P. 1
Kemal Tahir - Karilar Kogusu

Kemal Tahir - Karilar Kogusu

|Views: 168|Likes:
Yayınlayan: leontamer

More info:

Published by: leontamer on Aug 30, 2011
Telif Hakkı:Attribution Non-commercial

Availability:

Read on Scribd mobile: iPhone, iPad and Android.
download as PDF, TXT or read online from Scribd
See more
See less

06/18/2014

pdf

text

original

Koğuşu Orhan Kemal Tahir (1910-1973) Kemal Tahir İstanbul’da doğdu.

Gazihasanpaşa Rüştiyesi’ni bitirip girdiği Galatasaray Lisesi’nin ikinci sınıfından ayrılarak öğrenimini yarıda bıraktı. Avukat katipliği, ambar muhasipliği, gazetecilik gibi işlerde çalıştı. 1938’de, Nâzım Hikmetle birlikte yargılandığı Donanma Komutanlığı Mahkemesi’nde on beş yıl hapse mahkum edildi. On iki yıl Çankırı, Çorum, Kırşehir, Malatya cezaevlerinde yattıktan sonra, 1950’de Genel Af Yasası uyannca geri kalan cezası bağışlandı. 1955’ten sonra yayımlamaya başladığı romanlarıyla edebiyatımızın önde gelen yazarları arasına katıldığı gibi, tarih konusundaki görüşleriyle de düşün hayatımızı etkiledi. 21 Nisan 1973’te, bir kalp krizi sonucunda İstanbul’da öldü. Kemal Tahir Karılar Koğuşu Yayma Hazırlayan: Sevengül Sönmez Ithaki Yayınlan - 358 Edebiyat - 283 Kemal Tahir Bütün Yapıdan - 4 ISBN 975-273-130-9 2. Baskı, Nisan 2007, istanbul © Kemal Tahir, 1974 © Ithaki, 2005 Yayıncının yazılı izni olmaksızın herhangi bir alıntı yapılamaz. Bu kitabın telif hakkı Kemal Tahir Vakfı temsilcisi ONK Ajans Ltd. Şti.’den alınmıştır. Yayın Koordinatörü: Füsun Taş Sanat Yönetmeni: Murat Özgül Kapak Tasanmı: Ömer Ülkenciler Ithaki™ Penguen Kitap-Kaset Bas. Yay. Paz. Tic. Ltd. Şti.’nin yan kuruluşudur. Kapak, iç Baskı: idil Matbaacılık Emintaş Kazım Dinçol Sanayi Sitesi No: 81/19 Topkapı-istanbul Tel: (0212) 674 66 78 (Penguen Kitap-Kaset Bas. Yay. Paz. Tic. Ltd. Şti.) Ithaki Yayınlan: Kapı yavaş yavaş, ihtiyatla açıldı. Biraz aralık durdu. Sonra çıplak ayakların hafif şıpır tısı işitildi. istanbullu yeni uyanmıştı. Yattığı yerden içeri gireni göremi-yordu. Ama kim olduğunu biliyordu. Mahsustan büyük sesiyle sordu:. Kim o? Cevap veren olmadı. Kim o? Aduş... Aduş... Hey... Kız “Hey” ne demek? Aduş? Efendim. Sabah şerifler hayır olsun Aduş Hanım... Olsun efendim. Gel bakalım... İstanbullu, yanında duran iskemlenin üzerine akşamdan bıraktığı bir tek çay şekerini eline aldı: Buyrun Aduş Hanım... Aduş, şekeri derhal ağzına attı. S öiemal Mıhir Kız, “Teşekkür ederim,” hani? Teşekkür ederim. Olmazdı. “Teşekkür ederim efendim,” diyecektiniz. Ederim efendim. Annen iyi mi? İyi. Dün gece ağladı. Ağlama deseydin. Ağlama dedim. Murat ağabeyime söylerim, dedim. Ne dedi? Ben fenalık yapmıyorum, ağlıyorum, dedi. Türkçe mi söyledi, Kürtçe mi?

Kürtçe söyledi. Ayşe Ana iyileşti mi? lah.... O da nasıl söz? “Hayır efendim,” diyecektin ya... Hayır efendim. Dün bir abla daha getirdilerdi. Adı neymiş? Bilmem. İşte o ağladı da, anam da beraber ağladı. Nerde Mahpus? Yok, gezmeye gitti... Aduş, kediyi karyolanın altında, dolabın arkasında aradı. Aduş. Efendim. Hanım ne yapıyor? Hanım da ağladı. Bizim evde herkes ağlıyor. Sen..? Ben de ağladım. Baban? Babam ağlamaz. Babam erkek... Maho? -Mahmut dokuz yaşındaydı- Maho ağlamıyor mu? IKarûar Dioğuşu Ağlıyor. Ayakları üşüyor da... Maho erkek değil ki!.. Çocuk... istanbullu, kış gelmeden evvel Aduş’a kundura ve entari temin etmeye karar vermişti. Çocuğun çıplak ayaklarına bakarak sordu: Nerde senin takunyaların? Aduş takunyayı bilmiyordu. İstanbullu sözü değiştirdi: Nalınların nerde? Koptu. Kopmuş... Hele rezil... Yere basma bakalım... Çık şu sıranın üzerine... Betona basılır mı? Hasta olursun. Çık şuraya. Ben hasta olmam... Aduş, “Ohh...” diye hafif bir ses çıkararak minnacık ellerini yanağına götürdü. Anası olan çocuk hastalanmaz. Anası karnını doyuruverir. Aç mısın? Hacı Abdullah dayın nerde? Görmedim. Bu esnada Aduş’a seslendiler. Kız gülerek dolabın arkasına kaçtı, başını uzatıp fısıldadı: Ayşe Ana gelmiş... Neden saklanıyorsun? Beni içeri kapatır... Korkma ben söylerim kapatmaz. Sana “kapatmam” diyor, ama aşağı götürünce kapatıyor. İstanbullu, Aduş’un saçlarını kestirmek için anasıyla tam bir ay mücadele etmişti. Saçı kestirdiler ama boynundaki katır boncuklarını, sarı ve nikel kuruşlardan yapılma gerdanlığı çıkartamadılar. Aduş deliler gibi ağladı, kendini yerlere çaldı. Küçücük -dört yaşında- esmer, zayıf bir kızdı. İstanbullu buraya ilk geldiği zaman gözlüklerinden korkmuş, aylarca kucağına çıkama7 [Kemal uıhir mıştı. Sonra sonra, birbirlerine işte böyle alıştılar. Aduş Türkçe-yi ve çiftetelli oynamasını pek kolay öğrendi. Dost oldukları gün, on dört ay evvel, İstanbullu onu duvarın önünde durdur-tup ölçmüştü. Aduş, şimdilik her sene üç parmak büyüyordu. Hem boyu, hem aklı bu kadar büyüyor. Para veren mahpuslara teşekkür eder ve Alman ordusu gelse, parasını elinden 4 alamaz. Parayı mutlaka anasına verecektir. Karılar koğuşunun kapısına gider, yere yüzükoyun yatar. Bazen “Like” bazen “Ana” diye seslenir. İçerden başka birisi anasının yerine cevap verse Aduş bir ihtiyar kocakarı gibi yattığı yerden “Hayır... Hayır...” manasına başını sallar. Anasının sesini alınca paraları peşi peşine kapının altından içeri sürer. Şimdilik, hamal olan babasına da, bir kavga esnasında komşu karısının kaba etini ısırıp ölümüne sebep olduğundan iki seneye mahkum anasına da, babasıyla beraber dışarda kalan altı, yedi, dokuz yaşındaki üç kardeşine de Aduş yardım etmektedir. Aduş... Kız, dert yapışasıca... Kız... Ayşe Ana soluyarak odaya girdi.

Beyim kız burada yok mu? Kızı bırak... Sen neredesin Müslüman? Hastalığın nasıl oldu? Sorma... Halime bak... Karı gardiyanı Ayşe Ana, çok uzun boylu, çok şişman bir kadındı. Gençliğinde dünya güzeli olduğunu, “Rum diyarı”nda Ayşe’den beyaz karı bulunmadığını eskiler söylüyordu. Günahı vebali boyununa biraz da oynak olduğunu, yüreğinin merhametinden yalvaranları boş çevirmeye kıyamadığı anlaşılıyordu. Bu yüzden kocası Davulcu Mehmet dayı sopa koymaz sırtında pa-ralarmış... “Lakin bazı karıya haramla sopa tevatür yarar. Bu Ayşe rezili, hovarda yeniledikçe güzelleşirdi bey, sopa yedikçe parlardı. O zamanın devrinde oğlu olanlar bunu tanırdı.” 8 Ddınlar CKoğtışu Son zamanlarda, iki seneden beri, sağ elmacık kemiğinin üzerinde bir Halep çıbanı çıkarmış, gittikçe azarak nihayet alt gözkapağmı aşağıya doğru çekip yüzüne biraz korkunç ve çok çok hazin bir hal vermişti. Bu yarayı iyi etmek için -daha doğrusu böylece azdırabilmek için- Ayşe Ana suratına sürmedik çalmadık boya, su, çamur, ilaç, toz bırakmamıştı. On günden beri hasta yatıyordu. Müdürden bir hafta izin aldığı halde, evde ancak dört gün kalmış tekrar vazifesi başına dönmüştü. Istanbullu’ya, görüşemedikleri birkaç gün içinde büsbütün çökmüş gibi geldi. Yüzündeki çıban el ayası kadar açılmış, gözünü aşağı doğru -inmeli bir aza gibi- çekmişti. Yarayı gene azdırmışsın Ayşe Ana. Galiba ekşi yedin. Yedim. Bir de utanmadan yedim diyor. Sana kaç kere söyledim. Ekşi yersen yaran çalışır. Ne yapalım? içerlerim yanıyor benim evlâdım... Benim içerlerim yanıyor... Kız, iç yanarsa hemen ekşi mi yenecek? Biraz sabretmez misin? Adam sen de Murat Bey’im... Acından ötmüş demesinler de çok yemiş de çatlamış desinler... Hastasın. Evde niye oturmadm? . Evde... Benim evim mi var? Yoluna boz duman çökesice benim oğlum... Alnının çatından vurulasıca benim oğlum... Bu benim oğlum, inşallah, ekmeği ekmekçide, parayı sarrafta göre... Gene sana ne yaptı? Ne yapacak? Gecenin bir vaktinde sarhoş olmuş, başucu-ma canavar gibi dikildi. Para istiyor benden... Veriverseydin... 9 0(emal Tahir Hani para?.. Sen ne söylüyorsun yavrum... Metelik divan sinisi... “Üç lira başgardiyana borcum vardı verdim,” dedim. “İki lira Hanım’a borcum vardı. Verdim,” dedim. “İki lira bir de seksen kuruş İstanbullu Murat Bey’e borcum vardı, verdim,” dedim. Kız, bana borcun mu vardı ki bunu böyle söyledin? Hasta halimde aklıma sen geldin... Sen benim oğlumu bilir misin? Benim oğlum, encamında dilenir... Ancak bir tarlası olup satmalı ki derdine deva bula... “Demek paran yok mu cadı?” dedi. “Yok,” dedim. “Sen de kendim kan mı sayıyorsun. Ulan sen bir süpürge süpürmeyi bilmezsin. Bu yüzden babam senin kolunu kırmadı mı? Bacağını kırmadı mı? Başında üç kurşun yarası yok 5 mu senin...” diye bağırdı. “Gördün mü oğlum... Kötü can olsa, babanın gününde çıkar giderdi. Demek ananın cani iyi canmış,” diye gülüverdim. Gülmeyi canım istemiyor ya... Belayı defedeyim diyerek... Vay bir öfkelendi. “Bir bacağını da ben kırmazsam...” diye şart etti. Sopayı çekti Ayşe Ana, oğlu kapıda duruyormuş gibi o tarafa döndü. Sen benim kafama neden vuruyorsun, kurşuna gidesice... Sen benim, tavuklar gibi, kafama neden vuruyorsun? On ağaç söğüdüm vardı. Eriklerim vardı. Söğüt ağaçlarımı, erik ağaçlarımı kesti, yaktı. Dış kapıyı da kırdı kırdı yaktı. Dış kapılar kırılır mı şahım? Bak Mehmet dayıyı beğenmiyorsun ama, sağ olsaydı seni oğlana dövdürmezdi. Sağ olsaydı... Sağ olmalıydı. Herif beni döverdi, bana söverdi. Ama beni it ayağına bırakmazdı. Eller benim derdimden dağlarda gezerdi. Su başlarında gezerdi, balıkları suda temizler getirirdi. Kuşları fırında pişirtir, ekmeklerin arasına sarar getirirdi. Bir vilâyetin

Sen de bir istida versene. Çarşıda bir hacetin var mı? Teşekkür ederim. bre vurur döverler. Sus.. 12 IKarûar [Koğuşu İyi demişsin. Evim diyerek gittim. Arslan gibi karıydı. Bize bir sürü şeker verdi.. Bana cennet kuşları avlamış... İşte benim hastalığım. gömlek aldı. Kavga etti hançerledi... Ana beni de götür. Her yerim ağrıyor denir de oralarım ağrıyor denmez. 6 Hele şuna bak. Ayşe Ana. ıslandım. Aduş ağlamaya başlayınca Ayşe Ana yumuşadı... Ben hasır örerim.. o günün soğuğu.. Rüzgâr agu gibi esiyordu.. Beni de götür. İlle yiyeceksin diye boğazıma sarıldı. Karakola gideceğim. bana zehir yedireydi... On gün oluyor rüyada gördüm. mezarına gittim.... Seni götürmesem buraya neden çıktım... Gene senin kümese bir tavuk geldi Ayşe Hanım.. bir dubara ile alıp götürdü. Beni yanma alma. Tezkeresiz iş yapmışlar. Lakin Allah o paşaların tuttuğunu altın ede. nerde bu türemeyesicenin tokmaıo utanlar ZKoğuştı ğı. yetişemedim. Hangi paşaların kız? İsmet Paşaların. Tencereler aldım. Oğlun söyleyemeyeceğini bildiğinden sağrına vurmuş. sıcak su benim derdimi alır. Şuraya on...... Ben kendisim şekva etsem.. Söylenmez ki şahım. IstanbuUu’ya döndü: Anası yalvardı biraz gezsin sevaptır.. komiser kısmına söylenmez ki.. Sus dedim. Oğlandan gizli sattım. “Avrat geleydi de.. Bir de senin derdini mi çekeceğiz. Allah bin ede. Hay anan öle rezil.. Boşanmadan bu herife kaçmış.” demiş koca herif. Hasır örgüm türkülerde söylenir. Sen şimdi hamama mı gideceksin? Yok.. eski avradı da böyle döverdi.. oğlan beni döve döve öldün ÖCemal uıhir rürdü. Hükümetin birini. Ben biraz daha yaşasam iyi olur.. sarhoş oldu kamaladı. Müdür gelsin.. bizi bu kapıya kim uğratırdı? Ben de çalışmasam. Acıyor musun? Acımıyorum... Rezile saat aldı. Kuzu gibi tencereler. Sus. Şu kadar para kazandım..” dedim. Sus kız. Şimdi beni sancı tutuyor. Bilmez mi? O ne domuzdur.... Şimdi hükümet bize bakıyor. leğen aldım leğenimi sattı. Sen nereye gidermişsin.” diye yalvardım. mezarın başında çamura battım. Ermeni malı gibi. on beş tane hasır koyardım.. İzin isteyeceğim! Simdi ben çarşıya gidiyorum.. Bu benim oğlum. Buraya girmeden de ben boş durmazdım ki. Köyün muhtarı da öfkelenmiş. Dedim ki “Burada herkesi eşiyle beraber yatırırlar.. tencerelerimi sattı. Koştum.. Hemen zırlama. vurdu sopayı. Yağmur yağar. Sen beni neden döversin. Sabahleyin korktum.. Bakırı altın gibi tencereler. Tam beş tane şöyle şöyle tencere aldım.. Şu kaba etlerime vurdu sopayı. Çarşıya gitmek lafını duyar duymaz koşup Ayşe Ana’nın eteğini yakaladı. Şimdi oğlan da davul çalar ama nerde babasının tokmağı. Burada ham kâğıtla alışveriş ediliyor diyerek hükümete müzevvirlemiş... Usul usul hamama gitsem.. Hani yağmur yağmıştı. konuşmaya dalınca Aduş meydana çıkmıştı. Sonunda İbiş’e sattırdım. neden gelmiş? Tezkeresiz iş yapmaktan mı gelmiş? İyi bildin. Şimdi yanına avrat gelmiyor. Allah hükümetten razı ola. Hepsini sattı. Oralarım hem gümgüdük oldu. Eli kınlasıca. Neden? Karıları çalıştırma âdetini çıkarmasaydı. “Aman koca. Ona ettiğini çekecek. Hastalandım.. Ne dedi? . Vay benim oğlum. Eksik olma... eteğimi başıma çeviririm. Bu benim oğlum hapiste yattı da karı Reji’de çalıştı.. İş anlaşılıyor. Karının bacısı haber almış. Karı Bitlisli idi. Herif ölürken ben buradaydım.bir davulcusu idi.

şunu alacaksın. istidadan.. biz tütünsüz ölüyoruz. Bir de köylü karısı usul.” demişler Kocasını demek ki sevmiyormuş.. o da dişi zayi eder. Bir karının sözü. “Şunu. Buranın bir günü bir senedir. Karı zamane karısı. evde kışı zayi eder.. Bakalım Sefer doğru mu söylüyor? Bilmem. ister eğri. Aman. Dur nereye gidiyorsun. Ben hep sizi düşünüyorum. Deme..” dedi.. İster doğru söylesin. Dur bakalım Ayşe Ana. Istanbullu’ya ciddi ciddi anlattı: i? öiemal Tahir Buna para vermişler bey. Ayşe Hanım. Benim hakkımda mı? Aman o da ne demek? Biçare. genç avrat koca kişi o da iş zayi eder. Sende laf çoktur. Hepsini bir tamam teslim ettim. İçerde laf çok.. Reyi karılara verdi. sakın para eksik mi çıkmış? Ayşe Hanım bir dişi hayvan gibi kavgaya hazırlandı: Ben kuyruğa yakın et yemem! diye bağırdı. Anasına sormuş: “Dutlar oldu mu ki ana?” demiş.. Gidiyorum. U üiardar Vebali boynuna.” dediği bir. Hakkında istida veriyorlar.. Ee. Urfalı. Demek yarın da başkasına mı kaçar? Hiç şüphen olmasın. imanını karalayan varsa eksik paralan boynumun borcudur.” demişler. Karının güzelliği ne demek? “Her karının adı birdir karanlıkta tadı birdir. “Yiğitim yanımda olsun da tek durağımız mahpushane olsun...... Hükümetimize Allah bir merhamet vermeli. dedin mi hazır ol. Herifi kışın mahpusa koymuşlar.. kötü yaparlarsa kötüsünde.. çakallar baş kesiyor hesabı. boncuk ısmarladı. sen daha burada mısın? Gidiyorum oğlum. Ne yaparlarsa yapsınlar. E’si.. Aduş’u çekiştirerek Sefer’in arkasından dışarı çıktı.Ne diyecek? “Aman anacığım. karı nikâhlı kocasını bırakmış da şuradakine kaçı-yormuş. bir Istanbullu’ya yalvararak bakıyordu. Uuy anacığını.. bir de hükümetin işine akıl ermez oğlum.. istida meselesi hâlâ duruyor mu? Ayşe’nin cevap vermesine meydan kalmadan Topal Sefer içeri girdi.. kötüsünde oturacağız.. Sesini alçaltarak korku ile fısıldadı: . Güldük bir vakit. Ortada gâvur yağması mı var? Ayşe her taşa yıkılmaz.... iyi yaparlarsa iyisinde otururuz. Bu hükümetin devrinde karı kısmını bir vakit ayaklayamazlar. Bana tahsildar “Et al. Birisi benim hakkımı yerse ben mahşerde alırım.. Kurt kuzunun ah ettiğini bilmez. Şimdi bir Sefer’e. Dışarda millet keyfediyor.. erkân bilmez derler.. Meşhur bir mesel var: Gece ayaz gündüz bulut. İstanbullu yataktan kalkacaktı ki tekrar geri döndü. Bir gün sonra 7 anası gelmiş. Yahu.. Siz burada ne bileceksiniz. İhtiyara verdiklerinden mi? Onun huyu öyle.. Ayşe’yi görünce şaşırdı: Vay Ana.. Ne halt etsin ihtiyara vermişler. Ben yalnız yatamam.” diyerek şuraya dikildi.. Allah hükümete zeval vermesin. Vebali boyunlarına. Hükümette oturanlar hiç mahpus olmuşlar mıdır Murat Bey? Olmamışlardır. Benim özüm doğrudur. O merhametle bir af çıkarmalı. Öyleyse nafile. Mahpussunuz. Ee.. Gördün mü? Hep hükümeti methedersin. Bizi bir araya koysunlar sevaptır. Kurdun adı çıkmış. Mahpusluk zordur. Sever mi? Ihtiyarmış. Şuna bak hele. gidiyorum... Aman usulü ne ise yapalım. Sen Kürtlüğünle biliyorsun da ben bilmez miyim? Ben hiç kalabalıkta saymadan götürür müyüm? Onlar tilki ise ben kuyruğuyum. dinini.. Dükkan bir adam için açılmaz. Şimdi bu af vermemek doğru bir iş mi? Bir Allah’ın. Gidiyormuş.. Kötüsünde elbet. Suç hükümette mi? Bak dünya bozulmuş şahım. Bir kayme verdi. kendisini işten çıkaracaklarından pek korktuğu için herkes onunla böyle eğlenirdi. yaşıyor.. Sefer. bu işte köylü şehirli olur mu? Güzel mi bari? Fena değil. Sıcak yemek soğuk su. bir erkeğin sözünden ileri geçiyor.

. Büyücü Hoca. İstanbullu yüksek sedirin yanında durunca başını kaldırdı. kendisine bir nasihat vermiştir. senenin altı ayını dışarda altı ayını içerde geçiriyordu. Bir aydan beri İstanbullu’nun nasihatini tutarak İsmet Paşa’ya.hükümete sövmek suçlarından mahkum olup. bazen “pederi merhum”. alçak sesle bu fiş meselesini sorar. Yedi göbek sülâlesi Malatya’da doğup büyümüş olduğu halde. İstanbullu. ihtiyat zabitliği etmiştir. Zaten bir gece fazla kaçırmış. istidalarını ve muskalarını yazarak alâ-külli hâl geçinir.. etrafına bakarak. * Cezaevinin sol tarafındaki ait kat koğuşlarının pencereleri karılar koğuşunun avlusuna bakıyordu. sabıkayı mükerrere eshabmdan sayılmaya başlayıncaya kadar da Halk Partisi’nin müntehibi sanilik vazifesini muntazaman ifa etmiştir. vahalarda geçmiş bir uzun seyahat hikâyesi anlatır. öğleden sonra. .. Büyücü Hoca’nın Malatya’da meşhur ve asla değişmez kılığı anlatılmış olur. Üfürükçülüğün cezası üç ay olduğu için buna son birkaç senedir. Ne zaman İstanbullu ile yalnız bulunsa. Söz ederler de. diye sesini alçaltır. Her gelişinde. Büyücü Hoca’ya bu adı İstanbullu takmıştı. hatta Malatyalılara karşı bile kavm-i necib-i Arap’a mensubiyet iddiasından çekinmez. “Pencereye gelsin. Ulan Kürtler. Muskacılıktan.. kara gözleriyle baktı.. kahvede kahveciye para vermek için cebinden bir gümüş lira çıkarınca beraber oturanlardan birisi “Ver bakayım. Koğuş arkadaşlarına her zaman böyle kaba hitap eder. Kanlılar gibi yalvardı. Bir oturuşta dört beş gazel. Sevaptır. Kıyafeti de asla büyücülüğünü hatırlatmazdı. yüzünün esmerliğinden istifade ederek herkese.. Yüzünü her zaman muntazaman tıraş eder. Büyücü Hoca. Ankara’ya bir mektup. üfürükçülükten. Yalvardı. Atatürk lirası mı İsmet İnönü lirası mı?” demiş. buradan kadınların mektuplarını. Misafir geldi demezsiniz. Bir an.Pekâlâ öğleden sonra gelir yazarım. kravat bağlar. çöllerde. Muallimlik.Hubuş sana bir mektup yazdıracak.. sözünü de mutlaka geçirirdi. Sonra telaşlı telaşlı davrandı: Vay beyim. işte o anda hocanın ağzından edepsiz bir kelime kurtuluvermiş. beş on hicviye kaleme alır. bir de -en fazla ürktüğü macerası olan. bakmışlar ki İsmet lirası. üç ay içerde. kervanlarda. bazen yuvarlak hesap “cedd-i ebcedimiz” diye başlayarak Mekke’den nasıl geldiklerine dair.. 8 İşte böylece bir “niyetsiz sövme” yüzünden hayatı perişan olmuştur.. Gençlere mahsus geniş körüklü bir İngiliz külotu ve avcı biçimi bir ceket giyer. ağzının üzerinde küçük bir leke halinde “memur bıyığı” bırakırdı...” dedi. Bir büyük şiir yazıp İsmet Paşa’ya yollamak. Hele buyur. bir baston. ben sövmez bir adam değilim. Polis dairesinde. Olur kız niye fısıldıyorsun? Bu da mı yasak? Ben başımdan korkarım. İstanbullu koğuşa girdiği zaman. üç ay dışarda yaşıyor denilebilir. kadın koğuşundakilerden istifade etmek için alt sol koğuşun birinci penceresi önüne. yüksek bir kerevete yatağını serer. resmini ve parmak izini almışlar. Asıl adı Nazmi Topçu JS OCemal Tahir Bey’di. Büyücü Hoca’mn yatağına misafir gitti. Ulan eşekler. kendisi için bir siyasî fiş doldurmuşlar. dizinin birini yukarı dikip masa yerine kullanarak cayır cayır bir şeyler yazıyordu. Sözün burasında hoca etrafına bakar: Hazret. . Lakin kitap çarpsın ki! o anda sövmeye niyetim yoktu. ayağına son moda iskoç çorapları ve kısa konçlu botlarını çekerdi.. Hoca aynı zamanda şairdir. . Nahiye müdürlüğü. ağladı. bir de el çantası ilâve edilirse. Keyifli bir gününde İstanbullu. Mahpusanede bulunmadığı zamanlar akşamcılığı asla bırakmazdı. Buna bir türlü akıl erdiremedi16 öiariar öioğaşu ginden hoca korkuyor. hiçbir şey görmeyen küçük. Hubuş ne mektubu yazdıracakmış? Hekim’in oğluna sevda mektubu mu? Yok yavrum. uygunsuz kadınlardan birisine muska yazarken cürmü meşhut halinde yakalanıp iki buçuk aya mahkum edilmiştir. siyasi fişin yırtılmasını temin edecek büyük kasideyi yazmakla meşguldür.. bu suretle fişi yırttırmak. Son defa. Bu kıyafetle bir fötr şapka..

.. buradaki kelime okımamamıştır. bu sicili kazımanın kolayı. Kolayı... Kâğıdı kaldırıp Kuran ahengine benzeyen hazin bir sesle okumaya başladı: “Asri zamanda hepsi ganî var mı güdadan Gördüklerin süs. Büyücü Hoca..... İyi sen işine bak. sade kuru ehli riyadan Tenhaları melce ederek kaçsa da insan Kurtulmaya imkan var mıdır asrı beladan Gece dersinden bir şahadetname alanlar Her iki âlemi kendisi” vüzeradan Kalıp kıyafet var ise eğer tamahın Hacı Abdullah dahil meclisi ümeradan” *) El yazısı müsveddede. Sarhoş bir adam kahvede bir terbiyesizlik etmiş... Kaç kere aklıma geldi de. Küçük bir Kürt çocuğuna ateş yakmasını emretti. Her bokluğa bir şiir yazsa.. Öyleyse okuyun bakalım. Hem de suçsuz ve delilsiz.... Ben on beş senedir fişliyim.. Yastık elverir. Bizi şimdi sicillediler mi? Sicillediler zahir. yastığı pencerenin içine koydu. Hubuş Hanım. Bize de mi aynı akıbet mukadder? Zannetmem... Giderim. Tabiî yanık olacak. insanın ömrü vefa eylemez..İstanbullu bir sıçrayışta sedire çıktı: Rahatsız olma hocam. Dur olmaz.. Deli olmak işten değil... Lahavle. 19 ... kendi elinizle takdim edersiniz.. Neden? Pekâlâ.... sormayı unuttum. Fiş demek eski tabirle sicillemek demek. Paşanın yüreğine dokunursa... Yastık istemez. Karı kendinden geçmiş. Lakin bir korkum var. Mesele basit.. Neye sadakat? Alay mı ediyorsunuz hazret? Biz kime sadakatsizlik ettik. En iyisi. Cigara paketini ortaya bıraktı: 17 ZKemal Tahir Hele bir tane yakın.. sadakat. Bu fiş meselesi. diye kendi namına takdim ederse... Biz de Millî Şefe sept etmişiz. Allah aşkına Murat Bey şu meseleyi anlat.. Hubuş Hanım rica etmiş.... hâlâ körpe delikanlı meraklısı. basit olduğu için de üzülmeye değmez.. Kaside yanık olursa. Giderim...... Meseleden haberim var.. İşte on beş seneye mahkum edilmişsiniz. Yatağı.. Zaten bizi özleyip gelmezsiniz ki... Malatya ne bir acayip memleket. Kasideye mi çalışıyordunuz? Hayır. İşte bu da halledildi. Daha beterini söyleyeyim.. Şöyle buyuracaksınız..... Hoca. Okur da “Ben yazdım efendimiz”.. Kaç kere söyledim.. Siz beni deli edeceksiniz.. Şöyle. Allah sizden razı olsun.. O da mektup yollayacak.. Bir şiir de bu hususta yazacağım. Ne demek? Yatağı da sereceğim.. Şimdi haydi okuyun bakalım. Gelmesek ayıp.. İyi vallaha.. Eee.. gözlüğünü düzeltti. Bak ne güzel biliyorsunuz. iyi ama ben bu sicilden hiç hazzetmiyorum. Bir daha da gelmem. Eline geçmezse. Baş üstüne..... Canım hocam. Hay bin yaşa hazret. o hatun da septeylemiş... Gene şiir mi yazılıyor? Yazdım da.. Istanbullu’nun altına bir de minder verdi. çıkınca bizzat götürür. Orada it sürüsü kadar katip var.. yazılarım bu sıra pek sıkıştırdı. Fakire neden doldurdular. Hocam.. Biz kaside yazıyoruz.. Neymiş? Bizim dert. Malûm ya Hubuş Hanım benimle suç ortağıdır. hiçbir zararını görmedim. Hubuş Hanım. Şimdi bu Hubuş’a da siyasî fiş dolduracaklar mı? Zannetmem. Her zaman özlüyorum. 9 18 [Karılur öioğuşu Daha ne zarar göreceksiniz. bu kadarı da artık fazla.. Bir de gülüyorsunuz. tabiî yüreğine dokunacak.......

. Hubuş Hanım. Hubuş bacı nerde? Burada efendim.. İyi ama bunlar pek yalana benzemiyor ki.. Artık ihtiyarladığından olmalı. Karılar koğuşunun avlusu sararmış otlarla kaplanmıştı.... yüzünü namahreme göstermemek için fena halde sanlır. şakayı sever. Ben de şaka ettim. Elbette benzemeyecek. oğlanları evermek Hubuş Hanım’m epey zamanını almış olacak ki. Bir tek küçük fidan.. Pencereden çekilip lstanbullu’ya yer verdi. baygın. zalim elinden düştü dermandan. Dün gece bir efkar geldi. işveli kelimelerinde dalgalanır dururdu. Sahi.\Kexnai lahir Gene Hacı Abdullah’ı karıştırmışsınız üstat. Ben bu it ahırında ne arıyorum?” dedim. Üçüncü kocasının vefatından sonra kızları. Şimdi böyle şiirler mecmualarda bile yazılıyor.. bu felaketi mücadelesiz kabul etmek istemedi. Bu sefer kaside bile kâr etmez. bu ümitsiz avlunun biçareliğini birkaç misli arttınyordu. Murat Bey geldi. Karikatürde Çamdeviren’in eşarını size okumuştum. Rica ederim. metanet gösterip kendini övme Mahrum kalırsın sonra bütün asri zamandan” Nasıl beyim? Doğru değil mi Allah aşkına? Pek doğru. orta yerde miskin ve hasta duruyor. seni addeder büyük gulemandan Tut bir riyakâr eteğinden kendine bend ol Sen de olursun şöhretli eshabı kiramdan Sadakat. namı diğer Hubuş bacı.. Karıştırmadan yapamıyorum. Bak daha neler yazdım. Devam edelim: “Yok ise eğer şeklini halleden alem Şeyh Yusuf dahi hurda kitapsız ulemadan Dahil olursan cemiyyeti riyakârlara Almış olursun sen de mühürü Süleyman’dan İbret değil mi bizdeki ahlâkın sükutu Tabasbus ehli bu zamanda muteberandan Tak koluna bir dilberi düş çarşı... Damatlarının ve oğullarının ısrarına karşı direndi... malûm ya. pazara Onu Huri. kim var orada?. “Aldanma ki şair sözü elbette yalandır” demişler. Ömründe dört kerecik evlenmişti. İlk üç kocası üçü kız.. Dinle: “Ahlâksızlık tayîb olamaz fakir olmazsan Beyhude olmasın gümanın din ve Kuran’dan Bir ekmek ye de haksızı hak gör neme lâzım. 0 Kahveleri gülüşerek içtiler.. pencere demirlerine yüzünü yapıştırıp bahçeye seslendi: Hey bana bakınız. Şair yalan yazar da yalana benzetmez. sen misin? Benim efendim. Zalime belayı bekleme asla Mevlâ’ndan Gör kıptînin halin mertliğinin akıbeti bu Zindan köşesinde nefes kalmaz elamandan Bir sövmeye fiş doldurur olmuşlar unutma. Buyur hoca efendi. Günü azaldıkça aklı da azalıyor. iki fış daha doldururlar.. fakat bir türlü kocamayan göndü.. “Yahu. Kaleme çöktüm. Murat pervazın içine oturdu. o da bu kadar inat etmezdi.. Aklımda.. kocaman evin içinde tek başına kalınca dördüncü defa evlenme vakti geçiver-mişti. Şuara kısmı. hâlâ kız oğlan kız sesine benzeyen ince. Senin ne farkın kaldı hey millet bir hayvandan Doğrulara Hak’kın yardımın görmedim Nazmı Parasız olan.” 20 Diariar ötoğuşu Nasıl beyim? Doğru değil mi? Doğru ama bir görseler. Sonra Nazmi Bey.. Kız Hanım.. . Belki o kadar ısrar etmeseydiler. 55-60 yaşında şişman kısa boylu bir kadındı. Hub. Baksın bakalım.. Bunlar şakadan ibaret. üçü 21 Oiemal Takir erkek altı çocuk bırakıp muntazaman onar senede ölmüşlerdi.

“Vay sen ne demek?. dutumu. .. Daha? Dahası.. Paşa’mn amcası kızı var. Olur. Allah’tan aşağı büyük bilirim. oğulları da Hubuş’tan büsbütün yüz çevirdiler.. Birisi alt kattakilerin mektepli oğlu.. . Haydi bakalım. gönlü yıkık Kâniye Hanım yemin etti. Lakin bakalım biz sövdük mü? Ben paşamıza nasıl söverim? Hem padişah olup. Hem vallaha hem billaha yalandır. “Etme yavrum. O kadar ekmeğimi. sonra ben düzeltirim. Bana söz verdi. İşte bir kere yanıldım. hem şahitlik yapıyorlar.. Ceza emri Ankara’dan gelirmiş.. Yok canım. Bu inat da gene aksi tesir yaptı. öiarüar ö’Coğuşu. işte oraları sen doğrultursun Murat Bey.. Sana şöyle şöyle bir söven oldu ne yapalım. bu havadisi duymuş olduğuna delâletti ve mutlaka çıkmak için bir çare arıyordu. Şahitlik ettiler. benim gözüm Sabiha Hanım. Aşağı kattaki şikayet etti. Daha? Dahası. Bana ceza verdiler. Malatya’yı yerinden oynatan bir iş yaptı... Şaşmayan bir Allah.... Ve de sen iyi adamsın.. Haşa. ticaret yapmak bahanesiyle bir de dükkân sattırmıştı. Merak etme. hem de bizim Malatyalımız. her ziyarete gelişte harçlık almaktan başka.. “Sen erkek değil misin?” dedim de gülüverdi. Yiğidi kılıç kesmez. Sabiha Hanım ben senin eteklerini öperim. Sebep olanlar sebepsiz kalsın... Duydum ki Valide Sultan istanbul’a gitmiş. Hem de komşuyuz. Malatya’nın en güzel erkeği sayılıyordu. İşi gücü biraz yaşlı kadınlardan para yemekti. Şimdi oraları bırak Hubuş bacı? Ne yazdıracaksın? Yazdıracağım şu. Paşa hazretlerine danışırlarmış. yukardaki şahitlik yaptı. Hubuş’u da üç kocadan kalan miras için nikahlamıştı. Yaz. Dört aydır yatıyorum. Gözü yaşlı. İstanbullu. Bizim evde kiracı oturan namussuzlar. ver-22 ‘OfLatuâ Tahir medim. Elbet yıkılacak.-. Kâniye Hanım’a da siz ettiğiniz vaadi unuttunuz mu?” dersin. Dört aydır cezamı çektim. meyvemi yedin” dedim. kağıdı çıkarayım. Anladık. Dur. Sen mahpussun. İsmet Paşa Efendi’miz seyahata çıkmış. Benim hemşirem. Bir kere şaşırdım. Hem evimde kiracılık ediyorlar.. Acıklı bir mektup.. kağıdı kalemi çıkardı. Evi bize neden vermezsin?” diyerek. Yalvardım. O da demek ki “14 ay ceza elverir” buyurmuş. Orası haklı.. Mehmet üç dört aylık hasrete dayanamayarak. Baş üstüne. her gün ağlıyorum. Mahkemeye geldi. Hakkı var... Bereket versin.. Devam et. Orada da öyle söyledi. Hubuş Hanım. Garip mi. bir kötü söz öldürür. Reisicumhura ve hükümete hakaretten 14 aya mahkum oldu olalı.. Hubuş’un arada sırada bayılması. dersin ki. Henüz otuz yaşında ancak vardı... Yani bunlar hep garip insanlar.. Hem de Malatyalıyız. evine uğratma. Tefçi Zühre’nin dostu Mehmet’le evleniverdi. Hubuş bacı pencerenin önüne çömeldi. yeniden evlenmeye kalkmıştı. yıkılır. “Ben bu cezaevinde gece gündüz. Öyle ki genç koca işi anlayacak kadar akıllı olsa Hubuş’un bütün malını sat-tırabilirdi. Bilhassa bu dükkân satışı meselesinden sonra kızları da. Yüzünü göstermemek için başını kaldırmadığından omuzlarını oynatarak sordu: Murat Bey orada mısınız? Buradayım. Bir an sustu. damatları da. Mehmet. bağrı taşlı. Ona kızdılar. “Ben sizi. Onların akrabalarından bir kadın ev istedi. Sabiha Hanım. “Sabiha Hanım’a da./-. Diyeceksin ki “Sen evini gariplere neden kiraya verdin? Varsın boş dursundu” diyeceksin.” dersin.. diye yazarsın.. Nasılsın Hubuş bacı? Nasıl olayım şahım? İşte buradayım.. diye. Ben bu cürmün faili değilim. Sen söyle. Ona bir mektup yazıver.....Velhasıl iki inat bir murat oldu.. halife postunda oturup. Mahkemede inkâr edecekti... Evleri yurtları yıkıla. Bu gariplerin umumu namussuz. Fatma Hanım’a da. Bu dört ay ben neler çektim.. herhalde. Sen üstüne alınma. Şahitlik ettiler.

Hanım.. Bana yazık değil mi? Vay başıma!.. namı diğer Hubuş cariyeniz.. akrabalık hakkıyla rica ederim.. “Dilim arkama giydirir kilim. Ben yazarım. birdenbire ciddileşti: Ben yapmadım. .... kızın gibi gelin et. şişman vücuduyla adeta yuvarlanarak gitti. Lakin şahitler “Yaptı” diyor. damlan da gördüm. Bunlar hep gâvur.... Pek acıklı yazıver.Kaderimde varmış. mektubun bir faydası olur mu? Belki olur.. Ne inatçı şey yarabbi. Artık sen yaz. 2 İstemez. Kız.. Dostuyla bir olup kocasını zehirlemekten yatıyordu.. dargın dargın baktı. Allah aşkına... Biz Türk’üz. İçerde. Hubuş telaşlandı: Şuna bak. müddeimumilikte ikrarınız var. 24 iKarûar ZKoçjuşii Ne dersin Murat Bey. Tapu senetlerinde böyle yazılıdır. Sen kulak asma Murat Bey. Hoca işte hazır.. Okuyanlar bütün ağlasınlar. Hayır. 25 IKemal Tahir Biz zorla ikrar ettik. Başka bir diyeceğin yok ya?... Nafia’yla dertleşiyorlar.. Anladık rezil. Adres? Adres kolay. Dur. Sahi. vah çekmeyesin. Komşuluk. Merak etme. Medet. Hüsnü polis bana düşman.. Karakolda. Adıyamanlı idi. Sonra mücadeleyi kazanmış gibi gülüverdi.... yapmadın biliyoruz. bak benim aklım başımda değil ki. Hubuş.. Onlar muskalarını dışarda yazdırmışlar ağabey. Göğsünde ak tüyler bite...” İşte Murat Bey sen artık istediğin gibi yazarsın. Peki.. ismet Paşa’nın ayaklarını öperim. İsmet Paşa’nın amcası kızı Sabiha Hanım.” diye fıkırdadı. Herkese bir alay lazım.. İstanbullu sözü değiştirmek için sordu: Aduş nerde? Uyuyor.. kağıt aldırdım. Cebeci. Sen mektubumu yaz. Mübarek Ramazanda sizden himmet isterim... imza ne atacağız? -¦ Hub. Elin uğurludur. müstantikte. Üç aylar girdi. Bende var. Mektubum sana emanet.. beni şuradan kurtarın. Pekala.. Deminden beri Hubuş’un arkasında ayakta duran ve Is-tanbullu’ya güzel kara gözleriyle çapkın çapkın gülümseyen Hanım yüzüne sardığı pembe başörtüsünün altından. Getireyim. Vebali boynuna oğlun gibi ever. No: 5 Ankara.. Bari birer muska yazdırsaydm.. Mükemmel.. İstanbullu. Ben yazarım.. Biz İslâm’ız. Müddeiumumi iddianamesini söylemedi mi? Bu sefer söyleyecek. Olmalı elbette. Hanım’a sordu: Sizin iş nasıl? Bilmem.. başını çevirerek güldü. Ben bir şey demedim ki bu lafı böyle söyledin.. Cemal polis bana düşman... Hâlâ inat ediyor musun? Deminden beri gülümseyen Hanım.. Ben zarf aldırdım. Dün size bir arkadaş gelmiş... Evimde orucumu tutayım.. Hiç olur mu? Dur savuşma Murat Bey. Hanım.. Ah. Aman acıklı yazasın. Arnavutlar bana hakaret ettiler.. peki. Vay başıma!.. İkisinin derdi de bir.. onu göremedim. Allah ömrünü uzun ede... Malatya Ağır Ceza Mahkemesi’ne idam maddesiyle sevk edilmişti.. Gâvur olmasalar başları açık sokağa çıkarlar mı? Biz hem de Malatyalıyız. Bu garipler hep Arnavut...... İkisini burada geçirdim... Valide Sultan’m..

... Fatı geldi. kıstırılmış korkak bir hayvanın oynak gözleriyle Murat’a baktı: Ne olacak benim işim ağabey? Korkma. Kasabalılara benzemiyor. zarfla kağıdı koşturdu.. Bu esnada Aduş kucağında olduğu halde..Sıdıka seninle görüşecekti. Bir şey değil. E. Bütün fukara köylü kadınları gibi fena halde yıpranmıştı.. Gelsene. İplik ister. Yemine inanmaz mısın? On beş seneye razıyım.. Olur... koğuşa doğru bağırdı: Sıdıka.... Murat ağabeyim burada. İşte gördün mü? Mektup nasıl gittiyse. Sen Müslüman değil misin. Fatı’ya iki sene verdiler. Gölge “Söyleme” diye işaret ettiği için Hanım kekeledi: Hasta değil. görmediği halde.. İstanbullu.. Efendim.. Asmasalar. sen artık çok oluyorsun.. İnsana dümdüz kardeş kardeş bakan siyah gözleri vardı. Sebebi. Astılar mı? Fatı başka... Bir de gömleklerimin yakaları büzülmüş. sana kanunu okumadım mı? Beş sene verecekler.. İşte kağıt. Söyle...... Hanım. diye uzattı. Pul da ister ya. başına rastgelen darbeyle kadın üç gün sonra ölmüştü. bunun zinadan üç aya mahkum edilen Nafia olduğunu anladı. İçerde. Her ne masrafı olursa. Bırak şimdi saçmalıyorsun.. O ısırmış. geç kaldım. Hâlâ o lâkırdı.. Beni asarlar. dedim ya. Nasıl etsek?.... Sen de sopayla vurmuşsun. Küserim ha... Lakin adam mundar gidermiş. Hiç mümkün mü? Pula para vereceksin.. 3 İşte bak. Kocandan mektup aldm mı? Aldım. İnce bir gölge gelip duvarın dibine durdu. “Eğer böyle iyi ütülerse her zaman onu zahmete koşarım. Ben sana söylüyorum. Ben yapıştırırım. Ah on beş sene verseler. Vallaha billaha beş seneden fazla olmaz. Sıdıka..” dedi dersin. Öylece. Bir şey değil. Lakin ayıptır. On beş seneye razıyım. Senin yazdığın mektup gitmiş. Pencerenin karşısına. Kız. Sakın korkma... Hubuş bacı. Sıdıka’ya.. Ellerine sağlık... Türkçe-yi hiç konuşamayan bir Kürt karısıydı... On beş seneye.. 26 ödarûar Dioğuşu On beş seneye razıyım... Sana en çok beş sene ceza verirler.. Asılmaktan da korkmam. üç ih-lâs bir fatiha okudum. Ben söylerim. Şimdi gömleklerimi tamir edecek. Şimdi Sıdıka asılmaktan korkuyordu. Hanım’a göz kırparak mahsustan sordu: 27 ZKemai Tahir Nafia Hanım nerde? Hasta mı? Hayır..... Bir gün gelin-kaynana kavgası esnasında Sıdıka kocakarıya bir sopa sallamış.... Nafia “göndersin” diye fısıldadı. Şimdi ayıp ettin Hubuş bacı. dedi. omuzlarını cilveli cilveli sallayıp sırıtmıyordu. De ki. Ne yapacaktın? Pantolonumu iyi ütülemiş teşekkür edecektim.. zayıf esmer ve pek sinirli bir kadındı.... Çıplak ayakları kocamandı. Söylerim. İstanbullu onu görünce namahremlikten kurtulmuş gibi rahatladı. Kocası askere gittikten sonra öteki oğulları huysuz analarını getirip biçarenin başına atmışlardı. İzinli gelecek. Belki daha az verirler. Gördün mü? Sopayla vurmuşum. Nafia Hanım da ütünün kömürüne para veriyor. . İşte zarf. istanbullu doğrudan doğruya teşekkür etti. Asmasalar...

biz Hubuş bacıyla hesabımızı görelim. Yarın da gel. Alacakla borç ödenmez. birkaç gün dargın kalıp sonra hemen barışırlardı. Olur. Değil mi Hanım? Hanım’m dostu da mahpustu. Benim vekilimdir.. İstanbullu. İşte gördünüz mü? Tamam. Orta boylu. Günahtır. Hanım.. Mektup yazıyorum. Gülümsedikçe yanakları çukurlaşıyor. Nafia. derler. Siz gömleklerinizi yollayın. Hanım’m bu sebepten keyfi vardı. Sözümü tutmuyorsun. Efendim. Mahkemeye gidince Müddeiumuminin sözlerine kulak ver. Akşamları Aduş sizi eğlendirmeli. Kimin haddine... Elbette.. Bunda küsecek ne var. Allahaısmarladık... Ben anlamam ki ağabey. . Aman aleyhimde söyleyen olursa... Bugün de yeni barışmışlardı. bizim Malatya’da bir söz vardır. Kitap böyle yazıyor. onun zinadan mahkum 28 ZKarûar ZKoğuşu. Sen gömleklerini yolla. Sen anlarsın. sen işini bilirsin. Demek ki gömleklerimi tamir etmemek için bahane arıyordunuz. Elbette... Sağol bacım... Ben öldürmedim.. Bununla beraber kolay unutulmaz... ben orada mıyım? Orada olmasan da anlarsın. İki çocuk anası olduğu halde son derece gergin mat bir derisi vardı... öbür gün çamaşır yıkanacak. Zaten Müslüman Müslüman’a üç günden fazla dargın duramaz. Rıza’ya selam söyleyeyim mi? Hep böyle söylüyorsunuz... Sen de olmasan halim harap. Nafia. Ağzı o kadar kırmızıydı ki mat 4 yüzünde insanı şaşırtıyordu. Omuzlarını oynattı: Günahtır ya. Yani. Güle güle efendim. olduğuna. Anasının kucağında uyku sersemliğini yeni dağıtmış olan Aduş elini başına götürerek onların yerine cevap verdi: Allahaısmarladık efendim. Hanım’a başını salladı. biraz kalın olan alt dudağı şımarık şımarık bükülüyordu. Böyle bir kelimeyi söylerken bile işveli olmaktan vazgeçemiyor du.... Size küstüm.. Gömleklerinizin yüzünden size artık küse-meyecegiz de bi.. O kadar güzeldi ve öyle mağrur bir hali verdi ki insan. Bir derdiniz olursa derhal çağırın. Gülersin. Arada sırada çekişirler.. şahidi de bulduk. ince fakat çok mütenasip vücutluydu.. Aduş’a kadınlar da. Zaten bu Hanım size laf söyletmiyor ki. Kız. Belki vücudu böyle sağlam ve tıkız olduğundan insan ona hiç acıyamıyordu.. yüksek sesle güldüler.. çekik elâ gözleriyle Istanbullu’ya ağır ve ciddi baktı. hem de Rıza denilen o soytarı oğlanla yatmasına. sonra da sizin borcu mu ödeyelim.. Soyunursun. İsterseniz Hanım’a sorun. iyi ama ben muska yazmıyorum ki. Her zaman yaptığı gibi burnunun yarısına kadar sardığı başörtüsünü düzeltmek bahanesiyle yüzünü açtı..Nafia bir adımda ortaya çıktı: Ne münasebet... Başka bir sözünüz var mı bayanlar? Yok ağabey. deminden beri konuşmayı dinleyen erkekler de. Aferin. güzellerdendi. Bir oğlan çocuğuna benziyordu.. 29 üiemal Tahir iyi vallaha.. dedi.. Eğlendiriyor. sözü uzatmak için sordu: Canınız sıkılıyor mu? Hayır. Ne faydası var.

Sanki ben mi mahkum edeceğim? .. Namussuz... Şuna git de bir şeyler söyle. budala. Belli bir şeydi Hacı.. “Ali üstüne alsın. iki çocuk doğurmuş. Ulan rezil. Hanım’m kocası bekçi imiş. İşte seni asacaklar. Akıllarına bir şey gelir. biraz da günah işlemek istiyorum. Gardiyan Vahap. Jandarma karakolunda “İkinizin de ırzına geçeriz.. Haydi bir çare. Anlamış mı bari? Hakimin okuduğundan tabi bir şey anlamamış. İçimde öyle bir istek var ki günah işlemeye. Ali olacak rezil. 21 ZKemal Takir Temyiz et demişlerdir. tabancasından korkmuştur....Yalnız Aduş ciddi ciddi temanna etmeye devam ediyordu. Ali’siy-miş.. 5 Ben sevap işlemekten usandım Hacı.. Ben “Hanım suçsuz mu?” diyorum. müstantikte.. Nikahlarım kıyacak. “Oh olsun kaltak.” dedim.. Çocuklarının babasını keyif için zehirler mi? Keyif için değil. Karı gibi karı olsa şu Ali’ye gönül verir mi? Ali.. Başka çare yok. gelsin zehirlemek.. Murat Bey çare bulur”. 30 2 Duydun mu bey? Hanım’ı idama mahkum ettiler.” demiş. Defterin yanında duran köylü paketinden bir cigara aldı. Adıyaman kasabasının içinde komşu oğlunu sevecek de kimse farkına varmayacak.. Şuradan bir cigara ver. asıl suç Hanım’da. Evet. yirmi beş yaşında. başka çare yoktu.” dedim. O kadar yalvardım.. Herifi zehirleyecekler de. Ona da otuz sene vermişler.. Ben acıdım. Zaten bey. Sizin tütünler beni öksürtüyor. Aklı görüyor musun? Bir de mahkemede inkar ediyor.. Adıyamanlı Hanım Kuzu’nun hiçbir farkı olamaz. Şimdi karı asılacak mı? Temyiz imdada yetişmezse.. Yahu nasıl düşünmüyorlar. İdam verilecekmiş ama yaştan istifade ediyor.. karakolda.. hayır istemez.. Gelsin pusu yapmak. Şimdi ağlıyor mu? Hayır. “Merak etme. Kanunda kadın erkek farkı yoktur. kendisini kurtarmaktan aciz....... Orada bülbül gibi söylerler. Yazık karıya bey. O kadar söyledim. Sersemlemiş. Bana karşı inat edeceğine.. Ali’si. ağlamıyor. “Olmaz Ali’mi asarlar... Mahkemeden çıkarken Mübaşir Ali omuzundan itmiş de.. Ne diyorsun? İstanbullu kurşunkalemi masanın üzerine bıraktı. müddeiumumilikte inat etseydin ya.. . O zaman geri dönmüş.. doğru söylerlerse bırakacak.. Bir de kocasından korkar. Ali ekin götürüvermiş. buraya gelince. Şu anda. Şaşma. Herif askere gitmiş. Hayır.. Zamparalığı kolay sanıyorlar. Mutlaka on üç yaşında evermişlerdir. Mahalle bekçisi. “Gel şuna bir çare bulalım. Yazık fukaraya.. Kanun karşısında Başvekil Refik Saydamla. görürsün... Kibriti şiddetle vurup yaktı....?2 öiardar IKoğuşu Ne halt etsinler.” İşte şimdi ne yapacağız?.. sevaptır. Kurnazlık edecekler... Tamam. Kanunda karı asmak yok diye duyduk. bu Adıyamanlıların çoğu erkekleri oğlancıdır.. bereket versin. Bunlar muinsiz kalmışlar. hakime yalvarmış. Bölük kumandanı yemin etmiş ki. İki çocuk anası.. Yanlış duymuşsunuz. Bir kadın. demiş de biraz ferahlamış.. Başka çare olmaz olur mu? Pekala. Oğlan ne diyor? Ali mi? Ali fena ağlıyor.. Hele kaltak. Aferin. Karıyı asarlarsa bu oğlan yaşamaz. Yuvarlanan kalemi tam düşeceği sırada tuttu.” demişler. ama. “Bana otuz sene verin!” diye kendini yere atmış. Senin komşu karısını ayartmak neyine.

Bir avukat tutamadılar. Ya ne olacaktı? Kadını göz göre göre astıracak değiliz ya... Ama erkek nerede. diğer güzel çocukları hep eve top-larmış da saz çaldırır..... Gene de şimdi kızıyorum... Sen de itiraz etmeden dinliyorsun. koca doktor albay ırzına geçtiği beslemesini. Hem de temiz taş aramaya lüzum görmeden. 3500 lira. Bu benim oğlumu salıvermeyin. Namusa dolaşmış.. Kim bu herif? Aldırma.. Burnunu karıştırma.. çorap.. Fena değil. Fena değil. Çalışacağız. Sen kuvvetsizliği bilir misin? Hepimiz kocakanlara dönmüşüz. Ali laf anlar mı? Anlar. Şunun gibi it olur mu? Yat.. kazak örüyor... B öiemal Ttıhir Sen söylüyorsun ben de dinliyorum bey... Paraları olsaydı bunlar kurtulurdu bey.. Ali ne olacak? Evvela Ali’yi görmeli.. Ali’ye kabahat buluyorum. Daldım gitti. Ne geldi Allasen? Sakın çare yok mu? 6 Çare olmasa da uğraşacağız. Esbabı muhaffe-fe gördüler. şimdi hiçbir çare kalmadı mı? Bakacağız. Karı çamaşır yıkıyor.. Allah Allah.... Evvela Ali’yi görelim. Galiba kadınlı meselelerde ister istemez erkek suçludur. Beni Ali Aga’ya takdim et bakalım. Doğru!. Bu suretle yeni türküleri muntazaman öğrendiği için gürültüleri Istanbullu’yu rahatsız etmiyordu. istanbullu ile Hacı Abdullah merdiveni indikleri zaman. İpten adam alan Hamit Şevket Bey değil. Namuslu bir insan bizim halimize düşse kafasını taşa çarpar da geberir... kansıyla beraber suya atıp boğdu. Çocuklar ziyaretçileriyle de bu pencerenin önünde konuşurlardı.. Pekala. Sana acayip bir şey söyleyeyim mi? Ben Ali ile bir kere bile görüşmedim.. Niye güldün bey? Aklıma bir şey geldi.. Haydi gidelim.. Hani erkek.. Kafasını patlatacak bir temiz taş bulamadığına üzülmüş..... Elimizden bir gevezelik geliyor. Baba kıvırcık kırçıl sakallı. Hiç farkı yok Hacı Abdullah. ezberlenmiş şeyleri tekrarlıyor gibi konuşuyordu: Bir adam vurup buraya gelseydin. Bütün bu kat kat facianın suçlusu. Hanım’m oğlancı koca-‘ sına kabahat buluyorum. İstanbullu’nun oturduğu odanın tam altında ve karılar koğuşunun tam karşısındaydı.. sonra Hanım..çocuk koğuşunda yatıyordu. neye benzer bilir misin? Neye benzer? Karıların ağlamasına.. otuz sene verdiler.. Hanım söylemiyor ama Ali yemin ediyor. Hanım’a rakı dagıttırır-mış. babasıyla görüşmekteydi.. Getirdiği öteberiyi ayağının dibine bırakmış oğlanın yüzüne bakmadan. Oğlanı besliyor. Hamit Şevket Bey ipten adam alır.Zannetmem. Elaziz’in askeri hastane sertabibi.... O yumuşak oğlan ilk günden beri sinirime dokunuyor.... Çocuk koğuşu.. Ne halt edeyim? Karı kısmına idam cezası ağır bela. Üç bin beş yüz liraya Ankara’dan Hamit Şevket Bey’i avukat tuttular beyim. iriyarı bir adamdı. Bir de ben deminden beri Hanım’a kabahat buluyorum.. Bu Ali’yi. âlem yaparmış. sarı benizli sıska bir oğlan. Senin . son derece uzun boylu. Sanki bütün bu olup biten işlerin kabahati onunmuş gibi. Herifi severim. Kulanpara pezevenk. Düşmanlarımızdan birisini vursaydm ya. Ben söylüyorum. En babayiğitlerimiz sen ve ben. hele şuna bakın Dut Memet.. Oh olsun. Zaman zaman on paradan üç bin beş yüz liraya kadar değişen paraya mahkumuz.. sabahtan akşama kadar türkü söyleye söyleye caddeyi seyrederlerdi.. Ben Elaziz cezaevinde gördüm. Yukarı kata çıkan merdivenin sahanlığında bahçesine bakan bir pencere var ki çocuklar bu pencereye tırmanıp demirlere kollarını geçirerek otururlar.. seni beslerdim.... gebe olduğu halde. diyeceksin. 24 Utanlar [Koğuşu Hanım’ın Ali -mahpusane ona böyle diyordu.. Aman mahkeme. Aman müstantik..

. Cezanı mutlaka indirmeli. “Gelin” kelimesinden sanki korkmuştu. Azarlayacağına daha beter işler teklif ediyorsun.... Yok. Birisi sana. vermez miydim? Öküzleri satar verirdim. Bir yük odun üç lira.. Bıktım hepinizden. Aman müstantik şuna bir yıl ceza verin yatsın.. beyaz.. Seni görmeden ölürüm diye diye korktum. Kimse yatamaz. Düşmanımız. beyaz sakallı bir ihtiyardı... Ali. birisi geline.. Karı demedi mi? “Bu yapmadı. Ağlama gayrı. Doğru bir söz. Namusa dolaşmış bu benim oğlum. çok güzel bir delikanlıydı. Bu da baban mı? Babam.. Buraya şartla getirdim. Kitaba baktırdık... Bir tanesini Istanbullu’ya uzattı. Aklımda çok söz vardı. Sen otuz yıl yatamazsın. Bir de kız olsa. Benden yüz lira isteseydin. her zaman oturduğu koltuğa yerleşti.. Kulak asmadılar. Istanbullu’ya döndü: Haksız mıyım beyim?... Karıya idam verdiler. Ne diyeyim? Evde ağlıyor... Ben otuz yıl yaşar mıyım ki. Yazıktır. Konuşun. “Ben yapmadım.. Başlarım ha. Senin gazyagm mı yoktu? Bir tenekesini 70 liraya aldım... Olan olmuş........ sana az ceza verilecek dediler.. Uğraşmalı. Baba. Ağlama. anan mı gelmiş? 7 Anam bey.. Orta boylu. Ağladım da beni öyle getirdi.. Oğlana sordu: Adıyamanlı Ali’yi sesle. 35 Öiemal Takir Bırak şu lafı ihtiyar.... Ciğerim yanıyor efendi. Bana yazık değil mi? Sana neler söyleyecektim. İstanbullu. Demez mi. Ufak tefek.. Anası “Ben öyle gelin getirmem” diye ağlıyor. İnsana Hacivat’ı hatırlatıyordu. Başparmağını kıvırıp gözlerini derin derin sildi... Karıların konuşma yeri olarak kullanılan merdiven altında kimse yoktu. Sakalının ucu. Ûp diyorum rezil... Yazıkmış.. Ana. Aman mahkeme.. oğlunu cinayete teşvik eder mi? iyi ama beyim.. Anan ölsün Ali. Dargın dargın kaşlarını çatarak: Konuşun. 30 yıl ceza olur mu? Sen anlayabilir misin? Üç yıl demişler... Seni görünce hepsini unuttum. Eşek seni.. bizim damlar. Ali gelenleri görünce terbiyeli terbiyeli yer verdi.. Aşağı indiler.. benim param var. ufalmıştı. Senin düşmanın kim? Adam komşusuna düşman olur da. Ali. dedi. Anası geldi... İstemez. Kâ-at yaz. Karı aguladı dersin.” dersin. Yolda ağladı. Ağlama kız.. kız mı kaçırmış? Kız. Ağlamayacaktı. insanı mahvedici bir ciddiyetle eşeğin yularını tutuyordu. dedi........ Orada duruyor. Alt dudağının tam ortasında incecik bir yeşil dövme vardı. Sana söz söyleyecektim.. Ne yaptı. karı yaptı. Bugün şaşırmış bir hali vardı. Senin aklın mı erer. Dur bakalım. Ver de elini öpsün.. Ayıp etmiş... Biz böyle bir iş görmedik... Koynundan iki tane armut çıkardı: Buyur yersiniz. işte ağlıyor. ben yaptım” deseydi.. Nöbetçi Gardiyan Vahap başgardiyanın odasını gösterdi. Odanın sokağa bakan penceresinin önünde konuşuyorlardı.. Dışarda konuşuyor. Gözleri trahomdan harap olmuş. Ağlar gibi söyleniyordu: Ali. İstanbullu artık dinlemedi. gözlerini zorla kırpıştırdı. kafamı kızdırma. istanbullu göz kırparak reddetti.. Koca sakalından ayıp.. Düşmanımızı vursaydı.. Dersin ki bak.. kıvrılmıştı.. 36 \Karûar [Koğuşu iki tane getirmişler yavrum. Ali armutları aldı. Ana bitkin bir ihtiyar kadındı. diye ağladı. .... Baba şuna bir laf söyle. ben sana hangi yerin kızını almazdım. Para lazımsa iki panganot vereyim. Malatya çarşısı gibi aydınlık. yarı dönük..yatağın mı yoktu? Senin buğdayın mı yoktu? Sen anana “Beni everin” deseydin. El karanlıktan malına bakamaz... Öp ulan babanın elini.

. İstanbullu yumuşak bir sesle araya girdi: Anacığım... Kolay değil. Babaya hışımla seslendi. Bak. Şuncacık oğlan otuz seneyi yatar mı? Bunların hiç mi oğlanları yok.. Fukaranın gönlünü alırsın.. Otuz sene vermişler.. elverir.. anam yok. Biraz da pekmez getirdik. Yani demem şu ki. İnşallah bir af olacak. Kız sen ölürsen ben de burada ölürüm. Ölmem.İstanbullu. Senin oğlan. Bir iyi kağıt. Derdin azalır. Nasıl besliyorsunuz? Saman pahalı mı? Hepsi aç. Ne mümkün.. Sevineceksin. iyi. Bizi içeri bırakmazlar ki.. Oğlana bir cigara ver. Zaman ölmüş..” dedim. Takıma taksın da içi versin. damadın olsaydı şimdi boynuna sarılırdın. “Cigara içerse beni ansın. Kimsem yok. Güz olsa pestil.. geçer.... “Kızım bu iş iyi getirmez. Ağlarım. sevaptır..” dedi. Ali’ye ceza verdiler diye sen kızıyorsun. ilaç versinler. sus.. Pekala. Oğlan anası gelinini sevmez ama. Şu lafı bırak dedim.. Şuna bak.. Bu da gelir. Bizim oralarda “Af var” diyorlar.. Almazsın. bez dokursun.. insan affeder... seni nerde görürdüm. Sen cahili bilir misin? Aklı erse yapar mıydı? Bak sonra kanşmam. Ali’ye hainlik ederim. İyi ama. anaya merhametli merhametli çıkıştı: Kız. Lakin sen de benim sözümü dinlersin. Merak etme. Seni gördüm ya. Ateş uzattı. Elini göğsüne sokup bir yeşil ağızlık çıkardı. Allah göstermesin. Ben ölseydim.. Olmasın.. Boynuma sarıldı da gülü verdi. Cahillik anacağım. İlaç faydasız.. On beş lira aldık.. Çamaşırı yıkanıyor.. üzüm getirirdim.... bir de utanmadan ağlıyorsun.. ben el adamıyım. .. Doktora git. Güler.. Ben bunlara söyledim..” dediler. İki çocuğundan oldu. Siz... Tayın da geliyor... seni nerde görürdüm.. Yazacağım. Buyur..... Bak bugün idama mahkum ettiler.. Baban sana tezgah getirdi.. yemeği pişiyor. canından oldu. Yedi senedir akıyor ne ola. Kumar oynama. Başka bir şey getiremedik. Ali yakmadı. Bulgur getirdik.. Bir hata olmuş. Karı da bir kabahat işlemiş.. işte iyi.. Gülecek yerde.. Tarlalarda toprak yalıyorlar.. babam yok. Ananın yüzü birdenbire hainleşti. Ölseydim Ali’yi mezarda göremezdim ki. Artık ben ölürüm. Aman evladım hiç olur mu? Şunlara bir kağıt yaz. vermezler diye ağladım. erzakları Hanım’a teslim edin. Haydi kaynanalık yapma... elin acımaz.. Ben ne halt edeyim? Memlekete şu kadar uzakta. Oturur. Oğlun da sevinir. İstanbullu yanlış bir yol tuttuğunu anlayarak lafı değiştirdi. Sana küçük mekiği getirdim. geçer. Seni onu affetmezsen. 27 öiemıâ Tahir Ağlarım. Kız. Gözüne baktır. Onun yanma gelen yok ki. Sen Hanım’a hainlik edersen.. bunlann kağıdını ben yazacağım.. Babası oğluna bir cigara verdi.. İstemez. Bu da gelir.. Af iyiymiş.. Baksana etrafımızı zaptiyeler çevirmiş. Şu ötebe-38 öiarûar Oioğuşıı riyi al.. Eksik olmayın. Fazladan karı da yok. Artık ağlama dedim.. Hayırsız girer korkusu çekmiyoruz. Ali’nin yüzünden kocasından oldu...... Ben o karıya laf söylemem.... karıyla beraber.... Ali’nin yanma geliyorsunuz. Suç senin oğlunda yok mu? ikisi beraber olmuşlar. Sus. Kız. 8 Hayvanlar nasıl? Dört tane merkebimiz var. iç yavrum iç. Zaten oğlanın yemeğini o pişiriyor... Tarhana getirdik.. yağ getirdik. Kime? Karıya mı? Evet.. aldın mı? Aldım. Ölseydim. neden ağlıyorsun? Buradan iyi yer yok.. Ağan sana hediye gönderdi. Naziktir. “Af geliverse oğlun çıkar. senin oğlunu da başkalan affetmez. hiç değilse. Sana saldık. Bahçeyi icara verdiniz mi? Verdik. Sonra içerim. bu haltı etmişler.

. Fakat kaynanası olacakla karşılaşır karşılaşmaz vazgeçti. Karı gardiyanı Ayşe. İstanbullu. dinlemeye duyamazlardı...... İnsan ölümü görünce. Mırıl mırıl tövbe ediyorsun. İyi öyleyse. Gözleri korkuyla açıldı... Sen meraklanma dedim ya. bütün dünyadaki emsalinin günahı boynuma. dört köşe bir odaydı. Kahve istemez... dedi. Yazdım. Gelen.. Burası zemin katta. Alt kat duvarları daha kalın olduğu için Istanbullu’nun odasından daha küçüktü: Şimdilik mevcudu 11 çocuktan ibaretti. 9 Ali. Biraz ağladı.... Allah insanı topraktan yarattığını söyler.. Gelecekler. müdürden müsaade almak icap etti. Allah senden razı olsun. 40 ZKarılar ^Koğuşu Safa bulduk Gaffar. Köylü “Bana rızkımı öküzle eşek veriyor. Allah’ı topraktan yarattılar. Zaman olur..... Ali ile beraber çocuk koğuşuna girdiler. Ayıp demedin mi? Karıya ağladı beyim. Kağıdı Ali’ye mahsus yaz.. Bereket versin ayrı bahçesi vardı ve kapı sabahleyin erkenden açılıyordu. Meraklanma.. diye gülümsedi. Korkma. küçük toprak kapları.kitap bile okuyordu... Ali’nin telaşını fark etti: Ali. Elleri göğsünde yaklaştı: Safa geldin bey.. Öyle derim. Yoğurt yazsaydın. Lakin bu da Allah’ın emri. Yalnız senin değil. İstanbullu. istanbullu ve Hacı Abdullah. bir de Hanım idama mahkum edildiği için. Ceviz yazsaydın. hastalığa razı olur. Hiç olur mu? Ali kapıdan kayboldu. günahın boynuma. Heybeyi.. Ali’nin anasını mıncık mıncık aradıktan sonra iki kadını merdiven altına oturttu. uykuda geziyormuş gibi dışarı çıktı. giden oldu mu? Bekliyorum. Suç karıda. Bunu bilmeyecek ne var. Gavur. Bir an. affolur. yataklar dar ve karanlık aralığa. “Allah veriyor. Ziyaret günü olmadığından. Mektup yazdım. Istanbullu’yu görünce bir şey söylemek istedi. Bak.” dersin. bir cigara yaktı: Ah sizi köylüler. Gaffar’a sordu: Ali ne dedi 30 seneye? Ne desin. Akçadaglı Gaffar -ilk mektebi okumuş olduğu için....O tarafa karışma.. “Yüklü” sıralarda kapısı açılıp kapandıkça insanın yüzüne ter ve ayak kokusuyla daha ağırlaşmış çürük bir hava çarpardı. Çocuklar Istanbullu’yu her zaman dikkatle dinlerler. Çingene. Geliyorum bey.. Telaşlandı.. Istanbullu’nun dostlanndandı. Yazdım. üzerindeki dalgınlık kayboldu. putperest ne kadar fukara varsa cümlesinin günahı boynuma. Otur şuraya. 29 ZKemal Tahir Ali’nin cezası iner mi? Ali’nin cezası iner. Müslüman. Yalandır. bahçeye bir örtü serdi. 41 .. Kavuşursunuz... Üstüne minderler attı.” diye bir büyük yalan uydurmuş.” demeye utanmış olmalı... İnsanlar asıl... yavrum. küserim.. insan metin olacak değil mi beyim? İstanbullu. yirmi beşe çıkar. aptesanenin önüne serilirdi. Kağıdı zorlu yazacaksın.. “Suç karıda.. yirmi.. Hanım. Haydi kapıya dolaşın. Nasılsın? Duacıyız bey.. pek dikkatle muayeneden geçirdiler.. Sen nasılsın Hacı dayı? İyiyim. gel hele.

