P. 1
Kurd isyanlari

Kurd isyanlari

|Views: 943|Likes:
Yayınlayan: eskilerden

More info:

Published by: eskilerden on Sep 18, 2011
Telif Hakkı:Attribution Non-commercial

Availability:

Read on Scribd mobile: iPhone, iPad and Android.
download as PDF, TXT or read online from Scribd
See more
See less

08/07/2013

pdf

text

original

KURT İSYANLARI

Tedip ve Tenkil

o

o

o

^

>

I

ı

<

\^'

I
1^

te. o

V>
'

■:i«p.-,.-4-jr.-v,'

AHMET

KAHRAMAN

EVRENSEL

BASIM
YAYIN

-vn^i;

^
EVRENSEL
BASIM YAYIN

AhmetKahraman

Kürt

isyanları
(Tedip ve Tenkil)

Doğa Basın Yayın

Dağıtım Ticaret Limited Şirketi Tariabaşı Bulvarı Kamer Hatun Mah. Alhatun Sk. No: 27

Beyoğlu / İstanbul
Tel: 0212 361 09 07 (pbx)
Faks: 0212 361 09 04

web: www.evrenselbasim.com e.posta: bilgi@evrenselbasim.com

Evrensel Basım Yayın - 237

Kürt Tarihi ve Kültürü Dizisi - 4

Kürt İsyanlari
(Tedip ve Tenkil)

Ahmet Kahraman

Kapak Tasarım
Savaş Çekiç

Birinci Basım

Ekim 2003

İkinci Basım
Eylül 2004

ISBN 975-6525-48-7

Baskı

Ayhan Matbaası
lYûzyıl Mah. MaıSil. S, CaJ. No: 47 Bağcılar 02I2.Iİ29 01 65)

Kürt

'

isyanları
(Tedip ve Tenkil)

. "amaç Kürtçülüktür" diyor ^^ .İÇİNDEKİLER önsöz birinci Bölüm ^^ TC resmi tarihi ve Kürtler 15 Kürtler ve isyanları ikinci Bölüm 22 Hizbe Azadiya Kurdistan ve Albay Halit Bey . oğullar ve torunlar 177 . İnönü geliyor 112 Şeyh Said yakalanıyor Binbaşı Kasım anlatıyor ÜÇÜNCÜ BÖLÜM H^ 123 Seid Abdülkadir ve davası Diyarbakır'daki zafer şenliği istiklal Mahkemeleri 130 138 141 Şeyh Said davası Toplu idam karan idam töreni ve yan yana 47 sehpa 1'*^ 1^° 165 Babalar.. 58 Şeyh Said Efendi Şeyh Said ve Seid Rıza Şeyh Said halka karışıyor 69 76 81 Piran'da silah sesleri Diyarbakır muhasarası ve isyanm kaderi 84 86 Türk basını isyanı gizliyor 93 Bir ajanın portresi Yenilgi ve dış destek dedikleri Başbakan..102 108 Okyar gidiyor...

281 . ... göbek havaları ve şapkaya hücum . 289 293 Halbori gözeleri 297 .DÖRDÜNCÜ BÖLÜM Islahat planı ya da tedip ile tenkil Tanıklar ve resmi belgeler Babamı diri diri yaktılar Hayali isyanlar ve sürgün yollan 186 191 198 203 BEŞİNCİ BÖLÜM 212 Hoybun ve isyancılar ibrahim Paşa Bildiri savaşları 218 224 Ruslar ve Iran da savaşa giriyor Ateş çemberi Resmi tarih ve Yaşar Kemal 228 233 238 Katliamcı asker anlatıyor 242 ALTINCI BÖLÜM 249 250 Dersim sırasını bekliyordu Rızo Osmanh'nın son dönemlerinde Dersim 256 Seid Rıza şerefine bando-mızıka ve "koşun yiğitler vatan imdadına. 286 Müfreze kolları Dersim'i sarıyor Kadına tecavüz ve Seid Rıza'nın yeniden çıkışı ." Erzincan'ın kurtuluşu ve Dersim Generali Koçgiri isyanı ve Dersim 258 262 267 Seid Rıza ve Dersim kıskacı 275 Tehlike çanları ve ismet Paşa'nm raporu Tunceli yasası.

yedinci bölüm Bomba yağmuru Bombacı Amazon Sabiha 303 307 Dersim dağlan yanıyor Alişer ve Baytar Nuri Dış destek ve Bese'nin ölümü Seid Rıza barış görüşmelerine gidiyordu 312 319 325 328 Bir garip yargılama infaz görevlisi Çağlayangil anlatıyor 332 340 Sehpadaki babalarla oğullar sekizinci Bölüm 349 Dersimliler kurtulduk diye sevinirken 353 Kan sesi Ölüm kafilesinin 6 yaşındaki yolcusu Resmi söylem ve Pülümürlü Ele 357 360 365 General'in utancı Mağaralarda ölüm 370 375 Bebekleri de yakarlar Zeynel Çavuş'un madalyası Kurtarıcısını arayan Paşa 380 382 385 Adı da yok olan tetikçi Kırım istatistikleri ve sürgün DOKUZUNCU BÖLÜM 388 393 29. isyan KAYNAKLAR ISIM indeksi 398 414 417 .

.

. Şeyh Said'in hikâyesi ise şaşırtıcıydı. kitabın böyle bir iddiası yok. bu ne¬ denle daha derinliğine bir bakış için ayırdım. Sokrates'ten Spartaküs'e.. Robespierre'den Babeuf e kadar. Marr'ın deyimiyle. yüzyıla sarkan trajedik mücadelelerine genel bakıştır. Asılmış Kürt liderlerle "Kürt isyanları"nın dosyasını. yurtlarının parçalanıp bölünmesine rağmen. burada yaratılan kültürün mi¬ rasçıları. varlıklarını koruya¬ bilen Kürtler. yenilmiş olmasına rağmen. Kürtlerin bütün bir siyasal tarihi değildir. olamaz da.. "rejim doğruları"nın öte yana savrulduğunu gördüm. Örneğin resmi tarihin rakamlandınldığı sayıda Kürt isyanı yok. hayali isyanların gölgesinde. "anne ve babaların kayıp evlatlannı. Bu pencereden bakıldığında Kürtlerin tarihi. ma¬ sa başında yemden üretilerek. Bölge¬ nin yerlileri olarak. "tedip ile tenkil" vardı. Başka bir deyişle Kürtlerin tarihi... Şeyh Said İsyanının gerekçesi çarpıtılmış. "kendisi" olmaktan çıkarıl¬ mıştı. altüst edilmiş. Y. 20. bu kitap. "var olma" mü¬ cadelesi olarak çıkıyor karşımıza. ama. kardeşlerin birbirini aradığı bir tarih''tir. 1980'lerin başında.ÖNSÖZ Soykınm. sürgün ve asimilasyon fırtınalanyla savrulmalanna. davasına inanma ve üs- II . pek çok kişi. adeta sipariş üzerine. TC tarihine serpilmiş "siyasi amaçh idanılar"ı yazarken. Ortadoğu'nun en eski halklarından biridir.. gerçeklerin biryana. ağırlıklı olarak Kuzeyli Kürtlerin. Bu mücadelenin yarattığı so¬ runlar ve trajedilerin bir kanlı harmanı. Sı¬ nırlı kapsamı içinde. Kitap. Fakat. "tarihin üvey evlatlan"dır. Rus sosyal bilimci N. aynı zamanda.

onun sonunu noktalayan nedenlere "Dersim İsyanı" diyordu. öteki çalışmalar birbirinin tekrarı. tek bakışlı çalışmalardı.. ölüme yürürken. Okura kolaylık olsun diye bütün ki¬ taplarımın genel tarzı olan ve çağdaş pek çok yazarın da tercihi olan "röportaj" tekniğini kullandım. Seid Rıza trajedisinin dokusu ise ayrıydı. tek sesli. araştırma yazısı ve pek çok da kitap yayımlandı. Bir yönüyle. bilimsel formülasyon adına. Yazdıklarına karşılık hayatının yansım cezaevinde geçirerek bedelini ödeyen İs¬ mail Beşikçi. bugüne kadar. gerçeklerin tarihinde isyan yoktu. muhafızları¬ nın görüş ve bakışını pekiştiren. tek yanlılık ve tek pencereden bakış açısı aşıldı. Ayrıca. benzeriydi. Ama alıntı yaparken. güçlük çıkar¬ maktan özellikle kaçındım. "içine duygu sinmiş" di¬ yenler çıktı. cellatlarıyla şakalaşıyordu. Ama ben ne yapayım ki.tüne düşeni yapmanın huzuru içinde. Bu kitabı. "altta kalanların" sesine de yer verilerek. Özel araştırma ve tanıklardan edindiğim bilgilerin dışında. Bu teknikle kaynakları met¬ nin içinde vurgulayıp. elbette pek çok kaynaktan da yararlandım. sayfa altlarını. Mehmet Bayrak ve benzeri birkaç kalemi hariç tutar¬ sak. Ama. Şeyh Said. olay ve durumların kendisi baştan başa iz . * * * "Kürt isyanları" hakkında. "resmi tarihi" yaratanları gözeten. bölüm sonlarını "dip¬ notlar" ormanına dönüştürerek okura eziyet edip. başı dik olarak celladın önüne yürümüştü. farklı kılan özellik buydu.. Resmi tarih. sayısız makale... ama ezilenleri bir kez daha mah¬ kûm eden. resmi tarih ve devlet raporlarından alıntının ya¬ nında. Başka bir deyişle "duygusal" bulanlar. 2001 yılında Almanya'da yayımlanan. tek yanlı. Kitabın ilk baskılarını okuyanlardan. bütünlük içinde eriterek işledim. yazarın taş duyarsızlığında olması mümkün değildir. röpor¬ taj. altı ay sonra ikinci baskı yapan bu kitapta.

Tanıklığına başvurduğum bazı kişiler. kendilerinin ve ailele¬ rinin güvenliği için adlarının açıklanmasını istemiyorlardı. yazarlık ödevi ve insanlık görevi saydım. Ben yaratmadım acıları. bu yazarın kusuru değildir. . yüzbinlerce kilometre karelik alana yayılmış kan golleriyle. bir "son söz" ekleyecek olursak eğer. "resmi tarihin maskını aralar¬ ken". çağına tanıklığın gereğini yerine ge¬ tirmek ve insanlığın evrensel vicdanına karşı borcunu ödemek¬ ten ibarettir. Ahmet Kahraman Hamburg Haziran 2003. .. İn¬ san hayatına saygım nedeniyle. Sadece olanları aktardım. Yazar açısından da amaç. anlaşılması için somut olaylar ve tarihe tanıklık edenlerin ayrıntılı anlatımlarıyla örneklenmiştir. tekrar yazılmasa bile. kitap. 13 .. Başka bir amacı yoktur.birer acı nehriyse. bir halkın çektiği acılar. insanlık yangınları bütünü değildir. "On söze". ekler yapıldı. bütünün algılanıp. Sadece. bu kitap. korku çemberindekilerin isteğine uymayı. ilk içeriğe bağlı kalınmak koşuluyla yeniden göz¬ den geçirilip düzeltmeler. İstanbul baskısı için kitabı gözden geçireyim derken.

.

1920'lerden sonra masa başı buluşlarını. TC tarihi ise "masa başı üretim tarzı"nın koku ile ses¬ lerini yaya yaya karşımıza çıkıyordu. bütün ulusların resmi tarihi. Mitos haline getirilen kişilerin savunması niteliğindeki metin¬ lerde. beyzadeden sipariş alan kunduracı yakla¬ şımıyla tarih üretiyorlardı. sınır tanımaz boyutlara vardırıyorlardı. ilk uygarlığın yaratıcılarından Sümerler. bazen "masa başındaki keşif ve icatlar"ın gölgesinde. buğdayı keşfe¬ den. "abartılarla" doludur. Macarlar. yeryüzündeki halkların çoğu da Türklerin soyundandı. Türk propagandasının fokurdamaları arasında. hayvanları evcilleştiren. yine hangi tarihte meydana geldiği meçhul. bir "kuraklık ve kıthk"tan yurtlarını terk eden Türklerin soyundandı. Amerika'nın yerlileri olan Kızılderililer. TC'nin en saygın tarihçilerinden biri. Zaten. Osmanlılar bile "Türk"tü. Asurlar. Türkler ise evrensel uygarlığın tek yaratıcısı oluyordu. Selçuklular ve Osmanlılar. yazıyı bulan Türklerdi. Onlar için gerçeklerin dinamiğinde. başka kimlik ve şekil alıyor. "elalem ne der?" kaygısı yok. Kimi resmi tarihçiler. hâlâ Sultan Mehmet'in tek¬ nelerini karadan kaydırarak bir koydan ötekine aktarıyordu. gerçekler eriyor. Gerçekleri ters yüz eden "kaşif tarihçiler". Türk tarihinin "başlangıcı". Türklerin Orta Asya'dan çıkıp.BİRİNCİ BÖ LÜM TC RESMÎ TARİHÎ VE KÜRTLER Genel bir söylemle. kağıdı. Etiler. "siparişi veren müşteriyi memnun etmek" vardı. neresi olduğu kimse tarafından bilinmeyen "Orta Asya"da. Okul kitapla¬ rında. Çin masal ve efsaneleri. varlık içinde yaşar¬ ken. yaşanmışlıkların kınntdan bile seçilemi- yordu. daha sonra tarih sah¬ nesine çıkan Selçuklular. Resmi tarihçilere göre. Ateşi. kafileler halinde yeryüzüne 15 .

etnik homojenitesi bulunmayan. sivil bürokraside yer vermiyor. gür ateş üzerinde kaynayan bulgur kazanının fokur fokur yüzeyini andırıyordu. Huzuru kılıcın keskin ağ¬ zında arayanlar. isyancıların üstü¬ ne. gerçek hayat¬ larında o kadar Türk'tü ki. Kürdistan'a ardı arkası kesilmeyen "te¬ dip ile tenkil" seferleri düzenliyordu. aynı kıyımı Bulgaristan ve Bosna ile Sırbistan'da tekrarlıyor. aşağılamak istediklerine "Türk" diyorlardı. Orijini ne olursa olsun. yaydıkları medeniyetin içeriği. oklarla gösteriliyordu. kılıç zoruyla halkları bir arada tutmaya. çatı yapıydı. Altında farklı dil ve dinleri barındıran bir kabuk.dağılıp medeniyet ışıklan saçması. Fakat. hakarette bulunmuş kabul ediyor. yankıları günümüze kadar gelen terörle yürüyordu. top¬ lumsal fokurdamanın önüne geçmeye çalışıyor. tam "huzur buldum" dedikleri sırada Arabistan ayaklanıyordu. burada Osmanlı devletini kuruyorlardı. "kuraklık ile kıtlık" değil. Osmanlıları meydana getiren 300 çadırlık aşiretin Afganis¬ tan'dan göç nedeni. Türkleri eşiklerinden içeri sokmuyor. Mora ya¬ rımadasında kırım yapıyor. askerlikte. çobanlık ve askeri hizmete karşılık bugünkü Söğüt yöresine yerleşiyor. çağın gelişmelerine ayak uyduramadığı için geri kalmış¬ tı. niteliği her nedense açıklanmıyordu. Kabuk yönetim. hırpalana hırpalana 1800'lerde iyice yorgun düşmüş. Osmanlı devleti. "Türk" sözünden bile hoşlanmıyor. Halkların ayrışma. tıpkı daha önce aynı coğrafyadan yo¬ la çıkan Selçuklular gibi Hazar Denizinin kuzeyinden Bizans ül¬ kesine geliyor. imparatorluk. * Afgancanın "Peştun" diliyle konuşan Osmanlılar. bağımsızlaşma istemiyle başlattıkları is¬ yanların dipten gelen dalgalarıyla sarsılıyor. ı6 . Afganistan dağ¬ larından koptuktan sonra. olsa olsa kabileler arası çatışma olabilirdi. çok halklı bir imparatorluktu. Nedeni ne olursa olsun. kendilerine "Türk" diyenleri.

Pomak. 10 Ağustos 1995 tarihli "Yeni Yüz¬ yıl" gazetesinde yayınlanan röportajda. Oysa. yeryüzü haritasında. olmamıştı. Çerkez. resmi Türk tarihçiler bile. » TC'nin kurucuları. Abaza. imparatorluğun sonunu hazırlayan ittihat ve Terakki Partisi okulunun mezunları ya da kadro adamlarıydı. Kafkaslı Türk. Arnavut. "buharlaşmayı" yadırgıyor. Anadolu. Bosnalı. Kırımlı Türk. üs¬ tünde inşa edildiği toprakların tarihsel adı. ken¬ dini Osmanlı Türk kültürüne bağlı hisseden insanlar. Dr. "tek ırk" ideolojisi egemen kılınıyor. Amerika milledni 17 . insanların "topyekûn Türk" olmadığını söylüyorlardı. Türkiye Gumhuriyed'ni oluşturan mozaiği şöyle açıklıyordu: "Türkiye bir göçmenler memleketidir. Halil inalcık. İngiltere.Saray yönetimini şaşkına çeviren isyanların hızını koruduğu bir sırada Birinci Dünya Savaşı patlak veriyordu. Tatar. Gürcü. Bu bakış açısıyla. 24 ayrı devlet kuruluyordu. Son yüzyıl içinde. Kuruculardan her biri. imparatorluğun ayrı parçasından geliyordu. yüz binlerce insan ana vatana gelip sığınmışlardı. Osman¬ lı ailesi dahil bütün Müslüman halklar "Türk". Giritli Müslüman Türk. Balkanlı Türk. Fran¬ sa ve daha sonra da Almanya'nın himayesinde ayakta kalan im¬ paratorluk parçaları üzerinde. Trakya ve Kürdistan'dı. Ama. birçok halkı "Türk" yap¬ makla birlikte. kendilerini ittihatçıların "Türk¬ lük" ideolojisinin mirasçısı olarak görüyor ve Türkiye Cumhuri¬ yetini bu temel üzerinde inşa ediyorlardı. galip devletler tarafından kurdurulan bu devletlerden bir tanesiydi. Yeni ideolojiye uygun tarih tezleri ise bu süreçte geliştiriliyor. aniden buharlaşmış. Bunlar¬ dan Prof. "Tür¬ kiye" adını taşıyan bir toprak parçası yoktu. havaya karışıp yok olmuş sayılıyor¬ du. Türkiye Cumhuriyetine (TC) kadar. zorunlu resmi dil de Türkçe oluyordu. icat ve keşiflerle tarih üretiliyor. TC'nin. kökleriyle bu topraklara ait olan halklar. Türki¬ ye Cumhuriyeti (TC). farklı kök ve kökenden.

Bu amaçla. Biraz daha geriden alırsak. yırtık postalla Rusya cephesine sürmüş. istanbul'da kurulan hayaller Sarıkamış dağlarında bo- ı8 . Alman imparatorluğunun yanında yer almakla genişleme ha¬ yallerini gerçekleştirecekti. 120 bin kişilik bir orduyu yazlık elbise. bir darbeyle ikddan ele geçirip Sultan Abdülhamit'i deviren. imparatorluk topraklarım işgal edip parçalamıştı. Osmanlı ordusunu "kiralık asker" misali dünya savaşı cephesine sürmüş. Ordu. Sarıkamış'a yığmıştı. 1908 yılında. Resmi tarihçilere göre. savaş ilan etmişti. 5 milyon ingiliz altını karşılığında. Sultan'dan habersiz.meydana getiren göçmenlere bir bakıma benzetilebilir. Resmi tarih. ingiltere. Enver ve Cemal Paşa'lar. Enver Paşa'nm Alman komutana yazdığı emirname ortada olduğu halde. Rusya ve italya'dan oluşan "emperyalist batı ittifakı". yerine oturttukları Sultanı da. Talat. Almanları "korsan" yerine koyu¬ yorlardı. "ileri" komutuyla hamle edecek. Fakat. Enver Paşa'nm emriyle toplarını ateşlediği¬ ni de inkâr ediyordu. "Büyük Turan Türk imparatorluğu" kuracaktı. bunları atlayarak "yok" saymıyor ama iki Al¬ man savaş gemisinin. 1914 yılında durup dururken Osmanlı devletine saldırmış. Almanlar. Fakat onlardan farklı olarak beş yüz yıl imparatorluk içinde yaşamış. Rus toprakların¬ da ilerleyerek "anayurt" Orta Asya'yı "fethedecek" ve bu toprak¬ lar üzerinde. "adı var. Bütün bunların altındaki "emperyal" niyet de şuydu: Itdhat ve Terakki adıyla Sultanlığın iktidarını ele geçirmiş ırk¬ çılık. Fransa. Fransa ve ingiltere'nin müttefiği Rusya'nın kıyılarını topa tutmuş. Oysa. "habersizce" gemile¬ rine Osmanlı bayrağı kondurup Rus kıyılarını bombalamışlardı. "emperyal" niyetle saldırıp savaş ilan eden Osmanlı dev¬ letiydi. Almanya ile anlaşmış." Yine resmi tarihe göre. kendisi yok" hale getiren Itdhat ve Terakki Cemiyed'nin (Partisi) üçlü diktatörü (Triumvira). iki Alman savaş gemisi Goeben ve Breslau'ya da Osmanlı bayrağı çektirip. kaynaşmış insanlardır.

"yedi düvele karşı verilen savaştan sonra" diye anlatılıyordu. "Zafer" kutlamaları sırasında. sağ kalan varsa. Menemen'de ise böyle bir ayaklanma olmamış. taraftarlarının katıldığı ayaklanmadır. Oysa. ingiltere ile italya tarafın¬ dan terk edilen Yunan birliklerini kovalamak ve yer yer çatışmala¬ ra girmek vardı. rüyası bile görülmemişti.. kış. 1930 yılında meydana gelmiş bir "Mene¬ men Isyanı"ndan söz ediliyordu. Alman Mare¬ şali Liman von Sarders Osmanlı ordusuna komuta ediyordu. Kimi Cumhuriyetçiler de savaşta yer aldıkları için mi. 1915 yılında. Türkiye Cumhuriyeti'nin (TC) kuruluşuna ilişkin sayfaları da bir tuhaftı. Resmi tarihin. sade¬ ce geride kalmış ve müttefikleri Fransa. bit ve salgın hastalığa teslim oluyor. Çanakkale boğazında yaşanan savaş. çarpıcı bir örnekti. Cumhuriyet tarihinin "iç isyanlar" sayfası da. Mareşal. halkın. Engelsiz kalan Rus orduları. Kuruluş. Biliyoruz ki. "zafer" kazanmış oluyordu. 90 bin asker donarak. has¬ talıktan kırılarak saf dışı kalıyordu. Filistin cephesinde uyguladığı bu savaş taktiğini Ça¬ nakkale boğazında da tekrarlıyor ve boğazın yamaçları 250 bin as¬ kere mezar olduktan sonra ingiltere donanması istanbul'a ilerliyor¬ du.. 120 bin kişilik ordu yerinden kımıldayamadan kar. "şanlı zafer" şenlikleriyle kudanıyordu. * Yenilgilerin "zafer" şeklinde gösterilmesi resmi tarihin bir di¬ ğer sayfasıydı. Ma¬ reşalin savaş taktiği basitti: Elinin altındaki asker kalabalığını. bu yenilginin yıl dönümleri. 19 . vurulan düşüyor. bundan sonra ellerini kollarını sallaya sallaya Kürdistan'a girip diledikleri kadar ilerliyordu. Örneğin. bilinmez. gerçeklerin di¬ linden uzaktı. ingiltere donanmasının Çanakka¬ le boğazını geçip istanbul limanında demirleyerek şehri işgal ettiği söylenmiyordu. "yedi düvelle savaş" yoktu.zuluyor. "isyanın" öteki adı. ingiltere'ye karşı verilen savaşta. toplu halde düşman mevzilerine saldırtıyor.

1925 yılında yürürlüğe giren "Şark Islahat Planı" ile Kürtle¬ rin dili. gerçeklere uygun biçimde not edilmesini bek¬ lemek. budama işi arayan beş esrarkeş kasabaya gelmiş. herhalde safdillik olurdu. birbirini tamamlayan sayısız "tedip ve tenkil hare¬ kâtı" tazelendi. iç ile dış etkilenmelerden arındırmak için. "yola getir¬ . kültürü yasaklanıyor. Kürtler resmen "yok"tu. naralar atan esrarkeşler kendileri¬ ni tutuklamaya gelen askeri birliğin başındaki teğmeni öldürüp ba¬ şını kesmişlerdi. kasabada kimsenin tanımadığı beş kafadarın yaptıklarım tiyatro sahnesi gibi uzaktan seyretmişti. bir¬ birine bağlı. Menemenliler. Sarıkamış'tan Meneme'e getirip idam ediyordu.. Gerçeklerin böylesine tırpanlandığı sistemin tarihinde. 1921-40 yılları arasında. hiç olmadın" denilerek. Osmanlı dönemin¬ de.. "Var" olduklarını söylemek suçtu.1930 baharının "bağ budama" zamanında. Fakat. ta istanbul'dan. alt sömürge" oluyordu. olup biten¬ lerden habersiz muhalifleri. onlara ilişkin olaylarla durumların doğru. neredeyse "Kürtlerin iyiliği için"di. Kürtler üzerine düzenlenen "yok etme ve bastırma" seferle¬ ri bu deyimlerle adlandırılıyordu. bir sabah. "sen. varlıkları inkâr ediliyor. uslandırmak" demektir. "Tedip" ve "tenkil" Arapça deyimlerdir. Bunların tümü. "Kürt isyanları"nın bastırılması amacıyla. Cumhuriyetçiler. "Türk" kimliği boyunlarından aşağı asılıyordu. terbiye etmek. Ankara olayı "isyan" olarak adlandırıyor. tarihin oluşumundan beri kendi yurtlarında yaşayan ve bölgenin en eski halkı Kürtlerin tarihteki yerini almasını. kafaları dumanlı bir halde kahvede dini konuşmalar yapıp. onlara. mek. Türk Dil Kurumu'nun sözlüğüne göre Tedip. Ama resmen "olmayan" Kürtlerin isyanları "var"dı. ismail Beşikçi'nin deyimiyle Kürt coğrafyası. "miras" gi¬ bi kabullenip kullandılar. Onları "medenileştirmek". artık "sömürge bile değil.

. kurt" sesine kulak verip. (zamanı kendileri de bilmiyorlardı) kar üzerinde yürüyen Türklerden bazıları. "kart. on¬ ların iyiliği içindi. rahadıkla bu sözleri bağırıyor ve huzur içinde yaşayıp gidiyorlardı. ya da rahat ve huzurdan bıktıkları için evleri. Türk düş¬ manlarının uydurduğu gibi "Kürt" diye bir halk var olmamıştı. başkasına korku ve ibret verecek biçimde cezalandırma. "birinci sınıf vatandaşları"nın Türk ol¬ duğunu kanıtlıyorlardı. "ne mudu Türküm diyene" diyen herkes. Resmi söyleme bakılırsa. evlatları kırılsın diye ikide bir isyan ediyorlardı. Fakat. Her şey gibi bu da. kimi "kart kurtçular" da. "spor olsun". "sen aslın¬ da Kurtsun" diye kandırıyor. dünya "Türk düşmanlarıyla doluydu. Zaten. kendilerine "Kürt" demişlerdi. basit yoldan giderek Kürderin hiç olmadığını. TC. ayaklarından çıkan "kart. Türk devleti. TC'de Türk'tü. 12 Eylül darbesini yapan generaller. ortadan kaldırma. "Var olduklarını" söylemek yalandı. Çünkü. Generaller rejiminin "keşfine" göre." "Kürt yok" TC'nin birinci sınıf vatandaşları vardı. o arada aralarına sızmış "vatan haini terörisderle mücadele ediyor"du. köyleri yok olsun. "hiçbir sorunlan bulunmayan" Kürder."Tenkir'in sözlük anlamı ise şöyle açıklanıyor: "Kamuya zararlı kişi ya da topluluğu. TC'yi bölme çabasıydı. "çağdaş medeniyeti yakalamış Türk devletine karşı kışkırtıyorlar"dı.. fırdolayı düşmanlarla çevriliydi. kurt" anlamında. medeniyetin bütün nimetlerinden yararlanmaları için çalışıyor. dünyadaki güç¬ lü mevkilere çıkmasını istemedikleri için "Türk oğlu Türk" olan ve "kart kurt" sesine kanmış saf vatandaşları. bu vatandaşla¬ rını şefkade bağrına basıyor. Bütün kışkırtmalarına rağmen. es¬ ki zamanların birinde. Türkleri kıskandıkları. . Bu kanı ve tanımlama yanlıştı.

1920'lerden. kağıt üzerinde tersine çevrilmiş "tedip ve tenkiP'di. Osman¬ lı'dan miras üzerine "tedip ve tenkil" seferleri düzenlendi.. hemen hemen her baharda. Kassiler. 1940'a kadar. "kaçışı kur¬ tuluş" sananlarla kovalayanlar arasında zaman zaman yaşanan çatışmalar "isyan" ise bu rakamlar doğru olabilirdi. Bunlar. "1. Halk isyanından söz edebilmek için planlı programlı örgüt¬ lenme ve örgütlü eylem gerekiyordu. Resmi tarih isyanları. Geride kalan 25 "isyan".. KÜRTLER VE İSYANLARI Evrensel tarih. sayıyı. . tedip ile tenkil var" gerçeğiyle karşılaşıyordu. bu sayılan doğrulamıyor.. Ağrı direnişi ve PKK hareketiydi. Kürtlerin köklerini ve insanlık sahnesine çıkış dönemlerini milattan binlerce yıl öncesine dayandırıyor. 10. ancak yarım yamalak üç isyanm varlığından söz edilebiliniyordu. analizci bir gözle değerlendirebilenler. Halbuki. 3. gerçeklerin tarihi. 1984 yılında Partiya Karkeran Kurdistan (PKK) öncülü¬ ğündeki hareketle "29" rakamına ulaştırıyordu. bin yılların sonlarında. 20. S. tarihin en kanlı sayfalarından biri olan "Dersim olayları" resmi tarihte "isyan"dı. Lazarev. "ol¬ mayan" Kürtlerin "isyanlarını bastırma" gerekçesiyle.. Bunlar Hurriler. özellikle 3-4. sayılar düzmece kalıyor. Ön Asya'da tarih sahnesine çıkmışlardır. Bilimsel bir açıyla bakıldı¬ ğında. Karduklar ve öteki bazı boylardır" diye yazıyor. Şeyh Said'in adıyla öz¬ deşleşen 1925 olayları. "Dersim isyanı yok. Numaralandırılan "isyanların" izini sürüp. "Kürderin etnik ataları olarak kabul edilen halklar.. "Tedip ve tenkiP'in kırım ile kan sesi arasında. bunların büyük bir bölümünün "hayali" sayılar olduğunu görüyordu. 2. Oysa.. Örneğin. tekzip ediyordu. 28" diye sıralıyor. Rus ta¬ rihçi M. Lulubeler. Onun dışın¬ da isyan yoktu. aynı tarihin sayfalarını dikkadice karıştıranlar.

Lazarev.Ö. direnerek. 1. etnik ya¬ pılarını koruyabilmelerini mucizevi başarı olarak niteliyorlar. iç içe yaşadıklan. "tehcir" (toplu sürgün) ve savrulmalara rağmen. soykırımlar. "Kurd" adı bu dönemde ortaya çıkmıştı. Kürtler sayısız soykırıma. Rus tarih¬ çi E. komşuluk ettik¬ leri birçok etnik variık. Bu saptama ve hak teslimine göre. 23 . dünya uygarlığının en kadim merkezlerinin filizlendiği top¬ raklardır. etnik yüzünü. yurtlannın. Kürt etnik sentezinin ilk kaynağı. çev¬ rilmiş. Kürderin etnik sentez sürecinin kesin ola¬ rak saptandığı kadim başlangıç merkezini de içine alan bu böl¬ ge. yüzyılda yazdığı Anabasis adındaki kitabında Kürt¬ lerin varlığından. M. kendi topraklarında hayat bulan bir halktı. Kuzey Mezopotamya'da. Kürtlere ilişkin bilgiler. yalnız Batı Asya'da değil. yok edici darbelere rağmen.Ö. şöyle diyor: "M. Başka bir anlatımla. Batılı kaynaklar. Iran kaynaklarına göre Kurdistan adı. bu topraklar (çağdaş Kürdistan'ın Suriye'de kalan toprakla¬ rı) üzerinde ortaya çıkmıştır. Ortadoğu'nun "otokton" (yerii) halklanndan başlıcası. 8 bin yıl önce. yapısını koruyup. I. bin yılın ortalarından itibaren. Vasilyeva'ya göre." Mezopotamya coğrafyasını gezen Yunanh komutan Ksenefon da. dünya¬ da kendi etnik yüzünü koruyabilmiş nadir halklardan biri olarak belirliyorlar. kuşatılmış hallerine. varlığını 600 yıl sürdüren Halaf kültü¬ rü. Kürtlerin dolaysız atalarından söz edebiliyoruz. Batılı tarihçiler ise Kürderi. dağları kadar "bınge" (doğal derin¬ liklerinde). "devletsiz halk" Kürtlerin. ilk kez Selçuklu Sulta¬ nı Sencer zamanında kullanıldı.Yazara göre. Halaf kültürünün yerini daha son¬ ra Ubeyd kültürü almıştır. eski çağlardan günümüze akmış nadir halklardan biriydi. yani çağdaş Kürdistan'ın tam merke¬ zinde bulunmaktadır. Kurdistan adı oldukça geç dönemlerde ortaya çıkmıştır. daha çok Arap ve Pers kaynaklarıyla ve yazadarının kalemlerinden günümüze gelebilmiştir. 5. sürgün ve asimilasyonlar so¬ nucu eriyip yok oldukları halde. yaşama biçimlerinden söz etmektedir.

kılıçlar çekiliyor. ayı. Kürtlerin bazı kesimle¬ rinde. Müslü¬ manlığı. ona biat ve tes¬ limiyet olarak algıladıkları için direndiler. V. Atilla dahil doğudan gelen barbarlara. Islamiyetten önce Zerdüşt dinine inanıyor. Islamiyeti gönüllü olarak kabul etmediler. hayatı var eden aydınlığı.. dini yayma adı altında sınırlarına dayanınca. sahip oldukları doğal koşullar (coğra- fik yapı) ve ulusal sentez sayesinde. P. kültür ve dört bucakta paylaşılan yaşa¬ ma biçimleri. 2000'lerde de hâlâ sürmekte. güneşi kutsal biliyorlardı. Aşiretsel ve güç¬ lü aile bağları. onları koruyan bir başka etmendi. Arapları geriletmiştir. 642 yılındaki Ne- havend savaşı ve onu izleyen Musul.Lazarev'e göre Kürder. Bu savaşlarda Kurdistan şehir ve eyalederi büyük zarar gördü.. Güneş. ay ve aydınlık üzerinde yemin edilen kutsallıktı. Şarezor savaşını Kürt tarihinin en önemli olayı olarak nitelendiriyor. 2-4 . Uzun muhasaradan sonra. Avrupalılar. yaşamak¬ taydı. Dasin dağlarında Halife¬ nin ordularını bozguna uğratıyorlardı. isyanlar birbirini izliyordu. aynı zamanda Arap egemenliğini kabul. Kendi kültür ve medeniyetlerini de yaratan Kürtler. Kürder. Tikrit ve Cezire direnişleri. Cafer Faracis'in liderliğindeki isyancı Musul Kürderi 835 yılında Azerbaycan ile Ermenistan arasında kalan toprakla¬ rın büyük bir bölümünü ele geçiriyor. Araplar. Müslümanlığı kabul etmelerine rağmen. O nedenle Selçuklulara da "Türk" diyorlardı. ortak dil. Şorezor şehri ele geçiriliyor. fakat Kürtler. yüzydlara yayılan savaşlar başlıyordu. aydınlığın kutsiyeti. Halifenin yönetimini kabullenmiyor. Nikitin. yüzyıllara yayılmış kesintisiz savaş ile soykırımlardan korunarak geliyorlardı. daha son¬ ra da genel olarak Müslümanlara "Türk" diyorlardı. Araplar ise kuzeyden gelen Müslüman göçmenlere "Türk" adınr veriyorlar¬ dı.

Revan- di. uluslaşma yolunda kullanmayı kaçınyor"lardı. kanlı boğuşma yüzyıllara yayılıyor. bu gücü ulusal amaçlar için kullanamıyor. daha sonra Moğollar tarafından yakı¬ lıp yıkılacak olan dünyanın en zengin kütüphanesini kurmuştu. "Selahaddin'in sağladığı imkanları. Vasıf adında¬ ki Selçuklu komutan daha da acımasızdı. 10 ve 11. Kürtlerle savaşta ye¬ tersiz kalınca.Araplar.. Yusuf Selahaddin. yaz aylarında ta Erivan ve Dovin yaylalarına kadar giden. Ailesi. bütün çabalara rağmen Kürtlerin Araplaşması akim kalıyor. Selçuklular acımasızhklanyla tanınıyorlardı. "beğenilen". ya da "hayran kalınan" anlamına gelen "Hüsne Keyf"liydi. Cebel ve Fars'ta yenilgiye uğrattı. Selçuklulardan oluşan "Hassa Ordusu"nu öne sür¬ düler. Vasıf Paşa. ^ . Rus Kürdolog V. Fakat. "Hınsı Keyf" diye de telaffuz edilen isim. Islamiyetin iktidarını ele geçirince. bilim ve kültürel alanla tanınmış bir aile¬ den geliyordu. ço¬ cuk. kadın ayırımı yapmadan önüne çıkan Kürtleri kılıçtan geçi¬ rerek Isfahan. Ama bu yenilgi Arap-Kürt savaşlarının sonuncusu olmuyor. Nikitin'in deyimiyle Kürtler. çevresine döne¬ min bilginlerini toplamış. varlıklı. Kürdistan'ın en güçlü aşiretlerinden biri olan Hazbanilere mensuptu. P. Revandi (Ravadi) aşiretindendi. aynı Kürtler. "ümmetçi kalıpların içinde" kalıyor¬ lardı. Yusuf Selahaddin'in kökleri. Nitekim. Ta ki. ama Selçuklu akınları ve kanlı baskıları devam ediyordu. kültür ve bilime büyük önem vermiş. kendisi de islam alemine Sultan olduk¬ tan sonra. Selçukluları "Hassa Ordusu".. günümüzün deyimiyle bir tür "kiralık asker" niyetine kullanıyordu. Selahaddin. "Hasankeyf" yapılıyordu. yüzyıllara sarkıyor. Kürt Usıf e Selahaddin e Eyyub (Eyüb'ün oğlu Yusuf Selahaddin. koyun sürüleriyle. ihtiyar. daha sonra TC tarafından de¬ ğiştiriliyor. Türkçede. Arapça deyimle Selahaddini Eyyubi) bütün Müslü¬ manların Sultanı olana kadar. Kürder rahat bir nefes alıyordu.

büyük bir askeri komutan. en seçkin ordusunu Kürtlerden oluşturmuştu. Selahaddin Tikrit'te doğdu. bu ordularla Mısır'a girip Kahire'yi başkent yapıyor. "Haçlı Seferleri" adını vermişti. Bu dönemde. "Haçla" kamufle etmişti. 1169 yılında. Savaş ortamına rağmen. bazı ayrıntıların eklenme¬ siyle film konusu oluyor. Selahaddin'in imparatorluğu Kürt devleti değildi. aske¬ ri ve sivil organlarm üst düzeyinde görevler almıştı. Komutan Selahaddin. Richard'la olan ilişkileri. bütün değerlerin önünde duruyordu. "ümmetçiliğin evrensel" açılımı. siyasal boyutlu olan Ortadoğu hamlesini. "Aslan Yürekli Richard" diye bili¬ nen ingiltere Kralı Richard başta olmak üzere. batılı yazarlar. Verimli toprakların ele geçirilmesini amaçlayan birleşik Avrupa ta¬ arruzlarına din örtüsünü çekmiş. Kürtler açısından iktidarına baktığımızda. onları esirgeyip koruduğunu. Araplar¬ dan. Hakkari Kürtlerinden olan Ebul Hayca. hakkında sayısız maka¬ le ve pek çok kitap yazıyorlardı. hak ve hukuk göze¬ ten tutumuyla islam dünyasının tartışmasız lideri oluyordu. kadim şehir Şam'ı ikinci merkez yapıyordu. babası Eyub ise Saddam Hüseyin'in de doğum yeri olan Tikrit'in valisiydi. Eyyubi imparatorluğu Kürt değildi ama. Adaleti. Selahaddin çok zeki. Sultan Selahaddin'in komuta ettiği ordular karmaydı. Kürtlük bilincinin üste çıkması. çok sayıda Kürt. ekonomik ve siyasal amaçlarını "din mihveri" etrafında birleştirmiş. Haçlı ordu¬ larını Suriye'den Filistin ve kutsal Kudüs'ten söküp atıyor.Selahaddin'in amcası Şerkux (Dağ Aslanı). Avrupa da. tümüyle ekonomik. Selahaddin de. Kürt ve Selçuklulardan oluşuyordu. dönemin ön genel örgüsüne aykırıydı. 26 . Çok iyi bir öğrenim görmüştü. da¬ ha sonra Kudüs valisi ve Eyyubi ordularının başkomutanı olmuştu. Nitekim. ama "ulusal¬ cılığı" da yadsıdığını görüyoruz. Kürtlerin de yer aldığı Arap ordularına komuta edi¬ yordu. Kavmiyet yerine din savaşlarının verildiği böyle bir atmosfer¬ de. atak ve akıllıydı. Haçhlara karşı Akka kalesini savunmuş. Selçukluların baskısına son verdiğini. Haçlı komutanla¬ rı yenildikleri bu karizmatik lideri derin bir saygı ve hayranlıkla anıyorlardı. Arap dünyasına hükümdar oldu.

katliamları sıradan uğraş haline getiriyordu. Musa Anter'in yazdığına göre. dedelerinin Eyyubilerin vezirleri so¬ yundan geldiğini söyleyerek kıvançlanıyordu. 1219 yılında Harzemşah devletine saldınyor. Moğollar. Kirmenşah'ta kadiam yapıyor ve şehri talan ediyordu. 1231 yılında ele geçirdikleri Amed'te (Diyarbakır). Hasankeyf'den Trabzon'a sürgün edilmiş aileden olan şair ve ressam Bedri Rah¬ mi Eyyuboğlu'nun babası. ve "dünyanın dörtte birinde eşi benzeri bulunmayan" diye anlattıklan Erbil kalesini terk etmiyor- 2-7 . Kürdistan'ın başkenti de Bahar'dan. O dönemin Şirvan valileri de.Selahaddin ve Eyyub ailesinin adı. yüzyıldaki Kilis valileri. Ahlat ve Şarezor eyaletlerinde taş üstünde taş bırakmıyorlardı. Kirmenşah'ın kaderi¬ ni yaşamamak için kaleden çıkıp teslim oluyordu. Sultanabad'a taşınıyordu. aile köklerinden gelmek bir yana. Eyyubilerle ilişkide bulunmuş. ufukta Moğollar görünüyordu. onlara hizmet etmişlerin kökünden geldiğini söylemek bile Kürder için gurur¬ lanma payıydı. valiye rağmen kaleyi teslim etmiyor. Tarihçilerin belirttiğine göre. bunu bahane edip Kürdistan'a yöneliyor. Günümüz dünyasında da Selahaddin'in soyundan olmak onurlanmaydı. Moğol. 18. Kürtler. Selahaddini Eyyubi'den sonra. Erbil valisi Taceddin. Selahaddin'in soyundan geldikleri için "Eyuboğlu"nu soyadı olarak aldıklarını söylüyordu. Kürder için bir onurlan¬ maydı. Kürt savaşçılar. Uzun savaşlardan sonra "saldırmazhk anlaşma¬ sı "yla uzlaşmaya varılıyor. Rus tarihçi Lazarev'in aktardığına göre. dedelerinin Eyyubilere hizmet et¬ miş Mand'ın soyundan geldiğini söylemekle övünüyorlardı. Sultan Celaleddin kaçıp Kürdistan'a sığınıyordu. Selçukluların Kürtler üzerindeki baskısı artıyordu. Kurdistan Mirlikleri barış ve sükûna ka¬ vuşuyordu. Yüzyıllar sonra bile. Cengiz ve komutanları yakıp yıkma¬ yı. Moğol Hanı Hulagü. 1258 yı¬ lında Bağdat seferine çıkarken. emrinde çalışmış. Fakat çok geçmeden. dağlara sığınarak katliamlardan kurtulmaya çalışıyor.

lardı. Bidis valisi Hacı Şeref. Suriye üzerine yürürken. Moğollar tarafından ele geçiriliyordu. "Şerefname" adındaki kitabında an¬ lattığına göre. Timur'a biat etmiş. Moğol karargâhına baskın yapıyor. ama bu arada Roma-Bizans topraklarında oluşan Osman¬ lı devletiyle yüz yüze geleceklerdi. Savaşçılar. daha sonraki yıllarda Akkoyunlular ve Karakoyunlulara karşı da yurdarını savunup. Timur'un 1400 yılında. fakat bir baş¬ ka Kürt şehri olan Musul'da beklenmedik bir direnişle durduru¬ luyordu. Bağdat'tan Azer¬ baycan'a dönüşü sırasında Kürderden ağır darbeler aldığını yazı¬ yordu. Fakat Erbil kalesi. Rus tarihçi Minorsky. ertesi yd (1259). Timur'la savaşın seyri değişiyordu. Hulagü. Ti¬ karşı davranıyorlardı. Mirlikler (Beylikler) Bizans. ondan önce harekete geçiyor. yolunun üzerindeki Hakyari aşiretini. kendi halkına hançer çekmesi üzerine. toplu kırıma tabi tutuyor. ordusuna büyük zarar veriyor. sonra Cizre ve Mardin'e saldırıp bu şehirleri ele geçiriyor. saldırmasını beklemek yerine. * s* Moğol mur'a istilalarında hazırlıklı büyük kayıplara uğrayan Timur'un Kürtler. bağımsızlıklarını koru¬ yacak. daha sonra Musul'daki komutanın işbirlikçiliğiyle. Kürt ülkesinin Mirlikleri. Kürt tarihçi Şerefhan'ın. ordusunu yol boylarında "vur ve kaç" yöntemiyle hırpalıyorlardı. müca¬ deleyi zayıflatmıştı. mancınıklarını da yakı¬ yorlardı. yüzyılda iç açıcı bir durumdaydı. "Şerefname"ye göre. 28 . refah düzeyi yüksek bir hayat sürüyorlardı. Kürt Beylikleri. bazı işbirlikçi Kürtlerin saf değiştirip. Fakat. gece kaleden çıkıp. 15. Ama bu Timur'a kesin zafer sağlamamıştı. Arap ve Acem¬ lerle barış içinde komşuluk ediyor.

yüzyılda. Kürder ise iki devi de üstüne saldırtmamaya özen gösteren yansız bir politika izliyordu. 16. zaiyata uğruyor. Kürde¬ rin siyasal ve sosyal ilişkileri 15. Her biri. öteki aşiretleri savaş gücü bakı¬ mından Hakkari emiriiği. Mezheplerinin mensubiyetini. "Romalıların ülkesi" anlamına gelen "Diyare Rome" diyor. Şerefhan. 1500'lü yıllann başında doğudaki komşulan Perslerie (Iran). Afganistan göçmeni bir aşiret olan Osmanlı yönetimiyle. Komşulan birer imparator¬ luktu. Aynı dönemde. en gözdesi ve güçlüsü Avdalan (Evdalan) hanedanıydı. So¬ ran ve ötekiler diye sıralıyordu. bugünkü Güney Kürdistan'ın tümünü kapsıyordu. Güçlü aşirederin ayağı üzerinde durup "Miriikler" (Beylik) ha¬ linde yaşayan Kürtler. 29 . Evdalan'dan sonra. Hasankeyf. yerieştikleri top¬ raklara da. Erbil.Kürt Mirlikleri arasında. karşılıklı düşmanlık nedeni ola¬ rak kullanıyorlardı. Kürtler. Günümüzün deyimiyle emperyalist ve birbirine diş biliyoHar- dı. ikisi için de önemli stratejik ko¬ numdu. "Romalı" niyetine "Rom". Egemenlik sınırlan İran Kürdistam'nın batı bölgelerini de içine alan. Osmanlılara "Romi". ayrı ayrı mezhebinin cazibesini öne sürüp Kürt¬ leri kazanmaya çalışıyordu. kendilerini Pers (Iran) ile Os¬ manlı imparatoriuklanmn dişlileri arasında buluyor. Hayatta kalma şanslarını büyüme ve yayılmakta anyoriardı. Fakat. kısmen özgüriüklerini kaybe¬ diyorlardı. Behdinan. batıda giderek yayılan Osmanlılar arasında baş gösteren çekişmenin sıkıntısını yaşıyorlardı. iki gücün farklı zoriamasıyla "din. Bohti. Ara topraklan Kurdistan. Bizans'la oluşturdukları iyi komşuluk ilişkilerini onlaria da sürdürmeye çalışıyorlardı. mezhep" görünüşlü çıkar savaşlannın ortasında kalıyor. Sefaviler Pers iktidanm ele geçiriyor ve Birinci ismail olarak da bilinen Şah ismail 1501 tarihinde taç giyiyordu. Doğu Roma (Bizans) toprakları üzerinde kurulan Osmanlı devletine. yüzyılda başlıyordu.

Pers ordularının karşısında bir varlık gösteremiyor. Hazırlıksız yakalanan Kürt Mirleri. kimi de çatışarak direnmeye çalışıyordu. "ziyaret için kimin öncülük ettiğini" soru¬ yor. iyi dileklerini bildirmek üzere. Fakat. Kurdistan 16. Yavuz Selim Kürdistan'dan sonra. Hasankeyf valisi Melik Halid ile Bitlis Miri Şerefin adını öğ¬ renince. Amediye Emiri. bütün Kürt illerine kendi adamlarını vali olarak atıyordu. bütün Kürdistan'ın emir ve valileri tarafından ka¬ bul edilen önder haline geliyordu. Tuhaflık bununla da bitmiyor. yüzyıldan itibaren merkeziliğe yöneli¬ yordu. di¬ yalogu derinleştiriyordu. Kürt Mirlerini hoşnut tutan jesderde bulunu¬ yor. Fakat Bohtan ile Çemişkezek'de zorlu bir direniş¬ le karşılaşıyor. Kürdistan'ı işgal etmeye başlıyordu. asla bir hükümdarın onu¬ runa yakışmayacak. Kurdistan Mirleri iki taraftan da gelebilecek tehlikeye karşı ha¬ zırlık yapıyor. yerli yersiz zamanlarda armağanlar göndermeye başlıyor. Şah ismail. Cizre ve Bitlis valilerinin de bulunduğu on bir Kürt emiri. Tutuklu Mirlere. Şah ismail. Siirt'ten Cebakçur'a. 1511 yılında Hoy'a gidip Pers Kralı Şah ismail'i ziyaret ediyorlardı. Şerefname'de belirtildiğine göre. 30 . sıranın kendi egemenliğine geleceğini düşünerek. batıya yönelip. Pers-Kürt savaşı birkaç yıl sürüyordu. * Bu sırada. Pa¬ lu'dan Maraş'a kadar. aralarında Hasankeyf. Şah Ismal'in kurduğu akrabalık ilişkisi üzerine. ele geçirdiği topraklarda. tutuklattığı Hasankeyf valisi Melik Halid'i görkemli bir düğünle kız kardeşiyle evlendiriyordu. eğlence sofrasına davet ediyordu. 16.Şerefhan'ın yazdığına göre. bu arada yayılmak üzere. Osmanlı sara¬ yı da boş durmuyor. Kürtleri yanına çekme entrikasıyla. Osmanlı Hanedanlığının başında. hepsini serbest bırakıp. tuhaf bir davranışta bulunuyor ve konukla¬ rının tümünü tutuklatıp sorguya çekiyordu. yüzyılın başlannda Kürdistan'ın tek merkezden yönetilmesi kısmen de olsa başanlıyor. kimi yan tes¬ lim halde yanına geçiyor. Şah ismail. Şah ismail. "Korkunç" laka¬ bıyla da anılan Yavuz Selim bulunuyordu.

bölü¬ nerek tampon olmuş. bu sayede kolay bir za¬ fer kazandılar. Bu yüzden birbi¬ rine kılıç çekecek hale geldiler. Tarihçilere göre Kurdistan yöneticileri. savaşın dönüş yolunda. Ulusal birliklerini pekiştirmek yerine. Halit Bey. bununla da kalmayarak Yavuz Selim'in yanına geçmiş. Tarihçilere göre. Saldırganlığı nedeniyle Şah ismail'e tepkili olan pek çok Kürt Miri. 31 .. Sultanlığını ilan edip. kollan budanmıştı.Perslere savaş ilan ediyor ve iki ordu. Ya¬ vuz Selim taraflnda öldürülecekti. bir süre sonra. Kurdistan tarihinin bir "mi- ladı"ydı. Hınıs eyaletleri¬ nin yönetimini de kendisine bağışlamıştı. Minorsky'nin deyimiyle Kürtler. adına para bastır¬ mış. F. Kimileri ise şaşkınlık içinde her gün karar değiştiriyordu. Şah'm himayesini kendi gücü sanmış. aynca Muş'un bir bölümüyle Malazgirt. Bu nedenle büyük çoğunluk Yavuz Selim'in yanında yer alsa da Şah ismail'i destekleyenler de vardı. söz dinlemez hale gelmiş. Fakat. Perslere karşı savaşmıştı. sonunda başının belası olacak. Perslerin yanında yer alan Halit Bey. iki imparatorun çatışmasından yararlanacaklanna. zemine oturamayan karar¬ sızlığı. tahtı ve hazinesini savaş ala¬ nında bırakıp kaçmıştı. Kürt Mirlerinin Osmanlı ve Perslere karşı saptanmış ortak bir politikaları yoktu. bunlar¬ dan biriydi. Çaldıran Savaşı. ikiye bölündüler. dostumdur" düşüncesiyle. Şah ismail. V.. Mirlerden her biri kendi doğrulanm uygulu¬ yordu. Çaldıran'da. Şah ismail ile Yavuz Selim arasındaki çekişmeden yararianmayı bilemediler. Osmanlılar. Tutarsız biri olan Pazuki aşiretinin önderi Halit Bey. bir çarpışmada kolunu kaybedince Şah ismail ona som altından takma kol yap¬ tırmış. Van Gölünün kuzeydoğusundaki Çaldıran vadisinde karşıla¬ şıyordu. haremini. "düşmanımın düşmanı. 23 Ağustos 1514 tarihin¬ de. Yavuz Selim'in yanında yer aldılar. sonra da ayakları. Başka bir deyişle Kürdistan'ın Osmanlı ile Iran arasın¬ da bölüşülmesinin başlangıcı.

Evliya Çelebi'nin Seyahatname' sinde yazdığına göre. yanlarını tuttuğunu yazıyor. sonra Osmanlı sul¬ tanları Yıldırım Beyazıt ve Yavuz Selim'e aynı hizmederi vermişti. O.. Edrise Betlise (Bitlisli Idris) idi. Önce Akkoyunlu Sultanı Yakup Bey'e katiplik yapmış. Kürtlere karşı diplo¬ masi ayağını yürüten Yavuz'un kadim hizmetkârı Betlisi. Idris Hakim de diyorlardı. Kürt¬ lerin Osmanlıya askeri destek vermesini öngören maddeyi de. Bu amaçlarla düzenlenen ikili gö¬ rüşmelere "yansız kişi" ve hakem olarak katıldı. Din adamı. Hayatını ise bölge sultanlarına hizmede kazanıyordu. her şeye rağmen. Diplomatik manevralarının kandırmacalarmda bu yanını sıkça kullanıyor. Korkunç Yavuz. "Heşt Beheşt" adındaki kitabını. Bitlish bir Kürt'tü. avını dinsel pusu¬ larda yakalıyordu. ilk Osmanlı sultanlarının tarihi¬ ni anlatan. hey¬ beler dolusu altın karşılığında. rolünü oynayıp hizmet veriyordu. Kürtlerin bağımsız ve özgür kalacaklarına ilişkin maddeyi o koydu. Farsça şiir diliyle yaz¬ mıştı. Betlisi'nin Kürdistan'ı pazarla¬ ma konusundaki çabalan uzun uzun anlatılıyor. Şah ismail'e karşı Yavuz Selim'in yanında yer alması kulislerini o yürüttü. Buna karşılık. 32 . tarihçiler genel bir kabulle Idris'i.Rus tarihçi E. Melle'ydi. biliniyordu. Kürtler arasındaki adı. kimileri¬ ne karşı da yoğun bir diplomasi yürütmüştü. Ki¬ mi çevrelerde "Sofi" (bütün saflığı. Kürt Mirleri çoğunluğunun. Kürt beyliklerini Osman¬ lıya bağlayan. Tarihçi Muhammed Amin Zeki. I. Ama. çok iyi bir eğitimden geçmişti. ikili görüş¬ melerde Kürderi gözettiğini. 1989 yılında yayınlanan Solakzade Tarihi adındaki kitapta. Kürtlerin kaderini satan kişi olarak nitelendiriyorlar. durumdan görev çıkararak. Idris. temizliğiyle kendini dine ada¬ mış kişi) diye tanınıyor. TC Kültür Bakanlığı tarafından. Vasilyeva'nın yazdığına göre. Osman¬ lılarla Kürt Mirleri arasındaki anlaşmalara. bu sü¬ reçte tarih sahnesinde beliriyor.. Farsçayı da çok iyi bilen Idris. Kürt vali ve Mirleri yanına çekmek için kimilerine baskı.

Bedisi görevi kabul edince. "lütfedip davete icabet ettikleri takdirde mudu olacağını" bil¬ diriyordu. Ör¬ neğin. Osmanlı Sultanı. başanlanna "duacı" olmak amacıyla Yavuz Selim'i Tebriz yolunda karşılıyor. Sultan onu armağanlarla ödüllendi¬ riyor. toplam 25 ilin ünlü komutanlannm gönlünü Padişahtan yana çevirmeyi başardı. bu sayede savaşı kazandığını yazıyor. Şah'la giriştiği savaşta yaptıklan katkıdan ötürü şükranlanm sunan Sultan. bağlılığını bildiriyordu. Çaldıran dönüşünde. Savran. Bir yandan da geri kalan Kürt beylerini ikna etmesi için Betlisi'yi kullanıyordu. İmadiye ve Hasankeyf beyleri dahil. tampon bölge yapmaya karar veriyordu. cömerdiğinin nişa¬ nesi olarak da. o arada. kendilerini kabul edip ağıriamak istedi¬ ğini. bu süreçte tasfiye ediyor. Osmanlıya itaate almakla gö¬ revlendiriyordu.Solakzade. Yavuz ve Bedisi Kürt beylerini "onuriandırma" yoluyla avla¬ maya karar veriyor ve ortak imzayla birer davet mektubu yazı¬ yorlardı. görevi dolayısıyla bu işin gerçekleşmesi için bü¬ yük çaba harcadı. Mirieri tehdit ediyor. Kurdistan beylerini. Bedisi'yi kullanarak. Bidis. Sultan'm "nazik" davetine icabet ediyor. övgüler dizi¬ yor. halkı kılıçtan geçiriyordu. Solakzade tarihine göre Bedisi. kafile¬ ler halinde karargâhına gidiyorlardı. Sason. pek çok Kürt Mirinin gücünü yedeği¬ ne aldığını. sonuç alamayınca bizzat başında bulunduğu Osmanlı ordularıyla taar- 33 . Tadı dille Ermi. Mektupta. Aşti. Solakzade sonrasını şöyle anlatıyor: "İdrisi Bedisi. Betlisi. Diyarbakır ve Mardin Mirleri işbiriiğine "hayır" demekte direniyorlardı. Yavuz Selim'in. 1514 yılında Iran seferine çıkar¬ ken." Fakat bazı Kürt beyleri anlaşmaya yanaşmak istemiyordu. atının terkisindeki heybeyi altınla dolduruyordu. savaş alanından sağ kurtulmayı başaran Şah'ın intikam seferierinden korunmak için Kürdistan'ı. Yardım etmeye yanaşmayan ya da Şah ismail'den yana olan Mirleri. Kürt beyleri.

Idris. Almanya 34 . 1800'de. Batıdaki komşusu ve dolaylı olarak bağlı bulunduğu Osman¬ lı imparatorluğu Fransız ihtilalinin getirdiği aydınlanmadan da¬ ha farklı biçimde etkileniyordu. Eylül 1515 tarihinde ele geçiriliyordu. imzalanan anlaşma gereğince. Kürdistan'ın bağımsızlaşıp kop¬ ması zararlarınaydı. ayakta kalmak derdiyle Fransa ve İngilte¬ re'nin himayesine girmişti. bağımsızlaşma yolunda isyanlar süre¬ cine giriliyordu. Osmanlı'yı himayeye alarak bölgedeki değerlere sahip olma savaşlarına daha sonra Almanya ve Avusturya da katılmıştı. hizmet¬ lerinin karşılığında da heybelerini altınla doldurmaya devam edi¬ yordu. uzun bir direnişten sonra. dünyanın sarsılarak değiştiği dönemdi. bu emeğinin Sultan tarafından ödüllendirilmesini. Osmanlı ordusunun kılıcıyla tasfiye ediyor. Diyarbakır kalesi muhasara altına alınıyor. Rusya ise himayedeki topraklardan pay kapma savaşındaydı. "Hasta adam" adı verilmiş Osmanlı Devleri. Diyarbakır olayından sonra "ikna edici" olarak Kürt beylerini tek tek dolaşıyor. güçten düşüp tükenmiş olan imparatorluk var olanı korumak. "idrisi Betlisi'ye gerçek ayarh bin florin irsal eyledi" diye yazıyor. batının büyük dev¬ letleri tarafindan içten paylaşılmıştı. özgür ve özerk kalıyorlardı. Batı Asya halkları ve Kurdistan da etkilenme alanındaydı. ev¬ rensel devinimlerle yayılıyordu. Osmanlıların müdahalesi başlayınca. tümüyle kopma. ama iç işlerinde ba¬ ğımsız. Solakzade. bağımsızlaşma atılımları yapıyordu. O nedenle Kürt bağımsızlık ve özgürlük hare¬ ketleri her defasında. Kurdistan Mirleri. Osmanlı'dan çok ingiltere. içten içe çürümüş. Fransa. 1800'lere kadar Kürdistan'ın özerkliğine el uzatılmıyordu. Halkların ulusal bilincini ateşleyen Fransız ihtilalinin etkileri.ruza geçiyordu. yüzyıllar. savaşlarda Osmanlı'nın yanında yer alıp yardım ediyor. Osmanlı'ya yardım konusunda teslim olmayanları. Kabuğun altındaki halklar ho¬ murdanarak uyanıyor. 18 ve 19.

Yunanis¬ tan. Kürtler onlardan farklı şartların kurbanıydı. en azından azalması demekti. sık sık Kuzey Kürdis¬ tan'a girmiş. kardeş kardeşin yenilgisinde mutluluk arıyor.ve Rusya'yı karşısında buluyor. Kür¬ distan'ın bağımsızlığı söz konusu olduğunda. ötekilerden farklı olarak bölge devletiydi. Osmanlı'nın işine geliyor. yüzyıl boyunca Osman¬ lı'yla kesintisiz sürdürdüğü savaşlar boyunca. Sırp. bütün olarak parçala¬ rını koparıp el koymak. 1800'ün başındaki ilk Kürt bağımsızlık hareketi. bir yandan da işine yarayacak biçimde tahrip etmişti. Kürdistan'ın bağımsızlaşması. bey ve aşiret reisleri birbiriyle üs¬ tünlük kavgasındaydı. Amacı salt değerleri sömürmek değil. onu arkadan vuruyordu. Kürt isyanın¬ dan yirmi yıl sonra baş gösterdi.. zayıf düşeni saf dışı ettikten sonra diğerine yöneliyordu. En azın¬ dan. 35 .. bağımsız Kurdistan. Rusya'nın ko¬ parmayı tasarladığı payı küçültüyordu. Bulgar. bastır¬ mada rol oynuyordu. çıkariarının zedelenmesi. çekemezliklerin yarattığı iç bölünmeler ve kardeş kavgaları yüzünden Kürtler birlikteliklerini kuramıyorlardı. onlarla savaşmak zorunda kalıyor¬ du. düşmanının yanında yer alıyor. Kürt¬ lerin karşısında. her defasında. Ulusal kurtuluş hareketleri sırasında. Fakat. doğrudan ya da Iran üzerinden müdahil oluyor. Behdinan. Kürtler. 19. doğrudan iliş¬ kiliydi. Doğuda ise iran'ın kişiliğinde. Soran ve Babanların bulunduğu Güney Kürdistan'da doğdu. şeyh. Osmanlı egemenliğine karşı isyanda. Osmanlı adına birer engeldi. Bu olumsuzluklar. Çünkü. bir bakıma öteki halklara öncülük etmişlerdi. Mora ve Girit isyanlan. Rusya. Osmanlı ile savaş halinde olmasına rağmen. Kürtlerden çok sonra isyan edeceklerdi. Arnavut ve Araplar. onu himaye altına alan Rusya ile. Bulgaristan ve Sırbistan'a destek veren sınır ötesi batı. Öte yandan. Mirler. ilhak etmek. kendi topraklarına katmaktı. daha derinleri ele geçirmeye çalışmış. düşmanlarının körüklediği din ve mezhep ayrılıklannı kavga nedeni yapıyorlardı.

bağımsızlığını da ilan edip kendi adına para çıkardı.Abdurrahman Paşa. dört bir yanda isyan ateşleri yanıyordu. Osmanlı'nın yaptığı insan kı¬ rımı. onları ötekiler izliyordu. olayı kendi sorunu sayıyordu. 36 . Yine 1800'lerin başında. Merkezi Mardin'de bulunan Milli (Milli) Mirliği ayrı bir etkinlikteydi. Bölgeye yerleşip Osmanlı devletini vesayeti altına almış olan ingiltere. 1800'lerin başında egemenliğini Iran içlerine kadar götürüyordu. işgalci Osmanlıları kovduktan sonra. Abdurrahman Paşa isyanı bir son değil. Abdurrahman Paşa'nm isyancı mirasını Behdinan ve Soran Mirleri omuzluyor. Merkezi Cizre olan Bothan Mirliği kendi bölgesinin egeme¬ niydi. Osmanlı'nın yanında doğ¬ rudan müdahale ediyor ve Abdurrahman Paşa yönetimini yıkıyor¬ lardı. Yerine kendi adını koydu. Soran Miri Muhammed. 1803 yılında. başlangıçtı. Abdurrahman Paşa'nm üstüne büyük güç gönderecek durumda değildi. bir bakıma dış koşulların da el¬ verişli olduğu bir zamana rasdamışri. Hakkari Mirliği. Mardin ve Diyarbakır'da¬ ki Osmanlı egemenliğine son verdi. Cuma hutbelerinden Os¬ manlı Sultanının adını çıkardı. Mir Muhammed. Osmanlı ordusu bozguna uğradı. bu amaçla öteki Kürt önderleriyle itti¬ faklar kurmuştu. Osmanlı'ya karşı bağımsızlıkçı siyaseti izlemeye başlamış. Osmanlılar Rusya ile savaş halindeydi. Rusya'ya. Ayaklanmalar birbirini doğuruyor. Abdurrahman Paşa Erbil'i ele geçirip Kerkük'e dayandı. o sırada. Abdurrahman Paşa girişimi. Küçük Süleyman Paşa komutasın¬ da küçük bir orduyla saldırıya geçti. Fakat. İran ve batıya giden yolları kontrol ettiği için ay¬ rıca stratejik öneme sahipti. 1833 yılında da. 1813 yılında Revanduz sancağına bağlı Soran Emirliği Kur¬ distan hareketinin merkezlerinden biri haline geldi. merkezi Süleymaniye olan Baban Mirliğinin başına geçince. şehir ve doğa yangınları Kürdistan'ı ayağa kaldırıyor.

yoluna çıkan silahsız. savunmasız sivil Kürtleri kı¬ lıçtan geçiriyor. Sultan'm orduları iki ayrı koldan Kürdistan'a saldırmaya başla¬ dı. hareket etme yeteneğini kaybetmişti. 1836 yılında. Bitlis Ermenileri ve Yezidiler de Kürtler¬ le direnişe kanlınca. Paşa. daha bir öflceyle di¬ reniyor. hem de kuzeyden genel saldırıya geçti. Sivil katliamlar yaptı. gerilla taktikleriyle Osmanlı ordusuna darbeler indiriyor¬ lardı. Aşiretler ilk kez ulusal ruhla or¬ taya çıkıp. Paşaya istedi¬ ği zaferi getirmiyordu. Paşa. He¬ define giderken. Çok hırslı ve Kürtlere kinli olan Reşit Paşa'nm nihai hede¬ fi. Mir Muhammed'e ulaşmak ve karargâhını ele geçirmekti. 1833 yılında ordularına Kürdistan'ı "tepeleme" ve "fethetme" emrini verdi. Reşit Paşa ordusuna büyük kayıplar verdiriyorlardı. 1834 baharında. Kürder bileniyor. Merkez güce komuta eden Reşit Paşa. Paşanın zulmü arttıkça. bunun üzerine saldırıdan vazgeçip. Güney Kürdistan'ın isyancı aşireti Babanlar üzerinde soykırım denedi. köyleri. iki kol halinde ilerlemeye başladı. nihai savaşa hazırla- 37 . Dört yandan kuşatılan Mir Muhammed. ingiliz ajanlan- nı kullanıp. elindekileri korumak amacıyla savunma haline geçti. onlan satın alıyor¬ du. Reşit Paşa. bazı Kürt beyleriyle ilişki kuruyor.Osmanlı Sultanı ikinci Mahmut. Reşit Paşa. bundan sonra entrikacılığı seçiyor. iki sene takviye birliklerinin gelmesini bekledi. Fakat genç yaşlı ayırımı yapılmayan sivil kırım. Zulüm. yıkıyordu. kasaba ve şehirleri yakıyor. Duhok ve Akra Osmanlılann eline geçiyordu. bundan sonra ileriemeye başlıyordu. 40 bin kişilik bir orduyla Sivas ve Malatya'dan. Reşit Paşa'nm ordusu çakılıp kalmış. Karargâhına kapa¬ nıp. örgütlenerek direniyor. ingiliz takviyeli Reşit Paşa'nm orduları. Osmanlıların ilerlemesi imkansız hale geldi. Botan Miri Bedirhan Bey'in başşehri Ciz¬ re'yi yerie bir ediyor. Semih Paşa komutasındaki ordu Trabzon ve Erzincan yoluyla Van'a yöneldi. Soran bölgesinde büyük kayıplar vermesine rağmen Zaho. iki yıl sonra. Irak ve Suriye'deki or- dulannın da desteğiyle hem güneyden. Kürleri birleştirmişti.

dönüş izni bir tuzaktı. tüttüğü 'tedip ve tenkile' son vermedi. Osmanlı ordusunun Kürdistan'da yü. Rus tarihçi M. Kürtlerin. Mir Muhammed'e veri¬ len söz tutulmuyor. Mir. Kürtler umutsuzca dire¬ niyorlardı.. bu konuda şunları yazıyor: "Revanduz'un düşüşü. Lazarev. beklenmedik bir olayla daha karşılaştı. Yolda öldürüldü. Revanduz yolunu tutan aşireder. 1837 yılında koleradan öldü.mrken. Yerine. (Osmanlı'nın onur sözü yoktur) sözünün tekerrürü de yaşanıyor¬ du. Mir yö¬ netiminin etkin isimlerinden Melle Hadi. Melle Hadi'nin fetvası savaşçıların elini kolunu bağlamışken. Ona saygılı davrandılar. direnen herkesi öldürüyorlar¬ dı. cezalandırma saldırıları kuzeye yöneldi. S. en az onun kadar acımasız olan Hafız Paşa geçti. Güz aylarında. Fakat. Bu kez." 38 . Osmanlılar saldırı üstüne saldırı yaparak kaleleri. Sivil halka dokunulmayacağına dair. dolayısıyla ona kılıç çekmenin günah sa¬ yılacağını söylüyor ve görüşlerini yayıyordu. halka dokunulmayacağı sözüne karşılık teslim oldu. Osmanlı Sultanı'nın Ha¬ life (Peygamber vekili). ülkesine dönmesine izin verdiler. saf değiştiriyor. Bir süre sonra. 1837 yılında bağımsızlıklarını korumaya çalışan Botan Kürtlerine karşı saldı¬ rıya geçti. Reşit Paşa. direnme noktalarını ele geçiriyor. Ama Avrupalı danışmanlar (Avusturyalı Feld Mare¬ şal Helmut von Moltke de bunlar arasındaydı) tarafından eğitil¬ miş ve güçlü topçu desteğiyle donanlmış orduya karşı fazla di¬ renemediler. Mir Muhammed yalnız kalmıştı. Kürt ha¬ reketinin karşısına "ümmetçilik" unsuru dikilivermişti. Kış başlayınca saldırılar durdu. Hafız Paşa. Osmanlılara koşulsuz ita¬ at etmeyen ve direnen herkesin acımasızca öldürülmesi devam etti. Osmanlı ordu¬ suna geçit veriyorlardı. Revanduz kalesi 1836 Ağus¬ tosunda kuşatıldı. aldığı yüklü altın kese¬ lerini "dini fetva"ya çeviriyordu. "tedip ve tenkil" (kırım) yapılıyordu. istanbul'a götürdüler. Sincar Yezidilerin! acımasızca kırdı. Hadi. Osmanlıları tanımlayan "Bexte Rome tuneye".

keyfilik. Ertesi yıl bahada biriikte. Hafiz Paşa'yı Kürdistan'dan çekiyordu. biri Akçadağ. Hafiz Paşa komutasındaki Osmanlı ordusu. Sultan ikinci Mahmut. Malat¬ ya yöresi Mirlerinden Said Bey. Rus tarihçi Lazarev." Mısır Paşası Mehmed Ali Paşa'nm (Kavaklı) Mısır. Güney Kürdistan'la sınırlı kalmadı. Kürderie Ermenileri arada kadederek ileriiyor. 1840'a doğru kendi coğrafyasını aşmış. Osmanlı ordusuna büyük kayıp¬ lar verdiriyordu. zoria el koyma. dünya me¬ selelerinden biri haline gelmiş. il¬ gi üzerine. onlara "iyilik" için "medenileştirme" hamlesine geçiyordu. yaralannı sarmaya başlıyor. Böylece Kürt¬ lere karşı kazanılan zafer sıfira iniyordu. Filistin ve Lübnan üzerinde hak iddia ederek Osmanlı Imparatorluğu'nu tehdit eden ileriemesi üzerine. Ne ka¬ dınlar.» * Osmanlı ordusunun insan kırımı. öteki Toroslara olmak üzere iki koldan kuzeye karşı saldırıya geçtiler. feodal anarşinin ortadan kaldınlıp. yağma. Muş ve Hazro yörelerinde. İstanbul yönetimi. Osmanlı'nın giriştiği soykırımı şöyle yazıyor: "Cezacılar (Osmanlılar) inanılmaz bir vahşet sergiledi. Paşa'nm ordusu ise 1839 yı¬ lında Mısıriılar tarafindan darmadağın ediliyordu. Lazarev. Osmanlı'nın bu taktiğinin sonuçlannı şöyle anlatıyordu: "Yönetimin tümüyle rüşvete bulanması. Suriye. Kürt sorunu. asayişin sağlaması adıyla devlet terörünü dağlara yayıyordu. ne de çocuklar bağışlandı. Avrupa da ilgilenmeye başlamıştı. Fakat. Van Gölünün batı ve kuzeybatısı ateş içinde kalıyordu. Kurdistan yeniden nefeslenip. Türk si¬ vil ve askeri yönetiminin günlük rutin işleri haline gelmişti. Av¬ rupa'ya karşı kendini "medeni" Kürdistan'ı da "geri" gösteriyor. daha sonra cumhuriyetçilerin de tek¬ rarladığı "ıslahat" pohtikasına yöneliyordu. rüşvetle satın alınır hale gelmesi bir yana. "Kür¬ distan'ın uygariaştmlması". Do- 39 . Osmanlı yönetimi.

halka yap¬ tığı hayvanca muameleyle ün kazandı. Hakkari. itti¬ faka daha sonra Doğu Kürdistan'ın (Iran) Erdelan valisini katmayı da başarıyordu. Özellikle Bağdat'taki Mehmed Paşa. yerinden yurdundan edil¬ miş Kürtlerin hayatı düzeltiliyor. 1843 yılında. fakat. Süryanileri. yeni terör ve talana isyan ediyor. toplar. Osmanlı'nın güçsüzlüğünden yararlanarak yeni ekonomik ve politik kazanım¬ lar elde etmiş Fransa ile ingiltere'yi de rahatsız ediyordu. Aralarında provokatörlerin de bulunduğu kimi Kürt din adamları Hıristiyan karşıtı propa¬ gandaya. Bu arada Be¬ dirhan Bey adına Kürt parası basılıyor. Yardım için ingilizlere sığınmışlardı. Kürdistan'ın bağımsızlığı yalnız Sultanlığı değil. vergi ada¬ leti sağlanıyor. genel ittifaka katılmıyordu. ingi¬ lizler. kışkırt¬ malardan fazlasıyla etkilenmişti. tüfekler üretiliyordu. "Hıristiyan dünya. ingiliz ve Rus yönetimine 40 . Kars. Kürdistan'ın genel ayaklanması için Muş. Kürtler. üzere kışkırtıcı ajan ordularıyla ingilizler hesabına çalışan Amerikalı misyonerler de iş başın¬ daydı. Ama. Süryani köylerine saldırılara başladı. Bedirhan Bey'in binbir çabayla oluşturduğu ittifak bozulmuştu." Merkezi Cizre'de bulunan Botan Mirliğinin önderi Bedirhan Bey. Süryanilerin dini lideri Mar Şamun. Gençler silah altına alınıp eğitiliyor. Osmanlı. ticaret genişletiliyor. Mukus Mirleriyle ittifak kuruyor. evinin üstündeki direğe ingiliz bayrağı çekince olaylar patlak verdi. Kürtlere karşı ayaklanmaları için yardım sundular. Yumurta çadamış. Kürtleri birbirine karşı kışkırtmak. bütün çabalara rağ¬ men Dersim dışarda kalıyor. Bu arada Kürtlerle iç içe yaşayan Hırisriyanlarla da (Ermeni ve Süryani) ilişkiler kuruluyor. Kürdistan'da genel seferberlik başlamıştı. Süryaniler. Kürtleri değil sizi destekli¬ yor" diye kışkırtmaya başladılar.ğu Anadolu ve İrak'taki Kürt halkına daha büyük baskı ve terör uygulanıyordu. Hizan. Van Gölünde gemi ulaşımı başlıyordu. bu arada Süryanileri kullanıp çatışmalar çıkarmak Kürdistan'a doluştular. himayenin doku¬ nulmazlığını göstermek amacıyla. istanbul yönetimi ise ekonomik olarak Kürdistan'a savaş aça¬ cak durumda değildi. yeniden aktif protesto biçimlerine döndüler.

askerliğe çağnlan gençler dağ¬ lara saklanıyordu. Direnişi kıran faktör. Sonra. 1868 yılında öldü. savunmasız halka yapılan zulmün şidde¬ ti her gün artıyordu. 41 . Bedirhan Bey. Sıpki ve Hayderan aşiret¬ leri de bir süre sonra cepheden çekiliyordu. Osman Paşa'nm komutasında. istanbul'a götürüldü. Ölümünden sonra yerine atanan Gözlüklü Re¬ şit Paşa da onu aratmıyordu. savaşa hazırlanırken. Osmanlı orduları 1847 yılının baharında.. Bedirhan Bey. Oradan Halep'e. Bedirhan Bey.ayrı ayn başvurup yardım istediler. Osmanlı'nın. Fakat. Kürdere karşı Osmanlı'yı koruyor. * Bedirhan Bey tutsak düşmüş ama Han Mahmut ve Nurullah beyler henüz yenilmemişlerdi. arayıp da bulama¬ dığı bir firsattı bu. ingiltere ve Fransa Osmanlı'yı kışkırtıp Kırım Savaşını başlatmışti- Osmanlı yönetimi. Zorla götürülenler. arkadan ku¬ şatılmasını sağlıyordu. Kürdistan'da birkaç koldan ilerleyerek. uzun bir direnişten sonra 20 Temmuz 1847 günü teslim olmak zorun¬ da kalıyordu. Bedirhan Bey. Kürder buna rağmen direniyorlardı. adeta öflcesini halktan çıkanyordu. güleryüzlü bütün çabalara rağmen Kürtler destek vermiyor. Osmanlı saldırılanm püskürtmeye çalışırken. Girit adasına sü¬ rüldü. Nurullah Bey iki yıl daha direnip sa¬ vaştığı için Osman Paşa. "ki¬ ralık asker" niyetine. öte yandan. "Tedip ve tenkil" kural tanımıyor.. Tehditle Osmanlı safina katılan Zilan. ingiltere. Eruh kalesine çekilen Bedirhan Bey. yeğeni Yezdişer. vaadlere kanıp cepheden çekiliyor. Kürtlerin "dm kar¬ deşi" olduğunu hatırlıyor ve Kürdistan'dan asker toplatdması için seferberlik başlatıyordu. 1849 yılında bütün Kürdistan'ı saran kolera salgını oldu. rakipleri Rusya ile çarpıştırıyordu. ordudan firar ediyordu. bağımsız Kurdistan fikrinin öteki iki önemli önderi Nurullah Bey ve Han Mahmut'a saldırıyordu.

Öte yandan Ruslar. küçük gruplann direniş ve çatışma- larıyla isyan bütün Kürdistan'da sürüyordu. Ruslardan yardım istediler. uğradığı "ihanete" isyanla karşılık ver¬ me hazıriığına girişmişti. Fakat silah kıtlığı çekiyor. 1854 yılında ayaklanma başlattı. yoluna tuzak kurmuşlardı. yardımda bulunuyordu. ingilizler aracılığıyla "banş gö¬ rüşmeleri" isteğinde bulunuyordu. Kimi tarihçilerin saf ve dengesiz diye niteledikleri Yezdişer. Dersim'i Kürdistan'ın bir parçası olarak değil. 42- . hapse konuyordu. Osmanlılann. Yezdişer olayından sonra. onu Kürdistan'a genel vali yapmamıştı. Ama beklediklerini alamadılar. Öndersiz kalan Kürderin özgüriük koşusu bir kez daha kesiliyordu. "ayn bir ada" olarak gören Dersimliler sessiz kalıyordu. askeri güç olarak da yetersiz kalıyor¬ lardı. Kürdistan'da yeni ittifaklar kurduktan sonra. Yezidi Kürderinin yanı sıra Ermeniler. hayal kınklığı içinde istan¬ bul'dan ülkesine dönmüş. Ayaklanma şaşırtıcı bi¬ çimde büyüdü. Kars yöresinin önemli Kürt önderlerinden Kasım Han. s- Fakat bu da "son isyan" olmuyordu. Yezdişer. Osmanh yönetimi. Kürder. amcası Bedirhan Paşa'ya ihanet etmesi için ikna eden Osmanlı verdiği sözde durmamış. Kürtleri yanına çekme çabasındaydı. Yalnız. "barış görüşmesini" kabul ediyordu. 1855 yılında Kürdistan'ın tamamına yakın bölge¬ lerine yayıldı. üstüne yürüyordu. Ruslardan aldığı yan destekle ayaklanı¬ yor. yeni bir insanın ateşi alevleniyordu. bu aşamada. Dost¬ ça yaklaşıyor. fark gözet¬ miyor. tam "sin¬ dirdik" diye sevindikleri anda. güney¬ den yayılarak Erzurum ve Van üzerine yürüdüler. Botan Beyi Yezdişer'i. bölge Rumlan da Kürderin yanında yer aldılar. Süryaniler. Oysa ingilizler. bir başka köşede. Ama Osmanlı yönetimi. görüşmeye gi¬ derken tutuklanıp istanbul'a götürülüyor. 1854 yılında Osmanlı'ya öldürücü darbeler vuruyordu. Yezdişer.

bir ingiliz binbaşısının komuta¬ sındaki ordusuyla saldırıya geçiyor. DersimHIer oyunu seziyor ve yol yapımında çalışmayı reddediyorlardı. 1870'lerde Dersim'in "tedip ve tenkili" ile görevlendirildi. bunlardan Gulabi Ağa. şehri zapt ediyordu. stratejik önemi olan Kontur şehri İran'a veriliyordu. 4 bin kişilik bir orduyla saldırıyor. 1875'te öldürülüyordu. Osmanlı devleti. Kür¬ distan'da yeni huzursuzluklara neden olmuş. Rus yazar M. ama şehrin İran'a ia¬ desi için Osmanlı'ya baskı yapıyordu. bu arada Kürt topraklan bir kez daha bölünüp. Sınır düzenlemesi adıyla Kürt topraklarının bölünmesi. Zaten vergi ödemeyen Dersimlilere. "ingilizlerin amacı. Rusya. en az başvurulan. Osmanlı ordusu sonuç alamadan geri çekiÜyordu. kaybı düşünü¬ len taraf Kürtler oluyor"du. Tujik ve Hut dağlarında çetin savaşlar oluyordu. Halfin. A. Osmanlılar. Osmanlı-Iran sı¬ nın 1869 yılında yeniden belirleniyor. kaynaşmalar başla¬ mıştı. son anda yeni sınıra karşı çıkıyor. Kontur'u ele geçirmek amacıyla. "iyiliklerine iyilikle karşılık vermeyen" Dersim'e.Erzurum valisi Semih Paşa. Çaresiz kalan Semih Paşa. Menyukov'un deyimiyle "sınır çizilirken. Kürt topraklarını bölmekti" diye açıklıyor¬ du. 1877 yılında. 43 . Kürtlerin devre dışı bırakılmasını. Ermeniler de Dersimlilere yardım edince. Semih Paşa'nm planı tutmuyor. güler yüzle yaklaşmaya başladı. Ne var ki. insanla¬ rıyla birlikte yok edilmesi gereken köylere ulaşım zordu. "sarp köylere medeniyet götürecek yol yapımında çalışmalarını" istiyordu. Halk. Rus yazar N. * * Iran yanlısı Rusya'nın Sultana dayatmasıyla. Kürderin kaybını dikkate almıyor. I. Ama bu "iyiliğe" karşılık. "devletin bir iyiliği" olarak vergiden mu¬ af olduklannı açıkladı. işbirli¬ ği yapan bazı ağaları tecrit ediyordu. Ama Dersim dağlık bölgeydi.

yeşil bayrak açarak Kürdistan'ı Osman¬ lı'ya yardıma çağırıyordu.Öte yanda Osmanlılar. Kürtlerin ulusal kurtuluş heyecanını besliyor. Sultan Abdülhamit. Osmanlı'nın din propagandası çok az sayıda Kürt tarafindan ilgi görüyor. Botan ve Hakkari yöresine de yayılıyordu. haraç toplayıp. vergileri artırmış. Osmanlı yönetimi. içerde de İngiltere ve Fransa başta olmak üzere Avrupa'nın egemenliği altına giriyordu. Osmanlı orduları da kırım yapıyordu. Erzurum Rusların eline geçmişti. doğrudan soyguna geçmişti. Kürtler hayatta kalmak amacıyla dağlara çekilmiş. Kendini Osmanlıların efendisi olarak gören İngiltere bir kez daha devredeydi. Buna rağmen Kürtler. alevlendi¬ riyordu. İstihbarat sağlıyor. Savaşla birlikte. Çöküş. Kürtlere şirin görünmek ve desteklerini kazanmak amacıyla. Kurdistan direnişe geçince. Ayaklanma kısa sürede yayılarak büyü¬ yor. Savaş ise Kurdistan topraklarında geçiyordu. Borçlarını ödeyemediği için İngilte¬ re ve Fransa mal varlığına el koymuş. Kuzey Kür¬ distan'da "güvene layık" aşiretlerin listesini düzenliyor. sa¬ vaşa seyirci kalıp sonucu bekliyorlardı. "Tedip ve tenkil". ekonomik olarak çökmüştü. Osmanlı'ya yardım etmiyor. 1879 yılında resmen ekonomik iflas ilan ediyor. çoğunluk arkasını dönüyordu. iaşe sağlamıyor. Osmanlı yönetimi kı¬ rıma ve toplu sürgünlere ara verdi. İsmail Hakkı Paşa. Ayrıca. "din kardeşliğini" keşfediyor. Botan ve Hakkari yöresinde katliama gi¬ rişmiş. 44 . 1878 yılı ilkbaharında Muş. Bidis ve Van bölgelerinde aynı anda isyan patlak verdi. bir kere daha orduyu devreye sokup terör estirmeye başlamıştı. 1877 yılında başlayan Osmanlı-Rus sava¬ şına kadar aralıksız sürdü. yönetim ekonomik bağım¬ sızlığını bütünüyle kaybetmişti. yer yer isyanlar alevlenmişti. Kırım Savaşı'yla "sıfırı tüketmiş". Bu savaş Osmanlı çöküşünün dönüm noktası olmuştu. gelir bulmak için Hıristiyanlarla Kürdere yönelmiş.

Kürtler onu adil ve insancıl bir lider olarak se¬ ver. Fakat. Yetim ve dul kadınları. Şeyh bu arada. özgüriüğe aç ve susuz Kürtler geri durmuyor. iki dostun torunlan Seid Abdülkadir ile Şeyh Said daha sonra aynı isyanda (1925) birleşecek ve kısa arahklarla idam edileceklerdi. Şeyh Ubeydullah'ı tanıyan bir Ermeni. din ile ahlak konusunda fikrini almak için dört bir taraftan Şemdinan'a gelirlerdi. Kadere bakın." Şeyh. Şemdinan'da (Şemdinli) Şeyh Ubeydullah başını kal¬ dırıyordu. Variıklıydı. isyan bay¬ rağını indirmiyorlardı. Bütün Kürdis¬ tan'da. Bedirhani Osman Bey bağımsızlık ilan ediyordu. çalışkan. Celile Celil'in yazdığına göre. Şeyh Ubeydullah. Daha öteki isyanm dumanları tüterken. Faal. babaca bir ilgi ve himaye ile kollar¬ dı. ayaklanma için temasa geçtiğinde 50 yaşlarındaydı. mükemmel bir insandı.Başlangıçta kendiliğinden oluşan. Şeyh Said'in dedesi Şeyh Ali ile okul arkadaşı ve dost¬ tu. 1879 yılı güzünde. adı tartışılmaz saygı ve sevgiyi ifade ediyordu. saygın kişiliği sayesin¬ de Kürt liderlerin büyük çoğunluğunun desteğini ahyordu. efendi ve bilgiliy¬ di. ama ilk hamleler boşa çıkınca. Nizip. onu şöyle anlatıyordu: "O. Mardin. 1879 yılında. dertlerini ve uğradıkları haksızlıkları anlatmak. Sultan. Bedirhan Bey'in oğullan Osman ve Hüseyin beylerin ortaya çıkmasıyla nitelik kazanıyor. Kürtler. gü¬ neye sarkıyor. bir kez daha bütün ordularını seferber ediyor. sayarlardı. Ermeni Gregoryan kilisesi ve Süryanilerin lideri Mar 45 . dini bilgin olarak ve saygın kişiliğiyle Kür¬ distan'ın önde gelen liderlerindendi. Şeyh Ubeydullah. ingiltere'nin bütün çabalanna rağmen. Nakşibendi Şeyhi Seid Taha'nın oğluydu. Amediye'yi de ele geçirerek toprak¬ larının büyük bir bölümüne sahip oluyorlardı. Kürtler. Seid Taba. başında tanınmış bir önder de bulunmayan ayaklanma. "topyekûn savaş"la. Kürder yenilgiye uğ¬ ratılıyordu. İran ve batıdaki Kürt liderlerie.

memleketi Şemdinan'a geri dönmüştü. kimi Kürt liderlerini. Uşnuye merkezlerini üs olarak seçiyordu. ba¬ zı Kürt önderlerin zaafiydı. 1882 yılının Temmuz ayında kaçıp Kürdistan'a döndü. Şeyh. 1880 yılının Ağustos ayında Mangur Hamza Ağa ko¬ mutasındaki bir Kürt birliğinin Mahabada taarruzuyla başladı. Oğul¬ lan Sadık ve Seid Abdülkadir'le birlikte. Çünkü. İran ve Osmanlılar ortak düşmanlarına karşı ortak bir cep¬ heyle taarruza geçtiler. Ama onlan durduran etken dörtlü ittifak değil. Osmanlı ile İran ise saf halinde. savunmaya geçtiği Oramar kalesin¬ de tutsak düştü. Şeyhin amacı. daha ilk aşamada kurtarılmış bir merkeze sa¬ hip olmaktı.. Urmiye. İsyancılar. Toplantıya Kürdistan'ın dört bir yanından liderler katılıyordu. isyanın bu cephede başlatılacağım söylüyor ve önerisini Kurultay kararı haline getiri¬ yordu. Ubeydullah'ın genç oğlu Seid Abdülkadir'in başında bulunduğu birliğin katılmasıyla şehir ele geçirildi. Rusya İran'a askeri yardım göndermişti.Şamun ile işbirliği için temasa geçiyor. Şeyh Ubeydullah. Kürtlerin parçalanıp birbirini arkadan vur¬ maya başladığını görünce. Onu. Ubeydullah. askeri açıdan daha zayıf olduğunu söyleyerek. beş bin kişilik bir güçle yeniden ayaklandı. toplantıda Ermenilere karşı herhangi bir harekette bu¬ lunulmamasını ve işbirliği yapılmasını kabul ettiriyordu. Iran Kürdistam'ndaki Mahabad. Şeyh Ubeydullah. İngiliz-Osmanlı entrikacılığı bir kez da¬ ha Kürtlerin önüne çıkmış. birleşen güçler karşısında. 1881 yılında tutuklanıp İstanbul'a götürü¬ ldü. 1880 yılında Şeyh Ubeydullah'ın liderliğinde Şemdinan'da toplan¬ dı. İsyan. İngiltere Osmanlı'nın ya¬ nındaydı. Kurdistan ittifa¬ kından çekmeyi başarmıştı. 46 . Iran içlerinde daha fazla ilerleyemediler. Kürtlerle yeni¬ den ilişkiye geçmesi üzerine Mekke'ye sürgün edildi. hüzün içinde isyan bayrağını indirmiş. ilk genel birlik ve dayanışma Kurultayı. İran'ın. hepsinin ay¬ rı ayrı çıkarları söz konusuydu.. önce Musul'a götürdüler. Kurdistan tarihinde.

Kürtleri bölmek. 47 . eğlendiriyor.Kürdistan'da sönmüş. 1800'lerin sonlarında "Kızıl Sultan" adıyla da bilinen İkinci Abdülhamit. sultanlık haline gelmişti. ataklar durmuyordu. Kürtlere hoş görünmek için harca¬ malar yapıyor. Kürt ve Arap bazı mezunlar. Onlan eği¬ tip "Osmanlı'nın savunma eri" yapmak üzere "Aşiret Mekteple¬ ri" kuruluyordu. Sultan. Osmanlı imparatorluğu ayrışa ufala küçülmüş. İstiklal Mahkemesi üyesi oldu. para ve nişanlarla ödüllendiri¬ yordu. Bağdat ve İstanbul merkezli bu okulların askeri ve sivil bö¬ lümlerinden mezun olan gençler. zengin sofralarda ağırlıyor. Binbaşı Kasım (Ataç) ve Revanduzlu Ali Saib gibi bazı Kürtler de yetiştirenlere sonuna kadar "sadık" kalıyordu. mücadeleleri yaygınlaşarak Avrupa'da da destek bulmaya başlayan Ermenilere karşı kışkırtmak üzere harekete geçiyordu. kurnazlığıyla ünlüydü. O arada. bazı Kürt ağalarını istanbul'a davet edip. Ki¬ mileri. bağımsızlık savaşında kendi halklarına kılıç çektiler. okullar "bekleneni" vermiyordu. köz olmuş her ateş. Eğitilip devşirilmiş bazı Araplar. Araplar arasında da benzerleri çıktı. adeta yeni alevlen¬ melerin habercisiydi. "Kürt Halit" lakabıyla tanınan Cıbranlı Halit Bey ve İhsan Nuri bunlardan ikisiydi. Fakat. Osmanlı İmparatorluğu'nun dağılmasından sonra. TC saflarında yer alıp "tedip ve ten¬ kil" yıllannda Kürdistan'da görev yaprilar. sultanlığın başında bulunuyordu. Torunları ise 2000'lerde Türk ırk¬ çılığının öncülüğünü yapıyorlardı. Ulusal ruh bütünlüğünü kıran iç çelişkilere rağmen. Sultan. Okulda. daha sonra kendi halklarının ulusal kur¬ tuluş mücadelesinde öncülük ediyorlardı. branşlarına göre değişik görev¬ ler üstleniyorlardı. aşireder arası daya¬ nışmayı kırmak ve onları. tıpkı bir zamanlar "devşirilen Hıristiyan çocuklar"a yapıldığı gibi Kürt ve Arap çocuklara el uzatıyordu. kendi yurtlarında tutunamadılar. Bazdan milletvekili. Abdülha¬ mit. başta Yunanlılar ve Bulgarlarla Sırplar olmak üzere.

1890'ların ortalarında. aralarında derin sosyal. artık Ha¬ midiye Alaylan'yla. düşman gücü ola¬ rak görüyor. düşmanlığı fokurdatan körük olarak kullanılıyor¬ du. Çoğunluk. Yüzyıllardan beri Ermenilerle iç içe yaşayan. Rus kaynaklarına göre. istenilen oranda katılım olmuyordu. 1878 yılında yapılan Berlin konferansıyla. Abdülhamit. 300 binden fazla Ermeni öldürüldü. Öte yandan Rus sınırlan boyunca Ermeniler bastırılacaktı. Ermenilere karşı göz dağıydı. sanıldığı ve beklendiği gibi Kürtler tarafindan coşkuyla karşılanmadı. ev¬ rensel boyut kazanıyordu. sadece 13'ü katılmayı kabul et¬ mişti. resmi devlet gücünü kulla¬ narak Ermenileri kırmaya cesaret edemediği için. hem de Osmanlı karşıtları tepelenerek. Pek çok Ermeni yurtdışına kaçarak hayatını kurtardı. bu aşamada Kürtler arasında. yer yer 48 . katliamlar yaşamış olan Kürtler.Ermeni sorunu. Hamidiye Alaylan'nın oluşumu. Kuşaklar boyunca Osmanlı'nın saldırısına uğramış. Kürtler. Hamidiye Alaylan'nın amaçlarından biri. 53 büyük aşiretten. uzak duruyor. sistematik olarak Ermeni kırımını başlattı. Din faktörü. "Hamidiye" diye adlandırılan gayri nizami. birlik ile dayanışma ruhu dağıtılacaktı. komuta ise Kürdere bırakılıyordu. Bu süreçte. Alayların insan gücü Kürlerden oluşuyor. sadece 1894 ve 1896 yılları arasında. talanlar. kaynaşmıyor. Fakat. Hamidiye Alayları için politik ve askeri amaçlar bir arada dü¬ şünülmüştü. Ermenilerle Kürtlerin iç içe yaşadığı bölgelerde. gönüllü yandaşlıkla hem Osmanlı'ya güç katacak. Kürtleri Osmanlı'nın yanına çekmekti. Hamidiye Alayları da kullanıldı. Osmanlı subayları eğitim veriyor. hafif süvari alayları kurmaya başladı. Baskılar. silah¬ ları devlet sağlıyor. kültürel ve ekonomik bağlar bulunan Kürtler. baskılara rağmen katılmıyordu. Osmanlı yönetimi. 1980'lerdeki "koruculuk" sistemine benzer bir örgütlenmeye gitti. Hamidiye Alaylan'nı Osmanlı'nın kılıcı.

Jön Türklerie Kürder arasındaki ilişkiler ilk aşamada oldukça sıcaktı. Başlangıçta. Kürtler birbirine silah çekmiyor. Bunun üzerine Kürtler. Sason'da yapılan Ermeni kırimına katıl¬ mıyor. Şeyh Ubeydullah'ın oğlu Seid Abdülkadir. "kardeşleri"nin kınm ile toplu sürgünlerine devam ediyordu.silahlı çatışmalara neden oluyordu. Abdülhamit yönetimi. Kürt milliyetçileri¬ nin de desteklediği İttihat ve Terakki Partisi (Cemiyeti). hiçbir za¬ man istenilen kadroya ulaşamadı. Sultan Hamit. tugay ve tü¬ menler kurulamadı. Bedirhan aile- 49 . 1903 ve 1904 yıllannda. bu arada Kürderi. Bitlis ve Beyazıt'ta Ermenilerle birleşerek. Bu yüzden alaylar. bütün çabalanna rağmen Kürtleri sindiremiyor. çabalarına rağmen. Bışare Çeto'nun 1906 yılında Siirt'te başlattığı isyanın dalgalan Diyarbakır'a ulaşıyor. Kürtleri din kardeşliği ile okşayıp Er¬ menilere karşı kullanıyor. Bir Rus yazannın deyimiyle. Ermeni sorununu Kürtler eliyle çözme niyeti. . Kürtlere karşı kullanmak üzere Hamidiye Alaylan'nı İran Kürdistanı'na saldırtıyordu. öte yandan. 1905 yılında yeniden ayaklandılar. planlandığı halde. Osmanlı'nın birbirine kırdırma. 1907 ve 1908 yıllan arasında çatışmalar yayılıyordu. Kürder. 1906 yılında Erzurum'da isyan başladı. "Sultan'm. Lazarev. bir yıl sonra da tahttan indiriyordu. Fa¬ kat. Dersim. tersine isyancılara katılım ve firadar artınca Hamidiye Alaylan geri çekiliyordu. sonunda bütünüyle iflas ediyor"du. 23 Tem¬ muz 1908 tarihinde düzenlediği "Jön Türk" darbesiyle Sultanı etkisizleştiriyor. bu olay için "Kürtler artık dostlarıyla düşmanlanm ayırt edebilmişti" diye ya¬ zıyordu. "tedip ile ten¬ kil" birliklerini püskürttüler. Ermenilere destek veriyorlardı. Abdülhamit. aksine kendisi saf dışı oluyordu.

İttihatçıların verdiği umut diriydi. Ağrı'da isyan başlatıyor. etkin liderlerden Musa Bey'le birleşerek. Fakat. Aynı yıl. Süleymaniye. Senatonun karşılığı olan "Ayan Meclisi" başkanlığına bile seçilmişti. Bitlis ve Beyazıt yönetimlerini ele geçiriyordu. Araplarla takviyeli Osmanlı ordusu tarafından kuşatılıp sığın¬ dığı Sincar dağlarında öldürüldü. gazeteler yayınlanmaya başla¬ mıştı.sinden Emin Ali Bedirhan. Hamidiye komutanlarından Kör Hüse¬ yin Paşa. 1909 yılında. Bunu. Öyle ki. beklenmedik bir dönüşüm oldu. kendi halkına zul¬ metmeye başladı. Ardı ardına Kürt dernek¬ leri. Kürdista¬ n'a gönderilen ajanlar. elindeki güç ve halk desteğini kişisel çı¬ kar ile bireysel egemenliği için kullanmaya. Paşa Erzindan'dan Halep'e kadarki topraklar üzerinde ege¬ men oldu. 5° . ilkin. Gü¬ ney Kürdistan'da Barzan ve Zibar aşiretlerinin destek verdiği Hemavvendi isyanı izledi. Kürtleri birbirine ve Ermenilere karşı kışkırtıyorlardı. halk desteğinden yoksun kalınca. Dersim ayaklandı. kültür kurumlan kurulmuş. Ama bir süre sonra. Baskılar üzerine. 1909 yılından itibaren. Seid Abdülkadir. isyan ediyor¬ du. isyanı başlatan Süleymaniyeli Şeyh Said ölünce. ayaklanma¬ yı tarih sahnesine çıkan ve daha sonra Kürt ulusal hareketinin önde gelenlerinden biri olan oğlu Şeyh Muhammed Berzenci yönetmeye başladı. Şeyh Said İsyanı sırasında da adını duyuran Hay¬ deran aşiretinin lideri. Paşa. ibrahim Paşa isyanı sürerken. 1911 yılında ise Kürt kurum ve derneklerini yasaklayıp kapatmaya başladılar. Kürt ulu¬ sal kurtuluş hareketinin merkezi haline geldi. İttihatçıların ırkçı yüzü berraklaşmaya başladı. iki Hamidiye Alayı'na birden komu¬ ta eden ve batılılar tarafından. Çünkü ilişkiler sıcak. "Kürdistan'ın taçsız kralı" diye adlandırılan Mdli aşiretinin önderi ibrahim Paşa. Kürt önderlerden Şerif Paşa ve pek ço¬ ğu Kürtlerin haklarına kavuşacağı umuduyla İttihatçılara destek veriyordu.

Osmanlı yönetimine bütüpnüyle egemen oldular. silahlarını Osmanlı'ya çevirmeleri çağrısında bulunuyorlardı. Abdülhamit yöntemiyle Kürtleri parçalama planları da tutmuyordu artık. bu süreçte tarih sahnesine çıkıyordu. Enver. Arnk Birinci Dünya Savaşı'nın ayak sesleri de duyulmaya başlamıştı. öte yandan askerliğe alınmış Kürtlere. bekleneni bulamadılar. Çaba tutmayınca. Talat ve Cemal Paşa'dan oluşan truimvira. "İti ite boğdurma" yöntemiyle Kürt-Ermeni ça¬ tışması yaratmaya çabalıyorlardı. aynı süreçte kılıcın öteki ağzının. 1915 yılında başlanlan ve birkaç yd süren Ermeni kırımı boyunca. Kür¬ distan'ın kuzeyine asker sevkiyatına başladılar. "etnik arındırma harek⬠tı" başlatılıyordu. Kürdistan'ın bütün şehirlerin¬ de. bu aşamada "birinci tehlike" olarak Ermenileri görüyorlardı. Kimi Rus kaynakları. Şeyh Abdüselam Barzani. da¬ ğılma sürecine girmişti.Müdahalelerini kuşaktan kuşağa aktararak günümüze ulaş¬ tıran Barzani ailesi. Kürt önderierden Abdürezak Bey. Fakat. asker toplamak için "İslam uğruna ci¬ hat" çağrısıyla Kürtlere gittiler.5 milyon kişi katledildi. dönemin etkin liderleri Abdürezak ve Yusuf Kamil Bedirhan beyler bir yandan Ermenilerle ittifak imkanı anyor. Afrika'daki toprak egemenliği de bütünüyle ortadan kalkmıştı. Baskıyla silah altına alınan Kürtler ilk firsatta firar ediyor. 1910 yılında. Barih kaynaklara göre. topluca sürülen ve kaçarak canı¬ nı kurtarabilenlerin dışında. 1912 Şubatında genel ayaklanma hazırlığına başladı. Osmanlı'ya karşı isyan baş¬ latıyordu. bir iç dar¬ beyle. Sultanlık. "iş başa" düşüyor ve 1915 yılında devlet eliyle. Bütün Kürdistan'da. yönetimi devralacak komitelerin kurulduğu 1913 yılında. 1. Osmanlı yönetimi. İstanbul yönetimi bütünüyle gücünü kaybetmiş. Bütün Kürdistan'a yayılacak askeri güce de sahip değildi. İttihatçılar. isyanların pınrak gibi baş göstermesi ittihatçı yönetimi şaşkına çevirmişti. baş- 51 . 1912 yılının sonuna gelindiğinde.

Soykırımcı bu yöntem. Osmanlı'yla savaş ha¬ linde olduğu halde. * Resmi tarihe göre.. Kürt isyanlarını bastırmada İngiliz subayları danışmanlık ya¬ pıyordu. ihtiyar ve çocuk 60 bin kişiyi kılıçtan geçirdi. Halka karşı uyguladığı yöntemlerle "kuyucu" lakabı alan Murat Paşa. Kürt sorununun kırım ve yangınlarla çözülebileceğine inanan General Moltke. Kürtler 1803'ten 1914 yıhna kadar 12 de¬ fa ayaklandılar. İsyanları bastırmakla görevlendirilen paşalardan her biri. 700 bin Kürt'ün topraklarından koparılıp batıya sürüldüğünü be¬ lirtiyor. ço¬ ğu kadın. Almanya'da Hitler'in ırkçı politikalarına hizmet verdiler. elini Kürt kanına buluyordu. kadın ve çocuklara karşı ka¬ zanılan "kılıç zaferleri"ni anlatırken. Kürderi hayvan gibi birbir¬ lerine bağlayarak sürüklediklerini. daha sonra yol boylarındaki dere yataklarında topluca kırdıklarını yazıyor. İttihatçıların bazı kılavuzları.ka bir yoldan Kürtlere çevrildiğini. Paşa. çok beğenilmiş ve bütün sorunların çö¬ züm formülü olarak kabul görmüş olmalı ki. ken¬ di hayal gücünün yaratıcılığıyla yok etme yöntemleri keşfediyor¬ du. * İttihatçılar içerde Kürtlerle uğraşırken bir yandan da fetih ve "büyük Turan Türk İmparatorluğu" hayalleri kuruyorlardı. Kürt so¬ rununu kökünden çözmek amacıyla. başrole geçtiler. Alman-Avusturyalı "Goltz Paşa" ve "General Moltke" Kürdere karşı izlenen zulmün mimarlarından ikisiydi. daha sonra. Nizip. Daha sonra Osmanlı üniforması giydirilmiş. kırılanların dışında.. Urfa çevresinde. Paşa rütbe¬ siyle ordunun başına getirilmiş Alman ve Avusturyalı generaller. daha sonra Ermeni¬ lere uygulandı. anılarında ihtiyar. kurbanlarının başlarını kestirip kuyulara dolduru¬ yordu. Mısır valisi Kavalalı Mehmet Ali Paşa. 5^ .

İngiltere. hastalıklar başladı. bir Kürt aşiret önderiydi. yurduna dönebilmişti. Kürtlerin büyük bir bölümü yurtlarını terk edip muhacirleşmek zorunda kaldı. Ruslar Kürdistan'a girdiler. Gü¬ neyi İngilizler ve Fransızlar işgal ettiler.. 90 bin asker açlıktan. açlık ve sefalete yakalandı. Fakat.Hayallerini gerçekleştirmek amacıyla. Sultan'dan habersiz. çoğu paltosuzdu. Bu yeni bir zamandı ve bu zamanda yeni devletler ortaya çıkıyor. askerler kar ve don'a karşı dayanıklı kışlık giyecek ve donanımdan yoksundu. Kendi kaderleriyle baş ba¬ şa kalan Kürtler kendi olanaklanyla işgalcilere karşı durmaya. Göç yollarında salgın hasta¬ lığa. Osmanlı bayrağını çekmiş iki Alman savaş gemisinin Rus sa¬ hillerini bombalamasıyla. Savaşı başlatan ittihatçılar aradan çekilmiş. ısı¬ nın -30 dereceye indiği kış günlerinde ise kırım. yerierini B ve C takımlarına bırakmışlardı. Benzer mücadele Urfa ve Maraş'ta verildi. Birinci Dünya Savaşı'¬ nın başında. Çıkarlan de- 53 . İstanbul'u işgal etti. hastalıktan ve donarak öl¬ dü. Ordu ise Orta Asya'yı işgal edip Anadolu'ya bağlamak ve "Büyük Turan Türk imparatorluğu" nu kurmayı sağlamak üzere Sarıkamış'a yığıldı. Osmanlı'nın enkazı üzerinde 24 ayrı devlet kuruluyordu. orduyu "ki¬ ralık asker" gibi Almanya'nın emrine verdiler. don. İlk soğuklarla karşılaşır karşılaşmaz. bunların pek azı hayatta kalmış. Antep direnişiyle efsaneleşen Karayılan. Kimi ça¬ rıklı. Almanya ile ittifak kurup an¬ laşma yaptılar. kimi yazlık ayakkabılı. işgalden sonra. Ruslarla karşılaşıp tüfek bile padatama- dan Sankamış'ın Allahuekber dağlannda kar. 120 bin kişilik ordu. Kürtlerin muhatabı ise yüz yılı aşkın zamandan beri bağımsızhk savaşlannı bastırmaya çalışan ingiltere ve Fransa'ydı. Savaş sonrasında Ortadoğu'nun siyasi haritası değişmişti. Beş milyon İngiliz altım karşılığında. Osmanlı Devleti Birinci Dünya Savaşı'- na katılmış oldu. Rus işgali üzerine. Ordusu saf dışı kalmıştı. yok olmuş. bit ve salgın hastalığa yenildi. direnmeye çalıştılar..

Tıpkı yüz yıl önce olduğu gibi bağımsız Kurdis¬ tan. Kürt sorununu dillerine bile almıyorlardı. Kürdistan'ı ilk kez uluslararası arenaya oturtan. Kuşkulanan ingiltere ve Fransa. daha sonra kesiliyordu. 1919 yılında başlayan banş görüşmelerine Şerif Paşa'yı Kurdis¬ tan temsilcisi olarak atadı. Fakat galipler. yardımlar yapıyor. Bu arada. Hatta ezilenlerin evrensel sesi iddiasındaydı. Mosko¬ va. yine çıkarlarına aykırıydı. Paris yakınların¬ daki "Sevr" kasabasında imzalandı. 62. bir kez daha "tarihin üvey ev¬ latları" olarak arkasız. karşı hamle ile Kürtlerin hak¬ larından söz ediyor. Tersine Kemalist yönetime açıkça destek ve¬ rerek. konferansa ilişkin bir rapor ve Kurdistan haritası sundu. desteksiz ve emperyal himayeden yoksundu. Kürtleri görmezlikten geldiler. Kürtler açısın¬ dan önemliydi.ğişmemişti onların. Kürderin din. anlaşmaya rağmen. ancak konjonktürel bu söylem. Barış anlaşması 10 Ağustos 1920 tarihinde. Paşa. öteki halklarla eşit haklara sahip olduğunu vurgulu¬ yor. yerine Sovyeder Birliği kurulmuştu. Yeni Ortadoğu haritasında Kürtlere yer verilmemekle birlik¬ te. ezilen halkların yeni "esin kaynağı "ydı. "Kürdistan'ın özerkliği" için Avrupa nezdinde girişimlerde bulunuyordu. ortak hareket için Ermeni Daşnak Partisiyle işbirliği yaptı. "Kürt Teali Cemiyeti". Anlaşma ayrıca. dil ve kültürleri konusunda. yenik Osmanlı devletiyle galipler arasın¬ da. Kürtlerin başlıca engellerinden biri olan Çarlık Rusyası 1917 yılında yıkılmış. Şeyh Ubeydullah'ın oğlu Seid Abdülkadir'in başında bulunduğu "Kürt Teali Cemiyeti" Kürdis¬ tan'ın temsilcisi olarak ortaya çıkmıştı. onu tanıyan hukuksal bir belge olması nedeniyle. madde de "Kürdis¬ tan'ın özerkliği"ni güvence altına alıyordu. Sovyetleri kuran Lenin ve arkadaşları. Kürtlerin hakları konusun¬ da ısrarcı olmadılar. 54 . Ankara'yı "ilerici" sayıp dostluk ve işbirliği anlaşmaları imza¬ lıyor. 13 bölüm ve 433 maddeden oluşan anlaşma. 1922 yılında ise artık. Örgüt. Öte yandan. Bu süreçte. Kürtler. kendi kaderini tayin ilkesini tanıyor. "gerici" Kürtlere sırtını çeviriyordu. arayışlar sürüyordu.

Destek. Gasratyan devamla. 1920'de parlamentoda Kürder kendi kimlikleriyle yer alıyor¬ lardı. bir yandan da. bu deyim tutanaklara da geçiyordu. "Türklerle aynı haklara sa¬ hip" oldukları tekrarlanıyordu. galiplerle banş görüş¬ meleri öncesinde. 55 . bu süreçten ıriba- ren. Kürt sorununun Lozan Konferansı gündemine alınmasına da karşı çıktı"lar. İngiltere ve Fransa'nın tam desteğini aldıktan sonra 1922 Ekiminden itibaren Kürt sorunundan söz etmez oldular. "Misak-ı Milli" ise Arabistan'ı da banndıran 5 milyon kilometre karelik alam kapsıyordu. Bu söylemle Kürtler. Sultan istem¬ leri yüzünden devre dışı bırakılıyordu. Yeniden yapılanma aşamasında. Sevr Anlaşması hükümlerini yerine getirmemek için çeşidi yöntemlere başvurmaya başladıklarını yazıyordu. "Memleket ve millet menfaaderi için biriik" sloganı. A. acılar çekmiş. "namus sözü" olarak sık sık tekrarlıyorlardı. Kemalisder. Kürtlere haklannın teslim edileceği açıklanmıştı. Gasratyan'ın deyimiyle. ikifat görüyoriardı. bu yön¬ temlerden biriydi. Kemalistler tarafindan "hoş" tutuluyor.* * * Osmanlı Sultam Vahdeddin yönetimi. Rus tarihçi M. Türk milliyetçilerinin. Oysa bu toplantılar. "Halk desteği" ise 1919 yılında Erzurum. Atatürk dahil yeni sözcüler. liderlerin ağzıyla sıkça tekrarianıyor. O nedenle. kendi sorunlanndan uzaklaştınlmaya çalışılıyor. Sivas ve Amasya'da yapılan toplantılaria ortaya konmuştu. kınmlardan. Kürtlerin hak ile özgürlüklerine kavuşacaklarım. Yeni oluşumun Türkler ve Kürtle¬ rin ortak devleti olacağı. Milletvekilleri "Kurdistan Mebusu" diye adlandırılıyor. Osmanlı'nın sınırlan konusunda. Osmanlı yönetiminden sadece baskı gör¬ müş. sürgünlerden. görüşmelerin bu esas üzerinde yapümasında ısrar ediyordu. "canlanan Kemalistler. Mustafa Kemal ve arkadaşlarına idi. "Misak-ı Milli" hakkım öne sürüyor. Ni¬ tekim Erzurum ve Amasya toplanrilanmn ardında yayınlanan bildirilerde. yangınlardan geç¬ miş Kürderin katılımı ve desteğiyle gerçekleşmişti.

16 ve 17 Ocak 1923 tarihlerinde İzmit'te gazetecilerle yaptığı uzun görüşmede. Tabii ki cevap çok önceden ha¬ zırdı ve "böyle bir sorun yoktur" şeklindeydi. Öyle ki. Kürt karşıtı senaryolar bu rahat ortamda. A. konferans sırasında Kürt sorunu gündeme geldiğin¬ de. Gasratyan. "bütün hak va özgürlüklerine sahip" Kürt¬ lerden. Lozan Anlaşmasıyla topladılar. Kısa süre için de olsa onları umut küpü haline getirip sevindiren ve dişlerini sıkarak sevinç gösterilerine katla¬ nanlar ise emeklerinin meyvasım. Kemalistlerin Sevr Anlaşması şartlarını yerine getirmeme konusunda başarılı olmasını amaçlıyordu" diye yazıyor. Kürtlerin hak eşidiği teşvik edilip öne çıkarıldı." Bütün bu manevralar boşuna değildi. "haklarımızı alıp kurtulduk" diye seviniyor. Kürtler. "Mustafa Kemal'in ve onun çevresinin ön¬ cülüğünde. Anlaşma metninde. Lozan görüşmeleri sırasında. böyle bir sorunun olup olmadığının tesbiti telgrafla Türk meclisine sorularak yapılıyordu. Yeni yapılanmanın tek söz sahibi ve karar yetkilisi Atatürk. tek kelimeyle de olsa söz edilmedi. Bütün bunlar. Kürderin bölgelerinde özerk yönetimler kurabi¬ leceklerini açıklayarak umut vermeye devam ediyordu."Türklerin ve Kürtlerin ortak Meclisi" sözü parlamento tutanak¬ larına geçiyordu. Daha sonra gözden düşecek ve Atatürk tarafindan ceza¬ landırılarak dışlanacak olan Erzurum Mebusu Hüseyin Avni (Ulaş) parlamentoda yaptığı konuşmada şöyle diyordu: "Bu memleket Kürtlere ve Türklere aittir. Musul sorunu gündeme geldi¬ ğinde Türk heyeti başkanı İsmet Paşa söz alarak şöyle diyordu: "Devlet. sevindikçe Kemalist yönetime destek veriyordu. Bu kürsüden konuş- 56 . Kemalisderi Lozan'da temsil eden İsmet Paşa (inönü). Kürtlere ve Türklere aittir. hükümet nezdinde eşit haklara sahip ve ulusal hak¬ lardan yararlanan iki halka. Kürtle¬ rin de temsilcisi olduğunu söylüyordu. Galipler de artık Kemalistler yanlısı tutumlarını gizleme gere¬ ğini duymuyor. Atatürk. bu sorunun en özlü ve inandırıcı biçimde cevaplan¬ ması için "Kürt" olduğu söylenen mebuslara görev ve söz veri¬ yordu. tek tek kitabına uydurulup gerçekleştiriliyordu. M.

" Kürt-Türk kardeşhğini savunup. yasağı çiğneyenle¬ re ağır cezalar getiriliyordu. Kürt mebusları meclise ulusal giysileriyle gelmeye başladılar. konferans sırasında Kürt sorunu gündeme geldiğinde. "bütün hak ve özgüriüklerine sahip" Kürderden." Ulusal giysileriyle meclise gelenlerden biri de Hasan Hay¬ ri'ydi. daha sonra giderek ağırlaştınlıyor. 1924 yılında yürürlüğe konan Anayasa ile Kürtler. kültü¬ rü. Artık Kürtler. Türk meclisine soru soruluyor ve "böyle bir sorun yoktur" cevabıyla. devletin varlığı tescil edildikten hemen sonra. galipler Kemalistleri destekliyor. bu konuda şöyle diyor: "Mustafa Kemal ve diğer Türk milliyetçileri. Fakat. Bir sabah aniden "Kürtlerin var olmadığına" karar verilmişti. 57 . Lozan Anlaşmasıyla toplan¬ dı..ma hakkına. Bedir Han. yalnız iki millet sahiptir: Kürt milleti ve Türk milleri. 1959 yılında Paris'te yayınlanan Kürt Sorunu adındaki kitabında. söylem ve tutumlar aniden değişiyor. mesele kapatılıyordu. Anlaşma metninde. Ama "olmayan" ve "olma¬ mış" Kürtlerin isyanları "var"dı. Hasan Hayri. insan isimleri yasaklandı. Kürt mebuslan- nın bu konuşmalarından çok memnun kalmışlardı. dili. 1923 yılında. artık "yok"tu. Çünkü. Kürtçe konuşma yasağı uygulanıyor. resmi tarihe göre. manevralara onay. Bütün bu manevralann meyvası. kişiliği ve bütün varlığıyla. senaryolara geçit veriyorlardı. Kürtlerin "resmen" bu¬ lunmadığına ilişkin kararın uygulamaları.. 1926 yılında Şeyh Said'le ilişki kurduğu ve Kürt giysileriyle meclise gelerek bölücülük yaptığı gerekçesiyle asılarak idam edilecekti. 1925 yılında Ata¬ türk tarafindan imzalanan "Şark Islahat Planı" ile sokakta. çarşı pazarda. Kürtlerin dili. "Kurdistan" adı. tek kelimeyle de olsa söz edilmedi. parlamentoda "ayrılmazlık¬ larını" bağıranlardan biri de emekli bir subay olan Dersimli Ha¬ san Hayri'ydi. Mustafa Ke¬ mal'in önerisi üzerine. Lozan'da imzalanan anlaşmayla TC'nin sınırları belirlenip. Öyle ki. her şey tersine dönüyordu. cendere gittikçe sıkıştırılıyordu. "resmen" yoktu.

Şeyh Said İsyanının yangın alanlarıydı. "mıj u duman" (sis ve duman) içinde yıkanır. Dağların doğu ucu Hıms'dan başlıyor. Kürtçe "kokulu göl" anlamında. kilometrelerce uzunlukta bir yay çizerek batıda. Bingöl'ün "Qox" (Kohğ) tepesi.... Qox'tan seyredilen. hüzün içindeymişçesine yedi renge ayrışıp. * Bingöl dağlarının inip çıkarak birbiriyle düğümlenen tepeleri¬ nin yamaçlarında.. Qox'dan bakıldığında. Efsanevi "Sipari u Xelat" dağları bir sigara içimi mesafedeymiş gibi görünür. birkaç kasaba.. Bingöl'ün tam karşısında Şerevdin (Şerafetdn) dağlan.. dağların ardında kay¬ bolurken görür. "dünyanın taştan ve topraktan orta direği"dir. kaynayan pınarların. Qertalıx (Kartalık) dağlannda düğümleniyor.. Kürtlerin tanımına göre. Varto'nun kuze¬ yi ile Erzurum'un güneyi boyunca. çıplak edilrniş tepelerin kıvrımlarında bitiyormuş gibi gö¬ rünen. ışıltılar sağanağı olarak yağar.İKİNCİ Bölüm HİZBE AZADİYA KURDİSTAN VE ALBAY HALİT BEY Bingöl dağlarının adı. Ağaçtan arındı¬ rılmış. ama aynı yerde bir başkasıyla birleşen "mesiP'ler bir baş¬ ka yükseltinin başlangıcı oluyor. buralarda yeşerdi. ayak altın¬ dadır. Güneş. "Bin GoP'dur. ovalara kurulmuş sa¬ yısız köy. bütün Kurdistan göz önünde. gümüşi sularının arkları düzlüklerin içinde yeşil birer yılan gibi kıvrılıyor. rengarenk çatla¬ yarak. Yıl dört mevsim. Ve iki dağ duvarının arasındaki vadilere. Qox'dan seyre çıkanlar... sessizHk içinde kızıl bir devinim olur. İsyan tohumları. güneşi ağlıyormuş gibi buğulanarak.. 58 . Sabah güneşi doğmaz. İşık patlamalarıdır.

bütün o dünyayı. sis denizi¬ nin üstünü aydınlatır. yüzeyi kırışıksız. Dip¬ te. de¬ rinden gelen destanımsı şınltısı olmasa. kolik tepeler. pürüzsüzdür. Pınarlann. iki dağın sırtındaki geniş düzlükler. Ça¬ yır ve otlaklar. Oraya harelenip göz kamaştırarak. sularda sarı. kutsarcasına kucaklar. yaz boyunca arkları "kevcır" yeşih. bir ateş topu olarak padar. Kürderin tanımıyla "mıj u duman" içinde büyülü bir denizdir... Sis denizi ışıktan bir Örtü olur. soğuk pınarlarla sulanan 59 . Yavaştan yavaşa. uçurumlarla hevenkleşiyor. pınariann su¬ ları. Güneşin taze ışığı birkaç dakika. rengarenk bir çiğ aydınlık olarak üşüşür.Tan zamanı. Sabahın sessizliğine. ışıktan yol olur.. Güneş yağar oraya. usul usul büyüyerek yayılır. kırmızı. Şerevdin doğu ucuyla Muş ovasına. Bu deniz. Sonra dağların doğu ucunun doruklannda. şavklaşma yayılır. Ça- yıriar. dağların göğe yakın ulu tepeleri aydınlıktır. Önce. mutlu gelinlerin yüzü gi¬ bi "zelal". mor renklerle şavklanır. Ardından güneş. her sabah yeniden sarar. verimli düzlükler ortaya seriliveriyor.. aşağılarda kalan çayıriıklann sonsuzluğuyla. derinlere iniyor. pınarların şınltısı sağılır. dört bucağını bir araya ge¬ tirir. Sonra. sisler arasındaki dünya ölüdür sanılır. Denizin rengi gri. dağ eteklerine iner yavaş yavaş. güneş vurgunu ayna olup parlar. yedi kardeş renk aynşarak. Kürtlerin ülkesinde dağlar yer yer kınlıyor. Qox'un doğuya bakan yamaçlarındaki pınar kaynaklarına dolar ışıklar.. Kürtlerin "geli" dedikleri kanyonlar. Aynı anda. uçsuz bucaksız odaklar hâlâ "mıj u duman" denizinin al¬ tında. uzak karşılardaki Şerevdin'in (Şerafeddin) "Qur" tepesi şavklanıp yangına dönüşür. yeşil.. hüzünlü kaybolmuşluğunu yaşar. yavaş yavaş bir kı¬ zıllık peydahlanır. ışıldar. alabildiğine ge¬ niş düzlükler.. mavi. batıdaki boynuyla da Cabakcura (Bingöl) etek olur. Yayıldıkça.

iki dağın birbirine yaklaşarak çukurlaştıgı. fotoğrafları ya- sakn. Kürt. tarım ve ticaretle uğraşıyor. geniş ovanın kuzeyinde kurulu Varto'nun kadim adı. sonraları bütün bir yöreye isim olan "Varto" yaptılar. Gımgım'dı. gerilerde değil. Osmanh devletini Arap. yankısı anlamına gelen Gımgım'ı. halim selim. tevekküllü cesareti hakkında çok şey dinledim. Hıristiyanların isyanlarla ayrışıp ayrılmasından son¬ ra Sultan Abdülhamit'in. savaşlarda emrinde bulunan in¬ sanlardan. uzun boyluymuş. cephede askerlerine moral vermek için etrafına yağan kurşunlara aldırmadan namaz kılıyormuş. Çocukluğumda. Halit Bey'in yeğeni Doktor Mehmet Emin Sever. Mülayim. Esmer tenli.engin çayırlıklanyla birkaç il ve ilçeyi kapsayan yöredeki yayla¬ lar. amcasını an¬ latırken şöyle diyordu: "Babam ve diğer akrabaların anlatnğına göre. Kulan köyünden ayrılıp daha sonra Varto'nun mahallesi ha¬ line gelen Alagoz köyüne yerleşen Mahmut Bey'in oğluydu. * * * Varto. Halit Bey Cıbran aşiretinin "Mala Süvvar" (Atlı ailesi) kolun¬ dan. 6o . efsane gibi anlatılıyordu. Mah¬ mut Bey. Bu hesaba göre. Onu yakından tanıyan. Gımgım'da (Varto) da han işletiyordu. 1884 yılında doğmuştu. geniş düzlük¬ ler meydana getirdiği yörenin genel adıdır." Halit Bey. Erzurum ovasındaki çarpışmalarda. Sarıkamış bozgu¬ nundan sonra ilerleyen Ruslarla savaşırken. amcam 1925 yılında tutuklanıp öldürüldüğünde 41 yaşındaydı. Arnavut ve Türklerden oluşan bir "İslami imparatorluğa" dönüştürme hayali¬ ni hayata geçirecek kadrolarını yetiştirmek amacıyla. sürüler için otlaktı. Bingöl dağlarının güney eteğinde. 1910 isyanı da bu yörede patlak verdi. Kürtçede dağların gürültüsü. ama cesur. en önde yer alması. 1892 ydında hizmete soktuğu "Aşiret Mektepleri "nin ilk mezunlarındandı. Ha¬ yatını umursamayan bir rahatlıkta cesurmuş.

