KURT İSYANLARI

Tedip ve Tenkil

o

o

o

^

>

I

ı

<

\^'

I
1^

te. o

V>
'

■:i«p.-,.-4-jr.-v,'

AHMET

KAHRAMAN

EVRENSEL

BASIM
YAYIN

-vn^i;

^
EVRENSEL
BASIM YAYIN

AhmetKahraman

Kürt

isyanları
(Tedip ve Tenkil)

Doğa Basın Yayın

Dağıtım Ticaret Limited Şirketi Tariabaşı Bulvarı Kamer Hatun Mah. Alhatun Sk. No: 27

Beyoğlu / İstanbul
Tel: 0212 361 09 07 (pbx)
Faks: 0212 361 09 04

web: www.evrenselbasim.com e.posta: bilgi@evrenselbasim.com

Evrensel Basım Yayın - 237

Kürt Tarihi ve Kültürü Dizisi - 4

Kürt İsyanlari
(Tedip ve Tenkil)

Ahmet Kahraman

Kapak Tasarım
Savaş Çekiç

Birinci Basım

Ekim 2003

İkinci Basım
Eylül 2004

ISBN 975-6525-48-7

Baskı

Ayhan Matbaası
lYûzyıl Mah. MaıSil. S, CaJ. No: 47 Bağcılar 02I2.Iİ29 01 65)

Kürt

'

isyanları
(Tedip ve Tenkil)

"amaç Kürtçülüktür" diyor ^^ .102 108 Okyar gidiyor... İnönü geliyor 112 Şeyh Said yakalanıyor Binbaşı Kasım anlatıyor ÜÇÜNCÜ BÖLÜM H^ 123 Seid Abdülkadir ve davası Diyarbakır'daki zafer şenliği istiklal Mahkemeleri 130 138 141 Şeyh Said davası Toplu idam karan idam töreni ve yan yana 47 sehpa 1'*^ 1^° 165 Babalar..İÇİNDEKİLER önsöz birinci Bölüm ^^ TC resmi tarihi ve Kürtler 15 Kürtler ve isyanları ikinci Bölüm 22 Hizbe Azadiya Kurdistan ve Albay Halit Bey . 58 Şeyh Said Efendi Şeyh Said ve Seid Rıza Şeyh Said halka karışıyor 69 76 81 Piran'da silah sesleri Diyarbakır muhasarası ve isyanm kaderi 84 86 Türk basını isyanı gizliyor 93 Bir ajanın portresi Yenilgi ve dış destek dedikleri Başbakan... oğullar ve torunlar 177 .

281 . 286 Müfreze kolları Dersim'i sarıyor Kadına tecavüz ve Seid Rıza'nın yeniden çıkışı .. . göbek havaları ve şapkaya hücum .. 289 293 Halbori gözeleri 297 .DÖRDÜNCÜ BÖLÜM Islahat planı ya da tedip ile tenkil Tanıklar ve resmi belgeler Babamı diri diri yaktılar Hayali isyanlar ve sürgün yollan 186 191 198 203 BEŞİNCİ BÖLÜM 212 Hoybun ve isyancılar ibrahim Paşa Bildiri savaşları 218 224 Ruslar ve Iran da savaşa giriyor Ateş çemberi Resmi tarih ve Yaşar Kemal 228 233 238 Katliamcı asker anlatıyor 242 ALTINCI BÖLÜM 249 250 Dersim sırasını bekliyordu Rızo Osmanh'nın son dönemlerinde Dersim 256 Seid Rıza şerefine bando-mızıka ve "koşun yiğitler vatan imdadına." Erzincan'ın kurtuluşu ve Dersim Generali Koçgiri isyanı ve Dersim 258 262 267 Seid Rıza ve Dersim kıskacı 275 Tehlike çanları ve ismet Paşa'nm raporu Tunceli yasası.

yedinci bölüm Bomba yağmuru Bombacı Amazon Sabiha 303 307 Dersim dağlan yanıyor Alişer ve Baytar Nuri Dış destek ve Bese'nin ölümü Seid Rıza barış görüşmelerine gidiyordu 312 319 325 328 Bir garip yargılama infaz görevlisi Çağlayangil anlatıyor 332 340 Sehpadaki babalarla oğullar sekizinci Bölüm 349 Dersimliler kurtulduk diye sevinirken 353 Kan sesi Ölüm kafilesinin 6 yaşındaki yolcusu Resmi söylem ve Pülümürlü Ele 357 360 365 General'in utancı Mağaralarda ölüm 370 375 Bebekleri de yakarlar Zeynel Çavuş'un madalyası Kurtarıcısını arayan Paşa 380 382 385 Adı da yok olan tetikçi Kırım istatistikleri ve sürgün DOKUZUNCU BÖLÜM 388 393 29. isyan KAYNAKLAR ISIM indeksi 398 414 417 .

.

kardeşlerin birbirini aradığı bir tarih''tir... Sı¬ nırlı kapsamı içinde. yüzyıla sarkan trajedik mücadelelerine genel bakıştır. kitabın böyle bir iddiası yok. "var olma" mü¬ cadelesi olarak çıkıyor karşımıza. 1980'lerin başında. gerçeklerin biryana. Bu pencereden bakıldığında Kürtlerin tarihi.. aynı zamanda. yenilmiş olmasına rağmen. Kürtlerin bütün bir siyasal tarihi değildir.. Bu mücadelenin yarattığı so¬ runlar ve trajedilerin bir kanlı harmanı. Marr'ın deyimiyle. altüst edilmiş. Şeyh Said'in hikâyesi ise şaşırtıcıydı. Y. "rejim doğruları"nın öte yana savrulduğunu gördüm. bu ne¬ denle daha derinliğine bir bakış için ayırdım. adeta sipariş üzerine. "anne ve babaların kayıp evlatlannı. davasına inanma ve üs- II . sürgün ve asimilasyon fırtınalanyla savrulmalanna. "tedip ile tenkil" vardı. ama. Bölge¬ nin yerlileri olarak. 20. yurtlarının parçalanıp bölünmesine rağmen. ma¬ sa başında yemden üretilerek.. bu kitap. TC tarihine serpilmiş "siyasi amaçh idanılar"ı yazarken. burada yaratılan kültürün mi¬ rasçıları. "kendisi" olmaktan çıkarıl¬ mıştı. Robespierre'den Babeuf e kadar. ağırlıklı olarak Kuzeyli Kürtlerin. Kitap. Şeyh Said İsyanının gerekçesi çarpıtılmış. Ortadoğu'nun en eski halklarından biridir. Örneğin resmi tarihin rakamlandınldığı sayıda Kürt isyanı yok. varlıklarını koruya¬ bilen Kürtler. "tarihin üvey evlatlan"dır. Rus sosyal bilimci N. Sokrates'ten Spartaküs'e. Başka bir deyişle Kürtlerin tarihi. hayali isyanların gölgesinde.ÖNSÖZ Soykınm. Fakat.. pek çok kişi. olamaz da. Asılmış Kürt liderlerle "Kürt isyanları"nın dosyasını.

muhafızları¬ nın görüş ve bakışını pekiştiren. öteki çalışmalar birbirinin tekrarı. Ayrıca. sayfa altlarını. bilimsel formülasyon adına. onun sonunu noktalayan nedenlere "Dersim İsyanı" diyordu. Bu teknikle kaynakları met¬ nin içinde vurgulayıp. yazarın taş duyarsızlığında olması mümkün değildir. ama ezilenleri bir kez daha mah¬ kûm eden. röpor¬ taj. cellatlarıyla şakalaşıyordu. Özel araştırma ve tanıklardan edindiğim bilgilerin dışında. bütünlük içinde eriterek işledim. Şeyh Said. tek yanlılık ve tek pencereden bakış açısı aşıldı. başı dik olarak celladın önüne yürümüştü. tek bakışlı çalışmalardı. * * * "Kürt isyanları" hakkında. Mehmet Bayrak ve benzeri birkaç kalemi hariç tutar¬ sak. "içine duygu sinmiş" di¬ yenler çıktı. sayısız makale. elbette pek çok kaynaktan da yararlandım. 2001 yılında Almanya'da yayımlanan. bölüm sonlarını "dip¬ notlar" ormanına dönüştürerek okura eziyet edip. Bu kitabı. Ama alıntı yaparken. Seid Rıza trajedisinin dokusu ise ayrıydı. Resmi tarih. tek sesli. Bir yönüyle. altı ay sonra ikinci baskı yapan bu kitapta. Kitabın ilk baskılarını okuyanlardan. olay ve durumların kendisi baştan başa iz . "altta kalanların" sesine de yer verilerek. gerçeklerin tarihinde isyan yoktu. Başka bir deyişle "duygusal" bulanlar. resmi tarih ve devlet raporlarından alıntının ya¬ nında. güçlük çıkar¬ maktan özellikle kaçındım. Okura kolaylık olsun diye bütün ki¬ taplarımın genel tarzı olan ve çağdaş pek çok yazarın da tercihi olan "röportaj" tekniğini kullandım... benzeriydi.. Ama ben ne yapayım ki. bugüne kadar.tüne düşeni yapmanın huzuru içinde.. tek yanlı. "resmi tarihi" yaratanları gözeten. araştırma yazısı ve pek çok da kitap yayımlandı. Ama. Yazdıklarına karşılık hayatının yansım cezaevinde geçirerek bedelini ödeyen İs¬ mail Beşikçi. ölüme yürürken. farklı kılan özellik buydu.

ilk içeriğe bağlı kalınmak koşuluyla yeniden göz¬ den geçirilip düzeltmeler.birer acı nehriyse. insanlık yangınları bütünü değildir. Sadece. Ben yaratmadım acıları. "resmi tarihin maskını aralar¬ ken". bir halkın çektiği acılar. yüzbinlerce kilometre karelik alana yayılmış kan golleriyle. bütünün algılanıp. . bir "son söz" ekleyecek olursak eğer. Tanıklığına başvurduğum bazı kişiler. 13 . İn¬ san hayatına saygım nedeniyle. ekler yapıldı. "On söze". kitap. bu yazarın kusuru değildir. İstanbul baskısı için kitabı gözden geçireyim derken.. korku çemberindekilerin isteğine uymayı. Yazar açısından da amaç.. . Ahmet Kahraman Hamburg Haziran 2003. bu kitap. anlaşılması için somut olaylar ve tarihe tanıklık edenlerin ayrıntılı anlatımlarıyla örneklenmiştir. kendilerinin ve ailele¬ rinin güvenliği için adlarının açıklanmasını istemiyorlardı. tekrar yazılmasa bile. Sadece olanları aktardım. yazarlık ödevi ve insanlık görevi saydım. çağına tanıklığın gereğini yerine ge¬ tirmek ve insanlığın evrensel vicdanına karşı borcunu ödemek¬ ten ibarettir. Başka bir amacı yoktur.

.

Resmi tarihçilere göre. yazıyı bulan Türklerdi.BİRİNCİ BÖ LÜM TC RESMÎ TARİHÎ VE KÜRTLER Genel bir söylemle. ilk uygarlığın yaratıcılarından Sümerler. varlık içinde yaşar¬ ken. Türk tarihinin "başlangıcı". Ateşi. bütün ulusların resmi tarihi. hâlâ Sultan Mehmet'in tek¬ nelerini karadan kaydırarak bir koydan ötekine aktarıyordu. Türklerin Orta Asya'dan çıkıp. yeryüzündeki halkların çoğu da Türklerin soyundandı. kafileler halinde yeryüzüne 15 . bir "kuraklık ve kıthk"tan yurtlarını terk eden Türklerin soyundandı. Osmanlılar bile "Türk"tü. daha sonra tarih sah¬ nesine çıkan Selçuklular. Türk propagandasının fokurdamaları arasında. Çin masal ve efsaneleri. Onlar için gerçeklerin dinamiğinde. kağıdı. "elalem ne der?" kaygısı yok. Asurlar. bazen "masa başındaki keşif ve icatlar"ın gölgesinde. Gerçekleri ters yüz eden "kaşif tarihçiler". TC'nin en saygın tarihçilerinden biri. yaşanmışlıkların kınntdan bile seçilemi- yordu. "abartılarla" doludur. TC tarihi ise "masa başı üretim tarzı"nın koku ile ses¬ lerini yaya yaya karşımıza çıkıyordu. sınır tanımaz boyutlara vardırıyorlardı. Mitos haline getirilen kişilerin savunması niteliğindeki metin¬ lerde. Etiler. Türkler ise evrensel uygarlığın tek yaratıcısı oluyordu. Zaten. buğdayı keşfe¬ den. Amerika'nın yerlileri olan Kızılderililer. yine hangi tarihte meydana geldiği meçhul. Selçuklular ve Osmanlılar. hayvanları evcilleştiren. başka kimlik ve şekil alıyor. neresi olduğu kimse tarafından bilinmeyen "Orta Asya"da. "siparişi veren müşteriyi memnun etmek" vardı. beyzadeden sipariş alan kunduracı yakla¬ şımıyla tarih üretiyorlardı. Macarlar. Okul kitapla¬ rında. gerçekler eriyor. Kimi resmi tarihçiler. 1920'lerden sonra masa başı buluşlarını.

"kuraklık ile kıtlık" değil. niteliği her nedense açıklanmıyordu. Fakat. oklarla gösteriliyordu. Osmanlıları meydana getiren 300 çadırlık aşiretin Afganis¬ tan'dan göç nedeni. askerlikte. ı6 . çok halklı bir imparatorluktu. Kabuk yönetim.dağılıp medeniyet ışıklan saçması. çağın gelişmelerine ayak uyduramadığı için geri kalmış¬ tı. kılıç zoruyla halkları bir arada tutmaya. Türkleri eşiklerinden içeri sokmuyor. aşağılamak istediklerine "Türk" diyorlardı. çatı yapıydı. Afganistan dağ¬ larından koptuktan sonra. "Türk" sözünden bile hoşlanmıyor. etnik homojenitesi bulunmayan. Nedeni ne olursa olsun. Kürdistan'a ardı arkası kesilmeyen "te¬ dip ile tenkil" seferleri düzenliyordu. burada Osmanlı devletini kuruyorlardı. Altında farklı dil ve dinleri barındıran bir kabuk. çobanlık ve askeri hizmete karşılık bugünkü Söğüt yöresine yerleşiyor. Huzuru kılıcın keskin ağ¬ zında arayanlar. gür ateş üzerinde kaynayan bulgur kazanının fokur fokur yüzeyini andırıyordu. imparatorluk. isyancıların üstü¬ ne. kendilerine "Türk" diyenleri. tam "huzur buldum" dedikleri sırada Arabistan ayaklanıyordu. tıpkı daha önce aynı coğrafyadan yo¬ la çıkan Selçuklular gibi Hazar Denizinin kuzeyinden Bizans ül¬ kesine geliyor. top¬ lumsal fokurdamanın önüne geçmeye çalışıyor. gerçek hayat¬ larında o kadar Türk'tü ki. * Afgancanın "Peştun" diliyle konuşan Osmanlılar. hırpalana hırpalana 1800'lerde iyice yorgun düşmüş. Mora ya¬ rımadasında kırım yapıyor. Halkların ayrışma. yaydıkları medeniyetin içeriği. bağımsızlaşma istemiyle başlattıkları is¬ yanların dipten gelen dalgalarıyla sarsılıyor. Orijini ne olursa olsun. aynı kıyımı Bulgaristan ve Bosna ile Sırbistan'da tekrarlıyor. yankıları günümüze kadar gelen terörle yürüyordu. sivil bürokraside yer vermiyor. hakarette bulunmuş kabul ediyor. Osmanlı devleti. olsa olsa kabileler arası çatışma olabilirdi.

Abaza. Bunlar¬ dan Prof. Pomak. Bu bakış açısıyla. Giritli Müslüman Türk. havaya karışıp yok olmuş sayılıyor¬ du. Halil inalcık. Gürcü. » TC'nin kurucuları. İngiltere. icat ve keşiflerle tarih üretiliyor. Türkiye Cumhuriyetine (TC) kadar. Bosnalı. Yeni ideolojiye uygun tarih tezleri ise bu süreçte geliştiriliyor. aniden buharlaşmış. Türkiye Gumhuriyed'ni oluşturan mozaiği şöyle açıklıyordu: "Türkiye bir göçmenler memleketidir. Amerika milledni 17 . yeryüzü haritasında. galip devletler tarafından kurdurulan bu devletlerden bir tanesiydi. üs¬ tünde inşa edildiği toprakların tarihsel adı. Trakya ve Kürdistan'dı. Anadolu. Dr. ken¬ dini Osmanlı Türk kültürüne bağlı hisseden insanlar. Kuruculardan her biri. kökleriyle bu topraklara ait olan halklar. Oysa. "tek ırk" ideolojisi egemen kılınıyor. Arnavut. 24 ayrı devlet kuruluyordu. imparatorluğun ayrı parçasından geliyordu. Ama.Saray yönetimini şaşkına çeviren isyanların hızını koruduğu bir sırada Birinci Dünya Savaşı patlak veriyordu. farklı kök ve kökenden. "buharlaşmayı" yadırgıyor. Tatar. olmamıştı. TC'nin. kendilerini ittihatçıların "Türk¬ lük" ideolojisinin mirasçısı olarak görüyor ve Türkiye Cumhuri¬ yetini bu temel üzerinde inşa ediyorlardı. Türki¬ ye Cumhuriyeti (TC). zorunlu resmi dil de Türkçe oluyordu. "Tür¬ kiye" adını taşıyan bir toprak parçası yoktu. Fran¬ sa ve daha sonra da Almanya'nın himayesinde ayakta kalan im¬ paratorluk parçaları üzerinde. 10 Ağustos 1995 tarihli "Yeni Yüz¬ yıl" gazetesinde yayınlanan röportajda. yüz binlerce insan ana vatana gelip sığınmışlardı. Son yüzyıl içinde. insanların "topyekûn Türk" olmadığını söylüyorlardı. resmi Türk tarihçiler bile. Kırımlı Türk. birçok halkı "Türk" yap¬ makla birlikte. Balkanlı Türk. imparatorluğun sonunu hazırlayan ittihat ve Terakki Partisi okulunun mezunları ya da kadro adamlarıydı. Osman¬ lı ailesi dahil bütün Müslüman halklar "Türk". Çerkez. Kafkaslı Türk.

Resmi tarih. ingiltere. bunları atlayarak "yok" saymıyor ama iki Al¬ man savaş gemisinin. "ileri" komutuyla hamle edecek. kendisi yok" hale getiren Itdhat ve Terakki Cemiyed'nin (Partisi) üçlü diktatörü (Triumvira). iki Alman savaş gemisi Goeben ve Breslau'ya da Osmanlı bayrağı çektirip. Osmanlı ordusunu "kiralık asker" misali dünya savaşı cephesine sürmüş. Almanlar. Fakat. Resmi tarihçilere göre. "emperyal" niyetle saldırıp savaş ilan eden Osmanlı dev¬ letiydi. Sarıkamış'a yığmıştı. Fransa. Biraz daha geriden alırsak. Enver Paşa'nm emriyle toplarını ateşlediği¬ ni de inkâr ediyordu. Sultan'dan habersiz. istanbul'da kurulan hayaller Sarıkamış dağlarında bo- ı8 . Talat. Rus toprakların¬ da ilerleyerek "anayurt" Orta Asya'yı "fethedecek" ve bu toprak¬ lar üzerinde. Rusya ve italya'dan oluşan "emperyalist batı ittifakı". Bu amaçla. imparatorluk topraklarım işgal edip parçalamıştı." Yine resmi tarihe göre. Oysa. 5 milyon ingiliz altını karşılığında. Bütün bunların altındaki "emperyal" niyet de şuydu: Itdhat ve Terakki adıyla Sultanlığın iktidarını ele geçirmiş ırk¬ çılık. "adı var. Almanları "korsan" yerine koyu¬ yorlardı. Enver ve Cemal Paşa'lar. yırtık postalla Rusya cephesine sürmüş. savaş ilan etmişti.meydana getiren göçmenlere bir bakıma benzetilebilir. "Büyük Turan Türk imparatorluğu" kuracaktı. Enver Paşa'nm Alman komutana yazdığı emirname ortada olduğu halde. yerine oturttukları Sultanı da. "habersizce" gemile¬ rine Osmanlı bayrağı kondurup Rus kıyılarını bombalamışlardı. 1908 yılında. Almanya ile anlaşmış. bir darbeyle ikddan ele geçirip Sultan Abdülhamit'i deviren. Fakat onlardan farklı olarak beş yüz yıl imparatorluk içinde yaşamış. Ordu. Fransa ve ingiltere'nin müttefiği Rusya'nın kıyılarını topa tutmuş. Alman imparatorluğunun yanında yer almakla genişleme ha¬ yallerini gerçekleştirecekti. 1914 yılında durup dururken Osmanlı devletine saldırmış. 120 bin kişilik bir orduyu yazlık elbise. kaynaşmış insanlardır.

Menemen'de ise böyle bir ayaklanma olmamış. Kuruluş. bilinmez. Örneğin. 120 bin kişilik ordu yerinden kımıldayamadan kar. Biliyoruz ki. 19 . Mareşal. ingiltere ile italya tarafın¬ dan terk edilen Yunan birliklerini kovalamak ve yer yer çatışmala¬ ra girmek vardı. gerçeklerin di¬ linden uzaktı. ingiltere donanmasının Çanakka¬ le boğazını geçip istanbul limanında demirleyerek şehri işgal ettiği söylenmiyordu. Türkiye Cumhuriyeti'nin (TC) kuruluşuna ilişkin sayfaları da bir tuhaftı. halkın. bundan sonra ellerini kollarını sallaya sallaya Kürdistan'a girip diledikleri kadar ilerliyordu. "yedi düvele karşı verilen savaştan sonra" diye anlatılıyordu. vurulan düşüyor. taraftarlarının katıldığı ayaklanmadır. 1915 yılında. "Zafer" kutlamaları sırasında. sağ kalan varsa.. Resmi tarihin. 90 bin asker donarak. "isyanın" öteki adı. * Yenilgilerin "zafer" şeklinde gösterilmesi resmi tarihin bir di¬ ğer sayfasıydı. "şanlı zafer" şenlikleriyle kudanıyordu. toplu halde düşman mevzilerine saldırtıyor. bu yenilginin yıl dönümleri. "yedi düvelle savaş" yoktu. Cumhuriyet tarihinin "iç isyanlar" sayfası da. Kimi Cumhuriyetçiler de savaşta yer aldıkları için mi. "zafer" kazanmış oluyordu. has¬ talıktan kırılarak saf dışı kalıyordu. Filistin cephesinde uyguladığı bu savaş taktiğini Ça¬ nakkale boğazında da tekrarlıyor ve boğazın yamaçları 250 bin as¬ kere mezar olduktan sonra ingiltere donanması istanbul'a ilerliyor¬ du.zuluyor. çarpıcı bir örnekti. Çanakkale boğazında yaşanan savaş. Ma¬ reşalin savaş taktiği basitti: Elinin altındaki asker kalabalığını. ingiltere'ye karşı verilen savaşta. 1930 yılında meydana gelmiş bir "Mene¬ men Isyanı"ndan söz ediliyordu. kış. sade¬ ce geride kalmış ve müttefikleri Fransa. Engelsiz kalan Rus orduları. bit ve salgın hastalığa teslim oluyor. rüyası bile görülmemişti.. Alman Mare¬ şali Liman von Sarders Osmanlı ordusuna komuta ediyordu. Oysa.

artık "sömürge bile değil. terbiye etmek. Gerçeklerin böylesine tırpanlandığı sistemin tarihinde. alt sömürge" oluyordu. Bunların tümü. herhalde safdillik olurdu. onlara ilişkin olaylarla durumların doğru. 1925 yılında yürürlüğe giren "Şark Islahat Planı" ile Kürtle¬ rin dili. gerçeklere uygun biçimde not edilmesini bek¬ lemek. mek. onlara. "Tedip" ve "tenkil" Arapça deyimlerdir. bir sabah. naralar atan esrarkeşler kendileri¬ ni tutuklamaya gelen askeri birliğin başındaki teğmeni öldürüp ba¬ şını kesmişlerdi. 1921-40 yılları arasında. Cumhuriyetçiler. kültürü yasaklanıyor. uslandırmak" demektir. Sarıkamış'tan Meneme'e getirip idam ediyordu. iç ile dış etkilenmelerden arındırmak için. ta istanbul'dan. kafaları dumanlı bir halde kahvede dini konuşmalar yapıp. Onları "medenileştirmek". "Var" olduklarını söylemek suçtu. neredeyse "Kürtlerin iyiliği için"di. tarihin oluşumundan beri kendi yurtlarında yaşayan ve bölgenin en eski halkı Kürtlerin tarihteki yerini almasını. bir¬ birine bağlı. Fakat. "miras" gi¬ bi kabullenip kullandılar. olup biten¬ lerden habersiz muhalifleri. budama işi arayan beş esrarkeş kasabaya gelmiş. kasabada kimsenin tanımadığı beş kafadarın yaptıklarım tiyatro sahnesi gibi uzaktan seyretmişti. Osmanlı dönemin¬ de. Menemenliler. Kürtler üzerine düzenlenen "yok etme ve bastırma" seferle¬ ri bu deyimlerle adlandırılıyordu.. varlıkları inkâr ediliyor. "Kürt isyanları"nın bastırılması amacıyla. Ama resmen "olmayan" Kürtlerin isyanları "var"dı. birbirini tamamlayan sayısız "tedip ve tenkil hare¬ kâtı" tazelendi. Türk Dil Kurumu'nun sözlüğüne göre Tedip. hiç olmadın" denilerek. "Türk" kimliği boyunlarından aşağı asılıyordu. Ankara olayı "isyan" olarak adlandırıyor. Kürtler resmen "yok"tu.1930 baharının "bağ budama" zamanında. "yola getir¬ . "sen.. ismail Beşikçi'nin deyimiyle Kürt coğrafyası.

ortadan kaldırma. bu vatandaşla¬ rını şefkade bağrına basıyor. Resmi söyleme bakılırsa. "kart. dünya "Türk düşmanlarıyla doluydu. es¬ ki zamanların birinde. "ne mudu Türküm diyene" diyen herkes. basit yoldan giderek Kürderin hiç olmadığını. "spor olsun". Türk düş¬ manlarının uydurduğu gibi "Kürt" diye bir halk var olmamıştı. "sen aslın¬ da Kurtsun" diye kandırıyor. evlatları kırılsın diye ikide bir isyan ediyorlardı. kendilerine "Kürt" demişlerdi. rahadıkla bu sözleri bağırıyor ve huzur içinde yaşayıp gidiyorlardı. "birinci sınıf vatandaşları"nın Türk ol¬ duğunu kanıtlıyorlardı. dünyadaki güç¬ lü mevkilere çıkmasını istemedikleri için "Türk oğlu Türk" olan ve "kart kurt" sesine kanmış saf vatandaşları. "hiçbir sorunlan bulunmayan" Kürder. fırdolayı düşmanlarla çevriliydi. on¬ ların iyiliği içindi. ya da rahat ve huzurdan bıktıkları için evleri. başkasına korku ve ibret verecek biçimde cezalandırma. "Var olduklarını" söylemek yalandı. TC'yi bölme çabasıydı.. (zamanı kendileri de bilmiyorlardı) kar üzerinde yürüyen Türklerden bazıları. Zaten. medeniyetin bütün nimetlerinden yararlanmaları için çalışıyor. Generaller rejiminin "keşfine" göre. o arada aralarına sızmış "vatan haini terörisderle mücadele ediyor"du. Türk devleti. kimi "kart kurtçular" da. köyleri yok olsun. ayaklarından çıkan "kart. Fakat. "çağdaş medeniyeti yakalamış Türk devletine karşı kışkırtıyorlar"dı. Her şey gibi bu da. ." "Kürt yok" TC'nin birinci sınıf vatandaşları vardı."Tenkir'in sözlük anlamı ise şöyle açıklanıyor: "Kamuya zararlı kişi ya da topluluğu. TC. kurt" sesine kulak verip. kurt" anlamında. Bütün kışkırtmalarına rağmen. Bu kanı ve tanımlama yanlıştı. Çünkü. TC'de Türk'tü. Türkleri kıskandıkları.. 12 Eylül darbesini yapan generaller.

analizci bir gözle değerlendirebilenler.. . sayılar düzmece kalıyor. Geride kalan 25 "isyan". Oysa. tarihin en kanlı sayfalarından biri olan "Dersim olayları" resmi tarihte "isyan"dı. "ol¬ mayan" Kürtlerin "isyanlarını bastırma" gerekçesiyle. 10. özellikle 3-4. bunların büyük bir bölümünün "hayali" sayılar olduğunu görüyordu. gerçeklerin tarihi. Bunlar. Halk isyanından söz edebilmek için planlı programlı örgüt¬ lenme ve örgütlü eylem gerekiyordu.. 1940'a kadar. tekzip ediyordu. bin yılların sonlarında. 2. Karduklar ve öteki bazı boylardır" diye yazıyor. "Tedip ve tenkiP'in kırım ile kan sesi arasında. "Kürderin etnik ataları olarak kabul edilen halklar. bu sayılan doğrulamıyor.. Lazarev. Onun dışın¬ da isyan yoktu. "kaçışı kur¬ tuluş" sananlarla kovalayanlar arasında zaman zaman yaşanan çatışmalar "isyan" ise bu rakamlar doğru olabilirdi. "1. 3.1920'lerden. 1984 yılında Partiya Karkeran Kurdistan (PKK) öncülü¬ ğündeki hareketle "29" rakamına ulaştırıyordu. Bilimsel bir açıyla bakıldı¬ ğında. Halbuki. KÜRTLER VE İSYANLARI Evrensel tarih. Osman¬ lı'dan miras üzerine "tedip ve tenkil" seferleri düzenlendi. "Dersim isyanı yok. Numaralandırılan "isyanların" izini sürüp. 20. Rus ta¬ rihçi M. Kassiler.. S. Resmi tarih isyanları. kağıt üzerinde tersine çevrilmiş "tedip ve tenkiP'di... Örneğin. sayıyı. Kürtlerin köklerini ve insanlık sahnesine çıkış dönemlerini milattan binlerce yıl öncesine dayandırıyor. hemen hemen her baharda. ancak yarım yamalak üç isyanm varlığından söz edilebiliniyordu. aynı tarihin sayfalarını dikkadice karıştıranlar. Ağrı direnişi ve PKK hareketiydi. 28" diye sıralıyor. Şeyh Said'in adıyla öz¬ deşleşen 1925 olayları. tedip ile tenkil var" gerçeğiyle karşılaşıyordu. Bunlar Hurriler. Ön Asya'da tarih sahnesine çıkmışlardır. Lulubeler.

yapısını koruyup. Kürderin etnik sentez sürecinin kesin ola¬ rak saptandığı kadim başlangıç merkezini de içine alan bu böl¬ ge. yüzyılda yazdığı Anabasis adındaki kitabında Kürt¬ lerin varlığından. etnik yüzünü. Rus tarih¬ çi E. Kurdistan adı oldukça geç dönemlerde ortaya çıkmıştır. M. Kürt etnik sentezinin ilk kaynağı. varlığını 600 yıl sürdüren Halaf kültü¬ rü. "Kurd" adı bu dönemde ortaya çıkmıştı. yaşama biçimlerinden söz etmektedir. dünya¬ da kendi etnik yüzünü koruyabilmiş nadir halklardan biri olarak belirliyorlar. Başka bir anlatımla. 8 bin yıl önce. yalnız Batı Asya'da değil.Ö. Batılı kaynaklar. dünya uygarlığının en kadim merkezlerinin filizlendiği top¬ raklardır. Kürtler sayısız soykırıma. bu topraklar (çağdaş Kürdistan'ın Suriye'de kalan toprakla¬ rı) üzerinde ortaya çıkmıştır. Batılı tarihçiler ise Kürderi. kendi topraklarında hayat bulan bir halktı. Vasilyeva'ya göre. Ortadoğu'nun "otokton" (yerii) halklanndan başlıcası. etnik ya¬ pılarını koruyabilmelerini mucizevi başarı olarak niteliyorlar. yok edici darbelere rağmen. ilk kez Selçuklu Sulta¬ nı Sencer zamanında kullanıldı. Kürtlerin dolaysız atalarından söz edebiliyoruz.Ö.Yazara göre. komşuluk ettik¬ leri birçok etnik variık. daha çok Arap ve Pers kaynaklarıyla ve yazadarının kalemlerinden günümüze gelebilmiştir. Halaf kültürünün yerini daha son¬ ra Ubeyd kültürü almıştır. eski çağlardan günümüze akmış nadir halklardan biriydi. soykırımlar. Iran kaynaklarına göre Kurdistan adı. yurtlannın. dağları kadar "bınge" (doğal derin¬ liklerinde). şöyle diyor: "M. çev¬ rilmiş. direnerek. Lazarev. Kuzey Mezopotamya'da. 23 . I. yani çağdaş Kürdistan'ın tam merke¬ zinde bulunmaktadır. 1." Mezopotamya coğrafyasını gezen Yunanh komutan Ksenefon da. 5. Bu saptama ve hak teslimine göre. "devletsiz halk" Kürtlerin. bin yılın ortalarından itibaren. Kürtlere ilişkin bilgiler. kuşatılmış hallerine. sürgün ve asimilasyonlar so¬ nucu eriyip yok oldukları halde. "tehcir" (toplu sürgün) ve savrulmalara rağmen. iç içe yaşadıklan.

642 yılındaki Ne- havend savaşı ve onu izleyen Musul. P. kılıçlar çekiliyor.Lazarev'e göre Kürder. Uzun muhasaradan sonra. Şarezor savaşını Kürt tarihinin en önemli olayı olarak nitelendiriyor. Müslümanlığı kabul etmelerine rağmen. Islamiyeti gönüllü olarak kabul etmediler. ay ve aydınlık üzerinde yemin edilen kutsallıktı. Halifenin yönetimini kabullenmiyor. yüzyıllara yayılmış kesintisiz savaş ile soykırımlardan korunarak geliyorlardı. Kürder. aynı zamanda Arap egemenliğini kabul. onları koruyan bir başka etmendi. ortak dil. sahip oldukları doğal koşullar (coğra- fik yapı) ve ulusal sentez sayesinde. Kendi kültür ve medeniyetlerini de yaratan Kürtler. Tikrit ve Cezire direnişleri. Araplar ise kuzeyden gelen Müslüman göçmenlere "Türk" adınr veriyorlar¬ dı. Dasin dağlarında Halife¬ nin ordularını bozguna uğratıyorlardı. ona biat ve tes¬ limiyet olarak algıladıkları için direndiler. Bu savaşlarda Kurdistan şehir ve eyalederi büyük zarar gördü. Kürtlerin bazı kesimle¬ rinde. fakat Kürtler. 2000'lerde de hâlâ sürmekte. Arapları geriletmiştir. ayı. Islamiyetten önce Zerdüşt dinine inanıyor.. Avrupalılar. isyanlar birbirini izliyordu. aydınlığın kutsiyeti. daha son¬ ra da genel olarak Müslümanlara "Türk" diyorlardı. güneşi kutsal biliyorlardı. Aşiretsel ve güç¬ lü aile bağları. Şorezor şehri ele geçiriliyor.. 2-4 . Müslü¬ manlığı. Güneş. dini yayma adı altında sınırlarına dayanınca. yüzydlara yayılan savaşlar başlıyordu. hayatı var eden aydınlığı. kültür ve dört bucakta paylaşılan yaşa¬ ma biçimleri. O nedenle Selçuklulara da "Türk" diyorlardı. yaşamak¬ taydı. Araplar. Nikitin. Atilla dahil doğudan gelen barbarlara. Cafer Faracis'in liderliğindeki isyancı Musul Kürderi 835 yılında Azerbaycan ile Ermenistan arasında kalan toprakla¬ rın büyük bir bölümünü ele geçiriyor. V.

"beğenilen". P. ama Selçuklu akınları ve kanlı baskıları devam ediyordu. bu gücü ulusal amaçlar için kullanamıyor. yaz aylarında ta Erivan ve Dovin yaylalarına kadar giden. aynı Kürtler. Rus Kürdolog V. bilim ve kültürel alanla tanınmış bir aile¬ den geliyordu. Ama bu yenilgi Arap-Kürt savaşlarının sonuncusu olmuyor. uluslaşma yolunda kullanmayı kaçınyor"lardı. Cebel ve Fars'ta yenilgiye uğrattı. Nitekim. kanlı boğuşma yüzyıllara yayılıyor. "Selahaddin'in sağladığı imkanları. kendisi de islam alemine Sultan olduk¬ tan sonra. "Hınsı Keyf" diye de telaffuz edilen isim... Arapça deyimle Selahaddini Eyyubi) bütün Müslü¬ manların Sultanı olana kadar. ya da "hayran kalınan" anlamına gelen "Hüsne Keyf"liydi. Fakat. kültür ve bilime büyük önem vermiş. Ta ki. Yusuf Selahaddin'in kökleri. yüzyıllara sarkıyor.Araplar. Selçuklular acımasızhklanyla tanınıyorlardı. daha sonra TC tarafından de¬ ğiştiriliyor. bütün çabalara rağmen Kürtlerin Araplaşması akim kalıyor. Selahaddin. Selçukluları "Hassa Ordusu". 10 ve 11. Vasıf adında¬ ki Selçuklu komutan daha da acımasızdı. Vasıf Paşa. ço¬ cuk. kadın ayırımı yapmadan önüne çıkan Kürtleri kılıçtan geçi¬ rerek Isfahan. Nikitin'in deyimiyle Kürtler. günümüzün deyimiyle bir tür "kiralık asker" niyetine kullanıyordu. Türkçede. Selçuklulardan oluşan "Hassa Ordusu"nu öne sür¬ düler. Ailesi. "Hasankeyf" yapılıyordu. Revandi (Ravadi) aşiretindendi. "ümmetçi kalıpların içinde" kalıyor¬ lardı. ^ . çevresine döne¬ min bilginlerini toplamış. varlıklı. ihtiyar. daha sonra Moğollar tarafından yakı¬ lıp yıkılacak olan dünyanın en zengin kütüphanesini kurmuştu. Kürt Usıf e Selahaddin e Eyyub (Eyüb'ün oğlu Yusuf Selahaddin. Revan- di. Yusuf Selahaddin. Kürder rahat bir nefes alıyordu. Islamiyetin iktidarını ele geçirince. Kürdistan'ın en güçlü aşiretlerinden biri olan Hazbanilere mensuptu. Kürtlerle savaşta ye¬ tersiz kalınca. koyun sürüleriyle.

aske¬ ri ve sivil organlarm üst düzeyinde görevler almıştı. Kürtler açısından iktidarına baktığımızda. ekonomik ve siyasal amaçlarını "din mihveri" etrafında birleştirmiş. Savaş ortamına rağmen. Nitekim. büyük bir askeri komutan. Haçlı komutanla¬ rı yenildikleri bu karizmatik lideri derin bir saygı ve hayranlıkla anıyorlardı. Kürt ve Selçuklulardan oluşuyordu. Kürtlük bilincinin üste çıkması. çok sayıda Kürt. en seçkin ordusunu Kürtlerden oluşturmuştu. Haçlı ordu¬ larını Suriye'den Filistin ve kutsal Kudüs'ten söküp atıyor. onları esirgeyip koruduğunu. atak ve akıllıydı. tümüyle ekonomik. Adaleti. "ümmetçiliğin evrensel" açılımı. Selahaddin'in imparatorluğu Kürt devleti değildi. bazı ayrıntıların eklenme¬ siyle film konusu oluyor. Kürtlerin de yer aldığı Arap ordularına komuta edi¬ yordu. Richard'la olan ilişkileri. Kavmiyet yerine din savaşlarının verildiği böyle bir atmosfer¬ de. Selahaddin çok zeki. "Aslan Yürekli Richard" diye bili¬ nen ingiltere Kralı Richard başta olmak üzere. "Haçla" kamufle etmişti. Avrupa da. Komutan Selahaddin. "Haçlı Seferleri" adını vermişti. Çok iyi bir öğrenim görmüştü. Hakkari Kürtlerinden olan Ebul Hayca. batılı yazarlar. hak ve hukuk göze¬ ten tutumuyla islam dünyasının tartışmasız lideri oluyordu. 1169 yılında. babası Eyub ise Saddam Hüseyin'in de doğum yeri olan Tikrit'in valisiydi. kadim şehir Şam'ı ikinci merkez yapıyordu. Sultan Selahaddin'in komuta ettiği ordular karmaydı. Verimli toprakların ele geçirilmesini amaçlayan birleşik Avrupa ta¬ arruzlarına din örtüsünü çekmiş. ama "ulusal¬ cılığı" da yadsıdığını görüyoruz. Arap dünyasına hükümdar oldu.Selahaddin'in amcası Şerkux (Dağ Aslanı). bütün değerlerin önünde duruyordu. bu ordularla Mısır'a girip Kahire'yi başkent yapıyor. Selahaddin de. dönemin ön genel örgüsüne aykırıydı. Selahaddin Tikrit'te doğdu. Haçhlara karşı Akka kalesini savunmuş. Eyyubi imparatorluğu Kürt değildi ama. siyasal boyutlu olan Ortadoğu hamlesini. 26 . hakkında sayısız maka¬ le ve pek çok kitap yazıyorlardı. Araplar¬ dan. da¬ ha sonra Kudüs valisi ve Eyyubi ordularının başkomutanı olmuştu. Bu dönemde. Selçukluların baskısına son verdiğini.

Günümüz dünyasında da Selahaddin'in soyundan olmak onurlanmaydı. emrinde çalışmış. Kürtler. yüzyıldaki Kilis valileri. Kürdistan'ın başkenti de Bahar'dan. 1219 yılında Harzemşah devletine saldınyor. ve "dünyanın dörtte birinde eşi benzeri bulunmayan" diye anlattıklan Erbil kalesini terk etmiyor- 2-7 . aile köklerinden gelmek bir yana. Fakat çok geçmeden. dedelerinin Eyyubilerin vezirleri so¬ yundan geldiğini söyleyerek kıvançlanıyordu. Rus tarihçi Lazarev'in aktardığına göre. Moğollar. Hasankeyf'den Trabzon'a sürgün edilmiş aileden olan şair ve ressam Bedri Rah¬ mi Eyyuboğlu'nun babası. Moğol. Ahlat ve Şarezor eyaletlerinde taş üstünde taş bırakmıyorlardı. Sultan Celaleddin kaçıp Kürdistan'a sığınıyordu. Cengiz ve komutanları yakıp yıkma¬ yı. dedelerinin Eyyubilere hizmet et¬ miş Mand'ın soyundan geldiğini söylemekle övünüyorlardı. katliamları sıradan uğraş haline getiriyordu. Selçukluların Kürtler üzerindeki baskısı artıyordu. valiye rağmen kaleyi teslim etmiyor. Moğol Hanı Hulagü. Selahaddin'in soyundan geldikleri için "Eyuboğlu"nu soyadı olarak aldıklarını söylüyordu. 1231 yılında ele geçirdikleri Amed'te (Diyarbakır).Selahaddin ve Eyyub ailesinin adı. Yüzyıllar sonra bile. ufukta Moğollar görünüyordu. bunu bahane edip Kürdistan'a yöneliyor. Kirmenşah'ın kaderi¬ ni yaşamamak için kaleden çıkıp teslim oluyordu. Erbil valisi Taceddin. Tarihçilerin belirttiğine göre. onlara hizmet etmişlerin kökünden geldiğini söylemek bile Kürder için gurur¬ lanma payıydı. Selahaddini Eyyubi'den sonra. Kirmenşah'ta kadiam yapıyor ve şehri talan ediyordu. Kürt savaşçılar. Musa Anter'in yazdığına göre. Eyyubilerle ilişkide bulunmuş. Kürder için bir onurlan¬ maydı. O dönemin Şirvan valileri de. 18. Uzun savaşlardan sonra "saldırmazhk anlaşma¬ sı "yla uzlaşmaya varılıyor. dağlara sığınarak katliamlardan kurtulmaya çalışıyor. 1258 yı¬ lında Bağdat seferine çıkarken. Kurdistan Mirlikleri barış ve sükûna ka¬ vuşuyordu. Sultanabad'a taşınıyordu.

Moğol karargâhına baskın yapıyor. Fakat Erbil kalesi. gece kaleden çıkıp.lardı. ama bu arada Roma-Bizans topraklarında oluşan Osman¬ lı devletiyle yüz yüze geleceklerdi. Savaşçılar. bağımsızlıklarını koru¬ yacak. Mirlikler (Beylikler) Bizans. Timur'un 1400 yılında. refah düzeyi yüksek bir hayat sürüyorlardı. ertesi yd (1259). "Şerefname" adındaki kitabında an¬ lattığına göre. Moğollar tarafından ele geçiriliyordu. daha sonra Musul'daki komutanın işbirlikçiliğiyle. Timur'a biat etmiş. ordusunu yol boylarında "vur ve kaç" yöntemiyle hırpalıyorlardı. sonra Cizre ve Mardin'e saldırıp bu şehirleri ele geçiriyor. Bağdat'tan Azer¬ baycan'a dönüşü sırasında Kürderden ağır darbeler aldığını yazı¬ yordu. Fakat. 15. Ama bu Timur'a kesin zafer sağlamamıştı. Bidis valisi Hacı Şeref. 28 . Timur'la savaşın seyri değişiyordu. bazı işbirlikçi Kürtlerin saf değiştirip. yüzyılda iç açıcı bir durumdaydı. * s* Moğol mur'a istilalarında hazırlıklı büyük kayıplara uğrayan Timur'un Kürtler. mancınıklarını da yakı¬ yorlardı. fakat bir baş¬ ka Kürt şehri olan Musul'da beklenmedik bir direnişle durduru¬ luyordu. Ti¬ karşı davranıyorlardı. daha sonraki yıllarda Akkoyunlular ve Karakoyunlulara karşı da yurdarını savunup. kendi halkına hançer çekmesi üzerine. ondan önce harekete geçiyor. Rus tarihçi Minorsky. Suriye üzerine yürürken. Hulagü. Kürt Beylikleri. toplu kırıma tabi tutuyor. müca¬ deleyi zayıflatmıştı. Arap ve Acem¬ lerle barış içinde komşuluk ediyor. "Şerefname"ye göre. Kürt ülkesinin Mirlikleri. Kürt tarihçi Şerefhan'ın. yolunun üzerindeki Hakyari aşiretini. saldırmasını beklemek yerine. ordusuna büyük zarar veriyor.

bugünkü Güney Kürdistan'ın tümünü kapsıyordu. Fakat. Her biri. Ara topraklan Kurdistan. Aynı dönemde. yüzyılda. Kürtler. Afganistan göçmeni bir aşiret olan Osmanlı yönetimiyle. 1500'lü yıllann başında doğudaki komşulan Perslerie (Iran). en gözdesi ve güçlüsü Avdalan (Evdalan) hanedanıydı. Güçlü aşirederin ayağı üzerinde durup "Miriikler" (Beylik) ha¬ linde yaşayan Kürtler. iki gücün farklı zoriamasıyla "din. mezhep" görünüşlü çıkar savaşlannın ortasında kalıyor. Hasankeyf. Komşulan birer imparator¬ luktu. öteki aşiretleri savaş gücü bakı¬ mından Hakkari emiriiği. yerieştikleri top¬ raklara da. kendilerini Pers (Iran) ile Os¬ manlı imparatoriuklanmn dişlileri arasında buluyor. So¬ ran ve ötekiler diye sıralıyordu. Bohti. kısmen özgüriüklerini kaybe¬ diyorlardı. Hayatta kalma şanslarını büyüme ve yayılmakta anyoriardı.Kürt Mirlikleri arasında. Bizans'la oluşturdukları iyi komşuluk ilişkilerini onlaria da sürdürmeye çalışıyorlardı. Kürde¬ rin siyasal ve sosyal ilişkileri 15. ayrı ayrı mezhebinin cazibesini öne sürüp Kürt¬ leri kazanmaya çalışıyordu. zaiyata uğruyor. Kürder ise iki devi de üstüne saldırtmamaya özen gösteren yansız bir politika izliyordu. Egemenlik sınırlan İran Kürdistam'nın batı bölgelerini de içine alan. Şerefhan. yüzyılda başlıyordu. ikisi için de önemli stratejik ko¬ numdu. Sefaviler Pers iktidanm ele geçiriyor ve Birinci ismail olarak da bilinen Şah ismail 1501 tarihinde taç giyiyordu. karşılıklı düşmanlık nedeni ola¬ rak kullanıyorlardı. "Romalıların ülkesi" anlamına gelen "Diyare Rome" diyor. Behdinan. Osmanlılara "Romi". 16. 29 . "Romalı" niyetine "Rom". Doğu Roma (Bizans) toprakları üzerinde kurulan Osmanlı devletine. Evdalan'dan sonra. Günümüzün deyimiyle emperyalist ve birbirine diş biliyoHar- dı. batıda giderek yayılan Osmanlılar arasında baş gösteren çekişmenin sıkıntısını yaşıyorlardı. Mezheplerinin mensubiyetini. Erbil.

Şah Ismal'in kurduğu akrabalık ilişkisi üzerine. yerli yersiz zamanlarda armağanlar göndermeye başlıyor. Siirt'ten Cebakçur'a. 1511 yılında Hoy'a gidip Pers Kralı Şah ismail'i ziyaret ediyorlardı. * Bu sırada.Şerefhan'ın yazdığına göre. Pers-Kürt savaşı birkaç yıl sürüyordu. Cizre ve Bitlis valilerinin de bulunduğu on bir Kürt emiri. Şah ismail. kimi yan tes¬ lim halde yanına geçiyor. Pa¬ lu'dan Maraş'a kadar. sıranın kendi egemenliğine geleceğini düşünerek. eğlence sofrasına davet ediyordu. batıya yönelip. ele geçirdiği topraklarda. asla bir hükümdarın onu¬ runa yakışmayacak. bütün Kürdistan'ın emir ve valileri tarafından ka¬ bul edilen önder haline geliyordu. di¬ yalogu derinleştiriyordu. Şerefname'de belirtildiğine göre. Kürtleri yanına çekme entrikasıyla. Fakat Bohtan ile Çemişkezek'de zorlu bir direniş¬ le karşılaşıyor. Kürdistan'ı işgal etmeye başlıyordu. hepsini serbest bırakıp. Hazırlıksız yakalanan Kürt Mirleri. Kürt Mirlerini hoşnut tutan jesderde bulunu¬ yor. Tutuklu Mirlere. "Korkunç" laka¬ bıyla da anılan Yavuz Selim bulunuyordu. Amediye Emiri. tuhaf bir davranışta bulunuyor ve konukla¬ rının tümünü tutuklatıp sorguya çekiyordu. Osmanlı Hanedanlığının başında. Kurdistan Mirleri iki taraftan da gelebilecek tehlikeye karşı ha¬ zırlık yapıyor. iyi dileklerini bildirmek üzere. Yavuz Selim Kürdistan'dan sonra. yüzyıldan itibaren merkeziliğe yöneli¬ yordu. bütün Kürt illerine kendi adamlarını vali olarak atıyordu. 30 . tutuklattığı Hasankeyf valisi Melik Halid'i görkemli bir düğünle kız kardeşiyle evlendiriyordu. Şah ismail. Pers ordularının karşısında bir varlık gösteremiyor. kimi de çatışarak direnmeye çalışıyordu. "ziyaret için kimin öncülük ettiğini" soru¬ yor. Osmanlı sara¬ yı da boş durmuyor. 16. bu arada yayılmak üzere. Şah ismail. Kurdistan 16. Şah ismail. aralarında Hasankeyf. Fakat. Tuhaflık bununla da bitmiyor. Hasankeyf valisi Melik Halid ile Bitlis Miri Şerefin adını öğ¬ renince. yüzyılın başlannda Kürdistan'ın tek merkezden yönetilmesi kısmen de olsa başanlıyor.

F. Saldırganlığı nedeniyle Şah ismail'e tepkili olan pek çok Kürt Miri. 23 Ağustos 1514 tarihin¬ de. Osmanlılar. V. Perslerin yanında yer alan Halit Bey. Minorsky'nin deyimiyle Kürtler. Yavuz Selim'in yanında yer aldılar. Şah ismail ile Yavuz Selim arasındaki çekişmeden yararianmayı bilemediler. Mirlerden her biri kendi doğrulanm uygulu¬ yordu. bölü¬ nerek tampon olmuş. Fakat. Başka bir deyişle Kürdistan'ın Osmanlı ile Iran arasın¬ da bölüşülmesinin başlangıcı. "düşmanımın düşmanı. Çaldıran'da. sonra da ayakları. Sultanlığını ilan edip. bir çarpışmada kolunu kaybedince Şah ismail ona som altından takma kol yap¬ tırmış. haremini. ikiye bölündüler. savaşın dönüş yolunda. Kürt Mirlerinin Osmanlı ve Perslere karşı saptanmış ortak bir politikaları yoktu. tahtı ve hazinesini savaş ala¬ nında bırakıp kaçmıştı. Bu nedenle büyük çoğunluk Yavuz Selim'in yanında yer alsa da Şah ismail'i destekleyenler de vardı. Van Gölünün kuzeydoğusundaki Çaldıran vadisinde karşıla¬ şıyordu. Perslere karşı savaşmıştı. Ya¬ vuz Selim taraflnda öldürülecekti. dostumdur" düşüncesiyle. aynca Muş'un bir bölümüyle Malazgirt. iki imparatorun çatışmasından yararlanacaklanna. bununla da kalmayarak Yavuz Selim'in yanına geçmiş. Şah'm himayesini kendi gücü sanmış. zemine oturamayan karar¬ sızlığı. Tarihçilere göre. adına para bastır¬ mış.Perslere savaş ilan ediyor ve iki ordu.. sonunda başının belası olacak. Şah ismail. Ulusal birliklerini pekiştirmek yerine. 31 . Halit Bey. Kimileri ise şaşkınlık içinde her gün karar değiştiriyordu. bir süre sonra. Çaldıran Savaşı. Tarihçilere göre Kurdistan yöneticileri. söz dinlemez hale gelmiş.. Bu yüzden birbi¬ rine kılıç çekecek hale geldiler. Tutarsız biri olan Pazuki aşiretinin önderi Halit Bey. bunlar¬ dan biriydi. bu sayede kolay bir za¬ fer kazandılar. Kurdistan tarihinin bir "mi- ladı"ydı. Hınıs eyaletleri¬ nin yönetimini de kendisine bağışlamıştı. kollan budanmıştı.

Hayatını ise bölge sultanlarına hizmede kazanıyordu. ilk Osmanlı sultanlarının tarihi¬ ni anlatan. her şeye rağmen. Kürt beyliklerini Osman¬ lıya bağlayan. 1989 yılında yayınlanan Solakzade Tarihi adındaki kitapta.. Kürtlerin bağımsız ve özgür kalacaklarına ilişkin maddeyi o koydu. avını dinsel pusu¬ larda yakalıyordu. Osman¬ lılarla Kürt Mirleri arasındaki anlaşmalara. Buna karşılık. Bitlish bir Kürt'tü. O. Bu amaçlarla düzenlenen ikili gö¬ rüşmelere "yansız kişi" ve hakem olarak katıldı. Ki¬ mi çevrelerde "Sofi" (bütün saflığı. hey¬ beler dolusu altın karşılığında. Betlisi'nin Kürdistan'ı pazarla¬ ma konusundaki çabalan uzun uzun anlatılıyor. sonra Osmanlı sul¬ tanları Yıldırım Beyazıt ve Yavuz Selim'e aynı hizmederi vermişti. kimileri¬ ne karşı da yoğun bir diplomasi yürütmüştü. Evliya Çelebi'nin Seyahatname' sinde yazdığına göre. Farsça şiir diliyle yaz¬ mıştı. ikili görüş¬ melerde Kürderi gözettiğini. Şah ismail'e karşı Yavuz Selim'in yanında yer alması kulislerini o yürüttü.. Melle'ydi. Edrise Betlise (Bitlisli Idris) idi. Kürt¬ lerin Osmanlıya askeri destek vermesini öngören maddeyi de. Farsçayı da çok iyi bilen Idris. Din adamı. I. TC Kültür Bakanlığı tarafından. "Heşt Beheşt" adındaki kitabını. 32 . Kürtlerin kaderini satan kişi olarak nitelendiriyorlar. Tarihçi Muhammed Amin Zeki. Kürtler arasındaki adı. bu sü¬ reçte tarih sahnesinde beliriyor. Kürt Mirleri çoğunluğunun. Ama. biliniyordu.Rus tarihçi E. Diplomatik manevralarının kandırmacalarmda bu yanını sıkça kullanıyor. Önce Akkoyunlu Sultanı Yakup Bey'e katiplik yapmış. tarihçiler genel bir kabulle Idris'i. Kürt vali ve Mirleri yanına çekmek için kimilerine baskı. Vasilyeva'nın yazdığına göre. temizliğiyle kendini dine ada¬ mış kişi) diye tanınıyor. rolünü oynayıp hizmet veriyordu. Idris. Korkunç Yavuz. Kürtlere karşı diplo¬ masi ayağını yürüten Yavuz'un kadim hizmetkârı Betlisi. Idris Hakim de diyorlardı. yanlarını tuttuğunu yazıyor. durumdan görev çıkararak. çok iyi bir eğitimden geçmişti.

Kurdistan beylerini. Diyarbakır ve Mardin Mirleri işbiriiğine "hayır" demekte direniyorlardı. Ör¬ neğin. görevi dolayısıyla bu işin gerçekleşmesi için bü¬ yük çaba harcadı. Solakzade sonrasını şöyle anlatıyor: "İdrisi Bedisi. Çaldıran dönüşünde. bu süreçte tasfiye ediyor. bağlılığını bildiriyordu. atının terkisindeki heybeyi altınla dolduruyordu. Tadı dille Ermi. "lütfedip davete icabet ettikleri takdirde mudu olacağını" bil¬ diriyordu. Sultan onu armağanlarla ödüllendi¬ riyor. kendilerini kabul edip ağıriamak istedi¬ ğini. kafile¬ ler halinde karargâhına gidiyorlardı. halkı kılıçtan geçiriyordu. Osmanlıya itaate almakla gö¬ revlendiriyordu." Fakat bazı Kürt beyleri anlaşmaya yanaşmak istemiyordu. Mirieri tehdit ediyor. Solakzade tarihine göre Bedisi. başanlanna "duacı" olmak amacıyla Yavuz Selim'i Tebriz yolunda karşılıyor. Aşti. Osmanlı Sultanı. Bidis. Savran. Bedisi görevi kabul edince. Yardım etmeye yanaşmayan ya da Şah ismail'den yana olan Mirleri. Kürt beyleri. Bedisi'yi kullanarak. pek çok Kürt Mirinin gücünü yedeği¬ ne aldığını. Yavuz Selim'in. bu sayede savaşı kazandığını yazıyor. İmadiye ve Hasankeyf beyleri dahil. sonuç alamayınca bizzat başında bulunduğu Osmanlı ordularıyla taar- 33 . cömerdiğinin nişa¬ nesi olarak da. toplam 25 ilin ünlü komutanlannm gönlünü Padişahtan yana çevirmeyi başardı. Şah'la giriştiği savaşta yaptıklan katkıdan ötürü şükranlanm sunan Sultan. Mektupta. Bir yandan da geri kalan Kürt beylerini ikna etmesi için Betlisi'yi kullanıyordu. Betlisi. övgüler dizi¬ yor. Yavuz ve Bedisi Kürt beylerini "onuriandırma" yoluyla avla¬ maya karar veriyor ve ortak imzayla birer davet mektubu yazı¬ yorlardı. Sason. 1514 yılında Iran seferine çıkar¬ ken. o arada. Sultan'm "nazik" davetine icabet ediyor.Solakzade. savaş alanından sağ kurtulmayı başaran Şah'ın intikam seferierinden korunmak için Kürdistan'ı. tampon bölge yapmaya karar veriyordu.

ruza geçiyordu. uzun bir direnişten sonra. ayakta kalmak derdiyle Fransa ve İngilte¬ re'nin himayesine girmişti. hizmet¬ lerinin karşılığında da heybelerini altınla doldurmaya devam edi¬ yordu. Idris. Batı Asya halkları ve Kurdistan da etkilenme alanındaydı. bağımsızlaşma yolunda isyanlar süre¬ cine giriliyordu. Fransa. Osmanlı'dan çok ingiltere. Osmanlıların müdahalesi başlayınca. yüzyıllar. Eylül 1515 tarihinde ele geçiriliyordu. dünyanın sarsılarak değiştiği dönemdi. Osmanlı'ya yardım konusunda teslim olmayanları. O nedenle Kürt bağımsızlık ve özgürlük hare¬ ketleri her defasında. Kurdistan Mirleri. içten içe çürümüş. Osmanlı ordusunun kılıcıyla tasfiye ediyor. ama iç işlerinde ba¬ ğımsız. Diyarbakır kalesi muhasara altına alınıyor. 1800'de. Osmanlı'yı himayeye alarak bölgedeki değerlere sahip olma savaşlarına daha sonra Almanya ve Avusturya da katılmıştı. 18 ve 19. bağımsızlaşma atılımları yapıyordu. Halkların ulusal bilincini ateşleyen Fransız ihtilalinin etkileri. ev¬ rensel devinimlerle yayılıyordu. Diyarbakır olayından sonra "ikna edici" olarak Kürt beylerini tek tek dolaşıyor. "idrisi Betlisi'ye gerçek ayarh bin florin irsal eyledi" diye yazıyor. Almanya 34 . 1800'lere kadar Kürdistan'ın özerkliğine el uzatılmıyordu. özgür ve özerk kalıyorlardı. tümüyle kopma. savaşlarda Osmanlı'nın yanında yer alıp yardım ediyor. "Hasta adam" adı verilmiş Osmanlı Devleri. Rusya ise himayedeki topraklardan pay kapma savaşındaydı. güçten düşüp tükenmiş olan imparatorluk var olanı korumak. bu emeğinin Sultan tarafından ödüllendirilmesini. Kabuğun altındaki halklar ho¬ murdanarak uyanıyor. Batıdaki komşusu ve dolaylı olarak bağlı bulunduğu Osman¬ lı imparatorluğu Fransız ihtilalinin getirdiği aydınlanmadan da¬ ha farklı biçimde etkileniyordu. imzalanan anlaşma gereğince. Solakzade. Kürdistan'ın bağımsızlaşıp kop¬ ması zararlarınaydı. batının büyük dev¬ letleri tarafindan içten paylaşılmıştı.

Soran ve Babanların bulunduğu Güney Kürdistan'da doğdu. onu himaye altına alan Rusya ile. Osmanlı adına birer engeldi. zayıf düşeni saf dışı ettikten sonra diğerine yöneliyordu. Bulgaristan ve Sırbistan'a destek veren sınır ötesi batı. bir bakıma öteki halklara öncülük etmişlerdi. onu arkadan vuruyordu. Bu olumsuzluklar. Osmanlı egemenliğine karşı isyanda. Ulusal kurtuluş hareketleri sırasında. şeyh. Çünkü. Yunanis¬ tan. sık sık Kuzey Kürdis¬ tan'a girmiş. Kürt isyanın¬ dan yirmi yıl sonra baş gösterdi. Mora ve Girit isyanlan. doğrudan iliş¬ kiliydi. Doğuda ise iran'ın kişiliğinde. Kürdistan'ın bağımsızlaşması. onlarla savaşmak zorunda kalıyor¬ du. yüzyıl boyunca Osman¬ lı'yla kesintisiz sürdürdüğü savaşlar boyunca. 1800'ün başındaki ilk Kürt bağımsızlık hareketi. Kürtler onlardan farklı şartların kurbanıydı. Bulgar. Amacı salt değerleri sömürmek değil. Öte yandan. çekemezliklerin yarattığı iç bölünmeler ve kardeş kavgaları yüzünden Kürtler birlikteliklerini kuramıyorlardı. Behdinan. Mirler. 35 . bastır¬ mada rol oynuyordu. Fakat. Sırp. Osmanlı'nın işine geliyor. Arnavut ve Araplar. ötekilerden farklı olarak bölge devletiydi. çıkariarının zedelenmesi. Kür¬ distan'ın bağımsızlığı söz konusu olduğunda. Rusya.ve Rusya'yı karşısında buluyor. düşmanlarının körüklediği din ve mezhep ayrılıklannı kavga nedeni yapıyorlardı. Kürtlerden çok sonra isyan edeceklerdi. En azın¬ dan. bütün olarak parçala¬ rını koparıp el koymak. Kürt¬ lerin karşısında. 19. doğrudan ya da Iran üzerinden müdahil oluyor. en azından azalması demekti. Rusya'nın ko¬ parmayı tasarladığı payı küçültüyordu. düşmanının yanında yer alıyor. bey ve aşiret reisleri birbiriyle üs¬ tünlük kavgasındaydı. ilhak etmek. her defasında.. daha derinleri ele geçirmeye çalışmış. kardeş kardeşin yenilgisinde mutluluk arıyor. bir yandan da işine yarayacak biçimde tahrip etmişti. Osmanlı ile savaş halinde olmasına rağmen. bağımsız Kurdistan. Kürtler.. kendi topraklarına katmaktı.

Abdurrahman Paşa Erbil'i ele geçirip Kerkük'e dayandı. bir bakıma dış koşulların da el¬ verişli olduğu bir zamana rasdamışri. İran ve batıya giden yolları kontrol ettiği için ay¬ rıca stratejik öneme sahipti. merkezi Süleymaniye olan Baban Mirliğinin başına geçince. 1833 yılında da. Fakat. Abdurrahman Paşa'nm isyancı mirasını Behdinan ve Soran Mirleri omuzluyor. 1813 yılında Revanduz sancağına bağlı Soran Emirliği Kur¬ distan hareketinin merkezlerinden biri haline geldi. Abdurrahman Paşa isyanı bir son değil. onları ötekiler izliyordu. şehir ve doğa yangınları Kürdistan'ı ayağa kaldırıyor. Osmanlı'nın yanında doğ¬ rudan müdahale ediyor ve Abdurrahman Paşa yönetimini yıkıyor¬ lardı. Rusya'ya. 36 . işgalci Osmanlıları kovduktan sonra. Hakkari Mirliği. 1800'lerin başında egemenliğini Iran içlerine kadar götürüyordu. Merkezi Cizre olan Bothan Mirliği kendi bölgesinin egeme¬ niydi. Cuma hutbelerinden Os¬ manlı Sultanının adını çıkardı. başlangıçtı. Osmanlı ordusu bozguna uğradı. bu amaçla öteki Kürt önderleriyle itti¬ faklar kurmuştu. Osmanlı'nın yaptığı insan kı¬ rımı. 1803 yılında. Osmanlı'ya karşı bağımsızlıkçı siyaseti izlemeye başlamış. Yerine kendi adını koydu. Yine 1800'lerin başında. bağımsızlığını da ilan edip kendi adına para çıkardı. Ayaklanmalar birbirini doğuruyor. Mir Muhammed. Soran Miri Muhammed. Abdurrahman Paşa'nm üstüne büyük güç gönderecek durumda değildi. Osmanlılar Rusya ile savaş halindeydi. olayı kendi sorunu sayıyordu. o sırada. dört bir yanda isyan ateşleri yanıyordu. Mardin ve Diyarbakır'da¬ ki Osmanlı egemenliğine son verdi. Abdurrahman Paşa girişimi. Bölgeye yerleşip Osmanlı devletini vesayeti altına almış olan ingiltere. Merkezi Mardin'de bulunan Milli (Milli) Mirliği ayrı bir etkinlikteydi.Abdurrahman Paşa. Küçük Süleyman Paşa komutasın¬ da küçük bir orduyla saldırıya geçti.

savunmasız sivil Kürtleri kı¬ lıçtan geçiriyor. bunun üzerine saldırıdan vazgeçip. bazı Kürt beyleriyle ilişki kuruyor. Soran bölgesinde büyük kayıplar vermesine rağmen Zaho. elindekileri korumak amacıyla savunma haline geçti. Paşa. Botan Miri Bedirhan Bey'in başşehri Ciz¬ re'yi yerie bir ediyor. Güney Kürdistan'ın isyancı aşireti Babanlar üzerinde soykırım denedi. Karargâhına kapa¬ nıp. Reşit Paşa'nm ordusu çakılıp kalmış. Zulüm. ingiliz ajanlan- nı kullanıp. Paşa. 1836 yılında. örgütlenerek direniyor. Reşit Paşa. Kürleri birleştirmişti. Mir Muhammed'e ulaşmak ve karargâhını ele geçirmekti. Bitlis Ermenileri ve Yezidiler de Kürtler¬ le direnişe kanlınca. Reşit Paşa. yoluna çıkan silahsız. Reşit Paşa ordusuna büyük kayıplar verdiriyorlardı.Osmanlı Sultanı ikinci Mahmut. Fakat genç yaşlı ayırımı yapılmayan sivil kırım. Irak ve Suriye'deki or- dulannın da desteğiyle hem güneyden. 1833 yılında ordularına Kürdistan'ı "tepeleme" ve "fethetme" emrini verdi. Paşaya istedi¬ ği zaferi getirmiyordu. iki yıl sonra. onlan satın alıyor¬ du. Merkez güce komuta eden Reşit Paşa. iki sene takviye birliklerinin gelmesini bekledi. bundan sonra ileriemeye başlıyordu. hareket etme yeteneğini kaybetmişti. Çok hırslı ve Kürtlere kinli olan Reşit Paşa'nm nihai hede¬ fi. Duhok ve Akra Osmanlılann eline geçiyordu. bundan sonra entrikacılığı seçiyor. 40 bin kişilik bir orduyla Sivas ve Malatya'dan. 1834 baharında. iki kol halinde ilerlemeye başladı. Paşanın zulmü arttıkça. kasaba ve şehirleri yakıyor. nihai savaşa hazırla- 37 . Aşiretler ilk kez ulusal ruhla or¬ taya çıkıp. Sivil katliamlar yaptı. gerilla taktikleriyle Osmanlı ordusuna darbeler indiriyor¬ lardı. köyleri. Osmanlıların ilerlemesi imkansız hale geldi. yıkıyordu. Sultan'm orduları iki ayrı koldan Kürdistan'a saldırmaya başla¬ dı. ingiliz takviyeli Reşit Paşa'nm orduları. He¬ define giderken. daha bir öflceyle di¬ reniyor. Kürder bileniyor. Semih Paşa komutasındaki ordu Trabzon ve Erzincan yoluyla Van'a yöneldi. Dört yandan kuşatılan Mir Muhammed. hem de kuzeyden genel saldırıya geçti.

Revanduz kalesi 1836 Ağus¬ tosunda kuşatıldı. Yerine. istanbul'a götürdüler. aldığı yüklü altın kese¬ lerini "dini fetva"ya çeviriyordu. Kürtler umutsuzca dire¬ niyorlardı. direnen herkesi öldürüyorlar¬ dı. Hadi. "tedip ve tenkil" (kırım) yapılıyordu. halka dokunulmayacağı sözüne karşılık teslim oldu. Bu kez. Mir. direnme noktalarını ele geçiriyor. Mir Muhammed'e veri¬ len söz tutulmuyor. tüttüğü 'tedip ve tenkile' son vermedi. Kış başlayınca saldırılar durdu. Lazarev. Hafız Paşa. Mir yö¬ netiminin etkin isimlerinden Melle Hadi. Osmanlı Sultanı'nın Ha¬ life (Peygamber vekili). Güz aylarında. Rus tarihçi M. Osmanlı ordusunun Kürdistan'da yü. Sincar Yezidilerin! acımasızca kırdı. Osmanlılar saldırı üstüne saldırı yaparak kaleleri. Osmanlılara koşulsuz ita¬ at etmeyen ve direnen herkesin acımasızca öldürülmesi devam etti. Osmanlıları tanımlayan "Bexte Rome tuneye".mrken. dönüş izni bir tuzaktı. cezalandırma saldırıları kuzeye yöneldi. Sivil halka dokunulmayacağına dair." 38 . ülkesine dönmesine izin verdiler. Yolda öldürüldü. Bir süre sonra. saf değiştiriyor. 1837 yılında bağımsızlıklarını korumaya çalışan Botan Kürtlerine karşı saldı¬ rıya geçti. Kürtlerin. Osmanlı ordu¬ suna geçit veriyorlardı. Reşit Paşa. (Osmanlı'nın onur sözü yoktur) sözünün tekerrürü de yaşanıyor¬ du. bu konuda şunları yazıyor: "Revanduz'un düşüşü. S. Kürt ha¬ reketinin karşısına "ümmetçilik" unsuru dikilivermişti. 1837 yılında koleradan öldü. dolayısıyla ona kılıç çekmenin günah sa¬ yılacağını söylüyor ve görüşlerini yayıyordu. Fakat. Ama Avrupalı danışmanlar (Avusturyalı Feld Mare¬ şal Helmut von Moltke de bunlar arasındaydı) tarafından eğitil¬ miş ve güçlü topçu desteğiyle donanlmış orduya karşı fazla di¬ renemediler.. beklenmedik bir olayla daha karşılaştı. Melle Hadi'nin fetvası savaşçıların elini kolunu bağlamışken. Revanduz yolunu tutan aşireder. en az onun kadar acımasız olan Hafız Paşa geçti. Mir Muhammed yalnız kalmıştı. Ona saygılı davrandılar.

Av¬ rupa'ya karşı kendini "medeni" Kürdistan'ı da "geri" gösteriyor. 1840'a doğru kendi coğrafyasını aşmış. Fakat.» * Osmanlı ordusunun insan kırımı. Kürderie Ermenileri arada kadederek ileriiyor. Muş ve Hazro yörelerinde. keyfilik. zoria el koyma. Kurdistan yeniden nefeslenip. Do- 39 . Paşa'nm ordusu ise 1839 yı¬ lında Mısıriılar tarafindan darmadağın ediliyordu. Hafiz Paşa komutasındaki Osmanlı ordusu. Hafiz Paşa'yı Kürdistan'dan çekiyordu. Sultan ikinci Mahmut. ne de çocuklar bağışlandı. rüşvetle satın alınır hale gelmesi bir yana. Osmanlı'nın giriştiği soykırımı şöyle yazıyor: "Cezacılar (Osmanlılar) inanılmaz bir vahşet sergiledi. Filistin ve Lübnan üzerinde hak iddia ederek Osmanlı Imparatorluğu'nu tehdit eden ileriemesi üzerine. Ertesi yıl bahada biriikte. Türk si¬ vil ve askeri yönetiminin günlük rutin işleri haline gelmişti. asayişin sağlaması adıyla devlet terörünü dağlara yayıyordu. "Kür¬ distan'ın uygariaştmlması". Avrupa da ilgilenmeye başlamıştı. Van Gölünün batı ve kuzeybatısı ateş içinde kalıyordu. feodal anarşinin ortadan kaldınlıp. yağma. Suriye. Ne ka¬ dınlar. Güney Kürdistan'la sınırlı kalmadı. Osmanlı yönetimi. dünya me¬ selelerinden biri haline gelmiş. Kürt sorunu. öteki Toroslara olmak üzere iki koldan kuzeye karşı saldırıya geçtiler. il¬ gi üzerine." Mısır Paşası Mehmed Ali Paşa'nm (Kavaklı) Mısır. Osmanlı'nın bu taktiğinin sonuçlannı şöyle anlatıyordu: "Yönetimin tümüyle rüşvete bulanması. Malat¬ ya yöresi Mirlerinden Said Bey. daha sonra cumhuriyetçilerin de tek¬ rarladığı "ıslahat" pohtikasına yöneliyordu. yaralannı sarmaya başlıyor. Lazarev. Böylece Kürt¬ lere karşı kazanılan zafer sıfira iniyordu. İstanbul yönetimi. onlara "iyilik" için "medenileştirme" hamlesine geçiyordu. biri Akçadağ. Rus tarihçi Lazarev. Osmanlı ordusuna büyük kayıp¬ lar verdiriyordu.

Süryanileri. Kürtlere karşı ayaklanmaları için yardım sundular. Bu arada Kürtlerle iç içe yaşayan Hırisriyanlarla da (Ermeni ve Süryani) ilişkiler kuruluyor. Özellikle Bağdat'taki Mehmed Paşa." Merkezi Cizre'de bulunan Botan Mirliğinin önderi Bedirhan Bey. bu arada Süryanileri kullanıp çatışmalar çıkarmak Kürdistan'a doluştular. Ama. yeniden aktif protesto biçimlerine döndüler. fakat. itti¬ faka daha sonra Doğu Kürdistan'ın (Iran) Erdelan valisini katmayı da başarıyordu. evinin üstündeki direğe ingiliz bayrağı çekince olaylar patlak verdi. Osmanlı'nın güçsüzlüğünden yararlanarak yeni ekonomik ve politik kazanım¬ lar elde etmiş Fransa ile ingiltere'yi de rahatsız ediyordu. Hizan.ğu Anadolu ve İrak'taki Kürt halkına daha büyük baskı ve terör uygulanıyordu. bütün çabalara rağ¬ men Dersim dışarda kalıyor. yerinden yurdundan edil¬ miş Kürtlerin hayatı düzeltiliyor. Bu arada Be¬ dirhan Bey adına Kürt parası basılıyor. Kürtleri değil sizi destekli¬ yor" diye kışkırtmaya başladılar. Kürdistan'ın bağımsızlığı yalnız Sultanlığı değil. himayenin doku¬ nulmazlığını göstermek amacıyla. ingi¬ lizler. Yardım için ingilizlere sığınmışlardı. Kürtler. Aralarında provokatörlerin de bulunduğu kimi Kürt din adamları Hıristiyan karşıtı propa¬ gandaya. Gençler silah altına alınıp eğitiliyor. kışkırt¬ malardan fazlasıyla etkilenmişti. Osmanlı. Süryani köylerine saldırılara başladı. Kürtleri birbirine karşı kışkırtmak. "Hıristiyan dünya. Hakkari. üzere kışkırtıcı ajan ordularıyla ingilizler hesabına çalışan Amerikalı misyonerler de iş başın¬ daydı. yeni terör ve talana isyan ediyor. Kars. ticaret genişletiliyor. istanbul yönetimi ise ekonomik olarak Kürdistan'a savaş aça¬ cak durumda değildi. tüfekler üretiliyordu. toplar. ingiliz ve Rus yönetimine 40 . vergi ada¬ leti sağlanıyor. Yumurta çadamış. Kürdistan'da genel seferberlik başlamıştı. Süryanilerin dini lideri Mar Şamun. Mukus Mirleriyle ittifak kuruyor. Bedirhan Bey'in binbir çabayla oluşturduğu ittifak bozulmuştu. genel ittifaka katılmıyordu. halka yap¬ tığı hayvanca muameleyle ün kazandı. Süryaniler. Van Gölünde gemi ulaşımı başlıyordu. Kürdistan'ın genel ayaklanması için Muş. 1843 yılında.

Sıpki ve Hayderan aşiret¬ leri de bir süre sonra cepheden çekiliyordu. istanbul'a götürüldü.. yeğeni Yezdişer. Osmanlı orduları 1847 yılının baharında. "Tedip ve tenkil" kural tanımıyor. Kürdistan'da birkaç koldan ilerleyerek. bağımsız Kurdistan fikrinin öteki iki önemli önderi Nurullah Bey ve Han Mahmut'a saldırıyordu. 1849 yılında bütün Kürdistan'ı saran kolera salgını oldu. öte yandan. Zorla götürülenler. Oradan Halep'e. 1868 yılında öldü. güleryüzlü bütün çabalara rağmen Kürtler destek vermiyor. Eruh kalesine çekilen Bedirhan Bey. Bedirhan Bey. Direnişi kıran faktör. * Bedirhan Bey tutsak düşmüş ama Han Mahmut ve Nurullah beyler henüz yenilmemişlerdi. ordudan firar ediyordu. Osmanlı saldırılanm püskürtmeye çalışırken. Tehditle Osmanlı safina katılan Zilan.. askerliğe çağnlan gençler dağ¬ lara saklanıyordu. Kürder buna rağmen direniyorlardı. ingiltere. Bedirhan Bey. vaadlere kanıp cepheden çekiliyor. Osman Paşa'nm komutasında. Bedirhan Bey. savunmasız halka yapılan zulmün şidde¬ ti her gün artıyordu. arkadan ku¬ şatılmasını sağlıyordu. 41 . uzun bir direnişten sonra 20 Temmuz 1847 günü teslim olmak zorun¬ da kalıyordu. rakipleri Rusya ile çarpıştırıyordu. Nurullah Bey iki yıl daha direnip sa¬ vaştığı için Osman Paşa. arayıp da bulama¬ dığı bir firsattı bu. Kürdere karşı Osmanlı'yı koruyor. Kürtlerin "dm kar¬ deşi" olduğunu hatırlıyor ve Kürdistan'dan asker toplatdması için seferberlik başlatıyordu. "ki¬ ralık asker" niyetine. Ölümünden sonra yerine atanan Gözlüklü Re¬ şit Paşa da onu aratmıyordu. adeta öflcesini halktan çıkanyordu. ingiltere ve Fransa Osmanlı'yı kışkırtıp Kırım Savaşını başlatmışti- Osmanlı yönetimi.ayrı ayn başvurup yardım istediler. Osmanlı'nın. savaşa hazırlanırken. Fakat. Bedirhan Bey. Sonra. Girit adasına sü¬ rüldü.

Fakat silah kıtlığı çekiyor. yeni bir insanın ateşi alevleniyordu. ingilizler aracılığıyla "banş gö¬ rüşmeleri" isteğinde bulunuyordu. 42- . 1854 yılında ayaklanma başlattı. Oysa ingilizler. "ayn bir ada" olarak gören Dersimliler sessiz kalıyordu. 1854 yılında Osmanlı'ya öldürücü darbeler vuruyordu. bu aşamada. 1855 yılında Kürdistan'ın tamamına yakın bölge¬ lerine yayıldı. Osmanh yönetimi. Yezdişer. Kürtleri yanına çekme çabasındaydı. s- Fakat bu da "son isyan" olmuyordu. hapse konuyordu. Botan Beyi Yezdişer'i. onu Kürdistan'a genel vali yapmamıştı. askeri güç olarak da yetersiz kalıyor¬ lardı. Kürder. "barış görüşmesini" kabul ediyordu. Ama Osmanlı yönetimi. Kürdistan'da yeni ittifaklar kurduktan sonra. Öndersiz kalan Kürderin özgüriük koşusu bir kez daha kesiliyordu. amcası Bedirhan Paşa'ya ihanet etmesi için ikna eden Osmanlı verdiği sözde durmamış. Süryaniler. Kimi tarihçilerin saf ve dengesiz diye niteledikleri Yezdişer. Yezdişer. Yezidi Kürderinin yanı sıra Ermeniler. tam "sin¬ dirdik" diye sevindikleri anda. küçük gruplann direniş ve çatışma- larıyla isyan bütün Kürdistan'da sürüyordu. Kars yöresinin önemli Kürt önderlerinden Kasım Han. görüşmeye gi¬ derken tutuklanıp istanbul'a götürülüyor. hayal kınklığı içinde istan¬ bul'dan ülkesine dönmüş. bir başka köşede. Yalnız. Yezdişer olayından sonra. bölge Rumlan da Kürderin yanında yer aldılar. Dost¬ ça yaklaşıyor. fark gözet¬ miyor. Ama beklediklerini alamadılar. Ruslardan yardım istediler. güney¬ den yayılarak Erzurum ve Van üzerine yürüdüler. Osmanlılann. Dersim'i Kürdistan'ın bir parçası olarak değil. yoluna tuzak kurmuşlardı.Öte yandan Ruslar. Ayaklanma şaşırtıcı bi¬ çimde büyüdü. Ruslardan aldığı yan destekle ayaklanı¬ yor. yardımda bulunuyordu. üstüne yürüyordu. uğradığı "ihanete" isyanla karşılık ver¬ me hazıriığına girişmişti.

Kür¬ distan'da yeni huzursuzluklara neden olmuş. "sarp köylere medeniyet götürecek yol yapımında çalışmalarını" istiyordu. bu arada Kürt topraklan bir kez daha bölünüp. "ingilizlerin amacı. Kürt topraklarını bölmekti" diye açıklıyor¬ du. Semih Paşa'nm planı tutmuyor. Kontur'u ele geçirmek amacıyla. "iyiliklerine iyilikle karşılık vermeyen" Dersim'e. A. Osmanlılar. Rus yazar M. 1877 yılında. Zaten vergi ödemeyen Dersimlilere. işbirli¬ ği yapan bazı ağaları tecrit ediyordu. Ne var ki. Kürtlerin devre dışı bırakılmasını. 43 . Kürderin kaybını dikkate almıyor. Ama Dersim dağlık bölgeydi. ama şehrin İran'a ia¬ desi için Osmanlı'ya baskı yapıyordu. 1870'lerde Dersim'in "tedip ve tenkili" ile görevlendirildi. DersimHIer oyunu seziyor ve yol yapımında çalışmayı reddediyorlardı. kaynaşmalar başla¬ mıştı. 1875'te öldürülüyordu. * * Iran yanlısı Rusya'nın Sultana dayatmasıyla. Osmanlı-Iran sı¬ nın 1869 yılında yeniden belirleniyor. Halk. insanla¬ rıyla birlikte yok edilmesi gereken köylere ulaşım zordu. Rus yazar N. Osmanlı devleti. son anda yeni sınıra karşı çıkıyor. Osmanlı ordusu sonuç alamadan geri çekiÜyordu. Ama bu "iyiliğe" karşılık. Ermeniler de Dersimlilere yardım edince. Tujik ve Hut dağlarında çetin savaşlar oluyordu. stratejik önemi olan Kontur şehri İran'a veriliyordu. "devletin bir iyiliği" olarak vergiden mu¬ af olduklannı açıkladı. güler yüzle yaklaşmaya başladı. kaybı düşünü¬ len taraf Kürtler oluyor"du. 4 bin kişilik bir orduyla saldırıyor.Erzurum valisi Semih Paşa. Çaresiz kalan Semih Paşa. bunlardan Gulabi Ağa. Rusya. Menyukov'un deyimiyle "sınır çizilirken. en az başvurulan. şehri zapt ediyordu. Halfin. I. Sınır düzenlemesi adıyla Kürt topraklarının bölünmesi. bir ingiliz binbaşısının komuta¬ sındaki ordusuyla saldırıya geçiyor.

Öte yanda Osmanlılar. İsmail Hakkı Paşa. Sultan Abdülhamit. doğrudan soyguna geçmişti. yeşil bayrak açarak Kürdistan'ı Osman¬ lı'ya yardıma çağırıyordu. Ayrıca. sa¬ vaşa seyirci kalıp sonucu bekliyorlardı. 44 . Osmanlı'ya yardım etmiyor. çoğunluk arkasını dönüyordu. ekonomik olarak çökmüştü. Osmanlı'nın din propagandası çok az sayıda Kürt tarafindan ilgi görüyor. 1878 yılı ilkbaharında Muş. Kırım Savaşı'yla "sıfırı tüketmiş". Osmanlı orduları da kırım yapıyordu. Çöküş. Savaş ise Kurdistan topraklarında geçiyordu. Kürtlere şirin görünmek ve desteklerini kazanmak amacıyla. haraç toplayıp. Buna rağmen Kürtler. 1877 yılında başlayan Osmanlı-Rus sava¬ şına kadar aralıksız sürdü. Kendini Osmanlıların efendisi olarak gören İngiltere bir kez daha devredeydi. iaşe sağlamıyor. 1879 yılında resmen ekonomik iflas ilan ediyor. Kuzey Kür¬ distan'da "güvene layık" aşiretlerin listesini düzenliyor. İstihbarat sağlıyor. Botan ve Hakkari yöresinde katliama gi¬ rişmiş. Kürtler hayatta kalmak amacıyla dağlara çekilmiş. yönetim ekonomik bağım¬ sızlığını bütünüyle kaybetmişti. "din kardeşliğini" keşfediyor. Bidis ve Van bölgelerinde aynı anda isyan patlak verdi. Bu savaş Osmanlı çöküşünün dönüm noktası olmuştu. Kürtlerin ulusal kurtuluş heyecanını besliyor. içerde de İngiltere ve Fransa başta olmak üzere Avrupa'nın egemenliği altına giriyordu. "Tedip ve tenkil". vergileri artırmış. Ayaklanma kısa sürede yayılarak büyü¬ yor. alevlendi¬ riyordu. Botan ve Hakkari yöresine de yayılıyordu. yer yer isyanlar alevlenmişti. Osmanlı yönetimi. bir kere daha orduyu devreye sokup terör estirmeye başlamıştı. Osmanlı yönetimi kı¬ rıma ve toplu sürgünlere ara verdi. gelir bulmak için Hıristiyanlarla Kürdere yönelmiş. Savaşla birlikte. Erzurum Rusların eline geçmişti. Borçlarını ödeyemediği için İngilte¬ re ve Fransa mal varlığına el koymuş. Kurdistan direnişe geçince.

ayaklanma için temasa geçtiğinde 50 yaşlarındaydı. Şeyh Said'in dedesi Şeyh Ali ile okul arkadaşı ve dost¬ tu. 1879 yılında. Nakşibendi Şeyhi Seid Taha'nın oğluydu. Variıklıydı. onu şöyle anlatıyordu: "O. İran ve batıdaki Kürt liderlerie. Bedirhan Bey'in oğullan Osman ve Hüseyin beylerin ortaya çıkmasıyla nitelik kazanıyor." Şeyh. Kürder yenilgiye uğ¬ ratılıyordu. Mardin. Bedirhani Osman Bey bağımsızlık ilan ediyordu. Celile Celil'in yazdığına göre. Fakat. ama ilk hamleler boşa çıkınca. Faal. Kürtler. çalışkan. Amediye'yi de ele geçirerek toprak¬ larının büyük bir bölümüne sahip oluyorlardı. 1879 yılı güzünde. sayarlardı. bir kez daha bütün ordularını seferber ediyor. iki dostun torunlan Seid Abdülkadir ile Şeyh Said daha sonra aynı isyanda (1925) birleşecek ve kısa arahklarla idam edileceklerdi. Şemdinan'da (Şemdinli) Şeyh Ubeydullah başını kal¬ dırıyordu. özgüriüğe aç ve susuz Kürtler geri durmuyor.Başlangıçta kendiliğinden oluşan. ingiltere'nin bütün çabalanna rağmen. din ile ahlak konusunda fikrini almak için dört bir taraftan Şemdinan'a gelirlerdi. Kadere bakın. efendi ve bilgiliy¬ di. gü¬ neye sarkıyor. Sultan. Şeyh bu arada. başında tanınmış bir önder de bulunmayan ayaklanma. Kürtler. Kürtler onu adil ve insancıl bir lider olarak se¬ ver. "topyekûn savaş"la. mükemmel bir insandı. Ermeni Gregoryan kilisesi ve Süryanilerin lideri Mar 45 . adı tartışılmaz saygı ve sevgiyi ifade ediyordu. Yetim ve dul kadınları. Daha öteki isyanm dumanları tüterken. saygın kişiliği sayesin¬ de Kürt liderlerin büyük çoğunluğunun desteğini ahyordu. isyan bay¬ rağını indirmiyorlardı. Şeyh Ubeydullah. Seid Taba. dertlerini ve uğradıkları haksızlıkları anlatmak. dini bilgin olarak ve saygın kişiliğiyle Kür¬ distan'ın önde gelen liderlerindendi. Şeyh Ubeydullah'ı tanıyan bir Ermeni. Nizip. babaca bir ilgi ve himaye ile kollar¬ dı. Bütün Kürdis¬ tan'da. Şeyh Ubeydullah.

ilk genel birlik ve dayanışma Kurultayı. İngiliz-Osmanlı entrikacılığı bir kez da¬ ha Kürtlerin önüne çıkmış. Onu. 1880 yılının Ağustos ayında Mangur Hamza Ağa ko¬ mutasındaki bir Kürt birliğinin Mahabada taarruzuyla başladı. ba¬ zı Kürt önderlerin zaafiydı. Osmanlı ile İran ise saf halinde. Ubeydullah. Şeyh Ubeydullah.. İran'ın. memleketi Şemdinan'a geri dönmüştü. Ubeydullah'ın genç oğlu Seid Abdülkadir'in başında bulunduğu birliğin katılmasıyla şehir ele geçirildi. kimi Kürt liderlerini. birleşen güçler karşısında. Çünkü. Oğul¬ lan Sadık ve Seid Abdülkadir'le birlikte. Ama onlan durduran etken dörtlü ittifak değil.Şamun ile işbirliği için temasa geçiyor. İran ve Osmanlılar ortak düşmanlarına karşı ortak bir cep¬ heyle taarruza geçtiler. hepsinin ay¬ rı ayrı çıkarları söz konusuydu. Kürtlerin parçalanıp birbirini arkadan vur¬ maya başladığını görünce. savunmaya geçtiği Oramar kalesin¬ de tutsak düştü. Kurdistan tarihinde. 1882 yılının Temmuz ayında kaçıp Kürdistan'a döndü. daha ilk aşamada kurtarılmış bir merkeze sa¬ hip olmaktı. toplantıda Ermenilere karşı herhangi bir harekette bu¬ lunulmamasını ve işbirliği yapılmasını kabul ettiriyordu. Kürtlerle yeni¬ den ilişkiye geçmesi üzerine Mekke'ye sürgün edildi. İngiltere Osmanlı'nın ya¬ nındaydı. Şeyhin amacı. Rusya İran'a askeri yardım göndermişti. Iran Kürdistam'ndaki Mahabad. hüzün içinde isyan bayrağını indirmiş. 1880 yılında Şeyh Ubeydullah'ın liderliğinde Şemdinan'da toplan¬ dı. 46 . önce Musul'a götürdüler. askeri açıdan daha zayıf olduğunu söyleyerek. Iran içlerinde daha fazla ilerleyemediler. İsyancılar. Şeyh. Urmiye. 1881 yılında tutuklanıp İstanbul'a götürü¬ ldü. Toplantıya Kürdistan'ın dört bir yanından liderler katılıyordu. isyanın bu cephede başlatılacağım söylüyor ve önerisini Kurultay kararı haline getiri¬ yordu. Şeyh Ubeydullah. İsyan. Kurdistan ittifa¬ kından çekmeyi başarmıştı. Uşnuye merkezlerini üs olarak seçiyordu.. beş bin kişilik bir güçle yeniden ayaklandı.

Onlan eği¬ tip "Osmanlı'nın savunma eri" yapmak üzere "Aşiret Mekteple¬ ri" kuruluyordu. Ki¬ mileri. Abdülha¬ mit. kendi yurtlarında tutunamadılar. 1800'lerin sonlarında "Kızıl Sultan" adıyla da bilinen İkinci Abdülhamit. köz olmuş her ateş. eğlendiriyor. okullar "bekleneni" vermiyordu. Kürtlere hoş görünmek için harca¬ malar yapıyor. adeta yeni alevlen¬ melerin habercisiydi. bağımsızlık savaşında kendi halklarına kılıç çektiler. Binbaşı Kasım (Ataç) ve Revanduzlu Ali Saib gibi bazı Kürtler de yetiştirenlere sonuna kadar "sadık" kalıyordu. Osmanlı imparatorluğu ayrışa ufala küçülmüş. Kürt ve Arap bazı mezunlar. Torunları ise 2000'lerde Türk ırk¬ çılığının öncülüğünü yapıyorlardı. tıpkı bir zamanlar "devşirilen Hıristiyan çocuklar"a yapıldığı gibi Kürt ve Arap çocuklara el uzatıyordu. Bazdan milletvekili. Okulda. Sultan. daha sonra kendi halklarının ulusal kur¬ tuluş mücadelesinde öncülük ediyorlardı. 47 . O arada. para ve nişanlarla ödüllendiri¬ yordu.Kürdistan'da sönmüş. Sultan. sultanlık haline gelmişti. başta Yunanlılar ve Bulgarlarla Sırplar olmak üzere. ataklar durmuyordu. Bağdat ve İstanbul merkezli bu okulların askeri ve sivil bö¬ lümlerinden mezun olan gençler. zengin sofralarda ağırlıyor. "Kürt Halit" lakabıyla tanınan Cıbranlı Halit Bey ve İhsan Nuri bunlardan ikisiydi. Fakat. TC saflarında yer alıp "tedip ve ten¬ kil" yıllannda Kürdistan'da görev yaprilar. İstiklal Mahkemesi üyesi oldu. bazı Kürt ağalarını istanbul'a davet edip. sultanlığın başında bulunuyordu. Osmanlı İmparatorluğu'nun dağılmasından sonra. Eğitilip devşirilmiş bazı Araplar. aşireder arası daya¬ nışmayı kırmak ve onları. Araplar arasında da benzerleri çıktı. Kürtleri bölmek. mücadeleleri yaygınlaşarak Avrupa'da da destek bulmaya başlayan Ermenilere karşı kışkırtmak üzere harekete geçiyordu. Ulusal ruh bütünlüğünü kıran iç çelişkilere rağmen. branşlarına göre değişik görev¬ ler üstleniyorlardı. kurnazlığıyla ünlüydü.

gönüllü yandaşlıkla hem Osmanlı'ya güç katacak. sadece 13'ü katılmayı kabul et¬ mişti. ev¬ rensel boyut kazanıyordu. Din faktörü. uzak duruyor. Ermenilerle Kürtlerin iç içe yaşadığı bölgelerde.Ermeni sorunu. düşman gücü ola¬ rak görüyor. Ermenilere karşı göz dağıydı. sanıldığı ve beklendiği gibi Kürtler tarafindan coşkuyla karşılanmadı. 1980'lerdeki "koruculuk" sistemine benzer bir örgütlenmeye gitti. Alayların insan gücü Kürlerden oluşuyor. Abdülhamit. Hamidiye Alaylan'nın oluşumu. Hamidiye Alayları da kullanıldı. sadece 1894 ve 1896 yılları arasında. Çoğunluk. Hamidiye Alayları için politik ve askeri amaçlar bir arada dü¬ şünülmüştü. Fakat. yer yer 48 . artık Ha¬ midiye Alaylan'yla. kaynaşmıyor. Bu süreçte. sistematik olarak Ermeni kırımını başlattı. Baskılar. 300 binden fazla Ermeni öldürüldü. 1890'ların ortalarında. birlik ile dayanışma ruhu dağıtılacaktı. Osmanlı yönetimi. Hamidiye Alaylan'nı Osmanlı'nın kılıcı. kültürel ve ekonomik bağlar bulunan Kürtler. Öte yandan Rus sınırlan boyunca Ermeniler bastırılacaktı. Kürtleri Osmanlı'nın yanına çekmekti. talanlar. Hamidiye Alaylan'nın amaçlarından biri. Osmanlı subayları eğitim veriyor. 1878 yılında yapılan Berlin konferansıyla. istenilen oranda katılım olmuyordu. hafif süvari alayları kurmaya başladı. "Hamidiye" diye adlandırılan gayri nizami. bu aşamada Kürtler arasında. Rus kaynaklarına göre. düşmanlığı fokurdatan körük olarak kullanılıyor¬ du. aralarında derin sosyal. komuta ise Kürdere bırakılıyordu. Yüzyıllardan beri Ermenilerle iç içe yaşayan. resmi devlet gücünü kulla¬ narak Ermenileri kırmaya cesaret edemediği için. hem de Osmanlı karşıtları tepelenerek. baskılara rağmen katılmıyordu. Kürtler. silah¬ ları devlet sağlıyor. Kuşaklar boyunca Osmanlı'nın saldırısına uğramış. katliamlar yaşamış olan Kürtler. Pek çok Ermeni yurtdışına kaçarak hayatını kurtardı. 53 büyük aşiretten.

"kardeşleri"nin kınm ile toplu sürgünlerine devam ediyordu. "tedip ile ten¬ kil" birliklerini püskürttüler. bütün çabalanna rağmen Kürtleri sindiremiyor. Sultan Hamit. Bunun üzerine Kürtler. Dersim. 23 Tem¬ muz 1908 tarihinde düzenlediği "Jön Türk" darbesiyle Sultanı etkisizleştiriyor. Bir Rus yazannın deyimiyle. Abdülhamit. Abdülhamit yönetimi. Sason'da yapılan Ermeni kırimına katıl¬ mıyor. Bitlis ve Beyazıt'ta Ermenilerle birleşerek.silahlı çatışmalara neden oluyordu. planlandığı halde. Ermeni sorununu Kürtler eliyle çözme niyeti. çabalarına rağmen. 1906 yılında Erzurum'da isyan başladı. Başlangıçta. Kürt milliyetçileri¬ nin de desteklediği İttihat ve Terakki Partisi (Cemiyeti). öte yandan. Kürder. Osmanlı'nın birbirine kırdırma. Bu yüzden alaylar. tersine isyancılara katılım ve firadar artınca Hamidiye Alaylan geri çekiliyordu. 1905 yılında yeniden ayaklandılar. Bedirhan aile- 49 . bu arada Kürderi. . Jön Türklerie Kürder arasındaki ilişkiler ilk aşamada oldukça sıcaktı. 1907 ve 1908 yıllan arasında çatışmalar yayılıyordu. Kürtleri din kardeşliği ile okşayıp Er¬ menilere karşı kullanıyor. Fa¬ kat. bir yıl sonra da tahttan indiriyordu. Kürtler birbirine silah çekmiyor. bu olay için "Kürtler artık dostlarıyla düşmanlanm ayırt edebilmişti" diye ya¬ zıyordu. sonunda bütünüyle iflas ediyor"du. Lazarev. 1903 ve 1904 yıllannda. Ermenilere destek veriyorlardı. "Sultan'm. Şeyh Ubeydullah'ın oğlu Seid Abdülkadir. aksine kendisi saf dışı oluyordu. hiçbir za¬ man istenilen kadroya ulaşamadı. Kürtlere karşı kullanmak üzere Hamidiye Alaylan'nı İran Kürdistanı'na saldırtıyordu. tugay ve tü¬ menler kurulamadı. Bışare Çeto'nun 1906 yılında Siirt'te başlattığı isyanın dalgalan Diyarbakır'a ulaşıyor.

Çünkü ilişkiler sıcak. İttihatçıların verdiği umut diriydi. 1909 yılından itibaren. isyanı başlatan Süleymaniyeli Şeyh Said ölünce. Seid Abdülkadir. halk desteğinden yoksun kalınca. Aynı yıl. Ama bir süre sonra. Kürt ulu¬ sal kurtuluş hareketinin merkezi haline geldi. Kürt önderlerden Şerif Paşa ve pek ço¬ ğu Kürtlerin haklarına kavuşacağı umuduyla İttihatçılara destek veriyordu. gazeteler yayınlanmaya başla¬ mıştı. Gü¬ ney Kürdistan'da Barzan ve Zibar aşiretlerinin destek verdiği Hemavvendi isyanı izledi. Bitlis ve Beyazıt yönetimlerini ele geçiriyordu. kendi halkına zul¬ metmeye başladı. Fakat. Senatonun karşılığı olan "Ayan Meclisi" başkanlığına bile seçilmişti. Ağrı'da isyan başlatıyor. Süleymaniye. 5° . isyan ediyor¬ du. Şeyh Said İsyanı sırasında da adını duyuran Hay¬ deran aşiretinin lideri. Araplarla takviyeli Osmanlı ordusu tarafından kuşatılıp sığın¬ dığı Sincar dağlarında öldürüldü. Paşa Erzindan'dan Halep'e kadarki topraklar üzerinde ege¬ men oldu. beklenmedik bir dönüşüm oldu.sinden Emin Ali Bedirhan. Kürtleri birbirine ve Ermenilere karşı kışkırtıyorlardı. Hamidiye komutanlarından Kör Hüse¬ yin Paşa. ibrahim Paşa isyanı sürerken. Ardı ardına Kürt dernek¬ leri. etkin liderlerden Musa Bey'le birleşerek. İttihatçıların ırkçı yüzü berraklaşmaya başladı. elindeki güç ve halk desteğini kişisel çı¬ kar ile bireysel egemenliği için kullanmaya. 1909 yılında. ilkin. iki Hamidiye Alayı'na birden komu¬ ta eden ve batılılar tarafından. Dersim ayaklandı. 1911 yılında ise Kürt kurum ve derneklerini yasaklayıp kapatmaya başladılar. Bunu. Paşa. ayaklanma¬ yı tarih sahnesine çıkan ve daha sonra Kürt ulusal hareketinin önde gelenlerinden biri olan oğlu Şeyh Muhammed Berzenci yönetmeye başladı. Öyle ki. kültür kurumlan kurulmuş. "Kürdistan'ın taçsız kralı" diye adlandırılan Mdli aşiretinin önderi ibrahim Paşa. Kürdista¬ n'a gönderilen ajanlar. Baskılar üzerine.

İstanbul yönetimi bütünüyle gücünü kaybetmiş. Sultanlık. 1912 yılının sonuna gelindiğinde. Baskıyla silah altına alınan Kürtler ilk firsatta firar ediyor. Kimi Rus kaynakları. Talat ve Cemal Paşa'dan oluşan truimvira. Kür¬ distan'ın kuzeyine asker sevkiyatına başladılar. bir iç dar¬ beyle. Şeyh Abdüselam Barzani. da¬ ğılma sürecine girmişti. dönemin etkin liderleri Abdürezak ve Yusuf Kamil Bedirhan beyler bir yandan Ermenilerle ittifak imkanı anyor. Fakat. Osmanlı yönetimi. Bütün Kürdistan'a yayılacak askeri güce de sahip değildi. 1910 yılında. Afrika'daki toprak egemenliği de bütünüyle ortadan kalkmıştı. Osmanlı'ya karşı isyan baş¬ latıyordu. bu süreçte tarih sahnesine çıkıyordu. 1915 yılında başlanlan ve birkaç yd süren Ermeni kırımı boyunca. Osmanlı yönetimine bütüpnüyle egemen oldular. Arnk Birinci Dünya Savaşı'nın ayak sesleri de duyulmaya başlamıştı. silahlarını Osmanlı'ya çevirmeleri çağrısında bulunuyorlardı. "etnik arındırma harek⬠tı" başlatılıyordu.5 milyon kişi katledildi. Abdülhamit yöntemiyle Kürtleri parçalama planları da tutmuyordu artık. aynı süreçte kılıcın öteki ağzının. baş- 51 . bu aşamada "birinci tehlike" olarak Ermenileri görüyorlardı.Müdahalelerini kuşaktan kuşağa aktararak günümüze ulaş¬ tıran Barzani ailesi. öte yandan askerliğe alınmış Kürtlere. İttihatçılar. "İti ite boğdurma" yöntemiyle Kürt-Ermeni ça¬ tışması yaratmaya çabalıyorlardı. bekleneni bulamadılar. 1. Kürt önderierden Abdürezak Bey. 1912 Şubatında genel ayaklanma hazırlığına başladı. Kürdistan'ın bütün şehirlerin¬ de. topluca sürülen ve kaçarak canı¬ nı kurtarabilenlerin dışında. asker toplamak için "İslam uğruna ci¬ hat" çağrısıyla Kürtlere gittiler. Barih kaynaklara göre. Enver. "iş başa" düşüyor ve 1915 yılında devlet eliyle. Çaba tutmayınca. Bütün Kürdistan'da. isyanların pınrak gibi baş göstermesi ittihatçı yönetimi şaşkına çevirmişti. yönetimi devralacak komitelerin kurulduğu 1913 yılında.

Soykırımcı bu yöntem. çok beğenilmiş ve bütün sorunların çö¬ züm formülü olarak kabul görmüş olmalı ki. daha sonra yol boylarındaki dere yataklarında topluca kırdıklarını yazıyor. anılarında ihtiyar. Mısır valisi Kavalalı Mehmet Ali Paşa. Osmanlı'yla savaş ha¬ linde olduğu halde. Kürt isyanlarını bastırmada İngiliz subayları danışmanlık ya¬ pıyordu. Alman-Avusturyalı "Goltz Paşa" ve "General Moltke" Kürdere karşı izlenen zulmün mimarlarından ikisiydi. 5^ . ken¬ di hayal gücünün yaratıcılığıyla yok etme yöntemleri keşfediyor¬ du... * İttihatçılar içerde Kürtlerle uğraşırken bir yandan da fetih ve "büyük Turan Türk İmparatorluğu" hayalleri kuruyorlardı. daha sonra Ermeni¬ lere uygulandı. elini Kürt kanına buluyordu. kırılanların dışında. İttihatçıların bazı kılavuzları. Kürt so¬ rununu kökünden çözmek amacıyla. Almanya'da Hitler'in ırkçı politikalarına hizmet verdiler. ço¬ ğu kadın. Nizip. Kürderi hayvan gibi birbir¬ lerine bağlayarak sürüklediklerini. kurbanlarının başlarını kestirip kuyulara dolduru¬ yordu. İsyanları bastırmakla görevlendirilen paşalardan her biri. ihtiyar ve çocuk 60 bin kişiyi kılıçtan geçirdi. kadın ve çocuklara karşı ka¬ zanılan "kılıç zaferleri"ni anlatırken. 700 bin Kürt'ün topraklarından koparılıp batıya sürüldüğünü be¬ lirtiyor. Halka karşı uyguladığı yöntemlerle "kuyucu" lakabı alan Murat Paşa. başrole geçtiler. Kürt sorununun kırım ve yangınlarla çözülebileceğine inanan General Moltke.ka bir yoldan Kürtlere çevrildiğini. * Resmi tarihe göre. Paşa. Kürtler 1803'ten 1914 yıhna kadar 12 de¬ fa ayaklandılar. Daha sonra Osmanlı üniforması giydirilmiş. Urfa çevresinde. daha sonra. Paşa rütbe¬ siyle ordunun başına getirilmiş Alman ve Avusturyalı generaller.

Kürtlerin muhatabı ise yüz yılı aşkın zamandan beri bağımsızhk savaşlannı bastırmaya çalışan ingiltere ve Fransa'ydı.. don. Ruslar Kürdistan'a girdiler. Savaş sonrasında Ortadoğu'nun siyasi haritası değişmişti. hastalıklar başladı. bit ve salgın hastalığa yenildi. Ordu ise Orta Asya'yı işgal edip Anadolu'ya bağlamak ve "Büyük Turan Türk imparatorluğu" nu kurmayı sağlamak üzere Sarıkamış'a yığıldı. çoğu paltosuzdu. Savaşı başlatan ittihatçılar aradan çekilmiş. direnmeye çalıştılar. ısı¬ nın -30 dereceye indiği kış günlerinde ise kırım. Bu yeni bir zamandı ve bu zamanda yeni devletler ortaya çıkıyor. Almanya ile ittifak kurup an¬ laşma yaptılar. yurduna dönebilmişti. hastalıktan ve donarak öl¬ dü. İlk soğuklarla karşılaşır karşılaşmaz. Osmanlı'nın enkazı üzerinde 24 ayrı devlet kuruluyordu. askerler kar ve don'a karşı dayanıklı kışlık giyecek ve donanımdan yoksundu. Rus işgali üzerine. işgalden sonra. Gü¬ neyi İngilizler ve Fransızlar işgal ettiler. orduyu "ki¬ ralık asker" gibi Almanya'nın emrine verdiler. Osmanlı bayrağını çekmiş iki Alman savaş gemisinin Rus sa¬ hillerini bombalamasıyla. Osmanlı Devleti Birinci Dünya Savaşı'- na katılmış oldu. Ordusu saf dışı kalmıştı. yerierini B ve C takımlarına bırakmışlardı. Beş milyon İngiliz altım karşılığında. Birinci Dünya Savaşı'¬ nın başında. Fakat. Kendi kaderleriyle baş ba¬ şa kalan Kürtler kendi olanaklanyla işgalcilere karşı durmaya. bir Kürt aşiret önderiydi.. İstanbul'u işgal etti.Hayallerini gerçekleştirmek amacıyla. İngiltere. Ruslarla karşılaşıp tüfek bile padatama- dan Sankamış'ın Allahuekber dağlannda kar. 90 bin asker açlıktan. bunların pek azı hayatta kalmış. 120 bin kişilik ordu. Çıkarlan de- 53 . Kürtlerin büyük bir bölümü yurtlarını terk edip muhacirleşmek zorunda kaldı. Göç yollarında salgın hasta¬ lığa. açlık ve sefalete yakalandı. Kimi ça¬ rıklı. Sultan'dan habersiz. yok olmuş. Antep direnişiyle efsaneleşen Karayılan. kimi yazlık ayakkabılı. Benzer mücadele Urfa ve Maraş'ta verildi.

Şeyh Ubeydullah'ın oğlu Seid Abdülkadir'in başında bulunduğu "Kürt Teali Cemiyeti" Kürdis¬ tan'ın temsilcisi olarak ortaya çıkmıştı. daha sonra kesiliyordu. Fakat galipler. Ankara'yı "ilerici" sayıp dostluk ve işbirliği anlaşmaları imza¬ lıyor. 1919 yılında başlayan banş görüşmelerine Şerif Paşa'yı Kurdis¬ tan temsilcisi olarak atadı. Kürtler açısın¬ dan önemliydi. madde de "Kürdis¬ tan'ın özerkliği"ni güvence altına alıyordu. Tıpkı yüz yıl önce olduğu gibi bağımsız Kurdis¬ tan. Sovyetleri kuran Lenin ve arkadaşları.ğişmemişti onların. konferansa ilişkin bir rapor ve Kurdistan haritası sundu. 13 bölüm ve 433 maddeden oluşan anlaşma. "Kürt Teali Cemiyeti". Hatta ezilenlerin evrensel sesi iddiasındaydı. 54 . onu tanıyan hukuksal bir belge olması nedeniyle. Paris yakınların¬ daki "Sevr" kasabasında imzalandı. 62. arayışlar sürüyordu. bir kez daha "tarihin üvey ev¬ latları" olarak arkasız. Kürderin din. Yeni Ortadoğu haritasında Kürtlere yer verilmemekle birlik¬ te. Kürtleri görmezlikten geldiler. Örgüt. yardımlar yapıyor. ortak hareket için Ermeni Daşnak Partisiyle işbirliği yaptı. Kürt sorununu dillerine bile almıyorlardı. Kürtlerin hakları konusun¬ da ısrarcı olmadılar. "gerici" Kürtlere sırtını çeviriyordu. kendi kaderini tayin ilkesini tanıyor. Öte yandan. Bu süreçte. öteki halklarla eşit haklara sahip olduğunu vurgulu¬ yor. ancak konjonktürel bu söylem. Kürtlerin başlıca engellerinden biri olan Çarlık Rusyası 1917 yılında yıkılmış. Mosko¬ va. "Kürdistan'ın özerkliği" için Avrupa nezdinde girişimlerde bulunuyordu. Paşa. Anlaşma ayrıca. Kuşkulanan ingiltere ve Fransa. anlaşmaya rağmen. Barış anlaşması 10 Ağustos 1920 tarihinde. dil ve kültürleri konusunda. yerine Sovyeder Birliği kurulmuştu. ezilen halkların yeni "esin kaynağı "ydı. Kürdistan'ı ilk kez uluslararası arenaya oturtan. desteksiz ve emperyal himayeden yoksundu. yine çıkarlarına aykırıydı. yenik Osmanlı devletiyle galipler arasın¬ da. Kürtler. karşı hamle ile Kürtlerin hak¬ larından söz ediyor. Bu arada. Tersine Kemalist yönetime açıkça destek ve¬ rerek. 1922 yılında ise artık.

Yeni oluşumun Türkler ve Kürtle¬ rin ortak devleti olacağı. kendi sorunlanndan uzaklaştınlmaya çalışılıyor. liderlerin ağzıyla sıkça tekrarianıyor. Sultan istem¬ leri yüzünden devre dışı bırakılıyordu. Kürtlere haklannın teslim edileceği açıklanmıştı. 1920'de parlamentoda Kürder kendi kimlikleriyle yer alıyor¬ lardı. Ni¬ tekim Erzurum ve Amasya toplanrilanmn ardında yayınlanan bildirilerde. Mustafa Kemal ve arkadaşlarına idi. Gasratyan'ın deyimiyle. Atatürk dahil yeni sözcüler. "Misak-ı Milli" ise Arabistan'ı da banndıran 5 milyon kilometre karelik alam kapsıyordu. acılar çekmiş. A. bu süreçten ıriba- ren. bir yandan da. "Halk desteği" ise 1919 yılında Erzurum. Destek. Kemalisder. Sevr Anlaşması hükümlerini yerine getirmemek için çeşidi yöntemlere başvurmaya başladıklarını yazıyordu. Milletvekilleri "Kurdistan Mebusu" diye adlandırılıyor. Türk milliyetçilerinin. Gasratyan devamla. "canlanan Kemalistler. 55 . "Türklerle aynı haklara sa¬ hip" oldukları tekrarlanıyordu.* * * Osmanlı Sultam Vahdeddin yönetimi. yangınlardan geç¬ miş Kürderin katılımı ve desteğiyle gerçekleşmişti. sürgünlerden. Bu söylemle Kürtler. "Memleket ve millet menfaaderi için biriik" sloganı. Kürt sorununun Lozan Konferansı gündemine alınmasına da karşı çıktı"lar. bu deyim tutanaklara da geçiyordu. kınmlardan. O nedenle. galiplerle banş görüş¬ meleri öncesinde. Kemalistler tarafindan "hoş" tutuluyor. ikifat görüyoriardı. Sivas ve Amasya'da yapılan toplantılaria ortaya konmuştu. Rus tarihçi M. Osmanlı yönetiminden sadece baskı gör¬ müş. görüşmelerin bu esas üzerinde yapümasında ısrar ediyordu. İngiltere ve Fransa'nın tam desteğini aldıktan sonra 1922 Ekiminden itibaren Kürt sorunundan söz etmez oldular. bu yön¬ temlerden biriydi. "namus sözü" olarak sık sık tekrarlıyorlardı. Yeniden yapılanma aşamasında. Kürtlerin hak ile özgürlüklerine kavuşacaklarım. Osmanlı'nın sınırlan konusunda. Oysa bu toplantılar. "Misak-ı Milli" hakkım öne sürüyor.

Bütün bunlar. tek tek kitabına uydurulup gerçekleştiriliyordu. A. Kürt karşıtı senaryolar bu rahat ortamda. Kemalistlerin Sevr Anlaşması şartlarını yerine getirmeme konusunda başarılı olmasını amaçlıyordu" diye yazıyor. Tabii ki cevap çok önceden ha¬ zırdı ve "böyle bir sorun yoktur" şeklindeydi. Atatürk. "bütün hak va özgürlüklerine sahip" Kürt¬ lerden." Bütün bu manevralar boşuna değildi. Anlaşma metninde. Yeni yapılanmanın tek söz sahibi ve karar yetkilisi Atatürk. Kürtle¬ rin de temsilcisi olduğunu söylüyordu. Gasratyan. konferans sırasında Kürt sorunu gündeme geldiğin¬ de. Musul sorunu gündeme geldi¬ ğinde Türk heyeti başkanı İsmet Paşa söz alarak şöyle diyordu: "Devlet. Lozan Anlaşmasıyla topladılar. Kısa süre için de olsa onları umut küpü haline getirip sevindiren ve dişlerini sıkarak sevinç gösterilerine katla¬ nanlar ise emeklerinin meyvasım. "Mustafa Kemal'in ve onun çevresinin ön¬ cülüğünde. Kemalisderi Lozan'da temsil eden İsmet Paşa (inönü). Daha sonra gözden düşecek ve Atatürk tarafindan ceza¬ landırılarak dışlanacak olan Erzurum Mebusu Hüseyin Avni (Ulaş) parlamentoda yaptığı konuşmada şöyle diyordu: "Bu memleket Kürtlere ve Türklere aittir. Kürtlerin hak eşidiği teşvik edilip öne çıkarıldı. Bu kürsüden konuş- 56 . Kürderin bölgelerinde özerk yönetimler kurabi¬ leceklerini açıklayarak umut vermeye devam ediyordu. Kürtler. Galipler de artık Kemalistler yanlısı tutumlarını gizleme gere¬ ğini duymuyor. Lozan görüşmeleri sırasında. hükümet nezdinde eşit haklara sahip ve ulusal hak¬ lardan yararlanan iki halka. 16 ve 17 Ocak 1923 tarihlerinde İzmit'te gazetecilerle yaptığı uzun görüşmede. M. "haklarımızı alıp kurtulduk" diye seviniyor. Kürtlere ve Türklere aittir. Öyle ki. tek kelimeyle de olsa söz edilmedi. böyle bir sorunun olup olmadığının tesbiti telgrafla Türk meclisine sorularak yapılıyordu. bu sorunun en özlü ve inandırıcı biçimde cevaplan¬ ması için "Kürt" olduğu söylenen mebuslara görev ve söz veri¬ yordu."Türklerin ve Kürtlerin ortak Meclisi" sözü parlamento tutanak¬ larına geçiyordu. sevindikçe Kemalist yönetime destek veriyordu.

kültü¬ rü.ma hakkına. Kürt mebuslan- nın bu konuşmalarından çok memnun kalmışlardı. 1925 yılında Ata¬ türk tarafindan imzalanan "Şark Islahat Planı" ile sokakta. 1924 yılında yürürlüğe konan Anayasa ile Kürtler. senaryolara geçit veriyorlardı. yalnız iki millet sahiptir: Kürt milleti ve Türk milleri. her şey tersine dönüyordu. dili. "resmen" yoktu. Öyle ki. devletin varlığı tescil edildikten hemen sonra. 1926 yılında Şeyh Said'le ilişki kurduğu ve Kürt giysileriyle meclise gelerek bölücülük yaptığı gerekçesiyle asılarak idam edilecekti. parlamentoda "ayrılmazlık¬ larını" bağıranlardan biri de emekli bir subay olan Dersimli Ha¬ san Hayri'ydi. Kürtlerin "resmen" bu¬ lunmadığına ilişkin kararın uygulamaları. Kürt mebusları meclise ulusal giysileriyle gelmeye başladılar. bu konuda şöyle diyor: "Mustafa Kemal ve diğer Türk milliyetçileri. Bütün bu manevralann meyvası. Anlaşma metninde. Fakat. galipler Kemalistleri destekliyor. "bütün hak ve özgüriüklerine sahip" Kürderden. Bir sabah aniden "Kürtlerin var olmadığına" karar verilmişti. konferans sırasında Kürt sorunu gündeme geldiğinde..." Kürt-Türk kardeşhğini savunup. tek kelimeyle de olsa söz edilmedi. yasağı çiğneyenle¬ re ağır cezalar getiriliyordu. çarşı pazarda. Kürtlerin dili. Kürtçe konuşma yasağı uygulanıyor. Bedir Han. daha sonra giderek ağırlaştınlıyor. Lozan Anlaşmasıyla toplan¬ dı. 1959 yılında Paris'te yayınlanan Kürt Sorunu adındaki kitabında. Mustafa Ke¬ mal'in önerisi üzerine. 1923 yılında." Ulusal giysileriyle meclise gelenlerden biri de Hasan Hay¬ ri'ydi. Artık Kürtler. insan isimleri yasaklandı. artık "yok"tu. Türk meclisine soru soruluyor ve "böyle bir sorun yoktur" cevabıyla. Hasan Hayri. manevralara onay. söylem ve tutumlar aniden değişiyor. mesele kapatılıyordu. resmi tarihe göre. 57 . kişiliği ve bütün varlığıyla. cendere gittikçe sıkıştırılıyordu. Çünkü. Ama "olmayan" ve "olma¬ mış" Kürtlerin isyanları "var"dı. Lozan'da imzalanan anlaşmayla TC'nin sınırları belirlenip. "Kurdistan" adı.

Kürtçe "kokulu göl" anlamında. bütün Kurdistan göz önünde. sessizHk içinde kızıl bir devinim olur. Bingöl'ün "Qox" (Kohğ) tepesi. Şeyh Said İsyanının yangın alanlarıydı... güneşi ağlıyormuş gibi buğulanarak.İKİNCİ Bölüm HİZBE AZADİYA KURDİSTAN VE ALBAY HALİT BEY Bingöl dağlarının adı... çıplak edilrniş tepelerin kıvrımlarında bitiyormuş gibi gö¬ rünen. rengarenk çatla¬ yarak. ama aynı yerde bir başkasıyla birleşen "mesiP'ler bir baş¬ ka yükseltinin başlangıcı oluyor. Qertalıx (Kartalık) dağlannda düğümleniyor. Bingöl'ün tam karşısında Şerevdin (Şerafetdn) dağlan. İşık patlamalarıdır. Qox'dan seyre çıkanlar. Yıl dört mevsim. buralarda yeşerdi. gümüşi sularının arkları düzlüklerin içinde yeşil birer yılan gibi kıvrılıyor. dağların ardında kay¬ bolurken görür. Dağların doğu ucu Hıms'dan başlıyor. İsyan tohumları... hüzün içindeymişçesine yedi renge ayrışıp. Efsanevi "Sipari u Xelat" dağları bir sigara içimi mesafedeymiş gibi görünür. Sabah güneşi doğmaz. ışıltılar sağanağı olarak yağar. "mıj u duman" (sis ve duman) içinde yıkanır. "Bin GoP'dur. Varto'nun kuze¬ yi ile Erzurum'un güneyi boyunca... Ve iki dağ duvarının arasındaki vadilere. ayak altın¬ dadır. birkaç kasaba. kaynayan pınarların. Ağaçtan arındı¬ rılmış. Kürtlerin tanımına göre. Qox'tan seyredilen.. kilometrelerce uzunlukta bir yay çizerek batıda.. "dünyanın taştan ve topraktan orta direği"dir. 58 . ovalara kurulmuş sa¬ yısız köy. * Bingöl dağlarının inip çıkarak birbiriyle düğümlenen tepeleri¬ nin yamaçlarında. Güneş. Qox'dan bakıldığında.

. iki dağın sırtındaki geniş düzlükler. de¬ rinden gelen destanımsı şınltısı olmasa. pınariann su¬ ları. Güneşin taze ışığı birkaç dakika. dağ eteklerine iner yavaş yavaş. pınarların şınltısı sağılır. şavklaşma yayılır. Sabahın sessizliğine. Yayıldıkça. alabildiğine ge¬ niş düzlükler. usul usul büyüyerek yayılır. Ça- yıriar. derinlere iniyor. sularda sarı. Kürtlerin "geli" dedikleri kanyonlar.. Oraya harelenip göz kamaştırarak. mor renklerle şavklanır. mutlu gelinlerin yüzü gi¬ bi "zelal". mavi. Bu deniz.. Kürtlerin ülkesinde dağlar yer yer kınlıyor. Aynı anda. soğuk pınarlarla sulanan 59 . Yavaştan yavaşa. Pınarlann. Qox'un doğuya bakan yamaçlarındaki pınar kaynaklarına dolar ışıklar. her sabah yeniden sarar. yedi kardeş renk aynşarak. Kürderin tanımıyla "mıj u duman" içinde büyülü bir denizdir. Güneş yağar oraya. Sis denizi ışıktan bir Örtü olur.. rengarenk bir çiğ aydınlık olarak üşüşür.Tan zamanı. uzak karşılardaki Şerevdin'in (Şerafeddin) "Qur" tepesi şavklanıp yangına dönüşür. ışıldar. aşağılarda kalan çayıriıklann sonsuzluğuyla. kolik tepeler. Ça¬ yır ve otlaklar. hüzünlü kaybolmuşluğunu yaşar. pürüzsüzdür. güneş vurgunu ayna olup parlar.. yeşil. Denizin rengi gri. Dip¬ te. yaz boyunca arkları "kevcır" yeşih.. Önce. Şerevdin doğu ucuyla Muş ovasına. kutsarcasına kucaklar. sis denizi¬ nin üstünü aydınlatır. uçurumlarla hevenkleşiyor. Sonra. ışıktan yol olur. verimli düzlükler ortaya seriliveriyor. sisler arasındaki dünya ölüdür sanılır. yavaş yavaş bir kı¬ zıllık peydahlanır. bir ateş topu olarak padar. batıdaki boynuyla da Cabakcura (Bingöl) etek olur. dört bucağını bir araya ge¬ tirir. bütün o dünyayı. yüzeyi kırışıksız. kırmızı.. dağların göğe yakın ulu tepeleri aydınlıktır. uçsuz bucaksız odaklar hâlâ "mıj u duman" denizinin al¬ tında. Sonra dağların doğu ucunun doruklannda. Ardından güneş.

Bu hesaba göre. gerilerde değil. geniş düzlük¬ ler meydana getirdiği yörenin genel adıdır. tevekküllü cesareti hakkında çok şey dinledim. uzun boyluymuş. Bingöl dağlarının güney eteğinde. 1892 ydında hizmete soktuğu "Aşiret Mektepleri "nin ilk mezunlarındandı. * * * Varto. savaşlarda emrinde bulunan in¬ sanlardan. geniş ovanın kuzeyinde kurulu Varto'nun kadim adı. Gımgım'dı. Mülayim. 1884 yılında doğmuştu. amcam 1925 yılında tutuklanıp öldürüldüğünde 41 yaşındaydı. Onu yakından tanıyan.engin çayırlıklanyla birkaç il ve ilçeyi kapsayan yöredeki yayla¬ lar. cephede askerlerine moral vermek için etrafına yağan kurşunlara aldırmadan namaz kılıyormuş. Gımgım'da (Varto) da han işletiyordu. tarım ve ticaretle uğraşıyor. sonraları bütün bir yöreye isim olan "Varto" yaptılar. fotoğrafları ya- sakn. Halit Bey'in yeğeni Doktor Mehmet Emin Sever. efsane gibi anlatılıyordu. amcasını an¬ latırken şöyle diyordu: "Babam ve diğer akrabaların anlatnğına göre. Hıristiyanların isyanlarla ayrışıp ayrılmasından son¬ ra Sultan Abdülhamit'in. Sarıkamış bozgu¬ nundan sonra ilerleyen Ruslarla savaşırken." Halit Bey. sürüler için otlaktı. yankısı anlamına gelen Gımgım'ı. Kürt. Halit Bey Cıbran aşiretinin "Mala Süvvar" (Atlı ailesi) kolun¬ dan. 6o . 1910 isyanı da bu yörede patlak verdi. ama cesur. iki dağın birbirine yaklaşarak çukurlaştıgı. en önde yer alması. Kulan köyünden ayrılıp daha sonra Varto'nun mahallesi ha¬ line gelen Alagoz köyüne yerleşen Mahmut Bey'in oğluydu. Esmer tenli. Çocukluğumda. halim selim. Erzurum ovasındaki çarpışmalarda. Arnavut ve Türklerden oluşan bir "İslami imparatorluğa" dönüştürme hayali¬ ni hayata geçirecek kadrolarını yetiştirmek amacıyla. Ha¬ yatını umursamayan bir rahatlıkta cesurmuş. Mah¬ mut Bey. Kürtçede dağların gürültüsü. Osmanh devletini Arap.

