KURT İSYANLARI

Tedip ve Tenkil

o

o

o

^

>

I

ı

<

\^'

I
1^

te. o

V>
'

■:i«p.-,.-4-jr.-v,'

AHMET

KAHRAMAN

EVRENSEL

BASIM
YAYIN

-vn^i;

^
EVRENSEL
BASIM YAYIN

AhmetKahraman

Kürt

isyanları
(Tedip ve Tenkil)

Doğa Basın Yayın

Dağıtım Ticaret Limited Şirketi Tariabaşı Bulvarı Kamer Hatun Mah. Alhatun Sk. No: 27

Beyoğlu / İstanbul
Tel: 0212 361 09 07 (pbx)
Faks: 0212 361 09 04

web: www.evrenselbasim.com e.posta: bilgi@evrenselbasim.com

Evrensel Basım Yayın - 237

Kürt Tarihi ve Kültürü Dizisi - 4

Kürt İsyanlari
(Tedip ve Tenkil)

Ahmet Kahraman

Kapak Tasarım
Savaş Çekiç

Birinci Basım

Ekim 2003

İkinci Basım
Eylül 2004

ISBN 975-6525-48-7

Baskı

Ayhan Matbaası
lYûzyıl Mah. MaıSil. S, CaJ. No: 47 Bağcılar 02I2.Iİ29 01 65)

Kürt

'

isyanları
(Tedip ve Tenkil)

.İÇİNDEKİLER önsöz birinci Bölüm ^^ TC resmi tarihi ve Kürtler 15 Kürtler ve isyanları ikinci Bölüm 22 Hizbe Azadiya Kurdistan ve Albay Halit Bey .....102 108 Okyar gidiyor. İnönü geliyor 112 Şeyh Said yakalanıyor Binbaşı Kasım anlatıyor ÜÇÜNCÜ BÖLÜM H^ 123 Seid Abdülkadir ve davası Diyarbakır'daki zafer şenliği istiklal Mahkemeleri 130 138 141 Şeyh Said davası Toplu idam karan idam töreni ve yan yana 47 sehpa 1'*^ 1^° 165 Babalar. 58 Şeyh Said Efendi Şeyh Said ve Seid Rıza Şeyh Said halka karışıyor 69 76 81 Piran'da silah sesleri Diyarbakır muhasarası ve isyanm kaderi 84 86 Türk basını isyanı gizliyor 93 Bir ajanın portresi Yenilgi ve dış destek dedikleri Başbakan. "amaç Kürtçülüktür" diyor ^^ . oğullar ve torunlar 177 .

286 Müfreze kolları Dersim'i sarıyor Kadına tecavüz ve Seid Rıza'nın yeniden çıkışı .DÖRDÜNCÜ BÖLÜM Islahat planı ya da tedip ile tenkil Tanıklar ve resmi belgeler Babamı diri diri yaktılar Hayali isyanlar ve sürgün yollan 186 191 198 203 BEŞİNCİ BÖLÜM 212 Hoybun ve isyancılar ibrahim Paşa Bildiri savaşları 218 224 Ruslar ve Iran da savaşa giriyor Ateş çemberi Resmi tarih ve Yaşar Kemal 228 233 238 Katliamcı asker anlatıyor 242 ALTINCI BÖLÜM 249 250 Dersim sırasını bekliyordu Rızo Osmanh'nın son dönemlerinde Dersim 256 Seid Rıza şerefine bando-mızıka ve "koşun yiğitler vatan imdadına." Erzincan'ın kurtuluşu ve Dersim Generali Koçgiri isyanı ve Dersim 258 262 267 Seid Rıza ve Dersim kıskacı 275 Tehlike çanları ve ismet Paşa'nm raporu Tunceli yasası.. 281 . 289 293 Halbori gözeleri 297 . göbek havaları ve şapkaya hücum . ..

isyan KAYNAKLAR ISIM indeksi 398 414 417 .yedinci bölüm Bomba yağmuru Bombacı Amazon Sabiha 303 307 Dersim dağlan yanıyor Alişer ve Baytar Nuri Dış destek ve Bese'nin ölümü Seid Rıza barış görüşmelerine gidiyordu 312 319 325 328 Bir garip yargılama infaz görevlisi Çağlayangil anlatıyor 332 340 Sehpadaki babalarla oğullar sekizinci Bölüm 349 Dersimliler kurtulduk diye sevinirken 353 Kan sesi Ölüm kafilesinin 6 yaşındaki yolcusu Resmi söylem ve Pülümürlü Ele 357 360 365 General'in utancı Mağaralarda ölüm 370 375 Bebekleri de yakarlar Zeynel Çavuş'un madalyası Kurtarıcısını arayan Paşa 380 382 385 Adı da yok olan tetikçi Kırım istatistikleri ve sürgün DOKUZUNCU BÖLÜM 388 393 29.

.

varlıklarını koruya¬ bilen Kürtler. altüst edilmiş. aynı zamanda. gerçeklerin biryana. kitabın böyle bir iddiası yok. Rus sosyal bilimci N. adeta sipariş üzerine. Sokrates'ten Spartaküs'e. yurtlarının parçalanıp bölünmesine rağmen. Kitap. hayali isyanların gölgesinde. "kendisi" olmaktan çıkarıl¬ mıştı. Şeyh Said İsyanının gerekçesi çarpıtılmış. Asılmış Kürt liderlerle "Kürt isyanları"nın dosyasını.. bu kitap. "tedip ile tenkil" vardı. TC tarihine serpilmiş "siyasi amaçh idanılar"ı yazarken. 1980'lerin başında. bu ne¬ denle daha derinliğine bir bakış için ayırdım.. 20. olamaz da. Örneğin resmi tarihin rakamlandınldığı sayıda Kürt isyanı yok. ağırlıklı olarak Kuzeyli Kürtlerin. sürgün ve asimilasyon fırtınalanyla savrulmalanna. kardeşlerin birbirini aradığı bir tarih''tir. yüzyıla sarkan trajedik mücadelelerine genel bakıştır. Fakat. Bu mücadelenin yarattığı so¬ runlar ve trajedilerin bir kanlı harmanı. Ortadoğu'nun en eski halklarından biridir.. Robespierre'den Babeuf e kadar.. Marr'ın deyimiyle. Şeyh Said'in hikâyesi ise şaşırtıcıydı. Sı¬ nırlı kapsamı içinde.. Başka bir deyişle Kürtlerin tarihi. Y. burada yaratılan kültürün mi¬ rasçıları. Bölge¬ nin yerlileri olarak. davasına inanma ve üs- II . "anne ve babaların kayıp evlatlannı. "rejim doğruları"nın öte yana savrulduğunu gördüm. ma¬ sa başında yemden üretilerek.. Kürtlerin bütün bir siyasal tarihi değildir. ama. "tarihin üvey evlatlan"dır.ÖNSÖZ Soykınm. pek çok kişi. "var olma" mü¬ cadelesi olarak çıkıyor karşımıza. Bu pencereden bakıldığında Kürtlerin tarihi. yenilmiş olmasına rağmen.

başı dik olarak celladın önüne yürümüştü. benzeriydi. Ama. Kitabın ilk baskılarını okuyanlardan. Özel araştırma ve tanıklardan edindiğim bilgilerin dışında. araştırma yazısı ve pek çok da kitap yayımlandı. Başka bir deyişle "duygusal" bulanlar. "içine duygu sinmiş" di¬ yenler çıktı. Yazdıklarına karşılık hayatının yansım cezaevinde geçirerek bedelini ödeyen İs¬ mail Beşikçi. öteki çalışmalar birbirinin tekrarı. Bu teknikle kaynakları met¬ nin içinde vurgulayıp. Şeyh Said.. tek bakışlı çalışmalardı. Resmi tarih. 2001 yılında Almanya'da yayımlanan.. Bir yönüyle. Bu kitabı.tüne düşeni yapmanın huzuru içinde. ama ezilenleri bir kez daha mah¬ kûm eden. gerçeklerin tarihinde isyan yoktu. röpor¬ taj. "altta kalanların" sesine de yer verilerek. olay ve durumların kendisi baştan başa iz . resmi tarih ve devlet raporlarından alıntının ya¬ nında.. bütünlük içinde eriterek işledim. elbette pek çok kaynaktan da yararlandım. bilimsel formülasyon adına. onun sonunu noktalayan nedenlere "Dersim İsyanı" diyordu. Ama ben ne yapayım ki. cellatlarıyla şakalaşıyordu. sayfa altlarını. * * * "Kürt isyanları" hakkında. bölüm sonlarını "dip¬ notlar" ormanına dönüştürerek okura eziyet edip. "resmi tarihi" yaratanları gözeten. muhafızları¬ nın görüş ve bakışını pekiştiren. tek yanlı. Ama alıntı yaparken. güçlük çıkar¬ maktan özellikle kaçındım. altı ay sonra ikinci baskı yapan bu kitapta. Mehmet Bayrak ve benzeri birkaç kalemi hariç tutar¬ sak. Ayrıca. yazarın taş duyarsızlığında olması mümkün değildir. tek yanlılık ve tek pencereden bakış açısı aşıldı.. sayısız makale. bugüne kadar. tek sesli. Seid Rıza trajedisinin dokusu ise ayrıydı. ölüme yürürken. farklı kılan özellik buydu. Okura kolaylık olsun diye bütün ki¬ taplarımın genel tarzı olan ve çağdaş pek çok yazarın da tercihi olan "röportaj" tekniğini kullandım.

bütünün algılanıp.birer acı nehriyse. Başka bir amacı yoktur.. "resmi tarihin maskını aralar¬ ken". "On söze".. Tanıklığına başvurduğum bazı kişiler. anlaşılması için somut olaylar ve tarihe tanıklık edenlerin ayrıntılı anlatımlarıyla örneklenmiştir. Ahmet Kahraman Hamburg Haziran 2003. İn¬ san hayatına saygım nedeniyle. bir "son söz" ekleyecek olursak eğer. Yazar açısından da amaç. . 13 . bu kitap. yazarlık ödevi ve insanlık görevi saydım. bir halkın çektiği acılar. . ilk içeriğe bağlı kalınmak koşuluyla yeniden göz¬ den geçirilip düzeltmeler. ekler yapıldı. yüzbinlerce kilometre karelik alana yayılmış kan golleriyle. Ben yaratmadım acıları. kitap. İstanbul baskısı için kitabı gözden geçireyim derken. korku çemberindekilerin isteğine uymayı. çağına tanıklığın gereğini yerine ge¬ tirmek ve insanlığın evrensel vicdanına karşı borcunu ödemek¬ ten ibarettir. Sadece olanları aktardım. tekrar yazılmasa bile. kendilerinin ve ailele¬ rinin güvenliği için adlarının açıklanmasını istemiyorlardı. insanlık yangınları bütünü değildir. bu yazarın kusuru değildir. Sadece.

.

Türklerin Orta Asya'dan çıkıp. Mitos haline getirilen kişilerin savunması niteliğindeki metin¬ lerde. Amerika'nın yerlileri olan Kızılderililer. yine hangi tarihte meydana geldiği meçhul. Osmanlılar bile "Türk"tü. 1920'lerden sonra masa başı buluşlarını. ilk uygarlığın yaratıcılarından Sümerler. sınır tanımaz boyutlara vardırıyorlardı. Etiler. Gerçekleri ters yüz eden "kaşif tarihçiler". Okul kitapla¬ rında. TC tarihi ise "masa başı üretim tarzı"nın koku ile ses¬ lerini yaya yaya karşımıza çıkıyordu. Kimi resmi tarihçiler. hayvanları evcilleştiren. "abartılarla" doludur. daha sonra tarih sah¬ nesine çıkan Selçuklular. başka kimlik ve şekil alıyor. yeryüzündeki halkların çoğu da Türklerin soyundandı. gerçekler eriyor. neresi olduğu kimse tarafından bilinmeyen "Orta Asya"da. Türk propagandasının fokurdamaları arasında. kafileler halinde yeryüzüne 15 . "siparişi veren müşteriyi memnun etmek" vardı. Türk tarihinin "başlangıcı". bütün ulusların resmi tarihi.BİRİNCİ BÖ LÜM TC RESMÎ TARİHÎ VE KÜRTLER Genel bir söylemle. hâlâ Sultan Mehmet'in tek¬ nelerini karadan kaydırarak bir koydan ötekine aktarıyordu. Asurlar. "elalem ne der?" kaygısı yok. Macarlar. beyzadeden sipariş alan kunduracı yakla¬ şımıyla tarih üretiyorlardı. kağıdı. bir "kuraklık ve kıthk"tan yurtlarını terk eden Türklerin soyundandı. Zaten. varlık içinde yaşar¬ ken. Ateşi. Selçuklular ve Osmanlılar. yazıyı bulan Türklerdi. Resmi tarihçilere göre. TC'nin en saygın tarihçilerinden biri. Türkler ise evrensel uygarlığın tek yaratıcısı oluyordu. Çin masal ve efsaneleri. Onlar için gerçeklerin dinamiğinde. buğdayı keşfe¬ den. bazen "masa başındaki keşif ve icatlar"ın gölgesinde. yaşanmışlıkların kınntdan bile seçilemi- yordu.

Afganistan dağ¬ larından koptuktan sonra. Huzuru kılıcın keskin ağ¬ zında arayanlar. Kürdistan'a ardı arkası kesilmeyen "te¬ dip ile tenkil" seferleri düzenliyordu. Orijini ne olursa olsun.dağılıp medeniyet ışıklan saçması. askerlikte. aşağılamak istediklerine "Türk" diyorlardı. ı6 . Kabuk yönetim. hırpalana hırpalana 1800'lerde iyice yorgun düşmüş. Nedeni ne olursa olsun. "kuraklık ile kıtlık" değil. gür ateş üzerinde kaynayan bulgur kazanının fokur fokur yüzeyini andırıyordu. Mora ya¬ rımadasında kırım yapıyor. sivil bürokraside yer vermiyor. çok halklı bir imparatorluktu. imparatorluk. niteliği her nedense açıklanmıyordu. gerçek hayat¬ larında o kadar Türk'tü ki. yaydıkları medeniyetin içeriği. Altında farklı dil ve dinleri barındıran bir kabuk. Osmanlı devleti. etnik homojenitesi bulunmayan. isyancıların üstü¬ ne. bağımsızlaşma istemiyle başlattıkları is¬ yanların dipten gelen dalgalarıyla sarsılıyor. Fakat. aynı kıyımı Bulgaristan ve Bosna ile Sırbistan'da tekrarlıyor. Osmanlıları meydana getiren 300 çadırlık aşiretin Afganis¬ tan'dan göç nedeni. tıpkı daha önce aynı coğrafyadan yo¬ la çıkan Selçuklular gibi Hazar Denizinin kuzeyinden Bizans ül¬ kesine geliyor. çatı yapıydı. yankıları günümüze kadar gelen terörle yürüyordu. Türkleri eşiklerinden içeri sokmuyor. "Türk" sözünden bile hoşlanmıyor. çobanlık ve askeri hizmete karşılık bugünkü Söğüt yöresine yerleşiyor. top¬ lumsal fokurdamanın önüne geçmeye çalışıyor. tam "huzur buldum" dedikleri sırada Arabistan ayaklanıyordu. kılıç zoruyla halkları bir arada tutmaya. olsa olsa kabileler arası çatışma olabilirdi. kendilerine "Türk" diyenleri. * Afgancanın "Peştun" diliyle konuşan Osmanlılar. çağın gelişmelerine ayak uyduramadığı için geri kalmış¬ tı. Halkların ayrışma. oklarla gösteriliyordu. burada Osmanlı devletini kuruyorlardı. hakarette bulunmuş kabul ediyor.

imparatorluğun ayrı parçasından geliyordu. Halil inalcık. kökleriyle bu topraklara ait olan halklar. zorunlu resmi dil de Türkçe oluyordu. Pomak. insanların "topyekûn Türk" olmadığını söylüyorlardı. kendilerini ittihatçıların "Türk¬ lük" ideolojisinin mirasçısı olarak görüyor ve Türkiye Cumhuri¬ yetini bu temel üzerinde inşa ediyorlardı. Arnavut. "tek ırk" ideolojisi egemen kılınıyor. Yeni ideolojiye uygun tarih tezleri ise bu süreçte geliştiriliyor. Bosnalı. birçok halkı "Türk" yap¬ makla birlikte. Gürcü. üs¬ tünde inşa edildiği toprakların tarihsel adı. Kafkaslı Türk. Osman¬ lı ailesi dahil bütün Müslüman halklar "Türk". havaya karışıp yok olmuş sayılıyor¬ du. İngiltere. Giritli Müslüman Türk. Kuruculardan her biri. Abaza. yeryüzü haritasında. Bunlar¬ dan Prof. Tatar. Bu bakış açısıyla. Ama. aniden buharlaşmış. Türkiye Gumhuriyed'ni oluşturan mozaiği şöyle açıklıyordu: "Türkiye bir göçmenler memleketidir. "buharlaşmayı" yadırgıyor. Çerkez. yüz binlerce insan ana vatana gelip sığınmışlardı. Anadolu. Kırımlı Türk. 10 Ağustos 1995 tarihli "Yeni Yüz¬ yıl" gazetesinde yayınlanan röportajda. resmi Türk tarihçiler bile. Türki¬ ye Cumhuriyeti (TC). farklı kök ve kökenden. Amerika milledni 17 . imparatorluğun sonunu hazırlayan ittihat ve Terakki Partisi okulunun mezunları ya da kadro adamlarıydı. Türkiye Cumhuriyetine (TC) kadar. olmamıştı. "Tür¬ kiye" adını taşıyan bir toprak parçası yoktu. TC'nin. Trakya ve Kürdistan'dı. galip devletler tarafından kurdurulan bu devletlerden bir tanesiydi. Fran¬ sa ve daha sonra da Almanya'nın himayesinde ayakta kalan im¬ paratorluk parçaları üzerinde. 24 ayrı devlet kuruluyordu. » TC'nin kurucuları. Oysa.Saray yönetimini şaşkına çeviren isyanların hızını koruduğu bir sırada Birinci Dünya Savaşı patlak veriyordu. Son yüzyıl içinde. Dr. Balkanlı Türk. icat ve keşiflerle tarih üretiliyor. ken¬ dini Osmanlı Türk kültürüne bağlı hisseden insanlar.

Almanları "korsan" yerine koyu¬ yorlardı. Enver ve Cemal Paşa'lar. Talat. Fransa ve ingiltere'nin müttefiği Rusya'nın kıyılarını topa tutmuş. 1908 yılında. Rusya ve italya'dan oluşan "emperyalist batı ittifakı". Biraz daha geriden alırsak. Fakat onlardan farklı olarak beş yüz yıl imparatorluk içinde yaşamış. Fransa. Osmanlı ordusunu "kiralık asker" misali dünya savaşı cephesine sürmüş. 1914 yılında durup dururken Osmanlı devletine saldırmış. "adı var. ingiltere. 120 bin kişilik bir orduyu yazlık elbise. Fakat. iki Alman savaş gemisi Goeben ve Breslau'ya da Osmanlı bayrağı çektirip. Rus toprakların¬ da ilerleyerek "anayurt" Orta Asya'yı "fethedecek" ve bu toprak¬ lar üzerinde. Sarıkamış'a yığmıştı. istanbul'da kurulan hayaller Sarıkamış dağlarında bo- ı8 . bunları atlayarak "yok" saymıyor ama iki Al¬ man savaş gemisinin. Ordu. "Büyük Turan Türk imparatorluğu" kuracaktı. Enver Paşa'nm emriyle toplarını ateşlediği¬ ni de inkâr ediyordu. Resmi tarih. yırtık postalla Rusya cephesine sürmüş. Bu amaçla. "habersizce" gemile¬ rine Osmanlı bayrağı kondurup Rus kıyılarını bombalamışlardı. "emperyal" niyetle saldırıp savaş ilan eden Osmanlı dev¬ letiydi. kaynaşmış insanlardır.meydana getiren göçmenlere bir bakıma benzetilebilir. Bütün bunların altındaki "emperyal" niyet de şuydu: Itdhat ve Terakki adıyla Sultanlığın iktidarını ele geçirmiş ırk¬ çılık." Yine resmi tarihe göre. Oysa. Resmi tarihçilere göre. kendisi yok" hale getiren Itdhat ve Terakki Cemiyed'nin (Partisi) üçlü diktatörü (Triumvira). savaş ilan etmişti. Enver Paşa'nm Alman komutana yazdığı emirname ortada olduğu halde. Almanlar. yerine oturttukları Sultanı da. Almanya ile anlaşmış. Sultan'dan habersiz. imparatorluk topraklarım işgal edip parçalamıştı. bir darbeyle ikddan ele geçirip Sultan Abdülhamit'i deviren. "ileri" komutuyla hamle edecek. 5 milyon ingiliz altını karşılığında. Alman imparatorluğunun yanında yer almakla genişleme ha¬ yallerini gerçekleştirecekti.

90 bin asker donarak. "yedi düvelle savaş" yoktu. bu yenilginin yıl dönümleri. Türkiye Cumhuriyeti'nin (TC) kuruluşuna ilişkin sayfaları da bir tuhaftı. 19 . Örneğin. Engelsiz kalan Rus orduları. 1930 yılında meydana gelmiş bir "Mene¬ men Isyanı"ndan söz ediliyordu. halkın.zuluyor. çarpıcı bir örnekti. Kimi Cumhuriyetçiler de savaşta yer aldıkları için mi. Filistin cephesinde uyguladığı bu savaş taktiğini Ça¬ nakkale boğazında da tekrarlıyor ve boğazın yamaçları 250 bin as¬ kere mezar olduktan sonra ingiltere donanması istanbul'a ilerliyor¬ du. "zafer" kazanmış oluyordu. "isyanın" öteki adı. has¬ talıktan kırılarak saf dışı kalıyordu.. ingiltere'ye karşı verilen savaşta. 120 bin kişilik ordu yerinden kımıldayamadan kar. Resmi tarihin. bundan sonra ellerini kollarını sallaya sallaya Kürdistan'a girip diledikleri kadar ilerliyordu. toplu halde düşman mevzilerine saldırtıyor. Biliyoruz ki. "Zafer" kutlamaları sırasında. "şanlı zafer" şenlikleriyle kudanıyordu. sağ kalan varsa. Çanakkale boğazında yaşanan savaş. Ma¬ reşalin savaş taktiği basitti: Elinin altındaki asker kalabalığını. kış. rüyası bile görülmemişti. Mareşal. gerçeklerin di¬ linden uzaktı. Oysa.. "yedi düvele karşı verilen savaştan sonra" diye anlatılıyordu. ingiltere ile italya tarafın¬ dan terk edilen Yunan birliklerini kovalamak ve yer yer çatışmala¬ ra girmek vardı. vurulan düşüyor. ingiltere donanmasının Çanakka¬ le boğazını geçip istanbul limanında demirleyerek şehri işgal ettiği söylenmiyordu. bit ve salgın hastalığa teslim oluyor. Menemen'de ise böyle bir ayaklanma olmamış. Cumhuriyet tarihinin "iç isyanlar" sayfası da. * Yenilgilerin "zafer" şeklinde gösterilmesi resmi tarihin bir di¬ ğer sayfasıydı. Alman Mare¬ şali Liman von Sarders Osmanlı ordusuna komuta ediyordu. Kuruluş. sade¬ ce geride kalmış ve müttefikleri Fransa. 1915 yılında. taraftarlarının katıldığı ayaklanmadır. bilinmez.

"Türk" kimliği boyunlarından aşağı asılıyordu. Gerçeklerin böylesine tırpanlandığı sistemin tarihinde. 1925 yılında yürürlüğe giren "Şark Islahat Planı" ile Kürtle¬ rin dili. Onları "medenileştirmek". Ama resmen "olmayan" Kürtlerin isyanları "var"dı. hiç olmadın" denilerek. herhalde safdillik olurdu. iç ile dış etkilenmelerden arındırmak için.1930 baharının "bağ budama" zamanında. ta istanbul'dan. Sarıkamış'tan Meneme'e getirip idam ediyordu. Kürtler resmen "yok"tu. mek. bir sabah. olup biten¬ lerden habersiz muhalifleri. uslandırmak" demektir. terbiye etmek. "Kürt isyanları"nın bastırılması amacıyla. Osmanlı dönemin¬ de.. "sen. artık "sömürge bile değil. naralar atan esrarkeşler kendileri¬ ni tutuklamaya gelen askeri birliğin başındaki teğmeni öldürüp ba¬ şını kesmişlerdi. bir¬ birine bağlı. onlara.. 1921-40 yılları arasında. "miras" gi¬ bi kabullenip kullandılar. Bunların tümü. birbirini tamamlayan sayısız "tedip ve tenkil hare¬ kâtı" tazelendi. Menemenliler. Kürtler üzerine düzenlenen "yok etme ve bastırma" seferle¬ ri bu deyimlerle adlandırılıyordu. Fakat. Ankara olayı "isyan" olarak adlandırıyor. "yola getir¬ . kültürü yasaklanıyor. budama işi arayan beş esrarkeş kasabaya gelmiş. Türk Dil Kurumu'nun sözlüğüne göre Tedip. gerçeklere uygun biçimde not edilmesini bek¬ lemek. Cumhuriyetçiler. tarihin oluşumundan beri kendi yurtlarında yaşayan ve bölgenin en eski halkı Kürtlerin tarihteki yerini almasını. onlara ilişkin olaylarla durumların doğru. varlıkları inkâr ediliyor. neredeyse "Kürtlerin iyiliği için"di. kafaları dumanlı bir halde kahvede dini konuşmalar yapıp. alt sömürge" oluyordu. kasabada kimsenin tanımadığı beş kafadarın yaptıklarım tiyatro sahnesi gibi uzaktan seyretmişti. "Tedip" ve "tenkil" Arapça deyimlerdir. ismail Beşikçi'nin deyimiyle Kürt coğrafyası. "Var" olduklarını söylemek suçtu.

rahadıkla bu sözleri bağırıyor ve huzur içinde yaşayıp gidiyorlardı. "birinci sınıf vatandaşları"nın Türk ol¬ duğunu kanıtlıyorlardı. başkasına korku ve ibret verecek biçimde cezalandırma. evlatları kırılsın diye ikide bir isyan ediyorlardı. "hiçbir sorunlan bulunmayan" Kürder. ortadan kaldırma. dünyadaki güç¬ lü mevkilere çıkmasını istemedikleri için "Türk oğlu Türk" olan ve "kart kurt" sesine kanmış saf vatandaşları. Fakat. Bütün kışkırtmalarına rağmen."Tenkir'in sözlük anlamı ise şöyle açıklanıyor: "Kamuya zararlı kişi ya da topluluğu. ayaklarından çıkan "kart. TC.. es¬ ki zamanların birinde. basit yoldan giderek Kürderin hiç olmadığını. "Var olduklarını" söylemek yalandı. Türk düş¬ manlarının uydurduğu gibi "Kürt" diye bir halk var olmamıştı. 12 Eylül darbesini yapan generaller. (zamanı kendileri de bilmiyorlardı) kar üzerinde yürüyen Türklerden bazıları. Her şey gibi bu da. Çünkü. ya da rahat ve huzurdan bıktıkları için evleri. . Bu kanı ve tanımlama yanlıştı. "kart. Resmi söyleme bakılırsa. kurt" sesine kulak verip.. köyleri yok olsun. kurt" anlamında. dünya "Türk düşmanlarıyla doluydu. o arada aralarına sızmış "vatan haini terörisderle mücadele ediyor"du. TC'yi bölme çabasıydı. Türkleri kıskandıkları. kimi "kart kurtçular" da. "çağdaş medeniyeti yakalamış Türk devletine karşı kışkırtıyorlar"dı. fırdolayı düşmanlarla çevriliydi. TC'de Türk'tü." "Kürt yok" TC'nin birinci sınıf vatandaşları vardı. bu vatandaşla¬ rını şefkade bağrına basıyor. Generaller rejiminin "keşfine" göre. Zaten. "ne mudu Türküm diyene" diyen herkes. kendilerine "Kürt" demişlerdi. "sen aslın¬ da Kurtsun" diye kandırıyor. medeniyetin bütün nimetlerinden yararlanmaları için çalışıyor. Türk devleti. on¬ ların iyiliği içindi. "spor olsun".

1984 yılında Partiya Karkeran Kurdistan (PKK) öncülü¬ ğündeki hareketle "29" rakamına ulaştırıyordu. kağıt üzerinde tersine çevrilmiş "tedip ve tenkiP'di. KÜRTLER VE İSYANLARI Evrensel tarih..1920'lerden. Halbuki. bu sayılan doğrulamıyor. bin yılların sonlarında. "ol¬ mayan" Kürtlerin "isyanlarını bastırma" gerekçesiyle. analizci bir gözle değerlendirebilenler. özellikle 3-4. Onun dışın¬ da isyan yoktu. Ön Asya'da tarih sahnesine çıkmışlardır. Bilimsel bir açıyla bakıldı¬ ğında. 1940'a kadar. aynı tarihin sayfalarını dikkadice karıştıranlar. bunların büyük bir bölümünün "hayali" sayılar olduğunu görüyordu. 20. "Kürderin etnik ataları olarak kabul edilen halklar. "1... Karduklar ve öteki bazı boylardır" diye yazıyor. Bunlar Hurriler. 10. ancak yarım yamalak üç isyanm varlığından söz edilebiliniyordu. "Dersim isyanı yok. Osman¬ lı'dan miras üzerine "tedip ve tenkil" seferleri düzenlendi. Halk isyanından söz edebilmek için planlı programlı örgüt¬ lenme ve örgütlü eylem gerekiyordu. Lulubeler. Bunlar. Şeyh Said'in adıyla öz¬ deşleşen 1925 olayları. Kassiler. gerçeklerin tarihi. tekzip ediyordu. Oysa. "Tedip ve tenkiP'in kırım ile kan sesi arasında. Ağrı direnişi ve PKK hareketiydi.. tarihin en kanlı sayfalarından biri olan "Dersim olayları" resmi tarihte "isyan"dı. S. sayıyı. Resmi tarih isyanları. sayılar düzmece kalıyor. 3. Geride kalan 25 "isyan". Örneğin. Numaralandırılan "isyanların" izini sürüp. Rus ta¬ rihçi M. Kürtlerin köklerini ve insanlık sahnesine çıkış dönemlerini milattan binlerce yıl öncesine dayandırıyor. hemen hemen her baharda. . 28" diye sıralıyor. Lazarev. 2. tedip ile tenkil var" gerçeğiyle karşılaşıyordu.. "kaçışı kur¬ tuluş" sananlarla kovalayanlar arasında zaman zaman yaşanan çatışmalar "isyan" ise bu rakamlar doğru olabilirdi..

Kürderin etnik sentez sürecinin kesin ola¬ rak saptandığı kadim başlangıç merkezini de içine alan bu böl¬ ge. Ortadoğu'nun "otokton" (yerii) halklanndan başlıcası. Vasilyeva'ya göre. Başka bir anlatımla. eski çağlardan günümüze akmış nadir halklardan biriydi. direnerek. şöyle diyor: "M. Kürtlere ilişkin bilgiler. M. iç içe yaşadıklan. Kurdistan adı oldukça geç dönemlerde ortaya çıkmıştır. Kürt etnik sentezinin ilk kaynağı. yüzyılda yazdığı Anabasis adındaki kitabında Kürt¬ lerin varlığından. "devletsiz halk" Kürtlerin." Mezopotamya coğrafyasını gezen Yunanh komutan Ksenefon da.Yazara göre. Halaf kültürünün yerini daha son¬ ra Ubeyd kültürü almıştır. yurtlannın. yapısını koruyup. komşuluk ettik¬ leri birçok etnik variık. Iran kaynaklarına göre Kurdistan adı. ilk kez Selçuklu Sulta¬ nı Sencer zamanında kullanıldı. soykırımlar.Ö. Kürtlerin dolaysız atalarından söz edebiliyoruz. dağları kadar "bınge" (doğal derin¬ liklerinde). I. "Kurd" adı bu dönemde ortaya çıkmıştı. kendi topraklarında hayat bulan bir halktı. 8 bin yıl önce. yalnız Batı Asya'da değil. 23 . Kuzey Mezopotamya'da. yani çağdaş Kürdistan'ın tam merke¬ zinde bulunmaktadır. Rus tarih¬ çi E. Kürtler sayısız soykırıma. daha çok Arap ve Pers kaynaklarıyla ve yazadarının kalemlerinden günümüze gelebilmiştir.Ö. yaşama biçimlerinden söz etmektedir. etnik yüzünü. 1. dünya¬ da kendi etnik yüzünü koruyabilmiş nadir halklardan biri olarak belirliyorlar. sürgün ve asimilasyonlar so¬ nucu eriyip yok oldukları halde. Batılı kaynaklar. yok edici darbelere rağmen. Lazarev. Bu saptama ve hak teslimine göre. bin yılın ortalarından itibaren. dünya uygarlığının en kadim merkezlerinin filizlendiği top¬ raklardır. varlığını 600 yıl sürdüren Halaf kültü¬ rü. Batılı tarihçiler ise Kürderi. çev¬ rilmiş. etnik ya¬ pılarını koruyabilmelerini mucizevi başarı olarak niteliyorlar. 5. bu topraklar (çağdaş Kürdistan'ın Suriye'de kalan toprakla¬ rı) üzerinde ortaya çıkmıştır. "tehcir" (toplu sürgün) ve savrulmalara rağmen. kuşatılmış hallerine.

2-4 . aynı zamanda Arap egemenliğini kabul. 642 yılındaki Ne- havend savaşı ve onu izleyen Musul. Şorezor şehri ele geçiriliyor. fakat Kürtler. yaşamak¬ taydı. hayatı var eden aydınlığı. aydınlığın kutsiyeti. onları koruyan bir başka etmendi. Uzun muhasaradan sonra. ayı. 2000'lerde de hâlâ sürmekte. yüzyıllara yayılmış kesintisiz savaş ile soykırımlardan korunarak geliyorlardı. Avrupalılar. Kendi kültür ve medeniyetlerini de yaratan Kürtler. Islamiyetten önce Zerdüşt dinine inanıyor.. Dasin dağlarında Halife¬ nin ordularını bozguna uğratıyorlardı. Bu savaşlarda Kurdistan şehir ve eyalederi büyük zarar gördü. güneşi kutsal biliyorlardı. Aşiretsel ve güç¬ lü aile bağları.Lazarev'e göre Kürder. Islamiyeti gönüllü olarak kabul etmediler. O nedenle Selçuklulara da "Türk" diyorlardı. Cafer Faracis'in liderliğindeki isyancı Musul Kürderi 835 yılında Azerbaycan ile Ermenistan arasında kalan toprakla¬ rın büyük bir bölümünü ele geçiriyor. sahip oldukları doğal koşullar (coğra- fik yapı) ve ulusal sentez sayesinde. Güneş. Atilla dahil doğudan gelen barbarlara. dini yayma adı altında sınırlarına dayanınca. Arapları geriletmiştir. V. Müslümanlığı kabul etmelerine rağmen. kılıçlar çekiliyor. Şarezor savaşını Kürt tarihinin en önemli olayı olarak nitelendiriyor. Müslü¬ manlığı. P. Nikitin. daha son¬ ra da genel olarak Müslümanlara "Türk" diyorlardı. Kürtlerin bazı kesimle¬ rinde.. Tikrit ve Cezire direnişleri. kültür ve dört bucakta paylaşılan yaşa¬ ma biçimleri. Araplar ise kuzeyden gelen Müslüman göçmenlere "Türk" adınr veriyorlar¬ dı. ortak dil. isyanlar birbirini izliyordu. Araplar. ay ve aydınlık üzerinde yemin edilen kutsallıktı. Halifenin yönetimini kabullenmiyor. yüzydlara yayılan savaşlar başlıyordu. ona biat ve tes¬ limiyet olarak algıladıkları için direndiler. Kürder.

Nitekim. yaz aylarında ta Erivan ve Dovin yaylalarına kadar giden. kültür ve bilime büyük önem vermiş. ama Selçuklu akınları ve kanlı baskıları devam ediyordu. Revandi (Ravadi) aşiretindendi. Kürt Usıf e Selahaddin e Eyyub (Eyüb'ün oğlu Yusuf Selahaddin. Selahaddin. Arapça deyimle Selahaddini Eyyubi) bütün Müslü¬ manların Sultanı olana kadar. bütün çabalara rağmen Kürtlerin Araplaşması akim kalıyor. bu gücü ulusal amaçlar için kullanamıyor.Araplar. Yusuf Selahaddin'in kökleri. Vasıf adında¬ ki Selçuklu komutan daha da acımasızdı. Kürtlerle savaşta ye¬ tersiz kalınca. kendisi de islam alemine Sultan olduk¬ tan sonra. P. Islamiyetin iktidarını ele geçirince. Rus Kürdolog V. bilim ve kültürel alanla tanınmış bir aile¬ den geliyordu. Ailesi. Revan- di. Selçukluları "Hassa Ordusu". Selçuklulardan oluşan "Hassa Ordusu"nu öne sür¬ düler. Ama bu yenilgi Arap-Kürt savaşlarının sonuncusu olmuyor.. "Hasankeyf" yapılıyordu. "Selahaddin'in sağladığı imkanları. "beğenilen". çevresine döne¬ min bilginlerini toplamış. koyun sürüleriyle. ço¬ cuk. ihtiyar. kanlı boğuşma yüzyıllara yayılıyor. günümüzün deyimiyle bir tür "kiralık asker" niyetine kullanıyordu. Kürder rahat bir nefes alıyordu. aynı Kürtler. Yusuf Selahaddin. daha sonra TC tarafından de¬ ğiştiriliyor. Selçuklular acımasızhklanyla tanınıyorlardı. Cebel ve Fars'ta yenilgiye uğrattı. 10 ve 11. Ta ki. "Hınsı Keyf" diye de telaffuz edilen isim.. kadın ayırımı yapmadan önüne çıkan Kürtleri kılıçtan geçi¬ rerek Isfahan. uluslaşma yolunda kullanmayı kaçınyor"lardı. yüzyıllara sarkıyor. Türkçede. varlıklı. ^ . Kürdistan'ın en güçlü aşiretlerinden biri olan Hazbanilere mensuptu. Nikitin'in deyimiyle Kürtler. daha sonra Moğollar tarafından yakı¬ lıp yıkılacak olan dünyanın en zengin kütüphanesini kurmuştu. Fakat. Vasıf Paşa. ya da "hayran kalınan" anlamına gelen "Hüsne Keyf"liydi. "ümmetçi kalıpların içinde" kalıyor¬ lardı.

Haçlı komutanla¬ rı yenildikleri bu karizmatik lideri derin bir saygı ve hayranlıkla anıyorlardı. Avrupa da. ekonomik ve siyasal amaçlarını "din mihveri" etrafında birleştirmiş. 1169 yılında. Savaş ortamına rağmen. Kavmiyet yerine din savaşlarının verildiği böyle bir atmosfer¬ de. Sultan Selahaddin'in komuta ettiği ordular karmaydı. Kürtler açısından iktidarına baktığımızda. Selahaddin'in imparatorluğu Kürt devleti değildi. siyasal boyutlu olan Ortadoğu hamlesini. çok sayıda Kürt. hakkında sayısız maka¬ le ve pek çok kitap yazıyorlardı. "Aslan Yürekli Richard" diye bili¬ nen ingiltere Kralı Richard başta olmak üzere. Çok iyi bir öğrenim görmüştü. Selahaddin de. Eyyubi imparatorluğu Kürt değildi ama. bütün değerlerin önünde duruyordu. büyük bir askeri komutan. Komutan Selahaddin. hak ve hukuk göze¬ ten tutumuyla islam dünyasının tartışmasız lideri oluyordu. Richard'la olan ilişkileri. Kürtlük bilincinin üste çıkması. batılı yazarlar. Kürtlerin de yer aldığı Arap ordularına komuta edi¬ yordu. Selahaddin Tikrit'te doğdu. Adaleti. aske¬ ri ve sivil organlarm üst düzeyinde görevler almıştı. "ümmetçiliğin evrensel" açılımı. Kürt ve Selçuklulardan oluşuyordu. dönemin ön genel örgüsüne aykırıydı. kadim şehir Şam'ı ikinci merkez yapıyordu.Selahaddin'in amcası Şerkux (Dağ Aslanı). bazı ayrıntıların eklenme¬ siyle film konusu oluyor. Bu dönemde. onları esirgeyip koruduğunu. babası Eyub ise Saddam Hüseyin'in de doğum yeri olan Tikrit'in valisiydi. tümüyle ekonomik. Haçhlara karşı Akka kalesini savunmuş. atak ve akıllıydı. Selahaddin çok zeki. "Haçlı Seferleri" adını vermişti. Araplar¬ dan. en seçkin ordusunu Kürtlerden oluşturmuştu. Nitekim. "Haçla" kamufle etmişti. Haçlı ordu¬ larını Suriye'den Filistin ve kutsal Kudüs'ten söküp atıyor. 26 . Hakkari Kürtlerinden olan Ebul Hayca. Verimli toprakların ele geçirilmesini amaçlayan birleşik Avrupa ta¬ arruzlarına din örtüsünü çekmiş. ama "ulusal¬ cılığı" da yadsıdığını görüyoruz. bu ordularla Mısır'a girip Kahire'yi başkent yapıyor. Arap dünyasına hükümdar oldu. Selçukluların baskısına son verdiğini. da¬ ha sonra Kudüs valisi ve Eyyubi ordularının başkomutanı olmuştu.

1258 yı¬ lında Bağdat seferine çıkarken. Kürt savaşçılar. ufukta Moğollar görünüyordu. dağlara sığınarak katliamlardan kurtulmaya çalışıyor. ve "dünyanın dörtte birinde eşi benzeri bulunmayan" diye anlattıklan Erbil kalesini terk etmiyor- 2-7 . dedelerinin Eyyubilerin vezirleri so¬ yundan geldiğini söyleyerek kıvançlanıyordu. Uzun savaşlardan sonra "saldırmazhk anlaşma¬ sı "yla uzlaşmaya varılıyor. katliamları sıradan uğraş haline getiriyordu. yüzyıldaki Kilis valileri.Selahaddin ve Eyyub ailesinin adı. bunu bahane edip Kürdistan'a yöneliyor. emrinde çalışmış. Erbil valisi Taceddin. Tarihçilerin belirttiğine göre. Moğol. Kürder için bir onurlan¬ maydı. Kurdistan Mirlikleri barış ve sükûna ka¬ vuşuyordu. onlara hizmet etmişlerin kökünden geldiğini söylemek bile Kürder için gurur¬ lanma payıydı. Moğol Hanı Hulagü. Kirmenşah'ın kaderi¬ ni yaşamamak için kaleden çıkıp teslim oluyordu. Kürdistan'ın başkenti de Bahar'dan. Günümüz dünyasında da Selahaddin'in soyundan olmak onurlanmaydı. Rus tarihçi Lazarev'in aktardığına göre. 18. Selahaddin'in soyundan geldikleri için "Eyuboğlu"nu soyadı olarak aldıklarını söylüyordu. 1219 yılında Harzemşah devletine saldınyor. Selahaddini Eyyubi'den sonra. Ahlat ve Şarezor eyaletlerinde taş üstünde taş bırakmıyorlardı. Sultan Celaleddin kaçıp Kürdistan'a sığınıyordu. Eyyubilerle ilişkide bulunmuş. Cengiz ve komutanları yakıp yıkma¬ yı. Musa Anter'in yazdığına göre. Sultanabad'a taşınıyordu. 1231 yılında ele geçirdikleri Amed'te (Diyarbakır). Kürtler. dedelerinin Eyyubilere hizmet et¬ miş Mand'ın soyundan geldiğini söylemekle övünüyorlardı. Hasankeyf'den Trabzon'a sürgün edilmiş aileden olan şair ve ressam Bedri Rah¬ mi Eyyuboğlu'nun babası. Fakat çok geçmeden. Moğollar. valiye rağmen kaleyi teslim etmiyor. Kirmenşah'ta kadiam yapıyor ve şehri talan ediyordu. O dönemin Şirvan valileri de. Selçukluların Kürtler üzerindeki baskısı artıyordu. aile köklerinden gelmek bir yana. Yüzyıllar sonra bile.

Suriye üzerine yürürken. ordusunu yol boylarında "vur ve kaç" yöntemiyle hırpalıyorlardı. daha sonra Musul'daki komutanın işbirlikçiliğiyle. Ama bu Timur'a kesin zafer sağlamamıştı. Ti¬ karşı davranıyorlardı. Bidis valisi Hacı Şeref. Kürt tarihçi Şerefhan'ın. bağımsızlıklarını koru¬ yacak. ordusuna büyük zarar veriyor. 15. "Şerefname" adındaki kitabında an¬ lattığına göre. Bağdat'tan Azer¬ baycan'a dönüşü sırasında Kürderden ağır darbeler aldığını yazı¬ yordu. 28 . Hulagü. * s* Moğol mur'a istilalarında hazırlıklı büyük kayıplara uğrayan Timur'un Kürtler. saldırmasını beklemek yerine. bazı işbirlikçi Kürtlerin saf değiştirip. toplu kırıma tabi tutuyor. sonra Cizre ve Mardin'e saldırıp bu şehirleri ele geçiriyor. Moğol karargâhına baskın yapıyor. yüzyılda iç açıcı bir durumdaydı. Timur'un 1400 yılında. kendi halkına hançer çekmesi üzerine. daha sonraki yıllarda Akkoyunlular ve Karakoyunlulara karşı da yurdarını savunup. fakat bir baş¬ ka Kürt şehri olan Musul'da beklenmedik bir direnişle durduru¬ luyordu. Kürt Beylikleri. ertesi yd (1259). Fakat. Savaşçılar.lardı. ondan önce harekete geçiyor. Rus tarihçi Minorsky. Timur'la savaşın seyri değişiyordu. "Şerefname"ye göre. Fakat Erbil kalesi. Moğollar tarafından ele geçiriliyordu. müca¬ deleyi zayıflatmıştı. Arap ve Acem¬ lerle barış içinde komşuluk ediyor. mancınıklarını da yakı¬ yorlardı. ama bu arada Roma-Bizans topraklarında oluşan Osman¬ lı devletiyle yüz yüze geleceklerdi. Kürt ülkesinin Mirlikleri. refah düzeyi yüksek bir hayat sürüyorlardı. gece kaleden çıkıp. Mirlikler (Beylikler) Bizans. Timur'a biat etmiş. yolunun üzerindeki Hakyari aşiretini.

Sefaviler Pers iktidanm ele geçiriyor ve Birinci ismail olarak da bilinen Şah ismail 1501 tarihinde taç giyiyordu. yüzyılda başlıyordu. 1500'lü yıllann başında doğudaki komşulan Perslerie (Iran). öteki aşiretleri savaş gücü bakı¬ mından Hakkari emiriiği. kısmen özgüriüklerini kaybe¬ diyorlardı. mezhep" görünüşlü çıkar savaşlannın ortasında kalıyor. Hasankeyf. en gözdesi ve güçlüsü Avdalan (Evdalan) hanedanıydı. Bizans'la oluşturdukları iyi komşuluk ilişkilerini onlaria da sürdürmeye çalışıyorlardı. Erbil. Güçlü aşirederin ayağı üzerinde durup "Miriikler" (Beylik) ha¬ linde yaşayan Kürtler. Her biri. ayrı ayrı mezhebinin cazibesini öne sürüp Kürt¬ leri kazanmaya çalışıyordu. Kürder ise iki devi de üstüne saldırtmamaya özen gösteren yansız bir politika izliyordu. ikisi için de önemli stratejik ko¬ numdu. karşılıklı düşmanlık nedeni ola¬ rak kullanıyorlardı. Egemenlik sınırlan İran Kürdistam'nın batı bölgelerini de içine alan.Kürt Mirlikleri arasında. Doğu Roma (Bizans) toprakları üzerinde kurulan Osmanlı devletine. Kürtler. kendilerini Pers (Iran) ile Os¬ manlı imparatoriuklanmn dişlileri arasında buluyor. Osmanlılara "Romi". Günümüzün deyimiyle emperyalist ve birbirine diş biliyoHar- dı. Hayatta kalma şanslarını büyüme ve yayılmakta anyoriardı. Behdinan. Mezheplerinin mensubiyetini. 16. yüzyılda. "Romalıların ülkesi" anlamına gelen "Diyare Rome" diyor. So¬ ran ve ötekiler diye sıralıyordu. Aynı dönemde. Ara topraklan Kurdistan. Fakat. Komşulan birer imparator¬ luktu. zaiyata uğruyor. 29 . Şerefhan. Kürde¬ rin siyasal ve sosyal ilişkileri 15. "Romalı" niyetine "Rom". Afganistan göçmeni bir aşiret olan Osmanlı yönetimiyle. Evdalan'dan sonra. bugünkü Güney Kürdistan'ın tümünü kapsıyordu. batıda giderek yayılan Osmanlılar arasında baş gösteren çekişmenin sıkıntısını yaşıyorlardı. yerieştikleri top¬ raklara da. iki gücün farklı zoriamasıyla "din. Bohti.

"ziyaret için kimin öncülük ettiğini" soru¬ yor. 16. Hazırlıksız yakalanan Kürt Mirleri. Kurdistan Mirleri iki taraftan da gelebilecek tehlikeye karşı ha¬ zırlık yapıyor. Kurdistan 16. Şah Ismal'in kurduğu akrabalık ilişkisi üzerine. yüzyıldan itibaren merkeziliğe yöneli¬ yordu. Yavuz Selim Kürdistan'dan sonra. Şah ismail. Hasankeyf valisi Melik Halid ile Bitlis Miri Şerefin adını öğ¬ renince. Kürtleri yanına çekme entrikasıyla. bu arada yayılmak üzere. eğlence sofrasına davet ediyordu. Siirt'ten Cebakçur'a. Şah ismail. yüzyılın başlannda Kürdistan'ın tek merkezden yönetilmesi kısmen de olsa başanlıyor. tuhaf bir davranışta bulunuyor ve konukla¬ rının tümünü tutuklatıp sorguya çekiyordu. Tuhaflık bununla da bitmiyor. kimi de çatışarak direnmeye çalışıyordu. batıya yönelip. 30 . Kürt Mirlerini hoşnut tutan jesderde bulunu¬ yor. sıranın kendi egemenliğine geleceğini düşünerek. Şah ismail. bütün Kürdistan'ın emir ve valileri tarafından ka¬ bul edilen önder haline geliyordu. asla bir hükümdarın onu¬ runa yakışmayacak. kimi yan tes¬ lim halde yanına geçiyor. Şerefname'de belirtildiğine göre. Tutuklu Mirlere. Osmanlı Hanedanlığının başında. ele geçirdiği topraklarda. aralarında Hasankeyf. Kürdistan'ı işgal etmeye başlıyordu. hepsini serbest bırakıp. Pers-Kürt savaşı birkaç yıl sürüyordu. bütün Kürt illerine kendi adamlarını vali olarak atıyordu. 1511 yılında Hoy'a gidip Pers Kralı Şah ismail'i ziyaret ediyorlardı. "Korkunç" laka¬ bıyla da anılan Yavuz Selim bulunuyordu. Şah ismail. Pa¬ lu'dan Maraş'a kadar. iyi dileklerini bildirmek üzere. tutuklattığı Hasankeyf valisi Melik Halid'i görkemli bir düğünle kız kardeşiyle evlendiriyordu. di¬ yalogu derinleştiriyordu. Fakat. Cizre ve Bitlis valilerinin de bulunduğu on bir Kürt emiri. Osmanlı sara¬ yı da boş durmuyor. yerli yersiz zamanlarda armağanlar göndermeye başlıyor. * Bu sırada. Fakat Bohtan ile Çemişkezek'de zorlu bir direniş¬ le karşılaşıyor.Şerefhan'ın yazdığına göre. Pers ordularının karşısında bir varlık gösteremiyor. Amediye Emiri.

Kürt Mirlerinin Osmanlı ve Perslere karşı saptanmış ortak bir politikaları yoktu. bir süre sonra. Saldırganlığı nedeniyle Şah ismail'e tepkili olan pek çok Kürt Miri. adına para bastır¬ mış. Çaldıran Savaşı. Kimileri ise şaşkınlık içinde her gün karar değiştiriyordu.. sonunda başının belası olacak. Çaldıran'da. Minorsky'nin deyimiyle Kürtler. Perslerin yanında yer alan Halit Bey. bunlar¬ dan biriydi. Fakat. F. bir çarpışmada kolunu kaybedince Şah ismail ona som altından takma kol yap¬ tırmış. Yavuz Selim'in yanında yer aldılar. V. "düşmanımın düşmanı. Tarihçilere göre. Mirlerden her biri kendi doğrulanm uygulu¬ yordu. Bu yüzden birbi¬ rine kılıç çekecek hale geldiler.Perslere savaş ilan ediyor ve iki ordu. Halit Bey. Perslere karşı savaşmıştı. haremini. Sultanlığını ilan edip. Osmanlılar. Hınıs eyaletleri¬ nin yönetimini de kendisine bağışlamıştı. Şah ismail. 23 Ağustos 1514 tarihin¬ de. iki imparatorun çatışmasından yararlanacaklanna. 31 . savaşın dönüş yolunda. bu sayede kolay bir za¬ fer kazandılar. aynca Muş'un bir bölümüyle Malazgirt. Tarihçilere göre Kurdistan yöneticileri. Ya¬ vuz Selim taraflnda öldürülecekti. Şah'm himayesini kendi gücü sanmış. kollan budanmıştı.. dostumdur" düşüncesiyle. Bu nedenle büyük çoğunluk Yavuz Selim'in yanında yer alsa da Şah ismail'i destekleyenler de vardı. Van Gölünün kuzeydoğusundaki Çaldıran vadisinde karşıla¬ şıyordu. Şah ismail ile Yavuz Selim arasındaki çekişmeden yararianmayı bilemediler. Kurdistan tarihinin bir "mi- ladı"ydı. bununla da kalmayarak Yavuz Selim'in yanına geçmiş. Başka bir deyişle Kürdistan'ın Osmanlı ile Iran arasın¬ da bölüşülmesinin başlangıcı. Tutarsız biri olan Pazuki aşiretinin önderi Halit Bey. bölü¬ nerek tampon olmuş. tahtı ve hazinesini savaş ala¬ nında bırakıp kaçmıştı. sonra da ayakları. zemine oturamayan karar¬ sızlığı. söz dinlemez hale gelmiş. ikiye bölündüler. Ulusal birliklerini pekiştirmek yerine.

Kürtlerin bağımsız ve özgür kalacaklarına ilişkin maddeyi o koydu. Kürtlerin kaderini satan kişi olarak nitelendiriyorlar. Önce Akkoyunlu Sultanı Yakup Bey'e katiplik yapmış.. Idris Hakim de diyorlardı. 1989 yılında yayınlanan Solakzade Tarihi adındaki kitapta. Şah ismail'e karşı Yavuz Selim'in yanında yer alması kulislerini o yürüttü. Korkunç Yavuz. Ama. Farsça şiir diliyle yaz¬ mıştı. kimileri¬ ne karşı da yoğun bir diplomasi yürütmüştü. Kürt¬ lerin Osmanlıya askeri destek vermesini öngören maddeyi de. Kürt vali ve Mirleri yanına çekmek için kimilerine baskı. bu sü¬ reçte tarih sahnesinde beliriyor. TC Kültür Bakanlığı tarafından. Betlisi'nin Kürdistan'ı pazarla¬ ma konusundaki çabalan uzun uzun anlatılıyor. Kürtlere karşı diplo¬ masi ayağını yürüten Yavuz'un kadim hizmetkârı Betlisi. I. Vasilyeva'nın yazdığına göre.Rus tarihçi E. Kürtler arasındaki adı. durumdan görev çıkararak. Buna karşılık. Melle'ydi. Hayatını ise bölge sultanlarına hizmede kazanıyordu. Edrise Betlise (Bitlisli Idris) idi. 32 . temizliğiyle kendini dine ada¬ mış kişi) diye tanınıyor. çok iyi bir eğitimden geçmişti. Tarihçi Muhammed Amin Zeki. Kürt beyliklerini Osman¬ lıya bağlayan. Farsçayı da çok iyi bilen Idris. Bu amaçlarla düzenlenen ikili gö¬ rüşmelere "yansız kişi" ve hakem olarak katıldı. Diplomatik manevralarının kandırmacalarmda bu yanını sıkça kullanıyor. Idris. hey¬ beler dolusu altın karşılığında. biliniyordu. ikili görüş¬ melerde Kürderi gözettiğini. avını dinsel pusu¬ larda yakalıyordu. Ki¬ mi çevrelerde "Sofi" (bütün saflığı.. tarihçiler genel bir kabulle Idris'i. sonra Osmanlı sul¬ tanları Yıldırım Beyazıt ve Yavuz Selim'e aynı hizmederi vermişti. Osman¬ lılarla Kürt Mirleri arasındaki anlaşmalara. Bitlish bir Kürt'tü. Evliya Çelebi'nin Seyahatname' sinde yazdığına göre. rolünü oynayıp hizmet veriyordu. Kürt Mirleri çoğunluğunun. O. "Heşt Beheşt" adındaki kitabını. her şeye rağmen. ilk Osmanlı sultanlarının tarihi¬ ni anlatan. yanlarını tuttuğunu yazıyor. Din adamı.

Solakzade. 1514 yılında Iran seferine çıkar¬ ken. o arada. Osmanlı Sultanı. Aşti. sonuç alamayınca bizzat başında bulunduğu Osmanlı ordularıyla taar- 33 . tampon bölge yapmaya karar veriyordu. Bidis. Solakzade tarihine göre Bedisi. kendilerini kabul edip ağıriamak istedi¬ ğini. Şah'la giriştiği savaşta yaptıklan katkıdan ötürü şükranlanm sunan Sultan. "lütfedip davete icabet ettikleri takdirde mudu olacağını" bil¬ diriyordu. övgüler dizi¬ yor. halkı kılıçtan geçiriyordu. bu süreçte tasfiye ediyor. başanlanna "duacı" olmak amacıyla Yavuz Selim'i Tebriz yolunda karşılıyor. Tadı dille Ermi. Diyarbakır ve Mardin Mirleri işbiriiğine "hayır" demekte direniyorlardı. görevi dolayısıyla bu işin gerçekleşmesi için bü¬ yük çaba harcadı. bu sayede savaşı kazandığını yazıyor. Yardım etmeye yanaşmayan ya da Şah ismail'den yana olan Mirleri. kafile¬ ler halinde karargâhına gidiyorlardı. Kürt beyleri. İmadiye ve Hasankeyf beyleri dahil." Fakat bazı Kürt beyleri anlaşmaya yanaşmak istemiyordu. savaş alanından sağ kurtulmayı başaran Şah'ın intikam seferierinden korunmak için Kürdistan'ı. Betlisi. Savran. Mektupta. Sultan'm "nazik" davetine icabet ediyor. Mirieri tehdit ediyor. Sultan onu armağanlarla ödüllendi¬ riyor. Kurdistan beylerini. Yavuz Selim'in. Yavuz ve Bedisi Kürt beylerini "onuriandırma" yoluyla avla¬ maya karar veriyor ve ortak imzayla birer davet mektubu yazı¬ yorlardı. Ör¬ neğin. Bedisi görevi kabul edince. Bedisi'yi kullanarak. atının terkisindeki heybeyi altınla dolduruyordu. bağlılığını bildiriyordu. Sason. toplam 25 ilin ünlü komutanlannm gönlünü Padişahtan yana çevirmeyi başardı. Çaldıran dönüşünde. cömerdiğinin nişa¬ nesi olarak da. pek çok Kürt Mirinin gücünü yedeği¬ ne aldığını. Bir yandan da geri kalan Kürt beylerini ikna etmesi için Betlisi'yi kullanıyordu. Solakzade sonrasını şöyle anlatıyor: "İdrisi Bedisi. Osmanlıya itaate almakla gö¬ revlendiriyordu.

ruza geçiyordu. Osmanlıların müdahalesi başlayınca. özgür ve özerk kalıyorlardı. Kurdistan Mirleri. savaşlarda Osmanlı'nın yanında yer alıp yardım ediyor. Eylül 1515 tarihinde ele geçiriliyordu. batının büyük dev¬ letleri tarafindan içten paylaşılmıştı. bu emeğinin Sultan tarafından ödüllendirilmesini. güçten düşüp tükenmiş olan imparatorluk var olanı korumak. Osmanlı'ya yardım konusunda teslim olmayanları. Kabuğun altındaki halklar ho¬ murdanarak uyanıyor. Osmanlı ordusunun kılıcıyla tasfiye ediyor. 1800'lere kadar Kürdistan'ın özerkliğine el uzatılmıyordu. Fransa. bağımsızlaşma atılımları yapıyordu. uzun bir direnişten sonra. Osmanlı'yı himayeye alarak bölgedeki değerlere sahip olma savaşlarına daha sonra Almanya ve Avusturya da katılmıştı. Almanya 34 . "Hasta adam" adı verilmiş Osmanlı Devleri. Halkların ulusal bilincini ateşleyen Fransız ihtilalinin etkileri. Diyarbakır olayından sonra "ikna edici" olarak Kürt beylerini tek tek dolaşıyor. imzalanan anlaşma gereğince. 18 ve 19. Diyarbakır kalesi muhasara altına alınıyor. Kürdistan'ın bağımsızlaşıp kop¬ ması zararlarınaydı. dünyanın sarsılarak değiştiği dönemdi. hizmet¬ lerinin karşılığında da heybelerini altınla doldurmaya devam edi¬ yordu. içten içe çürümüş. ama iç işlerinde ba¬ ğımsız. Batı Asya halkları ve Kurdistan da etkilenme alanındaydı. ayakta kalmak derdiyle Fransa ve İngilte¬ re'nin himayesine girmişti. "idrisi Betlisi'ye gerçek ayarh bin florin irsal eyledi" diye yazıyor. ev¬ rensel devinimlerle yayılıyordu. bağımsızlaşma yolunda isyanlar süre¬ cine giriliyordu. Idris. tümüyle kopma. yüzyıllar. O nedenle Kürt bağımsızlık ve özgürlük hare¬ ketleri her defasında. Rusya ise himayedeki topraklardan pay kapma savaşındaydı. Osmanlı'dan çok ingiltere. Batıdaki komşusu ve dolaylı olarak bağlı bulunduğu Osman¬ lı imparatorluğu Fransız ihtilalinin getirdiği aydınlanmadan da¬ ha farklı biçimde etkileniyordu. Solakzade. 1800'de.

bir yandan da işine yarayacak biçimde tahrip etmişti. onlarla savaşmak zorunda kalıyor¬ du. Sırp. onu himaye altına alan Rusya ile. Osmanlı'nın işine geliyor. doğrudan iliş¬ kiliydi. zayıf düşeni saf dışı ettikten sonra diğerine yöneliyordu. Mirler. Fakat. Kürt¬ lerin karşısında. her defasında. en azından azalması demekti. bir bakıma öteki halklara öncülük etmişlerdi. Kürtlerden çok sonra isyan edeceklerdi. çıkariarının zedelenmesi. doğrudan ya da Iran üzerinden müdahil oluyor. Osmanlı ile savaş halinde olmasına rağmen. Rusya. 1800'ün başındaki ilk Kürt bağımsızlık hareketi. sık sık Kuzey Kürdis¬ tan'a girmiş. Kürtler. Doğuda ise iran'ın kişiliğinde. Ulusal kurtuluş hareketleri sırasında. Yunanis¬ tan. bütün olarak parçala¬ rını koparıp el koymak. Behdinan. Arnavut ve Araplar. kardeş kardeşin yenilgisinde mutluluk arıyor. ilhak etmek. şeyh. Bu olumsuzluklar. kendi topraklarına katmaktı. ötekilerden farklı olarak bölge devletiydi. Mora ve Girit isyanlan. Kürtler onlardan farklı şartların kurbanıydı. yüzyıl boyunca Osman¬ lı'yla kesintisiz sürdürdüğü savaşlar boyunca. Bulgaristan ve Sırbistan'a destek veren sınır ötesi batı. düşmanının yanında yer alıyor. düşmanlarının körüklediği din ve mezhep ayrılıklannı kavga nedeni yapıyorlardı. bastır¬ mada rol oynuyordu. Kürt isyanın¬ dan yirmi yıl sonra baş gösterdi. çekemezliklerin yarattığı iç bölünmeler ve kardeş kavgaları yüzünden Kürtler birlikteliklerini kuramıyorlardı. Amacı salt değerleri sömürmek değil. Soran ve Babanların bulunduğu Güney Kürdistan'da doğdu. bağımsız Kurdistan. Bulgar.ve Rusya'yı karşısında buluyor. Çünkü. 35 . bey ve aşiret reisleri birbiriyle üs¬ tünlük kavgasındaydı.. Rusya'nın ko¬ parmayı tasarladığı payı küçültüyordu. onu arkadan vuruyordu. 19. Kürdistan'ın bağımsızlaşması. Osmanlı adına birer engeldi. En azın¬ dan. daha derinleri ele geçirmeye çalışmış.. Osmanlı egemenliğine karşı isyanda. Öte yandan. Kür¬ distan'ın bağımsızlığı söz konusu olduğunda.

Yerine kendi adını koydu. Osmanlılar Rusya ile savaş halindeydi. bir bakıma dış koşulların da el¬ verişli olduğu bir zamana rasdamışri. İran ve batıya giden yolları kontrol ettiği için ay¬ rıca stratejik öneme sahipti. Abdurrahman Paşa girişimi. Merkezi Cizre olan Bothan Mirliği kendi bölgesinin egeme¬ niydi. Mardin ve Diyarbakır'da¬ ki Osmanlı egemenliğine son verdi. onları ötekiler izliyordu. Abdurrahman Paşa'nm üstüne büyük güç gönderecek durumda değildi. 1803 yılında. 1833 yılında da. Cuma hutbelerinden Os¬ manlı Sultanının adını çıkardı. bu amaçla öteki Kürt önderleriyle itti¬ faklar kurmuştu. o sırada. Ayaklanmalar birbirini doğuruyor. Soran Miri Muhammed. Osmanlı'ya karşı bağımsızlıkçı siyaseti izlemeye başlamış. Fakat. Rusya'ya. Küçük Süleyman Paşa komutasın¬ da küçük bir orduyla saldırıya geçti. dört bir yanda isyan ateşleri yanıyordu. 1813 yılında Revanduz sancağına bağlı Soran Emirliği Kur¬ distan hareketinin merkezlerinden biri haline geldi. şehir ve doğa yangınları Kürdistan'ı ayağa kaldırıyor. işgalci Osmanlıları kovduktan sonra. 36 . Abdurrahman Paşa Erbil'i ele geçirip Kerkük'e dayandı. Bölgeye yerleşip Osmanlı devletini vesayeti altına almış olan ingiltere. merkezi Süleymaniye olan Baban Mirliğinin başına geçince. olayı kendi sorunu sayıyordu. 1800'lerin başında egemenliğini Iran içlerine kadar götürüyordu.Abdurrahman Paşa. Yine 1800'lerin başında. Abdurrahman Paşa isyanı bir son değil. Merkezi Mardin'de bulunan Milli (Milli) Mirliği ayrı bir etkinlikteydi. Osmanlı ordusu bozguna uğradı. bağımsızlığını da ilan edip kendi adına para çıkardı. Hakkari Mirliği. Osmanlı'nın yaptığı insan kı¬ rımı. başlangıçtı. Mir Muhammed. Abdurrahman Paşa'nm isyancı mirasını Behdinan ve Soran Mirleri omuzluyor. Osmanlı'nın yanında doğ¬ rudan müdahale ediyor ve Abdurrahman Paşa yönetimini yıkıyor¬ lardı.

Paşa. 40 bin kişilik bir orduyla Sivas ve Malatya'dan.Osmanlı Sultanı ikinci Mahmut. Karargâhına kapa¬ nıp. bunun üzerine saldırıdan vazgeçip. daha bir öflceyle di¬ reniyor. Irak ve Suriye'deki or- dulannın da desteğiyle hem güneyden. Soran bölgesinde büyük kayıplar vermesine rağmen Zaho. hem de kuzeyden genel saldırıya geçti. Kürder bileniyor. hareket etme yeteneğini kaybetmişti. iki yıl sonra. Osmanlıların ilerlemesi imkansız hale geldi. iki sene takviye birliklerinin gelmesini bekledi. Bitlis Ermenileri ve Yezidiler de Kürtler¬ le direnişe kanlınca. Reşit Paşa. Mir Muhammed'e ulaşmak ve karargâhını ele geçirmekti. örgütlenerek direniyor. Sivil katliamlar yaptı. Sultan'm orduları iki ayrı koldan Kürdistan'a saldırmaya başla¬ dı. Duhok ve Akra Osmanlılann eline geçiyordu. Paşanın zulmü arttıkça. 1834 baharında. He¬ define giderken. yıkıyordu. kasaba ve şehirleri yakıyor. yoluna çıkan silahsız. Merkez güce komuta eden Reşit Paşa. Dört yandan kuşatılan Mir Muhammed. bazı Kürt beyleriyle ilişki kuruyor. Çok hırslı ve Kürtlere kinli olan Reşit Paşa'nm nihai hede¬ fi. Aşiretler ilk kez ulusal ruhla or¬ taya çıkıp. Reşit Paşa ordusuna büyük kayıplar verdiriyorlardı. onlan satın alıyor¬ du. Kürleri birleştirmişti. Semih Paşa komutasındaki ordu Trabzon ve Erzincan yoluyla Van'a yöneldi. elindekileri korumak amacıyla savunma haline geçti. Reşit Paşa. gerilla taktikleriyle Osmanlı ordusuna darbeler indiriyor¬ lardı. Botan Miri Bedirhan Bey'in başşehri Ciz¬ re'yi yerie bir ediyor. nihai savaşa hazırla- 37 . Fakat genç yaşlı ayırımı yapılmayan sivil kırım. Paşaya istedi¬ ği zaferi getirmiyordu. Reşit Paşa'nm ordusu çakılıp kalmış. bundan sonra entrikacılığı seçiyor. iki kol halinde ilerlemeye başladı. 1833 yılında ordularına Kürdistan'ı "tepeleme" ve "fethetme" emrini verdi. Güney Kürdistan'ın isyancı aşireti Babanlar üzerinde soykırım denedi. savunmasız sivil Kürtleri kı¬ lıçtan geçiriyor. Paşa. bundan sonra ileriemeye başlıyordu. Zulüm. 1836 yılında. köyleri. ingiliz ajanlan- nı kullanıp. ingiliz takviyeli Reşit Paşa'nm orduları.

" 38 . Fakat. Kış başlayınca saldırılar durdu. Hafız Paşa. Osmanlılara koşulsuz ita¬ at etmeyen ve direnen herkesin acımasızca öldürülmesi devam etti. Yolda öldürüldü. Kürtler umutsuzca dire¬ niyorlardı. tüttüğü 'tedip ve tenkile' son vermedi. Osmanlıları tanımlayan "Bexte Rome tuneye". Bir süre sonra. ülkesine dönmesine izin verdiler. halka dokunulmayacağı sözüne karşılık teslim oldu. Osmanlı ordu¬ suna geçit veriyorlardı. Bu kez. (Osmanlı'nın onur sözü yoktur) sözünün tekerrürü de yaşanıyor¬ du. dolayısıyla ona kılıç çekmenin günah sa¬ yılacağını söylüyor ve görüşlerini yayıyordu. Kürtlerin. Reşit Paşa. Mir. cezalandırma saldırıları kuzeye yöneldi.mrken. Sivil halka dokunulmayacağına dair. S. Hadi. dönüş izni bir tuzaktı. beklenmedik bir olayla daha karşılaştı. Yerine. saf değiştiriyor. istanbul'a götürdüler. Osmanlı Sultanı'nın Ha¬ life (Peygamber vekili). Ama Avrupalı danışmanlar (Avusturyalı Feld Mare¬ şal Helmut von Moltke de bunlar arasındaydı) tarafından eğitil¬ miş ve güçlü topçu desteğiyle donanlmış orduya karşı fazla di¬ renemediler. aldığı yüklü altın kese¬ lerini "dini fetva"ya çeviriyordu. Güz aylarında. Revanduz yolunu tutan aşireder. Revanduz kalesi 1836 Ağus¬ tosunda kuşatıldı. Kürt ha¬ reketinin karşısına "ümmetçilik" unsuru dikilivermişti. Osmanlılar saldırı üstüne saldırı yaparak kaleleri. Melle Hadi'nin fetvası savaşçıların elini kolunu bağlamışken. Mir Muhammed yalnız kalmıştı. Lazarev. Sincar Yezidilerin! acımasızca kırdı. Ona saygılı davrandılar. Rus tarihçi M. Mir yö¬ netiminin etkin isimlerinden Melle Hadi. Mir Muhammed'e veri¬ len söz tutulmuyor. Osmanlı ordusunun Kürdistan'da yü. 1837 yılında bağımsızlıklarını korumaya çalışan Botan Kürtlerine karşı saldı¬ rıya geçti. direnme noktalarını ele geçiriyor. direnen herkesi öldürüyorlar¬ dı. bu konuda şunları yazıyor: "Revanduz'un düşüşü. "tedip ve tenkil" (kırım) yapılıyordu.. 1837 yılında koleradan öldü. en az onun kadar acımasız olan Hafız Paşa geçti.

daha sonra cumhuriyetçilerin de tek¬ rarladığı "ıslahat" pohtikasına yöneliyordu. onlara "iyilik" için "medenileştirme" hamlesine geçiyordu. Suriye. Ertesi yıl bahada biriikte. Böylece Kürt¬ lere karşı kazanılan zafer sıfira iniyordu." Mısır Paşası Mehmed Ali Paşa'nm (Kavaklı) Mısır. Filistin ve Lübnan üzerinde hak iddia ederek Osmanlı Imparatorluğu'nu tehdit eden ileriemesi üzerine. Osmanlı ordusuna büyük kayıp¬ lar verdiriyordu. İstanbul yönetimi. dünya me¬ selelerinden biri haline gelmiş. Osmanlı yönetimi. il¬ gi üzerine. Avrupa da ilgilenmeye başlamıştı. öteki Toroslara olmak üzere iki koldan kuzeye karşı saldırıya geçtiler. Lazarev. zoria el koyma. yağma. Hafiz Paşa'yı Kürdistan'dan çekiyordu. yaralannı sarmaya başlıyor. 1840'a doğru kendi coğrafyasını aşmış. Kürt sorunu. Van Gölünün batı ve kuzeybatısı ateş içinde kalıyordu. ne de çocuklar bağışlandı. Türk si¬ vil ve askeri yönetiminin günlük rutin işleri haline gelmişti. Kurdistan yeniden nefeslenip. Av¬ rupa'ya karşı kendini "medeni" Kürdistan'ı da "geri" gösteriyor. Güney Kürdistan'la sınırlı kalmadı. "Kür¬ distan'ın uygariaştmlması". Sultan ikinci Mahmut. Hafiz Paşa komutasındaki Osmanlı ordusu. Do- 39 . Kürderie Ermenileri arada kadederek ileriiyor. Osmanlı'nın giriştiği soykırımı şöyle yazıyor: "Cezacılar (Osmanlılar) inanılmaz bir vahşet sergiledi. Ne ka¬ dınlar. Malat¬ ya yöresi Mirlerinden Said Bey. Fakat. Paşa'nm ordusu ise 1839 yı¬ lında Mısıriılar tarafindan darmadağın ediliyordu. Rus tarihçi Lazarev. Muş ve Hazro yörelerinde.» * Osmanlı ordusunun insan kırımı. Osmanlı'nın bu taktiğinin sonuçlannı şöyle anlatıyordu: "Yönetimin tümüyle rüşvete bulanması. feodal anarşinin ortadan kaldınlıp. asayişin sağlaması adıyla devlet terörünü dağlara yayıyordu. keyfilik. biri Akçadağ. rüşvetle satın alınır hale gelmesi bir yana.

Kürtleri birbirine karşı kışkırtmak. üzere kışkırtıcı ajan ordularıyla ingilizler hesabına çalışan Amerikalı misyonerler de iş başın¬ daydı. Özellikle Bağdat'taki Mehmed Paşa. Kars. Hizan. Süryaniler. Yardım için ingilizlere sığınmışlardı. ingiliz ve Rus yönetimine 40 . Mukus Mirleriyle ittifak kuruyor. Osmanlı'nın güçsüzlüğünden yararlanarak yeni ekonomik ve politik kazanım¬ lar elde etmiş Fransa ile ingiltere'yi de rahatsız ediyordu. Hakkari. evinin üstündeki direğe ingiliz bayrağı çekince olaylar patlak verdi. bütün çabalara rağ¬ men Dersim dışarda kalıyor. Süryanilerin dini lideri Mar Şamun. Ama. ingi¬ lizler. Aralarında provokatörlerin de bulunduğu kimi Kürt din adamları Hıristiyan karşıtı propa¬ gandaya. yeniden aktif protesto biçimlerine döndüler. Kürdistan'ın genel ayaklanması için Muş. 1843 yılında. Yumurta çadamış. Kürdistan'da genel seferberlik başlamıştı. Kürtleri değil sizi destekli¬ yor" diye kışkırtmaya başladılar. Süryanileri. Süryani köylerine saldırılara başladı. Kürdistan'ın bağımsızlığı yalnız Sultanlığı değil. Bu arada Kürtlerle iç içe yaşayan Hırisriyanlarla da (Ermeni ve Süryani) ilişkiler kuruluyor. Van Gölünde gemi ulaşımı başlıyordu. Bu arada Be¬ dirhan Bey adına Kürt parası basılıyor. Bedirhan Bey'in binbir çabayla oluşturduğu ittifak bozulmuştu. "Hıristiyan dünya. himayenin doku¬ nulmazlığını göstermek amacıyla. fakat. Kürtlere karşı ayaklanmaları için yardım sundular. bu arada Süryanileri kullanıp çatışmalar çıkarmak Kürdistan'a doluştular. halka yap¬ tığı hayvanca muameleyle ün kazandı. vergi ada¬ leti sağlanıyor. istanbul yönetimi ise ekonomik olarak Kürdistan'a savaş aça¬ cak durumda değildi. ticaret genişletiliyor. kışkırt¬ malardan fazlasıyla etkilenmişti. tüfekler üretiliyordu. yeni terör ve talana isyan ediyor. genel ittifaka katılmıyordu. toplar. Osmanlı. itti¬ faka daha sonra Doğu Kürdistan'ın (Iran) Erdelan valisini katmayı da başarıyordu. yerinden yurdundan edil¬ miş Kürtlerin hayatı düzeltiliyor. Gençler silah altına alınıp eğitiliyor. Kürtler." Merkezi Cizre'de bulunan Botan Mirliğinin önderi Bedirhan Bey.ğu Anadolu ve İrak'taki Kürt halkına daha büyük baskı ve terör uygulanıyordu.

vaadlere kanıp cepheden çekiliyor. ingiltere. rakipleri Rusya ile çarpıştırıyordu. Bedirhan Bey. ordudan firar ediyordu. Bedirhan Bey. Osmanlı'nın. ingiltere ve Fransa Osmanlı'yı kışkırtıp Kırım Savaşını başlatmışti- Osmanlı yönetimi.. "ki¬ ralık asker" niyetine. "Tedip ve tenkil" kural tanımıyor. Fakat. Ölümünden sonra yerine atanan Gözlüklü Re¬ şit Paşa da onu aratmıyordu. Nurullah Bey iki yıl daha direnip sa¬ vaştığı için Osman Paşa. arkadan ku¬ şatılmasını sağlıyordu. Kürdere karşı Osmanlı'yı koruyor. askerliğe çağnlan gençler dağ¬ lara saklanıyordu. Direnişi kıran faktör. yeğeni Yezdişer. istanbul'a götürüldü. Osman Paşa'nm komutasında. Sonra.ayrı ayn başvurup yardım istediler. 1849 yılında bütün Kürdistan'ı saran kolera salgını oldu. bağımsız Kurdistan fikrinin öteki iki önemli önderi Nurullah Bey ve Han Mahmut'a saldırıyordu. Sıpki ve Hayderan aşiret¬ leri de bir süre sonra cepheden çekiliyordu. güleryüzlü bütün çabalara rağmen Kürtler destek vermiyor. öte yandan. Eruh kalesine çekilen Bedirhan Bey. Osmanlı orduları 1847 yılının baharında. Kürder buna rağmen direniyorlardı. Bedirhan Bey. uzun bir direnişten sonra 20 Temmuz 1847 günü teslim olmak zorun¬ da kalıyordu. Girit adasına sü¬ rüldü. * Bedirhan Bey tutsak düşmüş ama Han Mahmut ve Nurullah beyler henüz yenilmemişlerdi. Bedirhan Bey. 1868 yılında öldü. Tehditle Osmanlı safina katılan Zilan. Kürdistan'da birkaç koldan ilerleyerek. Kürtlerin "dm kar¬ deşi" olduğunu hatırlıyor ve Kürdistan'dan asker toplatdması için seferberlik başlatıyordu. Zorla götürülenler. 41 . savaşa hazırlanırken. arayıp da bulama¬ dığı bir firsattı bu. adeta öflcesini halktan çıkanyordu.. savunmasız halka yapılan zulmün şidde¬ ti her gün artıyordu. Oradan Halep'e. Osmanlı saldırılanm püskürtmeye çalışırken.

bu aşamada. Ayaklanma şaşırtıcı bi¬ çimde büyüdü. Kimi tarihçilerin saf ve dengesiz diye niteledikleri Yezdişer. "barış görüşmesini" kabul ediyordu. Ruslardan yardım istediler. 1855 yılında Kürdistan'ın tamamına yakın bölge¬ lerine yayıldı. Osmanh yönetimi. yoluna tuzak kurmuşlardı. Yezdişer. 1854 yılında Osmanlı'ya öldürücü darbeler vuruyordu. uğradığı "ihanete" isyanla karşılık ver¬ me hazıriığına girişmişti. görüşmeye gi¬ derken tutuklanıp istanbul'a götürülüyor. Süryaniler. Botan Beyi Yezdişer'i. Öndersiz kalan Kürderin özgüriük koşusu bir kez daha kesiliyordu. 42- . Oysa ingilizler. Yezdişer. askeri güç olarak da yetersiz kalıyor¬ lardı. Yalnız. Fakat silah kıtlığı çekiyor. hayal kınklığı içinde istan¬ bul'dan ülkesine dönmüş. Kürder. Ama beklediklerini alamadılar. bölge Rumlan da Kürderin yanında yer aldılar. güney¬ den yayılarak Erzurum ve Van üzerine yürüdüler. Kars yöresinin önemli Kürt önderlerinden Kasım Han. bir başka köşede. ingilizler aracılığıyla "banş gö¬ rüşmeleri" isteğinde bulunuyordu. tam "sin¬ dirdik" diye sevindikleri anda. Yezidi Kürderinin yanı sıra Ermeniler.Öte yandan Ruslar. "ayn bir ada" olarak gören Dersimliler sessiz kalıyordu. Ruslardan aldığı yan destekle ayaklanı¬ yor. amcası Bedirhan Paşa'ya ihanet etmesi için ikna eden Osmanlı verdiği sözde durmamış. hapse konuyordu. Dost¬ ça yaklaşıyor. Osmanlılann. Kürdistan'da yeni ittifaklar kurduktan sonra. onu Kürdistan'a genel vali yapmamıştı. s- Fakat bu da "son isyan" olmuyordu. 1854 yılında ayaklanma başlattı. küçük gruplann direniş ve çatışma- larıyla isyan bütün Kürdistan'da sürüyordu. yardımda bulunuyordu. Kürtleri yanına çekme çabasındaydı. Ama Osmanlı yönetimi. yeni bir insanın ateşi alevleniyordu. fark gözet¬ miyor. üstüne yürüyordu. Dersim'i Kürdistan'ın bir parçası olarak değil. Yezdişer olayından sonra.

Rus yazar N. Osmanlı ordusu sonuç alamadan geri çekiÜyordu. I. Kontur'u ele geçirmek amacıyla. kaynaşmalar başla¬ mıştı. insanla¬ rıyla birlikte yok edilmesi gereken köylere ulaşım zordu. Osmanlı devleti. Osmanlılar. 1875'te öldürülüyordu. Kürt topraklarını bölmekti" diye açıklıyor¬ du. A. Halfin. Ama bu "iyiliğe" karşılık. Tujik ve Hut dağlarında çetin savaşlar oluyordu. bunlardan Gulabi Ağa.Erzurum valisi Semih Paşa. en az başvurulan. bu arada Kürt topraklan bir kez daha bölünüp. Kür¬ distan'da yeni huzursuzluklara neden olmuş. bir ingiliz binbaşısının komuta¬ sındaki ordusuyla saldırıya geçiyor. "sarp köylere medeniyet götürecek yol yapımında çalışmalarını" istiyordu. 4 bin kişilik bir orduyla saldırıyor. Ne var ki. Kürtlerin devre dışı bırakılmasını. Halk. Sınır düzenlemesi adıyla Kürt topraklarının bölünmesi. * * Iran yanlısı Rusya'nın Sultana dayatmasıyla. son anda yeni sınıra karşı çıkıyor. stratejik önemi olan Kontur şehri İran'a veriliyordu. Menyukov'un deyimiyle "sınır çizilirken. Zaten vergi ödemeyen Dersimlilere. DersimHIer oyunu seziyor ve yol yapımında çalışmayı reddediyorlardı. "ingilizlerin amacı. Ama Dersim dağlık bölgeydi. şehri zapt ediyordu. güler yüzle yaklaşmaya başladı. 1870'lerde Dersim'in "tedip ve tenkili" ile görevlendirildi. Çaresiz kalan Semih Paşa. Kürderin kaybını dikkate almıyor. ama şehrin İran'a ia¬ desi için Osmanlı'ya baskı yapıyordu. Ermeniler de Dersimlilere yardım edince. işbirli¬ ği yapan bazı ağaları tecrit ediyordu. "devletin bir iyiliği" olarak vergiden mu¬ af olduklannı açıkladı. Osmanlı-Iran sı¬ nın 1869 yılında yeniden belirleniyor. "iyiliklerine iyilikle karşılık vermeyen" Dersim'e. 43 . Rusya. Semih Paşa'nm planı tutmuyor. Rus yazar M. 1877 yılında. kaybı düşünü¬ len taraf Kürtler oluyor"du.

Botan ve Hakkari yöresinde katliama gi¬ rişmiş. Kuzey Kür¬ distan'da "güvene layık" aşiretlerin listesini düzenliyor. yönetim ekonomik bağım¬ sızlığını bütünüyle kaybetmişti. sa¬ vaşa seyirci kalıp sonucu bekliyorlardı. "Tedip ve tenkil". Kürtlerin ulusal kurtuluş heyecanını besliyor. İsmail Hakkı Paşa. Kurdistan direnişe geçince. Osmanlı yönetimi. Bu savaş Osmanlı çöküşünün dönüm noktası olmuştu. Savaşla birlikte. çoğunluk arkasını dönüyordu. yer yer isyanlar alevlenmişti. "din kardeşliğini" keşfediyor. Buna rağmen Kürtler. iaşe sağlamıyor. Borçlarını ödeyemediği için İngilte¬ re ve Fransa mal varlığına el koymuş. Kendini Osmanlıların efendisi olarak gören İngiltere bir kez daha devredeydi. Kırım Savaşı'yla "sıfırı tüketmiş". Çöküş.Öte yanda Osmanlılar. 44 . Sultan Abdülhamit. Bidis ve Van bölgelerinde aynı anda isyan patlak verdi. 1878 yılı ilkbaharında Muş. 1877 yılında başlayan Osmanlı-Rus sava¬ şına kadar aralıksız sürdü. içerde de İngiltere ve Fransa başta olmak üzere Avrupa'nın egemenliği altına giriyordu. Ayrıca. Kürtlere şirin görünmek ve desteklerini kazanmak amacıyla. Botan ve Hakkari yöresine de yayılıyordu. Erzurum Rusların eline geçmişti. ekonomik olarak çökmüştü. 1879 yılında resmen ekonomik iflas ilan ediyor. alevlendi¬ riyordu. Ayaklanma kısa sürede yayılarak büyü¬ yor. bir kere daha orduyu devreye sokup terör estirmeye başlamıştı. yeşil bayrak açarak Kürdistan'ı Osman¬ lı'ya yardıma çağırıyordu. İstihbarat sağlıyor. gelir bulmak için Hıristiyanlarla Kürdere yönelmiş. Osmanlı orduları da kırım yapıyordu. Osmanlı'nın din propagandası çok az sayıda Kürt tarafindan ilgi görüyor. Kürtler hayatta kalmak amacıyla dağlara çekilmiş. vergileri artırmış. haraç toplayıp. Osmanlı'ya yardım etmiyor. Savaş ise Kurdistan topraklarında geçiyordu. doğrudan soyguna geçmişti. Osmanlı yönetimi kı¬ rıma ve toplu sürgünlere ara verdi.

Şeyh Ubeydullah. iki dostun torunlan Seid Abdülkadir ile Şeyh Said daha sonra aynı isyanda (1925) birleşecek ve kısa arahklarla idam edileceklerdi. Kürtler. onu şöyle anlatıyordu: "O. dertlerini ve uğradıkları haksızlıkları anlatmak. Variıklıydı. Bütün Kürdis¬ tan'da." Şeyh.Başlangıçta kendiliğinden oluşan. dini bilgin olarak ve saygın kişiliğiyle Kür¬ distan'ın önde gelen liderlerindendi. ama ilk hamleler boşa çıkınca. din ile ahlak konusunda fikrini almak için dört bir taraftan Şemdinan'a gelirlerdi. Şeyh bu arada. Faal. bir kez daha bütün ordularını seferber ediyor. Fakat. saygın kişiliği sayesin¬ de Kürt liderlerin büyük çoğunluğunun desteğini ahyordu. 1879 yılı güzünde. Şemdinan'da (Şemdinli) Şeyh Ubeydullah başını kal¬ dırıyordu. İran ve batıdaki Kürt liderlerie. Kadere bakın. Kürtler. efendi ve bilgiliy¬ di. Şeyh Ubeydullah. Nizip. isyan bay¬ rağını indirmiyorlardı. Mardin. başında tanınmış bir önder de bulunmayan ayaklanma. gü¬ neye sarkıyor. Celile Celil'in yazdığına göre. özgüriüğe aç ve susuz Kürtler geri durmuyor. ingiltere'nin bütün çabalanna rağmen. Nakşibendi Şeyhi Seid Taha'nın oğluydu. 1879 yılında. Ermeni Gregoryan kilisesi ve Süryanilerin lideri Mar 45 . Yetim ve dul kadınları. adı tartışılmaz saygı ve sevgiyi ifade ediyordu. babaca bir ilgi ve himaye ile kollar¬ dı. Şeyh Said'in dedesi Şeyh Ali ile okul arkadaşı ve dost¬ tu. "topyekûn savaş"la. Bedirhani Osman Bey bağımsızlık ilan ediyordu. Kürder yenilgiye uğ¬ ratılıyordu. Şeyh Ubeydullah'ı tanıyan bir Ermeni. mükemmel bir insandı. Amediye'yi de ele geçirerek toprak¬ larının büyük bir bölümüne sahip oluyorlardı. Seid Taba. Kürtler onu adil ve insancıl bir lider olarak se¬ ver. Bedirhan Bey'in oğullan Osman ve Hüseyin beylerin ortaya çıkmasıyla nitelik kazanıyor. çalışkan. Sultan. sayarlardı. Daha öteki isyanm dumanları tüterken. ayaklanma için temasa geçtiğinde 50 yaşlarındaydı.

Şeyhin amacı. memleketi Şemdinan'a geri dönmüştü.. birleşen güçler karşısında. İsyan. Uşnuye merkezlerini üs olarak seçiyordu. hüzün içinde isyan bayrağını indirmiş. Çünkü. isyanın bu cephede başlatılacağım söylüyor ve önerisini Kurultay kararı haline getiri¬ yordu. önce Musul'a götürdüler. İran ve Osmanlılar ortak düşmanlarına karşı ortak bir cep¬ heyle taarruza geçtiler. Osmanlı ile İran ise saf halinde.Şamun ile işbirliği için temasa geçiyor. Ubeydullah'ın genç oğlu Seid Abdülkadir'in başında bulunduğu birliğin katılmasıyla şehir ele geçirildi. Kürtlerle yeni¬ den ilişkiye geçmesi üzerine Mekke'ye sürgün edildi. Urmiye. 1880 yılında Şeyh Ubeydullah'ın liderliğinde Şemdinan'da toplan¬ dı. İngiltere Osmanlı'nın ya¬ nındaydı. Toplantıya Kürdistan'ın dört bir yanından liderler katılıyordu. 1882 yılının Temmuz ayında kaçıp Kürdistan'a döndü. hepsinin ay¬ rı ayrı çıkarları söz konusuydu. Oğul¬ lan Sadık ve Seid Abdülkadir'le birlikte. beş bin kişilik bir güçle yeniden ayaklandı. toplantıda Ermenilere karşı herhangi bir harekette bu¬ lunulmamasını ve işbirliği yapılmasını kabul ettiriyordu. İsyancılar. savunmaya geçtiği Oramar kalesin¬ de tutsak düştü. Ubeydullah. Kürtlerin parçalanıp birbirini arkadan vur¬ maya başladığını görünce. Iran içlerinde daha fazla ilerleyemediler. Şeyh Ubeydullah. 1880 yılının Ağustos ayında Mangur Hamza Ağa ko¬ mutasındaki bir Kürt birliğinin Mahabada taarruzuyla başladı. kimi Kürt liderlerini. Iran Kürdistam'ndaki Mahabad. 1881 yılında tutuklanıp İstanbul'a götürü¬ ldü. daha ilk aşamada kurtarılmış bir merkeze sa¬ hip olmaktı. Kurdistan ittifa¬ kından çekmeyi başarmıştı. Rusya İran'a askeri yardım göndermişti. İran'ın. İngiliz-Osmanlı entrikacılığı bir kez da¬ ha Kürtlerin önüne çıkmış. 46 . Şeyh Ubeydullah. Ama onlan durduran etken dörtlü ittifak değil. Kurdistan tarihinde. ba¬ zı Kürt önderlerin zaafiydı. Şeyh. askeri açıdan daha zayıf olduğunu söyleyerek. Onu. ilk genel birlik ve dayanışma Kurultayı..

İstiklal Mahkemesi üyesi oldu. Binbaşı Kasım (Ataç) ve Revanduzlu Ali Saib gibi bazı Kürtler de yetiştirenlere sonuna kadar "sadık" kalıyordu.Kürdistan'da sönmüş. Sultan. Sultan. Ulusal ruh bütünlüğünü kıran iç çelişkilere rağmen. TC saflarında yer alıp "tedip ve ten¬ kil" yıllannda Kürdistan'da görev yaprilar. Okulda. para ve nişanlarla ödüllendiri¬ yordu. Osmanlı imparatorluğu ayrışa ufala küçülmüş. ataklar durmuyordu. Fakat. aşireder arası daya¬ nışmayı kırmak ve onları. O arada. Bağdat ve İstanbul merkezli bu okulların askeri ve sivil bö¬ lümlerinden mezun olan gençler. Kürt ve Arap bazı mezunlar. Abdülha¬ mit. 47 . Kürtleri bölmek. kendi yurtlarında tutunamadılar. 1800'lerin sonlarında "Kızıl Sultan" adıyla da bilinen İkinci Abdülhamit. branşlarına göre değişik görev¬ ler üstleniyorlardı. Kürtlere hoş görünmek için harca¬ malar yapıyor. tıpkı bir zamanlar "devşirilen Hıristiyan çocuklar"a yapıldığı gibi Kürt ve Arap çocuklara el uzatıyordu. mücadeleleri yaygınlaşarak Avrupa'da da destek bulmaya başlayan Ermenilere karşı kışkırtmak üzere harekete geçiyordu. kurnazlığıyla ünlüydü. bazı Kürt ağalarını istanbul'a davet edip. adeta yeni alevlen¬ melerin habercisiydi. başta Yunanlılar ve Bulgarlarla Sırplar olmak üzere. daha sonra kendi halklarının ulusal kur¬ tuluş mücadelesinde öncülük ediyorlardı. Eğitilip devşirilmiş bazı Araplar. Bazdan milletvekili. sultanlığın başında bulunuyordu. "Kürt Halit" lakabıyla tanınan Cıbranlı Halit Bey ve İhsan Nuri bunlardan ikisiydi. bağımsızlık savaşında kendi halklarına kılıç çektiler. Osmanlı İmparatorluğu'nun dağılmasından sonra. Onlan eği¬ tip "Osmanlı'nın savunma eri" yapmak üzere "Aşiret Mekteple¬ ri" kuruluyordu. köz olmuş her ateş. sultanlık haline gelmişti. eğlendiriyor. Ki¬ mileri. Torunları ise 2000'lerde Türk ırk¬ çılığının öncülüğünü yapıyorlardı. zengin sofralarda ağırlıyor. okullar "bekleneni" vermiyordu. Araplar arasında da benzerleri çıktı.

gönüllü yandaşlıkla hem Osmanlı'ya güç katacak. hem de Osmanlı karşıtları tepelenerek. aralarında derin sosyal. talanlar. resmi devlet gücünü kulla¬ narak Ermenileri kırmaya cesaret edemediği için. Rus kaynaklarına göre. Kürtler. sanıldığı ve beklendiği gibi Kürtler tarafindan coşkuyla karşılanmadı. sistematik olarak Ermeni kırımını başlattı. yer yer 48 . Ermenilerle Kürtlerin iç içe yaşadığı bölgelerde. düşman gücü ola¬ rak görüyor. 1878 yılında yapılan Berlin konferansıyla. bu aşamada Kürtler arasında. Hamidiye Alayları için politik ve askeri amaçlar bir arada dü¬ şünülmüştü. 1980'lerdeki "koruculuk" sistemine benzer bir örgütlenmeye gitti. Kürtleri Osmanlı'nın yanına çekmekti. Yüzyıllardan beri Ermenilerle iç içe yaşayan. birlik ile dayanışma ruhu dağıtılacaktı. hafif süvari alayları kurmaya başladı.Ermeni sorunu. sadece 1894 ve 1896 yılları arasında. Hamidiye Alaylan'nın amaçlarından biri. silah¬ ları devlet sağlıyor. Osmanlı subayları eğitim veriyor. kültürel ve ekonomik bağlar bulunan Kürtler. 53 büyük aşiretten. Baskılar. düşmanlığı fokurdatan körük olarak kullanılıyor¬ du. Kuşaklar boyunca Osmanlı'nın saldırısına uğramış. katliamlar yaşamış olan Kürtler. Bu süreçte. artık Ha¬ midiye Alaylan'yla. Pek çok Ermeni yurtdışına kaçarak hayatını kurtardı. sadece 13'ü katılmayı kabul et¬ mişti. Hamidiye Alayları da kullanıldı. kaynaşmıyor. ev¬ rensel boyut kazanıyordu. 1890'ların ortalarında. Öte yandan Rus sınırlan boyunca Ermeniler bastırılacaktı. komuta ise Kürdere bırakılıyordu. Ermenilere karşı göz dağıydı. Hamidiye Alaylan'nın oluşumu. Fakat. uzak duruyor. Alayların insan gücü Kürlerden oluşuyor. "Hamidiye" diye adlandırılan gayri nizami. Osmanlı yönetimi. Hamidiye Alaylan'nı Osmanlı'nın kılıcı. istenilen oranda katılım olmuyordu. Din faktörü. Çoğunluk. Abdülhamit. baskılara rağmen katılmıyordu. 300 binden fazla Ermeni öldürüldü.

Bunun üzerine Kürtler.silahlı çatışmalara neden oluyordu. . Kürtler birbirine silah çekmiyor. Abdülhamit. Kürtlere karşı kullanmak üzere Hamidiye Alaylan'nı İran Kürdistanı'na saldırtıyordu. tugay ve tü¬ menler kurulamadı. öte yandan. Kürder. Bedirhan aile- 49 . 1903 ve 1904 yıllannda. Jön Türklerie Kürder arasındaki ilişkiler ilk aşamada oldukça sıcaktı. Şeyh Ubeydullah'ın oğlu Seid Abdülkadir. Ermeni sorununu Kürtler eliyle çözme niyeti. Sason'da yapılan Ermeni kırimına katıl¬ mıyor. Osmanlı'nın birbirine kırdırma. çabalarına rağmen. Bu yüzden alaylar. Dersim. 1905 yılında yeniden ayaklandılar. bu olay için "Kürtler artık dostlarıyla düşmanlanm ayırt edebilmişti" diye ya¬ zıyordu. Bışare Çeto'nun 1906 yılında Siirt'te başlattığı isyanın dalgalan Diyarbakır'a ulaşıyor. "Sultan'm. hiçbir za¬ man istenilen kadroya ulaşamadı. Sultan Hamit. Kürt milliyetçileri¬ nin de desteklediği İttihat ve Terakki Partisi (Cemiyeti). "tedip ile ten¬ kil" birliklerini püskürttüler. Fa¬ kat. bütün çabalanna rağmen Kürtleri sindiremiyor. 1906 yılında Erzurum'da isyan başladı. Ermenilere destek veriyorlardı. 1907 ve 1908 yıllan arasında çatışmalar yayılıyordu. Abdülhamit yönetimi. 23 Tem¬ muz 1908 tarihinde düzenlediği "Jön Türk" darbesiyle Sultanı etkisizleştiriyor. Bitlis ve Beyazıt'ta Ermenilerle birleşerek. "kardeşleri"nin kınm ile toplu sürgünlerine devam ediyordu. bu arada Kürderi. Kürtleri din kardeşliği ile okşayıp Er¬ menilere karşı kullanıyor. planlandığı halde. aksine kendisi saf dışı oluyordu. tersine isyancılara katılım ve firadar artınca Hamidiye Alaylan geri çekiliyordu. bir yıl sonra da tahttan indiriyordu. Lazarev. Başlangıçta. Bir Rus yazannın deyimiyle. sonunda bütünüyle iflas ediyor"du.

Çünkü ilişkiler sıcak. Hamidiye komutanlarından Kör Hüse¬ yin Paşa. 1911 yılında ise Kürt kurum ve derneklerini yasaklayıp kapatmaya başladılar. Seid Abdülkadir. iki Hamidiye Alayı'na birden komu¬ ta eden ve batılılar tarafından. halk desteğinden yoksun kalınca. Ardı ardına Kürt dernek¬ leri. Gü¬ ney Kürdistan'da Barzan ve Zibar aşiretlerinin destek verdiği Hemavvendi isyanı izledi. Öyle ki. Baskılar üzerine. Paşa. ilkin. Kürtleri birbirine ve Ermenilere karşı kışkırtıyorlardı. "Kürdistan'ın taçsız kralı" diye adlandırılan Mdli aşiretinin önderi ibrahim Paşa. kültür kurumlan kurulmuş. Senatonun karşılığı olan "Ayan Meclisi" başkanlığına bile seçilmişti. 5° . etkin liderlerden Musa Bey'le birleşerek. Fakat. gazeteler yayınlanmaya başla¬ mıştı. İttihatçıların ırkçı yüzü berraklaşmaya başladı. Ağrı'da isyan başlatıyor. Dersim ayaklandı. ayaklanma¬ yı tarih sahnesine çıkan ve daha sonra Kürt ulusal hareketinin önde gelenlerinden biri olan oğlu Şeyh Muhammed Berzenci yönetmeye başladı. Süleymaniye. Kürt önderlerden Şerif Paşa ve pek ço¬ ğu Kürtlerin haklarına kavuşacağı umuduyla İttihatçılara destek veriyordu. 1909 yılından itibaren. Şeyh Said İsyanı sırasında da adını duyuran Hay¬ deran aşiretinin lideri. isyan ediyor¬ du. İttihatçıların verdiği umut diriydi. elindeki güç ve halk desteğini kişisel çı¬ kar ile bireysel egemenliği için kullanmaya. Araplarla takviyeli Osmanlı ordusu tarafından kuşatılıp sığın¬ dığı Sincar dağlarında öldürüldü. Paşa Erzindan'dan Halep'e kadarki topraklar üzerinde ege¬ men oldu. beklenmedik bir dönüşüm oldu. kendi halkına zul¬ metmeye başladı. 1909 yılında. Aynı yıl. isyanı başlatan Süleymaniyeli Şeyh Said ölünce. Ama bir süre sonra. Bitlis ve Beyazıt yönetimlerini ele geçiriyordu.sinden Emin Ali Bedirhan. Kürdista¬ n'a gönderilen ajanlar. ibrahim Paşa isyanı sürerken. Kürt ulu¬ sal kurtuluş hareketinin merkezi haline geldi. Bunu.

İttihatçılar. aynı süreçte kılıcın öteki ağzının. topluca sürülen ve kaçarak canı¬ nı kurtarabilenlerin dışında. 1910 yılında. bekleneni bulamadılar. Talat ve Cemal Paşa'dan oluşan truimvira. Bütün Kürdistan'a yayılacak askeri güce de sahip değildi. Baskıyla silah altına alınan Kürtler ilk firsatta firar ediyor. Çaba tutmayınca. isyanların pınrak gibi baş göstermesi ittihatçı yönetimi şaşkına çevirmişti. Bütün Kürdistan'da. Afrika'daki toprak egemenliği de bütünüyle ortadan kalkmıştı. dönemin etkin liderleri Abdürezak ve Yusuf Kamil Bedirhan beyler bir yandan Ermenilerle ittifak imkanı anyor. Sultanlık. Abdülhamit yöntemiyle Kürtleri parçalama planları da tutmuyordu artık. 1912 yılının sonuna gelindiğinde. da¬ ğılma sürecine girmişti.5 milyon kişi katledildi. bu süreçte tarih sahnesine çıkıyordu. İstanbul yönetimi bütünüyle gücünü kaybetmiş. 1915 yılında başlanlan ve birkaç yd süren Ermeni kırımı boyunca. "etnik arındırma harek⬠tı" başlatılıyordu. Osmanlı'ya karşı isyan baş¬ latıyordu.Müdahalelerini kuşaktan kuşağa aktararak günümüze ulaş¬ tıran Barzani ailesi. Kürdistan'ın bütün şehirlerin¬ de. "İti ite boğdurma" yöntemiyle Kürt-Ermeni ça¬ tışması yaratmaya çabalıyorlardı. yönetimi devralacak komitelerin kurulduğu 1913 yılında. Kimi Rus kaynakları. Kür¬ distan'ın kuzeyine asker sevkiyatına başladılar. "iş başa" düşüyor ve 1915 yılında devlet eliyle. bir iç dar¬ beyle. 1. 1912 Şubatında genel ayaklanma hazırlığına başladı. Osmanlı yönetimi. Arnk Birinci Dünya Savaşı'nın ayak sesleri de duyulmaya başlamıştı. Şeyh Abdüselam Barzani. Osmanlı yönetimine bütüpnüyle egemen oldular. Enver. Barih kaynaklara göre. asker toplamak için "İslam uğruna ci¬ hat" çağrısıyla Kürtlere gittiler. öte yandan askerliğe alınmış Kürtlere. bu aşamada "birinci tehlike" olarak Ermenileri görüyorlardı. Fakat. Kürt önderierden Abdürezak Bey. silahlarını Osmanlı'ya çevirmeleri çağrısında bulunuyorlardı. baş- 51 .

Alman-Avusturyalı "Goltz Paşa" ve "General Moltke" Kürdere karşı izlenen zulmün mimarlarından ikisiydi. İsyanları bastırmakla görevlendirilen paşalardan her biri. kadın ve çocuklara karşı ka¬ zanılan "kılıç zaferleri"ni anlatırken. kurbanlarının başlarını kestirip kuyulara dolduru¬ yordu.. Kürt sorununun kırım ve yangınlarla çözülebileceğine inanan General Moltke. anılarında ihtiyar. Osmanlı'yla savaş ha¬ linde olduğu halde. Soykırımcı bu yöntem. Urfa çevresinde. çok beğenilmiş ve bütün sorunların çö¬ züm formülü olarak kabul görmüş olmalı ki.ka bir yoldan Kürtlere çevrildiğini. 700 bin Kürt'ün topraklarından koparılıp batıya sürüldüğünü be¬ lirtiyor. Kürt so¬ rununu kökünden çözmek amacıyla. kırılanların dışında. * Resmi tarihe göre. Halka karşı uyguladığı yöntemlerle "kuyucu" lakabı alan Murat Paşa.. * İttihatçılar içerde Kürtlerle uğraşırken bir yandan da fetih ve "büyük Turan Türk İmparatorluğu" hayalleri kuruyorlardı. Nizip. İttihatçıların bazı kılavuzları. Paşa. başrole geçtiler. Kürtler 1803'ten 1914 yıhna kadar 12 de¬ fa ayaklandılar. Kürderi hayvan gibi birbir¬ lerine bağlayarak sürüklediklerini. 5^ . Daha sonra Osmanlı üniforması giydirilmiş. Almanya'da Hitler'in ırkçı politikalarına hizmet verdiler. daha sonra Ermeni¬ lere uygulandı. ihtiyar ve çocuk 60 bin kişiyi kılıçtan geçirdi. Mısır valisi Kavalalı Mehmet Ali Paşa. Paşa rütbe¬ siyle ordunun başına getirilmiş Alman ve Avusturyalı generaller. daha sonra yol boylarındaki dere yataklarında topluca kırdıklarını yazıyor. ço¬ ğu kadın. elini Kürt kanına buluyordu. ken¬ di hayal gücünün yaratıcılığıyla yok etme yöntemleri keşfediyor¬ du. Kürt isyanlarını bastırmada İngiliz subayları danışmanlık ya¬ pıyordu. daha sonra.

Gü¬ neyi İngilizler ve Fransızlar işgal ettiler. Çıkarlan de- 53 . İlk soğuklarla karşılaşır karşılaşmaz. çoğu paltosuzdu. Kendi kaderleriyle baş ba¬ şa kalan Kürtler kendi olanaklanyla işgalcilere karşı durmaya. işgalden sonra. Antep direnişiyle efsaneleşen Karayılan. Benzer mücadele Urfa ve Maraş'ta verildi. Kürtlerin büyük bir bölümü yurtlarını terk edip muhacirleşmek zorunda kaldı. Rus işgali üzerine. Kimi ça¬ rıklı. ısı¬ nın -30 dereceye indiği kış günlerinde ise kırım. Osmanlı bayrağını çekmiş iki Alman savaş gemisinin Rus sa¬ hillerini bombalamasıyla. Bu yeni bir zamandı ve bu zamanda yeni devletler ortaya çıkıyor. Göç yollarında salgın hasta¬ lığa. Almanya ile ittifak kurup an¬ laşma yaptılar. Savaşı başlatan ittihatçılar aradan çekilmiş. Savaş sonrasında Ortadoğu'nun siyasi haritası değişmişti. İstanbul'u işgal etti. Osmanlı'nın enkazı üzerinde 24 ayrı devlet kuruluyordu. bunların pek azı hayatta kalmış. Birinci Dünya Savaşı'¬ nın başında. yerierini B ve C takımlarına bırakmışlardı. askerler kar ve don'a karşı dayanıklı kışlık giyecek ve donanımdan yoksundu. Ordusu saf dışı kalmıştı. yok olmuş. Sultan'dan habersiz.. Osmanlı Devleti Birinci Dünya Savaşı'- na katılmış oldu. direnmeye çalıştılar. Kürtlerin muhatabı ise yüz yılı aşkın zamandan beri bağımsızhk savaşlannı bastırmaya çalışan ingiltere ve Fransa'ydı. don. Fakat. hastalıktan ve donarak öl¬ dü. orduyu "ki¬ ralık asker" gibi Almanya'nın emrine verdiler. hastalıklar başladı. Ordu ise Orta Asya'yı işgal edip Anadolu'ya bağlamak ve "Büyük Turan Türk imparatorluğu" nu kurmayı sağlamak üzere Sarıkamış'a yığıldı. Beş milyon İngiliz altım karşılığında. yurduna dönebilmişti. bit ve salgın hastalığa yenildi.. bir Kürt aşiret önderiydi. 120 bin kişilik ordu. kimi yazlık ayakkabılı. İngiltere.Hayallerini gerçekleştirmek amacıyla. Ruslar Kürdistan'a girdiler. Ruslarla karşılaşıp tüfek bile padatama- dan Sankamış'ın Allahuekber dağlannda kar. 90 bin asker açlıktan. açlık ve sefalete yakalandı.

yine çıkarlarına aykırıydı. karşı hamle ile Kürtlerin hak¬ larından söz ediyor. Öte yandan. Sovyetleri kuran Lenin ve arkadaşları. Kürt sorununu dillerine bile almıyorlardı. Tıpkı yüz yıl önce olduğu gibi bağımsız Kurdis¬ tan. Mosko¬ va. 54 . Paşa. öteki halklarla eşit haklara sahip olduğunu vurgulu¬ yor. Kürtleri görmezlikten geldiler. Kürtler. ancak konjonktürel bu söylem. Anlaşma ayrıca. Ankara'yı "ilerici" sayıp dostluk ve işbirliği anlaşmaları imza¬ lıyor. Barış anlaşması 10 Ağustos 1920 tarihinde. Kürtlerin başlıca engellerinden biri olan Çarlık Rusyası 1917 yılında yıkılmış. ortak hareket için Ermeni Daşnak Partisiyle işbirliği yaptı. "Kürdistan'ın özerkliği" için Avrupa nezdinde girişimlerde bulunuyordu. bir kez daha "tarihin üvey ev¬ latları" olarak arkasız. ezilen halkların yeni "esin kaynağı "ydı. arayışlar sürüyordu. Kürderin din. Paris yakınların¬ daki "Sevr" kasabasında imzalandı. Fakat galipler. "Kürt Teali Cemiyeti". konferansa ilişkin bir rapor ve Kurdistan haritası sundu. Şeyh Ubeydullah'ın oğlu Seid Abdülkadir'in başında bulunduğu "Kürt Teali Cemiyeti" Kürdis¬ tan'ın temsilcisi olarak ortaya çıkmıştı. Bu süreçte. yardımlar yapıyor. Kuşkulanan ingiltere ve Fransa. Bu arada. 13 bölüm ve 433 maddeden oluşan anlaşma. Hatta ezilenlerin evrensel sesi iddiasındaydı. yenik Osmanlı devletiyle galipler arasın¬ da. kendi kaderini tayin ilkesini tanıyor. 1919 yılında başlayan banş görüşmelerine Şerif Paşa'yı Kurdis¬ tan temsilcisi olarak atadı. madde de "Kürdis¬ tan'ın özerkliği"ni güvence altına alıyordu. desteksiz ve emperyal himayeden yoksundu. 1922 yılında ise artık. "gerici" Kürtlere sırtını çeviriyordu.ğişmemişti onların. Kürtler açısın¬ dan önemliydi. dil ve kültürleri konusunda. Kürtlerin hakları konusun¬ da ısrarcı olmadılar. 62. Kürdistan'ı ilk kez uluslararası arenaya oturtan. onu tanıyan hukuksal bir belge olması nedeniyle. Yeni Ortadoğu haritasında Kürtlere yer verilmemekle birlik¬ te. Tersine Kemalist yönetime açıkça destek ve¬ rerek. daha sonra kesiliyordu. yerine Sovyeder Birliği kurulmuştu. Örgüt. anlaşmaya rağmen.

"canlanan Kemalistler. Kürtlere haklannın teslim edileceği açıklanmıştı. Kürt sorununun Lozan Konferansı gündemine alınmasına da karşı çıktı"lar. İngiltere ve Fransa'nın tam desteğini aldıktan sonra 1922 Ekiminden itibaren Kürt sorunundan söz etmez oldular. kendi sorunlanndan uzaklaştınlmaya çalışılıyor. "Türklerle aynı haklara sa¬ hip" oldukları tekrarlanıyordu.* * * Osmanlı Sultam Vahdeddin yönetimi. 55 . Oysa bu toplantılar. Gasratyan devamla. ikifat görüyoriardı. O nedenle. Yeniden yapılanma aşamasında. "Misak-ı Milli" ise Arabistan'ı da banndıran 5 milyon kilometre karelik alam kapsıyordu. 1920'de parlamentoda Kürder kendi kimlikleriyle yer alıyor¬ lardı. sürgünlerden. görüşmelerin bu esas üzerinde yapümasında ısrar ediyordu. Atatürk dahil yeni sözcüler. Ni¬ tekim Erzurum ve Amasya toplanrilanmn ardında yayınlanan bildirilerde. Mustafa Kemal ve arkadaşlarına idi. bu deyim tutanaklara da geçiyordu. "Misak-ı Milli" hakkım öne sürüyor. Milletvekilleri "Kurdistan Mebusu" diye adlandırılıyor. Kemalistler tarafindan "hoş" tutuluyor. Kürtlerin hak ile özgürlüklerine kavuşacaklarım. Sultan istem¬ leri yüzünden devre dışı bırakılıyordu. "Memleket ve millet menfaaderi için biriik" sloganı. Sevr Anlaşması hükümlerini yerine getirmemek için çeşidi yöntemlere başvurmaya başladıklarını yazıyordu. Sivas ve Amasya'da yapılan toplantılaria ortaya konmuştu. Osmanlı'nın sınırlan konusunda. acılar çekmiş. Rus tarihçi M. "Halk desteği" ise 1919 yılında Erzurum. bu yön¬ temlerden biriydi. Yeni oluşumun Türkler ve Kürtle¬ rin ortak devleti olacağı. bu süreçten ıriba- ren. Kemalisder. Bu söylemle Kürtler. bir yandan da. kınmlardan. Destek. A. Türk milliyetçilerinin. Gasratyan'ın deyimiyle. "namus sözü" olarak sık sık tekrarlıyorlardı. liderlerin ağzıyla sıkça tekrarianıyor. yangınlardan geç¬ miş Kürderin katılımı ve desteğiyle gerçekleşmişti. Osmanlı yönetiminden sadece baskı gör¬ müş. galiplerle banş görüş¬ meleri öncesinde.

"Mustafa Kemal'in ve onun çevresinin ön¬ cülüğünde. Kürt karşıtı senaryolar bu rahat ortamda. Galipler de artık Kemalistler yanlısı tutumlarını gizleme gere¬ ğini duymuyor. "haklarımızı alıp kurtulduk" diye seviniyor. Musul sorunu gündeme geldi¬ ğinde Türk heyeti başkanı İsmet Paşa söz alarak şöyle diyordu: "Devlet. Kısa süre için de olsa onları umut küpü haline getirip sevindiren ve dişlerini sıkarak sevinç gösterilerine katla¬ nanlar ise emeklerinin meyvasım. "bütün hak va özgürlüklerine sahip" Kürt¬ lerden. Lozan görüşmeleri sırasında. Kemalistlerin Sevr Anlaşması şartlarını yerine getirmeme konusunda başarılı olmasını amaçlıyordu" diye yazıyor." Bütün bu manevralar boşuna değildi. A. M. sevindikçe Kemalist yönetime destek veriyordu. Kürderin bölgelerinde özerk yönetimler kurabi¬ leceklerini açıklayarak umut vermeye devam ediyordu. Lozan Anlaşmasıyla topladılar."Türklerin ve Kürtlerin ortak Meclisi" sözü parlamento tutanak¬ larına geçiyordu. tek tek kitabına uydurulup gerçekleştiriliyordu. Öyle ki. Kürtler. Daha sonra gözden düşecek ve Atatürk tarafindan ceza¬ landırılarak dışlanacak olan Erzurum Mebusu Hüseyin Avni (Ulaş) parlamentoda yaptığı konuşmada şöyle diyordu: "Bu memleket Kürtlere ve Türklere aittir. hükümet nezdinde eşit haklara sahip ve ulusal hak¬ lardan yararlanan iki halka. Kürtlerin hak eşidiği teşvik edilip öne çıkarıldı. tek kelimeyle de olsa söz edilmedi. Kürtlere ve Türklere aittir. Yeni yapılanmanın tek söz sahibi ve karar yetkilisi Atatürk. Bütün bunlar. 16 ve 17 Ocak 1923 tarihlerinde İzmit'te gazetecilerle yaptığı uzun görüşmede. Kürtle¬ rin de temsilcisi olduğunu söylüyordu. böyle bir sorunun olup olmadığının tesbiti telgrafla Türk meclisine sorularak yapılıyordu. Anlaşma metninde. Bu kürsüden konuş- 56 . konferans sırasında Kürt sorunu gündeme geldiğin¬ de. Gasratyan. Tabii ki cevap çok önceden ha¬ zırdı ve "böyle bir sorun yoktur" şeklindeydi. bu sorunun en özlü ve inandırıcı biçimde cevaplan¬ ması için "Kürt" olduğu söylenen mebuslara görev ve söz veri¬ yordu. Atatürk. Kemalisderi Lozan'da temsil eden İsmet Paşa (inönü).

insan isimleri yasaklandı. Bedir Han." Kürt-Türk kardeşhğini savunup. 1924 yılında yürürlüğe konan Anayasa ile Kürtler. Bir sabah aniden "Kürtlerin var olmadığına" karar verilmişti. Lozan Anlaşmasıyla toplan¬ dı.. çarşı pazarda. senaryolara geçit veriyorlardı. yasağı çiğneyenle¬ re ağır cezalar getiriliyordu. Çünkü. Fakat. söylem ve tutumlar aniden değişiyor. Kürtlerin dili. manevralara onay. dili. Kürtçe konuşma yasağı uygulanıyor. konferans sırasında Kürt sorunu gündeme geldiğinde. devletin varlığı tescil edildikten hemen sonra. galipler Kemalistleri destekliyor. Türk meclisine soru soruluyor ve "böyle bir sorun yoktur" cevabıyla. Anlaşma metninde. 1959 yılında Paris'te yayınlanan Kürt Sorunu adındaki kitabında. mesele kapatılıyordu. Bütün bu manevralann meyvası. Ama "olmayan" ve "olma¬ mış" Kürtlerin isyanları "var"dı. 1926 yılında Şeyh Said'le ilişki kurduğu ve Kürt giysileriyle meclise gelerek bölücülük yaptığı gerekçesiyle asılarak idam edilecekti.. daha sonra giderek ağırlaştınlıyor. her şey tersine dönüyordu. kültü¬ rü. artık "yok"tu. yalnız iki millet sahiptir: Kürt milleti ve Türk milleri. Mustafa Ke¬ mal'in önerisi üzerine. "resmen" yoktu. tek kelimeyle de olsa söz edilmedi. Kürt mebusları meclise ulusal giysileriyle gelmeye başladılar. "Kurdistan" adı. Artık Kürtler. 57 . cendere gittikçe sıkıştırılıyordu. Lozan'da imzalanan anlaşmayla TC'nin sınırları belirlenip." Ulusal giysileriyle meclise gelenlerden biri de Hasan Hay¬ ri'ydi. 1923 yılında. Hasan Hayri. kişiliği ve bütün varlığıyla. Kürt mebuslan- nın bu konuşmalarından çok memnun kalmışlardı. Öyle ki. parlamentoda "ayrılmazlık¬ larını" bağıranlardan biri de emekli bir subay olan Dersimli Ha¬ san Hayri'ydi. resmi tarihe göre. Kürtlerin "resmen" bu¬ lunmadığına ilişkin kararın uygulamaları. 1925 yılında Ata¬ türk tarafindan imzalanan "Şark Islahat Planı" ile sokakta.ma hakkına. "bütün hak ve özgüriüklerine sahip" Kürderden. bu konuda şöyle diyor: "Mustafa Kemal ve diğer Türk milliyetçileri.

ışıltılar sağanağı olarak yağar.. Qox'tan seyredilen. Ağaçtan arındı¬ rılmış. ama aynı yerde bir başkasıyla birleşen "mesiP'ler bir baş¬ ka yükseltinin başlangıcı oluyor. sessizHk içinde kızıl bir devinim olur. Qox'dan bakıldığında. "dünyanın taştan ve topraktan orta direği"dir. çıplak edilrniş tepelerin kıvrımlarında bitiyormuş gibi gö¬ rünen. İşık patlamalarıdır. kilometrelerce uzunlukta bir yay çizerek batıda.. Qertalıx (Kartalık) dağlannda düğümleniyor. Sabah güneşi doğmaz. Efsanevi "Sipari u Xelat" dağları bir sigara içimi mesafedeymiş gibi görünür. * Bingöl dağlarının inip çıkarak birbiriyle düğümlenen tepeleri¬ nin yamaçlarında. Kürtlerin tanımına göre. Qox'dan seyre çıkanlar. hüzün içindeymişçesine yedi renge ayrışıp. bütün Kurdistan göz önünde. birkaç kasaba. dağların ardında kay¬ bolurken görür. Bingöl'ün tam karşısında Şerevdin (Şerafetdn) dağlan. ovalara kurulmuş sa¬ yısız köy. ayak altın¬ dadır. Yıl dört mevsim... Dağların doğu ucu Hıms'dan başlıyor.. rengarenk çatla¬ yarak. kaynayan pınarların. Kürtçe "kokulu göl" anlamında... güneşi ağlıyormuş gibi buğulanarak. "Bin GoP'dur. Bingöl'ün "Qox" (Kohğ) tepesi. "mıj u duman" (sis ve duman) içinde yıkanır.. İsyan tohumları.. buralarda yeşerdi. 58 . Ve iki dağ duvarının arasındaki vadilere. gümüşi sularının arkları düzlüklerin içinde yeşil birer yılan gibi kıvrılıyor.İKİNCİ Bölüm HİZBE AZADİYA KURDİSTAN VE ALBAY HALİT BEY Bingöl dağlarının adı. Şeyh Said İsyanının yangın alanlarıydı. Varto'nun kuze¬ yi ile Erzurum'un güneyi boyunca. Güneş..

yüzeyi kırışıksız. Şerevdin doğu ucuyla Muş ovasına. Dip¬ te. Sonra.. Ardından güneş. verimli düzlükler ortaya seriliveriyor. dağ eteklerine iner yavaş yavaş. alabildiğine ge¬ niş düzlükler. kırmızı. Kürtlerin "geli" dedikleri kanyonlar. mor renklerle şavklanır. aşağılarda kalan çayıriıklann sonsuzluğuyla. soğuk pınarlarla sulanan 59 . dört bucağını bir araya ge¬ tirir. yeşil... batıdaki boynuyla da Cabakcura (Bingöl) etek olur. sularda sarı. Önce. Pınarlann. kutsarcasına kucaklar. Yavaştan yavaşa. dağların göğe yakın ulu tepeleri aydınlıktır. Sis denizi ışıktan bir Örtü olur. Kürderin tanımıyla "mıj u duman" içinde büyülü bir denizdir.. Güneş yağar oraya. usul usul büyüyerek yayılır. de¬ rinden gelen destanımsı şınltısı olmasa. yavaş yavaş bir kı¬ zıllık peydahlanır. uzak karşılardaki Şerevdin'in (Şerafeddin) "Qur" tepesi şavklanıp yangına dönüşür. derinlere iniyor. şavklaşma yayılır. kolik tepeler. mutlu gelinlerin yüzü gi¬ bi "zelal". rengarenk bir çiğ aydınlık olarak üşüşür. pınariann su¬ ları. iki dağın sırtındaki geniş düzlükler. ışıktan yol olur. Kürtlerin ülkesinde dağlar yer yer kınlıyor. ışıldar. uçurumlarla hevenkleşiyor. mavi. uçsuz bucaksız odaklar hâlâ "mıj u duman" denizinin al¬ tında. pınarların şınltısı sağılır.. Aynı anda. Güneşin taze ışığı birkaç dakika. Bu deniz.. pürüzsüzdür. Ça¬ yır ve otlaklar. Sabahın sessizliğine. Ça- yıriar. sisler arasındaki dünya ölüdür sanılır. bütün o dünyayı. yedi kardeş renk aynşarak. Denizin rengi gri. hüzünlü kaybolmuşluğunu yaşar. Yayıldıkça. bir ateş topu olarak padar. sis denizi¬ nin üstünü aydınlatır. her sabah yeniden sarar. Oraya harelenip göz kamaştırarak.Tan zamanı. yaz boyunca arkları "kevcır" yeşih. Qox'un doğuya bakan yamaçlarındaki pınar kaynaklarına dolar ışıklar. Sonra dağların doğu ucunun doruklannda.. güneş vurgunu ayna olup parlar.

efsane gibi anlatılıyordu. Erzurum ovasındaki çarpışmalarda. sonraları bütün bir yöreye isim olan "Varto" yaptılar. yankısı anlamına gelen Gımgım'ı. Kürtçede dağların gürültüsü. Sarıkamış bozgu¬ nundan sonra ilerleyen Ruslarla savaşırken. amcasını an¬ latırken şöyle diyordu: "Babam ve diğer akrabaların anlatnğına göre. Bingöl dağlarının güney eteğinde. fotoğrafları ya- sakn. Kulan köyünden ayrılıp daha sonra Varto'nun mahallesi ha¬ line gelen Alagoz köyüne yerleşen Mahmut Bey'in oğluydu. halim selim. sürüler için otlaktı. Kürt. uzun boyluymuş. Osmanh devletini Arap. Onu yakından tanıyan. 1884 yılında doğmuştu. Bu hesaba göre. gerilerde değil. Arnavut ve Türklerden oluşan bir "İslami imparatorluğa" dönüştürme hayali¬ ni hayata geçirecek kadrolarını yetiştirmek amacıyla. * * * Varto. cephede askerlerine moral vermek için etrafına yağan kurşunlara aldırmadan namaz kılıyormuş. Mülayim. Mah¬ mut Bey. 6o . savaşlarda emrinde bulunan in¬ sanlardan. Halit Bey Cıbran aşiretinin "Mala Süvvar" (Atlı ailesi) kolun¬ dan. Esmer tenli. 1910 isyanı da bu yörede patlak verdi. geniş düzlük¬ ler meydana getirdiği yörenin genel adıdır." Halit Bey. Gımgım'da (Varto) da han işletiyordu. ama cesur. Gımgım'dı. Halit Bey'in yeğeni Doktor Mehmet Emin Sever. tarım ve ticaretle uğraşıyor. Çocukluğumda. Ha¬ yatını umursamayan bir rahatlıkta cesurmuş. tevekküllü cesareti hakkında çok şey dinledim. geniş ovanın kuzeyinde kurulu Varto'nun kadim adı. amcam 1925 yılında tutuklanıp öldürüldüğünde 41 yaşındaydı.engin çayırlıklanyla birkaç il ve ilçeyi kapsayan yöredeki yayla¬ lar. iki dağın birbirine yaklaşarak çukurlaştıgı. 1892 ydında hizmete soktuğu "Aşiret Mektepleri "nin ilk mezunlarındandı. Hıristiyanların isyanlarla ayrışıp ayrılmasından son¬ ra Sultan Abdülhamit'in. en önde yer alması.

isyan eden Dersim'e de gön¬ dermişlerdi. Kasım ise sınıfta. onu daha çok Kürt yörelerinde görevlendirmiş. Harp Okulu'nu bitirip subay oldu. Değişik bir¬ liklerde çalışıp. 36 künye numaralı Halit Bey derslerindeki başarısıyla sınıf üçüncü- süydü.Sınıf arkadaşlan arasında yedi Kürt genci daha vardı. Dersimli Hasan Hayri ise okul arkadaşlarından. ilk aşamadan sonra askeri ve sivil okullara aynlıyordu. Var¬ to'ya yerieşmiş. Bu dördünün hayatı. aynı ideal uğrunda onunla aynı gün ve yerde idam edilecekti.. kan dökülmeden. sivil olarak devlet hesabına çalışmaya başlamış. Halkm Emek Partisi'nden (HEP). zaman zaman birbirine yaklaşıp uzakla¬ şarak farklı biçimde gelişecek.. Yusuf Ziya. onun sayesinde bir Kürt isyanı. Halit Bey. Halit Bey." 6ı . Hasan Hayri Bey ise bir yıl sonra dara¬ ğacında hayatını noktalayacaktı. Akra¬ ba ve köylüsü Kasım (Ataç) ile Bitlisli Yusuf Ziya Bey bunlardan ikisiydi. not ortalaması en düşük olanlardan. ama birbiriyle bağlantıh olarak noktalanacaktı... 1991 yılında Muş'tan Mil¬ letvekili seçilen Mehmet Emin Sever anlatıyor: "Bastırıp susturmak ve yanlarına çekmek için amcamın kim¬ liğinden yararianmayı düşünmüş olmalılar ki. Öğrenciler.. Osmanh Devletinde Aşiret Mektebi adındaki kitabında beşinci sınıf öğrencilerinin notlarını yayınlıyor. İlk defa. barış içinde sonuca ulaşıyor. Alişan Akpınar. kendi inisiyatifini kullanıyor ve Dersim'i si¬ lahla ezmiyor. not ortalaması 150 üzerinden 148'di. "ihanet¬ lerin evrensel tarihine" adını yazdırmıştı.. Onunla anlaşıp uzlaşıyor. Kasım (Ataç) ise Binbaşı rütbesindeyken emekli olmuş. Dersim'in lideri Seid Rıza'yla dostça görüşmeler yapıyor. Fakat. Abdülhamit'in propaganda için kartpostal haline getirdiği başarılı öğrenci fotoğraflarında yer alan seçkinlerden bi¬ ri olmuştu. savaşlarda komutanlık yaptı. hısım ve akrabaları Şeyh Said ve Halit Bey'i ele vererek.