Harp Okulu'nu bitirip subay oldu. Kasım (Ataç) ise Binbaşı rütbesindeyken emekli olmuş." 6ı .. kendi inisiyatifini kullanıyor ve Dersim'i si¬ lahla ezmiyor. Halit Bey. İlk defa.. hısım ve akrabaları Şeyh Said ve Halit Bey'i ele vererek.. sivil olarak devlet hesabına çalışmaya başlamış. not ortalaması en düşük olanlardan. Dersim'in lideri Seid Rıza'yla dostça görüşmeler yapıyor. Değişik bir¬ liklerde çalışıp. onun sayesinde bir Kürt isyanı.. Var¬ to'ya yerieşmiş. Bu dördünün hayatı. ilk aşamadan sonra askeri ve sivil okullara aynlıyordu. aynı ideal uğrunda onunla aynı gün ve yerde idam edilecekti... Yusuf Ziya. Alişan Akpınar. Halkm Emek Partisi'nden (HEP). 1991 yılında Muş'tan Mil¬ letvekili seçilen Mehmet Emin Sever anlatıyor: "Bastırıp susturmak ve yanlarına çekmek için amcamın kim¬ liğinden yararianmayı düşünmüş olmalılar ki. Hasan Hayri Bey ise bir yıl sonra dara¬ ğacında hayatını noktalayacaktı. 36 künye numaralı Halit Bey derslerindeki başarısıyla sınıf üçüncü- süydü. Halit Bey.Sınıf arkadaşlan arasında yedi Kürt genci daha vardı. kan dökülmeden. Osmanh Devletinde Aşiret Mektebi adındaki kitabında beşinci sınıf öğrencilerinin notlarını yayınlıyor. savaşlarda komutanlık yaptı. Onunla anlaşıp uzlaşıyor. Akra¬ ba ve köylüsü Kasım (Ataç) ile Bitlisli Yusuf Ziya Bey bunlardan ikisiydi. ama birbiriyle bağlantıh olarak noktalanacaktı. not ortalaması 150 üzerinden 148'di. barış içinde sonuca ulaşıyor. onu daha çok Kürt yörelerinde görevlendirmiş. zaman zaman birbirine yaklaşıp uzakla¬ şarak farklı biçimde gelişecek. "ihanet¬ lerin evrensel tarihine" adını yazdırmıştı. Dersimli Hasan Hayri ise okul arkadaşlarından. Abdülhamit'in propaganda için kartpostal haline getirdiği başarılı öğrenci fotoğraflarında yer alan seçkinlerden bi¬ ri olmuştu. isyan eden Dersim'e de gön¬ dermişlerdi. Öğrenciler. Fakat. Kasım ise sınıfta.

Cumhuriyetin ilanından az önce kapatılmıştı. kendini Kürtlerin kurtuluşuna adamış bu liderle. 1914'ten sonra ise ilişkilerini sıkılaştırmış. sürgünden başkent İstan¬ bul'a döndüğünde. Nitekim Şemdinanlı isyancı Şeyh Ubeydullah'ın oğlu Seid Abdülkadir. Kürt Teali Cemiyeti." 62 . İstan¬ bul'da. Muş. Kürt Teali Cemiyeti şöyle anlatılıyor: "Birinci Dünya Savaşı Osmanlı imparatorluğu'nun dağılmasıy¬ la sonuçlanıp Anadolu'da yeni bir Ermeni devleti kurulması ihti¬ mali ortaya çıktığı zaman. Halit Bey. Cemiyetin amacı İngilizlerin himayesi akında bağımsız bir Kürt devleri kurmaktı. Kurmay Albay Reşat Halli imzasını taşıyan ve Genelkurmay Başkanlığınca yayınlanan Cumhuriyet Döneminde Ayaklanma¬ lar adındaki kitapta. 1918 yılında da "Kürt Teali Cemiyeti"nin başına geçiyordu. Kürt aydınları fiilen bağımsızlık peşine düştüler. sokaklara dökülen Kürtler tarafından sevgi gösterileriyle karşılanıyor ve daha sonra onları örgütleyen lider olarak ortaya çıkıyordu. İstanbul'daki Kürtlerin ulusal bilinçle örgütlenmesi daha son¬ ra başlıyordu.Halit Bey'in İstanbul'daki öğrencilik yılları. dört bir yanında çatışmaların yaşandığı harekedi bir döneme rastlıyordu. dolaylı yoldan ilişki kurmuştu. vaktiyle kurulmuş olan Kürt Teali Cemiyeti adındaki siyasi birliğe dört elle sarıldılar. Aynı yıl Kürt Teavün ve Terakki Cemiyed'nin başına getiriliyordu. Tunceli ve Kürderin bulunduğu diğer illerde yayıldığına şüp¬ he yoktu. 1908 yılında. Bu Cemi¬ yet. Bununla beraber teşkilann Van. Cemiyetin başkanı Vanlı Seid Abdülka¬ dir. 1918'de kurulan Seid Abdülkadir'in liderliğindeki "Kürt Teali Cemiyeti"nin en aktif gizli üyelerinden biri olmuştu. Bu amaçlarının gerçekleştirilmesi için. yardımcılar da Mustafa Zihni Paşa ve tanınmış ailelerden Be- dirhanlılara mensup Emin Avni idi. Damat Ferit Paşa hükümetinin büyük Ermenistan projesine şiddetle mu¬ halefet eden İtilaf ve Hürriyet Partisi'yle özerk bir Kurdistan kurul¬ ması konusunda sözleşme yapmaktan geri durmuyordu. Kürder henüz dağımkri. Birliğin merkezi İstanbul'da. Kürdistan'ın ba¬ ğımsızhk hayalleriyle ayaklanma halinde olduğu. şubeleri özellikle Diyarbakır. Elazığ ve Bidis illerinde bulunuyordu. Organize bir Kürt cemaati yoktu.

Kürdistan'a yer bulun¬ madığını görünce. banda alınmış anlanmlannda. "Hizbe Azadiya Kurdistan. Aile çevresiyle yakınlığı nedeniyle. Var¬ to'nun Diyadin köyünden Melle Selim. Lozanda "barış anlaşması"nın imza¬ lanması arifesinde. daha ılımlı bir örgüt olan "Kürt Teali"den farklıydı. 1923'te Cumhuriyetin ilan sene¬ sinde Seid Abdülkadir. isyankâr bir örgütlenmeye başladılar. "Kürt Teali Cemiyeti" silahlı mücadeleyi öngörmüyordu. 1923 yılımn Haziran 63 . bazı Kürt aydınlannın anlattıklarının dışında fazla bilgi ve belge yoktu. "Hizbe Azadiya Kurdistan" olan "Kurdistan Özgürlük Cemiyeti"ni kurup. çevresinde dürüstlüğüyle tanınan bir din adamıy¬ dı. 1923 yılında. daha çok bu çevrelerden dinledikleriyle tarihe tanıklık ediyordu. aynı zamanda gerçeklere yakın biri. Melle Selim (Taş). Hacı Musa. Bu komitenin de gayesi Kürdistan'ın bağımsızlığını sağlamakn.. Kürt medreselerinde öğ¬ renim görmüş. Şeyh Said İsyanına ilişkin olarak." * "Azadi" (Özgüriük) hareketi. Genelkurmay'ın kitabında bu konuda şöyle deniliyor: "Bu cemiyet (Kürt Teali) Cumhuriyetin ilanından az önce kapanlmıştı. Hasenanlı Halit. Fakat buna karşılık. Kürtçesi. geleceğin inşası için ör¬ gütlü çalışma başlattılar. Kürt ay¬ dınları "yeraltına" indiler. Şeyh Said ailesiyle de bağlan bulunan Melle Selim. örgütlenme biçimi ve siyasetiy¬ le. dinlediklerini aktaranlardan bınydı. silahlı mücadele inancıyla kurulmuştu. "Hizbe Azadiya Kurdistan"ın kesin kuruluş tarihi hakkında. "Azadi" ise barışçı yoldan çözümün imkansızlığı görüşü üze¬ rinde.. eski millet¬ vekillerinden Yusuf Ziya ve ailelerinden müteşekkil olmak üzere gizli bir komite teşkil edildi. Albay Halit Bey'in uzaktan hışmıydı. biçimlenen gelecekte.1918 yılında her türiü legal faaliyetleri yasaklanınca. Melle Selim.

kervanlarla Bingöl. Muş. Melle Selim." Melle Selim anlatıyor: 64 . Bildiğim ka¬ darıyla. hareketin taraftarları kısa zamanda artn." diyor ve devam ediyordu: "Yolun başlangıcında. örgüte destek için ta Diyarbakır'dan Erzu¬ rum'a akıyor ve üye oluyorlardı" diyor. Azadi'ye merkezlik eden Erzurum. İkisi de Kürderin sevip say¬ dığı birer kişilik oldukları için Kürt din ve aşiret çevrelerinin ka¬ tılmasıyla. Miralay Halit Bey tutuklandıktan sonra. ağa ve şeyhler cemiyetin üyesi. alışveriş için Trab¬ zon limanına en yakın kapı olan Erzurum'a geliyorlardı. Kürtler. Ağrı. amcası İsmail Ağa tarafından Erzurum'daki evinden alındı. Kürdistan'ın önemli isimlerinden Mutkili Hacı Musa ve Fevzi beyler de kurucular arasındaydı. ama sahnede görün¬ meyen liderlerden başlıcasıydı. "Azadi içinde". Bütün Kür¬ distan'ı temsil edecek kurucular listesi tespit edildi. HaUt Bey'in açıkladığı program kısa ve özdü: "Bağımsız Kürdistan'ın kurulması. Aşiret önderleri. görüşmeler yapıyor. Onun için kimlerin cemiyete üye olduk¬ ları karanlıkta kaldı. ya da taraftarıydı. Devletin eline geçmesin diye Qerqerut köyün¬ de tandıra atılıp yakıldı. Yine anlatılanlara göre.ayında Erzurum'da. Halit Bey'in konağında yapılan bir toplantı¬ da kuruldu. Kürderin baş¬ lıca alışveriş merkezlerinden biriydi. önde gelen aşiret reisleri. Kürdistan'ın her yerinde. Ağrı yöresinin ünlü Hami¬ diye Paşası Patnoslu Kör Hüseyin Paşa. görevler alıyorlardı. şeyh ve ağalar alışveriş bahanesiyle Erzurum'a gidiyor. Van ve daha uzak yerlerden... Bidis. o dönemde. Varto'ya getirildi. Halit Bey'in en yakın fikir arkadaşı Bidis milletvekili Yusuf Ziya Bey 'di." 1925 isyanının lideri Şeyh Said ve Seid Abdülkadir ilk düşün¬ ce tohumlarından itibaren. Türklerin casusu olduğu sonra ortaya çıkan Binbaşı Ka¬ sım da cemiyetin kuruculanndandı. "aşiret önde gelenleri. Cemiyetin üye kayıt defteri ve evrak- 1.

O. istanbul'da oturuyordu. Kitaba göre. merkez arasında irtiban Şeyh Said Efendi'nin oğlu Şeyh Ali Rıza Efendi yürütüyordu. öte yandan silahlı harekete hazırianmaktı. başından beri hazırhklardan haberdar olan Türkler harekete geçti. ordu içindeki Kürt subaylarla ir¬ tibat kurulmuştu. Hakkari'ye gönderilen ordu birliklerinin içinde "Azadi" üye- 65 . Onunla. Bir yandan da. ilk etapta Erzurum ve Bidis tarahndaki su¬ baylara ulaşılmış. ama gündelik işlerin dışındaydı. Ankara. hazıriıklann 1926 bahannda başlayacak ayaklanmaya göre ta¬ mamlanması karariaştınlıyordu. Fakat Diyarbakır. gelişme ve hazırlıklan günü gününe izliyordu." * » * 1924 yılı baharında yapılan geniş katılımlı bir toplantıda. Onların lideHik gibi bir iddiaları yoktu. Şeyh Ali Rıza'dan olayların ayrıntısını dinleyen¬ lerden biriydi. teşkilatın merkezinde. devletin variığını Kürtlere gösterip kanıtlamak için bazı bölgelere askeri biriikler göndermiş. ça¬ lışmaları düzenleyen komitenin içindeydi. Buna karşın. harekete katılmaları temin edilmişti. bölgeye askeri güç göndermiş ve çatışmalar başlamıştı. Birer ne¬ fer gibi çalışıyorlardı. Urfa ile öteki taraflarda bulunan subaylaria irtibat kurulmaya çalışılırken. Seid Abdülkadir. "isyan bastırmak" üzere. Ankara ise örgüt içindeki kaynaklanndan doğrudan haber alıyor." Melle Selim. çalışmaların ilk hedefi. Şeyh Sa¬ id Efendi ve Osmanlı'nın eski Devlet Şurası (Sayıştay) Başkanı Seid Abdülkadir Efendi de kendilerine düşen görev neyse onu yapıyorlardı. Şeyh Said Efendi de hareketin için¬ de."Her Kürdün birer dava neferi olduğu bu dönemde. Bunun üzerine devlet. fakat Hakkari yöresindeki Nasturiler buna tepki gösterip isyan et¬ mişlerdi. Melle şöyle devam ediyordu: "Şeyh Ali Rıza Efendi'den dinlediğime göre. Teşkilatla doğrudan bağı olan oğlu Şeyh Ali Rıza Efendi'ydi. halkı aydınlatıp kazanmak. Genelkurmay Başkanlığı tarafindan yayınlanan resmi tarihte Ankara'nın isyan hazırlığını tesadüfen öğrendiği öne sürülüyordu.

Hazırlıkların öğrenilmesine ilişkin resmi söylem. bir diğeri "Azadi"nin kurucularından Bitlis eski milletvekili Yusuf Ziya'nm kardeşi teğmen Ali Rıza. 3 Eylülü 4 Eylül 1924'e bağlayan ge¬ ce. resmi ajanlar tarafindan da yalanlanıyordu. yanlarına lO'u makine¬ li olmak üzere 380 tüfek alıp firar etmişlerdi. Bunlardan biri. birliklerindeki 351 Kürt eriyle birlikte. 1800'den beri savaş halinde oldukları Os¬ manlı Sultanlığı'mn kaderi diye bir dertleri yoktu. Oysa Kürderin. Dört subay. telgraflardan biri tesadüfen ele geçirilmiş ve bu sayede is¬ yan hazırlığı öğrenilmişti. Osmanlı Sultanlığı'nı ihya amacına bağlı¬ yordu. "Azadi"nin en öndeki üç lideri Halit Bey. "ayrılın" di¬ ye anlamışlardı. toplu firarın "isyan" olduğunu derhal sezinleyip. öteki ikisi ise Vanlı Rasim ve Tevfik Celal'di. Yu¬ suf Ziya ve Mutkili Hacı Musa başta olmak üzere örgütün bir¬ çok beynini tutuklatmıştı. "ayrılmayın" sözünü. "bağımsız Kürdistan"ı kurmak istiyorlardı. ordudan ayrılma konusunda "beklenmesi" talimatını vermişti. Fakat. 66 . Melle Selim'in dediğine göre örgüte üyeydi. "Azadi"nin merkeziyle şifreli telgraflarla haber¬ leşmiş. Aynı resmi tarih.si dört Kürt subay da vardı. 1924 Eylü¬ lü başında kardeşi Ali Rıza'ya çektiği telgrafta. "Azadi"nin liderine sırdaştı. Ağrı İsyanı'nda İh¬ san Nuri Paşa adıyla ünlenecek olan Yüzbaşı İhsan Nuri'ydi. kopmak. Başbakan İsmet Paşa (İnönü). Hatta. Onlar eski ya da yeni sisteme entegre olmak istemiyor. Kasım "aileden biri" olarak. Ali Rıza Bey ve arkadaşlan şifreyi çözerken. Yusuf Ziya Bey. Yine resmi tarihin iddiasına göre. Kürtlerin "kötü niyetlerini" aktardığını söylüyordu. devletin resmi ajan¬ larından biriydi. 1919 Erzurum kongresi sırasında Atatürk'le görü¬ şerek. Görüşülüp konuşulanlar bir yana liderlerin beyninden geçenleri bile anında aktarıyordu. Azadi hareketinin eylemi olan Şeyh Said "is- yan"ının nedenini dine. Halit Bey'in eniştesi Binbaşı Kasım (Ataç). Bu subaylar.

1945'te bulunduğu Söke'de Kaymakam Ka¬ zım Atakul'a verdiği ifadede hizmetleri konusunda şunları anla¬ tıyordu: "24 Ekim 1924 tarihinde Atatürk Erzurum'a geldi. mahkemede Atatürk'ün 1924 yılında Erzurum'a gelişi sırasında. Doğu İlleri ve Varto Tarihi adındaki ki¬ tabında. hükümetçe bir an önce önlem alınması gerektiğini. söylediklerimin hiçbirinin soruşturulmasına gerek olmadığını ayrıntılı olarak arz etmiş ve teşekkür yanıtlarını almıştım. 9. ajanlık yarışında adeta Kasım'ı geri plana itip kendini öne çıkarmaya çalışıyordu. aşi¬ ret reislerinin batıya sürülmelerini. bu akımın halkın yüz¬ de 85'ini etkilediğini. Binbaşı Kasım'dan önce dav¬ randığının kanıtı olarak da Genç eski milletvekili ile Vali Hamdi Bey'e yazdığı raporları gösteriyordu. Halkın saygılarını sunmak için. Bulun¬ duğum çevre ve bölgede bir Kürt bağımsızlığı ve Türkiye'den ay¬ rılmayı amaçlayan akımlar bulunduğunu.Resmi ajan. Şeyh Said'in 4 Ocak 1924 tarihinde. Muşlularia biriikte Erzurum'a gelmiş¬ tim. Mehmet Şerif Fırat. Atatürk'le özel görüşme istedim." 67 . Kolordu Komutanı Ali Said Paşa da hazırdı. kitabında. gelişmeleri bizzat kendisine anlattığım söylüyordu. amcası Halil ile akrabaları Veli ve Ali Haydar ağalara birer mektup yazarak. Varto'nun Kaşıman köyünden olan Mehmet Şerif Fırat olay¬ ları. isyan¬ dan yirmi yıl sonra. karşı koyanlann örnek ola¬ cak şekilde cezalandırılmalarını. Binbaşı Kasım ise mahkemede söylediklerinden başka. yandaşlarının gün geç¬ tikçe çoğaldığını anlattığını ve kardeş olarak kendilerinin de ka¬ tılması çağrısında bulunduğunu yazıyor. Mehmet Şerif. bir Kürt ihtilali hazırlığında olduklarını. Daha sonra eziyet ve işkence yapriğı öz amcası Veli tarafindan vurularak öldürülen Mehmet Şerif Fı¬ rat. yoksa büyük bir felaketin gel¬ mekte olduğunu gözümle görür gibi olduğumu. isyancılara katıl¬ madıklarını. ruhlanm bildiğim için ayrıca kanıt gerek¬ mediğini. Kabulden sonra. Kabul edildim. ama yakın durarak edindiği bütün bilgileri doğru¬ dan Mustafa Kemal'e bildirdiğini belirtiyor. günü gününe izleyip Ankara'ya rapor yağdırdığını açıklayan bir başka resmi ajandı. ihbar konusunda. Fırat.

yaptığı ih¬ barların ışığında tutuklamaların başladığım söylüyordu. Yusuf Ziya Bey ve Hacı Musa'nın tutuklu bulunduğu Bidis yoluna sapılıyordu. halkın içinden çekip almak ve sessizce tutuklamak. Yeğeni Mehmet Emin Sever anlatıyor: "Dört subayın firarından sonra amcamı. Sarıkamış'a gitmediği. kuşatma altında olduğunu bildiği halde Erzurum'daki evinden ayrılmıyordu. Erzurum'da Halit Bey'in evindeyken. bu tutuklanmadığım anlamındadır' di¬ yor. bir yolunu bulup. 1924 Ekiminde evine geliyorlar. Sarıkamış'ta ordu için at sann alan Kasım adında¬ ki bir yarbay. amcamın ailesine gelen telgrafta 'Sıhhatim berkemaldir' diye yazılı. Diyorlar ki. Kasım'la aynı köyden (Kulan) olan Melle Şafii'nin (Ballı) an¬ lattığına göre Yusuf Ziya. Hamidiye Alaylan'nın komutanı Pat¬ noslu Kör Hüseyin Paşa'ya bir not göndererek "yolculuğunu" haber veriyor ve "bana kırk altın gönder" diyordu. tutuklayıp başka bir yere götürüyorlar. yolda tutuklan¬ dığı böyle anlaşılıyor. Hareketin tutuklanan ilk lideri Yusuf Ziya Bey'di. "40 kişilik bir grupla beni kurtar" anlamına geldiği açıktı. Olayı soruşturmak ve araştırmak için Sarıkamış'a gitmeniz gerekiyor diyorlar. gece sarıldığını anlıyor ve evden çıkıyor. İki gün sonra. Sarıkamış yolundan. devletin parasını çalmış. Ağrı'nın Patnos ilçesi yakınlarındaki konaklama yerinde. bilin ki beni Sarı¬ kamış'a değil. Halit Bey. Fakat. Amaç. sıhhatim berkemal dersem. "Kırk altın"m. Halit Bey. evinde göz hapsine alıyorlar. fakat yakalanıyordu. Ama yapabileceği bir şey olmadığından emre uyuyor. bunun bir tuzak olduğunu anlıyor. Ama sıh¬ hatim yerindedir dersem. Mustafa Kemal Ankara'ya döner dönmez." Halit Bey. askeri bir müfreze eşliğinde Erzurum'un dışına çı¬ kınca yön değiştiriliyor.Kasım. Am¬ cam. 'eğer size çe¬ keceğim telgrafta. Bir ay kadar sonra. isyan hazırlıklarının da önemli liderlerinden 68 . izini kaybettirmek üze¬ re mezarlıkta saklanıyor. Giderken çocuklarına. Yusuf Ziya olayı ile yakın takip.

Gözler. kala- 69 . Şeyh Said Efendi ele geçene kadar içerde tutuldu. Genelde idam edilenlere ilişkin tutanak ve belgeler pariamentoya gönde¬ rilirdi. İnsanlar. Şeyhin yakalandığı gün arkadaşlarıyla birlikte idam edildi. Adı ve karizmatik kişiliğiyle saygındı. Halit Bey'in tutuklanması. Halit Bey'in yeğeni Mehmet Emin Sever anlattı: "Amcam cezaevine konduktan sonra. Şeyh Said'e çevrilmişti." ŞEYH SAİD EFENDİ Kürder. Yargılandığına dair de herhangi bir kayıt ve belge yok. aileden kimseyle görüş¬ türülmedi. Meclis belgelerini taradım. adıyla halk arasında." Türkçe söylemle adı. etkin ikinci adamı ise yoktu. "belayı üstüne sıçratmamak" adına Halit Bey'i cevapsız bırakıyordu. moral bozukluğu ve korku yaratmıştı. "Kaderim" dediği idamdan sonra. "Efen¬ dinin başı için" diye isteklerde bulunuyor. Yargılandığına dair bir ize rastiamadım. kurşuna mı dizildi. teflerin eşliğinde. Asıldı mı. 1925 isyanı başlayınca önce sessiz kala¬ cak. adeta kutsanmış Kürt ulu¬ lar arasına kanştı. Aynı Kör Hüseyin. kısaca ona "Şex" (Şeyh) ya da "Efendi" diyorlardı. Kimse ne yapacağını bilmiyordu. o da bilinmiyor. ya da "Efendinin adı üstüne yemin ederim ki" diyerek inandırıcılıklarını kanıtlamaya çalışıyorlardı.. Adı. Şeyh Mehmed Said'di. Hareketin belirlenmiş. henüz hazırlıkların başlangıcında olan Kürt isyan hareketini başsız bırakmış. Bir başka bilinmeyen de nasıl idam edildiğidir. sonra devlet safina geçecek. Onun ne yapacağı ve nasd davranacağı merakla bekleniyordu. Kürt dervişler bölge bölge dolaşarak. "yemin" kavramı oldu. buna rağmen sürgüne gönderi¬ lecekti. Daha mesafeli ananlarsa "Şeyh Said Efendi.biri olan Kör Hüseyin Paşa..

şairdi. Mevlana Halid'in Şam'daki dergâhında eğitim gören öğrenciler arasında. Şeyh Said'e ilişkin bu ağıdardan. üç kuşak ötede. Genç şeyh orada imamlığa başladı. Değişik bölgelerde görevlendirildiler. Kürtler ve Ulusal-Demokratik Mücadeleleri adındaki kitabında. Mevlana Halid'in öğrencilerindendi. mücadele ve ölüme yürüyüşünü destanlaştırarak anlatıyorlardı. "mes'el" dedikleri hikâyesini anlatıyorlardı. Mahmut. Şiirlerinden derlenen Divanı. felsefe. Nakşibendi şeyhi ve Nakşi¬ bendi tarikatını Kürdistan'a aşılayan kişiydi. Mevlana Halid. » * Şeyh Said'in kökleri. yeni kuşaklara. Bunlar daha sonra mantık. aile hayatına karıştı. Şeyhin. üst düzeyde bir programla yetiştirilen Nak¬ şibendi Halifesi oldular. Şeyh Ali'yi. Mehmet Bayrak.1827 yıllan arasında yaşadı. ölümün¬ den sonra 1844 yılında İstanbul'da yayınlandı. kılam ve kasidelerden geniş örnekler veriyor. Ama Kürdistan'da ve Osmanlı'nın baş¬ kenti İstanbul'da. Hasan. Bir öteki Seid Abdülkadir'in dedesi Seid Taha idi. "Bağdai" (Bağdadi) lakabıyla da tanınan Mevlana Halid. özel olarak ilgilendiği 118 gençten biriydi. Şeyh Ali. her biri imam ola¬ rak bir yana dağıldı. Şeyh Ali oğullannı da aile geleneğine göre der¬ gâh ve medreselerde okuttu. matematik ile din bilgisi konularında özel eğitime tabi tutulup. dedesi Şeyh Ali ile Kür¬ distan'da din sahnesine çıkıyordu. Şeyh Ali Palu'da evlendi. Şeyh Mahmut Erzurum'un Hınıs ilçesine bağlı. Birkaç yıl sonra ayrılıp kuze¬ ye geçti.balıklara kişiliğini. Hüseyin ve Şeyh Mehmet adında dört oğlu dünyaya geldi. Şam'da oturuyordu. Şeyh Ali. onun üstüne düzenlenmiş "kılam"lar (şarkı) söylü¬ yor. Dengbejler. zamanla büyü¬ yen kasabanın mahallesi haline gelen Kolhisar köyüne yerleşip 70 . 1776. Diyarbakır'ın Lice ilçesine gönder¬ di.. Mezuniyetten sonra. Palu'nun Kelhasi ve Ekrek köylerinde imamlık yaptı.. Mevlana HaÜd. etkin bir taraftan vardı.

Temizlik ve şıklığa özen gösteriyor. Muş'ta Mehmed Efendi. ol¬ gunluk çağında ise Kürdistan'ın dört bir yanında. Kürt medreselerinde eğitim görmüş. Şeyh. Necmeddin. İslamiyet'te kına ve erkeklerin göz altına sürme çekmesi." Yazdıkları gün ışığına çıkmamakla biriikte. Bahaddin. doğumları kayıtlara geçirme alışkanlığı yoktu. Bu yüzden Şeyh Said'in doğum tarihi de belirsizlik taşıyordu. tartışmasız ka- 71 . kızıl parıltı veriyor¬ du. okuyor ve yazıyordu. esmer tenli. Mehdi ve Abdürrahim. 61 yaşında idam edildiğini söylüyordu. önü ibrişim işlemeli "Halep işi kırk düğme" yelek ve onun üstü¬ ne de pelerin giymeyi seviyordu. tanınmış bir kişilik olmuş.imamlığa başladı. O da Kürt erkekleri arasında yaygın olan modaya uyarak. Kolhisar'da evlendi ve burada yedi erkek evlat büyüttü: Şeyh Mehmed Said. bir yazı¬ sında. gabardin şalvarın üstüne. Dini dergâh ve medreselerde eğitim gören yedi kardeş arasın¬ da Mehmet Said öne çıkacaktı. Şeyh Said şairdi. eski Yunan felsefesiyle mantık derslerini okumuştu. Arap-Islam felsefesinin yanında. Hınıs ve Palu'da eğitim gördüm. Palu'da amcam Şeyh Hasan'm yanında. Kürtçe kadar iyi konuşuyor. kirpiklerinin altına sürme çekiyordu. Malazgirt. Fakat yakın akrabalarından Şeyh Abdülmelik Fırat. dönemin en iyi din tedrisinden geçmiş. 1925'te Diyarbakır'daki sorgusu sırasında eğitimi konusunda şöyle diyordu: "Muş. Kürt yazar Musa Anter de bu görüşe katılıyor ve 80 yaşında idam edildiğini yazıyordu. Kürtlerin. Genç yaşta çevresinde sivrilmiş. Arapçayı. Bari kaynakları 80 yaşındayken idam edildiğini belirtiyor. Tahir. ağarmış sakalını kınalıyor. Malaz¬ girt'te Dev Abdülhalim ve Hınıs'ta da Musa Efendi'nin yanında medresede okudum. narin yapılıydı. Ağarmış. Diyaeddin. sün¬ netti. Şeyh uzun boylu. apak olmuş sakalım kınalıyor.

Halkı yoksul. Dönüşte. Daha sonra. sonbaharda. başka bir yol izleyerek. O. dosdanyla buluşuyordu. toplumsal barış. Kürt önde gelenlerini ziyaret edip konaklaya ko- naklaya. Şeyh'in gelişini onuriandırma olarak 7i . Koyun üreticiliğinin yanında. Olaylar genellikle. adı "Dicle" olarak değiştirilip Diyarbakır'ın ilçe¬ si yapılan Piran köyündeki kardeşi Abdürrahim'in yanına yerieşti. sürüye değil sürülere sahipti. Ticaret nedeniyle Güney Kürdistan'a yaptığı seyahader. Ruslar. Köy ve çevre¬ si dağlıktı. saygın kişiliklerin hakemliğiyle sonuçlan¬ dırılıyor. pazar şehre gidiyordu. Şeyh Said. Şam ve Halep pazarlarına götürüp satıyordu. bir bakıma kendisi için dostlukları pekiştirme vesilesi oluyordu. Kürtlerde. Kerkük. Sü¬ rünün ardından. ama yardımsever. dar günde yardıma koşma geleneğine bağlıydı. Satın aldığı toklu ve Kürtçe de¬ yimle "hogeç"leri (koç). görüşmeler yapıyor. kış ortasında işgalci güçlerden kaçan Kürt kafilelerine ka¬ tıldı. Şeyh Said ve ai¬ lesi de. Kürtçede "Pirlerin yurdu" anlamına gelir. İlerleyen yaşlarında. yaz aylan boyunca Bingöl yaylalannda ot¬ latıyor. aşiret ya da aileler arasında yaşanan sorunlarla kan davalarının pek azı Osmanlı devleti makamlarına yansıyor¬ du. Piran. 1914 savaşının hemen başında Osmanlı devletinin saf dışı kal¬ ması üzerine. zenginlik ölçüşüydü. Hınıs ve yöresini işgal ettiler. Kürtlerin "Peze ner" dedikle¬ ri "kısır koyun" ticareti yapıyordu. adil tutumuyla kararları itiraz götürmeyen başlıca "aracılardan" (hakem) biriydi. sahip olunan koyun sayısı. "Postnişinliği"ni ekle¬ Kürdistan'da. bu yoldan sağlanıyordu. Nakşibendiliğin nmişti.bul gören saygınlığına. bu sayede okuma ve toplumsal olaylara daha çok zaman ayırma imkanı buluyordu. Bu açıdan bakıldığında Şeyh Said. ticareti büyük oğlu Şeyh Ali Rıza'ya bı¬ rakıyor. "aşağı memleket" denilen Musul. varlıklıydı.

Şeyh Said. Cibranlı Halit Bey ve Binbaşı Kasım'ı birbirine bağ¬ layan "kader" bir bakıma "hısımlık" bağlarıydı. yaşadığı sürece. Diyarbakır'da yargılanırken. Oğlu Ali Rıza Efendi'nin damadı da olan torunlanndan Me¬ lik Fırat şöyle diyordu: 73 . Yeğeni Mehmet Emin Sever'in deyimiyle Güle. Anlatılanlara göre Güle. "olayların ne başında. Şeyh Said ile Binbaşı Kasım bacanak. Ama. ne de en öndeydi. konakladığı yerlerde Kürt so¬ rununu tartışmaya açıyordu. koyun ticaretini bahane ederek. İsyan hazırlayıcısı iki lider. Kürtçe deyimle "xınami"lik. idam edilen kardeşi ve eniştesinin matemini tuttu. Çünkü o.. devletin resmi kayıdannın da doğrula¬ dığına göre. Şeyh Said. Rus iş¬ gali sona erene kadar Piran'da kaldı.. Yakınlarının anlattığı. Kasım da onun küçüğü Güle ile evliydi. Kürdistan'ın isyanlaria yeniden alevlendiği 1910'lardan beri ruhu ve beyni ile Kürt sorunuyla meşguldü. Sonra köyüne döndü. aile için¬ de ayrısı gayrisi. O yüzden. Zamanını okuyarak geçirdi. Bu şairane sözler. ICasım'ın oynadığı rolün acısını ise daha sonra eşi Güle çekti. gerçeği anlatıyordu. Halit Bey ise kayınbira¬ derleriydi. ne sonundaydım. Elbirliği ile ona bir ev yaptırıp yerleştirdiler. doğruyu. töresel bağlar nedeniyle. muhbirleri olan Kasım'la. "evliliğini kötü kader" olarak kabul etti ve acılar çekerek sonuna kadar sürükledi. at sırtında ta Şam ve Halep'e uzanan uzun yolculuklara çıkıyor. Şeyh Said. içindeydim" diye açıkla¬ mıştı. Kürt Teali Cemiyeti'nden önce Kürt sorununun içindeydi.kabul ettiler. Halit Bey'in büyük kız kardeşi "Hewa" (Havva) hanımla. gizlisi saklısı bulunmayan iç içelikteydiler.. isyandaki rolünü. O ne¬ denle ne geride. Ka¬ sım'dan da aynlamadı..

Tek başıma da kalsam bunun için mücadele edeceğim." Uğur Mumcu. 1924 yılında Erzu¬ rum'da yapılan ilk kongrede "Azadi" örgütüne üye olduğunu. Şeyh Said Efendi'ye Kürtlerin genel yapısını ve durumunu özetliyor. kafası 1910'lardan itibaren Kürt meselesiyle meşguldü. Hiçbir zorluk. Şeyh Said'in. Bu durumda biz Kürdere. Bunun üzerine Şeyh Said Efendi gayet kararlı bir şekilde şöyle diyor: Zorlukları biliyorum. Dolayısıyla genel toplantılarda bulunup seçime katılması söz konusu değildi Yakın ilişkide olanların anlatımla¬ rına göre. hiçbir engel beni yolumdan alıkoyamayacaktır. kardeşi Şeyh Bahad- din'den dinlemiştim. Kürt-îslam Ayaklanması adındaki kitabında. Aşiretçilik yüzünden paramparça olmuş bir halkı birleştirmenin. şöyle diyordu: "Bizim Türklerle müşterekimiz din."Kürt sorunu hakkındaki düşüncelerini. Şeyh Said'in. Şeyh Bahaddin'in anlattığına göre." 74 . o. hareketin manevi lideriydi. çok zaman kaybettiklerini. yakınları bu iddiayı doğrulamıyordu. hazırlık aşamasında yazdığı mektupların birinde. sonunda ölüm de olsa. Daha Birinci Dünya Savaşı'ndan önce kardeşiyle Kürt davası konusunda soh¬ bet ederken. Şeyh Said. Fakat bir militandan da çok çalışıyor. ortak mücadeleye yöneltmenin zor olduğunu söylüyor. Ortak noktamız ortadan kalktı. üyeük temelinde de olsa örgütsel bağları yoktu. Şeyh Bahaddin. yüz yüze görüşme olanağı bulamadığı Kürt önde gelenlerine mektuplar yazıyordu. resmi tarihi dayanak yaparak. aynı yılın Ağustos ayında ise genel başkanlığa seçildiğini yazıyor. ama hiçbir örgütsel. fakat zoru başarmak imkansız değildir. res¬ mi görevi yoktu. tek taraflı bir kararla Halifeliğe son verdi¬ ler. Kürt ön¬ de gelenlerini ortak dava etrafında birleştirmek için toplantıdan toplantıya at sürüyor. kendi yolumuza gitme. artık sorunun çaresine bakma zamanının geldiğini söylüyor. Oysa Şeyh Said'le birlikte çalışanlarla. özgürlüğümüzü kazanıp kendi geleceğimi¬ zi kurma hakkı doğdu. şeriata dayalı devlet ve Ha¬ lifeydi. Fakat Türkler.

Başbakan İnönü. Dönemin Başbakanı İsmet İnönü'nün çabası da. Binbaşı Kasım da. isyanm "bağımsız Kurdistan amaç¬ lı" olduğunu anlatıyor. dini kişiliğini ve isyan sürecinde dini motifleri kullanarak "isyanın dinci" olduğunu öne sürüyordu. Os¬ manlı Sultanlığıyla çok sorun yaşayan Avrupa. bu savları doğ¬ ruluyordu. din öğesini bi¬ linçli biçimde öne çıkarıyordu. Ankara.. Avrupa'nın Kürtlere sempatisini önleyip kır¬ mak. isyanın "irticai" (dinci) oldu¬ ğunu işlemenin. isyanın ayrım¬ cılıktan ziyade. bunu sakmcah ka¬ bul ediyordu. dış dünya açısından "memleket menfaatine olacağı"nı belirtiyordu. ayaklanmanın gerekçesi olarak.. iç ve dış düşmanlara propaganda zemini teşkil etmekte olduğundan ve esasen smırh bir sahada. 1800'den beri süre gelen Kürt isyanlarıyla aynı ve onların deva¬ mıydı: Bağımsız Kurdistan.Mektuptan da açıkça anlaşıldığı gibi Şeyh Said'in amacı. İslam konusunda oldukça tedirgindi. tamklığıyla Fırat'ı doğ¬ ruluyordu. Kürt sorununun bulunduğunun dünyaca bilinmesini istemiyor. Bakanlar Kurulunun kararıyla. basına "gizli" kaydıyla gönderdiği genelgede. Lozan sürecinde ise devletin. Genelgede şöyle deniliyordu: "Yüce Genelkurmay Başkanlığı'ndan gelen 30 Nisan 1341 (1925) tarih ve 1835-2270 numaralı teskerede son isyan ve irti¬ ca olayının basınımızda ve özellikle İstanbul basınının büyük bir kısmında bir Kürt ayaklanması şeklinde gösterilmesi. Lozan'da TC'nin sınırla¬ rı daha yeni tescil edilmiş ve tapusu verilmişti. Kürtlerle Türklerin ortak devleti olduğu vurgulan¬ mış. "ilerici" Türkiye Cumhuriyeti'ne destek vermelerini sağla¬ mak için isyan batı karşıtı Islamist ve Padişahçı gösteriliyordu. Do^m İlleri ve Var¬ to Tarihi adındaki kitabında. Oysa Ankara. çeşidi amaçlar ve aldatmalar neticesi oluşan olayın büyütülmesi uygun olmadığından. Rejimin ajanlarından Mehmet Şerif Fırat. Çünkü. iki halkın eşit olacağı belirtilmişti. O nedenle. irticai cehalet ve aldatma neticesi olduğu zemi- 75 . Şeyh Said'in.

Bingöl. yetişemediklerine mektuplar yazıyordu. Hamidiye Alaylan'yla. Varto yöresindeki Alevi ve Sünni Kürtler de ta Sultan Mahmut'tan beri "böl. Erzurum. Kürtlere karşı. Kürtler arasında din ve mezhep ayırımının körüğü olarak kullanılmıştı. için gereğinin yerine getirilmesi teklif Keyfiyet. Genellikle Sünni Kürtler silahlandırılmış. ama yükünü taşıyor. o neden¬ le Azadi hareketine sıcak bakmıyorlardı.ninde yayın yapılması olunmuştur. 76 . Bunlar. Sultan Mahmut'tan beri. "sen ağasın" ya da "beysin" diyerek silahlandırılıp güç haline getirilmişti. olayların neden ve amaçlarını hü¬ kümetin isteği doğrultusunda işleyecek. özel çıkarları ve üstünlük duygularını tatmin için elle¬ rindeki silahı halka yöneltiyor." Basın. "böl. Kürtlerle iç içe yaşayan Ermenilere karşı da Osmanlı'nın terör kılıcı yapılmak istenen Hamidiye Alayları. Hınıs. bazı aşiretler silahsızlandırılmış ve bu politika ile Kürdü Kürde düşman kılmıştı. "irtica"yı öne çıkaracak. bu genelgeden sonra. Osmanlı. birbirine düşür ve yö¬ net" politikalarıyla karşılıklı bilenmişti. Alevi Kürtlere karşı da kullanıl¬ mış. ayrılıklar derinleştirilmeye çalışılmıştı. birbi¬ rine düşür ve yönet" politikası izlemişti. ŞEYH SAlD VE SEİD RIZA Şeyh Said. Abdülhamit döneminde kurulan Hamidiye Alaylan'yla. Bölge Alevileri. basında 'Kürt sorunu' şeklinde yansımasının gerçekte mutabık olmadığı kadar siyaseten de sakıncalı olduğundan. Bakanlar Kurulu'nun 3 Mayıs 1341 (1925) tarihli top¬ lantısında görüşülmesi esnasında genel ve tertip olunmuş bir irtica- nın görünümü olduğu tespit ve malum olan hadisenin. gün görmemiş birtakım insanlar. sınıf ve katman farkı gözetmeden. tek kişilik örgüt gibi çalışıyor. Kürt sorununu asla dillendirmeyecekti. bütün Kürtleri tek amaç etrafinda birleştirmek üzere yöre yöre geziyor. Cahil. keyfiyetin bu açıdan ya¬ yılması için Dışişleri Bakanlığı'na tevdii münasip görülmüştür. terör estiriyorlardı. Azadi'nin yönetiminde değildi. dini inanç ve mezhep.

Büyük çoğunluğuyla Alevi olan Dersim. Osmanlı yönerimince dışlan¬ mış. ayrılığı ortadan kaldırmak amacıyla Alevi liderleri ziyaret ediyordu. bu nedenle dargınlıkların unutulması gerektiğini işliyor. Kürderin birliği için bunlarla görüşerek çalışmala¬ rına başlıyordu. Şeyh Said. 1924 yazında. Pülümür'ün "Ağuyasini" köyünde oturuyordu. herkesi "ortak davada" birleşmeye çağınyordu. Dersim'e uzanıyor. Mehmet Şerif Fırat. "sıcak yaz aylarıydı ve evler yayladaydı. Dersim'in variıklı ve en etkin liderlerinden biriy¬ di. Onlar da.Osmanlı'nın "Sünnileri Alevilere karşı kullanma" politikası. buluşma tarihini. Şeyh. adeta Hamidiye ağalannm önüne atılmışlardı. kimilerine de mektuplar yazarak Kurdis¬ tan hayallerini anlatıyor. talan yapıyor. ulusalcılığın mezhep ile din farkından önde geldiğini. gerekli ortamın hazırlanması için Bertal'ı. Bunlar. Varto yöresinin etkin Alevi liderlerindendi. Abdülhamit. Çarekanlı Mustafa Paşa'ya gönderiyordu. efsanevi lider Se¬ id Rıza'yla da buluşuyordu. Temmuz veya ağustos ayı olabilir" diye anlatı¬ yordu. Şeyh Said'in güç biriiği için kendisiyle yaptığı görüşmeyi kitabında uzun uzun anlariyor. Ali Haydar Dikmen ile Mehmet Şerif Fırat. Şeyh Şerife bil¬ dirmiş. "resmi ajanlığım" da yapan Mehmet Şerif Fırat'ın özel çeteleri köyleri basıp soygun. kan davasına neden olan cinayetler işliyoriardı. Mustafa Paşa. Buluşmaya aracılık eden ve 1938 kadiamından rastlantıyla kurtulan Nazimiye ilçesine bağlı Civarek (Sanyayla) köyünden Seid Bertal Tanrıverdi. Dersim'i ziyaret etmek istediğini. * * Şeyh Said. kimi Alevi önde gelenleri adeta "terörün kol başı" niyetine kullanılıyordu. Varto'nun Kaşıman köyünde oturan. Ale¬ vileri öne alıyorlardı. TC döneminde tersine çevrilerek yürürlüğe konuyordu. Örneğin. 77 . Şeyh Said. Özellikle Şeyh Said İsyanı ve daha sonraki süreçte. Şeyh Said. Osmanlı'nın Sünni Kürtlere oranla daha farklı bir düşmanlıkla baktığı bir diyardı.

Mustafa Pa¬ şa'nm çadırında gerçekleşiyordu. Bazı aşiret liderleri de. işbirliği ve dayanışma havasının dağıldığını belirtiyordu. Dersim'in önde gelen bü¬ tün liderlerinin de katılımıyla. Şeyh'i karşılayanlar arasında Seid Rıza da vardı. Kahraman Aytaç. toplantıda amcası¬ nın da bir konuşma yaptığını söylüyor ve devam ediyordu: "Babamdan dinledim. Seid Hüse¬ yin'in yeğeni Avukat Kahraman Aytaç. Sünnilik nedeniyle daha başında so¬ ğukluk yaşandığını. Bertal'ın anlatımına göre. 1937'de Seid Rıza'yla birlik¬ te asılarak idam edilen Kureyşanlı Seid Hüseyin'di. Kürt geleneklerine uygun yol boylarında karşılanmıştı. Sünnilerin Osmanhlar tarafından yaratılan kardeş kav- 78 . Hamidiye Alaylan'nın Dersim'e zul¬ mettiğini söyleyerek. Seid Rıza ile de yakın dosttu. amcası ile yakın arkadaşları Baytar Nuri ve Alişer beyleri yanına alarak toplantıya katıldığını söylüyordu."Kürt aşiret birlikleri" de denilen Hamidiye Alaylan'nı kurarken. atlarından inip kucaklaşıyorlardı. Karşılaşma anında. babasından dinlediklerine dayanarak. toplantı. Toplantıda. Dersim'in özerkliği garanti edil¬ diği takdirde ayaklanmaya destek verebileceklerini söylemişti. onu gözetmiş. Alevilik. Toplantıya katılanlardan biri de. Seid Hüseyin'in yeğeni Kahraman Aytaç. Dersim aşiret reislerinden kimileri. Mustafa Paşa. askeri birlik kurmasına izin vermemiş. Sünnilerin geçmişte Os¬ manlı ile işbirliği yaptığını. ama paşalık rütbesi. destek ve işbirliğine soğuk baktıklarım belli etmişlerdi. Dersim'in büyük aşiret liderlerinden Yusufanlı Kamer. amcam da bir konuşma yapıyor. Seid Rıza'nın. Dersim kaynaklarına göre. top¬ lantıyı anlatırken. Areyanlı Yusuf Ağa ile de hısım-akrabaydı. Şeyh Said. kaftan ve kılıçla onurlandırmıştı. farklı tarihlerde asılarak idam edilen iki li¬ derin bu ilk ve son karşılaşmasıydı. Ağuyasini yaylasında. Aynı idealler uğruna. Alevi Kürtleri gözardı etmesine rağmen. büyük saygı görmüş. Şeyh Said'in ziyaret isteğini Seid Rıza'ya ileti¬ yor ve istek olumlu karşılanıyordu. Hayderan aşiretinin lideri Kamer. kırk kadar atlıyla Der¬ sim'e gelmiş. Mustafa Paşa.

"Miro. daha sonra değişik söylentiler yayılıyordu. hazırız. "onlann kestiği bile yenmez" anlamında aşağılamıştı. Bize karşı çıkmamalıdır. Koçgiri'ye yürüyüp. sözün burasında ev sahibi Mustafa Paşa." diyordu. Şeyh Said açı¬ sından Dersim'in tutumu aydınlanmış olmalı ki. bu söylentiyi "gerçek- 79 . kendi kendini idare edecek' diyor. Buna öflcelenen Der¬ simliler de. Dersim hareketsiz kalmalıdır." Yine aktarılanlara göre. Hamidiye komutanlarından Kör Hüseyin Paşa'nm Ağrı'dan Dersim'e. yine Hamidiye beylerinden Palulu Haşim Bey'in de ikide bir Dersim'e sefer düzenlediğini naklediyor. bunu sonra ele alırız. arkadan vurmayacaklarına ilişkin namus sözü veriyorlardı. Hele önce Kurdistan kurulsun. siz yular pe¬ şindesiniz. Fakat bir şarda: Dersim'in ayrı bir statüsü olacak. Dersim'de Hıran. "bir ricam var" di¬ yerek söz alıyor ve şöyle diyordu: "Girişeceğimiz harekâtta. Şeyh Said müdahale etmişti. Kurdistan içinde Dersim'in statüsünü tartışacak zaman değil. İzin verirsen. İzol ve Şadan aşiretlerine büyük kayıplar ver¬ dirdiğini. Dersim'in "Hizbe Azadiya Kurdistan"a destek vermemesi hak¬ kında. "kestiğimizi yemeyenlerle kardeşlik olmaz" diyerek. (Miro. bizimkiler hayvanları kesip yemek hazırlasınlar" de¬ miş ve bu sözleriyle Alevi olan Dersimlileri kırıp ayırmış. Dersim özerk kalacak. Kürdistan'ı kurma mücadelesine varız. Şeyh Said'i tanıyan ve amacını bilenler. ortaya konan tavır karşısında. son anda destek vermekten caymışlardı. En yaygın söy¬ lentiye göre. Topal Osman çetesi ile Sakallı Nurettin Paşa'ya yardım ettiğini. Kürtçede beylerin beyi anlamında bir onurlandırma deyimidir) kasap ve aşçımı beraberimde getirdim." Şeyh'in bu isteği kabul görüyor ve Dersimli ağalar. Amcam sözle¬ rinin sonunda. Geçe¬ lim bu konuyu. Çarekanlı Mustafa Bey'in konuklannı ağırlamak için koç ve koyun kestireceği sırada. Mus¬ tafa Bey'e. "ortada at yok. Seid Hüseyin'in sözünü kesiyor. Aktarılanlara göre.gasına alet olduklarını söylüyor. 'Dersim olarak.

duyulmamıştı. niçin gittiğini biliyordu. o nedenle. misafirliklerde. önüne ne konursa. Hıristiyanlar arasında konaklayan ve bunlar tarafindan önüne konan yemeği yiyen Şeyhin. böyle bir davranışta bulunması mümkün mü? Onun 80 . önüne konan yemeği yemiş. Bence bu ba¬ zılarının uydurmasıdır. o evin kurallarına tabiydi. daha da ileriye gidenler. Şeyh Said'in torunlarından Abdülmelik Fırat ise şöyle diyordu: "Dedemin böyle bir şey yapması mümkün değildir. Bile bile bir yere misafir olan kişi. ne yiyeceğini sorması görülmemiş. birlikte yer içerlerdi. Ayrıca Kürtleri ortak amaçta birleştirmek için ortaya çıkmış bir liderin. ortak sahana. çiğÜk ve hakaretti. Buna itiraz etmeyen kişi daha sonra neden kendi¬ ni küçültüp müdahale etsindi? Aynca. yemeklerin yapıldığı kap kaçağa itiraz etmeyen kişi. kime. onları aşağılaması. Şeyh sık sık gezilere çıkan bir kişiydi. önüne konacak yemekle ilgi¬ lenmesi. ziyaret amacını peşinen yok etmesi demekti. hele hele bir aristokratın. Nitekim. aklı ba¬ şında bir insan böyle bir ayırımın içine girer mi? Şeyh Said Efendi gibi birinin. Birleşme ve işbirliği için çabalayan. Böylesi bir davranış. böyle bir tavır Kürt geleneğine göre de büyük bir ayıp¬ tı. Kardeşçe dayanışma amacıy¬ la gittiği bir yerde. çay kahve içmişti. "önüne konan öteki yiye¬ ceklere. etin kimin tarafindan kesileceğine neden karar versin?" diyorlardı. Kürt aydın çevreleri. Misafirin. Dürzi kesimlerde. "ulusal dayanışmaya karşı olanla¬ rın yarattıkları zoraki bahane" diyorlardı. görüşmeden önce. Şeyh. Yezidi. "senin elinden çıkan ekmeği. Alevi. duyulmamıştı. Sünni. Alevi. bunu yapacak yapı ve kişilikte değildi. bağışlanması mümkün olma¬ yan bir kabalık.le bağdaşır değil" diye niteliyorlardı. Şeyhin çevresine göre. dinsel ayrılığı ortaya koyan böyle bir hareketin içinde bulunmasının imkansızlığım belirtiyor. tasa kaşıklarını batırırlardı. o ne¬ reye. Musevi ve Kürtler ile Ermeniler iç içe yaşar. kabul görendi. O. Dürzi ve Yezidi. yemeği yemem" demesi görülmemiş. Anlatılanlara göre. yayılan söylentiler için "asıl¬ sız". yanında aşçı ve kasap dolaştırdığına kimsenin tanık olmadığını söylüyorlardı. Bir misafirin gittiği yerde. eti.

aynı kaşığı paylaşıyoruz. Şeyh. etkin liderler Şeyh Said ile Seid Abdülkadir'e gelmişti. bunların doğruluğunu araştırmak için ifadesine başvurma gereği¬ nin duyulduğunu söyleyerek. Tek yolculuk aracı attı. halkı bir dava etrafında toplamak için yola çıkmış birinin. Kar kalınlığı yer yer metreleri buluyordu. Halit Bey'in tutuklanmasından bir süre sonra. ama sessizce izleyen Ankara. eğer amaç "ifadeye başvurmaksa" bunu Hınıs'ta da yapabileceğini. Nitekim. Bu durumda Şeyh Said'in yürüyerek gitmesi gerekiyordu. Bence bu söylentiler.kişiliğini bilen biri buna inanır mı? Bizde. üstelik grip olduğu¬ nu bildirerek. Bitlis'te bulunan Halit Bey'in bazı açıklamalannın bulunduğunu. Yasaya göre. Onun için. en yakın mahkemede ifa- 8ı . sessiz¬ ce yapmak istiyordu. Biz Hı¬ nıs'ta Alevi kardeşlerimizle hep iç içe olduk. Hı¬ nıs'tan Bitlis'e işleyen araç yoktu. kar denizinde adım atma imkanları yoktu." ŞEYH SAİD HALKA KARIŞIYOR Kürtlerin niyetini yakından. Sıra. kar ve kış koşullarını hatıriatarak. Çünkü dinde de yeri yok. Şeyh Said Efendi gibi. Hatta bağnazlık¬ ların ayıbını bildiğimiz için. eğer ortak cemaat için hayvan kesilecekse. Birlikte yedik. Adarınsa. Bugün de aynı sofrayı. 1924 sonbaharında hareketin liderleri Halit Bey ve Bitlis eski Milletvekili Yusuf Ziya Bey'i tutuklamıştı. "tanık olarak ifadesinin alınması için" Bitlis'e davet ediyorlardı. uzaktaki dava tanıklan. yeri geldiğinde. böyle bir tutum takınması zaten mümkün de¬ ğildir. Şeyh Said'in Kolhisar'daki evinin kapısını çalıyorlardı. içtik. karşı mezhepteki insan¬ ları dışlayan bağnazlık yoktur. Gelen askerler. Dersim'de an¬ latıldığı biçimde bir olayın meydana geldiğine ihtimal vermiyo¬ rum. bahane yaratmaya yöneliktir. dolayısıyla Bitlis'e gitmesinin gereksiz olduğu¬ nu söylüyordu. Ankara. da¬ ha hazıriık aşamasındayken bastırmak üzere. orada bulunan Alevi kardeşimize özellikle kes¬ tiririz ki. bağnazlar bundan ders alsınlar. Mevsim kıştı. bu işi de gürültü çıkarıp halkı uyandırmadan.

Evinde. hal¬ ka karış" diye uyaran. * Melle Selim (Taş) da. evi. eli kolu bağlı biçimde oturup. Yakınlarının anlattığına göre Şeyh. Şeyh Said. Ama mektubun sonraki bölümünde bir başka öneride bulunuyor ve şöyle diyor: 'Kış vaktinde harekete geçmeyin. Şeyh Said'e bir mektup yazıp ulaştırıyor. bir an önce Hınıs'tan ayrılıp izini kaybettirmesini öneriyor. Şeyhin yasayı hatırlatması. Bit¬ lis'e gelmemesini. Her an kapısını çalabilirler. Mektup Kürtçe. Erzurum'dan ayrılmasını isteyen oydu. "Tanıklık etmesi için" kapısına gelenler. denetim altına alınmıştı. ele geçmemesi için. Tutuklayacakları kesin. Baharı. O zaman yiğitleri dağa çıkarın. kaderini bekleyerek.de verebiliyorlardı. kolay av olmaktansa halka karışmaya karar veri¬ yor ve kararım uyguluyordu. Ama göz hapsinde tutuluyordu. Halit Bey de. Mektubunda. cezaevinden gönderdiği bir mesajla aynı akıbeti yaşamaması için Şeyh'i uyarmıştı. Köyü. "Orada oturup Kürtlerle sohbet edeceğine. Halit Bey Erzurum'daki evinde göz hap¬ sine alındığında. Hınıs'taki mahkemede ifade verdikten sonra serbest bı¬ rakıldı. Ankara ile te¬ mastan sonra. Bunun üzerine. bu konuda Fırat'ı doğruluyor ve şunla¬ rı anlatıyor: "Halit Bey cezaevindeyken. her an tutuklanabileceği ihtimali ile kuşatma altında yaşamaktan rahatsızdı. Evinin çevresi ajan kaynıyordu. Hınıs'ta ifadesinin alınmasına karar veriyorlardı. dağların misafir ka¬ bul zamanını bekleyin." Şeyh Said'in torunu Abdülmelik Fırat anlatıyor: "Şeyh Said Efendi. Kolhisar'dan ayrılma- 82 . Şeyh. Halit Bey'in akı¬ betine uğramak da vardı. çünkü ifadesini alma bahanesiyle. Daha birkaç ay önce. Mehmet Şerif Fırat'ın Doğu İlleri ve Varto Tarihi adındaki ki¬ tabında yazdığına göre. bir yolunu buluyor. Şimdi aynı hataya düşmek istemiyordu. evinde göz hapsinde. yolu. zorunluluk kapısını kapatmıştı. halktan ko¬ parıp tutuklamak istediklerini.

Mehmed Ağa ve Helile Çeto'ya misafir oluyor. Şeyh Said'e oğlu Ali Rıza aracılığıyla "bahara kadar beklemesini. Kanireş'ten sonraki konağı Azizan köyü. Melle Selim devam ediyor: "Şeyh Said Efendi. Günlerden cuma. ziyaretine gelen ağa ve şeyhlerle görüşmeler yapıyor. Yolunu değiştiriyor. Kırıkan köyüne geliyor. Burada da çevreden gelenlerie bir toplantı yapıyor. Halit Bey ve Seid Abdülkadir'in öne¬ rilerine uyarak. Gidip parasını aldıktan sonra vapurla istanbul'a geçiyor. Gelen insanları kabul ediyor. Yola çıktığını duyan Kürder. Cemaate na¬ maz kıldırıyor ve hemen ardından atına binip yola çıkıyor. sonra adı Karlıova diye değiştirilerek ilçe merkezi yapılan Kani- reş köyüne geçiyor." Melle Selim devam ediyor: "Şeyh Said Efendi. Kargapazar köyüne geçiyor. o sırada yolculukta. babasının köyden aynldığını duyuyor. Yolday¬ ken. Kınkan'da birkaç gün kaldıktan sonra ayrılıyor. bu vaziyette konaklaya konaklaya ileriiyor. Kamil ve kardeşi Baba Bey'e misafir oluyor. Şeyh. Son¬ baharda Halep'e koyun götürüp satmış. yönünü Şuşar tarafına veriyor. canını siper edi¬ yor. Türk devle¬ tinin. Mektuplarında. Konuşmalar yapıyor. Orada. ona naklediyor. onu tehlikede sanarak pe¬ şine düşüyor. şimdilik sükûnetlerini korumalarını ve kar eriye¬ ne kadar beklemelerini söylüyor. Şeyh." Mehmet Şerif Fırat'ın yazdığına göre. Sadiye Telhe'nin evinde misafir kalıyor (Sadiye Telhe. Hınıs'tan ayrılınca. Kınkan'da babasıyla buluşuyor.ya karar veriyor. 1927 yılında yaka- 83 . Ardından. Şeyhin peşine düştüğünü duyan Kürtler de. Halk adeta onu çember içine alıp. kendisinin de İstanbul'dan ayrılıp Hak¬ kari yöresine geçeceğini ve o bölgede de bir cephe açacağını" bildi¬ riyordu. Kınkan'da birkaç gün kalıyor. Hınıs'a iniyor. Her zaman cuma namazını kıl¬ dığı Kolhisar camisine gitmiyor o gün. şeyhlere mektuplar yazıp gönderiyor. Ondan sonra dönüyor. Kırıkan köyüne akıyor. Oğlu Ali Rıza Efendi. bahar¬ da dağlar yol verir vermez. Ama parasını alama¬ mış. Seid Abdülkadir'le görüşüyor. Seid Abdülkadir'le görüşmele¬ rini. Seid Abdülkadir. bir yandan da öteki aşiret reislerine.

Ath gruplar. ilkbaharda ayaklanmak üzere. Çalışmalar açıklık içinde yürütülüyordu.lanıp idam ediliyor). kayalıklann karşı¬ sındaki evde oturuyordu. bey ve şeyhlere haber ulaştınyor." * # « Şeyh Said'in köyünden çıkıp halka kanşmasıyla biriikte. Türk devletinin ajanlan ise Şeyh'i yakın plandan izliyoriardı. Temas ve çalışmalarını. Oradan Çan köyüne geçip şeyhlerie yapnğı toplanndan sonra. Eğil bucağına bağ¬ lı bir köydü. "Hewar" (imdat) günü havalannı estiriyordu. Şeyh Abdullah ile evli. Sonra Piran'a geçiyor. Va- lerli Sadık Bey dahil. Kardeşi Abdürra¬ him Piran'da oturuyordu. etrafın bütün şeyh ve ağalan yanına koşu¬ yor. O zamanlar Piran. Eğil bucağı da Genç iline bağlıydı. Şeyh Said'in kardeşi. isyan hazıriıklanmn gizhsi sakhsı kalmamıştı. Kızı orada. toplantılarını sürdürü¬ yor. şimdi- 84 . Şeyh'in de ikinci köyü sayılıyordu. Melekanlılar yakın akrabaları. kimileri köyleri dolaşarak. silahlanıp Şeyh'in emrini bekle¬ melerini bildiriyordu. Yakın çevre ileri gelenleriyle bir toplantı yaptıktan sonra Melekan köyüne geçiyor. toplantılarda Türk devletinin hazıriık ve ni¬ yetlerinden haberli olduğunu söylüyor. eli silah tutan herkesin silah ve at temin edip beklemesini is¬ tiyordu. PİRAN'DA SİLAH SESLERİ Piran. Şeyh. Genel heyecan kaynaşma başlatmış¬ tı. Genç de. Kürder arasında. 'Bingöl' adıyla il merkezi yapılan "Çevlik"e geçiyor. Şeyh'in ayağa kalkması. Kürt-lslam Ayaklanması adındaki kitabında "Piran Olayı "nın başlangıcım şöyle yazıyor: "13 Şubat günü. Piran'da. 'Hani ve Lice ağalarıyla buluşuyor. Birkaç gün kaldıktan sonra Diyarbakır tarafına gidiyor. kardeşi Ab¬ dürrahim'in evindedir. Kendisi de büyük savaş yıllarının muhaceratını Piran'da geçirmişti. Melekan'da bir¬ kaç gün kalıyor. Uğur Mumcu. yanında üç yüz atiı ile Şeyh Said. Şeyh Said'den ağa. Mahmut Çeleyan Mahallesi'nde. caminin arkasında.

Ne ya¬ parlarsa yapsınlar. subayların amacı. Şeyh Said. kapısına dayanan provokasyonu görmüş ve tuzak¬ tan kurtulmak için çırpınmış. bu yüzden subaylara. Şeyh Said.'" * * * Kürt geleneklerinde. Yakalayıp götürmek zorundayız. Behçet Cemal'in de Şeyh Sait adındaki kitabında aktardığına göre. yeni bir öneride bulunuyordu: "Mesele çıkarıp olayı büyütmeyin. O nedenle ricasını din¬ lemiyor. tutuklamada ısrarcı davranıyorlardı. Kürt aristokrasi¬ sinde onursallığın gereğiydi. Evin sarıldığını gören Şeyh Said jandarma teğmenlerine haber göndermişti: 'İstediğiniz adamlar benim yanımdadır. tansiyonu düşürmek umuduyla subaylara. ya¬ kın adamlarını uyarmıştı: "Onların istedikleri mesele çıkarmaktır. Şeyh'i tah¬ rik edip tutuklama gerekçesi yaratmaktı. "kaçakları yakalamak" değil. karşılık vermeyin. Yola çıkmak üzereyim. Hükümetin kolu uzundur. Bu iş için buraya geldik.ki gibi Bingöl ilinin bir ilçesi değildi. hem Cumhuriyet tarihinin en büyük olayların¬ dan birinin başlamak üzere olduğunu elbette bilmiyorlardı. Ben köyden ayrılana kadar herhangi bir davranışta bulunmayın. Ben ay- 85 . kişinin yanındaki kim olursa olsun do¬ kunulmazdı. Şeyh Said. Şimdi bun¬ ları yakalarsanız. benim şeref ve haysiyetimi çiğnemiş olursu¬ nuz. Sakin durun. Onu. bir ilin adıydı. "ben köyden çıkıncaya ka¬ dar. aradıklarınıza dokunmayın. hem Nakşi Kürtlerin. kaldığı evin sarıldığını görünce. Bu suçluları istediği zaman ya¬ kalayabilir. Ben ayrıldıktan sonra yakalarsı¬ nız" demekle bir bakıma yakasını. Altı asker kaçağını yakalamak için görevlendirilen jandarma birliği komu¬ tanları Teğmen Mustafa ve Teğmen Hasan Hüsnü. 13 Şubat 1925 günü Şeyh Abdürrahim'in köyünü sardıklarından." Köyde ortam gerginleşmişti. dolayısıyla onurunu kurtar¬ maya çalışıyordu.' Teğmenler şöyle karşılık vermişlerdi: 'Bizim görevi¬ miz bunları yakalamaknr. düşmanına teslim etmemek.

Metin Toker'e göre Şeyh'in karde¬ şi Şeyh Abdürrahim. hakaret ediyor. Ama Şeyh. 'Rabın' sözü. Yanın¬ dakilere dönüp. silahlar erken patla¬ mış. Teğmene karşılık vermiyor. ayaklanın' anlamında anlaşılıyor." Dönemin Başbakanı İsmet İnönü'nün damadı Metin Toker'in Şeyh Said İsyanı adındaki kitabında anlattığına göre. artık dönüş imkanı yok olmuştu. Şeyh Said'in iradesi dışında ve vaktinden önce patla¬ mış. aradıklarınızı o zaman tutuklayın. 'gereke¬ ni yapın. bu teklif olumlu bir karşılık bulmuyor. Cevat Oktay. "ilk kurşun" olayım şöyle anlatıyordu: "Babam. Fakat jandarma teğmenlerinden biri sinirlenip. Piran'dan Darahini (Genç) yönüne doğru yola çıkı- 86 . olay çıkmasın diye soğukkanlı davranıyor. bana emir veriyorsun!' di¬ ye bagınyor. olayın patlak vermesinin iç yüzünü en iyi bilenler¬ dendi. 'ben gideyim. sonra ara¬ dıklarınızı tutuklarsınız' diyor. 'kuro rabın' (kalkın çocuklar). o gerginlik içinde jandarmaya silah çekiyor. bir anda er¬ ken isyan ateşine dönüşüp yayılıyordu. Orada hazır bulunanlar. DİYARBAKIR MUHASARASI VE İSYANIN KADERİ Olaylar. Teğmen bununla da kalmıyor.rıldıktan sonra ne isterseniz yapın. Şeyh Said de atına binip Piran'dan ayrılıyor. 'sen kim oluyorsun da. Şeyh Said 13 Şubat 1925 günü. arkasında yüzü aş¬ kın atlıyla. o heyecan ve şaşkınlık ortamında. Piran'da kurşunlar namludan çıkıyor ve silah sesleri. ilk kurşun. Şeyh'in sakalını yakalıyor ve sarsmaya başlıyor. adeta donup kalıyoriar. o dönemde. Şeyh Said teğmenlerin olay çı¬ karmak için kararlı olduğunu görünce. Kürt asıllı gazeteci Cevat Oktay'ın babası. babasının anlatımına dayanarak. diyor. böylece erken isyanın başlangıcı oluyordu. Silahlar patlıyor. öğle vakti. Kürtçe olarak. Babamın anlattığına göre. yöre¬ de "Nahiye Müdürü"ydü. Türk devleti açısından amaca varılmıştı." Gerekçe ve olayın şekli ne olursa olsun. subayların "hemen" ısrarıyla or¬ tam daha da gerginleşiyordu. kalanlarsa tutsak ediliyor. Şeyh'in yakasını tutan teğmen dahil birkaç jandarma vurulu¬ yor.

üç yüz dolayında atlıyla yola çıkan Şeyh Sa¬ id'in çevresindeki silahh adam sayısı. Yusuf Ziya ve Hacı Musa beyleri kurtaracaktı. Bu arada katılım büyüyor. Bildirinin altında.yor. İsyancılar. kimin kime komuta edeceği belli değildi. Fakat. "Şeyh ayağa kalktı" haberini alan köylü kalabalığı büyük. Piran köyünden. bazısı silahlı. tüm Kürderi biriiktelik içinde ayaklanmaya katılmaya çağınyordu. ertesi gün yayınladığı ilk bildiriyle. yol boylarındaki telefon ve telgraf tellerini kesip bağlanriları kopararak. ama organizeden uzaktı. bölgenin merkezi durumundaki Genc'e doğru ilerliyorlardı. Kimin nerede. ardın¬ dan da Bitlis'e yürüyecek. Bu yüzden işlevsiz kalıyorlardı. savaş stratejisini de kendisi çizmeye başlamış. Şeyh Said. kimi yaya. Şeyh Said'in yanına ulaşma koşu¬ su başlamıştı. cepheler genişliyordu. yollara dökülmüşlerdi. ardından da Hani bucağı isyancı- lann eline geçmiş. adılar bölgeden bölgeye. iş başa düşmüş. hayatında eÜne silah almamış bazı kişileri de komutan olarak atamıştı. Kürt yönetimler kurulmuş. Şeyh Şerif ise savaş deneyimi olan başlıca komutanlardan biriy¬ di. Şeyh Said'in askeriik ve savaş deneyimi yoktu. ne yapacağı. Doğu Cephe¬ si Komutanlığına. Kürder ayaklanmış. çoğu silahsız. binleri bulmuştu. kimi ath. direklere Kürt bay¬ rakları çekilmişti. kısa zaman içinde kadanarak artmış. Varto'yu aldıktan sonra kuzeye yönelerek. Daha önce Rus işgalcilere karşı gerilla savaşı venniş olan Şeyh 87 . "Şeyh Said Efendi ayağa kalktı!" haberini yayıyordu. kendi deyimiyle hayatında eline silah almamış Şeyh Abdullah atanmıştı. köyden köye dört bir yana dağıla¬ rak. Daraheni (Genç) il merkezi. "Emir ül Mücahidin Muhammed Said Nakşibendi" im¬ zası bulunuyordu. Şeyh Said'in damadı olan Şeyh Abdul¬ lah. tutuklu bulunan Halit Bey. Erzurum.

Malatya için ha¬ zırlıklara girişiliyordu. Ağır silah ve toplarla takviyeli Türk birlikleri surların içine çe¬ kilmiş." Lice'nin alındığı gün. yani Lice'yi de almışlardı. Pi¬ yade alayından sonra. Bunlardan yararlanacağız. Diyarbakır yolunu kesmek üzere Fis ova¬ sında mevzilenmiş Türk Piyade Alayı yenilgiye uğratılıp dağıtılıyor.. İsyancılar. Şehir ele geçirildikten sonra. savunma konumuna geçmişlerdi. Topraklanmız verimlidir. İsyancılar. Ne sonuç verirse versin devam edeceğiz. Şeyh Said'in başında bulunduğu güçler. Kuşatmanın 88 . Onun hedefi Elazığ. Öte yandan Şeyh Abdullah önderliğindeki güçler de Varto il¬ çe merkezini denetim altına alarak Erzurum'a yöneliyordu. Onun hedefi Di¬ yarbakır'dı. zorluk çekmeden hedeflerine varıyor.Şerif. Yayılma "göz açıp kapayıncaya kadar" denilebilecek bir hız¬ daydı. önlerine çıkan bir süvari birliğini de yenil¬ giye uğratarak kenti kuşatmışlardı. önemli bir direnişle karşılaşılmadan Elazığ da ele geçiriliyor. Şeyh Said ise merkez güce komuta ediyordu. Kürt topraklarım Türklerin elinden alaca¬ ğız. surları delip içeriye girmek üzere gedik açmaya çalışıyorlardı. Şeyh Said. Merkez gücü Lice'de toplayan Şeyh Said. Diyarbakır üzerine yürüme hazırlığındaydı. Kürdistan'ın başkenti olarak ilan edilecekti. Diyarbakır'a açılan kapıyı. Birkaç gün sonra.. batı cephesinin komutanıydı. Gazik ve Kiğı boğazlarını denetim altına alarak Elazığ üzerine yürümeye başlıyordu. şehirleri. ardından Malatya ve Dersim'di. Kürt öncü gruplan Diyarbakır'a doğru akmaya başlamışlardı. Madenlerimiz çoktur. kasabaları ele geçiriyorlardı. Türk resmi tarihine de kaynaklık eden Behçet Cemal'in yazdığına göre. Şeyh Şerifin yönettiği isyancılar Bingöl il merkezi olan "Çevlik"i aldıktan sonra. Piran olayından dört gün sonra. Lice'de halka hitaben yaptığı konuşmada şöyle di¬ yordu: "Artık bu işi durdurmak elimde değildir.

Türk güçleri kaleden çıkıp taarruza geçtiler. isyancıları halk desteğinden yok¬ sun kılmak. Bu arada Ankara yönetimi. Muhasara safları bozuldu. Dönemin istiklal Mahkemesi üyelerinden. çapulculuk." Kürtlere en büyük zaran "Diyarbakır için görevlendirilenler" veriyordu. Paşa. Diyarbakır Valisi Ahmet Mithat Bey de. bu sırada takviye bir¬ likleri yetişmiş. beklenmeyen bu darbe karşısında paniğe kapıldılar.üçüncü gününde. Para gücüyle sayısız ajan ve provokatör de iş başı yapmışri. Bu konuda sayısız yazı. anı¬ larında ajanların Şeyh Said'in yanına kadar sokulduklanm belir¬ tiyor ve şöyle diyordu: "Bu arada Mürsel Paşa (kale komutanı) boş durmuyor. hırsızhk yaptırıyor. Behçet Cemal'in 89 . kuşatmacılan arkadan top ve mitralyöz ateşine tutmuşlardı. isyancı kimliğiyle şehir sokaklanna salıp. Geri çekilmeye başladılar Diyarbakır muhasarası isyanın "kaderi"ni tayin eden dönüm noktasıydı. Bu olaylara tanık olan ya da muhatap olanlar. Sadi ve Aziz'i de gizlice Şeyh Said'in yanına sok¬ muştu. yeniden surların gerisine kapandılar. Fa¬ kat tutunamadılar. Bu amaçla para dağıtılıyor. Kürtler. bu yöntem¬ le devletin yanına alınmıştı. genel olarak yararlanılan tek kaynak. Kürt öncüler açdan ge¬ diklerden içeri girmeye başlamıştı. 7 Mart 1925 günü savunma burçlarını aralamayı başardılar. Diyarbakır'ı muhasara altına alan Kürder. onları karşı karşıya getirmek için de her türiü yönte¬ mi kullanıyordu. Vali Avni Doğan. Fakat. pek çok kitap kaleme alınması¬ na rağmen. ka¬ dınları taciz ettiriyorlardı. talan. Diyar¬ bakırlı Şeyh Ahmet ve Şeyh Ömer'i Şeyh Said ile görüşmeye gön¬ deriyordu. Nakipzade Bekir. mevki ve makamlar veriliyordu. Önemli bir basan gösteremeden geri çekilip. Derikli llyas. "Şeyh Said bunun için mi ayaklandı?" diyerek cephe alı¬ yordu. Pirinççizadelerin çevresinden Derikli Necim. Bunlar parayla tutulmuş insanları. Siverek ve çevredeki bazı ağa ve aşireder. Bah¬ çeli Hacı Hamdi Bey'i Diyarbakır için görevlendirmişti.

hükümetin tahminine göre 5 bin kadardır. Şeyh Said. Diyarbakır'ın dört kapısına bir¬ den genel taarruza geçilmesini emrediyor ve şehrin içindeki taraf¬ tarlarına bu yolda talimat gönderiyordu. Hükümet hâlâ kıpırdamamakta ve isyan karşısında şaşkına dönmüş gibi susmaktaydı. Bun¬ da asilere içerden yardım eden unsurların da tesiri olmuştu. güneyde ise surları siper alarak karşıladıkları halde. şehir güneyden de saldırıya uğradı. emrindeki asilerin büyük bir kısmını doğ¬ ru Diyarbakır üzerine gönderirken. Asilerin içeriye girmesiyle. Şeyh Said.. Uğur Mumcu ve Metin Toker de daha sonra geniş ölçüde bu kitaptan yararlandılar. Kürtlerin çok kısa zamanda önemli ilerlemeler elde ettiklerini an¬ lattıktan sonra. Ordu birlikleri. Genelkurmay. Diyarbakır'ın kuzeyinde sa¬ vaş bütün şiddetiyle devam ederken." 90 . Diyarbakır muhasarası için şunları yazıyor: ". ana gücünü buradan hücuma kaldırmışn. güney cephesinde bir ara¬ lık asilerin başarılı oldukları gibi bir durum meydana geldi.. 7 Mart 1925 gece yarısına doğru. Behçet Cemal. durum tehlikeli olmaya başlamışn. Şehre hücum edecek asi miktarı. kendisi de Ergani ve Eğil ta¬ raflarına gidiyor ve buradaki şeyhlerle ağaları ayaklandırıyordu.Şeyh Said İsyanı adındaki kitabıdır. Nihayet Samaki'deki genel karargâha dönebilen Şeyh Said. Şeyh Said'e göre 3 bin. Bun¬ lar güneydeki sudarda bazı gedikler ve özellikle lağım yollarını açmışlar ve asiler buralardan şehre girebilmişlerdi. ilk baskısı 1955 yılında yapılan kitabında. asi güç¬ ler ilk defa karşılaştıkları bu teşkilatlı ve azimkar direnme karşı¬ sında dayanamayarak panik halinde kaçmaya başladılar. Arnk (Şeyh Said) Diyarbakır'ı ele geçi¬ rip Kürdistan'ın özgürlüğünü ilan etmekten başka yapacak şey kalmamıştı. soğukkanlılığını bozmadı. Derhal elindeki süvari yede¬ ğini kuzey cephesine çekerek dört nala güneye sevk etti ve içeri giren asileri baskına uğrattı." Behçet Cemal devam ediyor: "Nihayet 8 Mart 1925 Pazar sabahı güneş doğarken. Fakat şehrin savunmasını yöneten İzmir kahramanı General Mürsel. kuzeyde asileri surlar dışında. güney cephesini tutan ordu birlik¬ leri iki ateş arasında kalmış. 7 Mart akşamına doğru şehrin okul ve kışlalarının bu¬ lunduğu kuzey tarafindan şiddetli bir ateş başladı.

Av tüfekleri. tam Sa¬ id'in istediği gibi uygulanamadı. ağzında ateş sa¬ çan ve gök güriemesine benzer sesler çıkaran bu silahtan çok 91 . Dicle'yi geçerek Diyarbakır'ı çevreleyen surla¬ ra doğru ileriemeye başladılar. İç kalenin üzerine toplar konulmuştu. Sayıları bin ile 3 bin arasındaydı. Asiler içerden aldıklan istihbarata dayanarak en çok Dağ kapı¬ sını zoriuyoriardı. Samahir'deki karargâhlarında toplandılar. Plan. 'Sallallah' naralarıyla suriara yaklaşmaya çalışıyorlardı. Karanlık bir gece olmasına rağmen. mavzerler ve bir kısmı da sadece sopalarla silahlan¬ mıştı. yenilginin bu planı bozduğunu yazıyor ve Diyarbakır muhasarası hakkında şöyle diyor: "Diyarbakır önlerine geldiğinde Şeyh Said ve kurmayı. Akşamdan başlayan yağmur aralıksız devam ediyordu. Verilen karar. burada birtakım tabii gedikler açılmıştı. silah isteyenlerin talepleri.Dönemin Başbakanı İsmet İnönü'nün damadı Metin Toker de. Şeyh'in kuvvetleri¬ ni nasıl destekleyecekleri kendilerine bildirilmişti. taarruzun 7 Mart günü. alaturka saatle sekizde. Asiler." Metin Toker. Diyarbakır'ın dört kapısına birden hücum edilerek şehir işgal olunacakn. buradaki Şeyh taraftariarı. 1968'de yayınlanan Şeyh Said ve İsyanı adındaki kitabında. eldeki kuvvetlerin önemli bir kısmı buralarda mev- zilendirilmişti. yani karariaşnnlandan akı saat önce ateş başladı. önce Mardin. topçular sabaha kadar "kör atışı" kesmediler. yani gece yarısından sonra başlamasıydı. Asileri en çok yıldıran da bu oldu. bağımsız Kürdistan'ın ilanının Diyarbakır'ın alınmasına bağlı olarak planlandığım. Mürsel Paşa'nm iyi bir savunma hattı oluştur¬ duğunu anlattıktan sonra şöyle devam ediyor: "Halk sokağa bırakılmıyor. Alaturka saatle ikide. Fakat bu bilindiğinden. buralar barikatlaria tah¬ kim edilmiş. O güne kadar top sesi duymamış ve top nedir bilmeyen isyancılar. Çünkü surlann eskimesi yüzünden. Bu arada Diyarbakır'a da haber uçurul¬ muş. sonra da Dağ kapısına yüklendiler. her ih¬ timale karşı geri çevriliyordu. ne şekilde hareket edecekleri. Savunmayı muntazam asker yapı¬ yordu. Akşam karanlığından faydalanan asiler. Buradan içeriye girmek daha kolay olacaktı. yani beşinci kol durumdan ha¬ berdar edilmiş.

Gece yarısından sonra sokağa çıktık. kapıdan değil lağım deliklerinden sızmışlar¬ dı. Şehirde birden bir karış¬ ma meydana geldi. İçerden gelecek yardımı da alamadıklan için. provokatörlerin halkın tepkisine ne¬ den olan davranışları olduğunu söylüyorlardı. General Mürsel hiç istifini bozmadan emirler veriyordu. yorgun düşen savaşçılann dinlenmeleri ve insan zayiatını en aza indirecek yeni bir stratejinin saptanması amacıyla geri çekilme buyruğu verdiğini söylüyordu. içeriye giren bu kolun yok edildiğini anlatıyor ve devam ediyor: "Asiler şehri dört yönden sarmışlardı. Diyarbakır muhasarasını şöy¬ le aktarıyordu: "Bir söylenti çıktı: Şeyh geliyormuş. savunma karşısında fazla kayıp vermedikleri¬ ni." Metin Toker. Dönemin Cumhuriyet Gazetesi." Diyarbakır muhasarasının sonucu. piyademiz mevzilerinde güç zapt ediliyordu. keşif topçu ve piyade ateşimiz karşısında bu surede kırıldı. Yollarda yüzlerce asi cesedi yanyordu. Sokaklarda hiç kimse kal¬ mamıştı. Top atışlan ve suriar şehre girmelerini önlüyordu. geri çekilme başlamıştı. Şeyh Said'e yakın çevreler. geri çe¬ kilmede en önemli etkenin. Derhal bir emir verilerek halkın sokağa çık¬ ması yasak edildi. Sayılan 120'yi geçmiyordu. Fakat buradan içeriye giren asiler. isyanm kaderini de belirle¬ miş. Fakat gece yansına yakın kötü bir haber duyuldu: Mardin kapısından saldıran is¬ yancılar şehre girmişlerdi. Cephede sesler fazlalaşmaya başladı.korktular. Sabaha karşı bu emir gel¬ di: Şeyh Said yenildiğini anlamış ve asilere en kısa zamanda geri çekilme emrini vermişti. Top¬ larımız durmadan gürlüyor." Öte yandan Şeyh Said. Buna rağmen bu asiler. Toplarımızın sesini duyu¬ yorduk. gelecek emri bekliyoriardı. Akşam oluyordu. 92 . gökyüzü kıpkızıl kesiliyordu. surlara yakın karargâh kuran bir nakliye kolunu dağıtmayı başardılar ve bir kısım askerle bir subayı şehit ettiler. Saat yedide ilk ateş başladı. Aslında bu doğruydu. Diyarbakır İstiklal Mahkemesi'nde mu¬ hasarayı anlatırken. ilk hücum dalgası. Gece yarı¬ sına doğru ikinci hücum dalgası da püskürtüldü. Savunma başanyla yapılıyordu. Subaylar koşuşuyor.

" Haberden anlaşıldığı gibi isyan liderinin adı bile yanlıştı. Aynı gazete ertesi günkü haberinde. yarı resmi Cumhuriyet gazetesinde yayınlanan haberde şöyle deniliyordu: "Şubat'ın 13. Türk kamuoyu isyandan habersizdi. bu yüzden "ne olduğunu" açıklamadığı olaylardan söz ettikten sonra. olayları çarpıtarak. Fakat. Isyan'ın lideri olarak haberde Bediüzzaman (Saidi Nursi) gösterili¬ yordu. Kanlı olaylar sürerken. Yetişen kuvvetler üzerine Şeyh ve avanesi kaçmışlardır. o yörede bulunan Hınıslı Şeyh Said'in adamları arasında çarişma çıkmış ve iki jandarma ölmüştür. şu haberi veriyordu: "Şubatın 13'ünde. bu olayın da sorumlusu olarak İngilte¬ re'yi işaret etmeye başlamıştı." 93 . küçük. ko¬ yu bir "sansür" uygulamaya başlamıştı. basit bir "zabıta vak'ası" gibi göste¬ ren propaganda niteliğindeydi. Olaylara ilişkin ilk haber. Cumhuriyet gazetesi. ama "ne olmuş da tenkile geçilmiş?" sorusuna cevap vermiyordu. Saldırganlar şiddetle takip ediliyor. ışık sızdırmayacak biçimde. Telefon ve telgraf tamir edilmiştir. günü Ergani'nin Piran köyündeki jandarma müf¬ rezesi ile civara gelen Şeyh Said Bediüzzaman ve avanesi arasın¬ da bir çanşma olmuş. telefon ve telgraf hadarı tahrip edilmiştir. Abdülhamit döneminde İngiltere'nin vesa¬ yetinden. bu amaçla uçakların bölgeye gönderildiğini ya¬ zıyordu. isyanı duyuran. Bu arada Ankara. Almanya'nın himayesine geçildiğinden beri.TÜRK BASINI İSYANI GİZLİYOR Dönemin tek kitle haberleşme aracı gazetelerdi. Gazete. basını denetim altına almış. Ankara reji¬ mi. Ergani'nin Piran köyünde bulunan jandar¬ ma birliği ile. Rejimin resmi yayın organı Hakimiyet-i Milliye gazetesi 16 Şubat 1925 günkü sayısında. süre gelen geleneksel alışkanlıkla. bu da. "tenkiP'in başladığını duyuruyor. haber veren değil. 16 Şubat 1925 tarihinde. 16 Şubat 1925 tarihinde. "tenkil" (yok etme) hare¬ kâtının başladığını. bu işte İngiliz parmağı olduğu fikrindedir" diye yazıyordu. "An¬ kara. basında görülmeye başladı.

Tamamlayıcı bilgilere göre. "Eşkıyaya hak ettiği cezanın verileceği"ni yazıyordu ama. bir soru üzerine şöyle diyordu: "Diyarbakır'a hücum. kararımızın dışında. Tekrar Diyarbakır muhasarasının başarısızlığına dönecek olursak. Hakimiyet-i Milliye gazetesi 23 Şubat 1925 tarihli sayısında şu haberi veriyordu: "Piran'da Şeyh Said adında birinin. Ama gazeteler 24 Şubat 1925 tarihinde bölgede sıkıyönerim ilan edildiğini bil¬ diriyordu. Şeyh Said. acele hareket edile¬ rek erken başladı. Gazetenin haberi devam ediyordu: "Genç. 150 kadar yandaşıyla birlikte Genç'te olduğu" habe¬ rini yayınlıyordu. mahkemede." Egemen güç. asilere kumanda eden Öğretmen Fahri öldürülmüş ve 'ussat' perişan edilmiştir." Gazete. Olay sırasında kente girmeyi başa¬ ran 120 kadar askerimin akıbeti meçhul kalmıştır. birkaç yüz haneli küçük bir vilayetimizdir. yörede bu¬ lunan güçleri isyanın tenkili (yok edilmesi) için olay yerine gön¬ dermiştir. * Gazeteler. Fakat. olaylardan yaklaşık on gün sonra. başında topladığı birkaç avanesi (yandaşı) ile beraber jandarmamıza karşı giriştiği saldı¬ rıdan sonra meydana gelen olaylar üzerine hükümet. Genç'te ne olduğunu saklı tutuyor. Birkaç gün içinde bu eşkıyaya hak ettiği cezanın verileceği muhakkaktır. okurunu merak içinde bırakıyordu. gerçeğin özüne dokunmadan. "kuvvetlerimizin takibinden kaçan Şeyh Said'in. Çeşidi silahların ateşi sabaha karşı direnişimizi kırınca çekilmeye karar verdik. isyanı kamuoyundan gizliyordu. ne olduğu bilinmeyen "Piran olayı"nın etrafinda dönüp dolaşmaya devam ediyorlardı. iki gün sonra. Askerlerime al- 94 . ilk kez "isyan" deyimini kullanıyorlardı.Aynı gazete.

o ana kadar sessiz kalmış bazı Kürt aşiretleri.ti gün evlerinde kalmak üzere izin vererek Kazkar bölgesine gel¬ dim. Soyadı yasasından sonra. Tuttuğu yeni yolun yansında. yeniden toparlanıp gerilla savaşını başlatmak üze¬ re. İzin verdiklerim sekiz gün sonra geldiler. Gece Siverek yollannı tutmuştuk. Süvari olarak orduda çalıştı. Lice. ruh haline uygun denebilecek bir anormallikteydi. Varto'nun Kulan köyündendi. Orada beş-akı gün kaldım. Gönüllü olarak aya¬ ğa kalkanları. Türk devletinin şiddetin¬ den korunmak için karşı tutum takınmıştı. Bingöl. başta Genç. da¬ ğılmaya başlayanları savaşmaya zorlamadı. emekliye ayrılmamış. Gevzalan ve Kara Ki¬ lise köylerine gittik. Burada Siverek'ten milis askerleri ve 100 adı kadar hükümet askerinin geldiğini haber aldım. Kürtlerin ele geçirdiği kent ve kasabalar." Behçet Cemal'in yazdığına göre Diyarbakır muhasarasının başarısızlıkla sonuçlanması. erken yaşta emekli edildi. ayırmışlardı. "Kasım Ataç" oldu. gerekirse İran'a çekilmeye karar verdi. Beden yapısı. Şehir özlemini gı- 95 . Bu yolu tutmak üzere Dengecük. ihtilalcilerin moralini bozmuş. Bunlar. Şeyh Said. Cabar. Normal halleri aşan uzunluktaydı. Varto ve Elazığ olmak üzere tümü el değiştiriyordu. Şeyh Said'le bacanaktı. Bu cepheye 100 kadar adam gönderdim. Sakiri. milislerden 80 esir alarak geri döndüler. Varto'ya yerleşti. BlR AJANIN PORTRESİ Binbaşı Kasım. gönülleriyle baş başa bıraktı. Hacı Leylek. Albay HaÜt Bey'in de eniştesi.. Hani. bacanağı Binbaşı Kasım'ın kurdu¬ ğu tuzakta kaldı. dağlara çekilmeye. Yalnız Mardin yolu açıkü.. Bu arada. 1918 yılında Binbaşı rütbesindeyken. Geldiklerinde ben batı yönündeki Tılham köyündeydim. hükümet askerlerini mağlup edip. Kasım. "Aşiret Mektebi" mezunu bir subaydı. Ben o sırada Çaksor kö¬ yündeydim. Ora¬ dan hükümet askerleri Diyarbakır'a geliyordu. moral çöküntüsünün yarattığı rüzgâra kapılıp.

Köylülerinin aktardığına göre. Evinden çıkıyor. yerlerde sürüklenerek götürülüyor. anlamsız. upuzun boyuyla bazen Elazığ sokaklannda yürür¬ ken görülüyordu. Kürder için "Hewar" günleriydi. Varto'nun Hormek liderierinden Ali Haydar Dikmen. babasına sahip çıkma bir yana. 96 . babası Ahmet. onların "sulbünden" gelenlerdi. O. "dikkatli konuşun. eziyordu. "kardeşim" diyerek sarıl¬ dığı. Akıbeti kuru. Şeyh Said'e si¬ lah uzatırken yanında olanlarla. gözünü kırpmadan onu ezip suçluluğunu yüzü¬ ne vuranlardandı. indiği bir gün yakalanıyor. Eski yandaşlan. yatağında yattığı insanlara ihanetini hatıria¬ tarak aşağılıyor. bir daha geri gelmiyordu. nereye gömüldüğüyle de ilgilenmiyordu. Esmer teni. nerede ve nasıl öldüğü ya da öldürüldüğü. Elazığ'da. Kürt eliti ondan uzak ve o tecritti. İlerleyen yaşlannda. yemeğini yeyip. dağdan köyüne iniyor. Onun tepkisi başını öne eğmek olmuştu. edindiği bilgileri... hatta kendince "itibariı" günler yaşıyordu. "güvenli". Kıyametin ateş yağmurları.dermek için sıkça Erzurum'a seyahat ediyor. melul. yürüyüş yolu hep aynıydı. sonra gidip onu ihbar ediyordu. Erme¬ ni yapımı eski bir evde oturuyordu. aileden biri olarak sırlarına giriyor. O sırada. kalabalık cemaatin içinde. * O. Gelen ve gidenleri yok değildi. Kasım Bey burada" diye aşağılamıştı. derin düşünceli lıalleriyle yürüyor. kardeşi Ali ve oğlunun işlettiği dükkâna gidiyor. orada oturuyor. gelip geçenlere öylece bakıyordu. Şeyh Said'e de bacanağı ve "aileden biri" olarak yaklaşıyor. Nail Bey mahallesinde. tuzakçı ve "tanık" olarak gö¬ rev yapıyordu. TC'ye aktarıyordu. Kazara onunla bir araya gelen elit. 1925'te muhbir. Ali Haydar Dikmen. soğuk bir kelimeyle "öldü" diye açıklanıyordu... Varto'ya geldiğinde. onu görmeye gitmiş. yemeğini yiyor. Güzergâhı. iz sürücü. kayınbiraderi Albay Halit Bey'in evinde kalıyor.

Fakat. Hastalıklı gi¬ bi görünüyordu. Bunu yaparsak lekelenmiş oluruz' dedi. Yaklaşık 30 yıl ayn kaldıktan sonra. anlatıyor: "Kasım. Fakat babam. son anda yaklaşmış. Bir daha birleştirme- dim. bu yüzden kin. kendisine hiç çocuk vermemiş Güle de vardı. Çok uzun boylu. Sonra şöyle dedi: 'O olaydan hemen sonra yatağımı ayırdım. Halam Güle de gelmişti. Onlann elinden su içti.. kafilesine katılmış ve onu tuzağa çekip düşmanlarına teslim etmişti. kardeşi ve eniştesi için ağlıyordu. eniştemizi asnran kişiydi. sırdaşlıktan uzaklaştırmışri. İhbar edip ipe gönderdiği adamın kardeşi ve oğullarına aile¬ den biri gibi konuk oldu. kapımıza geleni kova- mam. Diyarbakır'daki mahkemede. Ailenin bütün fertieri. Hâlâ hüzün¬ lü ve matemliydi. eve alınmamasını. Halam ağlamaya başladı. Annem bir gün ona. "geçen 97 . 1950'lerde Söke'den Elazığ'a taşınınca. Kardeşini ihbar edip ölüme yolladığı. Aradan 30 yıla yakın zaman geçtiği halde. İkram ettikleri yemeği yiyebildi. öfke ile dolu yüreğinin öteki tarafiyla kendisine nefrede bakan bir kadın¬ la birlikte yaşayacak kadar tuhafi. Yanında. kocam diye elaleme karşı katlandım.* * * Bir tuhaf adamdı o. Yüzü ve ellerinin derisi pul pul dökülmüş gibi. 'kardeşi¬ nin ve eniştenin başına bunca iş getiren bu adamla nasıl yaşıyor¬ sun?' diye sordu. Amcamı. Bu tuhaf adam. Varto'ya bi¬ zim eve geldi. Babamın hatırı için sesimizi çıkarmadık. 'kardeşimin katili de olsa. benek benekti. Yüzüne de bakmadım. kapıdan kovulmasını istedik. "devlet tanığı" sıfariyla. siyah bir ihtiyardı. Onu yakın çevresinden. Şeyh'in damadı Şeyh Abdullah'ı kullanarak." Kasım'ı aile çevresinde en erken teşhis eden. HaÜt Bey'in yeğeni Mehmet Emin Sever. bacanağı Şeyh Sa¬ id'di. Ama ne yapayım ki. o. Varto'ya döndü.

ajan olduğu yaygın düşünce. Muş heyetinin içinde Erzurum'a gittiğini. Bölge liderleri Kasım'a karşı şüphe içinde." * * s Mehmet Emin Sever anlatıyordu: "Babamdan dinlediğime göre. sizi ziyaret etmeme izin verin' diye adeta yalvarıyor. Fakat. 'Benim üzerime vacip oldu. 'Beni dışlamayın. onun düştüğü duruma üzülüyor." 98 . Ben hain değilim. Şeyh Said'in. kıyam (isyan) edece¬ ğim' dedi. Onlar komiteler kuruyorlardı." Kasım. yanına geldiğinde eğilip ayağına kapanıyor. Adamlarına. Kasım. Kimsenin güveni yok. isyanın din meselesi yüzünden çıktığı iddialarını geri çe¬ viriyor ve "asıl sebep Kürdistan'ın istiklali (özgürlüğü) idi" diyordu. Bunun üzerine Şeyh Abdullah. Varto ele geçirildikten son¬ ra. Fakat Şeyh Abdullah'tan çekindikleri için dokunmuyorlar. 'Size kanlıp hizmet etmeme. Şeyh Said. Halit Bey'le ayaklanmayı konuştuğunu bu sırada öğrendiğini açıklıyor ve değişik sorulara cevaben şunları söylüyordu: "Şeyh Said'le evinde görüştük. Çıkacağım. Kasım. Namusum ve şerefim üzerine ye¬ min ederim ki. görüşmeyi kabul ediyor. Kasım tanıklığı sırasında kayınbirader. Yanlış anlaşıldığını. Kürder ve isyanın emrinde olduğunu bildi¬ riyor. bacanak. bazı kişiler öl¬ dürülmesini bile istiyor. akraba ayı¬ rımı yapmadan suçluyor ve şöyle diyordu: "Kürtler (isyancılar) iki gruptur: Siyasiler ve Dinciler. hizmetlerime ihtiyacınız yok¬ sa bile. şüphelendiği için onu. Hatta. eline sarılıyor. Halit Bey'in evinde kaldığını söylüyor¬ du. 'bırakın yanımızda kalsın' diyor. Şeyh Abdullah.sene (1924). Çünkü. yanına yanaşnrmıyordu. Hizmet¬ lerimi kanıtlayayım' diyor. Mesela Halit Bey filan siyasiydi. 'Bu hazırlığınız doğru değil' de¬ dim. arnk emrinizdeyim. Şeyh Said Efendi diniydi. Bana bir fırsat verin. Kemal Paşa geldiklerinde" diyerek. Şeyh Said'in damadı Şeyh Abdullah'a adam gönderiyor.

ToplanUya çevreden gelen 3 bin kişi katılıyor. bizim hainimizdi. Şeyh Said Efendi'ye soruyor: Kasım için ne dersin? Şeyh şu cevabı veriyor: Kasım. diyor. Şeyh Abdullah Bey şaşırıyor: İyi ama. Şeyh'in en yakınına nasıl sokulduğu hakkında da şunları anlanyordu: "Kasım. Melekanlı Şeyh Abdul¬ lah. Bildiğimiz ka¬ darıyla o devlete çalışıyor. ajan olmadığını. Bidis'e doğru yola çıkmaya ka¬ rar veriliyor. hareketin önemli adamlarından biriydi. Harekete geçmek için Şeyh Abdullah'ın emrini bekliyor. Toplantıya katılanlar heyecanlı. Şeyh Abdullah. Sizi gö¬ türmeye geldim. harekete geçiyor. Mehmet Halit Fırat da hazır bulunuyor. Kasım'a iftira edildiğini. Kasım'ın kendisini kanıtiaması için fırsat 99 . Melle. Şeyh Said Efendi'nin de damadıydı. isyana karilmış. Bizzat ondan dinledim. Bizim hainimizdi!" Melle Selim. Askeri komutan Ha¬ lit Bey'di. Şeyh Abdullah. onu hareketin içine aldı. devletin adamlarındandı. Gırvas köyünde büyük bir toplantı yapıyor. bizzat Varto'yu teslim edecek. Kasım. diyor. Kasım olayını şöyle anlatıyordu: "Bizim Varto tarahnın Alevi liderlerinden Mehmet Halit Fu-at. Şeyh Said tarafından itilmişti. Gi¬ dip Şeyh Abdullah'ın elini öpüyor.* * * Melle Selim. Kasım bizimle beraber değil. diyor Osman Nuri. hükümetin sadık adamı. Şeyh Abdullah bir konuşma yapıp diyor ki: içimizde askerliği ve savaşı bilen yok. Bu sırada Kasım'm kardeşi Reşit ortaya çıkıyor. Bize Halit Bey gibi biri lazım. Siz bu sözlerinizle onu arkadaşlığınızdan kopanyorsunuz. Aramızda ahbaplık vardı. Reşit. Piran olayı padak verir vermez. kimliği bilindiği halde. Sorguyu yapan Osman Nuri Paşa. o da Bitiis'te cezaevinde. önder kadrolarda yer almış bü¬ tün ailelerle iç içeydi. Emrinde olduğunu söylüyor: Varto hazır. hareketi des¬ teklediğini söylüyor. Şeyh Said'in ilk sorgusu Varto'da yapılırken. banda alınmış tanıklığında. Şeyh Said cevap veriyor: Zaten arkadaşım değildi ki koparayım.

korkular içinde. diyor. Askeri bilgiye sahip kişiye ihtiyaç nedeniyle de Ka¬ sım'ın katılma isteğine rıza gösteriyor. Arnk mesele kalmadı. diyor. Şeyh Abdullah. Kimi heyecandan ağlıyor. bunun üzerine yu¬ muşuyor. Dadina ve Rindalya köylerinden Varto'ya gidiliyor. Adı ajana çıktığı için vuru¬ lup öldürüleceğinden korkuyor. diyor. Kasım çıkıp geliyor. ben de ona gü¬ veniyorum. Sizin bana güvendiğiniz gibi. Bunun üzerine Şeyh Abdullah şöyle diyor: Siz beni kabul ettiniz. Evet. Kürt bayrağı çekiliyor. Hükümet Konağı'nm önünde büyük bir kalabalık toplanmış. Şeyh'in ayağını ağzına koyup öpüyor. Varto kansız teslim alınıyor. İnsanlar heyecanlı. Şeyh Abdullah. ağlayan koskocaman adamı ayağa kaldırıyor. Başka. Mademki bana gü¬ veniniz var. Gelsin. Tamam. kalabalığa bir konuşma yapıyor. Ağlamaya başlıyor. Canım başım ve bütün sadakatimle davanın yolundayım. kimi dua ediyor. Kafile büyüyor. diyor Şeyh. cephemizin askeri sorumlusu olarak Kasım Bey'i tayin ediyorum. yalvarıyor. Hareketin başarılı olacağını düşünme¬ miştim. Bağlu.. Şeyh Abdullah. diye bağırıyor.verilmesini istiyor. Ka¬ sım'a güvensizliğini ve öfkesini bildiği için olmalı ki. Fakat ben hayaum boyunca silah bile patlatmadım. Eğiliyor. Beni affedin. Şeyh Abdullah. loo . Sonra ellerine sarılıyor. gelip eli¬ ni öpmek istiyorum.. onu da yanına alarak Hükümet Konağı'na gi¬ diyor. Eğer hayatım garanti akındaysa ve kabul ederse. Hata ettim. diyor. Ama olayların sıcaklığı içinde. Bir adamını gönderiyor Şeyh Abdullah'a. soruyor: Davamızda beni önder olarak kabul ediyor musunuz? Kalabalık bir ağızdan. Binlerce kişi var. askerlikten anlamam. Konağı teslim alıyor. Savaştan. Yolda. Pişmanım. Gırvas'tan Varto'ya doğru yola çıkılıyor. Şeyh'e karşı çıkıp itiraz etmiyorlar. Bu sırada Kasım. Kürt ileri gelenlerden kimsenin Kasım'a güveni yoktu. ben de. köylerden ko¬ pup gelen adılar da kanlıyor. Halkın. Size biad ettim. Bizimlesin.

oturup uzun uzun konuştuk. Benim koruduklarım asılmıyor. oradan ayrılıyor. Davamdan vazgeçmem. Evrakta. Hayır. o anda kimse açıktan 'hayır' diye bağıramıyor ama. Şeyh Said. ben Sahaglı değil. 'Hakime akrabam olduğunu söyle. Ona Şeyh Said Efendi'yi sordum.. Kasım'ın isyana kanldığını ve komutanlığa getiril¬ diğini bildirdiğinde. "Olan olmuş" diyerek memnuniyetsiz¬ liğini belirtiyordu. Sahaglı Melle Emin'e dedim ki: Mahkemede kalk. mahke¬ me sırasında. bazı Kürderin gösterdiği cesarete şaşırmışn." lOI . İnsanların yüzü buruşsa da. Da- dinanlı Temo'yu da övdü ve şunları söyledi: Dadina köyünden Devreş Ağa'nın torunu Temo'ya. kimi mırıldanıp arkasını dönüyor. Reis tekrar sordu: Senden başka Müslüman yok muydu? Şeyh Said anında verdi cevabını: Herkesin göreviydi. * Melle Selim anlatıyor: "Kasım. ne de kim¬ seyi ele verdi. bazı insanlann baba adlan. köyleri yanlış yazılmıştı. yıllar sonra Varto'ya döndüğünde.' Temo gibi. dedi.. Hiçbir şeyi inkâr etmedi.Şeyh Abdullah'ın bu sözleri soğukluk yaratıyor. kimi küsüyor. Bongılanlıyım de. Seni kurtarayım' dedim. Bana dedi ki: Şeyh Said öyle cesur bir adamdı ki. 'Ben oralı değilim' diyor¬ du. 'Davamdan vazgeçip can derdi¬ ne düşmem. Bana. ben de kabul edeyim. Yalan da söylemedi. Bazen biri çıkıp köyüne itiraz ediyor. Kasım. Beni kurtarmanı da istemiyorum. dedim. o da asıldı. Böylece olaylarla ilişkisi olmadığı anlaşılıyor ve ceza almak¬ tan kurtuluyordu." Şeyh Abdullah. Hatta mahkeme reisi sordu: Neden isyan ettin? Şeyh cevap verdi: Ben dini vecibemi yerine getirdim. kur¬ tulursun. 'Olmaz' dedi. ne korktu.

kimden emir alacağını da bilmeyen köylü kalabalığının ani isyanı. ileri gelenlerle görüşüp görüş ve düşüncelerini al¬ mak. I02 . İsyancıların çoğu silahsızdı.. silah tedarik edilecek. Türk devletinin bilinçli ve hesaplı olarak Piran'da Şeyh'in yoluna çıktığını söylüyordu. Kürdis¬ tan'ı dolaşmak. Melle Şafii anlattı: "Bizzat. Ali Rıza Efendi'den dinledim. Varto'nun İnalı köyünden Melle Şafii (Ballı).. hemen başlatma gibi bir niyeti yoktu.YENİLGİ VE DIŞ DESTEK DEDİKLERİ Şeyh Said'in isyanı. silahlı mücadele için hazırlıklar yapılıp. kimin ne düşündüğünü anlamakü. 2000'lerde hâlâ. babadan oğu- la geçen söylemle aile ve bireylerin hikâyesi söyleniyordu. okumuş. hareketi bas¬ tırmak. düşün¬ me sistematiğini kurmuş Şeyhler sülalesinden. Hınıs. Sopasını kapanın ayaklanıp katıldığı bir isyan. erken başlamış ayaklanma. Organize olmamış. iki sene sonra da harekât başlanlacaktı. bir Kürt aydınıydı. Amaç. isyan etmek fikrinde... Varto. İsyan ateşinin yakıldığı asıl bölge. hazırlıksız. Şeyh Ali Rıza'nın anlattığına göre niyeti... eski adı "Gonik" olan Karlıova yöresi. savaşçıların eğiti¬ mine kadar hazırlıksız başlayan bir isyandı bu. Bundan sonra ittifaklar kurulacak. Şeyh Said Efendi. zamansız. Şeyh Said Efendi'yi tutuklamaya gerekçe yaratmaktı. Silahlan¬ madan komuta kademesinin oluşturulmasına. dışardan zorlanarak padatılmış bir öfke birikimiydi. 1951 ve 1952 yılları arasında Şeyh Said'in oğlu Şeyh Ali Rı¬ za'nın yanında. aşiret ve aile ilişkilerinin iç içe olduğu Erzurum'un güneyine düşen dağlar yayıydı. nerede ne zaman ne yapacağını. Kolhisar köyünde Medrese öğrenimi görmüş ve Melle olmuştu. ama isyancıların hazırlığı. Darbe yemeyen aile ve aile bireyi yoktu. Aradan geçen ydlara rağmen. ama Kolhisar'dan çıkarken. daha işin başındayken. Ali Rıza Efendi." Halk isyan etmeye hazır. örgütlen¬ me ağı ve kidelerin birbiriyle koordineÜ ilişkisi yoktu.

Dersimliler. düzenliydi. kama. Dersim ise en azından yansız kalacağını bizzat Şeyh Said'e taah¬ hüt etmişti. Dersim'in imdada gelece- 103 . Karakocan bölgesinin etkin liderlerinden Necip Aga'ya tepkiliydiler. ilk darbe olan Yusuf Ziya ve Halit beylerin tutuklan¬ masından hemen sonra. Savaş görmemiş köylüler. tek başına bir güçtü. isyan fikrinin öncülerin- dendi. Osmanlılar döneminde. Hamidiye Alaylan'nın başında. Şeyh Said'in ifadelerinde anlattığına göre. Kürdistan'ın bazı bölgeleri. sonrasında. Türk ordusunun toplan gürieyince paniğe kapılıyordu. Şeyh Said ise son ana kadar. "demir kuş" dedikleri uçaklar morallerini al¬ tüst ediyordu. isyandan haberii bile değildi. İsyan genel destekten yoksundu. Ordu geleneği. Bu Hamidiye Paşası. Kürderin pek çoğu silah yerine tırpan. Birkaç ili kapsayan bölgede çarpışmalar sürürken. so¬ pa kullanıyordu. Silah üstünlüğü de tarrişılmazdı. Şeyh Said. Melik Fırat. Aynca. Türk or¬ dusundan top ve başka ağır silahlar ele geçiriyor.Asıl önemlisi iletişim kopukluğu yüzünden. Ağn yöresinin etkin kişiliklerinden Kör Hüseyin Paşa başlı başına bir faktördü. birçok nedeni" olduğunu söy¬ lüyordu. İsyancılar. kabuğuna çekilmiş. Çünkü o. Fakat. fakat bunlan kullanabilecek eleman bulamadıkları için tahrip ediyoriardı. korkmuş. Dersim'e girmiş. isyancıların karşı karşıya bulunduğu ordu disiplinÜ. "yenilginin bir değil. silahlarını önemli oranda Türk ordusundan elde ediyoriardı. arkadan vurmaya başlamıştı. halka zarar vermişti. Dersim tepkili diye Necip Ağa'yı isyana katmamış. ardından saf değiştirmişti. o da önce yansızlığım ilan etmiş. Bazı Kürt kesimlerinin saf değiştirip Kürderi arkadan vurması da etkenlerden bir başkasıydı. Bu durum en azından moralleri bozmuştu. "isyancı Botan" bunlardan habersiz gibi sessizdi.

bunun üzerine bari cephesi komutanına. Halit Bey faktörünü öne çıkarıyor ve şöyle devam ediyordu: "Bu konuda kendi görüşlerimi değil. Şeyh Said Efendi'nin oğ¬ lu ve kayınpederim olan Şeyh Ali Rıza Efendi'den bizzat dinle¬ diklerimi nakledeceğim. "arkadan vurma" hareketine kattlmışlardı. halkın silah- 104 . Fakat bazı Dersim aşiretleri. Ha¬ san Hayri. Elazığ'da. 1926 yılında. asıl hedef olan Diyarbakır'ın zaptının başarısızlıkla sonuçlanması sonun başlangıcı olmuştu. o sırada eski hasımları Necip Ağa ile birleşmiş. Dersim eski mebusu Hasan Hayri Bey'le buluşuyor ve Hasan Hayri. Abdülmelik Fırat. Şeyh. Sebeplerden birincisi. Asıl tahribat Albay Halit Bey'in yavaş hareket etmesinden kay¬ naklanıyor. Dersim'e tarafsız kalacaklanna ilişkin olarak verilen söze bağlı kalmalarını hatıriatması talimatım veriyordu. sonucu birçok sebebe bağlıyordu. Fakat erken haber almanın tahriban tamir edilmeyecek gibi değildi. Bu işe baş koyup çalışmaya girişenler. Ali Rıza Efendi. batı cephesi komutanı Şeyh Şerife sık sık nodar yazıyor ve "Dersim'de lehimize bir gelişme var mı?" diye soruyordu. Kürt önderlerini umut¬ landırmış. Zaten böyle geniş ve genel halk yığınlanna dayanan hareketleri gizli tutmak da mümkün değil. sıcak ortamında bulunmuştu. olaylann içinde. her şeyi hesaplamışlardı. Bu beklentiyle. Halit Bey. bu yüzden idam edilerek öldürülüyordu. O. politik çalışmadan çok. İsyanm adeta engelsiz. hızla yayılması. karşı ted¬ birler alınmaya başlamıştı. isyancıları arkadan vurup köyleri talana başla¬ mışlardı. bunlar. İsyanın hareket noktası. "Yenilginin nedenleri" arasında. nihai zaferin yakınlığına inandırmıştı.ğine inanıyordu. Fakat. Şeyh Şerif bu amaçla. İsyan bölgesinde yaşanan man¬ zaralardı. "tarafsızlığınızı koruyun" diye telgraf çekiyordu. Siverek ve Diyarbakır yöresinin bazı aşiretleri de. aşiret önderlerine. hazıriıklar erken açığa çıkmış. bütün askeri hazıriıklardan sorumlu kişiy¬ di.

h güç olarak hazırlanmasına bağlanmışn. Fakat bütün bunlardan sorumlu rahmetli Halit Bey, sanki gelip tutuklamalarını bekler
gibi, Erzurum'da evinde oturuyor. Hem örgütleme ve organizas¬

yonda yavaş hareket ediyor, hem de bir türlü Erzurum'dan aynhp el akından uzaklaşmıyor. Organizasyon eksikliği de büyük.

Kendisinden sonra gelecek ikinci bir askeri kişiyi bile tespit edip
görevlendirmiyor. Kimseye görev ve sorumluluk vermiyor. Ken¬

disi tutuklanınca her şey başsız kaldı. Halk ne yapacağını bile¬ mez oldu. Yeni baştan yapılan organizasyon da zaman darlığı
yüzünden yetiştirilemedi. Halbuki Şeyh Said Efendi, onun gör¬

mesi gereken olayları uzaktan bakarak görüyor; 1924 yazında, karşı tedbirleri, hazıriıklan ve ortalıkta dolaşan ajanları sezinli¬
yor, Halit Bey'i ikaz ediyor. Erzurum'dan aynlmasını istiyor.

Ama Halit Bey çok rahat bir insandı. Şeyh Said Efendi'nin

uyanlanna da aldırmıyor. Çok geçmeden Bidis eski Mebusu
Yusuf Ziya Bey tutuklanıyor.

Artık tehlike ortada açık olduğu halde, Halit Bey Erzurum'da¬
ki konağında oturmaya devam ediyor. Şeyh Said Efendi, onun

bu korkusuz rahadığına sinirieniyor. Bir kere daha ikaz ediyor.
Bir pusula yazıp gönderijor. Diyor ki:

'Etrafinda dolaşıyorlar. Erzurum'daki konağında oturup Kürt
köylülerle sohbete dalacağına, komutan olarak işinin başına geç.

Erzurum'dan ayni. Halkın arasına karış. Askeri hazıriıklar yap.'

Fakat rahmetli Halit Bey çok geniş, çok rahat bir kişiydi. 'Efendi fazla büyütüyor. Bir şey olmaz' diyerek, Erzurum'da kalmaya devam ediyor. Adeta tutuklanmasını bekliyor. Çok
geçmeden de, gelip onu konağından alıyorlar.

Bu olay çok şeyi etkiledi. Hareket başsız kaldı. Geride kalan¬
lardan kimsenin askeri ve savaş tecrübesi yoktu. Bu haliyle, za¬ ten askeri nosyondan yoksun olan hareket, Şeyh Said Efendi'nin

kişiliğiyle yürüyordu. Şeyh Said Efendi de Kasım'ın tuzağında
esir düşünce, halkı sürükleyen lider kalmadı."

Şeyh Said'in oğlu Şeyh Ali Rıza, isyan günleri boyunca baba¬ sının yanındaydı. Babasının tutsak düşmesinden sonra, bir süre

105

kaçak yaşamış, ardından yurtdışına çıkmış, yeniden isyan için
"Hoybun "un kuruluşuna katılmış, genel af ilan edilince dönmüş,
cezaevine girip çıkmış, sürgünde kalmıştı. Şeyh Ali Rıza, daha

sonra köyü Kolhisar'a dönmüş ve atalannın Medrese geleneğini
sürdürüp dini eğitim vermeye başlamışn.
Melle Şafii anlatıyor:

"Diyarbakır başansızlığının nedenini Ali Rıza Efendi'nin ağ¬ zından dinledim. Türkler, kendi askerierini Kürder gibi giydiriyoriar. 'Şal u sapık' içinde Diyarbakır sokaklanna dökülüyor,
Kürtçe 'yaşasın Şeyh Said!' diye bağırarak, kadınlara el anyor,

boyunlarındaki altınları çekip alıyor, evleri, mağazalan yağmahyoriar. Halk bunlan gerçekten Kürt sanıyor. 'Şeyh Said bunun
için mi ayaklandı?' diye tepki duyuyor. Desteğini esirgiyor, kimi

karşı cephede yer alıyor, kimi de kapısını kilitleyip içeriye kapa¬
nıyor. Şeyh Said, bu olaylara çok üzülüyor. Gerçeği anlatmak

için çırpınıyor. Muhasarayı kaldırmasının tek nedeni bu değil
tabii. Ama bunun da etkisi oluyor."

Asıl neden olmasa bile, "isyanın kırılmasında" provokasyonlann etkisi vardı. Cephe gerisinde, halkı isyancılara karşı kışkırtmak,

tepkici kılmak üzere, parayla tutulmuş ajan, provokatör biriikleri oluşturulmuştu. Bunlar, köylere kadar yayılmış, şehir sokaklanm
ise kontrolleri altına almışlardı.

Kışkırtıcı ajanlar ordusunun bireylerinden biri de, Liceli bir
gençti. Dönemin bu genci, 1980'ler Diyarbakır'ının "dede" diye

hitap edilen "rengi"ydi. "Dede" gündüzleri, şehrin merkezindeki köşede oturuyor, "o günleri anlatır mısın?" diyenlere, "hele yüzü¬
me tükür, sonra anlatayım" cevabını veriyor, sonra anlatıyordu:
"O zaman, çocuklukla delikanlılık arasında bir yaştaydım.

Şeyh Said'in askerieri Diyarbakır surianm sarmışlardı. Türk as-

kerieri, surlann içinde mahsurdu. Biz de içerdeydik, Silahlar pat¬ lıyor, surların tepesinde toplar gürlüyordu. Ortalık gürültü patır¬
tı içindeydi. Şeyh Said'in askerlerinden surları aşıp içeriye giren¬

ler vardı. Kimdi şimdi hanrlamıyorum ama, bir adam biz çocuklan, delikanhlan topladı. Bize para verdi. Evleri, dükkânlan ta¬

lan etmemizi istedi. Dükkânlardan alacaklanmız bizim olacakn.

ıo6

Bir de dönüşte ayrıca para alacaktık. Ortalıkta bir sürü işsiz güç¬

süz vardı, benim gibi. Söylenenleri yaptık. Dükkânlann kapılan-

nı, camlarını kınp içindekileri aldık. Evleri taşladık. Kırdık dök¬ tük. Bunu yaparken de, bize söylendiği gibi 'Yaşasın Şeyh Said!'
diye bağırdık. Bizim yaptığımızı görenler ve zarara uğrayanlar,

'Şeyh Said bunun için mi savaşıyor?' diyerek soğudu, geri çekil¬
di. Kızgmhktan karşı cephede yer alanlar oldu."

Elazığ'da da benzer olaylar yaşanıyordu. Elazığ olaylarını ya¬
şayanlardan biri anlatıyordu:

"Elazığlılar, Şeyh Said'in askerleri geliyor diye sokaklara dökül¬
düler. Sevinç ve alkışlaria karşıladılar. Fakat görülen manzara ve

şehirde yaşananlar, coşkulu desteği bir anda tepkiye dönüştürdü. Çünkü Şeyh Said'in askerieri diye karşılanan köylü kalabalığından bazıları şehre dalmış, kırıp geçiriyor, çapulculuk yapıyordu. Bu

manzarayı gören halk, evine kapanıp kapılanm kapam. Şeyh Şerif
ve adamları bütün çabalarına rağmen çapulculukları engelleyeme-

diler. Çapulculann yapnklan. Şeyh Said'in askerlerine mal edildi.
Halk desteğinden mahrum, orta yerde kalakaldılar. Onun için.

Şeyh Şerif Malatya'ya yürüme konusunda emir veremedi. Başı bo¬
zukluğu disipline etmeye çalışırken bozgun başladı."

Şeyh Said İsyanı, 1800 yılında başlayıp gelen isyanlar zinciri¬

nin bir halkasıydı. Bu yönüyle yeni değildi. Var olan sorunlann
silah gücüyle giderilmesi çabası...

Fakat, Türk devleti "sorunlann varlığını" kabul etmiyordu. Os¬
manlı'dan kalma gelenekle sorunları şiddet yoluyla "yok" saymaya

çalışıyor, o arada "sorun olmadığı halde" yaşanan ayaklanmayı, yi¬
ne eski kolaycı, kestirmeden gelenekle "dış güçlerin kışkırtmasına"
bağlıyordu.

Ankara'ya göre, bu isyan "dış güçlerin", özellikle de, "emper¬

yalizm" diye tanımladığı İngiltere ile Fransa'nın "tahriki" sonucu
patlak vermişti.

Oysa, tarih gerçeklerinin dokusu öyle değildi. Gerçekler söy¬
lemleri tekzip ediyordu.

107

1923 yılında, Lozan'da imzalanan anlaşmayla TC'nin sınırla¬
rını çizen, tapusunu veren Fransa ile İngiltere idi. Kürt sorununu
yadsıyan da...

İki yıl önce çizdikleri sınırlardan pişmanlık duymaları için bir
neden yoktu.

Aynca, Türkçeye de çevrilmiş belge, bilgi ve kitaplar da, "em¬

peryalizmin oyunu" söylemini yalanlıyordu. Çünkü, suçlananlar
Türkiye Cumhuriyeti'ne yardımda bulunmuştu. Ermeni yazar Garo Sasuni, "Kürt Ulusal Harekederi ve Erme-

ni-Kürt İlişkileri" adındaki kitabında Şeyh Said İsyanının bastınlması için İngiltere ve Fransa'nın yaptığı yardımları uzun uzun an¬
latıyor.

Sasuni'nin yazdığına göre, İngiltere, o dönemde egemen olduğu

İrak sınırını tutarak, Barzani'nin güneyden yardıma gelmesini önle¬

di. Fransa da Suriye sınırını tutmakla kalmadı, Türk biriiklerinin ar¬

kadan kuşatması için Suriye'den geçen demir yolunu emrine verdi. O nedenle Kürt çevreleri, İngiltere ve Fransa'nın tutumlannı
da yenilginin nedenleri arasında sayıyorlar.

BAŞBAKAN, "AMAÇ KÜRTÇÜLÜKTÜR" DİYOR
Makedonyalı Fethi Okyar, Atatürk'ün hemşehrisi ve gençlik

yıllanndan beri yakın arkadaşıydı. Atatürk'ün adını duyurmasın¬
da da etkin rol oynamıştı.

Çanakkale yenilgisinden sonra, Atatürk bakan olmak istedi¬ ğinde, en azından anımsatmak için bir gazete yayınlamış ve bu ga¬
zetenin sahipliğini Fethi Bey üstlenmişri. Gazete Atatürk'ü tanıtı¬

yor, bu arada Saray nezdindeki görüşmelerini haber veriyordu. Fethi Bey, daha sonraki süreçte, Atatürk'ün yakın çevresinde
yer alıyor ve Başbakanlığa atanıyordu.

Fethi Bey Hükümeti, isyanı bastırmak için askeri birlikler sevk etmiş, bu arada sıkıyönetim ilan etmiş, isyan bölgesinde as¬

keri rejimi yürüdüğe koymuştu. Başbakan, 25 Şubat 1925 günü,
parlamentoda sıkıyönetimin gerekçelerini anlatırken, ilk kez
ayaklanma hakkında ayrıntılı bilgi veriyordu.

Uygulanan sansür yüzünden, kamuoyunun önemli bir bölümü

ıo8

bir Kürt isyanının varlığından bile doğru dürüst haberli değildi.

Kamuoyu ilk kez Başbakan'ın bu konuşmasıyla "isyanın var" ol¬
duğunu öğreniyordu. Başbakan, "isyanm ayırımcı nitelikli ve Kürdistan'ı kurma

amaçlı" olduğunu söylüyordu. Fakat, daha sonra "Kürt sorunu" bulunduğunun dünyaca bilin¬

mesi "milli menfaatlere aykırı" bulunduğu için, İsmet İnönü Başba¬
kan olur olmaz, basına bir genelge göndererek, "dinsel amaçların öne çıkarılmasının memleket menfaatine" olacağını bildirmiş ve bu
isteği yerine getirilerek, bağımsızlık amacı "yok" sayılmıştı.

Başbakan Fethi Okyar parlamentoda yaptığı konuşmada şöyle
diyordu:
"Bilindiği üzere, geçen yaz ortalarında Nasturi Harekâtı ya¬

pılmış ve bu harekât sırasında bazı subaylar (Yüzbaşı İhsan Nu¬
ri ve arkadaşları) yabancıların propagandasına kapılarak sınırın güneyine gitmişlerdir. Vatan ihanetine işaret eden bu harekâtın içerdeki teşvikçileri hakkında elde ettiğimiz delil ve belirtiler üzerine bazı kişiler, Bitlis Askeri Mahkemesi'nde yargılanmak üzere (Albay Halit Bey ve Yusuf Ziya Bey) tutuklanmışlardır. Tutuklananlarla uzak ya da yakından ilişkisi olan ve askeri mahkemece tanıklığına gerek görülen Nakşibendi şeyhlerinden
Şeyh Said adında bir kişi vardı. Bu zat, bundan bir süre önce ya¬

nına mürit ve taraftarlarını alarak Genç ilinde bir geziye çıkmış,
uğradığı yerlerde bazı kişilerle, özellikle hükümete muhalif olan unsurlarla sıkı ve gizli görüşmelere girişmiştir. Bu arada Piran'a

uğramıştır. Şeyh Said'in yanında bulunan iki kişinin firari oldu¬ ğunu fark eden jandarmanın bu kişileri tutuklamaya kalkışması
üzerine. Şeyh Said jandarmalara silah çekilmesi konusunda emir vermiş ve çatışmalardan sonra jandarmaları esir etmişlerdir. Bu suretle isyan başlamışnr. Yalnız, isyanda harekâta başlamadan önce, biri Halep'te, di¬ ğeri İstanbul'da bulunan iki oğlunun Hınıs'a gelmesini istemiş

ve onlarla görüştükten, Halep'te ve İstanbul'da ilişkide bulun¬ duğu olası kişilerden haberler aldıktan sonra harekâta başlamış¬ nr. Söylediğim olay (isyan), Piran'da 13 Şubat'ta meydana gel¬ miştir. Olayı başlatmakla birlikte derhal telgraf hadarmı kesmiş
ve hükümete isyan ettiğini ilan etmiştir.