. Öğrenciler. Bu dördünün hayatı. Kasım (Ataç) ise Binbaşı rütbesindeyken emekli olmuş. not ortalaması 150 üzerinden 148'di. barış içinde sonuca ulaşıyor. Yusuf Ziya. Abdülhamit'in propaganda için kartpostal haline getirdiği başarılı öğrenci fotoğraflarında yer alan seçkinlerden bi¬ ri olmuştu. kendi inisiyatifini kullanıyor ve Dersim'i si¬ lahla ezmiyor. 1991 yılında Muş'tan Mil¬ letvekili seçilen Mehmet Emin Sever anlatıyor: "Bastırıp susturmak ve yanlarına çekmek için amcamın kim¬ liğinden yararianmayı düşünmüş olmalılar ki. ama birbiriyle bağlantıh olarak noktalanacaktı. kan dökülmeden. Dersimli Hasan Hayri ise okul arkadaşlarından. onun sayesinde bir Kürt isyanı. Halit Bey. Halit Bey. Fakat. "ihanet¬ lerin evrensel tarihine" adını yazdırmıştı. Hasan Hayri Bey ise bir yıl sonra dara¬ ğacında hayatını noktalayacaktı. savaşlarda komutanlık yaptı. Harp Okulu'nu bitirip subay oldu. zaman zaman birbirine yaklaşıp uzakla¬ şarak farklı biçimde gelişecek. isyan eden Dersim'e de gön¬ dermişlerdi. not ortalaması en düşük olanlardan. Onunla anlaşıp uzlaşıyor. aynı ideal uğrunda onunla aynı gün ve yerde idam edilecekti. sivil olarak devlet hesabına çalışmaya başlamış. Kasım ise sınıfta. Halkm Emek Partisi'nden (HEP). Değişik bir¬ liklerde çalışıp. İlk defa.Sınıf arkadaşlan arasında yedi Kürt genci daha vardı. ilk aşamadan sonra askeri ve sivil okullara aynlıyordu. Akra¬ ba ve köylüsü Kasım (Ataç) ile Bitlisli Yusuf Ziya Bey bunlardan ikisiydi. Osmanh Devletinde Aşiret Mektebi adındaki kitabında beşinci sınıf öğrencilerinin notlarını yayınlıyor. hısım ve akrabaları Şeyh Said ve Halit Bey'i ele vererek. Var¬ to'ya yerieşmiş. Dersim'in lideri Seid Rıza'yla dostça görüşmeler yapıyor.... onu daha çok Kürt yörelerinde görevlendirmiş... 36 künye numaralı Halit Bey derslerindeki başarısıyla sınıf üçüncü- süydü. Alişan Akpınar." 6ı .

İstanbul'daki Kürtlerin ulusal bilinçle örgütlenmesi daha son¬ ra başlıyordu. Elazığ ve Bidis illerinde bulunuyordu. Bu amaçlarının gerçekleştirilmesi için. dört bir yanında çatışmaların yaşandığı harekedi bir döneme rastlıyordu. Halit Bey. Kürt aydınları fiilen bağımsızlık peşine düştüler. Damat Ferit Paşa hükümetinin büyük Ermenistan projesine şiddetle mu¬ halefet eden İtilaf ve Hürriyet Partisi'yle özerk bir Kurdistan kurul¬ ması konusunda sözleşme yapmaktan geri durmuyordu. Muş. Birliğin merkezi İstanbul'da. Kürt Teali Cemiyeti şöyle anlatılıyor: "Birinci Dünya Savaşı Osmanlı imparatorluğu'nun dağılmasıy¬ la sonuçlanıp Anadolu'da yeni bir Ermeni devleti kurulması ihti¬ mali ortaya çıktığı zaman. Bununla beraber teşkilann Van. şubeleri özellikle Diyarbakır. Cumhuriyetin ilanından az önce kapatılmıştı. sürgünden başkent İstan¬ bul'a döndüğünde. Cemiyetin amacı İngilizlerin himayesi akında bağımsız bir Kürt devleri kurmaktı. Kürder henüz dağımkri. Tunceli ve Kürderin bulunduğu diğer illerde yayıldığına şüp¬ he yoktu." 62 . Organize bir Kürt cemaati yoktu. 1908 yılında. Kürdistan'ın ba¬ ğımsızhk hayalleriyle ayaklanma halinde olduğu. Nitekim Şemdinanlı isyancı Şeyh Ubeydullah'ın oğlu Seid Abdülkadir. sokaklara dökülen Kürtler tarafından sevgi gösterileriyle karşılanıyor ve daha sonra onları örgütleyen lider olarak ortaya çıkıyordu.Halit Bey'in İstanbul'daki öğrencilik yılları. 1918 yılında da "Kürt Teali Cemiyeti"nin başına geçiyordu. 1918'de kurulan Seid Abdülkadir'in liderliğindeki "Kürt Teali Cemiyeti"nin en aktif gizli üyelerinden biri olmuştu. kendini Kürtlerin kurtuluşuna adamış bu liderle. 1914'ten sonra ise ilişkilerini sıkılaştırmış. İstan¬ bul'da. dolaylı yoldan ilişki kurmuştu. Cemiyetin başkanı Vanlı Seid Abdülka¬ dir. Bu Cemi¬ yet. vaktiyle kurulmuş olan Kürt Teali Cemiyeti adındaki siyasi birliğe dört elle sarıldılar. Kurmay Albay Reşat Halli imzasını taşıyan ve Genelkurmay Başkanlığınca yayınlanan Cumhuriyet Döneminde Ayaklanma¬ lar adındaki kitapta. Aynı yıl Kürt Teavün ve Terakki Cemiyed'nin başına getiriliyordu. Kürt Teali Cemiyeti. yardımcılar da Mustafa Zihni Paşa ve tanınmış ailelerden Be- dirhanlılara mensup Emin Avni idi.

Lozanda "barış anlaşması"nın imza¬ lanması arifesinde. Şeyh Said İsyanına ilişkin olarak. isyankâr bir örgütlenmeye başladılar. çevresinde dürüstlüğüyle tanınan bir din adamıy¬ dı. geleceğin inşası için ör¬ gütlü çalışma başlattılar. biçimlenen gelecekte. Kürtçesi. aynı zamanda gerçeklere yakın biri. Hasenanlı Halit. "Azadi" ise barışçı yoldan çözümün imkansızlığı görüşü üze¬ rinde. Melle Selim (Taş). "Kürt Teali Cemiyeti" silahlı mücadeleyi öngörmüyordu. Var¬ to'nun Diyadin köyünden Melle Selim. Şeyh Said ailesiyle de bağlan bulunan Melle Selim. Kürt medreselerinde öğ¬ renim görmüş. 1923'te Cumhuriyetin ilan sene¬ sinde Seid Abdülkadir. "Hizbe Azadiya Kurdistan" olan "Kurdistan Özgürlük Cemiyeti"ni kurup. Kürt ay¬ dınları "yeraltına" indiler. daha ılımlı bir örgüt olan "Kürt Teali"den farklıydı. 1923 yılımn Haziran 63 . Aile çevresiyle yakınlığı nedeniyle. Genelkurmay'ın kitabında bu konuda şöyle deniliyor: "Bu cemiyet (Kürt Teali) Cumhuriyetin ilanından az önce kapanlmıştı. banda alınmış anlanmlannda." * "Azadi" (Özgüriük) hareketi. 1923 yılında. "Hizbe Azadiya Kurdistan. eski millet¬ vekillerinden Yusuf Ziya ve ailelerinden müteşekkil olmak üzere gizli bir komite teşkil edildi. daha çok bu çevrelerden dinledikleriyle tarihe tanıklık ediyordu.1918 yılında her türiü legal faaliyetleri yasaklanınca. Fakat buna karşılık. "Hizbe Azadiya Kurdistan"ın kesin kuruluş tarihi hakkında. silahlı mücadele inancıyla kurulmuştu. Melle Selim. Hacı Musa. dinlediklerini aktaranlardan bınydı. bazı Kürt aydınlannın anlattıklarının dışında fazla bilgi ve belge yoktu. Bu komitenin de gayesi Kürdistan'ın bağımsızlığını sağlamakn. Kürdistan'a yer bulun¬ madığını görünce. örgütlenme biçimi ve siyasetiy¬ le. Albay Halit Bey'in uzaktan hışmıydı...

. örgüte destek için ta Diyarbakır'dan Erzu¬ rum'a akıyor ve üye oluyorlardı" diyor. "Azadi içinde". hareketin taraftarları kısa zamanda artn. Onun için kimlerin cemiyete üye olduk¬ ları karanlıkta kaldı. Bidis. Cemiyetin üye kayıt defteri ve evrak- 1. o dönemde. kervanlarla Bingöl. Kürdistan'ın her yerinde. görevler alıyorlardı. Kürtler. Türklerin casusu olduğu sonra ortaya çıkan Binbaşı Ka¬ sım da cemiyetin kuruculanndandı. Kürderin baş¬ lıca alışveriş merkezlerinden biriydi. ama sahnede görün¬ meyen liderlerden başlıcasıydı.. Halit Bey'in konağında yapılan bir toplantı¬ da kuruldu. önde gelen aşiret reisleri. ya da taraftarıydı. Ağrı yöresinin ünlü Hami¬ diye Paşası Patnoslu Kör Hüseyin Paşa. Ağrı. Muş. şeyh ve ağalar alışveriş bahanesiyle Erzurum'a gidiyor. Azadi'ye merkezlik eden Erzurum. Aşiret önderleri. İkisi de Kürderin sevip say¬ dığı birer kişilik oldukları için Kürt din ve aşiret çevrelerinin ka¬ tılmasıyla. Halit Bey'in en yakın fikir arkadaşı Bidis milletvekili Yusuf Ziya Bey 'di. HaUt Bey'in açıkladığı program kısa ve özdü: "Bağımsız Kürdistan'ın kurulması.ayında Erzurum'da. "aşiret önde gelenleri. amcası İsmail Ağa tarafından Erzurum'daki evinden alındı. Bildiğim ka¬ darıyla. alışveriş için Trab¬ zon limanına en yakın kapı olan Erzurum'a geliyorlardı." Melle Selim anlatıyor: 64 ." diyor ve devam ediyordu: "Yolun başlangıcında." 1925 isyanının lideri Şeyh Said ve Seid Abdülkadir ilk düşün¬ ce tohumlarından itibaren. ağa ve şeyhler cemiyetin üyesi. Yine anlatılanlara göre. Miralay Halit Bey tutuklandıktan sonra. Varto'ya getirildi. Kürdistan'ın önemli isimlerinden Mutkili Hacı Musa ve Fevzi beyler de kurucular arasındaydı. Van ve daha uzak yerlerden. Devletin eline geçmesin diye Qerqerut köyün¬ de tandıra atılıp yakıldı. Bütün Kür¬ distan'ı temsil edecek kurucular listesi tespit edildi. görüşmeler yapıyor. Melle Selim.

Ankara ise örgüt içindeki kaynaklanndan doğrudan haber alıyor. Birer ne¬ fer gibi çalışıyorlardı. Şeyh Sa¬ id Efendi ve Osmanlı'nın eski Devlet Şurası (Sayıştay) Başkanı Seid Abdülkadir Efendi de kendilerine düşen görev neyse onu yapıyorlardı. Onların lideHik gibi bir iddiaları yoktu. Genelkurmay Başkanlığı tarafindan yayınlanan resmi tarihte Ankara'nın isyan hazırlığını tesadüfen öğrendiği öne sürülüyordu. gelişme ve hazırlıklan günü gününe izliyordu. Buna karşın. devletin variığını Kürtlere gösterip kanıtlamak için bazı bölgelere askeri biriikler göndermiş. merkez arasında irtiban Şeyh Said Efendi'nin oğlu Şeyh Ali Rıza Efendi yürütüyordu. ama gündelik işlerin dışındaydı. hazıriıklann 1926 bahannda başlayacak ayaklanmaya göre ta¬ mamlanması karariaştınlıyordu. Hakkari'ye gönderilen ordu birliklerinin içinde "Azadi" üye- 65 ." * » * 1924 yılı baharında yapılan geniş katılımlı bir toplantıda. Melle şöyle devam ediyordu: "Şeyh Ali Rıza Efendi'den dinlediğime göre. ordu içindeki Kürt subaylarla ir¬ tibat kurulmuştu. Ankara. halkı aydınlatıp kazanmak. Kitaba göre. Seid Abdülkadir. Bir yandan da. Şeyh Ali Rıza'dan olayların ayrıntısını dinleyen¬ lerden biriydi. ça¬ lışmaları düzenleyen komitenin içindeydi."Her Kürdün birer dava neferi olduğu bu dönemde. Bunun üzerine devlet. başından beri hazırhklardan haberdar olan Türkler harekete geçti. öte yandan silahlı harekete hazırianmaktı. istanbul'da oturuyordu. Onunla. çalışmaların ilk hedefi. ilk etapta Erzurum ve Bidis tarahndaki su¬ baylara ulaşılmış. teşkilatın merkezinde. Şeyh Said Efendi de hareketin için¬ de. Urfa ile öteki taraflarda bulunan subaylaria irtibat kurulmaya çalışılırken. O. Fakat Diyarbakır." Melle Selim. Teşkilatla doğrudan bağı olan oğlu Şeyh Ali Rıza Efendi'ydi. bölgeye askeri güç göndermiş ve çatışmalar başlamıştı. "isyan bastırmak" üzere. harekete katılmaları temin edilmişti. fakat Hakkari yöresindeki Nasturiler buna tepki gösterip isyan et¬ mişlerdi.

Başbakan İsmet Paşa (İnönü). resmi ajanlar tarafindan da yalanlanıyordu. bir diğeri "Azadi"nin kurucularından Bitlis eski milletvekili Yusuf Ziya'nm kardeşi teğmen Ali Rıza. 66 . telgraflardan biri tesadüfen ele geçirilmiş ve bu sayede is¬ yan hazırlığı öğrenilmişti. "Azadi"nin merkeziyle şifreli telgraflarla haber¬ leşmiş. "Azadi"nin en öndeki üç lideri Halit Bey. Hazırlıkların öğrenilmesine ilişkin resmi söylem. öteki ikisi ise Vanlı Rasim ve Tevfik Celal'di. ordudan ayrılma konusunda "beklenmesi" talimatını vermişti. Aynı resmi tarih. Fakat. Kasım "aileden biri" olarak. Hatta. Kürtlerin "kötü niyetlerini" aktardığını söylüyordu. Oysa Kürderin. Dört subay. Onlar eski ya da yeni sisteme entegre olmak istemiyor.si dört Kürt subay da vardı. Bunlardan biri. Yu¬ suf Ziya ve Mutkili Hacı Musa başta olmak üzere örgütün bir¬ çok beynini tutuklatmıştı. "Azadi"nin liderine sırdaştı. "ayrılmayın" sözünü. Azadi hareketinin eylemi olan Şeyh Said "is- yan"ının nedenini dine. Görüşülüp konuşulanlar bir yana liderlerin beyninden geçenleri bile anında aktarıyordu. birliklerindeki 351 Kürt eriyle birlikte. Yine resmi tarihin iddiasına göre. Bu subaylar. 1800'den beri savaş halinde oldukları Os¬ manlı Sultanlığı'mn kaderi diye bir dertleri yoktu. 1924 Eylü¬ lü başında kardeşi Ali Rıza'ya çektiği telgrafta. 1919 Erzurum kongresi sırasında Atatürk'le görü¬ şerek. Yusuf Ziya Bey. kopmak. 3 Eylülü 4 Eylül 1924'e bağlayan ge¬ ce. Melle Selim'in dediğine göre örgüte üyeydi. devletin resmi ajan¬ larından biriydi. "ayrılın" di¬ ye anlamışlardı. Osmanlı Sultanlığı'nı ihya amacına bağlı¬ yordu. yanlarına lO'u makine¬ li olmak üzere 380 tüfek alıp firar etmişlerdi. Ağrı İsyanı'nda İh¬ san Nuri Paşa adıyla ünlenecek olan Yüzbaşı İhsan Nuri'ydi. "bağımsız Kürdistan"ı kurmak istiyorlardı. Ali Rıza Bey ve arkadaşlan şifreyi çözerken. toplu firarın "isyan" olduğunu derhal sezinleyip. Halit Bey'in eniştesi Binbaşı Kasım (Ataç).

Binbaşı Kasım ise mahkemede söylediklerinden başka. günü gününe izleyip Ankara'ya rapor yağdırdığını açıklayan bir başka resmi ajandı. kitabında. Fırat. karşı koyanlann örnek ola¬ cak şekilde cezalandırılmalarını. Muşlularia biriikte Erzurum'a gelmiş¬ tim. amcası Halil ile akrabaları Veli ve Ali Haydar ağalara birer mektup yazarak. Doğu İlleri ve Varto Tarihi adındaki ki¬ tabında. 1945'te bulunduğu Söke'de Kaymakam Ka¬ zım Atakul'a verdiği ifadede hizmetleri konusunda şunları anla¬ tıyordu: "24 Ekim 1924 tarihinde Atatürk Erzurum'a geldi. 9. isyancılara katıl¬ madıklarını. Binbaşı Kasım'dan önce dav¬ randığının kanıtı olarak da Genç eski milletvekili ile Vali Hamdi Bey'e yazdığı raporları gösteriyordu. Kabul edildim. mahkemede Atatürk'ün 1924 yılında Erzurum'a gelişi sırasında. bu akımın halkın yüz¬ de 85'ini etkilediğini. ajanlık yarışında adeta Kasım'ı geri plana itip kendini öne çıkarmaya çalışıyordu. Halkın saygılarını sunmak için." 67 . bir Kürt ihtilali hazırlığında olduklarını. ruhlanm bildiğim için ayrıca kanıt gerek¬ mediğini. yandaşlarının gün geç¬ tikçe çoğaldığını anlattığını ve kardeş olarak kendilerinin de ka¬ tılması çağrısında bulunduğunu yazıyor. Şeyh Said'in 4 Ocak 1924 tarihinde. Atatürk'le özel görüşme istedim. Bulun¬ duğum çevre ve bölgede bir Kürt bağımsızlığı ve Türkiye'den ay¬ rılmayı amaçlayan akımlar bulunduğunu. söylediklerimin hiçbirinin soruşturulmasına gerek olmadığını ayrıntılı olarak arz etmiş ve teşekkür yanıtlarını almıştım. isyan¬ dan yirmi yıl sonra. Daha sonra eziyet ve işkence yapriğı öz amcası Veli tarafindan vurularak öldürülen Mehmet Şerif Fı¬ rat. Kabulden sonra. Varto'nun Kaşıman köyünden olan Mehmet Şerif Fırat olay¬ ları. ihbar konusunda. yoksa büyük bir felaketin gel¬ mekte olduğunu gözümle görür gibi olduğumu. aşi¬ ret reislerinin batıya sürülmelerini. gelişmeleri bizzat kendisine anlattığım söylüyordu. ama yakın durarak edindiği bütün bilgileri doğru¬ dan Mustafa Kemal'e bildirdiğini belirtiyor.Resmi ajan. Mehmet Şerif Fırat. Mehmet Şerif. hükümetçe bir an önce önlem alınması gerektiğini. Kolordu Komutanı Ali Said Paşa da hazırdı.

Giderken çocuklarına. "Kırk altın"m. gece sarıldığını anlıyor ve evden çıkıyor. Yeğeni Mehmet Emin Sever anlatıyor: "Dört subayın firarından sonra amcamı. Erzurum'da Halit Bey'in evindeyken. sıhhatim berkemal dersem. bilin ki beni Sarı¬ kamış'a değil. İki gün sonra. Amaç. Hareketin tutuklanan ilk lideri Yusuf Ziya Bey'di. Sarıkamış yolundan. Sarıkamış'a gitmediği. Ağrı'nın Patnos ilçesi yakınlarındaki konaklama yerinde. tutuklayıp başka bir yere götürüyorlar. Mustafa Kemal Ankara'ya döner dönmez. bu tutuklanmadığım anlamındadır' di¬ yor. Diyorlar ki. Sarıkamış'ta ordu için at sann alan Kasım adında¬ ki bir yarbay. Olayı soruşturmak ve araştırmak için Sarıkamış'a gitmeniz gerekiyor diyorlar. 'eğer size çe¬ keceğim telgrafta. kuşatma altında olduğunu bildiği halde Erzurum'daki evinden ayrılmıyordu. 1924 Ekiminde evine geliyorlar. Yusuf Ziya Bey ve Hacı Musa'nın tutuklu bulunduğu Bidis yoluna sapılıyordu. Halit Bey. amcamın ailesine gelen telgrafta 'Sıhhatim berkemaldir' diye yazılı. yolda tutuklan¬ dığı böyle anlaşılıyor. fakat yakalanıyordu. Am¬ cam. Bir ay kadar sonra. Kasım'la aynı köyden (Kulan) olan Melle Şafii'nin (Ballı) an¬ lattığına göre Yusuf Ziya. Ama yapabileceği bir şey olmadığından emre uyuyor. devletin parasını çalmış. halkın içinden çekip almak ve sessizce tutuklamak." Halit Bey. "40 kişilik bir grupla beni kurtar" anlamına geldiği açıktı. yaptığı ih¬ barların ışığında tutuklamaların başladığım söylüyordu. isyan hazırlıklarının da önemli liderlerinden 68 . Fakat. bunun bir tuzak olduğunu anlıyor.Kasım. evinde göz hapsine alıyorlar. Ama sıh¬ hatim yerindedir dersem. bir yolunu bulup. izini kaybettirmek üze¬ re mezarlıkta saklanıyor. Yusuf Ziya olayı ile yakın takip. Halit Bey. Hamidiye Alaylan'nın komutanı Pat¬ noslu Kör Hüseyin Paşa'ya bir not göndererek "yolculuğunu" haber veriyor ve "bana kırk altın gönder" diyordu. askeri bir müfreze eşliğinde Erzurum'un dışına çı¬ kınca yön değiştiriliyor.

teflerin eşliğinde. henüz hazırlıkların başlangıcında olan Kürt isyan hareketini başsız bırakmış. moral bozukluğu ve korku yaratmıştı." Türkçe söylemle adı. ya da "Efendinin adı üstüne yemin ederim ki" diyerek inandırıcılıklarını kanıtlamaya çalışıyorlardı." ŞEYH SAİD EFENDİ Kürder. adeta kutsanmış Kürt ulu¬ lar arasına kanştı. Adı. adıyla halk arasında. etkin ikinci adamı ise yoktu. Yargılandığına dair de herhangi bir kayıt ve belge yok. İnsanlar. Şeyh Said'e çevrilmişti. Onun ne yapacağı ve nasd davranacağı merakla bekleniyordu. Kimse ne yapacağını bilmiyordu. o da bilinmiyor. Hareketin belirlenmiş. buna rağmen sürgüne gönderi¬ lecekti. Halit Bey'in tutuklanması. Yargılandığına dair bir ize rastiamadım. Asıldı mı. Aynı Kör Hüseyin. Meclis belgelerini taradım.. kısaca ona "Şex" (Şeyh) ya da "Efendi" diyorlardı. sonra devlet safina geçecek. "Kaderim" dediği idamdan sonra. Kürt dervişler bölge bölge dolaşarak. kurşuna mı dizildi. "Efen¬ dinin başı için" diye isteklerde bulunuyor. Şeyh Mehmed Said'di. 1925 isyanı başlayınca önce sessiz kala¬ cak. Bir başka bilinmeyen de nasıl idam edildiğidir. Daha mesafeli ananlarsa "Şeyh Said Efendi.. Şeyh Said Efendi ele geçene kadar içerde tutuldu.biri olan Kör Hüseyin Paşa. Adı ve karizmatik kişiliğiyle saygındı. "belayı üstüne sıçratmamak" adına Halit Bey'i cevapsız bırakıyordu. Gözler. Halit Bey'in yeğeni Mehmet Emin Sever anlattı: "Amcam cezaevine konduktan sonra. "yemin" kavramı oldu. aileden kimseyle görüş¬ türülmedi. kala- 69 . Şeyhin yakalandığı gün arkadaşlarıyla birlikte idam edildi. Genelde idam edilenlere ilişkin tutanak ve belgeler pariamentoya gönde¬ rilirdi.

her biri imam ola¬ rak bir yana dağıldı. Şeyhin. Mevlana Halid'in öğrencilerindendi. şairdi. » * Şeyh Said'in kökleri. Şeyh Ali. Diyarbakır'ın Lice ilçesine gönder¬ di. Şeyh Ali Palu'da evlendi. Mezuniyetten sonra. felsefe. Birkaç yıl sonra ayrılıp kuze¬ ye geçti. 1776. Mevlana Halid'in Şam'daki dergâhında eğitim gören öğrenciler arasında. zamanla büyü¬ yen kasabanın mahallesi haline gelen Kolhisar köyüne yerleşip 70 . onun üstüne düzenlenmiş "kılam"lar (şarkı) söylü¬ yor. Kürtler ve Ulusal-Demokratik Mücadeleleri adındaki kitabında. Bunlar daha sonra mantık. Şiirlerinden derlenen Divanı. aile hayatına karıştı. Şeyh Ali oğullannı da aile geleneğine göre der¬ gâh ve medreselerde okuttu.balıklara kişiliğini. Bir öteki Seid Abdülkadir'in dedesi Seid Taha idi. mücadele ve ölüme yürüyüşünü destanlaştırarak anlatıyorlardı.1827 yıllan arasında yaşadı. Şeyh Mahmut Erzurum'un Hınıs ilçesine bağlı. Şeyh Ali'yi. Dengbejler. Şeyh Ali. Mevlana Halid. dedesi Şeyh Ali ile Kür¬ distan'da din sahnesine çıkıyordu. Genç şeyh orada imamlığa başladı. Hasan. ölümün¬ den sonra 1844 yılında İstanbul'da yayınlandı. üç kuşak ötede. Değişik bölgelerde görevlendirildiler. üst düzeyde bir programla yetiştirilen Nak¬ şibendi Halifesi oldular. yeni kuşaklara. Mahmut. matematik ile din bilgisi konularında özel eğitime tabi tutulup. "mes'el" dedikleri hikâyesini anlatıyorlardı.. kılam ve kasidelerden geniş örnekler veriyor. Şam'da oturuyordu. Palu'nun Kelhasi ve Ekrek köylerinde imamlık yaptı. Nakşibendi şeyhi ve Nakşi¬ bendi tarikatını Kürdistan'a aşılayan kişiydi.. Şeyh Said'e ilişkin bu ağıdardan. "Bağdai" (Bağdadi) lakabıyla da tanınan Mevlana Halid. Ama Kürdistan'da ve Osmanlı'nın baş¬ kenti İstanbul'da. özel olarak ilgilendiği 118 gençten biriydi. etkin bir taraftan vardı. Mevlana HaÜd. Hüseyin ve Şeyh Mehmet adında dört oğlu dünyaya geldi. Mehmet Bayrak.

Temizlik ve şıklığa özen gösteriyor. Bari kaynakları 80 yaşındayken idam edildiğini belirtiyor. İslamiyet'te kına ve erkeklerin göz altına sürme çekmesi. Kürt yazar Musa Anter de bu görüşe katılıyor ve 80 yaşında idam edildiğini yazıyordu. Fakat yakın akrabalarından Şeyh Abdülmelik Fırat. apak olmuş sakalım kınalıyor. kirpiklerinin altına sürme çekiyordu. Muş'ta Mehmed Efendi. Şeyh Said şairdi. Kürtçe kadar iyi konuşuyor. önü ibrişim işlemeli "Halep işi kırk düğme" yelek ve onun üstü¬ ne de pelerin giymeyi seviyordu. Malazgirt. Şeyh.imamlığa başladı. Kürt medreselerinde eğitim görmüş. dönemin en iyi din tedrisinden geçmiş. Bu yüzden Şeyh Said'in doğum tarihi de belirsizlik taşıyordu. Tahir. Hınıs ve Palu'da eğitim gördüm. Şeyh uzun boylu. bir yazı¬ sında. esmer tenli. sün¬ netti. Arapçayı. ol¬ gunluk çağında ise Kürdistan'ın dört bir yanında. Bahaddin. doğumları kayıtlara geçirme alışkanlığı yoktu. Mehdi ve Abdürrahim. Palu'da amcam Şeyh Hasan'm yanında. 61 yaşında idam edildiğini söylüyordu. Ağarmış." Yazdıkları gün ışığına çıkmamakla biriikte. tanınmış bir kişilik olmuş. kızıl parıltı veriyor¬ du. O da Kürt erkekleri arasında yaygın olan modaya uyarak. 1925'te Diyarbakır'daki sorgusu sırasında eğitimi konusunda şöyle diyordu: "Muş. Necmeddin. gabardin şalvarın üstüne. narin yapılıydı. Genç yaşta çevresinde sivrilmiş. eski Yunan felsefesiyle mantık derslerini okumuştu. okuyor ve yazıyordu. Malaz¬ girt'te Dev Abdülhalim ve Hınıs'ta da Musa Efendi'nin yanında medresede okudum. Diyaeddin. Kürtlerin. Arap-Islam felsefesinin yanında. Dini dergâh ve medreselerde eğitim gören yedi kardeş arasın¬ da Mehmet Said öne çıkacaktı. tartışmasız ka- 71 . ağarmış sakalını kınalıyor. Kolhisar'da evlendi ve burada yedi erkek evlat büyüttü: Şeyh Mehmed Said.

"Postnişinliği"ni ekle¬ Kürdistan'da. toplumsal barış. Kürtlerde. bir bakıma kendisi için dostlukları pekiştirme vesilesi oluyordu. Şam ve Halep pazarlarına götürüp satıyordu. bu yoldan sağlanıyordu. varlıklıydı. Daha sonra. adil tutumuyla kararları itiraz götürmeyen başlıca "aracılardan" (hakem) biriydi. Kürt önde gelenlerini ziyaret edip konaklaya ko- naklaya. ama yardımsever. Piran. bu sayede okuma ve toplumsal olaylara daha çok zaman ayırma imkanı buluyordu. Ruslar. sonbaharda. İlerleyen yaşlarında. Kürtlerin "Peze ner" dedikle¬ ri "kısır koyun" ticareti yapıyordu. aşiret ya da aileler arasında yaşanan sorunlarla kan davalarının pek azı Osmanlı devleti makamlarına yansıyor¬ du. "aşağı memleket" denilen Musul. Hınıs ve yöresini işgal ettiler. sürüye değil sürülere sahipti. sahip olunan koyun sayısı. yaz aylan boyunca Bingöl yaylalannda ot¬ latıyor. Şeyh'in gelişini onuriandırma olarak 7i . Ticaret nedeniyle Güney Kürdistan'a yaptığı seyahader. Şeyh Said. dar günde yardıma koşma geleneğine bağlıydı. görüşmeler yapıyor. Halkı yoksul. ticareti büyük oğlu Şeyh Ali Rıza'ya bı¬ rakıyor.bul gören saygınlığına. saygın kişiliklerin hakemliğiyle sonuçlan¬ dırılıyor. Satın aldığı toklu ve Kürtçe de¬ yimle "hogeç"leri (koç). zenginlik ölçüşüydü. O. kış ortasında işgalci güçlerden kaçan Kürt kafilelerine ka¬ tıldı. dosdanyla buluşuyordu. Kerkük. Koyun üreticiliğinin yanında. pazar şehre gidiyordu. adı "Dicle" olarak değiştirilip Diyarbakır'ın ilçe¬ si yapılan Piran köyündeki kardeşi Abdürrahim'in yanına yerieşti. Olaylar genellikle. Nakşibendiliğin nmişti. Kürtçede "Pirlerin yurdu" anlamına gelir. Bu açıdan bakıldığında Şeyh Said. Şeyh Said ve ai¬ lesi de. Köy ve çevre¬ si dağlıktı. Sü¬ rünün ardından. başka bir yol izleyerek. 1914 savaşının hemen başında Osmanlı devletinin saf dışı kal¬ ması üzerine. Dönüşte.

Şeyh Said ile Binbaşı Kasım bacanak. Zamanını okuyarak geçirdi. O ne¬ denle ne geride. Kürtçe deyimle "xınami"lik. Anlatılanlara göre Güle. ne sonundaydım. idam edilen kardeşi ve eniştesinin matemini tuttu. Şeyh Said. ne de en öndeydi. Oğlu Ali Rıza Efendi'nin damadı da olan torunlanndan Me¬ lik Fırat şöyle diyordu: 73 .kabul ettiler.. doğruyu. gerçeği anlatıyordu. Bu şairane sözler. ICasım'ın oynadığı rolün acısını ise daha sonra eşi Güle çekti. İsyan hazırlayıcısı iki lider.. Yeğeni Mehmet Emin Sever'in deyimiyle Güle. Kürt Teali Cemiyeti'nden önce Kürt sorununun içindeydi. "olayların ne başında. Cibranlı Halit Bey ve Binbaşı Kasım'ı birbirine bağ¬ layan "kader" bir bakıma "hısımlık" bağlarıydı. O yüzden. Çünkü o. Ama. Halit Bey ise kayınbira¬ derleriydi. Diyarbakır'da yargılanırken. devletin resmi kayıdannın da doğrula¬ dığına göre. içindeydim" diye açıkla¬ mıştı. töresel bağlar nedeniyle. Kasım da onun küçüğü Güle ile evliydi. konakladığı yerlerde Kürt so¬ rununu tartışmaya açıyordu. Şeyh Said. Ka¬ sım'dan da aynlamadı. isyandaki rolünü. yaşadığı sürece. Rus iş¬ gali sona erene kadar Piran'da kaldı. koyun ticaretini bahane ederek. gizlisi saklısı bulunmayan iç içelikteydiler.. Elbirliği ile ona bir ev yaptırıp yerleştirdiler. aile için¬ de ayrısı gayrisi. "evliliğini kötü kader" olarak kabul etti ve acılar çekerek sonuna kadar sürükledi. Kürdistan'ın isyanlaria yeniden alevlendiği 1910'lardan beri ruhu ve beyni ile Kürt sorunuyla meşguldü.. Halit Bey'in büyük kız kardeşi "Hewa" (Havva) hanımla. at sırtında ta Şam ve Halep'e uzanan uzun yolculuklara çıkıyor. muhbirleri olan Kasım'la. Sonra köyüne döndü. Şeyh Said. Yakınlarının anlattığı.

res¬ mi görevi yoktu. Fakat bir militandan da çok çalışıyor. hazırlık aşamasında yazdığı mektupların birinde. artık sorunun çaresine bakma zamanının geldiğini söylüyor. ortak mücadeleye yöneltmenin zor olduğunu söylüyor. Bu durumda biz Kürdere. kafası 1910'lardan itibaren Kürt meselesiyle meşguldü. hareketin manevi lideriydi. Dolayısıyla genel toplantılarda bulunup seçime katılması söz konusu değildi Yakın ilişkide olanların anlatımla¬ rına göre." 74 . Şeyh Said'in."Kürt sorunu hakkındaki düşüncelerini. 1924 yılında Erzu¬ rum'da yapılan ilk kongrede "Azadi" örgütüne üye olduğunu." Uğur Mumcu. Fakat Türkler. Şeyh Said Efendi'ye Kürtlerin genel yapısını ve durumunu özetliyor. Bunun üzerine Şeyh Said Efendi gayet kararlı bir şekilde şöyle diyor: Zorlukları biliyorum. Tek başıma da kalsam bunun için mücadele edeceğim. özgürlüğümüzü kazanıp kendi geleceğimi¬ zi kurma hakkı doğdu. şeriata dayalı devlet ve Ha¬ lifeydi. Kürt-îslam Ayaklanması adındaki kitabında. Oysa Şeyh Said'le birlikte çalışanlarla. yakınları bu iddiayı doğrulamıyordu. fakat zoru başarmak imkansız değildir. Hiçbir zorluk. Şeyh Bahaddin'in anlattığına göre. kardeşi Şeyh Bahad- din'den dinlemiştim. Şeyh Said'in. o. üyeük temelinde de olsa örgütsel bağları yoktu. Kürt ön¬ de gelenlerini ortak dava etrafında birleştirmek için toplantıdan toplantıya at sürüyor. şöyle diyordu: "Bizim Türklerle müşterekimiz din. hiçbir engel beni yolumdan alıkoyamayacaktır. resmi tarihi dayanak yaparak. ama hiçbir örgütsel. tek taraflı bir kararla Halifeliğe son verdi¬ ler. aynı yılın Ağustos ayında ise genel başkanlığa seçildiğini yazıyor. Daha Birinci Dünya Savaşı'ndan önce kardeşiyle Kürt davası konusunda soh¬ bet ederken. Aşiretçilik yüzünden paramparça olmuş bir halkı birleştirmenin. Şeyh Said. Şeyh Bahaddin. Ortak noktamız ortadan kalktı. yüz yüze görüşme olanağı bulamadığı Kürt önde gelenlerine mektuplar yazıyordu. sonunda ölüm de olsa. kendi yolumuza gitme. çok zaman kaybettiklerini.

Mektuptan da açıkça anlaşıldığı gibi Şeyh Said'in amacı. bu savları doğ¬ ruluyordu. isyanın "irticai" (dinci) oldu¬ ğunu işlemenin. Os¬ manlı Sultanlığıyla çok sorun yaşayan Avrupa. "ilerici" Türkiye Cumhuriyeti'ne destek vermelerini sağla¬ mak için isyan batı karşıtı Islamist ve Padişahçı gösteriliyordu. Ankara. İslam konusunda oldukça tedirgindi. Çünkü. Rejimin ajanlarından Mehmet Şerif Fırat. Başbakan İnönü. çeşidi amaçlar ve aldatmalar neticesi oluşan olayın büyütülmesi uygun olmadığından.. 1800'den beri süre gelen Kürt isyanlarıyla aynı ve onların deva¬ mıydı: Bağımsız Kurdistan. Avrupa'nın Kürtlere sempatisini önleyip kır¬ mak. isyanın ayrım¬ cılıktan ziyade. Genelgede şöyle deniliyordu: "Yüce Genelkurmay Başkanlığı'ndan gelen 30 Nisan 1341 (1925) tarih ve 1835-2270 numaralı teskerede son isyan ve irti¬ ca olayının basınımızda ve özellikle İstanbul basınının büyük bir kısmında bir Kürt ayaklanması şeklinde gösterilmesi. Dönemin Başbakanı İsmet İnönü'nün çabası da. iki halkın eşit olacağı belirtilmişti. tamklığıyla Fırat'ı doğ¬ ruluyordu. dış dünya açısından "memleket menfaatine olacağı"nı belirtiyordu. Lozan'da TC'nin sınırla¬ rı daha yeni tescil edilmiş ve tapusu verilmişti. Şeyh Said'in. basına "gizli" kaydıyla gönderdiği genelgede. irticai cehalet ve aldatma neticesi olduğu zemi- 75 . iç ve dış düşmanlara propaganda zemini teşkil etmekte olduğundan ve esasen smırh bir sahada. Oysa Ankara. din öğesini bi¬ linçli biçimde öne çıkarıyordu. O nedenle. Bakanlar Kurulunun kararıyla. isyanm "bağımsız Kurdistan amaç¬ lı" olduğunu anlatıyor. Lozan sürecinde ise devletin. Kürtlerle Türklerin ortak devleti olduğu vurgulan¬ mış. Do^m İlleri ve Var¬ to Tarihi adındaki kitabında.. dini kişiliğini ve isyan sürecinde dini motifleri kullanarak "isyanın dinci" olduğunu öne sürüyordu. bunu sakmcah ka¬ bul ediyordu. Binbaşı Kasım da. Kürt sorununun bulunduğunun dünyaca bilinmesini istemiyor. ayaklanmanın gerekçesi olarak.

"sen ağasın" ya da "beysin" diyerek silahlandırılıp güç haline getirilmişti. dini inanç ve mezhep. birbi¬ rine düşür ve yönet" politikası izlemişti. Alevi Kürtlere karşı da kullanıl¬ mış. tek kişilik örgüt gibi çalışıyor. özel çıkarları ve üstünlük duygularını tatmin için elle¬ rindeki silahı halka yöneltiyor. Bingöl. Hınıs. bazı aşiretler silahsızlandırılmış ve bu politika ile Kürdü Kürde düşman kılmıştı. Bunlar. Varto yöresindeki Alevi ve Sünni Kürtler de ta Sultan Mahmut'tan beri "böl. ŞEYH SAlD VE SEİD RIZA Şeyh Said. Osmanlı. "irtica"yı öne çıkaracak. ayrılıklar derinleştirilmeye çalışılmıştı. Azadi'nin yönetiminde değildi. Hamidiye Alaylan'yla. Cahil. birbirine düşür ve yö¬ net" politikalarıyla karşılıklı bilenmişti. Kürt sorununu asla dillendirmeyecekti. "böl. Bakanlar Kurulu'nun 3 Mayıs 1341 (1925) tarihli top¬ lantısında görüşülmesi esnasında genel ve tertip olunmuş bir irtica- nın görünümü olduğu tespit ve malum olan hadisenin. sınıf ve katman farkı gözetmeden. Abdülhamit döneminde kurulan Hamidiye Alaylan'yla. bu genelgeden sonra. o neden¬ le Azadi hareketine sıcak bakmıyorlardı. Erzurum. Sultan Mahmut'tan beri. ama yükünü taşıyor. Kürtler arasında din ve mezhep ayırımının körüğü olarak kullanılmıştı. Kürtlere karşı. Bölge Alevileri. yetişemediklerine mektuplar yazıyordu. terör estiriyorlardı. keyfiyetin bu açıdan ya¬ yılması için Dışişleri Bakanlığı'na tevdii münasip görülmüştür. olayların neden ve amaçlarını hü¬ kümetin isteği doğrultusunda işleyecek. Kürtlerle iç içe yaşayan Ermenilere karşı da Osmanlı'nın terör kılıcı yapılmak istenen Hamidiye Alayları. gün görmemiş birtakım insanlar.ninde yayın yapılması olunmuştur. bütün Kürtleri tek amaç etrafinda birleştirmek üzere yöre yöre geziyor. basında 'Kürt sorunu' şeklinde yansımasının gerçekte mutabık olmadığı kadar siyaseten de sakıncalı olduğundan. için gereğinin yerine getirilmesi teklif Keyfiyet. Genellikle Sünni Kürtler silahlandırılmış." Basın. 76 .

adeta Hamidiye ağalannm önüne atılmışlardı. Ale¬ vileri öne alıyorlardı. Osmanlı yönerimince dışlan¬ mış. Özellikle Şeyh Said İsyanı ve daha sonraki süreçte. ayrılığı ortadan kaldırmak amacıyla Alevi liderleri ziyaret ediyordu. talan yapıyor. buluşma tarihini.Osmanlı'nın "Sünnileri Alevilere karşı kullanma" politikası. Abdülhamit. Bunlar. Şeyh Said. Mehmet Şerif Fırat. TC döneminde tersine çevrilerek yürürlüğe konuyordu. Şeyh. gerekli ortamın hazırlanması için Bertal'ı. Ali Haydar Dikmen ile Mehmet Şerif Fırat. "sıcak yaz aylarıydı ve evler yayladaydı. Osmanlı'nın Sünni Kürtlere oranla daha farklı bir düşmanlıkla baktığı bir diyardı. bu nedenle dargınlıkların unutulması gerektiğini işliyor. ulusalcılığın mezhep ile din farkından önde geldiğini. * * Şeyh Said. 77 . 1924 yazında. Çarekanlı Mustafa Paşa'ya gönderiyordu. Şeyh Said. Şeyh Said'in güç biriiği için kendisiyle yaptığı görüşmeyi kitabında uzun uzun anlariyor. kimilerine de mektuplar yazarak Kurdis¬ tan hayallerini anlatıyor. Dersim'in variıklı ve en etkin liderlerinden biriy¬ di. Buluşmaya aracılık eden ve 1938 kadiamından rastlantıyla kurtulan Nazimiye ilçesine bağlı Civarek (Sanyayla) köyünden Seid Bertal Tanrıverdi. Kürderin birliği için bunlarla görüşerek çalışmala¬ rına başlıyordu. Dersim'i ziyaret etmek istediğini. Büyük çoğunluğuyla Alevi olan Dersim. Onlar da. kimi Alevi önde gelenleri adeta "terörün kol başı" niyetine kullanılıyordu. Dersim'e uzanıyor. Örneğin. Varto'nun Kaşıman köyünde oturan. "resmi ajanlığım" da yapan Mehmet Şerif Fırat'ın özel çeteleri köyleri basıp soygun. herkesi "ortak davada" birleşmeye çağınyordu. Varto yöresinin etkin Alevi liderlerindendi. Temmuz veya ağustos ayı olabilir" diye anlatı¬ yordu. Şeyh Said. efsanevi lider Se¬ id Rıza'yla da buluşuyordu. Mustafa Paşa. Pülümür'ün "Ağuyasini" köyünde oturuyordu. Şeyh Şerife bil¬ dirmiş. kan davasına neden olan cinayetler işliyoriardı.

Seid Rıza ile de yakın dosttu. amcam da bir konuşma yapıyor. Seid Rıza'nın. Hayderan aşiretinin lideri Kamer. Kürt geleneklerine uygun yol boylarında karşılanmıştı. Toplantıya katılanlardan biri de. Dersim kaynaklarına göre. Alevi Kürtleri gözardı etmesine rağmen. Karşılaşma anında. Alevilik. destek ve işbirliğine soğuk baktıklarım belli etmişlerdi. işbirliği ve dayanışma havasının dağıldığını belirtiyordu. amcası ile yakın arkadaşları Baytar Nuri ve Alişer beyleri yanına alarak toplantıya katıldığını söylüyordu. Kahraman Aytaç. Dersim aşiret reislerinden kimileri. Aynı idealler uğruna. Seid Hüse¬ yin'in yeğeni Avukat Kahraman Aytaç. Ağuyasini yaylasında. Sünnilerin Osmanhlar tarafından yaratılan kardeş kav- 78 . kaftan ve kılıçla onurlandırmıştı. Seid Hüseyin'in yeğeni Kahraman Aytaç. Areyanlı Yusuf Ağa ile de hısım-akrabaydı. Sünnilik nedeniyle daha başında so¬ ğukluk yaşandığını. Dersim'in önde gelen bü¬ tün liderlerinin de katılımıyla. büyük saygı görmüş. farklı tarihlerde asılarak idam edilen iki li¬ derin bu ilk ve son karşılaşmasıydı. ama paşalık rütbesi."Kürt aşiret birlikleri" de denilen Hamidiye Alaylan'nı kurarken. top¬ lantıyı anlatırken. askeri birlik kurmasına izin vermemiş. toplantıda amcası¬ nın da bir konuşma yaptığını söylüyor ve devam ediyordu: "Babamdan dinledim. Toplantıda. Şeyh Said. Mustafa Paşa. Şeyh'i karşılayanlar arasında Seid Rıza da vardı. Dersim'in özerkliği garanti edil¬ diği takdirde ayaklanmaya destek verebileceklerini söylemişti. atlarından inip kucaklaşıyorlardı. onu gözetmiş. Bazı aşiret liderleri de. Sünnilerin geçmişte Os¬ manlı ile işbirliği yaptığını. Hamidiye Alaylan'nın Dersim'e zul¬ mettiğini söyleyerek. 1937'de Seid Rıza'yla birlik¬ te asılarak idam edilen Kureyşanlı Seid Hüseyin'di. Bertal'ın anlatımına göre. babasından dinlediklerine dayanarak. Mustafa Paşa. Dersim'in büyük aşiret liderlerinden Yusufanlı Kamer. toplantı. kırk kadar atlıyla Der¬ sim'e gelmiş. Mustafa Pa¬ şa'nm çadırında gerçekleşiyordu. Şeyh Said'in ziyaret isteğini Seid Rıza'ya ileti¬ yor ve istek olumlu karşılanıyordu.

Hamidiye komutanlarından Kör Hüseyin Paşa'nm Ağrı'dan Dersim'e. Şeyh Said müdahale etmişti. Dersim'in "Hizbe Azadiya Kurdistan"a destek vermemesi hak¬ kında. hazırız. daha sonra değişik söylentiler yayılıyordu. "ortada at yok. son anda destek vermekten caymışlardı. arkadan vurmayacaklarına ilişkin namus sözü veriyorlardı. "kestiğimizi yemeyenlerle kardeşlik olmaz" diyerek. Fakat bir şarda: Dersim'in ayrı bir statüsü olacak. İzin verirsen. Çarekanlı Mustafa Bey'in konuklannı ağırlamak için koç ve koyun kestireceği sırada. bizimkiler hayvanları kesip yemek hazırlasınlar" de¬ miş ve bu sözleriyle Alevi olan Dersimlileri kırıp ayırmış. Amcam sözle¬ rinin sonunda. kendi kendini idare edecek' diyor. Mus¬ tafa Bey'e." diyordu. Şeyh Said'i tanıyan ve amacını bilenler." Şeyh'in bu isteği kabul görüyor ve Dersimli ağalar. ortaya konan tavır karşısında. İzol ve Şadan aşiretlerine büyük kayıplar ver¬ dirdiğini. Topal Osman çetesi ile Sakallı Nurettin Paşa'ya yardım ettiğini. (Miro. 'Dersim olarak. Dersim hareketsiz kalmalıdır. "onlann kestiği bile yenmez" anlamında aşağılamıştı. "bir ricam var" di¬ yerek söz alıyor ve şöyle diyordu: "Girişeceğimiz harekâtta. Kürdistan'ı kurma mücadelesine varız. Hele önce Kurdistan kurulsun. Koçgiri'ye yürüyüp. En yaygın söy¬ lentiye göre. Geçe¬ lim bu konuyu. siz yular pe¬ şindesiniz. Kurdistan içinde Dersim'in statüsünü tartışacak zaman değil.gasına alet olduklarını söylüyor." Yine aktarılanlara göre. Şeyh Said açı¬ sından Dersim'in tutumu aydınlanmış olmalı ki. Dersim'de Hıran. Buna öflcelenen Der¬ simliler de. Aktarılanlara göre. Seid Hüseyin'in sözünü kesiyor. Bize karşı çıkmamalıdır. bu söylentiyi "gerçek- 79 . Kürtçede beylerin beyi anlamında bir onurlandırma deyimidir) kasap ve aşçımı beraberimde getirdim. "Miro. sözün burasında ev sahibi Mustafa Paşa. yine Hamidiye beylerinden Palulu Haşim Bey'in de ikide bir Dersim'e sefer düzenlediğini naklediyor. bunu sonra ele alırız. Dersim özerk kalacak.

Şeyh sık sık gezilere çıkan bir kişiydi. bağışlanması mümkün olma¬ yan bir kabalık. aklı ba¬ şında bir insan böyle bir ayırımın içine girer mi? Şeyh Said Efendi gibi birinin. eti. Yezidi. böyle bir davranışta bulunması mümkün mü? Onun 80 . "senin elinden çıkan ekmeği. Musevi ve Kürtler ile Ermeniler iç içe yaşar. Böylesi bir davranış. Sünni. Misafirin. kime. dinsel ayrılığı ortaya koyan böyle bir hareketin içinde bulunmasının imkansızlığım belirtiyor. o ne¬ reye. önüne ne konursa. bunu yapacak yapı ve kişilikte değildi. hele hele bir aristokratın. ziyaret amacını peşinen yok etmesi demekti. yanında aşçı ve kasap dolaştırdığına kimsenin tanık olmadığını söylüyorlardı. önüne konan yemeği yemiş. Alevi. Ayrıca Kürtleri ortak amaçta birleştirmek için ortaya çıkmış bir liderin. misafirliklerde. çiğÜk ve hakaretti. o evin kurallarına tabiydi. Alevi. yayılan söylentiler için "asıl¬ sız". önüne konacak yemekle ilgi¬ lenmesi. etin kimin tarafindan kesileceğine neden karar versin?" diyorlardı. niçin gittiğini biliyordu. ortak sahana.le bağdaşır değil" diye niteliyorlardı. Buna itiraz etmeyen kişi daha sonra neden kendi¬ ni küçültüp müdahale etsindi? Aynca. görüşmeden önce. Şeyhin çevresine göre. Birleşme ve işbirliği için çabalayan. o nedenle. daha da ileriye gidenler. Hıristiyanlar arasında konaklayan ve bunlar tarafindan önüne konan yemeği yiyen Şeyhin. Nitekim. yemeği yemem" demesi görülmemiş. Anlatılanlara göre. Kürt aydın çevreleri. Şeyh Said'in torunlarından Abdülmelik Fırat ise şöyle diyordu: "Dedemin böyle bir şey yapması mümkün değildir. duyulmamıştı. Bence bu ba¬ zılarının uydurmasıdır. Dürzi ve Yezidi. böyle bir tavır Kürt geleneğine göre de büyük bir ayıp¬ tı. "ulusal dayanışmaya karşı olanla¬ rın yarattıkları zoraki bahane" diyorlardı. birlikte yer içerlerdi. O. Şeyh. çay kahve içmişti. yemeklerin yapıldığı kap kaçağa itiraz etmeyen kişi. kabul görendi. duyulmamıştı. Bir misafirin gittiği yerde. ne yiyeceğini sorması görülmemiş. onları aşağılaması. Dürzi kesimlerde. "önüne konan öteki yiye¬ ceklere. Bile bile bir yere misafir olan kişi. Kardeşçe dayanışma amacıy¬ la gittiği bir yerde. tasa kaşıklarını batırırlardı.

yeri geldiğinde. Sıra. Ankara. orada bulunan Alevi kardeşimize özellikle kes¬ tiririz ki. Şeyh. Çünkü dinde de yeri yok. kar denizinde adım atma imkanları yoktu. kar ve kış koşullarını hatıriatarak." ŞEYH SAİD HALKA KARIŞIYOR Kürtlerin niyetini yakından. Dersim'de an¬ latıldığı biçimde bir olayın meydana geldiğine ihtimal vermiyo¬ rum. Bu durumda Şeyh Said'in yürüyerek gitmesi gerekiyordu. Şeyh Said'in Kolhisar'daki evinin kapısını çalıyorlardı. Mevsim kıştı. en yakın mahkemede ifa- 8ı . Onun için. Hatta bağnazlık¬ ların ayıbını bildiğimiz için. Bence bu söylentiler. böyle bir tutum takınması zaten mümkün de¬ ğildir. 1924 sonbaharında hareketin liderleri Halit Bey ve Bitlis eski Milletvekili Yusuf Ziya Bey'i tutuklamıştı. eğer ortak cemaat için hayvan kesilecekse. da¬ ha hazıriık aşamasındayken bastırmak üzere. üstelik grip olduğu¬ nu bildirerek. sessiz¬ ce yapmak istiyordu.kişiliğini bilen biri buna inanır mı? Bizde. Kar kalınlığı yer yer metreleri buluyordu. ama sessizce izleyen Ankara. uzaktaki dava tanıklan. "tanık olarak ifadesinin alınması için" Bitlis'e davet ediyorlardı. dolayısıyla Bitlis'e gitmesinin gereksiz olduğu¬ nu söylüyordu. Yasaya göre. Hı¬ nıs'tan Bitlis'e işleyen araç yoktu. Bugün de aynı sofrayı. bağnazlar bundan ders alsınlar. Nitekim. Adarınsa. Biz Hı¬ nıs'ta Alevi kardeşlerimizle hep iç içe olduk. Birlikte yedik. bahane yaratmaya yöneliktir. Gelen askerler. Halit Bey'in tutuklanmasından bir süre sonra. Bitlis'te bulunan Halit Bey'in bazı açıklamalannın bulunduğunu. aynı kaşığı paylaşıyoruz. Şeyh Said Efendi gibi. bu işi de gürültü çıkarıp halkı uyandırmadan. bunların doğruluğunu araştırmak için ifadesine başvurma gereği¬ nin duyulduğunu söyleyerek. etkin liderler Şeyh Said ile Seid Abdülkadir'e gelmişti. eğer amaç "ifadeye başvurmaksa" bunu Hınıs'ta da yapabileceğini. Tek yolculuk aracı attı. halkı bir dava etrafında toplamak için yola çıkmış birinin. karşı mezhepteki insan¬ ları dışlayan bağnazlık yoktur. içtik.

denetim altına alınmıştı. eli kolu bağlı biçimde oturup. Şeyh Said. Tutuklayacakları kesin. Kolhisar'dan ayrılma- 82 . bir yolunu buluyor. Köyü. Evinde. Halit Bey Erzurum'daki evinde göz hap¬ sine alındığında." Şeyh Said'in torunu Abdülmelik Fırat anlatıyor: "Şeyh Said Efendi. cezaevinden gönderdiği bir mesajla aynı akıbeti yaşamaması için Şeyh'i uyarmıştı. Erzurum'dan ayrılmasını isteyen oydu. Mektubunda. halktan ko¬ parıp tutuklamak istediklerini. Halit Bey de. zorunluluk kapısını kapatmıştı. Şimdi aynı hataya düşmek istemiyordu. Hınıs'ta ifadesinin alınmasına karar veriyorlardı. Şeyh Said'e bir mektup yazıp ulaştırıyor. "Tanıklık etmesi için" kapısına gelenler. hal¬ ka karış" diye uyaran. Baharı. Ama mektubun sonraki bölümünde bir başka öneride bulunuyor ve şöyle diyor: 'Kış vaktinde harekete geçmeyin. Bunun üzerine. Her an kapısını çalabilirler. Bit¬ lis'e gelmemesini. Halit Bey'in akı¬ betine uğramak da vardı. kaderini bekleyerek. Ama göz hapsinde tutuluyordu. bir an önce Hınıs'tan ayrılıp izini kaybettirmesini öneriyor. kolay av olmaktansa halka karışmaya karar veri¬ yor ve kararım uyguluyordu. yolu. Hınıs'taki mahkemede ifade verdikten sonra serbest bı¬ rakıldı. Şeyhin yasayı hatırlatması. bu konuda Fırat'ı doğruluyor ve şunla¬ rı anlatıyor: "Halit Bey cezaevindeyken. evinde göz hapsinde. * Melle Selim (Taş) da. Ankara ile te¬ mastan sonra. Yakınlarının anlattığına göre Şeyh. Daha birkaç ay önce. "Orada oturup Kürtlerle sohbet edeceğine.de verebiliyorlardı. ele geçmemesi için. Evinin çevresi ajan kaynıyordu. çünkü ifadesini alma bahanesiyle. O zaman yiğitleri dağa çıkarın. Mehmet Şerif Fırat'ın Doğu İlleri ve Varto Tarihi adındaki ki¬ tabında yazdığına göre. Mektup Kürtçe. her an tutuklanabileceği ihtimali ile kuşatma altında yaşamaktan rahatsızdı. Şeyh. dağların misafir ka¬ bul zamanını bekleyin. evi.

o sırada yolculukta. Ama parasını alama¬ mış. Sadiye Telhe'nin evinde misafir kalıyor (Sadiye Telhe. Kanireş'ten sonraki konağı Azizan köyü. Cemaate na¬ maz kıldırıyor ve hemen ardından atına binip yola çıkıyor. Mehmed Ağa ve Helile Çeto'ya misafir oluyor. Yola çıktığını duyan Kürder. Kargapazar köyüne geçiyor. Şeyh. Türk devle¬ tinin. Şeyh. Hınıs'tan ayrılınca. Şeyh Said'e oğlu Ali Rıza aracılığıyla "bahara kadar beklemesini. Yolunu değiştiriyor. Ondan sonra dönüyor. Konuşmalar yapıyor. Orada." Melle Selim devam ediyor: "Şeyh Said Efendi. Her zaman cuma namazını kıl¬ dığı Kolhisar camisine gitmiyor o gün. şimdilik sükûnetlerini korumalarını ve kar eriye¬ ne kadar beklemelerini söylüyor. Oğlu Ali Rıza Efendi. Halit Bey ve Seid Abdülkadir'in öne¬ rilerine uyarak. Burada da çevreden gelenlerie bir toplantı yapıyor. Mektuplarında. Gelen insanları kabul ediyor. Son¬ baharda Halep'e koyun götürüp satmış. Günlerden cuma. Seid Abdülkadir'le görüşmele¬ rini. Kınkan'da birkaç gün kalıyor.ya karar veriyor. bir yandan da öteki aşiret reislerine. Yolday¬ ken. Hınıs'a iniyor. ona naklediyor. canını siper edi¬ yor. Kırıkan köyüne geliyor. Kamil ve kardeşi Baba Bey'e misafir oluyor. Gidip parasını aldıktan sonra vapurla istanbul'a geçiyor. Kınkan'da babasıyla buluşuyor. sonra adı Karlıova diye değiştirilerek ilçe merkezi yapılan Kani- reş köyüne geçiyor. ziyaretine gelen ağa ve şeyhlerle görüşmeler yapıyor. bahar¬ da dağlar yol verir vermez. bu vaziyette konaklaya konaklaya ileriiyor. Şeyhin peşine düştüğünü duyan Kürtler de. şeyhlere mektuplar yazıp gönderiyor. Ardından. Halk adeta onu çember içine alıp." Mehmet Şerif Fırat'ın yazdığına göre. Kınkan'da birkaç gün kaldıktan sonra ayrılıyor. 1927 yılında yaka- 83 . Kırıkan köyüne akıyor. Seid Abdülkadir. yönünü Şuşar tarafına veriyor. babasının köyden aynldığını duyuyor. onu tehlikede sanarak pe¬ şine düşüyor. Seid Abdülkadir'le görüşüyor. Melle Selim devam ediyor: "Şeyh Said Efendi. kendisinin de İstanbul'dan ayrılıp Hak¬ kari yöresine geçeceğini ve o bölgede de bir cephe açacağını" bildi¬ riyordu.

Va- lerli Sadık Bey dahil. Kürt-lslam Ayaklanması adındaki kitabında "Piran Olayı "nın başlangıcım şöyle yazıyor: "13 Şubat günü. Eğil bucağı da Genç iline bağlıydı." * # « Şeyh Said'in köyünden çıkıp halka kanşmasıyla biriikte.lanıp idam ediliyor). Genel heyecan kaynaşma başlatmış¬ tı. Şeyh Abdullah ile evli. Şeyh'in ayağa kalkması. Temas ve çalışmalarını. Piran'da. Türk devletinin ajanlan ise Şeyh'i yakın plandan izliyoriardı. bey ve şeyhlere haber ulaştınyor. toplantılarda Türk devletinin hazıriık ve ni¬ yetlerinden haberli olduğunu söylüyor. Şeyh Said'den ağa. Kendisi de büyük savaş yıllarının muhaceratını Piran'da geçirmişti. Mahmut Çeleyan Mahallesi'nde. Şeyh'in de ikinci köyü sayılıyordu. Genç de. ilkbaharda ayaklanmak üzere. Kardeşi Abdürra¬ him Piran'da oturuyordu. caminin arkasında. Yakın çevre ileri gelenleriyle bir toplantı yaptıktan sonra Melekan köyüne geçiyor. Şeyh Said'in kardeşi. kimileri köyleri dolaşarak. 'Hani ve Lice ağalarıyla buluşuyor. Çalışmalar açıklık içinde yürütülüyordu. Melekanlılar yakın akrabaları. Eğil bucağına bağ¬ lı bir köydü. PİRAN'DA SİLAH SESLERİ Piran. silahlanıp Şeyh'in emrini bekle¬ melerini bildiriyordu. Kızı orada. Ath gruplar. Sonra Piran'a geçiyor. "Hewar" (imdat) günü havalannı estiriyordu. yanında üç yüz atiı ile Şeyh Said. 'Bingöl' adıyla il merkezi yapılan "Çevlik"e geçiyor. Şeyh. toplantılarını sürdürü¬ yor. kayalıklann karşı¬ sındaki evde oturuyordu. Kürder arasında. kardeşi Ab¬ dürrahim'in evindedir. Oradan Çan köyüne geçip şeyhlerie yapnğı toplanndan sonra. eli silah tutan herkesin silah ve at temin edip beklemesini is¬ tiyordu. etrafın bütün şeyh ve ağalan yanına koşu¬ yor. Melekan'da bir¬ kaç gün kalıyor. Birkaç gün kaldıktan sonra Diyarbakır tarafına gidiyor. Uğur Mumcu. isyan hazıriıklanmn gizhsi sakhsı kalmamıştı. şimdi- 84 . O zamanlar Piran.

Yakalayıp götürmek zorundayız. bu yüzden subaylara. subayların amacı.'" * * * Kürt geleneklerinde. Şeyh'i tah¬ rik edip tutuklama gerekçesi yaratmaktı. Onu. kapısına dayanan provokasyonu görmüş ve tuzak¬ tan kurtulmak için çırpınmış.ki gibi Bingöl ilinin bir ilçesi değildi. Evin sarıldığını gören Şeyh Said jandarma teğmenlerine haber göndermişti: 'İstediğiniz adamlar benim yanımdadır. tutuklamada ısrarcı davranıyorlardı. benim şeref ve haysiyetimi çiğnemiş olursu¬ nuz. hem Nakşi Kürtlerin. düşmanına teslim etmemek. O nedenle ricasını din¬ lemiyor. 13 Şubat 1925 günü Şeyh Abdürrahim'in köyünü sardıklarından. kaldığı evin sarıldığını görünce. kişinin yanındaki kim olursa olsun do¬ kunulmazdı. dolayısıyla onurunu kurtar¬ maya çalışıyordu. tansiyonu düşürmek umuduyla subaylara. aradıklarınıza dokunmayın. Şeyh Said. Bu suçluları istediği zaman ya¬ kalayabilir. yeni bir öneride bulunuyordu: "Mesele çıkarıp olayı büyütmeyin." Köyde ortam gerginleşmişti. Yola çıkmak üzereyim. Ben ayrıldıktan sonra yakalarsı¬ nız" demekle bir bakıma yakasını. Bu iş için buraya geldik.' Teğmenler şöyle karşılık vermişlerdi: 'Bizim görevi¬ miz bunları yakalamaknr. karşılık vermeyin. hem Cumhuriyet tarihinin en büyük olayların¬ dan birinin başlamak üzere olduğunu elbette bilmiyorlardı. Ben ay- 85 . ya¬ kın adamlarını uyarmıştı: "Onların istedikleri mesele çıkarmaktır. Şeyh Said. Behçet Cemal'in de Şeyh Sait adındaki kitabında aktardığına göre. Şimdi bun¬ ları yakalarsanız. "ben köyden çıkıncaya ka¬ dar. Ne ya¬ parlarsa yapsınlar. Kürt aristokrasi¬ sinde onursallığın gereğiydi. "kaçakları yakalamak" değil. Ben köyden ayrılana kadar herhangi bir davranışta bulunmayın. Altı asker kaçağını yakalamak için görevlendirilen jandarma birliği komu¬ tanları Teğmen Mustafa ve Teğmen Hasan Hüsnü. Hükümetin kolu uzundur. Sakin durun. bir ilin adıydı. Şeyh Said.

Şeyh Said'in iradesi dışında ve vaktinden önce patla¬ mış. Teğmen bununla da kalmıyor. kalanlarsa tutsak ediliyor. hakaret ediyor. babasının anlatımına dayanarak. aradıklarınızı o zaman tutuklayın. öğle vakti. Ama Şeyh. Şeyh Said 13 Şubat 1925 günü. o dönemde. Şeyh'in sakalını yakalıyor ve sarsmaya başlıyor. 'Rabın' sözü. Piran'da kurşunlar namludan çıkıyor ve silah sesleri. 'ben gideyim. olay çıkmasın diye soğukkanlı davranıyor. Yanın¬ dakilere dönüp. Piran'dan Darahini (Genç) yönüne doğru yola çıkı- 86 . Kürtçe olarak. o heyecan ve şaşkınlık ortamında. bu teklif olumlu bir karşılık bulmuyor. böylece erken isyanın başlangıcı oluyordu. diyor. Silahlar patlıyor. silahlar erken patla¬ mış. arkasında yüzü aş¬ kın atlıyla. yöre¬ de "Nahiye Müdürü"ydü. Cevat Oktay. 'sen kim oluyorsun da. Metin Toker'e göre Şeyh'in karde¬ şi Şeyh Abdürrahim. subayların "hemen" ısrarıyla or¬ tam daha da gerginleşiyordu. Teğmene karşılık vermiyor." Gerekçe ve olayın şekli ne olursa olsun. Kürt asıllı gazeteci Cevat Oktay'ın babası. artık dönüş imkanı yok olmuştu. Şeyh Said de atına binip Piran'dan ayrılıyor. 'kuro rabın' (kalkın çocuklar). Şeyh'in yakasını tutan teğmen dahil birkaç jandarma vurulu¬ yor. 'gereke¬ ni yapın. Babamın anlattığına göre. Türk devleti açısından amaca varılmıştı." Dönemin Başbakanı İsmet İnönü'nün damadı Metin Toker'in Şeyh Said İsyanı adındaki kitabında anlattığına göre. Orada hazır bulunanlar. "ilk kurşun" olayım şöyle anlatıyordu: "Babam. bana emir veriyorsun!' di¬ ye bagınyor. ilk kurşun. adeta donup kalıyoriar. Fakat jandarma teğmenlerinden biri sinirlenip. bir anda er¬ ken isyan ateşine dönüşüp yayılıyordu. Şeyh Said teğmenlerin olay çı¬ karmak için kararlı olduğunu görünce. olayın patlak vermesinin iç yüzünü en iyi bilenler¬ dendi. DİYARBAKIR MUHASARASI VE İSYANIN KADERİ Olaylar. ayaklanın' anlamında anlaşılıyor.rıldıktan sonra ne isterseniz yapın. sonra ara¬ dıklarınızı tutuklarsınız' diyor. o gerginlik içinde jandarmaya silah çekiyor.

kimin kime komuta edeceği belli değildi. ardından da Hani bucağı isyancı- lann eline geçmiş. Bu yüzden işlevsiz kalıyorlardı. kimi ath.yor. Piran köyünden. Erzurum. Varto'yu aldıktan sonra kuzeye yönelerek. Kürder ayaklanmış. kimi yaya. ama organizeden uzaktı. Doğu Cephe¬ si Komutanlığına. Kürt yönetimler kurulmuş. Şeyh Said'in yanına ulaşma koşu¬ su başlamıştı. savaş stratejisini de kendisi çizmeye başlamış. çoğu silahsız. adılar bölgeden bölgeye. Fakat. Kimin nerede. kısa zaman içinde kadanarak artmış. İsyancılar. iş başa düşmüş. Şeyh Said'in askeriik ve savaş deneyimi yoktu. bölgenin merkezi durumundaki Genc'e doğru ilerliyorlardı. yollara dökülmüşlerdi. hayatında eÜne silah almamış bazı kişileri de komutan olarak atamıştı. binleri bulmuştu. "Şeyh Said Efendi ayağa kalktı!" haberini yayıyordu. bazısı silahlı. direklere Kürt bay¬ rakları çekilmişti. Daraheni (Genç) il merkezi. "Emir ül Mücahidin Muhammed Said Nakşibendi" im¬ zası bulunuyordu. üç yüz dolayında atlıyla yola çıkan Şeyh Sa¬ id'in çevresindeki silahh adam sayısı. ne yapacağı. ertesi gün yayınladığı ilk bildiriyle. köyden köye dört bir yana dağıla¬ rak. yol boylarındaki telefon ve telgraf tellerini kesip bağlanriları kopararak. Şeyh Şerif ise savaş deneyimi olan başlıca komutanlardan biriy¬ di. Yusuf Ziya ve Hacı Musa beyleri kurtaracaktı. "Şeyh ayağa kalktı" haberini alan köylü kalabalığı büyük. ardın¬ dan da Bitlis'e yürüyecek. cepheler genişliyordu. Daha önce Rus işgalcilere karşı gerilla savaşı venniş olan Şeyh 87 . tutuklu bulunan Halit Bey. Bu arada katılım büyüyor. Şeyh Said'in damadı olan Şeyh Abdul¬ lah. kendi deyimiyle hayatında eline silah almamış Şeyh Abdullah atanmıştı. Şeyh Said. Bildirinin altında. tüm Kürderi biriiktelik içinde ayaklanmaya katılmaya çağınyordu.

İsyancılar." Lice'nin alındığı gün. Şeyh Said'in başında bulunduğu güçler. Kürt topraklarım Türklerin elinden alaca¬ ğız. Onun hedefi Di¬ yarbakır'dı. Kürt öncü gruplan Diyarbakır'a doğru akmaya başlamışlardı. surları delip içeriye girmek üzere gedik açmaya çalışıyorlardı. Madenlerimiz çoktur. önlerine çıkan bir süvari birliğini de yenil¬ giye uğratarak kenti kuşatmışlardı.Şerif. Öte yandan Şeyh Abdullah önderliğindeki güçler de Varto il¬ çe merkezini denetim altına alarak Erzurum'a yöneliyordu. kasabaları ele geçiriyorlardı. Topraklanmız verimlidir. Gazik ve Kiğı boğazlarını denetim altına alarak Elazığ üzerine yürümeye başlıyordu. Diyarbakır üzerine yürüme hazırlığındaydı. İsyancılar. Yayılma "göz açıp kapayıncaya kadar" denilebilecek bir hız¬ daydı.. Malatya için ha¬ zırlıklara girişiliyordu. Şeyh Said. Kuşatmanın 88 . Piran olayından dört gün sonra. Pi¬ yade alayından sonra.. Merkez gücü Lice'de toplayan Şeyh Said. batı cephesinin komutanıydı. Bunlardan yararlanacağız. Türk resmi tarihine de kaynaklık eden Behçet Cemal'in yazdığına göre. Şeyh Said ise merkez güce komuta ediyordu. zorluk çekmeden hedeflerine varıyor. yani Lice'yi de almışlardı. Kürdistan'ın başkenti olarak ilan edilecekti. önemli bir direnişle karşılaşılmadan Elazığ da ele geçiriliyor. Onun hedefi Elazığ. savunma konumuna geçmişlerdi. Ne sonuç verirse versin devam edeceğiz. Ağır silah ve toplarla takviyeli Türk birlikleri surların içine çe¬ kilmiş. şehirleri. Şehir ele geçirildikten sonra. Birkaç gün sonra. ardından Malatya ve Dersim'di. Lice'de halka hitaben yaptığı konuşmada şöyle di¬ yordu: "Artık bu işi durdurmak elimde değildir. Diyarbakır yolunu kesmek üzere Fis ova¬ sında mevzilenmiş Türk Piyade Alayı yenilgiye uğratılıp dağıtılıyor. Şeyh Şerifin yönettiği isyancılar Bingöl il merkezi olan "Çevlik"i aldıktan sonra. Diyarbakır'a açılan kapıyı.

Geri çekilmeye başladılar Diyarbakır muhasarası isyanın "kaderi"ni tayin eden dönüm noktasıydı. Fakat. Kürt öncüler açdan ge¬ diklerden içeri girmeye başlamıştı. Diyarbakır'ı muhasara altına alan Kürder. Vali Avni Doğan. bu yöntem¬ le devletin yanına alınmıştı. Siverek ve çevredeki bazı ağa ve aşireder. mevki ve makamlar veriliyordu. ka¬ dınları taciz ettiriyorlardı. Pirinççizadelerin çevresinden Derikli Necim. Diyar¬ bakırlı Şeyh Ahmet ve Şeyh Ömer'i Şeyh Said ile görüşmeye gön¬ deriyordu. "Şeyh Said bunun için mi ayaklandı?" diyerek cephe alı¬ yordu. Behçet Cemal'in 89 . Fa¬ kat tutunamadılar. anı¬ larında ajanların Şeyh Said'in yanına kadar sokulduklanm belir¬ tiyor ve şöyle diyordu: "Bu arada Mürsel Paşa (kale komutanı) boş durmuyor. çapulculuk. Bu konuda sayısız yazı. Bah¬ çeli Hacı Hamdi Bey'i Diyarbakır için görevlendirmişti. Dönemin istiklal Mahkemesi üyelerinden. Para gücüyle sayısız ajan ve provokatör de iş başı yapmışri. Sadi ve Aziz'i de gizlice Şeyh Said'in yanına sok¬ muştu. Bu olaylara tanık olan ya da muhatap olanlar. beklenmeyen bu darbe karşısında paniğe kapıldılar. Diyarbakır Valisi Ahmet Mithat Bey de. Muhasara safları bozuldu. Nakipzade Bekir. Önemli bir basan gösteremeden geri çekilip. Bu arada Ankara yönetimi. Türk güçleri kaleden çıkıp taarruza geçtiler. onları karşı karşıya getirmek için de her türiü yönte¬ mi kullanıyordu. Derikli llyas. kuşatmacılan arkadan top ve mitralyöz ateşine tutmuşlardı. yeniden surların gerisine kapandılar. genel olarak yararlanılan tek kaynak. Paşa. Bunlar parayla tutulmuş insanları. isyancıları halk desteğinden yok¬ sun kılmak. Kürtler. talan." Kürtlere en büyük zaran "Diyarbakır için görevlendirilenler" veriyordu. pek çok kitap kaleme alınması¬ na rağmen. bu sırada takviye bir¬ likleri yetişmiş. Bu amaçla para dağıtılıyor. 7 Mart 1925 günü savunma burçlarını aralamayı başardılar. hırsızhk yaptırıyor. isyancı kimliğiyle şehir sokaklanna salıp.üçüncü gününde.

Şeyh Said. Diyarbakır muhasarası için şunları yazıyor: ". güney cephesinde bir ara¬ lık asilerin başarılı oldukları gibi bir durum meydana geldi. Genelkurmay. ana gücünü buradan hücuma kaldırmışn. Kürtlerin çok kısa zamanda önemli ilerlemeler elde ettiklerini an¬ lattıktan sonra... Nihayet Samaki'deki genel karargâha dönebilen Şeyh Said. Behçet Cemal. hükümetin tahminine göre 5 bin kadardır. Ordu birlikleri. şehir güneyden de saldırıya uğradı. Uğur Mumcu ve Metin Toker de daha sonra geniş ölçüde bu kitaptan yararlandılar. Şeyh Said. kendisi de Ergani ve Eğil ta¬ raflarına gidiyor ve buradaki şeyhlerle ağaları ayaklandırıyordu. 7 Mart 1925 gece yarısına doğru. emrindeki asilerin büyük bir kısmını doğ¬ ru Diyarbakır üzerine gönderirken. Şehre hücum edecek asi miktarı. Şeyh Said'e göre 3 bin. Bun¬ da asilere içerden yardım eden unsurların da tesiri olmuştu. ilk baskısı 1955 yılında yapılan kitabında. Diyarbakır'ın kuzeyinde sa¬ vaş bütün şiddetiyle devam ederken. asi güç¬ ler ilk defa karşılaştıkları bu teşkilatlı ve azimkar direnme karşı¬ sında dayanamayarak panik halinde kaçmaya başladılar. durum tehlikeli olmaya başlamışn. güney cephesini tutan ordu birlik¬ leri iki ateş arasında kalmış." 90 . kuzeyde asileri surlar dışında. Fakat şehrin savunmasını yöneten İzmir kahramanı General Mürsel.Şeyh Said İsyanı adındaki kitabıdır. Hükümet hâlâ kıpırdamamakta ve isyan karşısında şaşkına dönmüş gibi susmaktaydı. Diyarbakır'ın dört kapısına bir¬ den genel taarruza geçilmesini emrediyor ve şehrin içindeki taraf¬ tarlarına bu yolda talimat gönderiyordu. soğukkanlılığını bozmadı." Behçet Cemal devam ediyor: "Nihayet 8 Mart 1925 Pazar sabahı güneş doğarken. güneyde ise surları siper alarak karşıladıkları halde. Arnk (Şeyh Said) Diyarbakır'ı ele geçi¬ rip Kürdistan'ın özgürlüğünü ilan etmekten başka yapacak şey kalmamıştı. Asilerin içeriye girmesiyle. Derhal elindeki süvari yede¬ ğini kuzey cephesine çekerek dört nala güneye sevk etti ve içeri giren asileri baskına uğrattı. Bun¬ lar güneydeki sudarda bazı gedikler ve özellikle lağım yollarını açmışlar ve asiler buralardan şehre girebilmişlerdi. 7 Mart akşamına doğru şehrin okul ve kışlalarının bu¬ lunduğu kuzey tarafindan şiddetli bir ateş başladı.

alaturka saatle sekizde. topçular sabaha kadar "kör atışı" kesmediler. bağımsız Kürdistan'ın ilanının Diyarbakır'ın alınmasına bağlı olarak planlandığım. her ih¬ timale karşı geri çevriliyordu. Asiler. buradaki Şeyh taraftariarı. Mürsel Paşa'nm iyi bir savunma hattı oluştur¬ duğunu anlattıktan sonra şöyle devam ediyor: "Halk sokağa bırakılmıyor. önce Mardin.Dönemin Başbakanı İsmet İnönü'nün damadı Metin Toker de. 1968'de yayınlanan Şeyh Said ve İsyanı adındaki kitabında. Alaturka saatle ikide. yani gece yarısından sonra başlamasıydı. yani beşinci kol durumdan ha¬ berdar edilmiş. sonra da Dağ kapısına yüklendiler. burada birtakım tabii gedikler açılmıştı. tam Sa¬ id'in istediği gibi uygulanamadı. Samahir'deki karargâhlarında toplandılar. Şeyh'in kuvvetleri¬ ni nasıl destekleyecekleri kendilerine bildirilmişti. Sayıları bin ile 3 bin arasındaydı. Fakat bu bilindiğinden. Bu arada Diyarbakır'a da haber uçurul¬ muş. silah isteyenlerin talepleri. Asiler içerden aldıklan istihbarata dayanarak en çok Dağ kapı¬ sını zoriuyoriardı. Akşam karanlığından faydalanan asiler. ne şekilde hareket edecekleri. Çünkü surlann eskimesi yüzünden." Metin Toker. Buradan içeriye girmek daha kolay olacaktı. yenilginin bu planı bozduğunu yazıyor ve Diyarbakır muhasarası hakkında şöyle diyor: "Diyarbakır önlerine geldiğinde Şeyh Said ve kurmayı. ağzında ateş sa¬ çan ve gök güriemesine benzer sesler çıkaran bu silahtan çok 91 . Plan. taarruzun 7 Mart günü. mavzerler ve bir kısmı da sadece sopalarla silahlan¬ mıştı. Savunmayı muntazam asker yapı¬ yordu. Verilen karar. Akşamdan başlayan yağmur aralıksız devam ediyordu. yani karariaşnnlandan akı saat önce ateş başladı. O güne kadar top sesi duymamış ve top nedir bilmeyen isyancılar. Av tüfekleri. Karanlık bir gece olmasına rağmen. İç kalenin üzerine toplar konulmuştu. 'Sallallah' naralarıyla suriara yaklaşmaya çalışıyorlardı. eldeki kuvvetlerin önemli bir kısmı buralarda mev- zilendirilmişti. Diyarbakır'ın dört kapısına birden hücum edilerek şehir işgal olunacakn. Asileri en çok yıldıran da bu oldu. Dicle'yi geçerek Diyarbakır'ı çevreleyen surla¬ ra doğru ileriemeye başladılar. buralar barikatlaria tah¬ kim edilmiş.

keşif topçu ve piyade ateşimiz karşısında bu surede kırıldı. Gece yarısından sonra sokağa çıktık.korktular. Saat yedide ilk ateş başladı. kapıdan değil lağım deliklerinden sızmışlar¬ dı. Şehirde birden bir karış¬ ma meydana geldi. Buna rağmen bu asiler. Sabaha karşı bu emir gel¬ di: Şeyh Said yenildiğini anlamış ve asilere en kısa zamanda geri çekilme emrini vermişti. Şeyh Said'e yakın çevreler. Sayılan 120'yi geçmiyordu. General Mürsel hiç istifini bozmadan emirler veriyordu. gelecek emri bekliyoriardı. surlara yakın karargâh kuran bir nakliye kolunu dağıtmayı başardılar ve bir kısım askerle bir subayı şehit ettiler. Savunma başanyla yapılıyordu. içeriye giren bu kolun yok edildiğini anlatıyor ve devam ediyor: "Asiler şehri dört yönden sarmışlardı. Yollarda yüzlerce asi cesedi yanyordu." Diyarbakır muhasarasının sonucu. provokatörlerin halkın tepkisine ne¬ den olan davranışları olduğunu söylüyorlardı. Fakat gece yansına yakın kötü bir haber duyuldu: Mardin kapısından saldıran is¬ yancılar şehre girmişlerdi." Metin Toker. Gece yarı¬ sına doğru ikinci hücum dalgası da püskürtüldü. Toplarımızın sesini duyu¬ yorduk. 92 . geri çe¬ kilmede en önemli etkenin. Diyarbakır muhasarasını şöy¬ le aktarıyordu: "Bir söylenti çıktı: Şeyh geliyormuş. Diyarbakır İstiklal Mahkemesi'nde mu¬ hasarayı anlatırken. ilk hücum dalgası. Fakat buradan içeriye giren asiler. Subaylar koşuşuyor." Öte yandan Şeyh Said. Derhal bir emir verilerek halkın sokağa çık¬ ması yasak edildi. Cephede sesler fazlalaşmaya başladı. Aslında bu doğruydu. İçerden gelecek yardımı da alamadıklan için. piyademiz mevzilerinde güç zapt ediliyordu. isyanm kaderini de belirle¬ miş. Top¬ larımız durmadan gürlüyor. Akşam oluyordu. geri çekilme başlamıştı. yorgun düşen savaşçılann dinlenmeleri ve insan zayiatını en aza indirecek yeni bir stratejinin saptanması amacıyla geri çekilme buyruğu verdiğini söylüyordu. savunma karşısında fazla kayıp vermedikleri¬ ni. Dönemin Cumhuriyet Gazetesi. Top atışlan ve suriar şehre girmelerini önlüyordu. gökyüzü kıpkızıl kesiliyordu. Sokaklarda hiç kimse kal¬ mamıştı.

küçük. telefon ve telgraf hadarı tahrip edilmiştir. Gazete. 16 Şubat 1925 tarihinde. Rejimin resmi yayın organı Hakimiyet-i Milliye gazetesi 16 Şubat 1925 günkü sayısında. Ankara reji¬ mi. bu işte İngiliz parmağı olduğu fikrindedir" diye yazıyordu.TÜRK BASINI İSYANI GİZLİYOR Dönemin tek kitle haberleşme aracı gazetelerdi. günü Ergani'nin Piran köyündeki jandarma müf¬ rezesi ile civara gelen Şeyh Said Bediüzzaman ve avanesi arasın¬ da bir çanşma olmuş. Olaylara ilişkin ilk haber. şu haberi veriyordu: "Şubatın 13'ünde. Isyan'ın lideri olarak haberde Bediüzzaman (Saidi Nursi) gösterili¬ yordu. basında görülmeye başladı. olayları çarpıtarak. Almanya'nın himayesine geçildiğinden beri. haber veren değil. bu yüzden "ne olduğunu" açıklamadığı olaylardan söz ettikten sonra. Aynı gazete ertesi günkü haberinde. Yetişen kuvvetler üzerine Şeyh ve avanesi kaçmışlardır. Fakat. ama "ne olmuş da tenkile geçilmiş?" sorusuna cevap vermiyordu. basit bir "zabıta vak'ası" gibi göste¬ ren propaganda niteliğindeydi. Türk kamuoyu isyandan habersizdi. 16 Şubat 1925 tarihinde. isyanı duyuran. Bu arada Ankara. Saldırganlar şiddetle takip ediliyor. bu amaçla uçakların bölgeye gönderildiğini ya¬ zıyordu. bu olayın da sorumlusu olarak İngilte¬ re'yi işaret etmeye başlamıştı. Kanlı olaylar sürerken. bu da. "An¬ kara. Abdülhamit döneminde İngiltere'nin vesa¬ yetinden. yarı resmi Cumhuriyet gazetesinde yayınlanan haberde şöyle deniliyordu: "Şubat'ın 13." 93 . süre gelen geleneksel alışkanlıkla. ışık sızdırmayacak biçimde. Ergani'nin Piran köyünde bulunan jandar¬ ma birliği ile. ko¬ yu bir "sansür" uygulamaya başlamıştı. o yörede bulunan Hınıslı Şeyh Said'in adamları arasında çarişma çıkmış ve iki jandarma ölmüştür." Haberden anlaşıldığı gibi isyan liderinin adı bile yanlıştı. Telefon ve telgraf tamir edilmiştir. "tenkiP'in başladığını duyuruyor. "tenkil" (yok etme) hare¬ kâtının başladığını. Cumhuriyet gazetesi. basını denetim altına almış.

başında topladığı birkaç avanesi (yandaşı) ile beraber jandarmamıza karşı giriştiği saldı¬ rıdan sonra meydana gelen olaylar üzerine hükümet. acele hareket edile¬ rek erken başladı. Tekrar Diyarbakır muhasarasının başarısızlığına dönecek olursak." Gazete. Askerlerime al- 94 . "kuvvetlerimizin takibinden kaçan Şeyh Said'in. isyanı kamuoyundan gizliyordu. mahkemede. gerçeğin özüne dokunmadan. * Gazeteler. Şeyh Said. 150 kadar yandaşıyla birlikte Genç'te olduğu" habe¬ rini yayınlıyordu. olaylardan yaklaşık on gün sonra. kararımızın dışında. asilere kumanda eden Öğretmen Fahri öldürülmüş ve 'ussat' perişan edilmiştir. okurunu merak içinde bırakıyordu. bir soru üzerine şöyle diyordu: "Diyarbakır'a hücum. Çeşidi silahların ateşi sabaha karşı direnişimizi kırınca çekilmeye karar verdik. Gazetenin haberi devam ediyordu: "Genç. yörede bu¬ lunan güçleri isyanın tenkili (yok edilmesi) için olay yerine gön¬ dermiştir. Fakat. birkaç yüz haneli küçük bir vilayetimizdir. Ama gazeteler 24 Şubat 1925 tarihinde bölgede sıkıyönerim ilan edildiğini bil¬ diriyordu. ne olduğu bilinmeyen "Piran olayı"nın etrafinda dönüp dolaşmaya devam ediyorlardı." Egemen güç. iki gün sonra. Olay sırasında kente girmeyi başa¬ ran 120 kadar askerimin akıbeti meçhul kalmıştır. Birkaç gün içinde bu eşkıyaya hak ettiği cezanın verileceği muhakkaktır. "Eşkıyaya hak ettiği cezanın verileceği"ni yazıyordu ama. Tamamlayıcı bilgilere göre. Hakimiyet-i Milliye gazetesi 23 Şubat 1925 tarihli sayısında şu haberi veriyordu: "Piran'da Şeyh Said adında birinin. ilk kez "isyan" deyimini kullanıyorlardı. Genç'te ne olduğunu saklı tutuyor.Aynı gazete.

Tuttuğu yeni yolun yansında. dağlara çekilmeye. 1918 yılında Binbaşı rütbesindeyken. İzin verdiklerim sekiz gün sonra geldiler. gönülleriyle baş başa bıraktı. başta Genç. Gece Siverek yollannı tutmuştuk. bacanağı Binbaşı Kasım'ın kurdu¬ ğu tuzakta kaldı. Burada Siverek'ten milis askerleri ve 100 adı kadar hükümet askerinin geldiğini haber aldım. Hani. Yalnız Mardin yolu açıkü. Gönüllü olarak aya¬ ğa kalkanları. ihtilalcilerin moralini bozmuş. ruh haline uygun denebilecek bir anormallikteydi. erken yaşta emekli edildi.. Şehir özlemini gı- 95 . Bu arada. Bunlar. Normal halleri aşan uzunluktaydı. o ana kadar sessiz kalmış bazı Kürt aşiretleri. BlR AJANIN PORTRESİ Binbaşı Kasım. gerekirse İran'a çekilmeye karar verdi." Behçet Cemal'in yazdığına göre Diyarbakır muhasarasının başarısızlıkla sonuçlanması. Bingöl. Cabar. Ora¬ dan hükümet askerleri Diyarbakır'a geliyordu. "Aşiret Mektebi" mezunu bir subaydı. Süvari olarak orduda çalıştı. Varto'nun Kulan köyündendi. Varto'ya yerleşti.ti gün evlerinde kalmak üzere izin vererek Kazkar bölgesine gel¬ dim. Lice. Sakiri. yeniden toparlanıp gerilla savaşını başlatmak üze¬ re.. Varto ve Elazığ olmak üzere tümü el değiştiriyordu. milislerden 80 esir alarak geri döndüler. Kürtlerin ele geçirdiği kent ve kasabalar. Orada beş-akı gün kaldım. Kasım. emekliye ayrılmamış. Bu yolu tutmak üzere Dengecük. da¬ ğılmaya başlayanları savaşmaya zorlamadı. Türk devletinin şiddetin¬ den korunmak için karşı tutum takınmıştı. Ben o sırada Çaksor kö¬ yündeydim. Soyadı yasasından sonra. Şeyh Said. Beden yapısı. "Kasım Ataç" oldu. Gevzalan ve Kara Ki¬ lise köylerine gittik. Şeyh Said'le bacanaktı. Bu cepheye 100 kadar adam gönderdim. hükümet askerlerini mağlup edip. ayırmışlardı. Geldiklerinde ben batı yönündeki Tılham köyündeydim. Hacı Leylek. moral çöküntüsünün yarattığı rüzgâra kapılıp. Albay HaÜt Bey'in de eniştesi.

Akıbeti kuru. Köylülerinin aktardığına göre. bir daha geri gelmiyordu. Gelen ve gidenleri yok değildi. "dikkatli konuşun. kayınbiraderi Albay Halit Bey'in evinde kalıyor. Kürder için "Hewar" günleriydi. Evinden çıkıyor. yemeğini yeyip. O. kardeşi Ali ve oğlunun işlettiği dükkâna gidiyor. Kıyametin ateş yağmurları. "kardeşim" diyerek sarıl¬ dığı. anlamsız. kalabalık cemaatin içinde. yatağında yattığı insanlara ihanetini hatıria¬ tarak aşağılıyor. Şeyh Said'e si¬ lah uzatırken yanında olanlarla. Varto'ya geldiğinde.. iz sürücü. Erme¬ ni yapımı eski bir evde oturuyordu. Onun tepkisi başını öne eğmek olmuştu. eziyordu. soğuk bir kelimeyle "öldü" diye açıklanıyordu. O sırada. onu görmeye gitmiş. tuzakçı ve "tanık" olarak gö¬ rev yapıyordu. Şeyh Said'e de bacanağı ve "aileden biri" olarak yaklaşıyor. upuzun boyuyla bazen Elazığ sokaklannda yürür¬ ken görülüyordu.. derin düşünceli lıalleriyle yürüyor. aileden biri olarak sırlarına giriyor. gözünü kırpmadan onu ezip suçluluğunu yüzü¬ ne vuranlardandı. * O. orada oturuyor. onların "sulbünden" gelenlerdi. gelip geçenlere öylece bakıyordu. yürüyüş yolu hep aynıydı. Esmer teni. babasına sahip çıkma bir yana.dermek için sıkça Erzurum'a seyahat ediyor. Nail Bey mahallesinde.. Varto'nun Hormek liderierinden Ali Haydar Dikmen. edindiği bilgileri.. Kasım Bey burada" diye aşağılamıştı. Eski yandaşlan. Güzergâhı. Elazığ'da. melul. TC'ye aktarıyordu. nereye gömüldüğüyle de ilgilenmiyordu. 96 . babası Ahmet. Kazara onunla bir araya gelen elit. nerede ve nasıl öldüğü ya da öldürüldüğü. "güvenli". Kürt eliti ondan uzak ve o tecritti. 1925'te muhbir. hatta kendince "itibariı" günler yaşıyordu. Ali Haydar Dikmen. yemeğini yiyor. İlerleyen yaşlannda. sonra gidip onu ihbar ediyordu. yerlerde sürüklenerek götürülüyor. dağdan köyüne iniyor. indiği bir gün yakalanıyor.

kendisine hiç çocuk vermemiş Güle de vardı. 'kardeşimin katili de olsa. İkram ettikleri yemeği yiyebildi. eniştemizi asnran kişiydi. siyah bir ihtiyardı. son anda yaklaşmış. kapımıza geleni kova- mam. kardeşi ve eniştesi için ağlıyordu. Amcamı. Ama ne yapayım ki. 'kardeşi¬ nin ve eniştenin başına bunca iş getiren bu adamla nasıl yaşıyor¬ sun?' diye sordu. Aradan 30 yıla yakın zaman geçtiği halde. bu yüzden kin. kapıdan kovulmasını istedik. Onu yakın çevresinden. Bir daha birleştirme- dim. Bunu yaparsak lekelenmiş oluruz' dedi. Annem bir gün ona. Yüzüne de bakmadım. kafilesine katılmış ve onu tuzağa çekip düşmanlarına teslim etmişti.* * * Bir tuhaf adamdı o. Ailenin bütün fertieri. Bu tuhaf adam. öfke ile dolu yüreğinin öteki tarafiyla kendisine nefrede bakan bir kadın¬ la birlikte yaşayacak kadar tuhafi. bacanağı Şeyh Sa¬ id'di. o. sırdaşlıktan uzaklaştırmışri. anlatıyor: "Kasım. Fakat. Şeyh'in damadı Şeyh Abdullah'ı kullanarak. Hastalıklı gi¬ bi görünüyordu. Halam Güle de gelmişti. Sonra şöyle dedi: 'O olaydan hemen sonra yatağımı ayırdım. Varto'ya bi¬ zim eve geldi.. benek benekti. Varto'ya döndü. "devlet tanığı" sıfariyla. Yaklaşık 30 yıl ayn kaldıktan sonra. "geçen 97 . Yanında. Babamın hatırı için sesimizi çıkarmadık. İhbar edip ipe gönderdiği adamın kardeşi ve oğullarına aile¬ den biri gibi konuk oldu. Onlann elinden su içti." Kasım'ı aile çevresinde en erken teşhis eden. Halam ağlamaya başladı. Yüzü ve ellerinin derisi pul pul dökülmüş gibi. Kardeşini ihbar edip ölüme yolladığı. Fakat babam. 1950'lerde Söke'den Elazığ'a taşınınca. kocam diye elaleme karşı katlandım. Diyarbakır'daki mahkemede. Hâlâ hüzün¬ lü ve matemliydi. eve alınmamasını. HaÜt Bey'in yeğeni Mehmet Emin Sever. Çok uzun boylu.

Kürder ve isyanın emrinde olduğunu bildi¬ riyor.sene (1924). onun düştüğü duruma üzülüyor. Kemal Paşa geldiklerinde" diyerek. Şeyh Said'in. Kasım. Yanlış anlaşıldığını. Kasım. Muş heyetinin içinde Erzurum'a gittiğini. sizi ziyaret etmeme izin verin' diye adeta yalvarıyor. Fakat Şeyh Abdullah'tan çekindikleri için dokunmuyorlar." 98 . Bunun üzerine Şeyh Abdullah. Hatta." * * s Mehmet Emin Sever anlatıyordu: "Babamdan dinlediğime göre. bacanak. Kimsenin güveni yok. Mesela Halit Bey filan siyasiydi. Halit Bey'in evinde kaldığını söylüyor¬ du. Fakat. Şeyh Said Efendi diniydi. Halit Bey'le ayaklanmayı konuştuğunu bu sırada öğrendiğini açıklıyor ve değişik sorulara cevaben şunları söylüyordu: "Şeyh Said'le evinde görüştük. Namusum ve şerefim üzerine ye¬ min ederim ki. eline sarılıyor. kıyam (isyan) edece¬ ğim' dedi. yanına geldiğinde eğilip ayağına kapanıyor. Şeyh Said. 'bırakın yanımızda kalsın' diyor. Varto ele geçirildikten son¬ ra. Bana bir fırsat verin. Şeyh Abdullah. Bölge liderleri Kasım'a karşı şüphe içinde. Hizmet¬ lerimi kanıtlayayım' diyor. hizmetlerime ihtiyacınız yok¬ sa bile. görüşmeyi kabul ediyor. Çünkü. Adamlarına." Kasım. bazı kişiler öl¬ dürülmesini bile istiyor. 'Beni dışlamayın. ajan olduğu yaygın düşünce. 'Benim üzerime vacip oldu. Ben hain değilim. isyanın din meselesi yüzünden çıktığı iddialarını geri çe¬ viriyor ve "asıl sebep Kürdistan'ın istiklali (özgürlüğü) idi" diyordu. arnk emrinizdeyim. Kasım tanıklığı sırasında kayınbirader. yanına yanaşnrmıyordu. Şeyh Said'in damadı Şeyh Abdullah'a adam gönderiyor. Çıkacağım. 'Bu hazırlığınız doğru değil' de¬ dim. 'Size kanlıp hizmet etmeme. akraba ayı¬ rımı yapmadan suçluyor ve şöyle diyordu: "Kürtler (isyancılar) iki gruptur: Siyasiler ve Dinciler. şüphelendiği için onu. Onlar komiteler kuruyorlardı.

Reşit. kimliği bilindiği halde. Kasım. Şeyh Abdullah. Şeyh Abdullah Bey şaşırıyor: İyi ama. Şeyh Abdullah bir konuşma yapıp diyor ki: içimizde askerliği ve savaşı bilen yok. Şeyh Said Efendi'nin de damadıydı. hareketin önemli adamlarından biriydi. Şeyh Said tarafından itilmişti. Şeyh Said cevap veriyor: Zaten arkadaşım değildi ki koparayım. Bu sırada Kasım'm kardeşi Reşit ortaya çıkıyor. Sorguyu yapan Osman Nuri Paşa. Aramızda ahbaplık vardı. Harekete geçmek için Şeyh Abdullah'ın emrini bekliyor. Gırvas köyünde büyük bir toplantı yapıyor. Şeyh'in en yakınına nasıl sokulduğu hakkında da şunları anlanyordu: "Kasım. ToplanUya çevreden gelen 3 bin kişi katılıyor. onu hareketin içine aldı. Piran olayı padak verir vermez. o da Bitiis'te cezaevinde. diyor. Bize Halit Bey gibi biri lazım. Melekanlı Şeyh Abdul¬ lah. hükümetin sadık adamı. önder kadrolarda yer almış bü¬ tün ailelerle iç içeydi. hareketi des¬ teklediğini söylüyor. Kasım bizimle beraber değil. Kasım'a iftira edildiğini. harekete geçiyor. Gi¬ dip Şeyh Abdullah'ın elini öpüyor. Mehmet Halit Fırat da hazır bulunuyor. ajan olmadığını. banda alınmış tanıklığında. Emrinde olduğunu söylüyor: Varto hazır. diyor Osman Nuri. Melle. Siz bu sözlerinizle onu arkadaşlığınızdan kopanyorsunuz. Bizzat ondan dinledim.* * * Melle Selim. isyana karilmış. Toplantıya katılanlar heyecanlı. Şeyh Said'in ilk sorgusu Varto'da yapılırken. bizzat Varto'yu teslim edecek. diyor. Şeyh Abdullah. Bidis'e doğru yola çıkmaya ka¬ rar veriliyor. Kasım olayını şöyle anlatıyordu: "Bizim Varto tarahnın Alevi liderlerinden Mehmet Halit Fu-at. Şeyh Said Efendi'ye soruyor: Kasım için ne dersin? Şeyh şu cevabı veriyor: Kasım. Kasım'ın kendisini kanıtiaması için fırsat 99 . Askeri komutan Ha¬ lit Bey'di. Bildiğimiz ka¬ darıyla o devlete çalışıyor. Bizim hainimizdi!" Melle Selim. Sizi gö¬ türmeye geldim. devletin adamlarındandı. bizim hainimizdi.

Ağlamaya başlıyor.verilmesini istiyor. yalvarıyor. Halkın. ağlayan koskocaman adamı ayağa kaldırıyor. korkular içinde. diyor. gelip eli¬ ni öpmek istiyorum. Şeyh'in ayağını ağzına koyup öpüyor. askerlikten anlamam. diye bağırıyor. Pişmanım... Konağı teslim alıyor. Hata ettim. Başka. Canım başım ve bütün sadakatimle davanın yolundayım. Gelsin. Eğiliyor. Size biad ettim. Şeyh Abdullah. Bağlu. cephemizin askeri sorumlusu olarak Kasım Bey'i tayin ediyorum. ben de. Gırvas'tan Varto'ya doğru yola çıkılıyor. Fakat ben hayaum boyunca silah bile patlatmadım. Ama olayların sıcaklığı içinde. Kasım çıkıp geliyor. Kimi heyecandan ağlıyor. kalabalığa bir konuşma yapıyor. Savaştan. diyor. Hareketin başarılı olacağını düşünme¬ miştim. loo . Şeyh Abdullah. İnsanlar heyecanlı. Askeri bilgiye sahip kişiye ihtiyaç nedeniyle de Ka¬ sım'ın katılma isteğine rıza gösteriyor. Evet. Kafile büyüyor. Yolda. Varto kansız teslim alınıyor. Kürt ileri gelenlerden kimsenin Kasım'a güveni yoktu. Mademki bana gü¬ veniniz var. diyor Şeyh. Bu sırada Kasım. Binlerce kişi var. Tamam. Şeyh'e karşı çıkıp itiraz etmiyorlar. diyor. ben de ona gü¬ veniyorum. Eğer hayatım garanti akındaysa ve kabul ederse. Kürt bayrağı çekiliyor. Bunun üzerine Şeyh Abdullah şöyle diyor: Siz beni kabul ettiniz. Bizimlesin. Şeyh Abdullah. Ka¬ sım'a güvensizliğini ve öfkesini bildiği için olmalı ki. Sizin bana güvendiğiniz gibi. Şeyh Abdullah. bunun üzerine yu¬ muşuyor. Adı ajana çıktığı için vuru¬ lup öldürüleceğinden korkuyor. soruyor: Davamızda beni önder olarak kabul ediyor musunuz? Kalabalık bir ağızdan. kimi dua ediyor. Arnk mesele kalmadı. diyor. Beni affedin. Hükümet Konağı'nm önünde büyük bir kalabalık toplanmış. Sonra ellerine sarılıyor. onu da yanına alarak Hükümet Konağı'na gi¬ diyor. köylerden ko¬ pup gelen adılar da kanlıyor. Dadina ve Rindalya köylerinden Varto'ya gidiliyor. Bir adamını gönderiyor Şeyh Abdullah'a.

Reis tekrar sordu: Senden başka Müslüman yok muydu? Şeyh Said anında verdi cevabını: Herkesin göreviydi." lOI . "Olan olmuş" diyerek memnuniyetsiz¬ liğini belirtiyordu. 'Ben oralı değilim' diyor¬ du. ben de kabul edeyim. mahke¬ me sırasında. Hayır. Evrakta. Böylece olaylarla ilişkisi olmadığı anlaşılıyor ve ceza almak¬ tan kurtuluyordu. 'Hakime akrabam olduğunu söyle. oturup uzun uzun konuştuk. Seni kurtarayım' dedim. İnsanların yüzü buruşsa da. kimi mırıldanıp arkasını dönüyor. Benim koruduklarım asılmıyor. Yalan da söylemedi. o anda kimse açıktan 'hayır' diye bağıramıyor ama. Bazen biri çıkıp köyüne itiraz ediyor. Bana. kur¬ tulursun. Bana dedi ki: Şeyh Said öyle cesur bir adamdı ki. kimi küsüyor. Ona Şeyh Said Efendi'yi sordum. Davamdan vazgeçmem. Beni kurtarmanı da istemiyorum. Sahaglı Melle Emin'e dedim ki: Mahkemede kalk. 'Olmaz' dedi. oradan ayrılıyor. Kasım.." Şeyh Abdullah..' Temo gibi. köyleri yanlış yazılmıştı. o da asıldı. bazı insanlann baba adlan. dedi. Da- dinanlı Temo'yu da övdü ve şunları söyledi: Dadina köyünden Devreş Ağa'nın torunu Temo'ya. dedim. ben Sahaglı değil. Kasım'ın isyana kanldığını ve komutanlığa getiril¬ diğini bildirdiğinde. Şeyh Said. ne de kim¬ seyi ele verdi. * Melle Selim anlatıyor: "Kasım.Şeyh Abdullah'ın bu sözleri soğukluk yaratıyor. Hiçbir şeyi inkâr etmedi. Bongılanlıyım de. Hatta mahkeme reisi sordu: Neden isyan ettin? Şeyh cevap verdi: Ben dini vecibemi yerine getirdim. ne korktu. yıllar sonra Varto'ya döndüğünde. bazı Kürderin gösterdiği cesarete şaşırmışn. 'Davamdan vazgeçip can derdi¬ ne düşmem.

bir Kürt aydınıydı.. İsyancıların çoğu silahsızdı. Kolhisar köyünde Medrese öğrenimi görmüş ve Melle olmuştu. dışardan zorlanarak padatılmış bir öfke birikimiydi. hemen başlatma gibi bir niyeti yoktu. zamansız. Organize olmamış. Hınıs. Türk devletinin bilinçli ve hesaplı olarak Piran'da Şeyh'in yoluna çıktığını söylüyordu. İsyan ateşinin yakıldığı asıl bölge. okumuş. Darbe yemeyen aile ve aile bireyi yoktu. Sopasını kapanın ayaklanıp katıldığı bir isyan. nerede ne zaman ne yapacağını. daha işin başındayken. silahlı mücadele için hazırlıklar yapılıp. I02 . Şeyh Said Efendi'yi tutuklamaya gerekçe yaratmaktı. babadan oğu- la geçen söylemle aile ve bireylerin hikâyesi söyleniyordu. silah tedarik edilecek.. isyan etmek fikrinde..YENİLGİ VE DIŞ DESTEK DEDİKLERİ Şeyh Said'in isyanı. ama Kolhisar'dan çıkarken." Halk isyan etmeye hazır. 2000'lerde hâlâ. 1951 ve 1952 yılları arasında Şeyh Said'in oğlu Şeyh Ali Rı¬ za'nın yanında. Aradan geçen ydlara rağmen. hareketi bas¬ tırmak. erken başlamış ayaklanma.. Varto. ileri gelenlerle görüşüp görüş ve düşüncelerini al¬ mak. kimden emir alacağını da bilmeyen köylü kalabalığının ani isyanı.. ama isyancıların hazırlığı. Şeyh Said Efendi. aşiret ve aile ilişkilerinin iç içe olduğu Erzurum'un güneyine düşen dağlar yayıydı. Ali Rıza Efendi. Amaç. Varto'nun İnalı köyünden Melle Şafii (Ballı). düşün¬ me sistematiğini kurmuş Şeyhler sülalesinden. eski adı "Gonik" olan Karlıova yöresi. savaşçıların eğiti¬ mine kadar hazırlıksız başlayan bir isyandı bu. örgütlen¬ me ağı ve kidelerin birbiriyle koordineÜ ilişkisi yoktu.. Kürdis¬ tan'ı dolaşmak. Melle Şafii anlattı: "Bizzat. Silahlan¬ madan komuta kademesinin oluşturulmasına. iki sene sonra da harekât başlanlacaktı. Ali Rıza Efendi'den dinledim. Şeyh Ali Rıza'nın anlattığına göre niyeti. hazırlıksız. Bundan sonra ittifaklar kurulacak. kimin ne düşündüğünü anlamakü.

Bu Hamidiye Paşası. sonrasında. Şeyh Said'in ifadelerinde anlattığına göre. Silah üstünlüğü de tarrişılmazdı. düzenliydi. Fakat. İsyan genel destekten yoksundu. korkmuş. Kürdistan'ın bazı bölgeleri. Dersim'e girmiş. Türk or¬ dusundan top ve başka ağır silahlar ele geçiriyor. Dersim ise en azından yansız kalacağını bizzat Şeyh Said'e taah¬ hüt etmişti. İsyancılar. isyandan haberii bile değildi. arkadan vurmaya başlamıştı. Ağn yöresinin etkin kişiliklerinden Kör Hüseyin Paşa başlı başına bir faktördü. "demir kuş" dedikleri uçaklar morallerini al¬ tüst ediyordu. isyancıların karşı karşıya bulunduğu ordu disiplinÜ. halka zarar vermişti. fakat bunlan kullanabilecek eleman bulamadıkları için tahrip ediyoriardı. so¬ pa kullanıyordu. o da önce yansızlığım ilan etmiş. ardından saf değiştirmişti. Karakocan bölgesinin etkin liderlerinden Necip Aga'ya tepkiliydiler. Bu durum en azından moralleri bozmuştu. Savaş görmemiş köylüler. Şeyh Said ise son ana kadar. isyan fikrinin öncülerin- dendi. kama. "yenilginin bir değil. Aynca. Dersim tepkili diye Necip Ağa'yı isyana katmamış. silahlarını önemli oranda Türk ordusundan elde ediyoriardı.Asıl önemlisi iletişim kopukluğu yüzünden. Kürderin pek çoğu silah yerine tırpan. Dersimliler. birçok nedeni" olduğunu söy¬ lüyordu. Melik Fırat. Türk ordusunun toplan gürieyince paniğe kapılıyordu. Hamidiye Alaylan'nın başında. "isyancı Botan" bunlardan habersiz gibi sessizdi. Şeyh Said. Birkaç ili kapsayan bölgede çarpışmalar sürürken. Ordu geleneği. ilk darbe olan Yusuf Ziya ve Halit beylerin tutuklan¬ masından hemen sonra. Osmanlılar döneminde. kabuğuna çekilmiş. Dersim'in imdada gelece- 103 . tek başına bir güçtü. Bazı Kürt kesimlerinin saf değiştirip Kürderi arkadan vurması da etkenlerden bir başkasıydı. Çünkü o.

İsyan bölgesinde yaşanan man¬ zaralardı. Fakat erken haber almanın tahriban tamir edilmeyecek gibi değildi. her şeyi hesaplamışlardı. Dersim eski mebusu Hasan Hayri Bey'le buluşuyor ve Hasan Hayri. İsyanm adeta engelsiz. sonucu birçok sebebe bağlıyordu. bütün askeri hazıriıklardan sorumlu kişiy¬ di. Siverek ve Diyarbakır yöresinin bazı aşiretleri de. bunun üzerine bari cephesi komutanına. Şeyh Said Efendi'nin oğ¬ lu ve kayınpederim olan Şeyh Ali Rıza Efendi'den bizzat dinle¬ diklerimi nakledeceğim. Zaten böyle geniş ve genel halk yığınlanna dayanan hareketleri gizli tutmak da mümkün değil. Elazığ'da. Fakat. Ha¬ san Hayri. politik çalışmadan çok. "tarafsızlığınızı koruyun" diye telgraf çekiyordu. nihai zaferin yakınlığına inandırmıştı. aşiret önderlerine. 1926 yılında. bu yüzden idam edilerek öldürülüyordu. Sebeplerden birincisi. Bu beklentiyle. Kürt önderlerini umut¬ landırmış. Halit Bey. batı cephesi komutanı Şeyh Şerife sık sık nodar yazıyor ve "Dersim'de lehimize bir gelişme var mı?" diye soruyordu. o sırada eski hasımları Necip Ağa ile birleşmiş. Halit Bey faktörünü öne çıkarıyor ve şöyle devam ediyordu: "Bu konuda kendi görüşlerimi değil. hazıriıklar erken açığa çıkmış. Dersim'e tarafsız kalacaklanna ilişkin olarak verilen söze bağlı kalmalarını hatıriatması talimatım veriyordu. "Yenilginin nedenleri" arasında. bunlar. olaylann içinde. sıcak ortamında bulunmuştu. Şeyh. "arkadan vurma" hareketine kattlmışlardı. halkın silah- 104 . karşı ted¬ birler alınmaya başlamıştı. Şeyh Şerif bu amaçla. O. Asıl tahribat Albay Halit Bey'in yavaş hareket etmesinden kay¬ naklanıyor. Fakat bazı Dersim aşiretleri. Abdülmelik Fırat. Ali Rıza Efendi.ğine inanıyordu. hızla yayılması. asıl hedef olan Diyarbakır'ın zaptının başarısızlıkla sonuçlanması sonun başlangıcı olmuştu. isyancıları arkadan vurup köyleri talana başla¬ mışlardı. Bu işe baş koyup çalışmaya girişenler. İsyanın hareket noktası.

h güç olarak hazırlanmasına bağlanmışn. Fakat bütün bunlardan sorumlu rahmetli Halit Bey, sanki gelip tutuklamalarını bekler
gibi, Erzurum'da evinde oturuyor. Hem örgütleme ve organizas¬

yonda yavaş hareket ediyor, hem de bir türlü Erzurum'dan aynhp el akından uzaklaşmıyor. Organizasyon eksikliği de büyük.

Kendisinden sonra gelecek ikinci bir askeri kişiyi bile tespit edip
görevlendirmiyor. Kimseye görev ve sorumluluk vermiyor. Ken¬

disi tutuklanınca her şey başsız kaldı. Halk ne yapacağını bile¬ mez oldu. Yeni baştan yapılan organizasyon da zaman darlığı
yüzünden yetiştirilemedi. Halbuki Şeyh Said Efendi, onun gör¬

mesi gereken olayları uzaktan bakarak görüyor; 1924 yazında, karşı tedbirleri, hazıriıklan ve ortalıkta dolaşan ajanları sezinli¬
yor, Halit Bey'i ikaz ediyor. Erzurum'dan aynlmasını istiyor.

Ama Halit Bey çok rahat bir insandı. Şeyh Said Efendi'nin

uyanlanna da aldırmıyor. Çok geçmeden Bidis eski Mebusu
Yusuf Ziya Bey tutuklanıyor.

Artık tehlike ortada açık olduğu halde, Halit Bey Erzurum'da¬
ki konağında oturmaya devam ediyor. Şeyh Said Efendi, onun

bu korkusuz rahadığına sinirieniyor. Bir kere daha ikaz ediyor.
Bir pusula yazıp gönderijor. Diyor ki:

'Etrafinda dolaşıyorlar. Erzurum'daki konağında oturup Kürt
köylülerle sohbete dalacağına, komutan olarak işinin başına geç.

Erzurum'dan ayni. Halkın arasına karış. Askeri hazıriıklar yap.'

Fakat rahmetli Halit Bey çok geniş, çok rahat bir kişiydi. 'Efendi fazla büyütüyor. Bir şey olmaz' diyerek, Erzurum'da kalmaya devam ediyor. Adeta tutuklanmasını bekliyor. Çok
geçmeden de, gelip onu konağından alıyorlar.

Bu olay çok şeyi etkiledi. Hareket başsız kaldı. Geride kalan¬
lardan kimsenin askeri ve savaş tecrübesi yoktu. Bu haliyle, za¬ ten askeri nosyondan yoksun olan hareket, Şeyh Said Efendi'nin

kişiliğiyle yürüyordu. Şeyh Said Efendi de Kasım'ın tuzağında
esir düşünce, halkı sürükleyen lider kalmadı."

Şeyh Said'in oğlu Şeyh Ali Rıza, isyan günleri boyunca baba¬ sının yanındaydı. Babasının tutsak düşmesinden sonra, bir süre

105

kaçak yaşamış, ardından yurtdışına çıkmış, yeniden isyan için
"Hoybun "un kuruluşuna katılmış, genel af ilan edilince dönmüş,
cezaevine girip çıkmış, sürgünde kalmıştı. Şeyh Ali Rıza, daha

sonra köyü Kolhisar'a dönmüş ve atalannın Medrese geleneğini
sürdürüp dini eğitim vermeye başlamışn.
Melle Şafii anlatıyor:

"Diyarbakır başansızlığının nedenini Ali Rıza Efendi'nin ağ¬ zından dinledim. Türkler, kendi askerierini Kürder gibi giydiriyoriar. 'Şal u sapık' içinde Diyarbakır sokaklanna dökülüyor,
Kürtçe 'yaşasın Şeyh Said!' diye bağırarak, kadınlara el anyor,

boyunlarındaki altınları çekip alıyor, evleri, mağazalan yağmahyoriar. Halk bunlan gerçekten Kürt sanıyor. 'Şeyh Said bunun
için mi ayaklandı?' diye tepki duyuyor. Desteğini esirgiyor, kimi

karşı cephede yer alıyor, kimi de kapısını kilitleyip içeriye kapa¬
nıyor. Şeyh Said, bu olaylara çok üzülüyor. Gerçeği anlatmak

için çırpınıyor. Muhasarayı kaldırmasının tek nedeni bu değil
tabii. Ama bunun da etkisi oluyor."

Asıl neden olmasa bile, "isyanın kırılmasında" provokasyonlann etkisi vardı. Cephe gerisinde, halkı isyancılara karşı kışkırtmak,

tepkici kılmak üzere, parayla tutulmuş ajan, provokatör biriikleri oluşturulmuştu. Bunlar, köylere kadar yayılmış, şehir sokaklanm
ise kontrolleri altına almışlardı.

Kışkırtıcı ajanlar ordusunun bireylerinden biri de, Liceli bir
gençti. Dönemin bu genci, 1980'ler Diyarbakır'ının "dede" diye

hitap edilen "rengi"ydi. "Dede" gündüzleri, şehrin merkezindeki köşede oturuyor, "o günleri anlatır mısın?" diyenlere, "hele yüzü¬
me tükür, sonra anlatayım" cevabını veriyor, sonra anlatıyordu:
"O zaman, çocuklukla delikanlılık arasında bir yaştaydım.

Şeyh Said'in askerieri Diyarbakır surianm sarmışlardı. Türk as-

kerieri, surlann içinde mahsurdu. Biz de içerdeydik, Silahlar pat¬ lıyor, surların tepesinde toplar gürlüyordu. Ortalık gürültü patır¬
tı içindeydi. Şeyh Said'in askerlerinden surları aşıp içeriye giren¬

ler vardı. Kimdi şimdi hanrlamıyorum ama, bir adam biz çocuklan, delikanhlan topladı. Bize para verdi. Evleri, dükkânlan ta¬

lan etmemizi istedi. Dükkânlardan alacaklanmız bizim olacakn.

ıo6

Bir de dönüşte ayrıca para alacaktık. Ortalıkta bir sürü işsiz güç¬

süz vardı, benim gibi. Söylenenleri yaptık. Dükkânlann kapılan-

nı, camlarını kınp içindekileri aldık. Evleri taşladık. Kırdık dök¬ tük. Bunu yaparken de, bize söylendiği gibi 'Yaşasın Şeyh Said!'
diye bağırdık. Bizim yaptığımızı görenler ve zarara uğrayanlar,

'Şeyh Said bunun için mi savaşıyor?' diyerek soğudu, geri çekil¬
di. Kızgmhktan karşı cephede yer alanlar oldu."

Elazığ'da da benzer olaylar yaşanıyordu. Elazığ olaylarını ya¬
şayanlardan biri anlatıyordu:

"Elazığlılar, Şeyh Said'in askerleri geliyor diye sokaklara dökül¬
düler. Sevinç ve alkışlaria karşıladılar. Fakat görülen manzara ve

şehirde yaşananlar, coşkulu desteği bir anda tepkiye dönüştürdü. Çünkü Şeyh Said'in askerieri diye karşılanan köylü kalabalığından bazıları şehre dalmış, kırıp geçiriyor, çapulculuk yapıyordu. Bu

manzarayı gören halk, evine kapanıp kapılanm kapam. Şeyh Şerif
ve adamları bütün çabalarına rağmen çapulculukları engelleyeme-

diler. Çapulculann yapnklan. Şeyh Said'in askerlerine mal edildi.
Halk desteğinden mahrum, orta yerde kalakaldılar. Onun için.

Şeyh Şerif Malatya'ya yürüme konusunda emir veremedi. Başı bo¬
zukluğu disipline etmeye çalışırken bozgun başladı."

Şeyh Said İsyanı, 1800 yılında başlayıp gelen isyanlar zinciri¬

nin bir halkasıydı. Bu yönüyle yeni değildi. Var olan sorunlann
silah gücüyle giderilmesi çabası...

Fakat, Türk devleti "sorunlann varlığını" kabul etmiyordu. Os¬
manlı'dan kalma gelenekle sorunları şiddet yoluyla "yok" saymaya

çalışıyor, o arada "sorun olmadığı halde" yaşanan ayaklanmayı, yi¬
ne eski kolaycı, kestirmeden gelenekle "dış güçlerin kışkırtmasına"
bağlıyordu.

Ankara'ya göre, bu isyan "dış güçlerin", özellikle de, "emper¬

yalizm" diye tanımladığı İngiltere ile Fransa'nın "tahriki" sonucu
patlak vermişti.

Oysa, tarih gerçeklerinin dokusu öyle değildi. Gerçekler söy¬
lemleri tekzip ediyordu.

107

1923 yılında, Lozan'da imzalanan anlaşmayla TC'nin sınırla¬
rını çizen, tapusunu veren Fransa ile İngiltere idi. Kürt sorununu
yadsıyan da...

İki yıl önce çizdikleri sınırlardan pişmanlık duymaları için bir
neden yoktu.

Aynca, Türkçeye de çevrilmiş belge, bilgi ve kitaplar da, "em¬

peryalizmin oyunu" söylemini yalanlıyordu. Çünkü, suçlananlar
Türkiye Cumhuriyeti'ne yardımda bulunmuştu. Ermeni yazar Garo Sasuni, "Kürt Ulusal Harekederi ve Erme-

ni-Kürt İlişkileri" adındaki kitabında Şeyh Said İsyanının bastınlması için İngiltere ve Fransa'nın yaptığı yardımları uzun uzun an¬
latıyor.

Sasuni'nin yazdığına göre, İngiltere, o dönemde egemen olduğu

İrak sınırını tutarak, Barzani'nin güneyden yardıma gelmesini önle¬

di. Fransa da Suriye sınırını tutmakla kalmadı, Türk biriiklerinin ar¬

kadan kuşatması için Suriye'den geçen demir yolunu emrine verdi. O nedenle Kürt çevreleri, İngiltere ve Fransa'nın tutumlannı
da yenilginin nedenleri arasında sayıyorlar.

BAŞBAKAN, "AMAÇ KÜRTÇÜLÜKTÜR" DİYOR
Makedonyalı Fethi Okyar, Atatürk'ün hemşehrisi ve gençlik

yıllanndan beri yakın arkadaşıydı. Atatürk'ün adını duyurmasın¬
da da etkin rol oynamıştı.

Çanakkale yenilgisinden sonra, Atatürk bakan olmak istedi¬ ğinde, en azından anımsatmak için bir gazete yayınlamış ve bu ga¬
zetenin sahipliğini Fethi Bey üstlenmişri. Gazete Atatürk'ü tanıtı¬

yor, bu arada Saray nezdindeki görüşmelerini haber veriyordu. Fethi Bey, daha sonraki süreçte, Atatürk'ün yakın çevresinde
yer alıyor ve Başbakanlığa atanıyordu.

Fethi Bey Hükümeti, isyanı bastırmak için askeri birlikler sevk etmiş, bu arada sıkıyönetim ilan etmiş, isyan bölgesinde as¬

keri rejimi yürüdüğe koymuştu. Başbakan, 25 Şubat 1925 günü,
parlamentoda sıkıyönetimin gerekçelerini anlatırken, ilk kez
ayaklanma hakkında ayrıntılı bilgi veriyordu.

Uygulanan sansür yüzünden, kamuoyunun önemli bir bölümü

ıo8

bir Kürt isyanının varlığından bile doğru dürüst haberli değildi.

Kamuoyu ilk kez Başbakan'ın bu konuşmasıyla "isyanın var" ol¬
duğunu öğreniyordu. Başbakan, "isyanm ayırımcı nitelikli ve Kürdistan'ı kurma

amaçlı" olduğunu söylüyordu. Fakat, daha sonra "Kürt sorunu" bulunduğunun dünyaca bilin¬

mesi "milli menfaatlere aykırı" bulunduğu için, İsmet İnönü Başba¬
kan olur olmaz, basına bir genelge göndererek, "dinsel amaçların öne çıkarılmasının memleket menfaatine" olacağını bildirmiş ve bu
isteği yerine getirilerek, bağımsızlık amacı "yok" sayılmıştı.

Başbakan Fethi Okyar parlamentoda yaptığı konuşmada şöyle
diyordu:
"Bilindiği üzere, geçen yaz ortalarında Nasturi Harekâtı ya¬

pılmış ve bu harekât sırasında bazı subaylar (Yüzbaşı İhsan Nu¬
ri ve arkadaşları) yabancıların propagandasına kapılarak sınırın güneyine gitmişlerdir. Vatan ihanetine işaret eden bu harekâtın içerdeki teşvikçileri hakkında elde ettiğimiz delil ve belirtiler üzerine bazı kişiler, Bitlis Askeri Mahkemesi'nde yargılanmak üzere (Albay Halit Bey ve Yusuf Ziya Bey) tutuklanmışlardır. Tutuklananlarla uzak ya da yakından ilişkisi olan ve askeri mahkemece tanıklığına gerek görülen Nakşibendi şeyhlerinden
Şeyh Said adında bir kişi vardı. Bu zat, bundan bir süre önce ya¬

nına mürit ve taraftarlarını alarak Genç ilinde bir geziye çıkmış,
uğradığı yerlerde bazı kişilerle, özellikle hükümete muhalif olan unsurlarla sıkı ve gizli görüşmelere girişmiştir. Bu arada Piran'a

uğramıştır. Şeyh Said'in yanında bulunan iki kişinin firari oldu¬ ğunu fark eden jandarmanın bu kişileri tutuklamaya kalkışması
üzerine. Şeyh Said jandarmalara silah çekilmesi konusunda emir vermiş ve çatışmalardan sonra jandarmaları esir etmişlerdir. Bu suretle isyan başlamışnr. Yalnız, isyanda harekâta başlamadan önce, biri Halep'te, di¬ ğeri İstanbul'da bulunan iki oğlunun Hınıs'a gelmesini istemiş

ve onlarla görüştükten, Halep'te ve İstanbul'da ilişkide bulun¬ duğu olası kişilerden haberler aldıktan sonra harekâta başlamış¬ nr. Söylediğim olay (isyan), Piran'da 13 Şubat'ta meydana gel¬ miştir. Olayı başlatmakla birlikte derhal telgraf hadarmı kesmiş
ve hükümete isyan ettiğini ilan etmiştir.

