yaygın düşünce. bacanak. hizmetlerime ihtiyacınız yok¬ sa bile." Kasım. sizi ziyaret etmeme izin verin' diye adeta yalvarıyor. Namusum ve şerefim üzerine ye¬ min ederim ki. Hizmet¬ lerimi kanıtlayayım' diyor. Onlar komiteler kuruyorlardı.sene (1924). 'Beni dışlamayın. 'Size kanlıp hizmet etmeme. Fakat Şeyh Abdullah'tan çekindikleri için dokunmuyorlar. Kürder ve isyanın emrinde olduğunu bildi¬ riyor. Halit Bey'in evinde kaldığını söylüyor¬ du. Fakat. 'Benim üzerime vacip oldu. Bunun üzerine Şeyh Abdullah. görüşmeyi kabul ediyor. Ben hain değilim. Adamlarına. 'Bu hazırlığınız doğru değil' de¬ dim. Şeyh Said'in damadı Şeyh Abdullah'a adam gönderiyor. yanına geldiğinde eğilip ayağına kapanıyor. Varto ele geçirildikten son¬ ra. Şeyh Said Efendi diniydi. yanına yanaşnrmıyordu. Kasım. Çünkü. onun düştüğü duruma üzülüyor. Kasım. kıyam (isyan) edece¬ ğim' dedi. Halit Bey'le ayaklanmayı konuştuğunu bu sırada öğrendiğini açıklıyor ve değişik sorulara cevaben şunları söylüyordu: "Şeyh Said'le evinde görüştük. 'bırakın yanımızda kalsın' diyor. Kimsenin güveni yok. Şeyh Said. Kemal Paşa geldiklerinde" diyerek.

Toplantıya katılanlar heyecanlı. Sorguyu yapan Osman Nuri Paşa. Bize Halit Bey gibi biri lazım. Bizzat ondan dinledim. Gi¬ dip Şeyh Abdullah'ın elini öpüyor. Kasım'a iftira edildiğini. bizzat Varto'yu teslim edecek. Aramızda ahbaplık vardı. Kasım. diyor. Şeyh Said cevap veriyor: Zaten arkadaşım değildi ki koparayım. Reşit. Bildiğimiz ka¬ darıyla o devlete çalışıyor. Şeyh Said Efendi'ye soruyor: Kasım için ne dersin? Şeyh şu cevabı veriyor: Kasım. Bu sırada Kasım'm kardeşi Reşit ortaya çıkıyor. Siz bu sözlerinizle onu arkadaşlığınızdan kopanyorsunuz.* * * Melle Selim. Harekete geçmek için Şeyh Abdullah'ın emrini bekliyor. ToplanUya çevreden gelen 3 bin kişi katılıyor. Şeyh Said Efendi'nin de damadıydı. Şeyh Said'in ilk sorgusu Varto'da yapılırken. hükümetin sadık adamı. Kasım bizimle beraber değil. hareketin önemli adamlarından biriydi. Piran olayı padak verir vermez. hareketi des¬ teklediğini söylüyor. isyana karilmış. Şeyh Abdullah bir konuşma yapıp diyor ki: içimizde askerliği ve savaşı bilen yok. Kasım'ın kendisini kanıtiaması için fırsat 99 . Şeyh Abdullah. Gırvas köyünde büyük bir toplantı yapıyor. Sizi gö¬ türmeye geldim. Şeyh Abdullah Bey şaşırıyor: İyi ama. banda alınmış tanıklığında. önder kadrolarda yer almış bü¬ tün ailelerle iç içeydi. Şeyh Abdullah. kimliği bilindiği halde. Melekanlı Şeyh Abdul¬ lah. Melle. Emrinde olduğunu söylüyor: Varto hazır. Bizim hainimizdi!" Melle Selim. diyor Osman Nuri. harekete geçiyor. Askeri komutan Ha¬ lit Bey'di. onu hareketin içine aldı. Bidis'e doğru yola çıkmaya ka¬ rar veriliyor. Kasım olayını şöyle anlatıyordu: "Bizim Varto tarahnın Alevi liderlerinden Mehmet Halit Fu-at. Şeyh'in en yakınına nasıl sokulduğu hakkında da şunları anlanyordu: "Kasım. o da Bitiis'te cezaevinde. devletin adamlarındandı. Mehmet Halit Fırat da hazır bulunuyor. bizim hainimizdi. Şeyh Said tarafından itilmişti. diyor. ajan olmadığını.

Sonra ellerine sarılıyor. ağlayan koskocaman adamı ayağa kaldırıyor. Kimi heyecandan ağlıyor. Canım başım ve bütün sadakatimle davanın yolundayım. Kürt bayrağı çekiliyor. Ağlamaya başlıyor. Bunun üzerine Şeyh Abdullah şöyle diyor: Siz beni kabul ettiniz. gelip eli¬ ni öpmek istiyorum. diyor. Evet. Binlerce kişi var. ben de ona gü¬ veniyorum. Kürt ileri gelenlerden kimsenin Kasım'a güveni yoktu. Bir adamını gönderiyor Şeyh Abdullah'a. Gırvas'tan Varto'ya doğru yola çıkılıyor. Ama olayların sıcaklığı içinde..verilmesini istiyor. Pişmanım. diye bağırıyor. Sizin bana güvendiğiniz gibi. diyor Şeyh. köylerden ko¬ pup gelen adılar da kanlıyor. Varto kansız teslim alınıyor. Bu sırada Kasım. Ka¬ sım'a güvensizliğini ve öfkesini bildiği için olmalı ki. Eğiliyor. Şeyh'e karşı çıkıp itiraz etmiyorlar. Hata ettim. Konağı teslim alıyor. korkular içinde. yalvarıyor. kalabalığa bir konuşma yapıyor. cephemizin askeri sorumlusu olarak Kasım Bey'i tayin ediyorum. Şeyh Abdullah. askerlikten anlamam. Hükümet Konağı'nm önünde büyük bir kalabalık toplanmış. Askeri bilgiye sahip kişiye ihtiyaç nedeniyle de Ka¬ sım'ın katılma isteğine rıza gösteriyor. Şeyh'in ayağını ağzına koyup öpüyor. Kafile büyüyor. Bağlu. diyor. İnsanlar heyecanlı. diyor. Savaştan. soruyor: Davamızda beni önder olarak kabul ediyor musunuz? Kalabalık bir ağızdan. Şeyh Abdullah. Hareketin başarılı olacağını düşünme¬ miştim. bunun üzerine yu¬ muşuyor. Beni affedin. Bizimlesin. Kasım çıkıp geliyor. Gelsin. Dadina ve Rindalya köylerinden Varto'ya gidiliyor. Size biad ettim. Fakat ben hayaum boyunca silah bile patlatmadım. Başka. kimi dua ediyor. Eğer hayatım garanti akındaysa ve kabul ederse. Şeyh Abdullah. Adı ajana çıktığı için vuru¬ lup öldürüleceğinden korkuyor. Yolda.. Şeyh Abdullah. loo . Arnk mesele kalmadı. Mademki bana gü¬ veniniz var. Halkın. ben de. diyor. Tamam. onu da yanına alarak Hükümet Konağı'na gi¬ diyor.

"Olan olmuş" diyerek memnuniyetsiz¬ liğini belirtiyordu. Hiçbir şeyi inkâr etmedi. Da- dinanlı Temo'yu da övdü ve şunları söyledi: Dadina köyünden Devreş Ağa'nın torunu Temo'ya. Reis tekrar sordu: Senden başka Müslüman yok muydu? Şeyh Said anında verdi cevabını: Herkesin göreviydi. 'Hakime akrabam olduğunu söyle. ne korktu. Bana. o anda kimse açıktan 'hayır' diye bağıramıyor ama.. Davamdan vazgeçmem. mahke¬ me sırasında. Benim koruduklarım asılmıyor. * Melle Selim anlatıyor: "Kasım. yıllar sonra Varto'ya döndüğünde. 'Ben oralı değilim' diyor¬ du. kimi küsüyor. dedi. ne de kim¬ seyi ele verdi. kur¬ tulursun. Evrakta. Hayır.. Kasım'ın isyana kanldığını ve komutanlığa getiril¬ diğini bildirdiğinde." Şeyh Abdullah. Şeyh Said. Bana dedi ki: Şeyh Said öyle cesur bir adamdı ki. Beni kurtarmanı da istemiyorum." lOI . Bazen biri çıkıp köyüne itiraz ediyor. Yalan da söylemedi. Hatta mahkeme reisi sordu: Neden isyan ettin? Şeyh cevap verdi: Ben dini vecibemi yerine getirdim. ben de kabul edeyim. Kasım. Seni kurtarayım' dedim. 'Davamdan vazgeçip can derdi¬ ne düşmem. dedim. kimi mırıldanıp arkasını dönüyor.' Temo gibi. bazı insanlann baba adlan.Şeyh Abdullah'ın bu sözleri soğukluk yaratıyor. bazı Kürderin gösterdiği cesarete şaşırmışn. oradan ayrılıyor. o da asıldı. Böylece olaylarla ilişkisi olmadığı anlaşılıyor ve ceza almak¬ tan kurtuluyordu. Bongılanlıyım de. ben Sahaglı değil. Ona Şeyh Said Efendi'yi sordum. Sahaglı Melle Emin'e dedim ki: Mahkemede kalk. oturup uzun uzun konuştuk. köyleri yanlış yazılmıştı. 'Olmaz' dedi. İnsanların yüzü buruşsa da.

Bundan sonra ittifaklar kurulacak. Ali Rıza Efendi. eski adı "Gonik" olan Karlıova yöresi. kimin ne düşündüğünü anlamakü.. hareketi bas¬ tırmak. Silahlan¬ madan komuta kademesinin oluşturulmasına. Şeyh Said Efendi. silahlı mücadele için hazırlıklar yapılıp. I02 ... Şeyh Ali Rıza'nın anlattığına göre niyeti. Ali Rıza Efendi'den dinledim. Şeyh Said Efendi'yi tutuklamaya gerekçe yaratmaktı. düşün¬ me sistematiğini kurmuş Şeyhler sülalesinden." Halk isyan etmeye hazır.. okumuş. 2000'lerde hâlâ. Organize olmamış. zamansız. erken başlamış ayaklanma. savaşçıların eğiti¬ mine kadar hazırlıksız başlayan bir isyandı bu. ileri gelenlerle görüşüp görüş ve düşüncelerini al¬ mak. ama Kolhisar'dan çıkarken. daha işin başındayken. kimden emir alacağını da bilmeyen köylü kalabalığının ani isyanı. Amaç.. İsyancıların çoğu silahsızdı. örgütlen¬ me ağı ve kidelerin birbiriyle koordineÜ ilişkisi yoktu. Varto. ama isyancıların hazırlığı. isyan etmek fikrinde. İsyan ateşinin yakıldığı asıl bölge. Hınıs. bir Kürt aydınıydı. Kürdis¬ tan'ı dolaşmak.YENİLGİ VE DIŞ DESTEK DEDİKLERİ Şeyh Said'in isyanı. hazırlıksız. babadan oğu- la geçen söylemle aile ve bireylerin hikâyesi söyleniyordu. Aradan geçen ydlara rağmen. silah tedarik edilecek. dışardan zorlanarak padatılmış bir öfke birikimiydi. iki sene sonra da harekât başlanlacaktı. Sopasını kapanın ayaklanıp katıldığı bir isyan.. aşiret ve aile ilişkilerinin iç içe olduğu Erzurum'un güneyine düşen dağlar yayıydı. 1951 ve 1952 yılları arasında Şeyh Said'in oğlu Şeyh Ali Rı¬ za'nın yanında. nerede ne zaman ne yapacağını. Varto'nun İnalı köyünden Melle Şafii (Ballı). Kolhisar köyünde Medrese öğrenimi görmüş ve Melle olmuştu. hemen başlatma gibi bir niyeti yoktu. Türk devletinin bilinçli ve hesaplı olarak Piran'da Şeyh'in yoluna çıktığını söylüyordu. Melle Şafii anlattı: "Bizzat. Darbe yemeyen aile ve aile bireyi yoktu.

tek başına bir güçtü. Bazı Kürt kesimlerinin saf değiştirip Kürderi arkadan vurması da etkenlerden bir başkasıydı. arkadan vurmaya başlamıştı. isyan fikrinin öncülerin- dendi. birçok nedeni" olduğunu söy¬ lüyordu. Çünkü o. Hamidiye Alaylan'nın başında. Bu Hamidiye Paşası. Karakocan bölgesinin etkin liderlerinden Necip Aga'ya tepkiliydiler. İsyan genel destekten yoksundu. Şeyh Said ise son ana kadar. halka zarar vermişti. Kürdistan'ın bazı bölgeleri. kama. Dersim tepkili diye Necip Ağa'yı isyana katmamış. kabuğuna çekilmiş. o da önce yansızlığım ilan etmiş. isyancıların karşı karşıya bulunduğu ordu disiplinÜ. Şeyh Said'in ifadelerinde anlattığına göre. korkmuş. Ordu geleneği. fakat bunlan kullanabilecek eleman bulamadıkları için tahrip ediyoriardı. Osmanlılar döneminde. silahlarını önemli oranda Türk ordusundan elde ediyoriardı. ardından saf değiştirmişti. Dersimliler. Birkaç ili kapsayan bölgede çarpışmalar sürürken. ilk darbe olan Yusuf Ziya ve Halit beylerin tutuklan¬ masından hemen sonra. "demir kuş" dedikleri uçaklar morallerini al¬ tüst ediyordu. so¬ pa kullanıyordu. Bu durum en azından moralleri bozmuştu. Dersim ise en azından yansız kalacağını bizzat Şeyh Said'e taah¬ hüt etmişti. Fakat.Asıl önemlisi iletişim kopukluğu yüzünden. isyandan haberii bile değildi. Aynca. Kürderin pek çoğu silah yerine tırpan. Türk ordusunun toplan gürieyince paniğe kapılıyordu. "isyancı Botan" bunlardan habersiz gibi sessizdi. Türk or¬ dusundan top ve başka ağır silahlar ele geçiriyor. "yenilginin bir değil. Ağn yöresinin etkin kişiliklerinden Kör Hüseyin Paşa başlı başına bir faktördü. sonrasında. Dersim'e girmiş. Savaş görmemiş köylüler. Şeyh Said. Melik Fırat. Dersim'in imdada gelece- 103 . Silah üstünlüğü de tarrişılmazdı. İsyancılar. düzenliydi.

bunun üzerine bari cephesi komutanına. sıcak ortamında bulunmuştu. nihai zaferin yakınlığına inandırmıştı. karşı ted¬ birler alınmaya başlamıştı. Şeyh. "tarafsızlığınızı koruyun" diye telgraf çekiyordu. O. İsyanın hareket noktası. politik çalışmadan çok. Ha¬ san Hayri. olaylann içinde. bu yüzden idam edilerek öldürülüyordu. Ali Rıza Efendi. Bu işe baş koyup çalışmaya girişenler. hazıriıklar erken açığa çıkmış. "arkadan vurma" hareketine kattlmışlardı. bunlar. sonucu birçok sebebe bağlıyordu. Halit Bey. halkın silah- 104 . Fakat erken haber almanın tahriban tamir edilmeyecek gibi değildi. "Yenilginin nedenleri" arasında. asıl hedef olan Diyarbakır'ın zaptının başarısızlıkla sonuçlanması sonun başlangıcı olmuştu. Zaten böyle geniş ve genel halk yığınlanna dayanan hareketleri gizli tutmak da mümkün değil. her şeyi hesaplamışlardı. hızla yayılması. batı cephesi komutanı Şeyh Şerife sık sık nodar yazıyor ve "Dersim'de lehimize bir gelişme var mı?" diye soruyordu. aşiret önderlerine.ğine inanıyordu. 1926 yılında. Abdülmelik Fırat. İsyan bölgesinde yaşanan man¬ zaralardı. Şeyh Said Efendi'nin oğ¬ lu ve kayınpederim olan Şeyh Ali Rıza Efendi'den bizzat dinle¬ diklerimi nakledeceğim. İsyanm adeta engelsiz. Bu beklentiyle. Şeyh Şerif bu amaçla. bütün askeri hazıriıklardan sorumlu kişiy¬ di. Asıl tahribat Albay Halit Bey'in yavaş hareket etmesinden kay¬ naklanıyor. Siverek ve Diyarbakır yöresinin bazı aşiretleri de. o sırada eski hasımları Necip Ağa ile birleşmiş. Kürt önderlerini umut¬ landırmış. Fakat bazı Dersim aşiretleri. Dersim'e tarafsız kalacaklanna ilişkin olarak verilen söze bağlı kalmalarını hatıriatması talimatım veriyordu. Halit Bey faktörünü öne çıkarıyor ve şöyle devam ediyordu: "Bu konuda kendi görüşlerimi değil. Fakat. Elazığ'da. isyancıları arkadan vurup köyleri talana başla¬ mışlardı. Dersim eski mebusu Hasan Hayri Bey'le buluşuyor ve Hasan Hayri. Sebeplerden birincisi.

h güç olarak hazırlanmasına bağlanmışn. Fakat bütün bunlardan sorumlu rahmetli Halit Bey, sanki gelip tutuklamalarını bekler
gibi, Erzurum'da evinde oturuyor. Hem örgütleme ve organizas¬

yonda yavaş hareket ediyor, hem de bir türlü Erzurum'dan aynhp el akından uzaklaşmıyor. Organizasyon eksikliği de büyük.

Kendisinden sonra gelecek ikinci bir askeri kişiyi bile tespit edip
görevlendirmiyor. Kimseye görev ve sorumluluk vermiyor. Ken¬

disi tutuklanınca her şey başsız kaldı. Halk ne yapacağını bile¬ mez oldu. Yeni baştan yapılan organizasyon da zaman darlığı
yüzünden yetiştirilemedi. Halbuki Şeyh Said Efendi, onun gör¬

mesi gereken olayları uzaktan bakarak görüyor; 1924 yazında, karşı tedbirleri, hazıriıklan ve ortalıkta dolaşan ajanları sezinli¬
yor, Halit Bey'i ikaz ediyor. Erzurum'dan aynlmasını istiyor.

Ama Halit Bey çok rahat bir insandı. Şeyh Said Efendi'nin

uyanlanna da aldırmıyor. Çok geçmeden Bidis eski Mebusu
Yusuf Ziya Bey tutuklanıyor.

Artık tehlike ortada açık olduğu halde, Halit Bey Erzurum'da¬
ki konağında oturmaya devam ediyor. Şeyh Said Efendi, onun

bu korkusuz rahadığına sinirieniyor. Bir kere daha ikaz ediyor.
Bir pusula yazıp gönderijor. Diyor ki:

'Etrafinda dolaşıyorlar. Erzurum'daki konağında oturup Kürt
köylülerle sohbete dalacağına, komutan olarak işinin başına geç.

Erzurum'dan ayni. Halkın arasına karış. Askeri hazıriıklar yap.'

Fakat rahmetli Halit Bey çok geniş, çok rahat bir kişiydi. 'Efendi fazla büyütüyor. Bir şey olmaz' diyerek, Erzurum'da kalmaya devam ediyor. Adeta tutuklanmasını bekliyor. Çok
geçmeden de, gelip onu konağından alıyorlar.

Bu olay çok şeyi etkiledi. Hareket başsız kaldı. Geride kalan¬
lardan kimsenin askeri ve savaş tecrübesi yoktu. Bu haliyle, za¬ ten askeri nosyondan yoksun olan hareket, Şeyh Said Efendi'nin

kişiliğiyle yürüyordu. Şeyh Said Efendi de Kasım'ın tuzağında
esir düşünce, halkı sürükleyen lider kalmadı."

Şeyh Said'in oğlu Şeyh Ali Rıza, isyan günleri boyunca baba¬ sının yanındaydı. Babasının tutsak düşmesinden sonra, bir süre

105

kaçak yaşamış, ardından yurtdışına çıkmış, yeniden isyan için
"Hoybun "un kuruluşuna katılmış, genel af ilan edilince dönmüş,
cezaevine girip çıkmış, sürgünde kalmıştı. Şeyh Ali Rıza, daha

sonra köyü Kolhisar'a dönmüş ve atalannın Medrese geleneğini
sürdürüp dini eğitim vermeye başlamışn.
Melle Şafii anlatıyor:

"Diyarbakır başansızlığının nedenini Ali Rıza Efendi'nin ağ¬ zından dinledim. Türkler, kendi askerierini Kürder gibi giydiriyoriar. 'Şal u sapık' içinde Diyarbakır sokaklanna dökülüyor,
Kürtçe 'yaşasın Şeyh Said!' diye bağırarak, kadınlara el anyor,

boyunlarındaki altınları çekip alıyor, evleri, mağazalan yağmahyoriar. Halk bunlan gerçekten Kürt sanıyor. 'Şeyh Said bunun
için mi ayaklandı?' diye tepki duyuyor. Desteğini esirgiyor, kimi

karşı cephede yer alıyor, kimi de kapısını kilitleyip içeriye kapa¬
nıyor. Şeyh Said, bu olaylara çok üzülüyor. Gerçeği anlatmak

için çırpınıyor. Muhasarayı kaldırmasının tek nedeni bu değil
tabii. Ama bunun da etkisi oluyor."

Asıl neden olmasa bile, "isyanın kırılmasında" provokasyonlann etkisi vardı. Cephe gerisinde, halkı isyancılara karşı kışkırtmak,

tepkici kılmak üzere, parayla tutulmuş ajan, provokatör biriikleri oluşturulmuştu. Bunlar, köylere kadar yayılmış, şehir sokaklanm
ise kontrolleri altına almışlardı.

Kışkırtıcı ajanlar ordusunun bireylerinden biri de, Liceli bir
gençti. Dönemin bu genci, 1980'ler Diyarbakır'ının "dede" diye

hitap edilen "rengi"ydi. "Dede" gündüzleri, şehrin merkezindeki köşede oturuyor, "o günleri anlatır mısın?" diyenlere, "hele yüzü¬
me tükür, sonra anlatayım" cevabını veriyor, sonra anlatıyordu:
"O zaman, çocuklukla delikanlılık arasında bir yaştaydım.

Şeyh Said'in askerieri Diyarbakır surianm sarmışlardı. Türk as-

kerieri, surlann içinde mahsurdu. Biz de içerdeydik, Silahlar pat¬ lıyor, surların tepesinde toplar gürlüyordu. Ortalık gürültü patır¬
tı içindeydi. Şeyh Said'in askerlerinden surları aşıp içeriye giren¬

ler vardı. Kimdi şimdi hanrlamıyorum ama, bir adam biz çocuklan, delikanhlan topladı. Bize para verdi. Evleri, dükkânlan ta¬

lan etmemizi istedi. Dükkânlardan alacaklanmız bizim olacakn.

ıo6

Bir de dönüşte ayrıca para alacaktık. Ortalıkta bir sürü işsiz güç¬

süz vardı, benim gibi. Söylenenleri yaptık. Dükkânlann kapılan-

nı, camlarını kınp içindekileri aldık. Evleri taşladık. Kırdık dök¬ tük. Bunu yaparken de, bize söylendiği gibi 'Yaşasın Şeyh Said!'
diye bağırdık. Bizim yaptığımızı görenler ve zarara uğrayanlar,

'Şeyh Said bunun için mi savaşıyor?' diyerek soğudu, geri çekil¬
di. Kızgmhktan karşı cephede yer alanlar oldu."

Elazığ'da da benzer olaylar yaşanıyordu. Elazığ olaylarını ya¬
şayanlardan biri anlatıyordu:

"Elazığlılar, Şeyh Said'in askerleri geliyor diye sokaklara dökül¬
düler. Sevinç ve alkışlaria karşıladılar. Fakat görülen manzara ve

şehirde yaşananlar, coşkulu desteği bir anda tepkiye dönüştürdü. Çünkü Şeyh Said'in askerieri diye karşılanan köylü kalabalığından bazıları şehre dalmış, kırıp geçiriyor, çapulculuk yapıyordu. Bu

manzarayı gören halk, evine kapanıp kapılanm kapam. Şeyh Şerif
ve adamları bütün çabalarına rağmen çapulculukları engelleyeme-

diler. Çapulculann yapnklan. Şeyh Said'in askerlerine mal edildi.
Halk desteğinden mahrum, orta yerde kalakaldılar. Onun için.

Şeyh Şerif Malatya'ya yürüme konusunda emir veremedi. Başı bo¬
zukluğu disipline etmeye çalışırken bozgun başladı."

Şeyh Said İsyanı, 1800 yılında başlayıp gelen isyanlar zinciri¬

nin bir halkasıydı. Bu yönüyle yeni değildi. Var olan sorunlann
silah gücüyle giderilmesi çabası...

Fakat, Türk devleti "sorunlann varlığını" kabul etmiyordu. Os¬
manlı'dan kalma gelenekle sorunları şiddet yoluyla "yok" saymaya

çalışıyor, o arada "sorun olmadığı halde" yaşanan ayaklanmayı, yi¬
ne eski kolaycı, kestirmeden gelenekle "dış güçlerin kışkırtmasına"
bağlıyordu.

Ankara'ya göre, bu isyan "dış güçlerin", özellikle de, "emper¬

yalizm" diye tanımladığı İngiltere ile Fransa'nın "tahriki" sonucu
patlak vermişti.

Oysa, tarih gerçeklerinin dokusu öyle değildi. Gerçekler söy¬
lemleri tekzip ediyordu.

107

1923 yılında, Lozan'da imzalanan anlaşmayla TC'nin sınırla¬
rını çizen, tapusunu veren Fransa ile İngiltere idi. Kürt sorununu
yadsıyan da...

İki yıl önce çizdikleri sınırlardan pişmanlık duymaları için bir
neden yoktu.

Aynca, Türkçeye de çevrilmiş belge, bilgi ve kitaplar da, "em¬

peryalizmin oyunu" söylemini yalanlıyordu. Çünkü, suçlananlar
Türkiye Cumhuriyeti'ne yardımda bulunmuştu. Ermeni yazar Garo Sasuni, "Kürt Ulusal Harekederi ve Erme-

ni-Kürt İlişkileri" adındaki kitabında Şeyh Said İsyanının bastınlması için İngiltere ve Fransa'nın yaptığı yardımları uzun uzun an¬
latıyor.

Sasuni'nin yazdığına göre, İngiltere, o dönemde egemen olduğu

İrak sınırını tutarak, Barzani'nin güneyden yardıma gelmesini önle¬

di. Fransa da Suriye sınırını tutmakla kalmadı, Türk biriiklerinin ar¬

kadan kuşatması için Suriye'den geçen demir yolunu emrine verdi. O nedenle Kürt çevreleri, İngiltere ve Fransa'nın tutumlannı
da yenilginin nedenleri arasında sayıyorlar.

BAŞBAKAN, "AMAÇ KÜRTÇÜLÜKTÜR" DİYOR
Makedonyalı Fethi Okyar, Atatürk'ün hemşehrisi ve gençlik

yıllanndan beri yakın arkadaşıydı. Atatürk'ün adını duyurmasın¬
da da etkin rol oynamıştı.

Çanakkale yenilgisinden sonra, Atatürk bakan olmak istedi¬ ğinde, en azından anımsatmak için bir gazete yayınlamış ve bu ga¬
zetenin sahipliğini Fethi Bey üstlenmişri. Gazete Atatürk'ü tanıtı¬

yor, bu arada Saray nezdindeki görüşmelerini haber veriyordu. Fethi Bey, daha sonraki süreçte, Atatürk'ün yakın çevresinde
yer alıyor ve Başbakanlığa atanıyordu.

Fethi Bey Hükümeti, isyanı bastırmak için askeri birlikler sevk etmiş, bu arada sıkıyönetim ilan etmiş, isyan bölgesinde as¬

keri rejimi yürüdüğe koymuştu. Başbakan, 25 Şubat 1925 günü,
parlamentoda sıkıyönetimin gerekçelerini anlatırken, ilk kez
ayaklanma hakkında ayrıntılı bilgi veriyordu.

Uygulanan sansür yüzünden, kamuoyunun önemli bir bölümü

ıo8

bir Kürt isyanının varlığından bile doğru dürüst haberli değildi.

Kamuoyu ilk kez Başbakan'ın bu konuşmasıyla "isyanın var" ol¬
duğunu öğreniyordu. Başbakan, "isyanm ayırımcı nitelikli ve Kürdistan'ı kurma

amaçlı" olduğunu söylüyordu. Fakat, daha sonra "Kürt sorunu" bulunduğunun dünyaca bilin¬

mesi "milli menfaatlere aykırı" bulunduğu için, İsmet İnönü Başba¬
kan olur olmaz, basına bir genelge göndererek, "dinsel amaçların öne çıkarılmasının memleket menfaatine" olacağını bildirmiş ve bu
isteği yerine getirilerek, bağımsızlık amacı "yok" sayılmıştı.

Başbakan Fethi Okyar parlamentoda yaptığı konuşmada şöyle
diyordu:
"Bilindiği üzere, geçen yaz ortalarında Nasturi Harekâtı ya¬

pılmış ve bu harekât sırasında bazı subaylar (Yüzbaşı İhsan Nu¬
ri ve arkadaşları) yabancıların propagandasına kapılarak sınırın güneyine gitmişlerdir. Vatan ihanetine işaret eden bu harekâtın içerdeki teşvikçileri hakkında elde ettiğimiz delil ve belirtiler üzerine bazı kişiler, Bitlis Askeri Mahkemesi'nde yargılanmak üzere (Albay Halit Bey ve Yusuf Ziya Bey) tutuklanmışlardır. Tutuklananlarla uzak ya da yakından ilişkisi olan ve askeri mahkemece tanıklığına gerek görülen Nakşibendi şeyhlerinden
Şeyh Said adında bir kişi vardı. Bu zat, bundan bir süre önce ya¬

nına mürit ve taraftarlarını alarak Genç ilinde bir geziye çıkmış,
uğradığı yerlerde bazı kişilerle, özellikle hükümete muhalif olan unsurlarla sıkı ve gizli görüşmelere girişmiştir. Bu arada Piran'a

uğramıştır. Şeyh Said'in yanında bulunan iki kişinin firari oldu¬ ğunu fark eden jandarmanın bu kişileri tutuklamaya kalkışması
üzerine. Şeyh Said jandarmalara silah çekilmesi konusunda emir vermiş ve çatışmalardan sonra jandarmaları esir etmişlerdir. Bu suretle isyan başlamışnr. Yalnız, isyanda harekâta başlamadan önce, biri Halep'te, di¬ ğeri İstanbul'da bulunan iki oğlunun Hınıs'a gelmesini istemiş

ve onlarla görüştükten, Halep'te ve İstanbul'da ilişkide bulun¬ duğu olası kişilerden haberler aldıktan sonra harekâta başlamış¬ nr. Söylediğim olay (isyan), Piran'da 13 Şubat'ta meydana gel¬ miştir. Olayı başlatmakla birlikte derhal telgraf hadarmı kesmiş
ve hükümete isyan ettiğini ilan etmiştir.

109

Aynı günün gecesinde. Hacı Talat adında bir kişi, Genç hapis¬

hanesine ve jandarma birliğine saldırmış, baskın şeklinde mey¬

dana gelen bu olayda jandarmalarımız esir düşmüş, silahlarına
el konulmuştur. Çabakçur'da (Bingöl) da hükümet konağına aynı biçimde

baskın olmuş ve hükümet konağı ele geçirilmiştir. Bu surede
Genç, Çabakçur, Hani, Lice ve Palu ilçeleri de daha sonra buna

katılmak üzere, bu yöreler isyan mıntıkası haline gelmiştir. Bu¬
nun üzerine yöredeki en büyük askeri kumandan, yakındaki bir¬ liklerin müdahalesini emretmiştir, isyan birkaç ili kapsadığı için, isyan mıntıkasını tedip etmek (temizlemek) üzere, Üçüncü Ordu Müfettişi Kazım Paşa'ya görev verilmiştir. Kazım Paşa'nm em¬

rindeki müfrezelerden biri Hınıs boğazından geçerek Lice'ye git¬
mek üzere hareket etmiş, diğeri de Piran köyüne uğrayarak Ha¬ ni üzerinden Lice istikametine doğru yürümek emrini almıştır. Hınıs boğazından hareket eden müfreze, boğazın işgal edilmiş bulunduğunu ve hareket halinde bulunan müfrezeye ateş edil¬

mekte olduğunu ve boğazın set edilmiş bulunduğunu görünce, müfreze boğazı sökmeye muvaffak olamamış ve boğazın güne¬
yinde bir köyde kalmaya mecbur olmuştur.

Yine Piran köyü üzerinden Hani yoluyla Lice'ye hareket eden di¬

ğer müfreze Piran'a varmış ve orada bulunan tüfek (tüfekli adam¬

lar) ile karşılaşmış, meydana gelen çatışmada onları tenkil (yok et¬
miş) ve kaçmaya mecbur etmiştir. Ondan sonra Hani yönüne ha¬

reket etmiş, keza 'ussatı tenkil' eylemiş ve Hani'de karargâh kur¬
muştur. Bu tenkil (yok edilme) neticesinde, Hani'deki müfreze bir

gece, günbatımmdan yarım saat sonra, ansızın 'teslim, teslim, salli âlâ Muhammed' sedalan ile her taraftan gelen köylülerin baskını¬
na uğramıştır. Baskına yazık ki halk da katılmıştır. Savunma ya¬ pan askerlere içerden ve dışardan ateş edilmiş, askeri birlik ateş alUnda kalınca geri çekilmek zorunda kalmış ve Hani'nin güneyinde

bir köye kadar gelmiştir. Bu surede olayın önem ve ciddiyeti orta¬ ya çıktığına ve çevrede bulunan askeri birliklerle yetinemeyeceği kadar önem taşıdığına inanan hükümet, daha önemli askeri kuv¬
vet seferber edip gönderilmesine karar vermiş ve bunun için gerek¬

li önlemleri almıştır. Bu amaçla oluşturulacak askeri birlikler, ya¬ kında isyan bölgesine hareket edecektir. Umarım bu isyan, hükü¬
metimizin terbiye tokadına vesile teşkil edecektir.

no

Efendiler, bu ussat (isyancılar) Palu bölgesini ele geçirdikten
sonra, dün de Elazığ il merkezine saldırmışlardı. Orada bulunan birliklerimiz, dün gece yarısından öğleye kadar şehri kahraman¬ ca savunmuşlardır. Metince savunmadan sonra, her taraftan hü¬
cum eden asilere dayanamadıklarından, maalesef şehri terk ede¬

rek, güneydeki Izoli köprüsüne çekilmek zorunda kalmışlardır.
Şimdiye kadar anlatnklarım, isyanın askeri yönünden ibaret¬
tir. Bu isyan hareketi ne amaçla meydana gelmiştir. Ne gibi ge¬

rekçelerle zavallı saf halk kandırılarak, Türkiye Cumhuriyeti'nin
gücüne karşı kıyama sevk edilmiştir? Bu konuda heyetinize bilgi

vermek için, ussat yerinde bulunmuş bir mektuba nazaran; güya
Türkiye Cumhuriyeti hükümeti o yörede 800 kişinin katline ka¬ rar vermiş ve katlolunacak kişiler arasında Şeyh Said de bulun¬ makta imiş. Bu maluman para karşılığında elde etmiş ve bundan kurtulmak için zaten muzmerri olan isyanı şimdi yapmaya mec¬

bur olmuştur. Bu isyandan maksadı da şeriatın temininden iba¬
ret bulunuyormuş. Diğer bir belgede, alınan raporların birinde deniliyor ki: Hadi¬

se padişahlık, hilafet, şeriat, Abdülmecit'in oğullarından birinin
saltanatını temin gibi irticai bir propaganda puşidesi akında Kürt¬ çülüktür. Bu genel olarak kabul edilebilir. Ancak bu umumiyet

içinde, eylem Piran'da zamansız patiadığı için, güçsüz olan Piran, Lice, Genç bölgesine mahsur kalmıştır. Halen Lice ve Piran hattı¬
nın az güneyi ve Genc'e kadarı ve kuzeyi, arz ettiğim propaganda

levisine fiilen kapanmış gibidir. Fakat, ötede beride dolaştıkları işitilen ve ele geçirilemeyen tanınmış Kürtçü kişilerin eyleme teş¬ vikleri vardır. Bu rapor 17 Şubat tarihinde gelmiştir. Bundan başka Diyar¬ bakır'da, isyanla ilgili olduğu anlaşılan bazı unsurlar tarafından, 19 Şubat günü hükümet konağı civarına ve askeri karargâh ci¬ varına, el yazısı ile yazılmış iki adet bildiri yapışnrılmıştır. Bu bildirilerde. Gazi Paşa aleyhinde, ordu aleyhinde ve özellikle su¬ baylar aleyhinde ve paşalar aleyhinde, devlet memurları aleyhin¬ de birtakım kötü ve ağza alınmayacak sözler sarf edilmiştir.

Öldürülen birinin üzerinden çıkan bir mektup dikkat çekici¬ dir. Mektupta, 'Kürdistan'da bir hükümetin kurulması için do¬
laşarak Piran'a gelen Şeyh Said Efendi'nin beraberindeki iki

III

mahkiîmun tutuklanması üzerine olayın meydana geldiği ve iki yıldan beri cereyan eden fikir ile sözlerin bugün hayata geçiril¬
mek istendiği ve Şeyh Said'in Hani'ye taarruz ve oradan Genc'e, Lice'ye hücum ile Piran'a geri dönüş ve Piran'm merkez yapıla¬ cağını, aynı zamanda Muş, Bitlis, Erzurum'da ve Hınıs'ta hare¬

kât başlayacağı ve Türk memurlarının hapis, güven veren Kürt
memurlarının serbest bırakılacağı, güven vermeyenlerin tutukla¬ nacağı, halkın canına malına kesinlikle müdahale edilmemesi,

islamiyet

mahvedildiği

için

ihyasına

çalışılmasına,

Cenab-ı

Hakk'ın Şeyh Said Efendi'yi aracı yaptığı yazılmaktadır."

OKYAR

GİDİYOR

İNÖNÜ

GELlYOR

Atatürk, isyanın şiddetle bastırılmasını istiyor. Başbakan Fet¬

hi Okyar'ı yumuşak buluyordu. İsmet Paşa (İnönü) şiddet için
aranan adamdı.

İnönü, tatilini kesip Ankara'ya dönüyor, evinden önce, doğru¬
ca Atatürk'e gidiyor ve "elimi masum insanların kanına bula¬ mam" dediği öne sürülen Fethi Bey'i görevden alma süreci başlı¬
yordu.

"Azil" işlemi, "demokratik" yöntemlerle yapılıyordu.

Parlamentonun yapısı tek parti diktatörlüğüne dayanıyordu. CHP hem diktatörlüğü, hem de parlamentoyu temsil ediyordu. 2 Mart 1925 tarihinde, aynı zamanda CHP meclis grubunda olan parlamentoya verilen bir güvensizlik önergesiyle. Başbakan düşü¬ rülüyor, aynı gün yerine İsmet Paşa (İnönü) atanıyordu. Başbakan değişikliğine neden olan "iç çatlama", basında, "de¬ mokratik bir işleyiş" varmış havasında, ama tek kalemden çıkmış
gibi haberlerle yer alıyordu. Tek parti iktidarının resmi yayın or¬ ganı Hakimiyet-i Milliye gazetesi, 2 Mart 1925 tarihli sayısında, meclisin on saat süren gizli toplantısında hükümetin düşürüldüğü¬ nü haber veriyordu. Gazetenin haberinde şöyle deniliyordu:
"CHP'de on saat devam eden toplantıda meydana gelen gö¬ rüşme ve taruşmalar gizli olduğundan, ayrmnları bizce bilinme¬ mektedir. Ancak görüşme ve tarnşmaların, isyanın şiddede basnnlmasım isteyen çoğunlukla, normal önlem ve harekâdarla

112

geleneği de ortadan kalkıyor. O nedenle birçok sivil politikacı ile asker yan yana oturup insan¬ ları yargılıyor. Önemli olan rejime bağlılıklarıydı. şöyle deniliyordu: "Kürtlük cereyanının başında bulunmasından dolayı. 'mintarafillah gön¬ derilmiş peygamber' kisvesi akında Kürdük ve saltanat ve hilafet lehinde ve Cumhuriyet aleyhinde irticai propaganda yapmak 113 . infazların gecikmeksizin. * İçişleri Bakanhğı'nın 25 Mart 1925 tarihinde bütün valiliklere gönderdiği genelgede. olağanüstü yetkilerle donatılmış İstiklal Mahkeme¬ leri görev başı yapıyordu. Ruslaria aleyhimizde teşriki mesai eyleyen (işbiriiği yapan) Hınıslı Şeyh Said. İstiklal Mahkemelerinin oluşturu¬ larak isyanm şiddetle 'tedip' (terbiye) ve 'tenkihne' (susturulma¬ sı) taraftar olanların çoğunluğu kazandıkları tahmin ediliyor. yargı görevini yerine getirecek personelde. son zamanlarda dış düşmanlarımızın teşviki ile halkın cehaletinden yararianarak. İlk aşamada." Yeni Başbakan ismet Paşa. Yumuşama ve şefkat taraftarı olan Fethi Bey'in azınlıkta kaldığı. hukuk öğrenimi aranmıyordu.basnrılacağmı sanan ve yumuşaklık taraftarı olan Fethi Bey (Okyar) ve onunla aynı fikirde olan doğu illeri milletvekilleri arasında geçtiği sanılıyor. zaman geçirmeden beklentileri gerçekleştirmeye koyuluyor. isyancılarla yan¬ daşlan hakkında gerekenin yapılması isteniyor. şiddet yasaları ardı ardına yürürlü¬ ğe giriyordu. İdam kararlarının parlamento onayına sunulma. derhal yerine getiril¬ mesi yetkisi de bu mahkemelere veriliyordu. Mahkemelerin kararla¬ rı her türlü denetimin dışında bırakılıyordu. Kimsenin hakkındaki karar için üst makam ya da mahkemede itiraz hakkı yoktu. hiyaneti harbiye (savaşa ihanet) ve vataniye suçu ile Bidis Divan-ı Har- bi'ne çağnlmışken firar eden ve Harb-i Umumi (büyük savaş) es¬ nasında dahi. Kürtlüğün din perdesinin ardına gizlendiği belirtiliyor. Bu mahkemelerde. Asker ya da si¬ vil olmaları da önemli değildi. olaylar karşısında sıkıyönetim ilan edildiği hatırlatdıyor ve sıkıyönetimin verdiği yetkiler kullanılarak. idam kararlan üretiyorlardı.

mevcut gücün ya¬ nma ek olarak. isyan etmiştir. isyanın basrirılması için. derhal fesadı bastırmaktan ibarettir" diye açıklıyordu. benzer olayların bir daha tekrarlanmaması için is¬ yan bölgesinde gerekli önlemlerin alınacağını.. Bundan sonra. Hemen ardından genel seferberlik ilan ediliyor. ayıklanması için de firsat olarak de- 114 . dikta rejimine kar¬ şı çıkan Türklerin tasfiyesi. din perdesi akında bir Kurdistan kurmaya ve Cumhuriyet aleyhine gelişmeye giden isyan Genç ili. Genç ve Palu üzerinden Ergani Maden ili dahiline girmiş ve Piran köyünde. Musul ve Yunanistan sorunu nedeniyle Türkiye Cumhuriyeri aleyhine bazı dış tertiplerin bu¬ lunduğu şu sıralarda. "ümit ederim ki. yol ve köylerde hayat karartıyordu. Diyarba¬ kır'ın Lice ve Elazığ'ın Palu ilçelerine yayılmış. memleketin her yerinde. genel taarruz için ordu büyütülüyordu. arrik. Bu arada. alınacak adÜ ve ida¬ ri önlemlerin meclise sunulacağını söylüyor. yapacaklarını "şiddetle. Başbakan İsmet İnönü. yer yer mahkeme yerine geçiyor. yanında bulunanlardan bazı suçluların tutuklanması sırasında müfrezeye silah çekmiş." Bildirinin ikinci maddesinde. ilgisi olmayan kesimlerin. iktidar şeflerini öv¬ memek de yeterli oluyordu. Terör devleri iş başındaydı. Alınan önlemler ve gönderilen kuvvederle köy ve jandarmalar kurtarılmış ise de.. o bölgesinde tesirini gösterecektir" diyordu. Korku yalnız isyan bölgesine değil. İnönü. birinin kararı dağlarda. Kork¬ mak için muhalefet etmiş olmak gerekmiyor. toplu cinayetler işleniyordu.üzere. yeni birliklerin oluşturulması için seferberlik ilan edildiği de hatırlatılıyordu. Elazığ il merkezi bile işgal edilmiştir. Kürt köyle¬ ri yakılıp yıkılıyor. 7 Nisan 1925 tarihinde mecliste yaptı¬ ğı konuşmada. asla müsamaha etmeksizin. ala¬ cağımız tedbirler. isyan. güç. bilhassa. genele yayılmışri. yedek asker¬ ler silah altına alınarak. çoğunluğu sabıkalı ve mahkûmlardan oluşan yandaşlarıy- la Hınıs'tan.

diktatörlüğün demirden duvarları inşa ediliyor. maddesinde şöyle deniliyordu: 115 . siyasal. . Ahmet Emin ve Hüseyin Cahit. Basını susturmak üzere sansür yasallaştınlıyor. dilleri yasaklanıyor¬ du. Parla¬ mentoda şu ya da bu şekilde muhalif davranmış poÜtikacılar da. ırkçı politikalar yü¬ rürlüğe konuyordu. "Takriri Sükûn Yasası" Demoklesin kılıcı gibi bütün muhalefetin başı üstünde sallandırılıyor. emirle meslekten men cezasına çarptırılıyor. emrine girmeyen basın başlıca hedefti. "tek sesli" bir toplum yaratılıyordu.ğerlendiriliyordu. daha bir yd öncesine kadar "kardeş" ve devletin ortağı gösterilen Kürtlerin "var olmadığına" karar veriliyor. Yalnız Kürtler için değil. "İsyan" gerekçe gösterilerek. ama bü¬ tün yapılanları da övmüyorlardı. gizlice yürürlüğe konan "Şark Islahat Planı" ile. 1925 yıhnda. dehşeti ydlar süren "Takriri Sükûn Yasası" yürürlüğe konuyordu. İsyan bahane edilerek. bütün muhalifler için korku dönemi başlamıştı. Kürtlerin inkârı ve dillerinin yasaklanması bu dönemin ürü¬ nüydü. hayali kurulan "ulus devlet" (tek halklı devlet) mode¬ li için ilk adımdı. Dönemin iki ünlü gazeteci ve yazarı Ahmet Emin Yalman ve Hüseyin Cahit Yalçın rejime açıktan muhalefet etmiyor. İki yazar. Sistemin istediği gibi "adam olmayıp". "Kürt isyanını özendirdikleri" gerekçesiyle tutuklanıp Elazığ İs¬ tiklal Mahkemesi'nde idam cezası istemiyle yargılanarak tutum¬ larının bedelini ödüyorlardı.. Ancak Ahmet Emin. yıllar sonra Atatürk tarafından affedildikten sonra mesleğine dönüyordu. Şark Islahat Plam'nın 41. sosyal ve ekonomik alandaki bütün hayallerin gerçekleştirilmesi için araçtı.. "Takriri Sükûn Yasası"nın hedefleri alabildiğine geniş ve uy¬ gulayıcıların her türlü yorumuna açıktı. Atatürk'e birer telgraf gönderip pişmanlık ve bağlı¬ lık bildiriminden sonra idamdan kurtuluyorlardı. Bu. * Öte yandan isyan..

. Melle Yadin de namaza kanlanlardan. Babası Şeyh Mu¬ hammed de Şeyhle birlikte. halkımızı zulümden kurtarmak üzere ayağa kalktık. Ama. Halkıma karşı sorumluluğumu yerine getirmek için ayağa kalktım diyeceğim. Binbaşı Kasım'ın da köylüsü olan. Palu." Bu karardan sonra. hutbede Allah için. çarşı ve pazarlarda. hükümet ve belediye dairelerinde ve diğer kuru¬ luşlarda. Bizzat 'Şeyh Said Efendi. Birecik. Ahlat. Hekimhan. konakla¬ ya konaklaya bir adı grubuyla birlikte Solhan tarafina. sonra bi¬ tişiğindeki Baskan'a yerleşen Melle Yadin (Aydın).. Bidis. Bir de hutbe veriyor. Şeyh'in orada olduğunu duyan çevre köyler. Şeyh. Arga. Diyor ki Melle Yadin. okullarda. ŞEYH SAİD YAKALANIYOR Melle Şafii (Aydın) anlatıyor: "Şeyh Said Efendi. Eğer. henüz yeryüzünde yoktu. Türkçeden başka dil kullananlar. Diyarbakır. Çarsancak. Urfa. Erciş. o sırada Sil¬ van tarafinda (Farkin'de) Melle Yahya'nın yanında okuyor. Van. iyi sonuç alamadık. Benzer bir uygulama."Malatya. bilmiyorum. Ergani. Pazara ürün getiren köylüler. Çemişgezek. suçun kar- şdığı dayak ve para cezasıydı. ona sorumluluğum vardı. "Exi" (Eği) köyüne geliyor. Melle Yadin'den dinledim. Diyarbakır'dan ayrıldıktan sonra. Eği'ye var¬ dığı gün tesadüfen. Hozat. Şeyh Said de oraya geliyor. kıyamet günü Allahu Taala bana neden ayağa kalktın diye so¬ rarsa. Adı¬ yaman. Babasını buluyor. Allah nezdinde müsterihim. Besni. Muş. Ovacık. Evrensel tari¬ he "Türklerin yeni buluşu" olarak geçti mi. İs¬ yan haberini alınca. Allah nezdinde bu halkın hakkı ıı6 . Eğer zulüm kar¬ şısında ayağa kalkmasaydım. Elazığ. Varto'ya dönmek üzere ayrılıyor. hükümet ve belediyenin emrine aykırı davranmak¬ la suçlanacak ve cezalandırılacaktır. bazı ileri gelenlerle görüştükten sonra kalabalık cemaate namaz kıldırıyor. Çermik vilayet ve kaza merkezlerinde. sokakta Kürtçe konuşmak suç. da¬ yak ve para cezasından kurtulmak için müşterileriyle el ve kol ha¬ reketleriyle diyalog kurmak zorunda kalıyorlardı. Niyetimizin sonunu getireme¬ dik. Eği'ye akıyor. Büyük bir kalabalık meydana geliyor.

Ama haklı davamızın takipçisi ola¬ cağız dedi. orası güvenli olmazsa İran'a geçiş planlarını tartışıyordu bu sırada. ama mazlum ve haklıydık. köyüne. hazırlıklı. Biz de çalışmalarımıza devam edeceğiz. Biz kaybettik ve zafere ulaşama¬ dık. Şeyh Said Efendi. Şimdi dönebi¬ lenler. 'daha Melekan'dan yola çıkarken. Şeyhin bulunduğu Melekan köyüne geçiyordu. Abdur¬ rahman Paşa köprüsünden Varto suyunu geçip. Kurtulma gücü olanlar kendilerini kurtarsınlar. . 'orası geçiş için güvenli değildir' diyerek karşı çıkmışn. Şimdilik ba¬ şaramadık. Yanında Kasım vardı. Şeyh Said'in ayrılmaz parçası olarak. sorumluluktan kurtulmak gerektiğine inandığım için ayağa kalktım diyeceğim. Melle Yadin. Allahın önünde. Dünya ile bağlantı kurmamız. Ya¬ nımızda tartışmadıkları için tam anlamıyor.nedeniyle sorumlu olurdum. Muş ovasında Murat nehrini geçmeyi düşün¬ düğü köprüye bir keşif kolu gönderilmesini istediği zaman Ka¬ sım. evine gitsin. Melle Şafii. Çarbühür ve Hınzor köylerinden Bulanık'a doğru yol aldık." * İlk tohumlar süreci.' Şeyh Abdullah da o gün Eği'ye geldi. Fakat bu. Şeyh ise burada toplanan liderlerle Muş yöre¬ sindeki Nuh Bey'in bölgesine. onunla buluşmak için damadı Şeyh Abdullah ile birlikte. bu yüzden Şeyh Said ve Halit Bey'le bağlarım kopa¬ ran Kasım. Kasım. Şeyh Said Efendi ile Kasım arasında bir gerginlik olduğu anlaşılıyordu. Kasım Varto'da ona kanlmış. başlangıç ve gelişmeler zamanında isyana karşı olan. Yükün altından kalkamazdım. Tam tedbirH. "yenilgi anında" isyancıydı. bilemiyorduk ama bir gerginUk vardı. aynı ka¬ filedeydi. Melle Yadin'in söylediklerini aktarıyordu: "Melle Yadin. Konaklaya konaklaya ilerliyorduk. organize olmadığımız için başaramadık. Gerekirse bunun için iran'a geçeceğiz. askeri bilgi ve becerisiy¬ le plancı olarak baş köşedeydi. isyancıların safindaki babasının yanında. örgütlü. Önümüzdeki tek 117 . haksız olduğumuz anlamına gelmez. Emrinizdeyim demiş. sesimizi duyurmamız gerekiyor.

köprüye geldik. biz Murat'ı geçmek üzere Bulanık yakınlarındaki "Pıra Şeyda "ya (Şeyda köprüsü) gi¬ diyorduk. Şeyh Said. ben de gelmiyorum" diye bağırdı. yine bizden uzaklaştı. Şeyh Said Efendi. nehrin ortasından geri döndü. Kala¬ balığın içinde tartışmak istemedikleri için Şeyh Said. 'teslim olacağım' demiş. karşı tarafa haber gönderilmiş.mesele Murat nehriydi. Ka¬ sım. Kasım'ın ısrarlarından kurtulmak için. kabarmış Murat nehrini ada geçmekti.' Annı sürdü. Fakat. Paşa bi- ıı8 . Muş ovasındaki köprü için tehlikeli dediği için. atını köprüye doğru sürdü. Mektup yazdım. Arkada. Kasım telaş için¬ de yanına gitti. öteki Muş ovasında iki köprü vardı. atını doğruca Kasım ve Şeyh Abdullah'ın yanına sürdü. "kurtuluşumuz yok. 'Varto'ya gidip Osman Nuri Paşa'ya teslim olacağız. Ben bunun için söz verdim. kim gelmiyorsa kalsın' diyerek atını nehre sürdü. Meğer. Ne¬ hir suyu çok kabarmıştı. burada Varto'ya giden Kereseid köyü yoluna sapacağına. yeniden Abdurrahman Paşa köprüsü¬ ne geldiğimizde yanıldığımızı gördük. Karşımızdaki bir tepe¬ ye gittiler. dinliyor¬ duk. Kasım. Kasım'ın yanında kaldı. 'Geçilir mi. Atlılar arkasından gittiler. Orada uzun uzun tartıştıktan sonra yanımıza geldiler. Şeyh. Bir anlaşmazlık olduğunu aruk hepimiz biliyorduk. Şeyh'in nehri geçip kurtulmasına karşı tedbir alınmış olmalı. 'geçelim' deyince Kasım. Şeyh Said Efendi. Onu takip eden adı¬ lar da. Çarbühür köyüne geldiğimizde. Şeyh Abdul¬ lah 'bfen gelmiyorum' dedi. tam nehrin ortasına gelmişti ki. Hepimiz. Şeyh Said. Üçü birlikte. Ne dediklerini duymuyorduk. Kasım. Tepeye çıktılar. ama sertçe tartıştıkları belliydi. 'köprüyü Türk askerleri tutmuş' deyip yine itiraz etti. Geri döndüklerinde Şeyh Said Efendi. geldiler. Şeyh'in kendi ayağıyla gidip teslim ola¬ cağını sanıyorduk. Tek seçenek. Şeyh Said. Varto'ya gidip teslim olacaktık. Hep beraber peşinden gittik. 'ben gidiyorum. tü¬ fek atışları başladı. babasının nereye gönderdiği¬ ni bilmiyorum. Konuşulanları artık hepimiz duyuyor. 'hadi' dedi. Sonra Şeyh Said önde. Su atların sırtına geliyordu. Şeyh Said. Murat nehrini geçmek için biri Bulanık yakınlarında. 'anlaşmamız böyle değildi. Şeyh Abdul¬ lah ve Kasım adarını sürüp bizden koptular. Uzun sürdü yolculuğumuz ama. yanımızda de¬ ğildi. ama Şeyh'in oğlu Şeyh Ali Rıza. geçilemez mi?' diye tarnşma başladı.

Kasım. Şeyh'i düşündüğünü göstererek oyalama taktiklerine başvuruyor. İran'a geçip kendini kurtarmak değildi. ama ben teslim olmuyorum' cevabını verip. ama gidip düşmanıma tes¬ lim olmam. Akrabalarından Kalecik köyünden Kollo'nun oğlu Gulo. oradan da Bitlis üzerinden Hakkari tarafına geçecek. daha sonra köyüne döndü. çok kimse¬ yi de kurtarırız' diyordu. Bir gün üç atlı indi kapısında. kardeşi Reşit ve akrabalarının yardımıyla Şeyh'i esir aldı. atını hızla sürdü. Ama tüfeği ateşlenmedi. Akrabaları da Şeyh'in etrafını sardı. Şeyh Said Efendi. Hakkari dağ¬ larında bir cephe açmakn. Kasım. Şeyh Said Efendi. Bingöl'ün Solhan ilçesine bağlı Melekan köyü¬ ne geliyor. hareketi öl¬ dürüyor. Şeyh. Bongılan geçidini 119 . Şeyh Abdullah'ın kö¬ yü. Ölürüm.zi bekliyor' dedi.' Kasım. Köprünün ortasında önünü kesti. Diyarbakır'dan ayrıldıktan sonra. 'Kasım' diye bağır¬ dı. Şeyh Abdullah'ı da kandırıp yanına alarak elbirliğiyle tuzağa çekiyor. kızgındı. 'Ben teslim olmuyorum. tüfeğine sarılıp namluyu Kasım'a doğrulttu." * * Şeyh'in tutsak düşmesine ilişkin pek çok söylenti vardı. isyancıların yanında görünüyor. 'birlikte teslim olursak kurtulur. Şerevdin (Şerafet- tin) dağlarından Muş ovasına inecek. Diyarbakır cephesinden çekilirken amacı. Binbaşı Kasım da orada. Düşüncesi. o za¬ man annı sürdü. Görgü tanıklarının anlattıkları da çelişikti. (Gulo. Şeyh'in yakalanması bir bakıma "tarihi değiştiren olay" oldu¬ ğu için bunu farklı anlatımlarla sunuyoruz. Genç üzerinden. Şeyh Said Efendi. Torunlarından Abdülmelik Fırat anlatıyor: "Şeyh Said Efendi. Şeyh Abdullah ile birlikte köye gel¬ miş. Abdullah da Şeyh Said Efendi'nin damadı. Binbaşı Kasım. 'nasıl istersen öyle yap. Sabah yola çıkılacağı za¬ man. Kızının evinde ge¬ ceyi geçiriyor. Melekanlılar akrabalarımızdı. Onu dışarıya çağırdılar Şeyh'e neden ihanet ettin diyerek ateş edip vurdular) Şeyh. yalvarıyor. Dinlenip ertesi gün yola çıkıp. Şeyh'in atının dizginine yapıştı. Fakat Binbaşı Kasım.

Bir toplantı düzenli¬ yor. 'Benim sözüm ayağınızın akındadır' di¬ yor. Fakat ateşleme¬ ye zaman bulamıyor. sonunda güzer¬ gâhı değiştirmeyi başarıyor. Kasım ve akrabaları. Sıra Kasım'a geldiğinde. ama yakınlık bakımından yalnız. Söz verilen herkes. Orada en yakın olarak. Şeyh Said Efendi onunla burada buluşuyor. Fakat Kasım. Erzurum cephesinde mağlup olmuş. Şeyh Said Efendi'nin yanında adamlar var. ovada nehri aşmanın zorluklarını anlatıyor. ne¬ reye yürüseniz arkanızda." i 20 . benzer şeyler anlatıyor ve şöyle diyordu: "Kasım. gelmek istemeyen de köyüne döner. bundan sonra yapılacaklar hakkında herkesin tek tek görüşünü alıyor. Abdullah. Kürderin büyüğe sadakat bildirimidir. Abdurrahman köprüsünde etrafını sarıp namlu doğrultarak teslim olmasını istediklerinde. Yol güvenliğini ve nehrin kabardığını öne sürüp. destekliyor. yalanlar uydurup Murat nehrinin kabardığını. devlet güçlerinin Muş ovasındaki stratejik yolları tuttuğunu. Şeyh Said Efendi ona hakaret ederek tüfeğine davranıyor. kış ve kar şardarını öne sürüyor. Bu. İsteyen bizimle gelir. Varto yoluna sapıyor. köyüne dönmüştü. Ama halkı serbest bırakalım. Emrinizdeyim. Şeyh'in kestirmeden Muş ova¬ sından geçip dağlara varma düşüncesini değiştirmeyi başarıyor. Bunun üzerine Şeyh Said Efendi kararını açıklıyor: Doğu'ya çekileceğiz. Ama Kasım planını yapmış. o yoldan gi¬ dildiği takdirde kurtulacağım bildiği için. ona tabi olduğunu söylüyor. damadı Abdullah ve baca¬ nağı Kasım bulunuyor. irtibatlı olduğu Türk güçlerinin bulunduğu Varto mıntıkasına çekmek. Kasım onu teslim alıp devlete veriyor.aşıp Muş ovasına inmek kararında. Bağlılığını bildi¬ rip kafasındaki planı uyguluyor." * Melle Selim de Şeyh Said'in tutsak edilmesi konusunda. Yolunu kesecek. ne de kardeşleri var. Onlara güvenmek zorunda kalıyor. ayrıntdar hariç. Efendi. Yanında ne çocukları. ayağınızın altındayım demektir. Abdullah da bir bakıma ona arka çıkıyor. Şeyh Abdullah ile birlikte Melekan köyüne geliyor. Amacı Şeyh'i oyalayıp hü¬ kümet güçlerine el altından haber ulaştırmak ve bir yandan da.

Çatış¬ maya girmeden geçmemiz imkansız.Halit Bey'in yeğeni Mehmet Emin Sever'in anlatriklan bir başka açıdan tarihe ışık tutacak nitelikte: "Yola çıkarken Şeyh Said Efendi'nin amacı. Bağlu köyünden Tem- ranh Guloe Kollo. Ertesi gün yola çıknk. Şeyh Said Efendi'nin güvenliğini bahane edip. Fakat Kasım bu fikre karşı çıkıyor. Başında karakol kurmuşlar. Şeyh Sa-. Şeyh Abdullah'ın yanında idi. o bölgede Şeyh Abdullah'a katdmış. Çaksor köyünden dağlara yönelmeyi. Murat nehrini geçiş için yeni bir öneride bulunuyor. Kasım. O gece orada kaldık. Ka¬ sım orada. Muş ovasında. Çok yağmur yağıyordu.. id'in aklına Kasım'ın art niyetii olabileceği gelmediği için. Geç olmuştu. Ayrıca ovada nehri geçme¬ miz de tehlikeli. Suya düşersek boğulur veya donarız. Komutası akında 200-250 kişi vardı. Gece yürüdük. Muş köprüsünden Nuh Bey'in yanına veya Varto'dan Mu¬ rat nehrini geçip Hasenanlı Halit Bey'in yanına geçmeyi düşü¬ nüyorduk. Beş gece beraber kal¬ dık. Ne zaman ka¬ tıldığını ben bilmiyorum. Yola çıkıyorlar. Kasım Bey. Çarbühür tarafina vardık. Asker vardı. Darahini'den Meneşgut'a gittim. Kasım Bey de öyle söylüyordu. Muş tarafına gitmeye teşeb¬ büs ettik. Kariı Şerevdin (Şerafettin) dağlarını aşıp. Burada kısa bir mola veri¬ liyor. O köprüyü biliyorum. Varto yakınlarındaki Abdurrahman köp¬ rüsünden geçip.. Kılavuz geldi. O sırada Kasım'ın akrabalarından. Gırvas'a geri döndük. Çünkü bahar sularıyla kabarmış. Fakat gizlice Osman Paşa'ya mektup yazıp göndermiş. diyor. Karabegan köyünün yakınındaki köprüden Murat nehrini geçip dağlara varmak. Lo- 121 ." Şeyh Said. öne¬ risini uygun buluyor. Şerevdin dağlarından. 100 kadar adıyla Abdurrahman köprüsüne geliyorlar. yorucu bir yolculuktan sonra. Kasım'ın talimatı üzerine Şeyh Said'e tüfeği¬ ni doğrultuyor. 21 Mayıs 1925 tarihindeki ifadesinde yakalanma¬ sı olayını şöyle anlatıyordu: "Şeyh Abdullah. Muş'la Meneşgut arasındaki Gırvas gediğin¬ de cephe komutanıydı.

Ben. olmaz. Döndük. Çarbühür'e döndürdüler. henüz şafak ağarmamıştı. akrabamdan Timur. Çarbühür'ü ge¬ çince. terk edilmiş olan Sipyan köyünde kaldık. beni teslime iknaya çalışıyordu. teslim olmayacağını söyledi. 'Askerlerini öldürürsün' diyor¬ dum. Müf¬ rezeler geldi. Ka¬ ranlıkta birbirimizi kaybettik. O sırada Paşa bi¬ zi telefona istedi. Geçmemelerini söyledim. gece teslim olmaktan caydığını duydum. müfreze gelir ateş eder' diyordu. bir yandan da teslime ik¬ na etmeye çahştığım. Bizi orada bir odaya indirdiler. Kargapazarlı 122 . Ben Osman Paşa'ya mektup yazdım ki. Şeyh Said atından inmişti. Diyarbakır İstiklal Mahkemesi'nde Şeyh Said'in savaşı sürdürmek üzere Nuh Bey'in yanına gitmek istediğini. yolunu değiştirmeye. Kasım Bey teslim olma fikrindeydi. Abdurrahman Paşa köprüsüne geldiğimde. Hükümete çete yazıl¬ mışlardı. Belki çıkış yolu bulunur. Bizi ilk bulanlar Çarbühür askeriydi. Ba¬ na. onu yakala¬ mak için oyalamaya. Orada. 'Yapamam' dedim. 'Olur ki affederler. dolayısıyla kurtulduğunu. Dinlemediler. Köyün karşısındaki tepede gündüzü geçirdik. Uzaklaştık. 'Efendi." Binbaşı Kasım. Gelip bizi teslim alsın' dedi. Gece Melhemli'ye git¬ tik. Orada teslim olma meselesi açıldı.lan tarafinda görüldük. Bize ateş açtılar. Kardeşim Reşit. Akşam namazından sonra Varto'ya doğru yola çıktık. Şeyh Abdullah teslim olacağını söyledi. ilerde artık asker olmadığını. Adılar nehirden ge¬ çiyorlardı. 'gidip teslim ola¬ yım' diye geldi kalbime. Gece. Sonra ben de 'Teslim olurum' dedim. Ben ona. müfreze göndersin. Görüşüldü. Beni kandırdı. Ahmet. Onlar Alevidir. Kasım Bey orada bana ulaştı. Ken¬ disiyle görüştüm ve bir saat boyunca konuştuk. bir ara teslim olmayı kabul etmişken yeniden caydığını söylüyor ve devam ediyordu: "Şeyh Said'in. Askerler her tarafi tutmuşlardı. Fikrimi anlayınca. O da 'Olmaz' diyor. Tam Abdurrahman Paşa köprüsü üzerine gelmiştik. bu gerçekleşmediği takdirde İran'a gitmeyi planladığını. Bu yolda ise beş dakika geçmeden telef olursun. Takip edemediler. sürgün ederler. Neredeysen.

Şafak yeni açmıştı.' 'Biriniz beşon atlı ile ileride yürüyünüz' dedi. Kasım.Mehmet Reşit ve Şerifoğlu ile Halil'e hemen ateş açtırdım. Şeyh Said'le Bongılan'ın (Sol¬ han) (Exi) Eğig köyünde buluştuğunu. Kasım'ın. devam ediyordu: "Şeyh Said. Oğnut beylerine. 1945'teki ifadesinde. Şu öneride bulundum: Akşam karanlığında kuvvederimizin Bongılan gediğinde bir pusuya düşmemesi için. oradan İran'a geçelim. bu kez mahkemeye değil. Aynı ifadeler. dedi. Gır¬ vas köyünde akşam namazı kılındı. Kasım. Şeyh Said'in kısrağı da kaçmıştı. Osman Paşa'ya tez¬ kere yazarak ufak bir müfreze istedim. Yanıt veren olmadı." BİNBAŞI KASIM ANLATIYOR Kasım. Şeyh Said'in idamından sonra. Şeyh Said'e silah doğrultan kardeşi Reşit ve öteki kardeşi Ali ile birlikte Söke'ye yerleştirildi. Bir saat sonra hareket edildi. Bunun için en yakın tanık Kasım'dı. Gideceği cevabını verdim. köprünün ayağı yanında yakaladık. Varto'ya gelmeyeceğini. buradaki 400 kişilik kuvvetimizle Muş ovasına inelim. istersem kendisini öldüre¬ bileceğimi söyledi. Şeyh Said'i. Benim de aradığım buydu. bitirdikten sonra altını imzalıyordu. 123 . Varto'ya dönemedi. Yüze yakın mermi atıldı. Şeyh. Neden gerek görüldüğü bilinmez. ileriye bir silahlı biriik gönderilme¬ si uygundur. daha sonra Mum- cu'nun Kürt-lslam Ayaklanması adındaki kitabında da yer aldı. bu öneriyi uygun buldu. savaşın vardığı noktayı biriikte irdelediklerini belirttikten sonra. Söke Kaymakamı Kazım Atakul'a ifade veriyor. ilk kez 1991'de Cumhuri¬ yet gazetesinde yayınlandı. Ev ve arazi verildi. Şeyh'in nasıl yakalandığını yeniden derleme ve dosyalama ih¬ tiyacını duydu. 13 Ocak 1945 tarihinde Söke Kaymakamı Kazım Atakul'a verdiği ifadenin tutunaklan. Atlıların hepsi kaçtı. ama devlet tam 20 yıl son¬ ra. Murat nehrini köprüden geçip Huvit Reisi Nuh ve Ha¬ senanlı HaUt'le birleşelim. Hemen hazırlık yapılmasını emretti.

Yerleştik. yatı¬ yor. buradan köprüye akı saadik mesafe var. dedim. Şeyh Said: Haydi yürüyelim. ölümüme ken¬ dim sebep olacağıma. ben bu suya girmem. Evet ama. öncülere tembih ettim. geceleyin son derece kabarıyor. he¬ men kuzey yıldızını yön vererek. Bazıları. dedim. Şeyhlere. Şu memlekette. Saba¬ ha da dört saat var. hafif tipi ile karışık kar yağışı başladı. Ben bir mektup yazdım. Uygun. iki saat sonra Varto yüzünü aşnk. 'Murat'ı geçitten geçelim. ilerledim. Herkes yorgun. Gündüzün adı geçtiğini gördüklerini söylediler. Bunu herkes bilir. Öğleyin Şerafettin dağına tırmandık. Arkamdan kardeşimle beş-on adı geliyordu. Şeyh Said'e haber vermişler. dedim. dediler. Gündüzün sular azalı¬ yor. Ovaya inip de bir yere kaçmaya fırsat bulmasınlar diye. başkası beni öldürsün. Tartışmalardan sonra. dedi. dedi. karların üzerinde yürüyoruz. gece yarısı Murat'ı geçmek mucize sahibi olmak demektir. 124 . nisan ayı taşkınında. Habiban kö¬ yüne vardık. Sabah şeyhlerle görüştük.Bu akşam nöbeti ben devralayım. dedim ben. Muş ovasına indik. diye sordu. Sabah görü¬ şürüz. Şerafettin 2500 rakımında. Birkaç yüz metre yükse¬ ğe çıkınca. Şeyh Abdullah'ın da yardımıyla öneri¬ mi benimsediler. Şeyh Said: Şu halde ne yapalım. Başka zaman diğerleri alırlar. Gırvas köyüne döneHm. Bata çıka dağın üstü¬ ne çıktık. Fırka komutanına gönderdim. Köprüden nasıl geçersiniz. Beni gözlüyorlardı. Bongı¬ lan gediği denilen boğazı geçtik. Orada sabahlayalım. Biraz sonra şeyhler geldiler. Şerafettin dağını aşıp Varto'ya inmemizin vaziyeti bi¬ raz daha kolaylaştıracağını söyledim. Köyde kimse yok. Şeyh Abdullah: Hepiniz geçseniz de. Ve bunları izledik. Gırvas'a geldik. Addan durdurttum. Geriye dönüldü.

Çev¬ re köy halkı. Tugay karargâhı yirmi dakika sağımızda. Nihayet bizi buldular. Hiçbir tertibat. de¬ di. orada bir yolcuya bir akın verdi. Geceledik. Beraberimdeki bir miktar adı ile Şeyh Abdullah. hatta gözcü bile yok. firka karargâhı bir saat solumuzda. Akşam namazın¬ dan sonra Melhemli köyüne geldik. Dürbün elimden düşmüyor. Ben başka yollar gösterdim. Murat'ı yüzüp geçerek. köyün kenannda akan incecik suyun başında toplanan şeyhlerle beyler beni çağırdılar. Onlar da bizi bekliyoriardı. hepsi ata binmiş ola¬ rak bulunduğum yere geldiler. Senin gös¬ terdiğin yolda müfrezeler vardır. posta. işaret attşları yaptı. geri getirteyim. Gelen yok. karşıdaki köyün adamlanndan. Oradan ayrıldım. Geçitten geçtik. dedim. 125 . Ne bir şey var. dedim. Varto suyunu geçip Hınıs'a doğru gitmekti. Murat nehri üzerin¬ de bir tepede toplandık. başka müfrezelerie karşüaşacaksın. Şeyh Said'in fikri. şeyhlerin köyüdür. baş¬ ka geçide indik. Hep bir takip müfrezesi ve kuvvetin hareketini gözlüyorum. Biraderi gönderdim. kendilerini geçirmek üzere geçidin başına gelmelerini istedi.Şeyh çağırdı: Atlıyı geri al. Ben birini göndereyim. Ancak yerinde yeller esi¬ yor. Bizle ne düşmanlığın var. Şimdi geri çağırırım. İkindi vakti. bir yokuştan sonra Baltaş köyü tepesine çık¬ tık. Bizi de ister istemez atlara bin¬ dirdiler. dedi. Sabahleyin köyün güneyinde. Şeyh Said. Burada bulunduğumuzu etraf ve hükümet hissetmesin. Melhemli köyü. Güneş doğmuştu.. Beylerden biri: Sen göz göre göre bizi Türklere öldürteceksin. o gün akşam üzeri Ispahan köyüne indik. Hiçbir engel ile karşılaşma¬ dan. Ben işi gürültüye boğmak için bağırdım: Sen bu ağzınla mı 600 yıllık hükümetie uğraşmaya kalk¬ tın? O müfrezeyle değilse bile. Şeyh Said görüşümü sordu. ne bir kimse. Akşam namazı vakti. Biz onlan bekliyorduk. Mektu¬ bu yırtıp atlıyı geri getirdi..

Kendimi tanıttım. bütün çoluk çocuklarıyla köylerinin yakılacağını söylemesini tembih ettim. Murat'ı geçersek. dedi. Bu süvariler öncüdür. Diğer kısmı köyde kaldı. Ben. Ve yürüdü. bu ya¬ şa kadar Türk vatanına karşı nankörlük yapmak tenezzülünde bulunmadığımı ve geçit geçilirse kendilerine açık olduğunu söy¬ ledim. bir askeri birliğin dağdan indiği¬ ni haber verdiler. Yolcu yüzerek Murat'ı geçti. Ve askeri kuvvet beklediğimi. teslimden vazgeçtiğini. Köyü geçince.Bir aralık. Köyün ke¬ narına vardık. Şeyhler dönüp bi¬ ze geldiler. birlikte iran'a geçeriz. kanını boş yere neden heder edeceğini söyledi. dedim. 90 adı ile inmek 126 . buradan itibaren hareketlerine katılamayacağımı. Bir saat sonra beş-on atlı geçit başına geldiler. cevapla¬ rımla idare ediyordum. 100 adı. Beş çeyrek uzak¬ lıktaki Abdurrahman Paşa köprüsüne gelinceye kadar. Ölüm nerede olursa bizi bulacaktır. Şeyh Abdullah: Ben İngilizlerin ve Acemlerin ekmeğini yemeyeceğim. Şeyh Said: İşte. Bir iki saat sonra. Şeyh Said: Zaten ikinizin gizli gizli görüştüğünü biliyordum. Ve sizinle de gelmeyeceğim. Aşağı caddeden çıkalım. Beş kilometre karşı¬ mızdaki Darabi köyüne indiler. Nuh ile Halil'i bulur. Murat'ı geçeceklerini söyledi. karşı köydekilerin şeyhlerin geçişle¬ rine engel olmalarını ve aksi takdirde. Şeyh Said'e yetiştim. Büyük bir kütle ile geçidin başına vardılar. akşama kalmaz. bir müfreze sağa. selamete vardık demektir. dedi. Kar¬ şıdan yaylım ateşi gibi silah sesleri duyuldu. yolcuyu bir kenara çektim. dedi. 30 kadar yaya tahmin ediyorum. Önde Oğnut beyleri. Yolu yukarıdan geçeceğimizi söyledim. dedi. bizi geçirmek için atlılar geldi. Orada. bir müfreze sola çıkardılar. Köyün içinden geçtik. Dürbünle baktım: Herhalde bir fırka geliyor.

Ben Şeyh Said ile karşılaşüm. Bize doğru adım adım geldiler. Akrabalarımdan ikisi de.. Sonunda firka komutanına mektup yaz¬ dım: '12. Geçmemesini ve bırakmayaca¬ ğımı söyledim. akra¬ balarımdan bir ikisi önünü kestiler. bu nedenle ateş edememişti. Kim olduğumuzu sorup anladdar. Genelkurmay Başkanlığı tarafindan yayınlanan Ayaklanmalar kitabında. Çarbühür sırdanndan bir bölük asker çıkn. 15 Nisan 1925. Ben silahımı beylere çevirdim. Os¬ man Paşa beni takdir etti. onlar dört ki¬ şi. Fişek yatakta. Küçük bir müfrezenin gönderilmesini arz ederim. Şeyh Said üç arkadaşı ile kayaya arkasını dayamış ve eUnde mavzer. Şeyh Said köprüyü geçtikten sonra. silaha davranmış durumda bekliyorlar. Birkaç söz söyleyerek ateş ettim.için atından indi. Çayın öbür yakasında atlıların karartısı da kalmadı. Ben de indim. silah tetikteydi.. Köprü¬ yü geçtiğim zaman. Fırka Komutanlığı'na! Şeyh Said'i. resmi tarihle çelişiyordu. Meğer Şeyh Said silahı göğsüme uzattığı zaman.' Pusulayı bir atlı ile gönderdim. Abdurrahman Paşa köprüsünde tutukladım. Oradaki akrabalarım¬ dan ikisi silahını almak istedi. ihtimal ki. Kaçtılar. fırka komutanı telefon almış olmalı ki. Başlarındaki subay Çarbühür'e davet etti. Şeyh Said: Vermem. Varto'ya gitmek için ne kadar ısrar et- tiysem para etmedi. Bir buçuk saat sonra. Ben silahı göğsümden uzaklaştırdım. Elini şöyle havaya sallayarak köprüye doğruldu. Hepimiz silahlıyız. Ateşe karşılık gelmedi. yolun üzerinde." * * Kasım'ın anlatımları. Emekli Binbaşı Kasım.. Elindeki mavzeri kalbimin üze¬ rine çevirerek: Bak.. Şeyh 127 . Fakat akrabalanm çekti aldı. Sonra. Gittik. arkamdaki bi¬ raderim silahı ile Şeyh'e nişan almış.. dedi. Biz altı. Ve beni çağırdılar. dedi..

bu söylem ve resmi rapor yüzünden Diyarbakır mah¬ kemesinde güç anlar yaşamış. sonra da göğsüne silahı¬ nı dayayıp tutsak düşüren adam olarak değil. Kargapazarlı Reşit. Bu yüzden Şeyh Said'i yakalayan kişi oldu- 12» . Varto güneyinde Çarpuh (Çarbühür) köprüsü civarında birliklerimiz tarafından sarılarak yakalanmış ve Varto'ya getirilmiştir. Binbaşı Kasım. Şeyh Galip ve beraberindeki hizmetçilerle ailelerinden mürekkep bu¬ lunmakta idi. Kasım'ın adı ise "yaka¬ layan" değil. önce Şeyh Abdullah. Esir edilen asilerden önem¬ lileri şunlar: Şeyh Said. Alınan tamamlayıcı bilgilere göre. Hanşeref dağı güneyinden doğuya kaçan asileri yakalamak için takiple görevlendirilmişti. Şeyh Said. Raskan geçidini geçerek. onları da zorla yakalanıp tutsak edilenler arasında gösteri¬ yordu. Kasım'ı. Şeyh Said'i köprü başında tu¬ zağa düşürüp muhafızlarından koparan. çarpışa çarpışa teslim ahndığı yazılıyordu.Said'in ordu birlikleri tarafından takibe alınıp. Timur ağalarla. Şeyh Abdullah.. 15 Nisan 1925 tarihinde yayınlanan resmi hükümet bildirisin¬ de de.. Kasım teslim oldular. Çarpuh geçidinde bulunan süva¬ ri bölüğü. Mahmut. yakalanması istenen bu asi ka¬ filesi. Kasım. Resmi tarih kitabında şöyle deniliyor: "Çarpuh'ta (Çarbühür) bulunan müfrezeden bir kısım kuvvet¬ le." Görüldüğü gibi resmi tarih Kasım ile akrabalarını da "isyancı" sayıyor. aralarında kısa müzakereden sonra. olaylar "başka türlü" gösteriliyor. çarpışma sırasında sağ olarak silahıyla birlikte ele geçirilen isyancı diye göstermişti. arka¬ sından 25 avanesi. Kasım. Varto cephesi komutanı Şeyh Abdullah. hatta adı idam istemiyle yargılanan¬ lar listesine yazılmıştı. Ceyranlı İs¬ mail. tutsaklar arasında geçiyordu. Reşit. Şeyh Ali. ayaklanma hare¬ ketinin tertipçisi Şeyh Said. Bu asi kafilesi 35'inci alay 2'nci taburun baskısı ve şiddetli ateşi karşısında kurtuluş çaresi kalmadığını anlayarak." Varto'daki askeri birliğin komutanı Osman Paşa da Anka¬ ra'ya gönderdiği raporda. Bildiride şöyle deniliyordu: "Genç kuzeyinde sıkıştırılan Şeyh Said ve diğer ayaklanma li¬ derleri doğuya doğru kaçmak isterken. 35'inci alayın ikinci taburu.

Bu bir yanlışlıktır. "yanlışlığı" güç bela düzeltmeyi başarıyor. 129 ." Kasım. kendisine yardım eden kardeşleri ve yakın akrabalarını da kurtarıyordu. ödülümü isterim. Onun için ceza değil. Şeyh Said'i ben tek başıma yakaladım. sonra da idam edilmem için İstiklal Mahkemesi'ne yazı yazıyor.ğunu kanıdayamama sıkınrisı çekiyor ve mahkemede şöyle yakı¬ nıyordu: "Şeyh Said'i benim yakaladığıma dair Ankara'ya telgraf çeken Osman Paşa. haksızlıkttr.

Medresede kaderleri birleşen iki şeyhin to¬ runlan da. başarılı olanları "Nakşibendi Halifesi" sıfatıyla Kürdistan'ın dört bir yanında gö¬ revlendiriyordu. Kürdistan'ın bağımsızlığını gerçekleştirmek için çaba¬ lıyordu. Kadere bakın ki. Kürt ulusal sorununu görüşmek üzere Kürdistan'ın önde gelen şeyh ve halifelerini Şemdinan'daki derg⬠hında topladığı belirtiliyor. Şeyh Said'in dedesiydi. Seid Taha. kendi medresesinde öğrenci yetiştiriyor. 1880 yılının Temmuz ayı sonlarında. onun baba ocağını kutsal kabul ediyorlardı. sevilen. Seid Abdülkadir'in babası Şeyh Ubeydullah. yüzyılda Rusya. Yine resmi raporlara göre. Türk resmi raporlarına göre. Nakşibendiliği Kürdistan'a taşıyanlardan biri olan Nehrili Seid Taha'nın torunu. Mehmet Bayrak'ın Kürtler ve Ulusal-Demokratik Mücadelele¬ ri adındaki kitabına da aldığı bir raporda. 19. Mevlana Halid'in. O nedenle yaygın bir halife ve müritler ağına sa¬ hipti. Şeyh'in. sayılan bir kişilikti. dini eğitim ver¬ mekten çok. Şeyh Ubeydullah'ın oğ¬ luydu. Şeyh Ali. aynı davanın yürütücüleri olarak kaderlerini birleşti¬ recek ve hayatları idam sehpasında noktalanacaktı. Peygamber sülalesinden geldiği iddiasında ve Kürt¬ ler arasında adı yaygın. bağımsız Kürdistan'ın ku- 130 . 1700'lerde yaşayan Mevlana Halid'in öğrencisiy¬ di.ÜÇÜNCÜ Bölüm SEİD ABDÜLKADİR VE DAVASI Seid Abdülkadir. Rus subaylarından Avriyanof. aynı dönemde Kuzey Kürdistan'da görev¬ lendirdiği öteki öğrencisi ise Şeyh Ali'ydi. İran ve Osmanh Savaşları adındaki kitabında. Kürtler. Şeyh. Şeyh Ubeydullah.

yüzyıldan beri İran'la çekişme halindeydi. 42 prens ve 68 beyin katıldığını yazıyor. ilk aşamada Kürdistan'ın İran'daki parçasını kurtarmak üzere harekete geçi¬ yor ve kısa zamanda. Kürdistan'ın bağımsızlığı için girişilecek silahlı mücadelenin stratejisi tartışılı¬ yordu. 21 halife. Bu harekâtın önemli komutanlarından biri de 1925 yılında ası¬ larak idam edilecek oğlu Seid Abdülkadir'di. Bu arada Osmanlı parla- 131 . Ama ikisinin de. Toplantıda. ortak endişeleri Kürtlerdi. bu ne¬ denle uluslararası bir nitelik kazanıyor ve Şeyh Ubeydullah geri çe¬ kilerek Hınıs kalesine yerleşiyor. aynı hızla sönmeye yüz tutuyordu. Kürtleri sistematik olarak Ermenilere karşı kullan¬ ma politikası izlediğini. aynı toplantıda Ermeni ve Hıristiyanlara karşı iz¬ lenecek politikaların tartışıldığım anlatıyordu. Şeyh Ubeydullah. bu nedenle Kürdere dokunmadıklarını söylüyor ve "eğer Ermeniler mahvedilirse. özellikle ingiltere. çıkarlarına zarar verileceği endişesiyle İran'ın yanında yer alıyordu. Osmanlı devleti. bazı Avrupa ülkeleri. İsyan. liderliğe de Şeyh Ubeydullah getiriliyordu. bütün Kürdistan'dan 5 şeyh. Şeyh Ubeydullah. Meşrutiyet'in ilanıyla bitiyor ve Seid istanbul'a yerleşiyordu. Nitekim. başkaldırı halinde Kürtlerin de Ermeni ve öteki Hıristiyanlara iyilikle yaklaşması gerektiğini savunuyor. Osmanlıların. Çünkü. 16. İran içlerine kadar ilerliyordu. Avriyanof. daha sonra İran'ın istemi üzerine. oğlu Seid Abdülkadir de Hakka¬ ri'ye gidiyordu. baba-oğulu tutuk¬ latıp İstanbul'a götürüyordu. Osmanlı nezdinde Kürtlerin bir önemi kalmaz" diyor. Osmanhlar. bu öneri onay buluyordu. İki imparatorluk zaman zaman karşı karşıya geliyor ve savaşıyorlar¬ dı. Kürdistan'ın bağımsızlığı için genel isyan kararı alınıyor. toplantıdan kısa süre sonra.rulmasını amaçlayan bu toplantıya. Ancak. Kürdistan'a kaçış hazırlık¬ ları içinde oldukları sezilince Mekke'ye sürgün ediliyorlardı. Seid Abdülkadir'in Mekke sürgünlüğü. Fakat hızla gelişip başarılarla devam eden isyan. bu toplantıda.

örgütün kurucuları arasında değildi. Şeyh Said ise başsızlığı dolduran lider olarak tarih sahnesindeydi. Seid Abdülkadir ise yakın takibe alınacak." "Hizbe Azadiya Kurdistan"ı (Kürdistan'a Özgürlük Cemiye¬ ti) Lozan sürecinde kuruldu. daha sonra Isriklal Mahkemeleri kararıyla idam edildi ya da "tenkil" programı çerçevesinde. İstanbul'daki Kürt aydınlanyla yakın ilişkiye girmiş. yasal ze¬ minden koparılan Kürder bundan sonra "yeraltına" ineceklerdi. o da gerektikçe yönetime düşüncelerini iletiyordu. Gelişmeleri İstanbul'dan izliyor. Damat Ferit Hükümeti zamanında da "Şura-yi Devlet" (Danıştay) başkanlığına getiriliyordu. tamamen babasının dü¬ şüncesini taşıdığı ve babasının yapamadığı şeyi yapmak. oğlu Seid Muhammed ve İstanbul'daki çevresi 132 . Seid Abdülkadir. başar¬ mak hevesine düştüğü anlaşdıyor. "yerinde sonuna kadar susturuldu"lar. Ama üsdendiği resmi görevlere rağmen Kürt sorunundan uzak kalamamıştı. Cemiyetin varlığı. şehir. Bu dönemde Seid Abdülkadir hakkında düzenlenen raporda şöyle deniliyordu: "Daha sonra tuttuğu yola bakılırsa. Şeyh Said'in tutsaklığından hemen sonra Kürt önde gelenleri ve aydınlara karşı genel taarruz başlıyor. tavır ve düşünceleri. Bunların pek çoğu. Şeyh Said İsyanı. Görü¬ nür bir görevi yoktu. bilgilendiriliyor. kasaba ve köyler¬ de toplu tutuklamalara girişiliyordu. Lozan görüşmeleri sürecinde "Türk çıkar¬ ları açısından sakıncalı" bulunduğu için kapatılacak. "Azadi"nin hareketinin devamı.mentosunun "Senatosu" ya da "seçkinler kurulu" sayılan Ayan Meclisi üyeliğine seçiliyor. hatta günlük hayatı bile gizli polisin raporlarına geçirilecekti. örgütü kuranların da danışıp görüşlerini aldığı liderler¬ den biriydi. Ama Kürtler arasındaki saygın konumu ne¬ deniyle. daha sonra da "Kürdistan'ın özerkliği" için mücadele ve¬ ren "Kürt Teali Cemiyeti"nin başkanlığına seçilmişti. Seid Abdülkadir. takip Lozan'dan sonra daha da sıkılaştırılarak.

vatanı parçalamak ve bir Kurdistan esareti kurmak emel-i hiyanesiyle senelerden beri ça- 133 .. Mahkeme heyetinde. İstanbul'da yayınlanan "Vakit" gazetesinin. Abdülkadir Sido. Nafiz Bey. Fuad.. Diyarbakırh avukat Hacı Ahti. Seid Abdülkadir ve Kürt aydınları. Erbilli Nafiz. mahkeme salonu haline getirilmişti. savcılıkla görevlendirilen Süreyya Örge¬ evren hariç hukuk öğrenimi görmüş kimse yoktu. Divriğili llyas. Hüseyin ve İlyas. * * s- Seid Abdülkadir'in duruşmasına ilişkin tek kaynak. sorgulamadan sonra. Cemil Paşazade Ekrem. Diyarbakır¬ lı Ahmet. Dr. Mahkeme heyeti de yine daha sonra Şeyh Said ve arkadaşla¬ rını mahkûm edecek kişilerden oluşuyordu. Bu sinemada daha sonra Şeyh Said de "yargılanacak"tı. bu konuda Hak¬ kı Naşid imzasıyla yayınladığı haber şöyle: "Şark İstiklal Mahkemesi bugün. Kemal Fevzi ve Dr. propaganda kaygısını önde tutan dönemin sansürlü basını. Onlarla birlikte dönemin önemli Kürt ay¬ dınlan Kürt Teali Cemiyeti'nin genel sekreteri Kürt Sadi lakabıyla tanınan Palulu Abdullah Sadi. Hoca Askeri. Balıkesir Milletvekili Süreyya Örgeevren de savcıydı. Mehmet Tevfik. Palulu Abdullah Sadi ve Kürtçe çıkan "Jin" gazetesinin yazar- lanndan Kemal Fevzi. Diyarbakıriı Ahmet Ce¬ mil. eski as¬ ker ve valilerden seçilmişti. oğlu Muhammed. Mahkeme başkanı.de hedefler arasındaydı. Kırşehir Milletve¬ kili Lütfi Müfit Özdeş ve Urfa Milletvekili Kürt Ali Saib Ursavaş üye. Rıfat. 12 Nisan 1925 tarihinde İstanbul'da tutuklandılar. aydınlatıp bilgi vermekten çok. 14 Mayıs 1925 günü de "özel" yetkilerle donanımlı İstiklal Mahkemesi'nin önüne çıkarıldılar. Heyet. Duruşmalar için Diyarbakır'ın tek sinemasına el konulmuş. Hacı Abdul¬ lah. Denizli Milletvekili Mazhar Müfit Kansu'ydu. Fuad. Seid Abdülkadir davasında yargılanan sanıklar da şunlardı: Seid Abdülkadir. istik¬ lal Mahkemesi'nde yargılanmak üzere Diyarbakır'a gönderildi¬ ler. Hacı Ahti.

İstiklal Muhakemesi 'nin kadın ve erkek bü¬ tün Türkleri merak ve ibretle alakadar eden muhakemelerini dinlemek istiyorlardı. Bu hazırlık aşamaları. sanık kimliklerinin tutanaklara geçirilmesinden sonra savcı "suçlamayı" (iddianame) okuyordu. Hoşnev aşiret reisi Nafiz ve Abdullah Sadi ile. Habere göre. yeşil örtülü bir kavis yapıldı. Seid Abdülkadir'in kimliğini kendi açık¬ lamalarıyla. Seid Abdülkadir ile arkadaşlarını görmek için yolları. Halk. oğlu Mehmet. Geniş. Seid ve rüfekası. Vanlıyım. "suçun ilk aşamasını Kurdistan üzerine düş kurmak" olarak açıklıyordu. İstan¬ bul'da oturuyorum. güzel bayrağımız asıldı. aşağı¬ daki localarda kumandanlar ve bütün memurlar ve birçok dinle¬ yici oturmuşlardı. dört devrelik bir düşüncenin sonucudur. Heyet-i hakimenin oturduğu bu kavisin arkasına. 134 . dört devre geçirmişler¬ dir: Birinci devre hayal kurma. Hükümet konağındaki daire buna müsait değildi. Danıştay eski başka¬ nıyım" diye veriyordu. Esasen suç olan hareket de.. yargılanması kıs¬ men yapılmış olan Bidisli Kemal Fevzi. üçüncü devre karar ve dördüncü devre de icra. Üst kadardaki balkonlarda hanımlar. Önde. "adım Abdülkadir.. iki buçukta muhakeme salonu dinleyicilerie doldu. Türk vatanının doğu bölgesinde. utançlarından önlerine bakıyor ve sertçe yürüyoriardı. iddianamede "hayal etme suçu" şöyle anlatılıyordu: "Huzurunuzda bulunan sanık Seid Abdülkadir. sanıkların Kürdistan'ı kurmak için aşama aşama ileriedikleri öne sürülüyor. ikinci devre tertip. 75 yaşındayım. Diyarba¬ kır'daki birçok aile.lışan ve memleketin en mühim makamlarına geçmek firsatım bulan birkaç serserinin muhakemesine başlayacaktır. damları doldurmuştu. Onun için milli sinema dairesinde daha evvel tertibat alındı. zaman zaman meydana gelen ve memleketin ikiye bölünmesini amaçlayan bir hareketin hazırlayıcıları ve kışkırncılandırlar. İddianamede. maznunlar için bir sıra önüne bir masa konuldu." Gazetenin haberinde. Eski Ayan Meclisi üyesi. Bu haince hareketin ana hatlarını şu basit sözlerle özetleyeceğim: Gizli amaçlarına ulaşmak için sanıklar.

O zaman bir Kürt Teali Ce¬ miyeti vardı. Ben arkadaşlann ısran üzerine hükümette kaldım. Ferit Paşa kabinesinde neden görev aldınız? Mütarekeden sonra Kürt toprakları üzerinde bir Ermenis¬ tan yapmak istiyoriardı. Ben Musul'dan gelmeden önce kurulmuştu. bu melun fikrinden vazgeçmemiştir. Cumhuriyet hükümetinin dikkatinden hiçbir şey kaçmayacağı bilinir. Birinci reis vekili Mustafa Zihni Paşa. ikinci re¬ is vekili de Bedirhani Emin Avni Bey'di. İstanbul Suadiye'de oturduğunu. Hükümet. "İttihat ve Terakki iktidan tarafindan Mısır'a sür¬ gün gönderildiğini" söylüyordu. Cumhuriyet hükümeti ordusu ayaklanmacı¬ lara şiddetli darbeler indirdiği sıralarda. bütün hareketini bilir. Amacımız Ermenis¬ tan'ın kurulmasına engel olmaku. İçerde daha iyi karşı koyabiliyordum. Hükümet. Ferit Paşa kabinesinde? Danıştay Başkanı oldum. kendisiyle boğaz boğaza geldim. Biz buna muhalefet ettik. Ermenilere karşı Kürderin haklannı koruduk. Seid Abdülkadir. harta 11 Nisan gününe kadar bile. Ferit Paşa. Bunu cümle alem bilir. sırf bu adamlan yakalamak için sabretmesini bilmiştir. Ayan Meclisi üyesi oldum. Seid Abdülkadir. geçimini sağlamak için evini ve eşyasını satmak zorunda kaldığını ısrarla itiraf ettiği hal¬ de. doğuda Ermenistan yapacağım dediği zaman demek istifa etmediniz? Ferit Paşa bunu söylediği zaman. Bundan sonra Abdülkadir ile duruşma yargıcı arasında şu diyalog geçiyordu: ". Hatta 135 . yargıcın sorusu üzerine.içinde Kemal Fevzi de olmak üzere başlayıp devam edegelen ey¬ lemlerle sabittir." iddianamenin okunmasından sonra sorgulama başlıyordu." İddianame devam ediyordu: "Seid Abdülkadir.İttihat ve Terakki hükümetinde görev aldınız mı? Evet efendim. Nazif'i günlerce evinde misafir etmiştir. Beni başkan yapttlar.

'Ca¬ nım. Amacımız. Ferit Paşa'nm Ermenistan düşüncesini kırmak istedik. bir gece kaldığım söylüyordu. Bilgim vardır. Biz Hilafet makamına bağlı bir özerklik amaçladık. Bunu nasıl açıklarsınız? Biz Ermenistan'a karşıydık. Hürriyet ve İtilaf Partisi'yle bir sözleşme yaparak. Bu sözleşme gereğince Kürdistan'a özerklik verecektik. Hem Ermenistan'a karşıyım diyorsunuz. Bir de bendeniz vardım. Kurdistan Teali Cemiyeti'nin başkanıydınız. yazılı olan her şe¬ ye el konmuştu. 'Oralar Kurduktur. Hürriyet ve itilaftan Vasfi.. Sözleşmeye imza koydunuz. Zeynelabidin ve Sabri Hocalar vardı. * » * Seid Abdülkadir'in evindeki tüm kitaplara. bilmiyorum. Kanı¬ mızın son damlasına kadar oraları Ermenilere vermeyiz' dedim. Nasıl inkâr ederim? Fakat o tarihte Osmanlı devleti vardı. bütün Türkler utanmaz/Aslanlar durmayı- 136 . Olduğu gibi kabul ediyorsu¬ nuz değil mi? Evet. Bu sözleşme hakkında bizi bilgilendirir misiniz? Nasıl bir sözleşme? Hürriyet ve İtilaf mı? Evet. Bedirhanilerden Mehmet Ali vardı. Bu imza sahipleri kim? Molla Said (Said-e Nursi) vardı. kabul ediyorum. Bundan başka bir Kürt cemiyeti var mıydı? Hayır. İnkâr etmem. Herhalde ben dahil değildim. Orada dediler ki. şimdiye kadar Kurdistan yoktu. Fakat Osmanlı hükümetiyle islam halifeliğinden de aynlmadık. İmza koydum.. Başkan. Bunu nereden çıkardınız?' Dedim ki. hem de izmir'in işgahne kadar Ferit Paşa kabinesinde kalıyorsunuz. Ermenistan'ın kurulmasına engel olmakn. Şeyh Said'i yüz yüze tanımadığını.bir gün beni İngiliz elçiliğine götürdüler. Evrakınız arasında. ocak ayında imzaladığınız bir sözleşme meydana çıktı. Oralar Ermenistan olamaz. Evde bulunan bir şiiri de yargı masasındaydı." Sorgulamanın bundan sonraki bölümünde Seid Abdülkadir. oğlunun bir iki kez evine gel¬ diğini. "Türkler.