109

Aynı günün gecesinde. Hacı Talat adında bir kişi, Genç hapis¬

hanesine ve jandarma birliğine saldırmış, baskın şeklinde mey¬

dana gelen bu olayda jandarmalarımız esir düşmüş, silahlarına
el konulmuştur. Çabakçur'da (Bingöl) da hükümet konağına aynı biçimde

baskın olmuş ve hükümet konağı ele geçirilmiştir. Bu surede
Genç, Çabakçur, Hani, Lice ve Palu ilçeleri de daha sonra buna

katılmak üzere, bu yöreler isyan mıntıkası haline gelmiştir. Bu¬
nun üzerine yöredeki en büyük askeri kumandan, yakındaki bir¬ liklerin müdahalesini emretmiştir, isyan birkaç ili kapsadığı için, isyan mıntıkasını tedip etmek (temizlemek) üzere, Üçüncü Ordu Müfettişi Kazım Paşa'ya görev verilmiştir. Kazım Paşa'nm em¬

rindeki müfrezelerden biri Hınıs boğazından geçerek Lice'ye git¬
mek üzere hareket etmiş, diğeri de Piran köyüne uğrayarak Ha¬ ni üzerinden Lice istikametine doğru yürümek emrini almıştır. Hınıs boğazından hareket eden müfreze, boğazın işgal edilmiş bulunduğunu ve hareket halinde bulunan müfrezeye ateş edil¬

mekte olduğunu ve boğazın set edilmiş bulunduğunu görünce, müfreze boğazı sökmeye muvaffak olamamış ve boğazın güne¬
yinde bir köyde kalmaya mecbur olmuştur.

Yine Piran köyü üzerinden Hani yoluyla Lice'ye hareket eden di¬

ğer müfreze Piran'a varmış ve orada bulunan tüfek (tüfekli adam¬

lar) ile karşılaşmış, meydana gelen çatışmada onları tenkil (yok et¬
miş) ve kaçmaya mecbur etmiştir. Ondan sonra Hani yönüne ha¬

reket etmiş, keza 'ussatı tenkil' eylemiş ve Hani'de karargâh kur¬
muştur. Bu tenkil (yok edilme) neticesinde, Hani'deki müfreze bir

gece, günbatımmdan yarım saat sonra, ansızın 'teslim, teslim, salli âlâ Muhammed' sedalan ile her taraftan gelen köylülerin baskını¬
na uğramıştır. Baskına yazık ki halk da katılmıştır. Savunma ya¬ pan askerlere içerden ve dışardan ateş edilmiş, askeri birlik ateş alUnda kalınca geri çekilmek zorunda kalmış ve Hani'nin güneyinde

bir köye kadar gelmiştir. Bu surede olayın önem ve ciddiyeti orta¬ ya çıktığına ve çevrede bulunan askeri birliklerle yetinemeyeceği kadar önem taşıdığına inanan hükümet, daha önemli askeri kuv¬
vet seferber edip gönderilmesine karar vermiş ve bunun için gerek¬

li önlemleri almıştır. Bu amaçla oluşturulacak askeri birlikler, ya¬ kında isyan bölgesine hareket edecektir. Umarım bu isyan, hükü¬
metimizin terbiye tokadına vesile teşkil edecektir.

no

Efendiler, bu ussat (isyancılar) Palu bölgesini ele geçirdikten
sonra, dün de Elazığ il merkezine saldırmışlardı. Orada bulunan birliklerimiz, dün gece yarısından öğleye kadar şehri kahraman¬ ca savunmuşlardır. Metince savunmadan sonra, her taraftan hü¬
cum eden asilere dayanamadıklarından, maalesef şehri terk ede¬

rek, güneydeki Izoli köprüsüne çekilmek zorunda kalmışlardır.
Şimdiye kadar anlatnklarım, isyanın askeri yönünden ibaret¬
tir. Bu isyan hareketi ne amaçla meydana gelmiştir. Ne gibi ge¬

rekçelerle zavallı saf halk kandırılarak, Türkiye Cumhuriyeti'nin
gücüne karşı kıyama sevk edilmiştir? Bu konuda heyetinize bilgi

vermek için, ussat yerinde bulunmuş bir mektuba nazaran; güya
Türkiye Cumhuriyeti hükümeti o yörede 800 kişinin katline ka¬ rar vermiş ve katlolunacak kişiler arasında Şeyh Said de bulun¬ makta imiş. Bu maluman para karşılığında elde etmiş ve bundan kurtulmak için zaten muzmerri olan isyanı şimdi yapmaya mec¬

bur olmuştur. Bu isyandan maksadı da şeriatın temininden iba¬
ret bulunuyormuş. Diğer bir belgede, alınan raporların birinde deniliyor ki: Hadi¬

se padişahlık, hilafet, şeriat, Abdülmecit'in oğullarından birinin
saltanatını temin gibi irticai bir propaganda puşidesi akında Kürt¬ çülüktür. Bu genel olarak kabul edilebilir. Ancak bu umumiyet

içinde, eylem Piran'da zamansız patiadığı için, güçsüz olan Piran, Lice, Genç bölgesine mahsur kalmıştır. Halen Lice ve Piran hattı¬
nın az güneyi ve Genc'e kadarı ve kuzeyi, arz ettiğim propaganda

levisine fiilen kapanmış gibidir. Fakat, ötede beride dolaştıkları işitilen ve ele geçirilemeyen tanınmış Kürtçü kişilerin eyleme teş¬ vikleri vardır. Bu rapor 17 Şubat tarihinde gelmiştir. Bundan başka Diyar¬ bakır'da, isyanla ilgili olduğu anlaşılan bazı unsurlar tarafından, 19 Şubat günü hükümet konağı civarına ve askeri karargâh ci¬ varına, el yazısı ile yazılmış iki adet bildiri yapışnrılmıştır. Bu bildirilerde. Gazi Paşa aleyhinde, ordu aleyhinde ve özellikle su¬ baylar aleyhinde ve paşalar aleyhinde, devlet memurları aleyhin¬ de birtakım kötü ve ağza alınmayacak sözler sarf edilmiştir.

Öldürülen birinin üzerinden çıkan bir mektup dikkat çekici¬ dir. Mektupta, 'Kürdistan'da bir hükümetin kurulması için do¬
laşarak Piran'a gelen Şeyh Said Efendi'nin beraberindeki iki

III

mahkiîmun tutuklanması üzerine olayın meydana geldiği ve iki yıldan beri cereyan eden fikir ile sözlerin bugün hayata geçiril¬
mek istendiği ve Şeyh Said'in Hani'ye taarruz ve oradan Genc'e, Lice'ye hücum ile Piran'a geri dönüş ve Piran'm merkez yapıla¬ cağını, aynı zamanda Muş, Bitlis, Erzurum'da ve Hınıs'ta hare¬

kât başlayacağı ve Türk memurlarının hapis, güven veren Kürt
memurlarının serbest bırakılacağı, güven vermeyenlerin tutukla¬ nacağı, halkın canına malına kesinlikle müdahale edilmemesi,

islamiyet

mahvedildiği

için

ihyasına

çalışılmasına,

Cenab-ı

Hakk'ın Şeyh Said Efendi'yi aracı yaptığı yazılmaktadır."

OKYAR

GİDİYOR

İNÖNÜ

GELlYOR

Atatürk, isyanın şiddetle bastırılmasını istiyor. Başbakan Fet¬

hi Okyar'ı yumuşak buluyordu. İsmet Paşa (İnönü) şiddet için
aranan adamdı.

İnönü, tatilini kesip Ankara'ya dönüyor, evinden önce, doğru¬
ca Atatürk'e gidiyor ve "elimi masum insanların kanına bula¬ mam" dediği öne sürülen Fethi Bey'i görevden alma süreci başlı¬
yordu.

"Azil" işlemi, "demokratik" yöntemlerle yapılıyordu.

Parlamentonun yapısı tek parti diktatörlüğüne dayanıyordu. CHP hem diktatörlüğü, hem de parlamentoyu temsil ediyordu. 2 Mart 1925 tarihinde, aynı zamanda CHP meclis grubunda olan parlamentoya verilen bir güvensizlik önergesiyle. Başbakan düşü¬ rülüyor, aynı gün yerine İsmet Paşa (İnönü) atanıyordu. Başbakan değişikliğine neden olan "iç çatlama", basında, "de¬ mokratik bir işleyiş" varmış havasında, ama tek kalemden çıkmış
gibi haberlerle yer alıyordu. Tek parti iktidarının resmi yayın or¬ ganı Hakimiyet-i Milliye gazetesi, 2 Mart 1925 tarihli sayısında, meclisin on saat süren gizli toplantısında hükümetin düşürüldüğü¬ nü haber veriyordu. Gazetenin haberinde şöyle deniliyordu:
"CHP'de on saat devam eden toplantıda meydana gelen gö¬ rüşme ve taruşmalar gizli olduğundan, ayrmnları bizce bilinme¬ mektedir. Ancak görüşme ve tarnşmaların, isyanın şiddede basnnlmasım isteyen çoğunlukla, normal önlem ve harekâdarla

112

Ruslaria aleyhimizde teşriki mesai eyleyen (işbiriiği yapan) Hınıslı Şeyh Said. Yumuşama ve şefkat taraftarı olan Fethi Bey'in azınlıkta kaldığı. * İçişleri Bakanhğı'nın 25 Mart 1925 tarihinde bütün valiliklere gönderdiği genelgede. geleneği de ortadan kalkıyor. şöyle deniliyordu: "Kürtlük cereyanının başında bulunmasından dolayı. İstiklal Mahkemelerinin oluşturu¬ larak isyanm şiddetle 'tedip' (terbiye) ve 'tenkihne' (susturulma¬ sı) taraftar olanların çoğunluğu kazandıkları tahmin ediliyor. Kürtlüğün din perdesinin ardına gizlendiği belirtiliyor. Asker ya da si¬ vil olmaları da önemli değildi. derhal yerine getiril¬ mesi yetkisi de bu mahkemelere veriliyordu. hiyaneti harbiye (savaşa ihanet) ve vataniye suçu ile Bidis Divan-ı Har- bi'ne çağnlmışken firar eden ve Harb-i Umumi (büyük savaş) es¬ nasında dahi. şiddet yasaları ardı ardına yürürlü¬ ğe giriyordu. Önemli olan rejime bağlılıklarıydı. Kimsenin hakkındaki karar için üst makam ya da mahkemede itiraz hakkı yoktu. isyancılarla yan¬ daşlan hakkında gerekenin yapılması isteniyor. Bu mahkemelerde. idam kararlan üretiyorlardı. 'mintarafillah gön¬ derilmiş peygamber' kisvesi akında Kürdük ve saltanat ve hilafet lehinde ve Cumhuriyet aleyhinde irticai propaganda yapmak 113 . hukuk öğrenimi aranmıyordu. infazların gecikmeksizin. yargı görevini yerine getirecek personelde." Yeni Başbakan ismet Paşa.basnrılacağmı sanan ve yumuşaklık taraftarı olan Fethi Bey (Okyar) ve onunla aynı fikirde olan doğu illeri milletvekilleri arasında geçtiği sanılıyor. zaman geçirmeden beklentileri gerçekleştirmeye koyuluyor. İdam kararlarının parlamento onayına sunulma. İlk aşamada. son zamanlarda dış düşmanlarımızın teşviki ile halkın cehaletinden yararianarak. olağanüstü yetkilerle donatılmış İstiklal Mahkeme¬ leri görev başı yapıyordu. olaylar karşısında sıkıyönetim ilan edildiği hatırlatdıyor ve sıkıyönetimin verdiği yetkiler kullanılarak. Mahkemelerin kararla¬ rı her türlü denetimin dışında bırakılıyordu. O nedenle birçok sivil politikacı ile asker yan yana oturup insan¬ ları yargılıyor.

bilhassa. alınacak adÜ ve ida¬ ri önlemlerin meclise sunulacağını söylüyor. 7 Nisan 1925 tarihinde mecliste yaptı¬ ğı konuşmada. Genç ve Palu üzerinden Ergani Maden ili dahiline girmiş ve Piran köyünde. derhal fesadı bastırmaktan ibarettir" diye açıklıyordu. isyan etmiştir. isyan. Elazığ il merkezi bile işgal edilmiştir. din perdesi akında bir Kurdistan kurmaya ve Cumhuriyet aleyhine gelişmeye giden isyan Genç ili. ilgisi olmayan kesimlerin. arrik. birinin kararı dağlarda." Bildirinin ikinci maddesinde. yeni birliklerin oluşturulması için seferberlik ilan edildiği de hatırlatılıyordu. yol ve köylerde hayat karartıyordu. İnönü. "ümit ederim ki. Kork¬ mak için muhalefet etmiş olmak gerekmiyor. isyanın basrirılması için. o bölgesinde tesirini gösterecektir" diyordu. ayıklanması için de firsat olarak de- 114 . Diyarba¬ kır'ın Lice ve Elazığ'ın Palu ilçelerine yayılmış. genele yayılmışri. mevcut gücün ya¬ nma ek olarak. memleketin her yerinde. ala¬ cağımız tedbirler. yer yer mahkeme yerine geçiyor. dikta rejimine kar¬ şı çıkan Türklerin tasfiyesi. çoğunluğu sabıkalı ve mahkûmlardan oluşan yandaşlarıy- la Hınıs'tan. Başbakan İsmet İnönü. Bundan sonra. iktidar şeflerini öv¬ memek de yeterli oluyordu. Bu arada. Kürt köyle¬ ri yakılıp yıkılıyor. genel taarruz için ordu büyütülüyordu. güç. toplu cinayetler işleniyordu. Alınan önlemler ve gönderilen kuvvederle köy ve jandarmalar kurtarılmış ise de. Korku yalnız isyan bölgesine değil. asla müsamaha etmeksizin.. yapacaklarını "şiddetle. yedek asker¬ ler silah altına alınarak. benzer olayların bir daha tekrarlanmaması için is¬ yan bölgesinde gerekli önlemlerin alınacağını. Terör devleri iş başındaydı. yanında bulunanlardan bazı suçluların tutuklanması sırasında müfrezeye silah çekmiş.üzere. Hemen ardından genel seferberlik ilan ediliyor. Musul ve Yunanistan sorunu nedeniyle Türkiye Cumhuriyeri aleyhine bazı dış tertiplerin bu¬ lunduğu şu sıralarda..

daha bir yd öncesine kadar "kardeş" ve devletin ortağı gösterilen Kürtlerin "var olmadığına" karar veriliyor. Atatürk'e birer telgraf gönderip pişmanlık ve bağlı¬ lık bildiriminden sonra idamdan kurtuluyorlardı. diktatörlüğün demirden duvarları inşa ediliyor. Basını susturmak üzere sansür yasallaştınlıyor. Ahmet Emin ve Hüseyin Cahit. gizlice yürürlüğe konan "Şark Islahat Planı" ile. "Takriri Sükûn Yasası"nın hedefleri alabildiğine geniş ve uy¬ gulayıcıların her türlü yorumuna açıktı. Ancak Ahmet Emin. yıllar sonra Atatürk tarafından affedildikten sonra mesleğine dönüyordu. Şark Islahat Plam'nın 41. .ğerlendiriliyordu. Parla¬ mentoda şu ya da bu şekilde muhalif davranmış poÜtikacılar da. dehşeti ydlar süren "Takriri Sükûn Yasası" yürürlüğe konuyordu. İki yazar. ama bü¬ tün yapılanları da övmüyorlardı.. "Takriri Sükûn Yasası" Demoklesin kılıcı gibi bütün muhalefetin başı üstünde sallandırılıyor. emirle meslekten men cezasına çarptırılıyor. ırkçı politikalar yü¬ rürlüğe konuyordu. dilleri yasaklanıyor¬ du. Kürtlerin inkârı ve dillerinin yasaklanması bu dönemin ürü¬ nüydü. bütün muhalifler için korku dönemi başlamıştı. "tek sesli" bir toplum yaratılıyordu. Yalnız Kürtler için değil. siyasal. "Kürt isyanını özendirdikleri" gerekçesiyle tutuklanıp Elazığ İs¬ tiklal Mahkemesi'nde idam cezası istemiyle yargılanarak tutum¬ larının bedelini ödüyorlardı. Dönemin iki ünlü gazeteci ve yazarı Ahmet Emin Yalman ve Hüseyin Cahit Yalçın rejime açıktan muhalefet etmiyor. * Öte yandan isyan. 1925 yıhnda. "İsyan" gerekçe gösterilerek.. İsyan bahane edilerek. emrine girmeyen basın başlıca hedefti. maddesinde şöyle deniliyordu: 115 . hayali kurulan "ulus devlet" (tek halklı devlet) mode¬ li için ilk adımdı. Sistemin istediği gibi "adam olmayıp".. Bu. sosyal ve ekonomik alandaki bütün hayallerin gerçekleştirilmesi için araçtı.

Evrensel tari¬ he "Türklerin yeni buluşu" olarak geçti mi. Allah nezdinde bu halkın hakkı ıı6 . Pazara ürün getiren köylüler. Eği'ye akıyor. Ahlat.. Çermik vilayet ve kaza merkezlerinde. Çarsancak. Hozat. Urfa. Şeyh. Benzer bir uygulama. Melle Yadin'den dinledim. "Exi" (Eği) köyüne geliyor. Bir de hutbe veriyor. Ama. suçun kar- şdığı dayak ve para cezasıydı. Hekimhan.. bazı ileri gelenlerle görüştükten sonra kalabalık cemaate namaz kıldırıyor. o sırada Sil¬ van tarafinda (Farkin'de) Melle Yahya'nın yanında okuyor. sonra bi¬ tişiğindeki Baskan'a yerleşen Melle Yadin (Aydın). Eğer zulüm kar¬ şısında ayağa kalkmasaydım. İs¬ yan haberini alınca. Eğer. Çemişgezek. Niyetimizin sonunu getireme¬ dik. Diyarbakır. Türkçeden başka dil kullananlar. Besni. sokakta Kürtçe konuşmak suç. Eği'ye var¬ dığı gün tesadüfen. da¬ yak ve para cezasından kurtulmak için müşterileriyle el ve kol ha¬ reketleriyle diyalog kurmak zorunda kalıyorlardı. Melle Yadin de namaza kanlanlardan. hükümet ve belediye dairelerinde ve diğer kuru¬ luşlarda. Van. Palu. Şeyh Said de oraya geliyor. Elazığ. ona sorumluluğum vardı. Arga. henüz yeryüzünde yoktu. bilmiyorum. Varto'ya dönmek üzere ayrılıyor. Diyarbakır'dan ayrıldıktan sonra. Babasını buluyor. Erciş. Bizzat 'Şeyh Said Efendi. ŞEYH SAİD YAKALANIYOR Melle Şafii (Aydın) anlatıyor: "Şeyh Said Efendi. Allah nezdinde müsterihim."Malatya. Birecik. halkımızı zulümden kurtarmak üzere ayağa kalktık. Ergani. iyi sonuç alamadık. kıyamet günü Allahu Taala bana neden ayağa kalktın diye so¬ rarsa. konakla¬ ya konaklaya bir adı grubuyla birlikte Solhan tarafina. Halkıma karşı sorumluluğumu yerine getirmek için ayağa kalktım diyeceğim. Adı¬ yaman. Şeyh'in orada olduğunu duyan çevre köyler. Muş. hutbede Allah için. Ovacık." Bu karardan sonra. Bidis. Diyor ki Melle Yadin. çarşı ve pazarlarda. Babası Şeyh Mu¬ hammed de Şeyhle birlikte. Binbaşı Kasım'ın da köylüsü olan. okullarda. Büyük bir kalabalık meydana geliyor. hükümet ve belediyenin emrine aykırı davranmak¬ la suçlanacak ve cezalandırılacaktır.

Çarbühür ve Hınzor köylerinden Bulanık'a doğru yol aldık. Fakat bu. Ya¬ nımızda tartışmadıkları için tam anlamıyor. Gerekirse bunun için iran'a geçeceğiz. Yükün altından kalkamazdım. aynı ka¬ filedeydi. Konaklaya konaklaya ilerliyorduk. Muş ovasında Murat nehrini geçmeyi düşün¬ düğü köprüye bir keşif kolu gönderilmesini istediği zaman Ka¬ sım. örgütlü. sesimizi duyurmamız gerekiyor. Önümüzdeki tek 117 . Kasım Varto'da ona kanlmış. Tam tedbirH. hazırlıklı. Kasım. askeri bilgi ve becerisiy¬ le plancı olarak baş köşedeydi. Şeyh Said Efendi ile Kasım arasında bir gerginlik olduğu anlaşılıyordu. başlangıç ve gelişmeler zamanında isyana karşı olan. Şeyh Said Efendi. bu yüzden Şeyh Said ve Halit Bey'le bağlarım kopa¬ ran Kasım. . Melle Yadin'in söylediklerini aktarıyordu: "Melle Yadin.nedeniyle sorumlu olurdum. Yanında Kasım vardı. haksız olduğumuz anlamına gelmez. Abdur¬ rahman Paşa köprüsünden Varto suyunu geçip. "yenilgi anında" isyancıydı.' Şeyh Abdullah da o gün Eği'ye geldi. isyancıların safindaki babasının yanında. Kurtulma gücü olanlar kendilerini kurtarsınlar. Şimdilik ba¬ şaramadık. sorumluluktan kurtulmak gerektiğine inandığım için ayağa kalktım diyeceğim. köyüne. Şimdi dönebi¬ lenler. evine gitsin. Dünya ile bağlantı kurmamız. orası güvenli olmazsa İran'a geçiş planlarını tartışıyordu bu sırada. Şeyh ise burada toplanan liderlerle Muş yöre¬ sindeki Nuh Bey'in bölgesine. Melle Yadin. Biz de çalışmalarımıza devam edeceğiz. onunla buluşmak için damadı Şeyh Abdullah ile birlikte. Allahın önünde. 'orası geçiş için güvenli değildir' diyerek karşı çıkmışn. Şeyh Said'in ayrılmaz parçası olarak. Ama haklı davamızın takipçisi ola¬ cağız dedi. 'daha Melekan'dan yola çıkarken." * İlk tohumlar süreci. Biz kaybettik ve zafere ulaşama¬ dık. ama mazlum ve haklıydık. bilemiyorduk ama bir gerginUk vardı. organize olmadığımız için başaramadık. Melle Şafii. Şeyhin bulunduğu Melekan köyüne geçiyordu. Emrinizdeyim demiş.

Şeyh'in kendi ayağıyla gidip teslim ola¬ cağını sanıyorduk. Kasım. Mektup yazdım. Şeyh Said. Şeyh Abdul¬ lah ve Kasım adarını sürüp bizden koptular. 'Geçilir mi. geldiler. Şeyh Said Efendi. Kasım'ın ısrarlarından kurtulmak için. Muş ovasındaki köprü için tehlikeli dediği için. Su atların sırtına geliyordu. biz Murat'ı geçmek üzere Bulanık yakınlarındaki "Pıra Şeyda "ya (Şeyda köprüsü) gi¬ diyorduk. Şeyh Said. Ben bunun için söz verdim. atını köprüye doğru sürdü. Meğer. Fakat. Hepimiz. ben de gelmiyorum" diye bağırdı. Hep beraber peşinden gittik. Üçü birlikte. Murat nehrini geçmek için biri Bulanık yakınlarında. dinliyor¬ duk. Karşımızdaki bir tepe¬ ye gittiler. Geri döndüklerinde Şeyh Said Efendi. 'geçelim' deyince Kasım. Konuşulanları artık hepimiz duyuyor. Çarbühür köyüne geldiğimizde. Şeyh.' Annı sürdü. Bir anlaşmazlık olduğunu aruk hepimiz biliyorduk. Varto'ya gidip teslim olacaktık. babasının nereye gönderdiği¬ ni bilmiyorum. karşı tarafa haber gönderilmiş. Kasım. yeniden Abdurrahman Paşa köprüsü¬ ne geldiğimizde yanıldığımızı gördük. 'köprüyü Türk askerleri tutmuş' deyip yine itiraz etti. öteki Muş ovasında iki köprü vardı. Tepeye çıktılar. burada Varto'ya giden Kereseid köyü yoluna sapacağına. Ne dediklerini duymuyorduk. 'teslim olacağım' demiş. Şeyh Abdul¬ lah 'bfen gelmiyorum' dedi. Şeyh'in nehri geçip kurtulmasına karşı tedbir alınmış olmalı. Kasım'ın yanında kaldı. Ne¬ hir suyu çok kabarmıştı. Kasım telaş için¬ de yanına gitti. atını doğruca Kasım ve Şeyh Abdullah'ın yanına sürdü. 'ben gidiyorum. "kurtuluşumuz yok. Atlılar arkasından gittiler. Arkada. 'anlaşmamız böyle değildi. 'Varto'ya gidip Osman Nuri Paşa'ya teslim olacağız. kabarmış Murat nehrini ada geçmekti. Şeyh Said. Tek seçenek. ama sertçe tartıştıkları belliydi. nehrin ortasından geri döndü. tü¬ fek atışları başladı. köprüye geldik. Kala¬ balığın içinde tartışmak istemedikleri için Şeyh Said. yine bizden uzaklaştı. Şeyh Said Efendi. kim gelmiyorsa kalsın' diyerek atını nehre sürdü. Orada uzun uzun tartıştıktan sonra yanımıza geldiler. Şeyh Said. 'hadi' dedi. Uzun sürdü yolculuğumuz ama. Paşa bi- ıı8 .mesele Murat nehriydi. yanımızda de¬ ğildi. Sonra Şeyh Said önde. Onu takip eden adı¬ lar da. tam nehrin ortasına gelmişti ki. Ka¬ sım. geçilemez mi?' diye tarnşma başladı. ama Şeyh'in oğlu Şeyh Ali Rıza.

Şerevdin (Şerafet- tin) dağlarından Muş ovasına inecek. Düşüncesi. Kasım. Fakat Binbaşı Kasım. Onu dışarıya çağırdılar Şeyh'e neden ihanet ettin diyerek ateş edip vurdular) Şeyh. daha sonra köyüne döndü. Sabah yola çıkılacağı za¬ man. Hakkari dağ¬ larında bir cephe açmakn. Görgü tanıklarının anlattıkları da çelişikti. Akrabalarından Kalecik köyünden Kollo'nun oğlu Gulo. 'birlikte teslim olursak kurtulur. Köprünün ortasında önünü kesti. yalvarıyor. Bongılan geçidini 119 . Şeyh. Bir gün üç atlı indi kapısında. kardeşi Reşit ve akrabalarının yardımıyla Şeyh'i esir aldı. atını hızla sürdü. 'Ben teslim olmuyorum. Ölürüm.' Kasım. Ama tüfeği ateşlenmedi." * * Şeyh'in tutsak düşmesine ilişkin pek çok söylenti vardı. Şeyh'in yakalanması bir bakıma "tarihi değiştiren olay" oldu¬ ğu için bunu farklı anlatımlarla sunuyoruz. Diyarbakır'dan ayrıldıktan sonra. ama gidip düşmanıma tes¬ lim olmam. Şeyh Abdullah'ı da kandırıp yanına alarak elbirliğiyle tuzağa çekiyor. hareketi öl¬ dürüyor. Bingöl'ün Solhan ilçesine bağlı Melekan köyü¬ ne geliyor. o za¬ man annı sürdü. Melekanlılar akrabalarımızdı. Şeyh Said Efendi. Şeyh'in atının dizginine yapıştı. 'nasıl istersen öyle yap. 'Kasım' diye bağır¬ dı. Akrabaları da Şeyh'in etrafını sardı. (Gulo. Şeyh Said Efendi. Diyarbakır cephesinden çekilirken amacı. çok kimse¬ yi de kurtarırız' diyordu. Şeyh'i düşündüğünü göstererek oyalama taktiklerine başvuruyor. Şeyh Abdullah ile birlikte köye gel¬ miş. Abdullah da Şeyh Said Efendi'nin damadı. Binbaşı Kasım. Kasım. tüfeğine sarılıp namluyu Kasım'a doğrulttu. ama ben teslim olmuyorum' cevabını verip. isyancıların yanında görünüyor.zi bekliyor' dedi. Şeyh Said Efendi. Şeyh Abdullah'ın kö¬ yü. Dinlenip ertesi gün yola çıkıp. Binbaşı Kasım da orada. Kızının evinde ge¬ ceyi geçiriyor. Torunlarından Abdülmelik Fırat anlatıyor: "Şeyh Said Efendi. oradan da Bitlis üzerinden Hakkari tarafına geçecek. kızgındı. Genç üzerinden. İran'a geçip kendini kurtarmak değildi.

Abdullah da bir bakıma ona arka çıkıyor. sonunda güzer¬ gâhı değiştirmeyi başarıyor. Şeyh Said Efendi'nin yanında adamlar var. Bir toplantı düzenli¬ yor. Varto yoluna sapıyor. Yolunu kesecek. Orada en yakın olarak. Şeyh Abdullah ile birlikte Melekan köyüne geliyor. ayrıntdar hariç. köyüne dönmüştü. Sıra Kasım'a geldiğinde. Erzurum cephesinde mağlup olmuş. Onlara güvenmek zorunda kalıyor. devlet güçlerinin Muş ovasındaki stratejik yolları tuttuğunu. Yol güvenliğini ve nehrin kabardığını öne sürüp. Bağlılığını bildi¬ rip kafasındaki planı uyguluyor. kış ve kar şardarını öne sürüyor. Amacı Şeyh'i oyalayıp hü¬ kümet güçlerine el altından haber ulaştırmak ve bir yandan da. Kasım ve akrabaları.aşıp Muş ovasına inmek kararında. Abdurrahman köprüsünde etrafını sarıp namlu doğrultarak teslim olmasını istediklerinde. Bu. Yanında ne çocukları. gelmek istemeyen de köyüne döner. Şeyh Said Efendi onunla burada buluşuyor. destekliyor. Ama halkı serbest bırakalım. Söz verilen herkes. ama yakınlık bakımından yalnız. ne¬ reye yürüseniz arkanızda. bundan sonra yapılacaklar hakkında herkesin tek tek görüşünü alıyor. ayağınızın altındayım demektir. İsteyen bizimle gelir. Fakat ateşleme¬ ye zaman bulamıyor. damadı Abdullah ve baca¬ nağı Kasım bulunuyor." i 20 . Şeyh Said Efendi ona hakaret ederek tüfeğine davranıyor. Ama Kasım planını yapmış. Fakat Kasım. o yoldan gi¬ dildiği takdirde kurtulacağım bildiği için. Kasım onu teslim alıp devlete veriyor. Şeyh'in kestirmeden Muş ova¬ sından geçip dağlara varma düşüncesini değiştirmeyi başarıyor. Bunun üzerine Şeyh Said Efendi kararını açıklıyor: Doğu'ya çekileceğiz. Efendi. Abdullah. benzer şeyler anlatıyor ve şöyle diyordu: "Kasım. ne de kardeşleri var. ovada nehri aşmanın zorluklarını anlatıyor. irtibatlı olduğu Türk güçlerinin bulunduğu Varto mıntıkasına çekmek. 'Benim sözüm ayağınızın akındadır' di¬ yor. yalanlar uydurup Murat nehrinin kabardığını. Emrinizdeyim. ona tabi olduğunu söylüyor." * Melle Selim de Şeyh Said'in tutsak edilmesi konusunda. Kürderin büyüğe sadakat bildirimidir.

Başında karakol kurmuşlar. Kasım Bey de öyle söylüyordu. 21 Mayıs 1925 tarihindeki ifadesinde yakalanma¬ sı olayını şöyle anlatıyordu: "Şeyh Abdullah. Varto yakınlarındaki Abdurrahman köp¬ rüsünden geçip. Şeyh Sa-. Muş'la Meneşgut arasındaki Gırvas gediğin¬ de cephe komutanıydı. Komutası akında 200-250 kişi vardı. Şerevdin dağlarından. Geç olmuştu. Çarbühür tarafina vardık." Şeyh Said. Muş köprüsünden Nuh Bey'in yanına veya Varto'dan Mu¬ rat nehrini geçip Hasenanlı Halit Bey'in yanına geçmeyi düşü¬ nüyorduk. O sırada Kasım'ın akrabalarından. Çünkü bahar sularıyla kabarmış. Karabegan köyünün yakınındaki köprüden Murat nehrini geçip dağlara varmak. o bölgede Şeyh Abdullah'a katdmış. Çaksor köyünden dağlara yönelmeyi. Çatış¬ maya girmeden geçmemiz imkansız. Şeyh Said Efendi'nin güvenliğini bahane edip. Kariı Şerevdin (Şerafettin) dağlarını aşıp. Ne zaman ka¬ tıldığını ben bilmiyorum. O köprüyü biliyorum. Ertesi gün yola çıknk. yorucu bir yolculuktan sonra.Halit Bey'in yeğeni Mehmet Emin Sever'in anlatriklan bir başka açıdan tarihe ışık tutacak nitelikte: "Yola çıkarken Şeyh Said Efendi'nin amacı. Muş ovasında. diyor. Gece yürüdük. Ayrıca ovada nehri geçme¬ miz de tehlikeli. Bağlu köyünden Tem- ranh Guloe Kollo. Kılavuz geldi. O gece orada kaldık. Murat nehrini geçiş için yeni bir öneride bulunuyor. Çok yağmur yağıyordu. Muş tarafına gitmeye teşeb¬ büs ettik. Asker vardı.. Gırvas'a geri döndük. Suya düşersek boğulur veya donarız. Yola çıkıyorlar. Ka¬ sım orada. Fakat Kasım bu fikre karşı çıkıyor. öne¬ risini uygun buluyor. Şeyh Abdullah'ın yanında idi. id'in aklına Kasım'ın art niyetii olabileceği gelmediği için. Darahini'den Meneşgut'a gittim.. Burada kısa bir mola veri¬ liyor. Kasım. 100 kadar adıyla Abdurrahman köprüsüne geliyorlar. Kasım Bey. Lo- 121 . Fakat gizlice Osman Paşa'ya mektup yazıp göndermiş. Kasım'ın talimatı üzerine Şeyh Said'e tüfeği¬ ni doğrultuyor. Beş gece beraber kal¬ dık.

müfreze göndersin. Orada teslim olma meselesi açıldı. Bize ateş açtılar. Ahmet. Çarbühür'e döndürdüler. Akşam namazından sonra Varto'ya doğru yola çıktık. Askerler her tarafi tutmuşlardı. Belki çıkış yolu bulunur. Onlar Alevidir. Kasım Bey teslim olma fikrindeydi. 'Efendi. Ba¬ na. Orada. Kardeşim Reşit. Şeyh Said atından inmişti. henüz şafak ağarmamıştı. Gece. 'Askerlerini öldürürsün' diyor¬ dum. Çarbühür'ü ge¬ çince. Dinlemediler. Döndük. olmaz. terk edilmiş olan Sipyan köyünde kaldık. Ben. Geçmemelerini söyledim. Uzaklaştık. akrabamdan Timur. 'Olur ki affederler. sürgün ederler. yolunu değiştirmeye. Ben Osman Paşa'ya mektup yazdım ki. Takip edemediler. ilerde artık asker olmadığını. Ka¬ ranlıkta birbirimizi kaybettik. Bu yolda ise beş dakika geçmeden telef olursun. Müf¬ rezeler geldi. dolayısıyla kurtulduğunu. bir ara teslim olmayı kabul etmişken yeniden caydığını söylüyor ve devam ediyordu: "Şeyh Said'in. teslim olmayacağını söyledi. Ken¬ disiyle görüştüm ve bir saat boyunca konuştuk. Gelip bizi teslim alsın' dedi. O sırada Paşa bi¬ zi telefona istedi. Fikrimi anlayınca. beni teslime iknaya çalışıyordu. Adılar nehirden ge¬ çiyorlardı. Kargapazarlı 122 . Ben ona. Gece Melhemli'ye git¬ tik. bir yandan da teslime ik¬ na etmeye çahştığım. müfreze gelir ateş eder' diyordu. O da 'Olmaz' diyor. bu gerçekleşmediği takdirde İran'a gitmeyi planladığını. Neredeysen. Abdurrahman Paşa köprüsüne geldiğimde. 'Yapamam' dedim. Diyarbakır İstiklal Mahkemesi'nde Şeyh Said'in savaşı sürdürmek üzere Nuh Bey'in yanına gitmek istediğini. Şeyh Abdullah teslim olacağını söyledi. 'gidip teslim ola¬ yım' diye geldi kalbime. Hükümete çete yazıl¬ mışlardı.lan tarafinda görüldük. Tam Abdurrahman Paşa köprüsü üzerine gelmiştik. Kasım Bey orada bana ulaştı. Bizi ilk bulanlar Çarbühür askeriydi. Köyün karşısındaki tepede gündüzü geçirdik. Görüşüldü." Binbaşı Kasım. gece teslim olmaktan caydığını duydum. Beni kandırdı. onu yakala¬ mak için oyalamaya. Bizi orada bir odaya indirdiler. Sonra ben de 'Teslim olurum' dedim.

ileriye bir silahlı biriik gönderilme¬ si uygundur. Osman Paşa'ya tez¬ kere yazarak ufak bir müfreze istedim.Mehmet Reşit ve Şerifoğlu ile Halil'e hemen ateş açtırdım. Ev ve arazi verildi. Şafak yeni açmıştı. Varto'ya gelmeyeceğini. Aynı ifadeler." BİNBAŞI KASIM ANLATIYOR Kasım. Varto'ya dönemedi. bu öneriyi uygun buldu. Hemen hazırlık yapılmasını emretti. savaşın vardığı noktayı biriikte irdelediklerini belirttikten sonra. Şeyh Said'le Bongılan'ın (Sol¬ han) (Exi) Eğig köyünde buluştuğunu. Şeyh Said'in kısrağı da kaçmıştı. Neden gerek görüldüğü bilinmez. Murat nehrini köprüden geçip Huvit Reisi Nuh ve Ha¬ senanlı HaUt'le birleşelim. oradan İran'a geçelim. dedi. Şeyh Said'e silah doğrultan kardeşi Reşit ve öteki kardeşi Ali ile birlikte Söke'ye yerleştirildi. Kasım'ın.' 'Biriniz beşon atlı ile ileride yürüyünüz' dedi. devam ediyordu: "Şeyh Said. Söke Kaymakamı Kazım Atakul'a ifade veriyor. daha sonra Mum- cu'nun Kürt-lslam Ayaklanması adındaki kitabında da yer aldı. buradaki 400 kişilik kuvvetimizle Muş ovasına inelim. Atlıların hepsi kaçtı. Yanıt veren olmadı. Şeyh Said'in idamından sonra. Benim de aradığım buydu. Bir saat sonra hareket edildi. 1945'teki ifadesinde. 13 Ocak 1945 tarihinde Söke Kaymakamı Kazım Atakul'a verdiği ifadenin tutunaklan. ama devlet tam 20 yıl son¬ ra. Şeyh. 123 . Kasım. köprünün ayağı yanında yakaladık. Gideceği cevabını verdim. Şeyh'in nasıl yakalandığını yeniden derleme ve dosyalama ih¬ tiyacını duydu. Şeyh Said'i. Kasım. bu kez mahkemeye değil. Oğnut beylerine. Gır¬ vas köyünde akşam namazı kılındı. Şu öneride bulundum: Akşam karanlığında kuvvederimizin Bongılan gediğinde bir pusuya düşmemesi için. Bunun için en yakın tanık Kasım'dı. ilk kez 1991'de Cumhuri¬ yet gazetesinde yayınlandı. bitirdikten sonra altını imzalıyordu. istersem kendisini öldüre¬ bileceğimi söyledi. Yüze yakın mermi atıldı.

hafif tipi ile karışık kar yağışı başladı. dedi. ben bu suya girmem. dedi. dedim. Ovaya inip de bir yere kaçmaya fırsat bulmasınlar diye. Uygun. Ve bunları izledik. iki saat sonra Varto yüzünü aşnk. dediler. diye sordu. gece yarısı Murat'ı geçmek mucize sahibi olmak demektir. Şeyh Said: Şu halde ne yapalım. dedim. Şerafettin dağını aşıp Varto'ya inmemizin vaziyeti bi¬ raz daha kolaylaştıracağını söyledim. Gündüzün sular azalı¬ yor. Başka zaman diğerleri alırlar. Beni gözlüyorlardı. Bunu herkes bilir. Sabah şeyhlerle görüştük. Gırvas köyüne döneHm. Muş ovasına indik. yatı¬ yor. Saba¬ ha da dört saat var. Tartışmalardan sonra. Arkamdan kardeşimle beş-on adı geliyordu. Ben bir mektup yazdım. dedim ben. geceleyin son derece kabarıyor. Gırvas'a geldik. öncülere tembih ettim. dedim. Bata çıka dağın üstü¬ ne çıktık. nisan ayı taşkınında. Gündüzün adı geçtiğini gördüklerini söylediler. Şeyh Abdullah: Hepiniz geçseniz de. ölümüme ken¬ dim sebep olacağıma. Bongı¬ lan gediği denilen boğazı geçtik. ilerledim. Orada sabahlayalım. Biraz sonra şeyhler geldiler. Şu memlekette. Geriye dönüldü. he¬ men kuzey yıldızını yön vererek. Köprüden nasıl geçersiniz. Evet ama. Herkes yorgun. Yerleştik. 'Murat'ı geçitten geçelim. 124 . Öğleyin Şerafettin dağına tırmandık. Şeyh Said: Haydi yürüyelim. Şeyhlere. karların üzerinde yürüyoruz. Şerafettin 2500 rakımında. Şeyh Said'e haber vermişler. Köyde kimse yok. buradan köprüye akı saadik mesafe var. Sabah görü¬ şürüz. başkası beni öldürsün. Addan durdurttum.Bu akşam nöbeti ben devralayım. Bazıları. Birkaç yüz metre yükse¬ ğe çıkınca. Şeyh Abdullah'ın da yardımıyla öneri¬ mi benimsediler. Fırka komutanına gönderdim. Habiban kö¬ yüne vardık.

kendilerini geçirmek üzere geçidin başına gelmelerini istedi. Hep bir takip müfrezesi ve kuvvetin hareketini gözlüyorum. Beraberimdeki bir miktar adı ile Şeyh Abdullah. Oradan ayrıldım. hepsi ata binmiş ola¬ rak bulunduğum yere geldiler. Sabahleyin köyün güneyinde. İkindi vakti. Murat'ı yüzüp geçerek. dedim. Mektu¬ bu yırtıp atlıyı geri getirdi. Bizle ne düşmanlığın var. Bizi de ister istemez atlara bin¬ dirdiler. Geceledik. Melhemli köyü. Onlar da bizi bekliyoriardı. Varto suyunu geçip Hınıs'a doğru gitmekti. Çev¬ re köy halkı. karşıdaki köyün adamlanndan. işaret attşları yaptı. dedim. Ancak yerinde yeller esi¬ yor. Murat nehri üzerin¬ de bir tepede toplandık. Senin gös¬ terdiğin yolda müfrezeler vardır. Burada bulunduğumuzu etraf ve hükümet hissetmesin. Nihayet bizi buldular. firka karargâhı bir saat solumuzda. Güneş doğmuştu. Ben birini göndereyim. o gün akşam üzeri Ispahan köyüne indik. Tugay karargâhı yirmi dakika sağımızda. Dürbün elimden düşmüyor.. Biz onlan bekliyorduk. köyün kenannda akan incecik suyun başında toplanan şeyhlerle beyler beni çağırdılar. bir yokuştan sonra Baltaş köyü tepesine çık¬ tık. Beylerden biri: Sen göz göre göre bizi Türklere öldürteceksin. Ne bir şey var. Hiçbir engel ile karşılaşma¬ dan. Hiçbir tertibat.. baş¬ ka geçide indik. 125 . şeyhlerin köyüdür. Akşam namazı vakti. Geçitten geçtik. dedi. posta. başka müfrezelerie karşüaşacaksın. hatta gözcü bile yok. Şeyh Said görüşümü sordu. Ben işi gürültüye boğmak için bağırdım: Sen bu ağzınla mı 600 yıllık hükümetie uğraşmaya kalk¬ tın? O müfrezeyle değilse bile.Şeyh çağırdı: Atlıyı geri al. Şeyh Said. Biraderi gönderdim. ne bir kimse. orada bir yolcuya bir akın verdi. Şeyh Said'in fikri. Akşam namazın¬ dan sonra Melhemli köyüne geldik. de¬ di. Gelen yok. Şimdi geri çağırırım. geri getirteyim. Ben başka yollar gösterdim.

Ben. Aşağı caddeden çıkalım. dedi. yolcuyu bir kenara çektim. Beş çeyrek uzak¬ lıktaki Abdurrahman Paşa köprüsüne gelinceye kadar. Orada. bütün çoluk çocuklarıyla köylerinin yakılacağını söylemesini tembih ettim. bizi geçirmek için atlılar geldi. Şeyh Said: Zaten ikinizin gizli gizli görüştüğünü biliyordum.Bir aralık. Nuh ile Halil'i bulur. Murat'ı geçersek. Ve askeri kuvvet beklediğimi. 90 adı ile inmek 126 . karşı köydekilerin şeyhlerin geçişle¬ rine engel olmalarını ve aksi takdirde. Şeyh Abdullah: Ben İngilizlerin ve Acemlerin ekmeğini yemeyeceğim. bir müfreze sola çıkardılar. Şeyh Said: İşte. Murat'ı geçeceklerini söyledi. Diğer kısmı köyde kaldı. Yolu yukarıdan geçeceğimizi söyledim. Kendimi tanıttım. Ve sizinle de gelmeyeceğim. Dürbünle baktım: Herhalde bir fırka geliyor. Köyün ke¬ narına vardık. selamete vardık demektir. dedi. dedi. Büyük bir kütle ile geçidin başına vardılar. birlikte iran'a geçeriz. cevapla¬ rımla idare ediyordum. buradan itibaren hareketlerine katılamayacağımı. 30 kadar yaya tahmin ediyorum. Bu süvariler öncüdür. bir askeri birliğin dağdan indiği¬ ni haber verdiler. bu ya¬ şa kadar Türk vatanına karşı nankörlük yapmak tenezzülünde bulunmadığımı ve geçit geçilirse kendilerine açık olduğunu söy¬ ledim. Bir saat sonra beş-on atlı geçit başına geldiler. Önde Oğnut beyleri. teslimden vazgeçtiğini. Ölüm nerede olursa bizi bulacaktır. bir müfreze sağa. akşama kalmaz. Köyün içinden geçtik. Köyü geçince. kanını boş yere neden heder edeceğini söyledi. Şeyh Said'e yetiştim. Yolcu yüzerek Murat'ı geçti. Şeyhler dönüp bi¬ ze geldiler. Kar¬ şıdan yaylım ateşi gibi silah sesleri duyuldu. 100 adı. Ve yürüdü. Beş kilometre karşı¬ mızdaki Darabi köyüne indiler. dedi. dedim. Bir iki saat sonra.

Köprü¬ yü geçtiğim zaman.. silah tetikteydi. Emekli Binbaşı Kasım. Ben silahı göğsümden uzaklaştırdım. arkamdaki bi¬ raderim silahı ile Şeyh'e nişan almış. akra¬ balarımdan bir ikisi önünü kestiler. Akrabalarımdan ikisi de. resmi tarihle çelişiyordu. Ben silahımı beylere çevirdim. Çarbühür sırdanndan bir bölük asker çıkn. Elindeki mavzeri kalbimin üze¬ rine çevirerek: Bak. Bize doğru adım adım geldiler. fırka komutanı telefon almış olmalı ki. Bir buçuk saat sonra. ihtimal ki.. Gittik. Os¬ man Paşa beni takdir etti. Küçük bir müfrezenin gönderilmesini arz ederim. Kim olduğumuzu sorup anladdar. Biz altı. silaha davranmış durumda bekliyorlar. 15 Nisan 1925. Ve beni çağırdılar." * * Kasım'ın anlatımları. dedi.. Genelkurmay Başkanlığı tarafindan yayınlanan Ayaklanmalar kitabında. Şeyh 127 . Hepimiz silahlıyız... onlar dört ki¬ şi. Çayın öbür yakasında atlıların karartısı da kalmadı. Kaçtılar. Geçmemesini ve bırakmayaca¬ ğımı söyledim. Fakat akrabalanm çekti aldı. Abdurrahman Paşa köprüsünde tutukladım. Şeyh Said üç arkadaşı ile kayaya arkasını dayamış ve eUnde mavzer. Oradaki akrabalarım¬ dan ikisi silahını almak istedi. Fırka Komutanlığı'na! Şeyh Said'i. Şeyh Said: Vermem. Ben Şeyh Said ile karşılaşüm. Fişek yatakta. Varto'ya gitmek için ne kadar ısrar et- tiysem para etmedi. Ateşe karşılık gelmedi.' Pusulayı bir atlı ile gönderdim. Şeyh Said köprüyü geçtikten sonra. bu nedenle ateş edememişti. Sonunda firka komutanına mektup yaz¬ dım: '12. Birkaç söz söyleyerek ateş ettim.için atından indi. Başlarındaki subay Çarbühür'e davet etti. yolun üzerinde. Ben de indim. Meğer Şeyh Said silahı göğsüme uzattığı zaman. Sonra. Elini şöyle havaya sallayarak köprüye doğruldu.. dedi.

Şeyh Abdullah. Bu asi kafilesi 35'inci alay 2'nci taburun baskısı ve şiddetli ateşi karşısında kurtuluş çaresi kalmadığını anlayarak. olaylar "başka türlü" gösteriliyor. Kasım. Mahmut. 35'inci alayın ikinci taburu. Binbaşı Kasım. bu söylem ve resmi rapor yüzünden Diyarbakır mah¬ kemesinde güç anlar yaşamış. 15 Nisan 1925 tarihinde yayınlanan resmi hükümet bildirisin¬ de de. Resmi tarih kitabında şöyle deniliyor: "Çarpuh'ta (Çarbühür) bulunan müfrezeden bir kısım kuvvet¬ le.. Bu yüzden Şeyh Said'i yakalayan kişi oldu- 12» . Kasım'ı.Said'in ordu birlikleri tarafından takibe alınıp. çarpışma sırasında sağ olarak silahıyla birlikte ele geçirilen isyancı diye göstermişti. arka¬ sından 25 avanesi. Şeyh Ali. Çarpuh geçidinde bulunan süva¬ ri bölüğü. Kasım. Kargapazarlı Reşit. onları da zorla yakalanıp tutsak edilenler arasında gösteri¬ yordu. Raskan geçidini geçerek. Esir edilen asilerden önem¬ lileri şunlar: Şeyh Said. çarpışa çarpışa teslim ahndığı yazılıyordu. Timur ağalarla. Kasım teslim oldular. Ceyranlı İs¬ mail. Varto güneyinde Çarpuh (Çarbühür) köprüsü civarında birliklerimiz tarafından sarılarak yakalanmış ve Varto'ya getirilmiştir. Varto cephesi komutanı Şeyh Abdullah. Şeyh Said." Varto'daki askeri birliğin komutanı Osman Paşa da Anka¬ ra'ya gönderdiği raporda. önce Şeyh Abdullah. Reşit. Şeyh Galip ve beraberindeki hizmetçilerle ailelerinden mürekkep bu¬ lunmakta idi. hatta adı idam istemiyle yargılanan¬ lar listesine yazılmıştı. Hanşeref dağı güneyinden doğuya kaçan asileri yakalamak için takiple görevlendirilmişti. Alınan tamamlayıcı bilgilere göre. aralarında kısa müzakereden sonra. tutsaklar arasında geçiyordu. Şeyh Said'i köprü başında tu¬ zağa düşürüp muhafızlarından koparan." Görüldüğü gibi resmi tarih Kasım ile akrabalarını da "isyancı" sayıyor. ayaklanma hare¬ ketinin tertipçisi Şeyh Said. Kasım'ın adı ise "yaka¬ layan" değil. sonra da göğsüne silahı¬ nı dayayıp tutsak düşüren adam olarak değil. Bildiride şöyle deniliyordu: "Genç kuzeyinde sıkıştırılan Şeyh Said ve diğer ayaklanma li¬ derleri doğuya doğru kaçmak isterken.. yakalanması istenen bu asi ka¬ filesi.

" Kasım. haksızlıkttr. Onun için ceza değil. ödülümü isterim. Bu bir yanlışlıktır. kendisine yardım eden kardeşleri ve yakın akrabalarını da kurtarıyordu.ğunu kanıdayamama sıkınrisı çekiyor ve mahkemede şöyle yakı¬ nıyordu: "Şeyh Said'i benim yakaladığıma dair Ankara'ya telgraf çeken Osman Paşa. 129 . Şeyh Said'i ben tek başıma yakaladım. "yanlışlığı" güç bela düzeltmeyi başarıyor. sonra da idam edilmem için İstiklal Mahkemesi'ne yazı yazıyor.

yüzyılda Rusya. Peygamber sülalesinden geldiği iddiasında ve Kürt¬ ler arasında adı yaygın. bağımsız Kürdistan'ın ku- 130 . Rus subaylarından Avriyanof. sayılan bir kişilikti. İran ve Osmanh Savaşları adındaki kitabında. Şeyh Said'in dedesiydi. 1700'lerde yaşayan Mevlana Halid'in öğrencisiy¬ di. dini eğitim ver¬ mekten çok. Mehmet Bayrak'ın Kürtler ve Ulusal-Demokratik Mücadelele¬ ri adındaki kitabına da aldığı bir raporda. Seid Abdülkadir'in babası Şeyh Ubeydullah. Türk resmi raporlarına göre. 1880 yılının Temmuz ayı sonlarında. Medresede kaderleri birleşen iki şeyhin to¬ runlan da. Mevlana Halid'in.ÜÇÜNCÜ Bölüm SEİD ABDÜLKADİR VE DAVASI Seid Abdülkadir. kendi medresesinde öğrenci yetiştiriyor. aynı davanın yürütücüleri olarak kaderlerini birleşti¬ recek ve hayatları idam sehpasında noktalanacaktı. Şeyh Ali. Şeyh Ubeydullah'ın oğ¬ luydu. Şeyh Ubeydullah. Nakşibendiliği Kürdistan'a taşıyanlardan biri olan Nehrili Seid Taha'nın torunu. Şeyh'in. Seid Taha. 19. O nedenle yaygın bir halife ve müritler ağına sa¬ hipti. Şeyh. Kürdistan'ın bağımsızlığını gerçekleştirmek için çaba¬ lıyordu. Yine resmi raporlara göre. aynı dönemde Kuzey Kürdistan'da görev¬ lendirdiği öteki öğrencisi ise Şeyh Ali'ydi. Kürt ulusal sorununu görüşmek üzere Kürdistan'ın önde gelen şeyh ve halifelerini Şemdinan'daki derg⬠hında topladığı belirtiliyor. sevilen. Kadere bakın ki. Kürtler. başarılı olanları "Nakşibendi Halifesi" sıfatıyla Kürdistan'ın dört bir yanında gö¬ revlendiriyordu. onun baba ocağını kutsal kabul ediyorlardı.

başkaldırı halinde Kürtlerin de Ermeni ve öteki Hıristiyanlara iyilikle yaklaşması gerektiğini savunuyor.rulmasını amaçlayan bu toplantıya. Ama ikisinin de. Kürdistan'ın bağımsızlığı için girişilecek silahlı mücadelenin stratejisi tartışılı¬ yordu. Osmanhlar. Ancak. Osmanlıların. yüzyıldan beri İran'la çekişme halindeydi. Bu arada Osmanlı parla- 131 . Seid Abdülkadir'in Mekke sürgünlüğü. daha sonra İran'ın istemi üzerine. toplantıdan kısa süre sonra. çıkarlarına zarar verileceği endişesiyle İran'ın yanında yer alıyordu. Kürdistan'a kaçış hazırlık¬ ları içinde oldukları sezilince Mekke'ye sürgün ediliyorlardı. oğlu Seid Abdülkadir de Hakka¬ ri'ye gidiyordu. Nitekim. baba-oğulu tutuk¬ latıp İstanbul'a götürüyordu. aynı hızla sönmeye yüz tutuyordu. ortak endişeleri Kürtlerdi. Meşrutiyet'in ilanıyla bitiyor ve Seid istanbul'a yerleşiyordu. Şeyh Ubeydullah. 42 prens ve 68 beyin katıldığını yazıyor. Bu harekâtın önemli komutanlarından biri de 1925 yılında ası¬ larak idam edilecek oğlu Seid Abdülkadir'di. Çünkü. özellikle ingiltere. İsyan. Şeyh Ubeydullah. İki imparatorluk zaman zaman karşı karşıya geliyor ve savaşıyorlar¬ dı. Osmanlı nezdinde Kürtlerin bir önemi kalmaz" diyor. İran içlerine kadar ilerliyordu. Avriyanof. bu toplantıda. liderliğe de Şeyh Ubeydullah getiriliyordu. bu öneri onay buluyordu. Toplantıda. 16. bu ne¬ denle uluslararası bir nitelik kazanıyor ve Şeyh Ubeydullah geri çe¬ kilerek Hınıs kalesine yerleşiyor. Fakat hızla gelişip başarılarla devam eden isyan. bu nedenle Kürdere dokunmadıklarını söylüyor ve "eğer Ermeniler mahvedilirse. Osmanlı devleti. bütün Kürdistan'dan 5 şeyh. Kürdistan'ın bağımsızlığı için genel isyan kararı alınıyor. 21 halife. Kürtleri sistematik olarak Ermenilere karşı kullan¬ ma politikası izlediğini. bazı Avrupa ülkeleri. ilk aşamada Kürdistan'ın İran'daki parçasını kurtarmak üzere harekete geçi¬ yor ve kısa zamanda. aynı toplantıda Ermeni ve Hıristiyanlara karşı iz¬ lenecek politikaların tartışıldığım anlatıyordu.

Şeyh Said'in tutsaklığından hemen sonra Kürt önde gelenleri ve aydınlara karşı genel taarruz başlıyor. İstanbul'daki Kürt aydınlanyla yakın ilişkiye girmiş. Gelişmeleri İstanbul'dan izliyor. Cemiyetin varlığı. hatta günlük hayatı bile gizli polisin raporlarına geçirilecekti. yasal ze¬ minden koparılan Kürder bundan sonra "yeraltına" ineceklerdi. daha sonra Isriklal Mahkemeleri kararıyla idam edildi ya da "tenkil" programı çerçevesinde. tamamen babasının dü¬ şüncesini taşıdığı ve babasının yapamadığı şeyi yapmak. Lozan görüşmeleri sürecinde "Türk çıkar¬ ları açısından sakıncalı" bulunduğu için kapatılacak. örgütün kurucuları arasında değildi. takip Lozan'dan sonra daha da sıkılaştırılarak. "yerinde sonuna kadar susturuldu"lar.mentosunun "Senatosu" ya da "seçkinler kurulu" sayılan Ayan Meclisi üyeliğine seçiliyor. başar¬ mak hevesine düştüğü anlaşdıyor. Damat Ferit Hükümeti zamanında da "Şura-yi Devlet" (Danıştay) başkanlığına getiriliyordu. Bu dönemde Seid Abdülkadir hakkında düzenlenen raporda şöyle deniliyordu: "Daha sonra tuttuğu yola bakılırsa. o da gerektikçe yönetime düşüncelerini iletiyordu." "Hizbe Azadiya Kurdistan"ı (Kürdistan'a Özgürlük Cemiye¬ ti) Lozan sürecinde kuruldu. Seid Abdülkadir. Şeyh Said İsyanı. Görü¬ nür bir görevi yoktu. bilgilendiriliyor. Bunların pek çoğu. örgütü kuranların da danışıp görüşlerini aldığı liderler¬ den biriydi. Seid Abdülkadir. Seid Abdülkadir ise yakın takibe alınacak. Ama üsdendiği resmi görevlere rağmen Kürt sorunundan uzak kalamamıştı. "Azadi"nin hareketinin devamı. Ama Kürtler arasındaki saygın konumu ne¬ deniyle. oğlu Seid Muhammed ve İstanbul'daki çevresi 132 . tavır ve düşünceleri. Şeyh Said ise başsızlığı dolduran lider olarak tarih sahnesindeydi. daha sonra da "Kürdistan'ın özerkliği" için mücadele ve¬ ren "Kürt Teali Cemiyeti"nin başkanlığına seçilmişti. kasaba ve köyler¬ de toplu tutuklamalara girişiliyordu. şehir.

propaganda kaygısını önde tutan dönemin sansürlü basını. oğlu Muhammed. Rıfat. Bu sinemada daha sonra Şeyh Said de "yargılanacak"tı.. eski as¬ ker ve valilerden seçilmişti. 14 Mayıs 1925 günü de "özel" yetkilerle donanımlı İstiklal Mahkemesi'nin önüne çıkarıldılar. Diyarbakırh avukat Hacı Ahti. Erbilli Nafiz. 12 Nisan 1925 tarihinde İstanbul'da tutuklandılar. Palulu Abdullah Sadi ve Kürtçe çıkan "Jin" gazetesinin yazar- lanndan Kemal Fevzi. Denizli Milletvekili Mazhar Müfit Kansu'ydu. istik¬ lal Mahkemesi'nde yargılanmak üzere Diyarbakır'a gönderildi¬ ler. Dr. vatanı parçalamak ve bir Kurdistan esareti kurmak emel-i hiyanesiyle senelerden beri ça- 133 . * * s- Seid Abdülkadir'in duruşmasına ilişkin tek kaynak. Seid Abdülkadir davasında yargılanan sanıklar da şunlardı: Seid Abdülkadir. bu konuda Hak¬ kı Naşid imzasıyla yayınladığı haber şöyle: "Şark İstiklal Mahkemesi bugün. mahkeme salonu haline getirilmişti. Diyarbakıriı Ahmet Ce¬ mil. Fuad. Mehmet Tevfik. Heyet. Hacı Abdul¬ lah. Balıkesir Milletvekili Süreyya Örgeevren de savcıydı. Nafiz Bey. Cemil Paşazade Ekrem. savcılıkla görevlendirilen Süreyya Örge¬ evren hariç hukuk öğrenimi görmüş kimse yoktu. Hoca Askeri. İstanbul'da yayınlanan "Vakit" gazetesinin. Fuad. Mahkeme heyeti de yine daha sonra Şeyh Said ve arkadaşla¬ rını mahkûm edecek kişilerden oluşuyordu. sorgulamadan sonra. Mahkeme başkanı. Duruşmalar için Diyarbakır'ın tek sinemasına el konulmuş.de hedefler arasındaydı.. Divriğili llyas. Onlarla birlikte dönemin önemli Kürt ay¬ dınlan Kürt Teali Cemiyeti'nin genel sekreteri Kürt Sadi lakabıyla tanınan Palulu Abdullah Sadi. Seid Abdülkadir ve Kürt aydınları. Hacı Ahti. Hüseyin ve İlyas. aydınlatıp bilgi vermekten çok. Diyarbakır¬ lı Ahmet. Abdülkadir Sido. Kemal Fevzi ve Dr. Kırşehir Milletve¬ kili Lütfi Müfit Özdeş ve Urfa Milletvekili Kürt Ali Saib Ursavaş üye. Mahkeme heyetinde.

lışan ve memleketin en mühim makamlarına geçmek firsatım bulan birkaç serserinin muhakemesine başlayacaktır. ikinci devre tertip. zaman zaman meydana gelen ve memleketin ikiye bölünmesini amaçlayan bir hareketin hazırlayıcıları ve kışkırncılandırlar. Diyarba¬ kır'daki birçok aile. Danıştay eski başka¬ nıyım" diye veriyordu. Geniş. maznunlar için bir sıra önüne bir masa konuldu. Bu haince hareketin ana hatlarını şu basit sözlerle özetleyeceğim: Gizli amaçlarına ulaşmak için sanıklar. Heyet-i hakimenin oturduğu bu kavisin arkasına. sanık kimliklerinin tutanaklara geçirilmesinden sonra savcı "suçlamayı" (iddianame) okuyordu.. Vanlıyım. oğlu Mehmet. iki buçukta muhakeme salonu dinleyicilerie doldu. utançlarından önlerine bakıyor ve sertçe yürüyoriardı. dört devre geçirmişler¬ dir: Birinci devre hayal kurma. iddianamede "hayal etme suçu" şöyle anlatılıyordu: "Huzurunuzda bulunan sanık Seid Abdülkadir. İstiklal Muhakemesi 'nin kadın ve erkek bü¬ tün Türkleri merak ve ibretle alakadar eden muhakemelerini dinlemek istiyorlardı. İstan¬ bul'da oturuyorum. Seid Abdülkadir ile arkadaşlarını görmek için yolları. dört devrelik bir düşüncenin sonucudur. 134 . Habere göre. Türk vatanının doğu bölgesinde. 75 yaşındayım. güzel bayrağımız asıldı. Esasen suç olan hareket de. Seid Abdülkadir'in kimliğini kendi açık¬ lamalarıyla. sanıkların Kürdistan'ı kurmak için aşama aşama ileriedikleri öne sürülüyor. yeşil örtülü bir kavis yapıldı. Önde. Hükümet konağındaki daire buna müsait değildi. yargılanması kıs¬ men yapılmış olan Bidisli Kemal Fevzi. aşağı¬ daki localarda kumandanlar ve bütün memurlar ve birçok dinle¬ yici oturmuşlardı." Gazetenin haberinde. "suçun ilk aşamasını Kurdistan üzerine düş kurmak" olarak açıklıyordu. Hoşnev aşiret reisi Nafiz ve Abdullah Sadi ile. Halk. Seid ve rüfekası. Eski Ayan Meclisi üyesi. üçüncü devre karar ve dördüncü devre de icra. damları doldurmuştu.. İddianamede. "adım Abdülkadir. Üst kadardaki balkonlarda hanımlar. Onun için milli sinema dairesinde daha evvel tertibat alındı. Bu hazırlık aşamaları.

Hükümet. Hükümet. Ferit Paşa. Nazif'i günlerce evinde misafir etmiştir. Cumhuriyet hükümeti ordusu ayaklanmacı¬ lara şiddetli darbeler indirdiği sıralarda." İddianame devam ediyordu: "Seid Abdülkadir. geçimini sağlamak için evini ve eşyasını satmak zorunda kaldığını ısrarla itiraf ettiği hal¬ de. Seid Abdülkadir. Seid Abdülkadir. kendisiyle boğaz boğaza geldim. yargıcın sorusu üzerine. "İttihat ve Terakki iktidan tarafindan Mısır'a sür¬ gün gönderildiğini" söylüyordu. Ferit Paşa kabinesinde neden görev aldınız? Mütarekeden sonra Kürt toprakları üzerinde bir Ermenis¬ tan yapmak istiyoriardı. Bundan sonra Abdülkadir ile duruşma yargıcı arasında şu diyalog geçiyordu: ". O zaman bir Kürt Teali Ce¬ miyeti vardı.İttihat ve Terakki hükümetinde görev aldınız mı? Evet efendim. doğuda Ermenistan yapacağım dediği zaman demek istifa etmediniz? Ferit Paşa bunu söylediği zaman. Biz buna muhalefet ettik. bu melun fikrinden vazgeçmemiştir." iddianamenin okunmasından sonra sorgulama başlıyordu. bütün hareketini bilir. Ferit Paşa kabinesinde? Danıştay Başkanı oldum. Bunu cümle alem bilir. Ben Musul'dan gelmeden önce kurulmuştu. Ayan Meclisi üyesi oldum. Ermenilere karşı Kürderin haklannı koruduk. İstanbul Suadiye'de oturduğunu. Beni başkan yapttlar. Amacımız Ermenis¬ tan'ın kurulmasına engel olmaku. ikinci re¬ is vekili de Bedirhani Emin Avni Bey'di. harta 11 Nisan gününe kadar bile. Birinci reis vekili Mustafa Zihni Paşa.içinde Kemal Fevzi de olmak üzere başlayıp devam edegelen ey¬ lemlerle sabittir. Ben arkadaşlann ısran üzerine hükümette kaldım. Cumhuriyet hükümetinin dikkatinden hiçbir şey kaçmayacağı bilinir. İçerde daha iyi karşı koyabiliyordum. Hatta 135 . sırf bu adamlan yakalamak için sabretmesini bilmiştir.

bilmiyorum. Biz Hilafet makamına bağlı bir özerklik amaçladık. kabul ediyorum. Bu imza sahipleri kim? Molla Said (Said-e Nursi) vardı. 'Ca¬ nım. Olduğu gibi kabul ediyorsu¬ nuz değil mi? Evet. 'Oralar Kurduktur. Bu sözleşme hakkında bizi bilgilendirir misiniz? Nasıl bir sözleşme? Hürriyet ve İtilaf mı? Evet. Bilgim vardır. Evde bulunan bir şiiri de yargı masasındaydı. Bunu nasıl açıklarsınız? Biz Ermenistan'a karşıydık. İmza koydum. şimdiye kadar Kurdistan yoktu. Bu sözleşme gereğince Kürdistan'a özerklik verecektik. Bundan başka bir Kürt cemiyeti var mıydı? Hayır. Hürriyet ve itilaftan Vasfi. Bir de bendeniz vardım. Başkan.. Amacımız.. Bedirhanilerden Mehmet Ali vardı. Oralar Ermenistan olamaz. "Türkler. ocak ayında imzaladığınız bir sözleşme meydana çıktı. Sözleşmeye imza koydunuz. İnkâr etmem. Şeyh Said'i yüz yüze tanımadığını. * » * Seid Abdülkadir'in evindeki tüm kitaplara. Hem Ermenistan'a karşıyım diyorsunuz. Kanı¬ mızın son damlasına kadar oraları Ermenilere vermeyiz' dedim. Evrakınız arasında. Ermenistan'ın kurulmasına engel olmakn. Hürriyet ve İtilaf Partisi'yle bir sözleşme yaparak. Ferit Paşa'nm Ermenistan düşüncesini kırmak istedik. Zeynelabidin ve Sabri Hocalar vardı. bir gece kaldığım söylüyordu." Sorgulamanın bundan sonraki bölümünde Seid Abdülkadir. Nasıl inkâr ederim? Fakat o tarihte Osmanlı devleti vardı. Herhalde ben dahil değildim. Orada dediler ki. Fakat Osmanlı hükümetiyle islam halifeliğinden de aynlmadık. yazılı olan her şe¬ ye el konmuştu. hem de izmir'in işgahne kadar Ferit Paşa kabinesinde kalıyorsunuz. oğlunun bir iki kez evine gel¬ diğini. Kurdistan Teali Cemiyeti'nin başkanıydınız.bir gün beni İngiliz elçiliğine götürdüler. bütün Türkler utanmaz/Aslanlar durmayı- 136 . Bunu nereden çıkardınız?' Dedim ki.

Oğlunun sehpadaki son haykırışını dinleyerek ölüm sırasını bekle¬ di. idam mahkûmları sehpada son sözlerini bağırdılar. oğlu Muhammed. Ölüm sehpaları Diyarbakır'daki Ulu Cami önündeki alana ku¬ rulmuştu. sistemi kınayıp protesto ederken. idam sehpasına yürümeden önce son isteği sorul¬ duğunda. Mahkeme. Ama. Palulu Sadi.. Çünkü ayağının altındaki sandalye çekilerek sözleri kesilmişti. bu dizeleri heyecanlı bir anında ifade ettiği. Seid Abdülkadir. İdam "ayini" daha önce şehre ilan edilmiş. Mahkeme başkanı. "Oğlumun idamını görmek istemiyorum. Kemal Fevzi..nız/Hücum ediniz/Müşrikler mebus olmuş. heyecanının ifadesinden başka bir anlamının bulunmadığı cevabını veriyordu. Daha sonra öteki sanıkların sorguları yapılıyordu. isteği yerine getirilmedi. Önce oğlu Muhammed'i astılar. sün¬ gülü askerler sıra sıra dizdirilmişti. karannı 23 Mayıs 1925 günü açıkladı." diye devam eden di¬ zeleri okuduktan sonra. Behçet Cemal'in Şeyh Sait İsyanı adındaki kitabında yazdığına göre. Hoca Askeri ve Avukat Hacı Ahri idam cezasına çarptırıldılar ve 27 Mayıs günü şafak sökerken idam edildiler. Kalabalıkla idam sehpaları arasına. Hacı Ahti. ortası güneş motifli Kurdis¬ tan Teali Cemiyeti ambleminin ne anlama geldiğini sorması üzeri¬ ne. Seid Abdülkadir. Seid Abdülkadir. alanda büyük bir kalabalık toplanmıştı. Önce beni asm" dedi. Ardından sa¬ vunmalara yer veriliyor ve sanıklar suçsuz olduklarını anlatıyorlardı. Seid Abdülkadir'in oğlu Muhammed bağırıyordu: "Peygamber soyundan gelenleri asamazsınız! Ben Peygamber soyundanım!" Muhammed'in ağzından dökülen öteki kelimeler anlaşılamamış¬ tı. Seid Abdülkadir "Anlaşılan Kürt bayrağıdır" diyordu. "Ya- 137 . alt tarafi yeşil. Kemal Fevzi. Seid Abdül¬ kadir. bunu neden yazdığım ve ne anlama geldiği¬ ni soruyordu.

direkler Türk bayraklarıyla süslenmişri. İlk ifadesinden sonra. Tutsaklar. kaçması ya da kaçırılmasının önlenmesi amacıyla. zafer bildirileriyle kamuoyuna duyurulmuştu. olay. saygı görüyor." Şeyh Said. Diyarbakır sokakları. Yol boyları. Şeyh Said'in ifadesi alındıktan sonra yargı¬ lanmak üzere arkadaşlarıyla birlikte Diyarbakır'a gönderildiğini açıklıyordu. orada bulunan mahkeme heyeti ve yöneticilere şöyle sesleniyordu: "Sizler. yakma ve harap etme konusunda büyük şöhrete sa¬ hipsiniz! Burasını da Kerbela'ya çevirdiniz! Şunu bilin ki. sonra devlet temsilcilerinin sıralandıkları asıl tören alanına götürülüyorlardı. sömürü ile şan şeref kazanılmaz!" Seid Abdülkadir. ikramda bulunuluyordu. Bakanlar kurulu. şöyle deniliyordu: "Kuvve-i muhafazanın muhtelik bir alaydan az olmaması ve merkumanın hiçbir suretle elden çıkarılmalarına meydan bırakıl¬ maması lazımdır. yakalandıktan sonra Varto Askeri Garnizonunda. komutan Osman Paşa tarafindan değerli bir misafir gibi karşıla¬ nıyor. 5 Mayıs 1925 tari¬ hinde Diyarbakır'daydı.şasin Kürdük düşüncesi. bir garnizon asker eşliğinde ve gizlilik için¬ de yola çıkarılıyordu. insaf¬ sızca dehşet. 138 . yaşasın Kurdistan!" diye bağırıyordu. ayağının altındaki sandalye çekilmeden ön¬ ce son olarak şöyle diyordu: "Beni asmakla Kürtleri gayretlendiriyorsunuz!" DİYARBAKIR'DAKİ ZAFER ŞENLİĞİ Şeyh Said 15 Nisan 1925 tarihinde esir alınmış. alınacak askeri önlemler de ayrıntılı olarak duyuruluyor. "zafer şenliği "nin tören alanına dönüş¬ türülmüştü. Binalar. Seid Abdülkadir ise idam ilmiği boynuna geçirilirken. kavşak ve meydanlar askerler tarafından tutulmuştu. Hükümet bildirisinde. Şeyh yirmi günlük bir yolculuktan sonra. ata bindirilip. at üstünde sokak ve caddelerden geçirilerek halka gösteriliyor.

her şey kendi gerçeğine dönecekti. Yetkili memuriar Şeyh Said'i dikkadi ve nezaketle karşıladılar. Şeyh Şerif. Ama çok değil. Romalı muzaffer Sezar edasıyla önlerinden geçirilecek tutsakları seyretmek üzere koltuklara oturmuşlardı. arkada Şeyh Said. yanında 30 kadar adı asi. önünde ve arkasında at¬ lı. Tüfeklerin. iki ay sonra gösteri bitecek. İngiliz yazar Lord Kinross. 5 Mayıs 1925 sa¬ lı günü Diyarbakır'a vardılar. göğe yükselen duman hortumları görülecekti. bilmiyorum. devlerin bütün olanak ve arşivleri sunularak ısmarianan Atatürk adındaki kitabında.Diyarbakır'daki asker-sivil erkânın. Generallerle özel konuklan." Behçet Cemal anlatıyor: 139 . damadı Şeyh Abdullah. Şeyh Şerif ve 28' kişilik maiyederi.. Tüfek¬ lerinin namlusuna çiçek takarak Diyarbakır sokaklarında "ba¬ nş" gösterisine çıkan askerlerin. uçaklardan havai fişekler anlıyordu. Halkın üzerine. Diyarbakır'daki zafer gösterisini şöyle anlatı¬ yor: "Şeyh Said. zafer şenliğini anlatıyor: "Şeyh Said. Said'i getiren kafile şöyle oluşmrulmuştu: En önde bir askeri müfreze. Şeyh ile avanesinin şehre getirildiğini duyan halk. "sefer" izleriydi. Akşamın saat beşine varmasına rağ¬ men. Behçet Cemal. Zafer alayında." "Muzaffer" ler. O zaman. tutsaklarını zafer şenliğiyle sokaklarda dolaş¬ tırıp halka gösteriyorlardı. vatan ha¬ inlerini görmek için sokaklara döküldü. tutsakların muhafızlı¬ ğını üstlenmiş. Binbaşı Kasım ve öbür 28 asi geliyordu. sıra sıra dizilmiş askerler tüfeklerinin namlularına çiçek takmışlardı. piyade hükümet kuvvetleriyle Diyarbakır'a getirildi. tutsakların geçişini huzur içinde seyretmeleri için. "bir daha ateşlenmeyeceğinin göstergesi" miydi. özel tribün yapılmışri. Diyarbakır surlarından ba¬ kıldığında. bu dumanlar.. Köyler yanıyordu.

Paşa'ya cevap verdi: Sefer zahmettir. halkın alkışlan arasında caddelerden geçtiler. Peşlerinde birer piyade ve süvari müfreze¬ si geliyordu. İstiklal Mahkemesi Başkanı Mazhar Müfit Kansu."Sanıkların hepsi hayvanlara bindirilmiş ve ayrı ayrı muhafaza altına alınmışlardı. Bu cevap üzerine general." Hükümet Konağı'nm önündeki meydan. O halde sizi daha tedavi etsinler. Hükümet Konağı önünde. nasıl oldunuz? Şimdi iyiceyim. Hastaydınız. sivil ve askeri erkân bulunu¬ yordu. tutsakların geçişini seyret¬ meleri için tribün kurulmuş. Diyarbakır Valisi Mit¬ hat. erkân rütbelerine göre sıralanmıştı. mal'den okuyalım: "Hükümet Konağı önüne getirildikleri zaman. 'Ankara'nın taşına bak' adındaki zafer türküsü¬ nü söyleyerek. Diyarba¬ kır halkı neşe içinde sokaklarda kaynaşıyor ve hainleri lanediyordu. 19. Alay'a mensup olan askerlerin göğüslerinde ve tüfeklerinin namlularında.. Yolda çok rahatsız oldunuz mu? Seyahatiniz nasıl geçti? Sonrasını yine Behçet Ce- Güneş altında bakırlaşmış renkli. Bu konuşma sırasında film ve fotoğraflar çekiliyor. iç kale kapısında adarından indirilmiş olan asiler. Şeyh Said ile Mürsel Paşa arasında şu konuşma oldu: Hoş geldiniz. Askerler. tutsaklar önünden geçerken Şeyh Said'e sesleniyordu. müfreze komutanına emir verdi: Götürün. köylülerin yolda taktıkları çiçekler vardı.. Askerler bu heyet önünde bir resmi geçit yaptıktan son¬ ra. Kolordu Komutam General Mürsel. Yemek yemeye başladınız mı? Hayır. Diyarbakır garnizon komutam Mürsel Paşa. 3. daha korkuyorum. yaşlıca. Türk seçkinlerinin oturup. Ordu Müfettişi General Kazım Orbay. fa¬ kat dinç görünen Şeyh Said. Doktorlar bakıyorlar mı? Allah hepsinden razı olsun. ince uzun boylu. üye Ali Saib Ursavaş ve Lütfi Müfit Özdeş. istirahat etsinler." 140 . zafer alanı haline ge¬ tirilmişti. yaya ola¬ rak hükümet binası önüne kadar yürüdüler.

141 . korkunun (terörün) kılıcı gibi işliyordu. Diyarbakır halkı. ona sesini duyur¬ ma çabasıyla 'savaşlarda olur böyle şeyler' diye söylenerek mo¬ ral veriyorlardı. Bu mahkemelerin hukuk bilmeyen. kendi işleyiş kurallarını kendileri beliriiyoriardı. tribündekilerin gösterisi sırasında. "isyan" gerekçesiyle yaratılıp sistemin tüm muha¬ liflerine gözdağı verecek biçimde. kendisine süngü ve namlu çevirmiş askeri barikatın arkasında. terör mahkemeleri adını vermeyi düşündük. Şeyh geçerken insanlar ağlıyor. Halkını selamlarcasına bakıyordu etrafina. "Türk adaletinin şaşmazlıgmı" ve çelik yumruğunu kanıtlamaktı. yürüyüş kolundaki askerierin haykırdığı zafer marşlarını dinliyordu. İSTİKLAL MAHKEMELERİ Isyancılan yargılamak üzere kurulan İstiklal Mahkemeleri. dudaklarında bir gülümsemeyle "gale¬ yana gelmiş seçkinler" in sloganlarını. mahal¬ lelerde. bazen. rütbe ve makam konumlarına göre sıralandıkları tribünde "resmi geçit" yaptınlırcasına önlerin¬ den geçirilen tutsakları aşağılayan sloganlar eşliğinde bağınyoriardı. Gözü uzaklara takılıyor. Zafer şenliğine tanıklık eden Diyarbakıriı bir ihriyar anlatı¬ yordu: "Esir düşmüş Şeyh Said geliyor diye tellal bağırttılar. Fakat sonra İstiklal Mahkemeleri ismi uygun bulundu. kasabalarda da mahkemelenn kollan iş başındaydı. ama saldığı korkuyla ün¬ lenen "yargıç"lanndan Kılıç Ali. Şeyh Said vakurdu. hüzün içinde yo¬ lunu bekledi. yalnız kendileri¬ ni meydana getiren güce karşı sorumluydu." Şeyh Said. sadece gülümsemiş. İcraatından anlaşıldığı kadanyla mahkemeler. mahkemeler ağı meydana getiril¬ mişti. "mahkemeler kuru¬ lurken. Mürsel Paşa. O nedenle.■r * Törene çağrılı seçkinlerle aileleri. anılarında. ana gövdesi varsa. Mahkemelerin kuruluş amacı. bu sırada. Başı dikti. o yana hiç bakmamıştı. erguvan rengi dağlara bakıyordu. Şehirierde. "Gücü" memnun et¬ mek koşuluyla." diye yazıyordu. cadde ve sokaklarda.

kendi köyü de yakılıp yıkıldı. 199rde Demi¬ rci ve Tansu Çiller hükümederinde Dişişleri Bakanlığı. okuması ve yazması olmayan. o sırada Avrupa'yı dolaşıp "TC'nin terörle mücadelesine destek" arıyordu. ailesinin "şapka devriminden zengin olma¬ sından" geliyordu. Daha önceki bölümlerde değinildiği gibi. Mustafa Kemale: 'Sıkıyönetim komutanı. Çalışma temposunu bozduğu.. Hasan Ce¬ mal'in Kürtler kitabında yayınlanan açıklamasında. Normal mahkemelerin bulunduğu kasabalarda. isyan sonrası Lice'den ilk idam edilen babamın amca oğlu Ömer oluyor. Ömer de tel çe¬ kiyor Ankara'ya.. Diyarbakır eski Milletvekili Tarık Ziya Ekinci. Şapka satan tek dükkân var Lice'de: Hikmet Çetin'in amcası Tahir. Savunmasız mahkemeydi bu. Lice'de. bu mahkemelerde evrensel hukuk bir yana. Hikmet Çerin. diktatörlüğün kendi yasaları da geçerli değildi. karara varma hızını kestiği ve "boş yere zaman kaybına neden olduğu" gerekçesiyle avukat "nafile" bulunmuş. fa¬ lan zada şapka ticareti yapıyoriar. Lice'deki mahkemenin ilk kurbanının babasının amca oğlu Ömer olduğu¬ nu açıklıyordu." Burada bir parantez açmak gerekiyor: Anlaşılıyor ki. 1970'lerde CHP'den milletvekilliği ve Bülent Ecevit hükümetinde başbakan yardımcılığı yaptı. Ucuza getirip bayağı pahalıya sanyorlar. Oysa öyle de¬ ğildi. Şapka inkılabının sonrası. 1924-1925.' Bu ihbar geri dönüyor. Ekinci şöyle diyordu: "O yıllar. do¬ layısıyla iddianamelerdeki suçlamaları anlamakta güçlük çeken 142 . Diyarbakır'da kurulu "ana mahkeme"nin yöredeki bütün olaylara ilişkin davalara baktığı sanılıyordu. onlann ya¬ nında siyasi işlev gören İstiklal Mahkemeleri de iş başındaydı. Hikmet Çetin'in Kemalisdiği. 50 kuruşa alıp 5 liraya satı¬ yorlar. Hikmet Çetin. Pek çoğu Türkçe bilmeyen.Örneğin. Başbakan yardımcılığını yürütürken. fazlalık sayılmış ve varlığına son verilmişri.

ipin ucundaki insanlar yan yana asılıyordu. aynı sonsuz egemenlik alışkanlığı sürüyordu. ma¬ kam yoktu. 143 . Resmi kayıtlara göre. kararları kesindi. Cumhuriyet dö¬ neminde. hem de "vatan"ın ta kendisiydi. hukuk diplomasına sahip tek kişi. Seid Abdülkadir ve Şeyh Said ile arkadaşlanm "yar¬ gılayıp" astıran mahkeme heyeri atanmış miUetvekilleriydi. Kararı nasıl ve ne yoldan olursa olsun. Sultan'm yetkilerini ele geçiren "güç". Mahkemelerin TC genelinde astırdığı insan sayısı bilinmi¬ yor. yandaşlığına güvendi¬ ği kişiler olmaları yeterliydi. İçle¬ rinde. ko¬ rumaktı. Sistemin beğendiği. "vatanı" savunmak. asker. Osmanlı döneminde vatan "mülk". sivil bürokrat¬ lardan oluşuyordu. savcıydı. O nedenle idam ayinleri anında başlıyor. gücü ele geçirmişlerin muhaliflerini "temizle¬ mekle" görevliydi. kendi "hukuk bilgileri"yle savunmalanm yapıyoriardı. Gücün atadıklarının görevi. İdamların istatistikleri hiçbir zaman bir araya getiril¬ medi. itiraz edilecek bir üst mahkeme. Sultan mülkün sahibi dolayısıyla "vatanın kendisi"ydi. O nedenle "Kürt İsyanı" gerekçesiyle kurulan "İstiklal Mah¬ kemeleri" dört yana dağıtılmış ve muhalifleri biçmekle görevlen- dirilmişri. * * * Mahkemelerde görevlendirilen yargıçların hukuk öğrenimi görmeleri şart değildi. Mahkemeler son mercii. Bu savunmasız mahkemeydi. Örneğin. Karardan hemen sonra "idamların infaz" yetkisi de mahke¬ meye bırakılmıştı. idam edilerek öldürülenlerin sayısı bir¬ kaç yüz kişiyi geçmezken gayri resmi rakamlar binlerle ifade edi¬ liyor.sanıklar. kurum. hem sahip. O nedenle mahkeme heyetleri genel¬ likle milletvekilliğine de atanmış kişilerden. * * Mahkemeler.

Her sehpanın altında bir se¬ yirci grubu duruyor. Amerikan elçiliği katiplerinden Howland Shaw da. Lord Kinross. sehpaların çevrelerinde oynaşıyor ve hiç kimse pek üzüntülü görünmüyordu. Pencere- den bakınca meydanın üç tarafimn darağaçlanyla çevrilmiş ol¬ duğunu gördü. herhangi bir manzaradan far¬ kı yoktu. Kinross'a göre. bazıları. sanırım daha yakından görmek ni¬ yetiyle. sa¬ bahlan uyandığında. "bir¬ lik" ve "hepsinden önemlisi kuvvet"le açıklıyordu. sabahın erken saatlerindeki bir Ankara manzarasını şöyle anlatıyor: "Sehpalarda sallananların her birinin üstünde. aralıksız "karar üret¬ tiği" dönemin Fransız elçisi. "düzen".istiklal Mahkemeleri'nin hüküm sürüp." Ankara." 144 . Bunun. istatistiklere geçmeyen idam edilmişler manzarasıyla "insan mezbahasına" çevrilmişti. rejimin gösterilerini şöyle anlatıyordu: "Gösteriler tüyler ürpertici nitelikteydi. Fenerlerin ve ağarmaya başlayan günün ışığında asılmış birçok adam görüyordu. TC'de yürürlüğe konan korku rejimi. Fransız ihtilalinden sonra başlatılan "terör dönemi"nden esinlenme ve onun bir tekrarıydı. Henüz sırası gelmeyenler ise suçsuz olduklarını söyleyerek ağlaşıyorlardı. beyaz gömlek gibi bir şey ve buna iğnelenmiş bir kağıt vardı. Kağıda adları ve suçlarının ne olduğu karalanmışn. faşizmin temel ilkeleri "kanun". korku düzenini. Paris'e gönderdiği bir raporunda. Ankara'nın bitpazarı meydanında salkım salkım asılmış insan manzaralanyla karşılaşıldığını belirtiyordu. komşu evlerin merdiven basamaklarında bekleşiyorlardı. gürültüyle uyanmıştı. Ankara'nın belli baş¬ lı meydanında. Bu sırada askerler öteye beriye koşuşuyor. Hepsi on bir taneydi. Çocuklar. kayıtlara. hâlâ otel yerini tutan (daha sonra adı İtfaiye Meydanı olan Hergele Meydanı) yıkık dökük handa kalan Bul¬ gar elçisi Simon Radev bir gece. subaylar yüksek sesle emirler veriyordu. Lord Kinross'un Atatürk kitabında vurguladığı gibi basın.

Yargı için ülkenin başka yerlerine gittikleri zaman. gazeteci Erdoğan Örtülü. bazı askerier ölüyordu. istasyonda devlet töreniyle uğurlanıyorlardı. biriiğiyle biriikte Anka¬ ra'ya "intikal" emrini alıyor ve yola çıkıyordu. salon "yüksek Türk kültürünü" yaymak için kullanılıyordu. Oysa o dö¬ nemin tanığı Cizreli bir ihriyar şöyle diyordu: "Sabahlan uyandığımızda. çatışma çıkıyor. Dua et¬ mekten başka. Onlann çabaları sonucu. Onlar için bir şey yapamıyorduk. Türk büyükleri yan yana sıralanarak konser.. "Şark İstiklal Mahkemesi"nin ana "karargâhı" Diyarbakır'daydı. kollan vardı. Kinross anlatıyor: "Mahkeme yargıçları saygıdeğer kişilerdi. sonrasını anlatıyor: 145 . Geride kalan askerierie Ankara'ya varan Örtülü. Muhsin Örtülü adındaki bir teğmen. haydudarca yolu kesiliyor. İstik¬ lal Mahkemesi tarafindan yargılanıyor. askerierini ölümden ko¬ ruyamadığı gerekçesiyle suçlu bulunup ölüm cezasına çarptırılı¬ yordu. Ama öteki illere. ilçelere da¬ ğılmış kollan da idam kararlan üretiyor. idam gününü beklemek üzere Ankara kalesindeki hapishaneye kaparilıyordu. bir idamkaran. toplantı ve özenle hazırlanmış gösterileri izliyoriardı. Oğlu.istiklal Mahkemeleri'nin. Genç teğmen. insan asıyordu. TC kuruluşundan bir buçuk yıl sonra.. il ve ilçelerde şubeleri. bölgesel merkezlerin dışında. bütün siyasi muhaliflerini susturmuş olmak¬ la övünecek durumdaydı. Türk Ocağı salonunda top¬ lanıp kararlarını üretiyordu. Mahkemenin toplanmadığı zaman¬ lar. meydanın asılmış insanlarla dolu ol¬ duğunu görüyorduk. Cizre'de idamların yapıldığı resmi kayıdarda yok. Boğazlayan'da. Hukuk geçerii olmadığı için. emirle "yok" sayılabiliyordu." Isriklal Mahkemeleri'nin "adaleti" değişkendi. Fakat." Ankara'daki istiklal Mahkemesi.

Seid Abdülkadir." Necip Fazıl Kısakürek. bağlılığını inandırıcı bi¬ çimde gösterince affedildi."Babam idam gününü beklerken. Bakan. 'böyle saçma şey olmaz' diyor. Ama edindiği servetin üstünde. 12 Nisan 1925 tarihinde iş başı yapmış. daha sonra Atatürk'e suikast hazırlamakla suçlanınca. Babamı hapishaneden çıkarıyorlar. sanıklara karşı acım3<^ızlıkta en ateşlilerdendi. babamı dinledikten sonra. Suriye'den gelen bir tanıdığı. Ali Saib. uzun bir ömür sürdükten son¬ ra 1969 yılında öldü. ön¬ ce oğulu idam edip babaya seyrettiriyor. ilk icraatı. Özdeş 1940 yılında öldü. Üye Lütfi Müfit Özdeş. "Kürt Feryadı" adındaki yazısında. 1930'larda. bir gün dönemin Adalet Ba¬ kanı hapishaneyi geziyor. Mahkeme Başkam Mazhar Müfit Kansu. o da kendini entrikanın ortasında buldu ve soruşturmaya uğrayıp yargılandı. Diyarbakır'daki "Şark İstiklal Mahkemesi". Rütbesini. Ama. 146 . fakat sayılı arabanın bulunduğu o dö¬ nemde tenhacık bir caddede trafik "kazasf'nda can verdi. "maaşından biriktirdiği paralarla" zengin olmuş. eski vali ve Atatürk tarafından atanmış Denizli milletvekiliydi. üniforma¬ sını geri veriyorlar. Zamanının çoğunu bura¬ da geçiriyordu. Atatürk'le görüşüp hizmederini anlatıp. Kürtçe bildiği için mi mahkeme heyetine dahil edilmişti bilin¬ mez. Adana ovasında bir çiftlik satın almıştı. Babama suçunun ne olduğunu soru¬ yor. eski asker ve Kırşehir milletvekiliydi. "Beraber mahkûm olmuşsa. oğlu ve ar¬ kadaşlarını astırmak olmuştu. Ali Saib Ursavaş. Kurulun hukuk fakültesi mezunu tek üyesi olan Savcı Ahmet Süreyya Örgeevren Büyük Ada'da köşk satın alacak kadar zen¬ ginleşmişti. sonra babayı asıyorlar¬ dı" diye anlatıyordu. İs¬ tiklal Mahkemeleri'nin dehşetini. Revanduzlu bir Kürt'tü. Zenginliği nedeniyle daha sonra yolsuzlukla suçlan¬ dı. Atatürk'e muhafiz yapıyorlar.

gardiyan askerlerdi. 500 altına bir kelle alınıp satılıyordu. Şark mebuslarından. Ve netice olarak Doğu illerinde kulplu ve kulpsuz altının kökü kesil¬ di. tek ziyaretçile¬ ri. gerçekmiş gibi işleme tabi tutuluyor ve kişiler ceza¬ landırılıyordu. fazla olarak 50 bin ahım vardı. Bir kısmını da İstiklal Mahkemesi'ne gönderdiler. Bu surede Ali Saib. mahkeme heyetinin üyeleriyle. Şeyh Said İsyanından sonra. "İçerdekilerin" dünyaya açılan tek pencereleri. 1964 yılında ya¬ yınlanan "hatıra"larında. İsmet Paşa'ya güvenenlerle güvenmeyen¬ ler ve korkudan kaçıp da oy vermeyenlerin hepsinin akraba-ı ta- lukatı sürgüne gönderilip uzaklaştırıldı. Şeyh Said ve arkadaşlanm yargılamış. Hele İstiklal Mahkemesi'nde. ŞEYH SAİD DAVASI Şeyh Said ve arkadaşlan askeri cezaevinde. dünyada görülmemiş kötülükler. ne ka¬ dar baba-oğul varsa. kimseyle görüştürülmeden ayrı ayn hücrelerde tutuluyorlardı. Yalan ve yakıştırma kampanyası ma¬ kineleri çalıştırılıyor. İstiklal Mahkemeleri'nin öteki yüzünü şöyle anlatıyordu: "Savcı Süreyya Örgeevren. Şark istiklal Mahkemesi Savcısı Süreyya Örgeevren ise. Savcı Ahmet Süreyya Örgeevren. evvela babanın gözü önünde oğlunu. Büyükada'da merhum bir mareşalin muhteşem köşkünü satın almıştı. fenalıklar isnat ediliyor. sonra babayı asardı. baş ziyaretçileriydi. Savcı.* Rejim tarafından beğenilmesi nedeniyle. gün 147 . Şark İstik¬ lal Mahkemesi Başkanlığı'ndan Ankara'ya 60 bin altınla geldi. Jurnali (ihban) hazıriayan başkomiser ile İstik¬ lal Mahkemesi üyesi Ali Saib'in çete arkadaşı Aşkotanlı Paşo'nun da. 1950'ye kadar ara¬ lıksız milletvekili atanan Vanlı ibrahim Arvasi. aileleri ve dünya¬ dan tecrit ediliyor. Bu hususta feryadı figanlar zerre kadar kan kalbine tesir etmezdi. Elazığ'da kelle mü¬ zayedesi (pazan. haklarında hüküm vermişti." Bu heyet. açık artırması) yapılıyordu.

Verilen sözde durmamak. idam edilmeyeceksin" sözlerini. Hatta mahkeme heyeti. "dostluk ziyaretlerini" ve Şeyh Said'le yaptığı görüşmeleri uzun uzun anlatıyordu. mahkemeden sonra. en birinci çıkış yolu siya¬ si savunma yapmamak. Ölüm yolculuğuna çıkar- 148 . Savcı. kurtuluş umuduyla. Kendilerine verilen sözler buharlaştığında artık çok geçti. Kişinin şerefi. onların iyiliğini düşünen Türk büyüklerinin şefkatlerini esirgeyebileceklerini ve hiç düşünülmediği halde idam cezasına çarptırılabileceklerini anlatıyordu. idam edil¬ meyeceğine inanmaya başlıyordu. İsteyen orucunu tutuyor. onların "iyiliğini düşünen" adam olarak. birkaç ay Edirne'de sürgün yaşayacak. istemeyen namazım da kılmıyordu. Savcı. köyüne dönebilecekti. haysiyetiydi. söylemlerinde ulusalcılık bağlarım koparıp. Kürt sorununu ağza almamaktı. Kürtlerin hiçbir sorunu yok¬ tu. "mahkeme¬ den çıkıp. ikili görüşmeler yapıyordu. Binbaşı Kasım'ın. Savcı. "Söz". "Kürt sorunu vardır" deyip bu konuları deştikleri tak¬ dirde. sanıklar. Kolhisar köyünde ziyaret edecek ve vereceği kuzu ziyafetine katılacaktı. Kürt so¬ rununu isyan nedeni olmaktan çıkarıyor. halkının arasına. böylece ölüm yolcularının savunma ve söylemlerini hü¬ kümet bildirisi paraleline çekmeyi başarıyor. Onun için "olmayan Kürt sorunundan" söz etmeleri halinde "yu¬ karıdakiler" kızabilir. Şeyh Said bile. yerine "dinsel düzen kurma ve Sultanlığı ihya" amacını monte ediyorlardı. Zaten kendileri de farkındaydı. huzur içinde evlerine gitmeleri için" ne yapmaları ge¬ rektiğini de öğütlüyordu. Verilen namus sözüne göre Şeyh. ardından ülkesine. Örgeevren 15 Nisan-26 Temmuz 1957 tarihleri arasında. "dosduk" ziyarederinde bulunu¬ yor. onursuzluktu.boyu hücreden hücreye geçerek. baharda onu. idam sehpasına yürüyordu. Şeyh Said. Kürtler nezdinde tanrı buyruğu kadar kutsal ve onursallık kadar bağlayıcıydı. Savcıya göre. mahkeme he¬ yeti üyelerinin dost ziyaretlerinde de dinleye dinleye. teslime ikna için "bana na¬ mus sözü verdiler. dolayısıyla hayatları tehlikeye girebilirdi. "Dünya" gazetesinde tefrika edilen anıla¬ rında.

kav¬ şaklar silahlı askerlerce tutulmuş. açık bir protesto niteliğinde. Yargılamanın halka açık olduğunun göstergesi olarak. namus sözü vermiştiniz?" diye bağırıyordu. yollar. * * s Mahkemelerin "aleniyet" (halka açıklık) göstergesi izleyicile¬ rin salona alınıp yerieştirilmesinden sonra tutuklular getiriliyor¬ du. kırmızı-beyaz Türk bayrağı¬ nın altında yer almışlardı. sıradan insanlar için ürküntü vere¬ cek boyutta abartılmıştı. Türk bayraklarıyla süslen¬ mişti. 149 . Salondaki tek fark. "Hani ya şe¬ ref. arka sıralara. Bir alıcı makine. sinema kamerasıydı. Şehir. bir ay sonra mahkeme önüne çı¬ karıldılar. Diyarbakır'daki devlet görevlile¬ riyle yakınlan arasından özel olarak seçilmiş sivil giyimli "izleyi¬ ciler" yerleştirilmişti. söz verenlere nafile yere "kavf'lerini hatırlarip. Yukarıda kalan sahne. birkaç kat artırılmış. Bütün mahkeme üyeleri parlamento üyelerinden ku¬ rulmuştu. sahnenin ortasına. Seid Abdülkadir'in duruşması sırasında alınan ön¬ lemler. Mahkeme heyetinin sıralanıp oturması için. * Şeyh Said ve arkadaşlarının davası.ken. Kürt köylüler arka sokaklara sürülüyorlardı. birkaç kat kuşatılmış. Ama mahkemenin "adil ve usulüne uygun" işlediğine ilişkin görüntü unutulmamıştı. Kürderin ve Müslümanların yeşil bayrağına karşı. Lord Kinross anlatıyor: "Şeyh Said ve suç ortaklan. duruş¬ mayı başından sonuna kadar filme alıyordu. De¬ kor aynıydı." Dışarıda. semte yaklaştırıl¬ mıyor. yanm ay biçi¬ minde yüksekçe bir kürsü inşa edilmişti. "yargılama"nın olduğu sinema salonu ise etten ve silahların çeliğinden oluşan bir duvarın ardına alınmıştı. Bunlar. 26 Mayıs 1925 Salı günü Seid Abdülkadir'in "yargılandığı" sinema salonunda başladı. "Durumu şüpheli" görülen insanlar.

ama nedeni açıklanmıyordu. Etten ve çelik namlu ile askerler¬ den oluşan duvarları aşıp kaçacağından korktukları için mi bilin¬ mez. Gözleri kısıldı. O arada öteki sanıklar da getirilmiş. Yargıç. sorguda ilk sıradaydı. Gösterilen yere geçtiğinde gür ışıklar göz¬ lerinin içine dolmaya başladı. bütün dünyanın bildiği bir isyanın çıkriğı anla¬ tılıyor. Askerler. izliyordu. Sarığı apakri.. kaşları çatıldı bir an. gözakları sürmeliydi. şalvarı ve Halep işi kırk düğme¬ li yeleği. Şeyh Said öliim yolcuları¬ nın başında salona alınıyordu. iddianamenin okunmasından sonra sorgu başladı. 150 . renk uyumu içindeydi.. Salona girdiği andan itibaren. ileri yaşına rağmen dinç ve huzurlu görünüyordu. ayakları prangalıydı. Mahkeme Başkanı'nm "oturun" demesiyle.Mahkemeyi anlatan tek resmi belge niteliğindeki Behçet Ce¬ mal'in Şeyh Said İsyanı kitabına göre. Prangalar çözülüyordu. iki yanına. Omuzlarını örten harmaniye. » Kimliklerin bir kez daha saptanmasından sonra iddianame okunmaya başlandı. İddianamenin so¬ nunda isyanm amacı "din siperi akında irticai bir bölücülük ha¬ reketi" olarak tanımlanıyordu. Bir süre sonra da gözleri ışığa alıştı. yaşlı Şeyh'in bilekleri kelepçeli. ellerinde¬ ki anahtarlarla koşuştular. "kriminal bir suçlama" niteliğin¬ deydi. Siyasi içerikten uzak. soru sorarken olağanüstü kibardı. Zincir şakırtıları ve kilitte dönen anahtar sesleri duyulmaya başladı. arkasına di¬ zilmişlerdi. Şeyh. Şıktı. İddianamede. Kalabalık isyancı grubuna ilişkin iddianame kısaydı. pranganın zinciri beton zeminde şıngırdayarak ses çıka¬ rıyordu. Dalgah. İşıktan rahatsızlanmıştı. Adım attıkça. Şeyh Said. ak sakalı kmah. Rahatsız¬ lığını belli eden kıpırtılar dalgalandı yüzünde. film kamerasının ışıkları onu hedeflemiş. salona doldurulmuş sanıklar sandalyelere oturdular. İsyanm iç ve dış kışkırtma¬ lar sonucu meydana geldiği de anlatılıyordu.

Seriye şartlannı uygulamazsa dedim. Kürt ayırımı yoktu. Piran'da bir olay oldu. Sonra sekiz tanesi¬ ni bırakmış. Yargıç¬ la Şeyh Said arasında geçen diyalogu. ısrar etmeyin dedim. imam şeriattan saparsa isyan vaciptir. cinayet. kıyam vaciptir diyor. Sonra işin içine köylüler kanştt. onu saygın yere oturtan deyimlerle konuşuyordu. ne zaman ve kimin yanında öğrenim gördüğü¬ nü sorarak işe başladı. bir daha çıkamadım. Çanşma çıktı. Buyurdunuz kİ. Kitap. Bu halin imamdan kaynaklanmasına bir Müslüman isyan eder mi? Benim niyetim böyle değildi. Halbuki ben teğmene üç defa fica ettim. Adamlar nikahlan üzerine yemin etmişler. Hiç olmazsa bir kısmının uygulanmasını isteyecektik. imam şeriattan saparsa isyan vaciptir. Demek ki siz. içine bir düştüm. bu manzaraya tanık olanlar. müskirat gibi durumları yasaklıyor. Özellikle kıyamın nedenim söyleyiniz. Hepimiz Müslümanız. Şeyh Efendi. şeriattan sapma olduğu için kıyam ettiniz. zina. Olay patlak verince ben köy¬ den çıknm. tutanakların açıklanan kıs¬ mından özetleyerek sunuyoruz: "_ isyan hareketini nasıl düşündünüz? Size ilham mı geldi? Haşa. ilham gelmedi. Türk. Bir daha içinden çıkamadım. Amacınız ne idi? Kitap. ikisini tutuklamışlar. Öyle ki. onları bırakın. Bu¬ nun şartı yok mu? Şartım bilmiyorum. Yargıç nerede. Bu da bana mal edil¬ di. Kitaplarda gördüm ki. Hükümete şeriat sorununu anlatmak iste¬ dik. rahadıkla "Şeyh biraz sonra buradan çıkıp köyüne dönecektir" diye düşünebilirdi. Şeyh Efendi] Piran'a gelmeden önce."Siz" ya da "Şeyh Efendi" diye hitap ediyor. din meselesinden do¬ layı kıyamı düşünüyor muydunuz? 151 . Allahu- taala'nın kaderi beni bu işe düşürdü. Şer'an vaciptir deniliyor. Bunu isyana ilişkin sorular izledi. ayaklanma başladı.

Müslümanlar kardeş olduklarına göre. muhare¬ beyi itna etmez mi? Kitap öyle diyor. topladığınız o 4 bin kişi ile üsderine yürümediniz. Piran olayı çıktı. Balkan savaşına katılmak istedik. Ben Lice'ye geldim. O zaman çok perişandık. Şeriat uygulanmadığı için isyanı çıkardınız. öyle mi? İmam eğer şeriatı uygulamazsa dedim. yasaların şeriata uygun düzenlenme¬ sini istemeyi düşünüyordum. İmama kıyam etmek. Küfar Kur'anı çiğnerken ci¬ hat nedir? O da cihatur. Bu kıyam vaciptir buyurdunuz. Biz de içi¬ ne düştük ve işe başladık. şeriata göre is¬ yanın gerekçesidir. kader beni Piran'a sürükledi. Fakat. isyanı kimlerle nerede hazırladınız? Önceden hazırlık yoktu. Müslümanların kardeş olduğunu söylediniz. önünü alamadık.Kalbimde düşünüyordum. Bu savaşta muha¬ cir. Zamanımız olsaydı. 152 . Oğlunuz Ali Rıza istanbul'dan geldikten kaç gün sonra isyan oldu? Yaklaşık bir ay sonra. durmazdık. Müslümamn Müslüman üzerine 'kıtal' göndermesi caiz mi? Evet. nasıl birbirinin üs¬ tüne sevk ettiniz? Hazreti Ali'nin savaştıkları da Müslüman değil miydi? Yi¬ ne kardeş kahrlar. Piran olayı ile alevlendi. Kimseye bir şey söylememiştim. Yunanlılar memleketimizi işgal ederken. Beli. hiç olmazsa günahkâr olmayız dedim. Oğlunuz istanbul'da isyan olayını kimlerle konuştu ve size ne haberler getirdi? isyan meselesini istanbul'da işitmemiş. farzdır. Fakat savaşla değil. isyan meydana geldikten sonra. Hatta Halit Bey'in tutuklandığını Erzurum'da oğlundan duymuş. istemediler. birbirinin kardeşidir. broşürler yazıp meclise göndererek. bu. fakirdik. Niçin yapmadınız? Bu konuda önce bilimsel tartışmalar yapayım dedim.

açıklamalar yapılıyormuş. Şeyh Efendi. bu isyan çıktı dediniz. kitapla görevimi yapacaktım. herhalde şeriat şöy¬ le böyle olmuş diye bir şeyler söylemiştir. jandarma olmasaydı. bence bir şey yoktu. İsyanı tek başınıza başlatnğınıza inanmıyorum. Sizin iradeniz yok muydu? Hayır. Herhalde sizi teşvik edenler vardır. 01ma-saydı.Oğlunuz İstanbul'dan geldikten sonra. bunlar teslim ol¬ mamak için yemin etmiş. yapmayın de¬ dim. istanbul'a ne amaçla gitmişti? Halep tüccarlarına mal satmıştı. Ayaklanma oldu da. . inkâr edemem. Propagan¬ dalar. gittim. belki olmazdı. Jandarmaya. Oğlunuz istanbul'dan döndükten sonra nerede buluştu¬ nuz? Şuşar'da. ondan sonra mı başına geçtiniz? Ben Darahini'ye gelmeden önce muhasara başlamıştı. Yahut olmazdı. kitapla belki bir sene sonra olur¬ du. siz ısrar ediyorsunuz. akı ay sonra olurdu değil mi? Hayır. belki akı ay sonra olurdu. Jandarma geldi. Ben boş değilim. isyanın nedeni jandarma değildir. Hayır. Nasihatinizden sonra bir şey oldu mu? Vuruştular. Benim de dahlim var. Jandarma vurulmasaydı. Jandarma meseli düşüncelerinizi eyleme dönüştürdü. istanbul'da Hınıs Kürtlerinden birine misafir olmuş ve Se¬ id Abdülkadir Efendi'yi ziyaret etmiş. irade de var.Vurdular diye. olunca da ben başına geçtim. Jandarma görevini yapıyor diye bütün halkı ayağa kaldırı¬ yorsunuz. adam vuruldu. Her şeyi kaza ve kadere mal ediyorsunuz. Ayaklanma koptu. Jandarmalar olmasaydı. size ne oldu da halkı ayaklandırdınız? Ben köyden çıktım. 153 . Allah kader saydıysa olurdu.

Halktan ümitvardık. düşünce sa¬ hiplerini göreyim dedim. Ama kendisini hiç tanımam. işittiğime göre. Fakat olmadı. Yalnız halkın çoğunun dine eğilimli olduğunu biliyorduk. Kimler? Hanili Halit Bey taraftardı. bu kadar ümmet-i Muhammed'in kanı¬ nı dökmek caiz mi? Zaten olmuştu.Ne içerden. Din kalkmış. benim fikrimde vardı. Bilim adamlarını. Nakip Cemil Paşa¬ lar şeriata meyyaldardır diyorlar. Sonra Hadimülmücahidin'i kullandım. İn¬ san kendi kendine Emirülmücahidin adını alır mı? Emirlere. Bunlarla görüştünüz mü? Görüşemedim. Başarı Kürderde idi. ne de irtibanmız vardı. Ne postamız. Cemil Paşazadeler ve Necip Bey neye eğilimliydi? Ben kimseyi tanımam. Zaman kalmadı. Seninle birlik olur diyorlar. Böyle önemli bir istihbarat araşnnlmaz mı? Haddi hesabı olmayan yalanlar da söyleniyordu. Mektuplarınızda. maneviyat unutulmuştu. Bit¬ lis işgal olmuş diye haberler geliyordu. Alamayacağınızı bildiğiniz halde neden hücum ettiniz? Birkaç savaş olmuştu. Demek ki ayaklanma ve isyanı yalnız zat-ı aliniz düşündü¬ nüz? Evet. 'Emirülmücahidin' yazıyordum. Yani ümitvardınız? Ümitvardık. Sonra yalan olduğu or¬ taya çıkıyordu. Muş. Darahini'ye hücum etmişlerdi. Hariçten dediğim ecnebilerdir. Öyle ümit ediyorduk. Büyüklüğü ken¬ dime layık görmedim. ne de dışardan teşvik eden yoktur. Fakat bazı kimse¬ ler istedi. Hiçbir şey yokken. . Bunları isteyelim dedim. Alacağınıza inanarak mı Diyarbakır'a hücum ettiniz? Diyarbakır'a hücum taraftarı değildim. 'Emirülmücahidin' kullanıyorsunuz. Yine öyle olur sandık. içerden bilgi alıyor muydunuz? Diyarbakır içi ile bilgi alışverişimiz yoktu. Bu olay meydana geldi. 154 .

isyandan önce hükümete başvursaydmız ya! Vaktimiz olmadı. Diyarbakır'ı alma amacınız ne idi? Rızkımız.. Bir mektubunuzda 'fetih' kelimesini kullanıyorsunuz. medreseleri açarlar dedik.. hükümetle müzakere yapacaktık. Kim yazmış bilmiyorum. Hükümet is¬ teklerimizi kabul etmeseydi. çekip gidecektiniz. 155 . günah bizden gider. Diyarbakır'dan sonra hükümet tekliflerinizi kabul etme¬ seydi. Kumandanlar. öyle mi? Beli. Şeyh Hasan'ı da Kiğı cephesine verdim. şimdi anladım. öyle mi? Krallık bizim niyetimizde yoktu. Melekanlı Şeyh Abdullah'ı Gırvas ve Muş cephelerine tayin ettim. hicret isterdik. muhtarlar. Başka kimdi kumandanların? Gazik cephesini de Şeyh Şerife vermiştim.Elazığ'a saldıran kuvvetlerin komutanı kimdi? Şeyh Şerifi tayin etmiştim. aşiret mensuplarıydı. Odur. Buradaki bildiriyi biliyor musunuz? Ondan haberim yok. fetih deriz. An¬ lamı ne bunun? Her neresi ahnırsa. Müslüman askerleri bizi t u- mahvederler diye düşünmediniz mi? Bu kuvveti size veren nedir? Kanıtımız yoktu. isteklerimizi kabul eder. Ben ne başkanlık kabul ederdim. Şeyh Hasan burada yoktur. ağalar. nasibimiz p tarafa gelmişti. Şeriat kurallarını uygula¬ ma idi. Benim düzenli ordum yoktu. ne de elimden gelirdi. otururduk. Hükümet taleplerinizi kabul etseydi ne olurdu? Günahtan kurtulurduk. Sonra anladınız. öyle mi? Sonucun nasıl olacağını düşünmedim. Palu'ya kadar gidebilirsin dedim. Evimizde otururduk. Diyarbakır'ı aldıktan sonra ileri gelenlerle toplanıp. Milletvekillennm büyük kısmı dindardır. Fetihten sonra bağımsız bir Kurdistan krallığı ilan edecek¬ tiniz. Hicret izni verme¬ seydi. Bu kadar askerin hızla gönderilebileceği¬ ni sanmıyorduk. Türkiye Cumhuriyeti askerleri.

isyana kadar ne kadar zaman geçti? İki aydan fazla zaman geçti. Sizin durumunuzda olan (yaşlı) biri.Bu isyanın esası nedir? Esasını kime atfedeyim? Lice'ye yazdığınız mektuba göre önceden düşünmüşsünüz. Bu havalide sizi tanıyan kimse olmadığına göre. fakat tehlikeye atılan benim. İsyana ben karar verdim. Kışın iş yok. Eğer düşünülmüş. Allahutaala'nın kaderi ol¬ du. Ben içinde idim. kışın en şiddetli zama¬ nında çıkar mı? Günde üç saatten fazla gitmiyorduk. Oğlunuz Halep'ten geçiyor. Padatmak niyetimizde yoktu. karar verilmiş şeyler. 156 . fikrimde vardı. Yerler müsaitti. O olay oldu. ateş çoktu. İslam içinde sizden bilgin yok mu? Varsa neden sadece siz düşünüyorsunuz? Alim elbette çoktur. Fakat patladı. malından korkuyorlar... Bunlar yapılmıyorsa. sizin için da¬ ha iyi olmaz mıydı? Yazın. sonra isyan ediyorsunuz? Evet. Türk askerlerini Müslüman askeri olarak mı gördün. planlanmış bir şey varsa zaten biliniyor. dediniz. yazın ya da sonbaharda çıksaydınız. yoksa kafir askeri mi? Müslüman askeri olarak telakki ettim. İlkbahar. Fakat canın¬ dan. isyandan iki ay önce çıkıyor. Ben önce vardım. O yazı benim değildir. onlar neden talep etmiyorlar? Ne kadar ehli şeriat varsa hepsi talep ediyor. nasıl Diyarbakır'a hücum ettiniz? Her¬ halde bunlar önceden düşünülmüş. Memleketinizden hangi ayda çıknnız? Kununi Evvel'de (Aralık) çıktım. Odun.. isyan ettiğin zaman. ziraat ve ticarede meşgulüz.. Bunların içinde alimi ve cesuru sen misin? En alimi ben değilim. imza da benim değildir. O ifade za¬ ten benim değildir.

Ramazanda idi. evlerine gönderdim. O geldiğinde ben çıkmıştım. Oralarda bazı kimse¬ lerle görüştü. Çay içip gittiler. Ondan son¬ ra Kürtlere izin verdim. Muhaldir dedim. Size söyledi. tutmayan tutmuyordu. Kürt mü? Türktürler. Diyarbakır'a girmeyi başaramadınız.. Bidisli Yusuf Ziya Bey geldiği zaman ne görüştünüz? Yusuf Ziya'yı tanırım. Bunlar Türk mü. Yusuf Ziya Bey'in Muşlu Reşit Bey'le ziya¬ rete geldiğini söyledi. Darahini'ye geldik: Licelilerin karşılamaya geldiklerini gördüm. isyandan kırk gün önceydi. 'Bir Kurdistan kurmak üze¬ reyiz' dedi. Siz de ayaklandınız. Halep ve istanbul'a ticaret için gitti. Orada meseleyi açn. Hamit Ağa. Sizinle beraber isyan ettiler mi? Tutan tutuyor. Şuşar'da buluştuk. Parasını İstanbul'a poliçe ver¬ mişlerdi. fikrim bunu kabul edemiyordu. Bana gelmişti. Kendisinden ders okumuştum. Benim köyüme geldi. dediniz. Kürt Teali Cemiyeti'nden haberiniz olmadığını söylediniz. Ergani taraflarında Türkleri de davet ettim. Lice'ye gitmeye niyetim yoktu. Siz de Di¬ yarbakır yolumuzun üstüne düştü. Birkaç sa¬ at kaldılar.Ticaret için Halep'e gitmişti. diye soruldu. Öyle midir? Diyarbakır yakın vilayet olduğundan. Ergani'de kimler vardı? Şevket Efendi. Baharda Hınıs'a gelmişti. Türklerle neden ilişki kurmuyordunuz? Eğil." 157 . Hacı Hüsnü Efendi vardı. İstanbul'a gitti. Eğil'e gittim.. cephane çok olduğu için. bilhassa cephane almak için buraya girmek istedik. parasını aldı. onlar katıldılar. Dinimize çalışalım dedim. Bit¬ lisli Haydar Efendi. Ma¬ den ve Ergani'nin işgalini orada duydum. Diyarbakır'a neden hücum edildi. Ondan sonra ne gibi harekâtlarda bulundunuz? Çabakçur'a.

Kasım'ın anlatımına göre. Siyasi cephenin önemli liderieri Halit Bey. Kerem Bey. Şeyh Said'in bağımsız Kurdistan hayaliyle isyana karar verdiğini söylüyordu. "Kürt sorunu"na dokunulmuyordu. Örneğin hareketin önde gelenlerinden Hanili Salih Bey. Nitekim mahkemede dinlenen Binbaşı Kasım da. siyasi cephede komitelerle çalışıyordu. Şeyh'le evinde buluşup konuyu tartıştıklarını. benzer sözlerle. Kasım. isyanın planlı olmadığını. Yusuf Ziya Bey ve Hacı Musa Bey'di. Kürdük dahil. Oysa. örgüt siyasi ve dini olmak üzere iki ana kola ayrılıyordu. Salih Bey. üzüntü sonucu birdenbire doğduğunu söylü¬ yordu. Şeyh Said'den sonra sorguları yapılan öteki sanıkların hemen tümü. ayrıntılar hariç. yemin edenin kafasını kesseler. Şeyh'in köyünden ayrılarak halkı isyana hazırlayan toplantılar yaptığını. kararını doğru bulmadığını yüzüne karşı söylediğini belirtiyordu. Siyasi cephe gizliydi ve çahşmalarında daha çok hücre esası geçerliydi. ilk destek sözünün Kanireşli (Kariıovalı) Kamil Bey'den geldiğini beürtiyor ve şu açıklamayı yapıyordu: "Asıl sebep Kurdistan istiklali (özgürlüğü) idi. sırlan saklayacaklarına dair yemin et¬ tiklerini söylüyor ve "yemin o kadar müthiştir ki. hiçbir siyasi akımdan haberli ol¬ madığını. Binbaşı Kasım. söylemezler" diyordu. dine karşı girişilen kısıdamalar ve medreselerin kapatılmasına tepki olarak doğduğunu söylediler. fakat tepkinin genel isyana dönüşebileceğini hesaplayamadığını söylüyordu. Kürdistan'ın bağımsızlık ve özgürlüğü için kuru¬ lan örgüte üye olanların. Dini alet etti¬ ler. Albay Halit Bey ve bazı yakın çalışma ar¬ kadaşlan. isya¬ nın planlama değil. yakalandıktan sonra Varto'daki ilk ifadesinde. Halit Bey'in tutuklanmasından sonra." Kasım Ataç. Kürtle¬ re en azından özerklik verilmesi amacıyla isyan ettiklerini söylü¬ yordu. Şeyh Said ise dini cephedeydi. Esas maksadarı istiklal elde etmekti. din uğruna tepkicilere katıldığını.* Şeyh Said'in sorgusunda. 158 .

oğlu olaylara kanşmamıştı. "esası" anlatırken. Bosna-Hersek ile Arap ihti¬ lallerine benzetiyordu. Şeyh Said'in yakalanmasında yardımcı olduğunu söyleyerek bera¬ atini istiyordu. isyancıların. yine görev başındaydı. soruşturma. Şeyh Abdullah. kanıtların aranıp bulunması iddianamenin hazırlanıp okunması. "elindeki iş"i bir an önce bitirmek üzere. ama niyetlerini din perdesiyle örttüklerim söylü¬ yor. Zamanı durduran hız. Savcı.Salih Bey. sorgulama ve sa- vunmalaria. son ana kadar bir Kürt isyanının padadığından bile haberii değildi. Onlarla biriikte ipe çekilenlerden bazdan. ek olarak geçmişte Ruslara karşı sa¬ vaştığım anlatıyordu. TOPLU İDAM KARARI Diyarbakır'daki "Şark İstiklal Mahkemesi". toplu idam kararlan "üretiyor"du. Kürt isyanını. idam edilmesi. bağımsız Kurdistan kurmayı amaçladıklarım. Fakat. "aynntıya" inmeye zaman yoktu. Savcı Ahmet Süreyya Örgeevren. bu davetin eski bir dostluktan kaynaklandığını. Şeyh Abdullah. davanın "esası" hakkındaki görüşlerini açıkladı. ancak siyasi bir ko¬ nunun konuşulmadığını. olaydan bir ay önce Şeyh Said'i evine davet ettiğini. Fakat söyledikleri dikkate alınmıyor. Seid Abdülkadir. hiçbir eyleme katılmamış. topu topu bir aylık bir zamana sıkıştı¬ rılıp tamamlanmıştı. 27 Haziran 1925 tarihinde. Gerekenin yapılma¬ sı için "teslim edilen" insanlar hakkında. Şeyh Said'in damadı ve doğu cephesi komutam Şeyh Abdullah. daha sonra da savaşa katılmadığını belir¬ terek beraatini istiyordu. hemencecik karar biçi¬ liyordu. İdamına karar ve¬ rilen 47 kişi hakkındaki araştırma. İlk "temizlikten" sonra. "benim katkımla yakalandı" dediği Kayınbabasından sonra ikinci sırada¬ ki kişi olarak 47 idam mahkûmu arasında yer alıyordu. sanıklardan her birinin geçmişi ile son yapriklarım uzun 159 . acelesi varmış gi¬ bi hızlı çalışıyor. yakın tarihte yaşanan ve Osmanlı'dan kopma başansına erişen Arnavutluk. sıradakiler Şeyh Said ve arkadaşlarıy¬ dı.

savcının ne deyip. Telaşsızdı. Anlayanlarsa. "idam edilmemizi istedi" yanıtını alınca onlar da öfkeyle söylenenlere katılıyordu. "ne oldu. ne dedi bu adam?" diye soruyor. yerine. Çünkü. Karışıklık sürerken. can almaya adanmış biri gelmişti. Yerinden doğruldu. olağanüs¬ tülüğü sezinlemiş. Şimdi. gücün öf¬ kesini üstlerine sıçratmaktan korktukları için mi bilinmez. boyunlarına ip geçiren bu adam. Dünkü "dost". 1 60 . heyecansız. Mahkeme öğle yemeği için duruşmaya ara verdi. kaderleri tersine dönmüştü şimdi. yine her zaman olduğu gibi tek başına oturdu. Savcı. onları susturuyorlardı. "kavi ile kasemlerinde" böyle bir şey yoktu. Oysa. daha birkaç gün ön¬ cesine kadar küçük birer cezayla kurtulacaklarını inandırarak anlatan kişiydi. bakışını üstüne çekmek için bile çırpınan yol arkadaşlarından bazıları. savcının takla atan tavrı karşısında şaşkınlık içindeydi. Kimileri oyuna getirilip tuzağa düşürüldüklerini söylüyor. onu görmezlikten geliyor. Türkçe bil¬ meyen ölüm yolcularından çoğu. uzak duruyorlardı. bu¬ gün canlarının alınmasını istiyordu. askerler süngülerini doğrultup. yalnızdı.uzun sıralıyordu. Her ağızdan bir ses çıkıyordu. Sanıklar bölümü karmakarışık¬ tı. Süngüler arasında. Esir düştüğünden beri. Hücrelerine dostane ziyaretler yapıp öğütler veren adam gitmiş. Bu yüzden şaşkınlık büyüktü. elindeki listede yer alanların "idam ceza¬ sıyla tecziyesine" diyerek sustuğunda öğle olmuştu. Türkçe bilmeyenler. sükûneti bozmayın!" diye bağırıyor. haklarında ne istediğini anlamamışlardı. O yüzden kimileri yakın akrabası aleyhine tanık¬ lık bile etmişti. Bir zamanlar. Ölüm tutsakları içinde. Türkçe bilenlere. kimileri de verilen "namus sözü"nün yerine getirilmemesinden yakınıyordu. "susun. bitişikteki yemek salo¬ nuna yürüdü. sakin görünen tek kişi Şeyh Said'di. Her zamanki masaya.

sakin haliyle yemeğini yedi. Gazi Paşa'ya kadar dehalet (rica) ederim" diyerek beraatini istiyordu. tek başına oturduğu masada. sıcağı yapışkan bir Diyarbakır saba¬ hıydı. Ayağa kalktı. Sinirli görünüyordu. ikinci kahvesini bi¬ tirdiği sırada. Şeyh Abdullah. herhangi bir seyahatindeki molada olduğu gibi artık alışılan huzurlu. Oturum yeniden açıldığında. İlk muhatap Şeyh'ti. az sonra anlaşdacaktı. Öfke¬ sinin nedeni. son bir diyeceklerinin olup olmadığını sordu. nöbetçi askerler vaktin geldiğini haber verdiler.. Sonra bir tane daha söyledi. Kimi beraat. başkan tutuklulara tek tek. onu dış güçlerin tahri¬ kiyle isyan etmekle suçlamıştı. "kaderi" olarak açıklayan Şeyh'in son sözleri. Mahkeme boyunca. ağır ağır yu¬ dumlayarak içti. ı6ı . içindeyim" diyen ve olayların "ortasında" olmayı. ne de arkasmdayım." diye ekledi. ardından öteki sanıklara son sözlerini sordu. Sıcak. Hizmet eden askere kahve ısmarladı. Mahkeme başkanının "başka?" sorusu üzerine durakladı. 28 Haziran 1925 Pazara er¬ telendi. Başkan. Cebinden kahvelerin parasını çıkardı. Savcı. Kahvesini. * * * 28 Haziran 1925. Evin bir odasından ötekine geçiyormuş gibi yürü¬ meye başladı. ölüm yolcuları için bir gün daha yaşamak demekti.. af. Son¬ ra ekledi: "Cezanın tahaffüfünü (hafifletilmesini) isterim. Bu. Ayağa kalktı. Sonra. kimi de adalet istiyordu. Karann açıklanması ertesi güne. "Cumhuriyet Hükümeti'nin bir ferdinden. "Allah'a ayandın Ecnebilerin parmağı yoktur" cümleleriyle geçri tutunaklara.Şeyh'in son günlerine ilişkin olarak tarihe tanıklık eden Türk basınının yazdığına göre. Tabağa koydu. yanı başında bekleyen askerlere "ben hazırım" dercesine bakri. "ben bu işin (isyan) ne evvelinde.

bayrama gidiyormuş gibi hazırlanıyorlardı. Bilmeden o yöne sapanlar. şehre dağılmış. askerler sokaklara akmış. karşı hazırdı. Sokaklarda görülmeye başlayan Diyarbakıriılar. uzaklaşrinlıyordu. tüfekle¬ rinin namlularına süngüleri takmıştı bile. 162 . "tepkilerin tehlikesine" Şehrin bir başka kesiminde farklı bir heyecan yaşanıyordu. arka so¬ kaklara sürülüyor. bir zamanlar sinema se¬ yircisine yapıldığı gibi yerleri gösterilip oturtuluyordu.. Sonra uzaklardan. Elleri kelepçeli. sivil şeflerle. süslenmiş halleriyle sokaktaydı. şehir postal ve komut sesleriyle uyanmaya başlamış. so¬ kak başlarını.. "sekinelerie". sabahın bulanıklığına kas¬ vet ve korku sinmişti. Sıcakların ortalığı dol¬ durduğu dakikalarda. ayaklan prangalı isyancılar getiriliyordu. yani devlet nezdindeki "hatıriı" kişiler. idamlan açıklarken. Türk devleti. meydan ve kavşakları tutmuş. "ölüm töreni"nin dış hazırlıklan ta¬ mamlanmıştı. derinden derine duyulmaya başladı. her yana dağılmış. Şehri içerden sarmış. onlann eş ve ye¬ tişkin çocukları. bir zamanlar beyaz perdede film seyret¬ tikleri sinema salonuna gidiyorlardı. Ellerinde "davetiyeleriyle" sinema kapısından giren çağrılılar. görevli askerler eşliğinde salona alınıyor. * * * Vakit gelmiş. düğüne. havaya giderek hü¬ zün karışıyordu. Onların dışındaki insanlann. İlerleyen dakikalarda. hatıriı davetliler şık giysileri içinde. sinemanın bulunduğu semte yaklaşması yasaklanmıştı. Asker. parmaklan tetikte. gözleri beklenmeyen ve "bilin¬ meyen bir düşman" 1 tarayarak yan yana dizilmiş askerier arasın¬ dan geçerek. zincirlerin taş zeminde çıkar¬ dığı ses. ana cadde. Güneş yükseldiğinde. Dağkapı'ya. saat tamamlanmıştı. "bugün Şeyh Said'i asacaklar" diye fisıldaşıyoriardı. Daha tan ışırken. ay¬ nı sabahın erken saatlerinde.Diyarbakır'da gün erken başlamıştı. Adı ve piyade askeri birlikler. Mahkeme heyeti sahnede¬ ki yerini almıştı.