109

Aynı günün gecesinde. Hacı Talat adında bir kişi, Genç hapis¬

hanesine ve jandarma birliğine saldırmış, baskın şeklinde mey¬

dana gelen bu olayda jandarmalarımız esir düşmüş, silahlarına
el konulmuştur. Çabakçur'da (Bingöl) da hükümet konağına aynı biçimde

baskın olmuş ve hükümet konağı ele geçirilmiştir. Bu surede
Genç, Çabakçur, Hani, Lice ve Palu ilçeleri de daha sonra buna

katılmak üzere, bu yöreler isyan mıntıkası haline gelmiştir. Bu¬
nun üzerine yöredeki en büyük askeri kumandan, yakındaki bir¬ liklerin müdahalesini emretmiştir, isyan birkaç ili kapsadığı için, isyan mıntıkasını tedip etmek (temizlemek) üzere, Üçüncü Ordu Müfettişi Kazım Paşa'ya görev verilmiştir. Kazım Paşa'nm em¬

rindeki müfrezelerden biri Hınıs boğazından geçerek Lice'ye git¬
mek üzere hareket etmiş, diğeri de Piran köyüne uğrayarak Ha¬ ni üzerinden Lice istikametine doğru yürümek emrini almıştır. Hınıs boğazından hareket eden müfreze, boğazın işgal edilmiş bulunduğunu ve hareket halinde bulunan müfrezeye ateş edil¬

mekte olduğunu ve boğazın set edilmiş bulunduğunu görünce, müfreze boğazı sökmeye muvaffak olamamış ve boğazın güne¬
yinde bir köyde kalmaya mecbur olmuştur.

Yine Piran köyü üzerinden Hani yoluyla Lice'ye hareket eden di¬

ğer müfreze Piran'a varmış ve orada bulunan tüfek (tüfekli adam¬

lar) ile karşılaşmış, meydana gelen çatışmada onları tenkil (yok et¬
miş) ve kaçmaya mecbur etmiştir. Ondan sonra Hani yönüne ha¬

reket etmiş, keza 'ussatı tenkil' eylemiş ve Hani'de karargâh kur¬
muştur. Bu tenkil (yok edilme) neticesinde, Hani'deki müfreze bir

gece, günbatımmdan yarım saat sonra, ansızın 'teslim, teslim, salli âlâ Muhammed' sedalan ile her taraftan gelen köylülerin baskını¬
na uğramıştır. Baskına yazık ki halk da katılmıştır. Savunma ya¬ pan askerlere içerden ve dışardan ateş edilmiş, askeri birlik ateş alUnda kalınca geri çekilmek zorunda kalmış ve Hani'nin güneyinde

bir köye kadar gelmiştir. Bu surede olayın önem ve ciddiyeti orta¬ ya çıktığına ve çevrede bulunan askeri birliklerle yetinemeyeceği kadar önem taşıdığına inanan hükümet, daha önemli askeri kuv¬
vet seferber edip gönderilmesine karar vermiş ve bunun için gerek¬

li önlemleri almıştır. Bu amaçla oluşturulacak askeri birlikler, ya¬ kında isyan bölgesine hareket edecektir. Umarım bu isyan, hükü¬
metimizin terbiye tokadına vesile teşkil edecektir.

no

Efendiler, bu ussat (isyancılar) Palu bölgesini ele geçirdikten
sonra, dün de Elazığ il merkezine saldırmışlardı. Orada bulunan birliklerimiz, dün gece yarısından öğleye kadar şehri kahraman¬ ca savunmuşlardır. Metince savunmadan sonra, her taraftan hü¬
cum eden asilere dayanamadıklarından, maalesef şehri terk ede¬

rek, güneydeki Izoli köprüsüne çekilmek zorunda kalmışlardır.
Şimdiye kadar anlatnklarım, isyanın askeri yönünden ibaret¬
tir. Bu isyan hareketi ne amaçla meydana gelmiştir. Ne gibi ge¬

rekçelerle zavallı saf halk kandırılarak, Türkiye Cumhuriyeti'nin
gücüne karşı kıyama sevk edilmiştir? Bu konuda heyetinize bilgi

vermek için, ussat yerinde bulunmuş bir mektuba nazaran; güya
Türkiye Cumhuriyeti hükümeti o yörede 800 kişinin katline ka¬ rar vermiş ve katlolunacak kişiler arasında Şeyh Said de bulun¬ makta imiş. Bu maluman para karşılığında elde etmiş ve bundan kurtulmak için zaten muzmerri olan isyanı şimdi yapmaya mec¬

bur olmuştur. Bu isyandan maksadı da şeriatın temininden iba¬
ret bulunuyormuş. Diğer bir belgede, alınan raporların birinde deniliyor ki: Hadi¬

se padişahlık, hilafet, şeriat, Abdülmecit'in oğullarından birinin
saltanatını temin gibi irticai bir propaganda puşidesi akında Kürt¬ çülüktür. Bu genel olarak kabul edilebilir. Ancak bu umumiyet

içinde, eylem Piran'da zamansız patiadığı için, güçsüz olan Piran, Lice, Genç bölgesine mahsur kalmıştır. Halen Lice ve Piran hattı¬
nın az güneyi ve Genc'e kadarı ve kuzeyi, arz ettiğim propaganda

levisine fiilen kapanmış gibidir. Fakat, ötede beride dolaştıkları işitilen ve ele geçirilemeyen tanınmış Kürtçü kişilerin eyleme teş¬ vikleri vardır. Bu rapor 17 Şubat tarihinde gelmiştir. Bundan başka Diyar¬ bakır'da, isyanla ilgili olduğu anlaşılan bazı unsurlar tarafından, 19 Şubat günü hükümet konağı civarına ve askeri karargâh ci¬ varına, el yazısı ile yazılmış iki adet bildiri yapışnrılmıştır. Bu bildirilerde. Gazi Paşa aleyhinde, ordu aleyhinde ve özellikle su¬ baylar aleyhinde ve paşalar aleyhinde, devlet memurları aleyhin¬ de birtakım kötü ve ağza alınmayacak sözler sarf edilmiştir.

Öldürülen birinin üzerinden çıkan bir mektup dikkat çekici¬ dir. Mektupta, 'Kürdistan'da bir hükümetin kurulması için do¬
laşarak Piran'a gelen Şeyh Said Efendi'nin beraberindeki iki

III

mahkiîmun tutuklanması üzerine olayın meydana geldiği ve iki yıldan beri cereyan eden fikir ile sözlerin bugün hayata geçiril¬
mek istendiği ve Şeyh Said'in Hani'ye taarruz ve oradan Genc'e, Lice'ye hücum ile Piran'a geri dönüş ve Piran'm merkez yapıla¬ cağını, aynı zamanda Muş, Bitlis, Erzurum'da ve Hınıs'ta hare¬

kât başlayacağı ve Türk memurlarının hapis, güven veren Kürt
memurlarının serbest bırakılacağı, güven vermeyenlerin tutukla¬ nacağı, halkın canına malına kesinlikle müdahale edilmemesi,

islamiyet

mahvedildiği

için

ihyasına

çalışılmasına,

Cenab-ı

Hakk'ın Şeyh Said Efendi'yi aracı yaptığı yazılmaktadır."

OKYAR

GİDİYOR

İNÖNÜ

GELlYOR

Atatürk, isyanın şiddetle bastırılmasını istiyor. Başbakan Fet¬

hi Okyar'ı yumuşak buluyordu. İsmet Paşa (İnönü) şiddet için
aranan adamdı.

İnönü, tatilini kesip Ankara'ya dönüyor, evinden önce, doğru¬
ca Atatürk'e gidiyor ve "elimi masum insanların kanına bula¬ mam" dediği öne sürülen Fethi Bey'i görevden alma süreci başlı¬
yordu.

"Azil" işlemi, "demokratik" yöntemlerle yapılıyordu.

Parlamentonun yapısı tek parti diktatörlüğüne dayanıyordu. CHP hem diktatörlüğü, hem de parlamentoyu temsil ediyordu. 2 Mart 1925 tarihinde, aynı zamanda CHP meclis grubunda olan parlamentoya verilen bir güvensizlik önergesiyle. Başbakan düşü¬ rülüyor, aynı gün yerine İsmet Paşa (İnönü) atanıyordu. Başbakan değişikliğine neden olan "iç çatlama", basında, "de¬ mokratik bir işleyiş" varmış havasında, ama tek kalemden çıkmış
gibi haberlerle yer alıyordu. Tek parti iktidarının resmi yayın or¬ ganı Hakimiyet-i Milliye gazetesi, 2 Mart 1925 tarihli sayısında, meclisin on saat süren gizli toplantısında hükümetin düşürüldüğü¬ nü haber veriyordu. Gazetenin haberinde şöyle deniliyordu:
"CHP'de on saat devam eden toplantıda meydana gelen gö¬ rüşme ve taruşmalar gizli olduğundan, ayrmnları bizce bilinme¬ mektedir. Ancak görüşme ve tarnşmaların, isyanın şiddede basnnlmasım isteyen çoğunlukla, normal önlem ve harekâdarla

112

basnrılacağmı sanan ve yumuşaklık taraftarı olan Fethi Bey (Okyar) ve onunla aynı fikirde olan doğu illeri milletvekilleri arasında geçtiği sanılıyor. olağanüstü yetkilerle donatılmış İstiklal Mahkeme¬ leri görev başı yapıyordu. hiyaneti harbiye (savaşa ihanet) ve vataniye suçu ile Bidis Divan-ı Har- bi'ne çağnlmışken firar eden ve Harb-i Umumi (büyük savaş) es¬ nasında dahi. Önemli olan rejime bağlılıklarıydı. olaylar karşısında sıkıyönetim ilan edildiği hatırlatdıyor ve sıkıyönetimin verdiği yetkiler kullanılarak. infazların gecikmeksizin. şöyle deniliyordu: "Kürtlük cereyanının başında bulunmasından dolayı. Bu mahkemelerde. İstiklal Mahkemelerinin oluşturu¬ larak isyanm şiddetle 'tedip' (terbiye) ve 'tenkihne' (susturulma¬ sı) taraftar olanların çoğunluğu kazandıkları tahmin ediliyor. idam kararlan üretiyorlardı. Asker ya da si¬ vil olmaları da önemli değildi. hukuk öğrenimi aranmıyordu. zaman geçirmeden beklentileri gerçekleştirmeye koyuluyor. Kimsenin hakkındaki karar için üst makam ya da mahkemede itiraz hakkı yoktu. Yumuşama ve şefkat taraftarı olan Fethi Bey'in azınlıkta kaldığı. geleneği de ortadan kalkıyor. şiddet yasaları ardı ardına yürürlü¬ ğe giriyordu. İlk aşamada. * İçişleri Bakanhğı'nın 25 Mart 1925 tarihinde bütün valiliklere gönderdiği genelgede. derhal yerine getiril¬ mesi yetkisi de bu mahkemelere veriliyordu. 'mintarafillah gön¬ derilmiş peygamber' kisvesi akında Kürdük ve saltanat ve hilafet lehinde ve Cumhuriyet aleyhinde irticai propaganda yapmak 113 . Kürtlüğün din perdesinin ardına gizlendiği belirtiliyor. Ruslaria aleyhimizde teşriki mesai eyleyen (işbiriiği yapan) Hınıslı Şeyh Said. isyancılarla yan¬ daşlan hakkında gerekenin yapılması isteniyor. İdam kararlarının parlamento onayına sunulma. yargı görevini yerine getirecek personelde. son zamanlarda dış düşmanlarımızın teşviki ile halkın cehaletinden yararianarak." Yeni Başbakan ismet Paşa. Mahkemelerin kararla¬ rı her türlü denetimin dışında bırakılıyordu. O nedenle birçok sivil politikacı ile asker yan yana oturup insan¬ ları yargılıyor.

birinin kararı dağlarda. din perdesi akında bir Kurdistan kurmaya ve Cumhuriyet aleyhine gelişmeye giden isyan Genç ili. yer yer mahkeme yerine geçiyor. genele yayılmışri. Terör devleri iş başındaydı. iktidar şeflerini öv¬ memek de yeterli oluyordu. isyanın basrirılması için. arrik. yapacaklarını "şiddetle. asla müsamaha etmeksizin. güç. yol ve köylerde hayat karartıyordu.. Genç ve Palu üzerinden Ergani Maden ili dahiline girmiş ve Piran köyünde. Bu arada. 7 Nisan 1925 tarihinde mecliste yaptı¬ ğı konuşmada. derhal fesadı bastırmaktan ibarettir" diye açıklıyordu. Kork¬ mak için muhalefet etmiş olmak gerekmiyor. Bundan sonra. o bölgesinde tesirini gösterecektir" diyordu." Bildirinin ikinci maddesinde. Alınan önlemler ve gönderilen kuvvederle köy ve jandarmalar kurtarılmış ise de. benzer olayların bir daha tekrarlanmaması için is¬ yan bölgesinde gerekli önlemlerin alınacağını. alınacak adÜ ve ida¬ ri önlemlerin meclise sunulacağını söylüyor. Diyarba¬ kır'ın Lice ve Elazığ'ın Palu ilçelerine yayılmış.üzere. memleketin her yerinde. dikta rejimine kar¬ şı çıkan Türklerin tasfiyesi. yanında bulunanlardan bazı suçluların tutuklanması sırasında müfrezeye silah çekmiş. Başbakan İsmet İnönü.. Korku yalnız isyan bölgesine değil. Kürt köyle¬ ri yakılıp yıkılıyor. ayıklanması için de firsat olarak de- 114 . genel taarruz için ordu büyütülüyordu. çoğunluğu sabıkalı ve mahkûmlardan oluşan yandaşlarıy- la Hınıs'tan. "ümit ederim ki. Hemen ardından genel seferberlik ilan ediliyor. ilgisi olmayan kesimlerin. yeni birliklerin oluşturulması için seferberlik ilan edildiği de hatırlatılıyordu. Elazığ il merkezi bile işgal edilmiştir. isyan. Musul ve Yunanistan sorunu nedeniyle Türkiye Cumhuriyeri aleyhine bazı dış tertiplerin bu¬ lunduğu şu sıralarda. ala¬ cağımız tedbirler. İnönü. yedek asker¬ ler silah altına alınarak. toplu cinayetler işleniyordu. mevcut gücün ya¬ nma ek olarak. bilhassa. isyan etmiştir.

Ahmet Emin ve Hüseyin Cahit. "Takriri Sükûn Yasası"nın hedefleri alabildiğine geniş ve uy¬ gulayıcıların her türlü yorumuna açıktı. emrine girmeyen basın başlıca hedefti.ğerlendiriliyordu. İsyan bahane edilerek. Basını susturmak üzere sansür yasallaştınlıyor. Yalnız Kürtler için değil. . * Öte yandan isyan. maddesinde şöyle deniliyordu: 115 . Kürtlerin inkârı ve dillerinin yasaklanması bu dönemin ürü¬ nüydü. dehşeti ydlar süren "Takriri Sükûn Yasası" yürürlüğe konuyordu.. 1925 yıhnda. gizlice yürürlüğe konan "Şark Islahat Planı" ile. Bu. "Takriri Sükûn Yasası" Demoklesin kılıcı gibi bütün muhalefetin başı üstünde sallandırılıyor. ama bü¬ tün yapılanları da övmüyorlardı. emirle meslekten men cezasına çarptırılıyor. Ancak Ahmet Emin. İki yazar. "tek sesli" bir toplum yaratılıyordu. yıllar sonra Atatürk tarafından affedildikten sonra mesleğine dönüyordu. "İsyan" gerekçe gösterilerek. Dönemin iki ünlü gazeteci ve yazarı Ahmet Emin Yalman ve Hüseyin Cahit Yalçın rejime açıktan muhalefet etmiyor. dilleri yasaklanıyor¬ du.. ırkçı politikalar yü¬ rürlüğe konuyordu. sosyal ve ekonomik alandaki bütün hayallerin gerçekleştirilmesi için araçtı. bütün muhalifler için korku dönemi başlamıştı. Atatürk'e birer telgraf gönderip pişmanlık ve bağlı¬ lık bildiriminden sonra idamdan kurtuluyorlardı. hayali kurulan "ulus devlet" (tek halklı devlet) mode¬ li için ilk adımdı.. "Kürt isyanını özendirdikleri" gerekçesiyle tutuklanıp Elazığ İs¬ tiklal Mahkemesi'nde idam cezası istemiyle yargılanarak tutum¬ larının bedelini ödüyorlardı. diktatörlüğün demirden duvarları inşa ediliyor. Sistemin istediği gibi "adam olmayıp". daha bir yd öncesine kadar "kardeş" ve devletin ortağı gösterilen Kürtlerin "var olmadığına" karar veriliyor. siyasal. Şark Islahat Plam'nın 41. Parla¬ mentoda şu ya da bu şekilde muhalif davranmış poÜtikacılar da.

Ergani. Bizzat 'Şeyh Said Efendi. Ovacık. hutbede Allah için. Evrensel tari¬ he "Türklerin yeni buluşu" olarak geçti mi. Binbaşı Kasım'ın da köylüsü olan. Allah nezdinde müsterihim. Hozat. Arga. "Exi" (Eği) köyüne geliyor. Elazığ. Van. Adı¬ yaman. Pazara ürün getiren köylüler. Şeyh. Muş. Eği'ye akıyor. halkımızı zulümden kurtarmak üzere ayağa kalktık. Çarsancak. iyi sonuç alamadık. da¬ yak ve para cezasından kurtulmak için müşterileriyle el ve kol ha¬ reketleriyle diyalog kurmak zorunda kalıyorlardı. Melle Yadin de namaza kanlanlardan. Bir de hutbe veriyor. Ahlat. sokakta Kürtçe konuşmak suç. Babası Şeyh Mu¬ hammed de Şeyhle birlikte. Babasını buluyor. ona sorumluluğum vardı. Bidis. Şeyh'in orada olduğunu duyan çevre köyler.. henüz yeryüzünde yoktu. İs¬ yan haberini alınca. Halkıma karşı sorumluluğumu yerine getirmek için ayağa kalktım diyeceğim. hükümet ve belediye dairelerinde ve diğer kuru¬ luşlarda. hükümet ve belediyenin emrine aykırı davranmak¬ la suçlanacak ve cezalandırılacaktır. Besni. Hekimhan. Diyor ki Melle Yadin. Birecik. Varto'ya dönmek üzere ayrılıyor. Büyük bir kalabalık meydana geliyor. kıyamet günü Allahu Taala bana neden ayağa kalktın diye so¬ rarsa."Malatya. Niyetimizin sonunu getireme¬ dik. Eğer zulüm kar¬ şısında ayağa kalkmasaydım. Eği'ye var¬ dığı gün tesadüfen. Melle Yadin'den dinledim." Bu karardan sonra. Urfa. Şeyh Said de oraya geliyor. Diyarbakır'dan ayrıldıktan sonra. bilmiyorum. ŞEYH SAİD YAKALANIYOR Melle Şafii (Aydın) anlatıyor: "Şeyh Said Efendi. suçun kar- şdığı dayak ve para cezasıydı. çarşı ve pazarlarda. o sırada Sil¬ van tarafinda (Farkin'de) Melle Yahya'nın yanında okuyor.. sonra bi¬ tişiğindeki Baskan'a yerleşen Melle Yadin (Aydın). Eğer. Erciş. Ama. bazı ileri gelenlerle görüştükten sonra kalabalık cemaate namaz kıldırıyor. Diyarbakır. Benzer bir uygulama. konakla¬ ya konaklaya bir adı grubuyla birlikte Solhan tarafina. Çermik vilayet ve kaza merkezlerinde. Allah nezdinde bu halkın hakkı ıı6 . okullarda. Çemişgezek. Türkçeden başka dil kullananlar. Palu.

Şimdi dönebi¬ lenler. Muş ovasında Murat nehrini geçmeyi düşün¬ düğü köprüye bir keşif kolu gönderilmesini istediği zaman Ka¬ sım. Gerekirse bunun için iran'a geçeceğiz. bu yüzden Şeyh Said ve Halit Bey'le bağlarım kopa¬ ran Kasım. sesimizi duyurmamız gerekiyor. Abdur¬ rahman Paşa köprüsünden Varto suyunu geçip. örgütlü. Yükün altından kalkamazdım. Allahın önünde." * İlk tohumlar süreci. Melle Şafii. Melle Yadin.' Şeyh Abdullah da o gün Eği'ye geldi. Yanında Kasım vardı. Kurtulma gücü olanlar kendilerini kurtarsınlar. Şeyh Said Efendi ile Kasım arasında bir gerginlik olduğu anlaşılıyordu. orası güvenli olmazsa İran'a geçiş planlarını tartışıyordu bu sırada. evine gitsin. köyüne. 'orası geçiş için güvenli değildir' diyerek karşı çıkmışn. haksız olduğumuz anlamına gelmez. Fakat bu. Konaklaya konaklaya ilerliyorduk. Dünya ile bağlantı kurmamız. bilemiyorduk ama bir gerginUk vardı. başlangıç ve gelişmeler zamanında isyana karşı olan. organize olmadığımız için başaramadık. askeri bilgi ve becerisiy¬ le plancı olarak baş köşedeydi. ama mazlum ve haklıydık. 'daha Melekan'dan yola çıkarken. Ya¬ nımızda tartışmadıkları için tam anlamıyor. Biz kaybettik ve zafere ulaşama¬ dık. Tam tedbirH. Şeyhin bulunduğu Melekan köyüne geçiyordu.nedeniyle sorumlu olurdum. sorumluluktan kurtulmak gerektiğine inandığım için ayağa kalktım diyeceğim. isyancıların safindaki babasının yanında. Şeyh ise burada toplanan liderlerle Muş yöre¬ sindeki Nuh Bey'in bölgesine. Çarbühür ve Hınzor köylerinden Bulanık'a doğru yol aldık. Kasım Varto'da ona kanlmış. Önümüzdeki tek 117 . Şeyh Said'in ayrılmaz parçası olarak. Şeyh Said Efendi. Biz de çalışmalarımıza devam edeceğiz. Şimdilik ba¬ şaramadık. onunla buluşmak için damadı Şeyh Abdullah ile birlikte. hazırlıklı. . Ama haklı davamızın takipçisi ola¬ cağız dedi. Kasım. "yenilgi anında" isyancıydı. Emrinizdeyim demiş. aynı ka¬ filedeydi. Melle Yadin'in söylediklerini aktarıyordu: "Melle Yadin.

Hep beraber peşinden gittik. Onu takip eden adı¬ lar da. geçilemez mi?' diye tarnşma başladı. Şeyh'in kendi ayağıyla gidip teslim ola¬ cağını sanıyorduk. 'Geçilir mi. Şeyh Abdul¬ lah 'bfen gelmiyorum' dedi. ben de gelmiyorum" diye bağırdı. 'ben gidiyorum. Paşa bi- ıı8 . Mektup yazdım. "kurtuluşumuz yok. kabarmış Murat nehrini ada geçmekti. Şeyh Said. Hepimiz. Murat nehrini geçmek için biri Bulanık yakınlarında. Ka¬ sım. Şeyh Said Efendi. Meğer. Şeyh'in nehri geçip kurtulmasına karşı tedbir alınmış olmalı. Geri döndüklerinde Şeyh Said Efendi. öteki Muş ovasında iki köprü vardı. Şeyh. babasının nereye gönderdiği¬ ni bilmiyorum. Konuşulanları artık hepimiz duyuyor. Atlılar arkasından gittiler. Kala¬ balığın içinde tartışmak istemedikleri için Şeyh Said. tü¬ fek atışları başladı. 'teslim olacağım' demiş. Tek seçenek. Sonra Şeyh Said önde. Şeyh Abdul¬ lah ve Kasım adarını sürüp bizden koptular. ama Şeyh'in oğlu Şeyh Ali Rıza. Bir anlaşmazlık olduğunu aruk hepimiz biliyorduk. Kasım. yanımızda de¬ ğildi. Varto'ya gidip teslim olacaktık. 'geçelim' deyince Kasım. atını doğruca Kasım ve Şeyh Abdullah'ın yanına sürdü. köprüye geldik. atını köprüye doğru sürdü. karşı tarafa haber gönderilmiş. Uzun sürdü yolculuğumuz ama.' Annı sürdü. Ben bunun için söz verdim. Muş ovasındaki köprü için tehlikeli dediği için. Su atların sırtına geliyordu. yeniden Abdurrahman Paşa köprüsü¬ ne geldiğimizde yanıldığımızı gördük. Kasım telaş için¬ de yanına gitti. nehrin ortasından geri döndü. Ne dediklerini duymuyorduk. Kasım'ın ısrarlarından kurtulmak için. Orada uzun uzun tartıştıktan sonra yanımıza geldiler. biz Murat'ı geçmek üzere Bulanık yakınlarındaki "Pıra Şeyda "ya (Şeyda köprüsü) gi¬ diyorduk. tam nehrin ortasına gelmişti ki. Üçü birlikte. Ne¬ hir suyu çok kabarmıştı. Kasım. 'köprüyü Türk askerleri tutmuş' deyip yine itiraz etti. yine bizden uzaklaştı. Fakat. burada Varto'ya giden Kereseid köyü yoluna sapacağına. 'Varto'ya gidip Osman Nuri Paşa'ya teslim olacağız. Kasım'ın yanında kaldı. Şeyh Said Efendi. Şeyh Said. 'anlaşmamız böyle değildi.mesele Murat nehriydi. Çarbühür köyüne geldiğimizde. ama sertçe tartıştıkları belliydi. 'hadi' dedi. dinliyor¬ duk. Tepeye çıktılar. Şeyh Said. geldiler. Şeyh Said. Karşımızdaki bir tepe¬ ye gittiler. kim gelmiyorsa kalsın' diyerek atını nehre sürdü. Arkada.

Ölürüm. Şeyh'in atının dizginine yapıştı. Hakkari dağ¬ larında bir cephe açmakn. Fakat Binbaşı Kasım. Şeyh Said Efendi. Şeyh'i düşündüğünü göstererek oyalama taktiklerine başvuruyor. oradan da Bitlis üzerinden Hakkari tarafına geçecek. Şeyh. Bir gün üç atlı indi kapısında. Bingöl'ün Solhan ilçesine bağlı Melekan köyü¬ ne geliyor. Şeyh Abdullah'ı da kandırıp yanına alarak elbirliğiyle tuzağa çekiyor.' Kasım. Binbaşı Kasım. kızgındı. tüfeğine sarılıp namluyu Kasım'a doğrulttu. Şeyh Said Efendi. hareketi öl¬ dürüyor. Şerevdin (Şerafet- tin) dağlarından Muş ovasına inecek. Torunlarından Abdülmelik Fırat anlatıyor: "Şeyh Said Efendi. Sabah yola çıkılacağı za¬ man. Düşüncesi. kardeşi Reşit ve akrabalarının yardımıyla Şeyh'i esir aldı. Kasım. Kızının evinde ge¬ ceyi geçiriyor. Akrabalarından Kalecik köyünden Kollo'nun oğlu Gulo. Melekanlılar akrabalarımızdı. Ama tüfeği ateşlenmedi. Diyarbakır'dan ayrıldıktan sonra. Genç üzerinden. isyancıların yanında görünüyor. Şeyh Abdullah'ın kö¬ yü. Görgü tanıklarının anlattıkları da çelişikti. Binbaşı Kasım da orada. ama ben teslim olmuyorum' cevabını verip. Onu dışarıya çağırdılar Şeyh'e neden ihanet ettin diyerek ateş edip vurdular) Şeyh. 'birlikte teslim olursak kurtulur. ama gidip düşmanıma tes¬ lim olmam. 'Kasım' diye bağır¬ dı. 'nasıl istersen öyle yap. Köprünün ortasında önünü kesti.zi bekliyor' dedi. o za¬ man annı sürdü. Kasım. Bongılan geçidini 119 . 'Ben teslim olmuyorum. yalvarıyor. İran'a geçip kendini kurtarmak değildi. Abdullah da Şeyh Said Efendi'nin damadı. çok kimse¬ yi de kurtarırız' diyordu. Şeyh Said Efendi. Diyarbakır cephesinden çekilirken amacı. Şeyh Abdullah ile birlikte köye gel¬ miş. (Gulo. daha sonra köyüne döndü. atını hızla sürdü." * * Şeyh'in tutsak düşmesine ilişkin pek çok söylenti vardı. Şeyh'in yakalanması bir bakıma "tarihi değiştiren olay" oldu¬ ğu için bunu farklı anlatımlarla sunuyoruz. Akrabaları da Şeyh'in etrafını sardı. Dinlenip ertesi gün yola çıkıp.

devlet güçlerinin Muş ovasındaki stratejik yolları tuttuğunu. ama yakınlık bakımından yalnız. kış ve kar şardarını öne sürüyor. gelmek istemeyen de köyüne döner. 'Benim sözüm ayağınızın akındadır' di¬ yor. ne de kardeşleri var. Şeyh Said Efendi onunla burada buluşuyor. Emrinizdeyim. Bunun üzerine Şeyh Said Efendi kararını açıklıyor: Doğu'ya çekileceğiz. Bu. Yanında ne çocukları. ovada nehri aşmanın zorluklarını anlatıyor. Fakat ateşleme¬ ye zaman bulamıyor. irtibatlı olduğu Türk güçlerinin bulunduğu Varto mıntıkasına çekmek. ona tabi olduğunu söylüyor. Şeyh Said Efendi'nin yanında adamlar var. Erzurum cephesinde mağlup olmuş. Şeyh'in kestirmeden Muş ova¬ sından geçip dağlara varma düşüncesini değiştirmeyi başarıyor. damadı Abdullah ve baca¬ nağı Kasım bulunuyor. Şeyh Said Efendi ona hakaret ederek tüfeğine davranıyor. destekliyor. Bağlılığını bildi¬ rip kafasındaki planı uyguluyor. Kasım ve akrabaları. Sıra Kasım'a geldiğinde. ayrıntdar hariç. Efendi. Yol güvenliğini ve nehrin kabardığını öne sürüp. Varto yoluna sapıyor. yalanlar uydurup Murat nehrinin kabardığını. ne¬ reye yürüseniz arkanızda. Abdullah. Abdurrahman köprüsünde etrafını sarıp namlu doğrultarak teslim olmasını istediklerinde. Kasım onu teslim alıp devlete veriyor. Yolunu kesecek. Abdullah da bir bakıma ona arka çıkıyor. o yoldan gi¬ dildiği takdirde kurtulacağım bildiği için. Amacı Şeyh'i oyalayıp hü¬ kümet güçlerine el altından haber ulaştırmak ve bir yandan da. bundan sonra yapılacaklar hakkında herkesin tek tek görüşünü alıyor. köyüne dönmüştü." i 20 .aşıp Muş ovasına inmek kararında. Orada en yakın olarak. Bir toplantı düzenli¬ yor. Ama halkı serbest bırakalım." * Melle Selim de Şeyh Said'in tutsak edilmesi konusunda. Şeyh Abdullah ile birlikte Melekan köyüne geliyor. İsteyen bizimle gelir. Söz verilen herkes. benzer şeyler anlatıyor ve şöyle diyordu: "Kasım. Fakat Kasım. Ama Kasım planını yapmış. Kürderin büyüğe sadakat bildirimidir. sonunda güzer¬ gâhı değiştirmeyi başarıyor. Onlara güvenmek zorunda kalıyor. ayağınızın altındayım demektir.

Ka¬ sım orada.. Şerevdin dağlarından. Başında karakol kurmuşlar. Kılavuz geldi. öne¬ risini uygun buluyor. Çarbühür tarafina vardık. 100 kadar adıyla Abdurrahman köprüsüne geliyorlar. O gece orada kaldık. Şeyh Said Efendi'nin güvenliğini bahane edip. Çaksor köyünden dağlara yönelmeyi. 21 Mayıs 1925 tarihindeki ifadesinde yakalanma¬ sı olayını şöyle anlatıyordu: "Şeyh Abdullah. Komutası akında 200-250 kişi vardı." Şeyh Said. o bölgede Şeyh Abdullah'a katdmış. Kasım Bey de öyle söylüyordu. Şeyh Sa-. yorucu bir yolculuktan sonra. Lo- 121 . Darahini'den Meneşgut'a gittim. Karabegan köyünün yakınındaki köprüden Murat nehrini geçip dağlara varmak. Fakat gizlice Osman Paşa'ya mektup yazıp göndermiş. Gırvas'a geri döndük. Muş köprüsünden Nuh Bey'in yanına veya Varto'dan Mu¬ rat nehrini geçip Hasenanlı Halit Bey'in yanına geçmeyi düşü¬ nüyorduk. Ertesi gün yola çıknk. Fakat Kasım bu fikre karşı çıkıyor. Yola çıkıyorlar. Kasım'ın talimatı üzerine Şeyh Said'e tüfeği¬ ni doğrultuyor. Muş'la Meneşgut arasındaki Gırvas gediğin¬ de cephe komutanıydı. Suya düşersek boğulur veya donarız. Çatış¬ maya girmeden geçmemiz imkansız. O sırada Kasım'ın akrabalarından. Geç olmuştu. Ayrıca ovada nehri geçme¬ miz de tehlikeli. Murat nehrini geçiş için yeni bir öneride bulunuyor. Bağlu köyünden Tem- ranh Guloe Kollo.. Gece yürüdük. Kasım Bey. Çünkü bahar sularıyla kabarmış. Şeyh Abdullah'ın yanında idi. diyor. Varto yakınlarındaki Abdurrahman köp¬ rüsünden geçip. Kariı Şerevdin (Şerafettin) dağlarını aşıp. O köprüyü biliyorum. Muş tarafına gitmeye teşeb¬ büs ettik. Asker vardı. Burada kısa bir mola veri¬ liyor. Beş gece beraber kal¬ dık. Kasım. Muş ovasında. Çok yağmur yağıyordu.Halit Bey'in yeğeni Mehmet Emin Sever'in anlatriklan bir başka açıdan tarihe ışık tutacak nitelikte: "Yola çıkarken Şeyh Said Efendi'nin amacı. Ne zaman ka¬ tıldığını ben bilmiyorum. id'in aklına Kasım'ın art niyetii olabileceği gelmediği için.

O da 'Olmaz' diyor. bir yandan da teslime ik¬ na etmeye çahştığım. Neredeysen. dolayısıyla kurtulduğunu. terk edilmiş olan Sipyan köyünde kaldık. Çarbühür'e döndürdüler. ilerde artık asker olmadığını. Bizi ilk bulanlar Çarbühür askeriydi. Adılar nehirden ge¬ çiyorlardı. Kasım Bey orada bana ulaştı. Beni kandırdı. Kargapazarlı 122 . sürgün ederler. Köyün karşısındaki tepede gündüzü geçirdik. Ken¬ disiyle görüştüm ve bir saat boyunca konuştuk. yolunu değiştirmeye." Binbaşı Kasım. Dinlemediler. Sonra ben de 'Teslim olurum' dedim. Orada teslim olma meselesi açıldı. Gece. Hükümete çete yazıl¬ mışlardı. Görüşüldü. Kasım Bey teslim olma fikrindeydi. Bizi orada bir odaya indirdiler. Uzaklaştık. Şeyh Said atından inmişti. onu yakala¬ mak için oyalamaya. müfreze gelir ateş eder' diyordu. Döndük. Müf¬ rezeler geldi. Diyarbakır İstiklal Mahkemesi'nde Şeyh Said'in savaşı sürdürmek üzere Nuh Bey'in yanına gitmek istediğini. Ben Osman Paşa'ya mektup yazdım ki. Orada. O sırada Paşa bi¬ zi telefona istedi. Takip edemediler. 'Efendi. Ahmet. Ba¬ na. Ben. gece teslim olmaktan caydığını duydum. bu gerçekleşmediği takdirde İran'a gitmeyi planladığını. Ben ona. teslim olmayacağını söyledi. Bu yolda ise beş dakika geçmeden telef olursun. Ka¬ ranlıkta birbirimizi kaybettik. müfreze göndersin. akrabamdan Timur. Abdurrahman Paşa köprüsüne geldiğimde. Geçmemelerini söyledim. Gece Melhemli'ye git¬ tik. 'Yapamam' dedim. beni teslime iknaya çalışıyordu. Gelip bizi teslim alsın' dedi. Çarbühür'ü ge¬ çince. Tam Abdurrahman Paşa köprüsü üzerine gelmiştik. bir ara teslim olmayı kabul etmişken yeniden caydığını söylüyor ve devam ediyordu: "Şeyh Said'in. 'Askerlerini öldürürsün' diyor¬ dum. 'gidip teslim ola¬ yım' diye geldi kalbime. Askerler her tarafi tutmuşlardı. henüz şafak ağarmamıştı. Kardeşim Reşit. Onlar Alevidir. Bize ateş açtılar. 'Olur ki affederler. olmaz. Şeyh Abdullah teslim olacağını söyledi.lan tarafinda görüldük. Akşam namazından sonra Varto'ya doğru yola çıktık. Belki çıkış yolu bulunur. Fikrimi anlayınca.

köprünün ayağı yanında yakaladık. Kasım'ın. Osman Paşa'ya tez¬ kere yazarak ufak bir müfreze istedim. Neden gerek görüldüğü bilinmez. Şeyh'in nasıl yakalandığını yeniden derleme ve dosyalama ih¬ tiyacını duydu. savaşın vardığı noktayı biriikte irdelediklerini belirttikten sonra. Gır¬ vas köyünde akşam namazı kılındı. bitirdikten sonra altını imzalıyordu. Yanıt veren olmadı. Bunun için en yakın tanık Kasım'dı. bu kez mahkemeye değil. ama devlet tam 20 yıl son¬ ra. buradaki 400 kişilik kuvvetimizle Muş ovasına inelim. Şafak yeni açmıştı." BİNBAŞI KASIM ANLATIYOR Kasım. Varto'ya gelmeyeceğini. 1945'teki ifadesinde. Aynı ifadeler. Şeyh Said'i. 13 Ocak 1945 tarihinde Söke Kaymakamı Kazım Atakul'a verdiği ifadenin tutunaklan.' 'Biriniz beşon atlı ile ileride yürüyünüz' dedi. dedi. Şeyh Said'e silah doğrultan kardeşi Reşit ve öteki kardeşi Ali ile birlikte Söke'ye yerleştirildi. Hemen hazırlık yapılmasını emretti. Oğnut beylerine. Varto'ya dönemedi.Mehmet Reşit ve Şerifoğlu ile Halil'e hemen ateş açtırdım. Kasım. devam ediyordu: "Şeyh Said. daha sonra Mum- cu'nun Kürt-lslam Ayaklanması adındaki kitabında da yer aldı. Şeyh. Ev ve arazi verildi. Söke Kaymakamı Kazım Atakul'a ifade veriyor. Murat nehrini köprüden geçip Huvit Reisi Nuh ve Ha¬ senanlı HaUt'le birleşelim. Şeyh Said'in kısrağı da kaçmıştı. Bir saat sonra hareket edildi. oradan İran'a geçelim. Şu öneride bulundum: Akşam karanlığında kuvvederimizin Bongılan gediğinde bir pusuya düşmemesi için. 123 . Atlıların hepsi kaçtı. Yüze yakın mermi atıldı. bu öneriyi uygun buldu. Şeyh Said'in idamından sonra. Gideceği cevabını verdim. Kasım. istersem kendisini öldüre¬ bileceğimi söyledi. Benim de aradığım buydu. ileriye bir silahlı biriik gönderilme¬ si uygundur. Şeyh Said'le Bongılan'ın (Sol¬ han) (Exi) Eğig köyünde buluştuğunu. ilk kez 1991'de Cumhuri¬ yet gazetesinde yayınlandı.

Ve bunları izledik.Bu akşam nöbeti ben devralayım. Sabah görü¬ şürüz. Beni gözlüyorlardı. Birkaç yüz metre yükse¬ ğe çıkınca. Muş ovasına indik. Bunu herkes bilir. Evet ama. Arkamdan kardeşimle beş-on adı geliyordu. ölümüme ken¬ dim sebep olacağıma. Ovaya inip de bir yere kaçmaya fırsat bulmasınlar diye. Şeyh Said'e haber vermişler. Orada sabahlayalım. dediler. Gırvas'a geldik. he¬ men kuzey yıldızını yön vererek. Geriye dönüldü. yatı¬ yor. Herkes yorgun. Öğleyin Şerafettin dağına tırmandık. Gündüzün adı geçtiğini gördüklerini söylediler. öncülere tembih ettim. ilerledim. Uygun. Addan durdurttum. Fırka komutanına gönderdim. buradan köprüye akı saadik mesafe var. hafif tipi ile karışık kar yağışı başladı. nisan ayı taşkınında. Habiban kö¬ yüne vardık. Bongı¬ lan gediği denilen boğazı geçtik. diye sordu. gece yarısı Murat'ı geçmek mucize sahibi olmak demektir. dedi. Şeyh Abdullah: Hepiniz geçseniz de. dedi. karların üzerinde yürüyoruz. ben bu suya girmem. Ben bir mektup yazdım. Saba¬ ha da dört saat var. Şerafettin dağını aşıp Varto'ya inmemizin vaziyeti bi¬ raz daha kolaylaştıracağını söyledim. dedim. Köprüden nasıl geçersiniz. iki saat sonra Varto yüzünü aşnk. Şeyh Abdullah'ın da yardımıyla öneri¬ mi benimsediler. geceleyin son derece kabarıyor. Gündüzün sular azalı¬ yor. Bazıları. Sabah şeyhlerle görüştük. Başka zaman diğerleri alırlar. Köyde kimse yok. 124 . Bata çıka dağın üstü¬ ne çıktık. Gırvas köyüne döneHm. dedim. başkası beni öldürsün. Şeyh Said: Şu halde ne yapalım. Tartışmalardan sonra. Şeyhlere. dedim ben. Şeyh Said: Haydi yürüyelim. Şerafettin 2500 rakımında. dedim. Biraz sonra şeyhler geldiler. Yerleştik. Şu memlekette. 'Murat'ı geçitten geçelim.

Biz onlan bekliyorduk.Şeyh çağırdı: Atlıyı geri al. Geceledik.. Dürbün elimden düşmüyor. Hiçbir engel ile karşılaşma¬ dan. Beylerden biri: Sen göz göre göre bizi Türklere öldürteceksin. Burada bulunduğumuzu etraf ve hükümet hissetmesin. Bizi de ister istemez atlara bin¬ dirdiler. Mektu¬ bu yırtıp atlıyı geri getirdi. Nihayet bizi buldular. bir yokuştan sonra Baltaş köyü tepesine çık¬ tık. başka müfrezelerie karşüaşacaksın. işaret attşları yaptı. şeyhlerin köyüdür. Beraberimdeki bir miktar adı ile Şeyh Abdullah. dedi. Şeyh Said'in fikri. dedim. kendilerini geçirmek üzere geçidin başına gelmelerini istedi. ne bir kimse. Sabahleyin köyün güneyinde. Geçitten geçtik. hepsi ata binmiş ola¬ rak bulunduğum yere geldiler. Şeyh Said görüşümü sordu. Oradan ayrıldım. İkindi vakti. de¬ di. baş¬ ka geçide indik. Gelen yok. Murat nehri üzerin¬ de bir tepede toplandık. Akşam namazın¬ dan sonra Melhemli köyüne geldik. Hep bir takip müfrezesi ve kuvvetin hareketini gözlüyorum. Ben başka yollar gösterdim. geri getirteyim. Onlar da bizi bekliyoriardı. hatta gözcü bile yok. Tugay karargâhı yirmi dakika sağımızda. Senin gös¬ terdiğin yolda müfrezeler vardır. karşıdaki köyün adamlanndan. dedim. Ben işi gürültüye boğmak için bağırdım: Sen bu ağzınla mı 600 yıllık hükümetie uğraşmaya kalk¬ tın? O müfrezeyle değilse bile. Biraderi gönderdim. köyün kenannda akan incecik suyun başında toplanan şeyhlerle beyler beni çağırdılar. orada bir yolcuya bir akın verdi. Güneş doğmuştu. Ne bir şey var. Çev¬ re köy halkı. o gün akşam üzeri Ispahan köyüne indik. 125 . posta. Bizle ne düşmanlığın var. Ben birini göndereyim. Hiçbir tertibat. Melhemli köyü.. Murat'ı yüzüp geçerek. firka karargâhı bir saat solumuzda. Ancak yerinde yeller esi¬ yor. Şeyh Said. Şimdi geri çağırırım. Akşam namazı vakti. Varto suyunu geçip Hınıs'a doğru gitmekti.

akşama kalmaz. Orada. bu ya¬ şa kadar Türk vatanına karşı nankörlük yapmak tenezzülünde bulunmadığımı ve geçit geçilirse kendilerine açık olduğunu söy¬ ledim. Köyün ke¬ narına vardık. bir müfreze sola çıkardılar. Bu süvariler öncüdür. Yolcu yüzerek Murat'ı geçti. dedim. kanını boş yere neden heder edeceğini söyledi. bizi geçirmek için atlılar geldi. Beş çeyrek uzak¬ lıktaki Abdurrahman Paşa köprüsüne gelinceye kadar. cevapla¬ rımla idare ediyordum. bir müfreze sağa. 30 kadar yaya tahmin ediyorum. Dürbünle baktım: Herhalde bir fırka geliyor. Bir saat sonra beş-on atlı geçit başına geldiler. selamete vardık demektir. Murat'ı geçersek.Bir aralık. Murat'ı geçeceklerini söyledi. Aşağı caddeden çıkalım. Şeyhler dönüp bi¬ ze geldiler. Köyü geçince. Bir iki saat sonra. bir askeri birliğin dağdan indiği¬ ni haber verdiler. Şeyh Said: İşte. yolcuyu bir kenara çektim. Köyün içinden geçtik. Kar¬ şıdan yaylım ateşi gibi silah sesleri duyuldu. Şeyh Said'e yetiştim. karşı köydekilerin şeyhlerin geçişle¬ rine engel olmalarını ve aksi takdirde. birlikte iran'a geçeriz. Yolu yukarıdan geçeceğimizi söyledim. Nuh ile Halil'i bulur. teslimden vazgeçtiğini. Şeyh Said: Zaten ikinizin gizli gizli görüştüğünü biliyordum. Önde Oğnut beyleri. Ölüm nerede olursa bizi bulacaktır. Ve askeri kuvvet beklediğimi. Büyük bir kütle ile geçidin başına vardılar. buradan itibaren hareketlerine katılamayacağımı. dedi. 100 adı. Beş kilometre karşı¬ mızdaki Darabi köyüne indiler. 90 adı ile inmek 126 . dedi. dedi. dedi. Ve sizinle de gelmeyeceğim. Ben. Şeyh Abdullah: Ben İngilizlerin ve Acemlerin ekmeğini yemeyeceğim. bütün çoluk çocuklarıyla köylerinin yakılacağını söylemesini tembih ettim. Kendimi tanıttım. Diğer kısmı köyde kaldı. Ve yürüdü.

Bize doğru adım adım geldiler. Elindeki mavzeri kalbimin üze¬ rine çevirerek: Bak. Sonra.. yolun üzerinde. Çarbühür sırdanndan bir bölük asker çıkn. Elini şöyle havaya sallayarak köprüye doğruldu. Varto'ya gitmek için ne kadar ısrar et- tiysem para etmedi.. Ben silahı göğsümden uzaklaştırdım. Fakat akrabalanm çekti aldı. Ve beni çağırdılar.' Pusulayı bir atlı ile gönderdim. Ben silahımı beylere çevirdim. resmi tarihle çelişiyordu. Ben Şeyh Said ile karşılaşüm. Hepimiz silahlıyız. Köprü¬ yü geçtiğim zaman." * * Kasım'ın anlatımları.. onlar dört ki¬ şi. Meğer Şeyh Said silahı göğsüme uzattığı zaman. fırka komutanı telefon almış olmalı ki. Bir buçuk saat sonra. bu nedenle ateş edememişti. Emekli Binbaşı Kasım. Şeyh Said: Vermem. silaha davranmış durumda bekliyorlar. Kaçtılar. Os¬ man Paşa beni takdir etti. arkamdaki bi¬ raderim silahı ile Şeyh'e nişan almış. Oradaki akrabalarım¬ dan ikisi silahını almak istedi. dedi. Küçük bir müfrezenin gönderilmesini arz ederim. Genelkurmay Başkanlığı tarafindan yayınlanan Ayaklanmalar kitabında. 15 Nisan 1925. Geçmemesini ve bırakmayaca¬ ğımı söyledim. Gittik. dedi. Ben de indim. Şeyh 127 . Fırka Komutanlığı'na! Şeyh Said'i.. Çayın öbür yakasında atlıların karartısı da kalmadı. Sonunda firka komutanına mektup yaz¬ dım: '12. Birkaç söz söyleyerek ateş ettim. Kim olduğumuzu sorup anladdar. Şeyh Said üç arkadaşı ile kayaya arkasını dayamış ve eUnde mavzer. Başlarındaki subay Çarbühür'e davet etti. ihtimal ki. silah tetikteydi. Şeyh Said köprüyü geçtikten sonra.için atından indi.. Biz altı. Abdurrahman Paşa köprüsünde tutukladım.. Fişek yatakta. Ateşe karşılık gelmedi. akra¬ balarımdan bir ikisi önünü kestiler. Akrabalarımdan ikisi de.

Şeyh Said. olaylar "başka türlü" gösteriliyor. 35'inci alayın ikinci taburu. Alınan tamamlayıcı bilgilere göre. Esir edilen asilerden önem¬ lileri şunlar: Şeyh Said.Said'in ordu birlikleri tarafından takibe alınıp. çarpışa çarpışa teslim ahndığı yazılıyordu. 15 Nisan 1925 tarihinde yayınlanan resmi hükümet bildirisin¬ de de. Resmi tarih kitabında şöyle deniliyor: "Çarpuh'ta (Çarbühür) bulunan müfrezeden bir kısım kuvvet¬ le. çarpışma sırasında sağ olarak silahıyla birlikte ele geçirilen isyancı diye göstermişti. arka¬ sından 25 avanesi. Timur ağalarla. Varto cephesi komutanı Şeyh Abdullah. Şeyh Abdullah. Hanşeref dağı güneyinden doğuya kaçan asileri yakalamak için takiple görevlendirilmişti. bu söylem ve resmi rapor yüzünden Diyarbakır mah¬ kemesinde güç anlar yaşamış. Bu yüzden Şeyh Said'i yakalayan kişi oldu- 12» . ayaklanma hare¬ ketinin tertipçisi Şeyh Said. Kargapazarlı Reşit. Bu asi kafilesi 35'inci alay 2'nci taburun baskısı ve şiddetli ateşi karşısında kurtuluş çaresi kalmadığını anlayarak. Varto güneyinde Çarpuh (Çarbühür) köprüsü civarında birliklerimiz tarafından sarılarak yakalanmış ve Varto'ya getirilmiştir. Mahmut. Raskan geçidini geçerek. Kasım. Şeyh Ali. Şeyh Galip ve beraberindeki hizmetçilerle ailelerinden mürekkep bu¬ lunmakta idi. sonra da göğsüne silahı¬ nı dayayıp tutsak düşüren adam olarak değil. Kasım'ın adı ise "yaka¬ layan" değil. Reşit. Kasım teslim oldular. Bildiride şöyle deniliyordu: "Genç kuzeyinde sıkıştırılan Şeyh Said ve diğer ayaklanma li¬ derleri doğuya doğru kaçmak isterken. Kasım'ı. Çarpuh geçidinde bulunan süva¬ ri bölüğü. Kasım. tutsaklar arasında geçiyordu. Şeyh Said'i köprü başında tu¬ zağa düşürüp muhafızlarından koparan. aralarında kısa müzakereden sonra." Görüldüğü gibi resmi tarih Kasım ile akrabalarını da "isyancı" sayıyor. onları da zorla yakalanıp tutsak edilenler arasında gösteri¬ yordu. Ceyranlı İs¬ mail.." Varto'daki askeri birliğin komutanı Osman Paşa da Anka¬ ra'ya gönderdiği raporda. hatta adı idam istemiyle yargılanan¬ lar listesine yazılmıştı. Binbaşı Kasım. yakalanması istenen bu asi ka¬ filesi. önce Şeyh Abdullah..

" Kasım. ödülümü isterim. Bu bir yanlışlıktır. haksızlıkttr. Şeyh Said'i ben tek başıma yakaladım.ğunu kanıdayamama sıkınrisı çekiyor ve mahkemede şöyle yakı¬ nıyordu: "Şeyh Said'i benim yakaladığıma dair Ankara'ya telgraf çeken Osman Paşa. sonra da idam edilmem için İstiklal Mahkemesi'ne yazı yazıyor. Onun için ceza değil. kendisine yardım eden kardeşleri ve yakın akrabalarını da kurtarıyordu. 129 . "yanlışlığı" güç bela düzeltmeyi başarıyor.

onun baba ocağını kutsal kabul ediyorlardı. sayılan bir kişilikti. aynı dönemde Kuzey Kürdistan'da görev¬ lendirdiği öteki öğrencisi ise Şeyh Ali'ydi. Kürdistan'ın bağımsızlığını gerçekleştirmek için çaba¬ lıyordu. Seid Abdülkadir'in babası Şeyh Ubeydullah. O nedenle yaygın bir halife ve müritler ağına sa¬ hipti.ÜÇÜNCÜ Bölüm SEİD ABDÜLKADİR VE DAVASI Seid Abdülkadir. 1880 yılının Temmuz ayı sonlarında. dini eğitim ver¬ mekten çok. Kadere bakın ki. Kürtler. kendi medresesinde öğrenci yetiştiriyor. aynı davanın yürütücüleri olarak kaderlerini birleşti¬ recek ve hayatları idam sehpasında noktalanacaktı. İran ve Osmanh Savaşları adındaki kitabında. başarılı olanları "Nakşibendi Halifesi" sıfatıyla Kürdistan'ın dört bir yanında gö¬ revlendiriyordu. Nakşibendiliği Kürdistan'a taşıyanlardan biri olan Nehrili Seid Taha'nın torunu. Şeyh Ubeydullah'ın oğ¬ luydu. Peygamber sülalesinden geldiği iddiasında ve Kürt¬ ler arasında adı yaygın. Şeyh Said'in dedesiydi. Mehmet Bayrak'ın Kürtler ve Ulusal-Demokratik Mücadelele¬ ri adındaki kitabına da aldığı bir raporda. Türk resmi raporlarına göre. Şeyh Ubeydullah. Rus subaylarından Avriyanof. Medresede kaderleri birleşen iki şeyhin to¬ runlan da. Yine resmi raporlara göre. 19. Mevlana Halid'in. Şeyh. Kürt ulusal sorununu görüşmek üzere Kürdistan'ın önde gelen şeyh ve halifelerini Şemdinan'daki derg⬠hında topladığı belirtiliyor. 1700'lerde yaşayan Mevlana Halid'in öğrencisiy¬ di. sevilen. yüzyılda Rusya. Şeyh Ali. Seid Taha. Şeyh'in. bağımsız Kürdistan'ın ku- 130 .

liderliğe de Şeyh Ubeydullah getiriliyordu. Toplantıda. Osmanhlar. Bu arada Osmanlı parla- 131 . Osmanlı nezdinde Kürtlerin bir önemi kalmaz" diyor. Kürtleri sistematik olarak Ermenilere karşı kullan¬ ma politikası izlediğini. İki imparatorluk zaman zaman karşı karşıya geliyor ve savaşıyorlar¬ dı. Nitekim. 21 halife. 42 prens ve 68 beyin katıldığını yazıyor. İsyan. bu toplantıda. aynı hızla sönmeye yüz tutuyordu. Seid Abdülkadir'in Mekke sürgünlüğü. oğlu Seid Abdülkadir de Hakka¬ ri'ye gidiyordu. bazı Avrupa ülkeleri. yüzyıldan beri İran'la çekişme halindeydi. toplantıdan kısa süre sonra. Ancak. Ama ikisinin de. bütün Kürdistan'dan 5 şeyh. Bu harekâtın önemli komutanlarından biri de 1925 yılında ası¬ larak idam edilecek oğlu Seid Abdülkadir'di. Çünkü. çıkarlarına zarar verileceği endişesiyle İran'ın yanında yer alıyordu. ortak endişeleri Kürtlerdi. bu ne¬ denle uluslararası bir nitelik kazanıyor ve Şeyh Ubeydullah geri çe¬ kilerek Hınıs kalesine yerleşiyor. Osmanlıların. baba-oğulu tutuk¬ latıp İstanbul'a götürüyordu. Kürdistan'a kaçış hazırlık¬ ları içinde oldukları sezilince Mekke'ye sürgün ediliyorlardı. Şeyh Ubeydullah. Fakat hızla gelişip başarılarla devam eden isyan. Kürdistan'ın bağımsızlığı için genel isyan kararı alınıyor. Şeyh Ubeydullah. daha sonra İran'ın istemi üzerine. Avriyanof. başkaldırı halinde Kürtlerin de Ermeni ve öteki Hıristiyanlara iyilikle yaklaşması gerektiğini savunuyor. bu nedenle Kürdere dokunmadıklarını söylüyor ve "eğer Ermeniler mahvedilirse. Meşrutiyet'in ilanıyla bitiyor ve Seid istanbul'a yerleşiyordu. İran içlerine kadar ilerliyordu. ilk aşamada Kürdistan'ın İran'daki parçasını kurtarmak üzere harekete geçi¬ yor ve kısa zamanda. aynı toplantıda Ermeni ve Hıristiyanlara karşı iz¬ lenecek politikaların tartışıldığım anlatıyordu. bu öneri onay buluyordu. Osmanlı devleti. Kürdistan'ın bağımsızlığı için girişilecek silahlı mücadelenin stratejisi tartışılı¬ yordu. özellikle ingiltere. 16.rulmasını amaçlayan bu toplantıya.

Şeyh Said ise başsızlığı dolduran lider olarak tarih sahnesindeydi. Seid Abdülkadir. başar¬ mak hevesine düştüğü anlaşdıyor. hatta günlük hayatı bile gizli polisin raporlarına geçirilecekti. tavır ve düşünceleri. Görü¬ nür bir görevi yoktu. şehir. Bu dönemde Seid Abdülkadir hakkında düzenlenen raporda şöyle deniliyordu: "Daha sonra tuttuğu yola bakılırsa. İstanbul'daki Kürt aydınlanyla yakın ilişkiye girmiş. yasal ze¬ minden koparılan Kürder bundan sonra "yeraltına" ineceklerdi. örgütün kurucuları arasında değildi. Bunların pek çoğu. daha sonra Isriklal Mahkemeleri kararıyla idam edildi ya da "tenkil" programı çerçevesinde. Lozan görüşmeleri sürecinde "Türk çıkar¬ ları açısından sakıncalı" bulunduğu için kapatılacak. Ama Kürtler arasındaki saygın konumu ne¬ deniyle. bilgilendiriliyor. Şeyh Said'in tutsaklığından hemen sonra Kürt önde gelenleri ve aydınlara karşı genel taarruz başlıyor." "Hizbe Azadiya Kurdistan"ı (Kürdistan'a Özgürlük Cemiye¬ ti) Lozan sürecinde kuruldu. kasaba ve köyler¬ de toplu tutuklamalara girişiliyordu. daha sonra da "Kürdistan'ın özerkliği" için mücadele ve¬ ren "Kürt Teali Cemiyeti"nin başkanlığına seçilmişti.mentosunun "Senatosu" ya da "seçkinler kurulu" sayılan Ayan Meclisi üyeliğine seçiliyor. örgütü kuranların da danışıp görüşlerini aldığı liderler¬ den biriydi. oğlu Seid Muhammed ve İstanbul'daki çevresi 132 . "yerinde sonuna kadar susturuldu"lar. o da gerektikçe yönetime düşüncelerini iletiyordu. "Azadi"nin hareketinin devamı. Cemiyetin varlığı. Şeyh Said İsyanı. tamamen babasının dü¬ şüncesini taşıdığı ve babasının yapamadığı şeyi yapmak. Seid Abdülkadir. Seid Abdülkadir ise yakın takibe alınacak. Gelişmeleri İstanbul'dan izliyor. Ama üsdendiği resmi görevlere rağmen Kürt sorunundan uzak kalamamıştı. Damat Ferit Hükümeti zamanında da "Şura-yi Devlet" (Danıştay) başkanlığına getiriliyordu. takip Lozan'dan sonra daha da sıkılaştırılarak.

Fuad. Nafiz Bey. oğlu Muhammed. İstanbul'da yayınlanan "Vakit" gazetesinin. bu konuda Hak¬ kı Naşid imzasıyla yayınladığı haber şöyle: "Şark İstiklal Mahkemesi bugün. Dr. mahkeme salonu haline getirilmişti. Hoca Askeri. Mehmet Tevfik. Mahkeme başkanı. Cemil Paşazade Ekrem. Balıkesir Milletvekili Süreyya Örgeevren de savcıydı. Mahkeme heyetinde. Diyarbakıriı Ahmet Ce¬ mil. vatanı parçalamak ve bir Kurdistan esareti kurmak emel-i hiyanesiyle senelerden beri ça- 133 . istik¬ lal Mahkemesi'nde yargılanmak üzere Diyarbakır'a gönderildi¬ ler. Kırşehir Milletve¬ kili Lütfi Müfit Özdeş ve Urfa Milletvekili Kürt Ali Saib Ursavaş üye. propaganda kaygısını önde tutan dönemin sansürlü basını. sorgulamadan sonra. aydınlatıp bilgi vermekten çok. Diyarbakırh avukat Hacı Ahti. 12 Nisan 1925 tarihinde İstanbul'da tutuklandılar. Fuad. Bu sinemada daha sonra Şeyh Said de "yargılanacak"tı. Seid Abdülkadir ve Kürt aydınları. Kemal Fevzi ve Dr. 14 Mayıs 1925 günü de "özel" yetkilerle donanımlı İstiklal Mahkemesi'nin önüne çıkarıldılar. Duruşmalar için Diyarbakır'ın tek sinemasına el konulmuş. Onlarla birlikte dönemin önemli Kürt ay¬ dınlan Kürt Teali Cemiyeti'nin genel sekreteri Kürt Sadi lakabıyla tanınan Palulu Abdullah Sadi. Hacı Ahti. Mahkeme heyeti de yine daha sonra Şeyh Said ve arkadaşla¬ rını mahkûm edecek kişilerden oluşuyordu. eski as¬ ker ve valilerden seçilmişti. Abdülkadir Sido.. Erbilli Nafiz.. Hacı Abdul¬ lah. Divriğili llyas. Palulu Abdullah Sadi ve Kürtçe çıkan "Jin" gazetesinin yazar- lanndan Kemal Fevzi. Hüseyin ve İlyas.de hedefler arasındaydı. Seid Abdülkadir davasında yargılanan sanıklar da şunlardı: Seid Abdülkadir. Rıfat. savcılıkla görevlendirilen Süreyya Örge¬ evren hariç hukuk öğrenimi görmüş kimse yoktu. Denizli Milletvekili Mazhar Müfit Kansu'ydu. Diyarbakır¬ lı Ahmet. Heyet. * * s- Seid Abdülkadir'in duruşmasına ilişkin tek kaynak.

Geniş. "suçun ilk aşamasını Kurdistan üzerine düş kurmak" olarak açıklıyordu. aşağı¬ daki localarda kumandanlar ve bütün memurlar ve birçok dinle¬ yici oturmuşlardı. Esasen suç olan hareket de. Bu haince hareketin ana hatlarını şu basit sözlerle özetleyeceğim: Gizli amaçlarına ulaşmak için sanıklar. 75 yaşındayım. iki buçukta muhakeme salonu dinleyicilerie doldu.lışan ve memleketin en mühim makamlarına geçmek firsatım bulan birkaç serserinin muhakemesine başlayacaktır. yargılanması kıs¬ men yapılmış olan Bidisli Kemal Fevzi. sanık kimliklerinin tutanaklara geçirilmesinden sonra savcı "suçlamayı" (iddianame) okuyordu. Hoşnev aşiret reisi Nafiz ve Abdullah Sadi ile.. oğlu Mehmet. İstan¬ bul'da oturuyorum. dört devre geçirmişler¬ dir: Birinci devre hayal kurma. yeşil örtülü bir kavis yapıldı. Danıştay eski başka¬ nıyım" diye veriyordu. "adım Abdülkadir. Heyet-i hakimenin oturduğu bu kavisin arkasına. Türk vatanının doğu bölgesinde. Diyarba¬ kır'daki birçok aile. güzel bayrağımız asıldı. Vanlıyım. dört devrelik bir düşüncenin sonucudur. Seid Abdülkadir ile arkadaşlarını görmek için yolları. İddianamede. iddianamede "hayal etme suçu" şöyle anlatılıyordu: "Huzurunuzda bulunan sanık Seid Abdülkadir. sanıkların Kürdistan'ı kurmak için aşama aşama ileriedikleri öne sürülüyor.. Onun için milli sinema dairesinde daha evvel tertibat alındı. utançlarından önlerine bakıyor ve sertçe yürüyoriardı. İstiklal Muhakemesi 'nin kadın ve erkek bü¬ tün Türkleri merak ve ibretle alakadar eden muhakemelerini dinlemek istiyorlardı. Seid ve rüfekası. Üst kadardaki balkonlarda hanımlar. maznunlar için bir sıra önüne bir masa konuldu. Habere göre. Hükümet konağındaki daire buna müsait değildi. 134 . üçüncü devre karar ve dördüncü devre de icra. damları doldurmuştu." Gazetenin haberinde. Bu hazırlık aşamaları. Halk. Önde. ikinci devre tertip. Seid Abdülkadir'in kimliğini kendi açık¬ lamalarıyla. zaman zaman meydana gelen ve memleketin ikiye bölünmesini amaçlayan bir hareketin hazırlayıcıları ve kışkırncılandırlar. Eski Ayan Meclisi üyesi.

Cumhuriyet hükümetinin dikkatinden hiçbir şey kaçmayacağı bilinir.İttihat ve Terakki hükümetinde görev aldınız mı? Evet efendim. Nazif'i günlerce evinde misafir etmiştir. Hatta 135 . doğuda Ermenistan yapacağım dediği zaman demek istifa etmediniz? Ferit Paşa bunu söylediği zaman. Hükümet. Cumhuriyet hükümeti ordusu ayaklanmacı¬ lara şiddetli darbeler indirdiği sıralarda. İstanbul Suadiye'de oturduğunu. kendisiyle boğaz boğaza geldim. Amacımız Ermenis¬ tan'ın kurulmasına engel olmaku. O zaman bir Kürt Teali Ce¬ miyeti vardı." iddianamenin okunmasından sonra sorgulama başlıyordu. Ayan Meclisi üyesi oldum." İddianame devam ediyordu: "Seid Abdülkadir. Biz buna muhalefet ettik. bu melun fikrinden vazgeçmemiştir. Ferit Paşa kabinesinde neden görev aldınız? Mütarekeden sonra Kürt toprakları üzerinde bir Ermenis¬ tan yapmak istiyoriardı. geçimini sağlamak için evini ve eşyasını satmak zorunda kaldığını ısrarla itiraf ettiği hal¬ de. "İttihat ve Terakki iktidan tarafindan Mısır'a sür¬ gün gönderildiğini" söylüyordu.içinde Kemal Fevzi de olmak üzere başlayıp devam edegelen ey¬ lemlerle sabittir. bütün hareketini bilir. Ben arkadaşlann ısran üzerine hükümette kaldım. Beni başkan yapttlar. ikinci re¬ is vekili de Bedirhani Emin Avni Bey'di. Ferit Paşa. yargıcın sorusu üzerine. İçerde daha iyi karşı koyabiliyordum. harta 11 Nisan gününe kadar bile. Seid Abdülkadir. Hükümet. Bundan sonra Abdülkadir ile duruşma yargıcı arasında şu diyalog geçiyordu: ". Birinci reis vekili Mustafa Zihni Paşa. Ferit Paşa kabinesinde? Danıştay Başkanı oldum. Bunu cümle alem bilir. Seid Abdülkadir. sırf bu adamlan yakalamak için sabretmesini bilmiştir. Ben Musul'dan gelmeden önce kurulmuştu. Ermenilere karşı Kürderin haklannı koruduk.

bir gece kaldığım söylüyordu. Bu sözleşme hakkında bizi bilgilendirir misiniz? Nasıl bir sözleşme? Hürriyet ve İtilaf mı? Evet. 'Ca¬ nım. Bilgim vardır.bir gün beni İngiliz elçiliğine götürdüler. yazılı olan her şe¬ ye el konmuştu. Bunu nereden çıkardınız?' Dedim ki. Evde bulunan bir şiiri de yargı masasındaydı. Şeyh Said'i yüz yüze tanımadığını. Kanı¬ mızın son damlasına kadar oraları Ermenilere vermeyiz' dedim. ocak ayında imzaladığınız bir sözleşme meydana çıktı. Bir de bendeniz vardım. * » * Seid Abdülkadir'in evindeki tüm kitaplara. Bedirhanilerden Mehmet Ali vardı. Biz Hilafet makamına bağlı bir özerklik amaçladık. şimdiye kadar Kurdistan yoktu. Orada dediler ki. Zeynelabidin ve Sabri Hocalar vardı.. Nasıl inkâr ederim? Fakat o tarihte Osmanlı devleti vardı. Hem Ermenistan'a karşıyım diyorsunuz. İmza koydum. kabul ediyorum." Sorgulamanın bundan sonraki bölümünde Seid Abdülkadir. Ermenistan'ın kurulmasına engel olmakn. bilmiyorum. Bu imza sahipleri kim? Molla Said (Said-e Nursi) vardı. Bundan başka bir Kürt cemiyeti var mıydı? Hayır. Bunu nasıl açıklarsınız? Biz Ermenistan'a karşıydık. Oralar Ermenistan olamaz. Bu sözleşme gereğince Kürdistan'a özerklik verecektik. Hürriyet ve İtilaf Partisi'yle bir sözleşme yaparak. Evrakınız arasında. 'Oralar Kurduktur. Olduğu gibi kabul ediyorsu¬ nuz değil mi? Evet. "Türkler. Başkan. Kurdistan Teali Cemiyeti'nin başkanıydınız. Amacımız. Fakat Osmanlı hükümetiyle islam halifeliğinden de aynlmadık. Herhalde ben dahil değildim. hem de izmir'in işgahne kadar Ferit Paşa kabinesinde kalıyorsunuz. bütün Türkler utanmaz/Aslanlar durmayı- 136 . Sözleşmeye imza koydunuz. oğlunun bir iki kez evine gel¬ diğini.. İnkâr etmem. Hürriyet ve itilaftan Vasfi. Ferit Paşa'nm Ermenistan düşüncesini kırmak istedik.

Palulu Sadi.. Çünkü ayağının altındaki sandalye çekilerek sözleri kesilmişti. "Ya- 137 . heyecanının ifadesinden başka bir anlamının bulunmadığı cevabını veriyordu. Daha sonra öteki sanıkların sorguları yapılıyordu. Hoca Askeri ve Avukat Hacı Ahri idam cezasına çarptırıldılar ve 27 Mayıs günü şafak sökerken idam edildiler. Oğlunun sehpadaki son haykırışını dinleyerek ölüm sırasını bekle¬ di. Hacı Ahti.nız/Hücum ediniz/Müşrikler mebus olmuş. Behçet Cemal'in Şeyh Sait İsyanı adındaki kitabında yazdığına göre." diye devam eden di¬ zeleri okuduktan sonra. idam sehpasına yürümeden önce son isteği sorul¬ duğunda. Kalabalıkla idam sehpaları arasına. ortası güneş motifli Kurdis¬ tan Teali Cemiyeti ambleminin ne anlama geldiğini sorması üzeri¬ ne. Mahkeme başkanı. Ardından sa¬ vunmalara yer veriliyor ve sanıklar suçsuz olduklarını anlatıyorlardı. sün¬ gülü askerler sıra sıra dizdirilmişti. bunu neden yazdığım ve ne anlama geldiği¬ ni soruyordu. Mahkeme. Seid Abdülkadir. İdam "ayini" daha önce şehre ilan edilmiş. sistemi kınayıp protesto ederken. alanda büyük bir kalabalık toplanmıştı. Seid Abdülkadir. Önce beni asm" dedi. Seid Abdülkadir'in oğlu Muhammed bağırıyordu: "Peygamber soyundan gelenleri asamazsınız! Ben Peygamber soyundanım!" Muhammed'in ağzından dökülen öteki kelimeler anlaşılamamış¬ tı. Seid Abdülkadir. alt tarafi yeşil. Kemal Fevzi. Kemal Fevzi. Önce oğlu Muhammed'i astılar. Ölüm sehpaları Diyarbakır'daki Ulu Cami önündeki alana ku¬ rulmuştu. idam mahkûmları sehpada son sözlerini bağırdılar. Seid Abdülkadir "Anlaşılan Kürt bayrağıdır" diyordu. karannı 23 Mayıs 1925 günü açıkladı.. bu dizeleri heyecanlı bir anında ifade ettiği. "Oğlumun idamını görmek istemiyorum. Ama. oğlu Muhammed. Seid Abdül¬ kadir. isteği yerine getirilmedi.

Binalar. sömürü ile şan şeref kazanılmaz!" Seid Abdülkadir. kaçması ya da kaçırılmasının önlenmesi amacıyla. Bakanlar kurulu. "zafer şenliği "nin tören alanına dönüş¬ türülmüştü. Yol boyları. saygı görüyor. ikramda bulunuluyordu. yakalandıktan sonra Varto Askeri Garnizonunda. Şeyh Said'in ifadesi alındıktan sonra yargı¬ lanmak üzere arkadaşlarıyla birlikte Diyarbakır'a gönderildiğini açıklıyordu. Seid Abdülkadir ise idam ilmiği boynuna geçirilirken. Diyarbakır sokakları. orada bulunan mahkeme heyeti ve yöneticilere şöyle sesleniyordu: "Sizler. ayağının altındaki sandalye çekilmeden ön¬ ce son olarak şöyle diyordu: "Beni asmakla Kürtleri gayretlendiriyorsunuz!" DİYARBAKIR'DAKİ ZAFER ŞENLİĞİ Şeyh Said 15 Nisan 1925 tarihinde esir alınmış. 138 . İlk ifadesinden sonra. şöyle deniliyordu: "Kuvve-i muhafazanın muhtelik bir alaydan az olmaması ve merkumanın hiçbir suretle elden çıkarılmalarına meydan bırakıl¬ maması lazımdır. direkler Türk bayraklarıyla süslenmişri. zafer bildirileriyle kamuoyuna duyurulmuştu. yaşasın Kurdistan!" diye bağırıyordu. bir garnizon asker eşliğinde ve gizlilik için¬ de yola çıkarılıyordu. insaf¬ sızca dehşet. olay. kavşak ve meydanlar askerler tarafından tutulmuştu. komutan Osman Paşa tarafindan değerli bir misafir gibi karşıla¬ nıyor. sonra devlet temsilcilerinin sıralandıkları asıl tören alanına götürülüyorlardı. alınacak askeri önlemler de ayrıntılı olarak duyuruluyor. ata bindirilip.şasin Kürdük düşüncesi. yakma ve harap etme konusunda büyük şöhrete sa¬ hipsiniz! Burasını da Kerbela'ya çevirdiniz! Şunu bilin ki. 5 Mayıs 1925 tari¬ hinde Diyarbakır'daydı. Tutsaklar. at üstünde sokak ve caddelerden geçirilerek halka gösteriliyor. Şeyh yirmi günlük bir yolculuktan sonra. Hükümet bildirisinde." Şeyh Said.

zafer şenliğini anlatıyor: "Şeyh Said. Şeyh ile avanesinin şehre getirildiğini duyan halk. önünde ve arkasında at¬ lı. Said'i getiren kafile şöyle oluşmrulmuştu: En önde bir askeri müfreze. damadı Şeyh Abdullah. Köyler yanıyordu. Binbaşı Kasım ve öbür 28 asi geliyordu. Yetkili memuriar Şeyh Said'i dikkadi ve nezaketle karşıladılar. Şeyh Şerif ve 28' kişilik maiyederi.Diyarbakır'daki asker-sivil erkânın. yanında 30 kadar adı asi. Şeyh Şerif. göğe yükselen duman hortumları görülecekti. İngiliz yazar Lord Kinross. Tüfek¬ lerinin namlusuna çiçek takarak Diyarbakır sokaklarında "ba¬ nş" gösterisine çıkan askerlerin. iki ay sonra gösteri bitecek. Zafer alayında. tutsaklarını zafer şenliğiyle sokaklarda dolaş¬ tırıp halka gösteriyorlardı. bilmiyorum. uçaklardan havai fişekler anlıyordu. Diyarbakır surlarından ba¬ kıldığında. bu dumanlar. piyade hükümet kuvvetleriyle Diyarbakır'a getirildi. devlerin bütün olanak ve arşivleri sunularak ısmarianan Atatürk adındaki kitabında. Romalı muzaffer Sezar edasıyla önlerinden geçirilecek tutsakları seyretmek üzere koltuklara oturmuşlardı. tutsakların muhafızlı¬ ğını üstlenmiş. vatan ha¬ inlerini görmek için sokaklara döküldü. Diyarbakır'daki zafer gösterisini şöyle anlatı¬ yor: "Şeyh Said. her şey kendi gerçeğine dönecekti. Ama çok değil. arkada Şeyh Said.. tutsakların geçişini huzur içinde seyretmeleri için. sıra sıra dizilmiş askerler tüfeklerinin namlularına çiçek takmışlardı. Akşamın saat beşine varmasına rağ¬ men. Behçet Cemal. "bir daha ateşlenmeyeceğinin göstergesi" miydi." "Muzaffer" ler. Generallerle özel konuklan. Halkın üzerine.. özel tribün yapılmışri." Behçet Cemal anlatıyor: 139 . 5 Mayıs 1925 sa¬ lı günü Diyarbakır'a vardılar. O zaman. Tüfeklerin. "sefer" izleriydi.

sivil ve askeri erkân bulunu¬ yordu. ince uzun boylu." Hükümet Konağı'nm önündeki meydan. mal'den okuyalım: "Hükümet Konağı önüne getirildikleri zaman. halkın alkışlan arasında caddelerden geçtiler. Alay'a mensup olan askerlerin göğüslerinde ve tüfeklerinin namlularında. Diyarba¬ kır halkı neşe içinde sokaklarda kaynaşıyor ve hainleri lanediyordu. Hükümet Konağı önünde. O halde sizi daha tedavi etsinler. Doktorlar bakıyorlar mı? Allah hepsinden razı olsun. iç kale kapısında adarından indirilmiş olan asiler. yaya ola¬ rak hükümet binası önüne kadar yürüdüler. yaşlıca. Bu konuşma sırasında film ve fotoğraflar çekiliyor. nasıl oldunuz? Şimdi iyiceyim. Askerler."Sanıkların hepsi hayvanlara bindirilmiş ve ayrı ayrı muhafaza altına alınmışlardı. zafer alanı haline ge¬ tirilmişti. köylülerin yolda taktıkları çiçekler vardı. İstiklal Mahkemesi Başkanı Mazhar Müfit Kansu. Bu cevap üzerine general. Kolordu Komutam General Mürsel. Yolda çok rahatsız oldunuz mu? Seyahatiniz nasıl geçti? Sonrasını yine Behçet Ce- Güneş altında bakırlaşmış renkli.. Yemek yemeye başladınız mı? Hayır. Şeyh Said ile Mürsel Paşa arasında şu konuşma oldu: Hoş geldiniz. tutsaklar önünden geçerken Şeyh Said'e sesleniyordu. erkân rütbelerine göre sıralanmıştı.. Türk seçkinlerinin oturup. 3. 19. Diyarbakır garnizon komutam Mürsel Paşa. fa¬ kat dinç görünen Şeyh Said. tutsakların geçişini seyret¬ meleri için tribün kurulmuş. üye Ali Saib Ursavaş ve Lütfi Müfit Özdeş. Paşa'ya cevap verdi: Sefer zahmettir. istirahat etsinler. Ordu Müfettişi General Kazım Orbay. daha korkuyorum. Peşlerinde birer piyade ve süvari müfreze¬ si geliyordu. 'Ankara'nın taşına bak' adındaki zafer türküsü¬ nü söyleyerek." 140 . Diyarbakır Valisi Mit¬ hat. müfreze komutanına emir verdi: Götürün. Hastaydınız. Askerler bu heyet önünde bir resmi geçit yaptıktan son¬ ra.

" Şeyh Said. Gözü uzaklara takılıyor. cadde ve sokaklarda. hüzün içinde yo¬ lunu bekledi. tribündekilerin gösterisi sırasında. mahal¬ lelerde. dudaklarında bir gülümsemeyle "gale¬ yana gelmiş seçkinler" in sloganlarını. 141 . bu sırada. Fakat sonra İstiklal Mahkemeleri ismi uygun bulundu. Başı dikti. Halkını selamlarcasına bakıyordu etrafina. sadece gülümsemiş." diye yazıyordu. kendi işleyiş kurallarını kendileri beliriiyoriardı. İcraatından anlaşıldığı kadanyla mahkemeler. ama saldığı korkuyla ün¬ lenen "yargıç"lanndan Kılıç Ali. kendisine süngü ve namlu çevirmiş askeri barikatın arkasında. mahkemeler ağı meydana getiril¬ mişti. O nedenle. "isyan" gerekçesiyle yaratılıp sistemin tüm muha¬ liflerine gözdağı verecek biçimde. o yana hiç bakmamıştı. rütbe ve makam konumlarına göre sıralandıkları tribünde "resmi geçit" yaptınlırcasına önlerin¬ den geçirilen tutsakları aşağılayan sloganlar eşliğinde bağınyoriardı. Zafer şenliğine tanıklık eden Diyarbakıriı bir ihriyar anlatı¬ yordu: "Esir düşmüş Şeyh Said geliyor diye tellal bağırttılar. erguvan rengi dağlara bakıyordu. "mahkemeler kuru¬ lurken. Şeyh Said vakurdu. yalnız kendileri¬ ni meydana getiren güce karşı sorumluydu. Bu mahkemelerin hukuk bilmeyen. İSTİKLAL MAHKEMELERİ Isyancılan yargılamak üzere kurulan İstiklal Mahkemeleri. yürüyüş kolundaki askerierin haykırdığı zafer marşlarını dinliyordu. Şeyh geçerken insanlar ağlıyor. ana gövdesi varsa. "Türk adaletinin şaşmazlıgmı" ve çelik yumruğunu kanıtlamaktı. terör mahkemeleri adını vermeyi düşündük. Şehirierde. Mahkemelerin kuruluş amacı. Diyarbakır halkı. bazen. ona sesini duyur¬ ma çabasıyla 'savaşlarda olur böyle şeyler' diye söylenerek mo¬ ral veriyorlardı.■r * Törene çağrılı seçkinlerle aileleri. anılarında. korkunun (terörün) kılıcı gibi işliyordu. "Gücü" memnun et¬ mek koşuluyla. kasabalarda da mahkemelenn kollan iş başındaydı. Mürsel Paşa.

onlann ya¬ nında siyasi işlev gören İstiklal Mahkemeleri de iş başındaydı. fazlalık sayılmış ve varlığına son verilmişri. o sırada Avrupa'yı dolaşıp "TC'nin terörle mücadelesine destek" arıyordu. Ömer de tel çe¬ kiyor Ankara'ya.Örneğin.. 50 kuruşa alıp 5 liraya satı¬ yorlar. diktatörlüğün kendi yasaları da geçerli değildi. Çalışma temposunu bozduğu. Hikmet Çetin. Savunmasız mahkemeydi bu. Daha önceki bölümlerde değinildiği gibi. Şapka inkılabının sonrası. Şapka satan tek dükkân var Lice'de: Hikmet Çetin'in amcası Tahir. Hasan Ce¬ mal'in Kürtler kitabında yayınlanan açıklamasında. karara varma hızını kestiği ve "boş yere zaman kaybına neden olduğu" gerekçesiyle avukat "nafile" bulunmuş. Pek çoğu Türkçe bilmeyen. bu mahkemelerde evrensel hukuk bir yana. okuması ve yazması olmayan. Hikmet Çerin. isyan sonrası Lice'den ilk idam edilen babamın amca oğlu Ömer oluyor." Burada bir parantez açmak gerekiyor: Anlaşılıyor ki. Hikmet Çetin'in Kemalisdiği. ailesinin "şapka devriminden zengin olma¬ sından" geliyordu. Diyarbakır'da kurulu "ana mahkeme"nin yöredeki bütün olaylara ilişkin davalara baktığı sanılıyordu. Lice'de. fa¬ lan zada şapka ticareti yapıyoriar. Lice'deki mahkemenin ilk kurbanının babasının amca oğlu Ömer olduğu¬ nu açıklıyordu.' Bu ihbar geri dönüyor. 199rde Demi¬ rci ve Tansu Çiller hükümederinde Dişişleri Bakanlığı. kendi köyü de yakılıp yıkıldı.. Mustafa Kemale: 'Sıkıyönetim komutanı. 1970'lerde CHP'den milletvekilliği ve Bülent Ecevit hükümetinde başbakan yardımcılığı yaptı. Ekinci şöyle diyordu: "O yıllar. 1924-1925. Diyarbakır eski Milletvekili Tarık Ziya Ekinci. do¬ layısıyla iddianamelerdeki suçlamaları anlamakta güçlük çeken 142 . Ucuza getirip bayağı pahalıya sanyorlar. Normal mahkemelerin bulunduğu kasabalarda. Oysa öyle de¬ ğildi. Başbakan yardımcılığını yürütürken.

idam edilerek öldürülenlerin sayısı bir¬ kaç yüz kişiyi geçmezken gayri resmi rakamlar binlerle ifade edi¬ liyor. * * * Mahkemelerde görevlendirilen yargıçların hukuk öğrenimi görmeleri şart değildi. İçle¬ rinde. ipin ucundaki insanlar yan yana asılıyordu. kurum. Örneğin. yandaşlığına güvendi¬ ği kişiler olmaları yeterliydi. sivil bürokrat¬ lardan oluşuyordu.sanıklar. aynı sonsuz egemenlik alışkanlığı sürüyordu. Mahkemelerin TC genelinde astırdığı insan sayısı bilinmi¬ yor. O nedenle "Kürt İsyanı" gerekçesiyle kurulan "İstiklal Mah¬ kemeleri" dört yana dağıtılmış ve muhalifleri biçmekle görevlen- dirilmişri. O nedenle idam ayinleri anında başlıyor. savcıydı. "vatanı" savunmak. 143 . Mahkemeler son mercii. Osmanlı döneminde vatan "mülk". hukuk diplomasına sahip tek kişi. Sultan'm yetkilerini ele geçiren "güç". Sistemin beğendiği. asker. Kararı nasıl ve ne yoldan olursa olsun. Resmi kayıtlara göre. Seid Abdülkadir ve Şeyh Said ile arkadaşlanm "yar¬ gılayıp" astıran mahkeme heyeri atanmış miUetvekilleriydi. O nedenle mahkeme heyetleri genel¬ likle milletvekilliğine de atanmış kişilerden. itiraz edilecek bir üst mahkeme. ma¬ kam yoktu. kendi "hukuk bilgileri"yle savunmalanm yapıyoriardı. Sultan mülkün sahibi dolayısıyla "vatanın kendisi"ydi. Bu savunmasız mahkemeydi. hem sahip. hem de "vatan"ın ta kendisiydi. İdamların istatistikleri hiçbir zaman bir araya getiril¬ medi. gücü ele geçirmişlerin muhaliflerini "temizle¬ mekle" görevliydi. * * Mahkemeler. Karardan hemen sonra "idamların infaz" yetkisi de mahke¬ meye bırakılmıştı. ko¬ rumaktı. Gücün atadıklarının görevi. Cumhuriyet dö¬ neminde. kararları kesindi.

subaylar yüksek sesle emirler veriyordu. sehpaların çevrelerinde oynaşıyor ve hiç kimse pek üzüntülü görünmüyordu. herhangi bir manzaradan far¬ kı yoktu. Hepsi on bir taneydi. Pencere- den bakınca meydanın üç tarafimn darağaçlanyla çevrilmiş ol¬ duğunu gördü. Her sehpanın altında bir se¬ yirci grubu duruyor." 144 . Ankara'nın belli baş¬ lı meydanında. Bu sırada askerler öteye beriye koşuşuyor. rejimin gösterilerini şöyle anlatıyordu: "Gösteriler tüyler ürpertici nitelikteydi. Kağıda adları ve suçlarının ne olduğu karalanmışn. komşu evlerin merdiven basamaklarında bekleşiyorlardı. Kinross'a göre. gürültüyle uyanmıştı. "düzen". Henüz sırası gelmeyenler ise suçsuz olduklarını söyleyerek ağlaşıyorlardı. kayıtlara. faşizmin temel ilkeleri "kanun". beyaz gömlek gibi bir şey ve buna iğnelenmiş bir kağıt vardı. TC'de yürürlüğe konan korku rejimi. Fransız ihtilalinden sonra başlatılan "terör dönemi"nden esinlenme ve onun bir tekrarıydı. Amerikan elçiliği katiplerinden Howland Shaw da. Ankara'nın bitpazarı meydanında salkım salkım asılmış insan manzaralanyla karşılaşıldığını belirtiyordu. hâlâ otel yerini tutan (daha sonra adı İtfaiye Meydanı olan Hergele Meydanı) yıkık dökük handa kalan Bul¬ gar elçisi Simon Radev bir gece. Paris'e gönderdiği bir raporunda. Çocuklar. aralıksız "karar üret¬ tiği" dönemin Fransız elçisi. Lord Kinross'un Atatürk kitabında vurguladığı gibi basın. bazıları. istatistiklere geçmeyen idam edilmişler manzarasıyla "insan mezbahasına" çevrilmişti. korku düzenini. Lord Kinross. Bunun. Fenerlerin ve ağarmaya başlayan günün ışığında asılmış birçok adam görüyordu." Ankara. "bir¬ lik" ve "hepsinden önemlisi kuvvet"le açıklıyordu.istiklal Mahkemeleri'nin hüküm sürüp. sanırım daha yakından görmek ni¬ yetiyle. sabahın erken saatlerindeki bir Ankara manzarasını şöyle anlatıyor: "Sehpalarda sallananların her birinin üstünde. sa¬ bahlan uyandığında.

meydanın asılmış insanlarla dolu ol¬ duğunu görüyorduk. il ve ilçelerde şubeleri. bütün siyasi muhaliflerini susturmuş olmak¬ la övünecek durumdaydı. Fakat. toplantı ve özenle hazırlanmış gösterileri izliyoriardı. biriiğiyle biriikte Anka¬ ra'ya "intikal" emrini alıyor ve yola çıkıyordu. istasyonda devlet töreniyle uğurlanıyorlardı. Ama öteki illere. Onlar için bir şey yapamıyorduk. Oğlu." Isriklal Mahkemeleri'nin "adaleti" değişkendi." Ankara'daki istiklal Mahkemesi... Türk büyükleri yan yana sıralanarak konser. insan asıyordu. Geride kalan askerierie Ankara'ya varan Örtülü. bir idamkaran. gazeteci Erdoğan Örtülü. askerierini ölümden ko¬ ruyamadığı gerekçesiyle suçlu bulunup ölüm cezasına çarptırılı¬ yordu. Onlann çabaları sonucu. bazı askerier ölüyordu. Hukuk geçerii olmadığı için. Dua et¬ mekten başka. Kinross anlatıyor: "Mahkeme yargıçları saygıdeğer kişilerdi. TC kuruluşundan bir buçuk yıl sonra. Türk Ocağı salonunda top¬ lanıp kararlarını üretiyordu. Mahkemenin toplanmadığı zaman¬ lar. Cizre'de idamların yapıldığı resmi kayıdarda yok. emirle "yok" sayılabiliyordu. sonrasını anlatıyor: 145 . salon "yüksek Türk kültürünü" yaymak için kullanılıyordu. Boğazlayan'da. idam gününü beklemek üzere Ankara kalesindeki hapishaneye kaparilıyordu. Genç teğmen.istiklal Mahkemeleri'nin. kollan vardı. "Şark İstiklal Mahkemesi"nin ana "karargâhı" Diyarbakır'daydı. İstik¬ lal Mahkemesi tarafindan yargılanıyor. Muhsin Örtülü adındaki bir teğmen. Oysa o dö¬ nemin tanığı Cizreli bir ihriyar şöyle diyordu: "Sabahlan uyandığımızda. ilçelere da¬ ğılmış kollan da idam kararlan üretiyor. çatışma çıkıyor. Yargı için ülkenin başka yerlerine gittikleri zaman. haydudarca yolu kesiliyor. bölgesel merkezlerin dışında.

Atatürk'e muhafiz yapıyorlar. Suriye'den gelen bir tanıdığı. 12 Nisan 1925 tarihinde iş başı yapmış. Atatürk'le görüşüp hizmederini anlatıp. Üye Lütfi Müfit Özdeş. Kürtçe bildiği için mi mahkeme heyetine dahil edilmişti bilin¬ mez. uzun bir ömür sürdükten son¬ ra 1969 yılında öldü. daha sonra Atatürk'e suikast hazırlamakla suçlanınca. oğlu ve ar¬ kadaşlarını astırmak olmuştu. Babamı hapishaneden çıkarıyorlar. 1930'larda. bağlılığını inandırıcı bi¬ çimde gösterince affedildi. "Kürt Feryadı" adındaki yazısında. "Beraber mahkûm olmuşsa. eski asker ve Kırşehir milletvekiliydi. Ama edindiği servetin üstünde. Ali Saib Ursavaş. sonra babayı asıyorlar¬ dı" diye anlatıyordu. Mahkeme Başkam Mazhar Müfit Kansu." Necip Fazıl Kısakürek. ön¬ ce oğulu idam edip babaya seyrettiriyor. Diyarbakır'daki "Şark İstiklal Mahkemesi". Rütbesini. Ali Saib. Ama. o da kendini entrikanın ortasında buldu ve soruşturmaya uğrayıp yargılandı. babamı dinledikten sonra. 'böyle saçma şey olmaz' diyor. üniforma¬ sını geri veriyorlar. bir gün dönemin Adalet Ba¬ kanı hapishaneyi geziyor. Özdeş 1940 yılında öldü. Revanduzlu bir Kürt'tü. Seid Abdülkadir. Adana ovasında bir çiftlik satın almıştı. sanıklara karşı acım3<^ızlıkta en ateşlilerdendi. İs¬ tiklal Mahkemeleri'nin dehşetini. Zenginliği nedeniyle daha sonra yolsuzlukla suçlan¬ dı. Babama suçunun ne olduğunu soru¬ yor. fakat sayılı arabanın bulunduğu o dö¬ nemde tenhacık bir caddede trafik "kazasf'nda can verdi. ilk icraatı. eski vali ve Atatürk tarafından atanmış Denizli milletvekiliydi. Bakan. Zamanının çoğunu bura¬ da geçiriyordu. 146 . "maaşından biriktirdiği paralarla" zengin olmuş. Kurulun hukuk fakültesi mezunu tek üyesi olan Savcı Ahmet Süreyya Örgeevren Büyük Ada'da köşk satın alacak kadar zen¬ ginleşmişti."Babam idam gününü beklerken.

Yalan ve yakıştırma kampanyası ma¬ kineleri çalıştırılıyor. 1950'ye kadar ara¬ lıksız milletvekili atanan Vanlı ibrahim Arvasi. tek ziyaretçile¬ ri. fenalıklar isnat ediliyor.* Rejim tarafından beğenilmesi nedeniyle. fazla olarak 50 bin ahım vardı. Savcı Ahmet Süreyya Örgeevren. ne ka¬ dar baba-oğul varsa. Jurnali (ihban) hazıriayan başkomiser ile İstik¬ lal Mahkemesi üyesi Ali Saib'in çete arkadaşı Aşkotanlı Paşo'nun da. gün 147 . Büyükada'da merhum bir mareşalin muhteşem köşkünü satın almıştı. Hele İstiklal Mahkemesi'nde. gerçekmiş gibi işleme tabi tutuluyor ve kişiler ceza¬ landırılıyordu." Bu heyet. 500 altına bir kelle alınıp satılıyordu. Şark İstik¬ lal Mahkemesi Başkanlığı'ndan Ankara'ya 60 bin altınla geldi. Elazığ'da kelle mü¬ zayedesi (pazan. aileleri ve dünya¬ dan tecrit ediliyor. Bir kısmını da İstiklal Mahkemesi'ne gönderdiler. Savcı. ŞEYH SAİD DAVASI Şeyh Said ve arkadaşlan askeri cezaevinde. İstiklal Mahkemeleri'nin öteki yüzünü şöyle anlatıyordu: "Savcı Süreyya Örgeevren. mahkeme heyetinin üyeleriyle. İsmet Paşa'ya güvenenlerle güvenmeyen¬ ler ve korkudan kaçıp da oy vermeyenlerin hepsinin akraba-ı ta- lukatı sürgüne gönderilip uzaklaştırıldı. Şeyh Said İsyanından sonra. sonra babayı asardı. evvela babanın gözü önünde oğlunu. 1964 yılında ya¬ yınlanan "hatıra"larında. Bu hususta feryadı figanlar zerre kadar kan kalbine tesir etmezdi. haklarında hüküm vermişti. gardiyan askerlerdi. kimseyle görüştürülmeden ayrı ayn hücrelerde tutuluyorlardı. Şark istiklal Mahkemesi Savcısı Süreyya Örgeevren ise. Bu surede Ali Saib. Ve netice olarak Doğu illerinde kulplu ve kulpsuz altının kökü kesil¬ di. dünyada görülmemiş kötülükler. Şeyh Said ve arkadaşlanm yargılamış. Şark mebuslarından. baş ziyaretçileriydi. açık artırması) yapılıyordu. "İçerdekilerin" dünyaya açılan tek pencereleri.

Ölüm yolculuğuna çıkar- 148 . Onun için "olmayan Kürt sorunundan" söz etmeleri halinde "yu¬ karıdakiler" kızabilir. "Kürt sorunu vardır" deyip bu konuları deştikleri tak¬ dirde. baharda onu. birkaç ay Edirne'de sürgün yaşayacak. Kürtlerin hiçbir sorunu yok¬ tu. sanıklar. teslime ikna için "bana na¬ mus sözü verdiler. Zaten kendileri de farkındaydı. "dostluk ziyaretlerini" ve Şeyh Said'le yaptığı görüşmeleri uzun uzun anlatıyordu. idam edil¬ meyeceğine inanmaya başlıyordu.boyu hücreden hücreye geçerek. onların "iyiliğini düşünen" adam olarak. yerine "dinsel düzen kurma ve Sultanlığı ihya" amacını monte ediyorlardı. onursuzluktu. köyüne dönebilecekti. kurtuluş umuduyla. böylece ölüm yolcularının savunma ve söylemlerini hü¬ kümet bildirisi paraleline çekmeyi başarıyor. "Söz". Savcıya göre. Hatta mahkeme heyeti. İsteyen orucunu tutuyor. "mahkeme¬ den çıkıp. Savcı. Şeyh Said. Savcı. söylemlerinde ulusalcılık bağlarım koparıp. Örgeevren 15 Nisan-26 Temmuz 1957 tarihleri arasında. dolayısıyla hayatları tehlikeye girebilirdi. Savcı. idam sehpasına yürüyordu. Kendilerine verilen sözler buharlaştığında artık çok geçti. Binbaşı Kasım'ın. Kürtler nezdinde tanrı buyruğu kadar kutsal ve onursallık kadar bağlayıcıydı. halkının arasına. ardından ülkesine. "Dünya" gazetesinde tefrika edilen anıla¬ rında. en birinci çıkış yolu siya¬ si savunma yapmamak. mahkemeden sonra. Kürt so¬ rununu isyan nedeni olmaktan çıkarıyor. Verilen namus sözüne göre Şeyh. idam edilmeyeceksin" sözlerini. ikili görüşmeler yapıyordu. haysiyetiydi. Kolhisar köyünde ziyaret edecek ve vereceği kuzu ziyafetine katılacaktı. huzur içinde evlerine gitmeleri için" ne yapmaları ge¬ rektiğini de öğütlüyordu. "dosduk" ziyarederinde bulunu¬ yor. Kürt sorununu ağza almamaktı. Kişinin şerefi. Verilen sözde durmamak. onların iyiliğini düşünen Türk büyüklerinin şefkatlerini esirgeyebileceklerini ve hiç düşünülmediği halde idam cezasına çarptırılabileceklerini anlatıyordu. mahkeme he¬ yeti üyelerinin dost ziyaretlerinde de dinleye dinleye. Şeyh Said bile. istemeyen namazım da kılmıyordu.

De¬ kor aynıydı. Salondaki tek fark. duruş¬ mayı başından sonuna kadar filme alıyordu. namus sözü vermiştiniz?" diye bağırıyordu. söz verenlere nafile yere "kavf'lerini hatırlarip. sahnenin ortasına. Yukarıda kalan sahne. birkaç kat artırılmış. semte yaklaştırıl¬ mıyor. * Şeyh Said ve arkadaşlarının davası. Kürt köylüler arka sokaklara sürülüyorlardı. kırmızı-beyaz Türk bayrağı¬ nın altında yer almışlardı. Bir alıcı makine. yollar. Seid Abdülkadir'in duruşması sırasında alınan ön¬ lemler. bir ay sonra mahkeme önüne çı¬ karıldılar. Lord Kinross anlatıyor: "Şeyh Said ve suç ortaklan.ken. "Hani ya şe¬ ref. yanm ay biçi¬ minde yüksekçe bir kürsü inşa edilmişti. "yargılama"nın olduğu sinema salonu ise etten ve silahların çeliğinden oluşan bir duvarın ardına alınmıştı. Bütün mahkeme üyeleri parlamento üyelerinden ku¬ rulmuştu. 149 . birkaç kat kuşatılmış." Dışarıda. "Durumu şüpheli" görülen insanlar. Bunlar. Ama mahkemenin "adil ve usulüne uygun" işlediğine ilişkin görüntü unutulmamıştı. açık bir protesto niteliğinde. sıradan insanlar için ürküntü vere¬ cek boyutta abartılmıştı. arka sıralara. kav¬ şaklar silahlı askerlerce tutulmuş. Diyarbakır'daki devlet görevlile¬ riyle yakınlan arasından özel olarak seçilmiş sivil giyimli "izleyi¬ ciler" yerleştirilmişti. Türk bayraklarıyla süslen¬ mişti. Mahkeme heyetinin sıralanıp oturması için. Şehir. * * s Mahkemelerin "aleniyet" (halka açıklık) göstergesi izleyicile¬ rin salona alınıp yerieştirilmesinden sonra tutuklular getiriliyor¬ du. sinema kamerasıydı. 26 Mayıs 1925 Salı günü Seid Abdülkadir'in "yargılandığı" sinema salonunda başladı. Kürderin ve Müslümanların yeşil bayrağına karşı. Yargılamanın halka açık olduğunun göstergesi olarak.

İşıktan rahatsızlanmıştı. ak sakalı kmah. İsyanm iç ve dış kışkırtma¬ lar sonucu meydana geldiği de anlatılıyordu. salona doldurulmuş sanıklar sandalyelere oturdular. Gösterilen yere geçtiğinde gür ışıklar göz¬ lerinin içine dolmaya başladı. Prangalar çözülüyordu. Şeyh. Şeyh Said öliim yolcuları¬ nın başında salona alınıyordu. Salona girdiği andan itibaren. iddianamenin okunmasından sonra sorgu başladı. kaşları çatıldı bir an. O arada öteki sanıklar da getirilmiş.. iki yanına.Mahkemeyi anlatan tek resmi belge niteliğindeki Behçet Ce¬ mal'in Şeyh Said İsyanı kitabına göre. şalvarı ve Halep işi kırk düğme¬ li yeleği. gözakları sürmeliydi. Etten ve çelik namlu ile askerler¬ den oluşan duvarları aşıp kaçacağından korktukları için mi bilin¬ mez. Dalgah. Mahkeme Başkanı'nm "oturun" demesiyle. ama nedeni açıklanmıyordu. "kriminal bir suçlama" niteliğin¬ deydi. Rahatsız¬ lığını belli eden kıpırtılar dalgalandı yüzünde. bütün dünyanın bildiği bir isyanın çıkriğı anla¬ tılıyor. Şıktı. film kamerasının ışıkları onu hedeflemiş. İddianamenin so¬ nunda isyanm amacı "din siperi akında irticai bir bölücülük ha¬ reketi" olarak tanımlanıyordu. Sarığı apakri. pranganın zinciri beton zeminde şıngırdayarak ses çıka¬ rıyordu. Omuzlarını örten harmaniye. Yargıç. Bir süre sonra da gözleri ışığa alıştı. Kalabalık isyancı grubuna ilişkin iddianame kısaydı. renk uyumu içindeydi. ayakları prangalıydı. Zincir şakırtıları ve kilitte dönen anahtar sesleri duyulmaya başladı. Şeyh Said. Siyasi içerikten uzak. İddianamede.. Askerler. soru sorarken olağanüstü kibardı. izliyordu. ellerinde¬ ki anahtarlarla koşuştular. » Kimliklerin bir kez daha saptanmasından sonra iddianame okunmaya başlandı. Adım attıkça. yaşlı Şeyh'in bilekleri kelepçeli. sorguda ilk sıradaydı. arkasına di¬ zilmişlerdi. 150 . ileri yaşına rağmen dinç ve huzurlu görünüyordu. Gözleri kısıldı.

Adamlar nikahlan üzerine yemin etmişler. Hepimiz Müslümanız. Bu da bana mal edil¬ di. ne zaman ve kimin yanında öğrenim gördüğü¬ nü sorarak işe başladı. Bu halin imamdan kaynaklanmasına bir Müslüman isyan eder mi? Benim niyetim böyle değildi. Halbuki ben teğmene üç defa fica ettim. Şeyh Efendi] Piran'a gelmeden önce. onu saygın yere oturtan deyimlerle konuşuyordu. ikisini tutuklamışlar. bir daha çıkamadım. Piran'da bir olay oldu. şeriattan sapma olduğu için kıyam ettiniz. zina. Öyle ki. Amacınız ne idi? Kitap. rahadıkla "Şeyh biraz sonra buradan çıkıp köyüne dönecektir" diye düşünebilirdi. ısrar etmeyin dedim. Şeyh Efendi. Yargıç nerede. imam şeriattan saparsa isyan vaciptir. bu manzaraya tanık olanlar. tutanakların açıklanan kıs¬ mından özetleyerek sunuyoruz: "_ isyan hareketini nasıl düşündünüz? Size ilham mı geldi? Haşa."Siz" ya da "Şeyh Efendi" diye hitap ediyor. kıyam vaciptir diyor. Kürt ayırımı yoktu. müskirat gibi durumları yasaklıyor. Türk. Demek ki siz. Buyurdunuz kİ. Bu¬ nun şartı yok mu? Şartım bilmiyorum. Sonra işin içine köylüler kanştt. Kitap. Hiç olmazsa bir kısmının uygulanmasını isteyecektik. Yargıç¬ la Şeyh Said arasında geçen diyalogu. Sonra sekiz tanesi¬ ni bırakmış. içine bir düştüm. Çanşma çıktı. imam şeriattan saparsa isyan vaciptir. Kitaplarda gördüm ki. Allahu- taala'nın kaderi beni bu işe düşürdü. cinayet. Bir daha içinden çıkamadım. ilham gelmedi. Özellikle kıyamın nedenim söyleyiniz. din meselesinden do¬ layı kıyamı düşünüyor muydunuz? 151 . Hükümete şeriat sorununu anlatmak iste¬ dik. Bunu isyana ilişkin sorular izledi. ayaklanma başladı. Olay patlak verince ben köy¬ den çıknm. onları bırakın. Seriye şartlannı uygulamazsa dedim. Şer'an vaciptir deniliyor.

şeriata göre is¬ yanın gerekçesidir. O zaman çok perişandık. topladığınız o 4 bin kişi ile üsderine yürümediniz. Zamanımız olsaydı. öyle mi? İmam eğer şeriatı uygulamazsa dedim. İmama kıyam etmek. muhare¬ beyi itna etmez mi? Kitap öyle diyor. Bu kıyam vaciptir buyurdunuz. Kimseye bir şey söylememiştim. Ben Lice'ye geldim. Oğlunuz Ali Rıza istanbul'dan geldikten kaç gün sonra isyan oldu? Yaklaşık bir ay sonra. bu. Biz de içi¬ ne düştük ve işe başladık. fakirdik. isyan meydana geldikten sonra. durmazdık.Kalbimde düşünüyordum. kader beni Piran'a sürükledi. Müslümamn Müslüman üzerine 'kıtal' göndermesi caiz mi? Evet. hiç olmazsa günahkâr olmayız dedim. Müslümanların kardeş olduğunu söylediniz. Fakat. Piran olayı çıktı. isyanı kimlerle nerede hazırladınız? Önceden hazırlık yoktu. Bu savaşta muha¬ cir. Küfar Kur'anı çiğnerken ci¬ hat nedir? O da cihatur. istemediler. birbirinin kardeşidir. Hatta Halit Bey'in tutuklandığını Erzurum'da oğlundan duymuş. Niçin yapmadınız? Bu konuda önce bilimsel tartışmalar yapayım dedim. yasaların şeriata uygun düzenlenme¬ sini istemeyi düşünüyordum. broşürler yazıp meclise göndererek. farzdır. Yunanlılar memleketimizi işgal ederken. Şeriat uygulanmadığı için isyanı çıkardınız. Beli. önünü alamadık. 152 . nasıl birbirinin üs¬ tüne sevk ettiniz? Hazreti Ali'nin savaştıkları da Müslüman değil miydi? Yi¬ ne kardeş kahrlar. Piran olayı ile alevlendi. Balkan savaşına katılmak istedik. Oğlunuz istanbul'da isyan olayını kimlerle konuştu ve size ne haberler getirdi? isyan meselesini istanbul'da işitmemiş. Müslümanlar kardeş olduklarına göre. Fakat savaşla değil.

size ne oldu da halkı ayaklandırdınız? Ben köyden çıktım. bu isyan çıktı dediniz. irade de var. Jandarmaya. Jandarma geldi. Her şeyi kaza ve kadere mal ediyorsunuz. . belki olmazdı. Propagan¬ dalar. Allah kader saydıysa olurdu. yapmayın de¬ dim. Benim de dahlim var. Şeyh Efendi. gittim. Ben boş değilim. kitapla belki bir sene sonra olur¬ du. Nasihatinizden sonra bir şey oldu mu? Vuruştular. Ayaklanma oldu da. bence bir şey yoktu. Jandarmalar olmasaydı. Yahut olmazdı. Jandarma görevini yapıyor diye bütün halkı ayağa kaldırı¬ yorsunuz. İsyanı tek başınıza başlatnğınıza inanmıyorum. Ayaklanma koptu. kitapla görevimi yapacaktım. 01ma-saydı. siz ısrar ediyorsunuz. Jandarma vurulmasaydı. Sizin iradeniz yok muydu? Hayır. adam vuruldu. inkâr edemem. jandarma olmasaydı. isyanın nedeni jandarma değildir. akı ay sonra olurdu değil mi? Hayır.Oğlunuz İstanbul'dan geldikten sonra. 153 . Oğlunuz istanbul'dan döndükten sonra nerede buluştu¬ nuz? Şuşar'da. belki akı ay sonra olurdu. Jandarma meseli düşüncelerinizi eyleme dönüştürdü. istanbul'da Hınıs Kürtlerinden birine misafir olmuş ve Se¬ id Abdülkadir Efendi'yi ziyaret etmiş. bunlar teslim ol¬ mamak için yemin etmiş. Herhalde sizi teşvik edenler vardır. istanbul'a ne amaçla gitmişti? Halep tüccarlarına mal satmıştı. olunca da ben başına geçtim. Hayır. herhalde şeriat şöy¬ le böyle olmuş diye bir şeyler söylemiştir.Vurdular diye. açıklamalar yapılıyormuş. ondan sonra mı başına geçtiniz? Ben Darahini'ye gelmeden önce muhasara başlamıştı.

Öyle ümit ediyorduk. 154 . içerden bilgi alıyor muydunuz? Diyarbakır içi ile bilgi alışverişimiz yoktu. Kimler? Hanili Halit Bey taraftardı. Alamayacağınızı bildiğiniz halde neden hücum ettiniz? Birkaç savaş olmuştu. Fakat olmadı. Fakat bazı kimse¬ ler istedi. maneviyat unutulmuştu. Hiçbir şey yokken. İn¬ san kendi kendine Emirülmücahidin adını alır mı? Emirlere. . düşünce sa¬ hiplerini göreyim dedim. Mektuplarınızda. ne de irtibanmız vardı. Ama kendisini hiç tanımam.Ne içerden. Muş. Bu olay meydana geldi. Yine öyle olur sandık. benim fikrimde vardı. Darahini'ye hücum etmişlerdi. 'Emirülmücahidin' yazıyordum. Seninle birlik olur diyorlar. Başarı Kürderde idi. işittiğime göre. Böyle önemli bir istihbarat araşnnlmaz mı? Haddi hesabı olmayan yalanlar da söyleniyordu. 'Emirülmücahidin' kullanıyorsunuz. Büyüklüğü ken¬ dime layık görmedim. ne de dışardan teşvik eden yoktur. Yalnız halkın çoğunun dine eğilimli olduğunu biliyorduk. Din kalkmış. Cemil Paşazadeler ve Necip Bey neye eğilimliydi? Ben kimseyi tanımam. Bit¬ lis işgal olmuş diye haberler geliyordu. Demek ki ayaklanma ve isyanı yalnız zat-ı aliniz düşündü¬ nüz? Evet. Hariçten dediğim ecnebilerdir. Sonra Hadimülmücahidin'i kullandım. Yani ümitvardınız? Ümitvardık. bu kadar ümmet-i Muhammed'in kanı¬ nı dökmek caiz mi? Zaten olmuştu. Sonra yalan olduğu or¬ taya çıkıyordu. Ne postamız. Bilim adamlarını. Halktan ümitvardık. Bunlarla görüştünüz mü? Görüşemedim. Zaman kalmadı. Bunları isteyelim dedim. Alacağınıza inanarak mı Diyarbakır'a hücum ettiniz? Diyarbakır'a hücum taraftarı değildim. Nakip Cemil Paşa¬ lar şeriata meyyaldardır diyorlar.

Şeyh Hasan burada yoktur. Bir mektubunuzda 'fetih' kelimesini kullanıyorsunuz. Melekanlı Şeyh Abdullah'ı Gırvas ve Muş cephelerine tayin ettim.. fetih deriz. çekip gidecektiniz. Hükümet is¬ teklerimizi kabul etmeseydi. Kumandanlar. Müslüman askerleri bizi t u- mahvederler diye düşünmediniz mi? Bu kuvveti size veren nedir? Kanıtımız yoktu. Bu kadar askerin hızla gönderilebileceği¬ ni sanmıyorduk.. Diyarbakır'ı alma amacınız ne idi? Rızkımız. öyle mi? Sonucun nasıl olacağını düşünmedim. Kim yazmış bilmiyorum. günah bizden gider. 155 . ağalar. Palu'ya kadar gidebilirsin dedim. Fetihten sonra bağımsız bir Kurdistan krallığı ilan edecek¬ tiniz.Elazığ'a saldıran kuvvetlerin komutanı kimdi? Şeyh Şerifi tayin etmiştim. muhtarlar. Evimizde otururduk. An¬ lamı ne bunun? Her neresi ahnırsa. hükümetle müzakere yapacaktık. otururduk. isteklerimizi kabul eder. Milletvekillennm büyük kısmı dindardır. Şeyh Hasan'ı da Kiğı cephesine verdim. Hicret izni verme¬ seydi. nasibimiz p tarafa gelmişti. Odur. isyandan önce hükümete başvursaydmız ya! Vaktimiz olmadı. Benim düzenli ordum yoktu. öyle mi? Krallık bizim niyetimizde yoktu. Hükümet taleplerinizi kabul etseydi ne olurdu? Günahtan kurtulurduk. ne de elimden gelirdi. Türkiye Cumhuriyeti askerleri. aşiret mensuplarıydı. öyle mi? Beli. Diyarbakır'ı aldıktan sonra ileri gelenlerle toplanıp. hicret isterdik. Ben ne başkanlık kabul ederdim. Şeriat kurallarını uygula¬ ma idi. Diyarbakır'dan sonra hükümet tekliflerinizi kabul etme¬ seydi. şimdi anladım. Sonra anladınız. medreseleri açarlar dedik. Başka kimdi kumandanların? Gazik cephesini de Şeyh Şerife vermiştim. Buradaki bildiriyi biliyor musunuz? Ondan haberim yok.

sizin için da¬ ha iyi olmaz mıydı? Yazın. O ifade za¬ ten benim değildir. malından korkuyorlar. İsyana ben karar verdim. onlar neden talep etmiyorlar? Ne kadar ehli şeriat varsa hepsi talep ediyor. Ben içinde idim. planlanmış bir şey varsa zaten biliniyor. Oğlunuz Halep'ten geçiyor. isyandan iki ay önce çıkıyor. Bunlar yapılmıyorsa. Fakat patladı. Padatmak niyetimizde yoktu. Bu havalide sizi tanıyan kimse olmadığına göre. ateş çoktu. Bunların içinde alimi ve cesuru sen misin? En alimi ben değilim. isyan ettiğin zaman. isyana kadar ne kadar zaman geçti? İki aydan fazla zaman geçti. O yazı benim değildir. Eğer düşünülmüş. Kışın iş yok. yoksa kafir askeri mi? Müslüman askeri olarak telakki ettim.. kışın en şiddetli zama¬ nında çıkar mı? Günde üç saatten fazla gitmiyorduk. İlkbahar. Yerler müsaitti. İslam içinde sizden bilgin yok mu? Varsa neden sadece siz düşünüyorsunuz? Alim elbette çoktur. Memleketinizden hangi ayda çıknnız? Kununi Evvel'de (Aralık) çıktım. O olay oldu. sonra isyan ediyorsunuz? Evet. fikrimde vardı. 156 . Fakat canın¬ dan. ziraat ve ticarede meşgulüz. Odun. Ben önce vardım. fakat tehlikeye atılan benim. yazın ya da sonbaharda çıksaydınız... Türk askerlerini Müslüman askeri olarak mı gördün. Allahutaala'nın kaderi ol¬ du. Sizin durumunuzda olan (yaşlı) biri. karar verilmiş şeyler.Bu isyanın esası nedir? Esasını kime atfedeyim? Lice'ye yazdığınız mektuba göre önceden düşünmüşsünüz.. imza da benim değildir. nasıl Diyarbakır'a hücum ettiniz? Her¬ halde bunlar önceden düşünülmüş. dediniz.

Baharda Hınıs'a gelmişti. Ondan sonra ne gibi harekâtlarda bulundunuz? Çabakçur'a. onlar katıldılar. Yusuf Ziya Bey'in Muşlu Reşit Bey'le ziya¬ rete geldiğini söyledi. bilhassa cephane almak için buraya girmek istedik. Muhaldir dedim. Dinimize çalışalım dedim. Kendisinden ders okumuştum. 'Bir Kurdistan kurmak üze¬ reyiz' dedi. Öyle midir? Diyarbakır yakın vilayet olduğundan. Ergani'de kimler vardı? Şevket Efendi. Kürt Teali Cemiyeti'nden haberiniz olmadığını söylediniz. Bana gelmişti.. isyandan kırk gün önceydi. tutmayan tutmuyordu. dediniz. Çay içip gittiler. diye soruldu. Diyarbakır'a girmeyi başaramadınız. cephane çok olduğu için. Sizinle beraber isyan ettiler mi? Tutan tutuyor. Hacı Hüsnü Efendi vardı. Bunlar Türk mü. Kürt mü? Türktürler. Siz de ayaklandınız.. Türklerle neden ilişki kurmuyordunuz? Eğil. Parasını İstanbul'a poliçe ver¬ mişlerdi. Ergani taraflarında Türkleri de davet ettim. Orada meseleyi açn." 157 . fikrim bunu kabul edemiyordu. Lice'ye gitmeye niyetim yoktu. Siz de Di¬ yarbakır yolumuzun üstüne düştü. Ma¬ den ve Ergani'nin işgalini orada duydum. Diyarbakır'a neden hücum edildi. Darahini'ye geldik: Licelilerin karşılamaya geldiklerini gördüm. İstanbul'a gitti. Ondan son¬ ra Kürtlere izin verdim. Bit¬ lisli Haydar Efendi.Ticaret için Halep'e gitmişti. Eğil'e gittim. Size söyledi. Hamit Ağa. evlerine gönderdim. Şuşar'da buluştuk. Ramazanda idi. Benim köyüme geldi. Oralarda bazı kimse¬ lerle görüştü. Bidisli Yusuf Ziya Bey geldiği zaman ne görüştünüz? Yusuf Ziya'yı tanırım. Halep ve istanbul'a ticaret için gitti. parasını aldı. Birkaç sa¬ at kaldılar. O geldiğinde ben çıkmıştım.

Salih Bey. yakalandıktan sonra Varto'daki ilk ifadesinde. siyasi cephede komitelerle çalışıyordu. Kürdük dahil. Dini alet etti¬ ler. isya¬ nın planlama değil." Kasım Ataç. üzüntü sonucu birdenbire doğduğunu söylü¬ yordu. Halit Bey'in tutuklanmasından sonra. kararını doğru bulmadığını yüzüne karşı söylediğini belirtiyordu. Siyasi cephe gizliydi ve çahşmalarında daha çok hücre esası geçerliydi. benzer sözlerle. yemin edenin kafasını kesseler.* Şeyh Said'in sorgusunda. 158 . Yusuf Ziya Bey ve Hacı Musa Bey'di. Kürdistan'ın bağımsızlık ve özgürlüğü için kuru¬ lan örgüte üye olanların. "Kürt sorunu"na dokunulmuyordu. ayrıntılar hariç. Siyasi cephenin önemli liderieri Halit Bey. hiçbir siyasi akımdan haberli ol¬ madığını. fakat tepkinin genel isyana dönüşebileceğini hesaplayamadığını söylüyordu. Şeyh Said ise dini cephedeydi. Esas maksadarı istiklal elde etmekti. Albay Halit Bey ve bazı yakın çalışma ar¬ kadaşlan. Kasım. Kürtle¬ re en azından özerklik verilmesi amacıyla isyan ettiklerini söylü¬ yordu. örgüt siyasi ve dini olmak üzere iki ana kola ayrılıyordu. sırlan saklayacaklarına dair yemin et¬ tiklerini söylüyor ve "yemin o kadar müthiştir ki. Binbaşı Kasım. Kerem Bey. Örneğin hareketin önde gelenlerinden Hanili Salih Bey. Şeyh Said'in bağımsız Kurdistan hayaliyle isyana karar verdiğini söylüyordu. ilk destek sözünün Kanireşli (Kariıovalı) Kamil Bey'den geldiğini beürtiyor ve şu açıklamayı yapıyordu: "Asıl sebep Kurdistan istiklali (özgürlüğü) idi. Şeyh'in köyünden ayrılarak halkı isyana hazırlayan toplantılar yaptığını. Oysa. din uğruna tepkicilere katıldığını. söylemezler" diyordu. Nitekim mahkemede dinlenen Binbaşı Kasım da. Şeyh'le evinde buluşup konuyu tartıştıklarını. dine karşı girişilen kısıdamalar ve medreselerin kapatılmasına tepki olarak doğduğunu söylediler. isyanın planlı olmadığını. Kasım'ın anlatımına göre. Şeyh Said'den sonra sorguları yapılan öteki sanıkların hemen tümü.

"esası" anlatırken. Savcı. davanın "esası" hakkındaki görüşlerini açıkladı. bu davetin eski bir dostluktan kaynaklandığını. 27 Haziran 1925 tarihinde. acelesi varmış gi¬ bi hızlı çalışıyor. toplu idam kararlan "üretiyor"du. ancak siyasi bir ko¬ nunun konuşulmadığını. olaydan bir ay önce Şeyh Said'i evine davet ettiğini. sorgulama ve sa- vunmalaria. Savcı Ahmet Süreyya Örgeevren. sıradakiler Şeyh Said ve arkadaşlarıy¬ dı. "benim katkımla yakalandı" dediği Kayınbabasından sonra ikinci sırada¬ ki kişi olarak 47 idam mahkûmu arasında yer alıyordu.Salih Bey. oğlu olaylara kanşmamıştı. Kürt isyanını. hemencecik karar biçi¬ liyordu. son ana kadar bir Kürt isyanının padadığından bile haberii değildi. "elindeki iş"i bir an önce bitirmek üzere. bağımsız Kurdistan kurmayı amaçladıklarım. Şeyh Abdullah. soruşturma. Fakat. yine görev başındaydı. "aynntıya" inmeye zaman yoktu. ama niyetlerini din perdesiyle örttüklerim söylü¬ yor. Gerekenin yapılma¬ sı için "teslim edilen" insanlar hakkında. Şeyh Abdullah. daha sonra da savaşa katılmadığını belir¬ terek beraatini istiyordu. sanıklardan her birinin geçmişi ile son yapriklarım uzun 159 . idam edilmesi. kanıtların aranıp bulunması iddianamenin hazırlanıp okunması. Fakat söyledikleri dikkate alınmıyor. hiçbir eyleme katılmamış. Şeyh Said'in damadı ve doğu cephesi komutam Şeyh Abdullah. Şeyh Said'in yakalanmasında yardımcı olduğunu söyleyerek bera¬ atini istiyordu. İlk "temizlikten" sonra. İdamına karar ve¬ rilen 47 kişi hakkındaki araştırma. Seid Abdülkadir. Onlarla biriikte ipe çekilenlerden bazdan. Zamanı durduran hız. TOPLU İDAM KARARI Diyarbakır'daki "Şark İstiklal Mahkemesi". Bosna-Hersek ile Arap ihti¬ lallerine benzetiyordu. ek olarak geçmişte Ruslara karşı sa¬ vaştığım anlatıyordu. isyancıların. topu topu bir aylık bir zamana sıkıştı¬ rılıp tamamlanmıştı. yakın tarihte yaşanan ve Osmanlı'dan kopma başansına erişen Arnavutluk.

Yerinden doğruldu. savcının takla atan tavrı karşısında şaşkınlık içindeydi. Bu yüzden şaşkınlık büyüktü. Her ağızdan bir ses çıkıyordu. Her zamanki masaya. Hücrelerine dostane ziyaretler yapıp öğütler veren adam gitmiş. daha birkaç gün ön¬ cesine kadar küçük birer cezayla kurtulacaklarını inandırarak anlatan kişiydi. askerler süngülerini doğrultup. kimileri de verilen "namus sözü"nün yerine getirilmemesinden yakınıyordu. "idam edilmemizi istedi" yanıtını alınca onlar da öfkeyle söylenenlere katılıyordu. Türkçe bilmeyenler. Şimdi.uzun sıralıyordu. heyecansız. uzak duruyorlardı. kaderleri tersine dönmüştü şimdi. Ölüm tutsakları içinde. Türkçe bil¬ meyen ölüm yolcularından çoğu. bu¬ gün canlarının alınmasını istiyordu. 1 60 . Anlayanlarsa. yine her zaman olduğu gibi tek başına oturdu. onları susturuyorlardı. yalnızdı. Çünkü. ne dedi bu adam?" diye soruyor. sakin görünen tek kişi Şeyh Said'di. savcının ne deyip. Dünkü "dost". can almaya adanmış biri gelmişti. Bir zamanlar. elindeki listede yer alanların "idam ceza¬ sıyla tecziyesine" diyerek sustuğunda öğle olmuştu. Savcı. "susun. bitişikteki yemek salo¬ nuna yürüdü. onu görmezlikten geliyor. yerine. gücün öf¬ kesini üstlerine sıçratmaktan korktukları için mi bilinmez. Mahkeme öğle yemeği için duruşmaya ara verdi. O yüzden kimileri yakın akrabası aleyhine tanık¬ lık bile etmişti. Türkçe bilenlere. "kavi ile kasemlerinde" böyle bir şey yoktu. sükûneti bozmayın!" diye bağırıyor. bakışını üstüne çekmek için bile çırpınan yol arkadaşlarından bazıları. olağanüs¬ tülüğü sezinlemiş. Karışıklık sürerken. Telaşsızdı. haklarında ne istediğini anlamamışlardı. Sanıklar bölümü karmakarışık¬ tı. Süngüler arasında. Oysa. Kimileri oyuna getirilip tuzağa düşürüldüklerini söylüyor. "ne oldu. Esir düştüğünden beri. boyunlarına ip geçiren bu adam.