Bir türlü derdimi anlatamadım. Üç ay cezayı idama. İstanbullu.. Bir paket de cigara almıştı... Ne demek? Razı olmamak kalmış mı? Ben onu razı ederim. Razı olmaz. Ali = Hitler. Reis de ne güzel söylemiş. Nasıl bu? 20 Sen bilirsin beyim. Bunların hepsinin aklı var fikri yok... Benim bildiğim bu iş. Ben de öyle derim. Rezillik bu dünyanın şimdiki hali.. Hani vicdan azabı. Tek o kurtulsun... Hanım’ı çok mu seviyordu? Bu oğlan sevmekten ne anlar? Öyle ya.. Sizinki düpedüz cehalet. Krup mal satmak için Hitler’den Hindistan’ı istiyor. Her yerde ikrar ettikten sonra mahkemede inkar edilmeyecekti. Ölenle ölünmez diyerek dirilerin tarafındasm. Mahkemede reis de kaç kere yalvardı. Alıp kaçsan üç ay cezanız vardı. Nasıl olsa yaşın küçük olduğundan seni asamazlardı. kaç kere hırslanıp bağırdı.. Kabahat Hamm’ın. Öyleyse ne oluyor? Bir çeşit körpe hayvanlık.. hiçbir şey hesaplamadan.. kötüye vardı. Temyiz layihasını böyle yazarız. Benim bileceğim bu böyle. Pekala. Ancak bir yol kalıyor. kocasını öldürmesi için zehir verebilir mi? Zehirlenmiş bir adamın yatağına girebilmek. kendisine. Doğru...... küçük ihtimamları. Ben biliyorum. Sağol beyim. demiyorsun... hiç sevmediği bu güzel çocuğa karşı birdenbire büyük bir acıma ve büyük bir sevgi duydu. Onun mirasma konmak. Burada zerre kadar hicap duymadan alabildiğine sevişiyorlar. Sen karıyı kandırdın. Her zaman pek ağır. kocasını uyutacak da tehlikesiz buluşacaksınız. yani ilk defa o gün konuştuğu adama... Gel doğru söyle. Kendisiyle. Ali. Aynı mesele: Hindistan = Hanım. İstanbullu. kahvenin yarısında birdenbire sordu: Ne yapacağız Ali? Sen bilirsin bey.. Sen iğfal etmiş olacaksın. Kabahati senin üstüne atmalıydı. istanbullu hiçbir esaslı teklifi olmadan söz başlamıştı.. Sağol. Ona mektup yollayacaım.. “Saçmalama birader. Şimdi. teslim oluvermişti. Razı edemedik.. Sonra Ankara’da bir avukat arkadaşım var. Gençliğin.. Zehri uyku ilacı diye verdin. Lakin razı olmaz ki. Hintliler de beraber.. milyonlar ölüyor. Öyle yapacağız. gözyaşları ve kıskançlıklarıyla en meşru bir sevgiyle. Hele bir de Hacı Abdullah 42 [Kardar [Xoğuşu Ağa’ya danışalım.” dedi. Sana sorarlarsa?.. en cahil. Aferin Reise. Çıkıp başına sallamak lazımdı. Bu işi.. Istanbullu’nun meşgul olmasından belli ki memnundu. ben razıyım. ölçüp biçmeden.iKemal Tahir Ali kahveleri getirdi. malını satmak için Churchill’den Hindistan’ı istiyor. Bize otuz sene verdiler. Temyizi mürafaalı isteriz... muhakkak ki bu kadar kolay san-mamıştı.. otuz seneye çıkarmak akıllı işi mi? Öyle beyim. İngiliz lodru.. Parasız girer. Mukabilinde hiçbir şeyi tehlikeye düşürmeden en ucuz bir pazarlık. en alçak vaziyette bile hudutsuz bir feragati. Ne dersin Hacı? Aklım yatıyor. Birdenbire biricik kurtuluş çaresini keşfetti. Adıyaman’ın kulampara bekçisi. 42 ZKemal uıhir Değil. Adamı zehirlemişler. Bekçi = Churchill.. Öyle bey.. Ali yaşaran gözlerini sakladı. Lakin kıymeti yok.. deminden beri kımıldıyordu. Yani... Hem de ona ağır ceza verdiler... Şimdi ne oldu? Hem sana otuz sene verdiler... Gördün mü? Reis de acımıştır.. Küçük dargınlıkları. Burada da herkes vazifesini yapmış.. İnadın yeri değil. Başka çare yok. sevdiği kadına. Hani vicdan azabı. Sen de oğlum vazifeni yapıyorsun. seven herif. Büyük bir avukat. en hain. adeta hantal bir çocuk olduğu halde. Pekala. Bu hislerde bir miktar da merhamet vardı. para ile alıp satılmayan dut bile bu kadar ucuz değildi.” . Kötüye vardı bey. Harpten evvel Malatya’da. “Kız seni bir öğreten oldu mu? Seni bir kandıran olmuştur. insanın yüreğine dokunan bir itimadı vardı..

Hanım’ı razı etmek.. Hanım çocukluk etme. istanbullu bir tanesinin içine yerleşti.. Kendisini asmaya götürürlerken de ‘Durun saçımı tarayayım’ mı derdi?” Hakikaten Hanım. Buraya gelmeden evvel karılar koğuşunun kapısını vurup Hanım’ı sesledikleri için beklemeye başladılar. Yedi sene verirler dedin. Vallaha. Yüzü birdenbire değişti. kaşla göz arasında üstünü değiştirmişti. Bana haber geldi.. Başına gelen 44 \Kanlar [Koğuşu 21 belalar belki de bu huyundan... Neden? Ben reise ne yaptım?. Beni asacaklar..” diye düşündü. Hiçbir şey düşünmedim. Hep birden çullanırız.. Ayşe Ana ağlıyor..” dedi Nafia. Istanbullu’ya gülümsedi.. Hâkim demiş ki. Ali’nin anasıyla konuşmaya çıktığı zaman arkasında bu beyazlı entari yoktu.. taşlara sürünen tırnakların feci sesini iyice duydu. Billaha.Ne düşündün’bey? Düşündüm ki Hacı. yedi seneye inecek cezanız. Beni asacaklar. omuzu. Ne var? Kalk bakalım.. Kalkamıyorum ki. Karı kısmı asılır mı? Hubuş bacı bayıldı. şımarık bir çocuk gibi -daha doğrusu sayıklar gibikonuşuyordu. Mahpushane pencerelerindeki demirlerin ne insafsız şeyler olduğunu hiçbir zaman o andaki kadar şiddetle anlamamıştı..... Biz yatardık. rahat rahat konuşabilmek için bu sefer koğuşa girmediler. Nafia olacak orospu. istanbullu cigarasını yaktı. Tombul parmakları toprağı tırmalıyor. Korkuyorum.. “Yanlış yaptı da sözümü dinlemedi de o sebepten kızgınlıkla ceza verdim.. Bak sana yemin. Bir kadın inat etti mi. Hele beni dinle. Korkuyorum.. Bu hal.” demiş.. Beni dinle. Bitirdi... Ayaklarım tutmuyor. Süslendikçe de oynaklaşır. Kumarbazlar bazı bazı yerleşmezlerse... Üst üste içti. Vallaha bırakır giderim. Bir insan kendini kurtarmak istemezse.. Demek ki beş dakika olmuştu. Kocasını asmaya götürüyorlar-mış. Nasıl iflah olur. Ankara’da sana avukat tutacağız.. İstanbullu’yu daha az şaşırtıyordu. Biz Ali ile konuştuk. İstanbullu bu anda yeminleri pek sevdi.. Sanki ensesine baltayla vurmuşlar gibi sallandı. Bacaları asla nefes almadığından ilk hafta mutfakların hepsi isten simsiyah olmuş. hâkim ne demiş. Ötekine de Hacı Abdullah’la Ali çıktı. Şikayetlerine kulak asma.. “Kadının oynağı daima süslenir.... Koca reis. Oruç tutuyordun... En zor mesele.. Kocaman ve kuvvetli kadın yere. İki kere. 45 üiaruâ Takir Bana da otuz sene verselerdi. Kız delirdin mi? Elbet yedi sene verecekler. Bu gülümsemeyi tamamlamaya vakit bulamadan öteki pencerede Ali’yi gördü. Vallaha billaha diyorum. Bak. Kalk da anlatacağım. Bu “çocuğu” .. Hapishane müdürü haber getirdi.... Duvara tutunmak istedi. sonuna kadar denemek lazım. Tenhada. Koca reis sana öfkelenmiş. her zaman boş duruyorlardı.. adeta ayaklarının altına çöküverdi.. Hani yedi sene vereceklerdi? Bereket ağlamıyor.. insanlar her zaman kurtulmaktan nefret ediyorlar. Sen yalan söyledin.. Benden niçin korkuyor? Asacaklar diye.. Pencere demirleri müsaade etmediğinden ancak bir omuzuyla bir kolunu görebiliyordu.... Cinli Sıdıka’ya söylerken ben işitmedim mi? “Ben bu karıdan korkuyorum. İstanbullu... Ayıp yahu. Yukardan ‘Bana sakız getir’ diye seslenmiş. dumandan göz gözü görmediği için mahpuslar yemeklerini buralarda pişirmekten vazgeçmişlerdi. Koca reis demiş ki.. Ali’de gelsin.. Kalk hele. Kız sen gavur musun? Hani namaz kılıyordun... vücuduna yapışık değilmiş gibi titriyordu. “Süsleniyor galiba.... Yalan söyledin ağabey... diye inledi. Pencerelerin içleri pek pis olduğu halde. Sol alt kısmın nihayetindeki mutfak penceresi daha münasipti. her kuvvet çaresizdir ama.. Canımı sıkıyorsun. Sen erkek değil misin? Sen söylediğin sözü neden yiyorsun? Benim istidamı güzel yazmadın.

. şuurla alakalı hiçbir his kalmamıştı.. kanunu..içeri almak da. teselliden ibaretti. yanına gitmek de kabil değildi.. Onbaşı. kurtuldu. ancak bir dereceye kadar dehşetli olabilen ölüm korkusunu kolay yenmişti. Hanım alt dudağını ısırarak hemen şakalaşmaya başlayacakmış gibi sevgiyle ve hürmetle dinlemeye başladı. Ankara’ya gidecek... gene bu zavallının üstüne salarlar mı acaba? Ali’nin onu nasıl kandırdığını benim gibi görseler... Hay Allah kahretsin. .. Hani ne oldu? Ali dayım erkek... geçti...” dedi. Bak Ali çağırıyor kız. İstanbullu. Her şey on47 D(emal Tahir dan evvel ve ondan sonra diye ikiye bölünüyordu. “Şimdi burada olsalar. Yüz akıllandı... Ali. böyle bir vaziyette bu kadar sevilmekten korktu.. akılla ne alakaları vardı. Hanım’ı inkardan caydıramadılar. Gözleri trahomdan cılk yara olmuş bir kocakan ile küçük bir toprak kaseye koyulmuş birkaç kaşık pekmez. Vallaha billaha.” dedikten sonra hemen anasına geçmiş. Siyah gözlerini kocaman kocaman açmış. babasının ona pekmez getirdiğini anlatmaya başlamıştı.. “Kafasını şimdi duvara vurmaya başlarsa... “Şuna bir tokat atmalı. Allah cesaret verdi. Ben kaçamam ki. Ali işin bu tarafını.” diye düşünerek telaşlandı: Kalk dedim. Aşk onu.. ancak Ali anlatıyor diye bu kadar mühim olabilirdi. Yoksa bu sözlerin şuurla. istanbullu ürperdi.. kirpiklerini hiç oynatmadan Ali’ye bakıyordu.. Güzelce geldin.. duyulması lazım gelen ve ölünceye kadar sürmesi icap eden azabı asla hissetmeyecekti... müddeiumumi. Sesi sakin ve ölçülü idi. Hele kalk. Ama böyle ağzı kurşunîyle boyanmış demirler tarafından tutulmuş da olsa konuşmaya mecburdu.. Şimdi çocuk gibi işler yapıyorsun. işte belli bir şey. bu biçare insana karşı şu anda demin toprağı tırmalarken ve kalkamıyorum diye inlerken duyduğunun on misli büyük bir acıma hissetti. Mahkemeden buraya kadar nasıl geldin? Bilmem. erkek olarak. Bir insanda seyredilen en büyük dehşet. Birisiyle omzuna dokunarak konuşmak ne kadar kolaymış.. Hanım neredeyse gülümseyecekti.. dimdik. Haydi bacım. ne de kızıyordu. Ayaklarım tutmuyor. Seninle konuşacağız da temyiz lâyihası yazacağız. bu kadını kurtaramazlarsa. Bak Hacı Abdullah da burada. Kadın gidiyor. Bu bakışlarda korku da dahil olduğu halde.. Bu öyle feci bir aldatmaydı ki katı lüzumuna rağmen alçaklığı fark etmemek de imkansızdı. en değersiz şeyleri. yani delilik. Bereket versin. en feci sıralarda.. İstanbullu. birkaç manasız kelimeyle korkunç hakikatten koparıp götürüyordu. ilk defa konuştu.. bu basit sözlerin kendi üzerinde yaptığı tesirden ne kadar yerinde ve ferahlandırıcı olduklarını anlıyordu. “Ben bu kadar yiğit kadın görme-46 Obanlar öioğaşu. Adeta yalvardı: Hanım. Kaçtı. Ne yalvarıyor. o gün idama mahkum edilmiş bir insan için.. Görürsünüz mutlak kurtulur. “Murat Bey avukat tutacak. İşte bu sükunet imdada yetişmişti. Davran kardeşim. Sevmek. Haydi kalk. sesi oraya asla yetişemiyorrriuş gibi yorgunluk ve ümitsizlik duyuyordu. Fakat üçü birden bir saata yakın yalvardıklar halde.. Bak dedim.. İstanbullu. hâkimler ve nihayet ‘asılsın’ diyen efendiler.” diye çaresizlikle demirleri tuttu.. Sıçrayıp dehşetle sordu: Ne yazacaksınız? 22 Temyiz lâyihası yazılacak. Aralarında bir adımlıktan daha az mesafe olduğu halde. mantıkla. işte gözlerinin önünde.. Meraklanma.. müstantik. Sevmek. Belli ki Ali’yi tahammül edilmez bir derecede seviyordu. Bak ne diyeceğim...... O jandarma çavuşları.. dim.” Ali yaşayan bir insanda. İstida yazacak.. kendisinden hiç umulmayan bir ustalıkla anasının gelinini görmek istediğini. Ceza vermişler diye korkar mı adam? Necdeli Ali’yi görmedin mi? Altı sene idam altında yattı. Şimdi burada olsalar. idamı bozd-ruracak. Gözlerin beyazları yavaş yavaş azaldı. en kıymetli şeyler haline getirdiği için mutlaka lazımdı.

.. hem de bu kadar üzüntülü olabilir mi? “Ne halt eder bu hal. Benim bildiğim inatçı bir karı... Hiçbir korku ölüm korkusundan beter değil.. Bugün Ankara’dan. 49 3 Sıcaklar birdenbire çökmüştü... Nasıl bitaraf olmalı.. sıcaklar harbin dehşetini. aklından bir şiir parçasını aralıksız geçiriyordu. Ali’yi sevmek de. Büyük saadetleri. Öyle oynanırsa hiçbir kağıt mutlaka kazanmaz.... harp oluyor... mahkemenin kulak asmadığı..... 23 Korkmuştur. doktor raporlarına karşı Hanım’m ikrarı... Ölüm korkusunu yendi. Üzüntülerimiz de küçük işlerden. avukattan fena bir mektup almıştı. Duvardaki haritalara baktı. İstanbullu’nun odasına dönüp karşı karşıya oturdukları zaman Hacı Abdullah öfkeyle. “Evrak mutlaka tasdik edilir..” Gözü İtalya haritasına ilişti.. mesela Vichy.. İstanbullu için.bırakarak mevhum bir cephe hattı çizmişti.. ellerini başının altına koymuş sırtüstü yatıyor. Biz galiba hep küçük meselelerde bahtiyar olmaya alışmışız. Mesela.... hiçbir şey anlamadığını belli eden bir hareketle başını salladı ve kederli kederli burnunu karıştırmaya başladı. Poker bilmiyorsun değil mi? Bir kaidesi vardır. Orasını bilmem beyim. kocasını zehirletmek de böyle şaka gelmiştir. Müstantikte niye söyledi?.. İyi ama inatçı olsaydı.. Aşk da öyle. İşte hepsi bu kadar. İçi içine sığmadığından.Temyiz layihasına. Bu dünyada hiçbir şey mutlak değil. Bu harp karşısında bitaraf değildi. Bak bu doğru. Emin ol. taşımaya gücümüz mü yetmiyor? Saadete karşı bu derece mi yabancılaş-tık. hadiseye tıpa tıp uyan ikrarlara. harbin dehşeti de sanki sıcakları arttırıp tahammül edilmez hale getiriyordu. veraset kanunlarına tesir eden. İnsan hem bu kadar bahtiyar. Şu halde neden acele etmiş. kiminde düşmanları oturuyordu.. Öyleyse. vücudumuzun kılsız kalması. Hanım’m cezasını temyiz tasdik etmiş.. Ali yola getirecek sanmıştım. insanları sözle besliyorlar. italya lsallanıyor. Yakında bütün Avrupa düşecek. Ama bu birkaç neslin kabahati.. Portatif karyolasında.. anadan doğma saadet acemisi olmuşuz. bunlar hep usule ait şeylermiş.. Neden realiteyi geride bırakmadan yaşanmıyor? O şehirler de elbet yakında düşecekler.” Hanım’a kocasını zehirleten güzel delikanlı. Domuzları patatesle. tabii. Derhal bir istida ile tashihi karar istemeliymiş. Haritada .. 6 noktadan kararı umumi heyete götürecekmiş ama. Karakolda niye söyledi. Hacı Abdullah. “Öl” dese ölecek.. kulak asılmasına kanunen imkan olmayan ümitsiz şeyleri yazmaktan başka çare kalmıyordu. bu dört kelimeyi o gün ona kabul ettiremedi. Evet. nankörlüğü değil... inat ediyor.... dört yelidiyi de dört sekizli geçer. Kaltak. Büyük saadet acemisi. kör bağırsağın vazifesini kaybetmesi gibi. dedi.. mesela Paris. dayağı hak etti beyim..dostların elinde. Kızıl ordu Romanya sınırlarını aştı aşacak.. Mesela Moskova.. 48 öiarılar IKoğuşu Ben de yola getirecek sanmıştım.. Uzaklarda. Söylememeye inat etseydi. Alınmamış şehirleri de beri tarafta . Şimdi neden korkmuyor? İdam galiba şaka geliyor karıya. Katır gibi. “Bir öyle şaşılası dünya ki burası Balıklar kahve içerken Çocuklar süt bulamıyor.. en büyük kağıt Floş Ruvayyaldir ama onu da dört yedili. Kiminde dostları. Başmüdde-imumi. Dönüp manasız bir inada yenildi. mesela Stalingrat. Ayak parmaklarımızın ufalması.” 50 lAanîar Otoğuşu Canı sıkılıyordu. Hayatında bazı şehirlerin ne mühim yeri oluverdiğini birkaç seneden beri anlamıştı..... Hem bitaraflık ne demek? Bu bir çeşit alçaklık. Koca bir dosya dolusu delile.

.. Bir de yazacağımız istidayı Hanım imzalamaz ki.. Para insana çok lazımmış.. yemin verdirip soruyor.. Eşek gibi inatçı. Demek ki gönlümüzün dilediğini olmuş sayabilmek için bir şart lazım: İsteklerimiz.. “Karı bir vakit asılmaz. Şuraya imzayı atmayıverirdi.” dedim. Öyleyse. Hüseyin Hüsnü Emir Erkilet Paşalarla Peyami Safa ve Mümtaz Faik Fenik Beyler de Alman ordusuna bol bol şehir teslim ettilerdi. Âlemin işi yok.. Taranta Babu’ya mektuplar yazıldığı zaman.her milimetrenin neler ifade ettiğini biliyor. Kafasını paralayarak. Boyayı getireyim mi? İstersen yazı makinesini getireyim.. Pekala.. Mektubu sordu. Anladın .. Oldu mu ya. Yani haritada alınacak şehirleri alınmış gibi göstermenin sebebi.. “Musolini çok konuşuyor. Hatta kadın da değil bir genç kız.. bir süvari kadın. karı yüzünden para çalmaya kalktı. İyi demiş miyim? İyi demişsin. Yerde kar. Daha yazmadım. Temyizde bizim evrakları yoklayan bulunmaz mı? “Etmeyin ayıptır. Çünkü Mussolini herkesi korkutuyordu. Yok elbette. Derken hanın bekçisi üzerine geldi. Biri erkek olsa. 1935’te...” diyorum. realitelere uygun ve haklı olacak. Hayvan gibi bir karı. Zengin bir ailenin oğlu... Sen bildiğin gibi yaz.-İyi ama hakikaten korkuyormuş. Çok korktuğu için çok konuşuyor. başında kısa bir kalpak.. Zafer bagışladılardı. Bir de şarkı söylersin. İtalya’da bir Habeş delikanlısı adına müsaade etmemişlerdi. -Ne tuhaf.. Kasayı kırdı. Senin haberin yok.. Az para buldu. Haydi kalk... “İmaj” mecmuasının kapağından kesilmiş bir fotoğraf. 52 Obanlar [Koğuşu Mektubu şuna. “Bizim bey seni mutlaka ipten kurtaracak. sessiz adımlarla içeri girdi. belinde onlu tabanca.. Karıyı korkutmuşlar. Sabahleyin gelen mektupta neler yazılı olduğunu biliyordu... “Meraklanma... Bize ayıp.... Yazmak içimden gelmiyor. Ve uslu uslu objektife bakan kadanası. Karının ne haddine. Beni tenhada bulursa.. Herif bekçiyi keserle öldürdü....” diyen yok mu? Yok besbelli. “Bir şey yok. Kanun ne yazıyor? Mutlak aşılmalı diye mi yazıyor? Öyle yazıyor.. Ben erkekliğimle bir şey bilmiyorum. Karıya yazık ettiler beyim. Ne soruyor? “Murat Bey ne diyor? Beni asarlar mı imiş?” diye soruyor. Paramız yok evladım. Geçen defa yazdığımı müdüre okutmuş. Hanım şimdi beni çağırdı... Irzına geçilmek istenen dünyanın alın lekesini siliyorlar... Müdüre yemin ettirmiş. Meymenet Hanı’na gece vakti girdi. Parmağım bastırırsın. Müdür bey gitti.. Ulan rezil... Haydi yazıver. Yazıver. Anladın mı Kürt oğlu.. Basmıyor ki. “Kurtaracak. Kanuna baktım. O da belki kurtulurum diye korkuyor besbelli. Ali İhsan Sabis.” Duvarda resim. Sen ne cevap veriyorsun? Yemin ediyorum. İstanbul’da bir vukuat oldu.. Boşuna uğraşıyoruz. bu ürkeklik çökü-yordu. Demin ağladı.” O zamanlar. Boş duruyor.. Si Otemal uıhir “Olmadı.” dedim... Meselenin içyüzü bu. Evde ölü varmış gibi somurtkan ve ürkekti..” derdi.. Makine kolay. Size ona bakmayın. Ne bilsin beyim.. Ulan Ali. Hanım idama mahkum edildi edileli kadını ne zaman görse üzerine bu can sıkıntısı. Tatar’a benziyor. Yazdın mı bey? diye sordu.. Söylemeyiverir-sin. Meğer umduğu parayı o gün bankaya vermişler.....” dedim.. Sonra kederli ve yorgun sesiyle bir türkü tutturdu: 24 Yürü güzel yürü yolundan kalma Her yüze güleni dost olur sanma Ölümden korkup da sen geri durma Yiğidin alnına yazılan gelir Tayına Sefer. buna söylemiş.

Hanım yere bakarak ciddiyetle. Carrrt. Aman gelsin. Demirli pencerelerden içeri giren güneş.. Ben zaten rüyasını görmüştüm. Haydi bey git şuna bir laf anlat... Söylettiler. Çıkınca evlenecekmiş. beyim.mı? Sonunda yakaladılar. köpoğlu dünya dönüyordu. bir de Hanım’m dosyasını aldı... fakat başını “Olmaz.. Senin yazdığın mektubu müddeiye göstermiş. Saçmalama.. İstanbullu.. Mektubu şimdi sana okuyacağım. Beni bu hafta asacaklarmış. Bir de utanıyor. bizde. Sefer kaşları daha çatık.... Oynaş kısmı. Ali’yi göndermiştim. Alt tarafına yeniden yazdılar: Cezası 24 seneye indi..... sağ eliyle -bu hareketi yaparken dirseğini göğsünden ayırmamıştı.başörtüsünü burnuna kadar kaldırdı... Mektubun sonunda öksürdü: Anladın mı? Anladım. Bu kız. omuzlan. . 25 Süvari kıza gülümsedi. Yaşı müsait olduğundan çaresiz asılacak. Tuu. kocaman siyah gözleri. Boynu.. Ulan bundan Malatya’ya ne? Bir Malatya’nın lafı mı olur.. Bak. sağ koltuk altında uslu uslu durduğu halde... bilekleri.. 6 yerden karan.. Terlemişti. Günahtır. Mesele epey oluyor.. kelimeleri değiştirerek okudu. Nüfus kaydına bir çizgi. Yaşını nüfustan değiştirdiler.. İki şahit dinlediler. kalçaları ve baldırları o kadar dolgun ve tıkızdı ki istanbullu’ya ilk bakışta. daha iyi olmamak ve rezaletten kurtulmamak için dünyanın bir ucundan bir ucuna kadar aynı çılgın fikri sabitle inat eden bütün mustarip insanlığın bir cehalet cephesi halinde böyle kollarını kavuşturup başım salladığını görmüş gibi kudu-ruyordu..” diye yalvardı. Her şeyi Mahpusta dehşetli dindar olmuştu. olmaz. Razı etmiş mi? Sefer gidince. Olmaz ki... Ne olacak koca defter.. Mektubunu..“Allah bir” sözünü bile reddetmeye peşinen hazırdı. Eline Ceza Kanunu’nu. Nasılsın bakalım? Ali ne anlatıyor? Avukattan mektup almışsın. Sanki kendisine bir tuzak kurulduğunu sezmişti de şimdi durduğu emniyetli yerden bir adım ileri atmak istemiyordu. beton döşemede dört köşe dört köşe duruyordu. İyi dinle. Karı Ali’yi saymıyor ki seviyor. Haydi git sor bakalım.. Küçük Hidayet ilk görüşte.. korkunç görünmek için gözlüğünü taktı.-. nazlı ve kurnaz gülümsüyordu.. “Ben Murat Ağamdan sıkılıyorum. İşte bu hayvanca fikri basit Istanbullu’yu daha ilk anında çileden çıkarıyor. elbise giydirilmiş bir Ispartalı kadın muharip heykelini hatırlattı. Toparlak yüzü. “Ablamın resmi. Meğerse elindeki nüfus kağıdı kendisinden evvel ölen agabeysine aitmiş. Hanım’a da bir istida yaz. Ali. bu kadının yerinde. alt dudağı sarkık içeri girdi: Sen de bir adam gibi Ali’yi göndermişsin. herifi eşek yerine kor.garip tesadüf. Yani sana yazmış.. 55 \Xemal Mıhir Eee. Gözlerinin içi. sahiden sergardiyanm kızma benziyordu. kitapları topladım getirdim. Kaşlarından birini kaldırıp kavgaya hazırlanarak yürüdü. Nüfus dairesine.” der gibi sallaya sallaya dinliyordu. bütün erkek milletine ayıp. Belli bir şey.. kollarını göğsünde çaprazlamış pencerenin önünde metanetle duruyordu... İstanbullu doğruldu. Merhaba bacı. Geçenlerde duydum. 6 ay cezası kalmış. Ağzının içi ci-gara içmekten zehir gibi olmuştu. bir müddet sonra şuraya geçecekti. Demin oradaydı.. S4 [Kanlar [Koğuşu Hanım.. Ali’ye sor da bak. Ne. Karı ‘Olmaz’ diyor.. Biz köylüyüz bey. Ne anladın bakalım? Murat Bey diyor..” diye şaşmıştı. Sonra Zonguldak’a yolladılar.. Beni asacaklar. Aylardan beri idam cezasına da alışmıştı. İşte anladım. Sol eli. Sutaşı \Kemal Uihir lesi parayı döktü. Malatya’da karı asmışlar diyerek “Köroglu” yazar.

İstanbullu. Ali’nin suratına sonra gülersin.. Ben de 26 zehir olduğunu bilmeden yemeğine serpip yedirdim.. Dinle beni. Adıyaman’da. Ali ile hiçbir münasebeti olmadığını. hükümet doktorunun ve İstanbul DCemal Tahir Tıbbı Adlisi’nin otopsi raporları. bizimle konuşurken “Karıyı nahak yere idama mahkum ettiler. Dostoyevski idama mahkum olmayı ümitsizlikten gelen faciaların en büyüğü sayıyordu. İşte böyle oldu. Beni o zaman asarlar. Anladın mı? Anladım ama olmaz. maznunların açık ikrarları ve bu ikrarların zat hadiseye uygunluğu cürmü sabit kılıyordu. Sonra ben seni almam. her ne kadar mahkemede kocasını zehirlemediğini. Şimdiyse benim bu işe dair şahitlerim var. kocasının vakadan bir gece evvel polislerle sabaha kadar rakı içtiğini.. Avukat benim mektubumu temyizin başmüddeiumumisine göstermiş. Başka çaremiz yok. “Sabahleyin asılacağım. İki sene evvel -iki sene daha gençken-ve üç aydan beri her gece. Al şu uyku ilacını kocanın yemeğine dök. Bu Murat Bey hiç yalan söylemez bir adamdır. Zehri uyku ilacı diye verdi. Şimdi dinle. Ben sıçanotunu uyku ilacı diye verdim.’ dedi.. onu Ali kandırdı. bir Istanbullu’ya bakıyor.Ah. Kararı ayırdı. geniş ve gergin karnından başka hiçbir yerinden belli değildi. Bir Ali’ye. Karnından üst tarafı da.” diyeceğiz. Ben mektup yazmıştım. bırakıp kaçacak. Neden olmaz? Olmaz işte.” demiş oluyor. İki çocuk anası olduğu. birisi ben. bila numaralı hanede mukim..” dedim. babasının kucağına oturup yumurtadan yemek isteyen ve bir lokma da yiyen büyük kızı 7 yaşındaki Ayşe’yi.” demiş. yanında olsam da.. halk arasında köpek zehiri veya sıçanotu denilen arsenik serpmiş. Suç bende. Sana içerde bakmam. “Efendim ben kocamı bilerek zehirlemedim. Bu kadının cezasını indirelim denir mi?” demiş. Ali beni korkuttu. Bu Ali beni baştan çıkardı.. Fukaranın bir şeyden haberi yok. Siz Adıyaman’daki işe nasıl şahitlik edeceksiniz? Biz Adıyaman’daki işin şahidi değiliz. Bu mektupta şöyle şöyle yazıyor.. Maznun Hanım Kuzu.... arkadaşı Murat Bey’den bir mektup aldı. alt tarafı da bir genç kıza. velhasıl eğlenecek gibi sallanıyordu. Bu biçarenin karşısında şehevi bir şeyler hissetmek ne büyük alçaklıktı. “Ce-ee.” diye ödü patlarken. “Avukat ismail Hakkı Bey. Bunu mahkemede söyleyecektim. ‘Seninle iki çift söz konuşacağım. kuyruklu bir koyun gibi sallanarak suya giderken bunu görmeliydi. Acaba ölümle şehvet arasında.. Ben yazdığım mektupta dedim ki. Asabiyetle kağıtları karıştırdı. Yani Ali S6 öiarûar ZKoğuşu. Bir gün geldi. kocasına yumurta pişirmiş. Ben de korkumdan söyleyemedim. karan okuyacağım. Hanım Kuzu. Dinlenen şahitler. Şahitler kim? Kız neyine lazım. yahut doğurmamış bir taze geline benziyordu. şahit kolay. Kız şimdi asmazlar mı? Omuzlarını sarstı. Müddeiumumi de demiş ki. sabahleyin de kendisini bilmez bir halde iken bir dükkanda iki kiloya yakın tel kadayıfı . kıpkırmızı ve etli dudakları meydana çıkmıştı. Birisi Hacı Abdullah.” diye şakalaşacak. yumurtaya. “Murat Bey yalan söylemez. Hani şahitler? Sen razı ol. Biz burada Ali’nin ikrarına şahidiz. Şuna bak. diye homurdandı. ‘Babanı rahatsız etme’ diyerek hemen mutfağa götürüp yoğurt içirmek suretiyle muhakkak bir ölümden kurtarmıştı. o zamana kadar tahmin etmediği bir yakınlık mı vardı... Örtüsü burnundan düşmüş. birisi başgardiyan. Tabii senin ağzından diyeceğiz ki. Hanım’m icabı şöylece düşünülmüştü: “Türk milleti namına icrayı muhakemeye ve itaya hükme mezun mahkeme falan tarihte. Acından ölürsün’ dedi. Bir adli hataya meydan vermeyelim. avukat kesildi başımıza. Ben işi biliyorum. “Hanım’m suçu yok. Şimdi bir istida yazacağız.. suratına tokatı yapıştırsam. Adıyaman’ın Kapıcami mahallesinde. kendi kendine öfkelenerek dudaklarını yalayıp yutkundu. Bekçi Kazım Kuzu’nun karısı Hanım Kuzu ve Ali Yıldız taraflarından zehirlenerek taammüden öldürüldüğünü tespit ediyordu. İki gün uyanmadan uyur. ‘Seni asarlar..

” demiyor mu? Yüz binlerce kadın şu anda komşu oğlanları sevmektedir. Ben senden bıktım.. kendisini ne kadar zor müdafaa ettiğini öğretmez mi? İşte okudum. Siz de evlenirsiniz. Korktuk biz.. Malatya Ağır Ceza Reisi. haydi sen de söyle. “Giyotin’den kurtarmaya çalıştığımız bir sürü insanın ölümden kurtulmasına sevinmeyelim. Anlaşıldı ama. “Doğru söylemezsen.. sanki berabermişsiniz gibi yazıyorlar. Elbette öyle olmuştur. Polisler içirmiş.yiyerek eve polislerin kollarında ve sızmış olarak getirildiğini. polislerin garazına ve iftirasına kurban edilmekte olduğunu söylemiş ve diğer maznun Ali de aynı ifadede bulunmuş ise de.” dediler. öldüyse bu içkiden. Ali de öteki pencereden ilk defa söze karıştı: Bana da “Hanım söyledi. ne kadar kolay şaşırıp. Anlıyorum. Olmaz.. sen de inkar etme. Ali ze-hiri hangi dükkandan aldığını bile söylemiş.. Bunu böylece.. Bak. Karakolda korktum.” dediler. Nasıl seni notere götürmediler mi?” Götürdüler. Hani aklına geliyor mu? Vekalet vermek için notere gitmek istemedindi. dükkancı şahitlik ediyor. gerek müstantiklikte ve gerekse müddeiumumilikteki ikrarları soruldukta. Duymadın mı herifin ciğerini İstanbul’a göndermişler. Doğruyu söylemişsiniz. Cemal polis eskiden beri benim arkamda dolaşıyordu. Şimdi bana inat edeceğine evvelden. yahut yediği tatlıdan öldüğünü.. Neden hiçbirisi kocasını zehirlemiyor? Böyle düşünülürse Hanım’m işindeki esbabı muhaffete kendiliğinden meydana çıkar.. ..” denilmekteydi. her iki maznunun.. Ben zehirledim diyemem. Sonra “Ali söyledi. Otuz sene versinler. İkiniz de söylemişsiniz. “Doğru söylemezsen Ali’yi asarlar. eskiden beri kendisine nameşru surette gözleri olan polislerin iftirasına uğradığını. maktul Kazım Kuzu askerde iken gayrı meşru münasebete başladıkları ve bu münasebeti rahatça devam ettirebilmek için 27 Kazım’m vücudunu ortadan kaldırmayı tasmim ve tasavvur ederek neticede tasavvurlarını kuvveden fiile çıkardıkları şahitlerin ifadelerinden anlaşılmış olmakla Türk Ceza Kanunu’nun 450. sizi hapse koyarlar.. Benim işim var. Temyize yazdık dinlemediler. Ama başka çare kalmadı. Bize doğruyu 59 ZKemal Tahir söyle.. Yirmi beş senelik tecrübe bir insanın. Uzun ceza. İstanbullu. zehir yemiş adamı doktor bilir. şimdi tekrar duyuyordu.” diye rapor veriyor. Sözümü dinlemedin işte idam verdiler.” dediler. Al-bert Londre. hayatını ve namusunu kurtarmak için istenilen şekilde ifade verdiğini..” dediler. komşunun oğluna tutulunca çocuklarının babasını sıçanotu ile zehirlerse. gerek karakolda. Bunlar olmasa bile rakıdan çatlamış adamla. Söyledik.) maddesi mucibince suçuna uyan ölüm cezasının 30 sene ağır hapse indirilmesine temyizi kabil 58 [Karılar doğuşu olmak üzere müttefikan ve maznunların yüzlerine karşı karar verildi.. “Beni asmaya götürüyorlar. 25 senelik hakimmiş. Baklava yedirmiş. Gülme karşımda terbiyesiz. şimdi bunları bırak. Büyük Millet Meclisi’nde müdafaa etmenin imkanı olur mu? Cehalet.. Lakin biz de beraat ettirsinler demiyoruz. Mahkemede söyledin dinlemediler. Fukaralık.. kürekte yaptığı büyük röportajda... Hanım.. her cahil ve fukara kadın.. Olan olmuş. maddesinin falanca bendi mucibince Hanım Kuzu’nun ölüm cezasına çarptırılmasına ve diğer maznun Ali’nin ise 18 yaşını bitirip 21 yaşını ikmal etmediğinden Türk Ceza Kanunu’nun (.. Beraber olmağa da hacet yok ya.. Kız zaten söylemişsiniz. idamdan beter.. Lakin zehirlemedik... İstanbul’un büyük doktorları “Tamam. karakolda inat etseydin ya.. Kafamı kızdırıyorsun.. cebri maneviye maruz bırakıldıklarını.. Yalandır Murat ağabey. Söylemişsiniz. sıçanotu yemiş... Ben inanıyorum.” diye ağladın da bizi rüsva ettin. Biz işi kapatırız. Sen o polisleri bilir misin? Artık uzatma. bu kararı her okuyuşta hissettiği ümitsizliği ve hicabı.

. idamdan korkarken üç sene mahkum oluşuna hayret içinde kalmış..... Pencereden ineceği zaman. Asarlarsa. Parmak basarsın. Şimdi bir de bu eksik.. Biraz etli olsa tavuğa benzeyecekti.. bir daha beni çağırmayın...Hâlâ o söz. araba parasını verdin. Demin Ali’nin körpeliği bahsinde kenarda kişneyen demek Sıdıka’ydı.. Ben de sizi görmeye geleceğim. Şimdi istidayı yazarız. Böyle yazıver. “Razı oluverseydin” derler. Sana açık açık söylüyorum. Nereye asıyorlar. küserim.. Avukata şimdi mektup yazacağım. Elin körpe oğlanı.... 61 ‘\KemiA Mıhir Beni asarlar.... Ali yabancı mı? Ona da yazık. billaha.. 28 Bırak şimdi bu lafları. Seni utanmaz seni.. İşte ben gidiyorum..” diyeceksin. Dur ayağını öpeyim. Ne halt ederseniz edin. Vay başıma.. Kapı aralığında etimi sıkardı. Ben yaptım demeyeceksin.. Pekala. Senin kötülüğünü de istemem.... Bütün ömrü akılsızlıkla dalgınlık arasında geçmiş gibiydi. Vay başıma.... eşek.. Ben biliyorum. Hanım dur diye işaret etti: Bak Sıdıka konuşacak. İşinizi takip etmesin. Orada yeniden başlarsan şart olsun şamarı vururum.... Beni kızdırıyorsun.. Ali’yi asmazlar mı? Asmazlar:.. Ümidi kesilmiş olmalı ki: Sen bilirsin. Durmam. İnecek gibi kımıldadı. İstemezsin elbet. Bana ne ikram edeceksin? Beni asarlar. bir daha yüzünüze bakmam. Senin niyetin bir gece.. Ağlama kız.. Sus ayıptır.. hükümet meydanında asılmak. sana yalancı şahitliği edeceğiz.. Ağlama. Bu sefer sözümü dinlemezsen... Avukat is60 [Karılar ÎAojpşu tidayı acele istiyor.. yutkunuyordu... Allah Allah! El deliye.. ya Ali? Ali bütün suçu üstüne alıyor. Dur ağabey. “Ali yaptı... Razı mısın? Ulan. Alay mı ediyorsun rezil.. biz akıllıya hasret kaldık yahu.. Haydi ben yabancı bir adamım. Ulan evi yapılasıca... Yeter artık.. diye adeta inledi. Bak Hanım.. Diş çeker gibi.. şart olsun.Ben notere götürecekler demedim miydi? Dedindi. Kanım sana helal olsun Murat ağabey. vebali boynuna.. Birazdan müdürün yanma çağırtacağım. Noter parasını verdin.. Ne de çok şey biliyorsun. Ali ile beraber çıkacaksınız. Ölüm hükmü verildiği gün gözlerine dolan büyük korkuya tekrar kapılmıştı... Hanım gözlerini kırpıştırarak Ali’den yardım istiyordu. Ben imza bilmem ki... Körpe olup olmadığını bilmem. illallah. Bak Ali. Vay başıma.. Hanım’m cezasından .. Temyiz evrakı tasdik etti. Şimdi hiçbir şeye benzemiyordu... Vallaha. Ben yalan söyler miyim? Söylemezsin. sabaha karşı.. •. Cemal polis beni seviyordu. Ürkek ürkek Ali’ye bakıyor... Elini yanağına yapıştırdı. Vay başıma.. Eğer dediğim gibi yapmazsan seni vallaha billaha asacaklar.. Bu kan resmen asılmak istiyor.. dedi. Kaç aydır kanlı gibi yalvanyoruz. Tadına kim baktıysa o bilir... vay başıma! Haydi razı mısın? Hiç olur mu? Polisler diye yazıver. Uzattın artık. Yazacağım istidayı imzalayacaksın.... artık. Korkma. günahı. Hah şöyle. İşte günah benden gitti. Sıska yüzünü örtmeye lüzum görmeden meydana çıktı. Tuuu. Yahu sen Türkçe bilmez misin? Bunlara aldıran yok. Herifi eve sarhoş getirirdi.. Artık canımı sıkıyorsun. Biz burada neciyiz? Daha dur bakalım. Ben gidiyorum. Allah razı olsun. Adıyaman’a gideceksiniz..

... O da bedelini sana borçlanır. Mesele çatallaştı. Hanım’m şahitliği makbul değil. Halam altınlarımı vermiyor dersin.. Alay etme. beni neden. Aferin.. On senedir evliyiz... Çabuk derdini anlat. Onlar bize küsmüşler “Gelin... Sana neden küsecekmiş hem. Söylesene Hanım bacı. bizim anamızı öldürdü.” diyerek. Lakin yemin ediyor. Onlara küssün.. Bugün niyeti fena değildir.. on dört ay beklemedi evleniverdi. Öteberi getiriyor. Böyle yapmalı. Günden güne rahatlaşıyor.sonra bütün kadınları asacaklar zannederek gece gündüz ağlayıp durmuştu... 29 Sen söyle bakalım. Eee? E’si.... Sen altınlarını ona satmış olursun. Yok. İki tane yüzüğüm var. Bu daha iyi. gideceğim. Hubuş bacının Mehmet evlendi ya... Benim altınlarımı rehine koyacak. ben yıkıyorum. Evet.O söyledi. Sor. Eee. İki tane menteşem var.. Kız gözün aydın. arada sırada kapıya çağırmıyor. Halan haklı... Sen burada.. Aşağı yukarı bin lira. Senin cezan üç sene.. Senin altınlara gelelim. Meğer artık keçesini sudan çıkarmış Sıdıka Hanım. Bak Hubuş bacının başına gelene. . Senet alırız.. Çok yalvarıyor fakat. Evet. Yanında mı altınlar? Halamın evinde sakladım. Ben de öyle diyorum. Ben bu işi hiç beğenmedim Sıdıka.. Ona da yazık. Üç erkek kardeşi..... Anasını öldürdüğümden bana küser bellemiştim.. Çamaşırını bile yıkamıyorlar da. Peşini bırakmazsa noterden bir senet alırız. insanoğlu çig süt emmiş... Kimsen de yok. Şimdi benim herif geldi. Sıdıka bir parmağıyla ovuşturur gibi tek gözünü kapattı.. Olmadı. Murat’ın ve müdür beyin tavsiyeleri üzerine temyiz bile etmedi. Benim bir müşkülüm var... Küpem var.. Şimdi benim herif. Altınlarımı vereyim mi? Dur bakalım.. say bakalım bana. Evlenir diye korktum.. beni kızdırdı.. Bizimki askerden geldi. Resmi nikahınız var mı bir kere.. Bir beşibirlik altınım var. iki bacısı var. istanbullu. Hekimin oğlu.. Senedi sen yazı verirsin. Mahalle nikahı.. Duyduğuma göre kayınpederlerin de tüccarlık ediyorlarmış. Her hafta yanıma geliyor..... Dersin ki. Aferin. Benimki de evlenir diye ödüm patladı. Yahut çok yalvarırsa. Sıdıka’nm tereddüdünden şüphelendi. Büyücü Hoca’ya çıkmadan muska mı yaptır-dmdı rezil? Vallaha.. 62 öiemal Tahir Pekala... Küsmedi. gökyüzüne ve karşı bahçedeki büyük ceviz ağacına bakarak zihninden hesapladı. Benim herifin büyük dükkanı var.. bak... Onlardan borç alsa ya. mektup okutmuyor.. Bir analarına bakamadılar da gelinin başını belaya soktular diye... Bunu kocan mı söylüyor? .” diyor.. başımın belası. Benim herif de böyle söyledi... Askerlikte çok masarif etmiş.... yaptırmadım. Askerlik herifi batırdı. vermeyeyim mi? Senin aklın ne diyor? Bir vereyim. kapalı yerdesin. Yahu biz bu mutfak penceresine hiç mi çıkmayacağız? Murat ağabey.. Kız yoksa. Altınları vermemek lazım. evinde nasılsa öyle hareket ediyordu. Söyle. yarın bozulur. Utanmıştı.. yor diyordum. bir de vermek istemiyorum.. Vereyim mi. Bırak.. “Sermaye lazım. Ben de tevekkeli. Halan ne fikirde? “Sakın verme” diyor.. Biraz düşündü.. mektup yazdırmı62 jiarûar öioğuşu. diyorum.

Sonunda. Bırak git. Eksik olma. bana kimseler Mehmet’i yaraştırmadı. Mehmet’i aldım diyerek.. Dünya bozulmuş şahım. Hubuş bacı iyisi mi. Siz artık çok oluyorsunuz.. “Evi de satalım.. Bana bu oyunu Tefçi Zühre olacak orospu oynadı. Şu pencerenin önünde Mehmet’le konuşacaklar. “Bana bak da ibret al” dedim. Ben yalnız Noter Hasan Bey’e bir mektup yollarım. Biz eskiden böyle şeyler görmedikti. Bunca senelik baba yurdunu. Rıza mı? Rıza. herifin yüzüne duramazsın.. Senin işini sağlam yapar. Bir çıkam. şaşırırsın... Nafia kaltağı gibi. Yalnız. Evimde oturuyorlar. Saray gibi evimi. Oğlan o sülaleyi sıradan geçirmeye yemin etmiş besbelli. Karı burada yüzüne karşı dolaşacak. Fikir Tefçi karının fikri. Bak Sıdıka.. Duymadın mı? Duymadım. dışarıdakileri içeri getirmek için yazamam. Kimin küçük bacısını? Nafia’nın. Ben çocuklarımın ahma uğradım. Yatağımda yatıyorlar. Nafia kaltağı gibi buraya gelsin. Birisi duymasın gibi etrafına bakıp sesini alçaktı. Ben deli güllabicisi değilim.. Arsız Aduş kıza . Bir çıksammm... O zaman ahbaplarım. Hitamm6S ZKemaL Tahir da Mehmet’le evlenecek oldum. Altınlarını senetsiz teslim edersin. Sabreden derviş muradına ermiş derler.. Vallaha billaha istida filan yazmam. Benim kocam eşek. komşularım.. Elimi öpmeye gelmiş..” demeye başladı. herifi de içeri atsınlar. Sonra başıma bu işi de getirdi. Sen büsbütün dertli olursun. Ama ben biliyorum. Bana bir istida yazacaksın şahım.. İyilikten adam anlar. Ben istidaları içerdekiler dışarı çıkabilir mi ki evvela. Ne faydası var. damatlarım söyledilerdi. Buradan bir yere gidilmez. Pul parası diye yolladım. Sabrın sonu selamettir. E. Mehmet serserisini ben adam ettim. Paraların ucunu keser kesmez herifi evlendirdi.. Bana bu oyunu hekimin oğlu oynadı... Onun da başı belada.. Mektup için bir lira gönderdiğin aklında mı? Ben onu mektup için yollamadım. Evi satacak.. Lakin it kursağı yağ götürmez demişler. “Ana sen Tefçi Züh-re gibi karılarla neden düşüp kalkıyorsun?” dedilerdi.. Bir de onlardan yana oluyorsun. şimdi ne olacak? Daha neler duyacağız.. Kendi eliyle. Elleri kırılsın. Ben de öyle söyledim şahım. sabret. Sonra sana dargınım. Sen şimdi benim istidamı yazmayacak mısın? Yazamam. Herkes beni ayıpladı. Vay Hubuş bacı. Yarı hisseliydi. 30 64 Öiarûar [Koğuşu Bir şey değil. Bir zina davası açalım. sana kendi eliyle nikahlamış.. Dünya bir dolap olmuş. Benim herif kumar oynar. -¦ Neden? Aranız pek iyi idi. İyi hatırladın. Oğlan bu sefer küçük bacısını kaçırmış. Elini öpmeye mi geldiydi? Hubuş ağlar gibi konuştu: Eli kırılsın. Mahpusluğum da aldığım ah yüzünden. karıyı da. Bana o Mehmet olacak... diye yazıyorum... Ya şahımızın amcası kızı mektubuma neden cevap vermedi.. Onu sattım. kanarsın. ne diller döktü.Benim yazmam olmaz. Dışarıdayken harçlığını hesaplı verirdim... Olmaz desen söz geçiremezsin. Mehmet’i bana verip beni soymak imiş. Bir dükkan satmışsın. Haydi istidayı yazıver.. Duyduğuma göre Mehmet ev-‘elce Tefçi Zühre’nin dostu imiş.. kızlarım. Nafia sizi görmeye gelmedi mi? iki defa geldi.. benim bildiğim Hubuş bacı bu hıncı onlardan alır.. Yenisini yaparız.. Sen de mi buradasın? Geçen ziyarette kumanı gördüm. Kocan da sonra seni bırakır..... Sen çıkarsan. “Tefçi Zühre’nin dostu adama yâr olur mu?” dediler.

.. hem de çürük.. Sipsivri acımak olur mu? Şahitsin.. Sen kesenin ağzını sıkı tut Hubuş bacı. Sana gücendim. diye yayvan yayvan.. “Bir de inci ile Memo’ya Çingene diye hakaret ederiz.vermişsin... mahpushanenin etrafında aç bir köpek gibi dolaşıyordu. Sen on iki senedir hapis yatıyorsun. Allah büyüktür... Hacı merakla sordu: Razı oldu mu beyim? Oldu. Bir de Ha-nım’a acırsın.. Kocası seslenmedikçe avluya bile çıkmıyordu... pencereden atlar gibi. bir haftadan beri. Kız inci. Harp meselesi.. Olmaz dedim ya. ElhamdüUillah Çingenelik bizde birader... Bir kere şu harp bitseydi. Uzun koridoru geçerken iki mahpus çekinerek havadis sordu: Ne var ne yok beyim? Gazeteler ne yazıyor? İyilik sağlık. Herif. Beş kaymemi aldı. Lakin yemin verdirirler. Pulunu da kendin yapıştır... bilhassa duvar yarığının yanından ayrılmıyordu. Tefçi Zühre ile hekimin oğluna bir vakit yazı fayda vermez. gözünü.” diye gülümsedi.... Bunları düşünerek mutfağın içine atlayan İstanbullu.. Nafia Hanım’m zamparası.. Hay gözleri kör olsun o herifin. Aftan bir haber? Daha önce bir şey yazmıyorlar. Esmer. Ettim.. Sonra isterlerse verdirsin-68 ZKarûar ütoğuşu ler Sen hiç yalan yere yemin etmedin mi? Küçük Bedriye’yi kandırmak için. Mahpuslar da artık alışmışlardı. Saçmalıyorsun... “Vallaha billaha yeminini. Ayıptır.. Bu sırada hırsızlıktan 22 güne mahkum genç Çingene karısının kocası duvarın deliğine gelmiş. ayağını. Seni de şahit yazdım. Her gelişinde karısına mutlaka bir şeyler getiriyordu.. karakolun avlusunu süpürüp. Bir de kara tavuk yedi.. Şahit mi? Bu şahit kelimesi karşısında herkesin kapıldığı korkuya Hacı Abdullah da tutulmuştu.. O sıra etimi kesseler kanım ak-mazdı. Ben de şahidim....” dersiniz. Neye şahitlik edeceğiz? 32 . İlk iki gün gardiyanlardan küfür. Allah büyüktür ama... Malum ya Türk’ün aklı arkadan gelirmiş. jandarmalardan tokat yemiş.. İyi öyleyse. Vakkas Efendi. Karısı bir havada. fakat üçüncü gün kendisini birdenbire herkese sevdirmişti. Ondan sonrası kolay. karısının altınlarını çekmek davasına düşmüş. Kerhanede.. 66 \Kariar [Koğuşu 31 Başıma vursaydm daha iyiydi. Demek ki Nazmi Bey’in muskaları kar etmedi. Yevmiye belki elli defa çarşı pazara koşturuyorlardı.. erkeği bir havada. hapisten çıkalı on beş gün olmadan yallah. Sen de şahitsen baş üstüne. aşağı doğru bir yerlere gidiyordu. Bir dokunaklı istida yazıver. İnci.. yalvarır gibi sesleniyordu. Hacı Abdullah tıraştan geldiği zaman istanbullu istidayı yazıp bitirmişti. Sıdıka’nm kocası.. Ufak tefek. salma salma duvarın yarık yerine yaklaştı. İş işten geçtikten sonra. İnci bütün bu ihtimamlara layıktı.... Yeminin de bir değeri kalmadı. Artık sabahleyin erkenden gelip yatsıya kadar kapının. efradın bulaşıklarını yıkıyordu. baldızını salla sırt etmiş. Lakin mahkeme başka. Bir kere mahkuma yemin yok... fakat pek mütenasip bir kadın olan İnci. Duydum da.. Hani Mehmet’in elini. dilini bağlayacaktı. İşte gördün mü? Böyle işlerde yazının bir faydası olsa muskalar tutardı. Şimdi para vermeyeceğim. sevimli bir delikanlıydı.. Yere çöktü. 67 IKemal Tahir Millet. Ne şahidi? Hemen korkma. Bakkal Abo’ya yardım ediyor. Neden korkacakmışım. kayık hem küçük. kitaba el basmayı kaldırdılar. böylece. Haydi allahaısmarladık. Korkmam... Bildiğiniz gibi..

Şeyh Osman soytarının biridir. Ama ne halt etsin. “Olmaz. Elaziz. Bizim İstanbul’da da böyledir bu. İstanbullu... O zaman. Görmedin mi? -. Konuşurken 70 ZKarılar üioğuşu konuşurken durur. dolandırıcıdır.. Böyle söyleteceğim.. Şeyh Osman Efendi gene köpürmüştür. “Bir de ben ütü-leyeyim ne olacaksa” demiştir. Ulan bu iş. Babasına yemek getirirdi.. “Kurnaz herif derler.. Hacı Abdullah keyifli keyifli gülmeye başlamıştı: Başgardiyanı da yazmışsın.... Ne halt edeyim.... Hükümet için de ne diyorlar: “Kurnazlık ediyor. malı çekiyor. falan filandı! Hacı Abdullah. Ali’yi yanma götüreceğim. Bunlar cinsten güzel bey. Nefes etseydi.. Leşini yılanlara yedirmeli!” derdi.. peygamberlik oldu. İstanbul kızı gibi giyinir. Ben ona zehri uyku ilacı diye verdim.” diye ifade vermişti.. Rıza kopuktur ama gözleri karadır. şimdi Rıza’nm kaçırdığı kız. komşunun oğlu pantolonunu ütülemesi için yalvardığmdan. Yutarlar mı? Bunu da onlar düşünsün... Kanların göbeğine de yazı yazıyor mu? 33 . Allah herkese bir bela verir. Dinlerken dinlerken. Bacısı da güzel miydi bari? Yanma geldi.” diye söylenirdi.. vücudunu bir titreme alır. senin gözlerin gök.. Na-fia’nın kocası polislerle beraber baskın yaptığı zaman Rıza’yı karısının yatak odasında pantolonsuz yakalamış. İngiliz’den parayı.. “terzilik ettiğini. Soytarıydı canım.Görmedim. Oğlan kurnazmış. şeyhlikten çıktı. ütünün sıcağı. Bakmış ki ablası oğlanın pantolonunu ütülüyor.. Alman’a satıyor. Allah’tan korkmazsa inkar etsin. 69 Otemal Tahir Dünya güzeli. Tabii. Ali demiş ki.Ali’nin üzerine. Neme lazım bey.” demiyorlar mı? Kötü mü? Bilmem. Cebrail gelirmiş de Rabbimden haber getirirmiş. Neden? Bizim Malatya’da kurnazlık çok makbul sayılır... Rı-za’ya bir de aptal dersin. kendi kendine.. Anlaşılan. gözlerini kapatır.” derdi. lzollu tarafı nasıl Şeyh Kazım’a taparlarsa. lakin cinsi Arap olduğundan bir Kuran okur. Emrin başımla beraber.. Hem de Nafia gibi örtü örtünmez. Kö-poglusu nihayet sözünü tuttu.. Kendisinin gömlekle oluşunun sebebi de. “Bana varır mısın?” diye takılırdım da.. bir de yüreğine Allah tarafından musallat edilmiş bir ateş. Ben kara gözlü herife varacağım.. küçüktü. Nafia’nm başına gelenleri duydun mu? Duydum biraz önce.. Artık bilmem... dedi......... Nafia’yla bacısı daha kurnaz. Haşa... Süleyman Bey’in babası Hamdi Bey de o sıralarda mahpustu. “Şu rezilin kafasını kesip almalı bu Kuran’ı okurken.. Vaktiyle muskacılıktan üç ay kadar mahpus yattıydı. Birini meth ederlerken.. Kurnazsın bey.. Rıza bu sefer de bacısını kaçırmış. şaşırdım.. “Hanım’m bir suçu yok. ona da bu Rıza’yı vermiş. havalann sıcağı. silahı.. Hacı Abdullah. Ağzını topla.. Bilmem ki. karı ifadesinde. istidayı okudu... Doğru. Muska yazsaydı.. Sonuna bakar. Alacadağ tarafı hep Şeyh Osman’a tapar.. yeşil gözlerini küçülterek başını salladı.. Sen şimdi dinle. Allah beterinden saklasın.” demiş.. Kendi kızlarına tesiri olmuyor galiba. “Ah.. Hem de cinsten oynak.

. bu kız orospu olur... Ben utandım...... sözü buraya getireceğim. Aman.. Neyse.. kerhanelere düşer. Arabistan’da yedi yaşındaki kızlar rüya görür diye bir laf var ama. Erken başlayan da Hacı. Sus beyim.. Gene kızların bu yakınlar terbiyeli.. Gidi rezil kahpe. Ne söyledi? Bir gece karılar konuşuyorlarmış. Hacı Abdullah elini kaldırdı: 34 Ağlamaya razı ol. Allah beterinden saklasın.. yedi yaşında. şart olsun bir görüneceğim.. “Bacım sen bana bak.. Hanım’a ne yapmışsa Ali yapmış. Yüreğime korku düşüyor.” demiş de Nafia. kendisine yemek getirdiği sırada kucağına çekmiş de öpüvermiş. . zamparalık bize Peygamberimizden miras. iki kere kanlar feryat ettiler. “domuz. Aduş kendisini Istanbullu’nun kucağına attı: Ben geldim efendim. Aduş Hanım’ı bu seferlik affet. Gönlüne göre iş görür.” demiş. erbabına makbul. Nerden belli? Cilvesinden.. içerde para toplamıştı. . yeniden mi geliyormuş.Yazarmış... Rugan pabuçlar. Günahı boynuna.. Bak Ayşe Ana... Sus günahtır. Bir daha dökmem. dişisiz ne yapar biçareler.. “Vardır bir hikmeti. Ayşe Ana’mız ağlayarak babasına şikayete gitmiş... Ölürmüş.. Rıza da onun kızlarının göbeğine ayeti kerime yazıyor... iki parmak kalınlığında “bir arşın” mavi kurdela alındı. Yerlere su döktüm. Vallaha dinden çıkıyorsun.. Korkma... Geceleri Hubuş oynatıyor. Ayşe Ana başını öfkeli öfkeli sallıyordu: Sen görürsün.. Sus hele. Doğru söyle oğlum.. 71 D(emal Tahir Bırak rezilleri... ya Sultan Habeş gelse. Bizimki için için yanar tutuşur ya. kırmızı bir basma entari.. Hacı Abdullah geçenlerde Aduş’u kucağına almış..... Bir gün durmam.” dedi. İftira” dedi. Mahpuslar tam onyedi lira bağışladılar. O gelirse ben giderim. çığlık çığlığa koşarak. Kimi. Seni ne yapacak? Kapatacak. beni Ayşe Ana’ya verme. günah... Karı milleti Peygamber. Mübarek de kan dedin mi şuraya yatar da ölürmüş. Bir. Neden? .. Ne halt edelim Hacı.. Bak beyim...... istanbullu kendisine “hanım” demesi artık yeni kıyafetine yaraşıyor. em-biya tanımaz.. ben mi çıkacağım? Demek Ayşe Ana’mızın o sıralar ya aklı ermiyordu. 72 ÖCarûar ÜKoğuşu Bakarken bakarken şeytan olmuş sanıyorum.. Yapan çıkmamış da. Vay başıma. karı gardiyanı Ayşe Ana arkada. Bununla kızı süslemek kabil oldu. Merak etme... Ebubekir Hazretleri de. Hazreti Ayşe Ana’mızı.. Nafia’nm babası da Arap olduğu için demek ki kızları 7 yaşında her işe akıl erdiri-yorlar. Edepsiz orospu.. Hu-buş karı da ağlıyor. Belki ihtiyar herifi beğenmemiştir. Töbe Yarabbi. Bunlar hep ölür...... Hem parayla.. sen yaşar görürsün. hem de sırayla. “Hükümet isteme-dignden memur öğretmesi. Ali’nin yaptığına razı besbelli. ağlıyor? Kız. Töbe de beyim.. Senin akim ermez. Cinli Sıdıka da ağlıyor. Çıkarsam. Kimi. bir daha dökmeyecekmiş.. Yazacağın kağıttan korkuyor.. Töbe de. O sıra Ayşe kaç yaşında bakalım. dedi. Ayşe karı bir şey söyledi. Eskiden yalnız sırayla olurmuş.. Gördün mü evim yıkıldı. Ben sana gösteririm. Hubuş olacak rezil. Onlarınki hiç olmazsa ele gelir. Sen Hanım’a gene ne yaptın.. On üç karısı varmış. soluyarak içeri girdiler. Aduş önde.. ben Hanım’a ne yaparım..” demesin mi? Bunu sana Ayşe Ana mı anlattı? Ayşe Ana. Oyunundan.. İçerde bir figan var ki sorma. namussuz. çıkmam.. ben ölürüm görmem ama. “Bu kadar erkek..

.. O zaman da karılar kalabalık. Öteki Ayşe var. Yarı yola varmadan arkada bir ayak sesi. Neyse.” dedi. Beni sıtma tuttu.. ben eski cephanelik dedim.. “Biriniz kaçtınız.. beş. Hani sen sordun da.. Lakin bu sözüm doğru.. Şeyh Kâzım Efendi’nin başmüridi imiş... Bir.” dedi... Kalktım. Böyle elektrik n’ararsm.. Tas yere düşmüş..” diye ellerimi dizime vurdum. “Ana!” dedi. O zaman daha bu hapishaneye ta-şmmamıştık. suyu verdim. Üst üste yatıyoruz. Ayşe var.. Yandım Ayşe Ana. Dört tane Çingene karısı var. Ayşe Ana söylesin. 35 Karıları saydım. beş.” dedi. babası kaçırıp almışsa. Üstü de topraktı. üç ay boş oturmaya dayanabilir mi? Bak beyim. Şaroğlu’nun kızma bir sözün var mı? İşte Malatya’nın en handan ailesi. Bir kız sütübozuk çıkmış. Ben bu suya doymadım.. Ayşe kaçtı. sedirde yatak sermişim. Dur.. Benim ciğerlerim yanıyor. Sultan bu. Anası kaçmış kızdan hayır çıkmaz. Buradan cadde kadar.. Yatıyor.. Aklında mı? İstanbullu hatırladı... Ben yanıyorum. 7? öiemal Tahir İşte karılar hapishanesi de oradaydı.. Anlat Sultan’ı. “Oh anacığım. Gece yarısı beni sesledi. Ee? Zinadan üç ay yadıydı.. bir de ne göreyim alacakaranlıkta birisi duvarı “pırrr” diye aşmadı mı? “Eyvah..... işte Paşo’nun kızı.. Biz eski karılar mal gibiyiz. Bir camide oturuyorduk. Destiye koştum. Bana bir su getir de ölmeden içeyim. Paşo’yu tanıyorum. dedi.” dedi. kızım gibi bakıyorum. Ayşe’ye baktım. “Ana su . Kürt karıları var. “Destinin suyu ısınmıştır. Yatsıdan sonra kararıyor. Binde bir. Biz burada neciyiz. Telaşla kaç tane olduklarını unutmuşum. bir katlı. Karılar cezaevi.. Oh Ayşe Ana. Kurbanın olam Ayşe Ana... Fatma var. “Aman ana beni ter bastı. Tas aldım.. Yandım Ayşe Ana.. Bana bir kuvvet geldi Allah tarafından. Sesi kesildi ama fırtına gibi soluyor.” diyorum. Yani nereye kaçmış? Bir kızın anasını. Ah bu benim merhametli yüreğim. “Aman Ayşe Ana.. Ben öfkelendim. İçti. Öldüm Ayşe 74 utanlar OCoğuşu Ana.. Altındaki sedir ırgalanıyor.. Benim yüreğim merhametlidir. İşte o zaman Sultan kahpesi.. Neden sonra. Eski mübaşir.. Sen şimdi gene inanmazsın. Kimse atlamadı. Derken Ayşe gülüver-di. Pekala.. sen gördün. viraneliğin ortasında bir kerpiç dam göründü. Alla-hı seversin bir sovuk su daha ver. “Aman oğlum biri atladı. üç tarafı penceresiz kalın duvarlı bir kulübeden ibaretti. Damın üzerindeki nöbetçi durup duruyor.. Koştum.. Aman ayağını öpeyim bir silah at.. Getirdim. iki. Bir. Hani hastaneye giderken. Bizim gardiyan Abdullah yok mu? Onun ağabeyi Paso var. Burası. Bildim.. “Haa. Benim kanıma ekmek doğradımz... Ben yattım. Tas aldım. Sultan orospusuna da babasının hatırı için pencerenin önünde.İstanbullu meraklandı: Kim bu Sultan? diye sordu. Benim evim yıkıldı.. Etrafına duvar da çekmemişler. Sultan bir eyyam inledi. ne olur çeşmeden getir. Çeşme uzak değil.” dedi... Paso..” Sordum: “Kız çok mu hastasın?” Sesi kesildi... sana bir şey söyleyeceğim.. Kapıyı örttüm. Acıdım.. Uuuyy.. Ölmüşlerinin canına gitsin. iş işten geçti say... Sultan.. Derken başladı söylenmeye: “Oh Ayşe Ana. Lamba veriyorlar. “Sen rüya görmüşsün valde. Sen ona bakma.. Öteki Ayşe on beş senelik.. Aman Ayşe Ana. taşları sadece üst üste yığımışlardı. Çeşmeye gittim.” dedim. Suyu içti. iki.. Titriyor zangır zangır.. araba su yoluna saptı da.. Bir gece. Nesini söyleyeyim şahım.” dedim. Hanginiz kaçtınız.. Vay başıma. Sultan’m anasını kaçırdıydı... Kız ondan mı orospu oldu? Vallaha ondan... İçeri girdim. Çeşmeye yürüdüm..

Gene mi yaranamadık?” diye beni alaya aldı. bana yazıktır. Limberg Kızıl Ordu tarafından zaptedilmiş. Artık ben zafere de kanıksadım. istanbullu. Oğlan korkuyor mu? “Anacığım.. Bu Hacı Abdullah’ın vuruşu. On iki sene.. Bir emniyetli adama mı aldırdın? Evet. Artık uyuyamıyor... Yani on bir sene on ay yirmi gün yatmış. Hep müşavereli dövüş. Nafia da iyi idi. Aç koynunu gireyim. Bilmem ki sen de öyle misin? Sanki buradan çıkarsam hiçbir kederim kalmayacak. Yukardan jandarma bir türkü tutturdu: Sarı kavun diteyim. Bir su ver. “Ali Şeydi çalıyor galiba. Uyu uyan sar beni Yâr olduğun bileyim. Zampara.” diye estim. Sultan’m saçını yolacak oldum. 615 hafta.. “Ha. Saat 9. Tözey geldi de.. İçim yanıyor benim. Bak yün aldım. Hanım. gürledim ama. “Şekva edeceğim. Eğer okkadan çalmazlarsa çıkar. Lakin her zaman ağlıyor da beni de dertli ediyor. Radyodan haber geldi.. Yavaş yavaş kendimi nasıl kaptırmışım.” derler de ben kızarım. Bir kilodan bir kazak çıkar dediler. Kaltak ne yapmış? Yatsı zamanından örtüsünü pencereden onbaşıya vermiş. “Anacığım. 76 4 Aşağıdan gene saz sesi geliyordu. Bir gülme tutturdular... 7S Oiemal Tahir Dışarı çıktım. Bana kazak örecekti. İnsanın senelerce bir şeyi fikri sabit haline getirmesi nejenaymış.. Bak terlere battım. Vay Hacı Vay.. Jandarma kumandanına gideceğim. Ağlayacak ne var? İşte istidayı yazdım. Sivaslı Mustafa onbaşı. Kurtaracağız... pencerede Ali ile az konuşsa daha iyi ya.. bunu söyledikten sonra duvardaki süvari resmine bakıp gizlice gülümsedi.. kederli haftalarımız yok muydu? Bir taraftan da memnun oluyorum. Ben de ağlıyorum..... Beni sıtma tuttu. ıslah olup olmadığını kim tespit edecek? Ya. tarar. “Yarı müddeiye gideceğim. saz . kimselere söyleyemedim. Lakin karıdan karıya laf dağıldı. Sonra Hacı Abdullah’ın yatması neyi hallediyor? İki üç aydır.” Tekrar mektubuna devam etti: “Şimdi. Hanım da iyi. Şaşırdım. hayır. bütün cezalardan müthiş. Demek insan oğlunun rezilliğe alışmasının da bir derecesi var. namusuma geldiler. dünyayı vdveleye verip. bir sene sonra ıslah olduysa.. Hacı Abdullah da şahit.. Eksik olma Ayşe Hanım. Dile kolay. İstikası kesildi. kendisini tetkik ediyorum. İstanbullu. “Allah beterinden saklasın.. Bu üç ayın manevi faciası.” Aylardan beri sazı eline almayan Hacı’ya üç gecedir bir hal olmuştu. Hitler namussuzunun Alman milletini alda-hp iktidarı ele almasına. bizim dışarda kederli günlerimiz. Ne dersin. Uykum gelmesin diye. Sonra keyfine. Hepsinin işten haberi varmış. Ağır cezalı diyerek seslenmiyorum. sana bu satırları yazarken vakit gece. kalemi bırakıp dinledi. Hubuş da iyi.. Zaten hastayım....” diyerek boyun bükemiyoruz. Çok şükür şimdiki kızlarımdan ben razıyım. büker..hani. Allah da razı olsun. Yünü ham mı aldın. Asırlardan beri devam eden hürriyetsizlik bizi zannettiğim kadar yıkmamış olacak ki. ip mi aldın? Ham.. Tavuklarını bekliyorum.. O kadar rica ettim. Nebahat Hanım. Bunlar şimdi benimle eğlenirler. Bir kova su getir de şurada sevabına döküneyim. O sebepten nöbetçi silah atmadı. Sergardiyanm kızı getirecek. Hacı Abdullah’ı neden böyle uzun müddet yatırmışlar? Maksat ıslah etmekse.. Uyuşa da vücudu dinlenemiyor.. Sıdıka da. Tam kırk gün cezası kaldı. “Ana içim yanıyor. sözde zaferler kazanmasına. Şimdi aşağıda Hacı Abdullah saz çalıyor. bana neden kızıyorsun. Ben burada türkü söylüyorum ki.. Mahpushane berbat yer. Söyle ağlamasın.” demez mi? Karılar güler. her memleketteki hergeleleri ümide düşürdükten son77 36 ÖCemal uıhir ra gebermesine bol bol yetecek kadar müthiş bir zaman. Ertesi gün namus ettim....” diyeceğim. ben de şahidim. Ağlarsa vallaha ona ördürmem. Beni sıtma tuttu. “Ağladığını duyarsa Murat Ağa’n kızar. 4335 gün.” demez mi? Meğer bütün karılar uyanıkmış. Yok... Kalınlığı Hanım göstersin. Aduş’un anası yıkar.” dersin..