O güne kadar sanıklara karşı mesafeli ve nezakedi olan başka¬ nın üslûbu bugün bir tuhaftı. Kürtlerin bundan sonra şeyh ve ağalar tarafindan sömürülme- 163 . daha sonra sistemin iyiliklerini sayıyor. Başkan. Tedirgin. Cumhuriyet hüküme¬ tinin azimli ve kesin hareket ve cumhuriyet ordusunun öldürü¬ cü darbeleriyle. aşağılıyordu. Başkan bir hu¬ kuk adamı değildi. hepiniz bir noktaya. ihrilal bölgesindeki en önemli il merkezlerinden Diyarbakır kentini de kuşatan ve orada bile inat ve ısrarla savaşıp vuruşmaktan çe¬ kinmeyen. Denizli Milletvekili Mazhar Müfit Kansu. yalan yere din ve şeriatı araç yaparak. Hukuk içinde konuşmuyor. kiminiz yabancı kışkırtmasını ve siyasi hırslannı rehber ederek. ezen. yargıç olduğunu ve ta¬ rihe konuştuğunu unutmuşçasına şöyle diyordu: "Kiminiz hasis. yani bağımsız Kürdistan'ı kurmaya yöneldiniz. hakareder yağdırıyor. ayaklan¬ manın devam ettiği haftalar ve aylar boyunca birçok şehir. Baş¬ kan.. "Ayrıntılarıyla beyan olunduğu üzere. kolu. bir¬ birine zincirlenmiş olarak yerlerini aldılar. Önünde eli. hesap vermek üzere adaletin huzuruna çı¬ karıldınız. Dünya yargı tarihinde bir başka benzeri var mıydı bilinmez ama. Şeyh Said heyecansız ve durgun görünen tek kişiydi." Mahkeme başkanı." diyerek elindeki metni okuyordu.. Cumhuriyet rejimiyle Kürtlerin de kurtarıldığını söylüyordu. hatta dili bağlı tut¬ saklara hükmeden. Yıl¬ lardan beri düşündüğünüz ve hazırladığınız genel ayaklanmayı yaparak. aşağılayan bir roldeydi. ayaklanmanız. Ölüm tutsakları. bağımsız bir Kürt-lslam Hükümeti kur¬ mak maksat ve gayesiyle Şeyh Said'in başlattığı silahlı ayaklanma ve ihtilal hareketine çeşitli şekillerde karışıp karilarak. kasa¬ ba ve köyleri. Mahkeme Başkanı Denizli Milletvekili Mazhar Müfit Kansu kararın gerekçesini okumaya başladı. devlet ve hükümetin zabıta ve askeri kuvvetleriyle kanlı bir savaş halinde çarpışmak sureriyle zapt ve işgal eden. heyecanlı görünüyorlardı. Ve hepiniz yakalanarak. bir bölgeyi ateş içinde bıraktınız.Sesler giderek yaklaştı ve salona doldu. karşısındakderi bir de konuşmasıyla eziyor. kişisel çıkarlarınıza bir zümreyi alet. gericiliğiniz derhal yok edildi.

toplu idam ka¬ rarı. Valirli Hoca Sadık Bey. Balkanlı Molla Emin. oğlu Meh¬ met Bey. heyecanlanmamış gö¬ rünüyordu. isyanın lideri Şeyh Said'e çevrilmişti. Fakih Hasan Fehmi. Termili Şeyh İs¬ mail. Kargapazarlı Halil oğlu Mehmet. Garipli izzet Bey. Termili Şeyh Abdullatif. Kimileri de açıklanan karar karşısında şoka girmiş. Piranlı Molla Mahmut. ağır adımlarla sinema salonundan çıktı. Silvanlı Şeyh Şemsettin. Şeyh Ömer. kimi ağlıyordu. kardeşi Baba Bey. Şeyh Hasan. Madenli Kadri Bey. Şeyh Said başta olmak üzere. öylece kalakalmıştı. belli belirsiz kahırlı bir gülümsemeyle mahkeme heyetine ölüm listesini dinliyordu. Gazetelerin yazdığına göre. Hanili Şeyh Adem. Karar saatinde gözler. bakıyor. askerlerin gelip ellerini ve ayaklarını zincirlemesini bekledi. ayak bileklerindeki prangayı sürükleyerek. Ki¬ mi. Cumhuriyetimizin feyizli ilerleme ve mutluluk vaat eden yollarından yürüyerek." Isyancdarm idamına iüşkin tek bilgi kaynağı. Arap Abdi. Sinik- 164 . Şeyh Şerif. Resmi tutanaklara kaydedilen biçimiyle. Harpudu Şeyh Ali. 47 kişi suçlu bulunmuş ve idam cezasına çarptınlmışn. Yargı kulu sahneden çekildikten sonra. refah ve mutluluk içinde yaşayacaktır. verilen şeref ve namus sözüne kandıkları için kahrediyor. Çanh Şeyh ibrahim. Dudaklarında. dönemin gazete¬ leriyle resmi belgelerdi. Harputlu Şeyh Celal. Şeyh sakin. kurbanlar arasında.yeceğini. damadı Melekanlı Şeyh Abdullah. süngüler arasında. hakkındaki karara şaşmamış. Hanili Mustafa Bey. donmuş gibi hareketsiz. ölüm mahkûmları şunlardı: "Şeyh Said. Hanili Bey oğlu Hasan. Canlı Şeyh Abdullah. onlann refaha erişecekleri mutlu günlerin yakın olduğunu haber veriyor ve şöyle diyordu: "Zavallı halk (Kürder). Ardından. Tokiyanlı Halit oğlu Kamil. Hanili Hacı Salih Bey. "aldatıldık" diye bağırıyor. tepkiye dönüşen şaşkınlık yaratmışri. Korku hali de yoktu yüzünde.

Sü¬ leyman Bey. yaşı küçük olduğu için idam¬ dan kurtulmuş. Sıhhiye katibi Niyazi. Ahmet oğlu ismail. Zoravalı Şeyh Cemil. vatanseverane hizmetleri hafifletici neden kabul edilmiş ve hakkındaki idam kararı. Darahini müftüsü llyas. daha mahkeme karan açıklanma¬ dan başlamıştı. Meh¬ met oğlu Maksut Hacı Sadullah oğlu İbrahim. Kargapazarlı Ahmet oğlu Reşit ve Ahmet oğlu Süleyman. Çabakçurlu Mehmet oğlu Hüse¬ yin. cellatlar da tedarik edilmiş. İDAM TÖRENİ VE YAN YANA 47 SEHPA "Ölüm töreni" hazıriıklan. Fakih Hasan'ın katibi Tahir. Mehmet oğlu Tahir. darağacı için kalas. karannı 165 . Çapakçurlu Süleymanoğlu Yusuf.li Hasan oğlu Süleyman. askeri garnizonda misafir edilmişlerdi. Yamak aşiretinden Ali Baban. Bidisli Mehmet Salih Efendi. Muşlu Mehmet. Balkanlı Hacı Halit. Hanili Mustafa Bey oğlu Mahmut Bey. Şerifoğlu Süleyman. birkaç gün önce satın alınıp de¬ polanmış. Bunlardan Çabakçur (Bingöl) Kaymakamı Çerkez Hüseyin Hilmi'nin daha sonraki. Bucak Müdürü Tayyip Ali. emekli Binbaşı Kasım. Ka¬ sım'ın kardeşleri Ali ve Cindi. Hınıslı Kamil Bey oğlu Abdullatif. Şeyh Muşu oğlu Şeyh Ali. on beş yıl kürek cezasına çevrilmişti. Kargapazariı Ha¬ lit. mahkeme heyeti. Beraat edenler de şunlardı: Yarikanlı Ahmet oğlu Reşit. Diyadinli Temur Ağa. Çerkeş Jan¬ darma Halit. Kerkerut- lu İsmail oğlu Ali. öğretmen Musyanlı Molla Cemil. Salih oğlu Hasan. Salih oğlu Hüseyin adındaki sanık." * Mahkeme 49 kişi hakkında ölüm kararı almıştı. 28 Haziran 1925 Pazar sabahı. Adana'da on beş yıl kürek cezası çekmeye mah¬ kûm edilmişti. Asılacaklann sayısı biliniyormuşçasına. Rutkanlı Nimet. yetecek kadar sicim. jandarma Ali oğlu Hasan. Az aşireti reisi Demiroğlu Ömer oğlu Süleyman. Mehmet oğlu Ahmet. Bahri Bey.

ayaklar birbirine değecek yakınlıkta kurulmuştu. aynı gün. askeri disiplin kurallanna göre "nizami" olması. Fakat. darağaçlan. testere ve keser sesleri duyulmaya başlamıştı. Mahkeme kararını açıkladığında. yasaların gereklerini hesaba katmıyorlardı. Da¬ rağaçlan. unutuluyordu. mihmandarlar tarafindan karşılanıp. Törene çağrılı "erkân". Darağaçlarının bulunduğu alanın hemen ötesinde. çocuklan önlü arkalı. boyları testereyle kesilip eşitleniyordu. askeri.açıklamak üzere daha sahneye çıkmadan. si¬ vil yöneticiler. estetik kaygıyla. seslerini duyamayacakları aralıklarla kurul¬ mak zorundaydı. Diyarbakır'ı birkaç ay önce Şeyh'e karşı savunmuş olan ko¬ mutan Mürsel Paşa. yan yana 1 66 . mahkûmların birbiri¬ ni göremeyecekleri. mahkeme heyeri. Osmanlılardan kalma yasa maddelerine göre. eşleri. s- Özenle hazırlanmış. başka bir deyişle. tribündeki yerlerine otur¬ tuldu. töreni görmek için Anka¬ ra'dan kalkıp gelen Diyarbakır milletvekilleri Cavit Ekin ve Şeref Bey. çocukları ve davedilerin "idam töreni"ni. saat ve zamanda ve aynı yerde birden fazla kişi asılacaksa eğer. sivil şefler ile eşleri. Diyarbakır'daki asker. Tribün inşaatı ise henüz sürüyordu. "darağaçlan" (sehpa) çok¬ tan kurulmuş. ta kalkıp Ankara'dan gelmiş seçkin konuklarla. çekiç. bacakları arasından sicimler sallandırılmıştı bile. estetik durması için kalasların tomurcuklan keser darbeleriyle düzeltiliyor. Yasanın bu maddesi. sehpaların boy hizasına önem verenler. Şimdi bir kez daha yadsınıyor. makamları¬ nın konumlarına uygun düşecek biçimde oturmuşlardı. "Darağacı" ayaklarının aynı boyda. Diyarbakır'ın Dağkapı meydanında. Seid Abdülkadir ve arkadaşları için uy¬ gulanmamıştı. bütün aynnrilan programlanmış "idam töreni" gece yarısından sonra başladı. "Devlet erkânı" ve seçkin konuklar rütbelerine. huzur içinde seyretmeleri için tribün inşa ediliyordu.

"tören alanı" Dağkapı'ya akın etmeye başla¬ mıştı. bir ölüm ayininden çok. cadde ve meydanlar da unutulmamış. çiçeklerle bezenmemesi. Bu arada kalabalık. idam mahkûmlarının bulunduğu semte. huzur içinde gerçekleştirilmesi" için bütün alan askerierce kuşarilmıştı. Törenin başlamasını beklerken. arka sokaklara sürüyor. Behçet Cemal. alanın taklaria. 167 . Bkbirine kol mesafesinde sıralanan askerler. "tören alanına" yaklaştırmıyorlardı. merhamet belirtisi içeren herhangi bir ses ya da söz etmemeleri konusunda uyarılmıştı. dünya işleriyle meşguldü" diye yazıyordu. seçilmiş milletvekilleri ve mahkeme heyeti bir kümeydi. ya da futbol maçının başlamasını bekleyen seyirci sabırsızlığıyla oturuyorlardı. Seçkinlerin deyimiyle bu. "kuru kalabalık" olduğu için. Bunun dışında her şey yerii yerindeydi. bir şenliği. bir gün önce şehre ilan edilmiş. kudama törenini andırıyordu. "TC'nin biriik ve bütünlük ruhunu zedeleyecek" herhangi bir davranışta bulunmaması. Kuşatma konusunda. gülüşmeleri bazen kahkahaya dönüşüyor ve sesleri meydanda yankılanıyordu. bando-mızıka takımının eksikliğiydi. isteyenlerin seyre gele¬ 'I bileceği duyurulmuştu. şehir içindeki sokak başlan. bakışlanyla etrafi tarıyor. aralarında gülüşüp ko¬ nuşarak "memleket ahvalini" değerlendiriyor. Tören. Şeyh Said'in son anları için "hücresinde hapis¬ hane müdürü Osman'la görüşüyordu. "Kudama şenliğinden" tek eksiği.tiyatro sahnesinin açılmasını. şehir dışına açılan yollar. güven duymadıklannı "yasak" diyerek geri çeviriyor. buralara tam teçhizadı askerier yerleştirilmişti. Fakat ahret işleriyle değil. İdamı görmek isteyen meraklı kalabalığ saatler öncesinden. Meydanın düzenlenmesi ve dekoru. suçluların asılması sırasında. "İdamlann güven. sün¬ gülü askerier tarafindan protokol tribününden uzakta tutulmuş¬ tu. Mürsel Paşa.

Behçet Cemal'in, "dünya işleri" dediği, Şeyh'in geride bıraka¬
cağı eşya ve parasının çocuklarına iletilmesine ilişkin insani vasi¬ yetiydi.

Şeyh'in son anlarına Fransız, ingiliz ve Amerikalılar dahil,
dünyanın çeşitli köşelerinden gelmiş gazeteciler de tanıklık edi¬

yordu. Daha sonra Fransız ve ingiliz basınında yer alan yorum¬
larda, Şeyh'in son dakikalarında, insan iradesini aşan bir meta¬ net içinde olduğu belirtiliyordu. Lord Kinross yazıyor:
"Çoğu, cesaretli bir şekilde öldü. Şeyh Said sonuna kadar is¬ tifini bozmadı. Sehpaya çıkarken, mahkeme başkanına gülüm¬ seyerek, 'senden hoşlandım' dedi. 'Ama kıyamet günü hesapla¬

şacağız.' Askeri komutana takılarak, 'Paşa' dedi. "Gel de düş¬
manınla vedalaş.' Gömlek üzerine geçirilirken kımıldamadan
durdu."

Adım küfür, hakaret ve aşağılamayla anan Türk basını bile, idama giderken korktuğunu, tökezlediğini yazmıyordu.
Yerli ve yabancı gazeteciler, Şeyh'in darağacına hazırlanma

anına tanıklık etmek istemişlerdi. Yönetim, isteklerini uygun bul¬ muştu. Gazeteci ordusu, başlarında hapishane komutam üsteğ¬ men Osman olduğu halde hücresine girdiğinde, ailesine verilmek üzere vasiyetnamesini bitirmek üzereydi. Yazdıklarının altını im¬ zaladıktan sonra, teğmene döndü ve vasiyetname ile cebindeki

parayı uzatarak, "bunları evlatlarıma verin" dedi.
Bir an durakladı. Yüzünde bir gülümseme belirdi. "Bakın, bu ga¬ zeteciler şahidimdir, inşallah bunları teslim edersiniz" diye ekledi. Şeyh, az sonra ölüme gidecek olan o değilmiş gibi rahat, hu¬

zurluydu. Üsteğmenle şakalaşıyor, sohbet ediyordu. Bu haliyle,
ister istemez, çevresini saran öğrencileriyle sohbet ede ede baldı¬

ran zehirini içerek, hakkında verilmiş ölüm cezasını kendi eliyle
yerine getiren Sokrates'i anımsatıyor, onu andırıyordu. Hapishane komutanı, vasiyetname ve paraları evlatlarına ve¬ receğine dair namus sözü verdikten sonra, "kaç evladınız var?" diye soruyordu. Şeyh, yüzünde bir anlık dalgalanmayla, "on" ce¬ vabını veriyordu. Bir anlık duraklamadan sonra, yeni bir şey ha-

ı68

tıriamış gibi "beşi kız, beşi de erkek" diye ekleyerek, adlannı tek
tek sıralıyordu:

"Ayşe, Hayriye, Azize, Fatma, Fahime, Gıyaseddin, Ali Rıza,
Selahaddin, Ahmet ve Abdülhalik..."

Şeyh'in hücresine doluşmuş gazeteciler, o an akıllarına ne ge¬

lirse soruyoriardı. Biri, "bütün çocuklarınız aynı anneden mi? di¬
ye soruyordu. Gülümseyerek iki eşinin bulunduğunu söylüyordu.
Korkusuzluğu, soğukkanlılığı ve aldırmazlığına şaşmış gazete¬

ciler, isyan başlatmaktan ötürü pişman olup olmadığını, ölüm¬ den korkup korkmadığını soruyorlardı. Şeyh, pişmanlık ve kor¬

kuya ilişkin sorulan bir arada üç kelimelik bir cümleyle, "kade¬
rim olduktan sonra..." diye cevaplıyordu.

Gazetecilerden biri, son sözleri yerine de geçebilecek bir şeyler

yazması ricasıyla not defterini uzatıyordu. Bir başka gazeteci de, aynı anda ona sigara sunuyordu. Şeyh, önce sigarayı aldı. Yaktı.
Derinden derine birkaç nefes çekti. Sonra sükûnet içinde sigarası¬
nı içerken, deftere şunları yazdı:

"Asıldığıma hiç acıma. Zir.?. Allah ve din uğrunadır."

*

*

Şeyh Said, namaz kılıp dua etmek için yalnız kalmak istediği¬
ni söyleyince üsteğmen Osman ve gazeteci ordusu hücresinden çı¬
kıyordu. Şeyh yalnız kaldı. Cep saatini çıkarıp baktı. Gece yanlanmıştı.

Yatak yerine de kullandığı, ot doldurulmuş şiltenin senli ol¬

duğu sedire yöneldi. Yönünü Mekke'ye çevirdi. Ellerini bağlayıp

sükûnet ve serinkanlılıkla namaza durdu. Eğilip doğrulurken, du¬
daktan belli belirsiz kımıldıyor, kımıldadıkça kınalı ak sakalı tit¬
reşiyordu.

Namazdan sonra, şilteye diz çöktü. Avuç açıp uzun bir duaya

durdu. Kur'an'dan ayetler okudu. Duasım fatiha ile bitirdi. Son¬ ra avuçlarıyla yüzünü, sakalını sıvazladı. Tanrıya şükredip oturu¬
şunu değiştirdi. Bağdaş kurdu.

99'luk tespihini eline aldı. Dua eşliğinde çekmeye başladı.
Gözleri yumuktu.

169

Şeyh, cellatların gelip "haydi" diyecekleri anı tespih çekip dua
ederek beklemeye başladı.

Askeri doktor, ölüm mahkûmlarının hücrelerini tek tek dola¬
şıyor, sağlık açısından "idamlarına engel bulunup bulunmadığı¬ nı" kontrol ederek, yasaya ilişkin maddenin gereğini yerine geti¬ riyordu. Mahkûmlara, "bir rahatsızlığınız var mı?" diye sorup, "hayır" cevabını alınca, yandaki hücereye geçiyordu.

Ölüm mahkûmlarından Şeyh Ali, doktorun sorusuna karşıhk
olarak, belini üşüttüğünü, sırt ağrılarından muzdarip olduğunu söylüyordu. Ertesi günkü gazeteler. Şeyh Ali'nin rahatsızlığını

çarpıtıp alay ve küçük düşürme konusu yapıyor, "mahkûmlar¬
dan Şeyh Ali, muayene sırasında hastalığı sorulunca, utanmadan

iğrenç bir cevapla, bel soğukluğuna yakalandığını söyledi" diye
yazıyorlardı.

Doktor hücresine girdiğinde. Şeyh Said hâlâ dua ediyordu.

Duasını bitirip, yüzünü, sakalını sıvazlayıncaya kadar, doktorun hücreye girdiğini duymamış, fark etmemiş gibi davrandı. Duası¬ nı bitirdikten sonra, başını kaldırdı. Doktora baktı. Doktorun so¬
rusu üzerine, bir şikayetinin bulunmadığını söyledi. Şeyh, idama hazırdı.

Ölüm hücreleri, eski çağlardan kalma zindanlardı. Yeraltın¬
da, yarı karanlık ve rutubetli...

Cezaevi Muhafız Bölüğü'nün komutanı Nafiz'in bağırtısı, zin¬
danın koridorlarında çınlıyordu. Komutan, öğrencilerini pikniğe davet eden öğretmen edasıyla, bağırıyordu:

"Hadi bakahm! Vakit geldi! Birer birer çıkın hücreleriniz¬
den..."

Ölüm mahkûmları, hücre kapılarında beliriyor, ağır adımlar¬
la yarı karanlık koridorda kümeleniyordu. İçlerinde ağlayanlar
vardı. Birbirine sarılarak, "hakkını helal et" diye fısıldaşarak vedalaşıyorlardı.

170

Komutanın sert buyruğu bir kez daha duyuldu. Bu kez emrin¬
deki askerlere komut veriyordu:
"Mahkûmları birbirine zincirieyin!"

Yan karanlık koridorda zincir sesleri duyuldu. Zincirier nere¬

den, nasıl bulunmuşsa, halkalan iri ve kalın olanlanndandı.
Kürtlerin "zincir a çoruz" dedikleri, iki çift öküzle tarialar sürü¬

lürken, sabandan boyunduruğa bağlanan iri, kalın halkah, ağır
ve dayanıklısından...

Mahkûmlar, bu zincirle, el ve ayak bileklerinden birbirine
bağlanıp kilitlendiler.

Duruşmalara, "birinci derecede suçlu" muamelesiyle en önde

getirilip götürülen Şeyh Said, isyandaki konumunu tanımlayan
söylemiyle, bu kez "ne önde, ne de arkada"ydı. Ölüme giderken,
kafilenin ortasındaydı.

Mahkûmlar, cezaevi avlusuna, oradan da bahçeye çıkanldı1ar...

İsyanın ideologlarından Fakih Hasan, en öndeydi. Darağacı¬
na önce o gidecekti.

Mahkûm kafilesi, meydana açılan kapı önünde durduruldu.

Çit şıklığıyla çevrelerini sarmış süngülü askerler, teftişten geçecek biriiğin kılık, kıyafet ve duruşunu son kez gözden geçiren subay
edasıyla mahkûmlan inceleyip, tekrar tekrar saydılar.

Mahkûmlar, son sayım ve denetim duraklamasından yararia¬

narak, vedalaşmak üzere bir kez daha birbirine kanştılar. Elleri
arkadan zincirli olduğu için kucaklaşamıyorlardı. Göğüs göğüse

gelip, boyunlarını birbirine dolamaya çabalıyor, ağlıyor, birbın
için dua ediyorlardı.

Kanireşli (Kariıova) Kamil ve Baba Bey kardeşler, karşılıklı

büyülenmiş gibi kıpırtısız, öylece birbirierine bakıyor, ağlıyorlar¬
dı.
Hanili Mustafa Bey ve gencecik oğlu Mahmut gogus goğuse

......

..,..

gelmiş, biri yüzünü ötekinin boynuna gömmüş öylece duruyor,
hıçkırarak ağlıyorlardı.

171

Mustafa Bey, hüzün şarkısı gibi bir mırıltı tutturdu. Bu bir ila¬

hiydi. Öteki mahkûmlar, isyan gibi anında ona katıldılar. Mey¬
dan ilahi ve "Allahu ekber!" sesleriyle doldu. Seçkinler tribününde, aynı anda bir rahatsızlık, el kol hareket¬ leri görüldü. Askerler telaşla koşuşturdular. Mahkûmları dipçik, süngüyle tehdit edip "susun!" diye bağırdılar. Ama, isyan etmiş, itaat dinlemez olmuşlardı. Sesleri daha yük¬ selip gürleşti. Mahkûmlar emre itaat etmiyorlardı. Şeyh Said de arkadaşlarına katılmış, bakışlarını göğe çevirmiş ilahi söylüyor, sonunu, "Allahu ekber!" diye tamamlıyordu. Hanili Salih Bey, heyecanlanmış, heyecandan kendinden geç¬

miş gibiydi. İlahiden kopan, ilahileri bastıran, heyecandan çatallaşmış sesi duyuldu. Arkadaşlarına sesleniyordu:

"Bugün, erkeklerin yiğitlik günüdür" diye bağırıyordu. "Ölü¬
me nasd gittiğimizi dostlarımıza ve düşmanlarımıza gösterelim!"
Sonra ekliyordu:

"Mert olun! Size yaraşır biçimde dik durun. Tutun gözyaşlannızı!"

Muhafız bölüğü komutanı, şaşkın kalmıştı. Mahkûmlan sus¬ turmak için "susun lan, yürüyün!" diye bağırıyordu.

Türk resmi tarihine kaynaklık eden Behçet Cemal'in yazdığı¬ na göre, Dağkapı meydanında sıra sıra dizilen 47 "sepi" (darağa¬ cı), seyre çağrılanların iyi görmesi için aydınlatılmıştı. Seçkinlerin tribünü, darağaçlarının hemen karşısında, yakı-

nındaydı. İdam mahkûmları, sıralarını beklemek üzere tribünün
önünde durakladılar. Bu sırada, Kürtçe aksanlı bir ses duyuldu: "Said Efendi nerede?" Şeyh, sesin sahibini tanımıştı. Mahkeme üyelerinden Revan¬ duzlu Kürt Ali Saib'di bu. Şeyh Said: "Buradayım Saib Bey" diye karşılık verdi. Sonra, "idamlar ayininin evrensel tarihinde" eşine nadir rast-

172

lanan bir diyalog başladı, asılanla, asanlar arasında. Tarih, asan-

larıyla söylese söylese asılmaya giden bir başka örneği kaydedi¬
yor muydu?

Şeyh Said, sanki hayadarın iple boğulduğu ölüm alanında de¬

ğil de, sohbet divanındaydı. Laf dokunduran asanlarına filozofça
cevaplar yetiştiriyordu.

Ali Saib, ona seslenirken, yüzünde her anlama çekilebilecek
bir gülümseme vardı.

O, Şeyh'in hücresine "dostane ziyaret" yapanlann başında ge¬ liyordu. Genelde Kürtçe yapdan hücre sohbetlerinde, dini konu¬
lar, dünya ahvali ve Kürderin hali dahil her şey konuşuluyor, tar¬

tışılıyordu. Ali Saib, bu arada "iyiÜk yapan bir dost" olarak,
doğruyu söylemesi, kaide ile kurallara uyması halinde ağır ceza

almayacağını, kısa bir sürgün hayatından sonra serbest bırakıla¬ cağını söylüyor, "gelecek baharda Hınıs'taki evinizde biriikte ku¬
zu eti yiyeceğiz" diyordu.

Şeyh kahıriı bk gülüşle ona şeref sözünü hatırlatıyordu:
Ali Saib Bey, hani ya, doğruyu söylersem kurtaracaktınız?

Ne yapalım Said Efendi, seninle Hınıs'ta kuzu yiyemedik. Doğruyu söyledim, Saib Bey. Ama siz cezamı hafifletmedi¬
niz.

Şeyh Efendi, bundan hafif ceza mı olur?
Şeyh güldü: Bundan ağırını siz söyleyin...

Ali Saib suskun kalmıştı. Şeyh, ekledi:

Seni severim. Ama seninle mahşer günü mahkeme olacağız.
Ali Saib öfkeyle bağırıyordu:

Bu kadar Türk kanının dökülmesine, ocaklann sönmesine
sebep oldun. Cezanı çekeceksin!

Ali Saib, yakaladığı avla oynayan kedi misali, kurbanıyla oy¬

namanın zevkini çıkarıyordu. Ama kurbanı darbelerin akında
kalmıyor, karşılık veriyordu.
Seninle, mahşer günü mahkeme olacağız!..

Mürsel Paşa ve milletvekilleriyle yan yana oturan mahkeme
başkanı Lütfi Müfit Özdeş de diyaloga katılıyordu:

173

Beni mi çok seversin, Saib'i mi?

Şeyh, kimseye özel düşmanlığı bulunmadığını söyleyince, Di¬ yarbakır Valisi Mithat Bey de söze karışıyor ve bağırıyordu:
Mahşer günü, adil yargıçlarımızla değil, öldürdüğün ma¬

sum insanlarla mahkeme olacaksın! Şeyh, mahşer günü zulüm yapan güçten hesap sorulacağı an¬
lamına da gelen şu cevabı veriyordu:

Boynuzsuz keçinin ahım, boynuzludan alırlar...

Şeyh'in cevabına sinirlenen Mürsel Paşa da tartışmaya katıl¬ mıştı. Paşa, gereksiz ve haksız yere bir isyan başlatıldığını bağırı¬ yordu. Çünkü Kürtler dahil, memlekette herkesin özgür olduğu¬
nu, devletin kimseye müdahalede bulunmadığını, Kürtlerin bun¬ dan böyle daha özgürce yaşayacağını söylüyordu.

Şeyh, generali dudaklarında alaylı bir gülümsemeyle dinledik¬
ten sonra şöyle diyordu: Gelecek gecelerin, geçen günlerden farkı yok... Mazhar Müfit Kansu, bu arada cebinden bir defter çıkarıyor,
Şeyh'e uzatıyordu:

Şeyh Efendi, sen ayrıca şairsin. Rica etsem benim için bir
şeyler yazar mısın?

Hay, hay! Şeyh deftere şunları yazdı:
"Bu dünyadaki hayatımın sonu geldi. Şu basit ağaç dallarına as¬ manıza perva etmem. Kurban edildiğimden dolayı pişmanlık duy¬

muyorum. Muhakkak ki yolum, Allah, din ve halkımın yoludur."

*
* *

Bir yandan da "idamların icrası" sürüyordu. Elleri arkadan bağlı mahkûmlara birer beyaz gömlek geçiriliyor, boyunlarına mahkeme kararının özeti asılıyor, sonra tek tek darağacına götü¬
rülüyordu.

Mahkûmlar asılmadan önce, "son istekleri"nin sorulması ih¬ mal edilmiyor, ama istekler yerine de getirilmiyordu. Hanili Mustafa Bey, "son arzusu" sorulduğunda, "önce beni asın. Oğlumu ipte görmeyeyim" diyordu.

174

Fakat, isteği kabul görmüyor, önce, oğlu Mahmud asılıyordu.
Mustafa Bey, oğlunun darağacına yürüyüşünü, boynuna sicimin ge¬

çirilişini, taburenin çekilmesini seyrediyor, son haykırışını dinledik¬
ten sonra, ipin ucunda sallanmasını görüyordu. Sonra, yarah yüre¬
ğiyle sehpaya yürüyordu.

Sıra, isyanın liderindeydi.

Ona, idam gömleği giydirdiler.

"Ferman" denilen mahkeme kararının özetini astılar boynuna.

Şeyh'in yüzü kıpırtısız, aldırışsızdı. Yalnız dudaklan, belli bellirsiz kıpırdıyordu. Şeyh dualar okuyordu.

İdama yürürken, sendelediği görülmedi. Diri ve çevik adım-

laria sehpanın önüne gitti. Kimsenin yardımına izin vermeden
sandalyeye çıkn.

Boynuna ilmik geçirilirken, tören için hazırianan "şerefi!) tri¬

bününe bakri. Sonra, son sözlerini bağırdı ve son kez gülümsedi.
Gülümsemesinde acı vardı.

Değişik kaynaklann aktardığına ve torunlanndan Kasım Fı¬

rat'ın "Dava" dergisinin Haziran-Temmuz 1990 tarihli sayısında
yazdığına göre, şöyle dedi:

"Dünyadaki hayatımın sonuna geldim. Ulusum için kendimi
kurban ettiğimden dolayı pişmanlık duymuyorum. Yeter ki to¬
runlarımız, düşman önünde bizi mahcup etmesinler."

Başka söylemek istedikleri var mıydı, bilinmez. Uyarı üzerine
cellat, ayağının altındaki sandalyeyi çekiyor ve Şeyh'in ince, uzun
bedeni, gecenin içinde dönmeye başlıyordu.

Behçet Cemal'in yazdığına göre, Şeyh asılırken, asker-sivil er¬
kân arasında oturan bir kadın "kahrol!" diye bağırdı. Seyre ça-

ğınlan bazı davediler de Şeyh'in ayağı altındaki tabure çekilir¬
ken, coşkuya kapılıp alkışlamaya başladı.

Tarih, idam sahnelerini seyredenlerin hüznünü kaydediyordu.
Egemenler arasında oturanların alkışa durup, sevinç gösterisine

katılması Engizisyondan sonra seyrek rastlanan olaylardandı.

175

Askerler. ufuk henüz ağar¬ madan Dağkapı surlarına akmaya başlamışlardı. yan yana belli belir¬ siz sallanan 47 ölü cana bakıyorlardı. Barikatların gerisinde. Diyarbakırlılar hâlâ. Arada bir "Allahu ekber" sesleri nağmeleşiyor. gökyüzü lekesiz ma¬ viydi. Kimi yas tut¬ muş. şafağın ipiltili aydınlığına çı¬ kıyordu. Allah'a yakaran. bunlara kadınların "zılgıtı" karışıyordu. Surlann burçları. ağıtlar. bil¬ lur billur sabahın alacasına karışıyordu. Gidenlerin ar¬ dından ağlamak. güneş mızrak boyu yükseliyor. surlarda "suç" "yazık" demek yasaklanmış». kimi zikre dua ederek sabahı karşılamış. sonsuz aydınlık başlıyordu. tehditleri duymuyor. İdamlar. karanlıklar için¬ deki kentten. çoğunluğuyla uykusuzdu. salavat getiriyor. ağlayan. suçlarına onlar için dua etmeyi de ekliyorlardı. surların burçlarında ilahi sesleri geliyor. Güneşin yedi rengi ışıltılarla ayrışarak erguvan rengi dağ¬ ların ardından uç veriyor. İnsanlar korkuyu yenmiş. ışık huzmeleri darağacındaki 47 ölü bedenin yüzüne düşüyordu. Buna rağmen işleniyor. sessiz durun!" diye bağınyor- lardı. kimileri cezbeye kapılmış dövünüyordu. burçların gölgesinde. Diyarbakır hüzünlü bir geceden. ilahiler mırıl¬ danıyor. insanlar ağlıyor. surların tepesinde. dehşet içinde sicimlerin ucunda. Gün doğuyor. ağlıyor. hava durgun. Diyarbakırlılar. * 29 Haziran 1925 sabahı.Asanlarla asılanların bir arada olduğu alanın hemen yakının¬ da hüzün de yaşanıyordu. dua eden insan sal¬ kımı olmuştu. sabahın seherine akan sesleri susturup suçluları ya¬ kalamak üzere dört bir yana seğirtiyordu. Askerler ses dalgasını duy¬ dukça tehditkâr sesle "bağırmayın. 176 . vecd içinde ve donmuş kalmış gözlerle bakıyor. korku kolonları arasında yapılmıştı.

ya¬ kınlarına verilmedi. 1980'lerde halk. Baksana. gözleri kızarmış. yatmıştı. başı onlara bakıyor gibi duran. 47 asılmışı oraya koyup üstlerine toprak örttüler." diyordu. bir tek en kü¬ çük oğlu Ahmet hayattaydı. apak sakalını titreti¬ yordu. "ibreti alem için" gün ortası¬ na kadar asılı kaldı. ağzı eğilmiş gibi bakan genç bk Diyarbakıriı. 1970'lerde Diyarbakıriı gençlerin çoğu. BABALAR. yüzü çarpılmış. Sonra karşısına Subay Orduevi'ni inşa ettiler. Diyarbakır sabahında bahar yeli kınalı. toplu mezar kazdılar. "Burada insanlar yatıyor" dedirten bir taş. Darağaçlannın kurulduğu alanda. 1980'lerde ise "toplu mezar alanı" yeniden keşfedilerek. uykudaymışçasına kapa¬ lıydı. güneşte yüzü pariıyor. OĞULLAR VE TORUNLAR Şeyh Said'in idamından 78 yıl sonra. 2003 yılında.Gözler. 177 . darağacındaki Şeyh Said'i arıyordu. Ahmet. ipin ucunda belli belirsiz sallanıyor¬ du. öteki yanı Astsubay Ordueviydi. Şeyh'in ince uzun bedeni. sabah yeli önünde ak sakalı titriyor. darağacında. Uykusuzluktan mıdır bilinmez. işaret konmasına da izin vermediler. öteki asılanlara dönük. Şeyh ve arkadaşları¬ nın orada yattığını bilmiyoriardı. Gözleri. "görmüyor musun. Başı yana kaymış. "Gizli ziyaretgâh" haline geldi alan... "gizli bk ziyaretgâh" haline gelecek ti 1970'lerde toplu mezariann bir yanı "Yenişehir Sineması". İpten indirilen cenazeler. * Asılarak öldürülmüş 47 isyancı. o uzun boylu olanı. "Şeyh Said hangisi?" diye soran mu¬ hatabına sinirieniyor. babası idam edildiğinde çocuk¬ tu. "toplu mezarlan" kendiliğinden keşfetti. Şu yüzü.

Başka bir anlatımla. bu kural pek geçerli olmuyordu. bugün artık Hınıs'ın bir mahallesi haline gelen Kolhisar köyündeki baba evine döndü. zulmü. Şeyh Ali Rıza. olanağını bulabilenler kaçıp komşu ülkelere sığındılar. dünya olaylarından uzak. birinci de¬ recede "hedef" halindeki aile üyeleri ve onlara yakın olan kişiler¬ den uzak duruyordu. Fakat. ayrı ayrı kendi başının ça¬ resine bakıyor. adeta "ayak altında" kalmıştı. kendi halinde bir hayat kurdu.Sürgünlerde. evrensel hukuk. aşağılanıp horlanan bir ortamda büyüdü. Kin ateşleri her yana sıçratılıyor. Babasına karşı duyulan kin ve öfkenin yükünü çekti. Irak Kürdistanı'nm liderlerinden Şeyh Mahmud Berzenci onlara yardım elini uzattı. Şeyh Said ailesinin "asılacak" gözüyle bakılan erkekleri. hukukun fazla önemsenmediği. Iran ve Irak Kürtleri arasına karıştılar. Bu nedenle Kürtler. 178 . Irak'da Harp Okulunu bitirip. Şeyh Said'in idamından sonra. Irak ordusunda subay oldu. Suri¬ ye. öz kardeşine yar¬ dım eli uzatamadığı günlerdi. Dönüşüne izin verildikten sonra yurduna. Oysa. Korku her yanı sarıp kol gezdiği için kardeşin. emirlerin bazen yasa yerine geçtiği toplumlarda. yurtdışına kaçarken. suç ve cezanın bireyselliği. Selahaddin. ancak gizli gizli aile bireylerine yardım ede¬ biliyordu. suçlanan siyasetçilerin yakınları da yangınlar arasında kalıyordu. Şeyh'in ailesinden herkese acılar çektirildi. Ailenin kadın ve çocukları. Şeyh Said'in büyük oğlu Şeyh Ali Rıza'nın öğrencilerinden Melle Şafii (Ballı) "Ali Rıza Efendi. evrensel hukukun gereğiydi. bu anlayışla ailesinin üstüne yürüdüler. birinin işlediği suç ya da kaba¬ hatten ötürü. Yalnız ona değil. Ezilmişliğin ağırlığı altında siyasetten. Darmadağın edildi. ayakta kalma. yakınlarının cezalandınlamayacağını öngörüyordu. yaşama savaşı veriyor. aile. küçük kardeşi Şeyh Selahaddin'i de yanına almıştı. itilip kakılan. açlık ve sıkınrilan hü¬ zünle anlatıyordu" diyor. Ailenin erkekleri dağlara. Genç Selahaddin'i Bağdat'taki askeri okula yazdırdı. Herkes.

Sürgün yıllarında hastalandığımız zaman.' . Bu kez. Rahmetlik nenem Şeyx Ahmedi Çani'nin kızı Rabia Hanım. kazıl¬ mış ve hak edilmiştir. her askeri darbeden sonra yeniden tutuklanan torunlanndan Abdülmelik Fırat. Dedem Şeyx Bahaeddin Efendi müftü. Allame bir zat.Ali Rıza 1930'da. torunlanmız bizi düşmanlarımızın önünde mahcup bırakmasınlar' olmuştur. kendisine temaşa ettirildikten sonra. Fırat cezaevindeyken. sabah namazından sonra Kur'an okurken askerler ta¬ rafindan vurularak öldürülmüştür. yeniden tutuklandı. "Kurdistan Partisi"ni kurduğu gerekçesiyle 12 yıl ağır hapis cezasına çarptırıldı. Bu ses ülkemizin bütün dağlarına yansımış. Sehpanın akında Kürtçe olarak söylediği son sözleri ise. uzanlan bir kağıda yazıp imzalayıp Cumhuriyet yönetiminin savcı ve hakim cellatlanna teslim ettiği belgede şu santiar yazılmıştır: 'Bu değersiz dallarda beni asmanıza pervam (korkum) yoktur. Şeyh Said ailesinin acılarını şöyle anlatıyordu: "Dedem Şeyx Said Efendi Diyanbekir'de sehpaya çıkanldığmda 60 yaşındaydı. 'Fanı hayatımın sona erdiği şu anda. Torunların seni mahcup etmeyeceklerdir. Büyük bir vecd içinde dedemin kanlı gömleğiyle yeleğinin 179 . Şehit olduğunda 57 yaşınday¬ dı. sürgünlerde 23 yıl boyunca dedemin kanlı gömleği ve yeleğini yas¬ tığı altında kutsal bir emanet olarak sakladı. 11 Mart 1996 tarihinde "Demokrasi" gazetesinde yayınlanan "Ölüm-yaşam" başlıklı yazısında. milletim için kurban edildiğim¬ den dolayı pişmanlık duymuyorum. Şeyx Said'in aln kar¬ deşinin büyüğü. ders vereni. Yeter ki. imkansızlık ve yoksul¬ luktan ilaç bulamazdık. 1957'de Menderes-Bayar ikilisinin Demokrat Partisi'nden (DP) ve 1980 sonrasında sağcı bir politikacı olan Süleyman Demirel'in Doğru Yol Partisi'nden (DYP) Erzurum'dan iki kez milletvekili se¬ çilen. Hiç şüphe yok ki. 7 yıl cezaevinde kaldıktan sonra tahli¬ ye edildi. TC silahlı kuvvetleri gözetiminde evi muhasara al¬ tındayken. mücadelem Allah. Rahmetlik nenem hemen imdadımıza ye¬ tişirdi. Gözleri önünde tek tek asılan 46 yakın ar¬ kadaşı. din ve milletim içindir. Şeyx Aliyi Paloyi medre¬ sesinin yöneticisi. ayrılıp ülkesine döndü. Onu yakalayıp tutukladılar. yankılanmış. isyan¬ cı "PKK'ye yardım ve yataklık etmek"le suçlanıyordu. 1996 kışında.

yeğeni Şeyx Ali Rıza Efendi'nin komu¬ tasındaki Hasenan ve Zırkan aşiretlerinin ileri gelen yöneticileri ile savaşarak iran'a ulaşnklarında. Şeyx Said Efendi'nin yüz civarında yakın akrabaları. büyük alim Ali Rıza (küçükefendi) ve kardeşi Şeyx Şerif Efendi. beslediği ve koruduğu. öldürülmüşler ve şehit olmuşlardır. Tartışmasız bir gerilla ustasıydı. boran ve rüzgâr esince.' Başı¬ mızın ucuna koyar. Allah kadnda onun büyük bir mer¬ tebesi vardır. damadan. Şeyx Said Efendi'nin amcazadeleri. Belki zulmün kuş bakışı bir panoramasını genç kuşaklara hanrlatmak ve çizmektir. Dersim'e ulaş¬ madan o ve arkadaşları şehadet mertebesine ulaşmışlardır. Atatürk'ün yakın dostu olan Rıza Şah tarafindan alçakça bir tuzakla. Şehadete eriştiklerinde 45-50 yaş civarındaydılar. 1938'de Dersim Kürtlerine yapılan katliama karşı savaşmak üzere Türkiye'ye dönüş yaptı. Suriye'ye geçti. kayınbiraderleri. Diyarbakır-Bismil havalisine ulaştıklarında bu subay. yanımıza gelerek derdi ki. ordu¬ dan ihraç edilmiş bir Türk subayı da gruplarına kanldı. yanımızda oturarak Kur'an'dan ayetler okur¬ du. Şeyx Said Efendi'nin dördüncü kardeşidir. Palu'da Murat ırmağı kena¬ rında süngülenerek. kendi askeri kışlalarında mitralyöz ateşi altında birçok yurtsever kişi ile beraber şehit düş¬ müşlerdir. teyze ve halazadeleri. Adı halkının arasında efsaneleşerek saygı ile anılırdı. Şeyx Said Efendi'nin yedinci kardeşi olan Şeyx Abdürrahim Efen¬ di'nin de yaşı 40'ına ulaşmamıştı. Şeyx Abdürrahim Efendi (Şiri bi guli) yıllarca Kurdistan dağ¬ larında gerilla savaşı verdi.bulunduğu bohçayı alıp. Şeyx Diyaeddin Efendi. ismi dağ doruklarından ovalara yankılanır. cesetleri Murat ırmağına atılmıştır. Maksadım mazlumların hepsini bu yazıda dercetmek değildir. Onu saygı ile öpün. Mekânı¬ nız cennet olsun Rabia Sultan ve annem Ayşe Hanım. Şehit oldu¬ ğunda 40 yaşma daha ulaşmamışn. kendilerini ih¬ bar ederek pusuya düşmelerine neden olmuştur. 'Bu. büyük şehid dedenizin kanlı gömleğidir. Babam Şeyx Şebabettin Efendi'nin 18 yaşından itibaren bütün ı8o . Hâlâ ülkemin dağlarında kar. baba¬ sı Şeyx Said'in ruhundan istimdan niyazında bulunurdu. Rahmetli annem de Kürtçe kaside ve gazeller mırıldanır. Suriye'de senelerce yanında kalan. yeğenleri. Allah size şifa verecektir.

Annesi ise Şeyh'in kızıydı. üçü erkek) ve memleketten beraber ge¬ tirdiği iki yetim Mehmetler ile. o güne kadar kendi çevresinin dışına çıkmamıştı. 1947 senesinde vücudunu kaplayan çıbanlar. O da henüz 14 yaşındaydı. Şeyh'in kardeşi Sebahaddin'in oğlu Şeyh Bahaddin'di. Herkes hard hani kendine 'soyadı' arıyordu. Fakat buna izin vermediler. Diğer beş amcazadeleri ile beraber 55 nüfusa ulaşan büyük bir aile topluluğu. çocuklardı. Babası. Bundan böyk herkes 'soyunun adı' ile anılacaktı. hayan sür¬ dürmenin kaplarından habersizdiler. bir gazetede yayınlanan söy¬ leşide "aile boyu cezalandırma" konusunda şöyle diyordu: "İkiye ayınp sürgüne gönderdikleri ailede erkek yoktu. hem de torunuy¬ du.hayad sürgün ve sıkıntılar içinde geçti. En önemlisi. Aile kadınlarının yanındaki en büyük erkek. Türkle¬ re yabancıydılar. Şeyh Selahaddin babasının adını almak istedi: 'Saidoğlu' olsun istedi soyunun adı. çocuklan topluca sürgün ettiler.yakın ikinci sürgün hayatı. onu bitap düşürmüştü. onuruna çok düşkün. Türkçe bilmiyorlardı. Çalışma. Gurbet nedir bilmiyordu. Şeyh Kutbeddin'di. Ailenin soyadı Fırat oldu." ı8ı . Babam. Sürgünde büyüyen Melik Fırat. Annesi. Kadmlanmızdan hiçbiri. Melik Fırat daha sonra. ceman on dört nüfuslu bir aile. 1947 senesinin Hazi¬ ran ayında memlekete dönüşünde ancak iki ay yaşayabildikten sonra fani hayata veda ettiğinde 46 yaşındaydı. onu epeyce yormuştu. yedi çocuğu (dördü kız. az konuşan. Trakya'daki sürgün yıllarımız. iki kız kardeşi. Şeyh'in büyük oğlu Ali Rıza Efen¬ di'nin kızıyla evlendi. soyu sopuyla ilgisi olmayan adlar seçip alıyordu. Şeyh Melik Fırat. uzun ve meşakkatii geçti. Ka¬ dınlar. ısnrabını içine atan bir seciyeye sahip bir insandı. kadınlan. Şeyh Said'in hem yeğeni. alışveriş bilmi¬ yorlardı. Bazılan ailesiyle." * * s Şeyh Said'ten sonra ailenin erişkin erkeklerine erişemediler ama. 13 seneye . TC bir yasa çıkardı.

açık hava hapishanesi "ydi. Sürgün yeri. Sürgünler yurtlarına döndüler. Babam beni. Abdülmelik Fırat henüz iki yaşını doldurma¬ mıştı. 1928 yılında. Çünkü merkebin üstünde duramıyordum. horlayan yerlilerle göçmenlerin ırkçı kıskacı. Vücudumda yaralar açıldı. Bir yanda devletin jan¬ darması.. sığır. Herkes. her firsatta aşağıla¬ yan. Ailenin dönebilen bi¬ reyleri. tek varlığı¬ mız olan merkebimize bindirdi. Hınıs'ın Kolhisar köyünde yeniden bir araya geldiler.. Sıtmaya yakalandım. keçi. Trakya'da Vize ilçesiydi." Daha sonra. Halkın da yardımıyla daha yeni yeni toparlanmaya başlayan aile. bir kere daha sürgün cezasına çarptırıldı. Istranca Ormanları içinde jandarma nezare¬ ti altında bir köyde kalıyoruz. ihtiyaçlarım karşılayamıyorlardı. 182 . sürgünler için de af çıktı. Vize'de jandarmanın gözetiminde büyüdü. Ailenin mal var¬ lığı. bir kez daha Şeyh'in ailesini yalnız bırakmadı. Ora¬ ya gitmemiz jandarmanın iznine bağlı. Vize ilçesi bize aşağı yukarı üç saat mesafede. Beş kilometre gittikten sonra jandarma yolumuzu kesti. Melik Fı¬ rat'ın deyimiyle. Trakya'da sürgün ise ayrı bir acıydı. Kürtler. şöyle diyordu: "Çocukluk yıllarımdan bilincimin akında yer etmiş bir olay var: 10 yaşındayım. bir kez daha af ilan edildi. kimi para vererek katkıda bulundu. ikinci sürgünde. bazen kendi paralarıyla alışveriş edemiyor. Ailenin bireyleri ırkçı nefret ve düşmanca tutum yüzünden. Babama hakaret etti¬ ler. öte yanda düşman gözüyle bakan. "burası. Ben o zaman dedim ki. Melik Fırat 6 Mart 1994 tarihinde Hürriyet gazetesinde ya¬ yınlanan bir söyleşide.Şeyh Said'in ailesi dağılıp paramparça olmuştu. Melik Fırat. Kimi koyun. O yaya yürüyor. varlıklı insanlar sefalete düşmüşlerdi. kolumdan tutu¬ yordu. 1935 yılında. babam bu haka¬ retlere maruz kalmasaydı. keşke ökeydim de. Şeyh A. Ama ailenin birlikteliği uzun sürmedi. zenginliği de yok olmuş. gücü ve olanakları oranında yardıma koştu.

Mahkeme karan ile yaşını büyüte¬ rek listeye girdi. Kürtler. 1957 yılında DP'den milletvekili adayı olduğu zaman. * Kürt tarihinde. Türk milliyetçiliğine yönel¬ di. daha sonra 1971 ve 1980 tarihlerinde tekrarlanan açık askeri darbelerden sonra yeniden tutuklandı. TC de. Aynı aileden tarihçi Cemal Kutay. yüzyılda Kürt isyanlarına öncülük eden Baban aile¬ sinden yazar Cihat Baban. henüz 23 yaşındaydı. Melik Fırat. yüzyılda Kürt isyanlanna önderlik yapan Botan Miri Bedirhan'ın torunları arasından paşalar. 1950'de iktidara gelen ve 1960 darbesine kadar iş başında ka¬ lan DP'nin ünlü Dışişleri Bakanı Fatin Rüştü Zorlu da Bedir¬ han'ın torunlarındandı. "demokrasi var" desinler terti¬ binden "diktatöriükten çok partili sisteme" geçmiş ve CHP'nin yanında Demokrat Parti (DP) kurulmuştu. 1960'dan sonra Türk milliyetçiliğinin lideriiğini üstlenen emekli albay Alpaslan Türkeş'in en yakın fikirdaşı. bu nitelikleri nedeniyle gene¬ raller tarafindan Kültür Bakanlığına getirildi. ikinci Dünya Savaşı olmuş. 1960 darbesinden sonra tutuklandı. 183 . Kemalizme bağhlığıyla tanınıyordu. dostlarından biri oldu. Torun¬ larından Vasıf Çınar. isyanlara önderlik edenlerden kimilerinin to¬ runlan.Bu arada. Ailenin erkekleri yeniden sürgüne gönderildi. bitmiş. Uzun süre cezaevinde kaldı. Atatürk döneminde Milli Eğitim Bakanıydı. valiler çıktı. parlamentonun en genç üyesi oldu. dünya yeniden yapılanmaya başlamıştı. 1960'da Başbakan Menderes ve Maliye Bakanı Hasan Polatkan'la biriikte idam edildi. Zorlu. ideoloji ve siyasetin ön¬ cüleri oldular. Yine 19. Şeyh Said'in bazı yakın akrabaları ve torunlan da sistemle bü¬ tünleşip uygulanan politikaların yürütücüleri oldular. 1990'larda da ce¬ zaevinde yattı. 1980'deki askeri darbeden sonra. 19. seçilmesi için seferber oldular. Melik Bey. Melik Fı¬ rat. daha sonra sistemle bütünleştiler.

Türk milliyetçiliğinin lideri Türkeş'in MHP'siyle seçim işbirliği yaparak parlamentoya taşın¬ masına da olanak sağladı. daha sonra "Atatürk'e suikast" düzenledikleri gerekçesiyle idam edilen siyasetçilerin itibarlarının iadesine iliş¬ kin bir önergeye imza atınca. DP'den ve kopanların kurduğu Hürriyet Partisi'nden. Parti¬ den ihraç edilmek istenirken.Ali Rıza Septioğlu. Şeyh Said'in bir kızı. Şeyh'in öteki kardeşi Abdürrahim'in oğlu Fevzi Bilgin. Fırat'ın yer aldığı parti. Şeyh Said'in öteki torunlarından Melik Fırat. daha sonra. istifa edip ayrıldı. Milyonlarca Kürt mültecileşti. TİP. Şeyh Said'in torunlarından Mehmet Fuat Fı¬ rat "dinci" Milli Selamet. Şeyh'in kardeşi Abdürrahim'in oğlu Zülküf Bilgin. Demirel. aynı yıl CHP ile yapnğı koalisyonla Başbakan oldu. 1950-60 arasında. Süleyman Demirel. onun kapatılmasından sonra sırasıyla Refah ve Fazilet partilerinde milletvekiliydi. Fuat Fırat. Melik Fırat. Fuat Fı¬ rat da destek verdi. partisiyle ilişkileri zedelendi. Bu dönemde binlerce Kürt köyü yakıldı. Sep¬ tioğlu. Bu partide zaman zaman iktidar ve baskıcı politikaların yürütücüsü oldu. Diyarbakır Belediye Başkanlığı yaptı. yine kardeşi Mehdi'nin oğlu Muhyettin Aygören de TİP'liydi. Şeyh Said'in amcası Şeyh Hasan'ın torunuy¬ du. Şeyh Abdullah ile evliydi. Adalet Partisi ve onun devamı. Şeyh Abdullah.. Şeyh Said'in kardeşi Şeyh Tahir'in kızıyla evli olan Diyarbakır¬ lı Avukat Tahsin Ekinci. Aynı dönemde. yıllardan sonra. Erzurum'dan yeniden milletvekili seçildi. ırkçıları ve dincileriyle bütün Türk sağının birleştiği "MilÜyetçi Cephe Hükümeti"ne destek verdi. 199rde Süleyman Demirel'in DYP'sinden. 1975 ydında. Binbaşı Ka- 184 . 1960'larda Kürt sorununu inkâr etmeyen tek siyasal partiydi. Türkiye İşçi Partisi (TİP) Diyarbakır İl Başkanlığını yapri. 1980 son¬ rasının Doğru Yol Partisi'nin değişmez Elazığ milletvekiliydi.. Bingöl'ün Solhan ilçesine bağh Melekan köyünden.

daha sonra Kürt sorununu hararetle inkâr eden sağcı partile¬ rin başarısı için çalışacaklardı. Şeyh Abdullah'ın torunlarından Mahmut Sönmez. 185 .sım'la el birliği yaparak kaymbabasının yakalanmasını sağlamış. Partisinin ikti¬ darı döneminde. sayısız seçmeni. Abdullah'ın çocukları ve torunlan. bu doğrul¬ tudaki partilerin Üstesinden milletvekili olacaktı. sonra Şeyh'le birlikte asılmıştı. buna rağmen kamuoyunda "hayır" sesi duyulmaya¬ caktı. köy yakmalar yüzünden göç- menleşecek.

devlet imar ve kalkınma için olanakla¬ rını seferber edecekti. kar¬ deşlik ortamı kurulacak. "te¬ dip ve tenkif'in ayak sesleri duyulmaya. Siirt illeri Sıkıyönetim Komutanlıklarına gönderilen bir emirnamede. masum halkın hayatı. Bitlis. Elazığ. korku sislerini dağıtmış. Dersim. Beyazıt. Ankara'nın söylemi. yayınlanan bir hükümet bildirisiyle. isyana katılmamış halkm ise asla zarar görmeyeceğini açıklıyordu. Mardin. bir anda altüst oluyordu. isyancdar işgal ettikleri şehir ve kasabalardan çekilmiş.Dördüncü Bölüm "İSLAHAT PLANI" YA DA TEDİP İLE TENKİL Şeyh Said. isyana katılmamış. İsyana katılanlar. Ankara. iyimserlik iklimi. Van. "Şeyh Sa¬ id ve avanesi Türk adaletine teslim" olduktan sonra barış. hatta karşı çıkmış Kürtlerle. kimseye dokunulmaya¬ cağını. yalnız isyancı liderlerin peşinde olduğunu. Emirnamede. Genç. Şeyh Said ile arkadaşlan teslim oldukları takdirde. silahlar susmuştu. Muş. köylerine dönmüşlerdi. Diyarbakır. fakat ilgi ve izini gizlemiş olan herkesin elinde ve evindeki silahlarla. Diyarbakır'dan ayrıldıktan sonra. Malatya. Herhangi bir endişeye gerek yoktu. Siverek. korku günlerinin haber¬ cisi işareder görülmeye başlıyordu. devletin gü¬ vencesi altındaydı. yaralayıcı aletlerin ı86 . Fakat. Resmi açıklamalara göre. isyancılar aynı kefeye konuyordu. içişleri Bakanlığı tarafından İstiklal Mahkemeleri Savcıhkla- nyla Üçüncü Ordu Komutanlığı ve Erzurum. "ayaklanmayla sözlü ya da eylemli olarak ilgilenmiş. Şeyh Said'in "yargılanmaya" başlandığı gün olan 26 Mayıs 1925 tarihinde. Bütün Kürt kesimleri şaşkın¬ lık içinde kalıyor. Ergani. iyimser hava halk arasında gözle görülür bir rahatlık yaratmıştı.

içişleri Bakanlığı 13 Haziran 1925 tarihinde. halk üzerindeki silahların toplanmasıdır. her bölgede takibi gereken kişilerin yavaş yavaş ve devamh olarak yakalanmaları ve silahlann toplanması suretiyle kararlaşnnlmış olan ıslahata şimdiden elverişli^bir orta¬ mın hazırlanması için çaba harcanması gerekmektedir. bu işi mudaka büyük kuvvetlerle halledilecek sorun ha¬ line getirmeyi uygun bulmamaktadır. yurtdışında aleyhte etki yaratacak kişilerin kuşkulandınlmaması. çok geçmeden ye¬ rini dehşet günlerinin korkulanna terk edecekti. Aynı programla. pazarda. hükümete çeşidi şekiUerde bağlılık ve sadakat gösterenlerie. bir daha uç vermeyecek biçimde şiddet yoluyla "halledilecek" (ıslah). kesinlikle savsaklanamaz." Emirname açık ve netti. hükümet. Bazı böl¬ gelerde bunun için büyük kuvvetlere lüzum gösterilmekte ise de. Bundan önce. çarşıda. Kürt sorunu. Uygulanacak "program"ın adı da konmuştu: Islahat (iyileştirme). zaman geçirmeden harekete geçmişlerdi. Bu iş. 187 . Doğu'daki son durumdan faydalanarak." Dört bir yana dağılmış askeri birlikler. yakında gerçekleşmesi esas olan amaç için şimdiden hazıriıklı bulunmaktan ibarettir. "Tedip" (terbiye etme) ve "tenkif'in (yerinde sonuna kadar susturma) ilk ayak sesleriydi bu. "Kürt vardır" demek yasaklanıyor. "programın esaslanna" açıklık getiriliyor. aynı kurumlara. okul¬ da Kürtçe konuştuğu görülenlerin cezalandınlması isteniyordu. genelgeden hemen sonra. şöyle deniliyordu: "Doğuda esaslı ıslahata azmetmiş olan hükümetin ilk hedefi. başka bir deyişle "çözüme bağlanacak"ri.toplarilması. İlk şaşkınlık. 26 Mayıs 1925'te yayınlanan bildiride hakim olan ruh ve amaç. "Kürderin var olmadığına" da karar verili¬ yordu. Genelge devam ediyordu: "Ayaklanma sırasında. 26 Mayıs tarihli genelgesine açıklık getiren bir genelge daha gönde¬ riyor. bazı neden ve dü- şüncelerie yavaş yapılsa dahi. kaçaklardan sağ yakalanabilenler ile onlara yardım ve yataklık edenlerin mahkemeye şevkleri" isteniyordu.

Kürderi sindirmekti. İsmet Paşa. hakaret ve işkenceden geçiriliyor. ı88 . O günleri. silahlar toplanıyor. insanlar meydanda toplanıyor. bizim Karakocan tarafından. Erzincan'ı Rusların elinden alan Dersimlilerdi. kuzeyde Ruslarla Gürcüleri önlerine katıp perişan et¬ tiler. ama Kürder teslim olmadılar. zulüm sa¬ çıyordu. Şahin Bey. her yaştan ve cinsiyetten insan. kimileri kurtulmak için silah satın alıp teslim ediyor. savaşa giremeden yenilmiş. kurban zincirinin halkaları haline geliyordu. Şeyh Said yakalandıktan sonra da ge¬ nel temizliğe giriştiler. teslim ol¬ muştu. Bu gücü gös¬ teren Kürder. Karayılan Kürt'tü. direndiği gerekçesiyle bazı köyler ateşe veriliyor. çocuk gözü ve bilinciyle yaşamış bir Karakoçanlı. Şeyh Said'in üstüne yürüyüp. Babam da onun emrinde çarpıştı Ruslarla. canını kurtarmaya çalışıyordu. Antep ve Urfa destanlarını yazanlar Kürtlerdi. Birlik ve beraberlik halinde hare¬ ket ettikleri takdirde Kürtlerin neler yapabileceklerini. halkı tedbirsiz ayağa kaldırdılar. milis komutanıydı. 60 yıl sonra şöyle anlatıyordu: "Amaç. "ya si¬ lah ya da canınız" dayatması ortaya konuyordu. Bazı yerlerde. Osmanlı." Hükümetin "Islahat programı". Başbakan İsmet İnönü'nün mecliste yaptığı konuşmanın paralelinde yürüyordu. Silahı olmayan¬ lar dayak. Silahları da yoktu. yakalanan köylüler toplanıp götürülü¬ yordu. 1925 Haziranında başlayan silah toplama seferleri. ailesini. Taş ve sopalarla yürüdüler. Güneyde İngiliz ve Fransızları. Köyler sarılıyor.Köyler basılıyor. Tehlikenin bertaraf edilmesi için hazırhklar yapılırken. potansiyel tehlikeydi. olayların bir daha tekrarlanmaması için gereken köklü tedbirlerin alınacağını söylemişti. birleşip işgalcilerle savaştı¬ lar. dünya alem Birinci Dünya Savaşı sırasında gördü. Şeyh Said'in Batı Cephesi Komutanı Şeyh Şe¬ rif. kimileri elinde avcunda ne var¬ sa rüşvet olarak verip. "ıslahat" denilen silah toplama ile "tenkil" pla¬ nı bir arada yürütülüyor.

O zaman. neleri yoksa aldılar. "kaçış" olarak ortaya çıktı. uygulamayla biriikte "ıslahatın" genel ve ayırımsız ol¬ duğu ortaya çıkınca panik başladı. Buna rağmen. Varto'nun Kulan köyünde oturan ailesi "ıslahat"ın şidderinden kurtulamadı. Gülüşkürlü Kör Mıho "ayrımsızlığa" örnekti. Dağa çıkanlar. savunma refleksi. beşi bk arada olanlar üsderine gelen güce direnmeye başladılar. cinsiyet ayı¬ rımı yoktu. Palu'nun Gülüşkür köyünü basıp si¬ lah topladılar. isyana katıl¬ mayan ya da devlet güçlerine yardımcı olan Kürder. İmkanı olanlar yurtdışına kaçri. Bir köylüsü. Kimi dağa çıkıp gizlenmeye çalıştı. devlet yardımcılarının aüelerini kapsıyor¬ du: Binbaşı Kasım muhbk olarak. mahkemelerde devlet tanığıydı. Fakat. Şeyh Said'in ayaklanmasını da. "İslahat programı". Babası Ahmet Ağa. Kör Mıho'nun akıbedne uğrama korkusuyla direnenkr "is¬ yancı". Ayrıca."Tenkil ve tedip" planında. "ben sizdenim" diyerek tuzağa çekendi. dağınık ve örgütsüzdüler. çocuk." "Islahat programı" yürüriüğe konmadan önce. Üçü. ki¬ mi yerini yurdunu terk etti. Köylülerin üstünde başında neleri var. "İsyanlan basnrmak" üze¬ re daha büyük güçler seferber ediliyordu. İhtiyar bir adamdı. tepkisiz hale getirdikleri 44 kişiyi süngüden geçirdi¬ ler. sakat. yiyeceklere. kendilerine dokunulmayacağına inanıyorlardı. ona ilişkin "ıslahat" öyküsünü anlatri: "1925'in yaz aylarında. içeceklere ve hayvanlara el koydular. eylemleri "isyan" sayılıyordu. arandığını 189 . Gözleri kördü. Sonra evleri yağmaladılar. Süngülenerek kadedilenlerden birinin adı Mıho'ydu. ihtiyar. isyancılan tutuklatan kişiydi. Birbirine bağla¬ yıp etkisiz. Köyü de ateşe verdiler. Her¬ kesin olanaklan oranında başının çaresine baktığı bk korku dö¬ nemiydi.

* Dağlarda. Kürtler açısından hayat genel mahşer. kasabalara dağılmış kollarıyla İstiklal (Özgürlük) Mahkeme¬ leri eliyle kaç kişinin öldürüldüğü bilinmiyor. kendi çektiklerini anlatıyordu. Ali Küçük. Tanık olduğu bir manzarayı. Ermeni "olayları" sırasında.öğrenince. sıkboğaz etmiyordu. Elazığ ve Bitlis olan. Öldüğünü haber verdiler. Şeyh Said ve sonraki idamlardan söz açıldı. ailesi "kelime-i şahadet" getirip din değiştirmiş. 1950'lerde Diyarbakır'ın Dağkapı semtinde bak¬ kallık yapıyordu. dört bir yana şube¬ leri. ondan "veresiye" alışveriş edi¬ yordu. Bizler de. nasıl öldüğünü kimse öğrenemedi. Fakat nerede. Aydın Saraç anlattı: "Ali Küçük'ün geniş dükkânı biz taşradan gelmiş. Merkezi Diyarbakır. yerinde "terbiye" ve "sonuna kadar susturma" olan "Tedip ile tenkil" harekâtları bütün hızıyla devam ederken. Diyarbakır'daki idam manzaralarının tanıklarından biri olan Ali Küçük. Bir daha geri gelmedi. gözleri yaşararak anlattı. Çevre köy ve ilçelerden okumak için Diyarba¬ kır'a gelmiş birçok lise öğrencisi. yasayla herkesin "atası" yeni¬ den belirlenince soyu da "Küçük" adını almıştı. Müşterilerinden biri de. Bir gün. Köylüleri. "Markar"." diye anlatıyorlardı. mahkeme¬ lerin hemen yanında kurulu duran sabit darağaçlan ve onlann da hiç boş kalmadıklarıydı. O kimseye borcunu hatırlatmıyor. isimlere takla attırmış. Bilinen. başka bir deyişle "ana baba günü"ydü. yeni hayatında "Ali". Veresiye alışveriş yapıyorduk. bir kaçak gibi yaşadı. Fakat bir gün köyüne dönünce yakalandı. ailelerimizden geldikçe parasını ödüyorduk. bekar yaşa¬ yan öğrencilerin buluşma yeriydi. Ermeni asıllıydı. Bazen bize aile¬ sinin dramını. "İs¬ tiklal Mahkemeleri" de yakalanıp önlerine getirilenler için idam cezalan üretiyordu. 190 . bu sayede kurtulmuşlardı. akıbetini "yerde sürükleyerek götürdüler. Muşlu Aydın Saraç'n.

Pe¬ rişan. Sabahları. bütün köy cezalandırılıyordu. 'Darağaçlan sabit. dedi. Çarığı bir ara omzun¬ dan sıyrılıp düştü. yeni asılmış insanlar görüyorduk. ayaklannın dibinde. Kürtlerin bütün yurdu baştan başa savaş alam. Her sabah uyandığımızda. Belki de nereye götürüldüklerinden habersizdiler. Sonra darağaçlan bölgesinde asıh gördüm. "tedip ve tenkil" şeklinde yayılıyordu. Suçlu. birbirine bağlayıp omzuna atmıştı. Yoksul görünüşlüydüler. "terbiye etme" diye tanımlanıyor¬ du.'Dağkapı'dan Mardin kapıya kadar. sehpaların kolları arasında salla¬ nan. ilintisi. güzergâh boyunca dara¬ ğaçlan kurulmuştu'. kaç kişinin katledildiği.. Etrafi seyre¬ de seyrede gidiyorlardı. Üstü başı yırtık. ayakları zincirliydi insanlann." 1925 yılının Haziran ayında başlatılan. Türk Dil Kurumu tarafin¬ dan yayınlanan sözlükte tedip.. 10-15 asılmış kişi saydığımız oluyordu. öylece duruyorlar¬ dı. çarıklarını çıkarmış. Yeniden omzu¬ na atn.'" TANIKLAR VE RESMİ BELGELER İsmet Paşa (İnönü) hükümetinin "ıslahat programı" korku se¬ li olmuş. ne kadar insanın yerinden yurdundan ko¬ parılıp sürgüne gönderildiği bilinmiyor. Tedip ve Tenkil Arapça deyimlerdi. Örneklersek: isyanla ilgisi. Elleri bağlı. birbitine bağh duruyordu. ikinci Dünya Savaşı'na dek sürdürülen "ıslahat" sürecinde. yıpranmasın diye mi bilmiyorum. Yalınayak gidiyordu darağacına. İçlerinden birinin halini hiç unutamıyo¬ rum. hatta haberi olmayan köyler 191 .. "Tenkif'in karşılığı ise şöyleydi: "Kamuya (halka) zararlı kişi ya da topluluğu. Yoluna devam etti. suçsuz ayırımı da yapılmıyordu.. yamalıydı. kan ve ateş içindeydi. Süngülü¬ ler arasında yürüyüp gidiyorlardı. Çanklan yerde. Bir gün asılmaya götürülen bir kafile¬ yi gördüm. Eskimesin. ortadan kaldır¬ ma. daha sonra zincirle¬ me. Eğilip kelepçeli elleriyle aldı. başkalanna korku ve ibret verecek biçimde cezalandırma. Bk köyden tek bir kişi bile isyana sempatiyle bakmış ya da silahlı olarak katıl¬ mışsa.

bir başka müfreze kolu.yanıyordu. bilezikleri alındı. o gün. Diyadin isyancı değildi. sonraları. Köylerden toplanan insanlar topluca öldürülüyordu. bahçe ve ekin tarlalarının yanında. kadınla¬ rın yüzükleri. Diyarbakırlı bir genç kızın trajedisini anlatıyor: Genç kız. biri kadın. Mıstan. Murtezan. 192 . daha sonra edebiyata da konu ol¬ du. Bağ. aynı gün ba- sddı. Randalin de isyana kadlmamıştı. "Islahat" darbelerini ondan da esirgemedi. Ele geçen tutsakları süngüden geçirdi. "Islahat prog¬ ramı" dehşetin adı olmuştu. Sonra 22 ki¬ şi bir ahıra dolduruldu. Ama. 1925 yazında. ateşe verilen samanlıktan fırla¬ yıp dışarıya çıkıyor. 32 kişiyi seçriler. Diyadinliler köyün ortasında toplandılar. Melle Selim anlatıyor: "Aynı müfreze Diyadin'den sonra Randalin (Buzlugöze) köyüne geçti. köy basıldı. Fakat askerlerle yüz yüze gelince. Varto ilçe merkeziyle Karameşe köyünde 21 kişiyi kurşuna diziyor. Önce paraları. ormanlar da ateşe veriliyordu. gerisin geri alevlerin içine dönüyor. El ve kollarını urganlarla bağlayıp. oradan da 'esir' kafilesine 8 kişi katıyorlar. Remzi İnanç. Aynı müfreze. Botan ve Tavus köylerini yakıp yıktı. "Şey" adındaki hikâyesinde. Karlı¬ ova'nın Selekan köyündeydi. Doğa da yangın ve kırımdan nasibini alıyordu. Yakaladıkları insanları oraya götürü¬ yor ve askeri karargâhın arkasındaki derede kurşuna diziyorlar." İnsanların diri diri yakılması. Önce yükte hafif. Daha önceki bölümlerde de adı geçen tanıklardan Melle Se¬ lim. Sonra köy ateşe verildi. Ahırın kapısına kuru ot yığılıp. kibrit ça¬ kıldı. Köyü ateşe verdikten sonra. giderken yanlarında götürdüler." Adının açıklanmasını istemeyen Bingöllü bir ihtiyar anlatıyor¬ du: "Genc'in Valer ve Şemsan köyleri. Melle Selim'in anlattığına göre. pahada ağır ne varsa alındı. Türkleştirme programıyla adı "Ölçekli" yapılan Varto'nun Diyadin köyündendi. 1925 yazında. Köylüler arasından. Askeri karargâh. Aynı gün.

. Yanan köylerde birçok fişek ve bombalann infilak ettiği görülü¬ yordu. Bundan sonra' ahali tarafindan esasen boşaltılmış olan köyler (Botyan.Kırım. Zergezor bölgesinde miktarı 22'ye yükselen köy) eşkıya ile tamamen birlikte olduğu kesinlikle anlaşıldıktan sonra yakıldı. Kürt yurdunun genelinde yaşananla¬ rın resmi raporlarla anlatımıdır. Bunlardan alınan bilgiye göre eşkıyalardan bir kısmının daha önce buralardan uzaklaştığı.. ot yı¬ ğınları. Genelkurmayın yayını. ormandaki inler. saman. müfrezeler köylere girerken çok esaslı tertibat almak zo¬ runda kalmışlardı. bu¬ nun üzerine köye muhit olan arazi kısımlarının da dikkade araş¬ tırılmasına zorunluluk hasıl olmuş. Bazı köylerin müfrezeler gelmeden boşakıldığı görülmüş. Mürta- zan. kitlesel kırımları inkâr etmiyor. Kürt genelinde yaşananları teyid ediyor. * * * Albay Reşat Hallı'nın imzasını taşıyan ve Genelkurmay Başkanlığı'nca yayınlanan Türkiye Cumhuriyeti'nde Ayaklanmalar 1924-1925 adındaki kitap. tanıkların anlatımları doğrulanıyordu. bir kısmının da köyün erkek¬ leri ile öteye beriye dağılmış oldukları görüldü. Kül haline gelen saman yığınları arasında mukadder akı- 193 . tarlalar. Yakala¬ nan bu şahıslar arasında kadınlar tecrit edilerek. komlar tamamen araştırıla¬ rak perakende bir surette buralara sığınan çoğu erkek. mağaralar. basında "çatışmada silahlarıyla birlikte ölü olarak ele geçirilen eşkıya" olarak geçiyordu. kısmen de kadın ve çocuklardan ibaret kümeler toplatdrılmışd. asilerin vatanı olduğu. Harekâtın cereyan ettiği bu bölgedeki köylerin. silahı ile tutu¬ lan ve eşkıya ile ilişkisi olduğu anlaşılanlar hemen kurşuna dizil¬ mişti. odun. aile yakınlığının verdiği ve bu kuvvetle bu ahalinin de manen ve maddeten asilere yardımda bulundukları ve buralarda asilerin birçok silah ve cephanesi bulunduğu anlaşılmış ve her an eşkıya ve ahalinin baskın veya pususuna uğramak ihtimaline karşı. eşkıyanın aile ve çocuklarının buralarda barın¬ dıkları ve köy halkının çoğunun birbirlerine akraba olması do¬ layısıyla. Kitapta şöyle deniliyor: ".

Emin Miko çetesine mensup 6 silahlı ve 39 silahsız.betine uğrayan birçok eşkıya avanesinin cesetleri teşhis edildiği gibi. Bu arada." Resmi tarih. Kançavare ormanlarında yine Emin Miko'ya mensup 4 silahlı. 194 . Asilerin terk ettiği hayvan sürüleri müsadere edilerek. insanları birer rakamdan ibaret kabul ediyor. 450'ye yakın ki¬ şi öldürülmüş. avanesinden 10 kişi ile iki gün önce Nüveydan bölgesine firar ettiği anlaşılmıştır." » * » Genelkurmay'ın kitabını okumaya devam edelim: "Güney birlikleri. Ömer Faro çetesine men¬ sup 49. kurbanların cinsiyeti ve yaşları konusunda ayrın¬ tı vermiyor. Bu safha harekâdnın sonunda Kuzey ve Güney birlikleri tara¬ fından Çotela dağının en yüksek tepelerine kadar yapılan tara¬ malarla bütün meskun yerler araşdrılmış. elinden silahını atarak kendine masum hal ve tavrı veren birçok kimseler dahi yakalanarak hemen imha edildiler. 12'si silahsız şaki tutularak öldürüldüler. asilere yataklık ettik¬ leri kesinlikk anlaşılan 60 kadar köy yakılmış. Süpülük dağının taranması sırasında. Tanınmış elebaşlanndan Hartah Sabri de müfrezeler tarafindan yakalanarak öldürülmüş. talan ve ganimetlerin bilançosunun tutanaklara kaydı da ihmal edilmiyordu. sayı açıklamakla yetiniyordu. Mustafa'nın da Paro bölgesindeki köyler¬ den birinde saklandığı öğrenilerek. bölgesinde yaptıkları taramalar sırasında meşhur Saki Bicarlı Mustafa'nın avanesinden ormanlıklar içinde saklanmış 19 kişiye tesadüf ederek imha etmişler ve bunlardan aldıklan bilgi üzerine. bunlara ait olup güneye kaçmlmak istenen bütün sürüler ele geçirilmiştir. takip müfrezeleri buraya yaklaşdğı sırada. çoğu Elazığ ve Diyarbakır'a gön¬ derilerek mülki idareye teslim edilmişti. bölgedeki şüpheli yerlere ya¬ pılan baskınlar sonunda. bir kısım erlerin et istihkakı¬ na karşılık biriiklere verilmiş.

Hüveydan bölgesinin aranması ve taranmasına memur edilen 63. yorumsuz ola¬ rak yine resmi tarihten okuyalım: ". Bu müsademede 1 yüzbaşı ile 4 er yaralan¬ mış.Şeyh Said'in idamından iki yıl sonra. Hüküme¬ te gerçekten bağlı olduklarından dolayı kendi durumlan ve ge¬ leceklerinden kuşku duymayan ve bunun doğal sonucu olarak hiçbir korku ve etki akında bulunmayan bu masum halk taba¬ kası. Tarama harekâd bütün şiddeti ile güneye doğru ileriedikçe. takındıkları masu¬ miyet kisvesi altında melanetlerini gizleyecekleri tahmin edilmiş¬ ti. zayıf bir durumda bulunan müfrezenin savun¬ ması ile devam etmiş. yalnız Lice'nin kuzeydoğusundaki Harta köyüne gönderilen müfreze. halk ve köylüler de yavaş yavaş değişmeye başlamış ve öteden beri Şeyh Fahri ve Fevzi çetelerinin faaliyet sahaları olan bu böl- 195 . Hani. bu köyden ateşe maruz kalmıştı. Bu köy ve civarı sonradan tamamıyla yakıldı. silah sesine yetişen köylülerin ellerindeki silahlarla birlikte eşkıyaya katılması ve iki saat içinde sayılarının. Lice. 60'a yükselmesi.. etrafinda cereyan eden olaylara karşı tamamen lakayt bir halde tarialarını sürüyorlar ve kendilerini topraklarına adamış bulunuyorlardı. Alay taburlan ise. eşkıya 10-12 kişi kadar zayiat vermişti. ve Hazro bölgelerinde olanları. Harekâtın ilk safhasında bu köye ve halka ilişilmemiş. 1927'nin yaz aylarında. Müfreze köye yaklaşırken dört-beş el silah adlmış. derhal mu¬ kabeleye mecbur kalan müfreze erleri tarafindan etraftaki hakim sırtlar tutulmuş ise de. harekâta geçtikleri bölgedeki köylerin ahalisini kamilen iş ve güçleri ile meşgul bulmuşlardı. Bölgenin hemen her kısmında nüfus sayımı sırasında bir olay olmamış.. Önceleri kendilerini hükümete sadık ve bağlı göstererek ha¬ yatlarını kurtaran ve medyum oldukları şükran borcunu böyle nankörce ortaya koymaktan çekinmeyen bu ahalinin yaratdkları bu olay ve çevre halkının hemen çoğunun hükümete ve ordu¬ ya karşı besledikleri kötü duygu itibariyle bir ibret dersi teşkil eder. Silvan. akşama doğru Lice'den gönderilen kuvvet¬ li bir bölüğün yetişmesi üzerine asiler karanlıktan faydalanarak etrafa dağılmışlardı.

ge ahalisi de tamamıyla hükümete karşı isyankâr bir durum alnıış ve eşkıyaya silah. cephane. Temri or¬ manlarında bu şekilde. Bu su¬ rede hem müfrezelerin kuvvetinden bilgi almış oluyorlar. Şüpheli bir durumda yakalanarak mahke¬ me edilmek üzere Lice'ye gönderilen 31 kişi de yolda muhafizların silahlarını almaya teşebbüs ettiklerinden hepsi öldürüldü. diğer yandan firar edenleri şiddetle takip etmekten geri durmadılar. hem de müfrezeyi şaşırtarak gafil avlamak istiyorlardı. Harta olayında olduğu gibi burada da ilkin birçok köylere masum ve kabahatsiz telakkisi ile şeflcat gösterilmişti. Oysa bu köylülerin çoğu. Seyyar Jandarma Alayı müfrezeleri tarafindan araştırma ya¬ pılmakta ve örtülmekte bulunan Sarum suyu güneyindeki bölge¬ de bkçok köy taranarak yakılmış ise de. gerekse subaylann azim ve irade zaafi. Ve Hüveydan bölgesindeki bütün köyler kamilen yakıldı. yiyecek verecek kadar cesaret göstermiş ve bazı köyler ahalisinin de. tarama si¬ lindirinin önünden kaçarak Sarum suyu geçitkrine (Goderni köp- 196 . bu gibi kandırıcı sözlere önem vermeyerek görevlerinin gerektirdiği tedbiri almakta ihmal göstermediler. Bir yandan kö¬ yü abluka ve köylüyü soruşturma ile meşgul iken. köyde kalanlar ise kendi¬ lerini sadık göstermek için gereken rolü oynamakta devam edi¬ yoriardı. bu olayın gerek ederin eğitim noksanı. Bununla beraber Hüveydan bölgesine özgü riyakâr¬ lık nedeniyle müfrezeler. daha önce Cıbranlı Albay Halit Bey'in müfrezelerini kandıran ve sonradan firar edenlerden 38 kişi ya¬ kalanarak öldürüldü. diğer yandan da köye haber göndererek he¬ men silahlannı alıp dağa çıkmalarını tembih ediyorlardı. kendilerinin eşkıyadan birçok zulüm ve işkence gördüklerini ve falan istikamete gittik¬ lerini anlatıyorlar. bu gibi köyler kamilen yakılmıştır. Bununla beraber bu bölgenin araştınlması sırasında birçok defalar böyle acı imtihanlar karşısında kalmış olan müf¬ rezeler. Pek kısa sü¬ ren bu nazik durum sırasında köyden silahını alıp kaçabilen. bir kısım köylülerin birçok dolambaçlı yollardan çevirdiği bin türlü hile ve desiselerle kandırıldılar. biriiklerin yaklaştığını ha¬ ber alır almaz yiyecekleri tokattan kurtulmak için hemen köyle¬ rini terk ile etrafa dağıldıkları görülerek. köylerinde eşkıya bulunduğu halde. 7. eş¬ kıya ile birlikte müfrezeye ateş açıyor. köye yaklaşan müfrezeyi birkaç kişi ile karşılı¬ yor.

hıyanet ve şekavetle¬ rinden şüphe edilmeyen bu köykr de kamilen yakılmışd. Tuzla'da bulunan 62. Finto civarında 40. Alay taburlannın taramayı müteakip Hani'de toplanmaları emredilmişti. güneye kaçmak isteyen bu şerir de bu küçük kuvvet karşısında iki kısrak bırakarak tekrar kuzeye dönmeye mecbur kalmışd. harekâdn sonucunda 280'e yükselmiş ve 197 . muhtelif havalide cereyan eden takip ve taramalar sonun¬ da yakılan köy miktan. hakim sırdan tutan erkr tarafindan bura¬ larda güneye karşı yapılmış bir siper içerisinde ve henüz yeni adl¬ mış birçok boş kovanlar bulunmuş. Tedip harekâtının son saftıasına tahsis edilen Hüveydan böl¬ gesi ile Lice ve Hani güneyi bölgekrinin araştırılmasına memur 63. Bu alayın araştırma yaptığı havalide tutuklanan şahıslardan bir¬ çoğunun on beş gün önce Murat güneyinden inen asi gruplarına mensup oldukları anlaşıldığından hepsi kurşuna dizildiler.rüsüne) dayanan 3-5 şakiyi yakalamak firsatım kaybettirmiştir. fiilen eşkıyalık ettikleri sabit okn bu köykrde erkeklerin bulunmaması da dik¬ kat çekmiş ve çocuklardan yapılan soruşturmada bunlann birkaç gün önce topluca gittikleri anlaşıldığından. birer birer bulundukları yerkrden çıkartılmış ve bunların silahh olan 1 12'si öldürülmüştü. Bu taburlar geniş bir bölgeyi taradıktan ve şüpheli köyleri yakdktan ve şahıslan kamilen imha ettikten sonra. 3 Kasım 1927 akşamı Hani'ye geldiler. Takriben bir ay süren tedip (cezalandırma. erzak kafilelerine pusu kur¬ mak. Süvari Alayı keşif kollan ile Hanili Seyfullah çetesi arasında müsademe olmuş. köylerin çoğunda. Köylerine gizlice girebilmek için müfrezelerin hareketini civar mahallerde saklanarak bekleyen birçok eşkıya döküntüleri de. terbiye etme) ha¬ rekâd sonunda bölge ve müfreze komutanlıklannın raporianna göre. Alay 1. özellikk yol bo¬ yunca olanlarda ahalinin durumunu şüpheye düşürecek birçok emareler görülmüş. hareket sırasında sık sık tekerrür eden telgraf hadannın ke¬ silmesi gibi eşkıyaya yardımcı bir durumda değil. Tabur müfrezekri tarafindan bu şakinin faaliyet bölgesi olan ve bundan önceki tedip saflıalannın çerçevesi dışında kalan Ashabikeyf dağı ve civarındaki köylerde araşdrma yapılmış.

Siirt." "BABAMI DİRİ DİRİ YAKTILAR" İsmet Paşa'nm deyimiyle. büyük bir heyecan yarat¬ mıştı. Rüştiye'de okumuştu. Genelde yaşananlara bir örnektir. Sonra ilçe oldu. Adım Türkçeleştirip. bir somut ayrıntısı. köyüne kapanıyordu. köyde kimsenin pek işi. "babamı diri diri yaktılar" diyor ve devam ediyordu. Palu'nun Erdürük köyündeniz. kız kardeşim ve ben.. genelde Kürtlerin yur¬ dunda yaşananların bir bileşkesiydi. Yıllar boyu süren "ıslahat"ın tanıklarından biri de Feyzullah Koç'tu. köyün ileri gelenlerindendi. Varlıklı. Tanımayan. Ashnda. kışı geçirmek üzere dayılarımın köyü Safran'a gittik. Feyzullah Koçu'un tarihe tanıklığını okuyalım: "Ben. Genelkurmay kitabının. 1912'de doğmuşum. Mardin. 100 haneden fazlaydı.. Hakka¬ ri ve Bitlis bölgelerinde aynı anda yürürlüğe konuyordu. an¬ nem. ayaklanma başladığı haberi geldi. 2002 yıhnda hâlâ yaşayan Feyzullah Koç. Muş. Babam görmüş geçirmiş. 'Gökdere' yaptılar. Biz. Elazığ. Ayrıntı¬ lar hariç her yerde aynı şiddet ve yöntemle uygulanıyordu.. Kışın. Onun liderliğindeki harekât. ormanlarda yakalanarak imha edil¬ miş eşkıya ile bunlara mensup şahıs miktarı da 2000'i aşmıştı. din bilgisi derin bir adamdı. uğraşı olmazdı. saygı duymayan yoktu. Bingöl. Safran köyündeydi. 198 . Erdürük.bu köylerde veya dağlarda. büyük bir ailey¬ dik. Herkes evine. Okuma imkanlarının son derece kısıtlı olduğu o devirde babam. Sonra daha da büyüdü.. Biz ailecek. Feyzullah Koç'un anlattıkları. Erzurum. Şeyh Said ayağa kalktığında 13 yaşındaydım. Ailemiz. amacı "isyanın yarattığı şartlardan faydalanmak" olan "ıslahat programı" 1925 Haziranında Van. büyük bir köy¬ dü. bilmeyen. Anne tarafım da öyle. Diyarbakır. Dayılarım. Şeyh Sa¬ id büyük bir isimdi. Babam. Biz Safran'dayken.

emnne gir¬ mek üzere köyümüzden geçerek Elazığ tarafina gidiyoriardı. Babam. üzerinde çok duruluyordu. mantığına uymayan durumlar vardı. Kafasına. ama tedirgin ve endişeli olduğu için kadlmıyordu. yanlışlıklar çok' diyor ve üzülüyordu. Bir gün çıkıp geri geldi. Şeyh Şerif. Bir yandan da. Bu iyi olmadı' diyordu. hareketlilik büyüktü. 'Bak Kürtler kazanıyor. Fakat döndük ki. ayıplıyoriardı. 'Her şey erken. programsız isyanın bu haliyle başarıya ulaşa¬ mayacağını söylüyor. Bir grup ath geliyor. Babam bölgenin ileri gelenlerinden olduğu için.Halk arasında heyecan. Tanınmış çok kimse yanına geliyor. Baskılar karşısmda bunalmaya başladı. Bazdan. Bad Cephesi komutanıydı. bk grup kalkıyordu. harekâtı takip etmeye ça¬ lışıyor. Palu. 'daha ne bekliyorsun?' ya da 'bekknecek gün mü?' diye zoriuyoriardı. savaşa gitmişd. Bingöl ve Genç yeni ek geçirilmişti. Diyarbakır'ın kuşadldığı haberi geldi. bütün cephelerde kazanıyorlar¬ dı. Babamın hatı- nnı kıramayacağı insanlar geliyor. katılmıyor. gün boyu damlarda. Ağa adındaki eniştemiz isyana katılmış. niye halkının yanında değilsin?' diyoriardı.. o zamanki imkanlarla. baskı ve zorlamalara direniyordu. Şeyh'e katılmak üzere atlı kafileler geçip gidi¬ yordu. uzun uzun konuşulup tartışılıyor ve 'sen de kadl' diye zoriuyoriardı. gelip geçenlerden haber al-. 'Düzensizlikler. ısrariardan kurtulmak 199 . Adı gruplar. Köylerden in¬ sanlar geliyor. Hal böyle olunca. bizim köy çok daha harekedi. Eniştemi dinleyenler sevinç ve heyecan içindeydi. maya çalışıyordu. Gelen haberlere göre Kürtler. Onun için Safran'da kalamadık. Babam plansız. yemiyor. Elazığ gibi önemli yerier de ahnmışd. Ba¬ bam baskı altında. silahını alıp cepheye gitmediği için babamı kınıyor. yörenin önde gelenleri toplandlar yapı¬ yor. telaş ve heyecandan uyku uyuyamıyor. Bu arada babamın üstündeki baskı büyümüştü. içmiyor. dayımın evinde topla¬ nıp. konuşuluyor. gidiyor. heyecanla anlatdklannı dinlediler.. yol başlannda. Köyün ileri gelenleri. babam üzerindeki taz¬ yikler artmaya başladı. Kış ortasında köyümüze döndük. Onun için gö¬ nülden isyana taraftar olmasına rağmen. Şevk ve heyecan bir aradaydı. eksiklikler. hazıriıksız başladı.

kurtulmak için kaçıp nereye sığınacağını bilmiyordu. Birkaç gün sonra savaşın gidişatı tersine dönmeye. Fakat. Başlangıçta söylenen ve konuşulanlara kimse inanmıyor veya inanmak istemiyordu. . Bir saat içinde köy boşal¬ dı. ırza geçme. O çarpışmayı biz de uzaktan seyrettik. Babam Necip Ağa'yı tanıyordu. yakın köylerde olaylar yaşanma¬ ya. köyde konuşulanlar kor¬ kunçtu. İnsanlar toplanıyor. kadın. halk arasında büyük bir korkuya. yorganını. yiyecek ve içeceğini bile alamadı. soygun ve talan olayları artık konuşulan tek konuydu. Çünkü gelen haberler. kimse yatağını. O zaman büyük bir korku. Her aile bir tarafa dağıldı. Mart ayı başlarında devlet. köyü terk etmeye karar verdiler. suçlu-suçsuz. Her şey o kadar aceleyle oldu ki.için. olayların uzaktan seyircisiydi ama. kimse bir çıkış bulamıyordu. Akşa¬ ma doğru devlet tarafı bozguna uğradı. tekrar dayımların köyü Safran'a geri döndük. Korku içinde beklerken. hükmü geniş Hamidiye beylerinden Necip Ağa'nın bölgesine sı¬ ğındık. Ne¬ cip Ağa devlet gibi bir adamdı. Toplu yok etmeler. bir olay da yakınımızda patlak verdi. Ahbaplıkları vardı. yığınaklarını tamamlayıp karşı ta¬ arruza geçti. Köyün önde gelenleri toplanıp konuştular. Onun himayesinde olduğumuz için kendimizi güven içinde hissediyorduk. kaçıp kurtulabilenler. olanları anlatmaya başlayınca haber¬ ler doğrulandı. adı büyük. Mirahmet köyü Safran'a yakındır. Safran'ın hemen altında Gewran köyüne çekildiler. yakıp yıkma. kimse ne yapacağını. annem ve bizi aldı. Dersim eteklerine. paniğe sebebiyet verdi. Bölgesinde savaş da yoktu. Safran tarafsız. Sonuçta. 'ne yapalım' diye birbirine soruyor. Korku hakimdi ama. Türk ordusunun bozgunu. Biz Karakocan bölgesine gittik. telaş ve panik doğdu. çocuk. 'Türkler. Göç başladı. Türk ordu¬ su baskın çıkmaya başladı. Necip Ağa isyanda tarafsızlığını ilan etmiş ama. gönlüyle dev¬ letten yanaydı. ihtiyar ayırımı yapmadan kıra kıra geliyor' diyorlardı. ne olur ne olmaz korkusu hakimdi. Bozguna uğrayan askerlerin öç alma ve hırslarını çıkarmak üzere katliama girişebileceği ihtimali doğdu. Orada büyük bir çarpışma oldu.

köy baskına uğruyor. Halbuki bu iki köy de ayaklanmaya karışmamış. korkuları büyütmüştü. kimse bir şey ekememiş. kuşlar tarafindan parçalanmış. değerii eşya ve kesilmek üzere hayvanlara el koyuyor. Fakat her yer askerie doluy¬ du. aynı gün Bahçacık köyüne geçiyor. gitme' dediyse de söz dinletemediler. köyleri de ateşe veriyorlar. Halk arasında açlık çekili¬ yordu. olaylara karışmamanın da ver¬ diği huzurla köyde kalmışd.Askerler. kurdar. eli boş ve harap halde geri geldi. Orada da 40 kadar insanı katiediyor. iki gün sonra. gece karanlığında gitti- kr. Ateşe veriliyor evler. Palu'nun Karaman köyünü basıyor. Atlara binip. Askerler. Tarafsız kalmış ama. Annem dahil herkes 'tehlikeli olur. neleri yoksa her şeylerine el konuyor. Bahçacık'ta şöyle bir olay da yaşanıyor: Bahçacıkhlar. isyana des¬ tek vermemişti. Eüerinde su ve ayran bakraçlanyla askerieri karşılıyoriar. rastgele 30 kişiyi katiediyor. yetiştireme- miş. Köyü yakıp yıkıyor. Bölgede durumu en iyi olan ailelerden biri olmamıza rağ¬ men. alabileceği ka¬ dar yiyecek getirmeye karar verdi. sunulan su ve ay¬ ranı içtikten sonra harekete geçiyoriar. susamışlardır diye soğuk su ve ay¬ ran hazırhyoriar. 40 kadar in¬ sanı da katlediyorlar. İkramda bulunuyoriar. Bu olaylar. Katkdilenkrin cesederi. Köyümüzden aynlır- ken kilerierimiz doluydu. bizim durumumuz da kötükşmişti. Bahar geçmiş. birkaç aile. şişip kurdanmış. Köyde bulabildikleri herkesi süngüden geçirip öldürüyorlar. Babam ve arkadaşları. Neleri var. Kıtlık başlayınca. Yaz aylarında kıtlık baş gösterdi. yaz aylarına giriyorduk. 'ayırım yapılmıyor' haberlerini net olarak doğru¬ lamış. Karaman'da olanlardan habersizler. Taş taş üstünde bırakılmıyor. Babam ve arkadaşları gitmeden bir iki gün önce. Aynı müfreze. hay- 20I . hatta eldeki hayvanlara bakamamış veya bir an önce elden çıkarmanın çaresine bakmıştı. Kaçış başlayınca. Hiçbir şey alamadan kaçmıştık. gönülleriyle de devleti des¬ teklemişlerdi. Korku ve ne olacağı¬ nın belirsizliği yüzünden. Askerlerin köye doğru geldiğini görünce. Hatta. orada burada aç köpekler. babam gizlice köye gitmeye. Yanına birkaç kişi aldı. koku düşmüş.

Bizimki¬ leri de yanlarında getirdiklerine katdlar. Esirlerin sayısı 200 do¬ layına çıkmışd. Onlara ne yapacaklar diye uzaktan uzağa takibe başladık. ağla¬ yan kadınlar. Fakat gündüz bu işi yapmaları tehlikeli. çamur içindeydi. Tepelik bir yerde köyü seyret¬ meye başladık. onları be¬ yaz bayrakla karşılamaya karar vermişlerdi. İnsanlar korku ve belirsizliğin yanında. hayvan gibi birbirine urganla bağlanmış 100-150 kadar insan vardı. urganlarla birbirine bağladılar. Kimde ne varsa teslim edildi. Varışımızdan birkaç gün sonra. Toparlanıp Erdürük'e (Gökdere) döndük. Üsderi başları toz toprak. tüfeklerinin namlularına süngü takıp içeriye daldılar. Köye yayılıp evleri sardılar. Askerler. Götürdüklerinden bazılarım. Ağlayarak arkalarından bakarken. Bir beyaz bezi. Yan¬ larında. Ama orada burada. Babam. Sonra köyün erkeklerini bir araya topladılar. Gece top¬ ladıkları cesetleri gömüp ayrılıyorlar. açlıktan. ihtiyarlar kaldı. Bitişiğimizdeki Hor köyüne gittiler. Babamın anlatdklan herkesi şoke etmişti. Hepsi perişan haldeydi. Köyümüzde henüz bir şey yoktu.. Geri kalanları büyük bir ahıra doldurdular. kaçacak za¬ manı olmamıştı. Önlerine kadp. Onca insanı süngülemeye başladılar. öteki gidiyordu. Devamlı tedirginlik. Geldi¬ ler. Geride. içlerinden bazı¬ larını seçip. .. Babam ve amcam da aralanndaydı. Onlar koşarak köyden ayrıldılar. sefalet içinde sürünerek yaşamaktan bıkmışdk. Onun için köy dışı¬ na çıkıp saklanıyorlar. açlık ve sefalet içinde ölmektense. yavaş yavaş cesaredendik. orada serbest bı¬ raktılar. Bir müf¬ reze geliyor. se¬ faletten çıldıracak hale gelmişlerdi. Bağladıkları insan sayısı 50 kadardı. köyden ayrıldılar. beyaz beze bakmadılar bile. Kimsenin saklanacak. Akşam karanlığım bekliyorlar. çocuklar. 'tes¬ lim olduk' anlamında sopaya bağlayıp karşılamaya gittiler. Babam ve köyün öteki ileri gelenleri. aç. 9. köye dönmenin da¬ ha iyi olacağı kararına vardı. Kimsenin huzuru kalmamışd. Alay köyümüze geldi. Bulunduğumuz yer de artık güvenli değildi. Askerler çok ani gelmişlerdi. Ama korku hakimdi. Silah istiyorlardı.vanlar tarafından parçalanmış cesetleri gömmeye karar veriyor¬ lar. Bıçak ve baltalar bile.

Bk Kürt'ün ırza tecavüz girişimlerine tepki göstermesi de "isyan"dı. gömdük. Ankara'ya "isyan var!" diye bildiriliyor. kömür olmuştu. "hayali isyan"lar gerekçe gösterile¬ rek tedip ve tenkiller yapıldı. Köy. Süngüleme sırasında." HAYALİ İSYANLAR VE SÜRGÜN YOLLARI. yanmış et kokuyordu. O zaman köye koştuk. "tenkil" emri çıkanhyordu. Ahır tutuşturulduktan sonra. "hayali isyanları" bastırmak için birilerinin tüfek pat¬ latması da gerekmiyordu. Sonra askerler içerden çıkdlar. oradan gelen emirie "tedip ve tenkif'e girişiliyordu. Bazıları ise yaralıydı. 203 . köylerin yaküıp yıkıl¬ masıyla sonuçlanan bu "isyan"ın nedeni. diri diri ya¬ kılan insanlar feryat ediyordu. işlerini bitirip herkesin öldüğüne kanaat getirince gittiler. yalvarma ve inleme sesleri ta bize kadar geliyordu. Yüzbaşının ırza geçme girişimine tepki. tırnaklarıyla duvarı del¬ miş. bk yüzbaşının bk kadı¬ na tecavüz girişimine gösterilen tepkiydi. Her yaştan binlerce kişinin öldürülmesi. Ahırın ka¬ pısına kuru ot ve saman yığıp ateşe verdiler. "Islahat program"ından kaçış ve ta¬ kip sırasında meydana gelen çatışmalar da "isyan" olarak adlandı¬ rılıyordu. Ahıra kapatılan insanların çoğu yanmış. Bir feryat da o za¬ man başladı.. 193 5 'teki "Sason İsyanı" bu "hayali isyan"lardan biriydi. Ölülerimizi toplayıp köyümüze götürdük. Bazen.içerden yükselen feryat. Bazıları elleri. hayali olaylar yaratılıp Ankara'ya rapor ediliyor. figan. Askerler. Ama uzaklaşamamış. sürünüp dışarıya çıkmıştı. duvarın dibinde ölmüştü. Hiçbir şey olmasa. 1925-1940 yıllan arasında. Babam da sürünerek çıkmışd. "Ağn İsyanı "ndan sonra en çok adı geçen.. Onların içinde hâlâ nefes alanlar vardı. Olanları uzaktan seyrediyor ve ağlıyorduk. insanlardan bazıları hemen ölmüştü.

General sonrasını şöyle anlatıyordu: "Teteri Bedik'in evinde erkek yok. sonra olayı rapor ediyor. yayın yasağı koydu. 1971 'de hükümet darbesi hazırlamakla suçlan¬ dı."Sason İsyanf'nı bastırmakla görevli subaylardan biri. "isyan" senaryosunun hayali olduğunu gün ışığına çıkanyor. isyan çıkd. daha sonra "Dersim Harekâtf'na da karildı. diyor. dilini bilme¬ diği. Peşinden koşanları korkutmak için de birkaç el ateş ediyor. 204 . genç ve güzel kadını bir süre yanında alıkoyduktan sonra. yabancısı olduğu İstanbul'da kendi kaderine terk etti. Madanoğlu. tepeye yerleşmiş biriiğin yardımıyla canını kurtan- yor ama. Anlatılanlara göre. ib¬ ret verici zulüm manzaralanyla ilmikliyordu. Yüzba¬ şı kaçıyor. vergi toplamak üzere." Ve isyanı bastırmaya koşan devlet Sason'da taş taş üstünde bırakmıyordu. General'in anıları 1983'te Cumhuriyet gazetesinde yayınlanır¬ ken. Harbakhlarca öldürülüyor. Sason kaymakam vekili. iktidarı elde tutan generaller cuntası. Yüzbaşı. bu arada anılarını yazdı. yanına bir askeri birlik ala¬ rak Harbak köyüne gidiyor. "yeterince vatanseve¬ rane" bulmadığı için mi. Ama gerçeği yazmıyor. Tutuklanıp işkenceden geçirildi. Kadın direniyor. Madanoğlu'nun. Başlıyor bağırmaya. 27 Mayıs 1960 darbesindeki subaylar arasında yer aldı. Tecavüzcü yüzbaşı da "isyan basriran" birlikler¬ den birinin komutanıydı. o za¬ man yüzbaşı rütbesinde olan Cemal Madanoğlu'ydu. "Sason İsyam"nı anlatırken. Tam bu sırada yüzbaşı geline yaklaşmak iste¬ yince olay çıkıyor. Gelin. gerçeğin ürpertici yüzünü. yoksa "devlet sıriannı" açığa vurduğun¬ dan mı bilinmez. Teteri Bedik'e konuk oluyor. Ter¬ fi edip yükseldi. "isyanın bastırılmasından dönerken yanına aldığı ganimeder arasında bir Kürt kadını da vardı. Jandarma yüzbaşısı. ömür boyu senatör oldu. Sonra. Madanoğlu. olaydan habersiz kaymakam vekili ve diğerieri. Yazdığına göre. Korgeneral rütbesindeyken. Darbeci arkadaşlarıyla anlaşmazlığa düşünce tabii senatör¬ lükten istifa etti. harıl hani akşam yemeği hazırlıyor. On yıl sonra ölen general.

Askerkrin silahlarını alıyorlar. Sason isyanı budur. Saklananlar dışarıya çıkıyor. Jandarma komutanını yaralıyor¬ lar. Kadınlar. kay¬ makam öldürüldü' deniyor. Kaymakam 'Gelini getireceksin. ne istiyorlarsa kendisinin karşılayabileceğini söylüyor. çamur. gelinin yabancı konuklara hiz¬ met yapamayacağım söylüyor. Ve kadının göğsüne bir yumruk atıyor. o hizmet edecek' diyor. Oğlunun izni olmadan. Gençler yine saklanmış.' Ka¬ dın yorulmadığını. Süleyman Demirel'in Doğru Yol Partisi'nden Diyarbakır milletvekiÜ olan Mahmut Akunakar. Doktoru rehin tutuyorlar. Sayısız kadın ve genç kız. "durumdan faydalanma" seferieri sırasında. 'Gelinin bize hizmet yapsın' diyor. Kadın her şeyi anlatıyor. asker kaçağı olan. Kaymakam biraz çakır keyif olunca. Koyun kesiyor. "2000'e Doğ¬ ru" dergisinin 20 Mayıs 1990 tarihli sayısında "Sason İsyanf'nı anlatırken. 'Sen yorulmuşsundur. daha doğrusu nüfus kağıdı ol¬ mayan gençler. kendini kayalıklardan azgın sula¬ ra bırakarak kurtuluşu intiharda buluyordu. gelini zoria odaya getiriyoriar.1980'den sonra. 205 . itici görünmek için paçavrala¬ ra bürünüyor. içki içiyor konuklar. köye asker gelince kaçarlar." Kadınlar da "ganimet"ti. kara boya sürerek "huzura" çıkıyorlardı. Her yere. Ziyafet softası açıyor önlerine. yüzbaşının değil. O bölgede. Bunun üzerine Ankara'ya haber veriliyor. Olay üzerine muhtarın annesi dışanya çıkıp ba¬ ğırıyor: Hey ümmet! Ne saklanıyorsunuz? Sizde namus yok mu? Gelinimize saldırıyorlar. yüzlerine is. saklanırlar. 'Halk isyan etti. bütün değeriere uzanan hoyradık kadınları da hedef ahyordu. Muhtarın annesi konukları buyur ediyor. Köylü¬ ler kaymakamı öldürüyoriar. kaymakamın kadına tecavüze kal¬ kıştığını söylüyor ve devam ediyordu: "Muhtarın evine gidiyorlar. Jan¬ darmalar. muhtarın annesi¬ ne.

Sonra yaşadı. 206 . Bir aşiret. azgın sulara atıyor. Güzelliğiyle namlı. komutan sarkıntılık etmeye çalışıyor. otoritesi. Ama yiğit ve mert bir kadın.Palu'nun Geylan köyünden Gülbahar'ın 1925'teki "ölüm yolu seçimi" binlerce örnekten sadece biriydi. bütün köylüler toplanıyor." * * » Kürtler arasına gönderilen kimi yöneticiler. kelle hasadı yapılıyordu. Yolda. Kadın direniyor ama. Bir kez daha kan nehirleri akıyor. bir¬ birine bağlanıp götürülüyor. Annesi in¬ tihar ettiğinde bebekti. "devletin gücü"." Ankara. Tek çare var. Onun trajik hik⬠yesini anlattılar: "Geylan'a baskın yapılıyor... Kendini kur¬ tarmak için Ankara'ya telgraf çekiyor: isyan çıkd. "tenkil harekâtı" başlatılarak. Yaşlılığında Hacca da gitti... Kafilenin içinde bir genç kadın da var. aşiretler ara¬ sı çekişmeleri firsat bilip yükünü tutmuş. zamanın nahiye müdürü. Ankara'ya "isyan"ın raporu yazıhyor ve karşı taraftan gelen "İsyan bastırılsın" buyruğuyla Botan dağlarına asker yığılıyor. kurtuluşunun olmadığını. Senaryo oluşturulduktan sonra. genç kadın birdenbire fırlı¬ yor. Midyat'ta. komutanın onu çekip çalıların arka¬ sına götürmeye kararlı olduğunu anlıyor. "Botan İsyanı" bunlardan biridk. Irzını korumak için ölümü seçen kadının bir oğlu vardı. Adı Keko'ydu. baş edilmezliği kanıtlanmaya çalışdıyordu. "hayali isyan "la- n kişisel kazanç yolu yapıyordu. ya Anka¬ ra'ya şikayet edilecek veya öldürülecek diye karar vermiş. Karar nahiye müdürünün kulağına gitmiş. kendini aşağıya. Mahmut Altunakar anlatıyordu: "Yıl 1935. Kafile Murat nehri¬ nin üstündeki köprüden geçerken. bunun üzerine "isyanın ibret verici biçimde bastırıl¬ ması" emrini çıkarıyor ve gereken yapılıyordu.

Diyarbakır'ın ünlü ağalanndan Pirinççioğlu ik Cemiloğlu aileleri arasındaki anlaşmazlık çekişmeye. 1980'lerde "Olağanüstü Hal Bölge Valiliği" adını aldı. Diyar¬ bakır'daki insanları. en başta talana koşmuş. 1937 ydında. "derin yetkileri"ni. Ama çok değil. şimdi aynı akıbetin kurbanlarıydı. oğ¬ lunun arkadaşları. "ben devletim" diyenler bundan yararianmaya bakıyor. Olayı dallandırıp budaklandırıyor. ahbaplık ettiği Ermenilerin başına o fe¬ laket gelince.* * * 1940'lara kadar. hatta kışkırtıla¬ rak. kavgaya dönüşüyordu. yine derin çıkarlan için kullanıyor¬ lardı. "Umumi müfettiş"ler. İki tarafın karşılıklı öç alma baskınları başlayınca. ya da mala tamah ederek. Oğlu Osmanh subayı olan bk "ağayı" anlatmışlardı. tuzaklar döşüyorlardı. eziyetçiler arasında yer al¬ mıştı." Ermeni " tehciri "ni yaşayarak tanıklık etmiş. "Umu¬ mi müfettiş" deniyordu. DP Diyarbakır Milletvekili Mustafa Ekinci'nin tespitkrine göre 93 kişi. Bir zaman¬ lar elkri bağlanarak ya da süngüler arasında titreşerek uzaklaşanlan seyredenler. fakat benim araştır¬ malarıma göre 700-800 kişi sorgusuz sualsiz yok ediliyor. bölge müfettişi Abidin Özmen'e yansıyor. "tehck"de rol almış Kürder. birer diktatör yetkisiyle donatılmışlardı. hizmet verdiği devletin güçleri tarafindan yer¬ lerde sürüklenerek öldürülmeye götürülmüştü. 1925'ten itibaren benzer akıbeti yaşamaya başladılar. Düşman olduğu ki¬ şileri Ortadan kaldırmaya başlıyor. Düne kadar biriikte yiyip içtiği. 207 . mahkemede sorun var diye Mardin'e. Bu "derin tuzak" ve "hayali isyan"ın basrinlmasım da yine Mahmut Altunakar anlatıyor: "Olay. birkaç yıl sonra aynı akıbete uğramış. Kimileri. Kurum. Bir askeri hare¬ kâtın gerekli olduğuna Ankara'yı inandınyor. O da bunu firsat biliyor. Kürt bölgelerindeki "Genel valikr"e. Mardin'dekileri de Diyarbakır'a götürüp yok ediyorlar.

öldürülmüşlerden. semirmiş akbabalar sü¬ rüler halinde. ardk yakamızı bırakır¬ lar diye düşünüyorduk. Böylece. tanınan belli başlı sekiz aile vardı. insan ölüleri. 24 saat içinde köyü terk etmemizi tebliğ ettiler. Şöyle veya böyle susturma planı uygulanıyordu. köylerin kıyısındaki derelerde öldürülmüş. tehdide rağmen boşaltılamayan köyler. Kürtler suçlu. Babası diri diri yakılmış Feyzullah Koç anlatıyor: "Bizim Palu-Karakoçan havalisinde gördüğümüz kadarıyla. içindeki yiyecek. Kan deryasından " sürgün "le kurtulanlar her şeye rağmen. giyecek ve her tür¬ lü eşyayla birlikte ateşe veriliyordu. ama 1 990'larda Kürt köylerine benzer tebligatlar yapı¬ lıyordu. Geride kalanlara da sürgün için yol gösterdiler. önde gelen Kürt aileleri hedef alın¬ mıştı. bk bakıma 1925'te yaşanan genelin bir 208 . "tarih te¬ kerrürden ibarettir" deyimi doğrulanıyor. Bize. Koç ailesinin trajedisi. Aile dediğim de. hayattaydılar. Bu ailelerin ileri gelenlerinin çoğunu astılar veya yerinde öldürdüler.Şeyh Said'den sonra bütün Kürtlerin yurdu "suçlu yatağı" muamelesi görüyordu. Tevekkül içinde "kaderlerini" bekliyorlardı. Sürgün yerimizin Niğde oldu¬ ğunu söyleyip ayrılddar. şaşkındı. içecek. evler. öyle olmadı. Fakat. göz dağının yaptırımları sıralanıyordu." Garip. Babam ve amcamı öldürdükten sonra. ora¬ da bırakılmış insanların etiyle beslenmiş. 1990'lar tebligat¬ larında da köyü terk için gün ve saat veriliyor. Zaman değişse de yöntem aynı kalıyor. Asıp kes¬ mekten geride kalanları da sürgün ediyorlardı. Çünkü. akbabalar. Öte yandan. Palu havalisinde bilinen. Dağ başlarında. kendilerini şanslı sayıyorlardı. her biri en az 7-8 hane. Birkaç gün sonra askerler köye geldiler. kurtlar için ziyafetti. "aksi halde" deni¬ lerek. isyana katılmamış da olsa. insan kalabalıkları çaresiz. öldürülmüşler harmanına üşü¬ şüp uçuyordu.

bize mesafeli duruyorlardı. Yola çıktık. Ama sonra ne olacakd? Gitmemiz tebliğ edilen yer Niğde'ydi. köyümüze döndük. Sonradan.ye vardık. dışarıda yadyor. an¬ nem ve bacımı Elazığ'a ulaşdrdılar. Bir iyiliklerini. Sonra af çıkn. şehir ve kasabalann içinden geçi¬ yor. Sorup soruşturduk. Temiz. terbiyeH. kasabalar boştu." 209 . boş evlerden birini verdiler. Bütün Rum ve Ermeni evleri bomboş duruyordu. İlk zamanlar büyük bir yalnızlık yaşadık. Üç sene kaldık Niğde'de. Ne diyelim. hanedan insanlar olduğumuzu gördüler. dükkânları boş kalmışd. yanımızda gö¬ türdüklerimizi pişirip yiyorduk. hangi bölgede olduğunu da bilmiyorduk. Taşlar nakışlanarak duvarlan örülmüş çok güzel evlerdi. ihtiyaçlanmızı karşılıyor. 20 Temmuz 1928'de yola çıkdk. köyler. en kötüsü. Bize de. hangi bölgede olduğunu öğrendik ama. badanalı. Ya¬ nımıza alabildiğimiz giyecek ve yiyeceklerimizle bindik.. Sivas'tan sonra her yer. Yaşanmışlıkların bir örneği sadece. Benzerini binlerce aile yaşadı. Niğde de öyleydi. Niğde adını ilk defa du¬ yuyorduk. Rumlar ve Ermeniler kaçıp gitmiş. Canımızı kurtarmışdk şim¬ dilik. Ürkek gibi bir halleri vardı. Oturmaya başladık.. Akrabalar yardımcı oldular. Yol boylarındaki köy. Hatta özür dilediler: Ne güzel insanlarsınız. her neyse fazla yaklaşmıyorlardı. Feyzullah Koç anlatıyor: "Hemen toparlandık.. küküriü. Böyle konaklaya konaklaya. 100 liraya bir at arabası kiraladık. Halbuki sizi çok kötü anlatmışlar¬ dı bize dediler. insanca yakınlık ve yardımlannı görmedik. Yaklaşmaya başladılar. Nerede. evleri. yirmi günde Niğde'. Dönüş izni verdiler. Türkler bizden uzak duruyorlardı..bileşkesiydi. o kadar. Fakat devlet korkusundan mı. Tekrar konaklaya konaklaya memleketimize. Niğde'den tren yolu geçmiyordu. Beni. O zamanın parasıyla. Karşılaştığımızda selam veriyoriardı.

"2000'e Doğru" dergisinin 20 Mayıs 1990 tarihli sayısında. Kürtler. bağlar. Kütahya'dayken tanık olduğu bir manzarayı anla¬ tıyordu: 2IO . ateşe verilen ormanlar. bu da. sürgün edilen insan sayısı bilinmiyor. aile genişliği hesaba katıldığında. Aydın. sürgün yollan ve mecburi iskân yerlerinde horlanıp aşağılanıyor. ikinci bir ceza. küçücük bir çocukken. gittikleri yerlerde halktan yardım. Kürtler arasında sürgünü tanımayan aile bulunmadığım söylü¬ yordu. En sıradan aşağılama deyimi "kuyruklu Kürt"tü. Nazilli.* » » Yakılıp yıkılan köyler. Merhametin yardım elini uzatan çıkmıyordu. Ama hakaret eden çoktu. Kürtlerde. "Şeyh Said İsyanında bin 500 ailenin sürgün edildiği" yazılıyor¬ du. Diyarbakır Milletvekili Mahmut Altunakar anlatıyor: "1936 yılından 1947 yılına kadar Kütahya'da kaldık. Devletin felaketine uğramışların. sürgün trajedisi¬ ni yaşayan insan sayısı milyonları buluyor demekti. Yaşadığı sürece Kürt olduğunu gizleyerek korkularından kurtulmaya çalıştı. insanı kimüksizleşrirecek boyuttaydı. ANAP'tan Muş milletvekili olan Alaattin Fırat. Yine Diyarbakır eski Milletyekili Mahmut Altunakar. aynı akıbetin 1936 yılında kendisini de bulduğunu söylüyordu." Şair Cemal Süreya. olmadı da. kurtuluşu kimliğini inkârda aradı. Şeyh Said İsyanından sonra babasının il il dolaştırıldığını. bahçe¬ lerin dumanlarıyla. İzmir ve Balıkesir'de sürgün günleri yaşadığını. Manisa. 1991 'de. destek görme beklentileri yoktu. 'Hani kuyruğunuz nerede?' diye soruyorlardı. Okuk gitmemiz mese¬ leydi. * Akunakar. ailesiyle birlikte hayvana reva görülmeyecek biçimde trene doldurulanlar arasın¬ da Bilecik'e sürülmüş. Çocuklar rahat bırakmıyorlardı. Irkçı saldırganlık. işkence olarak yüreklerini ka¬ natıyordu. Devle¬ tin sürgün ve ölüm istatistiği yoktu. Aşağılanıp horlanmanın acı ve hüznü ruhunu karartmış ola¬ cak ki. Dersimli Kürt bir ailenin oğluydu.

kışın soğukta. su bulunduranlar şanslıydı.. Sersemleşmiş şekildeydi¬ ler.. Bir tren geldi. Dışarıya insanlar döküldü. günler¬ ce bekletiliyordu. Pislik. Bazıları feryat ediyor. içecek sağlamak dahil her türlü ihtiyaçları izne bağlanıyor.. Kılık kıyaferieri. Çoğu baygındı. en yakın tren istasyonuna götürülüyorlardı. Bu koşullar altında hayatta kalabilenkr. tuvaleti bir yana. Köylerden toparlanan her yaş ve cinsiyetten insanlar. susuz. pence¬ resi de bulunmayan. toplama kamplarında yazın güneş altında. 1938 yılında. Mahmut Altunakar'ın Kütahya garında gördüğü manzara. Sorduk nereli olduk¬ larını. Yanında gıda. açlık. Ama ttıvalet ihtiyacı sorundu.. izinsiz helaya gitmek de yasak olduğu için koca koca adamlar ıslak haüeriyle muhafizlara alay konusu oluyorlardı." Sürgün manzaraları. Bu ikinci toplanma yerinde yiyecek. hastalık. Bu süre içinde yük vagonlanmn kapdan kilitli nıttıluyordu. Bu insanlar. Bir gün istasyonda geziyoruz. 'Burası neresi. eski çağlarda pazar yerine satılmaya götürülen köleler ya da yabanlaşmış hayvanlar gibi birbirine bağlanıyor. Kütah¬ ya'nın nerede olduğunu bilmiyorlardı. inliyordu. daha sonra oturma yeri. insanlığı utandıran örneklerie doluydu.. 211 . Kütahya'daydılar ama."Bir tren dolusu Sason sürgünü geldi Kütahya'ya. açlık ve susuzluktan. O zaman il¬ kokulda öğrenciydim. aç. bizim Diyar¬ bakır yöresi insanlanmnkine benziyordu. sürgün yerlerine nakledilmek üzere. Dönemin ağır işleyen teknolojisiyle yokuluk günlerce sürüyordu. kilometrelerce yürütülü¬ yor. sürgünlerin genel bir özetiydi. Bir tren doluşuy¬ du." Altunakar.. izin dışı gökyüzüne bakmaları bi¬ le yasaklanıyordu. başka sürgün kafilesini görüyordu is¬ tasyonda: "Yd 1938. her şey vardı trende. ölüm. Havasızhk. memleketimizden çok mu uzaktayız?' diye soruyoriardı. Siirt'in Sason bölgesinden getirilmişler. hayvan naklinde kullanılan vagonlara dol¬ durularak sürgün yerlerine gönderiliyorlardı. pislik. Ka¬ pılar açıldı.

BEŞİNCİ Bölüm HOYBUN VE İSYANCILAR İhtiyar bir Kürt'tü. Türk askerlerinin geceledikleri yerlerde at dışkı¬ larını topluyor." Irak. pe¬ riyodik toplantdara. Aüesine. Dertleşmeler. dönüp bakamadığı hevvar'. Bu yüzden çok insan öldü. Yediğimiz bazı bitkiler zehirliydi. Dağlarda yiyecek yoktu. adımı yazma" diyordu. "bunların. zaman içinde. bir araya gelenler. köyünde kakmı¬ yordu. Kimse niçin arandığını. Ürdün ve Suriye'ye kaçmayı başarmış ay¬ dınlar. Her yerde korku vardı. o da örgütlenerek mücadele etme düşünce¬ sine dönüşüyordu. Ne bulursak ayrımsız yiyorduk. hakaret alışılan olaylardandı. "Hoybun"un fikk babası. geride bıraktıkları "dehşet ormanını" uzaktan izliyor. yaban hayvanı gibi avlanıyor. ki¬ me ne zaman. 1925 ve sonrasına Uişkin belleğini özetlerken. "Ben çocuktum. Çoluğu çocuğuyla dağlara sığınan insanlarımız. torunlarına ilişkin endişeleri var¬ dı. yakınlarının niçin götürüldüğünü bilmiyordu. 'anaların bebekleri¬ ni attığı. insan ölüleri toplanıyordu. Köy meydanlarında topluca dayak. Iran. Askerlerin yakala¬ yıp götürdüğü insanlar bir daha geri gelmiyordu. "çare" üstüne tartışıyorlardı. eşek dahil. Şeyh Said İs¬ yanından sonra Suriye Kürdistanı'na yerleşen Vali Memduh Se- . askerlerin geçtiği güzergâhlarda. Askerlerin bastığı köyler yanıyordu. bunları yıkıyor. Bazı kaynaklara göre. yiyorduk. At. içinde diri kalabilmiş buğday ve arpa tanelerini ayıklıyor. ne yapacakları belli olmaz. bütün hayvan ölüleri bizim için ziyafetti. Lübnan. Ken¬ di çarığım yiyeni gördüm. Kimse evinde oturamıyor. ama Kürtlerin deyimiyle. mem¬ leketten gelen haberlerin tartışıldığı sohbetler. Türkçesiyle 'gazap günleri'ydi.