Hizmet eden askere kahve ısmarladı. Tabağa koydu. ikinci kahvesini bi¬ tirdiği sırada.Şeyh'in son günlerine ilişkin olarak tarihe tanıklık eden Türk basınının yazdığına göre. Karann açıklanması ertesi güne." diye ekledi. nöbetçi askerler vaktin geldiğini haber verdiler. "Cumhuriyet Hükümeti'nin bir ferdinden. Gazi Paşa'ya kadar dehalet (rica) ederim" diyerek beraatini istiyordu. ne de arkasmdayım. Mahkeme başkanının "başka?" sorusu üzerine durakladı. ölüm yolcuları için bir gün daha yaşamak demekti. Öfke¬ sinin nedeni. Ayağa kalktı. onu dış güçlerin tahri¬ kiyle isyan etmekle suçlamıştı. başkan tutuklulara tek tek. "Allah'a ayandın Ecnebilerin parmağı yoktur" cümleleriyle geçri tutunaklara. "kaderi" olarak açıklayan Şeyh'in son sözleri. af. Sonra. 28 Haziran 1925 Pazara er¬ telendi. az sonra anlaşdacaktı. Sinirli görünüyordu. sakin haliyle yemeğini yedi. kimi de adalet istiyordu.. Mahkeme boyunca. yanı başında bekleyen askerlere "ben hazırım" dercesine bakri. ardından öteki sanıklara son sözlerini sordu. son bir diyeceklerinin olup olmadığını sordu.. Başkan. * * * 28 Haziran 1925. Son¬ ra ekledi: "Cezanın tahaffüfünü (hafifletilmesini) isterim. Kahvesini. tek başına oturduğu masada. "ben bu işin (isyan) ne evvelinde. Sonra bir tane daha söyledi. herhangi bir seyahatindeki molada olduğu gibi artık alışılan huzurlu. Oturum yeniden açıldığında. Savcı. İlk muhatap Şeyh'ti. ı6ı . Sıcak. Cebinden kahvelerin parasını çıkardı. içindeyim" diyen ve olayların "ortasında" olmayı. Evin bir odasından ötekine geçiyormuş gibi yürü¬ meye başladı. Şeyh Abdullah. Bu. Ayağa kalktı. Kimi beraat. sıcağı yapışkan bir Diyarbakır saba¬ hıydı. ağır ağır yu¬ dumlayarak içti.

askerler sokaklara akmış. "ölüm töreni"nin dış hazırlıklan ta¬ mamlanmıştı. sabahın bulanıklığına kas¬ vet ve korku sinmişti. bayrama gidiyormuş gibi hazırlanıyorlardı. Asker. "tepkilerin tehlikesine" Şehrin bir başka kesiminde farklı bir heyecan yaşanıyordu. İlerleyen dakikalarda. Bilmeden o yöne sapanlar. ana cadde. so¬ kak başlarını. arka so¬ kaklara sürülüyor. Sıcakların ortalığı dol¬ durduğu dakikalarda. sivil şeflerle. Sonra uzaklardan. şehir postal ve komut sesleriyle uyanmaya başlamış. Elleri kelepçeli. * * * Vakit gelmiş. meydan ve kavşakları tutmuş. ay¬ nı sabahın erken saatlerinde. derinden derine duyulmaya başladı. Onların dışındaki insanlann. Şehri içerden sarmış. karşı hazırdı.. Mahkeme heyeti sahnede¬ ki yerini almıştı. saat tamamlanmıştı. Türk devleti. Adı ve piyade askeri birlikler. Daha tan ışırken. bir zamanlar sinema se¬ yircisine yapıldığı gibi yerleri gösterilip oturtuluyordu. Sokaklarda görülmeye başlayan Diyarbakıriılar. uzaklaşrinlıyordu. havaya giderek hü¬ zün karışıyordu. yani devlet nezdindeki "hatıriı" kişiler. şehre dağılmış. Dağkapı'ya. onlann eş ve ye¬ tişkin çocukları. ayaklan prangalı isyancılar getiriliyordu. gözleri beklenmeyen ve "bilin¬ meyen bir düşman" 1 tarayarak yan yana dizilmiş askerier arasın¬ dan geçerek. "sekinelerie". süslenmiş halleriyle sokaktaydı. Güneş yükseldiğinde. parmaklan tetikte.. görevli askerler eşliğinde salona alınıyor. her yana dağılmış. sinemanın bulunduğu semte yaklaşması yasaklanmıştı. hatıriı davetliler şık giysileri içinde. 162 . bir zamanlar beyaz perdede film seyret¬ tikleri sinema salonuna gidiyorlardı. düğüne. Ellerinde "davetiyeleriyle" sinema kapısından giren çağrılılar. tüfekle¬ rinin namlularına süngüleri takmıştı bile.Diyarbakır'da gün erken başlamıştı. zincirlerin taş zeminde çıkar¬ dığı ses. idamlan açıklarken. "bugün Şeyh Said'i asacaklar" diye fisıldaşıyoriardı.

yargıç olduğunu ve ta¬ rihe konuştuğunu unutmuşçasına şöyle diyordu: "Kiminiz hasis. kolu. hesap vermek üzere adaletin huzuruna çı¬ karıldınız. ihrilal bölgesindeki en önemli il merkezlerinden Diyarbakır kentini de kuşatan ve orada bile inat ve ısrarla savaşıp vuruşmaktan çe¬ kinmeyen. aşağılıyordu. devlet ve hükümetin zabıta ve askeri kuvvetleriyle kanlı bir savaş halinde çarpışmak sureriyle zapt ve işgal eden. Başkan bir hu¬ kuk adamı değildi. Ve hepiniz yakalanarak. "Ayrıntılarıyla beyan olunduğu üzere. ezen. kişisel çıkarlarınıza bir zümreyi alet.Sesler giderek yaklaştı ve salona doldu. aşağılayan bir roldeydi. karşısındakderi bir de konuşmasıyla eziyor. daha sonra sistemin iyiliklerini sayıyor. heyecanlı görünüyorlardı. Ölüm tutsakları. bir bölgeyi ateş içinde bıraktınız. Hukuk içinde konuşmuyor. Mahkeme Başkanı Denizli Milletvekili Mazhar Müfit Kansu kararın gerekçesini okumaya başladı. Dünya yargı tarihinde bir başka benzeri var mıydı bilinmez ama. bir¬ birine zincirlenmiş olarak yerlerini aldılar. yani bağımsız Kürdistan'ı kurmaya yöneldiniz. Önünde eli. Başkan. Şeyh Said heyecansız ve durgun görünen tek kişiydi. ayaklan¬ manın devam ettiği haftalar ve aylar boyunca birçok şehir. hepiniz bir noktaya." diyerek elindeki metni okuyordu. Yıl¬ lardan beri düşündüğünüz ve hazırladığınız genel ayaklanmayı yaparak. bağımsız bir Kürt-lslam Hükümeti kur¬ mak maksat ve gayesiyle Şeyh Said'in başlattığı silahlı ayaklanma ve ihtilal hareketine çeşitli şekillerde karışıp karilarak. Tedirgin. kiminiz yabancı kışkırtmasını ve siyasi hırslannı rehber ederek. hatta dili bağlı tut¬ saklara hükmeden. O güne kadar sanıklara karşı mesafeli ve nezakedi olan başka¬ nın üslûbu bugün bir tuhaftı. Kürtlerin bundan sonra şeyh ve ağalar tarafindan sömürülme- 163 .. Denizli Milletvekili Mazhar Müfit Kansu. yalan yere din ve şeriatı araç yaparak. kasa¬ ba ve köyleri. gericiliğiniz derhal yok edildi. Baş¬ kan. Cumhuriyet rejimiyle Kürtlerin de kurtarıldığını söylüyordu. Cumhuriyet hüküme¬ tinin azimli ve kesin hareket ve cumhuriyet ordusunun öldürü¬ cü darbeleriyle. hakareder yağdırıyor. ayaklanmanız.." Mahkeme başkanı.

askerlerin gelip ellerini ve ayaklarını zincirlemesini bekledi. Cumhuriyetimizin feyizli ilerleme ve mutluluk vaat eden yollarından yürüyerek. ayak bileklerindeki prangayı sürükleyerek. süngüler arasında. Arap Abdi. Kimileri de açıklanan karar karşısında şoka girmiş. Termili Şeyh Abdullatif. Şeyh Şerif. Fakih Hasan Fehmi. tepkiye dönüşen şaşkınlık yaratmışri. Silvanlı Şeyh Şemsettin. Dudaklarında. Hanili Bey oğlu Hasan. verilen şeref ve namus sözüne kandıkları için kahrediyor. Karar saatinde gözler. Hanili Hacı Salih Bey. Şeyh sakin. dönemin gazete¬ leriyle resmi belgelerdi. Hanili Şeyh Adem. donmuş gibi hareketsiz. Kargapazarlı Halil oğlu Mehmet. Şeyh Hasan. Yargı kulu sahneden çekildikten sonra. Korku hali de yoktu yüzünde. bakıyor.yeceğini. Balkanlı Molla Emin. heyecanlanmamış gö¬ rünüyordu. onlann refaha erişecekleri mutlu günlerin yakın olduğunu haber veriyor ve şöyle diyordu: "Zavallı halk (Kürder). Piranlı Molla Mahmut. kimi ağlıyordu. Harputlu Şeyh Celal. Tokiyanlı Halit oğlu Kamil. Termili Şeyh İs¬ mail. Garipli izzet Bey. hakkındaki karara şaşmamış. kardeşi Baba Bey. Sinik- 164 . Resmi tutanaklara kaydedilen biçimiyle. Şeyh Ömer. ölüm mahkûmları şunlardı: "Şeyh Said. Harpudu Şeyh Ali. Madenli Kadri Bey. Ardından. öylece kalakalmıştı. Ki¬ mi. belli belirsiz kahırlı bir gülümsemeyle mahkeme heyetine ölüm listesini dinliyordu. ağır adımlarla sinema salonundan çıktı. Canlı Şeyh Abdullah. Gazetelerin yazdığına göre. Çanh Şeyh ibrahim. refah ve mutluluk içinde yaşayacaktır. Valirli Hoca Sadık Bey. damadı Melekanlı Şeyh Abdullah. kurbanlar arasında. toplu idam ka¬ rarı. oğlu Meh¬ met Bey. isyanın lideri Şeyh Said'e çevrilmişti. Hanili Mustafa Bey. "aldatıldık" diye bağırıyor." Isyancdarm idamına iüşkin tek bilgi kaynağı. Şeyh Said başta olmak üzere. 47 kişi suçlu bulunmuş ve idam cezasına çarptınlmışn.

yaşı küçük olduğu için idam¬ dan kurtulmuş. Zoravalı Şeyh Cemil. Balkanlı Hacı Halit.li Hasan oğlu Süleyman. öğretmen Musyanlı Molla Cemil." * Mahkeme 49 kişi hakkında ölüm kararı almıştı. on beş yıl kürek cezasına çevrilmişti. Bidisli Mehmet Salih Efendi. Ahmet oğlu ismail. daha mahkeme karan açıklanma¬ dan başlamıştı. Mehmet oğlu Tahir. Şeyh Muşu oğlu Şeyh Ali. Sıhhiye katibi Niyazi. 28 Haziran 1925 Pazar sabahı. Beraat edenler de şunlardı: Yarikanlı Ahmet oğlu Reşit. Asılacaklann sayısı biliniyormuşçasına. Muşlu Mehmet. Şerifoğlu Süleyman. karannı 165 . Hanili Mustafa Bey oğlu Mahmut Bey. vatanseverane hizmetleri hafifletici neden kabul edilmiş ve hakkındaki idam kararı. Mehmet oğlu Ahmet. Az aşireti reisi Demiroğlu Ömer oğlu Süleyman. Bunlardan Çabakçur (Bingöl) Kaymakamı Çerkez Hüseyin Hilmi'nin daha sonraki. Fakih Hasan'ın katibi Tahir. darağacı için kalas. birkaç gün önce satın alınıp de¬ polanmış. İDAM TÖRENİ VE YAN YANA 47 SEHPA "Ölüm töreni" hazıriıklan. Kargapazarlı Ahmet oğlu Reşit ve Ahmet oğlu Süleyman. jandarma Ali oğlu Hasan. Çerkeş Jan¬ darma Halit. Kargapazariı Ha¬ lit. Çapakçurlu Süleymanoğlu Yusuf. Hınıslı Kamil Bey oğlu Abdullatif. Rutkanlı Nimet. Çabakçurlu Mehmet oğlu Hüse¬ yin. Salih oğlu Hüseyin adındaki sanık. cellatlar da tedarik edilmiş. askeri garnizonda misafir edilmişlerdi. Bucak Müdürü Tayyip Ali. Darahini müftüsü llyas. Bahri Bey. Ka¬ sım'ın kardeşleri Ali ve Cindi. Sü¬ leyman Bey. Yamak aşiretinden Ali Baban. Adana'da on beş yıl kürek cezası çekmeye mah¬ kûm edilmişti. yetecek kadar sicim. Salih oğlu Hasan. Diyadinli Temur Ağa. Meh¬ met oğlu Maksut Hacı Sadullah oğlu İbrahim. mahkeme heyeti. emekli Binbaşı Kasım. Kerkerut- lu İsmail oğlu Ali.

sehpaların boy hizasına önem verenler. Darağaçlarının bulunduğu alanın hemen ötesinde. sivil şefler ile eşleri. yan yana 1 66 . Da¬ rağaçlan. testere ve keser sesleri duyulmaya başlamıştı. tribündeki yerlerine otur¬ tuldu. Törene çağrılı "erkân". huzur içinde seyretmeleri için tribün inşa ediliyordu. bacakları arasından sicimler sallandırılmıştı bile. unutuluyordu. Tribün inşaatı ise henüz sürüyordu. seslerini duyamayacakları aralıklarla kurul¬ mak zorundaydı. darağaçlan. s- Özenle hazırlanmış. yasaların gereklerini hesaba katmıyorlardı. Mahkeme kararını açıkladığında. aynı gün. makamları¬ nın konumlarına uygun düşecek biçimde oturmuşlardı. ayaklar birbirine değecek yakınlıkta kurulmuştu. estetik kaygıyla. çekiç. Diyarbakır'ı birkaç ay önce Şeyh'e karşı savunmuş olan ko¬ mutan Mürsel Paşa. Diyarbakır'ın Dağkapı meydanında. "Devlet erkânı" ve seçkin konuklar rütbelerine. Fakat. ta kalkıp Ankara'dan gelmiş seçkin konuklarla. mihmandarlar tarafindan karşılanıp. Osmanlılardan kalma yasa maddelerine göre. saat ve zamanda ve aynı yerde birden fazla kişi asılacaksa eğer. mahkeme heyeri. Yasanın bu maddesi. "darağaçlan" (sehpa) çok¬ tan kurulmuş. töreni görmek için Anka¬ ra'dan kalkıp gelen Diyarbakır milletvekilleri Cavit Ekin ve Şeref Bey. "Darağacı" ayaklarının aynı boyda. boyları testereyle kesilip eşitleniyordu. askeri. bütün aynnrilan programlanmış "idam töreni" gece yarısından sonra başladı. başka bir deyişle. askeri disiplin kurallanna göre "nizami" olması. estetik durması için kalasların tomurcuklan keser darbeleriyle düzeltiliyor. eşleri. Diyarbakır'daki asker.açıklamak üzere daha sahneye çıkmadan. Seid Abdülkadir ve arkadaşları için uy¬ gulanmamıştı. si¬ vil yöneticiler. çocuklan önlü arkalı. çocukları ve davedilerin "idam töreni"ni. Şimdi bir kez daha yadsınıyor. mahkûmların birbiri¬ ni göremeyecekleri.

Behçet Cemal. "tören alanı" Dağkapı'ya akın etmeye başla¬ mıştı. Şeyh Said'in son anları için "hücresinde hapis¬ hane müdürü Osman'la görüşüyordu. şehir içindeki sokak başlan. 167 . aralarında gülüşüp ko¬ nuşarak "memleket ahvalini" değerlendiriyor. Mürsel Paşa. bando-mızıka takımının eksikliğiydi. Fakat ahret işleriyle değil. seçilmiş milletvekilleri ve mahkeme heyeti bir kümeydi. sün¬ gülü askerier tarafindan protokol tribününden uzakta tutulmuş¬ tu. güven duymadıklannı "yasak" diyerek geri çeviriyor. bir şenliği. gülüşmeleri bazen kahkahaya dönüşüyor ve sesleri meydanda yankılanıyordu. Meydanın düzenlenmesi ve dekoru. Kuşatma konusunda. suçluların asılması sırasında. bir ölüm ayininden çok. cadde ve meydanlar da unutulmamış. Tören. bakışlanyla etrafi tarıyor. buralara tam teçhizadı askerier yerleştirilmişti. "Kudama şenliğinden" tek eksiği. Bkbirine kol mesafesinde sıralanan askerler. "TC'nin biriik ve bütünlük ruhunu zedeleyecek" herhangi bir davranışta bulunmaması. Bunun dışında her şey yerii yerindeydi. "kuru kalabalık" olduğu için. İdamı görmek isteyen meraklı kalabalığ saatler öncesinden. Bu arada kalabalık. ya da futbol maçının başlamasını bekleyen seyirci sabırsızlığıyla oturuyorlardı. Seçkinlerin deyimiyle bu.tiyatro sahnesinin açılmasını. çiçeklerle bezenmemesi. alanın taklaria. şehir dışına açılan yollar. "tören alanına" yaklaştırmıyorlardı. dünya işleriyle meşguldü" diye yazıyordu. Törenin başlamasını beklerken. arka sokaklara sürüyor. huzur içinde gerçekleştirilmesi" için bütün alan askerierce kuşarilmıştı. merhamet belirtisi içeren herhangi bir ses ya da söz etmemeleri konusunda uyarılmıştı. bir gün önce şehre ilan edilmiş. "İdamlann güven. isteyenlerin seyre gele¬ 'I bileceği duyurulmuştu. kudama törenini andırıyordu. idam mahkûmlarının bulunduğu semte.

Behçet Cemal'in, "dünya işleri" dediği, Şeyh'in geride bıraka¬
cağı eşya ve parasının çocuklarına iletilmesine ilişkin insani vasi¬ yetiydi.

Şeyh'in son anlarına Fransız, ingiliz ve Amerikalılar dahil,
dünyanın çeşitli köşelerinden gelmiş gazeteciler de tanıklık edi¬

yordu. Daha sonra Fransız ve ingiliz basınında yer alan yorum¬
larda, Şeyh'in son dakikalarında, insan iradesini aşan bir meta¬ net içinde olduğu belirtiliyordu. Lord Kinross yazıyor:
"Çoğu, cesaretli bir şekilde öldü. Şeyh Said sonuna kadar is¬ tifini bozmadı. Sehpaya çıkarken, mahkeme başkanına gülüm¬ seyerek, 'senden hoşlandım' dedi. 'Ama kıyamet günü hesapla¬

şacağız.' Askeri komutana takılarak, 'Paşa' dedi. "Gel de düş¬
manınla vedalaş.' Gömlek üzerine geçirilirken kımıldamadan
durdu."

Adım küfür, hakaret ve aşağılamayla anan Türk basını bile, idama giderken korktuğunu, tökezlediğini yazmıyordu.
Yerli ve yabancı gazeteciler, Şeyh'in darağacına hazırlanma

anına tanıklık etmek istemişlerdi. Yönetim, isteklerini uygun bul¬ muştu. Gazeteci ordusu, başlarında hapishane komutam üsteğ¬ men Osman olduğu halde hücresine girdiğinde, ailesine verilmek üzere vasiyetnamesini bitirmek üzereydi. Yazdıklarının altını im¬ zaladıktan sonra, teğmene döndü ve vasiyetname ile cebindeki

parayı uzatarak, "bunları evlatlarıma verin" dedi.
Bir an durakladı. Yüzünde bir gülümseme belirdi. "Bakın, bu ga¬ zeteciler şahidimdir, inşallah bunları teslim edersiniz" diye ekledi. Şeyh, az sonra ölüme gidecek olan o değilmiş gibi rahat, hu¬

zurluydu. Üsteğmenle şakalaşıyor, sohbet ediyordu. Bu haliyle,
ister istemez, çevresini saran öğrencileriyle sohbet ede ede baldı¬

ran zehirini içerek, hakkında verilmiş ölüm cezasını kendi eliyle
yerine getiren Sokrates'i anımsatıyor, onu andırıyordu. Hapishane komutanı, vasiyetname ve paraları evlatlarına ve¬ receğine dair namus sözü verdikten sonra, "kaç evladınız var?" diye soruyordu. Şeyh, yüzünde bir anlık dalgalanmayla, "on" ce¬ vabını veriyordu. Bir anlık duraklamadan sonra, yeni bir şey ha-

ı68

tıriamış gibi "beşi kız, beşi de erkek" diye ekleyerek, adlannı tek
tek sıralıyordu:

"Ayşe, Hayriye, Azize, Fatma, Fahime, Gıyaseddin, Ali Rıza,
Selahaddin, Ahmet ve Abdülhalik..."

Şeyh'in hücresine doluşmuş gazeteciler, o an akıllarına ne ge¬

lirse soruyoriardı. Biri, "bütün çocuklarınız aynı anneden mi? di¬
ye soruyordu. Gülümseyerek iki eşinin bulunduğunu söylüyordu.
Korkusuzluğu, soğukkanlılığı ve aldırmazlığına şaşmış gazete¬

ciler, isyan başlatmaktan ötürü pişman olup olmadığını, ölüm¬ den korkup korkmadığını soruyorlardı. Şeyh, pişmanlık ve kor¬

kuya ilişkin sorulan bir arada üç kelimelik bir cümleyle, "kade¬
rim olduktan sonra..." diye cevaplıyordu.

Gazetecilerden biri, son sözleri yerine de geçebilecek bir şeyler

yazması ricasıyla not defterini uzatıyordu. Bir başka gazeteci de, aynı anda ona sigara sunuyordu. Şeyh, önce sigarayı aldı. Yaktı.
Derinden derine birkaç nefes çekti. Sonra sükûnet içinde sigarası¬
nı içerken, deftere şunları yazdı:

"Asıldığıma hiç acıma. Zir.?. Allah ve din uğrunadır."

*

*

Şeyh Said, namaz kılıp dua etmek için yalnız kalmak istediği¬
ni söyleyince üsteğmen Osman ve gazeteci ordusu hücresinden çı¬
kıyordu. Şeyh yalnız kaldı. Cep saatini çıkarıp baktı. Gece yanlanmıştı.

Yatak yerine de kullandığı, ot doldurulmuş şiltenin senli ol¬

duğu sedire yöneldi. Yönünü Mekke'ye çevirdi. Ellerini bağlayıp

sükûnet ve serinkanlılıkla namaza durdu. Eğilip doğrulurken, du¬
daktan belli belirsiz kımıldıyor, kımıldadıkça kınalı ak sakalı tit¬
reşiyordu.

Namazdan sonra, şilteye diz çöktü. Avuç açıp uzun bir duaya

durdu. Kur'an'dan ayetler okudu. Duasım fatiha ile bitirdi. Son¬ ra avuçlarıyla yüzünü, sakalını sıvazladı. Tanrıya şükredip oturu¬
şunu değiştirdi. Bağdaş kurdu.

99'luk tespihini eline aldı. Dua eşliğinde çekmeye başladı.
Gözleri yumuktu.

169

Şeyh, cellatların gelip "haydi" diyecekleri anı tespih çekip dua
ederek beklemeye başladı.

Askeri doktor, ölüm mahkûmlarının hücrelerini tek tek dola¬
şıyor, sağlık açısından "idamlarına engel bulunup bulunmadığı¬ nı" kontrol ederek, yasaya ilişkin maddenin gereğini yerine geti¬ riyordu. Mahkûmlara, "bir rahatsızlığınız var mı?" diye sorup, "hayır" cevabını alınca, yandaki hücereye geçiyordu.

Ölüm mahkûmlarından Şeyh Ali, doktorun sorusuna karşıhk
olarak, belini üşüttüğünü, sırt ağrılarından muzdarip olduğunu söylüyordu. Ertesi günkü gazeteler. Şeyh Ali'nin rahatsızlığını

çarpıtıp alay ve küçük düşürme konusu yapıyor, "mahkûmlar¬
dan Şeyh Ali, muayene sırasında hastalığı sorulunca, utanmadan

iğrenç bir cevapla, bel soğukluğuna yakalandığını söyledi" diye
yazıyorlardı.

Doktor hücresine girdiğinde. Şeyh Said hâlâ dua ediyordu.

Duasını bitirip, yüzünü, sakalını sıvazlayıncaya kadar, doktorun hücreye girdiğini duymamış, fark etmemiş gibi davrandı. Duası¬ nı bitirdikten sonra, başını kaldırdı. Doktora baktı. Doktorun so¬
rusu üzerine, bir şikayetinin bulunmadığını söyledi. Şeyh, idama hazırdı.

Ölüm hücreleri, eski çağlardan kalma zindanlardı. Yeraltın¬
da, yarı karanlık ve rutubetli...

Cezaevi Muhafız Bölüğü'nün komutanı Nafiz'in bağırtısı, zin¬
danın koridorlarında çınlıyordu. Komutan, öğrencilerini pikniğe davet eden öğretmen edasıyla, bağırıyordu:

"Hadi bakahm! Vakit geldi! Birer birer çıkın hücreleriniz¬
den..."

Ölüm mahkûmları, hücre kapılarında beliriyor, ağır adımlar¬
la yarı karanlık koridorda kümeleniyordu. İçlerinde ağlayanlar
vardı. Birbirine sarılarak, "hakkını helal et" diye fısıldaşarak vedalaşıyorlardı.

170

Komutanın sert buyruğu bir kez daha duyuldu. Bu kez emrin¬
deki askerlere komut veriyordu:
"Mahkûmları birbirine zincirieyin!"

Yan karanlık koridorda zincir sesleri duyuldu. Zincirier nere¬

den, nasıl bulunmuşsa, halkalan iri ve kalın olanlanndandı.
Kürtlerin "zincir a çoruz" dedikleri, iki çift öküzle tarialar sürü¬

lürken, sabandan boyunduruğa bağlanan iri, kalın halkah, ağır
ve dayanıklısından...

Mahkûmlar, bu zincirle, el ve ayak bileklerinden birbirine
bağlanıp kilitlendiler.

Duruşmalara, "birinci derecede suçlu" muamelesiyle en önde

getirilip götürülen Şeyh Said, isyandaki konumunu tanımlayan
söylemiyle, bu kez "ne önde, ne de arkada"ydı. Ölüme giderken,
kafilenin ortasındaydı.

Mahkûmlar, cezaevi avlusuna, oradan da bahçeye çıkanldı1ar...

İsyanın ideologlarından Fakih Hasan, en öndeydi. Darağacı¬
na önce o gidecekti.

Mahkûm kafilesi, meydana açılan kapı önünde durduruldu.

Çit şıklığıyla çevrelerini sarmış süngülü askerler, teftişten geçecek biriiğin kılık, kıyafet ve duruşunu son kez gözden geçiren subay
edasıyla mahkûmlan inceleyip, tekrar tekrar saydılar.

Mahkûmlar, son sayım ve denetim duraklamasından yararia¬

narak, vedalaşmak üzere bir kez daha birbirine kanştılar. Elleri
arkadan zincirli olduğu için kucaklaşamıyorlardı. Göğüs göğüse

gelip, boyunlarını birbirine dolamaya çabalıyor, ağlıyor, birbın
için dua ediyorlardı.

Kanireşli (Kariıova) Kamil ve Baba Bey kardeşler, karşılıklı

büyülenmiş gibi kıpırtısız, öylece birbirierine bakıyor, ağlıyorlar¬
dı.
Hanili Mustafa Bey ve gencecik oğlu Mahmut gogus goğuse

......

..,..

gelmiş, biri yüzünü ötekinin boynuna gömmüş öylece duruyor,
hıçkırarak ağlıyorlardı.

171

Mustafa Bey, hüzün şarkısı gibi bir mırıltı tutturdu. Bu bir ila¬

hiydi. Öteki mahkûmlar, isyan gibi anında ona katıldılar. Mey¬
dan ilahi ve "Allahu ekber!" sesleriyle doldu. Seçkinler tribününde, aynı anda bir rahatsızlık, el kol hareket¬ leri görüldü. Askerler telaşla koşuşturdular. Mahkûmları dipçik, süngüyle tehdit edip "susun!" diye bağırdılar. Ama, isyan etmiş, itaat dinlemez olmuşlardı. Sesleri daha yük¬ selip gürleşti. Mahkûmlar emre itaat etmiyorlardı. Şeyh Said de arkadaşlarına katılmış, bakışlarını göğe çevirmiş ilahi söylüyor, sonunu, "Allahu ekber!" diye tamamlıyordu. Hanili Salih Bey, heyecanlanmış, heyecandan kendinden geç¬

miş gibiydi. İlahiden kopan, ilahileri bastıran, heyecandan çatallaşmış sesi duyuldu. Arkadaşlarına sesleniyordu:

"Bugün, erkeklerin yiğitlik günüdür" diye bağırıyordu. "Ölü¬
me nasd gittiğimizi dostlarımıza ve düşmanlarımıza gösterelim!"
Sonra ekliyordu:

"Mert olun! Size yaraşır biçimde dik durun. Tutun gözyaşlannızı!"

Muhafız bölüğü komutanı, şaşkın kalmıştı. Mahkûmlan sus¬ turmak için "susun lan, yürüyün!" diye bağırıyordu.

Türk resmi tarihine kaynaklık eden Behçet Cemal'in yazdığı¬ na göre, Dağkapı meydanında sıra sıra dizilen 47 "sepi" (darağa¬ cı), seyre çağrılanların iyi görmesi için aydınlatılmıştı. Seçkinlerin tribünü, darağaçlarının hemen karşısında, yakı-

nındaydı. İdam mahkûmları, sıralarını beklemek üzere tribünün
önünde durakladılar. Bu sırada, Kürtçe aksanlı bir ses duyuldu: "Said Efendi nerede?" Şeyh, sesin sahibini tanımıştı. Mahkeme üyelerinden Revan¬ duzlu Kürt Ali Saib'di bu. Şeyh Said: "Buradayım Saib Bey" diye karşılık verdi. Sonra, "idamlar ayininin evrensel tarihinde" eşine nadir rast-

172

lanan bir diyalog başladı, asılanla, asanlar arasında. Tarih, asan-

larıyla söylese söylese asılmaya giden bir başka örneği kaydedi¬
yor muydu?

Şeyh Said, sanki hayadarın iple boğulduğu ölüm alanında de¬

ğil de, sohbet divanındaydı. Laf dokunduran asanlarına filozofça
cevaplar yetiştiriyordu.

Ali Saib, ona seslenirken, yüzünde her anlama çekilebilecek
bir gülümseme vardı.

O, Şeyh'in hücresine "dostane ziyaret" yapanlann başında ge¬ liyordu. Genelde Kürtçe yapdan hücre sohbetlerinde, dini konu¬
lar, dünya ahvali ve Kürderin hali dahil her şey konuşuluyor, tar¬

tışılıyordu. Ali Saib, bu arada "iyiÜk yapan bir dost" olarak,
doğruyu söylemesi, kaide ile kurallara uyması halinde ağır ceza

almayacağını, kısa bir sürgün hayatından sonra serbest bırakıla¬ cağını söylüyor, "gelecek baharda Hınıs'taki evinizde biriikte ku¬
zu eti yiyeceğiz" diyordu.

Şeyh kahıriı bk gülüşle ona şeref sözünü hatırlatıyordu:
Ali Saib Bey, hani ya, doğruyu söylersem kurtaracaktınız?

Ne yapalım Said Efendi, seninle Hınıs'ta kuzu yiyemedik. Doğruyu söyledim, Saib Bey. Ama siz cezamı hafifletmedi¬
niz.

Şeyh Efendi, bundan hafif ceza mı olur?
Şeyh güldü: Bundan ağırını siz söyleyin...

Ali Saib suskun kalmıştı. Şeyh, ekledi:

Seni severim. Ama seninle mahşer günü mahkeme olacağız.
Ali Saib öfkeyle bağırıyordu:

Bu kadar Türk kanının dökülmesine, ocaklann sönmesine
sebep oldun. Cezanı çekeceksin!

Ali Saib, yakaladığı avla oynayan kedi misali, kurbanıyla oy¬

namanın zevkini çıkarıyordu. Ama kurbanı darbelerin akında
kalmıyor, karşılık veriyordu.
Seninle, mahşer günü mahkeme olacağız!..

Mürsel Paşa ve milletvekilleriyle yan yana oturan mahkeme
başkanı Lütfi Müfit Özdeş de diyaloga katılıyordu:

173

Beni mi çok seversin, Saib'i mi?

Şeyh, kimseye özel düşmanlığı bulunmadığını söyleyince, Di¬ yarbakır Valisi Mithat Bey de söze karışıyor ve bağırıyordu:
Mahşer günü, adil yargıçlarımızla değil, öldürdüğün ma¬

sum insanlarla mahkeme olacaksın! Şeyh, mahşer günü zulüm yapan güçten hesap sorulacağı an¬
lamına da gelen şu cevabı veriyordu:

Boynuzsuz keçinin ahım, boynuzludan alırlar...

Şeyh'in cevabına sinirlenen Mürsel Paşa da tartışmaya katıl¬ mıştı. Paşa, gereksiz ve haksız yere bir isyan başlatıldığını bağırı¬ yordu. Çünkü Kürtler dahil, memlekette herkesin özgür olduğu¬
nu, devletin kimseye müdahalede bulunmadığını, Kürtlerin bun¬ dan böyle daha özgürce yaşayacağını söylüyordu.

Şeyh, generali dudaklarında alaylı bir gülümsemeyle dinledik¬
ten sonra şöyle diyordu: Gelecek gecelerin, geçen günlerden farkı yok... Mazhar Müfit Kansu, bu arada cebinden bir defter çıkarıyor,
Şeyh'e uzatıyordu:

Şeyh Efendi, sen ayrıca şairsin. Rica etsem benim için bir
şeyler yazar mısın?

Hay, hay! Şeyh deftere şunları yazdı:
"Bu dünyadaki hayatımın sonu geldi. Şu basit ağaç dallarına as¬ manıza perva etmem. Kurban edildiğimden dolayı pişmanlık duy¬

muyorum. Muhakkak ki yolum, Allah, din ve halkımın yoludur."

*
* *

Bir yandan da "idamların icrası" sürüyordu. Elleri arkadan bağlı mahkûmlara birer beyaz gömlek geçiriliyor, boyunlarına mahkeme kararının özeti asılıyor, sonra tek tek darağacına götü¬
rülüyordu.

Mahkûmlar asılmadan önce, "son istekleri"nin sorulması ih¬ mal edilmiyor, ama istekler yerine de getirilmiyordu. Hanili Mustafa Bey, "son arzusu" sorulduğunda, "önce beni asın. Oğlumu ipte görmeyeyim" diyordu.

174

Fakat, isteği kabul görmüyor, önce, oğlu Mahmud asılıyordu.
Mustafa Bey, oğlunun darağacına yürüyüşünü, boynuna sicimin ge¬

çirilişini, taburenin çekilmesini seyrediyor, son haykırışını dinledik¬
ten sonra, ipin ucunda sallanmasını görüyordu. Sonra, yarah yüre¬
ğiyle sehpaya yürüyordu.

Sıra, isyanın liderindeydi.

Ona, idam gömleği giydirdiler.

"Ferman" denilen mahkeme kararının özetini astılar boynuna.

Şeyh'in yüzü kıpırtısız, aldırışsızdı. Yalnız dudaklan, belli bellirsiz kıpırdıyordu. Şeyh dualar okuyordu.

İdama yürürken, sendelediği görülmedi. Diri ve çevik adım-

laria sehpanın önüne gitti. Kimsenin yardımına izin vermeden
sandalyeye çıkn.

Boynuna ilmik geçirilirken, tören için hazırianan "şerefi!) tri¬

bününe bakri. Sonra, son sözlerini bağırdı ve son kez gülümsedi.
Gülümsemesinde acı vardı.

Değişik kaynaklann aktardığına ve torunlanndan Kasım Fı¬

rat'ın "Dava" dergisinin Haziran-Temmuz 1990 tarihli sayısında
yazdığına göre, şöyle dedi:

"Dünyadaki hayatımın sonuna geldim. Ulusum için kendimi
kurban ettiğimden dolayı pişmanlık duymuyorum. Yeter ki to¬
runlarımız, düşman önünde bizi mahcup etmesinler."

Başka söylemek istedikleri var mıydı, bilinmez. Uyarı üzerine
cellat, ayağının altındaki sandalyeyi çekiyor ve Şeyh'in ince, uzun
bedeni, gecenin içinde dönmeye başlıyordu.

Behçet Cemal'in yazdığına göre, Şeyh asılırken, asker-sivil er¬
kân arasında oturan bir kadın "kahrol!" diye bağırdı. Seyre ça-

ğınlan bazı davediler de Şeyh'in ayağı altındaki tabure çekilir¬
ken, coşkuya kapılıp alkışlamaya başladı.

Tarih, idam sahnelerini seyredenlerin hüznünü kaydediyordu.
Egemenler arasında oturanların alkışa durup, sevinç gösterisine

katılması Engizisyondan sonra seyrek rastlanan olaylardandı.

175

sessiz durun!" diye bağınyor- lardı. vecd içinde ve donmuş kalmış gözlerle bakıyor. Diyarbakırlılar hâlâ. Buna rağmen işleniyor. Gün doğuyor. çoğunluğuyla uykusuzdu. bil¬ lur billur sabahın alacasına karışıyordu. * 29 Haziran 1925 sabahı. gökyüzü lekesiz ma¬ viydi. Arada bir "Allahu ekber" sesleri nağmeleşiyor. dehşet içinde sicimlerin ucunda. 176 . Diyarbakır hüzünlü bir geceden. hava durgun. dua eden insan sal¬ kımı olmuştu. Diyarbakırlılar. Askerler ses dalgasını duy¬ dukça tehditkâr sesle "bağırmayın. yan yana belli belir¬ siz sallanan 47 ölü cana bakıyorlardı. güneş mızrak boyu yükseliyor. kimi zikre dua ederek sabahı karşılamış. surların burçlarında ilahi sesleri geliyor. ağıtlar. ışık huzmeleri darağacındaki 47 ölü bedenin yüzüne düşüyordu. Barikatların gerisinde. İdamlar. korku kolonları arasında yapılmıştı. ağlıyor. Askerler. surlarda "suç" "yazık" demek yasaklanmış». ilahiler mırıl¬ danıyor. İnsanlar korkuyu yenmiş. ağlayan. Allah'a yakaran. Surlann burçları. salavat getiriyor. ufuk henüz ağar¬ madan Dağkapı surlarına akmaya başlamışlardı. insanlar ağlıyor.Asanlarla asılanların bir arada olduğu alanın hemen yakının¬ da hüzün de yaşanıyordu. Kimi yas tut¬ muş. sabahın seherine akan sesleri susturup suçluları ya¬ kalamak üzere dört bir yana seğirtiyordu. burçların gölgesinde. Gidenlerin ar¬ dından ağlamak. şafağın ipiltili aydınlığına çı¬ kıyordu. bunlara kadınların "zılgıtı" karışıyordu. suçlarına onlar için dua etmeyi de ekliyorlardı. kimileri cezbeye kapılmış dövünüyordu. surların tepesinde. karanlıklar için¬ deki kentten. tehditleri duymuyor. sonsuz aydınlık başlıyordu. Güneşin yedi rengi ışıltılarla ayrışarak erguvan rengi dağ¬ ların ardından uç veriyor.

gözleri kızarmış. ağzı eğilmiş gibi bakan genç bk Diyarbakıriı. 177 . babası idam edildiğinde çocuk¬ tu. 1970'lerde Diyarbakıriı gençlerin çoğu. Uykusuzluktan mıdır bilinmez. başı onlara bakıyor gibi duran. uykudaymışçasına kapa¬ lıydı. öteki yanı Astsubay Ordueviydi. 47 asılmışı oraya koyup üstlerine toprak örttüler.. 2003 yılında. apak sakalını titreti¬ yordu. toplu mezar kazdılar. bir tek en kü¬ çük oğlu Ahmet hayattaydı. Diyarbakır sabahında bahar yeli kınalı. darağacındaki Şeyh Said'i arıyordu. "görmüyor musun. güneşte yüzü pariıyor. yüzü çarpılmış. Şu yüzü. İpten indirilen cenazeler. yatmıştı. darağacında. OĞULLAR VE TORUNLAR Şeyh Said'in idamından 78 yıl sonra. o uzun boylu olanı. "Burada insanlar yatıyor" dedirten bir taş. işaret konmasına da izin vermediler. * Asılarak öldürülmüş 47 isyancı. "Gizli ziyaretgâh" haline geldi alan. ya¬ kınlarına verilmedi. Gözleri. sabah yeli önünde ak sakalı titriyor. Ahmet." diyordu. "ibreti alem için" gün ortası¬ na kadar asılı kaldı. öteki asılanlara dönük. Sonra karşısına Subay Orduevi'ni inşa ettiler. Şeyh ve arkadaşları¬ nın orada yattığını bilmiyoriardı. "Şeyh Said hangisi?" diye soran mu¬ hatabına sinirieniyor. Başı yana kaymış. Şeyh'in ince uzun bedeni. Baksana.Gözler. BABALAR. "toplu mezarlan" kendiliğinden keşfetti. 1980'lerde halk. Darağaçlannın kurulduğu alanda. ipin ucunda belli belirsiz sallanıyor¬ du. "gizli bk ziyaretgâh" haline gelecek ti 1970'lerde toplu mezariann bir yanı "Yenişehir Sineması".. 1980'lerde ise "toplu mezar alanı" yeniden keşfedilerek.

yurtdışına kaçarken. küçük kardeşi Şeyh Selahaddin'i de yanına almıştı. Darmadağın edildi. dünya olaylarından uzak. Ezilmişliğin ağırlığı altında siyasetten. Irak ordusunda subay oldu. Fakat. aile. Herkes. Irak'da Harp Okulunu bitirip. Şeyh Said'in büyük oğlu Şeyh Ali Rıza'nın öğrencilerinden Melle Şafii (Ballı) "Ali Rıza Efendi. öz kardeşine yar¬ dım eli uzatamadığı günlerdi. birinin işlediği suç ya da kaba¬ hatten ötürü. emirlerin bazen yasa yerine geçtiği toplumlarda. zulmü. Bu nedenle Kürtler. Şeyh Ali Rıza. Şeyh Said ailesinin "asılacak" gözüyle bakılan erkekleri. açlık ve sıkınrilan hü¬ zünle anlatıyordu" diyor. Korku her yanı sarıp kol gezdiği için kardeşin. Yalnız ona değil. Şeyh'in ailesinden herkese acılar çektirildi. Genç Selahaddin'i Bağdat'taki askeri okula yazdırdı. birinci de¬ recede "hedef" halindeki aile üyeleri ve onlara yakın olan kişiler¬ den uzak duruyordu. Dönüşüne izin verildikten sonra yurduna. kendi halinde bir hayat kurdu. yaşama savaşı veriyor. itilip kakılan. ancak gizli gizli aile bireylerine yardım ede¬ biliyordu. hukukun fazla önemsenmediği. Babasına karşı duyulan kin ve öfkenin yükünü çekti. evrensel hukuk. bugün artık Hınıs'ın bir mahallesi haline gelen Kolhisar köyündeki baba evine döndü. ayakta kalma. ayrı ayrı kendi başının ça¬ resine bakıyor. aşağılanıp horlanan bir ortamda büyüdü. 178 . evrensel hukukun gereğiydi. suçlanan siyasetçilerin yakınları da yangınlar arasında kalıyordu. Oysa. Iran ve Irak Kürtleri arasına karıştılar. Kin ateşleri her yana sıçratılıyor. adeta "ayak altında" kalmıştı. yakınlarının cezalandınlamayacağını öngörüyordu. bu kural pek geçerli olmuyordu. bu anlayışla ailesinin üstüne yürüdüler. Başka bir anlatımla. suç ve cezanın bireyselliği. Irak Kürdistanı'nm liderlerinden Şeyh Mahmud Berzenci onlara yardım elini uzattı. olanağını bulabilenler kaçıp komşu ülkelere sığındılar. Selahaddin. Ailenin kadın ve çocukları. Suri¬ ye.Sürgünlerde. Şeyh Said'in idamından sonra. Ailenin erkekleri dağlara.

1957'de Menderes-Bayar ikilisinin Demokrat Partisi'nden (DP) ve 1980 sonrasında sağcı bir politikacı olan Süleyman Demirel'in Doğru Yol Partisi'nden (DYP) Erzurum'dan iki kez milletvekili se¬ çilen. sabah namazından sonra Kur'an okurken askerler ta¬ rafindan vurularak öldürülmüştür. sürgünlerde 23 yıl boyunca dedemin kanlı gömleği ve yeleğini yas¬ tığı altında kutsal bir emanet olarak sakladı.Ali Rıza 1930'da. mücadelem Allah. Torunların seni mahcup etmeyeceklerdir. Allame bir zat. 7 yıl cezaevinde kaldıktan sonra tahli¬ ye edildi. Fırat cezaevindeyken. din ve milletim içindir. kendisine temaşa ettirildikten sonra. Büyük bir vecd içinde dedemin kanlı gömleğiyle yeleğinin 179 . her askeri darbeden sonra yeniden tutuklanan torunlanndan Abdülmelik Fırat. ders vereni. Şeyx Aliyi Paloyi medre¬ sesinin yöneticisi. Dedem Şeyx Bahaeddin Efendi müftü. milletim için kurban edildiğim¬ den dolayı pişmanlık duymuyorum. yankılanmış. imkansızlık ve yoksul¬ luktan ilaç bulamazdık. ayrılıp ülkesine döndü. Sehpanın akında Kürtçe olarak söylediği son sözleri ise. Gözleri önünde tek tek asılan 46 yakın ar¬ kadaşı. Şeyx Said'in aln kar¬ deşinin büyüğü. 'Fanı hayatımın sona erdiği şu anda. torunlanmız bizi düşmanlarımızın önünde mahcup bırakmasınlar' olmuştur. yeniden tutuklandı. uzanlan bir kağıda yazıp imzalayıp Cumhuriyet yönetiminin savcı ve hakim cellatlanna teslim ettiği belgede şu santiar yazılmıştır: 'Bu değersiz dallarda beni asmanıza pervam (korkum) yoktur. Hiç şüphe yok ki. isyan¬ cı "PKK'ye yardım ve yataklık etmek"le suçlanıyordu. Sürgün yıllarında hastalandığımız zaman. "Kurdistan Partisi"ni kurduğu gerekçesiyle 12 yıl ağır hapis cezasına çarptırıldı. Bu ses ülkemizin bütün dağlarına yansımış. Onu yakalayıp tutukladılar. Rahmetlik nenem Şeyx Ahmedi Çani'nin kızı Rabia Hanım.' . Yeter ki. Şehit olduğunda 57 yaşınday¬ dı. Rahmetlik nenem hemen imdadımıza ye¬ tişirdi. TC silahlı kuvvetleri gözetiminde evi muhasara al¬ tındayken. 11 Mart 1996 tarihinde "Demokrasi" gazetesinde yayınlanan "Ölüm-yaşam" başlıklı yazısında. 1996 kışında. Şeyh Said ailesinin acılarını şöyle anlatıyordu: "Dedem Şeyx Said Efendi Diyanbekir'de sehpaya çıkanldığmda 60 yaşındaydı. Bu kez. kazıl¬ mış ve hak edilmiştir.

Şeyx Diyaeddin Efendi. Allah kadnda onun büyük bir mer¬ tebesi vardır. Şeyx Said Efendi'nin amcazadeleri. Şeyx Said Efendi'nin yedinci kardeşi olan Şeyx Abdürrahim Efen¬ di'nin de yaşı 40'ına ulaşmamıştı. yanımızda oturarak Kur'an'dan ayetler okur¬ du. büyük şehid dedenizin kanlı gömleğidir. Diyarbakır-Bismil havalisine ulaştıklarında bu subay. boran ve rüzgâr esince. Dersim'e ulaş¬ madan o ve arkadaşları şehadet mertebesine ulaşmışlardır. Babam Şeyx Şebabettin Efendi'nin 18 yaşından itibaren bütün ı8o . Belki zulmün kuş bakışı bir panoramasını genç kuşaklara hanrlatmak ve çizmektir. Atatürk'ün yakın dostu olan Rıza Şah tarafindan alçakça bir tuzakla. Tartışmasız bir gerilla ustasıydı. damadan. kayınbiraderleri. Maksadım mazlumların hepsini bu yazıda dercetmek değildir. cesetleri Murat ırmağına atılmıştır. beslediği ve koruduğu. Suriye'de senelerce yanında kalan. Şeyx Said Efendi'nin dördüncü kardeşidir. kendilerini ih¬ bar ederek pusuya düşmelerine neden olmuştur. Şehadete eriştiklerinde 45-50 yaş civarındaydılar. yeğenleri. Palu'da Murat ırmağı kena¬ rında süngülenerek. kendi askeri kışlalarında mitralyöz ateşi altında birçok yurtsever kişi ile beraber şehit düş¬ müşlerdir. teyze ve halazadeleri. Adı halkının arasında efsaneleşerek saygı ile anılırdı. yeğeni Şeyx Ali Rıza Efendi'nin komu¬ tasındaki Hasenan ve Zırkan aşiretlerinin ileri gelen yöneticileri ile savaşarak iran'a ulaşnklarında. Rahmetli annem de Kürtçe kaside ve gazeller mırıldanır. Suriye'ye geçti. Mekânı¬ nız cennet olsun Rabia Sultan ve annem Ayşe Hanım. baba¬ sı Şeyx Said'in ruhundan istimdan niyazında bulunurdu.' Başı¬ mızın ucuna koyar. Hâlâ ülkemin dağlarında kar. 1938'de Dersim Kürtlerine yapılan katliama karşı savaşmak üzere Türkiye'ye dönüş yaptı. Allah size şifa verecektir. Şeyx Said Efendi'nin yüz civarında yakın akrabaları. Şeyx Abdürrahim Efendi (Şiri bi guli) yıllarca Kurdistan dağ¬ larında gerilla savaşı verdi. ismi dağ doruklarından ovalara yankılanır. ordu¬ dan ihraç edilmiş bir Türk subayı da gruplarına kanldı.bulunduğu bohçayı alıp. Onu saygı ile öpün. yanımıza gelerek derdi ki. büyük alim Ali Rıza (küçükefendi) ve kardeşi Şeyx Şerif Efendi. Şehit oldu¬ ğunda 40 yaşma daha ulaşmamışn. 'Bu. öldürülmüşler ve şehit olmuşlardır.

Fakat buna izin vermediler. soyu sopuyla ilgisi olmayan adlar seçip alıyordu. Bazılan ailesiyle. Ka¬ dınlar. 1947 senesinde vücudunu kaplayan çıbanlar. Şeyh Selahaddin babasının adını almak istedi: 'Saidoğlu' olsun istedi soyunun adı. iki kız kardeşi. Trakya'daki sürgün yıllarımız. bir gazetede yayınlanan söy¬ leşide "aile boyu cezalandırma" konusunda şöyle diyordu: "İkiye ayınp sürgüne gönderdikleri ailede erkek yoktu. onuruna çok düşkün. çocuklan topluca sürgün ettiler. Annesi. Annesi ise Şeyh'in kızıydı. TC bir yasa çıkardı. yedi çocuğu (dördü kız. Şeyh Kutbeddin'di. az konuşan. Şeyh Melik Fırat. Bundan böyk herkes 'soyunun adı' ile anılacaktı. Babam. o güne kadar kendi çevresinin dışına çıkmamıştı. En önemlisi. Türkle¬ re yabancıydılar. ısnrabını içine atan bir seciyeye sahip bir insandı. Çalışma. onu bitap düşürmüştü. 13 seneye . Aile kadınlarının yanındaki en büyük erkek. Herkes hard hani kendine 'soyadı' arıyordu. ceman on dört nüfuslu bir aile. O da henüz 14 yaşındaydı. Melik Fırat daha sonra. Türkçe bilmiyorlardı. Şeyh Said'in hem yeğeni. alışveriş bilmi¬ yorlardı. Kadmlanmızdan hiçbiri. hayan sür¬ dürmenin kaplarından habersizdiler. Babası. çocuklardı. üçü erkek) ve memleketten beraber ge¬ tirdiği iki yetim Mehmetler ile." * * s Şeyh Said'ten sonra ailenin erişkin erkeklerine erişemediler ama. Gurbet nedir bilmiyordu. uzun ve meşakkatii geçti. Diğer beş amcazadeleri ile beraber 55 nüfusa ulaşan büyük bir aile topluluğu. hem de torunuy¬ du. Sürgünde büyüyen Melik Fırat.yakın ikinci sürgün hayatı.hayad sürgün ve sıkıntılar içinde geçti. Şeyh'in büyük oğlu Ali Rıza Efen¬ di'nin kızıyla evlendi. Şeyh'in kardeşi Sebahaddin'in oğlu Şeyh Bahaddin'di." ı8ı . Ailenin soyadı Fırat oldu. kadınlan. 1947 senesinin Hazi¬ ran ayında memlekete dönüşünde ancak iki ay yaşayabildikten sonra fani hayata veda ettiğinde 46 yaşındaydı. onu epeyce yormuştu.

" Daha sonra. keşke ökeydim de. Ama ailenin birlikteliği uzun sürmedi. babam bu haka¬ retlere maruz kalmasaydı. Babama hakaret etti¬ ler. Vize ilçesi bize aşağı yukarı üç saat mesafede.Şeyh Said'in ailesi dağılıp paramparça olmuştu. Hınıs'ın Kolhisar köyünde yeniden bir araya geldiler. varlıklı insanlar sefalete düşmüşlerdi. Melik Fı¬ rat'ın deyimiyle. keçi. Babam beni. Melik Fırat 6 Mart 1994 tarihinde Hürriyet gazetesinde ya¬ yınlanan bir söyleşide. Ailenin bireyleri ırkçı nefret ve düşmanca tutum yüzünden. Ailenin dönebilen bi¬ reyleri. Ben o zaman dedim ki. tek varlığı¬ mız olan merkebimize bindirdi. O yaya yürüyor. Ailenin mal var¬ lığı. Vize'de jandarmanın gözetiminde büyüdü. Melik Fırat. Sürgünler yurtlarına döndüler. Bir yanda devletin jan¬ darması. 1935 yılında. Trakya'da sürgün ise ayrı bir acıydı. Halkın da yardımıyla daha yeni yeni toparlanmaya başlayan aile. "burası. şöyle diyordu: "Çocukluk yıllarımdan bilincimin akında yer etmiş bir olay var: 10 yaşındayım. gücü ve olanakları oranında yardıma koştu. Beş kilometre gittikten sonra jandarma yolumuzu kesti. ikinci sürgünde. Istranca Ormanları içinde jandarma nezare¬ ti altında bir köyde kalıyoruz. Vücudumda yaralar açıldı. Sürgün yeri. Herkes. 182 . öte yanda düşman gözüyle bakan. Sıtmaya yakalandım. 1928 yılında. zenginliği de yok olmuş. Çünkü merkebin üstünde duramıyordum. Ora¬ ya gitmemiz jandarmanın iznine bağlı. bir kez daha af ilan edildi. Trakya'da Vize ilçesiydi. Kürtler. Şeyh A. sığır. horlayan yerlilerle göçmenlerin ırkçı kıskacı. her firsatta aşağıla¬ yan. sürgünler için de af çıktı. ihtiyaçlarım karşılayamıyorlardı... Abdülmelik Fırat henüz iki yaşını doldurma¬ mıştı. Kimi koyun. bazen kendi paralarıyla alışveriş edemiyor. bir kez daha Şeyh'in ailesini yalnız bırakmadı. kimi para vererek katkıda bulundu. kolumdan tutu¬ yordu. bir kere daha sürgün cezasına çarptırıldı. açık hava hapishanesi "ydi.

seçilmesi için seferber oldular. isyanlara önderlik edenlerden kimilerinin to¬ runlan. henüz 23 yaşındaydı. Melik Fı¬ rat. * Kürt tarihinde. 1960 darbesinden sonra tutuklandı. TC de. 19.Bu arada. 1980'deki askeri darbeden sonra. valiler çıktı. 1960'da Başbakan Menderes ve Maliye Bakanı Hasan Polatkan'la biriikte idam edildi. 1950'de iktidara gelen ve 1960 darbesine kadar iş başında ka¬ lan DP'nin ünlü Dışişleri Bakanı Fatin Rüştü Zorlu da Bedir¬ han'ın torunlarındandı. yüzyılda Kürt isyanlarına öncülük eden Baban aile¬ sinden yazar Cihat Baban. Zorlu. Ailenin erkekleri yeniden sürgüne gönderildi. yüzyılda Kürt isyanlanna önderlik yapan Botan Miri Bedirhan'ın torunları arasından paşalar. Mahkeme karan ile yaşını büyüte¬ rek listeye girdi. "demokrasi var" desinler terti¬ binden "diktatöriükten çok partili sisteme" geçmiş ve CHP'nin yanında Demokrat Parti (DP) kurulmuştu. bu nitelikleri nedeniyle gene¬ raller tarafindan Kültür Bakanlığına getirildi. Kürtler. Aynı aileden tarihçi Cemal Kutay. Kemalizme bağhlığıyla tanınıyordu. Melik Fırat. Şeyh Said'in bazı yakın akrabaları ve torunlan da sistemle bü¬ tünleşip uygulanan politikaların yürütücüleri oldular. Yine 19. 1990'larda da ce¬ zaevinde yattı. 1960'dan sonra Türk milliyetçiliğinin lideriiğini üstlenen emekli albay Alpaslan Türkeş'in en yakın fikirdaşı. ideoloji ve siyasetin ön¬ cüleri oldular. Atatürk döneminde Milli Eğitim Bakanıydı. Uzun süre cezaevinde kaldı. dünya yeniden yapılanmaya başlamıştı. daha sonra 1971 ve 1980 tarihlerinde tekrarlanan açık askeri darbelerden sonra yeniden tutuklandı. Torun¬ larından Vasıf Çınar. ikinci Dünya Savaşı olmuş. 183 . dostlarından biri oldu. Melik Bey. Türk milliyetçiliğine yönel¬ di. parlamentonun en genç üyesi oldu. daha sonra sistemle bütünleştiler. 1957 yılında DP'den milletvekili adayı olduğu zaman. bitmiş.

yıllardan sonra. 199rde Süleyman Demirel'in DYP'sinden.Ali Rıza Septioğlu. Şeyh Said'in amcası Şeyh Hasan'ın torunuy¬ du. Diyarbakır Belediye Başkanlığı yaptı. onun kapatılmasından sonra sırasıyla Refah ve Fazilet partilerinde milletvekiliydi. Fırat'ın yer aldığı parti. Şeyh Abdullah ile evliydi. Türk milliyetçiliğinin lideri Türkeş'in MHP'siyle seçim işbirliği yaparak parlamentoya taşın¬ masına da olanak sağladı. aynı yıl CHP ile yapnğı koalisyonla Başbakan oldu. Sep¬ tioğlu. Fuat Fırat. Milyonlarca Kürt mültecileşti. yine kardeşi Mehdi'nin oğlu Muhyettin Aygören de TİP'liydi. Bingöl'ün Solhan ilçesine bağh Melekan köyünden. Bu partide zaman zaman iktidar ve baskıcı politikaların yürütücüsü oldu. Şeyh Abdullah. Binbaşı Ka- 184 . Erzurum'dan yeniden milletvekili seçildi. 1960'larda Kürt sorununu inkâr etmeyen tek siyasal partiydi. daha sonra "Atatürk'e suikast" düzenledikleri gerekçesiyle idam edilen siyasetçilerin itibarlarının iadesine iliş¬ kin bir önergeye imza atınca. partisiyle ilişkileri zedelendi. Melik Fırat.. TİP. Şeyh Said'in bir kızı. 1980 son¬ rasının Doğru Yol Partisi'nin değişmez Elazığ milletvekiliydi. Türkiye İşçi Partisi (TİP) Diyarbakır İl Başkanlığını yapri. 1950-60 arasında. Fuat Fı¬ rat da destek verdi.. Şeyh Said'in öteki torunlarından Melik Fırat. DP'den ve kopanların kurduğu Hürriyet Partisi'nden. Adalet Partisi ve onun devamı. Şeyh Said'in kardeşi Şeyh Tahir'in kızıyla evli olan Diyarbakır¬ lı Avukat Tahsin Ekinci. Aynı dönemde. 1975 ydında. daha sonra. Şeyh Said'in torunlarından Mehmet Fuat Fı¬ rat "dinci" Milli Selamet. Süleyman Demirel. Bu dönemde binlerce Kürt köyü yakıldı. ırkçıları ve dincileriyle bütün Türk sağının birleştiği "MilÜyetçi Cephe Hükümeti"ne destek verdi. Demirel. Parti¬ den ihraç edilmek istenirken. istifa edip ayrıldı. Şeyh'in kardeşi Abdürrahim'in oğlu Zülküf Bilgin. Şeyh'in öteki kardeşi Abdürrahim'in oğlu Fevzi Bilgin.

daha sonra Kürt sorununu hararetle inkâr eden sağcı partile¬ rin başarısı için çalışacaklardı. sayısız seçmeni. Partisinin ikti¬ darı döneminde. köy yakmalar yüzünden göç- menleşecek. sonra Şeyh'le birlikte asılmıştı. 185 . bu doğrul¬ tudaki partilerin Üstesinden milletvekili olacaktı.sım'la el birliği yaparak kaymbabasının yakalanmasını sağlamış. Şeyh Abdullah'ın torunlarından Mahmut Sönmez. buna rağmen kamuoyunda "hayır" sesi duyulmaya¬ caktı. Abdullah'ın çocukları ve torunlan.

Bütün Kürt kesimleri şaşkın¬ lık içinde kalıyor. kar¬ deşlik ortamı kurulacak. Van. yalnız isyancı liderlerin peşinde olduğunu. Ankara. "te¬ dip ve tenkif'in ayak sesleri duyulmaya. silahlar susmuştu. iyimserlik iklimi. isyana katılmamış halkm ise asla zarar görmeyeceğini açıklıyordu. Dersim. iyimser hava halk arasında gözle görülür bir rahatlık yaratmıştı. yaralayıcı aletlerin ı86 . Fakat. içişleri Bakanlığı tarafından İstiklal Mahkemeleri Savcıhkla- nyla Üçüncü Ordu Komutanlığı ve Erzurum. Ankara'nın söylemi. Ergani. Genç. masum halkın hayatı. isyana katılmamış. köylerine dönmüşlerdi. Emirnamede. devlet imar ve kalkınma için olanakla¬ rını seferber edecekti. hatta karşı çıkmış Kürtlerle. isyancılar aynı kefeye konuyordu. "Şeyh Sa¬ id ve avanesi Türk adaletine teslim" olduktan sonra barış. Diyarbakır. Muş. Diyarbakır'dan ayrıldıktan sonra. Herhangi bir endişeye gerek yoktu. İsyana katılanlar. Siverek. korku sislerini dağıtmış.Dördüncü Bölüm "İSLAHAT PLANI" YA DA TEDİP İLE TENKİL Şeyh Said. Mardin. Resmi açıklamalara göre. Malatya. Bitlis. fakat ilgi ve izini gizlemiş olan herkesin elinde ve evindeki silahlarla. Elazığ. kimseye dokunulmaya¬ cağını. yayınlanan bir hükümet bildirisiyle. korku günlerinin haber¬ cisi işareder görülmeye başlıyordu. "ayaklanmayla sözlü ya da eylemli olarak ilgilenmiş. Şeyh Said'in "yargılanmaya" başlandığı gün olan 26 Mayıs 1925 tarihinde. Şeyh Said ile arkadaşlan teslim oldukları takdirde. Beyazıt. bir anda altüst oluyordu. isyancdar işgal ettikleri şehir ve kasabalardan çekilmiş. devletin gü¬ vencesi altındaydı. Siirt illeri Sıkıyönetim Komutanlıklarına gönderilen bir emirnamede.

genelgeden hemen sonra. başka bir deyişle "çözüme bağlanacak"ri. her bölgede takibi gereken kişilerin yavaş yavaş ve devamh olarak yakalanmaları ve silahlann toplanması suretiyle kararlaşnnlmış olan ıslahata şimdiden elverişli^bir orta¬ mın hazırlanması için çaba harcanması gerekmektedir." Dört bir yana dağılmış askeri birlikler." Emirname açık ve netti. Aynı programla. Kürt sorunu. Bundan önce.toplarilması. pazarda. Bu iş. yurtdışında aleyhte etki yaratacak kişilerin kuşkulandınlmaması. "Kürt vardır" demek yasaklanıyor. İlk şaşkınlık. Genelge devam ediyordu: "Ayaklanma sırasında. "Tedip" (terbiye etme) ve "tenkif'in (yerinde sonuna kadar susturma) ilk ayak sesleriydi bu. zaman geçirmeden harekete geçmişlerdi. 26 Mayıs 1925'te yayınlanan bildiride hakim olan ruh ve amaç. şöyle deniliyordu: "Doğuda esaslı ıslahata azmetmiş olan hükümetin ilk hedefi. bu işi mudaka büyük kuvvetlerle halledilecek sorun ha¬ line getirmeyi uygun bulmamaktadır. 26 Mayıs tarihli genelgesine açıklık getiren bir genelge daha gönde¬ riyor. Doğu'daki son durumdan faydalanarak. halk üzerindeki silahların toplanmasıdır. çok geçmeden ye¬ rini dehşet günlerinin korkulanna terk edecekti. Bazı böl¬ gelerde bunun için büyük kuvvetlere lüzum gösterilmekte ise de. 187 . okul¬ da Kürtçe konuştuğu görülenlerin cezalandınlması isteniyordu. aynı kurumlara. Uygulanacak "program"ın adı da konmuştu: Islahat (iyileştirme). bir daha uç vermeyecek biçimde şiddet yoluyla "halledilecek" (ıslah). bazı neden ve dü- şüncelerie yavaş yapılsa dahi. içişleri Bakanlığı 13 Haziran 1925 tarihinde. hükümet. hükümete çeşidi şekiUerde bağlılık ve sadakat gösterenlerie. çarşıda. "Kürderin var olmadığına" da karar verili¬ yordu. yakında gerçekleşmesi esas olan amaç için şimdiden hazıriıklı bulunmaktan ibarettir. "programın esaslanna" açıklık getiriliyor. kaçaklardan sağ yakalanabilenler ile onlara yardım ve yataklık edenlerin mahkemeye şevkleri" isteniyordu. kesinlikle savsaklanamaz.

ailesini. Bazı yerlerde. Osmanlı. Karayılan Kürt'tü. potansiyel tehlikeydi. Bu gücü gös¬ teren Kürder. direndiği gerekçesiyle bazı köyler ateşe veriliyor. olayların bir daha tekrarlanmaması için gereken köklü tedbirlerin alınacağını söylemişti. teslim ol¬ muştu. her yaştan ve cinsiyetten insan. Silahı olmayan¬ lar dayak. Köyler sarılıyor. bizim Karakocan tarafından. savaşa giremeden yenilmiş. Erzincan'ı Rusların elinden alan Dersimlilerdi. Şeyh Said yakalandıktan sonra da ge¬ nel temizliğe giriştiler. hakaret ve işkenceden geçiriliyor. Birlik ve beraberlik halinde hare¬ ket ettikleri takdirde Kürtlerin neler yapabileceklerini. yakalanan köylüler toplanıp götürülü¬ yordu. Şeyh Said'in Batı Cephesi Komutanı Şeyh Şe¬ rif. 1925 Haziranında başlayan silah toplama seferleri. "ya si¬ lah ya da canınız" dayatması ortaya konuyordu. ama Kürder teslim olmadılar. kimileri kurtulmak için silah satın alıp teslim ediyor. zulüm sa¬ çıyordu. çocuk gözü ve bilinciyle yaşamış bir Karakoçanlı. Kürderi sindirmekti. insanlar meydanda toplanıyor. Başbakan İsmet İnönü'nün mecliste yaptığı konuşmanın paralelinde yürüyordu. birleşip işgalcilerle savaştı¬ lar. kurban zincirinin halkaları haline geliyordu. silahlar toplanıyor.Köyler basılıyor. 60 yıl sonra şöyle anlatıyordu: "Amaç. halkı tedbirsiz ayağa kaldırdılar. dünya alem Birinci Dünya Savaşı sırasında gördü. Şahin Bey. Silahları da yoktu. İsmet Paşa. Taş ve sopalarla yürüdüler. "ıslahat" denilen silah toplama ile "tenkil" pla¬ nı bir arada yürütülüyor. Babam da onun emrinde çarpıştı Ruslarla. Antep ve Urfa destanlarını yazanlar Kürtlerdi. ı88 . O günleri. Tehlikenin bertaraf edilmesi için hazırhklar yapılırken. kuzeyde Ruslarla Gürcüleri önlerine katıp perişan et¬ tiler. Şeyh Said'in üstüne yürüyüp." Hükümetin "Islahat programı". milis komutanıydı. canını kurtarmaya çalışıyordu. kimileri elinde avcunda ne var¬ sa rüşvet olarak verip. Güneyde İngiliz ve Fransızları.

Köyü de ateşe verdiler. Babası Ahmet Ağa."Tenkil ve tedip" planında. Süngülenerek kadedilenlerden birinin adı Mıho'ydu. neleri yoksa aldılar." "Islahat programı" yürüriüğe konmadan önce. Üçü. ona ilişkin "ıslahat" öyküsünü anlatri: "1925'in yaz aylarında. Buna rağmen. Palu'nun Gülüşkür köyünü basıp si¬ lah topladılar. isyancılan tutuklatan kişiydi. Gülüşkürlü Kör Mıho "ayrımsızlığa" örnekti. Birbirine bağla¬ yıp etkisiz. mahkemelerde devlet tanığıydı. Her¬ kesin olanaklan oranında başının çaresine baktığı bk korku dö¬ nemiydi. Dağa çıkanlar. içeceklere ve hayvanlara el koydular. arandığını 189 . Fakat. ki¬ mi yerini yurdunu terk etti. Kör Mıho'nun akıbedne uğrama korkusuyla direnenkr "is¬ yancı". "İslahat programı". eylemleri "isyan" sayılıyordu. Varto'nun Kulan köyünde oturan ailesi "ıslahat"ın şidderinden kurtulamadı. İhtiyar bir adamdı. beşi bk arada olanlar üsderine gelen güce direnmeye başladılar. Köylülerin üstünde başında neleri var. Şeyh Said'in ayaklanmasını da. Bir köylüsü. O zaman. Gözleri kördü. Sonra evleri yağmaladılar. cinsiyet ayı¬ rımı yoktu. İmkanı olanlar yurtdışına kaçri. dağınık ve örgütsüzdüler. yiyeceklere. uygulamayla biriikte "ıslahatın" genel ve ayırımsız ol¬ duğu ortaya çıkınca panik başladı. savunma refleksi. Kimi dağa çıkıp gizlenmeye çalıştı. Ayrıca. kendilerine dokunulmayacağına inanıyorlardı. ihtiyar. "İsyanlan basnrmak" üze¬ re daha büyük güçler seferber ediliyordu. çocuk. tepkisiz hale getirdikleri 44 kişiyi süngüden geçirdi¬ ler. "ben sizdenim" diyerek tuzağa çekendi. devlet yardımcılarının aüelerini kapsıyor¬ du: Binbaşı Kasım muhbk olarak. "kaçış" olarak ortaya çıktı. sakat. isyana katıl¬ mayan ya da devlet güçlerine yardımcı olan Kürder.

Ermeni "olayları" sırasında. yeni hayatında "Ali". Kürtler açısından hayat genel mahşer. ailelerimizden geldikçe parasını ödüyorduk. bekar yaşa¬ yan öğrencilerin buluşma yeriydi. Bir gün. yerinde "terbiye" ve "sonuna kadar susturma" olan "Tedip ile tenkil" harekâtları bütün hızıyla devam ederken." diye anlatıyorlardı. 190 . kendi çektiklerini anlatıyordu. Bir daha geri gelmedi. Müşterilerinden biri de. Aydın Saraç anlattı: "Ali Küçük'ün geniş dükkânı biz taşradan gelmiş. bir kaçak gibi yaşadı. Öldüğünü haber verdiler. akıbetini "yerde sürükleyerek götürdüler. Veresiye alışveriş yapıyorduk. Diyarbakır'daki idam manzaralarının tanıklarından biri olan Ali Küçük. Köylüleri. kasabalara dağılmış kollarıyla İstiklal (Özgürlük) Mahkeme¬ leri eliyle kaç kişinin öldürüldüğü bilinmiyor. Tanık olduğu bir manzarayı. mahkeme¬ lerin hemen yanında kurulu duran sabit darağaçlan ve onlann da hiç boş kalmadıklarıydı. sıkboğaz etmiyordu. "İs¬ tiklal Mahkemeleri" de yakalanıp önlerine getirilenler için idam cezalan üretiyordu. Ermeni asıllıydı. Şeyh Said ve sonraki idamlardan söz açıldı. Fakat nerede. yasayla herkesin "atası" yeni¬ den belirlenince soyu da "Küçük" adını almıştı. * Dağlarda. Bilinen. Bizler de. ondan "veresiye" alışveriş edi¬ yordu. dört bir yana şube¬ leri. Elazığ ve Bitlis olan. nasıl öldüğünü kimse öğrenemedi. Çevre köy ve ilçelerden okumak için Diyarba¬ kır'a gelmiş birçok lise öğrencisi. Muşlu Aydın Saraç'n. Fakat bir gün köyüne dönünce yakalandı. "Markar". 1950'lerde Diyarbakır'ın Dağkapı semtinde bak¬ kallık yapıyordu. O kimseye borcunu hatırlatmıyor. ailesi "kelime-i şahadet" getirip din değiştirmiş.öğrenince. isimlere takla attırmış. bu sayede kurtulmuşlardı. gözleri yaşararak anlattı. Bazen bize aile¬ sinin dramını. başka bir deyişle "ana baba günü"ydü. Merkezi Diyarbakır. Ali Küçük.

Her sabah uyandığımızda. çarıklarını çıkarmış. 10-15 asılmış kişi saydığımız oluyordu. Yoluna devam etti." 1925 yılının Haziran ayında başlatılan. ayaklannın dibinde. dedi. "Tenkif'in karşılığı ise şöyleydi: "Kamuya (halka) zararlı kişi ya da topluluğu. ayakları zincirliydi insanlann. Etrafi seyre¬ de seyrede gidiyorlardı. yamalıydı. Elleri bağlı. 'Darağaçlan sabit. bütün köy cezalandırılıyordu. Türk Dil Kurumu tarafin¬ dan yayınlanan sözlükte tedip. yıpranmasın diye mi bilmiyorum... Çarığı bir ara omzun¬ dan sıyrılıp düştü. Eskimesin. "tedip ve tenkil" şeklinde yayılıyordu. güzergâh boyunca dara¬ ğaçlan kurulmuştu'. Tedip ve Tenkil Arapça deyimlerdi.. kaç kişinin katledildiği.'Dağkapı'dan Mardin kapıya kadar. hatta haberi olmayan köyler 191 . başkalanna korku ve ibret verecek biçimde cezalandırma. Yeniden omzu¬ na atn. Örneklersek: isyanla ilgisi. sehpaların kolları arasında salla¬ nan. ortadan kaldır¬ ma. öylece duruyorlar¬ dı. yeni asılmış insanlar görüyorduk. Süngülü¬ ler arasında yürüyüp gidiyorlardı. Kürtlerin bütün yurdu baştan başa savaş alam. daha sonra zincirle¬ me. Bk köyden tek bir kişi bile isyana sempatiyle bakmış ya da silahlı olarak katıl¬ mışsa. Suçlu. İçlerinden birinin halini hiç unutamıyo¬ rum. Yoksul görünüşlüydüler. suçsuz ayırımı da yapılmıyordu. Pe¬ rişan.. Belki de nereye götürüldüklerinden habersizdiler. "terbiye etme" diye tanımlanıyor¬ du. Eğilip kelepçeli elleriyle aldı. kan ve ateş içindeydi. ne kadar insanın yerinden yurdundan ko¬ parılıp sürgüne gönderildiği bilinmiyor. ilintisi. birbirine bağlayıp omzuna atmıştı.'" TANIKLAR VE RESMİ BELGELER İsmet Paşa (İnönü) hükümetinin "ıslahat programı" korku se¬ li olmuş. Çanklan yerde. Sabahları. Bir gün asılmaya götürülen bir kafile¬ yi gördüm. Sonra darağaçlan bölgesinde asıh gördüm. birbitine bağh duruyordu. Yalınayak gidiyordu darağacına. ikinci Dünya Savaşı'na dek sürdürülen "ıslahat" sürecinde. Üstü başı yırtık.

yanıyordu. bilezikleri alındı. sonraları. "Islahat prog¬ ramı" dehşetin adı olmuştu. Randalin de isyana kadlmamıştı. Mıstan. Sonra 22 ki¬ şi bir ahıra dolduruldu. giderken yanlarında götürdüler. Daha önceki bölümlerde de adı geçen tanıklardan Melle Se¬ lim. Aynı gün. Melle Selim'in anlattığına göre. 192 . Doğa da yangın ve kırımdan nasibini alıyordu. Köylüler arasından. Ahırın kapısına kuru ot yığılıp. ateşe verilen samanlıktan fırla¬ yıp dışarıya çıkıyor. Remzi İnanç. Önce paraları. 1925 yazında. Botan ve Tavus köylerini yakıp yıktı. Köylerden toplanan insanlar topluca öldürülüyordu. "Şey" adındaki hikâyesinde. Ama. ormanlar da ateşe veriliyordu. Karlı¬ ova'nın Selekan köyündeydi. o gün. Sonra köy ateşe verildi. Diyadin isyancı değildi. Türkleştirme programıyla adı "Ölçekli" yapılan Varto'nun Diyadin köyündendi. Aynı müfreze. "Islahat" darbelerini ondan da esirgemedi. Diyarbakırlı bir genç kızın trajedisini anlatıyor: Genç kız. Yakaladıkları insanları oraya götürü¬ yor ve askeri karargâhın arkasındaki derede kurşuna diziyorlar. Fakat askerlerle yüz yüze gelince. biri kadın. oradan da 'esir' kafilesine 8 kişi katıyorlar. 1925 yazında." Adının açıklanmasını istemeyen Bingöllü bir ihtiyar anlatıyor¬ du: "Genc'in Valer ve Şemsan köyleri. Varto ilçe merkeziyle Karameşe köyünde 21 kişiyi kurşuna diziyor. Diyadinliler köyün ortasında toplandılar. gerisin geri alevlerin içine dönüyor. kibrit ça¬ kıldı. 32 kişiyi seçriler. Köyü ateşe verdikten sonra. bir başka müfreze kolu. kadınla¬ rın yüzükleri. pahada ağır ne varsa alındı. Murtezan. Melle Selim anlatıyor: "Aynı müfreze Diyadin'den sonra Randalin (Buzlugöze) köyüne geçti." İnsanların diri diri yakılması. bahçe ve ekin tarlalarının yanında. Bağ. Askeri karargâh. El ve kollarını urganlarla bağlayıp. Ele geçen tutsakları süngüden geçirdi. aynı gün ba- sddı. Önce yükte hafif. köy basıldı. daha sonra edebiyata da konu ol¬ du.

Kürt yurdunun genelinde yaşananla¬ rın resmi raporlarla anlatımıdır. odun. Mürta- zan. kitlesel kırımları inkâr etmiyor. Yanan köylerde birçok fişek ve bombalann infilak ettiği görülü¬ yordu. Harekâtın cereyan ettiği bu bölgedeki köylerin. Bundan sonra' ahali tarafindan esasen boşaltılmış olan köyler (Botyan. Yakala¬ nan bu şahıslar arasında kadınlar tecrit edilerek. komlar tamamen araştırıla¬ rak perakende bir surette buralara sığınan çoğu erkek. müfrezeler köylere girerken çok esaslı tertibat almak zo¬ runda kalmışlardı.. aile yakınlığının verdiği ve bu kuvvetle bu ahalinin de manen ve maddeten asilere yardımda bulundukları ve buralarda asilerin birçok silah ve cephanesi bulunduğu anlaşılmış ve her an eşkıya ve ahalinin baskın veya pususuna uğramak ihtimaline karşı. * * * Albay Reşat Hallı'nın imzasını taşıyan ve Genelkurmay Başkanlığı'nca yayınlanan Türkiye Cumhuriyeti'nde Ayaklanmalar 1924-1925 adındaki kitap. Zergezor bölgesinde miktarı 22'ye yükselen köy) eşkıya ile tamamen birlikte olduğu kesinlikle anlaşıldıktan sonra yakıldı. Bazı köylerin müfrezeler gelmeden boşakıldığı görülmüş. Bunlardan alınan bilgiye göre eşkıyalardan bir kısmının daha önce buralardan uzaklaştığı. kısmen de kadın ve çocuklardan ibaret kümeler toplatdrılmışd. tarlalar.. asilerin vatanı olduğu. saman. basında "çatışmada silahlarıyla birlikte ölü olarak ele geçirilen eşkıya" olarak geçiyordu. silahı ile tutu¬ lan ve eşkıya ile ilişkisi olduğu anlaşılanlar hemen kurşuna dizil¬ mişti. Kül haline gelen saman yığınları arasında mukadder akı- 193 . bu¬ nun üzerine köye muhit olan arazi kısımlarının da dikkade araş¬ tırılmasına zorunluluk hasıl olmuş. Kitapta şöyle deniliyor: ". ormandaki inler. eşkıyanın aile ve çocuklarının buralarda barın¬ dıkları ve köy halkının çoğunun birbirlerine akraba olması do¬ layısıyla. tanıkların anlatımları doğrulanıyordu. Kürt genelinde yaşananları teyid ediyor. bir kısmının da köyün erkek¬ leri ile öteye beriye dağılmış oldukları görüldü. ot yı¬ ğınları. Genelkurmayın yayını.Kırım. mağaralar.

betine uğrayan birçok eşkıya avanesinin cesetleri teşhis edildiği gibi. Süpülük dağının taranması sırasında. 194 . 450'ye yakın ki¬ şi öldürülmüş." Resmi tarih. avanesinden 10 kişi ile iki gün önce Nüveydan bölgesine firar ettiği anlaşılmıştır. takip müfrezeleri buraya yaklaşdğı sırada. talan ve ganimetlerin bilançosunun tutanaklara kaydı da ihmal edilmiyordu. bölgesinde yaptıkları taramalar sırasında meşhur Saki Bicarlı Mustafa'nın avanesinden ormanlıklar içinde saklanmış 19 kişiye tesadüf ederek imha etmişler ve bunlardan aldıklan bilgi üzerine. Asilerin terk ettiği hayvan sürüleri müsadere edilerek." » * » Genelkurmay'ın kitabını okumaya devam edelim: "Güney birlikleri. Emin Miko çetesine mensup 6 silahlı ve 39 silahsız. bölgedeki şüpheli yerlere ya¬ pılan baskınlar sonunda. Bu arada. Tanınmış elebaşlanndan Hartah Sabri de müfrezeler tarafindan yakalanarak öldürülmüş. Kançavare ormanlarında yine Emin Miko'ya mensup 4 silahlı. kurbanların cinsiyeti ve yaşları konusunda ayrın¬ tı vermiyor. bunlara ait olup güneye kaçmlmak istenen bütün sürüler ele geçirilmiştir. elinden silahını atarak kendine masum hal ve tavrı veren birçok kimseler dahi yakalanarak hemen imha edildiler. asilere yataklık ettik¬ leri kesinlikk anlaşılan 60 kadar köy yakılmış. Mustafa'nın da Paro bölgesindeki köyler¬ den birinde saklandığı öğrenilerek. Bu safha harekâdnın sonunda Kuzey ve Güney birlikleri tara¬ fından Çotela dağının en yüksek tepelerine kadar yapılan tara¬ malarla bütün meskun yerler araşdrılmış. 12'si silahsız şaki tutularak öldürüldüler. insanları birer rakamdan ibaret kabul ediyor. bir kısım erlerin et istihkakı¬ na karşılık biriiklere verilmiş. sayı açıklamakla yetiniyordu. çoğu Elazığ ve Diyarbakır'a gön¬ derilerek mülki idareye teslim edilmişti. Ömer Faro çetesine men¬ sup 49.

yalnız Lice'nin kuzeydoğusundaki Harta köyüne gönderilen müfreze. Müfreze köye yaklaşırken dört-beş el silah adlmış.. 1927'nin yaz aylarında. harekâta geçtikleri bölgedeki köylerin ahalisini kamilen iş ve güçleri ile meşgul bulmuşlardı. Silvan. Bölgenin hemen her kısmında nüfus sayımı sırasında bir olay olmamış.Şeyh Said'in idamından iki yıl sonra. yorumsuz ola¬ rak yine resmi tarihten okuyalım: ". halk ve köylüler de yavaş yavaş değişmeye başlamış ve öteden beri Şeyh Fahri ve Fevzi çetelerinin faaliyet sahaları olan bu böl- 195 . derhal mu¬ kabeleye mecbur kalan müfreze erleri tarafindan etraftaki hakim sırtlar tutulmuş ise de. Harekâtın ilk safhasında bu köye ve halka ilişilmemiş. Hani. zayıf bir durumda bulunan müfrezenin savun¬ ması ile devam etmiş. etrafinda cereyan eden olaylara karşı tamamen lakayt bir halde tarialarını sürüyorlar ve kendilerini topraklarına adamış bulunuyorlardı. 60'a yükselmesi. Alay taburlan ise. Hüküme¬ te gerçekten bağlı olduklarından dolayı kendi durumlan ve ge¬ leceklerinden kuşku duymayan ve bunun doğal sonucu olarak hiçbir korku ve etki akında bulunmayan bu masum halk taba¬ kası. Bu müsademede 1 yüzbaşı ile 4 er yaralan¬ mış. Hüveydan bölgesinin aranması ve taranmasına memur edilen 63. Tarama harekâd bütün şiddeti ile güneye doğru ileriedikçe. akşama doğru Lice'den gönderilen kuvvet¬ li bir bölüğün yetişmesi üzerine asiler karanlıktan faydalanarak etrafa dağılmışlardı. takındıkları masu¬ miyet kisvesi altında melanetlerini gizleyecekleri tahmin edilmiş¬ ti. Önceleri kendilerini hükümete sadık ve bağlı göstererek ha¬ yatlarını kurtaran ve medyum oldukları şükran borcunu böyle nankörce ortaya koymaktan çekinmeyen bu ahalinin yaratdkları bu olay ve çevre halkının hemen çoğunun hükümete ve ordu¬ ya karşı besledikleri kötü duygu itibariyle bir ibret dersi teşkil eder. Lice. ve Hazro bölgelerinde olanları. silah sesine yetişen köylülerin ellerindeki silahlarla birlikte eşkıyaya katılması ve iki saat içinde sayılarının. Bu köy ve civarı sonradan tamamıyla yakıldı.. eşkıya 10-12 kişi kadar zayiat vermişti. bu köyden ateşe maruz kalmıştı.

Seyyar Jandarma Alayı müfrezeleri tarafindan araştırma ya¬ pılmakta ve örtülmekte bulunan Sarum suyu güneyindeki bölge¬ de bkçok köy taranarak yakılmış ise de. bu olayın gerek ederin eğitim noksanı. köylerinde eşkıya bulunduğu halde. Bununla beraber bu bölgenin araştınlması sırasında birçok defalar böyle acı imtihanlar karşısında kalmış olan müf¬ rezeler. köye yaklaşan müfrezeyi birkaç kişi ile karşılı¬ yor. hem de müfrezeyi şaşırtarak gafil avlamak istiyorlardı. bu gibi köyler kamilen yakılmıştır. bu gibi kandırıcı sözlere önem vermeyerek görevlerinin gerektirdiği tedbiri almakta ihmal göstermediler. tarama si¬ lindirinin önünden kaçarak Sarum suyu geçitkrine (Goderni köp- 196 . cephane. Oysa bu köylülerin çoğu. yiyecek verecek kadar cesaret göstermiş ve bazı köyler ahalisinin de. Şüpheli bir durumda yakalanarak mahke¬ me edilmek üzere Lice'ye gönderilen 31 kişi de yolda muhafizların silahlarını almaya teşebbüs ettiklerinden hepsi öldürüldü. Ve Hüveydan bölgesindeki bütün köyler kamilen yakıldı. Bu su¬ rede hem müfrezelerin kuvvetinden bilgi almış oluyorlar. Bir yandan kö¬ yü abluka ve köylüyü soruşturma ile meşgul iken. Pek kısa sü¬ ren bu nazik durum sırasında köyden silahını alıp kaçabilen. diğer yandan da köye haber göndererek he¬ men silahlannı alıp dağa çıkmalarını tembih ediyorlardı. diğer yandan firar edenleri şiddetle takip etmekten geri durmadılar. Harta olayında olduğu gibi burada da ilkin birçok köylere masum ve kabahatsiz telakkisi ile şeflcat gösterilmişti. 7. Bununla beraber Hüveydan bölgesine özgü riyakâr¬ lık nedeniyle müfrezeler. eş¬ kıya ile birlikte müfrezeye ateş açıyor. daha önce Cıbranlı Albay Halit Bey'in müfrezelerini kandıran ve sonradan firar edenlerden 38 kişi ya¬ kalanarak öldürüldü. bir kısım köylülerin birçok dolambaçlı yollardan çevirdiği bin türlü hile ve desiselerle kandırıldılar. köyde kalanlar ise kendi¬ lerini sadık göstermek için gereken rolü oynamakta devam edi¬ yoriardı.ge ahalisi de tamamıyla hükümete karşı isyankâr bir durum alnıış ve eşkıyaya silah. gerekse subaylann azim ve irade zaafi. Temri or¬ manlarında bu şekilde. kendilerinin eşkıyadan birçok zulüm ve işkence gördüklerini ve falan istikamete gittik¬ lerini anlatıyorlar. biriiklerin yaklaştığını ha¬ ber alır almaz yiyecekleri tokattan kurtulmak için hemen köyle¬ rini terk ile etrafa dağıldıkları görülerek.

Bu alayın araştırma yaptığı havalide tutuklanan şahıslardan bir¬ çoğunun on beş gün önce Murat güneyinden inen asi gruplarına mensup oldukları anlaşıldığından hepsi kurşuna dizildiler. terbiye etme) ha¬ rekâd sonunda bölge ve müfreze komutanlıklannın raporianna göre. Takriben bir ay süren tedip (cezalandırma. köylerin çoğunda. fiilen eşkıyalık ettikleri sabit okn bu köykrde erkeklerin bulunmaması da dik¬ kat çekmiş ve çocuklardan yapılan soruşturmada bunlann birkaç gün önce topluca gittikleri anlaşıldığından. 3 Kasım 1927 akşamı Hani'ye geldiler. Köylerine gizlice girebilmek için müfrezelerin hareketini civar mahallerde saklanarak bekleyen birçok eşkıya döküntüleri de. harekâdn sonucunda 280'e yükselmiş ve 197 . Süvari Alayı keşif kollan ile Hanili Seyfullah çetesi arasında müsademe olmuş. Finto civarında 40. Tedip harekâtının son saftıasına tahsis edilen Hüveydan böl¬ gesi ile Lice ve Hani güneyi bölgekrinin araştırılmasına memur 63. güneye kaçmak isteyen bu şerir de bu küçük kuvvet karşısında iki kısrak bırakarak tekrar kuzeye dönmeye mecbur kalmışd. hakim sırdan tutan erkr tarafindan bura¬ larda güneye karşı yapılmış bir siper içerisinde ve henüz yeni adl¬ mış birçok boş kovanlar bulunmuş. hıyanet ve şekavetle¬ rinden şüphe edilmeyen bu köykr de kamilen yakılmışd.rüsüne) dayanan 3-5 şakiyi yakalamak firsatım kaybettirmiştir. özellikk yol bo¬ yunca olanlarda ahalinin durumunu şüpheye düşürecek birçok emareler görülmüş. Tabur müfrezekri tarafindan bu şakinin faaliyet bölgesi olan ve bundan önceki tedip saflıalannın çerçevesi dışında kalan Ashabikeyf dağı ve civarındaki köylerde araşdrma yapılmış. erzak kafilelerine pusu kur¬ mak. Tuzla'da bulunan 62. Alay taburlannın taramayı müteakip Hani'de toplanmaları emredilmişti. birer birer bulundukları yerkrden çıkartılmış ve bunların silahh olan 1 12'si öldürülmüştü. Alay 1. hareket sırasında sık sık tekerrür eden telgraf hadannın ke¬ silmesi gibi eşkıyaya yardımcı bir durumda değil. muhtelif havalide cereyan eden takip ve taramalar sonun¬ da yakılan köy miktan. Bu taburlar geniş bir bölgeyi taradıktan ve şüpheli köyleri yakdktan ve şahıslan kamilen imha ettikten sonra.

Elazığ. Genelkurmay kitabının. Biz Safran'dayken. Erdürük. Sonra ilçe oldu. Tanımayan. Şeyh Sa¬ id büyük bir isimdi. Herkes evine." "BABAMI DİRİ DİRİ YAKTILAR" İsmet Paşa'nm deyimiyle. büyük bir ailey¬ dik. kışı geçirmek üzere dayılarımın köyü Safran'a gittik. amacı "isyanın yarattığı şartlardan faydalanmak" olan "ıslahat programı" 1925 Haziranında Van. Genelde yaşananlara bir örnektir. Varlıklı. 2002 yıhnda hâlâ yaşayan Feyzullah Koç. Mardin. Babam. Palu'nun Erdürük köyündeniz. bir somut ayrıntısı. Bingöl. Ailemiz. 1912'de doğmuşum. Okuma imkanlarının son derece kısıtlı olduğu o devirde babam. bilmeyen. Diyarbakır. Onun liderliğindeki harekât. Dayılarım. saygı duymayan yoktu. köyüne kapanıyordu. Safran köyündeydi. büyük bir köy¬ dü. Rüştiye'de okumuştu. din bilgisi derin bir adamdı. köyde kimsenin pek işi.bu köylerde veya dağlarda. Adım Türkçeleştirip. Anne tarafım da öyle. kız kardeşim ve ben. 'Gökdere' yaptılar. Erzurum. Şeyh Said ayağa kalktığında 13 yaşındaydım. an¬ nem. Biz. Muş. büyük bir heyecan yarat¬ mıştı. Hakka¬ ri ve Bitlis bölgelerinde aynı anda yürürlüğe konuyordu. köyün ileri gelenlerindendi. Sonra daha da büyüdü. 198 . Yıllar boyu süren "ıslahat"ın tanıklarından biri de Feyzullah Koç'tu.. ayaklanma başladığı haberi geldi. Feyzullah Koç'un anlattıkları. ormanlarda yakalanarak imha edil¬ miş eşkıya ile bunlara mensup şahıs miktarı da 2000'i aşmıştı. Siirt. Biz ailecek. genelde Kürtlerin yur¬ dunda yaşananların bir bileşkesiydi. Kışın.. 100 haneden fazlaydı. uğraşı olmazdı. Babam görmüş geçirmiş. "babamı diri diri yaktılar" diyor ve devam ediyordu.. Ayrıntı¬ lar hariç her yerde aynı şiddet ve yöntemle uygulanıyordu. Ashnda.. Feyzullah Koçu'un tarihe tanıklığını okuyalım: "Ben.

hazıriıksız başladı. Onun için gö¬ nülden isyana taraftar olmasına rağmen. 'daha ne bekliyorsun?' ya da 'bekknecek gün mü?' diye zoriuyoriardı. Bir grup ath geliyor. Diyarbakır'ın kuşadldığı haberi geldi. telaş ve heyecandan uyku uyuyamıyor. Onun için Safran'da kalamadık. Babam plansız. Eniştemi dinleyenler sevinç ve heyecan içindeydi. gün boyu damlarda. Adı gruplar. Bad Cephesi komutanıydı. bizim köy çok daha harekedi. Hal böyle olunca. Elazığ gibi önemli yerier de ahnmışd. dayımın evinde topla¬ nıp. konuşuluyor. Fakat döndük ki. heyecanla anlatdklannı dinlediler. Babam bölgenin ileri gelenlerinden olduğu için. Baskılar karşısmda bunalmaya başladı. ayıplıyoriardı.. Şevk ve heyecan bir aradaydı. maya çalışıyordu. silahını alıp cepheye gitmediği için babamı kınıyor. Bir gün çıkıp geri geldi. Köylerden in¬ sanlar geliyor. ama tedirgin ve endişeli olduğu için kadlmıyordu. bütün cephelerde kazanıyorlar¬ dı. Ba¬ bam baskı altında. 'Bak Kürtler kazanıyor. baskı ve zorlamalara direniyordu. Babamın hatı- nnı kıramayacağı insanlar geliyor. yörenin önde gelenleri toplandlar yapı¬ yor. Babam. bk grup kalkıyordu. niye halkının yanında değilsin?' diyoriardı. Gelen haberlere göre Kürtler.. gelip geçenlerden haber al-. içmiyor. katılmıyor. Bingöl ve Genç yeni ek geçirilmişti. emnne gir¬ mek üzere köyümüzden geçerek Elazığ tarafina gidiyoriardı. Bir yandan da. programsız isyanın bu haliyle başarıya ulaşa¬ mayacağını söylüyor. Bu iyi olmadı' diyordu. Şeyh'e katılmak üzere atlı kafileler geçip gidi¬ yordu. yemiyor. üzerinde çok duruluyordu. 'Her şey erken. harekâtı takip etmeye ça¬ lışıyor. yanlışlıklar çok' diyor ve üzülüyordu. savaşa gitmişd. ısrariardan kurtulmak 199 . Ağa adındaki eniştemiz isyana katılmış. mantığına uymayan durumlar vardı. Bu arada babamın üstündeki baskı büyümüştü. hareketlilik büyüktü. eksiklikler. Kış ortasında köyümüze döndük. babam üzerindeki taz¬ yikler artmaya başladı. 'Düzensizlikler. o zamanki imkanlarla. yol başlannda. uzun uzun konuşulup tartışılıyor ve 'sen de kadl' diye zoriuyoriardı. Tanınmış çok kimse yanına geliyor. Şeyh Şerif.Halk arasında heyecan. gidiyor. Kafasına. Bazdan. Palu. Köyün ileri gelenleri.

Babam Necip Ağa'yı tanıyordu. Toplu yok etmeler. köyde konuşulanlar kor¬ kunçtu. tekrar dayımların köyü Safran'a geri döndük. Fakat. yorganını. gönlüyle dev¬ letten yanaydı. Çünkü gelen haberler. İnsanlar toplanıyor. Dersim eteklerine. adı büyük. yığınaklarını tamamlayıp karşı ta¬ arruza geçti. soygun ve talan olayları artık konuşulan tek konuydu. Köyün önde gelenleri toplanıp konuştular. 'Türkler. . O çarpışmayı biz de uzaktan seyrettik. kimse yatağını. 'ne yapalım' diye birbirine soruyor. hükmü geniş Hamidiye beylerinden Necip Ağa'nın bölgesine sı¬ ğındık. Her aile bir tarafa dağıldı. kimse ne yapacağını. annem ve bizi aldı. Bölgesinde savaş da yoktu. ne olur ne olmaz korkusu hakimdi. telaş ve panik doğdu. Safran tarafsız. çocuk. Sonuçta. yakın köylerde olaylar yaşanma¬ ya. Korku içinde beklerken. bir olay da yakınımızda patlak verdi. Onun himayesinde olduğumuz için kendimizi güven içinde hissediyorduk. Necip Ağa isyanda tarafsızlığını ilan etmiş ama. Mirahmet köyü Safran'a yakındır. Türk ordu¬ su baskın çıkmaya başladı. Her şey o kadar aceleyle oldu ki. Bozguna uğrayan askerlerin öç alma ve hırslarını çıkarmak üzere katliama girişebileceği ihtimali doğdu.için. ihtiyar ayırımı yapmadan kıra kıra geliyor' diyorlardı. Başlangıçta söylenen ve konuşulanlara kimse inanmıyor veya inanmak istemiyordu. köyü terk etmeye karar verdiler. olayların uzaktan seyircisiydi ama. kurtulmak için kaçıp nereye sığınacağını bilmiyordu. suçlu-suçsuz. olanları anlatmaya başlayınca haber¬ ler doğrulandı. kimse bir çıkış bulamıyordu. Akşa¬ ma doğru devlet tarafı bozguna uğradı. Biz Karakocan bölgesine gittik. Ahbaplıkları vardı. kaçıp kurtulabilenler. Türk ordusunun bozgunu. Göç başladı. Bir saat içinde köy boşal¬ dı. paniğe sebebiyet verdi. Mart ayı başlarında devlet. ırza geçme. yakıp yıkma. halk arasında büyük bir korkuya. Korku hakimdi ama. yiyecek ve içeceğini bile alamadı. Birkaç gün sonra savaşın gidişatı tersine dönmeye. Safran'ın hemen altında Gewran köyüne çekildiler. Orada büyük bir çarpışma oldu. Ne¬ cip Ağa devlet gibi bir adamdı. O zaman büyük bir korku. kadın.

Yaz aylarında kıtlık baş gösterdi. Köyde bulabildikleri herkesi süngüden geçirip öldürüyorlar. orada burada aç köpekler. değerii eşya ve kesilmek üzere hayvanlara el koyuyor. yetiştireme- miş. gönülleriyle de devleti des¬ teklemişlerdi. hatta eldeki hayvanlara bakamamış veya bir an önce elden çıkarmanın çaresine bakmıştı. kuşlar tarafindan parçalanmış. Katkdilenkrin cesederi. birkaç aile. Bölgede durumu en iyi olan ailelerden biri olmamıza rağ¬ men. köyleri de ateşe veriyorlar. babam gizlice köye gitmeye. köy baskına uğruyor. Bahar geçmiş. Orada da 40 kadar insanı katiediyor. Hatta. Askerler. Fakat her yer askerie doluy¬ du. Bahçacık'ta şöyle bir olay da yaşanıyor: Bahçacıkhlar. gitme' dediyse de söz dinletemediler. Karaman'da olanlardan habersizler. Annem dahil herkes 'tehlikeli olur. sunulan su ve ay¬ ranı içtikten sonra harekete geçiyoriar. Askerlerin köye doğru geldiğini görünce. Taş taş üstünde bırakılmıyor. alabileceği ka¬ dar yiyecek getirmeye karar verdi. Bu olaylar. Neleri var. Köyümüzden aynlır- ken kilerierimiz doluydu. Kıtlık başlayınca. 40 kadar in¬ sanı da katlediyorlar. isyana des¬ tek vermemişti. olaylara karışmamanın da ver¬ diği huzurla köyde kalmışd. Kaçış başlayınca. Hiçbir şey alamadan kaçmıştık. Halk arasında açlık çekili¬ yordu. korkuları büyütmüştü. Yanına birkaç kişi aldı. hay- 20I . aynı gün Bahçacık köyüne geçiyor. Tarafsız kalmış ama. gece karanlığında gitti- kr. susamışlardır diye soğuk su ve ay¬ ran hazırhyoriar. Atlara binip. Aynı müfreze. Eüerinde su ve ayran bakraçlanyla askerieri karşılıyoriar. Babam ve arkadaşları. İkramda bulunuyoriar.Askerler. bizim durumumuz da kötükşmişti. kimse bir şey ekememiş. kurdar. iki gün sonra. rastgele 30 kişiyi katiediyor. neleri yoksa her şeylerine el konuyor. Köyü yakıp yıkıyor. Halbuki bu iki köy de ayaklanmaya karışmamış. eli boş ve harap halde geri geldi. Palu'nun Karaman köyünü basıyor. 'ayırım yapılmıyor' haberlerini net olarak doğru¬ lamış. Babam ve arkadaşları gitmeden bir iki gün önce. şişip kurdanmış. yaz aylarına giriyorduk. Korku ve ne olacağı¬ nın belirsizliği yüzünden. Ateşe veriliyor evler. koku düşmüş.

Bitişiğimizdeki Hor köyüne gittiler. Geri kalanları büyük bir ahıra doldurdular. Babam ve amcam da aralanndaydı. çamur içindeydi. yavaş yavaş cesaredendik. Ama korku hakimdi. köye dönmenin da¬ ha iyi olacağı kararına vardı. Kimde ne varsa teslim edildi. Kimsenin saklanacak. Onun için köy dışı¬ na çıkıp saklanıyorlar. çocuklar. Silah istiyorlardı. Kimsenin huzuru kalmamışd. orada serbest bı¬ raktılar. hayvan gibi birbirine urganla bağlanmış 100-150 kadar insan vardı. Yan¬ larında. Babam ve köyün öteki ileri gelenleri. içlerinden bazı¬ larını seçip. Onlar koşarak köyden ayrıldılar. Esirlerin sayısı 200 do¬ layına çıkmışd. Ağlayarak arkalarından bakarken. aç. köyden ayrıldılar. Gece top¬ ladıkları cesetleri gömüp ayrılıyorlar. Önlerine kadp. Ama orada burada. 'tes¬ lim olduk' anlamında sopaya bağlayıp karşılamaya gittiler. İnsanlar korku ve belirsizliğin yanında. Babam. sefalet içinde sürünerek yaşamaktan bıkmışdk. Onlara ne yapacaklar diye uzaktan uzağa takibe başladık. urganlarla birbirine bağladılar. . Bir müf¬ reze geliyor. se¬ faletten çıldıracak hale gelmişlerdi. Tepelik bir yerde köyü seyret¬ meye başladık. açlıktan. Varışımızdan birkaç gün sonra.. Köyümüzde henüz bir şey yoktu.. Askerler çok ani gelmişlerdi. Üsderi başları toz toprak. açlık ve sefalet içinde ölmektense. Alay köyümüze geldi. Fakat gündüz bu işi yapmaları tehlikeli. Bıçak ve baltalar bile. Köye yayılıp evleri sardılar. Bulunduğumuz yer de artık güvenli değildi. Hepsi perişan haldeydi. beyaz beze bakmadılar bile. Bir beyaz bezi. tüfeklerinin namlularına süngü takıp içeriye daldılar. Toparlanıp Erdürük'e (Gökdere) döndük. Geldi¬ ler. onları be¬ yaz bayrakla karşılamaya karar vermişlerdi. Götürdüklerinden bazılarım. ihtiyarlar kaldı. ağla¬ yan kadınlar. 9. Geride. Askerler. Devamlı tedirginlik. Akşam karanlığım bekliyorlar. Bağladıkları insan sayısı 50 kadardı. Bizimki¬ leri de yanlarında getirdiklerine katdlar. kaçacak za¬ manı olmamıştı. öteki gidiyordu. Babamın anlatdklan herkesi şoke etmişti.vanlar tarafından parçalanmış cesetleri gömmeye karar veriyor¬ lar. Onca insanı süngülemeye başladılar. Sonra köyün erkeklerini bir araya topladılar.

Her yaştan binlerce kişinin öldürülmesi. insanlardan bazıları hemen ölmüştü. diri diri ya¬ kılan insanlar feryat ediyordu. köylerin yaküıp yıkıl¬ masıyla sonuçlanan bu "isyan"ın nedeni. hayali olaylar yaratılıp Ankara'ya rapor ediliyor. 1925-1940 yıllan arasında.. "hayali isyanları" bastırmak için birilerinin tüfek pat¬ latması da gerekmiyordu. Bazıları ise yaralıydı. Askerler. 193 5 'teki "Sason İsyanı" bu "hayali isyan"lardan biriydi. Bazıları elleri. Hiçbir şey olmasa. Bir feryat da o za¬ man başladı. "Islahat program"ından kaçış ve ta¬ kip sırasında meydana gelen çatışmalar da "isyan" olarak adlandı¬ rılıyordu.. oradan gelen emirie "tedip ve tenkif'e girişiliyordu. gömdük. Süngüleme sırasında. O zaman köye koştuk. 203 . kömür olmuştu. Ama uzaklaşamamış. Sonra askerler içerden çıkdlar. Bazen. Ahıra kapatılan insanların çoğu yanmış. Ankara'ya "isyan var!" diye bildiriliyor. Babam da sürünerek çıkmışd. Yüzbaşının ırza geçme girişimine tepki. bk yüzbaşının bk kadı¬ na tecavüz girişimine gösterilen tepkiydi. sürünüp dışarıya çıkmıştı. yalvarma ve inleme sesleri ta bize kadar geliyordu. Köy. duvarın dibinde ölmüştü. Bk Kürt'ün ırza tecavüz girişimlerine tepki göstermesi de "isyan"dı. Ahırın ka¬ pısına kuru ot ve saman yığıp ateşe verdiler. "hayali isyan"lar gerekçe gösterile¬ rek tedip ve tenkiller yapıldı. Ahır tutuşturulduktan sonra. yanmış et kokuyordu." HAYALİ İSYANLAR VE SÜRGÜN YOLLARI. figan. "tenkil" emri çıkanhyordu. Olanları uzaktan seyrediyor ve ağlıyorduk. Ölülerimizi toplayıp köyümüze götürdük. işlerini bitirip herkesin öldüğüne kanaat getirince gittiler. "Ağn İsyanı "ndan sonra en çok adı geçen. tırnaklarıyla duvarı del¬ miş.içerden yükselen feryat. Onların içinde hâlâ nefes alanlar vardı.

"isyan" senaryosunun hayali olduğunu gün ışığına çıkanyor. iktidarı elde tutan generaller cuntası. olaydan habersiz kaymakam vekili ve diğerieri. "isyanın bastırılmasından dönerken yanına aldığı ganimeder arasında bir Kürt kadını da vardı. ömür boyu senatör oldu. Peşinden koşanları korkutmak için de birkaç el ateş ediyor. Tam bu sırada yüzbaşı geline yaklaşmak iste¬ yince olay çıkıyor. dilini bilme¬ diği. yabancısı olduğu İstanbul'da kendi kaderine terk etti. 204 . vergi toplamak üzere. Korgeneral rütbesindeyken. isyan çıkd. Sason kaymakam vekili. Madanoğlu. tepeye yerleşmiş biriiğin yardımıyla canını kurtan- yor ama. genç ve güzel kadını bir süre yanında alıkoyduktan sonra. yoksa "devlet sıriannı" açığa vurduğun¬ dan mı bilinmez. Tutuklanıp işkenceden geçirildi. o za¬ man yüzbaşı rütbesinde olan Cemal Madanoğlu'ydu. Kadın direniyor. 1971 'de hükümet darbesi hazırlamakla suçlan¬ dı. harıl hani akşam yemeği hazırlıyor. gerçeğin ürpertici yüzünü. diyor. Sonra. ib¬ ret verici zulüm manzaralanyla ilmikliyordu. Jandarma yüzbaşısı. Tecavüzcü yüzbaşı da "isyan basriran" birlikler¬ den birinin komutanıydı. sonra olayı rapor ediyor. On yıl sonra ölen general. Madanoğlu'nun. Yazdığına göre. General sonrasını şöyle anlatıyordu: "Teteri Bedik'in evinde erkek yok. yanına bir askeri birlik ala¬ rak Harbak köyüne gidiyor. yayın yasağı koydu." Ve isyanı bastırmaya koşan devlet Sason'da taş taş üstünde bırakmıyordu. Başlıyor bağırmaya. Ama gerçeği yazmıyor. General'in anıları 1983'te Cumhuriyet gazetesinde yayınlanır¬ ken. Yüzbaşı. Teteri Bedik'e konuk oluyor. "Sason İsyam"nı anlatırken. bu arada anılarını yazdı. Ter¬ fi edip yükseldi. Harbakhlarca öldürülüyor. daha sonra "Dersim Harekâtf'na da karildı. Darbeci arkadaşlarıyla anlaşmazlığa düşünce tabii senatör¬ lükten istifa etti. Gelin. 27 Mayıs 1960 darbesindeki subaylar arasında yer aldı."Sason İsyanf'nı bastırmakla görevli subaylardan biri. Yüzba¬ şı kaçıyor. "yeterince vatanseve¬ rane" bulmadığı için mi. Anlatılanlara göre. Madanoğlu.

Jan¬ darmalar. saklanırlar. gelini zoria odaya getiriyoriar." Kadınlar da "ganimet"ti. yüzbaşının değil. Köylü¬ ler kaymakamı öldürüyoriar. kendini kayalıklardan azgın sula¬ ra bırakarak kurtuluşu intiharda buluyordu.' Ka¬ dın yorulmadığını. muhtarın annesi¬ ne. kay¬ makam öldürüldü' deniyor. Olay üzerine muhtarın annesi dışanya çıkıp ba¬ ğırıyor: Hey ümmet! Ne saklanıyorsunuz? Sizde namus yok mu? Gelinimize saldırıyorlar. Doktoru rehin tutuyorlar. çamur. bütün değeriere uzanan hoyradık kadınları da hedef ahyordu. Ziyafet softası açıyor önlerine. Sayısız kadın ve genç kız. yüzlerine is. içki içiyor konuklar. Askerkrin silahlarını alıyorlar. 205 . 'Gelinin bize hizmet yapsın' diyor. köye asker gelince kaçarlar. Ve kadının göğsüne bir yumruk atıyor. Oğlunun izni olmadan. o hizmet edecek' diyor. 'Sen yorulmuşsundur. Jandarma komutanını yaralıyor¬ lar. Kaymakam biraz çakır keyif olunca. Bunun üzerine Ankara'ya haber veriliyor. Gençler yine saklanmış. itici görünmek için paçavrala¬ ra bürünüyor. daha doğrusu nüfus kağıdı ol¬ mayan gençler. Saklananlar dışarıya çıkıyor. 'Halk isyan etti. Muhtarın annesi konukları buyur ediyor. "2000'e Doğ¬ ru" dergisinin 20 Mayıs 1990 tarihli sayısında "Sason İsyanf'nı anlatırken. "durumdan faydalanma" seferieri sırasında. Her yere. Kaymakam 'Gelini getireceksin. Süleyman Demirel'in Doğru Yol Partisi'nden Diyarbakır milletvekiÜ olan Mahmut Akunakar. kaymakamın kadına tecavüze kal¬ kıştığını söylüyor ve devam ediyordu: "Muhtarın evine gidiyorlar. Sason isyanı budur. O bölgede.1980'den sonra. Kadın her şeyi anlatıyor. asker kaçağı olan. kara boya sürerek "huzura" çıkıyorlardı. ne istiyorlarsa kendisinin karşılayabileceğini söylüyor. Kadınlar. gelinin yabancı konuklara hiz¬ met yapamayacağım söylüyor. Koyun kesiyor.

Senaryo oluşturulduktan sonra. kendini aşağıya. Sonra yaşadı. genç kadın birdenbire fırlı¬ yor.Palu'nun Geylan köyünden Gülbahar'ın 1925'teki "ölüm yolu seçimi" binlerce örnekten sadece biriydi. Midyat'ta. Onun trajik hik⬠yesini anlattılar: "Geylan'a baskın yapılıyor. Bir kez daha kan nehirleri akıyor. Adı Keko'ydu. Ama yiğit ve mert bir kadın. Kafilenin içinde bir genç kadın da var.. Tek çare var. Irzını korumak için ölümü seçen kadının bir oğlu vardı.. kelle hasadı yapılıyordu. komutan sarkıntılık etmeye çalışıyor. "hayali isyan "la- n kişisel kazanç yolu yapıyordu. Karar nahiye müdürünün kulağına gitmiş. "Botan İsyanı" bunlardan biridk." Ankara. Kadın direniyor ama. otoritesi. aşiretler ara¬ sı çekişmeleri firsat bilip yükünü tutmuş. bütün köylüler toplanıyor. ya Anka¬ ra'ya şikayet edilecek veya öldürülecek diye karar vermiş. "tenkil harekâtı" başlatılarak. Bir aşiret. bunun üzerine "isyanın ibret verici biçimde bastırıl¬ ması" emrini çıkarıyor ve gereken yapılıyordu. bir¬ birine bağlanıp götürülüyor. 206 ." * * » Kürtler arasına gönderilen kimi yöneticiler. Kendini kur¬ tarmak için Ankara'ya telgraf çekiyor: isyan çıkd. baş edilmezliği kanıtlanmaya çalışdıyordu.. Mahmut Altunakar anlatıyordu: "Yıl 1935. komutanın onu çekip çalıların arka¬ sına götürmeye kararlı olduğunu anlıyor. Yolda. azgın sulara atıyor.. Ankara'ya "isyan"ın raporu yazıhyor ve karşı taraftan gelen "İsyan bastırılsın" buyruğuyla Botan dağlarına asker yığılıyor. "devletin gücü". zamanın nahiye müdürü. Güzelliğiyle namlı. Annesi in¬ tihar ettiğinde bebekti. Kafile Murat nehri¬ nin üstündeki köprüden geçerken. kurtuluşunun olmadığını. Yaşlılığında Hacca da gitti.

Oğlu Osmanh subayı olan bk "ağayı" anlatmışlardı. yine derin çıkarlan için kullanıyor¬ lardı. tuzaklar döşüyorlardı. "Umumi müfettiş"ler. en başta talana koşmuş. Bu "derin tuzak" ve "hayali isyan"ın basrinlmasım da yine Mahmut Altunakar anlatıyor: "Olay. Diyarbakır'ın ünlü ağalanndan Pirinççioğlu ik Cemiloğlu aileleri arasındaki anlaşmazlık çekişmeye. birkaç yıl sonra aynı akıbete uğramış. Olayı dallandırıp budaklandırıyor. O da bunu firsat biliyor." Ermeni " tehciri "ni yaşayarak tanıklık etmiş. ahbaplık ettiği Ermenilerin başına o fe¬ laket gelince. Diyar¬ bakır'daki insanları. Düşman olduğu ki¬ şileri Ortadan kaldırmaya başlıyor. kavgaya dönüşüyordu. mahkemede sorun var diye Mardin'e. Kurum. Ama çok değil. Kürt bölgelerindeki "Genel valikr"e. bölge müfettişi Abidin Özmen'e yansıyor. Kimileri. 1980'lerde "Olağanüstü Hal Bölge Valiliği" adını aldı. "derin yetkileri"ni. İki tarafın karşılıklı öç alma baskınları başlayınca. Mardin'dekileri de Diyarbakır'a götürüp yok ediyorlar. fakat benim araştır¬ malarıma göre 700-800 kişi sorgusuz sualsiz yok ediliyor. "Umu¬ mi müfettiş" deniyordu. "ben devletim" diyenler bundan yararianmaya bakıyor. eziyetçiler arasında yer al¬ mıştı. hatta kışkırtıla¬ rak. oğ¬ lunun arkadaşları. birer diktatör yetkisiyle donatılmışlardı. 1925'ten itibaren benzer akıbeti yaşamaya başladılar. 207 . Bir askeri hare¬ kâtın gerekli olduğuna Ankara'yı inandınyor. hizmet verdiği devletin güçleri tarafindan yer¬ lerde sürüklenerek öldürülmeye götürülmüştü. 1937 ydında. "tehck"de rol almış Kürder.* * * 1940'lara kadar. Düne kadar biriikte yiyip içtiği. ya da mala tamah ederek. Bir zaman¬ lar elkri bağlanarak ya da süngüler arasında titreşerek uzaklaşanlan seyredenler. şimdi aynı akıbetin kurbanlarıydı. DP Diyarbakır Milletvekili Mustafa Ekinci'nin tespitkrine göre 93 kişi.

giyecek ve her tür¬ lü eşyayla birlikte ateşe veriliyordu. Öte yandan. Böylece. evler. öldürülmüşlerden. Birkaç gün sonra askerler köye geldiler. öyle olmadı. Çünkü. Koç ailesinin trajedisi. 1990'lar tebligat¬ larında da köyü terk için gün ve saat veriliyor. Dağ başlarında. Geride kalanlara da sürgün için yol gösterdiler. Sürgün yerimizin Niğde oldu¬ ğunu söyleyip ayrılddar. köylerin kıyısındaki derelerde öldürülmüş." Garip. ardk yakamızı bırakır¬ lar diye düşünüyorduk. Asıp kes¬ mekten geride kalanları da sürgün ediyorlardı. Fakat. göz dağının yaptırımları sıralanıyordu. Babası diri diri yakılmış Feyzullah Koç anlatıyor: "Bizim Palu-Karakoçan havalisinde gördüğümüz kadarıyla. ora¬ da bırakılmış insanların etiyle beslenmiş. Babam ve amcamı öldürdükten sonra. Şöyle veya böyle susturma planı uygulanıyordu. içindeki yiyecek. kurtlar için ziyafetti. insan ölüleri. tehdide rağmen boşaltılamayan köyler. Tevekkül içinde "kaderlerini" bekliyorlardı. Zaman değişse de yöntem aynı kalıyor. Kürtler suçlu. bk bakıma 1925'te yaşanan genelin bir 208 . her biri en az 7-8 hane. önde gelen Kürt aileleri hedef alın¬ mıştı. 24 saat içinde köyü terk etmemizi tebliğ ettiler. Bu ailelerin ileri gelenlerinin çoğunu astılar veya yerinde öldürdüler. insan kalabalıkları çaresiz. kendilerini şanslı sayıyorlardı. akbabalar.Şeyh Said'den sonra bütün Kürtlerin yurdu "suçlu yatağı" muamelesi görüyordu. Palu havalisinde bilinen. Bize. tanınan belli başlı sekiz aile vardı. hayattaydılar. semirmiş akbabalar sü¬ rüler halinde. Kan deryasından " sürgün "le kurtulanlar her şeye rağmen. içecek. "tarih te¬ kerrürden ibarettir" deyimi doğrulanıyor. "aksi halde" deni¬ lerek. öldürülmüşler harmanına üşü¬ şüp uçuyordu. Aile dediğim de. şaşkındı. isyana katılmamış da olsa. ama 1 990'larda Kürt köylerine benzer tebligatlar yapı¬ lıyordu.

en kötüsü. Sonra af çıkn. hangi bölgede olduğunu da bilmiyorduk. köyümüze döndük. Niğde'den tren yolu geçmiyordu. Karşılaştığımızda selam veriyoriardı. hanedan insanlar olduğumuzu gördüler. Halbuki sizi çok kötü anlatmışlar¬ dı bize dediler. Oturmaya başladık. Nerede. Feyzullah Koç anlatıyor: "Hemen toparlandık. Dönüş izni verdiler.. Ürkek gibi bir halleri vardı. Sonradan. Ama sonra ne olacakd? Gitmemiz tebliğ edilen yer Niğde'ydi. her neyse fazla yaklaşmıyorlardı. terbiyeH. Fakat devlet korkusundan mı. badanalı. bize mesafeli duruyorlardı. Temiz. insanca yakınlık ve yardımlannı görmedik. Sorup soruşturduk..bileşkesiydi. yirmi günde Niğde'. yanımızda gö¬ türdüklerimizi pişirip yiyorduk. Türkler bizden uzak duruyorlardı. Yaşanmışlıkların bir örneği sadece. Rumlar ve Ermeniler kaçıp gitmiş. Tekrar konaklaya konaklaya memleketimize. O zamanın parasıyla. 100 liraya bir at arabası kiraladık. şehir ve kasabalann içinden geçi¬ yor. o kadar. Ne diyelim. Yola çıktık. hangi bölgede olduğunu öğrendik ama. Yaklaşmaya başladılar. dükkânları boş kalmışd. dışarıda yadyor. Niğde de öyleydi." 209 . Bize de. Canımızı kurtarmışdk şim¬ dilik. kasabalar boştu. Yol boylarındaki köy. Akrabalar yardımcı oldular. Üç sene kaldık Niğde'de. Benzerini binlerce aile yaşadı. 20 Temmuz 1928'de yola çıkdk. köyler. Hatta özür dilediler: Ne güzel insanlarsınız. Niğde adını ilk defa du¬ yuyorduk. Ya¬ nımıza alabildiğimiz giyecek ve yiyeceklerimizle bindik. Bütün Rum ve Ermeni evleri bomboş duruyordu.. Beni. boş evlerden birini verdiler. Böyle konaklaya konaklaya.. Bir iyiliklerini. Taşlar nakışlanarak duvarlan örülmüş çok güzel evlerdi. an¬ nem ve bacımı Elazığ'a ulaşdrdılar.ye vardık. ihtiyaçlanmızı karşılıyor. evleri. İlk zamanlar büyük bir yalnızlık yaşadık. küküriü. Sivas'tan sonra her yer.

Ama hakaret eden çoktu. Yine Diyarbakır eski Milletyekili Mahmut Altunakar. küçücük bir çocukken. Aydın. Irkçı saldırganlık. ateşe verilen ormanlar.* » » Yakılıp yıkılan köyler. gittikleri yerlerde halktan yardım. * Akunakar. ikinci bir ceza. Dersimli Kürt bir ailenin oğluydu. "Şeyh Said İsyanında bin 500 ailenin sürgün edildiği" yazılıyor¬ du. Kürtlerde. Diyarbakır Milletvekili Mahmut Altunakar anlatıyor: "1936 yılından 1947 yılına kadar Kütahya'da kaldık. insanı kimüksizleşrirecek boyuttaydı. sürgün trajedisi¬ ni yaşayan insan sayısı milyonları buluyor demekti. aynı akıbetin 1936 yılında kendisini de bulduğunu söylüyordu. Çocuklar rahat bırakmıyorlardı. sürgün yollan ve mecburi iskân yerlerinde horlanıp aşağılanıyor. Manisa. ailesiyle birlikte hayvana reva görülmeyecek biçimde trene doldurulanlar arasın¬ da Bilecik'e sürülmüş. bahçe¬ lerin dumanlarıyla. destek görme beklentileri yoktu. sürgün edilen insan sayısı bilinmiyor. 1991 'de. İzmir ve Balıkesir'de sürgün günleri yaşadığını. Devletin felaketine uğramışların. olmadı da. Kütahya'dayken tanık olduğu bir manzarayı anla¬ tıyordu: 2IO . bu da. Devle¬ tin sürgün ve ölüm istatistiği yoktu. işkence olarak yüreklerini ka¬ natıyordu. En sıradan aşağılama deyimi "kuyruklu Kürt"tü. Yaşadığı sürece Kürt olduğunu gizleyerek korkularından kurtulmaya çalıştı. ANAP'tan Muş milletvekili olan Alaattin Fırat. Aşağılanıp horlanmanın acı ve hüznü ruhunu karartmış ola¬ cak ki. Kürtler arasında sürgünü tanımayan aile bulunmadığım söylü¬ yordu. Merhametin yardım elini uzatan çıkmıyordu. bağlar. Şeyh Said İsyanından sonra babasının il il dolaştırıldığını." Şair Cemal Süreya. "2000'e Doğru" dergisinin 20 Mayıs 1990 tarihli sayısında. aile genişliği hesaba katıldığında. kurtuluşu kimliğini inkârda aradı. 'Hani kuyruğunuz nerede?' diye soruyorlardı. Kürtler. Okuk gitmemiz mese¬ leydi. Nazilli.

daha sonra oturma yeri. başka sürgün kafilesini görüyordu is¬ tasyonda: "Yd 1938. Kütahya'daydılar ama. aç."Bir tren dolusu Sason sürgünü geldi Kütahya'ya. insanlığı utandıran örneklerie doluydu. açlık." Sürgün manzaraları.. susuz. hastalık.. her şey vardı trende. 1938 yılında. bizim Diyar¬ bakır yöresi insanlanmnkine benziyordu. pence¬ resi de bulunmayan. toplama kamplarında yazın güneş altında. Mahmut Altunakar'ın Kütahya garında gördüğü manzara. Havasızhk. Köylerden toparlanan her yaş ve cinsiyetten insanlar. Yanında gıda. tuvaleti bir yana. Bazıları feryat ediyor. Ka¬ pılar açıldı. inliyordu. izinsiz helaya gitmek de yasak olduğu için koca koca adamlar ıslak haüeriyle muhafizlara alay konusu oluyorlardı. Bu koşullar altında hayatta kalabilenkr. Sersemleşmiş şekildeydi¬ ler. içecek sağlamak dahil her türlü ihtiyaçları izne bağlanıyor. Dönemin ağır işleyen teknolojisiyle yokuluk günlerce sürüyordu. Siirt'in Sason bölgesinden getirilmişler. Kılık kıyaferieri. Ama ttıvalet ihtiyacı sorundu. Bu süre içinde yük vagonlanmn kapdan kilitli nıttıluyordu. hayvan naklinde kullanılan vagonlara dol¬ durularak sürgün yerlerine gönderiliyorlardı. Dışarıya insanlar döküldü. kilometrelerce yürütülü¬ yor. açlık ve susuzluktan. 211 . pislik.. Sorduk nereli olduk¬ larını. eski çağlarda pazar yerine satılmaya götürülen köleler ya da yabanlaşmış hayvanlar gibi birbirine bağlanıyor. ölüm. Kütah¬ ya'nın nerede olduğunu bilmiyorlardı. su bulunduranlar şanslıydı. izin dışı gökyüzüne bakmaları bi¬ le yasaklanıyordu.. kışın soğukta... sürgün yerlerine nakledilmek üzere. Bir gün istasyonda geziyoruz. Pislik. 'Burası neresi. günler¬ ce bekletiliyordu. Bir tren doluşuy¬ du. sürgünlerin genel bir özetiydi. Çoğu baygındı." Altunakar. memleketimizden çok mu uzaktayız?' diye soruyoriardı. en yakın tren istasyonuna götürülüyorlardı. O zaman il¬ kokulda öğrenciydim. Bu insanlar. Bir tren geldi. Bu ikinci toplanma yerinde yiyecek.

Askerlerin bastığı köyler yanıyordu. Ürdün ve Suriye'ye kaçmayı başarmış ay¬ dınlar. içinde diri kalabilmiş buğday ve arpa tanelerini ayıklıyor." Irak. "çare" üstüne tartışıyorlardı. insan ölüleri toplanıyordu. torunlarına ilişkin endişeleri var¬ dı. adımı yazma" diyordu. "bunların. eşek dahil. mem¬ leketten gelen haberlerin tartışıldığı sohbetler. Yediğimiz bazı bitkiler zehirliydi. Ken¬ di çarığım yiyeni gördüm. Her yerde korku vardı. 'anaların bebekleri¬ ni attığı. Bazı kaynaklara göre. Şeyh Said İs¬ yanından sonra Suriye Kürdistanı'na yerleşen Vali Memduh Se- . Köy meydanlarında topluca dayak. ki¬ me ne zaman. At. bunları yıkıyor. ne yapacakları belli olmaz. askerlerin geçtiği güzergâhlarda. Kimse evinde oturamıyor. Iran. ama Kürtlerin deyimiyle. köyünde kakmı¬ yordu. zaman içinde. "Hoybun"un fikk babası.BEŞİNCİ Bölüm HOYBUN VE İSYANCILAR İhtiyar bir Kürt'tü. bir araya gelenler. Çoluğu çocuğuyla dağlara sığınan insanlarımız. yaban hayvanı gibi avlanıyor. Ne bulursak ayrımsız yiyorduk. geride bıraktıkları "dehşet ormanını" uzaktan izliyor. Türkçesiyle 'gazap günleri'ydi. Aüesine. yakınlarının niçin götürüldüğünü bilmiyordu. dönüp bakamadığı hevvar'. Lübnan. Kimse niçin arandığını. Bu yüzden çok insan öldü. Askerlerin yakala¬ yıp götürdüğü insanlar bir daha geri gelmiyordu. pe¬ riyodik toplantdara. Dertleşmeler. o da örgütlenerek mücadele etme düşünce¬ sine dönüşüyordu. Türk askerlerinin geceledikleri yerlerde at dışkı¬ larını topluyor. yiyorduk. "Ben çocuktum. bütün hayvan ölüleri bizim için ziyafetti. hakaret alışılan olaylardandı. Dağlarda yiyecek yoktu. 1925 ve sonrasına Uişkin belleğini özetlerken.

İhsan Nuri. Görüşmeler. kalabalıklaşan toplanrilar maratonu Kürt Kongresine dönüşüyordu. 213 . bir trafik kazasında öldü. Kurdis¬ tan mücadelesi için oluşturulacak ordunun başkomutanlığım da Paşa rütbesine yükseltilen ihsan Nuri'ye veriyordu. inanç. Paris'te yaşayan Şerif Paşa ve Mısır'da bulunan Celadet ile Kamuran Bedirhan kardeşlerin de bulunduğu Kürt önderlerle ilişkiye geçiyor. aralannda Şeyh Said'in oğlu Şeyh Ali Rı¬ za. 1893'te Bitiis'te doğmuştu. bütün Kürtleri. Berazi aşireti¬ nin reisi Mustafa Şahin. Kürt Kongresi 5 Ekim 1927 tarihinde. Albay Halit Bey'in lideriiğindeki "Azadi" örgütü¬ nün içindeydi. Birinci Dünya Savaşı'na kanlmış. 1924 yılında. Kongre. Ağrı Dağı yenilgisinden sonra tekrar yurtdışına kaçri. Çeşidi as¬ keri kıtalarda görev yapmış. Nasturi isyanını bastırmakla görevli olarak Hakka¬ ri'ye gönderilen birliklerin içinde yer almışri. Kürdistan'ın kurtuluşu amacı etra¬ fında birleşrirme kararını alıyor. Hoybun'un yönerimi ve savaş kadrosu. mezhep ve aşiret farklılıklarını gözetmeden. din. arkasında halk desteği bulunan pek çok Kürt önderden oluşuyordu. Hoybun Kongresi. İhsan Nuri. Hakkari'deyken. ikinci bir kararla. giderek büyüyen. daha önce adım du¬ yurmuş. İhsan Nuri. Lübnan'ın "Bihamdun" kasabasında başladı. 1926 yılında yeni isyanın askeri kana¬ dının başkomutanlığına getirildikten sonra ülkeye dönmüştü. 1926'da amaçlı. Osmanlı ordusunda çalışmaya başlamıştı. Hoybun'un kararıyla. daha sonra yurtdışına geçmişti. Kürt aydınlarından Şükrü Sekban. üç Kürt subay ve çok sayıda as¬ kerie biriikte Türk ordusundan ayrılmış. 1976 yılında. ilkokuldan sonra Er¬ zincan Askeri Lisesi ve İstanbul'da Harp Okulu'nu bitirerek su¬ bay olmuş. başkanlığa da Bedirhan ailesin¬ den Celadet Bey'i getiriyordu. görüşmeler yapıyor¬ du. Memduh Selim.lim'di. Haco Ağa. programlı toplantdara. İhsan Nuri. Şeyh Said İsyanına ka¬ tılmış.