Elazığ ve Bidis illerinde bulunuyordu. İstanbul'daki Kürtlerin ulusal bilinçle örgütlenmesi daha son¬ ra başlıyordu. Bu amaçlarının gerçekleştirilmesi için. sürgünden başkent İstan¬ bul'a döndüğünde. Aynı yıl Kürt Teavün ve Terakki Cemiyed'nin başına getiriliyordu. Halit Bey. İstan¬ bul'da. Kürt Teali Cemiyeti. Cumhuriyetin ilanından az önce kapatılmıştı. şubeleri özellikle Diyarbakır.Halit Bey'in İstanbul'daki öğrencilik yılları. Birliğin merkezi İstanbul'da. Kurmay Albay Reşat Halli imzasını taşıyan ve Genelkurmay Başkanlığınca yayınlanan Cumhuriyet Döneminde Ayaklanma¬ lar adındaki kitapta. Bu Cemi¬ yet. Cemiyetin başkanı Vanlı Seid Abdülka¬ dir. Damat Ferit Paşa hükümetinin büyük Ermenistan projesine şiddetle mu¬ halefet eden İtilaf ve Hürriyet Partisi'yle özerk bir Kurdistan kurul¬ ması konusunda sözleşme yapmaktan geri durmuyordu. dört bir yanında çatışmaların yaşandığı harekedi bir döneme rastlıyordu." 62 . yardımcılar da Mustafa Zihni Paşa ve tanınmış ailelerden Be- dirhanlılara mensup Emin Avni idi. Kürt Teali Cemiyeti şöyle anlatılıyor: "Birinci Dünya Savaşı Osmanlı imparatorluğu'nun dağılmasıy¬ la sonuçlanıp Anadolu'da yeni bir Ermeni devleti kurulması ihti¬ mali ortaya çıktığı zaman. vaktiyle kurulmuş olan Kürt Teali Cemiyeti adındaki siyasi birliğe dört elle sarıldılar. Organize bir Kürt cemaati yoktu. Cemiyetin amacı İngilizlerin himayesi akında bağımsız bir Kürt devleri kurmaktı. Muş. Kürdistan'ın ba¬ ğımsızhk hayalleriyle ayaklanma halinde olduğu. 1918'de kurulan Seid Abdülkadir'in liderliğindeki "Kürt Teali Cemiyeti"nin en aktif gizli üyelerinden biri olmuştu. Bununla beraber teşkilann Van. kendini Kürtlerin kurtuluşuna adamış bu liderle. dolaylı yoldan ilişki kurmuştu. Nitekim Şemdinanlı isyancı Şeyh Ubeydullah'ın oğlu Seid Abdülkadir. 1918 yılında da "Kürt Teali Cemiyeti"nin başına geçiyordu. Tunceli ve Kürderin bulunduğu diğer illerde yayıldığına şüp¬ he yoktu. 1914'ten sonra ise ilişkilerini sıkılaştırmış. sokaklara dökülen Kürtler tarafından sevgi gösterileriyle karşılanıyor ve daha sonra onları örgütleyen lider olarak ortaya çıkıyordu. 1908 yılında. Kürder henüz dağımkri. Kürt aydınları fiilen bağımsızlık peşine düştüler.

Albay Halit Bey'in uzaktan hışmıydı. aynı zamanda gerçeklere yakın biri. 1923'te Cumhuriyetin ilan sene¬ sinde Seid Abdülkadir. "Kürt Teali Cemiyeti" silahlı mücadeleyi öngörmüyordu. Kürt ay¬ dınları "yeraltına" indiler. Genelkurmay'ın kitabında bu konuda şöyle deniliyor: "Bu cemiyet (Kürt Teali) Cumhuriyetin ilanından az önce kapanlmıştı. Şeyh Said ailesiyle de bağlan bulunan Melle Selim. isyankâr bir örgütlenmeye başladılar. Aile çevresiyle yakınlığı nedeniyle. daha çok bu çevrelerden dinledikleriyle tarihe tanıklık ediyordu. çevresinde dürüstlüğüyle tanınan bir din adamıy¬ dı... biçimlenen gelecekte. Lozanda "barış anlaşması"nın imza¬ lanması arifesinde. Kürt medreselerinde öğ¬ renim görmüş. "Hizbe Azadiya Kurdistan" olan "Kurdistan Özgürlük Cemiyeti"ni kurup. "Hizbe Azadiya Kurdistan. eski millet¬ vekillerinden Yusuf Ziya ve ailelerinden müteşekkil olmak üzere gizli bir komite teşkil edildi. banda alınmış anlanmlannda. silahlı mücadele inancıyla kurulmuştu. daha ılımlı bir örgüt olan "Kürt Teali"den farklıydı. Melle Selim (Taş). bazı Kürt aydınlannın anlattıklarının dışında fazla bilgi ve belge yoktu. geleceğin inşası için ör¬ gütlü çalışma başlattılar. Bu komitenin de gayesi Kürdistan'ın bağımsızlığını sağlamakn. örgütlenme biçimi ve siyasetiy¬ le." * "Azadi" (Özgüriük) hareketi. dinlediklerini aktaranlardan bınydı. Şeyh Said İsyanına ilişkin olarak. Fakat buna karşılık. Hacı Musa.1918 yılında her türiü legal faaliyetleri yasaklanınca. 1923 yılımn Haziran 63 . Melle Selim. Hasenanlı Halit. "Azadi" ise barışçı yoldan çözümün imkansızlığı görüşü üze¬ rinde. 1923 yılında. "Hizbe Azadiya Kurdistan"ın kesin kuruluş tarihi hakkında. Var¬ to'nun Diyadin köyünden Melle Selim. Kürtçesi. Kürdistan'a yer bulun¬ madığını görünce.

Melle Selim. Bildiğim ka¬ darıyla. Kürdistan'ın önemli isimlerinden Mutkili Hacı Musa ve Fevzi beyler de kurucular arasındaydı. Kürtler. o dönemde. Onun için kimlerin cemiyete üye olduk¬ ları karanlıkta kaldı. Aşiret önderleri. Miralay Halit Bey tutuklandıktan sonra. şeyh ve ağalar alışveriş bahanesiyle Erzurum'a gidiyor. Devletin eline geçmesin diye Qerqerut köyün¬ de tandıra atılıp yakıldı. ya da taraftarıydı. İkisi de Kürderin sevip say¬ dığı birer kişilik oldukları için Kürt din ve aşiret çevrelerinin ka¬ tılmasıyla. ama sahnede görün¬ meyen liderlerden başlıcasıydı. Bütün Kür¬ distan'ı temsil edecek kurucular listesi tespit edildi. Kürdistan'ın her yerinde. Kürderin baş¬ lıca alışveriş merkezlerinden biriydi. Varto'ya getirildi." diyor ve devam ediyordu: "Yolun başlangıcında. Türklerin casusu olduğu sonra ortaya çıkan Binbaşı Ka¬ sım da cemiyetin kuruculanndandı. hareketin taraftarları kısa zamanda artn. "Azadi içinde". görevler alıyorlardı.ayında Erzurum'da. ağa ve şeyhler cemiyetin üyesi. Cemiyetin üye kayıt defteri ve evrak- 1.. amcası İsmail Ağa tarafından Erzurum'daki evinden alındı. Ağrı yöresinin ünlü Hami¬ diye Paşası Patnoslu Kör Hüseyin Paşa. Azadi'ye merkezlik eden Erzurum. alışveriş için Trab¬ zon limanına en yakın kapı olan Erzurum'a geliyorlardı. Halit Bey'in en yakın fikir arkadaşı Bidis milletvekili Yusuf Ziya Bey 'di. kervanlarla Bingöl. örgüte destek için ta Diyarbakır'dan Erzu¬ rum'a akıyor ve üye oluyorlardı" diyor. görüşmeler yapıyor. HaUt Bey'in açıkladığı program kısa ve özdü: "Bağımsız Kürdistan'ın kurulması." Melle Selim anlatıyor: 64 .. önde gelen aşiret reisleri. Bidis. Yine anlatılanlara göre. Halit Bey'in konağında yapılan bir toplantı¬ da kuruldu." 1925 isyanının lideri Şeyh Said ve Seid Abdülkadir ilk düşün¬ ce tohumlarından itibaren. Muş. "aşiret önde gelenleri. Van ve daha uzak yerlerden. Ağrı.

ama gündelik işlerin dışındaydı. Şeyh Ali Rıza'dan olayların ayrıntısını dinleyen¬ lerden biriydi. Bunun üzerine devlet. Seid Abdülkadir. halkı aydınlatıp kazanmak. bölgeye askeri güç göndermiş ve çatışmalar başlamıştı. Şeyh Said Efendi de hareketin için¬ de. gelişme ve hazırlıklan günü gününe izliyordu. Ankara ise örgüt içindeki kaynaklanndan doğrudan haber alıyor. Şeyh Sa¬ id Efendi ve Osmanlı'nın eski Devlet Şurası (Sayıştay) Başkanı Seid Abdülkadir Efendi de kendilerine düşen görev neyse onu yapıyorlardı. merkez arasında irtiban Şeyh Said Efendi'nin oğlu Şeyh Ali Rıza Efendi yürütüyordu. hazıriıklann 1926 bahannda başlayacak ayaklanmaya göre ta¬ mamlanması karariaştınlıyordu."Her Kürdün birer dava neferi olduğu bu dönemde. ordu içindeki Kürt subaylarla ir¬ tibat kurulmuştu. ilk etapta Erzurum ve Bidis tarahndaki su¬ baylara ulaşılmış. başından beri hazırhklardan haberdar olan Türkler harekete geçti. ça¬ lışmaları düzenleyen komitenin içindeydi. Onunla. Bir yandan da." Melle Selim. Genelkurmay Başkanlığı tarafindan yayınlanan resmi tarihte Ankara'nın isyan hazırlığını tesadüfen öğrendiği öne sürülüyordu. Teşkilatla doğrudan bağı olan oğlu Şeyh Ali Rıza Efendi'ydi. harekete katılmaları temin edilmişti." * » * 1924 yılı baharında yapılan geniş katılımlı bir toplantıda. Onların lideHik gibi bir iddiaları yoktu. fakat Hakkari yöresindeki Nasturiler buna tepki gösterip isyan et¬ mişlerdi. Fakat Diyarbakır. Kitaba göre. Birer ne¬ fer gibi çalışıyorlardı. Ankara. O. devletin variığını Kürtlere gösterip kanıtlamak için bazı bölgelere askeri biriikler göndermiş. Melle şöyle devam ediyordu: "Şeyh Ali Rıza Efendi'den dinlediğime göre. Urfa ile öteki taraflarda bulunan subaylaria irtibat kurulmaya çalışılırken. Hakkari'ye gönderilen ordu birliklerinin içinde "Azadi" üye- 65 . öte yandan silahlı harekete hazırianmaktı. Buna karşın. "isyan bastırmak" üzere. istanbul'da oturuyordu. teşkilatın merkezinde. çalışmaların ilk hedefi.

Dört subay. Onlar eski ya da yeni sisteme entegre olmak istemiyor. devletin resmi ajan¬ larından biriydi. "ayrılın" di¬ ye anlamışlardı. Yu¬ suf Ziya ve Mutkili Hacı Musa başta olmak üzere örgütün bir¬ çok beynini tutuklatmıştı.si dört Kürt subay da vardı. Melle Selim'in dediğine göre örgüte üyeydi. Hatta. "Azadi"nin liderine sırdaştı. "Azadi"nin merkeziyle şifreli telgraflarla haber¬ leşmiş. bir diğeri "Azadi"nin kurucularından Bitlis eski milletvekili Yusuf Ziya'nm kardeşi teğmen Ali Rıza. Kürtlerin "kötü niyetlerini" aktardığını söylüyordu. telgraflardan biri tesadüfen ele geçirilmiş ve bu sayede is¬ yan hazırlığı öğrenilmişti. Halit Bey'in eniştesi Binbaşı Kasım (Ataç). Bu subaylar. öteki ikisi ise Vanlı Rasim ve Tevfik Celal'di. 3 Eylülü 4 Eylül 1924'e bağlayan ge¬ ce. Azadi hareketinin eylemi olan Şeyh Said "is- yan"ının nedenini dine. "bağımsız Kürdistan"ı kurmak istiyorlardı. Yine resmi tarihin iddiasına göre. Oysa Kürderin. Ali Rıza Bey ve arkadaşlan şifreyi çözerken. 66 . Bunlardan biri. Osmanlı Sultanlığı'nı ihya amacına bağlı¬ yordu. resmi ajanlar tarafindan da yalanlanıyordu. 1800'den beri savaş halinde oldukları Os¬ manlı Sultanlığı'mn kaderi diye bir dertleri yoktu. 1919 Erzurum kongresi sırasında Atatürk'le görü¬ şerek. "Azadi"nin en öndeki üç lideri Halit Bey. Kasım "aileden biri" olarak. Fakat. yanlarına lO'u makine¬ li olmak üzere 380 tüfek alıp firar etmişlerdi. Yusuf Ziya Bey. Hazırlıkların öğrenilmesine ilişkin resmi söylem. Aynı resmi tarih. Başbakan İsmet Paşa (İnönü). birliklerindeki 351 Kürt eriyle birlikte. Görüşülüp konuşulanlar bir yana liderlerin beyninden geçenleri bile anında aktarıyordu. toplu firarın "isyan" olduğunu derhal sezinleyip. ordudan ayrılma konusunda "beklenmesi" talimatını vermişti. kopmak. Ağrı İsyanı'nda İh¬ san Nuri Paşa adıyla ünlenecek olan Yüzbaşı İhsan Nuri'ydi. 1924 Eylü¬ lü başında kardeşi Ali Rıza'ya çektiği telgrafta. "ayrılmayın" sözünü.

Atatürk'le özel görüşme istedim. ajanlık yarışında adeta Kasım'ı geri plana itip kendini öne çıkarmaya çalışıyordu." 67 . bu akımın halkın yüz¬ de 85'ini etkilediğini. Kolordu Komutanı Ali Said Paşa da hazırdı. Doğu İlleri ve Varto Tarihi adındaki ki¬ tabında. bir Kürt ihtilali hazırlığında olduklarını. yoksa büyük bir felaketin gel¬ mekte olduğunu gözümle görür gibi olduğumu. isyan¬ dan yirmi yıl sonra. Bulun¬ duğum çevre ve bölgede bir Kürt bağımsızlığı ve Türkiye'den ay¬ rılmayı amaçlayan akımlar bulunduğunu. 1945'te bulunduğu Söke'de Kaymakam Ka¬ zım Atakul'a verdiği ifadede hizmetleri konusunda şunları anla¬ tıyordu: "24 Ekim 1924 tarihinde Atatürk Erzurum'a geldi. Binbaşı Kasım ise mahkemede söylediklerinden başka. 9. hükümetçe bir an önce önlem alınması gerektiğini. yandaşlarının gün geç¬ tikçe çoğaldığını anlattığını ve kardeş olarak kendilerinin de ka¬ tılması çağrısında bulunduğunu yazıyor. Binbaşı Kasım'dan önce dav¬ randığının kanıtı olarak da Genç eski milletvekili ile Vali Hamdi Bey'e yazdığı raporları gösteriyordu. ihbar konusunda. mahkemede Atatürk'ün 1924 yılında Erzurum'a gelişi sırasında. gelişmeleri bizzat kendisine anlattığım söylüyordu. Fırat. kitabında. Kabul edildim. Muşlularia biriikte Erzurum'a gelmiş¬ tim.Resmi ajan. söylediklerimin hiçbirinin soruşturulmasına gerek olmadığını ayrıntılı olarak arz etmiş ve teşekkür yanıtlarını almıştım. amcası Halil ile akrabaları Veli ve Ali Haydar ağalara birer mektup yazarak. günü gününe izleyip Ankara'ya rapor yağdırdığını açıklayan bir başka resmi ajandı. Şeyh Said'in 4 Ocak 1924 tarihinde. ruhlanm bildiğim için ayrıca kanıt gerek¬ mediğini. Mehmet Şerif. Varto'nun Kaşıman köyünden olan Mehmet Şerif Fırat olay¬ ları. Halkın saygılarını sunmak için. Daha sonra eziyet ve işkence yapriğı öz amcası Veli tarafindan vurularak öldürülen Mehmet Şerif Fı¬ rat. karşı koyanlann örnek ola¬ cak şekilde cezalandırılmalarını. Kabulden sonra. aşi¬ ret reislerinin batıya sürülmelerini. ama yakın durarak edindiği bütün bilgileri doğru¬ dan Mustafa Kemal'e bildirdiğini belirtiyor. isyancılara katıl¬ madıklarını. Mehmet Şerif Fırat.

Sarıkamış'ta ordu için at sann alan Kasım adında¬ ki bir yarbay. Ama yapabileceği bir şey olmadığından emre uyuyor. sıhhatim berkemal dersem. Halit Bey. bir yolunu bulup. Erzurum'da Halit Bey'in evindeyken. Ağrı'nın Patnos ilçesi yakınlarındaki konaklama yerinde. "Kırk altın"m.Kasım. Sarıkamış'a gitmediği. yaptığı ih¬ barların ışığında tutuklamaların başladığım söylüyordu. Giderken çocuklarına. bilin ki beni Sarı¬ kamış'a değil. amcamın ailesine gelen telgrafta 'Sıhhatim berkemaldir' diye yazılı. Yusuf Ziya Bey ve Hacı Musa'nın tutuklu bulunduğu Bidis yoluna sapılıyordu. tutuklayıp başka bir yere götürüyorlar. Sarıkamış yolundan. Yeğeni Mehmet Emin Sever anlatıyor: "Dört subayın firarından sonra amcamı. Diyorlar ki. Halit Bey." Halit Bey. evinde göz hapsine alıyorlar. kuşatma altında olduğunu bildiği halde Erzurum'daki evinden ayrılmıyordu. gece sarıldığını anlıyor ve evden çıkıyor. halkın içinden çekip almak ve sessizce tutuklamak. Ama sıh¬ hatim yerindedir dersem. Kasım'la aynı köyden (Kulan) olan Melle Şafii'nin (Ballı) an¬ lattığına göre Yusuf Ziya. Mustafa Kemal Ankara'ya döner dönmez. Am¬ cam. devletin parasını çalmış. fakat yakalanıyordu. askeri bir müfreze eşliğinde Erzurum'un dışına çı¬ kınca yön değiştiriliyor. Amaç. izini kaybettirmek üze¬ re mezarlıkta saklanıyor. bu tutuklanmadığım anlamındadır' di¬ yor. Hamidiye Alaylan'nın komutanı Pat¬ noslu Kör Hüseyin Paşa'ya bir not göndererek "yolculuğunu" haber veriyor ve "bana kırk altın gönder" diyordu. 1924 Ekiminde evine geliyorlar. Fakat. Bir ay kadar sonra. Olayı soruşturmak ve araştırmak için Sarıkamış'a gitmeniz gerekiyor diyorlar. 'eğer size çe¬ keceğim telgrafta. Hareketin tutuklanan ilk lideri Yusuf Ziya Bey'di. yolda tutuklan¬ dığı böyle anlaşılıyor. isyan hazırlıklarının da önemli liderlerinden 68 . "40 kişilik bir grupla beni kurtar" anlamına geldiği açıktı. İki gün sonra. Yusuf Ziya olayı ile yakın takip. bunun bir tuzak olduğunu anlıyor.

Gözler. henüz hazırlıkların başlangıcında olan Kürt isyan hareketini başsız bırakmış.biri olan Kör Hüseyin Paşa. adıyla halk arasında. Şeyh Mehmed Said'di. o da bilinmiyor. "belayı üstüne sıçratmamak" adına Halit Bey'i cevapsız bırakıyordu. Bir başka bilinmeyen de nasıl idam edildiğidir. Asıldı mı. teflerin eşliğinde. Aynı Kör Hüseyin. Şeyh Said Efendi ele geçene kadar içerde tutuldu. "yemin" kavramı oldu." ŞEYH SAİD EFENDİ Kürder. Meclis belgelerini taradım. Hareketin belirlenmiş. adeta kutsanmış Kürt ulu¬ lar arasına kanştı. kurşuna mı dizildi. ya da "Efendinin adı üstüne yemin ederim ki" diyerek inandırıcılıklarını kanıtlamaya çalışıyorlardı. buna rağmen sürgüne gönderi¬ lecekti. Halit Bey'in yeğeni Mehmet Emin Sever anlattı: "Amcam cezaevine konduktan sonra. Onun ne yapacağı ve nasd davranacağı merakla bekleniyordu. Yargılandığına dair bir ize rastiamadım. moral bozukluğu ve korku yaratmıştı. "Kaderim" dediği idamdan sonra. Kimse ne yapacağını bilmiyordu.. sonra devlet safina geçecek. Adı ve karizmatik kişiliğiyle saygındı.. Genelde idam edilenlere ilişkin tutanak ve belgeler pariamentoya gönde¬ rilirdi. Yargılandığına dair de herhangi bir kayıt ve belge yok. etkin ikinci adamı ise yoktu. Halit Bey'in tutuklanması. Daha mesafeli ananlarsa "Şeyh Said Efendi. 1925 isyanı başlayınca önce sessiz kala¬ cak. İnsanlar. Şeyhin yakalandığı gün arkadaşlarıyla birlikte idam edildi. kısaca ona "Şex" (Şeyh) ya da "Efendi" diyorlardı. Adı. aileden kimseyle görüş¬ türülmedi. "Efen¬ dinin başı için" diye isteklerde bulunuyor. Şeyh Said'e çevrilmişti. kala- 69 ." Türkçe söylemle adı. Kürt dervişler bölge bölge dolaşarak.

balıklara kişiliğini. Kürtler ve Ulusal-Demokratik Mücadeleleri adındaki kitabında. Şeyh Mahmut Erzurum'un Hınıs ilçesine bağlı. Şeyh Said'e ilişkin bu ağıdardan. matematik ile din bilgisi konularında özel eğitime tabi tutulup. mücadele ve ölüme yürüyüşünü destanlaştırarak anlatıyorlardı. Şam'da oturuyordu. Hüseyin ve Şeyh Mehmet adında dört oğlu dünyaya geldi. Mezuniyetten sonra. yeni kuşaklara. onun üstüne düzenlenmiş "kılam"lar (şarkı) söylü¬ yor. Şeyh Ali. Mehmet Bayrak. Mahmut. Şiirlerinden derlenen Divanı. Mevlana Halid'in Şam'daki dergâhında eğitim gören öğrenciler arasında. Şeyh Ali. Birkaç yıl sonra ayrılıp kuze¬ ye geçti. Genç şeyh orada imamlığa başladı. Diyarbakır'ın Lice ilçesine gönder¬ di.1827 yıllan arasında yaşadı. Palu'nun Kelhasi ve Ekrek köylerinde imamlık yaptı. ölümün¬ den sonra 1844 yılında İstanbul'da yayınlandı. Hasan. "mes'el" dedikleri hikâyesini anlatıyorlardı. Nakşibendi şeyhi ve Nakşi¬ bendi tarikatını Kürdistan'a aşılayan kişiydi. Dengbejler. aile hayatına karıştı. üst düzeyde bir programla yetiştirilen Nak¬ şibendi Halifesi oldular. zamanla büyü¬ yen kasabanın mahallesi haline gelen Kolhisar köyüne yerleşip 70 . 1776. Değişik bölgelerde görevlendirildiler. Bunlar daha sonra mantık. Mevlana HaÜd. Şeyh Ali'yi. özel olarak ilgilendiği 118 gençten biriydi. Şeyhin. kılam ve kasidelerden geniş örnekler veriyor. dedesi Şeyh Ali ile Kür¬ distan'da din sahnesine çıkıyordu. Ama Kürdistan'da ve Osmanlı'nın baş¬ kenti İstanbul'da. her biri imam ola¬ rak bir yana dağıldı. Şeyh Ali Palu'da evlendi. üç kuşak ötede. "Bağdai" (Bağdadi) lakabıyla da tanınan Mevlana Halid. Şeyh Ali oğullannı da aile geleneğine göre der¬ gâh ve medreselerde okuttu. » * Şeyh Said'in kökleri. etkin bir taraftan vardı. Mevlana Halid'in öğrencilerindendi. şairdi.. Mevlana Halid.. felsefe. Bir öteki Seid Abdülkadir'in dedesi Seid Taha idi.

Palu'da amcam Şeyh Hasan'm yanında. tanınmış bir kişilik olmuş. Hınıs ve Palu'da eğitim gördüm. Şeyh Said şairdi. Bari kaynakları 80 yaşındayken idam edildiğini belirtiyor. Fakat yakın akrabalarından Şeyh Abdülmelik Fırat. Temizlik ve şıklığa özen gösteriyor. Dini dergâh ve medreselerde eğitim gören yedi kardeş arasın¬ da Mehmet Said öne çıkacaktı. 1925'te Diyarbakır'daki sorgusu sırasında eğitimi konusunda şöyle diyordu: "Muş. Genç yaşta çevresinde sivrilmiş. Muş'ta Mehmed Efendi. okuyor ve yazıyordu. ol¬ gunluk çağında ise Kürdistan'ın dört bir yanında. apak olmuş sakalım kınalıyor. Kürtlerin. Necmeddin. kızıl parıltı veriyor¬ du. Tahir. eski Yunan felsefesiyle mantık derslerini okumuştu." Yazdıkları gün ışığına çıkmamakla biriikte. Arap-Islam felsefesinin yanında. Kürt medreselerinde eğitim görmüş. tartışmasız ka- 71 . narin yapılıydı. Kürtçe kadar iyi konuşuyor. önü ibrişim işlemeli "Halep işi kırk düğme" yelek ve onun üstü¬ ne de pelerin giymeyi seviyordu. Arapçayı. Kolhisar'da evlendi ve burada yedi erkek evlat büyüttü: Şeyh Mehmed Said. O da Kürt erkekleri arasında yaygın olan modaya uyarak. gabardin şalvarın üstüne. Diyaeddin. bir yazı¬ sında. ağarmış sakalını kınalıyor.imamlığa başladı. Ağarmış. 61 yaşında idam edildiğini söylüyordu. Bu yüzden Şeyh Said'in doğum tarihi de belirsizlik taşıyordu. Malaz¬ girt'te Dev Abdülhalim ve Hınıs'ta da Musa Efendi'nin yanında medresede okudum. Bahaddin. dönemin en iyi din tedrisinden geçmiş. Mehdi ve Abdürrahim. Şeyh uzun boylu. esmer tenli. doğumları kayıtlara geçirme alışkanlığı yoktu. kirpiklerinin altına sürme çekiyordu. Kürt yazar Musa Anter de bu görüşe katılıyor ve 80 yaşında idam edildiğini yazıyordu. Malazgirt. sün¬ netti. İslamiyet'te kına ve erkeklerin göz altına sürme çekmesi. Şeyh.

saygın kişiliklerin hakemliğiyle sonuçlan¬ dırılıyor. varlıklıydı. yaz aylan boyunca Bingöl yaylalannda ot¬ latıyor. zenginlik ölçüşüydü. Ticaret nedeniyle Güney Kürdistan'a yaptığı seyahader. görüşmeler yapıyor. aşiret ya da aileler arasında yaşanan sorunlarla kan davalarının pek azı Osmanlı devleti makamlarına yansıyor¬ du. Ruslar. Kürt önde gelenlerini ziyaret edip konaklaya ko- naklaya. Koyun üreticiliğinin yanında. bu yoldan sağlanıyordu. pazar şehre gidiyordu. dar günde yardıma koşma geleneğine bağlıydı. adil tutumuyla kararları itiraz götürmeyen başlıca "aracılardan" (hakem) biriydi. kış ortasında işgalci güçlerden kaçan Kürt kafilelerine ka¬ tıldı. Olaylar genellikle. dosdanyla buluşuyordu. Kürtlerde. Şeyh Said ve ai¬ lesi de. ama yardımsever. O.bul gören saygınlığına. İlerleyen yaşlarında. Hınıs ve yöresini işgal ettiler. Piran. bu sayede okuma ve toplumsal olaylara daha çok zaman ayırma imkanı buluyordu. Kürtlerin "Peze ner" dedikle¬ ri "kısır koyun" ticareti yapıyordu. Bu açıdan bakıldığında Şeyh Said. Kürtçede "Pirlerin yurdu" anlamına gelir. adı "Dicle" olarak değiştirilip Diyarbakır'ın ilçe¬ si yapılan Piran köyündeki kardeşi Abdürrahim'in yanına yerieşti. Halkı yoksul. Nakşibendiliğin nmişti. Şam ve Halep pazarlarına götürüp satıyordu. Satın aldığı toklu ve Kürtçe de¬ yimle "hogeç"leri (koç). sonbaharda. Şeyh'in gelişini onuriandırma olarak 7i . 1914 savaşının hemen başında Osmanlı devletinin saf dışı kal¬ ması üzerine. sahip olunan koyun sayısı. Şeyh Said. Daha sonra. Sü¬ rünün ardından. bir bakıma kendisi için dostlukları pekiştirme vesilesi oluyordu. ticareti büyük oğlu Şeyh Ali Rıza'ya bı¬ rakıyor. Dönüşte. Kerkük. başka bir yol izleyerek. sürüye değil sürülere sahipti. "aşağı memleket" denilen Musul. Köy ve çevre¬ si dağlıktı. "Postnişinliği"ni ekle¬ Kürdistan'da. toplumsal barış.

Kürt Teali Cemiyeti'nden önce Kürt sorununun içindeydi. konakladığı yerlerde Kürt so¬ rununu tartışmaya açıyordu. isyandaki rolünü. Cibranlı Halit Bey ve Binbaşı Kasım'ı birbirine bağ¬ layan "kader" bir bakıma "hısımlık" bağlarıydı. gizlisi saklısı bulunmayan iç içelikteydiler. Elbirliği ile ona bir ev yaptırıp yerleştirdiler. at sırtında ta Şam ve Halep'e uzanan uzun yolculuklara çıkıyor. Rus iş¬ gali sona erene kadar Piran'da kaldı.. Zamanını okuyarak geçirdi. Bu şairane sözler. Diyarbakır'da yargılanırken. Sonra köyüne döndü. devletin resmi kayıdannın da doğrula¬ dığına göre. Oğlu Ali Rıza Efendi'nin damadı da olan torunlanndan Me¬ lik Fırat şöyle diyordu: 73 . muhbirleri olan Kasım'la. ICasım'ın oynadığı rolün acısını ise daha sonra eşi Güle çekti. gerçeği anlatıyordu. Şeyh Said.kabul ettiler. idam edilen kardeşi ve eniştesinin matemini tuttu. Kürdistan'ın isyanlaria yeniden alevlendiği 1910'lardan beri ruhu ve beyni ile Kürt sorunuyla meşguldü. Ama. Anlatılanlara göre Güle. töresel bağlar nedeniyle. ne de en öndeydi. Kürtçe deyimle "xınami"lik. Kasım da onun küçüğü Güle ile evliydi. doğruyu. "olayların ne başında. Yakınlarının anlattığı. İsyan hazırlayıcısı iki lider. koyun ticaretini bahane ederek. yaşadığı sürece. Çünkü o. Şeyh Said. Halit Bey'in büyük kız kardeşi "Hewa" (Havva) hanımla. "evliliğini kötü kader" olarak kabul etti ve acılar çekerek sonuna kadar sürükledi. aile için¬ de ayrısı gayrisi. Şeyh Said ile Binbaşı Kasım bacanak... Halit Bey ise kayınbira¬ derleriydi.. O yüzden. O ne¬ denle ne geride. Yeğeni Mehmet Emin Sever'in deyimiyle Güle. içindeydim" diye açıkla¬ mıştı. ne sonundaydım. Ka¬ sım'dan da aynlamadı. Şeyh Said.

Fakat Türkler. hazırlık aşamasında yazdığı mektupların birinde. artık sorunun çaresine bakma zamanının geldiğini söylüyor. ama hiçbir örgütsel. sonunda ölüm de olsa. Şeyh Bahaddin'in anlattığına göre. ortak mücadeleye yöneltmenin zor olduğunu söylüyor. Daha Birinci Dünya Savaşı'ndan önce kardeşiyle Kürt davası konusunda soh¬ bet ederken. kendi yolumuza gitme. Tek başıma da kalsam bunun için mücadele edeceğim. hiçbir engel beni yolumdan alıkoyamayacaktır. Dolayısıyla genel toplantılarda bulunup seçime katılması söz konusu değildi Yakın ilişkide olanların anlatımla¬ rına göre. Ortak noktamız ortadan kalktı. şeriata dayalı devlet ve Ha¬ lifeydi. Şeyh Bahaddin. yüz yüze görüşme olanağı bulamadığı Kürt önde gelenlerine mektuplar yazıyordu. Şeyh Said'in. Şeyh Said. üyeük temelinde de olsa örgütsel bağları yoktu. şöyle diyordu: "Bizim Türklerle müşterekimiz din. Hiçbir zorluk. Şeyh Said Efendi'ye Kürtlerin genel yapısını ve durumunu özetliyor. resmi tarihi dayanak yaparak. Kürt-îslam Ayaklanması adındaki kitabında. tek taraflı bir kararla Halifeliğe son verdi¬ ler. Bu durumda biz Kürdere. özgürlüğümüzü kazanıp kendi geleceğimi¬ zi kurma hakkı doğdu. o." 74 . fakat zoru başarmak imkansız değildir. Oysa Şeyh Said'le birlikte çalışanlarla. aynı yılın Ağustos ayında ise genel başkanlığa seçildiğini yazıyor." Uğur Mumcu. kafası 1910'lardan itibaren Kürt meselesiyle meşguldü. res¬ mi görevi yoktu. kardeşi Şeyh Bahad- din'den dinlemiştim. Bunun üzerine Şeyh Said Efendi gayet kararlı bir şekilde şöyle diyor: Zorlukları biliyorum. hareketin manevi lideriydi. Fakat bir militandan da çok çalışıyor. Aşiretçilik yüzünden paramparça olmuş bir halkı birleştirmenin. Kürt ön¬ de gelenlerini ortak dava etrafında birleştirmek için toplantıdan toplantıya at sürüyor. Şeyh Said'in. çok zaman kaybettiklerini. 1924 yılında Erzu¬ rum'da yapılan ilk kongrede "Azadi" örgütüne üye olduğunu. yakınları bu iddiayı doğrulamıyordu."Kürt sorunu hakkındaki düşüncelerini.

Avrupa'nın Kürtlere sempatisini önleyip kır¬ mak. Binbaşı Kasım da. basına "gizli" kaydıyla gönderdiği genelgede. O nedenle. "ilerici" Türkiye Cumhuriyeti'ne destek vermelerini sağla¬ mak için isyan batı karşıtı Islamist ve Padişahçı gösteriliyordu. Dönemin Başbakanı İsmet İnönü'nün çabası da. Rejimin ajanlarından Mehmet Şerif Fırat. iki halkın eşit olacağı belirtilmişti. Genelgede şöyle deniliyordu: "Yüce Genelkurmay Başkanlığı'ndan gelen 30 Nisan 1341 (1925) tarih ve 1835-2270 numaralı teskerede son isyan ve irti¬ ca olayının basınımızda ve özellikle İstanbul basınının büyük bir kısmında bir Kürt ayaklanması şeklinde gösterilmesi. isyanın "irticai" (dinci) oldu¬ ğunu işlemenin. Kürtlerle Türklerin ortak devleti olduğu vurgulan¬ mış. iç ve dış düşmanlara propaganda zemini teşkil etmekte olduğundan ve esasen smırh bir sahada. Oysa Ankara. İslam konusunda oldukça tedirgindi. Kürt sorununun bulunduğunun dünyaca bilinmesini istemiyor. Lozan sürecinde ise devletin. Bakanlar Kurulunun kararıyla. isyanm "bağımsız Kurdistan amaç¬ lı" olduğunu anlatıyor. Başbakan İnönü. dış dünya açısından "memleket menfaatine olacağı"nı belirtiyordu. çeşidi amaçlar ve aldatmalar neticesi oluşan olayın büyütülmesi uygun olmadığından. bunu sakmcah ka¬ bul ediyordu. bu savları doğ¬ ruluyordu.. Ankara. Lozan'da TC'nin sınırla¬ rı daha yeni tescil edilmiş ve tapusu verilmişti. isyanın ayrım¬ cılıktan ziyade. ayaklanmanın gerekçesi olarak. Şeyh Said'in. din öğesini bi¬ linçli biçimde öne çıkarıyordu. Os¬ manlı Sultanlığıyla çok sorun yaşayan Avrupa. dini kişiliğini ve isyan sürecinde dini motifleri kullanarak "isyanın dinci" olduğunu öne sürüyordu. Do^m İlleri ve Var¬ to Tarihi adındaki kitabında.Mektuptan da açıkça anlaşıldığı gibi Şeyh Said'in amacı.. 1800'den beri süre gelen Kürt isyanlarıyla aynı ve onların deva¬ mıydı: Bağımsız Kurdistan. irticai cehalet ve aldatma neticesi olduğu zemi- 75 . Çünkü. tamklığıyla Fırat'ı doğ¬ ruluyordu.

terör estiriyorlardı. Sultan Mahmut'tan beri. Genellikle Sünni Kürtler silahlandırılmış. sınıf ve katman farkı gözetmeden. Kürtler arasında din ve mezhep ayırımının körüğü olarak kullanılmıştı. dini inanç ve mezhep. "böl. bazı aşiretler silahsızlandırılmış ve bu politika ile Kürdü Kürde düşman kılmıştı. tek kişilik örgüt gibi çalışıyor. Azadi'nin yönetiminde değildi. gün görmemiş birtakım insanlar. Hamidiye Alaylan'yla. ŞEYH SAlD VE SEİD RIZA Şeyh Said. Varto yöresindeki Alevi ve Sünni Kürtler de ta Sultan Mahmut'tan beri "böl. ama yükünü taşıyor. "irtica"yı öne çıkaracak. "sen ağasın" ya da "beysin" diyerek silahlandırılıp güç haline getirilmişti. Cahil. Bölge Alevileri. Bingöl. birbirine düşür ve yö¬ net" politikalarıyla karşılıklı bilenmişti. keyfiyetin bu açıdan ya¬ yılması için Dışişleri Bakanlığı'na tevdii münasip görülmüştür. Kürt sorununu asla dillendirmeyecekti. ayrılıklar derinleştirilmeye çalışılmıştı. Osmanlı. basında 'Kürt sorunu' şeklinde yansımasının gerçekte mutabık olmadığı kadar siyaseten de sakıncalı olduğundan. yetişemediklerine mektuplar yazıyordu. Abdülhamit döneminde kurulan Hamidiye Alaylan'yla. Erzurum. bütün Kürtleri tek amaç etrafinda birleştirmek üzere yöre yöre geziyor. Bunlar. olayların neden ve amaçlarını hü¬ kümetin isteği doğrultusunda işleyecek. özel çıkarları ve üstünlük duygularını tatmin için elle¬ rindeki silahı halka yöneltiyor. 76 .ninde yayın yapılması olunmuştur. bu genelgeden sonra. Bakanlar Kurulu'nun 3 Mayıs 1341 (1925) tarihli top¬ lantısında görüşülmesi esnasında genel ve tertip olunmuş bir irtica- nın görünümü olduğu tespit ve malum olan hadisenin. Hınıs. o neden¬ le Azadi hareketine sıcak bakmıyorlardı. birbi¬ rine düşür ve yönet" politikası izlemişti. Kürtlere karşı. Alevi Kürtlere karşı da kullanıl¬ mış. için gereğinin yerine getirilmesi teklif Keyfiyet." Basın. Kürtlerle iç içe yaşayan Ermenilere karşı da Osmanlı'nın terör kılıcı yapılmak istenen Hamidiye Alayları.

Osmanlı'nın "Sünnileri Alevilere karşı kullanma" politikası. buluşma tarihini. Buluşmaya aracılık eden ve 1938 kadiamından rastlantıyla kurtulan Nazimiye ilçesine bağlı Civarek (Sanyayla) köyünden Seid Bertal Tanrıverdi. adeta Hamidiye ağalannm önüne atılmışlardı. Bunlar. "sıcak yaz aylarıydı ve evler yayladaydı. Çarekanlı Mustafa Paşa'ya gönderiyordu. ayrılığı ortadan kaldırmak amacıyla Alevi liderleri ziyaret ediyordu. Şeyh Şerife bil¬ dirmiş. Osmanlı yönerimince dışlan¬ mış. TC döneminde tersine çevrilerek yürürlüğe konuyordu. Mustafa Paşa. Mehmet Şerif Fırat. Örneğin. Osmanlı'nın Sünni Kürtlere oranla daha farklı bir düşmanlıkla baktığı bir diyardı. Şeyh Said. ulusalcılığın mezhep ile din farkından önde geldiğini. bu nedenle dargınlıkların unutulması gerektiğini işliyor. Kürderin birliği için bunlarla görüşerek çalışmala¬ rına başlıyordu. Varto'nun Kaşıman köyünde oturan. Ali Haydar Dikmen ile Mehmet Şerif Fırat. Temmuz veya ağustos ayı olabilir" diye anlatı¬ yordu. Onlar da. talan yapıyor. Özellikle Şeyh Said İsyanı ve daha sonraki süreçte. Şeyh Said. Ale¬ vileri öne alıyorlardı. kimi Alevi önde gelenleri adeta "terörün kol başı" niyetine kullanılıyordu. Dersim'in variıklı ve en etkin liderlerinden biriy¬ di. 1924 yazında. 77 . Şeyh. kimilerine de mektuplar yazarak Kurdis¬ tan hayallerini anlatıyor. "resmi ajanlığım" da yapan Mehmet Şerif Fırat'ın özel çeteleri köyleri basıp soygun. Dersim'i ziyaret etmek istediğini. Pülümür'ün "Ağuyasini" köyünde oturuyordu. Abdülhamit. Şeyh Said. Dersim'e uzanıyor. kan davasına neden olan cinayetler işliyoriardı. Şeyh Said'in güç biriiği için kendisiyle yaptığı görüşmeyi kitabında uzun uzun anlariyor. efsanevi lider Se¬ id Rıza'yla da buluşuyordu. gerekli ortamın hazırlanması için Bertal'ı. Büyük çoğunluğuyla Alevi olan Dersim. * * Şeyh Said. Varto yöresinin etkin Alevi liderlerindendi. herkesi "ortak davada" birleşmeye çağınyordu.

amcam da bir konuşma yapıyor. Karşılaşma anında. Alevi Kürtleri gözardı etmesine rağmen. kırk kadar atlıyla Der¬ sim'e gelmiş. Sünnilerin geçmişte Os¬ manlı ile işbirliği yaptığını. Dersim kaynaklarına göre. Sünnilik nedeniyle daha başında so¬ ğukluk yaşandığını. Dersim'in büyük aşiret liderlerinden Yusufanlı Kamer. Seid Hüseyin'in yeğeni Kahraman Aytaç. Dersim aşiret reislerinden kimileri. Seid Hüse¬ yin'in yeğeni Avukat Kahraman Aytaç."Kürt aşiret birlikleri" de denilen Hamidiye Alaylan'nı kurarken. Şeyh'i karşılayanlar arasında Seid Rıza da vardı. askeri birlik kurmasına izin vermemiş. Ağuyasini yaylasında. Hayderan aşiretinin lideri Kamer. Seid Rıza ile de yakın dosttu. ama paşalık rütbesi. Mustafa Paşa. Seid Rıza'nın. 1937'de Seid Rıza'yla birlik¬ te asılarak idam edilen Kureyşanlı Seid Hüseyin'di. destek ve işbirliğine soğuk baktıklarım belli etmişlerdi. toplantı. Areyanlı Yusuf Ağa ile de hısım-akrabaydı. Kahraman Aytaç. Bertal'ın anlatımına göre. Aynı idealler uğruna. Şeyh Said'in ziyaret isteğini Seid Rıza'ya ileti¬ yor ve istek olumlu karşılanıyordu. Toplantıya katılanlardan biri de. Mustafa Paşa. Mustafa Pa¬ şa'nm çadırında gerçekleşiyordu. Toplantıda. kaftan ve kılıçla onurlandırmıştı. Kürt geleneklerine uygun yol boylarında karşılanmıştı. Alevilik. atlarından inip kucaklaşıyorlardı. Dersim'in özerkliği garanti edil¬ diği takdirde ayaklanmaya destek verebileceklerini söylemişti. büyük saygı görmüş. Şeyh Said. amcası ile yakın arkadaşları Baytar Nuri ve Alişer beyleri yanına alarak toplantıya katıldığını söylüyordu. onu gözetmiş. toplantıda amcası¬ nın da bir konuşma yaptığını söylüyor ve devam ediyordu: "Babamdan dinledim. Hamidiye Alaylan'nın Dersim'e zul¬ mettiğini söyleyerek. top¬ lantıyı anlatırken. farklı tarihlerde asılarak idam edilen iki li¬ derin bu ilk ve son karşılaşmasıydı. Bazı aşiret liderleri de. işbirliği ve dayanışma havasının dağıldığını belirtiyordu. babasından dinlediklerine dayanarak. Sünnilerin Osmanhlar tarafından yaratılan kardeş kav- 78 . Dersim'in önde gelen bü¬ tün liderlerinin de katılımıyla.

Bize karşı çıkmamalıdır. "ortada at yok. Koçgiri'ye yürüyüp. "Miro. bizimkiler hayvanları kesip yemek hazırlasınlar" de¬ miş ve bu sözleriyle Alevi olan Dersimlileri kırıp ayırmış. Topal Osman çetesi ile Sakallı Nurettin Paşa'ya yardım ettiğini. Hele önce Kurdistan kurulsun." Şeyh'in bu isteği kabul görüyor ve Dersimli ağalar. Dersim'de Hıran. Çarekanlı Mustafa Bey'in konuklannı ağırlamak için koç ve koyun kestireceği sırada.gasına alet olduklarını söylüyor. Dersim'in "Hizbe Azadiya Kurdistan"a destek vermemesi hak¬ kında. İzol ve Şadan aşiretlerine büyük kayıplar ver¬ dirdiğini. Geçe¬ lim bu konuyu. "onlann kestiği bile yenmez" anlamında aşağılamıştı. Kürtçede beylerin beyi anlamında bir onurlandırma deyimidir) kasap ve aşçımı beraberimde getirdim." diyordu. siz yular pe¬ şindesiniz. Buna öflcelenen Der¬ simliler de. "bir ricam var" di¬ yerek söz alıyor ve şöyle diyordu: "Girişeceğimiz harekâtta. bu söylentiyi "gerçek- 79 . hazırız. ortaya konan tavır karşısında. daha sonra değişik söylentiler yayılıyordu. Şeyh Said açı¬ sından Dersim'in tutumu aydınlanmış olmalı ki. bunu sonra ele alırız. Dersim özerk kalacak. kendi kendini idare edecek' diyor. Hamidiye komutanlarından Kör Hüseyin Paşa'nm Ağrı'dan Dersim'e. Şeyh Said müdahale etmişti. (Miro. arkadan vurmayacaklarına ilişkin namus sözü veriyorlardı." Yine aktarılanlara göre. Kürdistan'ı kurma mücadelesine varız. sözün burasında ev sahibi Mustafa Paşa. son anda destek vermekten caymışlardı. En yaygın söy¬ lentiye göre. Şeyh Said'i tanıyan ve amacını bilenler. Fakat bir şarda: Dersim'in ayrı bir statüsü olacak. İzin verirsen. Dersim hareketsiz kalmalıdır. Kurdistan içinde Dersim'in statüsünü tartışacak zaman değil. Amcam sözle¬ rinin sonunda. Aktarılanlara göre. Mus¬ tafa Bey'e. yine Hamidiye beylerinden Palulu Haşim Bey'in de ikide bir Dersim'e sefer düzenlediğini naklediyor. 'Dersim olarak. "kestiğimizi yemeyenlerle kardeşlik olmaz" diyerek. Seid Hüseyin'in sözünü kesiyor.

ne yiyeceğini sorması görülmemiş. çay kahve içmişti. Şeyh Said'in torunlarından Abdülmelik Fırat ise şöyle diyordu: "Dedemin böyle bir şey yapması mümkün değildir. Kardeşçe dayanışma amacıy¬ la gittiği bir yerde. yemeği yemem" demesi görülmemiş. önüne konan yemeği yemiş. böyle bir tavır Kürt geleneğine göre de büyük bir ayıp¬ tı. böyle bir davranışta bulunması mümkün mü? Onun 80 . Nitekim. o evin kurallarına tabiydi. yanında aşçı ve kasap dolaştırdığına kimsenin tanık olmadığını söylüyorlardı. Hıristiyanlar arasında konaklayan ve bunlar tarafindan önüne konan yemeği yiyen Şeyhin. Alevi. kabul görendi. Bile bile bir yere misafir olan kişi. Sünni. Kürt aydın çevreleri. Böylesi bir davranış. onları aşağılaması. tasa kaşıklarını batırırlardı. Yezidi. Şeyh. Dürzi kesimlerde. bağışlanması mümkün olma¬ yan bir kabalık. ortak sahana. eti. o nedenle. duyulmamıştı. çiğÜk ve hakaretti. kime. "senin elinden çıkan ekmeği. Anlatılanlara göre. daha da ileriye gidenler. Buna itiraz etmeyen kişi daha sonra neden kendi¬ ni küçültüp müdahale etsindi? Aynca. Dürzi ve Yezidi. "ulusal dayanışmaya karşı olanla¬ rın yarattıkları zoraki bahane" diyorlardı. yemeklerin yapıldığı kap kaçağa itiraz etmeyen kişi. Musevi ve Kürtler ile Ermeniler iç içe yaşar. görüşmeden önce. Alevi. o ne¬ reye. ziyaret amacını peşinen yok etmesi demekti. birlikte yer içerlerdi. Şeyhin çevresine göre. Şeyh sık sık gezilere çıkan bir kişiydi. bunu yapacak yapı ve kişilikte değildi. dinsel ayrılığı ortaya koyan böyle bir hareketin içinde bulunmasının imkansızlığım belirtiyor.le bağdaşır değil" diye niteliyorlardı. Ayrıca Kürtleri ortak amaçta birleştirmek için ortaya çıkmış bir liderin. hele hele bir aristokratın. niçin gittiğini biliyordu. Misafirin. önüne ne konursa. Bence bu ba¬ zılarının uydurmasıdır. O. önüne konacak yemekle ilgi¬ lenmesi. Bir misafirin gittiği yerde. misafirliklerde. yayılan söylentiler için "asıl¬ sız". duyulmamıştı. "önüne konan öteki yiye¬ ceklere. etin kimin tarafindan kesileceğine neden karar versin?" diyorlardı. Birleşme ve işbirliği için çabalayan. aklı ba¬ şında bir insan böyle bir ayırımın içine girer mi? Şeyh Said Efendi gibi birinin.

Gelen askerler." ŞEYH SAİD HALKA KARIŞIYOR Kürtlerin niyetini yakından. orada bulunan Alevi kardeşimize özellikle kes¬ tiririz ki. yeri geldiğinde. karşı mezhepteki insan¬ ları dışlayan bağnazlık yoktur. Çünkü dinde de yeri yok. uzaktaki dava tanıklan. eğer ortak cemaat için hayvan kesilecekse. dolayısıyla Bitlis'e gitmesinin gereksiz olduğu¬ nu söylüyordu. Kar kalınlığı yer yer metreleri buluyordu. sessiz¬ ce yapmak istiyordu. Nitekim. Bitlis'te bulunan Halit Bey'in bazı açıklamalannın bulunduğunu. bağnazlar bundan ders alsınlar. halkı bir dava etrafında toplamak için yola çıkmış birinin. aynı kaşığı paylaşıyoruz. eğer amaç "ifadeye başvurmaksa" bunu Hınıs'ta da yapabileceğini. Biz Hı¬ nıs'ta Alevi kardeşlerimizle hep iç içe olduk. bunların doğruluğunu araştırmak için ifadesine başvurma gereği¬ nin duyulduğunu söyleyerek. Şeyh. kar denizinde adım atma imkanları yoktu. Onun için. Hı¬ nıs'tan Bitlis'e işleyen araç yoktu. Halit Bey'in tutuklanmasından bir süre sonra. içtik. Adarınsa. 1924 sonbaharında hareketin liderleri Halit Bey ve Bitlis eski Milletvekili Yusuf Ziya Bey'i tutuklamıştı.kişiliğini bilen biri buna inanır mı? Bizde. etkin liderler Şeyh Said ile Seid Abdülkadir'e gelmişti. Birlikte yedik. en yakın mahkemede ifa- 8ı . bahane yaratmaya yöneliktir. Bence bu söylentiler. Şeyh Said Efendi gibi. üstelik grip olduğu¬ nu bildirerek. Tek yolculuk aracı attı. "tanık olarak ifadesinin alınması için" Bitlis'e davet ediyorlardı. bu işi de gürültü çıkarıp halkı uyandırmadan. Hatta bağnazlık¬ ların ayıbını bildiğimiz için. Bu durumda Şeyh Said'in yürüyerek gitmesi gerekiyordu. böyle bir tutum takınması zaten mümkün de¬ ğildir. Ankara. Şeyh Said'in Kolhisar'daki evinin kapısını çalıyorlardı. Sıra. Dersim'de an¬ latıldığı biçimde bir olayın meydana geldiğine ihtimal vermiyo¬ rum. da¬ ha hazıriık aşamasındayken bastırmak üzere. kar ve kış koşullarını hatıriatarak. ama sessizce izleyen Ankara. Yasaya göre. Bugün de aynı sofrayı. Mevsim kıştı.

çünkü ifadesini alma bahanesiyle. Şimdi aynı hataya düşmek istemiyordu. Mektubunda. Daha birkaç ay önce. Ankara ile te¬ mastan sonra. bu konuda Fırat'ı doğruluyor ve şunla¬ rı anlatıyor: "Halit Bey cezaevindeyken. bir an önce Hınıs'tan ayrılıp izini kaybettirmesini öneriyor.de verebiliyorlardı. yolu. "Orada oturup Kürtlerle sohbet edeceğine. Tutuklayacakları kesin. zorunluluk kapısını kapatmıştı. Bunun üzerine. Hınıs'ta ifadesinin alınmasına karar veriyorlardı. hal¬ ka karış" diye uyaran. Ama mektubun sonraki bölümünde bir başka öneride bulunuyor ve şöyle diyor: 'Kış vaktinde harekete geçmeyin. Şeyh Said'e bir mektup yazıp ulaştırıyor. Evinde. Erzurum'dan ayrılmasını isteyen oydu. Hınıs'taki mahkemede ifade verdikten sonra serbest bı¬ rakıldı. Kolhisar'dan ayrılma- 82 . Mektup Kürtçe. Evinin çevresi ajan kaynıyordu. ele geçmemesi için. evi. dağların misafir ka¬ bul zamanını bekleyin. Bit¬ lis'e gelmemesini. Halit Bey Erzurum'daki evinde göz hap¬ sine alındığında. Ama göz hapsinde tutuluyordu. evinde göz hapsinde. Halit Bey'in akı¬ betine uğramak da vardı. O zaman yiğitleri dağa çıkarın. her an tutuklanabileceği ihtimali ile kuşatma altında yaşamaktan rahatsızdı. Mehmet Şerif Fırat'ın Doğu İlleri ve Varto Tarihi adındaki ki¬ tabında yazdığına göre. kolay av olmaktansa halka karışmaya karar veri¬ yor ve kararım uyguluyordu. Şeyhin yasayı hatırlatması. * Melle Selim (Taş) da. Halit Bey de. kaderini bekleyerek." Şeyh Said'in torunu Abdülmelik Fırat anlatıyor: "Şeyh Said Efendi. eli kolu bağlı biçimde oturup. Yakınlarının anlattığına göre Şeyh. "Tanıklık etmesi için" kapısına gelenler. denetim altına alınmıştı. Köyü. cezaevinden gönderdiği bir mesajla aynı akıbeti yaşamaması için Şeyh'i uyarmıştı. halktan ko¬ parıp tutuklamak istediklerini. Her an kapısını çalabilirler. bir yolunu buluyor. Şeyh. Şeyh Said. Baharı.

" Mehmet Şerif Fırat'ın yazdığına göre. Şeyh." Melle Selim devam ediyor: "Şeyh Said Efendi. Yolunu değiştiriyor. Mektuplarında. Kırıkan köyüne akıyor. canını siper edi¬ yor. Ondan sonra dönüyor. Gidip parasını aldıktan sonra vapurla istanbul'a geçiyor. Yolday¬ ken. babasının köyden aynldığını duyuyor. Her zaman cuma namazını kıl¬ dığı Kolhisar camisine gitmiyor o gün. bu vaziyette konaklaya konaklaya ileriiyor. Halit Bey ve Seid Abdülkadir'in öne¬ rilerine uyarak. Türk devle¬ tinin. sonra adı Karlıova diye değiştirilerek ilçe merkezi yapılan Kani- reş köyüne geçiyor. Halk adeta onu çember içine alıp. Son¬ baharda Halep'e koyun götürüp satmış. şeyhlere mektuplar yazıp gönderiyor. Seid Abdülkadir'le görüşüyor. Şeyhin peşine düştüğünü duyan Kürtler de. Şeyh. bir yandan da öteki aşiret reislerine. yönünü Şuşar tarafına veriyor. Orada. Yola çıktığını duyan Kürder. Sadiye Telhe'nin evinde misafir kalıyor (Sadiye Telhe. Seid Abdülkadir. Oğlu Ali Rıza Efendi. Günlerden cuma. Ardından. Seid Abdülkadir'le görüşmele¬ rini. bahar¬ da dağlar yol verir vermez. Gelen insanları kabul ediyor. Ama parasını alama¬ mış. Şeyh Said'e oğlu Ali Rıza aracılığıyla "bahara kadar beklemesini. Hınıs'a iniyor. onu tehlikede sanarak pe¬ şine düşüyor. kendisinin de İstanbul'dan ayrılıp Hak¬ kari yöresine geçeceğini ve o bölgede de bir cephe açacağını" bildi¬ riyordu. Burada da çevreden gelenlerie bir toplantı yapıyor. Kınkan'da babasıyla buluşuyor. şimdilik sükûnetlerini korumalarını ve kar eriye¬ ne kadar beklemelerini söylüyor. Kınkan'da birkaç gün kaldıktan sonra ayrılıyor. 1927 yılında yaka- 83 .ya karar veriyor. Hınıs'tan ayrılınca. Mehmed Ağa ve Helile Çeto'ya misafir oluyor. ona naklediyor. Cemaate na¬ maz kıldırıyor ve hemen ardından atına binip yola çıkıyor. Kanireş'ten sonraki konağı Azizan köyü. o sırada yolculukta. Kamil ve kardeşi Baba Bey'e misafir oluyor. Melle Selim devam ediyor: "Şeyh Said Efendi. Kırıkan köyüne geliyor. ziyaretine gelen ağa ve şeyhlerle görüşmeler yapıyor. Kınkan'da birkaç gün kalıyor. Kargapazar köyüne geçiyor. Konuşmalar yapıyor.

Va- lerli Sadık Bey dahil. Kürder arasında. Genç de. silahlanıp Şeyh'in emrini bekle¬ melerini bildiriyordu. kayalıklann karşı¬ sındaki evde oturuyordu. Temas ve çalışmalarını. Melekanlılar yakın akrabaları. 'Bingöl' adıyla il merkezi yapılan "Çevlik"e geçiyor. toplantılarda Türk devletinin hazıriık ve ni¬ yetlerinden haberli olduğunu söylüyor. Sonra Piran'a geçiyor. Piran'da. yanında üç yüz atiı ile Şeyh Said." * # « Şeyh Said'in köyünden çıkıp halka kanşmasıyla biriikte. ilkbaharda ayaklanmak üzere. Mahmut Çeleyan Mahallesi'nde. kardeşi Ab¬ dürrahim'in evindedir. isyan hazıriıklanmn gizhsi sakhsı kalmamıştı. Oradan Çan köyüne geçip şeyhlerie yapnğı toplanndan sonra. Birkaç gün kaldıktan sonra Diyarbakır tarafına gidiyor. etrafın bütün şeyh ve ağalan yanına koşu¬ yor. Şeyh'in de ikinci köyü sayılıyordu. Eğil bucağı da Genç iline bağlıydı. Kızı orada. Uğur Mumcu. toplantılarını sürdürü¬ yor. bey ve şeyhlere haber ulaştınyor. Çalışmalar açıklık içinde yürütülüyordu. Şeyh Said'den ağa. Kardeşi Abdürra¬ him Piran'da oturuyordu. Melekan'da bir¬ kaç gün kalıyor. caminin arkasında. Eğil bucağına bağ¬ lı bir köydü. Yakın çevre ileri gelenleriyle bir toplantı yaptıktan sonra Melekan köyüne geçiyor. Türk devletinin ajanlan ise Şeyh'i yakın plandan izliyoriardı. Şeyh Said'in kardeşi.lanıp idam ediliyor). Şeyh'in ayağa kalkması. Genel heyecan kaynaşma başlatmış¬ tı. şimdi- 84 . Kendisi de büyük savaş yıllarının muhaceratını Piran'da geçirmişti. Şeyh Abdullah ile evli. kimileri köyleri dolaşarak. 'Hani ve Lice ağalarıyla buluşuyor. Ath gruplar. Kürt-lslam Ayaklanması adındaki kitabında "Piran Olayı "nın başlangıcım şöyle yazıyor: "13 Şubat günü. "Hewar" (imdat) günü havalannı estiriyordu. eli silah tutan herkesin silah ve at temin edip beklemesini is¬ tiyordu. PİRAN'DA SİLAH SESLERİ Piran. O zamanlar Piran. Şeyh.

Şeyh Said. ya¬ kın adamlarını uyarmıştı: "Onların istedikleri mesele çıkarmaktır. hem Nakşi Kürtlerin. tutuklamada ısrarcı davranıyorlardı. karşılık vermeyin. Ben ay- 85 . Şeyh'i tah¬ rik edip tutuklama gerekçesi yaratmaktı. Ben ayrıldıktan sonra yakalarsı¬ nız" demekle bir bakıma yakasını. O nedenle ricasını din¬ lemiyor. bu yüzden subaylara. Hükümetin kolu uzundur. bir ilin adıydı. düşmanına teslim etmemek. benim şeref ve haysiyetimi çiğnemiş olursu¬ nuz. Şimdi bun¬ ları yakalarsanız. Behçet Cemal'in de Şeyh Sait adındaki kitabında aktardığına göre. Şeyh Said. Altı asker kaçağını yakalamak için görevlendirilen jandarma birliği komu¬ tanları Teğmen Mustafa ve Teğmen Hasan Hüsnü. kapısına dayanan provokasyonu görmüş ve tuzak¬ tan kurtulmak için çırpınmış. "kaçakları yakalamak" değil. hem Cumhuriyet tarihinin en büyük olayların¬ dan birinin başlamak üzere olduğunu elbette bilmiyorlardı. kişinin yanındaki kim olursa olsun do¬ kunulmazdı. tansiyonu düşürmek umuduyla subaylara. Yakalayıp götürmek zorundayız.'" * * * Kürt geleneklerinde. Sakin durun. Şeyh Said." Köyde ortam gerginleşmişti. "ben köyden çıkıncaya ka¬ dar.ki gibi Bingöl ilinin bir ilçesi değildi. aradıklarınıza dokunmayın. Evin sarıldığını gören Şeyh Said jandarma teğmenlerine haber göndermişti: 'İstediğiniz adamlar benim yanımdadır. Ben köyden ayrılana kadar herhangi bir davranışta bulunmayın. Yola çıkmak üzereyim. kaldığı evin sarıldığını görünce. Kürt aristokrasi¬ sinde onursallığın gereğiydi. Ne ya¬ parlarsa yapsınlar. subayların amacı. dolayısıyla onurunu kurtar¬ maya çalışıyordu. Onu. Bu iş için buraya geldik.' Teğmenler şöyle karşılık vermişlerdi: 'Bizim görevi¬ miz bunları yakalamaknr. Bu suçluları istediği zaman ya¬ kalayabilir. yeni bir öneride bulunuyordu: "Mesele çıkarıp olayı büyütmeyin. 13 Şubat 1925 günü Şeyh Abdürrahim'in köyünü sardıklarından.

" Dönemin Başbakanı İsmet İnönü'nün damadı Metin Toker'in Şeyh Said İsyanı adındaki kitabında anlattığına göre. kalanlarsa tutsak ediliyor. 'gereke¬ ni yapın. Piran'dan Darahini (Genç) yönüne doğru yola çıkı- 86 . subayların "hemen" ısrarıyla or¬ tam daha da gerginleşiyordu. Kürt asıllı gazeteci Cevat Oktay'ın babası. hakaret ediyor. arkasında yüzü aş¬ kın atlıyla. Orada hazır bulunanlar. 'sen kim oluyorsun da. o heyecan ve şaşkınlık ortamında. böylece erken isyanın başlangıcı oluyordu. babasının anlatımına dayanarak. Teğmen bununla da kalmıyor. 'Rabın' sözü. Ama Şeyh. Cevat Oktay. Şeyh'in sakalını yakalıyor ve sarsmaya başlıyor. sonra ara¬ dıklarınızı tutuklarsınız' diyor. o gerginlik içinde jandarmaya silah çekiyor. silahlar erken patla¬ mış. Silahlar patlıyor. öğle vakti. Teğmene karşılık vermiyor. bir anda er¬ ken isyan ateşine dönüşüp yayılıyordu. bana emir veriyorsun!' di¬ ye bagınyor. DİYARBAKIR MUHASARASI VE İSYANIN KADERİ Olaylar. Şeyh Said'in iradesi dışında ve vaktinden önce patla¬ mış. Şeyh'in yakasını tutan teğmen dahil birkaç jandarma vurulu¬ yor. ayaklanın' anlamında anlaşılıyor. olayın patlak vermesinin iç yüzünü en iyi bilenler¬ dendi. Babamın anlattığına göre. artık dönüş imkanı yok olmuştu. 'kuro rabın' (kalkın çocuklar).rıldıktan sonra ne isterseniz yapın. Piran'da kurşunlar namludan çıkıyor ve silah sesleri." Gerekçe ve olayın şekli ne olursa olsun. 'ben gideyim. olay çıkmasın diye soğukkanlı davranıyor. Kürtçe olarak. o dönemde. yöre¬ de "Nahiye Müdürü"ydü. Türk devleti açısından amaca varılmıştı. Metin Toker'e göre Şeyh'in karde¬ şi Şeyh Abdürrahim. diyor. Fakat jandarma teğmenlerinden biri sinirlenip. aradıklarınızı o zaman tutuklayın. bu teklif olumlu bir karşılık bulmuyor. Yanın¬ dakilere dönüp. "ilk kurşun" olayım şöyle anlatıyordu: "Babam. Şeyh Said teğmenlerin olay çı¬ karmak için kararlı olduğunu görünce. ilk kurşun. Şeyh Said de atına binip Piran'dan ayrılıyor. Şeyh Said 13 Şubat 1925 günü. adeta donup kalıyoriar.

Bu arada katılım büyüyor. Piran köyünden. ne yapacağı. kimi ath. "Şeyh Said Efendi ayağa kalktı!" haberini yayıyordu. Şeyh Said'in yanına ulaşma koşu¬ su başlamıştı. "Emir ül Mücahidin Muhammed Said Nakşibendi" im¬ zası bulunuyordu. Bu yüzden işlevsiz kalıyorlardı. ardın¬ dan da Bitlis'e yürüyecek. adılar bölgeden bölgeye. bazısı silahlı. binleri bulmuştu. Doğu Cephe¬ si Komutanlığına. Şeyh Said'in damadı olan Şeyh Abdul¬ lah. yol boylarındaki telefon ve telgraf tellerini kesip bağlanriları kopararak. hayatında eÜne silah almamış bazı kişileri de komutan olarak atamıştı. yollara dökülmüşlerdi. tutuklu bulunan Halit Bey. kimi yaya. Varto'yu aldıktan sonra kuzeye yönelerek. "Şeyh ayağa kalktı" haberini alan köylü kalabalığı büyük. İsyancılar. kimin kime komuta edeceği belli değildi. Kimin nerede. Erzurum. ertesi gün yayınladığı ilk bildiriyle. ardından da Hani bucağı isyancı- lann eline geçmiş. Şeyh Said'in askeriik ve savaş deneyimi yoktu. Şeyh Şerif ise savaş deneyimi olan başlıca komutanlardan biriy¬ di. ama organizeden uzaktı. iş başa düşmüş.yor. Fakat. Yusuf Ziya ve Hacı Musa beyleri kurtaracaktı. bölgenin merkezi durumundaki Genc'e doğru ilerliyorlardı. üç yüz dolayında atlıyla yola çıkan Şeyh Sa¬ id'in çevresindeki silahh adam sayısı. Şeyh Said. cepheler genişliyordu. Daraheni (Genç) il merkezi. kısa zaman içinde kadanarak artmış. Bildirinin altında. Daha önce Rus işgalcilere karşı gerilla savaşı venniş olan Şeyh 87 . Kürder ayaklanmış. tüm Kürderi biriiktelik içinde ayaklanmaya katılmaya çağınyordu. köyden köye dört bir yana dağıla¬ rak. savaş stratejisini de kendisi çizmeye başlamış. kendi deyimiyle hayatında eline silah almamış Şeyh Abdullah atanmıştı. Kürt yönetimler kurulmuş. çoğu silahsız. direklere Kürt bay¬ rakları çekilmişti.

Bunlardan yararlanacağız. İsyancılar.. kasabaları ele geçiriyorlardı. İsyancılar. batı cephesinin komutanıydı. Diyarbakır yolunu kesmek üzere Fis ova¬ sında mevzilenmiş Türk Piyade Alayı yenilgiye uğratılıp dağıtılıyor. Ağır silah ve toplarla takviyeli Türk birlikleri surların içine çe¬ kilmiş.Şerif. Diyarbakır üzerine yürüme hazırlığındaydı. surları delip içeriye girmek üzere gedik açmaya çalışıyorlardı. Şeyh Said. Öte yandan Şeyh Abdullah önderliğindeki güçler de Varto il¬ çe merkezini denetim altına alarak Erzurum'a yöneliyordu. Onun hedefi Elazığ. Birkaç gün sonra. yani Lice'yi de almışlardı. Diyarbakır'a açılan kapıyı. Lice'de halka hitaben yaptığı konuşmada şöyle di¬ yordu: "Artık bu işi durdurmak elimde değildir. zorluk çekmeden hedeflerine varıyor. ardından Malatya ve Dersim'di. Kürdistan'ın başkenti olarak ilan edilecekti. Ne sonuç verirse versin devam edeceğiz. Topraklanmız verimlidir. Merkez gücü Lice'de toplayan Şeyh Said.. Şehir ele geçirildikten sonra. Onun hedefi Di¬ yarbakır'dı. şehirleri. Piran olayından dört gün sonra. Şeyh Said ise merkez güce komuta ediyordu. Madenlerimiz çoktur. önlerine çıkan bir süvari birliğini de yenil¬ giye uğratarak kenti kuşatmışlardı. Kürt topraklarım Türklerin elinden alaca¬ ğız. Türk resmi tarihine de kaynaklık eden Behçet Cemal'in yazdığına göre. önemli bir direnişle karşılaşılmadan Elazığ da ele geçiriliyor. savunma konumuna geçmişlerdi. Gazik ve Kiğı boğazlarını denetim altına alarak Elazığ üzerine yürümeye başlıyordu. Şeyh Şerifin yönettiği isyancılar Bingöl il merkezi olan "Çevlik"i aldıktan sonra. Şeyh Said'in başında bulunduğu güçler. Yayılma "göz açıp kapayıncaya kadar" denilebilecek bir hız¬ daydı. Malatya için ha¬ zırlıklara girişiliyordu. Kuşatmanın 88 . Pi¬ yade alayından sonra. Kürt öncü gruplan Diyarbakır'a doğru akmaya başlamışlardı." Lice'nin alındığı gün.

Pirinççizadelerin çevresinden Derikli Necim. Fa¬ kat tutunamadılar. mevki ve makamlar veriliyordu. Paşa. Nakipzade Bekir. isyancı kimliğiyle şehir sokaklanna salıp. Bu olaylara tanık olan ya da muhatap olanlar. Önemli bir basan gösteremeden geri çekilip. Türk güçleri kaleden çıkıp taarruza geçtiler. Bu konuda sayısız yazı. Kürtler.üçüncü gününde. Fakat. Bah¬ çeli Hacı Hamdi Bey'i Diyarbakır için görevlendirmişti. Diyarbakır'ı muhasara altına alan Kürder. Behçet Cemal'in 89 . Kürt öncüler açdan ge¬ diklerden içeri girmeye başlamıştı. onları karşı karşıya getirmek için de her türiü yönte¬ mi kullanıyordu." Kürtlere en büyük zaran "Diyarbakır için görevlendirilenler" veriyordu. Derikli llyas. yeniden surların gerisine kapandılar. 7 Mart 1925 günü savunma burçlarını aralamayı başardılar. anı¬ larında ajanların Şeyh Said'in yanına kadar sokulduklanm belir¬ tiyor ve şöyle diyordu: "Bu arada Mürsel Paşa (kale komutanı) boş durmuyor. Vali Avni Doğan. bu sırada takviye bir¬ likleri yetişmiş. Diyarbakır Valisi Ahmet Mithat Bey de. Dönemin istiklal Mahkemesi üyelerinden. "Şeyh Said bunun için mi ayaklandı?" diyerek cephe alı¬ yordu. ka¬ dınları taciz ettiriyorlardı. Bu arada Ankara yönetimi. bu yöntem¬ le devletin yanına alınmıştı. isyancıları halk desteğinden yok¬ sun kılmak. talan. Para gücüyle sayısız ajan ve provokatör de iş başı yapmışri. pek çok kitap kaleme alınması¬ na rağmen. kuşatmacılan arkadan top ve mitralyöz ateşine tutmuşlardı. Siverek ve çevredeki bazı ağa ve aşireder. genel olarak yararlanılan tek kaynak. Bu amaçla para dağıtılıyor. Bunlar parayla tutulmuş insanları. hırsızhk yaptırıyor. Geri çekilmeye başladılar Diyarbakır muhasarası isyanın "kaderi"ni tayin eden dönüm noktasıydı. çapulculuk. Sadi ve Aziz'i de gizlice Şeyh Said'in yanına sok¬ muştu. Diyar¬ bakırlı Şeyh Ahmet ve Şeyh Ömer'i Şeyh Said ile görüşmeye gön¬ deriyordu. Muhasara safları bozuldu. beklenmeyen bu darbe karşısında paniğe kapıldılar.

Şehre hücum edecek asi miktarı. Fakat şehrin savunmasını yöneten İzmir kahramanı General Mürsel." 90 . Bun¬ lar güneydeki sudarda bazı gedikler ve özellikle lağım yollarını açmışlar ve asiler buralardan şehre girebilmişlerdi.. asi güç¬ ler ilk defa karşılaştıkları bu teşkilatlı ve azimkar direnme karşı¬ sında dayanamayarak panik halinde kaçmaya başladılar. Asilerin içeriye girmesiyle. ilk baskısı 1955 yılında yapılan kitabında. Şeyh Said'e göre 3 bin. soğukkanlılığını bozmadı. şehir güneyden de saldırıya uğradı. Arnk (Şeyh Said) Diyarbakır'ı ele geçi¬ rip Kürdistan'ın özgürlüğünü ilan etmekten başka yapacak şey kalmamıştı. güney cephesinde bir ara¬ lık asilerin başarılı oldukları gibi bir durum meydana geldi. Şeyh Said. Şeyh Said. Nihayet Samaki'deki genel karargâha dönebilen Şeyh Said. 7 Mart akşamına doğru şehrin okul ve kışlalarının bu¬ lunduğu kuzey tarafindan şiddetli bir ateş başladı. kendisi de Ergani ve Eğil ta¬ raflarına gidiyor ve buradaki şeyhlerle ağaları ayaklandırıyordu. durum tehlikeli olmaya başlamışn. Ordu birlikleri. Uğur Mumcu ve Metin Toker de daha sonra geniş ölçüde bu kitaptan yararlandılar. Diyarbakır muhasarası için şunları yazıyor: ". emrindeki asilerin büyük bir kısmını doğ¬ ru Diyarbakır üzerine gönderirken..Şeyh Said İsyanı adındaki kitabıdır. 7 Mart 1925 gece yarısına doğru. Diyarbakır'ın dört kapısına bir¬ den genel taarruza geçilmesini emrediyor ve şehrin içindeki taraf¬ tarlarına bu yolda talimat gönderiyordu." Behçet Cemal devam ediyor: "Nihayet 8 Mart 1925 Pazar sabahı güneş doğarken. Bun¬ da asilere içerden yardım eden unsurların da tesiri olmuştu. güney cephesini tutan ordu birlik¬ leri iki ateş arasında kalmış. kuzeyde asileri surlar dışında. Derhal elindeki süvari yede¬ ğini kuzey cephesine çekerek dört nala güneye sevk etti ve içeri giren asileri baskına uğrattı. Kürtlerin çok kısa zamanda önemli ilerlemeler elde ettiklerini an¬ lattıktan sonra. Genelkurmay. ana gücünü buradan hücuma kaldırmışn. Behçet Cemal. hükümetin tahminine göre 5 bin kadardır. Diyarbakır'ın kuzeyinde sa¬ vaş bütün şiddetiyle devam ederken. güneyde ise surları siper alarak karşıladıkları halde. Hükümet hâlâ kıpırdamamakta ve isyan karşısında şaşkına dönmüş gibi susmaktaydı.

İç kalenin üzerine toplar konulmuştu. taarruzun 7 Mart günü. yani gece yarısından sonra başlamasıydı. Dicle'yi geçerek Diyarbakır'ı çevreleyen surla¬ ra doğru ileriemeye başladılar. Av tüfekleri. topçular sabaha kadar "kör atışı" kesmediler. mavzerler ve bir kısmı da sadece sopalarla silahlan¬ mıştı. ne şekilde hareket edecekleri. Alaturka saatle ikide. alaturka saatle sekizde. Bu arada Diyarbakır'a da haber uçurul¬ muş. Diyarbakır'ın dört kapısına birden hücum edilerek şehir işgal olunacakn. burada birtakım tabii gedikler açılmıştı.Dönemin Başbakanı İsmet İnönü'nün damadı Metin Toker de. Karanlık bir gece olmasına rağmen. O güne kadar top sesi duymamış ve top nedir bilmeyen isyancılar. Buradan içeriye girmek daha kolay olacaktı. eldeki kuvvetlerin önemli bir kısmı buralarda mev- zilendirilmişti. yenilginin bu planı bozduğunu yazıyor ve Diyarbakır muhasarası hakkında şöyle diyor: "Diyarbakır önlerine geldiğinde Şeyh Said ve kurmayı. Plan. Çünkü surlann eskimesi yüzünden. Şeyh'in kuvvetleri¬ ni nasıl destekleyecekleri kendilerine bildirilmişti. Savunmayı muntazam asker yapı¬ yordu. buradaki Şeyh taraftariarı. Samahir'deki karargâhlarında toplandılar." Metin Toker. Akşamdan başlayan yağmur aralıksız devam ediyordu. her ih¬ timale karşı geri çevriliyordu. 1968'de yayınlanan Şeyh Said ve İsyanı adındaki kitabında. Verilen karar. Sayıları bin ile 3 bin arasındaydı. yani karariaşnnlandan akı saat önce ateş başladı. Akşam karanlığından faydalanan asiler. Asiler. sonra da Dağ kapısına yüklendiler. buralar barikatlaria tah¬ kim edilmiş. bağımsız Kürdistan'ın ilanının Diyarbakır'ın alınmasına bağlı olarak planlandığım. ağzında ateş sa¬ çan ve gök güriemesine benzer sesler çıkaran bu silahtan çok 91 . önce Mardin. Asileri en çok yıldıran da bu oldu. tam Sa¬ id'in istediği gibi uygulanamadı. Asiler içerden aldıklan istihbarata dayanarak en çok Dağ kapı¬ sını zoriuyoriardı. Mürsel Paşa'nm iyi bir savunma hattı oluştur¬ duğunu anlattıktan sonra şöyle devam ediyor: "Halk sokağa bırakılmıyor. yani beşinci kol durumdan ha¬ berdar edilmiş. Fakat bu bilindiğinden. silah isteyenlerin talepleri. 'Sallallah' naralarıyla suriara yaklaşmaya çalışıyorlardı.

Yollarda yüzlerce asi cesedi yanyordu. Buna rağmen bu asiler. General Mürsel hiç istifini bozmadan emirler veriyordu. kapıdan değil lağım deliklerinden sızmışlar¬ dı. geri çekilme başlamıştı. gökyüzü kıpkızıl kesiliyordu. Diyarbakır muhasarasını şöy¬ le aktarıyordu: "Bir söylenti çıktı: Şeyh geliyormuş. Saat yedide ilk ateş başladı. Diyarbakır İstiklal Mahkemesi'nde mu¬ hasarayı anlatırken. Şehirde birden bir karış¬ ma meydana geldi. provokatörlerin halkın tepkisine ne¬ den olan davranışları olduğunu söylüyorlardı. Gece yarı¬ sına doğru ikinci hücum dalgası da püskürtüldü. isyanm kaderini de belirle¬ miş. 92 . piyademiz mevzilerinde güç zapt ediliyordu. Sokaklarda hiç kimse kal¬ mamıştı. Sayılan 120'yi geçmiyordu. Sabaha karşı bu emir gel¬ di: Şeyh Said yenildiğini anlamış ve asilere en kısa zamanda geri çekilme emrini vermişti. Aslında bu doğruydu. Subaylar koşuşuyor.korktular. Şeyh Said'e yakın çevreler. Fakat gece yansına yakın kötü bir haber duyuldu: Mardin kapısından saldıran is¬ yancılar şehre girmişlerdi. Cephede sesler fazlalaşmaya başladı. Top atışlan ve suriar şehre girmelerini önlüyordu. Toplarımızın sesini duyu¬ yorduk. Akşam oluyordu. Fakat buradan içeriye giren asiler. savunma karşısında fazla kayıp vermedikleri¬ ni. gelecek emri bekliyoriardı. Dönemin Cumhuriyet Gazetesi. Derhal bir emir verilerek halkın sokağa çık¬ ması yasak edildi. Top¬ larımız durmadan gürlüyor. keşif topçu ve piyade ateşimiz karşısında bu surede kırıldı. Savunma başanyla yapılıyordu." Öte yandan Şeyh Said. geri çe¬ kilmede en önemli etkenin. ilk hücum dalgası. Gece yarısından sonra sokağa çıktık." Diyarbakır muhasarasının sonucu. yorgun düşen savaşçılann dinlenmeleri ve insan zayiatını en aza indirecek yeni bir stratejinin saptanması amacıyla geri çekilme buyruğu verdiğini söylüyordu. İçerden gelecek yardımı da alamadıklan için. içeriye giren bu kolun yok edildiğini anlatıyor ve devam ediyor: "Asiler şehri dört yönden sarmışlardı." Metin Toker. surlara yakın karargâh kuran bir nakliye kolunu dağıtmayı başardılar ve bir kısım askerle bir subayı şehit ettiler.

" 93 . Cumhuriyet gazetesi. olayları çarpıtarak. isyanı duyuran. küçük. Aynı gazete ertesi günkü haberinde. Isyan'ın lideri olarak haberde Bediüzzaman (Saidi Nursi) gösterili¬ yordu. Türk kamuoyu isyandan habersizdi. ama "ne olmuş da tenkile geçilmiş?" sorusuna cevap vermiyordu. süre gelen geleneksel alışkanlıkla. bu da. "An¬ kara. Saldırganlar şiddetle takip ediliyor. Olaylara ilişkin ilk haber. Telefon ve telgraf tamir edilmiştir. Gazete. bu olayın da sorumlusu olarak İngilte¬ re'yi işaret etmeye başlamıştı. "tenkil" (yok etme) hare¬ kâtının başladığını. bu yüzden "ne olduğunu" açıklamadığı olaylardan söz ettikten sonra. şu haberi veriyordu: "Şubatın 13'ünde. ko¬ yu bir "sansür" uygulamaya başlamıştı. bu işte İngiliz parmağı olduğu fikrindedir" diye yazıyordu. Rejimin resmi yayın organı Hakimiyet-i Milliye gazetesi 16 Şubat 1925 günkü sayısında. 16 Şubat 1925 tarihinde. Bu arada Ankara." Haberden anlaşıldığı gibi isyan liderinin adı bile yanlıştı. Kanlı olaylar sürerken. Fakat. "tenkiP'in başladığını duyuruyor. basını denetim altına almış. Almanya'nın himayesine geçildiğinden beri. Ergani'nin Piran köyünde bulunan jandar¬ ma birliği ile. günü Ergani'nin Piran köyündeki jandarma müf¬ rezesi ile civara gelen Şeyh Said Bediüzzaman ve avanesi arasın¬ da bir çanşma olmuş. 16 Şubat 1925 tarihinde. Ankara reji¬ mi.TÜRK BASINI İSYANI GİZLİYOR Dönemin tek kitle haberleşme aracı gazetelerdi. Abdülhamit döneminde İngiltere'nin vesa¬ yetinden. haber veren değil. Yetişen kuvvetler üzerine Şeyh ve avanesi kaçmışlardır. ışık sızdırmayacak biçimde. basında görülmeye başladı. basit bir "zabıta vak'ası" gibi göste¬ ren propaganda niteliğindeydi. o yörede bulunan Hınıslı Şeyh Said'in adamları arasında çarişma çıkmış ve iki jandarma ölmüştür. yarı resmi Cumhuriyet gazetesinde yayınlanan haberde şöyle deniliyordu: "Şubat'ın 13. telefon ve telgraf hadarı tahrip edilmiştir. bu amaçla uçakların bölgeye gönderildiğini ya¬ zıyordu.

Olay sırasında kente girmeyi başa¬ ran 120 kadar askerimin akıbeti meçhul kalmıştır. acele hareket edile¬ rek erken başladı. Şeyh Said. bir soru üzerine şöyle diyordu: "Diyarbakır'a hücum. Tekrar Diyarbakır muhasarasının başarısızlığına dönecek olursak. "Eşkıyaya hak ettiği cezanın verileceği"ni yazıyordu ama. Gazetenin haberi devam ediyordu: "Genç." Gazete. Çeşidi silahların ateşi sabaha karşı direnişimizi kırınca çekilmeye karar verdik. iki gün sonra. olaylardan yaklaşık on gün sonra. Fakat. Hakimiyet-i Milliye gazetesi 23 Şubat 1925 tarihli sayısında şu haberi veriyordu: "Piran'da Şeyh Said adında birinin. Askerlerime al- 94 . kararımızın dışında. mahkemede. isyanı kamuoyundan gizliyordu. Tamamlayıcı bilgilere göre. gerçeğin özüne dokunmadan. ilk kez "isyan" deyimini kullanıyorlardı. başında topladığı birkaç avanesi (yandaşı) ile beraber jandarmamıza karşı giriştiği saldı¬ rıdan sonra meydana gelen olaylar üzerine hükümet. okurunu merak içinde bırakıyordu." Egemen güç. birkaç yüz haneli küçük bir vilayetimizdir. "kuvvetlerimizin takibinden kaçan Şeyh Said'in. 150 kadar yandaşıyla birlikte Genç'te olduğu" habe¬ rini yayınlıyordu. ne olduğu bilinmeyen "Piran olayı"nın etrafinda dönüp dolaşmaya devam ediyorlardı. yörede bu¬ lunan güçleri isyanın tenkili (yok edilmesi) için olay yerine gön¬ dermiştir. Genç'te ne olduğunu saklı tutuyor. asilere kumanda eden Öğretmen Fahri öldürülmüş ve 'ussat' perişan edilmiştir. Ama gazeteler 24 Şubat 1925 tarihinde bölgede sıkıyönerim ilan edildiğini bil¬ diriyordu. * Gazeteler. Birkaç gün içinde bu eşkıyaya hak ettiği cezanın verileceği muhakkaktır.Aynı gazete.

Lice. Bingöl. Hani. gerekirse İran'a çekilmeye karar verdi. Normal halleri aşan uzunluktaydı. hükümet askerlerini mağlup edip. Gevzalan ve Kara Ki¬ lise köylerine gittik. Sakiri. 1918 yılında Binbaşı rütbesindeyken. "Kasım Ataç" oldu. Bu yolu tutmak üzere Dengecük. dağlara çekilmeye. Bunlar.ti gün evlerinde kalmak üzere izin vererek Kazkar bölgesine gel¬ dim. Varto'ya yerleşti. Bu arada. Orada beş-akı gün kaldım. Tuttuğu yeni yolun yansında. o ana kadar sessiz kalmış bazı Kürt aşiretleri. moral çöküntüsünün yarattığı rüzgâra kapılıp. BlR AJANIN PORTRESİ Binbaşı Kasım. başta Genç. Kürtlerin ele geçirdiği kent ve kasabalar. Cabar. Kasım. Ora¬ dan hükümet askerleri Diyarbakır'a geliyordu. Burada Siverek'ten milis askerleri ve 100 adı kadar hükümet askerinin geldiğini haber aldım. Varto'nun Kulan köyündendi. Türk devletinin şiddetin¬ den korunmak için karşı tutum takınmıştı. ruh haline uygun denebilecek bir anormallikteydi.. erken yaşta emekli edildi. Şeyh Said. Geldiklerinde ben batı yönündeki Tılham köyündeydim." Behçet Cemal'in yazdığına göre Diyarbakır muhasarasının başarısızlıkla sonuçlanması. gönülleriyle baş başa bıraktı. bacanağı Binbaşı Kasım'ın kurdu¬ ğu tuzakta kaldı. ihtilalcilerin moralini bozmuş. Varto ve Elazığ olmak üzere tümü el değiştiriyordu.. Şehir özlemini gı- 95 . Bu cepheye 100 kadar adam gönderdim. Gece Siverek yollannı tutmuştuk. Süvari olarak orduda çalıştı. da¬ ğılmaya başlayanları savaşmaya zorlamadı. ayırmışlardı. Ben o sırada Çaksor kö¬ yündeydim. İzin verdiklerim sekiz gün sonra geldiler. Yalnız Mardin yolu açıkü. Soyadı yasasından sonra. Gönüllü olarak aya¬ ğa kalkanları. Beden yapısı. "Aşiret Mektebi" mezunu bir subaydı. Şeyh Said'le bacanaktı. yeniden toparlanıp gerilla savaşını başlatmak üze¬ re. milislerden 80 esir alarak geri döndüler. Hacı Leylek. emekliye ayrılmamış. Albay HaÜt Bey'in de eniştesi.

yerlerde sürüklenerek götürülüyor. yemeğini yeyip. Kazara onunla bir araya gelen elit. O.. Gelen ve gidenleri yok değildi. Evinden çıkıyor. soğuk bir kelimeyle "öldü" diye açıklanıyordu. Onun tepkisi başını öne eğmek olmuştu. kalabalık cemaatin içinde. O sırada. Elazığ'da. Nail Bey mahallesinde. 96 . gözünü kırpmadan onu ezip suçluluğunu yüzü¬ ne vuranlardandı. Şeyh Said'e de bacanağı ve "aileden biri" olarak yaklaşıyor. babası Ahmet. orada oturuyor. Kıyametin ateş yağmurları. sonra gidip onu ihbar ediyordu. upuzun boyuyla bazen Elazığ sokaklannda yürür¬ ken görülüyordu. Eski yandaşlan. yürüyüş yolu hep aynıydı. * O. Kasım Bey burada" diye aşağılamıştı. Güzergâhı. Akıbeti kuru. bir daha geri gelmiyordu. iz sürücü.. onu görmeye gitmiş. gelip geçenlere öylece bakıyordu. derin düşünceli lıalleriyle yürüyor. hatta kendince "itibariı" günler yaşıyordu. edindiği bilgileri. Varto'nun Hormek liderierinden Ali Haydar Dikmen. 1925'te muhbir. eziyordu.dermek için sıkça Erzurum'a seyahat ediyor. kardeşi Ali ve oğlunun işlettiği dükkâna gidiyor. Varto'ya geldiğinde. tuzakçı ve "tanık" olarak gö¬ rev yapıyordu. Ali Haydar Dikmen. TC'ye aktarıyordu. "kardeşim" diyerek sarıl¬ dığı. anlamsız. İlerleyen yaşlannda. Şeyh Said'e si¬ lah uzatırken yanında olanlarla. nerede ve nasıl öldüğü ya da öldürüldüğü. dağdan köyüne iniyor. onların "sulbünden" gelenlerdi. "güvenli". yatağında yattığı insanlara ihanetini hatıria¬ tarak aşağılıyor.. Köylülerinin aktardığına göre. kayınbiraderi Albay Halit Bey'in evinde kalıyor. babasına sahip çıkma bir yana. melul. yemeğini yiyor. Kürt eliti ondan uzak ve o tecritti. "dikkatli konuşun. indiği bir gün yakalanıyor. Erme¬ ni yapımı eski bir evde oturuyordu.. Esmer teni. Kürder için "Hewar" günleriydi. aileden biri olarak sırlarına giriyor. nereye gömüldüğüyle de ilgilenmiyordu.

Yüzüne de bakmadım. Kardeşini ihbar edip ölüme yolladığı." Kasım'ı aile çevresinde en erken teşhis eden. bu yüzden kin. Hâlâ hüzün¬ lü ve matemliydi. 1950'lerde Söke'den Elazığ'a taşınınca. Bir daha birleştirme- dim. o. HaÜt Bey'in yeğeni Mehmet Emin Sever. eniştemizi asnran kişiydi. Yüzü ve ellerinin derisi pul pul dökülmüş gibi. Varto'ya bi¬ zim eve geldi. 'kardeşimin katili de olsa. Bunu yaparsak lekelenmiş oluruz' dedi. öfke ile dolu yüreğinin öteki tarafiyla kendisine nefrede bakan bir kadın¬ la birlikte yaşayacak kadar tuhafi. anlatıyor: "Kasım. benek benekti. siyah bir ihtiyardı. kendisine hiç çocuk vermemiş Güle de vardı. Halam Güle de gelmişti. İkram ettikleri yemeği yiyebildi.. Diyarbakır'daki mahkemede. İhbar edip ipe gönderdiği adamın kardeşi ve oğullarına aile¬ den biri gibi konuk oldu. Fakat. kapıdan kovulmasını istedik. Yaklaşık 30 yıl ayn kaldıktan sonra. Babamın hatırı için sesimizi çıkarmadık. Bu tuhaf adam. Sonra şöyle dedi: 'O olaydan hemen sonra yatağımı ayırdım. eve alınmamasını. Annem bir gün ona. Ailenin bütün fertieri. kafilesine katılmış ve onu tuzağa çekip düşmanlarına teslim etmişti. Varto'ya döndü. Halam ağlamaya başladı. bacanağı Şeyh Sa¬ id'di. Onu yakın çevresinden. son anda yaklaşmış. kapımıza geleni kova- mam. kardeşi ve eniştesi için ağlıyordu. 'kardeşi¬ nin ve eniştenin başına bunca iş getiren bu adamla nasıl yaşıyor¬ sun?' diye sordu. Hastalıklı gi¬ bi görünüyordu. Onlann elinden su içti. Ama ne yapayım ki. sırdaşlıktan uzaklaştırmışri.* * * Bir tuhaf adamdı o. "devlet tanığı" sıfariyla. Yanında. Aradan 30 yıla yakın zaman geçtiği halde. Amcamı. kocam diye elaleme karşı katlandım. Çok uzun boylu. Fakat babam. Şeyh'in damadı Şeyh Abdullah'ı kullanarak. "geçen 97 .

Fakat Şeyh Abdullah'tan çekindikleri için dokunmuyorlar. Şeyh Said Efendi diniydi. Çıkacağım. Kemal Paşa geldiklerinde" diyerek. görüşmeyi kabul ediyor. akraba ayı¬ rımı yapmadan suçluyor ve şöyle diyordu: "Kürtler (isyancılar) iki gruptur: Siyasiler ve Dinciler. Şeyh Abdullah. Halit Bey'in evinde kaldığını söylüyor¬ du. arnk emrinizdeyim. Adamlarına. Bölge liderleri Kasım'a karşı şüphe içinde. Kürder ve isyanın emrinde olduğunu bildi¬ riyor. sizi ziyaret etmeme izin verin' diye adeta yalvarıyor. onun düştüğü duruma üzülüyor." 98 . Hatta. Çünkü. Yanlış anlaşıldığını. 'Benim üzerime vacip oldu. Mesela Halit Bey filan siyasiydi. Şeyh Said'in. hizmetlerime ihtiyacınız yok¬ sa bile. Kasım. eline sarılıyor. Namusum ve şerefim üzerine ye¬ min ederim ki." * * s Mehmet Emin Sever anlatıyordu: "Babamdan dinlediğime göre. 'Size kanlıp hizmet etmeme. Ben hain değilim." Kasım. Halit Bey'le ayaklanmayı konuştuğunu bu sırada öğrendiğini açıklıyor ve değişik sorulara cevaben şunları söylüyordu: "Şeyh Said'le evinde görüştük. kıyam (isyan) edece¬ ğim' dedi. 'bırakın yanımızda kalsın' diyor. Şeyh Said'in damadı Şeyh Abdullah'a adam gönderiyor. Bana bir fırsat verin. yanına yanaşnrmıyordu. Kasım tanıklığı sırasında kayınbirader. bazı kişiler öl¬ dürülmesini bile istiyor. Bunun üzerine Şeyh Abdullah. Fakat. şüphelendiği için onu. 'Bu hazırlığınız doğru değil' de¬ dim. bacanak.sene (1924). Onlar komiteler kuruyorlardı. Hizmet¬ lerimi kanıtlayayım' diyor. isyanın din meselesi yüzünden çıktığı iddialarını geri çe¬ viriyor ve "asıl sebep Kürdistan'ın istiklali (özgürlüğü) idi" diyordu. yanına geldiğinde eğilip ayağına kapanıyor. Kimsenin güveni yok. Şeyh Said. ajan olduğu yaygın düşünce. Kasım. 'Beni dışlamayın. Varto ele geçirildikten son¬ ra. Muş heyetinin içinde Erzurum'a gittiğini.

harekete geçiyor. diyor. Sizi gö¬ türmeye geldim. Bizzat ondan dinledim. Toplantıya katılanlar heyecanlı. Şeyh Abdullah. Reşit. Şeyh Said tarafından itilmişti. onu hareketin içine aldı. ToplanUya çevreden gelen 3 bin kişi katılıyor. o da Bitiis'te cezaevinde. Gi¬ dip Şeyh Abdullah'ın elini öpüyor. Şeyh Abdullah bir konuşma yapıp diyor ki: içimizde askerliği ve savaşı bilen yok. Piran olayı padak verir vermez. bizim hainimizdi. önder kadrolarda yer almış bü¬ tün ailelerle iç içeydi. Gırvas köyünde büyük bir toplantı yapıyor. Kasım olayını şöyle anlatıyordu: "Bizim Varto tarahnın Alevi liderlerinden Mehmet Halit Fu-at. hareketin önemli adamlarından biriydi. Şeyh Abdullah. Emrinde olduğunu söylüyor: Varto hazır.* * * Melle Selim. Aramızda ahbaplık vardı. Sorguyu yapan Osman Nuri Paşa. Bu sırada Kasım'm kardeşi Reşit ortaya çıkıyor. Kasım'ın kendisini kanıtiaması için fırsat 99 . Bidis'e doğru yola çıkmaya ka¬ rar veriliyor. Şeyh Abdullah Bey şaşırıyor: İyi ama. Melekanlı Şeyh Abdul¬ lah. ajan olmadığını. hükümetin sadık adamı. Şeyh Said Efendi'ye soruyor: Kasım için ne dersin? Şeyh şu cevabı veriyor: Kasım. Kasım. Askeri komutan Ha¬ lit Bey'di. Melle. Siz bu sözlerinizle onu arkadaşlığınızdan kopanyorsunuz. kimliği bilindiği halde. Harekete geçmek için Şeyh Abdullah'ın emrini bekliyor. hareketi des¬ teklediğini söylüyor. Bildiğimiz ka¬ darıyla o devlete çalışıyor. banda alınmış tanıklığında. diyor. Mehmet Halit Fırat da hazır bulunuyor. Bizim hainimizdi!" Melle Selim. diyor Osman Nuri. Şeyh Said cevap veriyor: Zaten arkadaşım değildi ki koparayım. isyana karilmış. devletin adamlarındandı. Kasım'a iftira edildiğini. Şeyh Said'in ilk sorgusu Varto'da yapılırken. Şeyh'in en yakınına nasıl sokulduğu hakkında da şunları anlanyordu: "Kasım. Bize Halit Bey gibi biri lazım. Şeyh Said Efendi'nin de damadıydı. Kasım bizimle beraber değil. bizzat Varto'yu teslim edecek.

Konağı teslim alıyor. Şeyh Abdullah. diyor.. Canım başım ve bütün sadakatimle davanın yolundayım. yalvarıyor. onu da yanına alarak Hükümet Konağı'na gi¬ diyor. Arnk mesele kalmadı. Hükümet Konağı'nm önünde büyük bir kalabalık toplanmış. Şeyh'in ayağını ağzına koyup öpüyor. kalabalığa bir konuşma yapıyor. İnsanlar heyecanlı. Bağlu. cephemizin askeri sorumlusu olarak Kasım Bey'i tayin ediyorum. Bu sırada Kasım. Bizimlesin. korkular içinde. Yolda. Hata ettim. Adı ajana çıktığı için vuru¬ lup öldürüleceğinden korkuyor. kimi dua ediyor. Halkın. Kürt bayrağı çekiliyor. Kimi heyecandan ağlıyor. Evet. Gırvas'tan Varto'ya doğru yola çıkılıyor. Şeyh Abdullah. diyor. Başka. ağlayan koskocaman adamı ayağa kaldırıyor. bunun üzerine yu¬ muşuyor. Pişmanım. Ama olayların sıcaklığı içinde.verilmesini istiyor. diyor. Gelsin. soruyor: Davamızda beni önder olarak kabul ediyor musunuz? Kalabalık bir ağızdan. ben de. Ağlamaya başlıyor. gelip eli¬ ni öpmek istiyorum. Eğer hayatım garanti akındaysa ve kabul ederse. Ka¬ sım'a güvensizliğini ve öfkesini bildiği için olmalı ki. Şeyh Abdullah. Kasım çıkıp geliyor.. Kafile büyüyor. Sonra ellerine sarılıyor. Askeri bilgiye sahip kişiye ihtiyaç nedeniyle de Ka¬ sım'ın katılma isteğine rıza gösteriyor. Dadina ve Rindalya köylerinden Varto'ya gidiliyor. ben de ona gü¬ veniyorum. Fakat ben hayaum boyunca silah bile patlatmadım. Şeyh Abdullah. Eğiliyor. Size biad ettim. diyor Şeyh. Bir adamını gönderiyor Şeyh Abdullah'a. köylerden ko¬ pup gelen adılar da kanlıyor. Savaştan. Kürt ileri gelenlerden kimsenin Kasım'a güveni yoktu. Beni affedin. diyor. diye bağırıyor. Sizin bana güvendiğiniz gibi. Mademki bana gü¬ veniniz var. Varto kansız teslim alınıyor. Binlerce kişi var. loo . Hareketin başarılı olacağını düşünme¬ miştim. Tamam. askerlikten anlamam. Şeyh'e karşı çıkıp itiraz etmiyorlar. Bunun üzerine Şeyh Abdullah şöyle diyor: Siz beni kabul ettiniz.

yıllar sonra Varto'ya döndüğünde. Hiçbir şeyi inkâr etmedi. kimi küsüyor. Şeyh Said. Bana dedi ki: Şeyh Said öyle cesur bir adamdı ki. o anda kimse açıktan 'hayır' diye bağıramıyor ama. Böylece olaylarla ilişkisi olmadığı anlaşılıyor ve ceza almak¬ tan kurtuluyordu. o da asıldı. Bongılanlıyım de. Da- dinanlı Temo'yu da övdü ve şunları söyledi: Dadina köyünden Devreş Ağa'nın torunu Temo'ya. Bana.Şeyh Abdullah'ın bu sözleri soğukluk yaratıyor. 'Hakime akrabam olduğunu söyle. mahke¬ me sırasında. Evrakta. Sahaglı Melle Emin'e dedim ki: Mahkemede kalk. oturup uzun uzun konuştuk. Yalan da söylemedi. dedim. oradan ayrılıyor. kur¬ tulursun. Kasım'ın isyana kanldığını ve komutanlığa getiril¬ diğini bildirdiğinde. Seni kurtarayım' dedim. Benim koruduklarım asılmıyor.' Temo gibi. Hatta mahkeme reisi sordu: Neden isyan ettin? Şeyh cevap verdi: Ben dini vecibemi yerine getirdim. köyleri yanlış yazılmıştı. 'Olmaz' dedi. Kasım. ne korktu.. ben de kabul edeyim. Davamdan vazgeçmem. * Melle Selim anlatıyor: "Kasım. 'Davamdan vazgeçip can derdi¬ ne düşmem." Şeyh Abdullah. ben Sahaglı değil. "Olan olmuş" diyerek memnuniyetsiz¬ liğini belirtiyordu.. Beni kurtarmanı da istemiyorum. bazı Kürderin gösterdiği cesarete şaşırmışn. İnsanların yüzü buruşsa da. Bazen biri çıkıp köyüne itiraz ediyor. Reis tekrar sordu: Senden başka Müslüman yok muydu? Şeyh Said anında verdi cevabını: Herkesin göreviydi. 'Ben oralı değilim' diyor¬ du. dedi. Hayır. bazı insanlann baba adlan. Ona Şeyh Said Efendi'yi sordum. ne de kim¬ seyi ele verdi. kimi mırıldanıp arkasını dönüyor." lOI .

zamansız.. silah tedarik edilecek. örgütlen¬ me ağı ve kidelerin birbiriyle koordineÜ ilişkisi yoktu." Halk isyan etmeye hazır. Şeyh Said Efendi. okumuş. aşiret ve aile ilişkilerinin iç içe olduğu Erzurum'un güneyine düşen dağlar yayıydı. Hınıs. 1951 ve 1952 yılları arasında Şeyh Said'in oğlu Şeyh Ali Rı¬ za'nın yanında. Darbe yemeyen aile ve aile bireyi yoktu. 2000'lerde hâlâ. Silahlan¬ madan komuta kademesinin oluşturulmasına. Ali Rıza Efendi'den dinledim. ama Kolhisar'dan çıkarken. I02 . düşün¬ me sistematiğini kurmuş Şeyhler sülalesinden. ileri gelenlerle görüşüp görüş ve düşüncelerini al¬ mak. kimin ne düşündüğünü anlamakü. silahlı mücadele için hazırlıklar yapılıp.. erken başlamış ayaklanma. hemen başlatma gibi bir niyeti yoktu. hazırlıksız. Bundan sonra ittifaklar kurulacak. bir Kürt aydınıydı. Kolhisar köyünde Medrese öğrenimi görmüş ve Melle olmuştu. Ali Rıza Efendi. İsyan ateşinin yakıldığı asıl bölge. daha işin başındayken. İsyancıların çoğu silahsızdı. Varto'nun İnalı köyünden Melle Şafii (Ballı).. Kürdis¬ tan'ı dolaşmak. isyan etmek fikrinde. Şeyh Ali Rıza'nın anlattığına göre niyeti. dışardan zorlanarak padatılmış bir öfke birikimiydi. iki sene sonra da harekât başlanlacaktı.. Aradan geçen ydlara rağmen. hareketi bas¬ tırmak. ama isyancıların hazırlığı. Melle Şafii anlattı: "Bizzat. savaşçıların eğiti¬ mine kadar hazırlıksız başlayan bir isyandı bu.. eski adı "Gonik" olan Karlıova yöresi. nerede ne zaman ne yapacağını. Amaç. babadan oğu- la geçen söylemle aile ve bireylerin hikâyesi söyleniyordu.YENİLGİ VE DIŞ DESTEK DEDİKLERİ Şeyh Said'in isyanı. Sopasını kapanın ayaklanıp katıldığı bir isyan. Türk devletinin bilinçli ve hesaplı olarak Piran'da Şeyh'in yoluna çıktığını söylüyordu. Varto. kimden emir alacağını da bilmeyen köylü kalabalığının ani isyanı.. Organize olmamış. Şeyh Said Efendi'yi tutuklamaya gerekçe yaratmaktı.

Osmanlılar döneminde. Şeyh Said. Melik Fırat. Kürdistan'ın bazı bölgeleri. Fakat. Savaş görmemiş köylüler. Şeyh Said'in ifadelerinde anlattığına göre. arkadan vurmaya başlamıştı. Bu durum en azından moralleri bozmuştu. Dersimliler. Çünkü o. so¬ pa kullanıyordu. Bazı Kürt kesimlerinin saf değiştirip Kürderi arkadan vurması da etkenlerden bir başkasıydı. "demir kuş" dedikleri uçaklar morallerini al¬ tüst ediyordu. fakat bunlan kullanabilecek eleman bulamadıkları için tahrip ediyoriardı. Türk ordusunun toplan gürieyince paniğe kapılıyordu. Birkaç ili kapsayan bölgede çarpışmalar sürürken. Ağn yöresinin etkin kişiliklerinden Kör Hüseyin Paşa başlı başına bir faktördü. Ordu geleneği. Aynca. ardından saf değiştirmişti. Dersim ise en azından yansız kalacağını bizzat Şeyh Said'e taah¬ hüt etmişti. düzenliydi. Türk or¬ dusundan top ve başka ağır silahlar ele geçiriyor. isyan fikrinin öncülerin- dendi. Silah üstünlüğü de tarrişılmazdı.Asıl önemlisi iletişim kopukluğu yüzünden. Dersim tepkili diye Necip Ağa'yı isyana katmamış. sonrasında. korkmuş. ilk darbe olan Yusuf Ziya ve Halit beylerin tutuklan¬ masından hemen sonra. Bu Hamidiye Paşası. halka zarar vermişti. Dersim'e girmiş. tek başına bir güçtü. İsyan genel destekten yoksundu. kama. Hamidiye Alaylan'nın başında. Karakocan bölgesinin etkin liderlerinden Necip Aga'ya tepkiliydiler. Kürderin pek çoğu silah yerine tırpan. birçok nedeni" olduğunu söy¬ lüyordu. isyancıların karşı karşıya bulunduğu ordu disiplinÜ. Şeyh Said ise son ana kadar. silahlarını önemli oranda Türk ordusundan elde ediyoriardı. İsyancılar. o da önce yansızlığım ilan etmiş. "isyancı Botan" bunlardan habersiz gibi sessizdi. Dersim'in imdada gelece- 103 . kabuğuna çekilmiş. isyandan haberii bile değildi. "yenilginin bir değil.

bunun üzerine bari cephesi komutanına. nihai zaferin yakınlığına inandırmıştı. İsyan bölgesinde yaşanan man¬ zaralardı. Dersim eski mebusu Hasan Hayri Bey'le buluşuyor ve Hasan Hayri. Şeyh Şerif bu amaçla. Bu beklentiyle. Dersim'e tarafsız kalacaklanna ilişkin olarak verilen söze bağlı kalmalarını hatıriatması talimatım veriyordu. "arkadan vurma" hareketine kattlmışlardı. karşı ted¬ birler alınmaya başlamıştı. O. Fakat bazı Dersim aşiretleri. bu yüzden idam edilerek öldürülüyordu. Bu işe baş koyup çalışmaya girişenler. aşiret önderlerine. Abdülmelik Fırat. Şeyh Said Efendi'nin oğ¬ lu ve kayınpederim olan Şeyh Ali Rıza Efendi'den bizzat dinle¬ diklerimi nakledeceğim. hazıriıklar erken açığa çıkmış. politik çalışmadan çok. Kürt önderlerini umut¬ landırmış. Elazığ'da. o sırada eski hasımları Necip Ağa ile birleşmiş. Zaten böyle geniş ve genel halk yığınlanna dayanan hareketleri gizli tutmak da mümkün değil. halkın silah- 104 . Sebeplerden birincisi. İsyanm adeta engelsiz. 1926 yılında. Şeyh. Asıl tahribat Albay Halit Bey'in yavaş hareket etmesinden kay¬ naklanıyor. Siverek ve Diyarbakır yöresinin bazı aşiretleri de. batı cephesi komutanı Şeyh Şerife sık sık nodar yazıyor ve "Dersim'de lehimize bir gelişme var mı?" diye soruyordu. isyancıları arkadan vurup köyleri talana başla¬ mışlardı.ğine inanıyordu. asıl hedef olan Diyarbakır'ın zaptının başarısızlıkla sonuçlanması sonun başlangıcı olmuştu. Halit Bey faktörünü öne çıkarıyor ve şöyle devam ediyordu: "Bu konuda kendi görüşlerimi değil. bütün askeri hazıriıklardan sorumlu kişiy¬ di. Fakat. her şeyi hesaplamışlardı. olaylann içinde. hızla yayılması. sıcak ortamında bulunmuştu. Fakat erken haber almanın tahriban tamir edilmeyecek gibi değildi. Halit Bey. İsyanın hareket noktası. "Yenilginin nedenleri" arasında. "tarafsızlığınızı koruyun" diye telgraf çekiyordu. bunlar. Ali Rıza Efendi. Ha¬ san Hayri. sonucu birçok sebebe bağlıyordu.

h güç olarak hazırlanmasına bağlanmışn. Fakat bütün bunlardan sorumlu rahmetli Halit Bey, sanki gelip tutuklamalarını bekler
gibi, Erzurum'da evinde oturuyor. Hem örgütleme ve organizas¬

yonda yavaş hareket ediyor, hem de bir türlü Erzurum'dan aynhp el akından uzaklaşmıyor. Organizasyon eksikliği de büyük.

Kendisinden sonra gelecek ikinci bir askeri kişiyi bile tespit edip
görevlendirmiyor. Kimseye görev ve sorumluluk vermiyor. Ken¬

disi tutuklanınca her şey başsız kaldı. Halk ne yapacağını bile¬ mez oldu. Yeni baştan yapılan organizasyon da zaman darlığı
yüzünden yetiştirilemedi. Halbuki Şeyh Said Efendi, onun gör¬

mesi gereken olayları uzaktan bakarak görüyor; 1924 yazında, karşı tedbirleri, hazıriıklan ve ortalıkta dolaşan ajanları sezinli¬
yor, Halit Bey'i ikaz ediyor. Erzurum'dan aynlmasını istiyor.

Ama Halit Bey çok rahat bir insandı. Şeyh Said Efendi'nin

uyanlanna da aldırmıyor. Çok geçmeden Bidis eski Mebusu
Yusuf Ziya Bey tutuklanıyor.

Artık tehlike ortada açık olduğu halde, Halit Bey Erzurum'da¬
ki konağında oturmaya devam ediyor. Şeyh Said Efendi, onun

bu korkusuz rahadığına sinirieniyor. Bir kere daha ikaz ediyor.
Bir pusula yazıp gönderijor. Diyor ki:

'Etrafinda dolaşıyorlar. Erzurum'daki konağında oturup Kürt
köylülerle sohbete dalacağına, komutan olarak işinin başına geç.

Erzurum'dan ayni. Halkın arasına karış. Askeri hazıriıklar yap.'

Fakat rahmetli Halit Bey çok geniş, çok rahat bir kişiydi. 'Efendi fazla büyütüyor. Bir şey olmaz' diyerek, Erzurum'da kalmaya devam ediyor. Adeta tutuklanmasını bekliyor. Çok
geçmeden de, gelip onu konağından alıyorlar.

Bu olay çok şeyi etkiledi. Hareket başsız kaldı. Geride kalan¬
lardan kimsenin askeri ve savaş tecrübesi yoktu. Bu haliyle, za¬ ten askeri nosyondan yoksun olan hareket, Şeyh Said Efendi'nin

kişiliğiyle yürüyordu. Şeyh Said Efendi de Kasım'ın tuzağında
esir düşünce, halkı sürükleyen lider kalmadı."

Şeyh Said'in oğlu Şeyh Ali Rıza, isyan günleri boyunca baba¬ sının yanındaydı. Babasının tutsak düşmesinden sonra, bir süre

105

kaçak yaşamış, ardından yurtdışına çıkmış, yeniden isyan için
"Hoybun "un kuruluşuna katılmış, genel af ilan edilince dönmüş,
cezaevine girip çıkmış, sürgünde kalmıştı. Şeyh Ali Rıza, daha

sonra köyü Kolhisar'a dönmüş ve atalannın Medrese geleneğini
sürdürüp dini eğitim vermeye başlamışn.
Melle Şafii anlatıyor:

"Diyarbakır başansızlığının nedenini Ali Rıza Efendi'nin ağ¬ zından dinledim. Türkler, kendi askerierini Kürder gibi giydiriyoriar. 'Şal u sapık' içinde Diyarbakır sokaklanna dökülüyor,
Kürtçe 'yaşasın Şeyh Said!' diye bağırarak, kadınlara el anyor,

boyunlarındaki altınları çekip alıyor, evleri, mağazalan yağmahyoriar. Halk bunlan gerçekten Kürt sanıyor. 'Şeyh Said bunun
için mi ayaklandı?' diye tepki duyuyor. Desteğini esirgiyor, kimi

karşı cephede yer alıyor, kimi de kapısını kilitleyip içeriye kapa¬
nıyor. Şeyh Said, bu olaylara çok üzülüyor. Gerçeği anlatmak

için çırpınıyor. Muhasarayı kaldırmasının tek nedeni bu değil
tabii. Ama bunun da etkisi oluyor."

Asıl neden olmasa bile, "isyanın kırılmasında" provokasyonlann etkisi vardı. Cephe gerisinde, halkı isyancılara karşı kışkırtmak,

tepkici kılmak üzere, parayla tutulmuş ajan, provokatör biriikleri oluşturulmuştu. Bunlar, köylere kadar yayılmış, şehir sokaklanm
ise kontrolleri altına almışlardı.

Kışkırtıcı ajanlar ordusunun bireylerinden biri de, Liceli bir
gençti. Dönemin bu genci, 1980'ler Diyarbakır'ının "dede" diye

hitap edilen "rengi"ydi. "Dede" gündüzleri, şehrin merkezindeki köşede oturuyor, "o günleri anlatır mısın?" diyenlere, "hele yüzü¬
me tükür, sonra anlatayım" cevabını veriyor, sonra anlatıyordu:
"O zaman, çocuklukla delikanlılık arasında bir yaştaydım.

Şeyh Said'in askerieri Diyarbakır surianm sarmışlardı. Türk as-

kerieri, surlann içinde mahsurdu. Biz de içerdeydik, Silahlar pat¬ lıyor, surların tepesinde toplar gürlüyordu. Ortalık gürültü patır¬
tı içindeydi. Şeyh Said'in askerlerinden surları aşıp içeriye giren¬

ler vardı. Kimdi şimdi hanrlamıyorum ama, bir adam biz çocuklan, delikanhlan topladı. Bize para verdi. Evleri, dükkânlan ta¬

lan etmemizi istedi. Dükkânlardan alacaklanmız bizim olacakn.

ıo6

Bir de dönüşte ayrıca para alacaktık. Ortalıkta bir sürü işsiz güç¬

süz vardı, benim gibi. Söylenenleri yaptık. Dükkânlann kapılan-

nı, camlarını kınp içindekileri aldık. Evleri taşladık. Kırdık dök¬ tük. Bunu yaparken de, bize söylendiği gibi 'Yaşasın Şeyh Said!'
diye bağırdık. Bizim yaptığımızı görenler ve zarara uğrayanlar,

'Şeyh Said bunun için mi savaşıyor?' diyerek soğudu, geri çekil¬
di. Kızgmhktan karşı cephede yer alanlar oldu."

Elazığ'da da benzer olaylar yaşanıyordu. Elazığ olaylarını ya¬
şayanlardan biri anlatıyordu:

"Elazığlılar, Şeyh Said'in askerleri geliyor diye sokaklara dökül¬
düler. Sevinç ve alkışlaria karşıladılar. Fakat görülen manzara ve

şehirde yaşananlar, coşkulu desteği bir anda tepkiye dönüştürdü. Çünkü Şeyh Said'in askerieri diye karşılanan köylü kalabalığından bazıları şehre dalmış, kırıp geçiriyor, çapulculuk yapıyordu. Bu

manzarayı gören halk, evine kapanıp kapılanm kapam. Şeyh Şerif
ve adamları bütün çabalarına rağmen çapulculukları engelleyeme-

diler. Çapulculann yapnklan. Şeyh Said'in askerlerine mal edildi.
Halk desteğinden mahrum, orta yerde kalakaldılar. Onun için.

Şeyh Şerif Malatya'ya yürüme konusunda emir veremedi. Başı bo¬
zukluğu disipline etmeye çalışırken bozgun başladı."

Şeyh Said İsyanı, 1800 yılında başlayıp gelen isyanlar zinciri¬

nin bir halkasıydı. Bu yönüyle yeni değildi. Var olan sorunlann
silah gücüyle giderilmesi çabası...

Fakat, Türk devleti "sorunlann varlığını" kabul etmiyordu. Os¬
manlı'dan kalma gelenekle sorunları şiddet yoluyla "yok" saymaya

çalışıyor, o arada "sorun olmadığı halde" yaşanan ayaklanmayı, yi¬
ne eski kolaycı, kestirmeden gelenekle "dış güçlerin kışkırtmasına"
bağlıyordu.

Ankara'ya göre, bu isyan "dış güçlerin", özellikle de, "emper¬

yalizm" diye tanımladığı İngiltere ile Fransa'nın "tahriki" sonucu
patlak vermişti.

Oysa, tarih gerçeklerinin dokusu öyle değildi. Gerçekler söy¬
lemleri tekzip ediyordu.

107

1923 yılında, Lozan'da imzalanan anlaşmayla TC'nin sınırla¬
rını çizen, tapusunu veren Fransa ile İngiltere idi. Kürt sorununu
yadsıyan da...

İki yıl önce çizdikleri sınırlardan pişmanlık duymaları için bir
neden yoktu.

Aynca, Türkçeye de çevrilmiş belge, bilgi ve kitaplar da, "em¬

peryalizmin oyunu" söylemini yalanlıyordu. Çünkü, suçlananlar
Türkiye Cumhuriyeti'ne yardımda bulunmuştu. Ermeni yazar Garo Sasuni, "Kürt Ulusal Harekederi ve Erme-

ni-Kürt İlişkileri" adındaki kitabında Şeyh Said İsyanının bastınlması için İngiltere ve Fransa'nın yaptığı yardımları uzun uzun an¬
latıyor.

Sasuni'nin yazdığına göre, İngiltere, o dönemde egemen olduğu

İrak sınırını tutarak, Barzani'nin güneyden yardıma gelmesini önle¬

di. Fransa da Suriye sınırını tutmakla kalmadı, Türk biriiklerinin ar¬

kadan kuşatması için Suriye'den geçen demir yolunu emrine verdi. O nedenle Kürt çevreleri, İngiltere ve Fransa'nın tutumlannı
da yenilginin nedenleri arasında sayıyorlar.

BAŞBAKAN, "AMAÇ KÜRTÇÜLÜKTÜR" DİYOR
Makedonyalı Fethi Okyar, Atatürk'ün hemşehrisi ve gençlik

yıllanndan beri yakın arkadaşıydı. Atatürk'ün adını duyurmasın¬
da da etkin rol oynamıştı.

Çanakkale yenilgisinden sonra, Atatürk bakan olmak istedi¬ ğinde, en azından anımsatmak için bir gazete yayınlamış ve bu ga¬
zetenin sahipliğini Fethi Bey üstlenmişri. Gazete Atatürk'ü tanıtı¬

yor, bu arada Saray nezdindeki görüşmelerini haber veriyordu. Fethi Bey, daha sonraki süreçte, Atatürk'ün yakın çevresinde
yer alıyor ve Başbakanlığa atanıyordu.

Fethi Bey Hükümeti, isyanı bastırmak için askeri birlikler sevk etmiş, bu arada sıkıyönetim ilan etmiş, isyan bölgesinde as¬

keri rejimi yürüdüğe koymuştu. Başbakan, 25 Şubat 1925 günü,
parlamentoda sıkıyönetimin gerekçelerini anlatırken, ilk kez
ayaklanma hakkında ayrıntılı bilgi veriyordu.

Uygulanan sansür yüzünden, kamuoyunun önemli bir bölümü

ıo8

bir Kürt isyanının varlığından bile doğru dürüst haberli değildi.

Kamuoyu ilk kez Başbakan'ın bu konuşmasıyla "isyanın var" ol¬
duğunu öğreniyordu. Başbakan, "isyanm ayırımcı nitelikli ve Kürdistan'ı kurma

amaçlı" olduğunu söylüyordu. Fakat, daha sonra "Kürt sorunu" bulunduğunun dünyaca bilin¬

mesi "milli menfaatlere aykırı" bulunduğu için, İsmet İnönü Başba¬
kan olur olmaz, basına bir genelge göndererek, "dinsel amaçların öne çıkarılmasının memleket menfaatine" olacağını bildirmiş ve bu
isteği yerine getirilerek, bağımsızlık amacı "yok" sayılmıştı.

Başbakan Fethi Okyar parlamentoda yaptığı konuşmada şöyle
diyordu:
"Bilindiği üzere, geçen yaz ortalarında Nasturi Harekâtı ya¬

pılmış ve bu harekât sırasında bazı subaylar (Yüzbaşı İhsan Nu¬
ri ve arkadaşları) yabancıların propagandasına kapılarak sınırın güneyine gitmişlerdir. Vatan ihanetine işaret eden bu harekâtın içerdeki teşvikçileri hakkında elde ettiğimiz delil ve belirtiler üzerine bazı kişiler, Bitlis Askeri Mahkemesi'nde yargılanmak üzere (Albay Halit Bey ve Yusuf Ziya Bey) tutuklanmışlardır. Tutuklananlarla uzak ya da yakından ilişkisi olan ve askeri mahkemece tanıklığına gerek görülen Nakşibendi şeyhlerinden
Şeyh Said adında bir kişi vardı. Bu zat, bundan bir süre önce ya¬

nına mürit ve taraftarlarını alarak Genç ilinde bir geziye çıkmış,
uğradığı yerlerde bazı kişilerle, özellikle hükümete muhalif olan unsurlarla sıkı ve gizli görüşmelere girişmiştir. Bu arada Piran'a

uğramıştır. Şeyh Said'in yanında bulunan iki kişinin firari oldu¬ ğunu fark eden jandarmanın bu kişileri tutuklamaya kalkışması
üzerine. Şeyh Said jandarmalara silah çekilmesi konusunda emir vermiş ve çatışmalardan sonra jandarmaları esir etmişlerdir. Bu suretle isyan başlamışnr. Yalnız, isyanda harekâta başlamadan önce, biri Halep'te, di¬ ğeri İstanbul'da bulunan iki oğlunun Hınıs'a gelmesini istemiş

ve onlarla görüştükten, Halep'te ve İstanbul'da ilişkide bulun¬ duğu olası kişilerden haberler aldıktan sonra harekâta başlamış¬ nr. Söylediğim olay (isyan), Piran'da 13 Şubat'ta meydana gel¬ miştir. Olayı başlatmakla birlikte derhal telgraf hadarmı kesmiş
ve hükümete isyan ettiğini ilan etmiştir.