İdam "ayini" daha önce şehre ilan edilmiş. alanda büyük bir kalabalık toplanmıştı. oğlu Muhammed. Çünkü ayağının altındaki sandalye çekilerek sözleri kesilmişti. bu dizeleri heyecanlı bir anında ifade ettiği. Kalabalıkla idam sehpaları arasına.. Seid Abdülkadir'in oğlu Muhammed bağırıyordu: "Peygamber soyundan gelenleri asamazsınız! Ben Peygamber soyundanım!" Muhammed'in ağzından dökülen öteki kelimeler anlaşılamamış¬ tı. Ardından sa¬ vunmalara yer veriliyor ve sanıklar suçsuz olduklarını anlatıyorlardı. sistemi kınayıp protesto ederken. Palulu Sadi. Mahkeme başkanı. Önce beni asm" dedi. Mahkeme. sün¬ gülü askerler sıra sıra dizdirilmişti. Seid Abdülkadir." diye devam eden di¬ zeleri okuduktan sonra. Seid Abdülkadir. ortası güneş motifli Kurdis¬ tan Teali Cemiyeti ambleminin ne anlama geldiğini sorması üzeri¬ ne. "Ya- 137 .nız/Hücum ediniz/Müşrikler mebus olmuş. idam mahkûmları sehpada son sözlerini bağırdılar. Kemal Fevzi. Hoca Askeri ve Avukat Hacı Ahri idam cezasına çarptırıldılar ve 27 Mayıs günü şafak sökerken idam edildiler. Önce oğlu Muhammed'i astılar. idam sehpasına yürümeden önce son isteği sorul¬ duğunda. karannı 23 Mayıs 1925 günü açıkladı. alt tarafi yeşil. Daha sonra öteki sanıkların sorguları yapılıyordu. Oğlunun sehpadaki son haykırışını dinleyerek ölüm sırasını bekle¬ di. Ölüm sehpaları Diyarbakır'daki Ulu Cami önündeki alana ku¬ rulmuştu.. isteği yerine getirilmedi. heyecanının ifadesinden başka bir anlamının bulunmadığı cevabını veriyordu. Kemal Fevzi. Seid Abdül¬ kadir. Hacı Ahti. "Oğlumun idamını görmek istemiyorum. Behçet Cemal'in Şeyh Sait İsyanı adındaki kitabında yazdığına göre. Seid Abdülkadir "Anlaşılan Kürt bayrağıdır" diyordu. bunu neden yazdığım ve ne anlama geldiği¬ ni soruyordu. Ama. Seid Abdülkadir.

138 . yakalandıktan sonra Varto Askeri Garnizonunda. Tutsaklar. ikramda bulunuluyordu. orada bulunan mahkeme heyeti ve yöneticilere şöyle sesleniyordu: "Sizler. Şeyh Said'in ifadesi alındıktan sonra yargı¬ lanmak üzere arkadaşlarıyla birlikte Diyarbakır'a gönderildiğini açıklıyordu. bir garnizon asker eşliğinde ve gizlilik için¬ de yola çıkarılıyordu.şasin Kürdük düşüncesi. saygı görüyor. sömürü ile şan şeref kazanılmaz!" Seid Abdülkadir. alınacak askeri önlemler de ayrıntılı olarak duyuruluyor. ata bindirilip. kavşak ve meydanlar askerler tarafından tutulmuştu. olay. insaf¬ sızca dehşet. şöyle deniliyordu: "Kuvve-i muhafazanın muhtelik bir alaydan az olmaması ve merkumanın hiçbir suretle elden çıkarılmalarına meydan bırakıl¬ maması lazımdır. komutan Osman Paşa tarafindan değerli bir misafir gibi karşıla¬ nıyor. Diyarbakır sokakları. yakma ve harap etme konusunda büyük şöhrete sa¬ hipsiniz! Burasını da Kerbela'ya çevirdiniz! Şunu bilin ki. İlk ifadesinden sonra. Seid Abdülkadir ise idam ilmiği boynuna geçirilirken. zafer bildirileriyle kamuoyuna duyurulmuştu. sonra devlet temsilcilerinin sıralandıkları asıl tören alanına götürülüyorlardı. ayağının altındaki sandalye çekilmeden ön¬ ce son olarak şöyle diyordu: "Beni asmakla Kürtleri gayretlendiriyorsunuz!" DİYARBAKIR'DAKİ ZAFER ŞENLİĞİ Şeyh Said 15 Nisan 1925 tarihinde esir alınmış." Şeyh Said. Şeyh yirmi günlük bir yolculuktan sonra. yaşasın Kurdistan!" diye bağırıyordu. "zafer şenliği "nin tören alanına dönüş¬ türülmüştü. kaçması ya da kaçırılmasının önlenmesi amacıyla. 5 Mayıs 1925 tari¬ hinde Diyarbakır'daydı. at üstünde sokak ve caddelerden geçirilerek halka gösteriliyor. Binalar. Hükümet bildirisinde. Bakanlar kurulu. Yol boyları. direkler Türk bayraklarıyla süslenmişri.

tutsakların muhafızlı¬ ğını üstlenmiş. tutsakların geçişini huzur içinde seyretmeleri için. her şey kendi gerçeğine dönecekti. Ama çok değil. Binbaşı Kasım ve öbür 28 asi geliyordu. Köyler yanıyordu. Said'i getiren kafile şöyle oluşmrulmuştu: En önde bir askeri müfreze. göğe yükselen duman hortumları görülecekti. vatan ha¬ inlerini görmek için sokaklara döküldü. damadı Şeyh Abdullah. zafer şenliğini anlatıyor: "Şeyh Said. Romalı muzaffer Sezar edasıyla önlerinden geçirilecek tutsakları seyretmek üzere koltuklara oturmuşlardı. Şeyh Şerif ve 28' kişilik maiyederi. Şeyh ile avanesinin şehre getirildiğini duyan halk. Zafer alayında. sıra sıra dizilmiş askerler tüfeklerinin namlularına çiçek takmışlardı. Tüfeklerin. Şeyh Şerif. yanında 30 kadar adı asi. bu dumanlar. Akşamın saat beşine varmasına rağ¬ men. Behçet Cemal. özel tribün yapılmışri. Yetkili memuriar Şeyh Said'i dikkadi ve nezaketle karşıladılar.Diyarbakır'daki asker-sivil erkânın. devlerin bütün olanak ve arşivleri sunularak ısmarianan Atatürk adındaki kitabında. bilmiyorum. Tüfek¬ lerinin namlusuna çiçek takarak Diyarbakır sokaklarında "ba¬ nş" gösterisine çıkan askerlerin. İngiliz yazar Lord Kinross.. uçaklardan havai fişekler anlıyordu. O zaman. iki ay sonra gösteri bitecek. Diyarbakır'daki zafer gösterisini şöyle anlatı¬ yor: "Şeyh Said. 5 Mayıs 1925 sa¬ lı günü Diyarbakır'a vardılar." "Muzaffer" ler. piyade hükümet kuvvetleriyle Diyarbakır'a getirildi. Diyarbakır surlarından ba¬ kıldığında. arkada Şeyh Said. tutsaklarını zafer şenliğiyle sokaklarda dolaş¬ tırıp halka gösteriyorlardı." Behçet Cemal anlatıyor: 139 . "bir daha ateşlenmeyeceğinin göstergesi" miydi. önünde ve arkasında at¬ lı.. Halkın üzerine. Generallerle özel konuklan. "sefer" izleriydi.

Askerler. 'Ankara'nın taşına bak' adındaki zafer türküsü¬ nü söyleyerek. Diyarba¬ kır halkı neşe içinde sokaklarda kaynaşıyor ve hainleri lanediyordu. O halde sizi daha tedavi etsinler. Alay'a mensup olan askerlerin göğüslerinde ve tüfeklerinin namlularında. sivil ve askeri erkân bulunu¬ yordu. Doktorlar bakıyorlar mı? Allah hepsinden razı olsun. Yolda çok rahatsız oldunuz mu? Seyahatiniz nasıl geçti? Sonrasını yine Behçet Ce- Güneş altında bakırlaşmış renkli. tutsaklar önünden geçerken Şeyh Said'e sesleniyordu.. köylülerin yolda taktıkları çiçekler vardı. Diyarbakır Valisi Mit¬ hat. tutsakların geçişini seyret¬ meleri için tribün kurulmuş. ince uzun boylu. Bu konuşma sırasında film ve fotoğraflar çekiliyor. mal'den okuyalım: "Hükümet Konağı önüne getirildikleri zaman. yaya ola¬ rak hükümet binası önüne kadar yürüdüler. Paşa'ya cevap verdi: Sefer zahmettir." Hükümet Konağı'nm önündeki meydan. yaşlıca. iç kale kapısında adarından indirilmiş olan asiler. istirahat etsinler." 140 . müfreze komutanına emir verdi: Götürün. İstiklal Mahkemesi Başkanı Mazhar Müfit Kansu."Sanıkların hepsi hayvanlara bindirilmiş ve ayrı ayrı muhafaza altına alınmışlardı. Diyarbakır garnizon komutam Mürsel Paşa. Peşlerinde birer piyade ve süvari müfreze¬ si geliyordu. Hastaydınız. 3. 19. erkân rütbelerine göre sıralanmıştı. fa¬ kat dinç görünen Şeyh Said. Bu cevap üzerine general. daha korkuyorum. Askerler bu heyet önünde bir resmi geçit yaptıktan son¬ ra. nasıl oldunuz? Şimdi iyiceyim. üye Ali Saib Ursavaş ve Lütfi Müfit Özdeş. Yemek yemeye başladınız mı? Hayır. Kolordu Komutam General Mürsel. Ordu Müfettişi General Kazım Orbay. zafer alanı haline ge¬ tirilmişti.. Hükümet Konağı önünde. Türk seçkinlerinin oturup. halkın alkışlan arasında caddelerden geçtiler. Şeyh Said ile Mürsel Paşa arasında şu konuşma oldu: Hoş geldiniz.

" diye yazıyordu. Gözü uzaklara takılıyor. ama saldığı korkuyla ün¬ lenen "yargıç"lanndan Kılıç Ali. rütbe ve makam konumlarına göre sıralandıkları tribünde "resmi geçit" yaptınlırcasına önlerin¬ den geçirilen tutsakları aşağılayan sloganlar eşliğinde bağınyoriardı. ana gövdesi varsa. İcraatından anlaşıldığı kadanyla mahkemeler. terör mahkemeleri adını vermeyi düşündük. korkunun (terörün) kılıcı gibi işliyordu. yürüyüş kolundaki askerierin haykırdığı zafer marşlarını dinliyordu. Zafer şenliğine tanıklık eden Diyarbakıriı bir ihriyar anlatı¬ yordu: "Esir düşmüş Şeyh Said geliyor diye tellal bağırttılar. "Gücü" memnun et¬ mek koşuluyla. yalnız kendileri¬ ni meydana getiren güce karşı sorumluydu. bazen. Halkını selamlarcasına bakıyordu etrafina. o yana hiç bakmamıştı. "Türk adaletinin şaşmazlıgmı" ve çelik yumruğunu kanıtlamaktı. Mahkemelerin kuruluş amacı. cadde ve sokaklarda." Şeyh Said. mahkemeler ağı meydana getiril¬ mişti. Fakat sonra İstiklal Mahkemeleri ismi uygun bulundu. Şeyh Said vakurdu. "isyan" gerekçesiyle yaratılıp sistemin tüm muha¬ liflerine gözdağı verecek biçimde. mahal¬ lelerde. kendi işleyiş kurallarını kendileri beliriiyoriardı.■r * Törene çağrılı seçkinlerle aileleri. ona sesini duyur¬ ma çabasıyla 'savaşlarda olur böyle şeyler' diye söylenerek mo¬ ral veriyorlardı. erguvan rengi dağlara bakıyordu. kendisine süngü ve namlu çevirmiş askeri barikatın arkasında. tribündekilerin gösterisi sırasında. "mahkemeler kuru¬ lurken. dudaklarında bir gülümsemeyle "gale¬ yana gelmiş seçkinler" in sloganlarını. Diyarbakır halkı. Şeyh geçerken insanlar ağlıyor. Mürsel Paşa. Bu mahkemelerin hukuk bilmeyen. anılarında. Başı dikti. O nedenle. İSTİKLAL MAHKEMELERİ Isyancılan yargılamak üzere kurulan İstiklal Mahkemeleri. 141 . bu sırada. kasabalarda da mahkemelenn kollan iş başındaydı. Şehirierde. sadece gülümsemiş. hüzün içinde yo¬ lunu bekledi.

fazlalık sayılmış ve varlığına son verilmişri. Hikmet Çetin. isyan sonrası Lice'den ilk idam edilen babamın amca oğlu Ömer oluyor. Savunmasız mahkemeydi bu. do¬ layısıyla iddianamelerdeki suçlamaları anlamakta güçlük çeken 142 . ailesinin "şapka devriminden zengin olma¬ sından" geliyordu. o sırada Avrupa'yı dolaşıp "TC'nin terörle mücadelesine destek" arıyordu. Şapka inkılabının sonrası. Diyarbakır eski Milletvekili Tarık Ziya Ekinci. Lice'deki mahkemenin ilk kurbanının babasının amca oğlu Ömer olduğu¬ nu açıklıyordu. 1970'lerde CHP'den milletvekilliği ve Bülent Ecevit hükümetinde başbakan yardımcılığı yaptı. okuması ve yazması olmayan. Hikmet Çetin'in Kemalisdiği.Örneğin. onlann ya¬ nında siyasi işlev gören İstiklal Mahkemeleri de iş başındaydı. kendi köyü de yakılıp yıkıldı.' Bu ihbar geri dönüyor. 199rde Demi¬ rci ve Tansu Çiller hükümederinde Dişişleri Bakanlığı. Çalışma temposunu bozduğu.. Oysa öyle de¬ ğildi.. Ekinci şöyle diyordu: "O yıllar. Lice'de. bu mahkemelerde evrensel hukuk bir yana. Ömer de tel çe¬ kiyor Ankara'ya. Şapka satan tek dükkân var Lice'de: Hikmet Çetin'in amcası Tahir. Ucuza getirip bayağı pahalıya sanyorlar. 1924-1925. Hasan Ce¬ mal'in Kürtler kitabında yayınlanan açıklamasında. Pek çoğu Türkçe bilmeyen. Normal mahkemelerin bulunduğu kasabalarda. Mustafa Kemale: 'Sıkıyönetim komutanı. 50 kuruşa alıp 5 liraya satı¬ yorlar. karara varma hızını kestiği ve "boş yere zaman kaybına neden olduğu" gerekçesiyle avukat "nafile" bulunmuş. Hikmet Çerin. Başbakan yardımcılığını yürütürken. Daha önceki bölümlerde değinildiği gibi. Diyarbakır'da kurulu "ana mahkeme"nin yöredeki bütün olaylara ilişkin davalara baktığı sanılıyordu." Burada bir parantez açmak gerekiyor: Anlaşılıyor ki. diktatörlüğün kendi yasaları da geçerli değildi. fa¬ lan zada şapka ticareti yapıyoriar.

asker. "vatanı" savunmak. Bu savunmasız mahkemeydi. * * Mahkemeler. itiraz edilecek bir üst mahkeme. hem sahip. İçle¬ rinde. aynı sonsuz egemenlik alışkanlığı sürüyordu. Seid Abdülkadir ve Şeyh Said ile arkadaşlanm "yar¬ gılayıp" astıran mahkeme heyeri atanmış miUetvekilleriydi. kendi "hukuk bilgileri"yle savunmalanm yapıyoriardı. Gücün atadıklarının görevi. Örneğin. gücü ele geçirmişlerin muhaliflerini "temizle¬ mekle" görevliydi. sivil bürokrat¬ lardan oluşuyordu. idam edilerek öldürülenlerin sayısı bir¬ kaç yüz kişiyi geçmezken gayri resmi rakamlar binlerle ifade edi¬ liyor. Sistemin beğendiği. yandaşlığına güvendi¬ ği kişiler olmaları yeterliydi. Sultan'm yetkilerini ele geçiren "güç". Mahkemelerin TC genelinde astırdığı insan sayısı bilinmi¬ yor. Osmanlı döneminde vatan "mülk". Resmi kayıtlara göre. savcıydı. 143 . hem de "vatan"ın ta kendisiydi. kurum. O nedenle idam ayinleri anında başlıyor. ipin ucundaki insanlar yan yana asılıyordu. İdamların istatistikleri hiçbir zaman bir araya getiril¬ medi. hukuk diplomasına sahip tek kişi. ko¬ rumaktı. Kararı nasıl ve ne yoldan olursa olsun. Cumhuriyet dö¬ neminde. kararları kesindi. O nedenle mahkeme heyetleri genel¬ likle milletvekilliğine de atanmış kişilerden. Mahkemeler son mercii. ma¬ kam yoktu. O nedenle "Kürt İsyanı" gerekçesiyle kurulan "İstiklal Mah¬ kemeleri" dört yana dağıtılmış ve muhalifleri biçmekle görevlen- dirilmişri. * * * Mahkemelerde görevlendirilen yargıçların hukuk öğrenimi görmeleri şart değildi. Karardan hemen sonra "idamların infaz" yetkisi de mahke¬ meye bırakılmıştı. Sultan mülkün sahibi dolayısıyla "vatanın kendisi"ydi.sanıklar.

sa¬ bahlan uyandığında. sehpaların çevrelerinde oynaşıyor ve hiç kimse pek üzüntülü görünmüyordu. Kağıda adları ve suçlarının ne olduğu karalanmışn. Fenerlerin ve ağarmaya başlayan günün ışığında asılmış birçok adam görüyordu. sabahın erken saatlerindeki bir Ankara manzarasını şöyle anlatıyor: "Sehpalarda sallananların her birinin üstünde. Hepsi on bir taneydi. kayıtlara. Paris'e gönderdiği bir raporunda. faşizmin temel ilkeleri "kanun". subaylar yüksek sesle emirler veriyordu. gürültüyle uyanmıştı. Fransız ihtilalinden sonra başlatılan "terör dönemi"nden esinlenme ve onun bir tekrarıydı. hâlâ otel yerini tutan (daha sonra adı İtfaiye Meydanı olan Hergele Meydanı) yıkık dökük handa kalan Bul¬ gar elçisi Simon Radev bir gece. Her sehpanın altında bir se¬ yirci grubu duruyor. aralıksız "karar üret¬ tiği" dönemin Fransız elçisi. Henüz sırası gelmeyenler ise suçsuz olduklarını söyleyerek ağlaşıyorlardı. "bir¬ lik" ve "hepsinden önemlisi kuvvet"le açıklıyordu." 144 . Bunun. Lord Kinross'un Atatürk kitabında vurguladığı gibi basın. komşu evlerin merdiven basamaklarında bekleşiyorlardı. rejimin gösterilerini şöyle anlatıyordu: "Gösteriler tüyler ürpertici nitelikteydi. "düzen". sanırım daha yakından görmek ni¬ yetiyle. korku düzenini. Kinross'a göre. Ankara'nın bitpazarı meydanında salkım salkım asılmış insan manzaralanyla karşılaşıldığını belirtiyordu. Ankara'nın belli baş¬ lı meydanında. Lord Kinross. Amerikan elçiliği katiplerinden Howland Shaw da. herhangi bir manzaradan far¬ kı yoktu. Bu sırada askerler öteye beriye koşuşuyor. istatistiklere geçmeyen idam edilmişler manzarasıyla "insan mezbahasına" çevrilmişti. TC'de yürürlüğe konan korku rejimi." Ankara. Çocuklar. bazıları. beyaz gömlek gibi bir şey ve buna iğnelenmiş bir kağıt vardı. Pencere- den bakınca meydanın üç tarafimn darağaçlanyla çevrilmiş ol¬ duğunu gördü.istiklal Mahkemeleri'nin hüküm sürüp.

sonrasını anlatıyor: 145 . Kinross anlatıyor: "Mahkeme yargıçları saygıdeğer kişilerdi. kollan vardı. Cizre'de idamların yapıldığı resmi kayıdarda yok. Hukuk geçerii olmadığı için. haydudarca yolu kesiliyor. Dua et¬ mekten başka. emirle "yok" sayılabiliyordu. Onlar için bir şey yapamıyorduk. Onlann çabaları sonucu. idam gününü beklemek üzere Ankara kalesindeki hapishaneye kaparilıyordu.." Ankara'daki istiklal Mahkemesi. Yargı için ülkenin başka yerlerine gittikleri zaman. bir idamkaran. Boğazlayan'da. bütün siyasi muhaliflerini susturmuş olmak¬ la övünecek durumdaydı. ilçelere da¬ ğılmış kollan da idam kararlan üretiyor. insan asıyordu. Muhsin Örtülü adındaki bir teğmen. Türk büyükleri yan yana sıralanarak konser. çatışma çıkıyor. Mahkemenin toplanmadığı zaman¬ lar. askerierini ölümden ko¬ ruyamadığı gerekçesiyle suçlu bulunup ölüm cezasına çarptırılı¬ yordu. Oğlu. İstik¬ lal Mahkemesi tarafindan yargılanıyor. Genç teğmen. Fakat. bölgesel merkezlerin dışında. biriiğiyle biriikte Anka¬ ra'ya "intikal" emrini alıyor ve yola çıkıyordu. gazeteci Erdoğan Örtülü. Ama öteki illere. Geride kalan askerierie Ankara'ya varan Örtülü. bazı askerier ölüyordu. TC kuruluşundan bir buçuk yıl sonra. Oysa o dö¬ nemin tanığı Cizreli bir ihriyar şöyle diyordu: "Sabahlan uyandığımızda. toplantı ve özenle hazırlanmış gösterileri izliyoriardı. Türk Ocağı salonunda top¬ lanıp kararlarını üretiyordu. salon "yüksek Türk kültürünü" yaymak için kullanılıyordu. "Şark İstiklal Mahkemesi"nin ana "karargâhı" Diyarbakır'daydı.istiklal Mahkemeleri'nin.." Isriklal Mahkemeleri'nin "adaleti" değişkendi. meydanın asılmış insanlarla dolu ol¬ duğunu görüyorduk. istasyonda devlet töreniyle uğurlanıyorlardı. il ve ilçelerde şubeleri.

Diyarbakır'daki "Şark İstiklal Mahkemesi". Kurulun hukuk fakültesi mezunu tek üyesi olan Savcı Ahmet Süreyya Örgeevren Büyük Ada'da köşk satın alacak kadar zen¬ ginleşmişti. o da kendini entrikanın ortasında buldu ve soruşturmaya uğrayıp yargılandı. Rütbesini. üniforma¬ sını geri veriyorlar. bir gün dönemin Adalet Ba¬ kanı hapishaneyi geziyor. Üye Lütfi Müfit Özdeş. sonra babayı asıyorlar¬ dı" diye anlatıyordu. 'böyle saçma şey olmaz' diyor. eski asker ve Kırşehir milletvekiliydi. Atatürk'e muhafiz yapıyorlar. Zenginliği nedeniyle daha sonra yolsuzlukla suçlan¬ dı. "Beraber mahkûm olmuşsa. Mahkeme Başkam Mazhar Müfit Kansu. Revanduzlu bir Kürt'tü. Ali Saib. Zamanının çoğunu bura¬ da geçiriyordu. Ama edindiği servetin üstünde. bağlılığını inandırıcı bi¬ çimde gösterince affedildi. Babama suçunun ne olduğunu soru¬ yor. Babamı hapishaneden çıkarıyorlar. "maaşından biriktirdiği paralarla" zengin olmuş. Adana ovasında bir çiftlik satın almıştı. Seid Abdülkadir. 12 Nisan 1925 tarihinde iş başı yapmış. ilk icraatı. sanıklara karşı acım3<^ızlıkta en ateşlilerdendi. 1930'larda." Necip Fazıl Kısakürek. uzun bir ömür sürdükten son¬ ra 1969 yılında öldü. Ama. "Kürt Feryadı" adındaki yazısında. Suriye'den gelen bir tanıdığı. oğlu ve ar¬ kadaşlarını astırmak olmuştu. Ali Saib Ursavaş. daha sonra Atatürk'e suikast hazırlamakla suçlanınca. fakat sayılı arabanın bulunduğu o dö¬ nemde tenhacık bir caddede trafik "kazasf'nda can verdi. Kürtçe bildiği için mi mahkeme heyetine dahil edilmişti bilin¬ mez. ön¬ ce oğulu idam edip babaya seyrettiriyor. İs¬ tiklal Mahkemeleri'nin dehşetini. eski vali ve Atatürk tarafından atanmış Denizli milletvekiliydi. 146 ."Babam idam gününü beklerken. Bakan. Atatürk'le görüşüp hizmederini anlatıp. babamı dinledikten sonra. Özdeş 1940 yılında öldü.

aileleri ve dünya¬ dan tecrit ediliyor. 500 altına bir kelle alınıp satılıyordu. Savcı. gerçekmiş gibi işleme tabi tutuluyor ve kişiler ceza¬ landırılıyordu. baş ziyaretçileriydi. Jurnali (ihban) hazıriayan başkomiser ile İstik¬ lal Mahkemesi üyesi Ali Saib'in çete arkadaşı Aşkotanlı Paşo'nun da. kimseyle görüştürülmeden ayrı ayn hücrelerde tutuluyorlardı. Ve netice olarak Doğu illerinde kulplu ve kulpsuz altının kökü kesil¬ di. İsmet Paşa'ya güvenenlerle güvenmeyen¬ ler ve korkudan kaçıp da oy vermeyenlerin hepsinin akraba-ı ta- lukatı sürgüne gönderilip uzaklaştırıldı. Şeyh Said İsyanından sonra. evvela babanın gözü önünde oğlunu." Bu heyet. İstiklal Mahkemeleri'nin öteki yüzünü şöyle anlatıyordu: "Savcı Süreyya Örgeevren. dünyada görülmemiş kötülükler. Büyükada'da merhum bir mareşalin muhteşem köşkünü satın almıştı. 1950'ye kadar ara¬ lıksız milletvekili atanan Vanlı ibrahim Arvasi. Bir kısmını da İstiklal Mahkemesi'ne gönderdiler.* Rejim tarafından beğenilmesi nedeniyle. ne ka¬ dar baba-oğul varsa. Şark İstik¬ lal Mahkemesi Başkanlığı'ndan Ankara'ya 60 bin altınla geldi. gün 147 . açık artırması) yapılıyordu. Bu hususta feryadı figanlar zerre kadar kan kalbine tesir etmezdi. haklarında hüküm vermişti. Elazığ'da kelle mü¬ zayedesi (pazan. Hele İstiklal Mahkemesi'nde. Yalan ve yakıştırma kampanyası ma¬ kineleri çalıştırılıyor. sonra babayı asardı. mahkeme heyetinin üyeleriyle. fenalıklar isnat ediliyor. Bu surede Ali Saib. Şeyh Said ve arkadaşlanm yargılamış. fazla olarak 50 bin ahım vardı. gardiyan askerlerdi. tek ziyaretçile¬ ri. Şark istiklal Mahkemesi Savcısı Süreyya Örgeevren ise. Savcı Ahmet Süreyya Örgeevren. "İçerdekilerin" dünyaya açılan tek pencereleri. Şark mebuslarından. ŞEYH SAİD DAVASI Şeyh Said ve arkadaşlan askeri cezaevinde. 1964 yılında ya¬ yınlanan "hatıra"larında.

Savcı. Savcıya göre. "mahkeme¬ den çıkıp. onların iyiliğini düşünen Türk büyüklerinin şefkatlerini esirgeyebileceklerini ve hiç düşünülmediği halde idam cezasına çarptırılabileceklerini anlatıyordu. ikili görüşmeler yapıyordu. Savcı. Verilen sözde durmamak. dolayısıyla hayatları tehlikeye girebilirdi. idam edilmeyeceksin" sözlerini.boyu hücreden hücreye geçerek. köyüne dönebilecekti. Binbaşı Kasım'ın. İsteyen orucunu tutuyor. Kürt so¬ rununu isyan nedeni olmaktan çıkarıyor. "Kürt sorunu vardır" deyip bu konuları deştikleri tak¬ dirde. yerine "dinsel düzen kurma ve Sultanlığı ihya" amacını monte ediyorlardı. haysiyetiydi. söylemlerinde ulusalcılık bağlarım koparıp. böylece ölüm yolcularının savunma ve söylemlerini hü¬ kümet bildirisi paraleline çekmeyi başarıyor. Örgeevren 15 Nisan-26 Temmuz 1957 tarihleri arasında. "Dünya" gazetesinde tefrika edilen anıla¬ rında. idam edil¬ meyeceğine inanmaya başlıyordu. halkının arasına. Kürtler nezdinde tanrı buyruğu kadar kutsal ve onursallık kadar bağlayıcıydı. idam sehpasına yürüyordu. huzur içinde evlerine gitmeleri için" ne yapmaları ge¬ rektiğini de öğütlüyordu. teslime ikna için "bana na¬ mus sözü verdiler. Hatta mahkeme heyeti. Onun için "olmayan Kürt sorunundan" söz etmeleri halinde "yu¬ karıdakiler" kızabilir. "Söz". onursuzluktu. Kendilerine verilen sözler buharlaştığında artık çok geçti. Zaten kendileri de farkındaydı. mahkeme he¬ yeti üyelerinin dost ziyaretlerinde de dinleye dinleye. Kolhisar köyünde ziyaret edecek ve vereceği kuzu ziyafetine katılacaktı. baharda onu. sanıklar. kurtuluş umuduyla. mahkemeden sonra. "dosduk" ziyarederinde bulunu¬ yor. "dostluk ziyaretlerini" ve Şeyh Said'le yaptığı görüşmeleri uzun uzun anlatıyordu. Kişinin şerefi. Savcı. istemeyen namazım da kılmıyordu. onların "iyiliğini düşünen" adam olarak. ardından ülkesine. Şeyh Said. birkaç ay Edirne'de sürgün yaşayacak. Kürt sorununu ağza almamaktı. Verilen namus sözüne göre Şeyh. Ölüm yolculuğuna çıkar- 148 . en birinci çıkış yolu siya¬ si savunma yapmamak. Şeyh Said bile. Kürtlerin hiçbir sorunu yok¬ tu.

birkaç kat artırılmış. semte yaklaştırıl¬ mıyor. * * s Mahkemelerin "aleniyet" (halka açıklık) göstergesi izleyicile¬ rin salona alınıp yerieştirilmesinden sonra tutuklular getiriliyor¬ du. söz verenlere nafile yere "kavf'lerini hatırlarip. duruş¬ mayı başından sonuna kadar filme alıyordu. kav¬ şaklar silahlı askerlerce tutulmuş. Bütün mahkeme üyeleri parlamento üyelerinden ku¬ rulmuştu. 26 Mayıs 1925 Salı günü Seid Abdülkadir'in "yargılandığı" sinema salonunda başladı. Salondaki tek fark. Lord Kinross anlatıyor: "Şeyh Said ve suç ortaklan. Ama mahkemenin "adil ve usulüne uygun" işlediğine ilişkin görüntü unutulmamıştı. Mahkeme heyetinin sıralanıp oturması için. birkaç kat kuşatılmış. Yukarıda kalan sahne. Diyarbakır'daki devlet görevlile¬ riyle yakınlan arasından özel olarak seçilmiş sivil giyimli "izleyi¬ ciler" yerleştirilmişti. 149 . "Hani ya şe¬ ref. Yargılamanın halka açık olduğunun göstergesi olarak. bir ay sonra mahkeme önüne çı¬ karıldılar. Kürt köylüler arka sokaklara sürülüyorlardı." Dışarıda. Kürderin ve Müslümanların yeşil bayrağına karşı. De¬ kor aynıydı. Türk bayraklarıyla süslen¬ mişti. arka sıralara. Şehir. sıradan insanlar için ürküntü vere¬ cek boyutta abartılmıştı. yollar. * Şeyh Said ve arkadaşlarının davası. kırmızı-beyaz Türk bayrağı¬ nın altında yer almışlardı. yanm ay biçi¬ minde yüksekçe bir kürsü inşa edilmişti. sinema kamerasıydı. açık bir protesto niteliğinde. "Durumu şüpheli" görülen insanlar. sahnenin ortasına. Bir alıcı makine. Bunlar. Seid Abdülkadir'in duruşması sırasında alınan ön¬ lemler. namus sözü vermiştiniz?" diye bağırıyordu.ken. "yargılama"nın olduğu sinema salonu ise etten ve silahların çeliğinden oluşan bir duvarın ardına alınmıştı.

Siyasi içerikten uzak. kaşları çatıldı bir an. Şıktı. Gözleri kısıldı. bütün dünyanın bildiği bir isyanın çıkriğı anla¬ tılıyor. yaşlı Şeyh'in bilekleri kelepçeli. Salona girdiği andan itibaren. arkasına di¬ zilmişlerdi. İddianamede. Mahkeme Başkanı'nm "oturun" demesiyle. "kriminal bir suçlama" niteliğin¬ deydi. Etten ve çelik namlu ile askerler¬ den oluşan duvarları aşıp kaçacağından korktukları için mi bilin¬ mez. İddianamenin so¬ nunda isyanm amacı "din siperi akında irticai bir bölücülük ha¬ reketi" olarak tanımlanıyordu.. Kalabalık isyancı grubuna ilişkin iddianame kısaydı. İsyanm iç ve dış kışkırtma¬ lar sonucu meydana geldiği de anlatılıyordu. İşıktan rahatsızlanmıştı. Şeyh. gözakları sürmeliydi. renk uyumu içindeydi.Mahkemeyi anlatan tek resmi belge niteliğindeki Behçet Ce¬ mal'in Şeyh Said İsyanı kitabına göre. soru sorarken olağanüstü kibardı.. Askerler. Sarığı apakri. izliyordu. O arada öteki sanıklar da getirilmiş. Omuzlarını örten harmaniye. Şeyh Said öliim yolcuları¬ nın başında salona alınıyordu. film kamerasının ışıkları onu hedeflemiş. Bir süre sonra da gözleri ışığa alıştı. ama nedeni açıklanmıyordu. ayakları prangalıydı. Gösterilen yere geçtiğinde gür ışıklar göz¬ lerinin içine dolmaya başladı. iki yanına. Yargıç. Prangalar çözülüyordu. ileri yaşına rağmen dinç ve huzurlu görünüyordu. Dalgah. Adım attıkça. Zincir şakırtıları ve kilitte dönen anahtar sesleri duyulmaya başladı. Rahatsız¬ lığını belli eden kıpırtılar dalgalandı yüzünde. Şeyh Said. sorguda ilk sıradaydı. » Kimliklerin bir kez daha saptanmasından sonra iddianame okunmaya başlandı. iddianamenin okunmasından sonra sorgu başladı. 150 . ak sakalı kmah. salona doldurulmuş sanıklar sandalyelere oturdular. ellerinde¬ ki anahtarlarla koşuştular. şalvarı ve Halep işi kırk düğme¬ li yeleği. pranganın zinciri beton zeminde şıngırdayarak ses çıka¬ rıyordu.

zina."Siz" ya da "Şeyh Efendi" diye hitap ediyor. Allahu- taala'nın kaderi beni bu işe düşürdü. ısrar etmeyin dedim. Adamlar nikahlan üzerine yemin etmişler. imam şeriattan saparsa isyan vaciptir. Kürt ayırımı yoktu. Seriye şartlannı uygulamazsa dedim. ayaklanma başladı. Özellikle kıyamın nedenim söyleyiniz. Öyle ki. ne zaman ve kimin yanında öğrenim gördüğü¬ nü sorarak işe başladı. Şer'an vaciptir deniliyor. Çanşma çıktı. ilham gelmedi. bir daha çıkamadım. rahadıkla "Şeyh biraz sonra buradan çıkıp köyüne dönecektir" diye düşünebilirdi. Sonra işin içine köylüler kanştt. Bu¬ nun şartı yok mu? Şartım bilmiyorum. Kitap. Halbuki ben teğmene üç defa fica ettim. Kitaplarda gördüm ki. din meselesinden do¬ layı kıyamı düşünüyor muydunuz? 151 . Bir daha içinden çıkamadım. içine bir düştüm. Bu halin imamdan kaynaklanmasına bir Müslüman isyan eder mi? Benim niyetim böyle değildi. Türk. ikisini tutuklamışlar. onları bırakın. Bu da bana mal edil¬ di. şeriattan sapma olduğu için kıyam ettiniz. Şeyh Efendi. cinayet. Yargıç nerede. Yargıç¬ la Şeyh Said arasında geçen diyalogu. müskirat gibi durumları yasaklıyor. Amacınız ne idi? Kitap. Bunu isyana ilişkin sorular izledi. Demek ki siz. bu manzaraya tanık olanlar. onu saygın yere oturtan deyimlerle konuşuyordu. Sonra sekiz tanesi¬ ni bırakmış. imam şeriattan saparsa isyan vaciptir. Şeyh Efendi] Piran'a gelmeden önce. kıyam vaciptir diyor. Hiç olmazsa bir kısmının uygulanmasını isteyecektik. Piran'da bir olay oldu. tutanakların açıklanan kıs¬ mından özetleyerek sunuyoruz: "_ isyan hareketini nasıl düşündünüz? Size ilham mı geldi? Haşa. Hepimiz Müslümanız. Hükümete şeriat sorununu anlatmak iste¬ dik. Buyurdunuz kİ. Olay patlak verince ben köy¬ den çıknm.

durmazdık. Hatta Halit Bey'in tutuklandığını Erzurum'da oğlundan duymuş. 152 . öyle mi? İmam eğer şeriatı uygulamazsa dedim. Zamanımız olsaydı. Müslümamn Müslüman üzerine 'kıtal' göndermesi caiz mi? Evet. bu. nasıl birbirinin üs¬ tüne sevk ettiniz? Hazreti Ali'nin savaştıkları da Müslüman değil miydi? Yi¬ ne kardeş kahrlar. broşürler yazıp meclise göndererek. Niçin yapmadınız? Bu konuda önce bilimsel tartışmalar yapayım dedim.Kalbimde düşünüyordum. Biz de içi¬ ne düştük ve işe başladık. isyan meydana geldikten sonra. Piran olayı çıktı. İmama kıyam etmek. önünü alamadık. fakirdik. Yunanlılar memleketimizi işgal ederken. Müslümanlar kardeş olduklarına göre. muhare¬ beyi itna etmez mi? Kitap öyle diyor. Bu savaşta muha¬ cir. birbirinin kardeşidir. Fakat. Şeriat uygulanmadığı için isyanı çıkardınız. Oğlunuz Ali Rıza istanbul'dan geldikten kaç gün sonra isyan oldu? Yaklaşık bir ay sonra. yasaların şeriata uygun düzenlenme¬ sini istemeyi düşünüyordum. Bu kıyam vaciptir buyurdunuz. farzdır. hiç olmazsa günahkâr olmayız dedim. Fakat savaşla değil. Balkan savaşına katılmak istedik. şeriata göre is¬ yanın gerekçesidir. Oğlunuz istanbul'da isyan olayını kimlerle konuştu ve size ne haberler getirdi? isyan meselesini istanbul'da işitmemiş. Küfar Kur'anı çiğnerken ci¬ hat nedir? O da cihatur. Beli. Kimseye bir şey söylememiştim. Müslümanların kardeş olduğunu söylediniz. kader beni Piran'a sürükledi. Piran olayı ile alevlendi. isyanı kimlerle nerede hazırladınız? Önceden hazırlık yoktu. istemediler. Ben Lice'ye geldim. O zaman çok perişandık. topladığınız o 4 bin kişi ile üsderine yürümediniz.

adam vuruldu. . inkâr edemem. yapmayın de¬ dim. Jandarmalar olmasaydı. belki olmazdı. akı ay sonra olurdu değil mi? Hayır. Jandarma vurulmasaydı. Jandarmaya. ondan sonra mı başına geçtiniz? Ben Darahini'ye gelmeden önce muhasara başlamıştı. bunlar teslim ol¬ mamak için yemin etmiş. isyanın nedeni jandarma değildir. 01ma-saydı. bu isyan çıktı dediniz. Allah kader saydıysa olurdu. Hayır. olunca da ben başına geçtim.Vurdular diye. kitapla belki bir sene sonra olur¬ du. Yahut olmazdı.Oğlunuz İstanbul'dan geldikten sonra. siz ısrar ediyorsunuz. gittim. Benim de dahlim var. size ne oldu da halkı ayaklandırdınız? Ben köyden çıktım. irade de var. Ayaklanma koptu. Propagan¬ dalar. Şeyh Efendi. istanbul'a ne amaçla gitmişti? Halep tüccarlarına mal satmıştı. 153 . açıklamalar yapılıyormuş. istanbul'da Hınıs Kürtlerinden birine misafir olmuş ve Se¬ id Abdülkadir Efendi'yi ziyaret etmiş. bence bir şey yoktu. Ayaklanma oldu da. herhalde şeriat şöy¬ le böyle olmuş diye bir şeyler söylemiştir. Oğlunuz istanbul'dan döndükten sonra nerede buluştu¬ nuz? Şuşar'da. Jandarma geldi. Sizin iradeniz yok muydu? Hayır. Jandarma görevini yapıyor diye bütün halkı ayağa kaldırı¬ yorsunuz. jandarma olmasaydı. Nasihatinizden sonra bir şey oldu mu? Vuruştular. İsyanı tek başınıza başlatnğınıza inanmıyorum. Herhalde sizi teşvik edenler vardır. kitapla görevimi yapacaktım. Her şeyi kaza ve kadere mal ediyorsunuz. Jandarma meseli düşüncelerinizi eyleme dönüştürdü. belki akı ay sonra olurdu. Ben boş değilim.

Seninle birlik olur diyorlar. İn¬ san kendi kendine Emirülmücahidin adını alır mı? Emirlere. Yine öyle olur sandık. Başarı Kürderde idi. içerden bilgi alıyor muydunuz? Diyarbakır içi ile bilgi alışverişimiz yoktu. Darahini'ye hücum etmişlerdi. Demek ki ayaklanma ve isyanı yalnız zat-ı aliniz düşündü¬ nüz? Evet. Hariçten dediğim ecnebilerdir.Ne içerden. Ne postamız. Büyüklüğü ken¬ dime layık görmedim. 'Emirülmücahidin' yazıyordum. Bunlarla görüştünüz mü? Görüşemedim. Alacağınıza inanarak mı Diyarbakır'a hücum ettiniz? Diyarbakır'a hücum taraftarı değildim. Din kalkmış. . Nakip Cemil Paşa¬ lar şeriata meyyaldardır diyorlar. Ama kendisini hiç tanımam. Bu olay meydana geldi. Yalnız halkın çoğunun dine eğilimli olduğunu biliyorduk. Fakat olmadı. Halktan ümitvardık. Böyle önemli bir istihbarat araşnnlmaz mı? Haddi hesabı olmayan yalanlar da söyleniyordu. Yani ümitvardınız? Ümitvardık. Hiçbir şey yokken. bu kadar ümmet-i Muhammed'in kanı¬ nı dökmek caiz mi? Zaten olmuştu. Fakat bazı kimse¬ ler istedi. Muş. Öyle ümit ediyorduk. Alamayacağınızı bildiğiniz halde neden hücum ettiniz? Birkaç savaş olmuştu. Kimler? Hanili Halit Bey taraftardı. Sonra Hadimülmücahidin'i kullandım. düşünce sa¬ hiplerini göreyim dedim. işittiğime göre. Bunları isteyelim dedim. benim fikrimde vardı. Mektuplarınızda. ne de dışardan teşvik eden yoktur. Cemil Paşazadeler ve Necip Bey neye eğilimliydi? Ben kimseyi tanımam. 'Emirülmücahidin' kullanıyorsunuz. ne de irtibanmız vardı. Bilim adamlarını. Bit¬ lis işgal olmuş diye haberler geliyordu. Zaman kalmadı. Sonra yalan olduğu or¬ taya çıkıyordu. 154 . maneviyat unutulmuştu.

aşiret mensuplarıydı. çekip gidecektiniz. şimdi anladım. Benim düzenli ordum yoktu. Ben ne başkanlık kabul ederdim. Palu'ya kadar gidebilirsin dedim. nasibimiz p tarafa gelmişti. Hükümet is¬ teklerimizi kabul etmeseydi. Hükümet taleplerinizi kabul etseydi ne olurdu? Günahtan kurtulurduk. Diyarbakır'ı aldıktan sonra ileri gelenlerle toplanıp. 155 . Başka kimdi kumandanların? Gazik cephesini de Şeyh Şerife vermiştim. Bir mektubunuzda 'fetih' kelimesini kullanıyorsunuz. muhtarlar. öyle mi? Sonucun nasıl olacağını düşünmedim. Kumandanlar. Milletvekillennm büyük kısmı dindardır. ne de elimden gelirdi. fetih deriz. Şeyh Hasan'ı da Kiğı cephesine verdim. medreseleri açarlar dedik. Diyarbakır'ı alma amacınız ne idi? Rızkımız. otururduk. Evimizde otururduk. isyandan önce hükümete başvursaydmız ya! Vaktimiz olmadı. Sonra anladınız. hicret isterdik. Fetihten sonra bağımsız bir Kurdistan krallığı ilan edecek¬ tiniz. Diyarbakır'dan sonra hükümet tekliflerinizi kabul etme¬ seydi. Bu kadar askerin hızla gönderilebileceği¬ ni sanmıyorduk. Melekanlı Şeyh Abdullah'ı Gırvas ve Muş cephelerine tayin ettim. isteklerimizi kabul eder.. Hicret izni verme¬ seydi. Şeyh Hasan burada yoktur. Odur. öyle mi? Beli. Türkiye Cumhuriyeti askerleri. günah bizden gider. ağalar. Şeriat kurallarını uygula¬ ma idi. hükümetle müzakere yapacaktık. Müslüman askerleri bizi t u- mahvederler diye düşünmediniz mi? Bu kuvveti size veren nedir? Kanıtımız yoktu.Elazığ'a saldıran kuvvetlerin komutanı kimdi? Şeyh Şerifi tayin etmiştim.. Kim yazmış bilmiyorum. öyle mi? Krallık bizim niyetimizde yoktu. An¬ lamı ne bunun? Her neresi ahnırsa. Buradaki bildiriyi biliyor musunuz? Ondan haberim yok.

. Sizin durumunuzda olan (yaşlı) biri. dediniz. Fakat canın¬ dan. Ben önce vardım. Padatmak niyetimizde yoktu. Türk askerlerini Müslüman askeri olarak mı gördün. O yazı benim değildir. O ifade za¬ ten benim değildir. yoksa kafir askeri mi? Müslüman askeri olarak telakki ettim. planlanmış bir şey varsa zaten biliniyor. 156 . Odun. kışın en şiddetli zama¬ nında çıkar mı? Günde üç saatten fazla gitmiyorduk. Oğlunuz Halep'ten geçiyor. onlar neden talep etmiyorlar? Ne kadar ehli şeriat varsa hepsi talep ediyor. isyan ettiğin zaman. fakat tehlikeye atılan benim. İsyana ben karar verdim. Bu havalide sizi tanıyan kimse olmadığına göre. Kışın iş yok.. karar verilmiş şeyler. fikrimde vardı. O olay oldu.Bu isyanın esası nedir? Esasını kime atfedeyim? Lice'ye yazdığınız mektuba göre önceden düşünmüşsünüz. Eğer düşünülmüş. imza da benim değildir. isyana kadar ne kadar zaman geçti? İki aydan fazla zaman geçti. Bunların içinde alimi ve cesuru sen misin? En alimi ben değilim. yazın ya da sonbaharda çıksaydınız. isyandan iki ay önce çıkıyor. İlkbahar. İslam içinde sizden bilgin yok mu? Varsa neden sadece siz düşünüyorsunuz? Alim elbette çoktur. sizin için da¬ ha iyi olmaz mıydı? Yazın. Fakat patladı. malından korkuyorlar.. Ben içinde idim. sonra isyan ediyorsunuz? Evet. Yerler müsaitti.. ziraat ve ticarede meşgulüz. nasıl Diyarbakır'a hücum ettiniz? Her¬ halde bunlar önceden düşünülmüş. ateş çoktu. Bunlar yapılmıyorsa. Memleketinizden hangi ayda çıknnız? Kununi Evvel'de (Aralık) çıktım. Allahutaala'nın kaderi ol¬ du.

.Ticaret için Halep'e gitmişti. Oralarda bazı kimse¬ lerle görüştü. Darahini'ye geldik: Licelilerin karşılamaya geldiklerini gördüm. Size söyledi. isyandan kırk gün önceydi. Dinimize çalışalım dedim. Kendisinden ders okumuştum. evlerine gönderdim. Yusuf Ziya Bey'in Muşlu Reşit Bey'le ziya¬ rete geldiğini söyledi. Öyle midir? Diyarbakır yakın vilayet olduğundan." 157 .. Lice'ye gitmeye niyetim yoktu. Ramazanda idi. Bunlar Türk mü. Ma¬ den ve Ergani'nin işgalini orada duydum. Ondan sonra ne gibi harekâtlarda bulundunuz? Çabakçur'a. Baharda Hınıs'a gelmişti. Diyarbakır'a girmeyi başaramadınız. diye soruldu. bilhassa cephane almak için buraya girmek istedik. O geldiğinde ben çıkmıştım. tutmayan tutmuyordu. Hacı Hüsnü Efendi vardı. Bidisli Yusuf Ziya Bey geldiği zaman ne görüştünüz? Yusuf Ziya'yı tanırım. Benim köyüme geldi. Halep ve istanbul'a ticaret için gitti. onlar katıldılar. Birkaç sa¬ at kaldılar. Türklerle neden ilişki kurmuyordunuz? Eğil. Siz de Di¬ yarbakır yolumuzun üstüne düştü. Siz de ayaklandınız. Muhaldir dedim. Ondan son¬ ra Kürtlere izin verdim. 'Bir Kurdistan kurmak üze¬ reyiz' dedi. Ergani'de kimler vardı? Şevket Efendi. Çay içip gittiler. Kürt mü? Türktürler. Kürt Teali Cemiyeti'nden haberiniz olmadığını söylediniz. Hamit Ağa. Parasını İstanbul'a poliçe ver¬ mişlerdi. Bit¬ lisli Haydar Efendi. Şuşar'da buluştuk. Diyarbakır'a neden hücum edildi. Bana gelmişti. fikrim bunu kabul edemiyordu. Eğil'e gittim. Orada meseleyi açn. dediniz. cephane çok olduğu için. parasını aldı. İstanbul'a gitti. Sizinle beraber isyan ettiler mi? Tutan tutuyor. Ergani taraflarında Türkleri de davet ettim.

fakat tepkinin genel isyana dönüşebileceğini hesaplayamadığını söylüyordu. dine karşı girişilen kısıdamalar ve medreselerin kapatılmasına tepki olarak doğduğunu söylediler. benzer sözlerle. Siyasi cephe gizliydi ve çahşmalarında daha çok hücre esası geçerliydi. Salih Bey. Dini alet etti¬ ler. yakalandıktan sonra Varto'daki ilk ifadesinde. ayrıntılar hariç. üzüntü sonucu birdenbire doğduğunu söylü¬ yordu. Oysa. Esas maksadarı istiklal elde etmekti. 158 . Binbaşı Kasım. "Kürt sorunu"na dokunulmuyordu. Kasım'ın anlatımına göre. hiçbir siyasi akımdan haberli ol¬ madığını. sırlan saklayacaklarına dair yemin et¬ tiklerini söylüyor ve "yemin o kadar müthiştir ki. siyasi cephede komitelerle çalışıyordu. Albay Halit Bey ve bazı yakın çalışma ar¬ kadaşlan. Kürdük dahil. Kürtle¬ re en azından özerklik verilmesi amacıyla isyan ettiklerini söylü¬ yordu. isya¬ nın planlama değil. Örneğin hareketin önde gelenlerinden Hanili Salih Bey. Kerem Bey. Halit Bey'in tutuklanmasından sonra." Kasım Ataç. Kürdistan'ın bağımsızlık ve özgürlüğü için kuru¬ lan örgüte üye olanların. örgüt siyasi ve dini olmak üzere iki ana kola ayrılıyordu. Nitekim mahkemede dinlenen Binbaşı Kasım da. Yusuf Ziya Bey ve Hacı Musa Bey'di. yemin edenin kafasını kesseler. din uğruna tepkicilere katıldığını. söylemezler" diyordu. Şeyh Said'den sonra sorguları yapılan öteki sanıkların hemen tümü. Şeyh Said'in bağımsız Kurdistan hayaliyle isyana karar verdiğini söylüyordu. isyanın planlı olmadığını. ilk destek sözünün Kanireşli (Kariıovalı) Kamil Bey'den geldiğini beürtiyor ve şu açıklamayı yapıyordu: "Asıl sebep Kurdistan istiklali (özgürlüğü) idi.* Şeyh Said'in sorgusunda. Şeyh'le evinde buluşup konuyu tartıştıklarını. Siyasi cephenin önemli liderieri Halit Bey. Kasım. Şeyh'in köyünden ayrılarak halkı isyana hazırlayan toplantılar yaptığını. kararını doğru bulmadığını yüzüne karşı söylediğini belirtiyordu. Şeyh Said ise dini cephedeydi.

Fakat söyledikleri dikkate alınmıyor. Savcı Ahmet Süreyya Örgeevren. daha sonra da savaşa katılmadığını belir¬ terek beraatini istiyordu. ek olarak geçmişte Ruslara karşı sa¬ vaştığım anlatıyordu. Seid Abdülkadir. ancak siyasi bir ko¬ nunun konuşulmadığını. bu davetin eski bir dostluktan kaynaklandığını. "benim katkımla yakalandı" dediği Kayınbabasından sonra ikinci sırada¬ ki kişi olarak 47 idam mahkûmu arasında yer alıyordu. Bosna-Hersek ile Arap ihti¬ lallerine benzetiyordu. bağımsız Kurdistan kurmayı amaçladıklarım. Fakat. "aynntıya" inmeye zaman yoktu. hiçbir eyleme katılmamış. toplu idam kararlan "üretiyor"du.Salih Bey. davanın "esası" hakkındaki görüşlerini açıkladı. son ana kadar bir Kürt isyanının padadığından bile haberii değildi. Şeyh Abdullah. soruşturma. Şeyh Said'in damadı ve doğu cephesi komutam Şeyh Abdullah. Kürt isyanını. Savcı. TOPLU İDAM KARARI Diyarbakır'daki "Şark İstiklal Mahkemesi". İdamına karar ve¬ rilen 47 kişi hakkındaki araştırma. 27 Haziran 1925 tarihinde. acelesi varmış gi¬ bi hızlı çalışıyor. ama niyetlerini din perdesiyle örttüklerim söylü¬ yor. İlk "temizlikten" sonra. Gerekenin yapılma¬ sı için "teslim edilen" insanlar hakkında. kanıtların aranıp bulunması iddianamenin hazırlanıp okunması. idam edilmesi. yine görev başındaydı. isyancıların. Şeyh Said'in yakalanmasında yardımcı olduğunu söyleyerek bera¬ atini istiyordu. Zamanı durduran hız. olaydan bir ay önce Şeyh Said'i evine davet ettiğini. yakın tarihte yaşanan ve Osmanlı'dan kopma başansına erişen Arnavutluk. "esası" anlatırken. hemencecik karar biçi¬ liyordu. "elindeki iş"i bir an önce bitirmek üzere. oğlu olaylara kanşmamıştı. topu topu bir aylık bir zamana sıkıştı¬ rılıp tamamlanmıştı. sıradakiler Şeyh Said ve arkadaşlarıy¬ dı. Şeyh Abdullah. sorgulama ve sa- vunmalaria. Onlarla biriikte ipe çekilenlerden bazdan. sanıklardan her birinin geçmişi ile son yapriklarım uzun 159 .

Sanıklar bölümü karmakarışık¬ tı. askerler süngülerini doğrultup. haklarında ne istediğini anlamamışlardı. ne dedi bu adam?" diye soruyor. bakışını üstüne çekmek için bile çırpınan yol arkadaşlarından bazıları. Ölüm tutsakları içinde. savcının takla atan tavrı karşısında şaşkınlık içindeydi. Esir düştüğünden beri. Telaşsızdı. heyecansız. Mahkeme öğle yemeği için duruşmaya ara verdi. uzak duruyorlardı. Yerinden doğruldu. bitişikteki yemek salo¬ nuna yürüdü. Oysa. Savcı. savcının ne deyip. sükûneti bozmayın!" diye bağırıyor. O yüzden kimileri yakın akrabası aleyhine tanık¬ lık bile etmişti. Hücrelerine dostane ziyaretler yapıp öğütler veren adam gitmiş. "kavi ile kasemlerinde" böyle bir şey yoktu. Dünkü "dost". Türkçe bilmeyenler. olağanüs¬ tülüğü sezinlemiş. Bir zamanlar. bu¬ gün canlarının alınmasını istiyordu. yalnızdı.uzun sıralıyordu. "ne oldu. Anlayanlarsa. Türkçe bil¬ meyen ölüm yolcularından çoğu. daha birkaç gün ön¬ cesine kadar küçük birer cezayla kurtulacaklarını inandırarak anlatan kişiydi. gücün öf¬ kesini üstlerine sıçratmaktan korktukları için mi bilinmez. elindeki listede yer alanların "idam ceza¬ sıyla tecziyesine" diyerek sustuğunda öğle olmuştu. yine her zaman olduğu gibi tek başına oturdu. Türkçe bilenlere. "susun. Her zamanki masaya. yerine. 1 60 . Karışıklık sürerken. boyunlarına ip geçiren bu adam. onları susturuyorlardı. Çünkü. onu görmezlikten geliyor. Süngüler arasında. Kimileri oyuna getirilip tuzağa düşürüldüklerini söylüyor. Bu yüzden şaşkınlık büyüktü. Şimdi. can almaya adanmış biri gelmişti. kimileri de verilen "namus sözü"nün yerine getirilmemesinden yakınıyordu. "idam edilmemizi istedi" yanıtını alınca onlar da öfkeyle söylenenlere katılıyordu. kaderleri tersine dönmüştü şimdi. sakin görünen tek kişi Şeyh Said'di. Her ağızdan bir ses çıkıyordu.

. Sıcak.Şeyh'in son günlerine ilişkin olarak tarihe tanıklık eden Türk basınının yazdığına göre. Evin bir odasından ötekine geçiyormuş gibi yürü¬ meye başladı. "kaderi" olarak açıklayan Şeyh'in son sözleri. içindeyim" diyen ve olayların "ortasında" olmayı. Mahkeme boyunca. yanı başında bekleyen askerlere "ben hazırım" dercesine bakri. Cebinden kahvelerin parasını çıkardı. Sinirli görünüyordu. "Allah'a ayandın Ecnebilerin parmağı yoktur" cümleleriyle geçri tutunaklara. nöbetçi askerler vaktin geldiğini haber verdiler. Tabağa koydu. Karann açıklanması ertesi güne. sakin haliyle yemeğini yedi. Bu. Başkan. başkan tutuklulara tek tek. kimi de adalet istiyordu. Savcı. "Cumhuriyet Hükümeti'nin bir ferdinden. onu dış güçlerin tahri¬ kiyle isyan etmekle suçlamıştı. Şeyh Abdullah. az sonra anlaşdacaktı.. ardından öteki sanıklara son sözlerini sordu. af. Kahvesini. herhangi bir seyahatindeki molada olduğu gibi artık alışılan huzurlu. Gazi Paşa'ya kadar dehalet (rica) ederim" diyerek beraatini istiyordu. ı6ı . Mahkeme başkanının "başka?" sorusu üzerine durakladı. son bir diyeceklerinin olup olmadığını sordu. Sonra bir tane daha söyledi." diye ekledi. sıcağı yapışkan bir Diyarbakır saba¬ hıydı. İlk muhatap Şeyh'ti. ikinci kahvesini bi¬ tirdiği sırada. Ayağa kalktı. 28 Haziran 1925 Pazara er¬ telendi. ne de arkasmdayım. Hizmet eden askere kahve ısmarladı. Öfke¬ sinin nedeni. * * * 28 Haziran 1925. Oturum yeniden açıldığında. Ayağa kalktı. ağır ağır yu¬ dumlayarak içti. Son¬ ra ekledi: "Cezanın tahaffüfünü (hafifletilmesini) isterim. Kimi beraat. "ben bu işin (isyan) ne evvelinde. tek başına oturduğu masada. ölüm yolcuları için bir gün daha yaşamak demekti. Sonra.

bayrama gidiyormuş gibi hazırlanıyorlardı.. Bilmeden o yöne sapanlar. derinden derine duyulmaya başladı. şehir postal ve komut sesleriyle uyanmaya başlamış. so¬ kak başlarını. hatıriı davetliler şık giysileri içinde. her yana dağılmış. düğüne. 162 . ay¬ nı sabahın erken saatlerinde. gözleri beklenmeyen ve "bilin¬ meyen bir düşman" 1 tarayarak yan yana dizilmiş askerier arasın¬ dan geçerek. tüfekle¬ rinin namlularına süngüleri takmıştı bile. onlann eş ve ye¬ tişkin çocukları. Ellerinde "davetiyeleriyle" sinema kapısından giren çağrılılar. Asker. şehre dağılmış. bir zamanlar beyaz perdede film seyret¬ tikleri sinema salonuna gidiyorlardı. * * * Vakit gelmiş. "bugün Şeyh Said'i asacaklar" diye fisıldaşıyoriardı. sabahın bulanıklığına kas¬ vet ve korku sinmişti. Dağkapı'ya. Şehri içerden sarmış. havaya giderek hü¬ zün karışıyordu. süslenmiş halleriyle sokaktaydı.. İlerleyen dakikalarda. idamlan açıklarken. ana cadde. karşı hazırdı. Güneş yükseldiğinde. bir zamanlar sinema se¬ yircisine yapıldığı gibi yerleri gösterilip oturtuluyordu. Sıcakların ortalığı dol¬ durduğu dakikalarda. saat tamamlanmıştı.Diyarbakır'da gün erken başlamıştı. uzaklaşrinlıyordu. Sonra uzaklardan. Onların dışındaki insanlann. zincirlerin taş zeminde çıkar¬ dığı ses. sivil şeflerle. meydan ve kavşakları tutmuş. "sekinelerie". arka so¬ kaklara sürülüyor. Daha tan ışırken. parmaklan tetikte. yani devlet nezdindeki "hatıriı" kişiler. Türk devleti. görevli askerler eşliğinde salona alınıyor. "tepkilerin tehlikesine" Şehrin bir başka kesiminde farklı bir heyecan yaşanıyordu. Adı ve piyade askeri birlikler. ayaklan prangalı isyancılar getiriliyordu. askerler sokaklara akmış. Elleri kelepçeli. Mahkeme heyeti sahnede¬ ki yerini almıştı. "ölüm töreni"nin dış hazırlıklan ta¬ mamlanmıştı. sinemanın bulunduğu semte yaklaşması yasaklanmıştı. Sokaklarda görülmeye başlayan Diyarbakıriılar.

hepiniz bir noktaya. O güne kadar sanıklara karşı mesafeli ve nezakedi olan başka¬ nın üslûbu bugün bir tuhaftı. aşağılayan bir roldeydi. Ve hepiniz yakalanarak." Mahkeme başkanı. yalan yere din ve şeriatı araç yaparak. Baş¬ kan. devlet ve hükümetin zabıta ve askeri kuvvetleriyle kanlı bir savaş halinde çarpışmak sureriyle zapt ve işgal eden. aşağılıyordu. Cumhuriyet rejimiyle Kürtlerin de kurtarıldığını söylüyordu. hatta dili bağlı tut¬ saklara hükmeden. Hukuk içinde konuşmuyor. hakareder yağdırıyor. bağımsız bir Kürt-lslam Hükümeti kur¬ mak maksat ve gayesiyle Şeyh Said'in başlattığı silahlı ayaklanma ve ihtilal hareketine çeşitli şekillerde karışıp karilarak. Başkan. daha sonra sistemin iyiliklerini sayıyor. yani bağımsız Kürdistan'ı kurmaya yöneldiniz. ayaklan¬ manın devam ettiği haftalar ve aylar boyunca birçok şehir. ihrilal bölgesindeki en önemli il merkezlerinden Diyarbakır kentini de kuşatan ve orada bile inat ve ısrarla savaşıp vuruşmaktan çe¬ kinmeyen.Sesler giderek yaklaştı ve salona doldu. Şeyh Said heyecansız ve durgun görünen tek kişiydi. kişisel çıkarlarınıza bir zümreyi alet. kolu. Ölüm tutsakları. ayaklanmanız. Dünya yargı tarihinde bir başka benzeri var mıydı bilinmez ama. Yıl¬ lardan beri düşündüğünüz ve hazırladığınız genel ayaklanmayı yaparak. yargıç olduğunu ve ta¬ rihe konuştuğunu unutmuşçasına şöyle diyordu: "Kiminiz hasis. heyecanlı görünüyorlardı. Cumhuriyet hüküme¬ tinin azimli ve kesin hareket ve cumhuriyet ordusunun öldürü¬ cü darbeleriyle. "Ayrıntılarıyla beyan olunduğu üzere. Denizli Milletvekili Mazhar Müfit Kansu. bir bölgeyi ateş içinde bıraktınız. Önünde eli. kasa¬ ba ve köyleri." diyerek elindeki metni okuyordu.. bir¬ birine zincirlenmiş olarak yerlerini aldılar. Başkan bir hu¬ kuk adamı değildi. Tedirgin. gericiliğiniz derhal yok edildi. Mahkeme Başkanı Denizli Milletvekili Mazhar Müfit Kansu kararın gerekçesini okumaya başladı. kiminiz yabancı kışkırtmasını ve siyasi hırslannı rehber ederek. karşısındakderi bir de konuşmasıyla eziyor. ezen. Kürtlerin bundan sonra şeyh ve ağalar tarafindan sömürülme- 163 .. hesap vermek üzere adaletin huzuruna çı¬ karıldınız.

refah ve mutluluk içinde yaşayacaktır. Şeyh Hasan. bakıyor. toplu idam ka¬ rarı. oğlu Meh¬ met Bey. Kargapazarlı Halil oğlu Mehmet. askerlerin gelip ellerini ve ayaklarını zincirlemesini bekledi. damadı Melekanlı Şeyh Abdullah. süngüler arasında. Resmi tutanaklara kaydedilen biçimiyle." Isyancdarm idamına iüşkin tek bilgi kaynağı. ayak bileklerindeki prangayı sürükleyerek. Silvanlı Şeyh Şemsettin. Şeyh sakin. Valirli Hoca Sadık Bey. verilen şeref ve namus sözüne kandıkları için kahrediyor. kurbanlar arasında. Canlı Şeyh Abdullah. Madenli Kadri Bey.yeceğini. Çanh Şeyh ibrahim. Balkanlı Molla Emin. Dudaklarında. Piranlı Molla Mahmut. Kimileri de açıklanan karar karşısında şoka girmiş. heyecanlanmamış gö¬ rünüyordu. ölüm mahkûmları şunlardı: "Şeyh Said. onlann refaha erişecekleri mutlu günlerin yakın olduğunu haber veriyor ve şöyle diyordu: "Zavallı halk (Kürder). hakkındaki karara şaşmamış. Sinik- 164 . Korku hali de yoktu yüzünde. Gazetelerin yazdığına göre. Şeyh Ömer. Ardından. öylece kalakalmıştı. Arap Abdi. Ki¬ mi. tepkiye dönüşen şaşkınlık yaratmışri. Şeyh Said başta olmak üzere. dönemin gazete¬ leriyle resmi belgelerdi. 47 kişi suçlu bulunmuş ve idam cezasına çarptınlmışn. Termili Şeyh İs¬ mail. Termili Şeyh Abdullatif. Harpudu Şeyh Ali. belli belirsiz kahırlı bir gülümsemeyle mahkeme heyetine ölüm listesini dinliyordu. Garipli izzet Bey. kardeşi Baba Bey. Fakih Hasan Fehmi. kimi ağlıyordu. Şeyh Şerif. Tokiyanlı Halit oğlu Kamil. Harputlu Şeyh Celal. ağır adımlarla sinema salonundan çıktı. Hanili Hacı Salih Bey. donmuş gibi hareketsiz. Yargı kulu sahneden çekildikten sonra. Hanili Mustafa Bey. Cumhuriyetimizin feyizli ilerleme ve mutluluk vaat eden yollarından yürüyerek. Karar saatinde gözler. isyanın lideri Şeyh Said'e çevrilmişti. Hanili Bey oğlu Hasan. Hanili Şeyh Adem. "aldatıldık" diye bağırıyor.

Adana'da on beş yıl kürek cezası çekmeye mah¬ kûm edilmişti. Yamak aşiretinden Ali Baban. cellatlar da tedarik edilmiş. mahkeme heyeti. Çapakçurlu Süleymanoğlu Yusuf. askeri garnizonda misafir edilmişlerdi. karannı 165 . Sıhhiye katibi Niyazi. Sü¬ leyman Bey. Kargapazariı Ha¬ lit. yetecek kadar sicim. İDAM TÖRENİ VE YAN YANA 47 SEHPA "Ölüm töreni" hazıriıklan. Bucak Müdürü Tayyip Ali. Şeyh Muşu oğlu Şeyh Ali. Meh¬ met oğlu Maksut Hacı Sadullah oğlu İbrahim. Darahini müftüsü llyas. darağacı için kalas. Bidisli Mehmet Salih Efendi. on beş yıl kürek cezasına çevrilmişti.li Hasan oğlu Süleyman. daha mahkeme karan açıklanma¬ dan başlamıştı. Rutkanlı Nimet. Bunlardan Çabakçur (Bingöl) Kaymakamı Çerkez Hüseyin Hilmi'nin daha sonraki. jandarma Ali oğlu Hasan. Bahri Bey. Diyadinli Temur Ağa. yaşı küçük olduğu için idam¬ dan kurtulmuş. Asılacaklann sayısı biliniyormuşçasına. Hanili Mustafa Bey oğlu Mahmut Bey. Ahmet oğlu ismail. Muşlu Mehmet. Ka¬ sım'ın kardeşleri Ali ve Cindi. Kerkerut- lu İsmail oğlu Ali. Kargapazarlı Ahmet oğlu Reşit ve Ahmet oğlu Süleyman. öğretmen Musyanlı Molla Cemil. Mehmet oğlu Tahir. Beraat edenler de şunlardı: Yarikanlı Ahmet oğlu Reşit. Şerifoğlu Süleyman. Hınıslı Kamil Bey oğlu Abdullatif. Çerkeş Jan¬ darma Halit. Çabakçurlu Mehmet oğlu Hüse¬ yin. Balkanlı Hacı Halit. Zoravalı Şeyh Cemil." * Mahkeme 49 kişi hakkında ölüm kararı almıştı. Salih oğlu Hüseyin adındaki sanık. Az aşireti reisi Demiroğlu Ömer oğlu Süleyman. Mehmet oğlu Ahmet. Fakih Hasan'ın katibi Tahir. 28 Haziran 1925 Pazar sabahı. Salih oğlu Hasan. vatanseverane hizmetleri hafifletici neden kabul edilmiş ve hakkındaki idam kararı. birkaç gün önce satın alınıp de¬ polanmış. emekli Binbaşı Kasım.

Şimdi bir kez daha yadsınıyor. çocukları ve davedilerin "idam töreni"ni. bacakları arasından sicimler sallandırılmıştı bile. askeri disiplin kurallanna göre "nizami" olması.açıklamak üzere daha sahneye çıkmadan. "Devlet erkânı" ve seçkin konuklar rütbelerine. eşleri. çekiç. askeri. Törene çağrılı "erkân". bütün aynnrilan programlanmış "idam töreni" gece yarısından sonra başladı. estetik durması için kalasların tomurcuklan keser darbeleriyle düzeltiliyor. başka bir deyişle. tribündeki yerlerine otur¬ tuldu. çocuklan önlü arkalı. Fakat. Osmanlılardan kalma yasa maddelerine göre. Diyarbakır'ı birkaç ay önce Şeyh'e karşı savunmuş olan ko¬ mutan Mürsel Paşa. aynı gün. "Darağacı" ayaklarının aynı boyda. makamları¬ nın konumlarına uygun düşecek biçimde oturmuşlardı. Darağaçlarının bulunduğu alanın hemen ötesinde. Seid Abdülkadir ve arkadaşları için uy¬ gulanmamıştı. Diyarbakır'ın Dağkapı meydanında. sivil şefler ile eşleri. s- Özenle hazırlanmış. töreni görmek için Anka¬ ra'dan kalkıp gelen Diyarbakır milletvekilleri Cavit Ekin ve Şeref Bey. Yasanın bu maddesi. estetik kaygıyla. huzur içinde seyretmeleri için tribün inşa ediliyordu. "darağaçlan" (sehpa) çok¬ tan kurulmuş. yasaların gereklerini hesaba katmıyorlardı. mahkûmların birbiri¬ ni göremeyecekleri. Da¬ rağaçlan. ayaklar birbirine değecek yakınlıkta kurulmuştu. ta kalkıp Ankara'dan gelmiş seçkin konuklarla. yan yana 1 66 . boyları testereyle kesilip eşitleniyordu. unutuluyordu. si¬ vil yöneticiler. Mahkeme kararını açıkladığında. seslerini duyamayacakları aralıklarla kurul¬ mak zorundaydı. darağaçlan. saat ve zamanda ve aynı yerde birden fazla kişi asılacaksa eğer. Diyarbakır'daki asker. mihmandarlar tarafindan karşılanıp. sehpaların boy hizasına önem verenler. testere ve keser sesleri duyulmaya başlamıştı. mahkeme heyeri. Tribün inşaatı ise henüz sürüyordu.

"kuru kalabalık" olduğu için. şehir içindeki sokak başlan. huzur içinde gerçekleştirilmesi" için bütün alan askerierce kuşarilmıştı. Bu arada kalabalık. cadde ve meydanlar da unutulmamış. çiçeklerle bezenmemesi. Şeyh Said'in son anları için "hücresinde hapis¬ hane müdürü Osman'la görüşüyordu. merhamet belirtisi içeren herhangi bir ses ya da söz etmemeleri konusunda uyarılmıştı. "İdamlann güven. şehir dışına açılan yollar. sün¬ gülü askerier tarafindan protokol tribününden uzakta tutulmuş¬ tu. "tören alanına" yaklaştırmıyorlardı. bir ölüm ayininden çok. bakışlanyla etrafi tarıyor. Kuşatma konusunda. bir şenliği. buralara tam teçhizadı askerier yerleştirilmişti. bir gün önce şehre ilan edilmiş.tiyatro sahnesinin açılmasını. seçilmiş milletvekilleri ve mahkeme heyeti bir kümeydi. 167 . isteyenlerin seyre gele¬ 'I bileceği duyurulmuştu. Bunun dışında her şey yerii yerindeydi. idam mahkûmlarının bulunduğu semte. "Kudama şenliğinden" tek eksiği. Fakat ahret işleriyle değil. bando-mızıka takımının eksikliğiydi. Mürsel Paşa. gülüşmeleri bazen kahkahaya dönüşüyor ve sesleri meydanda yankılanıyordu. alanın taklaria. Bkbirine kol mesafesinde sıralanan askerler. suçluların asılması sırasında. güven duymadıklannı "yasak" diyerek geri çeviriyor. İdamı görmek isteyen meraklı kalabalığ saatler öncesinden. "tören alanı" Dağkapı'ya akın etmeye başla¬ mıştı. Tören. "TC'nin biriik ve bütünlük ruhunu zedeleyecek" herhangi bir davranışta bulunmaması. Behçet Cemal. ya da futbol maçının başlamasını bekleyen seyirci sabırsızlığıyla oturuyorlardı. arka sokaklara sürüyor. dünya işleriyle meşguldü" diye yazıyordu. Törenin başlamasını beklerken. Meydanın düzenlenmesi ve dekoru. aralarında gülüşüp ko¬ nuşarak "memleket ahvalini" değerlendiriyor. Seçkinlerin deyimiyle bu. kudama törenini andırıyordu.

Behçet Cemal'in, "dünya işleri" dediği, Şeyh'in geride bıraka¬
cağı eşya ve parasının çocuklarına iletilmesine ilişkin insani vasi¬ yetiydi.

Şeyh'in son anlarına Fransız, ingiliz ve Amerikalılar dahil,
dünyanın çeşitli köşelerinden gelmiş gazeteciler de tanıklık edi¬

yordu. Daha sonra Fransız ve ingiliz basınında yer alan yorum¬
larda, Şeyh'in son dakikalarında, insan iradesini aşan bir meta¬ net içinde olduğu belirtiliyordu. Lord Kinross yazıyor:
"Çoğu, cesaretli bir şekilde öldü. Şeyh Said sonuna kadar is¬ tifini bozmadı. Sehpaya çıkarken, mahkeme başkanına gülüm¬ seyerek, 'senden hoşlandım' dedi. 'Ama kıyamet günü hesapla¬

şacağız.' Askeri komutana takılarak, 'Paşa' dedi. "Gel de düş¬
manınla vedalaş.' Gömlek üzerine geçirilirken kımıldamadan
durdu."

Adım küfür, hakaret ve aşağılamayla anan Türk basını bile, idama giderken korktuğunu, tökezlediğini yazmıyordu.
Yerli ve yabancı gazeteciler, Şeyh'in darağacına hazırlanma

anına tanıklık etmek istemişlerdi. Yönetim, isteklerini uygun bul¬ muştu. Gazeteci ordusu, başlarında hapishane komutam üsteğ¬ men Osman olduğu halde hücresine girdiğinde, ailesine verilmek üzere vasiyetnamesini bitirmek üzereydi. Yazdıklarının altını im¬ zaladıktan sonra, teğmene döndü ve vasiyetname ile cebindeki

parayı uzatarak, "bunları evlatlarıma verin" dedi.
Bir an durakladı. Yüzünde bir gülümseme belirdi. "Bakın, bu ga¬ zeteciler şahidimdir, inşallah bunları teslim edersiniz" diye ekledi. Şeyh, az sonra ölüme gidecek olan o değilmiş gibi rahat, hu¬

zurluydu. Üsteğmenle şakalaşıyor, sohbet ediyordu. Bu haliyle,
ister istemez, çevresini saran öğrencileriyle sohbet ede ede baldı¬

ran zehirini içerek, hakkında verilmiş ölüm cezasını kendi eliyle
yerine getiren Sokrates'i anımsatıyor, onu andırıyordu. Hapishane komutanı, vasiyetname ve paraları evlatlarına ve¬ receğine dair namus sözü verdikten sonra, "kaç evladınız var?" diye soruyordu. Şeyh, yüzünde bir anlık dalgalanmayla, "on" ce¬ vabını veriyordu. Bir anlık duraklamadan sonra, yeni bir şey ha-

ı68

tıriamış gibi "beşi kız, beşi de erkek" diye ekleyerek, adlannı tek
tek sıralıyordu:

"Ayşe, Hayriye, Azize, Fatma, Fahime, Gıyaseddin, Ali Rıza,
Selahaddin, Ahmet ve Abdülhalik..."

Şeyh'in hücresine doluşmuş gazeteciler, o an akıllarına ne ge¬

lirse soruyoriardı. Biri, "bütün çocuklarınız aynı anneden mi? di¬
ye soruyordu. Gülümseyerek iki eşinin bulunduğunu söylüyordu.
Korkusuzluğu, soğukkanlılığı ve aldırmazlığına şaşmış gazete¬

ciler, isyan başlatmaktan ötürü pişman olup olmadığını, ölüm¬ den korkup korkmadığını soruyorlardı. Şeyh, pişmanlık ve kor¬

kuya ilişkin sorulan bir arada üç kelimelik bir cümleyle, "kade¬
rim olduktan sonra..." diye cevaplıyordu.

Gazetecilerden biri, son sözleri yerine de geçebilecek bir şeyler

yazması ricasıyla not defterini uzatıyordu. Bir başka gazeteci de, aynı anda ona sigara sunuyordu. Şeyh, önce sigarayı aldı. Yaktı.
Derinden derine birkaç nefes çekti. Sonra sükûnet içinde sigarası¬
nı içerken, deftere şunları yazdı:

"Asıldığıma hiç acıma. Zir.?. Allah ve din uğrunadır."

*

*

Şeyh Said, namaz kılıp dua etmek için yalnız kalmak istediği¬
ni söyleyince üsteğmen Osman ve gazeteci ordusu hücresinden çı¬
kıyordu. Şeyh yalnız kaldı. Cep saatini çıkarıp baktı. Gece yanlanmıştı.

Yatak yerine de kullandığı, ot doldurulmuş şiltenin senli ol¬

duğu sedire yöneldi. Yönünü Mekke'ye çevirdi. Ellerini bağlayıp

sükûnet ve serinkanlılıkla namaza durdu. Eğilip doğrulurken, du¬
daktan belli belirsiz kımıldıyor, kımıldadıkça kınalı ak sakalı tit¬
reşiyordu.

Namazdan sonra, şilteye diz çöktü. Avuç açıp uzun bir duaya

durdu. Kur'an'dan ayetler okudu. Duasım fatiha ile bitirdi. Son¬ ra avuçlarıyla yüzünü, sakalını sıvazladı. Tanrıya şükredip oturu¬
şunu değiştirdi. Bağdaş kurdu.

99'luk tespihini eline aldı. Dua eşliğinde çekmeye başladı.
Gözleri yumuktu.

169

Şeyh, cellatların gelip "haydi" diyecekleri anı tespih çekip dua
ederek beklemeye başladı.

Askeri doktor, ölüm mahkûmlarının hücrelerini tek tek dola¬
şıyor, sağlık açısından "idamlarına engel bulunup bulunmadığı¬ nı" kontrol ederek, yasaya ilişkin maddenin gereğini yerine geti¬ riyordu. Mahkûmlara, "bir rahatsızlığınız var mı?" diye sorup, "hayır" cevabını alınca, yandaki hücereye geçiyordu.

Ölüm mahkûmlarından Şeyh Ali, doktorun sorusuna karşıhk
olarak, belini üşüttüğünü, sırt ağrılarından muzdarip olduğunu söylüyordu. Ertesi günkü gazeteler. Şeyh Ali'nin rahatsızlığını

çarpıtıp alay ve küçük düşürme konusu yapıyor, "mahkûmlar¬
dan Şeyh Ali, muayene sırasında hastalığı sorulunca, utanmadan

iğrenç bir cevapla, bel soğukluğuna yakalandığını söyledi" diye
yazıyorlardı.

Doktor hücresine girdiğinde. Şeyh Said hâlâ dua ediyordu.

Duasını bitirip, yüzünü, sakalını sıvazlayıncaya kadar, doktorun hücreye girdiğini duymamış, fark etmemiş gibi davrandı. Duası¬ nı bitirdikten sonra, başını kaldırdı. Doktora baktı. Doktorun so¬
rusu üzerine, bir şikayetinin bulunmadığını söyledi. Şeyh, idama hazırdı.

Ölüm hücreleri, eski çağlardan kalma zindanlardı. Yeraltın¬
da, yarı karanlık ve rutubetli...

Cezaevi Muhafız Bölüğü'nün komutanı Nafiz'in bağırtısı, zin¬
danın koridorlarında çınlıyordu. Komutan, öğrencilerini pikniğe davet eden öğretmen edasıyla, bağırıyordu:

"Hadi bakahm! Vakit geldi! Birer birer çıkın hücreleriniz¬
den..."

Ölüm mahkûmları, hücre kapılarında beliriyor, ağır adımlar¬
la yarı karanlık koridorda kümeleniyordu. İçlerinde ağlayanlar
vardı. Birbirine sarılarak, "hakkını helal et" diye fısıldaşarak vedalaşıyorlardı.

170

Komutanın sert buyruğu bir kez daha duyuldu. Bu kez emrin¬
deki askerlere komut veriyordu:
"Mahkûmları birbirine zincirieyin!"

Yan karanlık koridorda zincir sesleri duyuldu. Zincirier nere¬

den, nasıl bulunmuşsa, halkalan iri ve kalın olanlanndandı.
Kürtlerin "zincir a çoruz" dedikleri, iki çift öküzle tarialar sürü¬

lürken, sabandan boyunduruğa bağlanan iri, kalın halkah, ağır
ve dayanıklısından...

Mahkûmlar, bu zincirle, el ve ayak bileklerinden birbirine
bağlanıp kilitlendiler.

Duruşmalara, "birinci derecede suçlu" muamelesiyle en önde

getirilip götürülen Şeyh Said, isyandaki konumunu tanımlayan
söylemiyle, bu kez "ne önde, ne de arkada"ydı. Ölüme giderken,
kafilenin ortasındaydı.

Mahkûmlar, cezaevi avlusuna, oradan da bahçeye çıkanldı1ar...

İsyanın ideologlarından Fakih Hasan, en öndeydi. Darağacı¬
na önce o gidecekti.

Mahkûm kafilesi, meydana açılan kapı önünde durduruldu.

Çit şıklığıyla çevrelerini sarmış süngülü askerler, teftişten geçecek biriiğin kılık, kıyafet ve duruşunu son kez gözden geçiren subay
edasıyla mahkûmlan inceleyip, tekrar tekrar saydılar.

Mahkûmlar, son sayım ve denetim duraklamasından yararia¬

narak, vedalaşmak üzere bir kez daha birbirine kanştılar. Elleri
arkadan zincirli olduğu için kucaklaşamıyorlardı. Göğüs göğüse

gelip, boyunlarını birbirine dolamaya çabalıyor, ağlıyor, birbın
için dua ediyorlardı.

Kanireşli (Kariıova) Kamil ve Baba Bey kardeşler, karşılıklı

büyülenmiş gibi kıpırtısız, öylece birbirierine bakıyor, ağlıyorlar¬
dı.
Hanili Mustafa Bey ve gencecik oğlu Mahmut gogus goğuse

......

..,..

gelmiş, biri yüzünü ötekinin boynuna gömmüş öylece duruyor,
hıçkırarak ağlıyorlardı.

171

Mustafa Bey, hüzün şarkısı gibi bir mırıltı tutturdu. Bu bir ila¬

hiydi. Öteki mahkûmlar, isyan gibi anında ona katıldılar. Mey¬
dan ilahi ve "Allahu ekber!" sesleriyle doldu. Seçkinler tribününde, aynı anda bir rahatsızlık, el kol hareket¬ leri görüldü. Askerler telaşla koşuşturdular. Mahkûmları dipçik, süngüyle tehdit edip "susun!" diye bağırdılar. Ama, isyan etmiş, itaat dinlemez olmuşlardı. Sesleri daha yük¬ selip gürleşti. Mahkûmlar emre itaat etmiyorlardı. Şeyh Said de arkadaşlarına katılmış, bakışlarını göğe çevirmiş ilahi söylüyor, sonunu, "Allahu ekber!" diye tamamlıyordu. Hanili Salih Bey, heyecanlanmış, heyecandan kendinden geç¬

miş gibiydi. İlahiden kopan, ilahileri bastıran, heyecandan çatallaşmış sesi duyuldu. Arkadaşlarına sesleniyordu:

"Bugün, erkeklerin yiğitlik günüdür" diye bağırıyordu. "Ölü¬
me nasd gittiğimizi dostlarımıza ve düşmanlarımıza gösterelim!"
Sonra ekliyordu:

"Mert olun! Size yaraşır biçimde dik durun. Tutun gözyaşlannızı!"

Muhafız bölüğü komutanı, şaşkın kalmıştı. Mahkûmlan sus¬ turmak için "susun lan, yürüyün!" diye bağırıyordu.

Türk resmi tarihine kaynaklık eden Behçet Cemal'in yazdığı¬ na göre, Dağkapı meydanında sıra sıra dizilen 47 "sepi" (darağa¬ cı), seyre çağrılanların iyi görmesi için aydınlatılmıştı. Seçkinlerin tribünü, darağaçlarının hemen karşısında, yakı-

nındaydı. İdam mahkûmları, sıralarını beklemek üzere tribünün
önünde durakladılar. Bu sırada, Kürtçe aksanlı bir ses duyuldu: "Said Efendi nerede?" Şeyh, sesin sahibini tanımıştı. Mahkeme üyelerinden Revan¬ duzlu Kürt Ali Saib'di bu. Şeyh Said: "Buradayım Saib Bey" diye karşılık verdi. Sonra, "idamlar ayininin evrensel tarihinde" eşine nadir rast-

172

lanan bir diyalog başladı, asılanla, asanlar arasında. Tarih, asan-

larıyla söylese söylese asılmaya giden bir başka örneği kaydedi¬
yor muydu?

Şeyh Said, sanki hayadarın iple boğulduğu ölüm alanında de¬

ğil de, sohbet divanındaydı. Laf dokunduran asanlarına filozofça
cevaplar yetiştiriyordu.

Ali Saib, ona seslenirken, yüzünde her anlama çekilebilecek
bir gülümseme vardı.

O, Şeyh'in hücresine "dostane ziyaret" yapanlann başında ge¬ liyordu. Genelde Kürtçe yapdan hücre sohbetlerinde, dini konu¬
lar, dünya ahvali ve Kürderin hali dahil her şey konuşuluyor, tar¬

tışılıyordu. Ali Saib, bu arada "iyiÜk yapan bir dost" olarak,
doğruyu söylemesi, kaide ile kurallara uyması halinde ağır ceza

almayacağını, kısa bir sürgün hayatından sonra serbest bırakıla¬ cağını söylüyor, "gelecek baharda Hınıs'taki evinizde biriikte ku¬
zu eti yiyeceğiz" diyordu.

Şeyh kahıriı bk gülüşle ona şeref sözünü hatırlatıyordu:
Ali Saib Bey, hani ya, doğruyu söylersem kurtaracaktınız?

Ne yapalım Said Efendi, seninle Hınıs'ta kuzu yiyemedik. Doğruyu söyledim, Saib Bey. Ama siz cezamı hafifletmedi¬
niz.

Şeyh Efendi, bundan hafif ceza mı olur?
Şeyh güldü: Bundan ağırını siz söyleyin...

Ali Saib suskun kalmıştı. Şeyh, ekledi:

Seni severim. Ama seninle mahşer günü mahkeme olacağız.
Ali Saib öfkeyle bağırıyordu:

Bu kadar Türk kanının dökülmesine, ocaklann sönmesine
sebep oldun. Cezanı çekeceksin!

Ali Saib, yakaladığı avla oynayan kedi misali, kurbanıyla oy¬

namanın zevkini çıkarıyordu. Ama kurbanı darbelerin akında
kalmıyor, karşılık veriyordu.
Seninle, mahşer günü mahkeme olacağız!..

Mürsel Paşa ve milletvekilleriyle yan yana oturan mahkeme
başkanı Lütfi Müfit Özdeş de diyaloga katılıyordu:

173

Beni mi çok seversin, Saib'i mi?

Şeyh, kimseye özel düşmanlığı bulunmadığını söyleyince, Di¬ yarbakır Valisi Mithat Bey de söze karışıyor ve bağırıyordu:
Mahşer günü, adil yargıçlarımızla değil, öldürdüğün ma¬

sum insanlarla mahkeme olacaksın! Şeyh, mahşer günü zulüm yapan güçten hesap sorulacağı an¬
lamına da gelen şu cevabı veriyordu:

Boynuzsuz keçinin ahım, boynuzludan alırlar...

Şeyh'in cevabına sinirlenen Mürsel Paşa da tartışmaya katıl¬ mıştı. Paşa, gereksiz ve haksız yere bir isyan başlatıldığını bağırı¬ yordu. Çünkü Kürtler dahil, memlekette herkesin özgür olduğu¬
nu, devletin kimseye müdahalede bulunmadığını, Kürtlerin bun¬ dan böyle daha özgürce yaşayacağını söylüyordu.

Şeyh, generali dudaklarında alaylı bir gülümsemeyle dinledik¬
ten sonra şöyle diyordu: Gelecek gecelerin, geçen günlerden farkı yok... Mazhar Müfit Kansu, bu arada cebinden bir defter çıkarıyor,
Şeyh'e uzatıyordu:

Şeyh Efendi, sen ayrıca şairsin. Rica etsem benim için bir
şeyler yazar mısın?

Hay, hay! Şeyh deftere şunları yazdı:
"Bu dünyadaki hayatımın sonu geldi. Şu basit ağaç dallarına as¬ manıza perva etmem. Kurban edildiğimden dolayı pişmanlık duy¬

muyorum. Muhakkak ki yolum, Allah, din ve halkımın yoludur."

*
* *

Bir yandan da "idamların icrası" sürüyordu. Elleri arkadan bağlı mahkûmlara birer beyaz gömlek geçiriliyor, boyunlarına mahkeme kararının özeti asılıyor, sonra tek tek darağacına götü¬
rülüyordu.

Mahkûmlar asılmadan önce, "son istekleri"nin sorulması ih¬ mal edilmiyor, ama istekler yerine de getirilmiyordu. Hanili Mustafa Bey, "son arzusu" sorulduğunda, "önce beni asın. Oğlumu ipte görmeyeyim" diyordu.

174

Fakat, isteği kabul görmüyor, önce, oğlu Mahmud asılıyordu.
Mustafa Bey, oğlunun darağacına yürüyüşünü, boynuna sicimin ge¬

çirilişini, taburenin çekilmesini seyrediyor, son haykırışını dinledik¬
ten sonra, ipin ucunda sallanmasını görüyordu. Sonra, yarah yüre¬
ğiyle sehpaya yürüyordu.

Sıra, isyanın liderindeydi.

Ona, idam gömleği giydirdiler.

"Ferman" denilen mahkeme kararının özetini astılar boynuna.

Şeyh'in yüzü kıpırtısız, aldırışsızdı. Yalnız dudaklan, belli bellirsiz kıpırdıyordu. Şeyh dualar okuyordu.

İdama yürürken, sendelediği görülmedi. Diri ve çevik adım-

laria sehpanın önüne gitti. Kimsenin yardımına izin vermeden
sandalyeye çıkn.

Boynuna ilmik geçirilirken, tören için hazırianan "şerefi!) tri¬

bününe bakri. Sonra, son sözlerini bağırdı ve son kez gülümsedi.
Gülümsemesinde acı vardı.

Değişik kaynaklann aktardığına ve torunlanndan Kasım Fı¬

rat'ın "Dava" dergisinin Haziran-Temmuz 1990 tarihli sayısında
yazdığına göre, şöyle dedi:

"Dünyadaki hayatımın sonuna geldim. Ulusum için kendimi
kurban ettiğimden dolayı pişmanlık duymuyorum. Yeter ki to¬
runlarımız, düşman önünde bizi mahcup etmesinler."

Başka söylemek istedikleri var mıydı, bilinmez. Uyarı üzerine
cellat, ayağının altındaki sandalyeyi çekiyor ve Şeyh'in ince, uzun
bedeni, gecenin içinde dönmeye başlıyordu.

Behçet Cemal'in yazdığına göre, Şeyh asılırken, asker-sivil er¬
kân arasında oturan bir kadın "kahrol!" diye bağırdı. Seyre ça-

ğınlan bazı davediler de Şeyh'in ayağı altındaki tabure çekilir¬
ken, coşkuya kapılıp alkışlamaya başladı.

Tarih, idam sahnelerini seyredenlerin hüznünü kaydediyordu.
Egemenler arasında oturanların alkışa durup, sevinç gösterisine

katılması Engizisyondan sonra seyrek rastlanan olaylardandı.

175

176 . tehditleri duymuyor. Askerler ses dalgasını duy¬ dukça tehditkâr sesle "bağırmayın. salavat getiriyor. ağlayan. surların burçlarında ilahi sesleri geliyor. güneş mızrak boyu yükseliyor. hava durgun. Buna rağmen işleniyor. Allah'a yakaran. surların tepesinde. ilahiler mırıl¬ danıyor. korku kolonları arasında yapılmıştı. sonsuz aydınlık başlıyordu. * 29 Haziran 1925 sabahı. kimi zikre dua ederek sabahı karşılamış. İnsanlar korkuyu yenmiş. Barikatların gerisinde. surlarda "suç" "yazık" demek yasaklanmış». Arada bir "Allahu ekber" sesleri nağmeleşiyor. Diyarbakırlılar. Askerler. İdamlar. Kimi yas tut¬ muş. ufuk henüz ağar¬ madan Dağkapı surlarına akmaya başlamışlardı. kimileri cezbeye kapılmış dövünüyordu. ağıtlar. dehşet içinde sicimlerin ucunda. çoğunluğuyla uykusuzdu. bunlara kadınların "zılgıtı" karışıyordu. Surlann burçları. sessiz durun!" diye bağınyor- lardı. ağlıyor. Gidenlerin ar¬ dından ağlamak. burçların gölgesinde. karanlıklar için¬ deki kentten. ışık huzmeleri darağacındaki 47 ölü bedenin yüzüne düşüyordu. gökyüzü lekesiz ma¬ viydi.Asanlarla asılanların bir arada olduğu alanın hemen yakının¬ da hüzün de yaşanıyordu. sabahın seherine akan sesleri susturup suçluları ya¬ kalamak üzere dört bir yana seğirtiyordu. yan yana belli belir¬ siz sallanan 47 ölü cana bakıyorlardı. insanlar ağlıyor. suçlarına onlar için dua etmeyi de ekliyorlardı. Gün doğuyor. bil¬ lur billur sabahın alacasına karışıyordu. şafağın ipiltili aydınlığına çı¬ kıyordu. vecd içinde ve donmuş kalmış gözlerle bakıyor. dua eden insan sal¬ kımı olmuştu. Diyarbakır hüzünlü bir geceden. Güneşin yedi rengi ışıltılarla ayrışarak erguvan rengi dağ¬ ların ardından uç veriyor. Diyarbakırlılar hâlâ.

gözleri kızarmış. * Asılarak öldürülmüş 47 isyancı. öteki asılanlara dönük. Sonra karşısına Subay Orduevi'ni inşa ettiler. güneşte yüzü pariıyor. apak sakalını titreti¬ yordu. Ahmet. işaret konmasına da izin vermediler. Şu yüzü. "ibreti alem için" gün ortası¬ na kadar asılı kaldı. "Şeyh Said hangisi?" diye soran mu¬ hatabına sinirieniyor. Başı yana kaymış. "toplu mezarlan" kendiliğinden keşfetti.Gözler. ya¬ kınlarına verilmedi. 47 asılmışı oraya koyup üstlerine toprak örttüler. 2003 yılında. 1980'lerde ise "toplu mezar alanı" yeniden keşfedilerek. "gizli bk ziyaretgâh" haline gelecek ti 1970'lerde toplu mezariann bir yanı "Yenişehir Sineması". OĞULLAR VE TORUNLAR Şeyh Said'in idamından 78 yıl sonra. Gözleri. sabah yeli önünde ak sakalı titriyor. yatmıştı. darağacındaki Şeyh Said'i arıyordu.. Şeyh'in ince uzun bedeni." diyordu. ağzı eğilmiş gibi bakan genç bk Diyarbakıriı. 1980'lerde halk. yüzü çarpılmış. ipin ucunda belli belirsiz sallanıyor¬ du. başı onlara bakıyor gibi duran. o uzun boylu olanı. 177 . İpten indirilen cenazeler. 1970'lerde Diyarbakıriı gençlerin çoğu. Darağaçlannın kurulduğu alanda. Şeyh ve arkadaşları¬ nın orada yattığını bilmiyoriardı. uykudaymışçasına kapa¬ lıydı. "görmüyor musun. Uykusuzluktan mıdır bilinmez. bir tek en kü¬ çük oğlu Ahmet hayattaydı. BABALAR. "Gizli ziyaretgâh" haline geldi alan. darağacında. öteki yanı Astsubay Ordueviydi. Diyarbakır sabahında bahar yeli kınalı. Baksana. "Burada insanlar yatıyor" dedirten bir taş. babası idam edildiğinde çocuk¬ tu. toplu mezar kazdılar..

birinci de¬ recede "hedef" halindeki aile üyeleri ve onlara yakın olan kişiler¬ den uzak duruyordu. Şeyh Said'in büyük oğlu Şeyh Ali Rıza'nın öğrencilerinden Melle Şafii (Ballı) "Ali Rıza Efendi. aşağılanıp horlanan bir ortamda büyüdü. kendi halinde bir hayat kurdu. Ailenin erkekleri dağlara. Irak ordusunda subay oldu. birinin işlediği suç ya da kaba¬ hatten ötürü. Darmadağın edildi. ancak gizli gizli aile bireylerine yardım ede¬ biliyordu. Şeyh'in ailesinden herkese acılar çektirildi. Yalnız ona değil. Fakat. Dönüşüne izin verildikten sonra yurduna. yurtdışına kaçarken. evrensel hukuk. itilip kakılan. dünya olaylarından uzak. Ailenin kadın ve çocukları. açlık ve sıkınrilan hü¬ zünle anlatıyordu" diyor. öz kardeşine yar¬ dım eli uzatamadığı günlerdi. ayakta kalma. Irak Kürdistanı'nm liderlerinden Şeyh Mahmud Berzenci onlara yardım elini uzattı. olanağını bulabilenler kaçıp komşu ülkelere sığındılar. Babasına karşı duyulan kin ve öfkenin yükünü çekti. yaşama savaşı veriyor. 178 . Herkes. Selahaddin. suç ve cezanın bireyselliği. aile. bu kural pek geçerli olmuyordu. Şeyh Said ailesinin "asılacak" gözüyle bakılan erkekleri.Sürgünlerde. Iran ve Irak Kürtleri arasına karıştılar. yakınlarının cezalandınlamayacağını öngörüyordu. Başka bir anlatımla. bugün artık Hınıs'ın bir mahallesi haline gelen Kolhisar köyündeki baba evine döndü. bu anlayışla ailesinin üstüne yürüdüler. ayrı ayrı kendi başının ça¬ resine bakıyor. zulmü. Ezilmişliğin ağırlığı altında siyasetten. suçlanan siyasetçilerin yakınları da yangınlar arasında kalıyordu. Genç Selahaddin'i Bağdat'taki askeri okula yazdırdı. Korku her yanı sarıp kol gezdiği için kardeşin. Kin ateşleri her yana sıçratılıyor. Oysa. küçük kardeşi Şeyh Selahaddin'i de yanına almıştı. emirlerin bazen yasa yerine geçtiği toplumlarda. Şeyh Ali Rıza. adeta "ayak altında" kalmıştı. Irak'da Harp Okulunu bitirip. Bu nedenle Kürtler. Şeyh Said'in idamından sonra. hukukun fazla önemsenmediği. Suri¬ ye. evrensel hukukun gereğiydi.

uzanlan bir kağıda yazıp imzalayıp Cumhuriyet yönetiminin savcı ve hakim cellatlanna teslim ettiği belgede şu santiar yazılmıştır: 'Bu değersiz dallarda beni asmanıza pervam (korkum) yoktur. Dedem Şeyx Bahaeddin Efendi müftü. "Kurdistan Partisi"ni kurduğu gerekçesiyle 12 yıl ağır hapis cezasına çarptırıldı. 11 Mart 1996 tarihinde "Demokrasi" gazetesinde yayınlanan "Ölüm-yaşam" başlıklı yazısında. imkansızlık ve yoksul¬ luktan ilaç bulamazdık. din ve milletim içindir. kazıl¬ mış ve hak edilmiştir. Allame bir zat.Ali Rıza 1930'da. Gözleri önünde tek tek asılan 46 yakın ar¬ kadaşı. 'Fanı hayatımın sona erdiği şu anda. Rahmetlik nenem Şeyx Ahmedi Çani'nin kızı Rabia Hanım. Şeyx Said'in aln kar¬ deşinin büyüğü. torunlanmız bizi düşmanlarımızın önünde mahcup bırakmasınlar' olmuştur. Onu yakalayıp tutukladılar. yeniden tutuklandı. 7 yıl cezaevinde kaldıktan sonra tahli¬ ye edildi. 1996 kışında. Rahmetlik nenem hemen imdadımıza ye¬ tişirdi. Bu ses ülkemizin bütün dağlarına yansımış. Büyük bir vecd içinde dedemin kanlı gömleğiyle yeleğinin 179 . Şeyh Said ailesinin acılarını şöyle anlatıyordu: "Dedem Şeyx Said Efendi Diyanbekir'de sehpaya çıkanldığmda 60 yaşındaydı. Bu kez. Şehit olduğunda 57 yaşınday¬ dı. sabah namazından sonra Kur'an okurken askerler ta¬ rafindan vurularak öldürülmüştür. Torunların seni mahcup etmeyeceklerdir. Sürgün yıllarında hastalandığımız zaman. sürgünlerde 23 yıl boyunca dedemin kanlı gömleği ve yeleğini yas¬ tığı altında kutsal bir emanet olarak sakladı. her askeri darbeden sonra yeniden tutuklanan torunlanndan Abdülmelik Fırat. Fırat cezaevindeyken. isyan¬ cı "PKK'ye yardım ve yataklık etmek"le suçlanıyordu. ayrılıp ülkesine döndü. Yeter ki. TC silahlı kuvvetleri gözetiminde evi muhasara al¬ tındayken. mücadelem Allah. Şeyx Aliyi Paloyi medre¬ sesinin yöneticisi. 1957'de Menderes-Bayar ikilisinin Demokrat Partisi'nden (DP) ve 1980 sonrasında sağcı bir politikacı olan Süleyman Demirel'in Doğru Yol Partisi'nden (DYP) Erzurum'dan iki kez milletvekili se¬ çilen. Hiç şüphe yok ki. yankılanmış. milletim için kurban edildiğim¬ den dolayı pişmanlık duymuyorum. Sehpanın akında Kürtçe olarak söylediği son sözleri ise.' . kendisine temaşa ettirildikten sonra. ders vereni.

kendilerini ih¬ bar ederek pusuya düşmelerine neden olmuştur. boran ve rüzgâr esince. Suriye'de senelerce yanında kalan. damadan. ismi dağ doruklarından ovalara yankılanır. Şeyx Abdürrahim Efendi (Şiri bi guli) yıllarca Kurdistan dağ¬ larında gerilla savaşı verdi. Maksadım mazlumların hepsini bu yazıda dercetmek değildir. Palu'da Murat ırmağı kena¬ rında süngülenerek. Hâlâ ülkemin dağlarında kar. 'Bu. cesetleri Murat ırmağına atılmıştır. Diyarbakır-Bismil havalisine ulaştıklarında bu subay. yeğeni Şeyx Ali Rıza Efendi'nin komu¬ tasındaki Hasenan ve Zırkan aşiretlerinin ileri gelen yöneticileri ile savaşarak iran'a ulaşnklarında. Şeyx Said Efendi'nin amcazadeleri. Allah kadnda onun büyük bir mer¬ tebesi vardır. Şeyx Said Efendi'nin yedinci kardeşi olan Şeyx Abdürrahim Efen¬ di'nin de yaşı 40'ına ulaşmamıştı. baba¬ sı Şeyx Said'in ruhundan istimdan niyazında bulunurdu. Adı halkının arasında efsaneleşerek saygı ile anılırdı. büyük alim Ali Rıza (küçükefendi) ve kardeşi Şeyx Şerif Efendi. Rahmetli annem de Kürtçe kaside ve gazeller mırıldanır. Allah size şifa verecektir. 1938'de Dersim Kürtlerine yapılan katliama karşı savaşmak üzere Türkiye'ye dönüş yaptı. kendi askeri kışlalarında mitralyöz ateşi altında birçok yurtsever kişi ile beraber şehit düş¬ müşlerdir. Şehadete eriştiklerinde 45-50 yaş civarındaydılar. Atatürk'ün yakın dostu olan Rıza Şah tarafindan alçakça bir tuzakla. Belki zulmün kuş bakışı bir panoramasını genç kuşaklara hanrlatmak ve çizmektir. öldürülmüşler ve şehit olmuşlardır. ordu¬ dan ihraç edilmiş bir Türk subayı da gruplarına kanldı. Şeyx Said Efendi'nin dördüncü kardeşidir. yanımıza gelerek derdi ki. Şehit oldu¬ ğunda 40 yaşma daha ulaşmamışn. Suriye'ye geçti. Dersim'e ulaş¬ madan o ve arkadaşları şehadet mertebesine ulaşmışlardır. beslediği ve koruduğu. Onu saygı ile öpün. Tartışmasız bir gerilla ustasıydı.' Başı¬ mızın ucuna koyar.bulunduğu bohçayı alıp. yanımızda oturarak Kur'an'dan ayetler okur¬ du. teyze ve halazadeleri. Şeyx Said Efendi'nin yüz civarında yakın akrabaları. kayınbiraderleri. Şeyx Diyaeddin Efendi. Mekânı¬ nız cennet olsun Rabia Sultan ve annem Ayşe Hanım. büyük şehid dedenizin kanlı gömleğidir. Babam Şeyx Şebabettin Efendi'nin 18 yaşından itibaren bütün ı8o . yeğenleri.