Edepsiz diyorlar. Güzel mi Sefer? Güzel olmaz mı? Sefer sesini alçaktı. İlle oraya oturtmakta ısrar etti. Yok canım. Arkadaşlara benden selam yazdın mı? Bir taraftan da duvardaki resme hayran bakıyordu.. şimdi anlat. Ellerini öperim. küçük Aduş. Kız daha misafir.. üç günden beri Malatya genel birleşme evinden Tözey Hanım geldi.. Şimdi ne güzel bir mani söylediler. erkekle bu kapalı kapının hemen arkasında . Aferin.. Başgardiyan Mahmut. 19 ‘DCemal Tahir iyi öyleyse.. Aduş.. Üç gecedir galiba onun şerefine saz çalmaya başladı.. Bak Hacı bağırıyor. Ağa karı. Aşağıda sıraları ve iskemleleri karılar koğuşunun kapısı önüne taşımışlardı.Hep yazıyorsun Murat Efendi. Edepsiz olmasa şoförlere cadde ortasında sövüp sayar mı? Kabahat bakalım kimde? İyi karı bey. mahpusa girmeden evvel kerhanede olduğuna göre. Aduş’u kucağına oturttu. Gardiyan Vahap.çalmaya bile tahammül edemiyordu. Beğendim... Efendim. ¦. Ha-nım’dan şişman. Haydi aşağıda seni bekliyorlar.. Onlara artık yetişmek imkansız’ demiştin. yaza okuya gözlerin bozulmuş. Deminden beri bizi gülmekten bitirdi bu orospu.. Hacı Abdullah’ı biraz avutuyor.. Yanıma gel bakayım... elverir. böyle küçük dörder satırda senin sözünü hatırlarım.. Ayşe Ana.... buna bir oyun öğretmiş.. Sana yazacağım: Gözümün bebeği yâr Elimin emeği yâr Mihnet ile kazandım Soframın ekmeği yâr Sen bir mektubunda. Biz ona kahve pişireceğiz... İstanbullu gelince başgardiyan yer verdi. Şimdi aşağıda gene muhabbet var. Sazı niye kestiniz? Kahve pişiyor. Sana para verdi mi? Verdi. dedi. 78 ZKarılar Dioipşu Yazacağım.. Hacı.. Yeni ablayı beğendin mi? Kimi? 37 Tözey ablayı. Tözey Hanım kahve pişirecek... Fala bakacağız..” Sefer içeri girdi: Bitti mi bey? Daha bitmedi. Hem de yüzü güleç.. Daha doğrusu mahpushanenin önünden geçerken mutlaka görmüşümdür ama hatırlayamıyorum. Ne parası? Bahşiş.. Ali Şeydi. İstanbullu’nun. Yiğit karı. Falımız ne çıkacak? Af var mı öğreniriz. Bereket versin. Kapı kapalı olduğu halde. bir de Hacı Abdullah hep oradaydılar. Düşüncesini Sefer anlamış gibi utandı... Kaç zamandır kahvesi yoktu..... ‘Bizim halk şiirinin bazı tarafları var. Dahası var bey. Eksik olmasın. Müjde mi götürdün? Mektup götürdüm... Tözey’i henüz görmedim.. E. Mektup yazıyordum. Zaman zaman. fala bakacak. dedi.. Bana daha şimdiden iki lira verdi. Hacı Abdullah.. Haydi gidelim. epey yaşlı ve yıpranmış olmalı. Hem de öyle bildiğin karılardan değil.. Haydi. Bir de kahvesini mi içelim? Onun kahvesi çok beyim. canı birdenbire kahve istedi. Biraz dinlen.

Malatya’nın meşhur sazcılarındanmış. Bu biricik oğlu. “Bakarken şeytan olmuş diye adam korkar..uyudurup oynuyordu... al şunları. İyi çalıyordu. Biraz sonra.. diğer yardımlarda. “Olmaz” manasına başını salladı. Zaten itfaiye çavuşluğundan ayyaşlığı yüzünden çıkarılmıştı.. Sonra Se-fer’in aldırmadığını görünce.. Babası zengin bir ağaymış. Bu sebeple iki yakasının bir araya gelmediğini söylüyordu... Biraz şişmanca. Hacı Abdullah onun için “esrar içe içe böyle ahmak oldu” derdi. gizliden gizliye kerhaneye devam ediyordu. Gardiyan Vahap da senelerce külhanbeylik etmişti. Kız. Ana. Duymadım. “Gene edepsizlik ettik bey. gevrek.. hepsinin orada olduğunu fark etti.. Evvela Başgardiyan içti. Başgardiyana gelince. İstanbullu evvela buna ehemmiyet vermedi. E.. Çorapsız. kimsenin yüzüne bakmıyordu.. Fincanların kime ait olduğunu söylemeyelim.” diyerek hepsini anlatırdı. bu güzel doğrusu... Sen vurma. Ayşe Ana arada sırada: Kız titre bakalım. zeytinyağında. ellerini ve ayaklarını tempoya akıllı akıllı hatta hissederek. diye bağırdı. Birisi. Bir kahkaha duyuldu. Hacı Abdullah doğrudan doğruya seslendi: Duydun mu Tözey. biraz kaim ve pek keyifli bir ses. Hem de dükkancılık edermiş. Fakat biraz sonra.. Fincanı kapattı.. Ayşe Ana. Oraya giderken lstanbullu’ya belli etmemeye son derece itina eder. Tepsiyi veren Tözey olacaktı. Dur bakalım. senelerden beri hevesi kalmadığından parmakları durduğunu söylüyorlardı. Mahmut Efendi boyuyla beraber kızı olduğu halde. Gardiyan Ali Şeydi yanık sesiyle Alevi ağzı bir türküye başladı. Gözlerini d. Malatya kerhanesinin meşhur kızlarından eplemeli Ayşe’nin daima hissesi vardı.. . Gardiyan karı kahveleri tuttu. gözünü haramdan alamıyor. Ali Şeydi de eski kopuklardandı. Ayşe bir iple kuşağına asılı anahtara davrandı. Arada bir başının cilveli bir hareketiyle saçlarını arkaya bir atması vardı ki bunu bu yaşta ancak istidadıyla öğrenebilirdi. Eskiden daha iyi çaldığını. 80 öiarûar üioğuşu İyi olur. Başüstüne efendim. Ayşe Ana’ya fısıltı halinde bir emir verildi. Sahi. Hapse girmeden evvel.. sen vuramıyorsun. fakat dönüşte.. dedi. öte tarafa duyurmak için yüksek sesle konuştu: Fala bakılacaksa. İçeriyi dışarıya dışarıyı içeriye göstermemek gayretiyle koca vücudunu siper ederek kapıyı ancak tepsi sığacak kadar araladı. Efendim. herifi batırmış. 38 İçerden el vurarak tempo tutuyorlardı.e fevkalade kullanıyor... Son derece ağır ve ciddi. İstanbullu bu fırsattan istifade ederek karıların kapı önündeki taşlığı dayayıp döşediklerini. meselenin tahmin ettiği öiemal TaJıir kadar basit olmadığını anladı. Hükümetin verdiği şekerde. Daha babasının sağlığında tarlaları satıp satıp kerhane kızlarına yedirmiş. sen ölmeyesin e mi? diye bağırdı. İstanbullu..karıların bulunduğunu bildikleri için pek ciddi bir hal almışlardı. içerden. kalın bacaklı. Sefer de buna iştirak edince Aduş durdu... Fincanların kimin olduğunu söylemeyeceğiz. Hacı Abdullah sazı eline aldı. Hacı Abdullah “Köprüden geçti gelin” türküsüne geçince Aduş da oyunu değiştirdi. Aduş’u rica minnet oyuna kaldırdılar. Henüz dört yaşında olan bu Kürt kızı şu haliyle hangi tiyatronun sahnesine bırakılsa ortalık alkıştan yıkılırdı. Aduş dön haydi.” derken haklı söylemişti.. Sonra ötekiler de onun gibi yaptılar.

Yakmda dardan kurtulacak.. İstediğiniz kadar inkar edin. Tözey. Benzin yarın hazır. Aziz Onbaşı. Sonra karışmam. Gelin hanımı gördün mü Ayşe Ana.. Birisi kendisini daima düşünüyor. Bunun sahibini bir kalabalık bekliyor. Hem de mektup bekliyor. Şimdi efendim..... Bunun 8j \Kemal uJûr sahibi merak etmesin. Eli başında. açın şunu yahu!.. Yoksa siz fala inanmaz mısınız? .. İstanbullu için de pek münasip şeyler söyledi. Sen hapı yutmuşsun. Yürü. Yarın akşam. bir de utanmadan kahve istiyor. Ne biliyorsunuz? Canım bilinmez mi? Ben biliyorum... pek yalnız. diyor.. İşte duruyor.. Hani benzin getirecektin? Şoför Faik vermedi.. Abla... Kendisine yol var. bak. 39 Olmadı Tözey Hanım. Şimdi seni bekliyor... Tözey’i hakaretten mahkemeye verip bir aya mahkum ettiren adamdı.. Tözey içerden coştu: Sen benzini o rezilden mi istedin? Yarın Muhsin Bey’e haber yolluyacağım.... Seni hapsettireceğim. Durun bayanlar. Kim o konuşan? Sefer. Hele açın.... Ayşe Ana ver şu fincanları. diye bağırıyordu... Önünüzde düğün var.... Bu bey dedi. Fala bakıyoruz.. Hani benim kahvem?. İşte gelin görüyorum. Ayşe Ana.. 82 IKanlar [Koğuşu Ablan sana kurban olsun.... Şişman bir kız var. Aduş koşarak îstanbullu’nun kucağına atıldı. Uzun boylu bir hanım. Şaka ettim. Hacı Abdullah’ın fincanında gelin görününce Ayşe karının oyunbozanlık ettiği anlaşılmıştı.. Baş üstüne efendim. O kadarını bil-ttıezsek ayıp. İçeri girip kapatılmış kahve fincanlarını görünce kapıya doğru seslendi: Tözey abla..... Kalbiniz de biraz dolu. Bugün mektup getirdim... Gülmesene Hanım.. Nasıl anlatmalı..... İşte orası yanlış. Senin yüreğin pek fesat. Kahve falı yalan söylemez. Yani fesat mı? Orasını bilmem. Fincanın benim olduğunu söyledi.. Güzel bir kız. Pekala siz orada sazı neden kestiniz? Aduş kahpe.. Jandarma onbaşısı deminden beri dış kapıyı tekmeliyor. İstanbullu cevap verdi: Ablam fala baksın da sonra diyor.. Hay ölmeyesin herif. gelse de saçını başını yolsam diyerek. kapıyı mecburen aralık bıraktı.. Duvağı başında bir gelin. Türeyip türemeyesice. Kız.... Aman töbe. Tamam. Vay vay vay... Ah.Topuk vursana rezil. sen misin? Hayır... Beni hiçbir hanım düşünmüyor. Kahvemi isterim. Erkekler nihayet o kadar güldüler ki Hacı Abdullah sazı kesti.. Ne münasebet efendim.. İlerisi pek ferah.. Kim o? Benim. Bu büyük fincanın sahibi dinlesin. Oynaşana haydi. İşte şuradan belli. senin yüreğin yanıyor başefen-di..... Vay. Başgardiyan itiraz etti: Ayşe karı halt etti. Dur ana.... bu marifette kendi hissesi de varmış gibi seviniyordu. Murat Bey.. Şoför Faik.. buyur.. Şimdi gelelim kırmızı fincana.

. Gel diyorum. İçinde epey zamandır uyuşmuş olan bir şey. Eksik olmayın. Arada sırada. Siz muhabbetinize bakın.. kendisini şimdi bulunduğu yere oturtmak için neodunlar LAoğuşu den ısrar ettiklerini anladı.. Mahpus. İşte gönlünüz oldu. Gel bakalım. Nâzım’m bir şiirini şimdi daha iyi anladı. Mahpus (kedi) yattığı yerden doğruldu. durmuş bir diş ağrısı gibi. 85 Oiemal Tahir Neden ayıp oluyor. arkadaşlar pek yalvarır-larsa.. Elini bıyığına götürdü. Kadın görmek.” 40 olduğunu söylemişti.. Ön ayaklarını uzatıp 86 Üianlar ÜKoğu$u karnını yere sürerek gerindi.. Bir otomobil.. Rahatsız rahatsız kımıldadı. mahpusluğun feci yoksulluğunu şahlandırmaya elveriyordu. Aralıkta biraz fısıldaşıldı. ikinci kahveleri dağıtmıştı ki kapıyı vurdular.. (Hoş. yeniden başlamıştı. İnsan.. hiçbir insanın mukavemet edemediği beğenilmek arzusuna kapılmıştı. Burası sanki Ay’dır. On iki sene sonra.daha sıcaktı. Ciddileşti. hem de güzel ve kederli sesiyle türkü söylüyordu: Yiğdin sevdiği güzel olursa Salını salını naz ilen gelir Birden sazı ve şarkıyı kesti: Haydi.. ¦. kadın görmüş de sayılmazdı ya. belki ilerde olur. . Ötekiler de ısrar ettiler. (Bütün şarkıları pek iyi bilen ve iki kalemle bir su bardağına vurarak fevkalade tempo tutan başgardiyan o kadar üzerine düştü ki söylememek kabil olmayacaktı.. Pek manasız bir his olduğu halde. Nalınları tıkırdatarak merdivenleri çıktı. Sıra yavaş yavaş Murat’a geliyordu. Ben beğendim. İstanbullu hafifçe terlemiş ve yorulmuştu. Belki de bunun için arkadaşlar dışarı çıkınca derhal yabancılaşıyorlar. Ayşe Ana.. dediği duyuldu. Büyük bir yorgunlukla karyolasına uzandı. Sanki ağzına kadar arsız -bu kelime fazla aydınlıktan geldi. biraz ince fakat insanın doğruca yüreğine dokunan emniyetli sesiyle başladı: Hani ayrılmam derdin.. ben mektubu yarım bıraktım. “Yolunda durulan... şu halde. hep bizden gelmez.) Sırası gelince yere bakarak. “Mahpuslar bir çeşit akraba oluyorlar. Biz başka cins mahlûklarız...” Jandarmalar nöbet yerinde düdük çalıyorlardı. Birdenbire canı sıklımştı. Evvela sergardiyan aldı. Gardiyan karı bu sefer. esnedi ve birdenbire çevikliğini sanki sırtına alıp uyku sersemliğinden kurtuldu. diyerek ayağa kalktı.. sıra şarkısı okunacak. her zanaatta olduğu gibi. türkü söylemelerini istediğinden adeta yük altında kalmamak için yapıyordu.ve dayanılmaz bir yalnızlık ve can sıkıntısı ile doluydu.Ayıp bacım. Odası daha aydınlık -yüz mumluk lamba yanıyordu. Kediyle sahibi bakıştılar. zamparalıkta da demek hamlıyordu. gelir söylersiniz. Duvardaki portreye kederle baktı. mahpushane için makbul değildi. Ve Hanım’m. şişkin lastiklerinin gürültüsünü mahpushanenin beton cephesine çarparak geçti.. Fal Aziz Onbaşıyı büsbütün heveslendirmişti. dedi. kendisi ötekilerden daima saz çalmalarını.) Unuttuğunu sandığı şekilde hareket etmek. Gardiyan Ali Şeydi hem saz çalıyor. Bunu daha ziyade. Bu suretle içerden dışarısını gözetlemek istedikleri anlaşıldı ve İstanbullu. aldattın beni bu yaz Acı duydu bu gönül hasrete katlanamaz Şarkı bitince Tözey içerden alkışladı. İlle kahve istedi. İnşallah çıkarsınız. Şimdi beni düşünen bir uzun boylu hanım yok ama.. sevdiği şarkılardan birisini söylerdi.. kendisine mahsus. Tözey Hanım yeniden fal açarsa benim falımı.İnanmaz olur muyum? İnanıyorum.. Orada şair kâinattan bile daha ehemmiyetli ve hayret verici hadisenin. anahtarı kilitten çıkardı ve deliği örten pirinç kapağı yukarı kaldırarak açık bıraktı. Zincire vurulan însan. Tabii ölmeden çıkarsam.. Kadınlar kendisinden o kadar bahsetmiş olacaklar ki Tözey herhalde meraklanmıştı. Falınız iyi.. Ben bu şarkıyı beğendim.

Sana yazdım wıı bilmem? Belki kötü haber diye. Çirkin olduğu halde. diye güldü. Başka ne yazayım? Piraye’ye hürmet ve sevgilerimi yaz.. Hacı Abdullah’la Istanbullu’ya çiğköfte yapıp yolladı. Millet Meclisi’ne gidince bu kadar pis davayı müdajaa et87 ‘[Kanal Tahir melerini oradaki ahbaplardan nasıl isteyeceğim düşünesidir. yazmamıştım. istanbullu.. açıkta durursa kendisini buna cebredecekmiş gibi zarfın üstünü yazıp içine koydu. Evinde orospuluk eden evli kadınların kırk yaşlarına girseler beceremeyecekleri. gözlerini öperim. çirkinliğini asla göstermeyen bahtiyar kadınlardandı. Rahatsız oldunuz. ancak vesikalı cinsin iyisinde rastlanan. Seni de hasretle kucaklar. Buna karşılık gözleri siyah ve parlak.. Velhasıl insanları hangi sebeple olursa olsun hapse koymak namussuzluktu. “Bizim. Hanım’ı herhalde avutur.. sevmek ihtiyacından ibaretti.. bütün öteki milletler gibi istidatlı ve insan. sevildiğini biliyor. bir mektup okutmak için karıların avlusuna bakan pencereye çağırdılar. Beş senedir demek ki. kimin çağırdığım anlayamamıştı. atkıları kırmızı pon-ponlu takunyalar. reddetti.. diye tekrarladı.” İmzaladı. hem de biraz çarpıktı. karılarımıza. Nasılsın yavrum? Kaşınmak mı istiyorsun? Kendisini topladı. Beni en çok üzen şey. Istanbullu’nun karnına yattı.. Tekrar okumaya üşendiği için. Falımıza baktı.Kedi karyolanın kenarına vurulan ele baktı. Ertesi gün Tözey. adeta şıma-rıyordu. kanarya beslemek sefil bir surette.. Sevmek ihtiyacını kedi. şaştım kaldım. Daha ertesi gün. “Demin mektubunu yarım bırakarak aşağı indim. Küçük Aduş bir oyun öğrenmiş. Deliller davayı yeniden gördürecek kadar kuvvetli değillermiş. bilhassa uzakta olanların. İstanbullu ‘yu. üzerindeydi. Türklerin en vatanperver şairi. Ordaki arkadaşlara selâm ederim. biraz kalınca dudaklan kırmızıydı.. Hiç olmazsa kadınlar koğuşunda biraz neşe vardı. Bizim millet de. Mahkeme. süs önlüğünün cebinde duruyordu. Beni uzun boylu bir kadın düşünüyor-muş. Hazırlandı ve sıçrayıp geldi. emniyet verici bir ciddiyeti vardı.. Alışık’olduğu üzere boğazını parmaklarına sürmeye başladı. Hubuş bacının aylardan beri Ankara’dan beklediği cevabın nihayet geldiğini zannederek Sabiha Hanım’m neler yazdığını hakikaten merak etti. Canlı ve anlayışlı oluşundan. gelmezseniz diye Sefer’e söylemedim. Ceza Muhakemeleri Usulü Kanunu mucibince derhal Elâziz Ağır Ceza Mahkemesinde bu karara itiraz ettim. Böyle konuşmak ihtiyacı. keklik. bir kadının. Burnu hem büyüktü. .. Kusura bakmayın. “Valide Sultan. Şaşkın şaşkın etrafına bakındı.” diye düşündü. tabii. Verin bakalım mektuplarınızı. Yarın müdür bey kontrol edecek. Sizi tabii rahatsız ettim. Tüyleri yumuşaktı. beş sene mütemadiyen. Hayır. Okutacağı mektuplar. vurguncuların daha kolay vurgun yapması için dikkatle tetkik ettiler. Üzerinde bir temizlik vardı ki insana ferahlık veriyordu... birdenbire kinini ayaklandıran bir hal. Hangi sebeple olursa olsun. başında kenarları pullu beyaz başörtüsüyle karşısına dikildi. buna da alışamamıştı. iki çocuk doğurduktan sonra kocasını zehirlemesi merhamet celbetmeyen. Mahpushanelerde hayvan beslemek merakı. Fakat çamurdan bir türlü kurtulamamış. Bunu ıslatıp yapıştırmaya hakkı yoktu. kedinin canlı oluşundan geliyordu. arkadaşlanmıza ve sevgililerimize yazdığımız mektupları. Tözey bize kahve pişirdi.. Bütün ehli hayvanların doymuş hallerindeki uysallığı.” acaba hemşerisine yardım vaat etmiş miydi? Pencerenin içine oturdu. istida-ları. Her ihtimale karşı Hubuş bacıya teIKarJar üioğuşu 41 selli sözleri hazırlıyordu ki Tözey ayağında.. güvercin. safi tenteden yapılmış gibi incecik. Hayret. Tözey’in gelişine sevindim. Canım sıkılıyor. tabii yüzde mini mini bir mikyasla tatmin ediyor olmalıydı. Sevgili Nâzım Hikmet. Bu mektup kontrolüne bile.. Haberi Sefer getirmiş. küçük.

Gördünüz mü? Hayır. Bana sık sık mektup yazmıyorsun. Birisini geçen kış sonunda kaybettik. seni Edibe’me vermeyenin iki gözleri kör 89 [Kemal Tahir olsun. Birisi uzun öteki kısa... Herkesi kendisine dost zanneder.. Açtım ağzımı. Gece gündüz hayalin gözlerimden gitmiyor. Arkadaşlarım seni yoklamıyorlar mı? Bu mektubu yazarken ben sarhoşum. Zaten yünü alırken fena yünden almışlar. Selâmımı Edibe’me götür.. ben kazak istiyorum... bulamadım.. Herhalde... Kürt karısı egirmiş.. Hayır.. Alırlar. Buyrun.Sahici bir hicapla uzattı. uğurlar olsun. Elleri güzeldi. izin almak için askerlik şubesine bir istida verilmesi icap ettiği bildiriliyor. Mektubumu doğruca bana gönde-resene.. Ben onun yüzünden mahpus oldum. Üçüncü gün rastladım..” dedi. sahifenin en altında. Değer mi? Bilmem... Uzun mektupta. Ben öyle bir şey demedim. “Seni çok göresim geldi... Bilekleri tombul tombul ve beyazdı. sizin de paranız varsa. çırılçıplak -yapraksızduruyordu. Lakin sayılı günün ömrü az olur. Bir kolsuz kazağım var. İki tane mektup almıştı. Görsem de aklım ermez ki.. Alâkanıza teşekkür ederim ama. biricik sevgilim Edibe. Derelerden sel gibi. Şimdi önümüz de kış. Herhalde iyi egirmiştir.. Bırakın. Değiştirmek lazım geldikçe yardımı olur diye düşündüm. İki gün aradım. Baş üstüne alsınlar..” Altına bir mani yazılmıştı. Ben ondan size çorap yaptıracağım. Mektuptanım Şoför Faik isminde birine yollamış. İkisi şahit oldu. Arzu ederseniz. Bu mektubu alır almaz cevap yaz... tepelerden yel gibi git.. Zafer Bayramı’nın tebrik kartıydı. Burada çalmışlardır.. Yani bu çeşit aşk mektuplarının bütün teferruatı tamamdı. Çünkü kırmızı mürekkeple bir de çiçek resmi. Hiç de iyi eğirmemiş... Şimdi siz de cevap yazalım diyorsunuz. Bir kere kaim. Yazdıracak adam bulamadım diyorsun. sen orada benim düşmanlarımla keyfediyormuşsun. Postalarımızın milli müdafaa vergisine mahsus pulları gibi orta yerinde takımını hücuma kaldıran onbaşı heykelinin gölgeden resmi vardı.. yumdum gözümü. Yün almışsınız. Halbuki ben burada. go öiariar IKoğtıştı Arzu etmiyorum. 42 Bir şey söyleyeceğim.... “Senin Faik’te mektubun var. Bana bir ay ceza verdiler. Ah benim. bazı sonradan görmelerin düğün davetiyelerine benziyordu. O kazak olmaz... Kendimi öldürecek kadar içiyorum... Onun selamını da al getir.. Aklım başımda yok. Haydi benim mektubum. Yanında yokmuş.. Bu ayrılgın bu kadar beter olduğunu bilmezdim.. Hepsinden haberim var.. kartın mukaddes ciddiyetine rağmen Istanbullu’ya Refik Halit’in parola gibi konuşmamızdan şikayet eden bir yazısını hatırlatmıştı. Elhamdülillah o kadar param var. Değmez.. Bu Vahap ne aptaldır... şaşkın şaşkın dolaşırken. Küçük mektup. Uzun kollu fanileler. Sonra sert. Başka bir emriniz var mı? Hemen gidecek misiniz? Sizi rahatsız ettim... Bunun altına yaldızla “Dayan başarırsmz” ibaresi yazılmıştı ki. 50 lira da para isteyeceklermiş. mektupları demirlerin arasından iade etti ve çekinerek sordu: Cevap mı yazacağız? Neye? Bunlara mı? Rica ederim. Birisi geldi. annesinin hastalığından bahseden müsvedde ilave olunduktan sonra. Son derece lükstü. Sebep şu: İki tane yün fanilem vardı.. İstanbullu... Parayı alabilirler mi? Mahkeme karar verdiyse.. Siz bilirsiniz. Anladınız mı? . Siz bilirsiniz. Yazmamak merhametsizlik olmaz mı? Sizi seviyor bu arkadaş.. Kat kat ve çapraz açılıyor.. gurbet yerde.. Yok canım.

Hele bir kere cezanızı bitirip çıkın. Lakin ütü diye bir şeyin dünya yüzünde var olduğundan haberi bile yok.. Elbette çorap iyidir. Size o pis yünden çorap örsünler. affedersiniz. Dün akşam fincanınızda gene uzun boylu karının sizi düşündüğü görünüyordu. Besbelli. Nebahat Hanım. Demek ki yünü getiren bayanın hatırı için beni “reddediyorsunuz”. yemeğinizi yedik. Lakin. Canınız ne isterse emredin. Falınıza güldüm.. Bir çift alsam.. Evet.. Yalan mı? .. anlıyorum.. eskilerle beraber kışı çıkarırım sanıyorum. Yün için ben dört lira verdim. Yemek lakırdısı edilir mi? Ayıp bir şey. bunu katın” diye karışmam. işte yemek meselesi olsa “Şunu koyun.. Kazak dursun... yün çorabın üzerine ince deriden yemeni ve onun üzerine de takunya giyiyorum.. kederle gülümsedi: Benimle arkadaşlık etmekten hemen caydınız da bahane arıyorsunuz derim. ¦.. Bir buçuk da yıkanıp eğirmesi. Aklımı karmakarışık ettiniz. Kimsenin hatırı için kimseyi reddetmiyorum. Hayır diyorum. Elinize sağlık pek güzel yapmışsınız. kendisini haklı görmekten gelen bir kibir manası vermişti. Siz bize misafir geldiniz.. Bayramlarda gömleğimi yollarım. Zannetmem. Siz karışmayın. Çorap daha iyi. ütülersiniz.. Dünkü köfte için teşekkür edecektim.. Hatırladım da.. Kaşlarını çatmış. Allah razı olsun. Sizi aldatmışlar. Tamam.. haber yollarım.. Geriye tam on sene kalıyor. Bizim daha çok aklımız erer. Çamaşırlarınızı da “eve” gönderip yıkatacağım.. fakat masraf işine bizim kitapta erkekler karışır.Mutlaka kazak mı yapılacak? Mutlaka. Ben çorap yaptıracağım. Kazak yapacaklar. Zaten utanıyorum.. Olmadı.. O zaman aklıma ne gelir bilir misiniz? Ne gelir bakalım?.. Halbuki kahvenizi içtik. Şu sırada... Mahpushanede olsun... Mademki bir kere para vermişsiniz. Lakin kazak yaptırmak istemiyorum. bana iyilik etmek istiyorsunuz.. Canım bir yemek isterse. Çorap yapsınlar değil mi? Hayır. pekala yıkıyor.. Zahmete değer mi? Mahpushanede. Niye güldünüz?. sekiz lirayı yalnız yün çoraplara veremem. Siz de. O da layık değil ya. işte böyle. ikiniz de sağ olun.. Beni minnet altında bırakmazsanız daha çok memnun etmiş olursunuz... Sizin burada hiç kimseniz yok. Cezanın üçte birini tamamlarken gerek sizin ve gerekse Nebahat Hanım’m gösterdiğiniz alakaya teşekkür ederim.. Allah razı olsun. yüzüne pek inatçı ve biraz da şımarık. Ütülemeden de pekala giyiyorum...... Bakın bu olur... sonra tekrar sekiz lira harcamak zor mese9i üiemal Tahir le.. Böyle saçma şeylere küsmezsiniz.. Siz ne kadar hesap biliyorsunuz. Bu sefer de Hanım gücenir. Hem dört liraya bir kilo yün olur muymuş.. İki buçuk lira da örmesine gider altı buçuk... 43 Evet yıkıyormuş.. Bugün eylülün yirmi biri. Yarın mahpusluğumun beşinci senesi tamam 02 utanlar [Koğuşu olacak. Bir lirayla kapatılacak bir masrafa sekiz lira vermek. Gömleklerinizi ne yapıyorsunuz bakalım?.. Siz akıllı bir kızsınız. sekiz lira. İstanbullu.. Ben yani bu iş kadın işidir.. bana iyilik etmek istedi. Ben kışm. Siz iyi bir insansınız.. Yürekli ve mertsiniz. Ama ben küserim.Anladım..

. Kız kardeşim de yok. Cezası ne kadar ağır. “Bizi buraya neden koyduklarını şimdi anlıyorum. O kadmlığıyla. İstanbullu... Erkekler de. hicap duydu.. Yanlarına gidip ayakta durdu.. Sonra tekrar bir düşme.. bilhassa karılar koğuşunda kendi üzerine cereyan eden manasız konuşmaların tesiri.. Onunla avunacak. Sesini alçaktı. Allasmarladık. kendisine büyük iyilikler yaptığımı zannediyor. Düşen ve düşerken muvazenesi bozulmuş bir insanın 94 \Kardar üioğaşu insiyakı tutunmak hissine sevmek denir mi? Yere varır varmaz kıçının sızısını duyacak. dan telâdan yapılmış kadar işlemeli ve ince önlüğün cebinde yemyeşil duruyordu.. Teşekkür ederim.. Biz erkek iken. Bahçeye çıktı. aferin iyi dayanıyor.. Bu söze ne lüzum vardı? Bu ne biçim bir kadın ihtiyacı.” askerdeki dostun mektubu. Birisine kızmak arkadaşlık alametidir. Hava sıcak olduğundan burası pek tenhaydı. Pardon.. Karşı karşıya susmaları büsbütün komikti. Dönerken İstanbullu kendi kendine tekrarlıyordu: “Bana gücenmediniz ya.. bırakın.. Bana gücenmediniz ya. Hanım. kendisini düşünen bir kadın olmadığını söylerken sesine verdiği lüzumsuz kederi beğenmemiş. Bir de. 92 öiemal Takır Siz varsınız... beyaz taşları yenilmekten kurtarmak için alt dudağını çekiştirerek düşünüyordu. Hepsi aynı matah. Kırmızı taşlar (kiremit parçaları) kazanmak üzereydi.Yalan. Dilenciliğin bundan daha aşağılık cinsi olamaz.. Kadınlar. aşk mı? Mahpushane. güneşin altında dalgın dalgın dama oynuyorlardı.. insanı demek ki farkına varmadan adileş-tiriyor.. Kendi kendimize karşı bile güvenimiz kalmasın diye. Bir de onun her arzusunu yerine getirmeliyiz. Ne uzun boylu. erkeklerden şüphesiz daha iyi değillerdi... .. Hata ettim.. Gülüştüler... Kazak da..” iyi ama lütfen bu kepaze hale olsun.... İşime mutlaka yaramak istiyor. ölüm tehlikesine de maruz bulunmuyorken tahammül edemiyoruz.. Atölyenin köşesinde Hacı Abdullah’la Ankaralı Gazi başlarına birer mendil örtmüşler. Bir yerden düşer gibi severler. Ona acımak lazım. Bana gücenmediniz ya? Gücenmedim ama. Şefkat mi bekliyor. siz varsınız diyorsunuz..” 44 Odasına dönmeye. Mahpushanenin.. Şimdi kazaktan vazgeçtiğimi duyarsa üzülür.. Teşekkür ederim.. ne çeşit bir yoksulluk?. Zaten.. bu mahpushanenin isten simsiyah olmuş kullanılmaz mutfağının penceresinde tüneyip yüzünü rabıtalı olarak ilk defa gördüğü bu yıpranmış ve şüphesiz aptal kadın karşısında “Bin dereden su getirerek” böylece konuşmasından. Başka bir şey de düşünüyorum. Şimdi son sözünü duyar duymaz. ne de kısa boylu hiçbir kadın beni düşünmez. Eksik olmayın siz varsınız.. Şimdi. Durakladı.. Aman silâh başına.. Halbuki. Böylece beş on defa tekrarladı mı.. Annem öleli çok oldu. Dünyada beni düşünen hiçbir kadın yok.. gitgide yadırgamaya başlamıştı. ihtiyarlık ve ölüm. İstanbullu kederle ve öfkeyle gülümsedi: Sizi güneşte tuttum... Burada alıp sattıkları neydi? “Saçmalıyorsun azizim. yapılsın. Gazi. daha doğrusu yalnız kalıp hayal kurmaya cesaret edemedi. kadınlar da birbirlerini ve bizzat kendi kendilerini aldatırlarken iyi görünüyorlardı ve galiba bu zamanın ekseri aşkları bu aldatış ve aldanış hadisesinden ibaretti. Yüksek tahsil de görseler böyle cahil de olsalar... Aman dikkat arkadaş. Siz kadınlar dehşetli mahluklarsınız. Erkeklerden şüphesiz daha iyisiniz. Tekrar aynı adi sızı... kızdım. sevmek dememeliydi. Güle güle. Adi-leşelim diye. bu hal birdenbire aralarına bir hususiyet ve emniyet getirmiş gibi oldu. bir de kazak yaptırmakta mat ediyorsunuz.. “Ah bu orospular. bu konuşmaya vesile olan mektupların sahibine karşı gösterilen alakasızlığı hatırladı.

Sen şimdi yenilsen taşları yeniden dizer...... Herkes yenene taraftar ama. Daha var mısın? İstanbullu... belki ikinci partiyi alırsın. Düşman başına. Gene sen iyi uyuyorsun.. Buyur. sola dön.... Hepsini toplayacak. ne oldu? Alman’a döndük. Tamam... Eski 97 ZhUmal Tahir zamanlar daha iyiymiş bey. Hacı. Fena olmaz.. Saat on bire doğru başgardiyan yattı. onbaşı gitti. Haydi al. Taşlarım acele acele dizdi.. düşünme. yani Berlin’e girdi mi..Ne düşünüyorsun? Damada süren.. Yıpratma harbi. Gazi’ye göz kırptı: Neden somurttun Ankaralı... yaşadığı günleri unutmazmış.. Bu Belçika. Aduş oyunu günden güne değil. 45 Eskilerden konuşuyoruz beyim. Toplayacağım elbette... Hep sürmemizden.. Meğer adam. Şuna bir yıpratma harbi de ben açacağım. Sen olmazsın biliyorum. Lakin kazanacak sen değilsin de o sebepten ehemmiyeti yok.. adeta saatten saate ilerletiyordu. Gaz ocağını yakmak için yere çömelmiş olan Hacı Abdullah.. . İşte oynadık bakalım Malatyalı. Nah işte.. Bu Norveç. hesapça Alman ordusunu temsil ediyor. Bu Hollanda. Pencerede bol bol görüşüyormuşsunuz. en iyi oynayan kızı Tözey olduğu için. Onu mu oynadm? Ben de o taşı bir oynatsa diyordum.. Şimdi zararı dokununca mı fena oldu? Gülü seven dikenine katlanır demişler. Bu gece Hacı Abdullah tedarikli davranmış. İşte bu da Fransa... Ben sabaha kadar vıcır vıcır bakıyorum. “Muhabbetin sonunda bunları kesti. buna şaşmamak da kabildi.. bu habis Malatyalı bizi bu. Alman’a dönmek nasıl söz. Aduş oynadı. * Hacı Abdullah akşam yemeği zamanına kadar görünmedi.. Allah göstermesin. Hepsini unuttum sanıyordum.hale neden getirdi?.. Bu Danimarka. Bırak beyim. günleri azaldıkça üzerine çöken müthiş asabiyetin gayrı tabii kahkahasıyla güldü... Kahve falına bakıldı.. dedi.. Malatya genel birleşme evinin. Benim uykum yok. Orası da doğru. Vay canına.. Hitler için böyle bir ihtimal kalmadı. Yarısını karılara yolladı.. Tayyare devrindeyiz Ankaralı. Damada süren. şimdi de İngiliz taraftarlığı. Bu Polonya. Sazı duvardaki çivilerden birisine astı. bakalım yenen size taraftar 96 Dumiar ZKoğaşa olacak mı? Hacı Abdullah elini kaldırarak....... Aldım. Yemekte iştahsızdı. Hacı Abdullah lstanbullu’nun odasına çıktı. Olmam vallaha. 95 [Kemal uıhv İyi ama bey. Biz de öyle bilirdik. Bereken Tözey geldi de biraz avundum... Şu taşı al. Dön sağa... tavlada vuran kazanır derdik.... iki büyük karpuz almıştı. Şimdi uzak yok. Hacı Abdullah.. Hitler efendimiz kıyamete kadar mat oldu demektir. Gene kanlar kapısının kapalı kapısını önünde saz çalındı. Öyleyse Berlin daha uzakta. Taş kalmadı. Bir çay yapalım mı bey? diye sordu... Zukof damaya çıktı mı.. arkasının dönük olmasından istifade ederek derin derin içini çekti. Siz Ankaralılar bunu evvelce pek beğeniyordunuz. Haberim var.... ne olacak? Şu iki taşı da al. Biz yenene taraftarız.. dedi. Anlıyorum. tavlada vuran...

... bu günleri.. Siz de canınız isterse.” Bu sözden sonra ne olur? Ben bir tek adam.. Vallaha biz bütün yandık. Doğru yola getirmeye çalışıyoruz. Ben şu andaki çağı Sultan Süleyman’ın padişahlığına değişmem. röntgen. Analarımız da bize böyle demezler miydi? “Uslu dur.. Öteki türlüsü alışveriş oluyor. Sahi mi söylüyorsun beyim? Vallaha. İskemleye.. 98 IKanlar \Kojjusu Sus beyim.. Adam dolandırmaktan korkmazsın. Bak. kıyamet günü dirilsek... Kurtulurduk. Allah’a.. Pazarlık oluyor. Genç adama eski zaman berbattır. cennete.. cehenneme inanmadan iyi olmak marifet. Fenalık işte ona benzer. Demek ahret falan yok mu? Yok. Adam umutlanıyor. kârlı bulursanız bol bol fenalık ediniz.. ey Sefer.. Daha doğrusu Hitler namussunuzu oynatanların hakkından gelirdi... Kendini kandırmaktan ne çıkar Hacı.. bugün kötüdür.” demiş.. Bardakları. ancak yarın iyidir.. iyi olursanız sizi cennete koyarım.. Zarar ederim. 46 99 [Kemal uÂir Töbe de beyim. Sanki Beydagı’na çıkmışım gibi içim yoruluyor. Zaten doğru yol kalmaz. yaşamaktan ümidini kesmiş ihtiyarlar için iyidir. Eğer ben fenalık edersem.... Allah’ı adamlar uydurmuşlar.. Radyo. Öyleyse. Gün günden beter oluyor. günah değildir.... Ben bir insanım. Sen de oniki sene yatmamış olurdun.. ey müddeiumumi. Gene duyduğunu söylüyorsun.. Hocalar.... Rüyayı da insan böyle görür besbelli.. onları ayıplıyoruz. Neden fenalık etmiyorsun? İşe yaramaz ki... Uydurma. Yahu sen adam vurmaktan korkmazsın.. Tekrar. tayyare. Keski var olsa da gazap etse. Eğer cennet de yoksa. Sultan Süleyman mum yakarmış. Dinden çıkmak da yok Hacı. Gene başladın beyim.. kullarına boş boşuna söz geçiremeyeceğini anlamış da. On iki sene dile kolay. Doğru söze töbe olmaz.. bu şu demektir: “Ey Hacı Abdullah. sana şeker alırım. Korkma Hacı.. Keski hatırlasak.. Biz yandık beyim..... En evvel Hitler’in.Eski zaman iyi olmaz Hacı. Bana sıra iki milyon sene sonra gelirdi. Yok. Şimdi de fenalık edenler var.. Fenalık dediğimiz şey her ne ise yapana zarardır. ey müdür. Kanunları da bize benziyor. şeker ve çay kavanozlarını çıkarıp masanın üzerine yerleştirdi. Fenalık etmek ayıptır. Yani Allah bile. cehennem?.. Zaten marifet Allah’tan korkup yahut da “Cennete gideyim ne olacaksa!” deyip iyilik etmekte değil ki. dinden çıkıyorsun.. On iki sene geçmiş.. . Cennet.. Gene benim aklıma bir şey geliyor. Zaman gittikçe iyi oluyor Hacı...... o zaman işte böyle hatırlayacağız. “Ey kullarım. Dünyada iki milyar adam var.. Ben ona bir şey söylüyorum.. O bana bir laf söylüyor. Demliği doldurup hırıldayarak yanan gazocagının üzerine koydu.. Fenalıktan korkmazsın.. yaramazlık edersen babana söyler akşama seni dövdürürüm. O zaman kimse kimseyi ayıplamaz. benim aklıma bir şey geliyor. iyi olsa da.. Keski var olsa. Yok. Var ama.” İşte bundan da belli bir şey. ey başgardiyan.. biz güneş gibi elektriğin altında oturuyoruz. Kimse kimseyi doğru yola getirmez..... işte ben fenalık ediyorum. mahşerde tekrar dirilmek var diyorlar. ^ da tıpatıp bize benziyor.. hepinizin çeşit çeşit fenalıklarınıza karşı gelemem.. Hani Nasrettin Hoca bindiği dalı kesermiş. pek alışık bir hareketle bağdaş kurup cigara sarmaya başladı: Karıyla konuşuyoruz bey... Eski zaman. mükafa-üylemücazatıda.

Güneşi görmüyor musun? Devrildi... Ağası buna göz koymuş. Sen yattın mı Tözeyle. burada bir yatak. Karı önce inanmadı.. Ben döverim.. Hamamdan sonra yemek yedik. Bir de beni çok sever.. Ağa buna öfkelenmiş.” Fukara ne bilsin. Bir de nagant taklidi tabanca. bak buna Hacı Abdullah derler. ben yandım öyle mi? Allah belanı versin!” “Bana neden öyle dedin?” “Sen beni buraya neden getirdin?” İşte beyim. Emine. rengi siyah da ceplerinin ağzı. Yüzüne tükürdü. Razı olmadı. Tahta sildirmeye. Ulan eşkıyalara karşı on üç yaşındaki karı ne bok yesin. kaçırırız kaltağı. Halep şalvarı.. Bir cigara sardı. paçaları siyah ipek kaytanla işlemeli. Sen ona yanarsın. Polis döver.” diyerek Mustafa’yı başka odaya götürdü. İki ay dağda dolaştırdılar. Ertesi gün sabahleyin hamama gittik. Bizi deneyecek. gücü yetmezse dostuna dövdürür.. Kerhanede. Yüzünü kerhanede kırdılar.. Haydi. ben bağalama çalmasını o aşkla ilerlettim.. Hepsi Allah’tan. Daha şu kadar çocuğuz. Katır gibi mat eder. böyle orak zamanı. Cezayı bitirdik çıktık. O zaman Malatya kerhanesinde iki karı bir odada yatardı.. İstanbullu yavaşça sordu: Tözey’in gençliği iyi miydi Hacı? Çok iyiydi beyim.” Diyor.. dedi. “Aman Mustafa. Yüzünü.. Ben gözümü kırpmadan ilk nefesi çektim. Mustafa’nın dostu Deli Hatunla Emine’den başka kız kalmamış.. Böyle çarpık kaldı. “Bir defasında 25 madeni lira vereceğim. Öksürmedim bile.... Başından o felaket geçti. çaresi. Bu asıl Akçadağlıdır. Daha öğle olmadı. Elâzizli Emine derlerdi. eşkıyalık devri.... İyi bağlama çalar. “Haydi 47 Mustafa kerhaneye gidelim...... Karakol komiseri Osman Efendi. ben yanmışım eyvah.. Mahallede gelinler “Buzo” diye ah çekiyorlar. Pezevenge bak pezevenge. Deli Hatun isminde çirkin bir karı.. Sonra kocası kabul etmedi. döve döve öldürdü. “Ne demek... Lakin Tözey’in yüreği değme erkekte yoktur. Ben ilk defa kerhaneye gidiyorum. Tözey -o zamanki ismi Edibe. Lakin bey.. Esrar cigarası. hizmetkarlara yemek götürürken yolunu beklemiş. bir Sivas kaması. Şurada bir yatak... Deli Hatun’a Mustafa meseleyi anlattı.” “Pekala. O gece kocasının koynundan dağa kaldırmışlar.. temizlik yaptırmaya.. İnatçıdır kaltak. .. sen galiba Emine’ye yandın oğlum. Tuh elim yandı.. O seni sevmez. Lacivert sako.. O zamanlar ben de çubuk gibi delikanlıyım. Belimde Tosya kuşağı.. Bir gün.. zorla üzerine çökmüş. Ölüsünü bellediğimin çaydanlığı. yanarsak ne olur?” “Fena olur.. Vizite bir mecidiye. “Dur yahu. Fukara olduğundan bir ortakçıya vermişler. Arkadaşım lzollu Mustafa diyorlar. Gelin olduğu zaman onüç yaşında yokmuş. Emine dedim aklıma geldi. Bir sene sonra kerhanede Tözey’i tutuyor... Deli Hatun. Kızları hep karakola götürmüşler.. O gece. -¦ O nasıl iş? Orospu değil mi beyim.. bu mu acemi? Esrar içmesine bakın. gözünü yaralamış. “Hacı bizden utanır.” “Ettim gitti.” Kerhanenin kapısından girince. Bu sefer de başka bir çaydanlıkla ateşin üzerine su koydu. Çirkin ama sesi güzel. sen orospu dersin. Ağa demiş ki: “Gelsin evimde otursun. Bu yavrunun yüzünü gözünü açacaksın. Orospuyu herkes döver. O zaman benim kerhanede dostum vardı. Tutkun muyuz. 100 \Karihr [Koğuşu Yatmadım beyim.. Oğlan babayiğit ama fakir. Herif o inatla bunu kerhaneye düşürttü... Yeter mi bu kadar çay.. Demliği havluya sardı. Eğer müşteriler yabancı ise IOI Diemal’Tahir ortasına bir çarşaf geriverirlerdi.” “Sus ek yerimizi belli etme. Ben hapse girmeden bağ aralarında nefes çekerdim.. Teslim olmamış.. Yalnız karıyı ilk defa sende görecek. Hacı Aga’nm gücü yeterse Hacı Ağa döver. komiser döver. Onaltı yaşında arslan gibi erkek..Hepsi Allah’tan beyim.. Biz hapisteyken o kerhanede dost tutmuş..” “Çaresi?” “Aldırma...” “Hacı.” dedim. Emine bize düştü. Deli Hatun Emine’yi çağırdı: “Kız. Yedi buçuk aya mahkum oldum. bekçi döver. değil miyiz.” “Hele gidelim de bakalım. “Vay başıma! dedi...” demiş.. göğsümün şurasına bir kaynar şey boşandı.herifle boğuşmuş.” dedi. Herifi tokatla def etti. devrilecek. Devir. Bunun şerefine ibrahim bana bir takım kopuk elbisesi yaptırdı.. Kahvede oturuyoruz.. Bir ayda usta edemezsen artık keyfine. Benim ilk gördüğüm karı Emine’dir. Verem illetinden ölürsün. beyim.” dedi....

Öyle olsun bakalım. Ben sözümdeyim. Emine’yi öldürmek günah. Geçti.. Ziyafete konarsın. Görürüz. Onu da sen kaybedeceksin. Doktorlar kana çare bulamamışlar. On dört yara bende var. Demek ki Emine’nin hatırı için sen o zamanlar Tözey’le yatmadın? Yatmadık. kaltak. Ödeşiriz. Nihayet kızın apış arasından kan yürümüş.. “İki delikanlı senin yüzünden birbirlerini yaralamışlar.. Geçen sene değil. Bey. biliyorum. kaybettin. bunun açlıktan ölmesi icap ederdi. Herhalde. Lakin mahpusluk belimi büktü. ... Lakin Rabbim günah yazmaz. Sus beyim. Bir gün gene oturuyoruz. şimdi tekaüt oldu.. yemez misin. adama kolay kolay aldanmaz.... Hem de bahsi kaybedeceksin. “Çözmem.. Alman çoktan yenildi. işte şimdi ayıp ettin Hacı. Karı bahsine gelince. boynunu mu çürüttürdü?” Sarhoşum.. Ben de sözümdeyim Hacı.. Şurada oturuyor.. “Emine’nin hatırına bana dönüp bakmazdın. o Rab da polislikten mütekait olmalı. Bugün konuşurken bana darıldı...” Bıçağı çektim. Yağma yok.. Pekala.. gitti. “Aman dışarda birisiyle yattı da. Müslüman bir adam.. İşte benim suratım o zamandan böyle oldu. Beni efkar aldı beyim. Buzo beni seviyor-muş Deli Hatun. “Fabrikanın karısı.. para kazanan karı. şaka 48 ediyorum Malatyalı. orucunda. Çocuk düşürdü diyerek bir rapor aldılar. evvelki sene Moskova’yı alamayınca hapı yuttu. “Çöz hele.. Sen ne cevap verdin? Yalan. Ben de. “Çöz şunu boynundan. Tözey’in gönlünü etmeye bak. Herkesten soruyorum. Bahsi ben kaybederim. IOJ ZKemal Tahir Bahsi ben değil.Karı da meğer bizim bağlama çalmamıza tutulmuş. Beni gördü mü. Ne iyi Rabbi varmış. Gidersin.. kaybedersen ziyafeti inkardan mı geleceksin? Haşa.. Çıkarsan gidersin..... dedim “Kız ben o zamandan sana vurgundum.” diyerek oynuyor.” diyorlar. zaten Emine’ye düşmanlığı varmış. sen kaybedeceksin bey. fukarayı kü102 öiariar [Koğuşu rek sapıyla ortaya almış. Çalışan. İnanmıştır. Sen “Alman kazanacak” dedin.” dedim.. O da kurtuluyor rezillikten.” “Çözzz.. Herkes yalan mı söylüyor? Tözey’in bileziklerine bir kere bak.. Alman daha kaybetmedi. Baktım başındaki ipek örtüyü boynuna sarmış. Gitmem..” demiş.. Pekala Hacı. “Ulan Hacı... “Çok şükür Allah’ıma. Her zaman mahpushanenin önünden geçer. alay mı ediyorsun? On liralık ziyafetin alayı mı olur? Yoksa. Dur bakalım. fabrikadaki karılardan en kötüsünü üç ayda razı edersen kaybederim. Vuracağımı anladı. deliye bak.. Osman Efendi. Daha iyi ya.” dedi. Dışarı çıktı.. Mahallenizin asilzade kızlarına diyeceğim yok.” dedim. zorla erkek götürüyor.. on iki yara Mustafa’da. Yarım saat sonra içeri girdi. bir taraftan da içiyoruz. -¦ Gitmem. komiser onu neden döve döve öldürdü? Sonunda bir meseleden biz Mustafa ile birbirimizi vurduk. Çözdü.. Gülüyor. Hastanede öldü. vallaha günah. Yer misin. nasıl olsa gideceksin. Canım Hacı.. Eğer sokakta o kadar karı olsa. Orospu öldürmek temizliktir. İnandı.” “Çözmem. değil mi? Orospu.. bizi o halde görünce. sizin yüzünüzden Emine’yi öldürdük. komiser Osman Efendi.... Namazında.....” dedi.” diye güler..

fakat sesini çıkarmadı. arkadaşları ve tanıdıkları. Bunlar. Herhalde kendisini mahkum ettiren şoför mev-zubahs olmalı ki kız. masanın önüne oturmuş. Siz gidersiniz ben de giderim..tamamıyle alışmıştı. Oğlan analan. -Maliyede memurmuş. çok çocuklu yoksul ailelerin küçük oğlanlarını aylıkla yanlarına alır. Uzun müddet. Tözey hepsine ayrı ayrı iltifat etti. şehri ve âdetleri sayıyorlardı. polis yasağına rağmen izinli günlerinde kııos öiemal TöJıir ra çıksalar. Tözey bunu derhal savdı ve arkasından “Yürü. Tözey önde olmak üzere allı yeşilli kalabalık içeri girdiği zaman İstanbullu. büyük bir hırçınlıkla onun dışarı çıkmasına müsaade etmedi. Bunlar boylu poslu.O başka.oğullarını çoktan evlendirmiş bulunanlar. bir büyük masa ve bir de koltuk vardı. hastane hademeler. diye kaşlarını çattı. Senelerden beri kerhanede cinayet işlenmemişti. oğlan çocuk sesiyle hatta bir de küfretti.. 49 Öğle yemeği tatilinden istifade eden mensucat fabrikası usta-başısı muavinleri âdeta bir mümessil heyeti gibi -saçlarını acele taramış oldukları halde. davacı da. Tözey Hanım’ı görmek istediğini söyledi.ciddi ve utangaç. Hacı Abdullah fincanları doldurdu. Bütün bu sebeplerle.. aralığı o kadar doldurdular ki başgardiyan asıl mahpushanenin demir parmaklıklı kaI06 \Karilar LXoğuşu pısına birikenleri dağıtmaktan ümidi kesince Tözey’i ziyaretçile-riyle beraber kendi odasına götürmeye mecbur oldu.. mevlitlere. ilhassa Malatya hemen iki nesil delikanlısına iyi kötü hizmet etmiş orospulara -hele bunlann yerlilerine.ellerinde fabrika bahçesinden yaptırılmış buketlerle ve diğer hediyelerle geldiler. Gizli bir işimiz yok Murat Bey. bağlara bahçelere buyur ediliyor. Sıcak yaz gecesi. ancak ikinci haftanın cumartesi günü sabahtan itibaren sökün ettiler. gardiyanların yattığı revir. taşra kasabalarının umumhanelerin-deki sermayeler. manifaturacı. asker ailelerine para verdirmezler.. Bu odada. Fakat somurtuyorlar. bir jandarmaya izin istidası yazmakla meşguldü. Gardiyanların üstünü aramalarına öfkelendi. Hamam gününde fukara kadınlara. Üreyip türeyesice. suçlu da barışıp evlerine gidiyorlardı.. üst baş yaparlar. şoför. bütün ahlak kayıtlarına ve orta halli insanların tassubuna rağmen şehrin dinsiz ve şımank kızları sayılıyorlardı. çizmeleri parıl parıl iki delikanlıydı. fabrikada çalışanlar mı başka.oğlan babalan. Ehemmiyetsiz kavgalar. İkinci ziyaretçi. Tözey’in mahpus oluşuna sanki pek büyük bir şeymiş gibi. Bir sepet dolusu hediye getirmişti. saat tik takları kadar yeknesak ve muttarit hö-pürtülerden ve havası gevşetilmiş gazocağınm sesiyle kaynayan suyun ıslak inlemesinden başka gürültü işitilmedi. Eski bir hovarda ve ayyaş olan mahpushane müdürüne danışmadan Tözey’i ziyarete gelmeyi münasip görmemiş olacaklar ki.. Evvela iki polis geldi. Ve en sonra meslek arkadaşlarının ziyareti başladı. Tözey nedense dışarı çıkmak istemedi.. üçer dörder kişilik gruplar halinde gelip. Polisler gülüşerek gittiler.. Saat bir olup daireler paydos edince bir genç. Onlarla şakalaştı. . anlarsın. jandarma alay komutanının emirberiydi. . arabacı. Kızlar da. evlerine yardım ederlerdi. yakışıklı. orospular yadırganmıyor. Ayşe Ana’nın aralık tuttuğu kapının önünde beş dakikacık görüştüler. bir de Is-tanbullu’nun odası vardıgetirdiği eğlenceli değişiklik ancak ikinci haftanın ilk ziyaretinden meydana çıktı. düğünlere ekseriya davet olunuyorlardı. Tözey. bir portatif karyola. sanki kumandan bey bizzat gelmiş gibi hürmetkar bir tavır alıyordu. Sen hele çayları koy. Kızların hemen hepsi son derece süslenmişlerdi. meyve mevsiminde küçük sepetlerle hediyeler bile yollarlardı. 104 5 Tözey’in mahpushanenin müdüriyet kısmına -bu kısımda kanlar ve çocuklar koguşuyla. Bunun yanında Aziz Onbaşı da bulunuyor. biraz sertlendi. iki arkadaşın karşı karşıya iyi demlenmiş çay içmeleri mahpushanede bile tadına doyulmaz bir şeydi..hüngür hüngür ağlıyorlardı. düşmesin hovardanın lehine “beraat’la neticeleniyor. Maupassant’m bir romanında iyice anlatıldığı gibi. karakola düşsün. O mu başka... memurlar.” diye elini salladı.

Aziz arkadaşlarını -ötekilere hiç ehemmiyet vermiyordu-başgardiyanm karyolasına “Amarf kırılır” demesine aldırmadan oturttu.. hatırım için o rezili zehirlersin diye bekledim.... Alacağı. Ben bu Münevver’i Ayşe’den fazla severim.. Sade benim değil. Benim kızım sayılır.. Şimdi saçlarını yolarım.. Sus. İstidalarını yazıvermiş.. Ayşe ile Münevver.. alay ediyor. Gücüm ancak buna yetiyor. Ağlayacağına. haber gönderiyoruz.. Parasını verdi de vekaletname çıkarttı. Defolun 107 jKemal Tahir ikiniz de.. Ben çıkarsam. “O çıkarsa ben buraya gelemem. Hani idama mahkum bir karı.. İdamlık karıya Ankara’da avukat tuttu. İşte gök gözlü bir karı. Ben alay kumandanına haber gönderirim. bir de Hakkı Bey’in dostu olduğundan şımarıktır..... Lakin Münevver.... Estağfurullah.. Lakırdı uzadıkça bakışlarındaki dostluk evvela 50 kayboldu.. Başka birisiyle. Nazmı çekeriz. Kırk dakika hatırını saymadı.. Hem burada ütü yok. Lakin pişman. Bitti işte tamam. bana acıyor da fukaralığımı sizden saklamak istiyor Ayşe Hanım.. Zahmete girdi. Şaziye. Arkadaşımdır.. Eksik olmayın. Unutur benim kızım. Canı sıkılıyor. . Güzel olduğundan... Neden? Beni teselli ettiniz.. Ben burada neler çekiyorum? Bu Murat Bey de olmasa.. Halbuki dört senedir mahpus yatan bir adam nihayet fakir düşer. o yazıyı da bırakın rica ederim.... Eskiden Hacı Abdullah’ın dostuydu. Tözey Hanım. sevdiğimden değil. Ayıp ettik.. işte ona bir avukat tutmuş bu Murat Bey. Sonra da çamaşırlarını yıkatıyor da. Her derdimize yetişiyor. Bir derdimiz varsa Allah razı olsun... Hele vaktiyle çok güzel olduğu hâlâ belli. Şaka ediyor kız. Vallaha senden korkuyor kardeş. Eksik olmasın beni kırmadı.. Bir sevgilim vardı. Herkesin.. Avukatı parayla tutmadım. fazladan para veriyor. ben hastalanırsam ağlar.. Kendisine hiçbir şey yapamadığımızı yüzümüze vuruyor. Hanımlara cigarayı en verecektim.... Hanım var ya. Hem kuzum.. Rica ederim. çamaşırların “evde” yıkanması haberini hiç beğenmediğini saklamaya lüzum bile görmedi. Dört sene mi? Siz ne yaptınız? Birisini mi vurdunuz? Kadın yüzünden efendim.. sen yıkayıver. -fakat şişmanladığı için Istanbullu’nun hiç hoşuna gitmeyen.. Buna Kıvırcık derler. Ben... Ayşe domuzun biri.... Kaltak kocasını zehirlemiş. dedim” diyerek beni paylar da o sebepten Münevveri fazla severim.... istidayı yanda bıraktı: İnanmayın dedi. Kahvenin değeri mi olur? Kırk yıl hatırı varmış. Eski laf. Akşamları kapının önünde saz çaldırıyor da beni eğlendiriyor. Murat Bey’in bana çok iyiliği dokundu.. Kibirlidir. Siz bana adını bir kağıda yazıverin.... Yeni evlenmiş. Ne haddime. Köye gitmezse ölecek biçare.. Kahvenizi içiyoruz. 108 ZKarAar \Koyaşa Hasıl olan durgunluğu Tözey de fark etmiş ki getirilen ciga-ra paketlerinden birisini acele açıp İstanbullu’ya bir cigara verdi: Bir tane yakın. derhal geliyor Murat Bey. -¦ Zehirleniyor mu? İki kilo rakı içirdim sarhoş bile olmadı... arkadaşları söze ilk defa başladığı zaman Murat’a dostça gülümseyerek bakmışlardı..Eplemeli Ayşe incecik kaşlarından birisini kaldırarak kavgaya bile hazırlanıyordu... Alacağı olsun. Kafdagı’nm arkasına kaçın. Ayşe. Bu da Münevver... Ben Şoför Faik’e o kadar iyilik ettim. ürkekliğe terk etti. Bizimle eğleniyor. Müdafaa etme. Köylü cigarası içilir mi? Siz neden Köylü içi-orsunuz bakayım? Tabii. Yallah........ Yazarım..-Ben de öfkelendim... Murat. Malatya’da da durmasın. sonra yerini yavaş yavaş emniyetsizliğe hatta. Saçlarını gördünüz mü? İşte kıvır kıvır. Bundan sonra Murat Bey’in çamaşırlarını eve yollayayım da.... İçmezler. Bunların ikisi de hünsadır. Jandarmanın birisine izin istidası yazıyorum. Sus diyorum... Dalgındır. Kıvırcık Hanım’a rica etsek de Hakkı Bey’e söylese. Sizin yaptığınızı unutur muyum? Arkadaşlarına ciddiyetle anlatmaya başladı..... Sonra hepsini birer birer lstanbullu’ya takdim etti: İşte buna Eplemeli Ayşe derler... “Ben sana çıplak dolaşma..” dedi. Velhasıl. Lakin köylü içmezler diye. Aferin sana kardeş.. Tözey fena halde bozuldu ve telaşlarını bilhassa Eplemeli Ayşe’yi temin etmek için saçını arkaya atarak hazırlandı.

O da burada mı? Hayır. Ancak bizim kadınlarımızda bu kadar canlı ve manalı olan siyah gözlerini kırpıştırarak sordu: 109 iKemal Tahir Ne kadar cezanız kaldı? Daha on bir sene var. Pek üzüldüm.. Çıkarsınız. Af verecekler diyorlar.. Eski biçim külhanbeylik her yerde geçti. biçimini değiştirir. 12 sene evvel kerhanede dostu olan Eplemeli Ayşe’ye. Haydi. vah... Hacı Abdullah. Lakin “yiğitlik bir vakit kaybolmaz” sözü de doğru... bir de. onunki on sekiz sene. bir neşeyle söylemişti.. “Yerden bir taş alsaydın da. Kısmet olmadı.. Anneniz babanız sag mı? Sag....” demiş.. Benimki on beş sene.... Canı sıkılan ve galiba biraz korkan Ayşe.. Kız.. Nasıl geçti? Kız geçmek ne demek? Yiğitlik bir vakit ölmez. O hiddetle pencereye gelip içeriye laf atan Aziz Onbaşıyı tersledi ve hemen kendisine karpuz almasını emretti. sonra.. ikiniz de haklısınız. Elleri boş gelmiş. göğsüme vursaydm böyle boş geleceğine. Hem daha beterini söyleyeyim.. dedi. Türeyip türemeye-siceler hapse atmışlar. utanmaz? Bana bakarsın. Asıl nerelisiniz? İstanbulluyum. Karpuza buyrun. Aduş da gelsin... Arkadaşını görecek.¦-Aa. Değil mi Tözey Hanım? Çok doğru efendim.. sizin ocağınızı söndürmüşler.. Seni ne yapayım. nezaketle.. Senin yüzünden. Tabii. Beni artık korkutamazsınız. İnşallah kurtulursunuz. İçerdeki demiş ki. aradan bu 51 kadar uzun bir zaman geçmemiş. Kendimi getirdim.. Bugün terbiyeyle. Hacı Abdullah şunu bul..... Mesela Hacı’nın gençliğinde yiğitlik bıçakla olurmuş. rn ‘Jiemal ^Tahir .. Hükümete bir iş yapmış. Anladın mı? Anladım.. a deli olacağım. Haklısınız. yüreğin açılır. Halbuki Tözey harıl harıl sebep olanlara beddua ediyordu... şeklini.... “Eski dost. Evli misiniz bari? Hayır.. Aziz Onbaşı kocaman karpuzu henüz kesmişti ki Hacı Abdullah da. unuttum hani Aduş. yüzünde yeni tıraş olduğunu anlatan çiğ bir kırmızılıkla. Sefere söyle.. Yiğitlik kaybolmaz.... Biz çıkıyoruz.. Geçmiş olsun... Hemen güler. Vah. Murat’tan imdat istedi: Şimdi külhanbeyliğin zamanı mı? Siz de söyleyin.” demişler. Murat Bey hükümetle uğraşırmış.. Hani bana ne’getirdin? Ne getireceğim. Gelecek hafta al gözünden taşı alnına yapıştırırım. Anneniz üzülür. Ona da mı böyle çok ceza verdiler? Ona benden çok verdiler. daha kocaman bir karpuz getirdi... Ayşe büsbütün telaşlanmıştı. yeni kardeşten iyidir. Sinop’ta.. A. Ya. Biz eski dostuz. Yalan söylüyor Ayşe. Ama. hatır yapmakla olur. Burası neresi? Burası mahpushane.. sanki daha dün bebarer yatmışlar gibi dargın dargın ve asla yabancılık hissedilmeyen bir bakışla baktı: İyi vallaha. Birisi buraya gelmiş..Eyvah. Daha doğrusu on bir sene on ay. Elimizden nasıl kurtulacaksın? Geçti o günler. Tözey gelmese uğrar mı şuna bak Murat bey. olmayıversin. Ayşe bu sözü nedense pek belli olan. no ZKarûar öioğuşu Neden ugrayacakmışım. Sanki benim yüzümden mi Ali’yi öldürdün... benden küçük kardeşim de mahpus...

Kız.. Hacı Abdullah masaya vurarak kızın en sevdiği ve hiçbir zaman mukavemet edemediği oyun havalan söyledi.. “Ayşe Ana!” diye bağırarak dışarı kaçtı. Başgardiyanın küçük kızı.. Üç küçüğü bu Selime Hanım’dır.. yalvardılarsa orasını terk etmedi. Sinemaya gitmez. 52 Kim bakalım? Bunlar kötü karılar. Bir daha ne kadar para verdilerse.. Hem de bana sorarsanız en güzelleri de budur. Hay Allah... İstanbullu: Gel bakalım Selime Hanım. Bütün çocuklar gibi İstanbullu ağabeyi pek seviyordu kapı eşiğinde durarak kadınlara dikkatle baktı. Buyrun bekleyin. beyen-memiş. Selime derhal itiraz etti: Hiç değil. Çekinerek yaklaştı.. Tözey “Ben sana gösteririm orospu” diye tehdit ettikçe omuzunu sükerek gülümsüyordu. Aduş’un marifetlerini birer birer sayıp döktü. Vallaha anneme söylerim. Neler de biliyor yumurcak. Elin kızları gibi boya “ürmez. Hem iskemlemiz yok. Selime hayretle Murat’a döndü: Öyle mi? Yünü beğenmedin mi? Beğenmez olur muyum? Tözey ablan seninle şakalaşıyor. . Nihayet bir koşu İstan-bullu’nun kucağına saklandı. En fenasından almış. Hidayet de benden büyük ama. “Senin aldıgm yünü Murat ağabeyim. bunların kim olduğunu sen biliyor musun? 112 ZKardiar ^Xoğu$u Biliyorum. Karpuzu gönülsüz gönülsüz yiyor. Ayakta dursunlar. baba-m sözünü dinler... Bir kere ahlâkı güzel. Misafirler pek alakadar oldular. insanı şaşırtacak kadar zeki ve sevimliydi. hem de akıllı. Kim bu çocuk? Başgardiyanın kızı.. “Ablalardan hangisini beğendin?” sualine cevap bile vermiyordu.. Gelmezse... Adliyeye gitti. Neresi güzel? Her tarafı güzel.” dicem. İşte burada yalan söyledin.. Elini kaldırmak değil.. Benim kaç tane ablam var? Nebahat ablam.. Istanbullu’nun kulağına ayaklarının ucuyla yükselerek fısıldadı. Hele başgardiyanın dokuz yaşındaki kızı Selime içeri girince. Bunlar benim babamın yatağına neden oturdular? Bunlar misafir de.. Akıllıdır. Burada yok..Aduş nedense bu kadın kalabalığını pek yadırgadı... daha çocuk.. Ben babamı arıyorum.. Sus. Annem beni döver. Kaskatı. Benim büyük ablam hem büyük. Ne yapacaksın? İnsana babası elbette lazımdır.... Otemal Tahir Benimle şakalaşmasın.. Dairede herkes onu sayar... Bir müddet odaya girmemek için huysuzluk etti.. Hubuş bacıya ve Sıdıka’ya dair arkadaşlarına bir şeyler anlatan Tözey başını çevirdi: Ne oluyor Murat Bey? Hiç. Anamın. Peki... hem de güzel. Faydasız. Istanbullu’nun.. Bunlar babamın yatağına oturmasın. Bizim en güzelimiz ablamdır... En iyisinden.... Ben ona abla demem ki.. Tözey ciddi ciddi sordu: Hangi ablan? Hangi ablam olacak.... ortaya çıkmıyor.. dedi. Çok gülmez. Murat ağabeyim oturttu dersin. Sonra çalışır.. Kaç tane kızı var başgardiyanın? Üç tane.. Murat ağabeyime yün alıverdi. Ben onunla şakalaşıyor muyum? Ablama söylicem. Tözey.