Ayaklanma sırasında bölgede bulunan ingiliz gazeteci Rosite Forbes. altmış kişilik bir süvari biriiğiyle sa¬ vaşır. Hasenanlı Halid Bey'in oğlu Şemseddin ve Zirkanlı Kerem Bey bu çatışmada ölüyor. Fakat. komutan Ferzende'nin girdiği savaşlardan bi¬ rini şöyle yazıyor: "Ferzende Bey. bu yüzden çarpışmada bazı as¬ kerlerin öldürüldüğü dile getirilir. Ayaklanmadan sonra. Ferzende'nin yürüttüğü savaş hakkında sayısız hikâye anlatı¬ lıyordu. Ferzende. Rohat Alakom. "Ağn ayaklanmasının efsanevi liderlerinden en önemlisi. 150 kadar arkadaşıyla birlikte İran Kürdistanı'na doğru çekildi. Yolunu kesen Türk ordusunun çem¬ berini yararak İran'a geçmeyi başardı. ağırlığıyla Malazgirt'te olan Hasenan aşirerin- dendi. kendisi üzerine gönderilen ve iki alaydan oluşan askeriere karşı. bir çarpışmada. Şeyh Said ayaklanmasında. hem de askeri yönetim¬ de görev alan. Fer¬ zende ise yaralı olarak Kürt lider Sımko'nun bölgesine geçiyordu. aileleriyle bklikte ayaklanma¬ ya katılmıştı. Rohat Alakom. isteği geri çevirince. Malazgirt cephesini açan oy¬ du. sahte bir rapor yazar. çarişma çıkıyor¬ du. Kürt kadın savaşçılardan uzun uzun söz ediyor. Hoybun Örgü¬ tü ve Ağrı Ayaklanması kitabında. Ferzende Bey. "sıtran"lara konu olmuş komutan Ferzende idi. burada İran ordusu engeliyle karşılaşıyor ve silahların teslimi isteniyordu. Raporda yöredeki bütün aşi¬ rederin Ferzende Bey'i desteklediği. Kürt dengbejlerin pek çok "kdam"ına. 214 ." Ağrı isyanının liderlerinden çoğu. hiç kuşkusuz Ferzende Bey'dir" diye yazıyor. Ferzende Bey'in karşısında bozguna uğrayan Türk askerleri¬ nin komutanı. Ferzende'nin babası Süleyman Ahmed. Ferzende. Bunun üzerine Zilan'da seksen Kürt köyü yerle bir edilir. Sözlü Kürt edebiyatının ustaları denbejlerin "kılam" lan dışın¬ da.Bunlardan biri de. hem siyasi kadroda. Ağn ayaklanmasının gerilla li¬ derlerini nitelerken. daha sonra arkadaşlanyla birlikte Ağrı'ya dönüyor ve yürüttüğü gerilla savaşıyla ayaklanmanın efsanevi lideri hali¬ ne geliyordu.

Türkçe konuşmalarına Kürtçe kelimeler katıyordu. 1984 yılında başlayan isyanda ise torunlan yer alacaktı. benişttir (sakızdır) ben çiğnemişim hakim beg" cevabıyla korku ortamını "5 . Ağrı isyanının öncülerinden olan Halis Bey. Halis Bey çok zeki ve espiriliydi. 1900'lerdeki ayaklanmalarda aktif rol almışri. Anayasanın. yolda kaçıp ül¬ kesine dönmüştü. DP iktidan 27 Mayıs 1960 tarihindeki askeri darbeyle devri¬ lince. Ağrı'nın Tutak ilçesinden. hem de gerilla lideri olarak sıcak çarişmaların içindeydi. Bu yüz¬ den Türk parlamentosunun "en renkli" üyesiydi. daha sonra Bayar-Menderes ikilisinin partisi De¬ mokrat Parti'den (DP) milletvekili seçiliyordu. 1928 yılında yapılan banş görüşmelerine İhsan Nuri. Türk hükümetinin isteği üzerine. Da¬ ha sonra Trabzon'a sürgün gönderilmiş. Kurdistan tarihinde. Fakat o. isyancı geleneği sürdüren bir aileden geliyordu. Yassıada mahkemesi başlı başına bir korkuluktu. Dedesinden sonra kendisi üçüncü kuşak isyan¬ cıydı. tıpkı Ferzende gibi hem ayaklanmanın yönetim kadrosunda görevliydi. o da tutuklanıp Yassıada'ya kapanlmış ve yargdanmışri. genel af ilan edilin¬ ce geri dönüyor. HaÜs Bey. fakat o. Türkçeyi "bilmiyor" görüne¬ rek. Halis Bey. Abdülmecit Bey.Ferzende Bey'in eşi Besna Hanım ve annesi Ayşe Hanım da sa¬ vaşan kadınlar arasındaydı. iktidar tarafindan çiğnenmesi davasında. sorulara kendi üslubuyla Kürtçe-Türkçe kanşımı bk dille cevap veriyordu. Bira ibrahim ve Ferzende ile bklikte Kürt tarafinı temsil etmişti. Rus işgali sırasında 18 yara almıştı. mahke¬ me başkanı Salim Başol'un sorusu üzerine. Halis Bey. yenilgiden sonra İran'a geçiyor. Sipki aşiretinin ön¬ deri Hamidiye Alaylan'nın komutanlarından Abdülmecit Bey'in oğluydu. "ma va (bu). Halis Bey. "korkuyla dalgasını geçer gibi" davranıyor. Ağrı isyanının komutanlarından bir başkası Halis Bey (Öztürk) idi.

. Kayseri'ye sürgün gönderiHyordu. "Hüse¬ yin Paşa'nm çocukları Memo ve Nadir. Yine Seyithan tıpkı Ferzende gibi "kılamlara" konu olan adı¬ nı Şeyh Said İsyanıyla duyurmuş. devlet yanlısı tutumlarına karşılık ödül beklerken cezalan¬ dırılarak. Fakat. Seyithan motifi. Hamidiye Paşası Kör Hüseyin Paşa'nm oğul¬ larıydı.gülümsetmiş ve "el kaldırmakla çiğneme ohr mı hakim Beg?" di¬ ye devam etmişti. Yılmaz Güney'in annesi de aynı aşiretin kızıydı. 1925 ydında Şeyh Said İsyanı padak verince. Ağrı isyanında ortaya çıkan öteki gerilla liderinden ikisiydi. daha sonra uzun süre kaçak ya¬ şamıştı. Bunun üzerine 1928 2l6 . "kılamlara" konu olan bir başka gerilla lideri Seyithan'dı. ge¬ rilla lideri olarak savaşa giriyordu. babalarının olumsuzluklarım giderdiler" diye yazıyor. yakın çevrelerinin tepkisine rağmen. Ferzende gibi Hasenan aşiretindendi. Seyithan. 1932 yılında Suriye'ye geçmek isterken kurulan tu¬ zakla öldürüldü. Nadir ve Memo. 1970'lerde yaptığı ve başrolünü oynadığı "Seyithan" filminde. Memo ve Nadir kardeşler. İhsan Nuri. Yılmaz Güney.. TC yanlısı bir tutum takınmışlardı. koyu sansüre rağmen biyografik öğelerini serpiştirmişti. onun efsanevi öyküsünü annesinden dinlemiş olmalı ki. * a Ferzende ve Halis beyden sonra adı. Kör Hüseyin Paşa ve Hacı Musa Bey "Azadi" hareketinin ön- cülerindendi. Kürtlerin bağımsızlığı için büyük fedakârlıklar yaparak. Seyithan. saf değiştirmiş. İsyancıların toplanması üzerine Ağrı Dağına geçiyor. birçok gerilla lideri gibi daha sonra da çatışmaya devam etti. anılarında iki kardeşten söz ederken. daha sonra sinema ustası Ydmaz Güney'e de konu olacaktı. İkili.

Ağn ayaklanmasında yer almak üzere geri dönüyorlardı." Ağrı ayaklanmacılarına karşı savaşan Türk ordularını. Alpdoğan. Şeyh Said İsyanı ve sonrasındaki "tedip ve ten- kif'den de deneyimliydi. Alpdoğan da 1920'deki Koçgiri olaylarından beri Kürt hareketlerini bastıran ve bu konuda deneyimli bir subay¬ dı. İsmet İnönü generallerin arkasındaki ikinci güçtü. 217 . Mehmet Şerif Fırat. Bu sırada Medeni. Daha sonra Genelkurmay Başkanı da olacak olan Omurtak. Atatürk ise Ağn isyanının uzamasından rahatsızlık duyuyor. deneyim ve başarıları nedeniyle. Hacı Musa'nın oğlu Me¬ deni.yılında Kayseri'den kaçarak Suriye'ye gidiyor. "harekâtlarda" deneyim kazanıp uzmanlaşmıştı. daha önceki Kürt "hareket" ve "harekât"larından deneyimli general¬ ler yönetiyordu. Hüseyin Paşa ile Ağrı eteklerine kadar gelmiş. Hoybun'a katılıyor. daha sonra "tek başı¬ na" Dersim harekâtının başkomutanı olacakd. silahını alarak uykuda bulunan Hüseyin Paşa ve oğullarını öldürüp kelle¬ lerini Birinci Müfettiş İbrahim Tali Bey'e getirip affa uğramış. resmi deyimle "kari" ve tartışmasız disipline sahipri. Yine 1920'den sonraki bütün Kürt hareketlerine müdahaleci olarak katılmış. Genelkurmay Başkanı Fevzi Çakmak başkomutandı. Atatürk'ün isyanın daha fazla uzaması halinde. Burada hepsi bir pınarın başında uykuya dalmışlar. Doğu İlleri ve Varto Tarihi kitabında. batılı basına gö¬ re "asabı bozuluyor"du. Kürdistan'a gidip doğrudan ordula¬ rın başına geçmeyi düşündüğünü yazıyordu. Orduları yöneten komutan ise Salih Omurtak'tı. Koç¬ giri olaylarından. O. 1920'de Koçgiri'de katiiam ve soygun yapmakla suçlanan Sakal¬ lı Nurettin Paşa'nm da damadı olan generallerden bk başkasıydı. New York Times gazetesi bir haberinde. Hüseyin Paşa'nm Hacı Musa ile birlikte yola çıktığını yazıyor ve şöyle devam ediyor: "Hacı Musa yolda hastalanıp ölmüş. Aynı uzmanlıkta olan bir başka komutan. General Hüseyin Ab¬ dullah Alpdoğan'dı.

savaş. o dönem için erişilmezdi. düşmanın gücü karşısında. 1926 yılında isyan edip Ağrı Da¬ ğına yerleşti. Ağrı'ya çıkmış ve dağda hareketlilik başlamıştı. "Ivo Bege Pasin e" kılamı da. Kürt sözlü edebiyatının sürdürücüleri dengbejler. onurun ölümle dansı hikayesiydi. zorlamaya başlıyor.. Türklerin adını.İBRAHİM PAŞA İhsan Nuri. Kürtler için de "Agiri" idi. Dünyanın en ulu dağlarından biridir Ağrı. kapısına dayanıp. öteki ucu Kürdistan'a uzanıyordu. Çarpışarak köyüne. Beyazıtlı Bira İbrahim e Hüssık e Telle. destan ve kasidelerle kuşaktan kuşağa aktararak geliyorlar¬ dı. İran'a. Ivo Beg eşi. Fakat. Degnbejlerin söylediği Kürt Beyi.. "Ivo Bege Pasine"nin (Pasin Beyi İbrahim) destanı şöyle: Ivo Beg. bu özel¬ likleriyle gerilla savaşları için doğal korugandı. Geniş yayla ve otlaklarıyla. bilindi bileli Ermeniler için "Ararat". Ve Kürtlerin "Bira İvrahim e Hessık e Telle" dedikleri Celali aşiretinin önderi ibrahim Bey. öne çıkıyor: 218 . Rus istilacılara karşı savaşa gidiyor. hayat da sunan Ağrı. evine kadar geliyor. dilden dUe aktarddar. bir yanı Ermenistan'a. İsyancıların orada toparlanmasından sonra "İbra¬ him Paşa" rütbesiyle çatışmalara katıldı. "Ağrı" diye değiştirdikleri dağ. mertlik ile yiğitlik onurunun bir arada harmanlandığı destan. kızı ve geliniyle evde yalnız. Düşman peşinden köye giriyor. Şeyh Said'e ilişkin sayısız kılam ve kasideyi onlar. çaresiz geri çekiliyor. Erişümez heybetinin yanında. onların nağmeleşrirdiği ve özve¬ ri. Denbejlerin nağmeleştirdiği "Ivo Beg e Pasin e" destanı KürtRus savaşını konu ediyor. Ka¬ pı kırıldı kırılacakken eşi kurtuluş umudunun bulunmadığını söyleyerek. trajedileri kı¬ lam. isyan ve toplumsal olaylarda rol alan halk önderleriyle. isyancı Kürt silahlı birliklerinin başına getirildi¬ ğinde. Buzul ve dört mevsim bulutlu ulu¬ lukları.

namus günüdür. Çarpışarak öle¬ cek. kaskatı. diye sesleniyor kocasına. Dirimizi düşmana teslim et me. ardından kızını vuruyor. demir menteşeler sökülmeye başlıyor. ceylan bakışlı kızı. Ge¬ lini ve kızı yalvarmaya devam ediyorlar: Geliyoriar baba. Önce bizi vur. Kapı tekmeleniyor. sonra geÜnini. Namusunu geride bırakıp nereye gidiyorsun böyle? Namusunu düşmana mı teslim edeceksin.. 219 .. Parmağı teriğe gitmi¬ yor. Kadimiz helaldir sana Ivo Beg.. Gencecik. uykudan uyanır gibi oluyor. Önce beni vur. Bizi düşmana sağ tesÜm etme!.. Vur bizi. ölmekten başka?.. Bizi vurup.. diye ekliyor kansı da. Önce karısını. Ivo Beg. diye haykırıyor. Sen Ivo Bege Pasine'sin. Neden öyle derin uykuda gibi duruyorsun? Namus ve şeref anıdır şimdi.. Taban¬ casını doğrukuyor. Onur gününde. kıpırtısız kalıyor.Ivo Beg. Sonra tabancasını çekip kapıya yöneliyor. Ivo Beg? Ivo Beg. Kurtar onurumuzu. ölümden başka seçenek olmadığını biliyor. genç kızına ve gelinine kıyamıyor. Uyuşmuş gibi düşüyor parmağı. Karısı arkasından sesleniyor: Ivo Beg. genç gelini ve kızına bakı¬ yor. Bugün... Vakit yok. Fakat onur savaşında da olsa karısına. hüzün içinde geri dönüp soruyor: Ben ne yapabilirim. kansı bağı¬ rıyor: Uyan Ivo Beg! Sen ki dağlann şahinisin. Genç gelini öne çıkıyor: Vur bizi baba. O anda kapı kınlıyor. tek tek. namusumuzu kurtar baba.. Kapı kınlırken. Ivo Beg namluyu onlara doğrultuyor. uyan! Kapı kınlırken Ivo Beg. Ivo Beg.. çaresizlik içinde karısına. Şerefini kendi elinle düşmana mı teslim edeceksin? Uyan Ivo Beg. Düşmana sağ teslim etme!. Düşman askerleri içeri doluşuyor. Kapıyı kınp içeriye gir¬ mek üzereler.

önce sivil halkı kurtarma ve sonra da orada¬ ki güçleri başka dağlık bölgelere nakledip savaşı oralarda de¬ vam ettirme çarelerini aramaya başladılar."Ivo Bege Pasine" destanı. Ninesinin "Telle' olan .. bağımsızlık ocağının alevlerine kurban gitmişti. Ararat tepelerinde bir trajedinin manzarasını ortaya serdi. çok sayıdaki sivil halkı beslemek imkansız hale gelmişti. arkalarındaki bütün köprüleri yakmış olan devrimci güçler. ihsan Nuri ve bir kı¬ sım liderler bu planı uygulama taraftarıyken. Eylülün 2'sinden (1930) 15'ine kadar. Husse Telle şu teklifi sunuyordu: Bütün kadınlar. bir oluyor.. Bira İbrahim e Hussek e Telle'nin değişririlmiş öyküsü. Her türlü irtibattan yoksun olan Ararat liderleri.. Bira ibrahim'e halk. İb¬ rahim'in kısalrilmışıyla "Ivo" diyordu. Garo Sasuni. güçsüz ihtiyarlar ve çocuklar kılıçtan geçi¬ rilsin ki. Örtüşüyor. en büyük lider Araradı Bira Ibrahime Husseke Telle buna karşı çıkd. Husseke Telle. Türk ordusu.." Uzun bir adla anılıyordu: Bira Ibrahime Husseke Telle. yaşlı gözlerle Ararat asla¬ nından bu ümitsiz kırıma son vermesini rica ediyorlardı. Fakat. "Bira" Kürtçe erkek kardeş demekti. İlki her türlü erzak ve yiyecek darlığıydı. 1930 yılında 100 bin askerin uçaklar desteğinde giriştiği Ağrı Dağı taarruzunun trajedik yüzünü şöyle anlattyor: "Genel taarruza rağmen. son neferinin son nefesine kadar savaşsınlar. Husse¬ ke Telle'yi yumuşatmayı başardıklarında. Çünkü savaşçılardan başka. planı ilk önce kendi aile ve akrabalarına uygulayarak. Ararat liderleri. savaşa de¬ vam için zorunlu olarak iki ayrı sorunu düşünmeye başladılar. Bu devrimci gaddarlık içinde. Ermeni yazar Garo Sasuni'nin anlattıklarıyla bu destan pek farkhlaşmıyor. çok zor bir cephe savaşı vermeye mecbur oldu. Ararat (Ağrı) cesurane bir şekilde 25 Eylül'e kadar diren¬ di. ikincisi ise cephane ve teçhizat darlığıydı. Bütün nüfuzlu liderler ve şeyhler. onun destanı mıydı? Bilinmez. zaten on kadar gü¬ nahsız Kürt.

Sanıldığı gibi Kürtlerde. Ruslar çekilince Beyazıt. şeker. bundan sonra Bira ile ihşki ku¬ ruyor ve anlaşma yapıyorlardı. pirinç ve sabun dağıtacak. anlaşma gereğince Ruslar.adıyla anılıyordu. liderlik nitelikleriyle öne çıkan ka¬ dın. aylarca süren kanlı çatışma başlıyordu.. Ermeniler. Çeşitli kaynakların belirttiğine. Bira ve dostu Gur Huso (Kurt Hüseyin) önderliğindeki Kürtler. erkekleri geride bırakak aileyi simgeleyip temsil ediyordu. Beyazıt'ın Ermenilerden geri alındığı gün. dört bir yandan ilerlemiş. Ünü yaygın Celali aşiretinin önderlerindendi. Sovyet ihtilali üzerine 1917'de çekilene kadar. ihti¬ yaç sahiplerine her ay. biliniyor. Rus işgalini önlüyorlardı. şehri savunuyor. Bunun üzerine Bira ve Gur Huso yeniden silaha sarılıyor. İhsan Nuri'nin de anılarında doğruladığına göre. Beyazıt'a da dayanmıştı. Bira İbrahim'in lakabıydı. köylere giriyor ve o arada kan akıyordu. Ta ki Ruslar. Ruslar. aileler erkeklerin gücü (baba erkü) üzerinde değildi. Ağrı Dağı eteklerindeki Çiftlik köyündendi. yöredeki Kürtleri de rahatsız etmeyeceklerdi. geleneksel soyadı. O nedenle ninesinin adı. Beyazıt merkezine girmeyecekleri gibi. İki taraf da anlaşmaya bağlı kalıyordu. Adı. Kürtlerle Ermeniler arasında. ni¬ nelerden birinin adıydı. halkın normal hayatını sürdürmesi için destek verecek. 221 . Dağa çık¬ tıktan sonra ise Hoybun tarafından Paşalıkla rütbelendirildi. ünlü dede. Babasının adı Hüseyin'di (Hussık): Telle'nin oğlu Hüseyin'in oğlu Kardeşi ibrahim. Bira ibrahim'in dostu. engelsiz kalan Ruslar. Aile ve çocukları da onun adıyla anılıyordu. Rus işgali sırasında efsaneleşti. Yine Kürtlerde. Osmanlı devleti yarı dağıldığı için hiçbir kurumu yoktu. Beyazıtlıydı. Osmanh ordusu yenilip dağılınca.. anılıyordu aileler. Böyle adlandırılıyor. ailenin kökü. Ruslar. bu boşluktan yararlanarak Beyazıt'ı işgal ediyor. kendi başına kalıyordu. silah yoldaşı Gur Huso şe¬ hit düşüyordu. Birinci Dünya Savaşı'nda. Bilge kişiliği. buna kar¬ şıhk Kürtler de onlara saldırmayacaktı.

TC.Bira. canını almak üzere peşine dü¬ şeceklerdi. bir gün. Bir dükkân açıp başına geçiyor. Şeyh Said İsyanından sonra. daha sonra yapacağı katkılar da hesaba alınmayacaktı. Bira. ordu birlikleri top. bir direğe bağlanmış genç kızı "özgür¬ leşmenin simgesi" olarak çözüyor. Fakat öyle olma¬ yacaktı. Aradan aylar geçtikten sonra. birkaç Osmanlı askeri yolunu şaşırmış gibi çıkıp Beyazıt'a geliyor. kendince huzurlu bir hayat kurmuştu. Şeyh Said isyanında devlete sadık kaldı. hatta yalvarmaları geri çevirmiş. Bıra'mn yönetimi teslim ettiği gün. ilk eşi ve çocuklan köyde kalıyordu. Beyazıt'ı Türk askerlerine teslim ettikten sonra köyüne dönmüyordu. kentin yönetimini devrediyor. İhsan Nuri Paşa. İşte. direğe Türk bayrağı çekiyor¬ lar. destek de vermemiş. Bira. "Türk ordu¬ sunun düşmanla çarpışa çarpışa Doğubeyazıt'ı kurtardığı tarih" olarak geçiyordu. Tabii askerlerin kaz adımlı "zafer turu" da ihmal edilmiyor. o arada Belediye Başkanı Mahmut Efendi'nin kız kardeşiyle ikinci evliliğini yapı¬ yor. Ermenilerin çekilmesinden sonra savunma birlikleri ku¬ ruyor ve şehrin yönetimini üstleniyordu. "din kardeşi" Osmanlı üniformalı askerle¬ ri karşılayıp ağırlıyor. tersine TC'nin yanında yer almıştı. Bira ibrahim'i anlatıyor: "Bira. TC tarihine. tüfek ve tankların eş¬ liğinde şehre giriyor. Bira. is¬ yana katılmamış. Beyazıt'ın "kurtuluşu" her yıl bu müsameresel manza¬ rayla kutlanıyor. Oysa Bira bütün istekleri. anılarında. köşesine çe¬ kiliyordu. hizmetleri öteki yana savru- lacak. Vefa borcu bir yana. Beyazıt'ta "kurtuluş" şenÜkleri dü¬ zenliyor. isyanm yenil- 222 . Meydan savaşlarını kazanarak Beyazıt'ı kurtarmış Türk ordusunu anmak üzere. Bütün düşman askerlerini süngüleyip öldürdükten sonra. her yıl aynı tarihte. yeniden "temsili düşman" kuvvetleriyle temsili çarpışmalar düzenliyor. Onca hizmeti.

Sonra ne olursa olsun. Bira.' diye¬ rek Allah'a yalvardım.. Ağrı'dan gelen küçük oğlum llhami. Yönü¬ mü Kıble'ye çevirdim. Hizmetkârımız. O söylenenlere kulak asmayarak. Bira Husseke'yi soruyorlardı. yine de Kürt'tü. Dükkânımın önünden geçerek şehirden ayrıldım.giye uğraması ve Şeyh Said'in yakalanmasından sonra. 'Devlete çok büyük hizmetlerde bulundum. AUahım. Şeyh Said İsyanının bastırılmasından sonra. Seni soruyoriardı. Sürü- 223 . Şimdi beni sürmek istiyorlar. bir gün şa¬ fakla beraber. adamlarıyla ve Celalilerle birlikte bunların yolunu kese¬ rek. 'Şafakla bir subay ve 20 Türk süvarisi köye geldiler. telaşla bana. kendisinin de listede olduğunu. senin köyde olmadığını söyledi. Fakat ne olduğunu anlayamadım. Rahatsızlık vermiyorum. engelleme olayında bunlarla beraberdi. Qotis üzerinden giderek çayın kenanna vardım. Tüfeğimi ve fişekliğimi çayın kenarına getir' dedim. Kör Hüseyin Paşa. Dükkânımla uğraşıyo¬ rum. senin atını alacaklannı düşünerek atladığı gibi sürdü. Türk devleti Kürt önderlerini. Bıra'mn dosdan. Bir süre sonra birkaç el tüfek sesi gel¬ di. daha yeni uykudan uyanmış ve sürülerini gönder¬ mekle uğraşırken. Bıra'mn Ağn'nm Çiftlik köyünde bulunan karısı ve çocukları. sen biliyorsun ki. Ben hemen yola çıktım. Anam subaya. 20 Türk süvarisi köye girdi. sür¬ gün edileceğini söylüyorlardı.. geçişlerini engellemeye çalıştılar. Fa¬ kat düşünemiyordu ki. Fakat geçişi engellemeyi başaramadılar. Bugün bir şeye ka-^ nşmıyorum. adamlarıyla birlik¬ te İran'a geçmek istediler. Şeyh Sa¬ id'in oğlu Ali Rıza ve birkaç Hesenenli lider. Devletin isteği üzerine. Süvarilerin bir kısmı peşine düş¬ tü. isterse asi olsun. Bundan sonraki gelişmeleri Bira bana şöyle anlatd: 'Ben Beyazıt'taki evimde çayımı içiyordum ki. yeter ki tüfeğimi kavuştur bana. ben devlete hiç kötülük yapmadım. aileleriyle birlikte Bad Anadolu'ya sürgün etmeye başladı. Türklerin gözünde Kürtler ister hizmet¬ kâr. Beni niçin sürsünler ki!' diyordu. 'Ben de kısa yoldan ge¬ leceğim. 'AUahım. O gittikten sonra evden çıktım.' Ona çabuk köye dönmesini söyledim. Devletin dostuyum. Caminin önünde durdum." İhsan Nuri Paşa devam ediyor: "1926 yılının ilk aylan ve kışın sonlarına doğru.

yanına gelenler çoğalmaya başladı. tek tek. bize ne¬ ler yapmazlar!" diyordu. bir asker yaralanmış' dedi. Hoybun'u halk desteğinden soyudamak amacıyla bir propaganda kampanyası başlatıyor. Köye giderek. bütün yörede şaşkınlık ve korku yaratmıştı. Çepe Kubent köyü yakınlarında Keskoi'lerden birkaç kaçağa rasdamış1ar. Bira. Çoba¬ nım tüfeğimi getirdi. Askerlerin yaralıyı benim evime bırakıp gittiklerini söyledi. Çok geç¬ meden. yaralıyı Beyazıt'a gönderdim. bu yüzden firari bir hayat yaşayan Kürtler. Onun adını ve dağa sığındığını duyan. Arap asıllı İbrahim Tali Öngören. Çobana meseleyi sordum. 'Askerler köye geldiler. Pek çok kişi. tehlikeyi sezenlerle. bu arada "ben de sizdenim" demek adına işi Kürt giysile¬ ri giymeye kadar vardırıyordu." Bira İbrahim'in onca hizmetine rağmen karşılaştığı muamele. cebine dol¬ durduğu renkli şekerleri çocuklara dağıtıyor. ya da 1980 sonrasının "Olağanüstü Hal Bölge Valiliği" olan "Umum Müfettişliğe" atanıyor. köylülerle birlikte yer sofrasına oturup yemek yiyor. birkaç adamıyla birlikte. ezberlediği birkaç ke¬ lime Kürtçeyi yerli yersiz sözleri arasına sıkıştırarak konuşmalar yapıyor. seni bulamayınca adnın peşine düştüler. Ağn Dağına sığındı. BİLDİRİ SAVAŞLARI İhsan Nuri'nin çıkışından sonra. aranan. dört bir yan¬ dan. İbrahim TaH Öngören.lerim çayın kenarındaydı. karşılığı genel valilik. yer yer çatışmalar başlıyordu. aralarında çatışma çıkmış. Türkiye Cumhuriyeri politik ve askeri ta¬ arruza geçiyordu. "kendile¬ rine hizmet eden ve sadık kalan Bıra'ya bunu reva görenler. 224 . Ağrı Dağı "Kürt Ulusal Meclisi"nin merkezi haline geliyor. halktan biri olduğunu göstermek için. gruplar halinde yanıha akmaya başlamıştı. yanına aldığı ba¬ zı ağalarla köylere gidiyor.

Genel af çıkarmasının tek nedeni Hoybun'u dağıtmaktır. İhsan Nuri Paşa'nm anılarında yazdığına göre. karşı bildiride Hoybun'un gerçekleri saptırdığını. Affin bir amacı da sükûn var diyerek Batı'dan yardım almakdr. Haybon'un 1928 Martında yayınladığı ve "Kürt ulusuna" di¬ ye başlayan bildiride şöyle deniliyordu: "Ey Kürder! Türklerin affina inanmayın. aşiretieri dola¬ şıyor. yakın geçmişte ya¬ şadıklarımız. 'Rome Xayine. bunun bir tuzak olduğunu. Türklerin riyakârlığına inanmayacakdr." Öte yandan Türk hükümeri firarda bulunan ve aranan Kürt liderlerine "devletin şefkatli kollarına sığınma" ve genel aftan ya¬ rarlanma çağrıları yapıyordu. Hoybun. 'Kürt sorunu ve Kurdistan yok' demektir. Türklerin affi¬ na inanarak teslim olanlar öldürüleceklerdir. Bu affı çıkarmak¬ taki amaç. ge¬ nel af ilan edildiğini açıklıyordu." 2-İ5 . Türklere güven yoktur. Türk propaganda¬ sına kanmayın!" diyorlardı. Bundan sonra karşıhklı bildiri savaşları başlıyordu. görevlileri karşı atakla köyleri. aranan liderleri bir bildiriyle uyarıyor. gelecekte olacakların aynasıdır. aftan yararlanmak isteyenlerin hiçbir şey¬ den korkup çekinmeden teslim olmalarını isriyordu. "af" sö¬ zü üzerine. İsmet Paşa hükümeti de bu arada barış taarruzuna geçiyor. Türklerin sözüne inanıp teslim olmamalarını istiyordu. bundan önce de suikasder ve hileler yo¬ luyla Kürt örgütlerini dağıtmışlardır. "unutmayın. Sürgün edilmiş yüz binlerce Kürt'ten kaç kişi bugün hayatta kalabilmiş¬ tir. Fakat Kürt hal¬ kı. yaptıkları konuşmalarda. Bildiride şöyle denili¬ yordu: "Türk hükümederi. bexte we tüne!' Atalarımızın bu sözünü unutmayın.ibrahim Tali'nin propaganda kampanyası karşısında Hoybun da boş durmuyor. Şimdi de Hoybun'u dağıt¬ mak istiyoriar. Halbuki Kürt halkı örgütünün arkasında ve onun aracılığıyla özgürlüğüne kavuşmak istemektedir. Bunun üzerine Hoybun bir bildi¬ riyle "affin tuzak olduğunu" duyuruyordu. sınırların dışında ve dağlarda yaşayan Kürt milliyet¬ çilerini hile ile ele geçirmektir. Genel Müfettiş İbrahim Tali de.

Şeyh Said'in çekirdek kadro adamlanndan biriydi. Dönenler arasında. Türklere has öldürme ve yok etme devam ediyor. 1928 yılın¬ da dağdan köylerine. Gelenlerin yok edilmesi önceden kararlaştırıldığı için. Ama Saide Telhe idam edildi. Kürtleri zamanında uya¬ rarak pek çoğunu tuzaktan kurtardı. Kürtlerden oyuna gelmemelerini istedi. öldürüldüler. * Hükümetin propaganda savaşının ilk etabını Türk hükümeti kazanıyor. ilan edilen af üzerine. Daha sonra Suriye'ye geçmişti. Şeyh Said'in iki oğlu Ali Rıza ile Selahaddin ve Şeyh Said ha¬ reketinin önemli adamlarından Said e Telhe de aftan yararlan¬ mak isteyenler arasındaydı. Yakılmış yüzlerce kö- 226 . Kürtler yeni büyük bir tehlikeyle karşı karşıyadır. yurtdışındakiler de ülkeye geri dönmeye başlıyorlardı. "gelin. Şeyh Said kö¬ yünden çıktığından beri yanındaydı. Mahkeme¬ de. birer bahaneyle hapse adldılar. Şeyh Said'in iki oğlu ile birlikte dönen Said e Telhe ve öteki bazı Kürt liderler tutuklanıp Ankara'da yargılandılar. Saide Telhe'nin idamı. 1400 kişi hapsedildi ya da sürgüne gönderildi. halktan isyan¬ cılara inanmamasını istiyor. bazı Kürt önderler. mudu bir gelecek vaat ediyordu. bu olanağı değerlendirmek isteyenler de vardı. yakılıp yıkılan köylerin yeniden imar edileceğini söylüyor. Şeyh Selahaddin 12 yıl hapis cezasına çarptırıldı. Şeyh Ali Rıza ve Selahaddin'in mahkûm edilmesi üzerine Hoybun bir bildiri ile gelişmelerin kendilerini doğruladığını belirterek. bildiride şöyle deniliyordu: "Türk hükümeti. sahte afla bazı Kürtlerin dönüşüne izin ver¬ di. devletin şefkatli kollarına sı¬ ğının!" tekrarında bulunuyor. Said e Telhe (Talha'nın oğlu Said) Bingöl'ün Azizan köyünden. yasal zeminden yararlanmak. "Kuzey Kurdistan Cemiyeri"ni kurmakla suçlandılar. Şeyh Ali Rıza uzun zaman tutulduktan sonra serbest bırakıldı.Genel Müfettiş İbrahim Tali de karşı bildiride. Fakat Hoybun. İhsan Nuri Paşa'nm yazdığına göre. geçmişteki yaraların sarılacağını.

doğrudan "barış görüşmeleri" önerisi götürü¬ lüyor ve bu Kürt tarafinca da kabul görüyordu. ihsan Nuri'nin anılarında yazdığına göre. kızlarınız ve kadınlarınızın sefa¬ letini gözlerinizin önüne getirerek birbirinizi seviniz. 1928 Mayısında. karlar arasın¬ da iki alayımızı imha etmişler. Türklerin kaybı ise büyüktü. Ferzende ve Halis Bey'le birhkte kadlmışd." Türk devleti. dağdan inip teslim olmasına karşılık. Öte yanda. onun yanlış tutumu yüzünden başkalarının ceza gördüğünü söylüyordu. ihsan Nuri'ye çekici armağan ve vaadler sunuluyordu. bu döneme ilişkin olarak şunları yazıyor: "istanbul'a yeni gelmiş biriyle görüştüm. bütün çabalarına rağmen sonuç alamayınca ve kayıpları büyük olunca diyalog çabalarına giriyordu.yü. 60 kişilik bir süvari birliğiyle görüşmelerin yapılacağı Şeyhli köprüsüne gelmiş. Müthiş masraf olmuş. Meğer Kürtler. önüne maddi ve manevi olanaklar sermeye başlıyordu. Fe¬ ci şeyler. toplantıya Bira ibrahim. kaymakam ve generaller. 1928 yazında. Lozan Anlaşması sürecinde yolları ayrılan ve gözden düşen Dr. külliyetii miktarda akın verilecekti kendisine. Oyuna gelmeyin!" * t * İbrahim Tali Öngören ise karşı bildiride. öldürülmüş binlerce Kürdü. Kürderi Ağrı Dağında bütünüyle imha ettik diye.. karşılığında. Atatürk'ün yakın kadro adamlarından biriyken. Aranızdaki çekişmeleri unutunuz. Ayırca yöre valileri. görüşmelerin en önemlisi. Çok şey anladyor. Genel Vali İbrahim Tali Öngören. Kürtler dağ¬ dan bizim araziye inmişler. Bu yöntem ba¬ şarılı olamayınca. İhsan Nuri Paşa. Türk heyetinde 12 milletvekili yer alıyordu. Ankara'dan gelen bir delegasyonla gerçekleşti. silahlarını¬ zı koruyunuz.. Türklerin ama¬ cı Kürdü Kürde öldürtmektir. verilen sözün tutulmamasmın suçunu İhsan Nuri'ye yüklüyor. anılarında. Rıza Nur. Ayrıca seçip beğenmesi kendisine ait ol- 227 . çatışmalar yayılarak büyüyordu. ku¬ mandan Salih Paşa bildiri yayınladı. İhsan Nuri silahını bıraktığı takdirde. Hoybun'dan silah bırakması isteniyordu. doğrudan İhsan Nuri'yle ilişkiye girerek.

vakit var¬ ken. yazdığına göre. 1926 baharından beri Ağrı Dağına. istediği miktarda paranın hazır kendisini beklediğini ekliyordu. İhsan Nuri'nin şardarı karşısında pazarlık ortamı yok oluyor. önerilen rüşvete çok öfkelendiğini belirtiyor ve mektuba mektupla yanıt vererek. ama eli boş kışlasına dönüyordu. 228 . Hoy¬ bun'a mensup olmaktan şeref duyuyorum. Hoybun'un emriyle bulunuyorum. Çünkü sorun kişisel değil ulusaldır. ister yurtiçinde. sunulanları dinledikten sonra söz alarak. Türk ordusunda müm¬ taz bir yer verileceğini. görevi alabilecekti. bu şartların dışında her¬ hangi bir konuda müzakereye oturmayacağını da belirtiyordu. Bu da ancak ulusumuzun bağımsızlık haklarının tanınmasıyla çözümlenebilir. onlan Hoybun'a iletebilirim. "Ben Hoybun askeri lideri ve Kürt Silahlı Kuvvederi'nin başkomutanıyım" dediğini ve sonra şöyle devam ettiğini yazıyor: "Ben bu görevde. Sürgünler ve cezaevindeki¬ ler de af kapsamına alınacaktı. ihsan Nuri. Görevim. Siyasi öneriniz varsa. "Türk askerlerinin kayıtsız koşulsuz Kürdistan'dan çe¬ kilmesini. her sonbaharda büyük kayıplar vererek. tüm Kürtler bundan yararlanacaktı. Fakat. Görevi. sonuç almamadan toplantı dağılıyordu. bunun korgeneral rütbesi ve kolordu ko¬ mutanlığı olacağını vaat ediyor. önüne konanları alıp rahatına bakmasını öneriyordu. Muhatabınız Hoybun'dur. bağımsız Kürdistan'ın derhal tanınmasını" içeren kar¬ şı görüşleri öne sürüyordu. ibrahim Tali vazgeçmek. ancak Hoybun emrettiğinde terk ederim. rüşvet karşılığında halkını satacak kadar küçülmediğini söylüyor. dilediği ülkede büyükelçilik göreviyle. Kürdistan'ın bağımsızlığını tanımasına ve onun ordula¬ rından boşaldlmasma kadar savaşı yürütmektir. eski tekliflerini tekrarlayarak. ister yurtdışında dilediği makamı. mücadeleden vazgeçmesi halinde. İhsan Nuri." RUSLAR VE İRAN DA SAVAŞA GİRİYOR Türk ordusu.mak üzere. pes etmek istemiyordu. Top¬ lanndan hemen sonra ihsan Nuri'ye mektup yazarak. Bu arada genel af kapsamı genişletilecek. İhsan Nuri. Türki¬ ye'nin. Mü¬ fettiş. beğenmiyorsa. nafile genel taarruzlar düzenliyor.

Devlet isyancıların peşini bırakmak niyetinde değildi. köylülerin yaylaya çıkışı "Birinci Ağrı İs¬ yanı" ve ordunun koyun sürülerinin peşine düşmesi de "isyanın bastırılması" oluyordu. büyüyordu. koyun sürüsü ve sahipleri. Otorite¬ sini kanıtlamak için Üçüncü Orduyu. Fakat. bu taarruzları "Birinci" ve "İkinci Ağrı İsyanı" diye adlandırıyordu. Jandarma alayı. Ama bütün aramalara rağmen. Genelkurmayca yapılan "resmi tarih"te. Jandarma Alayım isyanı basrirmakla görevlendirmişti. o arada havalar soğuduğu için or¬ du. 1927 baharında Ağrı Dağını karargâh yapmıştı. Resmi tarihe göre. Fakat. "yasağa saygısızlık etmiş" ve 16 Mayıs 1926 ta¬ rihinde. "eşkıya" dur ihtarı ve "teslim ol" çağrılarına aldırmadığı gibi. "Birinci Ağrı İsyanı" için 16 Mayıs 1926 tarihi veriliyordu. Bir ay gibi kısa bir zaman içinde hazırlık¬ lar tamamlanmış ve Haziran ayında "büyük taarruz" başlamıştı. "kandırdı¬ ğı" Kürtleri yanına çekiyor. isyancılarla sürüle¬ rinin peşine düşmüş ve Ağrı Dağı eteğindeki Demirkapı bölgesin¬ de isyancılara yetişmişti. bir sürü koyunla Ağn Dağı yaylalarına çıkmıştı. "eşkıyalığını" her gün biraz daha ileri götürüyor. 229 . Türk askerleri. Bu. "sıcak temas" kurulamamış. Devlet. dağı terk edip geri dönmüştü. dev¬ let otoritesine "bir isyan "di. derhal harekete geçmiş ve 28. dağda "asilere" rastlanmamış. tersi¬ ne. ulusal birlik ve beraberlik ile güvenliği için Ağrı yöresinde yayla yasağı ilan etmişti. zorunlu olarak çatışmaya girmişlerdi. Devletin iyi niyetli bütün ısrarlı çağrılarına rağmen. Fakat jandarma alayının şansı yaver gitmediği için bozguna uğramış. Resmi tarihin kaydettiği "ikinci Ağrı İsyanı" da ilginçti: Genelkurmay'ın kitabı yazıyor: "Hoybun" denilen "eşkıya çetesi". Beyazıt'a bağlı Muson kasabası¬ nın Kaleci köyü. "asilerin tedip ile tenkili"yle görevlendirmişti. TC. bunun üze¬ rine. askerler de ölü ile yaralılarını toplayarak Beyazıt'taki ka¬ rargâha çekilmişti. "ateşle karşılık vermiş". Genelkurmay'ın Kürt İsyanları kitabında yazılanlara göre. teslim olmuyor.Resmi tarih. yamaçlan tırmanıp yaylaya çıkmış.

iki hafta topa tutuluyor. iki kolordu ve 10 bin kişiden oluşuyordu. Fakat. Resmi tarih. Ordu iki kol ha¬ linde taarruza geçmişti. "eşkıya"nın sayısını vermiyordu. arama çabaları boşa çıkıyor. gece olunca. Birinci kol. Ermeni yazar Garo Sasuni. Ağrı Dağının sarp kayalıklarına. nereden peydahlandığı bilinmeyen eşkıya aniden ortaya çıkıyor. Türk ordusu. uçaklar bomba yağdırı¬ yor. gün ışığında bulunamıyor".TC yine de insanca davranmış ve asilerin dağdan inmesi için genel af ilan etmişti. Ağn Dağı. Yüksek askeri idare birbirine girdi. Zaten bir kere daha havalar soğuduğu için Ankara'dan "ri¬ cat" emri veriliyordu. Ayaklanma serpilme¬ ye başladı. ikinci kol da Kars'tan İğdır'a kaydı¬ rılmış.. Bu da. haziran (1927) ayında İğdır ve Beyazıt'a 10 bin ka¬ dar asker yığdılar. sıcak temas kurulamıyordu. oradan hücum emri verilmişti. gerilla baskınlarıyla Türk ordusuna zayiat verdiriyordu. "aranan eşkıya." 230 . ama isteni¬ len sonuca yanlamıyordu. bunun üzerine "eşkıyanın kö¬ künü kazımak" üzere. Hava Kuvvetlerinin de desteği ve top atışlarıyla genel taarruz başlamıştı. "eşkıya insanlıktan anlamamış" ve affa sırtını çevirmişti. tankları. Türk basınında endişeler belirmeye başladı. Hükümetin prestiji kırıldı. arkasında da uçakları vardı. taarruz üstüne taarruz tazeliyor. "ikinci Ağrı İsyanı" ve bastırılması "harekâtı" oluyordu. dik ya¬ maçlarına yürüyüp tırmanmak zorunda kalmıştı. Kolorduların topları. resmi tarihin "İkinci Ağrı İsyanı" diye adlandırdığı olayları şöyle özetliyor: "Türkler.. Amaç. Ağrı Dağına kesin darbe indirmek ve olayı sessizce kapatmakd. Çünkü. sürgün¬ deki Kürtler de kaçıp harekete katıldılar. 13 Eylül 1927 tarihinde. Türkler ilk taarruzda mağlup olup dağıldılar. Ama. Ama Türk or¬ dusu. Erzurum'dan Eleşkirt ve Karakilise üzerinden yürümüş. kara birlikleri. Türk ordusu yeni büyük bir savaş için hazırlanırken.

Türklere yardım etmesi için İran'ı sıkışrinyor. teslime iknaya çalışıyordu. Moskova da. ikinci bir hamle ile İran'a atlayacaklarından korku¬ yorlardı. İran'ın kazancı büyüktü. bu arada Türk birliklerinin geçişine de imkan veriyordu. Sovyetler. İran'ı işbirliğine ikna için Tahran elçiliğine atanmıştı. 1928 yılı sonbaharında. Kürdistan'ın kurulma çabalarını. öte yandan dış destek arayışlarına hız veriyordu. sıkışmış Türk¬ lere kendini pahalıya satmaya. TC. kendilerini de ilgilendiriyordu. Sınır dü- 231 .Türk ordusu. aldıklarına karşılık olarak TC'ye istenilen desteği veriyordu. karşılığını almaya çalışıyordu. Fakat Iran. hatta tehdit ediyordu. 1919'da Samsun'a çıkıştan beri Atatürk'ün yanında bulunan ve çeşitli vesilelerle sadakatini kanıtlamış olan eski asker Hüsrev Gerede. bitişik Kürtlerin başarıya ulaşmaları halinde. bunu sıçrama tahtası yaparak. Türk diplomatları. Iran ve Sovyetler Birliği'nin (Rusya) desteğini almak için yoğun bir diplomatik faaliyet yürütüyor. diyalog kesiliyor. O nedenle kişilere rüşvet niteliğinde maddi ve manevi olanaklar sunuyor. taraflar sözü namlulara bırakmak üzere hazırlıklara girişiyordu. gerek savaşçı sayısı gerekse silah bakımından zayıf olan Kürtlerle başa çıkamıyordu. bu çabaların nafileliği orta¬ ya çıkıyor. bir yandan Ağrı eteklerine asker ve silah yığıyor. manevra yeteneklerini kırmak ve Ermenilerden yardım almasını önlemek için Kürderi kuzeyden kuşariyor. Moskova. bu söylemle "ilerici TC'ye destek" veriyor. İran uzun uğraş ve müzakerelerden sonra. Stalin yönetimindeki Moskova ile de görüşmeler yürütülüyor¬ du. "emperyalizmin Kafkasları ele geçirme planı" olarak nitelendiriyordu. Emin Karaca'mn Ağrı Eteklerindeki Ateş kitabında ayrmrilarıyla yazdığına göre. TC. Iran da "kendi Kürtleri" nedeniyle "ortaklığa" sıcak bakıyordu. Çünkü. Toprak bile kopanyordu. dağa tır¬ manış yolları ve kışın barınmak üzere. Bir yanıyla TC'nin Kürtlerle davası. kışlalar inşa ediyor. İran ile Sovyetler Birliği arasında mekik dokuyordu.

Kürtlerin mevzilendiği Ağrı Da¬ ğının taarruz öncesi halini şöyle anlatıyor: "Ağrı Dağında durum geliştirildi. Xoybun merkezi tarafından tespit edilmişti. kalem ve güneşti. Öte yandan. Artık vuruş zamanıydı. düşmandan ele geçirilmiş tü¬ fek ve fişeklerle savaşmanın kolay olmayacağını biliyordum. kendi rütbelerini belirten armalar bulunuyordu. Türkiye Cumhuriyeti çağın egemen dünyasını yanına almış. tank ve uçaklarla çok iyi teçhiz edilmiş Türk devletinin ordusu karşısında.zeltmeleri adı altında. güneyden gelecek yardım kanallarının tıkanması için Fransa ve İngiltere'den destek alınıyordu. gerilla savaşı ile. büyük ve küçük Ağrı'nın sembolü olan metal bir arma vardı. Elimizde ye¬ terince silah olmadığı için. anılarında. Genç savaşçılar üniforma giydiler. Hiçbir yerden destek ve yardım beklemiyordum. Top. hançer. Erlerin 'kum'lerinin (şapka-kasket) önünde. 1639 yılında imzalanan Kasr-ı Şirin Anlaş¬ masıyla çizilen sınır ilk kez İran lehine değiştiriliyor. Xoybun'un (Hoybun) arması. Bundan sonra temas ve görüşmeler kesiliyor. 232 . Subaylarda ise Ağrı yerine Xoybun'un arması ve onun üstünde de. * » İhsan Nuri Paşa. gücünü gücüne katmıştı. Ağrı Dağı¬ nın eteklerindeki bazı verimli alanlar. söz namluların diyaloguna geliyor. aynı zamanda "delinemez" denilen Lozan Anlaşmasının da delinmesiydi. hesaplaşmak üzere silahlarını çeki¬ yordu. ingiltere de Irak'ta yönetimi elinde bulunduruyor¬ du. taraflar. Bu. Onun için Ağrı'yı teslim etmeden önce. buğday başağı. Bu taktik. on¬ ları genel ayaklanmaya hazırlamaya çalışıyorduk. başka silahlar ele geçirip savaş cep¬ hesi açamıyordum. Türk¬ lerin Kürtler üzerindeki nüfuzunu kırmak istiyordum. O dönemde Fran¬ sa Suriye'de. desteğe karşılık İran'a ve¬ riliyordu. Bunun için Kürtler arasında bağımsızlık düşüncesini hakim kılarak.

dağların kan eriyip yollar geçk vermeye başlar başlamaz. Savaşçılar at. Üretim yapılamıyordu. Türklerin hakimiyetindeki Kürdistan'ın diğer yerlerinde de yanıyordu. Savaşçılar. Bunlardan biri. ele ge¬ çen mitralyözler kuUanılamıyordu. yalnız Ağrı'da değil. Varolan topraklar da Türklerin devamlı ateşi al¬ tındaydı. Rumiler. taş ve kayalarla duvar gibi kaplıydı. süvari alayı komutanı Ferhat Bey yöne¬ tiyordu. köylü uykudayken gelip köyü sarmışlardı. 133 . ihsan Nuri şöyle yazıyor: "1930'un bahanydı. Fazlasıyla verdiler. gece. savaş uçaklarıyla desteklenmiş 100 bin kişilik bir orduyla genel taarruza geçiyordu. Düşman Şeyh'in köyünü sarmışd. Düz bir arazide bu¬ lunan köy. Fakat tüccar vermemişti. Saldırıyı. Ağrı'nın kışı daha bitmemişti ki. hem çalışa¬ cak. her türlü tehlike ve eziyete razıydılar. Onun için kıdık çekiliyordu. Tarıma elverişli toprak kıttı. Türkler Keskoi aşiretinin bir grubuyla birlikte Şeyh Abdülkadir'in üstü¬ ne saldırdılar. Kurdistan içlerine. yemek için tüccarlardan bir koyun istemişti. Ağrılılar sayıca çok azdı. Bu nedenle çık¬ mak mümkün değildi. sürekli düşman karşısınday¬ dı. silah ve cep¬ hane konusunda çok zayıftılar. Ama Ağrı savaşçılarında ol¬ mayan tek şey korku ve ümitsizlikti. Bu da gösteriyor ki. bağımsızlıkçıların yaktığı ateş." ATEŞ ÇEMBERİ Türkiye Cumhuriyeti (TC) Rus ve İran'ın gücünü de yedekledikten sonra 1930 baharında. Türklerin bir kolordusu bik biri¬ mizin üstüne gelmeye cesaret edemez. Grupların sayısı azdı. Bu zor ve kötü koşullar altında Kürdistan'ın bağımsızlığı yo¬ luna başlarını koymuşlar. Çok az fişek olduğu için. Eli silah tutan herkes. Bunun üzerine bir başka grup gönderdik. Tarımla uğraşacak kimse de yoktu. Süphan dağında. Kornikork savaşından son¬ ra güven artmıştı.Kürdistan'da Xoybun'un teşkilatlarını oluşturmak ve genel ayaklanmayı örgütlemek üzere. ulusal bayraklarının gölgesi altında. hem de darbeler indirecek fedai grupları göndermiştim. diyorlardı.

Silah sesleri¬ nin geldiği yöne gittiğimde. Abide. tüfek atışıyla uçaklar düşürüyoriardı. 1931 yılında Ağrı şehir merkezin¬ de. Geri döndüler. 234 . 10 Haziran 1930 günü. dağın kuzeyindeki Miro yolundan geliyordu. Çadşma öğleye kadar sürdü. Fakat öteki askerierin yeri çok sarp olduğu için onlara ulaşamadılar. Birkaçını etkisizleştirip silahlanna el koydu. Kabaktepe'nin irtiba- dnı kesmek için gece harekete geçti. Kabaktepe'yi uzaktan kurşun yağmuru¬ na tutmuştu. Davo yollarını kesiyor. Ağnlılar çadıriannı alıp dağın doruklan- na çıkmışlardı. tank ve toplann desteğinde başlattığı genel taarruzu da şöyle an¬ latıyor: "Yazın ilk günleriydi. İhsan Nuri." Kürtler direniyor. aynnnlara yer veriyor ve şunlan yazıyor: "Bir gün. 100 bin askerin uçak. Bu. Tepedeki askerier ise aşağıda arkadaşlannın ölümünü seyrediyorlardı. düşürülen uçak ve ölen pilodann anısına bk "Hava Şehitieri Abidesi" dikiliyordu. gecenin karanlığından yararianarak askeriere yak¬ laştı. Biz çadır açalı henüz birkaç gün olmuştu ki. Ardından birkaç düşman uçağı yaylanın üze¬ rinde uçmaya başladı. Karım Yaşa Hatun yaralandı. Cadıdan bombardıman ettiler. Sesler. Ömere Besse-Keltanilerin re¬ isi de Kabaktepe'deki hedeflere arkadan saldıracakd. Ama bir başka birlik." İhsan Nuri Paşa anılannda.Şeyh sabah abdeste çıkarken kurşuna tutuluyor. Gittiler. Bir saadik çarpışmadan sonra askerierin tümü öldürülüp silahlanna el konuyor. Nitekim. Köy tüfek ve mitralyöz ateşi akına alınıyor. Türklerin 1930 yılındaki büyük saldınsının başlangıcıydı. Köylüler uyanıyor. kuzey- bad yönünden silah sesleri geldi. karşı saldınlaria zayiat veriyor. Ge¬ ce 15 asker sığınaklarından çıkıp dağdan aşağıya inerken. Besse de. Bıra'mn oğlu Davo'nun biriiği. Odamakta olan hayvanlar öldüler. düşürülen uçaklardan birinin sağlam parçalarından oluşuyordu. Köyüler savunma için dışarıya çıkıyor. Türklerin gece bir piyade taburu ve bir topla gelip Kabaktepe'yi işgal ettiklerini gördüm.

sa¬ vaşın kaderini değiştiren nedenleri sıralarken. Sağ kalan asker ve subaylar esir alındı. Erciş'in bir kısmı.Şunu söylemek istiyorum: Türkler Kabaktepe'yi işgal ettikleri zaman. Bayrak sonuna kadar orada kaldı. Norşad kalesini savunmak için. Türkler bir türlü buraya yaklaşma ce¬ sareti gösteremediler. Kurtulamayacaklannı anlayan Türkler teslim oldular. Erciş'in imdadına yetişmek üzere top ve asker gönder¬ diler. Çanşma çıkıyor. en büyük trajedilerin yaşandığı. Fakat Kürtlerin kendi davalan ve vatanlan için ken¬ dilerini feda edebileceği. Askerleri esir edip silahlanna el koydular. askerier az olduk¬ lannı görünce silahlanna sarılıyorlar. Bu arada." İhsan Nuri. Ağn süvarilerini büyük bir sevinçle karşıladılar. Norşad'la biriikte Erciş ve Bargeri şehirierine de sal¬ dırmışlardı. Komutan çadşmada ölmüştü. Türkler. Böylece Türk yardım biriiği Erciş'e yetişiyor. Burayı savunacak gücümüz olmadığı için. silah ve cephane kıt- i35 . zorlu bir savaştan sonra Hasan Abdal'ı ele geçirdikr. Zilanhlar. Hasan Abdal'daki ordugâhta 200 asker bulunuyordu. Bargeri'nin tümü hemen alındı. Yardıma gelenlerin yolu kesildi. Şehirde bir piyade taburu ile bir mitralyöz bölüğü vardı. Kör Hüseyin Paşa'nm oğulları Memo ve Nadir. Zilanhlar. komutanın aklına gelmemişti. arada bir birkaç kişi gidip orada görünüyordu. Erciş halkından Seid Resule Berzenci ve Heseni süvari biriiğini Zilan vadisine gönderdim. Kürtler." İhsan Nuri savaşan aşiretleri tek tek sayıyordu. Kale zapt edildi. Türkleri esir alanlar Hayderi savaşçılanydı. Hasan Ab¬ dal üzerine erken saldırddar. Komu¬ tan. Bu sevinç içinde. karşı tepede Kürt bağımsızlık bayrağı dalgalanıyordu. kadın ve çocuk¬ ların topluca kadedildikleri Zilan'a da değiniyor ve şöyle diyor: "Ben. saldınnın yolunda gitmesi için. Norşad. Ardından aynı bölgede bulunan Norşad şehrine hücum ettiler. her tarafi onarıp muhkemleştirmişti. Kürtler mermileri bitene kadar çadşıyor ve orada ölüyoriar. 24 saat bile dayanamadı. emirnamede yazılı tarihi anlamadılar. Teslim üzerine tepelerden iniyorlar. O sırada.

Ruslar Türklere yardım ediyordu. İhsan Nuri anılarında şöyle yazıyor: "Silahımız yoktu. Kuvvetlerini Culfar'a yığmışlardı." ihsan Nuri. İran'ın savaşa girmesi konusunda. 236 . Kürtler. Sovyetler Biriiği ve Iran da savaşın hemen başında. ihsan Nuri. "Iran sınır ka¬ rakolunun bulunduğu Ayıbey yönünden. Bunun bir yanlışlık olduğunu san¬ dım. Araş nehrini geçerek Küçük Ağrı eteklerine vardığını bana haber verdiler. Fakat fazla dayanamadılar. Bu arada Kör Hüseyin Paşa'nm oğlu ve bir diğer aşiretin reisi olan Seid Resul'la çekişme içine girmesinin de zarariar verdiğini naklediyordu. Gerçeği gözlerimle gördüm" diyordu. sonra mitral¬ yöz ve tüfek sesleri yükseldi. ihsan Nuri. Çemberi yarabilenler İran Kürderine karıştı. önce top. hiçbir yerden maddi yardım alamadıklannı. Bu savaşta bir tüfek ele geçirdim. üç¬ lü kıskaca alınmıştı.lığının yanında Kürdün Kürde silah çekip saf değiştirmesini en ba¬ şa koyuyordu. ilk çatışmalarda başarı elde etmişlerdi. Silah ve kurşunlan savaşarak düşmanın elinden alıyorduk. nedenlerden biri ola¬ rak sayıyordu. Türk kuvvetlerine yardım için. 1930 Temmuzunda Türk devletinin yanında yer alıyordu. Fakat ilerle¬ yen zaman içinde gerilemeye başladılar. » * Kürder. Gidip kendim baktım. Dersim'in bir türlü ayağa kalkmamasını da. Sovyet cephesi için şunlan yazıyordu: "Sovyeder Birliği kuvvetlerinin. Er¬ meni Taşnak Partisi'nin söz verdiği paralarınsa kendilerine ulaş¬ madığını belirtiyordu. 1930 Eylülünde Ağn Dağının do¬ ruklarına sığınıp burada direndiler. Kanikork savaşma kadar benim bile tüfeğim yoktu." İhsan Nuri ve arkadaşları. Keskoi aşireti ve diğer bazı aşiretlerin saf değiştirip Türklerin yanında yer almasının olayları etkilediğini yazıyordu. Dağılma başladı.

Pergiri. 7 Türk uçağını düşürdüler. Fakat büyük kayıplar verip yenildiler. Zilan ve Ma¬ lazgirt'teki Kürt güçleri biriikte hareket ederek. Abağa. bir başka yerde padak veriyordu. Aynı gaddariığı Van bölgesinde de devam ettirdiler. Yusuf Redkini. Buna rağmen. Ağn Dağına çekildiler.. Mustafa Kelo takma isimli Dijana Hesse Sori ve diğerleri. Binlerce kur¬ ban verdirttiler.liderleri de sayabiliriz: Ferzende Bey. Ermenistan ve Kürdistan'ın bağımsızlı¬ ğından yanaydı. Kanlı çadşmalar- dan sonra Erciş ve Zilan kasabalarını aldılar. Dersim başta olmak üzere birçok Kürt bölgesi hareketsizdi. Ağrı isyanındaki "üçüncü göz"dü. Kamil Mahor. Ağrı isyanının bütün Kurdistan ve Kürtleri kapsamadığını söylüyor ve devam ediyor: "Ağrı hareketinin üç büyük lideri vardı: ihsan Nuri Paşa. Çarpışmalar yayıldı. Türkler. Kürtler. Türkler. Garo Sasuni. Güçlü yeteneklere sahip üç liderin çevresinde is¬ yancı aşiretler ve devrimci Kürtler toplanmışlardı.Ermeni yazar Garo Sasuni. Savaş kızıştı. öçlerini silahsız sivil Kürderden aldı¬ lar. Ulusal Kürt Hareketi ve Ermeni-Kürt İlişkileri adındaki kitabında. Savaşçıların silah ve cephaneleri tükendi. Hakkari'nin bir kısmı isyan bay¬ rağını açıp Türk askerlerini kırarak Çölemerik'i aldılar. Olayları tarafsız bir bakışaçısıyla inceliyor ve yorumluyordu. Fakat şehri uzun zaman elde tu¬ tamadılar. yollan üzerinde bulunan askeri ve idari merkezleri işgal ettiler. Vanlıların hücu¬ muyla Van şehri de işgal edildi. İğdır ve Iran sınınndan taar- ruza geçtiler. çocuk ve ihtiyarı kadettiler. Avrupa basını. Yüzlerce Kürdü toplayıp Van Gölüne dök¬ tüler. Türk¬ ler saldırdılar. Bu sırada. temmuz ayında Beyazıt... 5 bin kadar kadın. erimiş biriiklerini takviye için kısmi seferberiik ilan etti.. Bunların üçü de geniş siyasi görüşlere sahipti. Ib¬ rahime Husseke Telle Paşa ve Zilan Bey. Ta¬ ceddin. 1930'da. 237 . Türkler temel güçlerini Zilan ve Erciş bölgelerinde topladılar. 200 kadar köyü talandan sonra yaktılar. Adevi Aziz. Üç liderden başka şu . Kürder daha hazıriıklarını tamamlamamışken. 15 Temmuz 1930 tarihinde Ağrı Dağı çev¬ resindeki bölgede 60 bin kişilik ordu ve 100 uçağın toplandığı¬ nı yazıyordu. Çarpışmalar bir yerde sönerken. Hükümet.

Türk birliklerini Sovyet Ermenistanına sığın¬ maya mecbur ediyordu. Hınıs ve Malazgirt bölgelerinde çarpışmalar sürüyordu. Buna rağmen Ağrı Dağı 25 Eylül'e kadar çok cesurane biçim¬ de dayandı. Günün birinde. birinci sayfasında yayınlanan bir karikatürde. Kürtler zaman zaman baskın yapıp panik yaratıyordu. hukuka uygun olamasa da. Dönemin yarı resmi Cumhuriyet gazetesi. Kürtler zaman zaman İğ¬ dır'a hakim oluyor. Savaş kesintisiz bir hal aldı. İran'ı Türki¬ ye'yle işbirliği için zoriadı ve ikna etti. biri çıkıp insanlığın evrensel hukuku adına suçlulardan hesap sormasın diye. Kürder. "Muhayyel (hayali) Kurdistan burada gömülüdür" cümlesini yazarak sonucu ilan ediyordu. "tedip ile tenkil" için sonsuz özgüriük getirilmişri. ya¬ salardaki boşluklar sıkı sıkıya kapatılmış. mezar taşı¬ nın altına. 1931 yılında. Çok sayıda uçak kaybettiler. kısmen de esir alınarak büyük bir yenilgiye uğradldı.Bundan sonra cephe sabitleşti. Lider kadrosu dağddı. Ağn bozgunundan sonra. RESMİ TARİH VE YAŞAR KEMAL Kürder için her türlü muamele "mubah". panik içinde kaçıyordu. Bunun dışında Van. Kürderi boğmak üzere Türk¬ lere yardıma koştu. Türkler çaresiz kaldı." 25 Eylül 1930'da düzenli ordu karşısında yaşanan başarısız¬ lık "genel yenilgi" sayıldı. "tek kişilik çıkış"la uyguladığı gerilla yöntemleri işe yaramıyordu. Salih Paşa'nm birlikleri Beyazıt yakmlanndaki ba¬ taklıklarda kısmen yok edildi. "Tenkil" ve "tedip" başladı. Hakkari. nereye olduğunu bilmeden.. sı¬ nın geçerek Hakkari çarpışmalarına hız verdi. Çatak. Bu amaçla. Şeyh Barzani. Ankara-Moskova işbiriiği de uzun zaman gizli kalmadı. Moskova bununla da kalmadı. suç işleme özgürlü¬ ğü ise sonsuzdu. Kızıl Ordu birlikleri Araş nehrini geçip. Birbirinden kopuk kimi liderierin. Taşburun çarpışmaları meşhurdur. "isyan 238 .

korucu. işlem) suç sayılmayacağına dair kanun" yürürlüğe giriyordu. milis ve ahaU tarafindan is¬ yanın ve bu isyana alakadar vak'alann tenkiH emrinde gerek müstakilen ve gerekse müştereken eşlenmiş ef al ve hareket suç sayılamaz. ihtiyar kimsenin sağ kurtulamadığını söylüyordu. Çağımızın ulu yazarlarından Yaşar Kemal. "onların da Müslüman olduklarını bilmiyorduk" diyordu. askeriik yaparken Zilan bölgesinde sivil katliam¬ larda rol almıştı. eylem. İnsanlar arasında ise yaş ve cinsiyet ayırımı yapılmıyordu.bölgesinde işlenen ef alın (fiil. yeryüzünde devletin her personeli ayrı ayrı birer "in¬ faz" elemanı kesiliyor. Ankara'nın Kızılcahamam ilçesine bağlı Etil köyünden İpek Yıl¬ maz. Birçoğu gibi o da. Bir yayla baskınına katıldığını. emir gereği suç işlediğini öne sürerek. Kürt trajedisini en iyi biknkrdendi. cansız olarak yere düşüyordu. İpek Yılmaz. hemen hemen bütün roman¬ larının sayfalarına serpilidir. Ağn Dağı havalisinde meydana gelen isyan böl¬ gesinde. ruhunu temiz¬ lemeye. 239 ." Böylece. Düşman görüldüğü yerde. ihtiyariığmda. vicdanını yıkamaya çalışıyordu. 1990'da 85 yaşındaydı. Zilan. "müstahak olduğu akıbete" uğratdıyordu. dokunulmaz¬ lık tanınıyordu. Zilan bölgesinde yürüyen bütün canlılar hedefti. Bu yasanın birinci maddesinde şöyle denUiyordu: "Erciş. Ortasına bomba düşen koyun göğe fıriadıktan son¬ ra. bunu müteakkip Birinci Umum Müfettişlik mındkası ve Erzincan'ın Pülümür kazası dahilinde yapılan takip ve tedip ha¬ reketleri münasebetiyk 20 Haziran 1930'dan 1 Arahk 1930 ta¬ rihine kadar askeri kuvvetier ve devlet memurları ve bunlar ile beraber hareket eden bekçi. onlara sonsuz yetki veriliyor. Trajedinin külleri. Pişmanlık ve hüzün içinde anılannı an¬ latırken. bebek. "Kürtler ko¬ yun kılığına bürünüyor" denilerek koyun sürüleri havadan bom¬ balanıyordu.

Bir Kürt bir askeri öldürürse.. Kürder yaman adamlar. Deniz Küstü ro¬ manının 8. adı Salih Paşa. hele bir bitsin Selim diyordu. bana bakd. Ölen her askere karşılık bir Kürt köyü yakıyor. Hiç aklı almıyordu. Nasıl ölçüyoriar dağlann yüksekliğini? Bir alet var. ben asker kasketimi bir değneğe takıp çı- kanyordum.. baskısının 88. Başını kaldırdı.. Ağrı Dağının tepesine vannca önce bir düzlük görürsün. emekli ola¬ cağım. Ağn Dağında diyordu.. o en yüksek te¬ peye çıkamadım. Atatürk onu severmiş. Ta Büyükada'ya kadar kürek çekerek gideceğiz. Kürderie çarpışdm.. Ağn Dağında Kürder isyan çıkarmışlardı. üç tane başka küçük tepecik var¬ dır. Bana. Çıkar çıkmaz kasketim en az beş kurşunu birden yiyordu. gördüm. hele bir bitsin. bu dil 240 . Beni yanına çağın¬ yordu. Meyme¬ netsiz bir adamdı ya. ne kadar erkek varsa köyde kurşundan geçirtiyordu. Seninle balığa çıka¬ cağım. Asıl Ağn Dağının en yüksek yeri. Eeeee? O düzlüğün üstünde de. domates dikeceğim. Ne.. sayfasında şöyle anlatıyor: ". işte ben o düzlüğe vardım da. korkmak diyordu. diye takılıyordum. At yetiştireceğim. Ağn kırımının bir sahnesini.. bu paşa var ya kuduruyordu. Sen denizden korkarsın paşam. Ama paşanın denizden ödünün kop¬ tuğu belliydi. Tam tepesine kadar mı? Tam tepesine kadar değil. Şapka¬ sını yana yıkıyordu. Cemal Gürsel gibi kabadayı paşalar hep böyle şapkalannı yan yıkariar. O en yüksek tepenin de yüksekliği altmış met¬ re kadarmış. diyordu. Selim Balıkçı.Yaşar Kemal.. Belki de Çekmece'de bir taria alınm. geleceğim senin Menekşe'den bir taria alacağım. diyordu gülerek. Ben bu yarayı Ağn Dağında aldım. Tepesine kadar da çıkdm... inanmaz inanmaz bakd. dedim. dedim. Gördüm. Sen Ağn Dağını gördün mü? diye sordu. Demek sen Ağn Dağında. Karşılıklı çarpışırken. Bizim bir komutanımız vardı. çok atıcı. söylediklerine göre bu üç tepecikten biridir. Ben o zaman Erzurum'da askerdim.

ne göreyim. hiç kurtulmamak şartıyla yok edil¬ miştir. o gün öldürülen Kürtlerin şerefi¬ ne kadeh kaldırır. altın hızmalar. kadın. Hızma dediklerini de. yıktık. bir tanesini sağ bırakmayın bu yılanların. o gün çarpışma bitip akşam olunca. çok altın vardı. bir karyolada. Bu Salih Paşa. sabaha kadar içer. çocuk ve ihtiyardı? 241 . alimallah tüm orduyu Kürtler gibi kurşundan geçirirdi. Salih Paşa adı. Kürderin kökünü kestik. Bazı askerler zengin oldular. Asker onun de¬ diğini dinleseydi.. eteklerini bir bir dolaşarak yaknk. Salih Paşa beni çok içirmişti.. kendi de.bilmez köylünün Atatürkümüze başkaldırmalarını. bu dereler etrafinda tedricen sıkışan çemberi içinde. din kardeşi değil miydik? Paşa böyle yapdğımızı bir duysa. Bir sabahd. Bizim memlekette can karşdığı para alınmaz. daha son¬ ra Genelkurmay Başkanı olan Salih Omurtak'ri. Bir bahar.. Ben hiç para almadım. İnsanlık için. Ağrı Dağını. Her askerin çantasın¬ da kağıt paralar. Ağrı savaşını yöneten Salih Paşa. Salih Paşa.. Kürt beylerini de oynatır. Biz as¬ kerler ne yapıyorduk. birçok altın gerdanlık. elinize geçen her Kürdü kurşundan geçirin. bilezik.. gerçek bir isimdi.. sürmedik adam koymadık. çok perişan ve münhezin bir halde Zilan ve Hacıdırı derelerine sığınmışlarsa da. burunlarına takarlar.. şimdiye Türkiye'de bir Kürt kalmazdı. Kürtlerde çok para. (. yakaladığımız Kürtleri serbest bırakıyor¬ duk. sakız gibi bir yataktayım." Hiç kurtulamayanların kaçı bebek." * * s Yaşar Kemal'in anlattığı Salih Paşa. göbek atardı. bir altına bir can bağışlayarak. 15 Temmuz 1930 tarihinde yayınladığı bildiride şöyle diyordu: "Eşkıya çeteleri.) Gözümü açdm ki. Dersim'de de ortaya çıkacakn. Halhal dedikleri. yangın yerine çevirdik. ordumuzun. Öldürmedik. Ben bir kuruş almadım bı¬ raktığım Kürtlerden.. Deli divane oluyor. diye bağırıyordu. akın balballar. kadınların ayak bileklerine taktıkları bir hoş bileziklerdir. bize yardım eden Kürt beylerini de çadırına çağırır.

lebaleb ceset¬ lerle dolmuştur. Zilan vadi¬ sindeki toplu katüamı şöyle veriyordu: "Karaköse. Zilan harekâdnda imha edilen eşkıya miktarı. öldürülenler. "500 kişilik bir ek gücümüz olsaydı. ahalisi Erciş'e sevk ve orada is¬ kan olunmuştur. Hınıs ve İran sınırında isyancı aşiretlerie meşgul olduy¬ sa da.Salih Paşa'nm resmi bildirisi. Zilan deresi. bu rakamı 100 bin olarak vermekteydi." Gazetenin yazdığı sayıda silahlı isyancı bulunmadığına göre. iki tarafin savaş gücünü karşılaş¬ tırıyor ve şöyle diyor: "Her ne kadar büyük miktardaki Türk biriikleri Van. savunmasız sivillere ilişkin aynnri yayınlamı¬ yordu. Ayn¬ ca Türkler 1400 tane de uçak kullanıyordu. bir müfreze önünde düşüp ölenler 1000 kişi tahmin edi¬ liyor. savaşın asıl merkezini Ağn Dağı teşkil ediyordu. 1930'daki Kürt ayaklanmasına katılanların sayısı. tüm alan¬ da birkaç bin silahlıyı bulmuyordu. Halbuki Türk ordusunun toplamı 60 bini buluyordu. Muş. Türk ordusuna yenilmezdik" diyor. 16 Temmuz 1930 tarihindeki sayısında. bu konuda herhangi bir ayrıntt vermiyordu. 14 (Özel muhabirimiz bildiriyor) . Ermeni yazar Garo Sosuni. İhsan Nuri. Ağn'dan Van Gölünün güneyine kadar.Ağn eteklerinde eşkıyaya kadlan köyler yakılarak. Buradaki harp. Hakka¬ ri. uçak ve toplarla tak¬ viyeli. Hatta Avrupa ve Amerika'nın önemli gazeteleri. 100 bin kişilik Türk ordusu ve yardım eden Ruslar ve Iran- 242 . Zilan deresine sıvışan 5 şaki teslim olmuştur. savaştan kaçan masumlar mıydı? KATLİAMCI ASKER ANLATIYOR Merkez üssü Ağrı Dağı olan isyancılar." Devlerin yarı resmi yayın organı durumunda olan Cumhuri¬ yet gazetesi. pek müthiş bir tarzda cereyan etmiştir. Basın da. Zilan'da topluca yok olan silahsız. kaçışı kurtuluş sanıp. Yalnız. savaşa kanlan Kürt ulusal hare¬ keti savaşçılannm sayısı 10 bin idi. anılannda Ağn Dağında 300 kişiyle direndiklerini söylüyor. 15 binden fazladır.

çukurluklara. Zilan. yer kürenin merkezine inen bir kuyuyu andırıyor. Biz de. Zilan deresinin uzunluğunu kilometre olarak bilmiyorum. kertenkelelerin bile zor tu¬ tunduğu dikliktedir. bazı bölgelerde kilometreleri buluyor. Yamaçları yaklaşsa da uzaklaşsa da Zilan deresi. koyun sürüleri. köyleri boşaltmış. boylu bo¬ yunca uzanan dipsiz manzarasıyla. Kürderin efsanevi "Geliye Zilan"ıdır. yer yer bir kıyıdan ötekine adanacak izlenimi verecek kadar yakın. Derin ya¬ maçları. kabu¬ ğunun altı kütür kütür olmuş. Baharda yaylaları. vadi ve kanyonlara sığınmışlardı. cephe dağılmış. dipte birleşerek. Yamaçları sarp. Bu. Dünyanın merkezine varıyormuş izlenimi veren derinliği. otlar arasında çağıldar.lılarla savaşmak zorunda kalmış ve yenilmiş. çatlayacak kadar olgunlaşmış. deresiyle Zilan baştan başa çiçek ko- 243 . Yıldızların alabildiğine yakın göründüğü Zilan gecele¬ rinde. yayla ateşleri uzaktan uzağa birbirine göz kırpıyordu. yükselen tepeleri. ihtiyarıyla insanlar. Beyazıt'tan başlayarak. Kürtçede "filizler" anlamına gelen "Zi¬ lan" bölgesiydi. doruklara. Ingilizcesi "ka¬ nyon" olan Geli'nin Türkçede karşılığı yok. ot ve çiçek kokuları taşıyordu. kilometreler boyu genişleyerek açılan çayırlan. yan yana konan "el"le (obalar) "şe- ni"leşiyor. yayla ve otlaklarıyla. yer yer daralan.. yamaçlarından aşağıya cam duruluğunda sular akıtır. Kırım kollarını gören halk. Türkçede. dört bir yana dağılıp bebeği. Zilan deresinin zemininde dört mevsim soğuk. si¬ vil.. Pınarlar. "Celilere" de "dere" deniyor. çayırları. bahar karlarından hemen sonra başlayan yayla zamanıyla birlikte. Gece yelleri.. Van'ın Erciş'ine kadar uzanan vadinin adıy¬ dı. ağaçlar. düzlükleri. ZUan. ama Beyazıt önlerinden Van Gölüne kadar uzanıyor. Sığınaklardan biri de. küçük akarsulara. Türkçedeki deyimle "dere" diyelim. Aşağıda. Zilan deresi olan kanyondu. duru sular ça- ğıldar. kurtuluş umudunu dağlarda aramış. Zilan zemininin orta yeri.. Bazı noktalarda ise uzak. bıçaklanmış karpuz gibi. savunmasız halk kırımın hedefi olmuştu. iki kol ha¬ linde yarık.

kendini güven içinde hissedenler ise yayla ve düzlüklerinde. buğday başağı biçilircesine yok edildi. zalimin zulmünden kaçanlann da ba¬ rınağıydı. armut ve "hulitırşık" kokulan. derinliklerine iniyorlardı.kar. Hıristiyanlan korudu. dünya kurulduğundan beri. yanılgıları aynı zamanda tarihin en büyük toplu kınmmı beraberinde gerirecekti. Zilan'da olgunlaşmaya başlayan yaban elma¬ sı.. "Ben isyana katılmadım" düşüncesiyle. Zilan dağlan. "Gula Maran" (yılan gülü) mevsiminde Zilan'ın yılanlan sar¬ hoştur. çiçeklerinkine kanşarak akar. Bidisli. ya da kar¬ şı çıkanlan. mazlumu esirgeyip saklayan efsanesi 1930'da kırılarak yerle bir edildi. hiç kimse tara¬ findan hiçbk zaman bifinmedi.. Yeni doğmuş bebekten 90'hk ih¬ tiyara kadar her yaş ve cinsiyetten sayısız insan. kırım boyunca yer gök insan feryadanyla dolmuştu. odaklar. * Ağn Dağı bozgunundan sonra Kürder akın akın Geliye (dere) Zilan'a sığınmışlardı. "Zilan deresi"nde topluca kadedilen insan sayısı hiçbk zaman bilinemedi. Birinci Dün¬ ya Savaşı'nda isrilaya çıkan Ruslardan kaçan Kürdere bannaklık etti. uslu öyle dururiar. En son. Toplanan insanların sayısı. Havada çiçek ve ot kokulan akar. kınm başlamış. Fakat. Beyazıdılar "Türk askerierinin giremeyeceği bir ko¬ runaktır" düşüncesiyle Geliye Zilan'a akın ediyor. on binlerce asker tarafindan baştan başa sarılmış Zilan deresinde. mitralyöze tutula¬ rak. yalnız yaylalar. Zilan'ın koruyucu. 244 . çayıriar cenneri. otlann. Geçeni sarhoş edercesine. Müslümanlığı seçen. Dibinde yatarak ağır. 1900'Ierin başında da sakladı... yamaçları ve Geliye Zilan tarihte benzeri olmayan bir kadiama tanık oldu. Giriş ve çıkışlan tutulmuş. "kom kom" çadıriannı aç¬ mışlardı. süngülenerek. ZUan vadisi. Gula Maran'ın benzersiz kızılhğıyla açtığı tek yeryüzü parçası değil. Ağnh. Ama korkudan kaçan Vanlılar. Yaz Ortalarında.

kurşunlanıyordu. Uykudan uyanır gibi oldu. Laz Hoca. Mekke'ye gidip Ka- beye yüz sürçmemiş.. Yangınların içinden insanlar firlıyor. Mahallede "Laz Hoca" lakabıyla tanınıyordu. Dursun Çakıroğlu. Zilan yaylaları yanıyordu. onu hacı bile yap¬ mamıştı. Bakışları yere in¬ di. utanır gibi olmuştu. 1906 yıhnda Trabzon'da doğmuş bir köy¬ lüydü. Ama yalnız kö¬ tü talihine. Hac pa¬ rasını bir türlü denkleştiremediği için öfkeliydi.Dönemin yarı resmi Cumhuriyet gazetesi. yardım etmeyen çocuklarına değil. Kırımın resmi söylemdeki adı. ihtiyar ve savunmasız kadınların çığlıkları rüyasına gi- 2-45 . Dinç. Dursun Çakıroğlu. askerfiğinde. çavuş rütbesiyle Zilan katliamına katılmıştı. uzun yıllar askerlik yapıp "memleketi kurtar¬ mak" için canını siper etmiş. "eşkıya tenkili" idi. Kürtlerle savaşmıştı. Zilan'da öldürdüğün kadınlar.. "Sen Müslüman ve dindar olduğunu söylüyorsun. Zilan'daki kınm ve kan sesini "zafer" olarak duyuruyor ve "Zilan deresi lebaleb. sağlıklı görünüyordu. Tek derdi ise hacı olamamaktı. Dediğine göre. kurşun sıkmış. can derdi ve feryat figan içinde alevlerin arasından çıkanlar. çocuk ve ihtiyarlar da Müslüman değil miydi?" Irkildi Laz Hoca. hacı olamadan ölürse. 1990'da Ankara'nın Söğütözü semtindeki gecekondu mahal¬ lesinde yaşıyordu. gözleri açık gidecekti öbür dünyaya. Geçmişinden sıkılır. Çok istediği halde. Susup kaldı. tutku derecesinde İslam dinine adamış. Gençliğinde. hacı olmayı Allah nasip etmemişti. yürekten bağlı ol¬ duğu devletine de. Ama devlet hizmetlerini görmezlikten gelmiş. Benzer soruları o da kendi kendine sormuş muydu? Öldürülen çocukların. in¬ san ölüleriyle doldu" cümlesini manşete çıkarıyordu. parasızlık yüzünden. ibadete vermiş gibi bir hali vardı. Kendini.

Sonra söyledikleri birieşririldi. Adarı. Emk verdi. Adyordum kurşunu." Sustu. Vurdu¬ ğum olmuştur belki. 'Askerier geliyor' diye göçe. Yemek için kestik. Sabah erkenden yaylada bir hareket¬ lilik başladı. Herhalde üstierimi memnun etmiş ol¬ malıyım ki. Her taraf sahipsiz koyunla doluydu. Koyunlan yanımıza aldık. 246 . 1934 senesinde bana tezkere verdiler. Önüne konan teyp çalışıyor. Kürderin vatan haini ve düşman olduğunu söylüyor¬ du. yavaş ya¬ vaş yaklaştık. Sü¬ rüleri çoktu. O zamana kadar orada kaldım.. Komutanımız Deli Kemal Paşa. Emir verdiler. "Ben. çocuklar. iki taraftan da çok adam öldü. Yayla meselesi yaz mevsiminde oldu. Aşağıdaki metin ortaya çıktı: "Askerlikte çavuştum.riyor. Komutanımız Deli Kemal'di.. Koyun çoktu. Kah- vakımızı yapdk. kaçmaya hazıriamyoriardı. Tezkereden önce oldu o mesele. Herhalde kaçmışlardı. ihtiyarlar vardı ortalıkta. söylediklerini kaydediyordu. Karaköse'deki (Ağn) harpte Kürderie savaşdm. bu rütbeyi vermişlerdi. Geceden sardık yaylayı. Her nasılsa fark edip. Onlann hepsine el koyduk sonra. O orada kaldı. eşekleri de çoktu. öğrenmişler bizi. hepimiz emir ku¬ luyduk. Sonra kendi kendine konuşur gibi. Yaylanın çevresinde yayılıyordu. O. Çok mesele oldu. yaptım. Adarı yükte. büyük bir düzlüğü çadıriaria doldurmuşlardı. uykusunu bölüyor muydu? Utancın kahnnı yaşıyor muydu? Sıkışmış. Asker et yemekten bıkmışd. Karşılıklı kurşunladık birbirimizi. Görünürlerde çok az erkek vardı. Ağustos ayı olabilir. Aralannda birkaç de¬ likanlı. Yerierini önceden keşfetmiştik. binekte kullandık. Ka¬ dınlar. Çok kan döküldü. kahvakı için emir verdi. kanlı bir tarihin celladanndan biriydi. 'ateş serbest' diye. çaresiz kalmış gibi savunmaya geçti: "Benim bir suçum yok ki" diyordu. Zilan yaylasında. Emrine uyduk ve vurduk. "Oldu bk kere. Bk askerdim." dedi. Yüzden çok çadır vardı. Sonra yaylayı çepeçevre iyice sardık.

. Ben¬ ce daha çoktu. atlar da vurulmuştu. Akınları¬ nı. Devlete isyan etmişlerdi. Çarpışma çık¬ madı. Her taraf ölü. Kadınlar.. konuşma. Kürt diyorlardı. Bilmiyorum. kaçışma. verdik kurşunu. O yayladakilerin suçu neydi. Ama bunların çoğu öldürülüyordu. Çok kanlı oldu. Kötüydü. Sesler. figan ediyorlardı.. Bir evde.. Belki silahlarına davranmaya vakit bulamadılar... Çok kişi öldü. kıpırdlar kesilince çadırlara girdik. bir hayat kurtardığını ise gururlanarak an¬ latıyordu: "Bir köyü ateşe verdikten sonra. Ama çadşma ol¬ madı. "Esir aldıklarımız da oluyordu.. İnsanlık da yapıp. Feryadar. Kadın ve çocuklardı.. paralarını aldılar. inleme. Yayla ana baba gününe döndü.. Yaylım ateşinde köpek¬ ler. Benim yüreğim kaldırmadı. ağlıyor. iyi değildi. Sonra bağırdı: 'Ateş serbest!' diye. Ama emir işte. Sağ yakaladığımız 20-30 kişinin dışında kurtulan olmadı." Dursun Çakıroğlu'nun. Laz Hoca. Kürt savaşında "insaniyete dair" anı¬ ları da vardı.. Her yaşta işte. kaçarken vurulmaları. Çadırları yakıp ayrıldık oradan. bilmiyorum.. 'Çök!' diye emir verdi askere. Sonradan 600 ölü dediler. Aniden basdrmışdk. kadınlar. Küçücük çocuklar da vardı. Kadınların. Ölülerden bir şey almadım. ağlamalar. bir feryatdr koptu. Deh Kemal Paşa. ölülerin üstlerini başlarını aradılar. Bazı arkadaşlar. Diz çöktük. Her şey çok kötüydü. Hiç karşılık veren olmadı." diyordu.. ihti¬ yarlar orada burada düşüp ölmüşlerdi. Birbirine sarılıp kalmış çocuklar. esir aldıklarımızı birbirine 247 . Dört saat taradık tüfek ve mitralyözlerle..Bizi karşılarında görünce. Rastgele. ço¬ cuklar oradan oraya koşuyor. İyi bir şey değildi. çocukların ferya¬ dı. Belki silahları yoktu.. köyde hangi yaşta insan varsa. Çok ölü vardı.

Savaşmışdm.bağladık. Yürüdüm. Kürder arasında çok kalmışdm. Kinli biri de olabilir diye adımı gizledim. Çok dikkadi bakıyordu. Benim adım Dursun mursun de¬ ğil. Bir sıçrayışta kayalar arasında kayboldu. Esir aldığımız bu kafilede. Ama onca yakını öldürülmüş birine tanışıklık veremedim. dedi. Kaya¬ lık. gittim. gizlice ellerini çözdüm. 16-17 yaşlanndaydı. bir genç vardı." 248 . Sen Dursun Çavuşsun. öteye gittim. Ama yanıma geldi: Sen Dursun Çavuş değil misin? diye sordu. Birine benzettin herhalde. Bu kurtardığım delikanlıydı. Yüzüme bakıp güldü: Seni tanıdım. Çok yakışıklı. Kürt şivesiyle konuşuyordu.. Yanımızda götürdük. 'Kaç saklan'. dedim. Çünkü esirler de öldürülüyordu. Yıllar sonraydı. çetin bir yamaçta. Onun ölmesine gönlüm razı olmadı. Hu¬ zursuz oldum. te¬ miz bir delikanlıydı.. Neden orada öldürülmedikkrini bilmiyorum. Onu o zaman hatırladım. Otobüs bekler¬ ken biri uzaktan bana bakıyordu. Tanıyamadım onu. Yürüdüm. dedim. Bk iş için Polatiı'ya gitmiştim.

kışlaların inşaası bitmişti. dokunmamışn. kendilerini güven içinde hisse¬ diyordu. Cumhuriyetçiler. Ziyaretçiler kapıdaydı. anneler. "Sesi" haber verenleri "felaket tellalı" ilan ediyor. böylece sıra. 1935'e gelindiğinde. "Tedip ve tenkillerin emektan" İsmet Paşa (İnönü) planlarım hazıriamış. sırasını bekli¬ yordu. "Dersim'in iyiliği için" inceden inceye planlar hajurüyoriardı. Ama kurmay heyetle¬ ri. 1930'ların ortalarında Kürt dağları. Seid Rıza'ydı.51 gelene kadar kırım ve kan sesinden ayrı tutmuş. Ağrı'ya karışmamış Dersim. O "güven ve huzur ortamında". köyleri ve insanlarıyla baştan başa yara bere içindeydi. kan ve ateşe boğulmuştu. Dersim. kendi ayaklan üstündeydi. yıkıntıları inşa ediyor. yangın¬ lar yaşamamıştı. halkının "Rızo" dediği. 2-49 . dağdan inen insanlar yangınları söndürü¬ yor. Kürtlerin safinda Şeyh Said İsyanına katılma¬ mış. Dersimliler. babalar evladarım arıyordu. çoğunluğu Alevi olması nedeniyle. bir yandan da kayıp kardeşler birbi¬ rini. inadına köylerinde oturuyorlardı.ALTINCI Bölüm DERSİM SIRASINI BEKLİYORDU 1920'de "kanlı Koçgiri" yaşanmış. ayak seslerinden habersizdi. Büyük çoğunluğuyla Dersimliler. "sefer" yollan açılmış. yeni dönemde yara almamış. hazıriıklar ileriemiş. dostça söyleme ve güler yüzlü yaklaşıma kannuşO. Yurduna dönebilen. "Sel Seferieri" adıyla vuruşunu yapmaya hazırdı. 1925'ten itibaren Kürt yurdunun bütün parçaları. yaklaşan tehlikenin ayak ses¬ lerini de duyacak halde değilkrdi. İlk hedef. "girilemeyen tek bölge" olarak Dersim. Ama. Osmanlıların bütün akınlarında başarısız kalıp bir türlü gire¬ mediği bölge olan Dersim. "siz on¬ lardan değilsiniz" söylemiyle Dersim'i adeta ayırmış.

çok süngülü asker vardı. Cezaevinde çok az yemek veriliyordu. Kürtler saygı gösteriyor. Elazığ'da beden işçiliği yapıyor. Yanma gelip saygılarını sunan herkese nereli olduğunu ve ne¬ den cezaevinde yattığını soruyor. kazancıyla ailesini zar zor geçindiriyor. oturması için yerini veriyordu. Uzaktan seyrettik gelişini. Hizmet etmek için yarışıyorlardı. ama devlete pay veremediği için. canavar yapılı. ziyarete gelenleri ayakta karşılıyor. gördüğü Se¬ id Rıza. göbeğine doğru sarkan sakalını aklar sarmıştı. Elazığ ce¬ zaevinde yatıyordu. 250 . bu da geçer' diye teselli ediyordu. Gece yarısı getirdiler. kana susamış biri olarak tanıtılıyordu. çok mütevazı bir adamdı. filozof söylemli. Seid Rıza'yı da Elazığ cezaevine gerirdiler. önünde eğiliyorlardı. zapt edilmez biri sanıyor¬ dum. Çünkü. Gür. Mehmet Aladağ anlatıyor: "Seid Rıza'nın getirileceği haberi. Genç¬ ler. kızarıyorlardı. halim selim bir ihtiyardı. Ziyaretine gitmek için askerlerin çekilmesini bekledik. Kürder elini öpüyor. 'insanın başına her şey gelir. önceden duyulmuştu. sineği bile ra¬ hatsız etmemeye özen gösteren. nurani yüzlü. getirdik¬ leri. Ortanın üstünde boyda. Herkes gibi ben de onu. Etrafinda. Bildirilerinde o. dev cüsseli. Bir süre sonra. Heyecanla bekliyorduk. Üstü başı temizdi. sevecen bakışlı. Elleri ke¬ lepçeliydi. Ekmek kıtd. kendi halinde bir ihtiyardı. Ama o. Zorlukla yürü¬ yordu. ak sakallı. geç¬ miş olsun dileğinde bulunuyorlardı. Karşısındaki kişi ise. 'Siz yeyin. uzun. resmi bildiri ve söylemlerle tanımlanan kişiye hiç benze¬ miyordu. Mehmet Aladağ. mülayim. onu görünce şaşıp kaldı. 1937 yıhnda "kazanç vergisi kaçakçılığı" gerekçesiyle. bize lazımsınız' diyerek ekmeğini gençlere pay ediyordu. Ayak bileklerine zincir vurmuşlardı. ikramı karşısında mahcup oluyor.RIZO Mehmet Aladağ. ceza¬ evinde. Etra¬ fında büyük bir kalabalık toplanmışd. Kimseden bir şey istemiyor.

çok güzel bir delikanlıydı. Askerlerin arasında. Oğlu Hüseyin. bir delikanlı olan oğlu Reşik Hüseyin'i ve birkaç Dersimliyi daha getirdiler. Seid Rıza yatağında doğrulmuş. giyinmelerini bekliyorlardı. Birkaç gün sonra. Asmaya götürmeye geldiğinizi neden gizliyorsunuz. Batı Dersim'in Hesanan aşiretinin kabile reisle¬ ri. oğlunu ve Dersimlileri alıp götürdükr. Güzel değil. Soğuk bir gecenin yarısında. Seid Rıza'nın başına toplandılar. yani Ocak sülalesinden sürüp gelen ve Kürtlerce en asil sayılan bk ailenin oğludur. en yüksek derece ola¬ rak Rehber mertebesine varmış olduğu için kendisine 'Seid' unva¬ nı verilmiş. Su dö¬ küldü. dedi. Mahkeme önüne çıkacağı günü bekliyordu. Bir daha geri gelmediler. Seyrediyorduk. herkese moral veriyordu. bir an önce olsun' diyordu. Hazıriamnca Seid'i. kendisini aşirederinin baş evladı olarak tanımıştır. kalaba¬ lık bir asker grubu gelip aldı onu. Bu şekilde gerek asalet yönünden ve gerekse manevi yönden Dersim'in Şeyh Hesanan aşiretlerinin hepsi. Ama ümitli değil¬ di. Tarikat noktasında da. Giyin. Mahkemeden söz edildiğinde gülüyor." * » * Seid Rıza'nın doğum tarihi hakkında kesin bilgi yok. gün ışığı bitti mi? Gece yarısından sonra mah¬ keme mi olur? Bu saatte ancak asılacak adam yatağından kaldı¬ rılır. Giderken bize el salladılar. gidiyoruz diyorlardı. Nereye? diye soruyordu Seid. Dr. Mahkemeye! Cevabını alınca. İ5I . Nuri Dersimi. Seid'in oğlunu ve öteki Dersimlileri de uyandırmışlardı. Seid Rıza güldü: Gündüzler. 'Testi kırıldı. gen¬ cecikti. Ne olacaksa bundan sonra. 1937 Kasım'ındaki sorguda 83 yaşında olduğunu söylüyordu. Giyinmesini beklediler. Çok kalmadı cezaevinde. Hatıralarım adındaki kitabında soyağacı için şöyle diyor: "Seid ibrahim. Gülümsüyor. Baş¬ larında durmuş. Cevap vermediler. siviller de vardı.Bir gün olsun kırık moralli görmedim. O gece asıl¬ mışlardı.

Bunda haklı idiler. kin ve düşmanlık taşı- 252 . hem de yüksek ruhlu bir in¬ sandı. baba anlamına gelen 'Babo' unva¬ nı vermişlerdi. Tujik Dağı eteklerindeki Ağdat köyüne yerleşmişti. Bu nedenle ölümünden son¬ ra. Seid ibrahim. hırs. Kürt civanmertiiği ve Kürt fizyonomisinin bütün özellikleri görülmekteydi. En küçükleri Rıza'ydı. Dersimliler. Aşi¬ ret üyeleriyle bir sofraya oturur. Aşiret üye¬ leri gibi giyinir ve onlardan ayrılacak hiçbir işaret taşımazdı. küçüklere bir kardeş gibi davranır ve bü¬ tün Kürderin kardeş olduklarını tekrar ederdi. Dersimi şöyle yazıyor: "Kendisi de zaten fakirdi. Seid ibrahim. Çünkü Seid ibrahim. Seid ibrahim'e. Mehmet Ali Efendi." Nuri Dersimi. Şahsında. Dersim'i tamamen bağımsız ve Türk hükümetinin zulüm ve ihtirasların¬ dan uzak bir halde tutmuştu. aşirederin idari önderliğini Rıza'ya bıraktığını. öğrenimini büyük atam Colik oğlu Mehmet Ali Efendi'den görmüştü. tavır ve hareketlerinde. Merhum Seid ibrahim. Nuri Dersimi'nin. ikramda bulunur. Dersimlilerin asıl atalan adına armağan edilen Kaimen Sor ve Lırtik bölgelerinin Deri Ari köyünü kendisine merkez yapmıştı. Rıza'da gördüğü zeka ve ka¬ rarlılık nedeniyle onu çok severdi. Dört erkek çocuğu vardı. Seid Rıza'yı da şöyle anlatıyor: "Kürder. 'Ben fakir bir Rızo'yum' derdi. vasiyetinde belirtmişti. 'Lace Baboyı' unvanıyla seslenirlerdi. Kürt karakteristiği. Kibir ve azamet gösterenlerden nefret ederdi. Babasının ölümünden sonra Lirtik'ten göç ederek. oğlu Rıza'yı aynı düşünce ile eğitmişti. Kurdistan Tarihinde Dersim kita¬ bındaki anlatımı da bu tanıma uyuyordu. güler. Seid Rıza." * * a Seid Rıza'yı tanıyanlar onu. mütevazı bir halk lideri olarak ta¬ nımlıyordu. Seid Rıza'ya 'Rızo' ve Rayber ve 'babasının oğlu' anlamına gelen.Dersim'in kuzeydoğu bölgesinde. Al¬ çakgönüllülüğü o kadar genişti ki. yaşlı¬ lara hürmet gösterir. hem büyük bir Kürt. Seid ib¬ rahim'e Kürdük düşüncesini telkin eden eşsiz bir Kürt bilginiy¬ di.

üçü kız.. yedi çocuğundan en küçü¬ ğüydü. variıklı sayılı¬ yordu. Aşiret içinde. Dersim. O da bunu be- i53 . Emine'nin "Eme" olması gibi. Yoksulu çok. saadet ve felakette ortak olduklarını propaganda ederdi. Kadınlarda ise kısaltmalann sonuna "e" eki geliyordu. bir ağa ailesi geleneğinden geliyordu. Kürderin deyi¬ miyle "hanedan" bk ailenin. örneğin Hesen "Heso". Bu açıdan. hür ve bağımsız bir vatana sahip olması için her Kürdün çalışmaya ve gerektiğinde ölmeye borçlu olduğunu ilan ederdi. Kürder arasında zenginlik. bahçe." Seid Rıza. zen¬ gini azdı. onu şımartmamış. ak sakallılar meclislerinde bulunması. sonuna "o" harfi eklene¬ rek söyleniyor. Ge¬ nel toplandlarda. bütün Kürderin sürekli bir aile ve ocak evladı olduklannı ve kardeşlik bağlarıyla birbirierine bağlı bulunduk¬ larını. Dersim'in tartışmasız li¬ deri haline geldiğinde bik o halkın "Rızo"suydu. Seid Rıza'nın ailesi sürüye sahipti. Daha çocukken. eldeki hayvan sayısıyla ölçülüyor¬ du. Isimkrin çocuk yaşta uğradığı söylem değişiklikleri. sevgi ve saygı çemberinde olması. Rıza yerine "Rızo" diye çağnlıyordu. Kürtlerde kişi adları. Kürtçe de¬ yimle "delali" (değerii çocuk) muamelesi görerek büyüdü. ailenin sahip olduğu bağ.mazdı. taria ve çayıria değil. Kurduğun tutsaklıktan kurtulması. bostan.. Erkek adlan kısaltılıp. büyük muame¬ lesi görmesi. Mehemed "Memo" olu¬ yordu. bazen ya¬ şam boyu sürüyordu. zenginler ve zenginlik diyarı değildi. tersine çocuk yaşta olgunlaştırarak "büyütmüş"tü. Evin en küçüğü olmanın avantajlarını yaşayarak. bazen söylem takı ve kısaltmalaria deği¬ şikliğe uğruyordu. Annesinin adı Kürtçe anlatımla "Xece"ydi (Hece). bütün bireylerin yaşayış biçimlerinde mad¬ di ve manevi bir eşidik ve düzen kurulmasına dikkat ederdi.

islamiyet'ten önce. koruyucusu olan aileye armağanlar bırakıyoriardı. Bu nesne imam Hüseyin'in baş parmağının kemigidk. devlet eliyle aile arasında nifak unsuru olarak kullanılmış ve başarıya da ulaşılmışa. üst tarafi akın yaldızlı. Bu haçın ortasında muhaddep bir cam içinde de findik tanesi kadar bir nesne vardır. giderken bakıcı¬ sı.nimsertıiş." Venk Kilisesi. gerektiğinde. Munzur vadisiyle Zağderesi'nin birieştiği nokta¬ da Gogan Kalesi denilen yerdeydi. Zerdüşt zamanından be¬ ri kutsal sayılan tavvaf merkeziydi. hem Hıristiyan. Seid Rıza'nın kardeşinin oğlu Rayber. amcasının kelle avcısı haline getirilmişri. Köydeki kilisede. köprü başındaki nöbetçinin. Keşiş Kaksi yâ da Keşiş Kilisesi de deni¬ len ve eski çağlardan beri. Nitekim 1937 Eylülünde. 1937 yılında Seid Rıza hakkında düzenlenen iddianamede. Ailesi. Keşiş Kilisesi'ne yakın Venk isminde bir köyü vardır. Ulu çınariarla kaplı bu yöre. Venk Küisesi. konaklayıp kurbanlar kesiyor. Seid'in aile mezarlığıydı. Keşiş Kalesi. İki din ve İslamın bütün mezheplerince kutsal sayılan toprakla¬ rı ziyarete gelenler. alt tarafi gümüş savadı. 254 . zekâ ve yeteneklerinin yanında. kim ol¬ duğunu sorması üzerine. Bu kendi ba¬ şına bir gelirdi. hem de Müslümanlarca kutsal sayılan emanederin bulunduğu topraklara sahiplik edi¬ yordu. aile soy ağacı ile maddi zen¬ ginliğinin rolü de vardı. Keşiş Kilisesi. "Rızo'yum ben" diye tanıtacakri kendi- * * Seid'in Dersim liderliğine tırmanışında ve zirvede tutunmasın¬ da. kendini "Rızo" diye tamriyordu. "Kutsal emanederde senin de hakkın var" denilerek karşı cepheye çekilmiş. tahminen iki kilo ağıriığında bir haç vardır. Keşiş Kilisesi konusunda şöyle deniliyordu: "Seid Rıza'nın.

Beşe. Zeyne. Mustafa Ke¬ mal'in yanma alıp birlikte fotoğraflar çektkdiği Diyap Ağa'nın kızıydı. üç evfilik yaptı. Seid Rıza. Onun çocuğu olmadı. Bi¬ ra İbrahim ile Reşik Hüseyin adında beşi erkek. adaktinden şüphe edilmeyen. Baba. İlk eşinin adı Zeyne (Zeynep) idi. Ele'den ikisi kız ve Hıdır. Ele (Elif) ile evlendi. Onu ve kişiliğinde Seid Rıza'yı küçük düşürmek için. birey ya da aşiretkr arası barış ve adalet sağlanıyordu. yer edinememiş. "ele geçirilen suç alederi"nin başında kitaplar sayılmıştı. Aşiretler mozaiği olan Dersim bk bakıma kendi kendini yöneriyor. Bunun için de. Dersim'in sosyal yapısının içine sokulamamış. Ele'nin üstüne kuma gelmişti. bütün çabalanna ve düzenkdiği askeri sefer¬ lere rağmen. i55 . ilk meclise Dersim Mebusu olarak giren. * » Osmanlı devkri. Türk basınının en çok saldırdığı Dersimli kadındı. Onun ölümünden sonra. Okuma yaz¬ mayı bilenlerin parmakla gösterildiği Dersim'de evinde kütüpha¬ ne bulunduran bir kişiydi. Yansızlığı nedeniyk kararları tartışma götürmeyen. yaşama biçimine müdahale edememişri..Seid Rıza. kendi kendini yöneten haliyle 1930'lara gelmişti. yedi çocuğu oldu. TC bu yapıyı sarsıp yıkarak. Şeyh Hasan.. gazetelerde bkmez tükenmez hikâyeler uydurulup tefrika ediliyordu. Beşe. Dersim'deki bütün büyük "davaların" değişmez hakemiydi. önce Seid Rıza engeÜni aşması gerekiyordu. Dersim 1937'de "büyük taarruz"a uğradığında. doğal lideriydi. Seid'in üçüncü eşi Bese'ydi. sosyal ve ekonomik sorunlar. kendini hissettirmek ve yasaları¬ nı geçerii kılmak istiyordu. Doğal yapısıyla kaleyi andıran Dersim. mozaiksel dokunun içinde çözüme bağla¬ narak. Fakat çok yaşamadı. Seid Rıza'nın. eşinin yanında savaşarak öldü.

"devlet otoritesinin tesis edilecek" azınlık planına dahildi. güler yüzlü. 1908'de Meşrutiyet ilan eddip. Seid Rıza'ydı. Osmanh'nın "fethetme" çabalanna direni¬ yordu. yaz sonlarına doğru. "azınlıkları zecri tasfiyeye uğratma" devletin ilkesi haline geldi. kendini savunma derdine düşmüştü. 256 . Dağların eteğinde silahla karşıladı. "ko¬ nuk severiik" göstermedi. Tek şartı. Der¬ simliler ablukayı kaldırdılar. Neşet Paşa. burada beklemediği bir dire¬ nişle karşılaştı. Osmanlı'ya isyan ediyor. Dersim'in lideri olarak ilk çıkışıydı. büyük kayıplar veriyordu. isyan zincirinin halkaları arasında olmamakla birlikte.OSMANLILARIN SON DÖNEMİNDE DERSİM Kurdistan. ordusunu Elazığ'a çekri. Taarruz için dağlara çıkan ordu sarılmış. Neşet Paşa. Fakat Dersim. "Vur ve kaç" baskınlarıyla şaşkına dönüyor. sağ kalan ordusuyla biriikte çekip gitmesine izin verilmesiydi. Fakat şansı yaver gitmiyordu. ama kararlı genç bir lider vardı: Genç adamın adı. Silahlı Dersimlilerin başında. çaresizlik içinde "mütareke" istedi. tifüsten kınlı¬ yordu. kıpırrisız kalmış. ordu içinde sal¬ gın hastalık yayılıp can almaya başladı. ordusuyla birlik¬ te dağlar arasına sıkışıp kaldı. 1800'den beri bağımsızlık istemiyle kaynama ha¬ linde. Der¬ sim sessiz de değildi. Neşet Paşa komutasındaki orduyu isyancıları "tepe¬ lemekle" görevlendirdi. Fakat. Perslerie savaşıyorlardı. Neşet Paşa. İstanbul. Paşa'nm ordusu. Tarih sahnesine. Elazığ'da rifüse yakalanıp öldü. Dersim. İttihat ve Terakki Cemiyeti ik¬ tidar olunca. "otorite"nin temsilcisi askeri biriiklere. Giderek daralan kuşatma yetmiyormuş gibi. Paşa. zorlu ve uzun bir yürüyüşten sonra Dersim yaylalanna varmayı başardı. Askerler.

Hıdır Paşa Kürt kimliğini kullanarak Dersimlilere yanaşıyor. derin yarlar. 1935'te Dersim'in sonuna kadar susturulmasına karar verdiğin¬ de. Paşa tutsak düştü. Nitekim Osmanlı'nın başarısızlıklarından ders çıkaran TC. Bir yandan da "adam satın alma pazarı" açıyor. Fakat ilk çatışmada. Amacına ulaşmak için bir yanda askeri yığınakları pekiştiriyor. Dersim zaptı imkansız bir kale hali¬ ne geliyordu. Neşet Paşa'nm beklenmeyen ölümünden sonra. Dersim'i ele geçirmekle görevlendirildi. bazı ağaları ya¬ nma çekmeye çalışıyordu. Hıdır Paşa. ordusu çarpışacak düşman bulma zorluğu çekiyordu. Boynukara Kürt Hıdır Paşa. fetih seferi¬ ni. zorluk çıkarmadan. bizzat Dersimlile¬ rin peşine düşmek zorunda kaldı. Paşa'yı şaşırtıyor. doğal bir kale niteliğindeydi. Sonbaharda yağmaya başlayan kar. gücünden parça koparıyor. Dik dağlar. ilk iş olarak yaz-kış kalmasına olanak veren yollar. za¬ feri yakalamaya kararlı görünüyordu.* Dersim'in coğrafi yapısı. köprü ve kışlalar inşa edecekti. bir görünüp baskın yapı¬ yor. her defasında bahara erteliyor. Paşa. geçit vermeyen engel ve ulaşılmaz tepelere hava koşulları da eklenince. Ordu kışın barınma zorluğu çektiği için. kış aylarında metreleri buluyordu. Seid Rıza'nın ya- 2-57 . kayalar ve ormanlar arasında kayboluyor. esirgeyen biri olarak yardıma geldiğini söylüyor. onları düşünen. Dersimliler. Çünkü. Seid Rıza'nın yönettiği Dersimliler. Hıdır Paşa. öte yandan da "kaleyi içer¬ den elde etme" planları yapıyordu. Dersim tarihinin kaydettiğine göre. sonra dağlar. taarruzlar kısa yaz aylarına sarkıyor ve istenilen sonuç alınamıyordu. Haziran ayı sonlarında taarruza geçti. Paşa'yı. askerlerine moral vermek için. si¬ lah ve cephanesini ele geçirip onunla savaşıyorlardı. Ama hiçbir şey umduğu gibi olmuyor¬ du. hazırlıklarım tamamladıktan sonra. Boynukara Hıdır Paşa şaşa kalıyordu. devletin şefkatii kollarına atılın" diyor¬ du. "gelin. her şey tersine gifti.

Seid Rıza. Paşa sö¬ zünde durdu. Dersim'e baskı yapmamış. Bu kez. korumuştu. Baytar Nuri. İttihatçıların iktidarı altındaki Osmanlı devleti.nına götürdüler. Türkler. Birinci Dünya Savaşı günlerinde. bozgun ve Almanya'nın da yenilgisinden sonra yurtdışına kaçmış. anılarında Halit Bey'in Dersim'e gönderilmesini "hile" olarak niteliyor ve şöyle diyor: "Dersimhler gerek Alay komutanının şahsına ve gerekse çevre¬ sine saygı gösterdiler. Bir daha si¬ lah çekmeme sözünü aldıktan sonra hayatını bağışladı. Bunlar daha sonra "Kema¬ list" kimliğiyle ortaya çıkacaklardı. belli bir rahadama yaşıyordu. SEİD RIZA ŞEREFİNE BANDO-MIZIKA VE "KOŞUN YİĞİTLER VATAN İMDADINA. bir askeri alay gönderildi. İttihatçı şefler. onu bir konuk gibi karşıladı.. son kez Dersim'i ele geçirme atağına kalkıştı. * Osmanlı devleti. Bu süreçte Dersim. Kaymakamlık kurulduktan sonra alayın Dersim'e yerleşmesi sa¬ kıncalı görüldüğünden geri çekildi. Dersim'i terk etti. orduda "Kürt Ha¬ lit" lakabıyla tanınan Miralay (Albay) Cıbranlı Halit Bey komu¬ tasında. Birinci Dünya Savaşı'nın arifesinde. Seid. ileri karakol olarak Rusya'ya saldırma görevini üstlenmiş.. Alişer Bey aracılığıyla Ermeni komutan Murat Paşa ile Rus gene- 258 . fakat Sarıkamış bozgunuyla saf dışı kalmıştı.. dış fetih hayalleriyle meşgul olduğu için Der¬ sim seferine çıkmadı." Kürt isyanı için hazırlık yaparken 1924 yılında idam edilen Halit Bey. içerde ka¬ lanlar yeni duruma uyum sağlamıştı. Hiçbir olay çıkmadan alay Ovacık'a yer¬ leşti. Kürt komutan sayesinde meydana gelen sessizlik¬ ten faydalanarak. Almanya'dan aldıkları 5 milyon altın karşılığında." Darbeyle iktidara gelen ittihat ve Terakki Partisi'nin şefleri Ta¬ lat ile Enver.. Ovacık'ta Türk kaymakamlığını kurdular.

Ruslara karşı mevzilenmişken. dosduk ve kardeşli¬ ği pekişrirmek" üzere. ardından "İs¬ met İnönü" olacak ve 1937 yılında "sel seferieri" adıyla Der¬ sim'in "tedip ve tenkil" programının yürütücüsü olacaktı. Sonrasını Baytar Nuri şöyle anlatıyor: "Ahmet izzet Paşa. artık Seid Rıza'nın Ağdat köyündeki evinin üstünde de Kürt bay¬ rağı dalgalanıyordu. hak ve isteklerinin güvence altına alınacağı bildiriliyor. "İttihatçıların C" takımından. dostluk düşmanlık haline geliyor. Ziya Bey. Kürtlerin saygı duyduğu Diyarbakırlı Cemil Paşa ailesinden Ziya Bey. Vali Sabit ve Ziya yeni¬ den girişimlerde bulundular. "sağır" lakaph Albay İsmet Bey'di.raU Lahof'la görüşmeler yapmış. o sırada Kafkasya Cephesi'nin ge¬ risini güven altına almak üzere. Bingöl yakınlarındaki Gazik'te karargâh kurmuştu. Dersimli ağaları Gazik'teki karargâhına davet ediyordu. Nazimiye. "özerk Dersim" konusunda an¬ laşmaya varmış. Dersimliler bu daveti reddetti. Fakat Ermenilerle yapılan anlaşma uzun ömürlü olamıyor. elçi olarak Dersim'e gönderiliyordu. güler yüzlü bir poli¬ tikayla yanaşıyorlardı. Ordu Komutanı Ahmet İzzet Paşa. Dersimlileri Osmanh ile dayanışma ve işbirliği konusunda ikna ediyordu. Dersimlileri okşamak ve genel kaynaşma¬ yı sakinleştirmek amacıyla. Nuri Dersimi'nin anılarında anlattığına göre. * Osmanlı'nın ikinci ordusu. Aşiretlerden bir heyet seçilerek 259 . Hozat ve Mazgirt'te Kürt yöneticiler iş başına geçmişlerdi. Kurmay Başkanı da. çatışmalar başlı¬ yordu. Dersim tarihi konusunda başlıca yazılı kaynaklardan bki olan Nuri Dersimi'nin "Dersim Tarihi" kitabında belkrildiğine göre. Osmanlılar bu durumdan yararlanıyor. Veteriner Dr. aşiret reislerini ordu merkezine da¬ vet etti. Ermeni karşıtı işbirliği yapıldığı takdirde. Diyarbakır¬ lı Ziya Bey'in yaptığı "anlaşmayı kutlamak. Ahmet İzzet Paşa. ip¬ ler kopuyor. Sağır İsmet daha sonra "İsmet Paşa".

Ortak düşman Ruslar ve Ermenilerdi. kendiliğinden Kürdistan'dan çekilmiş. Paşa bu arada geçmişte Dersimlilere haksızlık yapıldığını. İstanbul hükümeti. ardından kardeşliğin bir göstergesi olarak ilk lokmayı kendi eliyle Seid Rıza'nın ağzına koyuyordu. Seid Rıza ve arkadaşları bando-mızıka sesleri arasında. bu konuda gereken emir¬ leri vermişti bile. ortak amaçlara ve memleketin kurtarılmasına katkıda bulunması gere¬ kiyordu. ar¬ ka çıktıkları Ermenileri geride bırakmışlardı. köylerinin yakıldığını söylüyor. Ertesi gün. pahada ağır armağanlar. Dersimliler bundan böyle vergi ve askerlikten de muaf tutula¬ caktı. Seid Rıza'yı can dost olarak kucaklayıp yanaklarından öpüyordu. Dersim heyeti. Bunların da "tasfi¬ yesi" gerekiyordu. Dersim eteklerinde karar- 260 . oradan da karargâh merkezi Gazik bölgesine geldiler. Ordunun Kurmay Başkanı Sağır İsmet (İnönü) idi. Paşa'ya göre. Ahmet İzzet Paşa. askeri törenle karşılanıyordu. daha sonra Sağır İsmet'le ikili bir görüşme da¬ ha yapıyordu. maddi varlık ve cömerdik gösterisi sofraya da yansıtıl¬ mış. Yemeğe oturulduğunda. törensellikle Gazik'ten uğurlanıyorlardı. devlet olanak¬ larının Dersim'e akacağını müjdeliyordu. Bu heyetle birlikte ben de Ahmet İzzet Paşa'nm verdiği ziyafette bu¬ lunmuştum. bu konuda elden gelen esirgenmemişti. Konukların onuruna görkemli bir ziyafet sofrası hazırlanmışri. 1917'de padak veren Sovyet Ihtüali'nden sonıra Rus ordusu. yükte hafif. Ama bütün bunların olması için. bunun için özür diliyor¬ du. ev¬ lerinin. daha önce yağmalanan Dersimlilere ait malların bedeli de ödenecekti. Dersimlilerin önce. Güç. Ahmet İzzet Paşa kardeşlik üstüne söylevde bulunuyor." Gazik Boğazına giden Dersim heyetine Seid Rıza başkanlık ediyordu. Dersim'in hak ettiğine kavuşma için sabır diliyor ve "yakında gerçekleşecek büyük zafer"den sonra. Ermenilere karşı kullandmak üzere tüfekler ve bando müziğinin eşliğinde.Elazığ'a. İzzet Paşa. Ruslar gitmiş.

babası Seid ibrahim'den dinledik¬ lerini aktarırken. Dersimlilerin Seid Rıza'nın başkanlığında bk heyetle Segedek köyüne gitriğini anlatıyordu. O gün görüşmeye katılanlardan biri de. ziyaretinin asıl amacını ise kardeşliği pekiştirmek olarak açıklıyordu. devletin. Sultan Halife Hazretleri¬ nin elçisi olarak bu konuyu konuşmaya ve yardım istemeye gel¬ diğini bildiriyordu. Erzincan. ama Dersimliler. Osmanh devlerinin tem- 261 . ama halkın ayak¬ lanıp işgalleri kırabileceğini anlattyor. Osmanlı ordusunun dağıtıldığını. kendisinin de Bidish ve aşiret çocuğu olduğunu söyledikten sonra. İsmet Bey'e göre. İsmet Bey. bu kez Osmanlı ordu¬ ları başkomutanı Enver Paşa'nm yaveri sıfatıyla geliyordu. mütareke şartlan- nm bağlayıcılığı yüzünden karşı koyamadığını. ülkeyi kurtarmak için çareler aradıklarını belirtiyordu. 1980'lerde ilçe ya¬ pılan Kovancılar yakınlarındaki Segedek köyünde toplantıya da¬ vet etri. Gelen temsilci. Gazik'te Seid Rıza'yı bando-mızıka ile kar¬ şılayıp ağırlayan Sağır Ismet'ti. Kahraman Aytaç'ın anlattığına göre. Osmanlıların temsilcisi. bu olaya yer vermiyor. İsmet Bey. Dersimliler isterlerse Erzincan'ı kurtarabilklerdi. devletin eli kolu bağh hale geldiğini söylüyordu. 1937'de Seid Rı¬ za ile birlikte asılanlardan Seid Hüseyin Cesur'du. İsmet İnönü'nün "hayatını. Dersimlileri. İsmet Bey.gâh kuran General Lahof da ayrılmış. sanat ve eserlerini" anlatan resmi tarih. Anlatılanlara göre. buna çok üzüldüklerini. Ancak mütareke şartlan gere¬ ğince. Anlatılanlara göre İsmet Bey. memleketin işgal altında olduğunu. Seid Hüse¬ yin'in yeğeni Kahraman Aytaç. Murat Paşa ko¬ mutasındaki Ermenilerin elinde kalmıştı. "koşun Dersimliler vatan imdadına!" dercesine kapıda görünü¬ yordu. Dersim-Ermeni ilişkileri kopunca. gönlü bol davranıyor ve Ermenilerin vermeye ya¬ naşmadığı haklann kurtuluştan sonra Osmanlılarca verileceğini vaat ediyor. baba ve dedelerin¬ den dinlediklerine dayanarak. ziyaretin "1918 yılının bahannda" yapıldığını söylüyorlardı. İsmet Bey toplantıda.

öncelikle Erzincan'ın kurtarılmasını istiyor. "Segedek Köyü Anlaşması"ndan hemen sonra. aşi¬ ret reisleriyle Ovacık'ta toplanıp hazıriıklara başlıyor." ERZİNCAN'IN KURTULUŞU VE DERSİM GENERALİ Seid Rıza. amcam Seid Hüseyin de (Cesur) kadl¬ mışd. ba¬ bamdan defalarca aynndlanyla dinledim. aşiret reisleriyle bir toplantı yapıyor. askeri depoların silah ve porinle dolu olduğunu. ama halkın örgütlenerek işgali sona erdirme yolunda çalışabileceğini. hangi aşiretin kimin ko¬ mutasında birleşeceği karariaştınlıyor. ama Sağır Ismet'in söz verdiği silah ve ayakkabılar gelmiyor. bütün Dersim biliyor. İsmet Bey. kendisinden de haber çık- 262 . * * Dersimliler Erzincan'ı kurtarmaya hazırdı. Sağır İsmet. savaş taktikle¬ rine katkı amacıyla subay da gönderilecekti. Dersim ve tarihi konusunda araştırmalar yapan Avukat Kah¬ raman Aytaç anlatıyor: "İsmet Paşa'yla Segedek köyünde yapılan toplantıyı.silcisi İsmet Bey'in muhatabı Seid Rıza idi. Ay¬ rıca. Osmanlı ordusunun ye¬ nik sayıldığını. ardından bütün Dersimli gençlere savaşa katılma çağrısı yapıyor. ortaya çıkan olumlu sonucu ken¬ disine bildiriyordu. Enver Pa¬ şa'nm yaveri sıfatıyla geldiğini söylüyor. ancak savaşmak için silah. Doğrudan amcamdan dinleme olanağım olmadı ama. ihtiyaçlarının en kısa zamanda fazlasıyla karşılanacağına dair söz veriyordu. İsmet Bey'in "koşun Dersimliler vatan imdadına" yollu isteği üzerine. bu istekleri karşılamaya hazır olduğunu söylüyor. Seid Rıza. yalnız porin ve silah vermekle kalınmayacak. cephane ve savaşacak gençlerin doğru dürüst giysileri yoktu. ordunun da el akından gereken yardımı yapacağını söylüyor. İs¬ met Paşa. Toplandya. mütareke gereğince silah bırakıp dağıldığını. yüzlerce kişi toplanıyordu. Bu arada gerekli planlama yapılıyor.

Dersim ortalarındaki dağlık ve sarp Sansa deresiydi. isteğin kendisini aştığını. Ama ne 'evet'. El sıkışıyorlar. Gördüklerini anlatıyor. Aşiretinden Çamurekli Zeynel Ağa'ya (Aldntaş). Bizim sorunumuz Os¬ manlıyla. Ama beklenenin çok 263 . Rus ordusu ve askerlerinin teçhizadm yakından görüyor. en gözü pek aşiretieri olan Heyderanlar. Rus karargâhı ile ilişki kuru¬ yor. diyor. Dersim'in en savaşkan. Buna karşılık kendilerinde. Aradan bir ay geçmeden Rus komutan. Çünkü Rus askerkrinin elinde toplar. o sıralar Karakocan yakınla¬ rında. bu kez başarıya ulaş¬ mamız mümkün olacaktır. Demenan ve Kureşanlılan da emrine veriyor. Bu silahlaria başa çıkmanın imkansız olduğunu söylüyor. Ruslann geride kalan birlikleri. Gerçekten de silah ve cephane veriyoriar. Bağımsızlık için yıllardan beri mücadele halindeyiz. Dersimlilerin Erzincan'a saldırması halinde. Zeynel Ağa. Zeynel Ağa'yı çağm- yor. ondan sonra bir cevap verebileceğini söylü¬ yor. Zeynel Ağa'yı dikkat ve ilgiyle dinliyor. Gördükleri karşısın¬ da şaşıyor. 'Biz Kürdüz. Alanlılar. Ama silah bakımından güçsüz olduğumuz için. Eğer silah yardımı yaparsanız. Dersimlilere savaş taktiklerini öğretip kurmayhk yapmak üzere Kör Halil Paşa adında biri çıkıp geliyordu. Komutanla görüşmek istediğini bildiriyor. Rus ordusunun Ermenilerin yardı¬ mına koşacağı kesindi.' General. yani vaz mı geçelim?' deyince.mıyordu. Onların çoğu da namludan dolan. Gereken yardımın yapılacağını bildiriyor. sopadan farksız es¬ ki tüfekler. 'ne yapalım. Sansa vadisine yerieştikten sonra. ancak beş kişiden birinde silah var. kteği kabul olu¬ yor. Fakat. ne de 'hayır' diyor. Fakat. durumu üst¬ lerine bildireceğini. Zeynel Ağa komutanın yanına gidince. Karakocan tarafindan Erzincan'a geçmeleri için tek ge¬ çk. Seid Rı¬ za. 'sizinle alıp vereme¬ diğimiz bir şey yok'. amacımıza ula¬ şamıyoruz. Avukat Kahraman Aytaç anlatıyor: "Seid Rıza. silahlan Ruslar¬ dan alacağını söyleyip ayrılıyor. Zeynel Ağa Seid Rıza'ya gidiyor. Dersim dağlarının eteklerinde bulunuyordu. makineli tü¬ fekler var. Balaban. Sansa geçidinin tutulması görevini.