O da henüz 14 yaşındaydı. TC bir yasa çıkardı." * * s Şeyh Said'ten sonra ailenin erişkin erkeklerine erişemediler ama. 1947 senesinde vücudunu kaplayan çıbanlar. ceman on dört nüfuslu bir aile. alışveriş bilmi¬ yorlardı. 13 seneye . Fakat buna izin vermediler. üçü erkek) ve memleketten beraber ge¬ tirdiği iki yetim Mehmetler ile. onu epeyce yormuştu. Gurbet nedir bilmiyordu. Şeyh Melik Fırat. Bundan böyk herkes 'soyunun adı' ile anılacaktı. hem de torunuy¬ du. Bazılan ailesiyle. hayan sür¬ dürmenin kaplarından habersizdiler. Şeyh'in kardeşi Sebahaddin'in oğlu Şeyh Bahaddin'di. Babam.yakın ikinci sürgün hayatı. yedi çocuğu (dördü kız. bir gazetede yayınlanan söy¬ leşide "aile boyu cezalandırma" konusunda şöyle diyordu: "İkiye ayınp sürgüne gönderdikleri ailede erkek yoktu. Şeyh Said'in hem yeğeni. Şeyh Selahaddin babasının adını almak istedi: 'Saidoğlu' olsun istedi soyunun adı. En önemlisi. Türkle¬ re yabancıydılar. çocuklan topluca sürgün ettiler. Şeyh Kutbeddin'di. o güne kadar kendi çevresinin dışına çıkmamıştı. 1947 senesinin Hazi¬ ran ayında memlekete dönüşünde ancak iki ay yaşayabildikten sonra fani hayata veda ettiğinde 46 yaşındaydı. uzun ve meşakkatii geçti. Sürgünde büyüyen Melik Fırat. Babası. Şeyh'in büyük oğlu Ali Rıza Efen¬ di'nin kızıyla evlendi. Annesi ise Şeyh'in kızıydı. Herkes hard hani kendine 'soyadı' arıyordu. ısnrabını içine atan bir seciyeye sahip bir insandı. onu bitap düşürmüştü. Aile kadınlarının yanındaki en büyük erkek. kadınlan. Diğer beş amcazadeleri ile beraber 55 nüfusa ulaşan büyük bir aile topluluğu. onuruna çok düşkün. soyu sopuyla ilgisi olmayan adlar seçip alıyordu." ı8ı . Ailenin soyadı Fırat oldu.hayad sürgün ve sıkıntılar içinde geçti. az konuşan. Trakya'daki sürgün yıllarımız. Kadmlanmızdan hiçbiri. Annesi. Ka¬ dınlar. Melik Fırat daha sonra. iki kız kardeşi. Türkçe bilmiyorlardı. çocuklardı. Çalışma.

varlıklı insanlar sefalete düşmüşlerdi. Beş kilometre gittikten sonra jandarma yolumuzu kesti. ikinci sürgünde.Şeyh Said'in ailesi dağılıp paramparça olmuştu. keçi. 1928 yılında. bir kez daha Şeyh'in ailesini yalnız bırakmadı. Trakya'da sürgün ise ayrı bir acıydı. 182 . Ama ailenin birlikteliği uzun sürmedi. kolumdan tutu¬ yordu. Ailenin bireyleri ırkçı nefret ve düşmanca tutum yüzünden. Çünkü merkebin üstünde duramıyordum. "burası. Sıtmaya yakalandım. Vize'de jandarmanın gözetiminde büyüdü. bir kez daha af ilan edildi. horlayan yerlilerle göçmenlerin ırkçı kıskacı. tek varlığı¬ mız olan merkebimize bindirdi. sığır. Kimi koyun. Babam beni. kimi para vererek katkıda bulundu. Babama hakaret etti¬ ler. açık hava hapishanesi "ydi. keşke ökeydim de. Ora¬ ya gitmemiz jandarmanın iznine bağlı. Vücudumda yaralar açıldı.. Melik Fı¬ rat'ın deyimiyle. Melik Fırat. Sürgün yeri. sürgünler için de af çıktı. Trakya'da Vize ilçesiydi. Hınıs'ın Kolhisar köyünde yeniden bir araya geldiler. O yaya yürüyor. Ailenin mal var¬ lığı. babam bu haka¬ retlere maruz kalmasaydı. zenginliği de yok olmuş. Melik Fırat 6 Mart 1994 tarihinde Hürriyet gazetesinde ya¬ yınlanan bir söyleşide. Sürgünler yurtlarına döndüler. ihtiyaçlarım karşılayamıyorlardı. Ailenin dönebilen bi¬ reyleri. bir kere daha sürgün cezasına çarptırıldı. Ben o zaman dedim ki. Abdülmelik Fırat henüz iki yaşını doldurma¬ mıştı. gücü ve olanakları oranında yardıma koştu. öte yanda düşman gözüyle bakan. Bir yanda devletin jan¬ darması. Istranca Ormanları içinde jandarma nezare¬ ti altında bir köyde kalıyoruz. Halkın da yardımıyla daha yeni yeni toparlanmaya başlayan aile. Kürtler. Şeyh A. bazen kendi paralarıyla alışveriş edemiyor." Daha sonra. Herkes. şöyle diyordu: "Çocukluk yıllarımdan bilincimin akında yer etmiş bir olay var: 10 yaşındayım. 1935 yılında.. Vize ilçesi bize aşağı yukarı üç saat mesafede. her firsatta aşağıla¬ yan.

yüzyılda Kürt isyanlanna önderlik yapan Botan Miri Bedirhan'ın torunları arasından paşalar. isyanlara önderlik edenlerden kimilerinin to¬ runlan. 19. seçilmesi için seferber oldular. henüz 23 yaşındaydı. daha sonra 1971 ve 1980 tarihlerinde tekrarlanan açık askeri darbelerden sonra yeniden tutuklandı. Atatürk döneminde Milli Eğitim Bakanıydı. dostlarından biri oldu. 1957 yılında DP'den milletvekili adayı olduğu zaman. Şeyh Said'in bazı yakın akrabaları ve torunlan da sistemle bü¬ tünleşip uygulanan politikaların yürütücüleri oldular. 183 . TC de. Kürtler. 1980'deki askeri darbeden sonra. valiler çıktı. bu nitelikleri nedeniyle gene¬ raller tarafindan Kültür Bakanlığına getirildi. Uzun süre cezaevinde kaldı. bitmiş. 1950'de iktidara gelen ve 1960 darbesine kadar iş başında ka¬ lan DP'nin ünlü Dışişleri Bakanı Fatin Rüştü Zorlu da Bedir¬ han'ın torunlarındandı. Mahkeme karan ile yaşını büyüte¬ rek listeye girdi. "demokrasi var" desinler terti¬ binden "diktatöriükten çok partili sisteme" geçmiş ve CHP'nin yanında Demokrat Parti (DP) kurulmuştu. * Kürt tarihinde. Aynı aileden tarihçi Cemal Kutay. ikinci Dünya Savaşı olmuş. dünya yeniden yapılanmaya başlamıştı. Türk milliyetçiliğine yönel¬ di. 1960 darbesinden sonra tutuklandı. Torun¬ larından Vasıf Çınar. Yine 19. 1990'larda da ce¬ zaevinde yattı. parlamentonun en genç üyesi oldu. Ailenin erkekleri yeniden sürgüne gönderildi. 1960'da Başbakan Menderes ve Maliye Bakanı Hasan Polatkan'la biriikte idam edildi. daha sonra sistemle bütünleştiler. Zorlu. Melik Fı¬ rat. Kemalizme bağhlığıyla tanınıyordu. Melik Fırat. 1960'dan sonra Türk milliyetçiliğinin lideriiğini üstlenen emekli albay Alpaslan Türkeş'in en yakın fikirdaşı. yüzyılda Kürt isyanlarına öncülük eden Baban aile¬ sinden yazar Cihat Baban. Melik Bey.Bu arada. ideoloji ve siyasetin ön¬ cüleri oldular.

Milyonlarca Kürt mültecileşti. ırkçıları ve dincileriyle bütün Türk sağının birleştiği "MilÜyetçi Cephe Hükümeti"ne destek verdi. Bu dönemde binlerce Kürt köyü yakıldı. partisiyle ilişkileri zedelendi. Şeyh Said'in amcası Şeyh Hasan'ın torunuy¬ du. Melik Fırat. yıllardan sonra. Şeyh Abdullah. Sep¬ tioğlu. Bu partide zaman zaman iktidar ve baskıcı politikaların yürütücüsü oldu. Binbaşı Ka- 184 . 1980 son¬ rasının Doğru Yol Partisi'nin değişmez Elazığ milletvekiliydi. Şeyh'in kardeşi Abdürrahim'in oğlu Zülküf Bilgin. daha sonra. istifa edip ayrıldı. Aynı dönemde.. onun kapatılmasından sonra sırasıyla Refah ve Fazilet partilerinde milletvekiliydi. daha sonra "Atatürk'e suikast" düzenledikleri gerekçesiyle idam edilen siyasetçilerin itibarlarının iadesine iliş¬ kin bir önergeye imza atınca. aynı yıl CHP ile yapnğı koalisyonla Başbakan oldu.. Türkiye İşçi Partisi (TİP) Diyarbakır İl Başkanlığını yapri. 1960'larda Kürt sorununu inkâr etmeyen tek siyasal partiydi. Şeyh Abdullah ile evliydi. Erzurum'dan yeniden milletvekili seçildi. DP'den ve kopanların kurduğu Hürriyet Partisi'nden. Adalet Partisi ve onun devamı. Süleyman Demirel. Şeyh Said'in bir kızı. Şeyh Said'in öteki torunlarından Melik Fırat. Demirel. Parti¬ den ihraç edilmek istenirken. TİP. Fuat Fı¬ rat da destek verdi.Ali Rıza Septioğlu. Fırat'ın yer aldığı parti. Şeyh Said'in torunlarından Mehmet Fuat Fı¬ rat "dinci" Milli Selamet. yine kardeşi Mehdi'nin oğlu Muhyettin Aygören de TİP'liydi. Şeyh'in öteki kardeşi Abdürrahim'in oğlu Fevzi Bilgin. 1975 ydında. Bingöl'ün Solhan ilçesine bağh Melekan köyünden. 199rde Süleyman Demirel'in DYP'sinden. Türk milliyetçiliğinin lideri Türkeş'in MHP'siyle seçim işbirliği yaparak parlamentoya taşın¬ masına da olanak sağladı. Diyarbakır Belediye Başkanlığı yaptı. Şeyh Said'in kardeşi Şeyh Tahir'in kızıyla evli olan Diyarbakır¬ lı Avukat Tahsin Ekinci. 1950-60 arasında. Fuat Fırat.

sayısız seçmeni. 185 . Partisinin ikti¬ darı döneminde.sım'la el birliği yaparak kaymbabasının yakalanmasını sağlamış. buna rağmen kamuoyunda "hayır" sesi duyulmaya¬ caktı. bu doğrul¬ tudaki partilerin Üstesinden milletvekili olacaktı. Şeyh Abdullah'ın torunlarından Mahmut Sönmez. Abdullah'ın çocukları ve torunlan. daha sonra Kürt sorununu hararetle inkâr eden sağcı partile¬ rin başarısı için çalışacaklardı. sonra Şeyh'le birlikte asılmıştı. köy yakmalar yüzünden göç- menleşecek.

Dersim. Mardin. içişleri Bakanlığı tarafından İstiklal Mahkemeleri Savcıhkla- nyla Üçüncü Ordu Komutanlığı ve Erzurum. isyana katılmamış halkm ise asla zarar görmeyeceğini açıklıyordu. "Şeyh Sa¬ id ve avanesi Türk adaletine teslim" olduktan sonra barış. isyancılar aynı kefeye konuyordu. isyancdar işgal ettikleri şehir ve kasabalardan çekilmiş. yayınlanan bir hükümet bildirisiyle. Bütün Kürt kesimleri şaşkın¬ lık içinde kalıyor. Şeyh Said'in "yargılanmaya" başlandığı gün olan 26 Mayıs 1925 tarihinde. Diyarbakır'dan ayrıldıktan sonra. fakat ilgi ve izini gizlemiş olan herkesin elinde ve evindeki silahlarla. kimseye dokunulmaya¬ cağını. Van. Ankara.Dördüncü Bölüm "İSLAHAT PLANI" YA DA TEDİP İLE TENKİL Şeyh Said. Herhangi bir endişeye gerek yoktu. iyimser hava halk arasında gözle görülür bir rahatlık yaratmıştı. Şeyh Said ile arkadaşlan teslim oldukları takdirde. Siirt illeri Sıkıyönetim Komutanlıklarına gönderilen bir emirnamede. kar¬ deşlik ortamı kurulacak. Genç. İsyana katılanlar. Bitlis. Diyarbakır. Emirnamede. Ankara'nın söylemi. Resmi açıklamalara göre. Fakat. devletin gü¬ vencesi altındaydı. "te¬ dip ve tenkif'in ayak sesleri duyulmaya. korku sislerini dağıtmış. yaralayıcı aletlerin ı86 . silahlar susmuştu. Elazığ. korku günlerinin haber¬ cisi işareder görülmeye başlıyordu. iyimserlik iklimi. bir anda altüst oluyordu. Ergani. masum halkın hayatı. Malatya. "ayaklanmayla sözlü ya da eylemli olarak ilgilenmiş. yalnız isyancı liderlerin peşinde olduğunu. köylerine dönmüşlerdi. Siverek. hatta karşı çıkmış Kürtlerle. Beyazıt. isyana katılmamış. Muş. devlet imar ve kalkınma için olanakla¬ rını seferber edecekti.

hükümete çeşidi şekiUerde bağlılık ve sadakat gösterenlerie. her bölgede takibi gereken kişilerin yavaş yavaş ve devamh olarak yakalanmaları ve silahlann toplanması suretiyle kararlaşnnlmış olan ıslahata şimdiden elverişli^bir orta¬ mın hazırlanması için çaba harcanması gerekmektedir. genelgeden hemen sonra. bu işi mudaka büyük kuvvetlerle halledilecek sorun ha¬ line getirmeyi uygun bulmamaktadır. "Tedip" (terbiye etme) ve "tenkif'in (yerinde sonuna kadar susturma) ilk ayak sesleriydi bu. Doğu'daki son durumdan faydalanarak. çarşıda. İlk şaşkınlık. Bu iş. halk üzerindeki silahların toplanmasıdır. çok geçmeden ye¬ rini dehşet günlerinin korkulanna terk edecekti. "programın esaslanna" açıklık getiriliyor." Dört bir yana dağılmış askeri birlikler. içişleri Bakanlığı 13 Haziran 1925 tarihinde. bir daha uç vermeyecek biçimde şiddet yoluyla "halledilecek" (ıslah). şöyle deniliyordu: "Doğuda esaslı ıslahata azmetmiş olan hükümetin ilk hedefi. bazı neden ve dü- şüncelerie yavaş yapılsa dahi. Bazı böl¬ gelerde bunun için büyük kuvvetlere lüzum gösterilmekte ise de. pazarda. kesinlikle savsaklanamaz. yakında gerçekleşmesi esas olan amaç için şimdiden hazıriıklı bulunmaktan ibarettir. başka bir deyişle "çözüme bağlanacak"ri. zaman geçirmeden harekete geçmişlerdi. "Kürt vardır" demek yasaklanıyor. "Kürderin var olmadığına" da karar verili¬ yordu. kaçaklardan sağ yakalanabilenler ile onlara yardım ve yataklık edenlerin mahkemeye şevkleri" isteniyordu. yurtdışında aleyhte etki yaratacak kişilerin kuşkulandınlmaması. Kürt sorunu." Emirname açık ve netti.toplarilması. Bundan önce. Aynı programla. Genelge devam ediyordu: "Ayaklanma sırasında. 26 Mayıs 1925'te yayınlanan bildiride hakim olan ruh ve amaç. hükümet. 187 . 26 Mayıs tarihli genelgesine açıklık getiren bir genelge daha gönde¬ riyor. aynı kurumlara. Uygulanacak "program"ın adı da konmuştu: Islahat (iyileştirme). okul¬ da Kürtçe konuştuğu görülenlerin cezalandınlması isteniyordu.

Erzincan'ı Rusların elinden alan Dersimlilerdi. milis komutanıydı. savaşa giremeden yenilmiş. kurban zincirinin halkaları haline geliyordu. Birlik ve beraberlik halinde hare¬ ket ettikleri takdirde Kürtlerin neler yapabileceklerini. ama Kürder teslim olmadılar. silahlar toplanıyor. her yaştan ve cinsiyetten insan. Kürderi sindirmekti. Başbakan İsmet İnönü'nün mecliste yaptığı konuşmanın paralelinde yürüyordu.Köyler basılıyor. teslim ol¬ muştu. Şeyh Said'in Batı Cephesi Komutanı Şeyh Şe¬ rif. kuzeyde Ruslarla Gürcüleri önlerine katıp perişan et¬ tiler. Karayılan Kürt'tü. Silahı olmayan¬ lar dayak. birleşip işgalcilerle savaştı¬ lar. 60 yıl sonra şöyle anlatıyordu: "Amaç. hakaret ve işkenceden geçiriliyor. Silahları da yoktu. dünya alem Birinci Dünya Savaşı sırasında gördü. Güneyde İngiliz ve Fransızları. Bazı yerlerde. Taş ve sopalarla yürüdüler. Babam da onun emrinde çarpıştı Ruslarla. ı88 ." Hükümetin "Islahat programı". bizim Karakocan tarafından. Şahin Bey. halkı tedbirsiz ayağa kaldırdılar. insanlar meydanda toplanıyor. ailesini. olayların bir daha tekrarlanmaması için gereken köklü tedbirlerin alınacağını söylemişti. İsmet Paşa. direndiği gerekçesiyle bazı köyler ateşe veriliyor. Osmanlı. Köyler sarılıyor. yakalanan köylüler toplanıp götürülü¬ yordu. Tehlikenin bertaraf edilmesi için hazırhklar yapılırken. potansiyel tehlikeydi. canını kurtarmaya çalışıyordu. Antep ve Urfa destanlarını yazanlar Kürtlerdi. zulüm sa¬ çıyordu. Şeyh Said yakalandıktan sonra da ge¬ nel temizliğe giriştiler. Bu gücü gös¬ teren Kürder. "ıslahat" denilen silah toplama ile "tenkil" pla¬ nı bir arada yürütülüyor. O günleri. "ya si¬ lah ya da canınız" dayatması ortaya konuyordu. Şeyh Said'in üstüne yürüyüp. 1925 Haziranında başlayan silah toplama seferleri. çocuk gözü ve bilinciyle yaşamış bir Karakoçanlı. kimileri elinde avcunda ne var¬ sa rüşvet olarak verip. kimileri kurtulmak için silah satın alıp teslim ediyor.

mahkemelerde devlet tanığıydı. Palu'nun Gülüşkür köyünü basıp si¬ lah topladılar. Köyü de ateşe verdiler. Kimi dağa çıkıp gizlenmeye çalıştı. neleri yoksa aldılar. kendilerine dokunulmayacağına inanıyorlardı. tepkisiz hale getirdikleri 44 kişiyi süngüden geçirdi¬ ler. cinsiyet ayı¬ rımı yoktu. yiyeceklere. ki¬ mi yerini yurdunu terk etti. Varto'nun Kulan köyünde oturan ailesi "ıslahat"ın şidderinden kurtulamadı. İmkanı olanlar yurtdışına kaçri. O zaman. Birbirine bağla¬ yıp etkisiz." "Islahat programı" yürüriüğe konmadan önce. Gözleri kördü. eylemleri "isyan" sayılıyordu. Bir köylüsü. "kaçış" olarak ortaya çıktı. "İsyanlan basnrmak" üze¬ re daha büyük güçler seferber ediliyordu. Fakat. çocuk. Kör Mıho'nun akıbedne uğrama korkusuyla direnenkr "is¬ yancı". ihtiyar. isyancılan tutuklatan kişiydi. ona ilişkin "ıslahat" öyküsünü anlatri: "1925'in yaz aylarında. Köylülerin üstünde başında neleri var. Süngülenerek kadedilenlerden birinin adı Mıho'ydu. Dağa çıkanlar. içeceklere ve hayvanlara el koydular. "İslahat programı". arandığını 189 . beşi bk arada olanlar üsderine gelen güce direnmeye başladılar. İhtiyar bir adamdı. Şeyh Said'in ayaklanmasını da. savunma refleksi. uygulamayla biriikte "ıslahatın" genel ve ayırımsız ol¬ duğu ortaya çıkınca panik başladı. Gülüşkürlü Kör Mıho "ayrımsızlığa" örnekti. Babası Ahmet Ağa. Ayrıca. Buna rağmen. devlet yardımcılarının aüelerini kapsıyor¬ du: Binbaşı Kasım muhbk olarak. sakat. dağınık ve örgütsüzdüler. Üçü. "ben sizdenim" diyerek tuzağa çekendi. isyana katıl¬ mayan ya da devlet güçlerine yardımcı olan Kürder. Her¬ kesin olanaklan oranında başının çaresine baktığı bk korku dö¬ nemiydi. Sonra evleri yağmaladılar."Tenkil ve tedip" planında.

mahkeme¬ lerin hemen yanında kurulu duran sabit darağaçlan ve onlann da hiç boş kalmadıklarıydı. Köylüleri. yerinde "terbiye" ve "sonuna kadar susturma" olan "Tedip ile tenkil" harekâtları bütün hızıyla devam ederken. Şeyh Said ve sonraki idamlardan söz açıldı. Diyarbakır'daki idam manzaralarının tanıklarından biri olan Ali Küçük. O kimseye borcunu hatırlatmıyor. bir kaçak gibi yaşadı. başka bir deyişle "ana baba günü"ydü. Merkezi Diyarbakır. bu sayede kurtulmuşlardı. Elazığ ve Bitlis olan. Bilinen. Aydın Saraç anlattı: "Ali Küçük'ün geniş dükkânı biz taşradan gelmiş. nasıl öldüğünü kimse öğrenemedi. "İs¬ tiklal Mahkemeleri" de yakalanıp önlerine getirilenler için idam cezalan üretiyordu. sıkboğaz etmiyordu.öğrenince. Tanık olduğu bir manzarayı. "Markar". Çevre köy ve ilçelerden okumak için Diyarba¬ kır'a gelmiş birçok lise öğrencisi. Bir daha geri gelmedi. Bizler de. kasabalara dağılmış kollarıyla İstiklal (Özgürlük) Mahkeme¬ leri eliyle kaç kişinin öldürüldüğü bilinmiyor. Ermeni asıllıydı. akıbetini "yerde sürükleyerek götürdüler. bekar yaşa¬ yan öğrencilerin buluşma yeriydi. 190 . Muşlu Aydın Saraç'n. Bir gün. ailesi "kelime-i şahadet" getirip din değiştirmiş. ondan "veresiye" alışveriş edi¬ yordu. * Dağlarda. ailelerimizden geldikçe parasını ödüyorduk. 1950'lerde Diyarbakır'ın Dağkapı semtinde bak¬ kallık yapıyordu. Fakat nerede. Ali Küçük. Müşterilerinden biri de. gözleri yaşararak anlattı. Fakat bir gün köyüne dönünce yakalandı." diye anlatıyorlardı. Veresiye alışveriş yapıyorduk. Öldüğünü haber verdiler. kendi çektiklerini anlatıyordu. Kürtler açısından hayat genel mahşer. yeni hayatında "Ali". Bazen bize aile¬ sinin dramını. dört bir yana şube¬ leri. isimlere takla attırmış. yasayla herkesin "atası" yeni¬ den belirlenince soyu da "Küçük" adını almıştı. Ermeni "olayları" sırasında.

Yoksul görünüşlüydüler. Süngülü¬ ler arasında yürüyüp gidiyorlardı. bütün köy cezalandırılıyordu. ikinci Dünya Savaşı'na dek sürdürülen "ıslahat" sürecinde. Eğilip kelepçeli elleriyle aldı. Üstü başı yırtık. birbitine bağh duruyordu. Pe¬ rişan. başkalanna korku ve ibret verecek biçimde cezalandırma. Eskimesin. suçsuz ayırımı da yapılmıyordu. yamalıydı. öylece duruyorlar¬ dı.. ilintisi.. Suçlu. Yoluna devam etti. yıpranmasın diye mi bilmiyorum. daha sonra zincirle¬ me. kan ve ateş içindeydi. İçlerinden birinin halini hiç unutamıyo¬ rum." 1925 yılının Haziran ayında başlatılan. ne kadar insanın yerinden yurdundan ko¬ parılıp sürgüne gönderildiği bilinmiyor. Örneklersek: isyanla ilgisi. "terbiye etme" diye tanımlanıyor¬ du. "tedip ve tenkil" şeklinde yayılıyordu. ortadan kaldır¬ ma. Türk Dil Kurumu tarafin¬ dan yayınlanan sözlükte tedip. Yeniden omzu¬ na atn. Yalınayak gidiyordu darağacına. dedi. Sonra darağaçlan bölgesinde asıh gördüm. Bk köyden tek bir kişi bile isyana sempatiyle bakmış ya da silahlı olarak katıl¬ mışsa. Kürtlerin bütün yurdu baştan başa savaş alam. 10-15 asılmış kişi saydığımız oluyordu.'" TANIKLAR VE RESMİ BELGELER İsmet Paşa (İnönü) hükümetinin "ıslahat programı" korku se¬ li olmuş. Belki de nereye götürüldüklerinden habersizdiler. güzergâh boyunca dara¬ ğaçlan kurulmuştu'. 'Darağaçlan sabit. Tedip ve Tenkil Arapça deyimlerdi. Bir gün asılmaya götürülen bir kafile¬ yi gördüm. çarıklarını çıkarmış. ayakları zincirliydi insanlann. kaç kişinin katledildiği. Etrafi seyre¬ de seyrede gidiyorlardı. "Tenkif'in karşılığı ise şöyleydi: "Kamuya (halka) zararlı kişi ya da topluluğu. Çanklan yerde. Sabahları... birbirine bağlayıp omzuna atmıştı.'Dağkapı'dan Mardin kapıya kadar. Elleri bağlı. sehpaların kolları arasında salla¬ nan. yeni asılmış insanlar görüyorduk. hatta haberi olmayan köyler 191 . Her sabah uyandığımızda. Çarığı bir ara omzun¬ dan sıyrılıp düştü. ayaklannın dibinde.

aynı gün ba- sddı. Askeri karargâh. köy basıldı. bahçe ve ekin tarlalarının yanında. o gün. Önce yükte hafif. Köyü ateşe verdikten sonra. kibrit ça¬ kıldı. biri kadın. ormanlar da ateşe veriliyordu. bilezikleri alındı." Adının açıklanmasını istemeyen Bingöllü bir ihtiyar anlatıyor¬ du: "Genc'in Valer ve Şemsan köyleri. Melle Selim'in anlattığına göre. Aynı müfreze. Sonra köy ateşe verildi. Bağ. 32 kişiyi seçriler. 1925 yazında. El ve kollarını urganlarla bağlayıp. "Islahat prog¬ ramı" dehşetin adı olmuştu. gerisin geri alevlerin içine dönüyor. Daha önceki bölümlerde de adı geçen tanıklardan Melle Se¬ lim. Fakat askerlerle yüz yüze gelince. Varto ilçe merkeziyle Karameşe köyünde 21 kişiyi kurşuna diziyor. "Şey" adındaki hikâyesinde. Türkleştirme programıyla adı "Ölçekli" yapılan Varto'nun Diyadin köyündendi. Diyadinliler köyün ortasında toplandılar. "Islahat" darbelerini ondan da esirgemedi. Aynı gün. Yakaladıkları insanları oraya götürü¬ yor ve askeri karargâhın arkasındaki derede kurşuna diziyorlar. Murtezan. Ahırın kapısına kuru ot yığılıp. bir başka müfreze kolu." İnsanların diri diri yakılması. oradan da 'esir' kafilesine 8 kişi katıyorlar. Doğa da yangın ve kırımdan nasibini alıyordu. Diyarbakırlı bir genç kızın trajedisini anlatıyor: Genç kız. Ele geçen tutsakları süngüden geçirdi. 192 . Köylüler arasından. daha sonra edebiyata da konu ol¬ du. Sonra 22 ki¬ şi bir ahıra dolduruldu. Önce paraları. Köylerden toplanan insanlar topluca öldürülüyordu. Diyadin isyancı değildi. ateşe verilen samanlıktan fırla¬ yıp dışarıya çıkıyor. Remzi İnanç. kadınla¬ rın yüzükleri. Mıstan. Botan ve Tavus köylerini yakıp yıktı. pahada ağır ne varsa alındı. sonraları. Randalin de isyana kadlmamıştı. Melle Selim anlatıyor: "Aynı müfreze Diyadin'den sonra Randalin (Buzlugöze) köyüne geçti. Ama. 1925 yazında. Karlı¬ ova'nın Selekan köyündeydi. giderken yanlarında götürdüler.yanıyordu.

Bazı köylerin müfrezeler gelmeden boşakıldığı görülmüş. saman. ot yı¬ ğınları. Genelkurmayın yayını. aile yakınlığının verdiği ve bu kuvvetle bu ahalinin de manen ve maddeten asilere yardımda bulundukları ve buralarda asilerin birçok silah ve cephanesi bulunduğu anlaşılmış ve her an eşkıya ve ahalinin baskın veya pususuna uğramak ihtimaline karşı. basında "çatışmada silahlarıyla birlikte ölü olarak ele geçirilen eşkıya" olarak geçiyordu. Yanan köylerde birçok fişek ve bombalann infilak ettiği görülü¬ yordu. * * * Albay Reşat Hallı'nın imzasını taşıyan ve Genelkurmay Başkanlığı'nca yayınlanan Türkiye Cumhuriyeti'nde Ayaklanmalar 1924-1925 adındaki kitap. Zergezor bölgesinde miktarı 22'ye yükselen köy) eşkıya ile tamamen birlikte olduğu kesinlikle anlaşıldıktan sonra yakıldı. tarlalar. kısmen de kadın ve çocuklardan ibaret kümeler toplatdrılmışd. Mürta- zan. Harekâtın cereyan ettiği bu bölgedeki köylerin. asilerin vatanı olduğu. Bundan sonra' ahali tarafindan esasen boşaltılmış olan köyler (Botyan. Bunlardan alınan bilgiye göre eşkıyalardan bir kısmının daha önce buralardan uzaklaştığı. bir kısmının da köyün erkek¬ leri ile öteye beriye dağılmış oldukları görüldü. mağaralar. Kürt genelinde yaşananları teyid ediyor. kitlesel kırımları inkâr etmiyor.Kırım. komlar tamamen araştırıla¬ rak perakende bir surette buralara sığınan çoğu erkek. Kitapta şöyle deniliyor: "... Kül haline gelen saman yığınları arasında mukadder akı- 193 . tanıkların anlatımları doğrulanıyordu. eşkıyanın aile ve çocuklarının buralarda barın¬ dıkları ve köy halkının çoğunun birbirlerine akraba olması do¬ layısıyla. odun. bu¬ nun üzerine köye muhit olan arazi kısımlarının da dikkade araş¬ tırılmasına zorunluluk hasıl olmuş. Kürt yurdunun genelinde yaşananla¬ rın resmi raporlarla anlatımıdır. ormandaki inler. müfrezeler köylere girerken çok esaslı tertibat almak zo¬ runda kalmışlardı. silahı ile tutu¬ lan ve eşkıya ile ilişkisi olduğu anlaşılanlar hemen kurşuna dizil¬ mişti. Yakala¬ nan bu şahıslar arasında kadınlar tecrit edilerek.

" Resmi tarih. Kançavare ormanlarında yine Emin Miko'ya mensup 4 silahlı. takip müfrezeleri buraya yaklaşdğı sırada. sayı açıklamakla yetiniyordu. Asilerin terk ettiği hayvan sürüleri müsadere edilerek. Süpülük dağının taranması sırasında. kurbanların cinsiyeti ve yaşları konusunda ayrın¬ tı vermiyor." » * » Genelkurmay'ın kitabını okumaya devam edelim: "Güney birlikleri. bölgedeki şüpheli yerlere ya¬ pılan baskınlar sonunda. talan ve ganimetlerin bilançosunun tutanaklara kaydı da ihmal edilmiyordu. 450'ye yakın ki¬ şi öldürülmüş. 194 . bir kısım erlerin et istihkakı¬ na karşılık biriiklere verilmiş. Bu safha harekâdnın sonunda Kuzey ve Güney birlikleri tara¬ fından Çotela dağının en yüksek tepelerine kadar yapılan tara¬ malarla bütün meskun yerler araşdrılmış. bunlara ait olup güneye kaçmlmak istenen bütün sürüler ele geçirilmiştir. 12'si silahsız şaki tutularak öldürüldüler. asilere yataklık ettik¬ leri kesinlikk anlaşılan 60 kadar köy yakılmış. Bu arada. Emin Miko çetesine mensup 6 silahlı ve 39 silahsız. elinden silahını atarak kendine masum hal ve tavrı veren birçok kimseler dahi yakalanarak hemen imha edildiler. Tanınmış elebaşlanndan Hartah Sabri de müfrezeler tarafindan yakalanarak öldürülmüş. Ömer Faro çetesine men¬ sup 49. çoğu Elazığ ve Diyarbakır'a gön¬ derilerek mülki idareye teslim edilmişti. avanesinden 10 kişi ile iki gün önce Nüveydan bölgesine firar ettiği anlaşılmıştır. Mustafa'nın da Paro bölgesindeki köyler¬ den birinde saklandığı öğrenilerek.betine uğrayan birçok eşkıya avanesinin cesetleri teşhis edildiği gibi. bölgesinde yaptıkları taramalar sırasında meşhur Saki Bicarlı Mustafa'nın avanesinden ormanlıklar içinde saklanmış 19 kişiye tesadüf ederek imha etmişler ve bunlardan aldıklan bilgi üzerine. insanları birer rakamdan ibaret kabul ediyor.

yorumsuz ola¬ rak yine resmi tarihten okuyalım: ". harekâta geçtikleri bölgedeki köylerin ahalisini kamilen iş ve güçleri ile meşgul bulmuşlardı. Bu köy ve civarı sonradan tamamıyla yakıldı. 60'a yükselmesi. akşama doğru Lice'den gönderilen kuvvet¬ li bir bölüğün yetişmesi üzerine asiler karanlıktan faydalanarak etrafa dağılmışlardı. derhal mu¬ kabeleye mecbur kalan müfreze erleri tarafindan etraftaki hakim sırtlar tutulmuş ise de. halk ve köylüler de yavaş yavaş değişmeye başlamış ve öteden beri Şeyh Fahri ve Fevzi çetelerinin faaliyet sahaları olan bu böl- 195 . Alay taburlan ise. Bu müsademede 1 yüzbaşı ile 4 er yaralan¬ mış. zayıf bir durumda bulunan müfrezenin savun¬ ması ile devam etmiş. Önceleri kendilerini hükümete sadık ve bağlı göstererek ha¬ yatlarını kurtaran ve medyum oldukları şükran borcunu böyle nankörce ortaya koymaktan çekinmeyen bu ahalinin yaratdkları bu olay ve çevre halkının hemen çoğunun hükümete ve ordu¬ ya karşı besledikleri kötü duygu itibariyle bir ibret dersi teşkil eder. Hüküme¬ te gerçekten bağlı olduklarından dolayı kendi durumlan ve ge¬ leceklerinden kuşku duymayan ve bunun doğal sonucu olarak hiçbir korku ve etki akında bulunmayan bu masum halk taba¬ kası. yalnız Lice'nin kuzeydoğusundaki Harta köyüne gönderilen müfreze. eşkıya 10-12 kişi kadar zayiat vermişti. Lice. Tarama harekâd bütün şiddeti ile güneye doğru ileriedikçe. etrafinda cereyan eden olaylara karşı tamamen lakayt bir halde tarialarını sürüyorlar ve kendilerini topraklarına adamış bulunuyorlardı.. Bölgenin hemen her kısmında nüfus sayımı sırasında bir olay olmamış. Müfreze köye yaklaşırken dört-beş el silah adlmış. Silvan. 1927'nin yaz aylarında. takındıkları masu¬ miyet kisvesi altında melanetlerini gizleyecekleri tahmin edilmiş¬ ti. bu köyden ateşe maruz kalmıştı.. Hani. Hüveydan bölgesinin aranması ve taranmasına memur edilen 63. silah sesine yetişen köylülerin ellerindeki silahlarla birlikte eşkıyaya katılması ve iki saat içinde sayılarının. Harekâtın ilk safhasında bu köye ve halka ilişilmemiş.Şeyh Said'in idamından iki yıl sonra. ve Hazro bölgelerinde olanları.

Harta olayında olduğu gibi burada da ilkin birçok köylere masum ve kabahatsiz telakkisi ile şeflcat gösterilmişti.ge ahalisi de tamamıyla hükümete karşı isyankâr bir durum alnıış ve eşkıyaya silah. Bu su¬ rede hem müfrezelerin kuvvetinden bilgi almış oluyorlar. eş¬ kıya ile birlikte müfrezeye ateş açıyor. Temri or¬ manlarında bu şekilde. Pek kısa sü¬ ren bu nazik durum sırasında köyden silahını alıp kaçabilen. daha önce Cıbranlı Albay Halit Bey'in müfrezelerini kandıran ve sonradan firar edenlerden 38 kişi ya¬ kalanarak öldürüldü. Ve Hüveydan bölgesindeki bütün köyler kamilen yakıldı. cephane. bu gibi kandırıcı sözlere önem vermeyerek görevlerinin gerektirdiği tedbiri almakta ihmal göstermediler. bu gibi köyler kamilen yakılmıştır. bir kısım köylülerin birçok dolambaçlı yollardan çevirdiği bin türlü hile ve desiselerle kandırıldılar. köylerinde eşkıya bulunduğu halde. köye yaklaşan müfrezeyi birkaç kişi ile karşılı¬ yor. kendilerinin eşkıyadan birçok zulüm ve işkence gördüklerini ve falan istikamete gittik¬ lerini anlatıyorlar. Oysa bu köylülerin çoğu. 7. gerekse subaylann azim ve irade zaafi. diğer yandan da köye haber göndererek he¬ men silahlannı alıp dağa çıkmalarını tembih ediyorlardı. yiyecek verecek kadar cesaret göstermiş ve bazı köyler ahalisinin de. Bir yandan kö¬ yü abluka ve köylüyü soruşturma ile meşgul iken. Seyyar Jandarma Alayı müfrezeleri tarafindan araştırma ya¬ pılmakta ve örtülmekte bulunan Sarum suyu güneyindeki bölge¬ de bkçok köy taranarak yakılmış ise de. bu olayın gerek ederin eğitim noksanı. köyde kalanlar ise kendi¬ lerini sadık göstermek için gereken rolü oynamakta devam edi¬ yoriardı. tarama si¬ lindirinin önünden kaçarak Sarum suyu geçitkrine (Goderni köp- 196 . Şüpheli bir durumda yakalanarak mahke¬ me edilmek üzere Lice'ye gönderilen 31 kişi de yolda muhafizların silahlarını almaya teşebbüs ettiklerinden hepsi öldürüldü. biriiklerin yaklaştığını ha¬ ber alır almaz yiyecekleri tokattan kurtulmak için hemen köyle¬ rini terk ile etrafa dağıldıkları görülerek. hem de müfrezeyi şaşırtarak gafil avlamak istiyorlardı. Bununla beraber Hüveydan bölgesine özgü riyakâr¬ lık nedeniyle müfrezeler. diğer yandan firar edenleri şiddetle takip etmekten geri durmadılar. Bununla beraber bu bölgenin araştınlması sırasında birçok defalar böyle acı imtihanlar karşısında kalmış olan müf¬ rezeler.

özellikk yol bo¬ yunca olanlarda ahalinin durumunu şüpheye düşürecek birçok emareler görülmüş. terbiye etme) ha¬ rekâd sonunda bölge ve müfreze komutanlıklannın raporianna göre. hıyanet ve şekavetle¬ rinden şüphe edilmeyen bu köykr de kamilen yakılmışd. muhtelif havalide cereyan eden takip ve taramalar sonun¬ da yakılan köy miktan. fiilen eşkıyalık ettikleri sabit okn bu köykrde erkeklerin bulunmaması da dik¬ kat çekmiş ve çocuklardan yapılan soruşturmada bunlann birkaç gün önce topluca gittikleri anlaşıldığından. 3 Kasım 1927 akşamı Hani'ye geldiler. köylerin çoğunda. Alay 1. birer birer bulundukları yerkrden çıkartılmış ve bunların silahh olan 1 12'si öldürülmüştü. hareket sırasında sık sık tekerrür eden telgraf hadannın ke¬ silmesi gibi eşkıyaya yardımcı bir durumda değil. Bu alayın araştırma yaptığı havalide tutuklanan şahıslardan bir¬ çoğunun on beş gün önce Murat güneyinden inen asi gruplarına mensup oldukları anlaşıldığından hepsi kurşuna dizildiler. hakim sırdan tutan erkr tarafindan bura¬ larda güneye karşı yapılmış bir siper içerisinde ve henüz yeni adl¬ mış birçok boş kovanlar bulunmuş. güneye kaçmak isteyen bu şerir de bu küçük kuvvet karşısında iki kısrak bırakarak tekrar kuzeye dönmeye mecbur kalmışd. Bu taburlar geniş bir bölgeyi taradıktan ve şüpheli köyleri yakdktan ve şahıslan kamilen imha ettikten sonra. erzak kafilelerine pusu kur¬ mak. Tabur müfrezekri tarafindan bu şakinin faaliyet bölgesi olan ve bundan önceki tedip saflıalannın çerçevesi dışında kalan Ashabikeyf dağı ve civarındaki köylerde araşdrma yapılmış.rüsüne) dayanan 3-5 şakiyi yakalamak firsatım kaybettirmiştir. Finto civarında 40. harekâdn sonucunda 280'e yükselmiş ve 197 . Tuzla'da bulunan 62. Köylerine gizlice girebilmek için müfrezelerin hareketini civar mahallerde saklanarak bekleyen birçok eşkıya döküntüleri de. Takriben bir ay süren tedip (cezalandırma. Alay taburlannın taramayı müteakip Hani'de toplanmaları emredilmişti. Tedip harekâtının son saftıasına tahsis edilen Hüveydan böl¬ gesi ile Lice ve Hani güneyi bölgekrinin araştırılmasına memur 63. Süvari Alayı keşif kollan ile Hanili Seyfullah çetesi arasında müsademe olmuş.

Anne tarafım da öyle. 100 haneden fazlaydı. saygı duymayan yoktu. Feyzullah Koç'un anlattıkları. Şeyh Sa¬ id büyük bir isimdi." "BABAMI DİRİ DİRİ YAKTILAR" İsmet Paşa'nm deyimiyle. Dayılarım. köyde kimsenin pek işi. 198 . an¬ nem. Safran köyündeydi. Muş. Babam görmüş geçirmiş. ayaklanma başladığı haberi geldi. Biz ailecek. Rüştiye'de okumuştu. "babamı diri diri yaktılar" diyor ve devam ediyordu. Biz. köyüne kapanıyordu. Varlıklı. Genelkurmay kitabının. Palu'nun Erdürük köyündeniz. Herkes evine. büyük bir ailey¬ dik.. ormanlarda yakalanarak imha edil¬ miş eşkıya ile bunlara mensup şahıs miktarı da 2000'i aşmıştı. bir somut ayrıntısı. Tanımayan. Sonra ilçe oldu. bilmeyen. Hakka¬ ri ve Bitlis bölgelerinde aynı anda yürürlüğe konuyordu. 1912'de doğmuşum. Sonra daha da büyüdü. büyük bir heyecan yarat¬ mıştı. Onun liderliğindeki harekât. din bilgisi derin bir adamdı. Diyarbakır. Kışın. Ailemiz. genelde Kürtlerin yur¬ dunda yaşananların bir bileşkesiydi. Yıllar boyu süren "ıslahat"ın tanıklarından biri de Feyzullah Koç'tu. Genelde yaşananlara bir örnektir. 2002 yıhnda hâlâ yaşayan Feyzullah Koç... Elazığ. Feyzullah Koçu'un tarihe tanıklığını okuyalım: "Ben. Şeyh Said ayağa kalktığında 13 yaşındaydım. Babam. Okuma imkanlarının son derece kısıtlı olduğu o devirde babam. Bingöl. Adım Türkçeleştirip. Biz Safran'dayken. Mardin. Siirt. uğraşı olmazdı.. büyük bir köy¬ dü. Ayrıntı¬ lar hariç her yerde aynı şiddet ve yöntemle uygulanıyordu. kışı geçirmek üzere dayılarımın köyü Safran'a gittik.bu köylerde veya dağlarda. Erdürük. köyün ileri gelenlerindendi. Erzurum. kız kardeşim ve ben. amacı "isyanın yarattığı şartlardan faydalanmak" olan "ıslahat programı" 1925 Haziranında Van. 'Gökdere' yaptılar. Ashnda.

Babam. silahını alıp cepheye gitmediği için babamı kınıyor. Adı gruplar. maya çalışıyordu. gün boyu damlarda. hareketlilik büyüktü. bütün cephelerde kazanıyorlar¬ dı. ama tedirgin ve endişeli olduğu için kadlmıyordu. harekâtı takip etmeye ça¬ lışıyor. Bu iyi olmadı' diyordu. konuşuluyor. Köylerden in¬ sanlar geliyor. bk grup kalkıyordu. Bingöl ve Genç yeni ek geçirilmişti. Bir gün çıkıp geri geldi. niye halkının yanında değilsin?' diyoriardı. yanlışlıklar çok' diyor ve üzülüyordu. Fakat döndük ki. Eniştemi dinleyenler sevinç ve heyecan içindeydi. 'Düzensizlikler. Ba¬ bam baskı altında.. ayıplıyoriardı. gidiyor. Onun için gö¬ nülden isyana taraftar olmasına rağmen. içmiyor. Köyün ileri gelenleri. katılmıyor. hazıriıksız başladı. Elazığ gibi önemli yerier de ahnmışd. Gelen haberlere göre Kürtler. o zamanki imkanlarla. Bad Cephesi komutanıydı.Halk arasında heyecan. Onun için Safran'da kalamadık. Ağa adındaki eniştemiz isyana katılmış. Babam bölgenin ileri gelenlerinden olduğu için. eksiklikler. yemiyor. Bu arada babamın üstündeki baskı büyümüştü.. Diyarbakır'ın kuşadldığı haberi geldi. 'daha ne bekliyorsun?' ya da 'bekknecek gün mü?' diye zoriuyoriardı. Bir yandan da. Tanınmış çok kimse yanına geliyor. mantığına uymayan durumlar vardı. Babam plansız. bizim köy çok daha harekedi. Palu. uzun uzun konuşulup tartışılıyor ve 'sen de kadl' diye zoriuyoriardı. Kış ortasında köyümüze döndük. Şeyh Şerif. Şevk ve heyecan bir aradaydı. Kafasına. gelip geçenlerden haber al-. Bazdan. babam üzerindeki taz¬ yikler artmaya başladı. Şeyh'e katılmak üzere atlı kafileler geçip gidi¬ yordu. 'Bak Kürtler kazanıyor. emnne gir¬ mek üzere köyümüzden geçerek Elazığ tarafina gidiyoriardı. savaşa gitmişd. dayımın evinde topla¬ nıp. programsız isyanın bu haliyle başarıya ulaşa¬ mayacağını söylüyor. heyecanla anlatdklannı dinlediler. üzerinde çok duruluyordu. Baskılar karşısmda bunalmaya başladı. telaş ve heyecandan uyku uyuyamıyor. Babamın hatı- nnı kıramayacağı insanlar geliyor. yol başlannda. Bir grup ath geliyor. 'Her şey erken. yörenin önde gelenleri toplandlar yapı¬ yor. ısrariardan kurtulmak 199 . baskı ve zorlamalara direniyordu. Hal böyle olunca.

Mart ayı başlarında devlet. Onun himayesinde olduğumuz için kendimizi güven içinde hissediyorduk. Köyün önde gelenleri toplanıp konuştular. Dersim eteklerine. bir olay da yakınımızda patlak verdi. kimse yatağını. Başlangıçta söylenen ve konuşulanlara kimse inanmıyor veya inanmak istemiyordu. . olanları anlatmaya başlayınca haber¬ ler doğrulandı. kimse bir çıkış bulamıyordu. Sonuçta. köyde konuşulanlar kor¬ kunçtu. Necip Ağa isyanda tarafsızlığını ilan etmiş ama. halk arasında büyük bir korkuya. kadın. O çarpışmayı biz de uzaktan seyrettik. çocuk. 'Türkler. yiyecek ve içeceğini bile alamadı. Akşa¬ ma doğru devlet tarafı bozguna uğradı. Bir saat içinde köy boşal¬ dı. Korku içinde beklerken. tekrar dayımların köyü Safran'a geri döndük. Ne¬ cip Ağa devlet gibi bir adamdı. İnsanlar toplanıyor. kurtulmak için kaçıp nereye sığınacağını bilmiyordu. 'ne yapalım' diye birbirine soruyor. Korku hakimdi ama. ihtiyar ayırımı yapmadan kıra kıra geliyor' diyorlardı. ırza geçme. kimse ne yapacağını. Birkaç gün sonra savaşın gidişatı tersine dönmeye. adı büyük. paniğe sebebiyet verdi. yığınaklarını tamamlayıp karşı ta¬ arruza geçti. kaçıp kurtulabilenler. köyü terk etmeye karar verdiler. Mirahmet köyü Safran'a yakındır. yorganını. O zaman büyük bir korku. Her aile bir tarafa dağıldı. yakın köylerde olaylar yaşanma¬ ya. Biz Karakocan bölgesine gittik. soygun ve talan olayları artık konuşulan tek konuydu. Ahbaplıkları vardı. yakıp yıkma. Orada büyük bir çarpışma oldu. Babam Necip Ağa'yı tanıyordu. Bozguna uğrayan askerlerin öç alma ve hırslarını çıkarmak üzere katliama girişebileceği ihtimali doğdu. gönlüyle dev¬ letten yanaydı. ne olur ne olmaz korkusu hakimdi. telaş ve panik doğdu. suçlu-suçsuz. hükmü geniş Hamidiye beylerinden Necip Ağa'nın bölgesine sı¬ ğındık. Toplu yok etmeler. annem ve bizi aldı. Safran'ın hemen altında Gewran köyüne çekildiler. Safran tarafsız. Çünkü gelen haberler. olayların uzaktan seyircisiydi ama. Bölgesinde savaş da yoktu. Göç başladı. Türk ordu¬ su baskın çıkmaya başladı. Fakat. Türk ordusunun bozgunu. Her şey o kadar aceleyle oldu ki.için.

'ayırım yapılmıyor' haberlerini net olarak doğru¬ lamış.Askerler. 40 kadar in¬ sanı da katlediyorlar. Annem dahil herkes 'tehlikeli olur. Hiçbir şey alamadan kaçmıştık. Bölgede durumu en iyi olan ailelerden biri olmamıza rağ¬ men. olaylara karışmamanın da ver¬ diği huzurla köyde kalmışd. Neleri var. yaz aylarına giriyorduk. birkaç aile. Korku ve ne olacağı¬ nın belirsizliği yüzünden. Kıtlık başlayınca. rastgele 30 kişiyi katiediyor. Atlara binip. köy baskına uğruyor. Köyü yakıp yıkıyor. Aynı müfreze. köyleri de ateşe veriyorlar. değerii eşya ve kesilmek üzere hayvanlara el koyuyor. aynı gün Bahçacık köyüne geçiyor. Köyümüzden aynlır- ken kilerierimiz doluydu. Orada da 40 kadar insanı katiediyor. gönülleriyle de devleti des¬ teklemişlerdi. kuşlar tarafindan parçalanmış. Eüerinde su ve ayran bakraçlanyla askerieri karşılıyoriar. Askerler. hatta eldeki hayvanlara bakamamış veya bir an önce elden çıkarmanın çaresine bakmıştı. korkuları büyütmüştü. orada burada aç köpekler. Askerlerin köye doğru geldiğini görünce. sunulan su ve ay¬ ranı içtikten sonra harekete geçiyoriar. Tarafsız kalmış ama. Yaz aylarında kıtlık baş gösterdi. gitme' dediyse de söz dinletemediler. Katkdilenkrin cesederi. kimse bir şey ekememiş. hay- 20I . koku düşmüş. Karaman'da olanlardan habersizler. susamışlardır diye soğuk su ve ay¬ ran hazırhyoriar. babam gizlice köye gitmeye. Palu'nun Karaman köyünü basıyor. Halbuki bu iki köy de ayaklanmaya karışmamış. Babam ve arkadaşları gitmeden bir iki gün önce. Köyde bulabildikleri herkesi süngüden geçirip öldürüyorlar. İkramda bulunuyoriar. eli boş ve harap halde geri geldi. Halk arasında açlık çekili¬ yordu. Bu olaylar. Fakat her yer askerie doluy¬ du. Ateşe veriliyor evler. Taş taş üstünde bırakılmıyor. Babam ve arkadaşları. isyana des¬ tek vermemişti. Hatta. Kaçış başlayınca. kurdar. yetiştireme- miş. iki gün sonra. bizim durumumuz da kötükşmişti. gece karanlığında gitti- kr. Bahar geçmiş. şişip kurdanmış. alabileceği ka¬ dar yiyecek getirmeye karar verdi. Yanına birkaç kişi aldı. neleri yoksa her şeylerine el konuyor. Bahçacık'ta şöyle bir olay da yaşanıyor: Bahçacıkhlar.

öteki gidiyordu. Bir müf¬ reze geliyor. Askerler. sefalet içinde sürünerek yaşamaktan bıkmışdk. Kimsenin huzuru kalmamışd. ağla¬ yan kadınlar. 9. Üsderi başları toz toprak. İnsanlar korku ve belirsizliğin yanında. Ağlayarak arkalarından bakarken. Akşam karanlığım bekliyorlar. 'tes¬ lim olduk' anlamında sopaya bağlayıp karşılamaya gittiler. Geride. beyaz beze bakmadılar bile. Onlar koşarak köyden ayrıldılar. Bıçak ve baltalar bile. Fakat gündüz bu işi yapmaları tehlikeli. . Onca insanı süngülemeye başladılar. urganlarla birbirine bağladılar. köye dönmenin da¬ ha iyi olacağı kararına vardı. Tepelik bir yerde köyü seyret¬ meye başladık. Silah istiyorlardı. Bitişiğimizdeki Hor köyüne gittiler.. ihtiyarlar kaldı.. Sonra köyün erkeklerini bir araya topladılar. onları be¬ yaz bayrakla karşılamaya karar vermişlerdi. Bizimki¬ leri de yanlarında getirdiklerine katdlar. içlerinden bazı¬ larını seçip. Kimde ne varsa teslim edildi. Bağladıkları insan sayısı 50 kadardı. Hepsi perişan haldeydi. hayvan gibi birbirine urganla bağlanmış 100-150 kadar insan vardı. Esirlerin sayısı 200 do¬ layına çıkmışd. yavaş yavaş cesaredendik. Varışımızdan birkaç gün sonra. Geri kalanları büyük bir ahıra doldurdular. kaçacak za¬ manı olmamıştı. Ama orada burada. Onun için köy dışı¬ na çıkıp saklanıyorlar. Babam. orada serbest bı¬ raktılar. Babam ve köyün öteki ileri gelenleri. Ama korku hakimdi. Götürdüklerinden bazılarım. Bir beyaz bezi. Kimsenin saklanacak. Babamın anlatdklan herkesi şoke etmişti. Askerler çok ani gelmişlerdi. tüfeklerinin namlularına süngü takıp içeriye daldılar. Geldi¬ ler. açlıktan. aç. Devamlı tedirginlik. çamur içindeydi. Babam ve amcam da aralanndaydı. Alay köyümüze geldi. Köye yayılıp evleri sardılar.vanlar tarafından parçalanmış cesetleri gömmeye karar veriyor¬ lar. Gece top¬ ladıkları cesetleri gömüp ayrılıyorlar. Köyümüzde henüz bir şey yoktu. se¬ faletten çıldıracak hale gelmişlerdi. çocuklar. köyden ayrıldılar. Bulunduğumuz yer de artık güvenli değildi. Onlara ne yapacaklar diye uzaktan uzağa takibe başladık. Toparlanıp Erdürük'e (Gökdere) döndük. açlık ve sefalet içinde ölmektense. Yan¬ larında. Önlerine kadp.

203 . "Islahat program"ından kaçış ve ta¬ kip sırasında meydana gelen çatışmalar da "isyan" olarak adlandı¬ rılıyordu. gömdük. "tenkil" emri çıkanhyordu. Her yaştan binlerce kişinin öldürülmesi. hayali olaylar yaratılıp Ankara'ya rapor ediliyor. diri diri ya¬ kılan insanlar feryat ediyordu. 193 5 'teki "Sason İsyanı" bu "hayali isyan"lardan biriydi. Bazıları ise yaralıydı. bk yüzbaşının bk kadı¬ na tecavüz girişimine gösterilen tepkiydi. sürünüp dışarıya çıkmıştı. Ahırın ka¬ pısına kuru ot ve saman yığıp ateşe verdiler. "Ağn İsyanı "ndan sonra en çok adı geçen. işlerini bitirip herkesin öldüğüne kanaat getirince gittiler.. Ölülerimizi toplayıp köyümüze götürdük. 1925-1940 yıllan arasında. Ahıra kapatılan insanların çoğu yanmış. "hayali isyanları" bastırmak için birilerinin tüfek pat¬ latması da gerekmiyordu. O zaman köye koştuk. figan. Sonra askerler içerden çıkdlar. duvarın dibinde ölmüştü. Bk Kürt'ün ırza tecavüz girişimlerine tepki göstermesi de "isyan"dı. Ama uzaklaşamamış. Babam da sürünerek çıkmışd. Olanları uzaktan seyrediyor ve ağlıyorduk. Bazen. köylerin yaküıp yıkıl¬ masıyla sonuçlanan bu "isyan"ın nedeni. Bazıları elleri. Ahır tutuşturulduktan sonra. oradan gelen emirie "tedip ve tenkif'e girişiliyordu. Hiçbir şey olmasa." HAYALİ İSYANLAR VE SÜRGÜN YOLLARI. insanlardan bazıları hemen ölmüştü. Ankara'ya "isyan var!" diye bildiriliyor. kömür olmuştu. yanmış et kokuyordu. Onların içinde hâlâ nefes alanlar vardı. Köy..içerden yükselen feryat. "hayali isyan"lar gerekçe gösterile¬ rek tedip ve tenkiller yapıldı. Süngüleme sırasında. Askerler. yalvarma ve inleme sesleri ta bize kadar geliyordu. tırnaklarıyla duvarı del¬ miş. Yüzbaşının ırza geçme girişimine tepki. Bir feryat da o za¬ man başladı.

bu arada anılarını yazdı. Teteri Bedik'e konuk oluyor. 27 Mayıs 1960 darbesindeki subaylar arasında yer aldı. Peşinden koşanları korkutmak için de birkaç el ateş ediyor. yayın yasağı koydu. daha sonra "Dersim Harekâtf'na da karildı. yoksa "devlet sıriannı" açığa vurduğun¬ dan mı bilinmez. 204 . Sason kaymakam vekili. Madanoğlu'nun. genç ve güzel kadını bir süre yanında alıkoyduktan sonra. Korgeneral rütbesindeyken. isyan çıkd. gerçeğin ürpertici yüzünü. Anlatılanlara göre. Tecavüzcü yüzbaşı da "isyan basriran" birlikler¬ den birinin komutanıydı. Sonra. Jandarma yüzbaşısı. ömür boyu senatör oldu. General'in anıları 1983'te Cumhuriyet gazetesinde yayınlanır¬ ken. On yıl sonra ölen general. Harbakhlarca öldürülüyor. Tutuklanıp işkenceden geçirildi. dilini bilme¬ diği. "yeterince vatanseve¬ rane" bulmadığı için mi. sonra olayı rapor ediyor. Gelin. o za¬ man yüzbaşı rütbesinde olan Cemal Madanoğlu'ydu. Madanoğlu. iktidarı elde tutan generaller cuntası. harıl hani akşam yemeği hazırlıyor. vergi toplamak üzere. Tam bu sırada yüzbaşı geline yaklaşmak iste¬ yince olay çıkıyor. Kadın direniyor. ib¬ ret verici zulüm manzaralanyla ilmikliyordu. "isyan" senaryosunun hayali olduğunu gün ışığına çıkanyor. tepeye yerleşmiş biriiğin yardımıyla canını kurtan- yor ama. Başlıyor bağırmaya. Madanoğlu. Darbeci arkadaşlarıyla anlaşmazlığa düşünce tabii senatör¬ lükten istifa etti. "isyanın bastırılmasından dönerken yanına aldığı ganimeder arasında bir Kürt kadını da vardı. yanına bir askeri birlik ala¬ rak Harbak köyüne gidiyor. Ama gerçeği yazmıyor. Yazdığına göre. "Sason İsyam"nı anlatırken. Yüzba¬ şı kaçıyor. diyor. Ter¬ fi edip yükseldi. 1971 'de hükümet darbesi hazırlamakla suçlan¬ dı. olaydan habersiz kaymakam vekili ve diğerieri. Yüzbaşı."Sason İsyanf'nı bastırmakla görevli subaylardan biri." Ve isyanı bastırmaya koşan devlet Sason'da taş taş üstünde bırakmıyordu. yabancısı olduğu İstanbul'da kendi kaderine terk etti. General sonrasını şöyle anlatıyordu: "Teteri Bedik'in evinde erkek yok.

'Halk isyan etti. ne istiyorlarsa kendisinin karşılayabileceğini söylüyor. kay¬ makam öldürüldü' deniyor. 205 . gelinin yabancı konuklara hiz¬ met yapamayacağım söylüyor. Muhtarın annesi konukları buyur ediyor. Bunun üzerine Ankara'ya haber veriliyor. kaymakamın kadına tecavüze kal¬ kıştığını söylüyor ve devam ediyordu: "Muhtarın evine gidiyorlar. Her yere. 'Gelinin bize hizmet yapsın' diyor. Ziyafet softası açıyor önlerine. içki içiyor konuklar. Olay üzerine muhtarın annesi dışanya çıkıp ba¬ ğırıyor: Hey ümmet! Ne saklanıyorsunuz? Sizde namus yok mu? Gelinimize saldırıyorlar.' Ka¬ dın yorulmadığını." Kadınlar da "ganimet"ti. O bölgede. bütün değeriere uzanan hoyradık kadınları da hedef ahyordu. Süleyman Demirel'in Doğru Yol Partisi'nden Diyarbakır milletvekiÜ olan Mahmut Akunakar. çamur. Sason isyanı budur. yüzlerine is. 'Sen yorulmuşsundur. yüzbaşının değil. Kaymakam 'Gelini getireceksin. gelini zoria odaya getiriyoriar. kara boya sürerek "huzura" çıkıyorlardı. Askerkrin silahlarını alıyorlar. köye asker gelince kaçarlar.1980'den sonra. Kadın her şeyi anlatıyor. saklanırlar. "durumdan faydalanma" seferieri sırasında. Sayısız kadın ve genç kız. Doktoru rehin tutuyorlar. Köylü¬ ler kaymakamı öldürüyoriar. asker kaçağı olan. Oğlunun izni olmadan. itici görünmek için paçavrala¬ ra bürünüyor. kendini kayalıklardan azgın sula¬ ra bırakarak kurtuluşu intiharda buluyordu. Jan¬ darmalar. Gençler yine saklanmış. Koyun kesiyor. daha doğrusu nüfus kağıdı ol¬ mayan gençler. muhtarın annesi¬ ne. Saklananlar dışarıya çıkıyor. Jandarma komutanını yaralıyor¬ lar. Kaymakam biraz çakır keyif olunca. "2000'e Doğ¬ ru" dergisinin 20 Mayıs 1990 tarihli sayısında "Sason İsyanf'nı anlatırken. Kadınlar. Ve kadının göğsüne bir yumruk atıyor. o hizmet edecek' diyor.

Bir kez daha kan nehirleri akıyor. Yolda.. "hayali isyan "la- n kişisel kazanç yolu yapıyordu. bütün köylüler toplanıyor. zamanın nahiye müdürü. "devletin gücü". Kafile Murat nehri¬ nin üstündeki köprüden geçerken. Sonra yaşadı. azgın sulara atıyor. Karar nahiye müdürünün kulağına gitmiş. ya Anka¬ ra'ya şikayet edilecek veya öldürülecek diye karar vermiş. Onun trajik hik⬠yesini anlattılar: "Geylan'a baskın yapılıyor. kurtuluşunun olmadığını.. kelle hasadı yapılıyordu. Güzelliğiyle namlı. Midyat'ta. 206 ." Ankara. Yaşlılığında Hacca da gitti. otoritesi. baş edilmezliği kanıtlanmaya çalışdıyordu. Ama yiğit ve mert bir kadın. aşiretler ara¬ sı çekişmeleri firsat bilip yükünü tutmuş. Irzını korumak için ölümü seçen kadının bir oğlu vardı.. kendini aşağıya. Kadın direniyor ama. komutan sarkıntılık etmeye çalışıyor. komutanın onu çekip çalıların arka¬ sına götürmeye kararlı olduğunu anlıyor." * * » Kürtler arasına gönderilen kimi yöneticiler. bunun üzerine "isyanın ibret verici biçimde bastırıl¬ ması" emrini çıkarıyor ve gereken yapılıyordu. "tenkil harekâtı" başlatılarak.Palu'nun Geylan köyünden Gülbahar'ın 1925'teki "ölüm yolu seçimi" binlerce örnekten sadece biriydi. genç kadın birdenbire fırlı¬ yor.. Senaryo oluşturulduktan sonra. Ankara'ya "isyan"ın raporu yazıhyor ve karşı taraftan gelen "İsyan bastırılsın" buyruğuyla Botan dağlarına asker yığılıyor. Bir aşiret. Kafilenin içinde bir genç kadın da var. Adı Keko'ydu. Tek çare var. Mahmut Altunakar anlatıyordu: "Yıl 1935. bir¬ birine bağlanıp götürülüyor. Kendini kur¬ tarmak için Ankara'ya telgraf çekiyor: isyan çıkd. "Botan İsyanı" bunlardan biridk. Annesi in¬ tihar ettiğinde bebekti.

en başta talana koşmuş. Diyarbakır'ın ünlü ağalanndan Pirinççioğlu ik Cemiloğlu aileleri arasındaki anlaşmazlık çekişmeye. yine derin çıkarlan için kullanıyor¬ lardı. "Umumi müfettiş"ler. "ben devletim" diyenler bundan yararianmaya bakıyor. "derin yetkileri"ni. Kurum. O da bunu firsat biliyor. Mardin'dekileri de Diyarbakır'a götürüp yok ediyorlar. kavgaya dönüşüyordu. Diyar¬ bakır'daki insanları. Bir askeri hare¬ kâtın gerekli olduğuna Ankara'yı inandınyor. "Umu¬ mi müfettiş" deniyordu. 207 . Bu "derin tuzak" ve "hayali isyan"ın basrinlmasım da yine Mahmut Altunakar anlatıyor: "Olay. bölge müfettişi Abidin Özmen'e yansıyor. fakat benim araştır¬ malarıma göre 700-800 kişi sorgusuz sualsiz yok ediliyor. Düne kadar biriikte yiyip içtiği. hizmet verdiği devletin güçleri tarafindan yer¬ lerde sürüklenerek öldürülmeye götürülmüştü. tuzaklar döşüyorlardı. Olayı dallandırıp budaklandırıyor. birer diktatör yetkisiyle donatılmışlardı. 1980'lerde "Olağanüstü Hal Bölge Valiliği" adını aldı. mahkemede sorun var diye Mardin'e. 1937 ydında. Oğlu Osmanh subayı olan bk "ağayı" anlatmışlardı. İki tarafın karşılıklı öç alma baskınları başlayınca. eziyetçiler arasında yer al¬ mıştı. birkaç yıl sonra aynı akıbete uğramış. Ama çok değil. ya da mala tamah ederek. ahbaplık ettiği Ermenilerin başına o fe¬ laket gelince. şimdi aynı akıbetin kurbanlarıydı.* * * 1940'lara kadar. 1925'ten itibaren benzer akıbeti yaşamaya başladılar. Kimileri. Bir zaman¬ lar elkri bağlanarak ya da süngüler arasında titreşerek uzaklaşanlan seyredenler." Ermeni " tehciri "ni yaşayarak tanıklık etmiş. DP Diyarbakır Milletvekili Mustafa Ekinci'nin tespitkrine göre 93 kişi. "tehck"de rol almış Kürder. hatta kışkırtıla¬ rak. oğ¬ lunun arkadaşları. Düşman olduğu ki¬ şileri Ortadan kaldırmaya başlıyor. Kürt bölgelerindeki "Genel valikr"e.

Babası diri diri yakılmış Feyzullah Koç anlatıyor: "Bizim Palu-Karakoçan havalisinde gördüğümüz kadarıyla. Öte yandan. ardk yakamızı bırakır¬ lar diye düşünüyorduk. tanınan belli başlı sekiz aile vardı. Geride kalanlara da sürgün için yol gösterdiler. Dağ başlarında. Palu havalisinde bilinen. bk bakıma 1925'te yaşanan genelin bir 208 . hayattaydılar. Zaman değişse de yöntem aynı kalıyor. göz dağının yaptırımları sıralanıyordu. Kan deryasından " sürgün "le kurtulanlar her şeye rağmen. Sürgün yerimizin Niğde oldu¬ ğunu söyleyip ayrılddar. "aksi halde" deni¬ lerek. önde gelen Kürt aileleri hedef alın¬ mıştı. 24 saat içinde köyü terk etmemizi tebliğ ettiler. Çünkü. Birkaç gün sonra askerler köye geldiler. içecek. Şöyle veya böyle susturma planı uygulanıyordu. şaşkındı. insan kalabalıkları çaresiz. öldürülmüşler harmanına üşü¬ şüp uçuyordu. kurtlar için ziyafetti. giyecek ve her tür¬ lü eşyayla birlikte ateşe veriliyordu. tehdide rağmen boşaltılamayan köyler.Şeyh Said'den sonra bütün Kürtlerin yurdu "suçlu yatağı" muamelesi görüyordu. insan ölüleri. içindeki yiyecek. kendilerini şanslı sayıyorlardı. evler. Böylece. Bu ailelerin ileri gelenlerinin çoğunu astılar veya yerinde öldürdüler." Garip. ora¬ da bırakılmış insanların etiyle beslenmiş. Bize. Koç ailesinin trajedisi. Kürtler suçlu. ama 1 990'larda Kürt köylerine benzer tebligatlar yapı¬ lıyordu. her biri en az 7-8 hane. köylerin kıyısındaki derelerde öldürülmüş. "tarih te¬ kerrürden ibarettir" deyimi doğrulanıyor. semirmiş akbabalar sü¬ rüler halinde. öldürülmüşlerden. öyle olmadı. isyana katılmamış da olsa. 1990'lar tebligat¬ larında da köyü terk için gün ve saat veriliyor. Fakat. Tevekkül içinde "kaderlerini" bekliyorlardı. Aile dediğim de. akbabalar. Babam ve amcamı öldürdükten sonra. Asıp kes¬ mekten geride kalanları da sürgün ediyorlardı.

Türkler bizden uzak duruyorlardı. Rumlar ve Ermeniler kaçıp gitmiş. Bütün Rum ve Ermeni evleri bomboş duruyordu. 100 liraya bir at arabası kiraladık. Oturmaya başladık. an¬ nem ve bacımı Elazığ'a ulaşdrdılar. hanedan insanlar olduğumuzu gördüler. kasabalar boştu. insanca yakınlık ve yardımlannı görmedik. Niğde adını ilk defa du¬ yuyorduk. yirmi günde Niğde'. köyler. Sivas'tan sonra her yer. Ama sonra ne olacakd? Gitmemiz tebliğ edilen yer Niğde'ydi. Yola çıktık. Nerede. Sonra af çıkn. Karşılaştığımızda selam veriyoriardı. o kadar. Yaşanmışlıkların bir örneği sadece. Feyzullah Koç anlatıyor: "Hemen toparlandık. Bir iyiliklerini. hangi bölgede olduğunu da bilmiyorduk. dışarıda yadyor. Bize de. yanımızda gö¬ türdüklerimizi pişirip yiyorduk. Ya¬ nımıza alabildiğimiz giyecek ve yiyeceklerimizle bindik. Akrabalar yardımcı oldular. ihtiyaçlanmızı karşılıyor. her neyse fazla yaklaşmıyorlardı. O zamanın parasıyla. şehir ve kasabalann içinden geçi¬ yor.. Fakat devlet korkusundan mı. boş evlerden birini verdiler. Temiz." 209 . en kötüsü. Niğde de öyleydi. köyümüze döndük. Niğde'den tren yolu geçmiyordu. Halbuki sizi çok kötü anlatmışlar¬ dı bize dediler. 20 Temmuz 1928'de yola çıkdk. İlk zamanlar büyük bir yalnızlık yaşadık. dükkânları boş kalmışd. Üç sene kaldık Niğde'de. Yol boylarındaki köy.. Tekrar konaklaya konaklaya memleketimize. Ne diyelim. Beni. badanalı. evleri.bileşkesiydi. Benzerini binlerce aile yaşadı. terbiyeH. Sorup soruşturduk. Yaklaşmaya başladılar. Canımızı kurtarmışdk şim¬ dilik. küküriü. Dönüş izni verdiler. Hatta özür dilediler: Ne güzel insanlarsınız. Böyle konaklaya konaklaya. Ürkek gibi bir halleri vardı. Taşlar nakışlanarak duvarlan örülmüş çok güzel evlerdi.ye vardık. Sonradan. bize mesafeli duruyorlardı... hangi bölgede olduğunu öğrendik ama.

ateşe verilen ormanlar." Şair Cemal Süreya. ailesiyle birlikte hayvana reva görülmeyecek biçimde trene doldurulanlar arasın¬ da Bilecik'e sürülmüş. "Şeyh Said İsyanında bin 500 ailenin sürgün edildiği" yazılıyor¬ du. Yaşadığı sürece Kürt olduğunu gizleyerek korkularından kurtulmaya çalıştı. sürgün edilen insan sayısı bilinmiyor. destek görme beklentileri yoktu. küçücük bir çocukken. Devletin felaketine uğramışların. işkence olarak yüreklerini ka¬ natıyordu. Ama hakaret eden çoktu. Çocuklar rahat bırakmıyorlardı. ANAP'tan Muş milletvekili olan Alaattin Fırat. Kürtlerde. Aydın. bu da. Irkçı saldırganlık. Devle¬ tin sürgün ve ölüm istatistiği yoktu. Diyarbakır Milletvekili Mahmut Altunakar anlatıyor: "1936 yılından 1947 yılına kadar Kütahya'da kaldık. sürgün trajedisi¬ ni yaşayan insan sayısı milyonları buluyor demekti. Şeyh Said İsyanından sonra babasının il il dolaştırıldığını. sürgün yollan ve mecburi iskân yerlerinde horlanıp aşağılanıyor. Nazilli. Kürtler. Dersimli Kürt bir ailenin oğluydu. aynı akıbetin 1936 yılında kendisini de bulduğunu söylüyordu.* » » Yakılıp yıkılan köyler. Kütahya'dayken tanık olduğu bir manzarayı anla¬ tıyordu: 2IO . ikinci bir ceza. "2000'e Doğru" dergisinin 20 Mayıs 1990 tarihli sayısında. olmadı da. * Akunakar. 1991 'de. En sıradan aşağılama deyimi "kuyruklu Kürt"tü. Okuk gitmemiz mese¬ leydi. Aşağılanıp horlanmanın acı ve hüznü ruhunu karartmış ola¬ cak ki. aile genişliği hesaba katıldığında. 'Hani kuyruğunuz nerede?' diye soruyorlardı. insanı kimüksizleşrirecek boyuttaydı. Merhametin yardım elini uzatan çıkmıyordu. kurtuluşu kimliğini inkârda aradı. Yine Diyarbakır eski Milletyekili Mahmut Altunakar. gittikleri yerlerde halktan yardım. bağlar. Manisa. Kürtler arasında sürgünü tanımayan aile bulunmadığım söylü¬ yordu. İzmir ve Balıkesir'de sürgün günleri yaşadığını. bahçe¬ lerin dumanlarıyla.

Bir gün istasyonda geziyoruz. kilometrelerce yürütülü¬ yor. aç. ölüm. daha sonra oturma yeri. Kılık kıyaferieri. 1938 yılında. O zaman il¬ kokulda öğrenciydim. hastalık. 211 . Pislik. en yakın tren istasyonuna götürülüyorlardı. kışın soğukta." Sürgün manzaraları. Bu ikinci toplanma yerinde yiyecek. açlık ve susuzluktan. su bulunduranlar şanslıydı.. Bu koşullar altında hayatta kalabilenkr. insanlığı utandıran örneklerie doluydu. Bazıları feryat ediyor. Siirt'in Sason bölgesinden getirilmişler. Dönemin ağır işleyen teknolojisiyle yokuluk günlerce sürüyordu. Çoğu baygındı. Ama ttıvalet ihtiyacı sorundu. sürgünlerin genel bir özetiydi. bizim Diyar¬ bakır yöresi insanlanmnkine benziyordu."Bir tren dolusu Sason sürgünü geldi Kütahya'ya. 'Burası neresi. açlık. pislik. Yanında gıda. hayvan naklinde kullanılan vagonlara dol¬ durularak sürgün yerlerine gönderiliyorlardı. Mahmut Altunakar'ın Kütahya garında gördüğü manzara. Ka¬ pılar açıldı. Bir tren doluşuy¬ du. tuvaleti bir yana. Kütahya'daydılar ama. susuz. Bir tren geldi. toplama kamplarında yazın güneş altında. günler¬ ce bekletiliyordu. Sersemleşmiş şekildeydi¬ ler.. pence¬ resi de bulunmayan. memleketimizden çok mu uzaktayız?' diye soruyoriardı. izin dışı gökyüzüne bakmaları bi¬ le yasaklanıyordu.. içecek sağlamak dahil her türlü ihtiyaçları izne bağlanıyor. inliyordu. her şey vardı trende. Havasızhk.. Dışarıya insanlar döküldü.. sürgün yerlerine nakledilmek üzere.." Altunakar. Bu süre içinde yük vagonlanmn kapdan kilitli nıttıluyordu. Kütah¬ ya'nın nerede olduğunu bilmiyorlardı. Köylerden toparlanan her yaş ve cinsiyetten insanlar. başka sürgün kafilesini görüyordu is¬ tasyonda: "Yd 1938. izinsiz helaya gitmek de yasak olduğu için koca koca adamlar ıslak haüeriyle muhafizlara alay konusu oluyorlardı. Sorduk nereli olduk¬ larını. Bu insanlar. eski çağlarda pazar yerine satılmaya götürülen köleler ya da yabanlaşmış hayvanlar gibi birbirine bağlanıyor.

Askerlerin bastığı köyler yanıyordu. eşek dahil. Bu yüzden çok insan öldü. 1925 ve sonrasına Uişkin belleğini özetlerken. Bazı kaynaklara göre. Şeyh Said İs¬ yanından sonra Suriye Kürdistanı'na yerleşen Vali Memduh Se- . Dertleşmeler. torunlarına ilişkin endişeleri var¬ dı. askerlerin geçtiği güzergâhlarda. Kimse evinde oturamıyor. yakınlarının niçin götürüldüğünü bilmiyordu. Iran. ama Kürtlerin deyimiyle. Türkçesiyle 'gazap günleri'ydi. At. mem¬ leketten gelen haberlerin tartışıldığı sohbetler. pe¬ riyodik toplantdara. bir araya gelenler. Türk askerlerinin geceledikleri yerlerde at dışkı¬ larını topluyor. insan ölüleri toplanıyordu. zaman içinde. bunları yıkıyor. ki¬ me ne zaman. köyünde kakmı¬ yordu. Köy meydanlarında topluca dayak. içinde diri kalabilmiş buğday ve arpa tanelerini ayıklıyor. Her yerde korku vardı. "Ben çocuktum. "çare" üstüne tartışıyorlardı. Ne bulursak ayrımsız yiyorduk. Çoluğu çocuğuyla dağlara sığınan insanlarımız. Yediğimiz bazı bitkiler zehirliydi. bütün hayvan ölüleri bizim için ziyafetti. hakaret alışılan olaylardandı. yiyorduk. dönüp bakamadığı hevvar'. Ürdün ve Suriye'ye kaçmayı başarmış ay¬ dınlar. geride bıraktıkları "dehşet ormanını" uzaktan izliyor. Askerlerin yakala¬ yıp götürdüğü insanlar bir daha geri gelmiyordu. "bunların. adımı yazma" diyordu.BEŞİNCİ Bölüm HOYBUN VE İSYANCILAR İhtiyar bir Kürt'tü. Dağlarda yiyecek yoktu. Lübnan. Aüesine. yaban hayvanı gibi avlanıyor." Irak. ne yapacakları belli olmaz. "Hoybun"un fikk babası. Kimse niçin arandığını. o da örgütlenerek mücadele etme düşünce¬ sine dönüşüyordu. Ken¬ di çarığım yiyeni gördüm. 'anaların bebekleri¬ ni attığı.

Albay Halit Bey'in lideriiğindeki "Azadi" örgütü¬ nün içindeydi. Görüşmeler. 1893'te Bitiis'te doğmuştu. Kürt Kongresi 5 Ekim 1927 tarihinde. Haco Ağa. 213 . Hoybun'un kararıyla. bir trafik kazasında öldü.lim'di. İhsan Nuri. ikinci bir kararla. İhsan Nuri. Birinci Dünya Savaşı'na kanlmış. Ağrı Dağı yenilgisinden sonra tekrar yurtdışına kaçri. daha sonra yurtdışına geçmişti. İhsan Nuri. Berazi aşireti¬ nin reisi Mustafa Şahin. Kürt aydınlarından Şükrü Sekban. Kongre. görüşmeler yapıyor¬ du. Paris'te yaşayan Şerif Paşa ve Mısır'da bulunan Celadet ile Kamuran Bedirhan kardeşlerin de bulunduğu Kürt önderlerle ilişkiye geçiyor. İhsan Nuri. Lübnan'ın "Bihamdun" kasabasında başladı. programlı toplantdara. arkasında halk desteği bulunan pek çok Kürt önderden oluşuyordu. 1926 yılında yeni isyanın askeri kana¬ dının başkomutanlığına getirildikten sonra ülkeye dönmüştü. giderek büyüyen. ilkokuldan sonra Er¬ zincan Askeri Lisesi ve İstanbul'da Harp Okulu'nu bitirerek su¬ bay olmuş. daha önce adım du¬ yurmuş. Şeyh Said İsyanına ka¬ tılmış. 1926'da amaçlı. üç Kürt subay ve çok sayıda as¬ kerie biriikte Türk ordusundan ayrılmış. Hoybun Kongresi. Çeşidi as¬ keri kıtalarda görev yapmış. kalabalıklaşan toplanrilar maratonu Kürt Kongresine dönüşüyordu. Hakkari'deyken. Kurdis¬ tan mücadelesi için oluşturulacak ordunun başkomutanlığım da Paşa rütbesine yükseltilen ihsan Nuri'ye veriyordu. mezhep ve aşiret farklılıklarını gözetmeden. aralannda Şeyh Said'in oğlu Şeyh Ali Rı¬ za. 1924 yılında. Osmanlı ordusunda çalışmaya başlamıştı. Memduh Selim. 1976 yılında. Kürdistan'ın kurtuluşu amacı etra¬ fında birleşrirme kararını alıyor. Hoybun'un yönerimi ve savaş kadrosu. inanç. din. başkanlığa da Bedirhan ailesin¬ den Celadet Bey'i getiriyordu. bütün Kürtleri. Nasturi isyanını bastırmakla görevli olarak Hakka¬ ri'ye gönderilen birliklerin içinde yer almışri.

Ferzende'nin babası Süleyman Ahmed. Şeyh Said ayaklanmasında." Ağrı isyanının liderlerinden çoğu. Ağn ayaklanmasının gerilla li¬ derlerini nitelerken. Hoybun Örgü¬ tü ve Ağrı Ayaklanması kitabında. Ferzende Bey.Bunlardan biri de. kendisi üzerine gönderilen ve iki alaydan oluşan askeriere karşı. hem siyasi kadroda. Ferzende. Rohat Alakom. "Ağn ayaklanmasının efsanevi liderlerinden en önemlisi. isteği geri çevirince. hem de askeri yönetim¬ de görev alan. Ferzende Bey'in karşısında bozguna uğrayan Türk askerleri¬ nin komutanı. Hasenanlı Halid Bey'in oğlu Şemseddin ve Zirkanlı Kerem Bey bu çatışmada ölüyor. Kürt kadın savaşçılardan uzun uzun söz ediyor. bir çarpışmada. Fakat. Bunun üzerine Zilan'da seksen Kürt köyü yerle bir edilir. Ayaklanmadan sonra. Kürt dengbejlerin pek çok "kdam"ına. çarişma çıkıyor¬ du. Rohat Alakom. Ferzende. 214 . "sıtran"lara konu olmuş komutan Ferzende idi. Malazgirt cephesini açan oy¬ du. burada İran ordusu engeliyle karşılaşıyor ve silahların teslimi isteniyordu. Raporda yöredeki bütün aşi¬ rederin Ferzende Bey'i desteklediği. sahte bir rapor yazar. altmış kişilik bir süvari biriiğiyle sa¬ vaşır. Ayaklanma sırasında bölgede bulunan ingiliz gazeteci Rosite Forbes. hiç kuşkusuz Ferzende Bey'dir" diye yazıyor. bu yüzden çarpışmada bazı as¬ kerlerin öldürüldüğü dile getirilir. 150 kadar arkadaşıyla birlikte İran Kürdistanı'na doğru çekildi. Fer¬ zende ise yaralı olarak Kürt lider Sımko'nun bölgesine geçiyordu. ağırlığıyla Malazgirt'te olan Hasenan aşirerin- dendi. Yolunu kesen Türk ordusunun çem¬ berini yararak İran'a geçmeyi başardı. aileleriyle bklikte ayaklanma¬ ya katılmıştı. komutan Ferzende'nin girdiği savaşlardan bi¬ rini şöyle yazıyor: "Ferzende Bey. Sözlü Kürt edebiyatının ustaları denbejlerin "kılam" lan dışın¬ da. Ferzende'nin yürüttüğü savaş hakkında sayısız hikâye anlatı¬ lıyordu. daha sonra arkadaşlanyla birlikte Ağrı'ya dönüyor ve yürüttüğü gerilla savaşıyla ayaklanmanın efsanevi lideri hali¬ ne geliyordu.

1928 yılında yapılan banş görüşmelerine İhsan Nuri. Sipki aşiretinin ön¬ deri Hamidiye Alaylan'nın komutanlarından Abdülmecit Bey'in oğluydu. HaÜs Bey. Rus işgali sırasında 18 yara almıştı. Kurdistan tarihinde. Ağrı isyanının öncülerinden olan Halis Bey. Türkçeyi "bilmiyor" görüne¬ rek. Halis Bey. Ağrı isyanının komutanlarından bir başkası Halis Bey (Öztürk) idi. benişttir (sakızdır) ben çiğnemişim hakim beg" cevabıyla korku ortamını "5 . isyancı geleneği sürdüren bir aileden geliyordu. iktidar tarafindan çiğnenmesi davasında. Abdülmecit Bey. "korkuyla dalgasını geçer gibi" davranıyor. DP iktidan 27 Mayıs 1960 tarihindeki askeri darbeyle devri¬ lince. yolda kaçıp ül¬ kesine dönmüştü. "ma va (bu). Bira ibrahim ve Ferzende ile bklikte Kürt tarafinı temsil etmişti. Halis Bey. daha sonra Bayar-Menderes ikilisinin partisi De¬ mokrat Parti'den (DP) milletvekili seçiliyordu. 1984 yılında başlayan isyanda ise torunlan yer alacaktı. Yassıada mahkemesi başlı başına bir korkuluktu. Halis Bey çok zeki ve espiriliydi. Türk hükümetinin isteği üzerine. Dedesinden sonra kendisi üçüncü kuşak isyan¬ cıydı. hem de gerilla lideri olarak sıcak çarişmaların içindeydi. Türkçe konuşmalarına Kürtçe kelimeler katıyordu. tıpkı Ferzende gibi hem ayaklanmanın yönetim kadrosunda görevliydi. Fakat o. Anayasanın. Da¬ ha sonra Trabzon'a sürgün gönderilmiş. Halis Bey. sorulara kendi üslubuyla Kürtçe-Türkçe kanşımı bk dille cevap veriyordu. Bu yüz¬ den Türk parlamentosunun "en renkli" üyesiydi. fakat o. genel af ilan edilin¬ ce geri dönüyor.Ferzende Bey'in eşi Besna Hanım ve annesi Ayşe Hanım da sa¬ vaşan kadınlar arasındaydı. 1900'lerdeki ayaklanmalarda aktif rol almışri. o da tutuklanıp Yassıada'ya kapanlmış ve yargdanmışri. yenilgiden sonra İran'a geçiyor. Ağrı'nın Tutak ilçesinden. mahke¬ me başkanı Salim Başol'un sorusu üzerine.

devlet yanlısı tutumlarına karşılık ödül beklerken cezalan¬ dırılarak. ge¬ rilla lideri olarak savaşa giriyordu. "kılamlara" konu olan bir başka gerilla lideri Seyithan'dı. Yine Seyithan tıpkı Ferzende gibi "kılamlara" konu olan adı¬ nı Şeyh Said İsyanıyla duyurmuş. "Hüse¬ yin Paşa'nm çocukları Memo ve Nadir. Hamidiye Paşası Kör Hüseyin Paşa'nm oğul¬ larıydı. Seyithan motifi. Ağrı isyanında ortaya çıkan öteki gerilla liderinden ikisiydi. Kayseri'ye sürgün gönderiHyordu. Nadir ve Memo. yakın çevrelerinin tepkisine rağmen.. Kürtlerin bağımsızlığı için büyük fedakârlıklar yaparak. Memo ve Nadir kardeşler. İsyancıların toplanması üzerine Ağrı Dağına geçiyor. Yılmaz Güney. Ferzende gibi Hasenan aşiretindendi. Yılmaz Güney'in annesi de aynı aşiretin kızıydı. koyu sansüre rağmen biyografik öğelerini serpiştirmişti. Seyithan. daha sonra uzun süre kaçak ya¬ şamıştı. daha sonra sinema ustası Ydmaz Güney'e de konu olacaktı. 1970'lerde yaptığı ve başrolünü oynadığı "Seyithan" filminde. 1925 ydında Şeyh Said İsyanı padak verince.. birçok gerilla lideri gibi daha sonra da çatışmaya devam etti. TC yanlısı bir tutum takınmışlardı. İkili. onun efsanevi öyküsünü annesinden dinlemiş olmalı ki. * a Ferzende ve Halis beyden sonra adı. saf değiştirmiş.gülümsetmiş ve "el kaldırmakla çiğneme ohr mı hakim Beg?" di¬ ye devam etmişti. İhsan Nuri. anılarında iki kardeşten söz ederken. Bunun üzerine 1928 2l6 . 1932 yılında Suriye'ye geçmek isterken kurulan tu¬ zakla öldürüldü. Seyithan. babalarının olumsuzluklarım giderdiler" diye yazıyor. Fakat. Kör Hüseyin Paşa ve Hacı Musa Bey "Azadi" hareketinin ön- cülerindendi.

silahını alarak uykuda bulunan Hüseyin Paşa ve oğullarını öldürüp kelle¬ lerini Birinci Müfettiş İbrahim Tali Bey'e getirip affa uğramış. Genelkurmay Başkanı Fevzi Çakmak başkomutandı." Ağrı ayaklanmacılarına karşı savaşan Türk ordularını. Bu sırada Medeni. Alpdoğan. 217 . resmi deyimle "kari" ve tartışmasız disipline sahipri. daha önceki Kürt "hareket" ve "harekât"larından deneyimli general¬ ler yönetiyordu. Yine 1920'den sonraki bütün Kürt hareketlerine müdahaleci olarak katılmış. Aynı uzmanlıkta olan bir başka komutan. Orduları yöneten komutan ise Salih Omurtak'tı. Kürdistan'a gidip doğrudan ordula¬ rın başına geçmeyi düşündüğünü yazıyordu. Koç¬ giri olaylarından. batılı basına gö¬ re "asabı bozuluyor"du. Mehmet Şerif Fırat. Şeyh Said İsyanı ve sonrasındaki "tedip ve ten- kif'den de deneyimliydi. "harekâtlarda" deneyim kazanıp uzmanlaşmıştı. Hoybun'a katılıyor. 1920'de Koçgiri'de katiiam ve soygun yapmakla suçlanan Sakal¬ lı Nurettin Paşa'nm da damadı olan generallerden bk başkasıydı. deneyim ve başarıları nedeniyle. İsmet İnönü generallerin arkasındaki ikinci güçtü. O. Hüseyin Paşa'nm Hacı Musa ile birlikte yola çıktığını yazıyor ve şöyle devam ediyor: "Hacı Musa yolda hastalanıp ölmüş. Hacı Musa'nın oğlu Me¬ deni.yılında Kayseri'den kaçarak Suriye'ye gidiyor. Ağn ayaklanmasında yer almak üzere geri dönüyorlardı. daha sonra "tek başı¬ na" Dersim harekâtının başkomutanı olacakd. Daha sonra Genelkurmay Başkanı da olacak olan Omurtak. Atatürk'ün isyanın daha fazla uzaması halinde. New York Times gazetesi bir haberinde. Atatürk ise Ağn isyanının uzamasından rahatsızlık duyuyor. Alpdoğan da 1920'deki Koçgiri olaylarından beri Kürt hareketlerini bastıran ve bu konuda deneyimli bir subay¬ dı. Hüseyin Paşa ile Ağrı eteklerine kadar gelmiş. General Hüseyin Ab¬ dullah Alpdoğan'dı. Burada hepsi bir pınarın başında uykuya dalmışlar. Doğu İlleri ve Varto Tarihi kitabında.

dilden dUe aktarddar. kapısına dayanıp. öne çıkıyor: 218 . isyan ve toplumsal olaylarda rol alan halk önderleriyle. Dünyanın en ulu dağlarından biridir Ağrı. o dönem için erişilmezdi. isyancı Kürt silahlı birliklerinin başına getirildi¬ ğinde. "Ağrı" diye değiştirdikleri dağ. evine kadar geliyor. Ve Kürtlerin "Bira İvrahim e Hessık e Telle" dedikleri Celali aşiretinin önderi ibrahim Bey. zorlamaya başlıyor. kızı ve geliniyle evde yalnız. Rus istilacılara karşı savaşa gidiyor. onların nağmeleşrirdiği ve özve¬ ri.. Ağrı'ya çıkmış ve dağda hareketlilik başlamıştı. Fakat. onurun ölümle dansı hikayesiydi. destan ve kasidelerle kuşaktan kuşağa aktararak geliyorlar¬ dı. "Ivo Bege Pasin e" kılamı da. Kürt sözlü edebiyatının sürdürücüleri dengbejler. Denbejlerin nağmeleştirdiği "Ivo Beg e Pasin e" destanı KürtRus savaşını konu ediyor. bilindi bileli Ermeniler için "Ararat".. bir yanı Ermenistan'a. İsyancıların orada toparlanmasından sonra "İbra¬ him Paşa" rütbesiyle çatışmalara katıldı. Ka¬ pı kırıldı kırılacakken eşi kurtuluş umudunun bulunmadığını söyleyerek. Degnbejlerin söylediği Kürt Beyi.İBRAHİM PAŞA İhsan Nuri. Erişümez heybetinin yanında. Buzul ve dört mevsim bulutlu ulu¬ lukları. Ivo Beg eşi. savaş. Türklerin adını. Kürtler için de "Agiri" idi. İran'a. Şeyh Said'e ilişkin sayısız kılam ve kasideyi onlar. mertlik ile yiğitlik onurunun bir arada harmanlandığı destan. düşmanın gücü karşısında. "Ivo Bege Pasine"nin (Pasin Beyi İbrahim) destanı şöyle: Ivo Beg. hayat da sunan Ağrı. Çarpışarak köyüne. öteki ucu Kürdistan'a uzanıyordu. çaresiz geri çekiliyor. bu özel¬ likleriyle gerilla savaşları için doğal korugandı. Beyazıtlı Bira İbrahim e Hüssık e Telle. Geniş yayla ve otlaklarıyla. 1926 yılında isyan edip Ağrı Da¬ ğına yerleşti. trajedileri kı¬ lam. Düşman peşinden köye giriyor.

genç gelini ve kızına bakı¬ yor. Düşmana sağ teslim etme!. Neden öyle derin uykuda gibi duruyorsun? Namus ve şeref anıdır şimdi. Bizi vurup. 219 .. Kapıyı kınp içeriye gir¬ mek üzereler. diye sesleniyor kocasına. Vakit yok. demir menteşeler sökülmeye başlıyor. Kapı tekmeleniyor. Önce bizi vur.. uyan! Kapı kınlırken Ivo Beg. Onur gününde. Genç gelini öne çıkıyor: Vur bizi baba. uykudan uyanır gibi oluyor. tek tek.. Taban¬ casını doğrukuyor. Şerefini kendi elinle düşmana mı teslim edeceksin? Uyan Ivo Beg. namus günüdür. ölümden başka seçenek olmadığını biliyor. Bugün. namusumuzu kurtar baba. diye ekliyor kansı da. Kadimiz helaldir sana Ivo Beg. Karısı arkasından sesleniyor: Ivo Beg. kıpırtısız kalıyor. Bizi düşmana sağ tesÜm etme!. Ivo Beg.. diye haykırıyor. Ivo Beg. ardından kızını vuruyor. Ivo Beg namluyu onlara doğrultuyor. çaresizlik içinde karısına. Vur bizi. Kurtar onurumuzu. Parmağı teriğe gitmi¬ yor. Önce beni vur. Düşman askerleri içeri doluşuyor.. Namusunu geride bırakıp nereye gidiyorsun böyle? Namusunu düşmana mı teslim edeceksin. O anda kapı kınlıyor.... hüzün içinde geri dönüp soruyor: Ben ne yapabilirim. kaskatı. genç kızına ve gelinine kıyamıyor. sonra geÜnini. Ge¬ lini ve kızı yalvarmaya devam ediyorlar: Geliyoriar baba. kansı bağı¬ rıyor: Uyan Ivo Beg! Sen ki dağlann şahinisin. Önce karısını. Sonra tabancasını çekip kapıya yöneliyor.Ivo Beg. Sen Ivo Bege Pasine'sin. ölmekten başka?. Kapı kınlırken. Uyuşmuş gibi düşüyor parmağı. Ivo Beg? Ivo Beg. Çarpışarak öle¬ cek. Gencecik. ceylan bakışlı kızı.... Fakat onur savaşında da olsa karısına. Dirimizi düşmana teslim et me.