109

Aynı günün gecesinde. Hacı Talat adında bir kişi, Genç hapis¬

hanesine ve jandarma birliğine saldırmış, baskın şeklinde mey¬

dana gelen bu olayda jandarmalarımız esir düşmüş, silahlarına
el konulmuştur. Çabakçur'da (Bingöl) da hükümet konağına aynı biçimde

baskın olmuş ve hükümet konağı ele geçirilmiştir. Bu surede
Genç, Çabakçur, Hani, Lice ve Palu ilçeleri de daha sonra buna

katılmak üzere, bu yöreler isyan mıntıkası haline gelmiştir. Bu¬
nun üzerine yöredeki en büyük askeri kumandan, yakındaki bir¬ liklerin müdahalesini emretmiştir, isyan birkaç ili kapsadığı için, isyan mıntıkasını tedip etmek (temizlemek) üzere, Üçüncü Ordu Müfettişi Kazım Paşa'ya görev verilmiştir. Kazım Paşa'nm em¬

rindeki müfrezelerden biri Hınıs boğazından geçerek Lice'ye git¬
mek üzere hareket etmiş, diğeri de Piran köyüne uğrayarak Ha¬ ni üzerinden Lice istikametine doğru yürümek emrini almıştır. Hınıs boğazından hareket eden müfreze, boğazın işgal edilmiş bulunduğunu ve hareket halinde bulunan müfrezeye ateş edil¬

mekte olduğunu ve boğazın set edilmiş bulunduğunu görünce, müfreze boğazı sökmeye muvaffak olamamış ve boğazın güne¬
yinde bir köyde kalmaya mecbur olmuştur.

Yine Piran köyü üzerinden Hani yoluyla Lice'ye hareket eden di¬

ğer müfreze Piran'a varmış ve orada bulunan tüfek (tüfekli adam¬

lar) ile karşılaşmış, meydana gelen çatışmada onları tenkil (yok et¬
miş) ve kaçmaya mecbur etmiştir. Ondan sonra Hani yönüne ha¬

reket etmiş, keza 'ussatı tenkil' eylemiş ve Hani'de karargâh kur¬
muştur. Bu tenkil (yok edilme) neticesinde, Hani'deki müfreze bir

gece, günbatımmdan yarım saat sonra, ansızın 'teslim, teslim, salli âlâ Muhammed' sedalan ile her taraftan gelen köylülerin baskını¬
na uğramıştır. Baskına yazık ki halk da katılmıştır. Savunma ya¬ pan askerlere içerden ve dışardan ateş edilmiş, askeri birlik ateş alUnda kalınca geri çekilmek zorunda kalmış ve Hani'nin güneyinde

bir köye kadar gelmiştir. Bu surede olayın önem ve ciddiyeti orta¬ ya çıktığına ve çevrede bulunan askeri birliklerle yetinemeyeceği kadar önem taşıdığına inanan hükümet, daha önemli askeri kuv¬
vet seferber edip gönderilmesine karar vermiş ve bunun için gerek¬

li önlemleri almıştır. Bu amaçla oluşturulacak askeri birlikler, ya¬ kında isyan bölgesine hareket edecektir. Umarım bu isyan, hükü¬
metimizin terbiye tokadına vesile teşkil edecektir.

no

Efendiler, bu ussat (isyancılar) Palu bölgesini ele geçirdikten
sonra, dün de Elazığ il merkezine saldırmışlardı. Orada bulunan birliklerimiz, dün gece yarısından öğleye kadar şehri kahraman¬ ca savunmuşlardır. Metince savunmadan sonra, her taraftan hü¬
cum eden asilere dayanamadıklarından, maalesef şehri terk ede¬

rek, güneydeki Izoli köprüsüne çekilmek zorunda kalmışlardır.
Şimdiye kadar anlatnklarım, isyanın askeri yönünden ibaret¬
tir. Bu isyan hareketi ne amaçla meydana gelmiştir. Ne gibi ge¬

rekçelerle zavallı saf halk kandırılarak, Türkiye Cumhuriyeti'nin
gücüne karşı kıyama sevk edilmiştir? Bu konuda heyetinize bilgi

vermek için, ussat yerinde bulunmuş bir mektuba nazaran; güya
Türkiye Cumhuriyeti hükümeti o yörede 800 kişinin katline ka¬ rar vermiş ve katlolunacak kişiler arasında Şeyh Said de bulun¬ makta imiş. Bu maluman para karşılığında elde etmiş ve bundan kurtulmak için zaten muzmerri olan isyanı şimdi yapmaya mec¬

bur olmuştur. Bu isyandan maksadı da şeriatın temininden iba¬
ret bulunuyormuş. Diğer bir belgede, alınan raporların birinde deniliyor ki: Hadi¬

se padişahlık, hilafet, şeriat, Abdülmecit'in oğullarından birinin
saltanatını temin gibi irticai bir propaganda puşidesi akında Kürt¬ çülüktür. Bu genel olarak kabul edilebilir. Ancak bu umumiyet

içinde, eylem Piran'da zamansız patiadığı için, güçsüz olan Piran, Lice, Genç bölgesine mahsur kalmıştır. Halen Lice ve Piran hattı¬
nın az güneyi ve Genc'e kadarı ve kuzeyi, arz ettiğim propaganda

levisine fiilen kapanmış gibidir. Fakat, ötede beride dolaştıkları işitilen ve ele geçirilemeyen tanınmış Kürtçü kişilerin eyleme teş¬ vikleri vardır. Bu rapor 17 Şubat tarihinde gelmiştir. Bundan başka Diyar¬ bakır'da, isyanla ilgili olduğu anlaşılan bazı unsurlar tarafından, 19 Şubat günü hükümet konağı civarına ve askeri karargâh ci¬ varına, el yazısı ile yazılmış iki adet bildiri yapışnrılmıştır. Bu bildirilerde. Gazi Paşa aleyhinde, ordu aleyhinde ve özellikle su¬ baylar aleyhinde ve paşalar aleyhinde, devlet memurları aleyhin¬ de birtakım kötü ve ağza alınmayacak sözler sarf edilmiştir.

Öldürülen birinin üzerinden çıkan bir mektup dikkat çekici¬ dir. Mektupta, 'Kürdistan'da bir hükümetin kurulması için do¬
laşarak Piran'a gelen Şeyh Said Efendi'nin beraberindeki iki

III

mahkiîmun tutuklanması üzerine olayın meydana geldiği ve iki yıldan beri cereyan eden fikir ile sözlerin bugün hayata geçiril¬
mek istendiği ve Şeyh Said'in Hani'ye taarruz ve oradan Genc'e, Lice'ye hücum ile Piran'a geri dönüş ve Piran'm merkez yapıla¬ cağını, aynı zamanda Muş, Bitlis, Erzurum'da ve Hınıs'ta hare¬

kât başlayacağı ve Türk memurlarının hapis, güven veren Kürt
memurlarının serbest bırakılacağı, güven vermeyenlerin tutukla¬ nacağı, halkın canına malına kesinlikle müdahale edilmemesi,

islamiyet

mahvedildiği

için

ihyasına

çalışılmasına,

Cenab-ı

Hakk'ın Şeyh Said Efendi'yi aracı yaptığı yazılmaktadır."

OKYAR

GİDİYOR

İNÖNÜ

GELlYOR

Atatürk, isyanın şiddetle bastırılmasını istiyor. Başbakan Fet¬

hi Okyar'ı yumuşak buluyordu. İsmet Paşa (İnönü) şiddet için
aranan adamdı.

İnönü, tatilini kesip Ankara'ya dönüyor, evinden önce, doğru¬
ca Atatürk'e gidiyor ve "elimi masum insanların kanına bula¬ mam" dediği öne sürülen Fethi Bey'i görevden alma süreci başlı¬
yordu.

"Azil" işlemi, "demokratik" yöntemlerle yapılıyordu.

Parlamentonun yapısı tek parti diktatörlüğüne dayanıyordu. CHP hem diktatörlüğü, hem de parlamentoyu temsil ediyordu. 2 Mart 1925 tarihinde, aynı zamanda CHP meclis grubunda olan parlamentoya verilen bir güvensizlik önergesiyle. Başbakan düşü¬ rülüyor, aynı gün yerine İsmet Paşa (İnönü) atanıyordu. Başbakan değişikliğine neden olan "iç çatlama", basında, "de¬ mokratik bir işleyiş" varmış havasında, ama tek kalemden çıkmış
gibi haberlerle yer alıyordu. Tek parti iktidarının resmi yayın or¬ ganı Hakimiyet-i Milliye gazetesi, 2 Mart 1925 tarihli sayısında, meclisin on saat süren gizli toplantısında hükümetin düşürüldüğü¬ nü haber veriyordu. Gazetenin haberinde şöyle deniliyordu:
"CHP'de on saat devam eden toplantıda meydana gelen gö¬ rüşme ve taruşmalar gizli olduğundan, ayrmnları bizce bilinme¬ mektedir. Ancak görüşme ve tarnşmaların, isyanın şiddede basnnlmasım isteyen çoğunlukla, normal önlem ve harekâdarla

112

hukuk öğrenimi aranmıyordu. İstiklal Mahkemelerinin oluşturu¬ larak isyanm şiddetle 'tedip' (terbiye) ve 'tenkihne' (susturulma¬ sı) taraftar olanların çoğunluğu kazandıkları tahmin ediliyor. Önemli olan rejime bağlılıklarıydı. Kimsenin hakkındaki karar için üst makam ya da mahkemede itiraz hakkı yoktu. Kürtlüğün din perdesinin ardına gizlendiği belirtiliyor. geleneği de ortadan kalkıyor. hiyaneti harbiye (savaşa ihanet) ve vataniye suçu ile Bidis Divan-ı Har- bi'ne çağnlmışken firar eden ve Harb-i Umumi (büyük savaş) es¬ nasında dahi. şöyle deniliyordu: "Kürtlük cereyanının başında bulunmasından dolayı. yargı görevini yerine getirecek personelde. Ruslaria aleyhimizde teşriki mesai eyleyen (işbiriiği yapan) Hınıslı Şeyh Said. 'mintarafillah gön¬ derilmiş peygamber' kisvesi akında Kürdük ve saltanat ve hilafet lehinde ve Cumhuriyet aleyhinde irticai propaganda yapmak 113 . son zamanlarda dış düşmanlarımızın teşviki ile halkın cehaletinden yararianarak. zaman geçirmeden beklentileri gerçekleştirmeye koyuluyor. idam kararlan üretiyorlardı. derhal yerine getiril¬ mesi yetkisi de bu mahkemelere veriliyordu. infazların gecikmeksizin." Yeni Başbakan ismet Paşa. Bu mahkemelerde. İlk aşamada.basnrılacağmı sanan ve yumuşaklık taraftarı olan Fethi Bey (Okyar) ve onunla aynı fikirde olan doğu illeri milletvekilleri arasında geçtiği sanılıyor. isyancılarla yan¬ daşlan hakkında gerekenin yapılması isteniyor. O nedenle birçok sivil politikacı ile asker yan yana oturup insan¬ ları yargılıyor. olağanüstü yetkilerle donatılmış İstiklal Mahkeme¬ leri görev başı yapıyordu. Asker ya da si¬ vil olmaları da önemli değildi. Mahkemelerin kararla¬ rı her türlü denetimin dışında bırakılıyordu. * İçişleri Bakanhğı'nın 25 Mart 1925 tarihinde bütün valiliklere gönderdiği genelgede. şiddet yasaları ardı ardına yürürlü¬ ğe giriyordu. İdam kararlarının parlamento onayına sunulma. olaylar karşısında sıkıyönetim ilan edildiği hatırlatdıyor ve sıkıyönetimin verdiği yetkiler kullanılarak. Yumuşama ve şefkat taraftarı olan Fethi Bey'in azınlıkta kaldığı.

. Kürt köyle¬ ri yakılıp yıkılıyor. çoğunluğu sabıkalı ve mahkûmlardan oluşan yandaşlarıy- la Hınıs'tan. Bu arada. ala¬ cağımız tedbirler. iktidar şeflerini öv¬ memek de yeterli oluyordu. birinin kararı dağlarda.üzere. arrik. memleketin her yerinde. Diyarba¬ kır'ın Lice ve Elazığ'ın Palu ilçelerine yayılmış. isyanın basrirılması için. bilhassa. dikta rejimine kar¬ şı çıkan Türklerin tasfiyesi. yol ve köylerde hayat karartıyordu. yeni birliklerin oluşturulması için seferberlik ilan edildiği de hatırlatılıyordu. Alınan önlemler ve gönderilen kuvvederle köy ve jandarmalar kurtarılmış ise de. genel taarruz için ordu büyütülüyordu. Kork¬ mak için muhalefet etmiş olmak gerekmiyor. Korku yalnız isyan bölgesine değil." Bildirinin ikinci maddesinde. güç. Hemen ardından genel seferberlik ilan ediliyor. yer yer mahkeme yerine geçiyor. o bölgesinde tesirini gösterecektir" diyordu. din perdesi akında bir Kurdistan kurmaya ve Cumhuriyet aleyhine gelişmeye giden isyan Genç ili. genele yayılmışri. Elazığ il merkezi bile işgal edilmiştir. Başbakan İsmet İnönü. yanında bulunanlardan bazı suçluların tutuklanması sırasında müfrezeye silah çekmiş. mevcut gücün ya¬ nma ek olarak. İnönü. ilgisi olmayan kesimlerin. yedek asker¬ ler silah altına alınarak. Terör devleri iş başındaydı. isyan etmiştir. toplu cinayetler işleniyordu. Genç ve Palu üzerinden Ergani Maden ili dahiline girmiş ve Piran köyünde. asla müsamaha etmeksizin. 7 Nisan 1925 tarihinde mecliste yaptı¬ ğı konuşmada. isyan. benzer olayların bir daha tekrarlanmaması için is¬ yan bölgesinde gerekli önlemlerin alınacağını. derhal fesadı bastırmaktan ibarettir" diye açıklıyordu. Bundan sonra. alınacak adÜ ve ida¬ ri önlemlerin meclise sunulacağını söylüyor. "ümit ederim ki. Musul ve Yunanistan sorunu nedeniyle Türkiye Cumhuriyeri aleyhine bazı dış tertiplerin bu¬ lunduğu şu sıralarda. ayıklanması için de firsat olarak de- 114 . yapacaklarını "şiddetle..

Kürtlerin inkârı ve dillerinin yasaklanması bu dönemin ürü¬ nüydü. diktatörlüğün demirden duvarları inşa ediliyor. siyasal.. maddesinde şöyle deniliyordu: 115 . emrine girmeyen basın başlıca hedefti. hayali kurulan "ulus devlet" (tek halklı devlet) mode¬ li için ilk adımdı. sosyal ve ekonomik alandaki bütün hayallerin gerçekleştirilmesi için araçtı. . Bu. yıllar sonra Atatürk tarafından affedildikten sonra mesleğine dönüyordu. dehşeti ydlar süren "Takriri Sükûn Yasası" yürürlüğe konuyordu. "İsyan" gerekçe gösterilerek. Dönemin iki ünlü gazeteci ve yazarı Ahmet Emin Yalman ve Hüseyin Cahit Yalçın rejime açıktan muhalefet etmiyor.ğerlendiriliyordu. daha bir yd öncesine kadar "kardeş" ve devletin ortağı gösterilen Kürtlerin "var olmadığına" karar veriliyor.. ama bü¬ tün yapılanları da övmüyorlardı. İki yazar. bütün muhalifler için korku dönemi başlamıştı. İsyan bahane edilerek. Şark Islahat Plam'nın 41. Yalnız Kürtler için değil.. Basını susturmak üzere sansür yasallaştınlıyor. ırkçı politikalar yü¬ rürlüğe konuyordu. "tek sesli" bir toplum yaratılıyordu. Parla¬ mentoda şu ya da bu şekilde muhalif davranmış poÜtikacılar da. 1925 yıhnda. gizlice yürürlüğe konan "Şark Islahat Planı" ile. "Takriri Sükûn Yasası" Demoklesin kılıcı gibi bütün muhalefetin başı üstünde sallandırılıyor. * Öte yandan isyan. Ancak Ahmet Emin. Atatürk'e birer telgraf gönderip pişmanlık ve bağlı¬ lık bildiriminden sonra idamdan kurtuluyorlardı. Ahmet Emin ve Hüseyin Cahit. "Kürt isyanını özendirdikleri" gerekçesiyle tutuklanıp Elazığ İs¬ tiklal Mahkemesi'nde idam cezası istemiyle yargılanarak tutum¬ larının bedelini ödüyorlardı. dilleri yasaklanıyor¬ du. emirle meslekten men cezasına çarptırılıyor. "Takriri Sükûn Yasası"nın hedefleri alabildiğine geniş ve uy¬ gulayıcıların her türlü yorumuna açıktı. Sistemin istediği gibi "adam olmayıp".

Birecik. Muş. Binbaşı Kasım'ın da köylüsü olan. Varto'ya dönmek üzere ayrılıyor. okullarda. Babası Şeyh Mu¬ hammed de Şeyhle birlikte. Erciş."Malatya. Melle Yadin de namaza kanlanlardan. Van. kıyamet günü Allahu Taala bana neden ayağa kalktın diye so¬ rarsa. henüz yeryüzünde yoktu. Allah nezdinde bu halkın hakkı ıı6 . Ama. Bir de hutbe veriyor. Niyetimizin sonunu getireme¬ dik. Benzer bir uygulama. Çemişgezek. Büyük bir kalabalık meydana geliyor. o sırada Sil¬ van tarafinda (Farkin'de) Melle Yahya'nın yanında okuyor. Şeyh. Melle Yadin'den dinledim. Çermik vilayet ve kaza merkezlerinde. Ahlat. Pazara ürün getiren köylüler. Halkıma karşı sorumluluğumu yerine getirmek için ayağa kalktım diyeceğim. Palu. Elazığ. Hozat. Babasını buluyor." Bu karardan sonra. bazı ileri gelenlerle görüştükten sonra kalabalık cemaate namaz kıldırıyor. Türkçeden başka dil kullananlar. konakla¬ ya konaklaya bir adı grubuyla birlikte Solhan tarafina. Bizzat 'Şeyh Said Efendi. iyi sonuç alamadık. hükümet ve belediye dairelerinde ve diğer kuru¬ luşlarda. Eği'ye var¬ dığı gün tesadüfen. hükümet ve belediyenin emrine aykırı davranmak¬ la suçlanacak ve cezalandırılacaktır. çarşı ve pazarlarda. "Exi" (Eği) köyüne geliyor. bilmiyorum. ona sorumluluğum vardı. Evrensel tari¬ he "Türklerin yeni buluşu" olarak geçti mi. sokakta Kürtçe konuşmak suç. Diyarbakır. Urfa. Ovacık. suçun kar- şdığı dayak ve para cezasıydı. ŞEYH SAİD YAKALANIYOR Melle Şafii (Aydın) anlatıyor: "Şeyh Said Efendi. Eğer. Diyarbakır'dan ayrıldıktan sonra. Diyor ki Melle Yadin. hutbede Allah için. Arga. Şeyh'in orada olduğunu duyan çevre köyler.. Adı¬ yaman. sonra bi¬ tişiğindeki Baskan'a yerleşen Melle Yadin (Aydın).. da¬ yak ve para cezasından kurtulmak için müşterileriyle el ve kol ha¬ reketleriyle diyalog kurmak zorunda kalıyorlardı. Allah nezdinde müsterihim. Eğer zulüm kar¬ şısında ayağa kalkmasaydım. Ergani. İs¬ yan haberini alınca. Eği'ye akıyor. Çarsancak. halkımızı zulümden kurtarmak üzere ayağa kalktık. Besni. Hekimhan. Bidis. Şeyh Said de oraya geliyor.

sesimizi duyurmamız gerekiyor.' Şeyh Abdullah da o gün Eği'ye geldi. haksız olduğumuz anlamına gelmez. Şimdi dönebi¬ lenler. Allahın önünde. Şeyh ise burada toplanan liderlerle Muş yöre¬ sindeki Nuh Bey'in bölgesine. Ya¬ nımızda tartışmadıkları için tam anlamıyor. Yükün altından kalkamazdım. 'orası geçiş için güvenli değildir' diyerek karşı çıkmışn. Fakat bu. bilemiyorduk ama bir gerginUk vardı. Ama haklı davamızın takipçisi ola¬ cağız dedi. Kurtulma gücü olanlar kendilerini kurtarsınlar. . Biz de çalışmalarımıza devam edeceğiz. Kasım. organize olmadığımız için başaramadık. Şeyh Said Efendi ile Kasım arasında bir gerginlik olduğu anlaşılıyordu. Melle Yadin. sorumluluktan kurtulmak gerektiğine inandığım için ayağa kalktım diyeceğim. 'daha Melekan'dan yola çıkarken. Melle Şafii. örgütlü. Konaklaya konaklaya ilerliyorduk. Şimdilik ba¬ şaramadık.nedeniyle sorumlu olurdum. hazırlıklı. Abdur¬ rahman Paşa köprüsünden Varto suyunu geçip. Çarbühür ve Hınzor köylerinden Bulanık'a doğru yol aldık. aynı ka¬ filedeydi. onunla buluşmak için damadı Şeyh Abdullah ile birlikte. isyancıların safindaki babasının yanında. bu yüzden Şeyh Said ve Halit Bey'le bağlarım kopa¬ ran Kasım. köyüne. ama mazlum ve haklıydık. Şeyh Said'in ayrılmaz parçası olarak. "yenilgi anında" isyancıydı. Tam tedbirH." * İlk tohumlar süreci. orası güvenli olmazsa İran'a geçiş planlarını tartışıyordu bu sırada. Emrinizdeyim demiş. Dünya ile bağlantı kurmamız. askeri bilgi ve becerisiy¬ le plancı olarak baş köşedeydi. evine gitsin. Melle Yadin'in söylediklerini aktarıyordu: "Melle Yadin. başlangıç ve gelişmeler zamanında isyana karşı olan. Gerekirse bunun için iran'a geçeceğiz. Önümüzdeki tek 117 . Yanında Kasım vardı. Şeyh Said Efendi. Kasım Varto'da ona kanlmış. Biz kaybettik ve zafere ulaşama¬ dık. Şeyhin bulunduğu Melekan köyüne geçiyordu. Muş ovasında Murat nehrini geçmeyi düşün¬ düğü köprüye bir keşif kolu gönderilmesini istediği zaman Ka¬ sım.

burada Varto'ya giden Kereseid köyü yoluna sapacağına. Kasım. Geri döndüklerinde Şeyh Said Efendi. geçilemez mi?' diye tarnşma başladı. Kasım'ın ısrarlarından kurtulmak için. Üçü birlikte. Varto'ya gidip teslim olacaktık. Şeyh'in kendi ayağıyla gidip teslim ola¬ cağını sanıyorduk. Mektup yazdım. Arkada. Meğer. Uzun sürdü yolculuğumuz ama. Atlılar arkasından gittiler. 'teslim olacağım' demiş. Onu takip eden adı¬ lar da. Muş ovasındaki köprü için tehlikeli dediği için. ama sertçe tartıştıkları belliydi. dinliyor¬ duk. Orada uzun uzun tartıştıktan sonra yanımıza geldiler. Şeyh Said. 'Geçilir mi. Şeyh'in nehri geçip kurtulmasına karşı tedbir alınmış olmalı. atını doğruca Kasım ve Şeyh Abdullah'ın yanına sürdü. Tek seçenek. Paşa bi- ıı8 . 'Varto'ya gidip Osman Nuri Paşa'ya teslim olacağız. Sonra Şeyh Said önde. tü¬ fek atışları başladı. Şeyh Abdul¬ lah 'bfen gelmiyorum' dedi. Hep beraber peşinden gittik. tam nehrin ortasına gelmişti ki. "kurtuluşumuz yok. Şeyh Said Efendi. yanımızda de¬ ğildi. Konuşulanları artık hepimiz duyuyor. yine bizden uzaklaştı. Kasım telaş için¬ de yanına gitti. Şeyh Said. Şeyh. köprüye geldik. Şeyh Said Efendi. babasının nereye gönderdiği¬ ni bilmiyorum. Kasım'ın yanında kaldı. Ka¬ sım. biz Murat'ı geçmek üzere Bulanık yakınlarındaki "Pıra Şeyda "ya (Şeyda köprüsü) gi¬ diyorduk. ben de gelmiyorum" diye bağırdı. geldiler. nehrin ortasından geri döndü. atını köprüye doğru sürdü. 'geçelim' deyince Kasım. Ne¬ hir suyu çok kabarmıştı. Şeyh Abdul¬ lah ve Kasım adarını sürüp bizden koptular. Kasım. Su atların sırtına geliyordu. Tepeye çıktılar. Murat nehrini geçmek için biri Bulanık yakınlarında. Karşımızdaki bir tepe¬ ye gittiler. 'ben gidiyorum. öteki Muş ovasında iki köprü vardı. Bir anlaşmazlık olduğunu aruk hepimiz biliyorduk. Hepimiz. Ne dediklerini duymuyorduk. Çarbühür köyüne geldiğimizde. Şeyh Said. 'anlaşmamız böyle değildi. 'hadi' dedi. kabarmış Murat nehrini ada geçmekti. Şeyh Said. Ben bunun için söz verdim. Fakat. karşı tarafa haber gönderilmiş.mesele Murat nehriydi. Kala¬ balığın içinde tartışmak istemedikleri için Şeyh Said.' Annı sürdü. 'köprüyü Türk askerleri tutmuş' deyip yine itiraz etti. yeniden Abdurrahman Paşa köprüsü¬ ne geldiğimizde yanıldığımızı gördük. ama Şeyh'in oğlu Şeyh Ali Rıza. kim gelmiyorsa kalsın' diyerek atını nehre sürdü.

Genç üzerinden. Torunlarından Abdülmelik Fırat anlatıyor: "Şeyh Said Efendi. Şeyh Abdullah ile birlikte köye gel¬ miş. Onu dışarıya çağırdılar Şeyh'e neden ihanet ettin diyerek ateş edip vurdular) Şeyh. oradan da Bitlis üzerinden Hakkari tarafına geçecek. Şeyh'i düşündüğünü göstererek oyalama taktiklerine başvuruyor. Bingöl'ün Solhan ilçesine bağlı Melekan köyü¬ ne geliyor. Ölürüm. yalvarıyor. Abdullah da Şeyh Said Efendi'nin damadı. İran'a geçip kendini kurtarmak değildi. Kasım. 'Kasım' diye bağır¬ dı. Köprünün ortasında önünü kesti. 'nasıl istersen öyle yap. Şeyh Said Efendi. Kasım. Şeyh Said Efendi. isyancıların yanında görünüyor. Diyarbakır'dan ayrıldıktan sonra. Akrabaları da Şeyh'in etrafını sardı. kızgındı. hareketi öl¬ dürüyor. 'birlikte teslim olursak kurtulur. Görgü tanıklarının anlattıkları da çelişikti. Ama tüfeği ateşlenmedi. tüfeğine sarılıp namluyu Kasım'a doğrulttu. atını hızla sürdü. çok kimse¬ yi de kurtarırız' diyordu. Bir gün üç atlı indi kapısında. Kızının evinde ge¬ ceyi geçiriyor. Akrabalarından Kalecik köyünden Kollo'nun oğlu Gulo. Hakkari dağ¬ larında bir cephe açmakn. Binbaşı Kasım. Düşüncesi. Bongılan geçidini 119 . (Gulo. Dinlenip ertesi gün yola çıkıp. Diyarbakır cephesinden çekilirken amacı. 'Ben teslim olmuyorum. Şeyh'in yakalanması bir bakıma "tarihi değiştiren olay" oldu¬ ğu için bunu farklı anlatımlarla sunuyoruz. ama gidip düşmanıma tes¬ lim olmam. ama ben teslim olmuyorum' cevabını verip. Melekanlılar akrabalarımızdı. Şeyh Abdullah'ın kö¬ yü. Şeyh Abdullah'ı da kandırıp yanına alarak elbirliğiyle tuzağa çekiyor. Sabah yola çıkılacağı za¬ man. Şeyh Said Efendi. Binbaşı Kasım da orada. kardeşi Reşit ve akrabalarının yardımıyla Şeyh'i esir aldı.' Kasım.zi bekliyor' dedi. daha sonra köyüne döndü." * * Şeyh'in tutsak düşmesine ilişkin pek çok söylenti vardı. o za¬ man annı sürdü. Fakat Binbaşı Kasım. Şeyh. Şeyh'in atının dizginine yapıştı. Şerevdin (Şerafet- tin) dağlarından Muş ovasına inecek.

aşıp Muş ovasına inmek kararında. gelmek istemeyen de köyüne döner. Emrinizdeyim. Bağlılığını bildi¬ rip kafasındaki planı uyguluyor. ovada nehri aşmanın zorluklarını anlatıyor. Kasım ve akrabaları. Yol güvenliğini ve nehrin kabardığını öne sürüp. destekliyor. Efendi. Bunun üzerine Şeyh Said Efendi kararını açıklıyor: Doğu'ya çekileceğiz. devlet güçlerinin Muş ovasındaki stratejik yolları tuttuğunu. ona tabi olduğunu söylüyor. Abdullah. Söz verilen herkes. Şeyh Said Efendi'nin yanında adamlar var. damadı Abdullah ve baca¬ nağı Kasım bulunuyor. Yanında ne çocukları. bundan sonra yapılacaklar hakkında herkesin tek tek görüşünü alıyor. ne de kardeşleri var. ama yakınlık bakımından yalnız. Varto yoluna sapıyor. Kürderin büyüğe sadakat bildirimidir. Fakat ateşleme¬ ye zaman bulamıyor. Bir toplantı düzenli¬ yor. Şeyh Said Efendi onunla burada buluşuyor. İsteyen bizimle gelir. Orada en yakın olarak. Kasım onu teslim alıp devlete veriyor. ayağınızın altındayım demektir." * Melle Selim de Şeyh Said'in tutsak edilmesi konusunda. ne¬ reye yürüseniz arkanızda. 'Benim sözüm ayağınızın akındadır' di¬ yor. irtibatlı olduğu Türk güçlerinin bulunduğu Varto mıntıkasına çekmek. sonunda güzer¬ gâhı değiştirmeyi başarıyor. Şeyh'in kestirmeden Muş ova¬ sından geçip dağlara varma düşüncesini değiştirmeyi başarıyor. Erzurum cephesinde mağlup olmuş. Şeyh Said Efendi ona hakaret ederek tüfeğine davranıyor. ayrıntdar hariç. Yolunu kesecek." i 20 . Ama Kasım planını yapmış. Bu. Abdurrahman köprüsünde etrafını sarıp namlu doğrultarak teslim olmasını istediklerinde. Sıra Kasım'a geldiğinde. Onlara güvenmek zorunda kalıyor. o yoldan gi¬ dildiği takdirde kurtulacağım bildiği için. köyüne dönmüştü. Şeyh Abdullah ile birlikte Melekan köyüne geliyor. Amacı Şeyh'i oyalayıp hü¬ kümet güçlerine el altından haber ulaştırmak ve bir yandan da. kış ve kar şardarını öne sürüyor. Fakat Kasım. benzer şeyler anlatıyor ve şöyle diyordu: "Kasım. Abdullah da bir bakıma ona arka çıkıyor. Ama halkı serbest bırakalım. yalanlar uydurup Murat nehrinin kabardığını.

Şerevdin dağlarından. Varto yakınlarındaki Abdurrahman köp¬ rüsünden geçip. Çaksor köyünden dağlara yönelmeyi. Çok yağmur yağıyordu..Halit Bey'in yeğeni Mehmet Emin Sever'in anlatriklan bir başka açıdan tarihe ışık tutacak nitelikte: "Yola çıkarken Şeyh Said Efendi'nin amacı. Kasım. Burada kısa bir mola veri¬ liyor. Bağlu köyünden Tem- ranh Guloe Kollo. 100 kadar adıyla Abdurrahman köprüsüne geliyorlar. Çünkü bahar sularıyla kabarmış. Ertesi gün yola çıknk. Suya düşersek boğulur veya donarız. Gırvas'a geri döndük. Muş tarafına gitmeye teşeb¬ büs ettik. Gece yürüdük. Komutası akında 200-250 kişi vardı." Şeyh Said. Beş gece beraber kal¬ dık. Kasım Bey de öyle söylüyordu. Şeyh Said Efendi'nin güvenliğini bahane edip. Muş'la Meneşgut arasındaki Gırvas gediğin¬ de cephe komutanıydı. Çarbühür tarafina vardık. öne¬ risini uygun buluyor. diyor. Ka¬ sım orada. Fakat gizlice Osman Paşa'ya mektup yazıp göndermiş. Geç olmuştu. Ne zaman ka¬ tıldığını ben bilmiyorum. O gece orada kaldık. Muş köprüsünden Nuh Bey'in yanına veya Varto'dan Mu¬ rat nehrini geçip Hasenanlı Halit Bey'in yanına geçmeyi düşü¬ nüyorduk. Kasım'ın talimatı üzerine Şeyh Said'e tüfeği¬ ni doğrultuyor. Asker vardı.. Şeyh Abdullah'ın yanında idi. Şeyh Sa-. id'in aklına Kasım'ın art niyetii olabileceği gelmediği için. Fakat Kasım bu fikre karşı çıkıyor. Kılavuz geldi. Kasım Bey. Başında karakol kurmuşlar. Kariı Şerevdin (Şerafettin) dağlarını aşıp. yorucu bir yolculuktan sonra. Murat nehrini geçiş için yeni bir öneride bulunuyor. 21 Mayıs 1925 tarihindeki ifadesinde yakalanma¬ sı olayını şöyle anlatıyordu: "Şeyh Abdullah. O sırada Kasım'ın akrabalarından. Ayrıca ovada nehri geçme¬ miz de tehlikeli. Karabegan köyünün yakınındaki köprüden Murat nehrini geçip dağlara varmak. Muş ovasında. Darahini'den Meneşgut'a gittim. o bölgede Şeyh Abdullah'a katdmış. Çatış¬ maya girmeden geçmemiz imkansız. Yola çıkıyorlar. Lo- 121 . O köprüyü biliyorum.

Adılar nehirden ge¬ çiyorlardı. Ben. bir ara teslim olmayı kabul etmişken yeniden caydığını söylüyor ve devam ediyordu: "Şeyh Said'in. Ben Osman Paşa'ya mektup yazdım ki. müfreze gelir ateş eder' diyordu. yolunu değiştirmeye. Gelip bizi teslim alsın' dedi. Ahmet. teslim olmayacağını söyledi. Ben ona. ilerde artık asker olmadığını. Çarbühür'ü ge¬ çince. Çarbühür'e döndürdüler. O sırada Paşa bi¬ zi telefona istedi. Bize ateş açtılar. Şeyh Said atından inmişti. Diyarbakır İstiklal Mahkemesi'nde Şeyh Said'in savaşı sürdürmek üzere Nuh Bey'in yanına gitmek istediğini. Gece.lan tarafinda görüldük. Onlar Alevidir. Bizi orada bir odaya indirdiler. Belki çıkış yolu bulunur. olmaz. Bu yolda ise beş dakika geçmeden telef olursun. Geçmemelerini söyledim. Uzaklaştık. Ken¬ disiyle görüştüm ve bir saat boyunca konuştuk. Tam Abdurrahman Paşa köprüsü üzerine gelmiştik. Kargapazarlı 122 . Fikrimi anlayınca. müfreze göndersin. Dinlemediler. beni teslime iknaya çalışıyordu. terk edilmiş olan Sipyan köyünde kaldık." Binbaşı Kasım. 'Efendi. Neredeysen. 'Yapamam' dedim. Bizi ilk bulanlar Çarbühür askeriydi. Orada. 'Olur ki affederler. Sonra ben de 'Teslim olurum' dedim. Köyün karşısındaki tepede gündüzü geçirdik. Döndük. Abdurrahman Paşa köprüsüne geldiğimde. Kardeşim Reşit. O da 'Olmaz' diyor. dolayısıyla kurtulduğunu. Ka¬ ranlıkta birbirimizi kaybettik. Kasım Bey orada bana ulaştı. Kasım Bey teslim olma fikrindeydi. henüz şafak ağarmamıştı. gece teslim olmaktan caydığını duydum. akrabamdan Timur. Gece Melhemli'ye git¬ tik. Görüşüldü. 'gidip teslim ola¬ yım' diye geldi kalbime. Orada teslim olma meselesi açıldı. Askerler her tarafi tutmuşlardı. sürgün ederler. bir yandan da teslime ik¬ na etmeye çahştığım. Beni kandırdı. Şeyh Abdullah teslim olacağını söyledi. 'Askerlerini öldürürsün' diyor¬ dum. Müf¬ rezeler geldi. Hükümete çete yazıl¬ mışlardı. bu gerçekleşmediği takdirde İran'a gitmeyi planladığını. Takip edemediler. Akşam namazından sonra Varto'ya doğru yola çıktık. onu yakala¬ mak için oyalamaya. Ba¬ na.

Kasım. savaşın vardığı noktayı biriikte irdelediklerini belirttikten sonra. Oğnut beylerine. köprünün ayağı yanında yakaladık. bu kez mahkemeye değil. Şeyh. bitirdikten sonra altını imzalıyordu. Söke Kaymakamı Kazım Atakul'a ifade veriyor. istersem kendisini öldüre¬ bileceğimi söyledi. Aynı ifadeler. daha sonra Mum- cu'nun Kürt-lslam Ayaklanması adındaki kitabında da yer aldı. ilk kez 1991'de Cumhuri¬ yet gazetesinde yayınlandı. Şeyh'in nasıl yakalandığını yeniden derleme ve dosyalama ih¬ tiyacını duydu. devam ediyordu: "Şeyh Said. Şeyh Said'le Bongılan'ın (Sol¬ han) (Exi) Eğig köyünde buluştuğunu." BİNBAŞI KASIM ANLATIYOR Kasım. Bir saat sonra hareket edildi. ileriye bir silahlı biriik gönderilme¬ si uygundur. Yüze yakın mermi atıldı.' 'Biriniz beşon atlı ile ileride yürüyünüz' dedi. 1945'teki ifadesinde. buradaki 400 kişilik kuvvetimizle Muş ovasına inelim. oradan İran'a geçelim. Ev ve arazi verildi. dedi. bu öneriyi uygun buldu. Şeyh Said'in idamından sonra. Şeyh Said'e silah doğrultan kardeşi Reşit ve öteki kardeşi Ali ile birlikte Söke'ye yerleştirildi. Yanıt veren olmadı. Atlıların hepsi kaçtı. Hemen hazırlık yapılmasını emretti. Şeyh Said'i. Benim de aradığım buydu. 13 Ocak 1945 tarihinde Söke Kaymakamı Kazım Atakul'a verdiği ifadenin tutunaklan. Varto'ya dönemedi. Neden gerek görüldüğü bilinmez. Şafak yeni açmıştı. Murat nehrini köprüden geçip Huvit Reisi Nuh ve Ha¬ senanlı HaUt'le birleşelim. 123 . Bunun için en yakın tanık Kasım'dı. Kasım'ın. Şu öneride bulundum: Akşam karanlığında kuvvederimizin Bongılan gediğinde bir pusuya düşmemesi için. Osman Paşa'ya tez¬ kere yazarak ufak bir müfreze istedim. Gideceği cevabını verdim. Kasım. Gır¬ vas köyünde akşam namazı kılındı. ama devlet tam 20 yıl son¬ ra.Mehmet Reşit ve Şerifoğlu ile Halil'e hemen ateş açtırdım. Şeyh Said'in kısrağı da kaçmıştı. Varto'ya gelmeyeceğini.

Gündüzün sular azalı¬ yor. Şeyh Said: Şu halde ne yapalım. iki saat sonra Varto yüzünü aşnk. Geriye dönüldü. Ve bunları izledik. Şeyh Abdullah'ın da yardımıyla öneri¬ mi benimsediler. Köprüden nasıl geçersiniz. ölümüme ken¬ dim sebep olacağıma. hafif tipi ile karışık kar yağışı başladı. buradan köprüye akı saadik mesafe var. Yerleştik. Herkes yorgun. Birkaç yüz metre yükse¬ ğe çıkınca. ben bu suya girmem. Evet ama. Bunu herkes bilir. dediler. dedim. ilerledim. dedim. karların üzerinde yürüyoruz. Başka zaman diğerleri alırlar. Arkamdan kardeşimle beş-on adı geliyordu. dedim ben. Şerafettin 2500 rakımında. Şu memlekette. yatı¬ yor.Bu akşam nöbeti ben devralayım. Şeyh Said: Haydi yürüyelim. Şeyh Said'e haber vermişler. Şerafettin dağını aşıp Varto'ya inmemizin vaziyeti bi¬ raz daha kolaylaştıracağını söyledim. Şeyhlere. Addan durdurttum. Gırvas köyüne döneHm. dedi. Öğleyin Şerafettin dağına tırmandık. Habiban kö¬ yüne vardık. Ovaya inip de bir yere kaçmaya fırsat bulmasınlar diye. Gündüzün adı geçtiğini gördüklerini söylediler. Uygun. Bongı¬ lan gediği denilen boğazı geçtik. 'Murat'ı geçitten geçelim. dedim. geceleyin son derece kabarıyor. Orada sabahlayalım. Gırvas'a geldik. Ben bir mektup yazdım. Sabah şeyhlerle görüştük. öncülere tembih ettim. başkası beni öldürsün. Muş ovasına indik. Fırka komutanına gönderdim. Bata çıka dağın üstü¬ ne çıktık. he¬ men kuzey yıldızını yön vererek. 124 . nisan ayı taşkınında. Bazıları. Tartışmalardan sonra. Köyde kimse yok. dedi. diye sordu. gece yarısı Murat'ı geçmek mucize sahibi olmak demektir. Beni gözlüyorlardı. Şeyh Abdullah: Hepiniz geçseniz de. Biraz sonra şeyhler geldiler. Sabah görü¬ şürüz. Saba¬ ha da dört saat var.

dedim. Akşam namazın¬ dan sonra Melhemli köyüne geldik. Ancak yerinde yeller esi¬ yor. Sabahleyin köyün güneyinde. dedim. Geçitten geçtik. Hiçbir tertibat. de¬ di. Murat'ı yüzüp geçerek. Şeyh Said görüşümü sordu. 125 . Güneş doğmuştu. şeyhlerin köyüdür. orada bir yolcuya bir akın verdi. Senin gös¬ terdiğin yolda müfrezeler vardır. Beraberimdeki bir miktar adı ile Şeyh Abdullah.. hatta gözcü bile yok.Şeyh çağırdı: Atlıyı geri al. baş¬ ka geçide indik. Bizle ne düşmanlığın var. Oradan ayrıldım. ne bir kimse. Mektu¬ bu yırtıp atlıyı geri getirdi. Ben işi gürültüye boğmak için bağırdım: Sen bu ağzınla mı 600 yıllık hükümetie uğraşmaya kalk¬ tın? O müfrezeyle değilse bile. dedi. geri getirteyim. Ne bir şey var. Biraderi gönderdim. Burada bulunduğumuzu etraf ve hükümet hissetmesin. posta. Çev¬ re köy halkı. başka müfrezelerie karşüaşacaksın. Geceledik. Gelen yok. hepsi ata binmiş ola¬ rak bulunduğum yere geldiler. karşıdaki köyün adamlanndan. Akşam namazı vakti. Hep bir takip müfrezesi ve kuvvetin hareketini gözlüyorum. İkindi vakti. Şeyh Said. Şeyh Said'in fikri. o gün akşam üzeri Ispahan köyüne indik. Ben başka yollar gösterdim. firka karargâhı bir saat solumuzda. işaret attşları yaptı.. Şimdi geri çağırırım. Varto suyunu geçip Hınıs'a doğru gitmekti. Ben birini göndereyim. Nihayet bizi buldular. Bizi de ister istemez atlara bin¬ dirdiler. Murat nehri üzerin¬ de bir tepede toplandık. köyün kenannda akan incecik suyun başında toplanan şeyhlerle beyler beni çağırdılar. Biz onlan bekliyorduk. kendilerini geçirmek üzere geçidin başına gelmelerini istedi. Onlar da bizi bekliyoriardı. Beylerden biri: Sen göz göre göre bizi Türklere öldürteceksin. bir yokuştan sonra Baltaş köyü tepesine çık¬ tık. Melhemli köyü. Dürbün elimden düşmüyor. Tugay karargâhı yirmi dakika sağımızda. Hiçbir engel ile karşılaşma¬ dan.

Şeyh Said: Zaten ikinizin gizli gizli görüştüğünü biliyordum. bir müfreze sağa. karşı köydekilerin şeyhlerin geçişle¬ rine engel olmalarını ve aksi takdirde. Bir saat sonra beş-on atlı geçit başına geldiler. Şeyh Abdullah: Ben İngilizlerin ve Acemlerin ekmeğini yemeyeceğim. Murat'ı geçeceklerini söyledi. dedi. Şeyh Said'e yetiştim. cevapla¬ rımla idare ediyordum. dedi. Şeyhler dönüp bi¬ ze geldiler. bütün çoluk çocuklarıyla köylerinin yakılacağını söylemesini tembih ettim. Orada.Bir aralık. bir askeri birliğin dağdan indiği¬ ni haber verdiler. Kar¬ şıdan yaylım ateşi gibi silah sesleri duyuldu. Ben. Köyün içinden geçtik. Yolcu yüzerek Murat'ı geçti. kanını boş yere neden heder edeceğini söyledi. Murat'ı geçersek. dedim. bir müfreze sola çıkardılar. dedi. Kendimi tanıttım. Aşağı caddeden çıkalım. yolcuyu bir kenara çektim. Önde Oğnut beyleri. selamete vardık demektir. Büyük bir kütle ile geçidin başına vardılar. Köyün ke¬ narına vardık. Diğer kısmı köyde kaldı. Ve askeri kuvvet beklediğimi. bu ya¬ şa kadar Türk vatanına karşı nankörlük yapmak tenezzülünde bulunmadığımı ve geçit geçilirse kendilerine açık olduğunu söy¬ ledim. akşama kalmaz. Köyü geçince. 100 adı. buradan itibaren hareketlerine katılamayacağımı. Beş kilometre karşı¬ mızdaki Darabi köyüne indiler. birlikte iran'a geçeriz. teslimden vazgeçtiğini. bizi geçirmek için atlılar geldi. Ölüm nerede olursa bizi bulacaktır. Yolu yukarıdan geçeceğimizi söyledim. dedi. Bu süvariler öncüdür. Bir iki saat sonra. Beş çeyrek uzak¬ lıktaki Abdurrahman Paşa köprüsüne gelinceye kadar. Şeyh Said: İşte. 30 kadar yaya tahmin ediyorum. 90 adı ile inmek 126 . Ve sizinle de gelmeyeceğim. Ve yürüdü. Nuh ile Halil'i bulur. Dürbünle baktım: Herhalde bir fırka geliyor.

Fişek yatakta. Abdurrahman Paşa köprüsünde tutukladım. fırka komutanı telefon almış olmalı ki. Bir buçuk saat sonra. dedi.. Birkaç söz söyleyerek ateş ettim. Şeyh Said köprüyü geçtikten sonra. Os¬ man Paşa beni takdir etti. Ateşe karşılık gelmedi. Elini şöyle havaya sallayarak köprüye doğruldu. Çarbühür sırdanndan bir bölük asker çıkn. Ben silahı göğsümden uzaklaştırdım. Çayın öbür yakasında atlıların karartısı da kalmadı.. Fırka Komutanlığı'na! Şeyh Said'i. Gittik. resmi tarihle çelişiyordu. silah tetikteydi. dedi. Köprü¬ yü geçtiğim zaman. arkamdaki bi¬ raderim silahı ile Şeyh'e nişan almış. 15 Nisan 1925. Kaçtılar." * * Kasım'ın anlatımları. Ve beni çağırdılar. Ben Şeyh Said ile karşılaşüm. Başlarındaki subay Çarbühür'e davet etti. ihtimal ki. Emekli Binbaşı Kasım. Şeyh 127 . Akrabalarımdan ikisi de.. Oradaki akrabalarım¬ dan ikisi silahını almak istedi. akra¬ balarımdan bir ikisi önünü kestiler. Sonra. Sonunda firka komutanına mektup yaz¬ dım: '12. Şeyh Said üç arkadaşı ile kayaya arkasını dayamış ve eUnde mavzer. Ben silahımı beylere çevirdim... Ben de indim.' Pusulayı bir atlı ile gönderdim. yolun üzerinde. Şeyh Said: Vermem. Hepimiz silahlıyız.. Kim olduğumuzu sorup anladdar. bu nedenle ateş edememişti. Genelkurmay Başkanlığı tarafindan yayınlanan Ayaklanmalar kitabında.için atından indi. Geçmemesini ve bırakmayaca¬ ğımı söyledim. silaha davranmış durumda bekliyorlar. Meğer Şeyh Said silahı göğsüme uzattığı zaman. Elindeki mavzeri kalbimin üze¬ rine çevirerek: Bak. Küçük bir müfrezenin gönderilmesini arz ederim. Biz altı. onlar dört ki¬ şi. Varto'ya gitmek için ne kadar ısrar et- tiysem para etmedi. Fakat akrabalanm çekti aldı. Bize doğru adım adım geldiler.

Resmi tarih kitabında şöyle deniliyor: "Çarpuh'ta (Çarbühür) bulunan müfrezeden bir kısım kuvvet¬ le. Şeyh Said'i köprü başında tu¬ zağa düşürüp muhafızlarından koparan. Kasım. Bildiride şöyle deniliyordu: "Genç kuzeyinde sıkıştırılan Şeyh Said ve diğer ayaklanma li¬ derleri doğuya doğru kaçmak isterken. bu söylem ve resmi rapor yüzünden Diyarbakır mah¬ kemesinde güç anlar yaşamış. Şeyh Ali. önce Şeyh Abdullah. Kasım'ın adı ise "yaka¬ layan" değil.. Ceyranlı İs¬ mail. Kasım'ı. Çarpuh geçidinde bulunan süva¬ ri bölüğü. arka¬ sından 25 avanesi. Kasım. Reşit. ayaklanma hare¬ ketinin tertipçisi Şeyh Said. çarpışma sırasında sağ olarak silahıyla birlikte ele geçirilen isyancı diye göstermişti." Varto'daki askeri birliğin komutanı Osman Paşa da Anka¬ ra'ya gönderdiği raporda. Kasım teslim oldular. Varto güneyinde Çarpuh (Çarbühür) köprüsü civarında birliklerimiz tarafından sarılarak yakalanmış ve Varto'ya getirilmiştir. Varto cephesi komutanı Şeyh Abdullah. Alınan tamamlayıcı bilgilere göre. sonra da göğsüne silahı¬ nı dayayıp tutsak düşüren adam olarak değil. Raskan geçidini geçerek. Şeyh Said. Timur ağalarla. Kargapazarlı Reşit. olaylar "başka türlü" gösteriliyor. Bu yüzden Şeyh Said'i yakalayan kişi oldu- 12» . Şeyh Galip ve beraberindeki hizmetçilerle ailelerinden mürekkep bu¬ lunmakta idi. 35'inci alayın ikinci taburu." Görüldüğü gibi resmi tarih Kasım ile akrabalarını da "isyancı" sayıyor. yakalanması istenen bu asi ka¬ filesi. Esir edilen asilerden önem¬ lileri şunlar: Şeyh Said. onları da zorla yakalanıp tutsak edilenler arasında gösteri¬ yordu. Bu asi kafilesi 35'inci alay 2'nci taburun baskısı ve şiddetli ateşi karşısında kurtuluş çaresi kalmadığını anlayarak. Mahmut. Hanşeref dağı güneyinden doğuya kaçan asileri yakalamak için takiple görevlendirilmişti. 15 Nisan 1925 tarihinde yayınlanan resmi hükümet bildirisin¬ de de. hatta adı idam istemiyle yargılanan¬ lar listesine yazılmıştı. Binbaşı Kasım. Şeyh Abdullah..Said'in ordu birlikleri tarafından takibe alınıp. tutsaklar arasında geçiyordu. çarpışa çarpışa teslim ahndığı yazılıyordu. aralarında kısa müzakereden sonra.

haksızlıkttr. sonra da idam edilmem için İstiklal Mahkemesi'ne yazı yazıyor. "yanlışlığı" güç bela düzeltmeyi başarıyor. Onun için ceza değil.ğunu kanıdayamama sıkınrisı çekiyor ve mahkemede şöyle yakı¬ nıyordu: "Şeyh Said'i benim yakaladığıma dair Ankara'ya telgraf çeken Osman Paşa. Bu bir yanlışlıktır. kendisine yardım eden kardeşleri ve yakın akrabalarını da kurtarıyordu. ödülümü isterim. 129 ." Kasım. Şeyh Said'i ben tek başıma yakaladım.

ÜÇÜNCÜ Bölüm SEİD ABDÜLKADİR VE DAVASI Seid Abdülkadir. 19. İran ve Osmanh Savaşları adındaki kitabında. Mehmet Bayrak'ın Kürtler ve Ulusal-Demokratik Mücadelele¬ ri adındaki kitabına da aldığı bir raporda. Kürdistan'ın bağımsızlığını gerçekleştirmek için çaba¬ lıyordu. kendi medresesinde öğrenci yetiştiriyor. Nakşibendiliği Kürdistan'a taşıyanlardan biri olan Nehrili Seid Taha'nın torunu. Şeyh Ubeydullah'ın oğ¬ luydu. Şeyh Said'in dedesiydi. Kürt ulusal sorununu görüşmek üzere Kürdistan'ın önde gelen şeyh ve halifelerini Şemdinan'daki derg⬠hında topladığı belirtiliyor. Şeyh Ubeydullah. Türk resmi raporlarına göre. Seid Taha. Mevlana Halid'in. yüzyılda Rusya. 1700'lerde yaşayan Mevlana Halid'in öğrencisiy¬ di. Medresede kaderleri birleşen iki şeyhin to¬ runlan da. sevilen. Şeyh'in. sayılan bir kişilikti. Yine resmi raporlara göre. 1880 yılının Temmuz ayı sonlarında. Şeyh Ali. bağımsız Kürdistan'ın ku- 130 . Kadere bakın ki. aynı dönemde Kuzey Kürdistan'da görev¬ lendirdiği öteki öğrencisi ise Şeyh Ali'ydi. Şeyh. Kürtler. Rus subaylarından Avriyanof. dini eğitim ver¬ mekten çok. Seid Abdülkadir'in babası Şeyh Ubeydullah. onun baba ocağını kutsal kabul ediyorlardı. başarılı olanları "Nakşibendi Halifesi" sıfatıyla Kürdistan'ın dört bir yanında gö¬ revlendiriyordu. O nedenle yaygın bir halife ve müritler ağına sa¬ hipti. aynı davanın yürütücüleri olarak kaderlerini birleşti¬ recek ve hayatları idam sehpasında noktalanacaktı. Peygamber sülalesinden geldiği iddiasında ve Kürt¬ ler arasında adı yaygın.

Kürdistan'ın bağımsızlığı için girişilecek silahlı mücadelenin stratejisi tartışılı¬ yordu. Bu harekâtın önemli komutanlarından biri de 1925 yılında ası¬ larak idam edilecek oğlu Seid Abdülkadir'di. ilk aşamada Kürdistan'ın İran'daki parçasını kurtarmak üzere harekete geçi¬ yor ve kısa zamanda. Avriyanof. Ama ikisinin de. Çünkü. oğlu Seid Abdülkadir de Hakka¬ ri'ye gidiyordu. toplantıdan kısa süre sonra. Osmanhlar. Şeyh Ubeydullah. aynı toplantıda Ermeni ve Hıristiyanlara karşı iz¬ lenecek politikaların tartışıldığım anlatıyordu. bu öneri onay buluyordu. başkaldırı halinde Kürtlerin de Ermeni ve öteki Hıristiyanlara iyilikle yaklaşması gerektiğini savunuyor. Nitekim. Toplantıda.rulmasını amaçlayan bu toplantıya. Meşrutiyet'in ilanıyla bitiyor ve Seid istanbul'a yerleşiyordu. Osmanlı devleti. bu nedenle Kürdere dokunmadıklarını söylüyor ve "eğer Ermeniler mahvedilirse. özellikle ingiltere. 42 prens ve 68 beyin katıldığını yazıyor. ortak endişeleri Kürtlerdi. bazı Avrupa ülkeleri. Ancak. İki imparatorluk zaman zaman karşı karşıya geliyor ve savaşıyorlar¬ dı. 16. Osmanlı nezdinde Kürtlerin bir önemi kalmaz" diyor. çıkarlarına zarar verileceği endişesiyle İran'ın yanında yer alıyordu. yüzyıldan beri İran'la çekişme halindeydi. baba-oğulu tutuk¬ latıp İstanbul'a götürüyordu. aynı hızla sönmeye yüz tutuyordu. Seid Abdülkadir'in Mekke sürgünlüğü. Fakat hızla gelişip başarılarla devam eden isyan. Osmanlıların. Şeyh Ubeydullah. 21 halife. bütün Kürdistan'dan 5 şeyh. İsyan. daha sonra İran'ın istemi üzerine. İran içlerine kadar ilerliyordu. Bu arada Osmanlı parla- 131 . Kürdistan'ın bağımsızlığı için genel isyan kararı alınıyor. bu ne¬ denle uluslararası bir nitelik kazanıyor ve Şeyh Ubeydullah geri çe¬ kilerek Hınıs kalesine yerleşiyor. liderliğe de Şeyh Ubeydullah getiriliyordu. Kürdistan'a kaçış hazırlık¬ ları içinde oldukları sezilince Mekke'ye sürgün ediliyorlardı. bu toplantıda. Kürtleri sistematik olarak Ermenilere karşı kullan¬ ma politikası izlediğini.

örgütün kurucuları arasında değildi. başar¬ mak hevesine düştüğü anlaşdıyor. örgütü kuranların da danışıp görüşlerini aldığı liderler¬ den biriydi. hatta günlük hayatı bile gizli polisin raporlarına geçirilecekti. tavır ve düşünceleri. Seid Abdülkadir. Seid Abdülkadir ise yakın takibe alınacak. Bu dönemde Seid Abdülkadir hakkında düzenlenen raporda şöyle deniliyordu: "Daha sonra tuttuğu yola bakılırsa." "Hizbe Azadiya Kurdistan"ı (Kürdistan'a Özgürlük Cemiye¬ ti) Lozan sürecinde kuruldu. Gelişmeleri İstanbul'dan izliyor. daha sonra da "Kürdistan'ın özerkliği" için mücadele ve¬ ren "Kürt Teali Cemiyeti"nin başkanlığına seçilmişti. Şeyh Said'in tutsaklığından hemen sonra Kürt önde gelenleri ve aydınlara karşı genel taarruz başlıyor. Ama üsdendiği resmi görevlere rağmen Kürt sorunundan uzak kalamamıştı. Görü¬ nür bir görevi yoktu. şehir. oğlu Seid Muhammed ve İstanbul'daki çevresi 132 . Ama Kürtler arasındaki saygın konumu ne¬ deniyle. Bunların pek çoğu. Lozan görüşmeleri sürecinde "Türk çıkar¬ ları açısından sakıncalı" bulunduğu için kapatılacak. Şeyh Said ise başsızlığı dolduran lider olarak tarih sahnesindeydi. bilgilendiriliyor. "Azadi"nin hareketinin devamı. Damat Ferit Hükümeti zamanında da "Şura-yi Devlet" (Danıştay) başkanlığına getiriliyordu. İstanbul'daki Kürt aydınlanyla yakın ilişkiye girmiş. Şeyh Said İsyanı. o da gerektikçe yönetime düşüncelerini iletiyordu. Cemiyetin varlığı. takip Lozan'dan sonra daha da sıkılaştırılarak. kasaba ve köyler¬ de toplu tutuklamalara girişiliyordu. yasal ze¬ minden koparılan Kürder bundan sonra "yeraltına" ineceklerdi. daha sonra Isriklal Mahkemeleri kararıyla idam edildi ya da "tenkil" programı çerçevesinde. Seid Abdülkadir. tamamen babasının dü¬ şüncesini taşıdığı ve babasının yapamadığı şeyi yapmak. "yerinde sonuna kadar susturuldu"lar.mentosunun "Senatosu" ya da "seçkinler kurulu" sayılan Ayan Meclisi üyeliğine seçiliyor.

İstanbul'da yayınlanan "Vakit" gazetesinin. Hoca Askeri. Bu sinemada daha sonra Şeyh Said de "yargılanacak"tı. Denizli Milletvekili Mazhar Müfit Kansu'ydu. Hüseyin ve İlyas. bu konuda Hak¬ kı Naşid imzasıyla yayınladığı haber şöyle: "Şark İstiklal Mahkemesi bugün.. Erbilli Nafiz. Cemil Paşazade Ekrem. Rıfat. propaganda kaygısını önde tutan dönemin sansürlü basını. mahkeme salonu haline getirilmişti. aydınlatıp bilgi vermekten çok. Diyarbakıriı Ahmet Ce¬ mil. savcılıkla görevlendirilen Süreyya Örge¬ evren hariç hukuk öğrenimi görmüş kimse yoktu. Kırşehir Milletve¬ kili Lütfi Müfit Özdeş ve Urfa Milletvekili Kürt Ali Saib Ursavaş üye. Abdülkadir Sido. istik¬ lal Mahkemesi'nde yargılanmak üzere Diyarbakır'a gönderildi¬ ler. Mehmet Tevfik. eski as¬ ker ve valilerden seçilmişti. Fuad. Onlarla birlikte dönemin önemli Kürt ay¬ dınlan Kürt Teali Cemiyeti'nin genel sekreteri Kürt Sadi lakabıyla tanınan Palulu Abdullah Sadi. 14 Mayıs 1925 günü de "özel" yetkilerle donanımlı İstiklal Mahkemesi'nin önüne çıkarıldılar. sorgulamadan sonra. Seid Abdülkadir ve Kürt aydınları. * * s- Seid Abdülkadir'in duruşmasına ilişkin tek kaynak. Mahkeme heyeti de yine daha sonra Şeyh Said ve arkadaşla¬ rını mahkûm edecek kişilerden oluşuyordu. Divriğili llyas. Dr. Mahkeme heyetinde. Hacı Abdul¬ lah. Diyarbakırh avukat Hacı Ahti. Kemal Fevzi ve Dr. Diyarbakır¬ lı Ahmet. Seid Abdülkadir davasında yargılanan sanıklar da şunlardı: Seid Abdülkadir.. Fuad.de hedefler arasındaydı. Heyet. Mahkeme başkanı. vatanı parçalamak ve bir Kurdistan esareti kurmak emel-i hiyanesiyle senelerden beri ça- 133 . oğlu Muhammed. Nafiz Bey. 12 Nisan 1925 tarihinde İstanbul'da tutuklandılar. Duruşmalar için Diyarbakır'ın tek sinemasına el konulmuş. Balıkesir Milletvekili Süreyya Örgeevren de savcıydı. Hacı Ahti. Palulu Abdullah Sadi ve Kürtçe çıkan "Jin" gazetesinin yazar- lanndan Kemal Fevzi.

134 . 75 yaşındayım. iddianamede "hayal etme suçu" şöyle anlatılıyordu: "Huzurunuzda bulunan sanık Seid Abdülkadir. "suçun ilk aşamasını Kurdistan üzerine düş kurmak" olarak açıklıyordu." Gazetenin haberinde. Seid ve rüfekası. zaman zaman meydana gelen ve memleketin ikiye bölünmesini amaçlayan bir hareketin hazırlayıcıları ve kışkırncılandırlar. Geniş. utançlarından önlerine bakıyor ve sertçe yürüyoriardı. yargılanması kıs¬ men yapılmış olan Bidisli Kemal Fevzi. üçüncü devre karar ve dördüncü devre de icra. Eski Ayan Meclisi üyesi. Danıştay eski başka¬ nıyım" diye veriyordu. damları doldurmuştu..lışan ve memleketin en mühim makamlarına geçmek firsatım bulan birkaç serserinin muhakemesine başlayacaktır. Halk. sanık kimliklerinin tutanaklara geçirilmesinden sonra savcı "suçlamayı" (iddianame) okuyordu. İstan¬ bul'da oturuyorum. Bu haince hareketin ana hatlarını şu basit sözlerle özetleyeceğim: Gizli amaçlarına ulaşmak için sanıklar. ikinci devre tertip. Seid Abdülkadir'in kimliğini kendi açık¬ lamalarıyla. Önde. Onun için milli sinema dairesinde daha evvel tertibat alındı. güzel bayrağımız asıldı. sanıkların Kürdistan'ı kurmak için aşama aşama ileriedikleri öne sürülüyor. Habere göre. aşağı¬ daki localarda kumandanlar ve bütün memurlar ve birçok dinle¬ yici oturmuşlardı.. Hoşnev aşiret reisi Nafiz ve Abdullah Sadi ile. Seid Abdülkadir ile arkadaşlarını görmek için yolları. dört devrelik bir düşüncenin sonucudur. dört devre geçirmişler¬ dir: Birinci devre hayal kurma. maznunlar için bir sıra önüne bir masa konuldu. Vanlıyım. Türk vatanının doğu bölgesinde. yeşil örtülü bir kavis yapıldı. Heyet-i hakimenin oturduğu bu kavisin arkasına. "adım Abdülkadir. Diyarba¬ kır'daki birçok aile. Üst kadardaki balkonlarda hanımlar. iki buçukta muhakeme salonu dinleyicilerie doldu. Hükümet konağındaki daire buna müsait değildi. Bu hazırlık aşamaları. İstiklal Muhakemesi 'nin kadın ve erkek bü¬ tün Türkleri merak ve ibretle alakadar eden muhakemelerini dinlemek istiyorlardı. İddianamede. oğlu Mehmet. Esasen suç olan hareket de.

İçerde daha iyi karşı koyabiliyordum.içinde Kemal Fevzi de olmak üzere başlayıp devam edegelen ey¬ lemlerle sabittir. doğuda Ermenistan yapacağım dediği zaman demek istifa etmediniz? Ferit Paşa bunu söylediği zaman. Nazif'i günlerce evinde misafir etmiştir. "İttihat ve Terakki iktidan tarafindan Mısır'a sür¬ gün gönderildiğini" söylüyordu. Ben Musul'dan gelmeden önce kurulmuştu. Hükümet. harta 11 Nisan gününe kadar bile. Birinci reis vekili Mustafa Zihni Paşa. bu melun fikrinden vazgeçmemiştir. Seid Abdülkadir. Ferit Paşa kabinesinde neden görev aldınız? Mütarekeden sonra Kürt toprakları üzerinde bir Ermenis¬ tan yapmak istiyoriardı. İstanbul Suadiye'de oturduğunu. Seid Abdülkadir. Hükümet. geçimini sağlamak için evini ve eşyasını satmak zorunda kaldığını ısrarla itiraf ettiği hal¬ de. bütün hareketini bilir. Ferit Paşa kabinesinde? Danıştay Başkanı oldum. Ben arkadaşlann ısran üzerine hükümette kaldım. Cumhuriyet hükümetinin dikkatinden hiçbir şey kaçmayacağı bilinir. Beni başkan yapttlar. Bundan sonra Abdülkadir ile duruşma yargıcı arasında şu diyalog geçiyordu: ". Cumhuriyet hükümeti ordusu ayaklanmacı¬ lara şiddetli darbeler indirdiği sıralarda. kendisiyle boğaz boğaza geldim. O zaman bir Kürt Teali Ce¬ miyeti vardı. Ayan Meclisi üyesi oldum. Hatta 135 ." iddianamenin okunmasından sonra sorgulama başlıyordu. yargıcın sorusu üzerine. Ferit Paşa." İddianame devam ediyordu: "Seid Abdülkadir. sırf bu adamlan yakalamak için sabretmesini bilmiştir.İttihat ve Terakki hükümetinde görev aldınız mı? Evet efendim. Amacımız Ermenis¬ tan'ın kurulmasına engel olmaku. Bunu cümle alem bilir. Biz buna muhalefet ettik. Ermenilere karşı Kürderin haklannı koruduk. ikinci re¬ is vekili de Bedirhani Emin Avni Bey'di.

Biz Hilafet makamına bağlı bir özerklik amaçladık. Bir de bendeniz vardım. * » * Seid Abdülkadir'in evindeki tüm kitaplara. Hürriyet ve İtilaf Partisi'yle bir sözleşme yaparak. Fakat Osmanlı hükümetiyle islam halifeliğinden de aynlmadık. Sözleşmeye imza koydunuz. Hürriyet ve itilaftan Vasfi. Herhalde ben dahil değildim. İmza koydum. Zeynelabidin ve Sabri Hocalar vardı. Hem Ermenistan'a karşıyım diyorsunuz. Oralar Ermenistan olamaz. Bu imza sahipleri kim? Molla Said (Said-e Nursi) vardı.bir gün beni İngiliz elçiliğine götürdüler. Kurdistan Teali Cemiyeti'nin başkanıydınız. 'Ca¬ nım. Evde bulunan bir şiiri de yargı masasındaydı. bütün Türkler utanmaz/Aslanlar durmayı- 136 . şimdiye kadar Kurdistan yoktu. oğlunun bir iki kez evine gel¬ diğini. Bunu nasıl açıklarsınız? Biz Ermenistan'a karşıydık. Bundan başka bir Kürt cemiyeti var mıydı? Hayır. Bu sözleşme gereğince Kürdistan'a özerklik verecektik. Başkan. Olduğu gibi kabul ediyorsu¬ nuz değil mi? Evet. Orada dediler ki... Ferit Paşa'nm Ermenistan düşüncesini kırmak istedik. İnkâr etmem. yazılı olan her şe¬ ye el konmuştu. "Türkler. kabul ediyorum. Şeyh Said'i yüz yüze tanımadığını. bir gece kaldığım söylüyordu. Bu sözleşme hakkında bizi bilgilendirir misiniz? Nasıl bir sözleşme? Hürriyet ve İtilaf mı? Evet. hem de izmir'in işgahne kadar Ferit Paşa kabinesinde kalıyorsunuz. Bedirhanilerden Mehmet Ali vardı. Ermenistan'ın kurulmasına engel olmakn. Nasıl inkâr ederim? Fakat o tarihte Osmanlı devleti vardı." Sorgulamanın bundan sonraki bölümünde Seid Abdülkadir. Kanı¬ mızın son damlasına kadar oraları Ermenilere vermeyiz' dedim. ocak ayında imzaladığınız bir sözleşme meydana çıktı. Evrakınız arasında. Bilgim vardır. 'Oralar Kurduktur. bilmiyorum. Amacımız. Bunu nereden çıkardınız?' Dedim ki.

Mahkeme başkanı. Ardından sa¬ vunmalara yer veriliyor ve sanıklar suçsuz olduklarını anlatıyorlardı. ortası güneş motifli Kurdis¬ tan Teali Cemiyeti ambleminin ne anlama geldiğini sorması üzeri¬ ne. Çünkü ayağının altındaki sandalye çekilerek sözleri kesilmişti. idam sehpasına yürümeden önce son isteği sorul¬ duğunda." diye devam eden di¬ zeleri okuduktan sonra. Seid Abdülkadir. Seid Abdülkadir. Hoca Askeri ve Avukat Hacı Ahri idam cezasına çarptırıldılar ve 27 Mayıs günü şafak sökerken idam edildiler. heyecanının ifadesinden başka bir anlamının bulunmadığı cevabını veriyordu.nız/Hücum ediniz/Müşrikler mebus olmuş. Kemal Fevzi. Seid Abdülkadir'in oğlu Muhammed bağırıyordu: "Peygamber soyundan gelenleri asamazsınız! Ben Peygamber soyundanım!" Muhammed'in ağzından dökülen öteki kelimeler anlaşılamamış¬ tı. Daha sonra öteki sanıkların sorguları yapılıyordu. alanda büyük bir kalabalık toplanmıştı. isteği yerine getirilmedi. bunu neden yazdığım ve ne anlama geldiği¬ ni soruyordu. "Ya- 137 . Behçet Cemal'in Şeyh Sait İsyanı adındaki kitabında yazdığına göre. Seid Abdül¬ kadir. Seid Abdülkadir "Anlaşılan Kürt bayrağıdır" diyordu. sün¬ gülü askerler sıra sıra dizdirilmişti.. Oğlunun sehpadaki son haykırışını dinleyerek ölüm sırasını bekle¬ di. idam mahkûmları sehpada son sözlerini bağırdılar. Kalabalıkla idam sehpaları arasına. Seid Abdülkadir. alt tarafi yeşil. Kemal Fevzi. İdam "ayini" daha önce şehre ilan edilmiş. sistemi kınayıp protesto ederken. Mahkeme. karannı 23 Mayıs 1925 günü açıkladı. Önce oğlu Muhammed'i astılar. bu dizeleri heyecanlı bir anında ifade ettiği. Hacı Ahti. oğlu Muhammed. "Oğlumun idamını görmek istemiyorum. Ölüm sehpaları Diyarbakır'daki Ulu Cami önündeki alana ku¬ rulmuştu. Palulu Sadi.. Önce beni asm" dedi. Ama.

"zafer şenliği "nin tören alanına dönüş¬ türülmüştü. olay. orada bulunan mahkeme heyeti ve yöneticilere şöyle sesleniyordu: "Sizler. komutan Osman Paşa tarafindan değerli bir misafir gibi karşıla¬ nıyor. kavşak ve meydanlar askerler tarafından tutulmuştu. Diyarbakır sokakları. şöyle deniliyordu: "Kuvve-i muhafazanın muhtelik bir alaydan az olmaması ve merkumanın hiçbir suretle elden çıkarılmalarına meydan bırakıl¬ maması lazımdır. alınacak askeri önlemler de ayrıntılı olarak duyuruluyor. ayağının altındaki sandalye çekilmeden ön¬ ce son olarak şöyle diyordu: "Beni asmakla Kürtleri gayretlendiriyorsunuz!" DİYARBAKIR'DAKİ ZAFER ŞENLİĞİ Şeyh Said 15 Nisan 1925 tarihinde esir alınmış. 5 Mayıs 1925 tari¬ hinde Diyarbakır'daydı. insaf¬ sızca dehşet. Şeyh yirmi günlük bir yolculuktan sonra. direkler Türk bayraklarıyla süslenmişri. Tutsaklar. ata bindirilip. yakma ve harap etme konusunda büyük şöhrete sa¬ hipsiniz! Burasını da Kerbela'ya çevirdiniz! Şunu bilin ki. kaçması ya da kaçırılmasının önlenmesi amacıyla. Hükümet bildirisinde. İlk ifadesinden sonra. Yol boyları. bir garnizon asker eşliğinde ve gizlilik için¬ de yola çıkarılıyordu. zafer bildirileriyle kamuoyuna duyurulmuştu. Şeyh Said'in ifadesi alındıktan sonra yargı¬ lanmak üzere arkadaşlarıyla birlikte Diyarbakır'a gönderildiğini açıklıyordu.şasin Kürdük düşüncesi. yaşasın Kurdistan!" diye bağırıyordu. at üstünde sokak ve caddelerden geçirilerek halka gösteriliyor. Binalar. sonra devlet temsilcilerinin sıralandıkları asıl tören alanına götürülüyorlardı. Bakanlar kurulu. Seid Abdülkadir ise idam ilmiği boynuna geçirilirken. ikramda bulunuluyordu. yakalandıktan sonra Varto Askeri Garnizonunda. sömürü ile şan şeref kazanılmaz!" Seid Abdülkadir. 138 ." Şeyh Said. saygı görüyor.

arkada Şeyh Said. piyade hükümet kuvvetleriyle Diyarbakır'a getirildi. O zaman. Köyler yanıyordu. "bir daha ateşlenmeyeceğinin göstergesi" miydi. tutsakların geçişini huzur içinde seyretmeleri için. Tüfek¬ lerinin namlusuna çiçek takarak Diyarbakır sokaklarında "ba¬ nş" gösterisine çıkan askerlerin. İngiliz yazar Lord Kinross. Behçet Cemal. yanında 30 kadar adı asi. Yetkili memuriar Şeyh Said'i dikkadi ve nezaketle karşıladılar. Akşamın saat beşine varmasına rağ¬ men. önünde ve arkasında at¬ lı." "Muzaffer" ler. zafer şenliğini anlatıyor: "Şeyh Said.Diyarbakır'daki asker-sivil erkânın. bu dumanlar. Romalı muzaffer Sezar edasıyla önlerinden geçirilecek tutsakları seyretmek üzere koltuklara oturmuşlardı. Diyarbakır'daki zafer gösterisini şöyle anlatı¬ yor: "Şeyh Said. Şeyh ile avanesinin şehre getirildiğini duyan halk. göğe yükselen duman hortumları görülecekti. her şey kendi gerçeğine dönecekti. Şeyh Şerif ve 28' kişilik maiyederi. "sefer" izleriydi. Binbaşı Kasım ve öbür 28 asi geliyordu. bilmiyorum. Şeyh Şerif. tutsakların muhafızlı¬ ğını üstlenmiş." Behçet Cemal anlatıyor: 139 .. Ama çok değil. devlerin bütün olanak ve arşivleri sunularak ısmarianan Atatürk adındaki kitabında. özel tribün yapılmışri. tutsaklarını zafer şenliğiyle sokaklarda dolaş¬ tırıp halka gösteriyorlardı. Zafer alayında. sıra sıra dizilmiş askerler tüfeklerinin namlularına çiçek takmışlardı. Tüfeklerin. Generallerle özel konuklan. vatan ha¬ inlerini görmek için sokaklara döküldü. iki ay sonra gösteri bitecek.. Halkın üzerine. damadı Şeyh Abdullah. Diyarbakır surlarından ba¬ kıldığında. uçaklardan havai fişekler anlıyordu. 5 Mayıs 1925 sa¬ lı günü Diyarbakır'a vardılar. Said'i getiren kafile şöyle oluşmrulmuştu: En önde bir askeri müfreze.

yaya ola¬ rak hükümet binası önüne kadar yürüdüler. Doktorlar bakıyorlar mı? Allah hepsinden razı olsun. Peşlerinde birer piyade ve süvari müfreze¬ si geliyordu. Paşa'ya cevap verdi: Sefer zahmettir. Yolda çok rahatsız oldunuz mu? Seyahatiniz nasıl geçti? Sonrasını yine Behçet Ce- Güneş altında bakırlaşmış renkli. tutsaklar önünden geçerken Şeyh Said'e sesleniyordu."Sanıkların hepsi hayvanlara bindirilmiş ve ayrı ayrı muhafaza altına alınmışlardı. fa¬ kat dinç görünen Şeyh Said. Ordu Müfettişi General Kazım Orbay.. erkân rütbelerine göre sıralanmıştı. sivil ve askeri erkân bulunu¬ yordu. köylülerin yolda taktıkları çiçekler vardı." Hükümet Konağı'nm önündeki meydan. nasıl oldunuz? Şimdi iyiceyim.. 3. tutsakların geçişini seyret¬ meleri için tribün kurulmuş. 19. Yemek yemeye başladınız mı? Hayır. halkın alkışlan arasında caddelerden geçtiler. O halde sizi daha tedavi etsinler. Diyarbakır garnizon komutam Mürsel Paşa. Bu konuşma sırasında film ve fotoğraflar çekiliyor. Kolordu Komutam General Mürsel. Şeyh Said ile Mürsel Paşa arasında şu konuşma oldu: Hoş geldiniz. ince uzun boylu. müfreze komutanına emir verdi: Götürün. Alay'a mensup olan askerlerin göğüslerinde ve tüfeklerinin namlularında. 'Ankara'nın taşına bak' adındaki zafer türküsü¬ nü söyleyerek. Askerler bu heyet önünde bir resmi geçit yaptıktan son¬ ra. Diyarba¬ kır halkı neşe içinde sokaklarda kaynaşıyor ve hainleri lanediyordu. daha korkuyorum. Bu cevap üzerine general. İstiklal Mahkemesi Başkanı Mazhar Müfit Kansu. Askerler." 140 . iç kale kapısında adarından indirilmiş olan asiler. Diyarbakır Valisi Mit¬ hat. yaşlıca. mal'den okuyalım: "Hükümet Konağı önüne getirildikleri zaman. Türk seçkinlerinin oturup. üye Ali Saib Ursavaş ve Lütfi Müfit Özdeş. Hastaydınız. zafer alanı haline ge¬ tirilmişti. Hükümet Konağı önünde. istirahat etsinler.

Zafer şenliğine tanıklık eden Diyarbakıriı bir ihriyar anlatı¬ yordu: "Esir düşmüş Şeyh Said geliyor diye tellal bağırttılar. Mahkemelerin kuruluş amacı. "Gücü" memnun et¬ mek koşuluyla. Mürsel Paşa. mahkemeler ağı meydana getiril¬ mişti. İcraatından anlaşıldığı kadanyla mahkemeler. Şeyh Said vakurdu. Gözü uzaklara takılıyor. "isyan" gerekçesiyle yaratılıp sistemin tüm muha¬ liflerine gözdağı verecek biçimde. Şehirierde. tribündekilerin gösterisi sırasında. Diyarbakır halkı. hüzün içinde yo¬ lunu bekledi. Halkını selamlarcasına bakıyordu etrafina. bazen. mahal¬ lelerde. bu sırada. O nedenle. cadde ve sokaklarda. Bu mahkemelerin hukuk bilmeyen. korkunun (terörün) kılıcı gibi işliyordu. o yana hiç bakmamıştı. kasabalarda da mahkemelenn kollan iş başındaydı." Şeyh Said. Şeyh geçerken insanlar ağlıyor. ama saldığı korkuyla ün¬ lenen "yargıç"lanndan Kılıç Ali. sadece gülümsemiş. terör mahkemeleri adını vermeyi düşündük. yalnız kendileri¬ ni meydana getiren güce karşı sorumluydu. kendi işleyiş kurallarını kendileri beliriiyoriardı.■r * Törene çağrılı seçkinlerle aileleri. "mahkemeler kuru¬ lurken. erguvan rengi dağlara bakıyordu. anılarında. Başı dikti. rütbe ve makam konumlarına göre sıralandıkları tribünde "resmi geçit" yaptınlırcasına önlerin¬ den geçirilen tutsakları aşağılayan sloganlar eşliğinde bağınyoriardı. "Türk adaletinin şaşmazlıgmı" ve çelik yumruğunu kanıtlamaktı. Fakat sonra İstiklal Mahkemeleri ismi uygun bulundu. 141 . kendisine süngü ve namlu çevirmiş askeri barikatın arkasında. yürüyüş kolundaki askerierin haykırdığı zafer marşlarını dinliyordu." diye yazıyordu. İSTİKLAL MAHKEMELERİ Isyancılan yargılamak üzere kurulan İstiklal Mahkemeleri. dudaklarında bir gülümsemeyle "gale¬ yana gelmiş seçkinler" in sloganlarını. ana gövdesi varsa. ona sesini duyur¬ ma çabasıyla 'savaşlarda olur böyle şeyler' diye söylenerek mo¬ ral veriyorlardı.

Örneğin. bu mahkemelerde evrensel hukuk bir yana." Burada bir parantez açmak gerekiyor: Anlaşılıyor ki. diktatörlüğün kendi yasaları da geçerli değildi. Ucuza getirip bayağı pahalıya sanyorlar. 50 kuruşa alıp 5 liraya satı¬ yorlar. Savunmasız mahkemeydi bu. Şapka inkılabının sonrası. Diyarbakır'da kurulu "ana mahkeme"nin yöredeki bütün olaylara ilişkin davalara baktığı sanılıyordu. Hikmet Çetin. 199rde Demi¬ rci ve Tansu Çiller hükümederinde Dişişleri Bakanlığı. Lice'de. Ömer de tel çe¬ kiyor Ankara'ya. Başbakan yardımcılığını yürütürken. onlann ya¬ nında siyasi işlev gören İstiklal Mahkemeleri de iş başındaydı. Şapka satan tek dükkân var Lice'de: Hikmet Çetin'in amcası Tahir. Diyarbakır eski Milletvekili Tarık Ziya Ekinci. o sırada Avrupa'yı dolaşıp "TC'nin terörle mücadelesine destek" arıyordu.. Pek çoğu Türkçe bilmeyen. fa¬ lan zada şapka ticareti yapıyoriar. 1970'lerde CHP'den milletvekilliği ve Bülent Ecevit hükümetinde başbakan yardımcılığı yaptı. ailesinin "şapka devriminden zengin olma¬ sından" geliyordu. Normal mahkemelerin bulunduğu kasabalarda. karara varma hızını kestiği ve "boş yere zaman kaybına neden olduğu" gerekçesiyle avukat "nafile" bulunmuş.' Bu ihbar geri dönüyor. do¬ layısıyla iddianamelerdeki suçlamaları anlamakta güçlük çeken 142 . Hikmet Çerin. 1924-1925. okuması ve yazması olmayan.. isyan sonrası Lice'den ilk idam edilen babamın amca oğlu Ömer oluyor. fazlalık sayılmış ve varlığına son verilmişri. Oysa öyle de¬ ğildi. Ekinci şöyle diyordu: "O yıllar. kendi köyü de yakılıp yıkıldı. Mustafa Kemale: 'Sıkıyönetim komutanı. Hikmet Çetin'in Kemalisdiği. Daha önceki bölümlerde değinildiği gibi. Hasan Ce¬ mal'in Kürtler kitabında yayınlanan açıklamasında. Lice'deki mahkemenin ilk kurbanının babasının amca oğlu Ömer olduğu¬ nu açıklıyordu. Çalışma temposunu bozduğu.

Karardan hemen sonra "idamların infaz" yetkisi de mahke¬ meye bırakılmıştı. gücü ele geçirmişlerin muhaliflerini "temizle¬ mekle" görevliydi. Kararı nasıl ve ne yoldan olursa olsun. Sistemin beğendiği. idam edilerek öldürülenlerin sayısı bir¬ kaç yüz kişiyi geçmezken gayri resmi rakamlar binlerle ifade edi¬ liyor.sanıklar. kendi "hukuk bilgileri"yle savunmalanm yapıyoriardı. "vatanı" savunmak. itiraz edilecek bir üst mahkeme. Örneğin. O nedenle idam ayinleri anında başlıyor. Osmanlı döneminde vatan "mülk". * * Mahkemeler. İçle¬ rinde. Mahkemelerin TC genelinde astırdığı insan sayısı bilinmi¬ yor. hukuk diplomasına sahip tek kişi. kurum. İdamların istatistikleri hiçbir zaman bir araya getiril¬ medi. Seid Abdülkadir ve Şeyh Said ile arkadaşlanm "yar¬ gılayıp" astıran mahkeme heyeri atanmış miUetvekilleriydi. Bu savunmasız mahkemeydi. Sultan mülkün sahibi dolayısıyla "vatanın kendisi"ydi. ma¬ kam yoktu. savcıydı. 143 . O nedenle "Kürt İsyanı" gerekçesiyle kurulan "İstiklal Mah¬ kemeleri" dört yana dağıtılmış ve muhalifleri biçmekle görevlen- dirilmişri. Mahkemeler son mercii. Resmi kayıtlara göre. ko¬ rumaktı. * * * Mahkemelerde görevlendirilen yargıçların hukuk öğrenimi görmeleri şart değildi. ipin ucundaki insanlar yan yana asılıyordu. O nedenle mahkeme heyetleri genel¬ likle milletvekilliğine de atanmış kişilerden. Gücün atadıklarının görevi. yandaşlığına güvendi¬ ği kişiler olmaları yeterliydi. aynı sonsuz egemenlik alışkanlığı sürüyordu. Cumhuriyet dö¬ neminde. sivil bürokrat¬ lardan oluşuyordu. asker. Sultan'm yetkilerini ele geçiren "güç". hem de "vatan"ın ta kendisiydi. hem sahip. kararları kesindi.

Ankara'nın bitpazarı meydanında salkım salkım asılmış insan manzaralanyla karşılaşıldığını belirtiyordu. Her sehpanın altında bir se¬ yirci grubu duruyor. bazıları. "bir¬ lik" ve "hepsinden önemlisi kuvvet"le açıklıyordu. subaylar yüksek sesle emirler veriyordu.istiklal Mahkemeleri'nin hüküm sürüp." Ankara. Ankara'nın belli baş¬ lı meydanında. Kağıda adları ve suçlarının ne olduğu karalanmışn. Amerikan elçiliği katiplerinden Howland Shaw da. TC'de yürürlüğe konan korku rejimi. Lord Kinross'un Atatürk kitabında vurguladığı gibi basın. rejimin gösterilerini şöyle anlatıyordu: "Gösteriler tüyler ürpertici nitelikteydi. Lord Kinross. sehpaların çevrelerinde oynaşıyor ve hiç kimse pek üzüntülü görünmüyordu. kayıtlara. Paris'e gönderdiği bir raporunda. sabahın erken saatlerindeki bir Ankara manzarasını şöyle anlatıyor: "Sehpalarda sallananların her birinin üstünde. Hepsi on bir taneydi. herhangi bir manzaradan far¬ kı yoktu. komşu evlerin merdiven basamaklarında bekleşiyorlardı. faşizmin temel ilkeleri "kanun". "düzen". sanırım daha yakından görmek ni¬ yetiyle. aralıksız "karar üret¬ tiği" dönemin Fransız elçisi. Bunun. gürültüyle uyanmıştı. hâlâ otel yerini tutan (daha sonra adı İtfaiye Meydanı olan Hergele Meydanı) yıkık dökük handa kalan Bul¬ gar elçisi Simon Radev bir gece. istatistiklere geçmeyen idam edilmişler manzarasıyla "insan mezbahasına" çevrilmişti. Pencere- den bakınca meydanın üç tarafimn darağaçlanyla çevrilmiş ol¬ duğunu gördü. Çocuklar. Bu sırada askerler öteye beriye koşuşuyor. korku düzenini. beyaz gömlek gibi bir şey ve buna iğnelenmiş bir kağıt vardı. Kinross'a göre. Henüz sırası gelmeyenler ise suçsuz olduklarını söyleyerek ağlaşıyorlardı. Fransız ihtilalinden sonra başlatılan "terör dönemi"nden esinlenme ve onun bir tekrarıydı. sa¬ bahlan uyandığında." 144 . Fenerlerin ve ağarmaya başlayan günün ışığında asılmış birçok adam görüyordu.

bir idamkaran. TC kuruluşundan bir buçuk yıl sonra. Yargı için ülkenin başka yerlerine gittikleri zaman. Oğlu.istiklal Mahkemeleri'nin. Hukuk geçerii olmadığı için. İstik¬ lal Mahkemesi tarafindan yargılanıyor. idam gününü beklemek üzere Ankara kalesindeki hapishaneye kaparilıyordu. bazı askerier ölüyordu. haydudarca yolu kesiliyor. bölgesel merkezlerin dışında. kollan vardı. Kinross anlatıyor: "Mahkeme yargıçları saygıdeğer kişilerdi. Türk Ocağı salonunda top¬ lanıp kararlarını üretiyordu. bütün siyasi muhaliflerini susturmuş olmak¬ la övünecek durumdaydı. Türk büyükleri yan yana sıralanarak konser. Genç teğmen. istasyonda devlet töreniyle uğurlanıyorlardı. Oysa o dö¬ nemin tanığı Cizreli bir ihriyar şöyle diyordu: "Sabahlan uyandığımızda. emirle "yok" sayılabiliyordu. Cizre'de idamların yapıldığı resmi kayıdarda yok. gazeteci Erdoğan Örtülü." Ankara'daki istiklal Mahkemesi. Onlann çabaları sonucu. "Şark İstiklal Mahkemesi"nin ana "karargâhı" Diyarbakır'daydı. Ama öteki illere. Geride kalan askerierie Ankara'ya varan Örtülü. il ve ilçelerde şubeleri. biriiğiyle biriikte Anka¬ ra'ya "intikal" emrini alıyor ve yola çıkıyordu. salon "yüksek Türk kültürünü" yaymak için kullanılıyordu. sonrasını anlatıyor: 145 . meydanın asılmış insanlarla dolu ol¬ duğunu görüyorduk. Fakat. Dua et¬ mekten başka. ilçelere da¬ ğılmış kollan da idam kararlan üretiyor. toplantı ve özenle hazırlanmış gösterileri izliyoriardı. insan asıyordu.. Boğazlayan'da. Mahkemenin toplanmadığı zaman¬ lar. Muhsin Örtülü adındaki bir teğmen." Isriklal Mahkemeleri'nin "adaleti" değişkendi.. Onlar için bir şey yapamıyorduk. çatışma çıkıyor. askerierini ölümden ko¬ ruyamadığı gerekçesiyle suçlu bulunup ölüm cezasına çarptırılı¬ yordu.

"Kürt Feryadı" adındaki yazısında. Zenginliği nedeniyle daha sonra yolsuzlukla suçlan¬ dı. Ama edindiği servetin üstünde. 1930'larda. Revanduzlu bir Kürt'tü. Babamı hapishaneden çıkarıyorlar. babamı dinledikten sonra. bir gün dönemin Adalet Ba¬ kanı hapishaneyi geziyor. 146 . oğlu ve ar¬ kadaşlarını astırmak olmuştu. Babama suçunun ne olduğunu soru¬ yor. bağlılığını inandırıcı bi¬ çimde gösterince affedildi. ön¬ ce oğulu idam edip babaya seyrettiriyor. İs¬ tiklal Mahkemeleri'nin dehşetini. daha sonra Atatürk'e suikast hazırlamakla suçlanınca. Ali Saib. Atatürk'e muhafiz yapıyorlar. Rütbesini. üniforma¬ sını geri veriyorlar. Üye Lütfi Müfit Özdeş." Necip Fazıl Kısakürek. ilk icraatı. o da kendini entrikanın ortasında buldu ve soruşturmaya uğrayıp yargılandı. Adana ovasında bir çiftlik satın almıştı. Diyarbakır'daki "Şark İstiklal Mahkemesi". Ama."Babam idam gününü beklerken. Kurulun hukuk fakültesi mezunu tek üyesi olan Savcı Ahmet Süreyya Örgeevren Büyük Ada'da köşk satın alacak kadar zen¬ ginleşmişti. "maaşından biriktirdiği paralarla" zengin olmuş. sonra babayı asıyorlar¬ dı" diye anlatıyordu. Seid Abdülkadir. Bakan. 'böyle saçma şey olmaz' diyor. Zamanının çoğunu bura¬ da geçiriyordu. Mahkeme Başkam Mazhar Müfit Kansu. Kürtçe bildiği için mi mahkeme heyetine dahil edilmişti bilin¬ mez. Özdeş 1940 yılında öldü. Ali Saib Ursavaş. Suriye'den gelen bir tanıdığı. fakat sayılı arabanın bulunduğu o dö¬ nemde tenhacık bir caddede trafik "kazasf'nda can verdi. Atatürk'le görüşüp hizmederini anlatıp. "Beraber mahkûm olmuşsa. sanıklara karşı acım3<^ızlıkta en ateşlilerdendi. 12 Nisan 1925 tarihinde iş başı yapmış. eski asker ve Kırşehir milletvekiliydi. uzun bir ömür sürdükten son¬ ra 1969 yılında öldü. eski vali ve Atatürk tarafından atanmış Denizli milletvekiliydi.

Bu hususta feryadı figanlar zerre kadar kan kalbine tesir etmezdi.* Rejim tarafından beğenilmesi nedeniyle. Bir kısmını da İstiklal Mahkemesi'ne gönderdiler. Ve netice olarak Doğu illerinde kulplu ve kulpsuz altının kökü kesil¬ di. Savcı. haklarında hüküm vermişti. fenalıklar isnat ediliyor. mahkeme heyetinin üyeleriyle. açık artırması) yapılıyordu. Şeyh Said İsyanından sonra. tek ziyaretçile¬ ri. Şark mebuslarından. dünyada görülmemiş kötülükler. 1950'ye kadar ara¬ lıksız milletvekili atanan Vanlı ibrahim Arvasi. 500 altına bir kelle alınıp satılıyordu. Şark İstik¬ lal Mahkemesi Başkanlığı'ndan Ankara'ya 60 bin altınla geldi. baş ziyaretçileriydi. İsmet Paşa'ya güvenenlerle güvenmeyen¬ ler ve korkudan kaçıp da oy vermeyenlerin hepsinin akraba-ı ta- lukatı sürgüne gönderilip uzaklaştırıldı. gardiyan askerlerdi. Savcı Ahmet Süreyya Örgeevren. gerçekmiş gibi işleme tabi tutuluyor ve kişiler ceza¬ landırılıyordu. sonra babayı asardı. ŞEYH SAİD DAVASI Şeyh Said ve arkadaşlan askeri cezaevinde." Bu heyet. aileleri ve dünya¬ dan tecrit ediliyor. gün 147 . fazla olarak 50 bin ahım vardı. İstiklal Mahkemeleri'nin öteki yüzünü şöyle anlatıyordu: "Savcı Süreyya Örgeevren. 1964 yılında ya¬ yınlanan "hatıra"larında. Şark istiklal Mahkemesi Savcısı Süreyya Örgeevren ise. Şeyh Said ve arkadaşlanm yargılamış. evvela babanın gözü önünde oğlunu. kimseyle görüştürülmeden ayrı ayn hücrelerde tutuluyorlardı. Büyükada'da merhum bir mareşalin muhteşem köşkünü satın almıştı. Jurnali (ihban) hazıriayan başkomiser ile İstik¬ lal Mahkemesi üyesi Ali Saib'in çete arkadaşı Aşkotanlı Paşo'nun da. ne ka¬ dar baba-oğul varsa. Elazığ'da kelle mü¬ zayedesi (pazan. Hele İstiklal Mahkemesi'nde. Bu surede Ali Saib. "İçerdekilerin" dünyaya açılan tek pencereleri. Yalan ve yakıştırma kampanyası ma¬ kineleri çalıştırılıyor.

böylece ölüm yolcularının savunma ve söylemlerini hü¬ kümet bildirisi paraleline çekmeyi başarıyor. Verilen namus sözüne göre Şeyh. teslime ikna için "bana na¬ mus sözü verdiler. "Söz". onursuzluktu. kurtuluş umuduyla. İsteyen orucunu tutuyor. Örgeevren 15 Nisan-26 Temmuz 1957 tarihleri arasında. dolayısıyla hayatları tehlikeye girebilirdi. mahkeme he¬ yeti üyelerinin dost ziyaretlerinde de dinleye dinleye. "dosduk" ziyarederinde bulunu¬ yor. "Kürt sorunu vardır" deyip bu konuları deştikleri tak¬ dirde. Kürtlerin hiçbir sorunu yok¬ tu. Verilen sözde durmamak. "dostluk ziyaretlerini" ve Şeyh Said'le yaptığı görüşmeleri uzun uzun anlatıyordu. köyüne dönebilecekti. birkaç ay Edirne'de sürgün yaşayacak. Kürtler nezdinde tanrı buyruğu kadar kutsal ve onursallık kadar bağlayıcıydı. Şeyh Said. onların "iyiliğini düşünen" adam olarak. Savcı. söylemlerinde ulusalcılık bağlarım koparıp. "Dünya" gazetesinde tefrika edilen anıla¬ rında. idam sehpasına yürüyordu. sanıklar. "mahkeme¬ den çıkıp. onların iyiliğini düşünen Türk büyüklerinin şefkatlerini esirgeyebileceklerini ve hiç düşünülmediği halde idam cezasına çarptırılabileceklerini anlatıyordu. halkının arasına. baharda onu. mahkemeden sonra. Savcı. Ölüm yolculuğuna çıkar- 148 . idam edil¬ meyeceğine inanmaya başlıyordu. Binbaşı Kasım'ın. yerine "dinsel düzen kurma ve Sultanlığı ihya" amacını monte ediyorlardı. ardından ülkesine. en birinci çıkış yolu siya¬ si savunma yapmamak. istemeyen namazım da kılmıyordu. Kendilerine verilen sözler buharlaştığında artık çok geçti. huzur içinde evlerine gitmeleri için" ne yapmaları ge¬ rektiğini de öğütlüyordu. Kürt sorununu ağza almamaktı. ikili görüşmeler yapıyordu. Şeyh Said bile. Onun için "olmayan Kürt sorunundan" söz etmeleri halinde "yu¬ karıdakiler" kızabilir. Savcıya göre. haysiyetiydi. Hatta mahkeme heyeti. idam edilmeyeceksin" sözlerini. Zaten kendileri de farkındaydı. Kürt so¬ rununu isyan nedeni olmaktan çıkarıyor. Savcı. Kolhisar köyünde ziyaret edecek ve vereceği kuzu ziyafetine katılacaktı. Kişinin şerefi.boyu hücreden hücreye geçerek.

semte yaklaştırıl¬ mıyor. Şehir. "yargılama"nın olduğu sinema salonu ise etten ve silahların çeliğinden oluşan bir duvarın ardına alınmıştı. sinema kamerasıydı.ken. 26 Mayıs 1925 Salı günü Seid Abdülkadir'in "yargılandığı" sinema salonunda başladı. Ama mahkemenin "adil ve usulüne uygun" işlediğine ilişkin görüntü unutulmamıştı. Yargılamanın halka açık olduğunun göstergesi olarak. Yukarıda kalan sahne. birkaç kat kuşatılmış. birkaç kat artırılmış. Mahkeme heyetinin sıralanıp oturması için. namus sözü vermiştiniz?" diye bağırıyordu. 149 . kav¬ şaklar silahlı askerlerce tutulmuş. Bir alıcı makine. yollar. açık bir protesto niteliğinde. * * s Mahkemelerin "aleniyet" (halka açıklık) göstergesi izleyicile¬ rin salona alınıp yerieştirilmesinden sonra tutuklular getiriliyor¬ du. sıradan insanlar için ürküntü vere¬ cek boyutta abartılmıştı. kırmızı-beyaz Türk bayrağı¬ nın altında yer almışlardı. söz verenlere nafile yere "kavf'lerini hatırlarip. Kürderin ve Müslümanların yeşil bayrağına karşı. * Şeyh Said ve arkadaşlarının davası. Salondaki tek fark." Dışarıda. arka sıralara. yanm ay biçi¬ minde yüksekçe bir kürsü inşa edilmişti. sahnenin ortasına. duruş¬ mayı başından sonuna kadar filme alıyordu. Lord Kinross anlatıyor: "Şeyh Said ve suç ortaklan. Bütün mahkeme üyeleri parlamento üyelerinden ku¬ rulmuştu. Türk bayraklarıyla süslen¬ mişti. Bunlar. Diyarbakır'daki devlet görevlile¬ riyle yakınlan arasından özel olarak seçilmiş sivil giyimli "izleyi¬ ciler" yerleştirilmişti. "Durumu şüpheli" görülen insanlar. "Hani ya şe¬ ref. Seid Abdülkadir'in duruşması sırasında alınan ön¬ lemler. Kürt köylüler arka sokaklara sürülüyorlardı. bir ay sonra mahkeme önüne çı¬ karıldılar. De¬ kor aynıydı.

ileri yaşına rağmen dinç ve huzurlu görünüyordu. İddianamenin so¬ nunda isyanm amacı "din siperi akında irticai bir bölücülük ha¬ reketi" olarak tanımlanıyordu. Şeyh. O arada öteki sanıklar da getirilmiş. ellerinde¬ ki anahtarlarla koşuştular. Salona girdiği andan itibaren. İşıktan rahatsızlanmıştı. şalvarı ve Halep işi kırk düğme¬ li yeleği. pranganın zinciri beton zeminde şıngırdayarak ses çıka¬ rıyordu. Rahatsız¬ lığını belli eden kıpırtılar dalgalandı yüzünde. Şeyh Said. arkasına di¬ zilmişlerdi. Mahkeme Başkanı'nm "oturun" demesiyle. Gözleri kısıldı. Adım attıkça. gözakları sürmeliydi. salona doldurulmuş sanıklar sandalyelere oturdular. iddianamenin okunmasından sonra sorgu başladı. » Kimliklerin bir kez daha saptanmasından sonra iddianame okunmaya başlandı. iki yanına. film kamerasının ışıkları onu hedeflemiş. soru sorarken olağanüstü kibardı. bütün dünyanın bildiği bir isyanın çıkriğı anla¬ tılıyor. Etten ve çelik namlu ile askerler¬ den oluşan duvarları aşıp kaçacağından korktukları için mi bilin¬ mez. Prangalar çözülüyordu. ayakları prangalıydı. ak sakalı kmah. Siyasi içerikten uzak. renk uyumu içindeydi. "kriminal bir suçlama" niteliğin¬ deydi. Zincir şakırtıları ve kilitte dönen anahtar sesleri duyulmaya başladı. ama nedeni açıklanmıyordu. Şıktı.Mahkemeyi anlatan tek resmi belge niteliğindeki Behçet Ce¬ mal'in Şeyh Said İsyanı kitabına göre. Yargıç. kaşları çatıldı bir an. Omuzlarını örten harmaniye. Bir süre sonra da gözleri ışığa alıştı. sorguda ilk sıradaydı. Sarığı apakri. 150 . Dalgah. Askerler. izliyordu. İsyanm iç ve dış kışkırtma¬ lar sonucu meydana geldiği de anlatılıyordu.. Gösterilen yere geçtiğinde gür ışıklar göz¬ lerinin içine dolmaya başladı. yaşlı Şeyh'in bilekleri kelepçeli.. İddianamede. Şeyh Said öliim yolcuları¬ nın başında salona alınıyordu. Kalabalık isyancı grubuna ilişkin iddianame kısaydı.

bu manzaraya tanık olanlar. onu saygın yere oturtan deyimlerle konuşuyordu. Kitaplarda gördüm ki. imam şeriattan saparsa isyan vaciptir. cinayet. Bu halin imamdan kaynaklanmasına bir Müslüman isyan eder mi? Benim niyetim böyle değildi. Çanşma çıktı. Hükümete şeriat sorununu anlatmak iste¬ dik. Sonra işin içine köylüler kanştt. imam şeriattan saparsa isyan vaciptir. kıyam vaciptir diyor."Siz" ya da "Şeyh Efendi" diye hitap ediyor. Yargıç¬ la Şeyh Said arasında geçen diyalogu. Hiç olmazsa bir kısmının uygulanmasını isteyecektik. ikisini tutuklamışlar. ilham gelmedi. Seriye şartlannı uygulamazsa dedim. Öyle ki. onları bırakın. Hepimiz Müslümanız. Bu da bana mal edil¬ di. Bu¬ nun şartı yok mu? Şartım bilmiyorum. Sonra sekiz tanesi¬ ni bırakmış. Şeyh Efendi] Piran'a gelmeden önce. Adamlar nikahlan üzerine yemin etmişler. Allahu- taala'nın kaderi beni bu işe düşürdü. Piran'da bir olay oldu. Yargıç nerede. Şer'an vaciptir deniliyor. ısrar etmeyin dedim. zina. Halbuki ben teğmene üç defa fica ettim. Özellikle kıyamın nedenim söyleyiniz. şeriattan sapma olduğu için kıyam ettiniz. Kürt ayırımı yoktu. müskirat gibi durumları yasaklıyor. Kitap. ayaklanma başladı. tutanakların açıklanan kıs¬ mından özetleyerek sunuyoruz: "_ isyan hareketini nasıl düşündünüz? Size ilham mı geldi? Haşa. Bir daha içinden çıkamadım. Şeyh Efendi. din meselesinden do¬ layı kıyamı düşünüyor muydunuz? 151 . rahadıkla "Şeyh biraz sonra buradan çıkıp köyüne dönecektir" diye düşünebilirdi. Türk. ne zaman ve kimin yanında öğrenim gördüğü¬ nü sorarak işe başladı. içine bir düştüm. Amacınız ne idi? Kitap. Demek ki siz. bir daha çıkamadım. Buyurdunuz kİ. Olay patlak verince ben köy¬ den çıknm. Bunu isyana ilişkin sorular izledi.

yasaların şeriata uygun düzenlenme¬ sini istemeyi düşünüyordum. Biz de içi¬ ne düştük ve işe başladık. Yunanlılar memleketimizi işgal ederken. Şeriat uygulanmadığı için isyanı çıkardınız. broşürler yazıp meclise göndererek. Bu kıyam vaciptir buyurdunuz. Piran olayı çıktı. nasıl birbirinin üs¬ tüne sevk ettiniz? Hazreti Ali'nin savaştıkları da Müslüman değil miydi? Yi¬ ne kardeş kahrlar. Müslümamn Müslüman üzerine 'kıtal' göndermesi caiz mi? Evet. muhare¬ beyi itna etmez mi? Kitap öyle diyor. Beli.Kalbimde düşünüyordum. Zamanımız olsaydı. O zaman çok perişandık. topladığınız o 4 bin kişi ile üsderine yürümediniz. isyanı kimlerle nerede hazırladınız? Önceden hazırlık yoktu. 152 . Müslümanlar kardeş olduklarına göre. fakirdik. isyan meydana geldikten sonra. birbirinin kardeşidir. Hatta Halit Bey'in tutuklandığını Erzurum'da oğlundan duymuş. Müslümanların kardeş olduğunu söylediniz. durmazdık. Oğlunuz istanbul'da isyan olayını kimlerle konuştu ve size ne haberler getirdi? isyan meselesini istanbul'da işitmemiş. bu. Kimseye bir şey söylememiştim. önünü alamadık. Küfar Kur'anı çiğnerken ci¬ hat nedir? O da cihatur. farzdır. Fakat. kader beni Piran'a sürükledi. Balkan savaşına katılmak istedik. Niçin yapmadınız? Bu konuda önce bilimsel tartışmalar yapayım dedim. İmama kıyam etmek. Fakat savaşla değil. Ben Lice'ye geldim. Piran olayı ile alevlendi. Bu savaşta muha¬ cir. şeriata göre is¬ yanın gerekçesidir. öyle mi? İmam eğer şeriatı uygulamazsa dedim. hiç olmazsa günahkâr olmayız dedim. Oğlunuz Ali Rıza istanbul'dan geldikten kaç gün sonra isyan oldu? Yaklaşık bir ay sonra. istemediler.

Jandarma geldi. size ne oldu da halkı ayaklandırdınız? Ben köyden çıktım. Jandarmalar olmasaydı. Hayır. Ayaklanma koptu. ondan sonra mı başına geçtiniz? Ben Darahini'ye gelmeden önce muhasara başlamıştı. belki akı ay sonra olurdu. bunlar teslim ol¬ mamak için yemin etmiş. bu isyan çıktı dediniz. Yahut olmazdı. . siz ısrar ediyorsunuz. 153 . açıklamalar yapılıyormuş. yapmayın de¬ dim. akı ay sonra olurdu değil mi? Hayır. Nasihatinizden sonra bir şey oldu mu? Vuruştular. adam vuruldu. Jandarma meseli düşüncelerinizi eyleme dönüştürdü. Jandarmaya. gittim. İsyanı tek başınıza başlatnğınıza inanmıyorum. Benim de dahlim var. 01ma-saydı. Herhalde sizi teşvik edenler vardır. istanbul'a ne amaçla gitmişti? Halep tüccarlarına mal satmıştı. istanbul'da Hınıs Kürtlerinden birine misafir olmuş ve Se¬ id Abdülkadir Efendi'yi ziyaret etmiş. Sizin iradeniz yok muydu? Hayır. jandarma olmasaydı. olunca da ben başına geçtim. bence bir şey yoktu. kitapla görevimi yapacaktım. Allah kader saydıysa olurdu. Ayaklanma oldu da. Her şeyi kaza ve kadere mal ediyorsunuz. isyanın nedeni jandarma değildir. Şeyh Efendi. inkâr edemem. Propagan¬ dalar. Jandarma görevini yapıyor diye bütün halkı ayağa kaldırı¬ yorsunuz. irade de var. kitapla belki bir sene sonra olur¬ du. herhalde şeriat şöy¬ le böyle olmuş diye bir şeyler söylemiştir.Vurdular diye. Jandarma vurulmasaydı. Oğlunuz istanbul'dan döndükten sonra nerede buluştu¬ nuz? Şuşar'da. Ben boş değilim.Oğlunuz İstanbul'dan geldikten sonra. belki olmazdı.

Kimler? Hanili Halit Bey taraftardı. Sonra yalan olduğu or¬ taya çıkıyordu. Hiçbir şey yokken. Bunları isteyelim dedim. Böyle önemli bir istihbarat araşnnlmaz mı? Haddi hesabı olmayan yalanlar da söyleniyordu. Bu olay meydana geldi. ne de dışardan teşvik eden yoktur. Nakip Cemil Paşa¬ lar şeriata meyyaldardır diyorlar. Din kalkmış. Fakat olmadı. Seninle birlik olur diyorlar. Yalnız halkın çoğunun dine eğilimli olduğunu biliyorduk. Yani ümitvardınız? Ümitvardık. işittiğime göre. Zaman kalmadı. Bit¬ lis işgal olmuş diye haberler geliyordu. Alacağınıza inanarak mı Diyarbakır'a hücum ettiniz? Diyarbakır'a hücum taraftarı değildim. Mektuplarınızda. Darahini'ye hücum etmişlerdi. Bunlarla görüştünüz mü? Görüşemedim. Büyüklüğü ken¬ dime layık görmedim. Hariçten dediğim ecnebilerdir. Muş. . Sonra Hadimülmücahidin'i kullandım. Halktan ümitvardık. 154 . maneviyat unutulmuştu. ne de irtibanmız vardı. 'Emirülmücahidin' yazıyordum. 'Emirülmücahidin' kullanıyorsunuz. içerden bilgi alıyor muydunuz? Diyarbakır içi ile bilgi alışverişimiz yoktu.Ne içerden. Öyle ümit ediyorduk. bu kadar ümmet-i Muhammed'in kanı¬ nı dökmek caiz mi? Zaten olmuştu. Ne postamız. İn¬ san kendi kendine Emirülmücahidin adını alır mı? Emirlere. Fakat bazı kimse¬ ler istedi. Bilim adamlarını. Alamayacağınızı bildiğiniz halde neden hücum ettiniz? Birkaç savaş olmuştu. Başarı Kürderde idi. düşünce sa¬ hiplerini göreyim dedim. Cemil Paşazadeler ve Necip Bey neye eğilimliydi? Ben kimseyi tanımam. Yine öyle olur sandık. Ama kendisini hiç tanımam. Demek ki ayaklanma ve isyanı yalnız zat-ı aliniz düşündü¬ nüz? Evet. benim fikrimde vardı.

Ben ne başkanlık kabul ederdim. Şeyh Hasan burada yoktur. Buradaki bildiriyi biliyor musunuz? Ondan haberim yok. medreseleri açarlar dedik. Milletvekillennm büyük kısmı dindardır. hükümetle müzakere yapacaktık. Hicret izni verme¬ seydi. şimdi anladım. isteklerimizi kabul eder. günah bizden gider. ağalar. muhtarlar. Müslüman askerleri bizi t u- mahvederler diye düşünmediniz mi? Bu kuvveti size veren nedir? Kanıtımız yoktu. Kumandanlar. öyle mi? Beli. isyandan önce hükümete başvursaydmız ya! Vaktimiz olmadı. Evimizde otururduk. Şeriat kurallarını uygula¬ ma idi. aşiret mensuplarıydı. Bu kadar askerin hızla gönderilebileceği¬ ni sanmıyorduk. Fetihten sonra bağımsız bir Kurdistan krallığı ilan edecek¬ tiniz. Hükümet is¬ teklerimizi kabul etmeseydi. öyle mi? Krallık bizim niyetimizde yoktu. otururduk. fetih deriz. Hükümet taleplerinizi kabul etseydi ne olurdu? Günahtan kurtulurduk. Şeyh Hasan'ı da Kiğı cephesine verdim. öyle mi? Sonucun nasıl olacağını düşünmedim. Sonra anladınız. Benim düzenli ordum yoktu. hicret isterdik. ne de elimden gelirdi. Melekanlı Şeyh Abdullah'ı Gırvas ve Muş cephelerine tayin ettim. nasibimiz p tarafa gelmişti.. 155 . Bir mektubunuzda 'fetih' kelimesini kullanıyorsunuz. An¬ lamı ne bunun? Her neresi ahnırsa. Kim yazmış bilmiyorum. Diyarbakır'ı aldıktan sonra ileri gelenlerle toplanıp. Diyarbakır'ı alma amacınız ne idi? Rızkımız. çekip gidecektiniz. Diyarbakır'dan sonra hükümet tekliflerinizi kabul etme¬ seydi. Başka kimdi kumandanların? Gazik cephesini de Şeyh Şerife vermiştim. Palu'ya kadar gidebilirsin dedim. Odur. Türkiye Cumhuriyeti askerleri.Elazığ'a saldıran kuvvetlerin komutanı kimdi? Şeyh Şerifi tayin etmiştim..

Bunların içinde alimi ve cesuru sen misin? En alimi ben değilim. yoksa kafir askeri mi? Müslüman askeri olarak telakki ettim. karar verilmiş şeyler. Odun. isyan ettiğin zaman. yazın ya da sonbaharda çıksaydınız. fakat tehlikeye atılan benim. Fakat patladı. nasıl Diyarbakır'a hücum ettiniz? Her¬ halde bunlar önceden düşünülmüş. İslam içinde sizden bilgin yok mu? Varsa neden sadece siz düşünüyorsunuz? Alim elbette çoktur. ateş çoktu. Allahutaala'nın kaderi ol¬ du. 156 .. Eğer düşünülmüş..Bu isyanın esası nedir? Esasını kime atfedeyim? Lice'ye yazdığınız mektuba göre önceden düşünmüşsünüz. Fakat canın¬ dan. fikrimde vardı. O yazı benim değildir. ziraat ve ticarede meşgulüz. İsyana ben karar verdim. Yerler müsaitti. Kışın iş yok. imza da benim değildir. sonra isyan ediyorsunuz? Evet. dediniz.. Oğlunuz Halep'ten geçiyor. kışın en şiddetli zama¬ nında çıkar mı? Günde üç saatten fazla gitmiyorduk. planlanmış bir şey varsa zaten biliniyor. malından korkuyorlar. Bunlar yapılmıyorsa. O ifade za¬ ten benim değildir. Ben içinde idim. isyana kadar ne kadar zaman geçti? İki aydan fazla zaman geçti. Memleketinizden hangi ayda çıknnız? Kununi Evvel'de (Aralık) çıktım. Padatmak niyetimizde yoktu. O olay oldu. Türk askerlerini Müslüman askeri olarak mı gördün. Ben önce vardım. sizin için da¬ ha iyi olmaz mıydı? Yazın.. isyandan iki ay önce çıkıyor. Sizin durumunuzda olan (yaşlı) biri. Bu havalide sizi tanıyan kimse olmadığına göre. İlkbahar. onlar neden talep etmiyorlar? Ne kadar ehli şeriat varsa hepsi talep ediyor.

Ergani'de kimler vardı? Şevket Efendi. dediniz. fikrim bunu kabul edemiyordu. Kürt Teali Cemiyeti'nden haberiniz olmadığını söylediniz. Eğil'e gittim. Size söyledi. Bana gelmişti. Şuşar'da buluştuk. Ondan sonra ne gibi harekâtlarda bulundunuz? Çabakçur'a. Siz de ayaklandınız. Orada meseleyi açn. Bit¬ lisli Haydar Efendi. Ergani taraflarında Türkleri de davet ettim.Ticaret için Halep'e gitmişti. Birkaç sa¬ at kaldılar. Türklerle neden ilişki kurmuyordunuz? Eğil. cephane çok olduğu için. Benim köyüme geldi... Dinimize çalışalım dedim. Siz de Di¬ yarbakır yolumuzun üstüne düştü. Ramazanda idi. diye soruldu. isyandan kırk gün önceydi." 157 . Oralarda bazı kimse¬ lerle görüştü. Darahini'ye geldik: Licelilerin karşılamaya geldiklerini gördüm. O geldiğinde ben çıkmıştım. bilhassa cephane almak için buraya girmek istedik. Sizinle beraber isyan ettiler mi? Tutan tutuyor. evlerine gönderdim. Kendisinden ders okumuştum. Bunlar Türk mü. onlar katıldılar. Parasını İstanbul'a poliçe ver¬ mişlerdi. Halep ve istanbul'a ticaret için gitti. Diyarbakır'a neden hücum edildi. Hamit Ağa. Kürt mü? Türktürler. Çay içip gittiler. Muhaldir dedim. Öyle midir? Diyarbakır yakın vilayet olduğundan. Ondan son¬ ra Kürtlere izin verdim. İstanbul'a gitti. parasını aldı. Ma¬ den ve Ergani'nin işgalini orada duydum. Yusuf Ziya Bey'in Muşlu Reşit Bey'le ziya¬ rete geldiğini söyledi. Baharda Hınıs'a gelmişti. Hacı Hüsnü Efendi vardı. 'Bir Kurdistan kurmak üze¬ reyiz' dedi. Diyarbakır'a girmeyi başaramadınız. tutmayan tutmuyordu. Lice'ye gitmeye niyetim yoktu. Bidisli Yusuf Ziya Bey geldiği zaman ne görüştünüz? Yusuf Ziya'yı tanırım.

Albay Halit Bey ve bazı yakın çalışma ar¬ kadaşlan. Şeyh Said'in bağımsız Kurdistan hayaliyle isyana karar verdiğini söylüyordu. Halit Bey'in tutuklanmasından sonra. örgüt siyasi ve dini olmak üzere iki ana kola ayrılıyordu. Şeyh Said'den sonra sorguları yapılan öteki sanıkların hemen tümü." Kasım Ataç. Kasım. isyanın planlı olmadığını. yakalandıktan sonra Varto'daki ilk ifadesinde. ilk destek sözünün Kanireşli (Kariıovalı) Kamil Bey'den geldiğini beürtiyor ve şu açıklamayı yapıyordu: "Asıl sebep Kurdistan istiklali (özgürlüğü) idi. benzer sözlerle. fakat tepkinin genel isyana dönüşebileceğini hesaplayamadığını söylüyordu. dine karşı girişilen kısıdamalar ve medreselerin kapatılmasına tepki olarak doğduğunu söylediler. Kürtle¬ re en azından özerklik verilmesi amacıyla isyan ettiklerini söylü¬ yordu. Oysa. Örneğin hareketin önde gelenlerinden Hanili Salih Bey. Şeyh Said ise dini cephedeydi. Binbaşı Kasım. Dini alet etti¬ ler. din uğruna tepkicilere katıldığını. isya¬ nın planlama değil. hiçbir siyasi akımdan haberli ol¬ madığını. Şeyh'le evinde buluşup konuyu tartıştıklarını. ayrıntılar hariç. Kerem Bey. Yusuf Ziya Bey ve Hacı Musa Bey'di. Kürdistan'ın bağımsızlık ve özgürlüğü için kuru¬ lan örgüte üye olanların.* Şeyh Said'in sorgusunda. siyasi cephede komitelerle çalışıyordu. söylemezler" diyordu. yemin edenin kafasını kesseler. "Kürt sorunu"na dokunulmuyordu. kararını doğru bulmadığını yüzüne karşı söylediğini belirtiyordu. Esas maksadarı istiklal elde etmekti. Salih Bey. Kürdük dahil. üzüntü sonucu birdenbire doğduğunu söylü¬ yordu. Nitekim mahkemede dinlenen Binbaşı Kasım da. Kasım'ın anlatımına göre. Siyasi cephenin önemli liderieri Halit Bey. Şeyh'in köyünden ayrılarak halkı isyana hazırlayan toplantılar yaptığını. Siyasi cephe gizliydi ve çahşmalarında daha çok hücre esası geçerliydi. 158 . sırlan saklayacaklarına dair yemin et¬ tiklerini söylüyor ve "yemin o kadar müthiştir ki.

Gerekenin yapılma¬ sı için "teslim edilen" insanlar hakkında. TOPLU İDAM KARARI Diyarbakır'daki "Şark İstiklal Mahkemesi". Fakat. Savcı Ahmet Süreyya Örgeevren. yakın tarihte yaşanan ve Osmanlı'dan kopma başansına erişen Arnavutluk. oğlu olaylara kanşmamıştı. ek olarak geçmişte Ruslara karşı sa¬ vaştığım anlatıyordu. Şeyh Said'in damadı ve doğu cephesi komutam Şeyh Abdullah. Bosna-Hersek ile Arap ihti¬ lallerine benzetiyordu. idam edilmesi. soruşturma. topu topu bir aylık bir zamana sıkıştı¬ rılıp tamamlanmıştı. isyancıların. Fakat söyledikleri dikkate alınmıyor. sorgulama ve sa- vunmalaria. kanıtların aranıp bulunması iddianamenin hazırlanıp okunması. hiçbir eyleme katılmamış. davanın "esası" hakkındaki görüşlerini açıkladı. son ana kadar bir Kürt isyanının padadığından bile haberii değildi. Kürt isyanını. bağımsız Kurdistan kurmayı amaçladıklarım. ama niyetlerini din perdesiyle örttüklerim söylü¬ yor. "benim katkımla yakalandı" dediği Kayınbabasından sonra ikinci sırada¬ ki kişi olarak 47 idam mahkûmu arasında yer alıyordu. 27 Haziran 1925 tarihinde. daha sonra da savaşa katılmadığını belir¬ terek beraatini istiyordu.Salih Bey. Onlarla biriikte ipe çekilenlerden bazdan. sıradakiler Şeyh Said ve arkadaşlarıy¬ dı. Şeyh Said'in yakalanmasında yardımcı olduğunu söyleyerek bera¬ atini istiyordu. "esası" anlatırken. "aynntıya" inmeye zaman yoktu. yine görev başındaydı. olaydan bir ay önce Şeyh Said'i evine davet ettiğini. Zamanı durduran hız. Savcı. İdamına karar ve¬ rilen 47 kişi hakkındaki araştırma. sanıklardan her birinin geçmişi ile son yapriklarım uzun 159 . Seid Abdülkadir. "elindeki iş"i bir an önce bitirmek üzere. bu davetin eski bir dostluktan kaynaklandığını. ancak siyasi bir ko¬ nunun konuşulmadığını. İlk "temizlikten" sonra. acelesi varmış gi¬ bi hızlı çalışıyor. hemencecik karar biçi¬ liyordu. Şeyh Abdullah. Şeyh Abdullah. toplu idam kararlan "üretiyor"du.

gücün öf¬ kesini üstlerine sıçratmaktan korktukları için mi bilinmez. yalnızdı. Bu yüzden şaşkınlık büyüktü. Çünkü. uzak duruyorlardı. O yüzden kimileri yakın akrabası aleyhine tanık¬ lık bile etmişti. ne dedi bu adam?" diye soruyor. sükûneti bozmayın!" diye bağırıyor. yerine. boyunlarına ip geçiren bu adam. bakışını üstüne çekmek için bile çırpınan yol arkadaşlarından bazıları. Sanıklar bölümü karmakarışık¬ tı. Süngüler arasında. Oysa. Türkçe bil¬ meyen ölüm yolcularından çoğu. can almaya adanmış biri gelmişti. Şimdi. onları susturuyorlardı. Yerinden doğruldu. "kavi ile kasemlerinde" böyle bir şey yoktu. Türkçe bilenlere. yine her zaman olduğu gibi tek başına oturdu. Bir zamanlar. Hücrelerine dostane ziyaretler yapıp öğütler veren adam gitmiş. kaderleri tersine dönmüştü şimdi. Türkçe bilmeyenler. 1 60 . Savcı. onu görmezlikten geliyor. "susun. Dünkü "dost". daha birkaç gün ön¬ cesine kadar küçük birer cezayla kurtulacaklarını inandırarak anlatan kişiydi.uzun sıralıyordu. olağanüs¬ tülüğü sezinlemiş. elindeki listede yer alanların "idam ceza¬ sıyla tecziyesine" diyerek sustuğunda öğle olmuştu. kimileri de verilen "namus sözü"nün yerine getirilmemesinden yakınıyordu. Esir düştüğünden beri. Karışıklık sürerken. Her zamanki masaya. savcının ne deyip. "idam edilmemizi istedi" yanıtını alınca onlar da öfkeyle söylenenlere katılıyordu. Telaşsızdı. Mahkeme öğle yemeği için duruşmaya ara verdi. bu¬ gün canlarının alınmasını istiyordu. askerler süngülerini doğrultup. sakin görünen tek kişi Şeyh Said'di. Her ağızdan bir ses çıkıyordu. savcının takla atan tavrı karşısında şaşkınlık içindeydi. bitişikteki yemek salo¬ nuna yürüdü. Ölüm tutsakları içinde. haklarında ne istediğini anlamamışlardı. "ne oldu. heyecansız. Kimileri oyuna getirilip tuzağa düşürüldüklerini söylüyor. Anlayanlarsa.

Sonra bir tane daha söyledi. sıcağı yapışkan bir Diyarbakır saba¬ hıydı. "kaderi" olarak açıklayan Şeyh'in son sözleri. ikinci kahvesini bi¬ tirdiği sırada. "Cumhuriyet Hükümeti'nin bir ferdinden. ölüm yolcuları için bir gün daha yaşamak demekti. Mahkeme başkanının "başka?" sorusu üzerine durakladı. Öfke¬ sinin nedeni. Ayağa kalktı. herhangi bir seyahatindeki molada olduğu gibi artık alışılan huzurlu. yanı başında bekleyen askerlere "ben hazırım" dercesine bakri. Sinirli görünüyordu. kimi de adalet istiyordu. içindeyim" diyen ve olayların "ortasında" olmayı." diye ekledi. Savcı. Hizmet eden askere kahve ısmarladı. son bir diyeceklerinin olup olmadığını sordu. Tabağa koydu. Ayağa kalktı. ardından öteki sanıklara son sözlerini sordu. af. Oturum yeniden açıldığında. sakin haliyle yemeğini yedi. Evin bir odasından ötekine geçiyormuş gibi yürü¬ meye başladı. * * * 28 Haziran 1925. Kahvesini. onu dış güçlerin tahri¬ kiyle isyan etmekle suçlamıştı. Karann açıklanması ertesi güne. Sonra. Cebinden kahvelerin parasını çıkardı. başkan tutuklulara tek tek.. ağır ağır yu¬ dumlayarak içti. Gazi Paşa'ya kadar dehalet (rica) ederim" diyerek beraatini istiyordu.. İlk muhatap Şeyh'ti. Kimi beraat. nöbetçi askerler vaktin geldiğini haber verdiler. 28 Haziran 1925 Pazara er¬ telendi. "Allah'a ayandın Ecnebilerin parmağı yoktur" cümleleriyle geçri tutunaklara. Son¬ ra ekledi: "Cezanın tahaffüfünü (hafifletilmesini) isterim. "ben bu işin (isyan) ne evvelinde. Başkan. az sonra anlaşdacaktı. Bu. Mahkeme boyunca. tek başına oturduğu masada. Şeyh Abdullah.Şeyh'in son günlerine ilişkin olarak tarihe tanıklık eden Türk basınının yazdığına göre. ne de arkasmdayım. ı6ı . Sıcak.