1976 yılında. kalabalıklaşan toplanrilar maratonu Kürt Kongresine dönüşüyordu. Haco Ağa. Albay Halit Bey'in lideriiğindeki "Azadi" örgütü¬ nün içindeydi.lim'di. Kürt Kongresi 5 Ekim 1927 tarihinde. mezhep ve aşiret farklılıklarını gözetmeden. Lübnan'ın "Bihamdun" kasabasında başladı. 1924 yılında. Birinci Dünya Savaşı'na kanlmış. din. Hoybun'un yönerimi ve savaş kadrosu. İhsan Nuri. Berazi aşireti¬ nin reisi Mustafa Şahin. Kongre. giderek büyüyen. Paris'te yaşayan Şerif Paşa ve Mısır'da bulunan Celadet ile Kamuran Bedirhan kardeşlerin de bulunduğu Kürt önderlerle ilişkiye geçiyor. Kürt aydınlarından Şükrü Sekban. daha sonra yurtdışına geçmişti. Çeşidi as¬ keri kıtalarda görev yapmış. arkasında halk desteği bulunan pek çok Kürt önderden oluşuyordu. Nasturi isyanını bastırmakla görevli olarak Hakka¬ ri'ye gönderilen birliklerin içinde yer almışri. 1893'te Bitiis'te doğmuştu. daha önce adım du¬ yurmuş. Hoybun'un kararıyla. Osmanlı ordusunda çalışmaya başlamıştı. ilkokuldan sonra Er¬ zincan Askeri Lisesi ve İstanbul'da Harp Okulu'nu bitirerek su¬ bay olmuş. Hakkari'deyken. üç Kürt subay ve çok sayıda as¬ kerie biriikte Türk ordusundan ayrılmış. 1926 yılında yeni isyanın askeri kana¬ dının başkomutanlığına getirildikten sonra ülkeye dönmüştü. 213 . ikinci bir kararla. Şeyh Said İsyanına ka¬ tılmış. programlı toplantdara. aralannda Şeyh Said'in oğlu Şeyh Ali Rı¬ za. İhsan Nuri. Memduh Selim. bütün Kürtleri. Hoybun Kongresi. bir trafik kazasında öldü. 1926'da amaçlı. Kürdistan'ın kurtuluşu amacı etra¬ fında birleşrirme kararını alıyor. İhsan Nuri. Görüşmeler. İhsan Nuri. inanç. Kurdis¬ tan mücadelesi için oluşturulacak ordunun başkomutanlığım da Paşa rütbesine yükseltilen ihsan Nuri'ye veriyordu. Ağrı Dağı yenilgisinden sonra tekrar yurtdışına kaçri. görüşmeler yapıyor¬ du. başkanlığa da Bedirhan ailesin¬ den Celadet Bey'i getiriyordu.

altmış kişilik bir süvari biriiğiyle sa¬ vaşır. Kürt dengbejlerin pek çok "kdam"ına. hiç kuşkusuz Ferzende Bey'dir" diye yazıyor. burada İran ordusu engeliyle karşılaşıyor ve silahların teslimi isteniyordu. Bunun üzerine Zilan'da seksen Kürt köyü yerle bir edilir. isteği geri çevirince. hem de askeri yönetim¬ de görev alan. kendisi üzerine gönderilen ve iki alaydan oluşan askeriere karşı. Sözlü Kürt edebiyatının ustaları denbejlerin "kılam" lan dışın¬ da. Ayaklanma sırasında bölgede bulunan ingiliz gazeteci Rosite Forbes. Rohat Alakom. Hasenanlı Halid Bey'in oğlu Şemseddin ve Zirkanlı Kerem Bey bu çatışmada ölüyor. Kürt kadın savaşçılardan uzun uzun söz ediyor. Ağn ayaklanmasının gerilla li¬ derlerini nitelerken. Malazgirt cephesini açan oy¬ du. ağırlığıyla Malazgirt'te olan Hasenan aşirerin- dendi. Ferzende'nin yürüttüğü savaş hakkında sayısız hikâye anlatı¬ lıyordu. bir çarpışmada. hem siyasi kadroda. 150 kadar arkadaşıyla birlikte İran Kürdistanı'na doğru çekildi. komutan Ferzende'nin girdiği savaşlardan bi¬ rini şöyle yazıyor: "Ferzende Bey. Ferzende. Rohat Alakom. çarişma çıkıyor¬ du. Ferzende Bey." Ağrı isyanının liderlerinden çoğu. 214 . bu yüzden çarpışmada bazı as¬ kerlerin öldürüldüğü dile getirilir. sahte bir rapor yazar.Bunlardan biri de. Ayaklanmadan sonra. daha sonra arkadaşlanyla birlikte Ağrı'ya dönüyor ve yürüttüğü gerilla savaşıyla ayaklanmanın efsanevi lideri hali¬ ne geliyordu. Ferzende'nin babası Süleyman Ahmed. "sıtran"lara konu olmuş komutan Ferzende idi. "Ağn ayaklanmasının efsanevi liderlerinden en önemlisi. Ferzende. Ferzende Bey'in karşısında bozguna uğrayan Türk askerleri¬ nin komutanı. aileleriyle bklikte ayaklanma¬ ya katılmıştı. Raporda yöredeki bütün aşi¬ rederin Ferzende Bey'i desteklediği. Yolunu kesen Türk ordusunun çem¬ berini yararak İran'a geçmeyi başardı. Hoybun Örgü¬ tü ve Ağrı Ayaklanması kitabında. Şeyh Said ayaklanmasında. Fer¬ zende ise yaralı olarak Kürt lider Sımko'nun bölgesine geçiyordu. Fakat.

o da tutuklanıp Yassıada'ya kapanlmış ve yargdanmışri. sorulara kendi üslubuyla Kürtçe-Türkçe kanşımı bk dille cevap veriyordu. Ağrı isyanının öncülerinden olan Halis Bey. Bu yüz¬ den Türk parlamentosunun "en renkli" üyesiydi. Dedesinden sonra kendisi üçüncü kuşak isyan¬ cıydı. yenilgiden sonra İran'a geçiyor. isyancı geleneği sürdüren bir aileden geliyordu. mahke¬ me başkanı Salim Başol'un sorusu üzerine. fakat o. benişttir (sakızdır) ben çiğnemişim hakim beg" cevabıyla korku ortamını "5 . iktidar tarafindan çiğnenmesi davasında. "korkuyla dalgasını geçer gibi" davranıyor. Yassıada mahkemesi başlı başına bir korkuluktu. Da¬ ha sonra Trabzon'a sürgün gönderilmiş. yolda kaçıp ül¬ kesine dönmüştü. hem de gerilla lideri olarak sıcak çarişmaların içindeydi. Halis Bey çok zeki ve espiriliydi. 1928 yılında yapılan banş görüşmelerine İhsan Nuri. "ma va (bu). Abdülmecit Bey. Bira ibrahim ve Ferzende ile bklikte Kürt tarafinı temsil etmişti. Türkçe konuşmalarına Kürtçe kelimeler katıyordu. Halis Bey. Türkçeyi "bilmiyor" görüne¬ rek. HaÜs Bey. genel af ilan edilin¬ ce geri dönüyor. daha sonra Bayar-Menderes ikilisinin partisi De¬ mokrat Parti'den (DP) milletvekili seçiliyordu. tıpkı Ferzende gibi hem ayaklanmanın yönetim kadrosunda görevliydi. Türk hükümetinin isteği üzerine. Halis Bey. Ağrı isyanının komutanlarından bir başkası Halis Bey (Öztürk) idi. Sipki aşiretinin ön¬ deri Hamidiye Alaylan'nın komutanlarından Abdülmecit Bey'in oğluydu. Ağrı'nın Tutak ilçesinden. Fakat o. Rus işgali sırasında 18 yara almıştı. 1900'lerdeki ayaklanmalarda aktif rol almışri. Kurdistan tarihinde. Anayasanın. Halis Bey. 1984 yılında başlayan isyanda ise torunlan yer alacaktı.Ferzende Bey'in eşi Besna Hanım ve annesi Ayşe Hanım da sa¬ vaşan kadınlar arasındaydı. DP iktidan 27 Mayıs 1960 tarihindeki askeri darbeyle devri¬ lince.

"Hüse¬ yin Paşa'nm çocukları Memo ve Nadir. daha sonra uzun süre kaçak ya¬ şamıştı. 1932 yılında Suriye'ye geçmek isterken kurulan tu¬ zakla öldürüldü. * a Ferzende ve Halis beyden sonra adı. Kör Hüseyin Paşa ve Hacı Musa Bey "Azadi" hareketinin ön- cülerindendi. Nadir ve Memo. saf değiştirmiş. Yılmaz Güney'in annesi de aynı aşiretin kızıydı. babalarının olumsuzluklarım giderdiler" diye yazıyor.. Memo ve Nadir kardeşler. anılarında iki kardeşten söz ederken. Ağrı isyanında ortaya çıkan öteki gerilla liderinden ikisiydi. 1925 ydında Şeyh Said İsyanı padak verince. ge¬ rilla lideri olarak savaşa giriyordu. birçok gerilla lideri gibi daha sonra da çatışmaya devam etti. Yılmaz Güney. daha sonra sinema ustası Ydmaz Güney'e de konu olacaktı. Yine Seyithan tıpkı Ferzende gibi "kılamlara" konu olan adı¬ nı Şeyh Said İsyanıyla duyurmuş. onun efsanevi öyküsünü annesinden dinlemiş olmalı ki.gülümsetmiş ve "el kaldırmakla çiğneme ohr mı hakim Beg?" di¬ ye devam etmişti. "kılamlara" konu olan bir başka gerilla lideri Seyithan'dı. Ferzende gibi Hasenan aşiretindendi. 1970'lerde yaptığı ve başrolünü oynadığı "Seyithan" filminde. Hamidiye Paşası Kör Hüseyin Paşa'nm oğul¬ larıydı. TC yanlısı bir tutum takınmışlardı. Bunun üzerine 1928 2l6 . Fakat. Seyithan. Kürtlerin bağımsızlığı için büyük fedakârlıklar yaparak. İhsan Nuri. İsyancıların toplanması üzerine Ağrı Dağına geçiyor. yakın çevrelerinin tepkisine rağmen. Kayseri'ye sürgün gönderiHyordu.. İkili. Seyithan. Seyithan motifi. koyu sansüre rağmen biyografik öğelerini serpiştirmişti. devlet yanlısı tutumlarına karşılık ödül beklerken cezalan¬ dırılarak.

Hüseyin Paşa ile Ağrı eteklerine kadar gelmiş. batılı basına gö¬ re "asabı bozuluyor"du. Orduları yöneten komutan ise Salih Omurtak'tı. Daha sonra Genelkurmay Başkanı da olacak olan Omurtak. Atatürk ise Ağn isyanının uzamasından rahatsızlık duyuyor. Koç¬ giri olaylarından. Genelkurmay Başkanı Fevzi Çakmak başkomutandı. daha önceki Kürt "hareket" ve "harekât"larından deneyimli general¬ ler yönetiyordu. İsmet İnönü generallerin arkasındaki ikinci güçtü. Mehmet Şerif Fırat. O.yılında Kayseri'den kaçarak Suriye'ye gidiyor. Hacı Musa'nın oğlu Me¬ deni. Alpdoğan. Bu sırada Medeni. Yine 1920'den sonraki bütün Kürt hareketlerine müdahaleci olarak katılmış. 1920'de Koçgiri'de katiiam ve soygun yapmakla suçlanan Sakal¬ lı Nurettin Paşa'nm da damadı olan generallerden bk başkasıydı. Atatürk'ün isyanın daha fazla uzaması halinde. Alpdoğan da 1920'deki Koçgiri olaylarından beri Kürt hareketlerini bastıran ve bu konuda deneyimli bir subay¬ dı. New York Times gazetesi bir haberinde. Hüseyin Paşa'nm Hacı Musa ile birlikte yola çıktığını yazıyor ve şöyle devam ediyor: "Hacı Musa yolda hastalanıp ölmüş. 217 . General Hüseyin Ab¬ dullah Alpdoğan'dı. Hoybun'a katılıyor. daha sonra "tek başı¬ na" Dersim harekâtının başkomutanı olacakd. Şeyh Said İsyanı ve sonrasındaki "tedip ve ten- kif'den de deneyimliydi. Aynı uzmanlıkta olan bir başka komutan. "harekâtlarda" deneyim kazanıp uzmanlaşmıştı. silahını alarak uykuda bulunan Hüseyin Paşa ve oğullarını öldürüp kelle¬ lerini Birinci Müfettiş İbrahim Tali Bey'e getirip affa uğramış. Burada hepsi bir pınarın başında uykuya dalmışlar." Ağrı ayaklanmacılarına karşı savaşan Türk ordularını. deneyim ve başarıları nedeniyle. Doğu İlleri ve Varto Tarihi kitabında. resmi deyimle "kari" ve tartışmasız disipline sahipri. Ağn ayaklanmasında yer almak üzere geri dönüyorlardı. Kürdistan'a gidip doğrudan ordula¬ rın başına geçmeyi düşündüğünü yazıyordu.

Ve Kürtlerin "Bira İvrahim e Hessık e Telle" dedikleri Celali aşiretinin önderi ibrahim Bey.. Kürt sözlü edebiyatının sürdürücüleri dengbejler. Geniş yayla ve otlaklarıyla. Rus istilacılara karşı savaşa gidiyor. düşmanın gücü karşısında.İBRAHİM PAŞA İhsan Nuri. Düşman peşinden köye giriyor. Kürtler için de "Agiri" idi. trajedileri kı¬ lam. savaş. Beyazıtlı Bira İbrahim e Hüssık e Telle. Denbejlerin nağmeleştirdiği "Ivo Beg e Pasin e" destanı KürtRus savaşını konu ediyor. Fakat. İran'a. "Ivo Bege Pasine"nin (Pasin Beyi İbrahim) destanı şöyle: Ivo Beg. Şeyh Said'e ilişkin sayısız kılam ve kasideyi onlar. bilindi bileli Ermeniler için "Ararat".. çaresiz geri çekiliyor. isyancı Kürt silahlı birliklerinin başına getirildi¬ ğinde. Erişümez heybetinin yanında. "Ivo Bege Pasin e" kılamı da. bu özel¬ likleriyle gerilla savaşları için doğal korugandı. dilden dUe aktarddar. destan ve kasidelerle kuşaktan kuşağa aktararak geliyorlar¬ dı. Dünyanın en ulu dağlarından biridir Ağrı. öteki ucu Kürdistan'a uzanıyordu. onların nağmeleşrirdiği ve özve¬ ri. kapısına dayanıp. mertlik ile yiğitlik onurunun bir arada harmanlandığı destan. Ağrı'ya çıkmış ve dağda hareketlilik başlamıştı. bir yanı Ermenistan'a. isyan ve toplumsal olaylarda rol alan halk önderleriyle. Ivo Beg eşi. evine kadar geliyor. zorlamaya başlıyor. Buzul ve dört mevsim bulutlu ulu¬ lukları. İsyancıların orada toparlanmasından sonra "İbra¬ him Paşa" rütbesiyle çatışmalara katıldı. onurun ölümle dansı hikayesiydi. "Ağrı" diye değiştirdikleri dağ. Degnbejlerin söylediği Kürt Beyi. kızı ve geliniyle evde yalnız. o dönem için erişilmezdi. 1926 yılında isyan edip Ağrı Da¬ ğına yerleşti. Ka¬ pı kırıldı kırılacakken eşi kurtuluş umudunun bulunmadığını söyleyerek. Çarpışarak köyüne. öne çıkıyor: 218 . hayat da sunan Ağrı. Türklerin adını.

Kapı tekmeleniyor. uyan! Kapı kınlırken Ivo Beg. Parmağı teriğe gitmi¬ yor. diye haykırıyor. kıpırtısız kalıyor. Onur gününde. Uyuşmuş gibi düşüyor parmağı. Önce beni vur.Ivo Beg. Önce karısını. O anda kapı kınlıyor. Düşmana sağ teslim etme!.. ölmekten başka?. genç gelini ve kızına bakı¬ yor. Dirimizi düşmana teslim et me.. Kapı kınlırken. Çarpışarak öle¬ cek.. Kapıyı kınp içeriye gir¬ mek üzereler. Bugün. Taban¬ casını doğrukuyor. Namusunu geride bırakıp nereye gidiyorsun böyle? Namusunu düşmana mı teslim edeceksin. tek tek.. Sonra tabancasını çekip kapıya yöneliyor. genç kızına ve gelinine kıyamıyor... Sen Ivo Bege Pasine'sin. Kurtar onurumuzu.. Ivo Beg namluyu onlara doğrultuyor. hüzün içinde geri dönüp soruyor: Ben ne yapabilirim. namus günüdür. Düşman askerleri içeri doluşuyor.. çaresizlik içinde karısına.. Önce bizi vur. Ivo Beg.. ceylan bakışlı kızı. Kadimiz helaldir sana Ivo Beg. Şerefini kendi elinle düşmana mı teslim edeceksin? Uyan Ivo Beg. 219 . sonra geÜnini. Karısı arkasından sesleniyor: Ivo Beg. Bizi düşmana sağ tesÜm etme!. Ivo Beg. Fakat onur savaşında da olsa karısına. Neden öyle derin uykuda gibi duruyorsun? Namus ve şeref anıdır şimdi.. Vakit yok. uykudan uyanır gibi oluyor. Gencecik. demir menteşeler sökülmeye başlıyor. Vur bizi. namusumuzu kurtar baba. kansı bağı¬ rıyor: Uyan Ivo Beg! Sen ki dağlann şahinisin. Ivo Beg? Ivo Beg. diye ekliyor kansı da. diye sesleniyor kocasına. Bizi vurup. Ge¬ lini ve kızı yalvarmaya devam ediyorlar: Geliyoriar baba. ardından kızını vuruyor. kaskatı. Genç gelini öne çıkıyor: Vur bizi baba. ölümden başka seçenek olmadığını biliyor.

onun destanı mıydı? Bilinmez. Türk ordusu. Husseke Telle. en büyük lider Araradı Bira Ibrahime Husseke Telle buna karşı çıkd. planı ilk önce kendi aile ve akrabalarına uygulayarak.. çok sayıdaki sivil halkı beslemek imkansız hale gelmişti. Ararat tepelerinde bir trajedinin manzarasını ortaya serdi. ihsan Nuri ve bir kı¬ sım liderler bu planı uygulama taraftarıyken. Bira ibrahim'e halk. Ararat liderleri. ikincisi ise cephane ve teçhizat darlığıydı.. "Bira" Kürtçe erkek kardeş demekti. İlki her türlü erzak ve yiyecek darlığıydı. önce sivil halkı kurtarma ve sonra da orada¬ ki güçleri başka dağlık bölgelere nakledip savaşı oralarda de¬ vam ettirme çarelerini aramaya başladılar. Ninesinin "Telle' olan . çok zor bir cephe savaşı vermeye mecbur oldu. Örtüşüyor."Ivo Bege Pasine" destanı. yaşlı gözlerle Ararat asla¬ nından bu ümitsiz kırıma son vermesini rica ediyorlardı. 1930 yılında 100 bin askerin uçaklar desteğinde giriştiği Ağrı Dağı taarruzunun trajedik yüzünü şöyle anlattyor: "Genel taarruza rağmen. Fakat. Ararat (Ağrı) cesurane bir şekilde 25 Eylül'e kadar diren¬ di. güçsüz ihtiyarlar ve çocuklar kılıçtan geçi¬ rilsin ki. Husse¬ ke Telle'yi yumuşatmayı başardıklarında. İb¬ rahim'in kısalrilmışıyla "Ivo" diyordu. savaşa de¬ vam için zorunlu olarak iki ayrı sorunu düşünmeye başladılar. son neferinin son nefesine kadar savaşsınlar. Bira İbrahim e Hussek e Telle'nin değişririlmiş öyküsü. zaten on kadar gü¬ nahsız Kürt. bir oluyor. Bu devrimci gaddarlık içinde. Husse Telle şu teklifi sunuyordu: Bütün kadınlar. arkalarındaki bütün köprüleri yakmış olan devrimci güçler. Çünkü savaşçılardan başka. bağımsızlık ocağının alevlerine kurban gitmişti.." Uzun bir adla anılıyordu: Bira Ibrahime Husseke Telle. Ermeni yazar Garo Sasuni'nin anlattıklarıyla bu destan pek farkhlaşmıyor. Bütün nüfuzlu liderler ve şeyhler.. Eylülün 2'sinden (1930) 15'ine kadar. Her türlü irtibattan yoksun olan Ararat liderleri. Garo Sasuni.

Adı. Yine Kürtlerde. kendi başına kalıyordu. anılıyordu aileler. Bunun üzerine Bira ve Gur Huso yeniden silaha sarılıyor.. Aile ve çocukları da onun adıyla anılıyordu. Böyle adlandırılıyor. Bira İbrahim'in lakabıydı. Birinci Dünya Savaşı'nda. Bilge kişiliği. dört bir yandan ilerlemiş. şehri savunuyor. Ünü yaygın Celali aşiretinin önderlerindendi. Osmanh ordusu yenilip dağılınca. Sovyet ihtilali üzerine 1917'de çekilene kadar. Bira ve dostu Gur Huso (Kurt Hüseyin) önderliğindeki Kürtler. bundan sonra Bira ile ihşki ku¬ ruyor ve anlaşma yapıyorlardı. İki taraf da anlaşmaya bağlı kalıyordu. Ruslar. ailenin kökü. Beyazıtlıydı. yöredeki Kürtleri de rahatsız etmeyeceklerdi. engelsiz kalan Ruslar. buna kar¬ şıhk Kürtler de onlara saldırmayacaktı. bu boşluktan yararlanarak Beyazıt'ı işgal ediyor. 221 . erkekleri geride bırakak aileyi simgeleyip temsil ediyordu. Beyazıt'a da dayanmıştı. Kürtlerle Ermeniler arasında. Bira ibrahim'in dostu. şeker. Osmanlı devleti yarı dağıldığı için hiçbir kurumu yoktu.adıyla anılıyordu. aileler erkeklerin gücü (baba erkü) üzerinde değildi. Beyazıt merkezine girmeyecekleri gibi. pirinç ve sabun dağıtacak. Sanıldığı gibi Kürtlerde. O nedenle ninesinin adı. aylarca süren kanlı çatışma başlıyordu. ni¬ nelerden birinin adıydı. Rus işgalini önlüyorlardı. ünlü dede. Babasının adı Hüseyin'di (Hussık): Telle'nin oğlu Hüseyin'in oğlu Kardeşi ibrahim. Ruslar çekilince Beyazıt. Ağrı Dağı eteklerindeki Çiftlik köyündendi. Ermeniler. Rus işgali sırasında efsaneleşti. Ruslar. Ta ki Ruslar. biliniyor. Beyazıt'ın Ermenilerden geri alındığı gün. silah yoldaşı Gur Huso şe¬ hit düşüyordu. halkın normal hayatını sürdürmesi için destek verecek. Dağa çık¬ tıktan sonra ise Hoybun tarafından Paşalıkla rütbelendirildi. İhsan Nuri'nin de anılarında doğruladığına göre. geleneksel soyadı. ihti¬ yaç sahiplerine her ay. liderlik nitelikleriyle öne çıkan ka¬ dın. köylere giriyor ve o arada kan akıyordu.. anlaşma gereğince Ruslar. Çeşitli kaynakların belirttiğine.

TC tarihine. direğe Türk bayrağı çekiyor¬ lar. tüfek ve tankların eş¬ liğinde şehre giriyor. Meydan savaşlarını kazanarak Beyazıt'ı kurtarmış Türk ordusunu anmak üzere. bir gün. Onca hizmeti. anılarında. ilk eşi ve çocuklan köyde kalıyordu. birkaç Osmanlı askeri yolunu şaşırmış gibi çıkıp Beyazıt'a geliyor. daha sonra yapacağı katkılar da hesaba alınmayacaktı. tersine TC'nin yanında yer almıştı. yeniden "temsili düşman" kuvvetleriyle temsili çarpışmalar düzenliyor. hatta yalvarmaları geri çevirmiş. kentin yönetimini devrediyor. canını almak üzere peşine dü¬ şeceklerdi. Şeyh Said isyanında devlete sadık kaldı. "Türk ordu¬ sunun düşmanla çarpışa çarpışa Doğubeyazıt'ı kurtardığı tarih" olarak geçiyordu. Bira ibrahim'i anlatıyor: "Bira. is¬ yana katılmamış. köşesine çe¬ kiliyordu. o arada Belediye Başkanı Mahmut Efendi'nin kız kardeşiyle ikinci evliliğini yapı¬ yor. "din kardeşi" Osmanlı üniformalı askerle¬ ri karşılayıp ağırlıyor. Bira. TC. Şeyh Said İsyanından sonra. Bira. hizmetleri öteki yana savru- lacak. Bir dükkân açıp başına geçiyor. ordu birlikleri top. Bira. Bıra'mn yönetimi teslim ettiği gün. Fakat öyle olma¬ yacaktı. bir direğe bağlanmış genç kızı "özgür¬ leşmenin simgesi" olarak çözüyor. İhsan Nuri Paşa. Beyazıt'ın "kurtuluşu" her yıl bu müsameresel manza¬ rayla kutlanıyor. kendince huzurlu bir hayat kurmuştu. her yıl aynı tarihte. destek de vermemiş. isyanm yenil- 222 . Vefa borcu bir yana. Oysa Bira bütün istekleri. Tabii askerlerin kaz adımlı "zafer turu" da ihmal edilmiyor. Aradan aylar geçtikten sonra. Ermenilerin çekilmesinden sonra savunma birlikleri ku¬ ruyor ve şehrin yönetimini üstleniyordu.Bira. İşte. Bütün düşman askerlerini süngüleyip öldürdükten sonra. Beyazıt'ı Türk askerlerine teslim ettikten sonra köyüne dönmüyordu. Beyazıt'ta "kurtuluş" şenÜkleri dü¬ zenliyor.

geçişlerini engellemeye çalıştılar. Sonra ne olursa olsun. Rahatsızlık vermiyorum. Bıra'mn dosdan.. Fa¬ kat düşünemiyordu ki. O söylenenlere kulak asmayarak. bir gün şa¬ fakla beraber. Sürü- 223 . senin köyde olmadığını söyledi.. Hizmetkârımız. Kör Hüseyin Paşa. Tüfeğimi ve fişekliğimi çayın kenarına getir' dedim. yeter ki tüfeğimi kavuştur bana. Seni soruyoriardı. 20 Türk süvarisi köye girdi. Beni niçin sürsünler ki!' diyordu. adamlarıyla ve Celalilerle birlikte bunların yolunu kese¬ rek. Şeyh Sa¬ id'in oğlu Ali Rıza ve birkaç Hesenenli lider. 'Devlete çok büyük hizmetlerde bulundum. Yönü¬ mü Kıble'ye çevirdim. Dükkânımla uğraşıyo¬ rum. Bira. engelleme olayında bunlarla beraberdi. Devletin dostuyum. adamlarıyla birlik¬ te İran'a geçmek istediler.' Ona çabuk köye dönmesini söyledim. sür¬ gün edileceğini söylüyorlardı. Bir süre sonra birkaç el tüfek sesi gel¬ di.giye uğraması ve Şeyh Said'in yakalanmasından sonra. Fakat geçişi engellemeyi başaramadılar. sen biliyorsun ki." İhsan Nuri Paşa devam ediyor: "1926 yılının ilk aylan ve kışın sonlarına doğru. 'AUahım.' diye¬ rek Allah'a yalvardım. daha yeni uykudan uyanmış ve sürülerini gönder¬ mekle uğraşırken. Şimdi beni sürmek istiyorlar. kendisinin de listede olduğunu. Caminin önünde durdum. Anam subaya. Ağrı'dan gelen küçük oğlum llhami. Qotis üzerinden giderek çayın kenanna vardım. Fakat ne olduğunu anlayamadım. AUahım. yine de Kürt'tü. aileleriyle birlikte Bad Anadolu'ya sürgün etmeye başladı. Bıra'mn Ağn'nm Çiftlik köyünde bulunan karısı ve çocukları. Türk devleti Kürt önderlerini. telaşla bana. 'Ben de kısa yoldan ge¬ leceğim. Ben hemen yola çıktım. Bira Husseke'yi soruyorlardı. ben devlete hiç kötülük yapmadım. Türklerin gözünde Kürtler ister hizmet¬ kâr. O gittikten sonra evden çıktım. Bundan sonraki gelişmeleri Bira bana şöyle anlatd: 'Ben Beyazıt'taki evimde çayımı içiyordum ki. Devletin isteği üzerine. Dükkânımın önünden geçerek şehirden ayrıldım. Bugün bir şeye ka-^ nşmıyorum. Süvarilerin bir kısmı peşine düş¬ tü. Şeyh Said İsyanının bastırılmasından sonra. 'Şafakla bir subay ve 20 Türk süvarisi köye geldiler. isterse asi olsun. senin atını alacaklannı düşünerek atladığı gibi sürdü.

"kendile¬ rine hizmet eden ve sadık kalan Bıra'ya bunu reva görenler. bir asker yaralanmış' dedi. yanına aldığı ba¬ zı ağalarla köylere gidiyor. yanına gelenler çoğalmaya başladı. Türkiye Cumhuriyeri politik ve askeri ta¬ arruza geçiyordu. yaralıyı Beyazıt'a gönderdim. bu yüzden firari bir hayat yaşayan Kürtler. İbrahim TaH Öngören. dört bir yan¬ dan. köylülerle birlikte yer sofrasına oturup yemek yiyor. Çok geç¬ meden. seni bulamayınca adnın peşine düştüler. 224 . Çobana meseleyi sordum. Bira. ezberlediği birkaç ke¬ lime Kürtçeyi yerli yersiz sözleri arasına sıkıştırarak konuşmalar yapıyor. BİLDİRİ SAVAŞLARI İhsan Nuri'nin çıkışından sonra. cebine dol¬ durduğu renkli şekerleri çocuklara dağıtıyor. Arap asıllı İbrahim Tali Öngören. Hoybun'u halk desteğinden soyudamak amacıyla bir propaganda kampanyası başlatıyor. yer yer çatışmalar başlıyordu. 'Askerler köye geldiler. birkaç adamıyla birlikte. Çoba¬ nım tüfeğimi getirdi.lerim çayın kenarındaydı. aranan. Köye giderek. Çepe Kubent köyü yakınlarında Keskoi'lerden birkaç kaçağa rasdamış1ar. bütün yörede şaşkınlık ve korku yaratmıştı. ya da 1980 sonrasının "Olağanüstü Hal Bölge Valiliği" olan "Umum Müfettişliğe" atanıyor. aralarında çatışma çıkmış. bize ne¬ ler yapmazlar!" diyordu. Askerlerin yaralıyı benim evime bırakıp gittiklerini söyledi. Ağrı Dağı "Kürt Ulusal Meclisi"nin merkezi haline geliyor. halktan biri olduğunu göstermek için. bu arada "ben de sizdenim" demek adına işi Kürt giysile¬ ri giymeye kadar vardırıyordu. tehlikeyi sezenlerle. tek tek. Ağn Dağına sığındı. gruplar halinde yanıha akmaya başlamıştı. karşılığı genel valilik. Pek çok kişi. Onun adını ve dağa sığındığını duyan." Bira İbrahim'in onca hizmetine rağmen karşılaştığı muamele.

aşiretieri dola¬ şıyor. Türk propaganda¬ sına kanmayın!" diyorlardı. Fakat Kürt hal¬ kı." 2-İ5 . Haybon'un 1928 Martında yayınladığı ve "Kürt ulusuna" di¬ ye başlayan bildiride şöyle deniliyordu: "Ey Kürder! Türklerin affina inanmayın. ge¬ nel af ilan edildiğini açıklıyordu. Bu affı çıkarmak¬ taki amaç. aranan liderleri bir bildiriyle uyarıyor. 'Rome Xayine. "af" sö¬ zü üzerine. Genel af çıkarmasının tek nedeni Hoybun'u dağıtmaktır. İhsan Nuri Paşa'nm anılarında yazdığına göre." Öte yandan Türk hükümeri firarda bulunan ve aranan Kürt liderlerine "devletin şefkatli kollarına sığınma" ve genel aftan ya¬ rarlanma çağrıları yapıyordu.ibrahim Tali'nin propaganda kampanyası karşısında Hoybun da boş durmuyor. bundan önce de suikasder ve hileler yo¬ luyla Kürt örgütlerini dağıtmışlardır. İsmet Paşa hükümeti de bu arada barış taarruzuna geçiyor. aftan yararlanmak isteyenlerin hiçbir şey¬ den korkup çekinmeden teslim olmalarını isriyordu. Hoybun. Bildiride şöyle denili¬ yordu: "Türk hükümederi. gelecekte olacakların aynasıdır. Bundan sonra karşıhklı bildiri savaşları başlıyordu. 'Kürt sorunu ve Kurdistan yok' demektir. yakın geçmişte ya¬ şadıklarımız. Şimdi de Hoybun'u dağıt¬ mak istiyoriar. Sürgün edilmiş yüz binlerce Kürt'ten kaç kişi bugün hayatta kalabilmiş¬ tir. Genel Müfettiş İbrahim Tali de. karşı bildiride Hoybun'un gerçekleri saptırdığını. bexte we tüne!' Atalarımızın bu sözünü unutmayın. Türklerin affi¬ na inanarak teslim olanlar öldürüleceklerdir. Halbuki Kürt halkı örgütünün arkasında ve onun aracılığıyla özgürlüğüne kavuşmak istemektedir. sınırların dışında ve dağlarda yaşayan Kürt milliyet¬ çilerini hile ile ele geçirmektir. yaptıkları konuşmalarda. Türklere güven yoktur. Türklerin sözüne inanıp teslim olmamalarını istiyordu. görevlileri karşı atakla köyleri. "unutmayın. Bunun üzerine Hoybun bir bildi¬ riyle "affin tuzak olduğunu" duyuruyordu. Affin bir amacı da sükûn var diyerek Batı'dan yardım almakdr. Türklerin riyakârlığına inanmayacakdr. bunun bir tuzak olduğunu.

Şeyh Ali Rıza ve Selahaddin'in mahkûm edilmesi üzerine Hoybun bir bildiri ile gelişmelerin kendilerini doğruladığını belirterek. bildiride şöyle deniliyordu: "Türk hükümeti. Ama Saide Telhe idam edildi. Gelenlerin yok edilmesi önceden kararlaştırıldığı için. yurtdışındakiler de ülkeye geri dönmeye başlıyorlardı. Kürtler yeni büyük bir tehlikeyle karşı karşıyadır. Şeyh Ali Rıza uzun zaman tutulduktan sonra serbest bırakıldı. Saide Telhe'nin idamı. "Kuzey Kurdistan Cemiyeri"ni kurmakla suçlandılar. İhsan Nuri Paşa'nm yazdığına göre. Şeyh Said'in iki oğlu Ali Rıza ile Selahaddin ve Şeyh Said ha¬ reketinin önemli adamlarından Said e Telhe de aftan yararlan¬ mak isteyenler arasındaydı. 1400 kişi hapsedildi ya da sürgüne gönderildi. geçmişteki yaraların sarılacağını. "gelin. yasal zeminden yararlanmak. Kürtlerden oyuna gelmemelerini istedi. yakılıp yıkılan köylerin yeniden imar edileceğini söylüyor. Şeyh Said'in çekirdek kadro adamlanndan biriydi. birer bahaneyle hapse adldılar. Said e Telhe (Talha'nın oğlu Said) Bingöl'ün Azizan köyünden. 1928 yılın¬ da dağdan köylerine. halktan isyan¬ cılara inanmamasını istiyor. devletin şefkatli kollarına sı¬ ğının!" tekrarında bulunuyor. sahte afla bazı Kürtlerin dönüşüne izin ver¬ di. Dönenler arasında. bu olanağı değerlendirmek isteyenler de vardı. * Hükümetin propaganda savaşının ilk etabını Türk hükümeti kazanıyor. bazı Kürt önderler. Şeyh Said kö¬ yünden çıktığından beri yanındaydı. ilan edilen af üzerine. öldürüldüler. Yakılmış yüzlerce kö- 226 . Şeyh Selahaddin 12 yıl hapis cezasına çarptırıldı. Mahkeme¬ de. Daha sonra Suriye'ye geçmişti.Genel Müfettiş İbrahim Tali de karşı bildiride. Fakat Hoybun. Türklere has öldürme ve yok etme devam ediyor. Şeyh Said'in iki oğlu ile birlikte dönen Said e Telhe ve öteki bazı Kürt liderler tutuklanıp Ankara'da yargılandılar. Kürtleri zamanında uya¬ rarak pek çoğunu tuzaktan kurtardı. mudu bir gelecek vaat ediyordu.

İhsan Nuri Paşa. Genel Vali İbrahim Tali Öngören. Hoybun'dan silah bırakması isteniyordu. Ayrıca seçip beğenmesi kendisine ait ol- 227 . 1928 Mayısında. Lozan Anlaşması sürecinde yolları ayrılan ve gözden düşen Dr. silahlarını¬ zı koruyunuz. görüşmelerin en önemlisi. Öte yanda. Meğer Kürtler. Müthiş masraf olmuş." Türk devleti. kaymakam ve generaller. Kürtler dağ¬ dan bizim araziye inmişler. onun yanlış tutumu yüzünden başkalarının ceza gördüğünü söylüyordu. Fe¬ ci şeyler. ihsan Nuri'ye çekici armağan ve vaadler sunuluyordu. Ankara'dan gelen bir delegasyonla gerçekleşti. Bu yöntem ba¬ şarılı olamayınca. anılarında. bu döneme ilişkin olarak şunları yazıyor: "istanbul'a yeni gelmiş biriyle görüştüm. öldürülmüş binlerce Kürdü. Çok şey anladyor. bütün çabalarına rağmen sonuç alamayınca ve kayıpları büyük olunca diyalog çabalarına giriyordu. Türklerin kaybı ise büyüktü. Ayırca yöre valileri. kızlarınız ve kadınlarınızın sefa¬ letini gözlerinizin önüne getirerek birbirinizi seviniz. toplantıya Bira ibrahim. karlar arasın¬ da iki alayımızı imha etmişler. karşılığında. önüne maddi ve manevi olanaklar sermeye başlıyordu. doğrudan İhsan Nuri'yle ilişkiye girerek. ku¬ mandan Salih Paşa bildiri yayınladı. Türk heyetinde 12 milletvekili yer alıyordu. verilen sözün tutulmamasmın suçunu İhsan Nuri'ye yüklüyor. ihsan Nuri'nin anılarında yazdığına göre. Kürderi Ağrı Dağında bütünüyle imha ettik diye. 1928 yazında. külliyetii miktarda akın verilecekti kendisine.yü. doğrudan "barış görüşmeleri" önerisi götürü¬ lüyor ve bu Kürt tarafinca da kabul görüyordu. Türklerin ama¬ cı Kürdü Kürde öldürtmektir.. Aranızdaki çekişmeleri unutunuz. 60 kişilik bir süvari birliğiyle görüşmelerin yapılacağı Şeyhli köprüsüne gelmiş. Atatürk'ün yakın kadro adamlarından biriyken. Ferzende ve Halis Bey'le birhkte kadlmışd. İhsan Nuri silahını bıraktığı takdirde. Rıza Nur. dağdan inip teslim olmasına karşılık. çatışmalar yayılarak büyüyordu. Oyuna gelmeyin!" * t * İbrahim Tali Öngören ise karşı bildiride..

rüşvet karşılığında halkını satacak kadar küçülmediğini söylüyor. önerilen rüşvete çok öfkelendiğini belirtiyor ve mektuba mektupla yanıt vererek. tüm Kürtler bundan yararlanacaktı. yazdığına göre. dilediği ülkede büyükelçilik göreviyle. 228 . İhsan Nuri'nin şardarı karşısında pazarlık ortamı yok oluyor. Siyasi öneriniz varsa. mücadeleden vazgeçmesi halinde. Bu da ancak ulusumuzun bağımsızlık haklarının tanınmasıyla çözümlenebilir. sunulanları dinledikten sonra söz alarak. eski tekliflerini tekrarlayarak. nafile genel taarruzlar düzenliyor. Görevim. Fakat. Mü¬ fettiş. 1926 baharından beri Ağrı Dağına. ister yurtiçinde. bu şartların dışında her¬ hangi bir konuda müzakereye oturmayacağını da belirtiyordu." RUSLAR VE İRAN DA SAVAŞA GİRİYOR Türk ordusu. Çünkü sorun kişisel değil ulusaldır. "Ben Hoybun askeri lideri ve Kürt Silahlı Kuvvederi'nin başkomutanıyım" dediğini ve sonra şöyle devam ettiğini yazıyor: "Ben bu görevde. Bu arada genel af kapsamı genişletilecek. Top¬ lanndan hemen sonra ihsan Nuri'ye mektup yazarak. her sonbaharda büyük kayıplar vererek. önüne konanları alıp rahatına bakmasını öneriyordu.mak üzere. görevi alabilecekti. bunun korgeneral rütbesi ve kolordu ko¬ mutanlığı olacağını vaat ediyor. ister yurtdışında dilediği makamı. ibrahim Tali vazgeçmek. Türki¬ ye'nin. istediği miktarda paranın hazır kendisini beklediğini ekliyordu. onlan Hoybun'a iletebilirim. ama eli boş kışlasına dönüyordu. Kürdistan'ın bağımsızlığını tanımasına ve onun ordula¬ rından boşaldlmasma kadar savaşı yürütmektir. pes etmek istemiyordu. sonuç almamadan toplantı dağılıyordu. Muhatabınız Hoybun'dur. Türk ordusunda müm¬ taz bir yer verileceğini. İhsan Nuri. İhsan Nuri. Hoybun'un emriyle bulunuyorum. Hoy¬ bun'a mensup olmaktan şeref duyuyorum. bağımsız Kürdistan'ın derhal tanınmasını" içeren kar¬ şı görüşleri öne sürüyordu. ancak Hoybun emrettiğinde terk ederim. "Türk askerlerinin kayıtsız koşulsuz Kürdistan'dan çe¬ kilmesini. beğenmiyorsa. ihsan Nuri. Görevi. vakit var¬ ken. Sürgünler ve cezaevindeki¬ ler de af kapsamına alınacaktı.

"eşkıya" dur ihtarı ve "teslim ol" çağrılarına aldırmadığı gibi. isyancılarla sürüle¬ rinin peşine düşmüş ve Ağrı Dağı eteğindeki Demirkapı bölgesin¬ de isyancılara yetişmişti. tersi¬ ne. derhal harekete geçmiş ve 28. Devlet isyancıların peşini bırakmak niyetinde değildi. Resmi tarihe göre. 1927 baharında Ağrı Dağını karargâh yapmıştı. Türk askerleri. Devlet. bunun üze¬ rine. Beyazıt'a bağlı Muson kasabası¬ nın Kaleci köyü. yamaçlan tırmanıp yaylaya çıkmış. "eşkıyalığını" her gün biraz daha ileri götürüyor. Fakat. Resmi tarihin kaydettiği "ikinci Ağrı İsyanı" da ilginçti: Genelkurmay'ın kitabı yazıyor: "Hoybun" denilen "eşkıya çetesi". dev¬ let otoritesine "bir isyan "di. Bu. bu taarruzları "Birinci" ve "İkinci Ağrı İsyanı" diye adlandırıyordu. Fakat. 229 . ulusal birlik ve beraberlik ile güvenliği için Ağrı yöresinde yayla yasağı ilan etmişti. büyüyordu. dağda "asilere" rastlanmamış. Fakat jandarma alayının şansı yaver gitmediği için bozguna uğramış. Bir ay gibi kısa bir zaman içinde hazırlık¬ lar tamamlanmış ve Haziran ayında "büyük taarruz" başlamıştı. "ateşle karşılık vermiş". teslim olmuyor. o arada havalar soğuduğu için or¬ du. zorunlu olarak çatışmaya girmişlerdi. bir sürü koyunla Ağn Dağı yaylalarına çıkmıştı. "kandırdı¬ ğı" Kürtleri yanına çekiyor. Genelkurmayca yapılan "resmi tarih"te. dağı terk edip geri dönmüştü.Resmi tarih. "Birinci Ağrı İsyanı" için 16 Mayıs 1926 tarihi veriliyordu. "asilerin tedip ile tenkili"yle görevlendirmişti. Jandarma alayı. koyun sürüsü ve sahipleri. "yasağa saygısızlık etmiş" ve 16 Mayıs 1926 ta¬ rihinde. TC. askerler de ölü ile yaralılarını toplayarak Beyazıt'taki ka¬ rargâha çekilmişti. Devletin iyi niyetli bütün ısrarlı çağrılarına rağmen. Otorite¬ sini kanıtlamak için Üçüncü Orduyu. Genelkurmay'ın Kürt İsyanları kitabında yazılanlara göre. "sıcak temas" kurulamamış. Ama bütün aramalara rağmen. Jandarma Alayım isyanı basrirmakla görevlendirmişti. köylülerin yaylaya çıkışı "Birinci Ağrı İs¬ yanı" ve ordunun koyun sürülerinin peşine düşmesi de "isyanın bastırılması" oluyordu.

haziran (1927) ayında İğdır ve Beyazıt'a 10 bin ka¬ dar asker yığdılar. Türk basınında endişeler belirmeye başladı. Ama. uçaklar bomba yağdırı¬ yor. iki hafta topa tutuluyor. tankları. Ama Türk or¬ dusu. sürgün¬ deki Kürtler de kaçıp harekete katıldılar. kara birlikleri. Ağrı Dağının sarp kayalıklarına. gerilla baskınlarıyla Türk ordusuna zayiat verdiriyordu. Kolorduların topları. Ağrı Dağına kesin darbe indirmek ve olayı sessizce kapatmakd. "aranan eşkıya. sıcak temas kurulamıyordu. Hava Kuvvetlerinin de desteği ve top atışlarıyla genel taarruz başlamıştı. ama isteni¬ len sonuca yanlamıyordu. taarruz üstüne taarruz tazeliyor. gece olunca. Birinci kol. oradan hücum emri verilmişti. Erzurum'dan Eleşkirt ve Karakilise üzerinden yürümüş. Resmi tarih. nereden peydahlandığı bilinmeyen eşkıya aniden ortaya çıkıyor.TC yine de insanca davranmış ve asilerin dağdan inmesi için genel af ilan etmişti. Yüksek askeri idare birbirine girdi. Çünkü.. Türk ordusu yeni büyük bir savaş için hazırlanırken. "eşkıya insanlıktan anlamamış" ve affa sırtını çevirmişti. "eşkıya"nın sayısını vermiyordu. arama çabaları boşa çıkıyor. dik ya¬ maçlarına yürüyüp tırmanmak zorunda kalmıştı. Ordu iki kol ha¬ linde taarruza geçmişti. Zaten bir kere daha havalar soğuduğu için Ankara'dan "ri¬ cat" emri veriliyordu. Hükümetin prestiji kırıldı. gün ışığında bulunamıyor". resmi tarihin "İkinci Ağrı İsyanı" diye adlandırdığı olayları şöyle özetliyor: "Türkler. bunun üzerine "eşkıyanın kö¬ künü kazımak" üzere." 230 .. Ağn Dağı. arkasında da uçakları vardı. Bu da. Fakat. iki kolordu ve 10 bin kişiden oluşuyordu. Ermeni yazar Garo Sasuni. Türk ordusu. ikinci kol da Kars'tan İğdır'a kaydı¬ rılmış. Ayaklanma serpilme¬ ye başladı. Amaç. 13 Eylül 1927 tarihinde. "ikinci Ağrı İsyanı" ve bastırılması "harekâtı" oluyordu. Türkler ilk taarruzda mağlup olup dağıldılar.

kendilerini de ilgilendiriyordu. TC. Iran da "kendi Kürtleri" nedeniyle "ortaklığa" sıcak bakıyordu. Toprak bile kopanyordu. diyalog kesiliyor. Sınır dü- 231 . Moskova. gerek savaşçı sayısı gerekse silah bakımından zayıf olan Kürtlerle başa çıkamıyordu. bu söylemle "ilerici TC'ye destek" veriyor. bunu sıçrama tahtası yaparak. bu arada Türk birliklerinin geçişine de imkan veriyordu. sıkışmış Türk¬ lere kendini pahalıya satmaya. Çünkü. İran ile Sovyetler Birliği arasında mekik dokuyordu. İran'ın kazancı büyüktü. kışlalar inşa ediyor. Türklere yardım etmesi için İran'ı sıkışrinyor. İran uzun uğraş ve müzakerelerden sonra. İran'ı işbirliğine ikna için Tahran elçiliğine atanmıştı. O nedenle kişilere rüşvet niteliğinde maddi ve manevi olanaklar sunuyor. Fakat Iran. Emin Karaca'mn Ağrı Eteklerindeki Ateş kitabında ayrmrilarıyla yazdığına göre. bu çabaların nafileliği orta¬ ya çıkıyor. TC. Sovyetler. Bir yanıyla TC'nin Kürtlerle davası. Kürdistan'ın kurulma çabalarını. ikinci bir hamle ile İran'a atlayacaklarından korku¬ yorlardı. dağa tır¬ manış yolları ve kışın barınmak üzere.Türk ordusu. karşılığını almaya çalışıyordu. Moskova da. Stalin yönetimindeki Moskova ile de görüşmeler yürütülüyor¬ du. bitişik Kürtlerin başarıya ulaşmaları halinde. Iran ve Sovyetler Birliği'nin (Rusya) desteğini almak için yoğun bir diplomatik faaliyet yürütüyor. 1928 yılı sonbaharında. öte yandan dış destek arayışlarına hız veriyordu. aldıklarına karşılık olarak TC'ye istenilen desteği veriyordu. Türk diplomatları. "emperyalizmin Kafkasları ele geçirme planı" olarak nitelendiriyordu. bir yandan Ağrı eteklerine asker ve silah yığıyor. hatta tehdit ediyordu. 1919'da Samsun'a çıkıştan beri Atatürk'ün yanında bulunan ve çeşitli vesilelerle sadakatini kanıtlamış olan eski asker Hüsrev Gerede. taraflar sözü namlulara bırakmak üzere hazırlıklara girişiyordu. manevra yeteneklerini kırmak ve Ermenilerden yardım almasını önlemek için Kürderi kuzeyden kuşariyor. teslime iknaya çalışıyordu.

gücünü gücüne katmıştı. Genç savaşçılar üniforma giydiler. tank ve uçaklarla çok iyi teçhiz edilmiş Türk devletinin ordusu karşısında. Ağrı Dağı¬ nın eteklerindeki bazı verimli alanlar. hançer. anılarında. buğday başağı. ingiltere de Irak'ta yönetimi elinde bulunduruyor¬ du. * » İhsan Nuri Paşa. O dönemde Fran¬ sa Suriye'de. Artık vuruş zamanıydı. kalem ve güneşti. 232 . 1639 yılında imzalanan Kasr-ı Şirin Anlaş¬ masıyla çizilen sınır ilk kez İran lehine değiştiriliyor. Bunun için Kürtler arasında bağımsızlık düşüncesini hakim kılarak. kendi rütbelerini belirten armalar bulunuyordu.zeltmeleri adı altında. Kürtlerin mevzilendiği Ağrı Da¬ ğının taarruz öncesi halini şöyle anlatıyor: "Ağrı Dağında durum geliştirildi. on¬ ları genel ayaklanmaya hazırlamaya çalışıyorduk. taraflar. aynı zamanda "delinemez" denilen Lozan Anlaşmasının da delinmesiydi. başka silahlar ele geçirip savaş cep¬ hesi açamıyordum. Bu. desteğe karşılık İran'a ve¬ riliyordu. Türk¬ lerin Kürtler üzerindeki nüfuzunu kırmak istiyordum. Xoybun merkezi tarafından tespit edilmişti. Top. Onun için Ağrı'yı teslim etmeden önce. güneyden gelecek yardım kanallarının tıkanması için Fransa ve İngiltere'den destek alınıyordu. Öte yandan. Erlerin 'kum'lerinin (şapka-kasket) önünde. büyük ve küçük Ağrı'nın sembolü olan metal bir arma vardı. Subaylarda ise Ağrı yerine Xoybun'un arması ve onun üstünde de. Xoybun'un (Hoybun) arması. gerilla savaşı ile. Elimizde ye¬ terince silah olmadığı için. Hiçbir yerden destek ve yardım beklemiyordum. Bu taktik. düşmandan ele geçirilmiş tü¬ fek ve fişeklerle savaşmanın kolay olmayacağını biliyordum. hesaplaşmak üzere silahlarını çeki¬ yordu. söz namluların diyaloguna geliyor. Türkiye Cumhuriyeti çağın egemen dünyasını yanına almış. Bundan sonra temas ve görüşmeler kesiliyor.

dağların kan eriyip yollar geçk vermeye başlar başlamaz. savaş uçaklarıyla desteklenmiş 100 bin kişilik bir orduyla genel taarruza geçiyordu.Kürdistan'da Xoybun'un teşkilatlarını oluşturmak ve genel ayaklanmayı örgütlemek üzere. bağımsızlıkçıların yaktığı ateş. Kurdistan içlerine. hem çalışa¬ cak. Fazlasıyla verdiler. yalnız Ağrı'da değil. Ama Ağrı savaşçılarında ol¬ mayan tek şey korku ve ümitsizlikti. hem de darbeler indirecek fedai grupları göndermiştim. Grupların sayısı azdı. Saldırıyı. Tarımla uğraşacak kimse de yoktu. Çok az fişek olduğu için. Onun için kıdık çekiliyordu. Düz bir arazide bu¬ lunan köy. ihsan Nuri şöyle yazıyor: "1930'un bahanydı. Ağrı'nın kışı daha bitmemişti ki. Üretim yapılamıyordu. Ağrılılar sayıca çok azdı. ulusal bayraklarının gölgesi altında. ele ge¬ çen mitralyözler kuUanılamıyordu. diyorlardı. Türklerin bir kolordusu bik biri¬ mizin üstüne gelmeye cesaret edemez. Süphan dağında. her türlü tehlike ve eziyete razıydılar." ATEŞ ÇEMBERİ Türkiye Cumhuriyeti (TC) Rus ve İran'ın gücünü de yedekledikten sonra 1930 baharında. Kornikork savaşından son¬ ra güven artmıştı. silah ve cep¬ hane konusunda çok zayıftılar. Bunun üzerine bir başka grup gönderdik. Eli silah tutan herkes. Bu da gösteriyor ki. Bu nedenle çık¬ mak mümkün değildi. Düşman Şeyh'in köyünü sarmışd. Bunlardan biri. Fakat tüccar vermemişti. Savaşçılar. Tarıma elverişli toprak kıttı. Savaşçılar at. Rumiler. Varolan topraklar da Türklerin devamlı ateşi al¬ tındaydı. Türklerin hakimiyetindeki Kürdistan'ın diğer yerlerinde de yanıyordu. süvari alayı komutanı Ferhat Bey yöne¬ tiyordu. yemek için tüccarlardan bir koyun istemişti. Bu zor ve kötü koşullar altında Kürdistan'ın bağımsızlığı yo¬ luna başlarını koymuşlar. 133 . sürekli düşman karşısınday¬ dı. köylü uykudayken gelip köyü sarmışlardı. taş ve kayalarla duvar gibi kaplıydı. gece. Türkler Keskoi aşiretinin bir grubuyla birlikte Şeyh Abdülkadir'in üstü¬ ne saldırdılar.

10 Haziran 1930 günü. Silah sesleri¬ nin geldiği yöne gittiğimde. Fakat öteki askerierin yeri çok sarp olduğu için onlara ulaşamadılar. Tepedeki askerier ise aşağıda arkadaşlannın ölümünü seyrediyorlardı. 1931 yılında Ağrı şehir merkezin¬ de. Ge¬ ce 15 asker sığınaklarından çıkıp dağdan aşağıya inerken. İhsan Nuri. Besse de. Nitekim. aynnnlara yer veriyor ve şunlan yazıyor: "Bir gün. Köyüler savunma için dışarıya çıkıyor. karşı saldınlaria zayiat veriyor. Bıra'mn oğlu Davo'nun biriiği. Birkaçını etkisizleştirip silahlanna el koydu. Ama bir başka birlik. Odamakta olan hayvanlar öldüler. Bu. Gittiler. Ömere Besse-Keltanilerin re¬ isi de Kabaktepe'deki hedeflere arkadan saldıracakd. dağın kuzeyindeki Miro yolundan geliyordu. Köylüler uyanıyor. düşürülen uçak ve ölen pilodann anısına bk "Hava Şehitieri Abidesi" dikiliyordu. 234 . Kabaktepe'yi uzaktan kurşun yağmuru¬ na tutmuştu. Köy tüfek ve mitralyöz ateşi akına alınıyor. Ağnlılar çadıriannı alıp dağın doruklan- na çıkmışlardı. gecenin karanlığından yararianarak askeriere yak¬ laştı. Türklerin gece bir piyade taburu ve bir topla gelip Kabaktepe'yi işgal ettiklerini gördüm. Çadşma öğleye kadar sürdü. Bir saadik çarpışmadan sonra askerierin tümü öldürülüp silahlanna el konuyor. kuzey- bad yönünden silah sesleri geldi.Şeyh sabah abdeste çıkarken kurşuna tutuluyor. tank ve toplann desteğinde başlattığı genel taarruzu da şöyle an¬ latıyor: "Yazın ilk günleriydi. tüfek atışıyla uçaklar düşürüyoriardı. Türklerin 1930 yılındaki büyük saldınsının başlangıcıydı. Abide. düşürülen uçaklardan birinin sağlam parçalarından oluşuyordu. Biz çadır açalı henüz birkaç gün olmuştu ki. Ardından birkaç düşman uçağı yaylanın üze¬ rinde uçmaya başladı. Cadıdan bombardıman ettiler. Davo yollarını kesiyor. Kabaktepe'nin irtiba- dnı kesmek için gece harekete geçti." İhsan Nuri Paşa anılannda. Geri döndüler." Kürtler direniyor. Karım Yaşa Hatun yaralandı. 100 bin askerin uçak. Sesler.

Askerleri esir edip silahlanna el koydular. Zilanhlar. Hasan Ab¬ dal üzerine erken saldırddar. Erciş halkından Seid Resule Berzenci ve Heseni süvari biriiğini Zilan vadisine gönderdim. Türkler. sa¬ vaşın kaderini değiştiren nedenleri sıralarken. Kör Hüseyin Paşa'nm oğulları Memo ve Nadir. Böylece Türk yardım biriiği Erciş'e yetişiyor. Erciş'in bir kısmı. Yardıma gelenlerin yolu kesildi." İhsan Nuri. Norşad. askerier az olduk¬ lannı görünce silahlanna sarılıyorlar. kadın ve çocuk¬ ların topluca kadedildikleri Zilan'a da değiniyor ve şöyle diyor: "Ben. Hasan Abdal'daki ordugâhta 200 asker bulunuyordu. Kürtler mermileri bitene kadar çadşıyor ve orada ölüyoriar. Çanşma çıkıyor. komutanın aklına gelmemişti. zorlu bir savaştan sonra Hasan Abdal'ı ele geçirdikr. emirnamede yazılı tarihi anlamadılar. Bargeri'nin tümü hemen alındı. Norşad kalesini savunmak için. Bu arada. O sırada. Fakat Kürtlerin kendi davalan ve vatanlan için ken¬ dilerini feda edebileceği. Türkler bir türlü buraya yaklaşma ce¬ sareti gösteremediler. Kurtulamayacaklannı anlayan Türkler teslim oldular. Ağn süvarilerini büyük bir sevinçle karşıladılar. en büyük trajedilerin yaşandığı. 24 saat bile dayanamadı. Bayrak sonuna kadar orada kaldı. Burayı savunacak gücümüz olmadığı için. arada bir birkaç kişi gidip orada görünüyordu." İhsan Nuri savaşan aşiretleri tek tek sayıyordu.Şunu söylemek istiyorum: Türkler Kabaktepe'yi işgal ettikleri zaman. Teslim üzerine tepelerden iniyorlar. Sağ kalan asker ve subaylar esir alındı. Kürtler. Erciş'in imdadına yetişmek üzere top ve asker gönder¬ diler. Türkleri esir alanlar Hayderi savaşçılanydı. her tarafi onarıp muhkemleştirmişti. Komutan çadşmada ölmüştü. Komu¬ tan. Şehirde bir piyade taburu ile bir mitralyöz bölüğü vardı. karşı tepede Kürt bağımsızlık bayrağı dalgalanıyordu. Kale zapt edildi. silah ve cephane kıt- i35 . Ardından aynı bölgede bulunan Norşad şehrine hücum ettiler. saldınnın yolunda gitmesi için. Norşad'la biriikte Erciş ve Bargeri şehirierine de sal¬ dırmışlardı. Bu sevinç içinde. Zilanhlar.

Dersim'in bir türlü ayağa kalkmamasını da." ihsan Nuri. Kürtler. ihsan Nuri. Bu savaşta bir tüfek ele geçirdim. nedenlerden biri ola¬ rak sayıyordu. ihsan Nuri. Keskoi aşireti ve diğer bazı aşiretlerin saf değiştirip Türklerin yanında yer almasının olayları etkilediğini yazıyordu. önce top. Gerçeği gözlerimle gördüm" diyordu. Gidip kendim baktım. Kuvvetlerini Culfar'a yığmışlardı." İhsan Nuri ve arkadaşları. Çemberi yarabilenler İran Kürderine karıştı. Kanikork savaşma kadar benim bile tüfeğim yoktu. sonra mitral¬ yöz ve tüfek sesleri yükseldi. 1930 Eylülünde Ağn Dağının do¬ ruklarına sığınıp burada direndiler. 236 . Sovyetler Biriiği ve Iran da savaşın hemen başında. İhsan Nuri anılarında şöyle yazıyor: "Silahımız yoktu. Bu arada Kör Hüseyin Paşa'nm oğlu ve bir diğer aşiretin reisi olan Seid Resul'la çekişme içine girmesinin de zarariar verdiğini naklediyordu. Ruslar Türklere yardım ediyordu. hiçbir yerden maddi yardım alamadıklannı. Fakat fazla dayanamadılar. Er¬ meni Taşnak Partisi'nin söz verdiği paralarınsa kendilerine ulaş¬ madığını belirtiyordu. Sovyet cephesi için şunlan yazıyordu: "Sovyeder Birliği kuvvetlerinin. 1930 Temmuzunda Türk devletinin yanında yer alıyordu.lığının yanında Kürdün Kürde silah çekip saf değiştirmesini en ba¬ şa koyuyordu. » * Kürder. ilk çatışmalarda başarı elde etmişlerdi. Bunun bir yanlışlık olduğunu san¬ dım. İran'ın savaşa girmesi konusunda. Fakat ilerle¬ yen zaman içinde gerilemeye başladılar. üç¬ lü kıskaca alınmıştı. Silah ve kurşunlan savaşarak düşmanın elinden alıyorduk. Dağılma başladı. "Iran sınır ka¬ rakolunun bulunduğu Ayıbey yönünden. Türk kuvvetlerine yardım için. Araş nehrini geçerek Küçük Ağrı eteklerine vardığını bana haber verdiler.

Dersim başta olmak üzere birçok Kürt bölgesi hareketsizdi. Avrupa basını. Ta¬ ceddin. Zilan ve Ma¬ lazgirt'teki Kürt güçleri biriikte hareket ederek. 15 Temmuz 1930 tarihinde Ağrı Dağı çev¬ resindeki bölgede 60 bin kişilik ordu ve 100 uçağın toplandığı¬ nı yazıyordu. Türkler. Bu sırada. Garo Sasuni. Ermenistan ve Kürdistan'ın bağımsızlı¬ ğından yanaydı. Kanlı çadşmalar- dan sonra Erciş ve Zilan kasabalarını aldılar. yollan üzerinde bulunan askeri ve idari merkezleri işgal ettiler. Türk¬ ler saldırdılar.Ermeni yazar Garo Sasuni. 237 . Yusuf Redkini. Hükümet. Üç liderden başka şu . Savaşçıların silah ve cephaneleri tükendi. Kamil Mahor. Güçlü yeteneklere sahip üç liderin çevresinde is¬ yancı aşiretler ve devrimci Kürtler toplanmışlardı. Abağa. İğdır ve Iran sınınndan taar- ruza geçtiler. 200 kadar köyü talandan sonra yaktılar. Yüzlerce Kürdü toplayıp Van Gölüne dök¬ tüler. öçlerini silahsız sivil Kürderden aldı¬ lar.. Türkler temel güçlerini Zilan ve Erciş bölgelerinde topladılar. 7 Türk uçağını düşürdüler. Aynı gaddariığı Van bölgesinde de devam ettirdiler. Ulusal Kürt Hareketi ve Ermeni-Kürt İlişkileri adındaki kitabında. Ib¬ rahime Husseke Telle Paşa ve Zilan Bey. Mustafa Kelo takma isimli Dijana Hesse Sori ve diğerleri. Fakat şehri uzun zaman elde tu¬ tamadılar. Fakat büyük kayıplar verip yenildiler. Olayları tarafsız bir bakışaçısıyla inceliyor ve yorumluyordu. erimiş biriiklerini takviye için kısmi seferberiik ilan etti.. 5 bin kadar kadın. Türkler. Bunların üçü de geniş siyasi görüşlere sahipti. Ağrı isyanındaki "üçüncü göz"dü.liderleri de sayabiliriz: Ferzende Bey. Kürtler. Vanlıların hücu¬ muyla Van şehri de işgal edildi.. bir başka yerde padak veriyordu. temmuz ayında Beyazıt. Ağrı isyanının bütün Kurdistan ve Kürtleri kapsamadığını söylüyor ve devam ediyor: "Ağrı hareketinin üç büyük lideri vardı: ihsan Nuri Paşa. Binlerce kur¬ ban verdirttiler. Çarpışmalar yayıldı. Savaş kızıştı. 1930'da. Hakkari'nin bir kısmı isyan bay¬ rağını açıp Türk askerlerini kırarak Çölemerik'i aldılar.. Adevi Aziz. Kürder daha hazıriıklarını tamamlamamışken. Buna rağmen. çocuk ve ihtiyarı kadettiler. Çarpışmalar bir yerde sönerken. Pergiri. Ağn Dağına çekildiler.

kısmen de esir alınarak büyük bir yenilgiye uğradldı. Lider kadrosu dağddı. sı¬ nın geçerek Hakkari çarpışmalarına hız verdi. "tedip ile tenkil" için sonsuz özgüriük getirilmişri. Kızıl Ordu birlikleri Araş nehrini geçip. Çatak. Türk birliklerini Sovyet Ermenistanına sığın¬ maya mecbur ediyordu. Günün birinde. Ağn bozgunundan sonra. panik içinde kaçıyordu. Dönemin yarı resmi Cumhuriyet gazetesi. Çok sayıda uçak kaybettiler. Kürtler zaman zaman İğ¬ dır'a hakim oluyor. Savaş kesintisiz bir hal aldı. biri çıkıp insanlığın evrensel hukuku adına suçlulardan hesap sormasın diye. "Tenkil" ve "tedip" başladı. Hınıs ve Malazgirt bölgelerinde çarpışmalar sürüyordu.Bundan sonra cephe sabitleşti. Ankara-Moskova işbiriiği de uzun zaman gizli kalmadı. hukuka uygun olamasa da. "Muhayyel (hayali) Kurdistan burada gömülüdür" cümlesini yazarak sonucu ilan ediyordu. "isyan 238 . Moskova bununla da kalmadı. suç işleme özgürlü¬ ğü ise sonsuzdu. nereye olduğunu bilmeden. Türkler çaresiz kaldı. Buna rağmen Ağrı Dağı 25 Eylül'e kadar çok cesurane biçim¬ de dayandı. Birbirinden kopuk kimi liderierin. Kürderi boğmak üzere Türk¬ lere yardıma koştu. İran'ı Türki¬ ye'yle işbirliği için zoriadı ve ikna etti. Taşburun çarpışmaları meşhurdur. mezar taşı¬ nın altına." 25 Eylül 1930'da düzenli ordu karşısında yaşanan başarısız¬ lık "genel yenilgi" sayıldı. Bu amaçla. Bunun dışında Van. Salih Paşa'nm birlikleri Beyazıt yakmlanndaki ba¬ taklıklarda kısmen yok edildi. birinci sayfasında yayınlanan bir karikatürde. RESMİ TARİH VE YAŞAR KEMAL Kürder için her türlü muamele "mubah". ya¬ salardaki boşluklar sıkı sıkıya kapatılmış. Şeyh Barzani. Kürtler zaman zaman baskın yapıp panik yaratıyordu.. Hakkari. "tek kişilik çıkış"la uyguladığı gerilla yöntemleri işe yaramıyordu. 1931 yılında. Kürder.

Ortasına bomba düşen koyun göğe fıriadıktan son¬ ra. Bu yasanın birinci maddesinde şöyle denUiyordu: "Erciş. ihtiyar kimsenin sağ kurtulamadığını söylüyordu. Kürt trajedisini en iyi biknkrdendi. Zilan bölgesinde yürüyen bütün canlılar hedefti. onlara sonsuz yetki veriliyor.bölgesinde işlenen ef alın (fiil. korucu. 1990'da 85 yaşındaydı. Çağımızın ulu yazarlarından Yaşar Kemal. askeriik yaparken Zilan bölgesinde sivil katliam¬ larda rol almıştı. İpek Yılmaz. "müstahak olduğu akıbete" uğratdıyordu. cansız olarak yere düşüyordu. Düşman görüldüğü yerde. 239 . Pişmanlık ve hüzün içinde anılannı an¬ latırken. dokunulmaz¬ lık tanınıyordu. Zilan. "onların da Müslüman olduklarını bilmiyorduk" diyordu. bebek. "Kürtler ko¬ yun kılığına bürünüyor" denilerek koyun sürüleri havadan bom¬ balanıyordu. ruhunu temiz¬ lemeye. bunu müteakkip Birinci Umum Müfettişlik mındkası ve Erzincan'ın Pülümür kazası dahilinde yapılan takip ve tedip ha¬ reketleri münasebetiyk 20 Haziran 1930'dan 1 Arahk 1930 ta¬ rihine kadar askeri kuvvetier ve devlet memurları ve bunlar ile beraber hareket eden bekçi. milis ve ahaU tarafindan is¬ yanın ve bu isyana alakadar vak'alann tenkiH emrinde gerek müstakilen ve gerekse müştereken eşlenmiş ef al ve hareket suç sayılamaz. vicdanını yıkamaya çalışıyordu. ihtiyariığmda. Trajedinin külleri. hemen hemen bütün roman¬ larının sayfalarına serpilidir. emir gereği suç işlediğini öne sürerek. eylem. Birçoğu gibi o da. Bir yayla baskınına katıldığını. işlem) suç sayılmayacağına dair kanun" yürürlüğe giriyordu. yeryüzünde devletin her personeli ayrı ayrı birer "in¬ faz" elemanı kesiliyor. Ağn Dağı havalisinde meydana gelen isyan böl¬ gesinde. Ankara'nın Kızılcahamam ilçesine bağlı Etil köyünden İpek Yıl¬ maz." Böylece. İnsanlar arasında ise yaş ve cinsiyet ayırımı yapılmıyordu.

baskısının 88. Kürder yaman adamlar. Sen Ağn Dağını gördün mü? diye sordu. ne kadar erkek varsa köyde kurşundan geçirtiyordu. emekli ola¬ cağım. Başını kaldırdı.. Eeeee? O düzlüğün üstünde de. Demek sen Ağn Dağında. Beni yanına çağın¬ yordu. Ben o zaman Erzurum'da askerdim. dedim. söylediklerine göre bu üç tepecikten biridir. inanmaz inanmaz bakd. işte ben o düzlüğe vardım da. o en yüksek te¬ peye çıkamadım. Selim Balıkçı. Belki de Çekmece'de bir taria alınm.. Şapka¬ sını yana yıkıyordu.. O en yüksek tepenin de yüksekliği altmış met¬ re kadarmış. domates dikeceğim. Ölen her askere karşılık bir Kürt köyü yakıyor. hele bir bitsin Selim diyordu.. Kürderie çarpışdm. çok atıcı. Deniz Küstü ro¬ manının 8... Seninle balığa çıka¬ cağım. Nasıl ölçüyoriar dağlann yüksekliğini? Bir alet var.. Gördüm. Çıkar çıkmaz kasketim en az beş kurşunu birden yiyordu. Asıl Ağn Dağının en yüksek yeri. Ne. Karşılıklı çarpışırken. Ben bu yarayı Ağn Dağında aldım. Bana. diyordu. diye takılıyordum. Tam tepesine kadar mı? Tam tepesine kadar değil. Atatürk onu severmiş. hele bir bitsin. Bizim bir komutanımız vardı. dedim. Bir Kürt bir askeri öldürürse. sayfasında şöyle anlatıyor: ". Ağrı Dağının tepesine vannca önce bir düzlük görürsün. korkmak diyordu.. diyordu gülerek. bu paşa var ya kuduruyordu.. adı Salih Paşa. gördüm. Meyme¬ netsiz bir adamdı ya. Hiç aklı almıyordu. Ağn Dağında Kürder isyan çıkarmışlardı. geleceğim senin Menekşe'den bir taria alacağım. Ağn Dağında diyordu. üç tane başka küçük tepecik var¬ dır. Ağn kırımının bir sahnesini. Ta Büyükada'ya kadar kürek çekerek gideceğiz. bana bakd. Cemal Gürsel gibi kabadayı paşalar hep böyle şapkalannı yan yıkariar. ben asker kasketimi bir değneğe takıp çı- kanyordum.. Ama paşanın denizden ödünün kop¬ tuğu belliydi. Tepesine kadar da çıkdm. Sen denizden korkarsın paşam. bu dil 240 .Yaşar Kemal. At yetiştireceğim.

Dersim'de de ortaya çıkacakn.. eteklerini bir bir dolaşarak yaknk. yangın yerine çevirdik. Hızma dediklerini de. daha son¬ ra Genelkurmay Başkanı olan Salih Omurtak'ri. Bu Salih Paşa." * * s Yaşar Kemal'in anlattığı Salih Paşa. çok perişan ve münhezin bir halde Zilan ve Hacıdırı derelerine sığınmışlarsa da.. sakız gibi bir yataktayım. Ben bir kuruş almadım bı¬ raktığım Kürtlerden. o gün öldürülen Kürtlerin şerefi¬ ne kadeh kaldırır. Deli divane oluyor. birçok altın gerdanlık. Salih Paşa beni çok içirmişti. ne göreyim. Salih Paşa adı. Kürtlerde çok para. Asker onun de¬ diğini dinleseydi. yıktık.. sabaha kadar içer. Bir bahar.bilmez köylünün Atatürkümüze başkaldırmalarını. akın balballar. Her askerin çantasın¬ da kağıt paralar. Biz as¬ kerler ne yapıyorduk. Halhal dedikleri.. yakaladığımız Kürtleri serbest bırakıyor¬ duk." Hiç kurtulamayanların kaçı bebek... Bizim memlekette can karşdığı para alınmaz. kendi de. burunlarına takarlar.. Ağrı savaşını yöneten Salih Paşa. 15 Temmuz 1930 tarihinde yayınladığı bildiride şöyle diyordu: "Eşkıya çeteleri. elinize geçen her Kürdü kurşundan geçirin. sürmedik adam koymadık. bir karyolada. İnsanlık için. ordumuzun. bir tanesini sağ bırakmayın bu yılanların. din kardeşi değil miydik? Paşa böyle yapdğımızı bir duysa. çocuk ve ihtiyardı? 241 . hiç kurtulmamak şartıyla yok edil¬ miştir. Salih Paşa.. Kürt beylerini de oynatır. alimallah tüm orduyu Kürtler gibi kurşundan geçirirdi.) Gözümü açdm ki. kadınların ayak bileklerine taktıkları bir hoş bileziklerdir. bize yardım eden Kürt beylerini de çadırına çağırır. bilezik. Kürderin kökünü kestik. o gün çarpışma bitip akşam olunca. kadın. şimdiye Türkiye'de bir Kürt kalmazdı. göbek atardı. Öldürmedik. bu dereler etrafinda tedricen sıkışan çemberi içinde. bir altına bir can bağışlayarak. Bazı askerler zengin oldular. altın hızmalar. çok altın vardı. gerçek bir isimdi. Ağrı Dağını. diye bağırıyordu. Bir sabahd. Ben hiç para almadım. (.

Ayn¬ ca Türkler 1400 tane de uçak kullanıyordu. Hatta Avrupa ve Amerika'nın önemli gazeteleri. savunmasız sivillere ilişkin aynnri yayınlamı¬ yordu. Basın da. iki tarafin savaş gücünü karşılaş¬ tırıyor ve şöyle diyor: "Her ne kadar büyük miktardaki Türk biriikleri Van. anılannda Ağn Dağında 300 kişiyle direndiklerini söylüyor. Hınıs ve İran sınırında isyancı aşiretlerie meşgul olduy¬ sa da. uçak ve toplarla tak¬ viyeli. bu rakamı 100 bin olarak vermekteydi. Muş. Yalnız." Gazetenin yazdığı sayıda silahlı isyancı bulunmadığına göre. kaçışı kurtuluş sanıp.Salih Paşa'nm resmi bildirisi. Zilan vadi¬ sindeki toplu katüamı şöyle veriyordu: "Karaköse. öldürülenler. tüm alan¬ da birkaç bin silahlıyı bulmuyordu. lebaleb ceset¬ lerle dolmuştur. bu konuda herhangi bir ayrıntt vermiyordu. ahalisi Erciş'e sevk ve orada is¬ kan olunmuştur. Türk ordusuna yenilmezdik" diyor. bir müfreze önünde düşüp ölenler 1000 kişi tahmin edi¬ liyor. Halbuki Türk ordusunun toplamı 60 bini buluyordu.Ağn eteklerinde eşkıyaya kadlan köyler yakılarak. Buradaki harp. 14 (Özel muhabirimiz bildiriyor) . 1930'daki Kürt ayaklanmasına katılanların sayısı. pek müthiş bir tarzda cereyan etmiştir. 100 bin kişilik Türk ordusu ve yardım eden Ruslar ve Iran- 242 . Zilan'da topluca yok olan silahsız. savaşa kanlan Kürt ulusal hare¬ keti savaşçılannm sayısı 10 bin idi. Zilan harekâdnda imha edilen eşkıya miktarı. savaşın asıl merkezini Ağn Dağı teşkil ediyordu. savaştan kaçan masumlar mıydı? KATLİAMCI ASKER ANLATIYOR Merkez üssü Ağrı Dağı olan isyancılar. Ermeni yazar Garo Sosuni. Hakka¬ ri. 16 Temmuz 1930 tarihindeki sayısında. "500 kişilik bir ek gücümüz olsaydı. Ağn'dan Van Gölünün güneyine kadar." Devlerin yarı resmi yayın organı durumunda olan Cumhuri¬ yet gazetesi. 15 binden fazladır. İhsan Nuri. Zilan deresi. Zilan deresine sıvışan 5 şaki teslim olmuştur.

ihtiyarıyla insanlar. yamaçlarından aşağıya cam duruluğunda sular akıtır.. Biz de. Türkçede. ama Beyazıt önlerinden Van Gölüne kadar uzanıyor. Gece yelleri. Aşağıda. dipte birleşerek. cephe dağılmış. Zilan zemininin orta yeri. çatlayacak kadar olgunlaşmış. Baharda yaylaları. Zilan. deresiyle Zilan baştan başa çiçek ko- 243 . küçük akarsulara.. Derin ya¬ maçları. yayla ve otlaklarıyla. doruklara. Yamaçları yaklaşsa da uzaklaşsa da Zilan deresi. Türkçedeki deyimle "dere" diyelim. çukurluklara. kilometreler boyu genişleyerek açılan çayırlan. Zilan deresinin uzunluğunu kilometre olarak bilmiyorum. yayla ateşleri uzaktan uzağa birbirine göz kırpıyordu. Pınarlar. Yıldızların alabildiğine yakın göründüğü Zilan gecele¬ rinde. kabu¬ ğunun altı kütür kütür olmuş. Dünyanın merkezine varıyormuş izlenimi veren derinliği. Ingilizcesi "ka¬ nyon" olan Geli'nin Türkçede karşılığı yok. yer kürenin merkezine inen bir kuyuyu andırıyor. bıçaklanmış karpuz gibi. vadi ve kanyonlara sığınmışlardı. kurtuluş umudunu dağlarda aramış. bahar karlarından hemen sonra başlayan yayla zamanıyla birlikte. yer yer bir kıyıdan ötekine adanacak izlenimi verecek kadar yakın.lılarla savaşmak zorunda kalmış ve yenilmiş. koyun sürüleri. "Celilere" de "dere" deniyor. boylu bo¬ yunca uzanan dipsiz manzarasıyla. ağaçlar.. Yamaçları sarp. Beyazıt'tan başlayarak. Bu. düzlükleri. Kürderin efsanevi "Geliye Zilan"ıdır. kertenkelelerin bile zor tu¬ tunduğu dikliktedir. savunmasız halk kırımın hedefi olmuştu. Bazı noktalarda ise uzak. duru sular ça- ğıldar. bazı bölgelerde kilometreleri buluyor. otlar arasında çağıldar. Sığınaklardan biri de. köyleri boşaltmış. Zilan deresi olan kanyondu. iki kol ha¬ linde yarık. Van'ın Erciş'ine kadar uzanan vadinin adıy¬ dı. ot ve çiçek kokuları taşıyordu. yer yer daralan. ZUan. si¬ vil. yükselen tepeleri. yan yana konan "el"le (obalar) "şe- ni"leşiyor. Kürtçede "filizler" anlamına gelen "Zi¬ lan" bölgesiydi. Kırım kollarını gören halk. çayırları. Zilan deresinin zemininde dört mevsim soğuk.. dört bir yana dağılıp bebeği.

"kom kom" çadıriannı aç¬ mışlardı. zalimin zulmünden kaçanlann da ba¬ rınağıydı. 244 . buğday başağı biçilircesine yok edildi. 1900'Ierin başında da sakladı. dünya kurulduğundan beri. mazlumu esirgeyip saklayan efsanesi 1930'da kırılarak yerle bir edildi. hiç kimse tara¬ findan hiçbk zaman bifinmedi. Fakat. "Gula Maran" (yılan gülü) mevsiminde Zilan'ın yılanlan sar¬ hoştur. Ama korkudan kaçan Vanlılar. Yaz Ortalarında. Yeni doğmuş bebekten 90'hk ih¬ tiyara kadar her yaş ve cinsiyetten sayısız insan. yanılgıları aynı zamanda tarihin en büyük toplu kınmmı beraberinde gerirecekti.. çayıriar cenneri. Havada çiçek ve ot kokulan akar. ya da kar¬ şı çıkanlan. Ağnh. Toplanan insanların sayısı. Bidisli. çiçeklerinkine kanşarak akar. kırım boyunca yer gök insan feryadanyla dolmuştu.. süngülenerek. kendini güven içinde hissedenler ise yayla ve düzlüklerinde. ZUan vadisi. * Ağn Dağı bozgunundan sonra Kürder akın akın Geliye (dere) Zilan'a sığınmışlardı. yamaçları ve Geliye Zilan tarihte benzeri olmayan bir kadiama tanık oldu. Birinci Dün¬ ya Savaşı'nda isrilaya çıkan Ruslardan kaçan Kürdere bannaklık etti. otlann.. yalnız yaylalar. Müslümanlığı seçen. Dibinde yatarak ağır. Zilan'ın koruyucu. Beyazıdılar "Türk askerierinin giremeyeceği bir ko¬ runaktır" düşüncesiyle Geliye Zilan'a akın ediyor. Zilan'da olgunlaşmaya başlayan yaban elma¬ sı. "Ben isyana katılmadım" düşüncesiyle. En son. Giriş ve çıkışlan tutulmuş. Geçeni sarhoş edercesine.. Zilan dağlan. uslu öyle dururiar. kınm başlamış. Gula Maran'ın benzersiz kızılhğıyla açtığı tek yeryüzü parçası değil. Hıristiyanlan korudu. armut ve "hulitırşık" kokulan. derinliklerine iniyorlardı. mitralyöze tutula¬ rak. "Zilan deresi"nde topluca kadedilen insan sayısı hiçbk zaman bilinemedi. odaklar. on binlerce asker tarafindan baştan başa sarılmış Zilan deresinde.kar.

"Sen Müslüman ve dindar olduğunu söylüyorsun. tutku derecesinde İslam dinine adamış. Çok istediği halde. Kırımın resmi söylemdeki adı. yürekten bağlı ol¬ duğu devletine de. Zilan'da öldürdüğün kadınlar. Dursun Çakıroğlu. yardım etmeyen çocuklarına değil. sağlıklı görünüyordu. ibadete vermiş gibi bir hali vardı. utanır gibi olmuştu. Benzer soruları o da kendi kendine sormuş muydu? Öldürülen çocukların.Dönemin yarı resmi Cumhuriyet gazetesi. Geçmişinden sıkılır. ihtiyar ve savunmasız kadınların çığlıkları rüyasına gi- 2-45 . Dursun Çakıroğlu. hacı olamadan ölürse. Gençliğinde. Mekke'ye gidip Ka- beye yüz sürçmemiş. Ama yalnız kö¬ tü talihine. "eşkıya tenkili" idi. çavuş rütbesiyle Zilan katliamına katılmıştı. Dinç. kurşunlanıyordu. can derdi ve feryat figan içinde alevlerin arasından çıkanlar. Hac pa¬ rasını bir türlü denkleştiremediği için öfkeliydi. Laz Hoca. Dediğine göre. Yangınların içinden insanlar firlıyor. hacı olmayı Allah nasip etmemişti. askerfiğinde. parasızlık yüzünden.. 1990'da Ankara'nın Söğütözü semtindeki gecekondu mahal¬ lesinde yaşıyordu. Zilan yaylaları yanıyordu. Tek derdi ise hacı olamamaktı. Bakışları yere in¬ di. çocuk ve ihtiyarlar da Müslüman değil miydi?" Irkildi Laz Hoca. in¬ san ölüleriyle doldu" cümlesini manşete çıkarıyordu. 1906 yıhnda Trabzon'da doğmuş bir köy¬ lüydü. Mahallede "Laz Hoca" lakabıyla tanınıyordu. gözleri açık gidecekti öbür dünyaya. Ama devlet hizmetlerini görmezlikten gelmiş. Susup kaldı. uzun yıllar askerlik yapıp "memleketi kurtar¬ mak" için canını siper etmiş. Kendini. Uykudan uyanır gibi oldu. Zilan'daki kınm ve kan sesini "zafer" olarak duyuruyor ve "Zilan deresi lebaleb. Kürtlerle savaşmıştı.. onu hacı bile yap¬ mamıştı. kurşun sıkmış.

Görünürlerde çok az erkek vardı. Aşağıdaki metin ortaya çıktı: "Askerlikte çavuştum. Kah- vakımızı yapdk. Zilan yaylasında. 'ateş serbest' diye. Bk askerdim. Vurdu¬ ğum olmuştur belki. yaptım. 'Askerier geliyor' diye göçe. Ka¬ dınlar. eşekleri de çoktu. Herhalde kaçmışlardı. Sonra söyledikleri birieşririldi. Karaköse'deki (Ağn) harpte Kürderie savaşdm. bu rütbeyi vermişlerdi. Karşılıklı kurşunladık birbirimizi. kaçmaya hazıriamyoriardı.. çaresiz kalmış gibi savunmaya geçti: "Benim bir suçum yok ki" diyordu. Çok mesele oldu. Sabah erkenden yaylada bir hareket¬ lilik başladı." Sustu. Asker et yemekten bıkmışd. Yüzden çok çadır vardı. Adarı. Adarı yükte. büyük bir düzlüğü çadıriaria doldurmuşlardı. O zamana kadar orada kaldım. binekte kullandık. 246 . Yayla meselesi yaz mevsiminde oldu. kanlı bir tarihin celladanndan biriydi. 1934 senesinde bana tezkere verdiler. Komutanımız Deli Kemal'di. "Oldu bk kere. Herhalde üstierimi memnun etmiş ol¬ malıyım ki. Sonra kendi kendine konuşur gibi. O orada kaldı. öğrenmişler bizi.riyor. Koyun çoktu. Yaylanın çevresinde yayılıyordu. yavaş ya¬ vaş yaklaştık. Sonra yaylayı çepeçevre iyice sardık. Yemek için kestik. "Ben. O. Emk verdi. Onlann hepsine el koyduk sonra. çocuklar. söylediklerini kaydediyordu. Komutanımız Deli Kemal Paşa. Sü¬ rüleri çoktu. ihtiyarlar vardı ortalıkta. Önüne konan teyp çalışıyor. Kürderin vatan haini ve düşman olduğunu söylüyor¬ du. Aralannda birkaç de¬ likanlı. Koyunlan yanımıza aldık." dedi. Yerierini önceden keşfetmiştik. Ağustos ayı olabilir. hepimiz emir ku¬ luyduk. Her taraf sahipsiz koyunla doluydu. Adyordum kurşunu. iki taraftan da çok adam öldü. Tezkereden önce oldu o mesele. kahvakı için emir verdi. Geceden sardık yaylayı. uykusunu bölüyor muydu? Utancın kahnnı yaşıyor muydu? Sıkışmış. Çok kan döküldü. Her nasılsa fark edip. Emir verdiler. Emrine uyduk ve vurduk..

kadınlar. kaçışma. bir feryatdr koptu. Yayla ana baba gününe döndü. O yayladakilerin suçu neydi. Ben¬ ce daha çoktu. verdik kurşunu.. Çok ölü vardı. Ama emir işte. Ölülerden bir şey almadım. köyde hangi yaşta insan varsa. Sağ yakaladığımız 20-30 kişinin dışında kurtulan olmadı. Feryadar. Küçücük çocuklar da vardı.. atlar da vurulmuştu. Her şey çok kötüydü. Belki silahları yoktu. Aniden basdrmışdk. Kürt diyorlardı. Birbirine sarılıp kalmış çocuklar." Dursun Çakıroğlu'nun. Sonra bağırdı: 'Ateş serbest!' diye. ağlıyor. ihti¬ yarlar orada burada düşüp ölmüşlerdi. ço¬ cuklar oradan oraya koşuyor. esir aldıklarımızı birbirine 247 . Ama çadşma ol¬ madı. kaçarken vurulmaları. konuşma.. Yaylım ateşinde köpek¬ ler. Devlete isyan etmişlerdi. Kadın ve çocuklardı. Ama bunların çoğu öldürülüyordu. Benim yüreğim kaldırmadı. çocukların ferya¬ dı.. Bazı arkadaşlar. Akınları¬ nı. 'Çök!' diye emir verdi askere.. Kürt savaşında "insaniyete dair" anı¬ ları da vardı. figan ediyorlardı. Her yaşta işte. bir hayat kurtardığını ise gururlanarak an¬ latıyordu: "Bir köyü ateşe verdikten sonra.... ölülerin üstlerini başlarını aradılar. Çadırları yakıp ayrıldık oradan. Kötüydü..Bizi karşılarında görünce. bilmiyorum. Rastgele. Deh Kemal Paşa. iyi değildi. paralarını aldılar. Diz çöktük.. Çarpışma çık¬ madı. Dört saat taradık tüfek ve mitralyözlerle. Sesler. İyi bir şey değildi. Sonradan 600 ölü dediler. Bilmiyorum... Çok kanlı oldu. Kadınlar. "Esir aldıklarımız da oluyordu. Bir evde. Kadınların.. Laz Hoca. Çok kişi öldü. Hiç karşılık veren olmadı. kıpırdlar kesilince çadırlara girdik. Belki silahlarına davranmaya vakit bulamadılar.. İnsanlık da yapıp. inleme. ağlamalar." diyordu. Her taraf ölü.

Tanıyamadım onu. Ama yanıma geldi: Sen Dursun Çavuş değil misin? diye sordu. dedim. çetin bir yamaçta. bir genç vardı.. Kinli biri de olabilir diye adımı gizledim. Birine benzettin herhalde. Onu o zaman hatırladım. Çok dikkadi bakıyordu. 16-17 yaşlanndaydı. Kürt şivesiyle konuşuyordu. Savaşmışdm. Kaya¬ lık. gittim. Bu kurtardığım delikanlıydı. Yanımızda götürdük. Kürder arasında çok kalmışdm. öteye gittim. Yürüdüm. Sen Dursun Çavuşsun. Yürüdüm." 248 . Benim adım Dursun mursun de¬ ğil. Bk iş için Polatiı'ya gitmiştim. Neden orada öldürülmedikkrini bilmiyorum. Otobüs bekler¬ ken biri uzaktan bana bakıyordu. Esir aldığımız bu kafilede. Hu¬ zursuz oldum. Yüzüme bakıp güldü: Seni tanıdım. Çok yakışıklı. 'Kaç saklan'. dedi. dedim. Ama onca yakını öldürülmüş birine tanışıklık veremedim. te¬ miz bir delikanlıydı.bağladık. Bir sıçrayışta kayalar arasında kayboldu. gizlice ellerini çözdüm.. Onun ölmesine gönlüm razı olmadı. Çünkü esirler de öldürülüyordu. Yıllar sonraydı.

Ağrı'ya karışmamış Dersim. Seid Rıza'ydı. anneler. kendilerini güven içinde hisse¬ diyordu. "siz on¬ lardan değilsiniz" söylemiyle Dersim'i adeta ayırmış.ALTINCI Bölüm DERSİM SIRASINI BEKLİYORDU 1920'de "kanlı Koçgiri" yaşanmış. yıkıntıları inşa ediyor. Dersimliler. Kürtlerin safinda Şeyh Said İsyanına katılma¬ mış. dostça söyleme ve güler yüzlü yaklaşıma kannuşO. kışlaların inşaası bitmişti. yaklaşan tehlikenin ayak ses¬ lerini de duyacak halde değilkrdi. halkının "Rızo" dediği. yeni dönemde yara almamış. İlk hedef. 2-49 . Cumhuriyetçiler. kan ve ateşe boğulmuştu. çoğunluğu Alevi olması nedeniyle. sırasını bekli¬ yordu. Ama kurmay heyetle¬ ri. babalar evladarım arıyordu.51 gelene kadar kırım ve kan sesinden ayrı tutmuş. 1935'e gelindiğinde. "sefer" yollan açılmış. dokunmamışn. yangın¬ lar yaşamamıştı. Ama. köyleri ve insanlarıyla baştan başa yara bere içindeydi. Ziyaretçiler kapıdaydı. O "güven ve huzur ortamında". "girilemeyen tek bölge" olarak Dersim. 1930'ların ortalarında Kürt dağları. hazıriıklar ileriemiş. ayak seslerinden habersizdi. böylece sıra. "Dersim'in iyiliği için" inceden inceye planlar hajurüyoriardı. "Tedip ve tenkillerin emektan" İsmet Paşa (İnönü) planlarım hazıriamış. "Sesi" haber verenleri "felaket tellalı" ilan ediyor. Osmanlıların bütün akınlarında başarısız kalıp bir türlü gire¬ mediği bölge olan Dersim. bir yandan da kayıp kardeşler birbi¬ rini. "Sel Seferieri" adıyla vuruşunu yapmaya hazırdı. 1925'ten itibaren Kürt yurdunun bütün parçaları. kendi ayaklan üstündeydi. dağdan inen insanlar yangınları söndürü¬ yor. Yurduna dönebilen. Dersim. Büyük çoğunluğuyla Dersimliler. inadına köylerinde oturuyorlardı.

kana susamış biri olarak tanıtılıyordu. mülayim. halim selim bir ihtiyardı. Seid Rıza'yı da Elazığ cezaevine gerirdiler. Genç¬ ler. Etrafinda. kızarıyorlardı. ziyarete gelenleri ayakta karşılıyor. Etra¬ fında büyük bir kalabalık toplanmışd. Hizmet etmek için yarışıyorlardı. zapt edilmez biri sanıyor¬ dum. bize lazımsınız' diyerek ekmeğini gençlere pay ediyordu. ama devlete pay veremediği için. Ama o. Elleri ke¬ lepçeliydi. Kürtler saygı gösteriyor. Mehmet Aladağ anlatıyor: "Seid Rıza'nın getirileceği haberi. oturması için yerini veriyordu. Herkes gibi ben de onu. Gece yarısı getirdiler. 250 . Yanma gelip saygılarını sunan herkese nereli olduğunu ve ne¬ den cezaevinde yattığını soruyor. canavar yapılı. önceden duyulmuştu. Çünkü. Kimseden bir şey istemiyor. onu görünce şaşıp kaldı. gördüğü Se¬ id Rıza. kendi halinde bir ihtiyardı. Elazığ'da beden işçiliği yapıyor. resmi bildiri ve söylemlerle tanımlanan kişiye hiç benze¬ miyordu. çok mütevazı bir adamdı. ikramı karşısında mahcup oluyor. Bildirilerinde o. Elazığ ce¬ zaevinde yatıyordu.RIZO Mehmet Aladağ. ak sakallı. ceza¬ evinde. Zorlukla yürü¬ yordu. 1937 yıhnda "kazanç vergisi kaçakçılığı" gerekçesiyle. 'insanın başına her şey gelir. sineği bile ra¬ hatsız etmemeye özen gösteren. filozof söylemli. göbeğine doğru sarkan sakalını aklar sarmıştı. Gür. Karşısındaki kişi ise. uzun. sevecen bakışlı. 'Siz yeyin. Uzaktan seyrettik gelişini. Ortanın üstünde boyda. nurani yüzlü. Ayak bileklerine zincir vurmuşlardı. Üstü başı temizdi. Heyecanla bekliyorduk. çok süngülü asker vardı. Ekmek kıtd. önünde eğiliyorlardı. Ziyaretine gitmek için askerlerin çekilmesini bekledik. Mehmet Aladağ. geç¬ miş olsun dileğinde bulunuyorlardı. kazancıyla ailesini zar zor geçindiriyor. getirdik¬ leri. Cezaevinde çok az yemek veriliyordu. Kürder elini öpüyor. bu da geçer' diye teselli ediyordu. Bir süre sonra. dev cüsseli.

Seid Rıza yatağında doğrulmuş. Birkaç gün sonra. Mahkemeden söz edildiğinde gülüyor. Bir daha geri gelmediler. Nuri Dersimi. Giyinmesini beklediler. Mahkeme önüne çıkacağı günü bekliyordu. Nereye? diye soruyordu Seid. Çok kalmadı cezaevinde. Tarikat noktasında da. Seid Rıza güldü: Gündüzler. Güzel değil. oğlunu ve Dersimlileri alıp götürdükr. gen¬ cecikti. Seid Rıza'nın başına toplandılar. gün ışığı bitti mi? Gece yarısından sonra mah¬ keme mi olur? Bu saatte ancak asılacak adam yatağından kaldı¬ rılır. Askerlerin arasında. en yüksek derece ola¬ rak Rehber mertebesine varmış olduğu için kendisine 'Seid' unva¬ nı verilmiş. çok güzel bir delikanlıydı. Hazıriamnca Seid'i. Cevap vermediler. Baş¬ larında durmuş. yani Ocak sülalesinden sürüp gelen ve Kürtlerce en asil sayılan bk ailenin oğludur. Seyrediyorduk. Gülümsüyor. İ5I . Oğlu Hüseyin. giyinmelerini bekliyorlardı. Asmaya götürmeye geldiğinizi neden gizliyorsunuz. siviller de vardı. Ne olacaksa bundan sonra. Hatıralarım adındaki kitabında soyağacı için şöyle diyor: "Seid ibrahim." * » * Seid Rıza'nın doğum tarihi hakkında kesin bilgi yok. Soğuk bir gecenin yarısında. kendisini aşirederinin baş evladı olarak tanımıştır. Mahkemeye! Cevabını alınca. Seid'in oğlunu ve öteki Dersimlileri de uyandırmışlardı.Bir gün olsun kırık moralli görmedim. Ama ümitli değil¬ di. Giderken bize el salladılar. herkese moral veriyordu. dedi. Su dö¬ küldü. kalaba¬ lık bir asker grubu gelip aldı onu. 1937 Kasım'ındaki sorguda 83 yaşında olduğunu söylüyordu. gidiyoruz diyorlardı. Batı Dersim'in Hesanan aşiretinin kabile reisle¬ ri. Bu şekilde gerek asalet yönünden ve gerekse manevi yönden Dersim'in Şeyh Hesanan aşiretlerinin hepsi. O gece asıl¬ mışlardı. bir delikanlı olan oğlu Reşik Hüseyin'i ve birkaç Dersimliyi daha getirdiler. bir an önce olsun' diyordu. 'Testi kırıldı. Dr. Giyin.

vasiyetinde belirtmişti. hırs. Seid Rıza'ya 'Rızo' ve Rayber ve 'babasının oğlu' anlamına gelen. Babasının ölümünden sonra Lirtik'ten göç ederek. hem de yüksek ruhlu bir in¬ sandı. hem büyük bir Kürt. Kürt karakteristiği. Dersimlilerin asıl atalan adına armağan edilen Kaimen Sor ve Lırtik bölgelerinin Deri Ari köyünü kendisine merkez yapmıştı. baba anlamına gelen 'Babo' unva¬ nı vermişlerdi. 'Ben fakir bir Rızo'yum' derdi. aşirederin idari önderliğini Rıza'ya bıraktığını. Bunda haklı idiler. Çünkü Seid ibrahim. kin ve düşmanlık taşı- 252 . Rıza'da gördüğü zeka ve ka¬ rarlılık nedeniyle onu çok severdi. Seid ib¬ rahim'e Kürdük düşüncesini telkin eden eşsiz bir Kürt bilginiy¬ di. Seid Rıza'yı da şöyle anlatıyor: "Kürder. Seid ibrahim." * * a Seid Rıza'yı tanıyanlar onu. En küçükleri Rıza'ydı. Kibir ve azamet gösterenlerden nefret ederdi. Merhum Seid ibrahim. güler. Aşi¬ ret üyeleriyle bir sofraya oturur. Dersim'i tamamen bağımsız ve Türk hükümetinin zulüm ve ihtirasların¬ dan uzak bir halde tutmuştu. Dersimliler. Bu nedenle ölümünden son¬ ra. Kürt civanmertiiği ve Kürt fizyonomisinin bütün özellikleri görülmekteydi. Dört erkek çocuğu vardı. Tujik Dağı eteklerindeki Ağdat köyüne yerleşmişti. Mehmet Ali Efendi. Aşiret üye¬ leri gibi giyinir ve onlardan ayrılacak hiçbir işaret taşımazdı.Dersim'in kuzeydoğu bölgesinde. oğlu Rıza'yı aynı düşünce ile eğitmişti. Seid Rıza. Kurdistan Tarihinde Dersim kita¬ bındaki anlatımı da bu tanıma uyuyordu. Nuri Dersimi'nin. yaşlı¬ lara hürmet gösterir. tavır ve hareketlerinde. ikramda bulunur. 'Lace Baboyı' unvanıyla seslenirlerdi." Nuri Dersimi. Seid ibrahim'e. Al¬ çakgönüllülüğü o kadar genişti ki. Şahsında. Seid ibrahim. mütevazı bir halk lideri olarak ta¬ nımlıyordu. küçüklere bir kardeş gibi davranır ve bü¬ tün Kürderin kardeş olduklarını tekrar ederdi. öğrenimini büyük atam Colik oğlu Mehmet Ali Efendi'den görmüştü. Dersimi şöyle yazıyor: "Kendisi de zaten fakirdi.

Kadınlarda ise kısaltmalann sonuna "e" eki geliyordu. onu şımartmamış. taria ve çayıria değil. bostan.. Dersim. Kurduğun tutsaklıktan kurtulması. Kürderin deyi¬ miyle "hanedan" bk ailenin. Bu açıdan. hür ve bağımsız bir vatana sahip olması için her Kürdün çalışmaya ve gerektiğinde ölmeye borçlu olduğunu ilan ederdi. zen¬ gini azdı." Seid Rıza. bahçe. Evin en küçüğü olmanın avantajlarını yaşayarak. variıklı sayılı¬ yordu. ailenin sahip olduğu bağ. Aşiret içinde. Erkek adlan kısaltılıp. Isimkrin çocuk yaşta uğradığı söylem değişiklikleri. Seid Rıza'nın ailesi sürüye sahipti. Emine'nin "Eme" olması gibi. Daha çocukken. saadet ve felakette ortak olduklarını propaganda ederdi. bazen söylem takı ve kısaltmalaria deği¬ şikliğe uğruyordu. Ge¬ nel toplandlarda. O da bunu be- i53 . büyük muame¬ lesi görmesi. sevgi ve saygı çemberinde olması. zenginler ve zenginlik diyarı değildi. sonuna "o" harfi eklene¬ rek söyleniyor.mazdı. Kürtlerde kişi adları. Kürtçe de¬ yimle "delali" (değerii çocuk) muamelesi görerek büyüdü. tersine çocuk yaşta olgunlaştırarak "büyütmüş"tü. bütün bireylerin yaşayış biçimlerinde mad¬ di ve manevi bir eşidik ve düzen kurulmasına dikkat ederdi.. Mehemed "Memo" olu¬ yordu. ak sakallılar meclislerinde bulunması. Annesinin adı Kürtçe anlatımla "Xece"ydi (Hece). bazen ya¬ şam boyu sürüyordu. bir ağa ailesi geleneğinden geliyordu. eldeki hayvan sayısıyla ölçülüyor¬ du. Rıza yerine "Rızo" diye çağnlıyordu. yedi çocuğundan en küçü¬ ğüydü. örneğin Hesen "Heso". Dersim'in tartışmasız li¬ deri haline geldiğinde bik o halkın "Rızo"suydu. Yoksulu çok. üçü kız. bütün Kürderin sürekli bir aile ve ocak evladı olduklannı ve kardeşlik bağlarıyla birbirierine bağlı bulunduk¬ larını. Kürder arasında zenginlik.

hem Hıristiyan. İki din ve İslamın bütün mezheplerince kutsal sayılan toprakla¬ rı ziyarete gelenler. Keşiş Kaksi yâ da Keşiş Kilisesi de deni¬ len ve eski çağlardan beri. hem de Müslümanlarca kutsal sayılan emanederin bulunduğu topraklara sahiplik edi¬ yordu. köprü başındaki nöbetçinin. Keşiş Kalesi. Keşiş Kilisesi. konaklayıp kurbanlar kesiyor. Seid'in aile mezarlığıydı. Keşiş Kilisesi konusunda şöyle deniliyordu: "Seid Rıza'nın. 1937 yılında Seid Rıza hakkında düzenlenen iddianamede. Nitekim 1937 Eylülünde. koruyucusu olan aileye armağanlar bırakıyoriardı. Ailesi. kendini "Rızo" diye tamriyordu. amcasının kelle avcısı haline getirilmişri. Bu nesne imam Hüseyin'in baş parmağının kemigidk. gerektiğinde. Ulu çınariarla kaplı bu yöre. Keşiş Kilisesi'ne yakın Venk isminde bir köyü vardır. Munzur vadisiyle Zağderesi'nin birieştiği nokta¬ da Gogan Kalesi denilen yerdeydi. zekâ ve yeteneklerinin yanında. Venk Küisesi. Bu kendi ba¬ şına bir gelirdi. aile soy ağacı ile maddi zen¬ ginliğinin rolü de vardı. Köydeki kilisede. Seid Rıza'nın kardeşinin oğlu Rayber. alt tarafi gümüş savadı." Venk Kilisesi. devlet eliyle aile arasında nifak unsuru olarak kullanılmış ve başarıya da ulaşılmışa. üst tarafi akın yaldızlı. 254 . "Rızo'yum ben" diye tanıtacakri kendi- * * Seid'in Dersim liderliğine tırmanışında ve zirvede tutunmasın¬ da.nimsertıiş. kim ol¬ duğunu sorması üzerine. islamiyet'ten önce. "Kutsal emanederde senin de hakkın var" denilerek karşı cepheye çekilmiş. giderken bakıcı¬ sı. Zerdüşt zamanından be¬ ri kutsal sayılan tavvaf merkeziydi. Bu haçın ortasında muhaddep bir cam içinde de findik tanesi kadar bir nesne vardır. tahminen iki kilo ağıriığında bir haç vardır.

mozaiksel dokunun içinde çözüme bağla¬ narak. Ele'nin üstüne kuma gelmişti. kendini hissettirmek ve yasaları¬ nı geçerii kılmak istiyordu. Bunun için de. * » Osmanlı devkri.Seid Rıza. Baba. Beşe. adaktinden şüphe edilmeyen. doğal lideriydi. Dersim 1937'de "büyük taarruz"a uğradığında. Doğal yapısıyla kaleyi andıran Dersim. Seid'in üçüncü eşi Bese'ydi. Onun ölümünden sonra. Türk basınının en çok saldırdığı Dersimli kadındı. yaşama biçimine müdahale edememişri. Ele (Elif) ile evlendi. sosyal ve ekonomik sorunlar. Zeyne.. Seid Rıza. Onun çocuğu olmadı. Aşiretler mozaiği olan Dersim bk bakıma kendi kendini yöneriyor. Mustafa Ke¬ mal'in yanma alıp birlikte fotoğraflar çektkdiği Diyap Ağa'nın kızıydı. Beşe. kendi kendini yöneten haliyle 1930'lara gelmişti. eşinin yanında savaşarak öldü. "ele geçirilen suç alederi"nin başında kitaplar sayılmıştı. bütün çabalanna ve düzenkdiği askeri sefer¬ lere rağmen. Bi¬ ra İbrahim ile Reşik Hüseyin adında beşi erkek. Ele'den ikisi kız ve Hıdır. yer edinememiş. üç evfilik yaptı. Dersim'in sosyal yapısının içine sokulamamış. Fakat çok yaşamadı. Şeyh Hasan. önce Seid Rıza engeÜni aşması gerekiyordu. Onu ve kişiliğinde Seid Rıza'yı küçük düşürmek için. Dersim'deki bütün büyük "davaların" değişmez hakemiydi. birey ya da aşiretkr arası barış ve adalet sağlanıyordu. gazetelerde bkmez tükenmez hikâyeler uydurulup tefrika ediliyordu. Seid Rıza'nın. i55 .. ilk meclise Dersim Mebusu olarak giren. Yansızlığı nedeniyk kararları tartışma götürmeyen. TC bu yapıyı sarsıp yıkarak. Okuma yaz¬ mayı bilenlerin parmakla gösterildiği Dersim'de evinde kütüpha¬ ne bulunduran bir kişiydi. yedi çocuğu oldu. İlk eşinin adı Zeyne (Zeynep) idi.

OSMANLILARIN SON DÖNEMİNDE DERSİM Kurdistan. Elazığ'da rifüse yakalanıp öldü. tifüsten kınlı¬ yordu. "otorite"nin temsilcisi askeri biriiklere. Fakat şansı yaver gitmiyordu. Giderek daralan kuşatma yetmiyormuş gibi. Perslerie savaşıyorlardı. zorlu ve uzun bir yürüyüşten sonra Dersim yaylalanna varmayı başardı. İttihat ve Terakki Cemiyeti ik¬ tidar olunca. Neşet Paşa. Fakat. "ko¬ nuk severiik" göstermedi. kıpırrisız kalmış. Tarih sahnesine. Dağların eteğinde silahla karşıladı. kendini savunma derdine düşmüştü. ama kararlı genç bir lider vardı: Genç adamın adı. Seid Rıza'ydı. Neşet Paşa. Paşa. Fakat Dersim. Neşet Paşa komutasındaki orduyu isyancıları "tepe¬ lemekle" görevlendirdi. Dersim. Der¬ sim sessiz de değildi. Silahlı Dersimlilerin başında. büyük kayıplar veriyordu. Taarruz için dağlara çıkan ordu sarılmış. Neşet Paşa. 256 . Askerler. İstanbul. sağ kalan ordusuyla biriikte çekip gitmesine izin verilmesiydi. 1800'den beri bağımsızlık istemiyle kaynama ha¬ linde. "devlet otoritesinin tesis edilecek" azınlık planına dahildi. 1908'de Meşrutiyet ilan eddip. "azınlıkları zecri tasfiyeye uğratma" devletin ilkesi haline geldi. Tek şartı. Paşa'nm ordusu. güler yüzlü. ordu içinde sal¬ gın hastalık yayılıp can almaya başladı. "Vur ve kaç" baskınlarıyla şaşkına dönüyor. ordusunu Elazığ'a çekri. burada beklemediği bir dire¬ nişle karşılaştı. Dersim'in lideri olarak ilk çıkışıydı. isyan zincirinin halkaları arasında olmamakla birlikte. yaz sonlarına doğru. çaresizlik içinde "mütareke" istedi. Der¬ simliler ablukayı kaldırdılar. Osmanh'nın "fethetme" çabalanna direni¬ yordu. ordusuyla birlik¬ te dağlar arasına sıkışıp kaldı. Osmanlı'ya isyan ediyor.

kış aylarında metreleri buluyordu. fetih seferi¬ ni. 1935'te Dersim'in sonuna kadar susturulmasına karar verdiğin¬ de. her defasında bahara erteliyor. si¬ lah ve cephanesini ele geçirip onunla savaşıyorlardı. gücünden parça koparıyor. her şey tersine gifti. "gelin. sonra dağlar. ilk iş olarak yaz-kış kalmasına olanak veren yollar. Paşa tutsak düştü. devletin şefkatii kollarına atılın" diyor¬ du. Sonbaharda yağmaya başlayan kar. Dersim tarihinin kaydettiğine göre. Dersimliler. Bir yandan da "adam satın alma pazarı" açıyor. askerlerine moral vermek için.* Dersim'in coğrafi yapısı. Fakat ilk çatışmada. Ama hiçbir şey umduğu gibi olmuyor¬ du. Boynukara Hıdır Paşa şaşa kalıyordu. Haziran ayı sonlarında taarruza geçti. öte yandan da "kaleyi içer¬ den elde etme" planları yapıyordu. bir görünüp baskın yapı¬ yor. Seid Rıza'nın ya- 2-57 . Dersim zaptı imkansız bir kale hali¬ ne geliyordu. bizzat Dersimlile¬ rin peşine düşmek zorunda kaldı. köprü ve kışlalar inşa edecekti. Hıdır Paşa. Çünkü. Paşa'yı. Hıdır Paşa. bazı ağaları ya¬ nma çekmeye çalışıyordu. Paşa. geçit vermeyen engel ve ulaşılmaz tepelere hava koşulları da eklenince. onları düşünen. Hıdır Paşa Kürt kimliğini kullanarak Dersimlilere yanaşıyor. zorluk çıkarmadan. za¬ feri yakalamaya kararlı görünüyordu. ordusu çarpışacak düşman bulma zorluğu çekiyordu. Amacına ulaşmak için bir yanda askeri yığınakları pekiştiriyor. derin yarlar. esirgeyen biri olarak yardıma geldiğini söylüyor. hazırlıklarım tamamladıktan sonra. Dersim'i ele geçirmekle görevlendirildi. kayalar ve ormanlar arasında kayboluyor. Seid Rıza'nın yönettiği Dersimliler. taarruzlar kısa yaz aylarına sarkıyor ve istenilen sonuç alınamıyordu. Neşet Paşa'nm beklenmeyen ölümünden sonra. Dik dağlar. Nitekim Osmanlı'nın başarısızlıklarından ders çıkaran TC. Paşa'yı şaşırtıyor. Boynukara Kürt Hıdır Paşa. Ordu kışın barınma zorluğu çektiği için. doğal bir kale niteliğindeydi.

* Osmanlı devleti. Birinci Dünya Savaşı günlerinde. Bir daha si¬ lah çekmeme sözünü aldıktan sonra hayatını bağışladı. bozgun ve Almanya'nın da yenilgisinden sonra yurtdışına kaçmış. Baytar Nuri. fakat Sarıkamış bozgunuyla saf dışı kalmıştı. Birinci Dünya Savaşı'nın arifesinde. anılarında Halit Bey'in Dersim'e gönderilmesini "hile" olarak niteliyor ve şöyle diyor: "Dersimhler gerek Alay komutanının şahsına ve gerekse çevre¬ sine saygı gösterdiler.. son kez Dersim'i ele geçirme atağına kalkıştı. Türkler. korumuştu. Seid Rıza.. İttihatçıların iktidarı altındaki Osmanlı devleti." Kürt isyanı için hazırlık yaparken 1924 yılında idam edilen Halit Bey. Almanya'dan aldıkları 5 milyon altın karşılığında. Paşa sö¬ zünde durdu. Dersim'i terk etti. içerde ka¬ lanlar yeni duruma uyum sağlamıştı. Ovacık'ta Türk kaymakamlığını kurdular. Bu kez. Bu süreçte Dersim. Kaymakamlık kurulduktan sonra alayın Dersim'e yerleşmesi sa¬ kıncalı görüldüğünden geri çekildi. Kürt komutan sayesinde meydana gelen sessizlik¬ ten faydalanarak.. Alişer Bey aracılığıyla Ermeni komutan Murat Paşa ile Rus gene- 258 . Bunlar daha sonra "Kema¬ list" kimliğiyle ortaya çıkacaklardı. Dersim'e baskı yapmamış. Hiçbir olay çıkmadan alay Ovacık'a yer¬ leşti. bir askeri alay gönderildi. onu bir konuk gibi karşıladı. Seid. ileri karakol olarak Rusya'ya saldırma görevini üstlenmiş. dış fetih hayalleriyle meşgul olduğu için Der¬ sim seferine çıkmadı.." Darbeyle iktidara gelen ittihat ve Terakki Partisi'nin şefleri Ta¬ lat ile Enver.nına götürdüler. belli bir rahadama yaşıyordu. SEİD RIZA ŞEREFİNE BANDO-MIZIKA VE "KOŞUN YİĞİTLER VATAN İMDADINA. orduda "Kürt Ha¬ lit" lakabıyla tanınan Miralay (Albay) Cıbranlı Halit Bey komu¬ tasında. İttihatçı şefler.

Dersimli ağaları Gazik'teki karargâhına davet ediyordu. Sonrasını Baytar Nuri şöyle anlatıyor: "Ahmet izzet Paşa. Ziya Bey. elçi olarak Dersim'e gönderiliyordu. Fakat Ermenilerle yapılan anlaşma uzun ömürlü olamıyor. ip¬ ler kopuyor. "İttihatçıların C" takımından. Dersimlileri okşamak ve genel kaynaşma¬ yı sakinleştirmek amacıyla. Kürtlerin saygı duyduğu Diyarbakırlı Cemil Paşa ailesinden Ziya Bey. Ermeni karşıtı işbirliği yapıldığı takdirde. "özerk Dersim" konusunda an¬ laşmaya varmış. aşiret reislerini ordu merkezine da¬ vet etti. Nazimiye. Bingöl yakınlarındaki Gazik'te karargâh kurmuştu. artık Seid Rıza'nın Ağdat köyündeki evinin üstünde de Kürt bay¬ rağı dalgalanıyordu. Dersimlileri Osmanh ile dayanışma ve işbirliği konusunda ikna ediyordu. Diyarbakır¬ lı Ziya Bey'in yaptığı "anlaşmayı kutlamak. Sağır İsmet daha sonra "İsmet Paşa". dostluk düşmanlık haline geliyor. Dersimliler bu daveti reddetti. o sırada Kafkasya Cephesi'nin ge¬ risini güven altına almak üzere. dosduk ve kardeşli¬ ği pekişrirmek" üzere. hak ve isteklerinin güvence altına alınacağı bildiriliyor. Hozat ve Mazgirt'te Kürt yöneticiler iş başına geçmişlerdi. Osmanlılar bu durumdan yararlanıyor. güler yüzlü bir poli¬ tikayla yanaşıyorlardı. Ahmet İzzet Paşa. Ordu Komutanı Ahmet İzzet Paşa.raU Lahof'la görüşmeler yapmış. Ruslara karşı mevzilenmişken. çatışmalar başlı¬ yordu. "sağır" lakaph Albay İsmet Bey'di. Nuri Dersimi'nin anılarında anlattığına göre. Aşiretlerden bir heyet seçilerek 259 . Vali Sabit ve Ziya yeni¬ den girişimlerde bulundular. ardından "İs¬ met İnönü" olacak ve 1937 yılında "sel seferieri" adıyla Der¬ sim'in "tedip ve tenkil" programının yürütücüsü olacaktı. Kurmay Başkanı da. Dersim tarihi konusunda başlıca yazılı kaynaklardan bki olan Nuri Dersimi'nin "Dersim Tarihi" kitabında belkrildiğine göre. * Osmanlı'nın ikinci ordusu. Veteriner Dr.

Konukların onuruna görkemli bir ziyafet sofrası hazırlanmışri. devlet olanak¬ larının Dersim'e akacağını müjdeliyordu. Seid Rıza'yı can dost olarak kucaklayıp yanaklarından öpüyordu. Yemeğe oturulduğunda. Dersimliler bundan böyle vergi ve askerlikten de muaf tutula¬ caktı. maddi varlık ve cömerdik gösterisi sofraya da yansıtıl¬ mış. 1917'de padak veren Sovyet Ihtüali'nden sonıra Rus ordusu.Elazığ'a. Dersimlilerin önce. Paşa bu arada geçmişte Dersimlilere haksızlık yapıldığını. köylerinin yakıldığını söylüyor. Bu heyetle birlikte ben de Ahmet İzzet Paşa'nm verdiği ziyafette bu¬ lunmuştum. Ahmet İzzet Paşa. bu konuda gereken emir¬ leri vermişti bile. ar¬ ka çıktıkları Ermenileri geride bırakmışlardı. Seid Rıza ve arkadaşları bando-mızıka sesleri arasında. bu konuda elden gelen esirgenmemişti. bunun için özür diliyor¬ du. ev¬ lerinin. Bunların da "tasfi¬ yesi" gerekiyordu. Paşa'ya göre. ardından kardeşliğin bir göstergesi olarak ilk lokmayı kendi eliyle Seid Rıza'nın ağzına koyuyordu. askeri törenle karşılanıyordu." Gazik Boğazına giden Dersim heyetine Seid Rıza başkanlık ediyordu. Ama bütün bunların olması için. Ortak düşman Ruslar ve Ermenilerdi. Ahmet İzzet Paşa kardeşlik üstüne söylevde bulunuyor. Ertesi gün. daha sonra Sağır İsmet'le ikili bir görüşme da¬ ha yapıyordu. Ermenilere karşı kullandmak üzere tüfekler ve bando müziğinin eşliğinde. İstanbul hükümeti. ortak amaçlara ve memleketin kurtarılmasına katkıda bulunması gere¬ kiyordu. İzzet Paşa. daha önce yağmalanan Dersimlilere ait malların bedeli de ödenecekti. Dersim heyeti. Dersim eteklerinde karar- 260 . kendiliğinden Kürdistan'dan çekilmiş. Dersim'in hak ettiğine kavuşma için sabır diliyor ve "yakında gerçekleşecek büyük zafer"den sonra. Ruslar gitmiş. pahada ağır armağanlar. törensellikle Gazik'ten uğurlanıyorlardı. oradan da karargâh merkezi Gazik bölgesine geldiler. yükte hafif. Güç. Ordunun Kurmay Başkanı Sağır İsmet (İnönü) idi.

ama halkın ayak¬ lanıp işgalleri kırabileceğini anlattyor. devletin eli kolu bağh hale geldiğini söylüyordu. Osmanlıların temsilcisi. Anlatılanlara göre. Murat Paşa ko¬ mutasındaki Ermenilerin elinde kalmıştı. "koşun Dersimliler vatan imdadına!" dercesine kapıda görünü¬ yordu. kendisinin de Bidish ve aşiret çocuğu olduğunu söyledikten sonra. ülkeyi kurtarmak için çareler aradıklarını belirtiyordu. bu kez Osmanlı ordu¬ ları başkomutanı Enver Paşa'nm yaveri sıfatıyla geliyordu. Osmanh devlerinin tem- 261 . Dersimlileri. 1937'de Seid Rı¬ za ile birlikte asılanlardan Seid Hüseyin Cesur'du. babası Seid ibrahim'den dinledik¬ lerini aktarırken. Gazik'te Seid Rıza'yı bando-mızıka ile kar¬ şılayıp ağırlayan Sağır Ismet'ti. Dersimliler isterlerse Erzincan'ı kurtarabilklerdi. Anlatılanlara göre İsmet Bey. İsmet Bey. buna çok üzüldüklerini. Osmanlı ordusunun dağıtıldığını. 1980'lerde ilçe ya¬ pılan Kovancılar yakınlarındaki Segedek köyünde toplantıya da¬ vet etri. İsmet Bey toplantıda. İsmet Bey. mütareke şartlan- nm bağlayıcılığı yüzünden karşı koyamadığını. ziyaretin "1918 yılının bahannda" yapıldığını söylüyorlardı. Kahraman Aytaç'ın anlattığına göre. O gün görüşmeye katılanlardan biri de.gâh kuran General Lahof da ayrılmış. gönlü bol davranıyor ve Ermenilerin vermeye ya¬ naşmadığı haklann kurtuluştan sonra Osmanlılarca verileceğini vaat ediyor. ama Dersimliler. İsmet Bey. Erzincan. baba ve dedelerin¬ den dinlediklerine dayanarak. bu olaya yer vermiyor. Dersimlilerin Seid Rıza'nın başkanlığında bk heyetle Segedek köyüne gitriğini anlatıyordu. Dersim-Ermeni ilişkileri kopunca. memleketin işgal altında olduğunu. Seid Hüse¬ yin'in yeğeni Kahraman Aytaç. Gelen temsilci. İsmet İnönü'nün "hayatını. sanat ve eserlerini" anlatan resmi tarih. İsmet Bey'e göre. Sultan Halife Hazretleri¬ nin elçisi olarak bu konuyu konuşmaya ve yardım istemeye gel¬ diğini bildiriyordu. Ancak mütareke şartlan gere¬ ğince. devletin. ziyaretinin asıl amacını ise kardeşliği pekiştirmek olarak açıklıyordu.

" ERZİNCAN'IN KURTULUŞU VE DERSİM GENERALİ Seid Rıza. Dersim ve tarihi konusunda araştırmalar yapan Avukat Kah¬ raman Aytaç anlatıyor: "İsmet Paşa'yla Segedek köyünde yapılan toplantıyı. ortaya çıkan olumlu sonucu ken¬ disine bildiriyordu. ihtiyaçlarının en kısa zamanda fazlasıyla karşılanacağına dair söz veriyordu. aşiret reisleriyle bir toplantı yapıyor. ordunun da el akından gereken yardımı yapacağını söylüyor. Seid Rıza. Enver Pa¬ şa'nm yaveri sıfatıyla geldiğini söylüyor. hangi aşiretin kimin ko¬ mutasında birleşeceği karariaştınlıyor. bütün Dersim biliyor. Ay¬ rıca. öncelikle Erzincan'ın kurtarılmasını istiyor. Sağır İsmet. mütareke gereğince silah bırakıp dağıldığını. askeri depoların silah ve porinle dolu olduğunu. "Segedek Köyü Anlaşması"ndan hemen sonra. kendisinden de haber çık- 262 . Osmanlı ordusunun ye¬ nik sayıldığını. cephane ve savaşacak gençlerin doğru dürüst giysileri yoktu. Toplandya. amcam Seid Hüseyin de (Cesur) kadl¬ mışd. yalnız porin ve silah vermekle kalınmayacak. ba¬ bamdan defalarca aynndlanyla dinledim. ama halkın örgütlenerek işgali sona erdirme yolunda çalışabileceğini. İsmet Bey'in "koşun Dersimliler vatan imdadına" yollu isteği üzerine. ancak savaşmak için silah. ama Sağır Ismet'in söz verdiği silah ve ayakkabılar gelmiyor. İs¬ met Paşa. ardından bütün Dersimli gençlere savaşa katılma çağrısı yapıyor. Doğrudan amcamdan dinleme olanağım olmadı ama.silcisi İsmet Bey'in muhatabı Seid Rıza idi. aşi¬ ret reisleriyle Ovacık'ta toplanıp hazıriıklara başlıyor. * * Dersimliler Erzincan'ı kurtarmaya hazırdı. bu istekleri karşılamaya hazır olduğunu söylüyor. Bu arada gerekli planlama yapılıyor. yüzlerce kişi toplanıyordu. İsmet Bey. savaş taktikle¬ rine katkı amacıyla subay da gönderilecekti.

makineli tü¬ fekler var. 'sizinle alıp vereme¬ diğimiz bir şey yok'. Rus ordusunun Ermenilerin yardı¬ mına koşacağı kesindi. durumu üst¬ lerine bildireceğini. Bu silahlaria başa çıkmanın imkansız olduğunu söylüyor. Aradan bir ay geçmeden Rus komutan. diyor. Ama silah bakımından güçsüz olduğumuz için. silahlan Ruslar¬ dan alacağını söyleyip ayrılıyor. Alanlılar. amacımıza ula¬ şamıyoruz. Onların çoğu da namludan dolan. Zeynel Ağa Seid Rıza'ya gidiyor. en gözü pek aşiretieri olan Heyderanlar. Zeynel Ağa komutanın yanına gidince. o sıralar Karakocan yakınla¬ rında. Ama beklenenin çok 263 . Zeynel Ağa'yı dikkat ve ilgiyle dinliyor.' General. Ama ne 'evet'. Zeynel Ağa'yı çağm- yor. Seid Rı¬ za. Fakat.mıyordu. Buna karşılık kendilerinde. Çünkü Rus askerkrinin elinde toplar. Bizim sorunumuz Os¬ manlıyla. bu kez başarıya ulaş¬ mamız mümkün olacaktır. Gereken yardımın yapılacağını bildiriyor. Rus ordusu ve askerlerinin teçhizadm yakından görüyor. isteğin kendisini aştığını. Dersim dağlarının eteklerinde bulunuyordu. 'Biz Kürdüz. 'ne yapalım. ancak beş kişiden birinde silah var. Dersim ortalarındaki dağlık ve sarp Sansa deresiydi. El sıkışıyorlar. yani vaz mı geçelim?' deyince. kteği kabul olu¬ yor. Gerçekten de silah ve cephane veriyoriar. Rus karargâhı ile ilişki kuru¬ yor. Ruslann geride kalan birlikleri. ondan sonra bir cevap verebileceğini söylü¬ yor. ne de 'hayır' diyor. Sansa vadisine yerieştikten sonra. Bağımsızlık için yıllardan beri mücadele halindeyiz. sopadan farksız es¬ ki tüfekler. Dersimlilere savaş taktiklerini öğretip kurmayhk yapmak üzere Kör Halil Paşa adında biri çıkıp geliyordu. Sansa geçidinin tutulması görevini. Komutanla görüşmek istediğini bildiriyor. Avukat Kahraman Aytaç anlatıyor: "Seid Rıza. Fakat. Demenan ve Kureşanlılan da emrine veriyor. Gördükleri karşısın¬ da şaşıyor. Eğer silah yardımı yaparsanız. Dersim'in en savaşkan. Dersimlilerin Erzincan'a saldırması halinde. Aşiretinden Çamurekli Zeynel Ağa'ya (Aldntaş). Gördüklerini anlatıyor. Balaban. Karakocan tarafindan Erzincan'a geçmeleri için tek ge¬ çk. Zeynel Ağa.