Ayşe de tehlikeyi anlamış olacak ki giderken bilhassa İstanbulluya işittirmek için yüksek sesle konuştu: Şahap ağabeyime derhal mektup yaz...... Uuf. yarı uykuda yarı delilikte cereyan eden aynı biçarelikti. Teşekkür ederim. Bunun altınlarını giderken “Benden başkasına takmasın.. Tözey telaşla başını salladı: İstemiyorum. İstanbullu... içinin içinden yumruklarını sıkarak kavgaya hazırlandı... Arkadaşı imiş. Geldiği daha iyi.. Murat’ın yüzüne yalvârarak bakıyordu. mevkiini aşağı doğru kaybetmiş bir orta halli ailenin sokağa düşmüş kızıyla... Ben de yalancıları sevmem... İstanbullu bu müsademeleri de iyi tanıyordu. Malatya’nın köylü kızı arasında hiçbir ruh ve şuur farkı olmadığını bir daha anladı. bu hareketle aralarında birdenbire peyda olan hususiyete uygun düşecek bir baş sallamasıyla cevap verdi. bir seyyar buzdağı gibi akılsız ve şuursuzdu. umumi kadınların. Yazmayacağım. Üç günde... Götür.. On senedir beraber yaşarlar. Babam da gelmedi. Selime babasının yatağında oturanlara nefretle bakarak. İşte böy115 ‘Jiemal Tahir le. Sana küserim. Paralarını alsın. Hele izin çıksın.. Sen mektup yaz. küçük bir kadın azametiyle çıktı gitti. Bir mektup yazalım. Hem nerdeyse gelecek. Murat. Annem.... Yalnız müdafaadan ibaret ikisi için de pek talihsiz bir kavgaya. Tözey şımarık ve dargın başını çevirdi. Böyle söylersen yalan olur. beş lira istedi.. İnsanın gördüğü iş. Bu sebeple de İstanbul’un sınıfını.bak. On senelik dostu efendim. Annem bana darılmasın. Koynuma girerken utanmıyor da.. Sen de parayı düşürme. manasız bir akıntıya kapılmış üzerine doğru geliyordu.. maddi ve manevi varlığı üzerinde.. adetlerini ve huylarını iyi biliyordu.. Eskişehir postacısından mı utanıyor... Neden mektup yollayacakmışım. Biz orospuyuz.. Babanı beklemeye ne lüzum var. Benim babam hep böyledir işte. Şahap ağabeyim iyidir. Yanaklan biraz kızarmıştı. Atma. Ne yapacaktın? Bana söyle. Gelince al. Beni hapislerde çürütüyorlar.. Murat’a güldü. sürükleyici kuvvet hep aynı şuursuzluk.. Nasıl arkadaş. Kendisi için de.. belli bir şey.. Ben mi pişman olacağım. Al işte beş lira.. . Murat rahatsız rahatsız gülümsedi: Ayşe Hanım doğru söylüyor. Orospuluğa tahammül edebilmek için bunların hepsi aşağı yukarı aynı seviyede. Neden darılacak.Ben “Beğenmedim” demedim ki. Tözey.. Bir yere gider. sonra pişman olursun.. Başka başka şartlar içerisinde de olsa.. Murat Bey’e yalvaralım da cevabı yazı-versin.. Ev sahibimize lazımmış. defolsun... Gülünecek bir hal. Tözey gözünün usta bir hareketiyle parayı sordu. bir daha da gelmez.... Ben sizin kazağınıza karıştım im? Yazmayacağım... Tözey’i sever.. mektupları kendi adresime öndermiyor. Şahap’ı görsen deli olursun. Çekmecede oğlanın iki bin beşyüz lirası da var. Ben artık kimseyi sevmiyorum.. Zengin yerin evladı. daha on i-ki sene cezası olan bir 53 adama karşı. İzin çıkmış diyorlar.. çarpacağı cisim için de.. Şuna.. Seni yola getirir. belki de.. Benim kerhanede olduğumdan utanıyor da. İstemiyorum. Baban gelince alırım. Böyle bir sırayı seçmek mert bir insana yaraşmaz. Ayrıla-caksanız da şimdi o gurbettedir... orospulukta olduğu kadar hiçbir zam \Kaxiax iKoğaşu naatta böyle derin çizgilerle tebarüz etmiyordu.” diye çekmeceye kilitledi. Tözey hücuma uğramış gibi irkildi: Siz benim işime ne karışıyorsunuz. Anahtarları aldı götürdü. Bu biçareliğe ancak on sekiz yaşında aşk demek kabildir... Bizi seven böyle sevsin. aynı duygusuzlukta ve yahut aynı karmakarışık kötü hassasiyete (buna “isteri” denilebilir) malik olmaları lazımdı. istanbullu. Kıskanır...

Akşam üzeri.. İşte o kadar.. .. Haydi şunları kaldır. üstüme iyilik.. Bir de gülüyor. Yalana bak. vaziyetin gayrı tabiiliğini galiba ilk defa fark etmişti: Sana ne oluyor? diye çıkıştı.. Yalnız. Tözey’in böyle birdenbire tutulma huyunu biliyordu. İki gün görmesen deli oluyordun? Onlar hep numaraydı. “Vay canına. Tözey mi gönderdi? Evet. Nedir bunlar? Tözey gönderdi. kapı önü safasının başlamasından yarım saat evvel.... Zaten buna para mı veriyor. elimi öptü de yüreğim dayanmadı. kim bilir kaç kere görmüştü.. Burada kimsen yok.... erkekliğin -daha doğrusu cinsiyetin. Vay bir de yemin ediyor. Hacı Abdullah görmesin.” diye keyifle parmaklarım şıkırdattı.. Cigara yarar bir huy sayılmaz. Yalnız W iKemcd ^Tahir Hacı Abdullah duymayacak. Göğsünden birer birer beş paket Serkldoryan cigarası çıkarıp masanın üzerine koydu. afiyetle iç. Gayet soğuk bir selamla ayrıldı... Ye. Kendisi cigara kullanmıyor ki. Bir aylık cezadan yıldın mı? Ben cezadan yılmadım.. Daha iyi. Hacı Abdullah karıya vurgun. Hovarda olmadığım için Tözey Hanım’m parası bana helal değildir. Kriz sıralarında nasıl delirdiğini.. “Öyle ya. Kız ben nazlanıyor muyum? Kendisine teşekkür ederim. Orospu parası. sağlık. Elin kanlı katil serserisi. evvela.. O da. Hepsini yazacağım. Vallaha billaha.. Bizim ona hizmet etmemiz lazım.. Ben hiçbir şeyden yılmam.. Ne yazacaksın? Diyeceğim ki. Aferin Ayşe abla. Orospu numarası.... Bir kere ben Köylü cigarasmdan başka cigara içemiyorum. Şahap’ı o kadar seviyorsanız Allah mübaret etsin.. Sagolsun. Benim getirdiğimi de kimselere söyleme. Beni işimden kovarlar. Sen de eksik olma. Bu iş olmadı Ayşe Hanım.. Sabahleyin arkadaşlarının yanında köylü içiyor-muşsun.. Buyur benim.. Birisi görmesin. Biriniz dost tutun. Hovarda gibi.en adi.. Kız sen. içeri girip kapıyı kapattı. Sen mahpus bir adamsın. “Bundan böyle hep kutu cigarası içecek.. Cigaralarmı kendisi içsin..... Eksik olmasın Ayşe Ana. en iptidai gururunu duydu... Mektup mu yazmalı.. Öteki beriki getiriyor.” demiştir. Yalan mı lafım. Sonra birdenbire Ayşe’nin kendisine karşı duyduğu şeylerin hangi hesaplardan geldiğini anladı... üçüncü defa odanın kapısından baktı.. Aaa.. Şimdi o bize misafir sayılır.. Bunlar nasıl söz? Karı sana sevdalanmış şahım... Alışmışım. 116 ZKanlar Dioğuşa İstanbullu. On beş seneye mahkum herifi... öksürtüyor. Sevmiyorum zorla mı? Eskiden de sevmiyordum. Ne öğretti-lerse onu yani orospuluğu bellemiş.. Yazacağım... haydi şunları bir zarfa sokuver.... Pekala.. kat kat esans ve kadın kokuyordu. Söylemem.... Kızı bu hızla soyar. Karı haklı kardeşim.. Sana yakıştıramamış.” 54 Masadan kalktı. Mutlaka içsin demiyorum.Daha kendi hesaplarıyla meşgul olan Münevver. Ben onun parasını yiyordum. Birisi gelir. Ben ne yazacağımı biliyorum... Sonra ben hovarda değilim.. Şüphesiz... Ayşe Ana... Murat’a kinle baktı.. keyfine bak.. dedi. odada yalnız kalınca. Bu sefer Istanbullu’yu yalnız bulmuş olacak ki. Hakkı da var.. Çok memnun olduğumu söylersin.” dedi.. hovardaya helal demişler. Tözey çok ağladı.. Eplemeli Ayşe.. Sağlam gözünü kurnaz kurnaz ve keyifli keyifli kırparak. senin haberin yok. Al şunları.

. Paketleri hemen koynuna sakladı... iyi ama oğlum. Öyle ya.sadece degiştiriveren çapraz delikanlı nerde? Tözey bile.... ayıp olur... demek ki. bol bol romantik aşklar (. seni kabul etmedi mi demeli?... “Şaştım doğrusu.. Bunların yerine Köylü cigarası mı yollasın? Saçmalama.. dedi” dersin. Bu gönül işi değil Ayşe Hanım. çok yaşasın. Artık sen halt ediyorsun. geleli.. sol gözünü berbat eden Halep çıbanıyla kapıya baktı..) götüren oradaki zavallı kızları. Senin bir şeyden haberin yok.. Ne masraflar ediyor. Ayşe Ana. Haydi al bunları. Lakin bir kere bu ng ZKemıâ uJlir cigaradan içmiyor.. istanbullu. dersin. Hem seviyorsun da hem de paketleri suratına çaıpıyor-sun. Ben yalnız paketleri almıyorum. Def ol şuradan. Yalnız dersin ki. Neden? Anlattık ya. Sonra da böyle şeyler İstanbul adetine göre ayıp imiş. Bir eksiği varsa bizim boynumuzun borcu.. Sana elbise yaptırır.” diyerek çıktı. ben karışmam. O fukaraya da yazık oğlum. Ondan sonra kendisini müdafaaya veyahut naza çekmeye ancak vakit bulurdu.. yalan olmasın. Geldi. Sen haydi benim söylediğim gibi söyle. Gönüldür bu. Beyoğlu’nun Murat’ına ve Doktor Hikmet’in Dartanyan’ına. Biz buranın yerlisi. Kendisine sakın bunları söyleme.” Duvardaki küçük aynada yüzünü dikkatle tetkik etti.. az vakitte degiştiriveren -kurtaran değil. Allah ondan razı olsun. Kız ağlıyor.. üşenmiş.. Karıyı sevsen hediyesini alırdın. on bankanot harcadı..... Birisi görürse dedikodu yapar. Ayşe Ana. Karının gönlü sana akmış. Kime harcadı? Tözey’e. Bak. Zaten baksana kızın kahvesini içiyoruz. Geceleri uyumuyor. Hacı’nın tutulduğu karıya bizim kötü bakmamız uygunsuz düşer... Şu halde. Bu iş ona çıkar. Suratına çarpmak nasıl söz? Estağfurullah.. ev sahibi sayılırız dedi. Tözey kerhanenin en zengin karısı. jandarma kumandanı neferini yolluyor. “Teşekkür ederim. hiç fark etmedikleri halde. 55 Neye kızıyorsun beyim? Polisler ayağına geliyor. iflah olmaz. Seni vallaha işinden çıkarırlar. Ve kendi kendine şaştı. Lakin iyi etmedin.. Neler uyduruyorsun? Bu iş ona nasıl çıkarmış? “Senden pek memnun. . Tözey’e tutuldu.. Hacı. Eksik olmasın. kendi yüzüne. Böyle şeyleri sevmem.. Zannetmem. bizi eğlendiriyor.. utangaç bir ihtiyar mı kaldı? istanbul’un en kirli sokaklarına.. yavaş yavaş kendisini değiştirmişti. Ben Köylü cigarası içerim.. Beni büyüledi mi?” diyerek kendisini yerden yere atıyor. Karı. Kendisini son derece beğeniyorum. “İşinden çıkarırlar” lafının şakası bile onu tepeden tırnağa dehşetlendirmeye yeterdi. teşekkür ediyor” diyeceksin. Ben cigara istemiyorum. duvardaki Nâzım Hikmet’e baktı: “Ne dersin üstat?” diye gülümsedi. koğuş penceresinde Hacı Abdullah’la bir konuşmaya şu kadar masraf istiyor.. beş paket Serkldoryan cigarasıyla ilanı aşk edebiliyor? “iyi ama. Anladın mı? Anladım. Öyleyse daha iyi söyledin. 118 \Kariar LAojjuşu Ayşe Hanım.. Hacı Abdullah beş günde.. Ayşe Hanım.Hakikaten almıyor musun? Almıyorum. sen bugün bela mısın? Sevmek ne kelime?. Kime olacak? Yok canım. Mahpusluk. Fazladan. Rezil olduk desene. “Bana kağıt mı yaptırdı. mahpusluğumuzu unuttuk. biz bir bakışta kadını pazarlığa çağırdık.. Ben ne diyeyim şimdi? diye sordu. Dört sene evvelin uçarı zamparası yerine yorgun. dört sene sonra nasıl oluyor da. Vallaha. Zarar edersin. Bir kere yandı mı. Kendi cigaramı kendim içerim. başını sallayarak.... Pek sevindi..

.. Bir de şimdi. Aşağısını görme yavrum. En fenası.. En asık suratıyla Ayşe Ana göründü. Yazıktır oğlum..” diyerek kafasını duvarlara çarpıyor.. vaktiyle bir şey okumuştu. Hacı.. Sahi. Ayşe Hanım. uzun müddet insanların yüzüne dik dik bakamaz-lar... kendisine pusu kurularak fenalık edilmiş gibi kızdırıcı şeyler duyuyordu. mahpushaneden çıktıktan I20 \Kwiar O^M/uşu sonra dahi. şimdi yalandan “Baş üstüne” de fukaranın kalbi mutmain olsun. Ona da yazık. bunlardan bir işarette yüz tanesini bulacağına kaniydi. Kızı mahpushanenin havası şaşırttı.... Bu da bir zor iş mi? Sana beş paket tütün yolladı. Hiç kimsesi yok. “Kızı şaşırttılar.pek alıştığı için değişmenin farkına varmamıştı. Dedik. Benim bir şeye ihtiyacım yok. Şimdi bir bu eksikti. Maalesef onlar bizi yavaş yavaş terk eder. İçmezsen de al şuraya koy. Sen bilmiyor musun? Neye bakacakmış? . Denilmez mi? “Bunlar hükümet düşmanı. Çekingen bir adam. Gözlerinin kenarında ufacık buruşuklar. “Yoksa. yaşlandıkça biz akıllandığımız için bırakmayız. Senin aklın yetmiyor. ağzı ve çenesi hâlâ eski zampara. Hubuş az mı söyledi.. Bizde yedirecek para olmadığını da kestirecek kadar kurnazdır. Eğer karıyı dişine uygun bulmadmsa.. dedi. Öyle öfkelenmişti ki artık ihtiyatlı olmayı. Hepsine af verirler... Çelme 121 [Kemal Tahir takıp sendeletmişlerdi. burada başka makam. Gafil avlanmış...” diyordu. Sen delirdin mi?” deseydin.. yüz sene olsa dilenip ona bakacağım. Ama gözlerinin içi. Kapı tekrar açıldı. hiç kimseye fenalık etmediği ve beş paket Serkldoryan’ın bedelini her zaman ödeyebilecek kudrette olduğu halde. “Daha on iki sene cezamız oludğunu bu kaltak biliyor. Bir kere asla kerhaneye gitmeyeceğine dair kendisiyle bahse tutuşmuşlardı. Bu mümkün mü birader?” Yabani olmuştu..” Buna yakın bir acayip fikir. “Daha on iki sene günü var. “Fabrikada çalışan bütün kadınlar kötüdür. Öyleyse. “Mahpuslar.. Efendim. Karılar şaştılar.. Şakakları iyice kırçıl.” demiş.. Köylü cigarası kadar. Dinlemiyor. bunlara af. dikkatle.. erkekçe bakamamış. Sen çizgiyi yanlış çizdin.... şu anda Köylü cigarası pek lezzetli geliyordu. Tözey’in gözlerine de şu halde. Dışarı çıkar çıkmaz.. daha çıkmadan Tözey’le dost olmaya kalkıyor. Sana da yazık. Şeyhi şeyh eden mürididir. Bir kitapta.. Acaba hakikaten ruhu mu ihtiyarlıyordu? Bir akıllı ihtiyar “Gençliğimizdeki kusurlarımızı. Sonunda seni severse birbirinize kavuşamazsamz elin garibi mahpushanede veremden 122 [Karılar lKoçjuşu ölür.. Tepesinde saçlar pek seyrek. bir daha vermeyeceklermiş gibi. kapıyı kapatmayı bile düşünmedi: Ben sizden bıktım. Sen akıllı bir kansın. Ben o haltı yapamam... merhamet arama.. Yüzüne bile erkek gibi bakamıyor. “Buna ne mana vermeli? Benden sekiz sene fazla yatmış. aşağıda başka makam. onlardan intikam almak için olsun -daha Tözey’in 25 günü var.” Hacı Abdullah’ın meselesine ehemmiyet vermek budalalıktı. Kimseyi aldatmadığı. Belli bir şey bakamadık.. Öyleyse?..” Biraz sonra Ayşe Ana’nm Hacı Abdullah hakkında söylediklerini hatırladı. buraya kapatıp. Murat Bey aşağı.” diyor. en beşeri haklardan.. Gönlü olsun. “On iki sene değil. Hâlâ mı bu kepazelik?. Kendisini yavaş yavaş terk eden hakikatsiz kusurlar mıdır? İyi ama onlar da olmayınca hayat işte böyle. İyi vallaha.” dedik... 56 kendisini.yirmi beş gün eğlenmek imkanını Ayşe Ana’yı şaşırtacak şiddetle neden reddetti? Kalkıp yürümeye başladı. Murat Bey yukarı.. tatsız ve sıkıntı verici oluyor. Eskiden tanıdığı kadına para yedirecek kadar nasıl tutuluyor?” Birdenbire içi ürperdi. “Bakamamış değil. en tabii. Beni istemedi. Sana meseleyi anlattık. Kendisim bundan men etmişler. Tözey gibi bir zavallı kadının şaşırması için bu kadar düşünce elverir. Evvela acımıştır. Kendisini paralıyor. bıyıklan.. Neden? Çobanın gönlü olsa tekeden süt çıkarır. “Beni beğenmedi. hürriyetlerden mahrum edenleri düşünerek.” Bir cigara yaktı. hâlâ da hiçbir başkalık göremiyordu.

Buraya kesme karyola geliyor. Bir gün baştan ayağa. Ben mahpusum.. Tözey... yün şilteler geliyor.. gergin ve geniş karnıyla insafsız bir nefret. Yahut da ben ona bir fırsatta anlatırım. Seni şişmanlatacakmış..” Atalarımızın her hususta binici oldukları bu güzel ve zamparaca sözden de işte belli. Yağla balla besleyip. arzuyla bakarak dudaklarını öpmeli. kocaman kalçaları... şu anda. Yediklerini sordu. ayaklı. belki de hislerinde bu kadar tek taraflı ve oynak oldukları için serserilerle orospuları kitaplarına bir numaralı kahraman almayı pek seviyorlar. vallah billah karışmam. Tombul bilekli. orospularınız hep zengin olur.. Belki onları yazmak kolaydır. Ovanın bir ucunda güneş.. Fabrikacı Sıddık Efendi’nin oğludur.. sırtında yamçı. Demek ki paketler.. çarpuk burunlu kocaman ve öfkelenmeye ve ağlamaya hazır siyah gözlü bir yürek. Sonunda müddeiumumi muavinini bu mahpushanenin önünde bu Tözey Hanım bir güzel dövmüş. Olmaz dedim ya. “Var olmak veya yok olmak?” . Siz işi uzattınız. bunları geri mi götüreceğiz? Götüreceksin.. Şimdi anladın mı? Anladım. İpek gömlekler yapacak. elbette hakikaten seviyordu.. Ben bana gelirim. Tözey aşağıda ağlıyor mu hâlâ? Yere oturmuşsa yanaklarından tutup yavaşça kaldırmalı. Koca müddei bunun yatağında nasıl yattı? O müddeiumumi muavini idi.. İşte bu sebepten cigaraları almıyorum.... Ama görülüyor ki onlarla yaşamak... İhtiyar kadının arkasından... Sen. Ve üzerinden ince bir yağmur. merdivenden kayboluncaya kadar hiçbir şey düşünmeden.. Çattık belaya desene. Bak. Ben de kendisini seviyorum. Bunları ona gönderse havadan kapar... Elleri cebinde tekrar volta vurmaya girişti.. fakat içinin içinden memnun ve mağrur baktı. Bu iki korkunç hissin arasında. gözlerinin içine sevgiyle. Filintası eğerin yanma asılı. “Kısrağa dost gibi bakacak.” Sonra hep aynı hayal.. Sizin İstanbul’un hovarda âdeti böyleyse. düşman gibi bineceksin. bir muayyen devirden sonra bazı insanlar için pek zor. Öteki karılar duyarsa. Yalnız bu lafları Tözey’e gizliden 12? Otemal Tahir 57 söyleyeceksin. Allah razı olsun.. O anlar.. daha mahpusa girmeden evvel ben ona tutkundum... yattı. Ben şaştım. Karyolanı sordu.Bakacakmış. Ben Tözey’in karyolasında yatabilir miyim? Neden yatmayacakmışsm? Koca müddei bunun dostuydu. Başıma gelenler. Yedi adım boyu olan bu dört köşe odada böyle yürürken aklına hep aynı atasözü gelirdi: “Atın önünde yol duramaz. İmkanı var mı Ayşe Hanım?.. Bir güzel at. Ah bu orospular.. arkasına doğru -geldiği istikametegeçip gitmektedir. Sevgili Shakespe-are.. Kızıl süvari kadına gülümsedi. Haydi selam ederim. Dayaktan da korkarım.. bir 124 IKtmlar üioğuşu uzun şose. Hay yavrum. Yatağını sordu. Başında kalpak. Görür görmez sevdim. Üzerinde kendisi. Bir gün baştan ayağa yürek kesilirler. hemen sonunda içine düştüğü acıklı unutkanlık vardır. sonrasını artık sen düşün. sana gel. Ayşe Ana’nm göğsünde bir daha gelmemiş olsalardı kederlenecekti.. Elli. Sen haydi git.. Çok teşekkür ederim. ayağında çizmeler. Kendisine söyle. Şu Malatya’nın en zengin evladı. kuzusunu kaybetmiş bir koyunun ilk duyduğu ölesiye hasretle.. nefret ve usanç olmuşlardır. Tözey Hanım’a benden selam et. ya-tamam. Ayşe Hanı-m’ın göğsünden bedbaht cigara kutularını tekrar çıkarmaya davrandığını görünce artık kaşlarını çattı. Romantikler ve küçük burjuva muharrirleri. Alay mı ediyoruz. Ben o herife benziyor muyum? Seni döver diye mi korkuyorsun? Öl dediğin yerde ölüyor. Görmediğim işleri gördüm. Kimin mahkemeye işi düşse Tözey’e yalvarırdı da. Daha doğrusu buradan geçerken.. Ben şişmanlayamam. Sana elbiseler yapacak. Şimdi. işini gör-dürüverirdi.

Benim yüreğim parçalandı.. kapıda bekliyor. İki laf söylersin.. Karıya yazık beyim. hayretle yüzüne baktı: Bey. Lim-berg’de çekilirken dövüşürsünüz. bugünü kendi kendimize yalancıktan öfkelenerek zevkle yaşayamayacaktık. Gene de. Bilmem. Sonra. bunun gibi. “Murat Bey bana fenalık etti. Ben “Yalan” dedim. bundan daha manalı ve daha manasız bir sürü sualler buluruz. Ağlıyor beyim. Bugün de küçük kıza beş lira vermişsin. Ne olmuş? Ne olmuş? Sen ona kötü söylemişsin. Stalingrad’ı kurtardıktan sonra. Ben ne yapayım? Şimdi. Zarar yok. Karı kısmına yazık beyim. Benim haberim var. Yazıktır. Sen gaddarmışsm. Tamam..diye pek mühim bir mesele yok efendim.. Hep lafı döndürüp sana getiriyordu. sen ne yaptın? Ne yapmışım? Hayrola. Hanım bana kendi söyledi... Kaç kere soguklan-dın.. Ne demişim? Bilmem.” dedim. Hatta “Var olmak veya yok olmak?” diye artık soramamaktadır. Cevaplarız. “Bir zaman ‘Hanımla araları iyi imiş. Kız sana yün alıvermiş. Sonra Sıdı-ka’yı tutturdu. Dinyeper ve Petrovsk’ta barajı havaya uçururken gözleriniz yaşarır. Orospuya da yazık. Biz seni yumuşak yürekli bilirdik. “Beş dakika gelsin de sonra hiç gelmesin. Biz.. Vallaha bey. Yalan olur mu? Yazık bizim Tözey’e. Moskova’yı adam gibi müdafaa edip.. merakla. Nerdesin sabahtan beri?... “Var olmaktan istifade ederek düşmanın sırtına biner.” dedi.. Karılar öyle bakıyorlar. Kendi kendine söylenme. Ne dedi? “Ben Murat’ı seviyorum” mu dedi? Önce öyle söylemedi. “Yalan” dedim. Ayşe karı mı söyledi? Ayşe karı bir şey söylemedi.. Ulan Kürt. Bir de bu eksik. Tayına Sefer.. Töbe.” diye yalvarıyor.. Olanlardan haberin var mı? Biliyorum..... Sana ben laf mı öğreteceğim? Sen dünyayı dinletiyorsun. daima. Yok olmak. Ama var olmaya gelince. tenhâ kalınca onunla konuşuruz.... Dört yüz seneden beri keşke yaşamakta olaydınız.. Yalandan olsa bir laf ediver..... Deli olmuş. anavatan toprağını ileriye doğru geçersiniz. . Yalandır.. Sonra başgardiyanın kızından laf açtı. Gel bakalım topal ağa... Şüpheleniyor... Yazıktır.. kendisinden orospu olmaz. “Öyleyse neden işiyle uğraşıyor? Avu* 126 UCarüar ^Koğuşu kat tutmuş.. bir harp gemisinin sintinesinde ölmüş olsaydık. Ne biliyorsun bakalım? Bu karı sana tutulmuş beyim.. Yazıktır.” diyor.. Var olmak şu cihetten de pek iyidir ki azizim Mister Shakespeare. paltonu almadan demirlerin önüne koşarsın. Dört sene evvel. Karı kısmı. Nereden anladın? Bana kendisi söyledi. Ne olacak? Görüşürsünüz beyim. Tözey ağlıyor.... Mahpushanede olarak. Sizin Tözey mi? J2S ZKemal amiv Elbette bizim Tözey. Siz bugün dayak istiyorsunuz reziller. Var olmakta. Ne yapayım? Şuraya kadar adam inivermez mi? Bu mahpushanede en rezil herif çagırsa yataktan kalkar gidersin.. Ne söyleyecek? 58 Hiç.. vekâletname parasını vermiş.

Tabii size yardım edeceğiz. azametli adımlarla merdivenleri indi. Birisi aşağıdan sormuş. dedi. Bundan sonra hep o cigaradan içeceksiniz. yumurta pişirtmek. Tokadı çarparım..Artık ben o kadarım bilmem.. Ayşe Ana. Bir fısıltıdan sonra kapı açıldı. Burada ne oluyor kuzum? 128 ZKarüar Oioijuşu Burada mı? Ben sizin kadar insafsız adam görmedim. Bilse dişini sıkar da sevmeyiverir... nazlandığını fark ederek utandı. ¦. insan insana kavuşur. Bu sevmek değil yavrum. Bizi utandırıyorsunuz. Buyrun efendim. İstanbullu.. kurşunî yağlıboya ile boyanmış kanat. Herif devenin üzerinde leblebi unu yiyormuş. Arkasında insan olmadığı zannını veren silik ve lisanı belirsiz bir ses. Günahtır..... 127 \Kemal Tahir Kanlar koğuşunun kapısına yaklaştığı zaman. eski hovarda günlerini hatırlatan lezzetli bir işaret verdi.. Aldırma. acayip bir rahatsızlık duydu. Dünya bir rüzgar vesselam. tamamıyla başka şeyler düşünerek dışarıya bakıyorlardı. Şimdi.. Gönlünü al fukaranın. gizli ve fena bir iş yapacakmış gibi ürküyordu.. alt dudağını ümitsizce ısırmak oldu ve alışık bir hareketle elini uzatarak.. Saçlarını.. arsızlık... Bizim bir sürü kusurumuz oldu.. Seni seviyor. haydi aşağı inelim. Cigaraları alacaksınız. Dağ dağa kavuşmaz. Adam. zerre kadar değişmediği halde. bir düğme diktirmek... Karı kısmında akıl n’arasm beyim... Tözey bir kırmızı ipek entari giymişti. Bir de fazladan ci-gara gönderiyorsunuz.. Ben hiçbir şey anlamıyorum ki. Karıların yattığı odanın aralık duran kapısını çekip tenhalığı temin etti. İstanbullu. Aptallık elbet... Bu rüzgar da.. Aduş’un anasının sesi.. “Rüzgar böyle eserse: Hiç. Böyle sevmek mi olur? Sevmek böyle olur beyim... Deminden beri şımardığını. su istemek. Gözünün birini Halep çıbanı mahvetmiş olan ihtiyar kadın. Şuna iki laf söyle. palavracılıkla hızlı hızlı vurdu. ağlamak ona hiç yaraşmıyor. Akıllı bir bok olsa. hele Hanım idama mahkum edildi edileli kapıyı her aralık buluşta teselli etmek için hiç çekinmeden uğradığı bir yerdi. Açın şunu.. O zaman başka.Yalandan ne çıkar Sefer? Bu iş aptallık. istida yazacakmış gibi görünmek için eline bir kağıt almadığına pişman oldu.. Sefer’in omzuna yumuğunu yavaşça vurarak ağır.. İstanbul’da ben büyük cezaya mahkum olsam. günah mı? Bir de aklın erer gibi “seviyor” deme. şaşkın çocuk gözleriyle. kendini suçlu gibi.. “Ne yiyorsun birader?” Devedeki eliyle işaret etmiş. Adam.. . adamı neden sevdiğini bilmez ki. siz de bir aylığına mahpus gelseniz bana cigara yollarsanız kabul etmeyecek miyim? Dünya bu. Siz burada misafir sayılırsınız. İlk hareketi... Siz beni öldürecek misiniz? Kabahat sizde. mendil 59 ve çamaşır yıkatmak. kendisini büsbütün matruş bir delikanlıya benzetiyordu. Bütün büyük burunlu kadınlarda olduğu gibi... üç tane Kürt durmuş. Halbuki karılar koğuşu. her günkünün aksine dikkatle taramıştı.. Essin beyim.. parmaklarıyla saçlannı düzeltti. işte sever. kimbilir daha ne kadar zaman böyle esecek. Benim on iki sene cezam var... sağlam gözüyle.” Bizim iş de böyle devam ederse Tözey’in emeği hiç demektir. Kapıyı bu histen gelen. kocaman pabuçlarını sürükleyerek geldi. Asıl mahpushanenin demir parmaklıkları önünde. bir sökük. benim karı. diye seslendi. Kim o? diye sordu. Bahçe kapısından dışarıya: Baksana. başka herife kaçar mı? Bunlar hep aptal.

Canınız rakı isterse onbaşı getirsin. Belli ki sevgisinden maddi bir parça veriyordu... Evlensin. Orası umurumda değil. Benim daha on iki sene cezam var. “Hanimi asarlar mı evvela?” diye sorarken. Siz ne biçim adamsınız? Sesini alçaktı....” diyor. İncecik. Böyle dedimdi. Teşekkür ederim. O da işte öyle bir yol tutturmuş gidiyor” dedim. Size yarın çiğköfte yapacağım. 60 Güle güle efendim. Onu giymelisiniz.. Hayır. Yemin verdirdi. Müsaade ederseniz ben de size kahve alacağım. Karı bir büyük ev satın almış.. Sizin yüzünüzden bir saattir ağlıyorum... İftira mı bu? iftira olur mu? İltifat.. ortalık bir düzelse onlara gökten af gelir.. şaşılacak. Hem bu nasıl ceket. halbuysa.. bir durup kötülüğünü anlattı. Gülünecek bir iş canım.. Keşke sizi dünyada hiç kimse be-genmese. İçmiyorum. Eplemeli’ye bakma. sahibini tanır. Siz de kendinizi hırpaniliğe vurmuşsunuz. Şahap’ı artık bıraktın mı?” diye sordum. Sana acıyor.. Kahpelik bir kötü zanaat. fidan gibi. “Bıraktım” dedi.. İki evliyim.” diyerek acıdı. Az kalsın İbrahim’le birbirimizi vuracaktık.. kimseye muhtaç değil.. “Meraklanma.. Beş dakika sonra Hacı Abdullah biraz yorgun fakat pek neşeli geldi. Bana müsaade.. “Fukara mı bu?” dedi. Şahap’m bir durup iyiliğini anlattı. Başka ceketi de var. Şu halde arkadaşlarınız beni beğenmediler mi? 129 iKemal Hahir Umurumda bile değil. Size galiba yalan söylediler. “Çocuk ne arıyor kız. Müsaade etmiyorum. “Çocuğu var mı?” diye sordu.. Gelecek ziyaret günü sakın Köylü cigarasıyla görmeyeyim.. Para canlısıdır orospu.. Belli.. Size ne gönderirsem kabul edeceksiniz. Hem de bir evli sanmayın. Bu orospu milletinin hali. Benim elime düştüğü zaman bu Eple-meli güzel kızdı bey. “Cezası da ne kadar çok.. Ceketinin yamasına dikkat etmiş. Doğru..İşte gördünüz mü? Duvara omzunu dayamıştı. On senelik dost mu olur? Adam usanır. Seni ona evli söylemişler.. çaresizlik içinde gülümsedi: Allah razı olsun.. Orospu utu-nuyor. Kazandığına emindi ki mahsustan somurtuyordu. Öğle yemeği hazırlamayın. “İyi öyleyse. Hacı Abdullah acemi acemi yalan söylediği için konuşurken gözlerini Istanbullu’dan kaçırdı: “Kız. akıl ermez bir haldi. ne zengin.. Yürekli bir kızdır bu Tözey beyim. İstanbullu. Herkes size “Murat Bey. Yoksa benim suratıma çarpmış olursunuz. Bir bakan.. Tözey’le sabahtan beri (!) pencerede doyasıya konuşmuştu. Hem böyle şişman değildi. onlar siyasi. Arkadaşlanmm yanında yerin dibine geçtim. bir lafı bir lafını asla tutmuyordu.. gurbette olduğunda. Eğer yandığım aklında tutsa iş ırağa varır. Orospu değil mi beyim. gazete okur.. Kerhanede emsali yoktur. Gelelim orospuya. Gülüverdi. kaç sene geçerse geçsin.. Seferin gözleri yaşardı. Nasıl iyi demiş miyim? İyi demişsin. Ben bu karıyı evde bir ay oturttum. getir paketleri.”. Ne halt etsin Hacı. Sonra tersyüz edilmiş. Ayşe Ana.. Hayvandan beter. Lakin kılığa kıyafete kulak asmaz.. Bir seneye varmaz evlenecekmiş.. Senin siyasi işlere aklın ermez. Köpek. iki gün görmese unutur. Ayşe Hanım’m uzattığı cigaraları adeta minnetle takdim etti.. lafı senin 130 \Karwr IKoğuşu üzerine getirdi. Anlıyorum. Yazı yazar. Bir isteğiniz olursa Seferle haber yollayın... Başka elbiseniz yok mu? Var. Pek fukara deseydin. herif daha evlenmemiş” dedim. Kollan yamalı. dedim. Şahap’m mektuplarına cevap vermemiş. Evli imişsiniz? Evet. bir daha bakardı. Epleme-li’yi konuştuk.. şurada gülüveriyor.” dedim. Sonunda ben birisini . Garip olduğundan. Şurada ağlarken. Hiç denilir mi? “Ne fakir.

... Tözey Eplemeli’den küçüktür beyim. Bu havaim Uiemal Tahir da karıyla yatılmaz. Yarın öğleye çigköfte ısmarladım.. cami gibi inliyor.. güneş başka.” dedi. Etimi büker.” Burada vazife diye anılan kuş da fevkalade mukaddesti. Yanıyorum ben. Bana-zılılar iyi bilir. Korkuyorum üzümden evvel Vahap’ı yitirmeye. Yaşı küçüktü de polis dairesi yaşını büyüttü. Kışın nasıl adamın vücuduna elbiseden soğuk geçmezse. Eskiden böyle söylemezdin.. Herkes bu dünyada “Gözlerini kapayıp vazifesini yapıyordu.. Kan milleti zaten rezil. Ulan şu doktorlarda hiç insaf yoktur. Tözey’in kendisine yapacağı çiğköftenin parasını yemek arkadaşından alması doğrusu pek güzel bir işti.. Güneş yakmaz. Karının böylesi pek makbuldür... “Yeter” dedi.. bağlarda sürttüm. Onun da canı var. Bu yürekli karı. erkeği olsun.. Babası bize vermez..” dedim. Karı o zaman on iki ... hamam yapar mısın?” Şu karı milleti.. Hele otur Vahap Çavuş. “Otur oturduğun yerde. Gerek ki sen şikayet etmeyesin. Hatırlı karı. Gayrı biz bu kızı güdüyoruz. İstanbullu hâlâ gülümsüyordu. “Başımın üstüne. “Yeter mi? Yetmezse daha vereyim.... “Aman tenhada yakalasam şunu. Bir 61 arabacının gitgide kendisini hiç zorlamadan. Münevver geçecek mi bakalım...” dedim. Gardiyan Vahap Çavuş’un üzerinde..” diye suratımı asarım.. öyle tabii bir zanaatkarlık insiyakı vücuda getirmişti. Ya sıcak. Bu sıcak üzümleri yetiştirecek.. Sen sevda çekmeyi bilir misin? Tözey çok mu sevda çekmiş? Çok.. Eplemeli Ayşe yüreksizdir. onlardaki iyi ve kötü tarafları bir bakışta görmesi ne kadar tabii ise ve bu tabiilik. çok sevda çekmek göçertir.. Yirmi seneden fazla. Ben sıcaktan hazzetmiyorum. Haydi. Öyle güldüm. Dur.. içtimai iş bölümünden geliyorsa. Haydi aşağı inelim. İki buçuk lira verdim. Dedim ya. Yaz günü.” diye nara vurduğum zaman Banazı. “Bu da nasıl gâvur köyü I Beni yârdan ayırdılar. Sebebi. Ben haftada bir uğrarım. insanoğlu böyledir.. bir don bir gömlek vardı... Daha büyük gösteriyor. “Size bir çigköfte yapayım da yersiniz. Bakalım biz... “Tavuk güdülmez” derler... demek ki. Çok içiyoruz. Sıcaktan korkuma eve de gitmiyorum beyim. Niye güldün beyim? Yok bir şey. Eplemeli domuzu “Yetmez” derdi. yazın da sıcak geçmez... Haftada bir uğruyorsun. “Ocağa su koyayım mı. On dört yaşındaki çocuğa sen yirmi iki raporunu nasıl verdin gavur herif? O zaman Tözey kerhanede miydi? Daha düşmemişti. bağı bırakıp seğirtiyorum.... Eskiden başka oluyor sahi. Gözünün tok olduğu belli bir şey.. on dört senedir orospuluk etmek de Tözey’de. ibrahim kızı bir yere oynatmaya götürmüş. ne sebebe uğrarız.. Bizim niyetimiz çamaşır değiştirmek. Banazı üzüm memleketi.vurdum. Güneş nedir? Güneş Allah’ın kurallarına bir lütfü. Va-hap kopuktur. Devriye basıp kerhaneye attı.. Karıyı olsun... gelip geçen arabalara zanaatkar gözüyle bakması. Erbabı tavuğu da güder.. Taşı havaya atıp başımı akma tuttuğum sıralar. TU \Kemal Ta/ıir Büyük gösterir. Kekliği de.. Sıcak başka.. firara düştüm. Kuvvetli elektrik ışığının altında göğsündeki kıllar terden gümüş gibi parlıyordu.” derdin. Sıcak bir bela beyim. İlkbaharda hiç yanıp yakıldığımı Rabbim duymuş mu benim? Sen Banazılısm çavuş. Kış geldi mi soğuktan şikayet ederiz. Kulak verme. Koyun gibi suratıma bakar. pek yürekli bir karı ve de kabadayı. Sizin orada karılar ekin biçerken sıkı giyinmezler mi? Sıkı giyerler. unutmayayım. Dünya güzeli idi. Nerde saz teli zmgırdasa. Dağlarda.. “Dost yoluna post gitsin” diyenlerden. Ben öleceğim..... 6 Bey ceketi neden çıkarmadın? Çıkarmak daha fena... Biz bunu kaçırdık bey.

İki aydır ne 135 Oiemıâ Tahir gecem gece. Kıza yalvarmaktan başka çare kalmadı.. Babası... Desene ki bizde bu hovardalık mübarekten kalma. Falancanın karısı doğuracak. bir tencereye yoğurt kurdu...... karıyı bizim köyden başka yerde hiç çalıştırmazlar.. O kıyamette kızı yallah sırtladım. Vay canına. Ayşe Ana’mızı öptüğü zaman kız yedi yaşındaymış. sonunda razı olur.. kız karıya.. bu Türk milleti neden uçkur derdine müpteladır. Bir gün baktım ki el kadar çocuğa tutulmuşuz.. Alevi olsun. Korkuyor. bizde dul ka-n bulamazsın. Yavaş yavaş adama alıştı. Kız kısmı şeytan olur beyim. adam hitamında yorulur... Kardeşi kansma yalvaracağız.. Karının gözü kurumadan. Artık Allahsız yerlerde insansız yerlerde konuşuyoruz. Otuz...” işte böyle beyim.. Fena değil. Aman kız dogursa da oğluma alıversem diyenler kıyamet gibi.. Koca lafını açınca saçından sakalından başlıyormuş.. “El bir verirse ben on vereceğim... Hani herif ölür de inşallah bir körpe oğlana düşerim diyerek. O sebeple bizim köye hariç köyler kız vermez. başka çare yok. . Allah kulak asmadı. Senin gibi beylere. ben sana eller gibi çıkrık mı eğirtecegim. Megersem. Hem de kızı başkası almaya kalkarsa şart olsun öldürürüm. kağıdı da koydu. Kız. Fena olur mu? O sebepten bizim karılar hiç kocamaz.. biz ekmekten. Dua ettiler. Hiç imanı yok. Suyu. Bir çare. sonra öğrendim. Ümidi var besbelli.. it gibi evinin etrafını geziyorum. çıkar şu kardeş lafını aradan. Hacı Emir bizim köyün padişahıdır beyim. Öteki. Ayran çalkadı içirdi. Kabilemiz çok ama tutkunluk yok... Tevekkeli diyorum.. Babasına anasına yedirdi....” dedi.. Bir gecede Malatya’ya getirdim. “Para” diyerek Banazılı harcar gezer. “Kardeşim” diyerek bize kurt kıraati okumaya girişti.. Fena değil. Hem de dul karı ergen delikanlıya düşer de keyifle yaşar. üzümü sağlam olduğundan bizim köylüler de durmadan karılara oğlan 62 doğurturlar. bizim kunduramıza kum tanesi girdi. Ben sana hizmet mi gördürürüm. Hiç niyetli görünmüyor.. havası. “Benimle evlenir misin?” derdim de başını şu yana çevirip gülüverirdi. Ben senin neden kardeşin olurmuşum? Seni anam mı doğurdu?” dedimse de faydasız. Gitti ağzını aradı.. harp görmüş. Hiç böyle memleket görülmüş mü. içine iki topak yağ attı... o da bize eşek cilvesi yaparmış. Hele erkek meselesine dokuz yaşında aklı erer. Ben bunu her yerde böyle gördüm beyim. mal gibi bir şey... İnanırım... çok adam tanıdım. Ev itine hoş hoş olmaz. Ben çok gurbet gezdim.” diye mahsustan çıkışıyorum... birisine varıverir.. aştan kesildik... Doğrusu bu. Bizim peder de Balkan Harbi’nde ölmüş. O sıra. Atıp üfürüyorum. Bu Malatya’da Kürt olsun. Herkes oldu bir Hacı Emir Ağa. Metelik etmez. Babası esti. Sen ötekini anlat. Dünyayı bize getiren Şeyh Osman bizim kaynata olacağı mümkünü yok.. Her tarafta uçkur peşrevi. Her vakit evlerine gidiyor.. Tevekkeli.... Eline iki mecidiye sıkıştırdım.yaşında var yok. kuru lafa kulak asar bir herif değil.. İşte bu kadar hükümlü bir herif. Gördüğüm yerde “Ulan eşek.. “Kız.. Kızın arkasındayım. sola büküldüm. Peygamberimiz.” dedim.. Uzatmayalım. “Kız. ne gündüzüm gündüz... Nihayet anamı yolladım. Türk olsun. Anla artık. Banazı horozsuz kümese döndü.. Sağa büküldüm... yedi-reyim de gönülleriyle versinler. Hacı Emir Ağa bir katil meselesinden hapse girmez mi? Tamam. Ben de artık başladım. Ben bunu böyle gördüm..... tarla alıp satar. Kağıtları ufak ufak kesse de üstüne mührünü bassa. Şeyh Osman’a bir kağıt yaptırdık. Peşinde çok dolaştın mı. Bir seferinde “Allah’ın yazdığına ne diyelim. kaymakamlara hizmet ettim.. Gelin uzaktan bize de akraba sayılıyor. Seni karşıma erkek gibi oturtacağım da seyrine bakacağım rezil. Arkasını da bir parça Emir’e dayamış. Bizim Banazı cenabet bir yerdir.. “Kağıt yaptır.. yola yatıramadı. Seferberlik artığı. Kulağım çmlasa ‘Hacı Vahap beni konuşuyor’ desem çınlama kesiliyor. Faydasız. Karı kısmı.... kırk mecidiye saydık. Bir kere tenhada yolunu çevirdim. Anamı bir daha yolladım.. Gerdek gecesi dilekler kabul olur diye evlenenlere yalvardık. Yavrum bir çare. Koşmak iyi değil beyim. Töbeler töbe-si..... eşkıyalık etmiş. İstersen gül beyim. Al sana bir bela.” demez mi? Vay senin dillerine Hacı Vahap kurban ola. karısı kıt bir memleket. derken biz yavrunun arkasındayız. Bu takibin sonundaki yorgunm odurlar öioğuşu luk da tutulmak. Ben erkeğe. Tabii akrabası.

. Kütükleri budayamıyorum...” dediler. Artık eniştesine mi söyledi ne halt etti.. Hatırlı adam. Vahap Çavuş vazifesini hatırlamış olacak ki. Konuşup gülüşüyorlar. Diliniz tatlıdır. Siz istanbullular adamcıl olursunuz... Ben usulü erkânı onun yanında öğrendim bey. Karı da bir çocuk doğurmuş... zayıf vücudunu gerdi. Adamı adam eder.. Başgardiyan dik dik bağırıyordu.. Demek ki Hak Teâlâ. Hele bir marifeti var. Tere batmışım... “Vay eyvah. iki inek verdik. Tabii arkalarında oturuyorum. Oldu şehirli karısı. Zile kaymakamı beni emirber aldı. Tam on sekiz sene evvel Zile Kaymakamı Mahmut Bey. Şimdi köye bir türlü alışamıyor. “Geldim...” demeye başladık... Bunlar ne demek? Yoksa niyeti bozdun mu çavuş? Ahir ömrümüzde bey. Alış-masa da artık gönlümüz geçmiş.. Elimi kulağıma yerleştirdim. Kaymakam da senin gibi İstanbullu. geberir. Yahu sen kağıdı bana mı yaptın. Bereket askersin 63 dediler. dört beş tane hanım. bir saat.... Lakin tozdan dumandan Vahap ferman dinliyor mu? Çaresiz bir bağ verdik.. Böyle sıcak bir gece. “Artık sen git yat oğlum.” diye bağırarak kapıya atıldı. “Ulan bir karıya kan değerindeki bağ verilir mi? Canın cehenneme gide Şeyh Osman. Zahir oynaktırlar da gülü gülüverirler. ben hizmet ediyorum.. biz şehir kaldırımı çiğnemişiz. Bizi jandarmaya ayırmışlar.. Derken Kaymakam beni methetmeye başladı.. Malum ya. O da benim sesime vurgundu. IJ6 LKanlar [JCoçjıışu Akim başına gelmiştir Vahap Çavuş. Sonunda tezkereyi alınca Banazı bana dar geldi. “Yeşil kurbağalar” diye var kuvvetimle çıktım. İstanbul’dan. evden. doğruldu. Hele bir marifeti.. Bir ay sonra. Evi Malatya’ya taşıdım. kanun belledik. Pusula çıkmış emsalimize. O zaman para pahalı sekiz yüz mecidiye.. “Şunu satayım da karı sen beni elinle ever” diyorum. Sonunda da “Haydi. Dur bakalım o ne? 128 [Kanlar ZKapşı Aşağıda bir iş oldu? Kulak kabarttılar. Üzüm kıramıyorum. biz başlayalım dedik. Baktım türkü söylememizi methedecek. Yemekten sonra beyler içiyor. Karı.. Bir ayda verem olur. Sen ne halt ettin oğlum.. erkek kısmı. koyuverme.” dedi.. Öyledir. Belki tanırsın beyim. Açıkgöz diyerek.. hırsızlık bilmez. Bizim yanıklığımız o çeşit devam etse. haşa huzurundan. sarhoş ve de şoför. Namusludur. Kaymakam bey söylemeden. Neden bilmem... Sapa yerde. Tanımıyorum.. al bakalım sizin havalardan Vahap.. Cilveli karıyı bir kere tattın mı.. sırtımı yumrukluyor. Sevdanın dermanı da bıkkınlık. itfaiyeye girdim.. Ben o zaman mektepteydim. Karıları bir gülme tuttu.. İkinci türküden sonra kaymakam. Şehre alışmışım.gürledi. O zaman böyle soyadı falan yoktu. Yangın otomobilini sürüyor.. Sesimin kuvvetine bir kere “Allah” diyerek sıçradılar. İyi demiş. Baktım olmayacak.. Ne olacak? Bir bağ var. öteki de karnında. Ulan. her illete bir derman halk etmiş. dinlen. Şehirde bir ev tuttuk. Ben kesmedim. Bizi Zile’ye verdiler. Ben eskiden eşek gibiydim. Jandarmalıkta okuma belledik. Bir iki ay sonra biz tok eşeğe döndük. kızın babasına mı yaptın? Bu ne iş?” Beyim. Oturdum. Sizin İstanbul karıları beyim. tanımazsın. Karının tümseğini üstümüze yıktılar. Bağ depemiyorum. Derken muhasebecinin gözüne girmeyelim mi? Köpoğlu bir kaynı var. Jandarmahk iyidir beyim. term [Kemal Tahtr biye iktizası. Evet. Akrabaları imişler.” diyecek. iki sene sonra bizi itfaiye çavuşu yaptılar. çok güler. Karınlan yırtılacak. Kaymakam bey. Biz vurduk onunla kopukluğa.. bir Malatya’nın ateşim söndüren herifin karısı oldum diyerek başladı kurulmaya. Sizin İstanbullular Anadolu havalarına müptela olurlar beyim. Bağırıyorum.. karı milleti bahtsız bir millet. Hem de iki taraflı geldi beyim...... “Şuraya otur da. şöyle kurttur. içiyorlar. Gayrı yüreğim oynamaz oldu. boğulacağım. Umum İstanbul karısı oynaktır. Şöyle arslandır. . O gece onları güldürdüm. Belediye memuru olduk. bir gün kaymakam beyin misafirleri geldi. Hiç unutmam. yataktan çıkmaz..

.. “Eşşeoğlu eşek” sözüne ve tokata neden kızmadığı. Vahap Çavuş’un oğlu -fabrikada çalışan.. bir lüks lambasını sallayarak odaya girdi: Murat Bey. izinli günümüzde şöyle dolaşıyoruz.. ayı ikiye bölmek elvermez. zeytinyağlarının yarısını. Hatır saymayalım mı? Kızcağız mahpus olmakla. Rica ederim. İki kişi gelmişti. Durun dedim. şekerlerin yarısını. Müzekkere vereceğim. Şimdi bağı satıp kendisi de evlenecek. Yarın bölük kumandanına gideceğim. Bilirler ama söylemezler. Kahve oşturdu.. Hele ikisi. Ana-kız bir olurlar. Sen yarın çocukları şikayet edersen. Sana söylemedim mi? Üstüme iyilik sağlık.. Beni odaya aldı. Ben jandarmalık etmiş adamım.Zaten dahiliye nazırı ile aramız yok.. Muavin işe bakmaz. şunu söyle diyor.. evdeki yıpranmış karıya da yazık. Umumu uyuyor. Kime gelmiş dersin. Kimdi Allasen? Evvela ne oluğunu söyle.... bir cigara yaktı. Biz.. Bana radyo.. Karılar koğuşunun avlusuna bir erkek girmiş. Tözey on beş gün sonra çıkıyor. 140 IKarûar ötoğuşa Aman beyim. Başka kim var? Beş. Pezevenk çatladı mı? Başka bir karıya gelmiştir. Ben yarın müddeiumumi beye gider söylerim. O Eplemeli olacak rezil!.... altı karı var. Jandarma ise bellidir. Vazife esnasında yan çizmiyor musun? Senin vazifen izinli günü eve gitmektir... Git şunu.. kabara çivisi vardır. Parayla yapılsa tamam on . Tüfeklerine alsalar haberleri olmayacak. Ölüyü diriltecek kudrette bir mucize. Jandarmaların postallarında nalça. Hele itfaiye çavuşu üniformasıyla.. Geçen akşam gittim beyim.. Vay bana bir iltifat bir ilifat.. Beni öldürürler. Canım.. Onbaşı dersen bütün serseri. Bir taraftan da.. Öteki kızlar da etrafı çevirdiler. İnci yok mu? Çingene karısı inci. müdür işe bakmaz.. Tözey yalvarıyor. Beş tane çocuğu vardı. lambanın içine kıvrık imbikli tenekeden ispirto akıtmış. izleri arayacağız. O bağırdı. Jandarma ise mutlak eski mahpuslardan birisine gelmiştir. Ayşe karı bir hastalık tutturmuş.... pek uzun boyuyla. ben de yengeye bir mektup yazarım. hastalıklı gözleri asabiyetle büsbütün küçülmüş. istanbullu kendi kendine azap vermek için.. Başgardiyan Mahmut Efendi. kurnaz ve haysiyetsiz olduğu anlaşılıyor. kadınların erkeklerden iki kere bedbaht olduğunu düşüne düşüne.. Silahı bırakmışlar da mahalleye zamparalığa gitmişler. sabun kalıplarını aşağıya götürdüğünü söylerim.. Mutlaka Tözey’in hovardalarından birisidir.. Ben boş attım dolu tuttum.. Tözey’e mi? Zannetmem... Hayrola. Yahu siz benim ekmeğimle mi oynuyorsunuz. Şaka mı bu? Aman ev duymasın. gramofon alıverdiler. sen gerek ki zamparalığa kızmayasın.. İyi ama. Nöbetçileri sabaha kadar kontrol ediyorum.. Kırdığın cevizleri bir bir anlatırım. Karanlıkta ümit bulamadım. Eve hırsız mı girdi? Nerden biliyorsun? Yoksa haberin var mı? Haberim var elbette. Eplemeli Ayşe serenca-mını. Va-hap’ın kaymakam beye peşinen yeşil kurbağalar şarkısını var kuvvetiyle okuyuşu gözünün önüne geldiğinde kesik kesik gülüyordu. Millettin neden yügm. Alacağı kıza da.kendisini müdafaa edecek kabiliyeti bu kadınla bu erkek arasında nasıl bulsun? Bir mucize ister. pamuğa ıslatıp tutuşturmuştu. korkak.. Yetişemedik.. biz vazife esnasında yan çizmiyoruz ki... Kulübelere uzanıp uyuyorlar..... Başgardiyan dert yanıyordu: Biz nereye düştük? İt ahırına düştük. Ne diyorsun? W ZKemal iakir Bir erkek girmiş. Başefendi... üçü tam serseri.İstanbullu bugünkü şartlar içinde. yak şunu. Hem de parmağından su akıtmak. Aptesane penceresine tırmanmış. Kızını geçen sene evlendirmiş. Bu zavallıyı bir de evinde görmeli... dedi. Ayşe kaltağı anahtarı bulamadı. Rakı çıkardılar.. çok güzel ve çok aptal 64 bir çocuk. Derhal kovaladı. Gördün mü kılıbık?. Bahçeye çıktım..

. Lamba tamamıyla yanınca eline aldı. Bir jandarmanın. ambann anahtarı üzerimde. Kan değil mi. Şu çingene karısı mı? Bir Çingene karısının lafıyla. Karılara zampara geldi zampara! diye hırıldadı. Ramazanda oruç yemez.. karılar koğuşuna girdiler. Gördün mü? istanbullu ağır hareketlerle lambayı pompalıyordu..... 65 Öyle denmez! “Cezaevinde işim var.. bizim muavin gibi eşeklerin harcı. Bir taraftan pompayı basarken bir taraftan. bu namus meselesi.. belki de bizzat Aziz Onbaşı’nm. inandı. İfadeni birazdan alacağım. “Hayır buradan kimse inip çıkmadı... İzin aldıysa. kanun cezasını verir. Yahu.. Aziz Onbaşı heyecanla içeri girdi: Ne olmuş Mahmut Efendi? Başgardiyan gülmesini birdenbire keserek çıkıştı: Bir de “Ne olmuş” dersin. karılar koğuşu avlusunu... duvarın köşesiyle helanın penceresine kadar pençeleri kabaralı.. duvardan aşıp karı koğuşunu basmışlar. Senin de zabıt varakan sökmez. helanın penceresine asılmış. Kim söyledi? İnci söyledi.. nöbet mahalline koştum. Fanilaya birdenbire gaz yürüdü. orada mutfağın penceresinden faydalanarak aşağı indiği.. Ben zabıt tutayım da siz de kendinizi kurtarın. Herhalde . Hepimizi bu sefer asarlar... Şerefli askerliğim üzerine yemin ederim... İstersen burada kal başefendi dierek Eplemeli ceketime sarıldı. Hanım bizi sayar...” dedim.. Karı dalgasını bilmez misin? Birisine kalbi egrilmiştir. Üçü birden. topuğu nalçalı bir çift kundura gelip gitmişti. Aklı eriyor mu şuna bakın?... Bir sivildir... Sivilmiş... “Tözey’in dostu gelmiştir. Bu mahsustan suçu jandarmaya yükletmek isteyen bir meslek düşmanıdır.. Aşk olsun Mahmut Efendi. kendi kendine. Gelen her kimse helanın penceresinde sevgilisiyle konuşuyordu. Hanım kaçmaz Mahmut Efendi. meydandaydı. Gazyağı kilitli. Benim işim kanunla. Jandarma mesleğine leke sürüyorsun.. imdi elektrikler sönse. dedi. Yazarım müzekkereyi. adeta hiç hazır olmadığı öfkelendirici bir kıskançlık duyuyordu. Koğuşlara amba vermek lazım. Yemin ederim. Şahit nerede? istanbullu... Zam142 ZKanlar Diofişa paranın jandarma olduğundan şüphe etmenin artık imkanı kalmadığı halde... Cuma namazlarına gider. îhsan’ı bilirsin. Sen zabıt tut.. Duyar duymaz.” diyerek yemin etti... çivileri düşünürde çorapla iner. erkeklerin avlusundan ayıran duvarın binaya bitiştiği yere kadar gelerek. İftiradır. Ayşe Hanım. Ben gitmesem olmaz. On ikide kalktım. Bir çingene karısı. böyle bir yalan attı. Bir de jandarmalık etmişsin.” diye düşünüyor.. odanın ikinci kapısını sımsıkı tutmuş inim inim inliyordu. Başgardiyan lafını ağzında bıraktı: Yeter.liralık bir luhabbet. Tabii iftira ediyorsa. sonra renkten renge girerek yukarısından beyazlanmaya başladı. Dördüncü kulübede Burdurlu İhsan nöbet tutuyor. Uyursunuz.. Kes sesini. Elbette iftira ediyor.. Avluda. onbaşı hâlâ itiraz ediyordu: Jandarma olsa. Bir kaçsa. Haydi bakalım.. İnci bağırınca. feneri taşımasından istifade ederek dönüşte izleri ayaklarıyla silip kaybetti. Senin müzekkeren sökmez. Tokat okuma yazma bilmeyenlerin.. idamlık karı var. Toka ti basamadın mı? 141 Benim tokatla bir işim yok. Meslekten sayılırsın.. Kül haline gelmiş olan kafes evvela esmerleşti. Ben de müzekkere yazarım. Evden korkanm diyeydin.

. Yaz bakalım. kısacık boyu. icap etmez. Boş bulunup korkmuştur fakat. Tözey odaya girince lstanbullu’ya beyaz dişlerini göstererek keyifsiz keyifsiz güldü. kızına.. Meseleyi anlatınca öfkelendi.. İstanbullu’nun içini sıktı.uzaktan Inci’yi ötekine benzetmiş. zaten günlerden beri hasta olan karı gardiyanı Ayşe Ana’yı korkudan bayıltabilirdi. Müdür odasının elektriğini yaktılar. zayıf vücudu ile her uygunsuzluk karşısında sinsi sinsi keyiflendiğini biteviye ıslattığı dudaklarıyla anlatarak. cinsi münkariz olmuş bir köpek gibi başgardiyandan emir bekliyordu..” İstanbullu. İnci nammdaki kadın defi hacet maksadıyla dışarı çıktığı sırada. uzun. Aziz Onbaşı’yı bir göz işaretiyle tatmin ettiği için sahnenin sonuna kadar başgardiyanın keyfini kaçıracak bir müdahale vuku bulmadı. ifadeler berveçhi âti tespit edilmiştir. İki nokta koy beyim. çingene karısı. Satır başına in. helanın penceresinden bir erkek sesi işitmekle feryat etmiş. pencereden erkek sesini hiç beklemediği bir anda duyunca bağırmış olacaktı. Zabıt varakasıdır. bir de daktilo makinesine bakarak yavaşça. Çok değil. maddi delâil karşısında tahkikata girişilmiş. Zira ifadeler uzar belki. bu dört kişiyi Muhtelif üniformalardan müteşekkil komik bir divanı harbe benzetti. ... öiarâar Oioğuşu Başgardiyan azametle gardiyan Abdullah’a emir verdi: Getir şu Ayşe’yi. Onbaşı bir ona. 10-12 nöbetçisi gardiyan Derviş Abdullah.. Ayşe Ana hiçbir şey görmemiş ve hiçbir şey duymamıştı. müsamahakârdırlar. ölmüşlerine ve torunlarına boyuna yemin ediyordu. Yapılan sıkı araştırma neticesinde işbu avlu dahilinde altında kabara çivileri ve nalçalar bulunan bir çift beylik asker postalı izine rastlanmıştır.” Cezaevi kadın gardiyanı Ayşe Av-cı’nın ifadesi. Aduş’un anası Gevre’yle kaynanasını öldüren Sı-dıka çoktan uyumuşlar. Lakin asılmaya götürülmeyeceğini anladığı zaman yüzünden geçiveren hafif bir gülümseme. fakat bahçe kapısı anahtarı üzerinde olmadığından kaybedilen vakitten bü’istifade gece vakti cezaevi karılar koğuşu avlusuna girip helanın penceresine tırmanan şahsı meçhul firara fırsat bulmuştur. Körük gibi hırıldayan nefesi. Oğluna. kuvvetli elektrik ışığı altında derisinin ölüm sarılığını büsbütün korkunç bir hale getiriyordu. Hep arkadaşız. Son hastalık ihtiyar kadını büsbütün tüketmişti.. Hubuş bacı da namazda olduğunu ileri sürerek çok kolay kurtuldu. Başgardiyan. Istanbullu’ya yalvaran gözlerle kocaman kocaman bakıyordu.. İşin farkında bile olmadığını.. Başgardiyan elini kaldırarak sükut işareti verdi: Yazdınız mı Murat Bey? Biraz aşağı alınız. Tamam. hele.. dedi. istanbullu. Yüzündeki Halep çıbanının kızıllığı. diye yalvardı. Yaz beyim. Başgardiyanla onbaşı birer iskemle çektiler. Allah’ına. iki kat ettiği bir yatak çarşafına.. derhal cezaevi başgardiyanı sese koşarak koğuşun dış kapısını vurarak açtırmış. imdat ister gibi sımsıkı sarılmış olarak inleye inleye geldi. Her ne kadar dördüncü kulübe nöbetçisi 1332 tevellüdü ihtiyat erattan Burdurlu İhsan kimsenin inip çıktığını görmediğini ifade etmiş ise de. daktiloya bir kağıt koydu. kendisi de dahil olduğu halde. Ayşe Ana. “Saat 11 radlerinde cezaevinin karılar koğuşunda hırsızlıktan mevkuf.. Onun da verilecek bir ifadesi yoktu.. yaz başına. Ve şimdi mutlaka pişmandır.. Helanın penceresinde bir herifin 67 eline ne geçebilirmiş? Ongene karısı bakalım hayal mi gördü? Kedi mi sıçramıştır bakalım. Arkadan Hanım’ı çağırdılar. Çingeneler pişkin 66 insanlardır. “14 Teşrinievvel 1943 tarihli Salı günü gecesi saat 11 raddelerinde. gürültüye uyanmışlardı. bir şeyler bildiğini Istanbul-lu’ya sezdirmişti.. İfadesi pek kısa sürdü. İstanbullu. Bilseydi bağırmazdı. Komikliğine rağmen bu divanı harp Tözey’den başka Hl öiemal uûûr diğer bütün kadınları ürkütür. O da asılmaya götürüleceğinden korkmuştu. Murat Bey’in kazağını örmekte bulunduğu için daldığını söyledi. Vazgeç Mahmut Efendi.. elindeki sarı zinciri.. Böyle şeylere aklı eriniyordu. güzel parmaklarında çevirerek... Cezasının ağırlığına hürmeten kendisini fazla sıkmadılar.

.. 68 Sözüne gülmüş. Sus dedim. ayıp değil.. Eplemeli Ayşe’nin hatırı için demek ki Tö-zey’i darıltmak istemiyordu... Onbaşının gülüşleri kesildiği halde. susuyordu.... US DCanal İMhir Ne mesuliyeti? Biz buraya camiden gelmedik. Onun ne suçu var ki zindana atacaksın... Doğru söylemezsen perişan olduğun gündür. Bırak müzekkereyi.. Bir adım ilerledi: 146 iKardar ‘JCoğuşu Ben doğrusunu söyledim inci. müddeiumumi ne diyecek. Abdullah getir Çingene karısını. Müzekkere yazılınca. Söyle. inci. Hem buradan daha resmi bir makam. Yarın bakalım...... camlarını da taşlarlar.. -¦ Öyledir elbette.. Ayşe karı. Haydi. Otuz lirayı adama ay be ay verirler ama sonunda mahpusluk var. Bir de Tözey ablanın sözüne güldüm. Burada karagöz oynatmıyoruz... Onbaşı bu lafa o kadar güldü ki divanıharbin de itirafı cür-mün de ciddiyeti birdenbire kayboldu. Lakin burası resmi bir makam. Bizim kerhane de resmi makam.. Başgardiyanın belli bir şey eski şiddeti gittikçe azalıyordu. Başefendi. dedi.. jandarmalıktan gelen bir alışkanlıkla sesini korkunçlaştırdı: Bu tarafa bak. Yağma yok. Bana herkes elini uzatır. kes inlemeni. ocağım söndü.... Dur orada..... Ben sana gülmedim.. Böyle malların penceresine de çıkarlar. Sonunda mesuliyet var.. Eplemeli’ye yalvarırken de müzekkere mi yazıyorsun? “Ulan karı. Ayıp mı? Haşa. inkar nafile. Olmaz.. Resmi makam lafına güldüm. haydi. Herif içerdeki odada mahpus.. Dayak var. Susun bakalım. Bir ay mahkemeye gitmek yok... Gardiyan Abdullah’a: Şunları götür. Yapamazsan istifa et. Bir ay zindanda yatacaksın. Vallaha şimdi narayı vurur. kimimiz katil. Tözey saçlarını arkaya atarak başgardiyana kinle baktı. Haydi benim hatırım için şu kâadı yırtıver. Ne olmuş? Ben kötü bir kadınım.. hayret ve korkuyla Tözey’in yüzüne baktı. Çünkü iki ay evvel idamlık Tecdeli Ali ile arkadaşlarının firarında kendisine bir temiz sopa çekmişlerdi. Bize de gelir. Başefendi.. Sen yağ parçası mısın? Sen şeker misin?” diyormuşsun.Öyle değil mi Murat Bey? Herhalde öyledir Tözey Hanım. sen bu işi neden kurcalıyorsun gece vakti? Kurcalamadan olmaz. Başgardiyan ona hışımla döndü: Bir de gülersiniz. Bak. bunlar doğruyu söylediler. Senin akim mı erer? Haydi. Bu dayak kelimesi üzerine şiddetle bastı. dayak var.. Sus.... Kimimiz hırsız. Biz her şeyi biliyoruz. Müzekkere yazarız... Vay başıma. Neye kuruluyorsun Mahmut Efendi? Karıyı ürkütme. Evim yıkıldı. Ben penceresine hovarda gelecek karı mıyım? Vay başıma. İfadesini verdikten sonra duvar dibine çekilmiş olan kadınları fısıldaştıklan için tersledi....... Burası makam. Doğru söyleyeceksin. Tözey Hanım kalsın. 147ZKemal Tahir Oda boşalınca sesini yumuşattı: . Sıdıka ile Hubuş bacı yüzlerini utanarak duvara dönmüşlerdi. Burası cezaevi. Gülmek yasak mı başefendi. saklama kardeş. Anladın mı? Vay başıma. Seni şimdi mahzene atacağım..... Kocanı da görmeyeceksin. Tözey de İstanbullu gibi Çingene karısının hakikati söylemeyeceğini anlamıştı. Doğru söyle. Biz her şeyi biliyoruz. Bizim eve doktor haftada bir mutlaka gelir. Resmi muamele yapılıyor. doktor getirtemedin. Pencereye gelen jandarma kimin adını çağırdı? inci.. Öef ol pencereden. Şu Ayşe karı kaç gündür hasta yatıyor. Başgardiyan birdenbire yakalandığı müthiş bir amirlik öfkesiyle o esnada içeri giren Çingene karısına çullanıverdi. Ayıp değildir. Müzekkere yazarmış. dedi.... Herif de söyledi. Karşımda inlersin.. Malatya’yı buraya toplarım... zampara bana geldiydi. Kimimiz orospuyuz. açık pencerenin dışarısında durup deminden beri manzarayı seyreden Aydınlı Jandarma Yusuf bir türlü susamı-yordu. Sen de..