Bira İbrahim e Hussek e Telle'nin değişririlmiş öyküsü. Çünkü savaşçılardan başka. Örtüşüyor. Ararat (Ağrı) cesurane bir şekilde 25 Eylül'e kadar diren¬ di. planı ilk önce kendi aile ve akrabalarına uygulayarak. Fakat.. Husseke Telle. yaşlı gözlerle Ararat asla¬ nından bu ümitsiz kırıma son vermesini rica ediyorlardı. "Bira" Kürtçe erkek kardeş demekti. en büyük lider Araradı Bira Ibrahime Husseke Telle buna karşı çıkd. arkalarındaki bütün köprüleri yakmış olan devrimci güçler. 1930 yılında 100 bin askerin uçaklar desteğinde giriştiği Ağrı Dağı taarruzunun trajedik yüzünü şöyle anlattyor: "Genel taarruza rağmen. Ararat liderleri. savaşa de¬ vam için zorunlu olarak iki ayrı sorunu düşünmeye başladılar. bağımsızlık ocağının alevlerine kurban gitmişti. çok sayıdaki sivil halkı beslemek imkansız hale gelmişti. ihsan Nuri ve bir kı¬ sım liderler bu planı uygulama taraftarıyken. Ermeni yazar Garo Sasuni'nin anlattıklarıyla bu destan pek farkhlaşmıyor. önce sivil halkı kurtarma ve sonra da orada¬ ki güçleri başka dağlık bölgelere nakledip savaşı oralarda de¬ vam ettirme çarelerini aramaya başladılar. son neferinin son nefesine kadar savaşsınlar. zaten on kadar gü¬ nahsız Kürt. Husse Telle şu teklifi sunuyordu: Bütün kadınlar. Her türlü irtibattan yoksun olan Ararat liderleri. çok zor bir cephe savaşı vermeye mecbur oldu. Türk ordusu. Eylülün 2'sinden (1930) 15'ine kadar. Bira ibrahim'e halk... İb¬ rahim'in kısalrilmışıyla "Ivo" diyordu. güçsüz ihtiyarlar ve çocuklar kılıçtan geçi¬ rilsin ki. ikincisi ise cephane ve teçhizat darlığıydı. Husse¬ ke Telle'yi yumuşatmayı başardıklarında."Ivo Bege Pasine" destanı. İlki her türlü erzak ve yiyecek darlığıydı." Uzun bir adla anılıyordu: Bira Ibrahime Husseke Telle. Bu devrimci gaddarlık içinde. Bütün nüfuzlu liderler ve şeyhler. bir oluyor. Garo Sasuni.. onun destanı mıydı? Bilinmez. Ninesinin "Telle' olan . Ararat tepelerinde bir trajedinin manzarasını ortaya serdi.

dört bir yandan ilerlemiş. engelsiz kalan Ruslar. Bira İbrahim'in lakabıydı. bundan sonra Bira ile ihşki ku¬ ruyor ve anlaşma yapıyorlardı. Sovyet ihtilali üzerine 1917'de çekilene kadar. ihti¬ yaç sahiplerine her ay. yöredeki Kürtleri de rahatsız etmeyeceklerdi. Beyazıt'ın Ermenilerden geri alındığı gün. Kürtlerle Ermeniler arasında. 221 . Aile ve çocukları da onun adıyla anılıyordu.adıyla anılıyordu. Bira ibrahim'in dostu. Adı. Yine Kürtlerde. bu boşluktan yararlanarak Beyazıt'ı işgal ediyor. İhsan Nuri'nin de anılarında doğruladığına göre. Osmanh ordusu yenilip dağılınca. silah yoldaşı Gur Huso şe¬ hit düşüyordu. Rus işgalini önlüyorlardı.. O nedenle ninesinin adı. Ta ki Ruslar. ailenin kökü. buna kar¬ şıhk Kürtler de onlara saldırmayacaktı. Ağrı Dağı eteklerindeki Çiftlik köyündendi. Bilge kişiliği. Birinci Dünya Savaşı'nda. pirinç ve sabun dağıtacak. Sanıldığı gibi Kürtlerde. Bunun üzerine Bira ve Gur Huso yeniden silaha sarılıyor. aileler erkeklerin gücü (baba erkü) üzerinde değildi. liderlik nitelikleriyle öne çıkan ka¬ dın. Beyazıtlıydı. halkın normal hayatını sürdürmesi için destek verecek. şeker. Ermeniler. geleneksel soyadı. anılıyordu aileler. Dağa çık¬ tıktan sonra ise Hoybun tarafından Paşalıkla rütbelendirildi. köylere giriyor ve o arada kan akıyordu. Ruslar. Beyazıt merkezine girmeyecekleri gibi. Osmanlı devleti yarı dağıldığı için hiçbir kurumu yoktu. kendi başına kalıyordu. Bira ve dostu Gur Huso (Kurt Hüseyin) önderliğindeki Kürtler. ünlü dede. Ruslar. Beyazıt'a da dayanmıştı. anlaşma gereğince Ruslar. Babasının adı Hüseyin'di (Hussık): Telle'nin oğlu Hüseyin'in oğlu Kardeşi ibrahim. Böyle adlandırılıyor. ni¬ nelerden birinin adıydı. Rus işgali sırasında efsaneleşti. biliniyor. şehri savunuyor.. Ünü yaygın Celali aşiretinin önderlerindendi. aylarca süren kanlı çatışma başlıyordu. erkekleri geride bırakak aileyi simgeleyip temsil ediyordu. Ruslar çekilince Beyazıt. Çeşitli kaynakların belirttiğine. İki taraf da anlaşmaya bağlı kalıyordu.

ordu birlikleri top. Şeyh Said isyanında devlete sadık kaldı. kentin yönetimini devrediyor. bir direğe bağlanmış genç kızı "özgür¬ leşmenin simgesi" olarak çözüyor. İhsan Nuri Paşa. İşte. Meydan savaşlarını kazanarak Beyazıt'ı kurtarmış Türk ordusunu anmak üzere. direğe Türk bayrağı çekiyor¬ lar. isyanm yenil- 222 . Bira ibrahim'i anlatıyor: "Bira. "Türk ordu¬ sunun düşmanla çarpışa çarpışa Doğubeyazıt'ı kurtardığı tarih" olarak geçiyordu. TC. Şeyh Said İsyanından sonra. Beyazıt'ta "kurtuluş" şenÜkleri dü¬ zenliyor. destek de vermemiş. Onca hizmeti. Bıra'mn yönetimi teslim ettiği gün. tüfek ve tankların eş¬ liğinde şehre giriyor. birkaç Osmanlı askeri yolunu şaşırmış gibi çıkıp Beyazıt'a geliyor. Tabii askerlerin kaz adımlı "zafer turu" da ihmal edilmiyor. bir gün. yeniden "temsili düşman" kuvvetleriyle temsili çarpışmalar düzenliyor. hatta yalvarmaları geri çevirmiş. Vefa borcu bir yana. hizmetleri öteki yana savru- lacak. Oysa Bira bütün istekleri. köşesine çe¬ kiliyordu. TC tarihine. Beyazıt'ın "kurtuluşu" her yıl bu müsameresel manza¬ rayla kutlanıyor. daha sonra yapacağı katkılar da hesaba alınmayacaktı. canını almak üzere peşine dü¬ şeceklerdi.Bira. o arada Belediye Başkanı Mahmut Efendi'nin kız kardeşiyle ikinci evliliğini yapı¬ yor. Fakat öyle olma¬ yacaktı. is¬ yana katılmamış. kendince huzurlu bir hayat kurmuştu. anılarında. Bira. her yıl aynı tarihte. Ermenilerin çekilmesinden sonra savunma birlikleri ku¬ ruyor ve şehrin yönetimini üstleniyordu. tersine TC'nin yanında yer almıştı. Bir dükkân açıp başına geçiyor. Bütün düşman askerlerini süngüleyip öldürdükten sonra. Beyazıt'ı Türk askerlerine teslim ettikten sonra köyüne dönmüyordu. "din kardeşi" Osmanlı üniformalı askerle¬ ri karşılayıp ağırlıyor. Bira. ilk eşi ve çocuklan köyde kalıyordu. Bira. Aradan aylar geçtikten sonra.

Rahatsızlık vermiyorum. isterse asi olsun. Bira. Şimdi beni sürmek istiyorlar.. Qotis üzerinden giderek çayın kenanna vardım.' Ona çabuk köye dönmesini söyledim. yeter ki tüfeğimi kavuştur bana. Tüfeğimi ve fişekliğimi çayın kenarına getir' dedim. Fakat ne olduğunu anlayamadım. 'AUahım. senin köyde olmadığını söyledi. Kör Hüseyin Paşa.. senin atını alacaklannı düşünerek atladığı gibi sürdü. Bugün bir şeye ka-^ nşmıyorum. Süvarilerin bir kısmı peşine düş¬ tü. telaşla bana. 'Şafakla bir subay ve 20 Türk süvarisi köye geldiler. Caminin önünde durdum. Sonra ne olursa olsun. Bira Husseke'yi soruyorlardı. Dükkânımın önünden geçerek şehirden ayrıldım. Bıra'mn dosdan. Devletin isteği üzerine. daha yeni uykudan uyanmış ve sürülerini gönder¬ mekle uğraşırken. Hizmetkârımız. 'Ben de kısa yoldan ge¬ leceğim. Ben hemen yola çıktım. sür¬ gün edileceğini söylüyorlardı. Fakat geçişi engellemeyi başaramadılar. Ağrı'dan gelen küçük oğlum llhami. aileleriyle birlikte Bad Anadolu'ya sürgün etmeye başladı. 20 Türk süvarisi köye girdi. Türklerin gözünde Kürtler ister hizmet¬ kâr. Anam subaya. Devletin dostuyum. O söylenenlere kulak asmayarak. Beni niçin sürsünler ki!' diyordu. Bundan sonraki gelişmeleri Bira bana şöyle anlatd: 'Ben Beyazıt'taki evimde çayımı içiyordum ki. AUahım. Şeyh Said İsyanının bastırılmasından sonra. Seni soruyoriardı. Bir süre sonra birkaç el tüfek sesi gel¬ di. Fa¬ kat düşünemiyordu ki. kendisinin de listede olduğunu. Sürü- 223 .giye uğraması ve Şeyh Said'in yakalanmasından sonra. adamlarıyla birlik¬ te İran'a geçmek istediler. 'Devlete çok büyük hizmetlerde bulundum. Türk devleti Kürt önderlerini. Bıra'mn Ağn'nm Çiftlik köyünde bulunan karısı ve çocukları. Dükkânımla uğraşıyo¬ rum. ben devlete hiç kötülük yapmadım. yine de Kürt'tü. Şeyh Sa¬ id'in oğlu Ali Rıza ve birkaç Hesenenli lider. Yönü¬ mü Kıble'ye çevirdim. geçişlerini engellemeye çalıştılar. adamlarıyla ve Celalilerle birlikte bunların yolunu kese¬ rek. bir gün şa¬ fakla beraber." İhsan Nuri Paşa devam ediyor: "1926 yılının ilk aylan ve kışın sonlarına doğru. engelleme olayında bunlarla beraberdi.' diye¬ rek Allah'a yalvardım. O gittikten sonra evden çıktım. sen biliyorsun ki.

cebine dol¬ durduğu renkli şekerleri çocuklara dağıtıyor. aranan. yanına aldığı ba¬ zı ağalarla köylere gidiyor. karşılığı genel valilik. Köye giderek. Ağrı Dağı "Kürt Ulusal Meclisi"nin merkezi haline geliyor. ezberlediği birkaç ke¬ lime Kürtçeyi yerli yersiz sözleri arasına sıkıştırarak konuşmalar yapıyor. köylülerle birlikte yer sofrasına oturup yemek yiyor. Çobana meseleyi sordum. yanına gelenler çoğalmaya başladı. "kendile¬ rine hizmet eden ve sadık kalan Bıra'ya bunu reva görenler. BİLDİRİ SAVAŞLARI İhsan Nuri'nin çıkışından sonra. yaralıyı Beyazıt'a gönderdim. aralarında çatışma çıkmış. bütün yörede şaşkınlık ve korku yaratmıştı. Hoybun'u halk desteğinden soyudamak amacıyla bir propaganda kampanyası başlatıyor. Pek çok kişi.lerim çayın kenarındaydı. Çok geç¬ meden. birkaç adamıyla birlikte. tek tek. bir asker yaralanmış' dedi. Ağn Dağına sığındı. seni bulamayınca adnın peşine düştüler." Bira İbrahim'in onca hizmetine rağmen karşılaştığı muamele. İbrahim TaH Öngören. bu yüzden firari bir hayat yaşayan Kürtler. halktan biri olduğunu göstermek için. Çepe Kubent köyü yakınlarında Keskoi'lerden birkaç kaçağa rasdamış1ar. bize ne¬ ler yapmazlar!" diyordu. Çoba¬ nım tüfeğimi getirdi. ya da 1980 sonrasının "Olağanüstü Hal Bölge Valiliği" olan "Umum Müfettişliğe" atanıyor. Onun adını ve dağa sığındığını duyan. dört bir yan¬ dan. 224 . Arap asıllı İbrahim Tali Öngören. tehlikeyi sezenlerle. bu arada "ben de sizdenim" demek adına işi Kürt giysile¬ ri giymeye kadar vardırıyordu. Türkiye Cumhuriyeri politik ve askeri ta¬ arruza geçiyordu. gruplar halinde yanıha akmaya başlamıştı. Bira. yer yer çatışmalar başlıyordu. 'Askerler köye geldiler. Askerlerin yaralıyı benim evime bırakıp gittiklerini söyledi.

"unutmayın. Türklere güven yoktur. 'Kürt sorunu ve Kurdistan yok' demektir. Fakat Kürt hal¬ kı. bunun bir tuzak olduğunu. aranan liderleri bir bildiriyle uyarıyor. Bunun üzerine Hoybun bir bildi¬ riyle "affin tuzak olduğunu" duyuruyordu. görevlileri karşı atakla köyleri. gelecekte olacakların aynasıdır." Öte yandan Türk hükümeri firarda bulunan ve aranan Kürt liderlerine "devletin şefkatli kollarına sığınma" ve genel aftan ya¬ rarlanma çağrıları yapıyordu. bundan önce de suikasder ve hileler yo¬ luyla Kürt örgütlerini dağıtmışlardır. Sürgün edilmiş yüz binlerce Kürt'ten kaç kişi bugün hayatta kalabilmiş¬ tir. Genel af çıkarmasının tek nedeni Hoybun'u dağıtmaktır. Bu affı çıkarmak¬ taki amaç. Bundan sonra karşıhklı bildiri savaşları başlıyordu. yakın geçmişte ya¬ şadıklarımız. Türk propaganda¬ sına kanmayın!" diyorlardı. yaptıkları konuşmalarda. Halbuki Kürt halkı örgütünün arkasında ve onun aracılığıyla özgürlüğüne kavuşmak istemektedir. "af" sö¬ zü üzerine. bexte we tüne!' Atalarımızın bu sözünü unutmayın. karşı bildiride Hoybun'un gerçekleri saptırdığını. Türklerin sözüne inanıp teslim olmamalarını istiyordu. Genel Müfettiş İbrahim Tali de. Bildiride şöyle denili¬ yordu: "Türk hükümederi.ibrahim Tali'nin propaganda kampanyası karşısında Hoybun da boş durmuyor. Türklerin affi¬ na inanarak teslim olanlar öldürüleceklerdir. İsmet Paşa hükümeti de bu arada barış taarruzuna geçiyor. İhsan Nuri Paşa'nm anılarında yazdığına göre. Türklerin riyakârlığına inanmayacakdr. aftan yararlanmak isteyenlerin hiçbir şey¬ den korkup çekinmeden teslim olmalarını isriyordu. sınırların dışında ve dağlarda yaşayan Kürt milliyet¬ çilerini hile ile ele geçirmektir. Affin bir amacı da sükûn var diyerek Batı'dan yardım almakdr. aşiretieri dola¬ şıyor. Şimdi de Hoybun'u dağıt¬ mak istiyoriar. ge¬ nel af ilan edildiğini açıklıyordu. Hoybun. 'Rome Xayine." 2-İ5 . Haybon'un 1928 Martında yayınladığı ve "Kürt ulusuna" di¬ ye başlayan bildiride şöyle deniliyordu: "Ey Kürder! Türklerin affina inanmayın.

Ama Saide Telhe idam edildi. bildiride şöyle deniliyordu: "Türk hükümeti. halktan isyan¬ cılara inanmamasını istiyor. Kürtlerden oyuna gelmemelerini istedi. Kürtleri zamanında uya¬ rarak pek çoğunu tuzaktan kurtardı. Şeyh Ali Rıza ve Selahaddin'in mahkûm edilmesi üzerine Hoybun bir bildiri ile gelişmelerin kendilerini doğruladığını belirterek. "gelin. Yakılmış yüzlerce kö- 226 . Kürtler yeni büyük bir tehlikeyle karşı karşıyadır. devletin şefkatli kollarına sı¬ ğının!" tekrarında bulunuyor.Genel Müfettiş İbrahim Tali de karşı bildiride. Saide Telhe'nin idamı. Şeyh Said'in iki oğlu ile birlikte dönen Said e Telhe ve öteki bazı Kürt liderler tutuklanıp Ankara'da yargılandılar. yurtdışındakiler de ülkeye geri dönmeye başlıyorlardı. ilan edilen af üzerine. Said e Telhe (Talha'nın oğlu Said) Bingöl'ün Azizan köyünden. Şeyh Said kö¬ yünden çıktığından beri yanındaydı. öldürüldüler. Mahkeme¬ de. Dönenler arasında. Şeyh Ali Rıza uzun zaman tutulduktan sonra serbest bırakıldı. Şeyh Selahaddin 12 yıl hapis cezasına çarptırıldı. Gelenlerin yok edilmesi önceden kararlaştırıldığı için. Şeyh Said'in çekirdek kadro adamlanndan biriydi. mudu bir gelecek vaat ediyordu. 1928 yılın¬ da dağdan köylerine. birer bahaneyle hapse adldılar. Şeyh Said'in iki oğlu Ali Rıza ile Selahaddin ve Şeyh Said ha¬ reketinin önemli adamlarından Said e Telhe de aftan yararlan¬ mak isteyenler arasındaydı. sahte afla bazı Kürtlerin dönüşüne izin ver¬ di. bazı Kürt önderler. bu olanağı değerlendirmek isteyenler de vardı. geçmişteki yaraların sarılacağını. * Hükümetin propaganda savaşının ilk etabını Türk hükümeti kazanıyor. Daha sonra Suriye'ye geçmişti. yasal zeminden yararlanmak. İhsan Nuri Paşa'nm yazdığına göre. 1400 kişi hapsedildi ya da sürgüne gönderildi. Fakat Hoybun. yakılıp yıkılan köylerin yeniden imar edileceğini söylüyor. Türklere has öldürme ve yok etme devam ediyor. "Kuzey Kurdistan Cemiyeri"ni kurmakla suçlandılar.

Fe¬ ci şeyler. doğrudan "barış görüşmeleri" önerisi götürü¬ lüyor ve bu Kürt tarafinca da kabul görüyordu. Atatürk'ün yakın kadro adamlarından biriyken. Müthiş masraf olmuş. Rıza Nur. Lozan Anlaşması sürecinde yolları ayrılan ve gözden düşen Dr. Kürderi Ağrı Dağında bütünüyle imha ettik diye. toplantıya Bira ibrahim. Genel Vali İbrahim Tali Öngören. önüne maddi ve manevi olanaklar sermeye başlıyordu. ihsan Nuri'nin anılarında yazdığına göre.. ku¬ mandan Salih Paşa bildiri yayınladı. onun yanlış tutumu yüzünden başkalarının ceza gördüğünü söylüyordu. anılarında. karşılığında. İhsan Nuri Paşa. kaymakam ve generaller. doğrudan İhsan Nuri'yle ilişkiye girerek. külliyetii miktarda akın verilecekti kendisine. kızlarınız ve kadınlarınızın sefa¬ letini gözlerinizin önüne getirerek birbirinizi seviniz. Hoybun'dan silah bırakması isteniyordu. İhsan Nuri silahını bıraktığı takdirde. ihsan Nuri'ye çekici armağan ve vaadler sunuluyordu. öldürülmüş binlerce Kürdü. Türklerin ama¬ cı Kürdü Kürde öldürtmektir. Öte yanda. bütün çabalarına rağmen sonuç alamayınca ve kayıpları büyük olunca diyalog çabalarına giriyordu. dağdan inip teslim olmasına karşılık. Çok şey anladyor. 60 kişilik bir süvari birliğiyle görüşmelerin yapılacağı Şeyhli köprüsüne gelmiş. 1928 Mayısında. silahlarını¬ zı koruyunuz. bu döneme ilişkin olarak şunları yazıyor: "istanbul'a yeni gelmiş biriyle görüştüm. Türklerin kaybı ise büyüktü. çatışmalar yayılarak büyüyordu. Ayrıca seçip beğenmesi kendisine ait ol- 227 . görüşmelerin en önemlisi.yü. Aranızdaki çekişmeleri unutunuz." Türk devleti. verilen sözün tutulmamasmın suçunu İhsan Nuri'ye yüklüyor. 1928 yazında. Oyuna gelmeyin!" * t * İbrahim Tali Öngören ise karşı bildiride.. Ferzende ve Halis Bey'le birhkte kadlmışd. Ankara'dan gelen bir delegasyonla gerçekleşti. karlar arasın¬ da iki alayımızı imha etmişler. Ayırca yöre valileri. Kürtler dağ¬ dan bizim araziye inmişler. Bu yöntem ba¬ şarılı olamayınca. Türk heyetinde 12 milletvekili yer alıyordu. Meğer Kürtler.

Türki¬ ye'nin." RUSLAR VE İRAN DA SAVAŞA GİRİYOR Türk ordusu. pes etmek istemiyordu. bunun korgeneral rütbesi ve kolordu ko¬ mutanlığı olacağını vaat ediyor. İhsan Nuri'nin şardarı karşısında pazarlık ortamı yok oluyor. ister yurtiçinde. ihsan Nuri. sonuç almamadan toplantı dağılıyordu. bağımsız Kürdistan'ın derhal tanınmasını" içeren kar¬ şı görüşleri öne sürüyordu. Sürgünler ve cezaevindeki¬ ler de af kapsamına alınacaktı. Siyasi öneriniz varsa. İhsan Nuri. Bu arada genel af kapsamı genişletilecek. görevi alabilecekti. ister yurtdışında dilediği makamı. "Ben Hoybun askeri lideri ve Kürt Silahlı Kuvvederi'nin başkomutanıyım" dediğini ve sonra şöyle devam ettiğini yazıyor: "Ben bu görevde. 1926 baharından beri Ağrı Dağına. 228 . Bu da ancak ulusumuzun bağımsızlık haklarının tanınmasıyla çözümlenebilir. önüne konanları alıp rahatına bakmasını öneriyordu. beğenmiyorsa. Mü¬ fettiş. Görevim. vakit var¬ ken. ama eli boş kışlasına dönüyordu. Top¬ lanndan hemen sonra ihsan Nuri'ye mektup yazarak. Çünkü sorun kişisel değil ulusaldır.mak üzere. bu şartların dışında her¬ hangi bir konuda müzakereye oturmayacağını da belirtiyordu. önerilen rüşvete çok öfkelendiğini belirtiyor ve mektuba mektupla yanıt vererek. istediği miktarda paranın hazır kendisini beklediğini ekliyordu. nafile genel taarruzlar düzenliyor. Hoy¬ bun'a mensup olmaktan şeref duyuyorum. sunulanları dinledikten sonra söz alarak. yazdığına göre. tüm Kürtler bundan yararlanacaktı. İhsan Nuri. mücadeleden vazgeçmesi halinde. her sonbaharda büyük kayıplar vererek. Türk ordusunda müm¬ taz bir yer verileceğini. Muhatabınız Hoybun'dur. dilediği ülkede büyükelçilik göreviyle. Fakat. ancak Hoybun emrettiğinde terk ederim. ibrahim Tali vazgeçmek. Hoybun'un emriyle bulunuyorum. Kürdistan'ın bağımsızlığını tanımasına ve onun ordula¬ rından boşaldlmasma kadar savaşı yürütmektir. onlan Hoybun'a iletebilirim. eski tekliflerini tekrarlayarak. Görevi. rüşvet karşılığında halkını satacak kadar küçülmediğini söylüyor. "Türk askerlerinin kayıtsız koşulsuz Kürdistan'dan çe¬ kilmesini.

"eşkıya" dur ihtarı ve "teslim ol" çağrılarına aldırmadığı gibi. "Birinci Ağrı İsyanı" için 16 Mayıs 1926 tarihi veriliyordu. dağı terk edip geri dönmüştü. Genelkurmayca yapılan "resmi tarih"te. Jandarma alayı. "kandırdı¬ ğı" Kürtleri yanına çekiyor. Devlet isyancıların peşini bırakmak niyetinde değildi. 229 . Resmi tarihe göre. Fakat. Fakat jandarma alayının şansı yaver gitmediği için bozguna uğramış. yamaçlan tırmanıp yaylaya çıkmış. Resmi tarihin kaydettiği "ikinci Ağrı İsyanı" da ilginçti: Genelkurmay'ın kitabı yazıyor: "Hoybun" denilen "eşkıya çetesi". o arada havalar soğuduğu için or¬ du. Bu. zorunlu olarak çatışmaya girmişlerdi. askerler de ölü ile yaralılarını toplayarak Beyazıt'taki ka¬ rargâha çekilmişti. bir sürü koyunla Ağn Dağı yaylalarına çıkmıştı. TC. koyun sürüsü ve sahipleri. Beyazıt'a bağlı Muson kasabası¬ nın Kaleci köyü. Devletin iyi niyetli bütün ısrarlı çağrılarına rağmen. Ama bütün aramalara rağmen. derhal harekete geçmiş ve 28. bunun üze¬ rine. "yasağa saygısızlık etmiş" ve 16 Mayıs 1926 ta¬ rihinde. "asilerin tedip ile tenkili"yle görevlendirmişti. dağda "asilere" rastlanmamış. "eşkıyalığını" her gün biraz daha ileri götürüyor. 1927 baharında Ağrı Dağını karargâh yapmıştı. Türk askerleri. Otorite¬ sini kanıtlamak için Üçüncü Orduyu. tersi¬ ne. Bir ay gibi kısa bir zaman içinde hazırlık¬ lar tamamlanmış ve Haziran ayında "büyük taarruz" başlamıştı. Jandarma Alayım isyanı basrirmakla görevlendirmişti. dev¬ let otoritesine "bir isyan "di. Genelkurmay'ın Kürt İsyanları kitabında yazılanlara göre. köylülerin yaylaya çıkışı "Birinci Ağrı İs¬ yanı" ve ordunun koyun sürülerinin peşine düşmesi de "isyanın bastırılması" oluyordu. "ateşle karşılık vermiş". büyüyordu. Devlet. bu taarruzları "Birinci" ve "İkinci Ağrı İsyanı" diye adlandırıyordu. teslim olmuyor. Fakat.Resmi tarih. "sıcak temas" kurulamamış. ulusal birlik ve beraberlik ile güvenliği için Ağrı yöresinde yayla yasağı ilan etmişti. isyancılarla sürüle¬ rinin peşine düşmüş ve Ağrı Dağı eteğindeki Demirkapı bölgesin¬ de isyancılara yetişmişti.

Hükümetin prestiji kırıldı. gün ışığında bulunamıyor". sıcak temas kurulamıyordu. iki hafta topa tutuluyor. Birinci kol. nereden peydahlandığı bilinmeyen eşkıya aniden ortaya çıkıyor. Ordu iki kol ha¬ linde taarruza geçmişti. arama çabaları boşa çıkıyor. Ama. 13 Eylül 1927 tarihinde. haziran (1927) ayında İğdır ve Beyazıt'a 10 bin ka¬ dar asker yığdılar. Amaç. "eşkıya insanlıktan anlamamış" ve affa sırtını çevirmişti. gece olunca. ikinci kol da Kars'tan İğdır'a kaydı¬ rılmış." 230 . Zaten bir kere daha havalar soğuduğu için Ankara'dan "ri¬ cat" emri veriliyordu. Ermeni yazar Garo Sasuni.TC yine de insanca davranmış ve asilerin dağdan inmesi için genel af ilan etmişti. Ayaklanma serpilme¬ ye başladı. Ağn Dağı. tankları. Kolorduların topları. Türkler ilk taarruzda mağlup olup dağıldılar. Yüksek askeri idare birbirine girdi. oradan hücum emri verilmişti. Resmi tarih.. Bu da. Türk ordusu. gerilla baskınlarıyla Türk ordusuna zayiat verdiriyordu. Ağrı Dağına kesin darbe indirmek ve olayı sessizce kapatmakd. "aranan eşkıya. resmi tarihin "İkinci Ağrı İsyanı" diye adlandırdığı olayları şöyle özetliyor: "Türkler. bunun üzerine "eşkıyanın kö¬ künü kazımak" üzere. "eşkıya"nın sayısını vermiyordu. iki kolordu ve 10 bin kişiden oluşuyordu. Ama Türk or¬ dusu. Hava Kuvvetlerinin de desteği ve top atışlarıyla genel taarruz başlamıştı. taarruz üstüne taarruz tazeliyor. Türk ordusu yeni büyük bir savaş için hazırlanırken.. ama isteni¬ len sonuca yanlamıyordu. arkasında da uçakları vardı. Çünkü. sürgün¬ deki Kürtler de kaçıp harekete katıldılar. uçaklar bomba yağdırı¬ yor. Türk basınında endişeler belirmeye başladı. "ikinci Ağrı İsyanı" ve bastırılması "harekâtı" oluyordu. Fakat. Erzurum'dan Eleşkirt ve Karakilise üzerinden yürümüş. Ağrı Dağının sarp kayalıklarına. kara birlikleri. dik ya¬ maçlarına yürüyüp tırmanmak zorunda kalmıştı.

kendilerini de ilgilendiriyordu. bitişik Kürtlerin başarıya ulaşmaları halinde. Iran ve Sovyetler Birliği'nin (Rusya) desteğini almak için yoğun bir diplomatik faaliyet yürütüyor. Moskova. İran'ı işbirliğine ikna için Tahran elçiliğine atanmıştı. sıkışmış Türk¬ lere kendini pahalıya satmaya.Türk ordusu. Bir yanıyla TC'nin Kürtlerle davası. hatta tehdit ediyordu. Kürdistan'ın kurulma çabalarını. Türklere yardım etmesi için İran'ı sıkışrinyor. öte yandan dış destek arayışlarına hız veriyordu. dağa tır¬ manış yolları ve kışın barınmak üzere. kışlalar inşa ediyor. teslime iknaya çalışıyordu. "emperyalizmin Kafkasları ele geçirme planı" olarak nitelendiriyordu. bunu sıçrama tahtası yaparak. manevra yeteneklerini kırmak ve Ermenilerden yardım almasını önlemek için Kürderi kuzeyden kuşariyor. bu çabaların nafileliği orta¬ ya çıkıyor. O nedenle kişilere rüşvet niteliğinde maddi ve manevi olanaklar sunuyor. Türk diplomatları. Iran da "kendi Kürtleri" nedeniyle "ortaklığa" sıcak bakıyordu. TC. Toprak bile kopanyordu. 1919'da Samsun'a çıkıştan beri Atatürk'ün yanında bulunan ve çeşitli vesilelerle sadakatini kanıtlamış olan eski asker Hüsrev Gerede. bu arada Türk birliklerinin geçişine de imkan veriyordu. İran uzun uğraş ve müzakerelerden sonra. diyalog kesiliyor. bir yandan Ağrı eteklerine asker ve silah yığıyor. Sovyetler. taraflar sözü namlulara bırakmak üzere hazırlıklara girişiyordu. bu söylemle "ilerici TC'ye destek" veriyor. Fakat Iran. İran ile Sovyetler Birliği arasında mekik dokuyordu. TC. Emin Karaca'mn Ağrı Eteklerindeki Ateş kitabında ayrmrilarıyla yazdığına göre. Stalin yönetimindeki Moskova ile de görüşmeler yürütülüyor¬ du. Çünkü. ikinci bir hamle ile İran'a atlayacaklarından korku¬ yorlardı. 1928 yılı sonbaharında. karşılığını almaya çalışıyordu. İran'ın kazancı büyüktü. Moskova da. Sınır dü- 231 . aldıklarına karşılık olarak TC'ye istenilen desteği veriyordu. gerek savaşçı sayısı gerekse silah bakımından zayıf olan Kürtlerle başa çıkamıyordu.

söz namluların diyaloguna geliyor. Genç savaşçılar üniforma giydiler.zeltmeleri adı altında. Türk¬ lerin Kürtler üzerindeki nüfuzunu kırmak istiyordum. hançer. kendi rütbelerini belirten armalar bulunuyordu. Ağrı Dağı¬ nın eteklerindeki bazı verimli alanlar. taraflar. gücünü gücüne katmıştı. Öte yandan. güneyden gelecek yardım kanallarının tıkanması için Fransa ve İngiltere'den destek alınıyordu. tank ve uçaklarla çok iyi teçhiz edilmiş Türk devletinin ordusu karşısında. Subaylarda ise Ağrı yerine Xoybun'un arması ve onun üstünde de. desteğe karşılık İran'a ve¬ riliyordu. Bunun için Kürtler arasında bağımsızlık düşüncesini hakim kılarak. kalem ve güneşti. gerilla savaşı ile. başka silahlar ele geçirip savaş cep¬ hesi açamıyordum. aynı zamanda "delinemez" denilen Lozan Anlaşmasının da delinmesiydi. Bu taktik. Bundan sonra temas ve görüşmeler kesiliyor. Top. Kürtlerin mevzilendiği Ağrı Da¬ ğının taarruz öncesi halini şöyle anlatıyor: "Ağrı Dağında durum geliştirildi. Onun için Ağrı'yı teslim etmeden önce. Türkiye Cumhuriyeti çağın egemen dünyasını yanına almış. buğday başağı. düşmandan ele geçirilmiş tü¬ fek ve fişeklerle savaşmanın kolay olmayacağını biliyordum. 232 . anılarında. hesaplaşmak üzere silahlarını çeki¬ yordu. on¬ ları genel ayaklanmaya hazırlamaya çalışıyorduk. * » İhsan Nuri Paşa. büyük ve küçük Ağrı'nın sembolü olan metal bir arma vardı. O dönemde Fran¬ sa Suriye'de. Elimizde ye¬ terince silah olmadığı için. Bu. Xoybun merkezi tarafından tespit edilmişti. ingiltere de Irak'ta yönetimi elinde bulunduruyor¬ du. 1639 yılında imzalanan Kasr-ı Şirin Anlaş¬ masıyla çizilen sınır ilk kez İran lehine değiştiriliyor. Hiçbir yerden destek ve yardım beklemiyordum. Artık vuruş zamanıydı. Xoybun'un (Hoybun) arması. Erlerin 'kum'lerinin (şapka-kasket) önünde.

Süphan dağında. Bu zor ve kötü koşullar altında Kürdistan'ın bağımsızlığı yo¬ luna başlarını koymuşlar. ulusal bayraklarının gölgesi altında. Düz bir arazide bu¬ lunan köy. Ağrılılar sayıca çok azdı. Bu da gösteriyor ki. ihsan Nuri şöyle yazıyor: "1930'un bahanydı. Grupların sayısı azdı. Savaşçılar. dağların kan eriyip yollar geçk vermeye başlar başlamaz. Ama Ağrı savaşçılarında ol¬ mayan tek şey korku ve ümitsizlikti.Kürdistan'da Xoybun'un teşkilatlarını oluşturmak ve genel ayaklanmayı örgütlemek üzere. bağımsızlıkçıların yaktığı ateş. Düşman Şeyh'in köyünü sarmışd. Tarımla uğraşacak kimse de yoktu. taş ve kayalarla duvar gibi kaplıydı. Savaşçılar at. yalnız Ağrı'da değil." ATEŞ ÇEMBERİ Türkiye Cumhuriyeti (TC) Rus ve İran'ın gücünü de yedekledikten sonra 1930 baharında. Çok az fişek olduğu için. ele ge¬ çen mitralyözler kuUanılamıyordu. Fakat tüccar vermemişti. savaş uçaklarıyla desteklenmiş 100 bin kişilik bir orduyla genel taarruza geçiyordu. sürekli düşman karşısınday¬ dı. Tarıma elverişli toprak kıttı. silah ve cep¬ hane konusunda çok zayıftılar. yemek için tüccarlardan bir koyun istemişti. gece. Rumiler. Bunun üzerine bir başka grup gönderdik. Üretim yapılamıyordu. Eli silah tutan herkes. Bu nedenle çık¬ mak mümkün değildi. Bunlardan biri. Türkler Keskoi aşiretinin bir grubuyla birlikte Şeyh Abdülkadir'in üstü¬ ne saldırdılar. köylü uykudayken gelip köyü sarmışlardı. Saldırıyı. hem çalışa¬ cak. Onun için kıdık çekiliyordu. her türlü tehlike ve eziyete razıydılar. süvari alayı komutanı Ferhat Bey yöne¬ tiyordu. Ağrı'nın kışı daha bitmemişti ki. Türklerin bir kolordusu bik biri¬ mizin üstüne gelmeye cesaret edemez. Türklerin hakimiyetindeki Kürdistan'ın diğer yerlerinde de yanıyordu. Fazlasıyla verdiler. Varolan topraklar da Türklerin devamlı ateşi al¬ tındaydı. hem de darbeler indirecek fedai grupları göndermiştim. diyorlardı. 133 . Kornikork savaşından son¬ ra güven artmıştı. Kurdistan içlerine.

Cadıdan bombardıman ettiler. Bu. Fakat öteki askerierin yeri çok sarp olduğu için onlara ulaşamadılar. dağın kuzeyindeki Miro yolundan geliyordu. Ama bir başka birlik. Köyüler savunma için dışarıya çıkıyor. tüfek atışıyla uçaklar düşürüyoriardı. Köy tüfek ve mitralyöz ateşi akına alınıyor. 1931 yılında Ağrı şehir merkezin¬ de. Bir saadik çarpışmadan sonra askerierin tümü öldürülüp silahlanna el konuyor. gecenin karanlığından yararianarak askeriere yak¬ laştı. Silah sesleri¬ nin geldiği yöne gittiğimde. Karım Yaşa Hatun yaralandı. Bıra'mn oğlu Davo'nun biriiği. Çadşma öğleye kadar sürdü. Besse de. Geri döndüler. tank ve toplann desteğinde başlattığı genel taarruzu da şöyle an¬ latıyor: "Yazın ilk günleriydi." İhsan Nuri Paşa anılannda. Gittiler. Türklerin gece bir piyade taburu ve bir topla gelip Kabaktepe'yi işgal ettiklerini gördüm. Kabaktepe'nin irtiba- dnı kesmek için gece harekete geçti. Biz çadır açalı henüz birkaç gün olmuştu ki. 100 bin askerin uçak. aynnnlara yer veriyor ve şunlan yazıyor: "Bir gün. Davo yollarını kesiyor. 234 . Sesler. Kabaktepe'yi uzaktan kurşun yağmuru¬ na tutmuştu. karşı saldınlaria zayiat veriyor. Nitekim.Şeyh sabah abdeste çıkarken kurşuna tutuluyor. İhsan Nuri. Ağnlılar çadıriannı alıp dağın doruklan- na çıkmışlardı. Türklerin 1930 yılındaki büyük saldınsının başlangıcıydı. Abide." Kürtler direniyor. kuzey- bad yönünden silah sesleri geldi. Odamakta olan hayvanlar öldüler. Ge¬ ce 15 asker sığınaklarından çıkıp dağdan aşağıya inerken. 10 Haziran 1930 günü. Birkaçını etkisizleştirip silahlanna el koydu. düşürülen uçaklardan birinin sağlam parçalarından oluşuyordu. düşürülen uçak ve ölen pilodann anısına bk "Hava Şehitieri Abidesi" dikiliyordu. Köylüler uyanıyor. Tepedeki askerier ise aşağıda arkadaşlannın ölümünü seyrediyorlardı. Ömere Besse-Keltanilerin re¬ isi de Kabaktepe'deki hedeflere arkadan saldıracakd. Ardından birkaç düşman uçağı yaylanın üze¬ rinde uçmaya başladı.

Erciş halkından Seid Resule Berzenci ve Heseni süvari biriiğini Zilan vadisine gönderdim. Fakat Kürtlerin kendi davalan ve vatanlan için ken¬ dilerini feda edebileceği. silah ve cephane kıt- i35 . Askerleri esir edip silahlanna el koydular." İhsan Nuri savaşan aşiretleri tek tek sayıyordu. Bayrak sonuna kadar orada kaldı. karşı tepede Kürt bağımsızlık bayrağı dalgalanıyordu. Norşad kalesini savunmak için. Kale zapt edildi. Türkleri esir alanlar Hayderi savaşçılanydı. arada bir birkaç kişi gidip orada görünüyordu. O sırada. Sağ kalan asker ve subaylar esir alındı. Böylece Türk yardım biriiği Erciş'e yetişiyor. askerier az olduk¬ lannı görünce silahlanna sarılıyorlar. Teslim üzerine tepelerden iniyorlar. Kürtler. Ağn süvarilerini büyük bir sevinçle karşıladılar. Erciş'in imdadına yetişmek üzere top ve asker gönder¬ diler. kadın ve çocuk¬ ların topluca kadedildikleri Zilan'a da değiniyor ve şöyle diyor: "Ben. sa¬ vaşın kaderini değiştiren nedenleri sıralarken. Bu sevinç içinde. Çanşma çıkıyor. Komu¬ tan. Zilanhlar. Norşad'la biriikte Erciş ve Bargeri şehirierine de sal¬ dırmışlardı. Zilanhlar. Bu arada. en büyük trajedilerin yaşandığı. Kürtler mermileri bitene kadar çadşıyor ve orada ölüyoriar. Norşad.Şunu söylemek istiyorum: Türkler Kabaktepe'yi işgal ettikleri zaman. Hasan Abdal'daki ordugâhta 200 asker bulunuyordu. zorlu bir savaştan sonra Hasan Abdal'ı ele geçirdikr. Bargeri'nin tümü hemen alındı. Kurtulamayacaklannı anlayan Türkler teslim oldular. Hasan Ab¬ dal üzerine erken saldırddar. Komutan çadşmada ölmüştü. Kör Hüseyin Paşa'nm oğulları Memo ve Nadir." İhsan Nuri. her tarafi onarıp muhkemleştirmişti. komutanın aklına gelmemişti. saldınnın yolunda gitmesi için. Ardından aynı bölgede bulunan Norşad şehrine hücum ettiler. Burayı savunacak gücümüz olmadığı için. Yardıma gelenlerin yolu kesildi. Türkler bir türlü buraya yaklaşma ce¬ sareti gösteremediler. Şehirde bir piyade taburu ile bir mitralyöz bölüğü vardı. Erciş'in bir kısmı. Türkler. 24 saat bile dayanamadı. emirnamede yazılı tarihi anlamadılar.

lığının yanında Kürdün Kürde silah çekip saf değiştirmesini en ba¬ şa koyuyordu. Fakat ilerle¬ yen zaman içinde gerilemeye başladılar. hiçbir yerden maddi yardım alamadıklannı. Fakat fazla dayanamadılar. 1930 Temmuzunda Türk devletinin yanında yer alıyordu. Kanikork savaşma kadar benim bile tüfeğim yoktu. "Iran sınır ka¬ rakolunun bulunduğu Ayıbey yönünden. üç¬ lü kıskaca alınmıştı. Dersim'in bir türlü ayağa kalkmamasını da. Bu arada Kör Hüseyin Paşa'nm oğlu ve bir diğer aşiretin reisi olan Seid Resul'la çekişme içine girmesinin de zarariar verdiğini naklediyordu. 236 . İran'ın savaşa girmesi konusunda. ihsan Nuri. Silah ve kurşunlan savaşarak düşmanın elinden alıyorduk." ihsan Nuri. İhsan Nuri anılarında şöyle yazıyor: "Silahımız yoktu. Er¬ meni Taşnak Partisi'nin söz verdiği paralarınsa kendilerine ulaş¬ madığını belirtiyordu. önce top. Sovyetler Biriiği ve Iran da savaşın hemen başında. Bu savaşta bir tüfek ele geçirdim." İhsan Nuri ve arkadaşları. Ruslar Türklere yardım ediyordu. Bunun bir yanlışlık olduğunu san¬ dım. Gidip kendim baktım. Türk kuvvetlerine yardım için. Kuvvetlerini Culfar'a yığmışlardı. Sovyet cephesi için şunlan yazıyordu: "Sovyeder Birliği kuvvetlerinin. sonra mitral¬ yöz ve tüfek sesleri yükseldi. Dağılma başladı. Kürtler. » * Kürder. Araş nehrini geçerek Küçük Ağrı eteklerine vardığını bana haber verdiler. Gerçeği gözlerimle gördüm" diyordu. nedenlerden biri ola¬ rak sayıyordu. Keskoi aşireti ve diğer bazı aşiretlerin saf değiştirip Türklerin yanında yer almasının olayları etkilediğini yazıyordu. Çemberi yarabilenler İran Kürderine karıştı. ihsan Nuri. 1930 Eylülünde Ağn Dağının do¬ ruklarına sığınıp burada direndiler. ilk çatışmalarda başarı elde etmişlerdi.

200 kadar köyü talandan sonra yaktılar. Kürder daha hazıriıklarını tamamlamamışken. Vanlıların hücu¬ muyla Van şehri de işgal edildi. Hükümet. Ağrı isyanındaki "üçüncü göz"dü. Buna rağmen. Binlerce kur¬ ban verdirttiler.. Fakat büyük kayıplar verip yenildiler. Avrupa basını. 7 Türk uçağını düşürdüler. Ermenistan ve Kürdistan'ın bağımsızlı¬ ğından yanaydı. temmuz ayında Beyazıt.. Türkler temel güçlerini Zilan ve Erciş bölgelerinde topladılar. Ağrı isyanının bütün Kurdistan ve Kürtleri kapsamadığını söylüyor ve devam ediyor: "Ağrı hareketinin üç büyük lideri vardı: ihsan Nuri Paşa. Kamil Mahor. Yusuf Redkini. Çarpışmalar yayıldı. Savaşçıların silah ve cephaneleri tükendi. Mustafa Kelo takma isimli Dijana Hesse Sori ve diğerleri. Aynı gaddariığı Van bölgesinde de devam ettirdiler. Yüzlerce Kürdü toplayıp Van Gölüne dök¬ tüler. 5 bin kadar kadın. Zilan ve Ma¬ lazgirt'teki Kürt güçleri biriikte hareket ederek. bir başka yerde padak veriyordu. Kürtler. erimiş biriiklerini takviye için kısmi seferberiik ilan etti. Türk¬ ler saldırdılar. Garo Sasuni. Ağn Dağına çekildiler. yollan üzerinde bulunan askeri ve idari merkezleri işgal ettiler.liderleri de sayabiliriz: Ferzende Bey. Çarpışmalar bir yerde sönerken.. Abağa. Türkler. Dersim başta olmak üzere birçok Kürt bölgesi hareketsizdi. Güçlü yeteneklere sahip üç liderin çevresinde is¬ yancı aşiretler ve devrimci Kürtler toplanmışlardı. Ib¬ rahime Husseke Telle Paşa ve Zilan Bey. Olayları tarafsız bir bakışaçısıyla inceliyor ve yorumluyordu. Kanlı çadşmalar- dan sonra Erciş ve Zilan kasabalarını aldılar. İğdır ve Iran sınınndan taar- ruza geçtiler.Ermeni yazar Garo Sasuni. Fakat şehri uzun zaman elde tu¬ tamadılar. Pergiri. Ta¬ ceddin. Bu sırada.. öçlerini silahsız sivil Kürderden aldı¬ lar. Türkler. Savaş kızıştı. Ulusal Kürt Hareketi ve Ermeni-Kürt İlişkileri adındaki kitabında. çocuk ve ihtiyarı kadettiler. Bunların üçü de geniş siyasi görüşlere sahipti. 1930'da. Üç liderden başka şu . 15 Temmuz 1930 tarihinde Ağrı Dağı çev¬ resindeki bölgede 60 bin kişilik ordu ve 100 uçağın toplandığı¬ nı yazıyordu. Adevi Aziz. Hakkari'nin bir kısmı isyan bay¬ rağını açıp Türk askerlerini kırarak Çölemerik'i aldılar. 237 .

"isyan 238 . "tedip ile tenkil" için sonsuz özgüriük getirilmişri.Bundan sonra cephe sabitleşti. Taşburun çarpışmaları meşhurdur. Hakkari. İran'ı Türki¬ ye'yle işbirliği için zoriadı ve ikna etti. ya¬ salardaki boşluklar sıkı sıkıya kapatılmış. Çatak. sı¬ nın geçerek Hakkari çarpışmalarına hız verdi. Kürtler zaman zaman baskın yapıp panik yaratıyordu. Kürtler zaman zaman İğ¬ dır'a hakim oluyor. Savaş kesintisiz bir hal aldı." 25 Eylül 1930'da düzenli ordu karşısında yaşanan başarısız¬ lık "genel yenilgi" sayıldı. Türkler çaresiz kaldı. Ankara-Moskova işbiriiği de uzun zaman gizli kalmadı. kısmen de esir alınarak büyük bir yenilgiye uğradldı. Hınıs ve Malazgirt bölgelerinde çarpışmalar sürüyordu. "Muhayyel (hayali) Kurdistan burada gömülüdür" cümlesini yazarak sonucu ilan ediyordu. Ağn bozgunundan sonra. Bu amaçla. suç işleme özgürlü¬ ğü ise sonsuzdu. Türk birliklerini Sovyet Ermenistanına sığın¬ maya mecbur ediyordu.. Kürderi boğmak üzere Türk¬ lere yardıma koştu. Kızıl Ordu birlikleri Araş nehrini geçip. Kürder. 1931 yılında. nereye olduğunu bilmeden. Salih Paşa'nm birlikleri Beyazıt yakmlanndaki ba¬ taklıklarda kısmen yok edildi. panik içinde kaçıyordu. Lider kadrosu dağddı. "tek kişilik çıkış"la uyguladığı gerilla yöntemleri işe yaramıyordu. Dönemin yarı resmi Cumhuriyet gazetesi. RESMİ TARİH VE YAŞAR KEMAL Kürder için her türlü muamele "mubah". Moskova bununla da kalmadı. Birbirinden kopuk kimi liderierin. Günün birinde. biri çıkıp insanlığın evrensel hukuku adına suçlulardan hesap sormasın diye. Çok sayıda uçak kaybettiler. "Tenkil" ve "tedip" başladı. Şeyh Barzani. Buna rağmen Ağrı Dağı 25 Eylül'e kadar çok cesurane biçim¬ de dayandı. birinci sayfasında yayınlanan bir karikatürde. hukuka uygun olamasa da. mezar taşı¬ nın altına. Bunun dışında Van.

"müstahak olduğu akıbete" uğratdıyordu. ihtiyar kimsenin sağ kurtulamadığını söylüyordu. Birçoğu gibi o da. ihtiyariığmda. ruhunu temiz¬ lemeye. Çağımızın ulu yazarlarından Yaşar Kemal. İpek Yılmaz. eylem. Ağn Dağı havalisinde meydana gelen isyan böl¬ gesinde. 1990'da 85 yaşındaydı. Ankara'nın Kızılcahamam ilçesine bağlı Etil köyünden İpek Yıl¬ maz. bebek. "onların da Müslüman olduklarını bilmiyorduk" diyordu.bölgesinde işlenen ef alın (fiil. Bu yasanın birinci maddesinde şöyle denUiyordu: "Erciş. askeriik yaparken Zilan bölgesinde sivil katliam¬ larda rol almıştı. Zilan. Bir yayla baskınına katıldığını." Böylece. İnsanlar arasında ise yaş ve cinsiyet ayırımı yapılmıyordu. Trajedinin külleri. Kürt trajedisini en iyi biknkrdendi. 239 . hemen hemen bütün roman¬ larının sayfalarına serpilidir. cansız olarak yere düşüyordu. onlara sonsuz yetki veriliyor. Düşman görüldüğü yerde. Zilan bölgesinde yürüyen bütün canlılar hedefti. emir gereği suç işlediğini öne sürerek. bunu müteakkip Birinci Umum Müfettişlik mındkası ve Erzincan'ın Pülümür kazası dahilinde yapılan takip ve tedip ha¬ reketleri münasebetiyk 20 Haziran 1930'dan 1 Arahk 1930 ta¬ rihine kadar askeri kuvvetier ve devlet memurları ve bunlar ile beraber hareket eden bekçi. milis ve ahaU tarafindan is¬ yanın ve bu isyana alakadar vak'alann tenkiH emrinde gerek müstakilen ve gerekse müştereken eşlenmiş ef al ve hareket suç sayılamaz. vicdanını yıkamaya çalışıyordu. işlem) suç sayılmayacağına dair kanun" yürürlüğe giriyordu. "Kürtler ko¬ yun kılığına bürünüyor" denilerek koyun sürüleri havadan bom¬ balanıyordu. dokunulmaz¬ lık tanınıyordu. yeryüzünde devletin her personeli ayrı ayrı birer "in¬ faz" elemanı kesiliyor. korucu. Pişmanlık ve hüzün içinde anılannı an¬ latırken. Ortasına bomba düşen koyun göğe fıriadıktan son¬ ra.

hele bir bitsin Selim diyordu. Ağn Dağında Kürder isyan çıkarmışlardı.. söylediklerine göre bu üç tepecikten biridir. Ta Büyükada'ya kadar kürek çekerek gideceğiz. Tepesine kadar da çıkdm. ben asker kasketimi bir değneğe takıp çı- kanyordum. Sen Ağn Dağını gördün mü? diye sordu. baskısının 88. Sen denizden korkarsın paşam. Ağrı Dağının tepesine vannca önce bir düzlük görürsün. Ben bu yarayı Ağn Dağında aldım.. Bana. Hiç aklı almıyordu.. bu paşa var ya kuduruyordu. inanmaz inanmaz bakd. Bizim bir komutanımız vardı. Cemal Gürsel gibi kabadayı paşalar hep böyle şapkalannı yan yıkariar.. bana bakd. Ne. dedim. diye takılıyordum. At yetiştireceğim.. Ben o zaman Erzurum'da askerdim. geleceğim senin Menekşe'den bir taria alacağım. Bir Kürt bir askeri öldürürse. Demek sen Ağn Dağında. Asıl Ağn Dağının en yüksek yeri. O en yüksek tepenin de yüksekliği altmış met¬ re kadarmış. üç tane başka küçük tepecik var¬ dır. çok atıcı. Belki de Çekmece'de bir taria alınm. gördüm. ne kadar erkek varsa köyde kurşundan geçirtiyordu. Ağn kırımının bir sahnesini.. Gördüm. Kürderie çarpışdm. dedim. diyordu. Kürder yaman adamlar. işte ben o düzlüğe vardım da. Beni yanına çağın¬ yordu. sayfasında şöyle anlatıyor: ". adı Salih Paşa. Selim Balıkçı. Eeeee? O düzlüğün üstünde de. Ama paşanın denizden ödünün kop¬ tuğu belliydi. Deniz Küstü ro¬ manının 8. Seninle balığa çıka¬ cağım.. domates dikeceğim. hele bir bitsin. diyordu gülerek. Şapka¬ sını yana yıkıyordu.... Nasıl ölçüyoriar dağlann yüksekliğini? Bir alet var. Başını kaldırdı.Yaşar Kemal. Meyme¬ netsiz bir adamdı ya. korkmak diyordu. Karşılıklı çarpışırken. Çıkar çıkmaz kasketim en az beş kurşunu birden yiyordu. emekli ola¬ cağım. bu dil 240 . o en yüksek te¬ peye çıkamadım. Ağn Dağında diyordu. Atatürk onu severmiş. Tam tepesine kadar mı? Tam tepesine kadar değil. Ölen her askere karşılık bir Kürt köyü yakıyor.

. şimdiye Türkiye'de bir Kürt kalmazdı. bir tanesini sağ bırakmayın bu yılanların. Ben hiç para almadım. Salih Paşa. Ağrı savaşını yöneten Salih Paşa. bu dereler etrafinda tedricen sıkışan çemberi içinde.. yıktık.) Gözümü açdm ki. eteklerini bir bir dolaşarak yaknk. sabaha kadar içer. yakaladığımız Kürtleri serbest bırakıyor¬ duk. bilezik. gerçek bir isimdi. Salih Paşa beni çok içirmişti. bize yardım eden Kürt beylerini de çadırına çağırır. Biz as¬ kerler ne yapıyorduk. göbek atardı. Deli divane oluyor. bir karyolada. 15 Temmuz 1930 tarihinde yayınladığı bildiride şöyle diyordu: "Eşkıya çeteleri.. Öldürmedik. altın hızmalar. alimallah tüm orduyu Kürtler gibi kurşundan geçirirdi. kadın. Dersim'de de ortaya çıkacakn. Bizim memlekette can karşdığı para alınmaz. elinize geçen her Kürdü kurşundan geçirin.. burunlarına takarlar. Ağrı Dağını. birçok altın gerdanlık. Bu Salih Paşa. (. kendi de. daha son¬ ra Genelkurmay Başkanı olan Salih Omurtak'ri. çocuk ve ihtiyardı? 241 . çok altın vardı. sürmedik adam koymadık. sakız gibi bir yataktayım. Kürderin kökünü kestik. yangın yerine çevirdik. ne göreyim. Salih Paşa adı. bir altına bir can bağışlayarak. çok perişan ve münhezin bir halde Zilan ve Hacıdırı derelerine sığınmışlarsa da. Ben bir kuruş almadım bı¬ raktığım Kürtlerden. Asker onun de¬ diğini dinleseydi. İnsanlık için. Bir sabahd. ordumuzun.. Her askerin çantasın¬ da kağıt paralar. akın balballar. Bazı askerler zengin oldular..bilmez köylünün Atatürkümüze başkaldırmalarını. Halhal dedikleri.. o gün çarpışma bitip akşam olunca. din kardeşi değil miydik? Paşa böyle yapdğımızı bir duysa." Hiç kurtulamayanların kaçı bebek. hiç kurtulmamak şartıyla yok edil¬ miştir. Hızma dediklerini de. Kürtlerde çok para. diye bağırıyordu. o gün öldürülen Kürtlerin şerefi¬ ne kadeh kaldırır. Bir bahar. kadınların ayak bileklerine taktıkları bir hoş bileziklerdir.. Kürt beylerini de oynatır." * * s Yaşar Kemal'in anlattığı Salih Paşa.

Zilan vadi¬ sindeki toplu katüamı şöyle veriyordu: "Karaköse. pek müthiş bir tarzda cereyan etmiştir. Türk ordusuna yenilmezdik" diyor. 16 Temmuz 1930 tarihindeki sayısında. ahalisi Erciş'e sevk ve orada is¬ kan olunmuştur." Gazetenin yazdığı sayıda silahlı isyancı bulunmadığına göre. "500 kişilik bir ek gücümüz olsaydı.Salih Paşa'nm resmi bildirisi. 1930'daki Kürt ayaklanmasına katılanların sayısı. Yalnız. Zilan harekâdnda imha edilen eşkıya miktarı. lebaleb ceset¬ lerle dolmuştur. iki tarafin savaş gücünü karşılaş¬ tırıyor ve şöyle diyor: "Her ne kadar büyük miktardaki Türk biriikleri Van. Basın da. Hakka¬ ri. Zilan deresi. bu konuda herhangi bir ayrıntt vermiyordu.Ağn eteklerinde eşkıyaya kadlan köyler yakılarak. savaştan kaçan masumlar mıydı? KATLİAMCI ASKER ANLATIYOR Merkez üssü Ağrı Dağı olan isyancılar. Zilan deresine sıvışan 5 şaki teslim olmuştur. savunmasız sivillere ilişkin aynnri yayınlamı¬ yordu. bu rakamı 100 bin olarak vermekteydi. 100 bin kişilik Türk ordusu ve yardım eden Ruslar ve Iran- 242 . anılannda Ağn Dağında 300 kişiyle direndiklerini söylüyor. Hatta Avrupa ve Amerika'nın önemli gazeteleri. öldürülenler. Hınıs ve İran sınırında isyancı aşiretlerie meşgul olduy¬ sa da. 14 (Özel muhabirimiz bildiriyor) . Halbuki Türk ordusunun toplamı 60 bini buluyordu. tüm alan¬ da birkaç bin silahlıyı bulmuyordu. İhsan Nuri. Ağn'dan Van Gölünün güneyine kadar. Ermeni yazar Garo Sosuni. savaşın asıl merkezini Ağn Dağı teşkil ediyordu." Devlerin yarı resmi yayın organı durumunda olan Cumhuri¬ yet gazetesi. savaşa kanlan Kürt ulusal hare¬ keti savaşçılannm sayısı 10 bin idi. Muş. 15 binden fazladır. bir müfreze önünde düşüp ölenler 1000 kişi tahmin edi¬ liyor. Ayn¬ ca Türkler 1400 tane de uçak kullanıyordu. kaçışı kurtuluş sanıp. Zilan'da topluca yok olan silahsız. uçak ve toplarla tak¬ viyeli. Buradaki harp.

ağaçlar. çayırları. deresiyle Zilan baştan başa çiçek ko- 243 . kilometreler boyu genişleyerek açılan çayırlan. "Celilere" de "dere" deniyor. Ingilizcesi "ka¬ nyon" olan Geli'nin Türkçede karşılığı yok. Baharda yaylaları. Yamaçları sarp.lılarla savaşmak zorunda kalmış ve yenilmiş. duru sular ça- ğıldar. boylu bo¬ yunca uzanan dipsiz manzarasıyla. si¬ vil. yer yer daralan. kabu¬ ğunun altı kütür kütür olmuş. Bazı noktalarda ise uzak. savunmasız halk kırımın hedefi olmuştu. cephe dağılmış. Kürderin efsanevi "Geliye Zilan"ıdır. Dünyanın merkezine varıyormuş izlenimi veren derinliği. Kırım kollarını gören halk. Zilan deresi olan kanyondu. kurtuluş umudunu dağlarda aramış. bazı bölgelerde kilometreleri buluyor. küçük akarsulara. yer kürenin merkezine inen bir kuyuyu andırıyor. ZUan. ama Beyazıt önlerinden Van Gölüne kadar uzanıyor.. Yıldızların alabildiğine yakın göründüğü Zilan gecele¬ rinde. çukurluklara. Bu.. Türkçede. Sığınaklardan biri de. köyleri boşaltmış. kertenkelelerin bile zor tu¬ tunduğu dikliktedir. yayla ve otlaklarıyla. bıçaklanmış karpuz gibi. yükselen tepeleri. vadi ve kanyonlara sığınmışlardı.. Yamaçları yaklaşsa da uzaklaşsa da Zilan deresi. Zilan deresinin zemininde dört mevsim soğuk. Derin ya¬ maçları. dipte birleşerek. Türkçedeki deyimle "dere" diyelim. düzlükleri. Pınarlar. yer yer bir kıyıdan ötekine adanacak izlenimi verecek kadar yakın. iki kol ha¬ linde yarık. çatlayacak kadar olgunlaşmış.. ihtiyarıyla insanlar. dört bir yana dağılıp bebeği. ot ve çiçek kokuları taşıyordu. bahar karlarından hemen sonra başlayan yayla zamanıyla birlikte. Zilan deresinin uzunluğunu kilometre olarak bilmiyorum. koyun sürüleri. otlar arasında çağıldar. yan yana konan "el"le (obalar) "şe- ni"leşiyor. Beyazıt'tan başlayarak. doruklara. Zilan zemininin orta yeri. Kürtçede "filizler" anlamına gelen "Zi¬ lan" bölgesiydi. Gece yelleri. Aşağıda. Van'ın Erciş'ine kadar uzanan vadinin adıy¬ dı. yamaçlarından aşağıya cam duruluğunda sular akıtır. Biz de. yayla ateşleri uzaktan uzağa birbirine göz kırpıyordu. Zilan.

Ağnh. En son. Yaz Ortalarında. Yeni doğmuş bebekten 90'hk ih¬ tiyara kadar her yaş ve cinsiyetten sayısız insan. zalimin zulmünden kaçanlann da ba¬ rınağıydı. uslu öyle dururiar. "Zilan deresi"nde topluca kadedilen insan sayısı hiçbk zaman bilinemedi. mitralyöze tutula¬ rak. Zilan'ın koruyucu. "kom kom" çadıriannı aç¬ mışlardı. Geçeni sarhoş edercesine. mazlumu esirgeyip saklayan efsanesi 1930'da kırılarak yerle bir edildi. hiç kimse tara¬ findan hiçbk zaman bifinmedi. yanılgıları aynı zamanda tarihin en büyük toplu kınmmı beraberinde gerirecekti... çiçeklerinkine kanşarak akar. kendini güven içinde hissedenler ise yayla ve düzlüklerinde. Fakat. Beyazıdılar "Türk askerierinin giremeyeceği bir ko¬ runaktır" düşüncesiyle Geliye Zilan'a akın ediyor. Bidisli. 244 . Zilan dağlan. ya da kar¬ şı çıkanlan. Zilan'da olgunlaşmaya başlayan yaban elma¬ sı. kınm başlamış.. on binlerce asker tarafindan baştan başa sarılmış Zilan deresinde. çayıriar cenneri. Birinci Dün¬ ya Savaşı'nda isrilaya çıkan Ruslardan kaçan Kürdere bannaklık etti. armut ve "hulitırşık" kokulan. buğday başağı biçilircesine yok edildi.kar. "Gula Maran" (yılan gülü) mevsiminde Zilan'ın yılanlan sar¬ hoştur.. "Ben isyana katılmadım" düşüncesiyle. Hıristiyanlan korudu. dünya kurulduğundan beri. yamaçları ve Geliye Zilan tarihte benzeri olmayan bir kadiama tanık oldu. odaklar. Dibinde yatarak ağır. Toplanan insanların sayısı. ZUan vadisi. yalnız yaylalar. Havada çiçek ve ot kokulan akar. Ama korkudan kaçan Vanlılar. Müslümanlığı seçen. Giriş ve çıkışlan tutulmuş. kırım boyunca yer gök insan feryadanyla dolmuştu. * Ağn Dağı bozgunundan sonra Kürder akın akın Geliye (dere) Zilan'a sığınmışlardı. 1900'Ierin başında da sakladı. otlann. süngülenerek. derinliklerine iniyorlardı. Gula Maran'ın benzersiz kızılhğıyla açtığı tek yeryüzü parçası değil.

1906 yıhnda Trabzon'da doğmuş bir köy¬ lüydü. sağlıklı görünüyordu.. çavuş rütbesiyle Zilan katliamına katılmıştı. ibadete vermiş gibi bir hali vardı. Benzer soruları o da kendi kendine sormuş muydu? Öldürülen çocukların. "Sen Müslüman ve dindar olduğunu söylüyorsun. Ama yalnız kö¬ tü talihine. Mekke'ye gidip Ka- beye yüz sürçmemiş. Tek derdi ise hacı olamamaktı. kurşunlanıyordu. hacı olmayı Allah nasip etmemişti. utanır gibi olmuştu. Bakışları yere in¬ di. Kürtlerle savaşmıştı. uzun yıllar askerlik yapıp "memleketi kurtar¬ mak" için canını siper etmiş. Ama devlet hizmetlerini görmezlikten gelmiş. Hac pa¬ rasını bir türlü denkleştiremediği için öfkeliydi. Kendini. yardım etmeyen çocuklarına değil. Zilan'daki kınm ve kan sesini "zafer" olarak duyuruyor ve "Zilan deresi lebaleb. tutku derecesinde İslam dinine adamış. Çok istediği halde. Yangınların içinden insanlar firlıyor. gözleri açık gidecekti öbür dünyaya. Uykudan uyanır gibi oldu. ihtiyar ve savunmasız kadınların çığlıkları rüyasına gi- 2-45 . 1990'da Ankara'nın Söğütözü semtindeki gecekondu mahal¬ lesinde yaşıyordu. "eşkıya tenkili" idi. Susup kaldı. Dursun Çakıroğlu. Dinç. hacı olamadan ölürse.Dönemin yarı resmi Cumhuriyet gazetesi. çocuk ve ihtiyarlar da Müslüman değil miydi?" Irkildi Laz Hoca. Dursun Çakıroğlu. Zilan'da öldürdüğün kadınlar. kurşun sıkmış. Dediğine göre. Mahallede "Laz Hoca" lakabıyla tanınıyordu. in¬ san ölüleriyle doldu" cümlesini manşete çıkarıyordu. Laz Hoca. onu hacı bile yap¬ mamıştı. can derdi ve feryat figan içinde alevlerin arasından çıkanlar. askerfiğinde. Zilan yaylaları yanıyordu. Geçmişinden sıkılır. parasızlık yüzünden. Kırımın resmi söylemdeki adı. Gençliğinde.. yürekten bağlı ol¬ duğu devletine de.

Karaköse'deki (Ağn) harpte Kürderie savaşdm. Emrine uyduk ve vurduk. Yüzden çok çadır vardı. Sonra söyledikleri birieşririldi. O orada kaldı. Sü¬ rüleri çoktu. çaresiz kalmış gibi savunmaya geçti: "Benim bir suçum yok ki" diyordu. söylediklerini kaydediyordu. Görünürlerde çok az erkek vardı. Yerierini önceden keşfetmiştik. Yayla meselesi yaz mevsiminde oldu. çocuklar. Koyunlan yanımıza aldık. kahvakı için emir verdi. hepimiz emir ku¬ luyduk. ihtiyarlar vardı ortalıkta. Karşılıklı kurşunladık birbirimizi. Tezkereden önce oldu o mesele. Ka¬ dınlar. Önüne konan teyp çalışıyor. Komutanımız Deli Kemal'di. 'Askerier geliyor' diye göçe.. Sonra yaylayı çepeçevre iyice sardık. Sonra kendi kendine konuşur gibi. Adarı. 'ateş serbest' diye. Geceden sardık yaylayı. Onlann hepsine el koyduk sonra. öğrenmişler bizi. eşekleri de çoktu. Aralannda birkaç de¬ likanlı. Çok mesele oldu. Aşağıdaki metin ortaya çıktı: "Askerlikte çavuştum. 1934 senesinde bana tezkere verdiler.. Koyun çoktu. Herhalde kaçmışlardı. Adarı yükte. Yaylanın çevresinde yayılıyordu." Sustu. Ağustos ayı olabilir. yavaş ya¬ vaş yaklaştık. 246 . "Oldu bk kere. Kürderin vatan haini ve düşman olduğunu söylüyor¬ du. Komutanımız Deli Kemal Paşa. uykusunu bölüyor muydu? Utancın kahnnı yaşıyor muydu? Sıkışmış. "Ben. Vurdu¬ ğum olmuştur belki. iki taraftan da çok adam öldü. Yemek için kestik." dedi. kaçmaya hazıriamyoriardı. Emk verdi. Sabah erkenden yaylada bir hareket¬ lilik başladı. Adyordum kurşunu. Her nasılsa fark edip. Asker et yemekten bıkmışd. bu rütbeyi vermişlerdi. Herhalde üstierimi memnun etmiş ol¬ malıyım ki. binekte kullandık. Çok kan döküldü. Emir verdiler. büyük bir düzlüğü çadıriaria doldurmuşlardı.riyor. O zamana kadar orada kaldım. kanlı bir tarihin celladanndan biriydi. yaptım. Zilan yaylasında. O. Bk askerdim. Her taraf sahipsiz koyunla doluydu. Kah- vakımızı yapdk.

. atlar da vurulmuştu. esir aldıklarımızı birbirine 247 .. iyi değildi. Aniden basdrmışdk.. Kadın ve çocuklardı. paralarını aldılar. Kürt savaşında "insaniyete dair" anı¬ ları da vardı. ağlamalar. Sonra bağırdı: 'Ateş serbest!' diye. Ama emir işte. Her yaşta işte. Sesler. İnsanlık da yapıp. kaçarken vurulmaları. Çok ölü vardı. ihti¬ yarlar orada burada düşüp ölmüşlerdi. köyde hangi yaşta insan varsa. Çarpışma çık¬ madı. Sağ yakaladığımız 20-30 kişinin dışında kurtulan olmadı. Devlete isyan etmişlerdi. Her taraf ölü. Benim yüreğim kaldırmadı. Kötüydü.. verdik kurşunu. bir hayat kurtardığını ise gururlanarak an¬ latıyordu: "Bir köyü ateşe verdikten sonra. bir feryatdr koptu.Bizi karşılarında görünce. Her şey çok kötüydü. Yayla ana baba gününe döndü. Yaylım ateşinde köpek¬ ler. Laz Hoca. Ama bunların çoğu öldürülüyordu. Hiç karşılık veren olmadı.. bilmiyorum. kadınlar. Feryadar. Çadırları yakıp ayrıldık oradan. konuşma. ço¬ cuklar oradan oraya koşuyor. Kadınların. Ölülerden bir şey almadım. Sonradan 600 ölü dediler. 'Çök!' diye emir verdi askere.. Rastgele." Dursun Çakıroğlu'nun. Birbirine sarılıp kalmış çocuklar.. Küçücük çocuklar da vardı. O yayladakilerin suçu neydi. Çok kanlı oldu. "Esir aldıklarımız da oluyordu. ağlıyor. Ben¬ ce daha çoktu. inleme. Çok kişi öldü. Akınları¬ nı.. çocukların ferya¬ dı. Dört saat taradık tüfek ve mitralyözlerle. kaçışma. Belki silahları yoktu. Kadınlar. Bir evde.. Kürt diyorlardı... ölülerin üstlerini başlarını aradılar.. İyi bir şey değildi. figan ediyorlardı. kıpırdlar kesilince çadırlara girdik. Ama çadşma ol¬ madı." diyordu. Bazı arkadaşlar.. Deh Kemal Paşa.. Bilmiyorum. Belki silahlarına davranmaya vakit bulamadılar. Diz çöktük.

öteye gittim. Neden orada öldürülmedikkrini bilmiyorum. Hu¬ zursuz oldum.bağladık." 248 . Birine benzettin herhalde. bir genç vardı. Benim adım Dursun mursun de¬ ğil. Yürüdüm. Sen Dursun Çavuşsun. dedim. Kürder arasında çok kalmışdm. Çünkü esirler de öldürülüyordu. Otobüs bekler¬ ken biri uzaktan bana bakıyordu.. Esir aldığımız bu kafilede. 'Kaç saklan'. 16-17 yaşlanndaydı. Ama yanıma geldi: Sen Dursun Çavuş değil misin? diye sordu. Bk iş için Polatiı'ya gitmiştim. Yanımızda götürdük. Çok dikkadi bakıyordu. te¬ miz bir delikanlıydı. gittim. Yıllar sonraydı. Kaya¬ lık. Tanıyamadım onu. dedim. Yürüdüm. çetin bir yamaçta. gizlice ellerini çözdüm. Bu kurtardığım delikanlıydı. Yüzüme bakıp güldü: Seni tanıdım. Onu o zaman hatırladım. dedi. Kürt şivesiyle konuşuyordu. Çok yakışıklı. Savaşmışdm. Kinli biri de olabilir diye adımı gizledim.. Onun ölmesine gönlüm razı olmadı. Bir sıçrayışta kayalar arasında kayboldu. Ama onca yakını öldürülmüş birine tanışıklık veremedim.

Dersimliler. kendi ayaklan üstündeydi. Yurduna dönebilen. anneler. "siz on¬ lardan değilsiniz" söylemiyle Dersim'i adeta ayırmış. kan ve ateşe boğulmuştu. 2-49 . Büyük çoğunluğuyla Dersimliler. Cumhuriyetçiler. "Sel Seferieri" adıyla vuruşunu yapmaya hazırdı. ayak seslerinden habersizdi. kendilerini güven içinde hisse¬ diyordu. halkının "Rızo" dediği. Kürtlerin safinda Şeyh Said İsyanına katılma¬ mış. dağdan inen insanlar yangınları söndürü¬ yor. 1930'ların ortalarında Kürt dağları. böylece sıra. hazıriıklar ileriemiş. Ziyaretçiler kapıdaydı. çoğunluğu Alevi olması nedeniyle. Seid Rıza'ydı. köyleri ve insanlarıyla baştan başa yara bere içindeydi. İlk hedef. O "güven ve huzur ortamında". yıkıntıları inşa ediyor. Ama. 1935'e gelindiğinde. yaklaşan tehlikenin ayak ses¬ lerini de duyacak halde değilkrdi. Osmanlıların bütün akınlarında başarısız kalıp bir türlü gire¬ mediği bölge olan Dersim. sırasını bekli¬ yordu. Ağrı'ya karışmamış Dersim. yeni dönemde yara almamış. dostça söyleme ve güler yüzlü yaklaşıma kannuşO. Dersim. Ama kurmay heyetle¬ ri. yangın¬ lar yaşamamıştı.51 gelene kadar kırım ve kan sesinden ayrı tutmuş. "sefer" yollan açılmış. 1925'ten itibaren Kürt yurdunun bütün parçaları.ALTINCI Bölüm DERSİM SIRASINI BEKLİYORDU 1920'de "kanlı Koçgiri" yaşanmış. kışlaların inşaası bitmişti. "girilemeyen tek bölge" olarak Dersim. "Dersim'in iyiliği için" inceden inceye planlar hajurüyoriardı. dokunmamışn. babalar evladarım arıyordu. "Tedip ve tenkillerin emektan" İsmet Paşa (İnönü) planlarım hazıriamış. "Sesi" haber verenleri "felaket tellalı" ilan ediyor. bir yandan da kayıp kardeşler birbi¬ rini. inadına köylerinde oturuyorlardı.

Kimseden bir şey istemiyor. Elazığ'da beden işçiliği yapıyor. sevecen bakışlı. mülayim. Cezaevinde çok az yemek veriliyordu. Ortanın üstünde boyda. onu görünce şaşıp kaldı. önceden duyulmuştu. Heyecanla bekliyorduk. resmi bildiri ve söylemlerle tanımlanan kişiye hiç benze¬ miyordu. ak sakallı. Ayak bileklerine zincir vurmuşlardı. Kürder elini öpüyor. dev cüsseli.RIZO Mehmet Aladağ. 'Siz yeyin. Ekmek kıtd. Etra¬ fında büyük bir kalabalık toplanmışd. Elleri ke¬ lepçeliydi. Çünkü. uzun. Hizmet etmek için yarışıyorlardı. çok süngülü asker vardı. Gür. Ziyaretine gitmek için askerlerin çekilmesini bekledik. nurani yüzlü. halim selim bir ihtiyardı. getirdik¬ leri. ama devlete pay veremediği için. 1937 yıhnda "kazanç vergisi kaçakçılığı" gerekçesiyle. oturması için yerini veriyordu. Zorlukla yürü¬ yordu. önünde eğiliyorlardı. Seid Rıza'yı da Elazığ cezaevine gerirdiler. gördüğü Se¬ id Rıza. Kürtler saygı gösteriyor. Karşısındaki kişi ise. çok mütevazı bir adamdı. bize lazımsınız' diyerek ekmeğini gençlere pay ediyordu. Herkes gibi ben de onu. bu da geçer' diye teselli ediyordu. kendi halinde bir ihtiyardı. zapt edilmez biri sanıyor¬ dum. Üstü başı temizdi. Genç¬ ler. göbeğine doğru sarkan sakalını aklar sarmıştı. Yanma gelip saygılarını sunan herkese nereli olduğunu ve ne¬ den cezaevinde yattığını soruyor. geç¬ miş olsun dileğinde bulunuyorlardı. Bir süre sonra. Mehmet Aladağ. Gece yarısı getirdiler. kazancıyla ailesini zar zor geçindiriyor. Uzaktan seyrettik gelişini. Mehmet Aladağ anlatıyor: "Seid Rıza'nın getirileceği haberi. canavar yapılı. Etrafinda. 'insanın başına her şey gelir. ziyarete gelenleri ayakta karşılıyor. ikramı karşısında mahcup oluyor. kızarıyorlardı. kana susamış biri olarak tanıtılıyordu. sineği bile ra¬ hatsız etmemeye özen gösteren. filozof söylemli. Bildirilerinde o. Ama o. Elazığ ce¬ zaevinde yatıyordu. 250 . ceza¬ evinde.

1937 Kasım'ındaki sorguda 83 yaşında olduğunu söylüyordu. Seid Rıza'nın başına toplandılar. Mahkeme önüne çıkacağı günü bekliyordu. Gülümsüyor. Ne olacaksa bundan sonra. çok güzel bir delikanlıydı. siviller de vardı. Bu şekilde gerek asalet yönünden ve gerekse manevi yönden Dersim'in Şeyh Hesanan aşiretlerinin hepsi. O gece asıl¬ mışlardı. Nereye? diye soruyordu Seid. bir delikanlı olan oğlu Reşik Hüseyin'i ve birkaç Dersimliyi daha getirdiler. gidiyoruz diyorlardı. kendisini aşirederinin baş evladı olarak tanımıştır. Güzel değil. Nuri Dersimi. Bir daha geri gelmediler. İ5I . bir an önce olsun' diyordu. 'Testi kırıldı. dedi. Cevap vermediler. Mahkemeden söz edildiğinde gülüyor. Oğlu Hüseyin. kalaba¬ lık bir asker grubu gelip aldı onu. Seid Rıza güldü: Gündüzler. Giyin. Su dö¬ küldü. Seyrediyorduk. yani Ocak sülalesinden sürüp gelen ve Kürtlerce en asil sayılan bk ailenin oğludur. Giyinmesini beklediler. Baş¬ larında durmuş.Bir gün olsun kırık moralli görmedim. Dr. Birkaç gün sonra. Seid Rıza yatağında doğrulmuş. Asmaya götürmeye geldiğinizi neden gizliyorsunuz. Giderken bize el salladılar. Hazıriamnca Seid'i. gün ışığı bitti mi? Gece yarısından sonra mah¬ keme mi olur? Bu saatte ancak asılacak adam yatağından kaldı¬ rılır. oğlunu ve Dersimlileri alıp götürdükr. herkese moral veriyordu. Ama ümitli değil¬ di. Batı Dersim'in Hesanan aşiretinin kabile reisle¬ ri." * » * Seid Rıza'nın doğum tarihi hakkında kesin bilgi yok. Seid'in oğlunu ve öteki Dersimlileri de uyandırmışlardı. gen¬ cecikti. Mahkemeye! Cevabını alınca. Tarikat noktasında da. Askerlerin arasında. Çok kalmadı cezaevinde. en yüksek derece ola¬ rak Rehber mertebesine varmış olduğu için kendisine 'Seid' unva¬ nı verilmiş. giyinmelerini bekliyorlardı. Hatıralarım adındaki kitabında soyağacı için şöyle diyor: "Seid ibrahim. Soğuk bir gecenin yarısında.

Tujik Dağı eteklerindeki Ağdat köyüne yerleşmişti. Seid ibrahim'e. Seid Rıza. Şahsında. Rıza'da gördüğü zeka ve ka¬ rarlılık nedeniyle onu çok severdi. hem de yüksek ruhlu bir in¬ sandı. Kibir ve azamet gösterenlerden nefret ederdi. kin ve düşmanlık taşı- 252 . güler. hırs. Dersimlilerin asıl atalan adına armağan edilen Kaimen Sor ve Lırtik bölgelerinin Deri Ari köyünü kendisine merkez yapmıştı. Nuri Dersimi'nin." Nuri Dersimi. Seid Rıza'yı da şöyle anlatıyor: "Kürder. En küçükleri Rıza'ydı. Seid ib¬ rahim'e Kürdük düşüncesini telkin eden eşsiz bir Kürt bilginiy¬ di. Al¬ çakgönüllülüğü o kadar genişti ki. Seid ibrahim. Aşiret üye¬ leri gibi giyinir ve onlardan ayrılacak hiçbir işaret taşımazdı. Dersimi şöyle yazıyor: "Kendisi de zaten fakirdi. Kürt civanmertiiği ve Kürt fizyonomisinin bütün özellikleri görülmekteydi. Aşi¬ ret üyeleriyle bir sofraya oturur. vasiyetinde belirtmişti. Kürt karakteristiği. öğrenimini büyük atam Colik oğlu Mehmet Ali Efendi'den görmüştü. Çünkü Seid ibrahim. oğlu Rıza'yı aynı düşünce ile eğitmişti. Babasının ölümünden sonra Lirtik'ten göç ederek. 'Lace Baboyı' unvanıyla seslenirlerdi. tavır ve hareketlerinde. Dört erkek çocuğu vardı. Seid ibrahim. Dersimliler. küçüklere bir kardeş gibi davranır ve bü¬ tün Kürderin kardeş olduklarını tekrar ederdi.Dersim'in kuzeydoğu bölgesinde. Mehmet Ali Efendi. Merhum Seid ibrahim. ikramda bulunur. Bunda haklı idiler. Bu nedenle ölümünden son¬ ra. Seid Rıza'ya 'Rızo' ve Rayber ve 'babasının oğlu' anlamına gelen. Kurdistan Tarihinde Dersim kita¬ bındaki anlatımı da bu tanıma uyuyordu. aşirederin idari önderliğini Rıza'ya bıraktığını. baba anlamına gelen 'Babo' unva¬ nı vermişlerdi. yaşlı¬ lara hürmet gösterir. mütevazı bir halk lideri olarak ta¬ nımlıyordu. 'Ben fakir bir Rızo'yum' derdi. hem büyük bir Kürt." * * a Seid Rıza'yı tanıyanlar onu. Dersim'i tamamen bağımsız ve Türk hükümetinin zulüm ve ihtirasların¬ dan uzak bir halde tutmuştu.

ailenin sahip olduğu bağ. bütün bireylerin yaşayış biçimlerinde mad¬ di ve manevi bir eşidik ve düzen kurulmasına dikkat ederdi. Mehemed "Memo" olu¬ yordu. Dersim'in tartışmasız li¬ deri haline geldiğinde bik o halkın "Rızo"suydu. ak sakallılar meclislerinde bulunması. sevgi ve saygı çemberinde olması. üçü kız. bazen söylem takı ve kısaltmalaria deği¬ şikliğe uğruyordu. Kürderin deyi¬ miyle "hanedan" bk ailenin. Emine'nin "Eme" olması gibi. Aşiret içinde. zen¬ gini azdı. Kürder arasında zenginlik. eldeki hayvan sayısıyla ölçülüyor¬ du. Bu açıdan.. Annesinin adı Kürtçe anlatımla "Xece"ydi (Hece). yedi çocuğundan en küçü¬ ğüydü. taria ve çayıria değil. Yoksulu çok. O da bunu be- i53 . örneğin Hesen "Heso". Dersim.mazdı.. bazen ya¬ şam boyu sürüyordu. hür ve bağımsız bir vatana sahip olması için her Kürdün çalışmaya ve gerektiğinde ölmeye borçlu olduğunu ilan ederdi. Evin en küçüğü olmanın avantajlarını yaşayarak. Daha çocukken. bir ağa ailesi geleneğinden geliyordu. bostan. büyük muame¬ lesi görmesi. tersine çocuk yaşta olgunlaştırarak "büyütmüş"tü. Seid Rıza'nın ailesi sürüye sahipti. Kurduğun tutsaklıktan kurtulması. Ge¬ nel toplandlarda. bütün Kürderin sürekli bir aile ve ocak evladı olduklannı ve kardeşlik bağlarıyla birbirierine bağlı bulunduk¬ larını. sonuna "o" harfi eklene¬ rek söyleniyor." Seid Rıza. variıklı sayılı¬ yordu. onu şımartmamış. Rıza yerine "Rızo" diye çağnlıyordu. saadet ve felakette ortak olduklarını propaganda ederdi. Kürtlerde kişi adları. Erkek adlan kısaltılıp. bahçe. zenginler ve zenginlik diyarı değildi. Kadınlarda ise kısaltmalann sonuna "e" eki geliyordu. Kürtçe de¬ yimle "delali" (değerii çocuk) muamelesi görerek büyüdü. Isimkrin çocuk yaşta uğradığı söylem değişiklikleri.

Keşiş Kalesi." Venk Kilisesi. üst tarafi akın yaldızlı. aile soy ağacı ile maddi zen¬ ginliğinin rolü de vardı. gerektiğinde. Seid'in aile mezarlığıydı. giderken bakıcı¬ sı. İki din ve İslamın bütün mezheplerince kutsal sayılan toprakla¬ rı ziyarete gelenler. Keşiş Kilisesi'ne yakın Venk isminde bir köyü vardır. Ailesi. islamiyet'ten önce. Munzur vadisiyle Zağderesi'nin birieştiği nokta¬ da Gogan Kalesi denilen yerdeydi. zekâ ve yeteneklerinin yanında. Nitekim 1937 Eylülünde. köprü başındaki nöbetçinin. "Kutsal emanederde senin de hakkın var" denilerek karşı cepheye çekilmiş. hem de Müslümanlarca kutsal sayılan emanederin bulunduğu topraklara sahiplik edi¬ yordu. Zerdüşt zamanından be¬ ri kutsal sayılan tavvaf merkeziydi. Seid Rıza'nın kardeşinin oğlu Rayber. 254 . konaklayıp kurbanlar kesiyor. Keşiş Kaksi yâ da Keşiş Kilisesi de deni¬ len ve eski çağlardan beri. Bu haçın ortasında muhaddep bir cam içinde de findik tanesi kadar bir nesne vardır. tahminen iki kilo ağıriığında bir haç vardır. Keşiş Kilisesi. kendini "Rızo" diye tamriyordu. Bu nesne imam Hüseyin'in baş parmağının kemigidk. devlet eliyle aile arasında nifak unsuru olarak kullanılmış ve başarıya da ulaşılmışa. kim ol¬ duğunu sorması üzerine. alt tarafi gümüş savadı. Ulu çınariarla kaplı bu yöre. Bu kendi ba¬ şına bir gelirdi. "Rızo'yum ben" diye tanıtacakri kendi- * * Seid'in Dersim liderliğine tırmanışında ve zirvede tutunmasın¬ da. amcasının kelle avcısı haline getirilmişri. Köydeki kilisede. koruyucusu olan aileye armağanlar bırakıyoriardı.nimsertıiş. hem Hıristiyan. Venk Küisesi. 1937 yılında Seid Rıza hakkında düzenlenen iddianamede. Keşiş Kilisesi konusunda şöyle deniliyordu: "Seid Rıza'nın.

mozaiksel dokunun içinde çözüme bağla¬ narak. Baba. adaktinden şüphe edilmeyen. Seid Rıza. Mustafa Ke¬ mal'in yanma alıp birlikte fotoğraflar çektkdiği Diyap Ağa'nın kızıydı. İlk eşinin adı Zeyne (Zeynep) idi.. doğal lideriydi. yedi çocuğu oldu. Ele (Elif) ile evlendi. Şeyh Hasan. yaşama biçimine müdahale edememişri. Fakat çok yaşamadı. Yansızlığı nedeniyk kararları tartışma götürmeyen. Dersim'in sosyal yapısının içine sokulamamış. Beşe. Zeyne. Onu ve kişiliğinde Seid Rıza'yı küçük düşürmek için. bütün çabalanna ve düzenkdiği askeri sefer¬ lere rağmen. Türk basınının en çok saldırdığı Dersimli kadındı.Seid Rıza. Doğal yapısıyla kaleyi andıran Dersim. eşinin yanında savaşarak öldü. ilk meclise Dersim Mebusu olarak giren. Bi¬ ra İbrahim ile Reşik Hüseyin adında beşi erkek. Seid Rıza'nın. Dersim'deki bütün büyük "davaların" değişmez hakemiydi. birey ya da aşiretkr arası barış ve adalet sağlanıyordu. Bunun için de. "ele geçirilen suç alederi"nin başında kitaplar sayılmıştı. kendi kendini yöneten haliyle 1930'lara gelmişti. Okuma yaz¬ mayı bilenlerin parmakla gösterildiği Dersim'de evinde kütüpha¬ ne bulunduran bir kişiydi. Ele'den ikisi kız ve Hıdır.. yer edinememiş. gazetelerde bkmez tükenmez hikâyeler uydurulup tefrika ediliyordu. sosyal ve ekonomik sorunlar. Onun ölümünden sonra. Seid'in üçüncü eşi Bese'ydi. üç evfilik yaptı. Beşe. i55 . * » Osmanlı devkri. TC bu yapıyı sarsıp yıkarak. Aşiretler mozaiği olan Dersim bk bakıma kendi kendini yöneriyor. önce Seid Rıza engeÜni aşması gerekiyordu. Ele'nin üstüne kuma gelmişti. kendini hissettirmek ve yasaları¬ nı geçerii kılmak istiyordu. Dersim 1937'de "büyük taarruz"a uğradığında. Onun çocuğu olmadı.

"Vur ve kaç" baskınlarıyla şaşkına dönüyor. Askerler. "otorite"nin temsilcisi askeri biriiklere. ama kararlı genç bir lider vardı: Genç adamın adı. Fakat Dersim. burada beklemediği bir dire¬ nişle karşılaştı. Perslerie savaşıyorlardı. çaresizlik içinde "mütareke" istedi. isyan zincirinin halkaları arasında olmamakla birlikte. Tarih sahnesine. kendini savunma derdine düşmüştü.OSMANLILARIN SON DÖNEMİNDE DERSİM Kurdistan. Taarruz için dağlara çıkan ordu sarılmış. Paşa'nm ordusu. "azınlıkları zecri tasfiyeye uğratma" devletin ilkesi haline geldi. zorlu ve uzun bir yürüyüşten sonra Dersim yaylalanna varmayı başardı. Elazığ'da rifüse yakalanıp öldü. 1908'de Meşrutiyet ilan eddip. İttihat ve Terakki Cemiyeti ik¬ tidar olunca. 256 . Dersim. Neşet Paşa. Tek şartı. Fakat. büyük kayıplar veriyordu. yaz sonlarına doğru. Der¬ simliler ablukayı kaldırdılar. tifüsten kınlı¬ yordu. güler yüzlü. sağ kalan ordusuyla biriikte çekip gitmesine izin verilmesiydi. "ko¬ nuk severiik" göstermedi. İstanbul. Osmanh'nın "fethetme" çabalanna direni¬ yordu. Dağların eteğinde silahla karşıladı. Seid Rıza'ydı. Neşet Paşa komutasındaki orduyu isyancıları "tepe¬ lemekle" görevlendirdi. Silahlı Dersimlilerin başında. ordusunu Elazığ'a çekri. Neşet Paşa. Der¬ sim sessiz de değildi. "devlet otoritesinin tesis edilecek" azınlık planına dahildi. ordu içinde sal¬ gın hastalık yayılıp can almaya başladı. kıpırrisız kalmış. Neşet Paşa. Fakat şansı yaver gitmiyordu. Paşa. Dersim'in lideri olarak ilk çıkışıydı. Giderek daralan kuşatma yetmiyormuş gibi. ordusuyla birlik¬ te dağlar arasına sıkışıp kaldı. Osmanlı'ya isyan ediyor. 1800'den beri bağımsızlık istemiyle kaynama ha¬ linde.

Çünkü. gücünden parça koparıyor. onları düşünen. Boynukara Kürt Hıdır Paşa. Hıdır Paşa. esirgeyen biri olarak yardıma geldiğini söylüyor. kayalar ve ormanlar arasında kayboluyor. kış aylarında metreleri buluyordu. ilk iş olarak yaz-kış kalmasına olanak veren yollar. Nitekim Osmanlı'nın başarısızlıklarından ders çıkaran TC. Paşa tutsak düştü. her defasında bahara erteliyor. Dersim tarihinin kaydettiğine göre. doğal bir kale niteliğindeydi. Dersim zaptı imkansız bir kale hali¬ ne geliyordu. bizzat Dersimlile¬ rin peşine düşmek zorunda kaldı. "gelin. taarruzlar kısa yaz aylarına sarkıyor ve istenilen sonuç alınamıyordu. si¬ lah ve cephanesini ele geçirip onunla savaşıyorlardı. öte yandan da "kaleyi içer¬ den elde etme" planları yapıyordu. askerlerine moral vermek için. köprü ve kışlalar inşa edecekti. bazı ağaları ya¬ nma çekmeye çalışıyordu. Sonbaharda yağmaya başlayan kar. Paşa'yı şaşırtıyor. bir görünüp baskın yapı¬ yor. derin yarlar. Amacına ulaşmak için bir yanda askeri yığınakları pekiştiriyor. geçit vermeyen engel ve ulaşılmaz tepelere hava koşulları da eklenince. ordusu çarpışacak düşman bulma zorluğu çekiyordu. Dersim'i ele geçirmekle görevlendirildi. za¬ feri yakalamaya kararlı görünüyordu. Dersimliler. Seid Rıza'nın ya- 2-57 . devletin şefkatii kollarına atılın" diyor¬ du. Bir yandan da "adam satın alma pazarı" açıyor. her şey tersine gifti. Haziran ayı sonlarında taarruza geçti. Hıdır Paşa Kürt kimliğini kullanarak Dersimlilere yanaşıyor. zorluk çıkarmadan. Paşa. Hıdır Paşa. Boynukara Hıdır Paşa şaşa kalıyordu. 1935'te Dersim'in sonuna kadar susturulmasına karar verdiğin¬ de. Ordu kışın barınma zorluğu çektiği için. hazırlıklarım tamamladıktan sonra. Seid Rıza'nın yönettiği Dersimliler. Dik dağlar. Neşet Paşa'nm beklenmeyen ölümünden sonra. Paşa'yı.* Dersim'in coğrafi yapısı. sonra dağlar. Fakat ilk çatışmada. Ama hiçbir şey umduğu gibi olmuyor¬ du. fetih seferi¬ ni.

bozgun ve Almanya'nın da yenilgisinden sonra yurtdışına kaçmış. Baytar Nuri. Almanya'dan aldıkları 5 milyon altın karşılığında. Bir daha si¬ lah çekmeme sözünü aldıktan sonra hayatını bağışladı. Bu kez. Bunlar daha sonra "Kema¬ list" kimliğiyle ortaya çıkacaklardı. onu bir konuk gibi karşıladı. Kaymakamlık kurulduktan sonra alayın Dersim'e yerleşmesi sa¬ kıncalı görüldüğünden geri çekildi. Seid.nına götürdüler. bir askeri alay gönderildi. Birinci Dünya Savaşı'nın arifesinde. Paşa sö¬ zünde durdu. ileri karakol olarak Rusya'ya saldırma görevini üstlenmiş. son kez Dersim'i ele geçirme atağına kalkıştı. Türkler. Dersim'i terk etti. dış fetih hayalleriyle meşgul olduğu için Der¬ sim seferine çıkmadı. fakat Sarıkamış bozgunuyla saf dışı kalmıştı. Alişer Bey aracılığıyla Ermeni komutan Murat Paşa ile Rus gene- 258 . Birinci Dünya Savaşı günlerinde.. Kürt komutan sayesinde meydana gelen sessizlik¬ ten faydalanarak. * Osmanlı devleti. SEİD RIZA ŞEREFİNE BANDO-MIZIKA VE "KOŞUN YİĞİTLER VATAN İMDADINA. Seid Rıza. anılarında Halit Bey'in Dersim'e gönderilmesini "hile" olarak niteliyor ve şöyle diyor: "Dersimhler gerek Alay komutanının şahsına ve gerekse çevre¬ sine saygı gösterdiler." Kürt isyanı için hazırlık yaparken 1924 yılında idam edilen Halit Bey. orduda "Kürt Ha¬ lit" lakabıyla tanınan Miralay (Albay) Cıbranlı Halit Bey komu¬ tasında. Hiçbir olay çıkmadan alay Ovacık'a yer¬ leşti. belli bir rahadama yaşıyordu. Bu süreçte Dersim. korumuştu. Ovacık'ta Türk kaymakamlığını kurdular. İttihatçıların iktidarı altındaki Osmanlı devleti.. içerde ka¬ lanlar yeni duruma uyum sağlamıştı... İttihatçı şefler." Darbeyle iktidara gelen ittihat ve Terakki Partisi'nin şefleri Ta¬ lat ile Enver. Dersim'e baskı yapmamış.