" TC'de. her yıl tekrarlanan aynı müsameresel törenlerie. Askerler. Erzincan kurtanlmış. Artan silah ve cephane mağaralara depo ediliyor. tutsaklık bitmiş. üstüne elbise giyiyor. son düşman askerini yere yıkıp süngüsünü gırdağına sapladık¬ tan sonra. Bu doğruydu. Tam 117 kadr yükü silah.üstünde bir yardım yapıyoriar. Dersimliler. asker ve polisler saflar halinde. * * Erzincan 1918'de kurtanlmıştı. ayağına ayak¬ kabı. Erzincan'ın "kurtuluş günü" 26 Şubattır. cep¬ hane ve giyim eşyası veriyoriar. Genç kız. Kadrlardan bir mekare oluştu¬ ruluyor. tutsak düşmüş ülkeyi temsil ediyor. Bu arada tribünleri doldurmuş olanlar alkışa geçiyor. Bu sayede Dersimli silahlanıp. zafer anını kucaklıyorlar. şehirle¬ rin "kurtuluşu". Rus karargâhından Dersim dağlanna günlerce silah ve cephane taşınıyor. önlerine çıkan "düşmanı" seskriyle süngükye süngüleye ilerii¬ yor. Rus si¬ lahlarıyla Ruslan vuruyoriar. ar¬ tık. top ve tüfeklerini ateşleyerek. bu silahlarla Erzincan'ın üstüne yürüyor. Subay onu bağlanndan kurtarıp özgüriüğe kavuşturuyor. ötede direğe bağlı genç kızın yanına koşuyor. özgüriük gelmişrir. kurtancı subay da oradaki devlet ululanna selama duruyor. kaz adımlanyla önlerinden geçerek. "müsa¬ meresel törende" anlarildığı gibi mi? 264 . "Al¬ lah Allah" diye bağıra çağıra düşman üstüne taarruza geçiyor. Her yıl aynı tarihte Erzincan'ın ana caddesinde kutlama tö¬ renleri düzenleniyor. kişiliklerinde "kur¬ tuluşu" sağlayan devkri selamlıyoriar. Ama. belediye başkam askeri komutan tri¬ bünde yerierini aldıktan sonra öğrenciler. ayn ayn kutlanıyor. Ardından "kurtuluş" sah¬ nesi canlandınhyor. "Kurtancıhğın" bir de heyecanlı sonu vardır: Bk Türk suba¬ yı. Vali.

görevinin sona erdiğini söyleyip uzaklaştırıyor. ama güçlü bir savunmayla karşılaşılıyordu. Dersimliler şehri kuşatma akına alıyorlar. ölmeden önce Seid Rıza'yı görmek istediğini söy- 265 .. Seid Rıza. Kırkmerdi¬ venler bölgesine geldiklerinde. kayıplarına rağmen Ruslara geçit vermiyor. Dersimliler. Şehir¬ deki komutan. Seid Rıza'nın dostu Ermeni komutan Bogos Paşa da bulunuyordu ve ağır yaralıydı. Dersimliler. Dersimlilerin aldığı tutsaklar arasında. Komutan edası karşısında Seid Rıza'ya gidiyorlar ve 'bunu ba¬ şımızdan alın' diyorlar. Ora¬ da büyük çadşmalar oluyor. Ermenilerle savaşmaktan yana olmayan Seid Rıza'yı. Seid Rıza Mun¬ zur dağlarını aşarak 13 Şubat 1334'te Erzincan'ı işgal etmiştir. Dersimliler Seid Rıza'nın önderliğinde Erzincan'ın üstüne yürümeye başlıyor. Paşa'yı çağırıyor. 12 günlük bir kuşatmadan sonra Erzincan'a girebiliyorlardı. Halit adındaki bir Türk subayının. adamdan zaten hoşlanmamışlar. Karakoçan'daki Rus birlikleri harekete ge¬ çiyor.. kendini başkomutan gibi görüp sağa sola emirler vermeye başlıyor. Böyle¬ ce Erzincan'a yürüyenlerin arkası güvene alınıyor.Erzincan'ın kurtarılmasında bir tek de olsa Osmanlı askeri var mıydı? Silahı ve cephane katkısı da. İki taraftan da binlerce kişi ölüyor. Aldadldıklarını anlıyorlar ama. Fakat Sansa deresine geldiklerinde şaşkınlık içinde ateşle karşılaşıyorlar. danışman olarak gönderilen Kör Halit Paşa. Bogos Paşa." Erzincan muhasaraya alınıyor. çok geçtir. Seid Rıza Kürtleri korumak amacındaydı." Ailesi de olayların içinde olan Dersimli Kahraman Aytaç an¬ latıyor: "Hazırlıklar tamamlandıktan sonra. yardım göndermesi için Karakoçan'daki karar¬ gâha haber veriyor. "Erzincan'daki Kürtler imha olma tehlike¬ siyle karşı karşıya" diyerek ikna ettiğini yazıyor ve devam ediyor: "Seid Rıza. Nuri Dersimi Kurdistan Tarihinde Dersim adındaki kitabında. Dersimliler. aşiretiyle birlikte Erzincan'ın üzerine harekete geçti.

nişanlı bir Paşa'ydı. "memlekete üstün hizmederinin nişanesi" olarak madalya ta¬ kıyordu. * * * Seid Rıza. Bogos Paşa'nm söylediklerini." Seid Rıza. Vatan "minnet¬ tardı" ona. Alkışla¬ nıyor. apolederini kendi elleriyle düzelttikten sonra. Bunun üzerine Bogos. onun 1937'de.. Bunu sen de biliyorsun. Armağan. devletçe kutsanıyordu. Ordu komutanı ise Kara Kazım Paşa (Kazım Karabekir) idi. hararede kucaklıyor. Siz de sıra¬ nızı bekleyeceksiniz. Kazandığı zafer. Seid. Bununla da kalmıyor. Bize yapılanlar yarın siz Kürderin de başına gele¬ cektir. Kara Kazım.. boşuna bana moral vermeye çalışma. yakasına bir de. Bu bir general üniformasıydı.. kolu. Seid'in üniformayı giymesine bizzat yardım edi¬ yor. unvan ve övgülere boğu¬ luyor. * « * Verilen bu rütbe. "memlekete hizmederinin karşılığı"nda. Karabekir. Sultanlık onu. apoledi. şöyle diyor: "Seid Rıza. şükranlanm sunuyordu. bk "fatih" muamelesiyle taltif ediliyordu. arnk Osmanlılar nezdinde bir kurtarıcıydı. lüt¬ fen kabul buyurması ricasıyla. Kirvem. memlekete sundu¬ ğu hizmede bunu hak etmişti. darağacına giderken de hatırlayacaktı. Seid artık.. takdir ve teşekkürlerini sunmak üzere yanına koşuyor. kınm ve kan sesi ara¬ sında bazı Avrupa devletlerine "general" unvanıyla yazdığı mek- 266 . Seni yaramı görmen için çağırmadım. önüne bir üniforma koyuyordu. "Dersim Generali" unvanıyla ödüllendirmişti. "Sultan Halife Hazrederi"nin buyruğunu yerine ge¬ tirdiğini söyleyerek. moral vermek için şaka¬ laşıyordu. yaralının yanına gidiyor. varlığı ve simgesi bir ordusu var¬ dı. Aldığım ya¬ ra öldürücü. giydirilen üniforma ve göğsüne takılan ma¬ dalyadan habersiz olanlar. Seid Rıza'nın "vatana üstün hizmederi"ni devlet adına kudamak. Sözümü unutma. Devletin bölgedeki eli. Söylemek istediğim buydu. yüzüne söylemek istediğim bir sözüm var: Yanlış yapdn.lüyordu.

Hamidiye Paşası Mustafa Bey'in oğullan Haydar ile Alişan Bey. İki kardeş. Kara Kazım Paşa. memuriyette dilediği makamı seçme hakkı sunuluyordu. Sansa deresi efsanesini yaratan Zeynel Ağa da unutulmamış¬ tı. Fakat seçimler yaklaşınca. Devletin minnet ve şükran duygularının anlatımı bu kadarla da kalmıyor. adayları kendisi belirlemeye başlamıştı. KOÇGİRİ İSYANI VE DERSİM Mustafa Kemal ve arkadaşları Osmanlı Sultanlığını devirip etki¬ siz kılma sürecinde. "kendi" uydurması değildi generallik rütbesi. Oysa. Seid Rıza ve Zeynel Çavuş'u ma¬ kam arabasına alıp Erzurum'daki karargâhına götürüyor. sonra törenlerle Dersim'e ugurlamyordu. İmranlı ve Hafik bölgelerini kapsayan "Koçgiri"nin etkin beylerinden. şimdi Dersim Generali unvanıyla bir başka efsaneydi. Ankara'ya çektikleri bir telgrafla. atanmak istenenlerin Kur¬ distan fikri ve Sevr Anlaşmasının ilkelerine bağlılıklannm da kuş¬ ku götürdüğünü belirtiyorlardı. "kendi kendine unvanlar veren hafif biri" diye küçümseyeceklerdi. Alişan Bey cevabi telgrafinda. Kürderi büyülüyoriardı. Kürtlerin desteği ve katılımıyla gerçekleşiyordu. Ankara. itiraz üzerine. Erzu¬ rum Kongresi. O. Çünkü Ankara. Alişan Bey'e milletvekilliği öneriyor. Ona da çavuşluk rütbesi verilmiş. milletvekillerinin atanması usulüne karşı olduklarını bildiriyoriardı. Madalya ile onaylanmış "Dersim Generali" unvanı Osmanlılar tarafından ona verilmişti. Refahiye. Sivas'ın ilçeleri olan Divriği. sen-ben 267 . üniforma armağan edilip göğsüne madalya takılmıştı. bu¬ nu beğenmiyorsa eğer. Va- adere göre bu parlamento seçimle oluşacak ve "Kürtlerle Türkle¬ rin ortak meclisi" olacaktı. 1920 Nisanında Ankara'da bir pariamento toplanacaktı. tepkilerinin kişisel. Sevr Anlaşmasıyla öngörülen özerk Kurdistan ilkelerine yakın söylemde bulunuyor.tupları yadırgayacak. "halayının büyüsü" bozuluyordu. izzet-i ikramlarla ağırlıyordu. Zara. Seid Rıza.

* * Dersim'in geri adımına karşılık. "ikna edici" olarak Binbaşı İzzet Bey'in komutasında bir askeri birlik gönderildi. Fakat. 1938'de Dersim'de kurşunlanarak öldürülecekti. Şakir Bey daha da aç gözlü çıkıyor. magazinin de¬ ğişmez konusu oluyordu. Diyap Ağa ile emekli bir subay olan Hasan Hayri Bey atanmıştı. Basında eşleri. paraya düşkündü. Alişan Bey'i "iknaya" giden İzzet Bey mala. yerine Şakir Bey atanıyordu. Miço Ağa da. Karşılıklı zıtlaşma. Sevr Anlaşması gereğince Kürdistan'ın özerkliği ükesine bağ¬ lı kişilerin Kürtleri temsilen seçilmesini istiyordu. Yaşlı biri olan Diyap Ağa ise sistemin Kürt motifi oldu. isteklerinde direniyordu. temsilcilerini özgürce seç¬ mek istediklerini bildiriyordu. yalnız özel çıkarlarını düşünen. Seid Rıza atama yöntemine karşı çıkıyor. Hasan Hayri Bey. özerk Kurdistan fik¬ rinden uzak kişiler olduklarını belirtiyor. akrabası da olan Diyap Ağa ile Mıço'nun halktan kopuk. Görevini unutup halktan para. arabasına binerek gezilere çıktı. Seid Rıza da Dersim'de sesini yükseltiyordu. Alişan Bey'le Ankara arasında telgraflar diyalogu sürerken. yani Diyap ve Mi¬ ço Ağa ile Hasan Hayri Bey. Resmi belgelere göre. halı. Der¬ sim'in direnci kırılıyor. Koçgiri'de kanlı olaylara varınca. Koçgiri'nin lideri Alişan Bey. ki¬ lim ve kurt postu toplamaya girişti. çocuk ve torunlarının sayısıyla. Dersim'den meclis üyeliğine Mustafa (Miço) Ağa. daha sonra Atatürk'ün çizgisiyle çelişecek ve idam edüecek.kavgası olmadığını. sorunun Kurdistan davası olduğunu bildiri¬ yor. milletvekili oluyordu. Ankara'nın seçtikleri. Ulu¬ sal Kürt giysileri içinde Mustafa Kemal'le gezilere çıkıp fotoğraf¬ lar çektirdi. Faaliyetleri Ankara'da duyulunca görevden alınıyor. sofradan sofraya 268 . 1920'nin başlarında. fotoğraf çektirip.

Rumlar. toplu kırım. 269 . "isyanı bastırmak" üzere. Bunun üzerine (köye) askerier sevk ediUyor. 1918 de basma geçtiği çetekrk Karadeniz şeridindeki Rumlarm araşma dalmış. Emin Bey. Ben istersem her şey olur. Atatürk'ün köşkünün yanma yerleşmişri. Erzincan milletvekili Emin Bey'in.. İster¬ sem. Alişan Bey'in sofrasında yiyip içtiği bir akşam. Asker köye gelince olay genelleşiyor. Sultan Vahdeddin. hazır bulunan herkesin duyabileceği biçimde tehdkler savu¬ ruyordu. demişler. askerlerden de ölenler oluyor. 3 Ekim 1921 günkü mecHs gizli oturumunda açıkladığına göre. bir yandan da gördüğü her şeye "benim olsun" diyor." Hacer köyünde askerlerle köylüler karşı karşıya getirilip çatış¬ ma başlayınca. bu kağıtta idam fermanınız yazılı. Ankara'ya getirdiği adamlarıyla özel bir biriik kurmuş. "İşte bakın. olaya isim de bulunuyordu: İsyan. sizleri de Ermeniler gibi tamamıyla imha ederim" diyor ve ortamı gerginleştiriyordu. İstemezsem bk şey olmaz. Topal Os¬ man'la tanışan Musfata Kemal. Şakir Bey sofrada Kürt ağa¬ lara bk kağıt göstererek. her biri kendi alanında bker ün olan Topal Osman ve Sakallı Nurettin Paşa ikilisini. rüşvet isterken. talan ve ırza geçmelerle terör firtınalan estır- mişti. Topal Osman. İzzet Bey gibi açıktan açığa rüşvet topluyordu. sonrasını şöyle anlatıyor: "Bunu söylemesinden dolayı Kürtkr galeyana gelmiş. Topal Osman çetesinin durdurulmasını sağlamak üzere İstanbul'daki İngiliz işgal yönetimine başvurmuş.koşuyor. bk ara.. (Çadşma çıkıyor) Bu¬ rada halktan da. Laz Osman da denilen Topal Osman Giresunluydu. Ankara. Koçgiri'ye gönderiyordu. bunun üzerine Mustafa Kemal'i "sulh de sükûnu temin etmek" üzere Samsun'a göndermişti. onu daha sonra Ankara'ya geti¬ recek ve Binbaşı rütbesiyle kendine "baş muhafiz" yapacaktı. onlar da Sukana çetelerin önüne geçilmediği takdirde müdahak edecekle¬ rini bildirmişlerdi. Hacer köyünde as- kerkrie tardşmışlar. Bizi Er¬ menilere benzetmek ne demektir.

. Rica ederim. daha sonra "Ağrı İsyanını bastır¬ ma" olan "Zilan katliamını". diyoruz. iriban yükseltilerek iade edildi. Asi. Ordudan atıldı. Koçgiri'de Sakallı'mn kurmay başkanı damadı Hüseyin Ab¬ dullah Alpdoğan'dı. 1980 askeri darbesinden son¬ ra. 1921 yıhnda İzmk'te görevliyken. Görevden alındı. Fakat Atatürk tarafindan kurtarılıp ordu komutanlığına getirildi. Koçgiri'de suçsuz. Kemikleri bulunduğu yerden çıkarıldı. Tuttuğunu öldürmeye. kırım olduğunu şöyle anlatıyordu: "Şimdi rica ederim. İstanbul'da tutuklanan eski İtrihatçılardan gazeteci ve yazar Ali Kemal. İz¬ mir'e giren ilk komutandı. linç edilerek öldürülüyordu. günahsız sivilleri kadettiği gerekçesiyle. Sakallı. Nurettin Paşa'nm tabirince. Koçgiri'de isyan var mıydı? Hayır. 'ben bunla¬ rı hükümetin tekliflerini daha teşdit ederim diyerek. hükümetin teslim ol çağrısını ka¬ bul etmiş bulunuyorlar. Nu¬ rettin Paşa hakkında meclis soruşturması açıldı. Halbuki onlar.. bunun üzerine öldürülerek. Sakallı Nurettin'e gelince. "eşkıyanın yaptığı bini asri" tepki sesleri yükse¬ lecek. ırzlara geçmeye. Türk büyüklerinin yattığı "devlet mezarlığına" nakledil¬ di. mec¬ lisin gizli oturumunda. İzmir'de katliam yaptığı ve şehrin onun emriyle ateşe verildiği söylentileri ise kanıtlanmadı. ölüsü meclisin kapısına asıla¬ cak ve dosyası kapatılacaktı. çember içi¬ ne aldım' diyor. Koçgiri'deki olayların isyan değil. Alpdoğan. Ve üzerlerine askeri kuvvet gönderiyoruz. 3 Ekim 1921 tarihinde. hanginiz bu facia 270 . Erzincan milletvekili Emin Bey. "İzmir fatihi" diye ünlendi. Türk-Yunan savaşından sonra. Ankara'ya götürülürken trenden indiriliyor.Lozan Anlaşmasına karşı çıkan Trabzon milletvekili Ali Şükrü'yü öldürünce. Korgeneralken de Dersim kırımını yönetecekti. namus¬ lara taarruz etmeye kalkıyor. daha sonra "en büyük kurtarıcı benim" havalarına gi¬ rince gözden düştü.

" Emin Bey konuşurken. rka ede¬ rim. bir evla- dımn elinde bir ip. 'bizi de Ermenikr gibi keseceklerdir' diyerek dalgalanan havadis Dersim e ka¬ dar gitmiştir. Efendiler. Maalesef bu adam. Mersin milktvekili Selahaddin Bey. nasıl karşmıza çıkanlara kurşun atmazsınız? Bu suretk 5 milyon. Topal Osman'ın tek başına 30 bin altın götürdüğünü söylüyor ve devam ediyordu: "Servetine tamah edilerek. baba. çapukuluk ve rüşvetten söz ediyor. Böyle bir şeye maruz kaldığınızda. düzmece senaryolarla isyan havası yaratüarak. bu suretk feciane öldürülmüştür? Rica ederim efendi.." Emin Bey "18 milyon liralık servet mahvolmuştur" derken. diğer evladın elinde bir iple çekikrek. Emin Bey." Emin Bey devam ediyordu: "Ve Ümraniye'de vuku bulan ve tedibat denikn bu şeyin. sen bu vaziyet karşısında asi olmaz mısm? Eğer asilik varsa ve bu ise. "Kimin kuvveden?" di¬ ye soruyor ve "Nurettin Paşa'nm emri ile buraya gekn Osman Ağa kuvvetkridir" karşılığını alıyordu." Muş mebusu Hacı Ahmet Efendi'nin oturduğu yerden söyledikkri de gizli tutanaklara geçiyordu: "Hakikaten buraya gelirken uğradığım yerkrde. tam ald saat zarfinda. Af¬ rika barbarlarının bile kabul edemeyecek derecede olduğunu go- 271 . 'Kürtleri de Ermenilere ben¬ zeteceklerdir' diye yazmıştır. 'Kürtkrı Erme¬ nilere benzeteceğiz' diyen kaymakam halâ Tortum kaymakamı olarak terfian gönderilmiştir. anlarilanlan tam anlayamamış olmalı ki. dün¬ yanın herhangi bir yerinde görülmüş müdür ki. devam ediyordu: «Kurdistan namına gelen gazeteleri doğrudan doğruya Der¬ sim'e tevzi ettirmiş ve o gazeteler de.karşısında sabredebilirsiniz? Buna üç yaşındaki çocuklar bik ta¬ hammül edemezkr. in¬ san kırımı ve talan yapıldığını. Dersim'in de hedefler arasına alın¬ mak istendiğini söylüyor. 18 milyon liralık servet mahvolmuştur. soygun. karısı cebren ahnmış.. mal ve mül¬ kü yağmalandıktan sonra adam öldürülmüştür. işte Ümraniye hadisesi.

hırsızlık ve yağma yapılmışri. anlattıkları da "resmi ağızların teşhisi¬ ni" değiştirmiyordu. seksen köy mahv ve perişan ol¬ muş" diyordu. Bu facia Ermenilere bile yapılmamışdr. İşte numunesi budur. Konya milletvekili Vehbi Efendi. Mustafa Bey. daha sonra. yüzlerce cinayet işlenmiş. Koçgiri olayını "Dersim vaka¬ sı" olarak adlandırıyorlardı. çapulculuk. öte yandan. 272 . demiş¬ lerdir. Dersimliler korkmuşlardır. Yörede inceleme yapan milletvekilleriyse. Nitekim. ırza geçilmiş. Koçgiri'de isyanla ilgisi ilin¬ tisi olmayan halka zulmedildiğini. 5 Ekim 1921 tarihinde de meclisin gizli otu¬ rumunda tartışılmaya devam ediyor." Koçgiri olayları. "isyan etti"ği söylenen bölge birkaç köyden ibaret¬ ti. köyler yakılıp yıkılmış. Askeri taarruzda bütün bir Koçgiri hedef alınmış. "olaylarda İngiliz parmağı var" diyorlardı. 5 Ekim 1921 günkü meclis gizli oturumunda. bölgede araştırma yapan milletvekilleri izlenimlerini anlatıyorlardı. Dersim üzerine "bir sefer düzenleme"yi başarmak için. O arada. Koçgiri olaylarının Dersim'le bir ilgisi ilintisi bulunmadığını söyleyerek olacakları önlemeye çalışı¬ yorlardı. yine "dış mihrakları" sorumlu gösteriyor. hırsızlık ve talan yapıldığını anlatıyor ve "Yetmiş. Topal Osman'ın savaşını ve elde ettiği "ganimetler"in nakil kervanını şöyle anlatıyordu: "Halıları Erzurum'a doğru göndermişlerdir. Dersim mebusu Mustafa (Miço) Bey'in.rünce. bazı "etkin ve derin" çevreler. Bir başka ilginç gelişme de şuydu: Topal Osman çetesi ve Sa¬ kallı Nurettin Paşa'nm yaptıklarını örtmeye çabalayan bazı çev¬ reler de Abdülhamit dönemi alışkanlığıyla. aynı kanıda değillerdi. Eğer yağma ise. resmi tarih Koçgirililerin İngiltere'nin parmağı ve teşvi¬ kiyle ayaklandıklarını not edecekti.

Hurşit Efendi. 1990'lar Türkiye Cumhuriyeti'nde de. Almanya'da gemi mühendisliği okumuş bir ay¬ dındı. Ziya Hurşit. 'Bize illa et bul. Askerier gönderilen yemeği dö¬ küp. ceplerine en üst düzey devlet görevlilerine mahsus "kırmızı pasaportlar" konuyordu.sahanın (tabağın) böreğini hep beraber soyalım. eski sabıkalılar. beş yaşındaki kızının ırzına geçilmek için kesil¬ miştir. 'biz şunu bunu istiyoruz' diyorlar.' Amasya'dan bir mektup vardır: Allah aşkı¬ na bu Topal Osman'ın yapdğı ne haldir? Zara. Çorum'a geliyoriar.. Karadeniz bölgesine sürgün edilmiş bir Kürt aileden geldiği söylenen Ziya Hurşit'in babası Hurşit Efendi. kansının ırzına geçilmiş. Eskişehir'de öğretmenlik yaparken milletvekili seçilmişti. Yozgat'ta kurulan "Isriklal Mahkemesi"nde görev verilecek kadar güvenilen biriydi.. Erzurum Kongresi sırasında Mustafa Kemal'e yar¬ dım etmiş. ama çok isteni¬ yorsa oğlu Ziya Hurşk'in milletvekili yapılabileceğini bildirmişri. "PKK ile mü- cadek" adı altında.. Topal Osman ve çetesinin yaptıklarım anlatma¬ ya devam ediyordu: "Kadınlann ırzına geçilmiş. mafya şefle¬ ri ve uyuşturucu kaçakçıları kullanılıyor.. Orayı bırakalım. ne çul. herifin oğlu öldürülmüş. katkıları nedeniyle 1920'de mebusluk önerilmişti. Ümraniye isyan etmiş diyelim. İ73 . Yazık değil mi bu millete?" Mustafa Bey.. * Topal Osman'ın Koçgki vahşerine tepki gösterenlerden biri. kiralık katilkr. bu görev için çok yaşlı olduğunu. kadılık ve vali ve¬ killiği yapmış. Önceleri Ankara rejiminin gözdeleri arasında.. bi¬ ze et bulacaksınız. Topal Osman ve çetesini anlatıyordu: "Bunlar Havza'ya geliyorlar. henüz coğrafi ve sosyolojik adların yasaklanmadığı dönemin de¬ yimiyle "Lazistan mebusu" Ziya Hurşit'ti. Be¬ lediye başkanını sokak sokak dolaştırıyorlar." İlginçtir." Mustafa Bey. Ne aş kalmış.

beraberlik ve bütünlük" bildiri¬ leriyle de ne olduğundan habersizlerin heyecanını tırmandırmıştı. halkı "devletin şefkatli kucağı"na davet ediyor. "birlik. Ziya Hurşit. Bir daha milletvekili olamadı. Bundan sonra kenara atılmışlar arasına katıldı. Topal Osman tarafindan öl¬ dürülünce. olayı büyük göstermiş. * * Ankara yönetimi. Görevli olduğu bölgenin her tarafinda. Topal Osman ve Sakallı Nurettin'in cinayetleri karşılıksız kaldı. doğrudan doğruya Atatürk'ü he¬ def aldı. Kan ve soygun alanına dönüştürülen Koçgiri'nin "iki kurtarı¬ cısı" Sakalh Nurettin ve Topal Osman da bildirileriyle heyecana körük oluyorlardı. o şehirlerin. silahını bırakıp teslim olanların adaletle ödüllendirileceğini söylüyorlardı. bildiri üstüne bildiri yayınlayarak." MecÜsteki tartışma ve suçlamalar bir sonuç vermedi. 1926 yılında da. Birçok Müslüman köyleri yandı. kadın. Topal Osman'ı değil.Fakat güce karşı çıkmaya başladıktan sonra yol ayrımına geldi. Yedek askerleri de silah altına alan genel seferberlik ilan ede¬ rek. o köylerin ızrarını (zarar verme) mucip (sebep. Yalnız Sivas vilayeti dahilinde birçok köyler yan¬ dı. İzmir'de Mustafa Kemal'e suikast düzenledikleri gerekçesiyle cezalandırılan muhalifler ara¬ sında idam edildi. ne¬ den) oldu ve Ümraniye Koçgiri hadisesi oldu. Alişan ve Haydar Bey. Nurettin Paşa bu faaliyeti izhar etti (yaptı). Koçgiri kadiam ve çapul¬ culuklarının görüşüldüğü meclisin gizli oturumunda şöyle diyordu: "Geçen sene merkez ordusu kuruldu ve başına Nurettin Paşa getirildi. "Lazistan"ın öteki mebusu Ali Şükrü. o zavallı halkın. fakat "ölüm pa¬ hasına da olsa dara düşene yardım"ı öngören Kürt geleneğinin 274 . toplumsal heyecan yaratan bir kasırgaya dönüştürüp kendi lehine kullanmaya başla¬ mıştı. yıkıldı. olmayan Koçgiri isyanını. tutunma imkanları yok oluyordu. çocuk ve ihtiyarları katliamdan kurtarmak amacıyla Dersim'e doğru çekiliyor. Topal Osman ve Sakallı Nurettin Paşa'nm söz ile rüşverine teslim olan bazı aşiretler saf Alişan ve Haydar Bey kardeşleri ar¬ kadan vuruyor. İkili. 5 Ekim 1921 tarihinde.

Atatürk'e telgraflar çekerek Haydar Bey'in idam edilmeme¬ sini istemişri. Ankara'ya kafa tutan tutumundan hemen sonra. sözü fazla dinlenmeyen. Seid Rıza. etkisi kırılmıştı. bunun üzerine Paşo'ya seslenip onu aşağılıyor ve "Kendi halkıma silah çekecek kadar al¬ çak değilim. 1919 yılında. "sükûnerin korunmasını is¬ temiş. Der¬ sim'in iki ünlü aşireti Kureyşan ve Balabanlılar. Seid Rıza'nın etkisi bilinmez. başlannın çaresine bakmak üzere geri dönmelerini istiyorlardı. artık gücü sarsılmış. ama Haydar Bey idam edilmedi. Kimi kaynaklara göre Haydar Bey. Alişan ve Haydar Bey'e elinden geldiğince yardım etmeye çalışmış. ama yetersiz kalmış¬ tı.umulmayan bir biçimde çiğnenmesiyle karşüaşıyorlardı. Kureyşan aşirerinin reisi Kör Paso. cezalar konusunda ise adil davranılacağım bildirmişti. çaresizlik içinde geri dönüp savaş¬ maya devam ediyor. önlerine mevzilediği adamlarını göstere¬ rek. mutlak etkinliği kırılmıştı. Güçsüzlüğüne rağmen. Ankara rejimi artık yerleşmiş. ateş hattına dönmelerinin imkansızlığını söyleyerek ilerlemeye kalkışıyor. Kürderie den¬ ge kurma ihtiyacı kalmamıştı. Koçgiri olayları sırasında. Çünkü. Dersimlikr. etrafma söz geçiremeyen bir adamdı. Yolu kesikn Haydar Bey. Atatürk verdiği cevapta. bir süre sonra da tutsak düşüyordu. yerine oturmuş. "dokunulmaz" olmadığı kamtlanırcasına didilmiş. Aşiretsel törelere sığmayan. İ75 . Alişan ve Haydar Bey kardeşlere sahip çıkmış. fakat. ajan-provokatörler meydana salınmış. savaşmak zorunda kalacaklarını söylüyordu. Halkıma silah çekeceğime geri dönüp savaşacağım ve kendi dağlarımda öleceğim" diyordu. SEİD RIZA VE DERSİM KISKACI Lozan Anlaşması ve Türkiye Cumhuriyeti'nin ilanından son¬ ra. beklenmedik bu tutum karşısında Alişan ve Haydar beyler şaşıp kalıyor. elde silah Koçgirilikrin yolunu bekliyorlardı. Türklerle karşı karşıya gelmek istemediklerini bildirerek. Koçgiri'den kaçan Alişer Bey ve Alişan beyleri ise yanına aldı. O artık bir sözüyle Der¬ sim'i ayağa kaldıran lider değil.

Şeyh Said'in istemi üzerine Dersimlilerin yansız kalmaları için girişimde bulunuyordu. Koçuşağı aşireti. ayaklanma halinde. bu telgraf gerekçe yapılarak bir yıl sonra idam ediliyordu. fakat cevap bile alamayınca Hozat'a yü¬ rüyordu. görüşme sonrasında. Dersimliler Şeyh Said'e. Hasan Hayri Bey'in mil¬ letvekili olmasını istiyor. "hareketsiz" kalmaları için elçi gönderiliyordu. Elazığ'ın Hüseynik köyünde bulunan eski milletvekili Hasan Hayri Bey'i ziya¬ ret ediyor. isyan hazırlıkları başlamıştı. Şeyh Said. Nuri Dersimi'nin (Baytar Nuri) Kurdistan Tarihinde Dersim adındaki kitabında anlattığına göre. bir yıl sonra da isyanın fünyesi ateşleniyordu. Hasan Hayri'nin oğlunun ön¬ derliğinde ayaklanınca Türk ordusu 1926 yılında Pülümür'e giri¬ yor. Kürtler. İzol aşireti başta olmak üzere. tarafsız kalacak¬ larına dair söz vermişlerdi. karşı cephe açmışlardı. askerler yoluna çıkınca ça¬ tışma çıkmışri. Fakat. bu süreçte "Azadi"ye destek için Dersim'e gidiyor. fakat aradığı desteği bulamıyor.Parlamento. Se¬ id Rıza askerlerin direncini kırıp kasabayı işgal etmişti. bu atamaya karşı çıkarak. 276 . ama Feridun Fikri de milletvekili olarak Ankara'ya gidiyordu. "Azadi" (Öz¬ gürlük) örgütü kurulmuş. Seid Rıza. Seid Rıza daha sonra yapılan görüşmelerde varılan anlaşmay¬ la kasabayı terk ediyor. arrik genel bir kaynaşma halindeydi. 1924 ydında "atama usulüyle" oluşturuluyor ve "muhalif" bilinenler tasfiye ediliyordu. isyancıları şiddetle cezalandırıyordu. ortak bir telgraf çeki¬ yorlardı. Dersim'de yeni milletve¬ kili Feridun Fikri (Düşünsel) idi. İdam üzerine. Hasan Hayri Bey. Şeyh Şerif. Feridun Fikri'nin hafif yaralandığı çatışmada. bazı gruplar sözlerinde durmamış. Şeyh Şerif. Bu arada Karaballı aşiretinin reisi Celalzade Mehmet Efen¬ di'ye de "hareketsiz durmaları" yolunda.

" Seid Rıza. etrafinda seidleri ve dedekri toplamış ol¬ duğu halde içki masası başında bulduk. Seid Rıza ve çevresi sıranın Dersim'e geldiğini söylüyorlardı. valinin ısrarı üzerine genel müfetrişi (genel vali) zi¬ yarete gidiyor. Çünkü Şeyh Said olaylan nedeniyk merhametsizce uygulanan ölüm cezalarını durdurtmak için Seid Rıza tarafindan Anka¬ ra'ya yapılan başvurular hiçbir yarar sağlamamış ve bu olaylar bahane edikrek. Dr. Diyarbakır Valisi Ali Cemal (Bardakçı).* * Şeyh Said İsyanını izleyen süreçte. Ertesi gün. onu kapıda karşılıyor. 'Tabancamı ahnız. Genel vali. Seid Rıza. Dersim'de okullar açarak Alevi geleneğine uygun öğrenim yapılacağını ve Koçgirililer için genel af ilan edileceğini bildirdi. Size şerefimle söz veriyorum. Umum Müfettiş izzettin Paşa. Size ufak bk yan bakan olursa beni bu tabanca ik öldürü¬ nüz. cebinden tabancasını çıkararak. Nuri Dersimi. yazıyor: "Gerçekleşen bütün olaylar. Ali Cemal söze başlaya¬ rak. Bu nedenk gö¬ rüşme istemini kabul etmede müteredditti. Görüşme yeri olan Karaca köyünde. 1926 yılında Türk hükümetinin Dersim'e karşı bir katiiam hazırlamakta olduğunu gösteriyordu. sistemli bir şekilde Kürtlerin imhasına devam edilmişti. Ali Cemal'i. Beni mahcup etmeyiniz' dedi. Bunu anlayan Cemal. Erzincan. Elazığ bölgelerindeki boş Ermeni arazile¬ rinin Dersimlilere verileceğini. kendisinin Alevi olduğunu. Seid Rıza ile görüşme yapmak üzere (1926) Dersim'e geldi. Ali Cemal. eli ni sıkmak için ilerlerken soruyordu: i77 . Diyarbakır'dan Genel Müfettiş İzzettin ve Elazığ Valisi Rıza da Hozat'a gelmişkrdi. bizi İzzettin Paşa ile görüştürmek için ısrar ediyordu. Seid Rıza'yı askeri törenle karşılıyordu. arkamdan ge¬ liniz. Dersim'de tedirginlik başla¬ mıştı. fakat şaşırtıcı bir "gurur okşama"yla karşılanı yordu. Dersimlilere büyük saygısı bu¬ lunduğunu. izzettin Paşa'nm ani olarak Hozat'a gelmesi Seid Rıza'yı kuşkuya düşürmüştü. tören kıtasını selamlayarak hükümet konağına gir diğinde.

yüzü kıl içindeki sarıklı Kürdün. Vali sık sık Dersim'e uzanıyor. Elazığ valiliğine atanmışri. Aynı yıl. madalyonun arka yüzü için şunları yazıyor: "Seid Rıza ihtiyadı durumunu koruyor ve Türk hükümetine 278 . Nuri Dersimi. İzzerin Paşa Genel Müfettişlikten (genel vali) alını¬ yor. bu "başı bozuk". yiyip içerken Ale¬ vi olduğunu söylüyor. Kürder için 1927 yılında sınırlı bir af yasası çıkarılıyor. Dersim¬ lileri Atatürk ve İsmet Paşa'nm Aleviliğine bile inandırmıştı. Yeni Genel Vali Diyarba¬ kır'daki karargâhına yerleşrikten sonra. bu nedenle davette bulunduğunu söylüyordu. bilinmez ama."Seid Rıza siz misiniz?" " Dersim'de her meşe ağacının altında. halkın geleceği konusunda mutluluk tab¬ loları çiziyordu. cezaevleri yarı yarıya boşalıyordu. Devletin Dersimlilere ilgisi ve dostça sıcaklığı büyüktü. armağanlarla uğurluyordu. Siz hangisini soruyorsunuz?" Vali Paşa. "Mademki Ağdat köyünde oturuyorsunuz. armağan alışverişleriyle büyük bir balayı yaşanıyordu. ziyafetler. Bir "Kürt uzmanı" olan Diyarbakır Valisi Ali Cemal Bardak¬ çı. Ama karşılıklı ziyaretler. her dağ başında bir Rıza vardır. Nuri Dersimi'nin anlarimına göre. Seid Rıza'yı Diyarba¬ kır'a davet edip ağırlıyor. karşısında "ukalaca" konuşmasına öfkelenmiş miydi. Atatürk'ün kendisi adına aşiretleri selamlama görevi verdiğini. Der¬ simli ağa ve seidler de devlerin yüksek düzeydeki ilgisinden mut¬ luydular. ki¬ mi ağa ve seidlerle içki sofralarında buluşuyor. vah. yerine Atatürk'le birlikte Samsun'a gidenlerden Albay Arap ibrahim Tali (Öngören) atanıyordu. Seid Rıza da: "Öyle diyorlar Paşa Hazretleri" diyerek onu onaylıyordu. o halde Seid Rı¬ za sizsiniz" diye gülümsüyor. ağaların Ankara ve İstanbul gezileri. sür¬ günler yurtlarına dönüyor. Paşa.

Dersim'de her şey yoluna gir¬ miş olacak. Dersimlilerin dağlı Türk olduklannı söylüyordu. Beni size o gönderdi. 'Ağala¬ rım. Koçan aşirerinin saf dışı bırakılması kararlaşrinlıyordu. Cemal kaynağa yaklaşd ve halka seslenerek. Dersimi sonrasını şöyle anlatıyor: "Reislere boyun eğileceği kararlaştırıldıktan sonra. Dersim'de Kürtçe okullar açmaktı. Vali Cemal bu isteklerden ötürü son derece si- niriiydi. hükümet Dersim'den emin olacak ve Dersimlile¬ rin her türiü isteği yerine getirilmiş olacak. çıban başı olarak görülen Se¬ id Rıza'nın iribarsızlaştınlıp etkinliğinin kınlması ve aşiretlerin birbirine düşürülmesi süreci başlatılıyor. Türk hükümetine Kürt milli haklarının nelerden oluştuğu hakkında ısrarlı isteklerde bulunuyor ve isteklerin içeriği Türklerce gizli tutuluyordu. büyük Kürt önderi Seid Rıza olmuştu. Çünkü tarih boyunca Türk yönetimi. An¬ cak sizden bir hizmet bekliyorum. gafil avlamış ve firsatlar kollayarak Kürdere karşı facialar yaratmışd. bu kutsal Munzur suyundan bir bardak içerek yemin ediyorum' dedi ve cebinden çıkardığı bir bardakla su içti. o da Alevidir. O. Ben de Aleviyim.güvenmiyordu. 'Ağalar. bazı aşiret önderleriyk Hozat merkezinde bir toplanri yapıyordu. sadakatle hareket edeceğime. Bu gerçeği en iyi takdir edenlerden biri. İçtiğim su ile yemin ederim ki." Dersimi'ye göre bundan sonra. Bad Dersim'in kahraman Koçan aşireti de ısraria kadhyordu. Vali Cemal Bardakçı." 279 . Daha sonra. top¬ rağı olmayanlara Elazığ ve Erzincan'da toprak verilecek. Toplantıda. Bu isteğe. Yakında hükümet kuvvet¬ leri gelecek ve öteden beri Dersim'in adını lekeleyen Koçan aşiretini biraz düzeltecek. yollarınız yapılacak. Gazi Paşa'nm size özel selamı var. Bu şekilde Ko¬ çan aşireti düzeltildikten sonra. daima bu gibi hilekrle Kürdü aldatmış. okullar açılacak. Siz de bütün aşiretinizle biriikte bu harekete katılacağınıza şimdi söz vereceksiniz. Dünyadaki bü¬ tün Alevileri kalkındıracaktır. Bu isteklerden başlıcası. ben de sizinle sadakatle konuşup. Bu nedenle si¬ ze söz veriyorum.

dönemin "derin devleti". Dersim'e karşı yumuşak ve dostane bir politika yürütülüyordu. silahlarına el koyuyordu. 1928 yılında Seid Rıza'yı da Diyarbakır'da ağırlıyordu. Genel Müfettiş. bu amaçla sık sık Dersim'e dostluk ziyaretleri yapıyor. Koçanlılar bir gece bas¬ kınıyla Amutka bölgesindeki bir bölüğü basıp saf dışı bırakı¬ yor. Koçan aşireti ordu birlikleriyle çatışırken. Ordu. Koçanlılar da köylerine dönüyorlardı. Umum Müfettiş ibrahim TaH. yakın bir zamanda bütün bunların tek tek çözüme bağlanacağını söylüyor. Nuri Dersimi'nin anlattığına göre.* * * Koçan aşiretinin karşıtlarıyla varılan anlaşmaya göre. iki bin lira de birlikte içinde ipeklilerin bulunduğu bir sandık armağan gönderiyordu. Seid Rıza gitmiyor. "sizin için her şey iyi olacak" diye umut veriyordu. Se¬ id Rıza'ya da. Seid Rıza'yı birkaç ay sonra yeniden Diyar¬ bakır'a davet ediyordu. O neden¬ le iç çatışma beklenirken tersi oluyor. "sükûnet" tavsiye ediyor. bu yüzden ağır kayıplar veri¬ yor. ya da liderleri Diyarba¬ kır'a davet ederek. Fakat. ama silah ve cephane ve¬ receklerdi. "Umum Müfettiş" diye adlandırılan Genel Vali. şaşırtıcı biçimde sessiz kalıyorlardı. soğukların başlaması üzerine ordu geri çekili¬ yor. öteki aşiretler beklendiği gibi devletin yanında yer almıyor. öteki Kürt illeriyle meşgul olduğu için bu dönemde. Sonbaharda. Der¬ sim heyetini ağırlarken ekonomik ve sosyal sorunları bildiğini. Fakat. girişi¬ lecek çatışmaya askerler karışmayacak. bir savaş uçağı da düşürülüyordu. heyeti yolcu ederken herkese biner lira para veriyor. Vali İbrahim Tali. Türk ordusu. oğlu Şeyh Ha¬ san başkanlığında bir heyet gönderiyordu. aynı günlerde Seid Rıza'nın da- 280 . silahlandırılan aşiret ağa¬ lan. Koçanlıları durumdan haberdar ettikleri gibi aldıkları cep¬ hane ve silahların bir kısmını da onlara veriyorlardı.

çaresiz biri haline getirilmişri. Cemal Bardakçı'dan da aynca rapor istiyordu. Genelkurmay Başkanmın raporundan sonra. Katilin. Şeyh Hasan serbest bırakılıyor. oğlu Şeyh Hasan'ı tutuklatarak Diyarbakır'a gönderiyor.madı Aşağı Abasanlı aşiretinin reisi İbrahim Ağa'yı. Cinayet amacını bulmuş. Başbakan İsmet İnönü. bu gidişle. Dersim e dik¬ katleri çekiyor. tetikçinin köyü yakılıp yıkılıyordu. kiralık tetikçiler kul¬ lanarak cinayetler işletiyor. 1932 yılında Seid Rı¬ za'nın gücünü ve öflcesini sınayıp üstüne çekmek amacıyla. Hozat Kaymakamı Kazım Bey tarafindan bin lira karşılığında kiralandığı daha sonra ortaya çıkacaktı. Erzincan'ın yakında bir Kürt şehri olma "tehlı- kesi"yle karşı karşıya kalacağını belirtiyor. birlik ve dayanışma bozulmuştu. bölgeye bir uzmanlar heyeti gönderiyordu. artık Dersim'in tartışmasız lideri. Kürtlerin hızla çoğalıp Erzincan ovasına yayıldık¬ larını. Seid Rıza'nın yakınlanm da hedef alacak biçimde. 1930 yılında Kürt iUerinde uzun bir geziye çıkıyor. Aynı dönemde. Cumhurbaşkanı Atatürk ve Başbakan İsmet İnönü'ye bk rapor veriyordu. "tehlike çanları" niteliğindeki raporunda. Dersim'de. Genel Müfetriş ibrahim Tali Öngören. Elazığ Valisi Deli Fahri. cezaevine koyuyordu. "Derin ilişkilerden" habersiz Seid Rıza. 281 . sözcüsü değildi. "TEHLİKE ÇANLARI" VE İSMET PAŞA'NIN RAPORU Genelkurmay Başkam Mareşal Fevzi Çakmak. bu olay üzerine öfkeyk ayağa kalkıyor. 1930'lara gelindiğinde. "devktı bekkyen tehlike" konusunda. Seid Rıza da. dönüşünde. vakit varken onkm alınmasını istiyordu. Diyarbakır Va¬ lisi. ama Dersim'in çeşitli bölgelerine askeri seferler düzenkniyordu. sorumlu olarak karşı aile ve aşiredere yükleniyordu. Çekişme ve kavgaların içine çekilip etkinliği kınlmış. Meço Ağa'nın oğlu Hüseyin'e öldürtüyordu. Paşa. Dersim kan davalarının kargaşasıyla çalkalanıyordu. Fakat Seid Rıza sessiz kalınca.

Bitlis. 21 Ağustos 1935 tarihini taşıyan 55 sayfalık raporunda. "Dersim'in ıslahı" çalış¬ malarını başlatıyor. birinci aşamada Dersimliler iyilik ve güzellikle silahtan arındınlmah. Bakan'a gö¬ re. Bu ailelerin nüfus toplamı 3 bin 470 kişiydi. bir daha geri gelmemek üzere bariya. vali ve uzmanlar ise "tehlike yok" diyorlardı. Şükrü Kaya. İsmet İnönü Van. Urfa. Diyarbakır. Der¬ sim'e yaptığı geziden sonra.Cemal Bardakçı raporunda. derhal kesilip arilması gerektiğini öneriyordu. "Dersim Fermam" niteliğindeki rapo¬ runu kaleme alıp. Elazığ. ama "tehlikeyi" yerinde görmek için de gezi¬ ye çıkıyordu. Paşa. Dersim aşiretlerinin ayrıntılı bir dökümünü yaparak. İnönü'nün elinde özel uzmanlar heyetinin de bir raporu var¬ dı. hangisinin dost ve hangisinin düşman unsur olduğunu tek tek sı¬ ralıyordu. 282 . geriye kalanların "tedibi" (terbiyesi) kolaylaşacakri. yapılması gerekenleri de sıralıyordu. Fakat. "isyan" olasılığının bulunmadığını söylü¬ yordu. Çünkü Genelkurmay Başkanı isyandan söz ediyor. ikinci aşamada ise başta Seid Rıza olmak üzere 347 ağa ai¬ lesi. raporlardan sonra. Dersim'e yaptığı geziden sonra Başbakana verdi¬ ği raporda. Şükrü Kaya'nm önerileri 1937 ve 1938 yıllarında hayata geçi¬ rilecekti. Bunların uzaklaştırılmasından sonra. Dersim'in Türklük için kanayan bir çıban ol¬ duğunu. Cumhurbaşkanı Mustafa Kemal Atatürk'e veri¬ yordu. Mardin. ikilemden kurtulup karara varmak için. "Dersim'deki Kürt tehlikesi"ni kabul etmekle birlikte. Türkler arasına sürgün edilmeliydi. Paşa. Bakan. "çıbanın koparılması "nın ivedi olduğunu haber verdikten sonra. bu kez güveni¬ lir adamlarından İçişleri Bakanı Şükrü Kaya'yı "gerçeği" araştır¬ makla görevlendiriyordu. İçişleri Bakanı. raporlar yer yer Genelkurmay Başkanı Çakmak'ın gö¬ rüşleriyle çelişiyordu. * Başbakan İnönü.

Dersim çapulcu kollannm içeri yayıl¬ ması için menzil ve yataklık rolü yapmaktadır. Van. Dersim'in sert ve müte- hakkim halkı ile hızla dolmaktadır. Daha Türk köylerindeki okulları yapmamışken ve en nihayet yüzde lO'a varamayan okutmada bir özel siyaseti halkın diline düşürmede hiçbir fayda yoktur. "ıslah programı" dört aşamayı içeriyordu. Biz. fakat "ırk aşısı" tutmayacaktı. şimdiye kadar bir po¬ litika olarak mütalaa edilmiştir. .. Muş ve Erzincan ovalan. bk de Elazığ ovasında kuvvetii Türk kitleleri meydana getirmek zo¬ rundayız.. 283 . Sonra. Paşa. arazileri iş¬ lemek için Dersimlileri maraba adı ile kullanmaktadır. hana Kürtlere Türkçe öğreterek Türklüğe çekmek için ilkokul ve onun iyi öğretmeni çok etkin araçdr." * s- » Başbakan İsmet İnönü. Kürtlere okullar yapılıp yapılmayacağı.. Az zamanda Er¬ zincan'ın Kürt merkezi olmasıyla asıl korkunç... Paşa'nm bu önerikri daha sonra ha¬ yata geçirilecek ve Kürtler arasına Bulgaristan. topye¬ kûn Kürdeşmeyi önkmek için. Kürt yayılmasına açıkdr. Muş ovasına yavaş yavaş.tüm şehk ve bölgeleri Kürtlük açısından irdeliyordu. Kürdistan'm meydana gelmesinden ciddi olarak kaygılanmak yerindedir. Bu. daha sonra Dersim'in Kürtlerden arm- dınlmasımn projesini sunuyordu. ka- rariarı yasa yerine geçen diktatör yetkileriyle donammş olacaktı. bey¬ lerin bir nevi Dersimli himayesine sığınmasıdır. bundan hiç yararlanmadığımız halde zararlarmı çekiyoruz. Birkaç ay içinde "yasaya dönü¬ şen proje"nin adı. Paşa'nm.. İsmet Paşa. Bunun için Korgeneral rütbesinde bk genel vali atanacaktı Vah. verimli ovalara Türk göçmenlerin yerkşririlmesini öneriyordu. Erzincan beyleri. Van ve Erzincan'da acele olarak. . Yunanistan ik Kaflcas göçmenleri yerieştkilecek.. . Bu köyler ve meralar. ilkokulu okutmada çıkanmızm daha yüksek olduğu kanısındayım. Kürtleşmiş ve kolayca Türklüğe dö¬ necek yerleri okutmak. ilk admu hazıriık ve halkın elindeki silahların toplanmasını öngörüyordu. Erzincan yakmındaki boş köyler. "Dersim'in ıslahı" idi.. raporunda şöyle diyordu: ". Bu politikayı halk biliyor.

orman işletme. 1937 ilkbaharında verilecektir. tali memuriyetiere tayin olacakdr. 1937 ilkbaharına kadar hazır olursa. Bir başka önerisi de. Genelkurmay Başkanı ve 284 . Bulundukça emekli subaylar. yol. Ilbaylığa yardım etmek genel mü¬ fettişlerin görevidir. bölgedeki Kürt me¬ murların ayıklanıp temizlenmesiydi. Ilbaylık. Ilbaylığın lüzum göstereceği diğer ihtiyaçları temin etmek ve eğer Dersimliler bizim düşündüğümüz zamanda harekete kal¬ karlarsa. askerlerden oluşmasını istiyordu. Bundan sonra Dersim'e verilecek şeklin safhası başlayacaktır. yol. Yargılama usulü basit. Asayiş.ismet Paşa. fakat amaca uygun olarak oluşturulacaktır. düzenlenmiş ve seferber iki fırka kuvvet Il¬ baylığın emrine. vali ve üniformalı muvazzaf subaylar il¬ çe kaymakamları olacaktır. kültür ve sağlık şubeleri olacaktır. hüküme¬ te bildirdiği icraat da yapılacaktır. Muvazzaf bir kolordu komutanı. Ilbaylık (valilik) idaresi. Bakanlar Kurulu. Bütün Dersim hızla silahtan arındırılacak. Ilbaylık bu teşkilat ile idareyi alacaktır. 1935 ve 1936'da kara yolları yapılacaktır. eko¬ nomi. İdama kadar in¬ faz Ilbaylıkta bitecektir. Ilbaylığın o zamana kadarki incele¬ meleri sonucunda kuvvetle yapılmasını tasavvur ettiği. özel ve kesin olacaktır. Bütün tasavvurlar gizlidir. Sabit jandarma ayrıdır. yargılamak üzere Dersim haricinden istediği yerli ilgililer veya işbirlikçileri Ilbaylığa göndermeye. maliye. programı acilen tatbik etmek zaruridir. Memurlardan hiçbiri yerli olmaya¬ caktır. "harekâttan önce". "teftişçi" ya da "müfettiş" anla¬ mına gelen "Inspektör" adını veriyordu. "İnspektör"e bağlı ola¬ rak çalışacak vali ve kaymakamlara da "İlbay" adını veriyor ve bunların. İsmet Paşa. Bu tasavvurları. en az 7 seyyar jandarma taburu buluna¬ caktır. devlet teşkilatı mecburdur. adliye. valiye Almanca. Ilbaylığın. çabuk ve kesin adalet gibi idare ile işe başlayacaktır. eylem planını şöyle açıklığa kavuşturuyordu: "Dersim vilayetini yeni yöntemle yapılandıracağız. Ilbaylığın emrinde. bir kolordu karargâhı gibi.

oğlundan da esirgemiyordu. mülayimi asimile edilecek. Tuncelililer baba İnönü'ye sunduklan hizmeri. Türkiye sınırian içinde herkes Türk yurttaşıdır. Şair ve yazar Can Yücel "istisna"lar- da'n biriydi. gün ışığına çıktı.. 1950'lerde her yerde seçimleri kaybederken. isrisna sesler hariç.) TC. Rumlar. kalın çizgi- lerie çizilmiştir.. kestiği kestik Başbakanının bu rapo¬ runda öne sürdüğü öneriler harfiyen uygulanıyor elbette. kterse olmasın. her vesileyle ona sevgilerini. Tuncelililer. basında "bu ne ayıp¬ tır. ilk kez 1992 Eylülünde Hürriyet gazetesinde yayınlanınca. Sonraki aşamalarda da partisi olan CHP'nin yı¬ kılıp sarsılmadığı tek kale oluyordu. Can Yücel. hiçbir parti milletvekili çıkaramıyordu.. Tuncelilikrin bağlılık ve sadakati daha sonra da devam edi¬ yor. (. ama büyük bk tuhaflık örneği olarak kırımdan kurtu- kbilenlerie. saygı ve bağlılıklarım sunuyor. Ve Lozan'da azınlık olarak tanınan Ermeniler. Bu arada bazı kısık. nede¬ ni bilinmez. İnönü yaşadıkça. 20 Eylül 1992 tarihinde Gerçek dergisin¬ de yayınlanan yazısında. Emirkrinde çalışan memuriar bilme¬ yeceklerdir." Ve Can Yücel'den sonra bir parantez de biz açalım: "Dersim'i ıslah" pkmnı hazıriayıp uygulayan İsmet Paşa. yani benzetilecektir. genel müfettiş ve ordu müfettişi şahsen bilecektir." * Milli Şef İnönü'nün raporu.Meclis Başkanından başka yalnız ilbay. (.. 1983'te siyaset meydanına çıkan oğlu Erdal İnö- 285 .) Hukuki ve ideolojik planda kaba. Yahudi¬ ler dışında cümle alem Türk'tür. çocuklan ve torunlannın "tapındığı adam" haline gel¬ di. böyle!" diyen çıkmadı. yalnız Der¬ sim'de kazanıyordu. şöyle diyordu: "Zamanın astığı astık. Lozan'da çizilen esaslar içinde Anadolu'yu Türkleştirmek karanndadır. Azılısı tenkil olacak. partisinin dışında.

Oysa. Yi¬ ne gariptir ama. Seid Hüseyin. Dersimliler. 286 . TUNCELİ YASASI. köprü inşaadannda. mantığı kabul etmiyordu. Kültür Bakanlığı'ndan nema- lanmak ve belediyede iş bulmak amacıyla mı bilmiyorum. Bazı Dersimliler. o sadakade hizmet veriyordu. Yaranma güdüsünün ürünü yalanlar bütünüydü. Seid Rıza'nın yakın dostu ve tanınmış kişilerden Kureşanlı Se¬ id Hüseyin Cesur bunlardandı. Der¬ sim İsyanı adında bir kitap yazıyordu. Milli Şefe tapınmalannın nedeni. "yatınmlann" alt yapı inşaatından yarariandıklan için daha çok seviniyorlardı. dostça görüşme için daveriye almış. Tuncelililer herkesten önce ve en başta koşar adım omuzlayıp oylarını veriyorlardı. bazı aşiret reisleriydi. sonra darağacına gönderilmiş¬ lerdi. bunun bir tuzak olduğunu sezinlemesine rağmen. Tuncelililer İsmet İnönü'ye bağlılıklannı "ilerici¬ lik" diye açıklıyorlardı. "gerici" Dersimliler. Ona "sen müteahhitsin" denile¬ rek. Hoşnut tutulmak üzere yol. bunlar. bir müfreze tarafindan "komutanla görüşmeye çağnldığında". daha sonra Seid Rıza'yla birlikte asılıyordu. okul. ama bir gerçekti. devletin medeniyet gerirme çabalanna. yol. Kitap. Seid Rıza ile birlikte asılan öteki liderlerin hemen hemen tümü. O nedenle kaçıp kurtulma şansı olduğu halde kendi ayağıyla gi¬ dip teslim oluyor. Tuncelililerin. Emekli öğretmene göre. bu yoldan devlete bağlanıyorlardı. "yatınm geliyor" diye seviniyorlardı.nü'yü. yol inşaat işleri vermişlerdi. üstüne kendi bulu¬ şu yalanlar kondurulmuş "resmi tarih tezlerinden" ibaretri. Çünkü. fabrika yatınmlanna karşı çıkarak is¬ yan etmişlerdi. normal insan¬ ların kolayca anlayabilecekleri bir şey değildi. GÖBEK HAVALARI VE ŞAPKAYA HÜCUM Emekli öğretmen bir Dersimli. Bunlar Dersim'in önde gelen isimleri. "müteahhidik" hizmederi veriliyor.

"Tunceli Kanunu"nun uygulanması sırasında anasız. Türk kükürüne uygun biçimde asimik ettirmekle görevli Elazığ Kız Sanat Enstitüsü'nün müdiresiydi. ortada kalan kız çocuklarını eğitip. mecliste yasayı açıklamak amacıy¬ la yaptığı konuşmada şöyle diyordu: "Dersim'de 91 aşiret vardır. O Paşa ki. askerler sonra geri çekilmiştir. aynı yd (1935) "Tunceli Yasası" yürürlüğe konuyordu. Dersim'deki uygulamaları yasa maddesi haline getirerek "icracıları" her türlü sorumluluktan arındırıyordu. İnönü. 1935 yılında çıkarılan yasa. ipe çekme. Askeri harekâtı asıl gerektiren hastalık. As¬ keri harekâtlar belli amacı öngördüğü için. Büyük Millet Meclisi yetkilerini taşıyordu. hastalıklan kökünden tedavi etmek olduğu için. mahkeme ve hükümet yetkileri veriliyordu. Alpdoğan'la karşılaşmasını "Dağ Çiçekkn" adındaki kitabında şöyle anlatıyor: "Elazığ. babasız. Yasa önerisi ondan sonra gündeme geliyordu. Cumhuriyet'in amacı. Şeyh Said İsyanı ile sonraki olaylardaki "tedip ile tenkiP'krde de¬ neyimler kazanmış.Şimdi burada tartışılacak kanun böyle bir kanundur. tahlil ve te¬ davi edilememiştir. yasayı parlamentoya getirmeden önce. Sıdıka Avar. medeni yöntemlerle tedbk düşünüldü. üzerinde doğru dürüst tartışma yapılmadan meclisten geçkiliyordu. Tunceli. daha önce Koçgiri'de adını duyurmuş. 1876'dan bugüne kadar çeşidi zamanlarda. Paşa teftişe ge- 287 . Dersim üzerine 11 askeri harekât yapılmıştır. Korgeneral rütbesindeki "Inspektör"e (genel vah) meclis. Yasayla. ipe çekilecekleri affetme yetkisi vardı. "Inspektör" görevine. Avar. Bingöl isyan bölgesi emrinin akındaydı.Başbakan İsmet İnönü'nün raporundan hemen sonra." Daha sonra yasa gündeme alınıyor. O bölgede. İçişleri Bakanı Şükrü Kaya. düzenlenen giz¬ li bir oturumda "tehlikenin boyutlarım" anlatıyor ve onay alıyor¬ du. Ağrı isyanında uzmanlaşmış bir asker olan Korgeneral Hüseyin Abdullah Alpdoğan atanıyordu.

çözüm yolunda ciddi yatırımlar yapılıyordu. Elazığ ve Tunceli vaH- leri. Orta boyluydu. Görev başı yaptık¬ tan sonra Tunceli. Yanında yaveri. Komutanın bildirilerine göre. Dersim'de hedefini bulmuş ve halk ara¬ sında. umulandan da fazla olumlu etki yaratmışü. göbeksiz. çar¬ kı döndürmeye başlamıştı.liyordu. Cumhurbaşkanı Mustafa Kemal Ata¬ türk. köprüler inşa edilecek. bu korkunç çıbanı temizleyip ve kökünden kesmek işi her ne paha¬ sına olursa olsun yapılmalı ve bu hususta en acil karariann alın¬ ması için. aynı günlerde mecliste yaptığı konuşmada. Dersimliler. adaleli bk vücut. Dersim konu¬ sunda şunları söylüyordu: "işlerimizin en önemlisi Dersim meselesidir. devletin yatırım taarruzu geliyor diye düğün bay- 288 . Dersim ve Dersimlilerin iyiliğini dü¬ şünen." Alpdogan'ın ana karargâhı Elazığ'daydı. Şişmana yakın. ilk bildirilerinde. Çekme burnu ve kalınca dudaklı ağzını kuvvetli bir çene çevre¬ liyordu. yatınm yapılmamış. Komutan. Yanlılar korkuyor. Tunceli şimdiye kadar ihmal edilmiş. Ama. Çünkü Paşa hakkında çok havadis dinlemiştim. Bingöl ve Elazığ'da sıkıyönetim ilan etmiş. hükümete tam ve geniş yetkiler verilmehdir. Saat lO'da Paşa geldi. TunceH'nin temel sorunlan. Bu yarayı. Onlara moral veriyordum ama ben de korkuyordum. ilk kez temelden halledilmek üzere ele alınıyor. heyecanlanıyoriardı. Doğruca müdür odasına girdiler. fabrikalaria Tunce¬ li. * * s Generalin bildirileri." Alpdoğan. bu yüzden ham kalmıştı. İlk etapta yollar. onların muriuluğu için çırpınan adam portresi çiziyordu. sonra okullar. kısa zamanda bir "mamure" haline geririlip kalkındınlacak ve kurtarılacaktı. Tok ve hakim bir sesi var¬ dı. ardı ardına bildiriler yayınlayarak işe başlamışn.

Köy ve kasaba çevrelerinde temeller kazılıyor. şapkaya hücum o denli hızlanı¬ yordu ki. tepkiler "isyan" sayılmış. şapka giyerek medenileşmesi" kararlaştırmış ve bunu zorunlu lıale getirmişti. köprüler inşa ediliyordu. General valinin sözünü ettiği yatırımlar tek tek hayata geçiriliyor. daha sonra kışla oldukları anlaşılacak binalar yükseliyordu. Ankara'nın medeni insan tipolojisini temsil etmek üzere şapkaya hücum ediyorlardı. Ankara. ceplerine koydukları parayla şapkacı dükkânlarına koşuyorlardı. şapka karaborsaya düşüyor. Makineler çalı¬ şıyor. bir yandan da. Yatırımların coşkusuna kapılan Dersimliler. şapka gavur giysisi diye tepki gör¬ müş. Şapka giyerek bir anda medenileşmek isteyen Dersimli kimi yoksullar. kimi ağa ve seidlerle sofralarda bir araya geli¬ yor. Der¬ simliler. şapka giy¬ meyi. 1935 ve 1936 yıllarında. edinemeyenler melul mahzun oluyordu. MÜFREZE KOLLARI DERSİM'İ SARIYOR Türkiye Cumhuriyeti. pek çok insan öldürülmüş. Dersimlileri sevindiren somut veriler de yok değildi. Bazı yerlerde ise. devlerin demir yumru- ğuyla terbiye edilmeye çalışdmış. kadeh tokuşturup. kapanın elinde kalıyor.ram ediyor. Dersim baştan başa bir inşaat şantiyesine dönüşüyordu. general. sarığı atıp. acelesi var- mışçasma. erkeklerin "medenileşmesi"nin temel şartı olarak şapkayı koymuştu ortaya. Ankara. "okul" dedik¬ leri. Sistemin "iyi aile çocukları" itirazsız şap¬ kalı olmuştu. Çünkü. Atatürk ve İnönü'nün de aslında Alevi ol¬ duklarım Dersknlileri ashnda kardeşten ileri sevdiklerini hayku-ıyordu. keyifleniyorlardı. » » * Dersimliler. Yürürlüğe koyduğu bir yasayla "fesi. bütün imkanlarını seferber ederek. yeni rejimin deyimiyle "şapka gi¬ yerek medenileşme" yanşmdaydılar. Dersim'de askeri . dağlar yarılıp yollar yapılıyor. Dersimlilerin anlattığına göre. ki¬ mileri de mahkeme kararıyla idam edilmişti. bu uğurda keçilerini ve ineklerini sattyor. isyancılar. "medeni insan" olmanın ilk şarri olarak açıklamışri.

istenilen bilgileri veriyor. eşeğe ka¬ dar bütün hayvanları ve yaşları. Inspektör Paşa. kimileri de çalı¬ şanlarla askerlere yiyecek yardımında bulunuyordu. 290 . ata. müfreze kollan köyleri tek tek tarayarak. devlete mahcup olmamak için. Hangi köyde kaç kişinin yaşadığını ve bunların neler düşündüğünü. bıçağa varana kadar bütün silahları topluyorlardı. taş taşıyıp duvar örüyor. mar¬ kasını. bir yandan da. yol ve ne üreteceği bilinme¬ yen "fabrikalar" a karşüık. toplumsal et¬ kinliklerinin ne olduğunu tek tek biliyordu. hayvan kesiminde kul¬ landıkları bıçakları da. Dersim'in önemli aşiret ağala¬ rını Elazığ'daki karargâhına davet edip dostane görüşmeler yapı¬ yordu. Dersim'in sosyal haritası Paşa'nm elindeydi. "Inspektörlük" de faaliyet içindeydi. Devlet güçleri bu sayede. Dersimliler. Öte yandan. tabanca. insanın¬ dan hayvanına kadar tüm canlıları tek tek sayıp defterlere yazı¬ yordu. teslim edilmek üzere silah bile satın alıyordu. varsa ateşli silahlarla birlikte teslim edi¬ yordu. Sivil memurlar ve jandarma kol kol köyleri dolaşıp. Kimileri. koyuna. cinsiyetleriyle insanları sayıp ev¬ raka geçiriyor. El altından muhbirlik ağları döşeniyor. düşman kardeş¬ ler haline getiriliyordu.geçiş yollan. inşası süren "okul". kimin elinde tüfek. tavuktan keçiye. bir yandan da. Kimileri ücret istemeden inşaatlarda çalışıyor. silah toplamaya giden askerler. kışlalar inşa ediyor. şükran borçlarını ödercesine devlete yardımcı oluyor. Dersim'de hummalı bir faaliyet sürürken. "Dost aşiret" reislerinin arkasını okşayıp armağanlar su¬ nuyor. "düşman aşiret" reislerine de gözdağı veriyordu. kama varsa tek tek tespit ediyor. kendilerini düşünüp yatırıma gelen devlete kat¬ kıda bulunmak için seferber olmuşlardı. hatta numarasını da söyleyerek "getir" diye tebligatta bu¬ lunuyordu. rakip aşiretler bilenip birbirinin aleyhine kışkırtılarak.

Muhbk ağını. inşa edilmekte olan yol ve kışlaların Dersim'in kalkındırılmasına. adı açıklanmayan bir Dersimlinin anlattıklanna dayanarak. Görüşme. muhbirleşen aşiret reislerini. Seid Rıza. Hem de yakında. sonra yakın arkadaşlarının "gerçek fikrini öğrenebihrsin" demelerini dikkate alıp Elazığ'a gidiyordu. Faik Bulut. ününü duy¬ duğu adamı görüp tanımak istediğini söylüyor ve görüşmeyi biririyordu. muhbirlik konusunda birbirleriyle yarış halindeydiler. Ortaya dökülen paradan pay kapmak isteyenler. Keklik ve tetikçilerden biri de. Inspektör. Dersim Raporları adındaki kkabında. şöy¬ le yazıyordu: 291 . Acıyı hepiniz çekeceksiniz" diye uyarıyor. yol yapımlarının hız kazandığı bir dönemde "Ins¬ pektör Paşa "dan görüşme çağrısı alıyor. Ezmek için. Dersim aşiret reislerini toplantıya çağırıyordu. karde¬ şinin oğlu Rayber'di. üstümüze yürüye¬ cekler. gelişmele¬ ri dikkatle izliyor. Tedbirli olun. arrik kimi es¬ ki dostları bile onu ciddiye alıp dinlemiyor.* Didilmiş. çağrıya uyup uymama¬ da kararsız kalıyor. bir yandan da insan avcı¬ sı tetikçiler eğitiyordu. bir yandan da. Kurmay Şevket. Paşa. umulandan çok kısa sürüyordu. "birbi¬ rinizi ihbar etmeyin. etkinliği aşındırılarak azaltılmış Seid Rıza." Seid Rıza. halk arasında Binbaşı Şevket ya da "Kurmay Şevket" diye adlandırılan bir subay döşüyordu. Seid Rıza. ama etkiH olamıyordu. Seid Rıza'nın öz yeğeni. pazarda kavun karpuz seçercesine. Ağdat köyündeki evine döner dönmez dosdannı topluyor ve şu uyarıda bulunuyordu: "Niyederi kötü. iyiliğine olmadığını söylüyor ama. 1936 bahannda. Kürderin "keklik" diye ad¬ landırdığı muhbirler seçip satın alıyor. "devlet şefkatini kötü¬ lemekle" suçluyorlardı.

" General. Ayrıca köprü ve yol yapacağız. hançer ve kama¬ larını. 48 aydır. diyor. Dedem. Ona da çıkardı: Herkes aşiretinin bütün silahlarını göndersin! Dedem. 100-150 tüfeği. Belki zor gelir. planlı-programh ve tedbirli yürüyordu. Halkı silahsızlandırırken. Herkes emrine uyup şapka giydi. Tüc¬ carlarda şapka kalmadı. denilen gün ve saatte toplan¬ tıya gittiler. Önemli olan silah verdi diye raporlar ya¬ zıp tutanaklara geçirmemiz. Başka yerlerde bu 24. Büyük kariiamı gerektirecek bir şey yoktu." O zaman 11 yaşında olan Mehmet Kangotan. Dolayısıyla Dersimliler sadece 6 ay askerlik yapacak. Neyse. 1987'de Nokta dergisine olaylan anlatırken şunlan söylüyordu: "Abdullah Paşa. her ağaya özel elçi gönderdi. Kimi: Çok az silahımız var. Aşiret reislerine emir çıkardı. Seid Rıza faktörünü de unutmuyor- 292 . Aşiret reislerinin çoğu kabul ediyor. odun yükler gibi kadra yükleyip gön¬ derdi. Ruslar zamanından kalma eski tüfek ve tabancalarını teslim ediyorlar. Bütün istedikleri yerine getirildi. Bu arada aşiret liderleri. hem de idari bütün yetkilere sahip¬ ti. Eski tabanca ve kamaları¬ nız da olsa teslim edin. kendi aşirederini nüfusa kaydet¬ tiriyorlar. Karaballı aşiretinin re¬ isiydi. Siz de silahlarınızı vereceksiniz. hem adli. Komutan Alpdoğan şöyle dedi: : Sizin için özel askerlik kanunu çıkaracağım. Aşiretler silahlarını. Kimi de: Hiç yok ki. Silahlar öyle yığıldı ki. 36. anlaşma sağlanıyor. Hiç askere alınmadınız. Bunun üzerine Alpdoğan: Hepsinin tüfek olması şart değil. Yalnız silah teslimi konu¬ sunda tereddütler var. dedi onlara. Görüşme yapacağı¬ nı belirtti. günlerce Elazığ'a taşındı. Paşa fesi yasakladı."Alpdoğan. Aşiret ağaları ve reisleri.

du. Hayata geçirilen provokatif planlarla ailesi hedef alınıyordu.
Aşiretlerle çatıştırılıyor, onlarla kanlı bıçaklı hale getirilmesi için

gelini hedef seçiliyor, damadından sonra oğlu Bira ibrahim pusu¬
ya düşürülüyor, kurşunlanıp öldürülüyordu.
Nuri Dersimi, Hatıraları' nda. yazıyor: "Seid Rıza'nın oğlu Bira ibrahim, Hozat'a gekrek Abdullah

Alpdoğan idaresinin ricali ile temasa geçmiş ve yapılmakta olan

askeri harekâtın durdurulmasını, babası adına dilemişti. Bira ib¬
rahim geri dönerken. Kurmay Şevket'in hazırladığı plan gereğin¬

ce, Kırgan aşiretinin dahilinde. Dest köyünde misafir bulundu¬ ğu evde, gece uyurken feci şekilde imha edilmişti. Genç evladı¬
nın kahpece öldürülmesinden müteessir olan Seid Rıza, Kırgan

aşiretinin merkezi olan Sin köyünü kuşatarak katillerin teslimi¬ ni dilemişti. Türk Generali bu haklı isteği yerine getirmediği gi¬ bi. Bira ibrahim'in katilleri. Kurmay Şevket'in himayesine alına¬
rak taltif edilmişlerdi."

Dersimlilerin anlattığına göre, tetikçi, Kırgan aşiretinin ağası

Şatoğlu Mehmed'di. Ama onu kullanan da Binbaşı Şevket'in ada¬
mı Rayber'di. Rayber, olaydan sonra devletin Şatoğlu'nu koru¬ yup güvence altına alacağına dair senet bile imzalayıp vermişti. Senette hem Rayber'in, hem de Mehmed'in imzası yer almışri.
Mehmed imza kullanmasını bilmediği için, senedin altına par¬
mak basmıştı.

Bira İbrahim olayı ik "derin devlet" hedefine varmış, kurşun menzilini bulmuştu. Amaç, Seid Rıza ile savaşkan Kırgan aşireti¬

ni kan davalı yapmaktı. Bu gerçekleşmişti. Seid Rıza yanhlan,

Kırgan aşirerinin üstüne yürümüş. Sin köyünü yakıp yıkmışlardı.
Taarruz kapıdayken meydana gekn bu olay, Seid Rıza'yı bk
aşiretten daha koparmış, biraz daha yalnızlaştırmıştı.

KADINA TECAVÜZ VE
SEİD RIZA'NIN YENİDEN ÇIKIŞI

Hıdır Göktaş, Kürtler, İsyan-Tenkil adındaki kitabında şun¬
ları yazıyor:

293

"Dersim'in Kürder için taşıdığı önem, yüzyıllar boyunca bu

bölgenin korunabilmiş olmasında, isyanlara kaynaklık etmesin¬
de, stratejik ve taktik uygulamalara elverişli arazi yapısına sahip
olmasında yatmaktadır. Bütün bu özellikleriyle Dersim, Kürder
için asla vazgeçilmez bir kaledir. Bu kalenin korunması için her şey yapılmalıdır. (...) TC kurucuları için de aynı derecede önem¬

lidir. Cumhuriyetin kurulmasından sonra geçen 15 yıl içerisinde, özellikle de Şeyh Said İsyanından sonra ısrarla uygulanan 'tedip
ve tenkil' hareketierinden sonra, Kürderin etkinliği büyük ölçü¬

de kmlmış ve ele geçirilmeyen yalnız Dersim kalmıştır.
Dersim'in de her yol denenerek 'tedip' edilmesi halinde Türki¬

ye Cumhuriyeti rahadayacakdr. (...) Yalnız, Dersim'e gelinceye

kadar, çok ciddi ve ödün verilmeden uygulanan bir 'harekâttan'
söz etmek, aşırı bir yorum olmasa gerek. Kürderin yoğun olarak

yaşadığı bölgeyi denetim altına almak isteyen ve buralarda ken¬ di otoritesini kurmak isteyen Türkiye Cumhuriyeti, bunun için
her yolu denemekten kaçınmamıştır. Bu yollann içinde, anlaşmak kadar zor kullanmak da vardır.

Nasıl ki, 'milli mücadele' sırasında, özellikle Dersimli bazı ağalar elde edilmiş ve 'mebus' olarak Meclis'e alınmışsa, anlaşmaya ya¬
naşmayanlara ya da karşı koyanlara, 'tenkil' harekâtına kadar va¬
ran yöntemler uygulanmıştır."

1937 baharında başlanlan büyük taarruzun tek amacı, "ele
geçirilmemiş Dersim'in zaptı" mıydı?

Kırımda bütün ailesini kaybeden, kendisi rasdantı sonucu
kurtulabilen bir Dersimli anlatıyor:
"Dersimliler yol, okul, fabrika yapımına, medeniyetin gelme¬ sine karşı çıkdlar. 'Harekâta mecbur kaldık' demeleri büyük ya¬

lan. Gerçek şuydu: Dersimliler, yoldan sonra okul gelecek, fab¬
rikalar yapılacak diye seviniyoriardı. Tilki tavuğu yemeğe karar
vermişti. Yedikten sonra, kendini savunmak için gerekçeler uy¬

durdu. Kimse yol, köprü yapımına karşı değildi. Kimse karşı
çıkmadı. Tersine herkes yardımcı oldu.

Dersimliler yol yapımını, köprülerin inşasını öylesine benim-

İ94

semişkrdi ki, bu yüzden aralarında kavgalar bile çıkd. Bazı aşi¬

retler gelen ve gelecek hizmetlerden büyük payı almak için bir¬
birleriyle yarıştı.

Mesela, Dersim merkezinde yeni bk kasaba kurulacakd. De-

menan aşireti kendi bölgesinde, Yusufanlılar da kendi toprakla¬
rında olsun istiyoriardı. Onun için, el altından devlet görevlileriy¬ le görüşmeler yapıyor, hatta rüşvet veriyorlardı. Paylaşamadıkla-

n yadrım için, neredeyse birbirine düşeceklerdi. Allahtan, aklı ba¬

şında insanlar araya girdiler de, sorunun çözümü için General
Alpdoğan'la görüşmelerini önerdiler, iki taraf biriikte Elazığ'a gi¬ dip görüştüler. Orada kasabanın, iki aşiretin nimetkrinden eşitçe

yararlanabileceği şekilde, iki tarafa da aynı mesafede olan Kahmut'ta kurulmasına karar verildi. Böylece mesele çıkmadı."

Dersim'de "hayali isyana" gerekçe yapılan olaylardan biri de,
tecavüzcü askeriere gösterilen tepkiydi. Öyküyü, adının açıklan¬ masını istemeyen, "kınm"dan kurtulabilmiş bk Dersimlinin an¬
latımıyla okuyalım:

"1937'nin Mart ayı başlannda, birkaç evlik Uhundu köyüne küçük bir askeri biriik geliyor. Tülük köyünden geliyoriarmış. Tülük, Uhundu'ya birkaç saat uzaklıkta. Askerkr yol yorgunu
ve aç.

Mehmet Ali (Menteş), başında genç bir subayın bulunduğu
müfrezeyi evine buyur ediyor, kınmalan ve kannknm doyurma¬ ları için iki kardeşi Hasan ve Beko'yu (Yıldız) seferber ediyor. Kansına da, konuklar için taze ekmek yapmasmı söylüyor. Kan¬
sı genç ve güzel. Adı Fatma.

Aile, onlan yedirip içirmek üzere seferber halindeyken, Meh¬

met Ali misafir odasında, konuklann yanında. Bk ara subay
ayağa kalkıyor. Mehmet Ali, ihtiyacı için dışarıya çıkacağmı sa¬ nıyor. Yol göstermek için önüne düşüyor. Fakat subay onu itip
oturmasını söylüyor ve odadan çıkıyor.

Az sonra genç kansının çığlıkları duyuluyor. Önce anlam ve¬ remiyor. Konuklara karşı ayıp olur diye, yerinden de kalkamı¬
yor. Fakat karısının imdat isterken:

295

Mehmet Ali, bu köpekten kurtar beni, çığlığı ortalığı dol¬

durunca, sesin geldiği bitişikteki mutfak tarafına gidiyor.
Gördüğü manzara karşısında donup kalıyor. Koskocaman su¬

bay, karısını yere yıkmış ve onunla boğuşma halinde. Üstünü
başını paralamaya, çıkarmaya çalışıyor.

Mehmet Ali bir an, kanı donmuş gibi öylece kalıyor. Subay,

heyecandan kendinden geçtiği ve arkası dönük olduğu için içe¬
riye girdiğinin farkında değil. O, kadının vücuduna erişme sava¬
şında. Mehmet Ali genç karısının:

Ne durup bakıyorsun öyle namussuz herif, sözüyle ayılıyor.

Subayın orada, duvara dayalı tüfeğini kapıyor. Namlusunu
sırtına dayayıp tetiğe basıyor. Subay yan devriliyor. Genç karısı

da cansız düşüyor. Subayın sırtından giren kurşun, akındaki
genç kadının yüreğine saplanıyor.

Silah sesini duyan öteki askerler koşup geliyorlar. Mehmet

Ali, bu defa namluyu şaşkın askerlere doğrultuyor. Tetiğe bası¬
yor, ikisini yaralıyor. Ötekiler de kaçıyorlar. Olaydan sonra köylüler toplanıp, 'şimdi ne yapacağız' diye
tardşıyor. Askerlerin köyü basacaklannı biliyorlar. Mehmet Ali

ve kardeşlerinin köyden ayrılıp canlarını kurtarmalarını karar-

laşdnyoriar. Mehmet Ali ve iki kardeşi köyden çıkıyorlar. Pah köprüsünden geçerken, birkaç tahtasını söküyoriar. Köprü, ka¬ lasların yan yana getirilmesiyle yapılmış. Peşlerinden gelecek as¬
kerier oyalansın, yavaşlasın diye. Sonra, ahşap köprüden sökü¬

len birkaç tahta da Dersimliler isyan edip köprü yakdlar oldu."

Uhundu köyünde sağ kalan askerlerin olayı nasıl anlattıkları bi¬ linmiyor, fakat Ankara bunu, Dersim'in Seid Rıza önderiiğinde top¬ yekûn ayaklanarak askerieri öldürmeye başladığı, köprükri yakıp
yıktığı biçimine büründürerek "isyan çıktı" şeklinde ilan ediyordu.
*
» *

Mehmet Ali, güçlü ve geniş Yusufan aşirerindendi. Askerier, Mehmet Ali ile kardeşlerini yakalayamayınca, Yusufan aşiretinin
reisi Kamer Ağa'nın kapısına dayanıyor, "Türk subayını, görev

başında şehk edip, köprü yakan suçluların" teslimini istiyorlardı.

296

1937 Kasımında, Seid Rıza ik birlikte Elazığ'da, "isyanın

elebaşı" olduğu gerekçesiyk asılan Yusufanlı Kamer; "Suçlulan teslim et, aksi halde, köyünü ateşe vereceğiz" diyen Albaya şu
cevabı veriyordu:

"Komutan, ırza tecavüz girişimine tepki gösterilmiştir. Bu

devlete isyan değildir. Her insanın gösterebileceği nitelikte bir
tepkidir. Sanıyorum, Mehmet Ali'nin yerinde siz olsaydınız ay¬ nı şeyi yapardınız. Köprüden sökülen tahtaları yerine koymaya, tahribad onarmaya hazırız. Ama eşini koruyan, şerefini savun¬

mak zorunda kalan birini teslim etmem mümkün değildir."

Tanıkların anlattığına göre. Kamer Ağa, baskıyı tek başına
göğüsleyemeyeceğini anlayınca, öteki aşiretlerden destek istiyor¬

du. Kapısmı çaldıklarından bki de, Demenan aşiretinin liden
Cebrail'di.

Kamer Ağa, bundan sonra Kureşan aşiretinin reisi Yetim Hü¬

seyin'e (Cesur) gidiyordu. Bu üçlü, 18 Kasım 1937 günü, Seid Rı¬
za ile birlikte, bir arada asılacaktı.

Aşiret reisleri, sorunu Seid Rıza ile konuşmaya karar veriyor

ve Dersim'in tüm aşiret liderkrini Halbori gözelerinde toplantıya
çağırıyordu.

Halbori toplanrisı Seid Rıza'nın yeniden ortaya çıkışıydı.

HALBORİ GÖZELERİ

Dersim dağlan, göğe akan ululukları, erguvan rengi kayalıklan, dağların yamaçlannda meşe kümeleri, birbirine eklenip ke¬

silen tepekriyk büyülü bir manzara yaratıyor. Kuru, som ulu ka¬
yalıklardan oluşan Halbori büyünün öteki rengi.

Kaya dipkrinden, sular burgaçlanıyor, aniden. Dans edercesi¬

ne, ahenkh, uyumlu fışkırarak padayan sular efsanevi Halbon

gözekridir. Halbori gözekri, Dersimliler kend.lenm bddı bıklı,
ilk babalarından beri büyülü kutsallığın simgesidir.

Halbori toprakları ve Halbori gözeleri, Zerdüşt'ten ve Zerduşüm'den beri Dersimliler için kutsaldı. Keşiş Kalesi bu kutsanmış
topraklardaydı.

297

Yerden, kaya diplerinden fişkırıp kaynayan, gözelerde devi¬
nen sular, çok uzaklarda değil, iki adım ötede çağıldayarak köpürüyor, yeni kollar, damariann eklenmesiyle besleniyor, akınri-

1ar birbirine karışıyor, çağıldayarak ilerde nehre dönüşüyor.
Kurdu, kuşu, böceği, çiyanıyla bütün canhlann hayaridır su.

Halbori, kayalann can bulup, canlılara can, ruh katması nede¬
niyle kutsaldır. Kutsal kayalıkların doğurduğu su değil hayatın

kendisidir. Kayalardan fişkıran, ondan olan, onun çocuğu su, ha¬
yatın kendisi olduğu için kutsaldır.

Halbori gözeleri ilkbaharda çağddayan, kendi ölmüşlüğünden
yeniden dirilen hayatın coşkusunu temsil eder. Eriyen dağ kariarı, mesil akıntılarıyla beslenip çoğalıyor, geçit vermez bir coşku
oluyor, Halbori suları.

Dersimli ağalar, Seid Rıza'nın çağnsına uyarak, doğu ve batı

Dersim'den at sürüp gelmiş, Dersim'in orta yeri olan kutsal top¬
raklarda kümelenmişlerdi.

Kutsal Halbori gözelerini görmek, kutsanmış topraklanna yüz sürmek, her Dersimlinin büyülü rüyası, bir şenlikti. Ama onlar, bu

kez Halbori kayalanna yüz sürmek, kutsal sulardan avuçlamak,
hayatı umudaria doldurup şenlendirmek için gelmemişlerdi.
Zaman dar, hava kasvetliydi.

1937'nin bahar başlan. Mart ayı idi. Hayarin fişkırma zamanı,

ama kutsal Halbori'de henüz şenlik vakti değildi. Sulann saklaya¬

rak, kayalara çarpıp gürieyerek akriğı zamandı. Kariann yumuşadı¬ ğı, dipten erimeye başlayarak, Halbori kayalıklannda akan sulann çadayıp köpürerek, geçit vermez biçimde çağıldadığı, toprağı dipten
ısıtan cemre, kutsal Newroz bayramının yaklaştığı zamandı.

Halbori gözelerinden fişkıran sular kar erimeleriyle beslen¬
miş, her yıl aynı mevsimde isyan eden Munzur bir kere daha asileşmiş, geçit vermez olmuştu.

*

Dersimliler, Halbori'nin bahar şenliğine saygıh biçimde, sula¬ ra girmeden iki yakasında toplandılar. Doğu Dersim'den gelen aşiret önderieri, kabaran sulara girip batıya, batıdan gelenler de

298

öte yakaya geçemediler. İki yakada, karşılıklı oturdukr. Söyledik¬ lerini, suyun gürüküsünü alt edip birbkine duyurmak için, karşılıkh bağırarak konuşmaya başladılar.

Sorun, tecavüzcü askerlerin yarattığı olay ve aranan Mehmet
Ali ile kardeşlerinin kaderiydi.

Cemaate çağnlı kimi Dersimlikr öflceliydi. Mehmet Alı'mn
namusunu koruduğunu, dolayısıyla masum olduğunu bağırıyor,

"bir suçlu aranıyorsa eğer, o da tecavüzcülerdir" diyorlardı.

Uzun tarrişmalardan sonra Dersimliler, Mehmet Ali ve kar-

deşkrinin suçlu olmadığı, ama devkt isterse serbest bırakılmak
üzere, tanıkhklanna başvurabileceği kararına vardılar. Onlarm,
suçlu olarak teslim edilemeyeceği karanna...

Kararın Türk yetkililere bildirilmesi görevi, Seid Rıza'ya venl-

Toplantıya katılanlar, dağılmadan önce Mehmet AH ve karde¬
şinin davasında biriikte hareket edecekkrine dair namus sozu

verdiler. Sözlerinden dönüşün imkansızlığının dehlı olarak da,

başlanndaki sanklan, külahları çıkarıp Munzur sularına atarak
vedalaştdar ve geldikleri yöne doğru uzaklaştılar.
Seid Rıza, bir kez daha Dersim'in lideriydi...
*

*

*

Halbori gözelerindeki toplantıya katılanlar ve çocuklan anla¬
tıyordu:

Aşiret reislerinin "Halbori'de buluşup isyan karan uzennde
. ı j >.

,

..

j

yemin ettikleri" doğru değil, yalandı. Anlaşma ve yemm, sorunun

barışçıl yoldan halline dairdi.

Seid Rıza, toplantıdan sonra, Inspektör Abdullah Alpdoğan a

, ,

,

>

hitaben bir telgraf yazarak, ırza tecavüz olayını ve bunun yarattığı

genel rahatsızlığı anlatıyor, aynca iddia edildiği gibi köprü yakma
diye bir olayın bulunmadığını, yayaların geçişi için yapılan köprü¬

den bkkaç kalasın söküldüğünü, bunun hemen onanlabıleceğını

belirtiyor; barışın sürmesi için, askerierin halka yaklaşımmda dik¬ katli, ırza ve namusa saygılı olması için gereken emırkrm venlmesini istiyordu.

299

Telgraf, Hozat postanesine götürülüp çekilmek üzere Elie

Muse'ye (Ali oğlu Musa) teslim eddiyordu. Ali de, telgraf metni¬
ni Hozat posta müdürü Salih Tuncer'e veriyordu.

SaHh Tuncer, eski nahiye müdürü Ahmet Tuncer'in oğluydu. Babası vurularak öldürülmüştü. Bu yüzden DersimHlere kinliydi. Anlatılanlara göre Salih Tuncer, telgrafi değiştiriyor, içine tehdit
unsurları katarak gönderiyordu.

Buna rağmen. General Alpdoğan gazaba gelmiyor, tersine

Dersimlilerle toplantı için emir veriyordu. Sorunun barış yoluyla

sonuçlandırılması için düzenlenen toplantıya, askeri yetkililer,
Dersim'den Demenanlı ve Yusufanlı iki reis. Kamer Ağa ile Kure¬
şanlı Seid Hüseyin katılıyordu.

Görüşmelerde, devleri temsil eden subay, Mehmet Ali'nin na¬ mus ve haysiyet uğruna silaha sanldığını kabul ediyor, ama bir

subayın öldürülmesinin de gerçek olduğunu söylüyordu. Askeri
temsilci, olay Ankara'ya bildirildiği için, üstünü kapatmalannın

olanaksız olduğunu, Mehmed AH ile kardeşlerinin teslim olup

ifade vermelerinin şart olduğunu bildiriyordu. Temsiki, sanıkla¬
ra herhangi bk ceza verilmeyeceğini, ifadeleri alındıktan sonra
serbest bırakılacaklarını da belirriyordu.
Dersimlilerin istedikleri de buydu.

* * a

Fakat, aynı sıralarda beklenmeyen bir gelişme oluyor. Pah köp¬
rüsünün başına bir tabur asker yerleştirilerek, geçişler kontrol altı¬
na ahnıyordu.

Geçişlerde insanlar durdurulup üsrieri aranıyor, hakarederle
aşağılanıyor, itiraz edenler tartaklanıp dövülüyordu. Dersimliler bir kez daha askeri makamlara gidiyor, bu uygu¬

lamanın kaldırılmasını istiyorlardı. Ancak, uygulamada değişik¬ lik olmayınca, köprü başındaki taburu, tam iki gün iki gece bo¬
yunca muhasara altında tutuyorlardı.

Komutan, köprüden her türiü geçişin serbest olacağına, nö-

300

muhasaraya son veri¬ liyordu.betçilerin kaldırılacağına dair söz verince. Yusufanlı Kamer Ağa'nın oğ¬ lu Fındık. bir ekmek peşinde koşan yoksul insanlarız. Savaş istemiyoruz. Seid Rıza'nın köyü Ağdat'tan ge¬ lip köyüne dönüyordu. Seid Rıza misilleme olacağım seziyor ve olaylann önüne geçmek için General Alpdoğan'a mesaj gön¬ deriyor ve şöyle diyordu: "Size. Savaştan yana değiliz.) Bu olayın meydana geldiği sırada. Dersimlilerin isyan etmek niyetinde olduğu iletiliyor. köprüden geçerken durdurulup üstü aranmak is¬ teniyor. askeri taburun da davetli olduğu şenlik için 22 tane boğa kesiliyordu. karşı çıkınca. Dersimlikr. Bu söylentiler doğru değildir. Yemekler ve kavurma pişerken. olaylardan habersiz. askeri tabur bkişikteki köy¬ de düzenknen şenlikteydi. O da.) Genç adam. daha sonra is¬ yanın başlangıcı olarak resmi tarihe geçecekti. iki nöbetçiyi öldürüp köprü¬ yü ateşe verdikleri ve isyancılann Mazgirt'e doğru ileriediklen belirtiliyordu. Ankara'ya ulaştınlan raporda ise DersimHIerin isyan edip Pah köprüsüne saldırdıkları. (Genç adam daha sonra Seid Rıza ve babası ile birlikte Ela¬ zığ'da idam edilecekri. yeni bansın şerefine Pah köyünde bk de şölen dü¬ zenliyorlardı. tabur köyden çekilip mevzileniyordu. biri subay. Uzun görüşmeden sonra. gerginlik yerini yumuşamaya bırakı¬ yor ve askeri biriik Pah'tan çekilip Mazgirt merkezine gidiyordu. Bütün bunlar olurken. bir çul. (Fındık olayı. 301 . Haber üzerine bk anda ortalık karışı¬ yor. Tanıkların anlatımına göre. tabancasını çekip subayi ve silahlanna davranan iki eri de vurup gidiyordu. İsmail Hakkı adındaki teğmen tarafından tokatlanıyordu. Biz.

302 . harekete geçme zamanı gelmişri. Ulaşım yolları. insanlara kıymayın. Söylentilere kanmayın. 21 Mart 1937'de Newroz Bayramı sabahı. yığmak¬ lar bitkilmiş. Seid Rıza'nın evi bombalanarak "Der¬ sim ıslahat" programı uygulamaya konuyordu. arnk çok geçti.Banş ve devletin Dersim'e elini uzatıp yadnm yapmasını bekli¬ yoruz. Yazıkdr." Fakat. askerlerin bannakları tamamlanmış...

Bu defa isyan etmiş mıntıkadaki halk toplanıp başka yere nakil olunacaktır. genel taarruza "Sel Seferleri" adını vermişti. Uçakların biri iniyor. Başbakan İsmet İnönü. Bakanlar Kurulu'nun 4 Mayıs 1937 günü aldığı ve uygulan¬ ması için General Abdullah Alpdoğan'a gönderdiği "çok gizli" damgalı kararda şöyle deniliyordu: "Son günkrde Tunceli'de vukua gekn hadiselere dair rapor- kr. Ankara da taarruz emri vermeye hazırdı. genel seferberlik ilan edilmiş. Sin. ardı ar¬ kası kesilmeyen konvoylar asker ve silah yığıyordu. 38 yaşına ka¬ darki yedekler silah akına alınmıştı. ekonomik ve as¬ keri gücünü Dersim önlerine yığmış.YEDİNCİ Bölüm BOMBA YAĞMURU Türkiye Cumhuriyeti. Nazimiye.5. Örneğin. 1937 yüına girerken. Askeri ana üs Elazığ'dı ve aralıksız yığınak yapdıyor. yürütücü olarak General Alpdoğan'a uy¬ gulama kalmıştı. şedit ve müessir bir taarruz harekâd ik varılacakdr.Toplanan kuvvetkrk. Ve bu toplama ameliyesi de köylere baskın edilerek hem silah toplanacak. 4. Karaoğlan hattına kadar. Uygulamaların ayrın¬ tılarını kağıda dökmüş. Keçiseken (Aşağı Bor). kaide ve kurallara bağlanmıştı. Elazığ'da Vertetil askeri havaalanı inşa edilmişti.1937 tarihinde Atatürk'ün ve Mareşal'in huzurları ile tetkik ve mütaka edikrek aşağıdaki sonuca vanlmıştır: 1. "tenkil" ile köylerin yakılma biçimi bile Ankara ta¬ rafindan esaslara. 2. hem de bu suretle elde edilenler 303 . öteki kalkıyordu. Hava desteği için. bütçe gelirleri Dersim har- camalanna aynlmış.

" 304 . Şimdilik 2000 kişinin nakli tertiban hükümetçe ele alınmıştır. eşkıyanın şu veya bu karakola bas¬ kın yapacağı haberleri alınıyordu. içlerinden çok adam kazanıp kul¬ lanmaya çalışmak lazımdır. eşkıyanın top¬ landığı yerier. bütün bunlar düşünülerek bir hafta sonra." du: Emirnamenin akma iki not daha düşülmüştü. isyan ocakları daimi olarak yerinde bırakılmış olur. "Sadece taanuz hareketiyle ilerlemek iktifa ettikçe." » » Genelkurmay Başkanlığınca yaymlanan Ayaklanmalar kita¬ bında. Bunun içindk ki." Karann "mülahaza" (düşünceler) tarafi da vardı. "Dersim harekâtr'nın gerekçesi bir cümleyle özetleniyor"Hemen hemen her gün. "Mülaha¬ za da şöyle deniliyordu. "ilk vuruş "u anlatıyor: "Birkaç kez. Şöyle deniliyor"Not: Malatya'dan ve Ankara'dan gönderilen kuvvetlerin cepheye vasıl olmalan ve cephedeki kuvvederin ufak tefek ta¬ limleri ve ıstirahatian ve bundan başka Diyarbakır'dan gelecek taburun tazyıfi. Not: Paraya acımaksızın. özellikle bu ayaklanmayı görünürde perde arka¬ sından yönettiği bilinen Seid Rıza'nın evi ve civarı havadan bom¬ balandı. yani 12 Mayıs'ta ileri harekâta başlanabileceği anlaşılmaktadır.nakledilecektir." "Dersim harekatı". Elazığ'da bulunan uçak bölüğünce. Bu. silah kulknmış olanlan ve kullananlan ye¬ rinde ve sonuna kadar zarar vermeyecek hale getirmek. Genelkurmay. Kürtlerin bayramı Newroz günü (21 Mart) başlıyor sabahın erken saaderinde. Seid Rıza'nın Ağdat köyündeki evi uçaklaria bomba yağmunma tutuluyordu. köyleri kamilen tahrip etmek ve aileleri uzaklaşdrmak lüzumlu görül¬ müştür. "Sel Seferieri"nin ilk vuruşuydu.

Çocuklar bağırıyor. Toparlamışlar köy¬ lüleri. içinizde bunu anlamayanlar çok- 305 . Benden küçük üç kar¬ deşim daha vardı. sığınacak delik arıyordu. uçaklaria yağdırılan Kürtçe ve Türkçe ya¬ zılmış bildirilerde. Konağımız büyüktü. evlere düşen bombalar. Ölüm şimşeklerinin durmasını bekledik orada. Köyde¬ kilerin hepsini öldürdüler. hayvanlar sağa sola koşuyor. Ama birkaç kişi kaçıp kurtulmuştu. yukarıdan kırıp geliyorlar.Evi bombalanan Seid Rıza ailesiyle birlikte dağlara sığınıyor. Elden dağıtdan. bizimkileri. Onu ateşe verdikleri zaman beni ağlama tuttu. kadınlar 'vay başımıza gelenler' diye inleyip saçlarını yoluyor. Dağ. insanlar öldürüldükten sonra köyde kimse kalmadı. kulakla¬ rı sağır eden bir gümbürtü çıkarıyor. Gören mahşer günü koptu sanıyordu." * * * Bombalara paralel olarak bildiri yağmuru da başlamıştı.. Bildirilerin birinde şöyle deniliyordu: "Cumhuriyet hükümeti sizi şefkat ve merhametli kucağına al¬ mak. evlerin yerinde olmadığını görüyorduk. Dağlar gazaba gelmiş gibi yerden şimşekler fişkınyordu. kayaların arasına sakladı. Bir Dersimli. Bulutlar dağılınca. taş ya¬ nıyordu. Ben de kurtuldum. 'Kemal'in demir kuşları' dediğimiz uçaklar çakı¬ yordu. evler toz bulutu arasında kayboluyordu." O tarihte 11 yaşında olan Mehmed Kongotan anlatıyor: "Bir ara dediler ki. Babam ailemizi taşların. Gelmişler köye. Annem beni ve ağabeyimi köyden çıkardı. Ben o zaman 10 yaşımda bile değildim. Oradan mitral¬ yöz seslerini duyuyorduk.. Şimşekleri. şefkatii kollarına tes¬ lim olmaya" çağrılıyordu. Köye. halk "devletin adaletine. 1937'deki "büyük taarruz"un başlangıcım anlattyor: "Bir sabah aniden dağlar gümbürdemeye başladı. Çok ürperticiydi. Bizim köyü ateşe verdiler. bu da "isyan"ın bir başka gerekçesi oluyordu. Der¬ sim'de. Biz tepenin arkasındaydık. sizi mesut etmek istiyor.

Veya onlar kendileri teslim olmalıdır. Pah bucağı ile Kahmut bucağını birbirine bağlayan Harçik deresi üzerindeki tahta köprünün 20-21 Mart 1937 gece- 306 . veyahut içinizde bazıları şahsi men¬ faatleri için sizi kurban etmek istiyor. sizi mahvedecek olan kuv¬ vetler harekete geçeceklerdir. ne de 33 askerin öldürülmesi vardı. Cumhuriyetin adil muamelesinden başka bir şey görmeyecekler¬ dir. Onun size son şartian şudur: Sizi ayaklandır¬ maya çalışan zavalhlan Cumhuriyet hükümetine teslim ediniz. uzun zaman Dışişleri Bakanlığı ve Senato Başkanlığıyla Cumhurbaşkanı vekilliği yapan İhsan Sabri Çağlayangil. sizlere son ihtarım yapıyor. Çünkü ne basılan böyle bir köprü. Çağlayangil'in sözünü ettiği köprü Pah köprüsü olabilirdi. Yoksa hiç istemediğimiz halde. İsmail Hakkı adındaki teğmen ile 33 askeri şehit ettiler. Aksi takdirde. anılarında "isyan"ın başlangıcı konusunda şunlan yazıyor: "Fırat üzerindeki Şeytan köprüsünü basan Dersimliler. TesHm edilen. her tarafinızı sarmış bulunuyoruz. orada üç askeri vuru¬ yordu. Bu takdirde cümleniz ma¬ sum kalacaksınız." Seid Rıza ve arkadaşlarını asmak üzere özel olarak görevlendi¬ rilen. isyan böyle başladı. bu gerçeği bildiği içindir ki.dır ki. Bir delikanlı olan Fındık. Cumhuriyet hükümetinin bu son şefkat ve merhametini bildiren bu bildirisini 24 saat ço¬ luk ve çocuğunuzla beraber okuyun. Genelkurmay'ın kitabı şöyle diyor: "İlk olay. hakarete uğrayınca. ama resmi tarih de Çağlayangil'in söylemi doğrultusunda yazılıyordu. Cumhuriyetin kahredici orduları tarafindan kahredileceksiniz. Düşünün ve çabuk karar verin. Devlete itaat etmek gerekir. hürmetsizlik ediyor. 3'ü 33 mü yapıyordu? Bilinmez." İhsan Sabri Çağlayangil'in söyledikleri doğru değildi. Cumhuriyet hükümeti. kendiliğinden teslim olanlar. Bu suretle siz kıymetii vatandaşlarımızın hiçbirinin burnu kanamayacakdr. Çağlayangil. daha sonra Senatörlük. yani dediklerimizi yapmazsa¬ nız.

Sabiha kızın kaderi o an değişiyordu. Elinde ne varsa sadp evini ayakta tutmaya ça¬ lışıyordu. Becerikli. yardım istiyordu. o da bir çırpıda yoksulluklarını anlatıyor. İsmet inönü'nün eşi Mevhibe İnönü'nün hayatını derlediği kitapta. İstanbul'da Ermeni¬ ce yayımlanan "Agos" gazetesi 2004 yılında yayınladığı bir rö¬ portajda. adım. direnenler öldürülüyor. ağabeyi Kurtuluş.si Demenan ve Hayderanlılar tarafindan yakılması ve köprü ile Kahmut arasındaki telefon hatdnın tahrip edilmesiyle başladı.. Gülsüm Toker (Bilgehan). Babası ölmüş. Bursa'ya yaptığı gezisi sırasında. köyler yakılıyor. göz¬ lerinin içine bakarak. güçlü bir kadın olan anneleri bütün çocuklarına bakabilmek için uğraşıyordu. Resmi tarihe göre ise Sabiha Gökçen 1913 ydında Bursa'da doğdu. "okumak istiyorum" cevabını veriyordu. Atatürk'ün bir pilot olan "manevi kızı" Sabiha Gökçen'di. orman ve köyleriyle Der¬ sim'i sarmıştı. 1925'te." BOMBACI AMAZON SABİHA Türk kara ordusu dağları. ailesi 1915 yılında yok edilmiş bk Ermeni kızı olduğunu yazıyordu. küçük kız. Savaşı'na katılarak geride kalanları yalnız bırakmışd. 12 yaşındaki bu sevimli kızın saçlarını okşayıp. Sabiha'nın. kaderi değişi¬ yordu. Atatürk'ün manevi kızlanndan en ilginciydi. hava gücü ise "asi" denilen köylere bomba yağdırıyordu. Atatürk. kalabahğın arasından sıynlıp şıp diye elini öpmesiyle hayatı. Küçük Sabiha güzel ve çok zeki bir çocuktu. Ama cin gibi zeki ve sevimli. ailesini soruyor. Bursah. toplananlar sürgün edilmek üzere ayrılıyor. Havadan bombalamaya kanlanlardan biri de. Atatürk'ün. Afet 'abla'sı ile birlikte Mustafa Kemal'in himayesi akına alın¬ dığında henüz ilkokul çağında bir çocuktu. "benden ne istersin?" diye sorunca. yoksul bir ailenin kızıydı. Atatürk. Aynı za- 307 . Sabiha Gökçen'i şöyle anladyordu: "Sabiha Gökçen. ninesi. İnsanlar tutuklanıp toplanıyor. dereleri.. Makedonya göçmeni. kalabalık bir ailenin dördüncü evladıydı.

Sabiha. Tuhafdr. En büyük merakı bir kere olsun. da¬ hası "cesaret" isteyen bk erkek uğraşı sayılıyordu. artık Sabiha Gökçen'di. savaş pilotu olmak istiyordu. Açık tenli kız. Atatürk'ün desteğiyle Üsküdar Amerikan Kız Kokji'ni bitiren genç kız artık Ankara'daydı. Türkkuşu'nun kurulmasıyla biriikte Sabiha uçak kullanmaya başladı. en çok havacılığı seviyordu. Afet Hanım gibi Çankaya sofralarında zaman zaman bulunuyordu. Tabii ki. Bu arada. onlar gibi yaşıyordu. el bebek. Ama çok iste¬ diği için karşı geHnmedi. Büyük bir tesadüfle. Dileği yerine geldi. Açık sözlü. zaten daha pilot olmadan bir yıl önce Atatürk de ken¬ disine 'Gökçen' soyadını vermişti. Heyecanını kısa sürede yenip. Buradan da gereken belgelerie başansı mühürien- dikten sonra. ağabeyinin komutanı Mustafa Kemal'le karşdaşmakd. henüz kadın "zarafetiyk bağdaşık olmayan".manda da duygulu ve hassastı. hayran olduğu. Havacılık tutkusu soyunun adı oldu. evin en sevi¬ len ve güvenilen sakinlerindendi. Bursa'da birkaç gün geçirmekte olan Gazi'nin yanına yaklaşabildi. bk dediği iki olmuyordu. Kendini sevdir¬ mişti. Piloriuk belgesi vardı ama. Ruhu serüven hevesleriyle fokurdayan bir genç kızdı. gül bebek hayari yaşıyor. Mudu olsun diye sivil havacdık okulu¬ na yazdınldı. Heye¬ candan heyecana koşmalar arasında." * Yüksek Türk sosyetesinin bir bireyi olan Sabiha Gökçen. Oysa havacılık. Yokluk yüzünden öğrenimi yarı¬ da kalmışd. Herkese bir "soyadı" ve¬ riliyordu. Mustafa Kemal'e oku¬ ma arzusundan. Genç kız. yüksek planörcülük kursu için Sovyeder Biriiği'ne gönderildi. Özellikle spora düşkündü. ailesinin durumundan söz açd. mert bk kızdı. Kısa süre sonra bir merakı daha gelişti. Çan¬ kaya Köşkü'ne taşındı. Mu¬ radı 1936 ydında gerçeğe dönüştürüldü. iyi ata biniyordu. başarıyla döndü. "soyadı yasası" çıkmışri. Genç kız. Avrupah prensesler gibi giyiniyor. Askeri Hava Okuluna 308 . nasıl olduğunu anlayamadan hayad değişti.

Mustafa Kemal Atatürk başta olmak üzere. Savaş sanatı ve başarıları. 18 Haziran 1937 tarihinde. bilmiyorum. Sabiha Gökçen. Sabiha Gökçen. Elazığ'ın "Vertetil" havaalanında. törenlerle uğurlanarak. savaşın kendisini yaşayarak vatana hizmet etmek istiyordu. Sabiha Gökçen'e ilgi büyüktü. devlet töreniyle Dersim'e yolcu edildi. düşman karşısında kazandığı za¬ ferleri. bomba yük¬ lü uçağıyla Dersim'e doğru göklere yükseldi. Askeri pilot diplomasını aldıktan sonra. Savaş uçakları ve onlarla gökyüzünde süzülmenin ta¬ dına vardığında 23 yaşındaydı. O uçakla havalanırken.yazdırıldı. Gazetelerin her biri. törenle karşılan¬ dı. Fa¬ kat. Devletin kızı.. Ön hazırlıklardan sonra. Resmi tarihin yazdığına göre. Fakat "manevralar" ne de olsa birer gölge oyunuydu. * * * Basında. Akşam gazetesi. "Sabiha Gökçen başarılı bombalıyor. 1937 baharında. Bando-mızıka eşliğinde ve askeri bir birlik selama durarak.. O ise ger¬ çeği. övüp kutsuyor ve vatana hizmet tertibinden kazandığı zaferleri müjdeliyordu. kendi köşkünde istkahatini sağladı. O anı gösteren fotoğrafları çekildi. Ordunun Trakya ve Ege manev¬ ralarına katddı. Sabiha Gökçen'in bombalarına hedef olanların 309 . Ama gazete. "Amazon"ların en yenilmezi gibi takdim ediliyor¬ du. uğurlama töreninde. "Sabiha Gökçen'in kahramanlığı" başlığıyla. Harekât başanh. ayrı parlak başlıklarla genç kadını "Amazon"laştırıyor. Eskişehir'de avcı ve bombardıman uçaklarıyla uçtu. Asiler kuşauldı" başlıklarıyla veriyordu. Başbakan ismet inö¬ nü. Inspektör Abdullah Paşa. tarihe geçen ünlü "istikbal göklerdedir" sözünü bu sırada mı söyledi. dahası tek kişilik ordu. Atatürk elini güneşe karşı siper ede¬ rek ardından bakıyordu. "devletin kızı" ve "savaş ilahesi"ne yaraşır görkem içinde. Bakanlar Kurulu ve tekmil devlet büyükleri hazır bulundu. gazetelerde sonu gelmeyen tefrika malzemesiydi.

daha tarih oluşurken tarihe geçmişti. burada büyük kah¬ ramanlıklar göstermiş ve en büyük madalyanın sahibi olmuştur. Dersim "tenkiH".niteliği hakkında bilgi vermiyordu. 1938 tarihH bk sayısında. Atatürk. Sabiha Gökçen için düzenlenen övgüler. savunmasız köylerle değil. Genel¬ kurmay Başkanlığı. onunla kalkıyordu. Devlerin resmi yayın organı "Ayın Tarihi" adındaki tutanak dergisi. "tek kişilik ordu" Amazon Sa¬ biha hakkında şunları yazıyordu: "1937'de Anadolu'da zuhur eden Kürt isyanında. aynı güçteki bir düşman ordusuyla savaştığını sanabilirdi. "50 kiloluk bombalaria düşma¬ na nefes aldırmıyordu" cümlesiyle tarihe not ediyordu." Sabiha Gökçen'in göğsüne madalya takılması nedeniyle dü¬ zenlenen devlet töreninde. "Amazon "un silahsız. onu görev başında takdir ve tebrik ediyordu. başanlannı. Adı ve bombalamalanyla fondaydı. kanlı boğuşmalara meydan verilmeden tamamlanacak. Atatürk de hazır bulunuyordu. 20 Haziran 1937'de. Gazeteleri gören bir yabancı. Sabiha Gökçen'in efsanevi kahramanlıklarını duyurmaya devam ediyordu: "Sabiha Gökçen Tunceli'de akınlanna başanyla devam et¬ mektedir." Aynı gazete. Cumhuriyet gazetesi 18 Haziran 1937'de şunlan yazıyordu: "Türk Amazonu Sabiha Gökçen. Sabiha Gökçen'in kişiliğinde yer alıyordu. tek mer¬ kez tarafindan yazılıp basına dağıtılmış izlenimini yaratacak bi¬ çimdeydi. Kamuoyu onunla yatıyor. Tunceli'de başanh adşlar yapmaktadır. bir süre sonra bölgeye gidiyor. O bir "savaş tanrıçası"ydı. 310 . tek kalem. askeri bir tay¬ yare ile fiilen harekâta kadlan Sabiha Gökçen. Sabiha Gökçen. Yaklaşık 25 bin askerie başladlan Dersim harekâd." * Basında.

Biliniyordu bu kötü kişilerin nerede olduğu. ordunun da istihbaran var¬ dı. tahrip güçleri neydi? Gökçen: Büyük tahrip gücü yoktu. Nokta: Harekât sırasında halktan ölenler oldu mu? Gökçen: Yoktu. Böyk bir şey olmamışdr. Ama her zaman bu gibi haller olabiliyor her yerde. "Memleket ve millet için çalıştık" diyerek tevazu gösteriyordu. yıllar sonra. Dergide yayınlanan söyleşi şöyleydi: "Nokta: Harekât görevi size nasıl verildi? Gökçen: O zaman orduda çalışıyordum. Evvela yerden birtakım harekeder yapıl¬ dı. Bulunduğum bölüğü bu işle görevlendirmişlerdi. ihriyar ile köylerin bom¬ balanmasını da "insanlık dışı" sayıyordu. Pek mühimseme- mek lazım aslında bunu. Nokta: Bombalar nasıldı. Dersim'de kaç köyü yerle bk ettiği. Gittik. 50 kiloluk bombanın ne şe¬ yi olur. Nokta: Dersim-Tunceli harekâtına neden gerek duyulmuştu? Gökçen: Ufak bir azınlığın ayaklanması neticesinde bu harek⬠ta gerek duyulmuştur ve kısa zamanda önlendi. sorulan yanıtlarken. savunmasız kadın. Çoluk çocuk olan yerleri doğrudan tahrip etmek insanlık dışı olurdu. Ama ço¬ luk çocuğu. Nokta dergisinin 28 Haziran 1987 tarihli sayısında onunla ya¬ pılmış bk söyleşi yayınlandı. Yani bu mevzular görüşülmü- 311 . Sonra havadan. Nihayet oradaki insanlar da bizim insanlanmızdı. onun açılışı dolayısıyla gelmişti. Havalanmadan önce ne ya¬ pacağımızı biliyorduk. Hedef doğrudan doğruya Dersim idi. Nokta: Atatürk harekât bölgesine ne zaman geldi? Gökçen: 37 sonlanna doğru. Nokta: Bu olaylara Atatürk'ün bakış açısı ne idi? Gökçen: Ufak bir ayaklanmayı basnrmak. kaç kişi öldürüldü¬ ğü yolundaki soruyu yanıtsız bırakıyor. köyle¬ rin üstüne 50 kiloluk bombalar attığını inkâr etmiyordu.Sabiha Gökçen. Pertek'te bir köprü yapılmıştı. 1992'de devkt televizyonundaki bir programda hayan. silahsız. sanatı ve eserleri hakkındaki sorulan ya- nıdarken. Gökçen. Keşif yapılıyordu.

Sabiha Gökçen kitapta. şunlan anlatıyordu: "Ben o zaman genç kızdım. Ben gösteriyordum yerleri.yordu. Günlerce aç su¬ suz ölülerin yanında kaldık. burası budur diye. Onları daha iyi bir yaşama kavuşturmak için başka yer¬ lere yerleştirdiler. Ama bizi çay kıyısına götürüp kurşunladılar. Ben ağaca yapışdm. öyle kurtuldum. Atatürk'ün gayesi buydu. 1987'de Dersim'i kapak yaparken. Uça¬ ğının düşürülme olasılığını düşünen Atatürk'ün. gerektiğinde kendisini koruması ve "eşkıyanın" eHne sağ düşmektense hayatı¬ na son vermesi için özel tabancasını verdiğini anlatıyor. Bize bir şey yapmadılar. Arazide geziler yapıyorduk zaten Atatürk ile." Sabiha Gökçen. Nokta: Harekât sonrasında insanlann badya gönderilmesini nasıl değerlendiriyorsunuz? Gökçen: Yaşadıkları yerier iptidai idi. Dersim olaylarının "insancıl" amacını açıklıyordu. Türkçe bilmediğimiz için ne dedikkrini anlamıyorduk. bir gün yine geldikr. Akkaya. Ancak görevin tehlikeli olduğunu Atatürk de anlamıştı. Sabiha Gökçen'in hayatını. silahlarınızı toplayıp serbest bırakacağız diyor¬ lardı. Bütün köy halkını topladılar. korku diye bir şey kalmamışd." 312 . Hepimizi değirmen taşının oraya götürdüler. Bize. Daha sonra. "gaye onlara daha iyi hayat vermekti" de¬ mekle. "üç beş çapukunun başlattığı ayaklanmayı basnrmak üzere Dersim harekâtına gönüllü olarak katıldığını" anlatıyordu. ulaşabildi¬ ği tanıklann anlattıklarına da yer vermişti. * Gazeteci Oktay Verel. Atatürk'le Bir Ömür adı altında kitaplaştırdı. Bunlardan biri de Menez Akkaya idi. Bizim köye askerier birkaç defa gelip gittiler. Daha insanca yaşa¬ malarını istiyordu Atatürk. konut denecek halleri yoktu. DERSİM DAĞLARİ YANIYOR Nokta dergisi. Öyle olmuştu ki. şurası şudur. Biz üç kişi kurtulduk.

"Doğu'da karışıklıkların olduğu yolunda haberlerin geldiği¬ ni" yazıyordu. haber. bilgi verme yerine. "Dersim tenkili" bütün hızıyla sürerken. şimdiye kadar. Başbakan İsmet İnönü. ilk kez 14 Hazkan 1937 günü meclis¬ te Dersim hakkında açıklamalarda bulundu. 14 Mayıs 1937 günkü sayısında. Basın. Islahat programına muhalefet etmek istediler. ger¬ çek anlamda Dersim'de olup bitenlerden habersizdi. iki seneden beri Tunceli mındkasında özel iyileş¬ tirme programı uyguluyor. önemli bir kuvvet toplayarak bölgede ciddi bir tedibat yapmak ve bırak- 313 . Gazete. kanşıkhklar konusunda net haberler alınamadığını belirtiyor. arada bir cehennem ateşindekileri hedef alıyor. Türk kamuoyu. Bu masumane haberin yayınlandığı gün. Ayrıntıla¬ rın bilinmesi gibi bir durum. Bunu. kamuoyunun bir şey öğrenmesini. "isyanın bastırıldığını" açıklayacaktı nasıl olsa. vatanın yüksek çıkarlarına aykınydı. girişüen genel harekâtı "Dersim özel iyileştirme programı" olarak sunu¬ yor. Sessizlik içinde her şey gerçekleştirildikten sonra. Rejim.Basına koyu bir sansür uygulandığı için. bütün vasıtalarla ve özel hükümler içinde. küfretmeyi. sıradan olaylardan söz eder gi¬ bi. Son Telgraf gazetesi. varsa yaşanan olayların açıklanmasını istiyordu. bazı reislerin götürmek istedikleri medenileştirme programı¬ na karşı çıktıklarını söylüyor ve şöyle diyordu: "Hükümet. duymasını istemiyordu. bu yöreyi medenileştir¬ mek için. Bu program. bir buyrukla gazete¬ nin yayını durduruldu. ısrarla kanuna muhalefetten kuvvet ve zevk almış bazı reisler iyi karşı¬ lamadılar. Bu bi¬ zim özel askeri önlemler almamızı gerektirdi. Başbakan. orada geniş bir çalışma ayrıntısını içermektedir. sövüp saymayı. Orada şunu düşün¬ dük: Mukavemet eden ve hükümet programına muhalefet eden mıntıkada ne yapmalıyız? Şimdiye kadar olan Dersim tecrübele¬ ri. Kamuoyuna sadece propaganda niteliğinde haberler veriliyordu. orada hükümetin emrine karşı muhalefet olunca. hakaret ve aşağı¬ lamaları "haber" diye sunuyordu.

yabancı bk devletin yardımını bekliyoriarmış. Baskınlarda askerierden elde ediliyordu. Tunceli'de. Bir kıs¬ mı savaşn. Biz buna 'Sel Seferieri' dedik. Silahlar. Gazete bununla da kalmıyor.. Ve memleketin bk tarafin¬ da bir hadise olunca. "Başbakan inönü Tunceli'yi teftişe gidiyor" diye haber veriyor ve bir isyanm variığmı üstü ka¬ palı biçimde anlatıyordu: "Asikr. Böl- 314 . Birçoğu da devlede işbiriiği yapıp. çekemediği Demenanlılann üstüne salıyor. Doğan.. Ka¬ rakol yapıyoruz. ıslahat programı olarak düşündüğümüz tedbirier. tanıklığına amcasının söylediklerini de katarak aktarıyor ve şöyle diyordu: "Nasıl yenildik? Doğrusu Dersimlilerin hepsi savaşmadı. nasıl mı temin ediliyordu? Bir kısmı kaçakçılardan. aralıksız devam etmektedir. Kmlıp kökü kazınan aşiretlerde bile. Dersimlileri kışkırtıp. güney sınırianndan giren casuslar.." Cumhuriyet gazetesinin haberine göre. "Yalnız 13 şehit. hiçbir şey olmamış gibi takip olunmasını esaslı vazifeden bildik. Seid Rıza'nın emireri F. Türk ordusunun duruma hakim olduğunu haber veriyor ve kayıplar konusunda. gece yansı önüne düş¬ tüğü askerieri." Ertesi gün İnönü'nün konuşmasını manşetten veren Tan gaze¬ tesi.mak. yaşadık¬ larına.. Her aşirette devlet yanlısı olanlar çoğunluktaydı. Doğan'm anlattıklarına yer veriyordu. "medenileşmeye" isyan ettirmişti. Biz. Tunceli'de "zafere" ulaşıldığım. "harekâtın kan dökülmeden devam ettiğini" yazıyordu. Yol yapıyoruz. Dersim Raporları adındaki kitabında. kendi programımızın. 18 yaralı verdik" diye yazıyordu. Aynca teslimat sırasın¬ da bazdan silahlarını saklamışlardı. Cumhuriyet gazetesi aynı gün. » » Faik Bulut. onun üzerinden kuvvetii bir surette ve sel halinde gelip geçmekten bir fayda hasıl olmayacağı kanaatinde bulunduk. muhalefet edenlerin mukavemetini bertaraf ettik¬ ten sonra. Yusufan aşireti. milis olarak çalışd. Okul yapıyoruz.

Meme Kek'in oğlu Hıdır ve kardeşleri.. Telefon ve telgraf direkleriyle donanmıştı dağlar. İkinci cephe Kutu deresi. Aşiretin en yiğit elemanları olan Ibişî Seyik Ali.genin adı Kızıldağ ve Aziz Abdal dağı. Ama kimse akıl edip kesmiyordu. akla gelebilecek her yola başvurmuşlardı." İlk hedef Seid Rıza'ydı. Gözüpek bir delikanlı olan İbiş hem Kürtçe koçaklama yapıyor. Pek çok Dersim- H. Hese Gene. devlerin tek ama¬ cı onu yakalamak olmuş ve peşine düşülmüştü. Üçüncü cephe Kalan aşiretine karşı açıldı. En başta da. Demenanhlar sabah uya¬ nıyorlar ki.. bu uğurda para harca¬ maya acınmıyordu. Seid Rıza'nın ça¬ dşma bölgesi. İbiş sürüne sürüne tepedeki mevzilere ulaşıyor. Seid Rıza'nın aşireti burada topluca kadedildi. ilk çadşmada. Birçok cephe açılmışd. Dördüncü cephe Hozat yönündeydi. 315 . Mitralyözü kullanmasını bilmemek gibi. bu ödüle konmak çabasıyla birbiriyle yanşıyordu. askerler en yüksek tepede karargâh kurmuş. Koçaklamasının esası kısaca şöyle: Aşiretler bize hiyanet etti/Kimse yardımımıza gelmiyor/Unut- maym/Bizi ezerlerse/Sizleri de Ermeniler gibi kesecekler/Ge¬ lin/Bu ihanetten vazgeçin. Merkezi Dest ve Seid Rıza'nın köyü Ağdat'd. Ama kullanmasını bilmediği için. kayalardan aşa¬ ğıya adp tahrip ediyor. Çadşmamn ikrieyen saatlerinde Seid Rıza'nın amcası Hüseyin bir uçak düşürüyor. askerieri Konaklar denilen yerde karşılıyor. Seid Rıza.. Onu ölü ya da di¬ ri ele geçirmek için. Bakanlar Kurulu'nun kararı gereğince. hem de direniyor. Seid'in öz yeğeni Rayber. Seid Rıza'nın başına büyük ödül konmuştu. Kamer Ağa'nın oğlu Hü¬ seyin çadşmaya başlıyorlar. Evi bombalanarak ilk vuruş yapdmışri. Birinci cephe De¬ menanhlar bölgesiydi. Zel dağı idi. Makineli tüfek kullanmasını bilen tek kişi. Ama Seid Rıza kurtulmuştu. Bundan sonra. birinci cephede Sü¬ leyman Pıhtoğlu'ydu. Bir mitralyözü ele geçiriyor. Malatya-Erzincan-Sivas hatd.. Mıstefai Berte adındaki yiğit vuruluyor.

Seid Rıza ve aiksi kurtulacaktı. çem¬ ber yanlacak. Benzer manzaralar başka alanlarda. tanklar seferber ediliyor.'' Or- 316 . dolaylı ya da doğrudan bunu telkin ediyordu. Seid bü¬ tün ailesiyle oradaydı. Bu yüzden. kan göllerinin kuruyacağı. ka¬ dın ve ihtiyarlann kadi neden? Bunca köy neden yakılıyor.Seid Rıza'nın yeri hakkında ardı arkası kesilmeyen ihbariar yapılıyordu. uçaklar dağı havadan kalbura çevirirken. hükümete ka¬ fa tutan. o gün yanı başında vurulup öldü. askeri biriikler kaydınlıyordu. Seid Rıza'nın çok değer verdiği Berte'nin oğlu Mustafa. Küçük eşi Beşe. "bu bir oyun ve tuzaktır. kurtuluşunu onun tesl'iminde görüyor. Tujik dağında olduğuna ilişkin haberler alınmış. toplar. gelinleri. damat ve torunlanyla çatışmaya girdi. Koşullar çok çerindi. "Kemal'in demir kuşlan" dedikleri uçaklar göz açtırmıyordu. Birkaç kez.' Seid Rıza baskı altındaydı. devlet tarafindan kan ve ateşin sorumlusu olarak gösteriliyordu. Pek çok aşiret. dağlarda da yaşanmıştı. Yağdırdıklan bomba ve kopardıklan gürültüyle panik yaratıyoriardı. Halbori'de ağalara "isyan yemini" ettiren Seid Rıza tes¬ lim olduğu takdirde. Birçok kesim. Askerier. * * Seid Rıza. oğullan. bildirilerin içeriğine bakarak. Ardı ardma yayınlanan bildirilerde. yerden de top ve tank ateşıyk yangına verilmişri. İhbar geldikçe dağlar bombalanıyor. bunca kan neden? Niçin masum insanlar kadediliyor? Çocuklann. Onun teslim olması halinde Dersim'e yalnız huzur değil. 1937 yazında. sorun ben değilim" diye çırpınması fayda vermiyordu. Seid Rıza'nın. onunla Konaklar bölgesinde yüz yüze geldi. yangmlann söne¬ ceği belirtiliyor. Ama çoğu kez ihbariarın asılsız olduğu anlaşdıyordu. o teslim olmadığı için harekatın devam ettiği tek¬ rarlanıyordu. Seid Rıza'yı ailesi ve bk avuç dostuyla yalnız bırakmıştı. kal¬ kınma hamlesinin geleceği de müjdeleniyordu. Ama çok geçmeden amcası Seid Hü¬ seyin tüfek ateşiyle bk uçak düşürünce. moraller düzelecek. "Sorun ben isem eğer.