Hem Müslüman. Ben uyuyacağım. Adını bilmiyorum. Deminden beri hiç hatırlamadığı müthiş bir şeyi şimdi akıl ettiği belliydi. Dini bütün Müslüman olduğundan dedikoduya bayılır. Tözey. İstanbullu. Nerden anladın? Yalan söyledi.. Tözey’i koğuşa kapatmaya gittiler. Pek cins ama bu akşam yalımı az vermişler.. Başgardiyanla onbaşı.. Başefendi o sebepten hırlıyor. TöU9 öiemal Tahir zey ablayı gördün mü beyim?.. Sen yalnız Gardiyan Abdullah’ın çenesini tut. dedi. Müdürü idare etmek kolay. Ben gelenlerin hepsini adıyla tanır mıyım? Birisi gelmiş “Tözey” diye seslenmiş.. Az kalsın evimize hırsız girecekmiş. İnci Hanım feryat etti de soyulmaktan kurtulduk. Teşekkür ederim.. Ve deri derin içini çekti.. Gelen mutlaka jandarma idi.. 69 Başgardiyanın omzuna vurup onbaşıya göz kırptı: . Size kahve pişireyim mi? diye sordu.. Ne dersin başefendi? Tözey Hanım’ın. Şekerim sen çok uzatıyorsun. Murat’ın yüzüne birdenbire baktı... Yalnız düşmanımızı öğrenelim. Gülmeye çalıştı. Murat. “Kıskanmak. Bereket versin.Hanım . Sivil mi. Hiçbir şey olmadı yavrum. İsterseniz arkadaşlara pişirin. Alt dudağını ısırmıştı.. kağıdı çıkarınız. Değil mi Bay Murat? Murat kederle gülümsedi: Haklısınız. masanın üzerine bıraktığı zabıt varakasını dört parça edip sepete attı.” falan diye bir şeyler düşünmeye başlamıştı ki. Her zaman geç yatıyormuşsunuz. Şuna.. istanbullu. Olur. Müdür bey duyarsa. Murat Bey sen artık işi kapatırsın.. Pekala. “Görmüyor musunuz” sözünü ilave ettiği için kendisine büsbütün öfkelendi. Şimdi anladım. Ne çalacaktı acaba? Tavuk..İyi ya işte.. Hem de meslektaş sayılırız. Değme erkekten daha babayiğit.. ıslık çalarak daktilonun muşamba örtüsünü geçirdi.. ben görmedim ki. Bu akşam. yırtalım.. İşi kapatmak daha iyi. Meseleyi artık anladınız. Bilirsin ya gevezedir.. tilki.. Tözey yavaşça. bir de senin hatrın için. tilki gelmiş desene. Ne olmuş beyim? diye sesini alçaltarak sordu... Adını öğrenirsen ne olacak? Bir şey yapmayacağım. Gelen adam kimdi? Sen işi uzattın Mahmut Efendi... Ayaklannda kabara ve nalça olan bir tilki. Gerindi. iyi bildin. Sesini biraz daha kıstı. İnci korkusundan adam zannetmiş galiba.. hem derviş. Hovarda ona gelmemişti. Kime gelmişti? Onbaşıyla başgardiyan içeri girdiler. yüreği ferahla-mıştı. hâlâ pencerede duran Jandarma Yusuf. asker mi? Ne bileyim. esnedi.. fakat bir türlü kederlenmekten ve daha beteri kederini Tözey’e sezdirmekten kendisini kurtaramı-yordu. Jandarma Yusufun sözüne hemen inanmış. Tabii bilirsiniz. Basit bir mesele. görmüyor musunuz. Haydi nereyi imzalayacağız? Benim uykum var.. uykum var. dargın dargın başını 148 üdmlar öioğuşu çevirdi. Kedi zıplamış da. Kendisini ayıplıyor.

. İstida için kendisim pencereye çağırdıkları sırada. “Aferin Tözey. İşi böylece örtmeleri münasipti... Nâzım’m resmine muhabbetle baktı: “Ne dersin üstat?” Şu anda. Daha beter ya.. Ailah seni mahkum edenlerin belasını versin.” İstanbullu aynada yüzüne bakıyor. Yemin etti.. dedi. cevazevi müdürünün pek uzaktan akrabası da oluyordu. Seni yumuşatmak için gecenin saat on birinde böyle mutlaka bir güzel hanım kız mı lazım? Ne yaparsın beyim. Eyvah. Bütün vücuduyla insanı dinlendirip gençleştiren bir saadet hissediyordu.. Çarparım ha.. Aziz Onbaşı o kadar söyledi neden idare etmedin? Sen de beyim. sevimli sevimli gülümsü-yordu. Öyleyse.. Bari bir dolapla gidip izleri silelim... Sonra keyifle güldü. Sonunda hepsi bir olup Inci’ye inkar ettirdiler. elini elektrik düğmesine koydu. Yarın müdürle kavga edeceğiz. Benim bedduam adamı cin gibi çarpar. Rabbimin hikmeti bütün silindi... 70 İstanbullu bıyıklarını tuttu. O sizin başçavuş bir kere mahpusa düşmeli.. Aferin Tözey.. Kocası altınların bir kısmını aldıktan sonra ISJ UKanal Tabir hemen evlenmeye kalkmıştı.. “Tevekkeli değil. Kafada..... Bu gece bu kadar yeter. söndürüyorum. Neden?” Hanım’m Ali’den başkasına bu kadar işi ilerletecek kadar bakacağını aklı bir türlü kabul etmiyordu. ‘Sıdıka’ diye seslendi mutlaka. Ahmak. İnşallah düşer. Kadın olsun.. Şiirden sonraki hayvanlık sahası. ¦ Yukarda odasının aydınlığına girince şaşırarak durdu..” Jandarma kime hovardalığa geldi acaba? “Hubuş’u geç.. İmkansız. cigara paketlerini kabul ettiğinden beri ilk defa Tö-zey’i sımsıkı kucaklamak.. Sonra: İşte Allah’a yalvardım... bir başkasını peylemeden eskisini bırakmaz. 150 \Kariar iKoğuşu Ben söyledim. midede.. Vay Sıdıka vay.. Haydi.. Bu şaşkınlık yalnız kafasında değil.... Yemin ettiyse büsbütün çatlar. Hovarda adamsın. Kıskanmak şuursuzluk hali olduğu için adam önüne çıkamıyor... yürekte... Görürsünüz... İstanbullu elektriği söndürdü. Tamam.. elektrik gibi vücudu dolaşıyor.. ellerini kaldırıp dua eder gibi yaptı. Maddi ve manevi bir kıyamet. İstanbullu. diyerek sağ yumruğunu sol avucunun içine vurdu..” Birdenbire. Keski zabıt varakasını yırtmasaydım. aynı zamanda yüreğindeydi de. Onbaşı elini kaldırdı: Kes yeter. erkek olsun. Aferin benim eşek kızım. Silindi mi? Aziz Onbaşı gözlerini kırpıştırarak İstanbullu’ya bir an baktı. Zavallıyı rezaletten kurtardın.Yamansın Mahmut Efendi. ağzının bir kenarını yavaşça öpmek arzularını duyuyordu. Yaşa Murat Bey... Hanım’ı da geç. büyük babadan .. İzler.. Bu laf. Onbaşı nihayet asıl faydalı şeyi teklif etti: Durun. İstanbullu. Aduş’un anası. Babadan. hatta pazıda. o zamana kadar ehemmiyet vermediği bir sürü teferruatı hatırladı.. Sahiden de benzerler.. zaten sinirli bir kadın olan Sıdıka’nm o kadar mütevekkil ve sakin oluşuna hayret etmişti. Versin elbette. Neden? Derviş Abdullah’ı sen unutkan bir adam mı belledin? Sabaha kadar nasıl sabredeceğim düşünüyorum da herife acıyorum.. Anladın mı başefendi.. “İyi ama. Tuuu. Çünkü ben kalbi saf bir adamım. bizim işte idare şart. Aferin yavrum. Allah belanızı versin.. Sen jandarma dayağını bilirsin.” Sıdıka. Bu herif mutlaka Sıdıka’ya gelmiştir..... şu Aziz Onbaşı denilen herifle Tözey’i sen bir mi tutuyorsun? Hangisi değerli? Böyle Azizlerin on tanesi. “Kıskanmak ne biçim marifet?” İnsan denilen makineden daha hassas bir şey yok. O da pişman olmuştur. Oğlan Inci’yi Sıdıka’ya benzetmiştir uzaktan..bir küçük laf..

Ama. Daha evvelki sene Kerç’te ve Rostofta tersi oldu.” Duvarda. Bir mevsim sonra bıraktık. Çık 154 ödtriar Dioğuşu da doğruyu söyle. sıcaklık ve amansızlık karşılığı olarak cehennem kelimesini değil ‘El’alemeyn.... Değil mi Mahpus Hanım? Onlarınki alışveriş.. adını kullanacaklar. Mantık ve şuur. Haydi. Sefer. diye davrandı. Kahve pişireyim dedim de istemez dedin. kendisine göre değiştirdiği bir kıtasını adeta yüksek sesle söyledi: Yolcu bel eğlemez Gönlünü el eğlemez Berlin’e uçan kuşu Kasırga yel eğlemez Jandarma Yusuf. “Yakında arslamm. İnsan.. yani sevenleri de çok.. “Beş dakika gelsin. Çık meydana. Sükût ikrardan gelir.. İstanbullu. öiarttar [Koğuşu Biz girdik. Sonra geceki üzüntüsünü hatırlayarak fena halde somurttu: Sizi rahatsız ettim... Mutabık mıyız efendim? Mahpus hanım. Unter der Linden’de nöbet beklenecek. Gelsin de isterse gene gitsin. Cumhuriyet gazetesinden kesilmiş haritalar. manevi varlığın..” Bu gece asla bitaraf olamayacağını anladı...ilk kanlı kıskançlık vakasından sonra otsuz. Dirseklerini dayayarak hayIS OCemal Tahir vanm uyanmamasını dikkatle seyretti. Ne yapacakmış? Bilmem beyim.. “Öyleyse bir devir gelecek insanlar. Geçen sene.... Çok yalvardı. istanbullu onun yumuşak gerdanını öptü. Allah belanı versin. “Sanki ben bu Tözey’i sahiden seviyor muyum? Daha doğrusu Tözey beni seviyor mu?” Sevmek bu dereceye elbette düşemezdi. Anladım arkadaş. daha doğrusu kendisi YusuPa birdenbire inanmasaydı. gidip bakalım. Karyolasının üstünde uyumakta olan kedisini uyandırmama-ya çalışarak masanın üzerine taşıdı. işte bizimki de pek komik. O günlerde yaşamak da ne zevklidir.. bir tarihte Harkofa. Bir şiirin daha hakikat olacak. Duvarın dibine sindiği için Istanbul-lu’nun göremediği birisine çıkıştı. bizzat kendisi sanki tek başına vuruşarak girmiş. şimdi bu düşündüklerini tepeden tırnağa tersine çevirecek. “Mahpus” çocuk gibi evvela bir gözünü açtı.. 71 Ben sabaha kadar uyumadım. tabii hiç sesini çıkarmayınca. Burası nasıl bir yer.. kıskançlığı bilmeyecekler.. Volga’ya ait şarkılardan birisini hafif bir ıslıkla çalmaya başladı. Tıpkı bir gün gelecek şairler.. O bir adım ilerlese öteki bir adım geriliyor. geçmedi tekrar döndük... . Omuzlarıyla sanki koşmaya hazırlandı. materyalizmi. pek tanıdık çizgilerle mana ile dopdolu duruyorlardı. Belli bir şey.. Istanbullu’ya Tözey’in kendisini pencerenin önünde beklediğini söylediği zaman saat ona bile gelmemişti.. dedi. Pembe dilini ve minnacık azı dişlerini göstererek esnedi. dedi.. Tözey de Sefer gibi dün geceki vakadan sonra Istanbullu’nun darılacağım tahmin etmiş olmalı ki pencerede görür görmez sevinçle güldü. Zenginler adam gibi sevmezler.. ilkbaharda tekrar gelmek üzere gene tek başına kendisi sit-tir edilmiştir. Murat. Sonra Nâzım’m resmine baktı... Zenginler adam gibi sevmiyorlar mı? Seviyorlar. Romanya’nın henüz teslim olmayışına. Estağfurullah.. Fukaralar daima ciddi yaşıyorlardı ve bir sürü küçük bedbahtlıkları bu ciddiyetten geliyordu. Varşova’nın hâlâ düşmemesine.. “Pekala. çiçeksiz ve susuz kalmış çöl. Birdenbire öfkelenerek yumruklarını kavga edecekmiş gibi beline dayadı. Niçin? Çok utandım. birisiyle iki lakırdı edemiyor.. muharrirler..” Mühim bir laf edecekmiş. meseleyi bir iki kelimeyle çıtlatmasaydı. Dört ay geçti... Haydi. Onlara gıpta etmek elverecek. bir gözünü kurnaz kurnaz kırptı. her şeye rağmen yaşadığı dünyadan memnundu... Onlarınki alışveriş ama. sekizinci ordunun Italya’daki duraklamasına ve hele ikinci cephenin açılmayışma var kuvvetiyle kızacaktı. çimensiz. “Yolculuk Var” türküsünün...” İçi içine sığmıyordu..

Saklanarak -herhalde Sıdıka’ydı- “Bacım utanırım... Murat Ağa’mdan ben utanırım,” diye yalvarıyordu. Tözey büsbütün köpürdü: Utanırmış... Elin herifini kenefin penceresine çağırmaya utanmazsın! Apteshane penceresinde öpüşmeye utanmazsın. Kurtuluş yok. Doğrusunu söyleyeceksin. Haydi. İstanbullu mani olmak için şiddetle elini salladı. Ben anladım. İstemez. Bir şey söylemek lazım değil... Nasıl lazım değilmiş? Ben sabaha kadar uyumadım. Hepsini kendisi söyleyecek... Bir de ağlar... Şuna bakın... Utanmaz... Bu karılar orospuluğu bile hak edemiyorlar. Orospuluğu bile... Kalk diyorum. Saçını başını yolarım! Tözey... Bırak Sıdıka’yı... Sıdıka haydi sen git... Bu kızmış... Kızarım. Şu kadar herifin ortasında. “Jandarma Yusuf, pencereden beri öpmeye geldi,” dedim. Olmaz. Söyleyecek. Sen karışma... İstemez... Vallaha giderim. Bir yere gidemezsin. Dinleyeceksin. Tözey dün gece Sıdıka’yı müdafaa etmişti. Şimdi kendisini -aşkını (!)-müdafaa etmeye çalışıyor, dün geceki kötü kadına hiç benzemiyordu. Sanki ateş saçan telaşlı bakışlarından üzerine bir asalet yayılmaktaydı. İstanbullu “Karılar hakikaten dövüşürken kahraman oluveriyorlar.” Sıdıka ayağa kalkmıştı. Istanbullu’nun oturduğu yerden başının üstü görünüyordu. Güneşten sararmış yeşil bir örtünün altında bu baş, İstanbullu’ya biraz sivri gibi geldi. “Sivri akıllı sözü buradan çıkmış galiba” dedi ve gülmemeye çalıştı. Kadın ağlamaya bile utanıyor, omuzlarını titreterek içini çekiyordu. NirSS [Kemal Tahir hayet Tözey omzunu hafifçe yumrukladı. Söyle... Ağabey... Tözey bacımın suçu yok... Ben... Dedim ki... Müdür bey... Sus kız... Hâlâ söylüyor. Haydi sen içeri git. Ben bu deli ile konuşurum. Müdür beyden utandım. Bir de istida verdin... Hani altınlar?... Dünyadaki bütün altınlar kahrolsun... Sen gidecek misin? Biliyorum dedim ya... Ben eskiden biliyordum alçak... Eskiden mi? Mutlaka Sefer söylemiştir. Vay topal bacağına... O kadar yalvardım. “Herkes duysun tek Murat Ağa’m duymasın” dedim. Yemin etti. Sefer’in günahını alma... Bana Sefer söylemedi. Ya kim söyledi? Sıdıka örtüsünün altından tek gözüyle pencereye baktı. O mu söyledi? O da söylemedi. Ben budala mıyım? O saat fark ettim... Şundan fark ettim ki... Bir taraftan acele acele düşünüyordu. Yu-sufmuş... Vay köpoglusu... Ulan dur... Çamaşır meselesi... Ök-sürdü. Bir iki kere çamaşır yıkatmaya geldi. Ondan şüphelendim. Sonra, kız sen âlemi ahmak mı belledin. Oğlan sabaha kadar bu duvarın üzerinde türkü çağırıyor... “Köprüden geçti gelin,” diyerek... O kadar yalvardım. “Türkü çağırma!” dedim. “Avluya inme!” dedim. Erkek kısmı düşüncesiz oluyor... Doğru... Biz hepimiz düşüncesiz oluruz. Haydi sen git... Merak etme... Kağıdı yırttık. Müdür duyarsa ben konuşacağım. Sen yalnız inkâr edersin. Allah razı olsun... Allah seni sevdiğine kavuştursun... 72 Def ol... Durmuş hâlâ konuşuyor... 156 [Karılar ^Koyaşu Yalnız kaldıkları zaman, Tözey başını salladı. Mademki biliyordun, gece bana neden öyle baktın? Öyle mi baktım? Nasıl bakmışım? İşte öyle... Senin bir bakışın var. İnsanın yüreğini sızlatıyor. Yalvarır gibi mi bakıyorum? Ne yalvarması... Bilmem ki.. Ben sabaha kadar uyumadım. Merhametsiz seni... Bana niçin gülmedin? Neden kahve istemedin?

Doğrusunu söyleyeyim mi Tözey. Önce sana kızdım. Küstüm. Hah, şimdi aklım erdi. Sefer söylemiştir. Aferin bizim Sefer... Aferin topal... Sefer de söylemedi. Ben düşüne düşüne kendim buldum. Demek, “Tözey’e gelmemiş midir?” dedin. “Tözey’e gelmemiştir” dedim. Neden bana gelmemiş? Sen utanmaz bir kadın değilsin. Sonra mertsin, cesursun. Helanın penceresine hovarda çağırmaya tenezzül etmezsin. Tözey, elini titreyen dudaklarına kapattı. Yere bakarak, Eksik olma... dedi. Sonra birdenbire kolunu duvara ve başını da koluna dayayıp ağlamaya başladı. 157 7 İyi karıydı Ayşe Ana... İyiydi, doğru... İyiydi ama korkaktı. Hakkında istida vereceğim desen uyuz köpek gibi titredi. Şimdi korkmayan kim? Erkeğe dönmüş fukara öyleyse... Erkeğe dönmüş. Bu devirde rey karılarda olduğundan erkek kısmı korkar ne için? Allah rahmet eylesin... Bir hacetin olsa koşar gelirdi... Karılar hep ağlamışlar... Ağlamazlar mı, anaları öldü. Bu sefer, bir güzel gardiyan getirmeli. Müdür bu işle uğraşsın, ne olacaksa... İyi bildin. “Ana, ana” demekten usandım. Biraz da “bacı, bacı” diyelim. Bir dünya güzeli talip olmuş. Müddeiumumi, “Olmaz kadın... Ben mahpushanemi velveleye veremem... Yallah...” demiş. Aklı gördün mü? Halbuysa velvele iyidir... Susun ulan... Günah... Alt katın karılar avlusuna bakan koğuşunu mevlit için itina ile döşemişler, aynı yükseklikte olan kerevetleri yan yana getire158 [Karılar ‘DCoğuşu rek, mahpusa girdiği zaman Fevzi Tüfekçi Hoca’nın oturduğu köşeye, pek geniş bir sayvan yapmışlardı. Ayrıca beton döşeme, beyaz Kürt keçeleri, Darende kilimleriyle örtülüydü. İstanbullu, geçip başsedire, avluya bakan pencerenin önüne oturunca hazırlığı beğendi. Koşuğun yarısı, mevlit okunacağını bildiği için olmalı, kendisine fukara bir köy mescidini hatırlatmıştı. Kapıya yakın bir masanın üzerinde şerbet bardakları duruyordu. Istanbullu’yu ta kısım kapısından karşılayıp, koltuklayarak sedire çıkmasına yardım eden, Çullunun Hacı, koğuşun yerlilerinden ve hatırlılarından olduğu için ev sahibi edasıyla yanına oturdu. İnsanların ölüm karşısında duydukları, şahsını kurtarmaktan gelen muzaffer ve kurnaz vakar, Çullunun Hacı’ya pek yaraşıyordu. Gür, siyah kaşlarının altında gözleri biraz dalgındı. -Bu gözlerin etrafını kırışıklar öyle çevirmişti ki incelikleri ve çoklukları insanı şaşırtıyor, onun için mahsus yapılmışlar da, bir ovuşturmada silinip kaybolacaklarmış gibi iğreti geliyordu.- Çullunun Hacı, saçları tamamıyla döküldüğünden, başındaki siyah 73 yün takkesini ve onun üzerine sardığı, kenarları oyalı siyah poşusunu hiç çıkarmazdı. Bıyıklarını, kaşlarını ve şakaklarını siyah boya ile sık sık boyadığından ilk bakışta otuz, otuz beş yaşında zannedilir, sonra, insanın karşısında süratle ihtiyarlayıp çöküyormuş gibi konuştuğu adamın yüreğini ürpertirdi, istanbullu, kaç kere, “Dur Hacı... Elden gidiyorsun Müslüman,” diye onu sarsıp ayıltmak, felaketten bu suretle kurtarmak arzuları duymuştu. Malatya Cezaevi’ne geldiği zaman, -iki sene evvel- kendisinin ük ahbabı işte bu Çullunun Hacı’ydı. Bir küçük odada, beş gün beraber yatmışlardı. Beş gün sonra mahkeme herifi gayrı mevkuf bıraktıydı. Şimdi, gene aynı işin tasdik edilmiş cezasını yatıyordu. Yaralamaktan 15 ay hapis cezası... Gavur kızı Kıy-met’i yaralamaktan... 159 ötemal Tabir Çullunun Hacı, yere bakarak dalgın dalgın tespih çekiyordu. Böyle yan duruşu, Bellini’nin tablosundaki Fatih Sultan Mehmet resmini hatırlatırdı. Kıyafeti, eğer Malatya elbiseleri için bir müze açılmak istense yakın tarihin bura külhanbeylerine ayrılan kşöesine şu

üzerindekilerle -ne bir şey ilave etmek ister, ne bir şey çıkarmak- tamamıyla doldurabilirdi. 180-200 katır 50 beşli ile Halep’ten kervan kervan kaçak kumaş getirildiği devirde moda en ağır, siyah çuhadan şalvarı vardı. Yelek lacivert kumaştan yapılmıştı. Bunun üzerine pardösüye benzeyen uzun bir sako giyiyordu. Bütün bu parlak siyah şeyler, sanki asla güneş görmemişlerdi, üzerlerine bir tanecik bile toz konmamıştı. Çullunun Hacı’nm bütün mintanları suni ipektendi. Belinde kuşağı, hakiki Buhara şalıydı. Güneşte parladığı zaman bakmamak imkansızdı. Elindeki tespih ve ağızlığı sahiden siyah kehribardı. Tespihin kamçısı, ağızlığın -Malatyalılar buna emzik derler- işlemeleri Dağıstan gümüşü ile yapılmıştı. Tabakası da Van işi savatlı gümüştü. Ayağında altı kağıt kadar ince Fransız köselesi ve üzeri sanki eldiven güderisinden yapılmış bir çift yemeni vardı ki, çorap gibi hafif, yumuşak ve ayakların nasıl görmemiş küçük tenasüplerini çorap gibi meydana koyuyor, insana, bunları giyerse artık yürüyemezmiş de daima koşmaya mecbur olurmuş gibi bir yorulmazlık hissi veriyordu. Malatya’nın meşhur simalarmdandı. Evvela mirasyedilik etmiş, babasının servetini, bir tek ev kalıncaya kadar satıp karılara yedirmişti. Para tükendiği zaman Çullunun Hacı’nm yanında iki orospu vardı. Babasının milyonluk (!) varidatını birkaç senede kaybeden Hacı, demek ki tecrübelerden istifade etmeyi nihayet öğrenmiş olacak, bu iki orospuyu asla kaybetmedi. Meyhanecinin borca bir gaz tenekesi rakı göndermek istemediği gece -Elini beline atmış para yok. Elini keseye atmış para yok. Elini 160 Üianlar CKojjıışu çekmeye atmış para yok- yanındaki karılardan birisi Azzet’ti. (Malatya’da bu isim Azet diye telaffuz edilir) O gün bugündür -tam kırk beş sene- her zaman ikinci kahpe değişir, lakin Azzet o eski Azzet’tir. Hacı’yı, böyle temiz giydiren, ona sırası geldikçe iş tutturan, evi çekip çeviren Azzet... O felaket gecesi... Yani Çullunun Hacı’nın kendi tabiriyle “Uşakların anasını ağlatıp pabucunu koltuğuna verdikleri gece...” yani “Eşekten düşmüşe döndüğü saat...” yani “O günden itibaren akçayı sarrafta görme devri geldi. Hürriyet devri misali” olduğu gece, Çullunun Hacı, iki kahpesini arkasına takarak kendisini tepesi üstü hovardalığa vermiştir. Senenin üç ay yaz mevsimlerinde, çarşıda kebapçı fırını açıp kağıt kebabı, patlıcanlı tava yaptığı zamanlar çıkarılırsa kırk beş seneden beri, Hacı, “Kızarık” eder. Hovarda meclislerine orospu götürür ve oynatır, hovardaları evine toplar da muhabbet yapıverir. Türkçesi “pezevenklik.” Bu yüzden başı çok derde girmiş, elinden üç tane katil çıkmıştır. Lakin talihi yaver olduğundan bu üç katil fiilinden topu topu yedi ay yatmıştır. Kimine af gelmiş, kimine tecil yetişmiş. Birisinde herif doğruca kimvurduya gitmiş... “Devrin, eski devir olduğu işte bundan belli...” Bu üç katil, sicile geçmiş vukuat... Hırsızlık sırası vurulan ev sahipleri de katılırsa iş ırağa 74 varır. “Hasılı bizim elimizden şerbeti şahadeti nuş edenler sur çalsa da ayağa kalksalar yirmi beş kişilik bir müfreze olur bey.” istanbullu bunları düşünerek herkese, her zaman sorduğu suali, Çullunun Hacı’ya tekrarladı: Ne kaldı Hacı? Bizimki mi? Daha çok bey... Daha on bir ay var. Çok demeye utanmaz mısın? Benim seneleri hep ay yapsalar, gene senden bir ay sonra çıkacağım. Öyle... Orası da doğru... Lakin ben mahpusluğu hiç sev-161 ‘JiemcA. Takvr miyorum beyim. Ben karı milletine alışmışım. Hem bir karıya değil... İki tane olacak. İki yanıma yatacaklar. Kımıldadıkça vücudum onlara değmeli. Uykumun arasında: “Ooh.. Biz yaşıyoruz, hey Allah’ım...” diyerek sevinçten parmağımı şıkırdattığım çoktur. Fena değil... Lakin sürgit dememişler, gör geç demişler. İşte karı yüzünden âhir vakitte buralara düştük. Biz buralara düşmezdik bey... Azzet’in lafına gitmedik. Erkek kısmı, halbuysa yılda bir kan sözü dinleyecek... Olmaya ki başı dertten halas ola. Azzet dedi: “Bu gavur kızı sana uğur getirmiyor,” dedi. Hakikat... Biz bu namerdin yüzünden dağ gibi bir babayiğit yedik. O zaman Rum kızı on üç yaşında var yoktu bey. Benim elime geçtiğinde on bir yaşındaydı. Tuuuh... Sabi sübyan düşmanı... Düşmanı olur mu, dostu diyeceksin... Âşık ne demiş? “On birinde bir yâr sevdim / Yeni açmış güle benzer,” demiş. Doğru söylemiş. Mücerrep bir iş güle benzer beyim...

Arada bir türkü çağırıyor. rının tadına doyamadım.. koğuşta dinden diyanetten. ince san yüzüyle ve laf arasında sık sık “Cancazım” demesiyle Rumeli ahalisine benziyordu. Oynatır mıyım? Memelerini pörsümesin diye öpmüyorum. İhtikardan mevkuf iki tüccar. Rum sürgününden elime geçirmiştim. Genç oğlanlarla Ada-na’da. Banazı’dan Hacı Emir Ağa.el yazısıyle teksir edilmiş risalelerini taşımak cürümleriyle tevkif edilen Rıza Bey okuyacaktı. İki sene gül gibi geçindik. . bir kulaktan çıkıyor... Çullunun Hacı. “Sonra konuşuruz. Bıçak çekti. Lastik top. Her zaman yanma geliyor. Azzet onu hamama götürür.. Kastamonu’da inhisar dairesinde çalışırken Anadolucu faşistlerden birisi tarafından bir temiz dövüldüğü için şimdi Rumelili olduğunu saklamakta menfaat umuyor.... mübalağalı bir hürmetle onların hareketine uyup bir geri. “Karı kıskandı” diyorum.” dedim. O da ifadeyi değiştirmedi.. Gene ateş parçası olmuş dönüyor. içeri giren 350 küsur mevcutlu mahpushanenin sofu aKimı idi. Kafakola gitti. kıtlık senesine uğramış ihtiyar katır gibi öldü ölecek geldi. başta geliyorlardı. Lakin ne yaparsınız?” sözü eklenmişti. eski Malatya’dan Ahmet Ağa. kendisini namaza. bir sıkıntı halinde üstüne çöken korkuyu bir kenara koyup iki diz üstüne geldi. dilinin iki alışık hareketiyle sanki yüreğine gönderdi. Meğer sopadan kurtulayım derken kolunu bir yere çarpmış. Bir Malatya arkamıza düştü.Koklamazsm ki solmaya. Bu hazin ihtiyata şimdi bir de “Biz mezhebi lâyikadanız... Şimdi geçti gitti beyim. bunu besleyip büyüttük.. hazine bulmuşçasma sevinen bazı dini bütün Müslümanları ümitsizliğe gark eylemişti.. “Olmaz” dedim. Ne de olsa o da yaşlandı. bir ileri sıçrayarak mütemadiyen yer değiştirerek duruyorlardı.” işareti vererek daha hatırlı misafirlere yer vermek için kalktı. Aklı mı yok?. öteki koğuştan gelip birdenbire içeri girince etrafların kalabalık olduğu için Çullunun Hacı gözüyle.. Son günlerde hasta mı. Tam kırk yedi gün sonra döndü. Ocagm önünde miskin miskin otururken bırakır kahveye giderim. Komşular bıçak çekti dediler. nereli olduğunu soranlara “Aydınlıyım” diyordu. Mevlidi. aynı zamanda meşhur bir oğlanın oğlu olan muhtelis bir tahsildar. Komiser de eskiden düşman. Bizden kaçtı. Evet aklı yok. Rıza Bey.. On beş gün. Sonra arkadan ıslık çalarlar. biperva esip gürlediğini görünce. Tüccarlar Istanbullu’nun yanına oturdular.. Vallah billah bıçak çekmedim. Beni de götürdüler. Azzet de kızı terbiyesine aldı. ağzındaki tadı. tespihe kaptırmış şaşkın fukara vardı. Can tepeme sıçradı. işte cezasını yatıyoruz. her defasında. Kendisini gizlice siyasi işlere kanşmış hayal ettiğinden bu lafı boynunu bükerek yalnız diliyle ikrar ederken -kalbiyle tasdik eylemediği meydandaydı-“Kapı yoldaşı” saydığı Istanbullu’ya her şeyi itiraf eden akıllı fakat çaresiz bir bakışla bakıverirdi. Ben bu ka-162 öiariar Diaijuşu. Bıçağı çekseydim mutlaka vururdum.. Adana ya kaçtıydı. Karakolda bağırdım: “Kız sen Allah’ından korkmaz mısın? Kız bana yazık değil mi? Kız asıl sana yazık. Rakı dolduruyor. Lakin kıskandığımdan oyuna çıkarmıyorum. besler. Erzurum muhacirlerinden Necip Ağa. Ekseriyetini köy ağaları ve kasabanın esnafları teşkil 162 IKemal Tahir ediyordu. Bu mahalle karılarına darat yürütüyorsun. göremedim? Azzet de yok? 75 İkindi namazını kılan davetliler. Nerede bir büyük davet olsa bize adam geliyor. Bizim ihtiyarlığımıza mı rastladı nedir bey?..” dedi. Azzet’in lafı bir kulaktan giriyor. Mersin’de süründü. inhisar memuru iken.. Aralarında birkaç tane de.. Biz. İlk günlerde. Bize bu hakareti ettiler. Lakin bir gece misafir gelen Istan-bullu’nun.. ahretten şeriattan bahis açmaya bile cesaret edememiş. Zebunluğu uzun sürse ya. Hak bereket. Artık dayanamaz mı olmuş nedir? Besledik. Bir temiz sopaladım. beni vurdu. Şehirhan-lı Mistik dayı. Besbelli tay gibi oynak gitti. yirmi gün.. Bitmiş. Bize bu günü verince ağladı. Takati kesilince döndü bize geldi. Gene iyi karıymış. Bunlar tespihlerini birer zincirle palaskalarına bağlamışlardı. Her biri ağasının arkasında. vay namussuz. Yanımda oturuyor. Yirmi gün sonra komşu oğlanlarla oynaşmaya başlamış. Şimdi. İşte bundan iki sene evvel. Bir gün Çörtikli Mehmet yüz sarı lirayı şalvarıma saydı. İpeğe sarıp kuşağına sokasm gelir. diyerek şekva etmiş.. “Şu kalksın bir dönsün. Bir saat sonra eve geldim mi. çiviye kestirmiş. İskilip taraflarında sürgün tutulan Şeyh Saidi Kürdi nammdaki şeyhle mektuplaşmak ve onun.

164 DCurılar LTCoğaşu Hak Teâlâ’nm günlerden bir gün dört melaikeyi huzuruna çağırıp şu “Asumanları” kaldırma emrini verdiğini, melaikeyi Ki-ram’ın dini bir uğruna hamle ettiklerini, lakin “Asuman’m” kıpırdamadığını, bunun üzerine Rabbilalemin’in “Süphaneke” okuyun diye irade eylediğini, melaikelerin Süphaneke’ye başlamasıyla bihikmetü Hûda Asumanların, kuştüyü misali kalktıklarını hikâye etti. Diğer namaz farzlarının kaffeten dört rekat olup ve sünneti şerifiden evvel kılınıp, “Şaz olarak” akşam namazı farzının neden üç rekat idigünü ve ne gibi “Sebebi hafiye” ile sünnetten önce eda olunduğunu soran Şeyh Yusufa maşallah, bülbül gibi cevap verdiği, hatta küçük bavulundan eski yazıyla üstünlü esreli bir sahici mızraklı ilmihal çıkarıp kenarındaki şerhinde cevabın yerini gösterdiği bir anda mahpushaneyi sarıp dolaşmıştı. Ne yazık ki Şeyh Saidi Kürdi Hazretleri’yle, Denizli Ağır Ceza Mahkemesi’nde beraber muhakeme olmak için sevk edilecekti. Yol parası bekliyordu. Şu anda, fısıl fısıl konuşan sofu taifesini işte bu “iftirak” harap ediyordu. İlim deryasını elden kaçıracaklardı. Hem de bir gün bile şu İstanbullu Murat Beyle imtihan ettirmeden... Istanbullu’nun duyduğuna göre, Hoca zan altında bulunduğu cihetle ve kendisini daima casuslarla çevrilmiş farz ettiğinden, vazife irşadı yapacak vaziyette değilmiş. Buna da fevkalade üzülüyormuş. Üstü başı pek temiz, yüzü daima gülümser, mahcup bir adamdı. Şu anda bir kabahat işliyormuş gibi mevlit kitabını karıştırıyordu. Birisi: Artık başlayalım mı? diye sordu. Berber Kadir: Dur bakalım, herkes hazır mı? diyerek pencereden karılar avlusuna baktı. 165 76 ZKemal uıhir Karılar, duvarın dibine serdikleri kilimin üstüne oturmuşlardı. Istanbullu’nun bulunduğu yerden yalnız Tözey görünüyordu. Başına bir beyaz yemeni bağlamıştı. Istanbullu’ya bakmamaya çalıştığı belliydi. Hubuş bacı, Berber Kadir’e çıkışır gibi, “Biz hazırız” deyince, Rıza Bey kitabı küçük çekmecenin üzerine bıraktı. Gözlerini hafifçe yumarak, tatlı, hazin bir sesle başladı. Mevlidi, kan gardiyanı Ayşe Ana’nın ruhuna, Malatya genel birleşme evi sermayelerinden Tözey, namı diğer Edibe Oynak okutuyordu. İstanbullu için, asırlardan beri birtakım insanları bugünkü gibi bir araya toplayan, hemen hemen aynı ümitsizlik içinde böyle yere baktıran Süleyman Çelebi şakaya gelmez bir şairdi. Bilhassa, kitabın “Merhaba” diye başlayıp “Merhaba” diye biten kısacık parçasını pek seviyordu. Fakat hikâye edilen şeylere, uzun ömürlü şair Süleyman Çelebi’ye, sevdiği Merhaba kısmına hemen Sinekli Bakkal’m kız mevlitçisine rağmen tahammül edilir gibi değildi. “Evvela inanıp sonra iman edeceksin,” sözünün sebebini, böyle mistik inanmaların düşünmekle hiçbir alakası olmadığını her mevlit dinleyişinde bir daha anlıyordu. Okumuş adamlar, mesela Şeyh Kazım Efendi, bu Rıza Bey kendi kendileriyle etrafındakilerle alay etmiyorlar da bunlar hakikaten inanıyorlarsa düşünmeden ölesiye korkacak kadar zihni tembelliğe uğramış daha doğrusu bir çeşit erken bunamaya tutulmuş- biçarelerdi. Yoksa Peygamber’in doğum parçasında, hava üzre bir döşek döşendiğini, bu döşeği döşeyen Melek’in adının da Sün-düs olduğunu söyleyen kısma, Süleyman Çelebi’nin hatırı için dahi eyvallah etmek imkansızdı. “Mucizat” bahsinde ileri sürülenler de kolay inanılır şeyler değildi. “Evvela ol mübarek cisminin (yani resminin) gölgesi yere 166 OCarûar ‘Jiağuşu düşmezdi,” dedikten sonra filhakika Süleyman Çelebi merhum bunu şöylece, “Nur idi baştan ayağa gövdesi I Nur ayandır nurun olmaz gölgesi” diyerek fennen izah ediyorsa da gene de “Amenna” demek zordu. Hele Peygamber anası olmanın ne müşkül bir marifet olduğu meydandaydı. Kadın o hengamede canıyla uğraşırken bir acayip Nur doğuruyor ki güneş pervanesi dense sezadır. Ortalığa üç âlem dikiliyor. İkisi mağrip ve meşrikte, biri Kabe’nin damında... Duvar yarılıyor, üç huri içeri giriyor, başlıyor doğacak yavruyu methü senaya... Bereket versin, bu kargaşalıkta pek ziyade susayan hamileye soğuk ve tatlı bir şerbet veriyorlar ve nihayet bir ak kuş kanadıyla arkasını sıvıyor, doğum vaki oluyor.

Amine Hatun’un bu sırada aklı başından gitmiştir. Neden sonra bir etrafına bakıyor ki doğurduğu çocuk meydanda yok. “Aman huriler mi götürdü?” demeye kalmadan, daha beter bir manzarayla karşılaşıyor. Yeni doğmuş ciğer paresi Kabe’ye karşı secdeye varmış, ümmeti için niyaz ediyor. Süleyman Çelebi sözün burasında hazırunu salavata çağırdığı için beton koğuş inim inim inledi. İstanbullu, elini arka cebindeki cigara paketine götürüp derhal geri çekti. Rıza Bey nazlı nazlı maceraya devam ediyordu. Amine Hatun’un evinde olup bitenlerden besbeteri Kabe’de vuku bulmuştur. Bir kere Kabe heyetiyle heybetle secdeye kapanmış sonra bir taş zayi olmadan kalkıp doğrulmuştu. Pekala, bütün bu inanılması oldukça müşkül hadiselerin rahmetli Ayşe karıyla uzaktan yakından ne alakası olabilirdi? Ölüm anma kadar gaddar bir inatla durmadan işleyen Halep çıbanıyla gerilmiş, akı yumruk gibi dışan uğramış sol gözüyle Ayşe Ana, şimdi şu pencereden bakıverse, muhakkak şaşar kalırdı. “Katırımı çaldı gidiyor,” diyerek devletin postacısını vurup öldüren şu ihtiyar Pötürgeli -bir kelime Türkçe bilmeyen Sülo167 öiemal Takır adaşı Süleyman Çelebi’nin neyi ne maksatla söylediğini elbette anlamıyordu. Lakin suratı, ötekilerden farksızdı. Ötekiler de bazı tanıdık kelimeler duydukları için memnun ve mutlaka sevaba girdiklerine emin hiçbir şeyin farkında olmadan, en beteri farkında olmak lüzumunu da asla hissetmeden 77 hocanın “Salavat” diyeceği yerde, salavat getirmeye hazır dinliyorlardı. Ara yere sa-lavatlar serpiştirdiği ve secde icap ettirdiğinden, topluluk ruhunu Süleyman Çelebi’nin değme sosyologlardan ve psikologlardan iyi kavradığı belliydi. Arada sırada içlerini çekenler oluyor, bunlar Istanbullu’ya, Benerci Kendini Niçin Öldürdü kitabındaki bir sözü, “Kocakarı bir uçurum gibi içini çekti,” sözünü hatırlatıyordu. Tözey gözlerini yerden kaldırmıyordu ama bu cemiyetin sahibi olduğunu ispat eden kibirli bir hali de yok değildi. Yüzü sanki biraz daha uzamış, biraz daha çarpılmıştı. İstanbullu yukardan baktığı için burnunun iki yanındaki çizgiler daha derin görünüyorlar, kırmızı ağzını esrarengiz, iştiha veren, şehevi bir gölgeyle güzelleştiriyorlardı. “Mistik olan her ses, her hareket, her his Allah’tan ziyade şehvete yakın yahu...” istanbullu böyle düşünerek ve bu anda böyle düşündüğü için garip bir korku duyarak -bu korkusundan daima utanırdı- Hacı Emir Aga’nın yüzüne baktı. Emir Ağa, sıfır numaraya vurulmuş beyaz sakalıyla, küçük, şakacı bir çocuğa benziyordu. Mevlit’in karşısında serçe yuvası görmüş bir çocuk gibi haindi, istanbullu, kendisini korkuya düşüren ve sofu bir aile çocuğu olmaktan ileri gelen budalalığı derhal üzerinden attı. Şu anda herkes, Mevlit’i okuyandan başkaları, muhakkak ki bu manzum hikâyeden, Ayşe Ana’dan, ölümden ve Allah’tan başka şeyler düşünüyorlardı. Herkes şu anda kendisiyle tek başına kalmaktan son derece memnun ve inanılmaz derecede ha168 ödırılar ütoğuşu yasız birtakım maddi hesaplarla meşguldüler. Biricik müşterek tarafları buydu. İstanbullu, güzel sesin anlattıklarına kulak verdi. Demek ki kesik baş kıssasına gelmişti. Hazreti Ali, elli kulaçlık kemendini bitirmiş, ya Allah deyip kendisini tepe aşağı kuyuya bırakmıştı. Teker meker iniyor, namaz vakitlerinde “Göz ucuyla” borcunu eda ediyordu. Bu seyahat böylece, tamam sekiz gün sürecektir. Sonra dev nara kuvvetiyle uykudan uyarıp merdane bir kavgada helak ederek kesik başın, zevcesini ve beş yüz Sünni Müslüma-nı kurtaracaktır. “İnsan siyasi hayvandır” sözü doğru. İşte Süleyman Çelebi üstatımız da Alevi-Sünni kavgasına karışmış... Istanbullu’nun gülmesi tuttu. Avcunun içine öksürdü. Artık canı sıkılmaya başlamıştı ki birdenbire bir saatten beri telaşsız devam eden acıklı ses değişti. Hoca, kalabalık Arapça sözlerden sonra ilk “Eyleye”de durdu. Herkes “Amin” diye bağırdı. Eller beton tavana açılmıştı. “Eyleye” sözü ne kadar tek başına ve soğukkanlı ise, “Aminler” o kadar kalabalık, adeta başıboş, dörtnal giden bir sürü yabani aygır gibi gürültücü ve karışıktı. Nihayet sıra, Mevlit’i okutan, yani toplantının sermayedarına -daha doğrusu onun sevap hissesine- gelmişti. Rıza Bey, pencereden dışarıya işittirmek için tatlı sadasını bir misli

yükselterek “Ve alelhu-sus bu cemiyetimize bais ve badi zatı şerifin sünnisi meşkur, mağfur ve amelini makbul eyleye,” dedi. Herkes yeniden “Amin” diye çığrıştı. İstanbullu, bir şey söylemek istiyormuş gibi elini kaldırdı. Sonra kendisini zorla zaptetti. Bu anonim dua, imzasız mektup gibi herzevekilikten ibaretti. Cemiyete sebep olana zatı şerif: Tö-2ey... Meşkur olacak sa’yi ve makbul olacak ameli: Orospuluk... Bir de utanmadan bu sarı herif okuyor, ötekiler de “Amin”i bastırıyorlar... “İyi vallaha... Bereket versin Allah yok. Yandığımızın 169 üiemal Tahir resmiydi. Bizi öfkesinden, hak ile yeksan ederdi de, sevgili cumhuriyet hükümetimizin iki yüz bin liralık beton zindanına yazık olurdu.” Tözey, çok şükür, zanaatinin Allah’a karşı bu Müslümanlar tarafından Süleyman Çelebi vasıtasıyle şefaat edildiğinin farkında değildi. Oturuşunu hiç bozmamıştı. Şimdi güneş kolundaki kaim altın bileziğe vuruyor, işlemeli madeni, içinde ateş yanan sarı bir cam gibi parlatıyordu. 78 İstanbullu, bir çay fincanı dolusu şerbet içti. Ötekiler, şerbeti yuvarladıktan sonra bıyıklarını sıvazlarken, “Rahmetlinin canına değsin.” “Okutandan Allah razı olsun,” dediler. “Rahmetli” on beş, yirmi gün evvel odasına gelip, “Orospu parası hovardaya helaldir,” demişti. “Bunu, şunlar bir anlasa... Namaz da, oruç da, mevlit de hapı yutar.” Berber Kadir, kendi tabiriyle, “Herkesi suladıktan sonra” bardakları pencerenin içine dizdi. Doldurup karılara birer birer uzattı. Evvela Aduş’la anası Gevre içti. Sonra Sıdıka ve Hubuş aldılar ve evvelce kararlaştırılmış olduğu pek belli bir aceleyle ve yüksek sesle “Allah seni Murat’ına kavuştursun,” dediler. Tözey yüzü pembeleşerek başını kaldırdı. Murat’a bakarak alt dudağını ısırdı. İstanbullu, deminden beri yanıldığını anlamıştı. Mevlit, manasız ve faydasız bir şey değildi. Hâlâ sosyal fonksiyonu vardı. Murat’ı bir saatcik olsun, Tözey’in karşısında oturtmaya yaramıştı. Ankara’nın Hacı Bayram Camii’nde, on gün gazetelerde ilan edildikten sonra okutulanlar da dahil olduğu halde, bütün gelmiş, gelecek mevlitlerin hiçbiri, okuyana verilen ücret ve dinleyenlere dağıtılan şerbet bir tarafa bırakılırsa bugünkü kadar, sahiden sevap kazananı ve işe yarayanı olmamıştı. 170 OCariar Otoğaşu istanbullu büyük bir neşe duyarak, kalabalıkla beraber avluya çıktı. Yanında yürüyen Çullunun Hacı’ya, Sevaba girdin Hacı., dedi. Sevap olmaz mı beyim... Hem büyük bir sevap... Sen bana böyle bakma beyim. Ben hanedan evladıyım... Benim babam hacca gitmiş hacı idi. Bize Hacı adını o sebepten koymuş. Babamın evi mübarek bir evdi. O eve giden mutlaka posta oturacak. Hovardalık, sarhoşluk istemeyen bir ev... Merhum anam, “Burada ziyaret var. Ben gelin gördüm,” derdi. Benim büyükanam, divan efendisinin bacısı... Yani Müftüzade... Bana “Baba ocağını sattı bu kopuk.” derler. Yahu satmayıp da ne halt edelim. Bizi hovardalıkla kabul etmez ki... Bir gece çatlatsınlar.. Al başına belayı... Sattığın iyi olmuş Hacı... Ben işimi bilirim... Sattığım elbette iyi oldu. Ben hepsini sattım da Azzet olacak orospuya yedirdim. Azzet iyi karıdır. Bu Tözey gibi yürekli bir karı. Değme erkekten yiğittir beyim... “Ben öyle bir karıyım ki beni her kedi boğamaz,” der. Hakikat, her bıyıklıya uçkur çözen bir cins değil... “Benim iki noktada sana minnetim olmaz Hacı der: Teneşire çıkmadan rızkımı kesemezsin, bir de ölürsem topraktan çıkaramazsın,” der. Vaktiyle pek güzeldi beyim. İlk elime düştüğü sıralarda bana bir hal oldu. O kadar seviyorum ki avradı, sokakta bir güzel karı görsem, başımı çeviriyorum da “Medet” diyerek camiye seğirtiyorum. Gençlik aklı... Hani yüreğim Azzet’ten geçer mi evvela hesabı.. Bir kız değil on kız kurban olsun... Lakin fukaranın düşmanı Çok beyim. Bir kere benim akrabalarım hep düşman. “Hitamında evi bunun üstüne geçirir. Nikah eder de,” diyorlar. Sen de nikah etmelisin Hacı... ikiniz de yaşınızı aldınız. Rum kızı, gavur kızı sana gerekmez. Azzet pekala kadın. Bak

. Sen merak etme. şimdi iftira üzerine” dersin... Elimden gelirse yaparım. Ben sana ne göndereyim. yap. İyi. Fena fikir değil. Şuna söyle de. Ben de hak verdim.. Sen bize bir istida yazıver beyim. Bize düşman.. Rum kızıyla beraber bir ahbabın yanma gidiyorlar.. Hele anlat Hacı.. dokunaklı bir istida.... yazanm. Gel gelelim. İstanbullu kalemini ve cebindeki mektuplardan birisinin zarfını çıkardı: Söyle bakalım adresini... Ele güne karşı. bizim sana işimiz düşecek beyim. Haklı. Etrafına ürkek ürkek baktı.” diyormuş. Bağlarda baskın korkusuna gezmektense işte burada namusumla iş yaparım. Valiye. Nesini anlatayım beyim. Allah senden razı olsun beyim... tütün paketinin kalın sarı kağıdına kurşunkalemle yazılmış bir mektuptu. Sen ne düşünüyorsun? Ben karıyı nikahlayalım diyorum.” derler. Yani kötülükte imişler gibi.. Sahipleri yok. İstanbullu bir solukta okudu: “Bay Hacı ağa. O tarafları iyidir. Hacı gözlerini kuruladı. Bunlar. Biz onunla bacı-kardeş olmuşuz. Dört gün oluyor. “Hacı sürünüyor. Azzet evde olmazsa benim eşyamı akrabalarım taşır..171 öiemal Tahir günde iki kere uğruyor.. Meğer. “Şu kadar senedir karı koca hayatı sürüp ve de bir arada yaşayıp.. beni kahvesiz bırakmazdı. Bir de Tözey Hanım seni sayar. Sağol beyim. Ne yapsın? Oraya haber yollasın. Çünkü ben de burada Kıymet’in eline bakıyorum. Bana bakar dersin.. izin istedim. polis dairesine kapatmışlar.. Gelmez mi hiç... Rum kızı... Azzet’e yardım etsinler. Orada bizim karıları basıyor. Ben kahve içmezsem aklım şaşırır. Demek nikahlasak münasip mi? Pek münasip. Kıyalım bir nikah. . Öyleyse. bırakmadılar.. O kalsın zarar vermez. Etmez. Kerhaneye atmışlar. Hay babana rahmet. Rum kızma da seslenmiyor. Abdi kızı Azzet” Nerden yazıyor bunu? Kerhaneden beyim. İftira elbette. Bir polis var. Gördün mü başıma geleni? Yok canım.. Yoktur... Ben burada rezillik çekerim. Sen iyi bir adamsın. Bu Azzet kaltağı nerede? Taş yağsa gelir yetiştirdi.. Kolay. Cebinden bir kağıt çıkarıp uzattı..... Şu kadar senedir bir arada yaşıyoruz dersin. dür kahvesiz kaldım. Sonra bana bakan bulunmaz. Münevver’e. Tabii iftira etmiştir.. Burada ben de aç kaldım.. Elinden gelir. Seni kimseye muhtaç etmiyor. “Yahu. Dünya batsa. Nikahlı karıyı posta etmek kanunda yok.. Eğer beni hükümet marifetiyle nikah kıyarak karı yapacaksan. Yoksa ki artık bizden bir şey bekleme. Tabii. Hatırını soruyor. Eplemeli’ye.. Acele cevap beklerim. Ne dersin?. 173 (Jiemal uAivr Malatya’nın llyas mahallesinde Yağlıcıogullarmdan Mehmet oğlu Hasan Çullu Yağlıcı.. Hem de kötülük etmemiş olur da...... Dost var. Yok. Kıvırcık’a hizmet ederse benim kahve parasını aralıkta çıkarır.. yanma geleyim.. Tözey Hanım’a yalvar. Benim başımda ateş kaynıyor beyim. Lakin biz içerdeyiz. Hele şunu bir oku. düşman var. Ben iki gün172 Odırûar Oioyuşu.. Baş üstüne. “Ben yerimi buldum. Bir de istida yaz. Şimdi kerhaneye atmışlar.. 79 Bu. Nikah iyidir..” diyorum.

başgardiyan dairesinin penceresinde dururlar. Estağfurullah beyim. İşte bu herifin silahıyla üç kişi ölmüştü. Neden içeri girmedin? Dükkanda kimse yok Murat Bey. Murat’ı görünce derhal ayağa kalktı: Buyrun efendim. Mahpuslar duymasın da.. Ölmenin kolaylığını.. Müdür aşağıda mı? Yok. Refik pencereye dayanmış içeriyi seyrediyordu. Dış kapıda kimseyi göremeyince nöbetçi gardiyanı Abdul-kh’a sordu: Beni kim aramış Abdullah? Ü5 öienvâ Tahir Bilmem.. Hacı.ziyaret günleri her rastladığına dert yanıyor. Bunları başgardiyan gene odasına buyur etti. Ona doğru yürüdü. Istanbullu’nun eline davrandı. Vilayet polise havale edecek. . iş uzun... Bir genel sayımda. Aralıkta durdu-rulsa mahpuslar laf atar. 80 Dünya bazen o kadar yaşanmaz bir hale geliyordu ki. Yani bulamadım dersem.. ziyaretçi geldi..Pekala.. Biz istidayı müdüre göstereceğiz. kapıdan başını uzattı: Gel hele bey. akşama bir kilo getireceğim. işleri acele olduğu zamanlarda. bunlar da karşılığına söver.. Herkes duyar. takunyalarını bırakıp terliklerini giydi.. dedi.. ilersinin zararı yok.... Bir de Allah bilecek. Birisine bakacaktım. istanbullu. “Dünya limanlarında bugün ölmek kolay Yusuf. mesela kendisinden ve İsmet Paşa’dan farksız birer rakam. Oda ağzına kadar kerhane kızlarıyla dolmuştu..... Karılar gitti mi? Gitmedi. Şimdi olmadı Hacı. Başgardiyan söyledi. Arkadaşlar. Murat. Yoook. bir kargaşalık çıkar....” diye kurnazca uydurduğu mazereti ileri sürüyordu.” diye dedikodu yapacaklarından korktuğu için -bu dedikodu zaten başlamıştı bile... Hayrola? Gel. Deminki neşesi kalmamıştı. Rahatsız olmayın.. bir şey ısmarlanmışsa getirdiklerini demirlerin arasından verirlerdi. kendisini pis bir şeyden çeviklikle kurtarır gibi geri çekildi.. Üç kişi. Pekala. İstanbullu.. adamcağızı daha müşkül bir vaziyette bırakmak istemediğinden artık ziyaret günleri aşağıya mecbur olmadıkça inmemekteydi. Sonunda “Sen gevezelik ettin” dersen bozuşuruz. Nalınların merdivenlerde tıkırdayarak kıyametler koparması Tözey’in sinirine dokunuyordu. Yaşamak zor. yaşamanın zorluğunu yani bu iki ters hadiseyi tek başına Çullunun Hacı ispat ediyordu. Tözey’e de söylerim. Kim? Bilmem. “Kahpeleri resmi dairesine dolduruyor. Belli belirsiz bir dargınlıkla sıska yüzünü asıp çenesiyle başgardiyanın odasına işaret etti. Namusum senin elinde. birkaç kelimeyle söyleyeceklerini söylerler. Kadıncağız hiç olmazsa çıkıncaya kadar bunları kullanmamasını rica etmişti.. “Bunlar oynak millet. İstanbullu kapıyı açtı... Memurlar gizli satıyorlarmış.” Hızlı hızlı avludan çıktı. O gardiyanla vilayete yollayacak. Lakin bir sen bileceksin.. Hakikat. manasız bulduğu bir can sıkıntısıyla yalnız başına oturuyordu ki Tayına Sefer. Zeytinyağı bulamadım.. Yarın istida hazır.. Belki pencerede birisi vardır.. İyi öyleyse. Gene.. Tözey masanın başında pijamalı bir tiyatro müdürü gibi ciddiyetle oturuyordu. 174 öiarılar IKoğuşu Tözey’in mahpushanede Murat isminde “Bir herife tutulduğu kerhanede o hafta yeni duyulmuş olmalı ki bütün kızlar alay olup gelmişlerdi.

hükümet tabibi beye karşı duyduğu öfkeyi ve iğrenmeyi besbeteriyle kendisine karşı çevirdi. Güle güle. ikisi tombul tam beş tane kadın sıralanmıştı. 176 utanlar DKojmşu Sizi rahatsız ettim. Tözey anlatıyor da beni hafakanlar boğuyor.. şu anda başı hâlâ güzel. Bırakın işi canı. şaşı ve elbiseleri perişan. aynı merakla yüzüne bakıyorlardı. İhtiyar hizmetçi. hükümet tabipliğini kartvizitine yazdırarak dolaşmak resmi mekteplerde on yedi sene okumuş bir erkek için kolay olmasa gerekti..Başka bir şey lazım mı? Kopya kağıtları demiştim Hiç olmazsa bir paket. On tanesini hiç tanımadığı bu on üç aşüfte kadın karşısında. Şimdi başgardiyanın portatif karyolası üzerinde ikisi şişman. Bazı şeyler. asla alışılmamak.. Kadınlar.. Bu sebeple cemiyeti tabakalaştıran varlık burada güzelliğe göre sıralanmıştı. Beş yüz tane. iğrenç ve acıklı bir illetle harap olmuş bir acayip canavara benziyordu. Oğluyla övünen bir genç ve cahil anayı hatırlatıyordu. masanın üzerindeki cetveli eline aldı. sakin sakin oturuyordu. Eplemeli Ayşe. bir yere şiddetle . birisi tek gözlü. Beyaz kağıt olmuyor değil mi? Olmaz. Araştırıyorum. birçok korkunç. Baş üstüne.diğer akşamlarda da şehir kulübüne gidip vatandan.. hâlâ ayakta duran Tözey’in boş bıraktığı koltuğa oturdu. nasılsınız? Arkadaşlarınıza bizden şikayet etmiyordunuz ya. Malatya genel birleşme evi sermayesinin üçte biri. pek sıska mahluk ve ötekiler şu anda. Gece yazı. Münevverle Ayşe’nin arasına sıkıştı. birisi ihtiyar. dedi. Bir eli. kunduraları çoktan mahvolmuş çirkinler -tabii fukaralar. Murat. tutkunluğundan istifade ederek Tözey’i soymayacağına artık kanaat getirdiği için düşmanlığı kalmamıştı. Safa bulduk. İşim var. hâlâ renkli ve hâlâ kibirli. pencereden döndü: 81 Safa geldiniz hanımlar.. bu sualin cevabını bulmak arzusuyla Tözey’e baktı. gündüz okumak... Estağfurullah. Validene selam ederim. Orospuluk zanaatında. vücudu ve kuyruğu fena halde yıpranmış. İstanbullu. İstanbullu.. sonra sırasıyla pek esmer. Kendisiyle iftihar ettiği belliydi. Siz de oturun. kendi evinde bulunduğu için hiçbir sıkılganlık hissetmiyordu. milletten. tombul yüzünü rahat bir gülümseme ile daha güzel bir hale getirdi.. 177 öiemal uthir bu allı yeşilli ve on üç başlı ejderhanın kafasını teşkil ediyorlardı. tabii görülmemek lazım gelirken demek bu kadar “normal” oluvermişlerdi. tek gözlü orospu. “Allah birdir” sözü gibi “Neden yetmiş iki buçuk değil?” demeye lüzum hissetmeden. Bu herifin. Türk ırkının üstünlüğünden. birisi son derece sıska. Konuşuyordunuz. Münevver ve Kıvırcık. İstanbullu. Gece okumak.. şaşı kız. Tabii çarşamba akşamları da -muayene çarşamba günleridir. Allahaısmarladık bayanlar. Tözey.. İstanbullu. Münevver de aynı emniyeti daha evvel duymuştu. Ben gidiyorum.. Otursana enişte bey. Tözey... Ayşe’nin dizinde. Bunu. rezil ve namussuz işlerle ünsiyet peyda ediliyordu. Tözey’e. Oturmayayım. Bir pakette 500 tane varmış. Bunları her hafta muayene ettikten sonra. Şimdi pek rahat bir dostlukla birbirlerine böyle gülümsüyorlardı. iktisadi üstünlüğü temin eden biricik Şart güzellikte. İstanbullu. bunun neresine tutulmuş?” diye düşünmekteydiler. Biçare -yahut Tayıncı Sefer’in kanaatiyle köpoğlu karyolaher kımıldanışta inceli kalmlı gıcırtılarla insafsızlığa uğradığını ilan ediyordu.. dedi. yakın ve uzak mazinin kahramanlık ve zafer hikâyelerinden bahsetmek de o kadar zordu. Ayşe. Gözleriniz harap olur.yer almışlardı. Kuyrukta. nazik bir tebesümle kızları baştan sona kadar selamladı. “Tözey Hanım. günlük yazı.

Galiba bu hafta sizin eve götürmüşler. Hacı Abdullah. Çık da görürsün. Açlıktan öleceklermiş. eski çamlar bardak oldu. baba yok. enişte bey. O zaman on üç yaşındaydım. Sözün burasında. Evsiz karıları düşünürüm.. Çullunun Hacı diye bir adam var. Ya.” diye bir övünür.. Altlarında yatak yok..... Bunlar bana kızarlar. Siz gelmeden Ayşe anlatıyordu... düşüncesinin burasında Çullunun Hacı ile Azzet’i ve Rum kızı Kıymet’i hatırladı. O da kahpelik. O nizamın bir ucunda bu kızlar da kayıtlı bulunuyorlar.... 83 .. Kenarda. Insanoğ179 öiemal Tahir lu neden korkar? Akılsızlığından. Cevap alamayınca Istanbullu’ya döndü: Bu Eplemeli hasis olmuş beyim. Ben onlara acırım. İbrahim “olmaz” dedi.. Ben kedi yavrularına acımam.. cigarana ateş istemeyeceğin serserilere bir lokma ekmek için razı olursun. Murat... diye bağırdı. Akim olmadığından. Çıkacağız inşallah. eski ahbaplıkları bu suretle etrafındakilere ispat etmeye çalışıyordu. Rezilliği çeker. böyle kaba sözlerle iltifat ediyor. Kötü bir tenekeye yerleştirilmiş iki cam hokkanın arasında aynı işaret ve aynı yazı görünüyordu. Kırmızı yüzü gülüyordu. Mart ayında sokaklarda kedi yavruları olur ya. Ben Hacı Abdullah’ın eline düşmeden üç ay bağ aralarında gezdim.. Mürek178 ÜCanlar iKoğuşu 82 kep lekeleriyle kirlenmiş bir cetvel tahtası ona şimdi büyük bir muahedenin imzalı nüshasını taşıyan kabuk kadar sert ve eskimez bir vesika gibi.. nefes almak kadar tabii icra ediyorlardı. Bir eliyle yanağmdaki beni sanki silmek istiyor. Murat Bey “olmaz” dedi. Haberin olsun. Mattan kurtulmuş bir satranççı sevinciyle bu işe sarıldı: Baksanıza Tözey Hanım.. Ana yok.. polis dairesinde kalmışlar. Gözlerini kaydırarak arkadaşlarını gösterdi. Onun yanında iki kadın bulunuyormuş. Sürt Allah im sürt. Ayşe lakırdıyı arkadaşından alıverdi. köşede olmayan kalmıştır. Her ne istersen veriverirdi. Eplemeli Ayşe’nin zanaatında artık tamamıyla ustalaşmış siyah gözlerine. Gördün mü? Dışarıdayken züppelerle “arkadan cepli” diye alay ederdik. Öyle değil mi kız? Delinin zoruna bak. beyaz ve kibirli tombuluğuna ve göğsündeki beşibirlikle kollarındaki bileziklerde ışıldayan zenginliğine tokat gibi çarpmıştı. rahat bir sesle konuşuyordu: Karıları polisler gece vakti getirdi. Karıları kerhaneye atmışlar. vazifelerini böylece. kerhanedeki de kahpelik. Kız Ayşe bana ne getirdin namussuz? Hacı Abdullah’ın “namussuz” lafı. pervasız. “Hükümet” nizamı temin eden kuvvet demekti. Bakalım başımızı derde sokuyoruz.. Güldü ve keyiflendi.. ben paçalı pantolon yaptırıyorum. ne yaptıracaktın? Ben “şalvar” dedim.. İlle kerhaneye düşmeyecek... içerde lafa dalmışım. Cetvelin üzerinde bir ay yıldızla Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti yazısı vardı. Bag arasında orospuluk kolay değil. Laf arasında da “Ben kerhane karısı değilim. Sen hep eskilerden açıyorsun ama. Vay safa geldiniz!. Evsiz orospuluk ölümle bir. Bunu gel de. dedi. Yirmidört saat karakolda.. Ben ömrümde hiç pantolon giymedim.. serseri karıya anlat. Evet. Adam gideceği yeri şaşırır. Kerhanede koynuna almak şöyle dursun.. bu eskiden cömertti. Biliyor musunuz? Biliyorum. Ben de “baş üstüne” dedim. Tözey’in mahpusluğundan beri gidip gelen orospulara. kulağı çınlamış gibi Hacı Abdullah içeri girdi. resmi ve ciddi gelmişti. 180 Oturûar IKoğuşa Akim olmadığından edermişsin.vurmamak için kendisini zorladı. evi yavru kedilerle doldururum.... Yaprak oynasa “Aman basıldık” dersin.

işte öylesine. Kıymeti bana mı ısmarlıyor? Hayır. biraz yukarı aynı olan uydurma muhiti hiç tanımamış olmakla bu biçare ka181 ö’Umal iühir dınlara karşı gizlice övünüyordu.. Buyrun. Galiba başka çare de yokmuş.” diye ağlardın. Bir kere gitmişler.. daha bir müşteri çekemedi. O karıya ben şaşıyorum. “Kerhane” kelimesi Eplemeli’nin ağzında. Lakin temiz karıdır. Kıymet’in şakiliği de metelik etmez.. Hacı burada perişan olmuş. Bu sefer ikisini de götürmüşler... Rum kızı için değil.. Artık bilmem. Kocakarı ne halt etsin canım? Hayır. Çullunun Hacı. Vücudu gösterişli. vaktiyle. Tözey hazin hazin sordu: Kıymet nasıl? Kıymet. Malatya’nın bir babayigiti bunun yüzünden vuruldu. Kerhane usullerini.. Kaltak bu Çullu rezilinden usanmış besbelli. birinci muhabbette mi. Hacı perişansa. daha genç.. Allah Allah. Fevkalade tabii. Buranın işlerini daima umursamayan ve bunu da hiç saklamayan Ayşe. Kıymet’ten Hacı’nm galiba Sıtkı sıyrılmış. Sanki geldi geleli Azzet-Hacı meselesini düşünmüş.. Bir daha gitmişler gene Çullu evdeymiş. İstanbullu rahatça sözüne devam etti: İşte biliyorsunuz. Ayşe’yi pek üzen bu konuşmayı değiştirmek üzere Tözey’e döndü. ikinci muhabbette mi. Kahvesiz ölecek. Araya laf girdi. Münevver ilk defa söze karıştı. O da mı karı? Biz onun gençliğini biliriz. Çullu evdeymiş. Oğlana “Gel beni götür.... “Sürünmekten kurtuldum. İstanbullu. Sen eskiden “aman Buzo senin için ölüyorum.” diyor.” demişler. Ama kocakarı öyle değil.Orospuya bak... ne de olsa. bacım. Kıymet de aynı fikirde.. Unuttun mu? İşte gördün mü? Benim de aklım yokmuş.. Emredin. Hacı Abdullah’ın “orospu” sözüne hiç benzemiyordu. Mavzeri karnına daya. Bana öyle geldi. evet. bu . İyi ama. Anladım. Yanlış efendim. Doğru etmiş.. Estağfurullah. Yalnız Hacı’nm kanaatma göre “Az-zet dışarıda olsa beni beslerdi. Acele acele söze karıştı: Sittiret. Hacı Abdullah’ın laflarından kurtulmak için pek alakadar oldu: Baş üstüne.. Azzet beslerdi. 182 ö^arûar öioğuşu Nezaketi yok.” demişler. Hem de hayırlı bir iş teklif ediyor.. şuraya çıkıp iki dönemez. Size bir şey rica edecektim. Tabii siz buradasınız. Kadehi döndürür ama. Azzet’i nikah kıyıp çıkaracakmış. Azzet için söyledi. Ayı gibi bir şey.. Kıymet’i işletip besleyecek. Bir iltimas. Kahvesiz ölecekse. mesela taban astarından bahseden bir kunduracı gibi zanaatkarcaydı. Kendisini şu anda hiç beğenmeyerek öksürdü. Oyunsuz kahpe makbul değildir. beraber oturmuşlar. gençlik senelerinde uzun müddet içinde dolaştığı bu her yerde biraz aşağı. Çünkü Rum kızı kerhaneye alışıktır.” demiş. lakin yanında Rum kızı Kıymet olacak. Ayşe omuzlarını salladı: Geleli dört gün var. Ben de olsam ağlarım.. dedi. Hacı Abdullah. nihayet kararını vermişti. Bir ümidi Bayram’da kalmış. Azzet’in bizde oturması daha iyi değil mi? Dışarıda para mı kesiyormuş bu karı? Orasını bilmiyorum. cigarasmı sarmayı bitirmişti. Gene “Biz rakı içmeye geldik.” diye seviniyor. Eğer. Azzet’i resmen alacak. “Rakı içmeye geldik. belediye nizamlarını mahsustan bilmiyormuş gibi davranıyor. boşta kalan sarhoş bir herif olursa. Göğüsleri lastikten mi? Hiç pörsümemiş. Asıl Ayşe Hanım’a rica edeceğiz.