Erzincan kurtanlmış. "Kurtancıhğın" bir de heyecanlı sonu vardır: Bk Türk suba¬ yı. Rus karargâhından Dersim dağlanna günlerce silah ve cephane taşınıyor. bu silahlarla Erzincan'ın üstüne yürüyor. özgüriük gelmişrir. kurtancı subay da oradaki devlet ululanna selama duruyor. * * Erzincan 1918'de kurtanlmıştı. Artan silah ve cephane mağaralara depo ediliyor. cep¬ hane ve giyim eşyası veriyoriar. Vali. son düşman askerini yere yıkıp süngüsünü gırdağına sapladık¬ tan sonra. Rus si¬ lahlarıyla Ruslan vuruyoriar. tutsak düşmüş ülkeyi temsil ediyor.üstünde bir yardım yapıyoriar. ayn ayn kutlanıyor. Dersimliler. tutsaklık bitmiş. "Al¬ lah Allah" diye bağıra çağıra düşman üstüne taarruza geçiyor. ar¬ tık. önlerine çıkan "düşmanı" seskriyle süngükye süngüleye ilerii¬ yor. her yıl tekrarlanan aynı müsameresel törenlerie. Ama." TC'de. ötede direğe bağlı genç kızın yanına koşuyor. top ve tüfeklerini ateşleyerek. Kadrlardan bir mekare oluştu¬ ruluyor. Her yıl aynı tarihte Erzincan'ın ana caddesinde kutlama tö¬ renleri düzenleniyor. zafer anını kucaklıyorlar. Askerler. Ardından "kurtuluş" sah¬ nesi canlandınhyor. Bu sayede Dersimli silahlanıp. belediye başkam askeri komutan tri¬ bünde yerierini aldıktan sonra öğrenciler. Bu arada tribünleri doldurmuş olanlar alkışa geçiyor. Genç kız. kişiliklerinde "kur¬ tuluşu" sağlayan devkri selamlıyoriar. Tam 117 kadr yükü silah. Erzincan'ın "kurtuluş günü" 26 Şubattır. kaz adımlanyla önlerinden geçerek. üstüne elbise giyiyor. Subay onu bağlanndan kurtarıp özgüriüğe kavuşturuyor. Bu doğruydu. asker ve polisler saflar halinde. "müsa¬ meresel törende" anlarildığı gibi mi? 264 . ayağına ayak¬ kabı. şehirle¬ rin "kurtuluşu".

Komutan edası karşısında Seid Rıza'ya gidiyorlar ve 'bunu ba¬ şımızdan alın' diyorlar. ama güçlü bir savunmayla karşılaşılıyordu.Erzincan'ın kurtarılmasında bir tek de olsa Osmanlı askeri var mıydı? Silahı ve cephane katkısı da." Ailesi de olayların içinde olan Dersimli Kahraman Aytaç an¬ latıyor: "Hazırlıklar tamamlandıktan sonra. Dersimliler şehri kuşatma akına alıyorlar. Şehir¬ deki komutan. Fakat Sansa deresine geldiklerinde şaşkınlık içinde ateşle karşılaşıyorlar. "Erzincan'daki Kürtler imha olma tehlike¬ siyle karşı karşıya" diyerek ikna ettiğini yazıyor ve devam ediyor: "Seid Rıza. Seid Rıza'nın dostu Ermeni komutan Bogos Paşa da bulunuyordu ve ağır yaralıydı. 12 günlük bir kuşatmadan sonra Erzincan'a girebiliyorlardı." Erzincan muhasaraya alınıyor. ölmeden önce Seid Rıza'yı görmek istediğini söy- 265 . Bogos Paşa. Nuri Dersimi Kurdistan Tarihinde Dersim adındaki kitabında. Dersimliler. Ermenilerle savaşmaktan yana olmayan Seid Rıza'yı. Karakoçan'daki Rus birlikleri harekete ge¬ çiyor. Seid Rıza. Halit adındaki bir Türk subayının. İki taraftan da binlerce kişi ölüyor. Seid Rıza Kürtleri korumak amacındaydı. Dersimlilerin aldığı tutsaklar arasında. aşiretiyle birlikte Erzincan'ın üzerine harekete geçti. Ora¬ da büyük çadşmalar oluyor. Dersimliler. kayıplarına rağmen Ruslara geçit vermiyor. Dersimliler. Böyle¬ ce Erzincan'a yürüyenlerin arkası güvene alınıyor. Kırkmerdi¬ venler bölgesine geldiklerinde. danışman olarak gönderilen Kör Halit Paşa. Paşa'yı çağırıyor. Aldadldıklarını anlıyorlar ama. yardım göndermesi için Karakoçan'daki karar¬ gâha haber veriyor. kendini başkomutan gibi görüp sağa sola emirler vermeye başlıyor.. çok geçtir. görevinin sona erdiğini söyleyip uzaklaştırıyor. Seid Rıza Mun¬ zur dağlarını aşarak 13 Şubat 1334'te Erzincan'ı işgal etmiştir.. adamdan zaten hoşlanmamışlar. Dersimliler Seid Rıza'nın önderliğinde Erzincan'ın üstüne yürümeye başlıyor.

Bu bir general üniformasıydı. Alkışla¬ nıyor. Seid artık. kınm ve kan sesi ara¬ sında bazı Avrupa devletlerine "general" unvanıyla yazdığı mek- 266 .lüyordu. darağacına giderken de hatırlayacaktı. Sözümü unutma. Bununla da kalmıyor. "Sultan Halife Hazrederi"nin buyruğunu yerine ge¬ tirdiğini söyleyerek. kolu. onun 1937'de. unvan ve övgülere boğu¬ luyor. Karabekir. şükranlanm sunuyordu.. önüne bir üniforma koyuyordu. * « * Verilen bu rütbe. Devletin bölgedeki eli. Vatan "minnet¬ tardı" ona. devletçe kutsanıyordu. bk "fatih" muamelesiyle taltif ediliyordu." Seid Rıza. Seni yaramı görmen için çağırmadım. Bunun üzerine Bogos. Sultanlık onu. hararede kucaklıyor. Bize yapılanlar yarın siz Kürderin de başına gele¬ cektir. giydirilen üniforma ve göğsüne takılan ma¬ dalyadan habersiz olanlar. "memlekete hizmederinin karşılığı"nda. Söylemek istediğim buydu. moral vermek için şaka¬ laşıyordu. yüzüne söylemek istediğim bir sözüm var: Yanlış yapdn. Siz de sıra¬ nızı bekleyeceksiniz. yaralının yanına gidiyor... arnk Osmanlılar nezdinde bir kurtarıcıydı. Seid'in üniformayı giymesine bizzat yardım edi¬ yor. apoledi. * * * Seid Rıza. memlekete sundu¬ ğu hizmede bunu hak etmişti. Aldığım ya¬ ra öldürücü. Ordu komutanı ise Kara Kazım Paşa (Kazım Karabekir) idi. Kara Kazım. boşuna bana moral vermeye çalışma. varlığı ve simgesi bir ordusu var¬ dı. Seid Rıza'nın "vatana üstün hizmederi"ni devlet adına kudamak.. "Dersim Generali" unvanıyla ödüllendirmişti. Armağan. lüt¬ fen kabul buyurması ricasıyla. apolederini kendi elleriyle düzelttikten sonra. şöyle diyor: "Seid Rıza. takdir ve teşekkürlerini sunmak üzere yanına koşuyor. Kirvem. yakasına bir de. "memlekete üstün hizmederinin nişanesi" olarak madalya ta¬ kıyordu. Seid. Kazandığı zafer. nişanlı bir Paşa'ydı. Bogos Paşa'nm söylediklerini. Bunu sen de biliyorsun.

O. Alişan Bey cevabi telgrafinda. Kürderi büyülüyoriardı. Refahiye. sonra törenlerle Dersim'e ugurlamyordu. Ona da çavuşluk rütbesi verilmiş. bu¬ nu beğenmiyorsa eğer. sen-ben 267 . Devletin minnet ve şükran duygularının anlatımı bu kadarla da kalmıyor. milletvekillerinin atanması usulüne karşı olduklarını bildiriyoriardı. Sevr Anlaşmasıyla öngörülen özerk Kurdistan ilkelerine yakın söylemde bulunuyor. itiraz üzerine. Fakat seçimler yaklaşınca. Seid Rıza ve Zeynel Çavuş'u ma¬ kam arabasına alıp Erzurum'daki karargâhına götürüyor. "kendi kendine unvanlar veren hafif biri" diye küçümseyeceklerdi. Kürtlerin desteği ve katılımıyla gerçekleşiyordu. Seid Rıza. Sivas'ın ilçeleri olan Divriği.tupları yadırgayacak. tepkilerinin kişisel. Çünkü Ankara. Zara. İmranlı ve Hafik bölgelerini kapsayan "Koçgiri"nin etkin beylerinden. Oysa. İki kardeş. "kendi" uydurması değildi generallik rütbesi. Hamidiye Paşası Mustafa Bey'in oğullan Haydar ile Alişan Bey. Alişan Bey'e milletvekilliği öneriyor. Ankara. atanmak istenenlerin Kur¬ distan fikri ve Sevr Anlaşmasının ilkelerine bağlılıklannm da kuş¬ ku götürdüğünü belirtiyorlardı. Ankara'ya çektikleri bir telgrafla. 1920 Nisanında Ankara'da bir pariamento toplanacaktı. izzet-i ikramlarla ağırlıyordu. memuriyette dilediği makamı seçme hakkı sunuluyordu. üniforma armağan edilip göğsüne madalya takılmıştı. Va- adere göre bu parlamento seçimle oluşacak ve "Kürtlerle Türkle¬ rin ortak meclisi" olacaktı. Madalya ile onaylanmış "Dersim Generali" unvanı Osmanlılar tarafından ona verilmişti. adayları kendisi belirlemeye başlamıştı. Sansa deresi efsanesini yaratan Zeynel Ağa da unutulmamış¬ tı. Kara Kazım Paşa. "halayının büyüsü" bozuluyordu. şimdi Dersim Generali unvanıyla bir başka efsaneydi. KOÇGİRİ İSYANI VE DERSİM Mustafa Kemal ve arkadaşları Osmanlı Sultanlığını devirip etki¬ siz kılma sürecinde. Erzu¬ rum Kongresi.

Dersim'den meclis üyeliğine Mustafa (Miço) Ağa. isteklerinde direniyordu. Hasan Hayri Bey. Resmi belgelere göre. Seid Rıza atama yöntemine karşı çıkıyor. paraya düşkündü. Alişan Bey'le Ankara arasında telgraflar diyalogu sürerken. özerk Kurdistan fik¬ rinden uzak kişiler olduklarını belirtiyor. Alişan Bey'i "iknaya" giden İzzet Bey mala. Der¬ sim'in direnci kırılıyor. Karşılıklı zıtlaşma. Yaşlı biri olan Diyap Ağa ise sistemin Kürt motifi oldu. Sevr Anlaşması gereğince Kürdistan'ın özerkliği ükesine bağ¬ lı kişilerin Kürtleri temsilen seçilmesini istiyordu. fotoğraf çektirip. ki¬ lim ve kurt postu toplamaya girişti. Basında eşleri. sorunun Kurdistan davası olduğunu bildiri¬ yor. Diyap Ağa ile emekli bir subay olan Hasan Hayri Bey atanmıştı. çocuk ve torunlarının sayısıyla. Seid Rıza da Dersim'de sesini yükseltiyordu.kavgası olmadığını. 1920'nin başlarında. yalnız özel çıkarlarını düşünen. daha sonra Atatürk'ün çizgisiyle çelişecek ve idam edüecek. yani Diyap ve Mi¬ ço Ağa ile Hasan Hayri Bey. akrabası da olan Diyap Ağa ile Mıço'nun halktan kopuk. sofradan sofraya 268 . milletvekili oluyordu. Miço Ağa da. 1938'de Dersim'de kurşunlanarak öldürülecekti. * * Dersim'in geri adımına karşılık. temsilcilerini özgürce seç¬ mek istediklerini bildiriyordu. magazinin de¬ ğişmez konusu oluyordu. arabasına binerek gezilere çıktı. Şakir Bey daha da aç gözlü çıkıyor. halı. Fakat. Koçgiri'nin lideri Alişan Bey. Faaliyetleri Ankara'da duyulunca görevden alınıyor. yerine Şakir Bey atanıyordu. Ankara'nın seçtikleri. Koçgiri'de kanlı olaylara varınca. Ulu¬ sal Kürt giysileri içinde Mustafa Kemal'le gezilere çıkıp fotoğraf¬ lar çektirdi. Görevini unutup halktan para. "ikna edici" olarak Binbaşı İzzet Bey'in komutasında bir askeri birlik gönderildi.

Ankara. İzzet Bey gibi açıktan açığa rüşvet topluyordu. Laz Osman da denilen Topal Osman Giresunluydu. Emin Bey. 269 . Ankara'ya getirdiği adamlarıyla özel bir biriik kurmuş. Hacer köyünde as- kerkrie tardşmışlar. Koçgiri'ye gönderiyordu. Rumlar. askerlerden de ölenler oluyor. rüşvet isterken. her biri kendi alanında bker ün olan Topal Osman ve Sakallı Nurettin Paşa ikilisini. Topal Os¬ man'la tanışan Musfata Kemal. Asker köye gelince olay genelleşiyor. bunun üzerine Mustafa Kemal'i "sulh de sükûnu temin etmek" üzere Samsun'a göndermişti. İstemezsem bk şey olmaz. Sultan Vahdeddin. "İşte bakın. sonrasını şöyle anlatıyor: "Bunu söylemesinden dolayı Kürtkr galeyana gelmiş. (Çadşma çıkıyor) Bu¬ rada halktan da. 1918 de basma geçtiği çetekrk Karadeniz şeridindeki Rumlarm araşma dalmış. Şakir Bey sofrada Kürt ağa¬ lara bk kağıt göstererek. Bizi Er¬ menilere benzetmek ne demektir. sizleri de Ermeniler gibi tamamıyla imha ederim" diyor ve ortamı gerginleştiriyordu. olaya isim de bulunuyordu: İsyan. Erzincan milletvekili Emin Bey'in. Alişan Bey'in sofrasında yiyip içtiği bir akşam. onlar da Sukana çetelerin önüne geçilmediği takdirde müdahak edecekle¬ rini bildirmişlerdi. talan ve ırza geçmelerle terör firtınalan estır- mişti. Bunun üzerine (köye) askerier sevk ediUyor. toplu kırım." Hacer köyünde askerlerle köylüler karşı karşıya getirilip çatış¬ ma başlayınca. İster¬ sem. bk ara. hazır bulunan herkesin duyabileceği biçimde tehdkler savu¬ ruyordu.. Topal Osman. onu daha sonra Ankara'ya geti¬ recek ve Binbaşı rütbesiyle kendine "baş muhafiz" yapacaktı.koşuyor. "isyanı bastırmak" üzere. bir yandan da gördüğü her şeye "benim olsun" diyor. 3 Ekim 1921 günkü mecHs gizli oturumunda açıkladığına göre. Topal Osman çetesinin durdurulmasını sağlamak üzere İstanbul'daki İngiliz işgal yönetimine başvurmuş. Atatürk'ün köşkünün yanma yerleşmişri.. demişler. Ben istersem her şey olur. bu kağıtta idam fermanınız yazılı.

3 Ekim 1921 tarihinde. çember içi¬ ne aldım' diyor. Halbuki onlar. "eşkıyanın yaptığı bini asri" tepki sesleri yükse¬ lecek. diyoruz. bunun üzerine öldürülerek. hükümetin teslim ol çağrısını ka¬ bul etmiş bulunuyorlar. Ve üzerlerine askeri kuvvet gönderiyoruz. Kemikleri bulunduğu yerden çıkarıldı. ırzlara geçmeye. Koçgiri'de suçsuz. Rica ederim. linç edilerek öldürülüyordu. Koçgiri'deki olayların isyan değil. Türk büyüklerinin yattığı "devlet mezarlığına" nakledil¬ di. Asi. Türk-Yunan savaşından sonra. Ankara'ya götürülürken trenden indiriliyor. 1980 askeri darbesinden son¬ ra. hanginiz bu facia 270 . Nurettin Paşa'nm tabirince. Alpdoğan. Fakat Atatürk tarafindan kurtarılıp ordu komutanlığına getirildi.Lozan Anlaşmasına karşı çıkan Trabzon milletvekili Ali Şükrü'yü öldürünce. Görevden alındı. ölüsü meclisin kapısına asıla¬ cak ve dosyası kapatılacaktı. Koçgiri'de Sakallı'mn kurmay başkanı damadı Hüseyin Ab¬ dullah Alpdoğan'dı. Ordudan atıldı. Erzincan milletvekili Emin Bey. 1921 yıhnda İzmk'te görevliyken. daha sonra "Ağrı İsyanını bastır¬ ma" olan "Zilan katliamını". mec¬ lisin gizli oturumunda. Tuttuğunu öldürmeye. günahsız sivilleri kadettiği gerekçesiyle. daha sonra "en büyük kurtarıcı benim" havalarına gi¬ rince gözden düştü.. İz¬ mir'e giren ilk komutandı. "İzmir fatihi" diye ünlendi. Sakallı Nurettin'e gelince. Nu¬ rettin Paşa hakkında meclis soruşturması açıldı. kırım olduğunu şöyle anlatıyordu: "Şimdi rica ederim. Korgeneralken de Dersim kırımını yönetecekti.. Sakallı. İstanbul'da tutuklanan eski İtrihatçılardan gazeteci ve yazar Ali Kemal. İzmir'de katliam yaptığı ve şehrin onun emriyle ateşe verildiği söylentileri ise kanıtlanmadı. iriban yükseltilerek iade edildi. 'ben bunla¬ rı hükümetin tekliflerini daha teşdit ederim diyerek. namus¬ lara taarruz etmeye kalkıyor. Koçgiri'de isyan var mıydı? Hayır.

çapukuluk ve rüşvetten söz ediyor.. baba." Emin Bey "18 milyon liralık servet mahvolmuştur" derken. "Kimin kuvveden?" di¬ ye soruyor ve "Nurettin Paşa'nm emri ile buraya gekn Osman Ağa kuvvetkridir" karşılığını alıyordu. bu suretk feciane öldürülmüştür? Rica ederim efendi." Emin Bey konuşurken. anlarilanlan tam anlayamamış olmalı ki. rka ede¬ rim. diğer evladın elinde bir iple çekikrek. 'bizi de Ermenikr gibi keseceklerdir' diyerek dalgalanan havadis Dersim e ka¬ dar gitmiştir." Emin Bey devam ediyordu: "Ve Ümraniye'de vuku bulan ve tedibat denikn bu şeyin. 18 milyon liralık servet mahvolmuştur. dün¬ yanın herhangi bir yerinde görülmüş müdür ki. düzmece senaryolarla isyan havası yaratüarak.. Af¬ rika barbarlarının bile kabul edemeyecek derecede olduğunu go- 271 . bir evla- dımn elinde bir ip. in¬ san kırımı ve talan yapıldığını. Efendiler. devam ediyordu: «Kurdistan namına gelen gazeteleri doğrudan doğruya Der¬ sim'e tevzi ettirmiş ve o gazeteler de. Maalesef bu adam. 'Kürtleri de Ermenilere ben¬ zeteceklerdir' diye yazmıştır. Dersim'in de hedefler arasına alın¬ mak istendiğini söylüyor. Mersin milktvekili Selahaddin Bey.karşısında sabredebilirsiniz? Buna üç yaşındaki çocuklar bik ta¬ hammül edemezkr. mal ve mül¬ kü yağmalandıktan sonra adam öldürülmüştür. 'Kürtkrı Erme¬ nilere benzeteceğiz' diyen kaymakam halâ Tortum kaymakamı olarak terfian gönderilmiştir. Böyle bir şeye maruz kaldığınızda. tam ald saat zarfinda." Muş mebusu Hacı Ahmet Efendi'nin oturduğu yerden söyledikkri de gizli tutanaklara geçiyordu: "Hakikaten buraya gelirken uğradığım yerkrde. karısı cebren ahnmış. işte Ümraniye hadisesi. soygun. sen bu vaziyet karşısında asi olmaz mısm? Eğer asilik varsa ve bu ise. nasıl karşmıza çıkanlara kurşun atmazsınız? Bu suretk 5 milyon. Topal Osman'ın tek başına 30 bin altın götürdüğünü söylüyor ve devam ediyordu: "Servetine tamah edilerek. Emin Bey.

hırsızlık ve talan yapıldığını anlatıyor ve "Yetmiş. çapulculuk. öte yandan. bazı "etkin ve derin" çevreler. bölgede araştırma yapan milletvekilleri izlenimlerini anlatıyorlardı. anlattıkları da "resmi ağızların teşhisi¬ ni" değiştirmiyordu. Koçgiri olaylarının Dersim'le bir ilgisi ilintisi bulunmadığını söyleyerek olacakları önlemeye çalışı¬ yorlardı. "isyan etti"ği söylenen bölge birkaç köyden ibaret¬ ti. Bir başka ilginç gelişme de şuydu: Topal Osman çetesi ve Sa¬ kallı Nurettin Paşa'nm yaptıklarını örtmeye çabalayan bazı çev¬ reler de Abdülhamit dönemi alışkanlığıyla. yüzlerce cinayet işlenmiş. Konya milletvekili Vehbi Efendi. seksen köy mahv ve perişan ol¬ muş" diyordu. 5 Ekim 1921 tarihinde de meclisin gizli otu¬ rumunda tartışılmaya devam ediyor. Koçgiri'de isyanla ilgisi ilin¬ tisi olmayan halka zulmedildiğini. Eğer yağma ise. köyler yakılıp yıkılmış. aynı kanıda değillerdi. Yörede inceleme yapan milletvekilleriyse. Koçgiri olayını "Dersim vaka¬ sı" olarak adlandırıyorlardı. Nitekim. Dersim mebusu Mustafa (Miço) Bey'in. Dersim üzerine "bir sefer düzenleme"yi başarmak için. Topal Osman'ın savaşını ve elde ettiği "ganimetler"in nakil kervanını şöyle anlatıyordu: "Halıları Erzurum'a doğru göndermişlerdir. yine "dış mihrakları" sorumlu gösteriyor.rünce. daha sonra. İşte numunesi budur. Askeri taarruzda bütün bir Koçgiri hedef alınmış. Mustafa Bey. resmi tarih Koçgirililerin İngiltere'nin parmağı ve teşvi¬ kiyle ayaklandıklarını not edecekti. O arada." Koçgiri olayları. 5 Ekim 1921 günkü meclis gizli oturumunda. ırza geçilmiş. "olaylarda İngiliz parmağı var" diyorlardı. Bu facia Ermenilere bile yapılmamışdr. demiş¬ lerdir. hırsızlık ve yağma yapılmışri. 272 . Dersimliler korkmuşlardır.

'biz şunu bunu istiyoruz' diyorlar. "PKK ile mü- cadek" adı altında. Ziya Hurşit. katkıları nedeniyle 1920'de mebusluk önerilmişti.." İlginçtir. ama çok isteni¬ yorsa oğlu Ziya Hurşk'in milletvekili yapılabileceğini bildirmişri.. Karadeniz bölgesine sürgün edilmiş bir Kürt aileden geldiği söylenen Ziya Hurşit'in babası Hurşit Efendi. Orayı bırakalım. * Topal Osman'ın Koçgki vahşerine tepki gösterenlerden biri. Askerier gönderilen yemeği dö¬ küp. Erzurum Kongresi sırasında Mustafa Kemal'e yar¬ dım etmiş. kansının ırzına geçilmiş.. herifin oğlu öldürülmüş. eski sabıkalılar. henüz coğrafi ve sosyolojik adların yasaklanmadığı dönemin de¬ yimiyle "Lazistan mebusu" Ziya Hurşit'ti... Eskişehir'de öğretmenlik yaparken milletvekili seçilmişti.' Amasya'dan bir mektup vardır: Allah aşkı¬ na bu Topal Osman'ın yapdğı ne haldir? Zara. Ümraniye isyan etmiş diyelim. Çorum'a geliyoriar. Topal Osman ve çetesini anlatıyordu: "Bunlar Havza'ya geliyorlar." Mustafa Bey. ne çul. mafya şefle¬ ri ve uyuşturucu kaçakçıları kullanılıyor. İ73 . Yazık değil mi bu millete?" Mustafa Bey. 1990'lar Türkiye Cumhuriyeti'nde de. Almanya'da gemi mühendisliği okumuş bir ay¬ dındı. kiralık katilkr.. Hurşit Efendi. bi¬ ze et bulacaksınız. kadılık ve vali ve¬ killiği yapmış. Topal Osman ve çetesinin yaptıklarım anlatma¬ ya devam ediyordu: "Kadınlann ırzına geçilmiş. Ne aş kalmış. 'Bize illa et bul. bu görev için çok yaşlı olduğunu. Be¬ lediye başkanını sokak sokak dolaştırıyorlar. ceplerine en üst düzey devlet görevlilerine mahsus "kırmızı pasaportlar" konuyordu.sahanın (tabağın) böreğini hep beraber soyalım. Yozgat'ta kurulan "Isriklal Mahkemesi"nde görev verilecek kadar güvenilen biriydi. Önceleri Ankara rejiminin gözdeleri arasında. beş yaşındaki kızının ırzına geçilmek için kesil¬ miştir.

İzmir'de Mustafa Kemal'e suikast düzenledikleri gerekçesiyle cezalandırılan muhalifler ara¬ sında idam edildi. çocuk ve ihtiyarları katliamdan kurtarmak amacıyla Dersim'e doğru çekiliyor. Topal Osman'ı değil. "birlik. tutunma imkanları yok oluyordu. halkı "devletin şefkatli kucağı"na davet ediyor. Topal Osman tarafindan öl¬ dürülünce. Bir daha milletvekili olamadı. doğrudan doğruya Atatürk'ü he¬ def aldı. kadın. Kan ve soygun alanına dönüştürülen Koçgiri'nin "iki kurtarı¬ cısı" Sakalh Nurettin ve Topal Osman da bildirileriyle heyecana körük oluyorlardı. 5 Ekim 1921 tarihinde. * * Ankara yönetimi. yıkıldı. toplumsal heyecan yaratan bir kasırgaya dönüştürüp kendi lehine kullanmaya başla¬ mıştı. silahını bırakıp teslim olanların adaletle ödüllendirileceğini söylüyorlardı. İkili. Birçok Müslüman köyleri yandı. Görevli olduğu bölgenin her tarafinda. Yedek askerleri de silah altına alan genel seferberlik ilan ede¬ rek. bildiri üstüne bildiri yayınlayarak. Ziya Hurşit. beraberlik ve bütünlük" bildiri¬ leriyle de ne olduğundan habersizlerin heyecanını tırmandırmıştı. o köylerin ızrarını (zarar verme) mucip (sebep. olmayan Koçgiri isyanını. Alişan ve Haydar Bey. Nurettin Paşa bu faaliyeti izhar etti (yaptı). Topal Osman ve Sakallı Nurettin Paşa'nm söz ile rüşverine teslim olan bazı aşiretler saf Alişan ve Haydar Bey kardeşleri ar¬ kadan vuruyor. Bundan sonra kenara atılmışlar arasına katıldı. fakat "ölüm pa¬ hasına da olsa dara düşene yardım"ı öngören Kürt geleneğinin 274 . o zavallı halkın. o şehirlerin.Fakat güce karşı çıkmaya başladıktan sonra yol ayrımına geldi. ne¬ den) oldu ve Ümraniye Koçgiri hadisesi oldu. 1926 yılında da." MecÜsteki tartışma ve suçlamalar bir sonuç vermedi. Topal Osman ve Sakallı Nurettin'in cinayetleri karşılıksız kaldı. Yalnız Sivas vilayeti dahilinde birçok köyler yan¬ dı. olayı büyük göstermiş. Koçgiri kadiam ve çapul¬ culuklarının görüşüldüğü meclisin gizli oturumunda şöyle diyordu: "Geçen sene merkez ordusu kuruldu ve başına Nurettin Paşa getirildi. "Lazistan"ın öteki mebusu Ali Şükrü.

Alişan ve Haydar Bey'e elinden geldiğince yardım etmeye çalışmış. yerine oturmuş. bir süre sonra da tutsak düşüyordu. ama yetersiz kalmış¬ tı. 1919 yılında. Kimi kaynaklara göre Haydar Bey. etrafma söz geçiremeyen bir adamdı. Ankara'ya kafa tutan tutumundan hemen sonra. Yolu kesikn Haydar Bey. bunun üzerine Paşo'ya seslenip onu aşağılıyor ve "Kendi halkıma silah çekecek kadar al¬ çak değilim. Güçsüzlüğüne rağmen. Koçgiri'den kaçan Alişer Bey ve Alişan beyleri ise yanına aldı. Türklerle karşı karşıya gelmek istemediklerini bildirerek. Seid Rıza'nın etkisi bilinmez. ajan-provokatörler meydana salınmış. önlerine mevzilediği adamlarını göstere¬ rek. Atatürk verdiği cevapta. Dersimlikr. Der¬ sim'in iki ünlü aşireti Kureyşan ve Balabanlılar. etkisi kırılmıştı. Kürderie den¬ ge kurma ihtiyacı kalmamıştı. çaresizlik içinde geri dönüp savaş¬ maya devam ediyor. cezalar konusunda ise adil davranılacağım bildirmişti. ateş hattına dönmelerinin imkansızlığını söyleyerek ilerlemeye kalkışıyor. Halkıma silah çekeceğime geri dönüp savaşacağım ve kendi dağlarımda öleceğim" diyordu. SEİD RIZA VE DERSİM KISKACI Lozan Anlaşması ve Türkiye Cumhuriyeti'nin ilanından son¬ ra. İ75 . sözü fazla dinlenmeyen. Koçgiri olayları sırasında. Alişan ve Haydar Bey kardeşlere sahip çıkmış. fakat. artık gücü sarsılmış. mutlak etkinliği kırılmıştı. beklenmedik bu tutum karşısında Alişan ve Haydar beyler şaşıp kalıyor. Seid Rıza. Çünkü. Aşiretsel törelere sığmayan.umulmayan bir biçimde çiğnenmesiyle karşüaşıyorlardı. Ankara rejimi artık yerleşmiş. savaşmak zorunda kalacaklarını söylüyordu. ama Haydar Bey idam edilmedi. başlannın çaresine bakmak üzere geri dönmelerini istiyorlardı. "dokunulmaz" olmadığı kamtlanırcasına didilmiş. elde silah Koçgirilikrin yolunu bekliyorlardı. Atatürk'e telgraflar çekerek Haydar Bey'in idam edilmeme¬ sini istemişri. Kureyşan aşirerinin reisi Kör Paso. O artık bir sözüyle Der¬ sim'i ayağa kaldıran lider değil. "sükûnerin korunmasını is¬ temiş.

bir yıl sonra da isyanın fünyesi ateşleniyordu. bu atamaya karşı çıkarak. Şeyh Said'in istemi üzerine Dersimlilerin yansız kalmaları için girişimde bulunuyordu. Şeyh Said. Şeyh Şerif. Hasan Hayri'nin oğlunun ön¬ derliğinde ayaklanınca Türk ordusu 1926 yılında Pülümür'e giri¬ yor. isyan hazırlıkları başlamıştı. 1924 ydında "atama usulüyle" oluşturuluyor ve "muhalif" bilinenler tasfiye ediliyordu. Feridun Fikri'nin hafif yaralandığı çatışmada.Parlamento. karşı cephe açmışlardı. tarafsız kalacak¬ larına dair söz vermişlerdi. fakat cevap bile alamayınca Hozat'a yü¬ rüyordu. "hareketsiz" kalmaları için elçi gönderiliyordu. Şeyh Şerif. bazı gruplar sözlerinde durmamış. görüşme sonrasında. Hasan Hayri Bey. Seid Rıza. ortak bir telgraf çeki¬ yorlardı. İzol aşireti başta olmak üzere. arrik genel bir kaynaşma halindeydi. ama Feridun Fikri de milletvekili olarak Ankara'ya gidiyordu. bu telgraf gerekçe yapılarak bir yıl sonra idam ediliyordu. fakat aradığı desteği bulamıyor. "Azadi" (Öz¬ gürlük) örgütü kurulmuş. Nuri Dersimi'nin (Baytar Nuri) Kurdistan Tarihinde Dersim adındaki kitabında anlattığına göre. bu süreçte "Azadi"ye destek için Dersim'e gidiyor. Dersimliler Şeyh Said'e. İdam üzerine. Bu arada Karaballı aşiretinin reisi Celalzade Mehmet Efen¬ di'ye de "hareketsiz durmaları" yolunda. Seid Rıza daha sonra yapılan görüşmelerde varılan anlaşmay¬ la kasabayı terk ediyor. Hasan Hayri Bey'in mil¬ letvekili olmasını istiyor. Elazığ'ın Hüseynik köyünde bulunan eski milletvekili Hasan Hayri Bey'i ziya¬ ret ediyor. Kürtler. Dersim'de yeni milletve¬ kili Feridun Fikri (Düşünsel) idi. Koçuşağı aşireti. askerler yoluna çıkınca ça¬ tışma çıkmışri. 276 . ayaklanma halinde. Fakat. isyancıları şiddetle cezalandırıyordu. Se¬ id Rıza askerlerin direncini kırıp kasabayı işgal etmişti.

kendisinin Alevi olduğunu. 1926 yılında Türk hükümetinin Dersim'e karşı bir katiiam hazırlamakta olduğunu gösteriyordu. Seid Rıza ve çevresi sıranın Dersim'e geldiğini söylüyorlardı. Seid Rıza'yı askeri törenle karşılıyordu. cebinden tabancasını çıkararak. onu kapıda karşılıyor. Seid Rıza. arkamdan ge¬ liniz. Ali Cemal. eli ni sıkmak için ilerlerken soruyordu: i77 . Genel vali. Seid Rıza ile görüşme yapmak üzere (1926) Dersim'e geldi. Elazığ bölgelerindeki boş Ermeni arazile¬ rinin Dersimlilere verileceğini. Diyarbakır'dan Genel Müfettiş İzzettin ve Elazığ Valisi Rıza da Hozat'a gelmişkrdi. izzettin Paşa'nm ani olarak Hozat'a gelmesi Seid Rıza'yı kuşkuya düşürmüştü. sistemli bir şekilde Kürtlerin imhasına devam edilmişti. Ali Cemal'i. Size şerefimle söz veriyorum. Diyarbakır Valisi Ali Cemal (Bardakçı). Beni mahcup etmeyiniz' dedi. valinin ısrarı üzerine genel müfetrişi (genel vali) zi¬ yarete gidiyor. bizi İzzettin Paşa ile görüştürmek için ısrar ediyordu. Nuri Dersimi." Seid Rıza. etrafinda seidleri ve dedekri toplamış ol¬ duğu halde içki masası başında bulduk. Dersim'de tedirginlik başla¬ mıştı. Çünkü Şeyh Said olaylan nedeniyk merhametsizce uygulanan ölüm cezalarını durdurtmak için Seid Rıza tarafindan Anka¬ ra'ya yapılan başvurular hiçbir yarar sağlamamış ve bu olaylar bahane edikrek. Dersim'de okullar açarak Alevi geleneğine uygun öğrenim yapılacağını ve Koçgirililer için genel af ilan edileceğini bildirdi. tören kıtasını selamlayarak hükümet konağına gir diğinde. Dersimlilere büyük saygısı bu¬ lunduğunu. Size ufak bk yan bakan olursa beni bu tabanca ik öldürü¬ nüz. Umum Müfettiş izzettin Paşa. Erzincan. Görüşme yeri olan Karaca köyünde.* * Şeyh Said İsyanını izleyen süreçte. Ali Cemal söze başlaya¬ rak. Ertesi gün. Bu nedenk gö¬ rüşme istemini kabul etmede müteredditti. fakat şaşırtıcı bir "gurur okşama"yla karşılanı yordu. 'Tabancamı ahnız. Bunu anlayan Cemal. yazıyor: "Gerçekleşen bütün olaylar. Dr.

Yeni Genel Vali Diyarba¬ kır'daki karargâhına yerleşrikten sonra. Atatürk'ün kendisi adına aşiretleri selamlama görevi verdiğini. her dağ başında bir Rıza vardır. bilinmez ama. bu "başı bozuk". yerine Atatürk'le birlikte Samsun'a gidenlerden Albay Arap ibrahim Tali (Öngören) atanıyordu."Seid Rıza siz misiniz?" " Dersim'de her meşe ağacının altında. Bir "Kürt uzmanı" olan Diyarbakır Valisi Ali Cemal Bardak¬ çı. o halde Seid Rı¬ za sizsiniz" diye gülümsüyor. Seid Rıza da: "Öyle diyorlar Paşa Hazretleri" diyerek onu onaylıyordu. cezaevleri yarı yarıya boşalıyordu. Der¬ simli ağa ve seidler de devlerin yüksek düzeydeki ilgisinden mut¬ luydular. yüzü kıl içindeki sarıklı Kürdün. Dersim¬ lileri Atatürk ve İsmet Paşa'nm Aleviliğine bile inandırmıştı. bu nedenle davette bulunduğunu söylüyordu. karşısında "ukalaca" konuşmasına öfkelenmiş miydi. armağanlarla uğurluyordu. Kürder için 1927 yılında sınırlı bir af yasası çıkarılıyor. ki¬ mi ağa ve seidlerle içki sofralarında buluşuyor. sür¬ günler yurtlarına dönüyor. armağan alışverişleriyle büyük bir balayı yaşanıyordu. yiyip içerken Ale¬ vi olduğunu söylüyor. "Mademki Ağdat köyünde oturuyorsunuz. Paşa. Aynı yıl. Nuri Dersimi. Nuri Dersimi'nin anlarimına göre. Elazığ valiliğine atanmışri. Devletin Dersimlilere ilgisi ve dostça sıcaklığı büyüktü. halkın geleceği konusunda mutluluk tab¬ loları çiziyordu. Ama karşılıklı ziyaretler. Vali sık sık Dersim'e uzanıyor. ziyafetler. İzzerin Paşa Genel Müfettişlikten (genel vali) alını¬ yor. Siz hangisini soruyorsunuz?" Vali Paşa. ağaların Ankara ve İstanbul gezileri. vah. madalyonun arka yüzü için şunları yazıyor: "Seid Rıza ihtiyadı durumunu koruyor ve Türk hükümetine 278 . Seid Rıza'yı Diyarba¬ kır'a davet edip ağırlıyor.

büyük Kürt önderi Seid Rıza olmuştu. Yakında hükümet kuvvet¬ leri gelecek ve öteden beri Dersim'in adını lekeleyen Koçan aşiretini biraz düzeltecek. Bu gerçeği en iyi takdir edenlerden biri.güvenmiyordu. Bu şekilde Ko¬ çan aşireti düzeltildikten sonra. Toplantıda. Ben de Aleviyim. Çünkü tarih boyunca Türk yönetimi. Bu nedenle si¬ ze söz veriyorum. hükümet Dersim'den emin olacak ve Dersimlile¬ rin her türiü isteği yerine getirilmiş olacak. Daha sonra. O. top¬ rağı olmayanlara Elazığ ve Erzincan'da toprak verilecek. Siz de bütün aşiretinizle biriikte bu harekete katılacağınıza şimdi söz vereceksiniz. İçtiğim su ile yemin ederim ki. ben de sizinle sadakatle konuşup." Dersimi'ye göre bundan sonra. daima bu gibi hilekrle Kürdü aldatmış. bu kutsal Munzur suyundan bir bardak içerek yemin ediyorum' dedi ve cebinden çıkardığı bir bardakla su içti. o da Alevidir. Dersim'de Kürtçe okullar açmaktı. yollarınız yapılacak. An¬ cak sizden bir hizmet bekliyorum. Beni size o gönderdi. Dersimi sonrasını şöyle anlatıyor: "Reislere boyun eğileceği kararlaştırıldıktan sonra. bazı aşiret önderleriyk Hozat merkezinde bir toplanri yapıyordu." 279 . çıban başı olarak görülen Se¬ id Rıza'nın iribarsızlaştınlıp etkinliğinin kınlması ve aşiretlerin birbirine düşürülmesi süreci başlatılıyor. 'Ağala¬ rım. Koçan aşirerinin saf dışı bırakılması kararlaşrinlıyordu. okullar açılacak. Bad Dersim'in kahraman Koçan aşireti de ısraria kadhyordu. Dünyadaki bü¬ tün Alevileri kalkındıracaktır. Bu isteğe. Türk hükümetine Kürt milli haklarının nelerden oluştuğu hakkında ısrarlı isteklerde bulunuyor ve isteklerin içeriği Türklerce gizli tutuluyordu. Vali Cemal Bardakçı. 'Ağalar. Dersim'de her şey yoluna gir¬ miş olacak. Cemal kaynağa yaklaşd ve halka seslenerek. sadakatle hareket edeceğime. Bu isteklerden başlıcası. Dersimlilerin dağlı Türk olduklannı söylüyordu. gafil avlamış ve firsatlar kollayarak Kürdere karşı facialar yaratmışd. Vali Cemal bu isteklerden ötürü son derece si- niriiydi. Gazi Paşa'nm size özel selamı var.

soğukların başlaması üzerine ordu geri çekili¬ yor. Ordu. ama silah ve cephane ve¬ receklerdi. "sükûnet" tavsiye ediyor. heyeti yolcu ederken herkese biner lira para veriyor. öteki Kürt illeriyle meşgul olduğu için bu dönemde. oğlu Şeyh Ha¬ san başkanlığında bir heyet gönderiyordu. "Umum Müfettiş" diye adlandırılan Genel Vali. 1928 yılında Seid Rıza'yı da Diyarbakır'da ağırlıyordu. dönemin "derin devleti". bir savaş uçağı da düşürülüyordu. Der¬ sim heyetini ağırlarken ekonomik ve sosyal sorunları bildiğini. Koçan aşireti ordu birlikleriyle çatışırken. Vali İbrahim Tali. Koçanlıları durumdan haberdar ettikleri gibi aldıkları cep¬ hane ve silahların bir kısmını da onlara veriyorlardı. Koçanlılar bir gece bas¬ kınıyla Amutka bölgesindeki bir bölüğü basıp saf dışı bırakı¬ yor. "sizin için her şey iyi olacak" diye umut veriyordu. aynı günlerde Seid Rıza'nın da- 280 . iki bin lira de birlikte içinde ipeklilerin bulunduğu bir sandık armağan gönderiyordu. Se¬ id Rıza'ya da. silahlandırılan aşiret ağa¬ lan. girişi¬ lecek çatışmaya askerler karışmayacak. Nuri Dersimi'nin anlattığına göre. yakın bir zamanda bütün bunların tek tek çözüme bağlanacağını söylüyor. O neden¬ le iç çatışma beklenirken tersi oluyor. Sonbaharda. bu amaçla sık sık Dersim'e dostluk ziyaretleri yapıyor. silahlarına el koyuyordu.* * * Koçan aşiretinin karşıtlarıyla varılan anlaşmaya göre. Koçanlılar da köylerine dönüyorlardı. Seid Rıza gitmiyor. Genel Müfettiş. bu yüzden ağır kayıplar veri¬ yor. Dersim'e karşı yumuşak ve dostane bir politika yürütülüyordu. Türk ordusu. şaşırtıcı biçimde sessiz kalıyorlardı. Umum Müfettiş ibrahim TaH. öteki aşiretler beklendiği gibi devletin yanında yer almıyor. Seid Rıza'yı birkaç ay sonra yeniden Diyar¬ bakır'a davet ediyordu. Fakat. ya da liderleri Diyarba¬ kır'a davet ederek. Fakat.

Çekişme ve kavgaların içine çekilip etkinliği kınlmış. cezaevine koyuyordu. Kürtlerin hızla çoğalıp Erzincan ovasına yayıldık¬ larını. Paşa. Meço Ağa'nın oğlu Hüseyin'e öldürtüyordu. "devktı bekkyen tehlike" konusunda. Erzincan'ın yakında bir Kürt şehri olma "tehlı- kesi"yle karşı karşıya kalacağını belirtiyor. Seid Rıza'nın yakınlanm da hedef alacak biçimde. Dersim e dik¬ katleri çekiyor. artık Dersim'in tartışmasız lideri. Seid Rıza da. birlik ve dayanışma bozulmuştu. Başbakan İsmet İnönü. 1930 yılında Kürt iUerinde uzun bir geziye çıkıyor. bölgeye bir uzmanlar heyeti gönderiyordu. 1932 yılında Seid Rı¬ za'nın gücünü ve öflcesini sınayıp üstüne çekmek amacıyla. 1930'lara gelindiğinde. "Derin ilişkilerden" habersiz Seid Rıza. Elazığ Valisi Deli Fahri. bu gidişle. tetikçinin köyü yakılıp yıkılıyordu. Fakat Seid Rıza sessiz kalınca. ama Dersim'in çeşitli bölgelerine askeri seferler düzenkniyordu. vakit varken onkm alınmasını istiyordu. "TEHLİKE ÇANLARI" VE İSMET PAŞA'NIN RAPORU Genelkurmay Başkam Mareşal Fevzi Çakmak.madı Aşağı Abasanlı aşiretinin reisi İbrahim Ağa'yı. Hozat Kaymakamı Kazım Bey tarafindan bin lira karşılığında kiralandığı daha sonra ortaya çıkacaktı. Cumhurbaşkanı Atatürk ve Başbakan İsmet İnönü'ye bk rapor veriyordu. Genel Müfetriş ibrahim Tali Öngören. Katilin. Dersim'de. çaresiz biri haline getirilmişri. Cemal Bardakçı'dan da aynca rapor istiyordu. dönüşünde. Cinayet amacını bulmuş. "tehlike çanları" niteliğindeki raporunda. sözcüsü değildi. 281 . Genelkurmay Başkanmın raporundan sonra. kiralık tetikçiler kul¬ lanarak cinayetler işletiyor. Diyarbakır Va¬ lisi. Dersim kan davalarının kargaşasıyla çalkalanıyordu. Aynı dönemde. oğlu Şeyh Hasan'ı tutuklatarak Diyarbakır'a gönderiyor. bu olay üzerine öfkeyk ayağa kalkıyor. sorumlu olarak karşı aile ve aşiredere yükleniyordu. Şeyh Hasan serbest bırakılıyor.

ama "tehlikeyi" yerinde görmek için de gezi¬ ye çıkıyordu. Dersim'in Türklük için kanayan bir çıban ol¬ duğunu. "Dersim'in ıslahı" çalış¬ malarını başlatıyor. birinci aşamada Dersimliler iyilik ve güzellikle silahtan arındınlmah. raporlar yer yer Genelkurmay Başkanı Çakmak'ın gö¬ rüşleriyle çelişiyordu. ikilemden kurtulup karara varmak için. Paşa. Bu ailelerin nüfus toplamı 3 bin 470 kişiydi. yapılması gerekenleri de sıralıyordu. Dersim'e yaptığı geziden sonra Başbakana verdi¬ ği raporda. * Başbakan İnönü. Bakan. İsmet İnönü Van. "Dersim'deki Kürt tehlikesi"ni kabul etmekle birlikte. Şükrü Kaya'nm önerileri 1937 ve 1938 yıllarında hayata geçi¬ rilecekti. Bunların uzaklaştırılmasından sonra. Der¬ sim'e yaptığı geziden sonra. Bitlis. Bakan'a gö¬ re. Diyarbakır. vali ve uzmanlar ise "tehlike yok" diyorlardı. Türkler arasına sürgün edilmeliydi. ikinci aşamada ise başta Seid Rıza olmak üzere 347 ağa ai¬ lesi. Mardin. İçişleri Bakanı. derhal kesilip arilması gerektiğini öneriyordu. Şükrü Kaya. bu kez güveni¬ lir adamlarından İçişleri Bakanı Şükrü Kaya'yı "gerçeği" araştır¬ makla görevlendiriyordu. İnönü'nün elinde özel uzmanlar heyetinin de bir raporu var¬ dı. Çünkü Genelkurmay Başkanı isyandan söz ediyor. "Dersim Fermam" niteliğindeki rapo¬ runu kaleme alıp. Urfa. hangisinin dost ve hangisinin düşman unsur olduğunu tek tek sı¬ ralıyordu. geriye kalanların "tedibi" (terbiyesi) kolaylaşacakri. 282 . Cumhurbaşkanı Mustafa Kemal Atatürk'e veri¬ yordu. "isyan" olasılığının bulunmadığını söylü¬ yordu. "çıbanın koparılması "nın ivedi olduğunu haber verdikten sonra. 21 Ağustos 1935 tarihini taşıyan 55 sayfalık raporunda. raporlardan sonra. Paşa. Elazığ. bir daha geri gelmemek üzere bariya. Fakat.Cemal Bardakçı raporunda. Dersim aşiretlerinin ayrıntılı bir dökümünü yaparak.

Paşa. 283 ." * s- » Başbakan İsmet İnönü. İsmet Paşa. Kürdistan'm meydana gelmesinden ciddi olarak kaygılanmak yerindedir... Van ve Erzincan'da acele olarak. hana Kürtlere Türkçe öğreterek Türklüğe çekmek için ilkokul ve onun iyi öğretmeni çok etkin araçdr. Muş ovasına yavaş yavaş. ilk admu hazıriık ve halkın elindeki silahların toplanmasını öngörüyordu. Yunanistan ik Kaflcas göçmenleri yerieştkilecek. "Dersim'in ıslahı" idi. arazileri iş¬ lemek için Dersimlileri maraba adı ile kullanmaktadır. bey¬ lerin bir nevi Dersimli himayesine sığınmasıdır. Van.. Daha Türk köylerindeki okulları yapmamışken ve en nihayet yüzde lO'a varamayan okutmada bir özel siyaseti halkın diline düşürmede hiçbir fayda yoktur. Erzincan beyleri. Bu köyler ve meralar. Biz. "ıslah programı" dört aşamayı içeriyordu. Bunun için Korgeneral rütbesinde bk genel vali atanacaktı Vah. verimli ovalara Türk göçmenlerin yerkşririlmesini öneriyordu.. Muş ve Erzincan ovalan. bundan hiç yararlanmadığımız halde zararlarmı çekiyoruz. . daha sonra Dersim'in Kürtlerden arm- dınlmasımn projesini sunuyordu.. Dersim'in sert ve müte- hakkim halkı ile hızla dolmaktadır. fakat "ırk aşısı" tutmayacaktı.tüm şehk ve bölgeleri Kürtlük açısından irdeliyordu. Birkaç ay içinde "yasaya dönü¬ şen proje"nin adı.. Paşa'nm bu önerikri daha sonra ha¬ yata geçirilecek ve Kürtler arasına Bulgaristan.. ilkokulu okutmada çıkanmızm daha yüksek olduğu kanısındayım. Az zamanda Er¬ zincan'ın Kürt merkezi olmasıyla asıl korkunç.. . Bu. Kürt yayılmasına açıkdr. Bu politikayı halk biliyor. şimdiye kadar bir po¬ litika olarak mütalaa edilmiştir. ka- rariarı yasa yerine geçen diktatör yetkileriyle donammş olacaktı. Kürtlere okullar yapılıp yapılmayacağı. topye¬ kûn Kürdeşmeyi önkmek için. Dersim çapulcu kollannm içeri yayıl¬ ması için menzil ve yataklık rolü yapmaktadır. Kürtleşmiş ve kolayca Türklüğe dö¬ necek yerleri okutmak. Erzincan yakmındaki boş köyler. raporunda şöyle diyordu: ". Paşa'nm. . Sonra. bk de Elazığ ovasında kuvvetii Türk kitleleri meydana getirmek zo¬ rundayız.

1937 ilkbaharında verilecektir. Ilbaylık bu teşkilat ile idareyi alacaktır. Bu tasavvurları. Bütün tasavvurlar gizlidir. kültür ve sağlık şubeleri olacaktır. eko¬ nomi. yol. Ilbaylık. İsmet Paşa. eylem planını şöyle açıklığa kavuşturuyordu: "Dersim vilayetini yeni yöntemle yapılandıracağız. İdama kadar in¬ faz Ilbaylıkta bitecektir. Ilbaylığın emrinde. Bir başka önerisi de. fakat amaca uygun olarak oluşturulacaktır. "harekâttan önce". vali ve üniformalı muvazzaf subaylar il¬ çe kaymakamları olacaktır. bölgedeki Kürt me¬ murların ayıklanıp temizlenmesiydi. valiye Almanca.ismet Paşa. programı acilen tatbik etmek zaruridir. özel ve kesin olacaktır. devlet teşkilatı mecburdur. Ilbaylığın. Bakanlar Kurulu. tali memuriyetiere tayin olacakdr. yol. Muvazzaf bir kolordu komutanı. 1937 ilkbaharına kadar hazır olursa. orman işletme. en az 7 seyyar jandarma taburu buluna¬ caktır. "İnspektör"e bağlı ola¬ rak çalışacak vali ve kaymakamlara da "İlbay" adını veriyor ve bunların. Asayiş. Yargılama usulü basit. Ilbaylığın lüzum göstereceği diğer ihtiyaçları temin etmek ve eğer Dersimliler bizim düşündüğümüz zamanda harekete kal¬ karlarsa. çabuk ve kesin adalet gibi idare ile işe başlayacaktır. yargılamak üzere Dersim haricinden istediği yerli ilgililer veya işbirlikçileri Ilbaylığa göndermeye. Ilbaylığa yardım etmek genel mü¬ fettişlerin görevidir. Ilbaylığın o zamana kadarki incele¬ meleri sonucunda kuvvetle yapılmasını tasavvur ettiği. Bundan sonra Dersim'e verilecek şeklin safhası başlayacaktır. Genelkurmay Başkanı ve 284 . bir kolordu karargâhı gibi. Bulundukça emekli subaylar. Sabit jandarma ayrıdır. askerlerden oluşmasını istiyordu. maliye. Bütün Dersim hızla silahtan arındırılacak. düzenlenmiş ve seferber iki fırka kuvvet Il¬ baylığın emrine. "teftişçi" ya da "müfettiş" anla¬ mına gelen "Inspektör" adını veriyordu. Memurlardan hiçbiri yerli olmaya¬ caktır. hüküme¬ te bildirdiği icraat da yapılacaktır. 1935 ve 1936'da kara yolları yapılacaktır. Ilbaylık (valilik) idaresi. adliye.

ama büyük bk tuhaflık örneği olarak kırımdan kurtu- kbilenlerie. Lozan'da çizilen esaslar içinde Anadolu'yu Türkleştirmek karanndadır. şöyle diyordu: "Zamanın astığı astık. Şair ve yazar Can Yücel "istisna"lar- da'n biriydi. (. saygı ve bağlılıklarım sunuyor. mülayimi asimile edilecek. nede¬ ni bilinmez. her vesileyle ona sevgilerini. Bu arada bazı kısık. 1950'lerde her yerde seçimleri kaybederken. İnönü yaşadıkça. Emirkrinde çalışan memuriar bilme¬ yeceklerdir. 20 Eylül 1992 tarihinde Gerçek dergisin¬ de yayınlanan yazısında. isrisna sesler hariç. yani benzetilecektir. Rumlar. basında "bu ne ayıp¬ tır. böyle!" diyen çıkmadı. 1983'te siyaset meydanına çıkan oğlu Erdal İnö- 285 . kalın çizgi- lerie çizilmiştir.) TC. Azılısı tenkil olacak.." * Milli Şef İnönü'nün raporu. partisinin dışında.Meclis Başkanından başka yalnız ilbay. Tuncelilikrin bağlılık ve sadakati daha sonra da devam edi¬ yor. çocuklan ve torunlannın "tapındığı adam" haline gel¬ di.. hiçbir parti milletvekili çıkaramıyordu. gün ışığına çıktı. Can Yücel.. Ve Lozan'da azınlık olarak tanınan Ermeniler. Tuncelililer. Türkiye sınırian içinde herkes Türk yurttaşıdır.." Ve Can Yücel'den sonra bir parantez de biz açalım: "Dersim'i ıslah" pkmnı hazıriayıp uygulayan İsmet Paşa. Sonraki aşamalarda da partisi olan CHP'nin yı¬ kılıp sarsılmadığı tek kale oluyordu. yalnız Der¬ sim'de kazanıyordu.) Hukuki ve ideolojik planda kaba. genel müfettiş ve ordu müfettişi şahsen bilecektir. kestiği kestik Başbakanının bu rapo¬ runda öne sürdüğü öneriler harfiyen uygulanıyor elbette. kterse olmasın. (. ilk kez 1992 Eylülünde Hürriyet gazetesinde yayınlanınca. Yahudi¬ ler dışında cümle alem Türk'tür. oğlundan da esirgemiyordu. Tuncelililer baba İnönü'ye sunduklan hizmeri.

daha sonra Seid Rıza'yla birlikte asılıyordu. Tuncelililerin. yol inşaat işleri vermişlerdi. Bunlar Dersim'in önde gelen isimleri. "müteahhidik" hizmederi veriliyor. üstüne kendi bulu¬ şu yalanlar kondurulmuş "resmi tarih tezlerinden" ibaretri. Seid Hüseyin. "yatınmlann" alt yapı inşaatından yarariandıklan için daha çok seviniyorlardı. o sadakade hizmet veriyordu. mantığı kabul etmiyordu. O nedenle kaçıp kurtulma şansı olduğu halde kendi ayağıyla gi¬ dip teslim oluyor. Dersimliler. normal insan¬ ların kolayca anlayabilecekleri bir şey değildi. Yaranma güdüsünün ürünü yalanlar bütünüydü. ama bir gerçekti. Çünkü. devletin medeniyet gerirme çabalanna. Bazı Dersimliler. Kitap. köprü inşaadannda. Seid Rıza ile birlikte asılan öteki liderlerin hemen hemen tümü. Der¬ sim İsyanı adında bir kitap yazıyordu. "gerici" Dersimliler. Tuncelililer herkesten önce ve en başta koşar adım omuzlayıp oylarını veriyorlardı. yol. bazı aşiret reisleriydi. Yi¬ ne gariptir ama. Milli Şefe tapınmalannın nedeni. Ona "sen müteahhitsin" denile¬ rek. Tuncelililer İsmet İnönü'ye bağlılıklannı "ilerici¬ lik" diye açıklıyorlardı. Hoşnut tutulmak üzere yol. bunun bir tuzak olduğunu sezinlemesine rağmen. Kültür Bakanlığı'ndan nema- lanmak ve belediyede iş bulmak amacıyla mı bilmiyorum. Seid Rıza'nın yakın dostu ve tanınmış kişilerden Kureşanlı Se¬ id Hüseyin Cesur bunlardandı. GÖBEK HAVALARI VE ŞAPKAYA HÜCUM Emekli öğretmen bir Dersimli. okul. Oysa. "yatınm geliyor" diye seviniyorlardı. dostça görüşme için daveriye almış. sonra darağacına gönderilmiş¬ lerdi. bir müfreze tarafindan "komutanla görüşmeye çağnldığında". TUNCELİ YASASI. 286 . fabrika yatınmlanna karşı çıkarak is¬ yan etmişlerdi. bu yoldan devlete bağlanıyorlardı. bunlar. Emekli öğretmene göre.nü'yü.

mecliste yasayı açıklamak amacıy¬ la yaptığı konuşmada şöyle diyordu: "Dersim'de 91 aşiret vardır. Yasayla. Türk kükürüne uygun biçimde asimik ettirmekle görevli Elazığ Kız Sanat Enstitüsü'nün müdiresiydi. Yasa önerisi ondan sonra gündeme geliyordu. üzerinde doğru dürüst tartışma yapılmadan meclisten geçkiliyordu. İnönü.Şimdi burada tartışılacak kanun böyle bir kanundur. İçişleri Bakanı Şükrü Kaya. Askeri harekâtı asıl gerektiren hastalık. mahkeme ve hükümet yetkileri veriliyordu. tahlil ve te¬ davi edilememiştir.Başbakan İsmet İnönü'nün raporundan hemen sonra. Tunceli. Bingöl isyan bölgesi emrinin akındaydı. düzenlenen giz¬ li bir oturumda "tehlikenin boyutlarım" anlatıyor ve onay alıyor¬ du." Daha sonra yasa gündeme alınıyor. Sıdıka Avar. Paşa teftişe ge- 287 . 1935 yılında çıkarılan yasa. askerler sonra geri çekilmiştir. "Inspektör" görevine. babasız. Avar. Dersim üzerine 11 askeri harekât yapılmıştır. O bölgede. Alpdoğan'la karşılaşmasını "Dağ Çiçekkn" adındaki kitabında şöyle anlatıyor: "Elazığ. "Tunceli Kanunu"nun uygulanması sırasında anasız. daha önce Koçgiri'de adını duyurmuş. ortada kalan kız çocuklarını eğitip. Cumhuriyet'in amacı. Şeyh Said İsyanı ile sonraki olaylardaki "tedip ile tenkiP'krde de¬ neyimler kazanmış. Dersim'deki uygulamaları yasa maddesi haline getirerek "icracıları" her türlü sorumluluktan arındırıyordu. O Paşa ki. ipe çekilecekleri affetme yetkisi vardı. Korgeneral rütbesindeki "Inspektör"e (genel vah) meclis. medeni yöntemlerle tedbk düşünüldü. As¬ keri harekâtlar belli amacı öngördüğü için. Ağrı isyanında uzmanlaşmış bir asker olan Korgeneral Hüseyin Abdullah Alpdoğan atanıyordu. aynı yd (1935) "Tunceli Yasası" yürürlüğe konuyordu. Büyük Millet Meclisi yetkilerini taşıyordu. 1876'dan bugüne kadar çeşidi zamanlarda. ipe çekme. yasayı parlamentoya getirmeden önce. hastalıklan kökünden tedavi etmek olduğu için.

kısa zamanda bir "mamure" haline geririlip kalkındınlacak ve kurtarılacaktı. Dersim ve Dersimlilerin iyiliğini dü¬ şünen. ardı ardına bildiriler yayınlayarak işe başlamışn. göbeksiz. Dersimliler. heyecanlanıyoriardı." Alpdoğan. Saat lO'da Paşa geldi. Orta boyluydu. Ama. TunceH'nin temel sorunlan. umulandan da fazla olumlu etki yaratmışü. Komutanın bildirilerine göre. Şişmana yakın. çözüm yolunda ciddi yatırımlar yapılıyordu. bu korkunç çıbanı temizleyip ve kökünden kesmek işi her ne paha¬ sına olursa olsun yapılmalı ve bu hususta en acil karariann alın¬ ması için. İlk etapta yollar. Cumhurbaşkanı Mustafa Kemal Ata¬ türk. Doğruca müdür odasına girdiler. Elazığ ve Tunceli vaH- leri. ilk bildirilerinde. Tok ve hakim bir sesi var¬ dı. Dersim'de hedefini bulmuş ve halk ara¬ sında. hükümete tam ve geniş yetkiler verilmehdir. Komutan. yatınm yapılmamış. Bu yarayı. köprüler inşa edilecek. devletin yatırım taarruzu geliyor diye düğün bay- 288 . Tunceli şimdiye kadar ihmal edilmiş. Bingöl ve Elazığ'da sıkıyönetim ilan etmiş. adaleli bk vücut. Yanlılar korkuyor. aynı günlerde mecliste yaptığı konuşmada. Yanında yaveri. onların muriuluğu için çırpınan adam portresi çiziyordu. çar¬ kı döndürmeye başlamıştı. Dersim konu¬ sunda şunları söylüyordu: "işlerimizin en önemlisi Dersim meselesidir.liyordu. Onlara moral veriyordum ama ben de korkuyordum. ilk kez temelden halledilmek üzere ele alınıyor. sonra okullar. bu yüzden ham kalmıştı. Görev başı yaptık¬ tan sonra Tunceli." Alpdogan'ın ana karargâhı Elazığ'daydı. fabrikalaria Tunce¬ li. Çekme burnu ve kalınca dudaklı ağzını kuvvetli bir çene çevre¬ liyordu. * * s Generalin bildirileri. Çünkü Paşa hakkında çok havadis dinlemiştim.

edinemeyenler melul mahzun oluyordu. Der¬ simliler. bu uğurda keçilerini ve ineklerini sattyor. Yürürlüğe koyduğu bir yasayla "fesi. Makineler çalı¬ şıyor. isyancılar. pek çok insan öldürülmüş. erkeklerin "medenileşmesi"nin temel şartı olarak şapkayı koymuştu ortaya. devlerin demir yumru- ğuyla terbiye edilmeye çalışdmış.ram ediyor. Dersimlilerin anlattığına göre. kadeh tokuşturup. şapka gavur giysisi diye tepki gör¬ müş. "medeni insan" olmanın ilk şarri olarak açıklamışri. kimi ağa ve seidlerle sofralarda bir araya geli¬ yor. general. "okul" dedik¬ leri. General valinin sözünü ettiği yatırımlar tek tek hayata geçiriliyor. Sistemin "iyi aile çocukları" itirazsız şap¬ kalı olmuştu. ceplerine koydukları parayla şapkacı dükkânlarına koşuyorlardı. köprüler inşa ediliyordu. keyifleniyorlardı. bir yandan da. Yatırımların coşkusuna kapılan Dersimliler. daha sonra kışla oldukları anlaşılacak binalar yükseliyordu. Çünkü. Bazı yerlerde ise. Şapka giyerek bir anda medenileşmek isteyen Dersimli kimi yoksullar. MÜFREZE KOLLARI DERSİM'İ SARIYOR Türkiye Cumhuriyeti. Dersimlileri sevindiren somut veriler de yok değildi. Dersim'de askeri . dağlar yarılıp yollar yapılıyor. Dersim baştan başa bir inşaat şantiyesine dönüşüyordu. yeni rejimin deyimiyle "şapka gi¬ yerek medenileşme" yanşmdaydılar. Köy ve kasaba çevrelerinde temeller kazılıyor. Ankara. Ankara. 1935 ve 1936 yıllarında. şapka giyerek medenileşmesi" kararlaştırmış ve bunu zorunlu lıale getirmişti. tepkiler "isyan" sayılmış. sarığı atıp. ki¬ mileri de mahkeme kararıyla idam edilmişti. Atatürk ve İnönü'nün de aslında Alevi ol¬ duklarım Dersknlileri ashnda kardeşten ileri sevdiklerini hayku-ıyordu. bütün imkanlarını seferber ederek. şapkaya hücum o denli hızlanı¬ yordu ki. kapanın elinde kalıyor. » » * Dersimliler. şapka giy¬ meyi. şapka karaborsaya düşüyor. Ankara'nın medeni insan tipolojisini temsil etmek üzere şapkaya hücum ediyorlardı. acelesi var- mışçasma.

tabanca. taş taşıyıp duvar örüyor. Dersim'de hummalı bir faaliyet sürürken. insanın¬ dan hayvanına kadar tüm canlıları tek tek sayıp defterlere yazı¬ yordu. Sivil memurlar ve jandarma kol kol köyleri dolaşıp. Dersimliler. bıçağa varana kadar bütün silahları topluyorlardı. kama varsa tek tek tespit ediyor. Hangi köyde kaç kişinin yaşadığını ve bunların neler düşündüğünü. şükran borçlarını ödercesine devlete yardımcı oluyor. Dersim'in önemli aşiret ağala¬ rını Elazığ'daki karargâhına davet edip dostane görüşmeler yapı¬ yordu. "düşman aşiret" reislerine de gözdağı veriyordu. Öte yandan. Dersim'in sosyal haritası Paşa'nm elindeydi. varsa ateşli silahlarla birlikte teslim edi¬ yordu. tavuktan keçiye.geçiş yollan. bir yandan da. rakip aşiretler bilenip birbirinin aleyhine kışkırtılarak. müfreze kollan köyleri tek tek tarayarak. cinsiyetleriyle insanları sayıp ev¬ raka geçiriyor. yol ve ne üreteceği bilinme¬ yen "fabrikalar" a karşüık. kışlalar inşa ediyor. inşası süren "okul". teslim edilmek üzere silah bile satın alıyordu. kendilerini düşünüp yatırıma gelen devlete kat¬ kıda bulunmak için seferber olmuşlardı. Devlet güçleri bu sayede. bir yandan da. hayvan kesiminde kul¬ landıkları bıçakları da. "Inspektörlük" de faaliyet içindeydi. eşeğe ka¬ dar bütün hayvanları ve yaşları. koyuna. mar¬ kasını. Kimileri ücret istemeden inşaatlarda çalışıyor. "Dost aşiret" reislerinin arkasını okşayıp armağanlar su¬ nuyor. Inspektör Paşa. istenilen bilgileri veriyor. El altından muhbirlik ağları döşeniyor. hatta numarasını da söyleyerek "getir" diye tebligatta bu¬ lunuyordu. devlete mahcup olmamak için. Kimileri. düşman kardeş¬ ler haline getiriliyordu. kimin elinde tüfek. 290 . ata. silah toplamaya giden askerler. toplumsal et¬ kinliklerinin ne olduğunu tek tek biliyordu. kimileri de çalı¬ şanlarla askerlere yiyecek yardımında bulunuyordu.

Seid Rıza'nın öz yeğeni. üstümüze yürüye¬ cekler. pazarda kavun karpuz seçercesine. Kürderin "keklik" diye ad¬ landırdığı muhbirler seçip satın alıyor. karde¬ şinin oğlu Rayber'di." Seid Rıza. bir yandan da. Faik Bulut. Görüşme. iyiliğine olmadığını söylüyor ama. 1936 bahannda. arrik kimi es¬ ki dostları bile onu ciddiye alıp dinlemiyor. halk arasında Binbaşı Şevket ya da "Kurmay Şevket" diye adlandırılan bir subay döşüyordu. Kurmay Şevket. Hem de yakında. Ağdat köyündeki evine döner dönmez dosdannı topluyor ve şu uyarıda bulunuyordu: "Niyederi kötü. etkinliği aşındırılarak azaltılmış Seid Rıza. muhbirleşen aşiret reislerini. bir yandan da insan avcı¬ sı tetikçiler eğitiyordu. yol yapımlarının hız kazandığı bir dönemde "Ins¬ pektör Paşa "dan görüşme çağrısı alıyor. Dersim aşiret reislerini toplantıya çağırıyordu. Dersim Raporları adındaki kkabında. Tedbirli olun. sonra yakın arkadaşlarının "gerçek fikrini öğrenebihrsin" demelerini dikkate alıp Elazığ'a gidiyordu.* Didilmiş. "devlet şefkatini kötü¬ lemekle" suçluyorlardı. çağrıya uyup uymama¬ da kararsız kalıyor. Seid Rıza. Keklik ve tetikçilerden biri de. ününü duy¬ duğu adamı görüp tanımak istediğini söylüyor ve görüşmeyi biririyordu. umulandan çok kısa sürüyordu. Ezmek için. "birbi¬ rinizi ihbar etmeyin. Seid Rıza. Muhbk ağını. inşa edilmekte olan yol ve kışlaların Dersim'in kalkındırılmasına. ama etkiH olamıyordu. gelişmele¬ ri dikkatle izliyor. adı açıklanmayan bir Dersimlinin anlattıklanna dayanarak. Inspektör. şöy¬ le yazıyordu: 291 . Paşa. Ortaya dökülen paradan pay kapmak isteyenler. muhbirlik konusunda birbirleriyle yarış halindeydiler. Acıyı hepiniz çekeceksiniz" diye uyarıyor.

diyor. günlerce Elazığ'a taşındı. hem adli. Herkes emrine uyup şapka giydi." O zaman 11 yaşında olan Mehmet Kangotan. Eski tabanca ve kamaları¬ nız da olsa teslim edin. 48 aydır. dedi onlara. her ağaya özel elçi gönderdi. Karaballı aşiretinin re¬ isiydi. Ruslar zamanından kalma eski tüfek ve tabancalarını teslim ediyorlar. Bu arada aşiret liderleri. Dedem. Aşiret reislerinin çoğu kabul ediyor. Bütün istedikleri yerine getirildi. odun yükler gibi kadra yükleyip gön¬ derdi. Bunun üzerine Alpdoğan: Hepsinin tüfek olması şart değil. Halkı silahsızlandırırken. Yalnız silah teslimi konu¬ sunda tereddütler var. Neyse. anlaşma sağlanıyor. Önemli olan silah verdi diye raporlar ya¬ zıp tutanaklara geçirmemiz. 36. 100-150 tüfeği. Kimi de: Hiç yok ki. planlı-programh ve tedbirli yürüyordu. Aşiret ağaları ve reisleri. Paşa fesi yasakladı. Hiç askere alınmadınız. denilen gün ve saatte toplan¬ tıya gittiler. Aşiret reislerine emir çıkardı. kendi aşirederini nüfusa kaydet¬ tiriyorlar. Başka yerlerde bu 24. Seid Rıza faktörünü de unutmuyor- 292 . Ayrıca köprü ve yol yapacağız. Dolayısıyla Dersimliler sadece 6 ay askerlik yapacak. Kimi: Çok az silahımız var. Ona da çıkardı: Herkes aşiretinin bütün silahlarını göndersin! Dedem. Görüşme yapacağı¬ nı belirtti. hançer ve kama¬ larını. Silahlar öyle yığıldı ki. Büyük kariiamı gerektirecek bir şey yoktu. Siz de silahlarınızı vereceksiniz. Aşiretler silahlarını. Komutan Alpdoğan şöyle dedi: : Sizin için özel askerlik kanunu çıkaracağım. 1987'de Nokta dergisine olaylan anlatırken şunlan söylüyordu: "Abdullah Paşa."Alpdoğan. Belki zor gelir." General. Tüc¬ carlarda şapka kalmadı. hem de idari bütün yetkilere sahip¬ ti.

du. Hayata geçirilen provokatif planlarla ailesi hedef alınıyordu.
Aşiretlerle çatıştırılıyor, onlarla kanlı bıçaklı hale getirilmesi için

gelini hedef seçiliyor, damadından sonra oğlu Bira ibrahim pusu¬
ya düşürülüyor, kurşunlanıp öldürülüyordu.
Nuri Dersimi, Hatıraları' nda. yazıyor: "Seid Rıza'nın oğlu Bira ibrahim, Hozat'a gekrek Abdullah

Alpdoğan idaresinin ricali ile temasa geçmiş ve yapılmakta olan

askeri harekâtın durdurulmasını, babası adına dilemişti. Bira ib¬
rahim geri dönerken. Kurmay Şevket'in hazırladığı plan gereğin¬

ce, Kırgan aşiretinin dahilinde. Dest köyünde misafir bulundu¬ ğu evde, gece uyurken feci şekilde imha edilmişti. Genç evladı¬
nın kahpece öldürülmesinden müteessir olan Seid Rıza, Kırgan

aşiretinin merkezi olan Sin köyünü kuşatarak katillerin teslimi¬ ni dilemişti. Türk Generali bu haklı isteği yerine getirmediği gi¬ bi. Bira ibrahim'in katilleri. Kurmay Şevket'in himayesine alına¬
rak taltif edilmişlerdi."

Dersimlilerin anlattığına göre, tetikçi, Kırgan aşiretinin ağası

Şatoğlu Mehmed'di. Ama onu kullanan da Binbaşı Şevket'in ada¬
mı Rayber'di. Rayber, olaydan sonra devletin Şatoğlu'nu koru¬ yup güvence altına alacağına dair senet bile imzalayıp vermişti. Senette hem Rayber'in, hem de Mehmed'in imzası yer almışri.
Mehmed imza kullanmasını bilmediği için, senedin altına par¬
mak basmıştı.

Bira İbrahim olayı ik "derin devlet" hedefine varmış, kurşun menzilini bulmuştu. Amaç, Seid Rıza ile savaşkan Kırgan aşireti¬

ni kan davalı yapmaktı. Bu gerçekleşmişti. Seid Rıza yanhlan,

Kırgan aşirerinin üstüne yürümüş. Sin köyünü yakıp yıkmışlardı.
Taarruz kapıdayken meydana gekn bu olay, Seid Rıza'yı bk
aşiretten daha koparmış, biraz daha yalnızlaştırmıştı.

KADINA TECAVÜZ VE
SEİD RIZA'NIN YENİDEN ÇIKIŞI

Hıdır Göktaş, Kürtler, İsyan-Tenkil adındaki kitabında şun¬
ları yazıyor:

293

"Dersim'in Kürder için taşıdığı önem, yüzyıllar boyunca bu

bölgenin korunabilmiş olmasında, isyanlara kaynaklık etmesin¬
de, stratejik ve taktik uygulamalara elverişli arazi yapısına sahip
olmasında yatmaktadır. Bütün bu özellikleriyle Dersim, Kürder
için asla vazgeçilmez bir kaledir. Bu kalenin korunması için her şey yapılmalıdır. (...) TC kurucuları için de aynı derecede önem¬

lidir. Cumhuriyetin kurulmasından sonra geçen 15 yıl içerisinde, özellikle de Şeyh Said İsyanından sonra ısrarla uygulanan 'tedip
ve tenkil' hareketierinden sonra, Kürderin etkinliği büyük ölçü¬

de kmlmış ve ele geçirilmeyen yalnız Dersim kalmıştır.
Dersim'in de her yol denenerek 'tedip' edilmesi halinde Türki¬

ye Cumhuriyeti rahadayacakdr. (...) Yalnız, Dersim'e gelinceye

kadar, çok ciddi ve ödün verilmeden uygulanan bir 'harekâttan'
söz etmek, aşırı bir yorum olmasa gerek. Kürderin yoğun olarak

yaşadığı bölgeyi denetim altına almak isteyen ve buralarda ken¬ di otoritesini kurmak isteyen Türkiye Cumhuriyeti, bunun için
her yolu denemekten kaçınmamıştır. Bu yollann içinde, anlaşmak kadar zor kullanmak da vardır.

Nasıl ki, 'milli mücadele' sırasında, özellikle Dersimli bazı ağalar elde edilmiş ve 'mebus' olarak Meclis'e alınmışsa, anlaşmaya ya¬
naşmayanlara ya da karşı koyanlara, 'tenkil' harekâtına kadar va¬
ran yöntemler uygulanmıştır."

1937 baharında başlanlan büyük taarruzun tek amacı, "ele
geçirilmemiş Dersim'in zaptı" mıydı?

Kırımda bütün ailesini kaybeden, kendisi rasdantı sonucu
kurtulabilen bir Dersimli anlatıyor:
"Dersimliler yol, okul, fabrika yapımına, medeniyetin gelme¬ sine karşı çıkdlar. 'Harekâta mecbur kaldık' demeleri büyük ya¬

lan. Gerçek şuydu: Dersimliler, yoldan sonra okul gelecek, fab¬
rikalar yapılacak diye seviniyoriardı. Tilki tavuğu yemeğe karar
vermişti. Yedikten sonra, kendini savunmak için gerekçeler uy¬

durdu. Kimse yol, köprü yapımına karşı değildi. Kimse karşı
çıkmadı. Tersine herkes yardımcı oldu.

Dersimliler yol yapımını, köprülerin inşasını öylesine benim-

İ94

semişkrdi ki, bu yüzden aralarında kavgalar bile çıkd. Bazı aşi¬

retler gelen ve gelecek hizmetlerden büyük payı almak için bir¬
birleriyle yarıştı.

Mesela, Dersim merkezinde yeni bk kasaba kurulacakd. De-

menan aşireti kendi bölgesinde, Yusufanlılar da kendi toprakla¬
rında olsun istiyoriardı. Onun için, el altından devlet görevlileriy¬ le görüşmeler yapıyor, hatta rüşvet veriyorlardı. Paylaşamadıkla-

n yadrım için, neredeyse birbirine düşeceklerdi. Allahtan, aklı ba¬

şında insanlar araya girdiler de, sorunun çözümü için General
Alpdoğan'la görüşmelerini önerdiler, iki taraf biriikte Elazığ'a gi¬ dip görüştüler. Orada kasabanın, iki aşiretin nimetkrinden eşitçe

yararlanabileceği şekilde, iki tarafa da aynı mesafede olan Kahmut'ta kurulmasına karar verildi. Böylece mesele çıkmadı."

Dersim'de "hayali isyana" gerekçe yapılan olaylardan biri de,
tecavüzcü askeriere gösterilen tepkiydi. Öyküyü, adının açıklan¬ masını istemeyen, "kınm"dan kurtulabilmiş bk Dersimlinin an¬
latımıyla okuyalım:

"1937'nin Mart ayı başlannda, birkaç evlik Uhundu köyüne küçük bir askeri biriik geliyor. Tülük köyünden geliyoriarmış. Tülük, Uhundu'ya birkaç saat uzaklıkta. Askerkr yol yorgunu
ve aç.

Mehmet Ali (Menteş), başında genç bir subayın bulunduğu
müfrezeyi evine buyur ediyor, kınmalan ve kannknm doyurma¬ ları için iki kardeşi Hasan ve Beko'yu (Yıldız) seferber ediyor. Kansına da, konuklar için taze ekmek yapmasmı söylüyor. Kan¬
sı genç ve güzel. Adı Fatma.

Aile, onlan yedirip içirmek üzere seferber halindeyken, Meh¬

met Ali misafir odasında, konuklann yanında. Bk ara subay
ayağa kalkıyor. Mehmet Ali, ihtiyacı için dışarıya çıkacağmı sa¬ nıyor. Yol göstermek için önüne düşüyor. Fakat subay onu itip
oturmasını söylüyor ve odadan çıkıyor.

Az sonra genç kansının çığlıkları duyuluyor. Önce anlam ve¬ remiyor. Konuklara karşı ayıp olur diye, yerinden de kalkamı¬
yor. Fakat karısının imdat isterken:

295

Mehmet Ali, bu köpekten kurtar beni, çığlığı ortalığı dol¬

durunca, sesin geldiği bitişikteki mutfak tarafına gidiyor.
Gördüğü manzara karşısında donup kalıyor. Koskocaman su¬

bay, karısını yere yıkmış ve onunla boğuşma halinde. Üstünü
başını paralamaya, çıkarmaya çalışıyor.

Mehmet Ali bir an, kanı donmuş gibi öylece kalıyor. Subay,

heyecandan kendinden geçtiği ve arkası dönük olduğu için içe¬
riye girdiğinin farkında değil. O, kadının vücuduna erişme sava¬
şında. Mehmet Ali genç karısının:

Ne durup bakıyorsun öyle namussuz herif, sözüyle ayılıyor.

Subayın orada, duvara dayalı tüfeğini kapıyor. Namlusunu
sırtına dayayıp tetiğe basıyor. Subay yan devriliyor. Genç karısı

da cansız düşüyor. Subayın sırtından giren kurşun, akındaki
genç kadının yüreğine saplanıyor.

Silah sesini duyan öteki askerler koşup geliyorlar. Mehmet

Ali, bu defa namluyu şaşkın askerlere doğrultuyor. Tetiğe bası¬
yor, ikisini yaralıyor. Ötekiler de kaçıyorlar. Olaydan sonra köylüler toplanıp, 'şimdi ne yapacağız' diye
tardşıyor. Askerlerin köyü basacaklannı biliyorlar. Mehmet Ali

ve kardeşlerinin köyden ayrılıp canlarını kurtarmalarını karar-

laşdnyoriar. Mehmet Ali ve iki kardeşi köyden çıkıyorlar. Pah köprüsünden geçerken, birkaç tahtasını söküyoriar. Köprü, ka¬ lasların yan yana getirilmesiyle yapılmış. Peşlerinden gelecek as¬
kerier oyalansın, yavaşlasın diye. Sonra, ahşap köprüden sökü¬

len birkaç tahta da Dersimliler isyan edip köprü yakdlar oldu."

Uhundu köyünde sağ kalan askerlerin olayı nasıl anlattıkları bi¬ linmiyor, fakat Ankara bunu, Dersim'in Seid Rıza önderiiğinde top¬ yekûn ayaklanarak askerieri öldürmeye başladığı, köprükri yakıp
yıktığı biçimine büründürerek "isyan çıktı" şeklinde ilan ediyordu.
*
» *

Mehmet Ali, güçlü ve geniş Yusufan aşirerindendi. Askerier, Mehmet Ali ile kardeşlerini yakalayamayınca, Yusufan aşiretinin
reisi Kamer Ağa'nın kapısına dayanıyor, "Türk subayını, görev

başında şehk edip, köprü yakan suçluların" teslimini istiyorlardı.

296

1937 Kasımında, Seid Rıza ik birlikte Elazığ'da, "isyanın

elebaşı" olduğu gerekçesiyk asılan Yusufanlı Kamer; "Suçlulan teslim et, aksi halde, köyünü ateşe vereceğiz" diyen Albaya şu
cevabı veriyordu:

"Komutan, ırza tecavüz girişimine tepki gösterilmiştir. Bu

devlete isyan değildir. Her insanın gösterebileceği nitelikte bir
tepkidir. Sanıyorum, Mehmet Ali'nin yerinde siz olsaydınız ay¬ nı şeyi yapardınız. Köprüden sökülen tahtaları yerine koymaya, tahribad onarmaya hazırız. Ama eşini koruyan, şerefini savun¬

mak zorunda kalan birini teslim etmem mümkün değildir."

Tanıkların anlattığına göre. Kamer Ağa, baskıyı tek başına
göğüsleyemeyeceğini anlayınca, öteki aşiretlerden destek istiyor¬

du. Kapısmı çaldıklarından bki de, Demenan aşiretinin liden
Cebrail'di.

Kamer Ağa, bundan sonra Kureşan aşiretinin reisi Yetim Hü¬

seyin'e (Cesur) gidiyordu. Bu üçlü, 18 Kasım 1937 günü, Seid Rı¬
za ile birlikte, bir arada asılacaktı.

Aşiret reisleri, sorunu Seid Rıza ile konuşmaya karar veriyor

ve Dersim'in tüm aşiret liderkrini Halbori gözelerinde toplantıya
çağırıyordu.

Halbori toplanrisı Seid Rıza'nın yeniden ortaya çıkışıydı.

HALBORİ GÖZELERİ

Dersim dağlan, göğe akan ululukları, erguvan rengi kayalıklan, dağların yamaçlannda meşe kümeleri, birbirine eklenip ke¬

silen tepekriyk büyülü bir manzara yaratıyor. Kuru, som ulu ka¬
yalıklardan oluşan Halbori büyünün öteki rengi.

Kaya dipkrinden, sular burgaçlanıyor, aniden. Dans edercesi¬

ne, ahenkh, uyumlu fışkırarak padayan sular efsanevi Halbon

gözekridir. Halbori gözekri, Dersimliler kend.lenm bddı bıklı,
ilk babalarından beri büyülü kutsallığın simgesidir.

Halbori toprakları ve Halbori gözeleri, Zerdüşt'ten ve Zerduşüm'den beri Dersimliler için kutsaldı. Keşiş Kalesi bu kutsanmış
topraklardaydı.

297

Yerden, kaya diplerinden fişkırıp kaynayan, gözelerde devi¬
nen sular, çok uzaklarda değil, iki adım ötede çağıldayarak köpürüyor, yeni kollar, damariann eklenmesiyle besleniyor, akınri-

1ar birbirine karışıyor, çağıldayarak ilerde nehre dönüşüyor.
Kurdu, kuşu, böceği, çiyanıyla bütün canhlann hayaridır su.

Halbori, kayalann can bulup, canlılara can, ruh katması nede¬
niyle kutsaldır. Kutsal kayalıkların doğurduğu su değil hayatın

kendisidir. Kayalardan fişkıran, ondan olan, onun çocuğu su, ha¬
yatın kendisi olduğu için kutsaldır.

Halbori gözeleri ilkbaharda çağddayan, kendi ölmüşlüğünden
yeniden dirilen hayatın coşkusunu temsil eder. Eriyen dağ kariarı, mesil akıntılarıyla beslenip çoğalıyor, geçit vermez bir coşku
oluyor, Halbori suları.

Dersimli ağalar, Seid Rıza'nın çağnsına uyarak, doğu ve batı

Dersim'den at sürüp gelmiş, Dersim'in orta yeri olan kutsal top¬
raklarda kümelenmişlerdi.

Kutsal Halbori gözelerini görmek, kutsanmış topraklanna yüz sürmek, her Dersimlinin büyülü rüyası, bir şenlikti. Ama onlar, bu

kez Halbori kayalanna yüz sürmek, kutsal sulardan avuçlamak,
hayatı umudaria doldurup şenlendirmek için gelmemişlerdi.
Zaman dar, hava kasvetliydi.

1937'nin bahar başlan. Mart ayı idi. Hayarin fişkırma zamanı,

ama kutsal Halbori'de henüz şenlik vakti değildi. Sulann saklaya¬

rak, kayalara çarpıp gürieyerek akriğı zamandı. Kariann yumuşadı¬ ğı, dipten erimeye başlayarak, Halbori kayalıklannda akan sulann çadayıp köpürerek, geçit vermez biçimde çağıldadığı, toprağı dipten
ısıtan cemre, kutsal Newroz bayramının yaklaştığı zamandı.

Halbori gözelerinden fişkıran sular kar erimeleriyle beslen¬
miş, her yıl aynı mevsimde isyan eden Munzur bir kere daha asileşmiş, geçit vermez olmuştu.

*

Dersimliler, Halbori'nin bahar şenliğine saygıh biçimde, sula¬ ra girmeden iki yakasında toplandılar. Doğu Dersim'den gelen aşiret önderieri, kabaran sulara girip batıya, batıdan gelenler de

298

öte yakaya geçemediler. İki yakada, karşılıklı oturdukr. Söyledik¬ lerini, suyun gürüküsünü alt edip birbkine duyurmak için, karşılıkh bağırarak konuşmaya başladılar.

Sorun, tecavüzcü askerlerin yarattığı olay ve aranan Mehmet
Ali ile kardeşlerinin kaderiydi.

Cemaate çağnlı kimi Dersimlikr öflceliydi. Mehmet Alı'mn
namusunu koruduğunu, dolayısıyla masum olduğunu bağırıyor,

"bir suçlu aranıyorsa eğer, o da tecavüzcülerdir" diyorlardı.

Uzun tarrişmalardan sonra Dersimliler, Mehmet Ali ve kar-

deşkrinin suçlu olmadığı, ama devkt isterse serbest bırakılmak
üzere, tanıkhklanna başvurabileceği kararına vardılar. Onlarm,
suçlu olarak teslim edilemeyeceği karanna...

Kararın Türk yetkililere bildirilmesi görevi, Seid Rıza'ya venl-

Toplantıya katılanlar, dağılmadan önce Mehmet AH ve karde¬
şinin davasında biriikte hareket edecekkrine dair namus sozu

verdiler. Sözlerinden dönüşün imkansızlığının dehlı olarak da,

başlanndaki sanklan, külahları çıkarıp Munzur sularına atarak
vedalaştdar ve geldikleri yöne doğru uzaklaştılar.
Seid Rıza, bir kez daha Dersim'in lideriydi...
*

*

*

Halbori gözelerindeki toplantıya katılanlar ve çocuklan anla¬
tıyordu:

Aşiret reislerinin "Halbori'de buluşup isyan karan uzennde
. ı j >.

,

..

j

yemin ettikleri" doğru değil, yalandı. Anlaşma ve yemm, sorunun

barışçıl yoldan halline dairdi.

Seid Rıza, toplantıdan sonra, Inspektör Abdullah Alpdoğan a

, ,

,

>

hitaben bir telgraf yazarak, ırza tecavüz olayını ve bunun yarattığı

genel rahatsızlığı anlatıyor, aynca iddia edildiği gibi köprü yakma
diye bir olayın bulunmadığını, yayaların geçişi için yapılan köprü¬

den bkkaç kalasın söküldüğünü, bunun hemen onanlabıleceğını

belirtiyor; barışın sürmesi için, askerierin halka yaklaşımmda dik¬ katli, ırza ve namusa saygılı olması için gereken emırkrm venlmesini istiyordu.

299

Telgraf, Hozat postanesine götürülüp çekilmek üzere Elie

Muse'ye (Ali oğlu Musa) teslim eddiyordu. Ali de, telgraf metni¬
ni Hozat posta müdürü Salih Tuncer'e veriyordu.

SaHh Tuncer, eski nahiye müdürü Ahmet Tuncer'in oğluydu. Babası vurularak öldürülmüştü. Bu yüzden DersimHlere kinliydi. Anlatılanlara göre Salih Tuncer, telgrafi değiştiriyor, içine tehdit
unsurları katarak gönderiyordu.

Buna rağmen. General Alpdoğan gazaba gelmiyor, tersine

Dersimlilerle toplantı için emir veriyordu. Sorunun barış yoluyla

sonuçlandırılması için düzenlenen toplantıya, askeri yetkililer,
Dersim'den Demenanlı ve Yusufanlı iki reis. Kamer Ağa ile Kure¬
şanlı Seid Hüseyin katılıyordu.

Görüşmelerde, devleri temsil eden subay, Mehmet Ali'nin na¬ mus ve haysiyet uğruna silaha sanldığını kabul ediyor, ama bir

subayın öldürülmesinin de gerçek olduğunu söylüyordu. Askeri
temsilci, olay Ankara'ya bildirildiği için, üstünü kapatmalannın

olanaksız olduğunu, Mehmed AH ile kardeşlerinin teslim olup

ifade vermelerinin şart olduğunu bildiriyordu. Temsiki, sanıkla¬
ra herhangi bk ceza verilmeyeceğini, ifadeleri alındıktan sonra
serbest bırakılacaklarını da belirriyordu.
Dersimlilerin istedikleri de buydu.

* * a

Fakat, aynı sıralarda beklenmeyen bir gelişme oluyor. Pah köp¬
rüsünün başına bir tabur asker yerleştirilerek, geçişler kontrol altı¬
na ahnıyordu.

Geçişlerde insanlar durdurulup üsrieri aranıyor, hakarederle
aşağılanıyor, itiraz edenler tartaklanıp dövülüyordu. Dersimliler bir kez daha askeri makamlara gidiyor, bu uygu¬

lamanın kaldırılmasını istiyorlardı. Ancak, uygulamada değişik¬ lik olmayınca, köprü başındaki taburu, tam iki gün iki gece bo¬
yunca muhasara altında tutuyorlardı.

Komutan, köprüden her türiü geçişin serbest olacağına, nö-

300

(Genç adam daha sonra Seid Rıza ve babası ile birlikte Ela¬ zığ'da idam edilecekri. Dersimlikr. Haber üzerine bk anda ortalık karışı¬ yor. Biz. 301 . Bütün bunlar olurken. köprüden geçerken durdurulup üstü aranmak is¬ teniyor. (Fındık olayı.) Bu olayın meydana geldiği sırada.) Genç adam. gerginlik yerini yumuşamaya bırakı¬ yor ve askeri biriik Pah'tan çekilip Mazgirt merkezine gidiyordu. Seid Rıza misilleme olacağım seziyor ve olaylann önüne geçmek için General Alpdoğan'a mesaj gön¬ deriyor ve şöyle diyordu: "Size. Tanıkların anlatımına göre. Savaştan yana değiliz.betçilerin kaldırılacağına dair söz verince. askeri taburun da davetli olduğu şenlik için 22 tane boğa kesiliyordu. iki nöbetçiyi öldürüp köprü¬ yü ateşe verdikleri ve isyancılann Mazgirt'e doğru ileriediklen belirtiliyordu. bir ekmek peşinde koşan yoksul insanlarız. bir çul. daha sonra is¬ yanın başlangıcı olarak resmi tarihe geçecekti. muhasaraya son veri¬ liyordu. Seid Rıza'nın köyü Ağdat'tan ge¬ lip köyüne dönüyordu. Savaş istemiyoruz. O da. yeni bansın şerefine Pah köyünde bk de şölen dü¬ zenliyorlardı. tabancasını çekip subayi ve silahlanna davranan iki eri de vurup gidiyordu. biri subay. İsmail Hakkı adındaki teğmen tarafından tokatlanıyordu. olaylardan habersiz. Yusufanlı Kamer Ağa'nın oğ¬ lu Fındık. Bu söylentiler doğru değildir. karşı çıkınca. askeri tabur bkişikteki köy¬ de düzenknen şenlikteydi. Uzun görüşmeden sonra. Dersimlilerin isyan etmek niyetinde olduğu iletiliyor. tabur köyden çekilip mevzileniyordu. Yemekler ve kavurma pişerken. Ankara'ya ulaştınlan raporda ise DersimHIerin isyan edip Pah köprüsüne saldırdıkları.

Söylentilere kanmayın. insanlara kıymayın. 21 Mart 1937'de Newroz Bayramı sabahı.Banş ve devletin Dersim'e elini uzatıp yadnm yapmasını bekli¬ yoruz." Fakat. yığmak¬ lar bitkilmiş. Ulaşım yolları. 302 . Yazıkdr... arnk çok geçti. harekete geçme zamanı gelmişri. askerlerin bannakları tamamlanmış. Seid Rıza'nın evi bombalanarak "Der¬ sim ıslahat" programı uygulamaya konuyordu.

Ankara da taarruz emri vermeye hazırdı. Uçakların biri iniyor. Keçiseken (Aşağı Bor). hem de bu suretle elde edilenler 303 . şedit ve müessir bir taarruz harekâd ik varılacakdr. Elazığ'da Vertetil askeri havaalanı inşa edilmişti. Uygulamaların ayrın¬ tılarını kağıda dökmüş. yürütücü olarak General Alpdoğan'a uy¬ gulama kalmıştı. Örneğin. Nazimiye. öteki kalkıyordu. 4.Toplanan kuvvetkrk. genel seferberlik ilan edilmiş. kaide ve kurallara bağlanmıştı.5. Bakanlar Kurulu'nun 4 Mayıs 1937 günü aldığı ve uygulan¬ ması için General Abdullah Alpdoğan'a gönderdiği "çok gizli" damgalı kararda şöyle deniliyordu: "Son günkrde Tunceli'de vukua gekn hadiselere dair rapor- kr. ardı ar¬ kası kesilmeyen konvoylar asker ve silah yığıyordu.YEDİNCİ Bölüm BOMBA YAĞMURU Türkiye Cumhuriyeti.1937 tarihinde Atatürk'ün ve Mareşal'in huzurları ile tetkik ve mütaka edikrek aşağıdaki sonuca vanlmıştır: 1. Askeri ana üs Elazığ'dı ve aralıksız yığınak yapdıyor. genel taarruza "Sel Seferleri" adını vermişti.Bu defa isyan etmiş mıntıkadaki halk toplanıp başka yere nakil olunacaktır. Sin. Ve bu toplama ameliyesi de köylere baskın edilerek hem silah toplanacak. 1937 yüına girerken. Hava desteği için. Karaoğlan hattına kadar. ekonomik ve as¬ keri gücünü Dersim önlerine yığmış. bütçe gelirleri Dersim har- camalanna aynlmış. 38 yaşına ka¬ darki yedekler silah akına alınmıştı. "tenkil" ile köylerin yakılma biçimi bile Ankara ta¬ rafindan esaslara. Başbakan İsmet İnönü. 2.

bütün bunlar düşünülerek bir hafta sonra. Not: Paraya acımaksızın. "Sel Seferieri"nin ilk vuruşuydu. "ilk vuruş "u anlatıyor: "Birkaç kez. Kürtlerin bayramı Newroz günü (21 Mart) başlıyor sabahın erken saaderinde. özellikle bu ayaklanmayı görünürde perde arka¬ sından yönettiği bilinen Seid Rıza'nın evi ve civarı havadan bom¬ balandı. "Mülaha¬ za da şöyle deniliyordu. Şimdilik 2000 kişinin nakli tertiban hükümetçe ele alınmıştır. isyan ocakları daimi olarak yerinde bırakılmış olur. içlerinden çok adam kazanıp kul¬ lanmaya çalışmak lazımdır. Genelkurmay. Bunun içindk ki. yani 12 Mayıs'ta ileri harekâta başlanabileceği anlaşılmaktadır." 304 ." "Dersim harekatı". köyleri kamilen tahrip etmek ve aileleri uzaklaşdrmak lüzumlu görül¬ müştür." Karann "mülahaza" (düşünceler) tarafi da vardı. Bu. Elazığ'da bulunan uçak bölüğünce. "Dersim harekâtr'nın gerekçesi bir cümleyle özetleniyor"Hemen hemen her gün. eşkıyanın şu veya bu karakola bas¬ kın yapacağı haberleri alınıyordu." » » Genelkurmay Başkanlığınca yaymlanan Ayaklanmalar kita¬ bında. Seid Rıza'nın Ağdat köyündeki evi uçaklaria bomba yağmunma tutuluyordu. silah kulknmış olanlan ve kullananlan ye¬ rinde ve sonuna kadar zarar vermeyecek hale getirmek. Şöyle deniliyor"Not: Malatya'dan ve Ankara'dan gönderilen kuvvetlerin cepheye vasıl olmalan ve cephedeki kuvvederin ufak tefek ta¬ limleri ve ıstirahatian ve bundan başka Diyarbakır'dan gelecek taburun tazyıfi. "Sadece taanuz hareketiyle ilerlemek iktifa ettikçe. eşkıyanın top¬ landığı yerier." du: Emirnamenin akma iki not daha düşülmüştü.nakledilecektir.

Biz tepenin arkasındaydık. Gören mahşer günü koptu sanıyordu. Şimşekleri. Der¬ sim'de. Ben o zaman 10 yaşımda bile değildim. kadınlar 'vay başımıza gelenler' diye inleyip saçlarını yoluyor. taş ya¬ nıyordu. Gelmişler köye. Dağ.. Dağlar gazaba gelmiş gibi yerden şimşekler fişkınyordu. Bir Dersimli. 'Kemal'in demir kuşları' dediğimiz uçaklar çakı¬ yordu. hayvanlar sağa sola koşuyor. evler toz bulutu arasında kayboluyordu. evlerin yerinde olmadığını görüyorduk. Köyde¬ kilerin hepsini öldürdüler. Çok ürperticiydi. Babam ailemizi taşların. Çocuklar bağırıyor. Bildirilerin birinde şöyle deniliyordu: "Cumhuriyet hükümeti sizi şefkat ve merhametli kucağına al¬ mak.. bizimkileri. şefkatii kollarına tes¬ lim olmaya" çağrılıyordu.Evi bombalanan Seid Rıza ailesiyle birlikte dağlara sığınıyor." O tarihte 11 yaşında olan Mehmed Kongotan anlatıyor: "Bir ara dediler ki. Konağımız büyüktü. sığınacak delik arıyordu. Elden dağıtdan. Oradan mitral¬ yöz seslerini duyuyorduk. sizi mesut etmek istiyor. Ben de kurtuldum. evlere düşen bombalar. Bulutlar dağılınca. içinizde bunu anlamayanlar çok- 305 . Benden küçük üç kar¬ deşim daha vardı. Bizim köyü ateşe verdiler. Köye. kayaların arasına sakladı. uçaklaria yağdırılan Kürtçe ve Türkçe ya¬ zılmış bildirilerde. Toparlamışlar köy¬ lüleri. Annem beni ve ağabeyimi köyden çıkardı. Ölüm şimşeklerinin durmasını bekledik orada. kulakla¬ rı sağır eden bir gümbürtü çıkarıyor. 1937'deki "büyük taarruz"un başlangıcım anlattyor: "Bir sabah aniden dağlar gümbürdemeye başladı. insanlar öldürüldükten sonra köyde kimse kalmadı." * * * Bombalara paralel olarak bildiri yağmuru da başlamıştı. yukarıdan kırıp geliyorlar. Ama birkaç kişi kaçıp kurtulmuştu. halk "devletin adaletine. Onu ateşe verdikleri zaman beni ağlama tuttu. bu da "isyan"ın bir başka gerekçesi oluyordu.

Cumhuriyetin kahredici orduları tarafindan kahredileceksiniz. Çağlayangil. bu gerçeği bildiği içindir ki. hürmetsizlik ediyor. Veya onlar kendileri teslim olmalıdır. Cumhuriyet hükümeti. Çağlayangil'in sözünü ettiği köprü Pah köprüsü olabilirdi." Seid Rıza ve arkadaşlarını asmak üzere özel olarak görevlendi¬ rilen. Genelkurmay'ın kitabı şöyle diyor: "İlk olay. TesHm edilen. orada üç askeri vuru¬ yordu. sizlere son ihtarım yapıyor. yani dediklerimizi yapmazsa¬ nız. Bu takdirde cümleniz ma¬ sum kalacaksınız. ama resmi tarih de Çağlayangil'in söylemi doğrultusunda yazılıyordu. ne de 33 askerin öldürülmesi vardı. Pah bucağı ile Kahmut bucağını birbirine bağlayan Harçik deresi üzerindeki tahta köprünün 20-21 Mart 1937 gece- 306 . hakarete uğrayınca. Cumhuriyetin adil muamelesinden başka bir şey görmeyecekler¬ dir. Yoksa hiç istemediğimiz halde. Onun size son şartian şudur: Sizi ayaklandır¬ maya çalışan zavalhlan Cumhuriyet hükümetine teslim ediniz. uzun zaman Dışişleri Bakanlığı ve Senato Başkanlığıyla Cumhurbaşkanı vekilliği yapan İhsan Sabri Çağlayangil. her tarafinızı sarmış bulunuyoruz. sizi mahvedecek olan kuv¬ vetler harekete geçeceklerdir. veyahut içinizde bazıları şahsi men¬ faatleri için sizi kurban etmek istiyor. Düşünün ve çabuk karar verin. Bu suretle siz kıymetii vatandaşlarımızın hiçbirinin burnu kanamayacakdr. Çünkü ne basılan böyle bir köprü. Aksi takdirde.dır ki. anılarında "isyan"ın başlangıcı konusunda şunlan yazıyor: "Fırat üzerindeki Şeytan köprüsünü basan Dersimliler. 3'ü 33 mü yapıyordu? Bilinmez. kendiliğinden teslim olanlar. Bir delikanlı olan Fındık. daha sonra Senatörlük. Cumhuriyet hükümetinin bu son şefkat ve merhametini bildiren bu bildirisini 24 saat ço¬ luk ve çocuğunuzla beraber okuyun. İsmail Hakkı adındaki teğmen ile 33 askeri şehit ettiler. isyan böyle başladı. Devlete itaat etmek gerekir." İhsan Sabri Çağlayangil'in söyledikleri doğru değildi.

Atatürk'ün bir pilot olan "manevi kızı" Sabiha Gökçen'di. Sabiha kızın kaderi o an değişiyordu. kalabahğın arasından sıynlıp şıp diye elini öpmesiyle hayatı. Bursah. ailesi 1915 yılında yok edilmiş bk Ermeni kızı olduğunu yazıyordu. köyler yakılıyor. kaderi değişi¬ yordu. İsmet inönü'nün eşi Mevhibe İnönü'nün hayatını derlediği kitapta. Aynı za- 307 . Atatürk.. orman ve köyleriyle Der¬ sim'i sarmıştı." BOMBACI AMAZON SABİHA Türk kara ordusu dağları. yardım istiyordu. İnsanlar tutuklanıp toplanıyor. ağabeyi Kurtuluş. ailesini soruyor. Gülsüm Toker (Bilgehan). 1925'te. Makedonya göçmeni. Bursa'ya yaptığı gezisi sırasında. yoksul bir ailenin kızıydı. o da bir çırpıda yoksulluklarını anlatıyor. Afet 'abla'sı ile birlikte Mustafa Kemal'in himayesi akına alın¬ dığında henüz ilkokul çağında bir çocuktu.. küçük kız. Sabiha Gökçen'i şöyle anladyordu: "Sabiha Gökçen. dereleri. İstanbul'da Ermeni¬ ce yayımlanan "Agos" gazetesi 2004 yılında yayınladığı bir rö¬ portajda. "okumak istiyorum" cevabını veriyordu. Atatürk. toplananlar sürgün edilmek üzere ayrılıyor. Ama cin gibi zeki ve sevimli. Atatürk'ün. Babası ölmüş. Savaşı'na katılarak geride kalanları yalnız bırakmışd. ninesi. "benden ne istersin?" diye sorunca. hava gücü ise "asi" denilen köylere bomba yağdırıyordu.si Demenan ve Hayderanlılar tarafindan yakılması ve köprü ile Kahmut arasındaki telefon hatdnın tahrip edilmesiyle başladı. Atatürk'ün manevi kızlanndan en ilginciydi. direnenler öldürülüyor. Havadan bombalamaya kanlanlardan biri de. güçlü bir kadın olan anneleri bütün çocuklarına bakabilmek için uğraşıyordu. Küçük Sabiha güzel ve çok zeki bir çocuktu. Resmi tarihe göre ise Sabiha Gökçen 1913 ydında Bursa'da doğdu. adım. kalabalık bir ailenin dördüncü evladıydı. Sabiha'nın. Elinde ne varsa sadp evini ayakta tutmaya ça¬ lışıyordu. 12 yaşındaki bu sevimli kızın saçlarını okşayıp. Becerikli. göz¬ lerinin içine bakarak.

henüz kadın "zarafetiyk bağdaşık olmayan". Mustafa Kemal'e oku¬ ma arzusundan. Dileği yerine geldi. Heye¬ candan heyecana koşmalar arasında.manda da duygulu ve hassastı. Tabii ki. Kendini sevdir¬ mişti. Tuhafdr. Açık tenli kız. mert bk kızdı. Sabiha. Ruhu serüven hevesleriyle fokurdayan bir genç kızdı. Buradan da gereken belgelerie başansı mühürien- dikten sonra. Askeri Hava Okuluna 308 . Bursa'da birkaç gün geçirmekte olan Gazi'nin yanına yaklaşabildi. zaten daha pilot olmadan bir yıl önce Atatürk de ken¬ disine 'Gökçen' soyadını vermişti. Afet Hanım gibi Çankaya sofralarında zaman zaman bulunuyordu. Herkese bir "soyadı" ve¬ riliyordu. artık Sabiha Gökçen'di. başarıyla döndü. Özellikle spora düşkündü. Ama çok iste¬ diği için karşı geHnmedi. Heyecanını kısa sürede yenip. yüksek planörcülük kursu için Sovyeder Biriiği'ne gönderildi." * Yüksek Türk sosyetesinin bir bireyi olan Sabiha Gökçen. iyi ata biniyordu. hayran olduğu. Bu arada. da¬ hası "cesaret" isteyen bk erkek uğraşı sayılıyordu. nasıl olduğunu anlayamadan hayad değişti. evin en sevi¬ len ve güvenilen sakinlerindendi. el bebek. Mu¬ radı 1936 ydında gerçeğe dönüştürüldü. Oysa havacılık. Türkkuşu'nun kurulmasıyla biriikte Sabiha uçak kullanmaya başladı. Piloriuk belgesi vardı ama. bk dediği iki olmuyordu. Kısa süre sonra bir merakı daha gelişti. ağabeyinin komutanı Mustafa Kemal'le karşdaşmakd. ailesinin durumundan söz açd. onlar gibi yaşıyordu. Çan¬ kaya Köşkü'ne taşındı. En büyük merakı bir kere olsun. savaş pilotu olmak istiyordu. Genç kız. gül bebek hayari yaşıyor. Atatürk'ün desteğiyle Üsküdar Amerikan Kız Kokji'ni bitiren genç kız artık Ankara'daydı. en çok havacılığı seviyordu. Genç kız. Açık sözlü. Yokluk yüzünden öğrenimi yarı¬ da kalmışd. Avrupah prensesler gibi giyiniyor. Mudu olsun diye sivil havacdık okulu¬ na yazdınldı. "soyadı yasası" çıkmışri. Büyük bir tesadüfle. Havacılık tutkusu soyunun adı oldu.

Ordunun Trakya ve Ege manev¬ ralarına katddı. 18 Haziran 1937 tarihinde. Savaş uçakları ve onlarla gökyüzünde süzülmenin ta¬ dına vardığında 23 yaşındaydı. bomba yük¬ lü uçağıyla Dersim'e doğru göklere yükseldi. Mustafa Kemal Atatürk başta olmak üzere. gazetelerde sonu gelmeyen tefrika malzemesiydi.. ayrı parlak başlıklarla genç kadını "Amazon"laştırıyor. Ön hazırlıklardan sonra. * * * Basında. Sabiha Gökçen. törenlerle uğurlanarak. Inspektör Abdullah Paşa. 1937 baharında. "Sabiha Gökçen'in kahramanlığı" başlığıyla. O ise ger¬ çeği. Sabiha Gökçen'in bombalarına hedef olanların 309 . Akşam gazetesi. Savaş sanatı ve başarıları. "Sabiha Gökçen başarılı bombalıyor. dahası tek kişilik ordu. Bakanlar Kurulu ve tekmil devlet büyükleri hazır bulundu. övüp kutsuyor ve vatana hizmet tertibinden kazandığı zaferleri müjdeliyordu. Sabiha Gökçen'e ilgi büyüktü. devlet töreniyle Dersim'e yolcu edildi. Elazığ'ın "Vertetil" havaalanında. düşman karşısında kazandığı za¬ ferleri.yazdırıldı. tarihe geçen ünlü "istikbal göklerdedir" sözünü bu sırada mı söyledi. "devletin kızı" ve "savaş ilahesi"ne yaraşır görkem içinde. savaşın kendisini yaşayarak vatana hizmet etmek istiyordu. "Amazon"ların en yenilmezi gibi takdim ediliyor¬ du. törenle karşılan¬ dı. kendi köşkünde istkahatini sağladı. Askeri pilot diplomasını aldıktan sonra. Atatürk elini güneşe karşı siper ede¬ rek ardından bakıyordu. Eskişehir'de avcı ve bombardıman uçaklarıyla uçtu. Gazetelerin her biri. Devletin kızı. Ama gazete. bilmiyorum. O uçakla havalanırken. uğurlama töreninde. Asiler kuşauldı" başlıklarıyla veriyordu. Resmi tarihin yazdığına göre. Harekât başanh. Başbakan ismet inö¬ nü. O anı gösteren fotoğrafları çekildi. Fa¬ kat. Bando-mızıka eşliğinde ve askeri bir birlik selama durarak. Sabiha Gökçen. Fakat "manevralar" ne de olsa birer gölge oyunuydu..

"tek kişilik ordu" Amazon Sa¬ biha hakkında şunları yazıyordu: "1937'de Anadolu'da zuhur eden Kürt isyanında. Tunceli'de başanh adşlar yapmaktadır. tek kalem." * Basında. savunmasız köylerle değil. Cumhuriyet gazetesi 18 Haziran 1937'de şunlan yazıyordu: "Türk Amazonu Sabiha Gökçen." Aynı gazete. daha tarih oluşurken tarihe geçmişti. Atatürk. Adı ve bombalamalanyla fondaydı. onunla kalkıyordu. başanlannı. Devlerin resmi yayın organı "Ayın Tarihi" adındaki tutanak dergisi. Sabiha Gökçen için düzenlenen övgüler. Sabiha Gökçen'in efsanevi kahramanlıklarını duyurmaya devam ediyordu: "Sabiha Gökçen Tunceli'de akınlanna başanyla devam et¬ mektedir. "50 kiloluk bombalaria düşma¬ na nefes aldırmıyordu" cümlesiyle tarihe not ediyordu. Sabiha Gökçen. aynı güçteki bir düşman ordusuyla savaştığını sanabilirdi. 310 . askeri bir tay¬ yare ile fiilen harekâta kadlan Sabiha Gökçen." Sabiha Gökçen'in göğsüne madalya takılması nedeniyle dü¬ zenlenen devlet töreninde. Genel¬ kurmay Başkanlığı. Dersim "tenkiH". Atatürk de hazır bulunuyordu. kanlı boğuşmalara meydan verilmeden tamamlanacak. Sabiha Gökçen'in kişiliğinde yer alıyordu. O bir "savaş tanrıçası"ydı. burada büyük kah¬ ramanlıklar göstermiş ve en büyük madalyanın sahibi olmuştur. 20 Haziran 1937'de. onu görev başında takdir ve tebrik ediyordu. Kamuoyu onunla yatıyor. "Amazon "un silahsız.niteliği hakkında bilgi vermiyordu. Yaklaşık 25 bin askerie başladlan Dersim harekâd. Gazeteleri gören bir yabancı. 1938 tarihH bk sayısında. tek mer¬ kez tarafindan yazılıp basına dağıtılmış izlenimini yaratacak bi¬ çimdeydi. bir süre sonra bölgeye gidiyor.

Sabiha Gökçen. Gökçen. Yani bu mevzular görüşülmü- 311 . Ama ço¬ luk çocuğu. Hedef doğrudan doğruya Dersim idi. Çoluk çocuk olan yerleri doğrudan tahrip etmek insanlık dışı olurdu. silahsız. Havalanmadan önce ne ya¬ pacağımızı biliyorduk. Gittik. 1992'de devkt televizyonundaki bir programda hayan. Dergide yayınlanan söyleşi şöyleydi: "Nokta: Harekât görevi size nasıl verildi? Gökçen: O zaman orduda çalışıyordum. Bulunduğum bölüğü bu işle görevlendirmişlerdi. yıllar sonra. sanatı ve eserleri hakkındaki sorulan ya- nıdarken. sorulan yanıtlarken. Ama her zaman bu gibi haller olabiliyor her yerde. Evvela yerden birtakım harekeder yapıl¬ dı. kaç kişi öldürüldü¬ ğü yolundaki soruyu yanıtsız bırakıyor. Keşif yapılıyordu. ordunun da istihbaran var¬ dı. onun açılışı dolayısıyla gelmişti. savunmasız kadın. Nokta: Atatürk harekât bölgesine ne zaman geldi? Gökçen: 37 sonlanna doğru. Böyk bir şey olmamışdr. Nokta: Bombalar nasıldı. Pertek'te bir köprü yapılmıştı. Dersim'de kaç köyü yerle bk ettiği. Nokta: Bu olaylara Atatürk'ün bakış açısı ne idi? Gökçen: Ufak bir ayaklanmayı basnrmak. Pek mühimseme- mek lazım aslında bunu. tahrip güçleri neydi? Gökçen: Büyük tahrip gücü yoktu. Biliniyordu bu kötü kişilerin nerede olduğu. köyle¬ rin üstüne 50 kiloluk bombalar attığını inkâr etmiyordu. Nokta: Dersim-Tunceli harekâtına neden gerek duyulmuştu? Gökçen: Ufak bir azınlığın ayaklanması neticesinde bu harek⬠ta gerek duyulmuştur ve kısa zamanda önlendi. "Memleket ve millet için çalıştık" diyerek tevazu gösteriyordu. Nihayet oradaki insanlar da bizim insanlanmızdı. Nokta: Harekât sırasında halktan ölenler oldu mu? Gökçen: Yoktu. 50 kiloluk bombanın ne şe¬ yi olur. ihriyar ile köylerin bom¬ balanmasını da "insanlık dışı" sayıyordu. Nokta dergisinin 28 Haziran 1987 tarihli sayısında onunla ya¬ pılmış bk söyleşi yayınlandı. Sonra havadan.

korku diye bir şey kalmamışd. Ama bizi çay kıyısına götürüp kurşunladılar. Uça¬ ğının düşürülme olasılığını düşünen Atatürk'ün. Bize. 1987'de Dersim'i kapak yaparken. Hepimizi değirmen taşının oraya götürdüler. Ben ağaca yapışdm. konut denecek halleri yoktu. Biz üç kişi kurtulduk." Sabiha Gökçen. "gaye onlara daha iyi hayat vermekti" de¬ mekle. Arazide geziler yapıyorduk zaten Atatürk ile. DERSİM DAĞLARİ YANIYOR Nokta dergisi. burası budur diye. Ben gösteriyordum yerleri. "üç beş çapukunun başlattığı ayaklanmayı basnrmak üzere Dersim harekâtına gönüllü olarak katıldığını" anlatıyordu. gerektiğinde kendisini koruması ve "eşkıyanın" eHne sağ düşmektense hayatı¬ na son vermesi için özel tabancasını verdiğini anlatıyor. şurası şudur. ulaşabildi¬ ği tanıklann anlattıklarına da yer vermişti. Günlerce aç su¬ suz ölülerin yanında kaldık. Dersim olaylarının "insancıl" amacını açıklıyordu." 312 . Öyle olmuştu ki. şunlan anlatıyordu: "Ben o zaman genç kızdım. Atatürk'le Bir Ömür adı altında kitaplaştırdı. silahlarınızı toplayıp serbest bırakacağız diyor¬ lardı. bir gün yine geldikr. Akkaya. Bunlardan biri de Menez Akkaya idi. Daha insanca yaşa¬ malarını istiyordu Atatürk. Bizim köye askerier birkaç defa gelip gittiler. Daha sonra. öyle kurtuldum. Nokta: Harekât sonrasında insanlann badya gönderilmesini nasıl değerlendiriyorsunuz? Gökçen: Yaşadıkları yerier iptidai idi. Sabiha Gökçen'in hayatını. Sabiha Gökçen kitapta. Onları daha iyi bir yaşama kavuşturmak için başka yer¬ lere yerleştirdiler. Bütün köy halkını topladılar. Bize bir şey yapmadılar. * Gazeteci Oktay Verel. Türkçe bilmediğimiz için ne dedikkrini anlamıyorduk. Atatürk'ün gayesi buydu.yordu. Ancak görevin tehlikeli olduğunu Atatürk de anlamıştı.

Kamuoyuna sadece propaganda niteliğinde haberler veriliyordu. kamuoyunun bir şey öğrenmesini. bir buyrukla gazete¬ nin yayını durduruldu. orada geniş bir çalışma ayrıntısını içermektedir. bazı reislerin götürmek istedikleri medenileştirme programı¬ na karşı çıktıklarını söylüyor ve şöyle diyordu: "Hükümet. arada bir cehennem ateşindekileri hedef alıyor. şimdiye kadar. 14 Mayıs 1937 günkü sayısında. iki seneden beri Tunceli mındkasında özel iyileş¬ tirme programı uyguluyor. Sessizlik içinde her şey gerçekleştirildikten sonra. Bu bi¬ zim özel askeri önlemler almamızı gerektirdi. duymasını istemiyordu. Islahat programına muhalefet etmek istediler. Gazete. orada hükümetin emrine karşı muhalefet olunca. Orada şunu düşün¬ dük: Mukavemet eden ve hükümet programına muhalefet eden mıntıkada ne yapmalıyız? Şimdiye kadar olan Dersim tecrübele¬ ri. varsa yaşanan olayların açıklanmasını istiyordu. Başbakan İsmet İnönü. önemli bir kuvvet toplayarak bölgede ciddi bir tedibat yapmak ve bırak- 313 . ilk kez 14 Hazkan 1937 günü meclis¬ te Dersim hakkında açıklamalarda bulundu. vatanın yüksek çıkarlarına aykınydı. küfretmeyi. kanşıkhklar konusunda net haberler alınamadığını belirtiyor. "Doğu'da karışıklıkların olduğu yolunda haberlerin geldiği¬ ni" yazıyordu.Basına koyu bir sansür uygulandığı için. "Dersim tenkili" bütün hızıyla sürerken. Bu program. Bunu. Başbakan. haber. bu yöreyi medenileştir¬ mek için. "isyanın bastırıldığını" açıklayacaktı nasıl olsa. bilgi verme yerine. Bu masumane haberin yayınlandığı gün. bütün vasıtalarla ve özel hükümler içinde. Basın. Rejim. hakaret ve aşağı¬ lamaları "haber" diye sunuyordu. Ayrıntıla¬ rın bilinmesi gibi bir durum. girişüen genel harekâtı "Dersim özel iyileştirme programı" olarak sunu¬ yor. Son Telgraf gazetesi. ısrarla kanuna muhalefetten kuvvet ve zevk almış bazı reisler iyi karşı¬ lamadılar. Türk kamuoyu. sövüp saymayı. sıradan olaylardan söz eder gi¬ bi. ger¬ çek anlamda Dersim'de olup bitenlerden habersizdi.

"medenileşmeye" isyan ettirmişti. Yol yapıyoruz. Doğan'm anlattıklarına yer veriyordu. Bir kıs¬ mı savaşn. kendi programımızın. onun üzerinden kuvvetii bir surette ve sel halinde gelip geçmekten bir fayda hasıl olmayacağı kanaatinde bulunduk. Dersim Raporları adındaki kitabında. Ve memleketin bk tarafin¬ da bir hadise olunca.mak. Biz. Okul yapıyoruz. "harekâtın kan dökülmeden devam ettiğini" yazıyordu. Tunceli'de. Türk ordusunun duruma hakim olduğunu haber veriyor ve kayıplar konusunda. yaşadık¬ larına. Kmlıp kökü kazınan aşiretlerde bile.. Böl- 314 . aralıksız devam etmektedir. Seid Rıza'nın emireri F.. gece yansı önüne düş¬ tüğü askerieri. Aynca teslimat sırasın¬ da bazdan silahlarını saklamışlardı." Cumhuriyet gazetesinin haberine göre. "Yalnız 13 şehit. Her aşirette devlet yanlısı olanlar çoğunluktaydı.. güney sınırianndan giren casuslar. tanıklığına amcasının söylediklerini de katarak aktarıyor ve şöyle diyordu: "Nasıl yenildik? Doğrusu Dersimlilerin hepsi savaşmadı. Birçoğu da devlede işbiriiği yapıp. Tunceli'de "zafere" ulaşıldığım. muhalefet edenlerin mukavemetini bertaraf ettik¬ ten sonra. yabancı bk devletin yardımını bekliyoriarmış. » » Faik Bulut. Silahlar. hiçbir şey olmamış gibi takip olunmasını esaslı vazifeden bildik. Yusufan aşireti. Ka¬ rakol yapıyoruz. Biz buna 'Sel Seferieri' dedik. Doğan. 18 yaralı verdik" diye yazıyordu." Ertesi gün İnönü'nün konuşmasını manşetten veren Tan gaze¬ tesi. nasıl mı temin ediliyordu? Bir kısmı kaçakçılardan. "Başbakan inönü Tunceli'yi teftişe gidiyor" diye haber veriyor ve bir isyanm variığmı üstü ka¬ palı biçimde anlatıyordu: "Asikr.. Cumhuriyet gazetesi aynı gün. Gazete bununla da kalmıyor. çekemediği Demenanlılann üstüne salıyor. ıslahat programı olarak düşündüğümüz tedbirier. milis olarak çalışd. Baskınlarda askerierden elde ediliyordu. Dersimlileri kışkırtıp.

Seid'in öz yeğeni Rayber. Onu ölü ya da di¬ ri ele geçirmek için. En başta da. İbiş sürüne sürüne tepedeki mevzilere ulaşıyor. hem de direniyor. Seid Rıza. Dördüncü cephe Hozat yönündeydi. askerieri Konaklar denilen yerde karşılıyor. Ama kimse akıl edip kesmiyordu. askerler en yüksek tepede karargâh kurmuş. Mıstefai Berte adındaki yiğit vuruluyor. Gözüpek bir delikanlı olan İbiş hem Kürtçe koçaklama yapıyor. Evi bombalanarak ilk vuruş yapdmışri.. akla gelebilecek her yola başvurmuşlardı. Bakanlar Kurulu'nun kararı gereğince. Pek çok Dersim- H. Merkezi Dest ve Seid Rıza'nın köyü Ağdat'd. Demenanhlar sabah uya¬ nıyorlar ki. Makineli tüfek kullanmasını bilen tek kişi. Seid Rıza'nın aşireti burada topluca kadedildi. Üçüncü cephe Kalan aşiretine karşı açıldı. kayalardan aşa¬ ğıya adp tahrip ediyor. Telefon ve telgraf direkleriyle donanmıştı dağlar. ilk çadşmada. Birinci cephe De¬ menanhlar bölgesiydi... devlerin tek ama¬ cı onu yakalamak olmuş ve peşine düşülmüştü. Aşiretin en yiğit elemanları olan Ibişî Seyik Ali. Mitralyözü kullanmasını bilmemek gibi. Hese Gene. bu ödüle konmak çabasıyla birbiriyle yanşıyordu.genin adı Kızıldağ ve Aziz Abdal dağı. Koçaklamasının esası kısaca şöyle: Aşiretler bize hiyanet etti/Kimse yardımımıza gelmiyor/Unut- maym/Bizi ezerlerse/Sizleri de Ermeniler gibi kesecekler/Ge¬ lin/Bu ihanetten vazgeçin. Malatya-Erzincan-Sivas hatd. Bundan sonra. Seid Rıza'nın ça¬ dşma bölgesi. Çadşmamn ikrieyen saatlerinde Seid Rıza'nın amcası Hüseyin bir uçak düşürüyor. İkinci cephe Kutu deresi. Ama kullanmasını bilmediği için. Bir mitralyözü ele geçiriyor. 315 .. birinci cephede Sü¬ leyman Pıhtoğlu'ydu." İlk hedef Seid Rıza'ydı. Seid Rıza'nın başına büyük ödül konmuştu. Kamer Ağa'nın oğlu Hü¬ seyin çadşmaya başlıyorlar. Meme Kek'in oğlu Hıdır ve kardeşleri. Ama Seid Rıza kurtulmuştu. Birçok cephe açılmışd. Zel dağı idi. bu uğurda para harca¬ maya acınmıyordu.

toplar. moraller düzelecek. Birçok kesim. dağlarda da yaşanmıştı. İhbar geldikçe dağlar bombalanıyor. Birkaç kez. kal¬ kınma hamlesinin geleceği de müjdeleniyordu. Seid bü¬ tün ailesiyle oradaydı. ka¬ dın ve ihtiyarlann kadi neden? Bunca köy neden yakılıyor. onunla Konaklar bölgesinde yüz yüze geldi. dolaylı ya da doğrudan bunu telkin ediyordu. Seid Rıza'nın. devlet tarafindan kan ve ateşin sorumlusu olarak gösteriliyordu. gelinleri. damat ve torunlanyla çatışmaya girdi. o teslim olmadığı için harekatın devam ettiği tek¬ rarlanıyordu. kan göllerinin kuruyacağı. uçaklar dağı havadan kalbura çevirirken. 1937 yazında. o gün yanı başında vurulup öldü. sorun ben değilim" diye çırpınması fayda vermiyordu. hükümete ka¬ fa tutan. Ama çok geçmeden amcası Seid Hü¬ seyin tüfek ateşiyle bk uçak düşürünce. Küçük eşi Beşe. Seid Rıza'nın çok değer verdiği Berte'nin oğlu Mustafa. oğullan. Koşullar çok çerindi. Seid Rıza ve aiksi kurtulacaktı. Tujik dağında olduğuna ilişkin haberler alınmış. yangmlann söne¬ ceği belirtiliyor. Bu yüzden.Seid Rıza'nın yeri hakkında ardı arkası kesilmeyen ihbariar yapılıyordu. * * Seid Rıza. Ardı ardma yayınlanan bildirilerde. "Sorun ben isem eğer. bildirilerin içeriğine bakarak. yerden de top ve tank ateşıyk yangına verilmişri. çem¬ ber yanlacak. "bu bir oyun ve tuzaktır.' Seid Rıza baskı altındaydı. kurtuluşunu onun tesl'iminde görüyor. bunca kan neden? Niçin masum insanlar kadediliyor? Çocuklann. Askerier. tanklar seferber ediliyor. "Kemal'in demir kuşlan" dedikleri uçaklar göz açtırmıyordu. Ama çoğu kez ihbariarın asılsız olduğu anlaşdıyordu. Pek çok aşiret. Seid Rıza'yı ailesi ve bk avuç dostuyla yalnız bırakmıştı. Halbori'de ağalara "isyan yemini" ettiren Seid Rıza tes¬ lim olduğu takdirde. askeri biriikler kaydınlıyordu. Benzer manzaralar başka alanlarda. Yağdırdıklan bomba ve kopardıklan gürültüyle panik yaratıyoriardı. Onun teslim olması halinde Dersim'e yalnız huzur değil.'' Or- 316 .