Ekilmiş topraklar. Cumhuriyet gazetesinin sahibi ve başyazarı Yunus Nadi. programını uygulamaya koyuyor. İki günde bir. 18 Temmuz 1937 tarihindeki yazısında. Dersim'deki tüm ormanlar ve ekiH alanları yangına verilmiş. senelerden beri adına Dersim denilen mesele. Seid Rıza'nın küçük oğlu yara¬ lı olarak ele geçti.manlann. müfrezelerimizin elindedir. ama basına göre bunun sorumlusu. onun öldürüldüğü ya da teslim olduğu yazılıyordu." Haberier daha çok Seid Rıza ile ilgiHydi. Haberin yalan çık¬ ması da tekrarını önlemiyordu. Dersim'e "baba şefkari" ile yaklaşıldığını yazıyor ve şöyle devam ediyordu: "Cumhuriyet hükümetinin iyi düşünceler ve kesin azimle uy¬ gulamaya başladığı 'çelik tedbirler' sayesinde. Seid Rıza mağaraya sığındı." Cumhuriyet gazetesinin 26 Hazkan 1937 tarihindeki haber başlıkları şöyleydi: "Tunceli'deki eşkıyalık can çekişiyor." Aynı gazete ertesi gün. eşkıyanın son barmaklannı da bombaladı. Şimdi hükümet. Kutu deresinde kanlı bir çadşma oldu. * * 1937 yazında. Mağaralara sığınan eşkıya amansız bir şekilde takip ediliyor. ekinlerin yakılması niçin?" diye nefes tüketiyordu ama." 317 . inanmıyordu. Açlık. tarihin ummanına katılmış ve ebediyen ölmüştür. "eşkıyanın imha edilmekte" olduğunu bildiriyor ve devam ediyordu: "Kahraman kıtalanmız dün sabah iki harekâta başladı. Uçaklanmız. eşkıyayı bitkin bir hale getirmiştir. isyan ede¬ rek Türk askerinin kanına giren Seid Rıza'ydı. kimse onu dinlemiyor. Malûm olduğu üzere iki darbe ile direniş kmldı. Tan gazetesi bu konuda şunları yazıyordu: "Uçaklarımız keşif uçuşları yapıyor. Her ne olursa olsun. Şakilerden 32 kişi öldürüldü. Eşkıyanın yiyecek ve gi¬ yeceği bitmiştir. hükümetin hareketierine bir baba şefkati ha¬ kimdir.

Şahin'in kardeşi ve amca çocukları tarafindan mitralyözle imha edilmişti. Seid Rıza'nın yanında savaşa girmiş. Nuri Dersimi anlatıyor: "Savaş. Seid Rıza'nın küçük oğlu Hüseyin Reşik. Karabal ve Ferhat aşiretieri sa¬ vaşa katılmış. Seid Rıza bizzat savaş aknmdaydı. Bahtiyar aşireti reisi Şahin harbi idare ediyordu. kendisinin affedilmesini istemişti. Ama Hozat'tan döndükten sonra. bir süre dayandıktan son¬ ra. haftalarca uyku¬ suz kaldığından bir iki saat uyumak zorunda olduğunu Hıdır'a bildirmiş ve nöbet beklemesini istemişti. Hain Rayber. Çünkü. bütün şiddetiyk devam ediyor ve ağıriık merkezi Bah¬ tiyar aşiretinin üzerine yüklenmiş bulunuyordu. gücü kınlmış. 318 . kısmen imha edilmişti. Sağ kalanlar. yangın Dersim'in birçok yerini sarmış ve geceleri dehşet verici yanardağ manzarası oluşturuyordu. Bir süre sonra aynı bölgedeki Yukan Abbas. uçak şarapneliyle yaralanmışd. Bahtiyar aşireti hedef haline geldiğini görünce 1937'de Hozat'ta cephe açmış. gecenin karanlığında aşiret bölgesinin dışına çıkmış. Şahin uykuya dalar dal¬ maz. Kureyşan aşireti de Seid Rıza'nın yanına koşarak savaşa kadl¬ mışd. Seid Rıza'nın büyük eşine haber göndererek. çatışma alanı genişlemişti. onlan Nazimiye bölgesindeki Heyderan ve Mazgırt'teki Demenan ile Yusufan aşiretleri izlemişti. Seid Rıza aşiretine kadlmışd. kendisiyle görüşmek is¬ tediğini bildirmişti. Dersim ormanlannı ateşe verdikleri için. onu öldürmüştü. tedavisi için Şevket'e emanet etmişti. Şahin Ağa. Dr. Önderini kaybeden Bahtiyar aşireti. Hıdır başına bir kurşun sıkmış. bazı aşireder tek hedefin Seid Rıza olmadığmı anlamaya başlamışlardı.* 1937'nin yaz ortalannda. Bunu haber alan Türk istihbaratçısı Şevket. Bahtiyar aşiretinin içinde bulunduğu sırada. Pırço'nun oğlu Hıdır'ı kandırmayı başarmışd. Şevket'in görüşme önerisini kabul etmiş ve gö¬ rüşme sonucunda zavallı yaşlı kadın aldadlarak. Sonra başı¬ nı kesip. Seid Rıza'mn küçük eşine karşı olan büyük eşi Elif Hatun. kısmen yenilmiş. Türk askeri kuvvetieri. Ho¬ zat'a giderek Şahin'in başını kumandana teslim etmiş. yaralı oğlu Hü¬ seyin'i Elazığ'a götürüp. Seid Rıza ile ilgisi ilin¬ tisi bulunmayan aile ve aşireder de budanıyordu.

Alişer. bunlan harekete katmaya ve savaş alanlannı genişletmeye çahşıyordu. 2. kendilerini uçurumlardan sarp taşlar üzerine veya Munzur ve Harçik sulannın kurtarıcı derinlikleri¬ ne atarak. canlanm dışarıya atanlar ise süngülenerek imha edilmişlerdir. baba¬ sının planlan hakkında bilgi vermesi için hayli işkence yapdrmış. Tujik dağı eteklerini tama¬ men işgal etmiş ve buralarda ellerine geçen Kürt halkını merha¬ metsizce öldürmüşlerdi. Kürt kadınına yakışır şekilde ölmüşlerdir. mağaraların ağzı çimento ile kapadlarak öldürülmüşlerdi. Uzun Meşe noktasında bulunduğunu sezen Türk kuvvetleri. Sonra me- 319 . Bu olayların belgeleri mevcuttur. kadın ve kız. Bktakım mağaraların kapılarında ateş yakılarak." ALİŞER VE BAYTAR NURİ Seid Rıza'nın dost ve arkadaşları arasında iki önemli aydın da vardı: Alişer ve Baytar Nuri. Okuldan sonra bir süre devlet memuriyeti yaptı. haritalarda 1. üç torunu ve bin kişiye yakın kuvveti şehit düşmüştü. istediklerini alamayınca da idam ettirmişti. Türkler. Koçan aşireti bölgesi dahilinde. bölgeyi sarmışlardı. şeref ve namuslannı korumak için. 3. Sivas'ın İmranlı ilçesinde doğ¬ du. Durumun ciddiyetini gö¬ ren Seid Rıza. Seid Rıza. Kürtçe yazan bir şairdi. tarafsız kalan aşiret¬ ler arasına geçerek. şeklinde işaretler konmuştur. Çünkü Kozluca muharebesi adıyla anılan bu savaşta.Şevket. bu nokta üzeri¬ ne uçak bombardımanı ve topçu hazırlığından sonra şiddetii bk hücum yaparak. bölgesini terke mecbur olmuş. içeriye boğucu duman verilmiş ve içindeki zaval¬ lıların birçoğu dumandan boğularak ölmüş. Sivas medreselerinde öğrenim gördü. Tujik dağı eteklerinden llksor vadkin- deki büyük mağaralara sığınmış binlerce çocuk. Fakat bu başarı çok pahalıya mal olmuştu. Mağaralara. yarah çocuğu Elazığ merkez hastanesine yatırmış. Seid Rıza ik biriikte sava¬ şa katılan küçük eşi Beşe ve büyük oğlu Şeyh Hasan. bir yarma hareketiyk çemberi kırmayı ve Ovacık yönüne çekilmeyi başarmışd. Bahtiyar ve Kureyşan aşiretlerinin büyük bir kısmı. Seid Rıza'nın.

ölünceye dek yoldaşı olarak kaldı. 1917'de Rusya'da Çariık devrilince. çekirdek de olsa yerel' Kürt yönetimleri kurdular. Seid Rıza'nın öteki dostu. Dersim'de ve çevre illerde orta öğrenimini tamamladık¬ tan sonra. Sivas. ordusu geri çekilmeye başladı. Seid Rıza'nın yanma yerkşri. Olaylardan sonra Dersim'e geçri. "Artık bu dünyada yaşanmaz" di¬ yecekti. "Kurdistan TeaH Cemiyeri"yle ilişkilerini pekiştirdi. Baytar Nuri'nin Kürt sorunuyla alakası İstanbul'daki öğrenci¬ liği sırasında başladı. Fakat ailesi. Çatışmalar başladı. Daha sonra çıkan aftan yararlanarak tekrar Koçgiri'ye dön¬ dü. O günden iribaren Seid Rıza'nın siyasal danışmanı. Birinci Dünya Savaşı sırasında.muriyetten aynlıp Koçgirili Alişan Beyzade Mustafa Paşa'nm ya¬ nında çalışmaya başladı. istanbul'a gidip "Baytar" (Veteriner) okulunda öğre¬ nim gördü ve mezun oldu. Bunun üzerine Alişer. Onun ölümünden sonra da ailesine va¬ si oldu. merkezi istanbul'da bulunan "Kürt Teali Cemiyeri"yle ilişki kurdu. Alişer. "Mil" aşiretindendi. Erzincan ve Dersim'de halkı örgüdeyip. aşirerin etkinliği ve büyüklüğünden çok "aydın yapısıyla" tanınıyordu. 1920'de bk karakolda meydana gelen çatışma "isyan" sayılarak Koçgki'ye ordu sevk edildi. onu kaybettiği gün. Dersim'e geçerek. onlaria sıcak ilişkilere girdi. Ruslar Kürdere özerklik vere¬ cekleri vaadinde bulununca. Nuri. Nuri. Oğullan Alişan ve Haydar beylerin yetişmesinde katkıda bulundu. Seid Rıza. 320 . Ardın¬ dan düşüncelerini yaymak amacıyla "Jepin" adında bk gazete yayınlamaya başladı. Alişan ve Haydar beylerin yanında çatışmalan yöneten liderierden biriydi. Fakat çok geçmeden çalışma ve çabalan haber alınıp takibe alındı. çalışmalannı burada yoğunlaştırdı. Dersimli Baytar Nuri idi.

Alişer Erzurum'a gidecek. Geride Hatıralarım ve Kurdistan Tarihinde Dersim adında iki kitap bıraktı. Ardından idam edildi. 1919'da "Kürt Teali Cemi- yeti"ne girdi. Burada. Genel bir anla¬ tımla Alişer Seid Rıza'nın sağ koluysa. Örgütün akrif elemanlarından biri haline geldi. kul- 321 . Anılarında anlattığına göre. Nuri Desimi. llksor dağında. Anlatdanlara göre.Kürt öğrenci örgütüne üye oldu. Fakat bir süre sonra. bir gün sonra da Dersim'den ayrılacaktı. Görevi dış dünyayla ilişki kurmak. Dersim'de olanları duyurmak ve destek sağlamaktı. Yazmaya ağırlık verdi. Seid Rıza'yı mezhepsel sınırlılık ve Der. 1937 yazında Güney sınırından yurtdışına çıktı. Dersim başsız kalınca Nuri Dersimi Beyrut'a yerleşti. Seid Rıza ile vedalaşmış. Seid Rıza'nın oradaki bir dostunun yardımıyla Sovyetler Biriiği'ne geçecekti. ikisi Seid Rıza'nın en yakın dostu haline geldi. Dersim dağlarında son günüydü. Alişer. Yurtdışında öldü. Okulu bitirdikten sonra Koçgiri'ye atandı. Alişer Bey'le Dersim'de yeniden bu¬ luştu. Öte yandan "Kürt Teali Cemiyeti"nin üyesi olarak İstanbul'daki örgüt merkezi ve cemiyetin başkanı Seid Abdülkadir'le sıcak iliş¬ kilerini sürdürdü. Alişan ve Haydar Bey kardeşlerle dostluklar kurdu. onun Sovyetler Biriiği'ne gidip olayları anlatması ha¬ linde yardım sağlayabileceğini söylüyor ve Moskova'ya gitmesini istiyordu. 1937 Ağustosunda Alişer'le durum değerlendirme¬ si yaparken. Türk yetkililerle görüşmeye giden Seid Rıza tutuklandı. simliHk kalıbından çıkarıp daha genele yönelten de Baytar Nuri ile Alişer idi. Seid Rıza. Alişer Bey'le tanıştı. Koçgiri olaylarından sonra Dersim'de tutuklandı. Koçgiri olaylarından sonra.. 1937 yazına kadar Seid Rıza'nın yanında bulun¬ du. daha sonra bizzat Mustafa Kemal tarafından af¬ fedildi. Baytar Nuri de sol koluydu. Karara göre.

Rayber bildirilerde hâlâ "direnişçilerin safinda" görünüyor¬ du. Amaç. avına yaklaşıp avlanmasını sağlamaktı. çevresini uyarmış. "heval" (arkadaş) diye hitap etriği eşi Zarife'yle oturuyordu. Gelenlerin başında Rayber vardı. "eyvah. "Heval. konuklarımız var. Daha sonra takrik değiştirilmiş. muhbirlik. Alişer'le de kir¬ ve. Kirvelik. Rayber'in direnişçilerin safi¬ na geçtiği resmi bildirilerle açıklanmışn. en yakın akrabalıktan. Fakat bunu başaramamışri.. Seid'in imdada gönderdiği adamlar yola çıkarken. Rayber. Seid Rıza'nın kardeşinin oğluydu. kardeşten de ileri kutsal bir bağdı Aleviler arasında. Yakından tanıdığı öteki at¬ lı Rayber'in kardeşinin oğlu İsmail. Biri Rayber'in amcazadelerinden Vanklı Efendi'ydi. Rayber. dahası Rayber'i yakınına yanaştırmamıştı. Çay ve yemek için hazırlık yap" demişti. Öz amcası Seid Rıza'nın kellesinin getirilmesi görevi de ona verilmişri.landığı mağaranın önünde.. onun isyancdara katıldığını her tarafa duyur¬ muştu. O da elinde dürbünle yolları gözlüyordu. Rayber geliyor. bir kafilenin bulundukları yere doğru gelmekte olduğunu gördü. "Alişer'in imdadına yetişin!" diye emir vermişti. Devlet oyunun inandırıcı olması için bil¬ diriler dağıtarak. yol göstericilik yapmışn. karşı dağın yamacındaydı. kardeşim Alişer hainin pençesine düştü" de¬ miş birkaç kişiyi çağırıp. Aynı sırada Seid Rıza da. Alişer de eşine. 322 . Alişer dürbünle yollan tararken. devlet güçleriyle çalışmış. Ama Seid Rıza oyunu sezinlemiş. öteki Halborili Emir Ali'ydi. Rayber'in adamlarıyla birlik¬ te Alişer'in bulunduğu mağaraya doğru gittiğini görünce yerin¬ den firlamış. Rayber'in yanında başka tanıdıkları da vardı.

Alişer tütün tabakasını çıkarıp Rayber'e sundu. güven vermek istiyor olmalı ki. Kendisi de çay yapmak üzere ateşi harladı. tütün tabakası tekrar Alişer'e gelmişti. Vankh Efendi cansız yere düşerken. tam yurtdışına çıkacağı sırada Rayber'in çıkıp gelmesini hayra yor¬ madığını söylüyordu." Alişer'in tütün tabakası elden ele dolaşıyordu. onu mağaranın bkkaç metre ötesinde karşıladı. Alişer'in eşi Zarife Hanım.* * * Zarife Hanım. tabancasının namlusuna mermi sürüp beline yer¬ leştirmişti. 'Ew hevale min e. tabakayı ötekine uzatıyordu. m nekujîne!' (arkadaşım o. Ne zaman ne olacağını kimse bilemez. Kağıda bk si¬ garalık tütün alan. öldürmeyin) diye feryat et¬ miş. Minderini sundu. Onun için sıkça yer değiştiriyoruz. Savaş hali. mermi Vanklı Efendi'nin başına isabet etmiş¬ tir. Rayber. tütün konuğa ilk ikram ve dostluk sunuşuydu. Alişer. tüfek ve uçaklarıyla bize aman vermiyor. Hizmetlerine bakan adamlarından bi¬ rini taze su almaya gönderdi.. eşine endişelerinin yersizliğini anlatırken. Fakat tam bu sırada bir silah patlaması ve Zarife Hanım'm haykırışı yükseldi: "Yoldaşımı (rehevalım) vurdular!. Türk ordusu top." Zarife Hanım. Yolumuz buraya düşmüşken kirvemi bir ziyaret edeyim dedim. sonrasını anılarında şöyle anlatıyor: "Şaşalayan eşi. dost görünümlü Rayber'e güvenemediği için. Baytar Nuri. kendisini eşinin üstüne atarak. Rayber ve adamları birer sigara sarıp yakarken. Oturdular. kendince tetikte ve hazırlıklıydı. onun kirve¬ sine zarar verecek kadar düşüp küçülemeyeceğini belirtiyordu. Alişer. Kürt ge¬ leneklerine göre. Seid Rıza'nın uyanlarım hatırlatarak. konuklara ikramda bulunmak üzere yanlarından ayrıldı. Rayber bulundukları yere yaklaşmıştı. Rayber ve adamlan daha görü¬ nür görünmez. fakat öldüğünü anlayınca tabancasını çekerek hain Ray¬ ber'e ateş etmiş. alçaklığın sonuna ka- 3i3 . ziyarerinin nedenini açıklama gereğini duymuştu: "Biliyorsun kirve. düşmana karşı savaşıyoruz.

5 bin liralık ödülünü verip yolcu ediyordu: İsmail Top. Kansı silaha davrandı. içecekler sunuyor. Rayber'e yiyecekkr. Onun. hangi hileyle katiedildiğini ondan dinlediler.dar gkmeye karar vermiş olan Rayber. Rayber ve adamlarının mağaraya doğru gittiklerini görünce içine sinmiyor. Alişer ve eşinin başını Elazığ'a götürüyordu." Araştırmacı Kahraman Aytaç anlatıyor: "O gün Rayber'in yanında bulunanlar arasında Balikan aşi¬ retinden biri de vardı. "bu işi bklikte yaptık. Alişer'in nasıl. O bundan sonra Alişer'siz bir şey yapamaz. Biriikte teh¬ likeye attık kendimizi." General. silahını Alişer'in emsal¬ siz eşi. bu emsalsiz Kürt kızına da tevcih ederek. ödülü Abdullah Alpdogan'ın elinden almak üzere. 3İ4 . silahına davranı¬ yordu: "Eşşoğlu eşşek. Alişer'in hizmetine ba¬ kan adamlann ve olayla yakından ilgili Dersimlilerin anlatnğı¬ na göre gelişmeler şöyle: Seid Rıza. 'Paraya tapan. onu kocasının cesedi üzerine cansız düşürmüştür. Vurulabilirdim. bu yüzden tüm değerieri hiçe sayan bu hain bk melenet yapabilir' diyerek adamlar gön¬ deriyor. ne parası? Ben para mara almadım. Dersimliler. Fakat vuramıyoriar. hizmetlerinden ötürü sır¬ tını sıvazlayıp yanaklarından öpüyor ve şöyle diyordu: "Vatana büyük bir hizmette bulundun. Katillerin peşine düşüp ateş ediyoriar. sonra arkamızdan ateş açtılar. Rayber İsmail'in pay istemesine öfkeleniyor." Rayber. Dersim yolunda. Bu işi pa¬ ra ödülü için değil. Abdullah Paşa Rayber'i bir kahraman gibi karşılıyor. Mağaraya vardıklarında Alişer ve eşinin başı kesik cesetieriyle karşılaşıyor¬ lar. İsmail Top'un daha sonra anlattığına göre. Onun için şu 5 bin liradan ben de pa¬ yımı istiyorum" diyordu. kolunu kestin. para olduğu gibi Rayber'e kalıyordu. O hain Alişer'i orta¬ dan kaldırmakla Seid Rıza'nın elini. vatana hizmet için yaptım!" İsmail Top susuyor. Fakat Seid Rıza'nın adamları yetişemiyoriar.

Dersim Generali imzasıyla İngiltere. isyankâr gericileri gemlemek ve medenileştirmek için uğraş veriyordu. dünyanın etkin birçok devlerinin Dışişleri Bakanlıklarına birer mektup yazarak.Kirvenin kirveye kötülüğü. İstanbul Konso¬ losluğu aracılığıyla Türk hükümetine veriyordu. Fa¬ kat bu olaydan sonra hiçbir Dersimli bu adı vermedi doğan çocu¬ ğuna" diyordu. insanlık adına acil müdahalede bulunulmasını istiyordu. Almanya'da yüksekn Hider rejimiydi. "İlerici Türk dev¬ leti". İngiltere ise kendisine gekn mek¬ tubu "bakın dikkate bile almıyoruz" anlamında. yaşanmıştı. duyulmamış bir olay ve bağışlanmaz en büyük ihanetti. Ama para hırsıyla bu da olmuş. Ayrıca. "gerki. ülkelerin Dışişkri Bakanlıklarına gönderdiği mektupta şöyle deniliyordu: 3^5 . Seid Rıza'nın mektupları. cevapsız kalacak. * * * Seid Rıza'nın. "Rayber adı bizde çok yaygındı. Bir Dersimli olan Ali Atik. dikkatkri bile çekmiyordu. Sovyetlere göre Kürt¬ kr. sansür duvarı nedeniyle dünya. İngiltere ve Fransa'dan aldığı destekk isyan ettiğinin kanıtı olarak gösterilecekti. o güne dek Dersim'de 'görülme¬ miş. "ilerki dünya kamuoyu" diye nitelenen Sovyetler Bir¬ liği'nin de Dersim'k ilgiknme nedeni yoktu. Dersim'de olanlardan ha¬ berli de değildi. ancak Ankara ta¬ rafindan. Seid Rıza'nın mektuplan hiç kimse tara¬ findan dikkate bik alınmıyor. Fransa ve Ameri¬ ka Birkşik Devlerieri başta olmak üzere. DIŞ DESTEK VE BESfi'NlN ÖLÜMÜ Seid Rıza. Dünyanın gündemi. Sovyetler Biriiği. Kürtlerin sorunu kimseyi fazla ilgilendirmiyor. halka karşı gkişilen hareketin vahim bk hal alma¬ sı üzerine. Böyle bir ortamda. Oysa. medeniyete kafa tutan" bk yapıydı.

Dersim Generali Seid Rıza" Seid Rıza. Aydın¬ lar kurşuna diziliyor. fakat sabahm ilk ışıklanyla biriikte taarruz. akşam ka¬ ranlığına kadar bombalama devam ediyordu. asılıyor ya da Türkiye'nin tecrit edilmiş bölgelerine sürgün ediliyor. Üç aydan beri ülkemde tüyler ürpertici bir savaş sürüyor. günler boyu sürmek üzere tazeleniyordu. Zindanlar yumuşak başlı Kürt halkıyla dolup taşıyor. Kürdistan'ın bereketi! topraklarindan gidenlerden büyük bir bölümünün telef olduğu Anadolu'nun çorak topraklanna zorunlu ve sistemli göçler dü¬ zenleyerek. kendisiyle yapılan bir anlaşma so¬ nucu bu baskılardan anndınlmış Dersim bölgesine de girmeye kalkışmışdr. kendi buluşu gerilla taktikleriy- 326 . yakıyor. Sosın yaylalannda. en derin saygılanmın kabulünü rica ederim. benim sesimden ekselanslanna sesleniyor ve bu hükümetinizin yüksek manevi etkisinden Kün halkını yarar¬ landırmanızı istirham ediyor. Türk ordusunu durduran kişi. 1937 yılının yaz başlanna kadar ailesiyle Bogır dağmm Sosm yaylasında tutundu."Yıllard'an beri Türk hükümeti Kürt halkını asimile etmeye çalışmakta ve Kürt dilinin gazete ve yayınlannı yasaklayarak. Zi¬ lan ve Beyazıt ovasında olduğu gibi silahlara sanldılar. boğucu gazlann kullanılmasına rağmen. bu halka zulmetmektedir. Savaş olanaklannın eşitsizliğine ve bombardıman uçaklannın yangın bombalannın. Bu olay karşısmda Kürder. Son olarak Türk hükümeti. Bahriyar aşi- rennden Şahin Bey'di. 1930'da Ararat tepesinde. göçün uzak yollarında can vermek yerine kendilerini korumak için. ben ve yurttaşkrım Türk ordusunu başansızlığa uğratdk. Sayın Bakan. Gece sükûnet için¬ de geçiyor. Direnişimiz karşısında Türk uçaklan kasabalan bombalıyor. Üç milyon Kürt. Yaz ortalarında bir sabah. Şahin Bey. kara biriikleri uçak filolannm eşliğinde taarruza geçiyor. ana dillerini konuşanlara eziyet ederek.

hava ile kara taarruzlarına rağmen çemberden kurtulmuşlardı. Seid Rıza ve yakınları. onu uykuda vuruyor. Şahin Bey. devlet raporianna dayanarak yazdığı Dersim adındaki iki ciklik romanında. küçük eşi Beşe. Bese'nin gözü pek. Gazeteler. uzaktan akrabası ve en güvendiği adamların¬ dan biriydi. Hıdır. onu cepheden cepheye koşarak asker öldüren biri olarak gösteriyor. zevk ve se¬ fayı düşünen bir kadın portresi çiziyordu. oğlu Şeyh Hasan ik torunu¬ nu bu çarpışmada kaybediyordu. Ama. Örneğin. Hıdır. Seid Rıza olayı duyduğunda büyük kedere kapılıyor ve birkaç gün sonra da Sosın yaylasını terk etmek zorunda kalıyordu. yaklaşan. onunla ilgili haberler eksik olmuyordu. Beşe. başını kesip Hozat'taki askeri ka¬ rargâha götürüyor ve ödülünü alıyordu. Pırço'nun oğlu Hıdır diye tanınan adamını nöbetçi bırakmıştı. Seid Rıza. Cum¬ huriyet gazetesinin bkmez tükenmez malzemesiydi. Uzunmeşe yöresinde ça¬ nşma yeniden başlıyordu. hakkın¬ da uydurduklannı birinci sayfada yayınlıyorlardı. Ortahkta "kelle avcılan" dört dönüyordu. kayıplar verdirip silah ve cephane ele geçiri¬ yordu. başına ödül konan bir gerilla lideriydi. Şahin Bey. Ba¬ sında. top atışlarının kesilmesin¬ den yararlanarak uyumaya çekilmişti. savaşkan portresini çiziyordu. sabahın seherinde başlayıp akşam karanlığına dek süren bir çarpışmada yorgun düşmüş. Uyurken. daha sonra "propaganda edebiyattna" da konu oluyordu. O nedenle. 327 . Onu. bir başkası aşkı. Türk basınının da başlıca malzemelerinden biriydi. duygu¬ dan arınmış bk savaş ve öldürme makinesi olarak gösteriyordu. Ovacık'ın Senkan bölgesinin. Gazeteci Barbaros Baykara. Öteki gazetelerden bazıları. Beşe. Bu Seid Rıza'nın karildığı en büyük kavgaydı. ama iyi ta¬ nımadığı kişilere ihtiyatlı davranıyordu.le sızmalar yapıyor.

Sakalım yolmaya has¬ adı. Unutamadığım bk kelimesi vardı: Dersim'i yok edecekler. Uzun sakalı titredi. ashnda 328 . Bu kovuklardan askeri harekâd izliyordu.. Munzur dağlann¬ da mevzilenmiş olan Seid Rıza'ya Erzincan valisi aracılığıyla ha¬ ber göndererek. Kara haber. şim¬ diden bütün orduya ateşkes emri verilmiş olduğunu.. Bu nedenle çarpışmalara ara vermek zorunluluğu vardı. Burası Munzur vadisi. Gözleri çok keskindi. Seid Rıza'nın. Sert kaşkn dikeldi. Dersimlilerin isteklerinin kabul edileceğini. Yere yıkd.. ölüm haberinden sonra Gogan kalesine sığındı Kutsal aile kabristanı da buradadır. Ölümü bile bulamayacaksımz!" diye bağırarak uçuruma adıyordu.Baykara'ya göre Beşe. ağ¬ lıyordu. Nuri. çoluk çocuğu kıracaklar. Dr. Bunlann içi çürük ve boştur. Çocuklan ve torunlannın adlannı teker teker sayıyor. 2 bin 200 metreye ula¬ şan uzun menzilli bir Alman tüfeği kullanıyordu. Namusuma dokunama- yacaksmız bemm. Ağdat'taki ikinci mezra olan Gogan'da Se¬ id Rıza'ya ulaşd." SEİD RIZA BARİŞ GÖRÜŞMELERİNE GİDİYORDU. Keçisekmez kayalıklannda bir avuç in¬ sanla. kurşunları birince taşlar firlatıyor. "bem sağ yakalayamazsınız. atmm üstünde dimdik yürüyen bir suba¬ yın binek hayvanını vurdu. Bu zevki tatnrmayacağım size. Sinir krizleri geçirdi. bir ordu ve gökten ölüm yağdıran uçaklara karşı kurşunu bitene dek çarpışıyor. Doğan m anlattıklan şöyle: "Aik efradmın ölüm haberi gelince. Bogır dağı bölgesidir Baktım (Seid Rıza'mn) mavi gözler büyüdü. Kutsal türbeler. yüz-yüz el- h yıllık ulu çınar ağaçlanyk kaplıdır. Her ağacın çapı 7-8 met¬ reyi bulur. 1937 sonbahanna doğru Ovacık'ın sarp bolgelenne çekildiğini yazıyor ve devam ediyor: "Bu bölgede kış mevsiminde savaşmak Türkler için imkansız¬ dı. Seid Rıza'nın dizi dibindeydım. Bir defasında 2 bm metre uzaklıkta. F. silahsız¬ ların canına kıyacaklar! Seid Rıza. Baykara'nm anlatıklannm gerçeğe uygunluğu bir yana. Ses¬ sizlik mevsiminde hile yoluyla çalışmanın amaca daha çok uy¬ gun olduğunu kararlaştıran ordu kumandam. yakala¬ nacağı an.

eşi Beşe. yapdmasına da gerek görülmediğini ve oluşan zararları ödemeye hazır olduklarını bil¬ direrek. bir şartı vardı: "Inspektör" General Abdullah Alpdoğan'la banş anlaşması imzaladıktan sonra. Atatürk'ün kendisini beklediğini bildiriyordu. Seid Rıza'ya görüşme ve barış yapma önerisi geliyordu. Dersim'de insanlığın bu denli çürüyüp kokmaya başladığı bir sırada. Vali.Dersim'in tek başına bazı aşiretieri dışında diğer aşirederin üze¬ rine henüz askeri harekât yapılmadığını. kızları. Ailesi kırıma •uğramış. kavga arkadaşları. Anlatılanlara göre. Cumhuriyet gazetesinin 29 Ağustos 1937 tarihindeki başlığı şöyleydi: 329 . Ağustos ayı sonlarında. (5 Eylül 1937)" * * * 1937 sonbaharına doğru. Bazı dosdan onu terk edip. Seid Rıza'yı Erzincan merkezine getirmeyi başarmış ve orada yanındakilerk birlikte tutuklamışd. bu isteğinin de kabul edildiğini. akrabalarının peşine düşmüştü. za¬ rarlar devletçe karşılanacaktı. af ilan edilecek. damadarıyla aileden 47 kişi öldürülmüş. Valinin yaptığı çağrıya göre. kimsenin kılına dokunulmayacağı gibi. şartları arkadaşlarıyla görüşüp tarrişnktan sonra. kardeşin kardeşe güveni kalmamıştı. torunları. Dersimlilerin bir kısmı "insan avcısı" olmuş. görüşme masasına oturmayı kabul ettiğini bildiriyordu. Dersim harekâri durdurula¬ cak. Öne sürülen şartlar çekiciydi. oğlu Şeyh Hasan dahil. Dersim baştan başa yangın yeriydi. silahı bırakıp gö¬ rüşme masasına oturduğu takdirde. Kidesel kırımlarla kan nehirleri akıyordu. Ortaya dökülen ödül yüzünden. Ancak. kelle avcıları tarafindan avlanmıştı. babanın oğula. Erzincan valisinden. Seid Rıza. "devletin şefkatli kolları arasına" koşmuştu. Ankara'ya gidip Atatürk'le görüşmek ve Dersim olaylarını doğrudan ona anlatmak istiyordu.

Genelkurmayın kitabında ise Seid Rıza'nın "10 Eylül 1937 günü Erzincan'da teslim oldu"ğu yazıyordu. ama "daverin tuzak" oldu¬ ğunu. İngiliz ve Fransızlarla çarpışa çarpışa geri alındığı ne kadar doğruysa." Tan gazetesi. Seid Rıza'nın da kendiliğinden gelip teslim olduğu da o kadar doğrudur. Erzincan'a gidişi. "eşkıya Seid Rıza'nın Erzincan hükümet binasına gelip teslim olduğunu" yazıyor ve ekliyordu: "İki avanesiyle beraber Tunceli Ağır Ceza Mahkemesi'ne ve¬ rilecek. Seid Rıza Atatürk'le görüşmek ve "banş anlaşmasını" imzalamak üzere. Doğru olan. "5 Eylül günü Erzincan'a gitri" diye yazı¬ yordu. aynı tarihte olayı "Tunceli'de son temizlik" di¬ ye duyuruyor. fakat kurtuluş ümitleri sönünce Er¬ zincan'da teslim olmuştur. verilen sözler unutulmuş ve tutuklanmıştı. ertesi gün de Genel VaHlik karargâhının bulunduğu Elazığ'a gö¬ türüldü. Gazetelerin yazdığına göre. top ve tüfek atışlanyla kudanan şehirlerin Rus. o da gitmiş. Aynı gazete."Şaki Seid Rıza yakalanmak üzere. Seid Rıza'nın "gel görüşüp banşalım" denilerek tuzağa çekilmesiydi. 330 . vali aracılığıyla. Yakın dostu Dersimi. Seid Rıza'nın "dehalet" ettiğini (sığındığını) yazı¬ yordu. "teslim" olma yoktu. ellerine kelepçe vurulunca anlamıştı. Sapürmalar bir yana. Suçlu kaçıp gizlenmiş." Oysa. Devlet." Gazete bu haberi verirken. "banş görüşmelerine" çağırmış. Seid Rıza'nın "barış görüşmeleri¬ ne gitme" karan henüz kesin değU. resmi söylemle "teslim" tarihi çelişkiliydi. "Kurtuluş günleri" şenliklerk. Haberde şöyle deniliyordu: "Dersim'in son sergedesi Mahut Seid Rıza hükümete dehalet etti. "niyet" niteliğindeydi. Seid Rıza Erzincan'da sorgulandı. 13 Eylül 1937 tarihinde. ama ele geçtikten sonra. kendi isteğiyle Erzincan'a gitmiş.

Yıllar önce Erzincan'ı kurtarmak üzere aştığı Kırkmerdivenler geçidinden geçip. ilgisiz bir asker tanıyıp ateş etmesin diyeydi. İşte bu fo¬ toğrafla tıpkısın. oyum işte." diye bağırıyordu. Seid Rıza. yine de emin olmak için "bir dakika bekle" diye¬ rek." Nöbetçi şaşırmıştı. yoksa Seid Rıza'yı bekleyence tembihli mi bilinmez. Çünkü. silahını doğrultup "Dur.Seid Rıza.. köprü başı as¬ kerlerle dolmuştu. Ben Rızo'yum dedim. Ne yapacağını bilemiyordu. Her ney¬ se. Seid Rıza. tanınmamak için yüzünü gö¬ zünü kapatmıştı. Kimi görevli. Nöbetçi uyanık biri miydi. Seid Rıza eksik olmayan espirilerinden birini padatıyor "oğlum" diyordu. bu cevap üzerine.. yüzünü açınca asker. şaşkınlıktan büyüyen gözler¬ le ona bakıyor. Ama sen Seid Rıza diyorsun. "Ben Seid Rıza değilim demedim ki. Adın ne? Rızo. Nöbetçinin telefonundan birkaç dakika sonra. As¬ ker bir fotoğrafa. fakat daha vaHHk binasından içeriye girerken yüzü asılıyordu. bir de karşısındaki sakallı.. Seid Rıza onun şaşkın haline gülümseyip yol gösteriyor. "burada olduğu¬ mu komutanına haber ver. diyordu. yanına da iki adam almıştı." diyordu. Erzincan'la Ovacık arasındaki AHbey köprüsü¬ ne vardığında nöbetçi askerlerce durdurulmuştu.. yoksul bir köylü gibi giyinmiş. O nedenle sıradan. Yöredeki as¬ kerler efsanevi düşmanı yakından görmeye koşuyorlardı. Vali 331 . katıra bin¬ miş. Görüşme yerine sağlıklı bir biçimde varmak için bir tedbirdi bu. Seid Rıza bir araca bindirilip götürülüyor. sonra gözlerinde sevinç pınltılanyla "sen Seid Rıza'sın. Erzincan'a giderken. Yüzünü aç da göreyim.. kimi meraklıydı. Nöbetçi askerin. yaşlı adama bakıyor. bir fotoğrafla geri dönüyordu.. kimsin?" sorusuna şu karşılığı veriyordu: Bir yolcuyum oğlum. defalarca geldiği bu binayı biliyordu. Bunun üzerine. nöbetçi kulübesine gidip.

Onu bodrum kattna götürenler. "Kürdistan'ı kurma isyanı" oluyordu. Ama bilgi vermek bir yana. "Kürt yoktur" dedikten sonra. dökülen sudur" karşılığını yermekle yetiniyordu. bodruma. "yakalandıktan" sonra sorguya çekildi. Seid Rıza'nın konuşmamakta direndiği.makamının olduğu üst kata değil. Böylece. dağ bayır ve aşiret adlarını söyledik¬ lerine kanıt yapıyordu. iddianameye dönecek olursak. "tamam tamam. daha sonra. bağımsız Kürdistan'ı kurma hayaliyle isyan etrikleri belirtiliyor. BlR GARİP YARGILAMA Seid Rıza. Hatta savcı. Fakat. nezarethanelerin bu¬ lunduğu alt kata götürülüyordu. ısrarla yönelrilen "neden isyan ettin?" sorusuna da umursamaz bir tavıria. konuşmayı da reddetti. savcının. yargılanmak üzere mahkemeye de çı¬ karıldı. Dersim'in aslında öz be öz Türk olduğunu söylüyor. "usule-adaba uygun" iddianame bile hazıriıyor- du. Savcı. Aldanlıp tuzağa düşürül¬ düğünü söyledi. Yasaya göre. arnk "ele geçmiş" bir tutsaktı. Ankara açısından "işlem acilleşiyor". Seid Rıza. "vali ile görüşmekten" söz ediyordu. havaya karışmış. Atatürk'le ikili gö¬ rüşme yapmak istediğini tekrariadığı belirriliyordu. yok olmuştu. ha¬ reket. O. "kınlan testi. suçlamaya göre. "Yüksek Mahkeme'ye" hitabıyla başlayan suçlamada. başlangıçta. Seid Rıza ve arkadaşlarının. kesrirmeden gidilerek. Savcı Hatemi Şahamoğlu'nun imzasını taşıyordu. mahkeme de "Inspektör"e bağlıydı. Seid Rıza. Seid Rıza idam ediHyordu. 332 . görüşeceksin" diyor ve onu bir hücreye kapatıyorlardı. Verilen sözler uçmuş. daha sonra Dersim'de Kürt bulunmadığı öne sürülüyordu. Seid Rıza'nın konuşmamakta direnerek. bir çocuğu kandırmaya çalı¬ şanların edasıyla söylediklerine. Seid Rıza. o zaman yargı yolu-yöntemi firlatılıp kenara atılıyor. boş yere "Atatürk" diyor. olmayan Kürrierin. hakkında hazırladığı "suçlamada" da (iddianame) yer alıyordu. Suçlama¬ da.

İddianameye göre. son bir yılda tüm Dersim'de 1 8 cinayet iş¬ lenmiş ve faillerin tümü yakalanmıştı.Savcı. yer yer bazı aşiretlerin. " Suçlama. (Dersimliler) başarı sağlayacakların¬ dan şüpheleri yoktu. söyleneni bir cümle ya da bir paragraf sonrasında kendini yalanlaması. teyit eden ifadelere yer veriliyordu. Bunlara. Daha olmazsa Bakır dağına (Bogır). çürütmesiyle ilginçti. Hükümetin işi gücü yoktu da peşlerine as¬ ker salacak değildi ya! Asker gelse de ne olabilirdi? Dersim son otuz senede 1 1 defa askerle karşılaşmıştı. adeta mutluluktan sıkılarak olay çıkardığı izlenimi veriyordu. "Dersim baskınına". "asayişin berkemal" olduğu beHrtiliyordu. Bahtiyar aşireti reisi Şahin (Sahan) ile Kureyşan aşiretinden Şeyhanlı kolu reisi Hüso Seydo (Hüseyin Cesur-Sey Üse) ve arkalarına takdkları 15'er 20'şer kişilik ça¬ pulcuları ilave etmek lazımdır. daha sonra "Dersim olaylarına" geliyor. Kalan deresine. Ondan sonraki süreçten 1937'nin ük aylarına kadar ise hiçbir olay olmamışri Dersim'de. bu defa bütün aşiretlerini arkalarında sürükkyememişlerdir. Asker 333 . isyan deniyor. yine Kutu deresine. Ali boğazına kaçarlardı. isyana kadlan aşireder ise şun¬ lardır: Mazgirt kazasında Demenanhlar ve kısmen Yusufan ve Nazimiye kazasında Hayderan ve Hozat kazasından da Abbasu- şağı aşiretieridir. Mazgirt'in Pah nahiyesinde ve Harçik çayı üstün¬ de yeni yapılan ufak Kahmut köprüsü yakılmış ve bazı karakol¬ larımıza silahla taarruz edilmiştir. Şöyle deniliyordu: "Mart ayı içinde (1937) birtakım aşireder sükûn ve huzurdan sapmışlardır. Tujik Baha'ya çıkılırdı. son iki yılda önemli bir olayın meydana gelmediği. 1937'deki askeri müdahale öncekilerden farkı anlatılırken şöyle deniliyordu: "Her zaman olduğu gibi. fakat daha sonra "isyan"ın meydana gelmediğini doğrulayan. Dersim eşkıya yuvası olarak nitelendiriliyor. Başları sıkışınca. Savcı devam ediyordu: "İlin nüfusu da 110 bini geçer. ancak söylediklerini bir sonraki paragrafta yalanlayarak." iddianamede. Nitekim seid ve reisler. Suçlama.

Hozat'ın Sin nahiyesine bağh Ağdat köyündendir. Ken¬ disine zarar gelmesin. Kuş olsa Bakır dağına çıkamazdı. Kimliğini özenle saklamasına rağmen.. kendisini karakola davet ediyor. askerler daha me¬ şe yaprakları dökülmeden çekilip giderdi. Savcı okumaya devam ediyordu: "Seid Rıza. baş tarafa Alişer'in adım geçir¬ mek lazımdır" deniliyordu. Dersim'in seidi ve Yukarı Abbasuşağı'nın reisidir. Fakat köprüye gelince jandarma nöbetçisi kendisini yakalı¬ yor. kendisi Sarıoğlan'da tek başına bırakıl¬ dıktan sonra. DersimHIer. rica ederim yazmayın. Bütün hesaplar yanlış çıksa dahi. Alişer üzerinde özellikle duruluyor ve "isyanı hazırlayanlardan bahsederken. sorgusunda verdiği ifadede de kolaylıkla okumak mümkün¬ dür. Suçlunun. kendisine sorulan her soruya cevap yerine şu sözle¬ ri tekrarlıyor: Kırılan testi. isyan ederken bu kez yanılmışlardı.kırklara kanşsa Kutu deresine inemezdi. Suçlulardan. Yusufan aşireti reisi Kamer ile Şeyhanlı Hüsso (Hüseyin Cesur) ve Hayderan reisi Kamer de yukarıdaki 334 . Dersim'e ait işler Viyalık'ta görülür. Çok defa Viyalık'ta. yanındaki dürbünün üzerinde yazılı isminden şüpheye düşen görev aşığı nöbetçi. Erzincan köprüsünden geçerken. Sesenkak'deki evinde oturur. Seid Rıza. İddianamede. Sürekli olarak Ankara'yı sayıklıyor. kişiliğinde topladığı seidlik ile reislik haleti ruhiyetini. Seid Rıza. komşu vilayetlere kaçarken Erzincan köprüsünde yakalanmış ve yüksek mahkemeye mevcuden sevk edilmiştir. Seid Rıza'nın. belge aranıp aranmayacağını inceliyor. Gelip geçmenin serbest olduğunu öğre¬ niyor. Otur kalk emri de Sesenkale'de verilir. Bir kere teslim olduktan sonra. sün¬ güsünü çekiyor. bu kısma ait ifadesinde ifade ettiği son temen¬ niyi tekrar ediyorum: Jandarmanın süngü çektiğini. dökülen su imiş." Savcıya göre.. Eşkıya yuvalan temizlenmek üzere hazırlıklar yapılmış ve önlem¬ ler alınmıştı. Seid Rıza. artık sorguya suale ne gerek görüldüğünü bir türlü anlayamıyor. Son fişengini sarf ettikten ve yanındaki avanesi de kısmen imha ve kısmen dağıdlarak.

astıkları insanların adları bi¬ le tutanaklara yanlış geçiriliyordu. kadınlara tecavüz olacağım söy¬ lemişlerdi. Ankara tarafindan "infazları" yapmakla görevlendirilen Çağ¬ layangil. "Boş durmayanlar". 7 kişinin idam edildiğini yazıyordu. Demenan aşireti reisi Cebrail. Seid Rıza'nın dostu Nuri Dersimi. Mahkeme ise evrensel "hukuk" bir yana. Gazetelerin yazdıklanyla. Ama "imar ve reform düşmanları" boş durmamış¬ lardı. 335 . Cebrail ve ölü Alişer ile Şahin olmak üze¬ re suçlular da boş durmuyorlardı. tuzak ile bir araya getirilip asıldılar. halkın geleceğini iyileştirmeye çalışır¬ ken. halka baskı yapılacağını. hâlâ "Dersim'in imar ve reform" programından söz ediliyordu. İdam tarihi ise başka bir tartışma konusuydu. idamların 18 Kasım 1937 ta¬ rihinde gerçekleştirildiğini yazıyordu. birbirini tutmuyordu. birtakım benzerleri gibi hesap gününe yetişememiştir. isyanın meydana gelişine gelince. başta Seid Rıza. aniden pişman olunu¬ yor ve acele tarafından "idam töreni" düzenleniyordu. sistemin yasalarını da yadsıyan. a- Seid Rıza ve birlikte asılanların tümü entrika. Baş¬ langıçta. köprülerin askeri amaçh olduğunu yaymış. Seid Rıza'yla birlikte 10 kişi daha asıldı. resmi söylem ve idam edilmişlerin yakınları tara¬ fından söylenen tarih uyuşmuyor. kenara atan bir "garipHk"ti. Yine Dersimi'ye göre. Aceleye geldiği için mi bilinmez." iddianamede. Türk basınının yazdıkları ise bu tarihle çelişiyordu. yasalara göre bir yol izlenirken. isyanda Seid Rıza'dan aşağı kalmayan bir rol oynamış ve şahsen ve fiilen asileri sevk ve idare etmiştir. Dö¬ nemin Türk basını da bu rakamı doğruluyordu. Seid Rıza dahil. hükümet imar ve reform programını uygularken.zihniyeti anlattığımız tiplerdendir. Bahtiyar aşireti reisi Şahin de nihayet kendi yandaşlarının nef¬ ret ve kini arasında can vermiş. İlk isyan hareketi Yusufan ve Demenan aşiretieri içinde başlamıştır.

Kureşanlı Hasan. hem de Kurum gazetesiyle çelişiyordu. 15 Kasım 1937 tarihli sayısının manşeri "Atatürk Malatya'da tetkikler yaptı" biçimindeydi. 16 Kasım 1937 ta¬ rihinde. Demenanlı aşiret reisi Cebrail oğlu Hasan. Mirza Ali'dk. Hayderan aşireti reisi Kamer ve Demenan aşireti reisi Cebrail. hem Cumhuriyet. Parti ve hükümet yayın organı Ulus gazetesi. oğlu Reşik Hüseyin." Haber dördüncü sayfada devam ediyor ve şöyle denUiyordu: "7 idam mahkûmu şunlardır: Seid Rıza ve oğlu Hüseyin. Rejimin resmi organı "Kurum" gazetesi. Yusufan aşireri reisi Kamer. Kanşıkhk. 17 Kasım 1937 tarihli Kurum gazetesi." Hemen altındaki alt başlıklar haberi özeriiyordu: "İdam edilenler 7 kişidir. tarih ve gün bakı¬ mından Cumhuriyeti doğruluyordu.Dönemin yarı resmi Cumhuriyet gazetesi. Ankara'da alman idam karan tarihinin "infaz" gü¬ nü olarak anlaşılıp. Atatürk'ün Malat¬ ya'da olduğunu da manşetten bildiriyordu. idamlann "ta- rih"i konusunda. Şey¬ hanlı aşiret reisi Haso. basına verilmiş olmasından da kaynaklanıyor 336 . Gazetenin haber başlığı şöyleydi: "Seid Rıza ve arkadaşları asddı. Seid Rıza'nın idam ha¬ berini üç sütunluk başlıkla veriyordu. "son dakika" haberi veriliyordu. Haberin ayrıntıları ise Kurum'da yayınlananların aynısıydı. Gazete. oğlu ve beş avanesi idam edil¬ di" diye. birinci sayfasında "Seid Rıza ve 6 avanesi dün idam edil¬ diler" başlıkh bir haber yayınlıyordu. Resmi tarih ve resmi söylem idam tarihini karmaşıklaştınyor- du. Hemen altında ise "Makinede" başhğı ile "Seid Rıza. 32 suçlu da muhtelif ceza¬ lara çarptınldı." Oysa idam edilenler ve adları şöyleydi: Seid Rıza. Kureşanlı Seid Hüseyin. Kamerin oğlu Fındık. Kurum gazetesinin idam haberini yayınladığı sayısında man¬ şet Atatürk'ün seyahatine aynlmıştt. Diğer idam mahkûmlarından 4'ünün cezası 30 sene hapse çevrildi. Yusufan aşireri reisi Kamer oğlu Fındık.

oğlunun hasta¬ nede tedavi görmemesi halinde yarasının kangren olacağını ve ölebileceğini söylüyor. Kureyşanlı Seid (Yetim) Hüseyin. doğru dürüst Türkçe bilmeyen haliyle. Atatürk'ün Elazığ'a varışından bir gün önce idam edilmeleri dikkate alındığında. "Dersim'in iman" programının müteahhiderinden biriydi. düzenleme gereği duyulduğu da bir başka bilinmeyen ya. çocukluğundan beri. * Gencecik delikanlıyı da astıran "entrika adaleti" ötekiler için farklı mı işliyordu? Bilinmez. Elâzığ'da mahkeme düzme.. ama Dersim'de insan kırımı sürerken. ama iyileşir iyileşmez hapishaneye ka¬ patılıyor. Seid ve 6 arkadaşının 18 Kasım 1937 tarihinde ipe çekildikleri gerçeği çıkıyor ortaya. Yetim Hüseyin. Annesi Elif. Dersim'de "İstihbaratçı Şevket" adıyla tanınan Albay Şevket. 17 yaşını bile birirmemişti.olamaz mı? Bilinmez ama. Reşik Hüseyin gerçek¬ ten hastaneye yatırılıyor. Ona yol ve köprü inşaatları veriliyordu. sağ salim geri getirmek üzere Reşik Hüse¬ yin'i almayı başarıyordu. oğlunu saklamış ve yara¬ larını sarıp kendi olanaklarıyla tedaviye çalışmışri. Sosın yaylasındaki çatışmada. uçakların taarruzunda yaralanmıştı. onu Seid Rıza'dan koparmak mıydı? Bu da bir bilinmez. Seid Rıza'nın evi bombalandığı sıralar ve daha sonra. sonra da babasıyla birlikte asılıyordu. Onca kırım ve kan sesine rağmen. Seid Rıza'ya bağlılığıyla bilindiği halde. başında bulunduğu yol inşa- 337 . babasının yanında. Seid Rıza'nın küçük oğlu Reşik Hüseyin.. olayı öğreniyor ve anneyle dostane ilişki kuruyor. neden zahmete katlanıp. asıldığında bıyıkları yeni terlemeye başlamıştı. Seid Hüseyin hâlâ yol yapımıyla meşguldü. Onu. Bağışın amacı. hâlâ "devletin en güvenilir adamlarından" biriydi. İstihbarat subayı sözünde duruyordu.

tıpkı Seid Hüseyin gibi entrika kurbanlanydı. daha sonra iddianamesini yazıp. bundan sonra. infaz görevlisi Çağlayangil'in açıkladığı¬ na göre. idam formalitesinin tamamlan¬ dığı gece yarısı mahkemesi hariç. 23 Eylül 1937 günü tamamlandı. yargılama olduğunu kaydetmiyor. Onların uyarısına kaçmamışri. "Atatürk de Alevi" denildiğinde en başta "şah" diyenlerdendi. valilerin sofra arkadaşlarıydı. Akındaki aria menzili aşıp kaçma olana¬ ğı olduğu halde. 338 . Götürü¬ lürken. Hukuk. devleti rahatsız. Tutuklamaya geldiklerinde. akıllarından da geçmemişti. Kamer ve Cebrail ağalar da. diktatörlüğün emrindeydi. Inspektör Abdullah Alp¬ doğan Paşa tarafindan onaylanıyor. daha sonra sanıklar yaka pa¬ ça cezaevinden alınıp. kadınlar kalabalığı tarafindan seyredilmişri. Cumhuriyet gazetesinin yazdığına göre. "ben bir şey yapmadım" rahadığıyla entrikaya kanmış. 5 Ekim 1937 günü mahkemede okudu. hele hele savcının suçlamasından sonra savunmalarına da yer verilmedi. giderken. götürmeye gelenlerin tavrından sezinlemişri. bu kez yol ve köprü hallerini konuşmaya çağrıl¬ madığını. Onlar albayların. Gariptir. kendi ayağıyla tuzağa gitmişti. duruşma. Resmi kayıtlar. idam karan önceden yazılıyor. tedirgin edecek bir halleri olmamış. Çünkü. tıpkı Seid Hüseyin gibi hâlâ "dosttan çağrı" aldıklarına inanıyorlardı. Bazıları Türkçe de bilmeyen sanıkların avukatı yoktu. idamın o kadar acelesi var ki. İlk sor¬ guda söylediklerinin dışında.atından "komutan seni isriyor" diyerek götürmüşkrdi. Seid Rıza'nın sorgu¬ su. uykulu uykulu "gece yansı mahkemesinin huzuruna" çıkarılıyordu. davanın görülmesine bile zaman aynlamıyor. Savcı Hatemi Şahamoğlu. Seid Hü¬ seyin.

Onun daha sonra anlattığına göre. Dersim'e en yakın şehir Elazığ merkezi ise. iddianamede Seid ve arkadaşlarının idamını istiyordu. Kendisine soru soran mahkeme başka¬ nına.* * Korkunun kol gezip. her Dersimli birer canavardı. iktidar sürdüğü günlerdi. "Ben Dersimliyim" demek de suçtu. Umursamazlık içindeydi. Halborili Hasan. Kuşarilmışlıklanna rağmen. 65 yaşını aşanlar idam edilemiyordu. Oysa bizler ekmek peşinde koşan yoksullarız. Ölüm baskınına uğradık" cevabını veriyordu. İsyan etmek güç ister. Resmi propagan¬ danın etkisiyle Dersim canavar yatağı. Nuri Dersimi'nin yazdığına göre. Horlanıp aşağılanıyor. bazı Dersimlilerin gözü ve kulağı Seid Rıza davasmdaydı. Buna rağmen neden isyandan bahsediyorsu¬ nuz? İsyan etmedik. burada "lanetli"ydi. "bizi asacaksınız. Dersimliler şehirde. "Ama Halbori'de isyan yemini ettiniz" suçlamasını sinirli bir dille yanıtlıyordu: "Halbori'de isyan yemini ettiğimiz doğru değildir. duruşmaya geririlen Seid Rıza rahat ve huzurlu görünüyor¬ du. Hangi güçk. Mahkeme başkanının. kendi kimliklerinin kaçağıydı. Bu belli. Emir yukardan geldi. Dersimliler. hangi sikhla isyan edebilirdik? Biz Halbori'de. Formalite için neden yoruluyorsunuz?" diyordu. orada is¬ yan karan alınmadı. Mavi gözleri gamlı değil. Fakat TC yasalanna göre." Savcı. Siz de biliyorsunuz ki. Halborili Hasan bunlardan biriydi. hakaret görüyorlardı. her zamanki gibi güleç bakıyordu. bk şeref ve namus meselemiz için toplandık. "Dersim'de nekr olduğunu he¬ piniz biliyorsunuz. eski çağların hüküm¬ darlarının yetkileriyle takviyeli General Vali'nin karargâhı sayesin¬ de şovenleştirilmiş bir şehirdi. Seid Rıza öldürüldüğünde 75 yaşındaydı. "aleni" olan mahkemenin "sorgu" bölümü¬ nü izleyen meraklılar arasındaydı. "durup dururken neden isyan edip hu¬ zuru bozdun" sorusuna gülüyor. Ama. 339 . belgelerde 58 yaşında gösterilerek idam edile¬ bilir hale geririliyordu.

generallere rağmen si¬ yaset konuştuğu gerekçesiyle bir süre gözakmda tutuldu. genç bir 340 . "komünisderi takiple gö¬ revli" birimin şefiydi. Daha sonra. sanatı ve eserieri" arasında.Seid Rıza'nın Oğlu Reşik Hüseyin 17 yaşında bile değildi. kişinin idam edilmesi için 18 yaşını aşması gereki¬ yordu. Tu¬ tanaklara yaşı 21 diye geçirilerek idam engeli kaldınlıyordu. TC yasalanna göre. hem de kurnazdı. Bu darbede tutuklan¬ madı. seçim bölgesi Bursa'nın diriik. bu kez yeni gelenlerin adamı ol¬ muştu. Boş bulunan Cumhurbaşkanlığına da vekalet ediyordu. genç yaşta. İNFAZ GÖREVLİSİ ÇAĞLAYANGİL ANLATİYOR İhsan Sabri Çağlayangil. 1965'te de önce çalışma bakam. makamından indirildi. Üniversite mezunlannm "yok" denilecek sayıda olduğu bir dönemde Hukuk Fakültesi'ni biririp İçişleri Bakanlığı'na bağ¬ lı polis teşkilatında çalışmaya başlamıştı. emniyet müdürü olmuştu Demokrat Parri (DP) 1950'de ikridar olunca. düzenlik ile kendisine oy getirecek hizmederin yürütülmesini ona teslim et¬ miş. Bu iki yeteneğiyle. Çağlayangil. saf değişrirmiş. Çağlayangil. Kaflcas göçmeni Çerkez bir ailenin oğluydu. 12 Eylül 1980 darbesinde Senato Başkanıydı. Hem zeki. "diktatöriüğün gözde polisi". yıllar boyu valilik yapnğı Bursa'dan senatör seçilmiş. daha sonra Süleyman Demirel'in yıllar boyu değişmeyen Dışişleri Baka¬ nı olmuştu. Sistemin. orada vali tutmuştu. gü¬ cün gözdelerinden biri haline gelmiş. cezaevinden çıktıktan sonra. Bayar. Yeni ikridann Cumhurbaşkam Celal Bayar'm en güveni¬ lir adamıydı. Akrif polirikadan çekilip. 27 Mayıs 1960 askeri darbesinde DP kadrolanyla birlikte tutuklanmış. sokulan ve komünisderi "birinci derecede tehlikeli düşman" saydığı devirdi. yatağında "hu¬ zur içinde" öldü. DP'nin yerine kurulan Adalet Parrisi'ne (AP) kanlmış. Çağlayangil'in "hayatı. Sonra evine döndü. askeri darbeyle devrilene kadar.

Atatürk. 1986 yılında. Fırat. Onunla. Aşiret reisleri Seid Rıza'nın affi için Atatürk'e tavassutta bulunacakmış. Hayatının bu bölümünün yayınlanmamasını istedi. Elazığ'da bir topland olmuş.polis şefiyken. gazetede tefrika edilen daha sonra kitap haline gelen anılarında gün ışığına çıkardı. Burada bir köprü yapmışlar. Seid Rıza'yı astırma olayını da sormuştum. Ondan önce gidip. Köprünün başında bir karakol. Çünkü.. Aynı zamanda peygamber sülalesinden geliyor kendisi. Atatürk gitmeden önce bu dava bitsin ki. Duy¬ duk ki. Fakat. Atatürk döneminin ünlü Emniyet Genel Müdürlerinden. Elazığ'a Singeç köprüsünü açmaya gidecek.. Ta ki. daha derli toplu halde Güneş gazetesinde tefrika olacaktı. Asılsın Seid Rıza. Atatürk böyle bir sahne istemiyor. Dersim'in lideri. kendini emekliye ayırana kadar. Ona verdiğim sözde durdum ve anlattıklarını yazmadım. Daha sonra. üstlendiği görevi nasıl yerine gerirdiğini uzun uzun anlatri. Karakolda da 33 as- 341 . Bu üç ayrı anlatımının harmanlanmış halini sunuyorum: "Şükrü Sökmensüer. Geçmişini ve yapriklarım konuşurken. bu işi halletmeni istiyoruz. bu olayı. rahat¬ sız etmesinler.. çalışnğım yayın grubunun bir dergisi için röportaj yapmak üzere buluştum. Ama yaptığından pişman ve rahatsız görünüyordu. başka bir anlatım biçimi olarak yer aldı. Şeytan köprüsü denen mevkide dört metreye kadar da¬ ralır. Çağlayangil. Git ve bu işi bitir. yaptığı bu iş ve yürüttüğü görevden gurur duymamış olacak ki. O tarihte Seid Rıza. Seid Rıza'yı astırmak gibi özel bir görev yürütme de vardı. Çağlayangil. yıllar yılı yakın çevresi hariç pek kimseye aç¬ mamıştı. Bir gün beni çağırdı. gazeteci Mehmet Ali Birand'ın 1992 ydında ya¬ yınlanan İşte Apo ve PKK adındaki kitabında. dedi. olayı ilk kez.. Derinliği de deniz gibi 17 metre olur. Seid Rıza'nın bir de dini vasfi var.

o ta¬ rihte Dördüncü Müfettişi Umum-i Abdullah Paşa var. Önümüzde ve arkamızda birer kamyon. Askerierin başında İsmail Hakkı adında bk yedek teğmen. Elazığ'da. Uzatmayalım. dedim. Fakat bölgeden aynlmadan önce Dersim'i görmek isti¬ yordum. Olaylan ya¬ kından takip ediyordum. Ama yine de ister¬ seniz sizi de alabilirim' dedi. Vali. Devriyeler mevzilenmiş. Baskında kara¬ kol yakılıyor ve otuz üç askerimiz de şehit ediliyor. Yarın da son gün. banş yapacağız. Şövalye. On beş gün önce tercüman aracılığı ile asilerle konuştum. işte bu olay. Yollar devriye dolu. 'Emniyet Müdürüm Ankara'ya tayin edildi. Köprüye Dersimliler bir baskın düzenliyoriar. Gideceğimiz mevki biraz tehlikeli. Diğerinde finndan yeni çıkmış sıcak ekmekler. Kendilerine aşiretierinin başı olan kişileri teslim ederseniz harekâd durdura¬ cağız. Kam¬ yonun birinde askerier var. Bu ara¬ da devriyeler bize yanlışlıkla ateş de açtılar. Sonra Malatya Emniyet Müdürlüğü'nden Ankara'ya tayin edildim. çeteci bir adam. Dersim isyanının başlamasıdır. Ne olacağı belli olmaz. Ama olayı da kaçırmak is¬ temiyorum. Müfettişi Umum-i Abdul¬ lah Paşa'nm misafiri oluyoruz. Ateşim otuz sekiz. Dersim meselesini kökünden halletmek üzere. Hasta hasta önceden belirlenen harekât sahasına varmak için yola çıktık. 342 . 'Ben de yann orada bir mevkiye gideceğim. Demirci Efe ile birlikte Kurtuluş Savaşı'nda çete kurmuş. istediğimizi anladyoruz kendisi¬ ne.kerimiz var. Ankara'dan müsaade istihsal edilerek Vali Akıncı ile biriikte Elazığ'a varıyoruz. 'Dersim Harekâd'nı incelemek istiyoruz. Ben o sırada Malatya'da Emniyet Müdürüydüm. Ben alışkın deği¬ lim. Önlendi. biz. biz Elazığ'a gidip Dersim Harekâd'nı biriikte görmek istiyoruz' di¬ ye. Arzumu vali beye ilettim. Vali ibrahim Etem Akıncı.' Paşa bize 'iyi ki gel¬ diniz' diyor. Yemek yedik. Biz ortadayız. Atatürk olayla ilgileniyor ve ilgililere kesin talimat veriyor: Bu meseleyi kökünden hallediniz. hastalandım. O zaman bu isyan olayı ile ilgili türiü rivayetier var. vekalete şifre çekmiş. Zeytinyağlı sıcak bir yemek.

Hemen ekmekleri kırıp yemeye başladılar. dediler. Abdullah Paşa gelenlere çuvallarla ekmeği dağıttı. uzun boylu levent adamlar çıkd. Şimdi siz hükümetsiniz. Abdullah Paşa: Geldiniz mi. dediler. çağırdık. Siz Dersim'e giremiyorsunuz. bir tercüman çıkd ortaya. Ben Tuman tarafindanım. Biz yann yine onlann elinde kalırız. bir alayı durdurur. on iki kişiyi getireceğiz. olmazsa olmaz. Onlar da son derece kararlı bir biçimde: Paşam nidek. Jandarmanızı so¬ kamıyorsunuz. Asiler dağlara sığınmışlar. Sizin aşiretiniz de bu- 343 . alır gidersiniz. Bağırdık. Bugün buradasınız. öte tarafinda Tuman¬ lar varmış. Bunlar. Kastamonu'nun tarihini bilir misi¬ niz? Şehrin ortasından bir dere akar. bu ağalar bizim kü¬ lümüzü attınriar. Olmaz. dedi. sonra tercümana şunlan söy¬ ledi: Ben Kastamonuluyum. Bir süre bekledik.Geleceğimiz yere geldik. Benim yanımda fotoğraf maki¬ nesi var. dedi ve ekledi: Niçin teslim etmiyorsunuz? içlerinden en uzun boylu olanı öne çıktı: Bir kadının tek kocası olur. Bunları size veririz. Ortaya göğsü bağn açık. Abdullah Paşa durdu. Abdullah Paşa muhtemel bir pusuya karşı önlemler aldırmıştı. kelime zamanla 'Kastamonu' olmuş. Kalanları da koyun¬ larına soktular. Geldik. düşündü. Kenti bunlar kurmuş. Paşa onlara sordu: Listede yazılı olanlan getirecek misiniz? Üç kişi hariç. Tuman da zamanla Demenan olmuş. dedi Abdullah Paşa. Açdlar. Ortalarda kimseler yok. Vaktiyle bir tarafinda Kastlar. dediler. Ettaf birdenbire dağ gibi meyillenir. İn¬ diğimiz yere silahlı askerier dizildi. Bunun için 'Kastuman' demiş¬ ler. Yüksek bir yerden aşağıya indik. Askeri¬ niz var. Bir mavzerli. Paşa onlara biraz sert: Devletle başedemezsiniz.

savcı yardımcısı arkadaşım. Emniyet Müdürü Serezli ibrahim Bey. Savcı Hatemi Senihi Bey. Mahkeme¬ leri sürüyor. Bizden istenenler 'asılacak¬ lar asılsın' ve Atatürk'ün karşısına. Neyle gideyim? Resmi tatil gününde Elazığ'da olacağım.günkü Demenan. Ata¬ türk pazartesi günü Elazığ'a gelecek. beyaz donlular çıktığı za¬ man iş işten geçmiş olsun. Emniyet Genel Müdürü Şükrü Sökmensüer Bey bana diyor ki: Atatürk. İşte bu sırada Atatürk. dedi. Savcı için 'kural dışı bir şey yapmaz. Karayoluy¬ la Singeç köprüsüne geçecek. Ve teslim etmeyecekleri üç kişiden birisi de Seid Rıza. Dersim'den ayrıldık. mümkün değil' dedi. Yapmayın. Emniyet Müdürü ibrahim Bey'e gittim. hemen hazıriıklanmı yapdm. oradan da yeni görevime başlamak üzere Ankara'ya döndüm. Beyaz donlulann Atatürk'ün karşısına çıkmalarına meydan vermeye¬ lim. Ata¬ türk'ten Seid Rıza'nın hayatını bağışlamasını isteyecekler. O dönemde Elazığ Valisi Şefik Bey. Sonra Malatya'ya. resmi tatil günü cumartesi öğlenden sonra. Resmi tatil günü de yargılama yapıp adamı aşamayız ki. Atatürk'ün istasyondan halkevine kadar ko¬ ruması da size aittir. siya¬ si polisten akı kişi alıp trenle yola çıkdm. Murat suyu üzerinde yeni yapılan Singeç köprüsünü açmaya Elazığ'a gidecek.. Seid Rıza ve çevresi yakalandı. Gi¬ din ve on beş gün sonra bu listedekikri getirin. Şükrü Sökmensüer: Sivillerden. Size on beş gün daha izin vereyim. Zaman dar. 344 . Ben bu sırada adamların resimlerini çektim. Dersim hare¬ kâd bitti. Singeç köprüsünü açmaya gidecek. 1937 yılında. O listede Seid Rıza da var. Sökmensüer'in yanından ayrılır ayrılmaz.. Atalanmız bir yerde buluşurlar. Fakat zaman çok dar. Emniyet Genel Müdürlüğü'nün siyasi şubesin¬ den istediklerini al. Cumartesi günü Ela¬ zığ'a yetiştim. Siz benim akrabamsmız. Başta Macar Mustafa olmak üzere. Beyaz donlu akı bin Doğulu Elazığ'a dolmuş. Aradan aylar geçti.

Paşa bu¬ nun da hazıriığını yapmış. Her şey hızla yürüsün diye. 345 . Arkadaşım vekil olarak sav¬ cının yerine geçti. 'Yukarı¬ daki karar tastik olunur' diye yazıp imzalayarak boş kağıdı mah¬ kemeye vermiş. mahkemenin kararını Atatürk gelmeden evvel vermesini ve geldiğinde Seid Rıza meselesinin kapanmış olması¬ nı istiyorduk. Gittiğim¬ de mahkemenin aldığı kararı yazdırıyordu. Mahkeme hakimini evinde buldum. ancak pazartesi günü mah¬ kemeyi toplar. dokuzlara. Ben de kendilerine sordum: Sizin saat 17:00'dan sonra davaya devam ettiğiniz olmuyor mu? Ooo. Herkes çekiniyor. tatilde ise çalışıp karar almanın mümkün ol¬ madığını bana bildirdi. Halbuki biz. Ben bunu halletmek için hükümet tarafindan bu¬ raya gönderilmiştim. Ve ekledi: Ben de mahkemeleri etkileyemem. Hakim bana: Cumartesi mahkeme toplanmaz. Bana: Sen valiye söyle. Hakimle konuştuk.Savcıya gittim. Devir CHP dev¬ ri. Kendisi kararı daktiloya çektirmekle meşguldü. Hakime dedim ki: Bu dediğiniz gün Atatürk geliyor. Salı günü de idam hükümlerini yeri¬ ne getiririz. ama mahkemelerin cumar¬ tesi tatil olduğunu. Savcı yardımcısı hukuktan sınıf arkadaşım. Biz mahkemenin tatil günü işlemesini ve alınacak sonucun in¬ fazını istiyorduk. bu savcı rapor alsın gitsin. dedi. O zamanlar dördüncü bölgede temyiz hakkı yok. ben senin iste¬ diğini yaparım. Savcı rapor aldı. Bu konuda Ada¬ let Bakanlığı'ndan da şifre aldığını. çok oluyor. diyerek kestirdi attı hakim. kararı veririz. onlara kadar ça¬ lışıyoruz. sıkıyönetim kumandanı olarak kararı tasdik edecek. Durumu kendisine anlattım. Maksat hasıl olmuyor ki! Başkaca bir şey yapılamaz. Gün oluyor. cevabını verdi. dedi. Üstüne 'Abdullah Paşa'nm idamı' diye yazsanız kendisi asılacak. Abdullah Pa¬ şa.

sabah erkenden asılacaklar. diye bir vaveyle koptu. Kabul ettik. Bu şartı da yeri¬ ne getirmeye çalışnk. Hakim bu defa: Samiin (dinleyici) yok. de¬ dim ben de. Emir böyleydi. Hakim: Elektrikler kesiliyor. Mahkeme kararı açıklandı. Mahkemeye götürdük. Hiç unutmam. dedim. baştan beş saat ihlal etseniz. hakim ilamda idam lafını kullanmadığı ve ölüm cezasına çarpnrılmaktan bahsetmediği için verilen hükmü iyi anlamadılar. Biz ona göre mi hazırlığımızı yapalım? Bilemem. 7 kişi ölüm cezasına çarptırılmış. Mahkemenin 72 sanığı var. Ona da çare bulduk. dedi ve bana döndü: Sen Ankara'dan beni asmak için mi geldin? 346 . Vali bir de çingene cellat buldu. Kararları okununca. dedi. bazıları da çeşitli hapis cezaları almıştı. asılanların birbirini görmemesini emrediyordu. Edam tine (idam yok). Gece saat 02:30'da mahke¬ me başlarsa. sanıklardan bazıları beraat etmiş. Pazartesi günü 24:00'dan başlıyor. Samiin de getiririz. Meydanda birbirinden uzak dört sehpa kurduk. Ramazan ayı idi. Bu işi bir an evvel hal¬ letmek lazımdı. dedi. Seid Rıza sehpaları görünce durumu anladı.Eee. Çingene de geldi. Ceza infaz Kanunu. Gece 12:00'da hapis¬ haneye gittik. Asacağı adam başına 10 lira istiyor. Sanıkları aldık. Farlarla çevreyi aydınlattık. Ona da çare bulduk. mahkûmların ayrı bir yerde asılmasını. Mahkemenin yapılacağı halkevine lüksler koyarız. Kaç kişi asılacak? Onu karardan önce söyleyemem. Ama ekledim: Savcı 27 kişinin idamını istedi. Asacaklar bizi. sonradan beş saat ihlal ediyorsunuz oluyor da. Otomobil farları ile idamın yapılacağı hapishaneyi aydın- ladrız. olmuyor mu? Yani pazar akşamı sahurdan sonra mahkemeyi açarız.

Hafizalarımızdan çıkmaz. Ben sabahleyin Atatürk'ün treninden çıkan Ulus muhabirine. Asabım çok bozuldu. Bana güldü. Çingeneyi itti. Biz bu işleri belki zamanında halledemeyeceğiz (idam gecikebi¬ lir ihtimaline karşı) diye. 'Bi hatayıh. dedi. dedim. Böyle bir yazı yayınlanmaz. Verdim yazıyı. Hiç unutamıyorum. Evladı kerbelayıh. Atatürk seni çağırıyor. Treni gece kör makasa çekmişler. Çok etkiliydi. Seid Rıza'yı meydana çıkardık. Gazetede yayınlan¬ mak üzere benden istedi. basılıp basılmayacağım ben bilirim. dedi. Emniyet Müdürü'ne: Ben üşüdüm. istemedi. 40 liram ve saatim var. iki daktilo sayfası yazı yazdım. Bu yaşlı adam rap rap yürüdü. Basamazlar. meydan insan doluymuş gibi sessizli¬ ğe ve boşluğa hitap etti: Evladı Kerbelayıh. yazdığım yazıyı okudum. dedi. ayıptır. cinayet¬ tir. içişleri Bakanı Şükrü Kaya'ya okut¬ muşlar. O gece hafizama nakşolmuş bir gecedir. Yazının başına da. dedim. Son sözünü sorduk. oğluma verirsiniz. infazını gerçekleştirdi. Sonradan. Zulümdür. Ayıpdr. otele gidiyorum. Atatürk bir gün sonra Elazığ'a geldi. Olmaz. Yazı yayınlanmadı. Hava soğuktu ve etrafta kimse¬ ler yoktu. Cinayettir' yazdım. Söyleyiş tarzı çok enteresandı. 347 . Çok kötü olmuştum. Atatürk uyuyormuş. Sen ver. zulümdür. Savcı namaz kılıp kılmayacağını sordu. demiş. Otek döndüm. Sandalyeye ayağı ile tekme vurdu. İpi boynuna geçirdi.Bakıştık. Ama ihtiyann bu cesaretini takdir etmekten kendimi alamadım. dediler. İlk kez idam edilecek bir insanla yüz yüze geliyorum. Oğlu yaşında bir subayı öldürecek kadar kad yürekH olan bir insanın bu mukadder akıbetine acımak zor. kendisini uyandırmamışlar. bi hatayıh. Ama Seid Rıza. Hitabet tarzı karşısında benim tüylerim diken diken oldu.

dedim. Singeç köprüsünün açılışından akşamüstü dönen Atatürk'ü. yenilip içiliyor. Ve Atatürk trenden halkevine hareket etti. bu resmin negatifini bul. Ben hemen negatifleri. biri¬ ni de kendime alıkoyacağım. Çabuk git. halkevi müsamere salonuna aldılar. dedi Atatürk. Şükrü Kaya da Atatürk'e ilet¬ miş. Yalnız iki tanesini sakladım. Biri adım atsa. İkisini de bana ver. Bizim sivil polisimiz Macar Mustafa. Ben o sırada Şükrü Sökmensüer'e yolcu tre¬ ni ile dönmek istediğimi söyledim. Atatürk sağ salim halkevine geldi ve buradan Singeç köprüsüne hareket etti. Arabasına da binmedi. Resimlerden birini kendisine uzattım. Öyleyse maiyetine hakim değilsin. kahvaltı ediyorlardı. dedi ve ekledi. İsmail Müştak Bey de sahneye çıkmış. Bana bir resim gösterdi. basılanlan imha et. Benim ellerim cebimde ve iki elimde de tabanca yü¬ rüyorum. Pek çok beyaz donlu (Kürt) vardı cadde kenarların¬ da. araşdrdım. Ben de kafiledeyim. Güneş Dil Teorisi'ne ait konuşmalar yapıyor. Ne olacak onlar? Müsaade ederseniz birini zat-ı devletlerine vereceğim. Resimlerden ikisini sakladım. Verdim. Gittim. Çok iyi tertibat almıştık. dedim. hemen önleyeceğiz. 'Olur' dedi. Bir yerlerde basdrmış ve Şükrü Kaya'nın yaverine vermiş. Emriniz yerine getirildi. ben idam yerinden aynlırken resim çekmiş. Ben tam gitmeye 348 . basılanları imha ettim. Seid Rı¬ za'nın sehpada sallanırken çekilmiş resmi. Neyse. Cadde boyun¬ ca yürüdü.Gittim. Sen bu resimleri ne yapacaksın ki? Müsaade ederseniz ilerde anılarımı yazacağım. Koltuk arkalarındaki boşlu¬ ğa masalar kurulmuş. Bu resim ne Emniyet Müdürü. Beyaz donlular hiçbir şey söylemeden bakıyoriar. Beyaz donlulann arasından yürü¬ yerek geçti. Atatürk'e gittim. Haberim yok. Halkevi istasyondan bir hayli uzakd. dedi. Hepsi imha edildi mi? Edildi efendim.

askerler şehri içerden kuşatma akına almıştı. Gözlerini açıp da kalabalığı görünce ürktü. Hepsini birbirine bağlayıp asmaya götürdüler. babası 'telaşlanacak bir şey yok. arka so¬ kakları sarmış. Askerler. demiş. bizim için gelen bizimle gider.. Seid Rıza ile oğlu Reşik Hüseyin'in kollan birbirine kelepçe- lenmişti. Asılmak üzere idam alanına getirilen kafilede babalar ve oğul¬ lar birbirine zincirlenmişlerdi.hazırlanırken. Onu darağacında asılı görmek istemiyordu. onu.. Atatürk durumu izlemiş ya da öğrenmiş. Elektrik verilemediği için. Yollara bomba konursa diye baştan bir pilot tren gidiyor. Belki de benim gönlümü alacak: Hayır. Beni oğlumdan önce asın.. izin vermemiş. Ankara'ya dönüyoruz. şehrin merkezinde. Seid Rıza. meydanda yan yana dizilmişlerdi. Atatürk sofrada ve yolda. Gencecikti. yasa ve hukuk gereklerine bağlı görünüyorlardı. otomobil farlarıyla aydınlatılmıştı. Sarsıp uyandırdılar. Seid Rıza'yı yatağından kaldır¬ dılar. Oğlu derin uykudaydı. şehir zifiri karanlıktı. 349 . Trene bindik. Cellat işini görsün diye darağaçlan. sonraları "bit pazarı" ola¬ rak anılmaya başlayan Buğday meydanındaydı.. Sofrada Sabiha Gökçen de bulunuyor. Bomba konmuşsa pilot tren havaya uçacak. herkese son istekleri soruluyordu.. Kurbanlar asılmadan önce. "beni oğlumdan önce asın" diyordu. mahkemeye gidiyoruz' diye yatışdrdı." Elazığ Cezaevi. Babalar. Cezaevi ve idam alanı yasak bölgeydi." SEHPADAKİ BABALARLA OĞULLAR idam gecesinin cezaevi sahnesinin tanıklarından Mehmet Ala¬ dağ anlatıyor: "Gece yarısı cezaevini basdlar. oğullarını darağacında görmek istemiyorlardı. Yusufanlı Kamer de. Saat on oldu. Asanlar. Yusufan aşiretinin reisi Kamer de oğlu Fındık ile. henüz 17 yaşını bitirmemiş Reşik Hüseyin'e ayrıca düşkündü. Onların asılacağı gece. dedi..

onun gidişini. ölümle hayat arasındaki kısacık çizgiyi dakikalarca yaşadı.. Babalar. Seid Abdülkadir ve Şeyh Said'in idamında olduğu gibi. Asılırken. s* * Reşik Hüseyin'i. önce oğulları asıp babalara seyrettirdiler. Fındık. Ayağının altındaki taburenin çekilişini. son haykı¬ rışını dinledi. Celladı yana iterek sehpaya çıkışı ve ipi kendi başına boynu¬ na geçirmeye çabalaması ayrıca etkileyiciydi.. Babalara.. bir kez de evlat acısıyla öldü¬ ler. idam edilmeden önce. Kürt ulusu sağ olsun!" Yusufan aşireti reisinin oğlu Fındık. Köprü başında yolunu kesip hakaret eden teğ¬ meni vurmuştu. Nuri Dersimi'nin yazdığına göre. son anlarında evlat acısı ya¬ şattılar. Eli kolu bağlı. Celladar. gözyaşlarıyla dolup buğulanan gözler¬ le seyretti. Aynı kaderi Yusufanlı Kamer de yaşadı. iki kez ip koptu. Fındık iri yapılıydı. "rap. Onu asmak üzere Ankara'dan gönderilmiş Çağlayangil bile. son düello çırpınışı karşısında donup kaldığı¬ nı.Fakat tersini yaptılar. Reşik Hüseyin'den bir¬ kaç yaş büyüktü. Celladın boynuna ilmiği geçirme¬ sini gördü. babasından koparıp darağacına götürdüler. tanıklık ettiği sahneye şaşarak baktığını söylüyordu. gencecik be¬ deninin boşlukta sallanışını. seyretti. 350 . Seid Rıza. Seid Rıza'nın ölüme gidişini Çağlayangil. Babası idam sırasını beklerken. rap" diye anlatıyordu. Ayağının altındaki tabure çekilmeden önceki son haykırışını da. Reşik Hüseyin darağacında babasına son kez seslendi: "Baba. oğlunun çektiği acıları bütün ayrıntılarıyla seyretti. rap. ayak bilekleri prangalı halde. onu asarak öldürmek için uğraşmak zorunda kaldılar.. onun ölümle dansı.

askeri çember aralandı. Asmaya kıyılamayacak kadar yakışıklı. Reşik Hüseyin'in son haliydi. Fakat onun belleğine resimlenen." 351 . hüzünle büyülenmiş. gördüklerini elli yıl sonra şöyle anlariyordu: "Seid Rıza ile oğlu yan yana asılmışlardı. donmuş bakışlarla öylece duranlar. Uzun boyluydu. "Seid Rıza'mn sonunu görme" davetiye'siydi bu. Buğday meydanı ve çevresi gezgin satıcılar ve farklı düşünce¬ deki seyirci seliyle dolmuştu. ipin ucunda sallandı. Baldırına dolayarak bağkdığı çank iplerinin ucundaki püs¬ küller sabah yelinde sallanıyordu. köylere haberci müfrezeler gönderil¬ mişti. Güle. artık devletin gücünü sergileme. şalvarının paçaları üstünden dizlerine kadar çekmişti. "gelir vergisini" öde¬ yememekten tutuklu Mehmet Aladağ'ın genç eşi Güle (Güllü Aladağ) idi. gösterme zamanıydı.. çanklan ayağınday¬ dı. Genç oğluna bakı¬ yor gibiydi. gün boyu parke taş¬ lı meydanda. Yanındaki darağacının kollan arasında sal¬ lanan oğlu gencecikti. nakışlı yün çoraplan ayağındaydı.» * * Seid Rıza ve arkadaşlarının ölü bedenleri. İpin ucunda sallanan ölü bedenlere hınçla bakıp öfkeli sözler söyleyenlerin yanında.. Seid Rıza'nın idamı "kudama gü¬ nü "ne çevrilmişri. Seid Rıza çok yaş¬ lıydı. Onlar. gizliden gizliye dua edenler de vardı. Gözleri açıktı. korkunun seyirlik Gün doğarken. Şimdi. İpteki ölü canlar halka gösteriliyordu. Seid Rıza'nın başı oğluna taraf yanyordu.. Seyre davet için mahalle ve mey¬ danlara tellallar çıkarılmış. güzeldi. gözyaşını içine akıtarak ağlayan. Bir bebek gibi.. Uzun. manzarası haline getirilmişlerdi. Asıldığı yerde ayaklan yere değiyordu. Bütün şehir. seyre davetliydi. Ço¬ raplarını. Nakış nakış. Sakalı apaktı. * Seyirciler arasına katılanlardan biri de. rengârenk çorapların üstünde.

Kimine göre. benzin dökülüp yakıldı. Yakıldığına ilişkin mü¬ hürlü. insan ayağının bile değmediği bir sarplıkta kazılan çukura gömüldüler.. Mezarları bile belli olsun istemiyorlardı. ertesi gün Elazığ'a gelen Atatürk'e elden verildi. Kimine göre. Muhafızların koruması altında kamyona koyup.* Seid ve yoldaşlarının ölü bedenlerini. imzalı tutanak.. dağların ardında. Öldürülmüşlerin sonrası da meçhul kaldı. saatlerce sonra ipten in¬ dirdiler. neresi olduğu bilinmeyenlere götürdüler. 35i .

güvenilirdi. Kitapçık haline getirilerek. Seid Rıza'nın idam edildiği sıralarda. Başbakan İsmet İnönü de. Dersimlilerin ölülerini gömdüğü. bahar taarruzuna hazırlanı¬ yordu. bunun "paşasal bir taktik" olduğunu akıllarına bi¬ le getirmiyorlardı. inönü'nün kar engeli yüzünden. ismet Paşa'ya söyletilen kinli bir söylemle. Dersimliler. Ankara 1938 baharında uygulanmak üzere. 1938'de. Çünkü Türk devleti bildirilerle "Seid Rıza ve arkadaşlarının teslim olması ha¬ linde. kurmaya hazırlanıyordu. Ankara. Seid Rıza'dan sonra "yangının duracağına" ina¬ nıyor. Köy ve benzeri toplu yaşama alanlarının nasıl temizleneceğine ilişkin kılavuz (yol gösterici) talimatname yeni hazırlıklardan biriydi. kimileri yan¬ mış. "barış ge¬ lecek" sözünü defalarca tekrarlamıştı. yeni temizlik ve arındırma projeleri hazırla¬ makla meşguldü. ölüm seferlerinin sükûn bulacağına inanıyor. "Sel Seferleri"nin yeni aşamasına. "Dersim meselesi bitti" dediğini.SEKİZİNCİ Bölüm DERSİMLİLER DİYE "KURTULDUK" SEVİNİRKEN.. Oysa. tedirgin olmaya gerek yoktu. Devlet sözü ise inanılır. "Dersim sonuna kadar susturulacak"tı. tek başına devletti. Dersimliler.. "Dersim meselesinin bittiğini" ilan etmişti. uygulayıcı birlik komu- 353 . Artık endişeye. Seid'in idamından sonra. yakılıp yıkılanın üze¬ rinde geleceklerini yeniden inşaya çalıştıkları bu süreçte. İsmet Paşa. kimsenin kılına dokunulmayacağını" açıklamış. yıkılmış hayatı yeniden inşaya.

toplu imha da şöyle kurala bağlanıyordu: "Bir dam (ev. ağaçlar meydana çıkanlır.tanlarına dağırilan ve "Tunceli bölgesinde eşkıya takip hareketle¬ ri. Örneğin. daha sonra "o bizi kırdı" diyerek Celal Ba- 354 . Toplanacak odun ve çalılar burada yakılmak suretiyle bina ate¬ şe verilir. rejisöre fazla iş bırakmayan usta bir yaza¬ rın senaryosunu andırıyordu. yalnız tavan ve direk¬ leri ve ağaç dalları vardır. samanlık) içine sığınıp direnen eşkıyayı imha için. yıkım ile yok etmeler kaideye. köy arama ve silah toplama işleri hakkında kılavuz" adını ta¬ şıyan "talimatname "de. ateşleme suretiy¬ le genişletilir. Müfreze. yanında top varsa. askere ateş eden köy. Kitapçıkta yakma işi ayrınnlı bi¬ çimde tarif ediliyor ve şöyle deniliyordu: "Damlar. Kimi Dersimliler. köylerin basılması ve sonraki işlemlere ilişkin madde şöyleydi: "Köy halkı toplanır ve dışarıdaki birlik komutanının yanına getirilir. Bu esnada bir iki makine¬ li tüfek. Ancak dam üstünden bir kısım toprak adlarak. top ile tahrip edilir. etraftaki mühim noktalar emniyet kuvvetleri ile tutulmaya devam edilerek köy aranır. Kapısından içeriye odunlar yığılarak. Ondan sonra. görevden alınıp yerine Celal Bayar atanıyordu. Bunları yakmak güçtür." ismet Paşa." Kılavuzda. Köyün büyüklerinden birkaç kişi rehin olarak tutulur. Köy içinde fazla durmak ve alman vazife haricinde bazı eratın yolsuz işlere dalması yasakdr." "Kılavuz kitapçık". pencere ve bacadan bomba atılmalıdır. uy¬ gulamaya zamanı kalmadan parti içi iktidar mücadelesinde yenik düşüyor. yakından kuşadlmalı. kurala bağlanıyordu. 1938 yılı "icra programı"nı da hazırladı ama. yüksek damlarda mevziye sokulur. taş ve topraktan ibaret olup. ahır.

bağlılık faaliyetle¬ rine de bakılmıyordu. Tuncelililer. dağlardaki karla¬ rın erimesi. 1938 baharındaki ilk "vuruş" Kalan aşirerine yapılmışri. haziran ayında başladı. ama Bayar yeni bir şey yapmamış. Nitekim Celal Bayar. emre bağlı sivil bir memur konumundaydı. Başka bir deyişle. İçlerin¬ den sayısız muhbir.yar'a düşmanlık edip. Fakat Kır¬ gan aşireti iki kere şaşkındı. birçok işkenceyle karşılaştıktan sonra Sin köyünde 355 . o. yalvarma da boş yereydi. Üstelik yeni taarruzda. kalınan yerden harekâta devam edileceğini söylüyor ve şöyle diyordu: "Bu sene. Kimsenin geçmişteki hizmetine. kelle avcısı çıkmış. Oy¬ sa Kalanlılar başından beri devletle işbirliği halindeydiler. "bitti" bildirilerinden sonra taarruzun daha şid¬ detlenerek başlamasına şaşmışlardı. Kurdistan Tarihinde Dersim kitabında. sızlama. devlerin yanında yer alıp çatışmalara katılan." * ^ * Bayar'ın dillendirdiği "kari surette tasfiye". Askeri rejimin yapısı düşü¬ nüldüğünde de. göreve başladıktan sonra yaptığı bir açıklamada. ay¬ rım da yoktu. geçiş engellerinin ortadan kalkmasından sonra. Dersim poHtikasının değişmediğini. önüne çıkanı akma alıyor ve "sonuna kadar" susturuyordu. kati surette tasfiye etmek kara¬ rındayız. Kalanlılar. şimdi hedef olmaktan ötürü şaşkındılar. Dersim denilen işi. dere ve vadilerin kuruyup. Reisleri Şatoğlu Salman ile eşi Hatice. Yeni dalga. planları yürüten hüküme¬ tin başı olmuştu sadece. Seid Rıza'nın oğlu Bura İbra¬ him'i katleden Kırgan aşiretinin sonu hakkında şunları yazıyor: "Seid Rıza ve Bahtiyar aşiretinin çekilmesinden sonra yerle¬ rinde kalmış ve imha edilmişlerdir. inisiyatifi. İsmet Paşa'ya sonuna kadar bağlı kalacak¬ lardı. yaranma adına. Ağlama. Bayar dönemindeki uygulamaların plan ile projeleri çok önceden hazırlanmışn. acımasızhklanyla ünlenmişti. kendi başına karar alma yetkisi bu¬ lunmayan.

Kırgan aşireti reisi Zeynel. vallahi silah atardık. Kumandan Pa¬ şa'yı gördük. 1926 yılında heyet halinde Ankara'ya gidip. Kureyşan. Mehmet Bayrak. kız ve çocuklar samanlıklara kapatılarak ateşle yakılmışlardır. Hain berhudar olmaz. Eğer Şeyh Said yahut Şerif buraya gelseydi. Yusufan aşireti reisi Kamber. Pergozan aşireti reisi İbrahim Ağa 1938'de yakılarak öldürüldü. Dersim'deki bu aşiretlerin tümü." Aynı anda. O zaman bütün ağalar Elazığ'daydık. meydanda kalan hayvanlarını orduya vermiş. 356 . 1938'de Der¬ sim'de kurşunlanarak öldürüldü. duacıyız. Karaseyid. Kırgan aşiretinden orduya sığınanlar da birer birer toplatılarak. Abbasan aşireti reislerinden ibrahim Ağa. Kırganhlann yerlerini askeri karargâh yapmış. Karabal aşireti reisi KangoZade Mehmet Ali Ağa 1938'de öldürüldü. Kürtler ve Ulusal-Demokratik Mücadeleleri adındaki kitabında. Türkler. eşyaları yağmalanmıştır. Miço Ağa dahil. Şeyh Said İsyanı sırasında hükümetin en sadık destekçilerinden biriydi. erkekler bulundukları yerde kurşuna di¬ zilmiş. Sadakadmızı söyledik. kadın. Şeyh Memedan. Bahriyar aşiretleri de "Sel Seferleri"nin altında kalıyordu. devlerin "dost kuvvet"leri olarak bilinen Ferhat.kurşuna dizilmişlerdir. Dersimli ağaların akıbetini şöyle açıklıyor: "Abbasan aşireti reisi Mustafa (Miço) Ağa. Atatürk'e bağlılıkla¬ rını bildirmişlerdi. Diyap Ağa ile öteki milletvekilleriyle birlikte verdiği ve 27 Mayıs 1925 tarihli Vakit gazetesinde yayınlanan ortak demecinde şöyle diyordu: "Mevcut hükümete candan bağlıyız. Karabal aşireti reislerinden Koço. bunlann 1938'de öldürüldüğünü yazıyordu. Dersim'in eski milletvekülerinden Mustafa (Miço) Ağa. Pilvenk." Mehmet Bayrak. Karabal aşiretinden emekli subay Haydar. Mazgirt. Şeyh Said İsyanı ve daha sonraki aşamalarda Türk devletine destek vermiş. Ferheden aşireti reisi Cemşit Ağa. aşiret reisleri.

Osmanlı'dan beri devletle işbirliğini sürdürmüştü. her kafadan bir ses çıkıyordu. Sait Kırmızıtoprak bu ailedendi. Dr. köyde tartışmala¬ ra neden oluyor. ailesinin trajedisiyle birlikte. Aşirerin güce bağlılığı TC'den de eksik olma¬ mıştı. kimileri de olaya daha farklı açıdan bakarak "bu bir tuzak¬ tır" diyerek. 1938 yaz aylarının ortalarında. Burada öldürüldü. Bamasoran aşireti reisi Yusuf. Nazimiye'nin Civarik köyünden ve Hormekan aşiretindendi. "tehlike var" diyerek karşı çıkanla- 357 ." KAN sesi Dr. Doğu Dersim'den. Inspektör General Abdul¬ lah Alpdoğan'dan bir emirname alıyordu. Türkiye'de bir süre doktorluk yapnktan sonra Irak Kürdistanı'na geçti. korku. Selametiniz için. devlete ilgi ve katkıla¬ rından ötürü. Albeyan aşireti reislerinden Koço. Aşiret önde geleni ve Dr. Kimi "daha güzel topraklarımız olacak." Dr. Dr. Tesadüf sonucu kurtuldu. Kırmızıtoprak. Çocukken ailesinin yok edilmesine tanıklık etti. Konya'ya tayininiz çıkmıştır. Sait Kırmızıtoprak. Aşireti. "biz başından beri devlete yardımcı olduk. Devlete katkı¬ larıyla bilinen ve kurtulmayı başaran amcası Bertal Tanrıverdi ta¬ rafindan büyütülüp. okutuldu. tedirginlik ve heyecandan.Beran aşireti reislerinden Hasan. bölgesindeki olayları da daha sonra yazdı. Emirnamede şöyle deniliyordu: "Bütün Civarikliler toplanıp Elazığ'a gelsin. Fakat. Peyavangen aşireti reislerinden Süleyman. Alan aşireti reisi Ali. Aşiretin önde gelenlerinden Mustafa Bey. Sultan Abdülhamid tarafindan "Paşalık" kaftanıyla ödüllendirilmişri. Kırmızıtoprak'ın yazdığına göre haber. Pevangan aşireti reisi Cafer. gidelim" di¬ yor. kimi "dede toprakları bırakılıp yabancı diyarlara gidilmez" diyor. kendi ayaklarıyla ölüme gitmeye karşı çıkıyordu. Kırgan aşireti reislerinden Mustafa ve Soran aşireti reislerinden Hıdır Ağa 1938'de Dersim'de öldürülmüşlerdir. neden kö¬ tülük etsinler bize" diyenler. Kırmızıtoprak'ın amcası Bertal Tan¬ rıverdi.

. Kırmızı¬ toprak. ihtiyar farkı gözetilmeksizin. çocuk. Babamansur'un mensupları da aynı şe¬ kilde zehirli gaz bombalan. Baxtiyar aşireti Kürtlerinin çoğunluğu. ışık sızdırmayan ka¬ lın bir perde indirilmişri.rı bastırıyor. çoğu defa da süngülenmek suretiyle imha edildiler. Mola verilir¬ ken makineli tüfekler ateş kusmaya başlıyor. bütün silahlannı tes¬ lim edecek olan asilerin affedileceğini ilan etti. Binlerce Dersimli genç kız namusunu kurtarmak için kendini kayalıklardan aşağı atarak can veriyor. Arkasından Mazgirt. kurtulabilen çocuklardan biriydi. Dünya tarihinin şahit olduğu en korkunç. Civarikliler orada topluca öldürülüyorlardı. Dr. Basına sansür uygulanıyordu. "dede toprakları" diyenlerse. Kureyşan ve Alan. "zaten huzur kalma¬ dı" savunması karşısında etkisiz kalıyordu. en tüyler ürpertici bir jenosit hareketi idi bu. Pilvenk. Bu çağn üzerine hükümet kuvvetierine teslim olan ve silahlannı veren Karabal. emzikli." Dünyanın haber alması ve olup bitenleri öğrenmesinin önüne demir perde çekilmişri. Yusufan. süngüler ve cesedere dökülerek ateşle¬ nen petrol yangınlarıyla yok edildiler. gebe. ka¬ dın. Dersim direniş güçleri (özellikle Bad Dersim'de) tamamen baş¬ sız kalmışlardı. Şex. 1938 bahannda hükümet. Liderlerin birer birer ortadan kaldırılmasından sonra. Dersim'de olanları şöyle yazıyor: ". Mazgirt'in bir kısmı. Sıvan imzasıyla yazdığı kitapta. Sait Kırmızıtoprak. Kureyşan aşireti mensuplanyla. Köy. zulme ve insanlık dışı muameleye karşı çıkıyorlardı. Ferhad. Yazın sonlarına doğru Nazimiye'nin Hormekan. Memedan ve Karacaseyitkr hemen tama¬ men imha edildiler.. oyunun rengi ortaya çıkıyordu. Fakat Nazimiye ilçesine bağlı Razadan köyünün yakınındaki dereye geldiklerinde. Konya ovasındaki verimli topraklara kavuşmak umu¬ duyla göç hazırlığına girişiyor ve götürmeye gelen askerlerin önü¬ ne düşüyorlardı. Dersim'in çevresine. kitiekr hafinde. Kırım ve 358 .

Geçen sene askeri harekât yapıldı." Gazetelere göre. karakol in¬ şa suretiyle.kan sesi île insan feryatları. "Dersim'de temizlik harekâtı başlıyor" cümlesinden sonra. okul. Bu manevralar aynı zamanda askeri harekât şeklinde olacak ve neticede Dersim meselesi kökünden tasfiye edilmiş olacakdr." Yine etkin gazetelerden Tan. Dönemin yarı resmi yaygın organlarından Cumhuriyet gaze¬ tesinin başyazarı ve milletvekili Yunus Nadi.. Bu bütün aynndlanyla her¬ kesçe biliniyor (oysa nelerin olduğunu yazarın kendisi de bilmi¬ yordu). şimdiye kadar hiçbir şey olmamış gibi devam ediyordu: "Dersim'de yapılacak askeri manevralara bugünlerde başlana- cakdr. burada bu sene daha fazla kuvvetierimiz toplanmışdr. henüz Dersim'e dokunulmamıştı. olayları "Dersim manevralan" (tatbikat) başlığıyla ya¬ yınlıyor. Bu sene içinde.. Türk basını sadece propaganda niteliğinde yayınlar yapabili¬ yordu. Basın arada bir açıklanan "silahlarıyla biriikte ölü olarak ele geçirilen eşkıya" rakamlarını yayınlıyor. 30 Ağustos 1938 ta¬ rihinde şunları yazıyordu: "Bu senenin. Yol. Oysa kan sesi yankılanıyordu. tedip (terbiye etme) kuvvetierine müzahir olarak¬ tan. geçen seneki isyan böl¬ gelerinde sıkı bir tarama yaparak. dünyaya kapalı dağların ardında. Dersim için görev alacak ve genel bir tarama harekânyla. bu programa göre askeri harekâtın yü¬ rümesi lazımdır. Birkaç yerde de ufak tefek müsade¬ meler olmuştur. bu meseleyi kökünden söküp atacakdr. Dersim dağlarındaki "Sel Seferleri"ni "askeri manevra" olarak bildiriyordu. demir perdenin gerisindeki dağlarda boğuluyor. köprü. 359 . 9 Temmuz 1938 tarihindeki sa¬ yısında. orada sönüyordu. Geçen seneye göre. asayişi bozmaya eğilimli her türlü hareketi ezecek ve Cumhuriyetin sarsılmaz otoritesini tesis edecektir. Dersim'de bir ıslahat (reform demek istiyor yazar) programımız vardır. Bu program yürümektedir. size ehemmiyede bahsetmeye değer bir mevzu vardır: O da Dersim meselesidir. dahili işleri nokta-i nazannda. Manevrayı yapacak olan kıtalanmız.

itirafçı ve tetikçilerle iz sü¬ rücülere gelecekti. kesintisiz. gereksiz ayrın¬ tı olarak kaldığı için açıklanmıyordu. "Çatışmada ölü olarak ele geçirilen haydut" kafilelerinden kurtulanlar da oluyordu. İnsanlarla doğa bir arada yanıyor. Dersim artık "temiz"di. kelle avcılarına. Başbakan Celal Bayar okudu. baştan başa yangınlar içindeydi. belli bir program içindeki çalışmalar sonucu kısa bir sürede ortadan kaldırılmış. süngülenmiş. ölü insanların kanı ve etiyle besleniyordu. bir daha tekrarlanmamak üzere tarihe kanşdnlmışdr. Kureyşan aşiretinden. 1937'de Seid Rıza ile birlikte asılanlardan "Yetim" lakaplı Seid Hüseyin Cesur'un yeğeni. Mesajda. kurşundan geçirilmiş. Ölüm yolda. medeni bir hayata kavuştur¬ mak üzere yola çıkarılanları" da pusuya yatmış ölüm bekliyordu.ilkbaharda başlayan "tedip" ve "tenkil" (terbiye etme ve sus¬ turma) harekâtı. "Haydutlar"ın cinsiyeti ve yaşı genelin içinde. her yerde pusudaydı. Cumhurbaşkanı Mustafa Kemal Atatürk. vahşi hayvanlar. 360 ." ÖLÜM KAFİLESİNİN 6 YAŞINDAKİ YOLCUSU 1938 yaz aylarında Dersim. Karlar düştüğünde. "haydudar ölü olarak ele geçirildi" biçiminde anlatılıyor. toplu katiiamlar. "Güvenli yerlere nakledilenleri. büyük bir ailedendi. Dersim konusunda şöyle deniliyordu: "Uzun yıllardan beri süregelen ve zaman zaman gergin bir şe¬ kil alan Tunceli'deki toplu haydutiuk olaylan. Me¬ sajını. 1 Kasım 1938'deki geleneksel meclis açılışına gidemedi. Genelkurmay Başkanlığı'nca yayınlanan Ayaklanmalar kitabın¬ da. 1938 yazındaki ölüm kafilelerinin birinde yolcu çocuklardan biriydi. bölgede bu gibi olaylar. dağlara kar düşünceye kadar sürecek. Daha sonra Tunceli'nin mahallesi haline gelen Pirgeç köyün¬ de doğmuştu. köyde. 6 yaşında bir erkek çocuğuydu. Ama bir mesaj gönderdi. en son sıra muhbirlere. dağda. Bunlardan biri.

mecalsizdi. çarpışmalar. 1938 baharında şiddet geri geldi. diye. belde. Bu da oldu. dağda yaşayamaya¬ cak hastalar.Dizinden aldığı ufak bir yarayla katliamdan kurtulan bu çocuk büyüdü. Aikm 1937 yazını dağ¬ larda gizlenerek geçirdi. Sonra sessizlik geldi. 1965 seçimlerinde milletvekilliğini çok az bir oyla kaybetti. askerkrin köyü sardığını söylüyordu. dağ¬ da yakakdıklarını öldürdükr. Bir bibim (hala) vardı. Herkes kö¬ yünü terk ediyor. birkaç çocuk kalmıştı. Bizi görüyor. ka¬ derine kahrediyor. Dağ şartlarına dayanamayacağı için götürememişler. 1938'de geldi. köyler topluca badya naklediliyordu. kıra kıra geliyor. Bizim köy de boşaldı. Bizim¬ kiler köye döndüler. Tunceli'de Türkiye İşçi Partisi (TİP) il başkanlığı yapa. direnen aşiret de kalmamıştı. Adı "Emo" (Emine) idi. Bir sabah. Çatışma. Kapıya geldikr. dağlarda gizleniyordu. beni de yanında bırakmışlardı. Halsiz. 1937'nin sonbaharına kadar. Çok yaşlı de¬ ğildi. Birçok kimse. Ama hastaydı. 1938'in yaz ortalarıydı. Haberler geliyordu: Türk ordusu. bibimin haykınşkrıyla uyandım. 1960'larda aktif poHtikaya katıldı. Korkudan eve sığındık. Halbuki Seid Rıza'dan son¬ ra savaşan. Toplu sürgünkr de vardı. Dağda yaşamasına imkan yoktu. Peşine düştükleri ağalann çoğu şu ya da bu vaatle ele ge¬ çirildi. Kırım. Elini dizine vurup dövünüyor. öknler oldu. Uçaklarla bomba yağdırıyorkrdı köykrin üstüne. köyleri terk edip dağ¬ lara sığındı. Annemle babam bazen gece karanlığında gizlice geliyoriardı. tanrıya yakarıyor. sonra gidiyorlardı. ne olur ne olmaz diyerek. Onu köyde bırakmışlardı. Hukuk Fakültesi'ni bitirip avukat oldu. ihtiyarlar. götürmemişkrdi. Aileler. Geride. Yolda. Durmadan öksürüyor¬ du. Askerier kışlalara kapandıkr. Seid Rıza ve arkadaşlan idam edildi. Bizi dışarıya çıkardı- 361 . Adının açıklanmasını istemeyen 6 yaşındaki "kurban" anlatıyor: "1937'de Seid Rıza ik yanındaki bazı aşiret reislerinin peşine düştükr. Ama genel an¬ lamda sivillere karşı toplu harekât yapmadılar.

yanı¬ mızda yürüyen bir asker kolumdan tuttu. Köydeki bütün insanlan meydana toplamışlardı. onun beni ölüm¬ den kurtarmak istediğini anlayamıyorduk. Kupkuru bir yerdi. insanlar biçilmiş başak gibi yere devrildi. ydana yem olacak. biraz sonra gelip hepimizi ayağa kaldırdılar. Bu arada kafilemiz giderek büyüyordu. Ormana doğru götürdü. Köyü aradılar. Bibim. Askerier yanımızdan aynlıp karşı yamaçta toplandılar. Köyümüz yanıyordu. Asker beni serbest bırakd. Çevre mezra ve köylerden insanlar getiriliyor. olacaklan hissetmiş gibi beni kucağı¬ na almış. O küçük. Her taraf askerle doluydu. İşlerine yarayan her şeyi. Sıcak çökmüştü. Ben de bibim de. Yan ya¬ na sıraya dizdiler. Bibim geride bağırıyor. Sonra erkekleri birbirine bağladılar. Askerler. ormana bırakd.1ar. 60-70 kişi olmuştuk. Ne olduğunu anlayamadım. kimi serbest bıraka¬ caklarını.. Çünkü. Makineli tüfek takırdsıyla biriikte Ortalığı insan haykınşlan kapladı. Kafi¬ leden ayırdı. Ama aniden mitralyözün namlu¬ su alevler saçmaya başladı. Susuzluk ve korkudan ağzı¬ mız dilimiz kurumuştu. Ormanlık bir yere geldiğimizde. Alev ve duman göğe yükseliyor. sıkı sıkıya sanlmışd. bize katılıyordu. Kızgın kızgın bir şey¬ ler söyledi. Kimi öldürüleceğimizi söylüyor.. Çekip aldı beni. Ve bizler. Kurda. Gün ikriiyordu. yiyecekleri aldılar. saçını başını yolup ağlıyor ve yalvarıyordu: Onu ayırmayın. Sonra evleri ateşe verdiler. Biz bi¬ ze kaldık. birbirimizin dihni bilmiyorduk. yanan evlerimize bakarak ağlıyorduk. Her defasında koşarak kafile¬ ye yetiştim. askerlerin eşli¬ ğinde yürümeye başladık. Hepimiz. dağların tepesinde kayboluyordu. Sonra beni birkaç kez bibimden koparıp aldı. 362 . Geride kalıp. Kayahk ve ormanlıktan sonra bir açıklığa vardık. 35-40 kişi vardı. Tek başına yaşayamaz. yol kenarianna. Tekrar kafileye yetiştik bibimle. Beni orma¬ na bırakan asker yeniden yanımıza geldi.

ormana sığınan bizim köylülerdi. Ateş açdklan zaman bibimin kucağmdaydım. İnsan ölüsü yiyoriardı. Bir kız ço¬ cuğuydu. Bir ara sesler duydum. Gözlerimi açtım bakdm ki. Ama bizim oranın köpekkrine benziyoriardı. Ölü tarlası haline gelmişti meydanlık. Ortalık yılan kaynıyordu. olanlan unuttum. Sesleri seçmeye başlayınca ra¬ hatladım. Sonra. Daha da paniğe kapıldım. o katiiamda benim gibi biri daha kurtuldu. O zaman kurşuna dizil¬ diğimizi anladım. Onu öldüren kurşun. Köpeklerin cesetleri yemelerini ve ortalıkta kaynayan yılanla¬ rı görünce aklım başımdan gitmiş gibi oldu. Kim bilir. hayadmda ilk defa bu kadar yılanı bir arada gördüm. dizimi sıyınp kalbine saplanmışd. Türk asker¬ lerinin peşime düştüğünü sandım. ağla¬ yıp bağıra bağıra. Yaralanmışdm. belki de ormana bırakan asker kurtardı beni. Akı ay dağlarda dolaştık. Beni çağırankr. üstüme kapa¬ nacak biçimde yere düşmüştü. Ölüle¬ rin başına üşüşmüş çekiştiriyoriardı. O da kapaklanır biçimde üstüme düşmüştü. Kan kokusuna gelmişlerdi. Kürtçe bağırıyor. Üstümde bir ağıriık vardı. beni kucağından atmamış. O gün. Can¬ sızdı. Baktım kan içindeydi. var gücümle koşmaya başladım. Dizimdeki yaranın verdiği acıya da aldırmadan.Uyandığımda ortalık sessizdi. Gözlerimi açıp doğrulduğumda bir sürü köpek gördüm. Bibimi. Katiiamı uzaktan görmüşkr. Belki de kurttu. Sanki Der¬ sim'in tüm yılanlan oraya toplanmışd. Ölüler birbirinin üstüne yığılı ya da dağınık öylece duruyoriardı. Düştüğüm yer küçük bir çukur¬ luktu. üstelik adımla çağırıyoriardı. 363 . Dizimde müthiş bk acı hissettim. Kurşun yarası alıp yere düşerken bile. Askerkr çekilince. Beni babamla anneme götürdüler. Askerier kurşuna dizme işleminden sonra kurbanlarının ölüp öl¬ mediğini kontrol için süngülüyorlardı. kurtulan var mı diye bakmaya geliyoriarmış. Askerler yoktu. Her nedense o kafilede sün- gülenmeyen tek 'ölü' bendim. ağırlık bibimdi. Onun adı da Emo'ydu. Bibimin ölü bedeninin akından çıkdm.

diyordu. 'beso. Babam. o zaman 6 yaşımdaydım. hiç evlenmedi. beş yaşındaydı." 364 . amcam kendini nehre adyor. amcam gözcülük yapıyor. Sularla boğuşuyor. Babam meşklere su doldururken. Kurşun sağ omzuna saplanmışd. periyodik olarak sara nöbetine tutuluyordu. Vurulup öldüğünü sanarak geri geliyor. bacağından bir sün¬ gü darbesi almışd. Onu çıkaramadılar.. yaban meyveleri ve hayvanların her türlüsünü. Ba¬ bamla amcam su aramaya çıktılar. beso!' (Yeter. Bir iki saat sonra amcam ağlayarak geri geldi. Baygınken.Yiyeceğimiz yoktu. Ne bulursak yiyorduk. Fakat boş döndüler. Nehir azgın. yeniden Munzur'a gitti.. Kurşun omuzunda kalmıştı.. amcamı da alarak tekrar gitti. süngü yarası yüzünden yarı tutmaz haldeydi. Anlattığına göre. Amcam gece. Otiar. 1987 yılında öldü. Ertesi gün ba¬ bam. Yanına alabildiği iki meşki su ile doldurmuştu. her cuma. Nöbet boyunca.. Askerierin nehir boyun¬ ca pusu kurup suya gelenleri avladığını söylediler. Suyun tek kaynağı Munzur nehriydi. Katiiam cuma günü olmuştu.. hem de ruhen sakatd. Ama. Emo yaşadığı sürece. Birden yaylım ateşi baş¬ layınca. Sağ kolu bükülmeyecek şekilde sakat kaldı. Kardeşimi vurdular. nehir kenanna iniyoriar. Ba¬ şarmışd. Ben. Dağlarda. Şafak vakti geri geldi.. Omzuna saplanan kurşun onunla birlikte mezara girdi. hem fi¬ zik. Emo. Emo. Kaçtığını ya da nehre ada¬ dığını da görmüyor. Arazi sarp kayalık. iki günden beri hiç su içmemiştik. odaria tedavi edildi. Ama babamdan ses seda çıkmıyor. ama yaralı olarak kurtulan Emo. yeter) diye ba¬ ğırıyordu. sürükleniyor. Buralarda su sorunu çıkıyordu. Bir gün çok susadık. O kurşunla iyileşti. avlıyordu. Biz yasını tutarken iki gün sonra babam da çıkıp geldi. Nehrin sakinleştiği bir yerde kıyıya çıkıyor. Bacağı da.. dalıp çıkıyor. Benimle aynı gün ve yerde kur¬ şuna dizilen. 'böyle ölmektense. Ben hiçbir şey yapamadım.. Kürtçenin Zazaca lehçesiyle. kurşuna dizilenle¬ rin ölüp ölmediğinin kontrolü sırasında da. askerlerin kolay kolay erişemeyecekleri yerlerde ya¬ şıyorduk.' deyip. yenebilecek ne çıkıyorsa önüne. Genç kız oldu.

Ko¬ lordu Biriiklerinden 41. 12.RESMİ SÖYLEM VE PÜLÜMÜRLÜ ELE. 1938 yılında Dersim'in he¬ men hemen her köy ya da dağ kıvrımında yaşanan trajedilere bk örnekti. Köyümüze askerler geldiler. Bir uçak filosu. Pülümür'ün Şıhan köyünden Ele (Elif) Polat'tı. Örneğin. köy ve tarialannı yakmışdr.. 17 günde 7 bin 954 kişi öldürülmüş ve¬ ya diri diri yakalanmıştır. Dersim'deki insanlık yangınından ruhu ve yüreği yaralı ola¬ rak kurtulanlardan biri de. Ama kuru bk anlattmla. bölgedeki köy ve ekinleri yakmışdr. Süvari Tümeni bölgede yaptığı temizlik harekâdnda 69 kişiyi daha imha et¬ miş. Ekinlerin biçikceği sıralar. trajedi tamklanmn anlattıklan ürperticiydi. yanlannda sürüleri bulu¬ nan 500 kişi kadar bir haydut grubunu bombalamış. harmanlarımızı 365 . Tümen." Aynı kitabın 464. 14." Kitaptan bir cümlecik daha: "Tarama bölgesinde. olanlan inkâr etmiyor¬ du. sayfasında şunlar yazılı: "19 Ağustos 1938. 12 Ağustos'tan beri yasak bölge içinde ve dışında yaptığı ara¬ ma ve taramada. son direnen 170 kişi¬ yi daha imha etmiş. Genelkurmay Ayaklanmalar kitabında. Tü¬ men. ikinci safha için yürüyüşe devam eden 7. Dersim İsyanı'nm bir sayfasında şöyle deniliyor: "16 Ağustos 1938. Munzur suyu ik Kalason ve Sin bu¬ cağı bölgelerinde 290 haydudu imha etmiş. yok edilen insanlan birer rakam okrak veriyordu. Mazgirt'te toplanan son kafileden kaçmak isteyen 52 haydut daha imha edihnişti." t- * Resmi tarihin rakamlardan ibaret söyleminin yanında. aynı şekilde yaptığı arama sonunda 150 haydu¬ du daha imha etmiş. 15. Tarlalarımızı. Ele anlatıyor: "1938 senesinin yaz günleriydi.. makineli tüfek ateşi akına alınmıştır.. 6 yaşındaki tanığın anlatnklan. Tümen de.. birçok haydudu imha etmiş.

biz din kardeşiyiz' diye yalvanyordu. ekmek ikram ettik. Kimseyi öldürmeyeceklerini. köylerde yapılanlan hepimiz duyuyor. Kimde silah varsa verilsin denildiğinde. Hiçbir şeyimiz yok¬ tu artık. biliyorduk. en önde biz koşmk. Askerler köy içine dağıldılar. Bostanlarımızı çiğnediler.ateşe verdiler. Ben o zaman yeni gelindim. Ayran. Yiyeceğimiz. Köyde Türkçe anlayanlar vardı. Temizcecik. Dersim'in her yerinde. Pülümür'e götüreceklerini söyle¬ diler. Ellerinde gaz ve benzin tenekele¬ ri vardı. kadını. 'canımıza kıymayın. bir insan güzeliydi. Oğlum Hüseyin akı aylık bile de¬ ğildi. Köydeki ak sakallıların moral verip bizi yadştırmaya çalışmaları boşunaydı. Götürüp paslı bı¬ çağımızı. Biraz rahatladık. içeceğimiz. Sonba¬ hara doğru. bebeği ve ihtiyarıyla yüzlerce. Askerler köye girdiler. Onun için korku büyüktü. Gidip konuştular da bize kara haberi getirdiler: Köydeki yatalak ihtiyariar dahil. Yangından ar¬ ta kalan arpa ve buğday başaklarını toplayıp eve taşıdık. Ağlayıp. Askerlere su taşıdık. Çevre köylerin tüm insanlarını. Uzakta durup emeğimizin. Biz Kemal'e (Atatürk) baş kaldır¬ madık. Yiyeceklerimizi yağma¬ ladılar. herkes bir araya toplana¬ cak. kışlık erzakımızın yanışını ağlayarak seyrettik. gazetecihk mesleğine başladığım gazetede çaycı ve ayak işlerine bakan¬ dı. bizi yola çıkardılar. İsyan eden aşiretlere katılma¬ dık. Büyüklerimiz. diyor ve bize do¬ kunmayacaklarını söylüyorlardı. ihtiyarlar. (Burada bir parantez açmak istiyorum. Askerler çekildikten sonra tarlalarımıza gittik.. Döküp döküp evleri ateşe verdiler. Hüseyin. giysilerimiz hepsi yakılmıştı. Askerlerine yan bakmadık. odun kestiğimiz baltayı bile teslim ettik. Meydanda toplandık. belki binlerce kişiyi keçi sürüsü gibi bir de- 366 . Gazap günleriydi. Pülümür ke¬ narına vardık.) Top ve Kemal'in demir kuşlannın (uçak) sesinden Hüseyin'im uyuyamıyordu. Hüseyin.. Köyü ateşe verdikten sonra. ak sakallılarımız: Korkulacak bir şey yok. bir sabah uyandığımızda köyümüzün askerler tara¬ fından tekrar sarıldığını gördük. Benim de korkudan südüm kesilmişti.

Ormanda izim kaybettiriyor. dayım ve köyün bazı ileri geknleriyk bir¬ likte götürülmüştü." "Kamer. Bizim köyden hemen sonra ormanlık uçurumlar başlıyordu. kurtuluyor. İtip yere yuvariıyor. Şapkalarını havaya atıyorlar. Öldürüyoriar adamı. başındaki askerin başka tarafa baktığından faydalanıyor. Aniden askere saldınyor. kalabalıktaki tanıdıklardan öğrendim. Kamer'i her yerde arıyorlardı. Kamer. Adın. Askerler sevinçten çıldırıyorlar. Başlarında nöbetçikr vardı. diye bağmyorlar. Babam.rede toplamışlardı. diye soruyorlar. 30 yaşlanndaydı. Ödül alacağız. 367 . Bir yolunu bulur bulmaz kaç. diyor.. Birkaç gün önce köye gelen bir müfreze ta¬ rafindan abim Kamer. Yolda babam ağabeyime: Benim kaçacak halim yok. annem. en büyük kardeşimizdi. Askerier bir gün dağda bir fukarayı yakalıyorlar. ben. Kamer. Babam ihtiyardı. o gün birçok insanla biriikte kurşuna diziliyor. Dursun oğlu Kamer. Ardından yaylım ateşi açılıyor. Onu çok önemsiyorkrdı. Adamın isim ve baba adı benzediğinden başka bir ilgisi yok¬ muş bkim Kamer'k. Bizi de onlara kattılar.. kardeşkrim ve bütün köy. gözden kaybolana kadar arkalarından bakıp ağladık. Babamın öldürüldüğünü. Asker ihtiyacını gidersin diye babamınkine bağlı bileğini çö¬ züyor. Başını kesip askeri garnizona götürüyorlar. zengin olduk. diyor. Başı¬ na büyük ödül konulmuştu. Babamla ağabeyimi birbirine bağlayarak. Yolun kenanna geçiyor. uçurumdan aşağıya koşuyor. abim Kamer'in ise yaşadığını o gün. babamın dedikkrini yapıyor. Bir yerde duraklıyor. belki kurtulursun. toparkdıklan bir kakbahkk birlikte götürdükleri gün. Vuramıyoriar. Asker yerdeyken. başındaki askere: Sıkışdm.

Yaşadığını çok sonra öğrenebildik. bütün geçide hakim olabiliyor. Su. 200-300 kişilik bir grupla bu tepede geçidi tutuyor. Kadın erkek herkes izinle. Birkaçını düşürüyorlar.. Askerlerle karşılıklı mevziknip beklerken. Kamer 1943'e kadar kaçak yaşadı. Dersim'e açılan kapılarından biridir.. yiye¬ cek yoktu. top. 1943'te af ilan edilene kadar dağda kaldı. Kamer. Kutu dere¬ si ve çevredeki dağlarda yaşadı. Askerlere ödül olarak 5 bin lira ödeniyor. cephaneleri bitip tüfekleri sopadan farksız hale geldiğinde. sabahtan akşama kadar. kendiliğinden çekilinceye kadar. yamaçları sarp. Kamer bağırıyormuş: Erkeksen yıldızını göster! Karşıdaki şapkasını namlunun ucuna takıp gösterince. Bundan sonra alçaktan uçup. Ne olacağımızı bilmeden. Ta ki bir buçuk sene sonra. O tepeyi tutan. tuvalet için askerlerin gö¬ zetiminde kampın kıyıcığına gidebiliyordu. öylece bekliyorduk. Buna rağmen ele geçiremiyor." "Pülümür deresine binlerce kişi toplanmışd. Sonra hayad normale dön¬ dü. gökte uçup gürültü çıkaran bu demir kuşların ne olduğunu önce anlayamamışlar. Biz olayı duyduk. Anlattığına göre. Tıpkı bir kartal gibi geliyor. ortalığı ölü¬ me. erkek isimleri 368 . 'Kemal'in demir kuşlan' dedikleri uçaklara ateş açıyoriar. Üsderinden uçup giderken bombalar bırakıyor. Onu ardk ölü biliyorduk.işte aranan Dursun oğlu Kamer'in kellesi diyorlar. Türk ordusu. Kutu deresi. yangına boğan bombalar atamıyorlar. Kamer büyük ve keskin bir nişancıydı. Çok derin. Geçidin tam ortasında bir tepe var. kayalık bir vadidir. O zaman tüfekle¬ riyle. Geldiğimizden beri. Kutu deresinde tam bir buçuk yıl di¬ rendiler. Kamer yıldızından vuruyormuş. Sıcakd. Kamer. tank. Türk ordusu onları söküp atamadı oradan. uçakla taarruz ediyor. 200 metre uzaklıktan yumurtayı vurabiliyordu.

Ölüler güneş akında davul gibi şişmişler. aşağıdaki dereden su getirelim. düşüp kalpten ölenler. Af çıkd.okunuyordu. Çünkü dereye indirildik¬ ten bir zaman sonra silah sesleri geliyordu. Bu haber üzerine dağları inleten ağıtlar. kendini yerden yere atarak öldürmeye kalkışanlar. Götürülenler derede öldürülüyordu. Gidenler bir daha geri gelmiyordu. Peki. merhamede. Cennete? Evet... Kimse götürülmedi. Gidenler döndüklerinde şaşkındılar.. Ertesi gün. ama giderken ve dönerken başını kaldmp etrafina bakmayacak. insanlıkla affedebiliyor. Adı okunan erkekler öne çıkıyor. İs¬ yan edenleri bile.. çocuklar ve yakınları ağlamaya başlıyordu. Gece boyunca ağlama. Türkçe bilenler yalvararak soruyoriardı: O insanları nereye götürüyorsunuz? Alay ederek cevap veriyorlardı: Hepsi cennete gidiyor. birbirine bağlanıp götürülüyordu. Ba¬ şını taşlara vura vura intihar edenler. yılan gibi başına taş vura vura ezme yerine. geride kadınlar. Ama çocuklar susuzluktan inleyip duruyorlar. Anlattılar: Adlan okunup götürülenlerin hepsi aşağıda.. artık isim okunmadı. Bakdğı an kurşunu yer.. İçlerinde hâlâ can çeki¬ şenler var. susuzluktan dayanamaz hale gelmiştik. 369 . dedi. cennete. dediler. merhamedidir. Baş üstüne. Sizden yiyecek istemiyoruz. Tit¬ reyip ağlıyorlardı. Subaylardan biri bir kayanın üstüne çıkıp konuştu. Bizim kafileden de birinin eline bir bakraç verilip aşağıya de¬ rin dereye gönderildi. inleme ve yürek paralayıcı ağıtiar ke¬ silmedi. baladlar başladı. Türkçe bi¬ lenler tercüme ettiler: Türk ordusu ve Türk milleti adakdidir. Orada süngü¬ lenmiş ya da kurşunlanmış. Bir gün. İzin verin. Onlar gider¬ ken.. Hepsi ölü. Ama yine de emin değildik.. Erkekler ken¬ di aralanndan Türkçe bilen bir iki kişiyi seçip komutana gönderdder. Temsilcimiz komutana: Aç ve susuz bekliyoruz.