. hart hart kaşınıyor. “Beni yemez. nane şekeri yemezse hovardası yanma yaklaşamaz. Bekar mahalle oğlanları karıyı gizlice zedeleı8j \Karud Takir meşinler. Şimdi dostu komiser mi? Komiseri görmedik. “Ah köpoğlusu. Tahta bitli odada mı? Evet. Karı da beni cebri götürüyordu... Hâlâ evde kızlar güler. Aliye bir gün evvel boşaltmıştı. Vay canına... Sen onun şimdi ölü zamanım gördün. Yaz günü karıya bir müşteri geldi.... Herif haklı. Bu kızın yüzü çok güzeldi. Ötekim de tahtakuruları yemiyormuş tamam... Hiç unutmamış. Bir taraftan nefesi çıktığı kadar bağırmakta. Ölüyormuş komiser.. dedi. Vaktiyle orada otururmuş.. Elinden gelen yardımı esirgemez. o saat ölür. deminden beri yanındaki kısa boylu beyaz kadınla bir şeyler fısıldaşıyorlardı. Zampara kıyameti koparıyor.” Buyrun. Biz de onu oradan çıkarmaya çalışacağız. bir gece oğlan iki arkadaşla bu Kıymet’i almaya gelmiş. Kıymet hangi odada oturuyor? Eski odasında. Bütün karılar daha şimdiden gülmeye başlamışlardı. Ben ara bulayım diye yanlarına gittim. El atından polis dairesine haber vermişler. yattılar. Tahtabit-lerine sahip olmayı bilmeyen karı orospuluk edemez. Namusluyla rahat etmeye gelmiş. İçtiler.. komiser dadanmış.. Ölen oğlan biraz kabadayı idi. “Ver şuradan pantolonumu. gözlüklü. ters mi baktı. Oğlanlar omuzlayıp kırmışlar. Başlamış kollamaya. eğlendiler.” diye düşündü. Böyle .” Çıktı. Ben buraya namusumla rahat etmeye geldim..” dedi.. Paralı bir adam. Geçen akşam Kıymet’e söyledim. Bir şey hatırlayarak kahkahayla güldü. Pekala.. Hitamında ölenin arkadaşları bizi de mahpus ederler diye korkup Çullu’ya şahit oldular... Kendi sözü.. İşte üç lira geceliğin orospu. Beni yiyip tükettiler.. Karıları bağlara çekmişler. Tözey düşünceli düşünceli sordu: Azzet’in ağası ne istiyor söylemediniz ki... Sinsin yutmazsa.. Demek ki Çullu’yu adam yerine koymamış. 85 Kadını muhafaza edeceksiniz. Ağzı kokar. O karıda frengi mi vardır nedir? Tahta bitleri onu yemez.. Tözey sordu:. Fakat Malatyalılar vücudunun esmerliğinden şikayet ediyorlardı. Bir ihbarat olup beraber basılmamak için yolun iki başına bekçi koyup geliyormuş. Aklına geldi mi kız. Çullu’nun hanesi basılmış oldu.” İşte. Şaşırıp siner. vura vura hasır gibi eskitmesinler diyerek. Tahta biti dünyadan çekilse.. kıvırcık saçlarını bir baş hareketiyle azametle arkasına atarak teklif etti: İsterseniz Teğmen Sıtkı Bey’e söyleyeyim.. İstanbullu..Çullu meseleyi çakmış.. Sarhoşluk arasında karıya laf mı dokundurdu. Anlat da Murat Bey gülsün. zemherinin ortasında. Sana söylüyorum Münevver? Neymiş? Haydi. velhasıl Çullu şüphelenmiş.” Al.. işaret mi verdi. Çullu biçareyi su arkına devirdi. “Ver şu bastonla 184 [Kanlar \Koâuşu gözlüğü. Gür. oranın bitleri vıcır vıcır dolaşır. gece vakti. Beş gün mezar gezdi. Aç kalmasın. kuzum şu gözlüklüyü anlat. bastonlu bir herif. Ulan Ayşe laf yaparsın kaltak. Böyle elbel.... “Ver şuradan ceketimi. Gene bu Çullunun Hacı’nm Kıymet’iydi. Bir seneyle kurtuldu. “Şapkamı da ver. Memurun zamparası da demek şimdi böyle.. Zaten kapı karının üzerinden kilidiymiş. “İşte ben gidiyorum. fazla kullanmasınlar.. Böyle bir daha kerhaneye düşmüştü.. Hep dışarı koştuk.. karıyı korkuttu. İşte Kıymet o domuzdur. Gözünü 84 budaktan sakınmazdı. komiserin dostu kerhaneye nasıl düştü? Mahalleli bir rakı meclisi icat etmiş. Kıvırcık. Tahta-kurularmı Allah sana bağışlasın. Olmaya ki baskın sarhoşluğuna rastlaya. Çullu kaçın kurası beyim.. Şişman.” Al. Evin avlusunda birbirlerine kavuşmuşlar. bir kıyamet. Herif don gömlek. Gece vakti bir gürültü.. O zaten pis bir komiserdir.. Beş yerinden vurup öldürdü. Münevver ciddiyetini bozmadan konuştu: Bizim evde bir tahtakurulu oda var. Lakin Allah da ona belasını vermiş. Şahitleri... onun gözlerine baktı. Mahalle komiseri ile arası iyi diyorlardı. gitti..

küçük sıkıntılara hiç aldırmayan. Azzet’i almaz.adamakıllı tehlikedeydi. Bekçi Hüseyin’e söylerim. Valiye bir istida vereceğim. Altı çocuk anası.. Adı Şefika. Sen hatırladın mı? Hayır. iyilik etmeye çalışacağız. Bırak beyim.. Bu sabah kızı geldi. Daha doğrusu... Kaçıncı laf bu. Kırk de. sen korkma. Siz müdüre söyleyeceksiniz. İhtiyarlara acımak lazım.. Yakından iyi görmeyen küçük gözlerini kısarak gülümsedi: 86 O kadar yalvardı ki. Kocası razı mıymış? . Tözey’e sordu: Söyledin mi? 186 [Karılar [Koğuşu Daha söylemedim. Artık orasını bilmem.. Bak. başefendi keyfine. Dün sizin çamaşırlarınızı ona yıkattık. Hacı Abdullah telaşlandı: Kim iyi bir kan? Şefika mı? Sen deli misin yahu? Dünyada onda edepsizi yoktur. Şefika buraya gelirse senin iflahım keser. Şimdi Hacı’nm gönlü yok mu? Şimdi Hacı’nm kahveden başka hiçbir şeyde gönlü yok. Bir de. Hacı’ya biraz da kahve getirsin sevaptır. Yemin ediyor. Ziyaret günü.. Biz iyilik edeceğiz. Acınacak bir herif değildir. Kızlar. Gelip Hacı’yı görsün. senin sahiden gönlün varsa karışmaz.. Hem Azzet’i dünyada almaz. Değil mi Hacı? Gelsin elbette. Onun akrabaları var. Hem siz böyle işlere karışmayın.. Söyleyin de hiç olmazsa on dakika izin versinler. Onlar gittikten sonra başgardiyan içeri girdi. bekçi mi. Buraya anasının yanma geldikçe görürmüş. Size hizmet göremez mi? Zaten hepimize yardım ediyor. Hacı.. Kendisi 35 yaşındayım diyor ama. kalktılar. Pek mi genç? Genç değil. Müsaade etmezler. sinirlenmesi hemen hemen imkansız bir adamdı. oraya her kim karışıyorsa. Şu anda Teğmen Sıtkı -uzun boylu. başefendiye de yalvardı. Kadının aşüftesi. Görürsün. Murat Bey. lütfen o biçareye yardım ediniz.bakmanın manasını biliyordu. Siz de Ayşe Hanım. yukan çık. müsaade etmiyormuş. yakışıklı bir jandarma zabiti. Bana da. Böyle işe akraba karışmaz ama. Bugün gelsin mi? Gelsin ya. Nikah muamelesi tamamlanmadan bırakmazlar. Farkında değilim. Boyuyla beraber oğlu var. Kavat kısmının yemini bol olur.” diye gülümsedi. Baksanıza Murat Bey! Buyrun.. İyi bir kadın.. Ayaklarımıza kapandı. Alay etme. Hacı’nm ağzından. Acaba koyuverirler mi? Tözey başını salladı: 185 [Kemal uâar Zannetmem. Böyle işe akraba karışmaz. Sırayla Murat’ın ve Hacı Abdullah’ın elini sıktılar. Azzet’i nikahla alacağını.. Bilmem ki söylemeye değer mi? Ben şöyle düşünüyorum.. Bir de istida yazacaksınız. Murat “kadından yana talihli herifim. İşte yemin ettiğinden belli. seni de tanıyormuş.. Ayşe Ana’nın yerine tabii bir gardiyan alınacak. Kolay. Başefendi bütün uzun boylular gibi. Teşekkür ederim. Teşekkür ederim.. bu sebeple namusunun daha fazla paymal olmaması için kadının derhal oradan bırakılmasını isteyeceğiz.. buraya gelmesine polis mi.. arkadaşının sevdiği erkeğe böyle biraz merakla ve çok çok da arzuyla bakar. Burnunu karıştırmaya başlayan Hacı Abdullah’a gözüyle işaret etti.

Sen ne diyorsun? . Çörtikli “Ben böyle beyazlık. Edepsizlikte bu Tözey’i suya götürür de susuz getirir. Şimdi inhisarda çalışıyor. Dedim gitti. çıkması yaklaştıkça aklı başına geliyor. Gene Şa-hap’ı mı seviyormuş? Şahap’ı sevmediğine yemin ediyor. Müdür beyle de görüşün. Bir haftadır caydı..” derdi. Her marifet bulunur. Affedersiniz efendim... Demek o kadar.. Söylediğin lafa bak. Tözey öfkelenmiş gibi yaptı: Ben edepsiz miyim? Edepsizin lafına bak. görmedim... Dağlarda bayırlarda tütün kollamış. Şaka ettim. İftira ediyorsun. Mübaşirlikte. Kaymak gibi eti varmış beyim. evdeki kaçağı bırakıp dağdaki kaçağın derdine düşmez mi? Biz işte onlara söyledik. Tözey’le muhabbete mi? Muhabbete ama... Sarı yağız bir herif. Yalnız kaldıkları zaman Hacı Abdullah. Edepsizdir. Bir kere kapıya geldi. Hacı. Mahpusun başına amir geliyor. Siz bir istida yazıverin Murat Bey.. Anladım. Altı ay evvel burada yatmış.. başını kaldırdı: Sen fark etmedin beyim.. Rezilin kendisiymiş..Eski kulağı kesiklerden desene.. kanun yerini bulmazdı. Ne yapar? Ne yapmaz diyeceksin.” diye ağladı zavallı. Biz kötü mü dedik beyim. rezil midir? Rezil olduğu iyi zamanında belli olmaz. ellerin tütünü şurada dursun. Kulağı değil. Ağa. Aklıma gelmiyor... Üç aya mahkum ettiler. Şakadan bir laf söyledim. Hacı. böyle cilve. dersin. Adıyaman’da cezaevi memuru idi. Sebep? İstanbullu. Sonunda müddeiumumiye şikayet etmiş. Murat. Erkeğe doymaz bir karı. Lakin ben eskiden Ep-lemeli Ayşe’nin dostu olduğumdan. karıya öfkelenmişsin. yazarım. 87 Neden anladın? İlk günler dost olmaya karar vermiştik. keyifle bir ıslık öttürdü: Şefika gardiyan olursa mahpusun hali harap beyim. Kızma Tözey. Ayşe karıya kendini bir güzel besletti. Kocası? Kocası da memura benzer. O da adliyeci sayılır. İyi ki ben cezayı bitirdim beyim.. Vaktiyle dünya güzeli imiş. Merak etmeyin. Yumuşak dikendir orospu. sen hele ev-dekini kolla.. Karı akşamüzeri gelecek. 188 \Karûar \K. Olur. Deme. kuyruğu da kesiklerden. Vay Şefika Hanım vay. Ben hele içeri gireyim. Az kalsın beni paralayacaktı. Münasip efendim. Bir ay beni buralara çıkarmadılar. Evet efendim... şimdi bizim dost tutmamız icap etmezmiş... Demek karısının burada gardiyanlık etmesine razı. gözlerini Hacı’dan kaçırdı. Hacı Abdullah’a baktı.. Kabul etsin. Ben şaka istemiyorum. 187 öiemal TâJıir Neden? O karıyla geçinemezdik.. Gördün mü? Beni on iki sene yatırmasaydı. Lakin şimdi kocaldı. kolculukta bulunmuş. Şefika ona bir şey sormaz ki. diye konuşur. Şefika buraya gardiyan olmalı. Dünyada bundan daha iyi karı yoktur. “Altı çocukla aç yatıyoruz. Alt koğuşta yattı.. Bir mahpus kaçırdı da açığa çıkardılar.Kocasını mutlaka tanırsın. Bu bizim hükümete öyle memur ister. Bizim Çörtikli söyledi. Bu dünya batar beyim. Memurluğa girecek. Bazı adamlar. Bakışlarda sanki kucaklaştılar.

İşin rasgetire. Kim bilir belki bir havadis verir diyor.. hem de neye baktırıyorsun? -• Merak beyim. Yirmi günde. Benim falıma bakılmış zaten.” Bunları yeni karı gardiyanı olan kızı Şefika Hanım böylece tekrarlayıp duruyordu. Kocasına kalsaymış. Sen de baktırsana beyim. Inci’nin anası -fevkalade ihtiyar. 189 Diemal uıKir Bak Hacı. 191 8 88 Ayşe Ana. yedi düşmanın kınla. Mahalleliden ayıp değil mi? Bizde âdettir.. Kadına masraf etmekle izzeti nefis denilen his arasında pek gizli.. Düşmanların kınla.. Canı sıkılarak pencerenin önüne gitti. fakat pek kuvvetli bir rabıta olduğunu Murat biliyordu. İnşallah. -Allah rahmet eylesin.. Deli yemek pişirmesini bilir . İşte saymayı bellemiş. fevkalade ufak tefek. Hangi fabrikada çalışanlar yol boyunda erkek çeviriyorlardı? Onlar gene çeviriyor beyim..Ben yalvarıyorum... Bizim teke dağında çoktur.. Ziyafette. Başka tafsilât da vardı.. Bir kere rahmetli. Çingene karısı mırıl mırıl konuşuyordu: Osman Ağa. “Tencere. Kahpeyi evde besleyene hovarda derler. Dünyada insan gibi hayvan mahlûk olmaz.. Adam merak ediyor. Çıktığımdan bir hafta sonra bir dünya güzelini dost tutup buraya getireceğim. Tözey’i saymam. Elini yüzüne sür. bahsi kaybedeceksin. Şefika Hanım karakola koşarak terbiyesini veriverdirmişti.. Hacı şalvarını savurarak kendisine pek emin bir tavırla Tözey’i görmeye gitti. Demek razı olsa kerhanede dost tutacak mısın? Kerhaneye gitmem ki.tam vaktinde ölmüştü. Cenabı Mevlâ işin rasgetire. Jandarma Osman.. hatunun eskilerini hep davulcuya bırakacakmış. Oğlu Davulcu Hasan. iki tencereden birisini. Cenabı Mevlâ.. Falcı karı ezberden okuyordu: Cenabı Mevlâ... her ne kadar edepsizlik etmeye yeltendiyse de. Sen alay et bakalım. El tuttun.. Al şu otu beş parmağınla sık..sıkıyordu. Çömelenlerden ikisi ayağa kalktı. Cenabı Mevlâ.. Tren gibi giril giril okuyor. Gülerekten. bütün variyetini torunlarına bırakmış. çingene karısının avucuna bıraktığı kuru otu var kuvvetiyle -talihi iyiye doğru mutlaka çevirmek hırsıyıgo DCarûar [Koğuşu la.” diye düşündü. fevkalade çirkin ve yüzü yalnız kırışıktan ibaret bir kocakarıjandarmaların falına bakıyordu. Adamın eline bir ot veriyor. İşte onu eve kapatmış.. tam tam kırk lira masraf ettiğini Sefer’e söylemişti.. Fabrikada bütün Malatya’yı baştan çıkarmış. Dışarıda. Bir kere hınk dedi. Pencerede duran Murat’a gülümsediler.. Halbuysa ben o çeşit otları bilirim. “Allahm sevgili kulu olduğu” şu cihetten de besbelli ki “Yorgan paralamadı”. Lakin Cenabı Mevlâ işini rasgetire. dostum eve gelir.. Eğer açılırsa dileğin olur. Herkes falcmm etrafına çö-melmişti. Eşek gibi beş kuruş verdik.. niyet ettin. “İşler tehlikeli bir hal alıyor. Acık şu gurbet elde canın sıkkın. ot kendiliğinden açılıyor. Ben sözümde duruyorum. Hem biliyorsun yalan olduğunu. aklında mı. mutlaka muhallebi olacak? Aklımda neden oluyor? Bahsi ben kazanacağım.. Senin tencereye ne ihtiyacın olur bakalım? Sokaklarda gezen bir deli kız vardı. oğlunu mirasından mahrum etmişti. Açılmazsa bahtına yan. Bildi mi? Neyi bilecek.. Nasıl iyi mi bari? İyi olmaz mı? Sen baktırdın mı Recep? Baktırdım bey. Senin haberin yok. “Kuş gibi ruhunu teslim etti.

Hızır yerine hazır yazıyordu.. Ayakları biraz içeri basıyordu... Kulak asmadın. lstanbullu’dan “utanıyor. Kalemim uğurlu imiş. Hukuk hâkimi benim mahpushaneme nasıl karışırmış.. Burada mahkum defteri tutacağına. Karı koca teşekküre geldiler..mi? Yediğiniz peynir ekmek. sonra bütün mahpus karılarla senli benli ol192 Oiardar [Koğuşu muştu. Hakaret gibi söylemiyorum. hukuk hâkimi beyin evinde hanımefendiye yardımlar ettiği için haphazır bir de hamisi vardı.. Âdeti olduğu üzere İstanbullunun omzuna vura vura konuşmaya başladı: Gördün mü? Biz halt ettik.. Daktilo bilir mi. Ayşe Hanım gibi hantal değildi... Nesi var? Kılık kıyafete baksana.. Bir tane bulduk. Hafız. Gayretimi tavsif ediyorum.. Bir kâtip getirdin. çakır gözlerinde altı çocuk anası olduğunu hatırlatan hiçbir yorgunluk yoktu. bunları Istanbullu’ya birer solukta. Tabii memurlarım giyinsin. Sonra ciddiyetinde ne var? Başörtüsünü hiç unutmuyor. Sonra işi anlayınca yere bakarak derin derin düşündü.. Murat Bey’in iyi yürekliliğini anlatır dururmuş... Dişleri berbat da ondan. Daha adliyeye intisap etmeden.” dediler. yüzünü de sımsıkı sarıyor.. Eşek gibi beni çalıştırdın. Senin bugün keyfin çok. Ciddi bir hanım. bağlarda müddeiumumi muavinlerine gazel okuyarak kerhanede dost tuttu. 89 İzam ediyorsun.. Kocası mahpus arkadaşımız olduğundan. Zaten anası da.. gizli bir şey söyler gibi anlatmıştı. Mahpuslar kendisini pek sayıyorlar. Bir daktilo olsaydı. Bir de malum ya... bu sefer de bir esrarkeş geldi. ciddi midir? Orasına aklım ermez ama. Al işte. Estağfurullah.. Beyaza yakın. Sen neden bana sormadan istida yazarsın? Gülme rica ederim... Başgardiyan. İstidayı müddeiumumilikte okudular da.... Ahmet yerine Mehmet. Yahu mahpushanede bu ne rezillik? Allah beterinden saklasın. Lüzum yok. Alay mı ediyorum? “Kıyafetine lazımı kadar itina etmiyor” diye geçen yıl müfettişten ihtar almadın mı? Şefika Hanım akilli... Başgardiyan... buraya kabul edilmesini onun yardımından bilerek minnettarlığını her vesileyle ileri sürüyordu. “Şefika Hanım.. insan içinde şerefli gezsin diyerek. “Bunu mutlaka hukuk hâkimi yazmıştır. istidasını ben yazdım. süslensin. Ben dikkat ettim.” dedim. O da uzun boylu.. Sırtında eski bir yatak çarşafı.” derlerken sesleri titriyor. Anasına hiç benzemeyen güler yüzlü bir kadındı.” Şefika Hanım. Defledin. Bütün işleri sen kendin yapmaya başladın. Evvela Tayına Sefer’le. Aranız iyi maşallah. Yaptıracakmış. neden karışıyor? İçerde idamlık karı . Kaç kere “şuraya bir daktilo hanım m öiaruâ Tahir alalım.Bir müfettiş gelse senin yüzünü ağartacak.. Başıma bela getirdin. diye bağırmıştı.. Ayşe Ana’nm aylarca bekleyip nihayet ömrü vefa etmediğinden göremediği yardımlan bu himaye sayesinde yeni müstahdem olmasına rağmen elde edebilmişti. lüzum yok. Suç onda mı? Devlet veriyor. Dalgın hapishane müdürü onu bu kıyafette ilk gördüğü zaman: Sen içerde ne arıyorsun? Bugün ziyaret günü değil. Ana karneyi derhal almış. etine dolgundu ama. Yahu burası Malatya sineması mı? Bu hep böyle mi gezecek?. Bu karıyı inha etmek yoktu. Alay etme. Doğru söylüyorum. Söyledim... dört gün içinde siyah iskarpinler ve kahverengi bir kostüm tayyör giydi. ayaklarında topukları tamamıyla aşınmış çarpık kunduralar ve eski bir basma entari ile gelen Şefika Hanım.. Hemen kalbin fesatlıkta müdür.

Burası istasyon caddesi değil.. Akrabalar bana hep dargındır. Burası hastanedir. Burası hukuk hâkiminin eski yosmalarının fink atma yeri değil efendi.... Kocası da teşekküre geldi.. kendisi şikayet etti. Bakmadım. Yoook. üstüne evlenmiyorum. Çirkinleşmişsin. Ben on yedi senedir harama uçkur çözmemişim. bugün iki.... Hem zaten ben kocasına danışmadan istida yazar mıyım? “Burası mahpushane.” dedim. Şapkasını başına geçirdi. Ben de doktorum.olmasaydı Şefika bu kapıdan baka-mazdı bile. Bizimki üstüne kuma getirecek. Vallaha. Karıyı bana emanet etti..... Dün bir. Gülersin.. bu kart karıyı sen neye karşı muhafaza edeceksin? Kazaya.. tecrübesizdir.. Ampul mubayaa edecektik. Sen bu karıya dişlerini ne biçim söyledin bakalım? “Senin dişlerin dökülmüş. Size elimden geldiği kadar iyilik edeceğim.. İnanmaz ki.. Namusundan eminmiş. 90 Şimdi kadro tamam oldu öyleyse. Talihsiz karı olduğu için kötü herife düşmüş... Yahu. İyi öyleyse birader. Bu karı. Himayenden başlarım. fukaranın çocuğu var mı? Demek ki Allah böyle takdir buyurmuş. Hastanemizde rabıtalı bir bayan hemşire eksikti. Öyle süslenip karşıma çıkmasın. belaya karşı.. Kolundan tuttuğum gibi dışarı atarım. Kaltağa söyle. mahpusları soyar. Vay başıma gelenler. Bizim biraderle neden dargınız. Dur nere\Karuar !Xoğuşu ye? Bir şey soracağım. Rica ederim himayenizi esirgemeyin. Sen ne cevap verdin? Baş üstüne. Eski yatak çarşaöiemal ‘takvr fıyla. Ben müddeiumumiliğine gideceğim.. Neden? Yüreğin mi bozulur? Vallaha yengeme mektup yazarım... Benim karı beni bilir.” dedi.” derim. Bu kadar zaman mahpusha-necilik ediyorsun. Ben bu işi hiç beğenmedim arkadaş. Üç ay mahpus yattığı için biz onunla kapı yoldaşı saydırmışız.. Şimdi. On beş sene hapishane müdürlüğü yaptığından şüphe ruhuna işlemiş. Her felaket beni bulur. dedim. Hukuk hâkimi bey darılır. Şunları yaptır” mı dedin? Hayır.. dedi. îyi düşün.. Damadıma hakaret ediyorsun.. Mesleğime taarruz istemem. Alıcı gözüyle bakmamışsın. Genç olduğundan biraz hoppadır.. Biraz çetin. Benim himayemde olduğunu. Şakam yoktur.. Yağma yok. Vay pezevenk vay. “Bu senin hemşiren. Kocasının derdinden dişleri dökülmüş. Tam.. Bu pis zanaat ahlakını bozmamış.on yedi sene oluyor. karı sana kocasından şikayete mi başladı? Bu ne demek? Hep kalbin fesat. Benim çocuğum yok da. Bunun ayağını kaydıracağım.. Sen iyi adamsın müdür bey. gardiyanları birbirine katar.. 196 [Karılar [Kojpşu . Bir sürü bekar erkek var. Biz bunları kocasının huzurunda konuştuk.. “Ayağını denk at yengeciğim.. Sebep? Sebep karının çocuğu olmadığı halde...” dedi. “Ben eminim ya. Sen de rica ederim kendisine münasip lisanla anlat... Evlenmem. Razı oldu.. Gördün mü kabahat sende.. Karşımda süslenmesin. Müddeiumumiye söyleyeceğim. Siz hastasınız... Alay etme. Ben ondan memnunum.. Biz çizgiyi yanlış çizdik. Ben geç kaldım.... İşte sana bir de yemin. pis kunduralarıyla ben bunu kocakarı belledim. Hem de çocuğum olmadığı halde..... Vay orospu vay. Ne yapacak hemşire? Derdimize derman olur. hâkim beye söyleyemezsin. Saat kaç? İki buçuk mu? Eyvah geç kaldım. Sen bunu bana söylersin ama.

Ayşe Ana’nm istidaya karşı duyduğu hissi. Bilakis hepsini bir solukta tekrarladı. Beğenmiyorsa küçük oğluna Şefika Hanım’ı almasm-mış. misafirlik saygısı saydılar. cümle kapısının önünü ve dış kapı gardi198 ö(arılw öioğuşu yanının nöbet mahalini hâlâ süprülmemiş görünce. müzekkere yazılmasına pek aldırmazdı.. Hizmetkardan da değersizdi.. Kala kala o sarhoş suratlı hadım herife kalmamışmış. kim buyurursa buyursun. Akşama doğru her şey tabii halini almıştı. bu acayip tehlikeden elini hemen çekti. kendilerinden çok aşağı.benim yerime adımı yazıver di. berbat etmişti. sarılı iki tane pul. -¦ Yapmayın.Canım yanarsa. hâfakanlanıyordu. rahmetli Ayşe Ana kadar istidadan korkan gardiyan esrarkeş Ali Seydi’nin başında patladı.” İlk gün. Nihayet ağlamaya başladı. yalnız kaldıklarından istifade ederek konuşuyorlardı. “Karı gardiyanlığı” sıfatını senelerden beri. Ertesi sabah kapı önünde kızılca kıyamet.. istida çıkarır şahım.. ancak karısına karı-şabilirmiş.. uyku sersemiyle ağır ve tehlikesiz kapıyı araladı: Ne var? Hâlâ uyuyor musun? Ne var? . başgardiyan odasını. Bu kaş çatış Murat’a onun isteriye kadar varan ani öfkelerinin bir ucunu kaldırıp göstermiş oldu.. Ayşe ona şöyle cevap vermişti: “Biz bu kapıya istida ile girdik. Lakin. sarı kaşlarını bir an çattı. Karı süslenmeyecek.. Sanki vücuduna soğuk su serpilmişti.. Istanbullu’nun pek münasip bir sıraya getirerek söylediği sözlerden hiçbir şey anlayamadı.. Baş üstüne. Gardiyanlar evvela meseleyi mühimsemediler. akılsız. Şefika Hanım. deli kızının âmânma düşmek korkusuyla biçare kocakarı köpekleştikçe kö-pekleşmiş. ne yapacağını şaşırmıştı. Maaşını kaybederek sarhoş oğlunun. işin ciddiyetini fark eder etmez. vurmalarına lüzum kalmadan ağlamaya hazır bir hale gelmişti. karılar koğuşunun kapısını küt küt vurmuş. Kadının dişleri bardağın kenarına çatır çatır vuruyordu. üstüne -korkarak sesini alçaktı. Bizi buraya istida koydu. bütün korkak ve yaradılış itibarıyla yumuşak insanların kendisinden aşağıdakilere karşı birdenbire kapıldığı insafsız öfkeyle karılar koğuşunun kapısını ikinci defa ve yerinden sökecek gibi yumruklayarak gardiyan karıyı çağırmıştı. Bir kere bütün cahil erkeklerde olduğu gibi “karı” ne olursa olsun. Rica ederim kendisine anlat. 1943 se197 Diemal Takir nesinde siyasi mahkum olmak. Murat farkına varmadan. ferahlayacak yerde. Zaten güzel karının her yerde düşmanı çok olurmuş. diye yalvardı. korku kelimesiyle ifade etmek hata olurdu. Halbuki içeriye Başgardiyan Mahmut Efendi girdiği halde.. Kağıda pul yapıştırdı da Hacı Kaya Bey. İstanbullu. Bir bardak su verdiler. Hele “Ayşe Ana”. Eline geçse kendisini çiğ çiğ yermiş ama avcunu yalamak imiş. İstanbullu bir gün bu hususu kendisine sormuş.. insan içine çıkacak bir kıyafet.. Hakkında zabıt tutulmasına. korkak bir mahluktu.. Bu tam manasıyla dehşetti. sözü kapatmadı. teskin etmek için. Bana dokunmasamza. her söze boyun büker. cevap verene “Gardiyan karıya söyleyin süpürgeyi alıp gelsin” demişti. Rahmetli anası gibi çapaçul gezecek hali yok ya. akıl almaz muhataralarla dolu pek komik bir işti. Müdürün samimiyeti de kendisince malummuş. biraz da her yeni gelene yapıldığı gibi yadırgadılar. reisicumhura bile söylerim. Ne kadar ağır olursa olsun.. Şefika birdenbire ürperdi. bir tabaka eseri cedit kağıdı zavallının iflahını iliklerine kadar keserdi. Zaten o kıyafetiyle bunlar bile lüzumsuz gibiydi. Müdür bey. Bunları başgardiyan odasında. İstanbullu. Müdür bey ne istiyordu? Tayyörünü çok mu beğenmişti? Allah devlete millete zeval vermesin. Şefika Hanım. yeşilli. resmen yasak ettim. Şefika Hanım. omzunu okşadı. her hizmete koşardı. 91 Eski gardiyan karı hesabına giderek. Bütün sinirli kadınlar gibi konuştukça kendi laflarıyla bir kat daha öfkeleniyor. On dakika sonra müdür odasını.

Vazifeni bil.. Ha müdür bey.... Benimki de öyle söylüyor. Müdürün size hürmeti mah-susası var... meseleyle hiçbir alakası yokmuş gibi gülümseyen bir şaşkınlığa 199 OCanal Tahir Cezaevi müdürü bütün bu olup biten işlerden haberdar bulunmadığı için İstanbullu’ya. geçen gün. Zahmet ettiniz.. A. “İyi etmiş aferin. Ne zahmeti. Lüzum hasıl olmadıkça aralığa çıkıp oturmazsınız. Ne yapmış? Hiçbir şey yapmadı.” dedi. İleri geri münasebetsizlik. çıplak bacaklarını düşünmeye bile lüzum görmeden arkasından yumruklanmış gibi ortaya atılıp Ali Seydi’nin yakasını toparladı: Herif.. bizim millet birbirini çekemiyor.Süpürgeyi al da şuraları süpür.. Vay efendim vay. kadının yüzündeki değişikliğe bakarak yüz-geri etti. sen babanın malını esrara verip içmedin mi? Herif.. Dün gece bir saat kavga ettik. Hiçbir şey yapmazsa adamı 35 seneye mahkum ederler mi? Ediyorlar.Tabii bunlar hep müdür beyin fikri.. Müdürle ikinci konuşmasının ertesi günü sabahleyin daha yataktayken Şefika Hanım... Barınamaz mıyım? Böyle şey istemem. Geçen gün dedimse.. sonlarına doğru. Yalnız bir meseleye üzülüyor. seni kerhanede. Sırtınıza rabıtalı bir entari geçirirsiniz.. -İstanbullu. Müdür bey. güzel kadının düşmanı çok olur.. Mesela. Yalana bir şaşkınlıkla: Daha yatıyor musunuz? diye sordu. “Bir memleketli olduğumuzdan ona gelen laf bana sayılır. bu sefer diplomatça hareket etti.. Ne var? Tözey canınız bir şey istiyor mu diye beni gönderdi. Teşekkür ederim. 92 Buna çare? 202 ZKanlar Dioğııştı Buna çare. Sen burada barınamazsın.. Siz böyle son moda gezerseniz laf ederler diye korkuyor.. Sonra gene sizden bahsettik.. Malum ya Şefika Hanım. bir sürü bekar adam var. çelik lâv üzerine dahi kaydedilmez bir şiddetle feryat halinde söylendikleri için. Küçük Bedriye bir temiz dövmedi mi? Sen bana vazife öğretecek adam mısın. Şefika Hanım. kapıyı vurmadan odasına girdi. Ali Şeydi bu nâra hücumunun ilk anlarında duymaya alıştığı korku derecesini birdenbire aştığından. eski emrini gene tekrarlamıştı.” dedi.. Ciddiyetinizi pek seviyor. Sergardiyan nerede? Nerde o sergardiyan? Bunlar. bütün karılar ve çocuklar da kendi koğuşlarının kapılan arkasına.. herif? Çekil... bütün gardiyanlar ve İstanbullu koridora. herhangi bir kitabın kağıttan sahifesinde değil. Hele gardiyanlara yaptıklarınızı anlattım.. Bir arkadaş. dedik. Bazı insanların kalbi fesat. O da mahpus. Dün sabah müdür bey. .. Neden? Süsleniyorum da kıskanıyor. bu adam kim? Hangi adam? Bu resimdeki koca adam. sizi gene birdenbire tanıyamadı. Sen karma mı kumanda ediyorsun? Herif. Malum ya burası mahpushane. Başınızı sımsıkı örtünüz. ha benim sersem kocam. Bereket versin Murat. 35 seneye mahkum. Çekil dedim. Dünya bütün dedikoducu olmuş. bütün mahpushane ara kapının önüne.. Tanıyamadı mı aptal herif?. jandarmalar ise sokağa yığılmışlardı. Velhasıl. ben senin ne mal olduğunu bilmez miyim? Herif. Ne lafı ederlermiş? Dedikodu...

dirseklerine dayanıp doğrularak gözlerini kırpıştırdı. Şefika başını “Seni gidi. herkes benim şirinkanlı olduğumu söyler. Söyle bakalım Aduş.. Mahsus söylüyor.. Yap haydi. Kalbi hakikaten hızlı hızlı çarpıyordu. Zannetmem. Yalan kız. Karısından çocuğu olmuyor. hani bonjur? Bonjur efendim. Müdürle başka bir şey konuşmadınız mı? Ne gibi efendim? Benim hakkımda. Tözey ablan söylerse onu da döver mi? Tözey ablamı da döver misin? Döverim. Bak Murat Bey kalbim nasıl vuruyor. Elini kaldırdı: Bir daha yaparsan seni döverim. Gel bakalım. Bak sana para verecek. Aduş. Murat. Saf mı? Siz onu bana sorun. dedi. kızmak mı gülmek mi lazım geldiğini birdenbire ..Kocanız mı? Hem kocam kıskanıyor. O sizin iyiliğinizi istiyor. Çocuktur ne bilsin. Yüzüme öküz gibi bakıyor.. Şakayı uzattınız.. içeriye koşarak küçük Aduş girdi. Elini yüreğine bastırıp: Hele yezit. Ne yapsın? Siz erkekler insafsız olursunuz. istanbullu. Şefika Hanım korkuyla sıçramıştı. Nasılsınız? İyiyim efendim. Ah Murat ah. Gözü şunun bunun ırz ehli ayalinde.... Oyunları iyi öğrendin mi? Öğrendim.. Şefika çocuğun arkasına geçti.. Şefika Hanım gülüyordu. Emin olun. Şöyle yakın gel.. ah. Murat. elini kadının göğsüne koymak mecburiyetinde kaldı.. Estağfurullah. Siz mi öğrettiniz? Tözey’den görmüş olacak.. Şefika. Demek Tözey. 204 ödmlar ^Koğuşu 93 Murat. Siz beni çirkin buluyorsunuz ama. Evvelki gün odasına girdim.. Rica ederim çocuğa böyle şeyler belletmeyin. Bir daha yap Aduş. diye bağırdı. kendisini artık toplamıştı.. taklit kabiliyeti ile bu acayip hareketi o kadar tabii yapıyordu ki İstanbullu. Sahiden korktunuz.. Demek müdür sizi kıskanıyor mu? Ben adamı gözünden tanırım. Bunu sana kim öğretti? Aduş parmağıyla Şefika’yı gösterdi. seni gidi” manasına salladı. Pek saf bir adamdır.... Bak Aduş bir daha görürsem sana küserim. Ödümü kopardın. hem müdür bey kıskanıyor.. çocuğa akıl öğretti: Sor bakalım. kalemi yere düşürecekti. 203 öiemal Tahir İstanbullu... . ¦. Hanım söylese.. diye somurttu. Seninle hiç konuşmam. az daha. Bonjur küçük hanım. haydi bir daha.. dört yaşındaki bu kara kuru Kürt kızının vahşi bir hareketle kendisine sahiden ilanı aşk ediyor gibi yüreğine ürperti veren bir şeyler duydu.. Ne öğrendin bakayım? Aduş küçük yumruğunu iki kere göğsüne vurup: Ah. Hayır yapmasın.Kapı birdenbire açıldı.. müsaadenizle ben kalkacağım. Hayır. Baş üstüne efendim. içerde böyle göğsünü mü yumrukluyor? İyi vallaha.kes-tirememişti..

penceresinin önüne koyduğu bir iskemleye basmış. Esirlikten usanmıştı.. İnsanlar bazen. Umurumda değil. o zaman kim bilir kaçıncı çocuğunu doğurmuş olacak.” diye pek malum 205 öiemal Tahir ve pek adi bir usulle kendisini teslim eden bu korkunç derecede hain kadını tutup öpecekti. Bu kadınla beraber mahpus olmak -hele onunla gizli münasebete girdikten sonraengizisyon papazlarının dünya çapında meşhur olması icap eden işkence dehalarına keşfi henüz nasip olmamış bir emsalsiz azap şekli idi. kendimi yere atar. 32 yaşında on beş seneye mahkum bir adam şaşırtsa. Pardon bir de kurşuna dizilmeye hakkımız var. Bize mapushaneden başka her şey yasak. benimle uğraşmasın. Demin az kalsın. İstanbullu. Aynı his. bilakis öpüşü.” demesinden.” diye feryadı basarım. Halbuki son zamanlardan artık tesellinin her çeşidinden nefret ediyordu. Tözey’e bir sözünüz varsa. bir gün odasında yalnızken içeri girer. doğruydu ama şüphesiz kendisi için teselliden ibaretti. Tehlike onun müdür beye kuracağı pusuya burada yapıvermesinde. mahpuslara. Bir an düşündü.. 206 Diardar [Koğuşu 94 İyi ama on yedi yaşındaki bir kız çocuğunu. “Müdür beni zorla öpmek istedi. Mahpushanede yazdan kışa girmek de. Üçüncü cümle. Kendisine fevkalade hürmet eden bu kızı. kıştan bahara çıkmak da insanı manen yıpratan bir şeydi. 1943 senesinin Eylülü’nde bazı memleketlerde bize sevmek bile yasak arkadaş. “Bakın kalbim nasıl vuruyor. Uzanıp gömleğini aldı. Cigarayı karşı duvara fırlattı. Terk edilmiş olmanın bütün .. “İşte böyle üstat. Dünyada vuku bulan esaslı değişiklikler. İstediğim zaman.. Hışımla kapıyı çekip çıktı. hatta küstürse ne olur? Cigaradan üst üste çekti. Sonra parmağıyla birisini tehdit etti: ... Ben istediğimi giyerim. ne ehemmiyetsiz şeylerden dolayı büyük tehlikelere maruz kalıyorlardı. Ağabeyin giyinecek.. Mesele şu fotoğrafta. dışarıyı seyre dalmıştı. dedi. O gün mevsimin ilk sürekli yağmuru yağıyordu. Ağzında tuhaf bir acılık duydu... zatı âliniz buna ihtiyarlık alâmeti dersiniz. On iki sene sonra siz kırk dört yaşınıza geleceksiniz. hemen iade etmesindeydi..” demesinde değil. bir de Şefika rezaletiyle şaşırtmak istemiyordu. Nefesine hakim olarak. kızı elinden tuttu: Haydi gidelim. daha şimdiden duyduğuna şüphe olmayan Tözey macerasından sonra. “Bakınız yüreğim nasıl vuruyor?” sözüne karşı uçarı hovarda bir erkeğin. Biz artık sabırlı ve hesaplı olmuşuz. İsterseniz.. Tözey’in duymasında. faciayı kolay atlattığı için kendisini tebrik etti ve mükafat olarak bir cigara yaktı. içinde kendisine karşı büyük bir acıma duydu. sonra Hacı İbrahim’e su vermek için kendisinden müsaade istemesinden tehlikeyi pekala sezmiş. bu sinirli kadının gevezelik ederek işi herkese belli etmesinde değildi. nasıl hareket etmesi lazım geldiğini tasarlamıştı.. Bak üstüme çok vanrsa.. elini ağzına götürmüştü. Müdür gitsin de evdeki kısır karısına karışsın. gırtlağa sarılır. Lakin. daha doğrusu bu fotoğrafa pek ziyade benzeyen Nebahat’taydı. Zaten ilk defa elini omzuna koyduğu zaman “Bana dokunma-sanıza. hürriyetsizliği daha gaddarca hatırlatıyorlardı. Neba-hat.. teşekkür ederim. bayramlarda da gelir. Yok. istediğim yerde otururum.. Daha on iki sene cezanız var. Müdür beye söyleyin. Saçmalıyorsun azizim. bu kadar kadmsızlıktan sonra yalnız bir odada mukavemet etmesi gene de mühimdi. yani kendisini yere atıp “Beni zorla öptü. Adeta yüksek sesle. Murat... Kapıda durdu. Mesele. Nâzım’m resmine daldı.Şefika.. Siz bilirsiniz.” Cigara ne lezzetli geliyordu. Süvari kadının duvardaki fotoğrafına baktı.

biçareliği manasız bir öfke halinde. Adam siz de. Hele oturun. merhale merhale ileriye götürmek. sizin de canınızı sıkar mı? Evet.” derken kapı açıldı. ani bir tedâî ile Ahmet Ha-Şim’in ne biçim bir kuş olduğunu lâkaydâne sorduğu proletaryayı -hani şu zincirlerinden başka kaybedecek şeyi olmayan babayiğit kalabalığı. kendimi aldatmıyorum. Artık soğuk başladı. Şu anda kendisini. İstanbullu. Grevsiz ve ekmeksiz.. hakikaten ümitlendiriyordu. Kaim dudaklarının kırmızılığına morumsu bir gölge veriyordu.. içini bu duyguların kapladığı zamanlar. Başını çevirmeden mütecaviz bir sesle sordu: Ne var? Bakın size turşu getirdim. Gene de insanları bu günlerin namertliklerinden kurtarmak mesuliyetini bıkmadan... Sevmesini ve kin tutmasını bilen. Biz dün gece mangal yaktık. yarı tok. bu saygısız müdahale. Bursa Cezaevi’ndeki arkadaşı gibi düşünen amele. Proletaryayı ~Abidin Dino’nun resimlerinde canlılarından daha iyi yaşayanla207 ZKemal ToJıir rı. yağmurun altında sinmiş dünya. Şimdi mahpus değildi. İşte böyle. bir gelen olur. -İyi. 0n günden beri..düşünür. Oraya bırakın. Teşekkür ederim. Şefika utanmış gibi başını çevirdi. Oturmayayım.. Duyduğu aciz. gözlerine sıçradı.düşünmek onu bereket versin... Dedikodu yaparlar.. kendisini bile şaşırtan bir yürek ferahlığı ile. “Ben eminim ki.. Mahpustu.. Fazla gurura ve fazla haklı oluşa her zaman pek yakın bu208 ZKariar ZKofişu lunan öfke. öfkesini komik.. Çürük dişleri kahve içmiş de telve bulaşığı ile simsiyah olmuş gibi simsiyahtı. Tö-zey meraktan çatlıyor. 95 Nefesini keserek. Smıf olarak namuslu ve sıhhatli. ufacıktı. yavaşça sakinleşirdi. kızlarını orospuluğa. ekseriya. oğullarını hırsızlığa kurban vererek yaşamak. kuvvetli renklerini artık kaybetmiş ağaçlara baktı.. Burada düşman karşısında nöbet beklemekte olan bir akıllı askerin hissettiklerini iyice hissediyordu. Evet. uydurma tesellilerle hiçbir alakası da yoktu. Bu ümidin. İskemleden atladı... hissettiği sevinci şeker gibi emerek yaşıyordu.. yarı çıplak. yüreğe çöker. Şu anda.. Yağmur benim canımı sıkar.. boğuk bir gürültüye zorla tahammül etti.. parabellom kabzasını sıkan tehditkar bir kudret vardı. Hiçbir adiliğin yetişe-meyeceği bir yerde. Mahpustu ama. fakat sınıf olarak tertemiz. İnhisar tütün fabrikasının beton gövdesine.masaya temasından hasıl olmuş.. İyi hatırlattınız. .. Beni sizden kıskanıyor.. Kumarbazlık.. Pencerenin kaim demirini tutan parmaklarında.. soytarıca bir hale getirivermişti. Tabağın -yahut kasenin... Verem... Jandarma karakolunun önünde. Çok şükür. bu cenabet dünyada yalnız kalmaya bile hakkı olmayan bir rezil mahpustu. İçinde akıllı bir gök gürültüsü gibi korkunç bir gurur yuvarlanıyordu. Haydi bana bir cigara veriniz. Tokmağın sesi. avucunda duyduğu için mağrurdu... Frengi. İstanbullu. ayaklarını nazlı nazlı sürüyüp adeta ziyaretiyle kendisine lütfettiğim böylece anlatmak isteyen karı gardiyanı Şefika’nm defolmasını bekledi. bu müthiş dev kuvvetine rağmen yarı aç. Fert olarak değil. içini birdenbire altüst etti. gardiyan da değildi. Birer cigara içelim.. Ve başka hiçbir şeye tahammül edemezdi. hayatını verdiği smıf olarak ebediliği ve zaferi. yılmadan kabul etmek. Sinop Kalesi’ndeki kardeşi. Dışarıyı mı seyrediyorsunuz? Hava yağmurlu. Şu anda yalnızlıktan ve haklı olduğu için mahkum edilmiş herhangi bir insan olmaktan başka hiçbir şeye muhtaç değildi. biraz eğri direğin üstündeki ıslak bayrağa... Hem ben dışarıda çok kaldım mı. Sevimli bir gülümsemeyle cigara tabakasını uzattı. Nesillerce dünyayı umurlamayrp adım adım.

Neden? Evlenmek de hak... Ben gülmeyi çok severim. kendini yere atar. Benim yüzümden değil. Ahbaplarıma gider yalvarır. Evli bir kadına bu yaraşır. Bir de mezeleri zamanında getirmedin diye döverdi. Ya.... Öksürdü ve kaşlarını çattı: Ne olursa olsun. Oğlan da babasından memnun değil. Beni rezil eder. Ölçü aldırdım.. Neden? Her günkü gibiyim. Nerede iyi uyudum. insan gibi gülemiyorum.. Meraklanmayın çıkarsa bir şeyi kalmaz. Baktık ki bir yorganda üşüyeceğiz. hamt olsun. Bunlar hep yanlış sözler Şefika Hanım.. Bu hal gem almaz çapkınlığına da hakaret oluyordu. Lakin bedduam tuttu. yağmurlu havanın elektrikli loşluğu meseleyi bitirmek kararını az kalsın başka bir güne bıraktırıyordu. İşi bitirmek için doğrudan doğruya. gavur Müslüman’a yapmaz. Hava soğuktu. Eskiden belsogukluğu çektiği için.. kendini yere . Karı size tutulmuş.. kimseye muhtaç değilim. merdiven altlarında tutup zorla öpeceklerdi.. “Murat’ım...durup dinlenmeden maruz kaldığı bu kepaze 209 öiemal Takv sarkıntılıklardan usanmıştı. Tabii kocanız da sizi sever.. Bugün başkasın. beni arkadan arkaya takip edermiş. Dün gece Tözey’le beraber yattık. Lakin böyle bir fırsat arıyordum. İki yorganı birden örtündük. Ben onları unutur muyum? Ben neler çektim Murat Bey.” diyor. Beni şu odaya kapatır öteki odada kahpelerle yatardı. Yanında olsam. Sizin yüzünüzden. Altı senedir illetli. Beni buldu.. peşimde ne gezersin? Niyeti bizi rezil etmek.. Bak. usandım... Aklım erdi. Hep sizin yüzünüzden. Şimdi. Büyü mü yaptırdınız nedir? Ben sebebini biliyorum. Eskiden ne domuzdu. Hayır. Yoksa. Üç kere ev olduk. Ben öyle tabiatlı değilimdir. Bıktım. Boyunuzla beraber oğlunuz var. Ah o ne yumuşak dikendir. Ben boşanmak istiyorum. Gençliğimin son deminde ben de yaşamak istiyorum Murat Bey. Bir kere fıtık illeti var. pişman olacağı bir şeyi yapmamalı. ne boynu bükük yılandır. başınızı almış bir kadınsınız. Kocam beni sever ama ben onu sevmem. Dünyada her şey gel geç. Her taraflarım sızlıyor. Eskiden beri boşanacaktım. Ağzım böyle oldu olalı. Siz onu öyle görüyorsunuz da erkek mi sanıyorsunuz? Istanbullu’nun bu kadar hayasızlığa karşı duyduğu nefret pek 96 işine yaradı. Ben bunu ne yapacağım? Herif fark ederse beni öldürür. Herif meğersem. Her şey gel geç olduğundan insan yapacağı işleri iyi düşünmeli. Sonra utanacağı. Mahpushanede Tözey’e eğlence lazımdı. Beni gurbet ellere götürdü de. Beni seviyorsun bu dayak nedir? Sevmiyorsun.. beni dayaktan öldürür. Bir kere sevdim mi ölene kadar severim. Siz onu şimdi öyle sünepe göı öiarûar [Koğuşu rüyorsunuz ya. Fenalığa karşı iyilik etmeli. Kötü karı sevmeyi ne bilecek? Onunki gel gec. Başımı alıp gitsem arkamdan gelir. ben bilirim.. Köpek gibi bir adam. Ben bu dünyaya 277 L. Karı beni sabaha kadar uyutmadı. Başörtüsünü aralayarak boynundaki çürük yeri gösterdi.. Şimdi onun intikamını almak size yaraşmaz. İyi uyudun galiba. Dişçinin eline davranıyor. Ben körpe bir gelindim.. “Beraber bir ev tutalım da başımızı alıp giderim. küçükler ne olacak? Küçükler yere batsın. Kocanız eskiden size haksızlık etmiş olabilir. bu yaşta ağzımda diş kalmadı.” dedim mi ağlamaya başlar.. Dişçiye geldi.. Elbette kalmaz.. üstüme orospular sevdi. Otsmcd Tahir çocuk derdi çekmeye mi geldim? Körpeliğimde aklım ermiyor-du.” diye sarıldıkça. Dişlerimi hep yaptıracağım. Kendisini nerdeyse. Siz yaşınızı. Benim kocam canavardır.. Kaldı ki sizin bugün yapacağınız bir fena hareket ondan ziyade oğlunuza dokunur.. üç kere dağıldık. gaileden göz açamadım. boşanmak da. Onun bana yaptığını. köşelerde. Bu herif beni öldürecek. “Seni istemiyorum. Hayaları torba gibi. Çok âlâ. mevzuya girdi: Bugün senin güzelliğin üstünde Şefika... Baksanıza. Geçen gün onlardan gizli dişçiye gittim. “Sen burada ne arıyorsun?” diye bağırmaya başladı.

bu kadar dayanmışsınız. Ben başı boş bir kadınım. Malum ya bu yaştan sonra yeniden ev bark kurulmaz. Bunun biricik çaresi kendinizi ibadete vereceksiniz. “Canınız erkek istiyor değil mi?” diye soracaktı. Fazladan bir kere bu yola da 97 düşmüşüm.. Dışı seni yakar... Dişçi Nuri Bey’e rezil oldum. Kocanız sizi burada bana emanet etti. Hain bir gülüşle dişsiz ağzını açtı: Siz Tözey’i de sevmiyorsunuz. “Etme velinimet. Şimdi. Yirmi beş sene oldu. Herkeslere rezil oldum. kibar adama benziyor. Siz şimdi aklınızla hareket etmiyorsunuz. “üç kere kaçtı da kocası olacak kavat geri getirdi. Bunlar hep geçici şeyler. İnsan sizin yaşı-212 iKanlar \Koipşu nızda avunmak.. Yüreğiniz sıkılıyor mu? Çok.atarak ayaklarına kapanıyor. Şu anda. pişman olursunuz. kocasının hâlâ bu “deli gibi sevmesi” için -bunu dişçiye yalvarmasından anlıyordu... Keller benim başıma kalacak.. başka türlü teselli istemeyen bu teslim olmuş kadını kucaklayacaktı. Ne ayıp şey.” dedi.. Kitap. Nerdeyse kalkacak. nedense güzelleşivermişti. Halbuki Remzi Efendi.. Şefika odayı kaplayan sükûnun içinde ıslak hışırtılarla gittikçe daha açık duyulan aç erkek soluklarım fark edemedi.. Ben budala değilim. arkama baka baka.. Çocuklarım yok.. bakın ne yazıyor. boğazı yavaş yavaş kuruyordu. İki üç hovardadan arta211 öiemai Takir kaldığı halde. Mahsustan yaptırmıyoruz. yere bakarak çaresizlik içinde hakaret gördüğünü sezerek. Telaşla sözü değiştirdi.. dedi. yaşamak ister... Bu orospunun dişlerini yapma. Sahi. aralarındaki masayı dolaşacak. İşte gördünüz mü? Tamam.düşünen bu hasta kadın. İç sıkıntısı. Sonra mahcup olursunuz. Vücudu hiçbir merhamet hissi veremeyecek kadar tıkız ve dayanıklıydı. kadınlarda tehlikeli sinir hastalıklan yapıyor. Lakin bütün bunlar sinir bozukluğundan ileri gelir. Vaktiniz de bulunur. İyi bildiniz.” demişti. İstanbullu. Bu kadar ahlaksız ve merhametsiz bir kadının bir sevilecek ve hasret çekilecek tarafı kalıyordu: Yatak hâli. Başını mütecaviz bir hareketle arkaya attı. Akşamın loşluğunda. Halbuki siz böyle söylemezsiniz. Nefesini keserek dışarısını dinledi. Kimi seviyorum? . Namaz kılmak sizi. Siz.mutlaka bir marifeti olmalıydı. Köpek gibi yalvarıyor.” diye ağladı.. bu benim vazifemdir. Çileyi dağ çekemez de insan çeker. bir dayanılmaz hayvan ihtirası duyarak yutkundu. içi beni hesabı... Kusura bakmayın işinize karışıyorum ama. Bunun hovardası dişsiz olduğundan kabul etmiyor. Ben kimseyi sevmiyorum. Her zaman mı? Demek başına gelmek üzere olan felaket yeni değil.. Bu orta yaş. Dişlerini tamamladı mı kuş gibi uçacak. Burada çocuklar yok. pembe başörtüsünün ve sarışın derisinin birleşmesinden yüzüne bir canlılık gelmişti... Namaz kılıyor musunuz? Çocukların derdinden kılamıyorum.. Biz bunun dişlerini yaptıramayacak adam değiliz. Kabul etmedi.. Ben şimdi haksız mıyım Murat Bey? Kaç senelik evlisiniz? Yirmi sene. dolaşarak.. Sol pazısı seğiriyor.. Bana dedi ki: “Benim kocam yok. birkaç gün evvel Hacı Abdullah da bunu böyle söylemiş. demin “üç kere ev dağıttım” dediğini hatırladı. Tözey’e de ibadet mi tavsiye ettiniz? ibadet tavsiye ettim. Otuz beş yaşında var mısınız? Bilmem ki bende akıl mı bıraktılar? Yaşlı gibi duruşum hep çile çekmekten. Biraz daha dişinizi sıkın. göreceksiniz ki ferahlatacak.. Keşke evimde otursaydım dersiniz. Siz ona mı bakıyorsunuz? Benim kocam her zaman ciğeri kediye emanet eder. Kibarmış. ümitsizlik. gizliden gidiyorum. Bu orospunun dişlerini yapma. Bereket versin. eğlenmek. Çocuklarımı duvar dibine bırakırsın. Evimi yıkarsın. Namaz kılınız. Siz başgardiyanın kızını seviyorsunuz. Ben haber aldım. Gördünüz mü. Kadının. Hayır.

Bu merasim karşısında hazırol vaziyetinde durmaları icap eden yolcular... Evvelki gün onlara uğradım... Şefika’dan şimdi. Ben alır gelirim. hem de bana iftira ediyorsunuz.. Yolladınız. Kurşunî gökyüzünden karga sürüleri geçiyordu. Gülümseyerek ayağa kalktı: Gördünüz mü? İşte mesele yok.. Pencerenin önünde duran iskemleyi gördü. merhametsiz bir intizamla yağıyordu.. .. Gene pazısı seğiriyor. Şaşırdığına şaşarak öfkelenmeye hazırlandı.. sebebi şehevi 98 arzulardan değildi. Ankara’da zenginlermiş. Dışarıda hâlâ o pis yağmur. Birisini sevsem de ne olur? Budala bir adam da değilim. Ben fena maksatla bakmadım. Elinin keskin tarafım iki kere masaya vurdu.. aşağı düştü. canımı sıkarlarsa pek edepsiz olurum.. Haydi buna bir şey demeyelim. kız babasıyla konuşuyordu. Kıza istanbul’dan ilaç getirtmişsiniz. Sonra Nebahat daha çocuk.. Allah mübarek etsin. Geçen gün. acele acele geçip gidiyorlardı. Ben dedikodudan hoşlanmam... Vay beyim vay.. Yalnız kalınca. Adanalı bir oğlan. Rica ederim. Dünyadaki her şey manasını birdenbire değiştirmiş. Sonra.. Bir daha bana bu sözü açmayın. İnsafsız insafsız gülen bu dişleri çürük ağza elinin tersiyle vurmamak için Murat kendisini güç tuttu. Şimdi de cigara almaya koşmuştu. Üç jandarma neferi tüfekleri omuzlarında duruyorlardı. adi. zıddıma basılırsa. Daha on sene cezam var. şimdi de yüzünüz sarardı. Ben fena maksatla kimseye bakmam. Buyrun parasını. İftira etmiyorum. Bu laflar görüyorsunuz ki pek lüzumsuz. şahsen kendisine fenalık ettiği için de nefret ediyordu... Aşağı inelim mi? iye sordu. değersiz. pek kötü. Allah Nebahat Hanı-m’a hayırlı kısmetler versin.. Abu’dan cigara alacağım. Fakat artık bu zor hareketlerin. Mahmut Efendi duyarsa. Kimseye de söylemeyin. Ben duymamış olurum. Hiç olur mu? Neden olmasın?. Yüzünü görmemek için bir çare aradı. zorla başını eğdi. gene yutkunuyordu. Kızı istemiş. bütün manasını kaybetmiş olarak. Siz yalnız kendinizi değil... İstanbullu. dört senedir devam eden mahpusluğu esnasında bu anındaki kadar şiddetle bir iki kere ancak duymuştu. sık sık soludu. Uyduruyorsunuz. Fabrikada bir katip varmış. Neden kızardınız? İşte belli bir şey.. Bakın. niçin hemen aşağı koşup pencerenin önüne oturuyorsunuz? Belki Nebahat gelir diye. Toprak çamur olmuştu. Genç bir kızın lafını burada konuşmak ayıptır. Sizin duanıza hacet yok. Tabii şaka söylediniz. Bir paket mi? Bir paket. Hemen koşup üstüne çıktı. Sanki her şey onun hayasızlığından ileri gelmişti. Durun... Nihayet düğüm çözüldü. Bir aralık ona baktınız. Şimdi anlaşılıyor. Nerdeyse dönecekti. Sonra ben size hiçbir fenalık yapmadım. bıyığını tutarak.. Orası bize lazım değil. pek yüreksiz bir orospu olduğu için değil. ıslak kırmızı bez. Böyle şakalar evlenecek bir kızın istikbaline zarar verir. 215 ^Kemal Tabir Siz zahmet etmeyin. Şefi-ka Hanım.. Siz bana iftira ediyorsunuz. Reçeteyi. Hem kendiniz her şeyi biliyorsunuz. Zaten nişan hazırlığı yapıyorlarmış. Yüreği kabarmıştı. başkalarını da lekeliyorsunuz. Büyük bir ümitsizlikle Kızıl süvari kadının resmine baktı. Bağlı olmanın sefaletini. Size de ibadet etmek düşüyor. iğrenç oluvermişti.. Onbaşı ipin ıslanmış düğümünü bir türlü çözemiyor olmalı ki iş uzamaktaydı..Nebahat Hanım’ı. Ben on beş sene hapse mahkumum. İkimiz de bunları unuturuz. Siz gazete okuyordunuz. Ûgleüzerleri yemeği yer yemez. bayrak indirme merasimini ihmal etmemişti. Yağmura rağmen onbaşı. 214 [Karılar ^Jioğaşa Çocuk mu? Vaktinden evlenseydi iki tane çocuğu olurdu. İlaç burada yoktu. Ben göründüğüm kadar yumuşak adam değilim. “Ne oluyor birader?” diye üst üste ve süratle düşündü. gözlerinizden anladım.

Amerika keşfedilince bakmış ki tek başına idare edemiyor. Adam Allah’tan korkar mı? Jandarması yok. Tayına Sefer’in sesi. her şey insana göre değişiyordu... Hacı Abdullah gittikçe telaşlanıyordu. Istanbullu’ya.. Bazen razı gelip bazen mümkün değil demesi.. Dışarısı rezillik olmasa sen elin herifini vurmazdın. Ee.Demin tabiat karşısında kendisini yüzde yüz muzaffer hisseden insan şimdi aynı tabiat karşısında yüzde yüz mağlubiyet duyuyor. 99 Tözey’in çıkmasına dört gün kalmıştı. Tastamam aksa... Kendisi yok muymuş? Kendisi de yok. Haydi yak bir cigara. Ama bir Allah’tan değil. ziyafeti hatırlatıyordu. Allah birdir.. Töbe yarabbi.. sen de yoksun.. Kaç Allah var? Çoook. kaküllü bir Allah’tan.... Hem de sebebi var. avuçlarından su gibi kayıp gidiyordu. Şimdi sürüsüne bereket... Almanya’mnki.. Benim şahitlik edeceğimi nerden biliyor? Sen yalan söylemezsin ya. Sen dışarıya mı bakıyorsun? Dışarıya. Cigara istemişsin. Mesela. dazlak kafalı bir Allah’tan... Çekecek çilemiz varmış.. E’si... Aman beyim........ Tözey’i şikayet ediyor.” demiş. “Murat Bey. İkisi de Tözey’in iyi karı olduğundan mutabıktılar. Pencerede saatlerce konuşuyor. belki bu kadar cam sıkılmayacaktı.. öteberi ısmarlıyor.. Tözey’i mi? Tözey’i... Ben neye şahidim? Tözey’i oynattığımıza.. Sen şahitsin.. Gardiyan Abdullah.. Kendisi?. Evet hepsi Allah’tan.... dost olup olmamak meselesini bile her gün 217 [IKemal Tahir müzakere ediyorlardı. Dışarısı da rezillik. kırpık bıyıklı. işte adı oynatma oldu. Lakin sen adam vurmadın ki.. Telaşlanmaya da şaşırmaya da hakkı vardı.. Günaha giriyorsun beyim. Vurmazdım. Geceleri bu hususu dertleşmek istedikçe İstanbullu. Öğle yemeğinden sonra gene pencereye gitmek üzere odadan çıkmıştı ki beş dakika geçmeden başgardiyanla beraber telaşla içeri girdi.... Gene kızmışsın. Eskiden birmiş. İtalyanların başındaki bela..... herhalde cilvesindendi. Kendisine vekil tayin etmiş. Adam yağmurlu havada sıkılıyor beyim. Aptal olduğu belli bir şey. Hepsi Allah’tan beyim. Biz hepimiz geceleri karılar koğuşunun kapısına toplanıyormuşuz.... Siz Tözey’i oynattınız mı? Yani. dünyada yalan söylemez.. korkma... Yahu. Tö-zey. Duydun mu bey? Hayrola?. Sopası bile yok. tutunulacak kadar maddi. Müddeiumumi de onun sözüne inanır. sözü başka yerlere çeviriyor.. 216 DCarüar ÖCoğuşıı Neredesin Kürt oğlu? Aşağıdayız bey. hasret çekilen bir dost merhabası gibi. ben İsa Peygamber miyim? Neden yalan söylemez- .... içerde onlar el çırpıyorlar ya. Töbe yarabbi. Kıyamet gibi. Tözey’i oyna-tıyormuşuz... sevimli geldi. Mahpushane re-zilik.... Aptal olduğu dervişliğinden belli. Ne münasebet? Mahpushanenin asayişini bozuyormuş. Buyur bey. Korkma.

Buyur beyim. Ben seni şahit yazdım. Encümene girecek. Sen doğru söylersin diyerek.” dediydi. Vay Derviş vay.. Bana da şikayet etmişti. Boynunu biraz çarpıtarak yere bakmaya başladı... Tamam. Gardiyan Abdullah. Hey yarabbi. Hele.Ne diyeceksin. İzin istidası ister. Bari bir gece oynatsaydık da iftiraya uğramasaydık. Tabii inanmadım....218 IKarılar misim? Benim doğruluğum. Ekmek parası kazanmak için. makama gider... Evvelki gün bana söyledi. Ne zaman? 220 [Aortlar CKojjuşu Her gece oynatıyorlar fahişeyi... Siz merak etmeyin. Muhakkak onun aklı. Geçen gün izin istedi. Tözey meselesini nerden akıl etti? Benim bildiğim Derviş. Dudakları titriyordu... Gardiyan Abdullah. Ben bir şey duydum...... Hacı Abdullah şalvarını savura savura dışarı çıktı. Aldırma. Mahmut Efendi yalnız kalmalarından bilistifade Murat’a yaklaştı: Aman beyim. Vallaha bir şey yapmadım. Tözey’i bir oynatmaya şu kadar para veriyorlar. Bırak... yoksa Derviş Abdullah mı? Bence Derviş Abdullah daha kancık.. Anladım. Müddeiumumi beyden ayıp.. hergele takımının işine yarasın diye değil ki. Neye dair? Namusa. İyi bildin Murat Bey.. İyi ama beyim.. Sahi. Tuu.. derhal başını çevirdi. Karı bizi eğlendiriyor... Derviş burada ise bana çağırıver. Uğramayız.. “Tözey pencerede Hacı Abdullah’la konuşuyor. bu kadar yalanı beceremez.. Burada kahpe oynatılmaz. Merak etmeyin.. diyanetten fazla bahsetti mi.. .... Bu adam benden ne istiyor? İzin istemiştir. İstida. Ayıp bir şey. Aferin Sergardiyan. Derviş sana neden kızdı? Bilmem. Biz burada namusumuz için duruyoruz. Halt etmiş kerata. Böyle duruşta namaz kılar gibi bir haî vardı. Hep kabahat başgardiyanımızda.. Oynadı mı ki bu lafı böyle söylediler. Mahmut Efendi’nin korkuyla allak bullak olmuş yüzüne.. Çağır şu rezili.. Nebahat’m babası olduğu için nefretle baktı.. hele. Tözey’i kim oynattı? Bunlar. pullandı. Farz edelim ki oynadı. İzin vermedin diye sana güvenmiş diyelim.. Haydi Hacı Abdullah. Hemen şaşırdm Hacı.. Ne diyeyim? ¦.. Gel bakalım... Bulgur yaptırmak için köye gidecekmiş. aptest almak için kolları sıvalı odaya girdi..... 00 219 ZKemal Takir Şaşırdım. Tözeyle ağız dalaşı etmişlerdi.. Pulları yapıştırmış. Ben böyle şeyleri istemem... İstidayı yazmış. bir laf söylemedim. Başgardiyan Mahmut Efendi’nin fena halde korktuğu meydandaydı. Ben resmen izin verebilir miyim? Bu dairenin bir amiri var. erkek kısmı karı sözüne gider mi? Hangisi karı bunların? Şefika mı. Düzelir. İstida yazıldı.. Hemen korkarsın Mahmut Efendi. Bunda ne fenalık olur.. Nihayet iki meseleyi birbirine ekledik. Eşşeğe mutlaka bir öğreten var... beni istemişsin. Bir de Derviş’e soralım.... bir bokluğu vardır.. takunyalarını şıkırdatarak... İstersen yalan de beyim.. Söyle bakalım başgardiyan. Aman buna bir çare. İşte bizim Şefika Ha-mm’m bir marifeti daha. Murat. Parmaklarını şıkırdatarak durdu. Bir istida lafı var. dedim. Istanbullu’nun nefreti birkaç misli arttı: Söylesene.. Burası bir devlet binası. dine sığmaz işlere dair beyim. Şimdi bir duyarsa kızar. Biz seni doğru biliriz. Zaten bir adam dinden.. Resmi bir bina.. Bu nasıl yalan Derviş?. Korkarım beyim.

” dersiniz.. onun terbiyesini biz zinadan gelen evli karılarda görmedik. Derviş Abdullah’ın inatçı emniyeti birdenbire kaybolmuş. Merak etme. . Ben biliyorum. ötekiyle berikiyle cilveleşir.. ekmek veren bulunmaz. Müslümansmız. dükkandan borca öteberi vermez. “Böyle.. Müddeiumumiye bak ne derim. Biz Elhamdülillah.. Deriz ya. “Tözey bugün resmen vesikalı orospudur. Pişman oldu.” diye yalvarmış. Onu da şahit yazmışsın. Evet.. “Ben böyle işe karışmam.İyi ama. karı sözüne gitmeyecek.. Kim yalvarmış. Beşer lira mı? Ne sandın eşek? Yahu biz Türk milleti hep mi kendi zararımıza uğraşırız.. Doğrusunu isterseniz Tözey yirmi altı günden beri mahpus yatıyor. Mehmet koşarak buraya gelir. kimse duymadan istidayı yırtalım.. El de vurur. bu yobazın yüzünü görmemek için fırsat arıyordu. Abdullah’ın kusuruna bakma.. İyi ama beyim.. Zaten düşmüş bir kadınla uğraşmayacak. Mehmet darılırsa. Haydi gidelim. O nasıl söz? Öyleyse Şefika yalan mı söylüyor? Şimdi yüzleştirecegim. Vay kaltak vay. Küçük kardeşinden belki korkmazdı ama. herkesin ortasında bağıra bağıra çiftleşti. Sen bizi esvaplı şeytan şerrinden sakla.. Kapalı kapının ötesindeki karı oynadı mı. Sen benim bunca zamanlık ahbabımsm. Hele Gardiyan Abdullah’ın bir kardeş kızı zinadan yattı. Hem bize akıl öğretti.. öbür gün çıkacak. Pekala.. Doğru bir laf.. ben senin lafınla konuşmam. Her birinize beşer lira bahşiş verecek. Yahu kapı kapalı. barışmazdı. böyle bir iş var.. Haydi. Gördün mü? Akıl veren çok olur ama. Sana akıl veren senin düşmanın.” derim. Kimseye iftira etmeyecek... Acaba Tözey Hanım duydu mu? Biz yanlış yaptık bey. Şimdi. bunlar ona ayıp sayılmaz. Sorma Derviş.. halbuki Derviş’in asla işine gelmiyordu. darıltmak işine gelmezdi. Gece vakti içeriye jandarma onbaşısını aldı da.. yerini telaş almıştı.. basma.. Haşa. Töbe yarabbi. zeytinyağı almak sıralarında para yardımı yapmaz. Müslüman kısmı yalan söylemeyecek. ona duyurmadık. sabun. Sahi bey. ben karı sözüne gitmedim.. Haltettik. arkadaşlarının ekmeğini tehlikeye koymayacak.” der mi? İyi ama beyim... “Vay Murat Bey... Kuldur şaşar. Karyolanın altına sakladım. Sen bu işe neden karışırsın? Hem de Tözey.. Zaten Mehmet. Allah Allah. Mehmet sana “Allah razı olsun. Ben de meseleyi anlatırım.. Biz hep kendi zararımıza uğraşırız. Başefendiye haber vermiş. Denmez mi? 222 ‘DCarûar OCoğuşu.. Nasıl duyuralım.. “Her akşam kahveni içen Derviş Abdullah senin aleyhinde istida yazmış. Karı karıya kavga etmişler. Dargınlık. üç aylık şeker.” denir mi? Denmez. yarın. gürültü de eder. Ayıp bir şey.. bayrama kadar 221 01 ZKetnal umir ölüm Allah’ın emri. Karının kahvesini içtik.. El vurmak oynamak demek midir? Sen de el vuruyorlar dersin. Namusumu bir daha payımal etmek neden?” diye sorar. O zaman.” demiş... oynamadı mı ben ne bileceğim? El vuruyorlar. bakalım.. Nerde istida? İçerde. hem de gitmiş söylemiş baksana... Hay Allah. Değil mi? Pişman olduk. Bana bak Derviş. Sonra da “Bir kahveni kırk yıl hatırı var. Tabi bu laf kardeşinin kulağına gider.. Biz bunu böyle duyduk.. Sen de başefendi.. Beni şahit yazdın değil mi? Ben şahitlik edeceğim. Bir danldı mı. Bir halt etmiş.