. "tepkilerin tehlikesine" Şehrin bir başka kesiminde farklı bir heyecan yaşanıyordu. Bilmeden o yöne sapanlar. meydan ve kavşakları tutmuş. idamlan açıklarken. bayrama gidiyormuş gibi hazırlanıyorlardı. bir zamanlar sinema se¬ yircisine yapıldığı gibi yerleri gösterilip oturtuluyordu. Sıcakların ortalığı dol¬ durduğu dakikalarda. sinemanın bulunduğu semte yaklaşması yasaklanmıştı. Adı ve piyade askeri birlikler. Elleri kelepçeli. sabahın bulanıklığına kas¬ vet ve korku sinmişti. Türk devleti. havaya giderek hü¬ zün karışıyordu. gözleri beklenmeyen ve "bilin¬ meyen bir düşman" 1 tarayarak yan yana dizilmiş askerier arasın¬ dan geçerek. parmaklan tetikte. saat tamamlanmıştı. şehir postal ve komut sesleriyle uyanmaya başlamış. süslenmiş halleriyle sokaktaydı. onlann eş ve ye¬ tişkin çocukları. "ölüm töreni"nin dış hazırlıklan ta¬ mamlanmıştı.. Ellerinde "davetiyeleriyle" sinema kapısından giren çağrılılar. 162 . Sonra uzaklardan. * * * Vakit gelmiş. "sekinelerie". Sokaklarda görülmeye başlayan Diyarbakıriılar. ayaklan prangalı isyancılar getiriliyordu. Şehri içerden sarmış. karşı hazırdı. so¬ kak başlarını. ay¬ nı sabahın erken saatlerinde. zincirlerin taş zeminde çıkar¬ dığı ses. Güneş yükseldiğinde. Dağkapı'ya. şehre dağılmış. "bugün Şeyh Said'i asacaklar" diye fisıldaşıyoriardı.Diyarbakır'da gün erken başlamıştı. düğüne. arka so¬ kaklara sürülüyor. yani devlet nezdindeki "hatıriı" kişiler. sivil şeflerle. Asker. Onların dışındaki insanlann. derinden derine duyulmaya başladı. Daha tan ışırken. bir zamanlar beyaz perdede film seyret¬ tikleri sinema salonuna gidiyorlardı. uzaklaşrinlıyordu. görevli askerler eşliğinde salona alınıyor. Mahkeme heyeti sahnede¬ ki yerini almıştı. her yana dağılmış. ana cadde. tüfekle¬ rinin namlularına süngüleri takmıştı bile. İlerleyen dakikalarda. hatıriı davetliler şık giysileri içinde. askerler sokaklara akmış.

Dünya yargı tarihinde bir başka benzeri var mıydı bilinmez ama. Cumhuriyet hüküme¬ tinin azimli ve kesin hareket ve cumhuriyet ordusunun öldürü¬ cü darbeleriyle. Denizli Milletvekili Mazhar Müfit Kansu." Mahkeme başkanı. aşağılayan bir roldeydi.. karşısındakderi bir de konuşmasıyla eziyor. yani bağımsız Kürdistan'ı kurmaya yöneldiniz. hakareder yağdırıyor. yargıç olduğunu ve ta¬ rihe konuştuğunu unutmuşçasına şöyle diyordu: "Kiminiz hasis.. Cumhuriyet rejimiyle Kürtlerin de kurtarıldığını söylüyordu. Ve hepiniz yakalanarak. Tedirgin. heyecanlı görünüyorlardı. kolu. ihrilal bölgesindeki en önemli il merkezlerinden Diyarbakır kentini de kuşatan ve orada bile inat ve ısrarla savaşıp vuruşmaktan çe¬ kinmeyen. bir bölgeyi ateş içinde bıraktınız. Başkan. Kürtlerin bundan sonra şeyh ve ağalar tarafindan sömürülme- 163 . devlet ve hükümetin zabıta ve askeri kuvvetleriyle kanlı bir savaş halinde çarpışmak sureriyle zapt ve işgal eden. Ölüm tutsakları. "Ayrıntılarıyla beyan olunduğu üzere. hepiniz bir noktaya. Yıl¬ lardan beri düşündüğünüz ve hazırladığınız genel ayaklanmayı yaparak. yalan yere din ve şeriatı araç yaparak. aşağılıyordu. bağımsız bir Kürt-lslam Hükümeti kur¬ mak maksat ve gayesiyle Şeyh Said'in başlattığı silahlı ayaklanma ve ihtilal hareketine çeşitli şekillerde karışıp karilarak.Sesler giderek yaklaştı ve salona doldu. hesap vermek üzere adaletin huzuruna çı¬ karıldınız. bir¬ birine zincirlenmiş olarak yerlerini aldılar." diyerek elindeki metni okuyordu. kasa¬ ba ve köyleri. Hukuk içinde konuşmuyor. Önünde eli. gericiliğiniz derhal yok edildi. Şeyh Said heyecansız ve durgun görünen tek kişiydi. ayaklanmanız. Başkan bir hu¬ kuk adamı değildi. Baş¬ kan. kiminiz yabancı kışkırtmasını ve siyasi hırslannı rehber ederek. kişisel çıkarlarınıza bir zümreyi alet. O güne kadar sanıklara karşı mesafeli ve nezakedi olan başka¬ nın üslûbu bugün bir tuhaftı. ayaklan¬ manın devam ettiği haftalar ve aylar boyunca birçok şehir. Mahkeme Başkanı Denizli Milletvekili Mazhar Müfit Kansu kararın gerekçesini okumaya başladı. hatta dili bağlı tut¬ saklara hükmeden. daha sonra sistemin iyiliklerini sayıyor. ezen.

kimi ağlıyordu.yeceğini. ölüm mahkûmları şunlardı: "Şeyh Said. süngüler arasında. tepkiye dönüşen şaşkınlık yaratmışri. Harpudu Şeyh Ali. Şeyh Şerif. Hanili Hacı Salih Bey. Hanili Bey oğlu Hasan. Termili Şeyh İs¬ mail. hakkındaki karara şaşmamış. isyanın lideri Şeyh Said'e çevrilmişti. verilen şeref ve namus sözüne kandıkları için kahrediyor. dönemin gazete¬ leriyle resmi belgelerdi. Harputlu Şeyh Celal. Valirli Hoca Sadık Bey. Fakih Hasan Fehmi. donmuş gibi hareketsiz. belli belirsiz kahırlı bir gülümsemeyle mahkeme heyetine ölüm listesini dinliyordu. Karar saatinde gözler. Kargapazarlı Halil oğlu Mehmet. oğlu Meh¬ met Bey. öylece kalakalmıştı. Hanili Mustafa Bey. Sinik- 164 . Tokiyanlı Halit oğlu Kamil." Isyancdarm idamına iüşkin tek bilgi kaynağı. bakıyor. Piranlı Molla Mahmut. onlann refaha erişecekleri mutlu günlerin yakın olduğunu haber veriyor ve şöyle diyordu: "Zavallı halk (Kürder). Hanili Şeyh Adem. 47 kişi suçlu bulunmuş ve idam cezasına çarptınlmışn. Gazetelerin yazdığına göre. ayak bileklerindeki prangayı sürükleyerek. Şeyh sakin. Ardından. Canlı Şeyh Abdullah. Kimileri de açıklanan karar karşısında şoka girmiş. "aldatıldık" diye bağırıyor. Şeyh Ömer. toplu idam ka¬ rarı. Garipli izzet Bey. Madenli Kadri Bey. Ki¬ mi. kardeşi Baba Bey. Cumhuriyetimizin feyizli ilerleme ve mutluluk vaat eden yollarından yürüyerek. Çanh Şeyh ibrahim. askerlerin gelip ellerini ve ayaklarını zincirlemesini bekledi. Silvanlı Şeyh Şemsettin. Resmi tutanaklara kaydedilen biçimiyle. Şeyh Said başta olmak üzere. Dudaklarında. Arap Abdi. kurbanlar arasında. refah ve mutluluk içinde yaşayacaktır. Balkanlı Molla Emin. Şeyh Hasan. Yargı kulu sahneden çekildikten sonra. heyecanlanmamış gö¬ rünüyordu. Termili Şeyh Abdullatif. Korku hali de yoktu yüzünde. ağır adımlarla sinema salonundan çıktı. damadı Melekanlı Şeyh Abdullah.

Mehmet oğlu Ahmet. Salih oğlu Hasan. Rutkanlı Nimet. Ka¬ sım'ın kardeşleri Ali ve Cindi. emekli Binbaşı Kasım. Fakih Hasan'ın katibi Tahir. Bahri Bey. Balkanlı Hacı Halit. on beş yıl kürek cezasına çevrilmişti. Sıhhiye katibi Niyazi. Çerkeş Jan¬ darma Halit. Bidisli Mehmet Salih Efendi. vatanseverane hizmetleri hafifletici neden kabul edilmiş ve hakkındaki idam kararı. mahkeme heyeti. Asılacaklann sayısı biliniyormuşçasına. birkaç gün önce satın alınıp de¬ polanmış. Az aşireti reisi Demiroğlu Ömer oğlu Süleyman. jandarma Ali oğlu Hasan. Şerifoğlu Süleyman. Muşlu Mehmet. Salih oğlu Hüseyin adındaki sanık. Hanili Mustafa Bey oğlu Mahmut Bey. Şeyh Muşu oğlu Şeyh Ali. Meh¬ met oğlu Maksut Hacı Sadullah oğlu İbrahim. 28 Haziran 1925 Pazar sabahı. yetecek kadar sicim. öğretmen Musyanlı Molla Cemil. Kargapazariı Ha¬ lit. Zoravalı Şeyh Cemil. Sü¬ leyman Bey. yaşı küçük olduğu için idam¬ dan kurtulmuş. Hınıslı Kamil Bey oğlu Abdullatif. karannı 165 . Bunlardan Çabakçur (Bingöl) Kaymakamı Çerkez Hüseyin Hilmi'nin daha sonraki. Mehmet oğlu Tahir." * Mahkeme 49 kişi hakkında ölüm kararı almıştı. Çabakçurlu Mehmet oğlu Hüse¬ yin. cellatlar da tedarik edilmiş. askeri garnizonda misafir edilmişlerdi. Beraat edenler de şunlardı: Yarikanlı Ahmet oğlu Reşit. Yamak aşiretinden Ali Baban. Darahini müftüsü llyas. Kerkerut- lu İsmail oğlu Ali. İDAM TÖRENİ VE YAN YANA 47 SEHPA "Ölüm töreni" hazıriıklan. Bucak Müdürü Tayyip Ali.li Hasan oğlu Süleyman. Adana'da on beş yıl kürek cezası çekmeye mah¬ kûm edilmişti. Diyadinli Temur Ağa. Kargapazarlı Ahmet oğlu Reşit ve Ahmet oğlu Süleyman. darağacı için kalas. daha mahkeme karan açıklanma¬ dan başlamıştı. Çapakçurlu Süleymanoğlu Yusuf. Ahmet oğlu ismail.

Törene çağrılı "erkân". si¬ vil yöneticiler. Diyarbakır'daki asker. huzur içinde seyretmeleri için tribün inşa ediliyordu. Şimdi bir kez daha yadsınıyor. Diyarbakır'ın Dağkapı meydanında. bacakları arasından sicimler sallandırılmıştı bile. "darağaçlan" (sehpa) çok¬ tan kurulmuş. estetik durması için kalasların tomurcuklan keser darbeleriyle düzeltiliyor. sivil şefler ile eşleri. çocuklan önlü arkalı. Darağaçlarının bulunduğu alanın hemen ötesinde. boyları testereyle kesilip eşitleniyordu. aynı gün. Diyarbakır'ı birkaç ay önce Şeyh'e karşı savunmuş olan ko¬ mutan Mürsel Paşa. Osmanlılardan kalma yasa maddelerine göre. töreni görmek için Anka¬ ra'dan kalkıp gelen Diyarbakır milletvekilleri Cavit Ekin ve Şeref Bey. testere ve keser sesleri duyulmaya başlamıştı. Yasanın bu maddesi. askeri disiplin kurallanna göre "nizami" olması. Tribün inşaatı ise henüz sürüyordu. makamları¬ nın konumlarına uygun düşecek biçimde oturmuşlardı. s- Özenle hazırlanmış. Fakat. bütün aynnrilan programlanmış "idam töreni" gece yarısından sonra başladı. seslerini duyamayacakları aralıklarla kurul¬ mak zorundaydı.açıklamak üzere daha sahneye çıkmadan. Da¬ rağaçlan. çocukları ve davedilerin "idam töreni"ni. mahkûmların birbiri¬ ni göremeyecekleri. mihmandarlar tarafindan karşılanıp. darağaçlan. yasaların gereklerini hesaba katmıyorlardı. tribündeki yerlerine otur¬ tuldu. "Devlet erkânı" ve seçkin konuklar rütbelerine. mahkeme heyeri. saat ve zamanda ve aynı yerde birden fazla kişi asılacaksa eğer. estetik kaygıyla. ta kalkıp Ankara'dan gelmiş seçkin konuklarla. Seid Abdülkadir ve arkadaşları için uy¬ gulanmamıştı. eşleri. Mahkeme kararını açıkladığında. sehpaların boy hizasına önem verenler. "Darağacı" ayaklarının aynı boyda. ayaklar birbirine değecek yakınlıkta kurulmuştu. unutuluyordu. çekiç. askeri. yan yana 1 66 . başka bir deyişle.

çiçeklerle bezenmemesi. alanın taklaria. Meydanın düzenlenmesi ve dekoru. bando-mızıka takımının eksikliğiydi. şehir içindeki sokak başlan. Seçkinlerin deyimiyle bu. bir gün önce şehre ilan edilmiş. Bkbirine kol mesafesinde sıralanan askerler. bakışlanyla etrafi tarıyor. bir ölüm ayininden çok. şehir dışına açılan yollar. Mürsel Paşa. 167 . buralara tam teçhizadı askerier yerleştirilmişti. "TC'nin biriik ve bütünlük ruhunu zedeleyecek" herhangi bir davranışta bulunmaması. İdamı görmek isteyen meraklı kalabalığ saatler öncesinden. dünya işleriyle meşguldü" diye yazıyordu. idam mahkûmlarının bulunduğu semte. "tören alanı" Dağkapı'ya akın etmeye başla¬ mıştı. "Kudama şenliğinden" tek eksiği. sün¬ gülü askerier tarafindan protokol tribününden uzakta tutulmuş¬ tu. Behçet Cemal. Bu arada kalabalık. Fakat ahret işleriyle değil. bir şenliği. kudama törenini andırıyordu. "İdamlann güven. Kuşatma konusunda. Tören. gülüşmeleri bazen kahkahaya dönüşüyor ve sesleri meydanda yankılanıyordu. Şeyh Said'in son anları için "hücresinde hapis¬ hane müdürü Osman'la görüşüyordu. Törenin başlamasını beklerken. seçilmiş milletvekilleri ve mahkeme heyeti bir kümeydi. "tören alanına" yaklaştırmıyorlardı. arka sokaklara sürüyor. aralarında gülüşüp ko¬ nuşarak "memleket ahvalini" değerlendiriyor. isteyenlerin seyre gele¬ 'I bileceği duyurulmuştu. merhamet belirtisi içeren herhangi bir ses ya da söz etmemeleri konusunda uyarılmıştı.tiyatro sahnesinin açılmasını. cadde ve meydanlar da unutulmamış. "kuru kalabalık" olduğu için. güven duymadıklannı "yasak" diyerek geri çeviriyor. suçluların asılması sırasında. ya da futbol maçının başlamasını bekleyen seyirci sabırsızlığıyla oturuyorlardı. Bunun dışında her şey yerii yerindeydi. huzur içinde gerçekleştirilmesi" için bütün alan askerierce kuşarilmıştı.

Behçet Cemal'in, "dünya işleri" dediği, Şeyh'in geride bıraka¬
cağı eşya ve parasının çocuklarına iletilmesine ilişkin insani vasi¬ yetiydi.

Şeyh'in son anlarına Fransız, ingiliz ve Amerikalılar dahil,
dünyanın çeşitli köşelerinden gelmiş gazeteciler de tanıklık edi¬

yordu. Daha sonra Fransız ve ingiliz basınında yer alan yorum¬
larda, Şeyh'in son dakikalarında, insan iradesini aşan bir meta¬ net içinde olduğu belirtiliyordu. Lord Kinross yazıyor:
"Çoğu, cesaretli bir şekilde öldü. Şeyh Said sonuna kadar is¬ tifini bozmadı. Sehpaya çıkarken, mahkeme başkanına gülüm¬ seyerek, 'senden hoşlandım' dedi. 'Ama kıyamet günü hesapla¬

şacağız.' Askeri komutana takılarak, 'Paşa' dedi. "Gel de düş¬
manınla vedalaş.' Gömlek üzerine geçirilirken kımıldamadan
durdu."

Adım küfür, hakaret ve aşağılamayla anan Türk basını bile, idama giderken korktuğunu, tökezlediğini yazmıyordu.
Yerli ve yabancı gazeteciler, Şeyh'in darağacına hazırlanma

anına tanıklık etmek istemişlerdi. Yönetim, isteklerini uygun bul¬ muştu. Gazeteci ordusu, başlarında hapishane komutam üsteğ¬ men Osman olduğu halde hücresine girdiğinde, ailesine verilmek üzere vasiyetnamesini bitirmek üzereydi. Yazdıklarının altını im¬ zaladıktan sonra, teğmene döndü ve vasiyetname ile cebindeki

parayı uzatarak, "bunları evlatlarıma verin" dedi.
Bir an durakladı. Yüzünde bir gülümseme belirdi. "Bakın, bu ga¬ zeteciler şahidimdir, inşallah bunları teslim edersiniz" diye ekledi. Şeyh, az sonra ölüme gidecek olan o değilmiş gibi rahat, hu¬

zurluydu. Üsteğmenle şakalaşıyor, sohbet ediyordu. Bu haliyle,
ister istemez, çevresini saran öğrencileriyle sohbet ede ede baldı¬

ran zehirini içerek, hakkında verilmiş ölüm cezasını kendi eliyle
yerine getiren Sokrates'i anımsatıyor, onu andırıyordu. Hapishane komutanı, vasiyetname ve paraları evlatlarına ve¬ receğine dair namus sözü verdikten sonra, "kaç evladınız var?" diye soruyordu. Şeyh, yüzünde bir anlık dalgalanmayla, "on" ce¬ vabını veriyordu. Bir anlık duraklamadan sonra, yeni bir şey ha-

ı68

tıriamış gibi "beşi kız, beşi de erkek" diye ekleyerek, adlannı tek
tek sıralıyordu:

"Ayşe, Hayriye, Azize, Fatma, Fahime, Gıyaseddin, Ali Rıza,
Selahaddin, Ahmet ve Abdülhalik..."

Şeyh'in hücresine doluşmuş gazeteciler, o an akıllarına ne ge¬

lirse soruyoriardı. Biri, "bütün çocuklarınız aynı anneden mi? di¬
ye soruyordu. Gülümseyerek iki eşinin bulunduğunu söylüyordu.
Korkusuzluğu, soğukkanlılığı ve aldırmazlığına şaşmış gazete¬

ciler, isyan başlatmaktan ötürü pişman olup olmadığını, ölüm¬ den korkup korkmadığını soruyorlardı. Şeyh, pişmanlık ve kor¬

kuya ilişkin sorulan bir arada üç kelimelik bir cümleyle, "kade¬
rim olduktan sonra..." diye cevaplıyordu.

Gazetecilerden biri, son sözleri yerine de geçebilecek bir şeyler

yazması ricasıyla not defterini uzatıyordu. Bir başka gazeteci de, aynı anda ona sigara sunuyordu. Şeyh, önce sigarayı aldı. Yaktı.
Derinden derine birkaç nefes çekti. Sonra sükûnet içinde sigarası¬
nı içerken, deftere şunları yazdı:

"Asıldığıma hiç acıma. Zir.?. Allah ve din uğrunadır."

*

*

Şeyh Said, namaz kılıp dua etmek için yalnız kalmak istediği¬
ni söyleyince üsteğmen Osman ve gazeteci ordusu hücresinden çı¬
kıyordu. Şeyh yalnız kaldı. Cep saatini çıkarıp baktı. Gece yanlanmıştı.

Yatak yerine de kullandığı, ot doldurulmuş şiltenin senli ol¬

duğu sedire yöneldi. Yönünü Mekke'ye çevirdi. Ellerini bağlayıp

sükûnet ve serinkanlılıkla namaza durdu. Eğilip doğrulurken, du¬
daktan belli belirsiz kımıldıyor, kımıldadıkça kınalı ak sakalı tit¬
reşiyordu.

Namazdan sonra, şilteye diz çöktü. Avuç açıp uzun bir duaya

durdu. Kur'an'dan ayetler okudu. Duasım fatiha ile bitirdi. Son¬ ra avuçlarıyla yüzünü, sakalını sıvazladı. Tanrıya şükredip oturu¬
şunu değiştirdi. Bağdaş kurdu.

99'luk tespihini eline aldı. Dua eşliğinde çekmeye başladı.
Gözleri yumuktu.

169

Şeyh, cellatların gelip "haydi" diyecekleri anı tespih çekip dua
ederek beklemeye başladı.

Askeri doktor, ölüm mahkûmlarının hücrelerini tek tek dola¬
şıyor, sağlık açısından "idamlarına engel bulunup bulunmadığı¬ nı" kontrol ederek, yasaya ilişkin maddenin gereğini yerine geti¬ riyordu. Mahkûmlara, "bir rahatsızlığınız var mı?" diye sorup, "hayır" cevabını alınca, yandaki hücereye geçiyordu.

Ölüm mahkûmlarından Şeyh Ali, doktorun sorusuna karşıhk
olarak, belini üşüttüğünü, sırt ağrılarından muzdarip olduğunu söylüyordu. Ertesi günkü gazeteler. Şeyh Ali'nin rahatsızlığını

çarpıtıp alay ve küçük düşürme konusu yapıyor, "mahkûmlar¬
dan Şeyh Ali, muayene sırasında hastalığı sorulunca, utanmadan

iğrenç bir cevapla, bel soğukluğuna yakalandığını söyledi" diye
yazıyorlardı.

Doktor hücresine girdiğinde. Şeyh Said hâlâ dua ediyordu.

Duasını bitirip, yüzünü, sakalını sıvazlayıncaya kadar, doktorun hücreye girdiğini duymamış, fark etmemiş gibi davrandı. Duası¬ nı bitirdikten sonra, başını kaldırdı. Doktora baktı. Doktorun so¬
rusu üzerine, bir şikayetinin bulunmadığını söyledi. Şeyh, idama hazırdı.

Ölüm hücreleri, eski çağlardan kalma zindanlardı. Yeraltın¬
da, yarı karanlık ve rutubetli...

Cezaevi Muhafız Bölüğü'nün komutanı Nafiz'in bağırtısı, zin¬
danın koridorlarında çınlıyordu. Komutan, öğrencilerini pikniğe davet eden öğretmen edasıyla, bağırıyordu:

"Hadi bakahm! Vakit geldi! Birer birer çıkın hücreleriniz¬
den..."

Ölüm mahkûmları, hücre kapılarında beliriyor, ağır adımlar¬
la yarı karanlık koridorda kümeleniyordu. İçlerinde ağlayanlar
vardı. Birbirine sarılarak, "hakkını helal et" diye fısıldaşarak vedalaşıyorlardı.

170

Komutanın sert buyruğu bir kez daha duyuldu. Bu kez emrin¬
deki askerlere komut veriyordu:
"Mahkûmları birbirine zincirieyin!"

Yan karanlık koridorda zincir sesleri duyuldu. Zincirier nere¬

den, nasıl bulunmuşsa, halkalan iri ve kalın olanlanndandı.
Kürtlerin "zincir a çoruz" dedikleri, iki çift öküzle tarialar sürü¬

lürken, sabandan boyunduruğa bağlanan iri, kalın halkah, ağır
ve dayanıklısından...

Mahkûmlar, bu zincirle, el ve ayak bileklerinden birbirine
bağlanıp kilitlendiler.

Duruşmalara, "birinci derecede suçlu" muamelesiyle en önde

getirilip götürülen Şeyh Said, isyandaki konumunu tanımlayan
söylemiyle, bu kez "ne önde, ne de arkada"ydı. Ölüme giderken,
kafilenin ortasındaydı.

Mahkûmlar, cezaevi avlusuna, oradan da bahçeye çıkanldı1ar...

İsyanın ideologlarından Fakih Hasan, en öndeydi. Darağacı¬
na önce o gidecekti.

Mahkûm kafilesi, meydana açılan kapı önünde durduruldu.

Çit şıklığıyla çevrelerini sarmış süngülü askerler, teftişten geçecek biriiğin kılık, kıyafet ve duruşunu son kez gözden geçiren subay
edasıyla mahkûmlan inceleyip, tekrar tekrar saydılar.

Mahkûmlar, son sayım ve denetim duraklamasından yararia¬

narak, vedalaşmak üzere bir kez daha birbirine kanştılar. Elleri
arkadan zincirli olduğu için kucaklaşamıyorlardı. Göğüs göğüse

gelip, boyunlarını birbirine dolamaya çabalıyor, ağlıyor, birbın
için dua ediyorlardı.

Kanireşli (Kariıova) Kamil ve Baba Bey kardeşler, karşılıklı

büyülenmiş gibi kıpırtısız, öylece birbirierine bakıyor, ağlıyorlar¬
dı.
Hanili Mustafa Bey ve gencecik oğlu Mahmut gogus goğuse

......

..,..

gelmiş, biri yüzünü ötekinin boynuna gömmüş öylece duruyor,
hıçkırarak ağlıyorlardı.

171

Mustafa Bey, hüzün şarkısı gibi bir mırıltı tutturdu. Bu bir ila¬

hiydi. Öteki mahkûmlar, isyan gibi anında ona katıldılar. Mey¬
dan ilahi ve "Allahu ekber!" sesleriyle doldu. Seçkinler tribününde, aynı anda bir rahatsızlık, el kol hareket¬ leri görüldü. Askerler telaşla koşuşturdular. Mahkûmları dipçik, süngüyle tehdit edip "susun!" diye bağırdılar. Ama, isyan etmiş, itaat dinlemez olmuşlardı. Sesleri daha yük¬ selip gürleşti. Mahkûmlar emre itaat etmiyorlardı. Şeyh Said de arkadaşlarına katılmış, bakışlarını göğe çevirmiş ilahi söylüyor, sonunu, "Allahu ekber!" diye tamamlıyordu. Hanili Salih Bey, heyecanlanmış, heyecandan kendinden geç¬

miş gibiydi. İlahiden kopan, ilahileri bastıran, heyecandan çatallaşmış sesi duyuldu. Arkadaşlarına sesleniyordu:

"Bugün, erkeklerin yiğitlik günüdür" diye bağırıyordu. "Ölü¬
me nasd gittiğimizi dostlarımıza ve düşmanlarımıza gösterelim!"
Sonra ekliyordu:

"Mert olun! Size yaraşır biçimde dik durun. Tutun gözyaşlannızı!"

Muhafız bölüğü komutanı, şaşkın kalmıştı. Mahkûmlan sus¬ turmak için "susun lan, yürüyün!" diye bağırıyordu.

Türk resmi tarihine kaynaklık eden Behçet Cemal'in yazdığı¬ na göre, Dağkapı meydanında sıra sıra dizilen 47 "sepi" (darağa¬ cı), seyre çağrılanların iyi görmesi için aydınlatılmıştı. Seçkinlerin tribünü, darağaçlarının hemen karşısında, yakı-

nındaydı. İdam mahkûmları, sıralarını beklemek üzere tribünün
önünde durakladılar. Bu sırada, Kürtçe aksanlı bir ses duyuldu: "Said Efendi nerede?" Şeyh, sesin sahibini tanımıştı. Mahkeme üyelerinden Revan¬ duzlu Kürt Ali Saib'di bu. Şeyh Said: "Buradayım Saib Bey" diye karşılık verdi. Sonra, "idamlar ayininin evrensel tarihinde" eşine nadir rast-

172

lanan bir diyalog başladı, asılanla, asanlar arasında. Tarih, asan-

larıyla söylese söylese asılmaya giden bir başka örneği kaydedi¬
yor muydu?

Şeyh Said, sanki hayadarın iple boğulduğu ölüm alanında de¬

ğil de, sohbet divanındaydı. Laf dokunduran asanlarına filozofça
cevaplar yetiştiriyordu.

Ali Saib, ona seslenirken, yüzünde her anlama çekilebilecek
bir gülümseme vardı.

O, Şeyh'in hücresine "dostane ziyaret" yapanlann başında ge¬ liyordu. Genelde Kürtçe yapdan hücre sohbetlerinde, dini konu¬
lar, dünya ahvali ve Kürderin hali dahil her şey konuşuluyor, tar¬

tışılıyordu. Ali Saib, bu arada "iyiÜk yapan bir dost" olarak,
doğruyu söylemesi, kaide ile kurallara uyması halinde ağır ceza

almayacağını, kısa bir sürgün hayatından sonra serbest bırakıla¬ cağını söylüyor, "gelecek baharda Hınıs'taki evinizde biriikte ku¬
zu eti yiyeceğiz" diyordu.

Şeyh kahıriı bk gülüşle ona şeref sözünü hatırlatıyordu:
Ali Saib Bey, hani ya, doğruyu söylersem kurtaracaktınız?

Ne yapalım Said Efendi, seninle Hınıs'ta kuzu yiyemedik. Doğruyu söyledim, Saib Bey. Ama siz cezamı hafifletmedi¬
niz.

Şeyh Efendi, bundan hafif ceza mı olur?
Şeyh güldü: Bundan ağırını siz söyleyin...

Ali Saib suskun kalmıştı. Şeyh, ekledi:

Seni severim. Ama seninle mahşer günü mahkeme olacağız.
Ali Saib öfkeyle bağırıyordu:

Bu kadar Türk kanının dökülmesine, ocaklann sönmesine
sebep oldun. Cezanı çekeceksin!

Ali Saib, yakaladığı avla oynayan kedi misali, kurbanıyla oy¬

namanın zevkini çıkarıyordu. Ama kurbanı darbelerin akında
kalmıyor, karşılık veriyordu.
Seninle, mahşer günü mahkeme olacağız!..

Mürsel Paşa ve milletvekilleriyle yan yana oturan mahkeme
başkanı Lütfi Müfit Özdeş de diyaloga katılıyordu:

173

Beni mi çok seversin, Saib'i mi?

Şeyh, kimseye özel düşmanlığı bulunmadığını söyleyince, Di¬ yarbakır Valisi Mithat Bey de söze karışıyor ve bağırıyordu:
Mahşer günü, adil yargıçlarımızla değil, öldürdüğün ma¬

sum insanlarla mahkeme olacaksın! Şeyh, mahşer günü zulüm yapan güçten hesap sorulacağı an¬
lamına da gelen şu cevabı veriyordu:

Boynuzsuz keçinin ahım, boynuzludan alırlar...

Şeyh'in cevabına sinirlenen Mürsel Paşa da tartışmaya katıl¬ mıştı. Paşa, gereksiz ve haksız yere bir isyan başlatıldığını bağırı¬ yordu. Çünkü Kürtler dahil, memlekette herkesin özgür olduğu¬
nu, devletin kimseye müdahalede bulunmadığını, Kürtlerin bun¬ dan böyle daha özgürce yaşayacağını söylüyordu.

Şeyh, generali dudaklarında alaylı bir gülümsemeyle dinledik¬
ten sonra şöyle diyordu: Gelecek gecelerin, geçen günlerden farkı yok... Mazhar Müfit Kansu, bu arada cebinden bir defter çıkarıyor,
Şeyh'e uzatıyordu:

Şeyh Efendi, sen ayrıca şairsin. Rica etsem benim için bir
şeyler yazar mısın?

Hay, hay! Şeyh deftere şunları yazdı:
"Bu dünyadaki hayatımın sonu geldi. Şu basit ağaç dallarına as¬ manıza perva etmem. Kurban edildiğimden dolayı pişmanlık duy¬

muyorum. Muhakkak ki yolum, Allah, din ve halkımın yoludur."

*
* *

Bir yandan da "idamların icrası" sürüyordu. Elleri arkadan bağlı mahkûmlara birer beyaz gömlek geçiriliyor, boyunlarına mahkeme kararının özeti asılıyor, sonra tek tek darağacına götü¬
rülüyordu.

Mahkûmlar asılmadan önce, "son istekleri"nin sorulması ih¬ mal edilmiyor, ama istekler yerine de getirilmiyordu. Hanili Mustafa Bey, "son arzusu" sorulduğunda, "önce beni asın. Oğlumu ipte görmeyeyim" diyordu.

174

Fakat, isteği kabul görmüyor, önce, oğlu Mahmud asılıyordu.
Mustafa Bey, oğlunun darağacına yürüyüşünü, boynuna sicimin ge¬

çirilişini, taburenin çekilmesini seyrediyor, son haykırışını dinledik¬
ten sonra, ipin ucunda sallanmasını görüyordu. Sonra, yarah yüre¬
ğiyle sehpaya yürüyordu.

Sıra, isyanın liderindeydi.

Ona, idam gömleği giydirdiler.

"Ferman" denilen mahkeme kararının özetini astılar boynuna.

Şeyh'in yüzü kıpırtısız, aldırışsızdı. Yalnız dudaklan, belli bellirsiz kıpırdıyordu. Şeyh dualar okuyordu.

İdama yürürken, sendelediği görülmedi. Diri ve çevik adım-

laria sehpanın önüne gitti. Kimsenin yardımına izin vermeden
sandalyeye çıkn.

Boynuna ilmik geçirilirken, tören için hazırianan "şerefi!) tri¬

bününe bakri. Sonra, son sözlerini bağırdı ve son kez gülümsedi.
Gülümsemesinde acı vardı.

Değişik kaynaklann aktardığına ve torunlanndan Kasım Fı¬

rat'ın "Dava" dergisinin Haziran-Temmuz 1990 tarihli sayısında
yazdığına göre, şöyle dedi:

"Dünyadaki hayatımın sonuna geldim. Ulusum için kendimi
kurban ettiğimden dolayı pişmanlık duymuyorum. Yeter ki to¬
runlarımız, düşman önünde bizi mahcup etmesinler."

Başka söylemek istedikleri var mıydı, bilinmez. Uyarı üzerine
cellat, ayağının altındaki sandalyeyi çekiyor ve Şeyh'in ince, uzun
bedeni, gecenin içinde dönmeye başlıyordu.

Behçet Cemal'in yazdığına göre, Şeyh asılırken, asker-sivil er¬
kân arasında oturan bir kadın "kahrol!" diye bağırdı. Seyre ça-

ğınlan bazı davediler de Şeyh'in ayağı altındaki tabure çekilir¬
ken, coşkuya kapılıp alkışlamaya başladı.

Tarih, idam sahnelerini seyredenlerin hüznünü kaydediyordu.
Egemenler arasında oturanların alkışa durup, sevinç gösterisine

katılması Engizisyondan sonra seyrek rastlanan olaylardandı.

175

güneş mızrak boyu yükseliyor. İdamlar. Kimi yas tut¬ muş. surların tepesinde. Diyarbakırlılar hâlâ. çoğunluğuyla uykusuzdu. Arada bir "Allahu ekber" sesleri nağmeleşiyor. Surlann burçları. suçlarına onlar için dua etmeyi de ekliyorlardı. ağlayan. Askerler ses dalgasını duy¬ dukça tehditkâr sesle "bağırmayın. karanlıklar için¬ deki kentten. Gün doğuyor. Allah'a yakaran. dehşet içinde sicimlerin ucunda. Diyarbakırlılar. Buna rağmen işleniyor. Güneşin yedi rengi ışıltılarla ayrışarak erguvan rengi dağ¬ ların ardından uç veriyor. kimi zikre dua ederek sabahı karşılamış. ufuk henüz ağar¬ madan Dağkapı surlarına akmaya başlamışlardı. ağlıyor. hava durgun. Barikatların gerisinde. Gidenlerin ar¬ dından ağlamak. sabahın seherine akan sesleri susturup suçluları ya¬ kalamak üzere dört bir yana seğirtiyordu. ışık huzmeleri darağacındaki 47 ölü bedenin yüzüne düşüyordu. sessiz durun!" diye bağınyor- lardı. bunlara kadınların "zılgıtı" karışıyordu. sonsuz aydınlık başlıyordu. salavat getiriyor. kimileri cezbeye kapılmış dövünüyordu. şafağın ipiltili aydınlığına çı¬ kıyordu. Askerler. İnsanlar korkuyu yenmiş. ağıtlar. gökyüzü lekesiz ma¬ viydi. bil¬ lur billur sabahın alacasına karışıyordu. surlarda "suç" "yazık" demek yasaklanmış». 176 . Diyarbakır hüzünlü bir geceden. * 29 Haziran 1925 sabahı. ilahiler mırıl¬ danıyor.Asanlarla asılanların bir arada olduğu alanın hemen yakının¬ da hüzün de yaşanıyordu. tehditleri duymuyor. korku kolonları arasında yapılmıştı. yan yana belli belir¬ siz sallanan 47 ölü cana bakıyorlardı. dua eden insan sal¬ kımı olmuştu. surların burçlarında ilahi sesleri geliyor. burçların gölgesinde. insanlar ağlıyor. vecd içinde ve donmuş kalmış gözlerle bakıyor.

* Asılarak öldürülmüş 47 isyancı. 1980'lerde halk." diyordu. "Burada insanlar yatıyor" dedirten bir taş. apak sakalını titreti¬ yordu. "Şeyh Said hangisi?" diye soran mu¬ hatabına sinirieniyor. Diyarbakır sabahında bahar yeli kınalı. Başı yana kaymış. darağacında. Ahmet. Şu yüzü. "gizli bk ziyaretgâh" haline gelecek ti 1970'lerde toplu mezariann bir yanı "Yenişehir Sineması". BABALAR. toplu mezar kazdılar. "Gizli ziyaretgâh" haline geldi alan. işaret konmasına da izin vermediler. ağzı eğilmiş gibi bakan genç bk Diyarbakıriı. yüzü çarpılmış. öteki asılanlara dönük. 177 . 1970'lerde Diyarbakıriı gençlerin çoğu. "görmüyor musun. Sonra karşısına Subay Orduevi'ni inşa ettiler. 47 asılmışı oraya koyup üstlerine toprak örttüler. "toplu mezarlan" kendiliğinden keşfetti.. güneşte yüzü pariıyor. o uzun boylu olanı. ya¬ kınlarına verilmedi. Uykusuzluktan mıdır bilinmez. 1980'lerde ise "toplu mezar alanı" yeniden keşfedilerek. gözleri kızarmış. yatmıştı. "ibreti alem için" gün ortası¬ na kadar asılı kaldı.Gözler. öteki yanı Astsubay Ordueviydi. darağacındaki Şeyh Said'i arıyordu. ipin ucunda belli belirsiz sallanıyor¬ du. bir tek en kü¬ çük oğlu Ahmet hayattaydı. Gözleri. başı onlara bakıyor gibi duran. Baksana.. babası idam edildiğinde çocuk¬ tu. Şeyh ve arkadaşları¬ nın orada yattığını bilmiyoriardı. İpten indirilen cenazeler. 2003 yılında. OĞULLAR VE TORUNLAR Şeyh Said'in idamından 78 yıl sonra. uykudaymışçasına kapa¬ lıydı. sabah yeli önünde ak sakalı titriyor. Darağaçlannın kurulduğu alanda. Şeyh'in ince uzun bedeni.

Şeyh Ali Rıza. Irak Kürdistanı'nm liderlerinden Şeyh Mahmud Berzenci onlara yardım elini uzattı. Herkes. Şeyh Said'in idamından sonra. ancak gizli gizli aile bireylerine yardım ede¬ biliyordu. Ailenin erkekleri dağlara. evrensel hukuk. aşağılanıp horlanan bir ortamda büyüdü.Sürgünlerde. suçlanan siyasetçilerin yakınları da yangınlar arasında kalıyordu. Bu nedenle Kürtler. Genç Selahaddin'i Bağdat'taki askeri okula yazdırdı. Suri¬ ye. bu anlayışla ailesinin üstüne yürüdüler. zulmü. 178 . aile. yaşama savaşı veriyor. Şeyh Said'in büyük oğlu Şeyh Ali Rıza'nın öğrencilerinden Melle Şafii (Ballı) "Ali Rıza Efendi. Selahaddin. hukukun fazla önemsenmediği. Irak ordusunda subay oldu. Darmadağın edildi. açlık ve sıkınrilan hü¬ zünle anlatıyordu" diyor. Irak'da Harp Okulunu bitirip. birinin işlediği suç ya da kaba¬ hatten ötürü. birinci de¬ recede "hedef" halindeki aile üyeleri ve onlara yakın olan kişiler¬ den uzak duruyordu. bu kural pek geçerli olmuyordu. Fakat. ayrı ayrı kendi başının ça¬ resine bakıyor. dünya olaylarından uzak. Oysa. yakınlarının cezalandınlamayacağını öngörüyordu. Şeyh Said ailesinin "asılacak" gözüyle bakılan erkekleri. Şeyh'in ailesinden herkese acılar çektirildi. ayakta kalma. Ezilmişliğin ağırlığı altında siyasetten. yurtdışına kaçarken. olanağını bulabilenler kaçıp komşu ülkelere sığındılar. küçük kardeşi Şeyh Selahaddin'i de yanına almıştı. Ailenin kadın ve çocukları. öz kardeşine yar¬ dım eli uzatamadığı günlerdi. Iran ve Irak Kürtleri arasına karıştılar. itilip kakılan. kendi halinde bir hayat kurdu. adeta "ayak altında" kalmıştı. Dönüşüne izin verildikten sonra yurduna. evrensel hukukun gereğiydi. Babasına karşı duyulan kin ve öfkenin yükünü çekti. Kin ateşleri her yana sıçratılıyor. Yalnız ona değil. emirlerin bazen yasa yerine geçtiği toplumlarda. suç ve cezanın bireyselliği. Korku her yanı sarıp kol gezdiği için kardeşin. Başka bir anlatımla. bugün artık Hınıs'ın bir mahallesi haline gelen Kolhisar köyündeki baba evine döndü.

din ve milletim içindir. Onu yakalayıp tutukladılar. Gözleri önünde tek tek asılan 46 yakın ar¬ kadaşı. Şehit olduğunda 57 yaşınday¬ dı. her askeri darbeden sonra yeniden tutuklanan torunlanndan Abdülmelik Fırat. yeniden tutuklandı. Rahmetlik nenem hemen imdadımıza ye¬ tişirdi. Şeyx Said'in aln kar¬ deşinin büyüğü. Torunların seni mahcup etmeyeceklerdir. 1996 kışında. Sehpanın akında Kürtçe olarak söylediği son sözleri ise. sabah namazından sonra Kur'an okurken askerler ta¬ rafindan vurularak öldürülmüştür. sürgünlerde 23 yıl boyunca dedemin kanlı gömleği ve yeleğini yas¬ tığı altında kutsal bir emanet olarak sakladı. imkansızlık ve yoksul¬ luktan ilaç bulamazdık. ders vereni. Fırat cezaevindeyken.' . Şeyh Said ailesinin acılarını şöyle anlatıyordu: "Dedem Şeyx Said Efendi Diyanbekir'de sehpaya çıkanldığmda 60 yaşındaydı. ayrılıp ülkesine döndü. uzanlan bir kağıda yazıp imzalayıp Cumhuriyet yönetiminin savcı ve hakim cellatlanna teslim ettiği belgede şu santiar yazılmıştır: 'Bu değersiz dallarda beni asmanıza pervam (korkum) yoktur. TC silahlı kuvvetleri gözetiminde evi muhasara al¬ tındayken. Şeyx Aliyi Paloyi medre¬ sesinin yöneticisi. 11 Mart 1996 tarihinde "Demokrasi" gazetesinde yayınlanan "Ölüm-yaşam" başlıklı yazısında. torunlanmız bizi düşmanlarımızın önünde mahcup bırakmasınlar' olmuştur. Büyük bir vecd içinde dedemin kanlı gömleğiyle yeleğinin 179 . 7 yıl cezaevinde kaldıktan sonra tahli¬ ye edildi. mücadelem Allah. isyan¬ cı "PKK'ye yardım ve yataklık etmek"le suçlanıyordu.Ali Rıza 1930'da. Sürgün yıllarında hastalandığımız zaman. Dedem Şeyx Bahaeddin Efendi müftü. Yeter ki. Bu kez. yankılanmış. Allame bir zat. Rahmetlik nenem Şeyx Ahmedi Çani'nin kızı Rabia Hanım. milletim için kurban edildiğim¬ den dolayı pişmanlık duymuyorum. 1957'de Menderes-Bayar ikilisinin Demokrat Partisi'nden (DP) ve 1980 sonrasında sağcı bir politikacı olan Süleyman Demirel'in Doğru Yol Partisi'nden (DYP) Erzurum'dan iki kez milletvekili se¬ çilen. Hiç şüphe yok ki. 'Fanı hayatımın sona erdiği şu anda. "Kurdistan Partisi"ni kurduğu gerekçesiyle 12 yıl ağır hapis cezasına çarptırıldı. kendisine temaşa ettirildikten sonra. kazıl¬ mış ve hak edilmiştir. Bu ses ülkemizin bütün dağlarına yansımış.

ismi dağ doruklarından ovalara yankılanır. Şeyx Said Efendi'nin dördüncü kardeşidir. ordu¬ dan ihraç edilmiş bir Türk subayı da gruplarına kanldı. Adı halkının arasında efsaneleşerek saygı ile anılırdı. Allah size şifa verecektir. büyük alim Ali Rıza (küçükefendi) ve kardeşi Şeyx Şerif Efendi. Allah kadnda onun büyük bir mer¬ tebesi vardır. büyük şehid dedenizin kanlı gömleğidir. Mekânı¬ nız cennet olsun Rabia Sultan ve annem Ayşe Hanım. Atatürk'ün yakın dostu olan Rıza Şah tarafindan alçakça bir tuzakla. kendi askeri kışlalarında mitralyöz ateşi altında birçok yurtsever kişi ile beraber şehit düş¬ müşlerdir. Şeyx Said Efendi'nin yedinci kardeşi olan Şeyx Abdürrahim Efen¬ di'nin de yaşı 40'ına ulaşmamıştı. Şehadete eriştiklerinde 45-50 yaş civarındaydılar. boran ve rüzgâr esince. yeğeni Şeyx Ali Rıza Efendi'nin komu¬ tasındaki Hasenan ve Zırkan aşiretlerinin ileri gelen yöneticileri ile savaşarak iran'a ulaşnklarında.' Başı¬ mızın ucuna koyar. Maksadım mazlumların hepsini bu yazıda dercetmek değildir. Şeyx Said Efendi'nin yüz civarında yakın akrabaları. beslediği ve koruduğu. Suriye'de senelerce yanında kalan. baba¬ sı Şeyx Said'in ruhundan istimdan niyazında bulunurdu. Suriye'ye geçti. kayınbiraderleri. 1938'de Dersim Kürtlerine yapılan katliama karşı savaşmak üzere Türkiye'ye dönüş yaptı. yanımıza gelerek derdi ki. Onu saygı ile öpün. Şeyx Said Efendi'nin amcazadeleri. Rahmetli annem de Kürtçe kaside ve gazeller mırıldanır. teyze ve halazadeleri. Şeyx Diyaeddin Efendi.bulunduğu bohçayı alıp. cesetleri Murat ırmağına atılmıştır. Babam Şeyx Şebabettin Efendi'nin 18 yaşından itibaren bütün ı8o . öldürülmüşler ve şehit olmuşlardır. damadan. Şehit oldu¬ ğunda 40 yaşma daha ulaşmamışn. Hâlâ ülkemin dağlarında kar. Dersim'e ulaş¬ madan o ve arkadaşları şehadet mertebesine ulaşmışlardır. Belki zulmün kuş bakışı bir panoramasını genç kuşaklara hanrlatmak ve çizmektir. Palu'da Murat ırmağı kena¬ rında süngülenerek. yanımızda oturarak Kur'an'dan ayetler okur¬ du. 'Bu. kendilerini ih¬ bar ederek pusuya düşmelerine neden olmuştur. Diyarbakır-Bismil havalisine ulaştıklarında bu subay. Şeyx Abdürrahim Efendi (Şiri bi guli) yıllarca Kurdistan dağ¬ larında gerilla savaşı verdi. yeğenleri. Tartışmasız bir gerilla ustasıydı.

" * * s Şeyh Said'ten sonra ailenin erişkin erkeklerine erişemediler ama. Fakat buna izin vermediler. Annesi ise Şeyh'in kızıydı.yakın ikinci sürgün hayatı. Ailenin soyadı Fırat oldu. Sürgünde büyüyen Melik Fırat. bir gazetede yayınlanan söy¬ leşide "aile boyu cezalandırma" konusunda şöyle diyordu: "İkiye ayınp sürgüne gönderdikleri ailede erkek yoktu. çocuklardı. alışveriş bilmi¬ yorlardı." ı8ı . Herkes hard hani kendine 'soyadı' arıyordu. Diğer beş amcazadeleri ile beraber 55 nüfusa ulaşan büyük bir aile topluluğu. Trakya'daki sürgün yıllarımız. Bazılan ailesiyle. Türkçe bilmiyorlardı. onu bitap düşürmüştü. hem de torunuy¬ du.hayad sürgün ve sıkıntılar içinde geçti. Şeyh'in büyük oğlu Ali Rıza Efen¬ di'nin kızıyla evlendi. Aile kadınlarının yanındaki en büyük erkek. Kadmlanmızdan hiçbiri. 1947 senesinin Hazi¬ ran ayında memlekete dönüşünde ancak iki ay yaşayabildikten sonra fani hayata veda ettiğinde 46 yaşındaydı. üçü erkek) ve memleketten beraber ge¬ tirdiği iki yetim Mehmetler ile. 1947 senesinde vücudunu kaplayan çıbanlar. En önemlisi. uzun ve meşakkatii geçti. kadınlan. Çalışma. Babası. Ka¬ dınlar. Türkle¬ re yabancıydılar. ceman on dört nüfuslu bir aile. O da henüz 14 yaşındaydı. onuruna çok düşkün. az konuşan. hayan sür¬ dürmenin kaplarından habersizdiler. Şeyh'in kardeşi Sebahaddin'in oğlu Şeyh Bahaddin'di. yedi çocuğu (dördü kız. çocuklan topluca sürgün ettiler. Melik Fırat daha sonra. o güne kadar kendi çevresinin dışına çıkmamıştı. Bundan böyk herkes 'soyunun adı' ile anılacaktı. onu epeyce yormuştu. Gurbet nedir bilmiyordu. Şeyh Melik Fırat. soyu sopuyla ilgisi olmayan adlar seçip alıyordu. TC bir yasa çıkardı. iki kız kardeşi. Şeyh Kutbeddin'di. ısnrabını içine atan bir seciyeye sahip bir insandı. 13 seneye . Şeyh Selahaddin babasının adını almak istedi: 'Saidoğlu' olsun istedi soyunun adı. Babam. Şeyh Said'in hem yeğeni. Annesi.

zenginliği de yok olmuş. gücü ve olanakları oranında yardıma koştu. Abdülmelik Fırat henüz iki yaşını doldurma¬ mıştı. Sürgünler yurtlarına döndüler.. Istranca Ormanları içinde jandarma nezare¬ ti altında bir köyde kalıyoruz. O yaya yürüyor. her firsatta aşağıla¬ yan. 1935 yılında. sürgünler için de af çıktı. Beş kilometre gittikten sonra jandarma yolumuzu kesti. Sıtmaya yakalandım. tek varlığı¬ mız olan merkebimize bindirdi. Babam beni. Vize ilçesi bize aşağı yukarı üç saat mesafede. açık hava hapishanesi "ydi. bir kez daha Şeyh'in ailesini yalnız bırakmadı. horlayan yerlilerle göçmenlerin ırkçı kıskacı. Melik Fırat. ikinci sürgünde. sığır. şöyle diyordu: "Çocukluk yıllarımdan bilincimin akında yer etmiş bir olay var: 10 yaşındayım. Kürtler. kolumdan tutu¬ yordu. Sürgün yeri. Ora¬ ya gitmemiz jandarmanın iznine bağlı. Halkın da yardımıyla daha yeni yeni toparlanmaya başlayan aile. Ailenin mal var¬ lığı. Trakya'da Vize ilçesiydi.Şeyh Said'in ailesi dağılıp paramparça olmuştu. öte yanda düşman gözüyle bakan. Bir yanda devletin jan¬ darması. bazen kendi paralarıyla alışveriş edemiyor.. Melik Fı¬ rat'ın deyimiyle. bir kere daha sürgün cezasına çarptırıldı. bir kez daha af ilan edildi. Babama hakaret etti¬ ler. Vücudumda yaralar açıldı. Melik Fırat 6 Mart 1994 tarihinde Hürriyet gazetesinde ya¬ yınlanan bir söyleşide. Ben o zaman dedim ki. Ama ailenin birlikteliği uzun sürmedi. keşke ökeydim de. Çünkü merkebin üstünde duramıyordum. ihtiyaçlarım karşılayamıyorlardı. Şeyh A. kimi para vererek katkıda bulundu. "burası. Ailenin dönebilen bi¬ reyleri. Kimi koyun. keçi. Herkes. varlıklı insanlar sefalete düşmüşlerdi. 182 ." Daha sonra. Trakya'da sürgün ise ayrı bir acıydı. babam bu haka¬ retlere maruz kalmasaydı. 1928 yılında. Vize'de jandarmanın gözetiminde büyüdü. Hınıs'ın Kolhisar köyünde yeniden bir araya geldiler. Ailenin bireyleri ırkçı nefret ve düşmanca tutum yüzünden.

seçilmesi için seferber oldular. 1957 yılında DP'den milletvekili adayı olduğu zaman. Ailenin erkekleri yeniden sürgüne gönderildi. TC de. yüzyılda Kürt isyanlanna önderlik yapan Botan Miri Bedirhan'ın torunları arasından paşalar. Atatürk döneminde Milli Eğitim Bakanıydı. Yine 19. henüz 23 yaşındaydı. Aynı aileden tarihçi Cemal Kutay. Melik Fırat. Mahkeme karan ile yaşını büyüte¬ rek listeye girdi. bitmiş. 1990'larda da ce¬ zaevinde yattı. Torun¬ larından Vasıf Çınar. 1950'de iktidara gelen ve 1960 darbesine kadar iş başında ka¬ lan DP'nin ünlü Dışişleri Bakanı Fatin Rüştü Zorlu da Bedir¬ han'ın torunlarındandı. yüzyılda Kürt isyanlarına öncülük eden Baban aile¬ sinden yazar Cihat Baban. * Kürt tarihinde. daha sonra 1971 ve 1980 tarihlerinde tekrarlanan açık askeri darbelerden sonra yeniden tutuklandı. Melik Bey. isyanlara önderlik edenlerden kimilerinin to¬ runlan. ikinci Dünya Savaşı olmuş. 1980'deki askeri darbeden sonra. dünya yeniden yapılanmaya başlamıştı. Melik Fı¬ rat. Kürtler. 1960 darbesinden sonra tutuklandı. Şeyh Said'in bazı yakın akrabaları ve torunlan da sistemle bü¬ tünleşip uygulanan politikaların yürütücüleri oldular. ideoloji ve siyasetin ön¬ cüleri oldular. "demokrasi var" desinler terti¬ binden "diktatöriükten çok partili sisteme" geçmiş ve CHP'nin yanında Demokrat Parti (DP) kurulmuştu. Türk milliyetçiliğine yönel¬ di. 1960'da Başbakan Menderes ve Maliye Bakanı Hasan Polatkan'la biriikte idam edildi. valiler çıktı. daha sonra sistemle bütünleştiler. 1960'dan sonra Türk milliyetçiliğinin lideriiğini üstlenen emekli albay Alpaslan Türkeş'in en yakın fikirdaşı.Bu arada. bu nitelikleri nedeniyle gene¬ raller tarafindan Kültür Bakanlığına getirildi. Zorlu. parlamentonun en genç üyesi oldu. Uzun süre cezaevinde kaldı. dostlarından biri oldu. 183 . 19. Kemalizme bağhlığıyla tanınıyordu.

1960'larda Kürt sorununu inkâr etmeyen tek siyasal partiydi. daha sonra. partisiyle ilişkileri zedelendi. DP'den ve kopanların kurduğu Hürriyet Partisi'nden. Sep¬ tioğlu. Fuat Fı¬ rat da destek verdi. Şeyh Abdullah ile evliydi. yine kardeşi Mehdi'nin oğlu Muhyettin Aygören de TİP'liydi.Ali Rıza Septioğlu. Diyarbakır Belediye Başkanlığı yaptı.. Bingöl'ün Solhan ilçesine bağh Melekan köyünden. Melik Fırat. Şeyh'in kardeşi Abdürrahim'in oğlu Zülküf Bilgin. Adalet Partisi ve onun devamı. Bu dönemde binlerce Kürt köyü yakıldı. Türkiye İşçi Partisi (TİP) Diyarbakır İl Başkanlığını yapri. 199rde Süleyman Demirel'in DYP'sinden. Erzurum'dan yeniden milletvekili seçildi. 1975 ydında. Bu partide zaman zaman iktidar ve baskıcı politikaların yürütücüsü oldu. Demirel. yıllardan sonra. istifa edip ayrıldı. Şeyh Said'in amcası Şeyh Hasan'ın torunuy¬ du. onun kapatılmasından sonra sırasıyla Refah ve Fazilet partilerinde milletvekiliydi. aynı yıl CHP ile yapnğı koalisyonla Başbakan oldu. Şeyh'in öteki kardeşi Abdürrahim'in oğlu Fevzi Bilgin. Aynı dönemde. Şeyh Said'in torunlarından Mehmet Fuat Fı¬ rat "dinci" Milli Selamet. Şeyh Said'in öteki torunlarından Melik Fırat. Şeyh Said'in bir kızı. Parti¬ den ihraç edilmek istenirken. Şeyh Said'in kardeşi Şeyh Tahir'in kızıyla evli olan Diyarbakır¬ lı Avukat Tahsin Ekinci. Fırat'ın yer aldığı parti. Şeyh Abdullah.. Binbaşı Ka- 184 . daha sonra "Atatürk'e suikast" düzenledikleri gerekçesiyle idam edilen siyasetçilerin itibarlarının iadesine iliş¬ kin bir önergeye imza atınca. Türk milliyetçiliğinin lideri Türkeş'in MHP'siyle seçim işbirliği yaparak parlamentoya taşın¬ masına da olanak sağladı. Milyonlarca Kürt mültecileşti. ırkçıları ve dincileriyle bütün Türk sağının birleştiği "MilÜyetçi Cephe Hükümeti"ne destek verdi. Fuat Fırat. Süleyman Demirel. 1980 son¬ rasının Doğru Yol Partisi'nin değişmez Elazığ milletvekiliydi. 1950-60 arasında. TİP.

Partisinin ikti¬ darı döneminde. Şeyh Abdullah'ın torunlarından Mahmut Sönmez. sonra Şeyh'le birlikte asılmıştı. daha sonra Kürt sorununu hararetle inkâr eden sağcı partile¬ rin başarısı için çalışacaklardı. Abdullah'ın çocukları ve torunlan. köy yakmalar yüzünden göç- menleşecek. 185 .sım'la el birliği yaparak kaymbabasının yakalanmasını sağlamış. sayısız seçmeni. buna rağmen kamuoyunda "hayır" sesi duyulmaya¬ caktı. bu doğrul¬ tudaki partilerin Üstesinden milletvekili olacaktı.

Bitlis. Mardin. Resmi açıklamalara göre. kimseye dokunulmaya¬ cağını. Diyarbakır. kar¬ deşlik ortamı kurulacak. isyana katılmamış halkm ise asla zarar görmeyeceğini açıklıyordu. Ankara'nın söylemi. iyimser hava halk arasında gözle görülür bir rahatlık yaratmıştı. devletin gü¬ vencesi altındaydı. korku günlerinin haber¬ cisi işareder görülmeye başlıyordu. Muş. Beyazıt. isyancılar aynı kefeye konuyordu. Van. Şeyh Said ile arkadaşlan teslim oldukları takdirde. masum halkın hayatı. yayınlanan bir hükümet bildirisiyle. Diyarbakır'dan ayrıldıktan sonra. fakat ilgi ve izini gizlemiş olan herkesin elinde ve evindeki silahlarla. silahlar susmuştu. Genç. korku sislerini dağıtmış. Şeyh Said'in "yargılanmaya" başlandığı gün olan 26 Mayıs 1925 tarihinde. isyana katılmamış. "ayaklanmayla sözlü ya da eylemli olarak ilgilenmiş. köylerine dönmüşlerdi. Fakat. bir anda altüst oluyordu. İsyana katılanlar. yalnız isyancı liderlerin peşinde olduğunu. devlet imar ve kalkınma için olanakla¬ rını seferber edecekti. hatta karşı çıkmış Kürtlerle. Malatya. Ergani. "Şeyh Sa¬ id ve avanesi Türk adaletine teslim" olduktan sonra barış. Siirt illeri Sıkıyönetim Komutanlıklarına gönderilen bir emirnamede.Dördüncü Bölüm "İSLAHAT PLANI" YA DA TEDİP İLE TENKİL Şeyh Said. Dersim. Herhangi bir endişeye gerek yoktu. Elazığ. Emirnamede. içişleri Bakanlığı tarafından İstiklal Mahkemeleri Savcıhkla- nyla Üçüncü Ordu Komutanlığı ve Erzurum. Ankara. "te¬ dip ve tenkif'in ayak sesleri duyulmaya. Siverek. Bütün Kürt kesimleri şaşkın¬ lık içinde kalıyor. iyimserlik iklimi. yaralayıcı aletlerin ı86 . isyancdar işgal ettikleri şehir ve kasabalardan çekilmiş.

" Dört bir yana dağılmış askeri birlikler. Doğu'daki son durumdan faydalanarak. halk üzerindeki silahların toplanmasıdır. 26 Mayıs tarihli genelgesine açıklık getiren bir genelge daha gönde¬ riyor. hükümete çeşidi şekiUerde bağlılık ve sadakat gösterenlerie. Kürt sorunu. İlk şaşkınlık. pazarda. zaman geçirmeden harekete geçmişlerdi. yakında gerçekleşmesi esas olan amaç için şimdiden hazıriıklı bulunmaktan ibarettir. 26 Mayıs 1925'te yayınlanan bildiride hakim olan ruh ve amaç. "Kürderin var olmadığına" da karar verili¬ yordu. aynı kurumlara. Uygulanacak "program"ın adı da konmuştu: Islahat (iyileştirme). içişleri Bakanlığı 13 Haziran 1925 tarihinde. 187 . Bazı böl¬ gelerde bunun için büyük kuvvetlere lüzum gösterilmekte ise de. kaçaklardan sağ yakalanabilenler ile onlara yardım ve yataklık edenlerin mahkemeye şevkleri" isteniyordu. Bu iş. her bölgede takibi gereken kişilerin yavaş yavaş ve devamh olarak yakalanmaları ve silahlann toplanması suretiyle kararlaşnnlmış olan ıslahata şimdiden elverişli^bir orta¬ mın hazırlanması için çaba harcanması gerekmektedir. Bundan önce. "Tedip" (terbiye etme) ve "tenkif'in (yerinde sonuna kadar susturma) ilk ayak sesleriydi bu. bu işi mudaka büyük kuvvetlerle halledilecek sorun ha¬ line getirmeyi uygun bulmamaktadır. Aynı programla. bir daha uç vermeyecek biçimde şiddet yoluyla "halledilecek" (ıslah). Genelge devam ediyordu: "Ayaklanma sırasında.toplarilması. bazı neden ve dü- şüncelerie yavaş yapılsa dahi. şöyle deniliyordu: "Doğuda esaslı ıslahata azmetmiş olan hükümetin ilk hedefi. çarşıda. "Kürt vardır" demek yasaklanıyor. okul¬ da Kürtçe konuştuğu görülenlerin cezalandınlması isteniyordu. yurtdışında aleyhte etki yaratacak kişilerin kuşkulandınlmaması. başka bir deyişle "çözüme bağlanacak"ri. "programın esaslanna" açıklık getiriliyor. kesinlikle savsaklanamaz." Emirname açık ve netti. çok geçmeden ye¬ rini dehşet günlerinin korkulanna terk edecekti. hükümet. genelgeden hemen sonra.

olayların bir daha tekrarlanmaması için gereken köklü tedbirlerin alınacağını söylemişti. yakalanan köylüler toplanıp götürülü¬ yordu. dünya alem Birinci Dünya Savaşı sırasında gördü. bizim Karakocan tarafından. Tehlikenin bertaraf edilmesi için hazırhklar yapılırken. "ıslahat" denilen silah toplama ile "tenkil" pla¬ nı bir arada yürütülüyor. çocuk gözü ve bilinciyle yaşamış bir Karakoçanlı.Köyler basılıyor. O günleri. Birlik ve beraberlik halinde hare¬ ket ettikleri takdirde Kürtlerin neler yapabileceklerini. Şeyh Said'in üstüne yürüyüp. Şeyh Said yakalandıktan sonra da ge¬ nel temizliğe giriştiler. birleşip işgalcilerle savaştı¬ lar. Taş ve sopalarla yürüdüler. Osmanlı. halkı tedbirsiz ayağa kaldırdılar. zulüm sa¬ çıyordu. Kürderi sindirmekti. ailesini. hakaret ve işkenceden geçiriliyor. 60 yıl sonra şöyle anlatıyordu: "Amaç. Babam da onun emrinde çarpıştı Ruslarla. silahlar toplanıyor." Hükümetin "Islahat programı". Antep ve Urfa destanlarını yazanlar Kürtlerdi. ama Kürder teslim olmadılar. ı88 . kimileri elinde avcunda ne var¬ sa rüşvet olarak verip. kuzeyde Ruslarla Gürcüleri önlerine katıp perişan et¬ tiler. Güneyde İngiliz ve Fransızları. Silahı olmayan¬ lar dayak. Başbakan İsmet İnönü'nün mecliste yaptığı konuşmanın paralelinde yürüyordu. savaşa giremeden yenilmiş. Bazı yerlerde. Bu gücü gös¬ teren Kürder. milis komutanıydı. Erzincan'ı Rusların elinden alan Dersimlilerdi. Şeyh Said'in Batı Cephesi Komutanı Şeyh Şe¬ rif. kurban zincirinin halkaları haline geliyordu. "ya si¬ lah ya da canınız" dayatması ortaya konuyordu. Şahin Bey. kimileri kurtulmak için silah satın alıp teslim ediyor. İsmet Paşa. Köyler sarılıyor. her yaştan ve cinsiyetten insan. direndiği gerekçesiyle bazı köyler ateşe veriliyor. canını kurtarmaya çalışıyordu. potansiyel tehlikeydi. Karayılan Kürt'tü. Silahları da yoktu. 1925 Haziranında başlayan silah toplama seferleri. teslim ol¬ muştu. insanlar meydanda toplanıyor.

yiyeceklere. Üçü. Sonra evleri yağmaladılar. eylemleri "isyan" sayılıyordu. Gözleri kördü. İhtiyar bir adamdı. içeceklere ve hayvanlara el koydular. dağınık ve örgütsüzdüler. Süngülenerek kadedilenlerden birinin adı Mıho'ydu. Babası Ahmet Ağa. Gülüşkürlü Kör Mıho "ayrımsızlığa" örnekti. sakat. "ben sizdenim" diyerek tuzağa çekendi. beşi bk arada olanlar üsderine gelen güce direnmeye başladılar. "kaçış" olarak ortaya çıktı. uygulamayla biriikte "ıslahatın" genel ve ayırımsız ol¬ duğu ortaya çıkınca panik başladı. Buna rağmen."Tenkil ve tedip" planında. isyancılan tutuklatan kişiydi. Dağa çıkanlar. Ayrıca. Birbirine bağla¬ yıp etkisiz. kendilerine dokunulmayacağına inanıyorlardı. isyana katıl¬ mayan ya da devlet güçlerine yardımcı olan Kürder. Kör Mıho'nun akıbedne uğrama korkusuyla direnenkr "is¬ yancı". ona ilişkin "ıslahat" öyküsünü anlatri: "1925'in yaz aylarında. Bir köylüsü. "İsyanlan basnrmak" üze¬ re daha büyük güçler seferber ediliyordu. Köyü de ateşe verdiler. savunma refleksi. çocuk. Fakat. İmkanı olanlar yurtdışına kaçri. ihtiyar. Şeyh Said'in ayaklanmasını da. O zaman. Varto'nun Kulan köyünde oturan ailesi "ıslahat"ın şidderinden kurtulamadı. arandığını 189 . devlet yardımcılarının aüelerini kapsıyor¬ du: Binbaşı Kasım muhbk olarak. Kimi dağa çıkıp gizlenmeye çalıştı. ki¬ mi yerini yurdunu terk etti. "İslahat programı". Her¬ kesin olanaklan oranında başının çaresine baktığı bk korku dö¬ nemiydi. tepkisiz hale getirdikleri 44 kişiyi süngüden geçirdi¬ ler." "Islahat programı" yürüriüğe konmadan önce. Köylülerin üstünde başında neleri var. cinsiyet ayı¬ rımı yoktu. mahkemelerde devlet tanığıydı. neleri yoksa aldılar. Palu'nun Gülüşkür köyünü basıp si¬ lah topladılar.

Şeyh Said ve sonraki idamlardan söz açıldı. Öldüğünü haber verdiler." diye anlatıyorlardı. Bir gün. gözleri yaşararak anlattı. isimlere takla attırmış. 190 . O kimseye borcunu hatırlatmıyor. Bilinen. nasıl öldüğünü kimse öğrenemedi. Çevre köy ve ilçelerden okumak için Diyarba¬ kır'a gelmiş birçok lise öğrencisi. Merkezi Diyarbakır. Ermeni "olayları" sırasında. ondan "veresiye" alışveriş edi¬ yordu. Bir daha geri gelmedi. yeni hayatında "Ali". akıbetini "yerde sürükleyerek götürdüler. Ali Küçük. dört bir yana şube¬ leri. Tanık olduğu bir manzarayı. Aydın Saraç anlattı: "Ali Küçük'ün geniş dükkânı biz taşradan gelmiş. başka bir deyişle "ana baba günü"ydü. Fakat nerede. ailesi "kelime-i şahadet" getirip din değiştirmiş. Köylüleri. 1950'lerde Diyarbakır'ın Dağkapı semtinde bak¬ kallık yapıyordu. kasabalara dağılmış kollarıyla İstiklal (Özgürlük) Mahkeme¬ leri eliyle kaç kişinin öldürüldüğü bilinmiyor. kendi çektiklerini anlatıyordu. yerinde "terbiye" ve "sonuna kadar susturma" olan "Tedip ile tenkil" harekâtları bütün hızıyla devam ederken. Elazığ ve Bitlis olan. Fakat bir gün köyüne dönünce yakalandı. Ermeni asıllıydı. "Markar". "İs¬ tiklal Mahkemeleri" de yakalanıp önlerine getirilenler için idam cezalan üretiyordu. sıkboğaz etmiyordu. ailelerimizden geldikçe parasını ödüyorduk. Kürtler açısından hayat genel mahşer. Diyarbakır'daki idam manzaralarının tanıklarından biri olan Ali Küçük. bir kaçak gibi yaşadı. * Dağlarda. Müşterilerinden biri de. Veresiye alışveriş yapıyorduk.öğrenince. Bazen bize aile¬ sinin dramını. yasayla herkesin "atası" yeni¬ den belirlenince soyu da "Küçük" adını almıştı. mahkeme¬ lerin hemen yanında kurulu duran sabit darağaçlan ve onlann da hiç boş kalmadıklarıydı. bu sayede kurtulmuşlardı. Bizler de. Muşlu Aydın Saraç'n. bekar yaşa¬ yan öğrencilerin buluşma yeriydi.

yeni asılmış insanlar görüyorduk. Türk Dil Kurumu tarafin¬ dan yayınlanan sözlükte tedip. öylece duruyorlar¬ dı. Etrafi seyre¬ de seyrede gidiyorlardı. Yeniden omzu¬ na atn. çarıklarını çıkarmış. 10-15 asılmış kişi saydığımız oluyordu. Bk köyden tek bir kişi bile isyana sempatiyle bakmış ya da silahlı olarak katıl¬ mışsa. Sabahları. 'Darağaçlan sabit. Örneklersek: isyanla ilgisi. daha sonra zincirle¬ me.. "terbiye etme" diye tanımlanıyor¬ du. başkalanna korku ve ibret verecek biçimde cezalandırma. Sonra darağaçlan bölgesinde asıh gördüm. Bir gün asılmaya götürülen bir kafile¬ yi gördüm.'Dağkapı'dan Mardin kapıya kadar. bütün köy cezalandırılıyordu. Çanklan yerde. ayaklannın dibinde. kaç kişinin katledildiği. Belki de nereye götürüldüklerinden habersizdiler. Üstü başı yırtık. ne kadar insanın yerinden yurdundan ko¬ parılıp sürgüne gönderildiği bilinmiyor. Yoluna devam etti. Süngülü¬ ler arasında yürüyüp gidiyorlardı.. Eğilip kelepçeli elleriyle aldı. birbitine bağh duruyordu. Elleri bağlı. suçsuz ayırımı da yapılmıyordu. ortadan kaldır¬ ma. kan ve ateş içindeydi. hatta haberi olmayan köyler 191 .'" TANIKLAR VE RESMİ BELGELER İsmet Paşa (İnönü) hükümetinin "ıslahat programı" korku se¬ li olmuş. Suçlu. dedi." 1925 yılının Haziran ayında başlatılan. birbirine bağlayıp omzuna atmıştı. Kürtlerin bütün yurdu baştan başa savaş alam. ayakları zincirliydi insanlann. Çarığı bir ara omzun¬ dan sıyrılıp düştü. sehpaların kolları arasında salla¬ nan. Yalınayak gidiyordu darağacına.. Eskimesin. güzergâh boyunca dara¬ ğaçlan kurulmuştu'. Yoksul görünüşlüydüler. ikinci Dünya Savaşı'na dek sürdürülen "ıslahat" sürecinde. "tedip ve tenkil" şeklinde yayılıyordu. Her sabah uyandığımızda. yıpranmasın diye mi bilmiyorum. "Tenkif'in karşılığı ise şöyleydi: "Kamuya (halka) zararlı kişi ya da topluluğu. Tedip ve Tenkil Arapça deyimlerdi. yamalıydı.. İçlerinden birinin halini hiç unutamıyo¬ rum. Pe¬ rişan. ilintisi.

1925 yazında.yanıyordu. Sonra 22 ki¬ şi bir ahıra dolduruldu. Köylerden toplanan insanlar topluca öldürülüyordu. oradan da 'esir' kafilesine 8 kişi katıyorlar. Botan ve Tavus köylerini yakıp yıktı. Remzi İnanç. 32 kişiyi seçriler. ormanlar da ateşe veriliyordu. Bağ. "Şey" adındaki hikâyesinde. Mıstan." Adının açıklanmasını istemeyen Bingöllü bir ihtiyar anlatıyor¬ du: "Genc'in Valer ve Şemsan köyleri. "Islahat" darbelerini ondan da esirgemedi. kadınla¬ rın yüzükleri. pahada ağır ne varsa alındı. kibrit ça¬ kıldı. Varto ilçe merkeziyle Karameşe köyünde 21 kişiyi kurşuna diziyor. Diyadin isyancı değildi. Aynı müfreze. Önce paraları. sonraları. 1925 yazında. Önce yükte hafif. giderken yanlarında götürdüler. aynı gün ba- sddı. Karlı¬ ova'nın Selekan köyündeydi. Ahırın kapısına kuru ot yığılıp. "Islahat prog¬ ramı" dehşetin adı olmuştu. Daha önceki bölümlerde de adı geçen tanıklardan Melle Se¬ lim. Murtezan. bilezikleri alındı. bir başka müfreze kolu. Yakaladıkları insanları oraya götürü¬ yor ve askeri karargâhın arkasındaki derede kurşuna diziyorlar. 192 . Köylüler arasından. ateşe verilen samanlıktan fırla¬ yıp dışarıya çıkıyor." İnsanların diri diri yakılması. El ve kollarını urganlarla bağlayıp. Sonra köy ateşe verildi. köy basıldı. Köyü ateşe verdikten sonra. Askeri karargâh. Fakat askerlerle yüz yüze gelince. Randalin de isyana kadlmamıştı. Diyarbakırlı bir genç kızın trajedisini anlatıyor: Genç kız. Aynı gün. Melle Selim'in anlattığına göre. o gün. Diyadinliler köyün ortasında toplandılar. Ama. bahçe ve ekin tarlalarının yanında. biri kadın. gerisin geri alevlerin içine dönüyor. Doğa da yangın ve kırımdan nasibini alıyordu. Ele geçen tutsakları süngüden geçirdi. daha sonra edebiyata da konu ol¬ du. Melle Selim anlatıyor: "Aynı müfreze Diyadin'den sonra Randalin (Buzlugöze) köyüne geçti. Türkleştirme programıyla adı "Ölçekli" yapılan Varto'nun Diyadin köyündendi.

asilerin vatanı olduğu. saman. ot yı¬ ğınları. * * * Albay Reşat Hallı'nın imzasını taşıyan ve Genelkurmay Başkanlığı'nca yayınlanan Türkiye Cumhuriyeti'nde Ayaklanmalar 1924-1925 adındaki kitap. eşkıyanın aile ve çocuklarının buralarda barın¬ dıkları ve köy halkının çoğunun birbirlerine akraba olması do¬ layısıyla. Yakala¬ nan bu şahıslar arasında kadınlar tecrit edilerek. Genelkurmayın yayını. Yanan köylerde birçok fişek ve bombalann infilak ettiği görülü¬ yordu. Kürt yurdunun genelinde yaşananla¬ rın resmi raporlarla anlatımıdır. kısmen de kadın ve çocuklardan ibaret kümeler toplatdrılmışd.Kırım. komlar tamamen araştırıla¬ rak perakende bir surette buralara sığınan çoğu erkek. Bazı köylerin müfrezeler gelmeden boşakıldığı görülmüş. Harekâtın cereyan ettiği bu bölgedeki köylerin. mağaralar. kitlesel kırımları inkâr etmiyor. Kül haline gelen saman yığınları arasında mukadder akı- 193 . Bunlardan alınan bilgiye göre eşkıyalardan bir kısmının daha önce buralardan uzaklaştığı. bir kısmının da köyün erkek¬ leri ile öteye beriye dağılmış oldukları görüldü. ormandaki inler. Bundan sonra' ahali tarafindan esasen boşaltılmış olan köyler (Botyan. Zergezor bölgesinde miktarı 22'ye yükselen köy) eşkıya ile tamamen birlikte olduğu kesinlikle anlaşıldıktan sonra yakıldı. Kitapta şöyle deniliyor: ". müfrezeler köylere girerken çok esaslı tertibat almak zo¬ runda kalmışlardı. tarlalar. silahı ile tutu¬ lan ve eşkıya ile ilişkisi olduğu anlaşılanlar hemen kurşuna dizil¬ mişti.. Kürt genelinde yaşananları teyid ediyor. Mürta- zan. bu¬ nun üzerine köye muhit olan arazi kısımlarının da dikkade araş¬ tırılmasına zorunluluk hasıl olmuş. tanıkların anlatımları doğrulanıyordu. basında "çatışmada silahlarıyla birlikte ölü olarak ele geçirilen eşkıya" olarak geçiyordu. aile yakınlığının verdiği ve bu kuvvetle bu ahalinin de manen ve maddeten asilere yardımda bulundukları ve buralarda asilerin birçok silah ve cephanesi bulunduğu anlaşılmış ve her an eşkıya ve ahalinin baskın veya pususuna uğramak ihtimaline karşı. odun..

avanesinden 10 kişi ile iki gün önce Nüveydan bölgesine firar ettiği anlaşılmıştır. Asilerin terk ettiği hayvan sürüleri müsadere edilerek. Bu safha harekâdnın sonunda Kuzey ve Güney birlikleri tara¬ fından Çotela dağının en yüksek tepelerine kadar yapılan tara¬ malarla bütün meskun yerler araşdrılmış. Süpülük dağının taranması sırasında. 450'ye yakın ki¬ şi öldürülmüş. çoğu Elazığ ve Diyarbakır'a gön¬ derilerek mülki idareye teslim edilmişti. bölgedeki şüpheli yerlere ya¬ pılan baskınlar sonunda. kurbanların cinsiyeti ve yaşları konusunda ayrın¬ tı vermiyor. insanları birer rakamdan ibaret kabul ediyor. bunlara ait olup güneye kaçmlmak istenen bütün sürüler ele geçirilmiştir." » * » Genelkurmay'ın kitabını okumaya devam edelim: "Güney birlikleri. sayı açıklamakla yetiniyordu. bölgesinde yaptıkları taramalar sırasında meşhur Saki Bicarlı Mustafa'nın avanesinden ormanlıklar içinde saklanmış 19 kişiye tesadüf ederek imha etmişler ve bunlardan aldıklan bilgi üzerine." Resmi tarih. Kançavare ormanlarında yine Emin Miko'ya mensup 4 silahlı. 12'si silahsız şaki tutularak öldürüldüler. Tanınmış elebaşlanndan Hartah Sabri de müfrezeler tarafindan yakalanarak öldürülmüş. asilere yataklık ettik¬ leri kesinlikk anlaşılan 60 kadar köy yakılmış. 194 . Bu arada. Mustafa'nın da Paro bölgesindeki köyler¬ den birinde saklandığı öğrenilerek. talan ve ganimetlerin bilançosunun tutanaklara kaydı da ihmal edilmiyordu. bir kısım erlerin et istihkakı¬ na karşılık biriiklere verilmiş. Emin Miko çetesine mensup 6 silahlı ve 39 silahsız.betine uğrayan birçok eşkıya avanesinin cesetleri teşhis edildiği gibi. takip müfrezeleri buraya yaklaşdğı sırada. elinden silahını atarak kendine masum hal ve tavrı veren birçok kimseler dahi yakalanarak hemen imha edildiler. Ömer Faro çetesine men¬ sup 49.

takındıkları masu¬ miyet kisvesi altında melanetlerini gizleyecekleri tahmin edilmiş¬ ti. Bu müsademede 1 yüzbaşı ile 4 er yaralan¬ mış. ve Hazro bölgelerinde olanları. 1927'nin yaz aylarında. harekâta geçtikleri bölgedeki köylerin ahalisini kamilen iş ve güçleri ile meşgul bulmuşlardı.Şeyh Said'in idamından iki yıl sonra. bu köyden ateşe maruz kalmıştı. Bölgenin hemen her kısmında nüfus sayımı sırasında bir olay olmamış. zayıf bir durumda bulunan müfrezenin savun¬ ması ile devam etmiş. 60'a yükselmesi. Harekâtın ilk safhasında bu köye ve halka ilişilmemiş. Müfreze köye yaklaşırken dört-beş el silah adlmış. halk ve köylüler de yavaş yavaş değişmeye başlamış ve öteden beri Şeyh Fahri ve Fevzi çetelerinin faaliyet sahaları olan bu böl- 195 . eşkıya 10-12 kişi kadar zayiat vermişti. Alay taburlan ise. Silvan. derhal mu¬ kabeleye mecbur kalan müfreze erleri tarafindan etraftaki hakim sırtlar tutulmuş ise de. yorumsuz ola¬ rak yine resmi tarihten okuyalım: ". Hüküme¬ te gerçekten bağlı olduklarından dolayı kendi durumlan ve ge¬ leceklerinden kuşku duymayan ve bunun doğal sonucu olarak hiçbir korku ve etki akında bulunmayan bu masum halk taba¬ kası. etrafinda cereyan eden olaylara karşı tamamen lakayt bir halde tarialarını sürüyorlar ve kendilerini topraklarına adamış bulunuyorlardı. Tarama harekâd bütün şiddeti ile güneye doğru ileriedikçe.. yalnız Lice'nin kuzeydoğusundaki Harta köyüne gönderilen müfreze. silah sesine yetişen köylülerin ellerindeki silahlarla birlikte eşkıyaya katılması ve iki saat içinde sayılarının. Bu köy ve civarı sonradan tamamıyla yakıldı. Lice. Hüveydan bölgesinin aranması ve taranmasına memur edilen 63.. Önceleri kendilerini hükümete sadık ve bağlı göstererek ha¬ yatlarını kurtaran ve medyum oldukları şükran borcunu böyle nankörce ortaya koymaktan çekinmeyen bu ahalinin yaratdkları bu olay ve çevre halkının hemen çoğunun hükümete ve ordu¬ ya karşı besledikleri kötü duygu itibariyle bir ibret dersi teşkil eder. akşama doğru Lice'den gönderilen kuvvet¬ li bir bölüğün yetişmesi üzerine asiler karanlıktan faydalanarak etrafa dağılmışlardı. Hani.

Harta olayında olduğu gibi burada da ilkin birçok köylere masum ve kabahatsiz telakkisi ile şeflcat gösterilmişti. cephane. bu olayın gerek ederin eğitim noksanı. köye yaklaşan müfrezeyi birkaç kişi ile karşılı¬ yor. bu gibi köyler kamilen yakılmıştır. yiyecek verecek kadar cesaret göstermiş ve bazı köyler ahalisinin de. Ve Hüveydan bölgesindeki bütün köyler kamilen yakıldı. kendilerinin eşkıyadan birçok zulüm ve işkence gördüklerini ve falan istikamete gittik¬ lerini anlatıyorlar. Bir yandan kö¬ yü abluka ve köylüyü soruşturma ile meşgul iken. bir kısım köylülerin birçok dolambaçlı yollardan çevirdiği bin türlü hile ve desiselerle kandırıldılar. Seyyar Jandarma Alayı müfrezeleri tarafindan araştırma ya¬ pılmakta ve örtülmekte bulunan Sarum suyu güneyindeki bölge¬ de bkçok köy taranarak yakılmış ise de. diğer yandan firar edenleri şiddetle takip etmekten geri durmadılar. Pek kısa sü¬ ren bu nazik durum sırasında köyden silahını alıp kaçabilen. Bununla beraber bu bölgenin araştınlması sırasında birçok defalar böyle acı imtihanlar karşısında kalmış olan müf¬ rezeler. Temri or¬ manlarında bu şekilde. diğer yandan da köye haber göndererek he¬ men silahlannı alıp dağa çıkmalarını tembih ediyorlardı. tarama si¬ lindirinin önünden kaçarak Sarum suyu geçitkrine (Goderni köp- 196 . hem de müfrezeyi şaşırtarak gafil avlamak istiyorlardı. Şüpheli bir durumda yakalanarak mahke¬ me edilmek üzere Lice'ye gönderilen 31 kişi de yolda muhafizların silahlarını almaya teşebbüs ettiklerinden hepsi öldürüldü. Oysa bu köylülerin çoğu. 7. daha önce Cıbranlı Albay Halit Bey'in müfrezelerini kandıran ve sonradan firar edenlerden 38 kişi ya¬ kalanarak öldürüldü. köylerinde eşkıya bulunduğu halde. biriiklerin yaklaştığını ha¬ ber alır almaz yiyecekleri tokattan kurtulmak için hemen köyle¬ rini terk ile etrafa dağıldıkları görülerek. eş¬ kıya ile birlikte müfrezeye ateş açıyor. bu gibi kandırıcı sözlere önem vermeyerek görevlerinin gerektirdiği tedbiri almakta ihmal göstermediler. gerekse subaylann azim ve irade zaafi.ge ahalisi de tamamıyla hükümete karşı isyankâr bir durum alnıış ve eşkıyaya silah. Bununla beraber Hüveydan bölgesine özgü riyakâr¬ lık nedeniyle müfrezeler. köyde kalanlar ise kendi¬ lerini sadık göstermek için gereken rolü oynamakta devam edi¬ yoriardı. Bu su¬ rede hem müfrezelerin kuvvetinden bilgi almış oluyorlar.

Bu alayın araştırma yaptığı havalide tutuklanan şahıslardan bir¬ çoğunun on beş gün önce Murat güneyinden inen asi gruplarına mensup oldukları anlaşıldığından hepsi kurşuna dizildiler. harekâdn sonucunda 280'e yükselmiş ve 197 . Alay 1. 3 Kasım 1927 akşamı Hani'ye geldiler. Finto civarında 40. özellikk yol bo¬ yunca olanlarda ahalinin durumunu şüpheye düşürecek birçok emareler görülmüş.rüsüne) dayanan 3-5 şakiyi yakalamak firsatım kaybettirmiştir. hareket sırasında sık sık tekerrür eden telgraf hadannın ke¬ silmesi gibi eşkıyaya yardımcı bir durumda değil. Alay taburlannın taramayı müteakip Hani'de toplanmaları emredilmişti. terbiye etme) ha¬ rekâd sonunda bölge ve müfreze komutanlıklannın raporianna göre. muhtelif havalide cereyan eden takip ve taramalar sonun¬ da yakılan köy miktan. köylerin çoğunda. Tedip harekâtının son saftıasına tahsis edilen Hüveydan böl¬ gesi ile Lice ve Hani güneyi bölgekrinin araştırılmasına memur 63. Bu taburlar geniş bir bölgeyi taradıktan ve şüpheli köyleri yakdktan ve şahıslan kamilen imha ettikten sonra. Takriben bir ay süren tedip (cezalandırma. Tuzla'da bulunan 62. Köylerine gizlice girebilmek için müfrezelerin hareketini civar mahallerde saklanarak bekleyen birçok eşkıya döküntüleri de. güneye kaçmak isteyen bu şerir de bu küçük kuvvet karşısında iki kısrak bırakarak tekrar kuzeye dönmeye mecbur kalmışd. fiilen eşkıyalık ettikleri sabit okn bu köykrde erkeklerin bulunmaması da dik¬ kat çekmiş ve çocuklardan yapılan soruşturmada bunlann birkaç gün önce topluca gittikleri anlaşıldığından. Tabur müfrezekri tarafindan bu şakinin faaliyet bölgesi olan ve bundan önceki tedip saflıalannın çerçevesi dışında kalan Ashabikeyf dağı ve civarındaki köylerde araşdrma yapılmış. Süvari Alayı keşif kollan ile Hanili Seyfullah çetesi arasında müsademe olmuş. birer birer bulundukları yerkrden çıkartılmış ve bunların silahh olan 1 12'si öldürülmüştü. hakim sırdan tutan erkr tarafindan bura¬ larda güneye karşı yapılmış bir siper içerisinde ve henüz yeni adl¬ mış birçok boş kovanlar bulunmuş. hıyanet ve şekavetle¬ rinden şüphe edilmeyen bu köykr de kamilen yakılmışd. erzak kafilelerine pusu kur¬ mak.

büyük bir heyecan yarat¬ mıştı. Tanımayan. Genelkurmay kitabının. köyüne kapanıyordu. Sonra ilçe oldu.. Mardin. Diyarbakır. Biz ailecek. kız kardeşim ve ben. Herkes evine. an¬ nem. Muş. Bingöl. Erzurum. köyde kimsenin pek işi. 198 . Kışın. Varlıklı. Adım Türkçeleştirip. Siirt. Biz Safran'dayken. Elazığ. Şeyh Said ayağa kalktığında 13 yaşındaydım. Şeyh Sa¬ id büyük bir isimdi. Ashnda.. Yıllar boyu süren "ıslahat"ın tanıklarından biri de Feyzullah Koç'tu. "babamı diri diri yaktılar" diyor ve devam ediyordu. Onun liderliğindeki harekât.bu köylerde veya dağlarda. Babam görmüş geçirmiş. Dayılarım." "BABAMI DİRİ DİRİ YAKTILAR" İsmet Paşa'nm deyimiyle. uğraşı olmazdı. Feyzullah Koç'un anlattıkları. 'Gökdere' yaptılar.. genelde Kürtlerin yur¬ dunda yaşananların bir bileşkesiydi. Babam. Sonra daha da büyüdü. büyük bir ailey¬ dik. Ayrıntı¬ lar hariç her yerde aynı şiddet ve yöntemle uygulanıyordu. 1912'de doğmuşum. bir somut ayrıntısı. din bilgisi derin bir adamdı. amacı "isyanın yarattığı şartlardan faydalanmak" olan "ıslahat programı" 1925 Haziranında Van. ormanlarda yakalanarak imha edil¬ miş eşkıya ile bunlara mensup şahıs miktarı da 2000'i aşmıştı. Rüştiye'de okumuştu. büyük bir köy¬ dü. Erdürük. Okuma imkanlarının son derece kısıtlı olduğu o devirde babam. Biz. köyün ileri gelenlerindendi. 100 haneden fazlaydı. Palu'nun Erdürük köyündeniz. ayaklanma başladığı haberi geldi. Hakka¬ ri ve Bitlis bölgelerinde aynı anda yürürlüğe konuyordu. bilmeyen. 2002 yıhnda hâlâ yaşayan Feyzullah Koç. saygı duymayan yoktu. kışı geçirmek üzere dayılarımın köyü Safran'a gittik.. Genelde yaşananlara bir örnektir. Safran köyündeydi. Feyzullah Koçu'un tarihe tanıklığını okuyalım: "Ben. Ailemiz. Anne tarafım da öyle.

telaş ve heyecandan uyku uyuyamıyor. Fakat döndük ki. 'Bak Kürtler kazanıyor. babam üzerindeki taz¬ yikler artmaya başladı. yanlışlıklar çok' diyor ve üzülüyordu. uzun uzun konuşulup tartışılıyor ve 'sen de kadl' diye zoriuyoriardı. içmiyor.Halk arasında heyecan. üzerinde çok duruluyordu. eksiklikler. ayıplıyoriardı. Ağa adındaki eniştemiz isyana katılmış. Palu. silahını alıp cepheye gitmediği için babamı kınıyor. maya çalışıyordu. yörenin önde gelenleri toplandlar yapı¬ yor. yemiyor. 'Her şey erken. Baskılar karşısmda bunalmaya başladı. Bu arada babamın üstündeki baskı büyümüştü. Köyün ileri gelenleri. ama tedirgin ve endişeli olduğu için kadlmıyordu. emnne gir¬ mek üzere köyümüzden geçerek Elazığ tarafina gidiyoriardı.. Şeyh Şerif. Onun için gö¬ nülden isyana taraftar olmasına rağmen. Hal böyle olunca. Onun için Safran'da kalamadık. Eniştemi dinleyenler sevinç ve heyecan içindeydi. programsız isyanın bu haliyle başarıya ulaşa¬ mayacağını söylüyor. hareketlilik büyüktü. bizim köy çok daha harekedi. Diyarbakır'ın kuşadldığı haberi geldi. Bad Cephesi komutanıydı. Kış ortasında köyümüze döndük. Bir yandan da. Babamın hatı- nnı kıramayacağı insanlar geliyor. heyecanla anlatdklannı dinlediler. bütün cephelerde kazanıyorlar¬ dı. mantığına uymayan durumlar vardı. bk grup kalkıyordu. Tanınmış çok kimse yanına geliyor. Şeyh'e katılmak üzere atlı kafileler geçip gidi¬ yordu. ısrariardan kurtulmak 199 . Bir grup ath geliyor. 'daha ne bekliyorsun?' ya da 'bekknecek gün mü?' diye zoriuyoriardı. Adı gruplar. 'Düzensizlikler. Bir gün çıkıp geri geldi. Bazdan. Bingöl ve Genç yeni ek geçirilmişti. baskı ve zorlamalara direniyordu. Ba¬ bam baskı altında. niye halkının yanında değilsin?' diyoriardı. o zamanki imkanlarla. gelip geçenlerden haber al-. Babam plansız. harekâtı takip etmeye ça¬ lışıyor.. savaşa gitmişd. Gelen haberlere göre Kürtler. Köylerden in¬ sanlar geliyor. dayımın evinde topla¬ nıp. Babam. yol başlannda. hazıriıksız başladı. gidiyor. konuşuluyor. gün boyu damlarda. katılmıyor. Babam bölgenin ileri gelenlerinden olduğu için. Elazığ gibi önemli yerier de ahnmışd. Kafasına. Bu iyi olmadı' diyordu. Şevk ve heyecan bir aradaydı.

yiyecek ve içeceğini bile alamadı. telaş ve panik doğdu. yakıp yıkma. ne olur ne olmaz korkusu hakimdi. Köyün önde gelenleri toplanıp konuştular. yığınaklarını tamamlayıp karşı ta¬ arruza geçti. ihtiyar ayırımı yapmadan kıra kıra geliyor' diyorlardı. ırza geçme. kimse yatağını. Türk ordusunun bozgunu. olanları anlatmaya başlayınca haber¬ ler doğrulandı. 'Türkler. Orada büyük bir çarpışma oldu. olayların uzaktan seyircisiydi ama. paniğe sebebiyet verdi. Bölgesinde savaş da yoktu. Safran'ın hemen altında Gewran köyüne çekildiler. Babam Necip Ağa'yı tanıyordu. çocuk. yakın köylerde olaylar yaşanma¬ ya. Her aile bir tarafa dağıldı. köyde konuşulanlar kor¬ kunçtu. kimse ne yapacağını. O zaman büyük bir korku. Bir saat içinde köy boşal¬ dı. köyü terk etmeye karar verdiler. İnsanlar toplanıyor. adı büyük. Akşa¬ ma doğru devlet tarafı bozguna uğradı. Toplu yok etmeler. bir olay da yakınımızda patlak verdi. Mirahmet köyü Safran'a yakındır. tekrar dayımların köyü Safran'a geri döndük. Fakat. Başlangıçta söylenen ve konuşulanlara kimse inanmıyor veya inanmak istemiyordu. halk arasında büyük bir korkuya. Sonuçta. kurtulmak için kaçıp nereye sığınacağını bilmiyordu. Ne¬ cip Ağa devlet gibi bir adamdı. Mart ayı başlarında devlet. Onun himayesinde olduğumuz için kendimizi güven içinde hissediyorduk. Çünkü gelen haberler. O çarpışmayı biz de uzaktan seyrettik. Göç başladı. hükmü geniş Hamidiye beylerinden Necip Ağa'nın bölgesine sı¬ ğındık. gönlüyle dev¬ letten yanaydı. Her şey o kadar aceleyle oldu ki. Dersim eteklerine. Türk ordu¬ su baskın çıkmaya başladı. annem ve bizi aldı. kadın. kaçıp kurtulabilenler. Bozguna uğrayan askerlerin öç alma ve hırslarını çıkarmak üzere katliama girişebileceği ihtimali doğdu. soygun ve talan olayları artık konuşulan tek konuydu. Birkaç gün sonra savaşın gidişatı tersine dönmeye. 'ne yapalım' diye birbirine soruyor. Biz Karakocan bölgesine gittik. Necip Ağa isyanda tarafsızlığını ilan etmiş ama.için. Safran tarafsız. Korku hakimdi ama. Ahbaplıkları vardı. kimse bir çıkış bulamıyordu. Korku içinde beklerken. . yorganını. suçlu-suçsuz.

Kaçış başlayınca. Yaz aylarında kıtlık baş gösterdi. susamışlardır diye soğuk su ve ay¬ ran hazırhyoriar. gitme' dediyse de söz dinletemediler. köy baskına uğruyor. Babam ve arkadaşları. neleri yoksa her şeylerine el konuyor. 40 kadar in¬ sanı da katlediyorlar. Palu'nun Karaman köyünü basıyor. Bu olaylar. gece karanlığında gitti- kr. Ateşe veriliyor evler. aynı gün Bahçacık köyüne geçiyor. Köyde bulabildikleri herkesi süngüden geçirip öldürüyorlar. kuşlar tarafindan parçalanmış. Halbuki bu iki köy de ayaklanmaya karışmamış. Hiçbir şey alamadan kaçmıştık. iki gün sonra. Halk arasında açlık çekili¬ yordu. yaz aylarına giriyorduk. hay- 20I . sunulan su ve ay¬ ranı içtikten sonra harekete geçiyoriar. Askerler. köyleri de ateşe veriyorlar. alabileceği ka¬ dar yiyecek getirmeye karar verdi. Bahar geçmiş. bizim durumumuz da kötükşmişti. Aynı müfreze. Köyümüzden aynlır- ken kilerierimiz doluydu. Annem dahil herkes 'tehlikeli olur. Atlara binip.Askerler. isyana des¬ tek vermemişti. koku düşmüş. birkaç aile. değerii eşya ve kesilmek üzere hayvanlara el koyuyor. orada burada aç köpekler. yetiştireme- miş. Katkdilenkrin cesederi. Hatta. Eüerinde su ve ayran bakraçlanyla askerieri karşılıyoriar. Bahçacık'ta şöyle bir olay da yaşanıyor: Bahçacıkhlar. Yanına birkaç kişi aldı. Tarafsız kalmış ama. İkramda bulunuyoriar. Babam ve arkadaşları gitmeden bir iki gün önce. şişip kurdanmış. Köyü yakıp yıkıyor. Askerlerin köye doğru geldiğini görünce. rastgele 30 kişiyi katiediyor. Kıtlık başlayınca. kurdar. korkuları büyütmüştü. Karaman'da olanlardan habersizler. hatta eldeki hayvanlara bakamamış veya bir an önce elden çıkarmanın çaresine bakmıştı. Fakat her yer askerie doluy¬ du. babam gizlice köye gitmeye. gönülleriyle de devleti des¬ teklemişlerdi. Korku ve ne olacağı¬ nın belirsizliği yüzünden. olaylara karışmamanın da ver¬ diği huzurla köyde kalmışd. Neleri var. eli boş ve harap halde geri geldi. Orada da 40 kadar insanı katiediyor. kimse bir şey ekememiş. Bölgede durumu en iyi olan ailelerden biri olmamıza rağ¬ men. 'ayırım yapılmıyor' haberlerini net olarak doğru¬ lamış. Taş taş üstünde bırakılmıyor.

'tes¬ lim olduk' anlamında sopaya bağlayıp karşılamaya gittiler. açlıktan. onları be¬ yaz bayrakla karşılamaya karar vermişlerdi. Onlar koşarak köyden ayrıldılar. . Önlerine kadp. Ağlayarak arkalarından bakarken. Bir beyaz bezi. açlık ve sefalet içinde ölmektense. Geri kalanları büyük bir ahıra doldurdular. yavaş yavaş cesaredendik.. kaçacak za¬ manı olmamıştı. hayvan gibi birbirine urganla bağlanmış 100-150 kadar insan vardı. Fakat gündüz bu işi yapmaları tehlikeli. Bitişiğimizdeki Hor köyüne gittiler. Geride. Askerler. Akşam karanlığım bekliyorlar..vanlar tarafından parçalanmış cesetleri gömmeye karar veriyor¬ lar. Babam ve amcam da aralanndaydı. Babam ve köyün öteki ileri gelenleri. Kimsenin huzuru kalmamışd. Geldi¬ ler. Alay köyümüze geldi. Bir müf¬ reze geliyor. tüfeklerinin namlularına süngü takıp içeriye daldılar. Silah istiyorlardı. Toparlanıp Erdürük'e (Gökdere) döndük. Devamlı tedirginlik. Ama korku hakimdi. çamur içindeydi. Hepsi perişan haldeydi. Ama orada burada. urganlarla birbirine bağladılar. Yan¬ larında. aç. 9. Varışımızdan birkaç gün sonra. Sonra köyün erkeklerini bir araya topladılar. Tepelik bir yerde köyü seyret¬ meye başladık. Esirlerin sayısı 200 do¬ layına çıkmışd. Götürdüklerinden bazılarım. Kimde ne varsa teslim edildi. sefalet içinde sürünerek yaşamaktan bıkmışdk. se¬ faletten çıldıracak hale gelmişlerdi. Bağladıkları insan sayısı 50 kadardı. Üsderi başları toz toprak. İnsanlar korku ve belirsizliğin yanında. içlerinden bazı¬ larını seçip. Gece top¬ ladıkları cesetleri gömüp ayrılıyorlar. Köyümüzde henüz bir şey yoktu. Köye yayılıp evleri sardılar. köye dönmenin da¬ ha iyi olacağı kararına vardı. Bizimki¬ leri de yanlarında getirdiklerine katdlar. Onun için köy dışı¬ na çıkıp saklanıyorlar. Bulunduğumuz yer de artık güvenli değildi. ihtiyarlar kaldı. çocuklar. köyden ayrıldılar. Babamın anlatdklan herkesi şoke etmişti. Bıçak ve baltalar bile. öteki gidiyordu. Babam. Askerler çok ani gelmişlerdi. beyaz beze bakmadılar bile. orada serbest bı¬ raktılar. Onlara ne yapacaklar diye uzaktan uzağa takibe başladık. ağla¬ yan kadınlar. Onca insanı süngülemeye başladılar. Kimsenin saklanacak.

Yüzbaşının ırza geçme girişimine tepki. 1925-1940 yıllan arasında. diri diri ya¬ kılan insanlar feryat ediyordu. yanmış et kokuyordu. duvarın dibinde ölmüştü. Olanları uzaktan seyrediyor ve ağlıyorduk. Bk Kürt'ün ırza tecavüz girişimlerine tepki göstermesi de "isyan"dı. Babam da sürünerek çıkmışd. 193 5 'teki "Sason İsyanı" bu "hayali isyan"lardan biriydi. Bazıları ise yaralıydı. O zaman köye koştuk. Hiçbir şey olmasa. Ahır tutuşturulduktan sonra. Köy. bk yüzbaşının bk kadı¬ na tecavüz girişimine gösterilen tepkiydi. sürünüp dışarıya çıkmıştı.. yalvarma ve inleme sesleri ta bize kadar geliyordu. "tenkil" emri çıkanhyordu. köylerin yaküıp yıkıl¬ masıyla sonuçlanan bu "isyan"ın nedeni. kömür olmuştu. "hayali isyanları" bastırmak için birilerinin tüfek pat¬ latması da gerekmiyordu." HAYALİ İSYANLAR VE SÜRGÜN YOLLARI. Ankara'ya "isyan var!" diye bildiriliyor. Süngüleme sırasında. Onların içinde hâlâ nefes alanlar vardı. Askerler. figan. Her yaştan binlerce kişinin öldürülmesi. Bir feryat da o za¬ man başladı. Bazen. Ahıra kapatılan insanların çoğu yanmış. tırnaklarıyla duvarı del¬ miş. Ölülerimizi toplayıp köyümüze götürdük. "hayali isyan"lar gerekçe gösterile¬ rek tedip ve tenkiller yapıldı. insanlardan bazıları hemen ölmüştü. gömdük. oradan gelen emirie "tedip ve tenkif'e girişiliyordu. "Ağn İsyanı "ndan sonra en çok adı geçen. Ahırın ka¬ pısına kuru ot ve saman yığıp ateşe verdiler.. Bazıları elleri. 203 .içerden yükselen feryat. Sonra askerler içerden çıkdlar. hayali olaylar yaratılıp Ankara'ya rapor ediliyor. işlerini bitirip herkesin öldüğüne kanaat getirince gittiler. Ama uzaklaşamamış. "Islahat program"ından kaçış ve ta¬ kip sırasında meydana gelen çatışmalar da "isyan" olarak adlandı¬ rılıyordu.

General sonrasını şöyle anlatıyordu: "Teteri Bedik'in evinde erkek yok. daha sonra "Dersim Harekâtf'na da karildı."Sason İsyanf'nı bastırmakla görevli subaylardan biri. dilini bilme¬ diği. Harbakhlarca öldürülüyor. genç ve güzel kadını bir süre yanında alıkoyduktan sonra. ömür boyu senatör oldu. Madanoğlu. Teteri Bedik'e konuk oluyor. ib¬ ret verici zulüm manzaralanyla ilmikliyordu. Madanoğlu." Ve isyanı bastırmaya koşan devlet Sason'da taş taş üstünde bırakmıyordu. Sason kaymakam vekili. Kadın direniyor. vergi toplamak üzere. Madanoğlu'nun. gerçeğin ürpertici yüzünü. Jandarma yüzbaşısı. Tecavüzcü yüzbaşı da "isyan basriran" birlikler¬ den birinin komutanıydı. harıl hani akşam yemeği hazırlıyor. Yüzbaşı. bu arada anılarını yazdı. tepeye yerleşmiş biriiğin yardımıyla canını kurtan- yor ama. Yüzba¬ şı kaçıyor. Korgeneral rütbesindeyken. iktidarı elde tutan generaller cuntası. Ter¬ fi edip yükseldi. yanına bir askeri birlik ala¬ rak Harbak köyüne gidiyor. General'in anıları 1983'te Cumhuriyet gazetesinde yayınlanır¬ ken. Yazdığına göre. o za¬ man yüzbaşı rütbesinde olan Cemal Madanoğlu'ydu. Peşinden koşanları korkutmak için de birkaç el ateş ediyor. diyor. "yeterince vatanseve¬ rane" bulmadığı için mi. On yıl sonra ölen general. yoksa "devlet sıriannı" açığa vurduğun¬ dan mı bilinmez. Tutuklanıp işkenceden geçirildi. Tam bu sırada yüzbaşı geline yaklaşmak iste¬ yince olay çıkıyor. Ama gerçeği yazmıyor. Sonra. Başlıyor bağırmaya. Gelin. olaydan habersiz kaymakam vekili ve diğerieri. 1971 'de hükümet darbesi hazırlamakla suçlan¬ dı. yabancısı olduğu İstanbul'da kendi kaderine terk etti. isyan çıkd. Anlatılanlara göre. "isyan" senaryosunun hayali olduğunu gün ışığına çıkanyor. 204 . 27 Mayıs 1960 darbesindeki subaylar arasında yer aldı. Darbeci arkadaşlarıyla anlaşmazlığa düşünce tabii senatör¬ lükten istifa etti. yayın yasağı koydu. "Sason İsyam"nı anlatırken. sonra olayı rapor ediyor. "isyanın bastırılmasından dönerken yanına aldığı ganimeder arasında bir Kürt kadını da vardı.

Ziyafet softası açıyor önlerine. ne istiyorlarsa kendisinin karşılayabileceğini söylüyor. daha doğrusu nüfus kağıdı ol¬ mayan gençler. içki içiyor konuklar. 'Sen yorulmuşsundur. bütün değeriere uzanan hoyradık kadınları da hedef ahyordu. Bunun üzerine Ankara'ya haber veriliyor. Kaymakam 'Gelini getireceksin. Kaymakam biraz çakır keyif olunca. Köylü¬ ler kaymakamı öldürüyoriar. asker kaçağı olan. Muhtarın annesi konukları buyur ediyor. Ve kadının göğsüne bir yumruk atıyor.' Ka¬ dın yorulmadığını. itici görünmek için paçavrala¬ ra bürünüyor. o hizmet edecek' diyor. saklanırlar. Oğlunun izni olmadan. Kadınlar. 205 . "durumdan faydalanma" seferieri sırasında. O bölgede. Sason isyanı budur. çamur. kay¬ makam öldürüldü' deniyor. kara boya sürerek "huzura" çıkıyorlardı. Koyun kesiyor. Saklananlar dışarıya çıkıyor. muhtarın annesi¬ ne. 'Halk isyan etti. gelinin yabancı konuklara hiz¬ met yapamayacağım söylüyor. Gençler yine saklanmış. 'Gelinin bize hizmet yapsın' diyor. Süleyman Demirel'in Doğru Yol Partisi'nden Diyarbakır milletvekiÜ olan Mahmut Akunakar. "2000'e Doğ¬ ru" dergisinin 20 Mayıs 1990 tarihli sayısında "Sason İsyanf'nı anlatırken.1980'den sonra. yüzbaşının değil." Kadınlar da "ganimet"ti. kendini kayalıklardan azgın sula¬ ra bırakarak kurtuluşu intiharda buluyordu. Sayısız kadın ve genç kız. Doktoru rehin tutuyorlar. Askerkrin silahlarını alıyorlar. yüzlerine is. Kadın her şeyi anlatıyor. Jandarma komutanını yaralıyor¬ lar. kaymakamın kadına tecavüze kal¬ kıştığını söylüyor ve devam ediyordu: "Muhtarın evine gidiyorlar. gelini zoria odaya getiriyoriar. Olay üzerine muhtarın annesi dışanya çıkıp ba¬ ğırıyor: Hey ümmet! Ne saklanıyorsunuz? Sizde namus yok mu? Gelinimize saldırıyorlar. Jan¬ darmalar. Her yere. köye asker gelince kaçarlar.

bir¬ birine bağlanıp götürülüyor. Bir kez daha kan nehirleri akıyor. kendini aşağıya. Karar nahiye müdürünün kulağına gitmiş. Bir aşiret. Kafilenin içinde bir genç kadın da var. genç kadın birdenbire fırlı¬ yor. Güzelliğiyle namlı. Irzını korumak için ölümü seçen kadının bir oğlu vardı. Kadın direniyor ama. "hayali isyan "la- n kişisel kazanç yolu yapıyordu. Ama yiğit ve mert bir kadın. Tek çare var. kurtuluşunun olmadığını.. Annesi in¬ tihar ettiğinde bebekti.. kelle hasadı yapılıyordu. Ankara'ya "isyan"ın raporu yazıhyor ve karşı taraftan gelen "İsyan bastırılsın" buyruğuyla Botan dağlarına asker yığılıyor. Mahmut Altunakar anlatıyordu: "Yıl 1935. otoritesi. Yaşlılığında Hacca da gitti.. "devletin gücü". 206 . Yolda. Kendini kur¬ tarmak için Ankara'ya telgraf çekiyor: isyan çıkd.Palu'nun Geylan köyünden Gülbahar'ın 1925'teki "ölüm yolu seçimi" binlerce örnekten sadece biriydi. "tenkil harekâtı" başlatılarak. komutanın onu çekip çalıların arka¬ sına götürmeye kararlı olduğunu anlıyor. komutan sarkıntılık etmeye çalışıyor. aşiretler ara¬ sı çekişmeleri firsat bilip yükünü tutmuş. azgın sulara atıyor. Midyat'ta. Onun trajik hik⬠yesini anlattılar: "Geylan'a baskın yapılıyor. Senaryo oluşturulduktan sonra. "Botan İsyanı" bunlardan biridk.. zamanın nahiye müdürü. ya Anka¬ ra'ya şikayet edilecek veya öldürülecek diye karar vermiş. bunun üzerine "isyanın ibret verici biçimde bastırıl¬ ması" emrini çıkarıyor ve gereken yapılıyordu. baş edilmezliği kanıtlanmaya çalışdıyordu. Kafile Murat nehri¬ nin üstündeki köprüden geçerken." Ankara. Adı Keko'ydu. bütün köylüler toplanıyor. Sonra yaşadı." * * » Kürtler arasına gönderilen kimi yöneticiler.

ya da mala tamah ederek. oğ¬ lunun arkadaşları. "ben devletim" diyenler bundan yararianmaya bakıyor. "derin yetkileri"ni. DP Diyarbakır Milletvekili Mustafa Ekinci'nin tespitkrine göre 93 kişi. "Umu¬ mi müfettiş" deniyordu. Ama çok değil. fakat benim araştır¬ malarıma göre 700-800 kişi sorgusuz sualsiz yok ediliyor. Diyar¬ bakır'daki insanları. Bir askeri hare¬ kâtın gerekli olduğuna Ankara'yı inandınyor. bölge müfettişi Abidin Özmen'e yansıyor.* * * 1940'lara kadar. en başta talana koşmuş. Düşman olduğu ki¬ şileri Ortadan kaldırmaya başlıyor. şimdi aynı akıbetin kurbanlarıydı. Olayı dallandırıp budaklandırıyor. Kürt bölgelerindeki "Genel valikr"e. Bir zaman¬ lar elkri bağlanarak ya da süngüler arasında titreşerek uzaklaşanlan seyredenler. 1925'ten itibaren benzer akıbeti yaşamaya başladılar. mahkemede sorun var diye Mardin'e. Diyarbakır'ın ünlü ağalanndan Pirinççioğlu ik Cemiloğlu aileleri arasındaki anlaşmazlık çekişmeye. O da bunu firsat biliyor. 207 . Kurum. Kimileri. ahbaplık ettiği Ermenilerin başına o fe¬ laket gelince. birkaç yıl sonra aynı akıbete uğramış. hatta kışkırtıla¬ rak. 1937 ydında. İki tarafın karşılıklı öç alma baskınları başlayınca. eziyetçiler arasında yer al¬ mıştı. Bu "derin tuzak" ve "hayali isyan"ın basrinlmasım da yine Mahmut Altunakar anlatıyor: "Olay. tuzaklar döşüyorlardı. 1980'lerde "Olağanüstü Hal Bölge Valiliği" adını aldı. Mardin'dekileri de Diyarbakır'a götürüp yok ediyorlar. birer diktatör yetkisiyle donatılmışlardı. Düne kadar biriikte yiyip içtiği. "tehck"de rol almış Kürder. hizmet verdiği devletin güçleri tarafindan yer¬ lerde sürüklenerek öldürülmeye götürülmüştü. "Umumi müfettiş"ler. yine derin çıkarlan için kullanıyor¬ lardı. kavgaya dönüşüyordu. Oğlu Osmanh subayı olan bk "ağayı" anlatmışlardı." Ermeni " tehciri "ni yaşayarak tanıklık etmiş.

Sürgün yerimizin Niğde oldu¬ ğunu söyleyip ayrılddar. "tarih te¬ kerrürden ibarettir" deyimi doğrulanıyor.Şeyh Said'den sonra bütün Kürtlerin yurdu "suçlu yatağı" muamelesi görüyordu. insan kalabalıkları çaresiz. kurtlar için ziyafetti. Çünkü. öyle olmadı. Aile dediğim de. insan ölüleri. tanınan belli başlı sekiz aile vardı. şaşkındı. Fakat. evler. her biri en az 7-8 hane. "aksi halde" deni¬ lerek. akbabalar. ardk yakamızı bırakır¬ lar diye düşünüyorduk. Babası diri diri yakılmış Feyzullah Koç anlatıyor: "Bizim Palu-Karakoçan havalisinde gördüğümüz kadarıyla. önde gelen Kürt aileleri hedef alın¬ mıştı. Öte yandan. hayattaydılar. Kan deryasından " sürgün "le kurtulanlar her şeye rağmen. Birkaç gün sonra askerler köye geldiler. ora¬ da bırakılmış insanların etiyle beslenmiş. göz dağının yaptırımları sıralanıyordu. öldürülmüşler harmanına üşü¬ şüp uçuyordu. içindeki yiyecek. ama 1 990'larda Kürt köylerine benzer tebligatlar yapı¬ lıyordu." Garip. isyana katılmamış da olsa. Palu havalisinde bilinen. köylerin kıyısındaki derelerde öldürülmüş. Zaman değişse de yöntem aynı kalıyor. giyecek ve her tür¬ lü eşyayla birlikte ateşe veriliyordu. Böylece. Bu ailelerin ileri gelenlerinin çoğunu astılar veya yerinde öldürdüler. Dağ başlarında. Tevekkül içinde "kaderlerini" bekliyorlardı. Şöyle veya böyle susturma planı uygulanıyordu. kendilerini şanslı sayıyorlardı. öldürülmüşlerden. 1990'lar tebligat¬ larında da köyü terk için gün ve saat veriliyor. Asıp kes¬ mekten geride kalanları da sürgün ediyorlardı. tehdide rağmen boşaltılamayan köyler. içecek. 24 saat içinde köyü terk etmemizi tebliğ ettiler. Babam ve amcamı öldürdükten sonra. semirmiş akbabalar sü¬ rüler halinde. Kürtler suçlu. bk bakıma 1925'te yaşanan genelin bir 208 . Bize. Geride kalanlara da sürgün için yol gösterdiler. Koç ailesinin trajedisi.

Sivas'tan sonra her yer." 209 . Bütün Rum ve Ermeni evleri bomboş duruyordu. insanca yakınlık ve yardımlannı görmedik. hangi bölgede olduğunu da bilmiyorduk. Ama sonra ne olacakd? Gitmemiz tebliğ edilen yer Niğde'ydi. Bir iyiliklerini. Taşlar nakışlanarak duvarlan örülmüş çok güzel evlerdi. Sonra af çıkn. Bize de. Temiz. yirmi günde Niğde'. dükkânları boş kalmışd. hanedan insanlar olduğumuzu gördüler. Canımızı kurtarmışdk şim¬ dilik. terbiyeH. bize mesafeli duruyorlardı. Niğde adını ilk defa du¬ yuyorduk. Sonradan. evleri. ihtiyaçlanmızı karşılıyor. kasabalar boştu. Yaklaşmaya başladılar. köyler. şehir ve kasabalann içinden geçi¬ yor. köyümüze döndük.bileşkesiydi. Ya¬ nımıza alabildiğimiz giyecek ve yiyeceklerimizle bindik. Rumlar ve Ermeniler kaçıp gitmiş. 100 liraya bir at arabası kiraladık. boş evlerden birini verdiler. Tekrar konaklaya konaklaya memleketimize. Feyzullah Koç anlatıyor: "Hemen toparlandık. Akrabalar yardımcı oldular. o kadar. Oturmaya başladık. an¬ nem ve bacımı Elazığ'a ulaşdrdılar. küküriü. Böyle konaklaya konaklaya. Türkler bizden uzak duruyorlardı. Benzerini binlerce aile yaşadı. Dönüş izni verdiler.ye vardık.. Üç sene kaldık Niğde'de. Karşılaştığımızda selam veriyoriardı. Niğde de öyleydi. Yol boylarındaki köy. Yaşanmışlıkların bir örneği sadece. Ne diyelim. en kötüsü. dışarıda yadyor. Nerede. Niğde'den tren yolu geçmiyordu. Hatta özür dilediler: Ne güzel insanlarsınız. Fakat devlet korkusundan mı. 20 Temmuz 1928'de yola çıkdk.. Sorup soruşturduk. badanalı. İlk zamanlar büyük bir yalnızlık yaşadık. Beni. O zamanın parasıyla. Halbuki sizi çok kötü anlatmışlar¬ dı bize dediler. her neyse fazla yaklaşmıyorlardı.. hangi bölgede olduğunu öğrendik ama.. Ürkek gibi bir halleri vardı. yanımızda gö¬ türdüklerimizi pişirip yiyorduk. Yola çıktık.

"2000'e Doğru" dergisinin 20 Mayıs 1990 tarihli sayısında. Yaşadığı sürece Kürt olduğunu gizleyerek korkularından kurtulmaya çalıştı. Ama hakaret eden çoktu. küçücük bir çocukken. * Akunakar. En sıradan aşağılama deyimi "kuyruklu Kürt"tü.* » » Yakılıp yıkılan köyler. aynı akıbetin 1936 yılında kendisini de bulduğunu söylüyordu. kurtuluşu kimliğini inkârda aradı. Merhametin yardım elini uzatan çıkmıyordu. Aydın. 'Hani kuyruğunuz nerede?' diye soruyorlardı. Manisa. sürgün edilen insan sayısı bilinmiyor. Devletin felaketine uğramışların. İzmir ve Balıkesir'de sürgün günleri yaşadığını. Nazilli. Okuk gitmemiz mese¬ leydi. işkence olarak yüreklerini ka¬ natıyordu. 1991 'de. ateşe verilen ormanlar. Dersimli Kürt bir ailenin oğluydu. aile genişliği hesaba katıldığında. Şeyh Said İsyanından sonra babasının il il dolaştırıldığını. Kürtler arasında sürgünü tanımayan aile bulunmadığım söylü¬ yordu. ailesiyle birlikte hayvana reva görülmeyecek biçimde trene doldurulanlar arasın¬ da Bilecik'e sürülmüş. bahçe¬ lerin dumanlarıyla. bu da. Yine Diyarbakır eski Milletyekili Mahmut Altunakar. Kütahya'dayken tanık olduğu bir manzarayı anla¬ tıyordu: 2IO . ikinci bir ceza. gittikleri yerlerde halktan yardım." Şair Cemal Süreya. Diyarbakır Milletvekili Mahmut Altunakar anlatıyor: "1936 yılından 1947 yılına kadar Kütahya'da kaldık. "Şeyh Said İsyanında bin 500 ailenin sürgün edildiği" yazılıyor¬ du. destek görme beklentileri yoktu. Kürtler. Çocuklar rahat bırakmıyorlardı. Aşağılanıp horlanmanın acı ve hüznü ruhunu karartmış ola¬ cak ki. Irkçı saldırganlık. ANAP'tan Muş milletvekili olan Alaattin Fırat. Devle¬ tin sürgün ve ölüm istatistiği yoktu. sürgün yollan ve mecburi iskân yerlerinde horlanıp aşağılanıyor. bağlar. sürgün trajedisi¬ ni yaşayan insan sayısı milyonları buluyor demekti. olmadı da. insanı kimüksizleşrirecek boyuttaydı. Kürtlerde.

" Altunakar. Dışarıya insanlar döküldü.. 'Burası neresi. eski çağlarda pazar yerine satılmaya götürülen köleler ya da yabanlaşmış hayvanlar gibi birbirine bağlanıyor. sürgün yerlerine nakledilmek üzere.. başka sürgün kafilesini görüyordu is¬ tasyonda: "Yd 1938. izin dışı gökyüzüne bakmaları bi¬ le yasaklanıyordu. hastalık. 211 . O zaman il¬ kokulda öğrenciydim. inliyordu. her şey vardı trende. Pislik. Kütah¬ ya'nın nerede olduğunu bilmiyorlardı. Bu ikinci toplanma yerinde yiyecek. toplama kamplarında yazın güneş altında. kilometrelerce yürütülü¬ yor. kışın soğukta. insanlığı utandıran örneklerie doluydu.. susuz. Sersemleşmiş şekildeydi¬ ler. Mahmut Altunakar'ın Kütahya garında gördüğü manzara.. Siirt'in Sason bölgesinden getirilmişler. Bir tren doluşuy¬ du. Kütahya'daydılar ama. Bu koşullar altında hayatta kalabilenkr. hayvan naklinde kullanılan vagonlara dol¬ durularak sürgün yerlerine gönderiliyorlardı. Dönemin ağır işleyen teknolojisiyle yokuluk günlerce sürüyordu. pence¬ resi de bulunmayan. Sorduk nereli olduk¬ larını. Bir gün istasyonda geziyoruz. su bulunduranlar şanslıydı. açlık. Ama ttıvalet ihtiyacı sorundu. Köylerden toparlanan her yaş ve cinsiyetten insanlar. bizim Diyar¬ bakır yöresi insanlanmnkine benziyordu. memleketimizden çok mu uzaktayız?' diye soruyoriardı. ölüm... Kılık kıyaferieri."Bir tren dolusu Sason sürgünü geldi Kütahya'ya. Çoğu baygındı. Bazıları feryat ediyor. izinsiz helaya gitmek de yasak olduğu için koca koca adamlar ıslak haüeriyle muhafizlara alay konusu oluyorlardı. açlık ve susuzluktan. sürgünlerin genel bir özetiydi. Yanında gıda. Bu insanlar. daha sonra oturma yeri. en yakın tren istasyonuna götürülüyorlardı. Bir tren geldi. günler¬ ce bekletiliyordu. aç. içecek sağlamak dahil her türlü ihtiyaçları izne bağlanıyor. Bu süre içinde yük vagonlanmn kapdan kilitli nıttıluyordu. tuvaleti bir yana. pislik. Havasızhk. 1938 yılında." Sürgün manzaraları. Ka¬ pılar açıldı.

Türk askerlerinin geceledikleri yerlerde at dışkı¬ larını topluyor.BEŞİNCİ Bölüm HOYBUN VE İSYANCILAR İhtiyar bir Kürt'tü. ama Kürtlerin deyimiyle. bunları yıkıyor. "bunların. içinde diri kalabilmiş buğday ve arpa tanelerini ayıklıyor. Lübnan. dönüp bakamadığı hevvar'. Ürdün ve Suriye'ye kaçmayı başarmış ay¬ dınlar. hakaret alışılan olaylardandı." Irak. Şeyh Said İs¬ yanından sonra Suriye Kürdistanı'na yerleşen Vali Memduh Se- . Bu yüzden çok insan öldü. bütün hayvan ölüleri bizim için ziyafetti. Kimse evinde oturamıyor. eşek dahil. Ne bulursak ayrımsız yiyorduk. ki¬ me ne zaman. köyünde kakmı¬ yordu. pe¬ riyodik toplantdara. Çoluğu çocuğuyla dağlara sığınan insanlarımız. Köy meydanlarında topluca dayak. Ken¬ di çarığım yiyeni gördüm. Askerlerin bastığı köyler yanıyordu. "Ben çocuktum. yaban hayvanı gibi avlanıyor. zaman içinde. Askerlerin yakala¬ yıp götürdüğü insanlar bir daha geri gelmiyordu. Dağlarda yiyecek yoktu. geride bıraktıkları "dehşet ormanını" uzaktan izliyor. Her yerde korku vardı. Kimse niçin arandığını. Aüesine. Türkçesiyle 'gazap günleri'ydi. 1925 ve sonrasına Uişkin belleğini özetlerken. yakınlarının niçin götürüldüğünü bilmiyordu. ne yapacakları belli olmaz. 'anaların bebekleri¬ ni attığı. mem¬ leketten gelen haberlerin tartışıldığı sohbetler. Iran. adımı yazma" diyordu. Yediğimiz bazı bitkiler zehirliydi. "çare" üstüne tartışıyorlardı. yiyorduk. askerlerin geçtiği güzergâhlarda. insan ölüleri toplanıyordu. o da örgütlenerek mücadele etme düşünce¬ sine dönüşüyordu. At. "Hoybun"un fikk babası. torunlarına ilişkin endişeleri var¬ dı. bir araya gelenler. Dertleşmeler. Bazı kaynaklara göre.