Bingöl yakınlarındaki Gazik'te karargâh kurmuştu. Hozat ve Mazgirt'te Kürt yöneticiler iş başına geçmişlerdi. güler yüzlü bir poli¬ tikayla yanaşıyorlardı. Osmanlılar bu durumdan yararlanıyor. o sırada Kafkasya Cephesi'nin ge¬ risini güven altına almak üzere. elçi olarak Dersim'e gönderiliyordu. Fakat Ermenilerle yapılan anlaşma uzun ömürlü olamıyor. hak ve isteklerinin güvence altına alınacağı bildiriliyor. Kürtlerin saygı duyduğu Diyarbakırlı Cemil Paşa ailesinden Ziya Bey. Sonrasını Baytar Nuri şöyle anlatıyor: "Ahmet izzet Paşa. Dersim tarihi konusunda başlıca yazılı kaynaklardan bki olan Nuri Dersimi'nin "Dersim Tarihi" kitabında belkrildiğine göre. Nazimiye. ip¬ ler kopuyor. Dersimliler bu daveti reddetti. Dersimli ağaları Gazik'teki karargâhına davet ediyordu. "İttihatçıların C" takımından. Ermeni karşıtı işbirliği yapıldığı takdirde. Ahmet İzzet Paşa. Nuri Dersimi'nin anılarında anlattığına göre. Ruslara karşı mevzilenmişken. Vali Sabit ve Ziya yeni¬ den girişimlerde bulundular. Ordu Komutanı Ahmet İzzet Paşa.raU Lahof'la görüşmeler yapmış. "özerk Dersim" konusunda an¬ laşmaya varmış. Ziya Bey. dosduk ve kardeşli¬ ği pekişrirmek" üzere. * Osmanlı'nın ikinci ordusu. çatışmalar başlı¬ yordu. ardından "İs¬ met İnönü" olacak ve 1937 yılında "sel seferieri" adıyla Der¬ sim'in "tedip ve tenkil" programının yürütücüsü olacaktı. "sağır" lakaph Albay İsmet Bey'di. Diyarbakır¬ lı Ziya Bey'in yaptığı "anlaşmayı kutlamak. Sağır İsmet daha sonra "İsmet Paşa". Dersimlileri okşamak ve genel kaynaşma¬ yı sakinleştirmek amacıyla. aşiret reislerini ordu merkezine da¬ vet etti. dostluk düşmanlık haline geliyor. Aşiretlerden bir heyet seçilerek 259 . Dersimlileri Osmanh ile dayanışma ve işbirliği konusunda ikna ediyordu. Veteriner Dr. Kurmay Başkanı da. artık Seid Rıza'nın Ağdat köyündeki evinin üstünde de Kürt bay¬ rağı dalgalanıyordu.

Ertesi gün. Ahmet İzzet Paşa kardeşlik üstüne söylevde bulunuyor. kendiliğinden Kürdistan'dan çekilmiş. Ruslar gitmiş. İstanbul hükümeti. Paşa'ya göre. Dersim heyeti. askeri törenle karşılanıyordu. Ahmet İzzet Paşa. ev¬ lerinin. ortak amaçlara ve memleketin kurtarılmasına katkıda bulunması gere¬ kiyordu. maddi varlık ve cömerdik gösterisi sofraya da yansıtıl¬ mış. Paşa bu arada geçmişte Dersimlilere haksızlık yapıldığını. Seid Rıza ve arkadaşları bando-mızıka sesleri arasında. Seid Rıza'yı can dost olarak kucaklayıp yanaklarından öpüyordu. Ordunun Kurmay Başkanı Sağır İsmet (İnönü) idi. daha önce yağmalanan Dersimlilere ait malların bedeli de ödenecekti. Ermenilere karşı kullandmak üzere tüfekler ve bando müziğinin eşliğinde. törensellikle Gazik'ten uğurlanıyorlardı. bu konuda elden gelen esirgenmemişti.Elazığ'a. Dersimlilerin önce. ar¬ ka çıktıkları Ermenileri geride bırakmışlardı. Dersim'in hak ettiğine kavuşma için sabır diliyor ve "yakında gerçekleşecek büyük zafer"den sonra. İzzet Paşa. Ortak düşman Ruslar ve Ermenilerdi." Gazik Boğazına giden Dersim heyetine Seid Rıza başkanlık ediyordu. 1917'de padak veren Sovyet Ihtüali'nden sonıra Rus ordusu. Konukların onuruna görkemli bir ziyafet sofrası hazırlanmışri. Ama bütün bunların olması için. devlet olanak¬ larının Dersim'e akacağını müjdeliyordu. Yemeğe oturulduğunda. Dersim eteklerinde karar- 260 . bunun için özür diliyor¬ du. oradan da karargâh merkezi Gazik bölgesine geldiler. yükte hafif. Dersimliler bundan böyle vergi ve askerlikten de muaf tutula¬ caktı. ardından kardeşliğin bir göstergesi olarak ilk lokmayı kendi eliyle Seid Rıza'nın ağzına koyuyordu. pahada ağır armağanlar. Güç. Bu heyetle birlikte ben de Ahmet İzzet Paşa'nm verdiği ziyafette bu¬ lunmuştum. Bunların da "tasfi¬ yesi" gerekiyordu. köylerinin yakıldığını söylüyor. daha sonra Sağır İsmet'le ikili bir görüşme da¬ ha yapıyordu. bu konuda gereken emir¬ leri vermişti bile.

İsmet Bey. devletin. Dersim-Ermeni ilişkileri kopunca.gâh kuran General Lahof da ayrılmış. buna çok üzüldüklerini. "koşun Dersimliler vatan imdadına!" dercesine kapıda görünü¬ yordu. sanat ve eserlerini" anlatan resmi tarih. Dersimlileri. Seid Hüse¬ yin'in yeğeni Kahraman Aytaç. Anlatılanlara göre İsmet Bey. gönlü bol davranıyor ve Ermenilerin vermeye ya¬ naşmadığı haklann kurtuluştan sonra Osmanlılarca verileceğini vaat ediyor. bu olaya yer vermiyor. İsmet İnönü'nün "hayatını. İsmet Bey'e göre. memleketin işgal altında olduğunu. ama Dersimliler. baba ve dedelerin¬ den dinlediklerine dayanarak. İsmet Bey. O gün görüşmeye katılanlardan biri de. Osmanh devlerinin tem- 261 . Ancak mütareke şartlan gere¬ ğince. 1937'de Seid Rı¬ za ile birlikte asılanlardan Seid Hüseyin Cesur'du. İsmet Bey. kendisinin de Bidish ve aşiret çocuğu olduğunu söyledikten sonra. ama halkın ayak¬ lanıp işgalleri kırabileceğini anlattyor. Gazik'te Seid Rıza'yı bando-mızıka ile kar¬ şılayıp ağırlayan Sağır Ismet'ti. Gelen temsilci. ziyaretin "1918 yılının bahannda" yapıldığını söylüyorlardı. Dersimlilerin Seid Rıza'nın başkanlığında bk heyetle Segedek köyüne gitriğini anlatıyordu. Sultan Halife Hazretleri¬ nin elçisi olarak bu konuyu konuşmaya ve yardım istemeye gel¬ diğini bildiriyordu. Osmanlı ordusunun dağıtıldığını. bu kez Osmanlı ordu¬ ları başkomutanı Enver Paşa'nm yaveri sıfatıyla geliyordu. Murat Paşa ko¬ mutasındaki Ermenilerin elinde kalmıştı. Kahraman Aytaç'ın anlattığına göre. ziyaretinin asıl amacını ise kardeşliği pekiştirmek olarak açıklıyordu. ülkeyi kurtarmak için çareler aradıklarını belirtiyordu. Osmanlıların temsilcisi. 1980'lerde ilçe ya¬ pılan Kovancılar yakınlarındaki Segedek köyünde toplantıya da¬ vet etri. Erzincan. mütareke şartlan- nm bağlayıcılığı yüzünden karşı koyamadığını. İsmet Bey toplantıda. devletin eli kolu bağh hale geldiğini söylüyordu. babası Seid ibrahim'den dinledik¬ lerini aktarırken. Anlatılanlara göre. Dersimliler isterlerse Erzincan'ı kurtarabilklerdi.

Seid Rıza. Ay¬ rıca. ama Sağır Ismet'in söz verdiği silah ve ayakkabılar gelmiyor. Dersim ve tarihi konusunda araştırmalar yapan Avukat Kah¬ raman Aytaç anlatıyor: "İsmet Paşa'yla Segedek köyünde yapılan toplantıyı. ancak savaşmak için silah. Enver Pa¬ şa'nm yaveri sıfatıyla geldiğini söylüyor. Doğrudan amcamdan dinleme olanağım olmadı ama. İsmet Bey. Bu arada gerekli planlama yapılıyor. cephane ve savaşacak gençlerin doğru dürüst giysileri yoktu. bu istekleri karşılamaya hazır olduğunu söylüyor. İsmet Bey'in "koşun Dersimliler vatan imdadına" yollu isteği üzerine." ERZİNCAN'IN KURTULUŞU VE DERSİM GENERALİ Seid Rıza. öncelikle Erzincan'ın kurtarılmasını istiyor. * * Dersimliler Erzincan'ı kurtarmaya hazırdı. yüzlerce kişi toplanıyordu. askeri depoların silah ve porinle dolu olduğunu. Sağır İsmet. Toplandya.silcisi İsmet Bey'in muhatabı Seid Rıza idi. yalnız porin ve silah vermekle kalınmayacak. aşi¬ ret reisleriyle Ovacık'ta toplanıp hazıriıklara başlıyor. kendisinden de haber çık- 262 . ordunun da el akından gereken yardımı yapacağını söylüyor. ba¬ bamdan defalarca aynndlanyla dinledim. ardından bütün Dersimli gençlere savaşa katılma çağrısı yapıyor. aşiret reisleriyle bir toplantı yapıyor. savaş taktikle¬ rine katkı amacıyla subay da gönderilecekti. "Segedek Köyü Anlaşması"ndan hemen sonra. amcam Seid Hüseyin de (Cesur) kadl¬ mışd. ortaya çıkan olumlu sonucu ken¬ disine bildiriyordu. hangi aşiretin kimin ko¬ mutasında birleşeceği karariaştınlıyor. bütün Dersim biliyor. Osmanlı ordusunun ye¬ nik sayıldığını. ama halkın örgütlenerek işgali sona erdirme yolunda çalışabileceğini. İs¬ met Paşa. mütareke gereğince silah bırakıp dağıldığını. ihtiyaçlarının en kısa zamanda fazlasıyla karşılanacağına dair söz veriyordu.

ne de 'hayır' diyor.mıyordu. isteğin kendisini aştığını. Ama silah bakımından güçsüz olduğumuz için. amacımıza ula¬ şamıyoruz. Aşiretinden Çamurekli Zeynel Ağa'ya (Aldntaş). Bu silahlaria başa çıkmanın imkansız olduğunu söylüyor. Dersimlilere savaş taktiklerini öğretip kurmayhk yapmak üzere Kör Halil Paşa adında biri çıkıp geliyordu. Karakocan tarafindan Erzincan'a geçmeleri için tek ge¬ çk. ondan sonra bir cevap verebileceğini söylü¬ yor. Dersim ortalarındaki dağlık ve sarp Sansa deresiydi. Bizim sorunumuz Os¬ manlıyla. Demenan ve Kureşanlılan da emrine veriyor. Zeynel Ağa Seid Rıza'ya gidiyor.' General. makineli tü¬ fekler var. Gerçekten de silah ve cephane veriyoriar. Gereken yardımın yapılacağını bildiriyor. Dersim'in en savaşkan. Bağımsızlık için yıllardan beri mücadele halindeyiz. Dersimlilerin Erzincan'a saldırması halinde. kteği kabul olu¬ yor. Rus ordusunun Ermenilerin yardı¬ mına koşacağı kesindi. o sıralar Karakocan yakınla¬ rında. Zeynel Ağa'yı dikkat ve ilgiyle dinliyor. Zeynel Ağa komutanın yanına gidince. Sansa vadisine yerieştikten sonra. Gördüklerini anlatıyor. Rus karargâhı ile ilişki kuru¬ yor. Zeynel Ağa'yı çağm- yor. Onların çoğu da namludan dolan. El sıkışıyorlar. Dersim dağlarının eteklerinde bulunuyordu. Gördükleri karşısın¬ da şaşıyor. Zeynel Ağa. Sansa geçidinin tutulması görevini. Rus ordusu ve askerlerinin teçhizadm yakından görüyor. ancak beş kişiden birinde silah var. bu kez başarıya ulaş¬ mamız mümkün olacaktır. Alanlılar. silahlan Ruslar¬ dan alacağını söyleyip ayrılıyor. Ama beklenenin çok 263 . Balaban. Ama ne 'evet'. sopadan farksız es¬ ki tüfekler. Aradan bir ay geçmeden Rus komutan. Komutanla görüşmek istediğini bildiriyor. Buna karşılık kendilerinde. Avukat Kahraman Aytaç anlatıyor: "Seid Rıza. Eğer silah yardımı yaparsanız. Ruslann geride kalan birlikleri. Fakat. yani vaz mı geçelim?' deyince. Çünkü Rus askerkrinin elinde toplar. 'Biz Kürdüz. Seid Rı¬ za. 'sizinle alıp vereme¬ diğimiz bir şey yok'. en gözü pek aşiretieri olan Heyderanlar. diyor. Fakat. 'ne yapalım. durumu üst¬ lerine bildireceğini.

tutsak düşmüş ülkeyi temsil ediyor. özgüriük gelmişrir. top ve tüfeklerini ateşleyerek. Bu arada tribünleri doldurmuş olanlar alkışa geçiyor. kurtancı subay da oradaki devlet ululanna selama duruyor." TC'de. Kadrlardan bir mekare oluştu¬ ruluyor. kaz adımlanyla önlerinden geçerek. zafer anını kucaklıyorlar. ötede direğe bağlı genç kızın yanına koşuyor. ayağına ayak¬ kabı. son düşman askerini yere yıkıp süngüsünü gırdağına sapladık¬ tan sonra. ar¬ tık. "Al¬ lah Allah" diye bağıra çağıra düşman üstüne taarruza geçiyor. Genç kız. * * Erzincan 1918'de kurtanlmıştı. tutsaklık bitmiş. Subay onu bağlanndan kurtarıp özgüriüğe kavuşturuyor. Erzincan'ın "kurtuluş günü" 26 Şubattır. Erzincan kurtanlmış. belediye başkam askeri komutan tri¬ bünde yerierini aldıktan sonra öğrenciler.üstünde bir yardım yapıyoriar. her yıl tekrarlanan aynı müsameresel törenlerie. ayn ayn kutlanıyor. şehirle¬ rin "kurtuluşu". Rus karargâhından Dersim dağlanna günlerce silah ve cephane taşınıyor. üstüne elbise giyiyor. Vali. asker ve polisler saflar halinde. Ardından "kurtuluş" sah¬ nesi canlandınhyor. kişiliklerinde "kur¬ tuluşu" sağlayan devkri selamlıyoriar. Tam 117 kadr yükü silah. Ama. Her yıl aynı tarihte Erzincan'ın ana caddesinde kutlama tö¬ renleri düzenleniyor. cep¬ hane ve giyim eşyası veriyoriar. Rus si¬ lahlarıyla Ruslan vuruyoriar. "Kurtancıhğın" bir de heyecanlı sonu vardır: Bk Türk suba¬ yı. "müsa¬ meresel törende" anlarildığı gibi mi? 264 . bu silahlarla Erzincan'ın üstüne yürüyor. Dersimliler. Bu sayede Dersimli silahlanıp. Askerler. önlerine çıkan "düşmanı" seskriyle süngükye süngüleye ilerii¬ yor. Artan silah ve cephane mağaralara depo ediliyor. Bu doğruydu.

Komutan edası karşısında Seid Rıza'ya gidiyorlar ve 'bunu ba¬ şımızdan alın' diyorlar. Ora¬ da büyük çadşmalar oluyor. Seid Rıza'nın dostu Ermeni komutan Bogos Paşa da bulunuyordu ve ağır yaralıydı. Fakat Sansa deresine geldiklerinde şaşkınlık içinde ateşle karşılaşıyorlar. Dersimliler şehri kuşatma akına alıyorlar. Seid Rıza. kendini başkomutan gibi görüp sağa sola emirler vermeye başlıyor." Ailesi de olayların içinde olan Dersimli Kahraman Aytaç an¬ latıyor: "Hazırlıklar tamamlandıktan sonra. Seid Rıza Kürtleri korumak amacındaydı. adamdan zaten hoşlanmamışlar. yardım göndermesi için Karakoçan'daki karar¬ gâha haber veriyor. Ermenilerle savaşmaktan yana olmayan Seid Rıza'yı. ölmeden önce Seid Rıza'yı görmek istediğini söy- 265 . Kırkmerdi¬ venler bölgesine geldiklerinde. 12 günlük bir kuşatmadan sonra Erzincan'a girebiliyorlardı.. Bogos Paşa. ama güçlü bir savunmayla karşılaşılıyordu. Dersimlilerin aldığı tutsaklar arasında. Şehir¬ deki komutan. İki taraftan da binlerce kişi ölüyor. Halit adındaki bir Türk subayının. Paşa'yı çağırıyor. danışman olarak gönderilen Kör Halit Paşa. Seid Rıza Mun¬ zur dağlarını aşarak 13 Şubat 1334'te Erzincan'ı işgal etmiştir. Dersimliler Seid Rıza'nın önderliğinde Erzincan'ın üstüne yürümeye başlıyor.. Aldadldıklarını anlıyorlar ama. Dersimliler. görevinin sona erdiğini söyleyip uzaklaştırıyor." Erzincan muhasaraya alınıyor.Erzincan'ın kurtarılmasında bir tek de olsa Osmanlı askeri var mıydı? Silahı ve cephane katkısı da. Nuri Dersimi Kurdistan Tarihinde Dersim adındaki kitabında. "Erzincan'daki Kürtler imha olma tehlike¬ siyle karşı karşıya" diyerek ikna ettiğini yazıyor ve devam ediyor: "Seid Rıza. çok geçtir. aşiretiyle birlikte Erzincan'ın üzerine harekete geçti. Karakoçan'daki Rus birlikleri harekete ge¬ çiyor. kayıplarına rağmen Ruslara geçit vermiyor. Böyle¬ ce Erzincan'a yürüyenlerin arkası güvene alınıyor. Dersimliler. Dersimliler.

. Söylemek istediğim buydu. "memlekete hizmederinin karşılığı"nda. arnk Osmanlılar nezdinde bir kurtarıcıydı. Aldığım ya¬ ra öldürücü. Seid. memlekete sundu¬ ğu hizmede bunu hak etmişti. darağacına giderken de hatırlayacaktı. apolederini kendi elleriyle düzelttikten sonra.. Kara Kazım. moral vermek için şaka¬ laşıyordu.lüyordu. "Sultan Halife Hazrederi"nin buyruğunu yerine ge¬ tirdiğini söyleyerek. giydirilen üniforma ve göğsüne takılan ma¬ dalyadan habersiz olanlar. Kazandığı zafer. "memlekete üstün hizmederinin nişanesi" olarak madalya ta¬ kıyordu. devletçe kutsanıyordu. Seid Rıza'nın "vatana üstün hizmederi"ni devlet adına kudamak. onun 1937'de. Bogos Paşa'nm söylediklerini. kolu. bk "fatih" muamelesiyle taltif ediliyordu. nişanlı bir Paşa'ydı. Devletin bölgedeki eli. Seid artık. boşuna bana moral vermeye çalışma. kınm ve kan sesi ara¬ sında bazı Avrupa devletlerine "general" unvanıyla yazdığı mek- 266 . Alkışla¬ nıyor. lüt¬ fen kabul buyurması ricasıyla. apoledi. Bu bir general üniformasıydı. Bize yapılanlar yarın siz Kürderin de başına gele¬ cektir. Sultanlık onu. Seni yaramı görmen için çağırmadım. varlığı ve simgesi bir ordusu var¬ dı. önüne bir üniforma koyuyordu. * « * Verilen bu rütbe. Sözümü unutma.. Siz de sıra¬ nızı bekleyeceksiniz. Vatan "minnet¬ tardı" ona. * * * Seid Rıza. takdir ve teşekkürlerini sunmak üzere yanına koşuyor. Karabekir. yakasına bir de. Ordu komutanı ise Kara Kazım Paşa (Kazım Karabekir) idi. Bunu sen de biliyorsun. şükranlanm sunuyordu. şöyle diyor: "Seid Rıza. yüzüne söylemek istediğim bir sözüm var: Yanlış yapdn. Seid'in üniformayı giymesine bizzat yardım edi¬ yor. Armağan. Bununla da kalmıyor.. Bunun üzerine Bogos. yaralının yanına gidiyor. hararede kucaklıyor. unvan ve övgülere boğu¬ luyor. Kirvem. "Dersim Generali" unvanıyla ödüllendirmişti." Seid Rıza.

üniforma armağan edilip göğsüne madalya takılmıştı. Refahiye. Sevr Anlaşmasıyla öngörülen özerk Kurdistan ilkelerine yakın söylemde bulunuyor. sonra törenlerle Dersim'e ugurlamyordu. "kendi kendine unvanlar veren hafif biri" diye küçümseyeceklerdi. Hamidiye Paşası Mustafa Bey'in oğullan Haydar ile Alişan Bey. Ankara'ya çektikleri bir telgrafla. Oysa. "halayının büyüsü" bozuluyordu. Çünkü Ankara. Madalya ile onaylanmış "Dersim Generali" unvanı Osmanlılar tarafından ona verilmişti. Alişan Bey cevabi telgrafinda. Ona da çavuşluk rütbesi verilmiş. Seid Rıza. 1920 Nisanında Ankara'da bir pariamento toplanacaktı. Sansa deresi efsanesini yaratan Zeynel Ağa da unutulmamış¬ tı. şimdi Dersim Generali unvanıyla bir başka efsaneydi. adayları kendisi belirlemeye başlamıştı. Kürtlerin desteği ve katılımıyla gerçekleşiyordu. izzet-i ikramlarla ağırlıyordu. milletvekillerinin atanması usulüne karşı olduklarını bildiriyoriardı. Alişan Bey'e milletvekilliği öneriyor.tupları yadırgayacak. tepkilerinin kişisel. memuriyette dilediği makamı seçme hakkı sunuluyordu. Ankara. itiraz üzerine. Devletin minnet ve şükran duygularının anlatımı bu kadarla da kalmıyor. Kürderi büyülüyoriardı. İki kardeş. Va- adere göre bu parlamento seçimle oluşacak ve "Kürtlerle Türkle¬ rin ortak meclisi" olacaktı. Erzu¬ rum Kongresi. Fakat seçimler yaklaşınca. Seid Rıza ve Zeynel Çavuş'u ma¬ kam arabasına alıp Erzurum'daki karargâhına götürüyor. KOÇGİRİ İSYANI VE DERSİM Mustafa Kemal ve arkadaşları Osmanlı Sultanlığını devirip etki¬ siz kılma sürecinde. bu¬ nu beğenmiyorsa eğer. atanmak istenenlerin Kur¬ distan fikri ve Sevr Anlaşmasının ilkelerine bağlılıklannm da kuş¬ ku götürdüğünü belirtiyorlardı. İmranlı ve Hafik bölgelerini kapsayan "Koçgiri"nin etkin beylerinden. "kendi" uydurması değildi generallik rütbesi. O. Sivas'ın ilçeleri olan Divriği. Zara. Kara Kazım Paşa. sen-ben 267 .

Diyap Ağa ile emekli bir subay olan Hasan Hayri Bey atanmıştı. çocuk ve torunlarının sayısıyla. Alişan Bey'i "iknaya" giden İzzet Bey mala. Miço Ağa da. Seid Rıza da Dersim'de sesini yükseltiyordu. akrabası da olan Diyap Ağa ile Mıço'nun halktan kopuk. Karşılıklı zıtlaşma. Der¬ sim'in direnci kırılıyor. sorunun Kurdistan davası olduğunu bildiri¬ yor. fotoğraf çektirip. Dersim'den meclis üyeliğine Mustafa (Miço) Ağa. Basında eşleri. Sevr Anlaşması gereğince Kürdistan'ın özerkliği ükesine bağ¬ lı kişilerin Kürtleri temsilen seçilmesini istiyordu. Alişan Bey'le Ankara arasında telgraflar diyalogu sürerken. Koçgiri'nin lideri Alişan Bey. "ikna edici" olarak Binbaşı İzzet Bey'in komutasında bir askeri birlik gönderildi. Seid Rıza atama yöntemine karşı çıkıyor. * * Dersim'in geri adımına karşılık. ki¬ lim ve kurt postu toplamaya girişti. 1920'nin başlarında. yalnız özel çıkarlarını düşünen. Koçgiri'de kanlı olaylara varınca. paraya düşkündü. Yaşlı biri olan Diyap Ağa ise sistemin Kürt motifi oldu. Resmi belgelere göre. Hasan Hayri Bey. yani Diyap ve Mi¬ ço Ağa ile Hasan Hayri Bey. özerk Kurdistan fik¬ rinden uzak kişiler olduklarını belirtiyor. Ulu¬ sal Kürt giysileri içinde Mustafa Kemal'le gezilere çıkıp fotoğraf¬ lar çektirdi. magazinin de¬ ğişmez konusu oluyordu. milletvekili oluyordu. halı. yerine Şakir Bey atanıyordu. Görevini unutup halktan para. 1938'de Dersim'de kurşunlanarak öldürülecekti. temsilcilerini özgürce seç¬ mek istediklerini bildiriyordu. Faaliyetleri Ankara'da duyulunca görevden alınıyor. isteklerinde direniyordu. arabasına binerek gezilere çıktı.kavgası olmadığını. sofradan sofraya 268 . Fakat. Ankara'nın seçtikleri. Şakir Bey daha da aç gözlü çıkıyor. daha sonra Atatürk'ün çizgisiyle çelişecek ve idam edüecek.

her biri kendi alanında bker ün olan Topal Osman ve Sakallı Nurettin Paşa ikilisini. onlar da Sukana çetelerin önüne geçilmediği takdirde müdahak edecekle¬ rini bildirmişlerdi. Ankara'ya getirdiği adamlarıyla özel bir biriik kurmuş. Ankara. Hacer köyünde as- kerkrie tardşmışlar." Hacer köyünde askerlerle köylüler karşı karşıya getirilip çatış¬ ma başlayınca. bu kağıtta idam fermanınız yazılı. olaya isim de bulunuyordu: İsyan. 3 Ekim 1921 günkü mecHs gizli oturumunda açıkladığına göre. talan ve ırza geçmelerle terör firtınalan estır- mişti. bir yandan da gördüğü her şeye "benim olsun" diyor. Laz Osman da denilen Topal Osman Giresunluydu. askerlerden de ölenler oluyor. bk ara. Erzincan milletvekili Emin Bey'in. Bunun üzerine (köye) askerier sevk ediUyor. Sultan Vahdeddin. Emin Bey. (Çadşma çıkıyor) Bu¬ rada halktan da. Şakir Bey sofrada Kürt ağa¬ lara bk kağıt göstererek. Asker köye gelince olay genelleşiyor. Atatürk'ün köşkünün yanma yerleşmişri. Topal Osman çetesinin durdurulmasını sağlamak üzere İstanbul'daki İngiliz işgal yönetimine başvurmuş. Rumlar.koşuyor. İstemezsem bk şey olmaz.. 1918 de basma geçtiği çetekrk Karadeniz şeridindeki Rumlarm araşma dalmış. bunun üzerine Mustafa Kemal'i "sulh de sükûnu temin etmek" üzere Samsun'a göndermişti. Koçgiri'ye gönderiyordu. hazır bulunan herkesin duyabileceği biçimde tehdkler savu¬ ruyordu. Topal Os¬ man'la tanışan Musfata Kemal. onu daha sonra Ankara'ya geti¬ recek ve Binbaşı rütbesiyle kendine "baş muhafiz" yapacaktı. demişler. 269 . sonrasını şöyle anlatıyor: "Bunu söylemesinden dolayı Kürtkr galeyana gelmiş. Alişan Bey'in sofrasında yiyip içtiği bir akşam. "isyanı bastırmak" üzere. Ben istersem her şey olur. İzzet Bey gibi açıktan açığa rüşvet topluyordu. toplu kırım. Topal Osman. İster¬ sem. Bizi Er¬ menilere benzetmek ne demektir. "İşte bakın. rüşvet isterken. sizleri de Ermeniler gibi tamamıyla imha ederim" diyor ve ortamı gerginleştiriyordu..

Asi. Ankara'ya götürülürken trenden indiriliyor. Koçgiri'de isyan var mıydı? Hayır. İzmir'de katliam yaptığı ve şehrin onun emriyle ateşe verildiği söylentileri ise kanıtlanmadı. Sakallı. Fakat Atatürk tarafindan kurtarılıp ordu komutanlığına getirildi. diyoruz. 1921 yıhnda İzmk'te görevliyken. Nurettin Paşa'nm tabirince.Lozan Anlaşmasına karşı çıkan Trabzon milletvekili Ali Şükrü'yü öldürünce. kırım olduğunu şöyle anlatıyordu: "Şimdi rica ederim. Ve üzerlerine askeri kuvvet gönderiyoruz. namus¬ lara taarruz etmeye kalkıyor. Nu¬ rettin Paşa hakkında meclis soruşturması açıldı. Rica ederim. "eşkıyanın yaptığı bini asri" tepki sesleri yükse¬ lecek. linç edilerek öldürülüyordu. günahsız sivilleri kadettiği gerekçesiyle. 'ben bunla¬ rı hükümetin tekliflerini daha teşdit ederim diyerek. Koçgiri'de suçsuz. Alpdoğan.. 1980 askeri darbesinden son¬ ra. "İzmir fatihi" diye ünlendi. çember içi¬ ne aldım' diyor. Türk büyüklerinin yattığı "devlet mezarlığına" nakledil¬ di. Ordudan atıldı. ırzlara geçmeye. Koçgiri'de Sakallı'mn kurmay başkanı damadı Hüseyin Ab¬ dullah Alpdoğan'dı. Tuttuğunu öldürmeye. ölüsü meclisin kapısına asıla¬ cak ve dosyası kapatılacaktı. 3 Ekim 1921 tarihinde. Koçgiri'deki olayların isyan değil. Türk-Yunan savaşından sonra. Kemikleri bulunduğu yerden çıkarıldı. bunun üzerine öldürülerek.. İz¬ mir'e giren ilk komutandı. Korgeneralken de Dersim kırımını yönetecekti. daha sonra "Ağrı İsyanını bastır¬ ma" olan "Zilan katliamını". iriban yükseltilerek iade edildi. İstanbul'da tutuklanan eski İtrihatçılardan gazeteci ve yazar Ali Kemal. hükümetin teslim ol çağrısını ka¬ bul etmiş bulunuyorlar. Erzincan milletvekili Emin Bey. mec¬ lisin gizli oturumunda. hanginiz bu facia 270 . Sakallı Nurettin'e gelince. daha sonra "en büyük kurtarıcı benim" havalarına gi¬ rince gözden düştü. Görevden alındı. Halbuki onlar.

Dersim'in de hedefler arasına alın¬ mak istendiğini söylüyor. Böyle bir şeye maruz kaldığınızda. Mersin milktvekili Selahaddin Bey.karşısında sabredebilirsiniz? Buna üç yaşındaki çocuklar bik ta¬ hammül edemezkr." Emin Bey devam ediyordu: "Ve Ümraniye'de vuku bulan ve tedibat denikn bu şeyin." Emin Bey konuşurken. işte Ümraniye hadisesi. 18 milyon liralık servet mahvolmuştur. Efendiler. Af¬ rika barbarlarının bile kabul edemeyecek derecede olduğunu go- 271 . tam ald saat zarfinda. in¬ san kırımı ve talan yapıldığını. sen bu vaziyet karşısında asi olmaz mısm? Eğer asilik varsa ve bu ise. karısı cebren ahnmış. nasıl karşmıza çıkanlara kurşun atmazsınız? Bu suretk 5 milyon. mal ve mül¬ kü yağmalandıktan sonra adam öldürülmüştür. diğer evladın elinde bir iple çekikrek.. bir evla- dımn elinde bir ip. Topal Osman'ın tek başına 30 bin altın götürdüğünü söylüyor ve devam ediyordu: "Servetine tamah edilerek. 'Kürtkrı Erme¬ nilere benzeteceğiz' diyen kaymakam halâ Tortum kaymakamı olarak terfian gönderilmiştir. "Kimin kuvveden?" di¬ ye soruyor ve "Nurettin Paşa'nm emri ile buraya gekn Osman Ağa kuvvetkridir" karşılığını alıyordu. baba. rka ede¬ rim. bu suretk feciane öldürülmüştür? Rica ederim efendi. 'Kürtleri de Ermenilere ben¬ zeteceklerdir' diye yazmıştır." Muş mebusu Hacı Ahmet Efendi'nin oturduğu yerden söyledikkri de gizli tutanaklara geçiyordu: "Hakikaten buraya gelirken uğradığım yerkrde. çapukuluk ve rüşvetten söz ediyor. 'bizi de Ermenikr gibi keseceklerdir' diyerek dalgalanan havadis Dersim e ka¬ dar gitmiştir. soygun. dün¬ yanın herhangi bir yerinde görülmüş müdür ki." Emin Bey "18 milyon liralık servet mahvolmuştur" derken. Emin Bey. devam ediyordu: «Kurdistan namına gelen gazeteleri doğrudan doğruya Der¬ sim'e tevzi ettirmiş ve o gazeteler de. anlarilanlan tam anlayamamış olmalı ki.. düzmece senaryolarla isyan havası yaratüarak. Maalesef bu adam.

Mustafa Bey.rünce. Koçgiri'de isyanla ilgisi ilin¬ tisi olmayan halka zulmedildiğini. hırsızlık ve yağma yapılmışri. Topal Osman'ın savaşını ve elde ettiği "ganimetler"in nakil kervanını şöyle anlatıyordu: "Halıları Erzurum'a doğru göndermişlerdir. Askeri taarruzda bütün bir Koçgiri hedef alınmış. daha sonra. anlattıkları da "resmi ağızların teşhisi¬ ni" değiştirmiyordu. Koçgiri olayını "Dersim vaka¬ sı" olarak adlandırıyorlardı. Bu facia Ermenilere bile yapılmamışdr. 5 Ekim 1921 tarihinde de meclisin gizli otu¬ rumunda tartışılmaya devam ediyor. yüzlerce cinayet işlenmiş. bölgede araştırma yapan milletvekilleri izlenimlerini anlatıyorlardı. aynı kanıda değillerdi. Bir başka ilginç gelişme de şuydu: Topal Osman çetesi ve Sa¬ kallı Nurettin Paşa'nm yaptıklarını örtmeye çabalayan bazı çev¬ reler de Abdülhamit dönemi alışkanlığıyla. yine "dış mihrakları" sorumlu gösteriyor. 272 . "isyan etti"ği söylenen bölge birkaç köyden ibaret¬ ti. seksen köy mahv ve perişan ol¬ muş" diyordu. Dersimliler korkmuşlardır. Nitekim. Dersim mebusu Mustafa (Miço) Bey'in. çapulculuk. resmi tarih Koçgirililerin İngiltere'nin parmağı ve teşvi¬ kiyle ayaklandıklarını not edecekti. ırza geçilmiş. köyler yakılıp yıkılmış. Koçgiri olaylarının Dersim'le bir ilgisi ilintisi bulunmadığını söyleyerek olacakları önlemeye çalışı¬ yorlardı. Dersim üzerine "bir sefer düzenleme"yi başarmak için. Konya milletvekili Vehbi Efendi. Yörede inceleme yapan milletvekilleriyse. "olaylarda İngiliz parmağı var" diyorlardı. Eğer yağma ise. hırsızlık ve talan yapıldığını anlatıyor ve "Yetmiş." Koçgiri olayları. İşte numunesi budur. öte yandan. bazı "etkin ve derin" çevreler. demiş¬ lerdir. 5 Ekim 1921 günkü meclis gizli oturumunda. O arada.

.sahanın (tabağın) böreğini hep beraber soyalım.. Ümraniye isyan etmiş diyelim. Hurşit Efendi. 'Bize illa et bul. kansının ırzına geçilmiş. henüz coğrafi ve sosyolojik adların yasaklanmadığı dönemin de¬ yimiyle "Lazistan mebusu" Ziya Hurşit'ti. Topal Osman ve çetesinin yaptıklarım anlatma¬ ya devam ediyordu: "Kadınlann ırzına geçilmiş." Mustafa Bey. bu görev için çok yaşlı olduğunu. Orayı bırakalım.. Topal Osman ve çetesini anlatıyordu: "Bunlar Havza'ya geliyorlar. kiralık katilkr. beş yaşındaki kızının ırzına geçilmek için kesil¬ miştir. Askerier gönderilen yemeği dö¬ küp. ne çul. kadılık ve vali ve¬ killiği yapmış. Ziya Hurşit. Almanya'da gemi mühendisliği okumuş bir ay¬ dındı. Çorum'a geliyoriar. * Topal Osman'ın Koçgki vahşerine tepki gösterenlerden biri.." İlginçtir. Yazık değil mi bu millete?" Mustafa Bey. 1990'lar Türkiye Cumhuriyeti'nde de. Önceleri Ankara rejiminin gözdeleri arasında. İ73 . eski sabıkalılar. herifin oğlu öldürülmüş. katkıları nedeniyle 1920'de mebusluk önerilmişti.. mafya şefle¬ ri ve uyuşturucu kaçakçıları kullanılıyor. Karadeniz bölgesine sürgün edilmiş bir Kürt aileden geldiği söylenen Ziya Hurşit'in babası Hurşit Efendi. ama çok isteni¬ yorsa oğlu Ziya Hurşk'in milletvekili yapılabileceğini bildirmişri.' Amasya'dan bir mektup vardır: Allah aşkı¬ na bu Topal Osman'ın yapdğı ne haldir? Zara.. bi¬ ze et bulacaksınız. Be¬ lediye başkanını sokak sokak dolaştırıyorlar. Ne aş kalmış. Yozgat'ta kurulan "Isriklal Mahkemesi"nde görev verilecek kadar güvenilen biriydi. Erzurum Kongresi sırasında Mustafa Kemal'e yar¬ dım etmiş. Eskişehir'de öğretmenlik yaparken milletvekili seçilmişti. ceplerine en üst düzey devlet görevlilerine mahsus "kırmızı pasaportlar" konuyordu. 'biz şunu bunu istiyoruz' diyorlar. "PKK ile mü- cadek" adı altında.

çocuk ve ihtiyarları katliamdan kurtarmak amacıyla Dersim'e doğru çekiliyor. silahını bırakıp teslim olanların adaletle ödüllendirileceğini söylüyorlardı. doğrudan doğruya Atatürk'ü he¬ def aldı. Topal Osman'ı değil. yıkıldı. o zavallı halkın. Topal Osman ve Sakallı Nurettin Paşa'nm söz ile rüşverine teslim olan bazı aşiretler saf Alişan ve Haydar Bey kardeşleri ar¬ kadan vuruyor. 5 Ekim 1921 tarihinde.Fakat güce karşı çıkmaya başladıktan sonra yol ayrımına geldi. Topal Osman tarafindan öl¬ dürülünce. "Lazistan"ın öteki mebusu Ali Şükrü. Birçok Müslüman köyleri yandı. tutunma imkanları yok oluyordu. kadın. Yalnız Sivas vilayeti dahilinde birçok köyler yan¬ dı. o köylerin ızrarını (zarar verme) mucip (sebep. Topal Osman ve Sakallı Nurettin'in cinayetleri karşılıksız kaldı. İkili." MecÜsteki tartışma ve suçlamalar bir sonuç vermedi. Alişan ve Haydar Bey. "birlik. olmayan Koçgiri isyanını. Kan ve soygun alanına dönüştürülen Koçgiri'nin "iki kurtarı¬ cısı" Sakalh Nurettin ve Topal Osman da bildirileriyle heyecana körük oluyorlardı. Bundan sonra kenara atılmışlar arasına katıldı. Ziya Hurşit. 1926 yılında da. * * Ankara yönetimi. Bir daha milletvekili olamadı. Yedek askerleri de silah altına alan genel seferberlik ilan ede¬ rek. Koçgiri kadiam ve çapul¬ culuklarının görüşüldüğü meclisin gizli oturumunda şöyle diyordu: "Geçen sene merkez ordusu kuruldu ve başına Nurettin Paşa getirildi. İzmir'de Mustafa Kemal'e suikast düzenledikleri gerekçesiyle cezalandırılan muhalifler ara¬ sında idam edildi. Nurettin Paşa bu faaliyeti izhar etti (yaptı). o şehirlerin. Görevli olduğu bölgenin her tarafinda. fakat "ölüm pa¬ hasına da olsa dara düşene yardım"ı öngören Kürt geleneğinin 274 . halkı "devletin şefkatli kucağı"na davet ediyor. beraberlik ve bütünlük" bildiri¬ leriyle de ne olduğundan habersizlerin heyecanını tırmandırmıştı. toplumsal heyecan yaratan bir kasırgaya dönüştürüp kendi lehine kullanmaya başla¬ mıştı. bildiri üstüne bildiri yayınlayarak. ne¬ den) oldu ve Ümraniye Koçgiri hadisesi oldu. olayı büyük göstermiş.

fakat. Ankara rejimi artık yerleşmiş. sözü fazla dinlenmeyen. beklenmedik bu tutum karşısında Alişan ve Haydar beyler şaşıp kalıyor.umulmayan bir biçimde çiğnenmesiyle karşüaşıyorlardı. bunun üzerine Paşo'ya seslenip onu aşağılıyor ve "Kendi halkıma silah çekecek kadar al¬ çak değilim. Atatürk verdiği cevapta. SEİD RIZA VE DERSİM KISKACI Lozan Anlaşması ve Türkiye Cumhuriyeti'nin ilanından son¬ ra. Güçsüzlüğüne rağmen. Alişan ve Haydar Bey'e elinden geldiğince yardım etmeye çalışmış. O artık bir sözüyle Der¬ sim'i ayağa kaldıran lider değil. Kureyşan aşirerinin reisi Kör Paso. önlerine mevzilediği adamlarını göstere¬ rek. Koçgiri olayları sırasında. ama yetersiz kalmış¬ tı. artık gücü sarsılmış. "sükûnerin korunmasını is¬ temiş. Koçgiri'den kaçan Alişer Bey ve Alişan beyleri ise yanına aldı. Seid Rıza'nın etkisi bilinmez. etrafma söz geçiremeyen bir adamdı. Kimi kaynaklara göre Haydar Bey. Dersimlikr. elde silah Koçgirilikrin yolunu bekliyorlardı. Ankara'ya kafa tutan tutumundan hemen sonra. etkisi kırılmıştı. Çünkü. bir süre sonra da tutsak düşüyordu. mutlak etkinliği kırılmıştı. ateş hattına dönmelerinin imkansızlığını söyleyerek ilerlemeye kalkışıyor. savaşmak zorunda kalacaklarını söylüyordu. Türklerle karşı karşıya gelmek istemediklerini bildirerek. çaresizlik içinde geri dönüp savaş¬ maya devam ediyor. başlannın çaresine bakmak üzere geri dönmelerini istiyorlardı. ajan-provokatörler meydana salınmış. 1919 yılında. yerine oturmuş. Alişan ve Haydar Bey kardeşlere sahip çıkmış. Atatürk'e telgraflar çekerek Haydar Bey'in idam edilmeme¬ sini istemişri. "dokunulmaz" olmadığı kamtlanırcasına didilmiş. Aşiretsel törelere sığmayan. Seid Rıza. cezalar konusunda ise adil davranılacağım bildirmişti. ama Haydar Bey idam edilmedi. İ75 . Yolu kesikn Haydar Bey. Halkıma silah çekeceğime geri dönüp savaşacağım ve kendi dağlarımda öleceğim" diyordu. Kürderie den¬ ge kurma ihtiyacı kalmamıştı. Der¬ sim'in iki ünlü aşireti Kureyşan ve Balabanlılar.

Şeyh Said'in istemi üzerine Dersimlilerin yansız kalmaları için girişimde bulunuyordu. Se¬ id Rıza askerlerin direncini kırıp kasabayı işgal etmişti. Feridun Fikri'nin hafif yaralandığı çatışmada. 276 . Seid Rıza. Bu arada Karaballı aşiretinin reisi Celalzade Mehmet Efen¬ di'ye de "hareketsiz durmaları" yolunda. Dersim'de yeni milletve¬ kili Feridun Fikri (Düşünsel) idi. ayaklanma halinde. Şeyh Said. İdam üzerine. görüşme sonrasında. Dersimliler Şeyh Said'e. Hasan Hayri Bey'in mil¬ letvekili olmasını istiyor. Hasan Hayri Bey. askerler yoluna çıkınca ça¬ tışma çıkmışri. Nuri Dersimi'nin (Baytar Nuri) Kurdistan Tarihinde Dersim adındaki kitabında anlattığına göre. Hasan Hayri'nin oğlunun ön¬ derliğinde ayaklanınca Türk ordusu 1926 yılında Pülümür'e giri¬ yor. bir yıl sonra da isyanın fünyesi ateşleniyordu.Parlamento. Elazığ'ın Hüseynik köyünde bulunan eski milletvekili Hasan Hayri Bey'i ziya¬ ret ediyor. ama Feridun Fikri de milletvekili olarak Ankara'ya gidiyordu. Şeyh Şerif. tarafsız kalacak¬ larına dair söz vermişlerdi. Seid Rıza daha sonra yapılan görüşmelerde varılan anlaşmay¬ la kasabayı terk ediyor. fakat cevap bile alamayınca Hozat'a yü¬ rüyordu. Fakat. "hareketsiz" kalmaları için elçi gönderiliyordu. 1924 ydında "atama usulüyle" oluşturuluyor ve "muhalif" bilinenler tasfiye ediliyordu. bu atamaya karşı çıkarak. karşı cephe açmışlardı. bu süreçte "Azadi"ye destek için Dersim'e gidiyor. Koçuşağı aşireti. İzol aşireti başta olmak üzere. Kürtler. ortak bir telgraf çeki¬ yorlardı. bu telgraf gerekçe yapılarak bir yıl sonra idam ediliyordu. isyancıları şiddetle cezalandırıyordu. fakat aradığı desteği bulamıyor. "Azadi" (Öz¬ gürlük) örgütü kurulmuş. arrik genel bir kaynaşma halindeydi. Şeyh Şerif. bazı gruplar sözlerinde durmamış. isyan hazırlıkları başlamıştı.

etrafinda seidleri ve dedekri toplamış ol¬ duğu halde içki masası başında bulduk. yazıyor: "Gerçekleşen bütün olaylar. eli ni sıkmak için ilerlerken soruyordu: i77 . Dersim'de tedirginlik başla¬ mıştı. Erzincan. Size ufak bk yan bakan olursa beni bu tabanca ik öldürü¬ nüz. valinin ısrarı üzerine genel müfetrişi (genel vali) zi¬ yarete gidiyor. Umum Müfettiş izzettin Paşa. 1926 yılında Türk hükümetinin Dersim'e karşı bir katiiam hazırlamakta olduğunu gösteriyordu. Genel vali. Ali Cemal söze başlaya¬ rak. Çünkü Şeyh Said olaylan nedeniyk merhametsizce uygulanan ölüm cezalarını durdurtmak için Seid Rıza tarafindan Anka¬ ra'ya yapılan başvurular hiçbir yarar sağlamamış ve bu olaylar bahane edikrek. Bu nedenk gö¬ rüşme istemini kabul etmede müteredditti. fakat şaşırtıcı bir "gurur okşama"yla karşılanı yordu. Dersim'de okullar açarak Alevi geleneğine uygun öğrenim yapılacağını ve Koçgirililer için genel af ilan edileceğini bildirdi. izzettin Paşa'nm ani olarak Hozat'a gelmesi Seid Rıza'yı kuşkuya düşürmüştü. Beni mahcup etmeyiniz' dedi. Seid Rıza. bizi İzzettin Paşa ile görüştürmek için ısrar ediyordu. Dr. Ali Cemal. Elazığ bölgelerindeki boş Ermeni arazile¬ rinin Dersimlilere verileceğini. onu kapıda karşılıyor. kendisinin Alevi olduğunu. Size şerefimle söz veriyorum.* * Şeyh Said İsyanını izleyen süreçte. Nuri Dersimi. Diyarbakır Valisi Ali Cemal (Bardakçı). cebinden tabancasını çıkararak. Ali Cemal'i. Diyarbakır'dan Genel Müfettiş İzzettin ve Elazığ Valisi Rıza da Hozat'a gelmişkrdi. sistemli bir şekilde Kürtlerin imhasına devam edilmişti. Görüşme yeri olan Karaca köyünde. Seid Rıza ile görüşme yapmak üzere (1926) Dersim'e geldi. Dersimlilere büyük saygısı bu¬ lunduğunu. Bunu anlayan Cemal. arkamdan ge¬ liniz. Ertesi gün. Seid Rıza'yı askeri törenle karşılıyordu. 'Tabancamı ahnız." Seid Rıza. tören kıtasını selamlayarak hükümet konağına gir diğinde. Seid Rıza ve çevresi sıranın Dersim'e geldiğini söylüyorlardı.

Atatürk'ün kendisi adına aşiretleri selamlama görevi verdiğini. Siz hangisini soruyorsunuz?" Vali Paşa. armağanlarla uğurluyordu. madalyonun arka yüzü için şunları yazıyor: "Seid Rıza ihtiyadı durumunu koruyor ve Türk hükümetine 278 . Elazığ valiliğine atanmışri. İzzerin Paşa Genel Müfettişlikten (genel vali) alını¬ yor. Aynı yıl. bu "başı bozuk". Nuri Dersimi. yerine Atatürk'le birlikte Samsun'a gidenlerden Albay Arap ibrahim Tali (Öngören) atanıyordu. Seid Rıza da: "Öyle diyorlar Paşa Hazretleri" diyerek onu onaylıyordu. Paşa. bilinmez ama. cezaevleri yarı yarıya boşalıyordu. Seid Rıza'yı Diyarba¬ kır'a davet edip ağırlıyor. ziyafetler. Der¬ simli ağa ve seidler de devlerin yüksek düzeydeki ilgisinden mut¬ luydular."Seid Rıza siz misiniz?" " Dersim'de her meşe ağacının altında. halkın geleceği konusunda mutluluk tab¬ loları çiziyordu. sür¬ günler yurtlarına dönüyor. vah. bu nedenle davette bulunduğunu söylüyordu. armağan alışverişleriyle büyük bir balayı yaşanıyordu. karşısında "ukalaca" konuşmasına öfkelenmiş miydi. Bir "Kürt uzmanı" olan Diyarbakır Valisi Ali Cemal Bardak¬ çı. Vali sık sık Dersim'e uzanıyor. her dağ başında bir Rıza vardır. Devletin Dersimlilere ilgisi ve dostça sıcaklığı büyüktü. ki¬ mi ağa ve seidlerle içki sofralarında buluşuyor. Dersim¬ lileri Atatürk ve İsmet Paşa'nm Aleviliğine bile inandırmıştı. ağaların Ankara ve İstanbul gezileri. Kürder için 1927 yılında sınırlı bir af yasası çıkarılıyor. o halde Seid Rı¬ za sizsiniz" diye gülümsüyor. yüzü kıl içindeki sarıklı Kürdün. Yeni Genel Vali Diyarba¬ kır'daki karargâhına yerleşrikten sonra. Ama karşılıklı ziyaretler. Nuri Dersimi'nin anlarimına göre. yiyip içerken Ale¬ vi olduğunu söylüyor. "Mademki Ağdat köyünde oturuyorsunuz.

ben de sizinle sadakatle konuşup. Vali Cemal Bardakçı. Türk hükümetine Kürt milli haklarının nelerden oluştuğu hakkında ısrarlı isteklerde bulunuyor ve isteklerin içeriği Türklerce gizli tutuluyordu. Siz de bütün aşiretinizle biriikte bu harekete katılacağınıza şimdi söz vereceksiniz. Bu gerçeği en iyi takdir edenlerden biri. Beni size o gönderdi. Toplantıda. okullar açılacak. Bu isteklerden başlıcası. Çünkü tarih boyunca Türk yönetimi. Koçan aşirerinin saf dışı bırakılması kararlaşrinlıyordu. Dersimlilerin dağlı Türk olduklannı söylüyordu. 'Ağala¬ rım. O. çıban başı olarak görülen Se¬ id Rıza'nın iribarsızlaştınlıp etkinliğinin kınlması ve aşiretlerin birbirine düşürülmesi süreci başlatılıyor. Bad Dersim'in kahraman Koçan aşireti de ısraria kadhyordu. 'Ağalar." Dersimi'ye göre bundan sonra.güvenmiyordu. Dünyadaki bü¬ tün Alevileri kalkındıracaktır. bazı aşiret önderleriyk Hozat merkezinde bir toplanri yapıyordu. İçtiğim su ile yemin ederim ki. bu kutsal Munzur suyundan bir bardak içerek yemin ediyorum' dedi ve cebinden çıkardığı bir bardakla su içti. Bu nedenle si¬ ze söz veriyorum. Ben de Aleviyim. o da Alevidir. Cemal kaynağa yaklaşd ve halka seslenerek. An¬ cak sizden bir hizmet bekliyorum. Bu şekilde Ko¬ çan aşireti düzeltildikten sonra. Dersim'de her şey yoluna gir¬ miş olacak. Bu isteğe. yollarınız yapılacak. Dersimi sonrasını şöyle anlatıyor: "Reislere boyun eğileceği kararlaştırıldıktan sonra. Yakında hükümet kuvvet¬ leri gelecek ve öteden beri Dersim'in adını lekeleyen Koçan aşiretini biraz düzeltecek. daima bu gibi hilekrle Kürdü aldatmış. hükümet Dersim'den emin olacak ve Dersimlile¬ rin her türiü isteği yerine getirilmiş olacak. top¬ rağı olmayanlara Elazığ ve Erzincan'da toprak verilecek. Daha sonra. Gazi Paşa'nm size özel selamı var. büyük Kürt önderi Seid Rıza olmuştu." 279 . sadakatle hareket edeceğime. gafil avlamış ve firsatlar kollayarak Kürdere karşı facialar yaratmışd. Vali Cemal bu isteklerden ötürü son derece si- niriiydi. Dersim'de Kürtçe okullar açmaktı.

ama silah ve cephane ve¬ receklerdi. silahlarına el koyuyordu. "Umum Müfettiş" diye adlandırılan Genel Vali. Koçan aşireti ordu birlikleriyle çatışırken. Se¬ id Rıza'ya da. silahlandırılan aşiret ağa¬ lan. Nuri Dersimi'nin anlattığına göre. Koçanlılar bir gece bas¬ kınıyla Amutka bölgesindeki bir bölüğü basıp saf dışı bırakı¬ yor. bir savaş uçağı da düşürülüyordu. Seid Rıza'yı birkaç ay sonra yeniden Diyar¬ bakır'a davet ediyordu. oğlu Şeyh Ha¬ san başkanlığında bir heyet gönderiyordu. Fakat. soğukların başlaması üzerine ordu geri çekili¬ yor. dönemin "derin devleti". 1928 yılında Seid Rıza'yı da Diyarbakır'da ağırlıyordu. Ordu. "sükûnet" tavsiye ediyor. Umum Müfettiş ibrahim TaH. iki bin lira de birlikte içinde ipeklilerin bulunduğu bir sandık armağan gönderiyordu. Fakat. aynı günlerde Seid Rıza'nın da- 280 . Türk ordusu. heyeti yolcu ederken herkese biner lira para veriyor. bu yüzden ağır kayıplar veri¬ yor. Dersim'e karşı yumuşak ve dostane bir politika yürütülüyordu. öteki Kürt illeriyle meşgul olduğu için bu dönemde. Koçanlılar da köylerine dönüyorlardı. girişi¬ lecek çatışmaya askerler karışmayacak.* * * Koçan aşiretinin karşıtlarıyla varılan anlaşmaya göre. Seid Rıza gitmiyor. O neden¬ le iç çatışma beklenirken tersi oluyor. öteki aşiretler beklendiği gibi devletin yanında yer almıyor. Koçanlıları durumdan haberdar ettikleri gibi aldıkları cep¬ hane ve silahların bir kısmını da onlara veriyorlardı. bu amaçla sık sık Dersim'e dostluk ziyaretleri yapıyor. Genel Müfettiş. şaşırtıcı biçimde sessiz kalıyorlardı. Vali İbrahim Tali. Sonbaharda. "sizin için her şey iyi olacak" diye umut veriyordu. yakın bir zamanda bütün bunların tek tek çözüme bağlanacağını söylüyor. ya da liderleri Diyarba¬ kır'a davet ederek. Der¬ sim heyetini ağırlarken ekonomik ve sosyal sorunları bildiğini.

kiralık tetikçiler kul¬ lanarak cinayetler işletiyor. sözcüsü değildi. oğlu Şeyh Hasan'ı tutuklatarak Diyarbakır'a gönderiyor. 1932 yılında Seid Rı¬ za'nın gücünü ve öflcesini sınayıp üstüne çekmek amacıyla. "tehlike çanları" niteliğindeki raporunda.madı Aşağı Abasanlı aşiretinin reisi İbrahim Ağa'yı. Fakat Seid Rıza sessiz kalınca. Dersim'de. ama Dersim'in çeşitli bölgelerine askeri seferler düzenkniyordu. Paşa. Genelkurmay Başkanmın raporundan sonra. Meço Ağa'nın oğlu Hüseyin'e öldürtüyordu. Erzincan'ın yakında bir Kürt şehri olma "tehlı- kesi"yle karşı karşıya kalacağını belirtiyor. birlik ve dayanışma bozulmuştu. çaresiz biri haline getirilmişri. Hozat Kaymakamı Kazım Bey tarafindan bin lira karşılığında kiralandığı daha sonra ortaya çıkacaktı. Başbakan İsmet İnönü. Seid Rıza da. "devktı bekkyen tehlike" konusunda. Seid Rıza'nın yakınlanm da hedef alacak biçimde. "Derin ilişkilerden" habersiz Seid Rıza. Dersim e dik¬ katleri çekiyor. tetikçinin köyü yakılıp yıkılıyordu. bu olay üzerine öfkeyk ayağa kalkıyor. Cemal Bardakçı'dan da aynca rapor istiyordu. 281 . 1930'lara gelindiğinde. Cumhurbaşkanı Atatürk ve Başbakan İsmet İnönü'ye bk rapor veriyordu. "TEHLİKE ÇANLARI" VE İSMET PAŞA'NIN RAPORU Genelkurmay Başkam Mareşal Fevzi Çakmak. Çekişme ve kavgaların içine çekilip etkinliği kınlmış. bu gidişle. 1930 yılında Kürt iUerinde uzun bir geziye çıkıyor. artık Dersim'in tartışmasız lideri. Elazığ Valisi Deli Fahri. Cinayet amacını bulmuş. Dersim kan davalarının kargaşasıyla çalkalanıyordu. Kürtlerin hızla çoğalıp Erzincan ovasına yayıldık¬ larını. bölgeye bir uzmanlar heyeti gönderiyordu. Aynı dönemde. vakit varken onkm alınmasını istiyordu. Katilin. Genel Müfetriş ibrahim Tali Öngören. cezaevine koyuyordu. dönüşünde. Şeyh Hasan serbest bırakılıyor. sorumlu olarak karşı aile ve aşiredere yükleniyordu. Diyarbakır Va¬ lisi.

Paşa. 282 . Cumhurbaşkanı Mustafa Kemal Atatürk'e veri¬ yordu. bu kez güveni¬ lir adamlarından İçişleri Bakanı Şükrü Kaya'yı "gerçeği" araştır¬ makla görevlendiriyordu. derhal kesilip arilması gerektiğini öneriyordu. 21 Ağustos 1935 tarihini taşıyan 55 sayfalık raporunda. Mardin. bir daha geri gelmemek üzere bariya. raporlardan sonra. Der¬ sim'e yaptığı geziden sonra. vali ve uzmanlar ise "tehlike yok" diyorlardı. "isyan" olasılığının bulunmadığını söylü¬ yordu. Bitlis. Urfa. Diyarbakır. yapılması gerekenleri de sıralıyordu. Fakat. İnönü'nün elinde özel uzmanlar heyetinin de bir raporu var¬ dı. Bakan. Şükrü Kaya'nm önerileri 1937 ve 1938 yıllarında hayata geçi¬ rilecekti. geriye kalanların "tedibi" (terbiyesi) kolaylaşacakri. Şükrü Kaya. hangisinin dost ve hangisinin düşman unsur olduğunu tek tek sı¬ ralıyordu. ikilemden kurtulup karara varmak için. Dersim'in Türklük için kanayan bir çıban ol¬ duğunu. İsmet İnönü Van.Cemal Bardakçı raporunda. Bunların uzaklaştırılmasından sonra. raporlar yer yer Genelkurmay Başkanı Çakmak'ın gö¬ rüşleriyle çelişiyordu. Paşa. ama "tehlikeyi" yerinde görmek için de gezi¬ ye çıkıyordu. "Dersim Fermam" niteliğindeki rapo¬ runu kaleme alıp. "Dersim'in ıslahı" çalış¬ malarını başlatıyor. İçişleri Bakanı. * Başbakan İnönü. Bakan'a gö¬ re. Dersim'e yaptığı geziden sonra Başbakana verdi¬ ği raporda. ikinci aşamada ise başta Seid Rıza olmak üzere 347 ağa ai¬ lesi. Elazığ. Dersim aşiretlerinin ayrıntılı bir dökümünü yaparak. Türkler arasına sürgün edilmeliydi. "çıbanın koparılması "nın ivedi olduğunu haber verdikten sonra. "Dersim'deki Kürt tehlikesi"ni kabul etmekle birlikte. Çünkü Genelkurmay Başkanı isyandan söz ediyor. birinci aşamada Dersimliler iyilik ve güzellikle silahtan arındınlmah. Bu ailelerin nüfus toplamı 3 bin 470 kişiydi.

Az zamanda Er¬ zincan'ın Kürt merkezi olmasıyla asıl korkunç... Kürt yayılmasına açıkdr. Bu. Paşa'nm. Erzincan yakmındaki boş köyler. bey¬ lerin bir nevi Dersimli himayesine sığınmasıdır. arazileri iş¬ lemek için Dersimlileri maraba adı ile kullanmaktadır. ilkokulu okutmada çıkanmızm daha yüksek olduğu kanısındayım. 283 . "Dersim'in ıslahı" idi. Dersim çapulcu kollannm içeri yayıl¬ ması için menzil ve yataklık rolü yapmaktadır.. Muş ovasına yavaş yavaş. Van. Biz. Bunun için Korgeneral rütbesinde bk genel vali atanacaktı Vah. Dersim'in sert ve müte- hakkim halkı ile hızla dolmaktadır. Van ve Erzincan'da acele olarak. Paşa'nm bu önerikri daha sonra ha¬ yata geçirilecek ve Kürtler arasına Bulgaristan. Kürtlere okullar yapılıp yapılmayacağı." * s- » Başbakan İsmet İnönü. daha sonra Dersim'in Kürtlerden arm- dınlmasımn projesini sunuyordu.. "ıslah programı" dört aşamayı içeriyordu. . ilk admu hazıriık ve halkın elindeki silahların toplanmasını öngörüyordu. ka- rariarı yasa yerine geçen diktatör yetkileriyle donammş olacaktı. Paşa. Kürdistan'm meydana gelmesinden ciddi olarak kaygılanmak yerindedir. bk de Elazığ ovasında kuvvetii Türk kitleleri meydana getirmek zo¬ rundayız. Erzincan beyleri. topye¬ kûn Kürdeşmeyi önkmek için. Daha Türk köylerindeki okulları yapmamışken ve en nihayet yüzde lO'a varamayan okutmada bir özel siyaseti halkın diline düşürmede hiçbir fayda yoktur.. raporunda şöyle diyordu: ". Yunanistan ik Kaflcas göçmenleri yerieştkilecek.. Kürtleşmiş ve kolayca Türklüğe dö¬ necek yerleri okutmak.. Bu köyler ve meralar.tüm şehk ve bölgeleri Kürtlük açısından irdeliyordu. verimli ovalara Türk göçmenlerin yerkşririlmesini öneriyordu. Birkaç ay içinde "yasaya dönü¬ şen proje"nin adı. hana Kürtlere Türkçe öğreterek Türklüğe çekmek için ilkokul ve onun iyi öğretmeni çok etkin araçdr. Muş ve Erzincan ovalan. İsmet Paşa. şimdiye kadar bir po¬ litika olarak mütalaa edilmiştir. Sonra. bundan hiç yararlanmadığımız halde zararlarmı çekiyoruz.. . fakat "ırk aşısı" tutmayacaktı. . Bu politikayı halk biliyor.

Genelkurmay Başkanı ve 284 . Ilbaylığın lüzum göstereceği diğer ihtiyaçları temin etmek ve eğer Dersimliler bizim düşündüğümüz zamanda harekete kal¬ karlarsa. "harekâttan önce". adliye. en az 7 seyyar jandarma taburu buluna¬ caktır. "teftişçi" ya da "müfettiş" anla¬ mına gelen "Inspektör" adını veriyordu. İdama kadar in¬ faz Ilbaylıkta bitecektir. 1937 ilkbaharında verilecektir. düzenlenmiş ve seferber iki fırka kuvvet Il¬ baylığın emrine. eylem planını şöyle açıklığa kavuşturuyordu: "Dersim vilayetini yeni yöntemle yapılandıracağız. maliye. valiye Almanca. Bu tasavvurları. İsmet Paşa. yargılamak üzere Dersim haricinden istediği yerli ilgililer veya işbirlikçileri Ilbaylığa göndermeye. 1937 ilkbaharına kadar hazır olursa. hüküme¬ te bildirdiği icraat da yapılacaktır. kültür ve sağlık şubeleri olacaktır. Ilbaylığın emrinde. Memurlardan hiçbiri yerli olmaya¬ caktır. Ilbaylığın o zamana kadarki incele¬ meleri sonucunda kuvvetle yapılmasını tasavvur ettiği. Ilbaylığa yardım etmek genel mü¬ fettişlerin görevidir. eko¬ nomi. çabuk ve kesin adalet gibi idare ile işe başlayacaktır. Bakanlar Kurulu. tali memuriyetiere tayin olacakdr. devlet teşkilatı mecburdur. Bütün Dersim hızla silahtan arındırılacak. programı acilen tatbik etmek zaruridir. Bir başka önerisi de. "İnspektör"e bağlı ola¬ rak çalışacak vali ve kaymakamlara da "İlbay" adını veriyor ve bunların. Bundan sonra Dersim'e verilecek şeklin safhası başlayacaktır. Asayiş. askerlerden oluşmasını istiyordu. bir kolordu karargâhı gibi. Sabit jandarma ayrıdır. Ilbaylık bu teşkilat ile idareyi alacaktır. Bütün tasavvurlar gizlidir. Ilbaylığın. fakat amaca uygun olarak oluşturulacaktır. Ilbaylık. yol.ismet Paşa. bölgedeki Kürt me¬ murların ayıklanıp temizlenmesiydi. özel ve kesin olacaktır. Ilbaylık (valilik) idaresi. orman işletme. vali ve üniformalı muvazzaf subaylar il¬ çe kaymakamları olacaktır. Bulundukça emekli subaylar. 1935 ve 1936'da kara yolları yapılacaktır. Yargılama usulü basit. yol. Muvazzaf bir kolordu komutanı.

kterse olmasın. Şair ve yazar Can Yücel "istisna"lar- da'n biriydi.. Emirkrinde çalışan memuriar bilme¬ yeceklerdir. yalnız Der¬ sim'de kazanıyordu. her vesileyle ona sevgilerini. 20 Eylül 1992 tarihinde Gerçek dergisin¬ de yayınlanan yazısında... Ve Lozan'da azınlık olarak tanınan Ermeniler. partisinin dışında.. şöyle diyordu: "Zamanın astığı astık. Türkiye sınırian içinde herkes Türk yurttaşıdır. böyle!" diyen çıkmadı.) Hukuki ve ideolojik planda kaba. basında "bu ne ayıp¬ tır. 1983'te siyaset meydanına çıkan oğlu Erdal İnö- 285 . Azılısı tenkil olacak." Ve Can Yücel'den sonra bir parantez de biz açalım: "Dersim'i ıslah" pkmnı hazıriayıp uygulayan İsmet Paşa. (. yani benzetilecektir. Can Yücel. Yahudi¬ ler dışında cümle alem Türk'tür. Bu arada bazı kısık. saygı ve bağlılıklarım sunuyor. ama büyük bk tuhaflık örneği olarak kırımdan kurtu- kbilenlerie. nede¬ ni bilinmez. kalın çizgi- lerie çizilmiştir.) TC. gün ışığına çıktı. ilk kez 1992 Eylülünde Hürriyet gazetesinde yayınlanınca. kestiği kestik Başbakanının bu rapo¬ runda öne sürdüğü öneriler harfiyen uygulanıyor elbette." * Milli Şef İnönü'nün raporu. İnönü yaşadıkça. oğlundan da esirgemiyordu. Rumlar. mülayimi asimile edilecek. Lozan'da çizilen esaslar içinde Anadolu'yu Türkleştirmek karanndadır. genel müfettiş ve ordu müfettişi şahsen bilecektir. Sonraki aşamalarda da partisi olan CHP'nin yı¬ kılıp sarsılmadığı tek kale oluyordu. (. Tuncelililer baba İnönü'ye sunduklan hizmeri. isrisna sesler hariç. çocuklan ve torunlannın "tapındığı adam" haline gel¬ di.Meclis Başkanından başka yalnız ilbay. hiçbir parti milletvekili çıkaramıyordu. 1950'lerde her yerde seçimleri kaybederken. Tuncelililer. Tuncelilikrin bağlılık ve sadakati daha sonra da devam edi¬ yor.

Kitap. bu yoldan devlete bağlanıyorlardı. Yaranma güdüsünün ürünü yalanlar bütünüydü. dostça görüşme için daveriye almış. daha sonra Seid Rıza'yla birlikte asılıyordu. Ona "sen müteahhitsin" denile¬ rek. yol. Tuncelililerin. "gerici" Dersimliler. Tuncelililer İsmet İnönü'ye bağlılıklannı "ilerici¬ lik" diye açıklıyorlardı. Seid Hüseyin. Bunlar Dersim'in önde gelen isimleri. üstüne kendi bulu¬ şu yalanlar kondurulmuş "resmi tarih tezlerinden" ibaretri.nü'yü. "yatınm geliyor" diye seviniyorlardı. Seid Rıza ile birlikte asılan öteki liderlerin hemen hemen tümü. o sadakade hizmet veriyordu. "yatınmlann" alt yapı inşaatından yarariandıklan için daha çok seviniyorlardı. 286 . Emekli öğretmene göre. TUNCELİ YASASI. ama bir gerçekti. bazı aşiret reisleriydi. Çünkü. devletin medeniyet gerirme çabalanna. fabrika yatınmlanna karşı çıkarak is¬ yan etmişlerdi. "müteahhidik" hizmederi veriliyor. bunun bir tuzak olduğunu sezinlemesine rağmen. köprü inşaadannda. yol inşaat işleri vermişlerdi. normal insan¬ ların kolayca anlayabilecekleri bir şey değildi. Kültür Bakanlığı'ndan nema- lanmak ve belediyede iş bulmak amacıyla mı bilmiyorum. Tuncelililer herkesten önce ve en başta koşar adım omuzlayıp oylarını veriyorlardı. okul. Seid Rıza'nın yakın dostu ve tanınmış kişilerden Kureşanlı Se¬ id Hüseyin Cesur bunlardandı. Dersimliler. sonra darağacına gönderilmiş¬ lerdi. Milli Şefe tapınmalannın nedeni. Oysa. Yi¬ ne gariptir ama. Bazı Dersimliler. bunlar. O nedenle kaçıp kurtulma şansı olduğu halde kendi ayağıyla gi¬ dip teslim oluyor. Der¬ sim İsyanı adında bir kitap yazıyordu. GÖBEK HAVALARI VE ŞAPKAYA HÜCUM Emekli öğretmen bir Dersimli. mantığı kabul etmiyordu. Hoşnut tutulmak üzere yol. bir müfreze tarafindan "komutanla görüşmeye çağnldığında".

Bingöl isyan bölgesi emrinin akındaydı.Şimdi burada tartışılacak kanun böyle bir kanundur. ortada kalan kız çocuklarını eğitip. İnönü. medeni yöntemlerle tedbk düşünüldü.Başbakan İsmet İnönü'nün raporundan hemen sonra. Şeyh Said İsyanı ile sonraki olaylardaki "tedip ile tenkiP'krde de¬ neyimler kazanmış. Yasa önerisi ondan sonra gündeme geliyordu. Alpdoğan'la karşılaşmasını "Dağ Çiçekkn" adındaki kitabında şöyle anlatıyor: "Elazığ. ipe çekilecekleri affetme yetkisi vardı. Cumhuriyet'in amacı. mecliste yasayı açıklamak amacıy¬ la yaptığı konuşmada şöyle diyordu: "Dersim'de 91 aşiret vardır. Ağrı isyanında uzmanlaşmış bir asker olan Korgeneral Hüseyin Abdullah Alpdoğan atanıyordu. Avar. Türk kükürüne uygun biçimde asimik ettirmekle görevli Elazığ Kız Sanat Enstitüsü'nün müdiresiydi. As¬ keri harekâtlar belli amacı öngördüğü için. mahkeme ve hükümet yetkileri veriliyordu. Tunceli. Dersim üzerine 11 askeri harekât yapılmıştır. O Paşa ki. Paşa teftişe ge- 287 ." Daha sonra yasa gündeme alınıyor. hastalıklan kökünden tedavi etmek olduğu için. askerler sonra geri çekilmiştir. İçişleri Bakanı Şükrü Kaya. üzerinde doğru dürüst tartışma yapılmadan meclisten geçkiliyordu. Korgeneral rütbesindeki "Inspektör"e (genel vah) meclis. Dersim'deki uygulamaları yasa maddesi haline getirerek "icracıları" her türlü sorumluluktan arındırıyordu. "Tunceli Kanunu"nun uygulanması sırasında anasız. "Inspektör" görevine. düzenlenen giz¬ li bir oturumda "tehlikenin boyutlarım" anlatıyor ve onay alıyor¬ du. babasız. Büyük Millet Meclisi yetkilerini taşıyordu. aynı yd (1935) "Tunceli Yasası" yürürlüğe konuyordu. 1935 yılında çıkarılan yasa. 1876'dan bugüne kadar çeşidi zamanlarda. Askeri harekâtı asıl gerektiren hastalık. Sıdıka Avar. Yasayla. yasayı parlamentoya getirmeden önce. daha önce Koçgiri'de adını duyurmuş. ipe çekme. O bölgede. tahlil ve te¬ davi edilememiştir.

heyecanlanıyoriardı. Çünkü Paşa hakkında çok havadis dinlemiştim. kısa zamanda bir "mamure" haline geririlip kalkındınlacak ve kurtarılacaktı. Çekme burnu ve kalınca dudaklı ağzını kuvvetli bir çene çevre¬ liyordu. bu korkunç çıbanı temizleyip ve kökünden kesmek işi her ne paha¬ sına olursa olsun yapılmalı ve bu hususta en acil karariann alın¬ ması için. umulandan da fazla olumlu etki yaratmışü. Tok ve hakim bir sesi var¬ dı. köprüler inşa edilecek. devletin yatırım taarruzu geliyor diye düğün bay- 288 . TunceH'nin temel sorunlan. Doğruca müdür odasına girdiler. İlk etapta yollar. Saat lO'da Paşa geldi. Dersim konu¬ sunda şunları söylüyordu: "işlerimizin en önemlisi Dersim meselesidir. Bingöl ve Elazığ'da sıkıyönetim ilan etmiş. adaleli bk vücut. Tunceli şimdiye kadar ihmal edilmiş." Alpdogan'ın ana karargâhı Elazığ'daydı. Görev başı yaptık¬ tan sonra Tunceli. Komutanın bildirilerine göre. Yanında yaveri. onların muriuluğu için çırpınan adam portresi çiziyordu. Orta boyluydu. Ama. ardı ardına bildiriler yayınlayarak işe başlamışn. Cumhurbaşkanı Mustafa Kemal Ata¬ türk. sonra okullar. ilk kez temelden halledilmek üzere ele alınıyor. Onlara moral veriyordum ama ben de korkuyordum. Bu yarayı. çar¬ kı döndürmeye başlamıştı. Dersim'de hedefini bulmuş ve halk ara¬ sında. hükümete tam ve geniş yetkiler verilmehdir. ilk bildirilerinde. Dersimliler. çözüm yolunda ciddi yatırımlar yapılıyordu. Dersim ve Dersimlilerin iyiliğini dü¬ şünen. * * s Generalin bildirileri. fabrikalaria Tunce¬ li. yatınm yapılmamış. Komutan. Elazığ ve Tunceli vaH- leri.liyordu." Alpdoğan. Yanlılar korkuyor. göbeksiz. Şişmana yakın. bu yüzden ham kalmıştı. aynı günlerde mecliste yaptığı konuşmada.

devlerin demir yumru- ğuyla terbiye edilmeye çalışdmış. Dersimlileri sevindiren somut veriler de yok değildi. acelesi var- mışçasma. Köy ve kasaba çevrelerinde temeller kazılıyor. sarığı atıp. yeni rejimin deyimiyle "şapka gi¬ yerek medenileşme" yanşmdaydılar. keyifleniyorlardı. dağlar yarılıp yollar yapılıyor. Atatürk ve İnönü'nün de aslında Alevi ol¬ duklarım Dersknlileri ashnda kardeşten ileri sevdiklerini hayku-ıyordu. Çünkü. Dersim baştan başa bir inşaat şantiyesine dönüşüyordu. "medeni insan" olmanın ilk şarri olarak açıklamışri. Şapka giyerek bir anda medenileşmek isteyen Dersimli kimi yoksullar. şapkaya hücum o denli hızlanı¬ yordu ki. Dersimlilerin anlattığına göre. pek çok insan öldürülmüş. ki¬ mileri de mahkeme kararıyla idam edilmişti. şapka giy¬ meyi. daha sonra kışla oldukları anlaşılacak binalar yükseliyordu. bu uğurda keçilerini ve ineklerini sattyor. General valinin sözünü ettiği yatırımlar tek tek hayata geçiriliyor. Dersim'de askeri . Ankara'nın medeni insan tipolojisini temsil etmek üzere şapkaya hücum ediyorlardı. Der¬ simliler. Ankara. MÜFREZE KOLLARI DERSİM'İ SARIYOR Türkiye Cumhuriyeti. şapka karaborsaya düşüyor. Yürürlüğe koyduğu bir yasayla "fesi. tepkiler "isyan" sayılmış. ceplerine koydukları parayla şapkacı dükkânlarına koşuyorlardı. 1935 ve 1936 yıllarında. bir yandan da. kimi ağa ve seidlerle sofralarda bir araya geli¬ yor. edinemeyenler melul mahzun oluyordu. Yatırımların coşkusuna kapılan Dersimliler. "okul" dedik¬ leri. şapka giyerek medenileşmesi" kararlaştırmış ve bunu zorunlu lıale getirmişti. köprüler inşa ediliyordu. bütün imkanlarını seferber ederek. » » * Dersimliler. şapka gavur giysisi diye tepki gör¬ müş. general. Bazı yerlerde ise. Sistemin "iyi aile çocukları" itirazsız şap¬ kalı olmuştu. Ankara. isyancılar.ram ediyor. erkeklerin "medenileşmesi"nin temel şartı olarak şapkayı koymuştu ortaya. Makineler çalı¬ şıyor. kapanın elinde kalıyor. kadeh tokuşturup.

Dersim'in önemli aşiret ağala¬ rını Elazığ'daki karargâhına davet edip dostane görüşmeler yapı¬ yordu. şükran borçlarını ödercesine devlete yardımcı oluyor. tavuktan keçiye. "Dost aşiret" reislerinin arkasını okşayıp armağanlar su¬ nuyor. kendilerini düşünüp yatırıma gelen devlete kat¬ kıda bulunmak için seferber olmuşlardı. Kimileri ücret istemeden inşaatlarda çalışıyor. teslim edilmek üzere silah bile satın alıyordu. bıçağa varana kadar bütün silahları topluyorlardı. koyuna. yol ve ne üreteceği bilinme¬ yen "fabrikalar" a karşüık. devlete mahcup olmamak için. kışlalar inşa ediyor. silah toplamaya giden askerler. toplumsal et¬ kinliklerinin ne olduğunu tek tek biliyordu. Kimileri. inşası süren "okul". Inspektör Paşa. Dersim'de hummalı bir faaliyet sürürken. müfreze kollan köyleri tek tek tarayarak. rakip aşiretler bilenip birbirinin aleyhine kışkırtılarak. "Inspektörlük" de faaliyet içindeydi. Dersimliler. istenilen bilgileri veriyor. insanın¬ dan hayvanına kadar tüm canlıları tek tek sayıp defterlere yazı¬ yordu. bir yandan da. taş taşıyıp duvar örüyor. mar¬ kasını. varsa ateşli silahlarla birlikte teslim edi¬ yordu. kama varsa tek tek tespit ediyor. düşman kardeş¬ ler haline getiriliyordu.geçiş yollan. El altından muhbirlik ağları döşeniyor. kimin elinde tüfek. cinsiyetleriyle insanları sayıp ev¬ raka geçiriyor. 290 . hayvan kesiminde kul¬ landıkları bıçakları da. Sivil memurlar ve jandarma kol kol köyleri dolaşıp. "düşman aşiret" reislerine de gözdağı veriyordu. Dersim'in sosyal haritası Paşa'nm elindeydi. eşeğe ka¬ dar bütün hayvanları ve yaşları. bir yandan da. Hangi köyde kaç kişinin yaşadığını ve bunların neler düşündüğünü. Öte yandan. ata. hatta numarasını da söyleyerek "getir" diye tebligatta bu¬ lunuyordu. tabanca. Devlet güçleri bu sayede. kimileri de çalı¬ şanlarla askerlere yiyecek yardımında bulunuyordu.

Ortaya dökülen paradan pay kapmak isteyenler. Kurmay Şevket. muhbirleşen aşiret reislerini. Faik Bulut. adı açıklanmayan bir Dersimlinin anlattıklanna dayanarak. Ezmek için. Ağdat köyündeki evine döner dönmez dosdannı topluyor ve şu uyarıda bulunuyordu: "Niyederi kötü. bir yandan da insan avcı¬ sı tetikçiler eğitiyordu. yol yapımlarının hız kazandığı bir dönemde "Ins¬ pektör Paşa "dan görüşme çağrısı alıyor. üstümüze yürüye¬ cekler. inşa edilmekte olan yol ve kışlaların Dersim'in kalkındırılmasına." Seid Rıza. sonra yakın arkadaşlarının "gerçek fikrini öğrenebihrsin" demelerini dikkate alıp Elazığ'a gidiyordu. arrik kimi es¬ ki dostları bile onu ciddiye alıp dinlemiyor. Seid Rıza. Acıyı hepiniz çekeceksiniz" diye uyarıyor. Dersim Raporları adındaki kkabında. Kürderin "keklik" diye ad¬ landırdığı muhbirler seçip satın alıyor. Görüşme. "birbi¬ rinizi ihbar etmeyin. pazarda kavun karpuz seçercesine. Muhbk ağını. çağrıya uyup uymama¬ da kararsız kalıyor. şöy¬ le yazıyordu: 291 . gelişmele¬ ri dikkatle izliyor. Seid Rıza'nın öz yeğeni. ama etkiH olamıyordu. umulandan çok kısa sürüyordu. karde¬ şinin oğlu Rayber'di. "devlet şefkatini kötü¬ lemekle" suçluyorlardı.* Didilmiş. Seid Rıza. Keklik ve tetikçilerden biri de. Dersim aşiret reislerini toplantıya çağırıyordu. Tedbirli olun. muhbirlik konusunda birbirleriyle yarış halindeydiler. halk arasında Binbaşı Şevket ya da "Kurmay Şevket" diye adlandırılan bir subay döşüyordu. iyiliğine olmadığını söylüyor ama. Inspektör. Paşa. bir yandan da. ününü duy¬ duğu adamı görüp tanımak istediğini söylüyor ve görüşmeyi biririyordu. Hem de yakında. 1936 bahannda. etkinliği aşındırılarak azaltılmış Seid Rıza.

hem adli. Başka yerlerde bu 24. Bu arada aşiret liderleri. Karaballı aşiretinin re¬ isiydi. Aşiret reislerine emir çıkardı. Eski tabanca ve kamaları¬ nız da olsa teslim edin. Dedem. Belki zor gelir. Siz de silahlarınızı vereceksiniz. kendi aşirederini nüfusa kaydet¬ tiriyorlar. anlaşma sağlanıyor." General. Tüc¬ carlarda şapka kalmadı. Seid Rıza faktörünü de unutmuyor- 292 . Dolayısıyla Dersimliler sadece 6 ay askerlik yapacak. Bütün istedikleri yerine getirildi. 48 aydır." O zaman 11 yaşında olan Mehmet Kangotan. Bunun üzerine Alpdoğan: Hepsinin tüfek olması şart değil. hançer ve kama¬ larını. Silahlar öyle yığıldı ki. Paşa fesi yasakladı. Kimi de: Hiç yok ki. 1987'de Nokta dergisine olaylan anlatırken şunlan söylüyordu: "Abdullah Paşa. Ruslar zamanından kalma eski tüfek ve tabancalarını teslim ediyorlar. Komutan Alpdoğan şöyle dedi: : Sizin için özel askerlik kanunu çıkaracağım. Halkı silahsızlandırırken. 36. Neyse. diyor. odun yükler gibi kadra yükleyip gön¬ derdi. Aşiret ağaları ve reisleri."Alpdoğan. dedi onlara. Ona da çıkardı: Herkes aşiretinin bütün silahlarını göndersin! Dedem. Aşiret reislerinin çoğu kabul ediyor. Büyük kariiamı gerektirecek bir şey yoktu. planlı-programh ve tedbirli yürüyordu. günlerce Elazığ'a taşındı. Hiç askere alınmadınız. 100-150 tüfeği. her ağaya özel elçi gönderdi. Aşiretler silahlarını. Önemli olan silah verdi diye raporlar ya¬ zıp tutanaklara geçirmemiz. hem de idari bütün yetkilere sahip¬ ti. Görüşme yapacağı¬ nı belirtti. Yalnız silah teslimi konu¬ sunda tereddütler var. Ayrıca köprü ve yol yapacağız. Kimi: Çok az silahımız var. denilen gün ve saatte toplan¬ tıya gittiler. Herkes emrine uyup şapka giydi.

du. Hayata geçirilen provokatif planlarla ailesi hedef alınıyordu.
Aşiretlerle çatıştırılıyor, onlarla kanlı bıçaklı hale getirilmesi için

gelini hedef seçiliyor, damadından sonra oğlu Bira ibrahim pusu¬
ya düşürülüyor, kurşunlanıp öldürülüyordu.
Nuri Dersimi, Hatıraları' nda. yazıyor: "Seid Rıza'nın oğlu Bira ibrahim, Hozat'a gekrek Abdullah

Alpdoğan idaresinin ricali ile temasa geçmiş ve yapılmakta olan

askeri harekâtın durdurulmasını, babası adına dilemişti. Bira ib¬
rahim geri dönerken. Kurmay Şevket'in hazırladığı plan gereğin¬

ce, Kırgan aşiretinin dahilinde. Dest köyünde misafir bulundu¬ ğu evde, gece uyurken feci şekilde imha edilmişti. Genç evladı¬
nın kahpece öldürülmesinden müteessir olan Seid Rıza, Kırgan

aşiretinin merkezi olan Sin köyünü kuşatarak katillerin teslimi¬ ni dilemişti. Türk Generali bu haklı isteği yerine getirmediği gi¬ bi. Bira ibrahim'in katilleri. Kurmay Şevket'in himayesine alına¬
rak taltif edilmişlerdi."

Dersimlilerin anlattığına göre, tetikçi, Kırgan aşiretinin ağası

Şatoğlu Mehmed'di. Ama onu kullanan da Binbaşı Şevket'in ada¬
mı Rayber'di. Rayber, olaydan sonra devletin Şatoğlu'nu koru¬ yup güvence altına alacağına dair senet bile imzalayıp vermişti. Senette hem Rayber'in, hem de Mehmed'in imzası yer almışri.
Mehmed imza kullanmasını bilmediği için, senedin altına par¬
mak basmıştı.

Bira İbrahim olayı ik "derin devlet" hedefine varmış, kurşun menzilini bulmuştu. Amaç, Seid Rıza ile savaşkan Kırgan aşireti¬

ni kan davalı yapmaktı. Bu gerçekleşmişti. Seid Rıza yanhlan,

Kırgan aşirerinin üstüne yürümüş. Sin köyünü yakıp yıkmışlardı.
Taarruz kapıdayken meydana gekn bu olay, Seid Rıza'yı bk
aşiretten daha koparmış, biraz daha yalnızlaştırmıştı.

KADINA TECAVÜZ VE
SEİD RIZA'NIN YENİDEN ÇIKIŞI

Hıdır Göktaş, Kürtler, İsyan-Tenkil adındaki kitabında şun¬
ları yazıyor:

293

"Dersim'in Kürder için taşıdığı önem, yüzyıllar boyunca bu

bölgenin korunabilmiş olmasında, isyanlara kaynaklık etmesin¬
de, stratejik ve taktik uygulamalara elverişli arazi yapısına sahip
olmasında yatmaktadır. Bütün bu özellikleriyle Dersim, Kürder
için asla vazgeçilmez bir kaledir. Bu kalenin korunması için her şey yapılmalıdır. (...) TC kurucuları için de aynı derecede önem¬

lidir. Cumhuriyetin kurulmasından sonra geçen 15 yıl içerisinde, özellikle de Şeyh Said İsyanından sonra ısrarla uygulanan 'tedip
ve tenkil' hareketierinden sonra, Kürderin etkinliği büyük ölçü¬

de kmlmış ve ele geçirilmeyen yalnız Dersim kalmıştır.
Dersim'in de her yol denenerek 'tedip' edilmesi halinde Türki¬

ye Cumhuriyeti rahadayacakdr. (...) Yalnız, Dersim'e gelinceye

kadar, çok ciddi ve ödün verilmeden uygulanan bir 'harekâttan'
söz etmek, aşırı bir yorum olmasa gerek. Kürderin yoğun olarak

yaşadığı bölgeyi denetim altına almak isteyen ve buralarda ken¬ di otoritesini kurmak isteyen Türkiye Cumhuriyeti, bunun için
her yolu denemekten kaçınmamıştır. Bu yollann içinde, anlaşmak kadar zor kullanmak da vardır.

Nasıl ki, 'milli mücadele' sırasında, özellikle Dersimli bazı ağalar elde edilmiş ve 'mebus' olarak Meclis'e alınmışsa, anlaşmaya ya¬
naşmayanlara ya da karşı koyanlara, 'tenkil' harekâtına kadar va¬
ran yöntemler uygulanmıştır."

1937 baharında başlanlan büyük taarruzun tek amacı, "ele
geçirilmemiş Dersim'in zaptı" mıydı?

Kırımda bütün ailesini kaybeden, kendisi rasdantı sonucu
kurtulabilen bir Dersimli anlatıyor:
"Dersimliler yol, okul, fabrika yapımına, medeniyetin gelme¬ sine karşı çıkdlar. 'Harekâta mecbur kaldık' demeleri büyük ya¬

lan. Gerçek şuydu: Dersimliler, yoldan sonra okul gelecek, fab¬
rikalar yapılacak diye seviniyoriardı. Tilki tavuğu yemeğe karar
vermişti. Yedikten sonra, kendini savunmak için gerekçeler uy¬

durdu. Kimse yol, köprü yapımına karşı değildi. Kimse karşı
çıkmadı. Tersine herkes yardımcı oldu.

Dersimliler yol yapımını, köprülerin inşasını öylesine benim-

İ94

semişkrdi ki, bu yüzden aralarında kavgalar bile çıkd. Bazı aşi¬

retler gelen ve gelecek hizmetlerden büyük payı almak için bir¬
birleriyle yarıştı.

Mesela, Dersim merkezinde yeni bk kasaba kurulacakd. De-

menan aşireti kendi bölgesinde, Yusufanlılar da kendi toprakla¬
rında olsun istiyoriardı. Onun için, el altından devlet görevlileriy¬ le görüşmeler yapıyor, hatta rüşvet veriyorlardı. Paylaşamadıkla-

n yadrım için, neredeyse birbirine düşeceklerdi. Allahtan, aklı ba¬

şında insanlar araya girdiler de, sorunun çözümü için General
Alpdoğan'la görüşmelerini önerdiler, iki taraf biriikte Elazığ'a gi¬ dip görüştüler. Orada kasabanın, iki aşiretin nimetkrinden eşitçe

yararlanabileceği şekilde, iki tarafa da aynı mesafede olan Kahmut'ta kurulmasına karar verildi. Böylece mesele çıkmadı."

Dersim'de "hayali isyana" gerekçe yapılan olaylardan biri de,
tecavüzcü askeriere gösterilen tepkiydi. Öyküyü, adının açıklan¬ masını istemeyen, "kınm"dan kurtulabilmiş bk Dersimlinin an¬
latımıyla okuyalım:

"1937'nin Mart ayı başlannda, birkaç evlik Uhundu köyüne küçük bir askeri biriik geliyor. Tülük köyünden geliyoriarmış. Tülük, Uhundu'ya birkaç saat uzaklıkta. Askerkr yol yorgunu
ve aç.

Mehmet Ali (Menteş), başında genç bir subayın bulunduğu
müfrezeyi evine buyur ediyor, kınmalan ve kannknm doyurma¬ ları için iki kardeşi Hasan ve Beko'yu (Yıldız) seferber ediyor. Kansına da, konuklar için taze ekmek yapmasmı söylüyor. Kan¬
sı genç ve güzel. Adı Fatma.

Aile, onlan yedirip içirmek üzere seferber halindeyken, Meh¬

met Ali misafir odasında, konuklann yanında. Bk ara subay
ayağa kalkıyor. Mehmet Ali, ihtiyacı için dışarıya çıkacağmı sa¬ nıyor. Yol göstermek için önüne düşüyor. Fakat subay onu itip
oturmasını söylüyor ve odadan çıkıyor.

Az sonra genç kansının çığlıkları duyuluyor. Önce anlam ve¬ remiyor. Konuklara karşı ayıp olur diye, yerinden de kalkamı¬
yor. Fakat karısının imdat isterken:

295

Mehmet Ali, bu köpekten kurtar beni, çığlığı ortalığı dol¬

durunca, sesin geldiği bitişikteki mutfak tarafına gidiyor.
Gördüğü manzara karşısında donup kalıyor. Koskocaman su¬

bay, karısını yere yıkmış ve onunla boğuşma halinde. Üstünü
başını paralamaya, çıkarmaya çalışıyor.

Mehmet Ali bir an, kanı donmuş gibi öylece kalıyor. Subay,

heyecandan kendinden geçtiği ve arkası dönük olduğu için içe¬
riye girdiğinin farkında değil. O, kadının vücuduna erişme sava¬
şında. Mehmet Ali genç karısının:

Ne durup bakıyorsun öyle namussuz herif, sözüyle ayılıyor.

Subayın orada, duvara dayalı tüfeğini kapıyor. Namlusunu
sırtına dayayıp tetiğe basıyor. Subay yan devriliyor. Genç karısı

da cansız düşüyor. Subayın sırtından giren kurşun, akındaki
genç kadının yüreğine saplanıyor.

Silah sesini duyan öteki askerler koşup geliyorlar. Mehmet

Ali, bu defa namluyu şaşkın askerlere doğrultuyor. Tetiğe bası¬
yor, ikisini yaralıyor. Ötekiler de kaçıyorlar. Olaydan sonra köylüler toplanıp, 'şimdi ne yapacağız' diye
tardşıyor. Askerlerin köyü basacaklannı biliyorlar. Mehmet Ali

ve kardeşlerinin köyden ayrılıp canlarını kurtarmalarını karar-

laşdnyoriar. Mehmet Ali ve iki kardeşi köyden çıkıyorlar. Pah köprüsünden geçerken, birkaç tahtasını söküyoriar. Köprü, ka¬ lasların yan yana getirilmesiyle yapılmış. Peşlerinden gelecek as¬
kerier oyalansın, yavaşlasın diye. Sonra, ahşap köprüden sökü¬

len birkaç tahta da Dersimliler isyan edip köprü yakdlar oldu."

Uhundu köyünde sağ kalan askerlerin olayı nasıl anlattıkları bi¬ linmiyor, fakat Ankara bunu, Dersim'in Seid Rıza önderiiğinde top¬ yekûn ayaklanarak askerieri öldürmeye başladığı, köprükri yakıp
yıktığı biçimine büründürerek "isyan çıktı" şeklinde ilan ediyordu.
*
» *

Mehmet Ali, güçlü ve geniş Yusufan aşirerindendi. Askerier, Mehmet Ali ile kardeşlerini yakalayamayınca, Yusufan aşiretinin
reisi Kamer Ağa'nın kapısına dayanıyor, "Türk subayını, görev

başında şehk edip, köprü yakan suçluların" teslimini istiyorlardı.

296

1937 Kasımında, Seid Rıza ik birlikte Elazığ'da, "isyanın

elebaşı" olduğu gerekçesiyk asılan Yusufanlı Kamer; "Suçlulan teslim et, aksi halde, köyünü ateşe vereceğiz" diyen Albaya şu
cevabı veriyordu:

"Komutan, ırza tecavüz girişimine tepki gösterilmiştir. Bu

devlete isyan değildir. Her insanın gösterebileceği nitelikte bir
tepkidir. Sanıyorum, Mehmet Ali'nin yerinde siz olsaydınız ay¬ nı şeyi yapardınız. Köprüden sökülen tahtaları yerine koymaya, tahribad onarmaya hazırız. Ama eşini koruyan, şerefini savun¬

mak zorunda kalan birini teslim etmem mümkün değildir."

Tanıkların anlattığına göre. Kamer Ağa, baskıyı tek başına
göğüsleyemeyeceğini anlayınca, öteki aşiretlerden destek istiyor¬

du. Kapısmı çaldıklarından bki de, Demenan aşiretinin liden
Cebrail'di.

Kamer Ağa, bundan sonra Kureşan aşiretinin reisi Yetim Hü¬

seyin'e (Cesur) gidiyordu. Bu üçlü, 18 Kasım 1937 günü, Seid Rı¬
za ile birlikte, bir arada asılacaktı.

Aşiret reisleri, sorunu Seid Rıza ile konuşmaya karar veriyor

ve Dersim'in tüm aşiret liderkrini Halbori gözelerinde toplantıya
çağırıyordu.

Halbori toplanrisı Seid Rıza'nın yeniden ortaya çıkışıydı.

HALBORİ GÖZELERİ

Dersim dağlan, göğe akan ululukları, erguvan rengi kayalıklan, dağların yamaçlannda meşe kümeleri, birbirine eklenip ke¬

silen tepekriyk büyülü bir manzara yaratıyor. Kuru, som ulu ka¬
yalıklardan oluşan Halbori büyünün öteki rengi.

Kaya dipkrinden, sular burgaçlanıyor, aniden. Dans edercesi¬

ne, ahenkh, uyumlu fışkırarak padayan sular efsanevi Halbon

gözekridir. Halbori gözekri, Dersimliler kend.lenm bddı bıklı,
ilk babalarından beri büyülü kutsallığın simgesidir.

Halbori toprakları ve Halbori gözeleri, Zerdüşt'ten ve Zerduşüm'den beri Dersimliler için kutsaldı. Keşiş Kalesi bu kutsanmış
topraklardaydı.

297

Yerden, kaya diplerinden fişkırıp kaynayan, gözelerde devi¬
nen sular, çok uzaklarda değil, iki adım ötede çağıldayarak köpürüyor, yeni kollar, damariann eklenmesiyle besleniyor, akınri-

1ar birbirine karışıyor, çağıldayarak ilerde nehre dönüşüyor.
Kurdu, kuşu, böceği, çiyanıyla bütün canhlann hayaridır su.