“Bu mesele müddeiumumilikte duyuldu. Bundan ne istifade edersiniz? Ortada bir fenalık olmadığını herkesten iyi siz biliyorsunuz. Şimdi hatırladım. Kilitli bir kapının önünde saz çalmıyor. Halbuki benim vallaha billaha haberim yok. Uzanan karnını yavaşça öptü: Sen de akılsızsın.Revir olarak yapılan büyük odada. Bir dul karı varmış... Şefika verdi.. Bu şartlar içinde hâlâ namuslu kalabilen insanları kurtarmak ve çeşit çeşit namussuzluklara sapmış olanların ekseriyetini de bu rezil çukurdan çıkarmak için mutlaka esaslı bir gayret lazımdı. Belki başgardiyana biraz çekişirler. En adi markadan silah. benden “Dul karıya istida lazım. Bunlar insan değil ki. Artık öfkesi boşanmıştı. Yunus yazmış Mahmut Efendi. Dünyadaki bütün dervişlerle beraber. Gece eğlentisi yapan mahpuslara da bir şey olmaz. Tözey hapse geldi geleli. Versin. 223 öiemalTahvr “Mahpus” mırıldanarak ayaklarına sürünüyordu. Ulan Abdullah. İşte aptesümle size yemin ediyorum. ben aptestli değilim ama işte size kocaman bir yemin. Yazıyı görür görmez Tahsildar Yunus Efendi’nin yazdığını anladı. Ulan gardiyan. İnsanlığın türlü illetlerden sararmış suratına vekar ve sıhhat vermek için kan lazım. Pekala. Bu kağıdı da benden istemişti. Avcunda sımsıkı tutarak odasına döndü. Keder şüphesiz pek çirkin bir şeydi. ‘lBunu sen istemesen de düşman zorluyor. yatağının altından dörde katlanmış bir kağıt çıkarıp “Buyur..” diye kağıt isteyip kötülüğe kullanmazsın. gördün mü? Yunus mu yazmış? Tözey hiç vermediyse ona yirmi lira verdi.. Pul parasını kim çekti Abdullah?... Murat Bey uyuyor musunuz? Murat kolunu yüzünden çekti: Ne var? Abdullah size ne söyledi? Hangi Abdullah? Gardiyan.. Ben ekmeğimden korktum. kızarsan tırmalarsın ama.. bu başka iş. İslıkla eski bir tango tutturdu.. O mu getirdi?. Bir yerde okumuştu.. kurtuluşa da kan içinde gidecek. duvarın yatağa yakın yerine kurşunkalemle çizdiği insan başlarına bir müddet hayretle baktı. 224 \KarAar Siz ne söylediğini duydunuz? Kabahati benim üzerime atmış. O kadar. dedi. İstidayı hiddetle yırttı. Manasız işler yapıyorsunuz. .. Asıl temizlik kan istiyor. Akla yakın bir şey. bu fena halde fakir düşmüş ihtiyara ne kadar yardım etmişti. O başka iş.. Beni Abdullah pezevengi kandırdı... Ben hiçbir şey istemiyorum... Tütün fabrikasına yazılmak için istida verecekmiş.... Ulan Derviş... İsterseniz getirin yüzüne karşı söyleyeyim... Olabilir.” diyerek Istanbullu’ya verdi. ne istediğinizi anlayamıyorum..” dedi.. İcap eder mi? Bundan Tözey’e bir şey olmaz... Neye dair? İstidaya dair. Nasıl bu hale geldik? Karılı erkekli hergele olmuşuz... Derviş Abdullah ben senin izzetli...” Böyle kederli bir sıra. Şu çizgiler deki iğrenç tecellisinden belli. Vallaha. Sahi mi? Vallaha. Hayvanı itina ile yere koydu. kimin eline geçseler ona hizmet ederler.. Derviş. Murat açtı. Karyolasına sırtüstü uzandı. Kağıdı da o getirdi.. İstanbullu kederle gülümsedi. gardiyanların portatif karyolaları sıra sıra duruyordu. Dünyaya kan içinde gelen insan 02 oğlu. Aptestinizle mi? Bakın Şefika Hanım. Biz böyle bir istida vermezsek sonra sen mesul olursun.. Kediyi ön ayaklarından tutarak kaldırdı. Hiç kimseye iyilik etmeyecek miyiz yahu?.. Halbuki. Sonra yüzünü koluyla kapayarak uyudu.

Zarar ettiniz. Derviş olduğu kadar da var.. Şimdi Elaziz kerhanesinde sermaye. Acele tıraş oldu. topallayarak içeri girdi. Ne demek? Tuuu.. akşamdan haber göndererek gitmeden evvel odasını görmek için yukarı çıkacağını bildirmişti. Sefer. Bayram sabahlarının çocukça hisleri vardı. Ben size sövmedim.. Kızgın bakıyor. Abdullah’ın karısını bir görseniz küfürü derhal geri alırdınız. Ağır cezalılar ümitleri.. desem. İyi bildin. kederleri.. O kadar çirkin mi? 225 öianal uthir Çirkin. Sefer’e bir şey söylememişti. Lakin Şefika’mn keyifle gülümsediğin fark edince o da güldü: 03 Hemen üstünüze alıyorsunuz. Murat somurttu: Adamı dinden imandan çıkarıyor. Kendisine bile ayıp gelen bir körpe delikanlı heyecanı duyuyordu. Namussuz bir herif. -maazallah. Aşağıdan anahtarı istiyorlardı. Ortalığı süpürdü. Kendisine hiçbir suretle yük olmadığı halde.. Ne diye dedikodu yapıyormuş bilir misiniz? Ne diye? Mahpushanede bir Murat Bey var. ne yapacağını bir türlü kes tiremiy ordu. Zarar ettik desenize. Töbe yarabbi. Siz zarar ettiniz.. Vay peze.. Lakin o da bu herifi bıraktı. Kızgın kızgın. koğuş... Murat erken uyandı... dedi. Sefer.. kabahat sizde. adama bir hoş bakıyor... Kız.daha on beş gün kalsa..saadetli avradını.. diyormuş. Bu sebeple anlaşmaları hemen hemen imkansızdır... Gardiyanlar geç vakte kadar oturup kağıt oynadıklarından döşeme cigara izmaritleriyle. Şefika gülmeye başlamıştı. Şimdi anladım... Benim kocam gibi. Yatağım düzeltti. Masaya temiz bir şey örttü. Derhal yataktan kalktı.. iki mahpus nevi için başka başka manalar taşır. Fazladan pis. Uyku sersemi ağzına geleni söylemeye başlamıştı... tahliyeden evvel ve tahliyeden sonra somurtan ve sinirli olur... İskemlelerin yerini hazırladı... Ben ona gülmüyorum ki. kocanıza sövdüm. Töbe estağfurullah..... ümitsizliğe kapılır. az cezalıların arkadaşlığı doğru değildir. neşeleri.. Giyindi. Kitapları yerleştirdi. Bir de gülersiniz. Halbuki Tözey’in içerdeki mevcudiyetinden de usanmıştı. ben bu karıyı hiç sevmedim.. Ağır cezalıların koğuşunda az cezalılar bulunsa da... İlk karısı olsaydı belki belki derdim. gözlerini kırpıştırdı.vücuda getirir.. Kelimeler bile... sık sık tahliye edilseler. Mahpushanede... Topal oğlan: Bey. Fazladan terbiyesizin biri. Siz bir de benimkine acıyorsunuz.. artık çıkmasını istiyor. kağıt parçalarıyla. Vay canına. Aman. Nasıl? Ne bileyim? Bir hoş. üzüm çöpleriyle doluydu. Murat. bu sefer de yüzüme beraber bana sövdünüz. Şefika. Kendi terbiyesizliğini bu kadar kolay geçiştirdiğine memnun olmuştu. Ona gülüyorum. Hak etmedi mi canım? Çoktan hak etti ama. iKaruar LKoâuşu O da galiba işte asıl buna kızıyor oğlum. konuşmayı pek münasebetsiz bir yerde kestiği için Sefer’e öfkeyle bakarak çıktı. Hubuş bacıya yemek getirilmişti. Tözey’in çıkacağı sabah.. Karımı baştan çıkarmaya çalışan odur. . Ben ona bir şey yapmadım ki. Kim? Bu nasıl laf. Affedin az kalsın terbiyesizlik edecektim. Zarar mı ettim? Zarar ettiniz ya.. Karımı benden soğutuyor. bir şey anlayamadığı için “Lahavle” der gibi başını salladı... büyük cezalılarla.. İçinde... Ceza miktarı mahpuslar arasında bir çeşit akrabalık -daha doğrusu hemcinslik. İstanbullu “Belki Tözey buraya gelir” demeyi münasip görmediğinden. öfkeleri ötekilere benzemez...

İlk defa elini sıkacağım. İlk sözü ne olacaktı? Bakalım Tözey evvela ne söyleyecek? 04 Nefesini tutarak bekledi. İnsanlar ızdı-rap çektikleri yere devam etmekten hoşlanmazlar. Merhamet eğer hiçbir işe yaramıyorsa. bir cenaze merasiminin. Gardiyanlar koşarlar. Gülüştüler. henüz yaşayanlara verdiği hazin teselli vardır. Kışın siz üşümez misiniz? Hayır. canlı bir şey gibi okşadı. Yatağı örten kah-verenkli eski battaniyeyi... Allah çok günü olanları kurtarsın” sözünde.. kapısının önünden geçince büyük bir üzüntüden kurtulmuş gibi ferahladı ve ferahlar ferahlamaz. içerde kalan dışardan geleni yadırgar. geldik gidiyoruz. şüpheli münasebete benzer. hakikaten böyle bir şey olacakmış ve bu şey de pek fe-naymış gibi bir adım geri çekildi. Yok. Ayak sesi. En fazla bu sebepten. istanbullu ayağa kalktı: Buyrun.. Sizin odanız çok güzelmiş! Tenha. böyle kederli şeyler düşünerek bekliyordu. İçerdeyken. Kapıyı kilitlerim. Merdivende ayak sesleri duyulunca cigarasmı tablaya bastırdı. Dışardan gelen içerde kalanı. Arkasında Gardiyan Şefika duruyordu. Neden korkacakmışım?. mahpushanede can ciğer olan iki arkadaşı. Elini saçlarında gezdirdi. insanları çileden. Kırmcaya kadar Allah kerim. Can sıkıntısı başlar. Tözey. Söz hemen tükenir. ölüm bekleyen bir adamla. dostlarının neden kendisini sık sık ziyaret etmediğine. ilk ziyaret günü on dakika içinde birbirine tamamıyla yabancı hale getiriverir.. birisi çıktıktan sonra. manevi kuvvetlere ait olandı. aha. mahpushanede doğar. İstanbullu. mahpushane arkadaşlığı. en kolay çıkaran histir. “Af olacak” dese. hislerini gülünç buldu. sıhhatiyle mağrur sağlam bir adam arasındaki çekingen. belli bir şey. Şefika birdenbire ikisini de korkutan “müthiş” bir teklifte bulundu. “Af olmayacak” dese gene kızar. Bundan ne çıkar?” Daldığı için ayak seslerini bu sefer duymamıştı. orada ölür. Murat başını salladı: Korkmayın bizimle şakalaşıyor. Biraz oturmaz mısınız? 229 öiemal Tahir . Pek soğuk olursa paltomu da örterim. konuşma yerine doğru. Tözey. ağır cezalı gizlice kızar. Kırarlar. birbirlerine karşı büyük birer kabahat işlemişler gibi mahcup mahcup bakışırlar. Bunu ağır cezalı mutlaka anlar. İçinde kadın arzusu olmadığına hayret ediyordu. İşte bu his. kendileri de aynı şeyi yaptıklarını. Murat’ın gözlerine bakarak: Haydi öpüşsenize. Elini sıkmalıyım. mahpusların kendi haklarında da öyle düşündüklerini. Demek ki 228 \Karılar [Koğuşu hürriyetsizlik bir çeşit maluliyetti ve maluliyetlerin en beteri de. tahliye edilen koğuş arkadaşlarının niçin görüşmeye her zaman gelmediklerine şaşanlar. Az cezalının “Biz. dedi. Hakikaten güzel. duvarlara ve tabana baktı: Bir gece şu tavan varılmalı da ben buraya düşmeliyim. Bu iki ayrı cins insan arasındaki münasebet çaresiz bir hastalığa yakalanmış. Burada mı yatıyorsunuz? Biraz çekinerek portatif karyolaya yaklaştı. sövüp saydıklarını hatırlamak istemezler. Tözey -dudaklarını kıpkırmızı boyamışiçeri girdi.. Şefika güldü: Tavan yarılırsa gürültü olur.227 ötemal lahir Hafif cezalı. Bir de mahpushane ızdırap çekilen yerdir.

romanlarını neden kadm-erkek düşmanlığı üzerine kurarlar? Hayatları hakikaten cinsi düşmanlıklarla dolu ise ne kadar bedbahtlık. Dur şaka ettim kız. Estağfurullah. Olur.. kalan daha çok ızdırap çektiği için. büyük bir dostlukla kadının omzunu okşadı: Allah bir daha göstermesin Tözey. Benden ceza parası da alabilirler mi acaba? Malınız varsa alırlar. bu kadar uygunsuz şartlar içinde birbirini tanımayan. sizi eve getirecek. Tözey burada hafif bir esans kokusu bırakmıştı. Kuvvetle sıktı. Dur. tabii” diye gülümsedi. Tabii ben sizi ziyarete geleceğim... Radyoyu alırlar. 05 Tözey elini uzattı. Tözey’in arkasından yetişmek istiyormuş gibi merdivenleri ikişer. Bize müsaade Murat Bey.” dedi. Çıkmaya davranan Şefika’nm kolunu tuttu. Bana söz verdi. Bu kadar az vakitte. Bana bak. Ne olacaktı? İnsan dışarı çıkar. Tözey’in dudakları hâlâ titriyordu. Eşyalarım var.. merdivenin beton korkuluğuna oturarak inmesini seyretti. Çamaşırlarınızı mutlaka bana gönderin. sarhoş gibiydi. sen vicdansız bir karısın. Siz burada mısınız? .. Artık esans kokmuyordu. Yarım ağızla konuşmayın bakalım. Sevmenin böyle şakacıktanı bile güzeldi. Elbette veririm. beş yüz liralık radyoyu mu götürecekler? Beş yüz liralık radyonuz varsa elli lirayı verirsiniz. Her ayrılışta galiba bir parça ölüm var. şoföre hakaretten bir ay mahpusluk vermezlerdi.. birbirini anlamaya imkan olmayan.. tuttu. Murat.. Orada. Allah sizi de tez vakitte kurtarsın. yorgun ve yapayalnız odasına girdi. Canınız hangi yemeği isterse söylersiniz. Elli lira için. giden biraz vicdan azabı duyar. Bunda da hiçbir felaket olamaz. Ayıptır. Hastayım dersiniz.. Karyolanızı haczedemezler. Neden? Ağlamak hiçbir zaman ayıp olmaz. Bırakmadan 2?o ÖCardar ÜKoâıışu kapıya kadar beraber yürüdü.. sen delirdin mi? Başka söz mü bulamadın? Sözüm çok ama. “Alışmak birçok iyi şeylerden bizi mahrum ediyor. Uy duruyorlarsa kalpsizlik ediyorlar. Başgardiyanın odasına girdi: A. hele fikren anlaşmamış iki erkeğin böyle bir dostluk meydana getirmeleri kabul değildi. Şefika.. Ağlama. Ben edepsizimdir.’ der. Edepsiz olmasam.. Allahaısmarladık.... Sonra “Birçok da kötü şeylerden kurtarıyor.. karyolam.” Mahpushane sanki boşalmıştı ve sanki deminden beri Pek uzun. Onbaşı. Öyleyse bazı muharrirler. Tecrübeli bir ihtiyarın doğru bir sözünü hatırladı: “Erkeğin düşmanı erkektir.. azizim. Kız.. Karyolasında Tözey’in demincek okşadıgı yere bakarak birkaç nefes içti.. Tözey’in omzuna vurdu: İyi vallaha. üçer atlayarak aşağıya indi. ben yarın uğrarım.. Saçmalıyorsun. Hiç de değil.” diye düşündü.... Çocuk her zaman uğrayacak. Olur. Güle güle. insanı ihtiyarlatacak kadar uzun yorucu seneler geçip 231 ZKemal ujJıir gitmişti.. Bir gün hastaneye gitmek için.... nikahlasa. Radyom.Hayır. Murat.. Kaybolunca. Başgardiyan “Müdür görmesin.” Bir cigara yaktı. “Ayrılmak ne tuhaf.. Teşekkür ederim. En kötü karı bile senin için ‘Beni alsa.. Göndermeseniz kavga ederiz.

Hidayetle haber yollamıştım.. Nebahat babasının karyolasına ilişti. Ortalık ateş pahası. Şimdilik Al-lasmarladık. Nebahat cevap vermeyince Murat: ¦-Selametle. Yumurta yemek yasak. Perhiz yapacaksınız. Haydi oturun.. Önümüz kış. Neden batırırmış? Modelleri yapmaya kalkarmışım. Anladım.Babamı görmeye geldim.. Güle güle.. Kumaşa çıkarmak istiyorum ama.. Ona mektup yazdırmak istedi de. Hidayet tarif etmişti. Kocaman siyah gözleriyle insana mertçe bakıyordu. Yüzünüm hâlâ sarı. Askerde. Parmakları o kadar inceydi ki Murat. Tözey elini Nebahat’a da uzattı: Siz başgardiyanın kızı değil misiniz? Nebahat uzatılan eli görmemezlikten gelmişti. Oturun rica ederim. dedi. Siz oturun da.. işte ben oturdum.. Ispanak da yemeyeceksiniz. Pek tabii bir ciddiyet vardı. Lacivert eteklik. Hep çizgileri birbirine karıştırıyorum. Neden? Yoksa hasta mısınız? Hasta falan değilim. Yoksa dairede çok mu yoruluyorsunuz? Hayır.. Tözey. Allasmarla-dık küçük hanım. Oturun.. Teşekkür ederim. Başe-fendiye bir şey tembih edecektim. Murat’ın gözlerine dimdik bakarak sordu: Tözey dedikleri bu mu? Evet. Nasılsınız? İyiyim.. Yarın sizi görmeye mi gelecek? Öyle söyledi. Dienuâ Tahir Nebahat. Hiç de hakkı yok. Kolay... Sonra bir arkadaşı var. Burada kendisine biraz yardım ettim. benimle eğlendi.. Siz daha gitmediniz mi? Şimdi gidiyorum... manasız bir şeyler düşündü: “Ev-lş” mecmuasını beğendiniz mi? \Kariar ZKoğaşa 06 Pek beğendim. Beceremiyeceğim. Nebahat’in cevap vermesine vakit kalmadan Tözey içeri girdi: Başefendi.. daktilo yazmaya dayanamazlar gibi.” dedi. Daha onlar gitmedi mi? Bilmem.. Artık her ay alacağım. Çıkarın. Hiç işi yok. bunu hemen çekti. Yüzbaşı bey. “Murat Bey sana fenalık etmiş. Başgardiyanın kızı Nebahat ayağa kalktı... Bugün işe gitmediniz mi? Gitmedim. . Sonra söylerim.. Bana gönderin. Hay hay.. Bu mecmua seni batırır. Hacı Abdullah’ı eskiden tanıyormuş.. Tahliye edilecekler varmış. Mahmut Efendi. Tözey hafif bir kahkaha atıp dışarı çıktı. burada olduğunuzu biliyor mu? Biliyor. Hakkı var. Murat Bey burada mısınız? Evet.. Ben mektepteyken de resim yapamazdım. lacivert ceket giymişti. Bir perde örneği gördüm.. Nasıl olacağını da tarif edin ben size yaparım. Tözey Nebahat’e dikkatle baktı. Tözey tekrar elini uzattı: Yarın görüşürüz Murat Bey.

. “Bir utandım.Biliyorum.. “Ne oluyor? Öfkelendi mi bu küçük?” diye düşündü... Ama ben sana küstüm. bir utandım. kocaman Şefika benim için dedikoduya girişmişler. Allah razı olsun.” demiş. Ceketini giydikten sonra tekrar pencereye çıktı. küçük Hidayet. düşkün bir insana merhamet etmeli idiniz.” dedim. sinemalarda gördüğü-224 \Karûax ZKofliışu nüz çapraşık işlerle zerre kadar münasebeti olmayan bir şey. 25 9 Murat. Eabrikada.. Hanım utanarak yüzünü sakladı.. Kolu kısa değil ya? Kısa değil. Kıskandı mı? demeye cesaret edememişti. fukara insanların.. Tözey Hanım’ın 07 yüreğine dokundum. Aman? Küstüm. Neden yakıştıramadmdı? Çünkü siz.” deseydin. anlaşılıyor.. “Mahkeme haksızlık etti. Herkes adeta onlara düşman. bilhassa fukara kadınların neler çektiğini her zaman gözlerinizle görüyorsunuz. Hidayet söyledi... Siz merhamet mi ediyorsunuz? Şefika bize geldiğinde söylemişti de ben inanmamıştım. yanlarına gitmiş de. Dargın bir sesle: Bu alâka romanlarda okuduğunuz.. Uzunluğunun ve darlığının provası yapılıyordu. 226 D(anlar DCoğuşa Ne yazdın? “Bu kan öldürmedi. Evet. yünlü giymenin sıkıntısıyla kazağın her tarafını beğenmekten başka çare yoktu. Memleketinden. Çok iyi olmuş Hanım.. meselenin iç yüzü şu: Ben burada yalnız bir adamım. Ben sizin inanamayacağınız bir şey yapmam. Ben de onun bana merhamet etmesine müsaade ettim. Hem de. Beni asarlarsa on parmağım yakanda.. idama mahkum Ha-nım’m ördüğü kazağı giydi. Siz beni korumazsanız. Bunun henüz bir kolu takılmamıştı. Bunları Hidayet’e mi söylemiş? Hidayet’e. Onları doğru yoldan çıkarmak için akla gelmez tuzaklar kurulmuş. dedi. Biraz evvel elini sıkmadığınız zaman size bu hareketi yakıştıramamışum. Sonra da pişman olmuş. gözlerini kırpıştırdı. Terbiyesizlik etmiş. Murat.. Kaşlarını çatarak toparlandı. Doğru elbet.” deseydin. Anladınız mı? Hiçbir şey anlamadım. Sen benim işime de bakmadın. Haklı imişsiniz. Eline sağlık.. alt kat koğuşunun mutfağında. Mebuslara on tane mektup yazdım. Binaenaleyh hiç olmazsa siz. Şimdi ben sana küseceğim. Hani. hemen soyundu. Ne söyledi? Mektubu size okutmuş. Bizim yünlerini ördürmek için kız. İstanbullu.. kimsesiz bir adam. Malatyalılar böyle insanlara biliyorsunuz “Garip” diyorlar. Zaten anlaşılacak bir şey de yok. Yüreğini sevinçle karışık müphem bir üzüntü kaplamıştı. Benim neyimi sormuş bakalım? Evli olup olmadığınızı.. Daha iyi. Sıcak havada. “Bu öldürmedi. akrabalarından uzak düşmüş.. Ben herhalde. hangimiz hangimize merhamet ettik? Haydi somurtmayın.. Ali’nin gövdesiyle senin gövden bir. O karı gelince sen bizim yüzümüze bakmadın? Töbe yarabbi. Siz lütfen perde modeliyle kumaşı yollayın. Nebahat cevap vermedi. bu lafı söylemeyecektin. çalışan bir kızsınız. Şimdi düşünün bakalım. Bir duyan olsa doğru sanır. . Kısacası bana merhamet etti. Murat. Hidayet’e hep sizi sormuş. Ali’nin koluna ölçtüm.. Ölseydim daha iyi.

biz hep çıkmalıyız. Siz oraya kadın asmaya mı oturdunuz?” dedim. İşte gördün mü? Güneş nihayet bizim de alnımıza vurdu. Ali de.. Karı benimle çekişti. Hiç söylenmez laflar. neler anlatıyor. Hiç barışır mı? Anam yerinde.. 2J8 [Kartlar !7u>jjıışu Ağabey. “Af var.. Kışın üşürsün diyerek sık ördüm. Ben ne yapayım? Asker çamaşırı yıkıyorum.. Neler? Töbe.” dedi.. “Ben bu yünden ona çorap ördüreceğim. Ben istemiyorum. Dua kuvvetiyle kumasını çatlatıp gebertecek. sen bir çıksan beni kurtarırdın.. Barıştılar diye duydum. İşte gidiyorum.” dedi.. . Senin cezanı indirecekler.. İyi demişsin.. Adıyaman’da olsam. Gözüme güneş girdi.. 08 227 Değiliz. küçükleri ağam. “Af var.. “Bak sonrasını siz düşünün.. Lakin. Daha iyi. Söyle bakalım.. Kız.. Kız ben kötü karı sözüne gider miyim? Lahavle. Dur..Peki.... hafta bir gelirim... Okuyunca bana acımışlar dır. “Olur. Tespih çekiyor... Çamaşır içerde yıkanmaz ki. Senin yününe ne karışır elin kahpesi. Af olmaz mı hiç. Jandarma Yusuf la sözleştiler. Hemen ağlarsın.. peki. Zorlu bir kan. Karılara neler söylüyor. Razı değil. Sıdı-ka’yı memlekete götürecek. İyi halt etmişsin. Ben de sizin düğününüzde sağdıçlık edeceğim. Desene ki bir düğün de orada var.” dedim.. bana kötü bakmazlar ki. Kuması her hafta görmeye geliyor.. bana senin ne düşmanlığın var? Düşmanlığımdan mı? Ben sana bakacağım. Af olur mu dersin? Muhakkak. Ben korkuyorum.. Sen bir sene daha içerde kalmalısın. Mutlaka... Ben de “Olmaz” dedim.. Yoksa dışarıda örecek adam kıyamet gibi. Ali ile dargın değilsiniz ya?..... Ayıp.. Hele utanmaz. Eksik olma Hanım. Ben yaşadım.. Yirminci yıldönümü? Hacı Abdullah öyle söyledi..“Mahkeme haksızlık etti. Af oluvermeli.. Aklını çeler de benim örgümü beğenmezsin diye... Çıkmadan kurtar. Af olsa. çamaşırın yıkar. Bize af olmalı. Hani o günler ağabey?.. o seni pek seviyor. Kamyon olmasa yayan gelirim. Büyükleri babam. yürüyerek. Hem buradakilerin hepsi iyi herifler. Fena mı oldu? Yemeğini pişiriverir. Hiç utanmıyor ağabey. İyi etmiş miyim? Çok iyi etmişsin.. Yusuf teskere alınca. Dervişlik ediyor. “Gidersem o gece kovalarım” diyor. Ben örgümü sana ördürmek istedim. Acımazlar mı? Ah. geceleri ben hep ağladım. Dişlerini göstererek güldü. Eksik olma. Murat ağabey. Ali ile beraber Adıyaman’a gideceksiniz. İyi öyleyse. Yallah. ¦. Ben bir rüya gördüm. Tözey bir laf eder diye mahsustan yavaş aldım da. Başka acıklı şeyler yazaydm. sen Tözey’e kızıyorsun ama. Ben cammla uğraşıyorum. o çıkınca bitirdim.. bizi unutursun. Merak etme çıkmadan da kurtarırım. Hayırdır inşallah..... Çıkarsan kötü kanlara dalarsın. Öyle mi ağabey? Öyle.. sen de çıkar mısın? Belki çıkarım. Sıdıka ne âlemde?... Avluya çıkarsam kızıyor....... Acıklı olur mu? Çıkıştım. Hubuş bacı nerde? İçerde. Ben ağlamıyorum ki. bir de af gelecek..” diyor.” dedi. Hâlâ neler söylüyor? Söylerim.

. Olur. Örgüyü beğendim. Bıçağın işlemesiyle.. bakalım ne diyecek. Mutlaka kurtulacaksın. Uyandım ki tere batmışım..Hayırın karşı gele. Ben şahidim. Gardiyan Abdullah sırıtarak kapıyı açtı: Seni bekliyorlar beyim. Takunyalarım sürükleyerek yürüdü. Sonunda geri gelmiş. Canın bir şeye sıkılırsa bana haber yolla.. Aylarca şurada.. gerek insan kanı dökülen uydurma kuvvetin bütün mehabeti belki de kaybolup gitmişti.” diyor. kaç kere çocuklarını bırakmış da el adamlarıyla kaçmış. kurumuş kanla mosmor olmuş tahta kından. Beni rahat bıraksın. Sen geldin. Birisi arkasından seslendi: 09 Bey. “Murat Bey’e söyle. Karşı duvarın dibindeki su arkının kenarına siyah bir koyun yatırmışlardı. İstanbullu yere atladı. kocasını boşar.. İlk kan fıskiyesi karşı duvara çarptı. Sabaha kadar namaz kıldım. Bak görürsün. üç dört gün geç kaldı. İki kapıdan başka ışık alacak yeri olmayan müstatil koridoru yapayalnız geçti. Kasap çırağı. Allah ömrüne bereket versin. Binanın merkezine yaklaştıkça aptesane kokusu ve rutubet fazlalaşıyordu. Kelle.. Kasabın çırağı olan çocuk. Şurada kessinler de.. Kurban mı? Evet. Daha şimdiden.. Çok iyi bir rüya. seni dışardan çağırıyorlar.. Kurban bayramlarında. “Mezarın taşı I Urja’ya karşı” diye yeni moda olan bir kötü türküyü tutturarak acele yüzdü. Ali’yi görmezsem ben ölürüm. Dağıtmak kolay.. Allah sizi kurtarsın.. İçeri buyursamza. burada sürtmüş. Beni saçımdan sürüyor. Sesini alçaktı. Burada. Bu boğazlamanın artık mukaddes şeylerle hiçbir alakası kalmamış. Neden bana daha evvel söylemedin? Meraklanma. Beni çağırmışlar Hanım... Herif senden korktu da bıraktı... Uzun.. Gardiyan Şefika Hanım da namaz kılıyor mu? Kılıyor.. Suya atacak.Bacakları mafsallarından kırıp ayırdı. Etini fukaralara dağıtıverin. Bir münasip hayvan bulamadılar da.. İster boşasm. Hubuş bacı. Her namazda sana dua ediyorum. Bana yazık değil mi? Üzülme. Meydanda bir şey.. bazı İstanbul konakları bu kârlı işe bir parça sarık. Burada Ali ile konuşuyoruz diyerek bana etmediğini bırakmıyor... girmeyelim. Kurban getirdim.” dedin. parlak bıçağını.. Sağol. Adıyaman’da oluyoruz. kurbanın gözünü bağlayan beyaz tülbent ve dua ile bir şeyler ilavesine çalışırlardı.. İki kasap kesmeye hazırlanıyordu. Hanım korkarak etrafına baktı. Kaç gündür eve de gitmiyormuş. bu karı. Vaadim vardı. gerek hayvan... Biraz hızlandı: Safa geldiniz. . ister üstüne bir tane daha alsın. Yok. Geliyorum. parçaladı.. “Bırak şunu. Bize değmesin de. Bırak. ustasının dalgın bakışları önünde çevik bir hareketle diz çöktü.. Yüreğini ferah tut.... Ali’ye anlattım.. Eğer çıkarsanız iki kurban daha kesicem. aşılarca namına. Çenesinden tutup koyunun başını geriye bükerek gırtlağı gerdi.. hayvanın art ayaklarından birisini delerek şişirmişti. bu Şefika’yı biliyor ağabey. Ben korktum. Teşekkür ederim. efece sıyırdı. Eksik olmayın. Düzeltiriz. İçi kederle ağız ağza dolmuştu.. tütsü.. Lakin herif sağmış. “Bunun huyu böyle. Bana çekişiyor ağabey. Seni o ağulamadı. Seni rahat bıraksın.” dedi. *J. İçtimai kıymetini tüketmiş her âdet gibi bu da nihayet gittikçe komik bir hâl alıyordu. tüylü gövdede titremeler başlamıştı. Kim? Cevap beklemedi..Gitmiyor. üç dört çocuk hayvanın etrafını çevirmişti. Dış kapının önünde Tözey duruyordu. Ben ona çıkışırım. barsaklar ve işkembesiyle beraber bunları deriye sardı. İyi etmiş miyim? İyi etmişsin. Sefer’i gönderiver. Neden masraf ettin? 240 ‘JCanlar öioğaşu Masrafın sözü mü olur.

Öyleyse yarın öğle yemeği yapmayın.” Kokuyu alsa. Ne olacakmış? Hele gel beyim. geride bırakacağı tesiri bildiği için azametle somurtan Tözey’i methediyorlardı.. Hepsi de “Murat Bey. istemez. Baş üstüne beyim. bu dostluğa karşı minnetini törpü gibi bir yalama ile gösterdi. Mahpus’un kadife gibi yumuşak ön ayaklarından birisim tuttu.emir verdi: Etler sana teslim. Kedi. Her 242 ZKardar ‘DCoğuşu basamakta gürültü bir kat daha artmıştı. çamaşırları götürmek için bir bohça getirmişti.. 241 ZKemal Hakir Bacaklarını sallayarak köprüyü geçiverirsin.. Sefer’e katiyetle. Sefer oldukça büyük bir çıkını kıza verdi.” “Sus. Elleri cebinde. dışarıda jandarmalar. 10 Mektubuma cevap vermediniz? Bu akşam yazacağım. koca bir leğenin içine yığılmış et parçalarına bakarak.. yalvaran feryatlarla. et dağıtılacağını çıplaklar çoktan duymuşlar... Darısı başınıza. Af var diyorlar. Hangi Başçavuş? Karakol kumandanı.. Sırat köprüsünde üzerine binilecek.. Murat Bey. Murat. Etin yarısını alacakmış. Baş üstüne abla. Başçavuş seninle görüşmek istiyor. arka kapıyı çevirmişlerdi... işte boyuna beraber sevaba girmişti.. Sen gelmeyecek misin? Lüzum yok. Açlığın birçok insanları neden çamura gömdüğünü anlamak için açlığı hayvanlarda görmelidir. “Buna biraz et ayırmak icap ederdi? Daha haberi yok.. kurban kesmeli. kurban! Kurbanın sevabı birine benzemez. Fukaralardan başkasına bir lokma verirsen kulaklarını keserim. Ben alay etmiyorum ki.. Bana kızma.. Vallaha varmış. yalanıp durmuştu. Tözey abla Çok yaşamalıydı. Sefer.. Hacı Abdullah’ın kaç günü kaldı? Beş. ..Sırtına vurup ustasının arkasından... Bak gücenirim. önlüğü ve yamalı çizmeleri taze kan lekesi içinde def olup gitti. Şimdi art ayaklan sol omzunda... Gülümsedi. kızılbaş!” Tözey. Tözey gittikten sonra. Yastık yüzünü?. telaşla kapıyı tırmalar. Yorganı da söktün mü bizim Sefer? Söktüm bizim Tözey Hanım.” diye sesleniyordu. Tözey kediye bir gün esans sürmüştü.. sinirlenmiş. Eğer parça eksikse ben çocuğu yollarım... Beyim. Kurban kesildiğini. başı ve ön ayakları sağ omzunda ve adeta sevgiyle horluyordu. Allahaısmarladık Murat Bey. “Namaz kılmalı değil.. sen beni duyuyor musun? Yarın öğle yemeği yapmayacaksın. Murat böyle düşünerek. Sevimli bir heyecan duyuyordu. “Mahpus” omzunda volta vurmaya başladı. Yann ahrette. Güle güle. Sana dağıt dedim. İçerde gardiyanlar. Murat elini sallayarak yukarı çıktı... mutlaka bir şey unutmuş-sundur. Ne oldu? Dağıttın mı? Hanım’a vermeyi unutmadın ya? Daha dağıtamadık. Kedi esanstan ne anlar? Mahpus. Kime? Türk milletine mi? Alay etmeyin. dur bakalım. Neden? Kaşlarım çatarak durdu.

Sonra biz mahpusuz başefendi. elimiz ayağımız bağlı. Arkadaşça müsaade istiyorum. Eti. ertesi sabah yüz bin liranın üzerine açtılar. Ben sana “Çavuşla ahbap oluruz. Topal oğlan razı olmuyor. Biz. Müftüzade Hacı Abdullah Efendi. Biz hepsini almıyoruz. Bu Malatya’da bazı insanlar dükkanlarını bir gece on bin liranın üzerine kapattılar.. halbuki bizim çıplaklarımız kırk kişiden fazla... Kurban etine herkes karışır. çok bilmiş gülümsemeden onların kendi tarafında olduğunu anlamıştı.. Zabıt tutacağım. Bir hata işlersem benden ancak Tözey davacı olabilir. bize bir dana getirsinler. dil bilmez. bu kurbanı mahpushanedeki yoksullar için kestirdi. Siz yeni geldiniz. askerlerinize onlardan isteyeceğinize.. Ben de bu işi. Dağıtma işine de siz karışıyormuşsunuz. 244 \Karûar [Konuşu Olamaz. Başka kapıya. Merhaba. Yalnız size bir fikir vereyim.. O da ciddi ciddi konuşmaya hazırlanmıştı.. 11 Anlıyorum. Şu haliyle bir işgal ordusunun burasını teslime gelmiş. Böyle anlaşmaya imkan olmayan biri meselede birbirimizi kırmayalım. İstanbullu.. Ben dilediğime dağıtırım.. şu anda bizi müdafaa etmiyor. rütbesi belirsiz bir zabi241 DCemal Tarar tine benziyordu...Yarısını mı? Yarısı yeterse kazandık. Siz eratınıza bu gece bir dana getirmelerini emredersiniz.. buranın müdürü mü. Jandarma dilenci mi? Bu nasıl söz? Başçavuş etrafına baktı. Sovyet hududundan gelmişti.. Başçavuş. Yahut da burada yağma yok başefendi.. Fazladan açız da. Beğenmediniz mi? O halde eti bize veriniz.. Sefer de pekala hakkından gelebilir. Asker vatan hizmeti görüyor. Öyleyse başgardiyanı bekleyeceğiz. etin yarısını erat için alıyoruz. Bakınız. Orası beni alakadar etmez.. isteyerek yapacak değilim.. Ne demek. Bu et. Durunuz. Lakin kalan yarısı bize yetmez. İlk defa ciddi ciddi konuşacaklardı.. Lütfen razı olun da Sefer eti dağıtsın. başgardiyanı bekleyeceğiz. mahpusların avukatı mı? . Jandarma ne yapıyor? Herhalde. Nerde geziyor? Bu adam mahpus mu.. Eti size bırakırım. Hele gel bakalım. bu kurban eti.. Başçavuş yardım istedi: Nerde sizin başgardiyanınız? Nöbetçi gardiyan: Şimdi gelir başefendi. Kibarlık ediyorum başefendi.. Yarısı yeter. Şimdi Tözey Hanım’m kurbanından. Tözey Hanım. sahibi tarafından bana verildi. Burada kırk parça et yoktur. Kapını dışarısında üç tane nefer büyük bir dikkatle münakaşayı dinliyordu. Bir omuz hareketiyle kediyi yere bıraktı. Bu nasıl bir teklif? Hakkınızda zabıt varakası tutacağım.. Bir kısımmı bize vermedikçe eti dağıtamazsınız. Murat. Jandarma hırsızlık edemez. hakaret. bir elini pantolonun cebine sokmuş.. diye cevap verdi. Başefendi. kapının önündeki masaya yarım oturmuştu. sizi temin ederim. Kimseyi beklemeyeceğiz. Ben bunun hırsızlık olduğuna kani değilim. Kars’tan. Neden? Çünkü böyle işlere başgardiyan karışır. Meraklanma” demedim mi? Çavuşun adı Rıfkı idi. Yusufun dudaklarındaki incecik. başçavuşa cesaret vereceğini bildiği halde yumuşak bir sesle: Merhaba başefendi. Ağır ağır dışarı çıktı. siz de bizim iki arkadaşımızı gece salıverin. İstanbullu eliyle arka kapıda bekleyen çıplakları gösterdi. şu çıplakların derisine -yakasına değil. dedi. asker ailelerine buğdayın kilosunu 135 kuruştan sattı. İyi ama. Tözey isminde bir kadın kurban kesmiş. Benim erlerim de gurbetteler.derisine sarılıyorsunuz. Geleli de bir hafta oluyordu. Yağma yok.. çıplakların zararına siz hisse talep ediyorsunuz. Gedikli başçavuşu. Bu kapıdan içeriye karışamayacagımzı size hatırlatmak nezaketsizlik olacak.

İki tarafa da hak vermeyi kurnazlık sayıyordu. emin olun.. Eksik olma. Burada aylardır kursağına bir yudum sıcak çorba girmeyenler var. Evdeydim. Bilakis ben de iyilik etmek istiyorum. Pekala. bakır leğeni arka kapıya doğru keyifle sürüp götürdü. Hiç aklıma bile gelmedi efendim.... Namık Kemal’i Magosa’ya götüren Ab-dülhamit zaptiyeleri de. Siyasetten anlamayız.. Biz askeriz. Hepimiz burada millet uğruna çarpıştık. İşte başgardiyanımız geldi. Şunu da başçavuşum bilmiş olun. Neredesin Müslüman? Biz seni bekliyoruz. 247 .. bu hikâye elbette Abdülhamit’in düşündüğü ve inandığı gibi okutulmuyor.. Haydi askerlerimize et yedirmek isteyen babayiğitler meydana. Siz de haydi birer lira verin. Başçavuş. Görüyorsun ki başefendi ile anlaştık.. 246 \Karûar ıKağuşu Artık eti arkadaşlara dağıt. Biz burada sizi ayrı milletten olduğunu için beklemiyoruz. Suç işlemişsiniz. Ne iyi. İki milet mi? Hepimiz aynı milletiz.. Murat kaşlarını çattı: Olmaz. Mahmut efendi. Başefendinin eski azameti kalmamış.. Ancak bizim gibi sefillere layık. vallaha böyle söylemişlerdir.. Sefer.. Şimdi mektepte çocuklara. Birazım da jandarma arkadaşlara verelim. Baş üstüne.. 245 [Kemal Takir Ben mesleğe hakaret etmedim.. Bir liranın değeri yok. Başefendimiz razı olmadılar. İki millet olmasa. Sağol bey... Lakin icap etmez. Murat. Türküz. tükenmişti.. Bir kurban daha onlara keseriz. Pek rahatsızdı. Samimiyetinize inanıyorum. Yani benim verdiğim bir liranın milli bir değeri vardır. Sadaka ile. diyecek oldu.Murat.. Murat cigara paketini çıkardı: Yok. Benim bir lira vermemi başka manaya çekmeyin. Jandarmalara da hakaret etmedim... gözlüğünü ortasından dürterek yerine yerleştirdi: Ben mahpusum. Lakin siz de şahsen birer lira vereceksiniz.. siz Kars’tan geliyorsunuz. ben de kendi milletim için. Rahat geçinir bir adam değilim. sizinle bu kadar uzun konuşmazdım. ama. Ben de sabahtan beri onu anlatmak istiyorum.. Duydunuz ya. zatı âlîniz silah elde benim hürriyetimi bekler misiniz? Ben kaçıp hürriyete kavuşmak istiyorum. Her zaman olduğu gibi tabii siz kendi milletiniz için. Galiba eti kendimiz yiyeceğiz zannetti... bu sizinki iyilik değil. Hem de Tözey Hanım’ın sadakası. Jandarma mesleğine hakaret ettiniz. Hayır.. Hali vakti yerinde mahpuslardan da birer lira alalım. Biz vazifemizi yapıyoruz. Eğer öyle bir şey aklıma gelmiş olsaydı. Bu iş iyi değil diyorum. Jandarma arkadaşlara mutlaka et yedirmek istiyorsak. bir atım cesareti münakaşa uzandığından ve pek tehlikeli bir yola döküldüğünden. Bu da sadaka. size et yedirecektim... işte size bir lira. Orada Bolşevik sermayesiyle zengin olmuş tüccar efendilerimizi gördünüz. parmaklığın dışında duran jandarmalara gülümsedi: Benden günah gitti arkadaşlar. Başgardiyana öfkeyle baktı: Bey beni yanlış anladı.. çocukları: Def olun. Bunu isterseniz tahkik edebilirsiniz. Başefendi seninle görüşecek.. Hayrola. her zaman idareyi maslahatçıydı. Namık Kemal başka. Haydi Sefer.... siz beni öldürmek bahasına buna mani olmaya çalışıyorsunuz. Suç işlememişiz. Bir şey mi oldu? Hiçbir şey olmadı.. Alt tarafı bizi alakadar etmez. Yalvaran bir sesle 12 meseleyi Mahmut efendiye anlattı. diye kovaladı..

meydan muharebesi görmüş erkekler siyasi partilere giremezler. Biraz şişmanlamışsmız. Başçavuş. Yalnız size son defa söyleyeyim Şefika Hanım.. on.karı gardiyanı Şefika Hanım.. İyi ve lazımsa bir memlekette herkes ondan anlamalı ve o işle uğraşmalı. Siz bana hep fena nasihatlar veriyorsunuz. Murat yüreğini bildiği için. Yalan söylemiyorsunuz ya? Yalanla ibadet bir arada olmaz. Bu memlekette on dört yaşındaki kızlar... Sakın bana aldanmayın. Benim elim iyi şeylere uğurludur.. ön dişlerinin altlı üstlü iki sırasını da altın kaplama yaptırmıştı. haklı olara: “Rey karıya verildi. Bütün bu işler görülürken -Hayret edilecek bir şey. Halbuki reyi millete vermek diye bir şey olur mu? Reyi milet verecekti.. Siz uğraşmışsınız da başınız göğe ermiş.. telaşlı sesler: “Sefer. Güzelleşmişsiniz. Siz neredeydiniz bakamlı? Farkına varmadınız mı? Bana hiçbir zaman alıcı gözüyle bakmıyorsunuz. Hem de daktilo ile yazdıracak. Size felaketli bir yol gösteriyorum.. Yüzü parıl pa-rıldı. Dişlerimi taktırdım. Başımı dinleyeceğim. Boşanma istidalarını siz yazıverin. Aman gülünüz. Bu hali gören zavallı Türk milleti de. et dağıtmışsınız. İyi vallaha. Aferin.. ortalıkta görünmemişti.” diyor. Ben artık ibadetle vakit geçireceğim. Boşanacağım. bırakmaz. Vallaha. Yalan değil kanaat olsun..... dostunu da. Dişçiden sonra hukuk hakimi beyefendiye uğradım. İkindiye doğru. Alay etmeyin. Hani benim hissem. 13 Bu esnada... İkisi de razı oldu. Nebahat’in gönderdiği kumaşa perde modelini kopya kağıdı ile çıkarırken odaya girdi. İşte şimdi haklısınız. Remzi Efendi’yle barıştınız mutlaka. memleket şimdi ne halde bulunacaktı? Siyaset ya iyidir.. İyi olmuş mu dişlerim? Çok iyi olmuş. Başka. Eti maaş alanlara dağıtmayacaktık ki... Kırmızıya yakın sarışın yüzü.. ya lazımdır. ara kapıda gürültü gökyüzüne çıkıyor. Şefika’ya daha insafsız. Başka?. dedi.. kızıl saçları tamamıyla altın suyuna batırılmış gibi tuhaf bir parıltı içindeydi. Erkeklik öldü... Ben dişçiden geliyorum.” diye avaz avaz bağırıyordu. Topal herif. ya değil... Allah göstermesin.. Sefer. İki tane olacakmış. Hele söyle bakalım! Kim bu babayiğit? Vallaha kimse değil! Ben başımı kurtarıyorum.. bir başkasını bulmadan eski kocasını da. Altı çocukla bir anayı durup dururken kocasından boşatmaya alet olamam.. ben uğurlu gelir diye size yaz-dıracaktım.. Kardeşim.öiemal Takir Eğer Mustafa Kemal de. Tevekkeli değil.. Murat’ın tahmini hilafına dost olamamışlardı.. Koynundan bunları çıkarıp masanın üzerine bıraktı: Sizin eliniz uğurludur.. Kadının 249 S gözlerine dikkatle baktı: İş ciddileşmiş.. Alıcı gözüyle mi? Durun hele... İşte kağıt... ya kötü. İşte böyle olacaktı. On yaş gençleşmişsiniz. Size söz verdim ya. Kırk yılda bir kere de halka 248 ZKarüar üKoğu$u dağılacak bir yağlı kuyruk ele geçti. Mesuttu. Ağzını dolduran pahalı maden.. Murat. vesika alıp kırıta kırı ta kerhaneye giderler de.. Yüzünüz gülüyor. Size güceniyorum. Bu ne kadar netameli bir kurbanmış. . pul getirdim.... Sahi. Kadın. Tamam. Artık bunların şerefine bu akşam eve gidin kocanıza yazık. Yoksa hâkim beyefendi. kalemde yazdıracak... somurtarak gitti. O eve artık benim ölüm girer. oniki kolordu kumandam da böyle demiş olsalardı. Daktilo daha uğurludur... daha hain bir hal vermişti. Size gardiyanlık yaramış.. 19 Mayıs’ta Samsun’a çıktığı zaman böyle demiş olsaydı. İnsan. Hanımefendiye ağladım. Erkek lafı edildi mi yüreğim bunalıyor. Aşk olsun size Murat Bey.

. horoz. boyca birbirlerinin tıpkısı entarili iki oğlan çocuğu. 14 Kocam evlensin! Zaten komşularla haber yolladım. Bu üç kişilik cansız kuvvetin önünde iki büklüm olmuş bitkin baba.. yaralar. kendi parasıyla beddualar okuyarak ilaç alırdı. Çok fena... Hakkınız var. a delinin zoruna bak. İnsan ne ekerse onu biçer.. Mersin’e giderim... Sen çocuklara bak.... Ayaklarmdaki ucu sivri. Sizi zorla eve götüremezler. gözleriyle birbirine kavuşturduğu elleriyle anaya ses çıkarmadan müthiş bir biçarelikle yalvarmaktaydı. Bunlar senin akim değil. idare kandili olacaklarmış gibi bir tuhaf şeyler hissediyorlardı. Babasına. Boşanma kararını alayım. çocukların hayatım tehdit edecek derecede azgmlaşmca bunları doktora götürür.. Siz de kocanızla çocuklarınıza acımıyorsunuz. arka-sı kulaklı. sana ben artık karı olmam. O öldü öleli artık büsbütün bakımsız kalmışlardı. Siz beni öldürmeye mi geldiniz? Def olun.. kırmızı yüzlü. Ne yapalım? Sevmiyorum.... Lakin boşanma mutlak lazım mı? Zaten burada da biraz boşanmış gibisiniz. iş ilerledi desenize!... Belki birkaç ay sonra fikriniz değişir. -anası gibi kırmızı saçlı. yahut pıtır pıtır başka bir şey. Biz sen olmasan mahvoluruz. Ooo maşallah. Başımı alır Ada-na’ya.. Çocuklarına bakmazsan bunlar ölür... Hep alay ediyorsunuz. hepsi gelmiş. Seni bir öğreten var. hafif yemeniler bu çocuklara masallardaki cüceler gi2SI [Kemal Takir bi insandan başka bir hal vermekteydi. Başının çaresine baksın! dedim.. laf arası nefretle “keller” derdi. İstemiyorum. Oğlun çalışıyor. Bana siz hiç acımıyorsunuz. Bize yazık... perişan bir halde içeri girdi: Kimi sevmiyorsun. Seni istemiyorum herif. kardeşlerine. İkisinin başlarına birer örme takke geçirmişlerdi. Neredeyse uçacaklarmış. Eve biz gelin getireceğiz. Eve hiç gelmem.. Hepsi toplanmış... Tam senin rahat edeceğin bir zaman.. vücudu ve suratı bir manken gibi hareketsiz dimdik duruyordu. 250 jiarûar öioğuşu Sözün burasında. Şefika! diye gözleri yaş içinde yalvardı. elma.. Şefi-ka’nm kocası Remzi Efendi. Bizim eve ayda iki yüz lira para giriyor. İkisinin başı da şakaklarına kadar keldi. Bunlar ölürse.. Oğlun dün gece sabaha kadar ağladı. Sen Türkçe bilmez misin? Seni sevmiyorum. İstemiyorum.. Ben kapı dibinde yatarım. Yaralar yüzlerine sirayet etmiş. Benden ona artık hayır gelmez.. biraz da onun karısı baksın....Yanlış bir yol tuttunuz. O bana acı veriyor mu? Parasını fan-teziyesine veriyor.. aralık duran kapı birdenbire açıldı. bu memleketten de çıkıp gideceğim. Çocuklarımız. yanaklarını kabuk kabuk soymaya başlamıştı. Sen... Sen benim peşimde ne dolaşıyorsun? A. Hayır! Hayır! Ben o alçağın yüzünü görmek bile istemiyorum.. Etimi kesseler. Hatta nefes almadan bakıyorlardı. Senin koynuna giremem. Şunlara bak!.. Çok... pek güzel bir delikanlı. Susun bakalım! Neden susuyormuşum.. Onun yanında el ele tutuşmuş. Şimdi de evlenecekmiş. Bu işin sonu fenaya varır. beni mi sevmiyorsun? A. mesela kedi. Kazık kadar herif. ötekiler işte gidiyor. Paranız başınızda paralansın! Ben sana buraya ayak basma demedim mi? Neden o başgardiyan! Sizi içeriye neden bıraktı? .. Hele bir parça sabırlı olun.son moda bir kostümün içinde. Benim koynuma girme. Başgardiyan! Murat sıçrayıp ayağa kalktı: Susun yahu! Siz hepiniz çıldırmışsınız. Bunlara anaları. Rahmetli Ayşe Ana. Hiç olmazsa büyük oğlunuza acıyın. En büyük oğlan... Ben çalışıyorum. Şunlara acı. ikiz doğmuşlar kadar birbirine benzeyen birer yaş araları olduğu halde..

Çocuklar bakım ister. Sefer! Seni Şefika sever.. Kahveyi sıcak vermemişim. Alındı almalı ütü görmemiş pantolonunun dizleri.. Kangal’da mübaşirdim. 252 ö(emal Takv sen bitişik odada orospulara kebap yedirdin.. İki kere daha tekrarladı.. Sus herif! İşte ben fenayım! Ben orospuyum var mı bir diyeceğin. Erkek olacaksın. Ben ne yaparım beyim. Bırak yahu! Siz deli misiniz? Murat nihayet kendisini kurtardı. Onun kabahati yok. Bey.. Topal Sefer sağlam ayağı üzerinde şaşırarak durmuştu. Bunlara baksana. diz kapaklarına birer tas saklamış gibi ileri fırlamıştı. Sen vicdanlısın... her tarafı sağlam ve iştahası tabii bir insandan fazla olduğu halde Murat’ın üzerinde ilk defa sakat bir adam tesiri bıraktı. Size birkaç kere rica ettim... Ben aç yattım. Fena halde tiksindirdi ve öfkelendi. bu sakatlığın ademi iktidardan ileri geldiğine niçin kanaat getirdiğini de aramıyordu. bir el öpmesiyle büyük oğlanın nazı... Ne mümkün? Ben bunları ciğerimin yanıklığından söylüyorum. insan içine çıkamadım.. altı çocukla bana kim gelir? Bana kim kız verir. Hani bana geçen gün vaat ettinizdi. Yalvardık.. Şefika herkesin zıddına basmak istiyormuş gibi sinirli bir kahkaha attı: Eskiden böyle demiyordun. Çökük avurtları çukura batmış mavi gözleriyle.. yalvaran halini bir kat daha mıncıklaştırıyordu. Sen benim kanıma ekmek doğrama:. Ben ihtiyar bir adamım beyim.. Bırak elimi. Müslüman oldum. Benim kanıma ekmek. Merhametli bir adam... Lafı bir türlü bulamıyordu.. Beni senden çatır çatır boşatacak! Aman yarabbi! Aman yarabbi! Ya biz? Hâkime gittim. Ben erkek değilim... Hâkim beyefendi “olur” dedi.. Cahildim. namusumu payimal etti. Zile’de ben kolcubaşıydım. bu kaç kere evimizi dağıttı.. Muhacir oldum. Kafirdim. Ben yaptım. Erkek olacaksın.. Bunca senelik yuvamızı dağıtma! İstemem.. Iştahasmm neden tabii bir insandan fazla olabileceğini düşünmeye bu hisse nereden kapıldığım bulmaya lüzum görmediği gibi.. gavurdum..... Bir de Murat Bey bizim yabancımız değil.. Haydi. Murat nefretle başını çevirince emri geri aldı.. Ne olmuş... Çocukların başı cılk yara. Sakın ona çatma! Başgardiyan iyi adam. Hah işte sefer de geldi.. Kahvelere gidemedim. Hayır beyim.. Kaç kere.. üzerindeki zavallılığı arttırıyordu.. Murat elini kurtarmak istedikçe adeta çekişiyorlardı.. Murat öfkeden titreyen bir sesle: Remzi Efendi. Murat’ın yüzüne baktı. Boşanma davası açıyorum..Bırakmayacaktı.. Sen de beni isteme. Tıraşı uzanmış yüzü şaşılacak kadar sevimli idi. Estağfurullah. Bu giderse.. Lütfen bir şey söyle. Yedirdim. Çocuklarım ölürse ben de ölmeliyim.. örtün istemez. Sanki bu çocuklar. Orospuları üstüme getirdiğin vakti. Erkek. Açın da bey amcanız görsün... dedi. İşte kağıtları aldım... istifa ettim. Karınızın peşine bu kadar düşmeyin.... Bunun yüzünden işi bıraktım.. Ayaklarına kapandım. Bunları bit yer öldürür. Bana kimse gelmez. Sevaptır. Sen yazma. . Sen de bana yaptın.. Bunlar bit içinde.. köleliği küçüklerin kel ve bitleri dalgalar halinde kendisine geçmişlerdi.... Remzi’Efendi konuşurken gırtlağı. 15 252 öiarûar Öioğuşu Biz sensiz ölürüz.. ayıptır. Bir laf söyle beyim. Çekmesine vakit bırakmadan öptü.... Aman yarabbi! Birdenbire uzanıp Murat’ın elini yakaladı.. Bak hepiniz çalışıyorsunuz hamt olsun paranız var. Ben istemiyorum seni. Beyim! Sen insan adamsın. bu adama gizli tellerle merbuttular da.. kemerli gömleğinin geniş yakasının içinde aşağı yukarı oynuyordu.. Remzi Efendi. Belki de bu kadar sevimli olması. Şefika.. Bu suretle bacakları bükülmüş duruyor. Aklında mı? Fahriye orospusu için benim kemiklerimi kırdmdı. Doğru mu? kağıtlar. Günahtır Şefika. Sende insaf yok mu? Arkadaş şerrine uğradım... Ulan açın kafanızı. Ben seni isterim. Pekala! Örtün...

. Murat’ın sinirleri yalnız kalır kalmaz boşanmıştı. İki gün görmese deli olur. Eski öçlerini alıyor. Tüfekçi Feyzi’ye kağıt yazdırmış. Eyvah! Sen peygamber gibi bir adamsın beyim. çatla!” elbette biz de erkeğiz. insaf etmedi. Töbe yarabbi! Bir karı kocasının koynuna girmek istemezse... Nerdeyse . Amma kabahat sizin değil. Ben ihtiyar hasta bir adamım. Hak Teâlâ kitabullahta “kişi avradım kıskanacak” buyurmuş... Beni çileden çıkardı. Ona yazma. Bunu. Şefika Hanım artık bu kadarı fazla. Eteğini koklarım bana yeter. Şuna birkaç lakırdı söyle. Elimi eline sürersem namerdim. Bir hafta sabredemediniz.. yalan söylüyor. Ben bu memlekette de durmayacağım.. Ayağını yere vurdu. Benim basiretim bağlanmış seni dinlemedim. çamaşır yıkamak şurada dursun.. yolunu beklersiniz.. Sefer.. Fakat işte şimdi gene çocukları arkanıza takıp peşi sıra koşuyorsunuz. Kadınların bu yaşta böyle sinirleri tutar. Dünya yüzünde bizim talimiz böyle. Fakat yalan bile olsa böyle sözlerin çocukların önünde söylenmesi doğru değil. Bu bana muhakkak büyü yaptırdı. bilirsiniz... Tanıdıklara ara bulsunlar diye yalvarırsınız. Dinlemiyor. “Gel beraber yatalım... Bu inat sit-tin sene sürmez... manken oğlan. Keller. Sabahleyin oğlum işine gidince beni dövmedin mi? Dövdüm... Senelerce kadınsız kalmış bu kadar bekar adamın arasına karınızı sokmayın. Ben dünya üzerinde sizden adi insanlar görmedim. Bunu benden boşatma. Son gelişinde koynumdan kalktı da. Bak iyi duy.... koynunuza girmek istemiyor. ben Şefika’yı bilirim çocuklarına dayanamaz. Bana yazıktır.Nikahlı refikam. Allah gençliğini bağışlasın. Halbuysa ben ihtiyarladım beyim. ötekini berikini ricacı yollarsınız. Aman beyim ayaklarının altını öpeyim.. Şefika gülüverdi. İşte şimdi. Şefika gizli bir memnuniyetle başını kaldırdı: Hep iyi taraflarım söylersin. bari bunları getirmeseydiniz. Yalnız daha evvel size söylemedim mi? “Burası genç kadın yeri değil.. Analarına yal varsınlar diye getirdim.. arkalarından eseri cedit kağıtlarıyla iki takım istida pulunu koşturdu. Beni kimse dinlemez. 2S4 [Karılar [Koğuşu Rica ederim. istidayı yazma..... Bana bir istida yaz... Yemeği siz pişiriverin. Başkasını sevmese.. Koynumdan kalktı. iki büklüm âşık koca (!) ve fettan karı rüzgarda savruluyorlarmış gibi kapıdan dışarı sürüklendiler. Ne yapayım beyim! Evde oturamıyorum. Çıkın dışarı. Öfkelendiği zaman karşısmdakileri hakikaten korkutan bir adamdı. benden artık sana fayda yok. Murat korkuyla.. 16 Ayıp değil beyim. Şimdi olup biten işlerden şüphelendiğim için.” demedim mi? İki metre kumaşla üç kilo şeker için aile saadetinizi burada Murat kederle gülümseditehlikeye attınız.” diye sabahlara kadar yalvardım.. Ayağımın bağını çöz herif. baklavasını bile yemez. Siz ne diyorsunuz kuzum. Kıskanmak yok mu müslümanlıkta? Kemiklerimi kırdın. Siz mademki buraya gelecektiniz. Bu gülüş İstanbulluyu çileden çıkardı: Haydi def olun! diye kükredi... buradan kovsunlar. Aklını haydi çel! Hep söylüyorum... Hiç yazar mıyım? Oh ömrüne bereket. Siz hapiste yattınız. Benim hepsinden haberim var. Başkasını seviyorum.Çocukların çamaşırlarını birkaç hafta birine yıkatınız. Ben istidayı size danışmadan niçin yazmamıştım.. Siz de dinlemiyorsunuz. Peşini bir müddet bırakın dedim.. Çıkın diyorum. Ben önce böyle değildim.. Karınızın huyunu siz bizden iyi bilirsiniz. İş işten geçince aman derler. Size hepsini birer birer anlattım... Siz de razı oldunuz.. kabul ettiniz.... iş bulup çalışmazsa bizi belki bırakmaz.. Kendiniz gelirsiniz. Onu da yapamam. Kemiklerimi kırmasan... çocukları gönderirsiniz. Buraya girdi gireli evimize üç kere geldi. Murat hışımla Remzi Efendi’ye döndü.. İşte kağıtlar. siz onu çamaşır yıkatmaya çağırıyorsunuz. Mindere gitti “Yorgunum” dedi. seni sevmiyorum.. Ben böyle söyledikçe “seviyorum patla da. Haklısın beyim... Şefika evde olmazsa ben evde oturamam ki. Kadın. Sen hepsini söyledin. Bir inat etmiş. “Sen başkasını sevmeye başladın!” diye dövdüm.. nefretle Şefika’ya baktı.. Kendisi istifa vereceğim demezse ben 2SS OiemaL Tahir ne karışırım.

Şefika da namaz kılıyor diye. Karıya hani “süslenmesin” diye emrettin ya.. Namus davası açacak.. 17 Hayrola müdür bey! Sürgün mü geliyor? Ne sürgünü? Kendisini düşünmez de şuradan gelecek sürgünü düşünür.. Usul böyle. beni çağırdılar. Bana noldu? Ne olocak? Az daha bu odanın kapısını gece-gündüz senin üstüne kilitliyorduk. Sen karıyı vaadi izdivaçla baştan çıkarıyormuş-sun. Sag yumruğunu sol avcunun içine iki kere vurdu. Lüzum kalmadı. Namaza mı durmuş? İşte müdür ben neden namaz kılmıyorum şimdi anladın mı? Yok. Benim canım sıkılıyor. Benden utanmış besbelli! Gelir gelmez namaza durmuş. Nesini kurtaracaksınız? Namusunu! Biraz geç kalmadınız mı? Bilmem.. Ben mahpushanede vukuat mı var diye soruyorum. Kocası olacak namussuz müddeiumumiliğe gitmiş. Ben yengeye bir mektup yazmaz mıyım? . Sen bile tövbe etmeden namaza durmuş dedin. Sebep neymiş? Ne yapmış Murat Bey?” dedim... Muavine yalvarmışlar. Bizi adamdan sayan nerde? Estağfurullah. Haklısın. Lakin... Aşkın da Allah belasını versin!” diye homurdandı. İçeri girdi. İki kel oğlan. Sen de bir büyük felaket atlattın müdür! Aman! deme! Dedim gitti. Yengen evde yok. Fena fikir değil.. Dur sen..... Aferin! Bana niçin söylemedin? Önünü aldım.. ağlamışlar... Karıyı da celseye davet ettiler bir de tabii. “O ne demek? Kulak asma! Biz o karıyı tayin etmekle hata ettik galiba!” dedi. “Hanım yok mu?” diye sordu.. Akşamüstü cezaevi müdürü: Yahu nedir bu başımıza gelen? Allah beterinden saklasın! diyerek İstanbullu’nun odasına girdi. Neden? Üstüne hücum edip zorla öpmüş olacaksın. Allah beterinden saklasın. Halbuki çarpmıyor işte. “Yok” deyince “Oh! Kaç kere geldim sizi yalnız bulamadım. Bir daha onu ortada dolaşır görmeyeyim. Anladın mı? Anladım. Sonra baş müddeiumumiye girdim. “Ben o haltı edemem... Orada kendisini yere atacaktı. Bırak. Atıştık.. o sarı saçlı oğlu beraber. Nerde o kaltak? Gelir gelmez.. Sorma. Önüm sıra koşa koşa yürüdü. Şu halde kurtuldum desene! 2S7 ZKanal Mıhir Kurtuldun.” diye başladı. Buraya müstahdem tayin etmeden müdüre danışılacak... O “hanım yok mu?” diyor. “Hemen git komünistin odasını üstüne kilitle.. Nasıl önünü aldın? Geçenlerde karı bize geldi. Namaz bu orospuyu çarpmak ki ben başımı secdeden kaldırmayayım. E! Dairede yalnızken yanma girecekti. Müddeiumumi muavini mi düşündü bunu? Müddeiumumi muavini evet! Neden? Şefika Hanım’m namusunu kurtaracağız ya. “Bu pisliğin içinde de kitaplara yazılan o ilahi aşkdan bir zerre varsa. Telefonlar işledi..2$6 ÜKanlar ZKoğuşu kahkaha ile gülecekti. 258 Dianlar öioijuşu Nedir benim bu çektiğim. Vay başıma gelenler!. Hep kabahat baş müddeiumumide...” demez mi? Allah beterinden saklasın! Şaşırdım....

Lakin din bahsine gelince. İşi tersine gitmiş.. “işim bozulmasın.. hiç beklemediği bir ha260 Odırtlar ZKoğuşu dise daha vuku buldu... Gene telaş içindeydi. birdenbire öfkelendi: Kızarsa kızsın.. Birçok kocalar.. Hasılı cemi denk getiremedim. İşte geldim.. mahalle imamı olacak bir adamcağızdı. Bu çeşit öç almadan evvel uzun boylu düşüneceğim. Şimdi bırak. Neye güldün? Mahpushane adama çok şey öğretiyor da ona gülüyorum. Elbet o da yanlış. Ne diyeyim... ilk ziyaret günü sabahı.. Eğer Şefi-ka’yı şuraya yatırsaydım.. Başını çevirseydin. Kocası dövmüş.” diye eve gider.... Müdür bey. Pezevengin çenesini okşardı.. Çevirdim... Haklısın birader.. Hem bu gün söylemedim.. kapı kilitlenme belasını da kolayca atlattıktan sonra. Ben onun dert ortağıyım.. yaradılışı itibarıyla. Sana teşekkür ederim.. gazve emrolunmuştu... Karı istida yazdırmaya geldi. boşanmasına karar vermişler. Kolay. Söylemedin mi rezile?. Dışarı çıkarsam. karı kocasından boşanmak istemezdi. Meğerse yanılmışım. önünüzde istida kağıtları varmış.. Üstüme kapıyı kapatırsanız yüreği yufkadır. Gene Allaha havale ettin müdür! Herifler kazandı. mahpushane müdürlüğüne düşmüştü. Pis orospu! Açtı da bana diz kapağından yukarısını gösterdi. Tıraş olurken müdürün kendisini çağırdığını söylediler.. size etmediğini bırakmaz.. Müdür Mehmet Bey. Kocası içeri girdi. Kocasını seninle konuşurken görmüş.” dedi.. “Sen altı çocuk anasısm! Ben bu istidayı yazmam” diyordum. Müddeiumumi beye de teşekkür ederim. Kurban eti davasının üstüne. Uyuşamıyoruz.. Acele edip aşağı indi.. Çürümüş. Müdür dostça somurttu: Her sözüne hak veriyorum... en dağdağalı zanaate.Mektup yazacak bir şey olmadı ki.. Allah göstermesin.. Duydun mu? Harbe mi giriyoruz? . Allah belalarını versin. Evine gitsin.. Hukuk hakimi kızarsa... Gene okuyorsun? Okumasam çatlayacağım... 19 buçuk kuruş diyecek yerde 18 buçuk kuruş yazmışım. Bir de hakim kızarsa diyorsun! Hakim kızar diye biz senin üstüne kapıyı mı kilitleyeceğiz? Sana dizini gösteren Şefika bana da göğsünü gösterdi. Müddeiumumiye söylemedin mi? Söylenmez mi? Ne dedi? 18 “Bir kere nasihat ver. Doğru.. Geçinir giderdik.. Karısını kullanarak. Ben şimdiye kadar böyle heriflerden bir çeşit intikam alınır zannederdim.. Simden sonra. Daha karı buraya 259 CTCema! Tahir girmeden söyledim.. Eğer beni seversen bir münasip fırsat bulun.. Neyse müdür bey. Tutmazsa bir münasip fırsatta def edelim.... Ben çirkefe değer miyim? Yüzümü astım. Benim de namusumu ciddiyetimi meth ederdi. gelirdi.. Mantoluk gözlerini boyadı. Bunu da hatırlatsaydm! Bunları hatırlatmamı istemiyor ki müdür bey... Aklım dağıldı.. Söyledim.. Hâkim beyle görüşmüşler.. Bırak allesen. Sizi mutlaka aldatmalı mı? Bu günlerde Murat’a.. Ekmek hesabı mı yanlış? Ekmek hesabını Allah kahretsin. bunu yapmadığımız için bize kızarlarmış. İyi amma her kan manto giyebilir mi? Bazısı eski yatak çarşafından kurtulunca işte böyle hevesleniyor. Çağırayım da nasihat veriver bari. Allah beterinden saklasın.. Gel hele? Nerdesin birader? diye çıkıştı. demek ki.