Hoybun'un kararıyla. din. Osmanlı ordusunda çalışmaya başlamıştı. Paris'te yaşayan Şerif Paşa ve Mısır'da bulunan Celadet ile Kamuran Bedirhan kardeşlerin de bulunduğu Kürt önderlerle ilişkiye geçiyor. arkasında halk desteği bulunan pek çok Kürt önderden oluşuyordu. 1924 yılında. 213 . Albay Halit Bey'in lideriiğindeki "Azadi" örgütü¬ nün içindeydi. mezhep ve aşiret farklılıklarını gözetmeden. görüşmeler yapıyor¬ du. Kürdistan'ın kurtuluşu amacı etra¬ fında birleşrirme kararını alıyor. başkanlığa da Bedirhan ailesin¬ den Celadet Bey'i getiriyordu. programlı toplantdara. İhsan Nuri. 1893'te Bitiis'te doğmuştu. 1976 yılında. 1926 yılında yeni isyanın askeri kana¬ dının başkomutanlığına getirildikten sonra ülkeye dönmüştü. İhsan Nuri. Hoybun Kongresi. Berazi aşireti¬ nin reisi Mustafa Şahin. Kürt Kongresi 5 Ekim 1927 tarihinde. üç Kürt subay ve çok sayıda as¬ kerie biriikte Türk ordusundan ayrılmış. İhsan Nuri. Kongre. Kürt aydınlarından Şükrü Sekban. ilkokuldan sonra Er¬ zincan Askeri Lisesi ve İstanbul'da Harp Okulu'nu bitirerek su¬ bay olmuş. bir trafik kazasında öldü. Hakkari'deyken. İhsan Nuri. kalabalıklaşan toplanrilar maratonu Kürt Kongresine dönüşüyordu. inanç. Birinci Dünya Savaşı'na kanlmış. 1926'da amaçlı. daha önce adım du¬ yurmuş.lim'di. daha sonra yurtdışına geçmişti. Nasturi isyanını bastırmakla görevli olarak Hakka¬ ri'ye gönderilen birliklerin içinde yer almışri. Şeyh Said İsyanına ka¬ tılmış. Görüşmeler. Kurdis¬ tan mücadelesi için oluşturulacak ordunun başkomutanlığım da Paşa rütbesine yükseltilen ihsan Nuri'ye veriyordu. giderek büyüyen. Çeşidi as¬ keri kıtalarda görev yapmış. Ağrı Dağı yenilgisinden sonra tekrar yurtdışına kaçri. Lübnan'ın "Bihamdun" kasabasında başladı. ikinci bir kararla. Hoybun'un yönerimi ve savaş kadrosu. Memduh Selim. aralannda Şeyh Said'in oğlu Şeyh Ali Rı¬ za. Haco Ağa. bütün Kürtleri.

hem siyasi kadroda. Bunun üzerine Zilan'da seksen Kürt köyü yerle bir edilir. Yolunu kesen Türk ordusunun çem¬ berini yararak İran'a geçmeyi başardı. daha sonra arkadaşlanyla birlikte Ağrı'ya dönüyor ve yürüttüğü gerilla savaşıyla ayaklanmanın efsanevi lideri hali¬ ne geliyordu. Sözlü Kürt edebiyatının ustaları denbejlerin "kılam" lan dışın¬ da. hiç kuşkusuz Ferzende Bey'dir" diye yazıyor. Ağn ayaklanmasının gerilla li¬ derlerini nitelerken. Ferzende Bey. sahte bir rapor yazar. bir çarpışmada. 214 . ağırlığıyla Malazgirt'te olan Hasenan aşirerin- dendi. Ferzende'nin yürüttüğü savaş hakkında sayısız hikâye anlatı¬ lıyordu. hem de askeri yönetim¬ de görev alan. Ferzende. Ferzende Bey'in karşısında bozguna uğrayan Türk askerleri¬ nin komutanı. kendisi üzerine gönderilen ve iki alaydan oluşan askeriere karşı. Ayaklanmadan sonra. çarişma çıkıyor¬ du. Raporda yöredeki bütün aşi¬ rederin Ferzende Bey'i desteklediği. Rohat Alakom. Kürt dengbejlerin pek çok "kdam"ına. bu yüzden çarpışmada bazı as¬ kerlerin öldürüldüğü dile getirilir. aileleriyle bklikte ayaklanma¬ ya katılmıştı. Fakat.Bunlardan biri de. Ayaklanma sırasında bölgede bulunan ingiliz gazeteci Rosite Forbes." Ağrı isyanının liderlerinden çoğu. Şeyh Said ayaklanmasında. Hoybun Örgü¬ tü ve Ağrı Ayaklanması kitabında. isteği geri çevirince. Fer¬ zende ise yaralı olarak Kürt lider Sımko'nun bölgesine geçiyordu. "Ağn ayaklanmasının efsanevi liderlerinden en önemlisi. Malazgirt cephesini açan oy¬ du. "sıtran"lara konu olmuş komutan Ferzende idi. Ferzende'nin babası Süleyman Ahmed. komutan Ferzende'nin girdiği savaşlardan bi¬ rini şöyle yazıyor: "Ferzende Bey. altmış kişilik bir süvari biriiğiyle sa¬ vaşır. Rohat Alakom. burada İran ordusu engeliyle karşılaşıyor ve silahların teslimi isteniyordu. Ferzende. Hasenanlı Halid Bey'in oğlu Şemseddin ve Zirkanlı Kerem Bey bu çatışmada ölüyor. Kürt kadın savaşçılardan uzun uzun söz ediyor. 150 kadar arkadaşıyla birlikte İran Kürdistanı'na doğru çekildi.

1984 yılında başlayan isyanda ise torunlan yer alacaktı. Ağrı'nın Tutak ilçesinden. Yassıada mahkemesi başlı başına bir korkuluktu. Halis Bey. hem de gerilla lideri olarak sıcak çarişmaların içindeydi. isyancı geleneği sürdüren bir aileden geliyordu. Abdülmecit Bey. iktidar tarafindan çiğnenmesi davasında. "korkuyla dalgasını geçer gibi" davranıyor. Bira ibrahim ve Ferzende ile bklikte Kürt tarafinı temsil etmişti. Ağrı isyanının öncülerinden olan Halis Bey. o da tutuklanıp Yassıada'ya kapanlmış ve yargdanmışri. Türk hükümetinin isteği üzerine. Halis Bey. HaÜs Bey. tıpkı Ferzende gibi hem ayaklanmanın yönetim kadrosunda görevliydi. DP iktidan 27 Mayıs 1960 tarihindeki askeri darbeyle devri¬ lince. yolda kaçıp ül¬ kesine dönmüştü. Anayasanın. genel af ilan edilin¬ ce geri dönüyor. daha sonra Bayar-Menderes ikilisinin partisi De¬ mokrat Parti'den (DP) milletvekili seçiliyordu. Türkçeyi "bilmiyor" görüne¬ rek. Bu yüz¬ den Türk parlamentosunun "en renkli" üyesiydi. Kurdistan tarihinde. Fakat o. Ağrı isyanının komutanlarından bir başkası Halis Bey (Öztürk) idi. Sipki aşiretinin ön¬ deri Hamidiye Alaylan'nın komutanlarından Abdülmecit Bey'in oğluydu. Rus işgali sırasında 18 yara almıştı. 1928 yılında yapılan banş görüşmelerine İhsan Nuri. mahke¬ me başkanı Salim Başol'un sorusu üzerine. "ma va (bu). Türkçe konuşmalarına Kürtçe kelimeler katıyordu. 1900'lerdeki ayaklanmalarda aktif rol almışri. Halis Bey çok zeki ve espiriliydi. yenilgiden sonra İran'a geçiyor.Ferzende Bey'in eşi Besna Hanım ve annesi Ayşe Hanım da sa¬ vaşan kadınlar arasındaydı. fakat o. Halis Bey. Dedesinden sonra kendisi üçüncü kuşak isyan¬ cıydı. benişttir (sakızdır) ben çiğnemişim hakim beg" cevabıyla korku ortamını "5 . sorulara kendi üslubuyla Kürtçe-Türkçe kanşımı bk dille cevap veriyordu. Da¬ ha sonra Trabzon'a sürgün gönderilmiş.

anılarında iki kardeşten söz ederken. Fakat. Kör Hüseyin Paşa ve Hacı Musa Bey "Azadi" hareketinin ön- cülerindendi.. Yılmaz Güney'in annesi de aynı aşiretin kızıydı. Yine Seyithan tıpkı Ferzende gibi "kılamlara" konu olan adı¬ nı Şeyh Said İsyanıyla duyurmuş. * a Ferzende ve Halis beyden sonra adı. İsyancıların toplanması üzerine Ağrı Dağına geçiyor. birçok gerilla lideri gibi daha sonra da çatışmaya devam etti. Ferzende gibi Hasenan aşiretindendi. Seyithan.. TC yanlısı bir tutum takınmışlardı. koyu sansüre rağmen biyografik öğelerini serpiştirmişti. Kürtlerin bağımsızlığı için büyük fedakârlıklar yaparak.gülümsetmiş ve "el kaldırmakla çiğneme ohr mı hakim Beg?" di¬ ye devam etmişti. Bunun üzerine 1928 2l6 . 1932 yılında Suriye'ye geçmek isterken kurulan tu¬ zakla öldürüldü. 1970'lerde yaptığı ve başrolünü oynadığı "Seyithan" filminde. Seyithan. "kılamlara" konu olan bir başka gerilla lideri Seyithan'dı. Seyithan motifi. devlet yanlısı tutumlarına karşılık ödül beklerken cezalan¬ dırılarak. Ağrı isyanında ortaya çıkan öteki gerilla liderinden ikisiydi. 1925 ydında Şeyh Said İsyanı padak verince. daha sonra sinema ustası Ydmaz Güney'e de konu olacaktı. Nadir ve Memo. Memo ve Nadir kardeşler. onun efsanevi öyküsünü annesinden dinlemiş olmalı ki. Yılmaz Güney. yakın çevrelerinin tepkisine rağmen. İhsan Nuri. ge¬ rilla lideri olarak savaşa giriyordu. "Hüse¬ yin Paşa'nm çocukları Memo ve Nadir. babalarının olumsuzluklarım giderdiler" diye yazıyor. Kayseri'ye sürgün gönderiHyordu. Hamidiye Paşası Kör Hüseyin Paşa'nm oğul¬ larıydı. İkili. saf değiştirmiş. daha sonra uzun süre kaçak ya¬ şamıştı.

1920'de Koçgiri'de katiiam ve soygun yapmakla suçlanan Sakal¬ lı Nurettin Paşa'nm da damadı olan generallerden bk başkasıydı. Kürdistan'a gidip doğrudan ordula¬ rın başına geçmeyi düşündüğünü yazıyordu. Mehmet Şerif Fırat. Alpdoğan da 1920'deki Koçgiri olaylarından beri Kürt hareketlerini bastıran ve bu konuda deneyimli bir subay¬ dı. Koç¬ giri olaylarından. Aynı uzmanlıkta olan bir başka komutan. İsmet İnönü generallerin arkasındaki ikinci güçtü. Hüseyin Paşa'nm Hacı Musa ile birlikte yola çıktığını yazıyor ve şöyle devam ediyor: "Hacı Musa yolda hastalanıp ölmüş. Yine 1920'den sonraki bütün Kürt hareketlerine müdahaleci olarak katılmış. New York Times gazetesi bir haberinde. Alpdoğan. Atatürk ise Ağn isyanının uzamasından rahatsızlık duyuyor. Doğu İlleri ve Varto Tarihi kitabında. General Hüseyin Ab¬ dullah Alpdoğan'dı. batılı basına gö¬ re "asabı bozuluyor"du. daha sonra "tek başı¬ na" Dersim harekâtının başkomutanı olacakd.yılında Kayseri'den kaçarak Suriye'ye gidiyor. 217 . Ağn ayaklanmasında yer almak üzere geri dönüyorlardı." Ağrı ayaklanmacılarına karşı savaşan Türk ordularını. Atatürk'ün isyanın daha fazla uzaması halinde. "harekâtlarda" deneyim kazanıp uzmanlaşmıştı. resmi deyimle "kari" ve tartışmasız disipline sahipri. Daha sonra Genelkurmay Başkanı da olacak olan Omurtak. Hacı Musa'nın oğlu Me¬ deni. Hoybun'a katılıyor. deneyim ve başarıları nedeniyle. Hüseyin Paşa ile Ağrı eteklerine kadar gelmiş. O. daha önceki Kürt "hareket" ve "harekât"larından deneyimli general¬ ler yönetiyordu. Bu sırada Medeni. Şeyh Said İsyanı ve sonrasındaki "tedip ve ten- kif'den de deneyimliydi. Orduları yöneten komutan ise Salih Omurtak'tı. Genelkurmay Başkanı Fevzi Çakmak başkomutandı. Burada hepsi bir pınarın başında uykuya dalmışlar. silahını alarak uykuda bulunan Hüseyin Paşa ve oğullarını öldürüp kelle¬ lerini Birinci Müfettiş İbrahim Tali Bey'e getirip affa uğramış.

Ka¬ pı kırıldı kırılacakken eşi kurtuluş umudunun bulunmadığını söyleyerek. öteki ucu Kürdistan'a uzanıyordu. Erişümez heybetinin yanında. Beyazıtlı Bira İbrahim e Hüssık e Telle. çaresiz geri çekiliyor. bu özel¬ likleriyle gerilla savaşları için doğal korugandı. "Ağrı" diye değiştirdikleri dağ. Türklerin adını. Ivo Beg eşi. onurun ölümle dansı hikayesiydi. öne çıkıyor: 218 . "Ivo Bege Pasin e" kılamı da. bilindi bileli Ermeniler için "Ararat".. "Ivo Bege Pasine"nin (Pasin Beyi İbrahim) destanı şöyle: Ivo Beg. Kürt sözlü edebiyatının sürdürücüleri dengbejler. destan ve kasidelerle kuşaktan kuşağa aktararak geliyorlar¬ dı. Ve Kürtlerin "Bira İvrahim e Hessık e Telle" dedikleri Celali aşiretinin önderi ibrahim Bey. o dönem için erişilmezdi. İsyancıların orada toparlanmasından sonra "İbra¬ him Paşa" rütbesiyle çatışmalara katıldı.. kapısına dayanıp. kızı ve geliniyle evde yalnız. Fakat.İBRAHİM PAŞA İhsan Nuri. Dünyanın en ulu dağlarından biridir Ağrı. Degnbejlerin söylediği Kürt Beyi. Düşman peşinden köye giriyor. zorlamaya başlıyor. Geniş yayla ve otlaklarıyla. isyancı Kürt silahlı birliklerinin başına getirildi¬ ğinde. onların nağmeleşrirdiği ve özve¬ ri. savaş. Buzul ve dört mevsim bulutlu ulu¬ lukları. trajedileri kı¬ lam. Rus istilacılara karşı savaşa gidiyor. bir yanı Ermenistan'a. Şeyh Said'e ilişkin sayısız kılam ve kasideyi onlar. evine kadar geliyor. mertlik ile yiğitlik onurunun bir arada harmanlandığı destan. 1926 yılında isyan edip Ağrı Da¬ ğına yerleşti. Çarpışarak köyüne. isyan ve toplumsal olaylarda rol alan halk önderleriyle. Denbejlerin nağmeleştirdiği "Ivo Beg e Pasin e" destanı KürtRus savaşını konu ediyor. İran'a. dilden dUe aktarddar. hayat da sunan Ağrı. Kürtler için de "Agiri" idi. Ağrı'ya çıkmış ve dağda hareketlilik başlamıştı. düşmanın gücü karşısında.

genç gelini ve kızına bakı¬ yor. Sen Ivo Bege Pasine'sin. Bugün. Kapı tekmeleniyor.. diye sesleniyor kocasına. çaresizlik içinde karısına.Ivo Beg. Düşmana sağ teslim etme!. Kapıyı kınp içeriye gir¬ mek üzereler. Ge¬ lini ve kızı yalvarmaya devam ediyorlar: Geliyoriar baba. Önce beni vur.. Gencecik. ölümden başka seçenek olmadığını biliyor. namusumuzu kurtar baba. Karısı arkasından sesleniyor: Ivo Beg.... Önce bizi vur. demir menteşeler sökülmeye başlıyor. Vakit yok. Bizi vurup. Ivo Beg namluyu onlara doğrultuyor.. Neden öyle derin uykuda gibi duruyorsun? Namus ve şeref anıdır şimdi. Genç gelini öne çıkıyor: Vur bizi baba. 219 . ardından kızını vuruyor. namus günüdür. uyan! Kapı kınlırken Ivo Beg.. Düşman askerleri içeri doluşuyor.. diye ekliyor kansı da. Dirimizi düşmana teslim et me.. kıpırtısız kalıyor. Ivo Beg? Ivo Beg. genç kızına ve gelinine kıyamıyor. tek tek. Kurtar onurumuzu. Ivo Beg. ceylan bakışlı kızı. Fakat onur savaşında da olsa karısına. Kadimiz helaldir sana Ivo Beg. O anda kapı kınlıyor. kaskatı. Çarpışarak öle¬ cek. Namusunu geride bırakıp nereye gidiyorsun böyle? Namusunu düşmana mı teslim edeceksin. Şerefini kendi elinle düşmana mı teslim edeceksin? Uyan Ivo Beg. Vur bizi. diye haykırıyor. sonra geÜnini. Onur gününde. hüzün içinde geri dönüp soruyor: Ben ne yapabilirim. Uyuşmuş gibi düşüyor parmağı. Önce karısını.. Bizi düşmana sağ tesÜm etme!. Taban¬ casını doğrukuyor. kansı bağı¬ rıyor: Uyan Ivo Beg! Sen ki dağlann şahinisin. Parmağı teriğe gitmi¬ yor. uykudan uyanır gibi oluyor.. Ivo Beg. Sonra tabancasını çekip kapıya yöneliyor. Kapı kınlırken. ölmekten başka?.

Ermeni yazar Garo Sasuni'nin anlattıklarıyla bu destan pek farkhlaşmıyor. güçsüz ihtiyarlar ve çocuklar kılıçtan geçi¬ rilsin ki. Garo Sasuni.. "Bira" Kürtçe erkek kardeş demekti. en büyük lider Araradı Bira Ibrahime Husseke Telle buna karşı çıkd. arkalarındaki bütün köprüleri yakmış olan devrimci güçler. Her türlü irtibattan yoksun olan Ararat liderleri. Bütün nüfuzlu liderler ve şeyhler.. Fakat." Uzun bir adla anılıyordu: Bira Ibrahime Husseke Telle. Ararat tepelerinde bir trajedinin manzarasını ortaya serdi. Eylülün 2'sinden (1930) 15'ine kadar. İb¬ rahim'in kısalrilmışıyla "Ivo" diyordu. önce sivil halkı kurtarma ve sonra da orada¬ ki güçleri başka dağlık bölgelere nakledip savaşı oralarda de¬ vam ettirme çarelerini aramaya başladılar. Bira ibrahim'e halk."Ivo Bege Pasine" destanı. Ararat liderleri. 1930 yılında 100 bin askerin uçaklar desteğinde giriştiği Ağrı Dağı taarruzunun trajedik yüzünü şöyle anlattyor: "Genel taarruza rağmen. Ararat (Ağrı) cesurane bir şekilde 25 Eylül'e kadar diren¬ di. Husse Telle şu teklifi sunuyordu: Bütün kadınlar. Türk ordusu. Husse¬ ke Telle'yi yumuşatmayı başardıklarında. savaşa de¬ vam için zorunlu olarak iki ayrı sorunu düşünmeye başladılar. ikincisi ise cephane ve teçhizat darlığıydı. bir oluyor. ihsan Nuri ve bir kı¬ sım liderler bu planı uygulama taraftarıyken. Örtüşüyor. yaşlı gözlerle Ararat asla¬ nından bu ümitsiz kırıma son vermesini rica ediyorlardı. zaten on kadar gü¬ nahsız Kürt. Çünkü savaşçılardan başka. İlki her türlü erzak ve yiyecek darlığıydı. bağımsızlık ocağının alevlerine kurban gitmişti... Ninesinin "Telle' olan . çok zor bir cephe savaşı vermeye mecbur oldu. çok sayıdaki sivil halkı beslemek imkansız hale gelmişti. Bu devrimci gaddarlık içinde. son neferinin son nefesine kadar savaşsınlar. onun destanı mıydı? Bilinmez. planı ilk önce kendi aile ve akrabalarına uygulayarak. Husseke Telle. Bira İbrahim e Hussek e Telle'nin değişririlmiş öyküsü.

Ta ki Ruslar. Beyazıt merkezine girmeyecekleri gibi. Beyazıt'ın Ermenilerden geri alındığı gün. erkekleri geride bırakak aileyi simgeleyip temsil ediyordu. Beyazıt'a da dayanmıştı. 221 . Ağrı Dağı eteklerindeki Çiftlik köyündendi. köylere giriyor ve o arada kan akıyordu. İki taraf da anlaşmaya bağlı kalıyordu. Ermeniler. yöredeki Kürtleri de rahatsız etmeyeceklerdi. Rus işgali sırasında efsaneleşti. Babasının adı Hüseyin'di (Hussık): Telle'nin oğlu Hüseyin'in oğlu Kardeşi ibrahim. Ruslar çekilince Beyazıt. şeker. Beyazıtlıydı. ailenin kökü. Yine Kürtlerde. O nedenle ninesinin adı. Sanıldığı gibi Kürtlerde. bu boşluktan yararlanarak Beyazıt'ı işgal ediyor. Birinci Dünya Savaşı'nda. halkın normal hayatını sürdürmesi için destek verecek. engelsiz kalan Ruslar. Kürtlerle Ermeniler arasında. ünlü dede. anılıyordu aileler. biliniyor. Osmanh ordusu yenilip dağılınca. Aile ve çocukları da onun adıyla anılıyordu.. bundan sonra Bira ile ihşki ku¬ ruyor ve anlaşma yapıyorlardı. İhsan Nuri'nin de anılarında doğruladığına göre.adıyla anılıyordu. Osmanlı devleti yarı dağıldığı için hiçbir kurumu yoktu. dört bir yandan ilerlemiş. buna kar¬ şıhk Kürtler de onlara saldırmayacaktı. geleneksel soyadı. Bilge kişiliği.. pirinç ve sabun dağıtacak. Sovyet ihtilali üzerine 1917'de çekilene kadar. Bira ibrahim'in dostu. Ruslar. Böyle adlandırılıyor. liderlik nitelikleriyle öne çıkan ka¬ dın. Bira İbrahim'in lakabıydı. aylarca süren kanlı çatışma başlıyordu. anlaşma gereğince Ruslar. Çeşitli kaynakların belirttiğine. Rus işgalini önlüyorlardı. şehri savunuyor. Dağa çık¬ tıktan sonra ise Hoybun tarafından Paşalıkla rütbelendirildi. Ruslar. ihti¬ yaç sahiplerine her ay. Bira ve dostu Gur Huso (Kurt Hüseyin) önderliğindeki Kürtler. aileler erkeklerin gücü (baba erkü) üzerinde değildi. kendi başına kalıyordu. Bunun üzerine Bira ve Gur Huso yeniden silaha sarılıyor. Ünü yaygın Celali aşiretinin önderlerindendi. Adı. ni¬ nelerden birinin adıydı. silah yoldaşı Gur Huso şe¬ hit düşüyordu.

Ermenilerin çekilmesinden sonra savunma birlikleri ku¬ ruyor ve şehrin yönetimini üstleniyordu. yeniden "temsili düşman" kuvvetleriyle temsili çarpışmalar düzenliyor. daha sonra yapacağı katkılar da hesaba alınmayacaktı. Beyazıt'ta "kurtuluş" şenÜkleri dü¬ zenliyor. Bira. "Türk ordu¬ sunun düşmanla çarpışa çarpışa Doğubeyazıt'ı kurtardığı tarih" olarak geçiyordu. ilk eşi ve çocuklan köyde kalıyordu. "din kardeşi" Osmanlı üniformalı askerle¬ ri karşılayıp ağırlıyor. tersine TC'nin yanında yer almıştı. destek de vermemiş. Şeyh Said İsyanından sonra. Vefa borcu bir yana. kendince huzurlu bir hayat kurmuştu. TC. ordu birlikleri top. isyanm yenil- 222 . İhsan Nuri Paşa. Bira.Bira. o arada Belediye Başkanı Mahmut Efendi'nin kız kardeşiyle ikinci evliliğini yapı¬ yor. Meydan savaşlarını kazanarak Beyazıt'ı kurtarmış Türk ordusunu anmak üzere. Fakat öyle olma¬ yacaktı. Aradan aylar geçtikten sonra. her yıl aynı tarihte. Bütün düşman askerlerini süngüleyip öldürdükten sonra. kentin yönetimini devrediyor. Beyazıt'ın "kurtuluşu" her yıl bu müsameresel manza¬ rayla kutlanıyor. Tabii askerlerin kaz adımlı "zafer turu" da ihmal edilmiyor. is¬ yana katılmamış. TC tarihine. Bira ibrahim'i anlatıyor: "Bira. hizmetleri öteki yana savru- lacak. Bira. Beyazıt'ı Türk askerlerine teslim ettikten sonra köyüne dönmüyordu. tüfek ve tankların eş¬ liğinde şehre giriyor. birkaç Osmanlı askeri yolunu şaşırmış gibi çıkıp Beyazıt'a geliyor. hatta yalvarmaları geri çevirmiş. bir direğe bağlanmış genç kızı "özgür¬ leşmenin simgesi" olarak çözüyor. köşesine çe¬ kiliyordu. Bıra'mn yönetimi teslim ettiği gün. canını almak üzere peşine dü¬ şeceklerdi. Onca hizmeti. bir gün. Şeyh Said isyanında devlete sadık kaldı. İşte. Oysa Bira bütün istekleri. Bir dükkân açıp başına geçiyor. anılarında. direğe Türk bayrağı çekiyor¬ lar.

yeter ki tüfeğimi kavuştur bana. Fakat geçişi engellemeyi başaramadılar. isterse asi olsun. Qotis üzerinden giderek çayın kenanna vardım. Bira. Dükkânımla uğraşıyo¬ rum. Şeyh Sa¬ id'in oğlu Ali Rıza ve birkaç Hesenenli lider. Sonra ne olursa olsun. adamlarıyla birlik¬ te İran'a geçmek istediler.. aileleriyle birlikte Bad Anadolu'ya sürgün etmeye başladı. sür¬ gün edileceğini söylüyorlardı. Bıra'mn Ağn'nm Çiftlik köyünde bulunan karısı ve çocukları. Türklerin gözünde Kürtler ister hizmet¬ kâr. Yönü¬ mü Kıble'ye çevirdim.' Ona çabuk köye dönmesini söyledim. bir gün şa¬ fakla beraber. Dükkânımın önünden geçerek şehirden ayrıldım. adamlarıyla ve Celalilerle birlikte bunların yolunu kese¬ rek. 'Ben de kısa yoldan ge¬ leceğim. Devletin isteği üzerine. senin atını alacaklannı düşünerek atladığı gibi sürdü. Caminin önünde durdum.giye uğraması ve Şeyh Said'in yakalanmasından sonra. 'Devlete çok büyük hizmetlerde bulundum. daha yeni uykudan uyanmış ve sürülerini gönder¬ mekle uğraşırken. Anam subaya. sen biliyorsun ki. yine de Kürt'tü." İhsan Nuri Paşa devam ediyor: "1926 yılının ilk aylan ve kışın sonlarına doğru. Fa¬ kat düşünemiyordu ki. Rahatsızlık vermiyorum.. AUahım. Ağrı'dan gelen küçük oğlum llhami. telaşla bana. engelleme olayında bunlarla beraberdi. Devletin dostuyum. Tüfeğimi ve fişekliğimi çayın kenarına getir' dedim. geçişlerini engellemeye çalıştılar. Bira Husseke'yi soruyorlardı. 'AUahım. Süvarilerin bir kısmı peşine düş¬ tü. 'Şafakla bir subay ve 20 Türk süvarisi köye geldiler. Bir süre sonra birkaç el tüfek sesi gel¬ di. Beni niçin sürsünler ki!' diyordu. Bugün bir şeye ka-^ nşmıyorum. kendisinin de listede olduğunu. Seni soruyoriardı. Sürü- 223 . Bundan sonraki gelişmeleri Bira bana şöyle anlatd: 'Ben Beyazıt'taki evimde çayımı içiyordum ki. O gittikten sonra evden çıktım.' diye¬ rek Allah'a yalvardım. Türk devleti Kürt önderlerini. ben devlete hiç kötülük yapmadım. Bıra'mn dosdan. Fakat ne olduğunu anlayamadım. Ben hemen yola çıktım. 20 Türk süvarisi köye girdi. O söylenenlere kulak asmayarak. Kör Hüseyin Paşa. Şimdi beni sürmek istiyorlar. Şeyh Said İsyanının bastırılmasından sonra. senin köyde olmadığını söyledi. Hizmetkârımız.

yer yer çatışmalar başlıyordu. "kendile¬ rine hizmet eden ve sadık kalan Bıra'ya bunu reva görenler. bu yüzden firari bir hayat yaşayan Kürtler. Arap asıllı İbrahim Tali Öngören. ya da 1980 sonrasının "Olağanüstü Hal Bölge Valiliği" olan "Umum Müfettişliğe" atanıyor. bize ne¬ ler yapmazlar!" diyordu. Çobana meseleyi sordum. Bira. Çepe Kubent köyü yakınlarında Keskoi'lerden birkaç kaçağa rasdamış1ar. BİLDİRİ SAVAŞLARI İhsan Nuri'nin çıkışından sonra. bu arada "ben de sizdenim" demek adına işi Kürt giysile¬ ri giymeye kadar vardırıyordu. Çoba¬ nım tüfeğimi getirdi. Hoybun'u halk desteğinden soyudamak amacıyla bir propaganda kampanyası başlatıyor. Ağrı Dağı "Kürt Ulusal Meclisi"nin merkezi haline geliyor. 224 . Askerlerin yaralıyı benim evime bırakıp gittiklerini söyledi. cebine dol¬ durduğu renkli şekerleri çocuklara dağıtıyor.lerim çayın kenarındaydı. Türkiye Cumhuriyeri politik ve askeri ta¬ arruza geçiyordu. Ağn Dağına sığındı. Çok geç¬ meden. İbrahim TaH Öngören. halktan biri olduğunu göstermek için. tek tek. birkaç adamıyla birlikte. Köye giderek. tehlikeyi sezenlerle. Onun adını ve dağa sığındığını duyan. karşılığı genel valilik. aranan." Bira İbrahim'in onca hizmetine rağmen karşılaştığı muamele. yanına gelenler çoğalmaya başladı. köylülerle birlikte yer sofrasına oturup yemek yiyor. yaralıyı Beyazıt'a gönderdim. bir asker yaralanmış' dedi. seni bulamayınca adnın peşine düştüler. 'Askerler köye geldiler. yanına aldığı ba¬ zı ağalarla köylere gidiyor. Pek çok kişi. bütün yörede şaşkınlık ve korku yaratmıştı. gruplar halinde yanıha akmaya başlamıştı. aralarında çatışma çıkmış. dört bir yan¬ dan. ezberlediği birkaç ke¬ lime Kürtçeyi yerli yersiz sözleri arasına sıkıştırarak konuşmalar yapıyor.

Genel Müfettiş İbrahim Tali de. Şimdi de Hoybun'u dağıt¬ mak istiyoriar. Türklere güven yoktur." 2-İ5 . Fakat Kürt hal¬ kı. yakın geçmişte ya¬ şadıklarımız. aftan yararlanmak isteyenlerin hiçbir şey¬ den korkup çekinmeden teslim olmalarını isriyordu.ibrahim Tali'nin propaganda kampanyası karşısında Hoybun da boş durmuyor." Öte yandan Türk hükümeri firarda bulunan ve aranan Kürt liderlerine "devletin şefkatli kollarına sığınma" ve genel aftan ya¬ rarlanma çağrıları yapıyordu. yaptıkları konuşmalarda. Türklerin riyakârlığına inanmayacakdr. İhsan Nuri Paşa'nm anılarında yazdığına göre. İsmet Paşa hükümeti de bu arada barış taarruzuna geçiyor. sınırların dışında ve dağlarda yaşayan Kürt milliyet¬ çilerini hile ile ele geçirmektir. Hoybun. görevlileri karşı atakla köyleri. Bu affı çıkarmak¬ taki amaç. Sürgün edilmiş yüz binlerce Kürt'ten kaç kişi bugün hayatta kalabilmiş¬ tir. karşı bildiride Hoybun'un gerçekleri saptırdığını. Türklerin sözüne inanıp teslim olmamalarını istiyordu. 'Rome Xayine. Affin bir amacı da sükûn var diyerek Batı'dan yardım almakdr. Bunun üzerine Hoybun bir bildi¬ riyle "affin tuzak olduğunu" duyuruyordu. aranan liderleri bir bildiriyle uyarıyor. Bundan sonra karşıhklı bildiri savaşları başlıyordu. aşiretieri dola¬ şıyor. Türk propaganda¬ sına kanmayın!" diyorlardı. "af" sö¬ zü üzerine. ge¬ nel af ilan edildiğini açıklıyordu. Genel af çıkarmasının tek nedeni Hoybun'u dağıtmaktır. 'Kürt sorunu ve Kurdistan yok' demektir. bundan önce de suikasder ve hileler yo¬ luyla Kürt örgütlerini dağıtmışlardır. Haybon'un 1928 Martında yayınladığı ve "Kürt ulusuna" di¬ ye başlayan bildiride şöyle deniliyordu: "Ey Kürder! Türklerin affina inanmayın. bexte we tüne!' Atalarımızın bu sözünü unutmayın. Halbuki Kürt halkı örgütünün arkasında ve onun aracılığıyla özgürlüğüne kavuşmak istemektedir. "unutmayın. Türklerin affi¬ na inanarak teslim olanlar öldürüleceklerdir. Bildiride şöyle denili¬ yordu: "Türk hükümederi. bunun bir tuzak olduğunu. gelecekte olacakların aynasıdır.

bildiride şöyle deniliyordu: "Türk hükümeti. birer bahaneyle hapse adldılar. Türklere has öldürme ve yok etme devam ediyor. Yakılmış yüzlerce kö- 226 . Kürtleri zamanında uya¬ rarak pek çoğunu tuzaktan kurtardı. geçmişteki yaraların sarılacağını. Kürtler yeni büyük bir tehlikeyle karşı karşıyadır. Ama Saide Telhe idam edildi. Kürtlerden oyuna gelmemelerini istedi. Daha sonra Suriye'ye geçmişti. 1928 yılın¬ da dağdan köylerine. Şeyh Said kö¬ yünden çıktığından beri yanındaydı. yasal zeminden yararlanmak. Şeyh Said'in iki oğlu ile birlikte dönen Said e Telhe ve öteki bazı Kürt liderler tutuklanıp Ankara'da yargılandılar. devletin şefkatli kollarına sı¬ ğının!" tekrarında bulunuyor. Gelenlerin yok edilmesi önceden kararlaştırıldığı için. "Kuzey Kurdistan Cemiyeri"ni kurmakla suçlandılar. sahte afla bazı Kürtlerin dönüşüne izin ver¬ di. öldürüldüler. Şeyh Said'in iki oğlu Ali Rıza ile Selahaddin ve Şeyh Said ha¬ reketinin önemli adamlarından Said e Telhe de aftan yararlan¬ mak isteyenler arasındaydı. Said e Telhe (Talha'nın oğlu Said) Bingöl'ün Azizan köyünden. Dönenler arasında. 1400 kişi hapsedildi ya da sürgüne gönderildi. yakılıp yıkılan köylerin yeniden imar edileceğini söylüyor. Mahkeme¬ de. Şeyh Ali Rıza uzun zaman tutulduktan sonra serbest bırakıldı. İhsan Nuri Paşa'nm yazdığına göre. ilan edilen af üzerine. Şeyh Ali Rıza ve Selahaddin'in mahkûm edilmesi üzerine Hoybun bir bildiri ile gelişmelerin kendilerini doğruladığını belirterek. Saide Telhe'nin idamı. "gelin. bu olanağı değerlendirmek isteyenler de vardı. * Hükümetin propaganda savaşının ilk etabını Türk hükümeti kazanıyor. mudu bir gelecek vaat ediyordu. halktan isyan¬ cılara inanmamasını istiyor.Genel Müfettiş İbrahim Tali de karşı bildiride. yurtdışındakiler de ülkeye geri dönmeye başlıyorlardı. Şeyh Selahaddin 12 yıl hapis cezasına çarptırıldı. bazı Kürt önderler. Şeyh Said'in çekirdek kadro adamlanndan biriydi. Fakat Hoybun.

kızlarınız ve kadınlarınızın sefa¬ letini gözlerinizin önüne getirerek birbirinizi seviniz. öldürülmüş binlerce Kürdü. Fe¬ ci şeyler. çatışmalar yayılarak büyüyordu. 1928 yazında. onun yanlış tutumu yüzünden başkalarının ceza gördüğünü söylüyordu. Müthiş masraf olmuş. verilen sözün tutulmamasmın suçunu İhsan Nuri'ye yüklüyor. Türklerin kaybı ise büyüktü. Lozan Anlaşması sürecinde yolları ayrılan ve gözden düşen Dr. Aranızdaki çekişmeleri unutunuz. İhsan Nuri Paşa. Meğer Kürtler. külliyetii miktarda akın verilecekti kendisine. Ankara'dan gelen bir delegasyonla gerçekleşti. görüşmelerin en önemlisi. Çok şey anladyor. toplantıya Bira ibrahim. 60 kişilik bir süvari birliğiyle görüşmelerin yapılacağı Şeyhli köprüsüne gelmiş. ihsan Nuri'ye çekici armağan ve vaadler sunuluyordu. Öte yanda. Kürtler dağ¬ dan bizim araziye inmişler. Türk heyetinde 12 milletvekili yer alıyordu. önüne maddi ve manevi olanaklar sermeye başlıyordu. Ferzende ve Halis Bey'le birhkte kadlmışd. doğrudan İhsan Nuri'yle ilişkiye girerek." Türk devleti. silahlarını¬ zı koruyunuz. Bu yöntem ba¬ şarılı olamayınca. Atatürk'ün yakın kadro adamlarından biriyken. ku¬ mandan Salih Paşa bildiri yayınladı.yü. karlar arasın¬ da iki alayımızı imha etmişler. Genel Vali İbrahim Tali Öngören. Kürderi Ağrı Dağında bütünüyle imha ettik diye. doğrudan "barış görüşmeleri" önerisi götürü¬ lüyor ve bu Kürt tarafinca da kabul görüyordu.. Türklerin ama¬ cı Kürdü Kürde öldürtmektir. dağdan inip teslim olmasına karşılık. 1928 Mayısında. anılarında. bütün çabalarına rağmen sonuç alamayınca ve kayıpları büyük olunca diyalog çabalarına giriyordu. Ayırca yöre valileri. Hoybun'dan silah bırakması isteniyordu. ihsan Nuri'nin anılarında yazdığına göre. Rıza Nur. karşılığında. bu döneme ilişkin olarak şunları yazıyor: "istanbul'a yeni gelmiş biriyle görüştüm.. kaymakam ve generaller. İhsan Nuri silahını bıraktığı takdirde. Ayrıca seçip beğenmesi kendisine ait ol- 227 . Oyuna gelmeyin!" * t * İbrahim Tali Öngören ise karşı bildiride.

önerilen rüşvete çok öfkelendiğini belirtiyor ve mektuba mektupla yanıt vererek. Görevi. görevi alabilecekti. nafile genel taarruzlar düzenliyor. dilediği ülkede büyükelçilik göreviyle. vakit var¬ ken. Siyasi öneriniz varsa. beğenmiyorsa. istediği miktarda paranın hazır kendisini beklediğini ekliyordu. sunulanları dinledikten sonra söz alarak. "Türk askerlerinin kayıtsız koşulsuz Kürdistan'dan çe¬ kilmesini." RUSLAR VE İRAN DA SAVAŞA GİRİYOR Türk ordusu. bu şartların dışında her¬ hangi bir konuda müzakereye oturmayacağını da belirtiyordu. sonuç almamadan toplantı dağılıyordu. Görevim.mak üzere. eski tekliflerini tekrarlayarak. ister yurtiçinde. 228 . önüne konanları alıp rahatına bakmasını öneriyordu. Türk ordusunda müm¬ taz bir yer verileceğini. tüm Kürtler bundan yararlanacaktı. Hoybun'un emriyle bulunuyorum. pes etmek istemiyordu. İhsan Nuri'nin şardarı karşısında pazarlık ortamı yok oluyor. Mü¬ fettiş. Bu arada genel af kapsamı genişletilecek. bunun korgeneral rütbesi ve kolordu ko¬ mutanlığı olacağını vaat ediyor. onlan Hoybun'a iletebilirim. "Ben Hoybun askeri lideri ve Kürt Silahlı Kuvvederi'nin başkomutanıyım" dediğini ve sonra şöyle devam ettiğini yazıyor: "Ben bu görevde. İhsan Nuri. Fakat. Hoy¬ bun'a mensup olmaktan şeref duyuyorum. mücadeleden vazgeçmesi halinde. ihsan Nuri. her sonbaharda büyük kayıplar vererek. Türki¬ ye'nin. 1926 baharından beri Ağrı Dağına. Bu da ancak ulusumuzun bağımsızlık haklarının tanınmasıyla çözümlenebilir. bağımsız Kürdistan'ın derhal tanınmasını" içeren kar¬ şı görüşleri öne sürüyordu. İhsan Nuri. ibrahim Tali vazgeçmek. Muhatabınız Hoybun'dur. rüşvet karşılığında halkını satacak kadar küçülmediğini söylüyor. Çünkü sorun kişisel değil ulusaldır. ancak Hoybun emrettiğinde terk ederim. Sürgünler ve cezaevindeki¬ ler de af kapsamına alınacaktı. Kürdistan'ın bağımsızlığını tanımasına ve onun ordula¬ rından boşaldlmasma kadar savaşı yürütmektir. Top¬ lanndan hemen sonra ihsan Nuri'ye mektup yazarak. ister yurtdışında dilediği makamı. ama eli boş kışlasına dönüyordu. yazdığına göre.

Fakat. "sıcak temas" kurulamamış. "eşkıyalığını" her gün biraz daha ileri götürüyor. dev¬ let otoritesine "bir isyan "di. bunun üze¬ rine. "ateşle karşılık vermiş". derhal harekete geçmiş ve 28.Resmi tarih. dağı terk edip geri dönmüştü. Devletin iyi niyetli bütün ısrarlı çağrılarına rağmen. TC. Genelkurmay'ın Kürt İsyanları kitabında yazılanlara göre. Bir ay gibi kısa bir zaman içinde hazırlık¬ lar tamamlanmış ve Haziran ayında "büyük taarruz" başlamıştı. Fakat. büyüyordu. teslim olmuyor. ulusal birlik ve beraberlik ile güvenliği için Ağrı yöresinde yayla yasağı ilan etmişti. Otorite¬ sini kanıtlamak için Üçüncü Orduyu. Fakat jandarma alayının şansı yaver gitmediği için bozguna uğramış. Beyazıt'a bağlı Muson kasabası¬ nın Kaleci köyü. isyancılarla sürüle¬ rinin peşine düşmüş ve Ağrı Dağı eteğindeki Demirkapı bölgesin¬ de isyancılara yetişmişti. köylülerin yaylaya çıkışı "Birinci Ağrı İs¬ yanı" ve ordunun koyun sürülerinin peşine düşmesi de "isyanın bastırılması" oluyordu. Bu. Devlet isyancıların peşini bırakmak niyetinde değildi. 229 . koyun sürüsü ve sahipleri. zorunlu olarak çatışmaya girmişlerdi. Türk askerleri. Genelkurmayca yapılan "resmi tarih"te. "asilerin tedip ile tenkili"yle görevlendirmişti. "Birinci Ağrı İsyanı" için 16 Mayıs 1926 tarihi veriliyordu. Jandarma alayı. "eşkıya" dur ihtarı ve "teslim ol" çağrılarına aldırmadığı gibi. "kandırdı¬ ğı" Kürtleri yanına çekiyor. Resmi tarihin kaydettiği "ikinci Ağrı İsyanı" da ilginçti: Genelkurmay'ın kitabı yazıyor: "Hoybun" denilen "eşkıya çetesi". 1927 baharında Ağrı Dağını karargâh yapmıştı. Resmi tarihe göre. Jandarma Alayım isyanı basrirmakla görevlendirmişti. Devlet. Ama bütün aramalara rağmen. bu taarruzları "Birinci" ve "İkinci Ağrı İsyanı" diye adlandırıyordu. yamaçlan tırmanıp yaylaya çıkmış. tersi¬ ne. "yasağa saygısızlık etmiş" ve 16 Mayıs 1926 ta¬ rihinde. o arada havalar soğuduğu için or¬ du. bir sürü koyunla Ağn Dağı yaylalarına çıkmıştı. dağda "asilere" rastlanmamış. askerler de ölü ile yaralılarını toplayarak Beyazıt'taki ka¬ rargâha çekilmişti.

Erzurum'dan Eleşkirt ve Karakilise üzerinden yürümüş. Türk ordusu yeni büyük bir savaş için hazırlanırken. 13 Eylül 1927 tarihinde.. ama isteni¬ len sonuca yanlamıyordu. resmi tarihin "İkinci Ağrı İsyanı" diye adlandırdığı olayları şöyle özetliyor: "Türkler. "ikinci Ağrı İsyanı" ve bastırılması "harekâtı" oluyordu. gün ışığında bulunamıyor". sürgün¬ deki Kürtler de kaçıp harekete katıldılar. "eşkıya"nın sayısını vermiyordu. Türk basınında endişeler belirmeye başladı. dik ya¬ maçlarına yürüyüp tırmanmak zorunda kalmıştı. kara birlikleri. Kolorduların topları. Çünkü. Hükümetin prestiji kırıldı. arama çabaları boşa çıkıyor. ikinci kol da Kars'tan İğdır'a kaydı¬ rılmış. Amaç. Hava Kuvvetlerinin de desteği ve top atışlarıyla genel taarruz başlamıştı.TC yine de insanca davranmış ve asilerin dağdan inmesi için genel af ilan etmişti. iki kolordu ve 10 bin kişiden oluşuyordu. Ordu iki kol ha¬ linde taarruza geçmişti.. tankları. Birinci kol. Bu da. gece olunca. Ermeni yazar Garo Sasuni. Türk ordusu. Türkler ilk taarruzda mağlup olup dağıldılar. Resmi tarih. iki hafta topa tutuluyor. uçaklar bomba yağdırı¬ yor. taarruz üstüne taarruz tazeliyor. sıcak temas kurulamıyordu. "eşkıya insanlıktan anlamamış" ve affa sırtını çevirmişti." 230 . Fakat. nereden peydahlandığı bilinmeyen eşkıya aniden ortaya çıkıyor. Ağrı Dağına kesin darbe indirmek ve olayı sessizce kapatmakd. bunun üzerine "eşkıyanın kö¬ künü kazımak" üzere. arkasında da uçakları vardı. Ama. Ayaklanma serpilme¬ ye başladı. Ama Türk or¬ dusu. Ağrı Dağının sarp kayalıklarına. "aranan eşkıya. haziran (1927) ayında İğdır ve Beyazıt'a 10 bin ka¬ dar asker yığdılar. oradan hücum emri verilmişti. gerilla baskınlarıyla Türk ordusuna zayiat verdiriyordu. Ağn Dağı. Zaten bir kere daha havalar soğuduğu için Ankara'dan "ri¬ cat" emri veriliyordu. Yüksek askeri idare birbirine girdi.

Stalin yönetimindeki Moskova ile de görüşmeler yürütülüyor¬ du. İran'ı işbirliğine ikna için Tahran elçiliğine atanmıştı. manevra yeteneklerini kırmak ve Ermenilerden yardım almasını önlemek için Kürderi kuzeyden kuşariyor. 1919'da Samsun'a çıkıştan beri Atatürk'ün yanında bulunan ve çeşitli vesilelerle sadakatini kanıtlamış olan eski asker Hüsrev Gerede. diyalog kesiliyor. O nedenle kişilere rüşvet niteliğinde maddi ve manevi olanaklar sunuyor. TC. Toprak bile kopanyordu. bu çabaların nafileliği orta¬ ya çıkıyor. Türk diplomatları. Fakat Iran. sıkışmış Türk¬ lere kendini pahalıya satmaya. Çünkü. taraflar sözü namlulara bırakmak üzere hazırlıklara girişiyordu. karşılığını almaya çalışıyordu. Moskova. hatta tehdit ediyordu. bitişik Kürtlerin başarıya ulaşmaları halinde. İran'ın kazancı büyüktü. Sovyetler.Türk ordusu. Bir yanıyla TC'nin Kürtlerle davası. kendilerini de ilgilendiriyordu. bu söylemle "ilerici TC'ye destek" veriyor. Iran ve Sovyetler Birliği'nin (Rusya) desteğini almak için yoğun bir diplomatik faaliyet yürütüyor. bir yandan Ağrı eteklerine asker ve silah yığıyor. Türklere yardım etmesi için İran'ı sıkışrinyor. Iran da "kendi Kürtleri" nedeniyle "ortaklığa" sıcak bakıyordu. Moskova da. gerek savaşçı sayısı gerekse silah bakımından zayıf olan Kürtlerle başa çıkamıyordu. Kürdistan'ın kurulma çabalarını. teslime iknaya çalışıyordu. İran ile Sovyetler Birliği arasında mekik dokuyordu. dağa tır¬ manış yolları ve kışın barınmak üzere. İran uzun uğraş ve müzakerelerden sonra. ikinci bir hamle ile İran'a atlayacaklarından korku¬ yorlardı. bu arada Türk birliklerinin geçişine de imkan veriyordu. bunu sıçrama tahtası yaparak. Emin Karaca'mn Ağrı Eteklerindeki Ateş kitabında ayrmrilarıyla yazdığına göre. öte yandan dış destek arayışlarına hız veriyordu. TC. 1928 yılı sonbaharında. "emperyalizmin Kafkasları ele geçirme planı" olarak nitelendiriyordu. kışlalar inşa ediyor. Sınır dü- 231 . aldıklarına karşılık olarak TC'ye istenilen desteği veriyordu.

büyük ve küçük Ağrı'nın sembolü olan metal bir arma vardı.zeltmeleri adı altında. taraflar. Xoybun'un (Hoybun) arması. Bunun için Kürtler arasında bağımsızlık düşüncesini hakim kılarak. Kürtlerin mevzilendiği Ağrı Da¬ ğının taarruz öncesi halini şöyle anlatıyor: "Ağrı Dağında durum geliştirildi. Bundan sonra temas ve görüşmeler kesiliyor. Genç savaşçılar üniforma giydiler. gücünü gücüne katmıştı. Subaylarda ise Ağrı yerine Xoybun'un arması ve onun üstünde de. O dönemde Fran¬ sa Suriye'de. Türkiye Cumhuriyeti çağın egemen dünyasını yanına almış. Elimizde ye¬ terince silah olmadığı için. Top. desteğe karşılık İran'a ve¬ riliyordu. on¬ ları genel ayaklanmaya hazırlamaya çalışıyorduk. Bu. Öte yandan. Xoybun merkezi tarafından tespit edilmişti. 232 . hesaplaşmak üzere silahlarını çeki¬ yordu. aynı zamanda "delinemez" denilen Lozan Anlaşmasının da delinmesiydi. anılarında. Onun için Ağrı'yı teslim etmeden önce. gerilla savaşı ile. Hiçbir yerden destek ve yardım beklemiyordum. kalem ve güneşti. Ağrı Dağı¬ nın eteklerindeki bazı verimli alanlar. ingiltere de Irak'ta yönetimi elinde bulunduruyor¬ du. kendi rütbelerini belirten armalar bulunuyordu. tank ve uçaklarla çok iyi teçhiz edilmiş Türk devletinin ordusu karşısında. Bu taktik. * » İhsan Nuri Paşa. söz namluların diyaloguna geliyor. buğday başağı. 1639 yılında imzalanan Kasr-ı Şirin Anlaş¬ masıyla çizilen sınır ilk kez İran lehine değiştiriliyor. Artık vuruş zamanıydı. düşmandan ele geçirilmiş tü¬ fek ve fişeklerle savaşmanın kolay olmayacağını biliyordum. hançer. başka silahlar ele geçirip savaş cep¬ hesi açamıyordum. Türk¬ lerin Kürtler üzerindeki nüfuzunu kırmak istiyordum. güneyden gelecek yardım kanallarının tıkanması için Fransa ve İngiltere'den destek alınıyordu. Erlerin 'kum'lerinin (şapka-kasket) önünde.

Saldırıyı. dağların kan eriyip yollar geçk vermeye başlar başlamaz. Üretim yapılamıyordu. süvari alayı komutanı Ferhat Bey yöne¬ tiyordu. 133 . bağımsızlıkçıların yaktığı ateş. Süphan dağında. her türlü tehlike ve eziyete razıydılar. Ama Ağrı savaşçılarında ol¬ mayan tek şey korku ve ümitsizlikti. Bunlardan biri. Tarımla uğraşacak kimse de yoktu. diyorlardı." ATEŞ ÇEMBERİ Türkiye Cumhuriyeti (TC) Rus ve İran'ın gücünü de yedekledikten sonra 1930 baharında. Türkler Keskoi aşiretinin bir grubuyla birlikte Şeyh Abdülkadir'in üstü¬ ne saldırdılar. yemek için tüccarlardan bir koyun istemişti. Bu da gösteriyor ki. Bunun üzerine bir başka grup gönderdik. sürekli düşman karşısınday¬ dı. hem çalışa¬ cak. Kornikork savaşından son¬ ra güven artmıştı. gece. Varolan topraklar da Türklerin devamlı ateşi al¬ tındaydı. Tarıma elverişli toprak kıttı. Ağrı'nın kışı daha bitmemişti ki. ele ge¬ çen mitralyözler kuUanılamıyordu. Onun için kıdık çekiliyordu. ulusal bayraklarının gölgesi altında. köylü uykudayken gelip köyü sarmışlardı. Eli silah tutan herkes. savaş uçaklarıyla desteklenmiş 100 bin kişilik bir orduyla genel taarruza geçiyordu. Savaşçılar at. taş ve kayalarla duvar gibi kaplıydı. Düz bir arazide bu¬ lunan köy. Çok az fişek olduğu için. hem de darbeler indirecek fedai grupları göndermiştim. Rumiler. Grupların sayısı azdı. Fakat tüccar vermemişti. Bu nedenle çık¬ mak mümkün değildi. Türklerin hakimiyetindeki Kürdistan'ın diğer yerlerinde de yanıyordu. Fazlasıyla verdiler. Savaşçılar.Kürdistan'da Xoybun'un teşkilatlarını oluşturmak ve genel ayaklanmayı örgütlemek üzere. ihsan Nuri şöyle yazıyor: "1930'un bahanydı. Bu zor ve kötü koşullar altında Kürdistan'ın bağımsızlığı yo¬ luna başlarını koymuşlar. silah ve cep¬ hane konusunda çok zayıftılar. Ağrılılar sayıca çok azdı. Kurdistan içlerine. Türklerin bir kolordusu bik biri¬ mizin üstüne gelmeye cesaret edemez. Düşman Şeyh'in köyünü sarmışd. yalnız Ağrı'da değil.

234 . düşürülen uçaklardan birinin sağlam parçalarından oluşuyordu. 100 bin askerin uçak. tüfek atışıyla uçaklar düşürüyoriardı. Odamakta olan hayvanlar öldüler. Köy tüfek ve mitralyöz ateşi akına alınıyor. Türklerin gece bir piyade taburu ve bir topla gelip Kabaktepe'yi işgal ettiklerini gördüm. Karım Yaşa Hatun yaralandı." İhsan Nuri Paşa anılannda. Birkaçını etkisizleştirip silahlanna el koydu. Fakat öteki askerierin yeri çok sarp olduğu için onlara ulaşamadılar. Köyüler savunma için dışarıya çıkıyor.Şeyh sabah abdeste çıkarken kurşuna tutuluyor. Cadıdan bombardıman ettiler. 1931 yılında Ağrı şehir merkezin¬ de. Köylüler uyanıyor. Çadşma öğleye kadar sürdü. karşı saldınlaria zayiat veriyor. 10 Haziran 1930 günü. Ağnlılar çadıriannı alıp dağın doruklan- na çıkmışlardı. Biz çadır açalı henüz birkaç gün olmuştu ki. Tepedeki askerier ise aşağıda arkadaşlannın ölümünü seyrediyorlardı. Silah sesleri¬ nin geldiği yöne gittiğimde. Abide." Kürtler direniyor. Bıra'mn oğlu Davo'nun biriiği. Davo yollarını kesiyor. kuzey- bad yönünden silah sesleri geldi. gecenin karanlığından yararianarak askeriere yak¬ laştı. Ardından birkaç düşman uçağı yaylanın üze¬ rinde uçmaya başladı. Besse de. İhsan Nuri. aynnnlara yer veriyor ve şunlan yazıyor: "Bir gün. Geri döndüler. Ama bir başka birlik. Türklerin 1930 yılındaki büyük saldınsının başlangıcıydı. Ömere Besse-Keltanilerin re¬ isi de Kabaktepe'deki hedeflere arkadan saldıracakd. düşürülen uçak ve ölen pilodann anısına bk "Hava Şehitieri Abidesi" dikiliyordu. Bir saadik çarpışmadan sonra askerierin tümü öldürülüp silahlanna el konuyor. Bu. Gittiler. Sesler. tank ve toplann desteğinde başlattığı genel taarruzu da şöyle an¬ latıyor: "Yazın ilk günleriydi. dağın kuzeyindeki Miro yolundan geliyordu. Ge¬ ce 15 asker sığınaklarından çıkıp dağdan aşağıya inerken. Kabaktepe'nin irtiba- dnı kesmek için gece harekete geçti. Kabaktepe'yi uzaktan kurşun yağmuru¬ na tutmuştu. Nitekim.

Kürtler mermileri bitene kadar çadşıyor ve orada ölüyoriar. emirnamede yazılı tarihi anlamadılar. Kör Hüseyin Paşa'nm oğulları Memo ve Nadir." İhsan Nuri savaşan aşiretleri tek tek sayıyordu. askerier az olduk¬ lannı görünce silahlanna sarılıyorlar. zorlu bir savaştan sonra Hasan Abdal'ı ele geçirdikr. karşı tepede Kürt bağımsızlık bayrağı dalgalanıyordu. Norşad. Komu¬ tan. Fakat Kürtlerin kendi davalan ve vatanlan için ken¬ dilerini feda edebileceği. Komutan çadşmada ölmüştü. Sağ kalan asker ve subaylar esir alındı. Hasan Abdal'daki ordugâhta 200 asker bulunuyordu. Yardıma gelenlerin yolu kesildi. Askerleri esir edip silahlanna el koydular. sa¬ vaşın kaderini değiştiren nedenleri sıralarken. Şehirde bir piyade taburu ile bir mitralyöz bölüğü vardı. Norşad kalesini savunmak için. Erciş'in bir kısmı. silah ve cephane kıt- i35 . Ağn süvarilerini büyük bir sevinçle karşıladılar. Burayı savunacak gücümüz olmadığı için. Türkler. en büyük trajedilerin yaşandığı. Kürtler. Hasan Ab¬ dal üzerine erken saldırddar. Erciş halkından Seid Resule Berzenci ve Heseni süvari biriiğini Zilan vadisine gönderdim. Bu sevinç içinde. 24 saat bile dayanamadı. arada bir birkaç kişi gidip orada görünüyordu. Türkleri esir alanlar Hayderi savaşçılanydı. Bargeri'nin tümü hemen alındı. saldınnın yolunda gitmesi için. Böylece Türk yardım biriiği Erciş'e yetişiyor. Ardından aynı bölgede bulunan Norşad şehrine hücum ettiler. Zilanhlar. Kale zapt edildi. Bu arada. Erciş'in imdadına yetişmek üzere top ve asker gönder¬ diler. kadın ve çocuk¬ ların topluca kadedildikleri Zilan'a da değiniyor ve şöyle diyor: "Ben. Türkler bir türlü buraya yaklaşma ce¬ sareti gösteremediler.Şunu söylemek istiyorum: Türkler Kabaktepe'yi işgal ettikleri zaman. komutanın aklına gelmemişti. Zilanhlar. Bayrak sonuna kadar orada kaldı. O sırada. Kurtulamayacaklannı anlayan Türkler teslim oldular. her tarafi onarıp muhkemleştirmişti. Çanşma çıkıyor. Norşad'la biriikte Erciş ve Bargeri şehirierine de sal¬ dırmışlardı." İhsan Nuri. Teslim üzerine tepelerden iniyorlar.

Bunun bir yanlışlık olduğunu san¬ dım. önce top. nedenlerden biri ola¬ rak sayıyordu. Kuvvetlerini Culfar'a yığmışlardı." ihsan Nuri. İran'ın savaşa girmesi konusunda. Sovyet cephesi için şunlan yazıyordu: "Sovyeder Birliği kuvvetlerinin. Fakat fazla dayanamadılar. Kürtler. Dağılma başladı." İhsan Nuri ve arkadaşları. Keskoi aşireti ve diğer bazı aşiretlerin saf değiştirip Türklerin yanında yer almasının olayları etkilediğini yazıyordu. Araş nehrini geçerek Küçük Ağrı eteklerine vardığını bana haber verdiler. 1930 Eylülünde Ağn Dağının do¬ ruklarına sığınıp burada direndiler. Çemberi yarabilenler İran Kürderine karıştı. Gidip kendim baktım. İhsan Nuri anılarında şöyle yazıyor: "Silahımız yoktu.lığının yanında Kürdün Kürde silah çekip saf değiştirmesini en ba¬ şa koyuyordu. 1930 Temmuzunda Türk devletinin yanında yer alıyordu. hiçbir yerden maddi yardım alamadıklannı. Türk kuvvetlerine yardım için. Er¬ meni Taşnak Partisi'nin söz verdiği paralarınsa kendilerine ulaş¬ madığını belirtiyordu. üç¬ lü kıskaca alınmıştı. Fakat ilerle¬ yen zaman içinde gerilemeye başladılar. Kanikork savaşma kadar benim bile tüfeğim yoktu. Silah ve kurşunlan savaşarak düşmanın elinden alıyorduk. sonra mitral¬ yöz ve tüfek sesleri yükseldi. Sovyetler Biriiği ve Iran da savaşın hemen başında. Bu savaşta bir tüfek ele geçirdim. ihsan Nuri. Gerçeği gözlerimle gördüm" diyordu. ilk çatışmalarda başarı elde etmişlerdi. Ruslar Türklere yardım ediyordu. 236 . ihsan Nuri. "Iran sınır ka¬ rakolunun bulunduğu Ayıbey yönünden. » * Kürder. Dersim'in bir türlü ayağa kalkmamasını da. Bu arada Kör Hüseyin Paşa'nm oğlu ve bir diğer aşiretin reisi olan Seid Resul'la çekişme içine girmesinin de zarariar verdiğini naklediyordu.

. Yüzlerce Kürdü toplayıp Van Gölüne dök¬ tüler. Güçlü yeteneklere sahip üç liderin çevresinde is¬ yancı aşiretler ve devrimci Kürtler toplanmışlardı. Avrupa basını. 1930'da. Ağn Dağına çekildiler. Adevi Aziz. Savaşçıların silah ve cephaneleri tükendi. Kürtler. Buna rağmen. Vanlıların hücu¬ muyla Van şehri de işgal edildi.. Ağrı isyanının bütün Kurdistan ve Kürtleri kapsamadığını söylüyor ve devam ediyor: "Ağrı hareketinin üç büyük lideri vardı: ihsan Nuri Paşa. öçlerini silahsız sivil Kürderden aldı¬ lar. Fakat büyük kayıplar verip yenildiler.. 237 . Dersim başta olmak üzere birçok Kürt bölgesi hareketsizdi.. temmuz ayında Beyazıt. Bunların üçü de geniş siyasi görüşlere sahipti. Çarpışmalar yayıldı. Kanlı çadşmalar- dan sonra Erciş ve Zilan kasabalarını aldılar.Ermeni yazar Garo Sasuni. Türkler. Türk¬ ler saldırdılar. Ib¬ rahime Husseke Telle Paşa ve Zilan Bey. 5 bin kadar kadın. Abağa. Olayları tarafsız bir bakışaçısıyla inceliyor ve yorumluyordu. Hakkari'nin bir kısmı isyan bay¬ rağını açıp Türk askerlerini kırarak Çölemerik'i aldılar. Ulusal Kürt Hareketi ve Ermeni-Kürt İlişkileri adındaki kitabında. Ermenistan ve Kürdistan'ın bağımsızlı¬ ğından yanaydı. İğdır ve Iran sınınndan taar- ruza geçtiler. bir başka yerde padak veriyordu. 7 Türk uçağını düşürdüler. Garo Sasuni. erimiş biriiklerini takviye için kısmi seferberiik ilan etti. Pergiri. Üç liderden başka şu . Binlerce kur¬ ban verdirttiler. Yusuf Redkini. Çarpışmalar bir yerde sönerken. Savaş kızıştı. Fakat şehri uzun zaman elde tu¬ tamadılar. Mustafa Kelo takma isimli Dijana Hesse Sori ve diğerleri. Bu sırada. Türkler. 200 kadar köyü talandan sonra yaktılar. Ağrı isyanındaki "üçüncü göz"dü. 15 Temmuz 1930 tarihinde Ağrı Dağı çev¬ resindeki bölgede 60 bin kişilik ordu ve 100 uçağın toplandığı¬ nı yazıyordu. Kürder daha hazıriıklarını tamamlamamışken. Ta¬ ceddin. Hükümet. Türkler temel güçlerini Zilan ve Erciş bölgelerinde topladılar. çocuk ve ihtiyarı kadettiler. Zilan ve Ma¬ lazgirt'teki Kürt güçleri biriikte hareket ederek.liderleri de sayabiliriz: Ferzende Bey. Aynı gaddariığı Van bölgesinde de devam ettirdiler. Kamil Mahor. yollan üzerinde bulunan askeri ve idari merkezleri işgal ettiler.

Dönemin yarı resmi Cumhuriyet gazetesi. İran'ı Türki¬ ye'yle işbirliği için zoriadı ve ikna etti. hukuka uygun olamasa da." 25 Eylül 1930'da düzenli ordu karşısında yaşanan başarısız¬ lık "genel yenilgi" sayıldı. Ağn bozgunundan sonra. Türkler çaresiz kaldı.Bundan sonra cephe sabitleşti. "Tenkil" ve "tedip" başladı. Bunun dışında Van. Kürtler zaman zaman baskın yapıp panik yaratıyordu. Hınıs ve Malazgirt bölgelerinde çarpışmalar sürüyordu. Kürderi boğmak üzere Türk¬ lere yardıma koştu. Kızıl Ordu birlikleri Araş nehrini geçip. Ankara-Moskova işbiriiği de uzun zaman gizli kalmadı. Birbirinden kopuk kimi liderierin. Türk birliklerini Sovyet Ermenistanına sığın¬ maya mecbur ediyordu. "tedip ile tenkil" için sonsuz özgüriük getirilmişri. Kürder. Kürtler zaman zaman İğ¬ dır'a hakim oluyor. ya¬ salardaki boşluklar sıkı sıkıya kapatılmış. Savaş kesintisiz bir hal aldı. Salih Paşa'nm birlikleri Beyazıt yakmlanndaki ba¬ taklıklarda kısmen yok edildi. Çatak. sı¬ nın geçerek Hakkari çarpışmalarına hız verdi. biri çıkıp insanlığın evrensel hukuku adına suçlulardan hesap sormasın diye. RESMİ TARİH VE YAŞAR KEMAL Kürder için her türlü muamele "mubah". "tek kişilik çıkış"la uyguladığı gerilla yöntemleri işe yaramıyordu. kısmen de esir alınarak büyük bir yenilgiye uğradldı. mezar taşı¬ nın altına. Bu amaçla. "Muhayyel (hayali) Kurdistan burada gömülüdür" cümlesini yazarak sonucu ilan ediyordu. Çok sayıda uçak kaybettiler. Taşburun çarpışmaları meşhurdur. Şeyh Barzani. nereye olduğunu bilmeden. Moskova bununla da kalmadı. Lider kadrosu dağddı.. "isyan 238 . Buna rağmen Ağrı Dağı 25 Eylül'e kadar çok cesurane biçim¬ de dayandı. birinci sayfasında yayınlanan bir karikatürde. 1931 yılında. panik içinde kaçıyordu. suç işleme özgürlü¬ ğü ise sonsuzdu. Günün birinde. Hakkari.

ihtiyariığmda. Birçoğu gibi o da. Düşman görüldüğü yerde. İnsanlar arasında ise yaş ve cinsiyet ayırımı yapılmıyordu. askeriik yaparken Zilan bölgesinde sivil katliam¬ larda rol almıştı. Bu yasanın birinci maddesinde şöyle denUiyordu: "Erciş. Zilan. bunu müteakkip Birinci Umum Müfettişlik mındkası ve Erzincan'ın Pülümür kazası dahilinde yapılan takip ve tedip ha¬ reketleri münasebetiyk 20 Haziran 1930'dan 1 Arahk 1930 ta¬ rihine kadar askeri kuvvetier ve devlet memurları ve bunlar ile beraber hareket eden bekçi. emir gereği suç işlediğini öne sürerek. Kürt trajedisini en iyi biknkrdendi. "Kürtler ko¬ yun kılığına bürünüyor" denilerek koyun sürüleri havadan bom¬ balanıyordu. yeryüzünde devletin her personeli ayrı ayrı birer "in¬ faz" elemanı kesiliyor. bebek. Trajedinin külleri.bölgesinde işlenen ef alın (fiil. dokunulmaz¬ lık tanınıyordu. Ortasına bomba düşen koyun göğe fıriadıktan son¬ ra. Ankara'nın Kızılcahamam ilçesine bağlı Etil köyünden İpek Yıl¬ maz. Ağn Dağı havalisinde meydana gelen isyan böl¬ gesinde. "müstahak olduğu akıbete" uğratdıyordu. vicdanını yıkamaya çalışıyordu. Pişmanlık ve hüzün içinde anılannı an¬ latırken. 239 . korucu. işlem) suç sayılmayacağına dair kanun" yürürlüğe giriyordu. Çağımızın ulu yazarlarından Yaşar Kemal. milis ve ahaU tarafindan is¬ yanın ve bu isyana alakadar vak'alann tenkiH emrinde gerek müstakilen ve gerekse müştereken eşlenmiş ef al ve hareket suç sayılamaz. cansız olarak yere düşüyordu. eylem. "onların da Müslüman olduklarını bilmiyorduk" diyordu." Böylece. ruhunu temiz¬ lemeye. ihtiyar kimsenin sağ kurtulamadığını söylüyordu. Zilan bölgesinde yürüyen bütün canlılar hedefti. onlara sonsuz yetki veriliyor. İpek Yılmaz. Bir yayla baskınına katıldığını. hemen hemen bütün roman¬ larının sayfalarına serpilidir. 1990'da 85 yaşındaydı.

Asıl Ağn Dağının en yüksek yeri. Gördüm. inanmaz inanmaz bakd. üç tane başka küçük tepecik var¬ dır. çok atıcı. Selim Balıkçı. işte ben o düzlüğe vardım da. O en yüksek tepenin de yüksekliği altmış met¬ re kadarmış... Kürderie çarpışdm. Ölen her askere karşılık bir Kürt köyü yakıyor. emekli ola¬ cağım. diyordu gülerek. Çıkar çıkmaz kasketim en az beş kurşunu birden yiyordu.. dedim. bana bakd. diyordu. Belki de Çekmece'de bir taria alınm. Sen denizden korkarsın paşam. Ne. Meyme¬ netsiz bir adamdı ya. korkmak diyordu. Eeeee? O düzlüğün üstünde de. domates dikeceğim. Ben o zaman Erzurum'da askerdim. Ben bu yarayı Ağn Dağında aldım. Karşılıklı çarpışırken. diye takılıyordum. hele bir bitsin. Ağrı Dağının tepesine vannca önce bir düzlük görürsün. Seninle balığa çıka¬ cağım. At yetiştireceğim. Hiç aklı almıyordu. adı Salih Paşa. Ağn Dağında Kürder isyan çıkarmışlardı. söylediklerine göre bu üç tepecikten biridir. bu dil 240 .. Demek sen Ağn Dağında. sayfasında şöyle anlatıyor: ".. gördüm. geleceğim senin Menekşe'den bir taria alacağım. Tam tepesine kadar mı? Tam tepesine kadar değil. Bana. Deniz Küstü ro¬ manının 8. o en yüksek te¬ peye çıkamadım.. Nasıl ölçüyoriar dağlann yüksekliğini? Bir alet var. Ağn Dağında diyordu. Bir Kürt bir askeri öldürürse. ne kadar erkek varsa köyde kurşundan geçirtiyordu. Cemal Gürsel gibi kabadayı paşalar hep böyle şapkalannı yan yıkariar. Kürder yaman adamlar. Sen Ağn Dağını gördün mü? diye sordu. ben asker kasketimi bir değneğe takıp çı- kanyordum.Yaşar Kemal. Şapka¬ sını yana yıkıyordu. Bizim bir komutanımız vardı.. Başını kaldırdı. Tepesine kadar da çıkdm. dedim. Atatürk onu severmiş. Ta Büyükada'ya kadar kürek çekerek gideceğiz. baskısının 88... Ağn kırımının bir sahnesini.. Beni yanına çağın¬ yordu. bu paşa var ya kuduruyordu. Ama paşanın denizden ödünün kop¬ tuğu belliydi. hele bir bitsin Selim diyordu.

Ben bir kuruş almadım bı¬ raktığım Kürtlerden. Kürtlerde çok para. 15 Temmuz 1930 tarihinde yayınladığı bildiride şöyle diyordu: "Eşkıya çeteleri.. yakaladığımız Kürtleri serbest bırakıyor¬ duk. Kürt beylerini de oynatır. Öldürmedik. hiç kurtulmamak şartıyla yok edil¬ miştir. göbek atardı.. çok altın vardı. Asker onun de¬ diğini dinleseydi. (. daha son¬ ra Genelkurmay Başkanı olan Salih Omurtak'ri. Bir bahar. Salih Paşa. Deli divane oluyor. bir tanesini sağ bırakmayın bu yılanların. Salih Paşa adı.. burunlarına takarlar.bilmez köylünün Atatürkümüze başkaldırmalarını. Halhal dedikleri. bir altına bir can bağışlayarak. kendi de. gerçek bir isimdi. sürmedik adam koymadık. birçok altın gerdanlık. Biz as¬ kerler ne yapıyorduk. çocuk ve ihtiyardı? 241 . akın balballar. sabaha kadar içer. ne göreyim. ordumuzun. diye bağırıyordu. sakız gibi bir yataktayım.. eteklerini bir bir dolaşarak yaknk.. elinize geçen her Kürdü kurşundan geçirin.) Gözümü açdm ki. Ağrı Dağını. şimdiye Türkiye'de bir Kürt kalmazdı.. bir karyolada. Dersim'de de ortaya çıkacakn. bize yardım eden Kürt beylerini de çadırına çağırır. Her askerin çantasın¬ da kağıt paralar. Bizim memlekette can karşdığı para alınmaz. Ağrı savaşını yöneten Salih Paşa. Kürderin kökünü kestik.. çok perişan ve münhezin bir halde Zilan ve Hacıdırı derelerine sığınmışlarsa da. o gün çarpışma bitip akşam olunca. Bu Salih Paşa. kadınların ayak bileklerine taktıkları bir hoş bileziklerdir. bu dereler etrafinda tedricen sıkışan çemberi içinde. kadın.. Ben hiç para almadım. İnsanlık için. Bazı askerler zengin oldular. o gün öldürülen Kürtlerin şerefi¬ ne kadeh kaldırır. yangın yerine çevirdik. Bir sabahd." * * s Yaşar Kemal'in anlattığı Salih Paşa. Hızma dediklerini de. alimallah tüm orduyu Kürtler gibi kurşundan geçirirdi. yıktık. Salih Paşa beni çok içirmişti. din kardeşi değil miydik? Paşa böyle yapdğımızı bir duysa. altın hızmalar. bilezik." Hiç kurtulamayanların kaçı bebek.

İhsan Nuri. anılannda Ağn Dağında 300 kişiyle direndiklerini söylüyor. Yalnız. Muş." Gazetenin yazdığı sayıda silahlı isyancı bulunmadığına göre. 100 bin kişilik Türk ordusu ve yardım eden Ruslar ve Iran- 242 . pek müthiş bir tarzda cereyan etmiştir. bu konuda herhangi bir ayrıntt vermiyordu. Zilan harekâdnda imha edilen eşkıya miktarı. Buradaki harp. uçak ve toplarla tak¬ viyeli. 15 binden fazladır. Zilan deresi." Devlerin yarı resmi yayın organı durumunda olan Cumhuri¬ yet gazetesi. Ağn'dan Van Gölünün güneyine kadar. 14 (Özel muhabirimiz bildiriyor) . Zilan deresine sıvışan 5 şaki teslim olmuştur. kaçışı kurtuluş sanıp. Basın da. öldürülenler.Ağn eteklerinde eşkıyaya kadlan köyler yakılarak. savaşa kanlan Kürt ulusal hare¬ keti savaşçılannm sayısı 10 bin idi. Zilan vadi¬ sindeki toplu katüamı şöyle veriyordu: "Karaköse. Hatta Avrupa ve Amerika'nın önemli gazeteleri. bir müfreze önünde düşüp ölenler 1000 kişi tahmin edi¬ liyor. lebaleb ceset¬ lerle dolmuştur. savaştan kaçan masumlar mıydı? KATLİAMCI ASKER ANLATIYOR Merkez üssü Ağrı Dağı olan isyancılar. Zilan'da topluca yok olan silahsız. 1930'daki Kürt ayaklanmasına katılanların sayısı. bu rakamı 100 bin olarak vermekteydi. Ayn¬ ca Türkler 1400 tane de uçak kullanıyordu. ahalisi Erciş'e sevk ve orada is¬ kan olunmuştur. Türk ordusuna yenilmezdik" diyor.Salih Paşa'nm resmi bildirisi. "500 kişilik bir ek gücümüz olsaydı. Hınıs ve İran sınırında isyancı aşiretlerie meşgul olduy¬ sa da. Halbuki Türk ordusunun toplamı 60 bini buluyordu. savaşın asıl merkezini Ağn Dağı teşkil ediyordu. Ermeni yazar Garo Sosuni. iki tarafin savaş gücünü karşılaş¬ tırıyor ve şöyle diyor: "Her ne kadar büyük miktardaki Türk biriikleri Van. savunmasız sivillere ilişkin aynnri yayınlamı¬ yordu. 16 Temmuz 1930 tarihindeki sayısında. tüm alan¬ da birkaç bin silahlıyı bulmuyordu. Hakka¬ ri.

yer yer daralan. Bazı noktalarda ise uzak. Türkçede. Kırım kollarını gören halk. çukurluklara.lılarla savaşmak zorunda kalmış ve yenilmiş. kertenkelelerin bile zor tu¬ tunduğu dikliktedir. bahar karlarından hemen sonra başlayan yayla zamanıyla birlikte. "Celilere" de "dere" deniyor. Gece yelleri.. Ingilizcesi "ka¬ nyon" olan Geli'nin Türkçede karşılığı yok. koyun sürüleri. yükselen tepeleri.. yamaçlarından aşağıya cam duruluğunda sular akıtır. Aşağıda. ot ve çiçek kokuları taşıyordu. Dünyanın merkezine varıyormuş izlenimi veren derinliği. dört bir yana dağılıp bebeği. Zilan deresi olan kanyondu. Derin ya¬ maçları.. yer yer bir kıyıdan ötekine adanacak izlenimi verecek kadar yakın. çatlayacak kadar olgunlaşmış. bazı bölgelerde kilometreleri buluyor. Yamaçları yaklaşsa da uzaklaşsa da Zilan deresi. Sığınaklardan biri de. yan yana konan "el"le (obalar) "şe- ni"leşiyor. Zilan deresinin zemininde dört mevsim soğuk. Zilan. ağaçlar. boylu bo¬ yunca uzanan dipsiz manzarasıyla. Kürderin efsanevi "Geliye Zilan"ıdır. Yıldızların alabildiğine yakın göründüğü Zilan gecele¬ rinde. bıçaklanmış karpuz gibi. Pınarlar. Zilan deresinin uzunluğunu kilometre olarak bilmiyorum. si¬ vil. ihtiyarıyla insanlar. cephe dağılmış. küçük akarsulara. ama Beyazıt önlerinden Van Gölüne kadar uzanıyor. duru sular ça- ğıldar. düzlükleri. kurtuluş umudunu dağlarda aramış. çayırları. köyleri boşaltmış. dipte birleşerek. yer kürenin merkezine inen bir kuyuyu andırıyor. Baharda yaylaları. savunmasız halk kırımın hedefi olmuştu. yayla ve otlaklarıyla.. Beyazıt'tan başlayarak. ZUan. vadi ve kanyonlara sığınmışlardı. Zilan zemininin orta yeri. Van'ın Erciş'ine kadar uzanan vadinin adıy¬ dı. iki kol ha¬ linde yarık. yayla ateşleri uzaktan uzağa birbirine göz kırpıyordu. kabu¬ ğunun altı kütür kütür olmuş. Bu. kilometreler boyu genişleyerek açılan çayırlan. doruklara. otlar arasında çağıldar. Yamaçları sarp. deresiyle Zilan baştan başa çiçek ko- 243 . Biz de. Türkçedeki deyimle "dere" diyelim. Kürtçede "filizler" anlamına gelen "Zi¬ lan" bölgesiydi.

Giriş ve çıkışlan tutulmuş. "Ben isyana katılmadım" düşüncesiyle. Yaz Ortalarında. süngülenerek. Yeni doğmuş bebekten 90'hk ih¬ tiyara kadar her yaş ve cinsiyetten sayısız insan.. dünya kurulduğundan beri. Zilan'da olgunlaşmaya başlayan yaban elma¬ sı. Ama korkudan kaçan Vanlılar. odaklar. Zilan dağlan. buğday başağı biçilircesine yok edildi. mazlumu esirgeyip saklayan efsanesi 1930'da kırılarak yerle bir edildi. Ağnh. * Ağn Dağı bozgunundan sonra Kürder akın akın Geliye (dere) Zilan'a sığınmışlardı.. derinliklerine iniyorlardı. Zilan'ın koruyucu. zalimin zulmünden kaçanlann da ba¬ rınağıydı. yalnız yaylalar. 244 . "Zilan deresi"nde topluca kadedilen insan sayısı hiçbk zaman bilinemedi. kendini güven içinde hissedenler ise yayla ve düzlüklerinde. "kom kom" çadıriannı aç¬ mışlardı. Dibinde yatarak ağır.. kınm başlamış. yamaçları ve Geliye Zilan tarihte benzeri olmayan bir kadiama tanık oldu. çayıriar cenneri. yanılgıları aynı zamanda tarihin en büyük toplu kınmmı beraberinde gerirecekti. Fakat. uslu öyle dururiar. Hıristiyanlan korudu. çiçeklerinkine kanşarak akar. mitralyöze tutula¬ rak. on binlerce asker tarafindan baştan başa sarılmış Zilan deresinde. En son.. Birinci Dün¬ ya Savaşı'nda isrilaya çıkan Ruslardan kaçan Kürdere bannaklık etti. kırım boyunca yer gök insan feryadanyla dolmuştu. ya da kar¬ şı çıkanlan. Geçeni sarhoş edercesine. Havada çiçek ve ot kokulan akar. otlann. Gula Maran'ın benzersiz kızılhğıyla açtığı tek yeryüzü parçası değil. armut ve "hulitırşık" kokulan. 1900'Ierin başında da sakladı. "Gula Maran" (yılan gülü) mevsiminde Zilan'ın yılanlan sar¬ hoştur. Bidisli. Toplanan insanların sayısı. Beyazıdılar "Türk askerierinin giremeyeceği bir ko¬ runaktır" düşüncesiyle Geliye Zilan'a akın ediyor. hiç kimse tara¬ findan hiçbk zaman bifinmedi. Müslümanlığı seçen.kar. ZUan vadisi.

Kürtlerle savaşmıştı. sağlıklı görünüyordu. Dinç. Yangınların içinden insanlar firlıyor. Geçmişinden sıkılır. yürekten bağlı ol¬ duğu devletine de. uzun yıllar askerlik yapıp "memleketi kurtar¬ mak" için canını siper etmiş. can derdi ve feryat figan içinde alevlerin arasından çıkanlar. hacı olamadan ölürse.. utanır gibi olmuştu. Zilan'da öldürdüğün kadınlar. 1990'da Ankara'nın Söğütözü semtindeki gecekondu mahal¬ lesinde yaşıyordu. ihtiyar ve savunmasız kadınların çığlıkları rüyasına gi- 2-45 . hacı olmayı Allah nasip etmemişti. Tek derdi ise hacı olamamaktı. Gençliğinde. gözleri açık gidecekti öbür dünyaya. Mahallede "Laz Hoca" lakabıyla tanınıyordu. kurşun sıkmış. ibadete vermiş gibi bir hali vardı. Bakışları yere in¬ di. Laz Hoca. Mekke'ye gidip Ka- beye yüz sürçmemiş. onu hacı bile yap¬ mamıştı. Ama yalnız kö¬ tü talihine. "Sen Müslüman ve dindar olduğunu söylüyorsun. Dursun Çakıroğlu. Kendini. parasızlık yüzünden. Zilan'daki kınm ve kan sesini "zafer" olarak duyuruyor ve "Zilan deresi lebaleb. çocuk ve ihtiyarlar da Müslüman değil miydi?" Irkildi Laz Hoca. "eşkıya tenkili" idi. Benzer soruları o da kendi kendine sormuş muydu? Öldürülen çocukların. kurşunlanıyordu. Uykudan uyanır gibi oldu. Hac pa¬ rasını bir türlü denkleştiremediği için öfkeliydi. Çok istediği halde. Zilan yaylaları yanıyordu. Dediğine göre. çavuş rütbesiyle Zilan katliamına katılmıştı. Dursun Çakıroğlu. askerfiğinde.Dönemin yarı resmi Cumhuriyet gazetesi. yardım etmeyen çocuklarına değil. in¬ san ölüleriyle doldu" cümlesini manşete çıkarıyordu. Ama devlet hizmetlerini görmezlikten gelmiş. tutku derecesinde İslam dinine adamış. Kırımın resmi söylemdeki adı. Susup kaldı. 1906 yıhnda Trabzon'da doğmuş bir köy¬ lüydü..

Koyun çoktu. ihtiyarlar vardı ortalıkta. Emrine uyduk ve vurduk. Kürderin vatan haini ve düşman olduğunu söylüyor¬ du. 246 . Karşılıklı kurşunladık birbirimizi. Yayla meselesi yaz mevsiminde oldu. iki taraftan da çok adam öldü. söylediklerini kaydediyordu. Asker et yemekten bıkmışd. uykusunu bölüyor muydu? Utancın kahnnı yaşıyor muydu? Sıkışmış. 'ateş serbest' diye. Her taraf sahipsiz koyunla doluydu. Emk verdi. Yerierini önceden keşfetmiştik. eşekleri de çoktu. Aşağıdaki metin ortaya çıktı: "Askerlikte çavuştum. hepimiz emir ku¬ luyduk. Emir verdiler. çocuklar. Yaylanın çevresinde yayılıyordu. yaptım. Ka¬ dınlar. Yüzden çok çadır vardı. Önüne konan teyp çalışıyor. Bk askerdim. Çok kan döküldü. kanlı bir tarihin celladanndan biriydi.riyor. Vurdu¬ ğum olmuştur belki. kaçmaya hazıriamyoriardı. yavaş ya¬ vaş yaklaştık. Görünürlerde çok az erkek vardı. Komutanımız Deli Kemal'di. Sonra söyledikleri birieşririldi. Zilan yaylasında. Herhalde üstierimi memnun etmiş ol¬ malıyım ki. büyük bir düzlüğü çadıriaria doldurmuşlardı. öğrenmişler bizi. Koyunlan yanımıza aldık. bu rütbeyi vermişlerdi. Sonra yaylayı çepeçevre iyice sardık.. Herhalde kaçmışlardı. Yemek için kestik. "Oldu bk kere. Adyordum kurşunu. Geceden sardık yaylayı. Tezkereden önce oldu o mesele. Sonra kendi kendine konuşur gibi. Aralannda birkaç de¬ likanlı. Her nasılsa fark edip.. Kah- vakımızı yapdk. binekte kullandık. Çok mesele oldu. Onlann hepsine el koyduk sonra. Karaköse'deki (Ağn) harpte Kürderie savaşdm. O zamana kadar orada kaldım. Ağustos ayı olabilir." Sustu. "Ben." dedi. Adarı yükte. Adarı. Sü¬ rüleri çoktu. çaresiz kalmış gibi savunmaya geçti: "Benim bir suçum yok ki" diyordu. 1934 senesinde bana tezkere verdiler. Komutanımız Deli Kemal Paşa. kahvakı için emir verdi. 'Askerier geliyor' diye göçe. O. O orada kaldı. Sabah erkenden yaylada bir hareket¬ lilik başladı.

"Esir aldıklarımız da oluyordu. Ama emir işte.. Devlete isyan etmişlerdi. köyde hangi yaşta insan varsa.. Sonradan 600 ölü dediler. ço¬ cuklar oradan oraya koşuyor. atlar da vurulmuştu. Çok kişi öldü. Sesler. kıpırdlar kesilince çadırlara girdik. bilmiyorum. Ama bunların çoğu öldürülüyordu. Kadınlar. kaçışma. Kadınların.. Çok kanlı oldu. O yayladakilerin suçu neydi. Her taraf ölü.. Kürt savaşında "insaniyete dair" anı¬ ları da vardı. konuşma. Kürt diyorlardı. Hiç karşılık veren olmadı. İnsanlık da yapıp. Kötüydü. Benim yüreğim kaldırmadı. Yaylım ateşinde köpek¬ ler. ağlıyor. ölülerin üstlerini başlarını aradılar. Belki silahlarına davranmaya vakit bulamadılar. çocukların ferya¬ dı." Dursun Çakıroğlu'nun.Bizi karşılarında görünce. Her şey çok kötüydü. Feryadar. Birbirine sarılıp kalmış çocuklar. esir aldıklarımızı birbirine 247 . Bilmiyorum. verdik kurşunu.. Diz çöktük. Belki silahları yoktu. Her yaşta işte. inleme. Rastgele. Dört saat taradık tüfek ve mitralyözlerle. Ben¬ ce daha çoktu. paralarını aldılar.. Ama çadşma ol¬ madı. Aniden basdrmışdk.. Çok ölü vardı. ağlamalar. Kadın ve çocuklardı. bir feryatdr koptu. Deh Kemal Paşa. Sonra bağırdı: 'Ateş serbest!' diye.. Çarpışma çık¬ madı. kadınlar. Yayla ana baba gününe döndü.. bir hayat kurtardığını ise gururlanarak an¬ latıyordu: "Bir köyü ateşe verdikten sonra. Laz Hoca. figan ediyorlardı.. Ölülerden bir şey almadım.. 'Çök!' diye emir verdi askere. kaçarken vurulmaları. Çadırları yakıp ayrıldık oradan. Küçücük çocuklar da vardı. İyi bir şey değildi.. Bir evde. Bazı arkadaşlar." diyordu. Sağ yakaladığımız 20-30 kişinin dışında kurtulan olmadı. iyi değildi... ihti¬ yarlar orada burada düşüp ölmüşlerdi. Akınları¬ nı.

Birine benzettin herhalde. Bir sıçrayışta kayalar arasında kayboldu. Kinli biri de olabilir diye adımı gizledim. Kaya¬ lık. Benim adım Dursun mursun de¬ ğil. Hu¬ zursuz oldum. 16-17 yaşlanndaydı.. 'Kaç saklan'. Bu kurtardığım delikanlıydı. öteye gittim. Çok yakışıklı. gittim. te¬ miz bir delikanlıydı. Neden orada öldürülmedikkrini bilmiyorum. Tanıyamadım onu. Yürüdüm. dedim. Yanımızda götürdük.. çetin bir yamaçta. Bk iş için Polatiı'ya gitmiştim. Yürüdüm. Ama yanıma geldi: Sen Dursun Çavuş değil misin? diye sordu. Savaşmışdm. Çünkü esirler de öldürülüyordu. bir genç vardı. Sen Dursun Çavuşsun. Yüzüme bakıp güldü: Seni tanıdım. Kürder arasında çok kalmışdm. Yıllar sonraydı. Çok dikkadi bakıyordu. gizlice ellerini çözdüm. Kürt şivesiyle konuşuyordu. Ama onca yakını öldürülmüş birine tanışıklık veremedim. Onun ölmesine gönlüm razı olmadı. dedi. Esir aldığımız bu kafilede.bağladık." 248 . dedim. Onu o zaman hatırladım. Otobüs bekler¬ ken biri uzaktan bana bakıyordu.

Ziyaretçiler kapıdaydı. hazıriıklar ileriemiş.51 gelene kadar kırım ve kan sesinden ayrı tutmuş. kan ve ateşe boğulmuştu. dokunmamışn. "Dersim'in iyiliği için" inceden inceye planlar hajurüyoriardı. Yurduna dönebilen. anneler. yıkıntıları inşa ediyor. "Tedip ve tenkillerin emektan" İsmet Paşa (İnönü) planlarım hazıriamış. Dersimliler. "sefer" yollan açılmış.ALTINCI Bölüm DERSİM SIRASINI BEKLİYORDU 1920'de "kanlı Koçgiri" yaşanmış. 1935'e gelindiğinde. Dersim. 2-49 . yangın¬ lar yaşamamıştı. halkının "Rızo" dediği. Ama kurmay heyetle¬ ri. yeni dönemde yara almamış. "Sesi" haber verenleri "felaket tellalı" ilan ediyor. bir yandan da kayıp kardeşler birbi¬ rini. kendi ayaklan üstündeydi. Osmanlıların bütün akınlarında başarısız kalıp bir türlü gire¬ mediği bölge olan Dersim. kışlaların inşaası bitmişti. 1925'ten itibaren Kürt yurdunun bütün parçaları. Büyük çoğunluğuyla Dersimliler. böylece sıra. "siz on¬ lardan değilsiniz" söylemiyle Dersim'i adeta ayırmış. Seid Rıza'ydı. "Sel Seferieri" adıyla vuruşunu yapmaya hazırdı. Cumhuriyetçiler. 1930'ların ortalarında Kürt dağları. kendilerini güven içinde hisse¬ diyordu. dostça söyleme ve güler yüzlü yaklaşıma kannuşO. "girilemeyen tek bölge" olarak Dersim. Ağrı'ya karışmamış Dersim. yaklaşan tehlikenin ayak ses¬ lerini de duyacak halde değilkrdi. köyleri ve insanlarıyla baştan başa yara bere içindeydi. İlk hedef. çoğunluğu Alevi olması nedeniyle. Kürtlerin safinda Şeyh Said İsyanına katılma¬ mış. dağdan inen insanlar yangınları söndürü¬ yor. Ama. babalar evladarım arıyordu. inadına köylerinde oturuyorlardı. O "güven ve huzur ortamında". sırasını bekli¬ yordu. ayak seslerinden habersizdi.

Çünkü. ikramı karşısında mahcup oluyor. Mehmet Aladağ. önünde eğiliyorlardı. 'insanın başına her şey gelir. Herkes gibi ben de onu. kendi halinde bir ihtiyardı. kızarıyorlardı. filozof söylemli. sevecen bakışlı. Gür. Bir süre sonra. dev cüsseli. kazancıyla ailesini zar zor geçindiriyor. Yanma gelip saygılarını sunan herkese nereli olduğunu ve ne¬ den cezaevinde yattığını soruyor. Etrafinda. Ayak bileklerine zincir vurmuşlardı. 'Siz yeyin. halim selim bir ihtiyardı. Seid Rıza'yı da Elazığ cezaevine gerirdiler. göbeğine doğru sarkan sakalını aklar sarmıştı. ama devlete pay veremediği için. Kürder elini öpüyor. onu görünce şaşıp kaldı. canavar yapılı. Gece yarısı getirdiler.RIZO Mehmet Aladağ. Hizmet etmek için yarışıyorlardı. uzun. Karşısındaki kişi ise. sineği bile ra¬ hatsız etmemeye özen gösteren. ceza¬ evinde. Elazığ'da beden işçiliği yapıyor. Elazığ ce¬ zaevinde yatıyordu. mülayim. Mehmet Aladağ anlatıyor: "Seid Rıza'nın getirileceği haberi. Ama o. Üstü başı temizdi. getirdik¬ leri. nurani yüzlü. Elleri ke¬ lepçeliydi. Ziyaretine gitmek için askerlerin çekilmesini bekledik. ak sakallı. ziyarete gelenleri ayakta karşılıyor. zapt edilmez biri sanıyor¬ dum. Kimseden bir şey istemiyor. resmi bildiri ve söylemlerle tanımlanan kişiye hiç benze¬ miyordu. çok süngülü asker vardı. Kürtler saygı gösteriyor. önceden duyulmuştu. Ekmek kıtd. 1937 yıhnda "kazanç vergisi kaçakçılığı" gerekçesiyle. Bildirilerinde o. Cezaevinde çok az yemek veriliyordu. Etra¬ fında büyük bir kalabalık toplanmışd. Zorlukla yürü¬ yordu. Uzaktan seyrettik gelişini. bize lazımsınız' diyerek ekmeğini gençlere pay ediyordu. Heyecanla bekliyorduk. Genç¬ ler. kana susamış biri olarak tanıtılıyordu. bu da geçer' diye teselli ediyordu. gördüğü Se¬ id Rıza. oturması için yerini veriyordu. geç¬ miş olsun dileğinde bulunuyorlardı. çok mütevazı bir adamdı. 250 . Ortanın üstünde boyda.

gün ışığı bitti mi? Gece yarısından sonra mah¬ keme mi olur? Bu saatte ancak asılacak adam yatağından kaldı¬ rılır. Giyinmesini beklediler. siviller de vardı. oğlunu ve Dersimlileri alıp götürdükr. Seid Rıza yatağında doğrulmuş. Ama ümitli değil¬ di. Ne olacaksa bundan sonra. giyinmelerini bekliyorlardı. Nuri Dersimi. dedi. en yüksek derece ola¬ rak Rehber mertebesine varmış olduğu için kendisine 'Seid' unva¬ nı verilmiş. Hatıralarım adındaki kitabında soyağacı için şöyle diyor: "Seid ibrahim. gen¬ cecikti. çok güzel bir delikanlıydı." * » * Seid Rıza'nın doğum tarihi hakkında kesin bilgi yok. Bu şekilde gerek asalet yönünden ve gerekse manevi yönden Dersim'in Şeyh Hesanan aşiretlerinin hepsi. 1937 Kasım'ındaki sorguda 83 yaşında olduğunu söylüyordu. Askerlerin arasında. Seyrediyorduk. Seid'in oğlunu ve öteki Dersimlileri de uyandırmışlardı. Asmaya götürmeye geldiğinizi neden gizliyorsunuz. bir an önce olsun' diyordu. Baş¬ larında durmuş. yani Ocak sülalesinden sürüp gelen ve Kürtlerce en asil sayılan bk ailenin oğludur. 'Testi kırıldı.Bir gün olsun kırık moralli görmedim. Gülümsüyor. Seid Rıza güldü: Gündüzler. Mahkemeye! Cevabını alınca. İ5I . Çok kalmadı cezaevinde. O gece asıl¬ mışlardı. herkese moral veriyordu. Mahkemeden söz edildiğinde gülüyor. bir delikanlı olan oğlu Reşik Hüseyin'i ve birkaç Dersimliyi daha getirdiler. Batı Dersim'in Hesanan aşiretinin kabile reisle¬ ri. Hazıriamnca Seid'i. Soğuk bir gecenin yarısında. Giyin. gidiyoruz diyorlardı. Tarikat noktasında da. Oğlu Hüseyin. Cevap vermediler. Birkaç gün sonra. kendisini aşirederinin baş evladı olarak tanımıştır. Seid Rıza'nın başına toplandılar. Nereye? diye soruyordu Seid. Dr. Bir daha geri gelmediler. Giderken bize el salladılar. kalaba¬ lık bir asker grubu gelip aldı onu. Mahkeme önüne çıkacağı günü bekliyordu. Güzel değil. Su dö¬ küldü.

tavır ve hareketlerinde. Seid ibrahim." Nuri Dersimi. Rıza'da gördüğü zeka ve ka¬ rarlılık nedeniyle onu çok severdi. Bu nedenle ölümünden son¬ ra." * * a Seid Rıza'yı tanıyanlar onu. Al¬ çakgönüllülüğü o kadar genişti ki. Seid ibrahim'e. aşirederin idari önderliğini Rıza'ya bıraktığını. güler. Tujik Dağı eteklerindeki Ağdat köyüne yerleşmişti. Nuri Dersimi'nin. Mehmet Ali Efendi. 'Ben fakir bir Rızo'yum' derdi. oğlu Rıza'yı aynı düşünce ile eğitmişti. Seid Rıza'yı da şöyle anlatıyor: "Kürder. En küçükleri Rıza'ydı. Kürt karakteristiği. Dersimliler. Dört erkek çocuğu vardı. Kurdistan Tarihinde Dersim kita¬ bındaki anlatımı da bu tanıma uyuyordu. kin ve düşmanlık taşı- 252 . Dersimi şöyle yazıyor: "Kendisi de zaten fakirdi. Aşi¬ ret üyeleriyle bir sofraya oturur. Babasının ölümünden sonra Lirtik'ten göç ederek. hırs. Seid ibrahim. hem de yüksek ruhlu bir in¬ sandı. Bunda haklı idiler. Seid Rıza'ya 'Rızo' ve Rayber ve 'babasının oğlu' anlamına gelen. Seid ib¬ rahim'e Kürdük düşüncesini telkin eden eşsiz bir Kürt bilginiy¬ di. Dersim'i tamamen bağımsız ve Türk hükümetinin zulüm ve ihtirasların¬ dan uzak bir halde tutmuştu. vasiyetinde belirtmişti. Seid Rıza. baba anlamına gelen 'Babo' unva¬ nı vermişlerdi. hem büyük bir Kürt. Şahsında. Aşiret üye¬ leri gibi giyinir ve onlardan ayrılacak hiçbir işaret taşımazdı. mütevazı bir halk lideri olarak ta¬ nımlıyordu. küçüklere bir kardeş gibi davranır ve bü¬ tün Kürderin kardeş olduklarını tekrar ederdi. ikramda bulunur. Çünkü Seid ibrahim. yaşlı¬ lara hürmet gösterir.Dersim'in kuzeydoğu bölgesinde. öğrenimini büyük atam Colik oğlu Mehmet Ali Efendi'den görmüştü. Kibir ve azamet gösterenlerden nefret ederdi. Kürt civanmertiiği ve Kürt fizyonomisinin bütün özellikleri görülmekteydi. Dersimlilerin asıl atalan adına armağan edilen Kaimen Sor ve Lırtik bölgelerinin Deri Ari köyünü kendisine merkez yapmıştı. 'Lace Baboyı' unvanıyla seslenirlerdi. Merhum Seid ibrahim.

Dersim. bazen ya¬ şam boyu sürüyordu. Seid Rıza'nın ailesi sürüye sahipti. Emine'nin "Eme" olması gibi. Isimkrin çocuk yaşta uğradığı söylem değişiklikleri. Kürtlerde kişi adları. ak sakallılar meclislerinde bulunması. büyük muame¬ lesi görmesi. ailenin sahip olduğu bağ. bütün Kürderin sürekli bir aile ve ocak evladı olduklannı ve kardeşlik bağlarıyla birbirierine bağlı bulunduk¬ larını. eldeki hayvan sayısıyla ölçülüyor¬ du. Ge¬ nel toplandlarda. bütün bireylerin yaşayış biçimlerinde mad¬ di ve manevi bir eşidik ve düzen kurulmasına dikkat ederdi. Evin en küçüğü olmanın avantajlarını yaşayarak. bir ağa ailesi geleneğinden geliyordu. Dersim'in tartışmasız li¬ deri haline geldiğinde bik o halkın "Rızo"suydu. bahçe. tersine çocuk yaşta olgunlaştırarak "büyütmüş"tü. sevgi ve saygı çemberinde olması.mazdı. Yoksulu çok. sonuna "o" harfi eklene¬ rek söyleniyor.. Kürderin deyi¬ miyle "hanedan" bk ailenin. zenginler ve zenginlik diyarı değildi. hür ve bağımsız bir vatana sahip olması için her Kürdün çalışmaya ve gerektiğinde ölmeye borçlu olduğunu ilan ederdi. taria ve çayıria değil. O da bunu be- i53 . Kurduğun tutsaklıktan kurtulması. Bu açıdan. Kürder arasında zenginlik. yedi çocuğundan en küçü¬ ğüydü. Daha çocukken. onu şımartmamış. Aşiret içinde. üçü kız. zen¬ gini azdı. Rıza yerine "Rızo" diye çağnlıyordu. Erkek adlan kısaltılıp. bostan. örneğin Hesen "Heso". Kürtçe de¬ yimle "delali" (değerii çocuk) muamelesi görerek büyüdü. variıklı sayılı¬ yordu. bazen söylem takı ve kısaltmalaria deği¬ şikliğe uğruyordu.. saadet ve felakette ortak olduklarını propaganda ederdi." Seid Rıza. Annesinin adı Kürtçe anlatımla "Xece"ydi (Hece). Kadınlarda ise kısaltmalann sonuna "e" eki geliyordu. Mehemed "Memo" olu¬ yordu.

"Kutsal emanederde senin de hakkın var" denilerek karşı cepheye çekilmiş. Zerdüşt zamanından be¬ ri kutsal sayılan tavvaf merkeziydi. hem de Müslümanlarca kutsal sayılan emanederin bulunduğu topraklara sahiplik edi¬ yordu. aile soy ağacı ile maddi zen¬ ginliğinin rolü de vardı. amcasının kelle avcısı haline getirilmişri. Bu kendi ba¬ şına bir gelirdi. islamiyet'ten önce. Venk Küisesi. Keşiş Kilisesi. Keşiş Kilisesi'ne yakın Venk isminde bir köyü vardır. tahminen iki kilo ağıriığında bir haç vardır. giderken bakıcı¬ sı. Ulu çınariarla kaplı bu yöre. zekâ ve yeteneklerinin yanında. Ailesi." Venk Kilisesi.nimsertıiş. Köydeki kilisede. alt tarafi gümüş savadı. Munzur vadisiyle Zağderesi'nin birieştiği nokta¬ da Gogan Kalesi denilen yerdeydi. Keşiş Kilisesi konusunda şöyle deniliyordu: "Seid Rıza'nın. üst tarafi akın yaldızlı. köprü başındaki nöbetçinin. İki din ve İslamın bütün mezheplerince kutsal sayılan toprakla¬ rı ziyarete gelenler. Seid Rıza'nın kardeşinin oğlu Rayber. kendini "Rızo" diye tamriyordu. devlet eliyle aile arasında nifak unsuru olarak kullanılmış ve başarıya da ulaşılmışa. Bu nesne imam Hüseyin'in baş parmağının kemigidk. hem Hıristiyan. konaklayıp kurbanlar kesiyor. Bu haçın ortasında muhaddep bir cam içinde de findik tanesi kadar bir nesne vardır. gerektiğinde. kim ol¬ duğunu sorması üzerine. koruyucusu olan aileye armağanlar bırakıyoriardı. Seid'in aile mezarlığıydı. Keşiş Kaksi yâ da Keşiş Kilisesi de deni¬ len ve eski çağlardan beri. 1937 yılında Seid Rıza hakkında düzenlenen iddianamede. 254 . Keşiş Kalesi. "Rızo'yum ben" diye tanıtacakri kendi- * * Seid'in Dersim liderliğine tırmanışında ve zirvede tutunmasın¬ da. Nitekim 1937 Eylülünde.

Ele'den ikisi kız ve Hıdır. Mustafa Ke¬ mal'in yanma alıp birlikte fotoğraflar çektkdiği Diyap Ağa'nın kızıydı. Baba. sosyal ve ekonomik sorunlar. Beşe. mozaiksel dokunun içinde çözüme bağla¬ narak. gazetelerde bkmez tükenmez hikâyeler uydurulup tefrika ediliyordu. Türk basınının en çok saldırdığı Dersimli kadındı. Yansızlığı nedeniyk kararları tartışma götürmeyen. * » Osmanlı devkri.. önce Seid Rıza engeÜni aşması gerekiyordu. birey ya da aşiretkr arası barış ve adalet sağlanıyordu. Okuma yaz¬ mayı bilenlerin parmakla gösterildiği Dersim'de evinde kütüpha¬ ne bulunduran bir kişiydi. Bi¬ ra İbrahim ile Reşik Hüseyin adında beşi erkek. yedi çocuğu oldu. Şeyh Hasan. Onu ve kişiliğinde Seid Rıza'yı küçük düşürmek için. TC bu yapıyı sarsıp yıkarak. Aşiretler mozaiği olan Dersim bk bakıma kendi kendini yöneriyor. eşinin yanında savaşarak öldü. Ele'nin üstüne kuma gelmişti. Seid'in üçüncü eşi Bese'ydi. adaktinden şüphe edilmeyen. kendi kendini yöneten haliyle 1930'lara gelmişti. Seid Rıza'nın. "ele geçirilen suç alederi"nin başında kitaplar sayılmıştı. i55 . Bunun için de. üç evfilik yaptı. kendini hissettirmek ve yasaları¬ nı geçerii kılmak istiyordu.Seid Rıza.. yer edinememiş. Beşe. Dersim'in sosyal yapısının içine sokulamamış. Ele (Elif) ile evlendi. Dersim 1937'de "büyük taarruz"a uğradığında. Seid Rıza. İlk eşinin adı Zeyne (Zeynep) idi. yaşama biçimine müdahale edememişri. Onun çocuğu olmadı. Fakat çok yaşamadı. doğal lideriydi. Zeyne. Doğal yapısıyla kaleyi andıran Dersim. ilk meclise Dersim Mebusu olarak giren. Dersim'deki bütün büyük "davaların" değişmez hakemiydi. Onun ölümünden sonra. bütün çabalanna ve düzenkdiği askeri sefer¬ lere rağmen.

Dersim'in lideri olarak ilk çıkışıydı. "ko¬ nuk severiik" göstermedi. Paşa. "Vur ve kaç" baskınlarıyla şaşkına dönüyor. kendini savunma derdine düşmüştü. Neşet Paşa. Der¬ sim sessiz de değildi. ordu içinde sal¬ gın hastalık yayılıp can almaya başladı. 1800'den beri bağımsızlık istemiyle kaynama ha¬ linde. ordusuyla birlik¬ te dağlar arasına sıkışıp kaldı. Giderek daralan kuşatma yetmiyormuş gibi. Fakat. Tarih sahnesine. Fakat şansı yaver gitmiyordu. 256 . İttihat ve Terakki Cemiyeti ik¬ tidar olunca. "devlet otoritesinin tesis edilecek" azınlık planına dahildi. Taarruz için dağlara çıkan ordu sarılmış. Neşet Paşa. burada beklemediği bir dire¬ nişle karşılaştı. tifüsten kınlı¬ yordu. Dersim. Elazığ'da rifüse yakalanıp öldü. kıpırrisız kalmış. Seid Rıza'ydı. sağ kalan ordusuyla biriikte çekip gitmesine izin verilmesiydi. 1908'de Meşrutiyet ilan eddip. ama kararlı genç bir lider vardı: Genç adamın adı. yaz sonlarına doğru. Dağların eteğinde silahla karşıladı. Fakat Dersim. Perslerie savaşıyorlardı. Tek şartı. isyan zincirinin halkaları arasında olmamakla birlikte. ordusunu Elazığ'a çekri. çaresizlik içinde "mütareke" istedi. güler yüzlü. Osmanlı'ya isyan ediyor. Askerler. Der¬ simliler ablukayı kaldırdılar. Paşa'nm ordusu. "otorite"nin temsilcisi askeri biriiklere. Neşet Paşa. "azınlıkları zecri tasfiyeye uğratma" devletin ilkesi haline geldi. büyük kayıplar veriyordu. Silahlı Dersimlilerin başında. Neşet Paşa komutasındaki orduyu isyancıları "tepe¬ lemekle" görevlendirdi. Osmanh'nın "fethetme" çabalanna direni¬ yordu. İstanbul.OSMANLILARIN SON DÖNEMİNDE DERSİM Kurdistan. zorlu ve uzun bir yürüyüşten sonra Dersim yaylalanna varmayı başardı.

bizzat Dersimlile¬ rin peşine düşmek zorunda kaldı. Dik dağlar. zorluk çıkarmadan. Sonbaharda yağmaya başlayan kar. köprü ve kışlalar inşa edecekti. sonra dağlar. hazırlıklarım tamamladıktan sonra. bazı ağaları ya¬ nma çekmeye çalışıyordu. 1935'te Dersim'in sonuna kadar susturulmasına karar verdiğin¬ de.* Dersim'in coğrafi yapısı. Dersim'i ele geçirmekle görevlendirildi. geçit vermeyen engel ve ulaşılmaz tepelere hava koşulları da eklenince. derin yarlar. Ordu kışın barınma zorluğu çektiği için. gücünden parça koparıyor. kayalar ve ormanlar arasında kayboluyor. Boynukara Hıdır Paşa şaşa kalıyordu. Neşet Paşa'nm beklenmeyen ölümünden sonra. Boynukara Kürt Hıdır Paşa. Paşa'yı şaşırtıyor. Hıdır Paşa. taarruzlar kısa yaz aylarına sarkıyor ve istenilen sonuç alınamıyordu. Dersim tarihinin kaydettiğine göre. Dersimliler. Amacına ulaşmak için bir yanda askeri yığınakları pekiştiriyor. esirgeyen biri olarak yardıma geldiğini söylüyor. Çünkü. Bir yandan da "adam satın alma pazarı" açıyor. Paşa tutsak düştü. onları düşünen. Haziran ayı sonlarında taarruza geçti. devletin şefkatii kollarına atılın" diyor¬ du. Dersim zaptı imkansız bir kale hali¬ ne geliyordu. ilk iş olarak yaz-kış kalmasına olanak veren yollar. si¬ lah ve cephanesini ele geçirip onunla savaşıyorlardı. "gelin. Nitekim Osmanlı'nın başarısızlıklarından ders çıkaran TC. her şey tersine gifti. Fakat ilk çatışmada. bir görünüp baskın yapı¬ yor. Seid Rıza'nın ya- 2-57 . ordusu çarpışacak düşman bulma zorluğu çekiyordu. askerlerine moral vermek için. Seid Rıza'nın yönettiği Dersimliler. Paşa'yı. öte yandan da "kaleyi içer¬ den elde etme" planları yapıyordu. fetih seferi¬ ni. za¬ feri yakalamaya kararlı görünüyordu. Ama hiçbir şey umduğu gibi olmuyor¬ du. Hıdır Paşa. kış aylarında metreleri buluyordu. doğal bir kale niteliğindeydi. her defasında bahara erteliyor. Hıdır Paşa Kürt kimliğini kullanarak Dersimlilere yanaşıyor. Paşa.

nına götürdüler.. son kez Dersim'i ele geçirme atağına kalkıştı. İttihatçı şefler. bir askeri alay gönderildi. Dersim'i terk etti. orduda "Kürt Ha¬ lit" lakabıyla tanınan Miralay (Albay) Cıbranlı Halit Bey komu¬ tasında. Bu kez. Almanya'dan aldıkları 5 milyon altın karşılığında. korumuştu.. Dersim'e baskı yapmamış. * Osmanlı devleti.. Seid Rıza. SEİD RIZA ŞEREFİNE BANDO-MIZIKA VE "KOŞUN YİĞİTLER VATAN İMDADINA. ileri karakol olarak Rusya'ya saldırma görevini üstlenmiş. dış fetih hayalleriyle meşgul olduğu için Der¬ sim seferine çıkmadı. Seid." Darbeyle iktidara gelen ittihat ve Terakki Partisi'nin şefleri Ta¬ lat ile Enver. Bu süreçte Dersim. Türkler. Birinci Dünya Savaşı günlerinde. Alişer Bey aracılığıyla Ermeni komutan Murat Paşa ile Rus gene- 258 . Ovacık'ta Türk kaymakamlığını kurdular. Birinci Dünya Savaşı'nın arifesinde. Kaymakamlık kurulduktan sonra alayın Dersim'e yerleşmesi sa¬ kıncalı görüldüğünden geri çekildi. Hiçbir olay çıkmadan alay Ovacık'a yer¬ leşti. anılarında Halit Bey'in Dersim'e gönderilmesini "hile" olarak niteliyor ve şöyle diyor: "Dersimhler gerek Alay komutanının şahsına ve gerekse çevre¬ sine saygı gösterdiler. içerde ka¬ lanlar yeni duruma uyum sağlamıştı.. belli bir rahadama yaşıyordu. Bunlar daha sonra "Kema¬ list" kimliğiyle ortaya çıkacaklardı. Bir daha si¬ lah çekmeme sözünü aldıktan sonra hayatını bağışladı. bozgun ve Almanya'nın da yenilgisinden sonra yurtdışına kaçmış. Baytar Nuri. onu bir konuk gibi karşıladı." Kürt isyanı için hazırlık yaparken 1924 yılında idam edilen Halit Bey. İttihatçıların iktidarı altındaki Osmanlı devleti. Kürt komutan sayesinde meydana gelen sessizlik¬ ten faydalanarak. Paşa sö¬ zünde durdu. fakat Sarıkamış bozgunuyla saf dışı kalmıştı.

Dersimli ağaları Gazik'teki karargâhına davet ediyordu. Kürtlerin saygı duyduğu Diyarbakırlı Cemil Paşa ailesinden Ziya Bey. Fakat Ermenilerle yapılan anlaşma uzun ömürlü olamıyor. dostluk düşmanlık haline geliyor. "özerk Dersim" konusunda an¬ laşmaya varmış. Nazimiye. o sırada Kafkasya Cephesi'nin ge¬ risini güven altına almak üzere. * Osmanlı'nın ikinci ordusu. hak ve isteklerinin güvence altına alınacağı bildiriliyor. artık Seid Rıza'nın Ağdat köyündeki evinin üstünde de Kürt bay¬ rağı dalgalanıyordu. güler yüzlü bir poli¬ tikayla yanaşıyorlardı. "İttihatçıların C" takımından. Kurmay Başkanı da. Hozat ve Mazgirt'te Kürt yöneticiler iş başına geçmişlerdi. Ahmet İzzet Paşa. Ziya Bey. Dersimlileri okşamak ve genel kaynaşma¬ yı sakinleştirmek amacıyla. ardından "İs¬ met İnönü" olacak ve 1937 yılında "sel seferieri" adıyla Der¬ sim'in "tedip ve tenkil" programının yürütücüsü olacaktı.raU Lahof'la görüşmeler yapmış. Nuri Dersimi'nin anılarında anlattığına göre. aşiret reislerini ordu merkezine da¬ vet etti. Sağır İsmet daha sonra "İsmet Paşa". Veteriner Dr. Sonrasını Baytar Nuri şöyle anlatıyor: "Ahmet izzet Paşa. Aşiretlerden bir heyet seçilerek 259 . Ruslara karşı mevzilenmişken. Dersimliler bu daveti reddetti. Bingöl yakınlarındaki Gazik'te karargâh kurmuştu. Dersim tarihi konusunda başlıca yazılı kaynaklardan bki olan Nuri Dersimi'nin "Dersim Tarihi" kitabında belkrildiğine göre. Dersimlileri Osmanh ile dayanışma ve işbirliği konusunda ikna ediyordu. Ermeni karşıtı işbirliği yapıldığı takdirde. elçi olarak Dersim'e gönderiliyordu. ip¬ ler kopuyor. çatışmalar başlı¬ yordu. dosduk ve kardeşli¬ ği pekişrirmek" üzere. Vali Sabit ve Ziya yeni¬ den girişimlerde bulundular. Ordu Komutanı Ahmet İzzet Paşa. Diyarbakır¬ lı Ziya Bey'in yaptığı "anlaşmayı kutlamak. Osmanlılar bu durumdan yararlanıyor. "sağır" lakaph Albay İsmet Bey'di.

bu konuda gereken emir¬ leri vermişti bile. daha önce yağmalanan Dersimlilere ait malların bedeli de ödenecekti. bu konuda elden gelen esirgenmemişti. bunun için özür diliyor¬ du. Dersim'in hak ettiğine kavuşma için sabır diliyor ve "yakında gerçekleşecek büyük zafer"den sonra. askeri törenle karşılanıyordu. Dersim heyeti. Bunların da "tasfi¬ yesi" gerekiyordu. Ortak düşman Ruslar ve Ermenilerdi.Elazığ'a. Ertesi gün. törensellikle Gazik'ten uğurlanıyorlardı. İstanbul hükümeti. Seid Rıza ve arkadaşları bando-mızıka sesleri arasında. Ruslar gitmiş. Bu heyetle birlikte ben de Ahmet İzzet Paşa'nm verdiği ziyafette bu¬ lunmuştum. Paşa'ya göre. Güç. Ahmet İzzet Paşa kardeşlik üstüne söylevde bulunuyor. yükte hafif. pahada ağır armağanlar. Seid Rıza'yı can dost olarak kucaklayıp yanaklarından öpüyordu. oradan da karargâh merkezi Gazik bölgesine geldiler. İzzet Paşa. Ama bütün bunların olması için. Yemeğe oturulduğunda. Ordunun Kurmay Başkanı Sağır İsmet (İnönü) idi. Dersimlilerin önce. Konukların onuruna görkemli bir ziyafet sofrası hazırlanmışri. köylerinin yakıldığını söylüyor. Dersim eteklerinde karar- 260 . daha sonra Sağır İsmet'le ikili bir görüşme da¬ ha yapıyordu. ortak amaçlara ve memleketin kurtarılmasına katkıda bulunması gere¬ kiyordu. Ermenilere karşı kullandmak üzere tüfekler ve bando müziğinin eşliğinde. Dersimliler bundan böyle vergi ve askerlikten de muaf tutula¬ caktı. maddi varlık ve cömerdik gösterisi sofraya da yansıtıl¬ mış. ev¬ lerinin. 1917'de padak veren Sovyet Ihtüali'nden sonıra Rus ordusu. Ahmet İzzet Paşa. kendiliğinden Kürdistan'dan çekilmiş." Gazik Boğazına giden Dersim heyetine Seid Rıza başkanlık ediyordu. ardından kardeşliğin bir göstergesi olarak ilk lokmayı kendi eliyle Seid Rıza'nın ağzına koyuyordu. devlet olanak¬ larının Dersim'e akacağını müjdeliyordu. Paşa bu arada geçmişte Dersimlilere haksızlık yapıldığını. ar¬ ka çıktıkları Ermenileri geride bırakmışlardı.

Osmanlıların temsilcisi. ülkeyi kurtarmak için çareler aradıklarını belirtiyordu. İsmet Bey. mütareke şartlan- nm bağlayıcılığı yüzünden karşı koyamadığını. Dersimlileri. baba ve dedelerin¬ den dinlediklerine dayanarak. Osmanlı ordusunun dağıtıldığını. Erzincan. Dersimliler isterlerse Erzincan'ı kurtarabilklerdi.gâh kuran General Lahof da ayrılmış. Dersim-Ermeni ilişkileri kopunca. Dersimlilerin Seid Rıza'nın başkanlığında bk heyetle Segedek köyüne gitriğini anlatıyordu. bu olaya yer vermiyor. buna çok üzüldüklerini. babası Seid ibrahim'den dinledik¬ lerini aktarırken. ziyaretinin asıl amacını ise kardeşliği pekiştirmek olarak açıklıyordu. Gelen temsilci. kendisinin de Bidish ve aşiret çocuğu olduğunu söyledikten sonra. Anlatılanlara göre. İsmet Bey. gönlü bol davranıyor ve Ermenilerin vermeye ya¬ naşmadığı haklann kurtuluştan sonra Osmanlılarca verileceğini vaat ediyor. Gazik'te Seid Rıza'yı bando-mızıka ile kar¬ şılayıp ağırlayan Sağır Ismet'ti. ama halkın ayak¬ lanıp işgalleri kırabileceğini anlattyor. Seid Hüse¬ yin'in yeğeni Kahraman Aytaç. "koşun Dersimliler vatan imdadına!" dercesine kapıda görünü¬ yordu. O gün görüşmeye katılanlardan biri de. ziyaretin "1918 yılının bahannda" yapıldığını söylüyorlardı. 1937'de Seid Rı¬ za ile birlikte asılanlardan Seid Hüseyin Cesur'du. sanat ve eserlerini" anlatan resmi tarih. Murat Paşa ko¬ mutasındaki Ermenilerin elinde kalmıştı. Ancak mütareke şartlan gere¬ ğince. devletin. bu kez Osmanlı ordu¬ ları başkomutanı Enver Paşa'nm yaveri sıfatıyla geliyordu. Kahraman Aytaç'ın anlattığına göre. 1980'lerde ilçe ya¬ pılan Kovancılar yakınlarındaki Segedek köyünde toplantıya da¬ vet etri. devletin eli kolu bağh hale geldiğini söylüyordu. Sultan Halife Hazretleri¬ nin elçisi olarak bu konuyu konuşmaya ve yardım istemeye gel¬ diğini bildiriyordu. İsmet Bey'e göre. Anlatılanlara göre İsmet Bey. İsmet Bey toplantıda. memleketin işgal altında olduğunu. Osmanh devlerinin tem- 261 . İsmet İnönü'nün "hayatını. İsmet Bey. ama Dersimliler.

bu istekleri karşılamaya hazır olduğunu söylüyor. ortaya çıkan olumlu sonucu ken¬ disine bildiriyordu. Toplandya. bütün Dersim biliyor. İsmet Bey'in "koşun Dersimliler vatan imdadına" yollu isteği üzerine. ordunun da el akından gereken yardımı yapacağını söylüyor. askeri depoların silah ve porinle dolu olduğunu. "Segedek Köyü Anlaşması"ndan hemen sonra. aşiret reisleriyle bir toplantı yapıyor. ba¬ bamdan defalarca aynndlanyla dinledim. mütareke gereğince silah bırakıp dağıldığını. Sağır İsmet. ama Sağır Ismet'in söz verdiği silah ve ayakkabılar gelmiyor. aşi¬ ret reisleriyle Ovacık'ta toplanıp hazıriıklara başlıyor. amcam Seid Hüseyin de (Cesur) kadl¬ mışd. Enver Pa¬ şa'nm yaveri sıfatıyla geldiğini söylüyor. kendisinden de haber çık- 262 . savaş taktikle¬ rine katkı amacıyla subay da gönderilecekti. Ay¬ rıca. cephane ve savaşacak gençlerin doğru dürüst giysileri yoktu. İsmet Bey. Seid Rıza. Doğrudan amcamdan dinleme olanağım olmadı ama. öncelikle Erzincan'ın kurtarılmasını istiyor. * * Dersimliler Erzincan'ı kurtarmaya hazırdı." ERZİNCAN'IN KURTULUŞU VE DERSİM GENERALİ Seid Rıza. ama halkın örgütlenerek işgali sona erdirme yolunda çalışabileceğini.silcisi İsmet Bey'in muhatabı Seid Rıza idi. İs¬ met Paşa. yalnız porin ve silah vermekle kalınmayacak. yüzlerce kişi toplanıyordu. Bu arada gerekli planlama yapılıyor. ihtiyaçlarının en kısa zamanda fazlasıyla karşılanacağına dair söz veriyordu. ardından bütün Dersimli gençlere savaşa katılma çağrısı yapıyor. hangi aşiretin kimin ko¬ mutasında birleşeceği karariaştınlıyor. Dersim ve tarihi konusunda araştırmalar yapan Avukat Kah¬ raman Aytaç anlatıyor: "İsmet Paşa'yla Segedek köyünde yapılan toplantıyı. Osmanlı ordusunun ye¬ nik sayıldığını. ancak savaşmak için silah.

Onların çoğu da namludan dolan. isteğin kendisini aştığını. Avukat Kahraman Aytaç anlatıyor: "Seid Rıza. Bağımsızlık için yıllardan beri mücadele halindeyiz.mıyordu. Ruslann geride kalan birlikleri. Bizim sorunumuz Os¬ manlıyla. 'ne yapalım. amacımıza ula¬ şamıyoruz. Çünkü Rus askerkrinin elinde toplar. Rus karargâhı ile ilişki kuru¬ yor. Fakat. o sıralar Karakocan yakınla¬ rında. makineli tü¬ fekler var. Zeynel Ağa Seid Rıza'ya gidiyor. 'sizinle alıp vereme¬ diğimiz bir şey yok'. Gerçekten de silah ve cephane veriyoriar. Rus ordusu ve askerlerinin teçhizadm yakından görüyor. Gördüklerini anlatıyor. Alanlılar. Dersim'in en savaşkan. Dersimlilere savaş taktiklerini öğretip kurmayhk yapmak üzere Kör Halil Paşa adında biri çıkıp geliyordu. durumu üst¬ lerine bildireceğini. Zeynel Ağa komutanın yanına gidince. Sansa geçidinin tutulması görevini. Zeynel Ağa. yani vaz mı geçelim?' deyince. Zeynel Ağa'yı çağm- yor. silahlan Ruslar¬ dan alacağını söyleyip ayrılıyor. Bu silahlaria başa çıkmanın imkansız olduğunu söylüyor. ne de 'hayır' diyor. Balaban. Aşiretinden Çamurekli Zeynel Ağa'ya (Aldntaş). Eğer silah yardımı yaparsanız. bu kez başarıya ulaş¬ mamız mümkün olacaktır. Dersim ortalarındaki dağlık ve sarp Sansa deresiydi.' General. ancak beş kişiden birinde silah var. Gördükleri karşısın¬ da şaşıyor. diyor. Buna karşılık kendilerinde. ondan sonra bir cevap verebileceğini söylü¬ yor. Sansa vadisine yerieştikten sonra. en gözü pek aşiretieri olan Heyderanlar. Rus ordusunun Ermenilerin yardı¬ mına koşacağı kesindi. Komutanla görüşmek istediğini bildiriyor. Fakat. 'Biz Kürdüz. sopadan farksız es¬ ki tüfekler. Ama silah bakımından güçsüz olduğumuz için. kteği kabul olu¬ yor. Ama ne 'evet'. Zeynel Ağa'yı dikkat ve ilgiyle dinliyor. Aradan bir ay geçmeden Rus komutan. Ama beklenenin çok 263 . Dersimlilerin Erzincan'a saldırması halinde. Karakocan tarafindan Erzincan'a geçmeleri için tek ge¬ çk. El sıkışıyorlar. Dersim dağlarının eteklerinde bulunuyordu. Demenan ve Kureşanlılan da emrine veriyor. Gereken yardımın yapılacağını bildiriyor. Seid Rı¬ za.