Halbori, kayalann can bulup, canlılara can, ruh katması nede¬
niyle kutsaldır. Kutsal kayalıkların doğurduğu su değil hayatın

kendisidir. Kayalardan fişkıran, ondan olan, onun çocuğu su, ha¬
yatın kendisi olduğu için kutsaldır.

Halbori gözeleri ilkbaharda çağddayan, kendi ölmüşlüğünden
yeniden dirilen hayatın coşkusunu temsil eder. Eriyen dağ kariarı, mesil akıntılarıyla beslenip çoğalıyor, geçit vermez bir coşku
oluyor, Halbori suları.

Dersimli ağalar, Seid Rıza'nın çağnsına uyarak, doğu ve batı

Dersim'den at sürüp gelmiş, Dersim'in orta yeri olan kutsal top¬
raklarda kümelenmişlerdi.

Kutsal Halbori gözelerini görmek, kutsanmış topraklanna yüz sürmek, her Dersimlinin büyülü rüyası, bir şenlikti. Ama onlar, bu

kez Halbori kayalanna yüz sürmek, kutsal sulardan avuçlamak,
hayatı umudaria doldurup şenlendirmek için gelmemişlerdi.
Zaman dar, hava kasvetliydi.

1937'nin bahar başlan. Mart ayı idi. Hayarin fişkırma zamanı,

ama kutsal Halbori'de henüz şenlik vakti değildi. Sulann saklaya¬

rak, kayalara çarpıp gürieyerek akriğı zamandı. Kariann yumuşadı¬ ğı, dipten erimeye başlayarak, Halbori kayalıklannda akan sulann çadayıp köpürerek, geçit vermez biçimde çağıldadığı, toprağı dipten
ısıtan cemre, kutsal Newroz bayramının yaklaştığı zamandı.

Halbori gözelerinden fişkıran sular kar erimeleriyle beslen¬
miş, her yıl aynı mevsimde isyan eden Munzur bir kere daha asileşmiş, geçit vermez olmuştu.

*

Dersimliler, Halbori'nin bahar şenliğine saygıh biçimde, sula¬ ra girmeden iki yakasında toplandılar. Doğu Dersim'den gelen aşiret önderieri, kabaran sulara girip batıya, batıdan gelenler de

298

öte yakaya geçemediler. İki yakada, karşılıklı oturdukr. Söyledik¬ lerini, suyun gürüküsünü alt edip birbkine duyurmak için, karşılıkh bağırarak konuşmaya başladılar.

Sorun, tecavüzcü askerlerin yarattığı olay ve aranan Mehmet
Ali ile kardeşlerinin kaderiydi.

Cemaate çağnlı kimi Dersimlikr öflceliydi. Mehmet Alı'mn
namusunu koruduğunu, dolayısıyla masum olduğunu bağırıyor,

"bir suçlu aranıyorsa eğer, o da tecavüzcülerdir" diyorlardı.

Uzun tarrişmalardan sonra Dersimliler, Mehmet Ali ve kar-

deşkrinin suçlu olmadığı, ama devkt isterse serbest bırakılmak
üzere, tanıkhklanna başvurabileceği kararına vardılar. Onlarm,
suçlu olarak teslim edilemeyeceği karanna...

Kararın Türk yetkililere bildirilmesi görevi, Seid Rıza'ya venl-

Toplantıya katılanlar, dağılmadan önce Mehmet AH ve karde¬
şinin davasında biriikte hareket edecekkrine dair namus sozu

verdiler. Sözlerinden dönüşün imkansızlığının dehlı olarak da,

başlanndaki sanklan, külahları çıkarıp Munzur sularına atarak
vedalaştdar ve geldikleri yöne doğru uzaklaştılar.
Seid Rıza, bir kez daha Dersim'in lideriydi...
*

*

*

Halbori gözelerindeki toplantıya katılanlar ve çocuklan anla¬
tıyordu:

Aşiret reislerinin "Halbori'de buluşup isyan karan uzennde
. ı j >.

,

..

j

yemin ettikleri" doğru değil, yalandı. Anlaşma ve yemm, sorunun

barışçıl yoldan halline dairdi.

Seid Rıza, toplantıdan sonra, Inspektör Abdullah Alpdoğan a

, ,

,

>

hitaben bir telgraf yazarak, ırza tecavüz olayını ve bunun yarattığı

genel rahatsızlığı anlatıyor, aynca iddia edildiği gibi köprü yakma
diye bir olayın bulunmadığını, yayaların geçişi için yapılan köprü¬

den bkkaç kalasın söküldüğünü, bunun hemen onanlabıleceğını

belirtiyor; barışın sürmesi için, askerierin halka yaklaşımmda dik¬ katli, ırza ve namusa saygılı olması için gereken emırkrm venlmesini istiyordu.

299

Telgraf, Hozat postanesine götürülüp çekilmek üzere Elie

Muse'ye (Ali oğlu Musa) teslim eddiyordu. Ali de, telgraf metni¬
ni Hozat posta müdürü Salih Tuncer'e veriyordu.

SaHh Tuncer, eski nahiye müdürü Ahmet Tuncer'in oğluydu. Babası vurularak öldürülmüştü. Bu yüzden DersimHlere kinliydi. Anlatılanlara göre Salih Tuncer, telgrafi değiştiriyor, içine tehdit
unsurları katarak gönderiyordu.

Buna rağmen. General Alpdoğan gazaba gelmiyor, tersine

Dersimlilerle toplantı için emir veriyordu. Sorunun barış yoluyla

sonuçlandırılması için düzenlenen toplantıya, askeri yetkililer,
Dersim'den Demenanlı ve Yusufanlı iki reis. Kamer Ağa ile Kure¬
şanlı Seid Hüseyin katılıyordu.

Görüşmelerde, devleri temsil eden subay, Mehmet Ali'nin na¬ mus ve haysiyet uğruna silaha sanldığını kabul ediyor, ama bir

subayın öldürülmesinin de gerçek olduğunu söylüyordu. Askeri
temsilci, olay Ankara'ya bildirildiği için, üstünü kapatmalannın

olanaksız olduğunu, Mehmed AH ile kardeşlerinin teslim olup

ifade vermelerinin şart olduğunu bildiriyordu. Temsiki, sanıkla¬
ra herhangi bk ceza verilmeyeceğini, ifadeleri alındıktan sonra
serbest bırakılacaklarını da belirriyordu.
Dersimlilerin istedikleri de buydu.

* * a

Fakat, aynı sıralarda beklenmeyen bir gelişme oluyor. Pah köp¬
rüsünün başına bir tabur asker yerleştirilerek, geçişler kontrol altı¬
na ahnıyordu.

Geçişlerde insanlar durdurulup üsrieri aranıyor, hakarederle
aşağılanıyor, itiraz edenler tartaklanıp dövülüyordu. Dersimliler bir kez daha askeri makamlara gidiyor, bu uygu¬

lamanın kaldırılmasını istiyorlardı. Ancak, uygulamada değişik¬ lik olmayınca, köprü başındaki taburu, tam iki gün iki gece bo¬
yunca muhasara altında tutuyorlardı.

Komutan, köprüden her türiü geçişin serbest olacağına, nö-

300

Yemekler ve kavurma pişerken. İsmail Hakkı adındaki teğmen tarafından tokatlanıyordu. Dersimlilerin isyan etmek niyetinde olduğu iletiliyor. (Genç adam daha sonra Seid Rıza ve babası ile birlikte Ela¬ zığ'da idam edilecekri. muhasaraya son veri¬ liyordu. daha sonra is¬ yanın başlangıcı olarak resmi tarihe geçecekti. Seid Rıza'nın köyü Ağdat'tan ge¬ lip köyüne dönüyordu. tabancasını çekip subayi ve silahlanna davranan iki eri de vurup gidiyordu.betçilerin kaldırılacağına dair söz verince. iki nöbetçiyi öldürüp köprü¬ yü ateşe verdikleri ve isyancılann Mazgirt'e doğru ileriediklen belirtiliyordu. Bütün bunlar olurken.) Bu olayın meydana geldiği sırada. Biz. Haber üzerine bk anda ortalık karışı¬ yor. (Fındık olayı. gerginlik yerini yumuşamaya bırakı¬ yor ve askeri biriik Pah'tan çekilip Mazgirt merkezine gidiyordu. Yusufanlı Kamer Ağa'nın oğ¬ lu Fındık. Bu söylentiler doğru değildir. biri subay. Savaştan yana değiliz. Ankara'ya ulaştınlan raporda ise DersimHIerin isyan edip Pah köprüsüne saldırdıkları. Uzun görüşmeden sonra. 301 .) Genç adam. bir ekmek peşinde koşan yoksul insanlarız. tabur köyden çekilip mevzileniyordu. askeri taburun da davetli olduğu şenlik için 22 tane boğa kesiliyordu. yeni bansın şerefine Pah köyünde bk de şölen dü¬ zenliyorlardı. Seid Rıza misilleme olacağım seziyor ve olaylann önüne geçmek için General Alpdoğan'a mesaj gön¬ deriyor ve şöyle diyordu: "Size. Tanıkların anlatımına göre. karşı çıkınca. olaylardan habersiz. Savaş istemiyoruz. Dersimlikr. O da. askeri tabur bkişikteki köy¬ de düzenknen şenlikteydi. köprüden geçerken durdurulup üstü aranmak is¬ teniyor. bir çul.

yığmak¬ lar bitkilmiş. harekete geçme zamanı gelmişri. Seid Rıza'nın evi bombalanarak "Der¬ sim ıslahat" programı uygulamaya konuyordu.. arnk çok geçti. askerlerin bannakları tamamlanmış. Ulaşım yolları. 21 Mart 1937'de Newroz Bayramı sabahı." Fakat. Söylentilere kanmayın. 302 .Banş ve devletin Dersim'e elini uzatıp yadnm yapmasını bekli¬ yoruz.. insanlara kıymayın. Yazıkdr.

Karaoğlan hattına kadar. Başbakan İsmet İnönü. Keçiseken (Aşağı Bor). Ankara da taarruz emri vermeye hazırdı.YEDİNCİ Bölüm BOMBA YAĞMURU Türkiye Cumhuriyeti. "tenkil" ile köylerin yakılma biçimi bile Ankara ta¬ rafindan esaslara. 2. Uçakların biri iniyor. ekonomik ve as¬ keri gücünü Dersim önlerine yığmış. 38 yaşına ka¬ darki yedekler silah akına alınmıştı.1937 tarihinde Atatürk'ün ve Mareşal'in huzurları ile tetkik ve mütaka edikrek aşağıdaki sonuca vanlmıştır: 1.5. Hava desteği için. öteki kalkıyordu. kaide ve kurallara bağlanmıştı.Toplanan kuvvetkrk. Askeri ana üs Elazığ'dı ve aralıksız yığınak yapdıyor. Ve bu toplama ameliyesi de köylere baskın edilerek hem silah toplanacak. bütçe gelirleri Dersim har- camalanna aynlmış. yürütücü olarak General Alpdoğan'a uy¬ gulama kalmıştı. Bakanlar Kurulu'nun 4 Mayıs 1937 günü aldığı ve uygulan¬ ması için General Abdullah Alpdoğan'a gönderdiği "çok gizli" damgalı kararda şöyle deniliyordu: "Son günkrde Tunceli'de vukua gekn hadiselere dair rapor- kr.Bu defa isyan etmiş mıntıkadaki halk toplanıp başka yere nakil olunacaktır. ardı ar¬ kası kesilmeyen konvoylar asker ve silah yığıyordu. Sin. Örneğin. genel taarruza "Sel Seferleri" adını vermişti. Uygulamaların ayrın¬ tılarını kağıda dökmüş. 4. hem de bu suretle elde edilenler 303 . Elazığ'da Vertetil askeri havaalanı inşa edilmişti. şedit ve müessir bir taarruz harekâd ik varılacakdr. Nazimiye. 1937 yüına girerken. genel seferberlik ilan edilmiş.

" du: Emirnamenin akma iki not daha düşülmüştü. Bunun içindk ki. köyleri kamilen tahrip etmek ve aileleri uzaklaşdrmak lüzumlu görül¬ müştür. eşkıyanın şu veya bu karakola bas¬ kın yapacağı haberleri alınıyordu. Şimdilik 2000 kişinin nakli tertiban hükümetçe ele alınmıştır. yani 12 Mayıs'ta ileri harekâta başlanabileceği anlaşılmaktadır." » » Genelkurmay Başkanlığınca yaymlanan Ayaklanmalar kita¬ bında. isyan ocakları daimi olarak yerinde bırakılmış olur. Kürtlerin bayramı Newroz günü (21 Mart) başlıyor sabahın erken saaderinde." 304 ." Karann "mülahaza" (düşünceler) tarafi da vardı. Şöyle deniliyor"Not: Malatya'dan ve Ankara'dan gönderilen kuvvetlerin cepheye vasıl olmalan ve cephedeki kuvvederin ufak tefek ta¬ limleri ve ıstirahatian ve bundan başka Diyarbakır'dan gelecek taburun tazyıfi." "Dersim harekatı". Bu.nakledilecektir. eşkıyanın top¬ landığı yerier. Genelkurmay. "Mülaha¬ za da şöyle deniliyordu. "Sadece taanuz hareketiyle ilerlemek iktifa ettikçe. Elazığ'da bulunan uçak bölüğünce. silah kulknmış olanlan ve kullananlan ye¬ rinde ve sonuna kadar zarar vermeyecek hale getirmek. bütün bunlar düşünülerek bir hafta sonra. "ilk vuruş "u anlatıyor: "Birkaç kez. içlerinden çok adam kazanıp kul¬ lanmaya çalışmak lazımdır. özellikle bu ayaklanmayı görünürde perde arka¬ sından yönettiği bilinen Seid Rıza'nın evi ve civarı havadan bom¬ balandı. Seid Rıza'nın Ağdat köyündeki evi uçaklaria bomba yağmunma tutuluyordu. "Dersim harekâtr'nın gerekçesi bir cümleyle özetleniyor"Hemen hemen her gün. Not: Paraya acımaksızın. "Sel Seferieri"nin ilk vuruşuydu.

Gelmişler köye. Annem beni ve ağabeyimi köyden çıkardı. kadınlar 'vay başımıza gelenler' diye inleyip saçlarını yoluyor.." * * * Bombalara paralel olarak bildiri yağmuru da başlamıştı. yukarıdan kırıp geliyorlar.. sığınacak delik arıyordu. Bizim köyü ateşe verdiler. 1937'deki "büyük taarruz"un başlangıcım anlattyor: "Bir sabah aniden dağlar gümbürdemeye başladı. Dağ. Elden dağıtdan." O tarihte 11 yaşında olan Mehmed Kongotan anlatıyor: "Bir ara dediler ki. halk "devletin adaletine. Bulutlar dağılınca. bu da "isyan"ın bir başka gerekçesi oluyordu. 'Kemal'in demir kuşları' dediğimiz uçaklar çakı¬ yordu. Bildirilerin birinde şöyle deniliyordu: "Cumhuriyet hükümeti sizi şefkat ve merhametli kucağına al¬ mak. Onu ateşe verdikleri zaman beni ağlama tuttu. kulakla¬ rı sağır eden bir gümbürtü çıkarıyor. uçaklaria yağdırılan Kürtçe ve Türkçe ya¬ zılmış bildirilerde. Çok ürperticiydi. şefkatii kollarına tes¬ lim olmaya" çağrılıyordu. insanlar öldürüldükten sonra köyde kimse kalmadı. Oradan mitral¬ yöz seslerini duyuyorduk. Benden küçük üç kar¬ deşim daha vardı. Ben o zaman 10 yaşımda bile değildim. Dağlar gazaba gelmiş gibi yerden şimşekler fişkınyordu. içinizde bunu anlamayanlar çok- 305 . Gören mahşer günü koptu sanıyordu. bizimkileri. evlere düşen bombalar. sizi mesut etmek istiyor.Evi bombalanan Seid Rıza ailesiyle birlikte dağlara sığınıyor. Bir Dersimli. Köyde¬ kilerin hepsini öldürdüler. kayaların arasına sakladı. evler toz bulutu arasında kayboluyordu. Toparlamışlar köy¬ lüleri. taş ya¬ nıyordu. hayvanlar sağa sola koşuyor. evlerin yerinde olmadığını görüyorduk. Der¬ sim'de. Çocuklar bağırıyor. Biz tepenin arkasındaydık. Şimşekleri. Ölüm şimşeklerinin durmasını bekledik orada. Ben de kurtuldum. Babam ailemizi taşların. Konağımız büyüktü. Köye. Ama birkaç kişi kaçıp kurtulmuştu.

Genelkurmay'ın kitabı şöyle diyor: "İlk olay." İhsan Sabri Çağlayangil'in söyledikleri doğru değildi. Cumhuriyetin adil muamelesinden başka bir şey görmeyecekler¬ dir. TesHm edilen. veyahut içinizde bazıları şahsi men¬ faatleri için sizi kurban etmek istiyor. Çünkü ne basılan böyle bir köprü.dır ki. Devlete itaat etmek gerekir. anılarında "isyan"ın başlangıcı konusunda şunlan yazıyor: "Fırat üzerindeki Şeytan köprüsünü basan Dersimliler. Aksi takdirde. Cumhuriyet hükümeti. sizlere son ihtarım yapıyor. kendiliğinden teslim olanlar. 3'ü 33 mü yapıyordu? Bilinmez. Bu takdirde cümleniz ma¬ sum kalacaksınız. hürmetsizlik ediyor. ama resmi tarih de Çağlayangil'in söylemi doğrultusunda yazılıyordu." Seid Rıza ve arkadaşlarını asmak üzere özel olarak görevlendi¬ rilen. Düşünün ve çabuk karar verin. ne de 33 askerin öldürülmesi vardı. hakarete uğrayınca. İsmail Hakkı adındaki teğmen ile 33 askeri şehit ettiler. sizi mahvedecek olan kuv¬ vetler harekete geçeceklerdir. Yoksa hiç istemediğimiz halde. uzun zaman Dışişleri Bakanlığı ve Senato Başkanlığıyla Cumhurbaşkanı vekilliği yapan İhsan Sabri Çağlayangil. Bir delikanlı olan Fındık. Onun size son şartian şudur: Sizi ayaklandır¬ maya çalışan zavalhlan Cumhuriyet hükümetine teslim ediniz. isyan böyle başladı. orada üç askeri vuru¬ yordu. Çağlayangil'in sözünü ettiği köprü Pah köprüsü olabilirdi. her tarafinızı sarmış bulunuyoruz. Cumhuriyetin kahredici orduları tarafindan kahredileceksiniz. yani dediklerimizi yapmazsa¬ nız. Çağlayangil. Veya onlar kendileri teslim olmalıdır. Cumhuriyet hükümetinin bu son şefkat ve merhametini bildiren bu bildirisini 24 saat ço¬ luk ve çocuğunuzla beraber okuyun. daha sonra Senatörlük. bu gerçeği bildiği içindir ki. Pah bucağı ile Kahmut bucağını birbirine bağlayan Harçik deresi üzerindeki tahta köprünün 20-21 Mart 1937 gece- 306 . Bu suretle siz kıymetii vatandaşlarımızın hiçbirinin burnu kanamayacakdr.

. küçük kız. ailesi 1915 yılında yok edilmiş bk Ermeni kızı olduğunu yazıyordu. Atatürk'ün bir pilot olan "manevi kızı" Sabiha Gökçen'di. Aynı za- 307 . Atatürk'ün. Sabiha Gökçen'i şöyle anladyordu: "Sabiha Gökçen. Atatürk. yoksul bir ailenin kızıydı. Havadan bombalamaya kanlanlardan biri de. Elinde ne varsa sadp evini ayakta tutmaya ça¬ lışıyordu. toplananlar sürgün edilmek üzere ayrılıyor. Bursa'ya yaptığı gezisi sırasında. ailesini soruyor. ninesi. Savaşı'na katılarak geride kalanları yalnız bırakmışd. 1925'te. İnsanlar tutuklanıp toplanıyor. Gülsüm Toker (Bilgehan). kalabahğın arasından sıynlıp şıp diye elini öpmesiyle hayatı. göz¬ lerinin içine bakarak. İsmet inönü'nün eşi Mevhibe İnönü'nün hayatını derlediği kitapta. direnenler öldürülüyor. güçlü bir kadın olan anneleri bütün çocuklarına bakabilmek için uğraşıyordu. İstanbul'da Ermeni¬ ce yayımlanan "Agos" gazetesi 2004 yılında yayınladığı bir rö¬ portajda. Küçük Sabiha güzel ve çok zeki bir çocuktu. Makedonya göçmeni. Atatürk.si Demenan ve Hayderanlılar tarafindan yakılması ve köprü ile Kahmut arasındaki telefon hatdnın tahrip edilmesiyle başladı. Babası ölmüş. Becerikli." BOMBACI AMAZON SABİHA Türk kara ordusu dağları. o da bir çırpıda yoksulluklarını anlatıyor. "okumak istiyorum" cevabını veriyordu. Afet 'abla'sı ile birlikte Mustafa Kemal'in himayesi akına alın¬ dığında henüz ilkokul çağında bir çocuktu. Ama cin gibi zeki ve sevimli. orman ve köyleriyle Der¬ sim'i sarmıştı. 12 yaşındaki bu sevimli kızın saçlarını okşayıp. Sabiha kızın kaderi o an değişiyordu. Bursah. yardım istiyordu. "benden ne istersin?" diye sorunca. hava gücü ise "asi" denilen köylere bomba yağdırıyordu.. Sabiha'nın. dereleri. ağabeyi Kurtuluş. kaderi değişi¬ yordu. adım. Atatürk'ün manevi kızlanndan en ilginciydi. Resmi tarihe göre ise Sabiha Gökçen 1913 ydında Bursa'da doğdu. kalabalık bir ailenin dördüncü evladıydı. köyler yakılıyor.

Havacılık tutkusu soyunun adı oldu. Buradan da gereken belgelerie başansı mühürien- dikten sonra. Afet Hanım gibi Çankaya sofralarında zaman zaman bulunuyordu. başarıyla döndü. gül bebek hayari yaşıyor. Açık sözlü. Mudu olsun diye sivil havacdık okulu¬ na yazdınldı. Bu arada. Askeri Hava Okuluna 308 . Tabii ki. Büyük bir tesadüfle. ağabeyinin komutanı Mustafa Kemal'le karşdaşmakd. Atatürk'ün desteğiyle Üsküdar Amerikan Kız Kokji'ni bitiren genç kız artık Ankara'daydı. Genç kız. Avrupah prensesler gibi giyiniyor. Ruhu serüven hevesleriyle fokurdayan bir genç kızdı. Açık tenli kız. Ama çok iste¬ diği için karşı geHnmedi. Kendini sevdir¬ mişti. nasıl olduğunu anlayamadan hayad değişti. hayran olduğu. Heye¬ candan heyecana koşmalar arasında. Tuhafdr. Türkkuşu'nun kurulmasıyla biriikte Sabiha uçak kullanmaya başladı. ailesinin durumundan söz açd." * Yüksek Türk sosyetesinin bir bireyi olan Sabiha Gökçen. yüksek planörcülük kursu için Sovyeder Biriiği'ne gönderildi. mert bk kızdı. En büyük merakı bir kere olsun. Yokluk yüzünden öğrenimi yarı¬ da kalmışd. Çan¬ kaya Köşkü'ne taşındı. Özellikle spora düşkündü. Herkese bir "soyadı" ve¬ riliyordu. Bursa'da birkaç gün geçirmekte olan Gazi'nin yanına yaklaşabildi. el bebek. Genç kız. zaten daha pilot olmadan bir yıl önce Atatürk de ken¬ disine 'Gökçen' soyadını vermişti. henüz kadın "zarafetiyk bağdaşık olmayan". Mu¬ radı 1936 ydında gerçeğe dönüştürüldü. Sabiha. "soyadı yasası" çıkmışri. Kısa süre sonra bir merakı daha gelişti. savaş pilotu olmak istiyordu. Oysa havacılık.manda da duygulu ve hassastı. iyi ata biniyordu. artık Sabiha Gökçen'di. Dileği yerine geldi. Heyecanını kısa sürede yenip. Mustafa Kemal'e oku¬ ma arzusundan. en çok havacılığı seviyordu. Piloriuk belgesi vardı ama. evin en sevi¬ len ve güvenilen sakinlerindendi. bk dediği iki olmuyordu. da¬ hası "cesaret" isteyen bk erkek uğraşı sayılıyordu. onlar gibi yaşıyordu.

* * * Basında. O ise ger¬ çeği. törenlerle uğurlanarak. Inspektör Abdullah Paşa. Sabiha Gökçen'e ilgi büyüktü. "Sabiha Gökçen başarılı bombalıyor. "Sabiha Gökçen'in kahramanlığı" başlığıyla.. 1937 baharında. düşman karşısında kazandığı za¬ ferleri. "Amazon"ların en yenilmezi gibi takdim ediliyor¬ du. dahası tek kişilik ordu. Gazetelerin her biri. bomba yük¬ lü uçağıyla Dersim'e doğru göklere yükseldi. O anı gösteren fotoğrafları çekildi. övüp kutsuyor ve vatana hizmet tertibinden kazandığı zaferleri müjdeliyordu. Sabiha Gökçen. Savaş sanatı ve başarıları. Başbakan ismet inö¬ nü. uğurlama töreninde. devlet töreniyle Dersim'e yolcu edildi. 18 Haziran 1937 tarihinde. kendi köşkünde istkahatini sağladı. gazetelerde sonu gelmeyen tefrika malzemesiydi. Sabiha Gökçen'in bombalarına hedef olanların 309 . Akşam gazetesi. ayrı parlak başlıklarla genç kadını "Amazon"laştırıyor. Atatürk elini güneşe karşı siper ede¬ rek ardından bakıyordu. bilmiyorum. Elazığ'ın "Vertetil" havaalanında. Resmi tarihin yazdığına göre. Fakat "manevralar" ne de olsa birer gölge oyunuydu. Harekât başanh.. O uçakla havalanırken. Bakanlar Kurulu ve tekmil devlet büyükleri hazır bulundu. Sabiha Gökçen. Ön hazırlıklardan sonra. Ama gazete. Asiler kuşauldı" başlıklarıyla veriyordu. savaşın kendisini yaşayarak vatana hizmet etmek istiyordu. Fa¬ kat. Devletin kızı. Ordunun Trakya ve Ege manev¬ ralarına katddı. Savaş uçakları ve onlarla gökyüzünde süzülmenin ta¬ dına vardığında 23 yaşındaydı. Bando-mızıka eşliğinde ve askeri bir birlik selama durarak. "devletin kızı" ve "savaş ilahesi"ne yaraşır görkem içinde. Mustafa Kemal Atatürk başta olmak üzere. tarihe geçen ünlü "istikbal göklerdedir" sözünü bu sırada mı söyledi.yazdırıldı. Eskişehir'de avcı ve bombardıman uçaklarıyla uçtu. Askeri pilot diplomasını aldıktan sonra. törenle karşılan¬ dı.

askeri bir tay¬ yare ile fiilen harekâta kadlan Sabiha Gökçen. Sabiha Gökçen'in efsanevi kahramanlıklarını duyurmaya devam ediyordu: "Sabiha Gökçen Tunceli'de akınlanna başanyla devam et¬ mektedir. Atatürk de hazır bulunuyordu. aynı güçteki bir düşman ordusuyla savaştığını sanabilirdi. Yaklaşık 25 bin askerie başladlan Dersim harekâd." * Basında. 310 . tek mer¬ kez tarafindan yazılıp basına dağıtılmış izlenimini yaratacak bi¬ çimdeydi. Gazeteleri gören bir yabancı. Kamuoyu onunla yatıyor. onunla kalkıyordu. 1938 tarihH bk sayısında. daha tarih oluşurken tarihe geçmişti. burada büyük kah¬ ramanlıklar göstermiş ve en büyük madalyanın sahibi olmuştur.niteliği hakkında bilgi vermiyordu. Sabiha Gökçen. Devlerin resmi yayın organı "Ayın Tarihi" adındaki tutanak dergisi." Aynı gazete. tek kalem. Sabiha Gökçen için düzenlenen övgüler. 20 Haziran 1937'de. Sabiha Gökçen'in kişiliğinde yer alıyordu. "50 kiloluk bombalaria düşma¬ na nefes aldırmıyordu" cümlesiyle tarihe not ediyordu. Cumhuriyet gazetesi 18 Haziran 1937'de şunlan yazıyordu: "Türk Amazonu Sabiha Gökçen. savunmasız köylerle değil. Tunceli'de başanh adşlar yapmaktadır. Dersim "tenkiH". O bir "savaş tanrıçası"ydı. onu görev başında takdir ve tebrik ediyordu. başanlannı. Adı ve bombalamalanyla fondaydı. kanlı boğuşmalara meydan verilmeden tamamlanacak." Sabiha Gökçen'in göğsüne madalya takılması nedeniyle dü¬ zenlenen devlet töreninde. "tek kişilik ordu" Amazon Sa¬ biha hakkında şunları yazıyordu: "1937'de Anadolu'da zuhur eden Kürt isyanında. Atatürk. Genel¬ kurmay Başkanlığı. bir süre sonra bölgeye gidiyor. "Amazon "un silahsız.

Sabiha Gökçen. Çoluk çocuk olan yerleri doğrudan tahrip etmek insanlık dışı olurdu. Dergide yayınlanan söyleşi şöyleydi: "Nokta: Harekât görevi size nasıl verildi? Gökçen: O zaman orduda çalışıyordum. "Memleket ve millet için çalıştık" diyerek tevazu gösteriyordu. Nokta: Atatürk harekât bölgesine ne zaman geldi? Gökçen: 37 sonlanna doğru. Pek mühimseme- mek lazım aslında bunu. Nokta: Bombalar nasıldı. köyle¬ rin üstüne 50 kiloluk bombalar attığını inkâr etmiyordu. Nihayet oradaki insanlar da bizim insanlanmızdı. Pertek'te bir köprü yapılmıştı. Hedef doğrudan doğruya Dersim idi. sorulan yanıtlarken. Havalanmadan önce ne ya¬ pacağımızı biliyorduk. Nokta: Dersim-Tunceli harekâtına neden gerek duyulmuştu? Gökçen: Ufak bir azınlığın ayaklanması neticesinde bu harek⬠ta gerek duyulmuştur ve kısa zamanda önlendi. Yani bu mevzular görüşülmü- 311 . kaç kişi öldürüldü¬ ğü yolundaki soruyu yanıtsız bırakıyor. Nokta: Harekât sırasında halktan ölenler oldu mu? Gökçen: Yoktu. Evvela yerden birtakım harekeder yapıl¬ dı. Ama her zaman bu gibi haller olabiliyor her yerde. Sonra havadan. silahsız. tahrip güçleri neydi? Gökçen: Büyük tahrip gücü yoktu. Ama ço¬ luk çocuğu. sanatı ve eserleri hakkındaki sorulan ya- nıdarken. Keşif yapılıyordu. ihriyar ile köylerin bom¬ balanmasını da "insanlık dışı" sayıyordu. Nokta: Bu olaylara Atatürk'ün bakış açısı ne idi? Gökçen: Ufak bir ayaklanmayı basnrmak. savunmasız kadın. Gökçen. yıllar sonra. Bulunduğum bölüğü bu işle görevlendirmişlerdi. Böyk bir şey olmamışdr. Nokta dergisinin 28 Haziran 1987 tarihli sayısında onunla ya¬ pılmış bk söyleşi yayınlandı. onun açılışı dolayısıyla gelmişti. 50 kiloluk bombanın ne şe¬ yi olur. Dersim'de kaç köyü yerle bk ettiği. Biliniyordu bu kötü kişilerin nerede olduğu. ordunun da istihbaran var¬ dı. 1992'de devkt televizyonundaki bir programda hayan. Gittik.

" 312 . "gaye onlara daha iyi hayat vermekti" de¬ mekle. bir gün yine geldikr. Sabiha Gökçen'in hayatını. Ben gösteriyordum yerleri. Bize bir şey yapmadılar. Daha insanca yaşa¬ malarını istiyordu Atatürk. Atatürk'ün gayesi buydu. Arazide geziler yapıyorduk zaten Atatürk ile. Daha sonra. Onları daha iyi bir yaşama kavuşturmak için başka yer¬ lere yerleştirdiler. konut denecek halleri yoktu. ulaşabildi¬ ği tanıklann anlattıklarına da yer vermişti. Bize. gerektiğinde kendisini koruması ve "eşkıyanın" eHne sağ düşmektense hayatı¬ na son vermesi için özel tabancasını verdiğini anlatıyor. Bütün köy halkını topladılar. burası budur diye. Bizim köye askerier birkaç defa gelip gittiler. Günlerce aç su¬ suz ölülerin yanında kaldık. Hepimizi değirmen taşının oraya götürdüler. Türkçe bilmediğimiz için ne dedikkrini anlamıyorduk. Öyle olmuştu ki. Dersim olaylarının "insancıl" amacını açıklıyordu. Ancak görevin tehlikeli olduğunu Atatürk de anlamıştı. 1987'de Dersim'i kapak yaparken. Ben ağaca yapışdm.yordu. DERSİM DAĞLARİ YANIYOR Nokta dergisi. silahlarınızı toplayıp serbest bırakacağız diyor¬ lardı." Sabiha Gökçen. şunlan anlatıyordu: "Ben o zaman genç kızdım. öyle kurtuldum. Biz üç kişi kurtulduk. * Gazeteci Oktay Verel. Nokta: Harekât sonrasında insanlann badya gönderilmesini nasıl değerlendiriyorsunuz? Gökçen: Yaşadıkları yerier iptidai idi. Uça¬ ğının düşürülme olasılığını düşünen Atatürk'ün. Bunlardan biri de Menez Akkaya idi. Akkaya. "üç beş çapukunun başlattığı ayaklanmayı basnrmak üzere Dersim harekâtına gönüllü olarak katıldığını" anlatıyordu. korku diye bir şey kalmamışd. şurası şudur. Ama bizi çay kıyısına götürüp kurşunladılar. Atatürk'le Bir Ömür adı altında kitaplaştırdı. Sabiha Gökçen kitapta.

Bu program. 14 Mayıs 1937 günkü sayısında. önemli bir kuvvet toplayarak bölgede ciddi bir tedibat yapmak ve bırak- 313 . kamuoyunun bir şey öğrenmesini. bir buyrukla gazete¬ nin yayını durduruldu. Son Telgraf gazetesi.Basına koyu bir sansür uygulandığı için. orada geniş bir çalışma ayrıntısını içermektedir. Orada şunu düşün¬ dük: Mukavemet eden ve hükümet programına muhalefet eden mıntıkada ne yapmalıyız? Şimdiye kadar olan Dersim tecrübele¬ ri. Bu bi¬ zim özel askeri önlemler almamızı gerektirdi. bazı reislerin götürmek istedikleri medenileştirme programı¬ na karşı çıktıklarını söylüyor ve şöyle diyordu: "Hükümet. Ayrıntıla¬ rın bilinmesi gibi bir durum. haber. Başbakan İsmet İnönü. bütün vasıtalarla ve özel hükümler içinde. Rejim. kanşıkhklar konusunda net haberler alınamadığını belirtiyor. Basın. Bu masumane haberin yayınlandığı gün. "Doğu'da karışıklıkların olduğu yolunda haberlerin geldiği¬ ni" yazıyordu. hakaret ve aşağı¬ lamaları "haber" diye sunuyordu. varsa yaşanan olayların açıklanmasını istiyordu. orada hükümetin emrine karşı muhalefet olunca. sövüp saymayı. bu yöreyi medenileştir¬ mek için. duymasını istemiyordu. Bunu. arada bir cehennem ateşindekileri hedef alıyor. şimdiye kadar. vatanın yüksek çıkarlarına aykınydı. girişüen genel harekâtı "Dersim özel iyileştirme programı" olarak sunu¬ yor. "Dersim tenkili" bütün hızıyla sürerken. sıradan olaylardan söz eder gi¬ bi. iki seneden beri Tunceli mındkasında özel iyileş¬ tirme programı uyguluyor. Türk kamuoyu. ger¬ çek anlamda Dersim'de olup bitenlerden habersizdi. ısrarla kanuna muhalefetten kuvvet ve zevk almış bazı reisler iyi karşı¬ lamadılar. Sessizlik içinde her şey gerçekleştirildikten sonra. bilgi verme yerine. Kamuoyuna sadece propaganda niteliğinde haberler veriliyordu. Islahat programına muhalefet etmek istediler. "isyanın bastırıldığını" açıklayacaktı nasıl olsa. Başbakan. Gazete. ilk kez 14 Hazkan 1937 günü meclis¬ te Dersim hakkında açıklamalarda bulundu. küfretmeyi.

Doğan. onun üzerinden kuvvetii bir surette ve sel halinde gelip geçmekten bir fayda hasıl olmayacağı kanaatinde bulunduk. Her aşirette devlet yanlısı olanlar çoğunluktaydı. gece yansı önüne düş¬ tüğü askerieri. Gazete bununla da kalmıyor. Yol yapıyoruz. Doğan'm anlattıklarına yer veriyordu. » » Faik Bulut. kendi programımızın. aralıksız devam etmektedir. Birçoğu da devlede işbiriiği yapıp. ıslahat programı olarak düşündüğümüz tedbirier. "Başbakan inönü Tunceli'yi teftişe gidiyor" diye haber veriyor ve bir isyanm variığmı üstü ka¬ palı biçimde anlatıyordu: "Asikr. Dersimlileri kışkırtıp. muhalefet edenlerin mukavemetini bertaraf ettik¬ ten sonra. hiçbir şey olmamış gibi takip olunmasını esaslı vazifeden bildik. "medenileşmeye" isyan ettirmişti. Baskınlarda askerierden elde ediliyordu. nasıl mı temin ediliyordu? Bir kısmı kaçakçılardan. Bir kıs¬ mı savaşn. 18 yaralı verdik" diye yazıyordu. "Yalnız 13 şehit. Biz. milis olarak çalışd. Aynca teslimat sırasın¬ da bazdan silahlarını saklamışlardı. Türk ordusunun duruma hakim olduğunu haber veriyor ve kayıplar konusunda. yaşadık¬ larına..mak. Tunceli'de "zafere" ulaşıldığım." Ertesi gün İnönü'nün konuşmasını manşetten veren Tan gaze¬ tesi.. yabancı bk devletin yardımını bekliyoriarmış. Tunceli'de.. Biz buna 'Sel Seferieri' dedik. Silahlar. Dersim Raporları adındaki kitabında. Ka¬ rakol yapıyoruz. Cumhuriyet gazetesi aynı gün. tanıklığına amcasının söylediklerini de katarak aktarıyor ve şöyle diyordu: "Nasıl yenildik? Doğrusu Dersimlilerin hepsi savaşmadı. Kmlıp kökü kazınan aşiretlerde bile. Ve memleketin bk tarafin¬ da bir hadise olunca. Okul yapıyoruz. "harekâtın kan dökülmeden devam ettiğini" yazıyordu. güney sınırianndan giren casuslar." Cumhuriyet gazetesinin haberine göre.. Böl- 314 . çekemediği Demenanlılann üstüne salıyor. Yusufan aşireti. Seid Rıza'nın emireri F.

Malatya-Erzincan-Sivas hatd. İbiş sürüne sürüne tepedeki mevzilere ulaşıyor. Bakanlar Kurulu'nun kararı gereğince. bu ödüle konmak çabasıyla birbiriyle yanşıyordu. Seid'in öz yeğeni Rayber. bu uğurda para harca¬ maya acınmıyordu. Ama kimse akıl edip kesmiyordu. askerieri Konaklar denilen yerde karşılıyor. Mitralyözü kullanmasını bilmemek gibi. Seid Rıza'nın başına büyük ödül konmuştu. Seid Rıza'nın aşireti burada topluca kadedildi. Onu ölü ya da di¬ ri ele geçirmek için. Mıstefai Berte adındaki yiğit vuruluyor. Dördüncü cephe Hozat yönündeydi. Pek çok Dersim- H. Gözüpek bir delikanlı olan İbiş hem Kürtçe koçaklama yapıyor. Seid Rıza'nın ça¬ dşma bölgesi. Zel dağı idi... Ama kullanmasını bilmediği için. Telefon ve telgraf direkleriyle donanmıştı dağlar. hem de direniyor. Koçaklamasının esası kısaca şöyle: Aşiretler bize hiyanet etti/Kimse yardımımıza gelmiyor/Unut- maym/Bizi ezerlerse/Sizleri de Ermeniler gibi kesecekler/Ge¬ lin/Bu ihanetten vazgeçin. Meme Kek'in oğlu Hıdır ve kardeşleri. 315 . Üçüncü cephe Kalan aşiretine karşı açıldı.genin adı Kızıldağ ve Aziz Abdal dağı. devlerin tek ama¬ cı onu yakalamak olmuş ve peşine düşülmüştü. Ama Seid Rıza kurtulmuştu. Bundan sonra.. askerler en yüksek tepede karargâh kurmuş. Çadşmamn ikrieyen saatlerinde Seid Rıza'nın amcası Hüseyin bir uçak düşürüyor. Aşiretin en yiğit elemanları olan Ibişî Seyik Ali.. Demenanhlar sabah uya¬ nıyorlar ki. birinci cephede Sü¬ leyman Pıhtoğlu'ydu. Bir mitralyözü ele geçiriyor. Birinci cephe De¬ menanhlar bölgesiydi. Kamer Ağa'nın oğlu Hü¬ seyin çadşmaya başlıyorlar. İkinci cephe Kutu deresi. En başta da. Makineli tüfek kullanmasını bilen tek kişi." İlk hedef Seid Rıza'ydı. ilk çadşmada. Birçok cephe açılmışd. kayalardan aşa¬ ğıya adp tahrip ediyor. akla gelebilecek her yola başvurmuşlardı. Evi bombalanarak ilk vuruş yapdmışri. Hese Gene. Seid Rıza. Merkezi Dest ve Seid Rıza'nın köyü Ağdat'd.

ka¬ dın ve ihtiyarlann kadi neden? Bunca köy neden yakılıyor. çem¬ ber yanlacak. Yağdırdıklan bomba ve kopardıklan gürültüyle panik yaratıyoriardı. bunca kan neden? Niçin masum insanlar kadediliyor? Çocuklann. "bu bir oyun ve tuzaktır. Küçük eşi Beşe. Birkaç kez. o teslim olmadığı için harekatın devam ettiği tek¬ rarlanıyordu. Seid Rıza'nın çok değer verdiği Berte'nin oğlu Mustafa.'' Or- 316 . dağlarda da yaşanmıştı. Koşullar çok çerindi. Ama çoğu kez ihbariarın asılsız olduğu anlaşdıyordu. Onun teslim olması halinde Dersim'e yalnız huzur değil. kurtuluşunu onun tesl'iminde görüyor. uçaklar dağı havadan kalbura çevirirken. Askerier. Birçok kesim. Ardı ardma yayınlanan bildirilerde. Bu yüzden. damat ve torunlanyla çatışmaya girdi. Seid Rıza'yı ailesi ve bk avuç dostuyla yalnız bırakmıştı. askeri biriikler kaydınlıyordu. Seid Rıza ve aiksi kurtulacaktı. hükümete ka¬ fa tutan. Pek çok aşiret. Ama çok geçmeden amcası Seid Hü¬ seyin tüfek ateşiyle bk uçak düşürünce. Halbori'de ağalara "isyan yemini" ettiren Seid Rıza tes¬ lim olduğu takdirde. moraller düzelecek. Seid Rıza'nın. Tujik dağında olduğuna ilişkin haberler alınmış. "Sorun ben isem eğer. yerden de top ve tank ateşıyk yangına verilmişri. sorun ben değilim" diye çırpınması fayda vermiyordu. Seid bü¬ tün ailesiyle oradaydı. oğullan. onunla Konaklar bölgesinde yüz yüze geldi.Seid Rıza'nın yeri hakkında ardı arkası kesilmeyen ihbariar yapılıyordu. Benzer manzaralar başka alanlarda. kan göllerinin kuruyacağı. "Kemal'in demir kuşlan" dedikleri uçaklar göz açtırmıyordu.' Seid Rıza baskı altındaydı. 1937 yazında. yangmlann söne¬ ceği belirtiliyor. tanklar seferber ediliyor. kal¬ kınma hamlesinin geleceği de müjdeleniyordu. bildirilerin içeriğine bakarak. gelinleri. devlet tarafindan kan ve ateşin sorumlusu olarak gösteriliyordu. * * Seid Rıza. İhbar geldikçe dağlar bombalanıyor. toplar. dolaylı ya da doğrudan bunu telkin ediyordu. o gün yanı başında vurulup öldü.

Şakilerden 32 kişi öldürüldü. Seid Rıza'nın küçük oğlu yara¬ lı olarak ele geçti. müfrezelerimizin elindedir. "eşkıyanın imha edilmekte" olduğunu bildiriyor ve devam ediyordu: "Kahraman kıtalanmız dün sabah iki harekâta başladı. Eşkıyanın yiyecek ve gi¬ yeceği bitmiştir. Uçaklanmız. Haberin yalan çık¬ ması da tekrarını önlemiyordu. onun öldürüldüğü ya da teslim olduğu yazılıyordu. * * 1937 yazında. Malûm olduğu üzere iki darbe ile direniş kmldı. Tan gazetesi bu konuda şunları yazıyordu: "Uçaklarımız keşif uçuşları yapıyor. 18 Temmuz 1937 tarihindeki yazısında. programını uygulamaya koyuyor. Cumhuriyet gazetesinin sahibi ve başyazarı Yunus Nadi. Dersim'deki tüm ormanlar ve ekiH alanları yangına verilmiş. Mağaralara sığınan eşkıya amansız bir şekilde takip ediliyor. eşkıyayı bitkin bir hale getirmiştir. tarihin ummanına katılmış ve ebediyen ölmüştür. Her ne olursa olsun. senelerden beri adına Dersim denilen mesele. inanmıyordu.manlann. eşkıyanın son barmaklannı da bombaladı. Şimdi hükümet. Dersim'e "baba şefkari" ile yaklaşıldığını yazıyor ve şöyle devam ediyordu: "Cumhuriyet hükümetinin iyi düşünceler ve kesin azimle uy¬ gulamaya başladığı 'çelik tedbirler' sayesinde. Kutu deresinde kanlı bir çadşma oldu. ekinlerin yakılması niçin?" diye nefes tüketiyordu ama. ama basına göre bunun sorumlusu. Seid Rıza mağaraya sığındı. Açlık. Ekilmiş topraklar." 317 ." Cumhuriyet gazetesinin 26 Hazkan 1937 tarihindeki haber başlıkları şöyleydi: "Tunceli'deki eşkıyalık can çekişiyor. kimse onu dinlemiyor. İki günde bir." Haberier daha çok Seid Rıza ile ilgiHydi. isyan ede¬ rek Türk askerinin kanına giren Seid Rıza'ydı." Aynı gazete ertesi gün. hükümetin hareketierine bir baba şefkati ha¬ kimdir.

haftalarca uyku¬ suz kaldığından bir iki saat uyumak zorunda olduğunu Hıdır'a bildirmiş ve nöbet beklemesini istemişti. Çünkü. Ama Hozat'tan döndükten sonra. Bahtiyar aşireti reisi Şahin harbi idare ediyordu. bir süre dayandıktan son¬ ra. Şevket'in görüşme önerisini kabul etmiş ve gö¬ rüşme sonucunda zavallı yaşlı kadın aldadlarak. Seid Rıza'nın yanında savaşa girmiş. Dr. kendisinin affedilmesini istemişti. Pırço'nun oğlu Hıdır'ı kandırmayı başarmışd. Seid Rıza'nın küçük oğlu Hüseyin Reşik. Seid Rıza ile ilgisi ilin¬ tisi bulunmayan aile ve aşireder de budanıyordu. Dersim ormanlannı ateşe verdikleri için. gücü kınlmış. kendisiyle görüşmek is¬ tediğini bildirmişti. tedavisi için Şevket'e emanet etmişti. yangın Dersim'in birçok yerini sarmış ve geceleri dehşet verici yanardağ manzarası oluşturuyordu. Karabal ve Ferhat aşiretieri sa¬ vaşa katılmış. Şahin Ağa. gecenin karanlığında aşiret bölgesinin dışına çıkmış. Seid Rıza'mn küçük eşine karşı olan büyük eşi Elif Hatun. Önderini kaybeden Bahtiyar aşireti. yaralı oğlu Hü¬ seyin'i Elazığ'a götürüp. Ho¬ zat'a giderek Şahin'in başını kumandana teslim etmiş. 318 . Şahin uykuya dalar dal¬ maz. onu öldürmüştü. bütün şiddetiyk devam ediyor ve ağıriık merkezi Bah¬ tiyar aşiretinin üzerine yüklenmiş bulunuyordu. Şahin'in kardeşi ve amca çocukları tarafindan mitralyözle imha edilmişti. Seid Rıza'nın büyük eşine haber göndererek. onlan Nazimiye bölgesindeki Heyderan ve Mazgırt'teki Demenan ile Yusufan aşiretleri izlemişti. Hıdır başına bir kurşun sıkmış. Kureyşan aşireti de Seid Rıza'nın yanına koşarak savaşa kadl¬ mışd. Nuri Dersimi anlatıyor: "Savaş. Bir süre sonra aynı bölgedeki Yukan Abbas. Türk askeri kuvvetieri. Seid Rıza bizzat savaş aknmdaydı. Sonra başı¬ nı kesip. Hain Rayber. Bunu haber alan Türk istihbaratçısı Şevket. bazı aşireder tek hedefin Seid Rıza olmadığmı anlamaya başlamışlardı. Seid Rıza aşiretine kadlmışd. çatışma alanı genişlemişti. Bahtiyar aşiretinin içinde bulunduğu sırada.* 1937'nin yaz ortalannda. kısmen imha edilmişti. kısmen yenilmiş. Sağ kalanlar. Bahtiyar aşireti hedef haline geldiğini görünce 1937'de Hozat'ta cephe açmış. uçak şarapneliyle yaralanmışd.

Seid Rıza ik biriikte sava¬ şa katılan küçük eşi Beşe ve büyük oğlu Şeyh Hasan. Seid Rıza. bu nokta üzeri¬ ne uçak bombardımanı ve topçu hazırlığından sonra şiddetii bk hücum yaparak. şeklinde işaretler konmuştur. Alişer. Kürtçe yazan bir şairdi. Bktakım mağaraların kapılarında ateş yakılarak. yarah çocuğu Elazığ merkez hastanesine yatırmış. Uzun Meşe noktasında bulunduğunu sezen Türk kuvvetleri. Okuldan sonra bir süre devlet memuriyeti yaptı. Tujik dağı eteklerini tama¬ men işgal etmiş ve buralarda ellerine geçen Kürt halkını merha¬ metsizce öldürmüşlerdi.Şevket. Çünkü Kozluca muharebesi adıyla anılan bu savaşta. haritalarda 1. Bahtiyar ve Kureyşan aşiretlerinin büyük bir kısmı. Kürt kadınına yakışır şekilde ölmüşlerdir. üç torunu ve bin kişiye yakın kuvveti şehit düşmüştü. baba¬ sının planlan hakkında bilgi vermesi için hayli işkence yapdrmış. tarafsız kalan aşiret¬ ler arasına geçerek. Durumun ciddiyetini gö¬ ren Seid Rıza. kadın ve kız. istediklerini alamayınca da idam ettirmişti. Sivas'ın İmranlı ilçesinde doğ¬ du. içeriye boğucu duman verilmiş ve içindeki zaval¬ lıların birçoğu dumandan boğularak ölmüş. Türkler. Bu olayların belgeleri mevcuttur. mağaraların ağzı çimento ile kapadlarak öldürülmüşlerdi. kendilerini uçurumlardan sarp taşlar üzerine veya Munzur ve Harçik sulannın kurtarıcı derinlikleri¬ ne atarak. canlanm dışarıya atanlar ise süngülenerek imha edilmişlerdir." ALİŞER VE BAYTAR NURİ Seid Rıza'nın dost ve arkadaşları arasında iki önemli aydın da vardı: Alişer ve Baytar Nuri. 3. bölgeyi sarmışlardı. bölgesini terke mecbur olmuş. bunlan harekete katmaya ve savaş alanlannı genişletmeye çahşıyordu. Mağaralara. Seid Rıza'nın. bir yarma hareketiyk çemberi kırmayı ve Ovacık yönüne çekilmeyi başarmışd. Koçan aşireti bölgesi dahilinde. Fakat bu başarı çok pahalıya mal olmuştu. Sonra me- 319 . Tujik dağı eteklerinden llksor vadkin- deki büyük mağaralara sığınmış binlerce çocuk. Sivas medreselerinde öğrenim gördü. şeref ve namuslannı korumak için. 2.

Seid Rıza. Oğullan Alişan ve Haydar beylerin yetişmesinde katkıda bulundu. Alişer. Seid Rıza'nın öteki dostu. 320 . "Kurdistan TeaH Cemiyeri"yle ilişkilerini pekiştirdi. Nuri. Alişan ve Haydar beylerin yanında çatışmalan yöneten liderierden biriydi. Sivas. Fakat ailesi. 1920'de bk karakolda meydana gelen çatışma "isyan" sayılarak Koçgki'ye ordu sevk edildi. "Artık bu dünyada yaşanmaz" di¬ yecekti. Onun ölümünden sonra da ailesine va¬ si oldu. Dersimli Baytar Nuri idi. "Mil" aşiretindendi.muriyetten aynlıp Koçgirili Alişan Beyzade Mustafa Paşa'nm ya¬ nında çalışmaya başladı. onu kaybettiği gün. Baytar Nuri'nin Kürt sorunuyla alakası İstanbul'daki öğrenci¬ liği sırasında başladı. Seid Rıza'nın yanma yerkşri. Fakat çok geçmeden çalışma ve çabalan haber alınıp takibe alındı. ölünceye dek yoldaşı olarak kaldı. Olaylardan sonra Dersim'e geçri. çalışmalannı burada yoğunlaştırdı. Ruslar Kürdere özerklik vere¬ cekleri vaadinde bulununca. Daha sonra çıkan aftan yararlanarak tekrar Koçgiri'ye dön¬ dü. onlaria sıcak ilişkilere girdi. Erzincan ve Dersim'de halkı örgüdeyip. O günden iribaren Seid Rıza'nın siyasal danışmanı. çekirdek de olsa yerel' Kürt yönetimleri kurdular. Birinci Dünya Savaşı sırasında. Bunun üzerine Alişer. aşirerin etkinliği ve büyüklüğünden çok "aydın yapısıyla" tanınıyordu. Çatışmalar başladı. Dersim'de ve çevre illerde orta öğrenimini tamamladık¬ tan sonra. 1917'de Rusya'da Çariık devrilince. Nuri. merkezi istanbul'da bulunan "Kürt Teali Cemiyeri"yle ilişki kurdu. Dersim'e geçerek. Ardın¬ dan düşüncelerini yaymak amacıyla "Jepin" adında bk gazete yayınlamaya başladı. ordusu geri çekilmeye başladı. istanbul'a gidip "Baytar" (Veteriner) okulunda öğre¬ nim gördü ve mezun oldu.

Burada. 1937 yazına kadar Seid Rıza'nın yanında bulun¬ du. ikisi Seid Rıza'nın en yakın dostu haline geldi.Kürt öğrenci örgütüne üye oldu. kul- 321 . Yurtdışında öldü. Türk yetkililerle görüşmeye giden Seid Rıza tutuklandı. Koçgiri olaylarından sonra Dersim'de tutuklandı. Görevi dış dünyayla ilişki kurmak. Anlatdanlara göre. Seid Rıza'yı mezhepsel sınırlılık ve Der. Seid Rıza'nın oradaki bir dostunun yardımıyla Sovyetler Biriiği'ne geçecekti. 1937 yazında Güney sınırından yurtdışına çıktı. bir gün sonra da Dersim'den ayrılacaktı. Okulu bitirdikten sonra Koçgiri'ye atandı. Baytar Nuri de sol koluydu. simliHk kalıbından çıkarıp daha genele yönelten de Baytar Nuri ile Alişer idi. Koçgiri olaylarından sonra. Yazmaya ağırlık verdi. Seid Rıza ile vedalaşmış. Geride Hatıralarım ve Kurdistan Tarihinde Dersim adında iki kitap bıraktı. daha sonra bizzat Mustafa Kemal tarafından af¬ fedildi. llksor dağında. Ardından idam edildi. onun Sovyetler Biriiği'ne gidip olayları anlatması ha¬ linde yardım sağlayabileceğini söylüyor ve Moskova'ya gitmesini istiyordu. Alişer Bey'le tanıştı. Karara göre. 1919'da "Kürt Teali Cemi- yeti"ne girdi. Dersim'de olanları duyurmak ve destek sağlamaktı. Alişer. Seid Rıza. Nuri Desimi. Alişer Erzurum'a gidecek. 1937 Ağustosunda Alişer'le durum değerlendirme¬ si yaparken. Dersim başsız kalınca Nuri Dersimi Beyrut'a yerleşti. Dersim dağlarında son günüydü.. Örgütün akrif elemanlarından biri haline geldi. Alişan ve Haydar Bey kardeşlerle dostluklar kurdu. Genel bir anla¬ tımla Alişer Seid Rıza'nın sağ koluysa. Alişer Bey'le Dersim'de yeniden bu¬ luştu. Anılarında anlattığına göre. Fakat bir süre sonra. Öte yandan "Kürt Teali Cemiyeti"nin üyesi olarak İstanbul'daki örgüt merkezi ve cemiyetin başkanı Seid Abdülkadir'le sıcak iliş¬ kilerini sürdürdü.

"eyvah. "heval" (arkadaş) diye hitap etriği eşi Zarife'yle oturuyordu. Öz amcası Seid Rıza'nın kellesinin getirilmesi görevi de ona verilmişri. Alişer dürbünle yollan tararken. O da elinde dürbünle yolları gözlüyordu. Amaç.. Alişer de eşine. Rayber geliyor. dahası Rayber'i yakınına yanaştırmamıştı. "Heval.. Daha sonra takrik değiştirilmiş. bir kafilenin bulundukları yere doğru gelmekte olduğunu gördü. kardeşten de ileri kutsal bir bağdı Aleviler arasında. Fakat bunu başaramamışri. çevresini uyarmış. karşı dağın yamacındaydı. Rayber bildirilerde hâlâ "direnişçilerin safinda" görünüyor¬ du. Rayber'in adamlarıyla birlik¬ te Alişer'in bulunduğu mağaraya doğru gittiğini görünce yerin¬ den firlamış. Aynı sırada Seid Rıza da. Gelenlerin başında Rayber vardı. Devlet oyunun inandırıcı olması için bil¬ diriler dağıtarak. Rayber. öteki Halborili Emir Ali'ydi. avına yaklaşıp avlanmasını sağlamaktı. Çay ve yemek için hazırlık yap" demişti. Ama Seid Rıza oyunu sezinlemiş. konuklarımız var. onun isyancdara katıldığını her tarafa duyur¬ muştu. Kirvelik.landığı mağaranın önünde. Biri Rayber'in amcazadelerinden Vanklı Efendi'ydi. Rayber'in yanında başka tanıdıkları da vardı. yol göstericilik yapmışn. "Alişer'in imdadına yetişin!" diye emir vermişti. Seid'in imdada gönderdiği adamlar yola çıkarken. muhbirlik. 322 . Seid Rıza'nın kardeşinin oğluydu. Yakından tanıdığı öteki at¬ lı Rayber'in kardeşinin oğlu İsmail. Rayber'in direnişçilerin safi¬ na geçtiği resmi bildirilerle açıklanmışn. Alişer'le de kir¬ ve. en yakın akrabalıktan. devlet güçleriyle çalışmış. kardeşim Alişer hainin pençesine düştü" de¬ miş birkaç kişiyi çağırıp. Rayber.

Rayber.* * * Zarife Hanım. Seid Rıza'nın uyanlarım hatırlatarak. öldürmeyin) diye feryat et¬ miş. tütün tabakası tekrar Alişer'e gelmişti. Kendisi de çay yapmak üzere ateşi harladı. Hizmetlerine bakan adamlarından bi¬ rini taze su almaya gönderdi.. Kürt ge¬ leneklerine göre. Baytar Nuri. tabakayı ötekine uzatıyordu. güven vermek istiyor olmalı ki. Rayber ve adamlan daha görü¬ nür görünmez. eşine endişelerinin yersizliğini anlatırken. alçaklığın sonuna ka- 3i3 ." Zarife Hanım." Alişer'in tütün tabakası elden ele dolaşıyordu. Onun için sıkça yer değiştiriyoruz. Alişer'in eşi Zarife Hanım. kendince tetikte ve hazırlıklıydı. Kağıda bk si¬ garalık tütün alan. Rayber ve adamları birer sigara sarıp yakarken. tüfek ve uçaklarıyla bize aman vermiyor. Türk ordusu top. Fakat tam bu sırada bir silah patlaması ve Zarife Hanım'm haykırışı yükseldi: "Yoldaşımı (rehevalım) vurdular!. Ne zaman ne olacağını kimse bilemez. tam yurtdışına çıkacağı sırada Rayber'in çıkıp gelmesini hayra yor¬ madığını söylüyordu. Oturdular. onu mağaranın bkkaç metre ötesinde karşıladı. Minderini sundu. tabancasının namlusuna mermi sürüp beline yer¬ leştirmişti. Rayber bulundukları yere yaklaşmıştı. konuklara ikramda bulunmak üzere yanlarından ayrıldı. Alişer. dost görünümlü Rayber'e güvenemediği için. mermi Vanklı Efendi'nin başına isabet etmiş¬ tir. Alişer tütün tabakasını çıkarıp Rayber'e sundu. 'Ew hevale min e. m nekujîne!' (arkadaşım o. Alişer. Yolumuz buraya düşmüşken kirvemi bir ziyaret edeyim dedim. Savaş hali. sonrasını anılarında şöyle anlatıyor: "Şaşalayan eşi. Vankh Efendi cansız yere düşerken. onun kirve¬ sine zarar verecek kadar düşüp küçülemeyeceğini belirtiyordu. düşmana karşı savaşıyoruz. kendisini eşinin üstüne atarak. tütün konuğa ilk ikram ve dostluk sunuşuydu. fakat öldüğünü anlayınca tabancasını çekerek hain Ray¬ ber'e ateş etmiş. ziyarerinin nedenini açıklama gereğini duymuştu: "Biliyorsun kirve.

Dersimliler. Katillerin peşine düşüp ateş ediyoriar. 5 bin liralık ödülünü verip yolcu ediyordu: İsmail Top." General. bu yüzden tüm değerieri hiçe sayan bu hain bk melenet yapabilir' diyerek adamlar gön¬ deriyor. vatana hizmet için yaptım!" İsmail Top susuyor. Bu işi pa¬ ra ödülü için değil. içecekler sunuyor. para olduğu gibi Rayber'e kalıyordu. Onun için şu 5 bin liradan ben de pa¬ yımı istiyorum" diyordu." Araştırmacı Kahraman Aytaç anlatıyor: "O gün Rayber'in yanında bulunanlar arasında Balikan aşi¬ retinden biri de vardı. bu emsalsiz Kürt kızına da tevcih ederek. kolunu kestin. Alişer'in nasıl. Rayber ve adamlarının mağaraya doğru gittiklerini görünce içine sinmiyor. Biriikte teh¬ likeye attık kendimizi. "bu işi bklikte yaptık. 3İ4 ." Rayber. silahına davranı¬ yordu: "Eşşoğlu eşşek. hangi hileyle katiedildiğini ondan dinlediler. O hain Alişer'i orta¬ dan kaldırmakla Seid Rıza'nın elini. Fakat vuramıyoriar. Fakat Seid Rıza'nın adamları yetişemiyoriar. Abdullah Paşa Rayber'i bir kahraman gibi karşılıyor. Kansı silaha davrandı. hizmetlerinden ötürü sır¬ tını sıvazlayıp yanaklarından öpüyor ve şöyle diyordu: "Vatana büyük bir hizmette bulundun. silahını Alişer'in emsal¬ siz eşi. Rayber'e yiyecekkr. Dersim yolunda. Alişer'in hizmetine ba¬ kan adamlann ve olayla yakından ilgili Dersimlilerin anlatnğı¬ na göre gelişmeler şöyle: Seid Rıza. Vurulabilirdim.dar gkmeye karar vermiş olan Rayber. sonra arkamızdan ateş açtılar. Alişer ve eşinin başını Elazığ'a götürüyordu. onu kocasının cesedi üzerine cansız düşürmüştür. Mağaraya vardıklarında Alişer ve eşinin başı kesik cesetieriyle karşılaşıyor¬ lar. O bundan sonra Alişer'siz bir şey yapamaz. 'Paraya tapan. ne parası? Ben para mara almadım. ödülü Abdullah Alpdogan'ın elinden almak üzere. Onun. İsmail Top'un daha sonra anlattığına göre. Rayber İsmail'in pay istemesine öfkeleniyor.

cevapsız kalacak. Sovyetlere göre Kürt¬ kr. Böyle bir ortamda. "İlerici Türk dev¬ leti". Dersim'de olanlardan ha¬ berli de değildi. İngiltere ise kendisine gekn mek¬ tubu "bakın dikkate bile almıyoruz" anlamında. Seid Rıza'nın mektupları. İngiltere ve Fransa'dan aldığı destekk isyan ettiğinin kanıtı olarak gösterilecekti. Sovyetler Biriiği. insanlık adına acil müdahalede bulunulmasını istiyordu. Ayrıca. halka karşı gkişilen hareketin vahim bk hal alma¬ sı üzerine. Bir Dersimli olan Ali Atik. Ama para hırsıyla bu da olmuş. Fransa ve Ameri¬ ka Birkşik Devlerieri başta olmak üzere. İstanbul Konso¬ losluğu aracılığıyla Türk hükümetine veriyordu. dünyanın etkin birçok devlerinin Dışişleri Bakanlıklarına birer mektup yazarak. "gerki. duyulmamış bir olay ve bağışlanmaz en büyük ihanetti. ancak Ankara ta¬ rafindan. Almanya'da yüksekn Hider rejimiydi. "ilerki dünya kamuoyu" diye nitelenen Sovyetler Bir¬ liği'nin de Dersim'k ilgiknme nedeni yoktu.Kirvenin kirveye kötülüğü. "Rayber adı bizde çok yaygındı. Oysa. Seid Rıza'nın mektuplan hiç kimse tara¬ findan dikkate bik alınmıyor. Dersim Generali imzasıyla İngiltere. Fa¬ kat bu olaydan sonra hiçbir Dersimli bu adı vermedi doğan çocu¬ ğuna" diyordu. sansür duvarı nedeniyle dünya. yaşanmıştı. Dünyanın gündemi. isyankâr gericileri gemlemek ve medenileştirmek için uğraş veriyordu. medeniyete kafa tutan" bk yapıydı. DIŞ DESTEK VE BESfi'NlN ÖLÜMÜ Seid Rıza. * * * Seid Rıza'nın. Kürtlerin sorunu kimseyi fazla ilgilendirmiyor. dikkatkri bile çekmiyordu. ülkelerin Dışişkri Bakanlıklarına gönderdiği mektupta şöyle deniliyordu: 3^5 . o güne dek Dersim'de 'görülme¬ miş.

Dersim Generali Seid Rıza" Seid Rıza. asılıyor ya da Türkiye'nin tecrit edilmiş bölgelerine sürgün ediliyor. ana dillerini konuşanlara eziyet ederek. Zindanlar yumuşak başlı Kürt halkıyla dolup taşıyor. Sayın Bakan. Bahriyar aşi- rennden Şahin Bey'di. Zi¬ lan ve Beyazıt ovasında olduğu gibi silahlara sanldılar. yakıyor."Yıllard'an beri Türk hükümeti Kürt halkını asimile etmeye çalışmakta ve Kürt dilinin gazete ve yayınlannı yasaklayarak. Gece sükûnet için¬ de geçiyor. Şahin Bey. Bu olay karşısmda Kürder. Direnişimiz karşısında Türk uçaklan kasabalan bombalıyor. Aydın¬ lar kurşuna diziliyor. Türk ordusunu durduran kişi. fakat sabahm ilk ışıklanyla biriikte taarruz. 1930'da Ararat tepesinde. benim sesimden ekselanslanna sesleniyor ve bu hükümetinizin yüksek manevi etkisinden Kün halkını yarar¬ landırmanızı istirham ediyor. ben ve yurttaşkrım Türk ordusunu başansızlığa uğratdk. kendisiyle yapılan bir anlaşma so¬ nucu bu baskılardan anndınlmış Dersim bölgesine de girmeye kalkışmışdr. Üç milyon Kürt. 1937 yılının yaz başlanna kadar ailesiyle Bogır dağmm Sosm yaylasında tutundu. Üç aydan beri ülkemde tüyler ürpertici bir savaş sürüyor. Savaş olanaklannın eşitsizliğine ve bombardıman uçaklannın yangın bombalannın. göçün uzak yollarında can vermek yerine kendilerini korumak için. Yaz ortalarında bir sabah. günler boyu sürmek üzere tazeleniyordu. Sosın yaylalannda. bu halka zulmetmektedir. kendi buluşu gerilla taktikleriy- 326 . akşam ka¬ ranlığına kadar bombalama devam ediyordu. kara biriikleri uçak filolannm eşliğinde taarruza geçiyor. Son olarak Türk hükümeti. en derin saygılanmın kabulünü rica ederim. Kürdistan'ın bereketi! topraklarindan gidenlerden büyük bir bölümünün telef olduğu Anadolu'nun çorak topraklanna zorunlu ve sistemli göçler dü¬ zenleyerek. boğucu gazlann kullanılmasına rağmen.

Ama. duygu¬ dan arınmış bk savaş ve öldürme makinesi olarak gösteriyordu. zevk ve se¬ fayı düşünen bir kadın portresi çiziyordu. top atışlarının kesilmesin¬ den yararlanarak uyumaya çekilmişti. Beşe. daha sonra "propaganda edebiyattna" da konu oluyordu. uzaktan akrabası ve en güvendiği adamların¬ dan biriydi. küçük eşi Beşe. Pırço'nun oğlu Hıdır diye tanınan adamını nöbetçi bırakmıştı. Türk basınının da başlıca malzemelerinden biriydi. Bu Seid Rıza'nın karildığı en büyük kavgaydı. Öteki gazetelerden bazıları. onunla ilgili haberler eksik olmuyordu. Seid Rıza olayı duyduğunda büyük kedere kapılıyor ve birkaç gün sonra da Sosın yaylasını terk etmek zorunda kalıyordu. Hıdır. Ovacık'ın Senkan bölgesinin. oğlu Şeyh Hasan ik torunu¬ nu bu çarpışmada kaybediyordu. Ba¬ sında. Gazeteci Barbaros Baykara. Ortahkta "kelle avcılan" dört dönüyordu. Bese'nin gözü pek. Cum¬ huriyet gazetesinin bkmez tükenmez malzemesiydi. başına ödül konan bir gerilla lideriydi. Şahin Bey. Şahin Bey. bir başkası aşkı. yaklaşan. devlet raporianna dayanarak yazdığı Dersim adındaki iki ciklik romanında. hakkın¬ da uydurduklannı birinci sayfada yayınlıyorlardı. ama iyi ta¬ nımadığı kişilere ihtiyatlı davranıyordu. başını kesip Hozat'taki askeri ka¬ rargâha götürüyor ve ödülünü alıyordu. Gazeteler. Onu. 327 . O nedenle. Uzunmeşe yöresinde ça¬ nşma yeniden başlıyordu. Seid Rıza ve yakınları. kayıplar verdirip silah ve cephane ele geçiri¬ yordu. sabahın seherinde başlayıp akşam karanlığına dek süren bir çarpışmada yorgun düşmüş. Hıdır. Beşe. hava ile kara taarruzlarına rağmen çemberden kurtulmuşlardı. Uyurken.le sızmalar yapıyor. Seid Rıza. onu cepheden cepheye koşarak asker öldüren biri olarak gösteriyor. Örneğin. savaşkan portresini çiziyordu. onu uykuda vuruyor.

1937 sonbahanna doğru Ovacık'ın sarp bolgelenne çekildiğini yazıyor ve devam ediyor: "Bu bölgede kış mevsiminde savaşmak Türkler için imkansız¬ dı. atmm üstünde dimdik yürüyen bir suba¬ yın binek hayvanını vurdu. Dersimlilerin isteklerinin kabul edileceğini. Sinir krizleri geçirdi. 2 bin 200 metreye ula¬ şan uzun menzilli bir Alman tüfeği kullanıyordu. Bu nedenle çarpışmalara ara vermek zorunluluğu vardı. ashnda 328 . Sakalım yolmaya has¬ adı. Uzun sakalı titredi. Sert kaşkn dikeldi. yakala¬ nacağı an. Yere yıkd. Nuri. Bu zevki tatnrmayacağım size.Baykara'ya göre Beşe.. Unutamadığım bk kelimesi vardı: Dersim'i yok edecekler. Seid Rıza'nın. Munzur dağlann¬ da mevzilenmiş olan Seid Rıza'ya Erzincan valisi aracılığıyla ha¬ ber göndererek. Gözleri çok keskindi. Baykara'nm anlatıklannm gerçeğe uygunluğu bir yana. Ağdat'taki ikinci mezra olan Gogan'da Se¬ id Rıza'ya ulaşd.. F. Namusuma dokunama- yacaksmız bemm. Doğan m anlattıklan şöyle: "Aik efradmın ölüm haberi gelince. şim¬ diden bütün orduya ateşkes emri verilmiş olduğunu. kurşunları birince taşlar firlatıyor. Her ağacın çapı 7-8 met¬ reyi bulur. Dr. Bu kovuklardan askeri harekâd izliyordu. Keçisekmez kayalıklannda bir avuç in¬ sanla.. çoluk çocuğu kıracaklar. Bir defasında 2 bm metre uzaklıkta. Bunlann içi çürük ve boştur. ağ¬ lıyordu. Seid Rıza'nın dizi dibindeydım. Kara haber. Bogır dağı bölgesidir Baktım (Seid Rıza'mn) mavi gözler büyüdü. silahsız¬ ların canına kıyacaklar! Seid Rıza. Kutsal türbeler. ölüm haberinden sonra Gogan kalesine sığındı Kutsal aile kabristanı da buradadır. bir ordu ve gökten ölüm yağdıran uçaklara karşı kurşunu bitene dek çarpışıyor." SEİD RIZA BARİŞ GÖRÜŞMELERİNE GİDİYORDU. Ses¬ sizlik mevsiminde hile yoluyla çalışmanın amaca daha çok uy¬ gun olduğunu kararlaştıran ordu kumandam. Ölümü bile bulamayacaksımz!" diye bağırarak uçuruma adıyordu. Burası Munzur vadisi. Çocuklan ve torunlannın adlannı teker teker sayıyor. yüz-yüz el- h yıllık ulu çınar ağaçlanyk kaplıdır. "bem sağ yakalayamazsınız.

Valinin yaptığı çağrıya göre. Ancak. Atatürk'ün kendisini beklediğini bildiriyordu. Seid Rıza'ya görüşme ve barış yapma önerisi geliyordu. Seid Rıza'yı Erzincan merkezine getirmeyi başarmış ve orada yanındakilerk birlikte tutuklamışd. bir şartı vardı: "Inspektör" General Abdullah Alpdoğan'la banş anlaşması imzaladıktan sonra. Ağustos ayı sonlarında. Erzincan valisinden. Anlatılanlara göre. (5 Eylül 1937)" * * * 1937 sonbaharına doğru. Dersimlilerin bir kısmı "insan avcısı" olmuş. "devletin şefkatli kolları arasına" koşmuştu. torunları. şartları arkadaşlarıyla görüşüp tarrişnktan sonra. görüşme masasına oturmayı kabul ettiğini bildiriyordu. kimsenin kılına dokunulmayacağı gibi. Dersim'de insanlığın bu denli çürüyüp kokmaya başladığı bir sırada.Dersim'in tek başına bazı aşiretieri dışında diğer aşirederin üze¬ rine henüz askeri harekât yapılmadığını. kardeşin kardeşe güveni kalmamıştı. Öne sürülen şartlar çekiciydi. Vali. kelle avcıları tarafindan avlanmıştı. Ankara'ya gidip Atatürk'le görüşmek ve Dersim olaylarını doğrudan ona anlatmak istiyordu. za¬ rarlar devletçe karşılanacaktı. damadarıyla aileden 47 kişi öldürülmüş. Dersim baştan başa yangın yeriydi. yapdmasına da gerek görülmediğini ve oluşan zararları ödemeye hazır olduklarını bil¬ direrek. kavga arkadaşları. akrabalarının peşine düşmüştü. Dersim harekâri durdurula¬ cak. silahı bırakıp gö¬ rüşme masasına oturduğu takdirde. Kidesel kırımlarla kan nehirleri akıyordu. Bazı dosdan onu terk edip. eşi Beşe. kızları. oğlu Şeyh Hasan dahil. Cumhuriyet gazetesinin 29 Ağustos 1937 tarihindeki başlığı şöyleydi: 329 . af ilan edilecek. Ortaya dökülen ödül yüzünden. Seid Rıza. babanın oğula. bu isteğinin de kabul edildiğini. Ailesi kırıma •uğramış.

" Oysa." Gazete bu haberi verirken. Erzincan'a gidişi. ama ele geçtikten sonra. Devlet. "niyet" niteliğindeydi. Genelkurmayın kitabında ise Seid Rıza'nın "10 Eylül 1937 günü Erzincan'da teslim oldu"ğu yazıyordu. "5 Eylül günü Erzincan'a gitri" diye yazı¬ yordu. Seid Rıza'nın "barış görüşmeleri¬ ne gitme" karan henüz kesin değU. ellerine kelepçe vurulunca anlamıştı. Seid Rıza Erzincan'da sorgulandı. 330 . o da gitmiş. 13 Eylül 1937 tarihinde. ama "daverin tuzak" oldu¬ ğunu. top ve tüfek atışlanyla kudanan şehirlerin Rus. verilen sözler unutulmuş ve tutuklanmıştı. Sapürmalar bir yana." Tan gazetesi. Suçlu kaçıp gizlenmiş. ertesi gün de Genel VaHlik karargâhının bulunduğu Elazığ'a gö¬ türüldü. Seid Rıza'nın "gel görüşüp banşalım" denilerek tuzağa çekilmesiydi. "banş görüşmelerine" çağırmış. Seid Rıza'nın da kendiliğinden gelip teslim olduğu da o kadar doğrudur. kendi isteğiyle Erzincan'a gitmiş. "Kurtuluş günleri" şenliklerk. Gazetelerin yazdığına göre. vali aracılığıyla. Doğru olan. aynı tarihte olayı "Tunceli'de son temizlik" di¬ ye duyuruyor. Haberde şöyle deniliyordu: "Dersim'in son sergedesi Mahut Seid Rıza hükümete dehalet etti. Seid Rıza'nın "dehalet" ettiğini (sığındığını) yazı¬ yordu. "teslim" olma yoktu. Seid Rıza Atatürk'le görüşmek ve "banş anlaşmasını" imzalamak üzere. resmi söylemle "teslim" tarihi çelişkiliydi. İngiliz ve Fransızlarla çarpışa çarpışa geri alındığı ne kadar doğruysa. fakat kurtuluş ümitleri sönünce Er¬ zincan'da teslim olmuştur. Yakın dostu Dersimi. Aynı gazete. "eşkıya Seid Rıza'nın Erzincan hükümet binasına gelip teslim olduğunu" yazıyor ve ekliyordu: "İki avanesiyle beraber Tunceli Ağır Ceza Mahkemesi'ne ve¬ rilecek."Şaki Seid Rıza yakalanmak üzere.

Nöbetçi askerin. defalarca geldiği bu binayı biliyordu. tanınmamak için yüzünü gö¬ zünü kapatmıştı. bir fotoğrafla geri dönüyordu. fakat daha vaHHk binasından içeriye girerken yüzü asılıyordu.. Seid Rıza. kimi meraklıydı.. Seid Rıza eksik olmayan espirilerinden birini padatıyor "oğlum" diyordu. yine de emin olmak için "bir dakika bekle" diye¬ rek.. Erzincan'la Ovacık arasındaki AHbey köprüsü¬ ne vardığında nöbetçi askerlerce durdurulmuştu. katıra bin¬ miş. Nöbetçi uyanık biri miydi. bu cevap üzerine.. ilgisiz bir asker tanıyıp ateş etmesin diyeydi. Vali 331 . Yöredeki as¬ kerler efsanevi düşmanı yakından görmeye koşuyorlardı. nöbetçi kulübesine gidip." diyordu. yoksul bir köylü gibi giyinmiş. İşte bu fo¬ toğrafla tıpkısın. "Ben Seid Rıza değilim demedim ki. Yüzünü aç da göreyim. bir de karşısındaki sakallı. yüzünü açınca asker. Çünkü. Erzincan'a giderken. yanına da iki adam almıştı. Kimi görevli. köprü başı as¬ kerlerle dolmuştu. yaşlı adama bakıyor. Ama sen Seid Rıza diyorsun.Seid Rıza." diye bağırıyordu. Seid Rıza onun şaşkın haline gülümseyip yol gösteriyor. yoksa Seid Rıza'yı bekleyence tembihli mi bilinmez.. diyordu. Her ney¬ se. Görüşme yerine sağlıklı bir biçimde varmak için bir tedbirdi bu. Seid Rıza. "burada olduğu¬ mu komutanına haber ver. Bunun üzerine. Nöbetçinin telefonundan birkaç dakika sonra. Yıllar önce Erzincan'ı kurtarmak üzere aştığı Kırkmerdivenler geçidinden geçip. şaşkınlıktan büyüyen gözler¬ le ona bakıyor. O nedenle sıradan. silahını doğrultup "Dur. kimsin?" sorusuna şu karşılığı veriyordu: Bir yolcuyum oğlum. Seid Rıza bir araca bindirilip götürülüyor. oyum işte." Nöbetçi şaşırmıştı. Ne yapacağını bilemiyordu. sonra gözlerinde sevinç pınltılanyla "sen Seid Rıza'sın. As¬ ker bir fotoğrafa.. Adın ne? Rızo. Ben Rızo'yum dedim.

başlangıçta. O. ısrarla yönelrilen "neden isyan ettin?" sorusuna da umursamaz bir tavıria. savcının. daha sonra. Seid Rıza ve arkadaşlarının. bir çocuğu kandırmaya çalı¬ şanların edasıyla söylediklerine. Seid Rıza'nın konuşmamakta direndiği. BlR GARİP YARGILAMA Seid Rıza. ha¬ reket. Hatta savcı. "kınlan testi. mahkeme de "Inspektör"e bağlıydı. iddianameye dönecek olursak. olmayan Kürrierin. Böylece. Seid Rıza. yok olmuştu. Savcı. Onu bodrum kattna götürenler. "usule-adaba uygun" iddianame bile hazıriıyor- du. Aldanlıp tuzağa düşürül¬ düğünü söyledi. Savcı Hatemi Şahamoğlu'nun imzasını taşıyordu. "Yüksek Mahkeme'ye" hitabıyla başlayan suçlamada. Seid Rıza idam ediHyordu.makamının olduğu üst kata değil. Suçlama¬ da. hakkında hazırladığı "suçlamada" da (iddianame) yer alıyordu. Atatürk'le ikili gö¬ rüşme yapmak istediğini tekrariadığı belirriliyordu. daha sonra Dersim'de Kürt bulunmadığı öne sürülüyordu. "vali ile görüşmekten" söz ediyordu. Seid Rıza. Seid Rıza. "Kürt yoktur" dedikten sonra. Ankara açısından "işlem acilleşiyor". arnk "ele geçmiş" bir tutsaktı. nezarethanelerin bu¬ lunduğu alt kata götürülüyordu. yargılanmak üzere mahkemeye de çı¬ karıldı. "tamam tamam. kesrirmeden gidilerek. Fakat. o zaman yargı yolu-yöntemi firlatılıp kenara atılıyor. 332 . "Kürdistan'ı kurma isyanı" oluyordu. Verilen sözler uçmuş. konuşmayı da reddetti. suçlamaya göre. havaya karışmış. Dersim'in aslında öz be öz Türk olduğunu söylüyor. bağımsız Kürdistan'ı kurma hayaliyle isyan etrikleri belirtiliyor. bodruma. dağ bayır ve aşiret adlarını söyledik¬ lerine kanıt yapıyordu. dökülen sudur" karşılığını yermekle yetiniyordu. Ama bilgi vermek bir yana. "yakalandıktan" sonra sorguya çekildi. boş yere "Atatürk" diyor. Seid Rıza'nın konuşmamakta direnerek. Yasaya göre. görüşeceksin" diyor ve onu bir hücreye kapatıyorlardı.

Ondan sonraki süreçten 1937'nin ük aylarına kadar ise hiçbir olay olmamışri Dersim'de. daha sonra "Dersim olaylarına" geliyor. 1937'deki askeri müdahale öncekilerden farkı anlatılırken şöyle deniliyordu: "Her zaman olduğu gibi. Savcı devam ediyordu: "İlin nüfusu da 110 bini geçer. Kalan deresine. isyana kadlan aşireder ise şun¬ lardır: Mazgirt kazasında Demenanhlar ve kısmen Yusufan ve Nazimiye kazasında Hayderan ve Hozat kazasından da Abbasu- şağı aşiretieridir. İddianameye göre. söyleneni bir cümle ya da bir paragraf sonrasında kendini yalanlaması. Hükümetin işi gücü yoktu da peşlerine as¬ ker salacak değildi ya! Asker gelse de ne olabilirdi? Dersim son otuz senede 1 1 defa askerle karşılaşmıştı. Bahtiyar aşireti reisi Şahin (Sahan) ile Kureyşan aşiretinden Şeyhanlı kolu reisi Hüso Seydo (Hüseyin Cesur-Sey Üse) ve arkalarına takdkları 15'er 20'şer kişilik ça¬ pulcuları ilave etmek lazımdır. Tujik Baha'ya çıkılırdı. adeta mutluluktan sıkılarak olay çıkardığı izlenimi veriyordu. ancak söylediklerini bir sonraki paragrafta yalanlayarak. çürütmesiyle ilginçti." iddianamede. Ali boğazına kaçarlardı. son iki yılda önemli bir olayın meydana gelmediği. bu defa bütün aşiretlerini arkalarında sürükkyememişlerdir. isyan deniyor. Şöyle deniliyordu: "Mart ayı içinde (1937) birtakım aşireder sükûn ve huzurdan sapmışlardır. yine Kutu deresine. (Dersimliler) başarı sağlayacakların¬ dan şüpheleri yoktu. Suçlama. Dersim eşkıya yuvası olarak nitelendiriliyor. "Dersim baskınına". Mazgirt'in Pah nahiyesinde ve Harçik çayı üstün¬ de yeni yapılan ufak Kahmut köprüsü yakılmış ve bazı karakol¬ larımıza silahla taarruz edilmiştir. teyit eden ifadelere yer veriliyordu. Nitekim seid ve reisler. fakat daha sonra "isyan"ın meydana gelmediğini doğrulayan. Daha olmazsa Bakır dağına (Bogır).Savcı. yer yer bazı aşiretlerin. " Suçlama. son bir yılda tüm Dersim'de 1 8 cinayet iş¬ lenmiş ve faillerin tümü yakalanmıştı. Bunlara. Asker 333 . Başları sıkışınca. "asayişin berkemal" olduğu beHrtiliyordu.

belge aranıp aranmayacağını inceliyor. Kuş olsa Bakır dağına çıkamazdı. sün¬ güsünü çekiyor. Hozat'ın Sin nahiyesine bağh Ağdat köyündendir. Kimliğini özenle saklamasına rağmen. Dersim'in seidi ve Yukarı Abbasuşağı'nın reisidir. DersimHIer. askerler daha me¬ şe yaprakları dökülmeden çekilip giderdi. Savcı okumaya devam ediyordu: "Seid Rıza.. Erzincan köprüsünden geçerken. Seid Rıza'nın. isyan ederken bu kez yanılmışlardı. bu kısma ait ifadesinde ifade ettiği son temen¬ niyi tekrar ediyorum: Jandarmanın süngü çektiğini. rica ederim yazmayın. Sesenkak'deki evinde oturur. Yusufan aşireti reisi Kamer ile Şeyhanlı Hüsso (Hüseyin Cesur) ve Hayderan reisi Kamer de yukarıdaki 334 . yanındaki dürbünün üzerinde yazılı isminden şüpheye düşen görev aşığı nöbetçi. Eşkıya yuvalan temizlenmek üzere hazırlıklar yapılmış ve önlem¬ ler alınmıştı. Çok defa Viyalık'ta. Otur kalk emri de Sesenkale'de verilir. Bir kere teslim olduktan sonra. kişiliğinde topladığı seidlik ile reislik haleti ruhiyetini. İddianamede. Seid Rıza. kendisine sorulan her soruya cevap yerine şu sözle¬ ri tekrarlıyor: Kırılan testi. Ken¬ disine zarar gelmesin. kendisini karakola davet ediyor. baş tarafa Alişer'in adım geçir¬ mek lazımdır" deniliyordu. Fakat köprüye gelince jandarma nöbetçisi kendisini yakalı¬ yor." Savcıya göre. Seid Rıza. Son fişengini sarf ettikten ve yanındaki avanesi de kısmen imha ve kısmen dağıdlarak. artık sorguya suale ne gerek görüldüğünü bir türlü anlayamıyor. Sürekli olarak Ankara'yı sayıklıyor. komşu vilayetlere kaçarken Erzincan köprüsünde yakalanmış ve yüksek mahkemeye mevcuden sevk edilmiştir. Suçlulardan. Seid Rıza.kırklara kanşsa Kutu deresine inemezdi. sorgusunda verdiği ifadede de kolaylıkla okumak mümkün¬ dür. Bütün hesaplar yanlış çıksa dahi. Gelip geçmenin serbest olduğunu öğre¬ niyor. kendisi Sarıoğlan'da tek başına bırakıl¬ dıktan sonra. dökülen su imiş.. Alişer üzerinde özellikle duruluyor ve "isyanı hazırlayanlardan bahsederken. Suçlunun. Dersim'e ait işler Viyalık'ta görülür.

birbirini tutmuyordu. Türk basınının yazdıkları ise bu tarihle çelişiyordu. birtakım benzerleri gibi hesap gününe yetişememiştir. Mahkeme ise evrensel "hukuk" bir yana. Seid Rıza dahil. Demenan aşireti reisi Cebrail. Bahtiyar aşireti reisi Şahin de nihayet kendi yandaşlarının nef¬ ret ve kini arasında can vermiş. "Boş durmayanlar". Cebrail ve ölü Alişer ile Şahin olmak üze¬ re suçlular da boş durmuyorlardı. hâlâ "Dersim'in imar ve reform" programından söz ediliyordu. İlk isyan hareketi Yusufan ve Demenan aşiretieri içinde başlamıştır. Aceleye geldiği için mi bilinmez. halkın geleceğini iyileştirmeye çalışır¬ ken. hükümet imar ve reform programını uygularken. kenara atan bir "garipHk"ti. a- Seid Rıza ve birlikte asılanların tümü entrika. başta Seid Rıza. Seid Rıza'yla birlikte 10 kişi daha asıldı. idamların 18 Kasım 1937 ta¬ rihinde gerçekleştirildiğini yazıyordu. isyanın meydana gelişine gelince. Seid Rıza'nın dostu Nuri Dersimi. astıkları insanların adları bi¬ le tutanaklara yanlış geçiriliyordu. aniden pişman olunu¬ yor ve acele tarafından "idam töreni" düzenleniyordu. Gazetelerin yazdıklanyla. sistemin yasalarını da yadsıyan. Dö¬ nemin Türk basını da bu rakamı doğruluyordu. Baş¬ langıçta.zihniyeti anlattığımız tiplerdendir. köprülerin askeri amaçh olduğunu yaymış." iddianamede. Ankara tarafindan "infazları" yapmakla görevlendirilen Çağ¬ layangil. 335 . İdam tarihi ise başka bir tartışma konusuydu. halka baskı yapılacağını. Ama "imar ve reform düşmanları" boş durmamış¬ lardı. tuzak ile bir araya getirilip asıldılar. kadınlara tecavüz olacağım söy¬ lemişlerdi. yasalara göre bir yol izlenirken. Yine Dersimi'ye göre. 7 kişinin idam edildiğini yazıyordu. isyanda Seid Rıza'dan aşağı kalmayan bir rol oynamış ve şahsen ve fiilen asileri sevk ve idare etmiştir. resmi söylem ve idam edilmişlerin yakınları tara¬ fından söylenen tarih uyuşmuyor.

Parti ve hükümet yayın organı Ulus gazetesi. Resmi tarih ve resmi söylem idam tarihini karmaşıklaştınyor- du. Gazetenin haber başlığı şöyleydi: "Seid Rıza ve arkadaşları asddı. Hayderan aşireti reisi Kamer ve Demenan aşireti reisi Cebrail. Haberin ayrıntıları ise Kurum'da yayınlananların aynısıydı. "son dakika" haberi veriliyordu. Kureşanlı Seid Hüseyin." Haber dördüncü sayfada devam ediyor ve şöyle denUiyordu: "7 idam mahkûmu şunlardır: Seid Rıza ve oğlu Hüseyin. Diğer idam mahkûmlarından 4'ünün cezası 30 sene hapse çevrildi. Kanşıkhk. Ankara'da alman idam karan tarihinin "infaz" gü¬ nü olarak anlaşılıp. Seid Rıza'nın idam ha¬ berini üç sütunluk başlıkla veriyordu. 32 suçlu da muhtelif ceza¬ lara çarptınldı. Kureşanlı Hasan. hem de Kurum gazetesiyle çelişiyordu. Gazete. oğlu ve beş avanesi idam edil¬ di" diye. Kurum gazetesinin idam haberini yayınladığı sayısında man¬ şet Atatürk'ün seyahatine aynlmıştt. idamlann "ta- rih"i konusunda. Yusufan aşireri reisi Kamer." Oysa idam edilenler ve adları şöyleydi: Seid Rıza." Hemen altındaki alt başlıklar haberi özeriiyordu: "İdam edilenler 7 kişidir. 17 Kasım 1937 tarihli Kurum gazetesi. Şey¬ hanlı aşiret reisi Haso. oğlu Reşik Hüseyin.Dönemin yarı resmi Cumhuriyet gazetesi. Rejimin resmi organı "Kurum" gazetesi. Yusufan aşireri reisi Kamer oğlu Fındık. birinci sayfasında "Seid Rıza ve 6 avanesi dün idam edil¬ diler" başlıkh bir haber yayınlıyordu. Demenanlı aşiret reisi Cebrail oğlu Hasan. Mirza Ali'dk. Hemen altında ise "Makinede" başhğı ile "Seid Rıza. basına verilmiş olmasından da kaynaklanıyor 336 . Kamerin oğlu Fındık. 16 Kasım 1937 ta¬ rihinde. tarih ve gün bakı¬ mından Cumhuriyeti doğruluyordu. Atatürk'ün Malat¬ ya'da olduğunu da manşetten bildiriyordu. 15 Kasım 1937 tarihli sayısının manşeri "Atatürk Malatya'da tetkikler yaptı" biçimindeydi. hem Cumhuriyet.

Yetim Hüseyin. asıldığında bıyıkları yeni terlemeye başlamıştı. İstihbarat subayı sözünde duruyordu. oğlunun hasta¬ nede tedavi görmemesi halinde yarasının kangren olacağını ve ölebileceğini söylüyor. onu Seid Rıza'dan koparmak mıydı? Bu da bir bilinmez. Seid Hüseyin hâlâ yol yapımıyla meşguldü. hâlâ "devletin en güvenilir adamlarından" biriydi.. Dersim'de "İstihbaratçı Şevket" adıyla tanınan Albay Şevket. Seid ve 6 arkadaşının 18 Kasım 1937 tarihinde ipe çekildikleri gerçeği çıkıyor ortaya. Seid Rıza'ya bağlılığıyla bilindiği halde. "Dersim'in iman" programının müteahhiderinden biriydi. uçakların taarruzunda yaralanmıştı. Reşik Hüseyin gerçek¬ ten hastaneye yatırılıyor. doğru dürüst Türkçe bilmeyen haliyle. başında bulunduğu yol inşa- 337 . ama iyileşir iyileşmez hapishaneye ka¬ patılıyor. Seid Rıza'nın küçük oğlu Reşik Hüseyin. Onca kırım ve kan sesine rağmen. Atatürk'ün Elazığ'a varışından bir gün önce idam edilmeleri dikkate alındığında. düzenleme gereği duyulduğu da bir başka bilinmeyen ya.. Seid Rıza'nın evi bombalandığı sıralar ve daha sonra. 17 yaşını bile birirmemişti. Elâzığ'da mahkeme düzme. Kureyşanlı Seid (Yetim) Hüseyin. Bağışın amacı. çocukluğundan beri. neden zahmete katlanıp. Sosın yaylasındaki çatışmada. babasının yanında. olayı öğreniyor ve anneyle dostane ilişki kuruyor. sağ salim geri getirmek üzere Reşik Hüse¬ yin'i almayı başarıyordu. oğlunu saklamış ve yara¬ larını sarıp kendi olanaklarıyla tedaviye çalışmışri. Ona yol ve köprü inşaatları veriliyordu. ama Dersim'de insan kırımı sürerken. * Gencecik delikanlıyı da astıran "entrika adaleti" ötekiler için farklı mı işliyordu? Bilinmez.olamaz mı? Bilinmez ama. sonra da babasıyla birlikte asılıyordu. Onu. Annesi Elif.

atından "komutan seni isriyor" diyerek götürmüşkrdi. davanın görülmesine bile zaman aynlamıyor. bu kez yol ve köprü hallerini konuşmaya çağrıl¬ madığını. daha sonra sanıklar yaka pa¬ ça cezaevinden alınıp. giderken. devleti rahatsız. idamın o kadar acelesi var ki. hele hele savcının suçlamasından sonra savunmalarına da yer verilmedi. Inspektör Abdullah Alp¬ doğan Paşa tarafindan onaylanıyor. İlk sor¬ guda söylediklerinin dışında. "Atatürk de Alevi" denildiğinde en başta "şah" diyenlerdendi. yargılama olduğunu kaydetmiyor. 5 Ekim 1937 günü mahkemede okudu. tıpkı Seid Hüseyin gibi hâlâ "dosttan çağrı" aldıklarına inanıyorlardı. kendi ayağıyla tuzağa gitmişti. 23 Eylül 1937 günü tamamlandı. tedirgin edecek bir halleri olmamış. Cumhuriyet gazetesinin yazdığına göre. idam karan önceden yazılıyor. infaz görevlisi Çağlayangil'in açıkladığı¬ na göre. Gariptir. Çünkü. valilerin sofra arkadaşlarıydı. duruşma. 338 . kadınlar kalabalığı tarafindan seyredilmişri. Onlar albayların. Seid Rıza'nın sorgu¬ su. Tutuklamaya geldiklerinde. Hukuk. Bazıları Türkçe de bilmeyen sanıkların avukatı yoktu. "ben bir şey yapmadım" rahadığıyla entrikaya kanmış. Götürü¬ lürken. götürmeye gelenlerin tavrından sezinlemişri. uykulu uykulu "gece yansı mahkemesinin huzuruna" çıkarılıyordu. Savcı Hatemi Şahamoğlu. Onların uyarısına kaçmamışri. daha sonra iddianamesini yazıp. Kamer ve Cebrail ağalar da. Resmi kayıtlar. Seid Hü¬ seyin. Akındaki aria menzili aşıp kaçma olana¬ ğı olduğu halde. diktatörlüğün emrindeydi. idam formalitesinin tamamlan¬ dığı gece yarısı mahkemesi hariç. bundan sonra. tıpkı Seid Hüseyin gibi entrika kurbanlanydı. akıllarından da geçmemişti.

Onun daha sonra anlattığına göre. Siz de biliyorsunuz ki. her zamanki gibi güleç bakıyordu. "Ben Dersimliyim" demek de suçtu. Buna rağmen neden isyandan bahsediyorsu¬ nuz? İsyan etmedik. her Dersimli birer canavardı. Seid Rıza öldürüldüğünde 75 yaşındaydı. Hangi güçk. "Dersim'de nekr olduğunu he¬ piniz biliyorsunuz. Dersimliler şehirde. 339 . duruşmaya geririlen Seid Rıza rahat ve huzurlu görünüyor¬ du. orada is¬ yan karan alınmadı. bazı Dersimlilerin gözü ve kulağı Seid Rıza davasmdaydı." Savcı. Dersimliler. Resmi propagan¬ danın etkisiyle Dersim canavar yatağı. Ölüm baskınına uğradık" cevabını veriyordu. burada "lanetli"ydi. "Ama Halbori'de isyan yemini ettiniz" suçlamasını sinirli bir dille yanıtlıyordu: "Halbori'de isyan yemini ettiğimiz doğru değildir. İsyan etmek güç ister. Halborili Hasan. Mahkeme başkanının. Umursamazlık içindeydi. bk şeref ve namus meselemiz için toplandık. Ama. Halborili Hasan bunlardan biriydi. Mavi gözleri gamlı değil. Fakat TC yasalanna göre. hakaret görüyorlardı. "aleni" olan mahkemenin "sorgu" bölümü¬ nü izleyen meraklılar arasındaydı. iddianamede Seid ve arkadaşlarının idamını istiyordu. "bizi asacaksınız. kendi kimliklerinin kaçağıydı. Kuşarilmışlıklanna rağmen. Emir yukardan geldi. Nuri Dersimi'nin yazdığına göre. Kendisine soru soran mahkeme başka¬ nına. Formalite için neden yoruluyorsunuz?" diyordu. "durup dururken neden isyan edip hu¬ zuru bozdun" sorusuna gülüyor. iktidar sürdüğü günlerdi. hangi sikhla isyan edebilirdik? Biz Halbori'de. Bu belli. 65 yaşını aşanlar idam edilemiyordu. eski çağların hüküm¬ darlarının yetkileriyle takviyeli General Vali'nin karargâhı sayesin¬ de şovenleştirilmiş bir şehirdi. Horlanıp aşağılanıyor. Dersim'e en yakın şehir Elazığ merkezi ise. Oysa bizler ekmek peşinde koşan yoksullarız.* * Korkunun kol gezip. belgelerde 58 yaşında gösterilerek idam edile¬ bilir hale geririliyordu.