Atatürk imzalı birer madalya dagıtdlar. kafi¬ le kafile yok ediliyorlardı." Derede katledilenler. İki ayı aşkın bir süre özel görev yaptık. Dersim'de "görev yapan" generaller kuşağının son bireylerindendi. Tren yolculuğumuz. Yakılmış köyümüze döndük. 1980'de Cumhurbaşkanı adayı oldu. Bizlere. genç yaşta "görev" yaptığı Pertek'te de insanlar. kitap ve yazı dünyasıyla da tanışmış nadir ge¬ nerallerden biriydi. Onun. Pertek'in Ağzunik köylüleri gibi. Emeklili¬ ğinde Cumhurbaşkanı tarafından Senatör atandı.. Seçimi. Elazığ'ın biraz uzağında. 1999 Eylülünde ölen general. ilk du¬ rak Pertek olmak üzere harekete geçtik. Harput eteklerinde çadırlı ordugâh kurduk ve bir müddet sonra." Muhsin Batur. GENERAL'İN UTANCI Muhsin Batur. General Dersim'e ilişkin anılarını "utandırıcı" diye özetlemekle yetiniyor ve şunları yazıyor: "Günlerden bir gün alayımıza emir geldi. pek ilkel ve zor koşullar altında gerçekleşti. bunu hayatlarının garanti- 370 . Anılar ve Görüşler adıyla bir de kitap yazdı.Bizi serbest bıraktılar. resmi raporlara "çıkan çatışmada ölü olarak ele geçen haydutlar" diye mi geçti bilinmez.. az bir oyla kaybetti. Elazığ böl¬ gesinde büyük bir manevra resmi geçidi ile bitti. Alaya verilen özel görev. bir süre orada eğitim gördükten sonra. o zaman Dersim denilen bölgeye gideceğiz. 40 kişinin paylaştığı kapalı yük vagonlarında. Okuyucularımızdan özür diliyor ve yaşantımın bu bölümünü anlatmaktan kaçınıyorum. 12 Mart 1971 tarihindeki askeri darbenin cunta üyelerindendi.. Her şeyi yeniden yapmaya başladık. O bakımdan "utancını" anlıyorum. devletten yanaydılar.. Sonra CHP'ye geçti. Ağzunikliler. Hava Kuvvetleri Komutanlığı yaptı. Tren yoluyla Ela¬ zığ'a intikal edilecek.

si olarak görüyorlardı. (Salih Paşa. Beni uğraştır¬ madan getir şu silahları! 371 . diyordu Süleyman Köse. Ama komutan ikramları kabule ve oturmaya yanaşmıyor. Ağzunik köyünden sağ kurtulmayı başaranlardan biri de. ardından kahve sunuluyordu generale. köyün ileri gelenlerinden Süleyman Köse. Köy uyandırılıp ayağa kaldırıldı. Ama "güven rüyası" bir yaz günü bozuldu. Zilan kınmında da tarih sahnesine çıkan. Elazığ'da okumuş. sabah yıldızının doğduğu zaman. Süleyman Köse'den silahlarını bir an önce getirip teslim etmesini istiyordu. Gece yansından sonra. Komutanım. Allahın adıyla söy¬ lüyorum ki. toz ve toprakların üstüne sererek onu buyur ediyor. harman zamanıydı. önce soğuk ayran. "kirliliğin evrensel tarihi"nin bir keskinin tanığı olarak yaşadı. Onu memnun etmek ve konumuna uygun biçimde karşılamak için. onur¬ landırıcı ve bağlılık bildiren sözlerle karşıladı.. Fakat. Ulan senin altı tane oğlun var. Süleyman Köse silahı olmadığını anlatmaya çalışırken. Sü¬ leyman Köse'nin 7 yaşındaki oğlu Hüseyin Köse'ydi. Bu çocuk. bir şey gizlediğim yok. acelesi olduğunu söyleyerek. onun "kara tarih"e tanıklığıdır: 1938 yılının yaz ayları. evindeki en değerli halıları getirip dışarıya. Aşağıdaki bölüm.. Ağzunik köyüne gelen as¬ keri biriiğe Salih Paşa komuta ediyordu. sadece yazın başına kadar kendile¬ rini güven içinde hissedebüdiler. Hepsi silahlı. kimisi gece serinliğinde hasadın yapıldığı harman yerinde uykudaydı. kimisi evinde. Salih Paşa'yı. 1946 yılında Genelkurmay Baş¬ kanı olan Salih Omurtak mıydı?) SaHh Paşa Ağzunik köyüne girdiğinde. karşısında hazır ol¬ da duran Süleyman Köse'ye silahlarından haberli olduğunu söylü¬ yordu. Rüştiye'yi bitirmişti. Köse. Çok iyi Türkçe konuşuyordu. bir yandan da çocuklarını çeşme¬ den soğuk su getirmek ve ayran yapmak üzere seferber ediyordu. General ayrandan sonra kahvesini içerken.

hayatlar orada sönüyordu. Giderek büyüyen kafile. kendi halini ve her şeyi unutmuş. üçü kız. Süleyman Köse'nin büyük oğlu Zeynel. Abbas. Doğan ailesi de tutsak alınıyordu. sabah tekrar yola çıkıyordu. Olukpınar köyüne geçiyor. Şahin ve aileleri de katılmıştı tutsaklara. Zeynel. Rıza ve İbrahim adındaki çocukları da birbirine bağlanıp ka¬ fileye alınıyor. Salih Paşa o gün öğleye kadar Ağzunik köyünde kalarak. Hıdır Ağa'ya konuk oluyordu. Generalin komutasındaki kafilenin yolcu¬ luğu köy çıkışındaki derede bitiyor.. Mustafa. Bu arada. sonra Pohteris köyüne geçUiyordu. Hasan Köse. Mezradan geçilip. urganlarla birbirine bağlanıyor. Büyük kızı ergin çağdaydı. Sü¬ leyman Ağa'nın kardeşi Hasan Köse. Çay mezrasından ise Hasan Özer ve ailesi. Zey¬ nel'in Pertek'ten dönmesini bekledi. Köye girer girmez yakalanıyor. ötekilerin yanına konuyordu. sonra Höşniğ köyüne geçiyor. delikanlılık çağına ye¬ ni yeni adım atıyordu. kafileyi Yüzbaşı Nuri'ye teslim edip. General yiyor. Hıdır Ağa. giderken kendisini ağırlayan Hıdır Ağa ile ailesini de esir alıyordu. geceyi Dere nahi¬ yesinde geçiriyor. İşte görüyorsunuz onları. eşi Hatayı. oğullarımın hepsi çocuk. General Salih. şerefine bir kuzu kesiyor. kavurma pişirip önüne koyuyordu.. aralarında 7 yaşındaki Hüseyin Köse olmak üzere bütün köylüler. General. Ali¬ şan. kafiledeki oğ- 371 . konu¬ ğunu ağıriamak için elinden geleni esirgemiyor. Dere nahiyesinden Ali. yola çıkılacak şekilde hazır hale getirilip. içiyor. Yüzbaşı Nuri'nin kafilesi ise büyümeye devam ediyordu. altısı erkek. Hasan Özer. köyün ileri gelenlerinden Hüseyin Zengin ile akrabaları Rıza ve İsmail'in ailelerini de bağla¬ yıp kafilesine katıyordu. Çernik mezrasında oturu¬ yordu. güneş altında bekletiliyorlardı. Öğleye kalmadan döner.Komutanım. Bunlar silahtan ne anlar? Büyük oğlun var. O nerede? Pertek'e gitti. Süleyman Köse'nin dokuz çocuğu vardı.. kolları bağlanıyor.

İn köyünden sonraki bir derede mola veriliyordu. bacınızı siz gönderin bize. ba¬ bası sayıklar gibi: O daha çocuk. Yusuf elleri arkasında bağlı yürürken. O zaman ananızı. 373 . Bağlı elleriyle ablamın boğazını sıkmağa başladı. Ulan şerefsiz. Ona yardım etmek. Bir insan güzeliydi.Namusuna dokunduklannı görmektense öldürürüm onu. Yüzbaşı istiyormuş. Ortaokul öğrencisiydi. Kendini kaybetmişti. tutsakların sayısı 100 do¬ layına çıkmıştı. Ben yaşadığım sürece kimse bacıma dokunamaz. deyip duruyordu. diye bağırıyordu. Sonra bir er yanımıza geldi. Ama sizde o şeref yok. Ablamın koluna yapışd.lu için gözyaşı döküyordu. Eğer şerefin varsa. Sü¬ rükleyerek götürmeye çalıştı. Abim ablamın üstüne adldı. yazılı olarak geçti elime. Korkudan büzülmüş. kolu şişmişri. Ablamın ellerini çözdü. işini kolaylaştırmak isterce¬ sine hareketsiz duruyordu. diye ba¬ ğırdı. ahimin çıkışı üzerine eri çadınna çağırdı. Oğlu Yusuf daha ergenlik çağındaydı. * * Burada bir açıklama yapma gereğini duyuyorum: Hüseyin Köse ile yüz yüze görüşme olanağını bulamadım. Abim Zeynel deli gibi ayağa firladı. Süleyman Köse'nin ellerini birbirine bağlayan sicim bilekleri¬ ne oturmuş. Onu götürmek için sü¬ rüklemeye çalışırken. abim yerinden firladı. Ablam hiç karşı koymadı. Okuduğum anlatımlarını özerieyerek sunuyorum: "Askerler yüzbaşı için bir çadır kurdular. küçülmüş¬ tü. Ablam 13-14 yaşlanndaydı. Ve asker sonra geri geldi. çeker vurur¬ sun bizi. Ama anlattık¬ ları. Yüzbaşı çadmna çe¬ kildi. diye bağırdı. diye bağırdı komutana. Yüzbaşı. Hozat'ın İn köyüne gelindiği zaman. Anneme sokulmuştu. Abim 16-17 yaşlanndaydı. Komutandan mümkünse bağların gev¬ şetilmesini istiyor ve isteği uygun bulunuyordu. .

Bir ere seslendi: Başla! Bir asker. ne olur! Abim delirmiş gibiydi. Ablamı boğmak için çırpmıyor. Öldür beni Zeynel. Ama hiç de in¬ sanca bir gülümseme değildi. Bu namussuza tesHm etme beni. kurtuluşumuz yok.. yüzü çarpılmıştı. Ablam. Kime ateş edeceklerini. Kur'an okutma. O sırada yüzbaşı çadırından çıkd. ormana yetişmek üzereyken vurulup düştü. ne yapmaları gerektiğini de bilmiyorlardı. Askerler ormana dağıldılar. Meydanda sadece ihtiyar. Bize ne olacak diye korku içinde beklerken. Askerler dahil. makineli tüfeklerin namluları bize çevrildi. kafile içinde fisıldaşmalar başladı: Kaçahm. diye bağırdı. Gülüyordu.. Söyledikleri hiç aklımdan çıkmadı bugüne kadar: Boğ beni kardeşim. Yanaklarından aşağıya yaşlar akıyordu. ama elleri bağlı olduğu için bo¬ ğazını kavrayamıyordu.. Kur'an okumaya başladı. çocuk ve güçsüzler kalmıştı. Bir süre sonra eli boş döndüler. Ama ba¬ bam. sırtüstü yatan ablamın ağzının üstüne oturdu. hasta.. elinde Kur'an'la öne çıkd. Hepimizi tarayacaklar. Gücü olan kaçsın. Kaçanları aradılar. Askerler şaşırmışlardı. Fakat annem dayanamadı. Ahimi kaldırdı. Onlarla birlikte birçok kişi daha. kaçanlar bir hayli mesafe aldılar.. Birden ortalığı bir 374 . Onu bu şekilde ne¬ fessiz bırakıp öldürmek istiyordu.. Yüksekçe bir yere otur¬ du. Zeynel. Gücüne kuvvetine güvenen insanlardan her bi¬ ri bir yöne dağılıp ormana koşmaya başladı. orada ne kadar insan varsa seyrediyordu. kardeşinin kanına girme. Ahmet ve Mustafa ahilerim ormana yetişip kay¬ bolmuşlardı... diye yalvardı. Kafile bir anda ayaklandı. Gözleri büyümüş. Sırtüstü yat bacım. askerlerin dikkatierini dağıtmışd. Zeynel. maki¬ nelileri ateşkyinceye kadar. Yapma oğlum.Ablam ağlıyordu. Bir yandan da karşımıza makine¬ li tüfekler yerleştiriliyordu. Er Kur'an okurken. Onlar toparlanıp tüfeklerini.

Tepeden dibe inmeye elveren ancak bir¬ kaç geçidi vardır. yamaçları dik bir derinlikle ikiye bölüyor.cayırd kapladı. Kutu deresi. "geli"ler akla geliyor. in köyünün değirmencisi ahbabımızdı. Yüz¬ başının çadırı da yoktu. Durma¬ dan yer değiştiriyorduk. Fakat takip altındaydık. yer yer balta Ue kırılmış izlenimi verecek biçimde parçalanıyor.. vah¬ şi derinlikleri bulan. Gözlerimi bir türlü açamıyordum. Orada bir hafta yatd. Dağ kıvnmlan arasına sıkışan. uykum geliyordu. Tepeler giderek bk eğilim tutturuyor. Ta¬ ze kan geldi elime. Sırdm sızlıyordu. Yaralan biraz kabuk bağladı. pmariaria beslenen bu düzlük¬ ler yaylalardır. Kutu deresinin zemini... Babam ve ormana sığınan ötekiler. boylu boyunca uzanıp düzlükler halini alıyor. mağaralar ağıdır.. Yaralanmışdm. Yamaçlan sarp." MAĞARALARDA ÖLÜM Dersim. 375 . Ormandakikr beni buldular. Ormana doğru yürüdüm. Dersim denilince. Uyandığımda ortalık sessizdi.. Başımı da¬ yadım annemin ölü bedenine. Uykuda gibiydi. ulu tepeler haline geliyor. Bu mağalarm bazdan. insanlarla hayvanların tutunabildiği yamaçlan. Der¬ sim'i güneyden kuzeye doğru yay biçiminde. ölüleri gömüp yaralılan götürdüler. Ama her nasılsa ölmemişti.. Annemi kabul etti. Tam 17 kurşun yarası vardı vücudunda. Sonra uyandım. Elimi götürdüm. doğanın ken¬ di yapısıdır. Annem yanımda yatıyordu. Doğruldum ama. Bunlann içinde en ünlüsü "Kutu deresi "dir. Çığlıklar arasında namlular üstümüze kurşun yağdırmaya başladı. Kuyu derinliklerden yük¬ selen dik yariar. bir dağlar yumağıdır. Uyuyakalmışım. Yüksekliği 2500 ile 3600 met¬ re arasında değişen sıra ve küme dağlar. Askerler görünmüyordu. Ölü sandığım annem de yaşıyordu. Babam onu ormana taşıdı. Onu tekrar ormana taşıdık. Ama bazıları insan eli ve emeğiyle işlenerek genişle¬ tilmiş. Kutu deresinin.

llksor.. 'yapmayın. Kadın¬ larla. Bir tanık anlatıyor: "Biz yukarda. Topları mağara kapılarına nişanlayıp gülleler yağdırdılar.AH Boğazı. çocuk ve ihtiyarlar oraya toplanmıştı. Dinamitier. Arı kovanı boşalıyor gibiydi. ağaçlıklı kayalıklardaydık. ağlıyor. Dersim dağları. insanlar can derdiyle toz ve dumanın arasından dışarıya firlıyorlardı. llksor mağaralarının önündeki meydanlık. vadiyi sarıp mağaralara doğru yayıldılar. ye¬ ni doğmuş bebekten 90'hk ihtiyara kadar her yaştan insan cese¬ diyle doldu. Aşağıya indik.. biri beş... Askerler akşama doğru çekildiler. Askerler.. Vadiler. İçlerinde. Kırım günlerinde. llksor ve Ağpanoz mağaraları deniyor. kucağındaki bebeğiyle gelinler. Sarısalrik dağlarının yamaçlanyla "gelileri" de mağaralar labirentidir. çocuk ve ihtiyarlarla doluydu. O günkü insan manzarasını. insan haykırışları¬ nı hayatım boyunca hiç unutmadım. Küçücük çocuklar. Annem iki kardeşime sarılmıştı. llksor mağaraları. Ovacık-Tunceli il merkezi arasında sıralanan sayısız mağara¬ lar kolonisine. Annem. biri üç yaşındaki iki kardeşimle mağaradakiler arasındaydı. bu mağaraları gerektiğinde hayvanları için kışlak olarak kullanıyor. ihtiyarlar. Birbirine dolanıp kaskatı kesilmişlerdi. merhamet' diye yalvarıyor ve sağa sola kaçışıyorlardı. Askerler durmadan kur¬ şun sıkıyorlardı." » * Dersim mağaralarının bazıları alabildiğine geniş ve derindi. mağaralarıyla dev bir süngerin kılcal borula¬ rını andırıyor. bir sürü koyunu barındıracak büyüklükte olanları da 376 .. Laç vadileriyle. Çıldırmış gibi bağrışıyor. öylesine delik deşik. 10 yaşındaydım o zaman. Dersim'de. Çıkışların karşısında siperlendiler. Ba¬ bam ve köyün diğer erkekleriyle yukarda seyrediyorduk. Ölülerimizi alıp gömdük. Köylüler. yaz sıcağından korunacak kışlık yiyeceklerini depoluyorlardı. bombalar atdlar. Dersimlilerin diri diri gömül¬ dükleri mezar oldu. ka¬ dın. bu mağaralar. Dürüt.

llksor vadisi ve Kutu deresi ve Ahpanos mağaralarında hâlâ insan kemikkri bulunuyordu. İnsanların koştukları ilk yerler mağaralar oldu. "Temmuz 1938. Bu mağaraların girişi dinamit padatılarak yıkılıyor. kapatılıyordu. Giriş çıkışı beton dökülerek. ay¬ rıca 12 haydut cesedi Munzur suyu üzerinde görülmüştü. Iskisor. şaş¬ kınlık içerisinde mağaralara." 377 . Laç deresi müfrezesiyle de doğudan yapılan taanuz sonucunda. 1990'larda Laç deresi. Gkişleri aÇip içe¬ riye girdiler. Birbkinin üstüne yığılmış kemik yığınları buldular. Mağara girişlerindeki kayalıklarda beton izleri mühür gibi yerindeydi. askerlerin taarruzundan korunmak için derinlere. haydutknn 5-6 bin tahmin edilen aile efradı. Yasaklar. can havliyle dışanya firlayanlar da ateş ile imha edilmişti.vardı. dere tabanlannda saklanmaktadır" denildik¬ ten sonra. taş duvar örülerek kapatılanlan da vardı. Alaydan gönderilen istihkâm müfrezesi tarafindan tahrip kalıpları adlmak suretiyk mağaralar tahrip edilerek içindekiler öldürülmüş. 1949 yılında gevşemeye başkdı. ağaç diplerine sığın¬ mışlardı. top ve makineli tüfek ateşinden başka 25. Genelkurmay'ın Türkiye Cumhuriyeti'nde Ayaklanmalar 1924-1938 adındaki kitabında. Laç deresi mansabındaki haydutlara karşı Erzincan tugayı ile kuzeyden. Mameki tugayı ile güneyden. Horan bölgelerin¬ deki mağaralarda. Ahpanos. Mağaraların bulunduğu geli ve vadiler kırımdan sonra "yasak bölge" ilan edildiler. devam ediyordu: "21 Temmuz 1938'de. tersine olanlan "ordunun başarısı" olarak açıklıyordu. Haydutiann sığındığı. Türk Genelkurmayı da "mağaralarda ölümü" inkâr etmiyor. kayalıklara. Böylece tarama sa¬ hası içindeki mağaralarda toplam 216 haydut imha edilmiş. gerikre sığınmışlardı. haydutiann şimdiye kadar olan inatla direnmeleri kırılmış. İnsanlar. Dehşet görüntüleriyle yüz yüze geldiler. ağızları mazgallı taş duvarlaria kapatılmış mağaralar cesur askerlerimiz tarafindan kuşadlmış. Bu ka¬ dar kanlı boğuşmaya rağmen hâlâ direnmekte olankr vardı.

Seyyar Jandarma Alayından gönderilen bir bölük. Bir o kadar da kadın ve çocuk grupları yakalandı." Genelkurmay kitabının 437. muhasara akında tumlmakta olan Kı- nk mağarasındaki 42 haydut. Bölgesinde: 12." 378 . ordu emrine göre bütün ciddiyeti ve şiddeti ile devam ediyordu. "24 Temmuz 1938 günü. 14 Ağustos günü Dokuzsıra mağara¬ ları kuşatılıyor. Alayı bölgesinde yapılan taramada. 2 er şehit. Alay¬ dan takviyeli bir bölük de verilmek suretiyle beraberce mağarala¬ rın tekrar kuşadlması ve içindekilerin imhasına memur edildiler. topçu ve piyade ağır silahlannın yakın des¬ teğinde yapılan tarama harekâdnda birçok mağara ve civarında yapılan müsademelerde yüzlerce haydut imha edildi. Ve bu çadşmaya 57." Kitabın 477. Alay boğazdan içeri girdi ve iki mağarayı kuşatarak ateş akına aldı ve bombaladı. taş kovuklarını ve bir insanın saklanabilece¬ ği her noktayı adım adım aradılar. Yılan dağın¬ dan Ali Boğazına inen derelerde 65 haydut imha edildi. sayfası: "6-7 Eylül 1938 arasında yapılan tarama harekâd. İstihkam müfrezesi birçok ma¬ ğarayı tahrip suretiyle. Bu arada yine yüzlerce hay¬ van. Haydutiann direndikleri köyler. komlar ve hatta taria ve meşelikler yakıldı. haydudarla müsademeye tutuştu. 8. bunlan ele geçirmek maksadı ile. Alay müfrezeleri ve top¬ çusu yardımda bulundular. Alay boğazdan içeriye girdi ve iki mağarayı kuşatarak ateş altına aldı ve bombaladı. 34. sayfasında şöyle deniliyordu: . Tümenin 38. 57. Birlikler bölge¬ lerindeki mağaraları. dinamide imha edilmekten korkarak teslim oldu. münferit evler. fakat "haydudarla başa çıkılamayınca". Alay¬ dan takviye gönderiliyor ve düşmanın imhası tamamlanıyordu. 15. Kor. silah ve cephane ele geçirildi.Aynı kitabın 436. Genelkurmayın "Dersim tarihini" okumaya devam edelim: "57. 4 er de yaralı veren 34. Tümen bölgesindeki haydutiann reisleri ile biriikte Dokuzsıra mağaralarında saklan¬ dıklarının haber alınması üzerine." Kitapta anlarildığına göre. Bu müsademede haydudar bir hayli zayiat veriler. Bu müsademede haydudar hayli zayiat verdiler. sayfası: "14 Ağustos 1938.

* * * Yazar ve şair Musa Anter.ır ki. Komutanımız. Yüzüp kurtulmak isteyenleri vuruyorlardı. 1941 ders yılı. Bir mağara¬ da bir aik bulduk. Çocukla dost olmaya çalışıyorduk. Zaten köprünün akında her ihtimale karşı silahh asker¬ ler yerleştirmiştim. Onlan hemen kesiyor¬ duk. Bir ara üzerimizden bir uçağımıza nişan aldı. Büyükleri orada süngükyerek temizledik. "Yeni Divan" dergisinde yazdığı bir yazıda Dersim'e ilişkin bir anısını anlatıyordu. Kampta bulunduğumuz bir gün. Dede. Bu hareketine oldukça kızmıştım. bunlaria onlara vurmalarmı ve böylece köprünün gözlerinden aşağıya yuvarlamalarını em¬ rettim. Anter şunlan yazıyordu: "Eskiden lisede üç yıl ve üniversitede iki yıl. Binlerce Kürdü ma¬ ğaralardan. Erkre. Girenler giriyordu. Bölük komutanımız üsteğmen Şecaattin. in ve oyuklardan topladık. anasını. Askerler süngülediler ve kayalıktan aşağıya attılar. şeker verdik. Yemek verdik. köprünün gözlerini dkaddar. anne ve 5-6 yaşlannda bir çocuk. Yine geniş bir sahada manevra yapıyorduk." 379 . bunun yerine hep¬ sini Munzur çayına atıp boğmamızı emretti. Pendik. Çünkü biz Dersimli ye¬ tişkinlerin ağzından bir şey alamıyorduk. ders ydı sonunda tam teçhizatla yirmi gün boyunca piyade askerlik kampı yapıhrdı. ağaçların altında istirahat ediyorduk. Anlattığı birçok olaydan bir tanesini sizlere aktarmak istiyo rum Biz Dersim'de temizlik hareketine başlamıştık. Topladığımız Kürtle¬ ri Munzur köprüsünün arkasına götürdük. Çocuk kork¬ masın diye. Emir verdim 'temizleyin bu pi¬ çi' diye. Bir aralık can havli ik bkbirkrine öylesine tutundul. yemiyordu. babasını ve dedesini keserken onu uzaklaşdr- mıştık. girmeyenleri sürükleyip nehre adyorduk. Dersim ola¬ yındaki hadralannı kendisinden geçmiş bir coşku ik anlatmaya başladı. üniversite kampım Pendik'te yaptık. bunlan öl¬ dürmek için oldukça çok mermi harcanacağını. Ben oradaki uzun meşe ağaçlann- dan birkaç sınk kestirdim. baba. O noktada Munzur suyu derinkşip vahşileşiyordu. o vakit küçük bir muhacir köyü idi. yine de bir şey söylemeyecekler. Biliyorduk ki. Bunları götürüp oradan nehre sür¬ dük.

İnsanları meydanda topluyorlar. katiiamlar gizli. Topluca öldürüldüler. Can güvenliği için adının açıklanmasını istemiyordu. Hâlâ. Kapısı¬ nı kilitleyip ateşe veriyorlar. komutanın para ve akın hırsını görünce. annemin boynunda. askerler bir gün köyümüze gelerek. köy¬ lülerle biriikte babamı da yakalıyorlar. bakımları zor çocukları bırakmışlardı köyde. ama bitişiğimizdeki Lolantaneri köyü o ka¬ dar şanslı değildi. saklı değildi. O köyde yaşayanların hepsi akrabalarımızdı. Bitişiğimizdeki Lolantaneri köyünün erkekleri de dağa çıkmıştı. bileğindekiler dahil neyi varsa verip kurtulmayı başarıyor. sistemin "laneriiler" listesindeydi. Üst¬ lerinde. Her şey açık ve her¬ kesçe biliniyordu. hepsini samanlığa dolduruyorlar. Müfreze ayrılır ayrılmaz. Babam. Kimse öldürülmüyor. Babam. Avukatn. tepede çaresizlik içinde olayları seyredi- 380 . Dağ hayadna dayanamayacak kadın-erkek ihtiyarlan. Ölümden kaçışın tek yolu dağlara sığınmaktı. hasta ve dolaşdrmalan. ertesi gün gelip ya¬ kıyorlar. bir olanağını bu¬ lup komutanla konuşuyor. Köy boşalıyor. evlerinde. İnsanları diri diri yakıyorlar. rüşvetle kırımdan kurtulmuştu. Dağdaki yakınları. Sonra çoluk çocuk. aynı yoldan bütün köylülerimizi kurtarıyor. devlete yakınlığı nedeniy¬ le bu görevi vermişlerdi. 1938 yaz aylarında. ne olur ne olmaz düşüncesiyle dağa çıkıp saklanıyorlar. O gün Lolantaneri'de 40 kişi yakılarak öldürüldü. Biz kurtulmuştuk. Bir bakıma. Bir gün köyü basıyorlar. yükte hafif pahada ağır neleri varsa alıyorlar. "Ben üç yaşındaydım" diye anlatıyordu: "Babam köy muhtarıydı. Askerler.BEBEKLERİ DE YAKARLAR Tanığımız. Onun için de kendimizi güven içinde his¬ sediyorduk. Ailesi." Avukat devam ediyordu: "Baskınlar. Hozat'ın Lolantaneri köyünde doğmuş¬ tu.

Ardından ateş ediliyor ama vuramıyorlar. Eze o haliyle 12 ya¬ şına kadar yaşadı. Derede. Gelin Küme. ölü insan çöplüğü olarak kullanmışlardı. Adı Eze'ydi. Köy baskınında Temo. Burası toplu kırımlar için kul¬ lanılıyordu. Temo kurtulduktan sonra. yolda oyalanarak kafiknin arkasından yürüyor. ormana sığın¬ dı. Halamın öteki oğlu Halil de aynı ölüm kafilesindeydı. O hal¬ de yanıp ölüyor. süngülenerek kadedildi. öteki adı Karamuk deresidir. ölmüş buluyoriar. diri diri yakılıyorlardı. Yıllarca sonra. Yuvarianıp koşarak ormana sığınıyor. büzüldüğü köşede bebeğini kucağına alıyor. altına gelecek biçimde üstüne kapanıyor. O günkü kadiamdan bir bebek kurtuldu. Fakat başaramadı. belki binlerce kışı burada kurşuna dizilerek. Yüzlerce. Hala¬ mın oğlu Temo'nun (Teymur) kızıydı. Bir Hozatlı anlattı: "Hozat'ta. Lolantaneri köyü baskınında yakalanan erkekler. Kaça¬ rak kurtulmayı denedi. Saman¬ lıkta yaşayan varsa kurtarmaya çalışıyorlar. kansını be¬ bekle birlikte samanlığa götürüyorlar. Kayışoğlu yarması vardır. Hozat deresi ise "kan deresi"ydi. bir kuytu¬ lukta topluca süngüden geçiriliyor. Sonra bir uçurumdan aşağıya atıyor kendini. Samanlığın ateşe verildi¬ ğini seyrettiriyoriar. Bu derenin adı. halk arasında kan deresi oldu. Eze'nin de saçlan ve başının sol tarafi. Onu bağlı bekletirken. Yarmanm altın¬ daki bölge de infaz yeriydi. Ama yaşıyordu. Bu yöreyi. elkrini kollarını bağhyoriar. Temo. Samanlığa girenkr. Temo'yu yakalıyorlar. 381 . katliamlardan son¬ ra. Yere yıkıp. sol gözü yanmışd. devlet peşini bırakınca köye döndü. askerier işlerini bitirip köyden çıkınca koşuyoriar.. Gözü kör olmuştu.. Sonra ya¬ sak bölge ilan ettiler. insanlar sa¬ hanlıklara doldurulup ateşe veriliyor. Ama bebek yaşıyordu. genç karısı Küme ve emzikteki kızı Eze'yi bırakıp kaçamıyor. herkes gibi dağlara." Hozat'ın Ergen (Geçimli) ve Tavuk köylerinde de. Kume'yi yan yanmış.yor. Arkadan vuruldu. Uzun yıl¬ lar yaşadı. Sonra öldü. jandarma kışlasının yanındaki dere Hozat deresı- dir.

Çocukluğumuzda. Kan deresi. yavaş yavaş girmeye baş¬ ladık. hayvan otiatma bahanesiyle Kan deresine yaklaşmaya. payeler vermişti.. uzaklardan birinin getirilip oturtulması yerine. Kureyşan aşireti ve Çamurek köyündendi. Kemiklerin kime ait oldukları bilinmeden. yıllar boyunca toprağın üstünde kaldı. şükran duygularının ifadesi olarak ona asker üniforması giydirmiş. Yıllarca sonra yasak kalkınca. artık muduluğuna diyecek yoktu. Zeynel Altıntaş. askeri mıntı¬ ka içindeydi. elbise. hem okuması. yörede "büyük Türk büyükleri "nden biri sayılıyordu. Yarma. kollarında ça¬ vuşluk "pırpır"ları. "Devlete bağlılığıyla da mutlu Dersimlilerden biri" olan Zey¬ nel Çavuş'a.. çürüyene kadar. Kürtlükle. zaferinden sonra. "Zeynel Akıntaş" olmuştu. hem de yazması olduğu için. kök adı verildiğin¬ de. Üstünde asker üniforması. Kürt dünyasıyla ilgisi. bunlar bizim insanlarımız diyerek kemikleri çal¬ maya başladık. Osmanlı yönetimi.. bir zamanlar devlet tarafindan ödüllendi¬ rilmekten muduydu. yakınlığı yoktu. Zeynel Çavuş'un. çamaşır. çorap parçaları. cebinde maaşıyla Dersim'de "şan ve şerefle" dolaşıyordu. her yer insan iskektieriyle doluydu. Kan deresindeki kemikleri topladık ama. Çaldıklarımızı büyüklerimiz alıp gömüyordu. Çünkü. O. toplanabikn kemikler topluca gömüldü. Biz çocuklar. adı sonradan "Dallıbahçe" olarak değiştirilen İresi köyü nahiye olunca. Cumhuriyet döneminde herkese yeni bir soy. uzağında du¬ rup dereyi seyrediyorduk. 1940'lardan sonra.Yasak bölgeleri askerler koruyordu. 382 . Osmanlı sultanını deviren Mustafa Kemal Ata¬ türk'ün yönerimi de yeni görevler. "devlete bağlılığını kanıdamış biri" olarak." ZEYNEL ÇAVUŞ'UN MADALYASI Zeynel Altıntaş. Nöbetçiler vardı. Nahiye Müdürü makamına oturtulmuştu. O Kürt atna. koluna çavuş rütbesi. göğsüne de "vatan hizmerierinin terribinden" madalya takmışn.. Ruslara karşı "Sansa Deresi" efsanesini yaratan adamdı. Çamurekli Zeynel.

hâlâ "devletin bir bildiği vardır" diye mi düşünüyordu bilin¬ mez. daha sonra kan sesine boğulduğunda.Devktin bir temsikisi olarak. Devleti karşılama¬ ya giderken. askerkri karşılamaya gi¬ diyorum. kayası ve ormanıyla bir açık hava me¬ zarlığı haline getirilmişti. görevsiz kalmış bk devlet âşığı olarak hizmet yolunda ter döküyor. "Devleti¬ mizin bir bildiği vardır" diyor. Pek çok kişi¬ nin iknacısıydı o. silahını vermek istemeyenleri ikna görüşmelerine başlamıştı. çay. 1938 yılının yaz ayları sonlarına doğru artık duman tüten koy sayısı. "devlet şeflcatini". "Dersim'in silahsızlandırılması" buyruğuna en başta o uymuş. Kendisi de. "sikhlanm her zaman¬ ki gibi devkrimin hizmetindedk" diyen bir törensellikk asken komutana sunmuştu. bk gün askeri bk birii¬ ğin geldiğini görüyor. artık "antikaya çıkmış" tüfeğini. Görevlerinin gereğini yerine getirmekten başka bir düşüncesi yoktu. Başbakan İnönü "Dersim harekâtı" için planlar ya¬ pıp. parmakla gösterilecek kadar azalmış. * Zeynel Çavuş. taşı." Zeynel Çavuş. devkte hizmet ederken ne olur ne ol¬ maz düşüncesiyk satm aldığı tabancasmı. karısı ve çocuklarım. tedbiri elden bırakmıyordu. 1935'te. Dersim insandan "anndınlmış". belki komutan yeni ve tanımayan bki olabdır dü¬ şüncesiyle. huzur içinde yaşarken. Ruslardan alıp yine Ruslara karşı kullandığı. ilgisizdi. taze ekmek için hazırlık yapın. devletin kollarına hizmet için seferber ediyordu: "Belki bir muhtaçlıktan vardır. hazırlıklı davranıyordu.. Sizler de. Eski de olsa. Zeynel Altın¬ taş. ayran.. dağı. Ama o "art niyet"e yormadı. Ben. bir zamanlar 383 . çaba harcıyordu. yerli memuriann görevden uzaklaşünlmasını karariaştırdık- tan' sonra işinden alındı. Dersim. devkte karşı "kötü niyetlilerin peşinde" bir görevliydi. Dersim'i düşünen çabalanm anlatarak.

Urganlarla birbi¬ rine bağlandıktan sonra yolculuğa çıkarılıyorlardı. müdür onu görmüyor. askerlerin başındaki subayı selamlayıp saygılarını sun¬ duktan sonra. Fakat.devlerine hizmet etmiş bir görevli olarak. Ama komutan ödünsüz. Sıkça Dicleli'nin ziyaretine gitmiş. "eve buyur" ediyordu. anında gerekebilir tedbiriyle belgesini de cebine koyarak. kız¬ ları. hepsi toplam 47 kişiydi. Zeynel Çavuş eli ayağı bağlı halde güneş altında bekletilirken. sevinçle se¬ lamlıyordu. eşi ve yakın akrabaları toplanıp getiriliyordu. Çavuş. sesini duymuyordu.. "İresi deresinde çıkan çatışmada. müfreze komutanına. "ben Zeynel Çavuşum. Anlanlanlara göre. "Atatürkümüzün şapkası" dediği fötr şapkasını da başına geçirerek karşılamaya çıkıyordu. bir müfreze köyü Çamurek'e bir başka askeri kol da yakınlarının bulunduğu Albusan mezrasına gönderiliyor. Ama yolcu¬ lukları Iresi'nin birişiğindeki derede son buluyordu.. derhal bağlanmasını emrediyordu. gülümsemeye çalışarak. 384 . Zeynel Altıntaş isim benzerliğinden kay¬ naklanan bir yanlış anlama olabileceğini söyleyerek. sertti: Bk yanlışlık yok. kravatını bağlayarak. Gider Abdullah Paşa'ya (Alpdoğan) an¬ latırsın derdini. bir zamanlar nahiye müdürlüğü yapnğı İresi'ye götürülüyor. 47 haydut si¬ lahlarıyla birlikte ölü olarak ele geçirildi" şeklinde mi geçti resmi raporlara bilmiyorum. Ailenin sonu. Atatürkümüzün eski nahiye müdürü Zeynel Altıntaş yani" cevabını veriyordu: Komutan. Ne de olsa halef selef sayılıyoriardı. yeni müdür Hüsnü Dicleli'yi görünce. askerlerine emir veriyordu: Yakalayın şunu!. hizmederini tek tek anlatıp.. Dahası. Zeynel Çavuş. Komutan. tersliğin önüne geçmek için madalya¬ sını gösteriyordu. bütün oğullan. bazen değerli bilgiler bile vermişri. vatana hizmederinin nişanesi olan madal¬ yasını göğsüne asarak. "sen de kimsin?" diye azarlayınca. en yeni elbisesini giyip. geçmişini. Anlatılanlara göre.

altın cinsinden neleri varsa ceplerine koyuyor. en gençlerden biri olmasına rağmen. "iyilik olsun" diye söy¬ lediklerini harfiyen yerine getiriyor.ışkan- ları. yanlarına aldıkları paraların akıbeti çok geçmeden ay¬ dınlığa kavuştu. yola çı¬ karmadan önce. "unutulmaz" olarak kaldı. Genelkurmay başkanları.. Bazdan daha sonra kendi köşelerine çekildi. yeni bir hayat kurmak üzere. para. daha sonra politika alanında da etkin rol oynadılar. Ali Fethi Esener. Kürtlerin "iyilikten anlamalarım" takdirle karşdıyor ve şöyle diyordu: "Ermeniler göç ederken paralarını. bunlardan bazılarını hiç unutmadı. sakın unutmayın. adlarını unutturdu. Dersimliler. özellikle de paranızı almayı. daha sonra da "ordunun en disiplinli subayı" 385 . Genç subay. O da. "iyilikleri için" uyarıyor. Zaman yüzlerini sildi. "para¬ sal buluşları"yla unutulamayanlar arasına katılmışri." Fakat.. altınlarını yere gömüyor. ordu komutanları da çıkri.. "güvenli bir hayata nakledilmek" üzere toplanan in¬ sanlarla. bellerine bağlıyorlardı. bk daha bulunmuyordu. köy köy dolaşıp. neleri var¬ sa yanlarına ahyorlar. Ali Fethi Esener ve Cevdet Sunay da unutulamayanlardandı. Kürtler daha iyisini yapıyor.KURTARICISINI ARAYAN PAŞA 1970'lere kadar ordunun üst kademelerinde görev yapan ge¬ nerallerin büyük çoğunluğu. ülkenin kaderinde başrole çıkan¬ lar.. Gideceğiniz yerde lazım olur" öğütleri veriyordu.. Batı Anadolu'ya nakledileceklerini sananlar. General Hü¬ seyin Alpdoğan Dersim yangınının kibriti olarak anddı. DersimHIerin anlatnğına göre o. on¬ ları "düşünen iyi yürekli" genç subayın. Ama. Dersim'den geçen kimi subaylar. "Kürt isyanlan"ndan geçmişri. Bun¬ ların içinden Cemal Gürsel ve Cevdet Sunay gibi cumhurb.. kaderlerine doğru yola çıkarken. Başlangıçta. "güvenli yerlere nakledilmek" üzere bir araya topladığı insanları. "yanınıza alabileceği¬ niz her şeyinizi. askerliğin yanında.

Fakat eski ar¬ kadaşlan generaUer tarafindan engelknince. "Bahtiyar aşiretinin kökünü kazıyan kişi" diyordu. İki yıl sonra da darbeyle Cumhurbaşkanı oldu. Darbecikr. Dersimlilerin unutamadıklarından Cevdet Sunay. Ingilizlerie ilişkiye geçri. Erzurum'da 3. kapatılan DP'nin siyasi mirası üzerinde kurulan Adalet Parti¬ si'nin (AP) başına geçti. Kenan Evren Genelkurmay Baş¬ kanlığına getirildi.olarak tanındı. Ancak. köşesine çekildi. Olayı haber alınca. Osmanlı'ya karşı ayaklanan Araplar ve IngiHzlere karşı Filistin Cephesi'nde savaşırken esir düştü. Sunay'ın eşi Atı¬ fet Sunay'm anlattığına göre. Ordu Komutanı'yken. kendisini emekli eden darbecikrk hesaplaşmak üzere. Esener ke. Dersim'den geçerek general olanlardan biri de Ragıp Gümüş- pala'ydı. elinde avucundaki kıymetii eşyası¬ nı. askeri imam olarak o bölgedeydi. bu arada değerli pul koleksiyonunu da rüşvet vererek. Demirel. Dersimliler Sunay için. onu 1978'de Genelkurmay Başkanı yapmak istedi. Daha sonra Genelkurmay Başkanlığından Cumhurbaşkanlığı makamına seçikn Sunay.. Adalet Partki kapatılınca. Karargâhı Pakire köyündeydi. karşılı¬ ğında oğlunu kurtarmayı başardı. 27 Mayıs 1960 tarihinde askeri darbe oldu. Gümüşpala. 386 . O da. Babası. taş taş üstünde bırakılmamış». Dersim'de Bahtiyar aşireti bölgesinde savaşıyordu. Yıllarca başbakanlık ya¬ pan Süleyman Demirel'in en gözde generallerinden biriydi. Orgeneralliğe yükseldi. Birinci Dünya Savaşı sırasında. 1980 darbesinden sonra da Süleyman Demirel'k sıcak iHşkilerini sürdürdü. Ofluydu. Bahtiyar aşireti yöresi insandan anndınlmış. gecikerek kendikrine katıldığı için onu emekliye ayırdılar. ilişkileri şansım tüketti. yerine ku¬ rulan "Büyük Türkiye Partisi" nin başına geçkildi.

Tacim köyünde yaşadığı ama ol¬ dukça yaşlandığı anlatılınca. onun cevabını bana tercüme etti. Titriyor. diyormuş. 387 . bu subaya. Çocuklar. uğurlayıcıları arasında bulunan Türkiye İşçi Partisi (TİP) İl Başkanı Kahraman Aytaç'tan tekrar ricada bu¬ lundu: Benden Hıdır Ağa'ya selam söyleyin. Paşa.. Geceyi orada geçirdi. merakını gidermek için. Boynu bükük haldeydi. Ali'ye dedim ki: Sor bakahm. bu kez sivil kıyafetler içinde yeniden Dersim'deydi. zaman elvermediğinden üzgün olduğunu. Hıdır Ağa'ya Paşa'nm selamını iletti.. ona verdiği sözü tuttu. Aytaç. Türkiye'nin kırk yılına damgasını vuran Süleyman Demirel geçti. "oyunuzu benim parrime ve¬ rin" tekrarı arasında. "Teneke Paşa" adını takmıştı. Ben şimdi sana ne yapayım? Ali benim söylediklerimi ona. Paşa'yı nereden tanıdığını sordu. ikide bir soruyordu: Hayderanlı Hıdır Ağa sağ mı? Hıdır Ağa'nın sağ olduğu. partisinin adayına oy vermesini istemeye gel¬ mişti. insanlığınıza sığındım. köyüne gidip onu ziyaret et¬ mek istediğini. Dersimlileri çok sev¬ diğini. Yerine. bir su¬ bayla iki eri yakalamışlardı. Gümüşpala. zar zor ayakta durabiliyordu. Korkudan sararmışd. siz bunca masum insanın. Dersimlilerin. sevgile¬ rinin iletilmesini istiyordu. Bu arada. Getirdiler bana. 1962'de AP genel başkanı olarak. yıllar sonra. Dersim'e ilişkin derin anıları bulunduğunu söylüyor. Hıdır Ağa'nın gözleri yaşarmıştı. Dağdaydık. Sizin merhametinize. İçimizde Türkçe bi¬ len tek kişi Ali'ydi.Dönemin ünlü politikacılarından ve rakibi Osman Bölükbaşı ona. Tacim köyüne gittiğinde. çolugun çocuğun kanına girdiniz. Paşa. Tunceli'den ayrılırken. "Kökümüzü gerirenlerden biriydi" diyor ve devam ediyordu: "1938 senesinin yaz aylarıydı. ama bu anıların içeriğini açıklamıyor. Onuruna verilen akşam yemeğinde Paşa. iktidara hazırlanırken 1964'te öldü.

Beni Uşak'a sürgün ettiler. yerinden kalkamayacak ihtiyarları katiediyorsunuz. "parça başı hizmetine" göre para alıyordu. onun ve yanındaki askerlerin elbiselerini. iz sürücü. kimi vicdanları satı¬ lık meta hafine getirmişti. Çağırdım. Çocuklara dedim ki: Soyun bunu! Çocuklar. Çoluğu çocuğu. dedim. Sesi¬ ni çıkarmadı. kimse çocuğuna o adı vermedi. ak¬ rabaları ve bu arada öz amcasının ruhunu almak için geceli gün¬ düzlü çabalıyor. Subay (Ragıp Gümüşpala) taşlar. Biz katil değiliz. Ama doğrusunu söylemek gerekirse beklemediğim bir şey yaptı. kara ihaneti temsil ettiği için Lanetli sayıldı. Boynunu büküp kaldı. Sürgün edilecek insanlara katd. Yalınayak. Birliklerine yakın yere salın gelin. Potinlerini geri verdim. sonrası için "o isim. diken ve ot¬ lar arasında çıplak ayakla yürüyemiyordu. potinleri¬ ni. yoluna pusular kuruyor. Aradan zaman geçti. bir çatışmada o beni yakaladı. dedim. Can borcunu böyle ödedi." ADİ DA YOK OLAN TETİKÇİ Ortaya dökülen para. Arka¬ dan bakıyordum. kimseyi öldürmedik. Seid Rıza'nın kardeşi Seid Ali'nin oğlu. başka bir anlattmla öz yeğeni Rayber'di. Rayber'in ihanetinden sonra. Bunların en ünlüsü. götürün. Hadi git.. "Rayber" adı Dersim'de yaygındı. Onlardan esir aldık. Bir gün. Bir don ve gömlekle kaldılar. izini sürüyor. Seni öldürmeyeceğiz. Pek çok Dersimli. Acıdım haline. Der¬ simli Binali Atik.. Ben. kendi adını da "lanetH"ye çıkarıyordu. 388 .Ona söyle dedim Ali'ye. Sonra dedim ki: Alın. kelle avcısı. Sansa deresinde Ruslarla çarpıştım. tetikçi. Ama siz suçsuz. günahsız insan¬ ları öldürüyorsunuz. Onun "olayına" kadar. Söylediklerim ona tercüme edildi. yalpalaya yalpalaya yürümeye başladılar. Dersim'i kirletmiş. silahlarını aldılar." diyordu. Eski yakın dosdan. Öldürmedi beni. muhbir ve rehber olarak dağlarda dolaşıyor.

dillere destan köşk yavrusu bir ev yaptırmıştı. Kadın ve çocuklar genellikle yalınayaktı. hemen göze çarpıyordu. Özellikle misafir kabul salonunun süsü ve gösterişi için para harcamaktan çekinmemiş. Giyim kuşamıyla da. 1937'de 40-45 yaşlanndaydı. DersimHIer ayaklarını taştan. "mesleğini icra" ederek kısa zamanda varlığa konmuştu. Rayber. değirmi göbeği öne fırlaktı. kilot pantolonunun akında çizme. Dersimlilere göre. Birçok odalı evinde hamam da eksik değildi. o dönemde. kelle avcılığıydı. ustalar tarafindan kesilip yontularak biçimlendiril¬ miş taşlarla örülmüştü. burnunun altım. Hozat'ın Peyami köyünde oturuyordu. Dersim'de kişinin "zenginli¬ ği" sayılıyordu. duvarların boydan boya değişik motiflerle süslenmesi için kök boya kullanılmış. Kırlaşmış bıyıklarını her gün üşen¬ meden karaya boyuyor ve kuru üzümle mıncıklayıp burarak bi¬ çim veriyor. zemine mer¬ mer döşetmişti. Dersimlilerin "pis iş" dedikleri uğ¬ raşı. Duvarlar. tam 40 bin adet yumurta akı harcanmıştı. O ise. Uzun boyu ve şişmanca cüssesi bir araya gelince. 389 . Bu "işi". Nereden bulup getirmişse. Yamasız şalvar. Dağhlar arasında bir istisna olarak. belki abartı ama. Koyu renk ceket. topraktan koruyacak çarık bulamıyorlardı. 1925'ten 1938'de öldürülünceye dek sürdürdüğü söyleniyordu. gömlek giymek. o şişmancaydı. uçlarını dikleştiriyordu. Boynu kalın. uzun boyluydu. Esmer. muhbirlik. bir derebeyi azametiyle uzun konçlu çizmeler giyiyor¬ du. üst dudaklarını dolduran bıyıkla¬ rının bakımına pek düşkündü.Rayber. Dersimlilere göre o. insan soyunun "aşağılık uğraş" saydı¬ ğı bir "mesleği icra ediyor"du. Köyde. heybetH görünüşü "azamete" varıyordu. heybeti¬ nin boyutlarını görkeme ulaştırıyordu. ta Şam'dan ressamlar getirtip iç duvarları süsktmişri. Anlarilanlar doğruysa eğer. Kara. gür.

ayda beş bin lira maaş alıyordu. Dinleyenler onu teskin ediyorlardı: Üzülme Rayber Ağa. ona koşuyor. geyik.. Abdullah Alpdoğan Paşamızdan dinlediğim ta¬ rihimizdir. Rayber maaşa bağlanmıştı. si¬ vil amirleri ağırlıyordu. canlarının kurtarılması için yalvanyorlardı. Ondan her şeyi bekliyordu. öz be öz Türk olduğunu söylüyor. İsmet İnönü ve Fevzi Çakmak ile Abdullah Alpdo¬ gan'ın portreleri de unutulmamışri. geliri¬ nin öteki kalemlerini teşkil ediyordu. ağaç kabukları ve köklerden elde edilen boyalara yumurta karışrinlarak yapılan karışımla at. 390 .. Milletvekillerinin maaşı o kadar değildi. Rayber. Onun geliri bu kadarla kalmıyordu. yalnız Dersim dağların¬ da değil. bazen konuş¬ tukça heyecanlanıyor. üzülüyorum. Bunu yapacak kimseyi bulamadım. "mesele değil bu" diyerek parasını aldığı insanların ço¬ ğu.. Atalarımız Türklerin Ergenekon dağlarım delip.. dişi kurt önderliğinde çıkıp dünyaya yayılmasını anlatan tablonun bir türlü yapılamamasıdır. Bir söylentiye göre. Okuma ve yaz¬ mayı Seid'den öğrenmişti. askeri komutanları. rakı sofralarında heyecanlı söy¬ levler veriyor. cey¬ lan motifleri ve savaş sahneleri işlenmişti. Bir gün o da olur. Onun için hayıflanıyor. Köşkünde sıkça ziyafetler düzenliyor. Onun. ama günün birinde hayatını al¬ mak için ardına düşebileceğini asla. Ödül ve rüşvetler. Bu para o dönemde. neleri var neleri yoksa önüne serip. bayır peşinde koştuğu Seid Rıza'nın emeği. Rayber.. İstanbul'da bile servet sayılıyordu. ilgi ve himayesiyle büyümüştü. daha sonra öldürülüyordu. Ne eksik Rayber Ağa? Eksik olan. ruhunu almak için dağ. Peşine düşülen insanlar..Salonun duvarlarına. Atatürk. içini çekerek: Bu duvarlarda ne eksik biliyor musunuz? diye soruyordu.

güçten arındırma planlannın kolay aktörü haline geliyordu. ona karşı lideriik mücadeksine giriyordu. "Sel Seferleri"ne. kullanılan güç tarafindan kışkırtılmış. bu açıdan bakmış. Hazreti Ali'nin parmak kemiği olduğu iddia edikn emanetkrin de saklandığı Keşiş Kilisesi. bazı direnişçi gruplarla bir araya gelmeyi başanyordu. her şeye rağmen amcasının otoritesini kı¬ ramamış. aileden kalmaydı. Seid Rıza'yı terk edip Türk ordusu saflanna katılan aşiret adlarını tek tek duyuran komutan Alpdo¬ ğan. Rayber'e güvenip aranıza almayın" deyince. hak ortaklığı istemini sahipliğe vardırmış. ilk kez önemli bir güç kanlımı olduğunu resmi bildiriyle açıklıyor. liderierin aralarında kavga¬ lı ve birbirinden koptuğunu. armağanlar bırakılıyordu. Seid Rıza'yı yıpratma. Halbori topraklanndaki kutsal Keşiş Kilisesi. Seid Rı¬ za. 1920'knle "derin devlet"in gölgesi hafine geliyordu. "bu bir oyundur. her yıl sayısız kişi tarafindan zi¬ yaret ediliyor. bir Türk casusu olarak Kürtkr arasına girmiş- 391 . inandıncı olamamıştı. Nitekim. öteki adıyla Venk. amacın Rayber'i direnişçiler arasına katıp on¬ lann avlanmasını kolaylaştırmak olduğu açıktı. Rayber. bildiri uçaklaria tüm Dersim'e yağdırılıyordu. Rolünü oynarken. halk desteğini alıp yerine geçememişri. bunu daha sonra lideriik sevdasına dönüştürmüştü. yaz ortalarında yayınladığı bk bildiriyle Rayber'in Hozat'tan kaçıp "haydutlara katıldığım" ve Türk ordusuna karşı savaşma¬ ya başladığını duyurmuştu. Amcasıyla gizliden gizliye giriştiği miras kavgası. Her gün. resmi bildirinin inandıncılığı kırılıyor. Aile büyüğü olarak Seid Rıza'nın elinde ve himayesindeydi. Dersim'e bombalar yağmaya başladığında ikili oyun için "tarafsızlığım" ilan etmişti. Fakat. Rayber'in "savaşa katılması "m şöyle anlariyor: "Rayber. Fakat. kendisini amaca göriirecek firsat olarak görmüştü. halk desteğini de yadsı¬ mamış. Nuri Dersimi. Rayber. bu dönemde gün ışığına çıkıyor. Bunun üzerine "Inspektör" Pa¬ şa. ihrirası giderek boyunu aşan kine dönüşüyor.Rayber. ama Seid Rıza'nın çabalan¬ na rağmen. Bunun bir oyun. bir kısım maiyetiyk ilk önce Bahtiyar aşiretiyle bkleşmişti.

ti. Alişer'i öldürmesiyle yok oluyordu. aldatmayı başardığı Mısto Sure'nin torunu Vanklı Efen¬ di'yi yanma alarak Türklere karşı harbe başlamışn. Sıranın kullanılmışlara geldiğini duyuyor. amcası Seid Rıza'ya haber göndererek. onlara karşı savaşacağım. Diğerleri Seid Rıza'nın sözlerine rağmen. amcazadelerinden olup. "Paşadan hayırlı haber geldi" sevinciyle koşmuştu. bu yüzden nefret ettiğini. Savaş planlarını Alişer hazırlıyordu. batıda uygun bir çiftlik tedarik edilmesi halin¬ de göçüp gidebileceğini söylemiş. Dersim planlandığı düzeyde insansızlaş¬ tırılmıştı. Bazı ordu birlikleri yavaş yavaş kışlaklara çekiliyordu. Kapısının çalınabileceği ihtimalinden huzursuzdu. isteğini memnuniyetle karşılamış. bu arada başının üstünde dönenen herhangi bir tehlike olup olmadığını dolaylı yoldan konrol etmiş. Artık tetikçilere. Huzuru General Alpdoğan'a gitmekte aramıştı. sonunda. Amacına ulaşmak için de Rayber'i on beş gün savaşa katmışd. Rayber. 392 . Seid Rıza'dan baş¬ ka diğer bütün reislerin. Türk hükü¬ metinin planlarını anladığını. 1938 sonbaharında. uygun bir yer kararlaştınlınca haber verileceğini bildirmiş. aldığı cevaplarla huzur bulup evine dönmüştü. elini öpüp kendisinden af dilemek istediğini bildirdiğinde. birkaç gün sonra kapı¬ sında askerleri görünce. hatta Alişer'in bile güvenini kazanmıştı. Alişer'in yönetimindeki mıntıkada. muhbirlere ihtiyaç kalmamıştı. görüyordu. Rayber'e inanmış ve batı cephesinde savaşmak üzere gelmesine razı olmuştu. An¬ latdanlara göre. Seid Rıza bu sözlerine inanmadığını bildirmişti. Çünkü General. General'e. Kürt kuvvetieri hakkında elde ettiği bilgileri günü gününe Türklere aktardığı anlaşılıyordu." Rayber'in DersimHIer arasındaki inandıncdığı. Bu nedenle General Alpdogan'ın biricik ama¬ cı Alişer'i yok etmekti. Güven vere¬ meyen "kullanılmışlar" ise tasfiye ediliyordu. intikamcıların varlığı yüzünden hu¬ zurlu olmadığını. Rayber. Savaşın ağırlık merkezi Seid Rıza üzerineydi. Rayber. tedirgindi. Kahpe ve kurnaz Rayber.

'bunlarm niyeti kötü' diye uyardığmı söylüyordu. Sonrasını Nuri Dersimi anlatıyor: "Ordu emrinde hizmet gördürülen. 393 . yollarda öknlerin dışmdaki sürgünk kurtulanlar. Açlık." Dersimliler. amcasının ve bütün Der¬ sim'in felaketine sebep olan hain Rayber. Rayber'in evi yağmalandıktan sonra yakılıyor. daha sonra yurtlanna. köy¬ lerine. adı daha sonra Geyiksu diye değiştirilen Dest nahiyesine gelmesini istiyordu.. 11 te yola çıkıyordu. yıl¬ larca kaçak yaşadıktan sonra hayata yeniden başlayanlar. oğlu Hüseyin'i de yanına alarak.. Sürgünlerin büyük çoğunluğu da. O sevinçk. Rayber'in nahiye müdürüne bağlı. Peyami köyündeki evini işgal ederek.. devlet hizmet¬ lerini düşünüp değerkndirmiş. Rayber karargâha girerken başına un çuvalı geçirilip etkısız- kşririlerek süngükniyordu. aranan "münasip" çiftlik bulun¬ muştu. sussuzluk.. KIRIM İSTATİSTİKLERİ VE SÜRGÜN "Dersim'in bütün insanlan yok edildi" demek. aıksı önce Ba¬ n lıkesir'in Akınovası'na. Rayber sevinçliydi.. 1 . kuşku emaresi yoktu. . Demek ki. bin bir eziyetin ağır koşullarına daya¬ namayarak. burada köyler ve köylerde hayatlarını sürdüren insan¬ lar kaldı.. hatta oğlunu. atalarının hayat izlerine geri döndükr. sonra Cunda adasına sürülüyordu. Türkler... Dağlara sığınarak. doğru ve ger¬ çekçi değildir. . Ge¬ neral. Türk istihbaratından alıp biriktirdiği binkrce liraya^ el koymuş. askerlerk birlik¬ . yaptığı hizmetlerin ödü¬ lü olarak Teştak'ta oğluyla birlikte kurşuna dizilmiştir. Fakat yapabileceği bk şey yoktu.Gelen askerkrin hal ve tavırlarında. . onun emri al¬ tında çahşan biri okrak askeri karargâha götürülünce işin rengim anladığını.. Kaçmaya çalışan oğlu ise kurşunlanı¬ yordu.. Orada. Köy ve kasabakrda "dokunulmazlar" ve "dokunulmayan¬ lar". eşine birçok işkence yaptıktan sonra sürgün etmiştir. bunların arasında yaşayanlar vardı. Rayber'i kurşuna dizdikten sonra.

ya da "eşkıya ile çıkan çatışmada ölü olarak" ele geçirilen insan sa¬ yısı 15 bin kişi olarak gösteriliyor. Ama daha sonraki uygulamada bu rakamın çok çok aşıldığı an¬ laşılıyor. hain". gelenek ve göreneklerine. onlar "birer yurt düşmanı. dilini yarat¬ mış insanlar. hatta iklimine yabancı olduk- lan diyariara götürülüp. daracık vagonda. pis kokular içinde yolculuk etmişler. sürgün. konuşulan diline. yaban hayvanı misali salmıyorlardı. köklerinden koparı- lıyordu. yaşama biçimine. hayadarmın bütün izlerinden. Kürt kaynakları. Fakat köy¬ lüler bizimkileri istememişler. Bazı resmi verilerde. bazıları ise 70 bin ki¬ şi olarak ifade ediyor. "Şimdilik 2 bin kişi kafidir" ifadesini kullanıyordu. insanlar havasız. Çünkü. "eşkıya ile çıkan çatışmada. resmi makamla- nn çok üstünde olduğunu bildiriyor. Genellikle. Öte yandan. günlerce aç susuz. Bazı kaynaklar. parasıyla alışveriş bile yapılamıyor¬ du. "yerinde sonuna kadar susturulan". Balıkesir'de trenden indirip bir köye götürmüşler. topluca ya da tek tek kadedilen insan sayısını 50 bin. en az ölüme denk acı veren bk insanlık trajedisiydi. yok edilen insan sayısının. * Dersim sürgünlerinin sayısı da bir başka bilinmezlik.. silahlanyla biriikte ölü olarak ele geçirilenlere" ilişkin resmi istatistik ve sağlıklı rakamlar yoktu. Çoğu yerde. dahası kana susamış karildi. götürüldükleri yerierin insanlanndan kabul değil. 1935 yılında ilk planı açıklarken. Toprağı ve ikliminin yaşama biçimini. Topluca trenlere doldurulup. Başbakan İsmet inönü. üst üste yığılı halde. 394 . Dersimli bir sürgün torunu anlatıyor: "Ninemkri Erzincan'da tren vagonuna doldurmuşlar.Bütün bunlann yanında. 'Defolup gidin' diye karşılamışlar.. yerli olmuş olanlara göre. ırkçı tepki görüyoriardı. selam verme bir yana. aile¬ leriyle biriikte sürgün edilecek insan sayısı hakkında. Vagon kalabalıkmış.

sefaletin öteki boyunu sergiliyordu. insanlar. okula yazdınlanlar. konumunu kaybetme korkusu önüne dikiliyordu.. O dönemde çekilen ve daha sonra kitap ve dergderde yayınla¬ nan fotoğraflar. Dedemi. Çocuklar aşağılanıp horlanma korkusun¬ dan sokağa çıkamıyor. . buralarda nakil günlerini bekliyoriardı. Köylüler. Kimileri de kimliğini gizleyerek. köy meydanında böyk linç edip öldürmüşler. kendi çağları¬ nın yoksulluk manzarasmı temsil ediyoriardı. sonra kafileler halinde en ya¬ kındaki tren istasyonuna naklediliyoriardı. yer yer "kuy¬ ruklu Kürt. Tel örgülerin dışında nöbetçi askerier dolaşı¬ yordu. bunlardan biriydi." Sürgün çocuklan. Yakınlan- mız. Bu kez. Onun kimlik gizkme trajedisi daha sonraki memuriyet yılla¬ rında da sürecekti. bütün toplama merkezlen. ayrı bir trajediydi. çocukların gözlen onunde saldırıya uğruyorlardı.Sonra askerierin yanında taş ve sopalarla saldırmışlar. akrabalarımız orda (Dersim) kaldığı için babam. bırakıp kaçıyoriardı. kışın soğukta. Tren garianndakiler dahil. içine salındıklan toplumda. Cemal Süreya'nın ailesi Bilecik'e sürgün edilmışü. 1970'lerde. Bundan an¬ neleri babaları da nasiplerini alıyor. İnsanlar. kuyruğunu göster" diye aşağılanıyorlardı. CHP'den Tunceli milletvekilliği yapan Nihat Sal¬ tık. te ör¬ ı gülerle çevriliydi. ^^ arka- daşlanndan kimliğini gizleyerek okula devam etriğini" söylüyor¬ du. önce toplama merkezlerinde toplanıyor. yazın sıcakta. yakm- 395 . kalma¬ larına izin vermeyince oradan aynlıp bir başka yere gidiyorlar. kimliğiyle ortaya çıktığı takdirde ışmı. ailesini yadsıyarak tutunma¬ ya çahşıyoriardı. Birbirine zincirknmiş olarak fotoğraflarda görülen insankr. Yalınayak ve üstle¬ rindeki giysiler yamalı.. Şak Cemal Süreya. tanıklık etriği nakil manzaralarmı şöyk anlatıyordu: "Biz olaylar başlamadan Erzincan'a taşınmıştık. Sürgünlerin nakli. ilk çağlann sa¬ vaş esirieri gibi urgan ve zincirierk birbirine bağknarak. Şair. .

insanlar. son duraklarda kapı açıldığında sidik ve pislik kokulan fışkırıyordu. sırt sırta yolculuk ediyor. Kadını vardı aralarında. Erzincan'da trene bindirip baûya naklediyorlardı. Yaz sıcağında. O insanlar. Kulağı oradaydı. yolcu trenleri. o ka- pah yerde günlerce süren yokuluklaria badya taşınıyorlardı. Çoğu yalınayak¬ tı. Anne. doğal ihtiyaçlannı. Erzincan'dan Ankara'ya iki günde gidiyordu. vagonlar¬ dan havaya. ihtiyarı. "el konan hayvanlann" aynntılı 396 . evlat. torun ve gelinlerle.. Savaş haberleri. yük ve hayvan vagonlarına dolduruluyorlardı. baba. kırım sözleri. "İsyan" bölgesiydi. en az dört gün kapalı kalıyor. oturacak yeri. Ölenler. başların¬ da silahlı askerler olduğu halde günlerce bekletiliyorlardı. insanları yaban hayvanları gibi birbirine bağlayıp Erzincan'a getiriyorlardı. Ne üsderinde vardı. Onlan görmek için istasyona gidiyorduk. Kötü haberler geliyordu.. tren istasyonunun orakrda. yanlannda var olan yiyecek ve suyla ayakta kalmaya bakıyoriardı. ne de başlannda. Dersim. çocuğu. Hayvan taşımada kullanılan vagonlardı. insanlar çok pe¬ rişan haldeydiler. Getirilenler." Dönemin teknolojisiyle trenlerin hızı düşüktü. "Isyancdar"ın mallarına da el ko¬ nuyor. Vagonların penceresi. orada tanıştıklan insanlar bir arada. daha da düşüktü.. 'su' diyorlardı.dan ilgileniyordu.. Hayvan ve yük va¬ gonları katarının hızı. yağmalanıyordu. Daha önceki bölümlerde anlatıldığı zaman. İnsanların dolduruldukları vagonların kapıları dışardan kapa¬ tılıp kiHdeniyor. Genelkurmayın kitabında. sürü halinde. tuvaleti yok¬ tu. yakınlarının bilmedikleri yerlerde indirilip toprağa gömülüyorlardı.. Askerler yaklaşıp su vermemize izin ver¬ miyorlardı. orada herkesin gözü önünde gideriyorlardı..

"gayri resmi tarih"in kaydettiğine göre. "Ermeniler altınlannı yere gömüyorlardı. Canını ve ailesini kurtarma umuduyla sahip olduğu bütün variığını "kurtarıcılara vermesini saymıyoruz. Resmi rapor ve tutanaklarda bunların izine rasdanmıyor. örneğin "ele geçirilen sürülerin askerle¬ rin yiyeceği olarak kullanıldığı" belirtiliyordu. 397 . evi ya¬ kılmış.dökümüne yer veriliyor. öldürülmüş insanların paralan. ama köyü. "resmi tarihte" de sözü edilmiyordu. Fakat. özellikk altınları da vardı. "kaderi değişmiş" ve "varlıklı hale gelmiş" olarak döndü isyan bölgelerinden. Sadece Gene¬ ral Ali Fethi Esener'in. pek çok kışı. ziynet eşyalan. bunlar yanlanna alıyor" diyerek yükte hafif pahada ağır maüarın da ele geçirildiğinden söz ettiğini biliyoruz.

. kimseler geçemezdi.. Siyasi partiler. oku¬ masınlar' şeklindeydi. 1971 darbesinden sonra da Başbakanlık yaptı. Oralann her şeyi jandarma onbaşısıydı. Sadece askerierin politikalan vardı. Bakan yapıldı. Örneğin. Yine en büyük hatamız. Maliye Bakanlıgı'nda bürokrasinin en üst düzeyine kadar yükseldikten sonra ismet inönü tarafindan Mil¬ letvekili. Fevzi Çakmak (Genelkurmay Başkanı) 'Ne oku¬ lu?' demiş.. Özellikle eğitim konusunda büyük hata yapıldı. devlet dairelerinde belirii bir düzeyin üstüne kati¬ yen çıkardlmazlardı. dayak ve baskı. Kürderi sadece susturmak için çaba harcamamızdı. Jandarma kimseye gözünü aç¬ tırmazdı. 'Biz cahiHyk başa çıkamıyoruz." 398 . Zira devlet korkardı. Kimseler gire¬ mez.Dokuzuncu Bolü M "29. Hiç unutmam. Sürgünler. Mehmet Ali Birand'ın Apo ve PKK adındaki kitabın¬ da. Türkiye Cumhuriyeri'nin Kürt polirikasını şöyle anlatıyordu: "isyanlar çok kanlı basdnldı. O da baskı ve gerektikçe dayak. askerin baskısını pek sevmemekle biriikte. Dev¬ letin de bir politikası yoktu.. Okumuşuyla hiç baş edemeyiz. 'zenginleşmesinkr. Zira kendilerinin hiçbir politikalan yoktu. Bu bölgeye hiç gel¬ medi. 1950'lere kadar büyük bir baskı dönemi yaşandı. askerde yüksek rütbeye pek çı¬ kartılmazlar. Mekn. sırdan Anadolu'ya dönük yaşariardı.' Zaten Türkiye'nin genelinde eğitim zayıfd. Devletin söylenmeyen politikası. Ardından da. Kürder. Doğu geri plan¬ da kalıyordu. İSYAN" Vanh Ferit Melen. Zaten Güney¬ doğu Anadolu yasak bölge durumuna düşmüştü. hapisler. göz yumuyorlardı.

Kürderin istekkri. Kurtkrin bütün hayatım altına alıp altüst ediyordu. Ankara'nın bu dille konuştuğu süreçte. PKK hareketini. Kurt Isyam diye tanımhyor. bu hatalar sonucunda geldik. çözümü yine şiddette arıyordu. donemin Genel¬ kurmay Başkam Doğan Güreş'in "düşük yoğunluklu rek olayları "terörizm" diye niteliyordu. özel kuvvetkrk takviyeli 300 bin kişilik bir askeri güçk savaşıyordu. köy ve kasabalan savaş yangınla¬ rı sarıyor. Ankara. yerieşim. ama kestirmeden gide¬ Bu Osmanlı'dan kalma bk tanımlamaydı. sosyal yangın. Ankara." Ali Birand'a şöyle diyordu: Melen'in Kürt sorununu "akından kalkamayacak durum" ola¬ rak nitelediği bu dönemde Süleyman Demirel CumhurbaşkamydL Demirel. Ama tanımın ıçın- 399 . büyüten sorunlan ağzına al¬ mıyor. Ferit Mekn. Ferk Mekn'in özetlediği şiddet politikası yemden doruğa çıkıyor.* * * Partiya Karkeran Kürdistan'a (PKK) bağlı geriUakrm 15 Ağustos 1984 tarihinde Eruh ve Şemdinli'de aynı anda silah pat¬ latmasından sonra. "Cumhuriyet tarihınm 29. Kurt sorunu. çalışma. daha önceki olaylarda olduğu gibi olaylan. dayak ye¬ memek. devlet "isyanı" basnrmak içm tank. Osmanhdan ben tek¬ rarlanan gekneksel söykm ve alışkanlıkla hareken. isyanı yaratıp besleyen. Mehmet "İşte bugünlere. bunu iz¬ leyen süreçte. küçük düşürülmemek ve pastadan pay alabilmek.adam yerine konmak. "iç ve dış düşmanların oyunu" diye nitelendiriyor. taşlan. top. hıze uçak ve helikopter kullanıyor. olay ya¬ ratan sorunları bir kez daha gözardı ediyor. barmma dahd. insan muamelesi görmek. bizim doğurduğumuz ve şimdi altından kalkamayacak duruma getirdiğimiz bir sorundur. polis. dediği sa¬ vaş için bütün olanakları seferber ediyor. Kürtler bir kez daha ayağa kalkıyor. dağları. dilkndirenleri cezalandırarak susturuyor.

"Terörü bastırma "nın dışında ise teşhis ve sorunların tedavisi diye bir resmi görüş. plan. Amerikan (ABD) blokunun yanında yer almıştı. silah toplama adıyla köylere baskınlar düzenleniyor. hatta İsmet Paşa diktatöriüğü günlerinde. program yoktu. bu arada ABD'den ekonomik yardım alabilmek için batı ittifakında yer alıyor. Aynı yıl. batı kriterlerine uyum amacıyla. 1938 yılında Atatürk'ün ölümünden sonra İsmet inönü Cum¬ hurbaşkanı olmuş. 1960'daki askeri darbe. "eşkıya" dünyadaki genel tanıma uy¬ gun hale geririlmiş ve "terörist" olmuştu. 1920'lerde başlayan "Kürt harekâdan". jandarma dayağı azalı¬ yor. İsmet Paşa. Olaylar da. Bu. Kürder. Demokrat Parri (DP) kuruluyor. iktidarın 195 5 'ten sonraki genel serdeşmesinden Kürt¬ ler de paylanna düşeni alıyoriardı. Savaş boyunca. Kemalist çiz¬ giye aykırı bu tutum. Van'ın Özalp ilçe¬ sinde 33 kişinin topluca kadedilmesi emrini veren General Musta¬ fa Muğlalı yargılanıp mahkûm ediliyordu. aydınlar tutuklanıyordu. Adı duyul- 400 . enerji ve güç dış savaşa yöneldiği için de olsa Kürrier rahat bir nefes almışlardı. Kürtler açısından. DP'nin ilk zamanlarında Kürtler üzerindeki baskılar kısmen de olsa hafifliyor. "potansiyel teh¬ like" ilan ediliyor. 1950'de de seçimi kazanıp tek başına iktidar oluyordu. Hitler Almanyasıyla ilişkilerini pekiştirip ricarerini artıran TC. Kürt tarafindan sempatiyle karşılanıyordu. Bütün dikkat. Oysa sorunu yaratan ve birbirinin devamı nedenler vardı.de "nedenler" yoktu. dağ¬ ları saran akvler sönmeye başlamış. Kürtlere karşı işlenen bk suçun ilk mahkûmiyetiydi. 1946 yılında çok partdi sisteme geçildiğini açıklıyordu. Osmanlı ve devamının dilinde Kürt hare¬ kederi "eşkıyalık"tı. Fakat. yakıp yıkmalar duruyor. dış kaynak¬ lı "terörizm" olmuştu. 1930'lann daha yumuşak şekliyle geri dönüşü oluyordu. TC tarihinde. Şimdi. Kürdere ilişkin Kemalist polirika yeniden yürürlüğe konuyor. bk yıl sonra da İkinci Dün¬ ya Savaşı padak vermişri. sistematik olarak köylere "silah toplama sefer¬ leri" düzenleniyor. baskı ve korku genelleştiriliyordu. yenilgi üzerine Almanya'ya savaş ilan etmiş.

"ağa" oldukları gerekçesiyle tutuklanıp sürgüne gönderiliyordu. militer sisteme aykın düşmemek koşu¬ luyla sosyal hayata ilişkin düşüncelerin ifadesiyle örgütienmeye izin veriliyordu. hiçbir zaman olmamıştır" tezini savunuyor. 1930'lardaki gibi "vatandaş Türkçe konuş" kampanyası açılıyor. ilk kez kitlelerin önünde Kürtçe konuşmalar yapıyoriardı. cezayı da göze alarak. bu dönemde telaffuz edilmeye başlanıyor. sosyal uya¬ nış ve örgürienmeden telaşlanıyor. üniversiteli gençler. "tehlike çanları" başlıklı yazılar kendini göstermeye başlıyordu. "Silah toplama" adıyla yürütülen "Komando Harekâtı''nın ürpertici kesitleri de vardı. bas¬ kıcı sistemi yumuşariyor. "tehlikeyi bertaraf" etmek üzere orduya "silah toplama" emri veriyor. "TC'yi tehdit eden tehlikeler" sıralamasında ilk sıra¬ da yer alıyor. Kemalist partilerinden uzaklaşarak. toplu işkence uygulanıyordu. TlP'in şemsiyesi altında. "Komando harekâri" başlatılıyordu. hepiniz Türksünüz" diyordu. Kürtlere daha sempatiyle bakan Türkiye İşçi Partisi'ne (TİP) yöneliyor. 1969 yılı bahannda. Kürtçe ko¬ nuşanlar aşağılanıyor. Kürt kı¬ pırdaması. 1960'lann sonlannda. kendisi de bk Kürt olan darbenin askeri Hderi General Cemal Gürsel. "Derin devlet" de denilen sistemin gizli çekirdeği.muş. tanınmış 55 Kürt önde geleni. genci. "size Kürt diyenlerin yüzüne tükürün. Kürt aydınlan. "Devrimci Doğu Kültür Ocaklan"nı kuru¬ yorlardı. kısmen de olsa demir perdeyi aralıyor. ihtiyan. Bazı aydınlar. çocuğu ve kadınıyla insan- 401 . Süleyman Demirel hükümeti. memleketi Erzurum'a yaptığı gezide. Bazı köyler ablukaya alınıyor. "Kürt yok. demokratik hak isteklerini dik getiren "Doğu Mitingleri" düzenleniyordu. » » 1961 Anayasası. Erzurum'un Tekman ilçesine bağlı Alibeyköy'de olduğu gibi. Kemalist basında. Adını koruyabilmiş köy isimleri Türkçeleştiriliyor. Kürtlere uygu¬ lanan baskılan kınayan. Kürt sözcüğü. Kürtler örgütlenip sorunları tartışıyoriardı.

erkeklik organlarına ip bağlanıp kadınlara çektiriliyor. TİP. insanlık arayışında. Bütün bunların arasında en radikali.lara. 12 Mart 197rdeki askeri darbe sonrası. Sosyolog İsmail Beşikçi. her yaş ve görüşten Kürtlerle dolduruluyor. kongre bildirisinde "Kürt vardır" ibaresine yer verdiği için kapatılıyor. belediye başkanları da yer alıyordu. eski bakan. topluca yat-kalk talimleri yaptırılıyor. Türkçesi Kurdistan Emekçiler Partisi olan "Parti¬ ya Karkeran Kurdktan" (PKK) idi. Türk milliyetçiliğinin savunucusu Demirel'in parti¬ sinden milletvekilleri. dayanıl¬ maz işkencelerden sonra pek çoğu ağır hapis cezalarına çarptırı¬ lıyordu. öğ¬ rencisi. Kema¬ list CHP'den. İşkencehanelerde can verenlere. Dayak ise sıradan muameleden sayılıyordu. memuru ve aydınıyla yüzlerce Kürt tutuk¬ lanıp. cezaevine dönüştürülen kışlalara dolduruluyor. "ele düşmüşlere" pislik yediriliyordu. kendisi. daha sonra tutuklanıp ağır hapis cezalarına çarptırılıyor. kitapları yasaklanıyordu. yine köy meydanlarında insanla¬ ra hayvan pisliği yediriliyordu. saygın ihtiyarlar çırılçıplak soyularak. millet¬ vekilleri dahil. 402 . köy meydanlarında. 12 Eylül 1980 darbesi bir yıkım gibi geliyor. Diyarbakır askeri cezaevinde. işçisi. Diyarbakır'daki özel askeri cezaevi. kendini yakan dört gencin ölüsü da katılıyordu. tutuklananlar arasında. gençler vurula¬ rak öldürülüyor. legal zeminlerin dışında yeraltında faaliyet göste¬ ren Kürt örgütleri de vardı. iş adamı. eski bakanları. köylüsü. Ankara'da Siyasal Bilgiler Fakültesi öğrencisi Abdullah Öcalan önderliğindeki. Kürtler arasında kaynaşma ve ör¬ gütlenme çalışmaları giderek yoğunlaşıyordu. 1970'lerde. ilkel çağlarda savaş tutsakları¬ na bile reva görülmeyen işkenceler yapılıyor. Kürt varlığından söz et¬ tiği için üniversiteden atılıyor. Fakat baskılar ters tepiyor.

Öcalan, 1949 yılında, Urfa'nın Halfeti ilçesine bağh Ame-

ran (Ömerli) köyünde doğmuştu. Sıradan bir köylü olan Üveyş
ile Ömer Öcalan'ın oğluydu. Ailesinin herhangi bk aşiret bağı,

hatta adı sanı duyulmuş kabilesi bile yoktu, akraba çevresi de
sınırlıydı.

Öcalan, ilkokula başladıktan sonra Türkçeyi öğrenmeye baş¬

ladı. Annesiyle babası ise Türkçe konuşmasını bilmiyoriardı.

Zor koşullar içinde ortaokulu bitirdikten sonra, sınav kaza¬

narak Tapu ve Kadastro Meslek Lisesi'ni yanlı öğrenci olarak bi¬ tirdi. Tapu Kadastro kurumunda çalışırken üniversiteye başladı.
Öcalan, ilk gençliğinde Kürt sorunuyla fazla ilgili değildi. Da¬

ha çok Türk sağının dinci çevrelerine yakın durmuştu. Fakat, li¬ se ikinci sınıftayken, Hulusi Turgut'un Irak Kürdistanı'nda ba¬
ğımsızlık savaşı veren Kürt lider Mustafa Barzani'yk yaptığı ve

Akşam gazetesinde yayınlanan bir röportajı okuyunca, dünyasın¬
da değişim rüzgârları esmeye başlamış ve Kürt sorununa eğilme¬
ye başlamıştı.

Ankara'da Siyasal Bilgiler Fakültesi'nde öğrenciyken, gençli¬

ğin sol kesimi içinde adı anılanlardan bki haline gelmiş, fakat
Kürtleri ve sorunlannı dillendirmeye başlayınca şaşırtıcı tepkikr
almış, bunun üzerine, "Türk solunun gündeminde Kürt sorunu
yok" diyerek yolunu ayırmıştı.

Bundan sonra Kürt sorunu üzerinde yoğunlaşıp çalışmaya yö¬

nelmiş, ama ilk başlarda üniversiteli Kürt gençleri çevrelerinde de
aradığı ilgiyi bulamamıştı. Mevcut legal ya da illegal Kürt örgüt¬

lenmelerini pasif ve yetersiz buluyor ve sayıları çok sınıriı bir ar¬
kadaş grubuyk, 1973'te "arayış" toplantıları düzenliyordu.

1974 yılında, Türk-Kürt karışımı ve 5-6 kişiden oluşan küçük bir grupla ilk toplantısını yapıyor, bu toplantıda Kürt tabanında ör¬ gütlenmeye yönelik çalışma konusunda kararlar alınıyordu.
Ancak grubun bir adı yoktu. Uzun zaman da olmadı. Grup,

ydlar sonra basında "Apocular" diye isimlendirilecek ve bk süre
böyle anılacaktı.

403

^

»

Yavaş bir tempoyla büyüyen, sınırlı da olsa bir kitle tabanı edinen grup, dört yıl sonra, 27 Kasım 1978 tarihinde, Diyarba¬ kır'ın FİS köyünde yapılan kongrede, "Partiya Karkeran Kurdis¬ tan" (PKK) adıyla partileşip kurucular kurulunu, yönetim organ¬

larını seçiyor ve Abdullah Öcalan liderliğinde tarih sahnesine çı¬
kıyordu.

PKK, radikal bir çizgi izliyor, bazen devlet güçleri, bazen de

karşıt Kürt grup ya da aşiretlerle çatışarak adını duyuruyordu.
1980'deki askeri darbe sürecinde PKK, devlet güçlerince kuşatı¬

lıyor, birçok militam ve kadro adamlan tutuklanıyor, Öcalan, ülke¬
yi terk edip Suriye, oradan da Lübnan'a geçerek kurtuluyordu. Kur¬ tulabilen öteki yöneticiler de ona karilmca, gerilla savaşını başlatma
hazırlıklanna girişiliyordu.

*

*

PKK, 15 Ağustos 1984 gecesi, 50-60 kişilik bir gerilla grubuy¬

la Şemdinli ve Eruh ilçelerini aynı anda basıp ortaya çıkarak, si¬
lahlı mücadele dönemini başlatıyordu.

Kasabaları işgal edip, bir süreliğine de olsa elde tutmak, An¬
kara'da şaşkınlık yaratmıştı.

Cumhurbaşkanı General Kenan Evren, "devlete silah çekme
cesareti gösteren teröristlerin, derhal yakalanarak, Türk adaleti¬

nin demir pençesine teslim edilmesini" emrediyordu. Muhalefet partileri, önce davranıp önlem almadığı ve "terö¬

ristlere gereken ders verilmediği için", Başbakan Turgut Özal'ın istifasını istiyorlardı. Başbakan Özal ise olayı Türk sol hareketle¬
ri penceresinden gördüğü için önemsemiyor, büyütülecek nitelik¬ te olmadığını söylüyordu.

Sol gençlik grupları zaman zaman radikal çıkışlar yapmış, fa¬
kat halk tabanında destek bulamadığı için tasfiye olmuştu. So¬ runları irdeleme, nedenlerle sonuçlar arasında bağ kurma alış¬

kanlığı

bulunmayan çevreler, PKK'nin de kullanılacak şiddet

yöntemleriyle aynı akıbete uğrayacağını sanıyorlardı.

404

Oysa, PKK'nin dayandığı gerçekler farklıydı. Geride duygulan yarah bir kitk vardı. PKK bu tabandan destek alıyor, lojistik ih¬

tiyaçlarını karşılıyor; bannma, yer edinme olanağı buluyor, karilımlarla büyüyordu.

50-60 kişilik bir grupla ortaya çıkan PKK'nin silahlı insan gü¬

cü, göz açıp kapanıncaya kadar diye tabir edilebilecek kısa bk zaman diliminde katlanarak büyüyor, hareket ise bkkaç yıl için¬ de. Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel'in deyimiyk "Cumhuri¬
yet tarihinin 29. Kürt İsyanı" haline geliyordu.

Demirel'in "29. Kürt İsyanı", rakamı hayali, ama isyan nite-

lemi doğruydu. Çünkü olay, PKK hareketi olmaktan çıkmış, hal¬
kın destek tabanına oturmuştu. 17 bin 500 "faili meçhul" cina¬

yet ile yakılıp yıkılmış 4 bin köy bunun göstergesi, kanıtıydı.
TC, isyanı bastırmak için bütün olanaklarını seferber etmişti.
Basın ve televizyon, "terörist" diye adlandırılan gerillayı yıpratıp

gözden düşürme ve propaganda aracı olarak kullanılıyordu.
1991 yılında, ordunun insan gücü ve savaş teknolojisini isyan

bölgesine yığdıktan sonra, tank, top, uçak, helikopter ve çağın di¬
ğer savaş araçlarıyla "topyekûn mücadek" stratejisini uygulama¬

ya başlamıştı. "Özel Tim" adı verikn polis birlikkri de ordunun
yan destek gücü görevini görüyordu.

Ayrıca, Osmanlı'nın "Kürdü Kürde vurdurma" yöntemi de
devreye sokulmuş, Hamidiye Alaylan'nın benzeri olan "Korucu¬

luk" sistemi yürürlüğe konmuştu. "Ücretli askeriiği" andıran bu
sistemin korucuları arasında eski sabıkalılar yer alıyordu. Evleri, köyleri ateşe veriknkr ise, bunun nedenini, "koruculuğu kabul et¬
mediğimiz için" diye açıklıyorlardı.

2000 yılma gelindiğinde yakılıp yıkılmış köy sayısı 4 bini bul¬
muştu. Köy yakıp yıkmanın yanında, şehirlerin ortasında, gün ışı¬

ğında işlenen "faili meçhul cİnayetler"e ilişkin 17 bin 500 dosya,
savaşın kirli yüzüydü.

Savaşın en büyük acısını, her yaş ve cinsiyetteki sivilleri kap¬

sayan cinayetler, tecavüz, işkence, insanlarm kaybedilmesiyle; köylerin, dağların, ormanların, ekinlerin, bağ, bahçe ve tarlalann

405

yakılmasıyla, hayvan sürülerinin yok edilmesiyle Kürtler yaşıyor¬ du, ama "topyekûn mücadele" ilan eden devlerin kayıplan da bü¬ yüktü. Mafya çeteleri ve kiralık terikçilerin de kullanılmak zo¬
runda kalınması, ekonomik, siyasal ve sosyal hayatı kabusa dö¬
nüştürüyordu.

Bir bütün olarak, Kürdere verilen bunca zarara, çektirilen acı¬

lara rağmen, gerüla Türk devletinin alt yapısına yönelmiyor, ha¬
yati önemde ve can daman sayılan yollara, köprü ve barajlara

ilişmiyor, şehirieri felç eden eylemlere başvurmuyordu. Bk yö¬
nüyle genel tahripkârlığa, büyük yıkımlara girişmiyordu.

Türk devleti, başa çıkma olanaklan yetersiz kalınca, dış yar¬

dım arayışlanna hız vermiş, NATO'nun üyesi olması nedeniyle
Avrupa ve Amerika'nın desteğini sağlamıştı. Avrupa ülkeleri,

yardım çerçevesinde TC'ye silah satıyor, PKK'yi yasa dışı ilan ediyor, militaniannı tutuklayarak, dolaylı yoldan katkı yapıyor¬

du. ABD ise teknoloji, istihbarat, uzman yetişrirme ve yürütülen
stratejilere destek vererek, doğrudan savaşan taraf pozisyonunda
duruyordu.

Öte yandan TC, 1995 yılında, Ortadoğu'nun en güçlü askeri
yapısı İsrail'le işbiriiği anlaşmalan imzalayarak, onun desteğini de
yedekliyordu.

TC, 1998 yılında, Amerika'nın askeri gücünü de arkasına ala¬

rak yeni bir taktik uyguluyor, PKK lideri Abdullah Öcalan'ı banndıran Suriye'yi savaş tehdidiyk hedef alarak, Öcalan'ın teslim
edilmesi isteniyordu.

Suriye, ilk hamlede direnince, Türkiye ve Amerika, 1998 Eki¬

minde, savaşmaya hazır olduklarını ortaya, koyarcasına, Suriye
sınınndaki İskenderun körfezine yığınak yapıyorlardı. Türk askeri ve sivil yöneticileri, açıktan açığa savaş sözcüğü¬

nü telaffuz ediyor; basın, askeri güçler arasında karşılaştırma yaptıktan sonra, Şam'ın kısa zamanda ele geçirilebileceğini yazı¬
yordu.

406

Suriye açısmdan durum ciddiydi. Amerika ve İsrad destekh
Türk devletiyle savaşı göze alacak güçte değildi. Mısır Devkt Başkanı Hüsnü Mübarek, savaşı önkmek için
Ankara ile Şam arasmda arabuluculuğa başlıyor, birkaç görüş¬

meden sonra Türkiye açısmdan sonuç alınıyor, Abdullah öcalan,
9 Ekim 1998 tarihinde Suriye'yi terk etmek zorunda kalıyordu.
Öcalan, gizlice Rusya'ya geçiyordu.

Fakat ABD, peşini bırakmak niyetinde değildi. Amerika nın

Kaflcas petrollerini Akdeniz'e akıtma projesi için Kürtkrm soz ve

karar sahibi olması gerektiğini açıklamış olan Öcalan adım adım izleniyordu. Rusya ise ağır bir ekonomik kriz içindeydi. Amenka,
bu açıdan Rusya'nın yumuşak karnını yakalayıp tehdit ediyor yar¬

dım vaadinde bulunarak, Öcalan'ın sınır dışı edilmesini sağlıyor-,
du. Başlangıçta destek veren, hatta parlamentonun alt kanadı Duma"da sığınma hakkım onaylayan Rusya'nın tutumu, para karşılı¬
ğında değişiyordu.

Öcalan Yunanistan'a geçiyordu. Yunanistan, Türkiye ile Kıb-

.

,

ns ve Ege sorunları yüzünden yıllardan beri, resmen dan edilme¬ miş savaş halindeydi. Amerika faktörü burada da ortaya çıkınca,

siyasi sığınma istemiyle Italya'nm başkenti Roma ya gidiyordu.
Kürtkr, destek için, beş kıtadan Roma'ya akıyor, onbmlerce
kişi, günlerce sokak ve meydanlarda yatıp kalkıyordu. Türkiye'de ise italya'ya karşı resmen ilan edilmemiş bir savaş

haH hakim oluyordu. Ankara'daki elçilik binası sarılıyor, sokak
gösterilerinde İtalyan sebze ve meyveleri çiğneniyor, giyim eşyalan

^^^Türkte'de, Öcalan'ı destekleyen Kürtlerden yüzlercesi gözakına alınıyor, bazıları meydan dayağından geçiriliyor, linç manzara¬

ları yaşanıyor, iki Kürt linç edilerek öldürülüyor; evler, iş yerlen
saldırıya uğruyordu.

italya Başbakam Massimo D'Alema, uzun sure Amerikanın

..

»

ı

> .

basküanna karşı direndikten sonra, sonunda Ocalan'dan u^eyı terk etmesini istiyordu. Amerika'nm baskıları yüzünden Oc^
lan'ı kabul edecek ülke de bulunamıyordu. Öcalan, İtalya dan
aynldıktan sonra tekrar Yunanistan'a gidiyordu.

407

Bu aşamada Türkiye, Yunanistan ve ABD arasında yürütülen gizli pazarlıklarda sonuç alınıyordu. Türkiye'nin, Ege'deki ada¬

ların silahlandınlmasından vazgeçme dahil, birçok anlaşmazlık konusunda verdiği tavizlerden sonra anlaşmaya vanlıyordu.
Simitis başkanlığındaki Yunanistan hükümeri, Öcalan'a, "Amerika'nın baskısı yüzünden ülkede tutamayacaklarını, gü¬
venli bir ülke aradıklanm" söylüyor ve bindirildiği uçağı Ameri¬

ka'nın kontrolündeki Kenya'ya uçuruyor, sonra elçiliklerinde tu¬
tuyordu.

Ankara'da, "onu alma" hazırlıkları başlıyordu.

Türkiye'den gönderilen özel uçağın Kenya'ya hareket ettiği
gün ise, Yunanistan elçisi, Öcalan'a kendisini saklayamayacakla-

nnı bildiriyor ve başının çaresine bakmasını istiyordu. Öcalan'ın güvenli bir yer bulununcaya kadar elçilik konutunu terk etmeye¬
ceğini bildirmesi üzerine, elçi kalabileceğini söylüyordu.

Elçilik görevlikri, 15 Şubat 1999 tarihinde, aranan güvenli ül¬ kenin bulunduğunu, bu ülkenin Hollanda olduğunu bildiriyor,
uçağa bindireceklerini söyleyerek elçilikten çıkanyor, dışarda

bekkyen Amerikan ajanlarına teslim ediyorlardı. Onlar da, hava¬
alanındaki özel uçakta bekleyen Türk ajanlarına...
*

*

*

Ustaca kamufle edilip havaalanında beklemeye alınan Türk

uçağına binen Öcalan'ın koUanna yapışıp ilaçla bayıltmışlar,
gözlerini de bağlamışlardı.

Bu görüntüleri daha sonra, önce Türk, ardından dünya tele¬
vizyonlarında yayınlandı.

Kürt liderin yakalanması, Ankara'da zafer şenlikleriyle kudanıyor; sokaklarda davullar çalınıp göbek atılıyor; binalara, yolla¬
ra bayraklar asılıyordu.

Beş kıtaya yayılmış Kürtler ise elem, öflce, hüzün ve düş kınk-

hğıyla adeta ayaklanıp sokaklara dökülüyoriardı. "Biji Kurdis¬
tan- Yaşasın Kurdistan, Biji Serok Apo-Yaşasın Başkan Apo" slo-

ganlanyla Amerika, İsrail, Türkiye ve Yunanistan karşın gösteri¬
ler düzenliyor, temsikiliklerine saldınyorlardı.

408

Kürtler, katı, otoriter sisteme rağmen Türkiye'de bile gösteri¬

ler düzenliyor, göstericilerden yüzlercesi gözaltına alınıp işkence¬
den geçiriliyordu.

Türkiye dahil, dünyanın çeşkli yerlerinde 70 Kürt, uluslarara¬

sı ittifakın gazabını protesto için bedenini ateşe vererek intihara
kalkışıyordu.

İmrah, Marmara Denizi'nde gözden uzak, yaklaşılması yasak, mahkûmlar ve siyasi idamlar adaşıydı. 27 Mayıs 1960 darbesinden

sonra idama mahkûm edilen Başbakan Adnan Menderes ik iki ba¬ kanı Hasan Polatkan ve Fatin Rüştü Zorlu, gözden uzak bu adaya
götürülüp asılmışlardı.

Ada, o günden sonra yarı açık cezaevi olarak kullanılıyordu.

Öcalan yakalandıktan sonra, Imralı boşakıhyor, askeri yasak
bölge ilan ediliyor, burada tek kişilik hücreye kapatılıyordu. Bu arada hükümet, gazetekrle televizyonların Öcalan ve Kürt

isyancılar için kullanacakları sıfatlan, deyimleri bir genelge hali¬ ne getiriyordu. Genelgeye göre, "Kürt" ve "Kurdistan" deyimkri asla kullanılmayacak, isyancılar için "terörist", Öcalan içinse
"terörist başı" ya da "bebek katili" denilecekti.
Medya, emre sadakatle uyuyordu...

Arkası kesilmeyen sorgulamalar sürerken, bir yandan da
"yargılama" hazırlıkları yapılıyor, Öcalan'ı yargılamakla görev-

kndirilen Ankara iki Numaralı Devkt Güvenlik Mahkemesi Imrah'ya taşınıyordu.

Mahkeme asker-sivil karmasıydı. TC'nin aday adayı olmaya

çabaladığı Avrupa Birliği, asker karışımı mahkemekri meşru bul¬
muyordu. Tepkikri dindirmek ve daha sonra Avrupa insan Hak¬ lan Mahkemesi'nde TC'nin mahkûmiyetini önlemek için, mah¬

kemenin yapısını değiştirdiler. Askerkri geri çekip, yerine siville¬
ri atadılar.

Mahkeme, duruşmalara alınacak izkyici ve medya görevlile¬

rinin sayısını sınıriandırmıştı. Karara göre Öcalan'ın yakın akra-

409

balarından 12 kişi duruşmaları izleyecek, 12 avukat da savunma¬ sını üsdenebilecekri. Savaşta yakınlarını kaybedenlerle avukada-

n da "müdahil" olarak duruşmaya katılabilecekti. Yakınlarını
kaybeden Kürder için böyle bir kontenjan yoktu.
Duruşmalardaki görüntüleri yerli ve yabancı medyaya sunma

yetkisi ise, devlet kurumları olan Anadolu Ajansı'yla TRT'ye veril¬
mişti.

Öcalan, mahkemeden önce televizyonlar ve basın tarafından
kamuoyu önünde yargılanıp mahkûm edilmişri bile. Her gün, her
an aşağılanıp küçük düşürülmeye çalışılıyor; bakanlar, milletve¬

killeri, hukukçu ve eski askerlerin karildığı televizyon tartışmala¬
rında idamın kendisi değil, zamanlaması ve biçimi tartışılıyordu.

Öcalan'ın duruşması, 31 Mayıs 1999 günü Imralı adasında
başladı. Aynı gün, Bursa'nın Mudanya ilçesinde, duruşmalar bo¬
yunca sürecek "idam şenliği" başlatılıyordu. Birinci Dünya Savaşı sonrasında Osmanh imparatorluğu'nun

teslim anlaşmasını imzaladığı tarihi Mudanya, bayram yeri hali¬
ne getirilmişti. Binalara dev Türk bayrakları asılmış, bazı yollara

zafer takları kurulmuş, liman, zafer sloganlarıyla donarilmışri.

İlçenin iskele meydanında davuHar, zurnalar çalınıyor, "Apo'ya
ölüm" naraları arasında halay çekiliyor, göbek atılıyordu.

Organize kalabalıklar, ellerinde Türk bayraklarıyla, "şenlik ve

zafer gösterileri"nde yer almak üzere otobüslerle, otomobillerle
Mudanya'ya akıyor, "Apo'ya ölüm" naralan ata ata meydandaki şenliğe kanlıyor, kimileri idam sicimini havada döndürüyordu. Şenlikçiler, "şehk yakınları" sıfariyla "devlerin misafirle¬

ri "ydi. Devlet, misafirlerin rahan için fedakârlıktan kaçınmamış, her türlü hazırlığı yapmıştı. Yanp kalkma yerleri hazırlanmış, ye¬ meleri, içmeleri için de gazinolar, lokantalar organize edilmişri. Televizyon yayınlarının aynntdan da ihmal edilmemiş, kasa-

410

Öcalan'ın yakınlarıyla avukatları. Davamn sonuçlanıp. 29 Haziran." sözkrini yayınlıyor. bunlann. he¬ men asalım. sözlü ve eylemli saldırılarına hedef oluyor.banın sahilinde özel bk platform ayrılmıştı. İki oda arasındaki uzaklık kadar bir mesafeden duruşma salonuna geri¬ rilen Öcalan'ın bilekleri kelepçeleniyordu. linç edilmek isteni¬ yorlardı. bir sandalye ve mikrofon vardı. karann açıklanması ıçm saptanan tarih ilginçti. doğum yeri güvenli bulunmayanlar ya da Kürt ol¬ duğuna karar verilenler geri çevriliyor.. "galeyana gelmiş Türkler"in gazabma uğruyordu. Bulunduğu hücre. araya giren spikerier. gizH güçkrin işletmeci¬ leri tehdk etmesi sonucu kaldıklan otelden çıkardıyor. Televizyon kanallan. Kasabanın girişinde kimlik kontrolü yapılıyor. "yargılamayla zaman kaybetmeye gerek yok. çağ ve gün farkıyla ilginçti. Öte yandan. mahkeme salonunun bitişiğindeydı. Imralı adasına geçiş noktası yapılmış Mudanya. Öcalan'm akrabalanyk avukatian. Mahkemenin idam karannı açıkladığı 29 Haziran 1999 günü. küçük bir masa. "bu günleri gösterdiği için Allah'a^ şü¬ kürler olsun" bağnşlannı yayınlıyor. "Türk halkının duygulanmn temsilcisi" olarak ekrana geti¬ riyor. . Kürtler üze¬ rinde terörün gölgesi dolaşdrılıyordu. İstanbul ve Ankara başta olmak üzere. bu "tarafsız hava" içinde ve gösterilerin gölgesinde " yargılanıyor" du. ama banş ık demokrasi kavramlarını işliyordu. savunmasını yaparken ayrıntı olarak Kürt sorunu üzerinde durmuyor. bando mızıka ve davul zurna önünde göbek atanlann. Mudanya'da "galeyana gelmiş"lerin hakare¬ tine. Bölmede. barınacak yer bulamıyoriardı.. Mudan¬ ya'da kalacak. bir 411 . Öcalan. Karar günü. Öcalan. isyancı Kürt lider Şeyh Said'in 1925 yılında asılarak idam edildiği gundu. kasabaya sokulmuyordu. bazı kentlerde Kürtler.. Öcalan için kurşun geçirmez camdan özel bk bölme yapılmış- n. "be¬ bek karili" diyerek söze başlıyordu. Öcalan'ın yakınlarıyla avukatian dahil. elinde skimle ölüm naraları atarak sokaklarda gösteri yapan- lan.

Bu arada PKK cephesinde de gelişmeler oluyordu. Öcalan'ın avukatları. Mahkemenin onay kararı açıklandıktan son¬ ra göstericiler. bayraklar sallanıyor. idama karşı çıkan İnsan Haklan Derneği'nin genel merkezmi basıp. bilmiyorum. şarkılar söyleniyor. bandolar ça¬ lınıyor. ise onay için An¬ kara'da gösteriler düzenliyordu. "devlet konuğu" kalabalıklar sokaklarda göbek atarak. "şehit yakınları". televizyon ve gazetelerde. idam kararının bozulması için Yargıtay'da dava açıyor. Öcalan'ın bütün görüş ve isteklerine uyacağını açıklıyordu. Türk ırkçılarının avukadığıyla ünlenen ve eski bir gizli istihbaratçı olduğu söyle¬ nen müdahil avukatlarından Can Özbey'den yola çıkarak. genel başkan Hüsnü Öndül'ü dövüyor. bil¬ gisayar. ellerinde idam ipiyle sokaklarda dolaşıp sevinç gös¬ terilerine başlıyor. birin¬ ci sayfadan.kez daha şenlik alanına çevriHyor. Öcalan Ge¬ nel Başkan sıfatını sürdürüyor. elinde iple sokağa dökülenlerin görüntüleri doluyordu televizyon ekran¬ larına.. Tarih şimdiye kadar bu boy bir şenliğe tanıklık etmiş miydi. Amerika "öldürülmemesi" koşu¬ luyla Öcalan'ı teslim etmişti. Çünkü.. ilk duruşmada söylediği "PKK'nin silahları bırakabi- 412 . "İdam kararı" yerine getirilemiyordu. Duruşma günü Yargıtay binasının önündeki ağaçlar "ölüm sehpası" niyetine kullanılarak. ertesi günkü sayısında. PKK Merkez Komitesi. Öte yandan. Bundan sonraki süreçte. idam kararının ne zaman ve nasıl yerine getirileceği tartışmaları başlıyordu. davullar. zurnalar. dallanna Öcalan'ın fotoğraf ve makederi asılıyordu. 29 Haziran'ın şehitler günü olarak ilan edilmesini öneriyordu. marşlar. he¬ nüz açıklanmamış ve "bilinmeyen" kararı kudamaya başlıyorlardı. Hürriyet gazetesi. Öcalan. evrak ve eşyalan tahrip ediyorlardı. "hiçbir za¬ man gerçekleşmeyeceği" biline biline. sanki "Türke Türk propa¬ gandası" rüzgârları estirilircesine. İdam kararı açıklandığında şenliklerin coşkulu havası her yanı sarıyor.

leceği" sözünü hayata geçiriyor. Hemen ardından gerilla güçleri sınır ötesine çe¬ kiliyor. 2003 yılında. silahlar susuyordu. "savaş durumuna son verildiği¬ ni" açıklıyordu. "genel af koşu¬ luyla" silahlan bırakıp dağdan inebileceklerini açıklıyordu. 413 . Öcalan.

Demirtaş Ceyhun Ah Şu Biz Kara Bıyıklı Türkler 22. Jigalina Kurdistan Tarihi Anılar 26.Albay Reşat Halh Cumhuriyet Tarihinde Ayaklanmalar 19. Süreyya Aydemir Tek Adam 29.Mehmet Şerif Fırat Doğu İlleri ve Varto Tarihi 40.Yaşar Kemal Deniz Küstü 37.Tarık Ali Selahaddin 27.Garo Sosuni Kürt Ulusal Hareketleri ve Kürt-Ermeni İlişkileri 24Kılıç Ali Hatıralarını anlatıyor 3. Mıhoyan.ihsan Nuri Paşa Hatıralarım 35.Dr. X. Rogan Aşiret Mektep Devlet Kurdistan Tarihinde Dersim 38.Lord Kinross Atatürk 5. 1. Lazarev.Kemal Uzun Türkiye'nin Avrupa Yolundaki Engeli: Kürt Sorunu 18. 14- İsmail Beşikçi îskan Kanunu. O.Sina Aksin. 15.Uğur Mumcu Kürt-lslam Ayaklanması 20. Uluslararası Sömürge Kurdistan 15.Necip Fazıl Kısakürek Din Mazlumları 7. Rıza Nur Hatıralarım Hayat ve 8. E. /ö'« Türkler.Faik Bulut Dersim Raporları 39. Gasratyan.Halide E.Ksenefon Anabasis 10. 1. ittihat ve Terakki 42. Ş. ittihat ve Terakki 41.Mehmet Bayrak Kürtler ve UlusalDemokratik Mücadeleleri 2.İbrahim Arvasi Hatıralarım 30.Ehmede Kanî Mem u Zin 1 1.Metin Toker Şeyh Sait İsyanı 23.Alişan Akpınar.Amin Maalouf Arapların Gözüyle Haçlı Seferleri 6.Ş.Şerefhan Şerefname 12.Vecihi Timuroğlu Dersim isyanı 33.Cemal Madanoğlu Anılarım 32.Hüseyin Cahit Yalçın Siyasal Vasilyeva.Solakzade Solakzade Tarihi 13. Adıvar Mor Salkımlı Ev 16. A.Feroz Ahmed.Ziya Gökalp Türkçülüğün Esasları 9.E. Nuri Dersimi Hatıralarım.Doğan Avcıoğlu Türkiye'nin Düzeni 414 .Sıdıka Avar Dağ Çiçekleri 36.M.Falih Rıfkı Atay Çankaya 43. Eugene L.Remzi inanç Şey 34.KAYNAKLAR Kitaplar 21- Behçet Cemal Şeyfe 5a/f /yyam 1.Bedir Han Kürt Sorunu 17. M. S.Hıdır Göktaş Kürtler isyan Tenkil 31. Kemgin Osmanlı-Sefavi Döneminde Kurdistan Tarihi 4.Hasan Cemal Kürtler 28.Dr.

Kahraman Aytaç 53.Avni Doğan'm yaymlanmamış anılan 3.Barbaros Baykara Dersim 1938 50.TBMM Gizli Tutanaklar Dergisi 2.Hakimiyeti Milliye 5.Ulus 8.Hürriyet Diğer Kaynaklar 1. Sıvan Dersim Kaynak Kişiler 1.Özel arşivim 6.Melle Selim Taş 3.Ayın Tarihi 5.Dr.Resmi raporlar 5.Melle Şafii Ballı 4.Ahmet Emin Yalman Yakın Tarihte Gördüklerim ve Geçirdiklerim 4.Nokta 3. Darağacı 6.Cevat Oktay 7.Adım açıklamak istemeyen kurban ve tanıklar 11.Tan 10.2000'e Doğru 46.Dünya 4.Dava 47.İhsan Sabri Çağlayangil Anılarım 45.Hulusi Turgut Barzani Dosyası 55.Dr.44.Feyzullah Koç 8.Gerçek 48.Cumhuriyet 3.Musa Anter Hatıralarım 2.Demokrasi 415 .Ahmet Kahraman Cici Basın.M.Dursun Çakıroğlu 10.Oktay Verel Atatürk'le Bir Ömür 49.Kurum 4.Melik Fırat 51.Kazım Karabekir istiklal Harbimiz Dergiler 1.Mehmet Ali Birand Apo ve PKK 54.Resmi bildiriler 9.Radikal 2.Vatan 2.Aydın Saraç Gazeteler 9. Mehmet Emin Sever 5.Muhsin Batur Anılar Görüşler 52.Milliyet 7.Gülsüm Toker Mevhibe 6. Aladağ 11-ElifPolat 1.

.

258.112.115.356. 321. 89.360.382. 400 Atilla 24 Ahmet Emin Yalman 115 Ahmet İzzet Paşa 259 Ahmet Mithat Bey 89 Alaattin Fırat 210 Ali Baban 165 Avni Doğan 89 Aydın Saraç 190 B Babeuf 11 Ali Cemal Bardakçı 278 Ali Fethi Esener 385. 322.323. 88. Abdülmelik Fırat 71.217.303.255.344. 167. 311.324.282. 272 Abdülkadir Sido 133 267. 172.335.241. 179.341. 77. 93. 150.270. 321 Alişan Bey 267.334. 321.288. 108. 90. 40.307.240. 66.183.392 Abdullah Alpdoğan Paşa 338. 348.275.390. 139.289.347. 329.142. 80. 274 Bedirhan Bey 37. 56.ÎSÎM İNDEKSİ Alişer 78.352. 45. 76. 61. 320. 390 Abdullah Öcalan 402. 268 Behçet Cemal 85. 57. 169. 146 Ali Şükrü 270. 319.278. 51 Bediüzzaman (Saidi Nursi) 93 Alişan 274. 82. 184. 49. 312.223.227.226 Ali Rıza Septioğlu 184 Balikanh Hacı Halit 165 Balkanlı MoUa Emin 164 Barzani 51. 140.308.370. 96 Ali Rıza 152. 51. 397 Bahçeli Hacı Hamdi Bey 89 Bahri Bey 165 Ali Haydar Dikmen 77. 281. Alişan Beyzade Mustafa Paşa 320 137. 406 Abdullah Sadi 134 Abdurrahman Paşa 36 Alpaslan Türkeş 183 Arap Abdi 164 Aşkotanlı Paso 147 Atatürk 55. 330. 310. 67. 320. 104.336. 182 Abdürezak Bey 51 Adevi Aziz 237 309. 404. 108 Bedir Han 57 Ali Said Paşa 67 Ali Saip Ursavaş 133. 119. 275.146. 175 417 . 68.273.338.345. 41. 140. Abdülhamit 48. 95.269. 332.231.268.180.

179.51 Cemal Süreya 210. 335. 158. 221. Fuad 133 Dr.262 Cemil Paşazade Ekrem 133 Cevat Oktay 86 Cevdet Sunay 385. 314 Fakih Hasan Fehmi 164. 222. 405 116. 227. 360 Cemal Bardakçı 279. 174 Diyarbakırlı Ahmet Cemil 133 Dr. 277. 355.258. 127. 355 Binbaşı Kasım 64. 338 Cekdet Bey 213 Celal Bayar 340. 184. 401. 327. 205.261. 122. 401 Cemal Kutay 183 Diyarbakır Valisi Mithat 140. 329 D Dadinanlı Temo 101 Damat Ferit Paşa 62 Bira İbrahim 215.Bertal Tanrıverdi 357 Beşe 255. 395 Cemil Paşa 259 Edrise Betlise 32 Elif Hatun 318 Emin Avni 62. 139. 354. 255. 165. 73. 148. 318 Dr. 75. 95. 293. Sait Kırmızıtoprak 357 E-F Ebul Hayca 26 Cemal Madanoğlu 204 Cemal Paşa 18. Demirel 142. 387. 409 Çamurekli Zeynel Ağa 263 Çanh Şeyh Abdullah 164 Canlı Şeyh İbrahim 164 Çapakçuriu 165 Süleymanoğlu Yusuf Ferhat Bey 233 Feridun Fikri (Düşünsel) 276 418 . 171 Fatin Rüştü Zoriu 183. 281 Cemal Gürsel 240. 119. 319. 51. 385. 386. 67. 336. 189 Derikli llyas 89 Derikli Necim 89 Dijana Hesse Sori 237 Bitlisli Idris 32 Botan Miri Bedirhan 183 Boynukara Hıdır Paşa 257 Bülent Ecevit 142 Divriğili llyas 133 Diyadinli Temur Ağa 165 Diyap Ağa 255. 268. 135 Enver 18. 356 Ç:Sl Can özbey 412 Can Yücel 285 Cavit Ekin 166 Cebrail 297. Nuri Dersimi 251. 218. 184. 220. 259. 402. 224. 316. 340. 386 Erbilli Nafiz 133 Erdoğan Örtülü 145 Faik Bulut 291. Rıza Nur 227 Dr. 399.

158.Ferit Mekn 135. 61. 216. 104. 300. 99.196. 237 FethiOkyarl08. 268. 64. 140 Goltz Paşa 52 Gulabi Ağa 43 Hıdır Göktaş 293 Hıdır Paşa 257 Hikmet Çetin 142 Hoca Askeri 133. 81. 237 General Alpdoğan 295. 137 Huvit Reisi Nuh 123 Hüseyin Avni 56 Hüseyin Cahit Yalçın 115 Hacı Musa Bey 63. 95. 390. 398 G-H Garipli izzet Bey 164 Hasan Hayri Bey 57. 109. 214 Haydar Bey 274. 398. 73. 66.213. 174 Hanili Salih Bey 158. 47. 321 Helmut von Moltke 38 Hese Gene 315 Garo Sasuni 108. 92. 123. 302. 87. 136. 109. 69.121. 281. 258 ibrahim Tali (Öngören) 217. 61. 137 Hovvland Shaw 144 Hulusi Turgut 403 Husse Telle 220 Güle (Güllü Aladağ) 351 Guloe Kollo 121 Gur Huso (Kurt Hüseyin) 221 Hacı Abdullah 133 Hacı Ahti 133. 217 Hüseyin Reşik 318 Hacı Talat 110 Hüsnü Mübarek 407 Hafız Paşa 38. 60. 39 Halborili Hasan 339 Halis Bey 215. 227. 392 General Moltke 52 General Mustafa Muğlalı 400 General Mürsel 90. 419 . 87. 104. 320. 68. 172 Hanili Şeyh Adem 164 Harputlu Şeyh Celal 164 Hasan Cemal 142 Fevzi Bilgin 184 Fevzi Çakmak 217. 224. 399 Ferzende Bey 214. 68. 62. 82.154. 158. 105. 112 Han Mahmut 41 Hanili Hacı Salih Bey 164 Hanili Mustafa Bey 164. 218 Halit Bey 31. 96. 227 1 Ibişî Seyik Ali 315 ibrahim Arvasi 147 ibrahim Bey 344 ibrahim Paşa 50.152. 216. 103. 230. 83. 303. 117. 98. 171. 63. 275. 216. 215. 276 Hasenanlı Halid Bey 63. 220.

284. 354. 96. 313. 79. 227. 398. 118. Gasratyan 55. 287. Mehmed Ali Paşa 39. 249. 113. 68. 103. 66. 236. 119. 262. 128. 109. 73. 394. 226. 188. 207. 222. 351 Kasım 42. 286. 27. 278. 140. 223. 75. 68. 301. 404 Kerem Bey 158. 112. 262. 400 Ivo Beg 219. 97. 66. 137 Kenan Evren 386. 281 Ibrahime Husseke Telle Paşa 237 99. 86. 98. 158 Kasım (Ataç) 47. 66. 283. 233. A. 234. 40 Mehmet Akdağ 250. 228. 173 izzettin Paşa 277 M. 265. 324. 39 ismail Hakkı Paşa 44 ismail Müştak Bey 348 Kılıç Ali 141 Kör Halil Paşa 263 Kör Hüseyin Paşa 50. 303. 120. 198. 1. 146. 340 ikinci Abdülhamit 47 İkinci Mahmut 37. 224. 220. 23. 49 Lord Kinross 139. 259. 261. 45 Kamer oğlu Fındık 336 Kamil Mahor 237 Massimo D'Alema 407 Kamuran Bedirhan 213 Kara Kazım Paşa 267 Kargapazarlı Halit 165 Mazhar 146. Kürt tarihçi Şerefhan 28 91. 33 idrisi Bedisi 34 ihsan Nuri 47. 149.225. 4ZO . 121. 64. Menyukov 43 K Kahraman Aytaç 78. 105. 235. 216. 297. 278. 56 M. Mahmut Bey 60. 390. 221. 309. 225. 191. 261. 61. 210. 39. 109. 114. 387 Kamer Ağa 315 Madenli Kadri Bey 164 Mahmut Altunakar 205. 213. 140. 226. 134. 158 Kasım Fırat 175 Idris 32. 217. 218. 232. 214 ihsan Sabri Çağlayangil 306. L:M Lazarev 22. 280. 123. 140. 24. 227. 38. 300. 69. 228. 236 Ksenefon 23 ismail Top 324 ismet Paşa (inönü) 56. 281. 282. 263. 223. 215. 101. 235. 144. 163 Müfit Kansu 133.211 296. 165 Mangur Hamza Ağa 46 Mar Şamun 40. 206. 117. 216. 168 285. 220 Lütfi Müfit Özdeş 133. 353. 349. 147. 61. 307. 242 Kavalalı Mehmet Ali Paşa 52 Kazım Paşa (Orbay) 110. 225. 266 Kemal Fevzi 133. 237. 127. 100.

116. 91. 259. 61. 258. 276. 379 P-R-S-1. 101. 261 Musa Anter 27. 82. 335. 83. 77. 321. 356 Piranh Molla Mahmut 164 4ZI . 98. 91. A. 138 121. 339. 75. 82. 356 Mehmet Emin Sever 60. 393 Mevlana Halid 70. 123. 192 Nakipzade Bekir 89 Melle Şafii (Ballı) Necip Ağa 103. 184 N-O N. 182. 278. 104. 65. 38 Mirza Ali 336 Oktay Verel 312 Osman Bölükbaşı 387 Osman Nuri Paşa 99. Palulu Abdullah Sadi 133 Mustafa (Miço) Ağa 268. 398. 68. 127.117. 99. 280. 235 Metin Toker 86. 31 Nurullah Bey 41 Mir Muhammed 36. 64. 37.217 Mehmet Tevfik 133 Melik Fırat 73. Muhsin örtülü 145 Muhyettin Aygören 184 Murat Paşa 52. 399 Mehmet Ali Efendi 252 Mehmet Bayrak 70. 130. 293. 140. 121 Mustafa Zihni 62. 92 Mevhibe İnönü 307 Nuri Dersimi 252. Halfin 43 N. 200 68. 97. 90. 129. 128. 181. Marr 11 Nafiz Bey 133 Melle Hadi 38 Melle Selim 63. 83. 69. 257 Nihat Saltık 395 Nikitin 24. 66 Mehmet Halit Fırat 99 Mürsel Paşa 89. 106. 350. 120. 118 Moğol Hanı Hulagü 27 Muhsin Batur 370 Osman Paşa 41. 117 Necip Fazıl Kısakürek 146 Neşet Paşa 256.178 Melle Yadin 116. 173 Mehmet Şerif Fırat 67. 71. 103. Y.Mehmet Ali (Menteş) 295 Mustafa Barzani 403 Mustafa Kelo 237 Mustafa Şahin 213' Mehmet Ali Birand 341. 141. 135 Musyanlı Molla Cemil 165 Muşlu Mehmet 165 Mehmet Fuat Fırat 184 Mutkili Hacı Musa 64. 130 Minorsky 28. 73. 183. 102. 166. 66. 25 Meme Kek 315 Memo ve Nadir 216. 265. 391.

249. 130. 291. 372 Salim Başol 215 Seid Abdülkadir 45. 388. 337. 81. 118. 314. 172 Rıfat 133 Richard 26 Robespierre 11 348. 350. 341.Prof. 63. 261.390. 330. 147. 241. 276.320. 257. 131. 296. 315. 322. 336. 324. 166. 275. Halil inalcık 17 Ragıp Gümüşpala 386. 323.119. 138. 353. 254. 99. 300. 43 Silvanlı Şeyh Şemsettin 164 Simon Radev 144 Rohat Alakom 214 Sabiha Gökçen 307. 274 Sultan Abdülhamit 18. 304. 269. 327. 349. 253. 65. Revanduzlu Ali Saib 47. 79. 100. 293. 27 Semih Paşa 37. 254. 350 Süreyya Örgeevren 133. 325. 130 Selahaddini Eyyubi 25. 326. 78.388. 132. 349 Saddam Hüseyin 26 Sadiye Telhe 83 Said Bey 39 Sokrates 11. 143. 336. 392. 252.213 286. 136. 340.391. 38. 33 Spartaküs 11 Sakallı Nurettin 79.316. Dr. Rayber 252. 77. 338. 318. 309. 344. 98. 371. 153. 159 Şah ismail 29. Sultan Mehmet 15 Süleyman Bey 165 238. 217. 332. 263. 308. 41 321. 46. 272. 324. 277. 49. 292. 360. 322. 298. 149. 258. 31. 261. 350. 336. 310. 293. 345. 337. 329. 339. 279. 252. 265. 306. 60 Sultan Celaleddin 27 Salih Paşa (Omurtak) 217. 391. 261 Seid Muhammed 132 Seid Resul 236 Şeyh Abdullah 84. 267. 120. 135. 159. 262. 282.318. 83.317. 54. 302. 316. 355. 301. 270. 30. 328. 331. 117. 255. 337. 351 Reşit Paşa 37. 146. 133. 87. 335. 360 Seid İbrahim 251.315. 346. 334. 61.392 Seid Taha 45. 97. 227. Reşik Hüseyin 251. 44. 4Z2 . 291.319. 134. 280. Şatoğlu Salman 355 Şerefhan 30 Şerif Paşa 50. 262. 388 Seid Resule Berzenci 235 Seid Rıza 11. 326 Şatoğlu Mehmed 293 Seid Bertal Tanrıverdi 77 Seid Hüseyin 78. 299. 168 Solakzade 32. 240. 146. 393 Reşat Halh 62. 62. 338. 266. 33 Şahin Bey 188. 121. 260. 286. 361. 321. 255. 32. 70. 88. 193 268. 278. 281. 351. 251. 297. 312. 349. 250. 390. 70.

181.113. 122. 64.184. 65.226. 348 Şeyh Barzani 238 Şeyh Hasan 71. 104. 86. 269 216. Timur 28. 139. 258 255. 51.158. 128.198. 167. 165. 128. 169. 75.132. 329 Şeyh Muhammed Berzenci 50 Şeyh Ömer 89. 118. 63. 184. 93. 67. 12. 91. 128 117.155. 50. 164 Şeyh Said 11. 49. 347 Şükrü Sekban 213 Şeyh Ali Rıza 65. 143. 82. 98. 70.159. 97. 281.411 Şeyh Selahaddin 178. 170 Şeyx Şebabettin Efendi 180 Şükrü Kaya 282.218. 90. 119. 237 Tahsin Ekinci 184 Talat 18. 164.107.106.118.127. 88. 94.213.128. 20. 171.179.178. 164.105. 73. 172. 105. 124. 70. 287.111. 84. 181. 45. 69. 148. 107. 71. 272.402. 62. 123. T-U Taceddin 27. Uğur Mumcu 74. 72. 87. 131 Vasıf Paşa 25 4^3 . 84. 89.350. 104. 269.183. 126.109.188. 78.112. 155. 104. 139. 88. 147.149. 85.125. 319. V-Y-Z Vahdeddin 55.199.160. 170. 92. 73. 155.189. 161.151. 140. 46.188. 273. 163. 90 186.208.177. lûl. 102.195.226 Şükrü Sökmensüer 341. 280. 79. 184 Şeyhanlı Hüsso 334 Şeyx Abdürrahim Efendi 180 Şeyx Ahmedi Cani 179 Şeyx Bahaeddin Efendi 179 Şeyx Diyaeddin Efendi 180 Şeyh Abdülkadir 233 Şeyh Abdüselam Barzani 51 Şeyh Ahmet 89 Şeyh Ah 45. 344. 83. 164. 274 136. 226 Vali Memduh Selim 212 Şeyh Şerif 77. 99. 125. 102. 57. 138. 76. 122. 74.180. 159.190.126. 121. 271. 95.276 Şeyh Tahir 184 Valirii Hoca Sadık Bey 164 Vanlı Rasim 66 Vasıf Çınar 183 Şeyh Ubeydullah 45. 130.116. 181. 61. 130. 77. 83. 87. 164. 81.164. 141. 162. 66. 22. 139.124. 327. Tansu Çiller 142 Tank Ziya Ekinci 142 Termili Şeyh Abdullatif 164 Termili Şeyh İsmail 164 Tevfik Celal 66 80. 72. 54. Tokiyanlı Halit oğlu Kamil 164 Topal Osman 79. 96.130.150. 106. 120.178.276. 103.

337 Yezdişer 41. 32 Yaşar Kemal 240. 274 Zoravalı Şeyh Cemil 165 Zülküf Bilgin 184 4Z4 . 78. 63. 320 Yusufanlı Kamer 78. 297. 350 Zeynel Altıntaş 382. 66. 383. 32. 105. 130. 87. 359 Yusuf Redkini 237 Yusuf Selahaddin 25 Ziya Hurşit 273. 109. 42 Yılmaz Güney 216 Yusuf Ziya Bey 61. 33 Yetim Hüseyin 297. 64. 384 Zilan Bey 237 Ziya Bey 259 Yunus Nadi 317.Vasilyeva 23. 103. 81. 68. 349. 79. 241 Yavuz Selim 30. 157. 77. 158. 131.

.

. Yılmaz Güney Elsanesi. Yazarın kitaplarından bazıları ise şunlar: Bize Özgürlük Verdiler. Değişik gazele ve yayın kurunnlarmın Ankara temsilciliği. 1976 yılında Yodıdcn Yetmişe Masallar.. genel yayın yönetmenliği ve genel müdür yardımcılığı yaptı. dergilerde röportaj yazarlığı. dergilerde yayınlanmış röportajları işle Biz adıyla kitaplaştı. Hanedan. Gazetecilik çalışmaları arasında. Ankara'da. Bunu. nnuhabir olarak gazeteciliğe başladı. 1977 yılında yayınlanan Boğulan Başkan kitabıyla yaptı. Üç Asılmışların Hikayesi. 21 yaşında öğrenciyken. Kurtarıcılar. İktisadi ve Ticari ilimler Akademisini bitirdi. Gazetecilik araştırmasına dayalı ilk çalışmasını. orta ve lise öğrenimini tamamladı. Bana Paya Deyin. çocuk edebiyatıyla kitap dünyasına girdi.Ahmet Kahraman. günlük gazetelerde köşe yazarlığı. Masal öykü karışımı Kınalı Keklik işe 1981 yılında. değişik okullarda ilk. Hayaletler Prensi. 1984 yılında. Mesleğin her kadennesinde çalıştı. 1985 yılında Darağacı ve 1986'da da Sanık Ayağa Kalk! izledi. Anadolu Ajanşı'nda yönetim kurulu üyeliği. ertesi yıl Banş Toprağı yayımlandı. Islamköylü Sulu ve Bir Dönemin Türk Büyükleri..

You're Reading a Free Preview

İndirme
scribd
/*********** DO NOT ALTER ANYTHING BELOW THIS LINE ! ************/ var s_code=s.t();if(s_code)document.write(s_code)//-->