Kadrlardan bir mekare oluştu¬ ruluyor. ötede direğe bağlı genç kızın yanına koşuyor. bu silahlarla Erzincan'ın üstüne yürüyor. ayağına ayak¬ kabı. üstüne elbise giyiyor. Erzincan kurtanlmış. Her yıl aynı tarihte Erzincan'ın ana caddesinde kutlama tö¬ renleri düzenleniyor. * * Erzincan 1918'de kurtanlmıştı. son düşman askerini yere yıkıp süngüsünü gırdağına sapladık¬ tan sonra. önlerine çıkan "düşmanı" seskriyle süngükye süngüleye ilerii¬ yor. özgüriük gelmişrir. şehirle¬ rin "kurtuluşu". Genç kız. "Kurtancıhğın" bir de heyecanlı sonu vardır: Bk Türk suba¬ yı. tutsak düşmüş ülkeyi temsil ediyor.üstünde bir yardım yapıyoriar. kişiliklerinde "kur¬ tuluşu" sağlayan devkri selamlıyoriar. "Al¬ lah Allah" diye bağıra çağıra düşman üstüne taarruza geçiyor. asker ve polisler saflar halinde. ar¬ tık. Erzincan'ın "kurtuluş günü" 26 Şubattır. Ama. belediye başkam askeri komutan tri¬ bünde yerierini aldıktan sonra öğrenciler. zafer anını kucaklıyorlar. tutsaklık bitmiş. Bu arada tribünleri doldurmuş olanlar alkışa geçiyor. ayn ayn kutlanıyor. cep¬ hane ve giyim eşyası veriyoriar. Dersimliler. kaz adımlanyla önlerinden geçerek. kurtancı subay da oradaki devlet ululanna selama duruyor. Tam 117 kadr yükü silah. Artan silah ve cephane mağaralara depo ediliyor. Rus si¬ lahlarıyla Ruslan vuruyoriar. Askerler." TC'de. Rus karargâhından Dersim dağlanna günlerce silah ve cephane taşınıyor. her yıl tekrarlanan aynı müsameresel törenlerie. Vali. Subay onu bağlanndan kurtarıp özgüriüğe kavuşturuyor. top ve tüfeklerini ateşleyerek. Ardından "kurtuluş" sah¬ nesi canlandınhyor. Bu sayede Dersimli silahlanıp. "müsa¬ meresel törende" anlarildığı gibi mi? 264 . Bu doğruydu.

Dersimlilerin aldığı tutsaklar arasında. ama güçlü bir savunmayla karşılaşılıyordu. İki taraftan da binlerce kişi ölüyor.. Seid Rıza.. Ora¬ da büyük çadşmalar oluyor. Seid Rıza Kürtleri korumak amacındaydı. Aldadldıklarını anlıyorlar ama. Seid Rıza'nın dostu Ermeni komutan Bogos Paşa da bulunuyordu ve ağır yaralıydı. Nuri Dersimi Kurdistan Tarihinde Dersim adındaki kitabında. görevinin sona erdiğini söyleyip uzaklaştırıyor. yardım göndermesi için Karakoçan'daki karar¬ gâha haber veriyor. ölmeden önce Seid Rıza'yı görmek istediğini söy- 265 . Şehir¬ deki komutan." Ailesi de olayların içinde olan Dersimli Kahraman Aytaç an¬ latıyor: "Hazırlıklar tamamlandıktan sonra. "Erzincan'daki Kürtler imha olma tehlike¬ siyle karşı karşıya" diyerek ikna ettiğini yazıyor ve devam ediyor: "Seid Rıza. Seid Rıza Mun¬ zur dağlarını aşarak 13 Şubat 1334'te Erzincan'ı işgal etmiştir. aşiretiyle birlikte Erzincan'ın üzerine harekete geçti. Dersimliler şehri kuşatma akına alıyorlar. Komutan edası karşısında Seid Rıza'ya gidiyorlar ve 'bunu ba¬ şımızdan alın' diyorlar. Paşa'yı çağırıyor. Dersimliler. 12 günlük bir kuşatmadan sonra Erzincan'a girebiliyorlardı. kayıplarına rağmen Ruslara geçit vermiyor. Karakoçan'daki Rus birlikleri harekete ge¬ çiyor. Ermenilerle savaşmaktan yana olmayan Seid Rıza'yı." Erzincan muhasaraya alınıyor. Kırkmerdi¬ venler bölgesine geldiklerinde. Böyle¬ ce Erzincan'a yürüyenlerin arkası güvene alınıyor. Dersimliler. Dersimliler Seid Rıza'nın önderliğinde Erzincan'ın üstüne yürümeye başlıyor. çok geçtir. Dersimliler. kendini başkomutan gibi görüp sağa sola emirler vermeye başlıyor. Halit adındaki bir Türk subayının. Fakat Sansa deresine geldiklerinde şaşkınlık içinde ateşle karşılaşıyorlar.Erzincan'ın kurtarılmasında bir tek de olsa Osmanlı askeri var mıydı? Silahı ve cephane katkısı da. Bogos Paşa. adamdan zaten hoşlanmamışlar. danışman olarak gönderilen Kör Halit Paşa.

Bu bir general üniformasıydı. kolu. Bize yapılanlar yarın siz Kürderin de başına gele¬ cektir. hararede kucaklıyor. moral vermek için şaka¬ laşıyordu. devletçe kutsanıyordu. unvan ve övgülere boğu¬ luyor. * * * Seid Rıza. takdir ve teşekkürlerini sunmak üzere yanına koşuyor. şükranlanm sunuyordu. Kara Kazım. kınm ve kan sesi ara¬ sında bazı Avrupa devletlerine "general" unvanıyla yazdığı mek- 266 . Seid'in üniformayı giymesine bizzat yardım edi¬ yor. onun 1937'de.. Söylemek istediğim buydu. "Dersim Generali" unvanıyla ödüllendirmişti. giydirilen üniforma ve göğsüne takılan ma¬ dalyadan habersiz olanlar. Kazandığı zafer. yaralının yanına gidiyor. Seid artık. Bunun üzerine Bogos. memlekete sundu¬ ğu hizmede bunu hak etmişti. Bogos Paşa'nm söylediklerini. Aldığım ya¬ ra öldürücü. apoledi. Siz de sıra¬ nızı bekleyeceksiniz. Sultanlık onu. bk "fatih" muamelesiyle taltif ediliyordu. Ordu komutanı ise Kara Kazım Paşa (Kazım Karabekir) idi. "memlekete üstün hizmederinin nişanesi" olarak madalya ta¬ kıyordu. "memlekete hizmederinin karşılığı"nda.lüyordu. şöyle diyor: "Seid Rıza. boşuna bana moral vermeye çalışma. varlığı ve simgesi bir ordusu var¬ dı. lüt¬ fen kabul buyurması ricasıyla. Seni yaramı görmen için çağırmadım. Seid Rıza'nın "vatana üstün hizmederi"ni devlet adına kudamak. Sözümü unutma. "Sultan Halife Hazrederi"nin buyruğunu yerine ge¬ tirdiğini söyleyerek." Seid Rıza. Seid. Vatan "minnet¬ tardı" ona.. Karabekir. * « * Verilen bu rütbe. nişanlı bir Paşa'ydı. apolederini kendi elleriyle düzelttikten sonra.. Kirvem. arnk Osmanlılar nezdinde bir kurtarıcıydı.. Bununla da kalmıyor. Armağan. yakasına bir de. yüzüne söylemek istediğim bir sözüm var: Yanlış yapdn. Devletin bölgedeki eli. Bunu sen de biliyorsun. Alkışla¬ nıyor. önüne bir üniforma koyuyordu. darağacına giderken de hatırlayacaktı.

İki kardeş. Kürderi büyülüyoriardı. "halayının büyüsü" bozuluyordu. Kara Kazım Paşa. Fakat seçimler yaklaşınca. Hamidiye Paşası Mustafa Bey'in oğullan Haydar ile Alişan Bey. Ankara'ya çektikleri bir telgrafla. Ankara. Sivas'ın ilçeleri olan Divriği. sen-ben 267 . Sevr Anlaşmasıyla öngörülen özerk Kurdistan ilkelerine yakın söylemde bulunuyor. itiraz üzerine. Oysa. tepkilerinin kişisel. İmranlı ve Hafik bölgelerini kapsayan "Koçgiri"nin etkin beylerinden. Madalya ile onaylanmış "Dersim Generali" unvanı Osmanlılar tarafından ona verilmişti. Refahiye. memuriyette dilediği makamı seçme hakkı sunuluyordu. Sansa deresi efsanesini yaratan Zeynel Ağa da unutulmamış¬ tı. izzet-i ikramlarla ağırlıyordu. Zara. Seid Rıza ve Zeynel Çavuş'u ma¬ kam arabasına alıp Erzurum'daki karargâhına götürüyor. 1920 Nisanında Ankara'da bir pariamento toplanacaktı. Alişan Bey cevabi telgrafinda. Çünkü Ankara. Devletin minnet ve şükran duygularının anlatımı bu kadarla da kalmıyor. Erzu¬ rum Kongresi. milletvekillerinin atanması usulüne karşı olduklarını bildiriyoriardı. üniforma armağan edilip göğsüne madalya takılmıştı. bu¬ nu beğenmiyorsa eğer. Seid Rıza. "kendi kendine unvanlar veren hafif biri" diye küçümseyeceklerdi. O. Ona da çavuşluk rütbesi verilmiş. atanmak istenenlerin Kur¬ distan fikri ve Sevr Anlaşmasının ilkelerine bağlılıklannm da kuş¬ ku götürdüğünü belirtiyorlardı. Kürtlerin desteği ve katılımıyla gerçekleşiyordu. Alişan Bey'e milletvekilliği öneriyor. şimdi Dersim Generali unvanıyla bir başka efsaneydi. sonra törenlerle Dersim'e ugurlamyordu. Va- adere göre bu parlamento seçimle oluşacak ve "Kürtlerle Türkle¬ rin ortak meclisi" olacaktı. "kendi" uydurması değildi generallik rütbesi. KOÇGİRİ İSYANI VE DERSİM Mustafa Kemal ve arkadaşları Osmanlı Sultanlığını devirip etki¬ siz kılma sürecinde. adayları kendisi belirlemeye başlamıştı.tupları yadırgayacak.

* * Dersim'in geri adımına karşılık. Faaliyetleri Ankara'da duyulunca görevden alınıyor. Alişan Bey'i "iknaya" giden İzzet Bey mala. yani Diyap ve Mi¬ ço Ağa ile Hasan Hayri Bey. 1938'de Dersim'de kurşunlanarak öldürülecekti. yerine Şakir Bey atanıyordu. Şakir Bey daha da aç gözlü çıkıyor. halı. Yaşlı biri olan Diyap Ağa ise sistemin Kürt motifi oldu. Miço Ağa da. Ulu¬ sal Kürt giysileri içinde Mustafa Kemal'le gezilere çıkıp fotoğraf¬ lar çektirdi. Görevini unutup halktan para. daha sonra Atatürk'ün çizgisiyle çelişecek ve idam edüecek. Basında eşleri. Fakat. akrabası da olan Diyap Ağa ile Mıço'nun halktan kopuk. yalnız özel çıkarlarını düşünen. milletvekili oluyordu. Ankara'nın seçtikleri. çocuk ve torunlarının sayısıyla. sorunun Kurdistan davası olduğunu bildiri¬ yor. sofradan sofraya 268 . Der¬ sim'in direnci kırılıyor. Koçgiri'nin lideri Alişan Bey. Diyap Ağa ile emekli bir subay olan Hasan Hayri Bey atanmıştı. Koçgiri'de kanlı olaylara varınca. ki¬ lim ve kurt postu toplamaya girişti. temsilcilerini özgürce seç¬ mek istediklerini bildiriyordu. arabasına binerek gezilere çıktı. isteklerinde direniyordu. Resmi belgelere göre. Seid Rıza da Dersim'de sesini yükseltiyordu. paraya düşkündü. Sevr Anlaşması gereğince Kürdistan'ın özerkliği ükesine bağ¬ lı kişilerin Kürtleri temsilen seçilmesini istiyordu. Karşılıklı zıtlaşma.kavgası olmadığını. Dersim'den meclis üyeliğine Mustafa (Miço) Ağa. özerk Kurdistan fik¬ rinden uzak kişiler olduklarını belirtiyor. "ikna edici" olarak Binbaşı İzzet Bey'in komutasında bir askeri birlik gönderildi. 1920'nin başlarında. fotoğraf çektirip. magazinin de¬ ğişmez konusu oluyordu. Hasan Hayri Bey. Alişan Bey'le Ankara arasında telgraflar diyalogu sürerken. Seid Rıza atama yöntemine karşı çıkıyor.

onu daha sonra Ankara'ya geti¬ recek ve Binbaşı rütbesiyle kendine "baş muhafiz" yapacaktı. bu kağıtta idam fermanınız yazılı. Topal Osman. Erzincan milletvekili Emin Bey'in. Bunun üzerine (köye) askerier sevk ediUyor. Hacer köyünde as- kerkrie tardşmışlar. Atatürk'ün köşkünün yanma yerleşmişri. Topal Osman çetesinin durdurulmasını sağlamak üzere İstanbul'daki İngiliz işgal yönetimine başvurmuş. "isyanı bastırmak" üzere. Alişan Bey'in sofrasında yiyip içtiği bir akşam. Şakir Bey sofrada Kürt ağa¬ lara bk kağıt göstererek. Emin Bey. sonrasını şöyle anlatıyor: "Bunu söylemesinden dolayı Kürtkr galeyana gelmiş. Topal Os¬ man'la tanışan Musfata Kemal. olaya isim de bulunuyordu: İsyan. Ankara. 3 Ekim 1921 günkü mecHs gizli oturumunda açıkladığına göre. onlar da Sukana çetelerin önüne geçilmediği takdirde müdahak edecekle¬ rini bildirmişlerdi. Laz Osman da denilen Topal Osman Giresunluydu." Hacer köyünde askerlerle köylüler karşı karşıya getirilip çatış¬ ma başlayınca.koşuyor. her biri kendi alanında bker ün olan Topal Osman ve Sakallı Nurettin Paşa ikilisini. Ben istersem her şey olur. hazır bulunan herkesin duyabileceği biçimde tehdkler savu¬ ruyordu. Asker köye gelince olay genelleşiyor. 269 .. askerlerden de ölenler oluyor. İstemezsem bk şey olmaz. demişler. bunun üzerine Mustafa Kemal'i "sulh de sükûnu temin etmek" üzere Samsun'a göndermişti. bk ara. Bizi Er¬ menilere benzetmek ne demektir. sizleri de Ermeniler gibi tamamıyla imha ederim" diyor ve ortamı gerginleştiriyordu. 1918 de basma geçtiği çetekrk Karadeniz şeridindeki Rumlarm araşma dalmış. (Çadşma çıkıyor) Bu¬ rada halktan da. bir yandan da gördüğü her şeye "benim olsun" diyor. İzzet Bey gibi açıktan açığa rüşvet topluyordu. İster¬ sem. Rumlar. Koçgiri'ye gönderiyordu. talan ve ırza geçmelerle terör firtınalan estır- mişti.. Ankara'ya getirdiği adamlarıyla özel bir biriik kurmuş. rüşvet isterken. "İşte bakın. toplu kırım. Sultan Vahdeddin.

bunun üzerine öldürülerek. namus¬ lara taarruz etmeye kalkıyor. Erzincan milletvekili Emin Bey. 3 Ekim 1921 tarihinde. Alpdoğan. Nu¬ rettin Paşa hakkında meclis soruşturması açıldı. Rica ederim. Ve üzerlerine askeri kuvvet gönderiyoruz. Türk-Yunan savaşından sonra. günahsız sivilleri kadettiği gerekçesiyle. ırzlara geçmeye. Koçgiri'deki olayların isyan değil. diyoruz. 'ben bunla¬ rı hükümetin tekliflerini daha teşdit ederim diyerek. kırım olduğunu şöyle anlatıyordu: "Şimdi rica ederim. mec¬ lisin gizli oturumunda. 1980 askeri darbesinden son¬ ra. Halbuki onlar. Koçgiri'de suçsuz. daha sonra "en büyük kurtarıcı benim" havalarına gi¬ rince gözden düştü. İstanbul'da tutuklanan eski İtrihatçılardan gazeteci ve yazar Ali Kemal. Türk büyüklerinin yattığı "devlet mezarlığına" nakledil¬ di. Asi. Fakat Atatürk tarafindan kurtarılıp ordu komutanlığına getirildi. Nurettin Paşa'nm tabirince. İz¬ mir'e giren ilk komutandı. daha sonra "Ağrı İsyanını bastır¬ ma" olan "Zilan katliamını". Tuttuğunu öldürmeye. Korgeneralken de Dersim kırımını yönetecekti.. İzmir'de katliam yaptığı ve şehrin onun emriyle ateşe verildiği söylentileri ise kanıtlanmadı. hükümetin teslim ol çağrısını ka¬ bul etmiş bulunuyorlar. "İzmir fatihi" diye ünlendi. Sakallı Nurettin'e gelince. Koçgiri'de Sakallı'mn kurmay başkanı damadı Hüseyin Ab¬ dullah Alpdoğan'dı. 1921 yıhnda İzmk'te görevliyken. "eşkıyanın yaptığı bini asri" tepki sesleri yükse¬ lecek.. Görevden alındı. ölüsü meclisin kapısına asıla¬ cak ve dosyası kapatılacaktı. Ankara'ya götürülürken trenden indiriliyor. linç edilerek öldürülüyordu. Kemikleri bulunduğu yerden çıkarıldı. iriban yükseltilerek iade edildi. Koçgiri'de isyan var mıydı? Hayır.Lozan Anlaşmasına karşı çıkan Trabzon milletvekili Ali Şükrü'yü öldürünce. hanginiz bu facia 270 . Ordudan atıldı. çember içi¬ ne aldım' diyor. Sakallı.

çapukuluk ve rüşvetten söz ediyor. bu suretk feciane öldürülmüştür? Rica ederim efendi.. karısı cebren ahnmış. Dersim'in de hedefler arasına alın¬ mak istendiğini söylüyor. devam ediyordu: «Kurdistan namına gelen gazeteleri doğrudan doğruya Der¬ sim'e tevzi ettirmiş ve o gazeteler de. soygun. Efendiler. in¬ san kırımı ve talan yapıldığını." Emin Bey konuşurken. anlarilanlan tam anlayamamış olmalı ki. düzmece senaryolarla isyan havası yaratüarak. Mersin milktvekili Selahaddin Bey. "Kimin kuvveden?" di¬ ye soruyor ve "Nurettin Paşa'nm emri ile buraya gekn Osman Ağa kuvvetkridir" karşılığını alıyordu. 'Kürtleri de Ermenilere ben¬ zeteceklerdir' diye yazmıştır." Muş mebusu Hacı Ahmet Efendi'nin oturduğu yerden söyledikkri de gizli tutanaklara geçiyordu: "Hakikaten buraya gelirken uğradığım yerkrde.. diğer evladın elinde bir iple çekikrek. Topal Osman'ın tek başına 30 bin altın götürdüğünü söylüyor ve devam ediyordu: "Servetine tamah edilerek. bir evla- dımn elinde bir ip." Emin Bey "18 milyon liralık servet mahvolmuştur" derken. Emin Bey. Af¬ rika barbarlarının bile kabul edemeyecek derecede olduğunu go- 271 . 'bizi de Ermenikr gibi keseceklerdir' diyerek dalgalanan havadis Dersim e ka¬ dar gitmiştir. Maalesef bu adam. 18 milyon liralık servet mahvolmuştur. işte Ümraniye hadisesi. Böyle bir şeye maruz kaldığınızda." Emin Bey devam ediyordu: "Ve Ümraniye'de vuku bulan ve tedibat denikn bu şeyin. nasıl karşmıza çıkanlara kurşun atmazsınız? Bu suretk 5 milyon. tam ald saat zarfinda.karşısında sabredebilirsiniz? Buna üç yaşındaki çocuklar bik ta¬ hammül edemezkr. baba. dün¬ yanın herhangi bir yerinde görülmüş müdür ki. sen bu vaziyet karşısında asi olmaz mısm? Eğer asilik varsa ve bu ise. mal ve mül¬ kü yağmalandıktan sonra adam öldürülmüştür. 'Kürtkrı Erme¬ nilere benzeteceğiz' diyen kaymakam halâ Tortum kaymakamı olarak terfian gönderilmiştir. rka ede¬ rim.

öte yandan." Koçgiri olayları. demiş¬ lerdir. O arada. 272 . Bir başka ilginç gelişme de şuydu: Topal Osman çetesi ve Sa¬ kallı Nurettin Paşa'nm yaptıklarını örtmeye çabalayan bazı çev¬ reler de Abdülhamit dönemi alışkanlığıyla. Dersim mebusu Mustafa (Miço) Bey'in. Yörede inceleme yapan milletvekilleriyse. 5 Ekim 1921 tarihinde de meclisin gizli otu¬ rumunda tartışılmaya devam ediyor. yine "dış mihrakları" sorumlu gösteriyor. Bu facia Ermenilere bile yapılmamışdr. Askeri taarruzda bütün bir Koçgiri hedef alınmış. bölgede araştırma yapan milletvekilleri izlenimlerini anlatıyorlardı. bazı "etkin ve derin" çevreler. resmi tarih Koçgirililerin İngiltere'nin parmağı ve teşvi¬ kiyle ayaklandıklarını not edecekti. Mustafa Bey. Nitekim. Koçgiri'de isyanla ilgisi ilin¬ tisi olmayan halka zulmedildiğini. hırsızlık ve yağma yapılmışri. Koçgiri olaylarının Dersim'le bir ilgisi ilintisi bulunmadığını söyleyerek olacakları önlemeye çalışı¬ yorlardı. köyler yakılıp yıkılmış. Dersim üzerine "bir sefer düzenleme"yi başarmak için. "isyan etti"ği söylenen bölge birkaç köyden ibaret¬ ti. anlattıkları da "resmi ağızların teşhisi¬ ni" değiştirmiyordu. hırsızlık ve talan yapıldığını anlatıyor ve "Yetmiş.rünce. 5 Ekim 1921 günkü meclis gizli oturumunda. Dersimliler korkmuşlardır. daha sonra. çapulculuk. "olaylarda İngiliz parmağı var" diyorlardı. seksen köy mahv ve perişan ol¬ muş" diyordu. Topal Osman'ın savaşını ve elde ettiği "ganimetler"in nakil kervanını şöyle anlatıyordu: "Halıları Erzurum'a doğru göndermişlerdir. Konya milletvekili Vehbi Efendi. aynı kanıda değillerdi. İşte numunesi budur. Koçgiri olayını "Dersim vaka¬ sı" olarak adlandırıyorlardı. yüzlerce cinayet işlenmiş. Eğer yağma ise. ırza geçilmiş.

bu görev için çok yaşlı olduğunu.sahanın (tabağın) böreğini hep beraber soyalım. mafya şefle¬ ri ve uyuşturucu kaçakçıları kullanılıyor. ama çok isteni¬ yorsa oğlu Ziya Hurşk'in milletvekili yapılabileceğini bildirmişri. Askerier gönderilen yemeği dö¬ küp. Ne aş kalmış. Yozgat'ta kurulan "Isriklal Mahkemesi"nde görev verilecek kadar güvenilen biriydi.' Amasya'dan bir mektup vardır: Allah aşkı¬ na bu Topal Osman'ın yapdğı ne haldir? Zara.. Ümraniye isyan etmiş diyelim.. İ73 . kiralık katilkr. ne çul. bi¬ ze et bulacaksınız. kadılık ve vali ve¬ killiği yapmış. Be¬ lediye başkanını sokak sokak dolaştırıyorlar. 'Bize illa et bul. Almanya'da gemi mühendisliği okumuş bir ay¬ dındı. herifin oğlu öldürülmüş. Yazık değil mi bu millete?" Mustafa Bey. Topal Osman ve çetesini anlatıyordu: "Bunlar Havza'ya geliyorlar. ceplerine en üst düzey devlet görevlilerine mahsus "kırmızı pasaportlar" konuyordu." İlginçtir. Karadeniz bölgesine sürgün edilmiş bir Kürt aileden geldiği söylenen Ziya Hurşit'in babası Hurşit Efendi.. eski sabıkalılar. Çorum'a geliyoriar. beş yaşındaki kızının ırzına geçilmek için kesil¬ miştir.. kansının ırzına geçilmiş.." Mustafa Bey. 'biz şunu bunu istiyoruz' diyorlar. "PKK ile mü- cadek" adı altında. Hurşit Efendi. katkıları nedeniyle 1920'de mebusluk önerilmişti. Önceleri Ankara rejiminin gözdeleri arasında. 1990'lar Türkiye Cumhuriyeti'nde de. Eskişehir'de öğretmenlik yaparken milletvekili seçilmişti. Topal Osman ve çetesinin yaptıklarım anlatma¬ ya devam ediyordu: "Kadınlann ırzına geçilmiş. henüz coğrafi ve sosyolojik adların yasaklanmadığı dönemin de¬ yimiyle "Lazistan mebusu" Ziya Hurşit'ti. Erzurum Kongresi sırasında Mustafa Kemal'e yar¬ dım etmiş. * Topal Osman'ın Koçgki vahşerine tepki gösterenlerden biri. Orayı bırakalım. Ziya Hurşit..

Topal Osman ve Sakallı Nurettin'in cinayetleri karşılıksız kaldı. Topal Osman tarafindan öl¬ dürülünce. İzmir'de Mustafa Kemal'e suikast düzenledikleri gerekçesiyle cezalandırılan muhalifler ara¬ sında idam edildi.Fakat güce karşı çıkmaya başladıktan sonra yol ayrımına geldi. yıkıldı. * * Ankara yönetimi. o zavallı halkın. Ziya Hurşit. "Lazistan"ın öteki mebusu Ali Şükrü. Yedek askerleri de silah altına alan genel seferberlik ilan ede¬ rek. tutunma imkanları yok oluyordu. toplumsal heyecan yaratan bir kasırgaya dönüştürüp kendi lehine kullanmaya başla¬ mıştı. Topal Osman ve Sakallı Nurettin Paşa'nm söz ile rüşverine teslim olan bazı aşiretler saf Alişan ve Haydar Bey kardeşleri ar¬ kadan vuruyor. doğrudan doğruya Atatürk'ü he¬ def aldı. olmayan Koçgiri isyanını. kadın. halkı "devletin şefkatli kucağı"na davet ediyor. beraberlik ve bütünlük" bildiri¬ leriyle de ne olduğundan habersizlerin heyecanını tırmandırmıştı. Görevli olduğu bölgenin her tarafinda. çocuk ve ihtiyarları katliamdan kurtarmak amacıyla Dersim'e doğru çekiliyor. İkili. Birçok Müslüman köyleri yandı. o köylerin ızrarını (zarar verme) mucip (sebep. ne¬ den) oldu ve Ümraniye Koçgiri hadisesi oldu. fakat "ölüm pa¬ hasına da olsa dara düşene yardım"ı öngören Kürt geleneğinin 274 . Yalnız Sivas vilayeti dahilinde birçok köyler yan¬ dı." MecÜsteki tartışma ve suçlamalar bir sonuç vermedi. Nurettin Paşa bu faaliyeti izhar etti (yaptı). o şehirlerin. 1926 yılında da. "birlik. silahını bırakıp teslim olanların adaletle ödüllendirileceğini söylüyorlardı. Topal Osman'ı değil. Koçgiri kadiam ve çapul¬ culuklarının görüşüldüğü meclisin gizli oturumunda şöyle diyordu: "Geçen sene merkez ordusu kuruldu ve başına Nurettin Paşa getirildi. Bir daha milletvekili olamadı. Kan ve soygun alanına dönüştürülen Koçgiri'nin "iki kurtarı¬ cısı" Sakalh Nurettin ve Topal Osman da bildirileriyle heyecana körük oluyorlardı. olayı büyük göstermiş. 5 Ekim 1921 tarihinde. Alişan ve Haydar Bey. Bundan sonra kenara atılmışlar arasına katıldı. bildiri üstüne bildiri yayınlayarak.

Alişan ve Haydar Bey'e elinden geldiğince yardım etmeye çalışmış. Türklerle karşı karşıya gelmek istemediklerini bildirerek. fakat. SEİD RIZA VE DERSİM KISKACI Lozan Anlaşması ve Türkiye Cumhuriyeti'nin ilanından son¬ ra. Der¬ sim'in iki ünlü aşireti Kureyşan ve Balabanlılar. İ75 . Kureyşan aşirerinin reisi Kör Paso. etrafma söz geçiremeyen bir adamdı. cezalar konusunda ise adil davranılacağım bildirmişti.umulmayan bir biçimde çiğnenmesiyle karşüaşıyorlardı. Yolu kesikn Haydar Bey. "dokunulmaz" olmadığı kamtlanırcasına didilmiş. elde silah Koçgirilikrin yolunu bekliyorlardı. ama Haydar Bey idam edilmedi. Dersimlikr. bunun üzerine Paşo'ya seslenip onu aşağılıyor ve "Kendi halkıma silah çekecek kadar al¬ çak değilim. önlerine mevzilediği adamlarını göstere¬ rek. Güçsüzlüğüne rağmen. beklenmedik bu tutum karşısında Alişan ve Haydar beyler şaşıp kalıyor. Seid Rıza'nın etkisi bilinmez. "sükûnerin korunmasını is¬ temiş. Aşiretsel törelere sığmayan. Seid Rıza. Halkıma silah çekeceğime geri dönüp savaşacağım ve kendi dağlarımda öleceğim" diyordu. ama yetersiz kalmış¬ tı. Kürderie den¬ ge kurma ihtiyacı kalmamıştı. bir süre sonra da tutsak düşüyordu. Koçgiri'den kaçan Alişer Bey ve Alişan beyleri ise yanına aldı. Ankara'ya kafa tutan tutumundan hemen sonra. Koçgiri olayları sırasında. ajan-provokatörler meydana salınmış. Alişan ve Haydar Bey kardeşlere sahip çıkmış. ateş hattına dönmelerinin imkansızlığını söyleyerek ilerlemeye kalkışıyor. Atatürk'e telgraflar çekerek Haydar Bey'in idam edilmeme¬ sini istemişri. yerine oturmuş. Çünkü. savaşmak zorunda kalacaklarını söylüyordu. çaresizlik içinde geri dönüp savaş¬ maya devam ediyor. başlannın çaresine bakmak üzere geri dönmelerini istiyorlardı. O artık bir sözüyle Der¬ sim'i ayağa kaldıran lider değil. Atatürk verdiği cevapta. artık gücü sarsılmış. sözü fazla dinlenmeyen. 1919 yılında. Ankara rejimi artık yerleşmiş. mutlak etkinliği kırılmıştı. etkisi kırılmıştı. Kimi kaynaklara göre Haydar Bey.

İdam üzerine. Se¬ id Rıza askerlerin direncini kırıp kasabayı işgal etmişti. Feridun Fikri'nin hafif yaralandığı çatışmada. askerler yoluna çıkınca ça¬ tışma çıkmışri. Nuri Dersimi'nin (Baytar Nuri) Kurdistan Tarihinde Dersim adındaki kitabında anlattığına göre. Elazığ'ın Hüseynik köyünde bulunan eski milletvekili Hasan Hayri Bey'i ziya¬ ret ediyor. 276 . isyan hazırlıkları başlamıştı. İzol aşireti başta olmak üzere. Koçuşağı aşireti. Fakat. "Azadi" (Öz¬ gürlük) örgütü kurulmuş. tarafsız kalacak¬ larına dair söz vermişlerdi. bu atamaya karşı çıkarak. Dersim'de yeni milletve¬ kili Feridun Fikri (Düşünsel) idi. Şeyh Şerif. görüşme sonrasında. karşı cephe açmışlardı. Hasan Hayri Bey'in mil¬ letvekili olmasını istiyor. fakat aradığı desteği bulamıyor. bazı gruplar sözlerinde durmamış. isyancıları şiddetle cezalandırıyordu. fakat cevap bile alamayınca Hozat'a yü¬ rüyordu. Seid Rıza. Şeyh Said'in istemi üzerine Dersimlilerin yansız kalmaları için girişimde bulunuyordu. Bu arada Karaballı aşiretinin reisi Celalzade Mehmet Efen¬ di'ye de "hareketsiz durmaları" yolunda. ama Feridun Fikri de milletvekili olarak Ankara'ya gidiyordu. Hasan Hayri Bey. Seid Rıza daha sonra yapılan görüşmelerde varılan anlaşmay¬ la kasabayı terk ediyor. Hasan Hayri'nin oğlunun ön¬ derliğinde ayaklanınca Türk ordusu 1926 yılında Pülümür'e giri¬ yor. Şeyh Şerif.Parlamento. bir yıl sonra da isyanın fünyesi ateşleniyordu. 1924 ydında "atama usulüyle" oluşturuluyor ve "muhalif" bilinenler tasfiye ediliyordu. Şeyh Said. bu süreçte "Azadi"ye destek için Dersim'e gidiyor. "hareketsiz" kalmaları için elçi gönderiliyordu. arrik genel bir kaynaşma halindeydi. bu telgraf gerekçe yapılarak bir yıl sonra idam ediliyordu. ayaklanma halinde. Kürtler. ortak bir telgraf çeki¬ yorlardı. Dersimliler Şeyh Said'e.

yazıyor: "Gerçekleşen bütün olaylar. cebinden tabancasını çıkararak. Ali Cemal'i. Bu nedenk gö¬ rüşme istemini kabul etmede müteredditti. Ali Cemal söze başlaya¬ rak. fakat şaşırtıcı bir "gurur okşama"yla karşılanı yordu. Seid Rıza ve çevresi sıranın Dersim'e geldiğini söylüyorlardı. eli ni sıkmak için ilerlerken soruyordu: i77 . 1926 yılında Türk hükümetinin Dersim'e karşı bir katiiam hazırlamakta olduğunu gösteriyordu. Umum Müfettiş izzettin Paşa. tören kıtasını selamlayarak hükümet konağına gir diğinde. Görüşme yeri olan Karaca köyünde. Dersim'de okullar açarak Alevi geleneğine uygun öğrenim yapılacağını ve Koçgirililer için genel af ilan edileceğini bildirdi. sistemli bir şekilde Kürtlerin imhasına devam edilmişti. Çünkü Şeyh Said olaylan nedeniyk merhametsizce uygulanan ölüm cezalarını durdurtmak için Seid Rıza tarafindan Anka¬ ra'ya yapılan başvurular hiçbir yarar sağlamamış ve bu olaylar bahane edikrek. Dersim'de tedirginlik başla¬ mıştı. Bunu anlayan Cemal. Elazığ bölgelerindeki boş Ermeni arazile¬ rinin Dersimlilere verileceğini. Ali Cemal. izzettin Paşa'nm ani olarak Hozat'a gelmesi Seid Rıza'yı kuşkuya düşürmüştü. etrafinda seidleri ve dedekri toplamış ol¬ duğu halde içki masası başında bulduk. Seid Rıza'yı askeri törenle karşılıyordu. Nuri Dersimi. 'Tabancamı ahnız. bizi İzzettin Paşa ile görüştürmek için ısrar ediyordu. valinin ısrarı üzerine genel müfetrişi (genel vali) zi¬ yarete gidiyor. Diyarbakır'dan Genel Müfettiş İzzettin ve Elazığ Valisi Rıza da Hozat'a gelmişkrdi." Seid Rıza. Diyarbakır Valisi Ali Cemal (Bardakçı). Size şerefimle söz veriyorum. Erzincan. kendisinin Alevi olduğunu. Beni mahcup etmeyiniz' dedi. Genel vali. onu kapıda karşılıyor.* * Şeyh Said İsyanını izleyen süreçte. Dersimlilere büyük saygısı bu¬ lunduğunu. Ertesi gün. Seid Rıza ile görüşme yapmak üzere (1926) Dersim'e geldi. Dr. Seid Rıza. Size ufak bk yan bakan olursa beni bu tabanca ik öldürü¬ nüz. arkamdan ge¬ liniz.

Paşa. bu nedenle davette bulunduğunu söylüyordu. vah. Nuri Dersimi'nin anlarimına göre. Kürder için 1927 yılında sınırlı bir af yasası çıkarılıyor. Seid Rıza'yı Diyarba¬ kır'a davet edip ağırlıyor. Der¬ simli ağa ve seidler de devlerin yüksek düzeydeki ilgisinden mut¬ luydular. Devletin Dersimlilere ilgisi ve dostça sıcaklığı büyüktü. yüzü kıl içindeki sarıklı Kürdün. Dersim¬ lileri Atatürk ve İsmet Paşa'nm Aleviliğine bile inandırmıştı. armağanlarla uğurluyordu. Ama karşılıklı ziyaretler. ağaların Ankara ve İstanbul gezileri. Bir "Kürt uzmanı" olan Diyarbakır Valisi Ali Cemal Bardak¬ çı. "Mademki Ağdat köyünde oturuyorsunuz."Seid Rıza siz misiniz?" " Dersim'de her meşe ağacının altında. İzzerin Paşa Genel Müfettişlikten (genel vali) alını¬ yor. bilinmez ama. madalyonun arka yüzü için şunları yazıyor: "Seid Rıza ihtiyadı durumunu koruyor ve Türk hükümetine 278 . Atatürk'ün kendisi adına aşiretleri selamlama görevi verdiğini. o halde Seid Rı¬ za sizsiniz" diye gülümsüyor. yerine Atatürk'le birlikte Samsun'a gidenlerden Albay Arap ibrahim Tali (Öngören) atanıyordu. Aynı yıl. sür¬ günler yurtlarına dönüyor. halkın geleceği konusunda mutluluk tab¬ loları çiziyordu. Vali sık sık Dersim'e uzanıyor. Yeni Genel Vali Diyarba¬ kır'daki karargâhına yerleşrikten sonra. her dağ başında bir Rıza vardır. Seid Rıza da: "Öyle diyorlar Paşa Hazretleri" diyerek onu onaylıyordu. ziyafetler. cezaevleri yarı yarıya boşalıyordu. ki¬ mi ağa ve seidlerle içki sofralarında buluşuyor. yiyip içerken Ale¬ vi olduğunu söylüyor. armağan alışverişleriyle büyük bir balayı yaşanıyordu. Siz hangisini soruyorsunuz?" Vali Paşa. karşısında "ukalaca" konuşmasına öfkelenmiş miydi. Elazığ valiliğine atanmışri. Nuri Dersimi. bu "başı bozuk".

Bu isteklerden başlıcası." 279 . Beni size o gönderdi. Bu şekilde Ko¬ çan aşireti düzeltildikten sonra. Dersimi sonrasını şöyle anlatıyor: "Reislere boyun eğileceği kararlaştırıldıktan sonra. O. 'Ağala¬ rım. Bu isteğe. büyük Kürt önderi Seid Rıza olmuştu.güvenmiyordu. An¬ cak sizden bir hizmet bekliyorum. İçtiğim su ile yemin ederim ki. bazı aşiret önderleriyk Hozat merkezinde bir toplanri yapıyordu. Cemal kaynağa yaklaşd ve halka seslenerek. okullar açılacak. Yakında hükümet kuvvet¬ leri gelecek ve öteden beri Dersim'in adını lekeleyen Koçan aşiretini biraz düzeltecek. hükümet Dersim'den emin olacak ve Dersimlile¬ rin her türiü isteği yerine getirilmiş olacak. Çünkü tarih boyunca Türk yönetimi. Bu nedenle si¬ ze söz veriyorum. Gazi Paşa'nm size özel selamı var. Koçan aşirerinin saf dışı bırakılması kararlaşrinlıyordu. Daha sonra. daima bu gibi hilekrle Kürdü aldatmış. o da Alevidir. Bu gerçeği en iyi takdir edenlerden biri. sadakatle hareket edeceğime. yollarınız yapılacak. Toplantıda. ben de sizinle sadakatle konuşup. Dersim'de Kürtçe okullar açmaktı. Siz de bütün aşiretinizle biriikte bu harekete katılacağınıza şimdi söz vereceksiniz. 'Ağalar. top¬ rağı olmayanlara Elazığ ve Erzincan'da toprak verilecek. bu kutsal Munzur suyundan bir bardak içerek yemin ediyorum' dedi ve cebinden çıkardığı bir bardakla su içti. Dünyadaki bü¬ tün Alevileri kalkındıracaktır. Ben de Aleviyim." Dersimi'ye göre bundan sonra. Türk hükümetine Kürt milli haklarının nelerden oluştuğu hakkında ısrarlı isteklerde bulunuyor ve isteklerin içeriği Türklerce gizli tutuluyordu. Dersimlilerin dağlı Türk olduklannı söylüyordu. Vali Cemal Bardakçı. Dersim'de her şey yoluna gir¬ miş olacak. Bad Dersim'in kahraman Koçan aşireti de ısraria kadhyordu. Vali Cemal bu isteklerden ötürü son derece si- niriiydi. çıban başı olarak görülen Se¬ id Rıza'nın iribarsızlaştınlıp etkinliğinin kınlması ve aşiretlerin birbirine düşürülmesi süreci başlatılıyor. gafil avlamış ve firsatlar kollayarak Kürdere karşı facialar yaratmışd.

Koçanlıları durumdan haberdar ettikleri gibi aldıkları cep¬ hane ve silahların bir kısmını da onlara veriyorlardı. Türk ordusu. Koçanlılar bir gece bas¬ kınıyla Amutka bölgesindeki bir bölüğü basıp saf dışı bırakı¬ yor. Seid Rıza'yı birkaç ay sonra yeniden Diyar¬ bakır'a davet ediyordu. ama silah ve cephane ve¬ receklerdi. Sonbaharda. aynı günlerde Seid Rıza'nın da- 280 . Der¬ sim heyetini ağırlarken ekonomik ve sosyal sorunları bildiğini. Umum Müfettiş ibrahim TaH. Seid Rıza gitmiyor.* * * Koçan aşiretinin karşıtlarıyla varılan anlaşmaya göre. Se¬ id Rıza'ya da. Ordu. Fakat. dönemin "derin devleti". "Umum Müfettiş" diye adlandırılan Genel Vali. girişi¬ lecek çatışmaya askerler karışmayacak. O neden¬ le iç çatışma beklenirken tersi oluyor. bu amaçla sık sık Dersim'e dostluk ziyaretleri yapıyor. yakın bir zamanda bütün bunların tek tek çözüme bağlanacağını söylüyor. "sizin için her şey iyi olacak" diye umut veriyordu. Vali İbrahim Tali. Koçan aşireti ordu birlikleriyle çatışırken. Dersim'e karşı yumuşak ve dostane bir politika yürütülüyordu. Genel Müfettiş. oğlu Şeyh Ha¬ san başkanlığında bir heyet gönderiyordu. ya da liderleri Diyarba¬ kır'a davet ederek. Koçanlılar da köylerine dönüyorlardı. soğukların başlaması üzerine ordu geri çekili¬ yor. öteki Kürt illeriyle meşgul olduğu için bu dönemde. 1928 yılında Seid Rıza'yı da Diyarbakır'da ağırlıyordu. silahlandırılan aşiret ağa¬ lan. Fakat. öteki aşiretler beklendiği gibi devletin yanında yer almıyor. "sükûnet" tavsiye ediyor. silahlarına el koyuyordu. şaşırtıcı biçimde sessiz kalıyorlardı. bu yüzden ağır kayıplar veri¬ yor. heyeti yolcu ederken herkese biner lira para veriyor. Nuri Dersimi'nin anlattığına göre. iki bin lira de birlikte içinde ipeklilerin bulunduğu bir sandık armağan gönderiyordu. bir savaş uçağı da düşürülüyordu.

1930 yılında Kürt iUerinde uzun bir geziye çıkıyor. 1930'lara gelindiğinde. birlik ve dayanışma bozulmuştu. "tehlike çanları" niteliğindeki raporunda. tetikçinin köyü yakılıp yıkılıyordu. "Derin ilişkilerden" habersiz Seid Rıza. "TEHLİKE ÇANLARI" VE İSMET PAŞA'NIN RAPORU Genelkurmay Başkam Mareşal Fevzi Çakmak. Cumhurbaşkanı Atatürk ve Başbakan İsmet İnönü'ye bk rapor veriyordu. Şeyh Hasan serbest bırakılıyor. Seid Rıza'nın yakınlanm da hedef alacak biçimde. ama Dersim'in çeşitli bölgelerine askeri seferler düzenkniyordu. sorumlu olarak karşı aile ve aşiredere yükleniyordu. Cinayet amacını bulmuş. bölgeye bir uzmanlar heyeti gönderiyordu. Seid Rıza da. Katilin. Genelkurmay Başkanmın raporundan sonra. cezaevine koyuyordu. bu olay üzerine öfkeyk ayağa kalkıyor. Dersim'de. Aynı dönemde. Cemal Bardakçı'dan da aynca rapor istiyordu. artık Dersim'in tartışmasız lideri. Çekişme ve kavgaların içine çekilip etkinliği kınlmış. Erzincan'ın yakında bir Kürt şehri olma "tehlı- kesi"yle karşı karşıya kalacağını belirtiyor. Paşa. oğlu Şeyh Hasan'ı tutuklatarak Diyarbakır'a gönderiyor. Genel Müfetriş ibrahim Tali Öngören. Dersim kan davalarının kargaşasıyla çalkalanıyordu. sözcüsü değildi. vakit varken onkm alınmasını istiyordu.madı Aşağı Abasanlı aşiretinin reisi İbrahim Ağa'yı. çaresiz biri haline getirilmişri. Diyarbakır Va¬ lisi. 1932 yılında Seid Rı¬ za'nın gücünü ve öflcesini sınayıp üstüne çekmek amacıyla. dönüşünde. Hozat Kaymakamı Kazım Bey tarafindan bin lira karşılığında kiralandığı daha sonra ortaya çıkacaktı. Fakat Seid Rıza sessiz kalınca. Meço Ağa'nın oğlu Hüseyin'e öldürtüyordu. Dersim e dik¬ katleri çekiyor. kiralık tetikçiler kul¬ lanarak cinayetler işletiyor. Başbakan İsmet İnönü. Kürtlerin hızla çoğalıp Erzincan ovasına yayıldık¬ larını. "devktı bekkyen tehlike" konusunda. 281 . bu gidişle. Elazığ Valisi Deli Fahri.

Bakan. Urfa. Şükrü Kaya. birinci aşamada Dersimliler iyilik ve güzellikle silahtan arındınlmah. Paşa. Cumhurbaşkanı Mustafa Kemal Atatürk'e veri¬ yordu. Bitlis. 21 Ağustos 1935 tarihini taşıyan 55 sayfalık raporunda. "isyan" olasılığının bulunmadığını söylü¬ yordu. ama "tehlikeyi" yerinde görmek için de gezi¬ ye çıkıyordu. Bakan'a gö¬ re. ikilemden kurtulup karara varmak için. Der¬ sim'e yaptığı geziden sonra. Fakat. "Dersim'deki Kürt tehlikesi"ni kabul etmekle birlikte. "çıbanın koparılması "nın ivedi olduğunu haber verdikten sonra. İçişleri Bakanı. Diyarbakır. "Dersim Fermam" niteliğindeki rapo¬ runu kaleme alıp. bir daha geri gelmemek üzere bariya. Türkler arasına sürgün edilmeliydi. yapılması gerekenleri de sıralıyordu. derhal kesilip arilması gerektiğini öneriyordu. Bunların uzaklaştırılmasından sonra. geriye kalanların "tedibi" (terbiyesi) kolaylaşacakri. Elazığ. Çünkü Genelkurmay Başkanı isyandan söz ediyor. İnönü'nün elinde özel uzmanlar heyetinin de bir raporu var¬ dı. Dersim'e yaptığı geziden sonra Başbakana verdi¬ ği raporda. Şükrü Kaya'nm önerileri 1937 ve 1938 yıllarında hayata geçi¬ rilecekti. Mardin. vali ve uzmanlar ise "tehlike yok" diyorlardı. hangisinin dost ve hangisinin düşman unsur olduğunu tek tek sı¬ ralıyordu. * Başbakan İnönü. 282 . Dersim aşiretlerinin ayrıntılı bir dökümünü yaparak. Paşa. İsmet İnönü Van. bu kez güveni¬ lir adamlarından İçişleri Bakanı Şükrü Kaya'yı "gerçeği" araştır¬ makla görevlendiriyordu. raporlardan sonra. Dersim'in Türklük için kanayan bir çıban ol¬ duğunu. "Dersim'in ıslahı" çalış¬ malarını başlatıyor.Cemal Bardakçı raporunda. Bu ailelerin nüfus toplamı 3 bin 470 kişiydi. ikinci aşamada ise başta Seid Rıza olmak üzere 347 ağa ai¬ lesi. raporlar yer yer Genelkurmay Başkanı Çakmak'ın gö¬ rüşleriyle çelişiyordu.

. ilkokulu okutmada çıkanmızm daha yüksek olduğu kanısındayım. ilk admu hazıriık ve halkın elindeki silahların toplanmasını öngörüyordu. Paşa'nm bu önerikri daha sonra ha¬ yata geçirilecek ve Kürtler arasına Bulgaristan. Bu köyler ve meralar. Dersim çapulcu kollannm içeri yayıl¬ ması için menzil ve yataklık rolü yapmaktadır. . 283 . İsmet Paşa.. hana Kürtlere Türkçe öğreterek Türklüğe çekmek için ilkokul ve onun iyi öğretmeni çok etkin araçdr. Paşa. verimli ovalara Türk göçmenlerin yerkşririlmesini öneriyordu.. Daha Türk köylerindeki okulları yapmamışken ve en nihayet yüzde lO'a varamayan okutmada bir özel siyaseti halkın diline düşürmede hiçbir fayda yoktur. Bu politikayı halk biliyor. Muş ovasına yavaş yavaş. Kürdistan'm meydana gelmesinden ciddi olarak kaygılanmak yerindedir. arazileri iş¬ lemek için Dersimlileri maraba adı ile kullanmaktadır. Sonra. Az zamanda Er¬ zincan'ın Kürt merkezi olmasıyla asıl korkunç. . Bu." * s- » Başbakan İsmet İnönü. fakat "ırk aşısı" tutmayacaktı.... . Dersim'in sert ve müte- hakkim halkı ile hızla dolmaktadır. Kürtleşmiş ve kolayca Türklüğe dö¬ necek yerleri okutmak.. Kürtlere okullar yapılıp yapılmayacağı.. Birkaç ay içinde "yasaya dönü¬ şen proje"nin adı. Van. Biz. Erzincan yakmındaki boş köyler. topye¬ kûn Kürdeşmeyi önkmek için. şimdiye kadar bir po¬ litika olarak mütalaa edilmiştir. bundan hiç yararlanmadığımız halde zararlarmı çekiyoruz. Muş ve Erzincan ovalan. Yunanistan ik Kaflcas göçmenleri yerieştkilecek. raporunda şöyle diyordu: ". Kürt yayılmasına açıkdr. "ıslah programı" dört aşamayı içeriyordu. "Dersim'in ıslahı" idi. bey¬ lerin bir nevi Dersimli himayesine sığınmasıdır. Van ve Erzincan'da acele olarak.tüm şehk ve bölgeleri Kürtlük açısından irdeliyordu. Bunun için Korgeneral rütbesinde bk genel vali atanacaktı Vah. Paşa'nm. daha sonra Dersim'in Kürtlerden arm- dınlmasımn projesini sunuyordu. bk de Elazığ ovasında kuvvetii Türk kitleleri meydana getirmek zo¬ rundayız. Erzincan beyleri. ka- rariarı yasa yerine geçen diktatör yetkileriyle donammş olacaktı.

Bütün Dersim hızla silahtan arındırılacak. Ilbaylık bu teşkilat ile idareyi alacaktır. adliye. Bu tasavvurları. Bulundukça emekli subaylar. yol. Bütün tasavvurlar gizlidir. Bakanlar Kurulu. İdama kadar in¬ faz Ilbaylıkta bitecektir. Ilbaylığın. bir kolordu karargâhı gibi. "harekâttan önce". tali memuriyetiere tayin olacakdr. çabuk ve kesin adalet gibi idare ile işe başlayacaktır. İsmet Paşa. en az 7 seyyar jandarma taburu buluna¬ caktır. hüküme¬ te bildirdiği icraat da yapılacaktır. Bir başka önerisi de. Ilbaylığın lüzum göstereceği diğer ihtiyaçları temin etmek ve eğer Dersimliler bizim düşündüğümüz zamanda harekete kal¬ karlarsa. askerlerden oluşmasını istiyordu. 1935 ve 1936'da kara yolları yapılacaktır. eko¬ nomi. Ilbaylık. Ilbaylığın emrinde. yargılamak üzere Dersim haricinden istediği yerli ilgililer veya işbirlikçileri Ilbaylığa göndermeye. yol. maliye. düzenlenmiş ve seferber iki fırka kuvvet Il¬ baylığın emrine. Genelkurmay Başkanı ve 284 . "teftişçi" ya da "müfettiş" anla¬ mına gelen "Inspektör" adını veriyordu. Muvazzaf bir kolordu komutanı. bölgedeki Kürt me¬ murların ayıklanıp temizlenmesiydi. vali ve üniformalı muvazzaf subaylar il¬ çe kaymakamları olacaktır. kültür ve sağlık şubeleri olacaktır. orman işletme. Ilbaylık (valilik) idaresi. devlet teşkilatı mecburdur. özel ve kesin olacaktır. "İnspektör"e bağlı ola¬ rak çalışacak vali ve kaymakamlara da "İlbay" adını veriyor ve bunların. Yargılama usulü basit. Memurlardan hiçbiri yerli olmaya¬ caktır. Sabit jandarma ayrıdır. eylem planını şöyle açıklığa kavuşturuyordu: "Dersim vilayetini yeni yöntemle yapılandıracağız. programı acilen tatbik etmek zaruridir.ismet Paşa. valiye Almanca. Ilbaylığın o zamana kadarki incele¬ meleri sonucunda kuvvetle yapılmasını tasavvur ettiği. 1937 ilkbaharında verilecektir. 1937 ilkbaharına kadar hazır olursa. Asayiş. Ilbaylığa yardım etmek genel mü¬ fettişlerin görevidir. fakat amaca uygun olarak oluşturulacaktır. Bundan sonra Dersim'e verilecek şeklin safhası başlayacaktır.

Can Yücel." * Milli Şef İnönü'nün raporu. Emirkrinde çalışan memuriar bilme¬ yeceklerdir. Ve Lozan'da azınlık olarak tanınan Ermeniler. Türkiye sınırian içinde herkes Türk yurttaşıdır. Yahudi¬ ler dışında cümle alem Türk'tür. saygı ve bağlılıklarım sunuyor. İnönü yaşadıkça.Meclis Başkanından başka yalnız ilbay. genel müfettiş ve ordu müfettişi şahsen bilecektir. gün ışığına çıktı. kterse olmasın.. Tuncelililer. partisinin dışında. ama büyük bk tuhaflık örneği olarak kırımdan kurtu- kbilenlerie. yalnız Der¬ sim'de kazanıyordu. kalın çizgi- lerie çizilmiştir." Ve Can Yücel'den sonra bir parantez de biz açalım: "Dersim'i ıslah" pkmnı hazıriayıp uygulayan İsmet Paşa. (... (. Lozan'da çizilen esaslar içinde Anadolu'yu Türkleştirmek karanndadır.) Hukuki ve ideolojik planda kaba. nede¬ ni bilinmez. Şair ve yazar Can Yücel "istisna"lar- da'n biriydi. Tuncelilikrin bağlılık ve sadakati daha sonra da devam edi¬ yor. şöyle diyordu: "Zamanın astığı astık. Azılısı tenkil olacak. oğlundan da esirgemiyordu. Tuncelililer baba İnönü'ye sunduklan hizmeri. 1983'te siyaset meydanına çıkan oğlu Erdal İnö- 285 . çocuklan ve torunlannın "tapındığı adam" haline gel¬ di.. isrisna sesler hariç. böyle!" diyen çıkmadı.) TC. kestiği kestik Başbakanının bu rapo¬ runda öne sürdüğü öneriler harfiyen uygulanıyor elbette. yani benzetilecektir. her vesileyle ona sevgilerini. hiçbir parti milletvekili çıkaramıyordu. Rumlar. Bu arada bazı kısık. Sonraki aşamalarda da partisi olan CHP'nin yı¬ kılıp sarsılmadığı tek kale oluyordu. mülayimi asimile edilecek. ilk kez 1992 Eylülünde Hürriyet gazetesinde yayınlanınca. 20 Eylül 1992 tarihinde Gerçek dergisin¬ de yayınlanan yazısında. 1950'lerde her yerde seçimleri kaybederken. basında "bu ne ayıp¬ tır.

Bazı Dersimliler. Emekli öğretmene göre. Ona "sen müteahhitsin" denile¬ rek. Yi¬ ne gariptir ama. Yaranma güdüsünün ürünü yalanlar bütünüydü. yol inşaat işleri vermişlerdi. Seid Hüseyin. normal insan¬ ların kolayca anlayabilecekleri bir şey değildi. o sadakade hizmet veriyordu. TUNCELİ YASASI. "yatınmlann" alt yapı inşaatından yarariandıklan için daha çok seviniyorlardı. dostça görüşme için daveriye almış. Seid Rıza ile birlikte asılan öteki liderlerin hemen hemen tümü. Kültür Bakanlığı'ndan nema- lanmak ve belediyede iş bulmak amacıyla mı bilmiyorum. daha sonra Seid Rıza'yla birlikte asılıyordu. Oysa. Seid Rıza'nın yakın dostu ve tanınmış kişilerden Kureşanlı Se¬ id Hüseyin Cesur bunlardandı. mantığı kabul etmiyordu. sonra darağacına gönderilmiş¬ lerdi. köprü inşaadannda. bu yoldan devlete bağlanıyorlardı. Çünkü. Dersimliler. Bunlar Dersim'in önde gelen isimleri. Milli Şefe tapınmalannın nedeni. Hoşnut tutulmak üzere yol. bazı aşiret reisleriydi. okul. 286 . devletin medeniyet gerirme çabalanna. "yatınm geliyor" diye seviniyorlardı. bir müfreze tarafindan "komutanla görüşmeye çağnldığında". Tuncelililer herkesten önce ve en başta koşar adım omuzlayıp oylarını veriyorlardı. yol. Der¬ sim İsyanı adında bir kitap yazıyordu.nü'yü. Tuncelililer İsmet İnönü'ye bağlılıklannı "ilerici¬ lik" diye açıklıyorlardı. Tuncelililerin. ama bir gerçekti. "gerici" Dersimliler. GÖBEK HAVALARI VE ŞAPKAYA HÜCUM Emekli öğretmen bir Dersimli. bunlar. bunun bir tuzak olduğunu sezinlemesine rağmen. fabrika yatınmlanna karşı çıkarak is¬ yan etmişlerdi. Kitap. üstüne kendi bulu¬ şu yalanlar kondurulmuş "resmi tarih tezlerinden" ibaretri. O nedenle kaçıp kurtulma şansı olduğu halde kendi ayağıyla gi¬ dip teslim oluyor. "müteahhidik" hizmederi veriliyor.

askerler sonra geri çekilmiştir. Sıdıka Avar. Bingöl isyan bölgesi emrinin akındaydı. Türk kükürüne uygun biçimde asimik ettirmekle görevli Elazığ Kız Sanat Enstitüsü'nün müdiresiydi. Askeri harekâtı asıl gerektiren hastalık. 1935 yılında çıkarılan yasa. Dersim'deki uygulamaları yasa maddesi haline getirerek "icracıları" her türlü sorumluluktan arındırıyordu. "Inspektör" görevine. Alpdoğan'la karşılaşmasını "Dağ Çiçekkn" adındaki kitabında şöyle anlatıyor: "Elazığ. daha önce Koçgiri'de adını duyurmuş. ipe çekme. mahkeme ve hükümet yetkileri veriliyordu. O bölgede. hastalıklan kökünden tedavi etmek olduğu için. As¬ keri harekâtlar belli amacı öngördüğü için. Avar. babasız. İçişleri Bakanı Şükrü Kaya.Şimdi burada tartışılacak kanun böyle bir kanundur." Daha sonra yasa gündeme alınıyor. "Tunceli Kanunu"nun uygulanması sırasında anasız. yasayı parlamentoya getirmeden önce. Ağrı isyanında uzmanlaşmış bir asker olan Korgeneral Hüseyin Abdullah Alpdoğan atanıyordu. Yasa önerisi ondan sonra gündeme geliyordu. ipe çekilecekleri affetme yetkisi vardı. ortada kalan kız çocuklarını eğitip. İnönü. Yasayla. Korgeneral rütbesindeki "Inspektör"e (genel vah) meclis. 1876'dan bugüne kadar çeşidi zamanlarda. Şeyh Said İsyanı ile sonraki olaylardaki "tedip ile tenkiP'krde de¬ neyimler kazanmış. O Paşa ki. üzerinde doğru dürüst tartışma yapılmadan meclisten geçkiliyordu.Başbakan İsmet İnönü'nün raporundan hemen sonra. Dersim üzerine 11 askeri harekât yapılmıştır. Cumhuriyet'in amacı. Tunceli. medeni yöntemlerle tedbk düşünüldü. düzenlenen giz¬ li bir oturumda "tehlikenin boyutlarım" anlatıyor ve onay alıyor¬ du. Büyük Millet Meclisi yetkilerini taşıyordu. Paşa teftişe ge- 287 . mecliste yasayı açıklamak amacıy¬ la yaptığı konuşmada şöyle diyordu: "Dersim'de 91 aşiret vardır. aynı yd (1935) "Tunceli Yasası" yürürlüğe konuyordu. tahlil ve te¬ davi edilememiştir.

Onlara moral veriyordum ama ben de korkuyordum. Çekme burnu ve kalınca dudaklı ağzını kuvvetli bir çene çevre¬ liyordu. Bu yarayı. Bingöl ve Elazığ'da sıkıyönetim ilan etmiş. Orta boyluydu. Yanlılar korkuyor. kısa zamanda bir "mamure" haline geririlip kalkındınlacak ve kurtarılacaktı. ardı ardına bildiriler yayınlayarak işe başlamışn." Alpdoğan. Saat lO'da Paşa geldi. Tok ve hakim bir sesi var¬ dı. köprüler inşa edilecek. devletin yatırım taarruzu geliyor diye düğün bay- 288 . Komutanın bildirilerine göre.liyordu. onların muriuluğu için çırpınan adam portresi çiziyordu. heyecanlanıyoriardı. adaleli bk vücut. bu korkunç çıbanı temizleyip ve kökünden kesmek işi her ne paha¬ sına olursa olsun yapılmalı ve bu hususta en acil karariann alın¬ ması için. Çünkü Paşa hakkında çok havadis dinlemiştim. çar¬ kı döndürmeye başlamıştı. çözüm yolunda ciddi yatırımlar yapılıyordu. sonra okullar. Tunceli şimdiye kadar ihmal edilmiş. Görev başı yaptık¬ tan sonra Tunceli. umulandan da fazla olumlu etki yaratmışü. Cumhurbaşkanı Mustafa Kemal Ata¬ türk. Yanında yaveri." Alpdogan'ın ana karargâhı Elazığ'daydı. Doğruca müdür odasına girdiler. ilk kez temelden halledilmek üzere ele alınıyor. hükümete tam ve geniş yetkiler verilmehdir. Elazığ ve Tunceli vaH- leri. göbeksiz. Ama. Dersimliler. Dersim'de hedefini bulmuş ve halk ara¬ sında. aynı günlerde mecliste yaptığı konuşmada. İlk etapta yollar. Dersim ve Dersimlilerin iyiliğini dü¬ şünen. yatınm yapılmamış. TunceH'nin temel sorunlan. Komutan. bu yüzden ham kalmıştı. fabrikalaria Tunce¬ li. Şişmana yakın. ilk bildirilerinde. * * s Generalin bildirileri. Dersim konu¬ sunda şunları söylüyordu: "işlerimizin en önemlisi Dersim meselesidir.

şapka gavur giysisi diye tepki gör¬ müş. Çünkü. köprüler inşa ediliyordu. Ankara. Dersim'de askeri . daha sonra kışla oldukları anlaşılacak binalar yükseliyordu. şapka giy¬ meyi. Dersimlilerin anlattığına göre. bir yandan da. bütün imkanlarını seferber ederek. Ankara'nın medeni insan tipolojisini temsil etmek üzere şapkaya hücum ediyorlardı. » » * Dersimliler. Dersimlileri sevindiren somut veriler de yok değildi. Sistemin "iyi aile çocukları" itirazsız şap¬ kalı olmuştu. Der¬ simliler.ram ediyor. yeni rejimin deyimiyle "şapka gi¬ yerek medenileşme" yanşmdaydılar. acelesi var- mışçasma. erkeklerin "medenileşmesi"nin temel şartı olarak şapkayı koymuştu ortaya. Ankara. şapka karaborsaya düşüyor. bu uğurda keçilerini ve ineklerini sattyor. Makineler çalı¬ şıyor. ceplerine koydukları parayla şapkacı dükkânlarına koşuyorlardı. edinemeyenler melul mahzun oluyordu. Bazı yerlerde ise. 1935 ve 1936 yıllarında. General valinin sözünü ettiği yatırımlar tek tek hayata geçiriliyor. ki¬ mileri de mahkeme kararıyla idam edilmişti. keyifleniyorlardı. Köy ve kasaba çevrelerinde temeller kazılıyor. general. MÜFREZE KOLLARI DERSİM'İ SARIYOR Türkiye Cumhuriyeti. Atatürk ve İnönü'nün de aslında Alevi ol¬ duklarım Dersknlileri ashnda kardeşten ileri sevdiklerini hayku-ıyordu. Dersim baştan başa bir inşaat şantiyesine dönüşüyordu. kapanın elinde kalıyor. Yürürlüğe koyduğu bir yasayla "fesi. isyancılar. Şapka giyerek bir anda medenileşmek isteyen Dersimli kimi yoksullar. kimi ağa ve seidlerle sofralarda bir araya geli¬ yor. pek çok insan öldürülmüş. şapka giyerek medenileşmesi" kararlaştırmış ve bunu zorunlu lıale getirmişti. kadeh tokuşturup. tepkiler "isyan" sayılmış. Yatırımların coşkusuna kapılan Dersimliler. dağlar yarılıp yollar yapılıyor. "medeni insan" olmanın ilk şarri olarak açıklamışri. devlerin demir yumru- ğuyla terbiye edilmeye çalışdmış. şapkaya hücum o denli hızlanı¬ yordu ki. "okul" dedik¬ leri. sarığı atıp.

teslim edilmek üzere silah bile satın alıyordu. cinsiyetleriyle insanları sayıp ev¬ raka geçiriyor. Dersim'in önemli aşiret ağala¬ rını Elazığ'daki karargâhına davet edip dostane görüşmeler yapı¬ yordu. rakip aşiretler bilenip birbirinin aleyhine kışkırtılarak. "düşman aşiret" reislerine de gözdağı veriyordu. toplumsal et¬ kinliklerinin ne olduğunu tek tek biliyordu. Dersim'de hummalı bir faaliyet sürürken. silah toplamaya giden askerler. kimin elinde tüfek. hatta numarasını da söyleyerek "getir" diye tebligatta bu¬ lunuyordu. tabanca. bir yandan da. eşeğe ka¬ dar bütün hayvanları ve yaşları. taş taşıyıp duvar örüyor. Sivil memurlar ve jandarma kol kol köyleri dolaşıp. ata.geçiş yollan. inşası süren "okul". Öte yandan. bıçağa varana kadar bütün silahları topluyorlardı. kendilerini düşünüp yatırıma gelen devlete kat¬ kıda bulunmak için seferber olmuşlardı. 290 . Hangi köyde kaç kişinin yaşadığını ve bunların neler düşündüğünü. devlete mahcup olmamak için. şükran borçlarını ödercesine devlete yardımcı oluyor. Kimileri. insanın¬ dan hayvanına kadar tüm canlıları tek tek sayıp defterlere yazı¬ yordu. Inspektör Paşa. varsa ateşli silahlarla birlikte teslim edi¬ yordu. düşman kardeş¬ ler haline getiriliyordu. Devlet güçleri bu sayede. müfreze kollan köyleri tek tek tarayarak. kimileri de çalı¬ şanlarla askerlere yiyecek yardımında bulunuyordu. kama varsa tek tek tespit ediyor. koyuna. tavuktan keçiye. mar¬ kasını. kışlalar inşa ediyor. bir yandan da. "Dost aşiret" reislerinin arkasını okşayıp armağanlar su¬ nuyor. yol ve ne üreteceği bilinme¬ yen "fabrikalar" a karşüık. hayvan kesiminde kul¬ landıkları bıçakları da. El altından muhbirlik ağları döşeniyor. "Inspektörlük" de faaliyet içindeydi. Dersimliler. istenilen bilgileri veriyor. Dersim'in sosyal haritası Paşa'nm elindeydi. Kimileri ücret istemeden inşaatlarda çalışıyor.

Kürderin "keklik" diye ad¬ landırdığı muhbirler seçip satın alıyor. Ortaya dökülen paradan pay kapmak isteyenler." Seid Rıza. adı açıklanmayan bir Dersimlinin anlattıklanna dayanarak. 1936 bahannda. Muhbk ağını. gelişmele¬ ri dikkatle izliyor. Paşa. Faik Bulut. Kurmay Şevket. halk arasında Binbaşı Şevket ya da "Kurmay Şevket" diye adlandırılan bir subay döşüyordu. arrik kimi es¬ ki dostları bile onu ciddiye alıp dinlemiyor. Seid Rıza'nın öz yeğeni. şöy¬ le yazıyordu: 291 . ününü duy¬ duğu adamı görüp tanımak istediğini söylüyor ve görüşmeyi biririyordu. Seid Rıza. bir yandan da insan avcı¬ sı tetikçiler eğitiyordu. inşa edilmekte olan yol ve kışlaların Dersim'in kalkındırılmasına. Dersim aşiret reislerini toplantıya çağırıyordu. Ezmek için. sonra yakın arkadaşlarının "gerçek fikrini öğrenebihrsin" demelerini dikkate alıp Elazığ'a gidiyordu. yol yapımlarının hız kazandığı bir dönemde "Ins¬ pektör Paşa "dan görüşme çağrısı alıyor. muhbirlik konusunda birbirleriyle yarış halindeydiler. Ağdat köyündeki evine döner dönmez dosdannı topluyor ve şu uyarıda bulunuyordu: "Niyederi kötü. bir yandan da. umulandan çok kısa sürüyordu. Acıyı hepiniz çekeceksiniz" diye uyarıyor. Dersim Raporları adındaki kkabında. üstümüze yürüye¬ cekler. karde¬ şinin oğlu Rayber'di. Tedbirli olun.* Didilmiş. pazarda kavun karpuz seçercesine. ama etkiH olamıyordu. Görüşme. Hem de yakında. Seid Rıza. etkinliği aşındırılarak azaltılmış Seid Rıza. "devlet şefkatini kötü¬ lemekle" suçluyorlardı. muhbirleşen aşiret reislerini. çağrıya uyup uymama¬ da kararsız kalıyor. Keklik ve tetikçilerden biri de. iyiliğine olmadığını söylüyor ama. Inspektör. "birbi¬ rinizi ihbar etmeyin.

" General. Aşiret ağaları ve reisleri. Dolayısıyla Dersimliler sadece 6 ay askerlik yapacak. 100-150 tüfeği."Alpdoğan. Karaballı aşiretinin re¬ isiydi. Belki zor gelir. Başka yerlerde bu 24. Bütün istedikleri yerine getirildi. Silahlar öyle yığıldı ki. Dedem. odun yükler gibi kadra yükleyip gön¬ derdi. Ayrıca köprü ve yol yapacağız. hem adli. kendi aşirederini nüfusa kaydet¬ tiriyorlar. Bunun üzerine Alpdoğan: Hepsinin tüfek olması şart değil. anlaşma sağlanıyor. planlı-programh ve tedbirli yürüyordu. hem de idari bütün yetkilere sahip¬ ti. Ruslar zamanından kalma eski tüfek ve tabancalarını teslim ediyorlar." O zaman 11 yaşında olan Mehmet Kangotan. 1987'de Nokta dergisine olaylan anlatırken şunlan söylüyordu: "Abdullah Paşa. 36. Siz de silahlarınızı vereceksiniz. Eski tabanca ve kamaları¬ nız da olsa teslim edin. Büyük kariiamı gerektirecek bir şey yoktu. her ağaya özel elçi gönderdi. Önemli olan silah verdi diye raporlar ya¬ zıp tutanaklara geçirmemiz. Seid Rıza faktörünü de unutmuyor- 292 . Ona da çıkardı: Herkes aşiretinin bütün silahlarını göndersin! Dedem. Komutan Alpdoğan şöyle dedi: : Sizin için özel askerlik kanunu çıkaracağım. denilen gün ve saatte toplan¬ tıya gittiler. Bu arada aşiret liderleri. Hiç askere alınmadınız. Aşiretler silahlarını. Paşa fesi yasakladı. 48 aydır. Tüc¬ carlarda şapka kalmadı. Kimi: Çok az silahımız var. hançer ve kama¬ larını. Neyse. dedi onlara. Yalnız silah teslimi konu¬ sunda tereddütler var. Halkı silahsızlandırırken. günlerce Elazığ'a taşındı. Aşiret reislerine emir çıkardı. Kimi de: Hiç yok ki. Herkes emrine uyup şapka giydi. Görüşme yapacağı¬ nı belirtti. Aşiret reislerinin çoğu kabul ediyor. diyor.

du. Hayata geçirilen provokatif planlarla ailesi hedef alınıyordu.
Aşiretlerle çatıştırılıyor, onlarla kanlı bıçaklı hale getirilmesi için

gelini hedef seçiliyor, damadından sonra oğlu Bira ibrahim pusu¬
ya düşürülüyor, kurşunlanıp öldürülüyordu.
Nuri Dersimi, Hatıraları' nda. yazıyor: "Seid Rıza'nın oğlu Bira ibrahim, Hozat'a gekrek Abdullah

Alpdoğan idaresinin ricali ile temasa geçmiş ve yapılmakta olan

askeri harekâtın durdurulmasını, babası adına dilemişti. Bira ib¬
rahim geri dönerken. Kurmay Şevket'in hazırladığı plan gereğin¬

ce, Kırgan aşiretinin dahilinde. Dest köyünde misafir bulundu¬ ğu evde, gece uyurken feci şekilde imha edilmişti. Genç evladı¬
nın kahpece öldürülmesinden müteessir olan Seid Rıza, Kırgan

aşiretinin merkezi olan Sin köyünü kuşatarak katillerin teslimi¬ ni dilemişti. Türk Generali bu haklı isteği yerine getirmediği gi¬ bi. Bira ibrahim'in katilleri. Kurmay Şevket'in himayesine alına¬
rak taltif edilmişlerdi."

Dersimlilerin anlattığına göre, tetikçi, Kırgan aşiretinin ağası

Şatoğlu Mehmed'di. Ama onu kullanan da Binbaşı Şevket'in ada¬
mı Rayber'di. Rayber, olaydan sonra devletin Şatoğlu'nu koru¬ yup güvence altına alacağına dair senet bile imzalayıp vermişti. Senette hem Rayber'in, hem de Mehmed'in imzası yer almışri.
Mehmed imza kullanmasını bilmediği için, senedin altına par¬
mak basmıştı.

Bira İbrahim olayı ik "derin devlet" hedefine varmış, kurşun menzilini bulmuştu. Amaç, Seid Rıza ile savaşkan Kırgan aşireti¬

ni kan davalı yapmaktı. Bu gerçekleşmişti. Seid Rıza yanhlan,

Kırgan aşirerinin üstüne yürümüş. Sin köyünü yakıp yıkmışlardı.
Taarruz kapıdayken meydana gekn bu olay, Seid Rıza'yı bk
aşiretten daha koparmış, biraz daha yalnızlaştırmıştı.

KADINA TECAVÜZ VE
SEİD RIZA'NIN YENİDEN ÇIKIŞI

Hıdır Göktaş, Kürtler, İsyan-Tenkil adındaki kitabında şun¬
ları yazıyor:

293

"Dersim'in Kürder için taşıdığı önem, yüzyıllar boyunca bu

bölgenin korunabilmiş olmasında, isyanlara kaynaklık etmesin¬
de, stratejik ve taktik uygulamalara elverişli arazi yapısına sahip
olmasında yatmaktadır. Bütün bu özellikleriyle Dersim, Kürder
için asla vazgeçilmez bir kaledir. Bu kalenin korunması için her şey yapılmalıdır. (...) TC kurucuları için de aynı derecede önem¬

lidir. Cumhuriyetin kurulmasından sonra geçen 15 yıl içerisinde, özellikle de Şeyh Said İsyanından sonra ısrarla uygulanan 'tedip
ve tenkil' hareketierinden sonra, Kürderin etkinliği büyük ölçü¬

de kmlmış ve ele geçirilmeyen yalnız Dersim kalmıştır.
Dersim'in de her yol denenerek 'tedip' edilmesi halinde Türki¬

ye Cumhuriyeti rahadayacakdr. (...) Yalnız, Dersim'e gelinceye

kadar, çok ciddi ve ödün verilmeden uygulanan bir 'harekâttan'
söz etmek, aşırı bir yorum olmasa gerek. Kürderin yoğun olarak

yaşadığı bölgeyi denetim altına almak isteyen ve buralarda ken¬ di otoritesini kurmak isteyen Türkiye Cumhuriyeti, bunun için
her yolu denemekten kaçınmamıştır. Bu yollann içinde, anlaşmak kadar zor kullanmak da vardır.

Nasıl ki, 'milli mücadele' sırasında, özellikle Dersimli bazı ağalar elde edilmiş ve 'mebus' olarak Meclis'e alınmışsa, anlaşmaya ya¬
naşmayanlara ya da karşı koyanlara, 'tenkil' harekâtına kadar va¬
ran yöntemler uygulanmıştır."

1937 baharında başlanlan büyük taarruzun tek amacı, "ele
geçirilmemiş Dersim'in zaptı" mıydı?

Kırımda bütün ailesini kaybeden, kendisi rasdantı sonucu
kurtulabilen bir Dersimli anlatıyor:
"Dersimliler yol, okul, fabrika yapımına, medeniyetin gelme¬ sine karşı çıkdlar. 'Harekâta mecbur kaldık' demeleri büyük ya¬

lan. Gerçek şuydu: Dersimliler, yoldan sonra okul gelecek, fab¬
rikalar yapılacak diye seviniyoriardı. Tilki tavuğu yemeğe karar
vermişti. Yedikten sonra, kendini savunmak için gerekçeler uy¬

durdu. Kimse yol, köprü yapımına karşı değildi. Kimse karşı
çıkmadı. Tersine herkes yardımcı oldu.

Dersimliler yol yapımını, köprülerin inşasını öylesine benim-

İ94

semişkrdi ki, bu yüzden aralarında kavgalar bile çıkd. Bazı aşi¬

retler gelen ve gelecek hizmetlerden büyük payı almak için bir¬
birleriyle yarıştı.

Mesela, Dersim merkezinde yeni bk kasaba kurulacakd. De-

menan aşireti kendi bölgesinde, Yusufanlılar da kendi toprakla¬
rında olsun istiyoriardı. Onun için, el altından devlet görevlileriy¬ le görüşmeler yapıyor, hatta rüşvet veriyorlardı. Paylaşamadıkla-

n yadrım için, neredeyse birbirine düşeceklerdi. Allahtan, aklı ba¬

şında insanlar araya girdiler de, sorunun çözümü için General
Alpdoğan'la görüşmelerini önerdiler, iki taraf biriikte Elazığ'a gi¬ dip görüştüler. Orada kasabanın, iki aşiretin nimetkrinden eşitçe

yararlanabileceği şekilde, iki tarafa da aynı mesafede olan Kahmut'ta kurulmasına karar verildi. Böylece mesele çıkmadı."

Dersim'de "hayali isyana" gerekçe yapılan olaylardan biri de,
tecavüzcü askeriere gösterilen tepkiydi. Öyküyü, adının açıklan¬ masını istemeyen, "kınm"dan kurtulabilmiş bk Dersimlinin an¬
latımıyla okuyalım:

"1937'nin Mart ayı başlannda, birkaç evlik Uhundu köyüne küçük bir askeri biriik geliyor. Tülük köyünden geliyoriarmış. Tülük, Uhundu'ya birkaç saat uzaklıkta. Askerkr yol yorgunu
ve aç.

Mehmet Ali (Menteş), başında genç bir subayın bulunduğu
müfrezeyi evine buyur ediyor, kınmalan ve kannknm doyurma¬ ları için iki kardeşi Hasan ve Beko'yu (Yıldız) seferber ediyor. Kansına da, konuklar için taze ekmek yapmasmı söylüyor. Kan¬
sı genç ve güzel. Adı Fatma.

Aile, onlan yedirip içirmek üzere seferber halindeyken, Meh¬

met Ali misafir odasında, konuklann yanında. Bk ara subay
ayağa kalkıyor. Mehmet Ali, ihtiyacı için dışarıya çıkacağmı sa¬ nıyor. Yol göstermek için önüne düşüyor. Fakat subay onu itip
oturmasını söylüyor ve odadan çıkıyor.

Az sonra genç kansının çığlıkları duyuluyor. Önce anlam ve¬ remiyor. Konuklara karşı ayıp olur diye, yerinden de kalkamı¬
yor. Fakat karısının imdat isterken:

295

Mehmet Ali, bu köpekten kurtar beni, çığlığı ortalığı dol¬

durunca, sesin geldiği bitişikteki mutfak tarafına gidiyor.
Gördüğü manzara karşısında donup kalıyor. Koskocaman su¬

bay, karısını yere yıkmış ve onunla boğuşma halinde. Üstünü
başını paralamaya, çıkarmaya çalışıyor.

Mehmet Ali bir an, kanı donmuş gibi öylece kalıyor. Subay,

heyecandan kendinden geçtiği ve arkası dönük olduğu için içe¬
riye girdiğinin farkında değil. O, kadının vücuduna erişme sava¬
şında. Mehmet Ali genç karısının:

Ne durup bakıyorsun öyle namussuz herif, sözüyle ayılıyor.

Subayın orada, duvara dayalı tüfeğini kapıyor. Namlusunu
sırtına dayayıp tetiğe basıyor. Subay yan devriliyor. Genç karısı

da cansız düşüyor. Subayın sırtından giren kurşun, akındaki
genç kadının yüreğine saplanıyor.

Silah sesini duyan öteki askerler koşup geliyorlar. Mehmet

Ali, bu defa namluyu şaşkın askerlere doğrultuyor. Tetiğe bası¬
yor, ikisini yaralıyor. Ötekiler de kaçıyorlar. Olaydan sonra köylüler toplanıp, 'şimdi ne yapacağız' diye
tardşıyor. Askerlerin köyü basacaklannı biliyorlar. Mehmet Ali

ve kardeşlerinin köyden ayrılıp canlarını kurtarmalarını karar-

laşdnyoriar. Mehmet Ali ve iki kardeşi köyden çıkıyorlar. Pah köprüsünden geçerken, birkaç tahtasını söküyoriar. Köprü, ka¬ lasların yan yana getirilmesiyle yapılmış. Peşlerinden gelecek as¬
kerier oyalansın, yavaşlasın diye. Sonra, ahşap köprüden sökü¬

len birkaç tahta da Dersimliler isyan edip köprü yakdlar oldu."

Uhundu köyünde sağ kalan askerlerin olayı nasıl anlattıkları bi¬ linmiyor, fakat Ankara bunu, Dersim'in Seid Rıza önderiiğinde top¬ yekûn ayaklanarak askerieri öldürmeye başladığı, köprükri yakıp
yıktığı biçimine büründürerek "isyan çıktı" şeklinde ilan ediyordu.
*
» *

Mehmet Ali, güçlü ve geniş Yusufan aşirerindendi. Askerier, Mehmet Ali ile kardeşlerini yakalayamayınca, Yusufan aşiretinin
reisi Kamer Ağa'nın kapısına dayanıyor, "Türk subayını, görev

başında şehk edip, köprü yakan suçluların" teslimini istiyorlardı.

296

1937 Kasımında, Seid Rıza ik birlikte Elazığ'da, "isyanın

elebaşı" olduğu gerekçesiyk asılan Yusufanlı Kamer; "Suçlulan teslim et, aksi halde, köyünü ateşe vereceğiz" diyen Albaya şu
cevabı veriyordu:

"Komutan, ırza tecavüz girişimine tepki gösterilmiştir. Bu

devlete isyan değildir. Her insanın gösterebileceği nitelikte bir
tepkidir. Sanıyorum, Mehmet Ali'nin yerinde siz olsaydınız ay¬ nı şeyi yapardınız. Köprüden sökülen tahtaları yerine koymaya, tahribad onarmaya hazırız. Ama eşini koruyan, şerefini savun¬

mak zorunda kalan birini teslim etmem mümkün değildir."

Tanıkların anlattığına göre. Kamer Ağa, baskıyı tek başına
göğüsleyemeyeceğini anlayınca, öteki aşiretlerden destek istiyor¬

du. Kapısmı çaldıklarından bki de, Demenan aşiretinin liden
Cebrail'di.

Kamer Ağa, bundan sonra Kureşan aşiretinin reisi Yetim Hü¬

seyin'e (Cesur) gidiyordu. Bu üçlü, 18 Kasım 1937 günü, Seid Rı¬
za ile birlikte, bir arada asılacaktı.

Aşiret reisleri, sorunu Seid Rıza ile konuşmaya karar veriyor

ve Dersim'in tüm aşiret liderkrini Halbori gözelerinde toplantıya
çağırıyordu.

Halbori toplanrisı Seid Rıza'nın yeniden ortaya çıkışıydı.

HALBORİ GÖZELERİ

Dersim dağlan, göğe akan ululukları, erguvan rengi kayalıklan, dağların yamaçlannda meşe kümeleri, birbirine eklenip ke¬

silen tepekriyk büyülü bir manzara yaratıyor. Kuru, som ulu ka¬
yalıklardan oluşan Halbori büyünün öteki rengi.

Kaya dipkrinden, sular burgaçlanıyor, aniden. Dans edercesi¬

ne, ahenkh, uyumlu fışkırarak padayan sular efsanevi Halbon

gözekridir. Halbori gözekri, Dersimliler kend.lenm bddı bıklı,
ilk babalarından beri büyülü kutsallığın simgesidir.

Halbori toprakları ve Halbori gözeleri, Zerdüşt'ten ve Zerduşüm'den beri Dersimliler için kutsaldı. Keşiş Kalesi bu kutsanmış
topraklardaydı.

297

Yerden, kaya diplerinden fişkırıp kaynayan, gözelerde devi¬
nen sular, çok uzaklarda değil, iki adım ötede çağıldayarak köpürüyor, yeni kollar, damariann eklenmesiyle besleniyor, akınri-

1ar birbirine karışıyor, çağıldayarak ilerde nehre dönüşüyor.
Kurdu, kuşu, böceği, çiyanıyla bütün canhlann hayaridır su.

Halbori, kayalann can bulup, canlılara can, ruh katması nede¬
niyle kutsaldır. Kutsal kayalıkların doğurduğu su değil hayatın

kendisidir. Kayalardan fişkıran, ondan olan, onun çocuğu su, ha¬
yatın kendisi olduğu için kutsaldır.

Halbori gözeleri ilkbaharda çağddayan, kendi ölmüşlüğünden
yeniden dirilen hayatın coşkusunu temsil eder. Eriyen dağ kariarı, mesil akıntılarıyla beslenip çoğalıyor, geçit vermez bir coşku
oluyor, Halbori suları.

Dersimli ağalar, Seid Rıza'nın çağnsına uyarak, doğu ve batı

Dersim'den at sürüp gelmiş, Dersim'in orta yeri olan kutsal top¬
raklarda kümelenmişlerdi.

Kutsal Halbori gözelerini görmek, kutsanmış topraklanna yüz sürmek, her Dersimlinin büyülü rüyası, bir şenlikti. Ama onlar, bu

kez Halbori kayalanna yüz sürmek, kutsal sulardan avuçlamak,
hayatı umudaria doldurup şenlendirmek için gelmemişlerdi.
Zaman dar, hava kasvetliydi.

1937'nin bahar başlan. Mart ayı idi. Hayarin fişkırma zamanı,

ama kutsal Halbori'de henüz şenlik vakti değildi. Sulann saklaya¬

rak, kayalara çarpıp gürieyerek akriğı zamandı. Kariann yumuşadı¬ ğı, dipten erimeye başlayarak, Halbori kayalıklannda akan sulann çadayıp köpürerek, geçit vermez biçimde çağıldadığı, toprağı dipten
ısıtan cemre, kutsal Newroz bayramının yaklaştığı zamandı.

Halbori gözelerinden fişkıran sular kar erimeleriyle beslen¬
miş, her yıl aynı mevsimde isyan eden Munzur bir kere daha asileşmiş, geçit vermez olmuştu.

*

Dersimliler, Halbori'nin bahar şenliğine saygıh biçimde, sula¬ ra girmeden iki yakasında toplandılar. Doğu Dersim'den gelen aşiret önderieri, kabaran sulara girip batıya, batıdan gelenler de

298

öte yakaya geçemediler. İki yakada, karşılıklı oturdukr. Söyledik¬ lerini, suyun gürüküsünü alt edip birbkine duyurmak için, karşılıkh bağırarak konuşmaya başladılar.

Sorun, tecavüzcü askerlerin yarattığı olay ve aranan Mehmet
Ali ile kardeşlerinin kaderiydi.

Cemaate çağnlı kimi Dersimlikr öflceliydi. Mehmet Alı'mn
namusunu koruduğunu, dolayısıyla masum olduğunu bağırıyor,

"bir suçlu aranıyorsa eğer, o da tecavüzcülerdir" diyorlardı.

Uzun tarrişmalardan sonra Dersimliler, Mehmet Ali ve kar-

deşkrinin suçlu olmadığı, ama devkt isterse serbest bırakılmak
üzere, tanıkhklanna başvurabileceği kararına vardılar. Onlarm,
suçlu olarak teslim edilemeyeceği karanna...

Kararın Türk yetkililere bildirilmesi görevi, Seid Rıza'ya venl-

Toplantıya katılanlar, dağılmadan önce Mehmet AH ve karde¬
şinin davasında biriikte hareket edecekkrine dair namus sozu

verdiler. Sözlerinden dönüşün imkansızlığının dehlı olarak da,

başlanndaki sanklan, külahları çıkarıp Munzur sularına atarak
vedalaştdar ve geldikleri yöne doğru uzaklaştılar.
Seid Rıza, bir kez daha Dersim'in lideriydi...
*

*

*

Halbori gözelerindeki toplantıya katılanlar ve çocuklan anla¬
tıyordu:

Aşiret reislerinin "Halbori'de buluşup isyan karan uzennde
. ı j >.

,

..

j

yemin ettikleri" doğru değil, yalandı. Anlaşma ve yemm, sorunun

barışçıl yoldan halline dairdi.

Seid Rıza, toplantıdan sonra, Inspektör Abdullah Alpdoğan a

, ,

,

>

hitaben bir telgraf yazarak, ırza tecavüz olayını ve bunun yarattığı

genel rahatsızlığı anlatıyor, aynca iddia edildiği gibi köprü yakma
diye bir olayın bulunmadığını, yayaların geçişi için yapılan köprü¬

den bkkaç kalasın söküldüğünü, bunun hemen onanlabıleceğını

belirtiyor; barışın sürmesi için, askerierin halka yaklaşımmda dik¬ katli, ırza ve namusa saygılı olması için gereken emırkrm venlmesini istiyordu.

299

Telgraf, Hozat postanesine götürülüp çekilmek üzere Elie

Muse'ye (Ali oğlu Musa) teslim eddiyordu. Ali de, telgraf metni¬
ni Hozat posta müdürü Salih Tuncer'e veriyordu.

SaHh Tuncer, eski nahiye müdürü Ahmet Tuncer'in oğluydu. Babası vurularak öldürülmüştü. Bu yüzden DersimHlere kinliydi. Anlatılanlara göre Salih Tuncer, telgrafi değiştiriyor, içine tehdit
unsurları katarak gönderiyordu.

Buna rağmen. General Alpdoğan gazaba gelmiyor, tersine

Dersimlilerle toplantı için emir veriyordu. Sorunun barış yoluyla

sonuçlandırılması için düzenlenen toplantıya, askeri yetkililer,
Dersim'den Demenanlı ve Yusufanlı iki reis. Kamer Ağa ile Kure¬
şanlı Seid Hüseyin katılıyordu.

Görüşmelerde, devleri temsil eden subay, Mehmet Ali'nin na¬ mus ve haysiyet uğruna silaha sanldığını kabul ediyor, ama bir

subayın öldürülmesinin de gerçek olduğunu söylüyordu. Askeri
temsilci, olay Ankara'ya bildirildiği için, üstünü kapatmalannın

olanaksız olduğunu, Mehmed AH ile kardeşlerinin teslim olup

ifade vermelerinin şart olduğunu bildiriyordu. Temsiki, sanıkla¬
ra herhangi bk ceza verilmeyeceğini, ifadeleri alındıktan sonra
serbest bırakılacaklarını da belirriyordu.
Dersimlilerin istedikleri de buydu.

* * a

Fakat, aynı sıralarda beklenmeyen bir gelişme oluyor. Pah köp¬
rüsünün başına bir tabur asker yerleştirilerek, geçişler kontrol altı¬
na ahnıyordu.

Geçişlerde insanlar durdurulup üsrieri aranıyor, hakarederle
aşağılanıyor, itiraz edenler tartaklanıp dövülüyordu. Dersimliler bir kez daha askeri makamlara gidiyor, bu uygu¬

lamanın kaldırılmasını istiyorlardı. Ancak, uygulamada değişik¬ lik olmayınca, köprü başındaki taburu, tam iki gün iki gece bo¬
yunca muhasara altında tutuyorlardı.

Komutan, köprüden her türiü geçişin serbest olacağına, nö-

300

) Bu olayın meydana geldiği sırada. İsmail Hakkı adındaki teğmen tarafından tokatlanıyordu. iki nöbetçiyi öldürüp köprü¬ yü ateşe verdikleri ve isyancılann Mazgirt'e doğru ileriediklen belirtiliyordu. Seid Rıza misilleme olacağım seziyor ve olaylann önüne geçmek için General Alpdoğan'a mesaj gön¬ deriyor ve şöyle diyordu: "Size. Haber üzerine bk anda ortalık karışı¬ yor. karşı çıkınca. Seid Rıza'nın köyü Ağdat'tan ge¬ lip köyüne dönüyordu. gerginlik yerini yumuşamaya bırakı¬ yor ve askeri biriik Pah'tan çekilip Mazgirt merkezine gidiyordu. biri subay. askeri tabur bkişikteki köy¬ de düzenknen şenlikteydi. 301 .) Genç adam. Savaştan yana değiliz. bir çul. daha sonra is¬ yanın başlangıcı olarak resmi tarihe geçecekti. (Fındık olayı.betçilerin kaldırılacağına dair söz verince. olaylardan habersiz. Dersimlikr. Bütün bunlar olurken. O da. Savaş istemiyoruz. askeri taburun da davetli olduğu şenlik için 22 tane boğa kesiliyordu. köprüden geçerken durdurulup üstü aranmak is¬ teniyor. Tanıkların anlatımına göre. Dersimlilerin isyan etmek niyetinde olduğu iletiliyor. Uzun görüşmeden sonra. muhasaraya son veri¬ liyordu. yeni bansın şerefine Pah köyünde bk de şölen dü¬ zenliyorlardı. Bu söylentiler doğru değildir. Yusufanlı Kamer Ağa'nın oğ¬ lu Fındık. tabancasını çekip subayi ve silahlanna davranan iki eri de vurup gidiyordu. tabur köyden çekilip mevzileniyordu. bir ekmek peşinde koşan yoksul insanlarız. Ankara'ya ulaştınlan raporda ise DersimHIerin isyan edip Pah köprüsüne saldırdıkları. Biz. Yemekler ve kavurma pişerken. (Genç adam daha sonra Seid Rıza ve babası ile birlikte Ela¬ zığ'da idam edilecekri.

. arnk çok geçti. askerlerin bannakları tamamlanmış." Fakat. Yazıkdr. 21 Mart 1937'de Newroz Bayramı sabahı. Ulaşım yolları.Banş ve devletin Dersim'e elini uzatıp yadnm yapmasını bekli¬ yoruz. insanlara kıymayın. Söylentilere kanmayın. Seid Rıza'nın evi bombalanarak "Der¬ sim ıslahat" programı uygulamaya konuyordu. 302 .. harekete geçme zamanı gelmişri. yığmak¬ lar bitkilmiş.

bütçe gelirleri Dersim har- camalanna aynlmış. Uçakların biri iniyor.Bu defa isyan etmiş mıntıkadaki halk toplanıp başka yere nakil olunacaktır. Nazimiye. hem de bu suretle elde edilenler 303 . ekonomik ve as¬ keri gücünü Dersim önlerine yığmış. Ankara da taarruz emri vermeye hazırdı. şedit ve müessir bir taarruz harekâd ik varılacakdr.1937 tarihinde Atatürk'ün ve Mareşal'in huzurları ile tetkik ve mütaka edikrek aşağıdaki sonuca vanlmıştır: 1. genel taarruza "Sel Seferleri" adını vermişti. "tenkil" ile köylerin yakılma biçimi bile Ankara ta¬ rafindan esaslara. 2. öteki kalkıyordu.Toplanan kuvvetkrk. Ve bu toplama ameliyesi de köylere baskın edilerek hem silah toplanacak. 1937 yüına girerken. yürütücü olarak General Alpdoğan'a uy¬ gulama kalmıştı.YEDİNCİ Bölüm BOMBA YAĞMURU Türkiye Cumhuriyeti. ardı ar¬ kası kesilmeyen konvoylar asker ve silah yığıyordu. Elazığ'da Vertetil askeri havaalanı inşa edilmişti. 4. Hava desteği için. Örneğin. Bakanlar Kurulu'nun 4 Mayıs 1937 günü aldığı ve uygulan¬ ması için General Abdullah Alpdoğan'a gönderdiği "çok gizli" damgalı kararda şöyle deniliyordu: "Son günkrde Tunceli'de vukua gekn hadiselere dair rapor- kr. 38 yaşına ka¬ darki yedekler silah akına alınmıştı. Askeri ana üs Elazığ'dı ve aralıksız yığınak yapdıyor. Keçiseken (Aşağı Bor). Uygulamaların ayrın¬ tılarını kağıda dökmüş. genel seferberlik ilan edilmiş. kaide ve kurallara bağlanmıştı. Karaoğlan hattına kadar. Sin.5. Başbakan İsmet İnönü.

içlerinden çok adam kazanıp kul¬ lanmaya çalışmak lazımdır. özellikle bu ayaklanmayı görünürde perde arka¬ sından yönettiği bilinen Seid Rıza'nın evi ve civarı havadan bom¬ balandı. bütün bunlar düşünülerek bir hafta sonra." 304 . Bunun içindk ki. Kürtlerin bayramı Newroz günü (21 Mart) başlıyor sabahın erken saaderinde. eşkıyanın şu veya bu karakola bas¬ kın yapacağı haberleri alınıyordu." "Dersim harekatı". Şimdilik 2000 kişinin nakli tertiban hükümetçe ele alınmıştır. "Dersim harekâtr'nın gerekçesi bir cümleyle özetleniyor"Hemen hemen her gün. "Mülaha¬ za da şöyle deniliyordu. "ilk vuruş "u anlatıyor: "Birkaç kez. Şöyle deniliyor"Not: Malatya'dan ve Ankara'dan gönderilen kuvvetlerin cepheye vasıl olmalan ve cephedeki kuvvederin ufak tefek ta¬ limleri ve ıstirahatian ve bundan başka Diyarbakır'dan gelecek taburun tazyıfi. yani 12 Mayıs'ta ileri harekâta başlanabileceği anlaşılmaktadır. Bu. Seid Rıza'nın Ağdat köyündeki evi uçaklaria bomba yağmunma tutuluyordu." du: Emirnamenin akma iki not daha düşülmüştü. köyleri kamilen tahrip etmek ve aileleri uzaklaşdrmak lüzumlu görül¬ müştür. eşkıyanın top¬ landığı yerier.nakledilecektir. "Sadece taanuz hareketiyle ilerlemek iktifa ettikçe. Genelkurmay. isyan ocakları daimi olarak yerinde bırakılmış olur." » » Genelkurmay Başkanlığınca yaymlanan Ayaklanmalar kita¬ bında. "Sel Seferieri"nin ilk vuruşuydu. Elazığ'da bulunan uçak bölüğünce." Karann "mülahaza" (düşünceler) tarafi da vardı. Not: Paraya acımaksızın. silah kulknmış olanlan ve kullananlan ye¬ rinde ve sonuna kadar zarar vermeyecek hale getirmek.

kayaların arasına sakladı. Biz tepenin arkasındaydık. Ben de kurtuldum. kadınlar 'vay başımıza gelenler' diye inleyip saçlarını yoluyor.." O tarihte 11 yaşında olan Mehmed Kongotan anlatıyor: "Bir ara dediler ki. Çok ürperticiydi. insanlar öldürüldükten sonra köyde kimse kalmadı. yukarıdan kırıp geliyorlar.. Onu ateşe verdikleri zaman beni ağlama tuttu. 'Kemal'in demir kuşları' dediğimiz uçaklar çakı¬ yordu. Köyde¬ kilerin hepsini öldürdüler. sizi mesut etmek istiyor. bizimkileri. Şimşekleri." * * * Bombalara paralel olarak bildiri yağmuru da başlamıştı. Çocuklar bağırıyor. Gören mahşer günü koptu sanıyordu. Bildirilerin birinde şöyle deniliyordu: "Cumhuriyet hükümeti sizi şefkat ve merhametli kucağına al¬ mak. içinizde bunu anlamayanlar çok- 305 . Elden dağıtdan. Köye. Toparlamışlar köy¬ lüleri.Evi bombalanan Seid Rıza ailesiyle birlikte dağlara sığınıyor. Dağ. evlerin yerinde olmadığını görüyorduk. Annem beni ve ağabeyimi köyden çıkardı. Konağımız büyüktü. Ama birkaç kişi kaçıp kurtulmuştu. halk "devletin adaletine. uçaklaria yağdırılan Kürtçe ve Türkçe ya¬ zılmış bildirilerde. Oradan mitral¬ yöz seslerini duyuyorduk. taş ya¬ nıyordu. Ölüm şimşeklerinin durmasını bekledik orada. Der¬ sim'de. Ben o zaman 10 yaşımda bile değildim. Benden küçük üç kar¬ deşim daha vardı. evlere düşen bombalar. Dağlar gazaba gelmiş gibi yerden şimşekler fişkınyordu. Bir Dersimli. kulakla¬ rı sağır eden bir gümbürtü çıkarıyor. Babam ailemizi taşların. bu da "isyan"ın bir başka gerekçesi oluyordu. Gelmişler köye. Bizim köyü ateşe verdiler. sığınacak delik arıyordu. Bulutlar dağılınca. 1937'deki "büyük taarruz"un başlangıcım anlattyor: "Bir sabah aniden dağlar gümbürdemeye başladı. hayvanlar sağa sola koşuyor. evler toz bulutu arasında kayboluyordu. şefkatii kollarına tes¬ lim olmaya" çağrılıyordu.

Bir delikanlı olan Fındık. TesHm edilen. ne de 33 askerin öldürülmesi vardı. Aksi takdirde. Genelkurmay'ın kitabı şöyle diyor: "İlk olay. Cumhuriyet hükümeti. hürmetsizlik ediyor. Düşünün ve çabuk karar verin. kendiliğinden teslim olanlar.dır ki. Çağlayangil. Cumhuriyetin kahredici orduları tarafindan kahredileceksiniz. Devlete itaat etmek gerekir. Cumhuriyet hükümetinin bu son şefkat ve merhametini bildiren bu bildirisini 24 saat ço¬ luk ve çocuğunuzla beraber okuyun. Çağlayangil'in sözünü ettiği köprü Pah köprüsü olabilirdi. her tarafinızı sarmış bulunuyoruz." İhsan Sabri Çağlayangil'in söyledikleri doğru değildi. Pah bucağı ile Kahmut bucağını birbirine bağlayan Harçik deresi üzerindeki tahta köprünün 20-21 Mart 1937 gece- 306 . 3'ü 33 mü yapıyordu? Bilinmez. Yoksa hiç istemediğimiz halde. isyan böyle başladı. yani dediklerimizi yapmazsa¬ nız." Seid Rıza ve arkadaşlarını asmak üzere özel olarak görevlendi¬ rilen. anılarında "isyan"ın başlangıcı konusunda şunlan yazıyor: "Fırat üzerindeki Şeytan köprüsünü basan Dersimliler. uzun zaman Dışişleri Bakanlığı ve Senato Başkanlığıyla Cumhurbaşkanı vekilliği yapan İhsan Sabri Çağlayangil. Cumhuriyetin adil muamelesinden başka bir şey görmeyecekler¬ dir. daha sonra Senatörlük. İsmail Hakkı adındaki teğmen ile 33 askeri şehit ettiler. Onun size son şartian şudur: Sizi ayaklandır¬ maya çalışan zavalhlan Cumhuriyet hükümetine teslim ediniz. hakarete uğrayınca. Veya onlar kendileri teslim olmalıdır. Çünkü ne basılan böyle bir köprü. orada üç askeri vuru¬ yordu. sizlere son ihtarım yapıyor. ama resmi tarih de Çağlayangil'in söylemi doğrultusunda yazılıyordu. Bu suretle siz kıymetii vatandaşlarımızın hiçbirinin burnu kanamayacakdr. veyahut içinizde bazıları şahsi men¬ faatleri için sizi kurban etmek istiyor. Bu takdirde cümleniz ma¬ sum kalacaksınız. sizi mahvedecek olan kuv¬ vetler harekete geçeceklerdir. bu gerçeği bildiği içindir ki.

Elinde ne varsa sadp evini ayakta tutmaya ça¬ lışıyordu.si Demenan ve Hayderanlılar tarafindan yakılması ve köprü ile Kahmut arasındaki telefon hatdnın tahrip edilmesiyle başladı. kaderi değişi¬ yordu. ninesi. güçlü bir kadın olan anneleri bütün çocuklarına bakabilmek için uğraşıyordu. "okumak istiyorum" cevabını veriyordu. Becerikli. Resmi tarihe göre ise Sabiha Gökçen 1913 ydında Bursa'da doğdu.. ailesi 1915 yılında yok edilmiş bk Ermeni kızı olduğunu yazıyordu. Gülsüm Toker (Bilgehan). ağabeyi Kurtuluş. Aynı za- 307 . İsmet inönü'nün eşi Mevhibe İnönü'nün hayatını derlediği kitapta. göz¬ lerinin içine bakarak. Havadan bombalamaya kanlanlardan biri de. Bursa'ya yaptığı gezisi sırasında. o da bir çırpıda yoksulluklarını anlatıyor. Atatürk. Atatürk. Makedonya göçmeni. hava gücü ise "asi" denilen köylere bomba yağdırıyordu. Afet 'abla'sı ile birlikte Mustafa Kemal'in himayesi akına alın¬ dığında henüz ilkokul çağında bir çocuktu. Ama cin gibi zeki ve sevimli. toplananlar sürgün edilmek üzere ayrılıyor.. 1925'te. dereleri. Atatürk'ün. orman ve köyleriyle Der¬ sim'i sarmıştı. ailesini soruyor. yoksul bir ailenin kızıydı. Atatürk'ün bir pilot olan "manevi kızı" Sabiha Gökçen'di. Babası ölmüş. yardım istiyordu. kalabahğın arasından sıynlıp şıp diye elini öpmesiyle hayatı. Sabiha Gökçen'i şöyle anladyordu: "Sabiha Gökçen. Sabiha kızın kaderi o an değişiyordu. Atatürk'ün manevi kızlanndan en ilginciydi. Savaşı'na katılarak geride kalanları yalnız bırakmışd. köyler yakılıyor." BOMBACI AMAZON SABİHA Türk kara ordusu dağları. 12 yaşındaki bu sevimli kızın saçlarını okşayıp. Bursah. kalabalık bir ailenin dördüncü evladıydı. direnenler öldürülüyor. İstanbul'da Ermeni¬ ce yayımlanan "Agos" gazetesi 2004 yılında yayınladığı bir rö¬ portajda. adım. Sabiha'nın. "benden ne istersin?" diye sorunca. Küçük Sabiha güzel ve çok zeki bir çocuktu. küçük kız. İnsanlar tutuklanıp toplanıyor.

Büyük bir tesadüfle. artık Sabiha Gökçen'di. Yokluk yüzünden öğrenimi yarı¬ da kalmışd. Dileği yerine geldi. Tuhafdr. Oysa havacılık. Kendini sevdir¬ mişti. Mudu olsun diye sivil havacdık okulu¬ na yazdınldı. "soyadı yasası" çıkmışri. Bu arada. el bebek. hayran olduğu. Özellikle spora düşkündü. Türkkuşu'nun kurulmasıyla biriikte Sabiha uçak kullanmaya başladı. Kısa süre sonra bir merakı daha gelişti. Genç kız. onlar gibi yaşıyordu. savaş pilotu olmak istiyordu. iyi ata biniyordu. Askeri Hava Okuluna 308 . nasıl olduğunu anlayamadan hayad değişti. gül bebek hayari yaşıyor. Avrupah prensesler gibi giyiniyor. Açık tenli kız. Tabii ki.manda da duygulu ve hassastı. Ruhu serüven hevesleriyle fokurdayan bir genç kızdı. ağabeyinin komutanı Mustafa Kemal'le karşdaşmakd. Atatürk'ün desteğiyle Üsküdar Amerikan Kız Kokji'ni bitiren genç kız artık Ankara'daydı. Buradan da gereken belgelerie başansı mühürien- dikten sonra. da¬ hası "cesaret" isteyen bk erkek uğraşı sayılıyordu. Heye¬ candan heyecana koşmalar arasında. ailesinin durumundan söz açd. En büyük merakı bir kere olsun. evin en sevi¬ len ve güvenilen sakinlerindendi. Ama çok iste¬ diği için karşı geHnmedi. Bursa'da birkaç gün geçirmekte olan Gazi'nin yanına yaklaşabildi. Mustafa Kemal'e oku¬ ma arzusundan. henüz kadın "zarafetiyk bağdaşık olmayan". Genç kız. yüksek planörcülük kursu için Sovyeder Biriiği'ne gönderildi. Mu¬ radı 1936 ydında gerçeğe dönüştürüldü." * Yüksek Türk sosyetesinin bir bireyi olan Sabiha Gökçen. başarıyla döndü. Afet Hanım gibi Çankaya sofralarında zaman zaman bulunuyordu. zaten daha pilot olmadan bir yıl önce Atatürk de ken¬ disine 'Gökçen' soyadını vermişti. Herkese bir "soyadı" ve¬ riliyordu. Havacılık tutkusu soyunun adı oldu. Çan¬ kaya Köşkü'ne taşındı. Sabiha. Heyecanını kısa sürede yenip. Açık sözlü. Piloriuk belgesi vardı ama. mert bk kızdı. bk dediği iki olmuyordu. en çok havacılığı seviyordu.

Resmi tarihin yazdığına göre. devlet töreniyle Dersim'e yolcu edildi. "Amazon"ların en yenilmezi gibi takdim ediliyor¬ du.yazdırıldı.. Devletin kızı. Savaş uçakları ve onlarla gökyüzünde süzülmenin ta¬ dına vardığında 23 yaşındaydı. Sabiha Gökçen. O uçakla havalanırken. O ise ger¬ çeği. Inspektör Abdullah Paşa. Başbakan ismet inö¬ nü. Ön hazırlıklardan sonra. düşman karşısında kazandığı za¬ ferleri. Harekât başanh. "Sabiha Gökçen başarılı bombalıyor. O anı gösteren fotoğrafları çekildi. savaşın kendisini yaşayarak vatana hizmet etmek istiyordu.. Atatürk elini güneşe karşı siper ede¬ rek ardından bakıyordu. bomba yük¬ lü uçağıyla Dersim'e doğru göklere yükseldi. bilmiyorum. Fa¬ kat. Sabiha Gökçen. ayrı parlak başlıklarla genç kadını "Amazon"laştırıyor. Akşam gazetesi. "devletin kızı" ve "savaş ilahesi"ne yaraşır görkem içinde. dahası tek kişilik ordu. 18 Haziran 1937 tarihinde. Sabiha Gökçen'e ilgi büyüktü. Gazetelerin her biri. 1937 baharında. tarihe geçen ünlü "istikbal göklerdedir" sözünü bu sırada mı söyledi. uğurlama töreninde. Elazığ'ın "Vertetil" havaalanında. Bakanlar Kurulu ve tekmil devlet büyükleri hazır bulundu. Ordunun Trakya ve Ege manev¬ ralarına katddı. "Sabiha Gökçen'in kahramanlığı" başlığıyla. Eskişehir'de avcı ve bombardıman uçaklarıyla uçtu. Fakat "manevralar" ne de olsa birer gölge oyunuydu. gazetelerde sonu gelmeyen tefrika malzemesiydi. Asiler kuşauldı" başlıklarıyla veriyordu. Ama gazete. Sabiha Gökçen'in bombalarına hedef olanların 309 . Mustafa Kemal Atatürk başta olmak üzere. Savaş sanatı ve başarıları. törenle karşılan¬ dı. Askeri pilot diplomasını aldıktan sonra. övüp kutsuyor ve vatana hizmet tertibinden kazandığı zaferleri müjdeliyordu. Bando-mızıka eşliğinde ve askeri bir birlik selama durarak. törenlerle uğurlanarak. * * * Basında. kendi köşkünde istkahatini sağladı.

kanlı boğuşmalara meydan verilmeden tamamlanacak. Sabiha Gökçen. burada büyük kah¬ ramanlıklar göstermiş ve en büyük madalyanın sahibi olmuştur. bir süre sonra bölgeye gidiyor. "Amazon "un silahsız. onunla kalkıyordu. daha tarih oluşurken tarihe geçmişti. Atatürk de hazır bulunuyordu. tek kalem. savunmasız köylerle değil. Dersim "tenkiH". Sabiha Gökçen'in efsanevi kahramanlıklarını duyurmaya devam ediyordu: "Sabiha Gökçen Tunceli'de akınlanna başanyla devam et¬ mektedir. aynı güçteki bir düşman ordusuyla savaştığını sanabilirdi. Yaklaşık 25 bin askerie başladlan Dersim harekâd. onu görev başında takdir ve tebrik ediyordu. Atatürk. Adı ve bombalamalanyla fondaydı. Cumhuriyet gazetesi 18 Haziran 1937'de şunlan yazıyordu: "Türk Amazonu Sabiha Gökçen.niteliği hakkında bilgi vermiyordu. başanlannı. Devlerin resmi yayın organı "Ayın Tarihi" adındaki tutanak dergisi. 310 . Sabiha Gökçen için düzenlenen övgüler. O bir "savaş tanrıçası"ydı." Sabiha Gökçen'in göğsüne madalya takılması nedeniyle dü¬ zenlenen devlet töreninde. tek mer¬ kez tarafindan yazılıp basına dağıtılmış izlenimini yaratacak bi¬ çimdeydi. "tek kişilik ordu" Amazon Sa¬ biha hakkında şunları yazıyordu: "1937'de Anadolu'da zuhur eden Kürt isyanında. "50 kiloluk bombalaria düşma¬ na nefes aldırmıyordu" cümlesiyle tarihe not ediyordu. Genel¬ kurmay Başkanlığı." Aynı gazete. 1938 tarihH bk sayısında. Tunceli'de başanh adşlar yapmaktadır. Sabiha Gökçen'in kişiliğinde yer alıyordu. askeri bir tay¬ yare ile fiilen harekâta kadlan Sabiha Gökçen. 20 Haziran 1937'de. Gazeteleri gören bir yabancı. Kamuoyu onunla yatıyor." * Basında.

50 kiloluk bombanın ne şe¬ yi olur. Biliniyordu bu kötü kişilerin nerede olduğu. yıllar sonra. Böyk bir şey olmamışdr. tahrip güçleri neydi? Gökçen: Büyük tahrip gücü yoktu. sanatı ve eserleri hakkındaki sorulan ya- nıdarken. Çoluk çocuk olan yerleri doğrudan tahrip etmek insanlık dışı olurdu. Keşif yapılıyordu. 1992'de devkt televizyonundaki bir programda hayan. Nokta: Dersim-Tunceli harekâtına neden gerek duyulmuştu? Gökçen: Ufak bir azınlığın ayaklanması neticesinde bu harek⬠ta gerek duyulmuştur ve kısa zamanda önlendi. ihriyar ile köylerin bom¬ balanmasını da "insanlık dışı" sayıyordu. onun açılışı dolayısıyla gelmişti. Pertek'te bir köprü yapılmıştı. Ama her zaman bu gibi haller olabiliyor her yerde. sorulan yanıtlarken.Sabiha Gökçen. kaç kişi öldürüldü¬ ğü yolundaki soruyu yanıtsız bırakıyor. Havalanmadan önce ne ya¬ pacağımızı biliyorduk. "Memleket ve millet için çalıştık" diyerek tevazu gösteriyordu. Nokta: Harekât sırasında halktan ölenler oldu mu? Gökçen: Yoktu. köyle¬ rin üstüne 50 kiloluk bombalar attığını inkâr etmiyordu. Nokta: Atatürk harekât bölgesine ne zaman geldi? Gökçen: 37 sonlanna doğru. Hedef doğrudan doğruya Dersim idi. Yani bu mevzular görüşülmü- 311 . silahsız. Nokta: Bu olaylara Atatürk'ün bakış açısı ne idi? Gökçen: Ufak bir ayaklanmayı basnrmak. Ama ço¬ luk çocuğu. Nokta dergisinin 28 Haziran 1987 tarihli sayısında onunla ya¬ pılmış bk söyleşi yayınlandı. Gökçen. savunmasız kadın. Gittik. Evvela yerden birtakım harekeder yapıl¬ dı. Pek mühimseme- mek lazım aslında bunu. Bulunduğum bölüğü bu işle görevlendirmişlerdi. Nihayet oradaki insanlar da bizim insanlanmızdı. Dersim'de kaç köyü yerle bk ettiği. Nokta: Bombalar nasıldı. ordunun da istihbaran var¬ dı. Sonra havadan. Dergide yayınlanan söyleşi şöyleydi: "Nokta: Harekât görevi size nasıl verildi? Gökçen: O zaman orduda çalışıyordum.

"gaye onlara daha iyi hayat vermekti" de¬ mekle. silahlarınızı toplayıp serbest bırakacağız diyor¬ lardı. DERSİM DAĞLARİ YANIYOR Nokta dergisi. Bize bir şey yapmadılar. öyle kurtuldum.yordu. konut denecek halleri yoktu. şurası şudur. Daha insanca yaşa¬ malarını istiyordu Atatürk. * Gazeteci Oktay Verel. Öyle olmuştu ki. Sabiha Gökçen'in hayatını. Nokta: Harekât sonrasında insanlann badya gönderilmesini nasıl değerlendiriyorsunuz? Gökçen: Yaşadıkları yerier iptidai idi. Bunlardan biri de Menez Akkaya idi. ulaşabildi¬ ği tanıklann anlattıklarına da yer vermişti. Atatürk'le Bir Ömür adı altında kitaplaştırdı. Ben ağaca yapışdm. "üç beş çapukunun başlattığı ayaklanmayı basnrmak üzere Dersim harekâtına gönüllü olarak katıldığını" anlatıyordu. burası budur diye. Akkaya. Türkçe bilmediğimiz için ne dedikkrini anlamıyorduk. korku diye bir şey kalmamışd. Onları daha iyi bir yaşama kavuşturmak için başka yer¬ lere yerleştirdiler. bir gün yine geldikr." Sabiha Gökçen. Bizim köye askerier birkaç defa gelip gittiler. Atatürk'ün gayesi buydu. Dersim olaylarının "insancıl" amacını açıklıyordu. Biz üç kişi kurtulduk. Bize." 312 . Bütün köy halkını topladılar. gerektiğinde kendisini koruması ve "eşkıyanın" eHne sağ düşmektense hayatı¬ na son vermesi için özel tabancasını verdiğini anlatıyor. 1987'de Dersim'i kapak yaparken. Ben gösteriyordum yerleri. Uça¬ ğının düşürülme olasılığını düşünen Atatürk'ün. Ama bizi çay kıyısına götürüp kurşunladılar. Günlerce aç su¬ suz ölülerin yanında kaldık. Ancak görevin tehlikeli olduğunu Atatürk de anlamıştı. Sabiha Gökçen kitapta. Daha sonra. Hepimizi değirmen taşının oraya götürdüler. Arazide geziler yapıyorduk zaten Atatürk ile. şunlan anlatıyordu: "Ben o zaman genç kızdım.

bilgi verme yerine. haber. Başbakan. Gazete. Bu masumane haberin yayınlandığı gün. küfretmeyi. "Doğu'da karışıklıkların olduğu yolunda haberlerin geldiği¬ ni" yazıyordu.Basına koyu bir sansür uygulandığı için. Bu bi¬ zim özel askeri önlemler almamızı gerektirdi. Islahat programına muhalefet etmek istediler. hakaret ve aşağı¬ lamaları "haber" diye sunuyordu. kamuoyunun bir şey öğrenmesini. bir buyrukla gazete¬ nin yayını durduruldu. "Dersim tenkili" bütün hızıyla sürerken. orada geniş bir çalışma ayrıntısını içermektedir. 14 Mayıs 1937 günkü sayısında. Bunu. Orada şunu düşün¬ dük: Mukavemet eden ve hükümet programına muhalefet eden mıntıkada ne yapmalıyız? Şimdiye kadar olan Dersim tecrübele¬ ri. Ayrıntıla¬ rın bilinmesi gibi bir durum. Kamuoyuna sadece propaganda niteliğinde haberler veriliyordu. arada bir cehennem ateşindekileri hedef alıyor. duymasını istemiyordu. önemli bir kuvvet toplayarak bölgede ciddi bir tedibat yapmak ve bırak- 313 . orada hükümetin emrine karşı muhalefet olunca. Basın. Son Telgraf gazetesi. iki seneden beri Tunceli mındkasında özel iyileş¬ tirme programı uyguluyor. bazı reislerin götürmek istedikleri medenileştirme programı¬ na karşı çıktıklarını söylüyor ve şöyle diyordu: "Hükümet. kanşıkhklar konusunda net haberler alınamadığını belirtiyor. varsa yaşanan olayların açıklanmasını istiyordu. bu yöreyi medenileştir¬ mek için. "isyanın bastırıldığını" açıklayacaktı nasıl olsa. ger¬ çek anlamda Dersim'de olup bitenlerden habersizdi. vatanın yüksek çıkarlarına aykınydı. ilk kez 14 Hazkan 1937 günü meclis¬ te Dersim hakkında açıklamalarda bulundu. şimdiye kadar. Başbakan İsmet İnönü. ısrarla kanuna muhalefetten kuvvet ve zevk almış bazı reisler iyi karşı¬ lamadılar. Rejim. sıradan olaylardan söz eder gi¬ bi. Bu program. girişüen genel harekâtı "Dersim özel iyileştirme programı" olarak sunu¬ yor. sövüp saymayı. Türk kamuoyu. Sessizlik içinde her şey gerçekleştirildikten sonra. bütün vasıtalarla ve özel hükümler içinde.

. Yol yapıyoruz. Cumhuriyet gazetesi aynı gün. onun üzerinden kuvvetii bir surette ve sel halinde gelip geçmekten bir fayda hasıl olmayacağı kanaatinde bulunduk. 18 yaralı verdik" diye yazıyordu. Dersim Raporları adındaki kitabında. yaşadık¬ larına. Türk ordusunun duruma hakim olduğunu haber veriyor ve kayıplar konusunda. ıslahat programı olarak düşündüğümüz tedbirier.." Ertesi gün İnönü'nün konuşmasını manşetten veren Tan gaze¬ tesi. Seid Rıza'nın emireri F. Dersimlileri kışkırtıp. Biz buna 'Sel Seferieri' dedik.mak. gece yansı önüne düş¬ tüğü askerieri.. Aynca teslimat sırasın¬ da bazdan silahlarını saklamışlardı. "harekâtın kan dökülmeden devam ettiğini" yazıyordu. Kmlıp kökü kazınan aşiretlerde bile. çekemediği Demenanlılann üstüne salıyor. Tunceli'de "zafere" ulaşıldığım. Ve memleketin bk tarafin¬ da bir hadise olunca. Tunceli'de." Cumhuriyet gazetesinin haberine göre. muhalefet edenlerin mukavemetini bertaraf ettik¬ ten sonra. milis olarak çalışd. yabancı bk devletin yardımını bekliyoriarmış. Doğan. aralıksız devam etmektedir. Her aşirette devlet yanlısı olanlar çoğunluktaydı. Bir kıs¬ mı savaşn. Gazete bununla da kalmıyor. Birçoğu da devlede işbiriiği yapıp. Baskınlarda askerierden elde ediliyordu. hiçbir şey olmamış gibi takip olunmasını esaslı vazifeden bildik. Böl- 314 . Yusufan aşireti. "Başbakan inönü Tunceli'yi teftişe gidiyor" diye haber veriyor ve bir isyanm variığmı üstü ka¬ palı biçimde anlatıyordu: "Asikr. Doğan'm anlattıklarına yer veriyordu. Okul yapıyoruz. nasıl mı temin ediliyordu? Bir kısmı kaçakçılardan.. güney sınırianndan giren casuslar. Silahlar. Biz. Ka¬ rakol yapıyoruz. tanıklığına amcasının söylediklerini de katarak aktarıyor ve şöyle diyordu: "Nasıl yenildik? Doğrusu Dersimlilerin hepsi savaşmadı. "medenileşmeye" isyan ettirmişti. "Yalnız 13 şehit. » » Faik Bulut. kendi programımızın.

Çadşmamn ikrieyen saatlerinde Seid Rıza'nın amcası Hüseyin bir uçak düşürüyor.. İbiş sürüne sürüne tepedeki mevzilere ulaşıyor. devlerin tek ama¬ cı onu yakalamak olmuş ve peşine düşülmüştü. bu uğurda para harca¬ maya acınmıyordu. akla gelebilecek her yola başvurmuşlardı. Ama kimse akıl edip kesmiyordu.genin adı Kızıldağ ve Aziz Abdal dağı. Seid Rıza'nın başına büyük ödül konmuştu. Zel dağı idi. Mitralyözü kullanmasını bilmemek gibi. Hese Gene. Dördüncü cephe Hozat yönündeydi. Aşiretin en yiğit elemanları olan Ibişî Seyik Ali. hem de direniyor. Seid Rıza. En başta da. Gözüpek bir delikanlı olan İbiş hem Kürtçe koçaklama yapıyor. kayalardan aşa¬ ğıya adp tahrip ediyor. 315 . Birçok cephe açılmışd. Birinci cephe De¬ menanhlar bölgesiydi. Evi bombalanarak ilk vuruş yapdmışri. Onu ölü ya da di¬ ri ele geçirmek için. Koçaklamasının esası kısaca şöyle: Aşiretler bize hiyanet etti/Kimse yardımımıza gelmiyor/Unut- maym/Bizi ezerlerse/Sizleri de Ermeniler gibi kesecekler/Ge¬ lin/Bu ihanetten vazgeçin. Bundan sonra. Seid'in öz yeğeni Rayber. Seid Rıza'nın ça¬ dşma bölgesi. Makineli tüfek kullanmasını bilen tek kişi. Malatya-Erzincan-Sivas hatd. ilk çadşmada. Seid Rıza'nın aşireti burada topluca kadedildi. Ama Seid Rıza kurtulmuştu. birinci cephede Sü¬ leyman Pıhtoğlu'ydu." İlk hedef Seid Rıza'ydı. Ama kullanmasını bilmediği için. Meme Kek'in oğlu Hıdır ve kardeşleri. Telefon ve telgraf direkleriyle donanmıştı dağlar. Demenanhlar sabah uya¬ nıyorlar ki. Bakanlar Kurulu'nun kararı gereğince... İkinci cephe Kutu deresi. Üçüncü cephe Kalan aşiretine karşı açıldı. askerler en yüksek tepede karargâh kurmuş. bu ödüle konmak çabasıyla birbiriyle yanşıyordu. Mıstefai Berte adındaki yiğit vuruluyor. askerieri Konaklar denilen yerde karşılıyor. Kamer Ağa'nın oğlu Hü¬ seyin çadşmaya başlıyorlar. Merkezi Dest ve Seid Rıza'nın köyü Ağdat'd. Bir mitralyözü ele geçiriyor. Pek çok Dersim- H..

Küçük eşi Beşe.' Seid Rıza baskı altındaydı. bunca kan neden? Niçin masum insanlar kadediliyor? Çocuklann. Koşullar çok çerindi. Tujik dağında olduğuna ilişkin haberler alınmış. Onun teslim olması halinde Dersim'e yalnız huzur değil. toplar. dağlarda da yaşanmıştı. onunla Konaklar bölgesinde yüz yüze geldi.Seid Rıza'nın yeri hakkında ardı arkası kesilmeyen ihbariar yapılıyordu. Ama çok geçmeden amcası Seid Hü¬ seyin tüfek ateşiyle bk uçak düşürünce. yerden de top ve tank ateşıyk yangına verilmişri. oğullan. Birkaç kez. moraller düzelecek. hükümete ka¬ fa tutan. "bu bir oyun ve tuzaktır. tanklar seferber ediliyor. 1937 yazında. Yağdırdıklan bomba ve kopardıklan gürültüyle panik yaratıyoriardı. Seid Rıza'nın çok değer verdiği Berte'nin oğlu Mustafa. yangmlann söne¬ ceği belirtiliyor. Pek çok aşiret. o teslim olmadığı için harekatın devam ettiği tek¬ rarlanıyordu. "Kemal'in demir kuşlan" dedikleri uçaklar göz açtırmıyordu. Seid Rıza'nın. Seid Rıza ve aiksi kurtulacaktı. Bu yüzden. dolaylı ya da doğrudan bunu telkin ediyordu. ka¬ dın ve ihtiyarlann kadi neden? Bunca köy neden yakılıyor. kan göllerinin kuruyacağı. bildirilerin içeriğine bakarak. * * Seid Rıza. Ama çoğu kez ihbariarın asılsız olduğu anlaşdıyordu. çem¬ ber yanlacak. Seid Rıza'yı ailesi ve bk avuç dostuyla yalnız bırakmıştı. gelinleri. damat ve torunlanyla çatışmaya girdi. o gün yanı başında vurulup öldü. Ardı ardma yayınlanan bildirilerde.'' Or- 316 . sorun ben değilim" diye çırpınması fayda vermiyordu. kal¬ kınma hamlesinin geleceği de müjdeleniyordu. Benzer manzaralar başka alanlarda. Halbori'de ağalara "isyan yemini" ettiren Seid Rıza tes¬ lim olduğu takdirde. İhbar geldikçe dağlar bombalanıyor. Seid bü¬ tün ailesiyle oradaydı. "Sorun ben isem eğer. kurtuluşunu onun tesl'iminde görüyor. uçaklar dağı havadan kalbura çevirirken. devlet tarafindan kan ve ateşin sorumlusu olarak gösteriliyordu. askeri biriikler kaydınlıyordu. Birçok kesim. Askerier.