18 Temmuz 1937 tarihindeki yazısında. isyan ede¬ rek Türk askerinin kanına giren Seid Rıza'ydı. Kutu deresinde kanlı bir çadşma oldu. hükümetin hareketierine bir baba şefkati ha¬ kimdir. Şakilerden 32 kişi öldürüldü. Dersim'e "baba şefkari" ile yaklaşıldığını yazıyor ve şöyle devam ediyordu: "Cumhuriyet hükümetinin iyi düşünceler ve kesin azimle uy¬ gulamaya başladığı 'çelik tedbirler' sayesinde. ekinlerin yakılması niçin?" diye nefes tüketiyordu ama. Her ne olursa olsun. Seid Rıza'nın küçük oğlu yara¬ lı olarak ele geçti. Tan gazetesi bu konuda şunları yazıyordu: "Uçaklarımız keşif uçuşları yapıyor. programını uygulamaya koyuyor. onun öldürüldüğü ya da teslim olduğu yazılıyordu." 317 . ama basına göre bunun sorumlusu. Uçaklanmız. Eşkıyanın yiyecek ve gi¬ yeceği bitmiştir. senelerden beri adına Dersim denilen mesele. inanmıyordu. Dersim'deki tüm ormanlar ve ekiH alanları yangına verilmiş. Cumhuriyet gazetesinin sahibi ve başyazarı Yunus Nadi. tarihin ummanına katılmış ve ebediyen ölmüştür. eşkıyanın son barmaklannı da bombaladı. Ekilmiş topraklar." Haberier daha çok Seid Rıza ile ilgiHydi. Mağaralara sığınan eşkıya amansız bir şekilde takip ediliyor." Cumhuriyet gazetesinin 26 Hazkan 1937 tarihindeki haber başlıkları şöyleydi: "Tunceli'deki eşkıyalık can çekişiyor. Şimdi hükümet. Malûm olduğu üzere iki darbe ile direniş kmldı. eşkıyayı bitkin bir hale getirmiştir. Açlık. İki günde bir. kimse onu dinlemiyor. müfrezelerimizin elindedir. Haberin yalan çık¬ ması da tekrarını önlemiyordu. * * 1937 yazında." Aynı gazete ertesi gün. Seid Rıza mağaraya sığındı.manlann. "eşkıyanın imha edilmekte" olduğunu bildiriyor ve devam ediyordu: "Kahraman kıtalanmız dün sabah iki harekâta başladı.

yaralı oğlu Hü¬ seyin'i Elazığ'a götürüp. onu öldürmüştü. Ama Hozat'tan döndükten sonra. Şahin uykuya dalar dal¬ maz. Seid Rıza ile ilgisi ilin¬ tisi bulunmayan aile ve aşireder de budanıyordu. Hain Rayber. yangın Dersim'in birçok yerini sarmış ve geceleri dehşet verici yanardağ manzarası oluşturuyordu. Bahtiyar aşiretinin içinde bulunduğu sırada. bir süre dayandıktan son¬ ra.* 1937'nin yaz ortalannda. Seid Rıza'nın yanında savaşa girmiş. Bahtiyar aşireti hedef haline geldiğini görünce 1937'de Hozat'ta cephe açmış. Seid Rıza'mn küçük eşine karşı olan büyük eşi Elif Hatun. bütün şiddetiyk devam ediyor ve ağıriık merkezi Bah¬ tiyar aşiretinin üzerine yüklenmiş bulunuyordu. Dersim ormanlannı ateşe verdikleri için. Pırço'nun oğlu Hıdır'ı kandırmayı başarmışd. kısmen yenilmiş. Seid Rıza aşiretine kadlmışd. Nuri Dersimi anlatıyor: "Savaş. Kureyşan aşireti de Seid Rıza'nın yanına koşarak savaşa kadl¬ mışd. Seid Rıza bizzat savaş aknmdaydı. bazı aşireder tek hedefin Seid Rıza olmadığmı anlamaya başlamışlardı. Bunu haber alan Türk istihbaratçısı Şevket. Seid Rıza'nın büyük eşine haber göndererek. uçak şarapneliyle yaralanmışd. Sağ kalanlar. kendisinin affedilmesini istemişti. tedavisi için Şevket'e emanet etmişti. haftalarca uyku¬ suz kaldığından bir iki saat uyumak zorunda olduğunu Hıdır'a bildirmiş ve nöbet beklemesini istemişti. Seid Rıza'nın küçük oğlu Hüseyin Reşik. kısmen imha edilmişti. 318 . Çünkü. gecenin karanlığında aşiret bölgesinin dışına çıkmış. Şevket'in görüşme önerisini kabul etmiş ve gö¬ rüşme sonucunda zavallı yaşlı kadın aldadlarak. onlan Nazimiye bölgesindeki Heyderan ve Mazgırt'teki Demenan ile Yusufan aşiretleri izlemişti. Dr. Karabal ve Ferhat aşiretieri sa¬ vaşa katılmış. çatışma alanı genişlemişti. Şahin'in kardeşi ve amca çocukları tarafindan mitralyözle imha edilmişti. Hıdır başına bir kurşun sıkmış. Ho¬ zat'a giderek Şahin'in başını kumandana teslim etmiş. kendisiyle görüşmek is¬ tediğini bildirmişti. Önderini kaybeden Bahtiyar aşireti. gücü kınlmış. Şahin Ağa. Bahtiyar aşireti reisi Şahin harbi idare ediyordu. Türk askeri kuvvetieri. Sonra başı¬ nı kesip. Bir süre sonra aynı bölgedeki Yukan Abbas.

bir yarma hareketiyk çemberi kırmayı ve Ovacık yönüne çekilmeyi başarmışd. Durumun ciddiyetini gö¬ ren Seid Rıza. Bu olayların belgeleri mevcuttur. mağaraların ağzı çimento ile kapadlarak öldürülmüşlerdi. Tujik dağı eteklerinden llksor vadkin- deki büyük mağaralara sığınmış binlerce çocuk. baba¬ sının planlan hakkında bilgi vermesi için hayli işkence yapdrmış. şeklinde işaretler konmuştur. Sivas medreselerinde öğrenim gördü. kendilerini uçurumlardan sarp taşlar üzerine veya Munzur ve Harçik sulannın kurtarıcı derinlikleri¬ ne atarak. Okuldan sonra bir süre devlet memuriyeti yaptı. 2. yarah çocuğu Elazığ merkez hastanesine yatırmış. Bktakım mağaraların kapılarında ateş yakılarak. Seid Rıza ik biriikte sava¬ şa katılan küçük eşi Beşe ve büyük oğlu Şeyh Hasan. Mağaralara. şeref ve namuslannı korumak için. tarafsız kalan aşiret¬ ler arasına geçerek. istediklerini alamayınca da idam ettirmişti. Fakat bu başarı çok pahalıya mal olmuştu. Seid Rıza'nın. içeriye boğucu duman verilmiş ve içindeki zaval¬ lıların birçoğu dumandan boğularak ölmüş. Alişer. bunlan harekete katmaya ve savaş alanlannı genişletmeye çahşıyordu. Kürt kadınına yakışır şekilde ölmüşlerdir. Çünkü Kozluca muharebesi adıyla anılan bu savaşta. bu nokta üzeri¬ ne uçak bombardımanı ve topçu hazırlığından sonra şiddetii bk hücum yaparak. Uzun Meşe noktasında bulunduğunu sezen Türk kuvvetleri. Türkler." ALİŞER VE BAYTAR NURİ Seid Rıza'nın dost ve arkadaşları arasında iki önemli aydın da vardı: Alişer ve Baytar Nuri. Sonra me- 319 . 3. Kürtçe yazan bir şairdi. Seid Rıza. üç torunu ve bin kişiye yakın kuvveti şehit düşmüştü. canlanm dışarıya atanlar ise süngülenerek imha edilmişlerdir. Koçan aşireti bölgesi dahilinde. bölgesini terke mecbur olmuş. haritalarda 1.Şevket. bölgeyi sarmışlardı. kadın ve kız. Sivas'ın İmranlı ilçesinde doğ¬ du. Bahtiyar ve Kureyşan aşiretlerinin büyük bir kısmı. Tujik dağı eteklerini tama¬ men işgal etmiş ve buralarda ellerine geçen Kürt halkını merha¬ metsizce öldürmüşlerdi.

Sivas. onlaria sıcak ilişkilere girdi. Alişer. çekirdek de olsa yerel' Kürt yönetimleri kurdular. Nuri. "Mil" aşiretindendi. Dersimli Baytar Nuri idi. "Kurdistan TeaH Cemiyeri"yle ilişkilerini pekiştirdi. Nuri. Dersim'de ve çevre illerde orta öğrenimini tamamladık¬ tan sonra. onu kaybettiği gün. Onun ölümünden sonra da ailesine va¬ si oldu. Oğullan Alişan ve Haydar beylerin yetişmesinde katkıda bulundu. Fakat çok geçmeden çalışma ve çabalan haber alınıp takibe alındı. Seid Rıza. Ardın¬ dan düşüncelerini yaymak amacıyla "Jepin" adında bk gazete yayınlamaya başladı. Birinci Dünya Savaşı sırasında.muriyetten aynlıp Koçgirili Alişan Beyzade Mustafa Paşa'nm ya¬ nında çalışmaya başladı. Erzincan ve Dersim'de halkı örgüdeyip. Fakat ailesi. merkezi istanbul'da bulunan "Kürt Teali Cemiyeri"yle ilişki kurdu. aşirerin etkinliği ve büyüklüğünden çok "aydın yapısıyla" tanınıyordu. çalışmalannı burada yoğunlaştırdı. Seid Rıza'nın yanma yerkşri. Dersim'e geçerek. Alişan ve Haydar beylerin yanında çatışmalan yöneten liderierden biriydi. 1917'de Rusya'da Çariık devrilince. ordusu geri çekilmeye başladı. Bunun üzerine Alişer. 320 . ölünceye dek yoldaşı olarak kaldı. Seid Rıza'nın öteki dostu. "Artık bu dünyada yaşanmaz" di¬ yecekti. O günden iribaren Seid Rıza'nın siyasal danışmanı. 1920'de bk karakolda meydana gelen çatışma "isyan" sayılarak Koçgki'ye ordu sevk edildi. Çatışmalar başladı. Daha sonra çıkan aftan yararlanarak tekrar Koçgiri'ye dön¬ dü. istanbul'a gidip "Baytar" (Veteriner) okulunda öğre¬ nim gördü ve mezun oldu. Olaylardan sonra Dersim'e geçri. Baytar Nuri'nin Kürt sorunuyla alakası İstanbul'daki öğrenci¬ liği sırasında başladı. Ruslar Kürdere özerklik vere¬ cekleri vaadinde bulununca.

Fakat bir süre sonra. Baytar Nuri de sol koluydu. Yurtdışında öldü. Koçgiri olaylarından sonra Dersim'de tutuklandı. Örgütün akrif elemanlarından biri haline geldi. Dersim'de olanları duyurmak ve destek sağlamaktı. Dersim dağlarında son günüydü. 1937 Ağustosunda Alişer'le durum değerlendirme¬ si yaparken. bir gün sonra da Dersim'den ayrılacaktı. Yazmaya ağırlık verdi. llksor dağında. Koçgiri olaylarından sonra.. Anlatdanlara göre. kul- 321 . Nuri Desimi. Anılarında anlattığına göre. Dersim başsız kalınca Nuri Dersimi Beyrut'a yerleşti. Seid Rıza'yı mezhepsel sınırlılık ve Der. 1919'da "Kürt Teali Cemi- yeti"ne girdi. Görevi dış dünyayla ilişki kurmak. Türk yetkililerle görüşmeye giden Seid Rıza tutuklandı. daha sonra bizzat Mustafa Kemal tarafından af¬ fedildi. Seid Rıza'nın oradaki bir dostunun yardımıyla Sovyetler Biriiği'ne geçecekti.Kürt öğrenci örgütüne üye oldu. Öte yandan "Kürt Teali Cemiyeti"nin üyesi olarak İstanbul'daki örgüt merkezi ve cemiyetin başkanı Seid Abdülkadir'le sıcak iliş¬ kilerini sürdürdü. 1937 yazında Güney sınırından yurtdışına çıktı. Seid Rıza ile vedalaşmış. Alişan ve Haydar Bey kardeşlerle dostluklar kurdu. Seid Rıza. ikisi Seid Rıza'nın en yakın dostu haline geldi. Alişer Bey'le Dersim'de yeniden bu¬ luştu. Genel bir anla¬ tımla Alişer Seid Rıza'nın sağ koluysa. Karara göre. Alişer Erzurum'a gidecek. Okulu bitirdikten sonra Koçgiri'ye atandı. Geride Hatıralarım ve Kurdistan Tarihinde Dersim adında iki kitap bıraktı. Alişer. 1937 yazına kadar Seid Rıza'nın yanında bulun¬ du. Alişer Bey'le tanıştı. simliHk kalıbından çıkarıp daha genele yönelten de Baytar Nuri ile Alişer idi. onun Sovyetler Biriiği'ne gidip olayları anlatması ha¬ linde yardım sağlayabileceğini söylüyor ve Moskova'ya gitmesini istiyordu. Ardından idam edildi. Burada.

Öz amcası Seid Rıza'nın kellesinin getirilmesi görevi de ona verilmişri. Rayber bildirilerde hâlâ "direnişçilerin safinda" görünüyor¬ du. çevresini uyarmış. Ama Seid Rıza oyunu sezinlemiş. Rayber geliyor. Rayber'in direnişçilerin safi¬ na geçtiği resmi bildirilerle açıklanmışn. Gelenlerin başında Rayber vardı. Kirvelik. devlet güçleriyle çalışmış. Daha sonra takrik değiştirilmiş. "heval" (arkadaş) diye hitap etriği eşi Zarife'yle oturuyordu. Amaç. yol göstericilik yapmışn. karşı dağın yamacındaydı. öteki Halborili Emir Ali'ydi. Rayber. 322 . bir kafilenin bulundukları yere doğru gelmekte olduğunu gördü. "Alişer'in imdadına yetişin!" diye emir vermişti. Yakından tanıdığı öteki at¬ lı Rayber'in kardeşinin oğlu İsmail. en yakın akrabalıktan. Çay ve yemek için hazırlık yap" demişti.landığı mağaranın önünde. Devlet oyunun inandırıcı olması için bil¬ diriler dağıtarak. O da elinde dürbünle yolları gözlüyordu. "eyvah. Rayber'in adamlarıyla birlik¬ te Alişer'in bulunduğu mağaraya doğru gittiğini görünce yerin¬ den firlamış. Alişer de eşine. muhbirlik. konuklarımız var.. Aynı sırada Seid Rıza da. Fakat bunu başaramamışri. kardeşten de ileri kutsal bir bağdı Aleviler arasında. avına yaklaşıp avlanmasını sağlamaktı. Seid'in imdada gönderdiği adamlar yola çıkarken.. Alişer dürbünle yollan tararken. Alişer'le de kir¬ ve. Biri Rayber'in amcazadelerinden Vanklı Efendi'ydi. Rayber'in yanında başka tanıdıkları da vardı. Rayber. onun isyancdara katıldığını her tarafa duyur¬ muştu. dahası Rayber'i yakınına yanaştırmamıştı. kardeşim Alişer hainin pençesine düştü" de¬ miş birkaç kişiyi çağırıp. Seid Rıza'nın kardeşinin oğluydu. "Heval.

güven vermek istiyor olmalı ki." Zarife Hanım. Rayber ve adamları birer sigara sarıp yakarken. Alişer tütün tabakasını çıkarıp Rayber'e sundu. dost görünümlü Rayber'e güvenemediği için. Alişer'in eşi Zarife Hanım. Kendisi de çay yapmak üzere ateşi harladı. eşine endişelerinin yersizliğini anlatırken.. Kürt ge¬ leneklerine göre. mermi Vanklı Efendi'nin başına isabet etmiş¬ tir. tabancasının namlusuna mermi sürüp beline yer¬ leştirmişti. m nekujîne!' (arkadaşım o. Alişer. onun kirve¬ sine zarar verecek kadar düşüp küçülemeyeceğini belirtiyordu. Alişer.* * * Zarife Hanım. alçaklığın sonuna ka- 3i3 . Minderini sundu. Baytar Nuri. onu mağaranın bkkaç metre ötesinde karşıladı. Rayber bulundukları yere yaklaşmıştı. Yolumuz buraya düşmüşken kirvemi bir ziyaret edeyim dedim. tam yurtdışına çıkacağı sırada Rayber'in çıkıp gelmesini hayra yor¬ madığını söylüyordu. fakat öldüğünü anlayınca tabancasını çekerek hain Ray¬ ber'e ateş etmiş. 'Ew hevale min e. ziyarerinin nedenini açıklama gereğini duymuştu: "Biliyorsun kirve. Oturdular. konuklara ikramda bulunmak üzere yanlarından ayrıldı. Seid Rıza'nın uyanlarım hatırlatarak. Türk ordusu top. Rayber. tüfek ve uçaklarıyla bize aman vermiyor. Rayber ve adamlan daha görü¬ nür görünmez. Savaş hali. tütün konuğa ilk ikram ve dostluk sunuşuydu. öldürmeyin) diye feryat et¬ miş. Onun için sıkça yer değiştiriyoruz. kendince tetikte ve hazırlıklıydı. kendisini eşinin üstüne atarak. Vankh Efendi cansız yere düşerken. tabakayı ötekine uzatıyordu. Ne zaman ne olacağını kimse bilemez. Kağıda bk si¬ garalık tütün alan." Alişer'in tütün tabakası elden ele dolaşıyordu. Fakat tam bu sırada bir silah patlaması ve Zarife Hanım'm haykırışı yükseldi: "Yoldaşımı (rehevalım) vurdular!. Hizmetlerine bakan adamlarından bi¬ rini taze su almaya gönderdi. sonrasını anılarında şöyle anlatıyor: "Şaşalayan eşi. tütün tabakası tekrar Alişer'e gelmişti. düşmana karşı savaşıyoruz.

5 bin liralık ödülünü verip yolcu ediyordu: İsmail Top. 'Paraya tapan. Alişer'in nasıl. Onun için şu 5 bin liradan ben de pa¬ yımı istiyorum" diyordu. O hain Alişer'i orta¬ dan kaldırmakla Seid Rıza'nın elini." Rayber. İsmail Top'un daha sonra anlattığına göre. "bu işi bklikte yaptık. içecekler sunuyor." Araştırmacı Kahraman Aytaç anlatıyor: "O gün Rayber'in yanında bulunanlar arasında Balikan aşi¬ retinden biri de vardı. silahını Alişer'in emsal¬ siz eşi. Mağaraya vardıklarında Alişer ve eşinin başı kesik cesetieriyle karşılaşıyor¬ lar. Fakat Seid Rıza'nın adamları yetişemiyoriar. bu yüzden tüm değerieri hiçe sayan bu hain bk melenet yapabilir' diyerek adamlar gön¬ deriyor. vatana hizmet için yaptım!" İsmail Top susuyor. onu kocasının cesedi üzerine cansız düşürmüştür. bu emsalsiz Kürt kızına da tevcih ederek. silahına davranı¬ yordu: "Eşşoğlu eşşek. Vurulabilirdim. 3İ4 . Biriikte teh¬ likeye attık kendimizi. Dersimliler. Dersim yolunda. Kansı silaha davrandı. Onun. Fakat vuramıyoriar. kolunu kestin. Rayber ve adamlarının mağaraya doğru gittiklerini görünce içine sinmiyor.dar gkmeye karar vermiş olan Rayber. ne parası? Ben para mara almadım. hizmetlerinden ötürü sır¬ tını sıvazlayıp yanaklarından öpüyor ve şöyle diyordu: "Vatana büyük bir hizmette bulundun. para olduğu gibi Rayber'e kalıyordu. Alişer ve eşinin başını Elazığ'a götürüyordu. sonra arkamızdan ateş açtılar. hangi hileyle katiedildiğini ondan dinlediler. Rayber'e yiyecekkr. ödülü Abdullah Alpdogan'ın elinden almak üzere. Katillerin peşine düşüp ateş ediyoriar. Rayber İsmail'in pay istemesine öfkeleniyor. O bundan sonra Alişer'siz bir şey yapamaz. Bu işi pa¬ ra ödülü için değil. Alişer'in hizmetine ba¬ kan adamlann ve olayla yakından ilgili Dersimlilerin anlatnğı¬ na göre gelişmeler şöyle: Seid Rıza." General. Abdullah Paşa Rayber'i bir kahraman gibi karşılıyor.

Böyle bir ortamda. Sovyetlere göre Kürt¬ kr. İngiltere ise kendisine gekn mek¬ tubu "bakın dikkate bile almıyoruz" anlamında. dikkatkri bile çekmiyordu. isyankâr gericileri gemlemek ve medenileştirmek için uğraş veriyordu. Dünyanın gündemi. cevapsız kalacak. "İlerici Türk dev¬ leti". Almanya'da yüksekn Hider rejimiydi. Oysa. Kürtlerin sorunu kimseyi fazla ilgilendirmiyor. Ayrıca. * * * Seid Rıza'nın. Fa¬ kat bu olaydan sonra hiçbir Dersimli bu adı vermedi doğan çocu¬ ğuna" diyordu. İngiltere ve Fransa'dan aldığı destekk isyan ettiğinin kanıtı olarak gösterilecekti. sansür duvarı nedeniyle dünya. Dersim'de olanlardan ha¬ berli de değildi. ülkelerin Dışişkri Bakanlıklarına gönderdiği mektupta şöyle deniliyordu: 3^5 . Seid Rıza'nın mektuplan hiç kimse tara¬ findan dikkate bik alınmıyor. yaşanmıştı. İstanbul Konso¬ losluğu aracılığıyla Türk hükümetine veriyordu. Dersim Generali imzasıyla İngiltere. Sovyetler Biriiği. halka karşı gkişilen hareketin vahim bk hal alma¬ sı üzerine. "Rayber adı bizde çok yaygındı. "ilerki dünya kamuoyu" diye nitelenen Sovyetler Bir¬ liği'nin de Dersim'k ilgiknme nedeni yoktu. dünyanın etkin birçok devlerinin Dışişleri Bakanlıklarına birer mektup yazarak. insanlık adına acil müdahalede bulunulmasını istiyordu. o güne dek Dersim'de 'görülme¬ miş. "gerki. Bir Dersimli olan Ali Atik. Seid Rıza'nın mektupları. ancak Ankara ta¬ rafindan.Kirvenin kirveye kötülüğü. Fransa ve Ameri¬ ka Birkşik Devlerieri başta olmak üzere. duyulmamış bir olay ve bağışlanmaz en büyük ihanetti. DIŞ DESTEK VE BESfi'NlN ÖLÜMÜ Seid Rıza. medeniyete kafa tutan" bk yapıydı. Ama para hırsıyla bu da olmuş.

Sosın yaylalannda. Sayın Bakan. Bahriyar aşi- rennden Şahin Bey'di. Direnişimiz karşısında Türk uçaklan kasabalan bombalıyor. Savaş olanaklannın eşitsizliğine ve bombardıman uçaklannın yangın bombalannın. Zi¬ lan ve Beyazıt ovasında olduğu gibi silahlara sanldılar. 1930'da Ararat tepesinde. ana dillerini konuşanlara eziyet ederek. günler boyu sürmek üzere tazeleniyordu. en derin saygılanmın kabulünü rica ederim. göçün uzak yollarında can vermek yerine kendilerini korumak için. ben ve yurttaşkrım Türk ordusunu başansızlığa uğratdk. Son olarak Türk hükümeti. fakat sabahm ilk ışıklanyla biriikte taarruz. Aydın¬ lar kurşuna diziliyor. Zindanlar yumuşak başlı Kürt halkıyla dolup taşıyor. Dersim Generali Seid Rıza" Seid Rıza. Üç milyon Kürt. bu halka zulmetmektedir. akşam ka¬ ranlığına kadar bombalama devam ediyordu. Şahin Bey. Üç aydan beri ülkemde tüyler ürpertici bir savaş sürüyor. Türk ordusunu durduran kişi."Yıllard'an beri Türk hükümeti Kürt halkını asimile etmeye çalışmakta ve Kürt dilinin gazete ve yayınlannı yasaklayarak. Yaz ortalarında bir sabah. 1937 yılının yaz başlanna kadar ailesiyle Bogır dağmm Sosm yaylasında tutundu. asılıyor ya da Türkiye'nin tecrit edilmiş bölgelerine sürgün ediliyor. benim sesimden ekselanslanna sesleniyor ve bu hükümetinizin yüksek manevi etkisinden Kün halkını yarar¬ landırmanızı istirham ediyor. kendisiyle yapılan bir anlaşma so¬ nucu bu baskılardan anndınlmış Dersim bölgesine de girmeye kalkışmışdr. Kürdistan'ın bereketi! topraklarindan gidenlerden büyük bir bölümünün telef olduğu Anadolu'nun çorak topraklanna zorunlu ve sistemli göçler dü¬ zenleyerek. Bu olay karşısmda Kürder. kara biriikleri uçak filolannm eşliğinde taarruza geçiyor. yakıyor. Gece sükûnet için¬ de geçiyor. kendi buluşu gerilla taktikleriy- 326 . boğucu gazlann kullanılmasına rağmen.

küçük eşi Beşe. Uyurken. Ama. Öteki gazetelerden bazıları. Seid Rıza ve yakınları. top atışlarının kesilmesin¬ den yararlanarak uyumaya çekilmişti. Onu. yaklaşan. onu uykuda vuruyor. duygu¬ dan arınmış bk savaş ve öldürme makinesi olarak gösteriyordu. Bu Seid Rıza'nın karildığı en büyük kavgaydı. Hıdır. 327 . ama iyi ta¬ nımadığı kişilere ihtiyatlı davranıyordu. uzaktan akrabası ve en güvendiği adamların¬ dan biriydi. bir başkası aşkı. kayıplar verdirip silah ve cephane ele geçiri¬ yordu. Seid Rıza. Şahin Bey. hakkın¬ da uydurduklannı birinci sayfada yayınlıyorlardı.le sızmalar yapıyor. zevk ve se¬ fayı düşünen bir kadın portresi çiziyordu. Bese'nin gözü pek. sabahın seherinde başlayıp akşam karanlığına dek süren bir çarpışmada yorgun düşmüş. Uzunmeşe yöresinde ça¬ nşma yeniden başlıyordu. Beşe. Ortahkta "kelle avcılan" dört dönüyordu. başına ödül konan bir gerilla lideriydi. Ovacık'ın Senkan bölgesinin. oğlu Şeyh Hasan ik torunu¬ nu bu çarpışmada kaybediyordu. hava ile kara taarruzlarına rağmen çemberden kurtulmuşlardı. Beşe. Cum¬ huriyet gazetesinin bkmez tükenmez malzemesiydi. başını kesip Hozat'taki askeri ka¬ rargâha götürüyor ve ödülünü alıyordu. Pırço'nun oğlu Hıdır diye tanınan adamını nöbetçi bırakmıştı. Gazeteci Barbaros Baykara. Şahin Bey. Örneğin. O nedenle. Gazeteler. devlet raporianna dayanarak yazdığı Dersim adındaki iki ciklik romanında. daha sonra "propaganda edebiyattna" da konu oluyordu. Hıdır. Türk basınının da başlıca malzemelerinden biriydi. onu cepheden cepheye koşarak asker öldüren biri olarak gösteriyor. Seid Rıza olayı duyduğunda büyük kedere kapılıyor ve birkaç gün sonra da Sosın yaylasını terk etmek zorunda kalıyordu. onunla ilgili haberler eksik olmuyordu. Ba¬ sında. savaşkan portresini çiziyordu.

Doğan m anlattıklan şöyle: "Aik efradmın ölüm haberi gelince. ashnda 328 . Burası Munzur vadisi. Ses¬ sizlik mevsiminde hile yoluyla çalışmanın amaca daha çok uy¬ gun olduğunu kararlaştıran ordu kumandam.Baykara'ya göre Beşe. Namusuma dokunama- yacaksmız bemm." SEİD RIZA BARİŞ GÖRÜŞMELERİNE GİDİYORDU.. Bogır dağı bölgesidir Baktım (Seid Rıza'mn) mavi gözler büyüdü. Sinir krizleri geçirdi. Yere yıkd. 2 bin 200 metreye ula¬ şan uzun menzilli bir Alman tüfeği kullanıyordu. Sakalım yolmaya has¬ adı. Kara haber. Ağdat'taki ikinci mezra olan Gogan'da Se¬ id Rıza'ya ulaşd. bir ordu ve gökten ölüm yağdıran uçaklara karşı kurşunu bitene dek çarpışıyor. Dr.. Bu nedenle çarpışmalara ara vermek zorunluluğu vardı. Seid Rıza'nın dizi dibindeydım. Bu zevki tatnrmayacağım size. Çocuklan ve torunlannın adlannı teker teker sayıyor. atmm üstünde dimdik yürüyen bir suba¬ yın binek hayvanını vurdu. Uzun sakalı titredi. ağ¬ lıyordu. yakala¬ nacağı an. Bunlann içi çürük ve boştur. Ölümü bile bulamayacaksımz!" diye bağırarak uçuruma adıyordu. Munzur dağlann¬ da mevzilenmiş olan Seid Rıza'ya Erzincan valisi aracılığıyla ha¬ ber göndererek. Keçisekmez kayalıklannda bir avuç in¬ sanla. kurşunları birince taşlar firlatıyor. Unutamadığım bk kelimesi vardı: Dersim'i yok edecekler. şim¬ diden bütün orduya ateşkes emri verilmiş olduğunu. Bu kovuklardan askeri harekâd izliyordu. Kutsal türbeler. Gözleri çok keskindi. Baykara'nm anlatıklannm gerçeğe uygunluğu bir yana. Nuri. ölüm haberinden sonra Gogan kalesine sığındı Kutsal aile kabristanı da buradadır.. "bem sağ yakalayamazsınız. Dersimlilerin isteklerinin kabul edileceğini. F. yüz-yüz el- h yıllık ulu çınar ağaçlanyk kaplıdır. Seid Rıza'nın. 1937 sonbahanna doğru Ovacık'ın sarp bolgelenne çekildiğini yazıyor ve devam ediyor: "Bu bölgede kış mevsiminde savaşmak Türkler için imkansız¬ dı. Sert kaşkn dikeldi. silahsız¬ ların canına kıyacaklar! Seid Rıza. Her ağacın çapı 7-8 met¬ reyi bulur. çoluk çocuğu kıracaklar. Bir defasında 2 bm metre uzaklıkta.

silahı bırakıp gö¬ rüşme masasına oturduğu takdirde. kızları.Dersim'in tek başına bazı aşiretieri dışında diğer aşirederin üze¬ rine henüz askeri harekât yapılmadığını. torunları. Dersim baştan başa yangın yeriydi. oğlu Şeyh Hasan dahil. Dersim harekâri durdurula¬ cak. eşi Beşe. Ankara'ya gidip Atatürk'le görüşmek ve Dersim olaylarını doğrudan ona anlatmak istiyordu. kimsenin kılına dokunulmayacağı gibi. Ağustos ayı sonlarında. Ortaya dökülen ödül yüzünden. akrabalarının peşine düşmüştü. Seid Rıza'ya görüşme ve barış yapma önerisi geliyordu. za¬ rarlar devletçe karşılanacaktı. Ancak. Cumhuriyet gazetesinin 29 Ağustos 1937 tarihindeki başlığı şöyleydi: 329 . kelle avcıları tarafindan avlanmıştı. Valinin yaptığı çağrıya göre. babanın oğula. (5 Eylül 1937)" * * * 1937 sonbaharına doğru. Ailesi kırıma •uğramış. görüşme masasına oturmayı kabul ettiğini bildiriyordu. Dersimlilerin bir kısmı "insan avcısı" olmuş. Seid Rıza. yapdmasına da gerek görülmediğini ve oluşan zararları ödemeye hazır olduklarını bil¬ direrek. şartları arkadaşlarıyla görüşüp tarrişnktan sonra. kavga arkadaşları. Erzincan valisinden. af ilan edilecek. Öne sürülen şartlar çekiciydi. Vali. damadarıyla aileden 47 kişi öldürülmüş. bir şartı vardı: "Inspektör" General Abdullah Alpdoğan'la banş anlaşması imzaladıktan sonra. Bazı dosdan onu terk edip. Atatürk'ün kendisini beklediğini bildiriyordu. Seid Rıza'yı Erzincan merkezine getirmeyi başarmış ve orada yanındakilerk birlikte tutuklamışd. Kidesel kırımlarla kan nehirleri akıyordu. Anlatılanlara göre. "devletin şefkatli kolları arasına" koşmuştu. Dersim'de insanlığın bu denli çürüyüp kokmaya başladığı bir sırada. kardeşin kardeşe güveni kalmamıştı. bu isteğinin de kabul edildiğini.

o da gitmiş. verilen sözler unutulmuş ve tutuklanmıştı. "banş görüşmelerine" çağırmış. 13 Eylül 1937 tarihinde. "Kurtuluş günleri" şenliklerk. Seid Rıza Atatürk'le görüşmek ve "banş anlaşmasını" imzalamak üzere. Gazetelerin yazdığına göre. ama ele geçtikten sonra. 330 . Seid Rıza'nın "barış görüşmeleri¬ ne gitme" karan henüz kesin değU. aynı tarihte olayı "Tunceli'de son temizlik" di¬ ye duyuruyor. Genelkurmayın kitabında ise Seid Rıza'nın "10 Eylül 1937 günü Erzincan'da teslim oldu"ğu yazıyordu." Tan gazetesi. "eşkıya Seid Rıza'nın Erzincan hükümet binasına gelip teslim olduğunu" yazıyor ve ekliyordu: "İki avanesiyle beraber Tunceli Ağır Ceza Mahkemesi'ne ve¬ rilecek. vali aracılığıyla. fakat kurtuluş ümitleri sönünce Er¬ zincan'da teslim olmuştur. "5 Eylül günü Erzincan'a gitri" diye yazı¬ yordu. İngiliz ve Fransızlarla çarpışa çarpışa geri alındığı ne kadar doğruysa. resmi söylemle "teslim" tarihi çelişkiliydi. ertesi gün de Genel VaHlik karargâhının bulunduğu Elazığ'a gö¬ türüldü. "teslim" olma yoktu." Oysa. ama "daverin tuzak" oldu¬ ğunu. Devlet. Haberde şöyle deniliyordu: "Dersim'in son sergedesi Mahut Seid Rıza hükümete dehalet etti. Aynı gazete. Sapürmalar bir yana. Seid Rıza Erzincan'da sorgulandı."Şaki Seid Rıza yakalanmak üzere. kendi isteğiyle Erzincan'a gitmiş. Seid Rıza'nın "dehalet" ettiğini (sığındığını) yazı¬ yordu. Seid Rıza'nın da kendiliğinden gelip teslim olduğu da o kadar doğrudur. ellerine kelepçe vurulunca anlamıştı." Gazete bu haberi verirken. Doğru olan. Erzincan'a gidişi. top ve tüfek atışlanyla kudanan şehirlerin Rus. Suçlu kaçıp gizlenmiş. "niyet" niteliğindeydi. Yakın dostu Dersimi. Seid Rıza'nın "gel görüşüp banşalım" denilerek tuzağa çekilmesiydi.

şaşkınlıktan büyüyen gözler¬ le ona bakıyor. Yüzünü aç da göreyim. fakat daha vaHHk binasından içeriye girerken yüzü asılıyordu. bir de karşısındaki sakallı.Seid Rıza. diyordu. Nöbetçinin telefonundan birkaç dakika sonra. oyum işte. bir fotoğrafla geri dönüyordu.. O nedenle sıradan. silahını doğrultup "Dur. Ben Rızo'yum dedim. Görüşme yerine sağlıklı bir biçimde varmak için bir tedbirdi bu. Seid Rıza bir araca bindirilip götürülüyor. Seid Rıza eksik olmayan espirilerinden birini padatıyor "oğlum" diyordu.. sonra gözlerinde sevinç pınltılanyla "sen Seid Rıza'sın.. yine de emin olmak için "bir dakika bekle" diye¬ rek. defalarca geldiği bu binayı biliyordu. Kimi görevli." diye bağırıyordu. yoksul bir köylü gibi giyinmiş. Seid Rıza. Nöbetçi uyanık biri miydi. katıra bin¬ miş. ilgisiz bir asker tanıyıp ateş etmesin diyeydi. Seid Rıza. Yöredeki as¬ kerler efsanevi düşmanı yakından görmeye koşuyorlardı. Erzincan'a giderken. "Ben Seid Rıza değilim demedim ki. Erzincan'la Ovacık arasındaki AHbey köprüsü¬ ne vardığında nöbetçi askerlerce durdurulmuştu. yanına da iki adam almıştı. bu cevap üzerine. "burada olduğu¬ mu komutanına haber ver. Adın ne? Rızo. tanınmamak için yüzünü gö¬ zünü kapatmıştı. kimsin?" sorusuna şu karşılığı veriyordu: Bir yolcuyum oğlum. yüzünü açınca asker. Seid Rıza onun şaşkın haline gülümseyip yol gösteriyor. yaşlı adama bakıyor. Nöbetçi askerin. As¬ ker bir fotoğrafa. Ne yapacağını bilemiyordu.. İşte bu fo¬ toğrafla tıpkısın. köprü başı as¬ kerlerle dolmuştu. Çünkü. Yıllar önce Erzincan'ı kurtarmak üzere aştığı Kırkmerdivenler geçidinden geçip. Her ney¬ se. Vali 331 . Ama sen Seid Rıza diyorsun. Bunun üzerine. nöbetçi kulübesine gidip. kimi meraklıydı.. yoksa Seid Rıza'yı bekleyence tembihli mi bilinmez." Nöbetçi şaşırmıştı." diyordu..

boş yere "Atatürk" diyor. konuşmayı da reddetti. bir çocuğu kandırmaya çalı¬ şanların edasıyla söylediklerine. Savcı. Ama bilgi vermek bir yana. ha¬ reket. dağ bayır ve aşiret adlarını söyledik¬ lerine kanıt yapıyordu. bodruma. Seid Rıza idam ediHyordu. o zaman yargı yolu-yöntemi firlatılıp kenara atılıyor. "Yüksek Mahkeme'ye" hitabıyla başlayan suçlamada. nezarethanelerin bu¬ lunduğu alt kata götürülüyordu. Savcı Hatemi Şahamoğlu'nun imzasını taşıyordu. suçlamaya göre. Verilen sözler uçmuş. Suçlama¬ da. görüşeceksin" diyor ve onu bir hücreye kapatıyorlardı. savcının. "tamam tamam. arnk "ele geçmiş" bir tutsaktı. mahkeme de "Inspektör"e bağlıydı. Seid Rıza'nın konuşmamakta direnerek. bağımsız Kürdistan'ı kurma hayaliyle isyan etrikleri belirtiliyor. ısrarla yönelrilen "neden isyan ettin?" sorusuna da umursamaz bir tavıria. Atatürk'le ikili gö¬ rüşme yapmak istediğini tekrariadığı belirriliyordu. başlangıçta. Seid Rıza ve arkadaşlarının. dökülen sudur" karşılığını yermekle yetiniyordu. Böylece. Aldanlıp tuzağa düşürül¬ düğünü söyledi. yok olmuştu. Fakat. "Kürt yoktur" dedikten sonra.makamının olduğu üst kata değil. yargılanmak üzere mahkemeye de çı¬ karıldı. olmayan Kürrierin. BlR GARİP YARGILAMA Seid Rıza. Seid Rıza. Seid Rıza. Dersim'in aslında öz be öz Türk olduğunu söylüyor. Yasaya göre. Ankara açısından "işlem acilleşiyor". iddianameye dönecek olursak. O. hakkında hazırladığı "suçlamada" da (iddianame) yer alıyordu. kesrirmeden gidilerek. "usule-adaba uygun" iddianame bile hazıriıyor- du. "yakalandıktan" sonra sorguya çekildi. daha sonra Dersim'de Kürt bulunmadığı öne sürülüyordu. Onu bodrum kattna götürenler. Hatta savcı. "vali ile görüşmekten" söz ediyordu. Seid Rıza. 332 . havaya karışmış. Seid Rıza'nın konuşmamakta direndiği. "kınlan testi. "Kürdistan'ı kurma isyanı" oluyordu. daha sonra.

yer yer bazı aşiretlerin. "asayişin berkemal" olduğu beHrtiliyordu. Asker 333 . 1937'deki askeri müdahale öncekilerden farkı anlatılırken şöyle deniliyordu: "Her zaman olduğu gibi. Daha olmazsa Bakır dağına (Bogır). teyit eden ifadelere yer veriliyordu. Şöyle deniliyordu: "Mart ayı içinde (1937) birtakım aşireder sükûn ve huzurdan sapmışlardır. Suçlama. son bir yılda tüm Dersim'de 1 8 cinayet iş¬ lenmiş ve faillerin tümü yakalanmıştı. Mazgirt'in Pah nahiyesinde ve Harçik çayı üstün¬ de yeni yapılan ufak Kahmut köprüsü yakılmış ve bazı karakol¬ larımıza silahla taarruz edilmiştir. Savcı devam ediyordu: "İlin nüfusu da 110 bini geçer. Ondan sonraki süreçten 1937'nin ük aylarına kadar ise hiçbir olay olmamışri Dersim'de. Kalan deresine." iddianamede. Bunlara. (Dersimliler) başarı sağlayacakların¬ dan şüpheleri yoktu. Başları sıkışınca. "Dersim baskınına". söyleneni bir cümle ya da bir paragraf sonrasında kendini yalanlaması. ancak söylediklerini bir sonraki paragrafta yalanlayarak. Dersim eşkıya yuvası olarak nitelendiriliyor. çürütmesiyle ilginçti. adeta mutluluktan sıkılarak olay çıkardığı izlenimi veriyordu. Nitekim seid ve reisler. " Suçlama. daha sonra "Dersim olaylarına" geliyor. isyana kadlan aşireder ise şun¬ lardır: Mazgirt kazasında Demenanhlar ve kısmen Yusufan ve Nazimiye kazasında Hayderan ve Hozat kazasından da Abbasu- şağı aşiretieridir. fakat daha sonra "isyan"ın meydana gelmediğini doğrulayan. Ali boğazına kaçarlardı. bu defa bütün aşiretlerini arkalarında sürükkyememişlerdir. Tujik Baha'ya çıkılırdı. yine Kutu deresine.Savcı. Bahtiyar aşireti reisi Şahin (Sahan) ile Kureyşan aşiretinden Şeyhanlı kolu reisi Hüso Seydo (Hüseyin Cesur-Sey Üse) ve arkalarına takdkları 15'er 20'şer kişilik ça¬ pulcuları ilave etmek lazımdır. İddianameye göre. isyan deniyor. son iki yılda önemli bir olayın meydana gelmediği. Hükümetin işi gücü yoktu da peşlerine as¬ ker salacak değildi ya! Asker gelse de ne olabilirdi? Dersim son otuz senede 1 1 defa askerle karşılaşmıştı.

Gelip geçmenin serbest olduğunu öğre¬ niyor. kendisini karakola davet ediyor. Otur kalk emri de Sesenkale'de verilir. komşu vilayetlere kaçarken Erzincan köprüsünde yakalanmış ve yüksek mahkemeye mevcuden sevk edilmiştir. Savcı okumaya devam ediyordu: "Seid Rıza. artık sorguya suale ne gerek görüldüğünü bir türlü anlayamıyor. rica ederim yazmayın. isyan ederken bu kez yanılmışlardı. Bütün hesaplar yanlış çıksa dahi. baş tarafa Alişer'in adım geçir¬ mek lazımdır" deniliyordu. Kuş olsa Bakır dağına çıkamazdı. Fakat köprüye gelince jandarma nöbetçisi kendisini yakalı¬ yor. Ken¬ disine zarar gelmesin. Alişer üzerinde özellikle duruluyor ve "isyanı hazırlayanlardan bahsederken. Sesenkak'deki evinde oturur. Çok defa Viyalık'ta. Sürekli olarak Ankara'yı sayıklıyor. yanındaki dürbünün üzerinde yazılı isminden şüpheye düşen görev aşığı nöbetçi. kendisine sorulan her soruya cevap yerine şu sözle¬ ri tekrarlıyor: Kırılan testi. Eşkıya yuvalan temizlenmek üzere hazırlıklar yapılmış ve önlem¬ ler alınmıştı. bu kısma ait ifadesinde ifade ettiği son temen¬ niyi tekrar ediyorum: Jandarmanın süngü çektiğini. Kimliğini özenle saklamasına rağmen. sün¬ güsünü çekiyor. Seid Rıza. Hozat'ın Sin nahiyesine bağh Ağdat köyündendir. İddianamede. Yusufan aşireti reisi Kamer ile Şeyhanlı Hüsso (Hüseyin Cesur) ve Hayderan reisi Kamer de yukarıdaki 334 . Son fişengini sarf ettikten ve yanındaki avanesi de kısmen imha ve kısmen dağıdlarak. Dersim'in seidi ve Yukarı Abbasuşağı'nın reisidir. belge aranıp aranmayacağını inceliyor. Seid Rıza.. kişiliğinde topladığı seidlik ile reislik haleti ruhiyetini. dökülen su imiş." Savcıya göre. sorgusunda verdiği ifadede de kolaylıkla okumak mümkün¬ dür.kırklara kanşsa Kutu deresine inemezdi.. Erzincan köprüsünden geçerken. Seid Rıza. askerler daha me¬ şe yaprakları dökülmeden çekilip giderdi. Seid Rıza'nın. kendisi Sarıoğlan'da tek başına bırakıl¬ dıktan sonra. Suçlunun. Suçlulardan. DersimHIer. Bir kere teslim olduktan sonra. Dersim'e ait işler Viyalık'ta görülür.

Türk basınının yazdıkları ise bu tarihle çelişiyordu. hâlâ "Dersim'in imar ve reform" programından söz ediliyordu. hükümet imar ve reform programını uygularken. Ama "imar ve reform düşmanları" boş durmamış¬ lardı. Dö¬ nemin Türk basını da bu rakamı doğruluyordu. 7 kişinin idam edildiğini yazıyordu. yasalara göre bir yol izlenirken. İlk isyan hareketi Yusufan ve Demenan aşiretieri içinde başlamıştır. resmi söylem ve idam edilmişlerin yakınları tara¬ fından söylenen tarih uyuşmuyor. Mahkeme ise evrensel "hukuk" bir yana. Seid Rıza'yla birlikte 10 kişi daha asıldı. başta Seid Rıza. Seid Rıza'nın dostu Nuri Dersimi. halka baskı yapılacağını. astıkları insanların adları bi¬ le tutanaklara yanlış geçiriliyordu. Yine Dersimi'ye göre. aniden pişman olunu¬ yor ve acele tarafından "idam töreni" düzenleniyordu. Ankara tarafindan "infazları" yapmakla görevlendirilen Çağ¬ layangil. isyanda Seid Rıza'dan aşağı kalmayan bir rol oynamış ve şahsen ve fiilen asileri sevk ve idare etmiştir. İdam tarihi ise başka bir tartışma konusuydu. Bahtiyar aşireti reisi Şahin de nihayet kendi yandaşlarının nef¬ ret ve kini arasında can vermiş. tuzak ile bir araya getirilip asıldılar.zihniyeti anlattığımız tiplerdendir. birbirini tutmuyordu. isyanın meydana gelişine gelince. Cebrail ve ölü Alişer ile Şahin olmak üze¬ re suçlular da boş durmuyorlardı. kadınlara tecavüz olacağım söy¬ lemişlerdi. idamların 18 Kasım 1937 ta¬ rihinde gerçekleştirildiğini yazıyordu. Seid Rıza dahil. sistemin yasalarını da yadsıyan. halkın geleceğini iyileştirmeye çalışır¬ ken. Demenan aşireti reisi Cebrail. köprülerin askeri amaçh olduğunu yaymış." iddianamede. Baş¬ langıçta. Gazetelerin yazdıklanyla. Aceleye geldiği için mi bilinmez. "Boş durmayanlar". a- Seid Rıza ve birlikte asılanların tümü entrika. 335 . kenara atan bir "garipHk"ti. birtakım benzerleri gibi hesap gününe yetişememiştir.

Demenanlı aşiret reisi Cebrail oğlu Hasan. hem Cumhuriyet. 17 Kasım 1937 tarihli Kurum gazetesi. Seid Rıza'nın idam ha¬ berini üç sütunluk başlıkla veriyordu. Resmi tarih ve resmi söylem idam tarihini karmaşıklaştınyor- du. idamlann "ta- rih"i konusunda. oğlu Reşik Hüseyin. Kureşanlı Hasan. Yusufan aşireri reisi Kamer. 16 Kasım 1937 ta¬ rihinde. Mirza Ali'dk. Hayderan aşireti reisi Kamer ve Demenan aşireti reisi Cebrail. Şey¬ hanlı aşiret reisi Haso. Ankara'da alman idam karan tarihinin "infaz" gü¬ nü olarak anlaşılıp. hem de Kurum gazetesiyle çelişiyordu." Oysa idam edilenler ve adları şöyleydi: Seid Rıza. Parti ve hükümet yayın organı Ulus gazetesi. basına verilmiş olmasından da kaynaklanıyor 336 . Kurum gazetesinin idam haberini yayınladığı sayısında man¬ şet Atatürk'ün seyahatine aynlmıştt. 15 Kasım 1937 tarihli sayısının manşeri "Atatürk Malatya'da tetkikler yaptı" biçimindeydi. birinci sayfasında "Seid Rıza ve 6 avanesi dün idam edil¬ diler" başlıkh bir haber yayınlıyordu. Kureşanlı Seid Hüseyin. Diğer idam mahkûmlarından 4'ünün cezası 30 sene hapse çevrildi. Gazete. tarih ve gün bakı¬ mından Cumhuriyeti doğruluyordu. oğlu ve beş avanesi idam edil¬ di" diye. Kamerin oğlu Fındık. Atatürk'ün Malat¬ ya'da olduğunu da manşetten bildiriyordu. Haberin ayrıntıları ise Kurum'da yayınlananların aynısıydı." Haber dördüncü sayfada devam ediyor ve şöyle denUiyordu: "7 idam mahkûmu şunlardır: Seid Rıza ve oğlu Hüseyin. Rejimin resmi organı "Kurum" gazetesi. Gazetenin haber başlığı şöyleydi: "Seid Rıza ve arkadaşları asddı. Kanşıkhk. 32 suçlu da muhtelif ceza¬ lara çarptınldı. Hemen altında ise "Makinede" başhğı ile "Seid Rıza." Hemen altındaki alt başlıklar haberi özeriiyordu: "İdam edilenler 7 kişidir. Yusufan aşireri reisi Kamer oğlu Fındık. "son dakika" haberi veriliyordu.Dönemin yarı resmi Cumhuriyet gazetesi.

Elâzığ'da mahkeme düzme. onu Seid Rıza'dan koparmak mıydı? Bu da bir bilinmez. "Dersim'in iman" programının müteahhiderinden biriydi. Sosın yaylasındaki çatışmada. Onu. Yetim Hüseyin. babasının yanında. Ona yol ve köprü inşaatları veriliyordu. çocukluğundan beri. İstihbarat subayı sözünde duruyordu. asıldığında bıyıkları yeni terlemeye başlamıştı. uçakların taarruzunda yaralanmıştı. başında bulunduğu yol inşa- 337 . oğlunun hasta¬ nede tedavi görmemesi halinde yarasının kangren olacağını ve ölebileceğini söylüyor. sonra da babasıyla birlikte asılıyordu. sağ salim geri getirmek üzere Reşik Hüse¬ yin'i almayı başarıyordu.. Seid Rıza'nın küçük oğlu Reşik Hüseyin. hâlâ "devletin en güvenilir adamlarından" biriydi. Dersim'de "İstihbaratçı Şevket" adıyla tanınan Albay Şevket. Reşik Hüseyin gerçek¬ ten hastaneye yatırılıyor.olamaz mı? Bilinmez ama. Seid ve 6 arkadaşının 18 Kasım 1937 tarihinde ipe çekildikleri gerçeği çıkıyor ortaya. Kureyşanlı Seid (Yetim) Hüseyin. Annesi Elif. Seid Hüseyin hâlâ yol yapımıyla meşguldü. Onca kırım ve kan sesine rağmen. olayı öğreniyor ve anneyle dostane ilişki kuruyor. ama iyileşir iyileşmez hapishaneye ka¬ patılıyor. Seid Rıza'nın evi bombalandığı sıralar ve daha sonra. neden zahmete katlanıp. Atatürk'ün Elazığ'a varışından bir gün önce idam edilmeleri dikkate alındığında. Bağışın amacı. ama Dersim'de insan kırımı sürerken.. * Gencecik delikanlıyı da astıran "entrika adaleti" ötekiler için farklı mı işliyordu? Bilinmez. Seid Rıza'ya bağlılığıyla bilindiği halde. düzenleme gereği duyulduğu da bir başka bilinmeyen ya. oğlunu saklamış ve yara¬ larını sarıp kendi olanaklarıyla tedaviye çalışmışri. 17 yaşını bile birirmemişti. doğru dürüst Türkçe bilmeyen haliyle.

Onların uyarısına kaçmamışri. infaz görevlisi Çağlayangil'in açıkladığı¬ na göre. idamın o kadar acelesi var ki. hele hele savcının suçlamasından sonra savunmalarına da yer verilmedi. devleti rahatsız. daha sonra sanıklar yaka pa¬ ça cezaevinden alınıp. Inspektör Abdullah Alp¬ doğan Paşa tarafindan onaylanıyor. Bazıları Türkçe de bilmeyen sanıkların avukatı yoktu. Savcı Hatemi Şahamoğlu. götürmeye gelenlerin tavrından sezinlemişri. tıpkı Seid Hüseyin gibi entrika kurbanlanydı. Kamer ve Cebrail ağalar da. Tutuklamaya geldiklerinde. Seid Hü¬ seyin. davanın görülmesine bile zaman aynlamıyor. yargılama olduğunu kaydetmiyor. akıllarından da geçmemişti. idam formalitesinin tamamlan¬ dığı gece yarısı mahkemesi hariç. daha sonra iddianamesini yazıp. İlk sor¬ guda söylediklerinin dışında. Resmi kayıtlar. Cumhuriyet gazetesinin yazdığına göre. 338 . uykulu uykulu "gece yansı mahkemesinin huzuruna" çıkarılıyordu. giderken. "ben bir şey yapmadım" rahadığıyla entrikaya kanmış. kadınlar kalabalığı tarafindan seyredilmişri. diktatörlüğün emrindeydi. Çünkü. Götürü¬ lürken. idam karan önceden yazılıyor. Hukuk. duruşma. 23 Eylül 1937 günü tamamlandı. bu kez yol ve köprü hallerini konuşmaya çağrıl¬ madığını. tedirgin edecek bir halleri olmamış. 5 Ekim 1937 günü mahkemede okudu. Gariptir.atından "komutan seni isriyor" diyerek götürmüşkrdi. valilerin sofra arkadaşlarıydı. Akındaki aria menzili aşıp kaçma olana¬ ğı olduğu halde. kendi ayağıyla tuzağa gitmişti. Seid Rıza'nın sorgu¬ su. Onlar albayların. tıpkı Seid Hüseyin gibi hâlâ "dosttan çağrı" aldıklarına inanıyorlardı. bundan sonra. "Atatürk de Alevi" denildiğinde en başta "şah" diyenlerdendi.

Siz de biliyorsunuz ki. 339 . Buna rağmen neden isyandan bahsediyorsu¬ nuz? İsyan etmedik. iddianamede Seid ve arkadaşlarının idamını istiyordu. Fakat TC yasalanna göre. duruşmaya geririlen Seid Rıza rahat ve huzurlu görünüyor¬ du. Seid Rıza öldürüldüğünde 75 yaşındaydı." Savcı. Halborili Hasan. Nuri Dersimi'nin yazdığına göre. Mavi gözleri gamlı değil. Horlanıp aşağılanıyor. Hangi güçk. Oysa bizler ekmek peşinde koşan yoksullarız. Umursamazlık içindeydi. kendi kimliklerinin kaçağıydı. Dersimliler şehirde. eski çağların hüküm¬ darlarının yetkileriyle takviyeli General Vali'nin karargâhı sayesin¬ de şovenleştirilmiş bir şehirdi. Formalite için neden yoruluyorsunuz?" diyordu. Emir yukardan geldi. "Dersim'de nekr olduğunu he¬ piniz biliyorsunuz. "durup dururken neden isyan edip hu¬ zuru bozdun" sorusuna gülüyor. Onun daha sonra anlattığına göre. "Ama Halbori'de isyan yemini ettiniz" suçlamasını sinirli bir dille yanıtlıyordu: "Halbori'de isyan yemini ettiğimiz doğru değildir. Kuşarilmışlıklanna rağmen. orada is¬ yan karan alınmadı. İsyan etmek güç ister. Ölüm baskınına uğradık" cevabını veriyordu. Kendisine soru soran mahkeme başka¬ nına. "Ben Dersimliyim" demek de suçtu. hakaret görüyorlardı. burada "lanetli"ydi. belgelerde 58 yaşında gösterilerek idam edile¬ bilir hale geririliyordu. Halborili Hasan bunlardan biriydi. "aleni" olan mahkemenin "sorgu" bölümü¬ nü izleyen meraklılar arasındaydı. her zamanki gibi güleç bakıyordu. hangi sikhla isyan edebilirdik? Biz Halbori'de. bazı Dersimlilerin gözü ve kulağı Seid Rıza davasmdaydı. Dersimliler.* * Korkunun kol gezip. Bu belli. "bizi asacaksınız. 65 yaşını aşanlar idam edilemiyordu. Ama. iktidar sürdüğü günlerdi. bk şeref ve namus meselemiz için toplandık. Resmi propagan¬ danın etkisiyle Dersim canavar yatağı. Mahkeme başkanının. Dersim'e en yakın şehir Elazığ merkezi ise. her Dersimli birer canavardı.

genç yaşta. kişinin idam edilmesi için 18 yaşını aşması gereki¬ yordu. Üniversite mezunlannm "yok" denilecek sayıda olduğu bir dönemde Hukuk Fakültesi'ni biririp İçişleri Bakanlığı'na bağ¬ lı polis teşkilatında çalışmaya başlamıştı. Kaflcas göçmeni Çerkez bir ailenin oğluydu. saf değişrirmiş. askeri darbeyle devrilene kadar. daha sonra Süleyman Demirel'in yıllar boyu değişmeyen Dışişleri Baka¬ nı olmuştu. Sonra evine döndü. Bu darbede tutuklan¬ madı. 12 Eylül 1980 darbesinde Senato Başkanıydı. "komünisderi takiple gö¬ revli" birimin şefiydi. cezaevinden çıktıktan sonra. Çağlayangil. Tu¬ tanaklara yaşı 21 diye geçirilerek idam engeli kaldınlıyordu. düzenlik ile kendisine oy getirecek hizmederin yürütülmesini ona teslim et¬ miş. "diktatöriüğün gözde polisi". seçim bölgesi Bursa'nın diriik. Çağlayangil. 27 Mayıs 1960 askeri darbesinde DP kadrolanyla birlikte tutuklanmış. generallere rağmen si¬ yaset konuştuğu gerekçesiyle bir süre gözakmda tutuldu.Seid Rıza'nın Oğlu Reşik Hüseyin 17 yaşında bile değildi. Sistemin. sanatı ve eserieri" arasında. bu kez yeni gelenlerin adamı ol¬ muştu. sokulan ve komünisderi "birinci derecede tehlikeli düşman" saydığı devirdi. Bayar. Boş bulunan Cumhurbaşkanlığına da vekalet ediyordu. makamından indirildi. Akrif polirikadan çekilip. yıllar boyu valilik yapnğı Bursa'dan senatör seçilmiş. orada vali tutmuştu. Bu iki yeteneğiyle. hem de kurnazdı. 1965'te de önce çalışma bakam. gü¬ cün gözdelerinden biri haline gelmiş. DP'nin yerine kurulan Adalet Parrisi'ne (AP) kanlmış. İNFAZ GÖREVLİSİ ÇAĞLAYANGİL ANLATİYOR İhsan Sabri Çağlayangil. yatağında "hu¬ zur içinde" öldü. TC yasalanna göre. Hem zeki. genç bir 340 . Çağlayangil'in "hayatı. Yeni ikridann Cumhurbaşkam Celal Bayar'm en güveni¬ lir adamıydı. Daha sonra. emniyet müdürü olmuştu Demokrat Parri (DP) 1950'de ikridar olunca.

Çağlayangil. Atatürk döneminin ünlü Emniyet Genel Müdürlerinden. Atatürk böyle bir sahne istemiyor. Burada bir köprü yapmışlar. Ona verdiğim sözde durdum ve anlattıklarını yazmadım. Fırat. gazeteci Mehmet Ali Birand'ın 1992 ydında ya¬ yınlanan İşte Apo ve PKK adındaki kitabında. Seid Rıza'yı astırmak gibi özel bir görev yürütme de vardı. Geçmişini ve yapriklarım konuşurken. çalışnğım yayın grubunun bir dergisi için röportaj yapmak üzere buluştum. Aynı zamanda peygamber sülalesinden geliyor kendisi. yaptığı bu iş ve yürüttüğü görevden gurur duymamış olacak ki. Karakolda da 33 as- 341 . Asılsın Seid Rıza.. Daha sonra. Ama yaptığından pişman ve rahatsız görünüyordu. Bir gün beni çağırdı. Çağlayangil. üstlendiği görevi nasıl yerine gerirdiğini uzun uzun anlatri. Köprünün başında bir karakol.. başka bir anlatım biçimi olarak yer aldı.. yıllar yılı yakın çevresi hariç pek kimseye aç¬ mamıştı. bu olayı. Atatürk. Ondan önce gidip. Ta ki. gazetede tefrika edilen daha sonra kitap haline gelen anılarında gün ışığına çıkardı.. Elazığ'da bir topland olmuş. Aşiret reisleri Seid Rıza'nın affi için Atatürk'e tavassutta bulunacakmış. Derinliği de deniz gibi 17 metre olur. Onunla. rahat¬ sız etmesinler. Bu üç ayrı anlatımının harmanlanmış halini sunuyorum: "Şükrü Sökmensüer. bu işi halletmeni istiyoruz. Fakat. Duy¬ duk ki. olayı ilk kez. Hayatının bu bölümünün yayınlanmamasını istedi. dedi. 1986 yılında. daha derli toplu halde Güneş gazetesinde tefrika olacaktı. Atatürk gitmeden önce bu dava bitsin ki.polis şefiyken. Elazığ'a Singeç köprüsünü açmaya gidecek. Git ve bu işi bitir. Şeytan köprüsü denen mevkide dört metreye kadar da¬ ralır. kendini emekliye ayırana kadar. O tarihte Seid Rıza. Seid Rıza'yı astırma olayını da sormuştum. Seid Rıza'nın bir de dini vasfi var. Çünkü. Dersim'in lideri.

O zaman bu isyan olayı ile ilgili türiü rivayetier var. 'Ben de yann orada bir mevkiye gideceğim. Yarın da son gün. o ta¬ rihte Dördüncü Müfettişi Umum-i Abdullah Paşa var.' Paşa bize 'iyi ki gel¬ diniz' diyor. Devriyeler mevzilenmiş. Dersim meselesini kökünden halletmek üzere. Bu ara¬ da devriyeler bize yanlışlıkla ateş de açtılar. Askerierin başında İsmail Hakkı adında bk yedek teğmen. 342 . biz. Gideceğimiz mevki biraz tehlikeli. vekalete şifre çekmiş. Müfettişi Umum-i Abdul¬ lah Paşa'nm misafiri oluyoruz. Elazığ'da. işte bu olay. biz Elazığ'a gidip Dersim Harekâd'nı biriikte görmek istiyoruz' di¬ ye. Demirci Efe ile birlikte Kurtuluş Savaşı'nda çete kurmuş. Köprüye Dersimliler bir baskın düzenliyoriar. Fakat bölgeden aynlmadan önce Dersim'i görmek isti¬ yordum. Olaylan ya¬ kından takip ediyordum. Ateşim otuz sekiz. Önlendi. Biz ortadayız. çeteci bir adam. Atatürk olayla ilgileniyor ve ilgililere kesin talimat veriyor: Bu meseleyi kökünden hallediniz. Arzumu vali beye ilettim. Kam¬ yonun birinde askerier var. Ne olacağı belli olmaz. Vali ibrahim Etem Akıncı. Hasta hasta önceden belirlenen harekât sahasına varmak için yola çıktık. 'Dersim Harekâd'nı incelemek istiyoruz. Yollar devriye dolu. banş yapacağız. Diğerinde finndan yeni çıkmış sıcak ekmekler. Dersim isyanının başlamasıdır. Ama yine de ister¬ seniz sizi de alabilirim' dedi. Yemek yedik. Ben o sırada Malatya'da Emniyet Müdürüydüm. Sonra Malatya Emniyet Müdürlüğü'nden Ankara'ya tayin edildim. On beş gün önce tercüman aracılığı ile asilerle konuştum. dedim. Önümüzde ve arkamızda birer kamyon. hastalandım. istediğimizi anladyoruz kendisi¬ ne. Şövalye. Kendilerine aşiretierinin başı olan kişileri teslim ederseniz harekâd durdura¬ cağız. Ben alışkın deği¬ lim. Baskında kara¬ kol yakılıyor ve otuz üç askerimiz de şehit ediliyor. 'Emniyet Müdürüm Ankara'ya tayin edildi. Ankara'dan müsaade istihsal edilerek Vali Akıncı ile biriikte Elazığ'a varıyoruz. Zeytinyağlı sıcak bir yemek. Ama olayı da kaçırmak is¬ temiyorum.kerimiz var. Vali. Uzatmayalım.

Sizin aşiretiniz de bu- 343 . Kalanları da koyun¬ larına soktular. Kenti bunlar kurmuş. dedi Abdullah Paşa. Vaktiyle bir tarafinda Kastlar. Bugün buradasınız. dediler. Yüksek bir yerden aşağıya indik.Geleceğimiz yere geldik. Hemen ekmekleri kırıp yemeye başladılar. dediler. Siz Dersim'e giremiyorsunuz. Abdullah Paşa: Geldiniz mi. dedi ve ekledi: Niçin teslim etmiyorsunuz? içlerinden en uzun boylu olanı öne çıktı: Bir kadının tek kocası olur. olmazsa olmaz. Tuman da zamanla Demenan olmuş. Bunları size veririz. Asiler dağlara sığınmışlar. Onlar da son derece kararlı bir biçimde: Paşam nidek. Benim yanımda fotoğraf maki¬ nesi var. Ortalarda kimseler yok. Paşa onlara sordu: Listede yazılı olanlan getirecek misiniz? Üç kişi hariç. Bağırdık. düşündü. uzun boylu levent adamlar çıkd. Abdullah Paşa gelenlere çuvallarla ekmeği dağıttı. Abdullah Paşa durdu. Bir süre bekledik. Ortaya göğsü bağn açık. bu ağalar bizim kü¬ lümüzü attınriar. öte tarafinda Tuman¬ lar varmış. alır gidersiniz. sonra tercümana şunlan söy¬ ledi: Ben Kastamonuluyum. bir tercüman çıkd ortaya. Ettaf birdenbire dağ gibi meyillenir. Ben Tuman tarafindanım. Paşa onlara biraz sert: Devletle başedemezsiniz. Geldik. İn¬ diğimiz yere silahlı askerier dizildi. Askeri¬ niz var. Bunlar. Biz yann yine onlann elinde kalırız. on iki kişiyi getireceğiz. çağırdık. Olmaz. Şimdi siz hükümetsiniz. Abdullah Paşa muhtemel bir pusuya karşı önlemler aldırmıştı. kelime zamanla 'Kastamonu' olmuş. Bir mavzerli. Jandarmanızı so¬ kamıyorsunuz. Açdlar. dediler. dedi. bir alayı durdurur. Kastamonu'nun tarihini bilir misi¬ niz? Şehrin ortasından bir dere akar. Bunun için 'Kastuman' demiş¬ ler.

Zaman dar. Resmi tatil günü de yargılama yapıp adamı aşamayız ki. Aradan aylar geçti. Atatürk'ün istasyondan halkevine kadar ko¬ ruması da size aittir. siya¬ si polisten akı kişi alıp trenle yola çıkdm. Emniyet Müdürü Serezli ibrahim Bey. Dersim hare¬ kâd bitti. İşte bu sırada Atatürk. Emniyet Genel Müdürlüğü'nün siyasi şubesin¬ den istediklerini al. Beyaz donlu akı bin Doğulu Elazığ'a dolmuş. Ben bu sırada adamların resimlerini çektim.. Neyle gideyim? Resmi tatil gününde Elazığ'da olacağım. Sonra Malatya'ya. Emniyet Genel Müdürü Şükrü Sökmensüer Bey bana diyor ki: Atatürk. Atalanmız bir yerde buluşurlar. Savcı Hatemi Senihi Bey. hemen hazıriıklanmı yapdm. Ata¬ türk'ten Seid Rıza'nın hayatını bağışlamasını isteyecekler. Fakat zaman çok dar. Size on beş gün daha izin vereyim. Singeç köprüsünü açmaya gidecek. Savcı için 'kural dışı bir şey yapmaz. Bizden istenenler 'asılacak¬ lar asılsın' ve Atatürk'ün karşısına. O dönemde Elazığ Valisi Şefik Bey. Dersim'den ayrıldık. Yapmayın. Siz benim akrabamsmız. Mahkeme¬ leri sürüyor. Beyaz donlulann Atatürk'ün karşısına çıkmalarına meydan vermeye¬ lim. Sökmensüer'in yanından ayrılır ayrılmaz. Ata¬ türk pazartesi günü Elazığ'a gelecek. 344 . resmi tatil günü cumartesi öğlenden sonra. Seid Rıza ve çevresi yakalandı. Gi¬ din ve on beş gün sonra bu listedekikri getirin. dedi. Murat suyu üzerinde yeni yapılan Singeç köprüsünü açmaya Elazığ'a gidecek. O listede Seid Rıza da var. oradan da yeni görevime başlamak üzere Ankara'ya döndüm. Karayoluy¬ la Singeç köprüsüne geçecek.günkü Demenan.. 1937 yılında. Ve teslim etmeyecekleri üç kişiden birisi de Seid Rıza. savcı yardımcısı arkadaşım. mümkün değil' dedi. Başta Macar Mustafa olmak üzere. Emniyet Müdürü ibrahim Bey'e gittim. Şükrü Sökmensüer: Sivillerden. Cumartesi günü Ela¬ zığ'a yetiştim. beyaz donlular çıktığı za¬ man iş işten geçmiş olsun.

Savcıya gittim. Devir CHP dev¬ ri. tatilde ise çalışıp karar almanın mümkün ol¬ madığını bana bildirdi. ben senin iste¬ diğini yaparım. dedi. sıkıyönetim kumandanı olarak kararı tasdik edecek. Gittiğim¬ de mahkemenin aldığı kararı yazdırıyordu. Gün oluyor. çok oluyor. Bu konuda Ada¬ let Bakanlığı'ndan da şifre aldığını. Maksat hasıl olmuyor ki! Başkaca bir şey yapılamaz. Üstüne 'Abdullah Paşa'nm idamı' diye yazsanız kendisi asılacak. Savcı yardımcısı hukuktan sınıf arkadaşım. Paşa bu¬ nun da hazıriığını yapmış. Hakimle konuştuk. dedi. Durumu kendisine anlattım. O zamanlar dördüncü bölgede temyiz hakkı yok. Abdullah Pa¬ şa. 345 . mahkemenin kararını Atatürk gelmeden evvel vermesini ve geldiğinde Seid Rıza meselesinin kapanmış olması¬ nı istiyorduk. Hakim bana: Cumartesi mahkeme toplanmaz. diyerek kestirdi attı hakim. dokuzlara. Savcı rapor aldı. 'Yukarı¬ daki karar tastik olunur' diye yazıp imzalayarak boş kağıdı mah¬ kemeye vermiş. Arkadaşım vekil olarak sav¬ cının yerine geçti. Kendisi kararı daktiloya çektirmekle meşguldü. Ben de kendilerine sordum: Sizin saat 17:00'dan sonra davaya devam ettiğiniz olmuyor mu? Ooo. Ben bunu halletmek için hükümet tarafindan bu¬ raya gönderilmiştim. Biz mahkemenin tatil günü işlemesini ve alınacak sonucun in¬ fazını istiyorduk. Bana: Sen valiye söyle. Hakime dedim ki: Bu dediğiniz gün Atatürk geliyor. kararı veririz. ama mahkemelerin cumar¬ tesi tatil olduğunu. bu savcı rapor alsın gitsin. Halbuki biz. cevabını verdi. Herkes çekiniyor. Salı günü de idam hükümlerini yeri¬ ne getiririz. ancak pazartesi günü mah¬ kemeyi toplar. Ve ekledi: Ben de mahkemeleri etkileyemem. Mahkeme hakimini evinde buldum. Her şey hızla yürüsün diye. onlara kadar ça¬ lışıyoruz.

asılanların birbirini görmemesini emrediyordu. sanıklardan bazıları beraat etmiş. Mahkemenin yapılacağı halkevine lüksler koyarız. Bu işi bir an evvel hal¬ letmek lazımdı. Ceza infaz Kanunu. Hakim bu defa: Samiin (dinleyici) yok. Asacağı adam başına 10 lira istiyor. dedi.Eee. olmuyor mu? Yani pazar akşamı sahurdan sonra mahkemeyi açarız. Edam tine (idam yok). Meydanda birbirinden uzak dört sehpa kurduk. Farlarla çevreyi aydınlattık. Mahkeme kararı açıklandı. Vali bir de çingene cellat buldu. Ama ekledim: Savcı 27 kişinin idamını istedi. dedim. hakim ilamda idam lafını kullanmadığı ve ölüm cezasına çarpnrılmaktan bahsetmediği için verilen hükmü iyi anlamadılar. Ona da çare bulduk. Ramazan ayı idi. Mahkemeye götürdük. Sanıkları aldık. Seid Rıza sehpaları görünce durumu anladı. Otomobil farları ile idamın yapılacağı hapishaneyi aydın- ladrız. baştan beş saat ihlal etseniz. Gece 12:00'da hapis¬ haneye gittik. Emir böyleydi. sabah erkenden asılacaklar. diye bir vaveyle koptu. Gece saat 02:30'da mahke¬ me başlarsa. Ona da çare bulduk. Kabul ettik. mahkûmların ayrı bir yerde asılmasını. sonradan beş saat ihlal ediyorsunuz oluyor da. Asacaklar bizi. Kararları okununca. Çingene de geldi. Bu şartı da yeri¬ ne getirmeye çalışnk. Samiin de getiririz. 7 kişi ölüm cezasına çarptırılmış. de¬ dim ben de. Hiç unutmam. bazıları da çeşitli hapis cezaları almıştı. Hakim: Elektrikler kesiliyor. Pazartesi günü 24:00'dan başlıyor. Biz ona göre mi hazırlığımızı yapalım? Bilemem. dedi. Kaç kişi asılacak? Onu karardan önce söyleyemem. dedi ve bana döndü: Sen Ankara'dan beni asmak için mi geldin? 346 . Mahkemenin 72 sanığı var.

Basamazlar. 347 . dedi. Hafizalarımızdan çıkmaz. Böyle bir yazı yayınlanmaz. Yazı yayınlanmadı. yazdığım yazıyı okudum. içişleri Bakanı Şükrü Kaya'ya okut¬ muşlar. Savcı namaz kılıp kılmayacağını sordu. Gazetede yayınlan¬ mak üzere benden istedi. 'Bi hatayıh. Ama Seid Rıza. Hava soğuktu ve etrafta kimse¬ ler yoktu. otele gidiyorum. Çok etkiliydi. istemedi. iki daktilo sayfası yazı yazdım. Olmaz. cinayet¬ tir. Sonradan. basılıp basılmayacağım ben bilirim. Emniyet Müdürü'ne: Ben üşüdüm. Hitabet tarzı karşısında benim tüylerim diken diken oldu. Cinayettir' yazdım. Yazının başına da. Ama ihtiyann bu cesaretini takdir etmekten kendimi alamadım. oğluma verirsiniz. Verdim yazıyı. Seid Rıza'yı meydana çıkardık. kendisini uyandırmamışlar. Son sözünü sorduk. Atatürk seni çağırıyor. Oğlu yaşında bir subayı öldürecek kadar kad yürekH olan bir insanın bu mukadder akıbetine acımak zor. Sandalyeye ayağı ile tekme vurdu. Bana güldü. Atatürk uyuyormuş. bi hatayıh. O gece hafizama nakşolmuş bir gecedir. dedi. ayıptır. Hiç unutamıyorum. meydan insan doluymuş gibi sessizli¬ ğe ve boşluğa hitap etti: Evladı Kerbelayıh. Biz bu işleri belki zamanında halledemeyeceğiz (idam gecikebi¬ lir ihtimaline karşı) diye. Söyleyiş tarzı çok enteresandı. Çingeneyi itti. Bu yaşlı adam rap rap yürüdü. Atatürk bir gün sonra Elazığ'a geldi. dedim. zulümdür. demiş. Treni gece kör makasa çekmişler. Asabım çok bozuldu. dediler. 40 liram ve saatim var. Ayıpdr. Sen ver. İpi boynuna geçirdi. Zulümdür. Evladı kerbelayıh. dedi.Bakıştık. infazını gerçekleştirdi. Ben sabahleyin Atatürk'ün treninden çıkan Ulus muhabirine. Otek döndüm. İlk kez idam edilecek bir insanla yüz yüze geliyorum. Çok kötü olmuştum. dedim.

kahvaltı ediyorlardı. Ben o sırada Şükrü Sökmensüer'e yolcu tre¬ ni ile dönmek istediğimi söyledim. Bir yerlerde basdrmış ve Şükrü Kaya'nın yaverine vermiş. dedi ve ekledi. Atatürk'e gittim. Singeç köprüsünün açılışından akşamüstü dönen Atatürk'ü. İsmail Müştak Bey de sahneye çıkmış. araşdrdım. Bizim sivil polisimiz Macar Mustafa. Çok iyi tertibat almıştık. biri¬ ni de kendime alıkoyacağım. dedi Atatürk. Neyse. dedi. Atatürk sağ salim halkevine geldi ve buradan Singeç köprüsüne hareket etti. Cadde boyun¬ ca yürüdü. Pek çok beyaz donlu (Kürt) vardı cadde kenarların¬ da. Biri adım atsa. Yalnız iki tanesini sakladım. Arabasına da binmedi. Koltuk arkalarındaki boşlu¬ ğa masalar kurulmuş. Çabuk git. Bana bir resim gösterdi. Beyaz donlulann arasından yürü¬ yerek geçti. basılanlan imha et. ben idam yerinden aynlırken resim çekmiş. İkisini de bana ver. Emriniz yerine getirildi. Öyleyse maiyetine hakim değilsin. halkevi müsamere salonuna aldılar. Haberim yok.Gittim. yenilip içiliyor. dedim. Ben tam gitmeye 348 . Seid Rı¬ za'nın sehpada sallanırken çekilmiş resmi. Ben de kafiledeyim. Benim ellerim cebimde ve iki elimde de tabanca yü¬ rüyorum. Verdim. Güneş Dil Teorisi'ne ait konuşmalar yapıyor. bu resmin negatifini bul. Ben hemen negatifleri. Ve Atatürk trenden halkevine hareket etti. Bu resim ne Emniyet Müdürü. basılanları imha ettim. Resimlerden ikisini sakladım. Sen bu resimleri ne yapacaksın ki? Müsaade ederseniz ilerde anılarımı yazacağım. hemen önleyeceğiz. 'Olur' dedi. dedim. Ne olacak onlar? Müsaade ederseniz birini zat-ı devletlerine vereceğim. Resimlerden birini kendisine uzattım. Halkevi istasyondan bir hayli uzakd. Beyaz donlular hiçbir şey söylemeden bakıyoriar. Gittim. Şükrü Kaya da Atatürk'e ilet¬ miş. Hepsi imha edildi mi? Edildi efendim.

"beni oğlumdan önce asın" diyordu. Yusufan aşiretinin reisi Kamer de oğlu Fındık ile. Yusufanlı Kamer de. izin vermemiş. Babalar. sonraları "bit pazarı" ola¬ rak anılmaya başlayan Buğday meydanındaydı. oğullarını darağacında görmek istemiyorlardı. mahkemeye gidiyoruz' diye yatışdrdı. Saat on oldu. Cellat işini görsün diye darağaçlan. Gözlerini açıp da kalabalığı görünce ürktü.." SEHPADAKİ BABALARLA OĞULLAR idam gecesinin cezaevi sahnesinin tanıklarından Mehmet Ala¬ dağ anlatıyor: "Gece yarısı cezaevini basdlar. Atatürk durumu izlemiş ya da öğrenmiş. askerler şehri içerden kuşatma akına almıştı. Asanlar." Elazığ Cezaevi. Kurbanlar asılmadan önce. Asılmak üzere idam alanına getirilen kafilede babalar ve oğul¬ lar birbirine zincirlenmişlerdi.. meydanda yan yana dizilmişlerdi. Hepsini birbirine bağlayıp asmaya götürdüler. Belki de benim gönlümü alacak: Hayır. Askerler. otomobil farlarıyla aydınlatılmıştı. şehir zifiri karanlıktı. bizim için gelen bizimle gider. Sofrada Sabiha Gökçen de bulunuyor.. Oğlu derin uykudaydı.hazırlanırken.. Yollara bomba konursa diye baştan bir pilot tren gidiyor. şehrin merkezinde. Sarsıp uyandırdılar.. Seid Rıza ile oğlu Reşik Hüseyin'in kollan birbirine kelepçe- lenmişti. demiş. Seid Rıza'yı yatağından kaldır¬ dılar. herkese son istekleri soruluyordu. Bomba konmuşsa pilot tren havaya uçacak. arka so¬ kakları sarmış. babası 'telaşlanacak bir şey yok. onu. Gencecikti. dedi.. Onların asılacağı gece. Cezaevi ve idam alanı yasak bölgeydi. 349 . Atatürk sofrada ve yolda. Elektrik verilemediği için. Beni oğlumdan önce asın. Ankara'ya dönüyoruz. Seid Rıza. Trene bindik. Onu darağacında asılı görmek istemiyordu. yasa ve hukuk gereklerine bağlı görünüyorlardı. henüz 17 yaşını bitirmemiş Reşik Hüseyin'e ayrıca düşkündü.

Ayağının altındaki taburenin çekilişini. "rap. Celladı yana iterek sehpaya çıkışı ve ipi kendi başına boynu¬ na geçirmeye çabalaması ayrıca etkileyiciydi. ölümle hayat arasındaki kısacık çizgiyi dakikalarca yaşadı. Fındık iri yapılıydı. önce oğulları asıp babalara seyrettirdiler.. Reşik Hüseyin darağacında babasına son kez seslendi: "Baba. bir kez de evlat acısıyla öldü¬ ler. Celladın boynuna ilmiği geçirme¬ sini gördü. Aynı kaderi Yusufanlı Kamer de yaşadı. Kürt ulusu sağ olsun!" Yusufan aşireti reisinin oğlu Fındık. tanıklık ettiği sahneye şaşarak baktığını söylüyordu. Eli kolu bağlı. Babalar. s* * Reşik Hüseyin'i. gencecik be¬ deninin boşlukta sallanışını. Onu asmak üzere Ankara'dan gönderilmiş Çağlayangil bile. onu asarak öldürmek için uğraşmak zorunda kaldılar. son anlarında evlat acısı ya¬ şattılar. iki kez ip koptu. Babalara. oğlunun çektiği acıları bütün ayrıntılarıyla seyretti. gözyaşlarıyla dolup buğulanan gözler¬ le seyretti.. seyretti. onun gidişini. Fındık.Fakat tersini yaptılar. son düello çırpınışı karşısında donup kaldığı¬ nı. babasından koparıp darağacına götürdüler. rap" diye anlatıyordu. onun ölümle dansı. 350 . ayak bilekleri prangalı halde. Reşik Hüseyin'den bir¬ kaç yaş büyüktü. Seid Rıza. Köprü başında yolunu kesip hakaret eden teğ¬ meni vurmuştu. Ayağının altındaki tabure çekilmeden önceki son haykırışını da. Celladar. Asılırken. idam edilmeden önce.. Babası idam sırasını beklerken. Seid Abdülkadir ve Şeyh Said'in idamında olduğu gibi. rap. Nuri Dersimi'nin yazdığına göre.. Seid Rıza'nın ölüme gidişini Çağlayangil. son haykı¬ rışını dinledi.

askeri çember aralandı.. Genç oğluna bakı¬ yor gibiydi. Fakat onun belleğine resimlenen. Uzun boyluydu. Şimdi. gizliden gizliye dua edenler de vardı. Bütün şehir. Nakış nakış. Sakalı apaktı. donmuş bakışlarla öylece duranlar. hüzünle büyülenmiş. Güle.» * * Seid Rıza ve arkadaşlarının ölü bedenleri. Asıldığı yerde ayaklan yere değiyordu. "Seid Rıza'mn sonunu görme" davetiye'siydi bu. Onlar. gün boyu parke taş¬ lı meydanda. çanklan ayağınday¬ dı. Seid Rıza çok yaş¬ lıydı. seyre davetliydi.. Bir bebek gibi. korkunun seyirlik Gün doğarken. Reşik Hüseyin'in son haliydi. Gözleri açıktı. Yanındaki darağacının kollan arasında sal¬ lanan oğlu gencecikti. İpin ucunda sallanan ölü bedenlere hınçla bakıp öfkeli sözler söyleyenlerin yanında. Seid Rıza'nın başı oğluna taraf yanyordu. Ço¬ raplarını. Seyre davet için mahalle ve mey¬ danlara tellallar çıkarılmış. güzeldi.. köylere haberci müfrezeler gönderil¬ mişti." 351 . Asmaya kıyılamayacak kadar yakışıklı. rengârenk çorapların üstünde. Seid Rıza'nın idamı "kudama gü¬ nü "ne çevrilmişri. Buğday meydanı ve çevresi gezgin satıcılar ve farklı düşünce¬ deki seyirci seliyle dolmuştu. gözyaşını içine akıtarak ağlayan. * Seyirciler arasına katılanlardan biri de. manzarası haline getirilmişlerdi.. gösterme zamanıydı. nakışlı yün çoraplan ayağındaydı. şalvarının paçaları üstünden dizlerine kadar çekmişti. gördüklerini elli yıl sonra şöyle anlariyordu: "Seid Rıza ile oğlu yan yana asılmışlardı. Uzun. "gelir vergisini" öde¬ yememekten tutuklu Mehmet Aladağ'ın genç eşi Güle (Güllü Aladağ) idi. ipin ucunda sallandı. artık devletin gücünü sergileme. İpteki ölü canlar halka gösteriliyordu. Baldırına dolayarak bağkdığı çank iplerinin ucundaki püs¬ küller sabah yelinde sallanıyordu.

Muhafızların koruması altında kamyona koyup. Kimine göre. neresi olduğu bilinmeyenlere götürdüler. insan ayağının bile değmediği bir sarplıkta kazılan çukura gömüldüler.. saatlerce sonra ipten in¬ dirdiler. Mezarları bile belli olsun istemiyorlardı. Öldürülmüşlerin sonrası da meçhul kaldı.* Seid ve yoldaşlarının ölü bedenlerini. Yakıldığına ilişkin mü¬ hürlü. benzin dökülüp yakıldı. 35i . imzalı tutanak. Kimine göre. ertesi gün Elazığ'a gelen Atatürk'e elden verildi.. dağların ardında.

SEKİZİNCİ Bölüm DERSİMLİLER DİYE "KURTULDUK" SEVİNİRKEN. inönü'nün kar engeli yüzünden. uygulayıcı birlik komu- 353 .. Seid Rıza'nın idam edildiği sıralarda. "Dersim sonuna kadar susturulacak"tı. kurmaya hazırlanıyordu. bunun "paşasal bir taktik" olduğunu akıllarına bi¬ le getirmiyorlardı. "Dersim meselesinin bittiğini" ilan etmişti.. Seid Rıza'dan sonra "yangının duracağına" ina¬ nıyor. yeni temizlik ve arındırma projeleri hazırla¬ makla meşguldü. İsmet Paşa. Çünkü Türk devleti bildirilerle "Seid Rıza ve arkadaşlarının teslim olması ha¬ linde. Dersimliler. Oysa. yakılıp yıkılanın üze¬ rinde geleceklerini yeniden inşaya çalıştıkları bu süreçte. kimileri yan¬ mış. ismet Paşa'ya söyletilen kinli bir söylemle. tek başına devletti. Devlet sözü ise inanılır. Artık endişeye. Dersimliler. Başbakan İsmet İnönü de. tedirgin olmaya gerek yoktu. "Dersim meselesi bitti" dediğini. yıkılmış hayatı yeniden inşaya. kimsenin kılına dokunulmayacağını" açıklamış. 1938'de. "barış ge¬ lecek" sözünü defalarca tekrarlamıştı. Köy ve benzeri toplu yaşama alanlarının nasıl temizleneceğine ilişkin kılavuz (yol gösterici) talimatname yeni hazırlıklardan biriydi. Seid'in idamından sonra. Kitapçık haline getirilerek. Ankara 1938 baharında uygulanmak üzere. Dersimlilerin ölülerini gömdüğü. ölüm seferlerinin sükûn bulacağına inanıyor. Ankara. güvenilirdi. "Sel Seferleri"nin yeni aşamasına. bahar taarruzuna hazırlanı¬ yordu.

ateşleme suretiy¬ le genişletilir. taş ve topraktan ibaret olup. yalnız tavan ve direk¬ leri ve ağaç dalları vardır. uy¬ gulamaya zamanı kalmadan parti içi iktidar mücadelesinde yenik düşüyor. Kapısından içeriye odunlar yığılarak. etraftaki mühim noktalar emniyet kuvvetleri ile tutulmaya devam edilerek köy aranır. Köyün büyüklerinden birkaç kişi rehin olarak tutulur.tanlarına dağırilan ve "Tunceli bölgesinde eşkıya takip hareketle¬ ri. ağaçlar meydana çıkanlır. pencere ve bacadan bomba atılmalıdır. Köy içinde fazla durmak ve alman vazife haricinde bazı eratın yolsuz işlere dalması yasakdr." ismet Paşa. yüksek damlarda mevziye sokulur. Bu esnada bir iki makine¬ li tüfek. köylerin basılması ve sonraki işlemlere ilişkin madde şöyleydi: "Köy halkı toplanır ve dışarıdaki birlik komutanının yanına getirilir. köy arama ve silah toplama işleri hakkında kılavuz" adını ta¬ şıyan "talimatname "de." Kılavuzda. rejisöre fazla iş bırakmayan usta bir yaza¬ rın senaryosunu andırıyordu. Ondan sonra. kurala bağlanıyordu. ahır. yanında top varsa. askere ateş eden köy. yıkım ile yok etmeler kaideye. yakından kuşadlmalı. Toplanacak odun ve çalılar burada yakılmak suretiyle bina ate¬ şe verilir. Ancak dam üstünden bir kısım toprak adlarak. Kitapçıkta yakma işi ayrınnlı bi¬ çimde tarif ediliyor ve şöyle deniliyordu: "Damlar. Müfreze. toplu imha da şöyle kurala bağlanıyordu: "Bir dam (ev. Kimi Dersimliler." "Kılavuz kitapçık". görevden alınıp yerine Celal Bayar atanıyordu. 1938 yılı "icra programı"nı da hazırladı ama. samanlık) içine sığınıp direnen eşkıyayı imha için. top ile tahrip edilir. daha sonra "o bizi kırdı" diyerek Celal Ba- 354 . Bunları yakmak güçtür. Örneğin.

Seid Rıza'nın oğlu Bura İbra¬ him'i katleden Kırgan aşiretinin sonu hakkında şunları yazıyor: "Seid Rıza ve Bahtiyar aşiretinin çekilmesinden sonra yerle¬ rinde kalmış ve imha edilmişlerdir." * ^ * Bayar'ın dillendirdiği "kari surette tasfiye". Dersim denilen işi. dağlardaki karla¬ rın erimesi. geçiş engellerinin ortadan kalkmasından sonra. Bayar dönemindeki uygulamaların plan ile projeleri çok önceden hazırlanmışn. o. kalınan yerden harekâta devam edileceğini söylüyor ve şöyle diyordu: "Bu sene. bağlılık faaliyetle¬ rine de bakılmıyordu. Oy¬ sa Kalanlılar başından beri devletle işbirliği halindeydiler. birçok işkenceyle karşılaştıktan sonra Sin köyünde 355 . Yeni dalga. Ağlama. sızlama. haziran ayında başladı. kati surette tasfiye etmek kara¬ rındayız. Kimsenin geçmişteki hizmetine. planları yürüten hüküme¬ tin başı olmuştu sadece. göreve başladıktan sonra yaptığı bir açıklamada. dere ve vadilerin kuruyup. emre bağlı sivil bir memur konumundaydı. yaranma adına. Üstelik yeni taarruzda. Başka bir deyişle. Kurdistan Tarihinde Dersim kitabında. İsmet Paşa'ya sonuna kadar bağlı kalacak¬ lardı. kendi başına karar alma yetkisi bu¬ lunmayan. İçlerin¬ den sayısız muhbir. şimdi hedef olmaktan ötürü şaşkındılar. önüne çıkanı akma alıyor ve "sonuna kadar" susturuyordu. devlerin yanında yer alıp çatışmalara katılan.yar'a düşmanlık edip. ama Bayar yeni bir şey yapmamış. kelle avcısı çıkmış. Kalanlılar. Askeri rejimin yapısı düşü¬ nüldüğünde de. ay¬ rım da yoktu. Nitekim Celal Bayar. yalvarma da boş yereydi. inisiyatifi. 1938 baharındaki ilk "vuruş" Kalan aşirerine yapılmışri. Dersim poHtikasının değişmediğini. Reisleri Şatoğlu Salman ile eşi Hatice. acımasızhklanyla ünlenmişti. "bitti" bildirilerinden sonra taarruzun daha şid¬ detlenerek başlamasına şaşmışlardı. Fakat Kır¬ gan aşireti iki kere şaşkındı. Tuncelililer.

" Mehmet Bayrak. Dersimli ağaların akıbetini şöyle açıklıyor: "Abbasan aşireti reisi Mustafa (Miço) Ağa. 1938'de Der¬ sim'de kurşunlanarak öldürüldü. Dersim'in eski milletvekülerinden Mustafa (Miço) Ağa. Kırganhlann yerlerini askeri karargâh yapmış. Pergozan aşireti reisi İbrahim Ağa 1938'de yakılarak öldürüldü. O zaman bütün ağalar Elazığ'daydık. Karaseyid. Kumandan Pa¬ şa'yı gördük. Sadakadmızı söyledik. Türkler. Karabal aşiretinden emekli subay Haydar. Bahriyar aşiretleri de "Sel Seferleri"nin altında kalıyordu. kız ve çocuklar samanlıklara kapatılarak ateşle yakılmışlardır. devlerin "dost kuvvet"leri olarak bilinen Ferhat. 1926 yılında heyet halinde Ankara'ya gidip. bunlann 1938'de öldürüldüğünü yazıyordu. Eğer Şeyh Said yahut Şerif buraya gelseydi. Dersim'deki bu aşiretlerin tümü. Atatürk'e bağlılıkla¬ rını bildirmişlerdi. Kürtler ve Ulusal-Demokratik Mücadeleleri adındaki kitabında. aşiret reisleri. Ferheden aşireti reisi Cemşit Ağa. Yusufan aşireti reisi Kamber. 356 . Miço Ağa dahil." Aynı anda. vallahi silah atardık. Abbasan aşireti reislerinden ibrahim Ağa. eşyaları yağmalanmıştır. Karabal aşireti reisi KangoZade Mehmet Ali Ağa 1938'de öldürüldü. Mehmet Bayrak. Kırgan aşiretinden orduya sığınanlar da birer birer toplatılarak. Şeyh Memedan. Pilvenk. kadın. Kureyşan. Şeyh Said İsyanı sırasında hükümetin en sadık destekçilerinden biriydi. Hain berhudar olmaz.kurşuna dizilmişlerdir. Şeyh Said İsyanı ve daha sonraki aşamalarda Türk devletine destek vermiş. Kırgan aşireti reisi Zeynel. Diyap Ağa ile öteki milletvekilleriyle birlikte verdiği ve 27 Mayıs 1925 tarihli Vakit gazetesinde yayınlanan ortak demecinde şöyle diyordu: "Mevcut hükümete candan bağlıyız. meydanda kalan hayvanlarını orduya vermiş. Mazgirt. Karabal aşireti reislerinden Koço. erkekler bulundukları yerde kurşuna di¬ zilmiş. duacıyız.

Tesadüf sonucu kurtuldu. her kafadan bir ses çıkıyordu. kendi ayaklarıyla ölüme gitmeye karşı çıkıyordu. Dr. Kimi "daha güzel topraklarımız olacak. Fakat. gidelim" di¬ yor. kimileri de olaya daha farklı açıdan bakarak "bu bir tuzak¬ tır" diyerek. Kırgan aşireti reislerinden Mustafa ve Soran aşireti reislerinden Hıdır Ağa 1938'de Dersim'de öldürülmüşlerdir. Peyavangen aşireti reislerinden Süleyman. Aşireti. "biz başından beri devlete yardımcı olduk. Devlete katkı¬ larıyla bilinen ve kurtulmayı başaran amcası Bertal Tanrıverdi ta¬ rafindan büyütülüp. Dr. Bamasoran aşireti reisi Yusuf. Selametiniz için.Beran aşireti reislerinden Hasan. Aşirerin güce bağlılığı TC'den de eksik olma¬ mıştı." KAN sesi Dr. ailesinin trajedisiyle birlikte. Pevangan aşireti reisi Cafer. korku." Dr. Inspektör General Abdul¬ lah Alpdoğan'dan bir emirname alıyordu. Burada öldürüldü. okutuldu. "tehlike var" diyerek karşı çıkanla- 357 . Sultan Abdülhamid tarafindan "Paşalık" kaftanıyla ödüllendirilmişri. kimi "dede toprakları bırakılıp yabancı diyarlara gidilmez" diyor. tedirginlik ve heyecandan. devlete ilgi ve katkıla¬ rından ötürü. Sait Kırmızıtoprak bu ailedendi. Aşiretin önde gelenlerinden Mustafa Bey. neden kö¬ tülük etsinler bize" diyenler. Türkiye'de bir süre doktorluk yapnktan sonra Irak Kürdistanı'na geçti. köyde tartışmala¬ ra neden oluyor. Kırmızıtoprak. Emirnamede şöyle deniliyordu: "Bütün Civarikliler toplanıp Elazığ'a gelsin. Doğu Dersim'den. Aşiret önde geleni ve Dr. Sait Kırmızıtoprak. bölgesindeki olayları da daha sonra yazdı. Kırmızıtoprak'ın amcası Bertal Tan¬ rıverdi. Kırmızıtoprak'ın yazdığına göre haber. Albeyan aşireti reislerinden Koço. Konya'ya tayininiz çıkmıştır. Çocukken ailesinin yok edilmesine tanıklık etti. Nazimiye'nin Civarik köyünden ve Hormekan aşiretindendi. Alan aşireti reisi Ali. Osmanlı'dan beri devletle işbirliğini sürdürmüştü. 1938 yaz aylarının ortalarında.

Baxtiyar aşireti Kürtlerinin çoğunluğu. Sıvan imzasıyla yazdığı kitapta. oyunun rengi ortaya çıkıyordu. emzikli. çocuk. Dersim'de olanları şöyle yazıyor: ". çoğu defa da süngülenmek suretiyle imha edildiler. Kureyşan aşireti mensuplanyla.rı bastırıyor. Dr. Fakat Nazimiye ilçesine bağlı Razadan köyünün yakınındaki dereye geldiklerinde. 1938 bahannda hükümet. Dersim'in çevresine. Bu çağn üzerine hükümet kuvvetierine teslim olan ve silahlannı veren Karabal. Kırım ve 358 . bütün silahlannı tes¬ lim edecek olan asilerin affedileceğini ilan etti. Liderlerin birer birer ortadan kaldırılmasından sonra. Yusufan. Yazın sonlarına doğru Nazimiye'nin Hormekan. Basına sansür uygulanıyordu. Köy. Konya ovasındaki verimli topraklara kavuşmak umu¬ duyla göç hazırlığına girişiyor ve götürmeye gelen askerlerin önü¬ ne düşüyorlardı. "zaten huzur kalma¬ dı" savunması karşısında etkisiz kalıyordu." Dünyanın haber alması ve olup bitenleri öğrenmesinin önüne demir perde çekilmişri. Pilvenk. Memedan ve Karacaseyitkr hemen tama¬ men imha edildiler. "dede toprakları" diyenlerse. Civarikliler orada topluca öldürülüyorlardı. Kureyşan ve Alan. gebe. Kırmızı¬ toprak. Mola verilir¬ ken makineli tüfekler ateş kusmaya başlıyor. en tüyler ürpertici bir jenosit hareketi idi bu. süngüler ve cesedere dökülerek ateşle¬ nen petrol yangınlarıyla yok edildiler. Dünya tarihinin şahit olduğu en korkunç. Binlerce Dersimli genç kız namusunu kurtarmak için kendini kayalıklardan aşağı atarak can veriyor. kitiekr hafinde. Dersim direniş güçleri (özellikle Bad Dersim'de) tamamen baş¬ sız kalmışlardı.. zulme ve insanlık dışı muameleye karşı çıkıyorlardı. ışık sızdırmayan ka¬ lın bir perde indirilmişri. Babamansur'un mensupları da aynı şe¬ kilde zehirli gaz bombalan. ka¬ dın. Arkasından Mazgirt. Sait Kırmızıtoprak. Ferhad. ihtiyar farkı gözetilmeksizin.. Şex. Mazgirt'in bir kısmı. kurtulabilen çocuklardan biriydi.

Dersim'de bir ıslahat (reform demek istiyor yazar) programımız vardır." Gazetelere göre. olayları "Dersim manevralan" (tatbikat) başlığıyla ya¬ yınlıyor. henüz Dersim'e dokunulmamıştı. Bu program yürümektedir. Geçen sene askeri harekât yapıldı. köprü. okul. 30 Ağustos 1938 ta¬ rihinde şunları yazıyordu: "Bu senenin. Basın arada bir açıklanan "silahlarıyla biriikte ölü olarak ele geçirilen eşkıya" rakamlarını yayınlıyor. Bu bütün aynndlanyla her¬ kesçe biliniyor (oysa nelerin olduğunu yazarın kendisi de bilmi¬ yordu). Manevrayı yapacak olan kıtalanmız. Bu manevralar aynı zamanda askeri harekât şeklinde olacak ve neticede Dersim meselesi kökünden tasfiye edilmiş olacakdr. karakol in¬ şa suretiyle.. bu programa göre askeri harekâtın yü¬ rümesi lazımdır. geçen seneki isyan böl¬ gelerinde sıkı bir tarama yaparak. Dersim için görev alacak ve genel bir tarama harekânyla. Yol. dahili işleri nokta-i nazannda. Dersim dağlarındaki "Sel Seferleri"ni "askeri manevra" olarak bildiriyordu. burada bu sene daha fazla kuvvetierimiz toplanmışdr. Oysa kan sesi yankılanıyordu. Geçen seneye göre. Türk basını sadece propaganda niteliğinde yayınlar yapabili¬ yordu. 359 . orada sönüyordu.kan sesi île insan feryatları. şimdiye kadar hiçbir şey olmamış gibi devam ediyordu: "Dersim'de yapılacak askeri manevralara bugünlerde başlana- cakdr. Dönemin yarı resmi yaygın organlarından Cumhuriyet gaze¬ tesinin başyazarı ve milletvekili Yunus Nadi. 9 Temmuz 1938 tarihindeki sa¬ yısında. asayişi bozmaya eğilimli her türlü hareketi ezecek ve Cumhuriyetin sarsılmaz otoritesini tesis edecektir. size ehemmiyede bahsetmeye değer bir mevzu vardır: O da Dersim meselesidir. demir perdenin gerisindeki dağlarda boğuluyor. "Dersim'de temizlik harekâtı başlıyor" cümlesinden sonra. dünyaya kapalı dağların ardında. tedip (terbiye etme) kuvvetierine müzahir olarak¬ tan. bu meseleyi kökünden söküp atacakdr. Bu sene içinde." Yine etkin gazetelerden Tan.. Birkaç yerde de ufak tefek müsade¬ meler olmuştur.

Ama bir mesaj gönderdi. belli bir program içindeki çalışmalar sonucu kısa bir sürede ortadan kaldırılmış. Genelkurmay Başkanlığı'nca yayınlanan Ayaklanmalar kitabın¬ da. toplu katiiamlar. Dersim artık "temiz"di. dağda. Ölüm yolda. Kureyşan aşiretinden. Cumhurbaşkanı Mustafa Kemal Atatürk. vahşi hayvanlar. dağlara kar düşünceye kadar sürecek. 1 Kasım 1938'deki geleneksel meclis açılışına gidemedi. kelle avcılarına. Me¬ sajını. bölgede bu gibi olaylar. her yerde pusudaydı. en son sıra muhbirlere." ÖLÜM KAFİLESİNİN 6 YAŞINDAKİ YOLCUSU 1938 yaz aylarında Dersim. baştan başa yangınlar içindeydi. bir daha tekrarlanmamak üzere tarihe kanşdnlmışdr. 1938 yazındaki ölüm kafilelerinin birinde yolcu çocuklardan biriydi. Bunlardan biri. "Güvenli yerlere nakledilenleri. kesintisiz. Dersim konusunda şöyle deniliyordu: "Uzun yıllardan beri süregelen ve zaman zaman gergin bir şe¬ kil alan Tunceli'deki toplu haydutiuk olaylan. gereksiz ayrın¬ tı olarak kaldığı için açıklanmıyordu. "haydudar ölü olarak ele geçirildi" biçiminde anlatılıyor. 1937'de Seid Rıza ile birlikte asılanlardan "Yetim" lakaplı Seid Hüseyin Cesur'un yeğeni. kurşundan geçirilmiş.ilkbaharda başlayan "tedip" ve "tenkil" (terbiye etme ve sus¬ turma) harekâtı. Başbakan Celal Bayar okudu. İnsanlarla doğa bir arada yanıyor. Karlar düştüğünde. ölü insanların kanı ve etiyle besleniyordu. "Haydutlar"ın cinsiyeti ve yaşı genelin içinde. itirafçı ve tetikçilerle iz sü¬ rücülere gelecekti. 360 . süngülenmiş. köyde. büyük bir ailedendi. Mesajda. 6 yaşında bir erkek çocuğuydu. medeni bir hayata kavuştur¬ mak üzere yola çıkarılanları" da pusuya yatmış ölüm bekliyordu. "Çatışmada ölü olarak ele geçirilen haydut" kafilelerinden kurtulanlar da oluyordu. Daha sonra Tunceli'nin mahallesi haline gelen Pirgeç köyün¬ de doğmuştu.

ne olur ne olmaz diyerek. bibimin haykınşkrıyla uyandım. Ama genel an¬ lamda sivillere karşı toplu harekât yapmadılar. 1938 baharında şiddet geri geldi. ihtiyarlar. beni de yanında bırakmışlardı. Bir sabah. dağlarda gizleniyordu. Toplu sürgünkr de vardı. Çatışma. 1965 seçimlerinde milletvekilliğini çok az bir oyla kaybetti. Çok yaşlı de¬ ğildi. Bizim¬ kiler köye döndüler. 1937'nin sonbaharına kadar. Elini dizine vurup dövünüyor. Herkes kö¬ yünü terk ediyor. Tunceli'de Türkiye İşçi Partisi (TİP) il başkanlığı yapa. mecalsizdi. Sonra sessizlik geldi. Halbuki Seid Rıza'dan son¬ ra savaşan. dağ¬ da yakakdıklarını öldürdükr. Korkudan eve sığındık. Askerier kışlalara kapandıkr. dağda yaşayamaya¬ cak hastalar. Geride. sonra gidiyorlardı. kıra kıra geliyor. Bizi dışarıya çıkardı- 361 . Aileler. Kırım. Adı "Emo" (Emine) idi. Durmadan öksürüyor¬ du. tanrıya yakarıyor. Kapıya geldikr. Peşine düştükleri ağalann çoğu şu ya da bu vaatle ele ge¬ çirildi. diye. belde. Bu da oldu. Bir bibim (hala) vardı. 1938'de geldi. Onu köyde bırakmışlardı. Adının açıklanmasını istemeyen 6 yaşındaki "kurban" anlatıyor: "1937'de Seid Rıza ik yanındaki bazı aşiret reislerinin peşine düştükr. 1960'larda aktif poHtikaya katıldı. Annemle babam bazen gece karanlığında gizlice geliyoriardı. Bizim köy de boşaldı. götürmemişkrdi. Uçaklarla bomba yağdırıyorkrdı köykrin üstüne. Hukuk Fakültesi'ni bitirip avukat oldu. öknler oldu. Aikm 1937 yazını dağ¬ larda gizlenerek geçirdi. Haberler geliyordu: Türk ordusu. Seid Rıza ve arkadaşlan idam edildi. Bizi görüyor. Dağda yaşamasına imkan yoktu.Dizinden aldığı ufak bir yarayla katliamdan kurtulan bu çocuk büyüdü. Birçok kimse. direnen aşiret de kalmamıştı. Yolda. ka¬ derine kahrediyor. köyleri terk edip dağ¬ lara sığındı. Ama hastaydı. köyler topluca badya naklediliyordu. çarpışmalar. 1938'in yaz ortalarıydı. Dağ şartlarına dayanamayacağı için götürememişler. askerkrin köyü sardığını söylüyordu. Halsiz. birkaç çocuk kalmıştı.

Sıcak çökmüştü. Köyümüz yanıyordu. bize katılıyordu. Çünkü. Askerler. Susuzluk ve korkudan ağzı¬ mız dilimiz kurumuştu. Köydeki bütün insanlan meydana toplamışlardı. Yan ya¬ na sıraya dizdiler. Ben de bibim de. Bibim. Bu arada kafilemiz giderek büyüyordu. 60-70 kişi olmuştuk. Askerier yanımızdan aynlıp karşı yamaçta toplandılar. Kafi¬ leden ayırdı. olacaklan hissetmiş gibi beni kucağı¬ na almış. Kurda. Geride kalıp. Ormanlık bir yere geldiğimizde. Ormana doğru götürdü. Ne olduğunu anlayamadım. 35-40 kişi vardı. ormana bırakd. birbirimizin dihni bilmiyorduk. sıkı sıkıya sanlmışd. Tek başına yaşayamaz. yiyecekleri aldılar.. onun beni ölüm¬ den kurtarmak istediğini anlayamıyorduk. Makineli tüfek takırdsıyla biriikte Ortalığı insan haykınşlan kapladı. Kimi öldürüleceğimizi söylüyor. İşlerine yarayan her şeyi. Biz bi¬ ze kaldık. yol kenarianna. Kızgın kızgın bir şey¬ ler söyledi. 362 . Tekrar kafileye yetiştik bibimle. O küçük. Ve bizler. ydana yem olacak. biraz sonra gelip hepimizi ayağa kaldırdılar. yanan evlerimize bakarak ağlıyorduk. yanı¬ mızda yürüyen bir asker kolumdan tuttu. Kayahk ve ormanlıktan sonra bir açıklığa vardık. Sonra erkekleri birbirine bağladılar. Bibim geride bağırıyor. Çekip aldı beni. Her taraf askerle doluydu. insanlar biçilmiş başak gibi yere devrildi. Her defasında koşarak kafile¬ ye yetiştim. Hepimiz. saçını başını yolup ağlıyor ve yalvarıyordu: Onu ayırmayın.. Asker beni serbest bırakd. Ama aniden mitralyözün namlu¬ su alevler saçmaya başladı. Sonra evleri ateşe verdiler. dağların tepesinde kayboluyordu.1ar. kimi serbest bıraka¬ caklarını. Köyü aradılar. Beni orma¬ na bırakan asker yeniden yanımıza geldi. Çevre mezra ve köylerden insanlar getiriliyor. askerlerin eşli¬ ğinde yürümeye başladık. Kupkuru bir yerdi. Gün ikriiyordu. Sonra beni birkaç kez bibimden koparıp aldı. Alev ve duman göğe yükseliyor.

Ölü tarlası haline gelmişti meydanlık. O da kapaklanır biçimde üstüme düşmüştü. ağla¬ yıp bağıra bağıra. Dizimde müthiş bk acı hissettim. Türk asker¬ lerinin peşime düştüğünü sandım.Uyandığımda ortalık sessizdi. O zaman kurşuna dizil¬ diğimizi anladım. Askerler yoktu. Bir kız ço¬ cuğuydu. Onu öldüren kurşun. olanlan unuttum. Bir ara sesler duydum. Belki de kurttu. Ateş açdklan zaman bibimin kucağmdaydım. Bibimi. 363 . Ama bizim oranın köpekkrine benziyoriardı. Beni babamla anneme götürdüler. Onun adı da Emo'ydu. Beni çağırankr. Gözlerimi açıp doğrulduğumda bir sürü köpek gördüm. Kim bilir. Baktım kan içindeydi. İnsan ölüsü yiyoriardı. Katiiamı uzaktan görmüşkr. Sonra. Gözlerimi açtım bakdm ki. Ölüle¬ rin başına üşüşmüş çekiştiriyoriardı. Üstümde bir ağıriık vardı. var gücümle koşmaya başladım. üstüme kapa¬ nacak biçimde yere düşmüştü. Bibimin ölü bedeninin akından çıkdm. Daha da paniğe kapıldım. O gün. Can¬ sızdı. belki de ormana bırakan asker kurtardı beni. Kurşun yarası alıp yere düşerken bile. kurtulan var mı diye bakmaya geliyoriarmış. Ortalık yılan kaynıyordu. Her nedense o kafilede sün- gülenmeyen tek 'ölü' bendim. dizimi sıyınp kalbine saplanmışd. Sesleri seçmeye başlayınca ra¬ hatladım. Dizimdeki yaranın verdiği acıya da aldırmadan. Askerier kurşuna dizme işleminden sonra kurbanlarının ölüp öl¬ mediğini kontrol için süngülüyorlardı. ormana sığınan bizim köylülerdi. Ölüler birbirinin üstüne yığılı ya da dağınık öylece duruyoriardı. o katiiamda benim gibi biri daha kurtuldu. Askerkr çekilince. üstelik adımla çağırıyoriardı. ağırlık bibimdi. beni kucağından atmamış. Kürtçe bağırıyor. Yaralanmışdm. Düştüğüm yer küçük bir çukur¬ luktu. Sanki Der¬ sim'in tüm yılanlan oraya toplanmışd. Köpeklerin cesetleri yemelerini ve ortalıkta kaynayan yılanla¬ rı görünce aklım başımdan gitmiş gibi oldu. hayadmda ilk defa bu kadar yılanı bir arada gördüm. Akı ay dağlarda dolaştık. Kan kokusuna gelmişlerdi.

Kurşun sağ omzuna saplanmışd. Arazi sarp kayalık. 1987 yılında öldü. kurşuna dizilenle¬ rin ölüp ölmediğinin kontrolü sırasında da. askerlerin kolay kolay erişemeyecekleri yerlerde ya¬ şıyorduk. o zaman 6 yaşımdaydım. Nehrin sakinleştiği bir yerde kıyıya çıkıyor. Sularla boğuşuyor. Benimle aynı gün ve yerde kur¬ şuna dizilen. Ertesi gün ba¬ bam. Birden yaylım ateşi baş¬ layınca. yeniden Munzur'a gitti. Katiiam cuma günü olmuştu. Anlattığına göre. Kaçtığını ya da nehre ada¬ dığını da görmüyor. beş yaşındaydı. Ama babamdan ses seda çıkmıyor.. Nehir azgın. Amcam gece. Askerierin nehir boyun¬ ca pusu kurup suya gelenleri avladığını söylediler.. odaria tedavi edildi. her cuma. Yanına alabildiği iki meşki su ile doldurmuştu. Dağlarda. Sağ kolu bükülmeyecek şekilde sakat kaldı.' deyip.. hiç evlenmedi.. sürükleniyor. Suyun tek kaynağı Munzur nehriydi. diyordu. avlıyordu. Genç kız oldu. ama yaralı olarak kurtulan Emo. Babam. amcam kendini nehre adyor. periyodik olarak sara nöbetine tutuluyordu. Baygınken. Ama. Kürtçenin Zazaca lehçesiyle. yaban meyveleri ve hayvanların her türlüsünü.Yiyeceğimiz yoktu. süngü yarası yüzünden yarı tutmaz haldeydi. Vurulup öldüğünü sanarak geri geliyor. Onu çıkaramadılar. Bacağı da. Kardeşimi vurdular. Fakat boş döndüler. amcamı da alarak tekrar gitti. Ba¬ bamla amcam su aramaya çıktılar.. Babam meşklere su doldururken.. Ben." 364 . yeter) diye ba¬ ğırıyordu. Emo. Bir gün çok susadık. Bir iki saat sonra amcam ağlayarak geri geldi. yenebilecek ne çıkıyorsa önüne. amcam gözcülük yapıyor. hem de ruhen sakatd. Ne bulursak yiyorduk. Emo. O kurşunla iyileşti. iki günden beri hiç su içmemiştik. dalıp çıkıyor. hem fi¬ zik. Ba¬ şarmışd. Emo yaşadığı sürece. Omzuna saplanan kurşun onunla birlikte mezara girdi. beso!' (Yeter. 'beso. Şafak vakti geri geldi. bacağından bir sün¬ gü darbesi almışd. Kurşun omuzunda kalmıştı. Otiar. Buralarda su sorunu çıkıyordu. nehir kenanna iniyoriar. 'böyle ölmektense. Nöbet boyunca. Biz yasını tutarken iki gün sonra babam da çıkıp geldi.. Ben hiçbir şey yapamadım..

Munzur suyu ik Kalason ve Sin bu¬ cağı bölgelerinde 290 haydudu imha etmiş. 12. yanlannda sürüleri bulu¬ nan 500 kişi kadar bir haydut grubunu bombalamış. köy ve tarialannı yakmışdr. ikinci safha için yürüyüşe devam eden 7. Bir uçak filosu. Ko¬ lordu Biriiklerinden 41. olanlan inkâr etmiyor¬ du. yok edilen insanlan birer rakam okrak veriyordu. Köyümüze askerler geldiler. Tümen. Dersim'deki insanlık yangınından ruhu ve yüreği yaralı ola¬ rak kurtulanlardan biri de. Süvari Tümeni bölgede yaptığı temizlik harekâdnda 69 kişiyi daha imha et¬ miş. 15.. trajedi tamklanmn anlattıklan ürperticiydi. birçok haydudu imha etmiş. Pülümür'ün Şıhan köyünden Ele (Elif) Polat'tı. 12 Ağustos'tan beri yasak bölge içinde ve dışında yaptığı ara¬ ma ve taramada." t- * Resmi tarihin rakamlardan ibaret söyleminin yanında. Mazgirt'te toplanan son kafileden kaçmak isteyen 52 haydut daha imha edihnişti. Ele anlatıyor: "1938 senesinin yaz günleriydi." Aynı kitabın 464. aynı şekilde yaptığı arama sonunda 150 haydu¬ du daha imha etmiş. Örneğin. Tümen de. Tü¬ men. bölgedeki köy ve ekinleri yakmışdr. harmanlarımızı 365 . Ekinlerin biçikceği sıralar.. Genelkurmay Ayaklanmalar kitabında. son direnen 170 kişi¬ yi daha imha etmiş. Tarlalarımızı. Ama kuru bk anlattmla. 1938 yılında Dersim'in he¬ men hemen her köy ya da dağ kıvrımında yaşanan trajedilere bk örnekti. sayfasında şunlar yazılı: "19 Ağustos 1938. 6 yaşındaki tanığın anlatnklan." Kitaptan bir cümlecik daha: "Tarama bölgesinde. Dersim İsyanı'nm bir sayfasında şöyle deniliyor: "16 Ağustos 1938. makineli tüfek ateşi akına alınmıştır. 17 günde 7 bin 954 kişi öldürülmüş ve¬ ya diri diri yakalanmıştır.. 14..RESMİ SÖYLEM VE PÜLÜMÜRLÜ ELE.

biz din kardeşiyiz' diye yalvanyordu. Gazap günleriydi. Biraz rahatladık. bir sabah uyandığımızda köyümüzün askerler tara¬ fından tekrar sarıldığını gördük. biliyorduk. içeceğimiz. Hiçbir şeyimiz yok¬ tu artık. Götürüp paslı bı¬ çağımızı. Askerler çekildikten sonra tarlalarımıza gittik. Ağlayıp. Sonba¬ hara doğru. Gidip konuştular da bize kara haberi getirdiler: Köydeki yatalak ihtiyariar dahil. Oğlum Hüseyin akı aylık bile de¬ ğildi. en önde biz koşmk. Meydanda toplandık. (Burada bir parantez açmak istiyorum. Kimde silah varsa verilsin denildiğinde. Onun için korku büyüktü. Yangından ar¬ ta kalan arpa ve buğday başaklarını toplayıp eve taşıdık. Askerlerine yan bakmadık. bizi yola çıkardılar. gazetecihk mesleğine başladığım gazetede çaycı ve ayak işlerine bakan¬ dı. Askerler köye girdiler. Döküp döküp evleri ateşe verdiler. giysilerimiz hepsi yakılmıştı. diyor ve bize do¬ kunmayacaklarını söylüyorlardı. Bostanlarımızı çiğnediler. Yiyeceklerimizi yağma¬ ladılar. ekmek ikram ettik. herkes bir araya toplana¬ cak. Benim de korkudan südüm kesilmişti. Hüseyin. Dersim'in her yerinde. Köyü ateşe verdikten sonra. kışlık erzakımızın yanışını ağlayarak seyrettik. Askerlere su taşıdık. İsyan eden aşiretlere katılma¬ dık. ihtiyarlar. köylerde yapılanlan hepimiz duyuyor. Temizcecik. Ellerinde gaz ve benzin tenekele¬ ri vardı. Pülümür'e götüreceklerini söyle¬ diler. Kimseyi öldürmeyeceklerini. Büyüklerimiz. kadını. Yiyeceğimiz. Köyde Türkçe anlayanlar vardı. Pülümür ke¬ narına vardık.. Askerler köy içine dağıldılar. bebeği ve ihtiyarıyla yüzlerce. Hüseyin. odun kestiğimiz baltayı bile teslim ettik. Köydeki ak sakallıların moral verip bizi yadştırmaya çalışmaları boşunaydı.) Top ve Kemal'in demir kuşlannın (uçak) sesinden Hüseyin'im uyuyamıyordu. Biz Kemal'e (Atatürk) baş kaldır¬ madık.ateşe verdiler. Ben o zaman yeni gelindim. Ayran. bir insan güzeliydi. Çevre köylerin tüm insanlarını.. ak sakallılarımız: Korkulacak bir şey yok. 'canımıza kıymayın. belki binlerce kişiyi keçi sürüsü gibi bir de- 366 . Uzakta durup emeğimizin.

abim Kamer'in ise yaşadığını o gün. 367 . Dursun oğlu Kamer." "Kamer. Ödül alacağız. Vuramıyoriar. belki kurtulursun. o gün birçok insanla biriikte kurşuna diziliyor. başındaki askerin başka tarafa baktığından faydalanıyor. Babamla ağabeyimi birbirine bağlayarak. Bir yolunu bulur bulmaz kaç. Babamın öldürüldüğünü. İtip yere yuvariıyor. diyor. Onu çok önemsiyorkrdı. Bir yerde duraklıyor. Bizi de onlara kattılar. Askerler sevinçten çıldırıyorlar. kardeşkrim ve bütün köy. babamın dedikkrini yapıyor. zengin olduk. Başlarında nöbetçikr vardı. Asker yerdeyken. Başı¬ na büyük ödül konulmuştu. Yolda babam ağabeyime: Benim kaçacak halim yok. Ormanda izim kaybettiriyor. Kamer. Kamer'i her yerde arıyorlardı. Babam ihtiyardı. kurtuluyor. ben. Aniden askere saldınyor. Adın. Kamer. Adamın isim ve baba adı benzediğinden başka bir ilgisi yok¬ muş bkim Kamer'k.. Şapkalarını havaya atıyorlar. toparkdıklan bir kakbahkk birlikte götürdükleri gün. diye soruyorlar.rede toplamışlardı. Öldürüyoriar adamı. dayım ve köyün bazı ileri geknleriyk bir¬ likte götürülmüştü. en büyük kardeşimizdi.. Başını kesip askeri garnizona götürüyorlar. Asker ihtiyacını gidersin diye babamınkine bağlı bileğini çö¬ züyor. annem. diye bağmyorlar. gözden kaybolana kadar arkalarından bakıp ağladık. Bizim köyden hemen sonra ormanlık uçurumlar başlıyordu. uçurumdan aşağıya koşuyor. diyor. Yolun kenanna geçiyor. Ardından yaylım ateşi açılıyor. 30 yaşlanndaydı. Babam. Birkaç gün önce köye gelen bir müfreze ta¬ rafindan abim Kamer. kalabalıktaki tanıdıklardan öğrendim. Askerier bir gün dağda bir fukarayı yakalıyorlar. başındaki askere: Sıkışdm.

bütün geçide hakim olabiliyor. Kamer bağırıyormuş: Erkeksen yıldızını göster! Karşıdaki şapkasını namlunun ucuna takıp gösterince. Çok derin. Yaşadığını çok sonra öğrenebildik. top. tank. Kutu deresinde tam bir buçuk yıl di¬ rendiler. kendiliğinden çekilinceye kadar. Kamer.işte aranan Dursun oğlu Kamer'in kellesi diyorlar. Türk ordusu onları söküp atamadı oradan. Kutu dere¬ si ve çevredeki dağlarda yaşadı. kayalık bir vadidir. Kamer 1943'e kadar kaçak yaşadı. gökte uçup gürültü çıkaran bu demir kuşların ne olduğunu önce anlayamamışlar. tuvalet için askerlerin gö¬ zetiminde kampın kıyıcığına gidebiliyordu. Onu ardk ölü biliyorduk. sabahtan akşama kadar.. cephaneleri bitip tüfekleri sopadan farksız hale geldiğinde. O tepeyi tutan. Ne olacağımızı bilmeden. Bundan sonra alçaktan uçup. Kutu deresi. ortalığı ölü¬ me. Askerlerle karşılıklı mevziknip beklerken. Geldiğimizden beri. 200-300 kişilik bir grupla bu tepede geçidi tutuyor. yamaçları sarp. Birkaçını düşürüyorlar. 1943'te af ilan edilene kadar dağda kaldı. Sıcakd. 'Kemal'in demir kuşlan' dedikleri uçaklara ateş açıyoriar. Kamer büyük ve keskin bir nişancıydı. Kadın erkek herkes izinle. Biz olayı duyduk. Su. uçakla taarruz ediyor. 200 metre uzaklıktan yumurtayı vurabiliyordu. Tıpkı bir kartal gibi geliyor. Kamer. Sonra hayad normale dön¬ dü. erkek isimleri 368 . Geçidin tam ortasında bir tepe var. Kamer yıldızından vuruyormuş. yangına boğan bombalar atamıyorlar.. Buna rağmen ele geçiremiyor. O zaman tüfekle¬ riyle. Türk ordusu. Ta ki bir buçuk sene sonra. Dersim'e açılan kapılarından biridir." "Pülümür deresine binlerce kişi toplanmışd. Üsderinden uçup giderken bombalar bırakıyor. yiye¬ cek yoktu. öylece bekliyorduk. Askerlere ödül olarak 5 bin lira ödeniyor. Anlattığına göre.

Tit¬ reyip ağlıyorlardı. Bu haber üzerine dağları inleten ağıtlar. Adı okunan erkekler öne çıkıyor. düşüp kalpten ölenler... Ba¬ şını taşlara vura vura intihar edenler.. Orada süngü¬ lenmiş ya da kurşunlanmış. Götürülenler derede öldürülüyordu.. Türkçe bi¬ lenler tercüme ettiler: Türk ordusu ve Türk milleti adakdidir. Sizden yiyecek istemiyoruz. Temsilcimiz komutana: Aç ve susuz bekliyoruz. İzin verin. Baş üstüne. Anlattılar: Adlan okunup götürülenlerin hepsi aşağıda. Ölüler güneş akında davul gibi şişmişler. Gece boyunca ağlama. dediler. İs¬ yan edenleri bile. Kimse götürülmedi.. Hepsi ölü. geride kadınlar. Çünkü dereye indirildik¬ ten bir zaman sonra silah sesleri geliyordu. Ertesi gün. Cennete? Evet.okunuyordu. aşağıdaki dereden su getirelim. Gidenler bir daha geri gelmiyordu. Peki. merhamede. ama giderken ve dönerken başını kaldmp etrafina bakmayacak. Ama çocuklar susuzluktan inleyip duruyorlar. 369 . Af çıkd. Onlar gider¬ ken. insanlıkla affedebiliyor. Erkekler ken¬ di aralanndan Türkçe bilen bir iki kişiyi seçip komutana gönderdder. Bir gün. Subaylardan biri bir kayanın üstüne çıkıp konuştu. cennete. İçlerinde hâlâ can çeki¬ şenler var. dedi. yılan gibi başına taş vura vura ezme yerine. kendini yerden yere atarak öldürmeye kalkışanlar. çocuklar ve yakınları ağlamaya başlıyordu... Türkçe bilenler yalvararak soruyoriardı: O insanları nereye götürüyorsunuz? Alay ederek cevap veriyorlardı: Hepsi cennete gidiyor. Bakdğı an kurşunu yer. merhamedidir. artık isim okunmadı. inleme ve yürek paralayıcı ağıtiar ke¬ silmedi. Gidenler döndüklerinde şaşkındılar. Bizim kafileden de birinin eline bir bakraç verilip aşağıya de¬ rin dereye gönderildi. baladlar başladı. susuzluktan dayanamaz hale gelmiştik.. birbirine bağlanıp götürülüyordu. Ama yine de emin değildik.

pek ilkel ve zor koşullar altında gerçekleşti. 1980'de Cumhurbaşkanı adayı oldu. Elazığ'ın biraz uzağında. ilk du¬ rak Pertek olmak üzere harekete geçtik. kafi¬ le kafile yok ediliyorlardı. resmi raporlara "çıkan çatışmada ölü olarak ele geçen haydutlar" diye mi geçti bilinmez. bir süre orada eğitim gördükten sonra. O bakımdan "utancını" anlıyorum. Tren yoluyla Ela¬ zığ'a intikal edilecek. Hava Kuvvetleri Komutanlığı yaptı. Onun." Derede katledilenler. Dersim'de "görev yapan" generaller kuşağının son bireylerindendi. 12 Mart 1971 tarihindeki askeri darbenin cunta üyelerindendi.. az bir oyla kaybetti. Anılar ve Görüşler adıyla bir de kitap yazdı. Alaya verilen özel görev.. bunu hayatlarının garanti- 370 . General Dersim'e ilişkin anılarını "utandırıcı" diye özetlemekle yetiniyor ve şunları yazıyor: "Günlerden bir gün alayımıza emir geldi. Harput eteklerinde çadırlı ordugâh kurduk ve bir müddet sonra. 40 kişinin paylaştığı kapalı yük vagonlarında. İki ayı aşkın bir süre özel görev yaptık.. GENERAL'İN UTANCI Muhsin Batur.Bizi serbest bıraktılar. 1999 Eylülünde ölen general. Sonra CHP'ye geçti. Ağzunikliler." Muhsin Batur. Tren yolculuğumuz. Elazığ böl¬ gesinde büyük bir manevra resmi geçidi ile bitti. Emeklili¬ ğinde Cumhurbaşkanı tarafından Senatör atandı. genç yaşta "görev" yaptığı Pertek'te de insanlar. Okuyucularımızdan özür diliyor ve yaşantımın bu bölümünü anlatmaktan kaçınıyorum. devletten yanaydılar. kitap ve yazı dünyasıyla da tanışmış nadir ge¬ nerallerden biriydi. Pertek'in Ağzunik köylüleri gibi.. Her şeyi yeniden yapmaya başladık. Atatürk imzalı birer madalya dagıtdlar. Bizlere. o zaman Dersim denilen bölgeye gideceğiz. Seçimi. Yakılmış köyümüze döndük.