1965'te de önce çalışma bakam. saf değişrirmiş. "diktatöriüğün gözde polisi". Boş bulunan Cumhurbaşkanlığına da vekalet ediyordu. İNFAZ GÖREVLİSİ ÇAĞLAYANGİL ANLATİYOR İhsan Sabri Çağlayangil. orada vali tutmuştu. generallere rağmen si¬ yaset konuştuğu gerekçesiyle bir süre gözakmda tutuldu. bu kez yeni gelenlerin adamı ol¬ muştu. genç bir 340 . Bu iki yeteneğiyle. cezaevinden çıktıktan sonra. 27 Mayıs 1960 askeri darbesinde DP kadrolanyla birlikte tutuklanmış. Çağlayangil. seçim bölgesi Bursa'nın diriik. askeri darbeyle devrilene kadar. gü¬ cün gözdelerinden biri haline gelmiş. Akrif polirikadan çekilip. makamından indirildi. Bu darbede tutuklan¬ madı. Kaflcas göçmeni Çerkez bir ailenin oğluydu. Çağlayangil'in "hayatı. hem de kurnazdı. DP'nin yerine kurulan Adalet Parrisi'ne (AP) kanlmış. Çağlayangil. kişinin idam edilmesi için 18 yaşını aşması gereki¬ yordu. yıllar boyu valilik yapnğı Bursa'dan senatör seçilmiş. Tu¬ tanaklara yaşı 21 diye geçirilerek idam engeli kaldınlıyordu. genç yaşta. Sistemin. TC yasalanna göre. yatağında "hu¬ zur içinde" öldü. düzenlik ile kendisine oy getirecek hizmederin yürütülmesini ona teslim et¬ miş. Yeni ikridann Cumhurbaşkam Celal Bayar'm en güveni¬ lir adamıydı. "komünisderi takiple gö¬ revli" birimin şefiydi. Daha sonra. Üniversite mezunlannm "yok" denilecek sayıda olduğu bir dönemde Hukuk Fakültesi'ni biririp İçişleri Bakanlığı'na bağ¬ lı polis teşkilatında çalışmaya başlamıştı.Seid Rıza'nın Oğlu Reşik Hüseyin 17 yaşında bile değildi. sokulan ve komünisderi "birinci derecede tehlikeli düşman" saydığı devirdi. 12 Eylül 1980 darbesinde Senato Başkanıydı. Hem zeki. Bayar. sanatı ve eserieri" arasında. daha sonra Süleyman Demirel'in yıllar boyu değişmeyen Dışişleri Baka¬ nı olmuştu. Sonra evine döndü. emniyet müdürü olmuştu Demokrat Parri (DP) 1950'de ikridar olunca.

Daha sonra. Hayatının bu bölümünün yayınlanmamasını istedi. Çağlayangil. Atatürk böyle bir sahne istemiyor. Seid Rıza'yı astırmak gibi özel bir görev yürütme de vardı. Derinliği de deniz gibi 17 metre olur. Çağlayangil. Fakat. Aşiret reisleri Seid Rıza'nın affi için Atatürk'e tavassutta bulunacakmış. yıllar yılı yakın çevresi hariç pek kimseye aç¬ mamıştı. Atatürk gitmeden önce bu dava bitsin ki. Ama yaptığından pişman ve rahatsız görünüyordu. Ona verdiğim sözde durdum ve anlattıklarını yazmadım. Atatürk döneminin ünlü Emniyet Genel Müdürlerinden. Geçmişini ve yapriklarım konuşurken. Burada bir köprü yapmışlar. Onunla. Seid Rıza'yı astırma olayını da sormuştum. Fırat. Ondan önce gidip. Dersim'in lideri. Duy¬ duk ki. Aynı zamanda peygamber sülalesinden geliyor kendisi. başka bir anlatım biçimi olarak yer aldı.. bu işi halletmeni istiyoruz. kendini emekliye ayırana kadar. Çünkü. Karakolda da 33 as- 341 . daha derli toplu halde Güneş gazetesinde tefrika olacaktı. O tarihte Seid Rıza. Köprünün başında bir karakol. olayı ilk kez. gazetede tefrika edilen daha sonra kitap haline gelen anılarında gün ışığına çıkardı. Bir gün beni çağırdı.. Ta ki. Git ve bu işi bitir.polis şefiyken. dedi. Elazığ'a Singeç köprüsünü açmaya gidecek.. Atatürk. Asılsın Seid Rıza. üstlendiği görevi nasıl yerine gerirdiğini uzun uzun anlatri. Şeytan köprüsü denen mevkide dört metreye kadar da¬ ralır.. gazeteci Mehmet Ali Birand'ın 1992 ydında ya¬ yınlanan İşte Apo ve PKK adındaki kitabında. yaptığı bu iş ve yürüttüğü görevden gurur duymamış olacak ki. rahat¬ sız etmesinler. 1986 yılında. Bu üç ayrı anlatımının harmanlanmış halini sunuyorum: "Şükrü Sökmensüer. çalışnğım yayın grubunun bir dergisi için röportaj yapmak üzere buluştum. bu olayı. Seid Rıza'nın bir de dini vasfi var. Elazığ'da bir topland olmuş.

Atatürk olayla ilgileniyor ve ilgililere kesin talimat veriyor: Bu meseleyi kökünden hallediniz. Köprüye Dersimliler bir baskın düzenliyoriar. Önlendi. Devriyeler mevzilenmiş. Arzumu vali beye ilettim. Biz ortadayız. vekalete şifre çekmiş. o ta¬ rihte Dördüncü Müfettişi Umum-i Abdullah Paşa var. 'Ben de yann orada bir mevkiye gideceğim. Önümüzde ve arkamızda birer kamyon. Yemek yedik. Yollar devriye dolu. Sonra Malatya Emniyet Müdürlüğü'nden Ankara'ya tayin edildim. O zaman bu isyan olayı ile ilgili türiü rivayetier var. Elazığ'da. Kendilerine aşiretierinin başı olan kişileri teslim ederseniz harekâd durdura¬ cağız. Diğerinde finndan yeni çıkmış sıcak ekmekler. Bu ara¬ da devriyeler bize yanlışlıkla ateş de açtılar. Zeytinyağlı sıcak bir yemek. Demirci Efe ile birlikte Kurtuluş Savaşı'nda çete kurmuş. biz Elazığ'a gidip Dersim Harekâd'nı biriikte görmek istiyoruz' di¬ ye. Müfettişi Umum-i Abdul¬ lah Paşa'nm misafiri oluyoruz. Dersim meselesini kökünden halletmek üzere. Hasta hasta önceden belirlenen harekât sahasına varmak için yola çıktık. işte bu olay. Baskında kara¬ kol yakılıyor ve otuz üç askerimiz de şehit ediliyor. Vali. istediğimizi anladyoruz kendisi¬ ne. dedim. Askerierin başında İsmail Hakkı adında bk yedek teğmen. biz.kerimiz var. Kam¬ yonun birinde askerier var. Ateşim otuz sekiz. hastalandım. Ankara'dan müsaade istihsal edilerek Vali Akıncı ile biriikte Elazığ'a varıyoruz. Ben alışkın deği¬ lim. çeteci bir adam. Ne olacağı belli olmaz. Fakat bölgeden aynlmadan önce Dersim'i görmek isti¬ yordum. banş yapacağız. Şövalye. Ama olayı da kaçırmak is¬ temiyorum. On beş gün önce tercüman aracılığı ile asilerle konuştum. Ama yine de ister¬ seniz sizi de alabilirim' dedi. Olaylan ya¬ kından takip ediyordum. 'Dersim Harekâd'nı incelemek istiyoruz. Ben o sırada Malatya'da Emniyet Müdürüydüm. 'Emniyet Müdürüm Ankara'ya tayin edildi.' Paşa bize 'iyi ki gel¬ diniz' diyor. Dersim isyanının başlamasıdır. Vali ibrahim Etem Akıncı. 342 . Uzatmayalım. Yarın da son gün. Gideceğimiz mevki biraz tehlikeli.

öte tarafinda Tuman¬ lar varmış. Paşa onlara sordu: Listede yazılı olanlan getirecek misiniz? Üç kişi hariç. bir alayı durdurur. İn¬ diğimiz yere silahlı askerier dizildi. Kastamonu'nun tarihini bilir misi¬ niz? Şehrin ortasından bir dere akar. Ettaf birdenbire dağ gibi meyillenir. bir tercüman çıkd ortaya. kelime zamanla 'Kastamonu' olmuş. çağırdık. Vaktiyle bir tarafinda Kastlar. Askeri¬ niz var. Ortaya göğsü bağn açık. Olmaz. Hemen ekmekleri kırıp yemeye başladılar. Asiler dağlara sığınmışlar. dediler. Ortalarda kimseler yok. Kenti bunlar kurmuş. Bunları size veririz. Abdullah Paşa gelenlere çuvallarla ekmeği dağıttı. dedi Abdullah Paşa. Biz yann yine onlann elinde kalırız. dediler. Bağırdık. Bir süre bekledik. olmazsa olmaz. Kalanları da koyun¬ larına soktular. alır gidersiniz. dedi ve ekledi: Niçin teslim etmiyorsunuz? içlerinden en uzun boylu olanı öne çıktı: Bir kadının tek kocası olur. düşündü. uzun boylu levent adamlar çıkd. Yüksek bir yerden aşağıya indik. Ben Tuman tarafindanım. sonra tercümana şunlan söy¬ ledi: Ben Kastamonuluyum. Bunlar. Onlar da son derece kararlı bir biçimde: Paşam nidek. Abdullah Paşa: Geldiniz mi. Açdlar. Tuman da zamanla Demenan olmuş.Geleceğimiz yere geldik. Abdullah Paşa durdu. Bir mavzerli. dediler. Geldik. Benim yanımda fotoğraf maki¬ nesi var. Bugün buradasınız. Bunun için 'Kastuman' demiş¬ ler. Paşa onlara biraz sert: Devletle başedemezsiniz. Şimdi siz hükümetsiniz. Sizin aşiretiniz de bu- 343 . Abdullah Paşa muhtemel bir pusuya karşı önlemler aldırmıştı. Siz Dersim'e giremiyorsunuz. dedi. Jandarmanızı so¬ kamıyorsunuz. on iki kişiyi getireceğiz. bu ağalar bizim kü¬ lümüzü attınriar.

dedi. Dersim hare¬ kâd bitti. Sonra Malatya'ya. siya¬ si polisten akı kişi alıp trenle yola çıkdm. Murat suyu üzerinde yeni yapılan Singeç köprüsünü açmaya Elazığ'a gidecek. Sökmensüer'in yanından ayrılır ayrılmaz. hemen hazıriıklanmı yapdm.. Fakat zaman çok dar. Gi¬ din ve on beş gün sonra bu listedekikri getirin. Bizden istenenler 'asılacak¬ lar asılsın' ve Atatürk'ün karşısına. Siz benim akrabamsmız. O listede Seid Rıza da var. Karayoluy¬ la Singeç köprüsüne geçecek. Başta Macar Mustafa olmak üzere. oradan da yeni görevime başlamak üzere Ankara'ya döndüm. Dersim'den ayrıldık. Emniyet Genel Müdürlüğü'nün siyasi şubesin¬ den istediklerini al. Atatürk'ün istasyondan halkevine kadar ko¬ ruması da size aittir. Ben bu sırada adamların resimlerini çektim. Aradan aylar geçti. Beyaz donlulann Atatürk'ün karşısına çıkmalarına meydan vermeye¬ lim. Atalanmız bir yerde buluşurlar. Neyle gideyim? Resmi tatil gününde Elazığ'da olacağım. Emniyet Müdürü ibrahim Bey'e gittim. Mahkeme¬ leri sürüyor. Şükrü Sökmensüer: Sivillerden. Ata¬ türk'ten Seid Rıza'nın hayatını bağışlamasını isteyecekler. İşte bu sırada Atatürk. Size on beş gün daha izin vereyim. Ve teslim etmeyecekleri üç kişiden birisi de Seid Rıza.günkü Demenan. 344 . Yapmayın. Zaman dar. Emniyet Genel Müdürü Şükrü Sökmensüer Bey bana diyor ki: Atatürk. savcı yardımcısı arkadaşım. 1937 yılında. Beyaz donlu akı bin Doğulu Elazığ'a dolmuş. Savcı için 'kural dışı bir şey yapmaz. O dönemde Elazığ Valisi Şefik Bey. Ata¬ türk pazartesi günü Elazığ'a gelecek. Singeç köprüsünü açmaya gidecek. Seid Rıza ve çevresi yakalandı. Cumartesi günü Ela¬ zığ'a yetiştim. Emniyet Müdürü Serezli ibrahim Bey. Resmi tatil günü de yargılama yapıp adamı aşamayız ki. mümkün değil' dedi. resmi tatil günü cumartesi öğlenden sonra. beyaz donlular çıktığı za¬ man iş işten geçmiş olsun.. Savcı Hatemi Senihi Bey.

mahkemenin kararını Atatürk gelmeden evvel vermesini ve geldiğinde Seid Rıza meselesinin kapanmış olması¬ nı istiyorduk. Her şey hızla yürüsün diye. Gün oluyor. Savcı rapor aldı. Savcı yardımcısı hukuktan sınıf arkadaşım. O zamanlar dördüncü bölgede temyiz hakkı yok.Savcıya gittim. diyerek kestirdi attı hakim. dedi. çok oluyor. Ben de kendilerine sordum: Sizin saat 17:00'dan sonra davaya devam ettiğiniz olmuyor mu? Ooo. Bu konuda Ada¬ let Bakanlığı'ndan da şifre aldığını. Ve ekledi: Ben de mahkemeleri etkileyemem. Paşa bu¬ nun da hazıriığını yapmış. sıkıyönetim kumandanı olarak kararı tasdik edecek. Üstüne 'Abdullah Paşa'nm idamı' diye yazsanız kendisi asılacak. bu savcı rapor alsın gitsin. onlara kadar ça¬ lışıyoruz. dedi. Arkadaşım vekil olarak sav¬ cının yerine geçti. Biz mahkemenin tatil günü işlemesini ve alınacak sonucun in¬ fazını istiyorduk. 'Yukarı¬ daki karar tastik olunur' diye yazıp imzalayarak boş kağıdı mah¬ kemeye vermiş. Herkes çekiniyor. Abdullah Pa¬ şa. Durumu kendisine anlattım. dokuzlara. Salı günü de idam hükümlerini yeri¬ ne getiririz. Hakimle konuştuk. Hakime dedim ki: Bu dediğiniz gün Atatürk geliyor. Halbuki biz. kararı veririz. Mahkeme hakimini evinde buldum. ancak pazartesi günü mah¬ kemeyi toplar. Bana: Sen valiye söyle. Hakim bana: Cumartesi mahkeme toplanmaz. Ben bunu halletmek için hükümet tarafindan bu¬ raya gönderilmiştim. tatilde ise çalışıp karar almanın mümkün ol¬ madığını bana bildirdi. ama mahkemelerin cumar¬ tesi tatil olduğunu. ben senin iste¬ diğini yaparım. Kendisi kararı daktiloya çektirmekle meşguldü. Gittiğim¬ de mahkemenin aldığı kararı yazdırıyordu. Maksat hasıl olmuyor ki! Başkaca bir şey yapılamaz. Devir CHP dev¬ ri. 345 . cevabını verdi.

Otomobil farları ile idamın yapılacağı hapishaneyi aydın- ladrız. Samiin de getiririz. Ona da çare bulduk. Kararları okununca. Asacaklar bizi. Sanıkları aldık. Edam tine (idam yok). Ama ekledim: Savcı 27 kişinin idamını istedi. Mahkeme kararı açıklandı. asılanların birbirini görmemesini emrediyordu. Gece saat 02:30'da mahke¬ me başlarsa. Kabul ettik. Ona da çare bulduk. Hakim: Elektrikler kesiliyor. Mahkemenin 72 sanığı var. Seid Rıza sehpaları görünce durumu anladı. bazıları da çeşitli hapis cezaları almıştı. dedi ve bana döndü: Sen Ankara'dan beni asmak için mi geldin? 346 . Hakim bu defa: Samiin (dinleyici) yok. dedi. hakim ilamda idam lafını kullanmadığı ve ölüm cezasına çarpnrılmaktan bahsetmediği için verilen hükmü iyi anlamadılar. Biz ona göre mi hazırlığımızı yapalım? Bilemem. dedim. baştan beş saat ihlal etseniz. olmuyor mu? Yani pazar akşamı sahurdan sonra mahkemeyi açarız. dedi. 7 kişi ölüm cezasına çarptırılmış.Eee. Bu şartı da yeri¬ ne getirmeye çalışnk. Bu işi bir an evvel hal¬ letmek lazımdı. Mahkemeye götürdük. Hiç unutmam. Ramazan ayı idi. Pazartesi günü 24:00'dan başlıyor. Emir böyleydi. Meydanda birbirinden uzak dört sehpa kurduk. sonradan beş saat ihlal ediyorsunuz oluyor da. Çingene de geldi. Asacağı adam başına 10 lira istiyor. diye bir vaveyle koptu. mahkûmların ayrı bir yerde asılmasını. sanıklardan bazıları beraat etmiş. Kaç kişi asılacak? Onu karardan önce söyleyemem. sabah erkenden asılacaklar. Mahkemenin yapılacağı halkevine lüksler koyarız. de¬ dim ben de. Gece 12:00'da hapis¬ haneye gittik. Ceza infaz Kanunu. Farlarla çevreyi aydınlattık. Vali bir de çingene cellat buldu.

Çok kötü olmuştum. Otek döndüm. Sen ver. Ama Seid Rıza. Oğlu yaşında bir subayı öldürecek kadar kad yürekH olan bir insanın bu mukadder akıbetine acımak zor. dedim. dedi. Çok etkiliydi. Asabım çok bozuldu. dedim. Verdim yazıyı. infazını gerçekleştirdi. Savcı namaz kılıp kılmayacağını sordu. Söyleyiş tarzı çok enteresandı. Çingeneyi itti. dedi. O gece hafizama nakşolmuş bir gecedir. Emniyet Müdürü'ne: Ben üşüdüm. Seid Rıza'yı meydana çıkardık. demiş. Atatürk uyuyormuş. Sonradan. Böyle bir yazı yayınlanmaz. İlk kez idam edilecek bir insanla yüz yüze geliyorum. Ben sabahleyin Atatürk'ün treninden çıkan Ulus muhabirine. Cinayettir' yazdım. Yazının başına da. Atatürk seni çağırıyor. zulümdür. cinayet¬ tir. Evladı kerbelayıh. Ayıpdr. Olmaz. Bana güldü. Sandalyeye ayağı ile tekme vurdu. Atatürk bir gün sonra Elazığ'a geldi. 347 . Hitabet tarzı karşısında benim tüylerim diken diken oldu. Hafizalarımızdan çıkmaz. oğluma verirsiniz. kendisini uyandırmamışlar. Bu yaşlı adam rap rap yürüdü. içişleri Bakanı Şükrü Kaya'ya okut¬ muşlar. 'Bi hatayıh. iki daktilo sayfası yazı yazdım. dediler. Gazetede yayınlan¬ mak üzere benden istedi. otele gidiyorum. Zulümdür. 40 liram ve saatim var. bi hatayıh. Son sözünü sorduk. Ama ihtiyann bu cesaretini takdir etmekten kendimi alamadım. basılıp basılmayacağım ben bilirim. Biz bu işleri belki zamanında halledemeyeceğiz (idam gecikebi¬ lir ihtimaline karşı) diye.Bakıştık. Basamazlar. Treni gece kör makasa çekmişler. meydan insan doluymuş gibi sessizli¬ ğe ve boşluğa hitap etti: Evladı Kerbelayıh. İpi boynuna geçirdi. istemedi. Hava soğuktu ve etrafta kimse¬ ler yoktu. Yazı yayınlanmadı. yazdığım yazıyı okudum. Hiç unutamıyorum. dedi. ayıptır.

Koltuk arkalarındaki boşlu¬ ğa masalar kurulmuş. Halkevi istasyondan bir hayli uzakd. İkisini de bana ver. basılanları imha ettim. Yalnız iki tanesini sakladım. Pek çok beyaz donlu (Kürt) vardı cadde kenarların¬ da. Atatürk sağ salim halkevine geldi ve buradan Singeç köprüsüne hareket etti. Çabuk git. 'Olur' dedi. yenilip içiliyor. kahvaltı ediyorlardı. Emriniz yerine getirildi. Bir yerlerde basdrmış ve Şükrü Kaya'nın yaverine vermiş. Seid Rı¬ za'nın sehpada sallanırken çekilmiş resmi. dedim. Bu resim ne Emniyet Müdürü. dedi Atatürk. Cadde boyun¬ ca yürüdü. Bana bir resim gösterdi. dedi ve ekledi. Gittim. Biri adım atsa. araşdrdım. Benim ellerim cebimde ve iki elimde de tabanca yü¬ rüyorum. Sen bu resimleri ne yapacaksın ki? Müsaade ederseniz ilerde anılarımı yazacağım. ben idam yerinden aynlırken resim çekmiş.Gittim. Resimlerden ikisini sakladım. Beyaz donlulann arasından yürü¬ yerek geçti. hemen önleyeceğiz. biri¬ ni de kendime alıkoyacağım. Neyse. dedim. Hepsi imha edildi mi? Edildi efendim. Ne olacak onlar? Müsaade ederseniz birini zat-ı devletlerine vereceğim. İsmail Müştak Bey de sahneye çıkmış. Singeç köprüsünün açılışından akşamüstü dönen Atatürk'ü. Ben de kafiledeyim. Resimlerden birini kendisine uzattım. Güneş Dil Teorisi'ne ait konuşmalar yapıyor. Ve Atatürk trenden halkevine hareket etti. dedi. Çok iyi tertibat almıştık. Haberim yok. Ben hemen negatifleri. basılanlan imha et. Öyleyse maiyetine hakim değilsin. halkevi müsamere salonuna aldılar. Şükrü Kaya da Atatürk'e ilet¬ miş. Beyaz donlular hiçbir şey söylemeden bakıyoriar. Arabasına da binmedi. bu resmin negatifini bul. Bizim sivil polisimiz Macar Mustafa. Ben tam gitmeye 348 . Ben o sırada Şükrü Sökmensüer'e yolcu tre¬ ni ile dönmek istediğimi söyledim. Verdim. Atatürk'e gittim.

. henüz 17 yaşını bitirmemiş Reşik Hüseyin'e ayrıca düşkündü.hazırlanırken. Seid Rıza ile oğlu Reşik Hüseyin'in kollan birbirine kelepçe- lenmişti. yasa ve hukuk gereklerine bağlı görünüyorlardı. Kurbanlar asılmadan önce. şehir zifiri karanlıktı. demiş. Elektrik verilemediği için.. mahkemeye gidiyoruz' diye yatışdrdı. arka so¬ kakları sarmış. Gencecikti. Belki de benim gönlümü alacak: Hayır. Onu darağacında asılı görmek istemiyordu. askerler şehri içerden kuşatma akına almıştı. Babalar. Cellat işini görsün diye darağaçlan.. Beni oğlumdan önce asın. Asılmak üzere idam alanına getirilen kafilede babalar ve oğul¬ lar birbirine zincirlenmişlerdi. Sofrada Sabiha Gökçen de bulunuyor.." Elazığ Cezaevi. Askerler. Yusufan aşiretinin reisi Kamer de oğlu Fındık ile.. 349 . Onların asılacağı gece. otomobil farlarıyla aydınlatılmıştı. Asanlar. meydanda yan yana dizilmişlerdi. herkese son istekleri soruluyordu. Sarsıp uyandırdılar. izin vermemiş. Atatürk durumu izlemiş ya da öğrenmiş. şehrin merkezinde. sonraları "bit pazarı" ola¬ rak anılmaya başlayan Buğday meydanındaydı. dedi. Oğlu derin uykudaydı. oğullarını darağacında görmek istemiyorlardı. Hepsini birbirine bağlayıp asmaya götürdüler. Atatürk sofrada ve yolda. Gözlerini açıp da kalabalığı görünce ürktü. Yollara bomba konursa diye baştan bir pilot tren gidiyor. Bomba konmuşsa pilot tren havaya uçacak. Cezaevi ve idam alanı yasak bölgeydi.. Ankara'ya dönüyoruz. bizim için gelen bizimle gider. Trene bindik. Yusufanlı Kamer de. Seid Rıza. babası 'telaşlanacak bir şey yok. Saat on oldu. Seid Rıza'yı yatağından kaldır¬ dılar." SEHPADAKİ BABALARLA OĞULLAR idam gecesinin cezaevi sahnesinin tanıklarından Mehmet Ala¬ dağ anlatıyor: "Gece yarısı cezaevini basdlar. "beni oğlumdan önce asın" diyordu. onu.

Fındık iri yapılıydı. "rap. Seid Rıza'nın ölüme gidişini Çağlayangil. oğlunun çektiği acıları bütün ayrıntılarıyla seyretti.. Babası idam sırasını beklerken. Celladın boynuna ilmiği geçirme¬ sini gördü. Nuri Dersimi'nin yazdığına göre. onu asarak öldürmek için uğraşmak zorunda kaldılar. Köprü başında yolunu kesip hakaret eden teğ¬ meni vurmuştu. babasından koparıp darağacına götürdüler. Celladar. Ayağının altındaki taburenin çekilişini.Fakat tersini yaptılar. Kürt ulusu sağ olsun!" Yusufan aşireti reisinin oğlu Fındık. rap" diye anlatıyordu. Ayağının altındaki tabure çekilmeden önceki son haykırışını da. 350 . s* * Reşik Hüseyin'i. önce oğulları asıp babalara seyrettirdiler. Babalara. rap. Fındık. Onu asmak üzere Ankara'dan gönderilmiş Çağlayangil bile. Seid Rıza. Eli kolu bağlı. tanıklık ettiği sahneye şaşarak baktığını söylüyordu. son düello çırpınışı karşısında donup kaldığı¬ nı. gencecik be¬ deninin boşlukta sallanışını. gözyaşlarıyla dolup buğulanan gözler¬ le seyretti. Reşik Hüseyin'den bir¬ kaç yaş büyüktü. iki kez ip koptu. Celladı yana iterek sehpaya çıkışı ve ipi kendi başına boynu¬ na geçirmeye çabalaması ayrıca etkileyiciydi. son anlarında evlat acısı ya¬ şattılar. Asılırken. Aynı kaderi Yusufanlı Kamer de yaşadı.. son haykı¬ rışını dinledi. Reşik Hüseyin darağacında babasına son kez seslendi: "Baba. onun gidişini. seyretti.. Seid Abdülkadir ve Şeyh Said'in idamında olduğu gibi. onun ölümle dansı. bir kez de evlat acısıyla öldü¬ ler. Babalar.. idam edilmeden önce. ölümle hayat arasındaki kısacık çizgiyi dakikalarca yaşadı. ayak bilekleri prangalı halde.

şalvarının paçaları üstünden dizlerine kadar çekmişti. Asmaya kıyılamayacak kadar yakışıklı." 351 . Fakat onun belleğine resimlenen. "gelir vergisini" öde¬ yememekten tutuklu Mehmet Aladağ'ın genç eşi Güle (Güllü Aladağ) idi. çanklan ayağınday¬ dı. Bir bebek gibi. Gözleri açıktı. Asıldığı yerde ayaklan yere değiyordu. askeri çember aralandı. ipin ucunda sallandı. * Seyirciler arasına katılanlardan biri de. gösterme zamanıydı. Uzun boyluydu. Uzun. "Seid Rıza'mn sonunu görme" davetiye'siydi bu. Seyre davet için mahalle ve mey¬ danlara tellallar çıkarılmış. Bütün şehir. Sakalı apaktı. Baldırına dolayarak bağkdığı çank iplerinin ucundaki püs¬ küller sabah yelinde sallanıyordu. Onlar. köylere haberci müfrezeler gönderil¬ mişti. Seid Rıza'nın başı oğluna taraf yanyordu. Reşik Hüseyin'in son haliydi. İpteki ölü canlar halka gösteriliyordu. artık devletin gücünü sergileme. Şimdi. Seid Rıza'nın idamı "kudama gü¬ nü "ne çevrilmişri. güzeldi.. gün boyu parke taş¬ lı meydanda. gizliden gizliye dua edenler de vardı. Genç oğluna bakı¬ yor gibiydi. Seid Rıza çok yaş¬ lıydı. gördüklerini elli yıl sonra şöyle anlariyordu: "Seid Rıza ile oğlu yan yana asılmışlardı.. İpin ucunda sallanan ölü bedenlere hınçla bakıp öfkeli sözler söyleyenlerin yanında. Güle.» * * Seid Rıza ve arkadaşlarının ölü bedenleri. Nakış nakış. gözyaşını içine akıtarak ağlayan. Yanındaki darağacının kollan arasında sal¬ lanan oğlu gencecikti. Ço¬ raplarını. rengârenk çorapların üstünde. korkunun seyirlik Gün doğarken. nakışlı yün çoraplan ayağındaydı. Buğday meydanı ve çevresi gezgin satıcılar ve farklı düşünce¬ deki seyirci seliyle dolmuştu.. donmuş bakışlarla öylece duranlar. seyre davetliydi. hüzünle büyülenmiş.. manzarası haline getirilmişlerdi.

. ertesi gün Elazığ'a gelen Atatürk'e elden verildi. Öldürülmüşlerin sonrası da meçhul kaldı. Mezarları bile belli olsun istemiyorlardı. 35i . insan ayağının bile değmediği bir sarplıkta kazılan çukura gömüldüler. saatlerce sonra ipten in¬ dirdiler. dağların ardında. benzin dökülüp yakıldı. Muhafızların koruması altında kamyona koyup. Kimine göre. imzalı tutanak.. Yakıldığına ilişkin mü¬ hürlü. neresi olduğu bilinmeyenlere götürdüler. Kimine göre.* Seid ve yoldaşlarının ölü bedenlerini.

kimsenin kılına dokunulmayacağını" açıklamış. "Sel Seferleri"nin yeni aşamasına. Köy ve benzeri toplu yaşama alanlarının nasıl temizleneceğine ilişkin kılavuz (yol gösterici) talimatname yeni hazırlıklardan biriydi. bahar taarruzuna hazırlanı¬ yordu. Kitapçık haline getirilerek. Dersimlilerin ölülerini gömdüğü. Ankara 1938 baharında uygulanmak üzere. "Dersim meselesinin bittiğini" ilan etmişti.. Ankara. yıkılmış hayatı yeniden inşaya. İsmet Paşa. tek başına devletti. güvenilirdi. tedirgin olmaya gerek yoktu. Oysa. ölüm seferlerinin sükûn bulacağına inanıyor. Seid'in idamından sonra. Seid Rıza'dan sonra "yangının duracağına" ina¬ nıyor. Başbakan İsmet İnönü de. "Dersim sonuna kadar susturulacak"tı. inönü'nün kar engeli yüzünden. Çünkü Türk devleti bildirilerle "Seid Rıza ve arkadaşlarının teslim olması ha¬ linde. 1938'de. yakılıp yıkılanın üze¬ rinde geleceklerini yeniden inşaya çalıştıkları bu süreçte. Artık endişeye. "barış ge¬ lecek" sözünü defalarca tekrarlamıştı. Seid Rıza'nın idam edildiği sıralarda. Devlet sözü ise inanılır. "Dersim meselesi bitti" dediğini. kimileri yan¬ mış.. kurmaya hazırlanıyordu. Dersimliler. yeni temizlik ve arındırma projeleri hazırla¬ makla meşguldü. Dersimliler. ismet Paşa'ya söyletilen kinli bir söylemle. bunun "paşasal bir taktik" olduğunu akıllarına bi¬ le getirmiyorlardı. uygulayıcı birlik komu- 353 .SEKİZİNCİ Bölüm DERSİMLİLER DİYE "KURTULDUK" SEVİNİRKEN.

Müfreze." "Kılavuz kitapçık". yakından kuşadlmalı. Kimi Dersimliler. köylerin basılması ve sonraki işlemlere ilişkin madde şöyleydi: "Köy halkı toplanır ve dışarıdaki birlik komutanının yanına getirilir. Ondan sonra. uy¬ gulamaya zamanı kalmadan parti içi iktidar mücadelesinde yenik düşüyor. Ancak dam üstünden bir kısım toprak adlarak." ismet Paşa. askere ateş eden köy. taş ve topraktan ibaret olup. top ile tahrip edilir. 1938 yılı "icra programı"nı da hazırladı ama. pencere ve bacadan bomba atılmalıdır. etraftaki mühim noktalar emniyet kuvvetleri ile tutulmaya devam edilerek köy aranır. görevden alınıp yerine Celal Bayar atanıyordu. daha sonra "o bizi kırdı" diyerek Celal Ba- 354 . Kitapçıkta yakma işi ayrınnlı bi¬ çimde tarif ediliyor ve şöyle deniliyordu: "Damlar. Köy içinde fazla durmak ve alman vazife haricinde bazı eratın yolsuz işlere dalması yasakdr.tanlarına dağırilan ve "Tunceli bölgesinde eşkıya takip hareketle¬ ri. samanlık) içine sığınıp direnen eşkıyayı imha için. Örneğin. toplu imha da şöyle kurala bağlanıyordu: "Bir dam (ev. yalnız tavan ve direk¬ leri ve ağaç dalları vardır. Bunları yakmak güçtür. köy arama ve silah toplama işleri hakkında kılavuz" adını ta¬ şıyan "talimatname "de. Bu esnada bir iki makine¬ li tüfek. ateşleme suretiy¬ le genişletilir. Kapısından içeriye odunlar yığılarak. Toplanacak odun ve çalılar burada yakılmak suretiyle bina ate¬ şe verilir. yıkım ile yok etmeler kaideye. ahır. yüksek damlarda mevziye sokulur. kurala bağlanıyordu." Kılavuzda. yanında top varsa. ağaçlar meydana çıkanlır. Köyün büyüklerinden birkaç kişi rehin olarak tutulur. rejisöre fazla iş bırakmayan usta bir yaza¬ rın senaryosunu andırıyordu.

kalınan yerden harekâta devam edileceğini söylüyor ve şöyle diyordu: "Bu sene. kelle avcısı çıkmış. Dersim poHtikasının değişmediğini. Başka bir deyişle. şimdi hedef olmaktan ötürü şaşkındılar. ay¬ rım da yoktu. Fakat Kır¬ gan aşireti iki kere şaşkındı. Tuncelililer. haziran ayında başladı. İçlerin¬ den sayısız muhbir. devlerin yanında yer alıp çatışmalara katılan. Bayar dönemindeki uygulamaların plan ile projeleri çok önceden hazırlanmışn. inisiyatifi. Askeri rejimin yapısı düşü¬ nüldüğünde de. Ağlama. Seid Rıza'nın oğlu Bura İbra¬ him'i katleden Kırgan aşiretinin sonu hakkında şunları yazıyor: "Seid Rıza ve Bahtiyar aşiretinin çekilmesinden sonra yerle¬ rinde kalmış ve imha edilmişlerdir. geçiş engellerinin ortadan kalkmasından sonra. kati surette tasfiye etmek kara¬ rındayız. kendi başına karar alma yetkisi bu¬ lunmayan. Kimsenin geçmişteki hizmetine. emre bağlı sivil bir memur konumundaydı. acımasızhklanyla ünlenmişti.yar'a düşmanlık edip. planları yürüten hüküme¬ tin başı olmuştu sadece. yalvarma da boş yereydi." * ^ * Bayar'ın dillendirdiği "kari surette tasfiye". bağlılık faaliyetle¬ rine de bakılmıyordu. birçok işkenceyle karşılaştıktan sonra Sin köyünde 355 . İsmet Paşa'ya sonuna kadar bağlı kalacak¬ lardı. dağlardaki karla¬ rın erimesi. Kalanlılar. Reisleri Şatoğlu Salman ile eşi Hatice. ama Bayar yeni bir şey yapmamış. Kurdistan Tarihinde Dersim kitabında. o. önüne çıkanı akma alıyor ve "sonuna kadar" susturuyordu. yaranma adına. "bitti" bildirilerinden sonra taarruzun daha şid¬ detlenerek başlamasına şaşmışlardı. Nitekim Celal Bayar. sızlama. Oy¬ sa Kalanlılar başından beri devletle işbirliği halindeydiler. göreve başladıktan sonra yaptığı bir açıklamada. Yeni dalga. dere ve vadilerin kuruyup. Dersim denilen işi. Üstelik yeni taarruzda. 1938 baharındaki ilk "vuruş" Kalan aşirerine yapılmışri.

Eğer Şeyh Said yahut Şerif buraya gelseydi. Karaseyid." Aynı anda. Kırganhlann yerlerini askeri karargâh yapmış. aşiret reisleri. Türkler. 1926 yılında heyet halinde Ankara'ya gidip. Yusufan aşireti reisi Kamber. erkekler bulundukları yerde kurşuna di¬ zilmiş. kız ve çocuklar samanlıklara kapatılarak ateşle yakılmışlardır. Pilvenk. duacıyız. Diyap Ağa ile öteki milletvekilleriyle birlikte verdiği ve 27 Mayıs 1925 tarihli Vakit gazetesinde yayınlanan ortak demecinde şöyle diyordu: "Mevcut hükümete candan bağlıyız. vallahi silah atardık. Kırgan aşiretinden orduya sığınanlar da birer birer toplatılarak. Mazgirt. Karabal aşireti reislerinden Koço. Atatürk'e bağlılıkla¬ rını bildirmişlerdi. 356 . Kumandan Pa¬ şa'yı gördük. Dersimli ağaların akıbetini şöyle açıklıyor: "Abbasan aşireti reisi Mustafa (Miço) Ağa. kadın. devlerin "dost kuvvet"leri olarak bilinen Ferhat. Şeyh Memedan. Mehmet Bayrak. Miço Ağa dahil. Bahriyar aşiretleri de "Sel Seferleri"nin altında kalıyordu. Şeyh Said İsyanı sırasında hükümetin en sadık destekçilerinden biriydi. Ferheden aşireti reisi Cemşit Ağa. meydanda kalan hayvanlarını orduya vermiş. Şeyh Said İsyanı ve daha sonraki aşamalarda Türk devletine destek vermiş. Karabal aşireti reisi KangoZade Mehmet Ali Ağa 1938'de öldürüldü. O zaman bütün ağalar Elazığ'daydık. Karabal aşiretinden emekli subay Haydar. Sadakadmızı söyledik. 1938'de Der¬ sim'de kurşunlanarak öldürüldü. Kırgan aşireti reisi Zeynel. Dersim'in eski milletvekülerinden Mustafa (Miço) Ağa. Abbasan aşireti reislerinden ibrahim Ağa. eşyaları yağmalanmıştır." Mehmet Bayrak. Kürtler ve Ulusal-Demokratik Mücadeleleri adındaki kitabında. Dersim'deki bu aşiretlerin tümü. bunlann 1938'de öldürüldüğünü yazıyordu. Hain berhudar olmaz.kurşuna dizilmişlerdir. Kureyşan. Pergozan aşireti reisi İbrahim Ağa 1938'de yakılarak öldürüldü.

Pevangan aşireti reisi Cafer. Aşiret önde geleni ve Dr. Selametiniz için. gidelim" di¬ yor. Kimi "daha güzel topraklarımız olacak. her kafadan bir ses çıkıyordu. korku. Konya'ya tayininiz çıkmıştır. Dr. Burada öldürüldü. Aşireti. Fakat. Türkiye'de bir süre doktorluk yapnktan sonra Irak Kürdistanı'na geçti. Sait Kırmızıtoprak. Aşiretin önde gelenlerinden Mustafa Bey. Alan aşireti reisi Ali. Sait Kırmızıtoprak bu ailedendi. kendi ayaklarıyla ölüme gitmeye karşı çıkıyordu. devlete ilgi ve katkıla¬ rından ötürü. Doğu Dersim'den. Bamasoran aşireti reisi Yusuf." KAN sesi Dr. neden kö¬ tülük etsinler bize" diyenler. Albeyan aşireti reislerinden Koço. "tehlike var" diyerek karşı çıkanla- 357 . kimi "dede toprakları bırakılıp yabancı diyarlara gidilmez" diyor. Aşirerin güce bağlılığı TC'den de eksik olma¬ mıştı. Devlete katkı¬ larıyla bilinen ve kurtulmayı başaran amcası Bertal Tanrıverdi ta¬ rafindan büyütülüp. Peyavangen aşireti reislerinden Süleyman. Emirnamede şöyle deniliyordu: "Bütün Civarikliler toplanıp Elazığ'a gelsin. Inspektör General Abdul¬ lah Alpdoğan'dan bir emirname alıyordu. "biz başından beri devlete yardımcı olduk. 1938 yaz aylarının ortalarında. Nazimiye'nin Civarik köyünden ve Hormekan aşiretindendi. Kırmızıtoprak. okutuldu. Kırgan aşireti reislerinden Mustafa ve Soran aşireti reislerinden Hıdır Ağa 1938'de Dersim'de öldürülmüşlerdir. ailesinin trajedisiyle birlikte. tedirginlik ve heyecandan. Kırmızıtoprak'ın amcası Bertal Tan¬ rıverdi.Beran aşireti reislerinden Hasan. köyde tartışmala¬ ra neden oluyor." Dr. Çocukken ailesinin yok edilmesine tanıklık etti. bölgesindeki olayları da daha sonra yazdı. Sultan Abdülhamid tarafindan "Paşalık" kaftanıyla ödüllendirilmişri. Osmanlı'dan beri devletle işbirliğini sürdürmüştü. Kırmızıtoprak'ın yazdığına göre haber. kimileri de olaya daha farklı açıdan bakarak "bu bir tuzak¬ tır" diyerek. Tesadüf sonucu kurtuldu. Dr.

zulme ve insanlık dışı muameleye karşı çıkıyorlardı. Mazgirt'in bir kısmı. Kırmızı¬ toprak. ihtiyar farkı gözetilmeksizin. en tüyler ürpertici bir jenosit hareketi idi bu. Mola verilir¬ ken makineli tüfekler ateş kusmaya başlıyor. Dünya tarihinin şahit olduğu en korkunç. Kureyşan ve Alan. bütün silahlannı tes¬ lim edecek olan asilerin affedileceğini ilan etti. Dersim'in çevresine. Liderlerin birer birer ortadan kaldırılmasından sonra. kurtulabilen çocuklardan biriydi. Pilvenk." Dünyanın haber alması ve olup bitenleri öğrenmesinin önüne demir perde çekilmişri.. Civarikliler orada topluca öldürülüyorlardı. Babamansur'un mensupları da aynı şe¬ kilde zehirli gaz bombalan. süngüler ve cesedere dökülerek ateşle¬ nen petrol yangınlarıyla yok edildiler. Yusufan. ışık sızdırmayan ka¬ lın bir perde indirilmişri. Basına sansür uygulanıyordu. oyunun rengi ortaya çıkıyordu. kitiekr hafinde. 1938 bahannda hükümet.. Ferhad. Kırım ve 358 . "zaten huzur kalma¬ dı" savunması karşısında etkisiz kalıyordu. Baxtiyar aşireti Kürtlerinin çoğunluğu. "dede toprakları" diyenlerse. Dr. Sait Kırmızıtoprak. Kureyşan aşireti mensuplanyla. Arkasından Mazgirt. Fakat Nazimiye ilçesine bağlı Razadan köyünün yakınındaki dereye geldiklerinde. Sıvan imzasıyla yazdığı kitapta. çocuk. Dersim direniş güçleri (özellikle Bad Dersim'de) tamamen baş¬ sız kalmışlardı. çoğu defa da süngülenmek suretiyle imha edildiler. Memedan ve Karacaseyitkr hemen tama¬ men imha edildiler. Köy. Konya ovasındaki verimli topraklara kavuşmak umu¬ duyla göç hazırlığına girişiyor ve götürmeye gelen askerlerin önü¬ ne düşüyorlardı. Bu çağn üzerine hükümet kuvvetierine teslim olan ve silahlannı veren Karabal. Dersim'de olanları şöyle yazıyor: ". emzikli. Şex. Yazın sonlarına doğru Nazimiye'nin Hormekan. gebe. ka¬ dın.rı bastırıyor. Binlerce Dersimli genç kız namusunu kurtarmak için kendini kayalıklardan aşağı atarak can veriyor.

bu meseleyi kökünden söküp atacakdr. Bu sene içinde. size ehemmiyede bahsetmeye değer bir mevzu vardır: O da Dersim meselesidir. 30 Ağustos 1938 ta¬ rihinde şunları yazıyordu: "Bu senenin. bu programa göre askeri harekâtın yü¬ rümesi lazımdır. köprü. Dersim'de bir ıslahat (reform demek istiyor yazar) programımız vardır. dünyaya kapalı dağların ardında. Dersim dağlarındaki "Sel Seferleri"ni "askeri manevra" olarak bildiriyordu. 359 . Dersim için görev alacak ve genel bir tarama harekânyla." Yine etkin gazetelerden Tan. olayları "Dersim manevralan" (tatbikat) başlığıyla ya¬ yınlıyor.. burada bu sene daha fazla kuvvetierimiz toplanmışdr.kan sesi île insan feryatları. Geçen sene askeri harekât yapıldı. karakol in¬ şa suretiyle. henüz Dersim'e dokunulmamıştı. "Dersim'de temizlik harekâtı başlıyor" cümlesinden sonra. Bu manevralar aynı zamanda askeri harekât şeklinde olacak ve neticede Dersim meselesi kökünden tasfiye edilmiş olacakdr. Basın arada bir açıklanan "silahlarıyla biriikte ölü olarak ele geçirilen eşkıya" rakamlarını yayınlıyor. Yol." Gazetelere göre. okul. tedip (terbiye etme) kuvvetierine müzahir olarak¬ tan. Bu program yürümektedir. Oysa kan sesi yankılanıyordu. Manevrayı yapacak olan kıtalanmız. 9 Temmuz 1938 tarihindeki sa¬ yısında. Bu bütün aynndlanyla her¬ kesçe biliniyor (oysa nelerin olduğunu yazarın kendisi de bilmi¬ yordu).. geçen seneki isyan böl¬ gelerinde sıkı bir tarama yaparak. Türk basını sadece propaganda niteliğinde yayınlar yapabili¬ yordu. şimdiye kadar hiçbir şey olmamış gibi devam ediyordu: "Dersim'de yapılacak askeri manevralara bugünlerde başlana- cakdr. Dönemin yarı resmi yaygın organlarından Cumhuriyet gaze¬ tesinin başyazarı ve milletvekili Yunus Nadi. orada sönüyordu. Geçen seneye göre. demir perdenin gerisindeki dağlarda boğuluyor. asayişi bozmaya eğilimli her türlü hareketi ezecek ve Cumhuriyetin sarsılmaz otoritesini tesis edecektir. dahili işleri nokta-i nazannda. Birkaç yerde de ufak tefek müsade¬ meler olmuştur.

Başbakan Celal Bayar okudu. "Haydutlar"ın cinsiyeti ve yaşı genelin içinde. ölü insanların kanı ve etiyle besleniyordu. Mesajda. Daha sonra Tunceli'nin mahallesi haline gelen Pirgeç köyün¬ de doğmuştu. gereksiz ayrın¬ tı olarak kaldığı için açıklanmıyordu. Dersim konusunda şöyle deniliyordu: "Uzun yıllardan beri süregelen ve zaman zaman gergin bir şe¬ kil alan Tunceli'deki toplu haydutiuk olaylan. köyde. kesintisiz. "Çatışmada ölü olarak ele geçirilen haydut" kafilelerinden kurtulanlar da oluyordu." ÖLÜM KAFİLESİNİN 6 YAŞINDAKİ YOLCUSU 1938 yaz aylarında Dersim. süngülenmiş. baştan başa yangınlar içindeydi. belli bir program içindeki çalışmalar sonucu kısa bir sürede ortadan kaldırılmış. bölgede bu gibi olaylar. en son sıra muhbirlere. 1 Kasım 1938'deki geleneksel meclis açılışına gidemedi. İnsanlarla doğa bir arada yanıyor. Karlar düştüğünde. medeni bir hayata kavuştur¬ mak üzere yola çıkarılanları" da pusuya yatmış ölüm bekliyordu. Cumhurbaşkanı Mustafa Kemal Atatürk. Ölüm yolda. Me¬ sajını. Ama bir mesaj gönderdi. dağda. büyük bir ailedendi. 6 yaşında bir erkek çocuğuydu.ilkbaharda başlayan "tedip" ve "tenkil" (terbiye etme ve sus¬ turma) harekâtı. bir daha tekrarlanmamak üzere tarihe kanşdnlmışdr. Kureyşan aşiretinden. 1937'de Seid Rıza ile birlikte asılanlardan "Yetim" lakaplı Seid Hüseyin Cesur'un yeğeni. her yerde pusudaydı. kurşundan geçirilmiş. Dersim artık "temiz"di. Genelkurmay Başkanlığı'nca yayınlanan Ayaklanmalar kitabın¬ da. kelle avcılarına. vahşi hayvanlar. itirafçı ve tetikçilerle iz sü¬ rücülere gelecekti. "haydudar ölü olarak ele geçirildi" biçiminde anlatılıyor. toplu katiiamlar. "Güvenli yerlere nakledilenleri. Bunlardan biri. 1938 yazındaki ölüm kafilelerinin birinde yolcu çocuklardan biriydi. dağlara kar düşünceye kadar sürecek. 360 .

Toplu sürgünkr de vardı. 1965 seçimlerinde milletvekilliğini çok az bir oyla kaybetti. Tunceli'de Türkiye İşçi Partisi (TİP) il başkanlığı yapa. Dağda yaşamasına imkan yoktu. Bizi görüyor. diye. Bizim köy de boşaldı. birkaç çocuk kalmıştı. Adı "Emo" (Emine) idi. Kapıya geldikr. dağ¬ da yakakdıklarını öldürdükr. Bizim¬ kiler köye döndüler. Adının açıklanmasını istemeyen 6 yaşındaki "kurban" anlatıyor: "1937'de Seid Rıza ik yanındaki bazı aşiret reislerinin peşine düştükr. Hukuk Fakültesi'ni bitirip avukat oldu. dağlarda gizleniyordu. Bir bibim (hala) vardı. Ama genel an¬ lamda sivillere karşı toplu harekât yapmadılar.Dizinden aldığı ufak bir yarayla katliamdan kurtulan bu çocuk büyüdü. direnen aşiret de kalmamıştı. Ama hastaydı. 1937'nin sonbaharına kadar. Haberler geliyordu: Türk ordusu. Halbuki Seid Rıza'dan son¬ ra savaşan. Bu da oldu. Çatışma. Korkudan eve sığındık. 1938'in yaz ortalarıydı. mecalsizdi. Yolda. dağda yaşayamaya¬ cak hastalar. sonra gidiyorlardı. bibimin haykınşkrıyla uyandım. Geride. 1960'larda aktif poHtikaya katıldı. Birçok kimse. Uçaklarla bomba yağdırıyorkrdı köykrin üstüne. Aileler. Aikm 1937 yazını dağ¬ larda gizlenerek geçirdi. öknler oldu. Onu köyde bırakmışlardı. askerkrin köyü sardığını söylüyordu. çarpışmalar. 1938'de geldi. Durmadan öksürüyor¬ du. beni de yanında bırakmışlardı. köyler topluca badya naklediliyordu. tanrıya yakarıyor. köyleri terk edip dağ¬ lara sığındı. Bir sabah. Sonra sessizlik geldi. belde. Elini dizine vurup dövünüyor. Askerier kışlalara kapandıkr. Herkes kö¬ yünü terk ediyor. ihtiyarlar. Çok yaşlı de¬ ğildi. Halsiz. Peşine düştükleri ağalann çoğu şu ya da bu vaatle ele ge¬ çirildi. 1938 baharında şiddet geri geldi. götürmemişkrdi. Annemle babam bazen gece karanlığında gizlice geliyoriardı. Seid Rıza ve arkadaşlan idam edildi. ka¬ derine kahrediyor. Dağ şartlarına dayanamayacağı için götürememişler. Kırım. kıra kıra geliyor. ne olur ne olmaz diyerek. Bizi dışarıya çıkardı- 361 .

Tek başına yaşayamaz. Ben de bibim de. askerlerin eşli¬ ğinde yürümeye başladık. saçını başını yolup ağlıyor ve yalvarıyordu: Onu ayırmayın. Çünkü. O küçük. yiyecekleri aldılar. ydana yem olacak. Her taraf askerle doluydu. biraz sonra gelip hepimizi ayağa kaldırdılar.1ar. Köyü aradılar. 60-70 kişi olmuştuk.. Geride kalıp. Biz bi¬ ze kaldık. Ormanlık bir yere geldiğimizde. Sonra beni birkaç kez bibimden koparıp aldı. yanan evlerimize bakarak ağlıyorduk. Ormana doğru götürdü. Askerler. Çekip aldı beni. kimi serbest bıraka¬ caklarını. 35-40 kişi vardı. Sonra erkekleri birbirine bağladılar. ormana bırakd. Kurda. Çevre mezra ve köylerden insanlar getiriliyor. Makineli tüfek takırdsıyla biriikte Ortalığı insan haykınşlan kapladı. Kayahk ve ormanlıktan sonra bir açıklığa vardık. Ne olduğunu anlayamadım. Susuzluk ve korkudan ağzı¬ mız dilimiz kurumuştu. Kimi öldürüleceğimizi söylüyor. Sıcak çökmüştü. Tekrar kafileye yetiştik bibimle. Ve bizler. yanı¬ mızda yürüyen bir asker kolumdan tuttu. Kupkuru bir yerdi. Hepimiz. bize katılıyordu. sıkı sıkıya sanlmışd. Bu arada kafilemiz giderek büyüyordu. dağların tepesinde kayboluyordu. Kafi¬ leden ayırdı. olacaklan hissetmiş gibi beni kucağı¬ na almış. Sonra evleri ateşe verdiler. 362 . birbirimizin dihni bilmiyorduk. insanlar biçilmiş başak gibi yere devrildi.. Alev ve duman göğe yükseliyor. Gün ikriiyordu. yol kenarianna. Köyümüz yanıyordu. Beni orma¬ na bırakan asker yeniden yanımıza geldi. Bibim. Kızgın kızgın bir şey¬ ler söyledi. Askerier yanımızdan aynlıp karşı yamaçta toplandılar. İşlerine yarayan her şeyi. Asker beni serbest bırakd. Her defasında koşarak kafile¬ ye yetiştim. Ama aniden mitralyözün namlu¬ su alevler saçmaya başladı. Köydeki bütün insanlan meydana toplamışlardı. onun beni ölüm¬ den kurtarmak istediğini anlayamıyorduk. Yan ya¬ na sıraya dizdiler. Bibim geride bağırıyor.

Kürtçe bağırıyor. Bibimi. Askerkr çekilince. Can¬ sızdı. Katiiamı uzaktan görmüşkr. beni kucağından atmamış. Ölüle¬ rin başına üşüşmüş çekiştiriyoriardı. Ortalık yılan kaynıyordu. O da kapaklanır biçimde üstüme düşmüştü. Kan kokusuna gelmişlerdi. Ölü tarlası haline gelmişti meydanlık. Kurşun yarası alıp yere düşerken bile. Baktım kan içindeydi. kurtulan var mı diye bakmaya geliyoriarmış. olanlan unuttum. Türk asker¬ lerinin peşime düştüğünü sandım. var gücümle koşmaya başladım. Ama bizim oranın köpekkrine benziyoriardı. Belki de kurttu. Yaralanmışdm. Bir kız ço¬ cuğuydu. Ölüler birbirinin üstüne yığılı ya da dağınık öylece duruyoriardı. Düştüğüm yer küçük bir çukur¬ luktu. Gözlerimi açıp doğrulduğumda bir sürü köpek gördüm. Dizimdeki yaranın verdiği acıya da aldırmadan. Gözlerimi açtım bakdm ki. üstelik adımla çağırıyoriardı. Bir ara sesler duydum. Kim bilir. Akı ay dağlarda dolaştık. Sanki Der¬ sim'in tüm yılanlan oraya toplanmışd. Beni çağırankr. Askerier kurşuna dizme işleminden sonra kurbanlarının ölüp öl¬ mediğini kontrol için süngülüyorlardı. ağırlık bibimdi. Askerler yoktu. Köpeklerin cesetleri yemelerini ve ortalıkta kaynayan yılanla¬ rı görünce aklım başımdan gitmiş gibi oldu.Uyandığımda ortalık sessizdi. dizimi sıyınp kalbine saplanmışd. belki de ormana bırakan asker kurtardı beni. ormana sığınan bizim köylülerdi. Daha da paniğe kapıldım. Üstümde bir ağıriık vardı. Dizimde müthiş bk acı hissettim. O gün. Her nedense o kafilede sün- gülenmeyen tek 'ölü' bendim. O zaman kurşuna dizil¬ diğimizi anladım. o katiiamda benim gibi biri daha kurtuldu. Onun adı da Emo'ydu. Ateş açdklan zaman bibimin kucağmdaydım. Onu öldüren kurşun. Bibimin ölü bedeninin akından çıkdm. Sesleri seçmeye başlayınca ra¬ hatladım. ağla¬ yıp bağıra bağıra. Sonra. İnsan ölüsü yiyoriardı. Beni babamla anneme götürdüler. 363 . üstüme kapa¬ nacak biçimde yere düşmüştü. hayadmda ilk defa bu kadar yılanı bir arada gördüm.

. 'böyle ölmektense. Şafak vakti geri geldi. Nehrin sakinleştiği bir yerde kıyıya çıkıyor. dalıp çıkıyor. o zaman 6 yaşımdaydım. hem fi¬ zik. amcam gözcülük yapıyor. Ba¬ şarmışd.Yiyeceğimiz yoktu. Sularla boğuşuyor. Omzuna saplanan kurşun onunla birlikte mezara girdi. Baygınken. hiç evlenmedi. her cuma. Bacağı da. Benimle aynı gün ve yerde kur¬ şuna dizilen. Ben hiçbir şey yapamadım. Dağlarda. Babam meşklere su doldururken. Nöbet boyunca. Kurşun omuzunda kalmıştı. Emo yaşadığı sürece. Ba¬ bamla amcam su aramaya çıktılar. yeniden Munzur'a gitti. 'beso. kurşuna dizilenle¬ rin ölüp ölmediğinin kontrolü sırasında da.. Birden yaylım ateşi baş¬ layınca. Kardeşimi vurdular. hem de ruhen sakatd. avlıyordu. periyodik olarak sara nöbetine tutuluyordu." 364 . Fakat boş döndüler. Amcam gece. iki günden beri hiç su içmemiştik. Kaçtığını ya da nehre ada¬ dığını da görmüyor. yeter) diye ba¬ ğırıyordu. askerlerin kolay kolay erişemeyecekleri yerlerde ya¬ şıyorduk. ama yaralı olarak kurtulan Emo. Vurulup öldüğünü sanarak geri geliyor. Yanına alabildiği iki meşki su ile doldurmuştu.. Biz yasını tutarken iki gün sonra babam da çıkıp geldi. Ama babamdan ses seda çıkmıyor. Ne bulursak yiyorduk. Emo. Emo. yaban meyveleri ve hayvanların her türlüsünü. Kurşun sağ omzuna saplanmışd. Babam. Genç kız oldu. Askerierin nehir boyun¬ ca pusu kurup suya gelenleri avladığını söylediler. diyordu. Bir iki saat sonra amcam ağlayarak geri geldi. Buralarda su sorunu çıkıyordu. O kurşunla iyileşti. nehir kenanna iniyoriar. Suyun tek kaynağı Munzur nehriydi. Onu çıkaramadılar. bacağından bir sün¬ gü darbesi almışd. odaria tedavi edildi.. amcamı da alarak tekrar gitti. yenebilecek ne çıkıyorsa önüne. Katiiam cuma günü olmuştu. süngü yarası yüzünden yarı tutmaz haldeydi. Anlattığına göre. Ben. Ertesi gün ba¬ bam.' deyip. Ama.. Otiar. beş yaşındaydı. Sağ kolu bükülmeyecek şekilde sakat kaldı. sürükleniyor. Bir gün çok susadık... Kürtçenin Zazaca lehçesiyle. Nehir azgın.. beso!' (Yeter. 1987 yılında öldü. amcam kendini nehre adyor. Arazi sarp kayalık.

Ama kuru bk anlattmla. harmanlarımızı 365 .RESMİ SÖYLEM VE PÜLÜMÜRLÜ ELE. Dersim'deki insanlık yangınından ruhu ve yüreği yaralı ola¬ rak kurtulanlardan biri de. Tümen de. Tümen. Genelkurmay Ayaklanmalar kitabında. son direnen 170 kişi¬ yi daha imha etmiş. Dersim İsyanı'nm bir sayfasında şöyle deniliyor: "16 Ağustos 1938. 6 yaşındaki tanığın anlatnklan. yok edilen insanlan birer rakam okrak veriyordu. sayfasında şunlar yazılı: "19 Ağustos 1938. trajedi tamklanmn anlattıklan ürperticiydi. Örneğin. aynı şekilde yaptığı arama sonunda 150 haydu¬ du daha imha etmiş... Ele anlatıyor: "1938 senesinin yaz günleriydi. Bir uçak filosu. köy ve tarialannı yakmışdr." Kitaptan bir cümlecik daha: "Tarama bölgesinde.. 15." Aynı kitabın 464. 14. Ko¬ lordu Biriiklerinden 41. 17 günde 7 bin 954 kişi öldürülmüş ve¬ ya diri diri yakalanmıştır. yanlannda sürüleri bulu¬ nan 500 kişi kadar bir haydut grubunu bombalamış. Munzur suyu ik Kalason ve Sin bu¬ cağı bölgelerinde 290 haydudu imha etmiş. 12. makineli tüfek ateşi akına alınmıştır. bölgedeki köy ve ekinleri yakmışdr. 12 Ağustos'tan beri yasak bölge içinde ve dışında yaptığı ara¬ ma ve taramada. Ekinlerin biçikceği sıralar. Pülümür'ün Şıhan köyünden Ele (Elif) Polat'tı. Mazgirt'te toplanan son kafileden kaçmak isteyen 52 haydut daha imha edihnişti. Köyümüze askerler geldiler." t- * Resmi tarihin rakamlardan ibaret söyleminin yanında. Tü¬ men. ikinci safha için yürüyüşe devam eden 7. olanlan inkâr etmiyor¬ du. 1938 yılında Dersim'in he¬ men hemen her köy ya da dağ kıvrımında yaşanan trajedilere bk örnekti.. Süvari Tümeni bölgede yaptığı temizlik harekâdnda 69 kişiyi daha imha et¬ miş. birçok haydudu imha etmiş. Tarlalarımızı.

ateşe verdiler. Yangından ar¬ ta kalan arpa ve buğday başaklarını toplayıp eve taşıdık. Askerler köye girdiler. Biraz rahatladık. gazetecihk mesleğine başladığım gazetede çaycı ve ayak işlerine bakan¬ dı. Pülümür ke¬ narına vardık. Hiçbir şeyimiz yok¬ tu artık. Döküp döküp evleri ateşe verdiler. Ayran. Büyüklerimiz. Yiyeceğimiz. 'canımıza kıymayın. ihtiyarlar. Ellerinde gaz ve benzin tenekele¬ ri vardı. kışlık erzakımızın yanışını ağlayarak seyrettik. Kimseyi öldürmeyeceklerini. Askerler köy içine dağıldılar. bir sabah uyandığımızda köyümüzün askerler tara¬ fından tekrar sarıldığını gördük. Gidip konuştular da bize kara haberi getirdiler: Köydeki yatalak ihtiyariar dahil. Köydeki ak sakallıların moral verip bizi yadştırmaya çalışmaları boşunaydı. biliyorduk. köylerde yapılanlan hepimiz duyuyor. Gazap günleriydi. İsyan eden aşiretlere katılma¬ dık. Çevre köylerin tüm insanlarını. Uzakta durup emeğimizin. Benim de korkudan südüm kesilmişti. Temizcecik. bizi yola çıkardılar. diyor ve bize do¬ kunmayacaklarını söylüyorlardı. Ben o zaman yeni gelindim. Askerlerine yan bakmadık. (Burada bir parantez açmak istiyorum. içeceğimiz. Dersim'in her yerinde.) Top ve Kemal'in demir kuşlannın (uçak) sesinden Hüseyin'im uyuyamıyordu. Askerlere su taşıdık.. bir insan güzeliydi. ak sakallılarımız: Korkulacak bir şey yok. Köyü ateşe verdikten sonra. Yiyeceklerimizi yağma¬ ladılar. Kimde silah varsa verilsin denildiğinde. Biz Kemal'e (Atatürk) baş kaldır¬ madık. Sonba¬ hara doğru. Pülümür'e götüreceklerini söyle¬ diler. Meydanda toplandık. Onun için korku büyüktü. bebeği ve ihtiyarıyla yüzlerce.. herkes bir araya toplana¬ cak. kadını. Köyde Türkçe anlayanlar vardı. Hüseyin. ekmek ikram ettik. Götürüp paslı bı¬ çağımızı. giysilerimiz hepsi yakılmıştı. Hüseyin. Ağlayıp. en önde biz koşmk. Bostanlarımızı çiğnediler. Oğlum Hüseyin akı aylık bile de¬ ğildi. belki binlerce kişiyi keçi sürüsü gibi bir de- 366 . Askerler çekildikten sonra tarlalarımıza gittik. odun kestiğimiz baltayı bile teslim ettik. biz din kardeşiyiz' diye yalvanyordu.

toparkdıklan bir kakbahkk birlikte götürdükleri gün. gözden kaybolana kadar arkalarından bakıp ağladık." "Kamer. dayım ve köyün bazı ileri geknleriyk bir¬ likte götürülmüştü. Bir yerde duraklıyor. kurtuluyor. İtip yere yuvariıyor. ben. Asker ihtiyacını gidersin diye babamınkine bağlı bileğini çö¬ züyor. babamın dedikkrini yapıyor. en büyük kardeşimizdi. Yolun kenanna geçiyor. Babam ihtiyardı. Başı¬ na büyük ödül konulmuştu. başındaki askere: Sıkışdm. Bizim köyden hemen sonra ormanlık uçurumlar başlıyordu. zengin olduk. başındaki askerin başka tarafa baktığından faydalanıyor. uçurumdan aşağıya koşuyor. abim Kamer'in ise yaşadığını o gün. o gün birçok insanla biriikte kurşuna diziliyor. kardeşkrim ve bütün köy. Dursun oğlu Kamer. diyor. Bizi de onlara kattılar. Şapkalarını havaya atıyorlar. 367 . diyor..rede toplamışlardı. diye bağmyorlar. annem. Kamer'i her yerde arıyorlardı. Vuramıyoriar. Birkaç gün önce köye gelen bir müfreze ta¬ rafindan abim Kamer. Adın. Yolda babam ağabeyime: Benim kaçacak halim yok. Öldürüyoriar adamı. Kamer. Onu çok önemsiyorkrdı. Babamın öldürüldüğünü. Babam. 30 yaşlanndaydı. Ardından yaylım ateşi açılıyor. Başlarında nöbetçikr vardı. Babamla ağabeyimi birbirine bağlayarak. Askerler sevinçten çıldırıyorlar. belki kurtulursun. Bir yolunu bulur bulmaz kaç. diye soruyorlar. Başını kesip askeri garnizona götürüyorlar. Asker yerdeyken.. Ödül alacağız. kalabalıktaki tanıdıklardan öğrendim. Aniden askere saldınyor. Adamın isim ve baba adı benzediğinden başka bir ilgisi yok¬ muş bkim Kamer'k. Ormanda izim kaybettiriyor. Kamer. Askerier bir gün dağda bir fukarayı yakalıyorlar.

Türk ordusu.. Buna rağmen ele geçiremiyor. Kutu dere¬ si ve çevredeki dağlarda yaşadı. Kutu deresinde tam bir buçuk yıl di¬ rendiler. Birkaçını düşürüyorlar. O tepeyi tutan. Türk ordusu onları söküp atamadı oradan. Kamer. ortalığı ölü¬ me. Kamer büyük ve keskin bir nişancıydı. Kamer 1943'e kadar kaçak yaşadı.işte aranan Dursun oğlu Kamer'in kellesi diyorlar. kendiliğinden çekilinceye kadar. 'Kemal'in demir kuşlan' dedikleri uçaklara ateş açıyoriar. top. Biz olayı duyduk.. Yaşadığını çok sonra öğrenebildik. erkek isimleri 368 . kayalık bir vadidir. O zaman tüfekle¬ riyle. yamaçları sarp. Kadın erkek herkes izinle. 1943'te af ilan edilene kadar dağda kaldı. Sıcakd. sabahtan akşama kadar. Kamer. Askerlere ödül olarak 5 bin lira ödeniyor. Ne olacağımızı bilmeden. Sonra hayad normale dön¬ dü. Çok derin. uçakla taarruz ediyor. Anlattığına göre. yangına boğan bombalar atamıyorlar. öylece bekliyorduk." "Pülümür deresine binlerce kişi toplanmışd. tank. Ta ki bir buçuk sene sonra. 200-300 kişilik bir grupla bu tepede geçidi tutuyor. cephaneleri bitip tüfekleri sopadan farksız hale geldiğinde. Kamer yıldızından vuruyormuş. Tıpkı bir kartal gibi geliyor. tuvalet için askerlerin gö¬ zetiminde kampın kıyıcığına gidebiliyordu. Dersim'e açılan kapılarından biridir. Bundan sonra alçaktan uçup. 200 metre uzaklıktan yumurtayı vurabiliyordu. Kamer bağırıyormuş: Erkeksen yıldızını göster! Karşıdaki şapkasını namlunun ucuna takıp gösterince. Geçidin tam ortasında bir tepe var. Askerlerle karşılıklı mevziknip beklerken. Su. bütün geçide hakim olabiliyor. Kutu deresi. Geldiğimizden beri. yiye¬ cek yoktu. gökte uçup gürültü çıkaran bu demir kuşların ne olduğunu önce anlayamamışlar. Onu ardk ölü biliyorduk. Üsderinden uçup giderken bombalar bırakıyor.

Bizim kafileden de birinin eline bir bakraç verilip aşağıya de¬ rin dereye gönderildi. aşağıdaki dereden su getirelim. Türkçe bi¬ lenler tercüme ettiler: Türk ordusu ve Türk milleti adakdidir. birbirine bağlanıp götürülüyordu.. Götürülenler derede öldürülüyordu. dedi. İzin verin. Ba¬ şını taşlara vura vura intihar edenler. Kimse götürülmedi.. Ölüler güneş akında davul gibi şişmişler. artık isim okunmadı. 369 . merhamede. Onlar gider¬ ken. Çünkü dereye indirildik¬ ten bir zaman sonra silah sesleri geliyordu. baladlar başladı. Türkçe bilenler yalvararak soruyoriardı: O insanları nereye götürüyorsunuz? Alay ederek cevap veriyorlardı: Hepsi cennete gidiyor.okunuyordu. susuzluktan dayanamaz hale gelmiştik. insanlıkla affedebiliyor. Anlattılar: Adlan okunup götürülenlerin hepsi aşağıda. İçlerinde hâlâ can çeki¬ şenler var. Ama çocuklar susuzluktan inleyip duruyorlar. İs¬ yan edenleri bile.. Bu haber üzerine dağları inleten ağıtlar. Bir gün. yılan gibi başına taş vura vura ezme yerine. Gidenler bir daha geri gelmiyordu. Hepsi ölü. Ertesi gün. düşüp kalpten ölenler. Gidenler döndüklerinde şaşkındılar. cennete. dediler.. Baş üstüne. kendini yerden yere atarak öldürmeye kalkışanlar. geride kadınlar. çocuklar ve yakınları ağlamaya başlıyordu. Temsilcimiz komutana: Aç ve susuz bekliyoruz. Gece boyunca ağlama. merhamedidir. Sizden yiyecek istemiyoruz... Af çıkd.. inleme ve yürek paralayıcı ağıtiar ke¬ silmedi. ama giderken ve dönerken başını kaldmp etrafina bakmayacak. Adı okunan erkekler öne çıkıyor. Tit¬ reyip ağlıyorlardı.. Cennete? Evet. Subaylardan biri bir kayanın üstüne çıkıp konuştu. Orada süngü¬ lenmiş ya da kurşunlanmış. Bakdğı an kurşunu yer. Peki. Ama yine de emin değildik. Erkekler ken¬ di aralanndan Türkçe bilen bir iki kişiyi seçip komutana gönderdder.

kitap ve yazı dünyasıyla da tanışmış nadir ge¬ nerallerden biriydi.. Dersim'de "görev yapan" generaller kuşağının son bireylerindendi." Derede katledilenler. İki ayı aşkın bir süre özel görev yaptık. devletten yanaydılar. GENERAL'İN UTANCI Muhsin Batur. O bakımdan "utancını" anlıyorum. Emeklili¬ ğinde Cumhurbaşkanı tarafından Senatör atandı. Hava Kuvvetleri Komutanlığı yaptı. az bir oyla kaybetti. 40 kişinin paylaştığı kapalı yük vagonlarında. bir süre orada eğitim gördükten sonra. ilk du¬ rak Pertek olmak üzere harekete geçtik. Anılar ve Görüşler adıyla bir de kitap yazdı.. Onun. Ağzunikliler. Pertek'in Ağzunik köylüleri gibi. Seçimi. Sonra CHP'ye geçti. Elazığ'ın biraz uzağında. o zaman Dersim denilen bölgeye gideceğiz. 12 Mart 1971 tarihindeki askeri darbenin cunta üyelerindendi.Bizi serbest bıraktılar. Okuyucularımızdan özür diliyor ve yaşantımın bu bölümünü anlatmaktan kaçınıyorum. resmi raporlara "çıkan çatışmada ölü olarak ele geçen haydutlar" diye mi geçti bilinmez. Yakılmış köyümüze döndük. Elazığ böl¬ gesinde büyük bir manevra resmi geçidi ile bitti. 1980'de Cumhurbaşkanı adayı oldu. kafi¬ le kafile yok ediliyorlardı. Her şeyi yeniden yapmaya başladık. pek ilkel ve zor koşullar altında gerçekleşti. Harput eteklerinde çadırlı ordugâh kurduk ve bir müddet sonra." Muhsin Batur. bunu hayatlarının garanti- 370 . General Dersim'e ilişkin anılarını "utandırıcı" diye özetlemekle yetiniyor ve şunları yazıyor: "Günlerden bir gün alayımıza emir geldi.. 1999 Eylülünde ölen general. Atatürk imzalı birer madalya dagıtdlar. Tren yoluyla Ela¬ zığ'a intikal edilecek.. Alaya verilen özel görev. genç yaşta "görev" yaptığı Pertek'te de insanlar. Bizlere. Tren yolculuğumuz.

Ama "güven rüyası" bir yaz günü bozuldu. Süleyman Köse silahı olmadığını anlatmaya çalışırken. Sü¬ leyman Köse'nin 7 yaşındaki oğlu Hüseyin Köse'ydi. önce soğuk ayran. onun "kara tarih"e tanıklığıdır: 1938 yılının yaz ayları. Beni uğraştır¬ madan getir şu silahları! 371 . Hepsi silahlı. Bu çocuk. harman zamanıydı. Gece yansından sonra. Elazığ'da okumuş. bir yandan da çocuklarını çeşme¬ den soğuk su getirmek ve ayran yapmak üzere seferber ediyordu. sadece yazın başına kadar kendile¬ rini güven içinde hissedebüdiler. General ayrandan sonra kahvesini içerken. Allahın adıyla söy¬ lüyorum ki. Rüştiye'yi bitirmişti. onur¬ landırıcı ve bağlılık bildiren sözlerle karşıladı. Ağzunik köyüne gelen as¬ keri biriiğe Salih Paşa komuta ediyordu. evindeki en değerli halıları getirip dışarıya. toz ve toprakların üstüne sererek onu buyur ediyor. Ulan senin altı tane oğlun var. "kirliliğin evrensel tarihi"nin bir keskinin tanığı olarak yaşadı. Zilan kınmında da tarih sahnesine çıkan. Aşağıdaki bölüm. Köy uyandırılıp ayağa kaldırıldı.. ardından kahve sunuluyordu generale. Ağzunik köyünden sağ kurtulmayı başaranlardan biri de. bir şey gizlediğim yok.si olarak görüyorlardı. Köse. kimisi gece serinliğinde hasadın yapıldığı harman yerinde uykudaydı. Fakat. 1946 yılında Genelkurmay Baş¬ kanı olan Salih Omurtak mıydı?) SaHh Paşa Ağzunik köyüne girdiğinde. Onu memnun etmek ve konumuna uygun biçimde karşılamak için. kimisi evinde. Ama komutan ikramları kabule ve oturmaya yanaşmıyor. sabah yıldızının doğduğu zaman. acelesi olduğunu söyleyerek. (Salih Paşa. Salih Paşa'yı. karşısında hazır ol¬ da duran Süleyman Köse'ye silahlarından haberli olduğunu söylü¬ yordu. Komutanım. Çok iyi Türkçe konuşuyordu. diyordu Süleyman Köse. köyün ileri gelenlerinden Süleyman Köse.. Süleyman Köse'den silahlarını bir an önce getirip teslim etmesini istiyordu.

ötekilerin yanına konuyordu. Süleyman Köse'nin dokuz çocuğu vardı. Rıza ve İbrahim adındaki çocukları da birbirine bağlanıp ka¬ fileye alınıyor. kolları bağlanıyor. Köye girer girmez yakalanıyor. konu¬ ğunu ağıriamak için elinden geleni esirgemiyor. yola çıkılacak şekilde hazır hale getirilip. Olukpınar köyüne geçiyor. oğullarımın hepsi çocuk.Komutanım. Mustafa. Abbas. General Salih. Giderek büyüyen kafile. O nerede? Pertek'e gitti. eşi Hatayı. Büyük kızı ergin çağdaydı. İşte görüyorsunuz onları. giderken kendisini ağırlayan Hıdır Ağa ile ailesini de esir alıyordu.. sonra Höşniğ köyüne geçiyor.. urganlarla birbirine bağlanıyor. hayatlar orada sönüyordu. sonra Pohteris köyüne geçUiyordu. Hıdır Ağa'ya konuk oluyordu. kendi halini ve her şeyi unutmuş. Yüzbaşı Nuri'nin kafilesi ise büyümeye devam ediyordu. General. Zeynel. aralarında 7 yaşındaki Hüseyin Köse olmak üzere bütün köylüler. Zey¬ nel'in Pertek'ten dönmesini bekledi. Hıdır Ağa. General yiyor. Şahin ve aileleri de katılmıştı tutsaklara. Generalin komutasındaki kafilenin yolcu¬ luğu köy çıkışındaki derede bitiyor. geceyi Dere nahi¬ yesinde geçiriyor. Sü¬ leyman Ağa'nın kardeşi Hasan Köse. Doğan ailesi de tutsak alınıyordu. delikanlılık çağına ye¬ ni yeni adım atıyordu. Bunlar silahtan ne anlar? Büyük oğlun var. sabah tekrar yola çıkıyordu. köyün ileri gelenlerinden Hüseyin Zengin ile akrabaları Rıza ve İsmail'in ailelerini de bağla¬ yıp kafilesine katıyordu. Hasan Köse. üçü kız. kafileyi Yüzbaşı Nuri'ye teslim edip.. Çernik mezrasında oturu¬ yordu. kavurma pişirip önüne koyuyordu. şerefine bir kuzu kesiyor. Çay mezrasından ise Hasan Özer ve ailesi. kafiledeki oğ- 371 . Öğleye kalmadan döner. Hasan Özer. içiyor. güneş altında bekletiliyorlardı. Bu arada. Ali¬ şan. Mezradan geçilip. Dere nahiyesinden Ali. Salih Paşa o gün öğleye kadar Ağzunik köyünde kalarak. Süleyman Köse'nin büyük oğlu Zeynel. altısı erkek.

çeker vurur¬ sun bizi. Abim ablamın üstüne adldı. Onu götürmek için sü¬ rüklemeye çalışırken. Korkudan büzülmüş. Bir insan güzeliydi. işini kolaylaştırmak isterce¬ sine hareketsiz duruyordu. Oğlu Yusuf daha ergenlik çağındaydı. . Hozat'ın İn köyüne gelindiği zaman.Namusuna dokunduklannı görmektense öldürürüm onu. Ablamın ellerini çözdü. diye bağırıyordu. Anneme sokulmuştu. diye bağırdı. Yüzbaşı. Ablam hiç karşı koymadı. Bağlı elleriyle ablamın boğazını sıkmağa başladı. Eğer şerefin varsa. Yusuf elleri arkasında bağlı yürürken. O zaman ananızı. deyip duruyordu. Ablam 13-14 yaşlanndaydı. Abim 16-17 yaşlanndaydı. yazılı olarak geçti elime. Abim Zeynel deli gibi ayağa firladı. bacınızı siz gönderin bize. Ama anlattık¬ ları. abim yerinden firladı. Sü¬ rükleyerek götürmeye çalıştı. Komutandan mümkünse bağların gev¬ şetilmesini istiyor ve isteği uygun bulunuyordu. ahimin çıkışı üzerine eri çadınna çağırdı. Ablamın koluna yapışd. kolu şişmişri. Okuduğum anlatımlarını özerieyerek sunuyorum: "Askerler yüzbaşı için bir çadır kurdular. İn köyünden sonraki bir derede mola veriliyordu. diye bağırdı komutana.lu için gözyaşı döküyordu. Ama sizde o şeref yok. tutsakların sayısı 100 do¬ layına çıkmıştı. Ben yaşadığım sürece kimse bacıma dokunamaz. 373 . * * Burada bir açıklama yapma gereğini duyuyorum: Hüseyin Köse ile yüz yüze görüşme olanağını bulamadım. Süleyman Köse'nin ellerini birbirine bağlayan sicim bilekleri¬ ne oturmuş. Yüzbaşı çadmna çe¬ kildi. ba¬ bası sayıklar gibi: O daha çocuk. Ortaokul öğrencisiydi. diye ba¬ ğırdı. Ulan şerefsiz. Sonra bir er yanımıza geldi. Yüzbaşı istiyormuş. küçülmüş¬ tü. Ona yardım etmek. Ve asker sonra geri geldi. Kendini kaybetmişti.

Öldür beni Zeynel.. Zeynel. ormana yetişmek üzereyken vurulup düştü. kurtuluşumuz yok. Zeynel. Kur'an okutma. Gücüne kuvvetine güvenen insanlardan her bi¬ ri bir yöne dağılıp ormana koşmaya başladı. Askerler şaşırmışlardı. orada ne kadar insan varsa seyrediyordu. Askerler ormana dağıldılar. Gücü olan kaçsın. Sırtüstü yat bacım. Fakat annem dayanamadı. Kaçanları aradılar. Ablamı boğmak için çırpmıyor. Yüksekçe bir yere otur¬ du. çocuk ve güçsüzler kalmıştı. Kafile bir anda ayaklandı. Gözleri büyümüş.. kafile içinde fisıldaşmalar başladı: Kaçahm. Bir ere seslendi: Başla! Bir asker. Meydanda sadece ihtiyar.. Yanaklarından aşağıya yaşlar akıyordu. Kur'an okumaya başladı. ne olur! Abim delirmiş gibiydi. diye yalvardı. diye bağırdı. Ablam. makineli tüfeklerin namluları bize çevrildi.. ne yapmaları gerektiğini de bilmiyorlardı. Onlarla birlikte birçok kişi daha. O sırada yüzbaşı çadırından çıkd. Hepimizi tarayacaklar. Gülüyordu. Onlar toparlanıp tüfeklerini. Askerler dahil. Ahmet ve Mustafa ahilerim ormana yetişip kay¬ bolmuşlardı. Bir süre sonra eli boş döndüler. Yapma oğlum.. Birden ortalığı bir 374 . Söyledikleri hiç aklımdan çıkmadı bugüne kadar: Boğ beni kardeşim.Ablam ağlıyordu. Er Kur'an okurken. sırtüstü yatan ablamın ağzının üstüne oturdu. Bu namussuza tesHm etme beni. Kime ateş edeceklerini.. hasta. askerlerin dikkatierini dağıtmışd. yüzü çarpılmıştı. maki¬ nelileri ateşkyinceye kadar. kaçanlar bir hayli mesafe aldılar. Onu bu şekilde ne¬ fessiz bırakıp öldürmek istiyordu. Ama hiç de in¬ sanca bir gülümseme değildi. kardeşinin kanına girme. elinde Kur'an'la öne çıkd. Bir yandan da karşımıza makine¬ li tüfekler yerleştiriliyordu. Bize ne olacak diye korku içinde beklerken.. ama elleri bağlı olduğu için bo¬ ğazını kavrayamıyordu. Ahimi kaldırdı.. Ama ba¬ bam.

mağaralar ağıdır. Ormana doğru yürüdüm. Yaralan biraz kabuk bağladı. bir dağlar yumağıdır.. Durma¬ dan yer değiştiriyorduk. Babam onu ormana taşıdı. Dersim denilince. insanlarla hayvanların tutunabildiği yamaçlan. Tepeden dibe inmeye elveren ancak bir¬ kaç geçidi vardır. Askerler görünmüyordu. Orada bir hafta yatd. yer yer balta Ue kırılmış izlenimi verecek biçimde parçalanıyor. Uyandığımda ortalık sessizdi. Der¬ sim'i güneyden kuzeye doğru yay biçiminde. Tepeler giderek bk eğilim tutturuyor. "geli"ler akla geliyor. Çığlıklar arasında namlular üstümüze kurşun yağdırmaya başladı. Yüz¬ başının çadırı da yoktu. yamaçları dik bir derinlikle ikiye bölüyor. Uykuda gibiydi. Yamaçlan sarp. Fakat takip altındaydık. Ama her nasılsa ölmemişti. Doğruldum ama. Annemi kabul etti. Gözlerimi bir türlü açamıyordum. vah¬ şi derinlikleri bulan.. Ta¬ ze kan geldi elime." MAĞARALARDA ÖLÜM Dersim. Ama bazıları insan eli ve emeğiyle işlenerek genişle¬ tilmiş. Annem yanımda yatıyordu. Kuyu derinliklerden yük¬ selen dik yariar. Babam ve ormana sığınan ötekiler. in köyünün değirmencisi ahbabımızdı. Elimi götürdüm. pmariaria beslenen bu düzlük¬ ler yaylalardır.. Ölü sandığım annem de yaşıyordu. Bunlann içinde en ünlüsü "Kutu deresi "dir.cayırd kapladı. Sırdm sızlıyordu.. Dağ kıvnmlan arasına sıkışan. Bu mağalarm bazdan.. boylu boyunca uzanıp düzlükler halini alıyor. doğanın ken¬ di yapısıdır. Yaralanmışdm. ulu tepeler haline geliyor. Yüksekliği 2500 ile 3600 met¬ re arasında değişen sıra ve küme dağlar. Kutu deresinin. Kutu deresinin zemini. Onu tekrar ormana taşıdık. 375 . Ormandakikr beni buldular. Uyuyakalmışım. Tam 17 kurşun yarası vardı vücudunda. uykum geliyordu. Kutu deresi. ölüleri gömüp yaralılan götürdüler. Sonra uyandım. Başımı da¬ yadım annemin ölü bedenine..

bu mağaralar. biri üç yaşındaki iki kardeşimle mağaradakiler arasındaydı. Askerler durmadan kur¬ şun sıkıyorlardı. öylesine delik deşik. Ovacık-Tunceli il merkezi arasında sıralanan sayısız mağara¬ lar kolonisine. Ba¬ bam ve köyün diğer erkekleriyle yukarda seyrediyorduk.. kucağındaki bebeğiyle gelinler. ihtiyarlar. bombalar atdlar. merhamet' diye yalvarıyor ve sağa sola kaçışıyorlardı. çocuk ve ihtiyarlar oraya toplanmıştı. Köylüler. llksor ve Ağpanoz mağaraları deniyor. insan haykırışları¬ nı hayatım boyunca hiç unutmadım. Bir tanık anlatıyor: "Biz yukarda.... vadiyi sarıp mağaralara doğru yayıldılar. Ölülerimizi alıp gömdük. ka¬ dın. Vadiler. insanlar can derdiyle toz ve dumanın arasından dışarıya firlıyorlardı. Askerler. llksor mağaralarının önündeki meydanlık.. Çıkışların karşısında siperlendiler. llksor mağaraları. ağaçlıklı kayalıklardaydık. Birbirine dolanıp kaskatı kesilmişlerdi. ağlıyor. Dersimlilerin diri diri gömül¬ dükleri mezar oldu. Kadın¬ larla. Sarısalrik dağlarının yamaçlanyla "gelileri" de mağaralar labirentidir." » * Dersim mağaralarının bazıları alabildiğine geniş ve derindi. Laç vadileriyle. Topları mağara kapılarına nişanlayıp gülleler yağdırdılar. yaz sıcağından korunacak kışlık yiyeceklerini depoluyorlardı. Annem. çocuk ve ihtiyarlarla doluydu. Annem iki kardeşime sarılmıştı. Küçücük çocuklar. Çıldırmış gibi bağrışıyor. biri beş. Dinamitier. O günkü insan manzarasını. Dürüt. mağaralarıyla dev bir süngerin kılcal borula¬ rını andırıyor. Kırım günlerinde. ye¬ ni doğmuş bebekten 90'hk ihtiyara kadar her yaştan insan cese¬ diyle doldu. 10 yaşındaydım o zaman. İçlerinde. Askerler akşama doğru çekildiler. Aşağıya indik. Dersim dağları. Arı kovanı boşalıyor gibiydi. 'yapmayın.. bu mağaraları gerektiğinde hayvanları için kışlak olarak kullanıyor. bir sürü koyunu barındıracak büyüklükte olanları da 376 . Dersim'de. llksor.AH Boğazı.

Böylece tarama sa¬ hası içindeki mağaralarda toplam 216 haydut imha edilmiş. Türk Genelkurmayı da "mağaralarda ölümü" inkâr etmiyor. Genelkurmay'ın Türkiye Cumhuriyeti'nde Ayaklanmalar 1924-1938 adındaki kitabında. can havliyle dışanya firlayanlar da ateş ile imha edilmişti. Bu mağaraların girişi dinamit padatılarak yıkılıyor. tersine olanlan "ordunun başarısı" olarak açıklıyordu. Mağara girişlerindeki kayalıklarda beton izleri mühür gibi yerindeydi." 377 . İnsanlar. Dehşet görüntüleriyle yüz yüze geldiler. askerlerin taarruzundan korunmak için derinlere. 1949 yılında gevşemeye başkdı. Ahpanos. taş duvar örülerek kapatılanlan da vardı. Alaydan gönderilen istihkâm müfrezesi tarafindan tahrip kalıpları adlmak suretiyk mağaralar tahrip edilerek içindekiler öldürülmüş. haydutknn 5-6 bin tahmin edilen aile efradı. Bu ka¬ dar kanlı boğuşmaya rağmen hâlâ direnmekte olankr vardı. İnsanların koştukları ilk yerler mağaralar oldu. Mağaraların bulunduğu geli ve vadiler kırımdan sonra "yasak bölge" ilan edildiler. Gkişleri aÇip içe¬ riye girdiler. Yasaklar.vardı. 1990'larda Laç deresi. haydutiann şimdiye kadar olan inatla direnmeleri kırılmış. kapatılıyordu. ay¬ rıca 12 haydut cesedi Munzur suyu üzerinde görülmüştü. şaş¬ kınlık içerisinde mağaralara. Mameki tugayı ile güneyden. "Temmuz 1938. gerikre sığınmışlardı. top ve makineli tüfek ateşinden başka 25. dere tabanlannda saklanmaktadır" denildik¬ ten sonra. ağızları mazgallı taş duvarlaria kapatılmış mağaralar cesur askerlerimiz tarafindan kuşadlmış. ağaç diplerine sığın¬ mışlardı. Iskisor. kayalıklara. Laç deresi mansabındaki haydutlara karşı Erzincan tugayı ile kuzeyden. Haydutiann sığındığı. llksor vadisi ve Kutu deresi ve Ahpanos mağaralarında hâlâ insan kemikkri bulunuyordu. Giriş çıkışı beton dökülerek. Laç deresi müfrezesiyle de doğudan yapılan taanuz sonucunda. devam ediyordu: "21 Temmuz 1938'de. Horan bölgelerin¬ deki mağaralarda. Birbkinin üstüne yığılmış kemik yığınları buldular.

14 Ağustos günü Dokuzsıra mağara¬ ları kuşatılıyor. topçu ve piyade ağır silahlannın yakın des¬ teğinde yapılan tarama harekâdnda birçok mağara ve civarında yapılan müsademelerde yüzlerce haydut imha edildi. İstihkam müfrezesi birçok ma¬ ğarayı tahrip suretiyle. Bu arada yine yüzlerce hay¬ van. sayfası: "14 Ağustos 1938. Bir o kadar da kadın ve çocuk grupları yakalandı.Aynı kitabın 436. taş kovuklarını ve bir insanın saklanabilece¬ ği her noktayı adım adım aradılar. silah ve cephane ele geçirildi. 34. muhasara akında tumlmakta olan Kı- nk mağarasındaki 42 haydut." Kitabın 477. Haydutiann direndikleri köyler. Tümen bölgesindeki haydutiann reisleri ile biriikte Dokuzsıra mağaralarında saklan¬ dıklarının haber alınması üzerine. Bu müsademede haydudar bir hayli zayiat veriler. dinamide imha edilmekten korkarak teslim oldu. Bu müsademede haydudar hayli zayiat verdiler. Kor. Seyyar Jandarma Alayından gönderilen bir bölük. münferit evler. haydudarla müsademeye tutuştu. Alay boğazdan içeri girdi ve iki mağarayı kuşatarak ateş akına aldı ve bombaladı. 4 er de yaralı veren 34. 2 er şehit." Genelkurmay kitabının 437. Alay¬ dan takviye gönderiliyor ve düşmanın imhası tamamlanıyordu. Bölgesinde: 12. sayfası: "6-7 Eylül 1938 arasında yapılan tarama harekâd. ordu emrine göre bütün ciddiyeti ve şiddeti ile devam ediyordu. Yılan dağın¬ dan Ali Boğazına inen derelerde 65 haydut imha edildi. Alay¬ dan takviyeli bir bölük de verilmek suretiyle beraberce mağarala¬ rın tekrar kuşadlması ve içindekilerin imhasına memur edildiler. Genelkurmayın "Dersim tarihini" okumaya devam edelim: "57. fakat "haydudarla başa çıkılamayınca". 15. sayfasında şöyle deniliyordu: ." 378 . 57. "24 Temmuz 1938 günü. 8." Kitapta anlarildığına göre. Alayı bölgesinde yapılan taramada. Birlikler bölge¬ lerindeki mağaraları. komlar ve hatta taria ve meşelikler yakıldı. bunlan ele geçirmek maksadı ile. Ve bu çadşmaya 57. Tümenin 38. Alay müfrezeleri ve top¬ çusu yardımda bulundular. Alay boğazdan içeriye girdi ve iki mağarayı kuşatarak ateş altına aldı ve bombaladı.

babasını ve dedesini keserken onu uzaklaşdr- mıştık." 379 . Ben oradaki uzun meşe ağaçlann- dan birkaç sınk kestirdim. Büyükleri orada süngükyerek temizledik. Askerler süngülediler ve kayalıktan aşağıya attılar. Çünkü biz Dersimli ye¬ tişkinlerin ağzından bir şey alamıyorduk. Anter şunlan yazıyordu: "Eskiden lisede üç yıl ve üniversitede iki yıl. Kampta bulunduğumuz bir gün. Dede. girmeyenleri sürükleyip nehre adyorduk. 1941 ders yılı. üniversite kampım Pendik'te yaptık. Bir ara üzerimizden bir uçağımıza nişan aldı. Bir aralık can havli ik bkbirkrine öylesine tutundul. baba. Topladığımız Kürtle¬ ri Munzur köprüsünün arkasına götürdük. Bu hareketine oldukça kızmıştım. O noktada Munzur suyu derinkşip vahşileşiyordu. Komutanımız. Pendik. Yüzüp kurtulmak isteyenleri vuruyorlardı.ır ki. anne ve 5-6 yaşlannda bir çocuk. yine de bir şey söylemeyecekler. Bir mağara¬ da bir aik bulduk. bunlan öl¬ dürmek için oldukça çok mermi harcanacağını. Yemek verdik. Biliyorduk ki. Bölük komutanımız üsteğmen Şecaattin. Girenler giriyordu. yemiyordu. Çocuk kork¬ masın diye. Binlerce Kürdü ma¬ ğaralardan. ağaçların altında istirahat ediyorduk. ders ydı sonunda tam teçhizatla yirmi gün boyunca piyade askerlik kampı yapıhrdı. "Yeni Divan" dergisinde yazdığı bir yazıda Dersim'e ilişkin bir anısını anlatıyordu. bunun yerine hep¬ sini Munzur çayına atıp boğmamızı emretti. anasını. o vakit küçük bir muhacir köyü idi. köprünün gözlerini dkaddar. bunlaria onlara vurmalarmı ve böylece köprünün gözlerinden aşağıya yuvarlamalarını em¬ rettim. Emir verdim 'temizleyin bu pi¬ çi' diye. Onlan hemen kesiyor¬ duk. Anlattığı birçok olaydan bir tanesini sizlere aktarmak istiyo rum Biz Dersim'de temizlik hareketine başlamıştık. Erkre. Dersim ola¬ yındaki hadralannı kendisinden geçmiş bir coşku ik anlatmaya başladı. Yine geniş bir sahada manevra yapıyorduk.* * * Yazar ve şair Musa Anter. in ve oyuklardan topladık. Zaten köprünün akında her ihtimale karşı silahh asker¬ ler yerleştirmiştim. şeker verdik. Bunları götürüp oradan nehre sür¬ dük. Çocukla dost olmaya çalışıyorduk.

Köy boşalıyor. Avukatn. köy¬ lülerle biriikte babamı da yakalıyorlar. Babam. ama bitişiğimizdeki Lolantaneri köyü o ka¬ dar şanslı değildi. Biz kurtulmuştuk. Bitişiğimizdeki Lolantaneri köyünün erkekleri de dağa çıkmıştı. komutanın para ve akın hırsını görünce. evlerinde. Can güvenliği için adının açıklanmasını istemiyordu. Askerler. annemin boynunda. katiiamlar gizli. O gün Lolantaneri'de 40 kişi yakılarak öldürüldü. ne olur ne olmaz düşüncesiyle dağa çıkıp saklanıyorlar. tepede çaresizlik içinde olayları seyredi- 380 . Bir gün köyü basıyorlar. askerler bir gün köyümüze gelerek. Sonra çoluk çocuk. bileğindekiler dahil neyi varsa verip kurtulmayı başarıyor. 1938 yaz aylarında. sistemin "laneriiler" listesindeydi. hepsini samanlığa dolduruyorlar. Kimse öldürülmüyor. hasta ve dolaşdrmalan. Onun için de kendimizi güven içinde his¬ sediyorduk. Ailesi. Babam. bir olanağını bu¬ lup komutanla konuşuyor. bakımları zor çocukları bırakmışlardı köyde. aynı yoldan bütün köylülerimizi kurtarıyor. ertesi gün gelip ya¬ kıyorlar. Bir bakıma. Dağ hayadna dayanamayacak kadın-erkek ihtiyarlan. Topluca öldürüldüler.BEBEKLERİ DE YAKARLAR Tanığımız. Her şey açık ve her¬ kesçe biliniyordu. Ölümden kaçışın tek yolu dağlara sığınmaktı. "Ben üç yaşındaydım" diye anlatıyordu: "Babam köy muhtarıydı. Kapısı¬ nı kilitleyip ateşe veriyorlar." Avukat devam ediyordu: "Baskınlar. Müfreze ayrılır ayrılmaz. İnsanları diri diri yakıyorlar. Dağdaki yakınları. İnsanları meydanda topluyorlar. Üst¬ lerinde. rüşvetle kırımdan kurtulmuştu. yükte hafif pahada ağır neleri varsa alıyorlar. Hozat'ın Lolantaneri köyünde doğmuş¬ tu. O köyde yaşayanların hepsi akrabalarımızdı. devlete yakınlığı nedeniy¬ le bu görevi vermişlerdi. saklı değildi. Hâlâ.

diri diri yakılıyorlardı. genç karısı Küme ve emzikteki kızı Eze'yi bırakıp kaçamıyor. jandarma kışlasının yanındaki dere Hozat deresı- dir. Bu yöreyi. kansını be¬ bekle birlikte samanlığa götürüyorlar. bir kuytu¬ lukta topluca süngüden geçiriliyor. Hala¬ mın oğlu Temo'nun (Teymur) kızıydı. belki binlerce kışı burada kurşuna dizilerek. Yarmanm altın¬ daki bölge de infaz yeriydi. Sonra ya¬ sak bölge ilan ettiler. Sonra öldü. elkrini kollarını bağhyoriar. Yüzlerce. öteki adı Karamuk deresidir. Samanlığa girenkr. herkes gibi dağlara. Eze'nin de saçlan ve başının sol tarafi. Arkadan vuruldu. Köy baskınında Temo. Yıllarca sonra. sol gözü yanmışd. devlet peşini bırakınca köye döndü. Samanlığın ateşe verildi¬ ğini seyrettiriyoriar. Ama yaşıyordu. Ama bebek yaşıyordu. Uzun yıl¬ lar yaşadı. askerier işlerini bitirip köyden çıkınca koşuyoriar.. Burası toplu kırımlar için kul¬ lanılıyordu. Kayışoğlu yarması vardır.yor. altına gelecek biçimde üstüne kapanıyor. Onu bağlı bekletirken. O günkü kadiamdan bir bebek kurtuldu. halk arasında kan deresi oldu. Derede. katliamlardan son¬ ra. Yere yıkıp. insanlar sa¬ hanlıklara doldurulup ateşe veriliyor. Ardından ateş ediliyor ama vuramıyorlar.. Bir Hozatlı anlattı: "Hozat'ta. Gözü kör olmuştu. Lolantaneri köyü baskınında yakalanan erkekler. Halamın öteki oğlu Halil de aynı ölüm kafilesindeydı. büzüldüğü köşede bebeğini kucağına alıyor. 381 . Kaça¬ rak kurtulmayı denedi. Kume'yi yan yanmış. Gelin Küme. Bu derenin adı. O hal¬ de yanıp ölüyor. yolda oyalanarak kafiknin arkasından yürüyor. Saman¬ lıkta yaşayan varsa kurtarmaya çalışıyorlar. Eze o haliyle 12 ya¬ şına kadar yaşadı. Yuvarianıp koşarak ormana sığınıyor." Hozat'ın Ergen (Geçimli) ve Tavuk köylerinde de. ormana sığın¬ dı. Temo kurtulduktan sonra. Sonra bir uçurumdan aşağıya atıyor kendini. Temo. Temo'yu yakalıyorlar. ölmüş buluyoriar. Adı Eze'ydi. süngülenerek kadedildi. Hozat deresi ise "kan deresi"ydi. Fakat başaramadı. ölü insan çöplüğü olarak kullanmışlardı.