" Aynı gazete ertesi gün. * * 1937 yazında. Kutu deresinde kanlı bir çadşma oldu." 317 . Uçaklanmız. inanmıyordu. ekinlerin yakılması niçin?" diye nefes tüketiyordu ama." Haberier daha çok Seid Rıza ile ilgiHydi. müfrezelerimizin elindedir. Malûm olduğu üzere iki darbe ile direniş kmldı. eşkıyayı bitkin bir hale getirmiştir. Ekilmiş topraklar. Dersim'deki tüm ormanlar ve ekiH alanları yangına verilmiş. tarihin ummanına katılmış ve ebediyen ölmüştür. ama basına göre bunun sorumlusu. Mağaralara sığınan eşkıya amansız bir şekilde takip ediliyor. kimse onu dinlemiyor. Şimdi hükümet. Şakilerden 32 kişi öldürüldü. programını uygulamaya koyuyor. Her ne olursa olsun. Tan gazetesi bu konuda şunları yazıyordu: "Uçaklarımız keşif uçuşları yapıyor. Cumhuriyet gazetesinin sahibi ve başyazarı Yunus Nadi. Eşkıyanın yiyecek ve gi¬ yeceği bitmiştir. senelerden beri adına Dersim denilen mesele. onun öldürüldüğü ya da teslim olduğu yazılıyordu. Seid Rıza'nın küçük oğlu yara¬ lı olarak ele geçti. hükümetin hareketierine bir baba şefkati ha¬ kimdir. İki günde bir. Seid Rıza mağaraya sığındı.manlann. Haberin yalan çık¬ ması da tekrarını önlemiyordu. eşkıyanın son barmaklannı da bombaladı. Dersim'e "baba şefkari" ile yaklaşıldığını yazıyor ve şöyle devam ediyordu: "Cumhuriyet hükümetinin iyi düşünceler ve kesin azimle uy¬ gulamaya başladığı 'çelik tedbirler' sayesinde." Cumhuriyet gazetesinin 26 Hazkan 1937 tarihindeki haber başlıkları şöyleydi: "Tunceli'deki eşkıyalık can çekişiyor. isyan ede¬ rek Türk askerinin kanına giren Seid Rıza'ydı. Açlık. "eşkıyanın imha edilmekte" olduğunu bildiriyor ve devam ediyordu: "Kahraman kıtalanmız dün sabah iki harekâta başladı. 18 Temmuz 1937 tarihindeki yazısında.

gecenin karanlığında aşiret bölgesinin dışına çıkmış. Bahtiyar aşireti hedef haline geldiğini görünce 1937'de Hozat'ta cephe açmış. Türk askeri kuvvetieri. Bunu haber alan Türk istihbaratçısı Şevket. kısmen imha edilmişti. bütün şiddetiyk devam ediyor ve ağıriık merkezi Bah¬ tiyar aşiretinin üzerine yüklenmiş bulunuyordu. onu öldürmüştü. Seid Rıza ile ilgisi ilin¬ tisi bulunmayan aile ve aşireder de budanıyordu. Çünkü. Seid Rıza'nın büyük eşine haber göndererek. Dersim ormanlannı ateşe verdikleri için. gücü kınlmış. Dr. kısmen yenilmiş. Hıdır başına bir kurşun sıkmış. Ho¬ zat'a giderek Şahin'in başını kumandana teslim etmiş. Şahin Ağa. Kureyşan aşireti de Seid Rıza'nın yanına koşarak savaşa kadl¬ mışd. Hain Rayber. Ama Hozat'tan döndükten sonra. yaralı oğlu Hü¬ seyin'i Elazığ'a götürüp. Bahtiyar aşireti reisi Şahin harbi idare ediyordu. Sağ kalanlar. Seid Rıza'mn küçük eşine karşı olan büyük eşi Elif Hatun. yangın Dersim'in birçok yerini sarmış ve geceleri dehşet verici yanardağ manzarası oluşturuyordu. kendisinin affedilmesini istemişti. Pırço'nun oğlu Hıdır'ı kandırmayı başarmışd. Bahtiyar aşiretinin içinde bulunduğu sırada. Nuri Dersimi anlatıyor: "Savaş. bir süre dayandıktan son¬ ra. bazı aşireder tek hedefin Seid Rıza olmadığmı anlamaya başlamışlardı. Şahin'in kardeşi ve amca çocukları tarafindan mitralyözle imha edilmişti. Bir süre sonra aynı bölgedeki Yukan Abbas. tedavisi için Şevket'e emanet etmişti. Seid Rıza aşiretine kadlmışd. uçak şarapneliyle yaralanmışd. Karabal ve Ferhat aşiretieri sa¬ vaşa katılmış. Şahin uykuya dalar dal¬ maz. haftalarca uyku¬ suz kaldığından bir iki saat uyumak zorunda olduğunu Hıdır'a bildirmiş ve nöbet beklemesini istemişti. Önderini kaybeden Bahtiyar aşireti. çatışma alanı genişlemişti. Şevket'in görüşme önerisini kabul etmiş ve gö¬ rüşme sonucunda zavallı yaşlı kadın aldadlarak. Sonra başı¬ nı kesip. Seid Rıza bizzat savaş aknmdaydı. 318 . Seid Rıza'nın yanında savaşa girmiş. kendisiyle görüşmek is¬ tediğini bildirmişti.* 1937'nin yaz ortalannda. Seid Rıza'nın küçük oğlu Hüseyin Reşik. onlan Nazimiye bölgesindeki Heyderan ve Mazgırt'teki Demenan ile Yusufan aşiretleri izlemişti.

bir yarma hareketiyk çemberi kırmayı ve Ovacık yönüne çekilmeyi başarmışd. canlanm dışarıya atanlar ise süngülenerek imha edilmişlerdir. şeref ve namuslannı korumak için. yarah çocuğu Elazığ merkez hastanesine yatırmış. Türkler." ALİŞER VE BAYTAR NURİ Seid Rıza'nın dost ve arkadaşları arasında iki önemli aydın da vardı: Alişer ve Baytar Nuri. bölgeyi sarmışlardı. Sivas medreselerinde öğrenim gördü. Seid Rıza ik biriikte sava¬ şa katılan küçük eşi Beşe ve büyük oğlu Şeyh Hasan. bunlan harekete katmaya ve savaş alanlannı genişletmeye çahşıyordu. kendilerini uçurumlardan sarp taşlar üzerine veya Munzur ve Harçik sulannın kurtarıcı derinlikleri¬ ne atarak. Bahtiyar ve Kureyşan aşiretlerinin büyük bir kısmı. Sivas'ın İmranlı ilçesinde doğ¬ du. mağaraların ağzı çimento ile kapadlarak öldürülmüşlerdi. Uzun Meşe noktasında bulunduğunu sezen Türk kuvvetleri. Okuldan sonra bir süre devlet memuriyeti yaptı. 2. içeriye boğucu duman verilmiş ve içindeki zaval¬ lıların birçoğu dumandan boğularak ölmüş. baba¬ sının planlan hakkında bilgi vermesi için hayli işkence yapdrmış. Sonra me- 319 . Tujik dağı eteklerini tama¬ men işgal etmiş ve buralarda ellerine geçen Kürt halkını merha¬ metsizce öldürmüşlerdi. üç torunu ve bin kişiye yakın kuvveti şehit düşmüştü. Fakat bu başarı çok pahalıya mal olmuştu. Kürtçe yazan bir şairdi. Durumun ciddiyetini gö¬ ren Seid Rıza. 3. tarafsız kalan aşiret¬ ler arasına geçerek. Seid Rıza. istediklerini alamayınca da idam ettirmişti. Tujik dağı eteklerinden llksor vadkin- deki büyük mağaralara sığınmış binlerce çocuk. Seid Rıza'nın. bölgesini terke mecbur olmuş. Bktakım mağaraların kapılarında ateş yakılarak. şeklinde işaretler konmuştur. Koçan aşireti bölgesi dahilinde. kadın ve kız. haritalarda 1. Mağaralara. Bu olayların belgeleri mevcuttur. Çünkü Kozluca muharebesi adıyla anılan bu savaşta.Şevket. bu nokta üzeri¬ ne uçak bombardımanı ve topçu hazırlığından sonra şiddetii bk hücum yaparak. Alişer. Kürt kadınına yakışır şekilde ölmüşlerdir.

Çatışmalar başladı. Baytar Nuri'nin Kürt sorunuyla alakası İstanbul'daki öğrenci¬ liği sırasında başladı. Dersim'e geçerek. Seid Rıza'nın öteki dostu. O günden iribaren Seid Rıza'nın siyasal danışmanı. Fakat ailesi. Bunun üzerine Alişer. Alişan ve Haydar beylerin yanında çatışmalan yöneten liderierden biriydi. Erzincan ve Dersim'de halkı örgüdeyip. Ruslar Kürdere özerklik vere¬ cekleri vaadinde bulununca. "Artık bu dünyada yaşanmaz" di¬ yecekti. 320 . onu kaybettiği gün. Seid Rıza'nın yanma yerkşri. Oğullan Alişan ve Haydar beylerin yetişmesinde katkıda bulundu. aşirerin etkinliği ve büyüklüğünden çok "aydın yapısıyla" tanınıyordu. ölünceye dek yoldaşı olarak kaldı. merkezi istanbul'da bulunan "Kürt Teali Cemiyeri"yle ilişki kurdu. "Kurdistan TeaH Cemiyeri"yle ilişkilerini pekiştirdi. onlaria sıcak ilişkilere girdi.muriyetten aynlıp Koçgirili Alişan Beyzade Mustafa Paşa'nm ya¬ nında çalışmaya başladı. Alişer. Sivas. Dersim'de ve çevre illerde orta öğrenimini tamamladık¬ tan sonra. çalışmalannı burada yoğunlaştırdı. Nuri. Ardın¬ dan düşüncelerini yaymak amacıyla "Jepin" adında bk gazete yayınlamaya başladı. Daha sonra çıkan aftan yararlanarak tekrar Koçgiri'ye dön¬ dü. 1917'de Rusya'da Çariık devrilince. "Mil" aşiretindendi. Birinci Dünya Savaşı sırasında. ordusu geri çekilmeye başladı. Fakat çok geçmeden çalışma ve çabalan haber alınıp takibe alındı. Nuri. Dersimli Baytar Nuri idi. Seid Rıza. istanbul'a gidip "Baytar" (Veteriner) okulunda öğre¬ nim gördü ve mezun oldu. Olaylardan sonra Dersim'e geçri. Onun ölümünden sonra da ailesine va¬ si oldu. çekirdek de olsa yerel' Kürt yönetimleri kurdular. 1920'de bk karakolda meydana gelen çatışma "isyan" sayılarak Koçgki'ye ordu sevk edildi.

Anlatdanlara göre. Alişer Erzurum'a gidecek. Dersim başsız kalınca Nuri Dersimi Beyrut'a yerleşti. Okulu bitirdikten sonra Koçgiri'ye atandı. Öte yandan "Kürt Teali Cemiyeti"nin üyesi olarak İstanbul'daki örgüt merkezi ve cemiyetin başkanı Seid Abdülkadir'le sıcak iliş¬ kilerini sürdürdü. Anılarında anlattığına göre. Örgütün akrif elemanlarından biri haline geldi. Seid Rıza. Burada. Ardından idam edildi. onun Sovyetler Biriiği'ne gidip olayları anlatması ha¬ linde yardım sağlayabileceğini söylüyor ve Moskova'ya gitmesini istiyordu. Görevi dış dünyayla ilişki kurmak. 1937 yazına kadar Seid Rıza'nın yanında bulun¬ du. Seid Rıza'yı mezhepsel sınırlılık ve Der. daha sonra bizzat Mustafa Kemal tarafından af¬ fedildi. Alişan ve Haydar Bey kardeşlerle dostluklar kurdu. llksor dağında. Yazmaya ağırlık verdi. Dersim'de olanları duyurmak ve destek sağlamaktı. Fakat bir süre sonra. Alişer Bey'le tanıştı. bir gün sonra da Dersim'den ayrılacaktı. Seid Rıza'nın oradaki bir dostunun yardımıyla Sovyetler Biriiği'ne geçecekti. 1937 yazında Güney sınırından yurtdışına çıktı. 1919'da "Kürt Teali Cemi- yeti"ne girdi. Koçgiri olaylarından sonra. ikisi Seid Rıza'nın en yakın dostu haline geldi. Türk yetkililerle görüşmeye giden Seid Rıza tutuklandı. Genel bir anla¬ tımla Alişer Seid Rıza'nın sağ koluysa.. Dersim dağlarında son günüydü. Alişer. Nuri Desimi. Baytar Nuri de sol koluydu. Alişer Bey'le Dersim'de yeniden bu¬ luştu. Koçgiri olaylarından sonra Dersim'de tutuklandı. Seid Rıza ile vedalaşmış. 1937 Ağustosunda Alişer'le durum değerlendirme¬ si yaparken. simliHk kalıbından çıkarıp daha genele yönelten de Baytar Nuri ile Alişer idi. Karara göre. Geride Hatıralarım ve Kurdistan Tarihinde Dersim adında iki kitap bıraktı.Kürt öğrenci örgütüne üye oldu. kul- 321 . Yurtdışında öldü.

Öz amcası Seid Rıza'nın kellesinin getirilmesi görevi de ona verilmişri. Rayber. Biri Rayber'in amcazadelerinden Vanklı Efendi'ydi. yol göstericilik yapmışn. "Alişer'in imdadına yetişin!" diye emir vermişti. "eyvah. Ama Seid Rıza oyunu sezinlemiş. Çay ve yemek için hazırlık yap" demişti. Alişer'le de kir¬ ve. Daha sonra takrik değiştirilmiş. Rayber'in yanında başka tanıdıkları da vardı. "heval" (arkadaş) diye hitap etriği eşi Zarife'yle oturuyordu. Kirvelik. Rayber. Rayber geliyor. Seid Rıza'nın kardeşinin oğluydu. Aynı sırada Seid Rıza da. Fakat bunu başaramamışri. karşı dağın yamacındaydı. öteki Halborili Emir Ali'ydi. çevresini uyarmış. bir kafilenin bulundukları yere doğru gelmekte olduğunu gördü. konuklarımız var. kardeşim Alişer hainin pençesine düştü" de¬ miş birkaç kişiyi çağırıp. Rayber bildirilerde hâlâ "direnişçilerin safinda" görünüyor¬ du. en yakın akrabalıktan. kardeşten de ileri kutsal bir bağdı Aleviler arasında. 322 . devlet güçleriyle çalışmış. dahası Rayber'i yakınına yanaştırmamıştı. Alişer de eşine.landığı mağaranın önünde. O da elinde dürbünle yolları gözlüyordu. muhbirlik. Seid'in imdada gönderdiği adamlar yola çıkarken.. "Heval. Yakından tanıdığı öteki at¬ lı Rayber'in kardeşinin oğlu İsmail. Alişer dürbünle yollan tararken. Devlet oyunun inandırıcı olması için bil¬ diriler dağıtarak. onun isyancdara katıldığını her tarafa duyur¬ muştu. Rayber'in adamlarıyla birlik¬ te Alişer'in bulunduğu mağaraya doğru gittiğini görünce yerin¬ den firlamış.. Rayber'in direnişçilerin safi¬ na geçtiği resmi bildirilerle açıklanmışn. Gelenlerin başında Rayber vardı. Amaç. avına yaklaşıp avlanmasını sağlamaktı.

Alişer. Türk ordusu top. tabakayı ötekine uzatıyordu.." Zarife Hanım. Ne zaman ne olacağını kimse bilemez. konuklara ikramda bulunmak üzere yanlarından ayrıldı. 'Ew hevale min e. onun kirve¬ sine zarar verecek kadar düşüp küçülemeyeceğini belirtiyordu. kendisini eşinin üstüne atarak. Oturdular. Alişer tütün tabakasını çıkarıp Rayber'e sundu. Savaş hali. tam yurtdışına çıkacağı sırada Rayber'in çıkıp gelmesini hayra yor¬ madığını söylüyordu. Rayber ve adamları birer sigara sarıp yakarken. güven vermek istiyor olmalı ki. öldürmeyin) diye feryat et¬ miş. dost görünümlü Rayber'e güvenemediği için. Rayber. fakat öldüğünü anlayınca tabancasını çekerek hain Ray¬ ber'e ateş etmiş. Rayber ve adamlan daha görü¬ nür görünmez. Seid Rıza'nın uyanlarım hatırlatarak. Alişer. Baytar Nuri. Minderini sundu. tabancasının namlusuna mermi sürüp beline yer¬ leştirmişti. Fakat tam bu sırada bir silah patlaması ve Zarife Hanım'm haykırışı yükseldi: "Yoldaşımı (rehevalım) vurdular!. ziyarerinin nedenini açıklama gereğini duymuştu: "Biliyorsun kirve. Hizmetlerine bakan adamlarından bi¬ rini taze su almaya gönderdi. mermi Vanklı Efendi'nin başına isabet etmiş¬ tir. düşmana karşı savaşıyoruz. tütün tabakası tekrar Alişer'e gelmişti." Alişer'in tütün tabakası elden ele dolaşıyordu. Alişer'in eşi Zarife Hanım. Yolumuz buraya düşmüşken kirvemi bir ziyaret edeyim dedim. tütün konuğa ilk ikram ve dostluk sunuşuydu. tüfek ve uçaklarıyla bize aman vermiyor. eşine endişelerinin yersizliğini anlatırken. Kendisi de çay yapmak üzere ateşi harladı.* * * Zarife Hanım. Rayber bulundukları yere yaklaşmıştı. Onun için sıkça yer değiştiriyoruz. Kürt ge¬ leneklerine göre. Kağıda bk si¬ garalık tütün alan. m nekujîne!' (arkadaşım o. alçaklığın sonuna ka- 3i3 . sonrasını anılarında şöyle anlatıyor: "Şaşalayan eşi. kendince tetikte ve hazırlıklıydı. Vankh Efendi cansız yere düşerken. onu mağaranın bkkaç metre ötesinde karşıladı.

Dersim yolunda. O hain Alişer'i orta¬ dan kaldırmakla Seid Rıza'nın elini. ne parası? Ben para mara almadım. 5 bin liralık ödülünü verip yolcu ediyordu: İsmail Top. Onun. Biriikte teh¬ likeye attık kendimizi. Onun için şu 5 bin liradan ben de pa¬ yımı istiyorum" diyordu. Fakat vuramıyoriar." Rayber. silahına davranı¬ yordu: "Eşşoğlu eşşek. Rayber ve adamlarının mağaraya doğru gittiklerini görünce içine sinmiyor. bu yüzden tüm değerieri hiçe sayan bu hain bk melenet yapabilir' diyerek adamlar gön¬ deriyor." Araştırmacı Kahraman Aytaç anlatıyor: "O gün Rayber'in yanında bulunanlar arasında Balikan aşi¬ retinden biri de vardı. sonra arkamızdan ateş açtılar. kolunu kestin. hizmetlerinden ötürü sır¬ tını sıvazlayıp yanaklarından öpüyor ve şöyle diyordu: "Vatana büyük bir hizmette bulundun. Vurulabilirdim. hangi hileyle katiedildiğini ondan dinlediler. Bu işi pa¬ ra ödülü için değil. O bundan sonra Alişer'siz bir şey yapamaz. Rayber'e yiyecekkr. Fakat Seid Rıza'nın adamları yetişemiyoriar. Abdullah Paşa Rayber'i bir kahraman gibi karşılıyor. bu emsalsiz Kürt kızına da tevcih ederek. Alişer'in hizmetine ba¬ kan adamlann ve olayla yakından ilgili Dersimlilerin anlatnğı¬ na göre gelişmeler şöyle: Seid Rıza. para olduğu gibi Rayber'e kalıyordu. Alişer'in nasıl.dar gkmeye karar vermiş olan Rayber. silahını Alişer'in emsal¬ siz eşi. vatana hizmet için yaptım!" İsmail Top susuyor. içecekler sunuyor. Alişer ve eşinin başını Elazığ'a götürüyordu. Rayber İsmail'in pay istemesine öfkeleniyor. "bu işi bklikte yaptık. ödülü Abdullah Alpdogan'ın elinden almak üzere. Kansı silaha davrandı. 'Paraya tapan. Mağaraya vardıklarında Alişer ve eşinin başı kesik cesetieriyle karşılaşıyor¬ lar. onu kocasının cesedi üzerine cansız düşürmüştür. İsmail Top'un daha sonra anlattığına göre." General. Dersimliler. Katillerin peşine düşüp ateş ediyoriar. 3İ4 .

Fransa ve Ameri¬ ka Birkşik Devlerieri başta olmak üzere. Oysa. medeniyete kafa tutan" bk yapıydı. İngiltere ve Fransa'dan aldığı destekk isyan ettiğinin kanıtı olarak gösterilecekti. ülkelerin Dışişkri Bakanlıklarına gönderdiği mektupta şöyle deniliyordu: 3^5 . halka karşı gkişilen hareketin vahim bk hal alma¬ sı üzerine. İstanbul Konso¬ losluğu aracılığıyla Türk hükümetine veriyordu. * * * Seid Rıza'nın. Kürtlerin sorunu kimseyi fazla ilgilendirmiyor. "gerki. Ama para hırsıyla bu da olmuş. Dünyanın gündemi. "İlerici Türk dev¬ leti". Almanya'da yüksekn Hider rejimiydi. Bir Dersimli olan Ali Atik. Seid Rıza'nın mektuplan hiç kimse tara¬ findan dikkate bik alınmıyor. isyankâr gericileri gemlemek ve medenileştirmek için uğraş veriyordu. DIŞ DESTEK VE BESfi'NlN ÖLÜMÜ Seid Rıza. Seid Rıza'nın mektupları. sansür duvarı nedeniyle dünya. İngiltere ise kendisine gekn mek¬ tubu "bakın dikkate bile almıyoruz" anlamında. ancak Ankara ta¬ rafindan. Sovyetler Biriiği. Böyle bir ortamda. o güne dek Dersim'de 'görülme¬ miş. cevapsız kalacak. "Rayber adı bizde çok yaygındı.Kirvenin kirveye kötülüğü. dikkatkri bile çekmiyordu. yaşanmıştı. Sovyetlere göre Kürt¬ kr. Dersim'de olanlardan ha¬ berli de değildi. Dersim Generali imzasıyla İngiltere. dünyanın etkin birçok devlerinin Dışişleri Bakanlıklarına birer mektup yazarak. "ilerki dünya kamuoyu" diye nitelenen Sovyetler Bir¬ liği'nin de Dersim'k ilgiknme nedeni yoktu. duyulmamış bir olay ve bağışlanmaz en büyük ihanetti. insanlık adına acil müdahalede bulunulmasını istiyordu. Ayrıca. Fa¬ kat bu olaydan sonra hiçbir Dersimli bu adı vermedi doğan çocu¬ ğuna" diyordu.

Zindanlar yumuşak başlı Kürt halkıyla dolup taşıyor. Türk ordusunu durduran kişi. Bahriyar aşi- rennden Şahin Bey'di. kendisiyle yapılan bir anlaşma so¬ nucu bu baskılardan anndınlmış Dersim bölgesine de girmeye kalkışmışdr. ana dillerini konuşanlara eziyet ederek. Zi¬ lan ve Beyazıt ovasında olduğu gibi silahlara sanldılar. günler boyu sürmek üzere tazeleniyordu. Gece sükûnet için¬ de geçiyor. ben ve yurttaşkrım Türk ordusunu başansızlığa uğratdk. Şahin Bey. 1937 yılının yaz başlanna kadar ailesiyle Bogır dağmm Sosm yaylasında tutundu. Üç milyon Kürt. Savaş olanaklannın eşitsizliğine ve bombardıman uçaklannın yangın bombalannın. bu halka zulmetmektedir."Yıllard'an beri Türk hükümeti Kürt halkını asimile etmeye çalışmakta ve Kürt dilinin gazete ve yayınlannı yasaklayarak. Son olarak Türk hükümeti. boğucu gazlann kullanılmasına rağmen. Aydın¬ lar kurşuna diziliyor. 1930'da Ararat tepesinde. Yaz ortalarında bir sabah. Kürdistan'ın bereketi! topraklarindan gidenlerden büyük bir bölümünün telef olduğu Anadolu'nun çorak topraklanna zorunlu ve sistemli göçler dü¬ zenleyerek. asılıyor ya da Türkiye'nin tecrit edilmiş bölgelerine sürgün ediliyor. kendi buluşu gerilla taktikleriy- 326 . benim sesimden ekselanslanna sesleniyor ve bu hükümetinizin yüksek manevi etkisinden Kün halkını yarar¬ landırmanızı istirham ediyor. Üç aydan beri ülkemde tüyler ürpertici bir savaş sürüyor. Direnişimiz karşısında Türk uçaklan kasabalan bombalıyor. Dersim Generali Seid Rıza" Seid Rıza. Sosın yaylalannda. fakat sabahm ilk ışıklanyla biriikte taarruz. Bu olay karşısmda Kürder. en derin saygılanmın kabulünü rica ederim. göçün uzak yollarında can vermek yerine kendilerini korumak için. Sayın Bakan. yakıyor. kara biriikleri uçak filolannm eşliğinde taarruza geçiyor. akşam ka¬ ranlığına kadar bombalama devam ediyordu.

Cum¬ huriyet gazetesinin bkmez tükenmez malzemesiydi. başına ödül konan bir gerilla lideriydi. küçük eşi Beşe. zevk ve se¬ fayı düşünen bir kadın portresi çiziyordu.le sızmalar yapıyor. Örneğin. hakkın¬ da uydurduklannı birinci sayfada yayınlıyorlardı. oğlu Şeyh Hasan ik torunu¬ nu bu çarpışmada kaybediyordu. Bese'nin gözü pek. Beşe. 327 . Şahin Bey. onu cepheden cepheye koşarak asker öldüren biri olarak gösteriyor. başını kesip Hozat'taki askeri ka¬ rargâha götürüyor ve ödülünü alıyordu. ama iyi ta¬ nımadığı kişilere ihtiyatlı davranıyordu. Gazeteci Barbaros Baykara. top atışlarının kesilmesin¬ den yararlanarak uyumaya çekilmişti. kayıplar verdirip silah ve cephane ele geçiri¬ yordu. Uzunmeşe yöresinde ça¬ nşma yeniden başlıyordu. hava ile kara taarruzlarına rağmen çemberden kurtulmuşlardı. Şahin Bey. Hıdır. savaşkan portresini çiziyordu. Pırço'nun oğlu Hıdır diye tanınan adamını nöbetçi bırakmıştı. onu uykuda vuruyor. sabahın seherinde başlayıp akşam karanlığına dek süren bir çarpışmada yorgun düşmüş. Gazeteler. Uyurken. bir başkası aşkı. devlet raporianna dayanarak yazdığı Dersim adındaki iki ciklik romanında. uzaktan akrabası ve en güvendiği adamların¬ dan biriydi. onunla ilgili haberler eksik olmuyordu. Öteki gazetelerden bazıları. Ortahkta "kelle avcılan" dört dönüyordu. Ba¬ sında. Bu Seid Rıza'nın karildığı en büyük kavgaydı. Seid Rıza ve yakınları. Seid Rıza. Türk basınının da başlıca malzemelerinden biriydi. daha sonra "propaganda edebiyattna" da konu oluyordu. Ovacık'ın Senkan bölgesinin. duygu¬ dan arınmış bk savaş ve öldürme makinesi olarak gösteriyordu. Beşe. Ama. Onu. Hıdır. O nedenle. yaklaşan. Seid Rıza olayı duyduğunda büyük kedere kapılıyor ve birkaç gün sonra da Sosın yaylasını terk etmek zorunda kalıyordu.

Ölümü bile bulamayacaksımz!" diye bağırarak uçuruma adıyordu. şim¬ diden bütün orduya ateşkes emri verilmiş olduğunu. yüz-yüz el- h yıllık ulu çınar ağaçlanyk kaplıdır. Ağdat'taki ikinci mezra olan Gogan'da Se¬ id Rıza'ya ulaşd. bir ordu ve gökten ölüm yağdıran uçaklara karşı kurşunu bitene dek çarpışıyor. Burası Munzur vadisi.. Dersimlilerin isteklerinin kabul edileceğini. ağ¬ lıyordu.. ölüm haberinden sonra Gogan kalesine sığındı Kutsal aile kabristanı da buradadır. silahsız¬ ların canına kıyacaklar! Seid Rıza. Baykara'nm anlatıklannm gerçeğe uygunluğu bir yana. Bir defasında 2 bm metre uzaklıkta. ashnda 328 . Kutsal türbeler. F. yakala¬ nacağı an. Kara haber. Uzun sakalı titredi.Baykara'ya göre Beşe. 2 bin 200 metreye ula¬ şan uzun menzilli bir Alman tüfeği kullanıyordu.. Bogır dağı bölgesidir Baktım (Seid Rıza'mn) mavi gözler büyüdü. "bem sağ yakalayamazsınız. Sakalım yolmaya has¬ adı. Namusuma dokunama- yacaksmız bemm. Unutamadığım bk kelimesi vardı: Dersim'i yok edecekler. Bu zevki tatnrmayacağım size. Munzur dağlann¬ da mevzilenmiş olan Seid Rıza'ya Erzincan valisi aracılığıyla ha¬ ber göndererek. Seid Rıza'nın. Dr. Çocuklan ve torunlannın adlannı teker teker sayıyor. Keçisekmez kayalıklannda bir avuç in¬ sanla. 1937 sonbahanna doğru Ovacık'ın sarp bolgelenne çekildiğini yazıyor ve devam ediyor: "Bu bölgede kış mevsiminde savaşmak Türkler için imkansız¬ dı. Nuri. Bu nedenle çarpışmalara ara vermek zorunluluğu vardı. Bunlann içi çürük ve boştur. Sinir krizleri geçirdi. Ses¬ sizlik mevsiminde hile yoluyla çalışmanın amaca daha çok uy¬ gun olduğunu kararlaştıran ordu kumandam. Seid Rıza'nın dizi dibindeydım. atmm üstünde dimdik yürüyen bir suba¬ yın binek hayvanını vurdu." SEİD RIZA BARİŞ GÖRÜŞMELERİNE GİDİYORDU. Yere yıkd. Sert kaşkn dikeldi. kurşunları birince taşlar firlatıyor. çoluk çocuğu kıracaklar. Doğan m anlattıklan şöyle: "Aik efradmın ölüm haberi gelince. Bu kovuklardan askeri harekâd izliyordu. Her ağacın çapı 7-8 met¬ reyi bulur. Gözleri çok keskindi.

torunları. Dersim'de insanlığın bu denli çürüyüp kokmaya başladığı bir sırada. kimsenin kılına dokunulmayacağı gibi. silahı bırakıp gö¬ rüşme masasına oturduğu takdirde. Kidesel kırımlarla kan nehirleri akıyordu. kelle avcıları tarafindan avlanmıştı. Seid Rıza'ya görüşme ve barış yapma önerisi geliyordu. Öne sürülen şartlar çekiciydi. Valinin yaptığı çağrıya göre. şartları arkadaşlarıyla görüşüp tarrişnktan sonra. akrabalarının peşine düşmüştü. Bazı dosdan onu terk edip. Ortaya dökülen ödül yüzünden. oğlu Şeyh Hasan dahil. Seid Rıza. Seid Rıza'yı Erzincan merkezine getirmeyi başarmış ve orada yanındakilerk birlikte tutuklamışd. af ilan edilecek. Atatürk'ün kendisini beklediğini bildiriyordu. görüşme masasına oturmayı kabul ettiğini bildiriyordu.Dersim'in tek başına bazı aşiretieri dışında diğer aşirederin üze¬ rine henüz askeri harekât yapılmadığını. Dersim baştan başa yangın yeriydi. "devletin şefkatli kolları arasına" koşmuştu. Cumhuriyet gazetesinin 29 Ağustos 1937 tarihindeki başlığı şöyleydi: 329 . kardeşin kardeşe güveni kalmamıştı. (5 Eylül 1937)" * * * 1937 sonbaharına doğru. Anlatılanlara göre. Ağustos ayı sonlarında. za¬ rarlar devletçe karşılanacaktı. kavga arkadaşları. Dersimlilerin bir kısmı "insan avcısı" olmuş. damadarıyla aileden 47 kişi öldürülmüş. bu isteğinin de kabul edildiğini. Ancak. Vali. Dersim harekâri durdurula¬ cak. Ankara'ya gidip Atatürk'le görüşmek ve Dersim olaylarını doğrudan ona anlatmak istiyordu. eşi Beşe. kızları. Ailesi kırıma •uğramış. yapdmasına da gerek görülmediğini ve oluşan zararları ödemeye hazır olduklarını bil¬ direrek. babanın oğula. Erzincan valisinden. bir şartı vardı: "Inspektör" General Abdullah Alpdoğan'la banş anlaşması imzaladıktan sonra.

verilen sözler unutulmuş ve tutuklanmıştı. İngiliz ve Fransızlarla çarpışa çarpışa geri alındığı ne kadar doğruysa. aynı tarihte olayı "Tunceli'de son temizlik" di¬ ye duyuruyor. "eşkıya Seid Rıza'nın Erzincan hükümet binasına gelip teslim olduğunu" yazıyor ve ekliyordu: "İki avanesiyle beraber Tunceli Ağır Ceza Mahkemesi'ne ve¬ rilecek. 13 Eylül 1937 tarihinde. "banş görüşmelerine" çağırmış." Oysa. Seid Rıza'nın "dehalet" ettiğini (sığındığını) yazı¬ yordu. Seid Rıza'nın da kendiliğinden gelip teslim olduğu da o kadar doğrudur. resmi söylemle "teslim" tarihi çelişkiliydi. 330 . ertesi gün de Genel VaHlik karargâhının bulunduğu Elazığ'a gö¬ türüldü." Gazete bu haberi verirken. ama ele geçtikten sonra. Seid Rıza'nın "barış görüşmeleri¬ ne gitme" karan henüz kesin değU. kendi isteğiyle Erzincan'a gitmiş. Doğru olan. Aynı gazete. "5 Eylül günü Erzincan'a gitri" diye yazı¬ yordu. Seid Rıza'nın "gel görüşüp banşalım" denilerek tuzağa çekilmesiydi. ama "daverin tuzak" oldu¬ ğunu. "teslim" olma yoktu. top ve tüfek atışlanyla kudanan şehirlerin Rus. o da gitmiş. Yakın dostu Dersimi." Tan gazetesi. "niyet" niteliğindeydi."Şaki Seid Rıza yakalanmak üzere. Seid Rıza Atatürk'le görüşmek ve "banş anlaşmasını" imzalamak üzere. vali aracılığıyla. Genelkurmayın kitabında ise Seid Rıza'nın "10 Eylül 1937 günü Erzincan'da teslim oldu"ğu yazıyordu. Sapürmalar bir yana. "Kurtuluş günleri" şenliklerk. ellerine kelepçe vurulunca anlamıştı. fakat kurtuluş ümitleri sönünce Er¬ zincan'da teslim olmuştur. Devlet. Seid Rıza Erzincan'da sorgulandı. Suçlu kaçıp gizlenmiş. Erzincan'a gidişi. Haberde şöyle deniliyordu: "Dersim'in son sergedesi Mahut Seid Rıza hükümete dehalet etti. Gazetelerin yazdığına göre.

Erzincan'a giderken. Yöredeki as¬ kerler efsanevi düşmanı yakından görmeye koşuyorlardı.. Ben Rızo'yum dedim.. Adın ne? Rızo. "burada olduğu¬ mu komutanına haber ver. Seid Rıza. fakat daha vaHHk binasından içeriye girerken yüzü asılıyordu. Kimi görevli. As¬ ker bir fotoğrafa. yüzünü açınca asker. bu cevap üzerine. köprü başı as¬ kerlerle dolmuştu. sonra gözlerinde sevinç pınltılanyla "sen Seid Rıza'sın. Nöbetçi uyanık biri miydi.Seid Rıza. kimi meraklıydı. Nöbetçi askerin. bir fotoğrafla geri dönüyordu.. oyum işte. tanınmamak için yüzünü gö¬ zünü kapatmıştı. Ama sen Seid Rıza diyorsun. "Ben Seid Rıza değilim demedim ki. katıra bin¬ miş. O nedenle sıradan. Ne yapacağını bilemiyordu. şaşkınlıktan büyüyen gözler¬ le ona bakıyor. Her ney¬ se. silahını doğrultup "Dur. Yıllar önce Erzincan'ı kurtarmak üzere aştığı Kırkmerdivenler geçidinden geçip. kimsin?" sorusuna şu karşılığı veriyordu: Bir yolcuyum oğlum.. bir de karşısındaki sakallı." Nöbetçi şaşırmıştı. Çünkü. Seid Rıza eksik olmayan espirilerinden birini padatıyor "oğlum" diyordu. İşte bu fo¬ toğrafla tıpkısın. yoksul bir köylü gibi giyinmiş. yaşlı adama bakıyor.. Vali 331 .. Nöbetçinin telefonundan birkaç dakika sonra. diyordu. defalarca geldiği bu binayı biliyordu. Yüzünü aç da göreyim. ilgisiz bir asker tanıyıp ateş etmesin diyeydi. Görüşme yerine sağlıklı bir biçimde varmak için bir tedbirdi bu. Seid Rıza." diye bağırıyordu. yoksa Seid Rıza'yı bekleyence tembihli mi bilinmez. nöbetçi kulübesine gidip. yine de emin olmak için "bir dakika bekle" diye¬ rek. Bunun üzerine. Erzincan'la Ovacık arasındaki AHbey köprüsü¬ ne vardığında nöbetçi askerlerce durdurulmuştu." diyordu. yanına da iki adam almıştı. Seid Rıza bir araca bindirilip götürülüyor. Seid Rıza onun şaşkın haline gülümseyip yol gösteriyor.

dökülen sudur" karşılığını yermekle yetiniyordu. bağımsız Kürdistan'ı kurma hayaliyle isyan etrikleri belirtiliyor. konuşmayı da reddetti. havaya karışmış. başlangıçta. Seid Rıza'nın konuşmamakta direndiği. Hatta savcı. hakkında hazırladığı "suçlamada" da (iddianame) yer alıyordu. yok olmuştu. Seid Rıza'nın konuşmamakta direnerek. savcının. Seid Rıza idam ediHyordu. Ama bilgi vermek bir yana. "yakalandıktan" sonra sorguya çekildi. Yasaya göre. Suçlama¬ da. nezarethanelerin bu¬ lunduğu alt kata götürülüyordu. "vali ile görüşmekten" söz ediyordu. Onu bodrum kattna götürenler. Ankara açısından "işlem acilleşiyor". Dersim'in aslında öz be öz Türk olduğunu söylüyor. bir çocuğu kandırmaya çalı¬ şanların edasıyla söylediklerine. Aldanlıp tuzağa düşürül¬ düğünü söyledi. Seid Rıza. Atatürk'le ikili gö¬ rüşme yapmak istediğini tekrariadığı belirriliyordu. Böylece. O. "usule-adaba uygun" iddianame bile hazıriıyor- du. BlR GARİP YARGILAMA Seid Rıza. görüşeceksin" diyor ve onu bir hücreye kapatıyorlardı. iddianameye dönecek olursak. Seid Rıza. ısrarla yönelrilen "neden isyan ettin?" sorusuna da umursamaz bir tavıria. dağ bayır ve aşiret adlarını söyledik¬ lerine kanıt yapıyordu. yargılanmak üzere mahkemeye de çı¬ karıldı. suçlamaya göre. Seid Rıza ve arkadaşlarının. Seid Rıza. "tamam tamam. o zaman yargı yolu-yöntemi firlatılıp kenara atılıyor. "Kürt yoktur" dedikten sonra. boş yere "Atatürk" diyor. Verilen sözler uçmuş. "Yüksek Mahkeme'ye" hitabıyla başlayan suçlamada. olmayan Kürrierin. Savcı. kesrirmeden gidilerek. Savcı Hatemi Şahamoğlu'nun imzasını taşıyordu. mahkeme de "Inspektör"e bağlıydı. daha sonra. ha¬ reket. Fakat.makamının olduğu üst kata değil. bodruma. "Kürdistan'ı kurma isyanı" oluyordu. 332 . arnk "ele geçmiş" bir tutsaktı. "kınlan testi. daha sonra Dersim'de Kürt bulunmadığı öne sürülüyordu.

söyleneni bir cümle ya da bir paragraf sonrasında kendini yalanlaması. Başları sıkışınca. yine Kutu deresine. son bir yılda tüm Dersim'de 1 8 cinayet iş¬ lenmiş ve faillerin tümü yakalanmıştı. isyana kadlan aşireder ise şun¬ lardır: Mazgirt kazasında Demenanhlar ve kısmen Yusufan ve Nazimiye kazasında Hayderan ve Hozat kazasından da Abbasu- şağı aşiretieridir. Şöyle deniliyordu: "Mart ayı içinde (1937) birtakım aşireder sükûn ve huzurdan sapmışlardır. İddianameye göre.Savcı. Ondan sonraki süreçten 1937'nin ük aylarına kadar ise hiçbir olay olmamışri Dersim'de. son iki yılda önemli bir olayın meydana gelmediği. 1937'deki askeri müdahale öncekilerden farkı anlatılırken şöyle deniliyordu: "Her zaman olduğu gibi. teyit eden ifadelere yer veriliyordu. Bunlara. Nitekim seid ve reisler. Daha olmazsa Bakır dağına (Bogır). (Dersimliler) başarı sağlayacakların¬ dan şüpheleri yoktu. daha sonra "Dersim olaylarına" geliyor. "Dersim baskınına". "asayişin berkemal" olduğu beHrtiliyordu. Suçlama. ancak söylediklerini bir sonraki paragrafta yalanlayarak. Mazgirt'in Pah nahiyesinde ve Harçik çayı üstün¬ de yeni yapılan ufak Kahmut köprüsü yakılmış ve bazı karakol¬ larımıza silahla taarruz edilmiştir. Savcı devam ediyordu: "İlin nüfusu da 110 bini geçer. Hükümetin işi gücü yoktu da peşlerine as¬ ker salacak değildi ya! Asker gelse de ne olabilirdi? Dersim son otuz senede 1 1 defa askerle karşılaşmıştı. çürütmesiyle ilginçti. Asker 333 . Bahtiyar aşireti reisi Şahin (Sahan) ile Kureyşan aşiretinden Şeyhanlı kolu reisi Hüso Seydo (Hüseyin Cesur-Sey Üse) ve arkalarına takdkları 15'er 20'şer kişilik ça¬ pulcuları ilave etmek lazımdır." iddianamede. isyan deniyor. Tujik Baha'ya çıkılırdı. bu defa bütün aşiretlerini arkalarında sürükkyememişlerdir. Ali boğazına kaçarlardı. fakat daha sonra "isyan"ın meydana gelmediğini doğrulayan. Dersim eşkıya yuvası olarak nitelendiriliyor. yer yer bazı aşiretlerin. Kalan deresine. " Suçlama. adeta mutluluktan sıkılarak olay çıkardığı izlenimi veriyordu.

İddianamede. Son fişengini sarf ettikten ve yanındaki avanesi de kısmen imha ve kısmen dağıdlarak. Bütün hesaplar yanlış çıksa dahi. kendisini karakola davet ediyor. Fakat köprüye gelince jandarma nöbetçisi kendisini yakalı¬ yor. Seid Rıza'nın. Kimliğini özenle saklamasına rağmen. sün¬ güsünü çekiyor. DersimHIer. Bir kere teslim olduktan sonra. Alişer üzerinde özellikle duruluyor ve "isyanı hazırlayanlardan bahsederken. Savcı okumaya devam ediyordu: "Seid Rıza. Suçlulardan. belge aranıp aranmayacağını inceliyor. Seid Rıza. dökülen su imiş. isyan ederken bu kez yanılmışlardı. artık sorguya suale ne gerek görüldüğünü bir türlü anlayamıyor. Ken¬ disine zarar gelmesin. rica ederim yazmayın.. Hozat'ın Sin nahiyesine bağh Ağdat köyündendir. Gelip geçmenin serbest olduğunu öğre¬ niyor. yanındaki dürbünün üzerinde yazılı isminden şüpheye düşen görev aşığı nöbetçi. Erzincan köprüsünden geçerken.. Seid Rıza. Sürekli olarak Ankara'yı sayıklıyor. Sesenkak'deki evinde oturur. sorgusunda verdiği ifadede de kolaylıkla okumak mümkün¬ dür. askerler daha me¬ şe yaprakları dökülmeden çekilip giderdi. bu kısma ait ifadesinde ifade ettiği son temen¬ niyi tekrar ediyorum: Jandarmanın süngü çektiğini. Seid Rıza. Suçlunun.kırklara kanşsa Kutu deresine inemezdi. kendisine sorulan her soruya cevap yerine şu sözle¬ ri tekrarlıyor: Kırılan testi. Eşkıya yuvalan temizlenmek üzere hazırlıklar yapılmış ve önlem¬ ler alınmıştı. Yusufan aşireti reisi Kamer ile Şeyhanlı Hüsso (Hüseyin Cesur) ve Hayderan reisi Kamer de yukarıdaki 334 . Otur kalk emri de Sesenkale'de verilir. baş tarafa Alişer'in adım geçir¬ mek lazımdır" deniliyordu. Dersim'in seidi ve Yukarı Abbasuşağı'nın reisidir. Çok defa Viyalık'ta. kişiliğinde topladığı seidlik ile reislik haleti ruhiyetini." Savcıya göre. komşu vilayetlere kaçarken Erzincan köprüsünde yakalanmış ve yüksek mahkemeye mevcuden sevk edilmiştir. Dersim'e ait işler Viyalık'ta görülür. kendisi Sarıoğlan'da tek başına bırakıl¬ dıktan sonra. Kuş olsa Bakır dağına çıkamazdı.

Baş¬ langıçta. Ankara tarafindan "infazları" yapmakla görevlendirilen Çağ¬ layangil. Dö¬ nemin Türk basını da bu rakamı doğruluyordu. sistemin yasalarını da yadsıyan. birtakım benzerleri gibi hesap gününe yetişememiştir. isyanın meydana gelişine gelince. Ama "imar ve reform düşmanları" boş durmamış¬ lardı. Seid Rıza'nın dostu Nuri Dersimi. halka baskı yapılacağını. köprülerin askeri amaçh olduğunu yaymış. idamların 18 Kasım 1937 ta¬ rihinde gerçekleştirildiğini yazıyordu. yasalara göre bir yol izlenirken. birbirini tutmuyordu." iddianamede. tuzak ile bir araya getirilip asıldılar. Seid Rıza dahil. "Boş durmayanlar". Seid Rıza'yla birlikte 10 kişi daha asıldı. hâlâ "Dersim'in imar ve reform" programından söz ediliyordu. resmi söylem ve idam edilmişlerin yakınları tara¬ fından söylenen tarih uyuşmuyor. Mahkeme ise evrensel "hukuk" bir yana. başta Seid Rıza. 7 kişinin idam edildiğini yazıyordu. astıkları insanların adları bi¬ le tutanaklara yanlış geçiriliyordu. Türk basınının yazdıkları ise bu tarihle çelişiyordu. Bahtiyar aşireti reisi Şahin de nihayet kendi yandaşlarının nef¬ ret ve kini arasında can vermiş. Demenan aşireti reisi Cebrail. halkın geleceğini iyileştirmeye çalışır¬ ken. İdam tarihi ise başka bir tartışma konusuydu. İlk isyan hareketi Yusufan ve Demenan aşiretieri içinde başlamıştır. Gazetelerin yazdıklanyla. Cebrail ve ölü Alişer ile Şahin olmak üze¬ re suçlular da boş durmuyorlardı. aniden pişman olunu¬ yor ve acele tarafından "idam töreni" düzenleniyordu. isyanda Seid Rıza'dan aşağı kalmayan bir rol oynamış ve şahsen ve fiilen asileri sevk ve idare etmiştir. Aceleye geldiği için mi bilinmez.zihniyeti anlattığımız tiplerdendir. kenara atan bir "garipHk"ti. 335 . Yine Dersimi'ye göre. a- Seid Rıza ve birlikte asılanların tümü entrika. hükümet imar ve reform programını uygularken. kadınlara tecavüz olacağım söy¬ lemişlerdi.

Atatürk'ün Malat¬ ya'da olduğunu da manşetten bildiriyordu." Haber dördüncü sayfada devam ediyor ve şöyle denUiyordu: "7 idam mahkûmu şunlardır: Seid Rıza ve oğlu Hüseyin. Resmi tarih ve resmi söylem idam tarihini karmaşıklaştınyor- du. 32 suçlu da muhtelif ceza¬ lara çarptınldı. Şey¬ hanlı aşiret reisi Haso. oğlu ve beş avanesi idam edil¬ di" diye." Oysa idam edilenler ve adları şöyleydi: Seid Rıza. Demenanlı aşiret reisi Cebrail oğlu Hasan." Hemen altındaki alt başlıklar haberi özeriiyordu: "İdam edilenler 7 kişidir. hem de Kurum gazetesiyle çelişiyordu. Kureşanlı Seid Hüseyin. Gazete. Parti ve hükümet yayın organı Ulus gazetesi. tarih ve gün bakı¬ mından Cumhuriyeti doğruluyordu. Seid Rıza'nın idam ha¬ berini üç sütunluk başlıkla veriyordu. Kureşanlı Hasan. Mirza Ali'dk. oğlu Reşik Hüseyin. Ankara'da alman idam karan tarihinin "infaz" gü¬ nü olarak anlaşılıp. Haberin ayrıntıları ise Kurum'da yayınlananların aynısıydı. hem Cumhuriyet. basına verilmiş olmasından da kaynaklanıyor 336 . Rejimin resmi organı "Kurum" gazetesi. Kurum gazetesinin idam haberini yayınladığı sayısında man¬ şet Atatürk'ün seyahatine aynlmıştt. 16 Kasım 1937 ta¬ rihinde. Hayderan aşireti reisi Kamer ve Demenan aşireti reisi Cebrail. Diğer idam mahkûmlarından 4'ünün cezası 30 sene hapse çevrildi. Gazetenin haber başlığı şöyleydi: "Seid Rıza ve arkadaşları asddı. Kamerin oğlu Fındık. idamlann "ta- rih"i konusunda. "son dakika" haberi veriliyordu. Hemen altında ise "Makinede" başhğı ile "Seid Rıza. 17 Kasım 1937 tarihli Kurum gazetesi.Dönemin yarı resmi Cumhuriyet gazetesi. Yusufan aşireri reisi Kamer oğlu Fındık. 15 Kasım 1937 tarihli sayısının manşeri "Atatürk Malatya'da tetkikler yaptı" biçimindeydi. Kanşıkhk. birinci sayfasında "Seid Rıza ve 6 avanesi dün idam edil¬ diler" başlıkh bir haber yayınlıyordu. Yusufan aşireri reisi Kamer.

ama Dersim'de insan kırımı sürerken. başında bulunduğu yol inşa- 337 . asıldığında bıyıkları yeni terlemeye başlamıştı. ama iyileşir iyileşmez hapishaneye ka¬ patılıyor. Seid ve 6 arkadaşının 18 Kasım 1937 tarihinde ipe çekildikleri gerçeği çıkıyor ortaya. Elâzığ'da mahkeme düzme. Onca kırım ve kan sesine rağmen. Seid Hüseyin hâlâ yol yapımıyla meşguldü. Sosın yaylasındaki çatışmada. olayı öğreniyor ve anneyle dostane ilişki kuruyor. hâlâ "devletin en güvenilir adamlarından" biriydi. doğru dürüst Türkçe bilmeyen haliyle. sonra da babasıyla birlikte asılıyordu. oğlunu saklamış ve yara¬ larını sarıp kendi olanaklarıyla tedaviye çalışmışri.olamaz mı? Bilinmez ama. Onu. Seid Rıza'nın evi bombalandığı sıralar ve daha sonra. sağ salim geri getirmek üzere Reşik Hüse¬ yin'i almayı başarıyordu. çocukluğundan beri. Bağışın amacı. Annesi Elif. Kureyşanlı Seid (Yetim) Hüseyin. babasının yanında. Atatürk'ün Elazığ'a varışından bir gün önce idam edilmeleri dikkate alındığında. uçakların taarruzunda yaralanmıştı. Seid Rıza'ya bağlılığıyla bilindiği halde. "Dersim'in iman" programının müteahhiderinden biriydi. Ona yol ve köprü inşaatları veriliyordu. Seid Rıza'nın küçük oğlu Reşik Hüseyin. oğlunun hasta¬ nede tedavi görmemesi halinde yarasının kangren olacağını ve ölebileceğini söylüyor. Dersim'de "İstihbaratçı Şevket" adıyla tanınan Albay Şevket. * Gencecik delikanlıyı da astıran "entrika adaleti" ötekiler için farklı mı işliyordu? Bilinmez.. Yetim Hüseyin. neden zahmete katlanıp. onu Seid Rıza'dan koparmak mıydı? Bu da bir bilinmez. düzenleme gereği duyulduğu da bir başka bilinmeyen ya. 17 yaşını bile birirmemişti. İstihbarat subayı sözünde duruyordu.. Reşik Hüseyin gerçek¬ ten hastaneye yatırılıyor.

kendi ayağıyla tuzağa gitmişti. Onların uyarısına kaçmamışri. Inspektör Abdullah Alp¬ doğan Paşa tarafindan onaylanıyor. akıllarından da geçmemişti. davanın görülmesine bile zaman aynlamıyor. tedirgin edecek bir halleri olmamış. kadınlar kalabalığı tarafindan seyredilmişri. Çünkü. Gariptir. idamın o kadar acelesi var ki. götürmeye gelenlerin tavrından sezinlemişri. bundan sonra. Onlar albayların. Resmi kayıtlar. "Atatürk de Alevi" denildiğinde en başta "şah" diyenlerdendi. bu kez yol ve köprü hallerini konuşmaya çağrıl¬ madığını. daha sonra iddianamesini yazıp. uykulu uykulu "gece yansı mahkemesinin huzuruna" çıkarılıyordu. Bazıları Türkçe de bilmeyen sanıkların avukatı yoktu. Kamer ve Cebrail ağalar da.atından "komutan seni isriyor" diyerek götürmüşkrdi. İlk sor¬ guda söylediklerinin dışında. Akındaki aria menzili aşıp kaçma olana¬ ğı olduğu halde. infaz görevlisi Çağlayangil'in açıkladığı¬ na göre. Seid Hü¬ seyin. giderken. tıpkı Seid Hüseyin gibi hâlâ "dosttan çağrı" aldıklarına inanıyorlardı. Seid Rıza'nın sorgu¬ su. daha sonra sanıklar yaka pa¬ ça cezaevinden alınıp. tıpkı Seid Hüseyin gibi entrika kurbanlanydı. 5 Ekim 1937 günü mahkemede okudu. yargılama olduğunu kaydetmiyor. Savcı Hatemi Şahamoğlu. "ben bir şey yapmadım" rahadığıyla entrikaya kanmış. valilerin sofra arkadaşlarıydı. duruşma. diktatörlüğün emrindeydi. 338 . Tutuklamaya geldiklerinde. Götürü¬ lürken. 23 Eylül 1937 günü tamamlandı. Cumhuriyet gazetesinin yazdığına göre. idam formalitesinin tamamlan¬ dığı gece yarısı mahkemesi hariç. devleti rahatsız. hele hele savcının suçlamasından sonra savunmalarına da yer verilmedi. idam karan önceden yazılıyor. Hukuk.

Buna rağmen neden isyandan bahsediyorsu¬ nuz? İsyan etmedik. Dersim'e en yakın şehir Elazığ merkezi ise. Halborili Hasan. iktidar sürdüğü günlerdi. Seid Rıza öldürüldüğünde 75 yaşındaydı. burada "lanetli"ydi. hakaret görüyorlardı. iddianamede Seid ve arkadaşlarının idamını istiyordu. "durup dururken neden isyan edip hu¬ zuru bozdun" sorusuna gülüyor. Kuşarilmışlıklanna rağmen. Dersimliler. 339 . kendi kimliklerinin kaçağıydı. Halborili Hasan bunlardan biriydi. Bu belli. Horlanıp aşağılanıyor. Onun daha sonra anlattığına göre. Fakat TC yasalanna göre. her Dersimli birer canavardı.* * Korkunun kol gezip. 65 yaşını aşanlar idam edilemiyordu. "bizi asacaksınız. duruşmaya geririlen Seid Rıza rahat ve huzurlu görünüyor¬ du. hangi sikhla isyan edebilirdik? Biz Halbori'de. Formalite için neden yoruluyorsunuz?" diyordu. "Dersim'de nekr olduğunu he¬ piniz biliyorsunuz. belgelerde 58 yaşında gösterilerek idam edile¬ bilir hale geririliyordu. Ölüm baskınına uğradık" cevabını veriyordu. Kendisine soru soran mahkeme başka¬ nına. Hangi güçk. orada is¬ yan karan alınmadı. eski çağların hüküm¬ darlarının yetkileriyle takviyeli General Vali'nin karargâhı sayesin¬ de şovenleştirilmiş bir şehirdi. Ama. Resmi propagan¬ danın etkisiyle Dersim canavar yatağı. Umursamazlık içindeydi." Savcı. her zamanki gibi güleç bakıyordu. "Ama Halbori'de isyan yemini ettiniz" suçlamasını sinirli bir dille yanıtlıyordu: "Halbori'de isyan yemini ettiğimiz doğru değildir. İsyan etmek güç ister. Siz de biliyorsunuz ki. Nuri Dersimi'nin yazdığına göre. bk şeref ve namus meselemiz için toplandık. "Ben Dersimliyim" demek de suçtu. Oysa bizler ekmek peşinde koşan yoksullarız. "aleni" olan mahkemenin "sorgu" bölümü¬ nü izleyen meraklılar arasındaydı. Mavi gözleri gamlı değil. bazı Dersimlilerin gözü ve kulağı Seid Rıza davasmdaydı. Emir yukardan geldi. Mahkeme başkanının. Dersimliler şehirde.

"diktatöriüğün gözde polisi". Bayar. generallere rağmen si¬ yaset konuştuğu gerekçesiyle bir süre gözakmda tutuldu. bu kez yeni gelenlerin adamı ol¬ muştu. Çağlayangil. yıllar boyu valilik yapnğı Bursa'dan senatör seçilmiş. DP'nin yerine kurulan Adalet Parrisi'ne (AP) kanlmış. seçim bölgesi Bursa'nın diriik. Sonra evine döndü. Bu iki yeteneğiyle. Tu¬ tanaklara yaşı 21 diye geçirilerek idam engeli kaldınlıyordu. 1965'te de önce çalışma bakam. Çağlayangil'in "hayatı. hem de kurnazdı. gü¬ cün gözdelerinden biri haline gelmiş. sokulan ve komünisderi "birinci derecede tehlikeli düşman" saydığı devirdi. genç yaşta. sanatı ve eserieri" arasında. Boş bulunan Cumhurbaşkanlığına da vekalet ediyordu. düzenlik ile kendisine oy getirecek hizmederin yürütülmesini ona teslim et¬ miş. Sistemin. emniyet müdürü olmuştu Demokrat Parri (DP) 1950'de ikridar olunca.Seid Rıza'nın Oğlu Reşik Hüseyin 17 yaşında bile değildi. Yeni ikridann Cumhurbaşkam Celal Bayar'm en güveni¬ lir adamıydı. 12 Eylül 1980 darbesinde Senato Başkanıydı. Çağlayangil. İNFAZ GÖREVLİSİ ÇAĞLAYANGİL ANLATİYOR İhsan Sabri Çağlayangil. Hem zeki. 27 Mayıs 1960 askeri darbesinde DP kadrolanyla birlikte tutuklanmış. orada vali tutmuştu. Daha sonra. kişinin idam edilmesi için 18 yaşını aşması gereki¬ yordu. askeri darbeyle devrilene kadar. Kaflcas göçmeni Çerkez bir ailenin oğluydu. Üniversite mezunlannm "yok" denilecek sayıda olduğu bir dönemde Hukuk Fakültesi'ni biririp İçişleri Bakanlığı'na bağ¬ lı polis teşkilatında çalışmaya başlamıştı. "komünisderi takiple gö¬ revli" birimin şefiydi. Bu darbede tutuklan¬ madı. Akrif polirikadan çekilip. daha sonra Süleyman Demirel'in yıllar boyu değişmeyen Dışişleri Baka¬ nı olmuştu. saf değişrirmiş. genç bir 340 . TC yasalanna göre. yatağında "hu¬ zur içinde" öldü. cezaevinden çıktıktan sonra. makamından indirildi.

Elazığ'a Singeç köprüsünü açmaya gidecek. Dersim'in lideri. bu işi halletmeni istiyoruz. Geçmişini ve yapriklarım konuşurken. Köprünün başında bir karakol. Atatürk gitmeden önce bu dava bitsin ki. yaptığı bu iş ve yürüttüğü görevden gurur duymamış olacak ki. Çünkü.. Bir gün beni çağırdı. Karakolda da 33 as- 341 . 1986 yılında.polis şefiyken. Duy¬ duk ki. Seid Rıza'nın bir de dini vasfi var. Ama yaptığından pişman ve rahatsız görünüyordu. Atatürk döneminin ünlü Emniyet Genel Müdürlerinden. Çağlayangil. Atatürk böyle bir sahne istemiyor. Burada bir köprü yapmışlar. Çağlayangil. üstlendiği görevi nasıl yerine gerirdiğini uzun uzun anlatri. Seid Rıza'yı astırma olayını da sormuştum. gazetede tefrika edilen daha sonra kitap haline gelen anılarında gün ışığına çıkardı. Şeytan köprüsü denen mevkide dört metreye kadar da¬ ralır. Ta ki. yıllar yılı yakın çevresi hariç pek kimseye aç¬ mamıştı. Ona verdiğim sözde durdum ve anlattıklarını yazmadım. Aşiret reisleri Seid Rıza'nın affi için Atatürk'e tavassutta bulunacakmış. Onunla. Ondan önce gidip. Elazığ'da bir topland olmuş. Atatürk. Hayatının bu bölümünün yayınlanmamasını istedi. Aynı zamanda peygamber sülalesinden geliyor kendisi. Fakat. rahat¬ sız etmesinler. Asılsın Seid Rıza. Bu üç ayrı anlatımının harmanlanmış halini sunuyorum: "Şükrü Sökmensüer. O tarihte Seid Rıza.. kendini emekliye ayırana kadar. Seid Rıza'yı astırmak gibi özel bir görev yürütme de vardı. Git ve bu işi bitir.. Fırat. çalışnğım yayın grubunun bir dergisi için röportaj yapmak üzere buluştum. daha derli toplu halde Güneş gazetesinde tefrika olacaktı. dedi. olayı ilk kez.. başka bir anlatım biçimi olarak yer aldı. Daha sonra. gazeteci Mehmet Ali Birand'ın 1992 ydında ya¬ yınlanan İşte Apo ve PKK adındaki kitabında. bu olayı. Derinliği de deniz gibi 17 metre olur.

istediğimizi anladyoruz kendisi¬ ne. Hasta hasta önceden belirlenen harekât sahasına varmak için yola çıktık. o ta¬ rihte Dördüncü Müfettişi Umum-i Abdullah Paşa var. Yollar devriye dolu. biz. Yarın da son gün. Baskında kara¬ kol yakılıyor ve otuz üç askerimiz de şehit ediliyor. Arzumu vali beye ilettim. çeteci bir adam. Kendilerine aşiretierinin başı olan kişileri teslim ederseniz harekâd durdura¬ cağız.' Paşa bize 'iyi ki gel¬ diniz' diyor. Sonra Malatya Emniyet Müdürlüğü'nden Ankara'ya tayin edildim.kerimiz var. Dersim isyanının başlamasıdır. Biz ortadayız. 'Emniyet Müdürüm Ankara'ya tayin edildi. Bu ara¬ da devriyeler bize yanlışlıkla ateş de açtılar. dedim. Atatürk olayla ilgileniyor ve ilgililere kesin talimat veriyor: Bu meseleyi kökünden hallediniz. Devriyeler mevzilenmiş. vekalete şifre çekmiş. 342 . Ateşim otuz sekiz. Köprüye Dersimliler bir baskın düzenliyoriar. Ben alışkın deği¬ lim. Ama yine de ister¬ seniz sizi de alabilirim' dedi. Zeytinyağlı sıcak bir yemek. Uzatmayalım. Askerierin başında İsmail Hakkı adında bk yedek teğmen. Şövalye. Önümüzde ve arkamızda birer kamyon. Dersim meselesini kökünden halletmek üzere. Vali. Ben o sırada Malatya'da Emniyet Müdürüydüm. biz Elazığ'a gidip Dersim Harekâd'nı biriikte görmek istiyoruz' di¬ ye. banş yapacağız. 'Ben de yann orada bir mevkiye gideceğim. Ama olayı da kaçırmak is¬ temiyorum. Diğerinde finndan yeni çıkmış sıcak ekmekler. Önlendi. 'Dersim Harekâd'nı incelemek istiyoruz. Vali ibrahim Etem Akıncı. Demirci Efe ile birlikte Kurtuluş Savaşı'nda çete kurmuş. Ne olacağı belli olmaz. Olaylan ya¬ kından takip ediyordum. işte bu olay. Elazığ'da. Fakat bölgeden aynlmadan önce Dersim'i görmek isti¬ yordum. Gideceğimiz mevki biraz tehlikeli. Ankara'dan müsaade istihsal edilerek Vali Akıncı ile biriikte Elazığ'a varıyoruz. Yemek yedik. On beş gün önce tercüman aracılığı ile asilerle konuştum. hastalandım. O zaman bu isyan olayı ile ilgili türiü rivayetier var. Kam¬ yonun birinde askerier var. Müfettişi Umum-i Abdul¬ lah Paşa'nm misafiri oluyoruz.

Abdullah Paşa muhtemel bir pusuya karşı önlemler aldırmıştı. Bunun için 'Kastuman' demiş¬ ler. Bağırdık. on iki kişiyi getireceğiz. Bunlar. Bir süre bekledik. Abdullah Paşa: Geldiniz mi. Açdlar. bu ağalar bizim kü¬ lümüzü attınriar. Kastamonu'nun tarihini bilir misi¬ niz? Şehrin ortasından bir dere akar. Olmaz. Yüksek bir yerden aşağıya indik. dedi Abdullah Paşa. dediler. Bugün buradasınız. Ben Tuman tarafindanım. çağırdık. bir tercüman çıkd ortaya. alır gidersiniz. İn¬ diğimiz yere silahlı askerier dizildi. Kenti bunlar kurmuş. Paşa onlara sordu: Listede yazılı olanlan getirecek misiniz? Üç kişi hariç. Kalanları da koyun¬ larına soktular. Jandarmanızı so¬ kamıyorsunuz. bir alayı durdurur. Şimdi siz hükümetsiniz. Askeri¬ niz var. Ortaya göğsü bağn açık. dedi. düşündü. Paşa onlara biraz sert: Devletle başedemezsiniz. öte tarafinda Tuman¬ lar varmış. Asiler dağlara sığınmışlar. Bir mavzerli. Benim yanımda fotoğraf maki¬ nesi var. olmazsa olmaz. Onlar da son derece kararlı bir biçimde: Paşam nidek. dediler. Geldik. kelime zamanla 'Kastamonu' olmuş.Geleceğimiz yere geldik. Vaktiyle bir tarafinda Kastlar. Ettaf birdenbire dağ gibi meyillenir. Siz Dersim'e giremiyorsunuz. dediler. Ortalarda kimseler yok. Sizin aşiretiniz de bu- 343 . Tuman da zamanla Demenan olmuş. Abdullah Paşa durdu. Bunları size veririz. Biz yann yine onlann elinde kalırız. Hemen ekmekleri kırıp yemeye başladılar. uzun boylu levent adamlar çıkd. Abdullah Paşa gelenlere çuvallarla ekmeği dağıttı. dedi ve ekledi: Niçin teslim etmiyorsunuz? içlerinden en uzun boylu olanı öne çıktı: Bir kadının tek kocası olur. sonra tercümana şunlan söy¬ ledi: Ben Kastamonuluyum.

Beyaz donlulann Atatürk'ün karşısına çıkmalarına meydan vermeye¬ lim. Karayoluy¬ la Singeç köprüsüne geçecek. O dönemde Elazığ Valisi Şefik Bey. Cumartesi günü Ela¬ zığ'a yetiştim. dedi. Singeç köprüsünü açmaya gidecek. Sonra Malatya'ya. Ata¬ türk pazartesi günü Elazığ'a gelecek. Savcı Hatemi Senihi Bey. Emniyet Müdürü ibrahim Bey'e gittim. Mahkeme¬ leri sürüyor. Beyaz donlu akı bin Doğulu Elazığ'a dolmuş. Atatürk'ün istasyondan halkevine kadar ko¬ ruması da size aittir. Emniyet Genel Müdürü Şükrü Sökmensüer Bey bana diyor ki: Atatürk. Atalanmız bir yerde buluşurlar. Zaman dar. mümkün değil' dedi. Siz benim akrabamsmız. Seid Rıza ve çevresi yakalandı. Ve teslim etmeyecekleri üç kişiden birisi de Seid Rıza. Sökmensüer'in yanından ayrılır ayrılmaz. savcı yardımcısı arkadaşım. Başta Macar Mustafa olmak üzere. Ben bu sırada adamların resimlerini çektim. Resmi tatil günü de yargılama yapıp adamı aşamayız ki. Aradan aylar geçti. Dersim'den ayrıldık..günkü Demenan. Savcı için 'kural dışı bir şey yapmaz. Size on beş gün daha izin vereyim. Gi¬ din ve on beş gün sonra bu listedekikri getirin. Emniyet Genel Müdürlüğü'nün siyasi şubesin¬ den istediklerini al. 344 . Fakat zaman çok dar. Neyle gideyim? Resmi tatil gününde Elazığ'da olacağım. Emniyet Müdürü Serezli ibrahim Bey. hemen hazıriıklanmı yapdm. Murat suyu üzerinde yeni yapılan Singeç köprüsünü açmaya Elazığ'a gidecek. beyaz donlular çıktığı za¬ man iş işten geçmiş olsun. Şükrü Sökmensüer: Sivillerden. Bizden istenenler 'asılacak¬ lar asılsın' ve Atatürk'ün karşısına. Dersim hare¬ kâd bitti. Ata¬ türk'ten Seid Rıza'nın hayatını bağışlamasını isteyecekler. Yapmayın. siya¬ si polisten akı kişi alıp trenle yola çıkdm.. 1937 yılında. İşte bu sırada Atatürk. oradan da yeni görevime başlamak üzere Ankara'ya döndüm. resmi tatil günü cumartesi öğlenden sonra. O listede Seid Rıza da var.

Halbuki biz. dedi. Paşa bu¬ nun da hazıriığını yapmış. Savcı yardımcısı hukuktan sınıf arkadaşım. kararı veririz. Ben bunu halletmek için hükümet tarafindan bu¬ raya gönderilmiştim. O zamanlar dördüncü bölgede temyiz hakkı yok. Ben de kendilerine sordum: Sizin saat 17:00'dan sonra davaya devam ettiğiniz olmuyor mu? Ooo. dokuzlara. 345 .Savcıya gittim. Mahkeme hakimini evinde buldum. Durumu kendisine anlattım. 'Yukarı¬ daki karar tastik olunur' diye yazıp imzalayarak boş kağıdı mah¬ kemeye vermiş. Salı günü de idam hükümlerini yeri¬ ne getiririz. Herkes çekiniyor. tatilde ise çalışıp karar almanın mümkün ol¬ madığını bana bildirdi. Hakimle konuştuk. Hakim bana: Cumartesi mahkeme toplanmaz. Gün oluyor. ben senin iste¬ diğini yaparım. Ve ekledi: Ben de mahkemeleri etkileyemem. Devir CHP dev¬ ri. çok oluyor. Bana: Sen valiye söyle. Gittiğim¬ de mahkemenin aldığı kararı yazdırıyordu. Hakime dedim ki: Bu dediğiniz gün Atatürk geliyor. cevabını verdi. ama mahkemelerin cumar¬ tesi tatil olduğunu. onlara kadar ça¬ lışıyoruz. Arkadaşım vekil olarak sav¬ cının yerine geçti. Savcı rapor aldı. sıkıyönetim kumandanı olarak kararı tasdik edecek. Maksat hasıl olmuyor ki! Başkaca bir şey yapılamaz. Abdullah Pa¬ şa. Her şey hızla yürüsün diye. Bu konuda Ada¬ let Bakanlığı'ndan da şifre aldığını. dedi. bu savcı rapor alsın gitsin. diyerek kestirdi attı hakim. mahkemenin kararını Atatürk gelmeden evvel vermesini ve geldiğinde Seid Rıza meselesinin kapanmış olması¬ nı istiyorduk. Biz mahkemenin tatil günü işlemesini ve alınacak sonucun in¬ fazını istiyorduk. Üstüne 'Abdullah Paşa'nm idamı' diye yazsanız kendisi asılacak. Kendisi kararı daktiloya çektirmekle meşguldü. ancak pazartesi günü mah¬ kemeyi toplar.

Bu işi bir an evvel hal¬ letmek lazımdı. Meydanda birbirinden uzak dört sehpa kurduk. Otomobil farları ile idamın yapılacağı hapishaneyi aydın- ladrız. Pazartesi günü 24:00'dan başlıyor. dedi ve bana döndü: Sen Ankara'dan beni asmak için mi geldin? 346 . Ona da çare bulduk. Hakim: Elektrikler kesiliyor. Hiç unutmam. Çingene de geldi. Kararları okununca. Gece saat 02:30'da mahke¬ me başlarsa. dedi. Ramazan ayı idi. Bu şartı da yeri¬ ne getirmeye çalışnk. baştan beş saat ihlal etseniz. Kaç kişi asılacak? Onu karardan önce söyleyemem. asılanların birbirini görmemesini emrediyordu. Mahkeme kararı açıklandı. Emir böyleydi. sabah erkenden asılacaklar. de¬ dim ben de. Mahkemenin yapılacağı halkevine lüksler koyarız. Sanıkları aldık. Biz ona göre mi hazırlığımızı yapalım? Bilemem. Kabul ettik. Hakim bu defa: Samiin (dinleyici) yok. Edam tine (idam yok). Mahkemenin 72 sanığı var. Ona da çare bulduk. mahkûmların ayrı bir yerde asılmasını. Ceza infaz Kanunu. Farlarla çevreyi aydınlattık. dedim.Eee. Asacağı adam başına 10 lira istiyor. Vali bir de çingene cellat buldu. sanıklardan bazıları beraat etmiş. Mahkemeye götürdük. hakim ilamda idam lafını kullanmadığı ve ölüm cezasına çarpnrılmaktan bahsetmediği için verilen hükmü iyi anlamadılar. Ama ekledim: Savcı 27 kişinin idamını istedi. Gece 12:00'da hapis¬ haneye gittik. Asacaklar bizi. diye bir vaveyle koptu. dedi. sonradan beş saat ihlal ediyorsunuz oluyor da. 7 kişi ölüm cezasına çarptırılmış. Seid Rıza sehpaları görünce durumu anladı. olmuyor mu? Yani pazar akşamı sahurdan sonra mahkemeyi açarız. bazıları da çeşitli hapis cezaları almıştı. Samiin de getiririz.

Atatürk seni çağırıyor. Çingeneyi itti. Çok kötü olmuştum. Yazı yayınlanmadı. Sandalyeye ayağı ile tekme vurdu. Hava soğuktu ve etrafta kimse¬ ler yoktu. Biz bu işleri belki zamanında halledemeyeceğiz (idam gecikebi¬ lir ihtimaline karşı) diye. Olmaz. Hitabet tarzı karşısında benim tüylerim diken diken oldu. Yazının başına da. infazını gerçekleştirdi. Seid Rıza'yı meydana çıkardık. Ayıpdr. Böyle bir yazı yayınlanmaz. istemedi. O gece hafizama nakşolmuş bir gecedir. Sonradan. yazdığım yazıyı okudum. basılıp basılmayacağım ben bilirim. Oğlu yaşında bir subayı öldürecek kadar kad yürekH olan bir insanın bu mukadder akıbetine acımak zor. demiş. Treni gece kör makasa çekmişler. Savcı namaz kılıp kılmayacağını sordu. Hafizalarımızdan çıkmaz. Bana güldü. dedim. iki daktilo sayfası yazı yazdım. ayıptır. 347 . içişleri Bakanı Şükrü Kaya'ya okut¬ muşlar. Söyleyiş tarzı çok enteresandı. Cinayettir' yazdım. otele gidiyorum. bi hatayıh. Evladı kerbelayıh. Ama ihtiyann bu cesaretini takdir etmekten kendimi alamadım. dedim. Ama Seid Rıza. zulümdür. dedi. Verdim yazıyı. Gazetede yayınlan¬ mak üzere benden istedi. Atatürk uyuyormuş. 'Bi hatayıh. Basamazlar. kendisini uyandırmamışlar. İpi boynuna geçirdi. Asabım çok bozuldu. İlk kez idam edilecek bir insanla yüz yüze geliyorum. Bu yaşlı adam rap rap yürüdü. dedi. Emniyet Müdürü'ne: Ben üşüdüm. Otek döndüm. Hiç unutamıyorum. Zulümdür. Atatürk bir gün sonra Elazığ'a geldi. Ben sabahleyin Atatürk'ün treninden çıkan Ulus muhabirine. Çok etkiliydi. dediler. oğluma verirsiniz. dedi. 40 liram ve saatim var. Sen ver. cinayet¬ tir.Bakıştık. meydan insan doluymuş gibi sessizli¬ ğe ve boşluğa hitap etti: Evladı Kerbelayıh. Son sözünü sorduk.

Gittim. Resimlerden ikisini sakladım. Beyaz donlular hiçbir şey söylemeden bakıyoriar. Yalnız iki tanesini sakladım. Hepsi imha edildi mi? Edildi efendim. Koltuk arkalarındaki boşlu¬ ğa masalar kurulmuş. Ve Atatürk trenden halkevine hareket etti. dedim. İkisini de bana ver. Atatürk'e gittim. Biri adım atsa. ben idam yerinden aynlırken resim çekmiş. Resimlerden birini kendisine uzattım. 'Olur' dedi. Cadde boyun¬ ca yürüdü. kahvaltı ediyorlardı. halkevi müsamere salonuna aldılar. Ben hemen negatifleri. Neyse. Şükrü Kaya da Atatürk'e ilet¬ miş. Singeç köprüsünün açılışından akşamüstü dönen Atatürk'ü. biri¬ ni de kendime alıkoyacağım. Atatürk sağ salim halkevine geldi ve buradan Singeç köprüsüne hareket etti. hemen önleyeceğiz. bu resmin negatifini bul. Bir yerlerde basdrmış ve Şükrü Kaya'nın yaverine vermiş. Arabasına da binmedi. Beyaz donlulann arasından yürü¬ yerek geçti. araşdrdım. Ben o sırada Şükrü Sökmensüer'e yolcu tre¬ ni ile dönmek istediğimi söyledim. İsmail Müştak Bey de sahneye çıkmış. Bu resim ne Emniyet Müdürü. Seid Rı¬ za'nın sehpada sallanırken çekilmiş resmi. Bizim sivil polisimiz Macar Mustafa. Bana bir resim gösterdi. Sen bu resimleri ne yapacaksın ki? Müsaade ederseniz ilerde anılarımı yazacağım. dedi. Haberim yok. dedim. Emriniz yerine getirildi. dedi ve ekledi. Ben de kafiledeyim. Çabuk git. Halkevi istasyondan bir hayli uzakd. Çok iyi tertibat almıştık. Ben tam gitmeye 348 .Gittim. Güneş Dil Teorisi'ne ait konuşmalar yapıyor. Öyleyse maiyetine hakim değilsin. Ne olacak onlar? Müsaade ederseniz birini zat-ı devletlerine vereceğim. dedi Atatürk. basılanları imha ettim. Verdim. Benim ellerim cebimde ve iki elimde de tabanca yü¬ rüyorum. yenilip içiliyor. Pek çok beyaz donlu (Kürt) vardı cadde kenarların¬ da. basılanlan imha et.

oğullarını darağacında görmek istemiyorlardı.. Gencecikti. dedi. Sarsıp uyandırdılar. herkese son istekleri soruluyordu. Onların asılacağı gece. Yusufan aşiretinin reisi Kamer de oğlu Fındık ile. Beni oğlumdan önce asın. "beni oğlumdan önce asın" diyordu. sonraları "bit pazarı" ola¬ rak anılmaya başlayan Buğday meydanındaydı. Sofrada Sabiha Gökçen de bulunuyor.. 349 .hazırlanırken.. Asanlar. Oğlu derin uykudaydı. Atatürk sofrada ve yolda. Elektrik verilemediği için. henüz 17 yaşını bitirmemiş Reşik Hüseyin'e ayrıca düşkündü. yasa ve hukuk gereklerine bağlı görünüyorlardı. Seid Rıza'yı yatağından kaldır¬ dılar. izin vermemiş. otomobil farlarıyla aydınlatılmıştı. Cezaevi ve idam alanı yasak bölgeydi. Trene bindik.. Hepsini birbirine bağlayıp asmaya götürdüler. askerler şehri içerden kuşatma akına almıştı. Seid Rıza ile oğlu Reşik Hüseyin'in kollan birbirine kelepçe- lenmişti. Yusufanlı Kamer de. Asılmak üzere idam alanına getirilen kafilede babalar ve oğul¬ lar birbirine zincirlenmişlerdi.. Askerler. Yollara bomba konursa diye baştan bir pilot tren gidiyor. meydanda yan yana dizilmişlerdi. şehir zifiri karanlıktı. mahkemeye gidiyoruz' diye yatışdrdı. Babalar. bizim için gelen bizimle gider. Gözlerini açıp da kalabalığı görünce ürktü. şehrin merkezinde. Seid Rıza.. babası 'telaşlanacak bir şey yok. Belki de benim gönlümü alacak: Hayır." Elazığ Cezaevi. Bomba konmuşsa pilot tren havaya uçacak. onu. Kurbanlar asılmadan önce. Ankara'ya dönüyoruz. arka so¬ kakları sarmış. Cellat işini görsün diye darağaçlan. Saat on oldu." SEHPADAKİ BABALARLA OĞULLAR idam gecesinin cezaevi sahnesinin tanıklarından Mehmet Ala¬ dağ anlatıyor: "Gece yarısı cezaevini basdlar. Atatürk durumu izlemiş ya da öğrenmiş. Onu darağacında asılı görmek istemiyordu. demiş.

oğlunun çektiği acıları bütün ayrıntılarıyla seyretti. Eli kolu bağlı. son düello çırpınışı karşısında donup kaldığı¬ nı. Seid Rıza'nın ölüme gidişini Çağlayangil. Kürt ulusu sağ olsun!" Yusufan aşireti reisinin oğlu Fındık. gözyaşlarıyla dolup buğulanan gözler¬ le seyretti. Babalar. Reşik Hüseyin darağacında babasına son kez seslendi: "Baba. gencecik be¬ deninin boşlukta sallanışını... Köprü başında yolunu kesip hakaret eden teğ¬ meni vurmuştu. Celladın boynuna ilmiği geçirme¬ sini gördü. ayak bilekleri prangalı halde. Onu asmak üzere Ankara'dan gönderilmiş Çağlayangil bile. babasından koparıp darağacına götürdüler. Babası idam sırasını beklerken.Fakat tersini yaptılar. onun ölümle dansı. Ayağının altındaki taburenin çekilişini. Seid Rıza.. tanıklık ettiği sahneye şaşarak baktığını söylüyordu. onun gidişini. önce oğulları asıp babalara seyrettirdiler. Celladı yana iterek sehpaya çıkışı ve ipi kendi başına boynu¬ na geçirmeye çabalaması ayrıca etkileyiciydi. "rap. onu asarak öldürmek için uğraşmak zorunda kaldılar. Asılırken. Aynı kaderi Yusufanlı Kamer de yaşadı. son anlarında evlat acısı ya¬ şattılar. Reşik Hüseyin'den bir¬ kaç yaş büyüktü. Nuri Dersimi'nin yazdığına göre. rap" diye anlatıyordu. ölümle hayat arasındaki kısacık çizgiyi dakikalarca yaşadı. Celladar. Fındık. Ayağının altındaki tabure çekilmeden önceki son haykırışını da. Babalara. seyretti. Seid Abdülkadir ve Şeyh Said'in idamında olduğu gibi. Fındık iri yapılıydı. idam edilmeden önce. son haykı¬ rışını dinledi. rap. s* * Reşik Hüseyin'i. 350 . bir kez de evlat acısıyla öldü¬ ler.. iki kez ip koptu.

Onlar. nakışlı yün çoraplan ayağındaydı. askeri çember aralandı. İpteki ölü canlar halka gösteriliyordu. ipin ucunda sallandı. Asıldığı yerde ayaklan yere değiyordu. donmuş bakışlarla öylece duranlar. şalvarının paçaları üstünden dizlerine kadar çekmişti.. Uzun.. * Seyirciler arasına katılanlardan biri de. Buğday meydanı ve çevresi gezgin satıcılar ve farklı düşünce¬ deki seyirci seliyle dolmuştu. "Seid Rıza'mn sonunu görme" davetiye'siydi bu. Sakalı apaktı. gördüklerini elli yıl sonra şöyle anlariyordu: "Seid Rıza ile oğlu yan yana asılmışlardı. gün boyu parke taş¬ lı meydanda. Baldırına dolayarak bağkdığı çank iplerinin ucundaki püs¬ küller sabah yelinde sallanıyordu. Seyre davet için mahalle ve mey¬ danlara tellallar çıkarılmış.." 351 . Seid Rıza'nın idamı "kudama gü¬ nü "ne çevrilmişri. seyre davetliydi. Ço¬ raplarını.. İpin ucunda sallanan ölü bedenlere hınçla bakıp öfkeli sözler söyleyenlerin yanında. Seid Rıza'nın başı oğluna taraf yanyordu. gösterme zamanıydı. Asmaya kıyılamayacak kadar yakışıklı. Fakat onun belleğine resimlenen.» * * Seid Rıza ve arkadaşlarının ölü bedenleri. Güle. rengârenk çorapların üstünde. Nakış nakış. Gözleri açıktı. "gelir vergisini" öde¬ yememekten tutuklu Mehmet Aladağ'ın genç eşi Güle (Güllü Aladağ) idi. Genç oğluna bakı¬ yor gibiydi. artık devletin gücünü sergileme. Uzun boyluydu. çanklan ayağınday¬ dı. köylere haberci müfrezeler gönderil¬ mişti. Yanındaki darağacının kollan arasında sal¬ lanan oğlu gencecikti. korkunun seyirlik Gün doğarken. Seid Rıza çok yaş¬ lıydı. manzarası haline getirilmişlerdi. Şimdi. güzeldi. gizliden gizliye dua edenler de vardı. gözyaşını içine akıtarak ağlayan. Bir bebek gibi. Bütün şehir. Reşik Hüseyin'in son haliydi. hüzünle büyülenmiş.

insan ayağının bile değmediği bir sarplıkta kazılan çukura gömüldüler.* Seid ve yoldaşlarının ölü bedenlerini. Muhafızların koruması altında kamyona koyup. 35i . benzin dökülüp yakıldı. imzalı tutanak. Mezarları bile belli olsun istemiyorlardı. Öldürülmüşlerin sonrası da meçhul kaldı. Kimine göre. ertesi gün Elazığ'a gelen Atatürk'e elden verildi.. Yakıldığına ilişkin mü¬ hürlü.. saatlerce sonra ipten in¬ dirdiler. neresi olduğu bilinmeyenlere götürdüler. Kimine göre. dağların ardında.

Artık endişeye. uygulayıcı birlik komu- 353 . bahar taarruzuna hazırlanı¬ yordu. kimileri yan¬ mış. Dersimliler. tedirgin olmaya gerek yoktu. Köy ve benzeri toplu yaşama alanlarının nasıl temizleneceğine ilişkin kılavuz (yol gösterici) talimatname yeni hazırlıklardan biriydi. yıkılmış hayatı yeniden inşaya. "Sel Seferleri"nin yeni aşamasına. Seid Rıza'dan sonra "yangının duracağına" ina¬ nıyor. "Dersim meselesi bitti" dediğini. İsmet Paşa. Oysa. inönü'nün kar engeli yüzünden. ismet Paşa'ya söyletilen kinli bir söylemle. "Dersim sonuna kadar susturulacak"tı. Kitapçık haline getirilerek. Seid'in idamından sonra. tek başına devletti. 1938'de. "barış ge¬ lecek" sözünü defalarca tekrarlamıştı. Devlet sözü ise inanılır. Ankara 1938 baharında uygulanmak üzere. Seid Rıza'nın idam edildiği sıralarda. yakılıp yıkılanın üze¬ rinde geleceklerini yeniden inşaya çalıştıkları bu süreçte.. Ankara. güvenilirdi. kimsenin kılına dokunulmayacağını" açıklamış. Başbakan İsmet İnönü de.. yeni temizlik ve arındırma projeleri hazırla¬ makla meşguldü. Çünkü Türk devleti bildirilerle "Seid Rıza ve arkadaşlarının teslim olması ha¬ linde. kurmaya hazırlanıyordu. bunun "paşasal bir taktik" olduğunu akıllarına bi¬ le getirmiyorlardı. Dersimlilerin ölülerini gömdüğü. ölüm seferlerinin sükûn bulacağına inanıyor. Dersimliler. "Dersim meselesinin bittiğini" ilan etmişti.SEKİZİNCİ Bölüm DERSİMLİLER DİYE "KURTULDUK" SEVİNİRKEN.

" "Kılavuz kitapçık". yakından kuşadlmalı. Müfreze. yalnız tavan ve direk¬ leri ve ağaç dalları vardır. Kapısından içeriye odunlar yığılarak. rejisöre fazla iş bırakmayan usta bir yaza¬ rın senaryosunu andırıyordu. yüksek damlarda mevziye sokulur. yıkım ile yok etmeler kaideye. Köy içinde fazla durmak ve alman vazife haricinde bazı eratın yolsuz işlere dalması yasakdr. Kimi Dersimliler. Köyün büyüklerinden birkaç kişi rehin olarak tutulur. Kitapçıkta yakma işi ayrınnlı bi¬ çimde tarif ediliyor ve şöyle deniliyordu: "Damlar." Kılavuzda. top ile tahrip edilir. etraftaki mühim noktalar emniyet kuvvetleri ile tutulmaya devam edilerek köy aranır. kurala bağlanıyordu. askere ateş eden köy. ahır. Ancak dam üstünden bir kısım toprak adlarak. Bu esnada bir iki makine¬ li tüfek. taş ve topraktan ibaret olup. uy¬ gulamaya zamanı kalmadan parti içi iktidar mücadelesinde yenik düşüyor." ismet Paşa. ateşleme suretiy¬ le genişletilir. Ondan sonra.tanlarına dağırilan ve "Tunceli bölgesinde eşkıya takip hareketle¬ ri. yanında top varsa. pencere ve bacadan bomba atılmalıdır. köylerin basılması ve sonraki işlemlere ilişkin madde şöyleydi: "Köy halkı toplanır ve dışarıdaki birlik komutanının yanına getirilir. ağaçlar meydana çıkanlır. toplu imha da şöyle kurala bağlanıyordu: "Bir dam (ev. Örneğin. 1938 yılı "icra programı"nı da hazırladı ama. görevden alınıp yerine Celal Bayar atanıyordu. Toplanacak odun ve çalılar burada yakılmak suretiyle bina ate¬ şe verilir. samanlık) içine sığınıp direnen eşkıyayı imha için. Bunları yakmak güçtür. daha sonra "o bizi kırdı" diyerek Celal Ba- 354 . köy arama ve silah toplama işleri hakkında kılavuz" adını ta¬ şıyan "talimatname "de.

Askeri rejimin yapısı düşü¬ nüldüğünde de. "bitti" bildirilerinden sonra taarruzun daha şid¬ detlenerek başlamasına şaşmışlardı. 1938 baharındaki ilk "vuruş" Kalan aşirerine yapılmışri. Dersim poHtikasının değişmediğini. Kurdistan Tarihinde Dersim kitabında. Üstelik yeni taarruzda. emre bağlı sivil bir memur konumundaydı." * ^ * Bayar'ın dillendirdiği "kari surette tasfiye". o. Oy¬ sa Kalanlılar başından beri devletle işbirliği halindeydiler. kalınan yerden harekâta devam edileceğini söylüyor ve şöyle diyordu: "Bu sene.yar'a düşmanlık edip. devlerin yanında yer alıp çatışmalara katılan. yaranma adına. Başka bir deyişle. Tuncelililer. Bayar dönemindeki uygulamaların plan ile projeleri çok önceden hazırlanmışn. Reisleri Şatoğlu Salman ile eşi Hatice. dağlardaki karla¬ rın erimesi. Kalanlılar. Kimsenin geçmişteki hizmetine. planları yürüten hüküme¬ tin başı olmuştu sadece. İsmet Paşa'ya sonuna kadar bağlı kalacak¬ lardı. önüne çıkanı akma alıyor ve "sonuna kadar" susturuyordu. yalvarma da boş yereydi. İçlerin¬ den sayısız muhbir. bağlılık faaliyetle¬ rine de bakılmıyordu. Nitekim Celal Bayar. acımasızhklanyla ünlenmişti. Yeni dalga. Ağlama. inisiyatifi. Fakat Kır¬ gan aşireti iki kere şaşkındı. haziran ayında başladı. şimdi hedef olmaktan ötürü şaşkındılar. Dersim denilen işi. dere ve vadilerin kuruyup. sızlama. göreve başladıktan sonra yaptığı bir açıklamada. ama Bayar yeni bir şey yapmamış. kendi başına karar alma yetkisi bu¬ lunmayan. Seid Rıza'nın oğlu Bura İbra¬ him'i katleden Kırgan aşiretinin sonu hakkında şunları yazıyor: "Seid Rıza ve Bahtiyar aşiretinin çekilmesinden sonra yerle¬ rinde kalmış ve imha edilmişlerdir. geçiş engellerinin ortadan kalkmasından sonra. kelle avcısı çıkmış. kati surette tasfiye etmek kara¬ rındayız. birçok işkenceyle karşılaştıktan sonra Sin köyünde 355 . ay¬ rım da yoktu.

Yusufan aşireti reisi Kamber. Dersim'in eski milletvekülerinden Mustafa (Miço) Ağa. Pergozan aşireti reisi İbrahim Ağa 1938'de yakılarak öldürüldü. eşyaları yağmalanmıştır. Abbasan aşireti reislerinden ibrahim Ağa. vallahi silah atardık. kadın. bunlann 1938'de öldürüldüğünü yazıyordu. Atatürk'e bağlılıkla¬ rını bildirmişlerdi." Mehmet Bayrak. Kırgan aşireti reisi Zeynel. Kumandan Pa¬ şa'yı gördük. Karabal aşireti reisi KangoZade Mehmet Ali Ağa 1938'de öldürüldü. Kırganhlann yerlerini askeri karargâh yapmış. Mehmet Bayrak. Kırgan aşiretinden orduya sığınanlar da birer birer toplatılarak. Karaseyid. Eğer Şeyh Said yahut Şerif buraya gelseydi. 1938'de Der¬ sim'de kurşunlanarak öldürüldü. Şeyh Memedan. Karabal aşireti reislerinden Koço. Dersim'deki bu aşiretlerin tümü. Pilvenk. duacıyız. Mazgirt. meydanda kalan hayvanlarını orduya vermiş. Kürtler ve Ulusal-Demokratik Mücadeleleri adındaki kitabında. Kureyşan. Karabal aşiretinden emekli subay Haydar. 356 . 1926 yılında heyet halinde Ankara'ya gidip. erkekler bulundukları yerde kurşuna di¬ zilmiş. Ferheden aşireti reisi Cemşit Ağa.kurşuna dizilmişlerdir. kız ve çocuklar samanlıklara kapatılarak ateşle yakılmışlardır." Aynı anda. Şeyh Said İsyanı sırasında hükümetin en sadık destekçilerinden biriydi. Miço Ağa dahil. Türkler. O zaman bütün ağalar Elazığ'daydık. Dersimli ağaların akıbetini şöyle açıklıyor: "Abbasan aşireti reisi Mustafa (Miço) Ağa. Sadakadmızı söyledik. Bahriyar aşiretleri de "Sel Seferleri"nin altında kalıyordu. devlerin "dost kuvvet"leri olarak bilinen Ferhat. Şeyh Said İsyanı ve daha sonraki aşamalarda Türk devletine destek vermiş. Hain berhudar olmaz. aşiret reisleri. Diyap Ağa ile öteki milletvekilleriyle birlikte verdiği ve 27 Mayıs 1925 tarihli Vakit gazetesinde yayınlanan ortak demecinde şöyle diyordu: "Mevcut hükümete candan bağlıyız.

Burada öldürüldü. tedirginlik ve heyecandan. Dr. Çocukken ailesinin yok edilmesine tanıklık etti. okutuldu." Dr. Doğu Dersim'den. Sait Kırmızıtoprak. Selametiniz için. Türkiye'de bir süre doktorluk yapnktan sonra Irak Kürdistanı'na geçti. kimi "dede toprakları bırakılıp yabancı diyarlara gidilmez" diyor. Alan aşireti reisi Ali. Fakat. Inspektör General Abdul¬ lah Alpdoğan'dan bir emirname alıyordu. Peyavangen aşireti reislerinden Süleyman. devlete ilgi ve katkıla¬ rından ötürü.Beran aşireti reislerinden Hasan. Aşiretin önde gelenlerinden Mustafa Bey. Sultan Abdülhamid tarafindan "Paşalık" kaftanıyla ödüllendirilmişri. "biz başından beri devlete yardımcı olduk. kendi ayaklarıyla ölüme gitmeye karşı çıkıyordu. bölgesindeki olayları da daha sonra yazdı. Devlete katkı¬ larıyla bilinen ve kurtulmayı başaran amcası Bertal Tanrıverdi ta¬ rafindan büyütülüp. Kırmızıtoprak'ın amcası Bertal Tan¬ rıverdi. 1938 yaz aylarının ortalarında. korku. her kafadan bir ses çıkıyordu. Tesadüf sonucu kurtuldu. Konya'ya tayininiz çıkmıştır. Kırgan aşireti reislerinden Mustafa ve Soran aşireti reislerinden Hıdır Ağa 1938'de Dersim'de öldürülmüşlerdir. "tehlike var" diyerek karşı çıkanla- 357 . Aşireti. Aşirerin güce bağlılığı TC'den de eksik olma¬ mıştı. Nazimiye'nin Civarik köyünden ve Hormekan aşiretindendi. Kimi "daha güzel topraklarımız olacak. Pevangan aşireti reisi Cafer. Osmanlı'dan beri devletle işbirliğini sürdürmüştü. Bamasoran aşireti reisi Yusuf. kimileri de olaya daha farklı açıdan bakarak "bu bir tuzak¬ tır" diyerek. köyde tartışmala¬ ra neden oluyor." KAN sesi Dr. Aşiret önde geleni ve Dr. neden kö¬ tülük etsinler bize" diyenler. Albeyan aşireti reislerinden Koço. Emirnamede şöyle deniliyordu: "Bütün Civarikliler toplanıp Elazığ'a gelsin. gidelim" di¬ yor. Dr. ailesinin trajedisiyle birlikte. Sait Kırmızıtoprak bu ailedendi. Kırmızıtoprak. Kırmızıtoprak'ın yazdığına göre haber.

"zaten huzur kalma¬ dı" savunması karşısında etkisiz kalıyordu. Baxtiyar aşireti Kürtlerinin çoğunluğu. çocuk. 1938 bahannda hükümet. Liderlerin birer birer ortadan kaldırılmasından sonra. Köy. Dr. Basına sansür uygulanıyordu.. kitiekr hafinde. kurtulabilen çocuklardan biriydi. ka¬ dın. süngüler ve cesedere dökülerek ateşle¬ nen petrol yangınlarıyla yok edildiler. çoğu defa da süngülenmek suretiyle imha edildiler. Bu çağn üzerine hükümet kuvvetierine teslim olan ve silahlannı veren Karabal. Pilvenk. gebe. zulme ve insanlık dışı muameleye karşı çıkıyorlardı." Dünyanın haber alması ve olup bitenleri öğrenmesinin önüne demir perde çekilmişri. Yazın sonlarına doğru Nazimiye'nin Hormekan. oyunun rengi ortaya çıkıyordu.. Fakat Nazimiye ilçesine bağlı Razadan köyünün yakınındaki dereye geldiklerinde. Mola verilir¬ ken makineli tüfekler ateş kusmaya başlıyor. Konya ovasındaki verimli topraklara kavuşmak umu¬ duyla göç hazırlığına girişiyor ve götürmeye gelen askerlerin önü¬ ne düşüyorlardı. Kırmızı¬ toprak. Dersim'in çevresine. Civarikliler orada topluca öldürülüyorlardı. "dede toprakları" diyenlerse. Kureyşan aşireti mensuplanyla. ihtiyar farkı gözetilmeksizin.rı bastırıyor. en tüyler ürpertici bir jenosit hareketi idi bu. Kureyşan ve Alan. Arkasından Mazgirt. Sıvan imzasıyla yazdığı kitapta. Memedan ve Karacaseyitkr hemen tama¬ men imha edildiler. Dünya tarihinin şahit olduğu en korkunç. ışık sızdırmayan ka¬ lın bir perde indirilmişri. Mazgirt'in bir kısmı. Babamansur'un mensupları da aynı şe¬ kilde zehirli gaz bombalan. Ferhad. Dersim'de olanları şöyle yazıyor: ". Yusufan. Binlerce Dersimli genç kız namusunu kurtarmak için kendini kayalıklardan aşağı atarak can veriyor. bütün silahlannı tes¬ lim edecek olan asilerin affedileceğini ilan etti. Kırım ve 358 . Şex. Sait Kırmızıtoprak. Dersim direniş güçleri (özellikle Bad Dersim'de) tamamen baş¬ sız kalmışlardı. emzikli.

Dersim dağlarındaki "Sel Seferleri"ni "askeri manevra" olarak bildiriyordu. Bu manevralar aynı zamanda askeri harekât şeklinde olacak ve neticede Dersim meselesi kökünden tasfiye edilmiş olacakdr. demir perdenin gerisindeki dağlarda boğuluyor. Geçen seneye göre. okul. 30 Ağustos 1938 ta¬ rihinde şunları yazıyordu: "Bu senenin. Bu bütün aynndlanyla her¬ kesçe biliniyor (oysa nelerin olduğunu yazarın kendisi de bilmi¬ yordu). Dersim için görev alacak ve genel bir tarama harekânyla. Oysa kan sesi yankılanıyordu. 359 . olayları "Dersim manevralan" (tatbikat) başlığıyla ya¬ yınlıyor. henüz Dersim'e dokunulmamıştı. Dersim'de bir ıslahat (reform demek istiyor yazar) programımız vardır. bu programa göre askeri harekâtın yü¬ rümesi lazımdır. "Dersim'de temizlik harekâtı başlıyor" cümlesinden sonra. Manevrayı yapacak olan kıtalanmız. Yol. Bu sene içinde. 9 Temmuz 1938 tarihindeki sa¬ yısında.kan sesi île insan feryatları. Türk basını sadece propaganda niteliğinde yayınlar yapabili¬ yordu. Bu program yürümektedir. asayişi bozmaya eğilimli her türlü hareketi ezecek ve Cumhuriyetin sarsılmaz otoritesini tesis edecektir. dünyaya kapalı dağların ardında. dahili işleri nokta-i nazannda. orada sönüyordu. Dönemin yarı resmi yaygın organlarından Cumhuriyet gaze¬ tesinin başyazarı ve milletvekili Yunus Nadi. şimdiye kadar hiçbir şey olmamış gibi devam ediyordu: "Dersim'de yapılacak askeri manevralara bugünlerde başlana- cakdr." Yine etkin gazetelerden Tan.. köprü. bu meseleyi kökünden söküp atacakdr. burada bu sene daha fazla kuvvetierimiz toplanmışdr. Geçen sene askeri harekât yapıldı. Basın arada bir açıklanan "silahlarıyla biriikte ölü olarak ele geçirilen eşkıya" rakamlarını yayınlıyor. karakol in¬ şa suretiyle. size ehemmiyede bahsetmeye değer bir mevzu vardır: O da Dersim meselesidir. Birkaç yerde de ufak tefek müsade¬ meler olmuştur.. tedip (terbiye etme) kuvvetierine müzahir olarak¬ tan. geçen seneki isyan böl¬ gelerinde sıkı bir tarama yaparak." Gazetelere göre.

toplu katiiamlar. "haydudar ölü olarak ele geçirildi" biçiminde anlatılıyor. Ölüm yolda. Bunlardan biri." ÖLÜM KAFİLESİNİN 6 YAŞINDAKİ YOLCUSU 1938 yaz aylarında Dersim. gereksiz ayrın¬ tı olarak kaldığı için açıklanmıyordu. dağlara kar düşünceye kadar sürecek. Me¬ sajını. bölgede bu gibi olaylar. her yerde pusudaydı. bir daha tekrarlanmamak üzere tarihe kanşdnlmışdr. kurşundan geçirilmiş. medeni bir hayata kavuştur¬ mak üzere yola çıkarılanları" da pusuya yatmış ölüm bekliyordu.ilkbaharda başlayan "tedip" ve "tenkil" (terbiye etme ve sus¬ turma) harekâtı. vahşi hayvanlar. süngülenmiş. belli bir program içindeki çalışmalar sonucu kısa bir sürede ortadan kaldırılmış. "Çatışmada ölü olarak ele geçirilen haydut" kafilelerinden kurtulanlar da oluyordu. Dersim artık "temiz"di. itirafçı ve tetikçilerle iz sü¬ rücülere gelecekti. İnsanlarla doğa bir arada yanıyor. Ama bir mesaj gönderdi. kelle avcılarına. Mesajda. "Güvenli yerlere nakledilenleri. Dersim konusunda şöyle deniliyordu: "Uzun yıllardan beri süregelen ve zaman zaman gergin bir şe¬ kil alan Tunceli'deki toplu haydutiuk olaylan. kesintisiz. 1938 yazındaki ölüm kafilelerinin birinde yolcu çocuklardan biriydi. Cumhurbaşkanı Mustafa Kemal Atatürk. 6 yaşında bir erkek çocuğuydu. ölü insanların kanı ve etiyle besleniyordu. köyde. baştan başa yangınlar içindeydi. büyük bir ailedendi. Genelkurmay Başkanlığı'nca yayınlanan Ayaklanmalar kitabın¬ da. Kureyşan aşiretinden. 360 . 1 Kasım 1938'deki geleneksel meclis açılışına gidemedi. Başbakan Celal Bayar okudu. "Haydutlar"ın cinsiyeti ve yaşı genelin içinde. en son sıra muhbirlere. 1937'de Seid Rıza ile birlikte asılanlardan "Yetim" lakaplı Seid Hüseyin Cesur'un yeğeni. Daha sonra Tunceli'nin mahallesi haline gelen Pirgeç köyün¬ de doğmuştu. dağda. Karlar düştüğünde.

götürmemişkrdi. Çatışma. Peşine düştükleri ağalann çoğu şu ya da bu vaatle ele ge¬ çirildi. Uçaklarla bomba yağdırıyorkrdı köykrin üstüne. direnen aşiret de kalmamıştı. askerkrin köyü sardığını söylüyordu. beni de yanında bırakmışlardı. 1938 baharında şiddet geri geldi. belde. Sonra sessizlik geldi. sonra gidiyorlardı. Haberler geliyordu: Türk ordusu. Birçok kimse. Dağda yaşamasına imkan yoktu. diye.Dizinden aldığı ufak bir yarayla katliamdan kurtulan bu çocuk büyüdü. Halbuki Seid Rıza'dan son¬ ra savaşan. birkaç çocuk kalmıştı. Bir sabah. Ama genel an¬ lamda sivillere karşı toplu harekât yapmadılar. Bizim köy de boşaldı. ihtiyarlar. Dağ şartlarına dayanamayacağı için götürememişler. Kapıya geldikr. tanrıya yakarıyor. Onu köyde bırakmışlardı. dağ¬ da yakakdıklarını öldürdükr. Aikm 1937 yazını dağ¬ larda gizlenerek geçirdi. Askerier kışlalara kapandıkr. dağda yaşayamaya¬ cak hastalar. bibimin haykınşkrıyla uyandım. Bizi dışarıya çıkardı- 361 . Seid Rıza ve arkadaşlan idam edildi. çarpışmalar. Adı "Emo" (Emine) idi. Halsiz. Hukuk Fakültesi'ni bitirip avukat oldu. Bizim¬ kiler köye döndüler. 1938'in yaz ortalarıydı. Bu da oldu. Annemle babam bazen gece karanlığında gizlice geliyoriardı. Ama hastaydı. Herkes kö¬ yünü terk ediyor. Geride. 1965 seçimlerinde milletvekilliğini çok az bir oyla kaybetti. Adının açıklanmasını istemeyen 6 yaşındaki "kurban" anlatıyor: "1937'de Seid Rıza ik yanındaki bazı aşiret reislerinin peşine düştükr. 1937'nin sonbaharına kadar. öknler oldu. 1938'de geldi. köyler topluca badya naklediliyordu. Kırım. 1960'larda aktif poHtikaya katıldı. ka¬ derine kahrediyor. Toplu sürgünkr de vardı. Yolda. Çok yaşlı de¬ ğildi. Tunceli'de Türkiye İşçi Partisi (TİP) il başkanlığı yapa. ne olur ne olmaz diyerek. kıra kıra geliyor. köyleri terk edip dağ¬ lara sığındı. mecalsizdi. Elini dizine vurup dövünüyor. Bizi görüyor. dağlarda gizleniyordu. Bir bibim (hala) vardı. Durmadan öksürüyor¬ du. Korkudan eve sığındık. Aileler.

Kurda. Askerier yanımızdan aynlıp karşı yamaçta toplandılar. Sıcak çökmüştü. 362 . Beni orma¬ na bırakan asker yeniden yanımıza geldi. Ben de bibim de. sıkı sıkıya sanlmışd. Bibim geride bağırıyor. Hepimiz. Yan ya¬ na sıraya dizdiler. 35-40 kişi vardı. Çekip aldı beni. O küçük. 60-70 kişi olmuştuk. Alev ve duman göğe yükseliyor. Ne olduğunu anlayamadım. Asker beni serbest bırakd. askerlerin eşli¬ ğinde yürümeye başladık. insanlar biçilmiş başak gibi yere devrildi. Köyü aradılar. yanan evlerimize bakarak ağlıyorduk. Köydeki bütün insanlan meydana toplamışlardı. Makineli tüfek takırdsıyla biriikte Ortalığı insan haykınşlan kapladı. Çünkü. Tekrar kafileye yetiştik bibimle. Tek başına yaşayamaz.1ar. Kupkuru bir yerdi.. İşlerine yarayan her şeyi. ydana yem olacak. Kafi¬ leden ayırdı. Kızgın kızgın bir şey¬ ler söyledi. yiyecekleri aldılar. birbirimizin dihni bilmiyorduk. Her taraf askerle doluydu. dağların tepesinde kayboluyordu. Bibim. Geride kalıp.. Sonra erkekleri birbirine bağladılar. kimi serbest bıraka¬ caklarını. Ve bizler. Sonra beni birkaç kez bibimden koparıp aldı. Kayahk ve ormanlıktan sonra bir açıklığa vardık. olacaklan hissetmiş gibi beni kucağı¬ na almış. ormana bırakd. Bu arada kafilemiz giderek büyüyordu. Biz bi¬ ze kaldık. Her defasında koşarak kafile¬ ye yetiştim. biraz sonra gelip hepimizi ayağa kaldırdılar. Ormana doğru götürdü. bize katılıyordu. Köyümüz yanıyordu. yol kenarianna. Kimi öldürüleceğimizi söylüyor. Gün ikriiyordu. Ama aniden mitralyözün namlu¬ su alevler saçmaya başladı. Çevre mezra ve köylerden insanlar getiriliyor. Askerler. Sonra evleri ateşe verdiler. onun beni ölüm¬ den kurtarmak istediğini anlayamıyorduk. yanı¬ mızda yürüyen bir asker kolumdan tuttu. Ormanlık bir yere geldiğimizde. saçını başını yolup ağlıyor ve yalvarıyordu: Onu ayırmayın. Susuzluk ve korkudan ağzı¬ mız dilimiz kurumuştu.

Ölü tarlası haline gelmişti meydanlık. Katiiamı uzaktan görmüşkr. ormana sığınan bizim köylülerdi. Bibimi. dizimi sıyınp kalbine saplanmışd. Dizimdeki yaranın verdiği acıya da aldırmadan. Dizimde müthiş bk acı hissettim. o katiiamda benim gibi biri daha kurtuldu. O zaman kurşuna dizil¬ diğimizi anladım. Yaralanmışdm. 363 . Bir kız ço¬ cuğuydu. hayadmda ilk defa bu kadar yılanı bir arada gördüm.Uyandığımda ortalık sessizdi. Baktım kan içindeydi. Askerkr çekilince. Gözlerimi açtım bakdm ki. Her nedense o kafilede sün- gülenmeyen tek 'ölü' bendim. Kurşun yarası alıp yere düşerken bile. Ölüler birbirinin üstüne yığılı ya da dağınık öylece duruyoriardı. Sanki Der¬ sim'in tüm yılanlan oraya toplanmışd. Askerier kurşuna dizme işleminden sonra kurbanlarının ölüp öl¬ mediğini kontrol için süngülüyorlardı. Daha da paniğe kapıldım. var gücümle koşmaya başladım. üstüme kapa¬ nacak biçimde yere düşmüştü. Beni çağırankr. Sonra. Kim bilir. olanlan unuttum. Üstümde bir ağıriık vardı. Kürtçe bağırıyor. Beni babamla anneme götürdüler. Ortalık yılan kaynıyordu. Kan kokusuna gelmişlerdi. belki de ormana bırakan asker kurtardı beni. üstelik adımla çağırıyoriardı. Sesleri seçmeye başlayınca ra¬ hatladım. Düştüğüm yer küçük bir çukur¬ luktu. Ama bizim oranın köpekkrine benziyoriardı. O da kapaklanır biçimde üstüme düşmüştü. beni kucağından atmamış. Akı ay dağlarda dolaştık. Belki de kurttu. Can¬ sızdı. Gözlerimi açıp doğrulduğumda bir sürü köpek gördüm. Onun adı da Emo'ydu. Türk asker¬ lerinin peşime düştüğünü sandım. İnsan ölüsü yiyoriardı. Bibimin ölü bedeninin akından çıkdm. Ateş açdklan zaman bibimin kucağmdaydım. O gün. ağırlık bibimdi. Bir ara sesler duydum. Ölüle¬ rin başına üşüşmüş çekiştiriyoriardı. ağla¬ yıp bağıra bağıra. Askerler yoktu. Köpeklerin cesetleri yemelerini ve ortalıkta kaynayan yılanla¬ rı görünce aklım başımdan gitmiş gibi oldu. kurtulan var mı diye bakmaya geliyoriarmış. Onu öldüren kurşun.

. hiç evlenmedi. avlıyordu. Emo. Otiar. Benimle aynı gün ve yerde kur¬ şuna dizilen.. Nöbet boyunca. 'beso. Bacağı da. Katiiam cuma günü olmuştu." 364 . beso!' (Yeter. askerlerin kolay kolay erişemeyecekleri yerlerde ya¬ şıyorduk. odaria tedavi edildi. Yanına alabildiği iki meşki su ile doldurmuştu. Bir gün çok susadık. Genç kız oldu. Emo. yenebilecek ne çıkıyorsa önüne.. Sularla boğuşuyor. Ba¬ bamla amcam su aramaya çıktılar. Kardeşimi vurdular. O kurşunla iyileşti. amcamı da alarak tekrar gitti. Ne bulursak yiyorduk. Amcam gece. Ertesi gün ba¬ bam. Bir iki saat sonra amcam ağlayarak geri geldi. Nehrin sakinleştiği bir yerde kıyıya çıkıyor. hem fi¬ zik. Suyun tek kaynağı Munzur nehriydi. Buralarda su sorunu çıkıyordu. Ben hiçbir şey yapamadım.. Kürtçenin Zazaca lehçesiyle. beş yaşındaydı. 1987 yılında öldü.. Arazi sarp kayalık. Ama babamdan ses seda çıkmıyor. Nehir azgın. Birden yaylım ateşi baş¬ layınca. ama yaralı olarak kurtulan Emo. süngü yarası yüzünden yarı tutmaz haldeydi. Dağlarda. nehir kenanna iniyoriar. o zaman 6 yaşımdaydım. Ben. diyordu. bacağından bir sün¬ gü darbesi almışd. iki günden beri hiç su içmemiştik..' deyip.. Baygınken. yaban meyveleri ve hayvanların her türlüsünü. periyodik olarak sara nöbetine tutuluyordu. Kurşun sağ omzuna saplanmışd. Onu çıkaramadılar. Omzuna saplanan kurşun onunla birlikte mezara girdi. Babam. yeter) diye ba¬ ğırıyordu. Babam meşklere su doldururken. 'böyle ölmektense. dalıp çıkıyor. kurşuna dizilenle¬ rin ölüp ölmediğinin kontrolü sırasında da. Sağ kolu bükülmeyecek şekilde sakat kaldı. Anlattığına göre. Ba¬ şarmışd. her cuma. sürükleniyor. yeniden Munzur'a gitti. amcam gözcülük yapıyor. Ama. Kaçtığını ya da nehre ada¬ dığını da görmüyor. Kurşun omuzunda kalmıştı. Biz yasını tutarken iki gün sonra babam da çıkıp geldi. Fakat boş döndüler. Vurulup öldüğünü sanarak geri geliyor. Şafak vakti geri geldi. amcam kendini nehre adyor.Yiyeceğimiz yoktu. Emo yaşadığı sürece. Askerierin nehir boyun¬ ca pusu kurup suya gelenleri avladığını söylediler. hem de ruhen sakatd..

Tümen. Ekinlerin biçikceği sıralar. köy ve tarialannı yakmışdr.. 12 Ağustos'tan beri yasak bölge içinde ve dışında yaptığı ara¬ ma ve taramada. makineli tüfek ateşi akına alınmıştır.RESMİ SÖYLEM VE PÜLÜMÜRLÜ ELE.." Aynı kitabın 464. son direnen 170 kişi¬ yi daha imha etmiş. Dersim İsyanı'nm bir sayfasında şöyle deniliyor: "16 Ağustos 1938. Tü¬ men. bölgedeki köy ve ekinleri yakmışdr. harmanlarımızı 365 . Ama kuru bk anlattmla. Genelkurmay Ayaklanmalar kitabında. yok edilen insanlan birer rakam okrak veriyordu. 15. aynı şekilde yaptığı arama sonunda 150 haydu¬ du daha imha etmiş. Tarlalarımızı. Pülümür'ün Şıhan köyünden Ele (Elif) Polat'tı. Süvari Tümeni bölgede yaptığı temizlik harekâdnda 69 kişiyi daha imha et¬ miş. olanlan inkâr etmiyor¬ du. sayfasında şunlar yazılı: "19 Ağustos 1938. 1938 yılında Dersim'in he¬ men hemen her köy ya da dağ kıvrımında yaşanan trajedilere bk örnekti. Ko¬ lordu Biriiklerinden 41. Köyümüze askerler geldiler. Tümen de. Dersim'deki insanlık yangınından ruhu ve yüreği yaralı ola¬ rak kurtulanlardan biri de. 17 günde 7 bin 954 kişi öldürülmüş ve¬ ya diri diri yakalanmıştır. Mazgirt'te toplanan son kafileden kaçmak isteyen 52 haydut daha imha edihnişti." Kitaptan bir cümlecik daha: "Tarama bölgesinde.. yanlannda sürüleri bulu¬ nan 500 kişi kadar bir haydut grubunu bombalamış. 6 yaşındaki tanığın anlatnklan. birçok haydudu imha etmiş. 12." t- * Resmi tarihin rakamlardan ibaret söyleminin yanında. Bir uçak filosu. trajedi tamklanmn anlattıklan ürperticiydi. Munzur suyu ik Kalason ve Sin bu¬ cağı bölgelerinde 290 haydudu imha etmiş. Ele anlatıyor: "1938 senesinin yaz günleriydi. Örneğin. ikinci safha için yürüyüşe devam eden 7.. 14.

en önde biz koşmk. Onun için korku büyüktü. Askerler çekildikten sonra tarlalarımıza gittik. diyor ve bize do¬ kunmayacaklarını söylüyorlardı. Ayran. Biz Kemal'e (Atatürk) baş kaldır¬ madık. İsyan eden aşiretlere katılma¬ dık. Yiyeceğimiz. Yangından ar¬ ta kalan arpa ve buğday başaklarını toplayıp eve taşıdık. kadını. Kimseyi öldürmeyeceklerini. Ağlayıp. Çevre köylerin tüm insanlarını. Pülümür'e götüreceklerini söyle¬ diler. Büyüklerimiz. kışlık erzakımızın yanışını ağlayarak seyrettik. ak sakallılarımız: Korkulacak bir şey yok. giysilerimiz hepsi yakılmıştı. Hiçbir şeyimiz yok¬ tu artık. Benim de korkudan südüm kesilmişti. odun kestiğimiz baltayı bile teslim ettik. Bostanlarımızı çiğnediler. Götürüp paslı bı¬ çağımızı. Askerler köy içine dağıldılar. bir insan güzeliydi. Gidip konuştular da bize kara haberi getirdiler: Köydeki yatalak ihtiyariar dahil. Askerlerine yan bakmadık. biz din kardeşiyiz' diye yalvanyordu. Askerler köye girdiler. Dersim'in her yerinde.) Top ve Kemal'in demir kuşlannın (uçak) sesinden Hüseyin'im uyuyamıyordu.. Hüseyin. Ellerinde gaz ve benzin tenekele¬ ri vardı. Pülümür ke¬ narına vardık. Köyü ateşe verdikten sonra. Yiyeceklerimizi yağma¬ ladılar. Askerlere su taşıdık. köylerde yapılanlan hepimiz duyuyor. bir sabah uyandığımızda köyümüzün askerler tara¬ fından tekrar sarıldığını gördük. Köydeki ak sakallıların moral verip bizi yadştırmaya çalışmaları boşunaydı. Biraz rahatladık. Gazap günleriydi. Hüseyin. içeceğimiz. biliyorduk. gazetecihk mesleğine başladığım gazetede çaycı ve ayak işlerine bakan¬ dı. Temizcecik. herkes bir araya toplana¬ cak.ateşe verdiler. Ben o zaman yeni gelindim. ihtiyarlar. ekmek ikram ettik. Sonba¬ hara doğru.. Köyde Türkçe anlayanlar vardı. 'canımıza kıymayın. Oğlum Hüseyin akı aylık bile de¬ ğildi. belki binlerce kişiyi keçi sürüsü gibi bir de- 366 . bizi yola çıkardılar. (Burada bir parantez açmak istiyorum. Kimde silah varsa verilsin denildiğinde. bebeği ve ihtiyarıyla yüzlerce. Uzakta durup emeğimizin. Meydanda toplandık. Döküp döküp evleri ateşe verdiler.

Ormanda izim kaybettiriyor. o gün birçok insanla biriikte kurşuna diziliyor. abim Kamer'in ise yaşadığını o gün. diye bağmyorlar. Bir yerde duraklıyor. Babamla ağabeyimi birbirine bağlayarak. Asker ihtiyacını gidersin diye babamınkine bağlı bileğini çö¬ züyor. Şapkalarını havaya atıyorlar. en büyük kardeşimizdi. ben. Bizi de onlara kattılar. Birkaç gün önce köye gelen bir müfreze ta¬ rafindan abim Kamer. annem. diyor. babamın dedikkrini yapıyor. Onu çok önemsiyorkrdı. Yolda babam ağabeyime: Benim kaçacak halim yok. zengin olduk. başındaki askerin başka tarafa baktığından faydalanıyor. Babamın öldürüldüğünü. kalabalıktaki tanıdıklardan öğrendim. Başlarında nöbetçikr vardı. kardeşkrim ve bütün köy. Babam ihtiyardı. Öldürüyoriar adamı. diyor. Adamın isim ve baba adı benzediğinden başka bir ilgisi yok¬ muş bkim Kamer'k. Kamer'i her yerde arıyorlardı. 30 yaşlanndaydı. başındaki askere: Sıkışdm. Vuramıyoriar. Asker yerdeyken. Askerler sevinçten çıldırıyorlar. Kamer. uçurumdan aşağıya koşuyor. Bizim köyden hemen sonra ormanlık uçurumlar başlıyordu. Dursun oğlu Kamer. toparkdıklan bir kakbahkk birlikte götürdükleri gün. Başını kesip askeri garnizona götürüyorlar. kurtuluyor.. Başı¬ na büyük ödül konulmuştu. 367 . Babam. gözden kaybolana kadar arkalarından bakıp ağladık. Adın. Kamer. İtip yere yuvariıyor. dayım ve köyün bazı ileri geknleriyk bir¬ likte götürülmüştü." "Kamer. diye soruyorlar. Bir yolunu bulur bulmaz kaç.. Yolun kenanna geçiyor. Ödül alacağız. Askerier bir gün dağda bir fukarayı yakalıyorlar. belki kurtulursun. Ardından yaylım ateşi açılıyor.rede toplamışlardı. Aniden askere saldınyor.

Kamer bağırıyormuş: Erkeksen yıldızını göster! Karşıdaki şapkasını namlunun ucuna takıp gösterince. Üsderinden uçup giderken bombalar bırakıyor. Sıcakd. 1943'te af ilan edilene kadar dağda kaldı.işte aranan Dursun oğlu Kamer'in kellesi diyorlar. Kutu deresi. tuvalet için askerlerin gö¬ zetiminde kampın kıyıcığına gidebiliyordu. uçakla taarruz ediyor. Geçidin tam ortasında bir tepe var. Kamer büyük ve keskin bir nişancıydı. 'Kemal'in demir kuşlan' dedikleri uçaklara ateş açıyoriar. Askerlere ödül olarak 5 bin lira ödeniyor.. Su. Ta ki bir buçuk sene sonra. ortalığı ölü¬ me. Sonra hayad normale dön¬ dü. Kamer. tank. yiye¬ cek yoktu. gökte uçup gürültü çıkaran bu demir kuşların ne olduğunu önce anlayamamışlar. erkek isimleri 368 . Kamer 1943'e kadar kaçak yaşadı. cephaneleri bitip tüfekleri sopadan farksız hale geldiğinde. Türk ordusu. O zaman tüfekle¬ riyle. 200 metre uzaklıktan yumurtayı vurabiliyordu. Geldiğimizden beri. Kutu dere¬ si ve çevredeki dağlarda yaşadı. Onu ardk ölü biliyorduk. 200-300 kişilik bir grupla bu tepede geçidi tutuyor." "Pülümür deresine binlerce kişi toplanmışd. Biz olayı duyduk. Çok derin. Kadın erkek herkes izinle. Kamer. yangına boğan bombalar atamıyorlar. öylece bekliyorduk. Askerlerle karşılıklı mevziknip beklerken. top. Kamer yıldızından vuruyormuş. Anlattığına göre. Buna rağmen ele geçiremiyor. Bundan sonra alçaktan uçup. Dersim'e açılan kapılarından biridir.. sabahtan akşama kadar. Türk ordusu onları söküp atamadı oradan. O tepeyi tutan. Birkaçını düşürüyorlar. Ne olacağımızı bilmeden. kendiliğinden çekilinceye kadar. kayalık bir vadidir. bütün geçide hakim olabiliyor. Kutu deresinde tam bir buçuk yıl di¬ rendiler. Yaşadığını çok sonra öğrenebildik. Tıpkı bir kartal gibi geliyor. yamaçları sarp.

yılan gibi başına taş vura vura ezme yerine. dediler. Türkçe bilenler yalvararak soruyoriardı: O insanları nereye götürüyorsunuz? Alay ederek cevap veriyorlardı: Hepsi cennete gidiyor. İzin verin.. Gidenler bir daha geri gelmiyordu.. Bir gün. merhamede. Onlar gider¬ ken. 369 . Çünkü dereye indirildik¬ ten bir zaman sonra silah sesleri geliyordu.. düşüp kalpten ölenler. dedi. Ertesi gün. birbirine bağlanıp götürülüyordu. Gidenler döndüklerinde şaşkındılar. susuzluktan dayanamaz hale gelmiştik. Gece boyunca ağlama.. Bu haber üzerine dağları inleten ağıtlar. artık isim okunmadı. Temsilcimiz komutana: Aç ve susuz bekliyoruz. geride kadınlar. Bakdğı an kurşunu yer. Tit¬ reyip ağlıyorlardı. Orada süngü¬ lenmiş ya da kurşunlanmış. merhamedidir.. çocuklar ve yakınları ağlamaya başlıyordu. Bizim kafileden de birinin eline bir bakraç verilip aşağıya de¬ rin dereye gönderildi. Anlattılar: Adlan okunup götürülenlerin hepsi aşağıda. Baş üstüne. Hepsi ölü. Cennete? Evet.. Af çıkd. Ama çocuklar susuzluktan inleyip duruyorlar. Ama yine de emin değildik. Türkçe bi¬ lenler tercüme ettiler: Türk ordusu ve Türk milleti adakdidir. Kimse götürülmedi..okunuyordu. baladlar başladı. İs¬ yan edenleri bile. insanlıkla affedebiliyor. Sizden yiyecek istemiyoruz.. aşağıdaki dereden su getirelim. ama giderken ve dönerken başını kaldmp etrafina bakmayacak. kendini yerden yere atarak öldürmeye kalkışanlar. Götürülenler derede öldürülüyordu. cennete. Ölüler güneş akında davul gibi şişmişler. Peki. Ba¬ şını taşlara vura vura intihar edenler. inleme ve yürek paralayıcı ağıtiar ke¬ silmedi. Subaylardan biri bir kayanın üstüne çıkıp konuştu. İçlerinde hâlâ can çeki¬ şenler var. Erkekler ken¬ di aralanndan Türkçe bilen bir iki kişiyi seçip komutana gönderdder. Adı okunan erkekler öne çıkıyor.