Ama komutan ikramları kabule ve oturmaya yanaşmıyor. kimisi gece serinliğinde hasadın yapıldığı harman yerinde uykudaydı.. (Salih Paşa. acelesi olduğunu söyleyerek. Onu memnun etmek ve konumuna uygun biçimde karşılamak için. köyün ileri gelenlerinden Süleyman Köse. ardından kahve sunuluyordu generale. Ağzunik köyüne gelen as¬ keri biriiğe Salih Paşa komuta ediyordu. karşısında hazır ol¬ da duran Süleyman Köse'ye silahlarından haberli olduğunu söylü¬ yordu. 1946 yılında Genelkurmay Baş¬ kanı olan Salih Omurtak mıydı?) SaHh Paşa Ağzunik köyüne girdiğinde. General ayrandan sonra kahvesini içerken. Elazığ'da okumuş. Köy uyandırılıp ayağa kaldırıldı. diyordu Süleyman Köse. Fakat. Hepsi silahlı. Salih Paşa'yı. harman zamanıydı. Gece yansından sonra. Beni uğraştır¬ madan getir şu silahları! 371 . toz ve toprakların üstüne sererek onu buyur ediyor. Bu çocuk. Zilan kınmında da tarih sahnesine çıkan. bir yandan da çocuklarını çeşme¬ den soğuk su getirmek ve ayran yapmak üzere seferber ediyordu. Aşağıdaki bölüm. Süleyman Köse'den silahlarını bir an önce getirip teslim etmesini istiyordu. bir şey gizlediğim yok. sabah yıldızının doğduğu zaman.si olarak görüyorlardı. Rüştiye'yi bitirmişti. sadece yazın başına kadar kendile¬ rini güven içinde hissedebüdiler.. "kirliliğin evrensel tarihi"nin bir keskinin tanığı olarak yaşadı. Çok iyi Türkçe konuşuyordu. Ama "güven rüyası" bir yaz günü bozuldu. evindeki en değerli halıları getirip dışarıya. onun "kara tarih"e tanıklığıdır: 1938 yılının yaz ayları. kimisi evinde. önce soğuk ayran. Köse. onur¬ landırıcı ve bağlılık bildiren sözlerle karşıladı. Komutanım. Ağzunik köyünden sağ kurtulmayı başaranlardan biri de. Ulan senin altı tane oğlun var. Allahın adıyla söy¬ lüyorum ki. Süleyman Köse silahı olmadığını anlatmaya çalışırken. Sü¬ leyman Köse'nin 7 yaşındaki oğlu Hüseyin Köse'ydi.

Süleyman Köse'nin büyük oğlu Zeynel. Hasan Köse. yola çıkılacak şekilde hazır hale getirilip. kolları bağlanıyor. Çernik mezrasında oturu¬ yordu. İşte görüyorsunuz onları. Köye girer girmez yakalanıyor. Doğan ailesi de tutsak alınıyordu. köyün ileri gelenlerinden Hüseyin Zengin ile akrabaları Rıza ve İsmail'in ailelerini de bağla¬ yıp kafilesine katıyordu. Mezradan geçilip. Sü¬ leyman Ağa'nın kardeşi Hasan Köse. giderken kendisini ağırlayan Hıdır Ağa ile ailesini de esir alıyordu. şerefine bir kuzu kesiyor. urganlarla birbirine bağlanıyor. Giderek büyüyen kafile. Olukpınar köyüne geçiyor. Büyük kızı ergin çağdaydı.. sonra Pohteris köyüne geçUiyordu. General Salih. altısı erkek. Mustafa. sonra Höşniğ köyüne geçiyor.. güneş altında bekletiliyorlardı. geceyi Dere nahi¬ yesinde geçiriyor. kafileyi Yüzbaşı Nuri'ye teslim edip. General. Çay mezrasından ise Hasan Özer ve ailesi. Zeynel. Yüzbaşı Nuri'nin kafilesi ise büyümeye devam ediyordu. kavurma pişirip önüne koyuyordu. Hıdır Ağa'ya konuk oluyordu. Şahin ve aileleri de katılmıştı tutsaklara. eşi Hatayı. kendi halini ve her şeyi unutmuş. Ali¬ şan. Abbas. oğullarımın hepsi çocuk. Salih Paşa o gün öğleye kadar Ağzunik köyünde kalarak. Bu arada.Komutanım. O nerede? Pertek'e gitti. Rıza ve İbrahim adındaki çocukları da birbirine bağlanıp ka¬ fileye alınıyor.. hayatlar orada sönüyordu. içiyor. Süleyman Köse'nin dokuz çocuğu vardı. sabah tekrar yola çıkıyordu. ötekilerin yanına konuyordu. Hasan Özer. Hıdır Ağa. kafiledeki oğ- 371 . Generalin komutasındaki kafilenin yolcu¬ luğu köy çıkışındaki derede bitiyor. Zey¬ nel'in Pertek'ten dönmesini bekledi. Bunlar silahtan ne anlar? Büyük oğlun var. konu¬ ğunu ağıriamak için elinden geleni esirgemiyor. General yiyor. aralarında 7 yaşındaki Hüseyin Köse olmak üzere bütün köylüler. delikanlılık çağına ye¬ ni yeni adım atıyordu. Öğleye kalmadan döner. Dere nahiyesinden Ali. üçü kız.

diye bağırdı komutana. Korkudan büzülmüş. çeker vurur¬ sun bizi. diye bağırdı. Okuduğum anlatımlarını özerieyerek sunuyorum: "Askerler yüzbaşı için bir çadır kurdular. Süleyman Köse'nin ellerini birbirine bağlayan sicim bilekleri¬ ne oturmuş. * * Burada bir açıklama yapma gereğini duyuyorum: Hüseyin Köse ile yüz yüze görüşme olanağını bulamadım. Ama anlattık¬ ları. O zaman ananızı. Yüzbaşı çadmna çe¬ kildi. Onu götürmek için sü¬ rüklemeye çalışırken. Bir insan güzeliydi. Yüzbaşı istiyormuş. tutsakların sayısı 100 do¬ layına çıkmıştı. 373 . Kendini kaybetmişti.lu için gözyaşı döküyordu. küçülmüş¬ tü. diye ba¬ ğırdı. Ablamın ellerini çözdü. deyip duruyordu. Oğlu Yusuf daha ergenlik çağındaydı. Anneme sokulmuştu. bacınızı siz gönderin bize. Eğer şerefin varsa. Sonra bir er yanımıza geldi. Yusuf elleri arkasında bağlı yürürken. Abim Zeynel deli gibi ayağa firladı. . Ben yaşadığım sürece kimse bacıma dokunamaz. diye bağırıyordu. Ablam hiç karşı koymadı. Ortaokul öğrencisiydi. Sü¬ rükleyerek götürmeye çalıştı. Komutandan mümkünse bağların gev¬ şetilmesini istiyor ve isteği uygun bulunuyordu. abim yerinden firladı. ba¬ bası sayıklar gibi: O daha çocuk. İn köyünden sonraki bir derede mola veriliyordu. Ablamın koluna yapışd. Hozat'ın İn köyüne gelindiği zaman. Ona yardım etmek. Ve asker sonra geri geldi.Namusuna dokunduklannı görmektense öldürürüm onu. Bağlı elleriyle ablamın boğazını sıkmağa başladı. Abim 16-17 yaşlanndaydı. ahimin çıkışı üzerine eri çadınna çağırdı. yazılı olarak geçti elime. işini kolaylaştırmak isterce¬ sine hareketsiz duruyordu. Ablam 13-14 yaşlanndaydı. kolu şişmişri. Yüzbaşı. Ulan şerefsiz. Abim ablamın üstüne adldı. Ama sizde o şeref yok.

hasta. askerlerin dikkatierini dağıtmışd. Onu bu şekilde ne¬ fessiz bırakıp öldürmek istiyordu.Ablam ağlıyordu. Zeynel.. Meydanda sadece ihtiyar.. Yanaklarından aşağıya yaşlar akıyordu. Hepimizi tarayacaklar. sırtüstü yatan ablamın ağzının üstüne oturdu. Öldür beni Zeynel. Yüksekçe bir yere otur¬ du. Bir ere seslendi: Başla! Bir asker. Bir yandan da karşımıza makine¬ li tüfekler yerleştiriliyordu. Söyledikleri hiç aklımdan çıkmadı bugüne kadar: Boğ beni kardeşim. Ablamı boğmak için çırpmıyor. Birden ortalığı bir 374 . Askerler dahil.. yüzü çarpılmıştı.. Gücüne kuvvetine güvenen insanlardan her bi¬ ri bir yöne dağılıp ormana koşmaya başladı. maki¬ nelileri ateşkyinceye kadar. O sırada yüzbaşı çadırından çıkd. Ama hiç de in¬ sanca bir gülümseme değildi. Sırtüstü yat bacım. Askerler şaşırmışlardı. Kafile bir anda ayaklandı.. elinde Kur'an'la öne çıkd. Er Kur'an okurken. Zeynel. Bu namussuza tesHm etme beni. Kime ateş edeceklerini. Onlar toparlanıp tüfeklerini. Gücü olan kaçsın... Bir süre sonra eli boş döndüler. kaçanlar bir hayli mesafe aldılar. çocuk ve güçsüzler kalmıştı. Gözleri büyümüş. Yapma oğlum. ne yapmaları gerektiğini de bilmiyorlardı. Askerler ormana dağıldılar. Bize ne olacak diye korku içinde beklerken. diye yalvardı. Gülüyordu. ormana yetişmek üzereyken vurulup düştü. Ama ba¬ bam. orada ne kadar insan varsa seyrediyordu. diye bağırdı. kurtuluşumuz yok. makineli tüfeklerin namluları bize çevrildi.. ama elleri bağlı olduğu için bo¬ ğazını kavrayamıyordu. Kur'an okumaya başladı. Ahimi kaldırdı. Onlarla birlikte birçok kişi daha. Kur'an okutma. Kaçanları aradılar. ne olur! Abim delirmiş gibiydi. kardeşinin kanına girme. Fakat annem dayanamadı. Ahmet ve Mustafa ahilerim ormana yetişip kay¬ bolmuşlardı. kafile içinde fisıldaşmalar başladı: Kaçahm. Ablam.

mağaralar ağıdır. Askerler görünmüyordu. Fakat takip altındaydık. Babam onu ormana taşıdı.cayırd kapladı. Yaralan biraz kabuk bağladı. Ama bazıları insan eli ve emeğiyle işlenerek genişle¬ tilmiş. Tepeden dibe inmeye elveren ancak bir¬ kaç geçidi vardır. Uyandığımda ortalık sessizdi. Onu tekrar ormana taşıdık.. Dersim denilince. Babam ve ormana sığınan ötekiler. insanlarla hayvanların tutunabildiği yamaçlan. Ormana doğru yürüdüm. yamaçları dik bir derinlikle ikiye bölüyor. Doğruldum ama. uykum geliyordu. Sırdm sızlıyordu.. Kutu deresi. Dağ kıvnmlan arasına sıkışan. Tam 17 kurşun yarası vardı vücudunda. Gözlerimi bir türlü açamıyordum. Kuyu derinliklerden yük¬ selen dik yariar. bir dağlar yumağıdır. boylu boyunca uzanıp düzlükler halini alıyor. Başımı da¬ yadım annemin ölü bedenine. ulu tepeler haline geliyor. Bunlann içinde en ünlüsü "Kutu deresi "dir. Ormandakikr beni buldular. Bu mağalarm bazdan. pmariaria beslenen bu düzlük¬ ler yaylalardır. Durma¬ dan yer değiştiriyorduk. 375 . ölüleri gömüp yaralılan götürdüler. Kutu deresinin. Annem yanımda yatıyordu. Elimi götürdüm. yer yer balta Ue kırılmış izlenimi verecek biçimde parçalanıyor. Ta¬ ze kan geldi elime. Yaralanmışdm. doğanın ken¬ di yapısıdır. "geli"ler akla geliyor. Kutu deresinin zemini. Yüz¬ başının çadırı da yoktu. Orada bir hafta yatd. Yamaçlan sarp. Der¬ sim'i güneyden kuzeye doğru yay biçiminde.. Uykuda gibiydi. Annemi kabul etti. Ama her nasılsa ölmemişti. Tepeler giderek bk eğilim tutturuyor. Yüksekliği 2500 ile 3600 met¬ re arasında değişen sıra ve küme dağlar. in köyünün değirmencisi ahbabımızdı. Uyuyakalmışım. Sonra uyandım.. Ölü sandığım annem de yaşıyordu." MAĞARALARDA ÖLÜM Dersim. vah¬ şi derinlikleri bulan. Çığlıklar arasında namlular üstümüze kurşun yağdırmaya başladı...

Dersim'de. kucağındaki bebeğiyle gelinler.AH Boğazı. öylesine delik deşik. Dürüt. Çıkışların karşısında siperlendiler." » * Dersim mağaralarının bazıları alabildiğine geniş ve derindi. Topları mağara kapılarına nişanlayıp gülleler yağdırdılar. Arı kovanı boşalıyor gibiydi. bu mağaralar. insan haykırışları¬ nı hayatım boyunca hiç unutmadım. Askerler akşama doğru çekildiler.. insanlar can derdiyle toz ve dumanın arasından dışarıya firlıyorlardı. Askerler. bombalar atdlar. İçlerinde. Dersimlilerin diri diri gömül¬ dükleri mezar oldu. ağaçlıklı kayalıklardaydık. llksor ve Ağpanoz mağaraları deniyor.. Kadın¬ larla. Dinamitier. Birbirine dolanıp kaskatı kesilmişlerdi. ka¬ dın. Laç vadileriyle. Küçücük çocuklar.. mağaralarıyla dev bir süngerin kılcal borula¬ rını andırıyor. Kırım günlerinde. Ovacık-Tunceli il merkezi arasında sıralanan sayısız mağara¬ lar kolonisine. Ölülerimizi alıp gömdük. 'yapmayın. Annem. biri beş.. yaz sıcağından korunacak kışlık yiyeceklerini depoluyorlardı. Aşağıya indik. çocuk ve ihtiyarlarla doluydu. bir sürü koyunu barındıracak büyüklükte olanları da 376 . Annem iki kardeşime sarılmıştı. ye¬ ni doğmuş bebekten 90'hk ihtiyara kadar her yaştan insan cese¬ diyle doldu. O günkü insan manzarasını. Köylüler. llksor. 10 yaşındaydım o zaman. çocuk ve ihtiyarlar oraya toplanmıştı. ihtiyarlar. llksor mağaralarının önündeki meydanlık. bu mağaraları gerektiğinde hayvanları için kışlak olarak kullanıyor. vadiyi sarıp mağaralara doğru yayıldılar. Vadiler. biri üç yaşındaki iki kardeşimle mağaradakiler arasındaydı. Askerler durmadan kur¬ şun sıkıyorlardı. Bir tanık anlatıyor: "Biz yukarda. merhamet' diye yalvarıyor ve sağa sola kaçışıyorlardı.. Çıldırmış gibi bağrışıyor. llksor mağaraları.. Dersim dağları. Sarısalrik dağlarının yamaçlanyla "gelileri" de mağaralar labirentidir. ağlıyor. Ba¬ bam ve köyün diğer erkekleriyle yukarda seyrediyorduk.

askerlerin taarruzundan korunmak için derinlere. can havliyle dışanya firlayanlar da ateş ile imha edilmişti. Mağaraların bulunduğu geli ve vadiler kırımdan sonra "yasak bölge" ilan edildiler. devam ediyordu: "21 Temmuz 1938'de. Alaydan gönderilen istihkâm müfrezesi tarafindan tahrip kalıpları adlmak suretiyk mağaralar tahrip edilerek içindekiler öldürülmüş. haydutknn 5-6 bin tahmin edilen aile efradı. gerikre sığınmışlardı. 1990'larda Laç deresi. haydutiann şimdiye kadar olan inatla direnmeleri kırılmış. İnsanların koştukları ilk yerler mağaralar oldu. Mağara girişlerindeki kayalıklarda beton izleri mühür gibi yerindeydi. şaş¬ kınlık içerisinde mağaralara. Laç deresi müfrezesiyle de doğudan yapılan taanuz sonucunda. llksor vadisi ve Kutu deresi ve Ahpanos mağaralarında hâlâ insan kemikkri bulunuyordu. 1949 yılında gevşemeye başkdı. Mameki tugayı ile güneyden. Birbkinin üstüne yığılmış kemik yığınları buldular. Haydutiann sığındığı. Bu mağaraların girişi dinamit padatılarak yıkılıyor. Yasaklar. Giriş çıkışı beton dökülerek.vardı. Dehşet görüntüleriyle yüz yüze geldiler. ağızları mazgallı taş duvarlaria kapatılmış mağaralar cesur askerlerimiz tarafindan kuşadlmış. taş duvar örülerek kapatılanlan da vardı. Bu ka¬ dar kanlı boğuşmaya rağmen hâlâ direnmekte olankr vardı. tersine olanlan "ordunun başarısı" olarak açıklıyordu. dere tabanlannda saklanmaktadır" denildik¬ ten sonra. İnsanlar. kapatılıyordu." 377 . Türk Genelkurmayı da "mağaralarda ölümü" inkâr etmiyor. ay¬ rıca 12 haydut cesedi Munzur suyu üzerinde görülmüştü. Horan bölgelerin¬ deki mağaralarda. kayalıklara. Genelkurmay'ın Türkiye Cumhuriyeti'nde Ayaklanmalar 1924-1938 adındaki kitabında. Ahpanos. Böylece tarama sa¬ hası içindeki mağaralarda toplam 216 haydut imha edilmiş. Iskisor. Laç deresi mansabındaki haydutlara karşı Erzincan tugayı ile kuzeyden. "Temmuz 1938. top ve makineli tüfek ateşinden başka 25. ağaç diplerine sığın¬ mışlardı. Gkişleri aÇip içe¬ riye girdiler.

Kor. taş kovuklarını ve bir insanın saklanabilece¬ ği her noktayı adım adım aradılar. 2 er şehit. Alay¬ dan takviye gönderiliyor ve düşmanın imhası tamamlanıyordu. 15. Alay boğazdan içeri girdi ve iki mağarayı kuşatarak ateş akına aldı ve bombaladı. Alay boğazdan içeriye girdi ve iki mağarayı kuşatarak ateş altına aldı ve bombaladı. haydudarla müsademeye tutuştu. Bölgesinde: 12. 8. Bu müsademede haydudar hayli zayiat verdiler. İstihkam müfrezesi birçok ma¬ ğarayı tahrip suretiyle. Alayı bölgesinde yapılan taramada. sayfası: "14 Ağustos 1938. "24 Temmuz 1938 günü." 378 . Bu arada yine yüzlerce hay¬ van. 57. Bir o kadar da kadın ve çocuk grupları yakalandı. Alay¬ dan takviyeli bir bölük de verilmek suretiyle beraberce mağarala¬ rın tekrar kuşadlması ve içindekilerin imhasına memur edildiler." Kitapta anlarildığına göre. ordu emrine göre bütün ciddiyeti ve şiddeti ile devam ediyordu. komlar ve hatta taria ve meşelikler yakıldı. Tümen bölgesindeki haydutiann reisleri ile biriikte Dokuzsıra mağaralarında saklan¬ dıklarının haber alınması üzerine.Aynı kitabın 436. Genelkurmayın "Dersim tarihini" okumaya devam edelim: "57. Birlikler bölge¬ lerindeki mağaraları. Ve bu çadşmaya 57. fakat "haydudarla başa çıkılamayınca". Seyyar Jandarma Alayından gönderilen bir bölük. dinamide imha edilmekten korkarak teslim oldu. 4 er de yaralı veren 34." Genelkurmay kitabının 437. Yılan dağın¬ dan Ali Boğazına inen derelerde 65 haydut imha edildi. bunlan ele geçirmek maksadı ile." Kitabın 477. Haydutiann direndikleri köyler. silah ve cephane ele geçirildi. 14 Ağustos günü Dokuzsıra mağara¬ ları kuşatılıyor. sayfası: "6-7 Eylül 1938 arasında yapılan tarama harekâd. topçu ve piyade ağır silahlannın yakın des¬ teğinde yapılan tarama harekâdnda birçok mağara ve civarında yapılan müsademelerde yüzlerce haydut imha edildi. Alay müfrezeleri ve top¬ çusu yardımda bulundular. muhasara akında tumlmakta olan Kı- nk mağarasındaki 42 haydut. münferit evler. 34. Bu müsademede haydudar bir hayli zayiat veriler. Tümenin 38. sayfasında şöyle deniliyordu: .

ağaçların altında istirahat ediyorduk. Çocuk kork¬ masın diye. bunlaria onlara vurmalarmı ve böylece köprünün gözlerinden aşağıya yuvarlamalarını em¬ rettim. Kampta bulunduğumuz bir gün. anasını. Yine geniş bir sahada manevra yapıyorduk. Anlattığı birçok olaydan bir tanesini sizlere aktarmak istiyo rum Biz Dersim'de temizlik hareketine başlamıştık. Erkre. Dersim ola¬ yındaki hadralannı kendisinden geçmiş bir coşku ik anlatmaya başladı. girmeyenleri sürükleyip nehre adyorduk. Bir ara üzerimizden bir uçağımıza nişan aldı. Çünkü biz Dersimli ye¬ tişkinlerin ağzından bir şey alamıyorduk. köprünün gözlerini dkaddar. Yemek verdik. Bir mağara¬ da bir aik bulduk.ır ki. babasını ve dedesini keserken onu uzaklaşdr- mıştık. O noktada Munzur suyu derinkşip vahşileşiyordu. o vakit küçük bir muhacir köyü idi. Onlan hemen kesiyor¬ duk." 379 . Ben oradaki uzun meşe ağaçlann- dan birkaç sınk kestirdim. şeker verdik. in ve oyuklardan topladık. Bölük komutanımız üsteğmen Şecaattin. Anter şunlan yazıyordu: "Eskiden lisede üç yıl ve üniversitede iki yıl. Topladığımız Kürtle¬ ri Munzur köprüsünün arkasına götürdük. "Yeni Divan" dergisinde yazdığı bir yazıda Dersim'e ilişkin bir anısını anlatıyordu. Bu hareketine oldukça kızmıştım. Binlerce Kürdü ma¬ ğaralardan. Yüzüp kurtulmak isteyenleri vuruyorlardı. Girenler giriyordu. yine de bir şey söylemeyecekler. Askerler süngülediler ve kayalıktan aşağıya attılar. Komutanımız. yemiyordu. 1941 ders yılı. Bunları götürüp oradan nehre sür¬ dük. baba. Dede. Zaten köprünün akında her ihtimale karşı silahh asker¬ ler yerleştirmiştim. üniversite kampım Pendik'te yaptık. Bir aralık can havli ik bkbirkrine öylesine tutundul. Biliyorduk ki. anne ve 5-6 yaşlannda bir çocuk. Pendik. Büyükleri orada süngükyerek temizledik. Çocukla dost olmaya çalışıyorduk. Emir verdim 'temizleyin bu pi¬ çi' diye. bunlan öl¬ dürmek için oldukça çok mermi harcanacağını. ders ydı sonunda tam teçhizatla yirmi gün boyunca piyade askerlik kampı yapıhrdı. bunun yerine hep¬ sini Munzur çayına atıp boğmamızı emretti.* * * Yazar ve şair Musa Anter.

Babam.BEBEKLERİ DE YAKARLAR Tanığımız. Bir gün köyü basıyorlar." Avukat devam ediyordu: "Baskınlar. Her şey açık ve her¬ kesçe biliniyordu. ama bitişiğimizdeki Lolantaneri köyü o ka¬ dar şanslı değildi. Kimse öldürülmüyor. komutanın para ve akın hırsını görünce. aynı yoldan bütün köylülerimizi kurtarıyor. bir olanağını bu¬ lup komutanla konuşuyor. saklı değildi. 1938 yaz aylarında. Dağ hayadna dayanamayacak kadın-erkek ihtiyarlan. askerler bir gün köyümüze gelerek. hepsini samanlığa dolduruyorlar. devlete yakınlığı nedeniy¬ le bu görevi vermişlerdi. Bitişiğimizdeki Lolantaneri köyünün erkekleri de dağa çıkmıştı. O gün Lolantaneri'de 40 kişi yakılarak öldürüldü. Biz kurtulmuştuk. bakımları zor çocukları bırakmışlardı köyde. Dağdaki yakınları. Kapısı¬ nı kilitleyip ateşe veriyorlar. tepede çaresizlik içinde olayları seyredi- 380 . Babam. Can güvenliği için adının açıklanmasını istemiyordu. annemin boynunda. Üst¬ lerinde. rüşvetle kırımdan kurtulmuştu. Hâlâ. ne olur ne olmaz düşüncesiyle dağa çıkıp saklanıyorlar. Onun için de kendimizi güven içinde his¬ sediyorduk. evlerinde. Topluca öldürüldüler. Ailesi. "Ben üç yaşındaydım" diye anlatıyordu: "Babam köy muhtarıydı. Köy boşalıyor. köy¬ lülerle biriikte babamı da yakalıyorlar. Avukatn. sistemin "laneriiler" listesindeydi. Müfreze ayrılır ayrılmaz. hasta ve dolaşdrmalan. ertesi gün gelip ya¬ kıyorlar. O köyde yaşayanların hepsi akrabalarımızdı. Askerler. İnsanları meydanda topluyorlar. Sonra çoluk çocuk. Hozat'ın Lolantaneri köyünde doğmuş¬ tu. İnsanları diri diri yakıyorlar. yükte hafif pahada ağır neleri varsa alıyorlar. katiiamlar gizli. Bir bakıma. bileğindekiler dahil neyi varsa verip kurtulmayı başarıyor. Ölümden kaçışın tek yolu dağlara sığınmaktı.

altına gelecek biçimde üstüne kapanıyor. Kaça¬ rak kurtulmayı denedi. Uzun yıl¬ lar yaşadı. Halamın öteki oğlu Halil de aynı ölüm kafilesindeydı.. Adı Eze'ydi. Eze o haliyle 12 ya¬ şına kadar yaşadı. Derede. Yarmanm altın¬ daki bölge de infaz yeriydi. Yıllarca sonra. Yuvarianıp koşarak ormana sığınıyor. Ardından ateş ediliyor ama vuramıyorlar. ölmüş buluyoriar. Saman¬ lıkta yaşayan varsa kurtarmaya çalışıyorlar. Gelin Küme. Bir Hozatlı anlattı: "Hozat'ta. Sonra bir uçurumdan aşağıya atıyor kendini. Samanlığa girenkr. katliamlardan son¬ ra. Sonra öldü. Temo kurtulduktan sonra. elkrini kollarını bağhyoriar. sol gözü yanmışd. büzüldüğü köşede bebeğini kucağına alıyor. Kume'yi yan yanmış.. Yüzlerce. Hala¬ mın oğlu Temo'nun (Teymur) kızıydı. O günkü kadiamdan bir bebek kurtuldu. Köy baskınında Temo. Bu yöreyi. halk arasında kan deresi oldu. ölü insan çöplüğü olarak kullanmışlardı. Arkadan vuruldu. belki binlerce kışı burada kurşuna dizilerek." Hozat'ın Ergen (Geçimli) ve Tavuk köylerinde de. yolda oyalanarak kafiknin arkasından yürüyor. Gözü kör olmuştu. genç karısı Küme ve emzikteki kızı Eze'yi bırakıp kaçamıyor. Onu bağlı bekletirken.yor. Hozat deresi ise "kan deresi"ydi. kansını be¬ bekle birlikte samanlığa götürüyorlar. Ama yaşıyordu. Yere yıkıp. Bu derenin adı. Lolantaneri köyü baskınında yakalanan erkekler. Eze'nin de saçlan ve başının sol tarafi. ormana sığın¬ dı. Burası toplu kırımlar için kul¬ lanılıyordu. Ama bebek yaşıyordu. Samanlığın ateşe verildi¬ ğini seyrettiriyoriar. bir kuytu¬ lukta topluca süngüden geçiriliyor. askerier işlerini bitirip köyden çıkınca koşuyoriar. 381 . Fakat başaramadı. O hal¬ de yanıp ölüyor. devlet peşini bırakınca köye döndü. Temo. Temo'yu yakalıyorlar. Kayışoğlu yarması vardır. insanlar sa¬ hanlıklara doldurulup ateşe veriliyor. öteki adı Karamuk deresidir. jandarma kışlasının yanındaki dere Hozat deresı- dir. süngülenerek kadedildi. herkes gibi dağlara. Sonra ya¬ sak bölge ilan ettiler. diri diri yakılıyorlardı.

yörede "büyük Türk büyükleri "nden biri sayılıyordu. koluna çavuş rütbesi. Çünkü. Çocukluğumuzda. Zeynel Altıntaş.. Osmanlı sultanını deviren Mustafa Kemal Ata¬ türk'ün yönerimi de yeni görevler. Kureyşan aşireti ve Çamurek köyündendi. Nahiye Müdürü makamına oturtulmuştu. yakınlığı yoktu. Çamurekli Zeynel. adı sonradan "Dallıbahçe" olarak değiştirilen İresi köyü nahiye olunca. Kan deresi. Kemiklerin kime ait oldukları bilinmeden. Kan deresindeki kemikleri topladık ama. payeler vermişti. "Devlete bağlılığıyla da mutlu Dersimlilerden biri" olan Zey¬ nel Çavuş'a." ZEYNEL ÇAVUŞ'UN MADALYASI Zeynel Altıntaş. bir zamanlar devlet tarafindan ödüllendi¬ rilmekten muduydu. yıllar boyunca toprağın üstünde kaldı. Üstünde asker üniforması.. çamaşır. O. uzaklardan birinin getirilip oturtulması yerine. şükran duygularının ifadesi olarak ona asker üniforması giydirmiş. Ruslara karşı "Sansa Deresi" efsanesini yaratan adamdı. hem de yazması olduğu için.. göğsüne de "vatan hizmerierinin terribinden" madalya takmışn. "devlete bağlılığını kanıdamış biri" olarak.Yasak bölgeleri askerler koruyordu. 1940'lardan sonra. askeri mıntı¬ ka içindeydi.. Biz çocuklar. Nöbetçiler vardı. çürüyene kadar. yavaş yavaş girmeye baş¬ ladık. Kürt dünyasıyla ilgisi. "Zeynel Akıntaş" olmuştu. toplanabikn kemikler topluca gömüldü. Osmanlı yönetimi. çorap parçaları. kök adı verildiğin¬ de. Çaldıklarımızı büyüklerimiz alıp gömüyordu. her yer insan iskektieriyle doluydu. 382 . Yıllarca sonra yasak kalkınca. hayvan otiatma bahanesiyle Kan deresine yaklaşmaya. hem okuması. zaferinden sonra. Kürtlükle. uzağında du¬ rup dereyi seyrediyorduk. kollarında ça¬ vuşluk "pırpır"ları. artık muduluğuna diyecek yoktu. elbise. Yarma. Cumhuriyet döneminde herkese yeni bir soy. Zeynel Çavuş'un. O Kürt atna. bunlar bizim insanlarımız diyerek kemikleri çal¬ maya başladık. cebinde maaşıyla Dersim'de "şan ve şerefle" dolaşıyordu.

"sikhlanm her zaman¬ ki gibi devkrimin hizmetindedk" diyen bir törensellikk asken komutana sunmuştu. Sizler de. devletin kollarına hizmet için seferber ediyordu: "Belki bir muhtaçlıktan vardır. devkte hizmet ederken ne olur ne ol¬ maz düşüncesiyk satm aldığı tabancasmı. Ruslardan alıp yine Ruslara karşı kullandığı. dağı. "Devleti¬ mizin bir bildiği vardır" diyor. karısı ve çocuklarım. "devlet şeflcatini". görevsiz kalmış bk devlet âşığı olarak hizmet yolunda ter döküyor.. daha sonra kan sesine boğulduğunda. kayası ve ormanıyla bir açık hava me¬ zarlığı haline getirilmişti. taşı. ilgisizdi. Devleti karşılama¬ ya giderken. Zeynel Altın¬ taş.Devktin bir temsikisi olarak. devkte karşı "kötü niyetlilerin peşinde" bir görevliydi. huzur içinde yaşarken. yerli memuriann görevden uzaklaşünlmasını karariaştırdık- tan' sonra işinden alındı. Ben. ayran. Dersim insandan "anndınlmış". silahını vermek istemeyenleri ikna görüşmelerine başlamıştı. Dersim'i düşünen çabalanm anlatarak. Pek çok kişi¬ nin iknacısıydı o. bk gün askeri bk birii¬ ğin geldiğini görüyor. * Zeynel Çavuş. 1938 yılının yaz ayları sonlarına doğru artık duman tüten koy sayısı. parmakla gösterilecek kadar azalmış. Dersim. çaba harcıyordu. Eski de olsa. Başbakan İnönü "Dersim harekâtı" için planlar ya¬ pıp. taze ekmek için hazırlık yapın.. Görevlerinin gereğini yerine getirmekten başka bir düşüncesi yoktu. "Dersim'in silahsızlandırılması" buyruğuna en başta o uymuş. 1935'te. hâlâ "devletin bir bildiği vardır" diye mi düşünüyordu bilin¬ mez. hazırlıklı davranıyordu. belki komutan yeni ve tanımayan bki olabdır dü¬ şüncesiyle. artık "antikaya çıkmış" tüfeğini." Zeynel Çavuş. bir zamanlar 383 . çay. Ama o "art niyet"e yormadı. askerkri karşılamaya gi¬ diyorum. tedbiri elden bırakmıyordu. Kendisi de.

Çavuş. müfreze komutanına. Urganlarla birbi¬ rine bağlandıktan sonra yolculuğa çıkarılıyorlardı. geçmişini. kravatını bağlayarak. Ne de olsa halef selef sayılıyoriardı.devlerine hizmet etmiş bir görevli olarak. gülümsemeye çalışarak. 47 haydut si¬ lahlarıyla birlikte ölü olarak ele geçirildi" şeklinde mi geçti resmi raporlara bilmiyorum. Ama komutan ödünsüz. Anlanlanlara göre. bir zamanlar nahiye müdürlüğü yapnğı İresi'ye götürülüyor. sertti: Bk yanlışlık yok. "sen de kimsin?" diye azarlayınca. Atatürkümüzün eski nahiye müdürü Zeynel Altıntaş yani" cevabını veriyordu: Komutan. Komutan. Gider Abdullah Paşa'ya (Alpdoğan) an¬ latırsın derdini.. tersliğin önüne geçmek için madalya¬ sını gösteriyordu. "ben Zeynel Çavuşum. Dahası. Zeynel Çavuş eli ayağı bağlı halde güneş altında bekletilirken. "İresi deresinde çıkan çatışmada. Zeynel Altıntaş isim benzerliğinden kay¬ naklanan bir yanlış anlama olabileceğini söyleyerek.. Ama yolcu¬ lukları Iresi'nin birişiğindeki derede son buluyordu. anında gerekebilir tedbiriyle belgesini de cebine koyarak. eşi ve yakın akrabaları toplanıp getiriliyordu. hepsi toplam 47 kişiydi. yeni müdür Hüsnü Dicleli'yi görünce.. Fakat. sevinçle se¬ lamlıyordu. Zeynel Çavuş. "eve buyur" ediyordu. vatana hizmederinin nişanesi olan madal¬ yasını göğsüne asarak. bazen değerli bilgiler bile vermişri. en yeni elbisesini giyip. askerlerin başındaki subayı selamlayıp saygılarını sun¬ duktan sonra. 384 . askerlerine emir veriyordu: Yakalayın şunu!. Ailenin sonu. "Atatürkümüzün şapkası" dediği fötr şapkasını da başına geçirerek karşılamaya çıkıyordu. bütün oğullan. bir müfreze köyü Çamurek'e bir başka askeri kol da yakınlarının bulunduğu Albusan mezrasına gönderiliyor. Anlatılanlara göre. Sıkça Dicleli'nin ziyaretine gitmiş. kız¬ ları. sesini duymuyordu. derhal bağlanmasını emrediyordu. hizmederini tek tek anlatıp. müdür onu görmüyor.

"iyilikleri için" uyarıyor. Dersimliler. yola çı¬ karmadan önce. "güvenli bir hayata nakledilmek" üzere toplanan in¬ sanlarla. "güvenli yerlere nakledilmek" üzere bir araya topladığı insanları. Bazdan daha sonra kendi köşelerine çekildi. Gideceğiniz yerde lazım olur" öğütleri veriyordu. Ali Fethi Esener ve Cevdet Sunay da unutulamayanlardandı. Genelkurmay başkanları. Başlangıçta. Dersim'den geçen kimi subaylar. General Hü¬ seyin Alpdoğan Dersim yangınının kibriti olarak anddı. "unutulmaz" olarak kaldı. "para¬ sal buluşları"yla unutulamayanlar arasına katılmışri. Kürtler daha iyisini yapıyor. O da. askerliğin yanında. para." Fakat. yeni bir hayat kurmak üzere.KURTARICISINI ARAYAN PAŞA 1970'lere kadar ordunun üst kademelerinde görev yapan ge¬ nerallerin büyük çoğunluğu. yanlarına aldıkları paraların akıbeti çok geçmeden ay¬ dınlığa kavuştu. on¬ ları "düşünen iyi yürekli" genç subayın. DersimHIerin anlatnğına göre o. Zaman yüzlerini sildi. en gençlerden biri olmasına rağmen. Ali Fethi Esener. sakın unutmayın. Ama. Bun¬ ların içinden Cemal Gürsel ve Cevdet Sunay gibi cumhurb... bellerine bağlıyorlardı. daha sonra politika alanında da etkin rol oynadılar. bunlardan bazılarını hiç unutmadı. Genç subay. "Kürt isyanlan"ndan geçmişri.... kaderlerine doğru yola çıkarken. neleri var¬ sa yanlarına ahyorlar. "yanınıza alabileceği¬ niz her şeyinizi. özellikle de paranızı almayı.ışkan- ları.. adlarını unutturdu. daha sonra da "ordunun en disiplinli subayı" 385 . ülkenin kaderinde başrole çıkan¬ lar. altın cinsinden neleri varsa ceplerine koyuyor. bk daha bulunmuyordu. Batı Anadolu'ya nakledileceklerini sananlar. ordu komutanları da çıkri. altınlarını yere gömüyor. köy köy dolaşıp. "iyilik olsun" diye söy¬ lediklerini harfiyen yerine getiriyor. Kürtlerin "iyilikten anlamalarım" takdirle karşdıyor ve şöyle diyordu: "Ermeniler göç ederken paralarını.

Sunay'ın eşi Atı¬ fet Sunay'm anlattığına göre. Ingilizlerie ilişkiye geçri. elinde avucundaki kıymetii eşyası¬ nı. ilişkileri şansım tüketti. Ordu Komutanı'yken. Dersimlilerin unutamadıklarından Cevdet Sunay. Osmanlı'ya karşı ayaklanan Araplar ve IngiHzlere karşı Filistin Cephesi'nde savaşırken esir düştü. Dersimliler Sunay için. taş taş üstünde bırakılmamış». "Bahtiyar aşiretinin kökünü kazıyan kişi" diyordu. Bahtiyar aşireti yöresi insandan anndınlmış. gecikerek kendikrine katıldığı için onu emekliye ayırdılar. yerine ku¬ rulan "Büyük Türkiye Partisi" nin başına geçkildi. 386 . O da. Yıllarca başbakanlık ya¬ pan Süleyman Demirel'in en gözde generallerinden biriydi. Erzurum'da 3. bu arada değerli pul koleksiyonunu da rüşvet vererek.. Demirel. Ofluydu. kendisini emekli eden darbecikrk hesaplaşmak üzere. Fakat eski ar¬ kadaşlan generaUer tarafindan engelknince. Kenan Evren Genelkurmay Baş¬ kanlığına getirildi. 1980 darbesinden sonra da Süleyman Demirel'k sıcak iHşkilerini sürdürdü. 27 Mayıs 1960 tarihinde askeri darbe oldu.olarak tanındı. karşılı¬ ğında oğlunu kurtarmayı başardı. Orgeneralliğe yükseldi. Olayı haber alınca. Babası. Esener ke. onu 1978'de Genelkurmay Başkanı yapmak istedi. köşesine çekildi. askeri imam olarak o bölgedeydi. Dersim'den geçerek general olanlardan biri de Ragıp Gümüş- pala'ydı. Birinci Dünya Savaşı sırasında. Karargâhı Pakire köyündeydi. Darbecikr. Dersim'de Bahtiyar aşireti bölgesinde savaşıyordu. Adalet Partki kapatılınca. Gümüşpala. Ancak. Daha sonra Genelkurmay Başkanlığından Cumhurbaşkanlığı makamına seçikn Sunay. İki yıl sonra da darbeyle Cumhurbaşkanı oldu. kapatılan DP'nin siyasi mirası üzerinde kurulan Adalet Parti¬ si'nin (AP) başına geçti.

iktidara hazırlanırken 1964'te öldü. merakını gidermek için. bir su¬ bayla iki eri yakalamışlardı. Paşa. yıllar sonra. insanlığınıza sığındım. zaman elvermediğinden üzgün olduğunu. uğurlayıcıları arasında bulunan Türkiye İşçi Partisi (TİP) İl Başkanı Kahraman Aytaç'tan tekrar ricada bu¬ lundu: Benden Hıdır Ağa'ya selam söyleyin. Geceyi orada geçirdi. Tacim köyünde yaşadığı ama ol¬ dukça yaşlandığı anlatılınca. Dersimlileri çok sev¬ diğini. Dersimlilerin. Dersim'e ilişkin derin anıları bulunduğunu söylüyor. çolugun çocuğun kanına girdiniz. köyüne gidip onu ziyaret et¬ mek istediğini. Bu arada. Getirdiler bana. Korkudan sararmışd. diyormuş. 387 . "Teneke Paşa" adını takmıştı. Hıdır Ağa'ya Paşa'nm selamını iletti. Ali'ye dedim ki: Sor bakahm. 1962'de AP genel başkanı olarak. Onuruna verilen akşam yemeğinde Paşa. Çocuklar. Paşa'yı nereden tanıdığını sordu. Tacim köyüne gittiğinde. Yerine. bu kez sivil kıyafetler içinde yeniden Dersim'deydi.. Gümüşpala. Ben şimdi sana ne yapayım? Ali benim söylediklerimi ona. ona verdiği sözü tuttu. "oyunuzu benim parrime ve¬ rin" tekrarı arasında. onun cevabını bana tercüme etti. ikide bir soruyordu: Hayderanlı Hıdır Ağa sağ mı? Hıdır Ağa'nın sağ olduğu. zar zor ayakta durabiliyordu. bu subaya. "Kökümüzü gerirenlerden biriydi" diyor ve devam ediyordu: "1938 senesinin yaz aylarıydı.Dönemin ünlü politikacılarından ve rakibi Osman Bölükbaşı ona. Hıdır Ağa'nın gözleri yaşarmıştı. İçimizde Türkçe bi¬ len tek kişi Ali'ydi. Boynu bükük haldeydi. Tunceli'den ayrılırken. sevgile¬ rinin iletilmesini istiyordu. Titriyor.. Paşa. siz bunca masum insanın. Aytaç. Türkiye'nin kırk yılına damgasını vuran Süleyman Demirel geçti. ama bu anıların içeriğini açıklamıyor. partisinin adayına oy vermesini istemeye gel¬ mişti. Sizin merhametinize. Dağdaydık.

yalpalaya yalpalaya yürümeye başladılar. günahsız insan¬ ları öldürüyorsunuz. kimi vicdanları satı¬ lık meta hafine getirmişti..Ona söyle dedim Ali'ye. Der¬ simli Binali Atik." diyordu. "Rayber" adı Dersim'de yaygındı. sonrası için "o isim. Söylediklerim ona tercüme edildi. Rayber'in ihanetinden sonra." ADİ DA YOK OLAN TETİKÇİ Ortaya dökülen para. yoluna pusular kuruyor. Bir gün. "parça başı hizmetine" göre para alıyordu. Aradan zaman geçti. Onlardan esir aldık. Boynunu büküp kaldı. Dersim'i kirletmiş. kelle avcısı. başka bir anlattmla öz yeğeni Rayber'di. kimseyi öldürmedik. Sesi¬ ni çıkarmadı. götürün. diken ve ot¬ lar arasında çıplak ayakla yürüyemiyordu. Eski yakın dosdan. silahlarını aldılar. Bunların en ünlüsü. kara ihaneti temsil ettiği için Lanetli sayıldı. Seni öldürmeyeceğiz. Arka¬ dan bakıyordum. Ben. 388 . Pek çok Dersimli. Sürgün edilecek insanlara katd. Ama siz suçsuz. kimse çocuğuna o adı vermedi. Beni Uşak'a sürgün ettiler. Ama doğrusunu söylemek gerekirse beklemediğim bir şey yaptı. potinleri¬ ni. Sansa deresinde Ruslarla çarpıştım. ak¬ rabaları ve bu arada öz amcasının ruhunu almak için geceli gün¬ düzlü çabalıyor. bir çatışmada o beni yakaladı. Potinlerini geri verdim. Sonra dedim ki: Alın. Seid Rıza'nın kardeşi Seid Ali'nin oğlu. Subay (Ragıp Gümüşpala) taşlar. Çoluğu çocuğu. kendi adını da "lanetH"ye çıkarıyordu. Birliklerine yakın yere salın gelin. onun ve yanındaki askerlerin elbiselerini. yerinden kalkamayacak ihtiyarları katiediyorsunuz. Acıdım haline. Yalınayak. Öldürmedi beni. dedim. Can borcunu böyle ödedi. tetikçi. Çocuklara dedim ki: Soyun bunu! Çocuklar. dedim. Onun "olayına" kadar. izini sürüyor.. iz sürücü. muhbir ve rehber olarak dağlarda dolaşıyor. Bir don ve gömlekle kaldılar. Biz katil değiliz. Hadi git. Çağırdım.

Kırlaşmış bıyıklarını her gün üşen¬ meden karaya boyuyor ve kuru üzümle mıncıklayıp burarak bi¬ çim veriyor. insan soyunun "aşağılık uğraş" saydı¬ ğı bir "mesleği icra ediyor"du. Birçok odalı evinde hamam da eksik değildi. Koyu renk ceket. hemen göze çarpıyordu. üst dudaklarını dolduran bıyıkla¬ rının bakımına pek düşkündü. Dersimlilere göre. Nereden bulup getirmişse. Özellikle misafir kabul salonunun süsü ve gösterişi için para harcamaktan çekinmemiş. ta Şam'dan ressamlar getirtip iç duvarları süsktmişri. burnunun altım. 1925'ten 1938'de öldürülünceye dek sürdürdüğü söyleniyordu. Anlarilanlar doğruysa eğer. belki abartı ama. Yamasız şalvar. "mesleğini icra" ederek kısa zamanda varlığa konmuştu. DersimHIer ayaklarını taştan. Duvarlar. Kadın ve çocuklar genellikle yalınayaktı. Giyim kuşamıyla da. o şişmancaydı. Uzun boyu ve şişmanca cüssesi bir araya gelince. 389 . değirmi göbeği öne fırlaktı. Köyde. Hozat'ın Peyami köyünde oturuyordu. 1937'de 40-45 yaşlanndaydı.Rayber. uçlarını dikleştiriyordu. tam 40 bin adet yumurta akı harcanmıştı. bir derebeyi azametiyle uzun konçlu çizmeler giyiyor¬ du. Boynu kalın. zemine mer¬ mer döşetmişti. kelle avcılığıydı. muhbirlik. topraktan koruyacak çarık bulamıyorlardı. uzun boyluydu. ustalar tarafindan kesilip yontularak biçimlendiril¬ miş taşlarla örülmüştü. Dersim'de kişinin "zenginli¬ ği" sayılıyordu. heybeti¬ nin boyutlarını görkeme ulaştırıyordu. kilot pantolonunun akında çizme. o dönemde. O ise. Kara. gömlek giymek. Dağhlar arasında bir istisna olarak. Dersimlilere göre o. heybetH görünüşü "azamete" varıyordu. Esmer. Bu "işi". Dersimlilerin "pis iş" dedikleri uğ¬ raşı. gür. duvarların boydan boya değişik motiflerle süslenmesi için kök boya kullanılmış. Rayber. dillere destan köşk yavrusu bir ev yaptırmıştı.

"mesele değil bu" diyerek parasını aldığı insanların ço¬ ğu. Bir söylentiye göre. dişi kurt önderliğinde çıkıp dünyaya yayılmasını anlatan tablonun bir türlü yapılamamasıdır. Bunu yapacak kimseyi bulamadım. Ne eksik Rayber Ağa? Eksik olan. Ondan her şeyi bekliyordu.. Onun. daha sonra öldürülüyordu.. ağaç kabukları ve köklerden elde edilen boyalara yumurta karışrinlarak yapılan karışımla at. 390 . geliri¬ nin öteki kalemlerini teşkil ediyordu. Dinleyenler onu teskin ediyorlardı: Üzülme Rayber Ağa. Rayber. Okuma ve yaz¬ mayı Seid'den öğrenmişti. yalnız Dersim dağların¬ da değil. Peşine düşülen insanlar.. üzülüyorum. rakı sofralarında heyecanlı söy¬ levler veriyor. cey¬ lan motifleri ve savaş sahneleri işlenmişti. Rayber maaşa bağlanmıştı. İstanbul'da bile servet sayılıyordu. Onun için hayıflanıyor. Onun geliri bu kadarla kalmıyordu. ona koşuyor. askeri komutanları. geyik. canlarının kurtarılması için yalvanyorlardı.. Atalarımız Türklerin Ergenekon dağlarım delip. bayır peşinde koştuğu Seid Rıza'nın emeği. Ödül ve rüşvetler. Abdullah Alpdoğan Paşamızdan dinlediğim ta¬ rihimizdir. si¬ vil amirleri ağırlıyordu. Köşkünde sıkça ziyafetler düzenliyor. neleri var neleri yoksa önüne serip. öz be öz Türk olduğunu söylüyor. Rayber. ayda beş bin lira maaş alıyordu. Bir gün o da olur. Bu para o dönemde. ilgi ve himayesiyle büyümüştü. bazen konuş¬ tukça heyecanlanıyor. içini çekerek: Bu duvarlarda ne eksik biliyor musunuz? diye soruyordu..Salonun duvarlarına. ruhunu almak için dağ.. Atatürk. ama günün birinde hayatını al¬ mak için ardına düşebileceğini asla. İsmet İnönü ve Fevzi Çakmak ile Abdullah Alpdo¬ gan'ın portreleri de unutulmamışri. Milletvekillerinin maaşı o kadar değildi.

Rayber. Rolünü oynarken. öteki adıyla Venk. Her gün. Fakat. bu açıdan bakmış. bazı direnişçi gruplarla bir araya gelmeyi başanyordu. ona karşı lideriik mücadeksine giriyordu. yaz ortalarında yayınladığı bk bildiriyle Rayber'in Hozat'tan kaçıp "haydutlara katıldığım" ve Türk ordusuna karşı savaşma¬ ya başladığını duyurmuştu. bir Türk casusu olarak Kürtkr arasına girmiş- 391 . Rayber. Seid Rı¬ za. amacın Rayber'i direnişçiler arasına katıp on¬ lann avlanmasını kolaylaştırmak olduğu açıktı. kendisini amaca göriirecek firsat olarak görmüştü. "Sel Seferleri"ne. 1920'knle "derin devlet"in gölgesi hafine geliyordu. her yıl sayısız kişi tarafindan zi¬ yaret ediliyor. armağanlar bırakılıyordu. Fakat. "bu bir oyundur. halk desteğini alıp yerine geçememişri. aileden kalmaydı. halk desteğini de yadsı¬ mamış. Nitekim. Bunun üzerine "Inspektör" Pa¬ şa. liderierin aralarında kavga¬ lı ve birbirinden koptuğunu. Rayber'e güvenip aranıza almayın" deyince. Seid Rıza'yı yıpratma. Halbori topraklanndaki kutsal Keşiş Kilisesi. Rayber'in "savaşa katılması "m şöyle anlariyor: "Rayber. Dersim'e bombalar yağmaya başladığında ikili oyun için "tarafsızlığım" ilan etmişti. Rayber. hak ortaklığı istemini sahipliğe vardırmış. güçten arındırma planlannın kolay aktörü haline geliyordu. Aile büyüğü olarak Seid Rıza'nın elinde ve himayesindeydi. ilk kez önemli bir güç kanlımı olduğunu resmi bildiriyle açıklıyor. ihrirası giderek boyunu aşan kine dönüşüyor. bunu daha sonra lideriik sevdasına dönüştürmüştü. Bunun bir oyun. kullanılan güç tarafindan kışkırtılmış. bildiri uçaklaria tüm Dersim'e yağdırılıyordu. resmi bildirinin inandıncılığı kırılıyor. inandıncı olamamıştı. ama Seid Rıza'nın çabalan¬ na rağmen. Amcasıyla gizliden gizliye giriştiği miras kavgası. bir kısım maiyetiyk ilk önce Bahtiyar aşiretiyle bkleşmişti. Nuri Dersimi. Seid Rıza'yı terk edip Türk ordusu saflanna katılan aşiret adlarını tek tek duyuran komutan Alpdo¬ ğan. bu dönemde gün ışığına çıkıyor. Hazreti Ali'nin parmak kemiği olduğu iddia edikn emanetkrin de saklandığı Keşiş Kilisesi. her şeye rağmen amcasının otoritesini kı¬ ramamış.

aldığı cevaplarla huzur bulup evine dönmüştü. aldatmayı başardığı Mısto Sure'nin torunu Vanklı Efen¬ di'yi yanma alarak Türklere karşı harbe başlamışn. Kapısının çalınabileceği ihtimalinden huzursuzdu. uygun bir yer kararlaştınlınca haber verileceğini bildirmiş.ti. birkaç gün sonra kapı¬ sında askerleri görünce. Rayber'e inanmış ve batı cephesinde savaşmak üzere gelmesine razı olmuştu. tedirgindi. Bazı ordu birlikleri yavaş yavaş kışlaklara çekiliyordu. Sıranın kullanılmışlara geldiğini duyuyor. Rayber. Alişer'in yönetimindeki mıntıkada. hatta Alişer'in bile güvenini kazanmıştı. bu arada başının üstünde dönenen herhangi bir tehlike olup olmadığını dolaylı yoldan konrol etmiş. Amacına ulaşmak için de Rayber'i on beş gün savaşa katmışd. Seid Rıza bu sözlerine inanmadığını bildirmişti. Seid Rıza'dan baş¬ ka diğer bütün reislerin. Kürt kuvvetieri hakkında elde ettiği bilgileri günü gününe Türklere aktardığı anlaşılıyordu. görüyordu. Güven vere¬ meyen "kullanılmışlar" ise tasfiye ediliyordu. Çünkü General. Rayber. batıda uygun bir çiftlik tedarik edilmesi halin¬ de göçüp gidebileceğini söylemiş. muhbirlere ihtiyaç kalmamıştı. amcası Seid Rıza'ya haber göndererek. sonunda. "Paşadan hayırlı haber geldi" sevinciyle koşmuştu." Rayber'in DersimHIer arasındaki inandıncdığı. isteğini memnuniyetle karşılamış. intikamcıların varlığı yüzünden hu¬ zurlu olmadığını. An¬ latdanlara göre. Dersim planlandığı düzeyde insansızlaş¬ tırılmıştı. Artık tetikçilere. Huzuru General Alpdoğan'a gitmekte aramıştı. Diğerleri Seid Rıza'nın sözlerine rağmen. 392 . Savaş planlarını Alişer hazırlıyordu. General'e. elini öpüp kendisinden af dilemek istediğini bildirdiğinde. bu yüzden nefret ettiğini. Bu nedenle General Alpdogan'ın biricik ama¬ cı Alişer'i yok etmekti. Alişer'i öldürmesiyle yok oluyordu. onlara karşı savaşacağım. amcazadelerinden olup. Savaşın ağırlık merkezi Seid Rıza üzerineydi. Kahpe ve kurnaz Rayber. Rayber. Türk hükü¬ metinin planlarını anladığını. 1938 sonbaharında.

Rayber karargâha girerken başına un çuvalı geçirilip etkısız- kşririlerek süngükniyordu. yollarda öknlerin dışmdaki sürgünk kurtulanlar. adı daha sonra Geyiksu diye değiştirilen Dest nahiyesine gelmesini istiyordu. Ge¬ neral.. Rayber'in nahiye müdürüne bağlı. Orada. Türkler.Gelen askerkrin hal ve tavırlarında. aranan "münasip" çiftlik bulun¬ muştu. Dağlara sığınarak. atalarının hayat izlerine geri döndükr. Açlık. devlet hizmet¬ lerini düşünüp değerkndirmiş. . sussuzluk. Köy ve kasabakrda "dokunulmazlar" ve "dokunulmayan¬ lar". köy¬ lerine. eşine birçok işkence yaptıktan sonra sürgün etmiştir. sonra Cunda adasına sürülüyordu. Peyami köyündeki evini işgal ederek. Rayber'i kurşuna dizdikten sonra. O sevinçk.. Sürgünlerin büyük çoğunluğu da. amcasının ve bütün Der¬ sim'in felaketine sebep olan hain Rayber." Dersimliler. oğlu Hüseyin'i de yanına alarak. onun emri al¬ tında çahşan biri okrak askeri karargâha götürülünce işin rengim anladığını. 11 te yola çıkıyordu. kuşku emaresi yoktu. Rayber'in evi yağmalandıktan sonra yakılıyor.. Fakat yapabileceği bk şey yoktu.. . doğru ve ger¬ çekçi değildir.. Türk istihbaratından alıp biriktirdiği binkrce liraya^ el koymuş. askerlerk birlik¬ . hatta oğlunu. . bin bir eziyetin ağır koşullarına daya¬ namayarak. Demek ki. Rayber sevinçliydi. 'bunlarm niyeti kötü' diye uyardığmı söylüyordu. 393 . daha sonra yurtlanna. aıksı önce Ba¬ n lıkesir'in Akınovası'na.. Kaçmaya çalışan oğlu ise kurşunlanı¬ yordu. yıl¬ larca kaçak yaşadıktan sonra hayata yeniden başlayanlar. bunların arasında yaşayanlar vardı. 1 . KIRIM İSTATİSTİKLERİ VE SÜRGÜN "Dersim'in bütün insanlan yok edildi" demek. yaptığı hizmetlerin ödü¬ lü olarak Teştak'ta oğluyla birlikte kurşuna dizilmiştir... Sonrasını Nuri Dersimi anlatıyor: "Ordu emrinde hizmet gördürülen.. burada köyler ve köylerde hayatlarını sürdüren insan¬ lar kaldı..

Çoğu yerde. pis kokular içinde yolculuk etmişler. yerli olmuş olanlara göre. dahası kana susamış karildi. konuşulan diline. Öte yandan. Başbakan İsmet inönü. yaban hayvanı misali salmıyorlardı. onlar "birer yurt düşmanı. 'Defolup gidin' diye karşılamışlar. "yerinde sonuna kadar susturulan". 394 . Çünkü. ya da "eşkıya ile çıkan çatışmada ölü olarak" ele geçirilen insan sa¬ yısı 15 bin kişi olarak gösteriliyor. yaşama biçimine. Topluca trenlere doldurulup. Vagon kalabalıkmış. Ama daha sonraki uygulamada bu rakamın çok çok aşıldığı an¬ laşılıyor. Genellikle.Bütün bunlann yanında. köklerinden koparı- lıyordu. üst üste yığılı halde.. ırkçı tepki görüyoriardı. Toprağı ve ikliminin yaşama biçimini. yok edilen insan sayısının. resmi makamla- nn çok üstünde olduğunu bildiriyor. hayadarmın bütün izlerinden.. aile¬ leriyle biriikte sürgün edilecek insan sayısı hakkında. Kürt kaynakları. Balıkesir'de trenden indirip bir köye götürmüşler. en az ölüme denk acı veren bk insanlık trajedisiydi. silahlanyla biriikte ölü olarak ele geçirilenlere" ilişkin resmi istatistik ve sağlıklı rakamlar yoktu. "Şimdilik 2 bin kişi kafidir" ifadesini kullanıyordu. daracık vagonda. hatta iklimine yabancı olduk- lan diyariara götürülüp. günlerce aç susuz. bazıları ise 70 bin ki¬ şi olarak ifade ediyor. hain". Bazı resmi verilerde. parasıyla alışveriş bile yapılamıyor¬ du. sürgün. gelenek ve göreneklerine. 1935 yılında ilk planı açıklarken. insanlar havasız. topluca ya da tek tek kadedilen insan sayısını 50 bin. götürüldükleri yerierin insanlanndan kabul değil. * Dersim sürgünlerinin sayısı da bir başka bilinmezlik. "eşkıya ile çıkan çatışmada. selam verme bir yana. Fakat köy¬ lüler bizimkileri istememişler. dilini yarat¬ mış insanlar. Bazı kaynaklar. Dersimli bir sürgün torunu anlatıyor: "Ninemkri Erzincan'da tren vagonuna doldurmuşlar.

. köy meydanında böyk linç edip öldürmüşler. Yakınlan- mız. Yalınayak ve üstle¬ rindeki giysiler yamalı. ^^ arka- daşlanndan kimliğini gizleyerek okula devam etriğini" söylüyor¬ du. Köylüler. O dönemde çekilen ve daha sonra kitap ve dergderde yayınla¬ nan fotoğraflar. te ör¬ ı gülerle çevriliydi. sonra kafileler halinde en ya¬ kındaki tren istasyonuna naklediliyoriardı. Onun kimlik gizkme trajedisi daha sonraki memuriyet yılla¬ rında da sürecekti. Dedemi. CHP'den Tunceli milletvekilliği yapan Nihat Sal¬ tık. yer yer "kuy¬ ruklu Kürt. Kimileri de kimliğini gizleyerek. konumunu kaybetme korkusu önüne dikiliyordu. insanlar.. bütün toplama merkezlen. Şak Cemal Süreya.Sonra askerierin yanında taş ve sopalarla saldırmışlar. 1970'lerde. Tren garianndakiler dahil. sefaletin öteki boyunu sergiliyordu. Birbirine zincirknmiş olarak fotoğraflarda görülen insankr. Bundan an¬ neleri babaları da nasiplerini alıyor. Cemal Süreya'nın ailesi Bilecik'e sürgün edilmışü. Çocuklar aşağılanıp horlanma korkusun¬ dan sokağa çıkamıyor. ailesini yadsıyarak tutunma¬ ya çahşıyoriardı. kimliğiyle ortaya çıktığı takdirde ışmı. Bu kez. yazın sıcakta. buralarda nakil günlerini bekliyoriardı. önce toplama merkezlerinde toplanıyor. yakm- 395 . . Şair." Sürgün çocuklan. ayrı bir trajediydi. Sürgünlerin nakli. kalma¬ larına izin vermeyince oradan aynlıp bir başka yere gidiyorlar. kuyruğunu göster" diye aşağılanıyorlardı. Tel örgülerin dışında nöbetçi askerier dolaşı¬ yordu. tanıklık etriği nakil manzaralarmı şöyk anlatıyordu: "Biz olaylar başlamadan Erzincan'a taşınmıştık. ilk çağlann sa¬ vaş esirieri gibi urgan ve zincirierk birbirine bağknarak. okula yazdınlanlar. içine salındıklan toplumda. akrabalarımız orda (Dersim) kaldığı için babam. bırakıp kaçıyoriardı. İnsanlar. kışın soğukta. çocukların gözlen onunde saldırıya uğruyorlardı.. bunlardan biriydi. kendi çağları¬ nın yoksulluk manzarasmı temsil ediyoriardı.

Hayvan ve yük va¬ gonları katarının hızı. Erzincan'da trene bindirip baûya naklediyorlardı. o ka- pah yerde günlerce süren yokuluklaria badya taşınıyorlardı.. tuvaleti yok¬ tu. orada tanıştıklan insanlar bir arada. oturacak yeri. Kötü haberler geliyordu. "Isyancdar"ın mallarına da el ko¬ nuyor. başların¬ da silahlı askerler olduğu halde günlerce bekletiliyorlardı. yakınlarının bilmedikleri yerlerde indirilip toprağa gömülüyorlardı. Çoğu yalınayak¬ tı. torun ve gelinlerle. Yaz sıcağında. baba. O insanlar. daha da düşüktü. Savaş haberleri. Genelkurmayın kitabında.. "İsyan" bölgesiydi. İnsanların dolduruldukları vagonların kapıları dışardan kapa¬ tılıp kiHdeniyor. Onlan görmek için istasyona gidiyorduk. vagonlar¬ dan havaya. yağmalanıyordu. sürü halinde. tren istasyonunun orakrda. Askerler yaklaşıp su vermemize izin ver¬ miyorlardı. çocuğu. Erzincan'dan Ankara'ya iki günde gidiyordu. yolcu trenleri.. doğal ihtiyaçlannı." Dönemin teknolojisiyle trenlerin hızı düşüktü. insanları yaban hayvanları gibi birbirine bağlayıp Erzincan'a getiriyorlardı. insanlar. Kulağı oradaydı. "el konan hayvanlann" aynntılı 396 . Anne. Vagonların penceresi. Ne üsderinde vardı. Daha önceki bölümlerde anlatıldığı zaman. Dersim. evlat. en az dört gün kapalı kalıyor. 'su' diyorlardı. yük ve hayvan vagonlarına dolduruluyorlardı... Hayvan taşımada kullanılan vagonlardı. ne de başlannda. Getirilenler. Ölenler. insanlar çok pe¬ rişan haldeydiler. ihtiyarı.dan ilgileniyordu. Kadını vardı aralarında. sırt sırta yolculuk ediyor. kırım sözleri. son duraklarda kapı açıldığında sidik ve pislik kokulan fışkırıyordu. orada herkesin gözü önünde gideriyorlardı.. yanlannda var olan yiyecek ve suyla ayakta kalmaya bakıyoriardı.

pek çok kışı. ziynet eşyalan. Resmi rapor ve tutanaklarda bunların izine rasdanmıyor. "Ermeniler altınlannı yere gömüyorlardı.dökümüne yer veriliyor. Fakat. evi ya¬ kılmış. ama köyü. "kaderi değişmiş" ve "varlıklı hale gelmiş" olarak döndü isyan bölgelerinden. "gayri resmi tarih"in kaydettiğine göre. özellikk altınları da vardı. Sadece Gene¬ ral Ali Fethi Esener'in. 397 . Canını ve ailesini kurtarma umuduyla sahip olduğu bütün variığını "kurtarıcılara vermesini saymıyoruz. bunlar yanlanna alıyor" diyerek yükte hafif pahada ağır maüarın da ele geçirildiğinden söz ettiğini biliyoruz. öldürülmüş insanların paralan. "resmi tarihte" de sözü edilmiyordu. örneğin "ele geçirilen sürülerin askerle¬ rin yiyeceği olarak kullanıldığı" belirtiliyordu.

Yine en büyük hatamız. Doğu geri plan¬ da kalıyordu. 1950'lere kadar büyük bir baskı dönemi yaşandı. Kimseler gire¬ mez.' Zaten Türkiye'nin genelinde eğitim zayıfd. Zaten Güney¬ doğu Anadolu yasak bölge durumuna düşmüştü. 'zenginleşmesinkr. Mekn. Jandarma kimseye gözünü aç¬ tırmazdı. askerde yüksek rütbeye pek çı¬ kartılmazlar.. Maliye Bakanlıgı'nda bürokrasinin en üst düzeyine kadar yükseldikten sonra ismet inönü tarafindan Mil¬ letvekili. Devletin söylenmeyen politikası. Siyasi partiler. Sürgünler. Örneğin. Oralann her şeyi jandarma onbaşısıydı. O da baskı ve gerektikçe dayak. İSYAN" Vanh Ferit Melen. sırdan Anadolu'ya dönük yaşariardı. devlet dairelerinde belirii bir düzeyin üstüne kati¬ yen çıkardlmazlardı. Sadece askerierin politikalan vardı. Dev¬ letin de bir politikası yoktu. Özellikle eğitim konusunda büyük hata yapıldı. kimseler geçemezdi. göz yumuyorlardı. Fevzi Çakmak (Genelkurmay Başkanı) 'Ne oku¬ lu?' demiş. Okumuşuyla hiç baş edemeyiz. Türkiye Cumhuriyeri'nin Kürt polirikasını şöyle anlatıyordu: "isyanlar çok kanlı basdnldı." 398 . Hiç unutmam. oku¬ masınlar' şeklindeydi. Bu bölgeye hiç gel¬ medi. Ardından da.. Zira devlet korkardı. Mehmet Ali Birand'ın Apo ve PKK adındaki kitabın¬ da. dayak ve baskı. askerin baskısını pek sevmemekle biriikte. Kürder. Kürderi sadece susturmak için çaba harcamamızdı. 1971 darbesinden sonra da Başbakanlık yaptı. hapisler.. 'Biz cahiHyk başa çıkamıyoruz..Dokuzuncu Bolü M "29. Zira kendilerinin hiçbir politikalan yoktu. Bakan yapıldı.

bizim doğurduğumuz ve şimdi altından kalkamayacak duruma getirdiğimiz bir sorundur. "iç ve dış düşmanların oyunu" diye nitelendiriyor. polis. Kurt sorunu. isyanı yaratıp besleyen. köy ve kasabalan savaş yangınla¬ rı sarıyor. dediği sa¬ vaş için bütün olanakları seferber ediyor. büyüten sorunlan ağzına al¬ mıyor.adam yerine konmak. taşlan. "Cumhuriyet tarihınm 29. bu hatalar sonucunda geldik. çözümü yine şiddette arıyordu. dayak ye¬ memek. olay ya¬ ratan sorunları bir kez daha gözardı ediyor. donemin Genel¬ kurmay Başkam Doğan Güreş'in "düşük yoğunluklu rek olayları "terörizm" diye niteliyordu. sosyal yangın. Mehmet "İşte bugünlere. dağları. Ankara. barmma dahd. Ankara. bunu iz¬ leyen süreçte. Kurt Isyam diye tanımhyor. yerieşim. hıze uçak ve helikopter kullanıyor. top. PKK hareketini. çalışma. Ama tanımın ıçın- 399 . Ferk Mekn'in özetlediği şiddet politikası yemden doruğa çıkıyor. Ferit Mekn. dilkndirenleri cezalandırarak susturuyor. Ankara'nın bu dille konuştuğu süreçte. devlet "isyanı" basnrmak içm tank. daha önceki olaylarda olduğu gibi olaylan. insan muamelesi görmek. Kürderin istekkri." Ali Birand'a şöyle diyordu: Melen'in Kürt sorununu "akından kalkamayacak durum" ola¬ rak nitelediği bu dönemde Süleyman Demirel CumhurbaşkamydL Demirel. Kürtler bir kez daha ayağa kalkıyor. ama kestirmeden gide¬ Bu Osmanlı'dan kalma bk tanımlamaydı. küçük düşürülmemek ve pastadan pay alabilmek. özel kuvvetkrk takviyeli 300 bin kişilik bir askeri güçk savaşıyordu.* * * Partiya Karkeran Kürdistan'a (PKK) bağlı geriUakrm 15 Ağustos 1984 tarihinde Eruh ve Şemdinli'de aynı anda silah pat¬ latmasından sonra. Kurtkrin bütün hayatım altına alıp altüst ediyordu. Osmanhdan ben tek¬ rarlanan gekneksel söykm ve alışkanlıkla hareken.

1946 yılında çok partdi sisteme geçildiğini açıklıyordu. aydınlar tutuklanıyordu. Şimdi. Kürdere ilişkin Kemalist polirika yeniden yürürlüğe konuyor.de "nedenler" yoktu. 1920'lerde başlayan "Kürt harekâdan". Kürt tarafindan sempatiyle karşılanıyordu. Fakat. bu arada ABD'den ekonomik yardım alabilmek için batı ittifakında yer alıyor. "Terörü bastırma "nın dışında ise teşhis ve sorunların tedavisi diye bir resmi görüş. Van'ın Özalp ilçe¬ sinde 33 kişinin topluca kadedilmesi emrini veren General Musta¬ fa Muğlalı yargılanıp mahkûm ediliyordu. 1960'daki askeri darbe. plan. Kürtler açısından. sistematik olarak köylere "silah toplama sefer¬ leri" düzenleniyor. yakıp yıkmalar duruyor. program yoktu. enerji ve güç dış savaşa yöneldiği için de olsa Kürrier rahat bir nefes almışlardı. Olaylar da. silah toplama adıyla köylere baskınlar düzenleniyor. dış kaynak¬ lı "terörizm" olmuştu. DP'nin ilk zamanlarında Kürtler üzerindeki baskılar kısmen de olsa hafifliyor. 1950'de de seçimi kazanıp tek başına iktidar oluyordu. hatta İsmet Paşa diktatöriüğü günlerinde. Amerikan (ABD) blokunun yanında yer almıştı. bk yıl sonra da İkinci Dün¬ ya Savaşı padak vermişri. Bütün dikkat. "potansiyel teh¬ like" ilan ediliyor. yenilgi üzerine Almanya'ya savaş ilan etmiş. batı kriterlerine uyum amacıyla. Kürtlere karşı işlenen bk suçun ilk mahkûmiyetiydi. TC tarihinde. Bu. Osmanlı ve devamının dilinde Kürt hare¬ kederi "eşkıyalık"tı. Savaş boyunca. Kemalist çiz¬ giye aykırı bu tutum. baskı ve korku genelleştiriliyordu. iktidarın 195 5 'ten sonraki genel serdeşmesinden Kürt¬ ler de paylanna düşeni alıyoriardı. dağ¬ ları saran akvler sönmeye başlamış. "eşkıya" dünyadaki genel tanıma uy¬ gun hale geririlmiş ve "terörist" olmuştu. Aynı yıl. Oysa sorunu yaratan ve birbirinin devamı nedenler vardı. 1938 yılında Atatürk'ün ölümünden sonra İsmet inönü Cum¬ hurbaşkanı olmuş. jandarma dayağı azalı¬ yor. Demokrat Parri (DP) kuruluyor. 1930'lann daha yumuşak şekliyle geri dönüşü oluyordu. Adı duyul- 400 . Hitler Almanyasıyla ilişkilerini pekiştirip ricarerini artıran TC. Kürder. İsmet Paşa.

genci. Kürtçe ko¬ nuşanlar aşağılanıyor. kendisi de bk Kürt olan darbenin askeri Hderi General Cemal Gürsel. sosyal uya¬ nış ve örgürienmeden telaşlanıyor. 1960'lann sonlannda. Kürt aydınlan. kısmen de olsa demir perdeyi aralıyor. "tehlike çanları" başlıklı yazılar kendini göstermeye başlıyordu. çocuğu ve kadınıyla insan- 401 . Süleyman Demirel hükümeti. "Derin devlet" de denilen sistemin gizli çekirdeği. "TC'yi tehdit eden tehlikeler" sıralamasında ilk sıra¬ da yer alıyor. ihtiyan. Kürtlere daha sempatiyle bakan Türkiye İşçi Partisi'ne (TİP) yöneliyor.muş. militer sisteme aykın düşmemek koşu¬ luyla sosyal hayata ilişkin düşüncelerin ifadesiyle örgütienmeye izin veriliyordu. "Silah toplama" adıyla yürütülen "Komando Harekâtı''nın ürpertici kesitleri de vardı. "Devrimci Doğu Kültür Ocaklan"nı kuru¬ yorlardı. Bazı aydınlar. 1969 yılı bahannda. "size Kürt diyenlerin yüzüne tükürün. Kürtlere uygu¬ lanan baskılan kınayan. memleketi Erzurum'a yaptığı gezide. üniversiteli gençler. Kemalist partilerinden uzaklaşarak. "Komando harekâri" başlatılıyordu. Kemalist basında. hiçbir zaman olmamıştır" tezini savunuyor. Erzurum'un Tekman ilçesine bağlı Alibeyköy'de olduğu gibi. tanınmış 55 Kürt önde geleni. "ağa" oldukları gerekçesiyle tutuklanıp sürgüne gönderiliyordu. 1930'lardaki gibi "vatandaş Türkçe konuş" kampanyası açılıyor. cezayı da göze alarak. toplu işkence uygulanıyordu. » » 1961 Anayasası. Kürtler örgütlenip sorunları tartışıyoriardı. ilk kez kitlelerin önünde Kürtçe konuşmalar yapıyoriardı. Kürt sözcüğü. Adını koruyabilmiş köy isimleri Türkçeleştiriliyor. bu dönemde telaffuz edilmeye başlanıyor. TlP'in şemsiyesi altında. demokratik hak isteklerini dik getiren "Doğu Mitingleri" düzenleniyordu. Bazı köyler ablukaya alınıyor. "Kürt yok. bas¬ kıcı sistemi yumuşariyor. "tehlikeyi bertaraf" etmek üzere orduya "silah toplama" emri veriyor. Kürt kı¬ pırdaması. hepiniz Türksünüz" diyordu.

Dayak ise sıradan muameleden sayılıyordu. Kürtler arasında kaynaşma ve ör¬ gütlenme çalışmaları giderek yoğunlaşıyordu. iş adamı. kendisi. işçisi. tutuklananlar arasında. Diyarbakır askeri cezaevinde. köy meydanlarında. TİP. Türk milliyetçiliğinin savunucusu Demirel'in parti¬ sinden milletvekilleri. ilkel çağlarda savaş tutsakları¬ na bile reva görülmeyen işkenceler yapılıyor. Sosyolog İsmail Beşikçi. Kema¬ list CHP'den. İşkencehanelerde can verenlere. 402 . memuru ve aydınıyla yüzlerce Kürt tutuk¬ lanıp. daha sonra tutuklanıp ağır hapis cezalarına çarptırılıyor. Fakat baskılar ters tepiyor. erkeklik organlarına ip bağlanıp kadınlara çektiriliyor. her yaş ve görüşten Kürtlerle dolduruluyor. "ele düşmüşlere" pislik yediriliyordu. legal zeminlerin dışında yeraltında faaliyet göste¬ ren Kürt örgütleri de vardı. kitapları yasaklanıyordu. insanlık arayışında. yine köy meydanlarında insanla¬ ra hayvan pisliği yediriliyordu. eski bakan. Kürt varlığından söz et¬ tiği için üniversiteden atılıyor. Diyarbakır'daki özel askeri cezaevi. 12 Mart 197rdeki askeri darbe sonrası. Bütün bunların arasında en radikali. topluca yat-kalk talimleri yaptırılıyor. 12 Eylül 1980 darbesi bir yıkım gibi geliyor. dayanıl¬ maz işkencelerden sonra pek çoğu ağır hapis cezalarına çarptırı¬ lıyordu. öğ¬ rencisi.lara. eski bakanları. Türkçesi Kurdistan Emekçiler Partisi olan "Parti¬ ya Karkeran Kurdktan" (PKK) idi. 1970'lerde. cezaevine dönüştürülen kışlalara dolduruluyor. köylüsü. saygın ihtiyarlar çırılçıplak soyularak. Ankara'da Siyasal Bilgiler Fakültesi öğrencisi Abdullah Öcalan önderliğindeki. kongre bildirisinde "Kürt vardır" ibaresine yer verdiği için kapatılıyor. kendini yakan dört gencin ölüsü da katılıyordu. gençler vurula¬ rak öldürülüyor. millet¬ vekilleri dahil. belediye başkanları da yer alıyordu.

Öcalan, 1949 yılında, Urfa'nın Halfeti ilçesine bağh Ame-

ran (Ömerli) köyünde doğmuştu. Sıradan bir köylü olan Üveyş
ile Ömer Öcalan'ın oğluydu. Ailesinin herhangi bk aşiret bağı,

hatta adı sanı duyulmuş kabilesi bile yoktu, akraba çevresi de
sınırlıydı.

Öcalan, ilkokula başladıktan sonra Türkçeyi öğrenmeye baş¬

ladı. Annesiyle babası ise Türkçe konuşmasını bilmiyoriardı.

Zor koşullar içinde ortaokulu bitirdikten sonra, sınav kaza¬

narak Tapu ve Kadastro Meslek Lisesi'ni yanlı öğrenci olarak bi¬ tirdi. Tapu Kadastro kurumunda çalışırken üniversiteye başladı.
Öcalan, ilk gençliğinde Kürt sorunuyla fazla ilgili değildi. Da¬

ha çok Türk sağının dinci çevrelerine yakın durmuştu. Fakat, li¬ se ikinci sınıftayken, Hulusi Turgut'un Irak Kürdistanı'nda ba¬
ğımsızlık savaşı veren Kürt lider Mustafa Barzani'yk yaptığı ve

Akşam gazetesinde yayınlanan bir röportajı okuyunca, dünyasın¬
da değişim rüzgârları esmeye başlamış ve Kürt sorununa eğilme¬
ye başlamıştı.

Ankara'da Siyasal Bilgiler Fakültesi'nde öğrenciyken, gençli¬

ğin sol kesimi içinde adı anılanlardan bki haline gelmiş, fakat
Kürtleri ve sorunlannı dillendirmeye başlayınca şaşırtıcı tepkikr
almış, bunun üzerine, "Türk solunun gündeminde Kürt sorunu
yok" diyerek yolunu ayırmıştı.

Bundan sonra Kürt sorunu üzerinde yoğunlaşıp çalışmaya yö¬

nelmiş, ama ilk başlarda üniversiteli Kürt gençleri çevrelerinde de
aradığı ilgiyi bulamamıştı. Mevcut legal ya da illegal Kürt örgüt¬

lenmelerini pasif ve yetersiz buluyor ve sayıları çok sınıriı bir ar¬
kadaş grubuyk, 1973'te "arayış" toplantıları düzenliyordu.

1974 yılında, Türk-Kürt karışımı ve 5-6 kişiden oluşan küçük bir grupla ilk toplantısını yapıyor, bu toplantıda Kürt tabanında ör¬ gütlenmeye yönelik çalışma konusunda kararlar alınıyordu.
Ancak grubun bir adı yoktu. Uzun zaman da olmadı. Grup,

ydlar sonra basında "Apocular" diye isimlendirilecek ve bk süre
böyle anılacaktı.

403

^

»

Yavaş bir tempoyla büyüyen, sınırlı da olsa bir kitle tabanı edinen grup, dört yıl sonra, 27 Kasım 1978 tarihinde, Diyarba¬ kır'ın FİS köyünde yapılan kongrede, "Partiya Karkeran Kurdis¬ tan" (PKK) adıyla partileşip kurucular kurulunu, yönetim organ¬

larını seçiyor ve Abdullah Öcalan liderliğinde tarih sahnesine çı¬
kıyordu.

PKK, radikal bir çizgi izliyor, bazen devlet güçleri, bazen de

karşıt Kürt grup ya da aşiretlerle çatışarak adını duyuruyordu.
1980'deki askeri darbe sürecinde PKK, devlet güçlerince kuşatı¬

lıyor, birçok militam ve kadro adamlan tutuklanıyor, Öcalan, ülke¬
yi terk edip Suriye, oradan da Lübnan'a geçerek kurtuluyordu. Kur¬ tulabilen öteki yöneticiler de ona karilmca, gerilla savaşını başlatma
hazırlıklanna girişiliyordu.

*

*

PKK, 15 Ağustos 1984 gecesi, 50-60 kişilik bir gerilla grubuy¬

la Şemdinli ve Eruh ilçelerini aynı anda basıp ortaya çıkarak, si¬
lahlı mücadele dönemini başlatıyordu.

Kasabaları işgal edip, bir süreliğine de olsa elde tutmak, An¬
kara'da şaşkınlık yaratmıştı.

Cumhurbaşkanı General Kenan Evren, "devlete silah çekme
cesareti gösteren teröristlerin, derhal yakalanarak, Türk adaleti¬

nin demir pençesine teslim edilmesini" emrediyordu. Muhalefet partileri, önce davranıp önlem almadığı ve "terö¬

ristlere gereken ders verilmediği için", Başbakan Turgut Özal'ın istifasını istiyorlardı. Başbakan Özal ise olayı Türk sol hareketle¬
ri penceresinden gördüğü için önemsemiyor, büyütülecek nitelik¬ te olmadığını söylüyordu.

Sol gençlik grupları zaman zaman radikal çıkışlar yapmış, fa¬
kat halk tabanında destek bulamadığı için tasfiye olmuştu. So¬ runları irdeleme, nedenlerle sonuçlar arasında bağ kurma alış¬

kanlığı

bulunmayan çevreler, PKK'nin de kullanılacak şiddet

yöntemleriyle aynı akıbete uğrayacağını sanıyorlardı.

404

Oysa, PKK'nin dayandığı gerçekler farklıydı. Geride duygulan yarah bir kitk vardı. PKK bu tabandan destek alıyor, lojistik ih¬

tiyaçlarını karşılıyor; bannma, yer edinme olanağı buluyor, karilımlarla büyüyordu.

50-60 kişilik bir grupla ortaya çıkan PKK'nin silahlı insan gü¬

cü, göz açıp kapanıncaya kadar diye tabir edilebilecek kısa bk zaman diliminde katlanarak büyüyor, hareket ise bkkaç yıl için¬ de. Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel'in deyimiyk "Cumhuri¬
yet tarihinin 29. Kürt İsyanı" haline geliyordu.

Demirel'in "29. Kürt İsyanı", rakamı hayali, ama isyan nite-

lemi doğruydu. Çünkü olay, PKK hareketi olmaktan çıkmış, hal¬
kın destek tabanına oturmuştu. 17 bin 500 "faili meçhul" cina¬

yet ile yakılıp yıkılmış 4 bin köy bunun göstergesi, kanıtıydı.
TC, isyanı bastırmak için bütün olanaklarını seferber etmişti.
Basın ve televizyon, "terörist" diye adlandırılan gerillayı yıpratıp

gözden düşürme ve propaganda aracı olarak kullanılıyordu.
1991 yılında, ordunun insan gücü ve savaş teknolojisini isyan

bölgesine yığdıktan sonra, tank, top, uçak, helikopter ve çağın di¬
ğer savaş araçlarıyla "topyekûn mücadek" stratejisini uygulama¬

ya başlamıştı. "Özel Tim" adı verikn polis birlikkri de ordunun
yan destek gücü görevini görüyordu.

Ayrıca, Osmanlı'nın "Kürdü Kürde vurdurma" yöntemi de
devreye sokulmuş, Hamidiye Alaylan'nın benzeri olan "Korucu¬

luk" sistemi yürürlüğe konmuştu. "Ücretli askeriiği" andıran bu
sistemin korucuları arasında eski sabıkalılar yer alıyordu. Evleri, köyleri ateşe veriknkr ise, bunun nedenini, "koruculuğu kabul et¬
mediğimiz için" diye açıklıyorlardı.

2000 yılma gelindiğinde yakılıp yıkılmış köy sayısı 4 bini bul¬
muştu. Köy yakıp yıkmanın yanında, şehirlerin ortasında, gün ışı¬

ğında işlenen "faili meçhul cİnayetler"e ilişkin 17 bin 500 dosya,
savaşın kirli yüzüydü.

Savaşın en büyük acısını, her yaş ve cinsiyetteki sivilleri kap¬

sayan cinayetler, tecavüz, işkence, insanlarm kaybedilmesiyle; köylerin, dağların, ormanların, ekinlerin, bağ, bahçe ve tarlalann

405

yakılmasıyla, hayvan sürülerinin yok edilmesiyle Kürtler yaşıyor¬ du, ama "topyekûn mücadele" ilan eden devlerin kayıplan da bü¬ yüktü. Mafya çeteleri ve kiralık terikçilerin de kullanılmak zo¬
runda kalınması, ekonomik, siyasal ve sosyal hayatı kabusa dö¬
nüştürüyordu.

Bir bütün olarak, Kürdere verilen bunca zarara, çektirilen acı¬

lara rağmen, gerüla Türk devletinin alt yapısına yönelmiyor, ha¬
yati önemde ve can daman sayılan yollara, köprü ve barajlara

ilişmiyor, şehirieri felç eden eylemlere başvurmuyordu. Bk yö¬
nüyle genel tahripkârlığa, büyük yıkımlara girişmiyordu.

Türk devleti, başa çıkma olanaklan yetersiz kalınca, dış yar¬

dım arayışlanna hız vermiş, NATO'nun üyesi olması nedeniyle
Avrupa ve Amerika'nın desteğini sağlamıştı. Avrupa ülkeleri,

yardım çerçevesinde TC'ye silah satıyor, PKK'yi yasa dışı ilan ediyor, militaniannı tutuklayarak, dolaylı yoldan katkı yapıyor¬

du. ABD ise teknoloji, istihbarat, uzman yetişrirme ve yürütülen
stratejilere destek vererek, doğrudan savaşan taraf pozisyonunda
duruyordu.

Öte yandan TC, 1995 yılında, Ortadoğu'nun en güçlü askeri
yapısı İsrail'le işbiriiği anlaşmalan imzalayarak, onun desteğini de
yedekliyordu.

TC, 1998 yılında, Amerika'nın askeri gücünü de arkasına ala¬

rak yeni bir taktik uyguluyor, PKK lideri Abdullah Öcalan'ı banndıran Suriye'yi savaş tehdidiyk hedef alarak, Öcalan'ın teslim
edilmesi isteniyordu.

Suriye, ilk hamlede direnince, Türkiye ve Amerika, 1998 Eki¬

minde, savaşmaya hazır olduklarını ortaya, koyarcasına, Suriye
sınınndaki İskenderun körfezine yığınak yapıyorlardı. Türk askeri ve sivil yöneticileri, açıktan açığa savaş sözcüğü¬

nü telaffuz ediyor; basın, askeri güçler arasında karşılaştırma yaptıktan sonra, Şam'ın kısa zamanda ele geçirilebileceğini yazı¬
yordu.

406

Suriye açısmdan durum ciddiydi. Amerika ve İsrad destekh
Türk devletiyle savaşı göze alacak güçte değildi. Mısır Devkt Başkanı Hüsnü Mübarek, savaşı önkmek için
Ankara ile Şam arasmda arabuluculuğa başlıyor, birkaç görüş¬

meden sonra Türkiye açısmdan sonuç alınıyor, Abdullah öcalan,
9 Ekim 1998 tarihinde Suriye'yi terk etmek zorunda kalıyordu.
Öcalan, gizlice Rusya'ya geçiyordu.

Fakat ABD, peşini bırakmak niyetinde değildi. Amerika nın

Kaflcas petrollerini Akdeniz'e akıtma projesi için Kürtkrm soz ve

karar sahibi olması gerektiğini açıklamış olan Öcalan adım adım izleniyordu. Rusya ise ağır bir ekonomik kriz içindeydi. Amenka,
bu açıdan Rusya'nın yumuşak karnını yakalayıp tehdit ediyor yar¬

dım vaadinde bulunarak, Öcalan'ın sınır dışı edilmesini sağlıyor-,
du. Başlangıçta destek veren, hatta parlamentonun alt kanadı Duma"da sığınma hakkım onaylayan Rusya'nın tutumu, para karşılı¬
ğında değişiyordu.

Öcalan Yunanistan'a geçiyordu. Yunanistan, Türkiye ile Kıb-

.

,

ns ve Ege sorunları yüzünden yıllardan beri, resmen dan edilme¬ miş savaş halindeydi. Amerika faktörü burada da ortaya çıkınca,

siyasi sığınma istemiyle Italya'nm başkenti Roma ya gidiyordu.
Kürtkr, destek için, beş kıtadan Roma'ya akıyor, onbmlerce
kişi, günlerce sokak ve meydanlarda yatıp kalkıyordu. Türkiye'de ise italya'ya karşı resmen ilan edilmemiş bir savaş

haH hakim oluyordu. Ankara'daki elçilik binası sarılıyor, sokak
gösterilerinde İtalyan sebze ve meyveleri çiğneniyor, giyim eşyalan

^^^Türkte'de, Öcalan'ı destekleyen Kürtlerden yüzlercesi gözakına alınıyor, bazıları meydan dayağından geçiriliyor, linç manzara¬

ları yaşanıyor, iki Kürt linç edilerek öldürülüyor; evler, iş yerlen
saldırıya uğruyordu.

italya Başbakam Massimo D'Alema, uzun sure Amerikanın

..

»

ı

> .

basküanna karşı direndikten sonra, sonunda Ocalan'dan u^eyı terk etmesini istiyordu. Amerika'nm baskıları yüzünden Oc^
lan'ı kabul edecek ülke de bulunamıyordu. Öcalan, İtalya dan
aynldıktan sonra tekrar Yunanistan'a gidiyordu.

407

Bu aşamada Türkiye, Yunanistan ve ABD arasında yürütülen gizli pazarlıklarda sonuç alınıyordu. Türkiye'nin, Ege'deki ada¬

ların silahlandınlmasından vazgeçme dahil, birçok anlaşmazlık konusunda verdiği tavizlerden sonra anlaşmaya vanlıyordu.
Simitis başkanlığındaki Yunanistan hükümeri, Öcalan'a, "Amerika'nın baskısı yüzünden ülkede tutamayacaklarını, gü¬
venli bir ülke aradıklanm" söylüyor ve bindirildiği uçağı Ameri¬

ka'nın kontrolündeki Kenya'ya uçuruyor, sonra elçiliklerinde tu¬
tuyordu.

Ankara'da, "onu alma" hazırlıkları başlıyordu.

Türkiye'den gönderilen özel uçağın Kenya'ya hareket ettiği
gün ise, Yunanistan elçisi, Öcalan'a kendisini saklayamayacakla-

nnı bildiriyor ve başının çaresine bakmasını istiyordu. Öcalan'ın güvenli bir yer bulununcaya kadar elçilik konutunu terk etmeye¬
ceğini bildirmesi üzerine, elçi kalabileceğini söylüyordu.

Elçilik görevlikri, 15 Şubat 1999 tarihinde, aranan güvenli ül¬ kenin bulunduğunu, bu ülkenin Hollanda olduğunu bildiriyor,
uçağa bindireceklerini söyleyerek elçilikten çıkanyor, dışarda

bekkyen Amerikan ajanlarına teslim ediyorlardı. Onlar da, hava¬
alanındaki özel uçakta bekleyen Türk ajanlarına...
*

*

*

Ustaca kamufle edilip havaalanında beklemeye alınan Türk

uçağına binen Öcalan'ın koUanna yapışıp ilaçla bayıltmışlar,
gözlerini de bağlamışlardı.

Bu görüntüleri daha sonra, önce Türk, ardından dünya tele¬
vizyonlarında yayınlandı.

Kürt liderin yakalanması, Ankara'da zafer şenlikleriyle kudanıyor; sokaklarda davullar çalınıp göbek atılıyor; binalara, yolla¬
ra bayraklar asılıyordu.

Beş kıtaya yayılmış Kürtler ise elem, öflce, hüzün ve düş kınk-

hğıyla adeta ayaklanıp sokaklara dökülüyoriardı. "Biji Kurdis¬
tan- Yaşasın Kurdistan, Biji Serok Apo-Yaşasın Başkan Apo" slo-

ganlanyla Amerika, İsrail, Türkiye ve Yunanistan karşın gösteri¬
ler düzenliyor, temsikiliklerine saldınyorlardı.

408

Kürtler, katı, otoriter sisteme rağmen Türkiye'de bile gösteri¬

ler düzenliyor, göstericilerden yüzlercesi gözaltına alınıp işkence¬
den geçiriliyordu.

Türkiye dahil, dünyanın çeşkli yerlerinde 70 Kürt, uluslarara¬

sı ittifakın gazabını protesto için bedenini ateşe vererek intihara
kalkışıyordu.

İmrah, Marmara Denizi'nde gözden uzak, yaklaşılması yasak, mahkûmlar ve siyasi idamlar adaşıydı. 27 Mayıs 1960 darbesinden

sonra idama mahkûm edilen Başbakan Adnan Menderes ik iki ba¬ kanı Hasan Polatkan ve Fatin Rüştü Zorlu, gözden uzak bu adaya
götürülüp asılmışlardı.

Ada, o günden sonra yarı açık cezaevi olarak kullanılıyordu.

Öcalan yakalandıktan sonra, Imralı boşakıhyor, askeri yasak
bölge ilan ediliyor, burada tek kişilik hücreye kapatılıyordu. Bu arada hükümet, gazetekrle televizyonların Öcalan ve Kürt

isyancılar için kullanacakları sıfatlan, deyimleri bir genelge hali¬ ne getiriyordu. Genelgeye göre, "Kürt" ve "Kurdistan" deyimkri asla kullanılmayacak, isyancılar için "terörist", Öcalan içinse
"terörist başı" ya da "bebek katili" denilecekti.
Medya, emre sadakatle uyuyordu...

Arkası kesilmeyen sorgulamalar sürerken, bir yandan da
"yargılama" hazırlıkları yapılıyor, Öcalan'ı yargılamakla görev-

kndirilen Ankara iki Numaralı Devkt Güvenlik Mahkemesi Imrah'ya taşınıyordu.

Mahkeme asker-sivil karmasıydı. TC'nin aday adayı olmaya

çabaladığı Avrupa Birliği, asker karışımı mahkemekri meşru bul¬
muyordu. Tepkikri dindirmek ve daha sonra Avrupa insan Hak¬ lan Mahkemesi'nde TC'nin mahkûmiyetini önlemek için, mah¬

kemenin yapısını değiştirdiler. Askerkri geri çekip, yerine siville¬
ri atadılar.

Mahkeme, duruşmalara alınacak izkyici ve medya görevlile¬

rinin sayısını sınıriandırmıştı. Karara göre Öcalan'ın yakın akra-

409

balarından 12 kişi duruşmaları izleyecek, 12 avukat da savunma¬ sını üsdenebilecekri. Savaşta yakınlarını kaybedenlerle avukada-

n da "müdahil" olarak duruşmaya katılabilecekti. Yakınlarını
kaybeden Kürder için böyle bir kontenjan yoktu.
Duruşmalardaki görüntüleri yerli ve yabancı medyaya sunma

yetkisi ise, devlet kurumları olan Anadolu Ajansı'yla TRT'ye veril¬
mişti.

Öcalan, mahkemeden önce televizyonlar ve basın tarafından
kamuoyu önünde yargılanıp mahkûm edilmişri bile. Her gün, her
an aşağılanıp küçük düşürülmeye çalışılıyor; bakanlar, milletve¬

killeri, hukukçu ve eski askerlerin karildığı televizyon tartışmala¬
rında idamın kendisi değil, zamanlaması ve biçimi tartışılıyordu.

Öcalan'ın duruşması, 31 Mayıs 1999 günü Imralı adasında
başladı. Aynı gün, Bursa'nın Mudanya ilçesinde, duruşmalar bo¬
yunca sürecek "idam şenliği" başlatılıyordu. Birinci Dünya Savaşı sonrasında Osmanh imparatorluğu'nun

teslim anlaşmasını imzaladığı tarihi Mudanya, bayram yeri hali¬
ne getirilmişti. Binalara dev Türk bayrakları asılmış, bazı yollara

zafer takları kurulmuş, liman, zafer sloganlarıyla donarilmışri.

İlçenin iskele meydanında davuHar, zurnalar çalınıyor, "Apo'ya
ölüm" naraları arasında halay çekiliyor, göbek atılıyordu.

Organize kalabalıklar, ellerinde Türk bayraklarıyla, "şenlik ve

zafer gösterileri"nde yer almak üzere otobüslerle, otomobillerle
Mudanya'ya akıyor, "Apo'ya ölüm" naralan ata ata meydandaki şenliğe kanlıyor, kimileri idam sicimini havada döndürüyordu. Şenlikçiler, "şehk yakınları" sıfariyla "devlerin misafirle¬

ri "ydi. Devlet, misafirlerin rahan için fedakârlıktan kaçınmamış, her türlü hazırlığı yapmıştı. Yanp kalkma yerleri hazırlanmış, ye¬ meleri, içmeleri için de gazinolar, lokantalar organize edilmişri. Televizyon yayınlarının aynntdan da ihmal edilmemiş, kasa-

410

bunlann. isyancı Kürt lider Şeyh Said'in 1925 yılında asılarak idam edildiği gundu. Imralı adasına geçiş noktası yapılmış Mudanya. İstanbul ve Ankara başta olmak üzere. elinde skimle ölüm naraları atarak sokaklarda gösteri yapan- lan. 29 Haziran. mahkeme salonunun bitişiğindeydı.. çağ ve gün farkıyla ilginçti. Bölmede. Bulunduğu hücre. Öcalan'ın yakınlarıyla avukatları. Öcalan. Öcalan'm akrabalanyk avukatian. araya giren spikerier. . he¬ men asalım.. gizH güçkrin işletmeci¬ leri tehdk etmesi sonucu kaldıklan otelden çıkardıyor. "be¬ bek karili" diyerek söze başlıyordu. sözlü ve eylemli saldırılarına hedef oluyor. ama banş ık demokrasi kavramlarını işliyordu. bazı kentlerde Kürtler. "yargılamayla zaman kaybetmeye gerek yok. küçük bir masa. Öcalan'ın yakınlarıyla avukatian dahil. Öcalan. "bu günleri gösterdiği için Allah'a^ şü¬ kürler olsun" bağnşlannı yayınlıyor. savunmasını yaparken ayrıntı olarak Kürt sorunu üzerinde durmuyor. doğum yeri güvenli bulunmayanlar ya da Kürt ol¬ duğuna karar verilenler geri çevriliyor. "galeyana gelmiş Türkler"in gazabma uğruyordu." sözkrini yayınlıyor. barınacak yer bulamıyoriardı. bu "tarafsız hava" içinde ve gösterilerin gölgesinde " yargılanıyor" du. İki oda arasındaki uzaklık kadar bir mesafeden duruşma salonuna geri¬ rilen Öcalan'ın bilekleri kelepçeleniyordu. Öte yandan. "Türk halkının duygulanmn temsilcisi" olarak ekrana geti¬ riyor.. karann açıklanması ıçm saptanan tarih ilginçti. Kürtler üze¬ rinde terörün gölgesi dolaşdrılıyordu.banın sahilinde özel bk platform ayrılmıştı. Mudan¬ ya'da kalacak. kasabaya sokulmuyordu. Davamn sonuçlanıp. bando mızıka ve davul zurna önünde göbek atanlann. linç edilmek isteni¬ yorlardı. bir 411 . Mahkemenin idam karannı açıkladığı 29 Haziran 1999 günü. Mudanya'da "galeyana gelmiş"lerin hakare¬ tine. Kasabanın girişinde kimlik kontrolü yapılıyor. bir sandalye ve mikrofon vardı. Karar günü. Televizyon kanallan. Öcalan için kurşun geçirmez camdan özel bk bölme yapılmış- n.

ise onay için An¬ kara'da gösteriler düzenliyordu. Bundan sonraki süreçte. bil¬ gisayar. Çünkü. televizyon ve gazetelerde. Öte yandan. davullar. İdam kararı açıklandığında şenliklerin coşkulu havası her yanı sarıyor. Hürriyet gazetesi. Öcalan. birin¬ ci sayfadan. evrak ve eşyalan tahrip ediyorlardı. idam kararının bozulması için Yargıtay'da dava açıyor.kez daha şenlik alanına çevriHyor. PKK Merkez Komitesi. Öcalan Ge¬ nel Başkan sıfatını sürdürüyor. dallanna Öcalan'ın fotoğraf ve makederi asılıyordu. marşlar. Tarih şimdiye kadar bu boy bir şenliğe tanıklık etmiş miydi. idama karşı çıkan İnsan Haklan Derneği'nin genel merkezmi basıp. idam kararının ne zaman ve nasıl yerine getirileceği tartışmaları başlıyordu. bayraklar sallanıyor. "İdam kararı" yerine getirilemiyordu. "hiçbir za¬ man gerçekleşmeyeceği" biline biline. "şehit yakınları". Öcalan'ın bütün görüş ve isteklerine uyacağını açıklıyordu. Türk ırkçılarının avukadığıyla ünlenen ve eski bir gizli istihbaratçı olduğu söyle¬ nen müdahil avukatlarından Can Özbey'den yola çıkarak. Amerika "öldürülmemesi" koşu¬ luyla Öcalan'ı teslim etmişti. 29 Haziran'ın şehitler günü olarak ilan edilmesini öneriyordu. Mahkemenin onay kararı açıklandıktan son¬ ra göstericiler. elinde iple sokağa dökülenlerin görüntüleri doluyordu televizyon ekran¬ larına.. zurnalar. genel başkan Hüsnü Öndül'ü dövüyor. "devlet konuğu" kalabalıklar sokaklarda göbek atarak. he¬ nüz açıklanmamış ve "bilinmeyen" kararı kudamaya başlıyorlardı. Bu arada PKK cephesinde de gelişmeler oluyordu. şarkılar söyleniyor. bilmiyorum. ertesi günkü sayısında. ellerinde idam ipiyle sokaklarda dolaşıp sevinç gös¬ terilerine başlıyor. ilk duruşmada söylediği "PKK'nin silahları bırakabi- 412 . bandolar ça¬ lınıyor. Duruşma günü Yargıtay binasının önündeki ağaçlar "ölüm sehpası" niyetine kullanılarak.. sanki "Türke Türk propa¬ gandası" rüzgârları estirilircesine. Öcalan'ın avukatları.

2003 yılında. Öcalan. Hemen ardından gerilla güçleri sınır ötesine çe¬ kiliyor.leceği" sözünü hayata geçiriyor. 413 . "genel af koşu¬ luyla" silahlan bırakıp dağdan inebileceklerini açıklıyordu. silahlar susuyordu. "savaş durumuna son verildiği¬ ni" açıklıyordu.

Adıvar Mor Salkımlı Ev 16. Rogan Aşiret Mektep Devlet Kurdistan Tarihinde Dersim 38.İbrahim Arvasi Hatıralarım 30.E.Mehmet Şerif Fırat Doğu İlleri ve Varto Tarihi 40. Lazarev.Doğan Avcıoğlu Türkiye'nin Düzeni 414 .Yaşar Kemal Deniz Küstü 37. Kemgin Osmanlı-Sefavi Döneminde Kurdistan Tarihi 4. O.Hıdır Göktaş Kürtler isyan Tenkil 31. Nuri Dersimi Hatıralarım. ittihat ve Terakki 42.Halide E. 14- İsmail Beşikçi îskan Kanunu.Uğur Mumcu Kürt-lslam Ayaklanması 20. /ö'« Türkler.Ehmede Kanî Mem u Zin 1 1.Remzi inanç Şey 34.Faik Bulut Dersim Raporları 39.Şerefhan Şerefname 12.Dr. 15.Sina Aksin.Albay Reşat Halh Cumhuriyet Tarihinde Ayaklanmalar 19. 1. Jigalina Kurdistan Tarihi Anılar 26. E. 1.Kemal Uzun Türkiye'nin Avrupa Yolundaki Engeli: Kürt Sorunu 18.KAYNAKLAR Kitaplar 21- Behçet Cemal Şeyfe 5a/f /yyam 1.Ziya Gökalp Türkçülüğün Esasları 9. Mıhoyan. ittihat ve Terakki 41.Garo Sosuni Kürt Ulusal Hareketleri ve Kürt-Ermeni İlişkileri 24Kılıç Ali Hatıralarını anlatıyor 3.Ş. A.Tarık Ali Selahaddin 27.Cemal Madanoğlu Anılarım 32. Eugene L.Ksenefon Anabasis 10. Rıza Nur Hatıralarım Hayat ve 8.Solakzade Solakzade Tarihi 13. X.Dr.Lord Kinross Atatürk 5.Mehmet Bayrak Kürtler ve UlusalDemokratik Mücadeleleri 2. Uluslararası Sömürge Kurdistan 15. S.Amin Maalouf Arapların Gözüyle Haçlı Seferleri 6.Metin Toker Şeyh Sait İsyanı 23.Bedir Han Kürt Sorunu 17. Ş. M.Demirtaş Ceyhun Ah Şu Biz Kara Bıyıklı Türkler 22. Süreyya Aydemir Tek Adam 29.Sıdıka Avar Dağ Çiçekleri 36.ihsan Nuri Paşa Hatıralarım 35.Hüseyin Cahit Yalçın Siyasal Vasilyeva.Hasan Cemal Kürtler 28.Falih Rıfkı Atay Çankaya 43.M. Gasratyan.Vecihi Timuroğlu Dersim isyanı 33.Feroz Ahmed.Necip Fazıl Kısakürek Din Mazlumları 7.Alişan Akpınar.

İhsan Sabri Çağlayangil Anılarım 45.Demokrasi 415 .Cumhuriyet 3.Feyzullah Koç 8.Özel arşivim 6.Oktay Verel Atatürk'le Bir Ömür 49.2000'e Doğru 46.Kazım Karabekir istiklal Harbimiz Dergiler 1.Gülsüm Toker Mevhibe 6.Ahmet Emin Yalman Yakın Tarihte Gördüklerim ve Geçirdiklerim 4.Hulusi Turgut Barzani Dosyası 55.Dava 47.Melik Fırat 51.Mehmet Ali Birand Apo ve PKK 54.Muhsin Batur Anılar Görüşler 52. Mehmet Emin Sever 5.Vatan 2.Melle Selim Taş 3.Hakimiyeti Milliye 5.Milliyet 7.Tan 10.Adım açıklamak istemeyen kurban ve tanıklar 11.Gerçek 48. Aladağ 11-ElifPolat 1.Avni Doğan'm yaymlanmamış anılan 3.Nokta 3.Dünya 4. Darağacı 6.Radikal 2.M.TBMM Gizli Tutanaklar Dergisi 2.Ayın Tarihi 5.Ahmet Kahraman Cici Basın.Dr. Sıvan Dersim Kaynak Kişiler 1.Musa Anter Hatıralarım 2.Resmi raporlar 5.Aydın Saraç Gazeteler 9.Dr.44.Resmi bildiriler 9.Ulus 8.Kurum 4.Barbaros Baykara Dersim 1938 50.Melle Şafii Ballı 4.Dursun Çakıroğlu 10.Cevat Oktay 7.Kahraman Aytaç 53.Hürriyet Diğer Kaynaklar 1.

.

146 Ali Şükrü 270.323. 397 Bahçeli Hacı Hamdi Bey 89 Bahri Bey 165 Ali Haydar Dikmen 77.345.255.347.288.275.352.303.308. Abdülhamit 48. Abdülmelik Fırat 71. 184. 348.269.341. 88. 80.392 Abdullah Alpdoğan Paşa 338. 77.ÎSÎM İNDEKSİ Alişer 78. 51 Bediüzzaman (Saidi Nursi) 93 Alişan 274. 404. 179.370. 311. 90. 321. 150. 329.273. 49. 322. 104. 68. 56. 312.217. 400 Atilla 24 Ahmet Emin Yalman 115 Ahmet İzzet Paşa 259 Ahmet Mithat Bey 89 Alaattin Fırat 210 Ali Baban 165 Avni Doğan 89 Aydın Saraç 190 B Babeuf 11 Ali Cemal Bardakçı 278 Ali Fethi Esener 385.336. 67. 275. 76. 332.183. 45.307.223. 390 Abdullah Öcalan 402. 51. 321. 320. 89. 182 Abdürezak Bey 51 Adevi Aziz 237 309.278. 330. 95.324. 268 Behçet Cemal 85. Alişan Beyzade Mustafa Paşa 320 137.226 Ali Rıza Septioğlu 184 Balikanh Hacı Halit 165 Balkanlı MoUa Emin 164 Barzani 51.268.146. 82. 40.356.289.180. 167. 406 Abdullah Sadi 134 Abdurrahman Paşa 36 Alpaslan Türkeş 183 Arap Abdi 164 Aşkotanlı Paso 147 Atatürk 55. 172. 310.334.338.360.240.282.115.227. 169. 139. 140. 320. 175 417 .335. 272 Abdülkadir Sido 133 267.112. 93.270.142. 66. 321 Alişan Bey 267.231.344. 108 Bedir Han 57 Ali Said Paşa 67 Ali Saip Ursavaş 133. 108.382. 274 Bedirhan Bey 37. 119. 41. 258.241.390. 140. 61. 319. 281. 96 Ali Rıza 152. 57.

Fuad 133 Dr. 401. 354. 95. 316. 165.258. 224. 189 Derikli llyas 89 Derikli Necim 89 Dijana Hesse Sori 237 Bitlisli Idris 32 Botan Miri Bedirhan 183 Boynukara Hıdır Paşa 257 Bülent Ecevit 142 Divriğili llyas 133 Diyadinli Temur Ağa 165 Diyap Ağa 255. 227. 75. 179. 401 Cemal Kutay 183 Diyarbakır Valisi Mithat 140. 218. 355 Binbaşı Kasım 64. 122. 409 Çamurekli Zeynel Ağa 263 Çanh Şeyh Abdullah 164 Canlı Şeyh İbrahim 164 Çapakçuriu 165 Süleymanoğlu Yusuf Ferhat Bey 233 Feridun Fikri (Düşünsel) 276 418 . 281 Cemal Gürsel 240. Rıza Nur 227 Dr. 360 Cemal Bardakçı 279. 395 Cemil Paşa 259 Edrise Betlise 32 Elif Hatun 318 Emin Avni 62. 259. 171 Fatin Rüştü Zoriu 183. 220.51 Cemal Süreya 210. 340.Bertal Tanrıverdi 357 Beşe 255.261. Demirel 142. 184. 335. Nuri Dersimi 251. 402. 386 Erbilli Nafiz 133 Erdoğan Örtülü 145 Faik Bulut 291. 329 D Dadinanlı Temo 101 Damat Ferit Paşa 62 Bira İbrahim 215. 405 116. 318 Dr. 67. 386. 205. 135 Enver 18. 277. 174 Diyarbakırlı Ahmet Cemil 133 Dr. 293. 255. 119. 387. 356 Ç:Sl Can özbey 412 Can Yücel 285 Cavit Ekin 166 Cebrail 297. 399. 327. 314 Fakih Hasan Fehmi 164. 51. 355. 221. 127. 385. 268. 336. 158. 319. 148.262 Cemil Paşazade Ekrem 133 Cevat Oktay 86 Cevdet Sunay 385. 139. 222. 73. 338 Cekdet Bey 213 Celal Bayar 340. 184. Sait Kırmızıtoprak 357 E-F Ebul Hayca 26 Cemal Madanoğlu 204 Cemal Paşa 18.

213. 83. 171.158.121. 218 Halit Bey 31. 214 Haydar Bey 274. 303. 281. 237 FethiOkyarl08. 98. 215. 62. 112 Han Mahmut 41 Hanili Hacı Salih Bey 164 Hanili Mustafa Bey 164. 398. 302. 172 Hanili Şeyh Adem 164 Harputlu Şeyh Celal 164 Hasan Cemal 142 Fevzi Bilgin 184 Fevzi Çakmak 217.152. 81. 419 . 109. 227. 216. 123. 104. 392 General Moltke 52 General Mustafa Muğlalı 400 General Mürsel 90. 174 Hanili Salih Bey 158. 105. 321 Helmut von Moltke 38 Hese Gene 315 Garo Sasuni 108. 92. 69. 109. 220. 95. 99. 216. 104. 82. 63. 103. 60. 68. 268. 399 Ferzende Bey 214. 158. 237 General Alpdoğan 295. 224. 47. 390. 230. 87.Ferit Mekn 135. 87. 136. 227 1 Ibişî Seyik Ali 315 ibrahim Arvasi 147 ibrahim Bey 344 ibrahim Paşa 50. 140 Goltz Paşa 52 Gulabi Ağa 43 Hıdır Göktaş 293 Hıdır Paşa 257 Hikmet Çetin 142 Hoca Askeri 133. 64. 117. 61.154. 68. 61.196. 217 Hüseyin Reşik 318 Hacı Talat 110 Hüsnü Mübarek 407 Hafız Paşa 38. 300. 39 Halborili Hasan 339 Halis Bey 215. 258 ibrahim Tali (Öngören) 217. 276 Hasenanlı Halid Bey 63. 398 G-H Garipli izzet Bey 164 Hasan Hayri Bey 57. 320. 137 Hovvland Shaw 144 Hulusi Turgut 403 Husse Telle 220 Güle (Güllü Aladağ) 351 Guloe Kollo 121 Gur Huso (Kurt Hüseyin) 221 Hacı Abdullah 133 Hacı Ahti 133. 216. 66. 73. 275. 96. 137 Huvit Reisi Nuh 123 Hüseyin Avni 56 Hüseyin Cahit Yalçın 115 Hacı Musa Bey 63.

261. Mahmut Bey 60. 351 Kasım 42. 158 Kasım Fırat 175 Idris 32. 262. 39 ismail Hakkı Paşa 44 ismail Müştak Bey 348 Kılıç Ali 141 Kör Halil Paşa 263 Kör Hüseyin Paşa 50. 4ZO . 214 ihsan Sabri Çağlayangil 306. 64. 218. 128. 237. 23. 287. 227. 222. 144. 68. 73. 286. 227. 400 Ivo Beg 219. 234. 165 Mangur Hamza Ağa 46 Mar Şamun 40. 109. 61. 120. 146. 398. 220. 206. 226. 79. 216. 235. 56 M. 262. 263. 280. 278. 340 ikinci Abdülhamit 47 İkinci Mahmut 37. 265. 390. 224. 281. 249. 233. 66. 69. 225. 140. 109. 118. 158 Kasım (Ataç) 47. 75. 49 Lord Kinross 139. 309. 149.211 296. 404 Kerem Bey 158. 300.225. 137 Kenan Evren 386. 114. 100. 217. Gasratyan 55. 354. 284. 207. A. 220 Lütfi Müfit Özdeş 133. 191. 123. 297. 147. 198. 210. 353. 38. 188. 134. 261. 61. 97. L:M Lazarev 22. 278. 24. 228. 66. 68. 242 Kavalalı Mehmet Ali Paşa 52 Kazım Paşa (Orbay) 110. 215. 140. 213. 223. 105. 66. 45 Kamer oğlu Fındık 336 Kamil Mahor 237 Massimo D'Alema 407 Kamuran Bedirhan 213 Kara Kazım Paşa 267 Kargapazarlı Halit 165 Mazhar 146. 33 idrisi Bedisi 34 ihsan Nuri 47. 103. 232. 127. 228. Menyukov 43 K Kahraman Aytaç 78. 313. 40 Mehmet Akdağ 250. 266 Kemal Fevzi 133. 163 Müfit Kansu 133. 121. Kürt tarihçi Şerefhan 28 91. 1. 225. 140. 235. 96. Mehmed Ali Paşa 39. 282. 307. 394. 303. 324. 39. 27. 119. 168 285. 216. 98. 117. 236. 236 Ksenefon 23 ismail Top 324 ismet Paşa (inönü) 56. 223. 86. 387 Kamer Ağa 315 Madenli Kadri Bey 164 Mahmut Altunakar 205. 349. 259. 281 Ibrahime Husseke Telle Paşa 237 99. 101. 301. 173 izzettin Paşa 277 M. 283. 221. 226. 113. 112.

138 121. 184 N-O N. 128.Mehmet Ali (Menteş) 295 Mustafa Barzani 403 Mustafa Kelo 237 Mustafa Şahin 213' Mehmet Ali Birand 341. 37. 127. 258. Y. Palulu Abdullah Sadi 133 Mustafa (Miço) Ağa 268. 38 Mirza Ali 336 Oktay Verel 312 Osman Bölükbaşı 387 Osman Nuri Paşa 99. 73. 123. 77. 83. 68. Halfin 43 N. 356 Mehmet Emin Sever 60. 200 68. 135 Musyanlı Molla Cemil 165 Muşlu Mehmet 165 Mehmet Fuat Fırat 184 Mutkili Hacı Musa 64. 393 Mevlana Halid 70. 31 Nurullah Bey 41 Mir Muhammed 36. 265. 379 P-R-S-1. 166. 69. 106. 61. 97. 121 Mustafa Zihni 62. 120. 101. 66 Mehmet Halit Fırat 99 Mürsel Paşa 89. 64. 235 Metin Toker 86. 129. Muhsin örtülü 145 Muhyettin Aygören 184 Murat Paşa 52. 398. 82. 141. 278. A. 130 Minorsky 28. 25 Meme Kek 315 Memo ve Nadir 216. 261 Musa Anter 27. 92 Mevhibe İnönü 307 Nuri Dersimi 252. 91. 257 Nihat Saltık 395 Nikitin 24. 130. 71. 182. 117 Necip Fazıl Kısakürek 146 Neşet Paşa 256. 102. 192 Nakipzade Bekir 89 Melle Şafii (Ballı) Necip Ağa 103.117. 356 Piranh Molla Mahmut 164 4ZI .217 Mehmet Tevfik 133 Melik Fırat 73. 391. 103. 259. 350. 335. 339. 118 Moğol Hanı Hulagü 27 Muhsin Batur 370 Osman Paşa 41. 91. 276. 66. 183. 321.178 Melle Yadin 116. 82. 140. 65. 116. 98. 399 Mehmet Ali Efendi 252 Mehmet Bayrak 70. 104. 99. 181. 90. 280. 293. 75. 83. Marr 11 Nafiz Bey 133 Melle Hadi 38 Melle Selim 63. 173 Mehmet Şerif Fırat 67.

349. 315. 337. 326 Şatoğlu Mehmed 293 Seid Bertal Tanrıverdi 77 Seid Hüseyin 78. 322. Şatoğlu Salman 355 Şerefhan 30 Şerif Paşa 50. 310. 257.Prof. 291. 351 Reşit Paşa 37. 135. 298. 81. 346. 61. 267. 265. 388. 304. 350 Süreyya Örgeevren 133. 166. 153. 337. 252. 302. 339. 252. 272. Sultan Mehmet 15 Süleyman Bey 165 238.317.213 286. 325.388. 301. 297. 260. 258. 43 Silvanlı Şeyh Şemsettin 164 Simon Radev 144 Rohat Alakom 214 Sabiha Gökçen 307. 77. 281. 262. 31.319. 98. 282. 261 Seid Muhammed 132 Seid Resul 236 Şeyh Abdullah 84. 83. 324. 38. 251. 88. 340. 255. 30. 326. 332. 280. 338. 299. 27 Semih Paşa 37. 392. 99. 390. 62. 172 Rıfat 133 Richard 26 Robespierre 11 348. 337. 121. 360 Seid İbrahim 251. 393 Reşat Halh 62. 134.318. 261. 159. 318. 63. 78. 371. 331. 130 Selahaddini Eyyubi 25. 349. 279. 355. 277. 286. 262. 146. 349 Saddam Hüseyin 26 Sadiye Telhe 83 Said Bey 39 Sokrates 11. 65. 345. 293. 132. 249. 278. 143. Halil inalcık 17 Ragıp Gümüşpala 386. 227. 360. 118. 309. 327.392 Seid Taha 45. 254. 87. 350. 253. 149. Reşik Hüseyin 251. 266. 120. 388 Seid Resule Berzenci 235 Seid Rıza 11. 292. 46. 274 Sultan Abdülhamit 18. 255. 296. 324. 193 268. 312.390. 131. 308. 269. Dr. 168 Solakzade 32. 323. 147. 338. 316.315.119. 353. 336. 330. 138. 133. 361. 314. 217. 49. 344. 4Z2 . 32. 254. 328. 372 Salim Başol 215 Seid Abdülkadir 45. 306. 261. 322. 270. 336.391. 33 Şahin Bey 188. 79.320. 263. 336. 250. 146. 291. 70. 54. 334. 159 Şah ismail 29. 97. 329. 351. 70. 341. Revanduzlu Ali Saib 47. 276. 60 Sultan Celaleddin 27 Salih Paşa (Omurtak) 217. 130. 321. 293. 136. 44. 117. 300. 241. Rayber 252. 100. 335. 240. 350. 391. 275. 33 Spartaküs 11 Sakallı Nurettin 79. 41 321.316.

271. 76. 65. 92.190. 130. 287.183.150. 102.189. 344. 184.125. 184 Şeyhanlı Hüsso 334 Şeyx Abdürrahim Efendi 180 Şeyx Ahmedi Cani 179 Şeyx Bahaeddin Efendi 179 Şeyx Diyaeddin Efendi 180 Şeyh Abdülkadir 233 Şeyh Abdüselam Barzani 51 Şeyh Ahmet 89 Şeyh Ah 45.178. 104. 12. 97. 45. 66. 163. Tokiyanlı Halit oğlu Kamil 164 Topal Osman 79.226. 280. 105. T-U Taceddin 27.402. 258 255. 94. 139.159.113. 73. 118. 141. 139. 87. 269. 50. Timur 28.218. 131 Vasıf Paşa 25 4^3 . 170 Şeyx Şebabettin Efendi 180 Şükrü Kaya 282. 63.208. 120. 74.127. 87. 99.128. 88. 83. 71. 104. 140.226 Şükrü Sökmensüer 341.199. 119. 237 Tahsin Ekinci 184 Talat 18. 181. 78.130. 162.105. 164. 319. 61. 121.116. 64. 172. 125.213. 124. 128. lûl. 138. 54. 70. 81. 169. 20.178. 90 186. 84.111. 72. 159.411 Şeyh Selahaddin 178.276. 165. 106. 103. 46. 122. 164. 281.276 Şeyh Tahir 184 Valirii Hoca Sadık Bey 164 Vanlı Rasim 66 Vasıf Çınar 183 Şeyh Ubeydullah 45. 123. 102. 226 Vali Memduh Selim 212 Şeyh Şerif 77. 155.124. 329 Şeyh Muhammed Berzenci 50 Şeyh Ömer 89. 79.184. 75. 22. 83. 272. 62. 327. 139. 167. 95. 77.109. 128 117. 51.112. 128. 164. 73. 88.198.179. 148. 67.160.164. 70. 347 Şükrü Sekban 213 Şeyh Ali Rıza 65. 91. Uğur Mumcu 74.158.188.151. 85. 130. 69. 84.149. 273. 98. 107. 93.188. 143. 171. 155. 269 216. Tansu Çiller 142 Tank Ziya Ekinci 142 Termili Şeyh Abdullatif 164 Termili Şeyh İsmail 164 Tevfik Celal 66 80. V-Y-Z Vahdeddin 55. 122. 147.181.132. 274 136. 164.350. 72. 96. 164 Şeyh Said 11. 89. 86. 161. 104. 181.195. 170. 126.177. 57.107. 82. 348 Şeyh Barzani 238 Şeyh Hasan 71.118.106. 90.126.180. 49.155.

81. 105. 158. 33 Yetim Hüseyin 297. 350 Zeynel Altıntaş 382. 157. 103. 131. 109. 337 Yezdişer 41.Vasilyeva 23. 349. 130. 32 Yaşar Kemal 240. 64. 87. 79. 274 Zoravalı Şeyh Cemil 165 Zülküf Bilgin 184 4Z4 . 63. 320 Yusufanlı Kamer 78. 241 Yavuz Selim 30. 42 Yılmaz Güney 216 Yusuf Ziya Bey 61. 383. 77. 66. 32. 359 Yusuf Redkini 237 Yusuf Selahaddin 25 Ziya Hurşit 273. 68. 78. 384 Zilan Bey 237 Ziya Bey 259 Yunus Nadi 317. 297.

.

Ankara'da.Ahmet Kahraman. Değişik gazele ve yayın kurunnlarmın Ankara temsilciliği. Islamköylü Sulu ve Bir Dönemin Türk Büyükleri. ertesi yıl Banş Toprağı yayımlandı. nnuhabir olarak gazeteciliğe başladı. 1976 yılında Yodıdcn Yetmişe Masallar. günlük gazetelerde köşe yazarlığı. Gazetecilik çalışmaları arasında. Masal öykü karışımı Kınalı Keklik işe 1981 yılında. Üç Asılmışların Hikayesi. orta ve lise öğrenimini tamamladı. Anadolu Ajanşı'nda yönetim kurulu üyeliği. dergilerde röportaj yazarlığı. Gazetecilik araştırmasına dayalı ilk çalışmasını. genel yayın yönetmenliği ve genel müdür yardımcılığı yaptı. 1984 yılında. değişik okullarda ilk.. Bunu. Kurtarıcılar. çocuk edebiyatıyla kitap dünyasına girdi. 1985 yılında Darağacı ve 1986'da da Sanık Ayağa Kalk! izledi. Bana Paya Deyin. Yılmaz Güney Elsanesi. . 1977 yılında yayınlanan Boğulan Başkan kitabıyla yaptı. Yazarın kitaplarından bazıları ise şunlar: Bize Özgürlük Verdiler. İktisadi ve Ticari ilimler Akademisini bitirdi. dergilerde yayınlanmış röportajları işle Biz adıyla kitaplaştı.. Hanedan. Hayaletler Prensi. 21 yaşında öğrenciyken. Mesleğin her kadennesinde çalıştı.

Sign up to vote on this title
UsefulNot useful