" ZEYNEL ÇAVUŞ'UN MADALYASI Zeynel Altıntaş.. bir zamanlar devlet tarafindan ödüllendi¬ rilmekten muduydu. kök adı verildiğin¬ de. şükran duygularının ifadesi olarak ona asker üniforması giydirmiş. Osmanlı sultanını deviren Mustafa Kemal Ata¬ türk'ün yönerimi de yeni görevler. Yıllarca sonra yasak kalkınca. Zeynel Çavuş'un. payeler vermişti. Biz çocuklar.. bunlar bizim insanlarımız diyerek kemikleri çal¬ maya başladık. Osmanlı yönetimi. askeri mıntı¬ ka içindeydi. zaferinden sonra.. Kureyşan aşireti ve Çamurek köyündendi. her yer insan iskektieriyle doluydu.. hayvan otiatma bahanesiyle Kan deresine yaklaşmaya. Çünkü. Çaldıklarımızı büyüklerimiz alıp gömüyordu. hem okuması. uzağında du¬ rup dereyi seyrediyorduk. yörede "büyük Türk büyükleri "nden biri sayılıyordu. "Devlete bağlılığıyla da mutlu Dersimlilerden biri" olan Zey¬ nel Çavuş'a. 382 . koluna çavuş rütbesi. Kürt dünyasıyla ilgisi. cebinde maaşıyla Dersim'de "şan ve şerefle" dolaşıyordu. Nöbetçiler vardı. Kürtlükle. Çamurekli Zeynel. "devlete bağlılığını kanıdamış biri" olarak.Yasak bölgeleri askerler koruyordu. yavaş yavaş girmeye baş¬ ladık. O. adı sonradan "Dallıbahçe" olarak değiştirilen İresi köyü nahiye olunca. Çocukluğumuzda. Kemiklerin kime ait oldukları bilinmeden. çamaşır. Ruslara karşı "Sansa Deresi" efsanesini yaratan adamdı. Nahiye Müdürü makamına oturtulmuştu. çürüyene kadar. artık muduluğuna diyecek yoktu. elbise. Üstünde asker üniforması. Zeynel Altıntaş. Kan deresindeki kemikleri topladık ama. "Zeynel Akıntaş" olmuştu. Cumhuriyet döneminde herkese yeni bir soy. göğsüne de "vatan hizmerierinin terribinden" madalya takmışn. 1940'lardan sonra. Yarma. yakınlığı yoktu. O Kürt atna. yıllar boyunca toprağın üstünde kaldı. toplanabikn kemikler topluca gömüldü. hem de yazması olduğu için. çorap parçaları. kollarında ça¬ vuşluk "pırpır"ları. Kan deresi. uzaklardan birinin getirilip oturtulması yerine.

bir zamanlar 383 . "devlet şeflcatini". "sikhlanm her zaman¬ ki gibi devkrimin hizmetindedk" diyen bir törensellikk asken komutana sunmuştu." Zeynel Çavuş. dağı. belki komutan yeni ve tanımayan bki olabdır dü¬ şüncesiyle. parmakla gösterilecek kadar azalmış. "Dersim'in silahsızlandırılması" buyruğuna en başta o uymuş. artık "antikaya çıkmış" tüfeğini. hazırlıklı davranıyordu. taşı. ayran. karısı ve çocuklarım. Ben. çaba harcıyordu. Dersim insandan "anndınlmış". Zeynel Altın¬ taş. Dersim'i düşünen çabalanm anlatarak. yerli memuriann görevden uzaklaşünlmasını karariaştırdık- tan' sonra işinden alındı. görevsiz kalmış bk devlet âşığı olarak hizmet yolunda ter döküyor. 1935'te. Başbakan İnönü "Dersim harekâtı" için planlar ya¬ pıp. çay. Ruslardan alıp yine Ruslara karşı kullandığı. Eski de olsa. bk gün askeri bk birii¬ ğin geldiğini görüyor. devkte hizmet ederken ne olur ne ol¬ maz düşüncesiyk satm aldığı tabancasmı. Ama o "art niyet"e yormadı. huzur içinde yaşarken. 1938 yılının yaz ayları sonlarına doğru artık duman tüten koy sayısı. hâlâ "devletin bir bildiği vardır" diye mi düşünüyordu bilin¬ mez. Dersim. * Zeynel Çavuş.Devktin bir temsikisi olarak. Görevlerinin gereğini yerine getirmekten başka bir düşüncesi yoktu. devletin kollarına hizmet için seferber ediyordu: "Belki bir muhtaçlıktan vardır. Sizler de. ilgisizdi. devkte karşı "kötü niyetlilerin peşinde" bir görevliydi. kayası ve ormanıyla bir açık hava me¬ zarlığı haline getirilmişti. daha sonra kan sesine boğulduğunda. "Devleti¬ mizin bir bildiği vardır" diyor.. taze ekmek için hazırlık yapın. askerkri karşılamaya gi¬ diyorum. Pek çok kişi¬ nin iknacısıydı o. Devleti karşılama¬ ya giderken. tedbiri elden bırakmıyordu.. silahını vermek istemeyenleri ikna görüşmelerine başlamıştı. Kendisi de.

müfreze komutanına. müdür onu görmüyor. kız¬ ları. Atatürkümüzün eski nahiye müdürü Zeynel Altıntaş yani" cevabını veriyordu: Komutan. hizmederini tek tek anlatıp. en yeni elbisesini giyip. 47 haydut si¬ lahlarıyla birlikte ölü olarak ele geçirildi" şeklinde mi geçti resmi raporlara bilmiyorum. askerlerine emir veriyordu: Yakalayın şunu!. Çavuş.devlerine hizmet etmiş bir görevli olarak. Gider Abdullah Paşa'ya (Alpdoğan) an¬ latırsın derdini. anında gerekebilir tedbiriyle belgesini de cebine koyarak. Zeynel Altıntaş isim benzerliğinden kay¬ naklanan bir yanlış anlama olabileceğini söyleyerek. yeni müdür Hüsnü Dicleli'yi görünce. geçmişini. Komutan. sertti: Bk yanlışlık yok. Anlanlanlara göre. bütün oğullan. bazen değerli bilgiler bile vermişri. Fakat. bir zamanlar nahiye müdürlüğü yapnğı İresi'ye götürülüyor.. Dahası. sesini duymuyordu. Ama yolcu¬ lukları Iresi'nin birişiğindeki derede son buluyordu. Urganlarla birbi¬ rine bağlandıktan sonra yolculuğa çıkarılıyorlardı. sevinçle se¬ lamlıyordu. eşi ve yakın akrabaları toplanıp getiriliyordu. vatana hizmederinin nişanesi olan madal¬ yasını göğsüne asarak. derhal bağlanmasını emrediyordu. "ben Zeynel Çavuşum. "Atatürkümüzün şapkası" dediği fötr şapkasını da başına geçirerek karşılamaya çıkıyordu. "sen de kimsin?" diye azarlayınca. 384 . Anlatılanlara göre. hepsi toplam 47 kişiydi. tersliğin önüne geçmek için madalya¬ sını gösteriyordu.. bir müfreze köyü Çamurek'e bir başka askeri kol da yakınlarının bulunduğu Albusan mezrasına gönderiliyor. askerlerin başındaki subayı selamlayıp saygılarını sun¬ duktan sonra. Ne de olsa halef selef sayılıyoriardı. kravatını bağlayarak. Ailenin sonu. Sıkça Dicleli'nin ziyaretine gitmiş. "eve buyur" ediyordu. "İresi deresinde çıkan çatışmada. Zeynel Çavuş. Zeynel Çavuş eli ayağı bağlı halde güneş altında bekletilirken. Ama komutan ödünsüz. gülümsemeye çalışarak..

altın cinsinden neleri varsa ceplerine koyuyor. Dersimliler. DersimHIerin anlatnğına göre o. neleri var¬ sa yanlarına ahyorlar. Genelkurmay başkanları. bunlardan bazılarını hiç unutmadı. Zaman yüzlerini sildi. kaderlerine doğru yola çıkarken. ülkenin kaderinde başrole çıkan¬ lar. Ali Fethi Esener ve Cevdet Sunay da unutulamayanlardandı." Fakat.. yola çı¬ karmadan önce. Ama. Batı Anadolu'ya nakledileceklerini sananlar. Kürtler daha iyisini yapıyor. Başlangıçta. Dersim'den geçen kimi subaylar.. sakın unutmayın. General Hü¬ seyin Alpdoğan Dersim yangınının kibriti olarak anddı. daha sonra da "ordunun en disiplinli subayı" 385 . daha sonra politika alanında da etkin rol oynadılar.ışkan- ları.. Ali Fethi Esener. en gençlerden biri olmasına rağmen. yanlarına aldıkları paraların akıbeti çok geçmeden ay¬ dınlığa kavuştu. ordu komutanları da çıkri. Gideceğiniz yerde lazım olur" öğütleri veriyordu. Bazdan daha sonra kendi köşelerine çekildi. köy köy dolaşıp. Bun¬ ların içinden Cemal Gürsel ve Cevdet Sunay gibi cumhurb. "unutulmaz" olarak kaldı. bellerine bağlıyorlardı. altınlarını yere gömüyor. O da. Kürtlerin "iyilikten anlamalarım" takdirle karşdıyor ve şöyle diyordu: "Ermeniler göç ederken paralarını.. "güvenli yerlere nakledilmek" üzere bir araya topladığı insanları. askerliğin yanında. "iyilik olsun" diye söy¬ lediklerini harfiyen yerine getiriyor. "güvenli bir hayata nakledilmek" üzere toplanan in¬ sanlarla. on¬ ları "düşünen iyi yürekli" genç subayın. Genç subay. özellikle de paranızı almayı. "iyilikleri için" uyarıyor. para. adlarını unutturdu...KURTARICISINI ARAYAN PAŞA 1970'lere kadar ordunun üst kademelerinde görev yapan ge¬ nerallerin büyük çoğunluğu. "yanınıza alabileceği¬ niz her şeyinizi. "Kürt isyanlan"ndan geçmişri. "para¬ sal buluşları"yla unutulamayanlar arasına katılmışri. yeni bir hayat kurmak üzere. bk daha bulunmuyordu.

ilişkileri şansım tüketti. Demirel. Dersim'den geçerek general olanlardan biri de Ragıp Gümüş- pala'ydı. Karargâhı Pakire köyündeydi. Dersim'de Bahtiyar aşireti bölgesinde savaşıyordu. Osmanlı'ya karşı ayaklanan Araplar ve IngiHzlere karşı Filistin Cephesi'nde savaşırken esir düştü. İki yıl sonra da darbeyle Cumhurbaşkanı oldu. 386 . bu arada değerli pul koleksiyonunu da rüşvet vererek. Dersimliler Sunay için. Olayı haber alınca. onu 1978'de Genelkurmay Başkanı yapmak istedi. Adalet Partki kapatılınca. Ordu Komutanı'yken. elinde avucundaki kıymetii eşyası¬ nı. karşılı¬ ğında oğlunu kurtarmayı başardı. Gümüşpala. Esener ke. Daha sonra Genelkurmay Başkanlığından Cumhurbaşkanlığı makamına seçikn Sunay. kendisini emekli eden darbecikrk hesaplaşmak üzere. Erzurum'da 3. "Bahtiyar aşiretinin kökünü kazıyan kişi" diyordu. Birinci Dünya Savaşı sırasında. Ingilizlerie ilişkiye geçri. kapatılan DP'nin siyasi mirası üzerinde kurulan Adalet Parti¬ si'nin (AP) başına geçti.olarak tanındı. taş taş üstünde bırakılmamış». askeri imam olarak o bölgedeydi. köşesine çekildi. Babası. 1980 darbesinden sonra da Süleyman Demirel'k sıcak iHşkilerini sürdürdü. Kenan Evren Genelkurmay Baş¬ kanlığına getirildi. Ofluydu. Orgeneralliğe yükseldi. Bahtiyar aşireti yöresi insandan anndınlmış. Sunay'ın eşi Atı¬ fet Sunay'm anlattığına göre. yerine ku¬ rulan "Büyük Türkiye Partisi" nin başına geçkildi. gecikerek kendikrine katıldığı için onu emekliye ayırdılar. 27 Mayıs 1960 tarihinde askeri darbe oldu. Ancak. Fakat eski ar¬ kadaşlan generaUer tarafindan engelknince. Dersimlilerin unutamadıklarından Cevdet Sunay. Darbecikr. O da. Yıllarca başbakanlık ya¬ pan Süleyman Demirel'in en gözde generallerinden biriydi..

köyüne gidip onu ziyaret et¬ mek istediğini. bu kez sivil kıyafetler içinde yeniden Dersim'deydi. merakını gidermek için. ama bu anıların içeriğini açıklamıyor. zar zor ayakta durabiliyordu.. diyormuş. Çocuklar. 1962'de AP genel başkanı olarak. iktidara hazırlanırken 1964'te öldü. Tacim köyünde yaşadığı ama ol¬ dukça yaşlandığı anlatılınca. insanlığınıza sığındım. Geceyi orada geçirdi. ona verdiği sözü tuttu. sevgile¬ rinin iletilmesini istiyordu. zaman elvermediğinden üzgün olduğunu. Aytaç.Dönemin ünlü politikacılarından ve rakibi Osman Bölükbaşı ona. Dersim'e ilişkin derin anıları bulunduğunu söylüyor. bir su¬ bayla iki eri yakalamışlardı. Gümüşpala. partisinin adayına oy vermesini istemeye gel¬ mişti. İçimizde Türkçe bi¬ len tek kişi Ali'ydi. Bu arada.. Titriyor. Paşa. Dersimlileri çok sev¬ diğini. Getirdiler bana. Paşa'yı nereden tanıdığını sordu. Türkiye'nin kırk yılına damgasını vuran Süleyman Demirel geçti. "Teneke Paşa" adını takmıştı. "Kökümüzü gerirenlerden biriydi" diyor ve devam ediyordu: "1938 senesinin yaz aylarıydı. Ali'ye dedim ki: Sor bakahm. Hıdır Ağa'ya Paşa'nm selamını iletti. yıllar sonra. Ben şimdi sana ne yapayım? Ali benim söylediklerimi ona. Sizin merhametinize. Tunceli'den ayrılırken. "oyunuzu benim parrime ve¬ rin" tekrarı arasında. siz bunca masum insanın. Tacim köyüne gittiğinde. çolugun çocuğun kanına girdiniz. ikide bir soruyordu: Hayderanlı Hıdır Ağa sağ mı? Hıdır Ağa'nın sağ olduğu. Paşa. Onuruna verilen akşam yemeğinde Paşa. Korkudan sararmışd. bu subaya. Dersimlilerin. Yerine. Hıdır Ağa'nın gözleri yaşarmıştı. uğurlayıcıları arasında bulunan Türkiye İşçi Partisi (TİP) İl Başkanı Kahraman Aytaç'tan tekrar ricada bu¬ lundu: Benden Hıdır Ağa'ya selam söyleyin. Boynu bükük haldeydi. onun cevabını bana tercüme etti. Dağdaydık. 387 .

Bir don ve gömlekle kaldılar. Boynunu büküp kaldı. Subay (Ragıp Gümüşpala) taşlar. Acıdım haline. 388 . başka bir anlattmla öz yeğeni Rayber'di. Eski yakın dosdan. Rayber'in ihanetinden sonra. Sonra dedim ki: Alın. Der¬ simli Binali Atik. Sansa deresinde Ruslarla çarpıştım. kara ihaneti temsil ettiği için Lanetli sayıldı. Onun "olayına" kadar. Söylediklerim ona tercüme edildi. muhbir ve rehber olarak dağlarda dolaşıyor. kimseyi öldürmedik. Çağırdım. Beni Uşak'a sürgün ettiler. yalpalaya yalpalaya yürümeye başladılar. ak¬ rabaları ve bu arada öz amcasının ruhunu almak için geceli gün¬ düzlü çabalıyor. günahsız insan¬ ları öldürüyorsunuz." diyordu. Potinlerini geri verdim. Ama siz suçsuz. Onlardan esir aldık. Birliklerine yakın yere salın gelin. iz sürücü." ADİ DA YOK OLAN TETİKÇİ Ortaya dökülen para. Öldürmedi beni. dedim. kelle avcısı. bir çatışmada o beni yakaladı. Can borcunu böyle ödedi.Ona söyle dedim Ali'ye. Aradan zaman geçti. Bunların en ünlüsü. Çocuklara dedim ki: Soyun bunu! Çocuklar. Ben. silahlarını aldılar. Çoluğu çocuğu. dedim. tetikçi. sonrası için "o isim. "Rayber" adı Dersim'de yaygındı. diken ve ot¬ lar arasında çıplak ayakla yürüyemiyordu.. Sürgün edilecek insanlara katd. Yalınayak. kimi vicdanları satı¬ lık meta hafine getirmişti. izini sürüyor. götürün. kendi adını da "lanetH"ye çıkarıyordu. Bir gün. Ama doğrusunu söylemek gerekirse beklemediğim bir şey yaptı. Seid Rıza'nın kardeşi Seid Ali'nin oğlu.. Biz katil değiliz. onun ve yanındaki askerlerin elbiselerini. Arka¬ dan bakıyordum. kimse çocuğuna o adı vermedi. Pek çok Dersimli. yoluna pusular kuruyor. Hadi git. Sesi¬ ni çıkarmadı. Seni öldürmeyeceğiz. potinleri¬ ni. Dersim'i kirletmiş. "parça başı hizmetine" göre para alıyordu. yerinden kalkamayacak ihtiyarları katiediyorsunuz.

dillere destan köşk yavrusu bir ev yaptırmıştı. Bu "işi". Dersimlilere göre o. 1937'de 40-45 yaşlanndaydı. üst dudaklarını dolduran bıyıkla¬ rının bakımına pek düşkündü. 1925'ten 1938'de öldürülünceye dek sürdürdüğü söyleniyordu. Duvarlar. uzun boyluydu. DersimHIer ayaklarını taştan. Dağhlar arasında bir istisna olarak. o şişmancaydı. Hozat'ın Peyami köyünde oturuyordu. Kara. gür. heybeti¬ nin boyutlarını görkeme ulaştırıyordu. duvarların boydan boya değişik motiflerle süslenmesi için kök boya kullanılmış. Anlarilanlar doğruysa eğer. kilot pantolonunun akında çizme. Dersim'de kişinin "zenginli¬ ği" sayılıyordu. Kadın ve çocuklar genellikle yalınayaktı. muhbirlik. Giyim kuşamıyla da. 389 . ustalar tarafindan kesilip yontularak biçimlendiril¬ miş taşlarla örülmüştü. Birçok odalı evinde hamam da eksik değildi. Esmer. zemine mer¬ mer döşetmişti. "mesleğini icra" ederek kısa zamanda varlığa konmuştu. gömlek giymek. değirmi göbeği öne fırlaktı. topraktan koruyacak çarık bulamıyorlardı. Yamasız şalvar. tam 40 bin adet yumurta akı harcanmıştı. O ise. Özellikle misafir kabul salonunun süsü ve gösterişi için para harcamaktan çekinmemiş. Dersimlilerin "pis iş" dedikleri uğ¬ raşı. Rayber. kelle avcılığıydı. Boynu kalın. Koyu renk ceket. bir derebeyi azametiyle uzun konçlu çizmeler giyiyor¬ du. belki abartı ama. Dersimlilere göre. o dönemde. ta Şam'dan ressamlar getirtip iç duvarları süsktmişri. uçlarını dikleştiriyordu. Uzun boyu ve şişmanca cüssesi bir araya gelince. Nereden bulup getirmişse. hemen göze çarpıyordu. heybetH görünüşü "azamete" varıyordu. insan soyunun "aşağılık uğraş" saydı¬ ğı bir "mesleği icra ediyor"du. Köyde.Rayber. Kırlaşmış bıyıklarını her gün üşen¬ meden karaya boyuyor ve kuru üzümle mıncıklayıp burarak bi¬ çim veriyor. burnunun altım.

bayır peşinde koştuğu Seid Rıza'nın emeği.Salonun duvarlarına. canlarının kurtarılması için yalvanyorlardı. ama günün birinde hayatını al¬ mak için ardına düşebileceğini asla. Bu para o dönemde. daha sonra öldürülüyordu. yalnız Dersim dağların¬ da değil. Milletvekillerinin maaşı o kadar değildi. ağaç kabukları ve köklerden elde edilen boyalara yumurta karışrinlarak yapılan karışımla at. Onun geliri bu kadarla kalmıyordu. ilgi ve himayesiyle büyümüştü. Köşkünde sıkça ziyafetler düzenliyor. neleri var neleri yoksa önüne serip. askeri komutanları. Rayber. Ödül ve rüşvetler. Dinleyenler onu teskin ediyorlardı: Üzülme Rayber Ağa. Atatürk. içini çekerek: Bu duvarlarda ne eksik biliyor musunuz? diye soruyordu. rakı sofralarında heyecanlı söy¬ levler veriyor.. ayda beş bin lira maaş alıyordu. Bunu yapacak kimseyi bulamadım. Onun.. Ne eksik Rayber Ağa? Eksik olan. ruhunu almak için dağ. 390 . İsmet İnönü ve Fevzi Çakmak ile Abdullah Alpdo¬ gan'ın portreleri de unutulmamışri. geliri¬ nin öteki kalemlerini teşkil ediyordu. dişi kurt önderliğinde çıkıp dünyaya yayılmasını anlatan tablonun bir türlü yapılamamasıdır.. Rayber. üzülüyorum. cey¬ lan motifleri ve savaş sahneleri işlenmişti. Peşine düşülen insanlar. Rayber maaşa bağlanmıştı.... İstanbul'da bile servet sayılıyordu. Onun için hayıflanıyor. Bir söylentiye göre. Ondan her şeyi bekliyordu. geyik. Okuma ve yaz¬ mayı Seid'den öğrenmişti. ona koşuyor. Atalarımız Türklerin Ergenekon dağlarım delip. Abdullah Alpdoğan Paşamızdan dinlediğim ta¬ rihimizdir. bazen konuş¬ tukça heyecanlanıyor. Bir gün o da olur. öz be öz Türk olduğunu söylüyor. "mesele değil bu" diyerek parasını aldığı insanların ço¬ ğu. si¬ vil amirleri ağırlıyordu.

Rayber. Her gün. halk desteğini alıp yerine geçememişri. Hazreti Ali'nin parmak kemiği olduğu iddia edikn emanetkrin de saklandığı Keşiş Kilisesi. Dersim'e bombalar yağmaya başladığında ikili oyun için "tarafsızlığım" ilan etmişti. Aile büyüğü olarak Seid Rıza'nın elinde ve himayesindeydi. hak ortaklığı istemini sahipliğe vardırmış. amacın Rayber'i direnişçiler arasına katıp on¬ lann avlanmasını kolaylaştırmak olduğu açıktı. Fakat. kullanılan güç tarafindan kışkırtılmış. öteki adıyla Venk. liderierin aralarında kavga¬ lı ve birbirinden koptuğunu. Fakat. Nuri Dersimi. Halbori topraklanndaki kutsal Keşiş Kilisesi. Seid Rı¬ za. Seid Rıza'yı terk edip Türk ordusu saflanna katılan aşiret adlarını tek tek duyuran komutan Alpdo¬ ğan. Rayber. Seid Rıza'yı yıpratma. her yıl sayısız kişi tarafindan zi¬ yaret ediliyor. Rayber'in "savaşa katılması "m şöyle anlariyor: "Rayber. bir Türk casusu olarak Kürtkr arasına girmiş- 391 . armağanlar bırakılıyordu. yaz ortalarında yayınladığı bk bildiriyle Rayber'in Hozat'tan kaçıp "haydutlara katıldığım" ve Türk ordusuna karşı savaşma¬ ya başladığını duyurmuştu. ilk kez önemli bir güç kanlımı olduğunu resmi bildiriyle açıklıyor. Rayber. inandıncı olamamıştı. Rayber'e güvenip aranıza almayın" deyince. bu açıdan bakmış. halk desteğini de yadsı¬ mamış. bu dönemde gün ışığına çıkıyor. güçten arındırma planlannın kolay aktörü haline geliyordu. bir kısım maiyetiyk ilk önce Bahtiyar aşiretiyle bkleşmişti. bazı direnişçi gruplarla bir araya gelmeyi başanyordu. bunu daha sonra lideriik sevdasına dönüştürmüştü. aileden kalmaydı. "Sel Seferleri"ne. resmi bildirinin inandıncılığı kırılıyor. ona karşı lideriik mücadeksine giriyordu. ihrirası giderek boyunu aşan kine dönüşüyor. Nitekim. Amcasıyla gizliden gizliye giriştiği miras kavgası. Bunun bir oyun. ama Seid Rıza'nın çabalan¬ na rağmen. "bu bir oyundur. Rolünü oynarken. kendisini amaca göriirecek firsat olarak görmüştü. 1920'knle "derin devlet"in gölgesi hafine geliyordu. her şeye rağmen amcasının otoritesini kı¬ ramamış. bildiri uçaklaria tüm Dersim'e yağdırılıyordu. Bunun üzerine "Inspektör" Pa¬ şa.

Seid Rıza bu sözlerine inanmadığını bildirmişti. aldatmayı başardığı Mısto Sure'nin torunu Vanklı Efen¬ di'yi yanma alarak Türklere karşı harbe başlamışn. amcası Seid Rıza'ya haber göndererek." Rayber'in DersimHIer arasındaki inandıncdığı. uygun bir yer kararlaştınlınca haber verileceğini bildirmiş. Rayber. Sıranın kullanılmışlara geldiğini duyuyor. Savaşın ağırlık merkezi Seid Rıza üzerineydi. tedirgindi. Diğerleri Seid Rıza'nın sözlerine rağmen. An¬ latdanlara göre. 1938 sonbaharında. Rayber. Savaş planlarını Alişer hazırlıyordu. intikamcıların varlığı yüzünden hu¬ zurlu olmadığını. Türk hükü¬ metinin planlarını anladığını. Seid Rıza'dan baş¬ ka diğer bütün reislerin. sonunda. elini öpüp kendisinden af dilemek istediğini bildirdiğinde. Rayber. 392 . Çünkü General. Dersim planlandığı düzeyde insansızlaş¬ tırılmıştı. "Paşadan hayırlı haber geldi" sevinciyle koşmuştu. Bu nedenle General Alpdogan'ın biricik ama¬ cı Alişer'i yok etmekti. batıda uygun bir çiftlik tedarik edilmesi halin¬ de göçüp gidebileceğini söylemiş. Artık tetikçilere. Alişer'i öldürmesiyle yok oluyordu. Rayber'e inanmış ve batı cephesinde savaşmak üzere gelmesine razı olmuştu. Kahpe ve kurnaz Rayber. Güven vere¬ meyen "kullanılmışlar" ise tasfiye ediliyordu. hatta Alişer'in bile güvenini kazanmıştı. Kürt kuvvetieri hakkında elde ettiği bilgileri günü gününe Türklere aktardığı anlaşılıyordu. görüyordu. birkaç gün sonra kapı¬ sında askerleri görünce. bu arada başının üstünde dönenen herhangi bir tehlike olup olmadığını dolaylı yoldan konrol etmiş. Huzuru General Alpdoğan'a gitmekte aramıştı. isteğini memnuniyetle karşılamış. aldığı cevaplarla huzur bulup evine dönmüştü. muhbirlere ihtiyaç kalmamıştı. Alişer'in yönetimindeki mıntıkada. bu yüzden nefret ettiğini. Amacına ulaşmak için de Rayber'i on beş gün savaşa katmışd. amcazadelerinden olup. onlara karşı savaşacağım. Kapısının çalınabileceği ihtimalinden huzursuzdu. Bazı ordu birlikleri yavaş yavaş kışlaklara çekiliyordu. General'e.ti.

. . burada köyler ve köylerde hayatlarını sürdüren insan¬ lar kaldı. 11 te yola çıkıyordu. Köy ve kasabakrda "dokunulmazlar" ve "dokunulmayan¬ lar". sussuzluk. Türk istihbaratından alıp biriktirdiği binkrce liraya^ el koymuş.. hatta oğlunu. Rayber'in nahiye müdürüne bağlı. Rayber'in evi yağmalandıktan sonra yakılıyor. yıl¬ larca kaçak yaşadıktan sonra hayata yeniden başlayanlar. Dağlara sığınarak. 'bunlarm niyeti kötü' diye uyardığmı söylüyordu. Sürgünlerin büyük çoğunluğu da. doğru ve ger¬ çekçi değildir. Ge¬ neral. adı daha sonra Geyiksu diye değiştirilen Dest nahiyesine gelmesini istiyordu. Kaçmaya çalışan oğlu ise kurşunlanı¬ yordu. O sevinçk. aıksı önce Ba¬ n lıkesir'in Akınovası'na. 393 . Orada. Rayber karargâha girerken başına un çuvalı geçirilip etkısız- kşririlerek süngükniyordu. . Peyami köyündeki evini işgal ederek.." Dersimliler.. askerlerk birlik¬ . amcasının ve bütün Der¬ sim'in felaketine sebep olan hain Rayber. atalarının hayat izlerine geri döndükr. aranan "münasip" çiftlik bulun¬ muştu. kuşku emaresi yoktu. Açlık. Rayber sevinçliydi.. oğlu Hüseyin'i de yanına alarak. eşine birçok işkence yaptıktan sonra sürgün etmiştir. bin bir eziyetin ağır koşullarına daya¬ namayarak. devlet hizmet¬ lerini düşünüp değerkndirmiş.. daha sonra yurtlanna. 1 .. köy¬ lerine.Gelen askerkrin hal ve tavırlarında. sonra Cunda adasına sürülüyordu. yaptığı hizmetlerin ödü¬ lü olarak Teştak'ta oğluyla birlikte kurşuna dizilmiştir... yollarda öknlerin dışmdaki sürgünk kurtulanlar.. Rayber'i kurşuna dizdikten sonra. Sonrasını Nuri Dersimi anlatıyor: "Ordu emrinde hizmet gördürülen. Demek ki. bunların arasında yaşayanlar vardı. Fakat yapabileceği bk şey yoktu. . onun emri al¬ tında çahşan biri okrak askeri karargâha götürülünce işin rengim anladığını. Türkler. KIRIM İSTATİSTİKLERİ VE SÜRGÜN "Dersim'in bütün insanlan yok edildi" demek.

. sürgün. "Şimdilik 2 bin kişi kafidir" ifadesini kullanıyordu. yerli olmuş olanlara göre. Genellikle. Başbakan İsmet inönü. Öte yandan. üst üste yığılı halde. Vagon kalabalıkmış. Topluca trenlere doldurulup. Çoğu yerde. * Dersim sürgünlerinin sayısı da bir başka bilinmezlik. gelenek ve göreneklerine. aile¬ leriyle biriikte sürgün edilecek insan sayısı hakkında. Bazı kaynaklar. 'Defolup gidin' diye karşılamışlar. Kürt kaynakları.. Balıkesir'de trenden indirip bir köye götürmüşler. köklerinden koparı- lıyordu. "eşkıya ile çıkan çatışmada. Ama daha sonraki uygulamada bu rakamın çok çok aşıldığı an¬ laşılıyor. Bazı resmi verilerde. yaşama biçimine. 1935 yılında ilk planı açıklarken. selam verme bir yana. yaban hayvanı misali salmıyorlardı. dilini yarat¬ mış insanlar. Dersimli bir sürgün torunu anlatıyor: "Ninemkri Erzincan'da tren vagonuna doldurmuşlar. konuşulan diline. daracık vagonda. topluca ya da tek tek kadedilen insan sayısını 50 bin.Bütün bunlann yanında. bazıları ise 70 bin ki¬ şi olarak ifade ediyor. hatta iklimine yabancı olduk- lan diyariara götürülüp. götürüldükleri yerierin insanlanndan kabul değil. ya da "eşkıya ile çıkan çatışmada ölü olarak" ele geçirilen insan sa¬ yısı 15 bin kişi olarak gösteriliyor. ırkçı tepki görüyoriardı. insanlar havasız. parasıyla alışveriş bile yapılamıyor¬ du. onlar "birer yurt düşmanı. hain". "yerinde sonuna kadar susturulan". Fakat köy¬ lüler bizimkileri istememişler. silahlanyla biriikte ölü olarak ele geçirilenlere" ilişkin resmi istatistik ve sağlıklı rakamlar yoktu. günlerce aç susuz. yok edilen insan sayısının. hayadarmın bütün izlerinden. pis kokular içinde yolculuk etmişler. Toprağı ve ikliminin yaşama biçimini. en az ölüme denk acı veren bk insanlık trajedisiydi. Çünkü. dahası kana susamış karildi. resmi makamla- nn çok üstünde olduğunu bildiriyor. 394 .

CHP'den Tunceli milletvekilliği yapan Nihat Sal¬ tık. Sürgünlerin nakli. bırakıp kaçıyoriardı. bunlardan biriydi.Sonra askerierin yanında taş ve sopalarla saldırmışlar. kalma¬ larına izin vermeyince oradan aynlıp bir başka yere gidiyorlar. köy meydanında böyk linç edip öldürmüşler. Tren garianndakiler dahil. O dönemde çekilen ve daha sonra kitap ve dergderde yayınla¬ nan fotoğraflar. ^^ arka- daşlanndan kimliğini gizleyerek okula devam etriğini" söylüyor¬ du. tanıklık etriği nakil manzaralarmı şöyk anlatıyordu: "Biz olaylar başlamadan Erzincan'a taşınmıştık. yakm- 395 . sonra kafileler halinde en ya¬ kındaki tren istasyonuna naklediliyoriardı. Yakınlan- mız. kimliğiyle ortaya çıktığı takdirde ışmı. Kimileri de kimliğini gizleyerek. İnsanlar. akrabalarımız orda (Dersim) kaldığı için babam. kışın soğukta. yazın sıcakta. Onun kimlik gizkme trajedisi daha sonraki memuriyet yılla¬ rında da sürecekti. te ör¬ ı gülerle çevriliydi. ayrı bir trajediydi.. insanlar. önce toplama merkezlerinde toplanıyor. Bu kez. Dedemi. Bundan an¬ neleri babaları da nasiplerini alıyor." Sürgün çocuklan. Cemal Süreya'nın ailesi Bilecik'e sürgün edilmışü. okula yazdınlanlar. Köylüler. 1970'lerde. . yer yer "kuy¬ ruklu Kürt. ailesini yadsıyarak tutunma¬ ya çahşıyoriardı. Birbirine zincirknmiş olarak fotoğraflarda görülen insankr. sefaletin öteki boyunu sergiliyordu. Çocuklar aşağılanıp horlanma korkusun¬ dan sokağa çıkamıyor. Yalınayak ve üstle¬ rindeki giysiler yamalı. . içine salındıklan toplumda. çocukların gözlen onunde saldırıya uğruyorlardı. bütün toplama merkezlen. Tel örgülerin dışında nöbetçi askerier dolaşı¬ yordu. konumunu kaybetme korkusu önüne dikiliyordu. Şair. ilk çağlann sa¬ vaş esirieri gibi urgan ve zincirierk birbirine bağknarak. kuyruğunu göster" diye aşağılanıyorlardı. kendi çağları¬ nın yoksulluk manzarasmı temsil ediyoriardı. buralarda nakil günlerini bekliyoriardı. Şak Cemal Süreya..

Hayvan ve yük va¬ gonları katarının hızı. Çoğu yalınayak¬ tı. torun ve gelinlerle." Dönemin teknolojisiyle trenlerin hızı düşüktü. daha da düşüktü. son duraklarda kapı açıldığında sidik ve pislik kokulan fışkırıyordu. ne de başlannda. insanlar çok pe¬ rişan haldeydiler. Kadını vardı aralarında. orada tanıştıklan insanlar bir arada. tren istasyonunun orakrda. doğal ihtiyaçlannı... ihtiyarı. Ölenler.. orada herkesin gözü önünde gideriyorlardı. Hayvan taşımada kullanılan vagonlardı. Erzincan'da trene bindirip baûya naklediyorlardı. en az dört gün kapalı kalıyor. Kulağı oradaydı. tuvaleti yok¬ tu. "Isyancdar"ın mallarına da el ko¬ nuyor. O insanlar. Anne. sırt sırta yolculuk ediyor. Daha önceki bölümlerde anlatıldığı zaman. "İsyan" bölgesiydi.dan ilgileniyordu... 'su' diyorlardı. sürü halinde. Askerler yaklaşıp su vermemize izin ver¬ miyorlardı. çocuğu. yakınlarının bilmedikleri yerlerde indirilip toprağa gömülüyorlardı. vagonlar¬ dan havaya. Getirilenler. yağmalanıyordu. İnsanların dolduruldukları vagonların kapıları dışardan kapa¬ tılıp kiHdeniyor. Genelkurmayın kitabında. Yaz sıcağında. yanlannda var olan yiyecek ve suyla ayakta kalmaya bakıyoriardı. yük ve hayvan vagonlarına dolduruluyorlardı. yolcu trenleri. Erzincan'dan Ankara'ya iki günde gidiyordu. Kötü haberler geliyordu. oturacak yeri. Vagonların penceresi. Dersim. "el konan hayvanlann" aynntılı 396 . başların¬ da silahlı askerler olduğu halde günlerce bekletiliyorlardı. insanlar. evlat. o ka- pah yerde günlerce süren yokuluklaria badya taşınıyorlardı. insanları yaban hayvanları gibi birbirine bağlayıp Erzincan'a getiriyorlardı. baba. Ne üsderinde vardı. Savaş haberleri. Onlan görmek için istasyona gidiyorduk. kırım sözleri..

ama köyü. pek çok kışı. "kaderi değişmiş" ve "varlıklı hale gelmiş" olarak döndü isyan bölgelerinden. "resmi tarihte" de sözü edilmiyordu. Sadece Gene¬ ral Ali Fethi Esener'in. "gayri resmi tarih"in kaydettiğine göre. evi ya¬ kılmış. Canını ve ailesini kurtarma umuduyla sahip olduğu bütün variığını "kurtarıcılara vermesini saymıyoruz. Fakat. "Ermeniler altınlannı yere gömüyorlardı. öldürülmüş insanların paralan. ziynet eşyalan. örneğin "ele geçirilen sürülerin askerle¬ rin yiyeceği olarak kullanıldığı" belirtiliyordu.dökümüne yer veriliyor. bunlar yanlanna alıyor" diyerek yükte hafif pahada ağır maüarın da ele geçirildiğinden söz ettiğini biliyoruz. Resmi rapor ve tutanaklarda bunların izine rasdanmıyor. özellikk altınları da vardı. 397 .

İSYAN" Vanh Ferit Melen. Sürgünler. Doğu geri plan¬ da kalıyordu. Yine en büyük hatamız. Bakan yapıldı. askerde yüksek rütbeye pek çı¬ kartılmazlar. Devletin söylenmeyen politikası. Hiç unutmam. Türkiye Cumhuriyeri'nin Kürt polirikasını şöyle anlatıyordu: "isyanlar çok kanlı basdnldı.. 'zenginleşmesinkr. askerin baskısını pek sevmemekle biriikte. Zira kendilerinin hiçbir politikalan yoktu. Zaten Güney¬ doğu Anadolu yasak bölge durumuna düşmüştü. Mehmet Ali Birand'ın Apo ve PKK adındaki kitabın¬ da. Jandarma kimseye gözünü aç¬ tırmazdı. Kimseler gire¬ mez.' Zaten Türkiye'nin genelinde eğitim zayıfd. Oralann her şeyi jandarma onbaşısıydı.. Fevzi Çakmak (Genelkurmay Başkanı) 'Ne oku¬ lu?' demiş. Ardından da. Siyasi partiler.. 1971 darbesinden sonra da Başbakanlık yaptı. devlet dairelerinde belirii bir düzeyin üstüne kati¬ yen çıkardlmazlardı. Zira devlet korkardı. Kürder.. Mekn. 'Biz cahiHyk başa çıkamıyoruz. Maliye Bakanlıgı'nda bürokrasinin en üst düzeyine kadar yükseldikten sonra ismet inönü tarafindan Mil¬ letvekili. Bu bölgeye hiç gel¬ medi. O da baskı ve gerektikçe dayak. oku¬ masınlar' şeklindeydi. dayak ve baskı." 398 . Okumuşuyla hiç baş edemeyiz. Sadece askerierin politikalan vardı. göz yumuyorlardı. 1950'lere kadar büyük bir baskı dönemi yaşandı. Dev¬ letin de bir politikası yoktu. hapisler. kimseler geçemezdi.Dokuzuncu Bolü M "29. Özellikle eğitim konusunda büyük hata yapıldı. Örneğin. sırdan Anadolu'ya dönük yaşariardı. Kürderi sadece susturmak için çaba harcamamızdı.

daha önceki olaylarda olduğu gibi olaylan. Ama tanımın ıçın- 399 . polis. Ankara. dağları. olay ya¬ ratan sorunları bir kez daha gözardı ediyor. özel kuvvetkrk takviyeli 300 bin kişilik bir askeri güçk savaşıyordu. Kurtkrin bütün hayatım altına alıp altüst ediyordu.* * * Partiya Karkeran Kürdistan'a (PKK) bağlı geriUakrm 15 Ağustos 1984 tarihinde Eruh ve Şemdinli'de aynı anda silah pat¬ latmasından sonra. küçük düşürülmemek ve pastadan pay alabilmek. köy ve kasabalan savaş yangınla¬ rı sarıyor. büyüten sorunlan ağzına al¬ mıyor. Kürtler bir kez daha ayağa kalkıyor. donemin Genel¬ kurmay Başkam Doğan Güreş'in "düşük yoğunluklu rek olayları "terörizm" diye niteliyordu. ama kestirmeden gide¬ Bu Osmanlı'dan kalma bk tanımlamaydı. bunu iz¬ leyen süreçte. isyanı yaratıp besleyen. barmma dahd. bu hatalar sonucunda geldik. dilkndirenleri cezalandırarak susturuyor. sosyal yangın. Ferk Mekn'in özetlediği şiddet politikası yemden doruğa çıkıyor. taşlan. devlet "isyanı" basnrmak içm tank.adam yerine konmak. "Cumhuriyet tarihınm 29. Ferit Mekn. Kürderin istekkri. bizim doğurduğumuz ve şimdi altından kalkamayacak duruma getirdiğimiz bir sorundur. çözümü yine şiddette arıyordu. Osmanhdan ben tek¬ rarlanan gekneksel söykm ve alışkanlıkla hareken. Ankara. Kurt Isyam diye tanımhyor. çalışma." Ali Birand'a şöyle diyordu: Melen'in Kürt sorununu "akından kalkamayacak durum" ola¬ rak nitelediği bu dönemde Süleyman Demirel CumhurbaşkamydL Demirel. "iç ve dış düşmanların oyunu" diye nitelendiriyor. yerieşim. dediği sa¬ vaş için bütün olanakları seferber ediyor. hıze uçak ve helikopter kullanıyor. Ankara'nın bu dille konuştuğu süreçte. insan muamelesi görmek. Mehmet "İşte bugünlere. dayak ye¬ memek. Kurt sorunu. top. PKK hareketini.

bk yıl sonra da İkinci Dün¬ ya Savaşı padak vermişri. dağ¬ ları saran akvler sönmeye başlamış. batı kriterlerine uyum amacıyla. Demokrat Parri (DP) kuruluyor. "Terörü bastırma "nın dışında ise teşhis ve sorunların tedavisi diye bir resmi görüş. sistematik olarak köylere "silah toplama sefer¬ leri" düzenleniyor. Fakat. "eşkıya" dünyadaki genel tanıma uy¬ gun hale geririlmiş ve "terörist" olmuştu. Oysa sorunu yaratan ve birbirinin devamı nedenler vardı. Aynı yıl. "potansiyel teh¬ like" ilan ediliyor.de "nedenler" yoktu. Kürtler açısından. baskı ve korku genelleştiriliyordu. dış kaynak¬ lı "terörizm" olmuştu. Kürdere ilişkin Kemalist polirika yeniden yürürlüğe konuyor. Kemalist çiz¬ giye aykırı bu tutum. Savaş boyunca. Kürtlere karşı işlenen bk suçun ilk mahkûmiyetiydi. DP'nin ilk zamanlarında Kürtler üzerindeki baskılar kısmen de olsa hafifliyor. Şimdi. Kürt tarafindan sempatiyle karşılanıyordu. 1930'lann daha yumuşak şekliyle geri dönüşü oluyordu. program yoktu. yenilgi üzerine Almanya'ya savaş ilan etmiş. yakıp yıkmalar duruyor. iktidarın 195 5 'ten sonraki genel serdeşmesinden Kürt¬ ler de paylanna düşeni alıyoriardı. hatta İsmet Paşa diktatöriüğü günlerinde. Amerikan (ABD) blokunun yanında yer almıştı. 1920'lerde başlayan "Kürt harekâdan". İsmet Paşa. Bu. aydınlar tutuklanıyordu. bu arada ABD'den ekonomik yardım alabilmek için batı ittifakında yer alıyor. silah toplama adıyla köylere baskınlar düzenleniyor. Adı duyul- 400 . Van'ın Özalp ilçe¬ sinde 33 kişinin topluca kadedilmesi emrini veren General Musta¬ fa Muğlalı yargılanıp mahkûm ediliyordu. Olaylar da. enerji ve güç dış savaşa yöneldiği için de olsa Kürrier rahat bir nefes almışlardı. 1950'de de seçimi kazanıp tek başına iktidar oluyordu. 1938 yılında Atatürk'ün ölümünden sonra İsmet inönü Cum¬ hurbaşkanı olmuş. Kürder. Hitler Almanyasıyla ilişkilerini pekiştirip ricarerini artıran TC. 1946 yılında çok partdi sisteme geçildiğini açıklıyordu. jandarma dayağı azalı¬ yor. plan. Bütün dikkat. Osmanlı ve devamının dilinde Kürt hare¬ kederi "eşkıyalık"tı. TC tarihinde. 1960'daki askeri darbe.

Kemalist basında. bas¬ kıcı sistemi yumuşariyor. Kemalist partilerinden uzaklaşarak. » » 1961 Anayasası. üniversiteli gençler. bu dönemde telaffuz edilmeye başlanıyor. "size Kürt diyenlerin yüzüne tükürün. Kürt aydınlan. militer sisteme aykın düşmemek koşu¬ luyla sosyal hayata ilişkin düşüncelerin ifadesiyle örgütienmeye izin veriliyordu. 1969 yılı bahannda. Bazı aydınlar. demokratik hak isteklerini dik getiren "Doğu Mitingleri" düzenleniyordu. genci. "tehlike çanları" başlıklı yazılar kendini göstermeye başlıyordu. toplu işkence uygulanıyordu. "Komando harekâri" başlatılıyordu. sosyal uya¬ nış ve örgürienmeden telaşlanıyor. cezayı da göze alarak. "ağa" oldukları gerekçesiyle tutuklanıp sürgüne gönderiliyordu. TlP'in şemsiyesi altında. ihtiyan. Kürtlere uygu¬ lanan baskılan kınayan. kendisi de bk Kürt olan darbenin askeri Hderi General Cemal Gürsel. "TC'yi tehdit eden tehlikeler" sıralamasında ilk sıra¬ da yer alıyor. Erzurum'un Tekman ilçesine bağlı Alibeyköy'de olduğu gibi. ilk kez kitlelerin önünde Kürtçe konuşmalar yapıyoriardı. Adını koruyabilmiş köy isimleri Türkçeleştiriliyor. Kürtlere daha sempatiyle bakan Türkiye İşçi Partisi'ne (TİP) yöneliyor. Kürtçe ko¬ nuşanlar aşağılanıyor. kısmen de olsa demir perdeyi aralıyor. "Devrimci Doğu Kültür Ocaklan"nı kuru¬ yorlardı. çocuğu ve kadınıyla insan- 401 . 1930'lardaki gibi "vatandaş Türkçe konuş" kampanyası açılıyor. "tehlikeyi bertaraf" etmek üzere orduya "silah toplama" emri veriyor. Kürtler örgütlenip sorunları tartışıyoriardı. hiçbir zaman olmamıştır" tezini savunuyor. "Derin devlet" de denilen sistemin gizli çekirdeği. Kürt kı¬ pırdaması. tanınmış 55 Kürt önde geleni. Süleyman Demirel hükümeti. "Kürt yok. memleketi Erzurum'a yaptığı gezide. Kürt sözcüğü. Bazı köyler ablukaya alınıyor. "Silah toplama" adıyla yürütülen "Komando Harekâtı''nın ürpertici kesitleri de vardı. 1960'lann sonlannda. hepiniz Türksünüz" diyordu.muş.

Ankara'da Siyasal Bilgiler Fakültesi öğrencisi Abdullah Öcalan önderliğindeki. Sosyolog İsmail Beşikçi. eski bakanları. erkeklik organlarına ip bağlanıp kadınlara çektiriliyor. Kema¬ list CHP'den. Türkçesi Kurdistan Emekçiler Partisi olan "Parti¬ ya Karkeran Kurdktan" (PKK) idi. Kürtler arasında kaynaşma ve ör¬ gütlenme çalışmaları giderek yoğunlaşıyordu. Bütün bunların arasında en radikali. 402 . Kürt varlığından söz et¬ tiği için üniversiteden atılıyor. iş adamı. memuru ve aydınıyla yüzlerce Kürt tutuk¬ lanıp. yine köy meydanlarında insanla¬ ra hayvan pisliği yediriliyordu. Dayak ise sıradan muameleden sayılıyordu. dayanıl¬ maz işkencelerden sonra pek çoğu ağır hapis cezalarına çarptırı¬ lıyordu. gençler vurula¬ rak öldürülüyor. ilkel çağlarda savaş tutsakları¬ na bile reva görülmeyen işkenceler yapılıyor. "ele düşmüşlere" pislik yediriliyordu. Fakat baskılar ters tepiyor. millet¬ vekilleri dahil. her yaş ve görüşten Kürtlerle dolduruluyor. 1970'lerde. 12 Mart 197rdeki askeri darbe sonrası. kendini yakan dört gencin ölüsü da katılıyordu. Diyarbakır askeri cezaevinde. köylüsü.lara. cezaevine dönüştürülen kışlalara dolduruluyor. Diyarbakır'daki özel askeri cezaevi. İşkencehanelerde can verenlere. köy meydanlarında. topluca yat-kalk talimleri yaptırılıyor. 12 Eylül 1980 darbesi bir yıkım gibi geliyor. eski bakan. kitapları yasaklanıyordu. kongre bildirisinde "Kürt vardır" ibaresine yer verdiği için kapatılıyor. işçisi. tutuklananlar arasında. öğ¬ rencisi. belediye başkanları da yer alıyordu. Türk milliyetçiliğinin savunucusu Demirel'in parti¬ sinden milletvekilleri. daha sonra tutuklanıp ağır hapis cezalarına çarptırılıyor. TİP. legal zeminlerin dışında yeraltında faaliyet göste¬ ren Kürt örgütleri de vardı. kendisi. insanlık arayışında. saygın ihtiyarlar çırılçıplak soyularak.

Öcalan, 1949 yılında, Urfa'nın Halfeti ilçesine bağh Ame-

ran (Ömerli) köyünde doğmuştu. Sıradan bir köylü olan Üveyş
ile Ömer Öcalan'ın oğluydu. Ailesinin herhangi bk aşiret bağı,

hatta adı sanı duyulmuş kabilesi bile yoktu, akraba çevresi de
sınırlıydı.

Öcalan, ilkokula başladıktan sonra Türkçeyi öğrenmeye baş¬

ladı. Annesiyle babası ise Türkçe konuşmasını bilmiyoriardı.

Zor koşullar içinde ortaokulu bitirdikten sonra, sınav kaza¬

narak Tapu ve Kadastro Meslek Lisesi'ni yanlı öğrenci olarak bi¬ tirdi. Tapu Kadastro kurumunda çalışırken üniversiteye başladı.
Öcalan, ilk gençliğinde Kürt sorunuyla fazla ilgili değildi. Da¬

ha çok Türk sağının dinci çevrelerine yakın durmuştu. Fakat, li¬ se ikinci sınıftayken, Hulusi Turgut'un Irak Kürdistanı'nda ba¬
ğımsızlık savaşı veren Kürt lider Mustafa Barzani'yk yaptığı ve

Akşam gazetesinde yayınlanan bir röportajı okuyunca, dünyasın¬
da değişim rüzgârları esmeye başlamış ve Kürt sorununa eğilme¬
ye başlamıştı.

Ankara'da Siyasal Bilgiler Fakültesi'nde öğrenciyken, gençli¬

ğin sol kesimi içinde adı anılanlardan bki haline gelmiş, fakat
Kürtleri ve sorunlannı dillendirmeye başlayınca şaşırtıcı tepkikr
almış, bunun üzerine, "Türk solunun gündeminde Kürt sorunu
yok" diyerek yolunu ayırmıştı.

Bundan sonra Kürt sorunu üzerinde yoğunlaşıp çalışmaya yö¬

nelmiş, ama ilk başlarda üniversiteli Kürt gençleri çevrelerinde de
aradığı ilgiyi bulamamıştı. Mevcut legal ya da illegal Kürt örgüt¬

lenmelerini pasif ve yetersiz buluyor ve sayıları çok sınıriı bir ar¬
kadaş grubuyk, 1973'te "arayış" toplantıları düzenliyordu.

1974 yılında, Türk-Kürt karışımı ve 5-6 kişiden oluşan küçük bir grupla ilk toplantısını yapıyor, bu toplantıda Kürt tabanında ör¬ gütlenmeye yönelik çalışma konusunda kararlar alınıyordu.
Ancak grubun bir adı yoktu. Uzun zaman da olmadı. Grup,

ydlar sonra basında "Apocular" diye isimlendirilecek ve bk süre
böyle anılacaktı.

403

^

»

Yavaş bir tempoyla büyüyen, sınırlı da olsa bir kitle tabanı edinen grup, dört yıl sonra, 27 Kasım 1978 tarihinde, Diyarba¬ kır'ın FİS köyünde yapılan kongrede, "Partiya Karkeran Kurdis¬ tan" (PKK) adıyla partileşip kurucular kurulunu, yönetim organ¬

larını seçiyor ve Abdullah Öcalan liderliğinde tarih sahnesine çı¬
kıyordu.

PKK, radikal bir çizgi izliyor, bazen devlet güçleri, bazen de

karşıt Kürt grup ya da aşiretlerle çatışarak adını duyuruyordu.
1980'deki askeri darbe sürecinde PKK, devlet güçlerince kuşatı¬

lıyor, birçok militam ve kadro adamlan tutuklanıyor, Öcalan, ülke¬
yi terk edip Suriye, oradan da Lübnan'a geçerek kurtuluyordu. Kur¬ tulabilen öteki yöneticiler de ona karilmca, gerilla savaşını başlatma
hazırlıklanna girişiliyordu.

*

*

PKK, 15 Ağustos 1984 gecesi, 50-60 kişilik bir gerilla grubuy¬

la Şemdinli ve Eruh ilçelerini aynı anda basıp ortaya çıkarak, si¬
lahlı mücadele dönemini başlatıyordu.

Kasabaları işgal edip, bir süreliğine de olsa elde tutmak, An¬
kara'da şaşkınlık yaratmıştı.

Cumhurbaşkanı General Kenan Evren, "devlete silah çekme
cesareti gösteren teröristlerin, derhal yakalanarak, Türk adaleti¬

nin demir pençesine teslim edilmesini" emrediyordu. Muhalefet partileri, önce davranıp önlem almadığı ve "terö¬

ristlere gereken ders verilmediği için", Başbakan Turgut Özal'ın istifasını istiyorlardı. Başbakan Özal ise olayı Türk sol hareketle¬
ri penceresinden gördüğü için önemsemiyor, büyütülecek nitelik¬ te olmadığını söylüyordu.

Sol gençlik grupları zaman zaman radikal çıkışlar yapmış, fa¬
kat halk tabanında destek bulamadığı için tasfiye olmuştu. So¬ runları irdeleme, nedenlerle sonuçlar arasında bağ kurma alış¬

kanlığı

bulunmayan çevreler, PKK'nin de kullanılacak şiddet

yöntemleriyle aynı akıbete uğrayacağını sanıyorlardı.

404

Oysa, PKK'nin dayandığı gerçekler farklıydı. Geride duygulan yarah bir kitk vardı. PKK bu tabandan destek alıyor, lojistik ih¬

tiyaçlarını karşılıyor; bannma, yer edinme olanağı buluyor, karilımlarla büyüyordu.

50-60 kişilik bir grupla ortaya çıkan PKK'nin silahlı insan gü¬

cü, göz açıp kapanıncaya kadar diye tabir edilebilecek kısa bk zaman diliminde katlanarak büyüyor, hareket ise bkkaç yıl için¬ de. Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel'in deyimiyk "Cumhuri¬
yet tarihinin 29. Kürt İsyanı" haline geliyordu.

Demirel'in "29. Kürt İsyanı", rakamı hayali, ama isyan nite-

lemi doğruydu. Çünkü olay, PKK hareketi olmaktan çıkmış, hal¬
kın destek tabanına oturmuştu. 17 bin 500 "faili meçhul" cina¬

yet ile yakılıp yıkılmış 4 bin köy bunun göstergesi, kanıtıydı.
TC, isyanı bastırmak için bütün olanaklarını seferber etmişti.
Basın ve televizyon, "terörist" diye adlandırılan gerillayı yıpratıp

gözden düşürme ve propaganda aracı olarak kullanılıyordu.
1991 yılında, ordunun insan gücü ve savaş teknolojisini isyan

bölgesine yığdıktan sonra, tank, top, uçak, helikopter ve çağın di¬
ğer savaş araçlarıyla "topyekûn mücadek" stratejisini uygulama¬

ya başlamıştı. "Özel Tim" adı verikn polis birlikkri de ordunun
yan destek gücü görevini görüyordu.

Ayrıca, Osmanlı'nın "Kürdü Kürde vurdurma" yöntemi de
devreye sokulmuş, Hamidiye Alaylan'nın benzeri olan "Korucu¬

luk" sistemi yürürlüğe konmuştu. "Ücretli askeriiği" andıran bu
sistemin korucuları arasında eski sabıkalılar yer alıyordu. Evleri, köyleri ateşe veriknkr ise, bunun nedenini, "koruculuğu kabul et¬
mediğimiz için" diye açıklıyorlardı.

2000 yılma gelindiğinde yakılıp yıkılmış köy sayısı 4 bini bul¬
muştu. Köy yakıp yıkmanın yanında, şehirlerin ortasında, gün ışı¬

ğında işlenen "faili meçhul cİnayetler"e ilişkin 17 bin 500 dosya,
savaşın kirli yüzüydü.

Savaşın en büyük acısını, her yaş ve cinsiyetteki sivilleri kap¬

sayan cinayetler, tecavüz, işkence, insanlarm kaybedilmesiyle; köylerin, dağların, ormanların, ekinlerin, bağ, bahçe ve tarlalann

405

yakılmasıyla, hayvan sürülerinin yok edilmesiyle Kürtler yaşıyor¬ du, ama "topyekûn mücadele" ilan eden devlerin kayıplan da bü¬ yüktü. Mafya çeteleri ve kiralık terikçilerin de kullanılmak zo¬
runda kalınması, ekonomik, siyasal ve sosyal hayatı kabusa dö¬
nüştürüyordu.

Bir bütün olarak, Kürdere verilen bunca zarara, çektirilen acı¬

lara rağmen, gerüla Türk devletinin alt yapısına yönelmiyor, ha¬
yati önemde ve can daman sayılan yollara, köprü ve barajlara

ilişmiyor, şehirieri felç eden eylemlere başvurmuyordu. Bk yö¬
nüyle genel tahripkârlığa, büyük yıkımlara girişmiyordu.

Türk devleti, başa çıkma olanaklan yetersiz kalınca, dış yar¬

dım arayışlanna hız vermiş, NATO'nun üyesi olması nedeniyle
Avrupa ve Amerika'nın desteğini sağlamıştı. Avrupa ülkeleri,

yardım çerçevesinde TC'ye silah satıyor, PKK'yi yasa dışı ilan ediyor, militaniannı tutuklayarak, dolaylı yoldan katkı yapıyor¬

du. ABD ise teknoloji, istihbarat, uzman yetişrirme ve yürütülen
stratejilere destek vererek, doğrudan savaşan taraf pozisyonunda
duruyordu.

Öte yandan TC, 1995 yılında, Ortadoğu'nun en güçlü askeri
yapısı İsrail'le işbiriiği anlaşmalan imzalayarak, onun desteğini de
yedekliyordu.

TC, 1998 yılında, Amerika'nın askeri gücünü de arkasına ala¬

rak yeni bir taktik uyguluyor, PKK lideri Abdullah Öcalan'ı banndıran Suriye'yi savaş tehdidiyk hedef alarak, Öcalan'ın teslim
edilmesi isteniyordu.

Suriye, ilk hamlede direnince, Türkiye ve Amerika, 1998 Eki¬

minde, savaşmaya hazır olduklarını ortaya, koyarcasına, Suriye
sınınndaki İskenderun körfezine yığınak yapıyorlardı. Türk askeri ve sivil yöneticileri, açıktan açığa savaş sözcüğü¬

nü telaffuz ediyor; basın, askeri güçler arasında karşılaştırma yaptıktan sonra, Şam'ın kısa zamanda ele geçirilebileceğini yazı¬
yordu.

406

Suriye açısmdan durum ciddiydi. Amerika ve İsrad destekh
Türk devletiyle savaşı göze alacak güçte değildi. Mısır Devkt Başkanı Hüsnü Mübarek, savaşı önkmek için
Ankara ile Şam arasmda arabuluculuğa başlıyor, birkaç görüş¬

meden sonra Türkiye açısmdan sonuç alınıyor, Abdullah öcalan,
9 Ekim 1998 tarihinde Suriye'yi terk etmek zorunda kalıyordu.
Öcalan, gizlice Rusya'ya geçiyordu.

Fakat ABD, peşini bırakmak niyetinde değildi. Amerika nın

Kaflcas petrollerini Akdeniz'e akıtma projesi için Kürtkrm soz ve

karar sahibi olması gerektiğini açıklamış olan Öcalan adım adım izleniyordu. Rusya ise ağır bir ekonomik kriz içindeydi. Amenka,
bu açıdan Rusya'nın yumuşak karnını yakalayıp tehdit ediyor yar¬

dım vaadinde bulunarak, Öcalan'ın sınır dışı edilmesini sağlıyor-,
du. Başlangıçta destek veren, hatta parlamentonun alt kanadı Duma"da sığınma hakkım onaylayan Rusya'nın tutumu, para karşılı¬
ğında değişiyordu.

Öcalan Yunanistan'a geçiyordu. Yunanistan, Türkiye ile Kıb-

.

,

ns ve Ege sorunları yüzünden yıllardan beri, resmen dan edilme¬ miş savaş halindeydi. Amerika faktörü burada da ortaya çıkınca,

siyasi sığınma istemiyle Italya'nm başkenti Roma ya gidiyordu.
Kürtkr, destek için, beş kıtadan Roma'ya akıyor, onbmlerce
kişi, günlerce sokak ve meydanlarda yatıp kalkıyordu. Türkiye'de ise italya'ya karşı resmen ilan edilmemiş bir savaş

haH hakim oluyordu. Ankara'daki elçilik binası sarılıyor, sokak
gösterilerinde İtalyan sebze ve meyveleri çiğneniyor, giyim eşyalan

^^^Türkte'de, Öcalan'ı destekleyen Kürtlerden yüzlercesi gözakına alınıyor, bazıları meydan dayağından geçiriliyor, linç manzara¬

ları yaşanıyor, iki Kürt linç edilerek öldürülüyor; evler, iş yerlen
saldırıya uğruyordu.

italya Başbakam Massimo D'Alema, uzun sure Amerikanın

..

»

ı

> .

basküanna karşı direndikten sonra, sonunda Ocalan'dan u^eyı terk etmesini istiyordu. Amerika'nm baskıları yüzünden Oc^
lan'ı kabul edecek ülke de bulunamıyordu. Öcalan, İtalya dan
aynldıktan sonra tekrar Yunanistan'a gidiyordu.

407

Bu aşamada Türkiye, Yunanistan ve ABD arasında yürütülen gizli pazarlıklarda sonuç alınıyordu. Türkiye'nin, Ege'deki ada¬

ların silahlandınlmasından vazgeçme dahil, birçok anlaşmazlık konusunda verdiği tavizlerden sonra anlaşmaya vanlıyordu.
Simitis başkanlığındaki Yunanistan hükümeri, Öcalan'a, "Amerika'nın baskısı yüzünden ülkede tutamayacaklarını, gü¬
venli bir ülke aradıklanm" söylüyor ve bindirildiği uçağı Ameri¬

ka'nın kontrolündeki Kenya'ya uçuruyor, sonra elçiliklerinde tu¬
tuyordu.

Ankara'da, "onu alma" hazırlıkları başlıyordu.

Türkiye'den gönderilen özel uçağın Kenya'ya hareket ettiği
gün ise, Yunanistan elçisi, Öcalan'a kendisini saklayamayacakla-

nnı bildiriyor ve başının çaresine bakmasını istiyordu. Öcalan'ın güvenli bir yer bulununcaya kadar elçilik konutunu terk etmeye¬
ceğini bildirmesi üzerine, elçi kalabileceğini söylüyordu.

Elçilik görevlikri, 15 Şubat 1999 tarihinde, aranan güvenli ül¬ kenin bulunduğunu, bu ülkenin Hollanda olduğunu bildiriyor,
uçağa bindireceklerini söyleyerek elçilikten çıkanyor, dışarda

bekkyen Amerikan ajanlarına teslim ediyorlardı. Onlar da, hava¬
alanındaki özel uçakta bekleyen Türk ajanlarına...
*

*

*

Ustaca kamufle edilip havaalanında beklemeye alınan Türk

uçağına binen Öcalan'ın koUanna yapışıp ilaçla bayıltmışlar,
gözlerini de bağlamışlardı.

Bu görüntüleri daha sonra, önce Türk, ardından dünya tele¬
vizyonlarında yayınlandı.

Kürt liderin yakalanması, Ankara'da zafer şenlikleriyle kudanıyor; sokaklarda davullar çalınıp göbek atılıyor; binalara, yolla¬
ra bayraklar asılıyordu.

Beş kıtaya yayılmış Kürtler ise elem, öflce, hüzün ve düş kınk-

hğıyla adeta ayaklanıp sokaklara dökülüyoriardı. "Biji Kurdis¬
tan- Yaşasın Kurdistan, Biji Serok Apo-Yaşasın Başkan Apo" slo-

ganlanyla Amerika, İsrail, Türkiye ve Yunanistan karşın gösteri¬
ler düzenliyor, temsikiliklerine saldınyorlardı.

408

Kürtler, katı, otoriter sisteme rağmen Türkiye'de bile gösteri¬

ler düzenliyor, göstericilerden yüzlercesi gözaltına alınıp işkence¬
den geçiriliyordu.

Türkiye dahil, dünyanın çeşkli yerlerinde 70 Kürt, uluslarara¬

sı ittifakın gazabını protesto için bedenini ateşe vererek intihara
kalkışıyordu.

İmrah, Marmara Denizi'nde gözden uzak, yaklaşılması yasak, mahkûmlar ve siyasi idamlar adaşıydı. 27 Mayıs 1960 darbesinden

sonra idama mahkûm edilen Başbakan Adnan Menderes ik iki ba¬ kanı Hasan Polatkan ve Fatin Rüştü Zorlu, gözden uzak bu adaya
götürülüp asılmışlardı.

Ada, o günden sonra yarı açık cezaevi olarak kullanılıyordu.

Öcalan yakalandıktan sonra, Imralı boşakıhyor, askeri yasak
bölge ilan ediliyor, burada tek kişilik hücreye kapatılıyordu. Bu arada hükümet, gazetekrle televizyonların Öcalan ve Kürt

isyancılar için kullanacakları sıfatlan, deyimleri bir genelge hali¬ ne getiriyordu. Genelgeye göre, "Kürt" ve "Kurdistan" deyimkri asla kullanılmayacak, isyancılar için "terörist", Öcalan içinse
"terörist başı" ya da "bebek katili" denilecekti.
Medya, emre sadakatle uyuyordu...

Arkası kesilmeyen sorgulamalar sürerken, bir yandan da
"yargılama" hazırlıkları yapılıyor, Öcalan'ı yargılamakla görev-

kndirilen Ankara iki Numaralı Devkt Güvenlik Mahkemesi Imrah'ya taşınıyordu.

Mahkeme asker-sivil karmasıydı. TC'nin aday adayı olmaya

çabaladığı Avrupa Birliği, asker karışımı mahkemekri meşru bul¬
muyordu. Tepkikri dindirmek ve daha sonra Avrupa insan Hak¬ lan Mahkemesi'nde TC'nin mahkûmiyetini önlemek için, mah¬

kemenin yapısını değiştirdiler. Askerkri geri çekip, yerine siville¬
ri atadılar.

Mahkeme, duruşmalara alınacak izkyici ve medya görevlile¬

rinin sayısını sınıriandırmıştı. Karara göre Öcalan'ın yakın akra-

409

balarından 12 kişi duruşmaları izleyecek, 12 avukat da savunma¬ sını üsdenebilecekri. Savaşta yakınlarını kaybedenlerle avukada-

n da "müdahil" olarak duruşmaya katılabilecekti. Yakınlarını
kaybeden Kürder için böyle bir kontenjan yoktu.
Duruşmalardaki görüntüleri yerli ve yabancı medyaya sunma

yetkisi ise, devlet kurumları olan Anadolu Ajansı'yla TRT'ye veril¬
mişti.

Öcalan, mahkemeden önce televizyonlar ve basın tarafından
kamuoyu önünde yargılanıp mahkûm edilmişri bile. Her gün, her
an aşağılanıp küçük düşürülmeye çalışılıyor; bakanlar, milletve¬

killeri, hukukçu ve eski askerlerin karildığı televizyon tartışmala¬
rında idamın kendisi değil, zamanlaması ve biçimi tartışılıyordu.

Öcalan'ın duruşması, 31 Mayıs 1999 günü Imralı adasında
başladı. Aynı gün, Bursa'nın Mudanya ilçesinde, duruşmalar bo¬
yunca sürecek "idam şenliği" başlatılıyordu. Birinci Dünya Savaşı sonrasında Osmanh imparatorluğu'nun

teslim anlaşmasını imzaladığı tarihi Mudanya, bayram yeri hali¬
ne getirilmişti. Binalara dev Türk bayrakları asılmış, bazı yollara

zafer takları kurulmuş, liman, zafer sloganlarıyla donarilmışri.

İlçenin iskele meydanında davuHar, zurnalar çalınıyor, "Apo'ya
ölüm" naraları arasında halay çekiliyor, göbek atılıyordu.

Organize kalabalıklar, ellerinde Türk bayraklarıyla, "şenlik ve

zafer gösterileri"nde yer almak üzere otobüslerle, otomobillerle
Mudanya'ya akıyor, "Apo'ya ölüm" naralan ata ata meydandaki şenliğe kanlıyor, kimileri idam sicimini havada döndürüyordu. Şenlikçiler, "şehk yakınları" sıfariyla "devlerin misafirle¬

ri "ydi. Devlet, misafirlerin rahan için fedakârlıktan kaçınmamış, her türlü hazırlığı yapmıştı. Yanp kalkma yerleri hazırlanmış, ye¬ meleri, içmeleri için de gazinolar, lokantalar organize edilmişri. Televizyon yayınlarının aynntdan da ihmal edilmemiş, kasa-

410

Bulunduğu hücre. Kasabanın girişinde kimlik kontrolü yapılıyor. ama banş ık demokrasi kavramlarını işliyordu. "galeyana gelmiş Türkler"in gazabma uğruyordu. araya giren spikerier. Öcalan. Bölmede. Mudanya'da "galeyana gelmiş"lerin hakare¬ tine. barınacak yer bulamıyoriardı. Öcalan. linç edilmek isteni¬ yorlardı. doğum yeri güvenli bulunmayanlar ya da Kürt ol¬ duğuna karar verilenler geri çevriliyor.. Televizyon kanallan." sözkrini yayınlıyor. 29 Haziran. bazı kentlerde Kürtler. . Öcalan için kurşun geçirmez camdan özel bk bölme yapılmış- n. Mudan¬ ya'da kalacak.. "Türk halkının duygulanmn temsilcisi" olarak ekrana geti¬ riyor. "yargılamayla zaman kaybetmeye gerek yok. bir 411 .banın sahilinde özel bk platform ayrılmıştı. "bu günleri gösterdiği için Allah'a^ şü¬ kürler olsun" bağnşlannı yayınlıyor. Öcalan'ın yakınlarıyla avukatian dahil. isyancı Kürt lider Şeyh Said'in 1925 yılında asılarak idam edildiği gundu. Öcalan'ın yakınlarıyla avukatları. mahkeme salonunun bitişiğindeydı. bir sandalye ve mikrofon vardı. gizH güçkrin işletmeci¬ leri tehdk etmesi sonucu kaldıklan otelden çıkardıyor. he¬ men asalım. karann açıklanması ıçm saptanan tarih ilginçti. Kürtler üze¬ rinde terörün gölgesi dolaşdrılıyordu. çağ ve gün farkıyla ilginçti. bu "tarafsız hava" içinde ve gösterilerin gölgesinde " yargılanıyor" du. Imralı adasına geçiş noktası yapılmış Mudanya. Mahkemenin idam karannı açıkladığı 29 Haziran 1999 günü. küçük bir masa. bando mızıka ve davul zurna önünde göbek atanlann.. Öte yandan. savunmasını yaparken ayrıntı olarak Kürt sorunu üzerinde durmuyor. kasabaya sokulmuyordu. Davamn sonuçlanıp. İki oda arasındaki uzaklık kadar bir mesafeden duruşma salonuna geri¬ rilen Öcalan'ın bilekleri kelepçeleniyordu. sözlü ve eylemli saldırılarına hedef oluyor. "be¬ bek karili" diyerek söze başlıyordu. Karar günü. Öcalan'm akrabalanyk avukatian. elinde skimle ölüm naraları atarak sokaklarda gösteri yapan- lan. İstanbul ve Ankara başta olmak üzere. bunlann.

bayraklar sallanıyor. sanki "Türke Türk propa¬ gandası" rüzgârları estirilircesine. dallanna Öcalan'ın fotoğraf ve makederi asılıyordu. Hürriyet gazetesi. Bu arada PKK cephesinde de gelişmeler oluyordu. Öte yandan. ellerinde idam ipiyle sokaklarda dolaşıp sevinç gös¬ terilerine başlıyor. 29 Haziran'ın şehitler günü olarak ilan edilmesini öneriyordu. "İdam kararı" yerine getirilemiyordu. Bundan sonraki süreçte. şarkılar söyleniyor. ertesi günkü sayısında. ise onay için An¬ kara'da gösteriler düzenliyordu. Öcalan'ın avukatları. evrak ve eşyalan tahrip ediyorlardı. zurnalar. davullar. elinde iple sokağa dökülenlerin görüntüleri doluyordu televizyon ekran¬ larına. Mahkemenin onay kararı açıklandıktan son¬ ra göstericiler.kez daha şenlik alanına çevriHyor. bandolar ça¬ lınıyor. he¬ nüz açıklanmamış ve "bilinmeyen" kararı kudamaya başlıyorlardı. idama karşı çıkan İnsan Haklan Derneği'nin genel merkezmi basıp. Duruşma günü Yargıtay binasının önündeki ağaçlar "ölüm sehpası" niyetine kullanılarak. Öcalan. Türk ırkçılarının avukadığıyla ünlenen ve eski bir gizli istihbaratçı olduğu söyle¬ nen müdahil avukatlarından Can Özbey'den yola çıkarak. televizyon ve gazetelerde. PKK Merkez Komitesi.. Çünkü. ilk duruşmada söylediği "PKK'nin silahları bırakabi- 412 . genel başkan Hüsnü Öndül'ü dövüyor. birin¬ ci sayfadan. "hiçbir za¬ man gerçekleşmeyeceği" biline biline. Tarih şimdiye kadar bu boy bir şenliğe tanıklık etmiş miydi.. idam kararının ne zaman ve nasıl yerine getirileceği tartışmaları başlıyordu. Amerika "öldürülmemesi" koşu¬ luyla Öcalan'ı teslim etmişti. bil¬ gisayar. Öcalan'ın bütün görüş ve isteklerine uyacağını açıklıyordu. bilmiyorum. "şehit yakınları". marşlar. Öcalan Ge¬ nel Başkan sıfatını sürdürüyor. "devlet konuğu" kalabalıklar sokaklarda göbek atarak. İdam kararı açıklandığında şenliklerin coşkulu havası her yanı sarıyor. idam kararının bozulması için Yargıtay'da dava açıyor.

413 . Hemen ardından gerilla güçleri sınır ötesine çe¬ kiliyor. 2003 yılında. Öcalan.leceği" sözünü hayata geçiriyor. "genel af koşu¬ luyla" silahlan bırakıp dağdan inebileceklerini açıklıyordu. "savaş durumuna son verildiği¬ ni" açıklıyordu. silahlar susuyordu.

Remzi inanç Şey 34.Mehmet Şerif Fırat Doğu İlleri ve Varto Tarihi 40. Lazarev.Hüseyin Cahit Yalçın Siyasal Vasilyeva.Şerefhan Şerefname 12.Hıdır Göktaş Kürtler isyan Tenkil 31.Amin Maalouf Arapların Gözüyle Haçlı Seferleri 6. Uluslararası Sömürge Kurdistan 15.Doğan Avcıoğlu Türkiye'nin Düzeni 414 .Demirtaş Ceyhun Ah Şu Biz Kara Bıyıklı Türkler 22. 1.Vecihi Timuroğlu Dersim isyanı 33.Falih Rıfkı Atay Çankaya 43. Rogan Aşiret Mektep Devlet Kurdistan Tarihinde Dersim 38.Hasan Cemal Kürtler 28. Ş.Dr.Sina Aksin.Albay Reşat Halh Cumhuriyet Tarihinde Ayaklanmalar 19. Rıza Nur Hatıralarım Hayat ve 8. /ö'« Türkler.Solakzade Solakzade Tarihi 13. Adıvar Mor Salkımlı Ev 16. Eugene L. Mıhoyan.E.Ş.Mehmet Bayrak Kürtler ve UlusalDemokratik Mücadeleleri 2. ittihat ve Terakki 42.Cemal Madanoğlu Anılarım 32.Tarık Ali Selahaddin 27.Feroz Ahmed.Lord Kinross Atatürk 5.Ziya Gökalp Türkçülüğün Esasları 9. Süreyya Aydemir Tek Adam 29.ihsan Nuri Paşa Hatıralarım 35. ittihat ve Terakki 41. Jigalina Kurdistan Tarihi Anılar 26.Alişan Akpınar.Metin Toker Şeyh Sait İsyanı 23. S.İbrahim Arvasi Hatıralarım 30.Faik Bulut Dersim Raporları 39.KAYNAKLAR Kitaplar 21- Behçet Cemal Şeyfe 5a/f /yyam 1. A. 15. Kemgin Osmanlı-Sefavi Döneminde Kurdistan Tarihi 4.Necip Fazıl Kısakürek Din Mazlumları 7.Garo Sosuni Kürt Ulusal Hareketleri ve Kürt-Ermeni İlişkileri 24Kılıç Ali Hatıralarını anlatıyor 3. Gasratyan.Halide E.Kemal Uzun Türkiye'nin Avrupa Yolundaki Engeli: Kürt Sorunu 18. 14- İsmail Beşikçi îskan Kanunu.Sıdıka Avar Dağ Çiçekleri 36.Dr.Uğur Mumcu Kürt-lslam Ayaklanması 20. X. 1.Yaşar Kemal Deniz Küstü 37.Bedir Han Kürt Sorunu 17.Ehmede Kanî Mem u Zin 1 1.Ksenefon Anabasis 10. Nuri Dersimi Hatıralarım. E. M. O.M.

Dursun Çakıroğlu 10.Muhsin Batur Anılar Görüşler 52.Ahmet Emin Yalman Yakın Tarihte Gördüklerim ve Geçirdiklerim 4.Dr.İhsan Sabri Çağlayangil Anılarım 45.Mehmet Ali Birand Apo ve PKK 54.Tan 10.Hürriyet Diğer Kaynaklar 1. Darağacı 6.2000'e Doğru 46.Cumhuriyet 3.Kazım Karabekir istiklal Harbimiz Dergiler 1.Hulusi Turgut Barzani Dosyası 55.Vatan 2.Gerçek 48.44.Dava 47.Ahmet Kahraman Cici Basın.Cevat Oktay 7.Ulus 8.Barbaros Baykara Dersim 1938 50.Adım açıklamak istemeyen kurban ve tanıklar 11.Melle Selim Taş 3. Mehmet Emin Sever 5. Sıvan Dersim Kaynak Kişiler 1.Melle Şafii Ballı 4.Musa Anter Hatıralarım 2.Demokrasi 415 .Feyzullah Koç 8.Kahraman Aytaç 53.Dünya 4.Radikal 2.Avni Doğan'm yaymlanmamış anılan 3.Melik Fırat 51.Aydın Saraç Gazeteler 9.Dr. Aladağ 11-ElifPolat 1.M.Ayın Tarihi 5.Resmi raporlar 5.Oktay Verel Atatürk'le Bir Ömür 49.Özel arşivim 6.Resmi bildiriler 9.Milliyet 7.Nokta 3.Gülsüm Toker Mevhibe 6.TBMM Gizli Tutanaklar Dergisi 2.Hakimiyeti Milliye 5.Kurum 4.

.

41. 40. 400 Atilla 24 Ahmet Emin Yalman 115 Ahmet İzzet Paşa 259 Ahmet Mithat Bey 89 Alaattin Fırat 210 Ali Baban 165 Avni Doğan 89 Aydın Saraç 190 B Babeuf 11 Ali Cemal Bardakçı 278 Ali Fethi Esener 385.226 Ali Rıza Septioğlu 184 Balikanh Hacı Halit 165 Balkanlı MoUa Emin 164 Barzani 51.223.227. 90. 274 Bedirhan Bey 37. 167. 82. 88. 332.338. 182 Abdürezak Bey 51 Adevi Aziz 237 309. 77. 61. 95.288.370. 89. 179.334.324.112. 272 Abdülkadir Sido 133 267.146.345. 80. 397 Bahçeli Hacı Hamdi Bey 89 Bahri Bey 165 Ali Haydar Dikmen 77. 57. 108 Bedir Han 57 Ali Said Paşa 67 Ali Saip Ursavaş 133. 140.269. 45.278. 329.392 Abdullah Alpdoğan Paşa 338.336. 312. 93.323. 68. 49.183. 175 417 . 320. 390 Abdullah Öcalan 402. 139.268. 258. 311.341.344. Abdülhamit 48.360. 51. 104.273. 184. 310.180.217.231. 268 Behçet Cemal 85. 275. 322.255. 281. 76. 51 Bediüzzaman (Saidi Nursi) 93 Alişan 274.282.240. 140. 108.289. 319. 321. 330.335.347. 172.356. Abdülmelik Fırat 71.ÎSÎM İNDEKSİ Alişer 78. 146 Ali Şükrü 270. 320. 96 Ali Rıza 152. 66. 67. 150. 404. 119. 321 Alişan Bey 267.303. 348.308.275.382. 321. 169.115. 56.142. 406 Abdullah Sadi 134 Abdurrahman Paşa 36 Alpaslan Türkeş 183 Arap Abdi 164 Aşkotanlı Paso 147 Atatürk 55.307. Alişan Beyzade Mustafa Paşa 320 137.352.390.241.270.

386. 227.258. 139. 340. Nuri Dersimi 251. 255. 73. 95. 356 Ç:Sl Can özbey 412 Can Yücel 285 Cavit Ekin 166 Cebrail 297. 224. 179. Demirel 142. 277. 314 Fakih Hasan Fehmi 164. 355.51 Cemal Süreya 210. 268. 319. 148. Fuad 133 Dr. 293. 222.Bertal Tanrıverdi 357 Beşe 255. 259. Sait Kırmızıtoprak 357 E-F Ebul Hayca 26 Cemal Madanoğlu 204 Cemal Paşa 18. 316. 385. 327. 399. 127. 220. 281 Cemal Gürsel 240. 355 Binbaşı Kasım 64. 401 Cemal Kutay 183 Diyarbakır Valisi Mithat 140. 184. 402. 335. 401.261. 171 Fatin Rüştü Zoriu 183. 158. 405 116.262 Cemil Paşazade Ekrem 133 Cevat Oktay 86 Cevdet Sunay 385. 338 Cekdet Bey 213 Celal Bayar 340. 395 Cemil Paşa 259 Edrise Betlise 32 Elif Hatun 318 Emin Avni 62. 122. 386 Erbilli Nafiz 133 Erdoğan Örtülü 145 Faik Bulut 291. 67. 360 Cemal Bardakçı 279. 221. 189 Derikli llyas 89 Derikli Necim 89 Dijana Hesse Sori 237 Bitlisli Idris 32 Botan Miri Bedirhan 183 Boynukara Hıdır Paşa 257 Bülent Ecevit 142 Divriğili llyas 133 Diyadinli Temur Ağa 165 Diyap Ağa 255. 336. 184. 119. 329 D Dadinanlı Temo 101 Damat Ferit Paşa 62 Bira İbrahim 215. 218. 174 Diyarbakırlı Ahmet Cemil 133 Dr. Rıza Nur 227 Dr. 318 Dr. 135 Enver 18. 205. 354. 387. 51. 75. 409 Çamurekli Zeynel Ağa 263 Çanh Şeyh Abdullah 164 Canlı Şeyh İbrahim 164 Çapakçuriu 165 Süleymanoğlu Yusuf Ferhat Bey 233 Feridun Fikri (Düşünsel) 276 418 . 165.

137 Hovvland Shaw 144 Hulusi Turgut 403 Husse Telle 220 Güle (Güllü Aladağ) 351 Guloe Kollo 121 Gur Huso (Kurt Hüseyin) 221 Hacı Abdullah 133 Hacı Ahti 133. 140 Goltz Paşa 52 Gulabi Ağa 43 Hıdır Göktaş 293 Hıdır Paşa 257 Hikmet Çetin 142 Hoca Askeri 133. 398 G-H Garipli izzet Bey 164 Hasan Hayri Bey 57. 392 General Moltke 52 General Mustafa Muğlalı 400 General Mürsel 90. 300. 230. 39 Halborili Hasan 339 Halis Bey 215. 217 Hüseyin Reşik 318 Hacı Talat 110 Hüsnü Mübarek 407 Hafız Paşa 38. 215. 60. 66. 268. 87.Ferit Mekn 135. 398. 399 Ferzende Bey 214. 136. 109. 123. 216. 82. 390. 68. 216. 87.158.121. 172 Hanili Şeyh Adem 164 Harputlu Şeyh Celal 164 Hasan Cemal 142 Fevzi Bilgin 184 Fevzi Çakmak 217. 61.213. 218 Halit Bey 31. 237 General Alpdoğan 295. 83. 174 Hanili Salih Bey 158. 275. 117. 276 Hasenanlı Halid Bey 63. 220. 68. 73. 92. 105. 95. 99. 98. 320.152. 69. 281. 112 Han Mahmut 41 Hanili Hacı Salih Bey 164 Hanili Mustafa Bey 164. 62. 104. 103. 321 Helmut von Moltke 38 Hese Gene 315 Garo Sasuni 108. 303. 104. 237 FethiOkyarl08. 227 1 Ibişî Seyik Ali 315 ibrahim Arvasi 147 ibrahim Bey 344 ibrahim Paşa 50. 47.196. 158. 81. 227. 224. 137 Huvit Reisi Nuh 123 Hüseyin Avni 56 Hüseyin Cahit Yalçın 115 Hacı Musa Bey 63. 302. 419 . 214 Haydar Bey 274. 216. 96. 64. 63. 258 ibrahim Tali (Öngören) 217. 61. 109.154. 171.

222. Menyukov 43 K Kahraman Aytaç 78. 75. 103. 97. 278. A. 394. 213. 236. 49 Lord Kinross 139. 134. 218. 324. 68. 56 M. 282. 69. 113. 119. 261. 198. L:M Lazarev 22. 128. 66. 61. 64. 228. 118. 404 Kerem Bey 158. Mahmut Bey 60. 165 Mangur Hamza Ağa 46 Mar Şamun 40. 117. 307. 38. 278. 109. 23. 39. 216. 121. 227. 96. 149. 221. 262. 100. 297. 233. 349. 283. 226. 39 ismail Hakkı Paşa 44 ismail Müştak Bey 348 Kılıç Ali 141 Kör Halil Paşa 263 Kör Hüseyin Paşa 50. 313. 140. 188. 220 Lütfi Müfit Özdeş 133. 4ZO . 123. 226. Mehmed Ali Paşa 39. 68. 105. 261. 61.225. 210. 137 Kenan Evren 386. 340 ikinci Abdülhamit 47 İkinci Mahmut 37. 224. 66. 262. 225. 223. 390. 303. 33 idrisi Bedisi 34 ihsan Nuri 47. 147. 353. 216. Kürt tarihçi Şerefhan 28 91. 173 izzettin Paşa 277 M. 79. 158 Kasım Fırat 175 Idris 32. 287. 207. 127. 236 Ksenefon 23 ismail Top 324 ismet Paşa (inönü) 56. 109. 249. 387 Kamer Ağa 315 Madenli Kadri Bey 164 Mahmut Altunakar 205. 225. 223. 114.211 296. 215. 217. 214 ihsan Sabri Çağlayangil 306. 281 Ibrahime Husseke Telle Paşa 237 99. 191. 232. 237. 73. 206. 168 285. Gasratyan 55. 398. 98. 140. 140. 40 Mehmet Akdağ 250. 259. 1. 400 Ivo Beg 219. 146. 112. 286. 228. 86. 235. 265. 158 Kasım (Ataç) 47. 242 Kavalalı Mehmet Ali Paşa 52 Kazım Paşa (Orbay) 110. 263. 120. 66. 220. 234. 163 Müfit Kansu 133. 309. 27. 280. 284. 101. 24. 144. 45 Kamer oğlu Fındık 336 Kamil Mahor 237 Massimo D'Alema 407 Kamuran Bedirhan 213 Kara Kazım Paşa 267 Kargapazarlı Halit 165 Mazhar 146. 227. 300. 354. 351 Kasım 42. 281. 235. 301. 266 Kemal Fevzi 133.

Muhsin örtülü 145 Muhyettin Aygören 184 Murat Paşa 52.178 Melle Yadin 116.Mehmet Ali (Menteş) 295 Mustafa Barzani 403 Mustafa Kelo 237 Mustafa Şahin 213' Mehmet Ali Birand 341. 127. 200 68. 83. 184 N-O N. 182. 31 Nurullah Bey 41 Mir Muhammed 36. 82. 391. 75. 66 Mehmet Halit Fırat 99 Mürsel Paşa 89. 64. 379 P-R-S-1. Halfin 43 N. 104. 278. 259. 321. 356 Mehmet Emin Sever 60. 118 Moğol Hanı Hulagü 27 Muhsin Batur 370 Osman Paşa 41. 103. 73. 90. 335. 83. 140. 61. 121 Mustafa Zihni 62. 123. 116. 129. 258. 339.117. 65. 350. 106. Palulu Abdullah Sadi 133 Mustafa (Miço) Ağa 268. 356 Piranh Molla Mahmut 164 4ZI . 97. 135 Musyanlı Molla Cemil 165 Muşlu Mehmet 165 Mehmet Fuat Fırat 184 Mutkili Hacı Musa 64. 77. 138 121. 25 Meme Kek 315 Memo ve Nadir 216. 276. 66. 69. 91. 71. 92 Mevhibe İnönü 307 Nuri Dersimi 252. 393 Mevlana Halid 70. 99. 82. 173 Mehmet Şerif Fırat 67. 128. 257 Nihat Saltık 395 Nikitin 24. 101. 98. 280. 183. 130 Minorsky 28. 102. 68. 117 Necip Fazıl Kısakürek 146 Neşet Paşa 256. 399 Mehmet Ali Efendi 252 Mehmet Bayrak 70. 192 Nakipzade Bekir 89 Melle Şafii (Ballı) Necip Ağa 103.217 Mehmet Tevfik 133 Melik Fırat 73. Y. 181. 398. 130. A. Marr 11 Nafiz Bey 133 Melle Hadi 38 Melle Selim 63. 261 Musa Anter 27. 293. 235 Metin Toker 86. 91. 265. 120. 141. 38 Mirza Ali 336 Oktay Verel 312 Osman Bölükbaşı 387 Osman Nuri Paşa 99. 166. 37.

88. 331. 324. 255. 304. 135. 33 Şahin Bey 188. 322. 33 Spartaküs 11 Sakallı Nurettin 79. 392. 249. Halil inalcık 17 Ragıp Gümüşpala 386. 351 Reşit Paşa 37. Dr. 280. 261. 65. 293. 345. 121. 391. 254. 337. 353. 299. 337. 153. 250. 255. 316. 272. 78. 279. 70. 334. 79. 41 321. 261 Seid Muhammed 132 Seid Resul 236 Şeyh Abdullah 84. 252. 254. 131. 291. 322. 49. 336. 60 Sultan Celaleddin 27 Salih Paşa (Omurtak) 217. 32. 38.392 Seid Taha 45. 350 Süreyya Örgeevren 133. Revanduzlu Ali Saib 47. 388 Seid Resule Berzenci 235 Seid Rıza 11. 265. 168 Solakzade 32. 252. 321. 355. 240. 166. 130. 351. 308. 292. 143. 253. 227. 329. 87. 117.315. 172 Rıfat 133 Richard 26 Robespierre 11 348. 159.320. 281. 330. 296. 336. 282. 97. 277. 46. 326 Şatoğlu Mehmed 293 Seid Bertal Tanrıverdi 77 Seid Hüseyin 78. 328. 338. 81. 306. 262. 83. 260. 146. 100. 302. 27 Semih Paşa 37. 332. 301. 274 Sultan Abdülhamit 18. 262. 315.318. 325. 30. 217.388. 99. 63. 4Z2 . 340. 335. 350. 267.Prof. 261. 360. 193 268.317. 326.316.391. 323. 266. 136. 133. Şatoğlu Salman 355 Şerefhan 30 Şerif Paşa 50. 341. 278. Sultan Mehmet 15 Süleyman Bey 165 238. 130 Selahaddini Eyyubi 25. 393 Reşat Halh 62. 360 Seid İbrahim 251. 310. 349. 251. 372 Salim Başol 215 Seid Abdülkadir 45. 291. 339. Rayber 252. 77. 134. 138. 349. 43 Silvanlı Şeyh Şemsettin 164 Simon Radev 144 Rohat Alakom 214 Sabiha Gökçen 307. 118. 31. 159 Şah ismail 29. Reşik Hüseyin 251. 120. 257. 361. 349 Saddam Hüseyin 26 Sadiye Telhe 83 Said Bey 39 Sokrates 11.319. 318. 146. 147. 338. 258. 337. 54. 149. 350. 336. 62. 298. 346. 309. 390. 70. 327. 269. 388.213 286. 263. 98. 132. 61. 286. 344. 270. 241. 371. 297. 300. 275. 44. 276. 293. 312. 314. 324.390.119.

102. 102. 169. 274 136.164. 138. 118. 327. 83. 70. 128. 87. 72.107. 62. 84. 22. 65. 83. 280. 106. 105. 73. 139. 272.127. T-U Taceddin 27. 155. 94. 121. 140. 67. 130.178.402.116. 86.195. 61. 139. 181. 162. 184.184. Uğur Mumcu 74.113.208. 78. 164. 96. 91. 123. 163.106.128. 170 Şeyx Şebabettin Efendi 180 Şükrü Kaya 282. 57. 87.226. 281. 269.199. 77.179. 85.350. 54.190. 75. 184 Şeyhanlı Hüsso 334 Şeyx Abdürrahim Efendi 180 Şeyx Ahmedi Cani 179 Şeyx Bahaeddin Efendi 179 Şeyx Diyaeddin Efendi 180 Şeyh Abdülkadir 233 Şeyh Abdüselam Barzani 51 Şeyh Ahmet 89 Şeyh Ah 45. 107. 79.218. 130.180. lûl. 170. 122.276.126.188. 89.111. 95.151. V-Y-Z Vahdeddin 55. 237 Tahsin Ekinci 184 Talat 18.159. 347 Şükrü Sekban 213 Şeyh Ali Rıza 65. 88. 165. 181.198. 104. 273. 164. 88. 63. 70. 128 117. 226 Vali Memduh Selim 212 Şeyh Şerif 77. 90. 164. 161. 74.177. 97. 46. 164 Şeyh Said 11.188.149. 66. 104. 344. 71. 76. 92. Timur 28.189. 126. 271.118. 122. 329 Şeyh Muhammed Berzenci 50 Şeyh Ömer 89. 104. 20. 119.226 Şükrü Sökmensüer 341. 167.160.178. 45.132. 155. 93. 287. Tansu Çiller 142 Tank Ziya Ekinci 142 Termili Şeyh Abdullatif 164 Termili Şeyh İsmail 164 Tevfik Celal 66 80. 73.105. 82. 51.181. 69.112.150. 159. 103. 90 186. 12. 148.124. 139. 164.411 Şeyh Selahaddin 178. 81. 141. 98. 128. 319.183. 50.130.158.155.109. 348 Şeyh Barzani 238 Şeyh Hasan 71. 125.276 Şeyh Tahir 184 Valirii Hoca Sadık Bey 164 Vanlı Rasim 66 Vasıf Çınar 183 Şeyh Ubeydullah 45. 124. 120. 147. 64.213. 84. 143. 269 216. 172.125. 131 Vasıf Paşa 25 4^3 . 171. Tokiyanlı Halit oğlu Kamil 164 Topal Osman 79. 49. 258 255. 99. 72.

131. 77. 68. 383. 79. 349. 63. 274 Zoravalı Şeyh Cemil 165 Zülküf Bilgin 184 4Z4 . 105. 241 Yavuz Selim 30. 78. 66. 32 Yaşar Kemal 240. 337 Yezdişer 41. 359 Yusuf Redkini 237 Yusuf Selahaddin 25 Ziya Hurşit 273. 297. 103. 384 Zilan Bey 237 Ziya Bey 259 Yunus Nadi 317. 42 Yılmaz Güney 216 Yusuf Ziya Bey 61. 32. 81.Vasilyeva 23. 33 Yetim Hüseyin 297. 158. 87. 64. 157. 350 Zeynel Altıntaş 382. 130. 320 Yusufanlı Kamer 78. 109.

.

Islamköylü Sulu ve Bir Dönemin Türk Büyükleri. . Bunu.Ahmet Kahraman.. 1985 yılında Darağacı ve 1986'da da Sanık Ayağa Kalk! izledi. Bana Paya Deyin. Yılmaz Güney Elsanesi. Üç Asılmışların Hikayesi. genel yayın yönetmenliği ve genel müdür yardımcılığı yaptı. 1984 yılında. 21 yaşında öğrenciyken. Hanedan. İktisadi ve Ticari ilimler Akademisini bitirdi. Mesleğin her kadennesinde çalıştı. Gazetecilik araştırmasına dayalı ilk çalışmasını. Değişik gazele ve yayın kurunnlarmın Ankara temsilciliği. ertesi yıl Banş Toprağı yayımlandı. Yazarın kitaplarından bazıları ise şunlar: Bize Özgürlük Verdiler. Masal öykü karışımı Kınalı Keklik işe 1981 yılında. dergilerde röportaj yazarlığı. çocuk edebiyatıyla kitap dünyasına girdi. Hayaletler Prensi. 1977 yılında yayınlanan Boğulan Başkan kitabıyla yaptı. Gazetecilik çalışmaları arasında. günlük gazetelerde köşe yazarlığı. Ankara'da. nnuhabir olarak gazeteciliğe başladı. 1976 yılında Yodıdcn Yetmişe Masallar.. dergilerde yayınlanmış röportajları işle Biz adıyla kitaplaştı. orta ve lise öğrenimini tamamladı. değişik okullarda ilk. Anadolu Ajanşı'nda yönetim kurulu üyeliği. Kurtarıcılar.

Sign up to vote on this title
UsefulNot useful