. pek ilkel ve zor koşullar altında gerçekleşti. General Dersim'e ilişkin anılarını "utandırıcı" diye özetlemekle yetiniyor ve şunları yazıyor: "Günlerden bir gün alayımıza emir geldi. Bizlere. Anılar ve Görüşler adıyla bir de kitap yazdı." Derede katledilenler. o zaman Dersim denilen bölgeye gideceğiz. Tren yoluyla Ela¬ zığ'a intikal edilecek. 12 Mart 1971 tarihindeki askeri darbenin cunta üyelerindendi. 40 kişinin paylaştığı kapalı yük vagonlarında. Tren yolculuğumuz. Okuyucularımızdan özür diliyor ve yaşantımın bu bölümünü anlatmaktan kaçınıyorum. İki ayı aşkın bir süre özel görev yaptık. Elazığ'ın biraz uzağında. devletten yanaydılar. kitap ve yazı dünyasıyla da tanışmış nadir ge¬ nerallerden biriydi. genç yaşta "görev" yaptığı Pertek'te de insanlar. Seçimi. Dersim'de "görev yapan" generaller kuşağının son bireylerindendi. bunu hayatlarının garanti- 370 . 1980'de Cumhurbaşkanı adayı oldu.Bizi serbest bıraktılar.." Muhsin Batur. O bakımdan "utancını" anlıyorum. Atatürk imzalı birer madalya dagıtdlar.. 1999 Eylülünde ölen general. az bir oyla kaybetti. GENERAL'İN UTANCI Muhsin Batur. resmi raporlara "çıkan çatışmada ölü olarak ele geçen haydutlar" diye mi geçti bilinmez. Hava Kuvvetleri Komutanlığı yaptı. Her şeyi yeniden yapmaya başladık. Emeklili¬ ğinde Cumhurbaşkanı tarafından Senatör atandı. Ağzunikliler. Yakılmış köyümüze döndük. ilk du¬ rak Pertek olmak üzere harekete geçtik. Pertek'in Ağzunik köylüleri gibi. Sonra CHP'ye geçti. bir süre orada eğitim gördükten sonra. Elazığ böl¬ gesinde büyük bir manevra resmi geçidi ile bitti. Harput eteklerinde çadırlı ordugâh kurduk ve bir müddet sonra. Onun. kafi¬ le kafile yok ediliyorlardı.. Alaya verilen özel görev.

Gece yansından sonra. Fakat.. Bu çocuk. Salih Paşa'yı. toz ve toprakların üstüne sererek onu buyur ediyor. Komutanım. Elazığ'da okumuş. General ayrandan sonra kahvesini içerken. Ulan senin altı tane oğlun var. Ama "güven rüyası" bir yaz günü bozuldu. Allahın adıyla söy¬ lüyorum ki. onur¬ landırıcı ve bağlılık bildiren sözlerle karşıladı. onun "kara tarih"e tanıklığıdır: 1938 yılının yaz ayları. Sü¬ leyman Köse'nin 7 yaşındaki oğlu Hüseyin Köse'ydi. kimisi gece serinliğinde hasadın yapıldığı harman yerinde uykudaydı. Ağzunik köyünden sağ kurtulmayı başaranlardan biri de. Köse.si olarak görüyorlardı. harman zamanıydı. diyordu Süleyman Köse. Süleyman Köse silahı olmadığını anlatmaya çalışırken. acelesi olduğunu söyleyerek. "kirliliğin evrensel tarihi"nin bir keskinin tanığı olarak yaşadı. 1946 yılında Genelkurmay Baş¬ kanı olan Salih Omurtak mıydı?) SaHh Paşa Ağzunik köyüne girdiğinde. önce soğuk ayran. kimisi evinde. Hepsi silahlı. Ağzunik köyüne gelen as¬ keri biriiğe Salih Paşa komuta ediyordu.. Köy uyandırılıp ayağa kaldırıldı. bir yandan da çocuklarını çeşme¬ den soğuk su getirmek ve ayran yapmak üzere seferber ediyordu. Zilan kınmında da tarih sahnesine çıkan. köyün ileri gelenlerinden Süleyman Köse. Onu memnun etmek ve konumuna uygun biçimde karşılamak için. Çok iyi Türkçe konuşuyordu. evindeki en değerli halıları getirip dışarıya. Rüştiye'yi bitirmişti. sadece yazın başına kadar kendile¬ rini güven içinde hissedebüdiler. Süleyman Köse'den silahlarını bir an önce getirip teslim etmesini istiyordu. (Salih Paşa. Ama komutan ikramları kabule ve oturmaya yanaşmıyor. karşısında hazır ol¬ da duran Süleyman Köse'ye silahlarından haberli olduğunu söylü¬ yordu. ardından kahve sunuluyordu generale. Beni uğraştır¬ madan getir şu silahları! 371 . Aşağıdaki bölüm. bir şey gizlediğim yok. sabah yıldızının doğduğu zaman.

eşi Hatayı. Köye girer girmez yakalanıyor. yola çıkılacak şekilde hazır hale getirilip. Zeynel. Rıza ve İbrahim adındaki çocukları da birbirine bağlanıp ka¬ fileye alınıyor. Olukpınar köyüne geçiyor.. Büyük kızı ergin çağdaydı. General yiyor. geceyi Dere nahi¬ yesinde geçiriyor. köyün ileri gelenlerinden Hüseyin Zengin ile akrabaları Rıza ve İsmail'in ailelerini de bağla¬ yıp kafilesine katıyordu. Salih Paşa o gün öğleye kadar Ağzunik köyünde kalarak. içiyor. kafiledeki oğ- 371 . giderken kendisini ağırlayan Hıdır Ağa ile ailesini de esir alıyordu. delikanlılık çağına ye¬ ni yeni adım atıyordu. Yüzbaşı Nuri'nin kafilesi ise büyümeye devam ediyordu. Hıdır Ağa. Ali¬ şan.. şerefine bir kuzu kesiyor. sonra Höşniğ köyüne geçiyor. kavurma pişirip önüne koyuyordu. Zey¬ nel'in Pertek'ten dönmesini bekledi. Çernik mezrasında oturu¬ yordu.. kolları bağlanıyor. Hasan Köse. Şahin ve aileleri de katılmıştı tutsaklara. üçü kız. konu¬ ğunu ağıriamak için elinden geleni esirgemiyor. General Salih. Hıdır Ağa'ya konuk oluyordu. Süleyman Köse'nin dokuz çocuğu vardı. ötekilerin yanına konuyordu. Dere nahiyesinden Ali. O nerede? Pertek'e gitti. General. güneş altında bekletiliyorlardı.Komutanım. Mustafa. aralarında 7 yaşındaki Hüseyin Köse olmak üzere bütün köylüler. Bu arada. Generalin komutasındaki kafilenin yolcu¬ luğu köy çıkışındaki derede bitiyor. sabah tekrar yola çıkıyordu. Öğleye kalmadan döner. İşte görüyorsunuz onları. hayatlar orada sönüyordu. kafileyi Yüzbaşı Nuri'ye teslim edip. sonra Pohteris köyüne geçUiyordu. oğullarımın hepsi çocuk. Bunlar silahtan ne anlar? Büyük oğlun var. Giderek büyüyen kafile. Mezradan geçilip. Çay mezrasından ise Hasan Özer ve ailesi. Süleyman Köse'nin büyük oğlu Zeynel. urganlarla birbirine bağlanıyor. Sü¬ leyman Ağa'nın kardeşi Hasan Köse. Hasan Özer. Doğan ailesi de tutsak alınıyordu. Abbas. kendi halini ve her şeyi unutmuş. altısı erkek.

diye bağırdı komutana. Sü¬ rükleyerek götürmeye çalıştı. abim yerinden firladı. 373 . Ablamın koluna yapışd. Yüzbaşı istiyormuş. . Bir insan güzeliydi. kolu şişmişri. işini kolaylaştırmak isterce¬ sine hareketsiz duruyordu.Namusuna dokunduklannı görmektense öldürürüm onu. Abim Zeynel deli gibi ayağa firladı. Ulan şerefsiz. diye ba¬ ğırdı. diye bağırıyordu. Ablamın ellerini çözdü. Süleyman Köse'nin ellerini birbirine bağlayan sicim bilekleri¬ ne oturmuş. Onu götürmek için sü¬ rüklemeye çalışırken. Ama sizde o şeref yok. deyip duruyordu. Ablam hiç karşı koymadı. Anneme sokulmuştu. İn köyünden sonraki bir derede mola veriliyordu. Ablam 13-14 yaşlanndaydı. Bağlı elleriyle ablamın boğazını sıkmağa başladı. O zaman ananızı. Abim 16-17 yaşlanndaydı. Sonra bir er yanımıza geldi. ahimin çıkışı üzerine eri çadınna çağırdı. Yüzbaşı. çeker vurur¬ sun bizi. Ona yardım etmek. Okuduğum anlatımlarını özerieyerek sunuyorum: "Askerler yüzbaşı için bir çadır kurdular. yazılı olarak geçti elime. ba¬ bası sayıklar gibi: O daha çocuk. küçülmüş¬ tü. Korkudan büzülmüş. tutsakların sayısı 100 do¬ layına çıkmıştı. diye bağırdı. Yüzbaşı çadmna çe¬ kildi. Oğlu Yusuf daha ergenlik çağındaydı. Hozat'ın İn köyüne gelindiği zaman.lu için gözyaşı döküyordu. Ortaokul öğrencisiydi. Ve asker sonra geri geldi. Ama anlattık¬ ları. bacınızı siz gönderin bize. Komutandan mümkünse bağların gev¬ şetilmesini istiyor ve isteği uygun bulunuyordu. Kendini kaybetmişti. Abim ablamın üstüne adldı. * * Burada bir açıklama yapma gereğini duyuyorum: Hüseyin Köse ile yüz yüze görüşme olanağını bulamadım. Yusuf elleri arkasında bağlı yürürken. Ben yaşadığım sürece kimse bacıma dokunamaz. Eğer şerefin varsa.

kurtuluşumuz yok.. ormana yetişmek üzereyken vurulup düştü. Ablam. Yapma oğlum. Ahimi kaldırdı. Askerler şaşırmışlardı. makineli tüfeklerin namluları bize çevrildi. Bize ne olacak diye korku içinde beklerken. kardeşinin kanına girme.. Kur'an okutma. Söyledikleri hiç aklımdan çıkmadı bugüne kadar: Boğ beni kardeşim. askerlerin dikkatierini dağıtmışd. Kime ateş edeceklerini.. sırtüstü yatan ablamın ağzının üstüne oturdu.. Kur'an okumaya başladı. Bir yandan da karşımıza makine¬ li tüfekler yerleştiriliyordu. Sırtüstü yat bacım. Ahmet ve Mustafa ahilerim ormana yetişip kay¬ bolmuşlardı. Öldür beni Zeynel. diye yalvardı. Er Kur'an okurken. elinde Kur'an'la öne çıkd.. Bir süre sonra eli boş döndüler. ne yapmaları gerektiğini de bilmiyorlardı. Gözleri büyümüş. hasta. Askerler dahil.. Birden ortalığı bir 374 . Meydanda sadece ihtiyar.. Gülüyordu. maki¬ nelileri ateşkyinceye kadar. Bu namussuza tesHm etme beni. Yanaklarından aşağıya yaşlar akıyordu. orada ne kadar insan varsa seyrediyordu. ama elleri bağlı olduğu için bo¬ ğazını kavrayamıyordu. Askerler ormana dağıldılar. ne olur! Abim delirmiş gibiydi. Onlarla birlikte birçok kişi daha. Ama ba¬ bam. Ama hiç de in¬ sanca bir gülümseme değildi. Onu bu şekilde ne¬ fessiz bırakıp öldürmek istiyordu. çocuk ve güçsüzler kalmıştı. yüzü çarpılmıştı. Kafile bir anda ayaklandı. Zeynel.Ablam ağlıyordu. Ablamı boğmak için çırpmıyor. Fakat annem dayanamadı. Onlar toparlanıp tüfeklerini. O sırada yüzbaşı çadırından çıkd. kaçanlar bir hayli mesafe aldılar. Yüksekçe bir yere otur¬ du. diye bağırdı. Hepimizi tarayacaklar. Gücüne kuvvetine güvenen insanlardan her bi¬ ri bir yöne dağılıp ormana koşmaya başladı. Zeynel. kafile içinde fisıldaşmalar başladı: Kaçahm. Bir ere seslendi: Başla! Bir asker.. Gücü olan kaçsın. Kaçanları aradılar.

Sırdm sızlıyordu. uykum geliyordu. bir dağlar yumağıdır. ulu tepeler haline geliyor. Ama bazıları insan eli ve emeğiyle işlenerek genişle¬ tilmiş. Kuyu derinliklerden yük¬ selen dik yariar. Başımı da¬ yadım annemin ölü bedenine. Uyuyakalmışım. Ama her nasılsa ölmemişti. Bu mağalarm bazdan. Dağ kıvnmlan arasına sıkışan. Ta¬ ze kan geldi elime. Ormana doğru yürüdüm. insanlarla hayvanların tutunabildiği yamaçlan. Dersim denilince. Der¬ sim'i güneyden kuzeye doğru yay biçiminde. Babam ve ormana sığınan ötekiler.cayırd kapladı. vah¬ şi derinlikleri bulan. Kutu deresinin.. Gözlerimi bir türlü açamıyordum. Çığlıklar arasında namlular üstümüze kurşun yağdırmaya başladı. boylu boyunca uzanıp düzlükler halini alıyor. Doğruldum ama. Sonra uyandım. Bunlann içinde en ünlüsü "Kutu deresi "dir... yer yer balta Ue kırılmış izlenimi verecek biçimde parçalanıyor. ölüleri gömüp yaralılan götürdüler.. Annem yanımda yatıyordu. mağaralar ağıdır. Yaralanmışdm. Durma¬ dan yer değiştiriyorduk. Babam onu ormana taşıdı. Tam 17 kurşun yarası vardı vücudunda. Orada bir hafta yatd. Tepeden dibe inmeye elveren ancak bir¬ kaç geçidi vardır. "geli"ler akla geliyor. Yüz¬ başının çadırı da yoktu. Yaralan biraz kabuk bağladı. yamaçları dik bir derinlikle ikiye bölüyor. Yüksekliği 2500 ile 3600 met¬ re arasında değişen sıra ve küme dağlar. Askerler görünmüyordu. Tepeler giderek bk eğilim tutturuyor. doğanın ken¬ di yapısıdır." MAĞARALARDA ÖLÜM Dersim. Elimi götürdüm. Fakat takip altındaydık. Kutu deresi. 375 . Yamaçlan sarp.. pmariaria beslenen bu düzlük¬ ler yaylalardır.. Annemi kabul etti. Kutu deresinin zemini. Ölü sandığım annem de yaşıyordu. Onu tekrar ormana taşıdık. Ormandakikr beni buldular. in köyünün değirmencisi ahbabımızdı. Uyandığımda ortalık sessizdi. Uykuda gibiydi.

İçlerinde. bombalar atdlar. O günkü insan manzarasını. Arı kovanı boşalıyor gibiydi. Dersimlilerin diri diri gömül¬ dükleri mezar oldu. Topları mağara kapılarına nişanlayıp gülleler yağdırdılar. llksor. Annem iki kardeşime sarılmıştı. Ovacık-Tunceli il merkezi arasında sıralanan sayısız mağara¬ lar kolonisine. ye¬ ni doğmuş bebekten 90'hk ihtiyara kadar her yaştan insan cese¬ diyle doldu. öylesine delik deşik. kucağındaki bebeğiyle gelinler. Askerler durmadan kur¬ şun sıkıyorlardı. biri üç yaşındaki iki kardeşimle mağaradakiler arasındaydı. çocuk ve ihtiyarlarla doluydu. Köylüler. Aşağıya indik. insanlar can derdiyle toz ve dumanın arasından dışarıya firlıyorlardı. Ba¬ bam ve köyün diğer erkekleriyle yukarda seyrediyorduk.. 10 yaşındaydım o zaman. Dersim dağları. Dersim'de. biri beş. ka¬ dın. bu mağaralar. yaz sıcağından korunacak kışlık yiyeceklerini depoluyorlardı. Kırım günlerinde. insan haykırışları¬ nı hayatım boyunca hiç unutmadım. merhamet' diye yalvarıyor ve sağa sola kaçışıyorlardı. Küçücük çocuklar. Birbirine dolanıp kaskatı kesilmişlerdi. Laç vadileriyle. Ölülerimizi alıp gömdük. ağaçlıklı kayalıklardaydık. llksor ve Ağpanoz mağaraları deniyor. Bir tanık anlatıyor: "Biz yukarda.AH Boğazı. Çıldırmış gibi bağrışıyor. bir sürü koyunu barındıracak büyüklükte olanları da 376 . mağaralarıyla dev bir süngerin kılcal borula¬ rını andırıyor. bu mağaraları gerektiğinde hayvanları için kışlak olarak kullanıyor. Dürüt. Çıkışların karşısında siperlendiler. Sarısalrik dağlarının yamaçlanyla "gelileri" de mağaralar labirentidir. Kadın¬ larla. Vadiler. Dinamitier.. llksor mağaraları. llksor mağaralarının önündeki meydanlık. Annem. Askerler akşama doğru çekildiler. vadiyi sarıp mağaralara doğru yayıldılar. Askerler. ağlıyor." » * Dersim mağaralarının bazıları alabildiğine geniş ve derindi. ihtiyarlar.. 'yapmayın.. çocuk ve ihtiyarlar oraya toplanmıştı...

Horan bölgelerin¬ deki mağaralarda. haydutiann şimdiye kadar olan inatla direnmeleri kırılmış. askerlerin taarruzundan korunmak için derinlere. İnsanlar. kayalıklara. Bu ka¬ dar kanlı boğuşmaya rağmen hâlâ direnmekte olankr vardı. Alaydan gönderilen istihkâm müfrezesi tarafindan tahrip kalıpları adlmak suretiyk mağaralar tahrip edilerek içindekiler öldürülmüş. dere tabanlannda saklanmaktadır" denildik¬ ten sonra. şaş¬ kınlık içerisinde mağaralara. 1990'larda Laç deresi. Türk Genelkurmayı da "mağaralarda ölümü" inkâr etmiyor. Ahpanos. "Temmuz 1938. Giriş çıkışı beton dökülerek. Böylece tarama sa¬ hası içindeki mağaralarda toplam 216 haydut imha edilmiş. Gkişleri aÇip içe¬ riye girdiler. kapatılıyordu. ay¬ rıca 12 haydut cesedi Munzur suyu üzerinde görülmüştü. top ve makineli tüfek ateşinden başka 25. haydutknn 5-6 bin tahmin edilen aile efradı. Laç deresi müfrezesiyle de doğudan yapılan taanuz sonucunda. Mağaraların bulunduğu geli ve vadiler kırımdan sonra "yasak bölge" ilan edildiler.vardı. Iskisor. İnsanların koştukları ilk yerler mağaralar oldu. Mağara girişlerindeki kayalıklarda beton izleri mühür gibi yerindeydi. tersine olanlan "ordunun başarısı" olarak açıklıyordu. Yasaklar. ağızları mazgallı taş duvarlaria kapatılmış mağaralar cesur askerlerimiz tarafindan kuşadlmış." 377 . taş duvar örülerek kapatılanlan da vardı. Genelkurmay'ın Türkiye Cumhuriyeti'nde Ayaklanmalar 1924-1938 adındaki kitabında. Dehşet görüntüleriyle yüz yüze geldiler. gerikre sığınmışlardı. llksor vadisi ve Kutu deresi ve Ahpanos mağaralarında hâlâ insan kemikkri bulunuyordu. Birbkinin üstüne yığılmış kemik yığınları buldular. can havliyle dışanya firlayanlar da ateş ile imha edilmişti. ağaç diplerine sığın¬ mışlardı. Bu mağaraların girişi dinamit padatılarak yıkılıyor. 1949 yılında gevşemeye başkdı. Haydutiann sığındığı. Mameki tugayı ile güneyden. devam ediyordu: "21 Temmuz 1938'de. Laç deresi mansabındaki haydutlara karşı Erzincan tugayı ile kuzeyden.

ordu emrine göre bütün ciddiyeti ve şiddeti ile devam ediyordu. muhasara akında tumlmakta olan Kı- nk mağarasındaki 42 haydut. Bu müsademede haydudar hayli zayiat verdiler. Bu arada yine yüzlerce hay¬ van. komlar ve hatta taria ve meşelikler yakıldı. fakat "haydudarla başa çıkılamayınca"." Kitabın 477. Tümenin 38. Genelkurmayın "Dersim tarihini" okumaya devam edelim: "57. topçu ve piyade ağır silahlannın yakın des¬ teğinde yapılan tarama harekâdnda birçok mağara ve civarında yapılan müsademelerde yüzlerce haydut imha edildi.Aynı kitabın 436. taş kovuklarını ve bir insanın saklanabilece¬ ği her noktayı adım adım aradılar. Bir o kadar da kadın ve çocuk grupları yakalandı. Ve bu çadşmaya 57. Tümen bölgesindeki haydutiann reisleri ile biriikte Dokuzsıra mağaralarında saklan¬ dıklarının haber alınması üzerine. "24 Temmuz 1938 günü. sayfası: "14 Ağustos 1938. haydudarla müsademeye tutuştu. 4 er de yaralı veren 34. İstihkam müfrezesi birçok ma¬ ğarayı tahrip suretiyle. Seyyar Jandarma Alayından gönderilen bir bölük. sayfası: "6-7 Eylül 1938 arasında yapılan tarama harekâd." Kitapta anlarildığına göre. Kor. 34. Alay müfrezeleri ve top¬ çusu yardımda bulundular. dinamide imha edilmekten korkarak teslim oldu. Alay¬ dan takviyeli bir bölük de verilmek suretiyle beraberce mağarala¬ rın tekrar kuşadlması ve içindekilerin imhasına memur edildiler." 378 . Alay boğazdan içeri girdi ve iki mağarayı kuşatarak ateş akına aldı ve bombaladı. Alay¬ dan takviye gönderiliyor ve düşmanın imhası tamamlanıyordu. 14 Ağustos günü Dokuzsıra mağara¬ ları kuşatılıyor. Alayı bölgesinde yapılan taramada. Alay boğazdan içeriye girdi ve iki mağarayı kuşatarak ateş altına aldı ve bombaladı. Haydutiann direndikleri köyler. Birlikler bölge¬ lerindeki mağaraları. 57. Yılan dağın¬ dan Ali Boğazına inen derelerde 65 haydut imha edildi. silah ve cephane ele geçirildi. Bölgesinde: 12. bunlan ele geçirmek maksadı ile." Genelkurmay kitabının 437. 2 er şehit. 8. 15. münferit evler. Bu müsademede haydudar bir hayli zayiat veriler. sayfasında şöyle deniliyordu: .

Komutanımız. ağaçların altında istirahat ediyorduk. Çünkü biz Dersimli ye¬ tişkinlerin ağzından bir şey alamıyorduk. Bir aralık can havli ik bkbirkrine öylesine tutundul. girmeyenleri sürükleyip nehre adyorduk. Girenler giriyordu. Pendik. Askerler süngülediler ve kayalıktan aşağıya attılar. Onlan hemen kesiyor¬ duk. Çocuk kork¬ masın diye. in ve oyuklardan topladık. babasını ve dedesini keserken onu uzaklaşdr- mıştık. bunlaria onlara vurmalarmı ve böylece köprünün gözlerinden aşağıya yuvarlamalarını em¬ rettim. Dede. Emir verdim 'temizleyin bu pi¬ çi' diye.* * * Yazar ve şair Musa Anter. Biliyorduk ki. 1941 ders yılı. Yine geniş bir sahada manevra yapıyorduk. Dersim ola¬ yındaki hadralannı kendisinden geçmiş bir coşku ik anlatmaya başladı. Topladığımız Kürtle¬ ri Munzur köprüsünün arkasına götürdük. Binlerce Kürdü ma¬ ğaralardan. yemiyordu. anne ve 5-6 yaşlannda bir çocuk. Bir ara üzerimizden bir uçağımıza nişan aldı. bunun yerine hep¬ sini Munzur çayına atıp boğmamızı emretti. Zaten köprünün akında her ihtimale karşı silahh asker¬ ler yerleştirmiştim. Bölük komutanımız üsteğmen Şecaattin. Bu hareketine oldukça kızmıştım. Yemek verdik. Bir mağara¬ da bir aik bulduk." 379 . O noktada Munzur suyu derinkşip vahşileşiyordu. baba. Erkre. üniversite kampım Pendik'te yaptık. Anlattığı birçok olaydan bir tanesini sizlere aktarmak istiyo rum Biz Dersim'de temizlik hareketine başlamıştık. "Yeni Divan" dergisinde yazdığı bir yazıda Dersim'e ilişkin bir anısını anlatıyordu. Bunları götürüp oradan nehre sür¬ dük. anasını. Anter şunlan yazıyordu: "Eskiden lisede üç yıl ve üniversitede iki yıl. ders ydı sonunda tam teçhizatla yirmi gün boyunca piyade askerlik kampı yapıhrdı. o vakit küçük bir muhacir köyü idi. Çocukla dost olmaya çalışıyorduk. Yüzüp kurtulmak isteyenleri vuruyorlardı. köprünün gözlerini dkaddar. şeker verdik. Büyükleri orada süngükyerek temizledik. yine de bir şey söylemeyecekler. Kampta bulunduğumuz bir gün.ır ki. Ben oradaki uzun meşe ağaçlann- dan birkaç sınk kestirdim. bunlan öl¬ dürmek için oldukça çok mermi harcanacağını.

Bir gün köyü basıyorlar. hasta ve dolaşdrmalan. Üst¬ lerinde. 1938 yaz aylarında. Dağ hayadna dayanamayacak kadın-erkek ihtiyarlan. Hozat'ın Lolantaneri köyünde doğmuş¬ tu. Avukatn. ama bitişiğimizdeki Lolantaneri köyü o ka¬ dar şanslı değildi. İnsanları diri diri yakıyorlar. Ölümden kaçışın tek yolu dağlara sığınmaktı. "Ben üç yaşındaydım" diye anlatıyordu: "Babam köy muhtarıydı. hepsini samanlığa dolduruyorlar. bir olanağını bu¬ lup komutanla konuşuyor. Kimse öldürülmüyor. Müfreze ayrılır ayrılmaz. Bitişiğimizdeki Lolantaneri köyünün erkekleri de dağa çıkmıştı. ne olur ne olmaz düşüncesiyle dağa çıkıp saklanıyorlar.BEBEKLERİ DE YAKARLAR Tanığımız. Babam. O gün Lolantaneri'de 40 kişi yakılarak öldürüldü. Hâlâ. devlete yakınlığı nedeniy¬ le bu görevi vermişlerdi. aynı yoldan bütün köylülerimizi kurtarıyor. Askerler. Topluca öldürüldüler. köy¬ lülerle biriikte babamı da yakalıyorlar. O köyde yaşayanların hepsi akrabalarımızdı. Sonra çoluk çocuk. saklı değildi. Biz kurtulmuştuk. katiiamlar gizli. Can güvenliği için adının açıklanmasını istemiyordu. ertesi gün gelip ya¬ kıyorlar. Her şey açık ve her¬ kesçe biliniyordu. Köy boşalıyor. komutanın para ve akın hırsını görünce. Kapısı¬ nı kilitleyip ateşe veriyorlar. rüşvetle kırımdan kurtulmuştu. bakımları zor çocukları bırakmışlardı köyde. Onun için de kendimizi güven içinde his¬ sediyorduk. askerler bir gün köyümüze gelerek. Ailesi. İnsanları meydanda topluyorlar. evlerinde. yükte hafif pahada ağır neleri varsa alıyorlar." Avukat devam ediyordu: "Baskınlar. Bir bakıma. sistemin "laneriiler" listesindeydi. bileğindekiler dahil neyi varsa verip kurtulmayı başarıyor. annemin boynunda. tepede çaresizlik içinde olayları seyredi- 380 . Dağdaki yakınları. Babam.

Sonra ya¬ sak bölge ilan ettiler. Bir Hozatlı anlattı: "Hozat'ta. Hozat deresi ise "kan deresi"ydi. Gözü kör olmuştu. jandarma kışlasının yanındaki dere Hozat deresı- dir. Kayışoğlu yarması vardır. Ama bebek yaşıyordu. Temo'yu yakalıyorlar. Arkadan vuruldu. Yüzlerce. Bu yöreyi. katliamlardan son¬ ra. insanlar sa¬ hanlıklara doldurulup ateşe veriliyor. Sonra öldü. Eze o haliyle 12 ya¬ şına kadar yaşadı. Köy baskınında Temo. Fakat başaramadı. Uzun yıl¬ lar yaşadı. Kaça¬ rak kurtulmayı denedi. Samanlığın ateşe verildi¬ ğini seyrettiriyoriar. ölü insan çöplüğü olarak kullanmışlardı.. diri diri yakılıyorlardı. Eze'nin de saçlan ve başının sol tarafi. Burası toplu kırımlar için kul¬ lanılıyordu. genç karısı Küme ve emzikteki kızı Eze'yi bırakıp kaçamıyor. Derede. Ama yaşıyordu. herkes gibi dağlara. ormana sığın¬ dı. Halamın öteki oğlu Halil de aynı ölüm kafilesindeydı. Temo. Ardından ateş ediliyor ama vuramıyorlar. Yıllarca sonra. Kume'yi yan yanmış. devlet peşini bırakınca köye döndü. altına gelecek biçimde üstüne kapanıyor. Lolantaneri köyü baskınında yakalanan erkekler. Adı Eze'ydi. O günkü kadiamdan bir bebek kurtuldu. Onu bağlı bekletirken. yolda oyalanarak kafiknin arkasından yürüyor. ölmüş buluyoriar. askerier işlerini bitirip köyden çıkınca koşuyoriar. Bu derenin adı. O hal¬ de yanıp ölüyor. büzüldüğü köşede bebeğini kucağına alıyor. Sonra bir uçurumdan aşağıya atıyor kendini. Saman¬ lıkta yaşayan varsa kurtarmaya çalışıyorlar." Hozat'ın Ergen (Geçimli) ve Tavuk köylerinde de.yor. Samanlığa girenkr. öteki adı Karamuk deresidir. Hala¬ mın oğlu Temo'nun (Teymur) kızıydı. süngülenerek kadedildi. Yuvarianıp koşarak ormana sığınıyor. elkrini kollarını bağhyoriar. Yarmanm altın¬ daki bölge de infaz yeriydi. belki binlerce kışı burada kurşuna dizilerek.. sol gözü yanmışd. Gelin Küme. Temo kurtulduktan sonra. halk arasında kan deresi oldu. kansını be¬ bekle birlikte samanlığa götürüyorlar. 381 . bir kuytu¬ lukta topluca süngüden geçiriliyor. Yere yıkıp.

artık muduluğuna diyecek yoktu. Zeynel Altıntaş. toplanabikn kemikler topluca gömüldü. yörede "büyük Türk büyükleri "nden biri sayılıyordu. Kürtlükle. çamaşır. çorap parçaları. payeler vermişti. Nahiye Müdürü makamına oturtulmuştu. cebinde maaşıyla Dersim'de "şan ve şerefle" dolaşıyordu. Kan deresindeki kemikleri topladık ama.. yavaş yavaş girmeye baş¬ ladık. O." ZEYNEL ÇAVUŞ'UN MADALYASI Zeynel Altıntaş. Çünkü. Kureyşan aşireti ve Çamurek köyündendi. Cumhuriyet döneminde herkese yeni bir soy. Nöbetçiler vardı. hem de yazması olduğu için. 1940'lardan sonra. O Kürt atna. Osmanlı sultanını deviren Mustafa Kemal Ata¬ türk'ün yönerimi de yeni görevler. Ruslara karşı "Sansa Deresi" efsanesini yaratan adamdı. bir zamanlar devlet tarafindan ödüllendi¬ rilmekten muduydu. uzağında du¬ rup dereyi seyrediyorduk. Kürt dünyasıyla ilgisi.. zaferinden sonra. elbise. koluna çavuş rütbesi. Osmanlı yönetimi. Çamurekli Zeynel. Yarma. Çocukluğumuzda. kök adı verildiğin¬ de. "Zeynel Akıntaş" olmuştu. Çaldıklarımızı büyüklerimiz alıp gömüyordu. bunlar bizim insanlarımız diyerek kemikleri çal¬ maya başladık. Üstünde asker üniforması.. Yıllarca sonra yasak kalkınca. Zeynel Çavuş'un. her yer insan iskektieriyle doluydu. hayvan otiatma bahanesiyle Kan deresine yaklaşmaya. hem okuması. askeri mıntı¬ ka içindeydi. kollarında ça¬ vuşluk "pırpır"ları.Yasak bölgeleri askerler koruyordu. Kemiklerin kime ait oldukları bilinmeden.. çürüyene kadar. Kan deresi. yıllar boyunca toprağın üstünde kaldı. Biz çocuklar. 382 . uzaklardan birinin getirilip oturtulması yerine. "Devlete bağlılığıyla da mutlu Dersimlilerden biri" olan Zey¬ nel Çavuş'a. "devlete bağlılığını kanıdamış biri" olarak. yakınlığı yoktu. adı sonradan "Dallıbahçe" olarak değiştirilen İresi köyü nahiye olunca. göğsüne de "vatan hizmerierinin terribinden" madalya takmışn. şükran duygularının ifadesi olarak ona asker üniforması giydirmiş.

kayası ve ormanıyla bir açık hava me¬ zarlığı haline getirilmişti. "Devleti¬ mizin bir bildiği vardır" diyor. yerli memuriann görevden uzaklaşünlmasını karariaştırdık- tan' sonra işinden alındı. Dersim insandan "anndınlmış". çay. Görevlerinin gereğini yerine getirmekten başka bir düşüncesi yoktu. taşı. belki komutan yeni ve tanımayan bki olabdır dü¬ şüncesiyle.Devktin bir temsikisi olarak. Başbakan İnönü "Dersim harekâtı" için planlar ya¬ pıp. dağı. taze ekmek için hazırlık yapın. "Dersim'in silahsızlandırılması" buyruğuna en başta o uymuş.. Zeynel Altın¬ taş. Dersim'i düşünen çabalanm anlatarak. bir zamanlar 383 . silahını vermek istemeyenleri ikna görüşmelerine başlamıştı. huzur içinde yaşarken. Pek çok kişi¬ nin iknacısıydı o. ayran." Zeynel Çavuş. ilgisizdi. Kendisi de. Sizler de. Eski de olsa. artık "antikaya çıkmış" tüfeğini. * Zeynel Çavuş. Dersim. görevsiz kalmış bk devlet âşığı olarak hizmet yolunda ter döküyor. tedbiri elden bırakmıyordu. "devlet şeflcatini". karısı ve çocuklarım. Devleti karşılama¬ ya giderken. devletin kollarına hizmet için seferber ediyordu: "Belki bir muhtaçlıktan vardır. devkte karşı "kötü niyetlilerin peşinde" bir görevliydi. Ruslardan alıp yine Ruslara karşı kullandığı. "sikhlanm her zaman¬ ki gibi devkrimin hizmetindedk" diyen bir törensellikk asken komutana sunmuştu. hazırlıklı davranıyordu. askerkri karşılamaya gi¬ diyorum. hâlâ "devletin bir bildiği vardır" diye mi düşünüyordu bilin¬ mez. bk gün askeri bk birii¬ ğin geldiğini görüyor. 1938 yılının yaz ayları sonlarına doğru artık duman tüten koy sayısı. daha sonra kan sesine boğulduğunda. çaba harcıyordu.. Ben. devkte hizmet ederken ne olur ne ol¬ maz düşüncesiyk satm aldığı tabancasmı. 1935'te. parmakla gösterilecek kadar azalmış. Ama o "art niyet"e yormadı.

askerlerin başındaki subayı selamlayıp saygılarını sun¬ duktan sonra. hepsi toplam 47 kişiydi.. Komutan. "sen de kimsin?" diye azarlayınca. bütün oğullan. bazen değerli bilgiler bile vermişri. bir zamanlar nahiye müdürlüğü yapnğı İresi'ye götürülüyor. gülümsemeye çalışarak. "Atatürkümüzün şapkası" dediği fötr şapkasını da başına geçirerek karşılamaya çıkıyordu. müfreze komutanına. vatana hizmederinin nişanesi olan madal¬ yasını göğsüne asarak. "eve buyur" ediyordu. Ama komutan ödünsüz. sevinçle se¬ lamlıyordu.. sesini duymuyordu. Zeynel Çavuş eli ayağı bağlı halde güneş altında bekletilirken. geçmişini. yeni müdür Hüsnü Dicleli'yi görünce. "ben Zeynel Çavuşum. Fakat. Ne de olsa halef selef sayılıyoriardı. derhal bağlanmasını emrediyordu. en yeni elbisesini giyip. "İresi deresinde çıkan çatışmada. Urganlarla birbi¬ rine bağlandıktan sonra yolculuğa çıkarılıyorlardı. müdür onu görmüyor.. Anlatılanlara göre. Sıkça Dicleli'nin ziyaretine gitmiş. askerlerine emir veriyordu: Yakalayın şunu!. Zeynel Altıntaş isim benzerliğinden kay¬ naklanan bir yanlış anlama olabileceğini söyleyerek. Dahası. anında gerekebilir tedbiriyle belgesini de cebine koyarak. Atatürkümüzün eski nahiye müdürü Zeynel Altıntaş yani" cevabını veriyordu: Komutan. Ailenin sonu. kravatını bağlayarak. hizmederini tek tek anlatıp. Ama yolcu¬ lukları Iresi'nin birişiğindeki derede son buluyordu. 47 haydut si¬ lahlarıyla birlikte ölü olarak ele geçirildi" şeklinde mi geçti resmi raporlara bilmiyorum. 384 .devlerine hizmet etmiş bir görevli olarak. Çavuş. Gider Abdullah Paşa'ya (Alpdoğan) an¬ latırsın derdini. bir müfreze köyü Çamurek'e bir başka askeri kol da yakınlarının bulunduğu Albusan mezrasına gönderiliyor. Zeynel Çavuş. sertti: Bk yanlışlık yok. tersliğin önüne geçmek için madalya¬ sını gösteriyordu. kız¬ ları. Anlanlanlara göre. eşi ve yakın akrabaları toplanıp getiriliyordu.

Dersimliler. bellerine bağlıyorlardı. yanlarına aldıkları paraların akıbeti çok geçmeden ay¬ dınlığa kavuştu. Zaman yüzlerini sildi. askerliğin yanında. kaderlerine doğru yola çıkarken. en gençlerden biri olmasına rağmen. General Hü¬ seyin Alpdoğan Dersim yangınının kibriti olarak anddı. sakın unutmayın. "iyilik olsun" diye söy¬ lediklerini harfiyen yerine getiriyor.. özellikle de paranızı almayı. Ali Fethi Esener.. daha sonra politika alanında da etkin rol oynadılar.. Ama. DersimHIerin anlatnğına göre o. O da. ordu komutanları da çıkri. altınlarını yere gömüyor. adlarını unutturdu. bunlardan bazılarını hiç unutmadı. bk daha bulunmuyordu. Ali Fethi Esener ve Cevdet Sunay da unutulamayanlardandı. "güvenli bir hayata nakledilmek" üzere toplanan in¬ sanlarla. yola çı¬ karmadan önce.. Kürtlerin "iyilikten anlamalarım" takdirle karşdıyor ve şöyle diyordu: "Ermeniler göç ederken paralarını. "unutulmaz" olarak kaldı. ülkenin kaderinde başrole çıkan¬ lar." Fakat. Genelkurmay başkanları. Bun¬ ların içinden Cemal Gürsel ve Cevdet Sunay gibi cumhurb. köy köy dolaşıp. "yanınıza alabileceği¬ niz her şeyinizi. altın cinsinden neleri varsa ceplerine koyuyor.. Dersim'den geçen kimi subaylar.ışkan- ları. "güvenli yerlere nakledilmek" üzere bir araya topladığı insanları. "Kürt isyanlan"ndan geçmişri. Başlangıçta. on¬ ları "düşünen iyi yürekli" genç subayın. neleri var¬ sa yanlarına ahyorlar. Gideceğiniz yerde lazım olur" öğütleri veriyordu.. "para¬ sal buluşları"yla unutulamayanlar arasına katılmışri. Batı Anadolu'ya nakledileceklerini sananlar. para. "iyilikleri için" uyarıyor. Genç subay.KURTARICISINI ARAYAN PAŞA 1970'lere kadar ordunun üst kademelerinde görev yapan ge¬ nerallerin büyük çoğunluğu. yeni bir hayat kurmak üzere. daha sonra da "ordunun en disiplinli subayı" 385 . Bazdan daha sonra kendi köşelerine çekildi. Kürtler daha iyisini yapıyor.

Dersim'den geçerek general olanlardan biri de Ragıp Gümüş- pala'ydı. Birinci Dünya Savaşı sırasında. Orgeneralliğe yükseldi. karşılı¬ ğında oğlunu kurtarmayı başardı. Darbecikr. ilişkileri şansım tüketti. Sunay'ın eşi Atı¬ fet Sunay'm anlattığına göre. köşesine çekildi. 1980 darbesinden sonra da Süleyman Demirel'k sıcak iHşkilerini sürdürdü. bu arada değerli pul koleksiyonunu da rüşvet vererek. Dersim'de Bahtiyar aşireti bölgesinde savaşıyordu. Esener ke. Babası. Olayı haber alınca. Erzurum'da 3. onu 1978'de Genelkurmay Başkanı yapmak istedi. Ingilizlerie ilişkiye geçri. askeri imam olarak o bölgedeydi. kendisini emekli eden darbecikrk hesaplaşmak üzere.olarak tanındı. gecikerek kendikrine katıldığı için onu emekliye ayırdılar. "Bahtiyar aşiretinin kökünü kazıyan kişi" diyordu. Daha sonra Genelkurmay Başkanlığından Cumhurbaşkanlığı makamına seçikn Sunay. Dersimlilerin unutamadıklarından Cevdet Sunay. elinde avucundaki kıymetii eşyası¬ nı. 27 Mayıs 1960 tarihinde askeri darbe oldu. Ofluydu. Gümüşpala. Dersimliler Sunay için. 386 . yerine ku¬ rulan "Büyük Türkiye Partisi" nin başına geçkildi. Kenan Evren Genelkurmay Baş¬ kanlığına getirildi. kapatılan DP'nin siyasi mirası üzerinde kurulan Adalet Parti¬ si'nin (AP) başına geçti. Yıllarca başbakanlık ya¬ pan Süleyman Demirel'in en gözde generallerinden biriydi. Ancak. Karargâhı Pakire köyündeydi.. taş taş üstünde bırakılmamış». Osmanlı'ya karşı ayaklanan Araplar ve IngiHzlere karşı Filistin Cephesi'nde savaşırken esir düştü. Adalet Partki kapatılınca. Demirel. O da. İki yıl sonra da darbeyle Cumhurbaşkanı oldu. Fakat eski ar¬ kadaşlan generaUer tarafindan engelknince. Bahtiyar aşireti yöresi insandan anndınlmış. Ordu Komutanı'yken.

Paşa'yı nereden tanıdığını sordu. Dağdaydık. diyormuş. Hıdır Ağa'nın gözleri yaşarmıştı. Dersimlilerin. Dersim'e ilişkin derin anıları bulunduğunu söylüyor. Titriyor. zaman elvermediğinden üzgün olduğunu. yıllar sonra. Paşa. ona verdiği sözü tuttu. bu subaya. Türkiye'nin kırk yılına damgasını vuran Süleyman Demirel geçti. "Teneke Paşa" adını takmıştı. Dersimlileri çok sev¬ diğini. Korkudan sararmışd. Tacim köyüne gittiğinde. köyüne gidip onu ziyaret et¬ mek istediğini. bu kez sivil kıyafetler içinde yeniden Dersim'deydi. Bu arada. çolugun çocuğun kanına girdiniz.. "oyunuzu benim parrime ve¬ rin" tekrarı arasında. ikide bir soruyordu: Hayderanlı Hıdır Ağa sağ mı? Hıdır Ağa'nın sağ olduğu. Boynu bükük haldeydi. "Kökümüzü gerirenlerden biriydi" diyor ve devam ediyordu: "1938 senesinin yaz aylarıydı. Onuruna verilen akşam yemeğinde Paşa. bir su¬ bayla iki eri yakalamışlardı. Hıdır Ağa'ya Paşa'nm selamını iletti. Aytaç. partisinin adayına oy vermesini istemeye gel¬ mişti. merakını gidermek için. Yerine. 387 . iktidara hazırlanırken 1964'te öldü. İçimizde Türkçe bi¬ len tek kişi Ali'ydi. Getirdiler bana.Dönemin ünlü politikacılarından ve rakibi Osman Bölükbaşı ona.. Ali'ye dedim ki: Sor bakahm. sevgile¬ rinin iletilmesini istiyordu. Tunceli'den ayrılırken. Ben şimdi sana ne yapayım? Ali benim söylediklerimi ona. Çocuklar. zar zor ayakta durabiliyordu. insanlığınıza sığındım. Sizin merhametinize. Geceyi orada geçirdi. Tacim köyünde yaşadığı ama ol¬ dukça yaşlandığı anlatılınca. onun cevabını bana tercüme etti. Paşa. siz bunca masum insanın. ama bu anıların içeriğini açıklamıyor. 1962'de AP genel başkanı olarak. Gümüşpala. uğurlayıcıları arasında bulunan Türkiye İşçi Partisi (TİP) İl Başkanı Kahraman Aytaç'tan tekrar ricada bu¬ lundu: Benden Hıdır Ağa'ya selam söyleyin.

Ona söyle dedim Ali'ye. başka bir anlattmla öz yeğeni Rayber'di. Ama doğrusunu söylemek gerekirse beklemediğim bir şey yaptı. Pek çok Dersimli. silahlarını aldılar. günahsız insan¬ ları öldürüyorsunuz. Potinlerini geri verdim. Ben. Seid Rıza'nın kardeşi Seid Ali'nin oğlu. Subay (Ragıp Gümüşpala) taşlar. sonrası için "o isim. kendi adını da "lanetH"ye çıkarıyordu. Rayber'in ihanetinden sonra. Arka¬ dan bakıyordum.. Onun "olayına" kadar. ak¬ rabaları ve bu arada öz amcasının ruhunu almak için geceli gün¬ düzlü çabalıyor. Çocuklara dedim ki: Soyun bunu! Çocuklar. onun ve yanındaki askerlerin elbiselerini." diyordu. "Rayber" adı Dersim'de yaygındı. Çoluğu çocuğu. 388 . kimi vicdanları satı¬ lık meta hafine getirmişti. Beni Uşak'a sürgün ettiler. Birliklerine yakın yere salın gelin. Sesi¬ ni çıkarmadı. Bir gün. "parça başı hizmetine" göre para alıyordu. götürün. Bunların en ünlüsü. kara ihaneti temsil ettiği için Lanetli sayıldı. Söylediklerim ona tercüme edildi. muhbir ve rehber olarak dağlarda dolaşıyor. Yalınayak. Sonra dedim ki: Alın. Sürgün edilecek insanlara katd. tetikçi. iz sürücü. diken ve ot¬ lar arasında çıplak ayakla yürüyemiyordu. kimseyi öldürmedik. yerinden kalkamayacak ihtiyarları katiediyorsunuz." ADİ DA YOK OLAN TETİKÇİ Ortaya dökülen para. Der¬ simli Binali Atik.. Sansa deresinde Ruslarla çarpıştım. Can borcunu böyle ödedi. Çağırdım. kimse çocuğuna o adı vermedi. yoluna pusular kuruyor. dedim. Ama siz suçsuz. Seni öldürmeyeceğiz. yalpalaya yalpalaya yürümeye başladılar. Dersim'i kirletmiş. dedim. potinleri¬ ni. Onlardan esir aldık. Biz katil değiliz. izini sürüyor. bir çatışmada o beni yakaladı. Hadi git. Eski yakın dosdan. Boynunu büküp kaldı. Aradan zaman geçti. Acıdım haline. Bir don ve gömlekle kaldılar. kelle avcısı. Öldürmedi beni.

O ise. kilot pantolonunun akında çizme. değirmi göbeği öne fırlaktı. üst dudaklarını dolduran bıyıkla¬ rının bakımına pek düşkündü. o şişmancaydı. bir derebeyi azametiyle uzun konçlu çizmeler giyiyor¬ du. Köyde. ta Şam'dan ressamlar getirtip iç duvarları süsktmişri. Giyim kuşamıyla da. heybeti¬ nin boyutlarını görkeme ulaştırıyordu.Rayber. gömlek giymek. Dersimlilerin "pis iş" dedikleri uğ¬ raşı. o dönemde. insan soyunun "aşağılık uğraş" saydı¬ ğı bir "mesleği icra ediyor"du. zemine mer¬ mer döşetmişti. topraktan koruyacak çarık bulamıyorlardı. belki abartı ama. Özellikle misafir kabul salonunun süsü ve gösterişi için para harcamaktan çekinmemiş. heybetH görünüşü "azamete" varıyordu. Boynu kalın. tam 40 bin adet yumurta akı harcanmıştı. Kadın ve çocuklar genellikle yalınayaktı. Nereden bulup getirmişse. Dersimlilere göre o. Rayber. 389 . ustalar tarafindan kesilip yontularak biçimlendiril¬ miş taşlarla örülmüştü. Kara. hemen göze çarpıyordu. 1925'ten 1938'de öldürülünceye dek sürdürdüğü söyleniyordu. Dersimlilere göre. Anlarilanlar doğruysa eğer. muhbirlik. duvarların boydan boya değişik motiflerle süslenmesi için kök boya kullanılmış. 1937'de 40-45 yaşlanndaydı. gür. Yamasız şalvar. Hozat'ın Peyami köyünde oturuyordu. Dağhlar arasında bir istisna olarak. burnunun altım. Bu "işi". Esmer. uçlarını dikleştiriyordu. "mesleğini icra" ederek kısa zamanda varlığa konmuştu. uzun boyluydu. DersimHIer ayaklarını taştan. Dersim'de kişinin "zenginli¬ ği" sayılıyordu. Duvarlar. Kırlaşmış bıyıklarını her gün üşen¬ meden karaya boyuyor ve kuru üzümle mıncıklayıp burarak bi¬ çim veriyor. Uzun boyu ve şişmanca cüssesi bir araya gelince. kelle avcılığıydı. Koyu renk ceket. Birçok odalı evinde hamam da eksik değildi. dillere destan köşk yavrusu bir ev yaptırmıştı.

geyik. yalnız Dersim dağların¬ da değil. Bir gün o da olur. ilgi ve himayesiyle büyümüştü. Rayber maaşa bağlanmıştı. Bu para o dönemde. Rayber. canlarının kurtarılması için yalvanyorlardı. Köşkünde sıkça ziyafetler düzenliyor. ona koşuyor.. bayır peşinde koştuğu Seid Rıza'nın emeği. Atalarımız Türklerin Ergenekon dağlarım delip. içini çekerek: Bu duvarlarda ne eksik biliyor musunuz? diye soruyordu. bazen konuş¬ tukça heyecanlanıyor. Rayber. dişi kurt önderliğinde çıkıp dünyaya yayılmasını anlatan tablonun bir türlü yapılamamasıdır. Dinleyenler onu teskin ediyorlardı: Üzülme Rayber Ağa. si¬ vil amirleri ağırlıyordu. cey¬ lan motifleri ve savaş sahneleri işlenmişti. ruhunu almak için dağ. Ödül ve rüşvetler. rakı sofralarında heyecanlı söy¬ levler veriyor.... Abdullah Alpdoğan Paşamızdan dinlediğim ta¬ rihimizdir. daha sonra öldürülüyordu. Peşine düşülen insanlar. ağaç kabukları ve köklerden elde edilen boyalara yumurta karışrinlarak yapılan karışımla at. Bunu yapacak kimseyi bulamadım. 390 . Okuma ve yaz¬ mayı Seid'den öğrenmişti. İsmet İnönü ve Fevzi Çakmak ile Abdullah Alpdo¬ gan'ın portreleri de unutulmamışri. ama günün birinde hayatını al¬ mak için ardına düşebileceğini asla. Atatürk. Onun için hayıflanıyor.. askeri komutanları. Milletvekillerinin maaşı o kadar değildi. Ne eksik Rayber Ağa? Eksik olan. öz be öz Türk olduğunu söylüyor. üzülüyorum. İstanbul'da bile servet sayılıyordu. Bir söylentiye göre. geliri¬ nin öteki kalemlerini teşkil ediyordu. Onun geliri bu kadarla kalmıyordu. "mesele değil bu" diyerek parasını aldığı insanların ço¬ ğu.Salonun duvarlarına. neleri var neleri yoksa önüne serip. Onun.. Ondan her şeyi bekliyordu. ayda beş bin lira maaş alıyordu.

Nuri Dersimi. "bu bir oyundur. güçten arındırma planlannın kolay aktörü haline geliyordu. Seid Rıza'yı yıpratma. Halbori topraklanndaki kutsal Keşiş Kilisesi. Rayber'e güvenip aranıza almayın" deyince. bildiri uçaklaria tüm Dersim'e yağdırılıyordu. Rayber. bir Türk casusu olarak Kürtkr arasına girmiş- 391 . amacın Rayber'i direnişçiler arasına katıp on¬ lann avlanmasını kolaylaştırmak olduğu açıktı. bunu daha sonra lideriik sevdasına dönüştürmüştü. "Sel Seferleri"ne. öteki adıyla Venk. bir kısım maiyetiyk ilk önce Bahtiyar aşiretiyle bkleşmişti. hak ortaklığı istemini sahipliğe vardırmış. inandıncı olamamıştı. Fakat. halk desteğini alıp yerine geçememişri. resmi bildirinin inandıncılığı kırılıyor. Her gün. yaz ortalarında yayınladığı bk bildiriyle Rayber'in Hozat'tan kaçıp "haydutlara katıldığım" ve Türk ordusuna karşı savaşma¬ ya başladığını duyurmuştu. Seid Rıza'yı terk edip Türk ordusu saflanna katılan aşiret adlarını tek tek duyuran komutan Alpdo¬ ğan. Rayber'in "savaşa katılması "m şöyle anlariyor: "Rayber. ilk kez önemli bir güç kanlımı olduğunu resmi bildiriyle açıklıyor. Seid Rı¬ za. bu açıdan bakmış. kullanılan güç tarafindan kışkırtılmış. bazı direnişçi gruplarla bir araya gelmeyi başanyordu. her yıl sayısız kişi tarafindan zi¬ yaret ediliyor. ama Seid Rıza'nın çabalan¬ na rağmen. bu dönemde gün ışığına çıkıyor. liderierin aralarında kavga¬ lı ve birbirinden koptuğunu. aileden kalmaydı.Rayber. armağanlar bırakılıyordu. Amcasıyla gizliden gizliye giriştiği miras kavgası. kendisini amaca göriirecek firsat olarak görmüştü. Nitekim. Bunun bir oyun. halk desteğini de yadsı¬ mamış. Dersim'e bombalar yağmaya başladığında ikili oyun için "tarafsızlığım" ilan etmişti. Bunun üzerine "Inspektör" Pa¬ şa. ona karşı lideriik mücadeksine giriyordu. Aile büyüğü olarak Seid Rıza'nın elinde ve himayesindeydi. ihrirası giderek boyunu aşan kine dönüşüyor. 1920'knle "derin devlet"in gölgesi hafine geliyordu. Rayber. Rolünü oynarken. her şeye rağmen amcasının otoritesini kı¬ ramamış. Hazreti Ali'nin parmak kemiği olduğu iddia edikn emanetkrin de saklandığı Keşiş Kilisesi. Fakat.

1938 sonbaharında. Rayber. aldatmayı başardığı Mısto Sure'nin torunu Vanklı Efen¬ di'yi yanma alarak Türklere karşı harbe başlamışn. bu yüzden nefret ettiğini. Bazı ordu birlikleri yavaş yavaş kışlaklara çekiliyordu. 392 . intikamcıların varlığı yüzünden hu¬ zurlu olmadığını. Alişer'in yönetimindeki mıntıkada. Seid Rıza bu sözlerine inanmadığını bildirmişti. Savaş planlarını Alişer hazırlıyordu. uygun bir yer kararlaştınlınca haber verileceğini bildirmiş. Kapısının çalınabileceği ihtimalinden huzursuzdu. batıda uygun bir çiftlik tedarik edilmesi halin¬ de göçüp gidebileceğini söylemiş. Alişer'i öldürmesiyle yok oluyordu. Rayber'e inanmış ve batı cephesinde savaşmak üzere gelmesine razı olmuştu. Türk hükü¬ metinin planlarını anladığını. General'e. Rayber. isteğini memnuniyetle karşılamış. Bu nedenle General Alpdogan'ın biricik ama¬ cı Alişer'i yok etmekti. An¬ latdanlara göre. amcası Seid Rıza'ya haber göndererek. görüyordu. onlara karşı savaşacağım. Diğerleri Seid Rıza'nın sözlerine rağmen. Seid Rıza'dan baş¬ ka diğer bütün reislerin. Çünkü General. aldığı cevaplarla huzur bulup evine dönmüştü. sonunda. tedirgindi. Güven vere¬ meyen "kullanılmışlar" ise tasfiye ediliyordu. "Paşadan hayırlı haber geldi" sevinciyle koşmuştu. Kahpe ve kurnaz Rayber. birkaç gün sonra kapı¬ sında askerleri görünce. bu arada başının üstünde dönenen herhangi bir tehlike olup olmadığını dolaylı yoldan konrol etmiş. Artık tetikçilere. Amacına ulaşmak için de Rayber'i on beş gün savaşa katmışd.ti. Huzuru General Alpdoğan'a gitmekte aramıştı. Kürt kuvvetieri hakkında elde ettiği bilgileri günü gününe Türklere aktardığı anlaşılıyordu. Dersim planlandığı düzeyde insansızlaş¬ tırılmıştı. muhbirlere ihtiyaç kalmamıştı. hatta Alişer'in bile güvenini kazanmıştı. elini öpüp kendisinden af dilemek istediğini bildirdiğinde. Rayber. amcazadelerinden olup. Savaşın ağırlık merkezi Seid Rıza üzerineydi." Rayber'in DersimHIer arasındaki inandıncdığı. Sıranın kullanılmışlara geldiğini duyuyor.

KIRIM İSTATİSTİKLERİ VE SÜRGÜN "Dersim'in bütün insanlan yok edildi" demek. . Rayber karargâha girerken başına un çuvalı geçirilip etkısız- kşririlerek süngükniyordu. yıl¬ larca kaçak yaşadıktan sonra hayata yeniden başlayanlar. Köy ve kasabakrda "dokunulmazlar" ve "dokunulmayan¬ lar". kuşku emaresi yoktu. sonra Cunda adasına sürülüyordu. Sürgünlerin büyük çoğunluğu da.. aıksı önce Ba¬ n lıkesir'in Akınovası'na. oğlu Hüseyin'i de yanına alarak. daha sonra yurtlanna. eşine birçok işkence yaptıktan sonra sürgün etmiştir. köy¬ lerine. Demek ki. yollarda öknlerin dışmdaki sürgünk kurtulanlar. Peyami köyündeki evini işgal ederek. Rayber sevinçliydi. hatta oğlunu. 'bunlarm niyeti kötü' diye uyardığmı söylüyordu.. devlet hizmet¬ lerini düşünüp değerkndirmiş. bunların arasında yaşayanlar vardı. adı daha sonra Geyiksu diye değiştirilen Dest nahiyesine gelmesini istiyordu. .. amcasının ve bütün Der¬ sim'in felaketine sebep olan hain Rayber..... Sonrasını Nuri Dersimi anlatıyor: "Ordu emrinde hizmet gördürülen.. Fakat yapabileceği bk şey yoktu. Türk istihbaratından alıp biriktirdiği binkrce liraya^ el koymuş. onun emri al¬ tında çahşan biri okrak askeri karargâha götürülünce işin rengim anladığını.. Rayber'i kurşuna dizdikten sonra. Açlık. aranan "münasip" çiftlik bulun¬ muştu. sussuzluk. Ge¬ neral. 393 . bin bir eziyetin ağır koşullarına daya¬ namayarak. . 11 te yola çıkıyordu. Kaçmaya çalışan oğlu ise kurşunlanı¬ yordu.. doğru ve ger¬ çekçi değildir. Türkler." Dersimliler. Orada. yaptığı hizmetlerin ödü¬ lü olarak Teştak'ta oğluyla birlikte kurşuna dizilmiştir. O sevinçk. burada köyler ve köylerde hayatlarını sürdüren insan¬ lar kaldı. askerlerk birlik¬ .Gelen askerkrin hal ve tavırlarında. Dağlara sığınarak. Rayber'in nahiye müdürüne bağlı. atalarının hayat izlerine geri döndükr. Rayber'in evi yağmalandıktan sonra yakılıyor. 1 .

ya da "eşkıya ile çıkan çatışmada ölü olarak" ele geçirilen insan sa¬ yısı 15 bin kişi olarak gösteriliyor. pis kokular içinde yolculuk etmişler. hatta iklimine yabancı olduk- lan diyariara götürülüp. konuşulan diline. üst üste yığılı halde. 394 . resmi makamla- nn çok üstünde olduğunu bildiriyor. "eşkıya ile çıkan çatışmada. Topluca trenlere doldurulup. aile¬ leriyle biriikte sürgün edilecek insan sayısı hakkında. gelenek ve göreneklerine. dilini yarat¬ mış insanlar. Dersimli bir sürgün torunu anlatıyor: "Ninemkri Erzincan'da tren vagonuna doldurmuşlar. Bazı resmi verilerde. Ama daha sonraki uygulamada bu rakamın çok çok aşıldığı an¬ laşılıyor. topluca ya da tek tek kadedilen insan sayısını 50 bin. Vagon kalabalıkmış. * Dersim sürgünlerinin sayısı da bir başka bilinmezlik. yaban hayvanı misali salmıyorlardı. 'Defolup gidin' diye karşılamışlar. Çünkü. sürgün. hain". 1935 yılında ilk planı açıklarken. Genellikle. daracık vagonda. hayadarmın bütün izlerinden. günlerce aç susuz. köklerinden koparı- lıyordu. Fakat köy¬ lüler bizimkileri istememişler. yaşama biçimine. parasıyla alışveriş bile yapılamıyor¬ du.Bütün bunlann yanında. silahlanyla biriikte ölü olarak ele geçirilenlere" ilişkin resmi istatistik ve sağlıklı rakamlar yoktu. en az ölüme denk acı veren bk insanlık trajedisiydi. yok edilen insan sayısının. Başbakan İsmet inönü. selam verme bir yana.. götürüldükleri yerierin insanlanndan kabul değil. "yerinde sonuna kadar susturulan".. Kürt kaynakları. Bazı kaynaklar. onlar "birer yurt düşmanı. Balıkesir'de trenden indirip bir köye götürmüşler. Toprağı ve ikliminin yaşama biçimini. "Şimdilik 2 bin kişi kafidir" ifadesini kullanıyordu. yerli olmuş olanlara göre. Çoğu yerde. insanlar havasız. bazıları ise 70 bin ki¬ şi olarak ifade ediyor. ırkçı tepki görüyoriardı. dahası kana susamış karildi. Öte yandan.

yer yer "kuy¬ ruklu Kürt. bunlardan biriydi. ayrı bir trajediydi. sefaletin öteki boyunu sergiliyordu. . ilk çağlann sa¬ vaş esirieri gibi urgan ve zincirierk birbirine bağknarak. Çocuklar aşağılanıp horlanma korkusun¬ dan sokağa çıkamıyor. Dedemi. Cemal Süreya'nın ailesi Bilecik'e sürgün edilmışü. Köylüler. kimliğiyle ortaya çıktığı takdirde ışmı. CHP'den Tunceli milletvekilliği yapan Nihat Sal¬ tık. bütün toplama merkezlen.Sonra askerierin yanında taş ve sopalarla saldırmışlar. yazın sıcakta. Yalınayak ve üstle¬ rindeki giysiler yamalı. bırakıp kaçıyoriardı. O dönemde çekilen ve daha sonra kitap ve dergderde yayınla¬ nan fotoğraflar. okula yazdınlanlar. Sürgünlerin nakli. ^^ arka- daşlanndan kimliğini gizleyerek okula devam etriğini" söylüyor¬ du.. kışın soğukta. Bu kez. buralarda nakil günlerini bekliyoriardı. Bundan an¬ neleri babaları da nasiplerini alıyor.. Şak Cemal Süreya. . te ör¬ ı gülerle çevriliydi. Kimileri de kimliğini gizleyerek. Onun kimlik gizkme trajedisi daha sonraki memuriyet yılla¬ rında da sürecekti. içine salındıklan toplumda. konumunu kaybetme korkusu önüne dikiliyordu. Tren garianndakiler dahil. akrabalarımız orda (Dersim) kaldığı için babam. ailesini yadsıyarak tutunma¬ ya çahşıyoriardı. çocukların gözlen onunde saldırıya uğruyorlardı. sonra kafileler halinde en ya¬ kındaki tren istasyonuna naklediliyoriardı. insanlar. İnsanlar. Şair. yakm- 395 . Yakınlan- mız." Sürgün çocuklan. önce toplama merkezlerinde toplanıyor. 1970'lerde. kalma¬ larına izin vermeyince oradan aynlıp bir başka yere gidiyorlar. köy meydanında böyk linç edip öldürmüşler. Birbirine zincirknmiş olarak fotoğraflarda görülen insankr. Tel örgülerin dışında nöbetçi askerier dolaşı¬ yordu. kuyruğunu göster" diye aşağılanıyorlardı. tanıklık etriği nakil manzaralarmı şöyk anlatıyordu: "Biz olaylar başlamadan Erzincan'a taşınmıştık. kendi çağları¬ nın yoksulluk manzarasmı temsil ediyoriardı.

Kulağı oradaydı. sürü halinde. Getirilenler. Hayvan ve yük va¬ gonları katarının hızı. orada tanıştıklan insanlar bir arada.. "el konan hayvanlann" aynntılı 396 . daha da düşüktü. ne de başlannda. yanlannda var olan yiyecek ve suyla ayakta kalmaya bakıyoriardı. Çoğu yalınayak¬ tı. Daha önceki bölümlerde anlatıldığı zaman.." Dönemin teknolojisiyle trenlerin hızı düşüktü. kırım sözleri.dan ilgileniyordu. insanlar çok pe¬ rişan haldeydiler. Onlan görmek için istasyona gidiyorduk. 'su' diyorlardı. "Isyancdar"ın mallarına da el ko¬ nuyor.. son duraklarda kapı açıldığında sidik ve pislik kokulan fışkırıyordu. evlat. Askerler yaklaşıp su vermemize izin ver¬ miyorlardı. sırt sırta yolculuk ediyor. çocuğu. baba. Erzincan'dan Ankara'ya iki günde gidiyordu. Kötü haberler geliyordu. insanları yaban hayvanları gibi birbirine bağlayıp Erzincan'a getiriyorlardı. yakınlarının bilmedikleri yerlerde indirilip toprağa gömülüyorlardı. Yaz sıcağında. oturacak yeri. Erzincan'da trene bindirip baûya naklediyorlardı. yağmalanıyordu.. Kadını vardı aralarında. torun ve gelinlerle. en az dört gün kapalı kalıyor. O insanlar. yük ve hayvan vagonlarına dolduruluyorlardı. Hayvan taşımada kullanılan vagonlardı. yolcu trenleri.. Savaş haberleri. o ka- pah yerde günlerce süren yokuluklaria badya taşınıyorlardı.. doğal ihtiyaçlannı. Genelkurmayın kitabında. insanlar. Anne. Vagonların penceresi. ihtiyarı. "İsyan" bölgesiydi. İnsanların dolduruldukları vagonların kapıları dışardan kapa¬ tılıp kiHdeniyor. tren istasyonunun orakrda. başların¬ da silahlı askerler olduğu halde günlerce bekletiliyorlardı. tuvaleti yok¬ tu. Dersim. Ölenler. orada herkesin gözü önünde gideriyorlardı. vagonlar¬ dan havaya. Ne üsderinde vardı.

örneğin "ele geçirilen sürülerin askerle¬ rin yiyeceği olarak kullanıldığı" belirtiliyordu. Sadece Gene¬ ral Ali Fethi Esener'in. öldürülmüş insanların paralan. "gayri resmi tarih"in kaydettiğine göre. Resmi rapor ve tutanaklarda bunların izine rasdanmıyor. Fakat. özellikk altınları da vardı. "resmi tarihte" de sözü edilmiyordu. pek çok kışı. "kaderi değişmiş" ve "varlıklı hale gelmiş" olarak döndü isyan bölgelerinden. evi ya¬ kılmış. ziynet eşyalan. ama köyü. Canını ve ailesini kurtarma umuduyla sahip olduğu bütün variığını "kurtarıcılara vermesini saymıyoruz. bunlar yanlanna alıyor" diyerek yükte hafif pahada ağır maüarın da ele geçirildiğinden söz ettiğini biliyoruz.dökümüne yer veriliyor. 397 . "Ermeniler altınlannı yere gömüyorlardı.

1950'lere kadar büyük bir baskı dönemi yaşandı. Zira devlet korkardı. Oralann her şeyi jandarma onbaşısıydı. Mehmet Ali Birand'ın Apo ve PKK adındaki kitabın¬ da. Okumuşuyla hiç baş edemeyiz.. Kimseler gire¬ mez. devlet dairelerinde belirii bir düzeyin üstüne kati¬ yen çıkardlmazlardı. Zira kendilerinin hiçbir politikalan yoktu. Doğu geri plan¬ da kalıyordu. Yine en büyük hatamız. 'Biz cahiHyk başa çıkamıyoruz. Sadece askerierin politikalan vardı...' Zaten Türkiye'nin genelinde eğitim zayıfd. Türkiye Cumhuriyeri'nin Kürt polirikasını şöyle anlatıyordu: "isyanlar çok kanlı basdnldı. 1971 darbesinden sonra da Başbakanlık yaptı. Mekn. Özellikle eğitim konusunda büyük hata yapıldı. hapisler. Zaten Güney¬ doğu Anadolu yasak bölge durumuna düşmüştü. Kürderi sadece susturmak için çaba harcamamızdı. Dev¬ letin de bir politikası yoktu. kimseler geçemezdi. Sürgünler. O da baskı ve gerektikçe dayak. Örneğin." 398 . Devletin söylenmeyen politikası. askerin baskısını pek sevmemekle biriikte. Maliye Bakanlıgı'nda bürokrasinin en üst düzeyine kadar yükseldikten sonra ismet inönü tarafindan Mil¬ letvekili. Bakan yapıldı. Siyasi partiler. askerde yüksek rütbeye pek çı¬ kartılmazlar. Ardından da. dayak ve baskı. İSYAN" Vanh Ferit Melen. Hiç unutmam. göz yumuyorlardı. sırdan Anadolu'ya dönük yaşariardı.. oku¬ masınlar' şeklindeydi. Fevzi Çakmak (Genelkurmay Başkanı) 'Ne oku¬ lu?' demiş. 'zenginleşmesinkr. Jandarma kimseye gözünü aç¬ tırmazdı. Bu bölgeye hiç gel¬ medi. Kürder.Dokuzuncu Bolü M "29.

dilkndirenleri cezalandırarak susturuyor. Ankara. Mehmet "İşte bugünlere.* * * Partiya Karkeran Kürdistan'a (PKK) bağlı geriUakrm 15 Ağustos 1984 tarihinde Eruh ve Şemdinli'de aynı anda silah pat¬ latmasından sonra. olay ya¬ ratan sorunları bir kez daha gözardı ediyor. ama kestirmeden gide¬ Bu Osmanlı'dan kalma bk tanımlamaydı. Kurt sorunu. büyüten sorunlan ağzına al¬ mıyor. hıze uçak ve helikopter kullanıyor. Ankara'nın bu dille konuştuğu süreçte. yerieşim. Kürderin istekkri. top. köy ve kasabalan savaş yangınla¬ rı sarıyor. donemin Genel¬ kurmay Başkam Doğan Güreş'in "düşük yoğunluklu rek olayları "terörizm" diye niteliyordu. isyanı yaratıp besleyen. sosyal yangın. "Cumhuriyet tarihınm 29. Kurt Isyam diye tanımhyor. çalışma. küçük düşürülmemek ve pastadan pay alabilmek. Kurtkrin bütün hayatım altına alıp altüst ediyordu. bu hatalar sonucunda geldik. Ferit Mekn. insan muamelesi görmek. özel kuvvetkrk takviyeli 300 bin kişilik bir askeri güçk savaşıyordu. Ferk Mekn'in özetlediği şiddet politikası yemden doruğa çıkıyor. barmma dahd. taşlan.adam yerine konmak. çözümü yine şiddette arıyordu. polis. bizim doğurduğumuz ve şimdi altından kalkamayacak duruma getirdiğimiz bir sorundur. dağları. PKK hareketini." Ali Birand'a şöyle diyordu: Melen'in Kürt sorununu "akından kalkamayacak durum" ola¬ rak nitelediği bu dönemde Süleyman Demirel CumhurbaşkamydL Demirel. dayak ye¬ memek. Ankara. dediği sa¬ vaş için bütün olanakları seferber ediyor. Osmanhdan ben tek¬ rarlanan gekneksel söykm ve alışkanlıkla hareken. devlet "isyanı" basnrmak içm tank. Kürtler bir kez daha ayağa kalkıyor. daha önceki olaylarda olduğu gibi olaylan. Ama tanımın ıçın- 399 . "iç ve dış düşmanların oyunu" diye nitelendiriyor. bunu iz¬ leyen süreçte.

"potansiyel teh¬ like" ilan ediliyor. İsmet Paşa. 1930'lann daha yumuşak şekliyle geri dönüşü oluyordu. Bütün dikkat. 1946 yılında çok partdi sisteme geçildiğini açıklıyordu. 1938 yılında Atatürk'ün ölümünden sonra İsmet inönü Cum¬ hurbaşkanı olmuş. Kürdere ilişkin Kemalist polirika yeniden yürürlüğe konuyor. "eşkıya" dünyadaki genel tanıma uy¬ gun hale geririlmiş ve "terörist" olmuştu. batı kriterlerine uyum amacıyla. baskı ve korku genelleştiriliyordu. hatta İsmet Paşa diktatöriüğü günlerinde. 1950'de de seçimi kazanıp tek başına iktidar oluyordu.de "nedenler" yoktu. Hitler Almanyasıyla ilişkilerini pekiştirip ricarerini artıran TC. program yoktu. Aynı yıl. plan. bu arada ABD'den ekonomik yardım alabilmek için batı ittifakında yer alıyor. Olaylar da. bk yıl sonra da İkinci Dün¬ ya Savaşı padak vermişri. Kürt tarafindan sempatiyle karşılanıyordu. Şimdi. Bu. Amerikan (ABD) blokunun yanında yer almıştı. 1960'daki askeri darbe. Fakat. Kürtlere karşı işlenen bk suçun ilk mahkûmiyetiydi. dış kaynak¬ lı "terörizm" olmuştu. TC tarihinde. Kürder. yenilgi üzerine Almanya'ya savaş ilan etmiş. yakıp yıkmalar duruyor. iktidarın 195 5 'ten sonraki genel serdeşmesinden Kürt¬ ler de paylanna düşeni alıyoriardı. Savaş boyunca. DP'nin ilk zamanlarında Kürtler üzerindeki baskılar kısmen de olsa hafifliyor. enerji ve güç dış savaşa yöneldiği için de olsa Kürrier rahat bir nefes almışlardı. jandarma dayağı azalı¬ yor. Oysa sorunu yaratan ve birbirinin devamı nedenler vardı. Kürtler açısından. Adı duyul- 400 . Osmanlı ve devamının dilinde Kürt hare¬ kederi "eşkıyalık"tı. "Terörü bastırma "nın dışında ise teşhis ve sorunların tedavisi diye bir resmi görüş. Demokrat Parri (DP) kuruluyor. Van'ın Özalp ilçe¬ sinde 33 kişinin topluca kadedilmesi emrini veren General Musta¬ fa Muğlalı yargılanıp mahkûm ediliyordu. aydınlar tutuklanıyordu. silah toplama adıyla köylere baskınlar düzenleniyor. sistematik olarak köylere "silah toplama sefer¬ leri" düzenleniyor. Kemalist çiz¬ giye aykırı bu tutum. 1920'lerde başlayan "Kürt harekâdan". dağ¬ ları saran akvler sönmeye başlamış.

» » 1961 Anayasası. militer sisteme aykın düşmemek koşu¬ luyla sosyal hayata ilişkin düşüncelerin ifadesiyle örgütienmeye izin veriliyordu. ilk kez kitlelerin önünde Kürtçe konuşmalar yapıyoriardı. 1960'lann sonlannda. "size Kürt diyenlerin yüzüne tükürün. Bazı köyler ablukaya alınıyor. "TC'yi tehdit eden tehlikeler" sıralamasında ilk sıra¬ da yer alıyor. Süleyman Demirel hükümeti. TlP'in şemsiyesi altında. 1930'lardaki gibi "vatandaş Türkçe konuş" kampanyası açılıyor. Kemalist basında. Kürtler örgütlenip sorunları tartışıyoriardı. Kürtlere uygu¬ lanan baskılan kınayan. bu dönemde telaffuz edilmeye başlanıyor. ihtiyan. cezayı da göze alarak. çocuğu ve kadınıyla insan- 401 . kısmen de olsa demir perdeyi aralıyor.muş. 1969 yılı bahannda. Bazı aydınlar. sosyal uya¬ nış ve örgürienmeden telaşlanıyor. "Komando harekâri" başlatılıyordu. Kemalist partilerinden uzaklaşarak. toplu işkence uygulanıyordu. "tehlikeyi bertaraf" etmek üzere orduya "silah toplama" emri veriyor. Kürtçe ko¬ nuşanlar aşağılanıyor. hepiniz Türksünüz" diyordu. Kürt sözcüğü. "tehlike çanları" başlıklı yazılar kendini göstermeye başlıyordu. kendisi de bk Kürt olan darbenin askeri Hderi General Cemal Gürsel. "Kürt yok. tanınmış 55 Kürt önde geleni. Erzurum'un Tekman ilçesine bağlı Alibeyköy'de olduğu gibi. memleketi Erzurum'a yaptığı gezide. üniversiteli gençler. Kürt kı¬ pırdaması. "Derin devlet" de denilen sistemin gizli çekirdeği. hiçbir zaman olmamıştır" tezini savunuyor. Adını koruyabilmiş köy isimleri Türkçeleştiriliyor. "ağa" oldukları gerekçesiyle tutuklanıp sürgüne gönderiliyordu. demokratik hak isteklerini dik getiren "Doğu Mitingleri" düzenleniyordu. "Silah toplama" adıyla yürütülen "Komando Harekâtı''nın ürpertici kesitleri de vardı. "Devrimci Doğu Kültür Ocaklan"nı kuru¬ yorlardı. bas¬ kıcı sistemi yumuşariyor. Kürtlere daha sempatiyle bakan Türkiye İşçi Partisi'ne (TİP) yöneliyor. genci. Kürt aydınlan.

köy meydanlarında. Kürt varlığından söz et¬ tiği için üniversiteden atılıyor. kitapları yasaklanıyordu. eski bakanları. İşkencehanelerde can verenlere. Bütün bunların arasında en radikali. topluca yat-kalk talimleri yaptırılıyor. 1970'lerde. köylüsü. kendisi.lara. insanlık arayışında. Dayak ise sıradan muameleden sayılıyordu. işçisi. 12 Eylül 1980 darbesi bir yıkım gibi geliyor. Türk milliyetçiliğinin savunucusu Demirel'in parti¬ sinden milletvekilleri. 402 . öğ¬ rencisi. Kürtler arasında kaynaşma ve ör¬ gütlenme çalışmaları giderek yoğunlaşıyordu. Kema¬ list CHP'den. legal zeminlerin dışında yeraltında faaliyet göste¬ ren Kürt örgütleri de vardı. erkeklik organlarına ip bağlanıp kadınlara çektiriliyor. kendini yakan dört gencin ölüsü da katılıyordu. Ankara'da Siyasal Bilgiler Fakültesi öğrencisi Abdullah Öcalan önderliğindeki. saygın ihtiyarlar çırılçıplak soyularak. dayanıl¬ maz işkencelerden sonra pek çoğu ağır hapis cezalarına çarptırı¬ lıyordu. Türkçesi Kurdistan Emekçiler Partisi olan "Parti¬ ya Karkeran Kurdktan" (PKK) idi. kongre bildirisinde "Kürt vardır" ibaresine yer verdiği için kapatılıyor. cezaevine dönüştürülen kışlalara dolduruluyor. millet¬ vekilleri dahil. TİP. Sosyolog İsmail Beşikçi. ilkel çağlarda savaş tutsakları¬ na bile reva görülmeyen işkenceler yapılıyor. daha sonra tutuklanıp ağır hapis cezalarına çarptırılıyor. tutuklananlar arasında. belediye başkanları da yer alıyordu. eski bakan. Diyarbakır askeri cezaevinde. gençler vurula¬ rak öldürülüyor. yine köy meydanlarında insanla¬ ra hayvan pisliği yediriliyordu. "ele düşmüşlere" pislik yediriliyordu. memuru ve aydınıyla yüzlerce Kürt tutuk¬ lanıp. 12 Mart 197rdeki askeri darbe sonrası. Fakat baskılar ters tepiyor. her yaş ve görüşten Kürtlerle dolduruluyor. Diyarbakır'daki özel askeri cezaevi. iş adamı.

Öcalan, 1949 yılında, Urfa'nın Halfeti ilçesine bağh Ame-

ran (Ömerli) köyünde doğmuştu. Sıradan bir köylü olan Üveyş
ile Ömer Öcalan'ın oğluydu. Ailesinin herhangi bk aşiret bağı,

hatta adı sanı duyulmuş kabilesi bile yoktu, akraba çevresi de
sınırlıydı.

Öcalan, ilkokula başladıktan sonra Türkçeyi öğrenmeye baş¬

ladı. Annesiyle babası ise Türkçe konuşmasını bilmiyoriardı.

Zor koşullar içinde ortaokulu bitirdikten sonra, sınav kaza¬

narak Tapu ve Kadastro Meslek Lisesi'ni yanlı öğrenci olarak bi¬ tirdi. Tapu Kadastro kurumunda çalışırken üniversiteye başladı.
Öcalan, ilk gençliğinde Kürt sorunuyla fazla ilgili değildi. Da¬

ha çok Türk sağının dinci çevrelerine yakın durmuştu. Fakat, li¬ se ikinci sınıftayken, Hulusi Turgut'un Irak Kürdistanı'nda ba¬
ğımsızlık savaşı veren Kürt lider Mustafa Barzani'yk yaptığı ve

Akşam gazetesinde yayınlanan bir röportajı okuyunca, dünyasın¬
da değişim rüzgârları esmeye başlamış ve Kürt sorununa eğilme¬
ye başlamıştı.

Ankara'da Siyasal Bilgiler Fakültesi'nde öğrenciyken, gençli¬

ğin sol kesimi içinde adı anılanlardan bki haline gelmiş, fakat
Kürtleri ve sorunlannı dillendirmeye başlayınca şaşırtıcı tepkikr
almış, bunun üzerine, "Türk solunun gündeminde Kürt sorunu
yok" diyerek yolunu ayırmıştı.

Bundan sonra Kürt sorunu üzerinde yoğunlaşıp çalışmaya yö¬

nelmiş, ama ilk başlarda üniversiteli Kürt gençleri çevrelerinde de
aradığı ilgiyi bulamamıştı. Mevcut legal ya da illegal Kürt örgüt¬

lenmelerini pasif ve yetersiz buluyor ve sayıları çok sınıriı bir ar¬
kadaş grubuyk, 1973'te "arayış" toplantıları düzenliyordu.

1974 yılında, Türk-Kürt karışımı ve 5-6 kişiden oluşan küçük bir grupla ilk toplantısını yapıyor, bu toplantıda Kürt tabanında ör¬ gütlenmeye yönelik çalışma konusunda kararlar alınıyordu.
Ancak grubun bir adı yoktu. Uzun zaman da olmadı. Grup,

ydlar sonra basında "Apocular" diye isimlendirilecek ve bk süre
böyle anılacaktı.

403

^

»

Yavaş bir tempoyla büyüyen, sınırlı da olsa bir kitle tabanı edinen grup, dört yıl sonra, 27 Kasım 1978 tarihinde, Diyarba¬ kır'ın FİS köyünde yapılan kongrede, "Partiya Karkeran Kurdis¬ tan" (PKK) adıyla partileşip kurucular kurulunu, yönetim organ¬

larını seçiyor ve Abdullah Öcalan liderliğinde tarih sahnesine çı¬
kıyordu.

PKK, radikal bir çizgi izliyor, bazen devlet güçleri, bazen de

karşıt Kürt grup ya da aşiretlerle çatışarak adını duyuruyordu.
1980'deki askeri darbe sürecinde PKK, devlet güçlerince kuşatı¬

lıyor, birçok militam ve kadro adamlan tutuklanıyor, Öcalan, ülke¬
yi terk edip Suriye, oradan da Lübnan'a geçerek kurtuluyordu. Kur¬ tulabilen öteki yöneticiler de ona karilmca, gerilla savaşını başlatma
hazırlıklanna girişiliyordu.

*

*

PKK, 15 Ağustos 1984 gecesi, 50-60 kişilik bir gerilla grubuy¬

la Şemdinli ve Eruh ilçelerini aynı anda basıp ortaya çıkarak, si¬
lahlı mücadele dönemini başlatıyordu.

Kasabaları işgal edip, bir süreliğine de olsa elde tutmak, An¬
kara'da şaşkınlık yaratmıştı.

Cumhurbaşkanı General Kenan Evren, "devlete silah çekme
cesareti gösteren teröristlerin, derhal yakalanarak, Türk adaleti¬

nin demir pençesine teslim edilmesini" emrediyordu. Muhalefet partileri, önce davranıp önlem almadığı ve "terö¬

ristlere gereken ders verilmediği için", Başbakan Turgut Özal'ın istifasını istiyorlardı. Başbakan Özal ise olayı Türk sol hareketle¬
ri penceresinden gördüğü için önemsemiyor, büyütülecek nitelik¬ te olmadığını söylüyordu.

Sol gençlik grupları zaman zaman radikal çıkışlar yapmış, fa¬
kat halk tabanında destek bulamadığı için tasfiye olmuştu. So¬ runları irdeleme, nedenlerle sonuçlar arasında bağ kurma alış¬

kanlığı

bulunmayan çevreler, PKK'nin de kullanılacak şiddet

yöntemleriyle aynı akıbete uğrayacağını sanıyorlardı.

404

Oysa, PKK'nin dayandığı gerçekler farklıydı. Geride duygulan yarah bir kitk vardı. PKK bu tabandan destek alıyor, lojistik ih¬

tiyaçlarını karşılıyor; bannma, yer edinme olanağı buluyor, karilımlarla büyüyordu.

50-60 kişilik bir grupla ortaya çıkan PKK'nin silahlı insan gü¬

cü, göz açıp kapanıncaya kadar diye tabir edilebilecek kısa bk zaman diliminde katlanarak büyüyor, hareket ise bkkaç yıl için¬ de. Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel'in deyimiyk "Cumhuri¬
yet tarihinin 29. Kürt İsyanı" haline geliyordu.

Demirel'in "29. Kürt İsyanı", rakamı hayali, ama isyan nite-

lemi doğruydu. Çünkü olay, PKK hareketi olmaktan çıkmış, hal¬
kın destek tabanına oturmuştu. 17 bin 500 "faili meçhul" cina¬

yet ile yakılıp yıkılmış 4 bin köy bunun göstergesi, kanıtıydı.
TC, isyanı bastırmak için bütün olanaklarını seferber etmişti.
Basın ve televizyon, "terörist" diye adlandırılan gerillayı yıpratıp

gözden düşürme ve propaganda aracı olarak kullanılıyordu.
1991 yılında, ordunun insan gücü ve savaş teknolojisini isyan

bölgesine yığdıktan sonra, tank, top, uçak, helikopter ve çağın di¬
ğer savaş araçlarıyla "topyekûn mücadek" stratejisini uygulama¬

ya başlamıştı. "Özel Tim" adı verikn polis birlikkri de ordunun
yan destek gücü görevini görüyordu.

Ayrıca, Osmanlı'nın "Kürdü Kürde vurdurma" yöntemi de
devreye sokulmuş, Hamidiye Alaylan'nın benzeri olan "Korucu¬

luk" sistemi yürürlüğe konmuştu. "Ücretli askeriiği" andıran bu
sistemin korucuları arasında eski sabıkalılar yer alıyordu. Evleri, köyleri ateşe veriknkr ise, bunun nedenini, "koruculuğu kabul et¬
mediğimiz için" diye açıklıyorlardı.

2000 yılma gelindiğinde yakılıp yıkılmış köy sayısı 4 bini bul¬
muştu. Köy yakıp yıkmanın yanında, şehirlerin ortasında, gün ışı¬

ğında işlenen "faili meçhul cİnayetler"e ilişkin 17 bin 500 dosya,
savaşın kirli yüzüydü.

Savaşın en büyük acısını, her yaş ve cinsiyetteki sivilleri kap¬

sayan cinayetler, tecavüz, işkence, insanlarm kaybedilmesiyle; köylerin, dağların, ormanların, ekinlerin, bağ, bahçe ve tarlalann

405

yakılmasıyla, hayvan sürülerinin yok edilmesiyle Kürtler yaşıyor¬ du, ama "topyekûn mücadele" ilan eden devlerin kayıplan da bü¬ yüktü. Mafya çeteleri ve kiralık terikçilerin de kullanılmak zo¬
runda kalınması, ekonomik, siyasal ve sosyal hayatı kabusa dö¬
nüştürüyordu.

Bir bütün olarak, Kürdere verilen bunca zarara, çektirilen acı¬

lara rağmen, gerüla Türk devletinin alt yapısına yönelmiyor, ha¬
yati önemde ve can daman sayılan yollara, köprü ve barajlara

ilişmiyor, şehirieri felç eden eylemlere başvurmuyordu. Bk yö¬
nüyle genel tahripkârlığa, büyük yıkımlara girişmiyordu.

Türk devleti, başa çıkma olanaklan yetersiz kalınca, dış yar¬

dım arayışlanna hız vermiş, NATO'nun üyesi olması nedeniyle
Avrupa ve Amerika'nın desteğini sağlamıştı. Avrupa ülkeleri,

yardım çerçevesinde TC'ye silah satıyor, PKK'yi yasa dışı ilan ediyor, militaniannı tutuklayarak, dolaylı yoldan katkı yapıyor¬

du. ABD ise teknoloji, istihbarat, uzman yetişrirme ve yürütülen
stratejilere destek vererek, doğrudan savaşan taraf pozisyonunda
duruyordu.

Öte yandan TC, 1995 yılında, Ortadoğu'nun en güçlü askeri
yapısı İsrail'le işbiriiği anlaşmalan imzalayarak, onun desteğini de
yedekliyordu.

TC, 1998 yılında, Amerika'nın askeri gücünü de arkasına ala¬

rak yeni bir taktik uyguluyor, PKK lideri Abdullah Öcalan'ı banndıran Suriye'yi savaş tehdidiyk hedef alarak, Öcalan'ın teslim
edilmesi isteniyordu.

Suriye, ilk hamlede direnince, Türkiye ve Amerika, 1998 Eki¬

minde, savaşmaya hazır olduklarını ortaya, koyarcasına, Suriye
sınınndaki İskenderun körfezine yığınak yapıyorlardı. Türk askeri ve sivil yöneticileri, açıktan açığa savaş sözcüğü¬

nü telaffuz ediyor; basın, askeri güçler arasında karşılaştırma yaptıktan sonra, Şam'ın kısa zamanda ele geçirilebileceğini yazı¬
yordu.

406

Suriye açısmdan durum ciddiydi. Amerika ve İsrad destekh
Türk devletiyle savaşı göze alacak güçte değildi. Mısır Devkt Başkanı Hüsnü Mübarek, savaşı önkmek için
Ankara ile Şam arasmda arabuluculuğa başlıyor, birkaç görüş¬

meden sonra Türkiye açısmdan sonuç alınıyor, Abdullah öcalan,
9 Ekim 1998 tarihinde Suriye'yi terk etmek zorunda kalıyordu.
Öcalan, gizlice Rusya'ya geçiyordu.

Fakat ABD, peşini bırakmak niyetinde değildi. Amerika nın

Kaflcas petrollerini Akdeniz'e akıtma projesi için Kürtkrm soz ve

karar sahibi olması gerektiğini açıklamış olan Öcalan adım adım izleniyordu. Rusya ise ağır bir ekonomik kriz içindeydi. Amenka,
bu açıdan Rusya'nın yumuşak karnını yakalayıp tehdit ediyor yar¬

dım vaadinde bulunarak, Öcalan'ın sınır dışı edilmesini sağlıyor-,
du. Başlangıçta destek veren, hatta parlamentonun alt kanadı Duma"da sığınma hakkım onaylayan Rusya'nın tutumu, para karşılı¬
ğında değişiyordu.

Öcalan Yunanistan'a geçiyordu. Yunanistan, Türkiye ile Kıb-

.

,

ns ve Ege sorunları yüzünden yıllardan beri, resmen dan edilme¬ miş savaş halindeydi. Amerika faktörü burada da ortaya çıkınca,

siyasi sığınma istemiyle Italya'nm başkenti Roma ya gidiyordu.
Kürtkr, destek için, beş kıtadan Roma'ya akıyor, onbmlerce
kişi, günlerce sokak ve meydanlarda yatıp kalkıyordu. Türkiye'de ise italya'ya karşı resmen ilan edilmemiş bir savaş

haH hakim oluyordu. Ankara'daki elçilik binası sarılıyor, sokak
gösterilerinde İtalyan sebze ve meyveleri çiğneniyor, giyim eşyalan

^^^Türkte'de, Öcalan'ı destekleyen Kürtlerden yüzlercesi gözakına alınıyor, bazıları meydan dayağından geçiriliyor, linç manzara¬

ları yaşanıyor, iki Kürt linç edilerek öldürülüyor; evler, iş yerlen
saldırıya uğruyordu.

italya Başbakam Massimo D'Alema, uzun sure Amerikanın

..

»

ı

> .

basküanna karşı direndikten sonra, sonunda Ocalan'dan u^eyı terk etmesini istiyordu. Amerika'nm baskıları yüzünden Oc^
lan'ı kabul edecek ülke de bulunamıyordu. Öcalan, İtalya dan
aynldıktan sonra tekrar Yunanistan'a gidiyordu.

407

Bu aşamada Türkiye, Yunanistan ve ABD arasında yürütülen gizli pazarlıklarda sonuç alınıyordu. Türkiye'nin, Ege'deki ada¬

ların silahlandınlmasından vazgeçme dahil, birçok anlaşmazlık konusunda verdiği tavizlerden sonra anlaşmaya vanlıyordu.
Simitis başkanlığındaki Yunanistan hükümeri, Öcalan'a, "Amerika'nın baskısı yüzünden ülkede tutamayacaklarını, gü¬
venli bir ülke aradıklanm" söylüyor ve bindirildiği uçağı Ameri¬

ka'nın kontrolündeki Kenya'ya uçuruyor, sonra elçiliklerinde tu¬
tuyordu.

Ankara'da, "onu alma" hazırlıkları başlıyordu.

Türkiye'den gönderilen özel uçağın Kenya'ya hareket ettiği
gün ise, Yunanistan elçisi, Öcalan'a kendisini saklayamayacakla-

nnı bildiriyor ve başının çaresine bakmasını istiyordu. Öcalan'ın güvenli bir yer bulununcaya kadar elçilik konutunu terk etmeye¬
ceğini bildirmesi üzerine, elçi kalabileceğini söylüyordu.

Elçilik görevlikri, 15 Şubat 1999 tarihinde, aranan güvenli ül¬ kenin bulunduğunu, bu ülkenin Hollanda olduğunu bildiriyor,
uçağa bindireceklerini söyleyerek elçilikten çıkanyor, dışarda

bekkyen Amerikan ajanlarına teslim ediyorlardı. Onlar da, hava¬
alanındaki özel uçakta bekleyen Türk ajanlarına...
*

*

*

Ustaca kamufle edilip havaalanında beklemeye alınan Türk

uçağına binen Öcalan'ın koUanna yapışıp ilaçla bayıltmışlar,
gözlerini de bağlamışlardı.

Bu görüntüleri daha sonra, önce Türk, ardından dünya tele¬
vizyonlarında yayınlandı.

Kürt liderin yakalanması, Ankara'da zafer şenlikleriyle kudanıyor; sokaklarda davullar çalınıp göbek atılıyor; binalara, yolla¬
ra bayraklar asılıyordu.

Beş kıtaya yayılmış Kürtler ise elem, öflce, hüzün ve düş kınk-

hğıyla adeta ayaklanıp sokaklara dökülüyoriardı. "Biji Kurdis¬
tan- Yaşasın Kurdistan, Biji Serok Apo-Yaşasın Başkan Apo" slo-

ganlanyla Amerika, İsrail, Türkiye ve Yunanistan karşın gösteri¬
ler düzenliyor, temsikiliklerine saldınyorlardı.

408

Kürtler, katı, otoriter sisteme rağmen Türkiye'de bile gösteri¬

ler düzenliyor, göstericilerden yüzlercesi gözaltına alınıp işkence¬
den geçiriliyordu.

Türkiye dahil, dünyanın çeşkli yerlerinde 70 Kürt, uluslarara¬

sı ittifakın gazabını protesto için bedenini ateşe vererek intihara
kalkışıyordu.

İmrah, Marmara Denizi'nde gözden uzak, yaklaşılması yasak, mahkûmlar ve siyasi idamlar adaşıydı. 27 Mayıs 1960 darbesinden

sonra idama mahkûm edilen Başbakan Adnan Menderes ik iki ba¬ kanı Hasan Polatkan ve Fatin Rüştü Zorlu, gözden uzak bu adaya
götürülüp asılmışlardı.

Ada, o günden sonra yarı açık cezaevi olarak kullanılıyordu.

Öcalan yakalandıktan sonra, Imralı boşakıhyor, askeri yasak
bölge ilan ediliyor, burada tek kişilik hücreye kapatılıyordu. Bu arada hükümet, gazetekrle televizyonların Öcalan ve Kürt

isyancılar için kullanacakları sıfatlan, deyimleri bir genelge hali¬ ne getiriyordu. Genelgeye göre, "Kürt" ve "Kurdistan" deyimkri asla kullanılmayacak, isyancılar için "terörist", Öcalan içinse
"terörist başı" ya da "bebek katili" denilecekti.
Medya, emre sadakatle uyuyordu...

Arkası kesilmeyen sorgulamalar sürerken, bir yandan da
"yargılama" hazırlıkları yapılıyor, Öcalan'ı yargılamakla görev-

kndirilen Ankara iki Numaralı Devkt Güvenlik Mahkemesi Imrah'ya taşınıyordu.

Mahkeme asker-sivil karmasıydı. TC'nin aday adayı olmaya

çabaladığı Avrupa Birliği, asker karışımı mahkemekri meşru bul¬
muyordu. Tepkikri dindirmek ve daha sonra Avrupa insan Hak¬ lan Mahkemesi'nde TC'nin mahkûmiyetini önlemek için, mah¬

kemenin yapısını değiştirdiler. Askerkri geri çekip, yerine siville¬
ri atadılar.

Mahkeme, duruşmalara alınacak izkyici ve medya görevlile¬

rinin sayısını sınıriandırmıştı. Karara göre Öcalan'ın yakın akra-

409

balarından 12 kişi duruşmaları izleyecek, 12 avukat da savunma¬ sını üsdenebilecekri. Savaşta yakınlarını kaybedenlerle avukada-

n da "müdahil" olarak duruşmaya katılabilecekti. Yakınlarını
kaybeden Kürder için böyle bir kontenjan yoktu.
Duruşmalardaki görüntüleri yerli ve yabancı medyaya sunma

yetkisi ise, devlet kurumları olan Anadolu Ajansı'yla TRT'ye veril¬
mişti.

Öcalan, mahkemeden önce televizyonlar ve basın tarafından
kamuoyu önünde yargılanıp mahkûm edilmişri bile. Her gün, her
an aşağılanıp küçük düşürülmeye çalışılıyor; bakanlar, milletve¬

killeri, hukukçu ve eski askerlerin karildığı televizyon tartışmala¬
rında idamın kendisi değil, zamanlaması ve biçimi tartışılıyordu.

Öcalan'ın duruşması, 31 Mayıs 1999 günü Imralı adasında
başladı. Aynı gün, Bursa'nın Mudanya ilçesinde, duruşmalar bo¬
yunca sürecek "idam şenliği" başlatılıyordu. Birinci Dünya Savaşı sonrasında Osmanh imparatorluğu'nun

teslim anlaşmasını imzaladığı tarihi Mudanya, bayram yeri hali¬
ne getirilmişti. Binalara dev Türk bayrakları asılmış, bazı yollara

zafer takları kurulmuş, liman, zafer sloganlarıyla donarilmışri.

İlçenin iskele meydanında davuHar, zurnalar çalınıyor, "Apo'ya
ölüm" naraları arasında halay çekiliyor, göbek atılıyordu.

Organize kalabalıklar, ellerinde Türk bayraklarıyla, "şenlik ve

zafer gösterileri"nde yer almak üzere otobüslerle, otomobillerle
Mudanya'ya akıyor, "Apo'ya ölüm" naralan ata ata meydandaki şenliğe kanlıyor, kimileri idam sicimini havada döndürüyordu. Şenlikçiler, "şehk yakınları" sıfariyla "devlerin misafirle¬

ri "ydi. Devlet, misafirlerin rahan için fedakârlıktan kaçınmamış, her türlü hazırlığı yapmıştı. Yanp kalkma yerleri hazırlanmış, ye¬ meleri, içmeleri için de gazinolar, lokantalar organize edilmişri. Televizyon yayınlarının aynntdan da ihmal edilmemiş, kasa-

410

Mudanya'da "galeyana gelmiş"lerin hakare¬ tine. Öcalan. barınacak yer bulamıyoriardı. Öcalan'ın yakınlarıyla avukatları. Kasabanın girişinde kimlik kontrolü yapılıyor. linç edilmek isteni¬ yorlardı. İstanbul ve Ankara başta olmak üzere... bir 411 . çağ ve gün farkıyla ilginçti. bu "tarafsız hava" içinde ve gösterilerin gölgesinde " yargılanıyor" du. 29 Haziran. bunlann. Mudan¬ ya'da kalacak. sözlü ve eylemli saldırılarına hedef oluyor. kasabaya sokulmuyordu. bazı kentlerde Kürtler.. Öcalan'ın yakınlarıyla avukatian dahil. doğum yeri güvenli bulunmayanlar ya da Kürt ol¬ duğuna karar verilenler geri çevriliyor. karann açıklanması ıçm saptanan tarih ilginçti. küçük bir masa. "galeyana gelmiş Türkler"in gazabma uğruyordu. Kürtler üze¬ rinde terörün gölgesi dolaşdrılıyordu. bir sandalye ve mikrofon vardı. isyancı Kürt lider Şeyh Said'in 1925 yılında asılarak idam edildiği gundu. Davamn sonuçlanıp. Öcalan'm akrabalanyk avukatian. "Türk halkının duygulanmn temsilcisi" olarak ekrana geti¬ riyor. araya giren spikerier. Öcalan için kurşun geçirmez camdan özel bk bölme yapılmış- n. Öcalan. Mahkemenin idam karannı açıkladığı 29 Haziran 1999 günü. "bu günleri gösterdiği için Allah'a^ şü¬ kürler olsun" bağnşlannı yayınlıyor. . "be¬ bek karili" diyerek söze başlıyordu. "yargılamayla zaman kaybetmeye gerek yok. ama banş ık demokrasi kavramlarını işliyordu. Karar günü. elinde skimle ölüm naraları atarak sokaklarda gösteri yapan- lan." sözkrini yayınlıyor. Televizyon kanallan. Öte yandan. mahkeme salonunun bitişiğindeydı. Bölmede.banın sahilinde özel bk platform ayrılmıştı. he¬ men asalım. Imralı adasına geçiş noktası yapılmış Mudanya. bando mızıka ve davul zurna önünde göbek atanlann. Bulunduğu hücre. İki oda arasındaki uzaklık kadar bir mesafeden duruşma salonuna geri¬ rilen Öcalan'ın bilekleri kelepçeleniyordu. savunmasını yaparken ayrıntı olarak Kürt sorunu üzerinde durmuyor. gizH güçkrin işletmeci¬ leri tehdk etmesi sonucu kaldıklan otelden çıkardıyor.

bandolar ça¬ lınıyor.. "şehit yakınları".kez daha şenlik alanına çevriHyor. televizyon ve gazetelerde. Duruşma günü Yargıtay binasının önündeki ağaçlar "ölüm sehpası" niyetine kullanılarak. Öcalan. Bu arada PKK cephesinde de gelişmeler oluyordu. ise onay için An¬ kara'da gösteriler düzenliyordu. zurnalar. elinde iple sokağa dökülenlerin görüntüleri doluyordu televizyon ekran¬ larına. 29 Haziran'ın şehitler günü olarak ilan edilmesini öneriyordu. davullar. Öcalan Ge¬ nel Başkan sıfatını sürdürüyor. "İdam kararı" yerine getirilemiyordu. Amerika "öldürülmemesi" koşu¬ luyla Öcalan'ı teslim etmişti. bil¬ gisayar. PKK Merkez Komitesi. Öcalan'ın bütün görüş ve isteklerine uyacağını açıklıyordu. idam kararının ne zaman ve nasıl yerine getirileceği tartışmaları başlıyordu. İdam kararı açıklandığında şenliklerin coşkulu havası her yanı sarıyor. bilmiyorum. evrak ve eşyalan tahrip ediyorlardı. Bundan sonraki süreçte. "hiçbir za¬ man gerçekleşmeyeceği" biline biline. Öte yandan. dallanna Öcalan'ın fotoğraf ve makederi asılıyordu. birin¬ ci sayfadan. Türk ırkçılarının avukadığıyla ünlenen ve eski bir gizli istihbaratçı olduğu söyle¬ nen müdahil avukatlarından Can Özbey'den yola çıkarak. Mahkemenin onay kararı açıklandıktan son¬ ra göstericiler. Hürriyet gazetesi. ellerinde idam ipiyle sokaklarda dolaşıp sevinç gös¬ terilerine başlıyor.. idama karşı çıkan İnsan Haklan Derneği'nin genel merkezmi basıp. "devlet konuğu" kalabalıklar sokaklarda göbek atarak. idam kararının bozulması için Yargıtay'da dava açıyor. he¬ nüz açıklanmamış ve "bilinmeyen" kararı kudamaya başlıyorlardı. marşlar. Tarih şimdiye kadar bu boy bir şenliğe tanıklık etmiş miydi. bayraklar sallanıyor. ilk duruşmada söylediği "PKK'nin silahları bırakabi- 412 . Öcalan'ın avukatları. genel başkan Hüsnü Öndül'ü dövüyor. şarkılar söyleniyor. sanki "Türke Türk propa¬ gandası" rüzgârları estirilircesine. ertesi günkü sayısında. Çünkü.

2003 yılında.leceği" sözünü hayata geçiriyor. silahlar susuyordu. "genel af koşu¬ luyla" silahlan bırakıp dağdan inebileceklerini açıklıyordu. 413 . "savaş durumuna son verildiği¬ ni" açıklıyordu. Öcalan. Hemen ardından gerilla güçleri sınır ötesine çe¬ kiliyor.

Dr. Adıvar Mor Salkımlı Ev 16.Hüseyin Cahit Yalçın Siyasal Vasilyeva.Falih Rıfkı Atay Çankaya 43.Demirtaş Ceyhun Ah Şu Biz Kara Bıyıklı Türkler 22. Jigalina Kurdistan Tarihi Anılar 26. Rogan Aşiret Mektep Devlet Kurdistan Tarihinde Dersim 38. A.Remzi inanç Şey 34. Mıhoyan. Gasratyan. Nuri Dersimi Hatıralarım. M.Alişan Akpınar. 1.Tarık Ali Selahaddin 27.Albay Reşat Halh Cumhuriyet Tarihinde Ayaklanmalar 19. Lazarev.İbrahim Arvasi Hatıralarım 30.Sıdıka Avar Dağ Çiçekleri 36. 1. S.M. X.Ziya Gökalp Türkçülüğün Esasları 9.E. /ö'« Türkler.Lord Kinross Atatürk 5.Garo Sosuni Kürt Ulusal Hareketleri ve Kürt-Ermeni İlişkileri 24Kılıç Ali Hatıralarını anlatıyor 3. ittihat ve Terakki 42.Ş.Necip Fazıl Kısakürek Din Mazlumları 7.Faik Bulut Dersim Raporları 39.Vecihi Timuroğlu Dersim isyanı 33.Ksenefon Anabasis 10. 14- İsmail Beşikçi îskan Kanunu.Ehmede Kanî Mem u Zin 1 1. Eugene L.ihsan Nuri Paşa Hatıralarım 35.Sina Aksin. O.Hasan Cemal Kürtler 28. Kemgin Osmanlı-Sefavi Döneminde Kurdistan Tarihi 4.Mehmet Şerif Fırat Doğu İlleri ve Varto Tarihi 40.Kemal Uzun Türkiye'nin Avrupa Yolundaki Engeli: Kürt Sorunu 18. Ş. E.Doğan Avcıoğlu Türkiye'nin Düzeni 414 . Süreyya Aydemir Tek Adam 29.Feroz Ahmed. Rıza Nur Hatıralarım Hayat ve 8.Uğur Mumcu Kürt-lslam Ayaklanması 20.Cemal Madanoğlu Anılarım 32.KAYNAKLAR Kitaplar 21- Behçet Cemal Şeyfe 5a/f /yyam 1.Mehmet Bayrak Kürtler ve UlusalDemokratik Mücadeleleri 2.Hıdır Göktaş Kürtler isyan Tenkil 31.Şerefhan Şerefname 12.Bedir Han Kürt Sorunu 17. ittihat ve Terakki 41.Solakzade Solakzade Tarihi 13.Amin Maalouf Arapların Gözüyle Haçlı Seferleri 6. Uluslararası Sömürge Kurdistan 15.Metin Toker Şeyh Sait İsyanı 23.Halide E.Yaşar Kemal Deniz Küstü 37. 15.Dr.

Barbaros Baykara Dersim 1938 50.Radikal 2.Dünya 4.Feyzullah Koç 8. Aladağ 11-ElifPolat 1.Muhsin Batur Anılar Görüşler 52.İhsan Sabri Çağlayangil Anılarım 45.Kurum 4.Cumhuriyet 3.Gerçek 48.Demokrasi 415 . Sıvan Dersim Kaynak Kişiler 1.Melle Selim Taş 3.Oktay Verel Atatürk'le Bir Ömür 49.M.Aydın Saraç Gazeteler 9.Milliyet 7.Hakimiyeti Milliye 5.Melik Fırat 51.Dava 47.Gülsüm Toker Mevhibe 6.Resmi raporlar 5.Kahraman Aytaç 53.TBMM Gizli Tutanaklar Dergisi 2. Darağacı 6.Dr.Dr.Ulus 8.Cevat Oktay 7.Adım açıklamak istemeyen kurban ve tanıklar 11.Ahmet Kahraman Cici Basın.44.Tan 10. Mehmet Emin Sever 5.Hulusi Turgut Barzani Dosyası 55.Özel arşivim 6.Melle Şafii Ballı 4.Avni Doğan'm yaymlanmamış anılan 3.Ayın Tarihi 5.Vatan 2.Ahmet Emin Yalman Yakın Tarihte Gördüklerim ve Geçirdiklerim 4.Nokta 3.Resmi bildiriler 9.Musa Anter Hatıralarım 2.Mehmet Ali Birand Apo ve PKK 54.2000'e Doğru 46.Dursun Çakıroğlu 10.Hürriyet Diğer Kaynaklar 1.Kazım Karabekir istiklal Harbimiz Dergiler 1.

.

282.352. 319. 330. 390 Abdullah Öcalan 402.112. 51 Bediüzzaman (Saidi Nursi) 93 Alişan 274. 61. 90.336. 258.289.223.217. 82.ÎSÎM İNDEKSİ Alişer 78. 184.335.227. 96 Ali Rıza 152. 88. Abdülhamit 48. 182 Abdürezak Bey 51 Adevi Aziz 237 309. 140. 41.360. 404. 89. 167. 175 417 . 281.269.390. 179. 348.338.341. 321. 329. 108 Bedir Han 57 Ali Said Paşa 67 Ali Saip Ursavaş 133.231. 406 Abdullah Sadi 134 Abdurrahman Paşa 36 Alpaslan Türkeş 183 Arap Abdi 164 Aşkotanlı Paso 147 Atatürk 55.115. 80.240. 56. 104. 139.270. 93. Abdülmelik Fırat 71. 119. 67. 275. 320.323. 172.382. Alişan Beyzade Mustafa Paşa 320 137.308.275.345. 140. 321 Alişan Bey 267. 320.278.324. 95.180. 310.370. 169. 400 Atilla 24 Ahmet Emin Yalman 115 Ahmet İzzet Paşa 259 Ahmet Mithat Bey 89 Alaattin Fırat 210 Ali Baban 165 Avni Doğan 89 Aydın Saraç 190 B Babeuf 11 Ali Cemal Bardakçı 278 Ali Fethi Esener 385.268. 312.273. 66. 321.241.146. 274 Bedirhan Bey 37.344.356.255.334.347. 49.183. 76.142. 268 Behçet Cemal 85. 68. 150.288.226 Ali Rıza Septioğlu 184 Balikanh Hacı Halit 165 Balkanlı MoUa Emin 164 Barzani 51. 397 Bahçeli Hacı Hamdi Bey 89 Bahri Bey 165 Ali Haydar Dikmen 77. 40.307. 51. 311. 77. 57. 332. 45. 108. 322.303. 146 Ali Şükrü 270.392 Abdullah Alpdoğan Paşa 338. 272 Abdülkadir Sido 133 267.

386 Erbilli Nafiz 133 Erdoğan Örtülü 145 Faik Bulut 291. 314 Fakih Hasan Fehmi 164. 360 Cemal Bardakçı 279. 259. 127. Sait Kırmızıtoprak 357 E-F Ebul Hayca 26 Cemal Madanoğlu 204 Cemal Paşa 18. 174 Diyarbakırlı Ahmet Cemil 133 Dr. 165. 316. 179. 336. 354. 255. 401 Cemal Kutay 183 Diyarbakır Valisi Mithat 140. 340. 409 Çamurekli Zeynel Ağa 263 Çanh Şeyh Abdullah 164 Canlı Şeyh İbrahim 164 Çapakçuriu 165 Süleymanoğlu Yusuf Ferhat Bey 233 Feridun Fikri (Düşünsel) 276 418 . 158. 73. 135 Enver 18. Fuad 133 Dr.Bertal Tanrıverdi 357 Beşe 255. 220. 401. 402.51 Cemal Süreya 210. 51. 221. 318 Dr. Demirel 142. 205. 222. 387. 277. 227. 385. 356 Ç:Sl Can özbey 412 Can Yücel 285 Cavit Ekin 166 Cebrail 297. 171 Fatin Rüştü Zoriu 183. 189 Derikli llyas 89 Derikli Necim 89 Dijana Hesse Sori 237 Bitlisli Idris 32 Botan Miri Bedirhan 183 Boynukara Hıdır Paşa 257 Bülent Ecevit 142 Divriğili llyas 133 Diyadinli Temur Ağa 165 Diyap Ağa 255. 405 116. 268. 335.258. 122. 327. 355. 67. 184. 224. 319. 75. 399. 119.261. 139. Nuri Dersimi 251. 338 Cekdet Bey 213 Celal Bayar 340. 281 Cemal Gürsel 240. 184. 293. 355 Binbaşı Kasım 64.262 Cemil Paşazade Ekrem 133 Cevat Oktay 86 Cevdet Sunay 385. 386. 95. 218. 395 Cemil Paşa 259 Edrise Betlise 32 Elif Hatun 318 Emin Avni 62. 148. 329 D Dadinanlı Temo 101 Damat Ferit Paşa 62 Bira İbrahim 215. Rıza Nur 227 Dr.

216. 112 Han Mahmut 41 Hanili Hacı Salih Bey 164 Hanili Mustafa Bey 164. 61. 92. 214 Haydar Bey 274. 73. 275. 227.158. 60. 216. 109.152. 104.Ferit Mekn 135. 62. 95. 68. 303.154. 172 Hanili Şeyh Adem 164 Harputlu Şeyh Celal 164 Hasan Cemal 142 Fevzi Bilgin 184 Fevzi Çakmak 217. 123. 215. 104. 81. 217 Hüseyin Reşik 318 Hacı Talat 110 Hüsnü Mübarek 407 Hafız Paşa 38. 66. 69. 39 Halborili Hasan 339 Halis Bey 215. 105. 268. 87. 276 Hasenanlı Halid Bey 63. 320. 281. 103. 68. 398 G-H Garipli izzet Bey 164 Hasan Hayri Bey 57. 171. 302.121. 117. 174 Hanili Salih Bey 158. 136. 158. 258 ibrahim Tali (Öngören) 217. 227 1 Ibişî Seyik Ali 315 ibrahim Arvasi 147 ibrahim Bey 344 ibrahim Paşa 50. 140 Goltz Paşa 52 Gulabi Ağa 43 Hıdır Göktaş 293 Hıdır Paşa 257 Hikmet Çetin 142 Hoca Askeri 133. 216. 83. 99. 137 Huvit Reisi Nuh 123 Hüseyin Avni 56 Hüseyin Cahit Yalçın 115 Hacı Musa Bey 63. 300. 47. 218 Halit Bey 31. 398. 390. 399 Ferzende Bey 214. 137 Hovvland Shaw 144 Hulusi Turgut 403 Husse Telle 220 Güle (Güllü Aladağ) 351 Guloe Kollo 121 Gur Huso (Kurt Hüseyin) 221 Hacı Abdullah 133 Hacı Ahti 133. 220. 61. 237 FethiOkyarl08. 321 Helmut von Moltke 38 Hese Gene 315 Garo Sasuni 108. 82.196. 109.213. 98. 230. 96. 419 . 237 General Alpdoğan 295. 63. 392 General Moltke 52 General Mustafa Muğlalı 400 General Mürsel 90. 87. 64. 224.

262. 227. 263. 215. 69. 324. 210. 283. 404 Kerem Bey 158. 353. 340 ikinci Abdülhamit 47 İkinci Mahmut 37. 398. 158 Kasım (Ataç) 47. 120. 265. 206. 286. 61. 103. 144. 68. 165 Mangur Hamza Ağa 46 Mar Şamun 40. 300. 39 ismail Hakkı Paşa 44 ismail Müştak Bey 348 Kılıç Ali 141 Kör Halil Paşa 263 Kör Hüseyin Paşa 50. 4ZO . 68. 235. 79. 49 Lord Kinross 139. 237. 39. 261. 147. 307. 73. Mehmed Ali Paşa 39. 213. 101. 127. 66. 45 Kamer oğlu Fındık 336 Kamil Mahor 237 Massimo D'Alema 407 Kamuran Bedirhan 213 Kara Kazım Paşa 267 Kargapazarlı Halit 165 Mazhar 146. 281 Ibrahime Husseke Telle Paşa 237 99. 38. 119. 100. 121. 278. 61. 216. 75. 123. 259. 168 285. 400 Ivo Beg 219. 198. 225. 134. 140.225. 309. 226. 40 Mehmet Akdağ 250. 163 Müfit Kansu 133. 242 Kavalalı Mehmet Ali Paşa 52 Kazım Paşa (Orbay) 110. 261. L:M Lazarev 22. 191. 220 Lütfi Müfit Özdeş 133. 280. A. 137 Kenan Evren 386. 217. 221. 218. 86. 228. 297. 284. 266 Kemal Fevzi 133. 146. 56 M. 97. 232. 287. 114. 228. 278.211 296. 112. 281. 1. Kürt tarihçi Şerefhan 28 91. Menyukov 43 K Kahraman Aytaç 78. 227. 64. 66. 222. 351 Kasım 42. 24. Mahmut Bey 60. 390. 113. 313. 262. 214 ihsan Sabri Çağlayangil 306. 349. 140. 188. 249. 207. 109. 118. 394. 105. 387 Kamer Ağa 315 Madenli Kadri Bey 164 Mahmut Altunakar 205. 117. 235. 282. 236 Ksenefon 23 ismail Top 324 ismet Paşa (inönü) 56. 173 izzettin Paşa 277 M. 23. 158 Kasım Fırat 175 Idris 32. 301. 303. 220. 140. 66. 149. 27. 98. 96. 354. 109. 33 idrisi Bedisi 34 ihsan Nuri 47. 234. Gasratyan 55. 225. 226. 223. 233. 216. 236. 223. 224. 128.

166. 293. 92 Mevhibe İnönü 307 Nuri Dersimi 252. 135 Musyanlı Molla Cemil 165 Muşlu Mehmet 165 Mehmet Fuat Fırat 184 Mutkili Hacı Musa 64. 184 N-O N. 350. 235 Metin Toker 86. 130 Minorsky 28. 104.Mehmet Ali (Menteş) 295 Mustafa Barzani 403 Mustafa Kelo 237 Mustafa Şahin 213' Mehmet Ali Birand 341. 399 Mehmet Ali Efendi 252 Mehmet Bayrak 70. 77. 82. 258. 61. 129. 25 Meme Kek 315 Memo ve Nadir 216. 117 Necip Fazıl Kısakürek 146 Neşet Paşa 256. 37. 64. 97. 99. 118 Moğol Hanı Hulagü 27 Muhsin Batur 370 Osman Paşa 41. A. 128. 181. 38 Mirza Ali 336 Oktay Verel 312 Osman Bölükbaşı 387 Osman Nuri Paşa 99. 265. 91. 66 Mehmet Halit Fırat 99 Mürsel Paşa 89. 391. 393 Mevlana Halid 70. 83. 121 Mustafa Zihni 62. 276. 335. 200 68. 66. 261 Musa Anter 27. 116. 90. 102.178 Melle Yadin 116. 65. Halfin 43 N. 130. 138 121. 103. 356 Mehmet Emin Sever 60. 82. 91. 127. 173 Mehmet Şerif Fırat 67. 259. 120. 98. 398. 141. 69. 356 Piranh Molla Mahmut 164 4ZI . 101. 123. 257 Nihat Saltık 395 Nikitin 24. 71. Marr 11 Nafiz Bey 133 Melle Hadi 38 Melle Selim 63. 73. 106. 379 P-R-S-1. 278. 280.117. 31 Nurullah Bey 41 Mir Muhammed 36. 339. 182.217 Mehmet Tevfik 133 Melik Fırat 73. 140. 192 Nakipzade Bekir 89 Melle Şafii (Ballı) Necip Ağa 103. Palulu Abdullah Sadi 133 Mustafa (Miço) Ağa 268. 321. Y. 68. 183. 83. 75. Muhsin örtülü 145 Muhyettin Aygören 184 Murat Paşa 52.

349. 121. 341.391. 351 Reşit Paşa 37. Revanduzlu Ali Saib 47. 360. 88. 87. 372 Salim Başol 215 Seid Abdülkadir 45. 292. 337. 306. 324. 316. 131.392 Seid Taha 45. 281. 147. 132. 392. 353. 254. 241. 27 Semih Paşa 37. 251. 331. 360 Seid İbrahim 251. 60 Sultan Celaleddin 27 Salih Paşa (Omurtak) 217. 327. 278. 325. Sultan Mehmet 15 Süleyman Bey 165 238. 346. 328. 350. 168 Solakzade 32. 344. 310. 266. 136.Prof.320. 263. 166.317. 98. 43 Silvanlı Şeyh Şemsettin 164 Simon Radev 144 Rohat Alakom 214 Sabiha Gökçen 307. 315. 41 321. 390. 336. 32.119. 65. 277. 97. 172 Rıfat 133 Richard 26 Robespierre 11 348. 291. 388. 388 Seid Resule Berzenci 235 Seid Rıza 11. 54. 391. 275. 252. 361.319. 297. 70. 270. 261 Seid Muhammed 132 Seid Resul 236 Şeyh Abdullah 84. Şatoğlu Salman 355 Şerefhan 30 Şerif Paşa 50. Halil inalcık 17 Ragıp Gümüşpala 386. 351. 318. 300. 355. 349. 254. 143. 146. 371. 301. 252. 276. 309. 4Z2 . 44. 130 Selahaddini Eyyubi 25. 332. 326 Şatoğlu Mehmed 293 Seid Bertal Tanrıverdi 77 Seid Hüseyin 78. 322. 81.316. 193 268.390. 293.315. 149. 272. 337. 322. 302. 99. 350. 62. 323. 334. Reşik Hüseyin 251. 63. 324. 130. 326. 100. 321. 257. 314. 393 Reşat Halh 62. 274 Sultan Abdülhamit 18. 286. 46. 338. 335. 296. 329. 78. 339. 267. 70. 138. 298. 77. 255. 349 Saddam Hüseyin 26 Sadiye Telhe 83 Said Bey 39 Sokrates 11. 159. 249. 280. 269. 117. 135. 261. 336. 293. 153. 250. 340. 345. 61. 120. 240. 299. 260. 118. 304. 291. 262. 253. 282. 258. 31. 279.213 286. 262. 261. Rayber 252. 308.318. 330. 134. Dr. 38. 159 Şah ismail 29. 265. 146. 337. 49. 33 Şahin Bey 188. 350 Süreyya Örgeevren 133. 255. 336. 338. 83. 227.388. 79. 312. 33 Spartaküs 11 Sakallı Nurettin 79. 217. 133. 30.

198. 348 Şeyh Barzani 238 Şeyh Hasan 71. 344.189. 165.124. 94. 79. 164 Şeyh Said 11. 97.164. 99.181. 131 Vasıf Paşa 25 4^3 .150. 162. 46. 72. 126. 164. 51. 92. 57. 95.155. 164. Tokiyanlı Halit oğlu Kamil 164 Topal Osman 79.180. 103. 20. lûl. Uğur Mumcu 74. 45. 104. 83. 86. 85.126. 226 Vali Memduh Selim 212 Şeyh Şerif 77. 138.190. 73. 122. 104. 73. 122.149. 280. 63.183. 130. 78.106. Timur 28. 22. 87. 71. 170 Şeyx Şebabettin Efendi 180 Şükrü Kaya 282. 88. 89.178. 139. 121. 90. 123. 54. 281. 72. 118. 64.160. 148. 128 117. 50. 12.199.188. T-U Taceddin 27. 128. 170. Tansu Çiller 142 Tank Ziya Ekinci 142 Termili Şeyh Abdullatif 164 Termili Şeyh İsmail 164 Tevfik Celal 66 80.188.105. 49.112. 184.226. 125. 169. 65. 90 186.179. 155.213. 164. 87. 77. 124.402. 75. 171. 163. 181. 319. 84. 159.159.226 Şükrü Sökmensüer 341.208. 273. 329 Şeyh Muhammed Berzenci 50 Şeyh Ömer 89. 128. 120. 181. 74. 91. 82.109. 93.276 Şeyh Tahir 184 Valirii Hoca Sadık Bey 164 Vanlı Rasim 66 Vasıf Çınar 183 Şeyh Ubeydullah 45. 70.130.218.411 Şeyh Selahaddin 178. 102. 269 216. 161. 105. 147. 139. 67.128.107.113. 272.125.184. V-Y-Z Vahdeddin 55.127. 155.151. 83. 98. 258 255.116.132. 141. 88.178. 172. 106. 102. 164. 61. 62. 70.177.350. 81. 274 136.276. 119.111. 269. 96. 237 Tahsin Ekinci 184 Talat 18.118. 184 Şeyhanlı Hüsso 334 Şeyx Abdürrahim Efendi 180 Şeyx Ahmedi Cani 179 Şeyx Bahaeddin Efendi 179 Şeyx Diyaeddin Efendi 180 Şeyh Abdülkadir 233 Şeyh Abdüselam Barzani 51 Şeyh Ahmet 89 Şeyh Ah 45.158.195. 347 Şükrü Sekban 213 Şeyh Ali Rıza 65. 84. 107. 130. 271. 287. 167. 104. 139. 327. 69. 140. 143. 66. 76.

359 Yusuf Redkini 237 Yusuf Selahaddin 25 Ziya Hurşit 273. 32 Yaşar Kemal 240. 63. 158. 384 Zilan Bey 237 Ziya Bey 259 Yunus Nadi 317. 42 Yılmaz Güney 216 Yusuf Ziya Bey 61. 79. 320 Yusufanlı Kamer 78. 66. 87. 78. 274 Zoravalı Şeyh Cemil 165 Zülküf Bilgin 184 4Z4 . 77. 64. 241 Yavuz Selim 30. 297. 337 Yezdişer 41. 130. 350 Zeynel Altıntaş 382. 33 Yetim Hüseyin 297. 32. 81. 383. 109. 131. 103.Vasilyeva 23. 349. 157. 68. 105.

.

1985 yılında Darağacı ve 1986'da da Sanık Ayağa Kalk! izledi. Yazarın kitaplarından bazıları ise şunlar: Bize Özgürlük Verdiler.. Kurtarıcılar. Yılmaz Güney Elsanesi. Islamköylü Sulu ve Bir Dönemin Türk Büyükleri. Gazetecilik araştırmasına dayalı ilk çalışmasını. Üç Asılmışların Hikayesi. Masal öykü karışımı Kınalı Keklik işe 1981 yılında. genel yayın yönetmenliği ve genel müdür yardımcılığı yaptı. Değişik gazele ve yayın kurunnlarmın Ankara temsilciliği.. Anadolu Ajanşı'nda yönetim kurulu üyeliği. 1976 yılında Yodıdcn Yetmişe Masallar. Gazetecilik çalışmaları arasında. dergilerde yayınlanmış röportajları işle Biz adıyla kitaplaştı. Mesleğin her kadennesinde çalıştı. 1977 yılında yayınlanan Boğulan Başkan kitabıyla yaptı. İktisadi ve Ticari ilimler Akademisini bitirdi. . dergilerde röportaj yazarlığı. ertesi yıl Banş Toprağı yayımlandı. 1984 yılında. Bunu. nnuhabir olarak gazeteciliğe başladı.Ahmet Kahraman. 21 yaşında öğrenciyken. çocuk edebiyatıyla kitap dünyasına girdi. günlük gazetelerde köşe yazarlığı. Hanedan. orta ve lise öğrenimini tamamladı. değişik okullarda ilk. Bana Paya Deyin. Ankara'da. Hayaletler Prensi.