Bırak bunları şimdi.. çavuş efendi de burada.. Bu işi düzeltiriz.. Lakin ben bu işlerden usandım. Tözey denilen umumi kadın vasıtasıyla bir iş çevirir.. Vallaha.. Ne söyleyeceğini biliyorum. Çavuş sana ne söyledi? Belki yanlış anladın. Bir şey uyduralım. Bana vaat et öfkelenmeyeceksin. Affı bir kenara bırakalım. Dersin ki.... sen beni ziyarete gelmeye korkmuyorsun amma. Biraz sabır her şey düzelir. Anlaşılıyor.. Tözey’e söyleyiver. Nasıl? Bugün keyiflisin!. ben senin gelişinden fena halde ürküyorum..” dedim amma yanılmışım... “Birbirimize iyilik edecek kadar çavuşla tanışmıyoruz. Benim hakikaten ihtilattan men edileceğime dair senin 262 utanlar ıKoflüşu elinde bir yazılı emir var mı? Yok.. Bu domuzları bilirim. billaha ben müddeiumumi ile görüşeceğim. Kıza deriz ki.. deriz.. muhakkak.. Şu halde Tözey’in buraya gelmesi kanuni midir? Kanunidir. Dinle.. kurban etinden tattırmadık mı diyeceğiz? Yok canım. lakin bir de idare demişler... Moskof hududundan vazife gördüm. O da şimdi. En güzeli budur. Gene öyleyken. Ona böyle laf edilmez.... Zaten çavuş yenidir. kanunları ve nizamları temsil ediyorsunuz. Etini fukara mahpuslara dağıttık. İşte bunu demek müşkül müdür bey. Tözey edepsizin birisi. Gene mi Şefika davası?. İşte böyle. Yanlış olur mu? “Bu adam devlet düşmanıdır. bir kere ayağını yere değdir. Yahu nedir benim bu çektiklerim?.. Dur hele. Ben mahpushane nizamlarına uygun olarak gardiyan huzurunda haftanın muayyen ziyaret günlerinde ziyaretçi kabul edebilir miyim? Edersin. Bırak dedim ya.... Ben ona büyük bir iyilik ettim. ben kanun ve nizamların çiğnenmemesi için gayret gösteriyorum. şart olsun. Göreceksin.. Sen siyasi mahkum olduğundan. Kırk yıl sırtında taşı. Dur. Siz de.Allah göstermesin. Yahu biz etmez misin dedik. şu kaltak buraya gelmezse ne olur? Hem doğrusunu ister misin? Sus müdür.. istifa edeceğim. Ne iyiliği? Dün Tözey bir kurban kesmişti.. Bana bu ahbaplığı yaraştıramıyorsun...... Eti bölüşmeye kalktı.. Seni tanırsa kendisi utanır... anladım! Deriz ki. En iyisi haber yolla gelmesin..... Rica ederim uzaktan uzağa selâmlaşalım. . minnet 26i IKemal Mıkir altında kalmamak için mukabele ediyor. canın sıkılacak... Tabii senin iyiliğin için. Bir şey uydur.. şekerim..” dedi. Başka bir şey. ben siyasi mahkum.. İnşallah yakında af.. Şu Tözey birkaç zaman gelmeyi versin. İkimiz de mesul oluruz. Ben Kars’ta.... Zaten mahpus kısmı böyledir.. Bir arkadaş inat ediyor. Biz onunla birbirimize iyilik edecek kadar tanışmıyoruz ki. Kim bu benim iyiliğimi isteyen? Müddeiumumi muavini mi? Hayır başçavuş? Bizim başçavuş mu? Bizim başçavuş. Haa?.. Yani size muavenetim dokunuyor.. Fena manzara değil! Şimdi evvela seninle konuşalım müdür bey. Biraz sabır... Allah beterinden saklasın.. Deminden beri düşünüyorum..... Ben Tözey’e ne derim? Çavuş seninle görüşmemizi yasak etti..... 19 Neden?. On beş sene mahkumluktan başka ahlâkı umumiyeyi ifsad maddesinden bir ay ceza verirlermiş. Şimdi söyleyeceğim. İşte gördün mü! Kızdın! Kızmayacaksın.. Bunlar halktan kimse ile temas ettirilmeyecek. sana etmediğini bırakmaz.

.. cezaevi karakoluna yeni geldiğinden. Sonra mahkumum. Müsaade buyur da. arada sırada kerhaneye gidecek... 264 [Kanlar [Koğuşu Müdür bey. .. Burasını Malakan Köyü sanmış olmalı.. O fazladan bir açık havada jandarma çavuşunun tazyiki altında olmayarak çalışacak. Bizim Gardiyan Vahap’a da çavuş derlerdi... Görülüyor.” Bizde sen eşeklik mi ararsın? Estağfurullah. bir ırz düşmanı.. suda boğulurken nihayet kurtulacak bir yere sarılır gibi masanın üzerindeki zile avcunun içiyle birkaç kere vurdu. Müddeiumumi muavini.. ayı! Elbette karakol çavuşunu. kumarbazsa şehir kumarhanelerinde zar yuvarlayacak. Benim için başkalarının düşünmesi eskiden beri sinirime dokunur: Hele Rıfkı Çavuş lütfen rejim düşmanı Murat’ı himayeden vazgeçsin. Sonra.. Rıfkı Çavuş’u al gel! Ben nöbetçiyim! Allah belanı versin.... “gölgemizi bile çiğnetmeyiz adama.... On beş seneye mahkum bir katil. 20 Neden? Ben bir kere vatan hainiyim...Doğrusu yaraştıramıyorum. ahlak dersini ben bu efendiden almayayım.. Gelsin. Hani dün Şefika orospusunun kocası da şikayet ettiği için. Ben ne halt edeyim yahu! Bu namussuzlarla ben nasıl vazife göreyim. Gelen nöbetçi gardiyana: Şu çavuşu bana sesle. anlaşalım. Çaresi lütfen Rıfkı Çavuş’u buraya çağıralım. Anahtarları ben mi alayım? Allah beterinden saklasın! Gardiyan dışarı fırladı. Vay canına! Bu fena işte... Tövbe yarabbi! Elin itine hâşa huzurunuzdan.. Yahut da Tunceli’deki emniyet karakollarından birisi.. Rıfkı Çavuş cehennemin dibinde mi herif? Seslen surdan. dedi. Bizim dememiz o demek değil. Razı olmazsa. Bu mesele duyulursa. Ulan ben sana Gardiyan Vahap’ı mı sordum. oğlanın da palaska ile bir miktar ıslatılması caba. Daha iyi.... İyi amma biz vilayet merkezindeyiz.... Bir çare bulayım demezsin. tiyatro kızlarını zorla bir eve kapatıp oynatmaya teşebbüs etmek suçu. Estağfurullah. Müddeiumumi muavini.. Tabii... bir başka çıkar yol ararız.. eğer Elâlzizli Sadri Bey gibi oğlancı ise gulman peydahlayacak. yiyecek derdi düşünmeyecek. Nöbetçilere emir vermiş. Çavuşu. Kızı icabında hakaretle kovacaklar. bu cezasını asri cezaevleri sayesinde yedi buçuk yılda bitirecek.. Yani bizim cemiyetin tortusu denilen serseri güruhunun arasından onların tâbi tutulduğu şartlardan daha beterine tabiyim. elbise.. Sürülmesine sebep. değil yanımıza gelen bir ahbabı. Akçadağ’dan buraya sürgün geldi. Büsbütün olmadı müdür bey... bir vatan hainine hiçbir şey getiremez. Hâlâ duruyor. yıkıl. iyi yürekliliğini gösteren mesut bir tebessümle. Git. Seslen dedim. çavuş diyorlar.. cigara. Ben her şeyi etrafıyla düşündüm. Tözey ile Murat arasındaki ahbaplık bu iki şahıstan birisini lekelerse bu lekeden şüphesiz ben de26j \Kemal lahv ğil genel işletme evi kapitallerinden Tözey Hanım korkmalıdır. Müdür deminden beri içinde gizlice biriken öfkeyi bu fırsattan bilistifade bütün şiddetiyle boşalttı.. Ben düşündüm ki. bundan evvelki müddeiumumi muavini beyin dostu değil miydi? Cumhuriyet müddeiumumi muavini Murtaza Bey’e leke getiren bir arkadaşlık.. Ben bu lütuftan mahrumum.. Acemi... kendisine iki kelime söyleyeyim. Şimdi ne yapacağız? Çavuş benden cevap istiyor.. Ne bileyim beyim. ben bunlardan mahrumum. bir soyguncu.. Ona çavuş diyenin geçmişini geçeceğini.. Tözey’e gelince.. Konuşalım efendim...... Hemen kızarsın.. Fena olmaz mı? Çok rica ettim.... Hangi çavuşu! Karakol çavuşunu mu? Kaç tane çavuş var. Şu halde... Jandarma marifetiyle kızların çıkarılması.. Estağfurullah.

Görüyorsunuz ya. Beni mesul 21 edecekler.. yazmış bir adam.... değil mi ya Murat Bey? Öyle!. bir cinayet! Jandarmadan ben imdat isteyeceğimi. Biz onunla aynı mektepte okuduk. Şöyle geç. Vazife müşterektir. ne mevkuf defteri tamam. Sizce bir münasebet olmayabilir.. Böyle ehemmiyetli bir mevkiye sıra çavuşundan karakol komutanı yaparlarsa işte netice böyle olur... sen düzeltirsin. Gelmeyecek. bir kavga. Bir emriniz mi vardı? Estağfurullah. kendimi koruyorum. Malum ya.. Bizden evvelki arkadaş.. Bana ait her şeyi biraz bilirim başefendi.. Alay mülhakı Binbaşı Muhsin Bey “Oranın genel kumandanı sensin. Bilcümle kuvvetlerin tazyikinden uzak bırakılmamızı kanun emrediyor. Ben de öyle ümit ederim. İnfaz sistemi elhamdülillah.... İftira ise daha iyi ya. Buyur başefendi. Tabii benden çok evvel mektepten çıktı... Biz burada arkadaş arkadaş vazife göreceğiz. Göreyim seni” dedi.. Siyasi va266 ö(arûar üioğuşu ziyetiniz dolayısıyla. Muhsin Bey ahbabımdır. fakat bizce vardır. Siyasi vaziyetim mi? Allah Allah! İşte bunu bir türlü anlayamıyorum..” diye yazacaksınız! Bunu da nerden çıkardınız? Teessüf ederim. Hele otur. Ben karakol kumandanımı her zaman yanımda isterim. Bilhassa silahlı ve sopalı.. Murat Bey mahpushanemizin en terbiyeli mahkumudur. Lâhavla velâ kuvvete illâ billâ! istifa. Ben bu hususta kanun taraftarıyım.. Dört iskemle görünüyor.. Jandarma olmayıverse benim elim kolum tutulur. İçeri giren çavuşu hürmetle karşıladı. Velhasıl bir de siz konuşunuz... Elde bir tane yok. Biraz laflayalım yahu! Allah beterinden saklasın.. Ne nöbet defteri tamam. İçerde bir gürültü patlasa.. Şimdi derhal bir zabıt tutacağız! Baş tarafına “Tözey’in kurban etinden hisse verilmediği ve Tözey tarafından bir gece rakı içmeye davet edilmediğim için. Yanlış! Tamamıyla aksi. Malum ya. iftirayı size yaraştıramadım.... Fakat bizim Galatasaraylılar bir çeşit akraba sayılırlar. Nerdesin birader? Yook.. Bu sizin düşünceniz. müsaade edin. Ben gardiyanıma bir çavuş çağırtamıyorum. biz burada adliye vekaletinin şefkat ve himayesi altındayız... Tabii bizi de mesul etmek istemez. Siz dışardan biz içerden. ne mahkum defteri tamam. Sizi tabii tehdit etmiyorum. Rica ederim. Sen düzeltirsin başefendi. Arada sırada beni ziyarete gelir. Konferans verin.Yabanın nerede laf anlamaz hayvanı varsa gardiyan yazmışlar... Hiç istemem başefendi. Hükümet benim mesela Tö-zeyle meşgul olduğumu haber alırsa pek sevinir. Bakalım biz nasıl düşünüyoruz? Nasıl düşünürseniz düşünün. Bunları bir mektupla alay kumandanı Muhsin Bey’e de yazabilirim. Siz de kibarlık ederek müsaade edeceksiniz! 22 . Kumar oynadığımı duyarsa şıkır şıkır oynar. Dedi ki. ayrıca mahkemeye verirsiniz. Sabahleyin konuştuğumuzu Murat Bey’e söyledim.. Gelecektir. Oturmayacağım müdür bey. Çavuş gür siyah kaşlarını azametle çattı: 26S ZKemıâ Tafur Karakol yüzüstü kalmış.. Emniyet ve asayişle benim uzaktan yakından ilişkim olmaz efendim. Hükümet benim herhangi bir kadınla münasebetimden kuşkulanır mı? Belki kuşkulanır. Demirbaş defteri parça parça. Bu benim için ayıp olur.. Bir de vekalet tamim yolluyor. İdman yaptırın. Tedbiri ihtiyati. emniyet ve asayiş noktasından. Tevekkeli beni yollamadılar. Siz daha yenisiniz de görmediniz. Okumuş. Lahavle.. Vazife müşterektir... Emir ne demek. Hele esrar içtiğimi müjdeleseler ne yapacağım şaşırarak. Tazyik mevzubahis değil ki. lakin yapılan teklifle mesuliyet arasında zerre kadar münasebet göremedim. Mahpuslar okuyacak... Tözey’in buraya gelmesi kimseye zararlı değildir.. hiçbir iş görmemiş. Böyle arkadaşlık olmaz.

beni utandırdınız. 23 çekmecelerimizi aradılar. Çok şükür. Sefer’e üç tane kahve yapmasını söyleyip geri geldiği zaman başçavuşla kırk yıllık ahbap imişler gibi bakıştılar. “Birer kahve yapsınlar” bile de-miyorsun... Nâzım Hikmet de vardı galiba! 26g .. Muhakkak öyle. Bizi bir sıktı-lar. Bu herifi gördün mü çavuş? Bu herifi işte bu şeytanlığı yüzünden hapsettiler. İyi ama Türklüğü bu işe neden karıştırıyorsunuz? Her lafa onu karıştırmak modadır da onun için... bir sıktılar.. yoksa ihtikar yaparak milleti soyan.. Çünkü evrakını okudum. ya pezevenk. Benim öyle bir oğlum olsa Tözey’le.Deniz üzerinde basmışlar cezayı.... çocuklarımızı öldürmeye kasteden tüccar ve onun nüfuzlu ortağı mı orospu? Orospuluğa gelince. Böyle müdürlük olur mu? Müdür. Nihayet Müdür bey.... Ali Kemal de okumuştu. Adı da galiba Cengiz.. Lakin mutlaka mecbur olursam ona sizi nasıl şikayet edebilirim? Bütün bunlar bir orospu için mi? Siz okumuş bir efendisiniz. Kendisince merhamete layık gördüğü bir zavallıya teselli vermeye geliyor. Şimdi anladım.. Şu halde orospuluktan dem vururken bile bu bedbaht kelimeyi kullanacağız. Durun. Kendisi şahsen bir şey kazanmış gibi memnun olmuş.. Hem de karada değil. telaşlanmayın.. Kaç kişi idiniz bakalım? İkisi kadın. Biz o zaman mektepdey-pk. sizi nihayet güldürdüm. Başçavuş bir şey hatırlamak isteyerek gözlerini kırpıştırdı: Yavuz meselesi. Sizin yüzünüzden biz de sıkıntı çektik beyim. Halbuki bu yalnız Murat’ın marifeti değildi.. Keyfi. Okumayı bir tarafa bırakın.. Bunlar Jandarma Genel Komutanlığını ilgilendirecek şeyler olmasa gerek. Rifat Mataracı Paşa’ya gıyabî hürmetim var.. Allah beterinden saklasın... Şeyhi şeyh eden mürittir demişler.. Hiçbir şey anlayamadım. Yavuz gemisinde nallamışlar bunları. Olmaz... Hâşâ. Hem de anlamak için dikkatle okudum. Ben vaziyeti hulâsa ediyorum. Sanki biz başka bir devletin idaresinde bir ekalliyet imişiz de istiklal istiyormuşuz gibi.. Üçü de gülümsüyordu. Hem azizim. gittikçe içinden çıkılmaz bir hale geldiğini sandığı konuşmanın böyle birdenbire tatlıya baglanıvermesinden o kadar şaşırmıştı ki iki kere üst üste “Allah beterinden saklasın!” dedi. Estağfurullah başefendi. ben size anlaşı268 öiariar L7Coğu$u rız demedim mi? Neden anlaşamayacakmışız? Ne güzel bir oğlunuz var başefendi. çantalarımızı.. Biz Türkler malum ya misafirperverizdir. saati sormak için bile meşgul olmazdım... Müdür.Etmeyeceğim. Tözey mi orospudur. Üstümüzü başımızı. Ne yapalım. Bu da bugünkü kanlı dünyada yapılmakta olan işlerin en asillerinden.... Bu sebeple somurtmak size hiç yaraşmıyor.. Benim şerefli misafirimdir. Murat’ın avukatlığına hayran kalmıştı. Murat. Müdüre döndü. Sevgili milletimizin bütün iyi insanları gibi siz de iyi yüreklisiniz. Bu ne demek!.. oturun. Vallaha haklısınız Murat Bey. birkaçı henüz çocuk. Orospuya orospuluğa gelince... Ben bu iki kelimeyi de size karşı kullanmadım. Tözey orospuluk etmeye gelmiyor ki.. Sonra aylar geçtikçe Rıfkı Çavuş’un hakikaten mert ve mertliği sever bir adam olduğunu herkes anladı. Tözey bu kapıdan içeriye beni görmek için girer girmez artık orospu değildir ki.. Bir suç işlememiş ki.. Siz en üst makamlara bile pervasızca dil uzatıyorsunuz.. en namuslularından biri sayılır. Niçin canım? Ne tuhaf şey! Bir kerhane kızının sevdiği bir erkeğin yanma gelip gitmesi sizi vazife olarak nasıl alakadar 267 I IKemal Takır I edermiş? Buna ya kerhaneci karışır. Mahsustan ve zorla somurtuyorsunuz.. On iki kişi. Rıza Nur da okumuştu.. Keyfi mahkum etmişler. Hele şimdi oturun birer cigara içelim.

bu da orospu. Yalanım varsa yüzüme çarp! Yalan yoksa lafımı kesme. Eskiden üç sene evvel.... kendi felaketi konuşuluyor gibi başını kederle salladı... sen de orospusun. Değil mi? Burada bir jandarma yüzbaşısı yattı. Tövbe yarabbi! Sahi mi müdür bey? Müdür bey. Herifi elektrik fenerinin altına sürükledi. harama tenezzül etmedim. İki sene aynı odada oturduk. O sıralarda bu bilezik ancak elli lira ediyordu. Orasını sormuyoruz. Müddeiumumi muavini bey bir ay izin aldı. Nihayet Tözey ağlamaya başladı. duyduğuma göre hemşeri imişsiniz. Gecelerden bir gece. hiç olmazsa Malatya adliyecileri için basit bir orospu sayılmamalıdır. Bu idam hükmünü bir şartla geri alacaktı. Sefer kahveleri getirdi. Murtaza Bey de o dakika kurnazlık yapmakta olduğu için kadm işi fark etti. Ben Tözey’i başefendiye anlatacağım ki gelip gittikçe hürmette kusur etmesin. Ankara’da bir müddet eğlendiler. Buraya taşındığı zaman. “Seni yarın sabah namussuzum.. müddeiumumi muavini 270 [Karılar !7Coöu$u beyi Tözey’in odasında bastırdı. müdür bey de şahit. mangal yakmak. Murtaza Bey bir zamanlar Tözey’in dostu idi. Bu Malatya şehrinde bir aralık öyle bir hal olmuş ki adliye dalavereleri Tözey’in kerhanedeki odasında cereyan edermiş ve herkes oraya iltimasa gidermiş. Değil mi Müdür bey? Neden?. Bu karar üzerine müddeiumumi muavini bey. Tözey’le beraber seyahate çıktılar... Burada pencereden bakmak. Müdüre su verdi. şarkı söylemek memnuydu. Sen de orospu imişsin yavrum! İbne imişsin!” Tüh Allah belanı versin! Bu nasıl erkek?. Yakasını toparladı. müdür beyi. Yaman bir erkek!. hükümet meydanında vuracağım!” diye yemin etti. gitti.. Benden öğrenin...... Yüzüne dikkatle baktı. Günün birinde Tözey’in öteki dostu. hamt olsun. Güzel delikanlıdır. .. İyi de etmişler. İşin doğrusu da buydu. Polise gitmeye karar verdi. cezaevi camide 271 \Kemal TJjJıir 24 idi. Gene yalnız kaldıkları zaman Murat anlatmaya başladı: Tözey. İki sen “Ah kafa. “Artık keyfinize bakın.” deyip çıktı. Tözey zeki değildir de kurnazdır. yarım ağızla “Ben sana yenisini alırım. Sayın müddeiumumi muavini bey tabancasını teslim ederse.. Bunu işittiniz mi? Hayır.. Murat gülümseyerek devam etti: Vaka Malatya’da şayi olunca meseleyi unutturmak icap etti... Tamam. Kepazelik.” diyerek başını yumrukladı. ah kafa! Tözey’e ricaya gitmek vardı. Kız neden sonra bileziğin düştüğünü fark etti. Tözey bileziği koluna taktı.DCemal Tafur Kızsız düğün mü olur? Nâzım da vardı. Delikanlı tabancayı alıp cebine soktu. İnanmazsanız müdüre soralım. Üç seneye mahkumdu. Allah beterinden saklasın. yarım saat kadar aradılar. “Çıkar deyyus! Çıkar menteşemi!” diye avazı çıktığı kadar bağırdı. Derhal. Biliyorum.. Ben on beş senedir. Sabık müddeiumumi muavini Murtaza Bey’i bilirsiniz. Sonra kahkahayla güldü: “Vahap doğru söylemiş. Gece yarısı asfaltı iki büklüm. Çalgılı kahveden sarhoş dönerlerken Tözey bileziğini düşürdü. müddeiumumi muavini beyin yakasını topatladı. Fidan gibi. Murtaza Bey tabancasını belinden çekip zabite teslim etti. Tözey Hanım bir zaman Malatya’da resmen müddeiumumi muavinliği yapmıyor mu idi? Yahu her şeyden de haberi var! Seni tevekkeli on beş seneye mahkum etmemişler. müddeiumumi namına Murtaza Bey teftiş ediyordu.. Nihayet başka çare kalmayınca Murtaza Bey demin Tözey’den gizli yerden alıp sakladığı bileziği geri verdi. Ben ne bilirim.” dedi. şimdi avukatlık yapıyor..

Hacı Abdullah’ın cinayeti Cumhuriyet bayramı gecesi işlendiğinden. başta müdür bey olduğu halde.. tevkifi o tarihten sayılmak lazım geldiği halde. bunun insanca bir şey olduğunu. icra kanunu mucibince. yahut ihmalci. bir hafta içinde beyan etmediklerinden münasip bir sıralarında -ekseriya cumartesi günü akşamıiçeri alınarak pazar sabahı bırakılırlardı. pencerede bekleyin. bilhassa.. Birkaç hafta içinde usanacaktır. “Pazar günü. ufak tefek işlere bakan bir adam bırakılacaksa. Murtaza Bey. elhamdülillah idrak etmiş. beş gün. hür insanın hürriyetini tahdit maksadıyla altı ay hapis cezasını müstelzim dehşetli bir suçtu. tevkif müzekkeresi olmadığı halde. Bu hakkı bir istida ile aradılar. mal beyanından bir gün hapse mahkum edilen unut274 [Kartlar [Koğuşu kan. kendisi jandarma nezaretinde hastaneye kaldırılmış olduğu.. kendisini icabında tekrar bulup şüpheli cezayı yatırmak şartıyla bırakmak . Eğer sıkışık bir sırada.. aylarca polis zindanlarında işkence altında süründürülen vatandaşın. Tözey böyle istiyor. başarmak başka! Biçarenin giriştiği bu iş. Mahpushane idarelerinin en korktukları mesele tahliyeyi geciktirmekti. Murat da. istidanın arkasında. ikindi üzeri alın gözünüzden. Muavinin emri böyleydi. ona yardım etmek hoşuna gidiyor. mağlubiyeti kabul etmek istemediği üç gün sonra “kemal-i rezaletle” anlaşıldı. Müdürler ve başgardiyanlar bundan pek korkarlardı. Ekseriya ceza müddetleri gün olarak akşamdan sabaha kadar hesaplanır. Malatya mahpushanesinde unutulmaz bir hatıra bıraktı. Tözey el altından mahpuslara cevap yolladı. yahut tevkif edildikten sonra tahliyesine karar 25 verdilerse. araya tatil girdiği için tevkif müzekkeresi üç gün sonra kesilmişti. İstasyondan beri devam eden manasız bir çekişme. İlk ciddi direnme hadisesi de maalesef Hacı Abdullah’ın başına gelerek. Bu da benim gibi bir mahpus parçası için şerefli bir. 272 öiarûar üiağuşu Murat. Hacı Abdullah da. mahpusların bağrışmaları arasında. Şerefli şerefsiz böyle bir münasebetin ne lüzumu vardı? Hiç. Murtaza Bey’i bir temiz dövdü. Tözey’le beraber faytonla köşeyi döndü. Görürsünüz. Mahpuslar. mühim veya şüpheli noktanın tetkik ve tahkiki de o dakika için imkansızsa. binaenaleyh. tahliye tarihi 29 Teşrinievvel günü öğle üzeri -saat on iki. Fakat akıl ermez bir hesapla 28 Teşrinievvel gecesi başlayan mevkufiyetin on iki yıl sonraya rastlayan 28 Teşrinievvel gecesi bitmesi lazım iken. “Kirli çamaşırlarınızı orta yerde yıkayınız!” diyen büyük nasihati tutabilmek için bir miktar mahpusta yatmak muhakkak lazımdı. delikanlının hiç ummadığı bir sırada birdenbire azdı ve Tözey. cezalandıktan. Mektup Ankara’ya kadar devam eden balayı seyahatinin dönüşüne rastlamıştı.. icabında.” dedi. Ağır cezalı bir adama sevdalanmak. veya cezası biterse kendisini bir saat fazla tutmak. muayyen saatte vurulmak pahasına pencerelere üşüştüler. Günahı diyenlerin boynuna. Tözey’e acıklı bir mektup yazdı. çıplak insanlardan olmanın rahatlığı aynı zamanda ve şiddetle hissetti. İstifasına bir mühim sebep de buymuş derler. Bütün bu uzun laflarla kendisini müdafaa etmekte olduğunu sezerek birdenbire sustu.. merak etmeyin! Dünya iyi olacak diye gülümsedi. Murat ciddileşti. Çünkü böyle saatle tahliye vuku bulmuş bir hadise değildi.Pencereden bir mahpusun kafası göründü mü jandarma ateş ediyordu. Bu karar. Yani tam sırasıydı. Başçavuş yalnız içini çekmişti..olarak tespit edildi. Mahpus başka çare bulamadı. dünyanın iyi olacağı hakkındaki iyimser kanaati hilafına başçavuşun. Yapılan tahkikat istidada yazılanların doğruluğunu meydana koydu. el çantasıyle. 27? 10 Murat’ın her şeyin düzelip. Her şey düzelecek.. yahut da kanun bilmez borçlular. cezaevine geldiği sırada. Ama idrak etmek başka şey. Binaenaleyh. ödeme emrine vaktinde itiraz edip mevcut mallarını veya dünya üzerinde dikili ağacı bulunmadığım üç gün. ben şimdi sayın cumhuriyet müddeiumumisi muavinlerinden birisinin mutallakasıyle münasebete girmiş bulunuyorum. orospuların hakkından gelecekleri marifet değil. başgardiyan da hiç ehemmiyet vermemişlerdi. Değil mi bay direktör? Müdür bey başıyla tasdik etti.

Ve üç gün süren bu misafirlik Murat’ı da. dosta düşmana karşı. Sefer saat altıda geldi. 26 Sokakta ne işim var. iki saat sonra kağıt getirilince. On iki sene dile kolay: “Nereye Kan Bey?” “Mahpusa şahım!” sözlerinden usanmıştı. 276 \Kaxiax [Koğuşu kendisini çıplak hissederek şaşkın şaşkın volta vuruyor. Sefer. “Daha bir gün geleceksin. evvelki ay iki. her adımda paçalarına bakarak apışarasım yokluyordu. Kerhaneye gidilir mi? . Şakacı dostlar.. hazret tekrar cezaevine alınmıştı. Murat mütemadiyen şunları tekrarlıyor. Tutarım. İçeceksen evde içeceksin. etti üç. Hacı’yla Murat kendi başlanna keyiflerince tayin etmişlerdi.. odada yatanları çoktan uyanmış buldu. dolapları. Bu iki saatlik müddet içinde Dursun Efendi’nin mutlaka. İbrahim’e böylece haber yollandı. a. hem de kendisinin başını derde salacağını ileri sürerek bu vaadini geri almış. (Tabii. mahpushanede. tüccarın gözüne girmeli. sahibini çeker ayağına getirirdi. rakı içmek yok! Yok Murat Bey. tevkif müzekkeresinin sehven daireye gönderilmesi yüzünden salıverilmiş. “On iki sene yattı da adam olmadı. düşman sahibi olan Hacı’nm Allah göstermesin bir kazaya kurban giderek hem onun. Çıkmayacaksın. Sefer sırtlayıp kapı dibine indirmişti. Davranırım.” derler. Silahsız da bulunma. Konuşacak bir laf bulamıyorlardı. Daha ileri giden. Karı Bey’in kanaatine göre.. Mesela geçenlerde Tahsildar Dursun Efendi.. bir işten beraat etmiş. öteki ay iki. herif sen benim başıma geri kalan üç ayı mı kakıyorsun?’ derse. Evde de içmem. ne zarar? Hacı da hamama gitmek taraftarı değildi. On dakika içinde tahliye saatini sekiz olarak tespit ettiklerine Murat’la Hacı pişman oldular. Binaenaleyh.. görürsün” diye gülüşüyorlardı. Yatak altı buçukta kilime sarılmış. İçtikten sonra taş çatlasa sokağa çıkmayacaksın. senin tahliyen yaralarını kurcalar. Ona göre yatak dengi saat yedide sarılmalıydı. hayatın tehlikeye düşmedikçe silahını da kullanma. Gelecek ay bir. masa altlarım gözden geçirerek kendisine ait bir iğne bile bırakmadığına çoktan emin olmuştu. bir iş tutmalısın.ceza görmemek için tutulacak biricik yoldu. Hacı’yı da usandırmıştı. En iyisi saat sekize doğru çıkmaktı. Hacı Abdullah üç gündür Murat’ın odasında misafirdi. Silaha el mi sürülür? Bir de kerhaneye gitmeyeceksin. ‘Bu nedir?’ diye bağırırsın. aynı cevapları alıyordu: Bak Hacı. Halbuki sen. bu da etti altı. İbrahim senelerden beri arkadaşlarına söz açıldıkça şart ediyordu: Hacıyı gelin getirir gibi. başka bir işten tevkifli olduğu halde. Hacı Abdullah’ı sabah namazından evvel hamama bırakacağını yeminle temin eden başgardiyan filhakika ağzını birdenbire değiştirmiş. vatana ve millete hediye etmek fırsatı mahpuslar arasında söylenip duruyordu. nur topu gibi bir oğlanı.. Rakıyı ne yapacağım? Hani içersen evde içeceksin. Çıkmam.. mahpusun. artık esnafın. Hacı Abdullah. Ekseriya da bu böyle oluyordu. davul zurna ile çıkaracaktı. birkaç zaman dikkatli davranacaksın. on iki seneyi günü gününe yatan Hacı Abdullah’ın tahliye zamanını da. Sen düşman sahibi bir adamsın. bir şey bırakması felaketin felaketi olacaktı.. Hacı Abdullah verdiği and üzerine bütün çekmeceleri.” demek yüreğine indirecekti. Çünkü mal. İstanbullu oğlunu görmek ayn şey!) Dengi. ömründe ilk defa giydiği pantolonun içinde. insanoğlu istikbali 275 ÜKonal utku keşfedemediğinden ve bilhassa mahpushane karakol komutanı gedikli başçavuşu Rıfkı Efendi’nin neler hazırladığını sezemedi-ginden. “Dursun Efendi altı ay sonra bir yavru çıkıverme-lü Hanım yengeyi tabii yakasından tutarsın. Tövbe. O da boynunu büker: ‘Ne olmuş? Geçen ay bir.. On iki senede düşman tarafı ölen oğlunun acısını çoktan unutmuştur ama.. Alayın tam saat sekizde mahpushane kapısında olacağını bir akşam evvel kararlaştırdı. Tahliye tarihlerini iki gün kalana kadar.

Aç bakalım ağa.. İşte yok! İster misin dün gece İbrahim namussuzu. Üzümün de en iyisini getirmiş. Eğer bu işi sabaha bırakmış olsalardı.. Sen kaybedeceksin.”i çaldırmıştı. Malum ya biz İstanbullular muhallebi çocuğuyuz dedikten sonra. şüphesiz şimdi vaktin nasıl geçtiğim fark bile etmeyeceklerdi.... Ben de muhallebi isterim...Zaten bahsimiz var. Bahşiş için değil Hacı. Fabrika açıldı açılalı. Nöbetçi gardiyanı Durmuş. Baklava isterim. biz o kadar görgüsüz değiliz.. sarılıp öpüştüler. Bakkal Abu.. Kusura bakma! .. Saatler yediye on var! Cigaralar hiç söndürülmeden yanıyor.. Pek rahatsızdı. Açmam Hacı! Yağma yok Durmuş. Abdullah’ın üstüne yürüdü. Karşı karşıya oturdular. bir kilo üzüm getirdi. Haydi kendileri mahpustular.. Karı Bey gelmeliydi.. Bir eve gitseydi. Aynaya baktılar. Dün gece koğuşlarla vedalaşmayı doğru dürüst yapmamışlardı. Ulan. Hacı Abdullah istemedi. Malum ya biz İstanbullular muhallebi çocuğuyuz! Sözün burasında. köşe basma gelinceye kadar susmuş. 277 LKemal uırnr Ben hazırım ama. kavga edip polis dairesini boylasın! Yapar mı yapar! Delidir. Getiremedin mi ziyafete hazır ol. Saat sekize on kala. İbrahim davul zurna arıyor! Gördün mü. Kendisine sabahtan beri belki on kere burnunu karıştırmaması. Dur. Hacı Abdullah’ın tahliyesi şerefine bu sabah dükkanı erken açmış. Açmam. Biliyorsun. Öyleyse. geç yattıkları.. soyunup yatacaktı.. “Olmadı!. elini burnundan çekmesi ihtar edildiğinden canı sıkılmıştı.. Her kamyon veya otobüs geçişinde susup kulak veriyorlardı. 27 Allah bizi kurtardı. keyif ile rakının başına otursun da bir yerde sızsın.. Hacı Abdullah’ın bütün itirazlarına rağmen. tren geldi geleli dünya karı dolu. silah taşımak ve kullanmak. erken kalktıkları için bekleyişin sıkıntısından başka bir de yorgunluk hissetmeye başlamıştı... söze tersinden başlayarak. çay ister misin? diye sordu. yok. yediye yirmi kalada kazık kaktığına şaşıyorlardı.. zamanın bir türlü yürümeyişine. Birden ayağa kalktılar. Tamam!. Akşamdan Şefika’nm kardeşi Hasan’a haber yollanacaktı.¦... Artık beklemek geçtiği için telaş ve sinir kalmamıştı. cezaevinin sokağına sapınca birdenbire “Ey gaziler. Faydasız bir şey. Murat.. Murat üçüncü defa. Yular boğazını sanki zorluyor. üst üste esniyordu... Bugün Cumhuriyet bayramı! Eyvah! Bugün davul zurna bulmak meseledir. Merdiveni ağır ağır indiler.. karşılıklı saatlerine bakıyorlar. Görürüz. nihayet boğazına kravat bağlamaya işte bu uyku sersemliğinin verdiği an şiddetle muvaffak olabildi. Sekiz Allahm emri mi yahu! Adam yarım saat evvel davranır. sen ziyafete hazır ol. Sefer’i son defa kucakladı. On beş gün içinde bir yabancı karı ile ziyarete gelmek. Uyku gözlerinden akıyor. Fakat saat ancak yediyi çeyrek geçebildi.. Karı Bey neden gelmiyor? Hepsinin alacakları olsun. Sefer. Ayrıca anahtar bahşişi hazır. Artık hükmün kalmadı. sus birader!” Davul zurna. Hacı Abdullah. Getireceğim. On beş gün içinde bir tane yakalayıp beraberce ziyarete getireceksin. bu cenabet pantolon nerdeyse patlayacak gibi kımıldamasına meydan vermiyordu... Murat muhallebi istedi. bilmeyerek saat sekizde gelin demişlerdi.. Pekala! İbrahim’e ne olmuştu efendim? Ölmüş mü 278 [Kanlar LKoğuşu bu herif? Sekiz. seni de kurtarsın bey! Eksik olma Hacı! Haydi aldırma... Bu sefer. Daha beteri. Gülüştüler. kerhaneye gitmemek ve rakı içmemek meselesi konuşuldu.

Davulcu Hasan’la 281 [Kemal Tahir zurnacı yere oturmuşlardı. bir bora şiddetiyle kapıdan içeri hücum edip Murat’ın öfkeden sade kan kesilmiş yüreğini titretiyordu. küfür ettirmeyen müthiş öfkesine kapıldı: On iki. dışardaki kalabalığı.. Hacı Abdullah’ın yüzüne gülümseyerek . Elinin bir işaretiyle. tekrarlıyordu: Açayım mı ibrahim Efendi? Açayım da içeri gir. On iki ne demek?.. Ulan eğleniyor musun? Tam sırasını buldun...... Murat araya girdi: Hele dur bakalım.. Düşünmeyen bakışlarla. Davulun kasnağı. Kaçtaymış? On ikide. Zurna.. Garip Çingene’ye gümüşlü zurnayı neden layık görmezler? Görmezler işte...... “Ey gaziler”i susturdu. Zurnacı zurnanın ağzını mahpushaneye doğru kaldırdıkça “Ey gaziler” havası beton duvarlara çarparak birkaç misli kavvetleniyor. Bundan başka. Yahu! Bu nasıl emir... Bir müddet gözlerini kırpıştırdı. vay imanını.. Başgardiyan nerde? Ulan geçmişi boklular. başını şiddetle salladı.. Emir böyle. senelerce... Vay anasını. arslan gibi atıldı: Ne veriyorsun?. eline değip geri çekilen iki buçukluktan ümidim tamamıyla kesmemiş olacak ki anahtarı kilide sokup birisine meydan okur gibi. kardeşinin anlattığı meseleden hiçbir şey anlayamadı. Sineklere sinirlenen bir beygir gibi. Düğün alayı gibi.. Parayı bırak.. İçerde benim ne işim var?. Siz toptan rezil heriflermişsiniz.. Kapının önünde davul zuma kıyameti koparıyor.... Müdür nerdeyse gelir. Sen haklı imişsin!” Murat kendisim topladı... Murat. ibrahim evvela. Daha neler işitec-giz.. Vay. Vay dinini. Nerdeyse gelirdi. basma parçalarıyla süslenmiş atlar. Durgunluğu bahşiş meselesi zanneden İbrahim gardiyanlara ve başgardiyana bahşişlerini dün akşam gönderdiği halde. Sanki birdenbire çöktü. “Bunda niçin peşrev olmaz? Peşrev olmaz da ondan.. vurunca yere geçiririm. yeniden bir iki buçuk liralık banknot çıkarıp demirlerin arasından Derviş Abdullah’a uzattı: Haydi arslanım! Ver emaneti beklemeyelim. ibrahim. On iki ha. -iki kardeş arasında. Murat’ı utandırarak insanların yüzüne ayrı ayrı baktı. gece çalışan ameleler. mahpusane civarında oturanlar da davul sesine koşuyorlardı. Murat’ın yüreğini sıkıntıdan patlatacak kadar çarpık çurpuktu.. gürültüden konuşulanları işitmediği için gözlerini yaşartan bir sevinçle gülümsüyordu. sonra sinirli ve alkolik insanların kelime buldurmayan.279 IKemal Takvr Ya ne için? Tahliyen saat on ikideymiş. Emri tekrar ettiler... Bunların dördü de ağzına kadar kadın ve çocuklarla doluydu.... başlarını sallayarak kaldırımda tepmiyorlardı. Haberin var mı senin. Allah bu dünyanın belasını versin! Sen haklısın bey.. Haberin yok. Ben bir daha bu kapıdan geçer miyim? Müthiş bir çaresizliğe kapılmıştı. Cümle kapısının dört köşe demirleri... demirleri tutmuş içeri bakıyor... üzerinde gezen parmakların kirinden simsiyahtı. Ulan siz delirdiniz mi? Nerde müdür.. 280 [Kanlar LKoğuşu Derviş.. Kolları yanma sallandı.. büyük bir dürbünün tersinden görür gibi oldu. şu 28 anda ancak iki adımlık mesafe vardı. bu bahşişle Hacı Abdullah’ı salıvermemek arasındaki tersliğe zerre kadar aldırmadan paraya uzanmıştı ki Hacı.. başına bir şey alıvermiş kadınlarla hatırı sayılır bir kalabalık arabaları çevirmişti.. vay avradını. Bu emri verenin de. Bırak parayı Derviş.. Dört fayton tutmuştu.. Nerde müdür? Ner-de müdür olacak namussuz? Müdür henüz gelmemişti.dışarısı ile içerisini insan kudretini ümitsizlikten öldürecek kadar ayırmakta idi. Jandarmalar. Bağırma. bir an. düzeltiriz. Verdirenin de....... Eğlenmiyorum. Doğrusu bu... Derviş Abdullah.

Hem de haklı. “Oğlan adın İsmail” hesabı bir şarkı! Bunu defterine yazmadın mı? 29 Yazdım ama yazmasam da unutulur gibi değil. Kulakla.. Hani Allah? Ben Allah olsam.... on beş saat müddeiumumilikte ilave etmişler. bayramlıklarını giymiş. Neden? Bu görülmüş bir rezillik değil. Hacı Abdullah şaşırmıştı: Bizden ne istiyor? diye sordu. İşte geldi Abu Efendi! Arabaya binmiş. tövbe yarabbi. kapının yanında duruyordu: Babam. Bu Hacı Abdullah çıksın. Ne yapacağız bey?.. Bak bütün uğursuzluk bu Hacı Abdullah’ta beyim. Ben şaştım.. Sövüyordu.. Yüz bin saatte demek ki yüz bin küsur saatte... 4320 saat.. Karının.. dükkanı açmayı yarım bırakarak kapıya yaklaştı. gözleri ağlamaktan kıpkırmızı... Mikrofon sesleri şuurdan geçiyor.. Aziz Onbaşı yalvardı. Düşündüklerini ağır ağır yazmaya başladı. Duydun mu? Tamam.. şarkı olacağız. 144 ay. 43200 saat daha 86400 saat. anlamadan tekrar ediyor. Bir de af çıkarsınlar. Erken bıraktırırsan hakkında zabıt tutarım. “12 sene.. Başçavuşu çağıralım. Bu onda keder alametiydi. Bizi arabadan indirdi de bir sürü misafir geliyor.baktı. Saati gelmedikçe bırakmıyor. Olmamak elde mi?” Kalemini çıkardı. örtülerinin arkasında. Seyre gelmiş jandarmalardan birisi. “Bu nasıl bir kafa fonsikyonu? İnsan lafı duyuyor.. Olmaz öyle şey. Tözey meselesi...... 4320’yi de dörde zarp edip üstüne ekleyelim. Cevap meydana çıkıyor. 288.. Görürsünüz..” Kağıdın boş yerlerine büyük büyük imzalarını attı. size mutlak af verirler... “Geçme namert köprüsünden ko aparsm su seni.. biz şimdi üç saati arıyoruz! Molyer hasisliğin bu derecesini asla düşünmemiştir. müdüre gitti. Hacı’nın kardeşi ricaya gitti... hâşâ sümme hâşâ.. 1440. Müdür de. Domuzun başı bizimki. ben bir an deli oldum. Kulak verme.. Kaç saat tutar?. 1440.” demiş.. Allah Allah! Ben on iki sene evvel. 4380 gün. Böyle facia olurdu. piyes komedi olmazdı ki... telaşından müdürün evde olduğu halde “yok” dediğini anlamıştı. Biz bu gidişle.. Bir saat dişinizi sıkın. Yuvarlak hesap 17000 saat.. Her tarafı dolunca ara yerlerine daha büyük harflerle ismini yazıyordu. sizin müdür yalvardı.. sabırlı ve telaşsız bekliyorlardı.. dedi. Murat ona bir cigara verdi: Kurban eti meselesi. dün gece vurdum. Pekala beyim. Ben ondan bu acıyı alırım. konuşma kabiliyeti arasında demek ki bir kestirme yol var. yetiş imdada yetiş! Araba dörtnala sokağa girdi.. 28} ZKaruâ Tahir Sen ne diyorsun bakkal başı? Herifler on iki senede üç saat caba vermiyorlar.. bir korkulukla kapalı tutuyoruz.... öfkeyle başını salladı: Bırak beyim. Dur aklıma bir şey geldi... İbrahim yere atladı. bir şeyler yapardım yahu! Hey yerleri gökleri yaratan.. 1440 daha 388. sergardiyan da meseleyi biliyorlardı. 624 hafta. 282 \Karûar Ü/Coğuşu Mahkemenin verdiği on iki seneyi beğenmemişler de. Sen peygamber olacak bir adamsın. İstanbullu gülerek.. Sen meraklanma.. 4280. Yemekler hep soğuyacak. . Bakkal Abu.. Ama biz bu yolu. Diğer iki arabayı dolduran kadınlar. Meseleyi duyunca kahkahalarla gülmeye başladı: Olur şey değil beyim.. Dün gece eve giderken koğuş nöbetçisine tembih etmiş “Hacı saat 12’de çıkıyor.. Bilmeseler burada olmazlar mı? Bize bu düşmanlığı neden yapsınlar beyim? Hacı’nın mavi gözleri yaşarmıştı...” demişler.... Kendi içinden Hacı’nın son sözlerini düşünmeden tekrarlamıştı. Demin şu halde.. Yoksa.. İbrahim nerede? Küçük Mediha.. başgardiyan yalvardı.

com enginel 130 286 Öitırûar öioğuşu din mi? Sen bu pencerelerden bakarken her geçen kızı kötü belliyordun. kim bilir kaç çocuk sahibi oldular? Mahallelerde yeni evler yapılmıştır. Kerhaneye müsaade edemem. Kapıya doğru ellerini salladı: Eyvallah beyim! Güle güle Hacı! Burada kaldığı için kendi namına hiçbir keder duymuyor. bindikten sonra... Bizi hitamında evlendirecekler. Muhallebiyi pazara isterim. Şimdi bir de hastalanırsan. Tözey’e yalvarırız. Hacı Abdullah. dükkancılar.. bir şey düşüneceğim. bir iki kavat da bulmuş.cizgiliforum.. Yüzüme yalvarır gibi bakma.... Adam kısmı ölümü görünce hastalığa razı oluyor.. bunu öğrenmenin derdine derman olacağı yoktu.. Hacı sanki kendisini her an yora284 jiariar ZKofrışa cak. asıl böyle bir lafa kandığı için Hacı’nın parasını kaptırmayacak değil. değişti. öyle bir bela idi ki savuşturmak bile artık kurtuluş sayılmazdı. Bana bir akıl öğretmeli. Hacı Abdullah. Her gelişte Tözey’i de orada gördüğü için gizlice kerhaneye gitmeyi de doğru bulmamıştı. Bak ben ne düşündüm. kurtulduğu için Hacı namına zerre kadar sevinemiyordu. lakin gel gelelim. Arslan gibi delikanlısın.. İnsan böyle söyleye söyleye kendisini körletir. Murat. Hani şu Abdurrahim’in yaraladığı dünya güzelini. en kepaze üç saatlerinden biri olarak... kavat namussuzu Şaroglu’nun kızını getireceğini vaat etmişti.... Muhallebi kolay.. ölü başında bekler gibi ağır bir kederle rakı içmeye giriştiler. muhakkak ki yaşma göre iki misli yaşamış gibi şaşırtıcı bir şeyler hissedecektir. Fukaraların günahına girmişiz beyim. Yerlilerin gariplere uyanları korkuyor mu nedir? Hakları var... Anlattığına göre. son derece yabancı hatta düşman bir kalabalığın içine.. Acımdan öleceğim.. kapıya kadar gelmeye utanmış gibi uzaktan Gardiyan Derviş Abdullah’a bağırdı: Vakit tamam! Koyuver gitsin! Hacı Abdullah’la İstanbullu isteksiz isteksiz kucaklaştılar. 28$ 11 Hacı Abdullah kaybettiği bahsi.. iki kere sinemaya gittim. Garipler bize bakmıyor.. Sözlerine inanılırsa Hacı parasını vurduracak adam değildi. Fasılasız on iki sene hapis yatmak. dünyanın en hazin. Ben ne halt edeceğim. Bu üç saat. Benim içimi bir korku kaplamış beyim. on iki seneyi de.. Doğru bir söz. Bekçiler. Aman..Abu. üzecek... tek başına. On yaşındaki sümüklü kızlar. Bir gün Eplemeliyi . Hastalık mı? Sesini alçaktı.. Meraklanma. avlu çitlerinin kenarına yatıvermedikleri-ni öğrenmişti ama. ancak iki ziyaret günü saklayabildi. Orada iki erkek. ümitsiz ve silahsız karışıp gitmişti. pekala kolayca kaptıracak bir adam olduğunu anlamıştı: Öyleyse.. Şimdi sözüme gelorhan kemal – karılar koğuşu www. fabrikada çalışan kadınların ilk işarette. onu dükkana götürdü. Davul zurna baştaki arabaya yerleşerek “Ey gaziler”i yeniden tutturdu. Mahpuslar için ömür uzun sürermiş. bu üç saati de unutmuş olduğunu meydana çıkaran bir hareketle faytonun körüğünü arkaya attı. böylece.sürüklene sürüklene geçti. Beş yaşındaki bebeklerin on yedi yaşma girdikleri bir acayip dünya!.... Gerdek gecesi rezil olmayı ne yapalım? Aklına böyle şeyleri getirmeyeceksin. Nihayet karakolun koğuş nöbetiçisi. Nihayet.. Çocuklar çığrıştılar.. birkaç lira da kaptırmıştı. Evlenmek meselesi ne alemde? Karı Bey’i evde kim görüyor? İşi gücü dünür gezmek. içerde ve dışarda bekleyenlerin zıtlarına basmak istiyormuş gibi ağır ağır -daha doğrusu..

bizim halimiz ne olacak? Evleneceksin. Ege kemiğinde akıl yoktur.. Ne olacak? Murat kaşlarını çattı. Gideceğim... Herkes de Hacı Abdullah’ın yürümesine mi bakıyor? Canı nasıl isterse öyle yürüsün. Eplemeli gelmez ki. Akıllı olduk. komiserin dostu. Öyle şey olur mu? >. Hacı sizin eve gelmeyecek. “Neye gülüyordunuz?” diye sordu. Teğmene söyleyecek. ama doğrusunu söyleyin. ben kendime güvenemiyorum.. Kusura bakma. Eplemeli eski Eplemeli değil. Ben duymadım. Gülüşürlerken Tözey içeri girdi.Ben birinden haber aldım. bu devirde erkekle akıllarını kaybettiler de. Ben size bir şey soracağım. Karının karnı çatlar. 31 Tamam.. çocukları. vursan daha beter. Bu da ne demek? Tabii on iki sene kapalı kalan bir adama ayıp değil. Sade hovardalar mı değişti? Kızlar da eski kızlar değil. Dert yanıyor. Hacı Abdullah elini burnundan çekti: Karı kısmında akıl mı olurmuş? Murat güldü: Karı kısmında akıl olmaz... Buyrun. bizi bir kere denemeyecek miyiz yahu? Bakalım erkek miyiz. Kız. Doğru ama. Zaten ölür beyim. Şu kadar masraf ettirecektim. içeri alıverirsin. bu domuzlara laf mı söylenir? Müslümana yazık... “Bir gece âlem yapalım. 287 rJ... Biz mi? Hacı Abdullah yolda doğru dürüst yürümeyi unutmuş.. “Murat. bir de seni yarın eve davet ediyor. Hacı Abdullah Eplemeli’yi. benim buraya gelmemi yasak mı etmiş kuzum? Hayır. • Tözey’i razı edersek getirir.. Olmaz. Artık bu iş sana düştü beyim. İyi etmişsiniz.. Kusuruna bakmayın. buna hiç mi akıl vermemiş?” derler. Biz hep değiştik. Buyursun. bizim kaybettiğimiz akılları karılar aldı. sen yanlış kapı çalmışsın.... Vay edepsiz Aziz vay. Biz. Şimdi dünya değişti. Bir yere gitmeyeceksiniz tabii. Çünkü din kitapları kadınların ege kemiğinden yaratıldığını yazar. Derdimiz. Çarşaf giysinler.. Karı Bey’i gezmeye yolla. Orospu yüzünden adam vurup on iki sene yattıktan sonra çıktığının haftasında kerhaneye gidersen asıl bu iş bana ayıp olur. Lakin.. Ben çavuşla görüşürüm. Bu nasıl iş? Biz onu davet edelim. Yeni yetişen delikanlılar senin Hacı Abdullah olduğunu bilmezler. âdeti olduğu üzere daktilonun önündeki iskemleye ilişti. Hacı Abdullah’ı görüyor musun? Ne olmuş? Yeniden Eplemeli’ye sevdalanmış.. Neden şımaracakmışım? Siz lafı uzatmayın da derdinizi söyleyin.. Müdür odasında oturuyorlardı. Valla-ha bu sefer Karı Bey buraya uğrar mı? Haydi bakalım. Yapma beyim..” demiş. En kötüsü.. Sonra. Bunlar böyle yapacaklar da biz hızımızı almayacak mıyız? 288 \KarJar Oioğuşu Hız almak şurada hele dursun. belki size başka türlü anlatırlar da kızarsınız diye vazgeçtim.Doğru. Buranın çavuşu... Hepsi kaşarlanmış. arabadan inince kapıyı acele açar..yanma alıp size oturmaya gelirler.. Bana kalsa razı olacaktım. Yemin etti.. Geceye de Muhsin Bey’i çağıracaktım.. Kıvırcık da pek öfkelendi. Şimdi buradan çıkınca doğru Muhsin Bey’e gideceğim. Onbaşıyı yollamış. Şimdi bizim bir müşkülümüz var Tözey. Uğramaz... yoksa hadım mı olduk? İslam dini aşikare Murat Bey.. Hacı.. Baş üstüne. Sen bunları şımartıyorsun.. Dayak yesen işine gelmez. .. Yengeni..

.. Hayrola? Neresi iyiydi? Karının boğazına ipler dolanmış.. Murat.Neden? Anası ağladı da yemin verdirdi. “Sözümün birini dinlemiyor.. Gene öyle mi? Sus terbiyesiz.... Söyle bakalım... Sefer. Nâzım Bey’e yazarım..... Rabbim dağına göre kar verir. Töbe Yarabbi.. Kaşığı bal kutusunun yanma koyuyorum.. Bilirim ya... gidelim de Hanım’ı görelim....... Memesini tutsan yere çöker.” derim.. Sütten ağzı yanmış. Ben Hanım’la konuşmuyorum.. Tözey kaşlarını çattı: 32 Vah benim emeklerime. Erkek görünce içi geçi290 öiarûar ÜKoğttşu veriyormuş. yoğurdu üfleyerek yiyor. Oh olsun.. Başkasına da veriyor musun? Ne hacet.... yoksa ekmek mi yiyor? Söyleyeceğim bey. Sabahları bir şey yemeden cigara içiyor. her akşam. Dışarı çıkmaya davranan Hacı’mn arkasından seslendi. bu Murat Bey sabahleyin uyanınca cigara mı içiyor.. Bana Sefer’i gönder..... Eski ahbabın.. Götürüp assınlar.. Al şunları. Başıma gelenler.. Yok canım? Konuşmuyorum. Hanım’ı dışarı çağır da merdivenin altında öpüver. başparmaklarının tırnaklarını birbirine sürterek gülüyordu. Yağ sürüyorum. Bana yapmadıklarını bırakmazlar... Ekmekleri kızdırıyorum.. Buna haftada bir kilo tereyağı. Siz bütün mahpushaneye ziyafet çekersiniz. bir ayağı mezarda... Sakın ha. Türeyip türemeyesice. Bize bağırıyor. gene de gözünü erkeklerden alamaz. Sen hayvan gibi. yumruğunu yavaşça Sefer’in karnına vurdu: Öteki bacağını da ben kırarım. iyi bir karı olsa kocasını zehirlemezdi. Bize ne yapacaksın? Ne isterseniz. Hacı Abdullah. Biz bunu şişmanlatacağız. Haydi sen zıkkımlanıyorsun. meraklandı: Aranız iyi idi.. Sefer gülerek içeri girdi: Safa geldin bizim Tözey Hanım.. Tözey ona da çıkıştı: Tırnaklarını birbirine sürme.. bir kilo bal yedireceksin. Yetişip yetişmeyesice. O.. bunun kahvaltısını yiyor musun topal herif? Ne yapalım.. Murat. Seninle biz bozuşacağız Sefer. İnanırım övünme.. Ateş alacaksın. Yarısını bana yediriyor..... Kolay değil Tözey... “Beni bu gece götürüp asarlar.. Bıraksınlar... Gülme topal rezil...” diye yatıyor.. Ne söyleyeceksin? Tözey abla. bal kutusuyla yağ topaklarını aldı: . Rica ederim. Bağmyormuş.. Ben sarhoş olursam sen be289 üiemal TöJıtr ni zapt edemezsin. Herhalde biçareye iftira etmişlerdir. Huyunu bilirsin. Sen merhametli idin ama Tözey. pis orospunun lakırdısını bırakın. Haydi.. Biliyorsun. Safa bulduk topal oğlum. üç cigara içiyor. Onun kusuruna bakmamak. Erkekler üç ay cezaya dayanamıyorlar. Rakı.. O da senin gibi terbiyesiz bir karı. İstemem. Bize iki şişe bira al. Töbe Yarabbi.. Karşımda tek ayağına basmış gülüyor. Eplemeli de senin gibi mi sarhoş olur? Niye sordun? Gözün mü yıldı? Hayır. onu zapt ederim de evvelallah.. on iki seneyi Küçük Bedriye’nin yüzünden yatmadı mı? Şuna bak... şarap... Vallaha Nuri Bey’e... Neden? işte doğru bir söz.. Ben buraya Hanım’ı konuşmak için gelmedim.

Ama. Aduş nerde? Gene “Ah Murat. Murat.. 29? öiemal Tahir Artık o kadarını bilmiyorum. .. Ben sizi düşünüyorum da yüreğim yanıyor sanmıştım.. Sen bize hiç merhamet etme. körpe kıza hasret ölürler. Bir iyisini alacaktım ama. Ona para toplayacağım. Kıymet de bir kundura aldı. Hep alışıyoruz. Dursun.... Size bunları kim anlatıyor? Benim her şeyden haberim var.” diye valiye müracaat et291 Diemal Tahir misler. Sonra yalanı da beceremi-yorsunuz. Kalkıp eteklerini düzeltti.. olmadı mı. İstanbullular.. Sizi tespihsiz bıraktım... Beni niçin kıskansın. İşte o sebepten ertesi gün Necati’yi yolladım da tespihinizi istedim.. Artık ağlamıyor mu? Siz çocuk musunuz kuzum? Azzet.. Müsaadenizle... Çullu’nun akrabaları dava ediyorlarmış. demek ki. Yalan değil. Burada âdettir. Çıktığımın ikinci gecesi. Işıkları birdenbire gördümdü. Biz hiç utanmayız Murat Bey. gözlerini sürmelemiş. puşt oğlan kılıklı Ali’ye pencereden verir. İsterseniz göndereyim... Eşek kadar kıza çocuk mu denirmiş. Siz buradan çıkınca hiç garipsemediniz mi? Sahi.. Sahi. Hanım da mı beni sizden kıskanıyor? O sebepten danlmış olmayasmız? Bir de benim ağzımı mı arıyorsunuz? Elbette kıskanıyor. Mesele öyle değil ki.. herkes çeviriyor diye ben de bir tane almıştım.. Sözü değiştirmek için sordu: Yoksa. Azzet daha çıkmadı mı? Nereye çıkıyor.. Entariyi ayrıca veririz. Buranın ışıkları bizim evden görünür. Boğazıma bir şey tıkandı. sizin çocuk dediğiniz malın.... Şefika’ya rezaletlerini bir sorsanıza. Yanımda bir resminiz yok. bir şey hatırladı. Hayır. Murat sordu: Ne yapıyor? Ne yapacak. Entari alırız.. Karakız... Vaktiyle everselerdi şimdi üç tane çocuğu olurdu. Her şeyi çalar da. Vah vah. Ben zaten kullanmazdım. Kızlara Aduş’u her zaman söylüyorum. şu halde. Bir entari verdim. Tözey utanarak başını çevirdi... Eksik olmayın.” diye göğsüne vuruyor mu? 292 öiarûar DCoğuşu Hayır. On altı yaşında.. Tabii insan alışıyor. Dizdirmek için Hanım’a verdinizse çalmıştır. “Bu herif ihtiyardır. Unuttu. 33 Neler söylüyorsunuz? Dedikodu oluyor.” diye ağlıyordu. Nebahat daha çocuk... Azzet’e bile razı olan çok.. ben de mahpushaneye alıştım. Pencerede durup bir güzel ağladım.... Çalışıyor. Evet. Garipsedim. “Yanıma uğrayan yok. diye merak eder de. Şimdi anladım. Yok canım... Karıyı çıkarmıyorlar. Bir gün babası bizim eve getirsin. dükkanlarda yok... tespih dedim de aklıma geldi.. Bu yakınlar. ah.. kaşlarını rastıklamış. Bizim buralarda erkekler ağızlarının tadını biliyorlar.. sizi kıskandı da benim elimi sıkmadı.. Hayır.. Bunları hep Şefika uydurmuş.. Şimdi görseniz..Tözey abla. İstanbul’da o yaştakilere biz çocuk deriz... Baksanıza. Aklı başında değil. Estağfurullah. Çalar.. erkek milleti kudurmuş. Başgardiyanın kızı yanınıza geliyor mu efendim? Ne münasebet? Hani perde modeli güzel oldu mu. Nasıl perde modeli? Siz yalan da söylüyorsunuz. Yirmi yaşında var. Dördü eksik..

Elini uzattı. Canınız bir şey isterse bir kağıt yazınız. Çamaşırları birazdan çocukla yollarım. Durum bakalım... Süleyman benden para almıyor. Bu olmaz. Ben ona sinema parası vereceğim. Lütfen tembih edin. Onun sinema parası var. Duyarsam, billaha kovarım. Çocuğun ekmeğine mani olursunuz... Artık siz düşünün... Bu haftaki çamaşırla beraber yorganı da yollayacaksınız. On beş gün oldu. Kir içinde kalmıştır. Hayır. Daha kirlenmedi. Siz nerden bileceksiniz? Yorganı da bekliyorum. Allas-marladık. Yarın sizi Hacı Abdullah kaçta beklesin? Yayan mı gideceğiz? Kaçta araba yollarsa... Çarşaf mı giyersiniz? Çarşaf giyeriz. Mahalle arasında ayıptır. Öyleyse... Geçerken buraya da uğrayın. Size çarşaf çok yakışıyor. Olur... Tözey keyifle güldü. Demek çarşaf bana yakışıyor mu? Dehşetli... Yarın siz de gelin Hacı Abdullah’ın evine... Ben Aziz On-başı’ya söylerim. “Dişçiye gidiyoruz,” diye buradan çıkarsınız, olmaz mı? Olmaz. Bakalım... “Bakalım” demeyin... Geleceksiniz ona göre... Yarın buradan geçeceksiniz ya... Söylerim. Baş üstüne... Eğer gelecekseniz, akşamüstü, Aziz Onbaşı bize uğrasın. Peki... 294 ötarılar Öioğuşu Tözey, kapıda rastladığı Sefer’e, biraz bahşiş verdi. Gardiyan Ali Seydi’yi başıyla selamladı. Kirveye söyle de Ali Şeydi, duvarın yarığına gelsin. İki lafım var. İstersen çıkarayım da şurada konuş. Hayır. Ben duvarda konuşurm. Eksik olma... Sen bilirsin. Çullunun Hacı’nın Azzet, Tözey’in gitmesini gözetliyor olmalı ki, Murat yalnız kalır kalmaz, müdüriyet odasına girdi: Burada mısın Murat Bey? Vay, Azzet bacı... Murat da Malatyalılar gibi kadının ismini Azet diye söylüyordu. Nasıl oldu nikah işi? Olmuyor. Akrabaları memurları hep doyurmuşlar. “Kendisi çıksın icabına bakarız. Kolay,” diyorlar. Hükümet de benim kavatla beraber oldu. Herifi çıkana kadar ümitle besletecekler. Çıkınca bu namussuz papazı, görürsün Murat Bey, beni nikahlamaz. Lakin benim artık eski günlerim kalmadı. Ben bunun çilesini çekemem. Köylü cigarası içmiyor. 25’lik tütün istiyor. Kahveyi İsmet Paşa kaybetmiş. Kahve istiyor. Köylü cigarasmda ne var? Beyler, efendiler Köylü içiyor. Sen de Köylü içiyormuş-sun, Tözey söyledi geçen akşam. Kabahat senin Azzet Hanım... Eskiden alıştırmışsın. Azzet, her mana ile bakmasını bilen, ihtiyar gözlerini süzdü: 34 Ne yapalım? Yaptığı iş hazmedilir cinsten mi? Beni heriflerin koynuna sokuyor da bitişik odaya geçiveriyor. Haklısın. Ben Tözey’e tembih ettim. Ne zaman izin istersen bekçiden alacak. Eksik olma... Çamaşırlarını beraber ütüledik. Nasıl iyi olmuş mu? Elinize sağlık... Daha çocuk getirmedi. 295 ‘DiemtâTahir Getirir. Sende şeytantüyü var galiba Murat Bey... Karılar durmadan senin lafını ediyor. Mendillerini yıkamak için dövüşüyorlar. Tözey fena tutulmuş. Tespihini koynuna alıyor da öyle yatıyor. Anladın mı? Anladım. Sen tecrübeli bir kadınsın. Bu usulleri bilirsin. Çok sürmez.

Doğru. Orospu kısmı, sarhoş hovardaya benzer. Bir zaman eli açıktır, bir zaman hasisleşir. Sana bütün ev şaşıyor. Karıya masraf ettirmiy örmüşsün. Sebebini kendin söyledin. “Bir zaman sarhoş hovarda gibi eli açıktır, bir zaman hasisleşir,” demedin mi? Dedim. Doğru bir laf... Tözey de yakında hasisleşir, bana söver diye korkuyorum. Ne haddine... Estağfurullah... Tözey öyle karı değildir. Ben de şaka ediyorum. Tözey iyi kız... Ooo... Gel bakalım Süleyman Efe... Küçük Süleyman, çamaşır bohçası koltuğunda, kapı önünde durmuştu. Sırtında uzun kolları bol bol katlanmış, bir büyük adam ceketi vardı. Ayağındaki pantolonun paçaları da bastırılmıştı ama, ağı şalvar gibi sallanıyordu. Basma bir takke geçirmişti. Son derece esmerdi, siyah bilyelere benzeyen parıl parıl gözleri insana sevimli sevimli bakıyordu. Bohçayı masanın üzerine bıraktı: İşte ağabey... Ablam gördün mü? Gördüm. Ben evi bekliyordum. O gelince ben yola çıktım. Otur... Yak bir cigara... Sinemaya gittin mi? Gittim... Sana anlatmak için iki kere gittim. Tözey anam beni bir dövdü. Sonunda filmi sana anlatıyorum dedim de beni bıraktı. 296 DCarûar [Koğuşu İsmi neydi filmin bakalım? “Kızıl Örümcek”. Vay canına... Adam korkar... Çok korkunçlu bir filmdi Murat ağabey. 26 kısım birden oynadı. Şimdi bir kız var. Sarı kız. Sarı kızın babasını vuruyorlar. Yeraltında hazine var. Hazinenin yolunu bir kağıda çizmişler. Bu sinemalarda hazinelerin yerini kağıtlara neden çizerler? Ne yapsınlar? Ben olsam aklımda tutarım. Kağıt olmadı mı, kimse kimseyi vurmaz. Sen filmi anlat... Derken beyim... Oğlan, işi ben meydana çıkarırım diyor. Oğlan hafiye... Evvelce bir filmde görmüştüm. O zamanki tabancası toplu tabancaydı. Bu sefer brovnik almış. Bir tabanca ama, kız gibi... Derken Murat ağabey... Trene biniyorlar. Haydut, gizliden trene atlamış. Herifin birisi, hazinenin kağıdından bir parça da bu herifte imiş. “Ben topal hayduttan korkmam. Örümcek, karıları korkutur,” diye atıyordu. Birdenbire trenin odasında, sallanarak gidiyorlar, kapı açıldı. Örümcek herifin alnına vurdu. Katilin elinde bir elektrik feneri var. Üzerine örümcek resmi yapmış. Düğmeye bastı mı, ışığın ortasında örümcek görünüyor. Ben korkmam diyen herif meğer, tabancasını cebinde hazır etmiş imiş. Hayduta iki kere sıktı. Haydut gece kuşu gibi gülüverdi. Meğer dua kuvvetiyle kurşun işlemiyormuş. O zaman bir kurşun da haydut sıktı. Herif tepelendi... Cebinden kağıdın bir parçasını çekip aldı. Bu ne biçim bir haydut... Ben hiç böylesini görmedim. Bir ayağı tahta olmalı. Giderken “tan... tan... tan... tan” vuruyor. Birisini de sokakta öldürdü. Hafiye işi anladı ama, herifi bir türlü kıstıramadı. Hafiyeyi mahzene attılar. Üzerine su bağladılar. Yüzüyor fukara... Soğuk bir taraftan... 35 2Q7 CKömıl Tahir Dişleri birbirine vuruyor. Sonunda, sonunda... Yoook... Olmadı. Kısa kesiyorsun. İşim var Murat ağabey... Daha çarşıya gideceğim... Ablam dedi ki, “Aduş’un babası gelirse konuşsun da kızı bana yollasın...” dedi. Canın bir şey istiyorsa söyleyeceksin. Sen filmi anlat... Sonunda haydudu vurdular. Bir de baktılar ki kızın beyaz saçlı namussuz amcası değil mi? Millet şaştı. Ben bastım küfrü... Güzel filmdi beyim... Şimdi bir başka film daha oynayacak. Parçalar gösterdi. Dur adını söyleyeyim: “Çin Korsanları”. Sen bunu gördün mü? Ben nerde göreceğim. Bunlar ben hapisteyken geldiler.

Sahi... Sen mahpustaydın. Mahpusları ayda bir kere olsun sinemaya götürmeli. Rezillik bu hükümetin işi... Rezillik... Haklısın Süleyman... Bizi sinemaya götürmeli doğrusu... Murtaza Bey, ablamın dostu iken biz seni tanısaydık, ondan izin alır seni sinemaya götürürdük. Bak o zaman olurdu. Dur hele... Jandarma size karışmaz mı? Ne olacak? Kıvırcık ablam, jandarma teğmenine söylesin... Haa? Sıtkı ağabey iyidir. Sana merhamet eder. Ne oluyoruz yahu? Sinema kötü bir şey mi? Mahpus milleti eğlenir. Sevaptır. Şuna bak, sevabı da biliyor. Haydi sen geç kalma... Ablan sonra döver. Selam söyle... Süleyman, kaim yün örgüden takkesini kutba gidiyormuş gibi azametle düzeltti, “Sefiller”in “Gavroş”u kadar sevimli ve kahraman çıkıp gitti. Murat, Hacı Abdullah’ı, Hanımla merdiven altında konuşur298 [Kanlar LKojjuşu ken buldu. Kadın başına aldığı çarşafı, hem kapatmak, hem de açmak isteyen cilveli bir hareketle dalgalandırdı. Murat’ın yüzüne, erkek çocuk gözleriyle dargın dargın baktı: Murat ağabey artık beni unuttu Hacı... diye şikayete başladı, beni asarlarsa on parmağım yakasındadır. Bu lakırdıyı hani söylemeyecektin? Söylerim. Söylersen, ben de sana küserim. Hacı ne anlatıyor? Hiç... Konuşuyoruz. Sulh olunca af varmış. Yakında sulh olacakmış. Ali’ye dargın olduğunu söyledin mi? Söyledim. Ne dedi? “Barışın” dedi ama, ben barışmam... Pencerede bana neler etti. Bana “orospu” dedi. Senin haberin yok... Ben onun kulağını çekerim. Sen de çocuğun zıddına basmışsın. Birbirinizi üzmeyin... Hacı’ya bir cigara verdi. Bu rüya görmüş. “Beni bu hafta asacaklar... Sen kurtulursun. Af olur, çıkarsın da öğrenirsin,” demiş. Halbuki Ali bunu seviyor. Tabii kızmış. Barıştır şunları beyim. Ne münasebet... Ben barıştırıyorum, onlar inatlarına darı-lıyorlar. Utanmadan bir de gülersin rezil... Hanım, yüzünü örttü. Her hareketinde, dayanılmaz bir oynaklık ve şehvet vardı. O kadar ki, Murat, artık yüzde yüz ölüme ait olduğunu bildiği için bizzat ölüm denilen tabii hadisenin bile şehevi hislerle dopdolu korkunç ve insafsız bir şey olduğunu düşündü. Nerde Gevre? Şurada kocasıyla konuşuyor? 299 ZK&nal Tahir Nerde? Murat yürüdü. Aduş... 36 Efendim. Babanla mı konuşuyorsun kızım? Babam geldi. Maho geldi... bunlar geldi. Aduş’un babası ayağa kalktı. Kısa boylu, ufak tefek, esmer, kalın kaşlı bir delikanlı idi. Üstü başı o kadar eski ve yamalıydı ki, elbisesinin böylece tabii bir kıyafet olabileceğine insan bir türlü inanamıyor, ona bir sinema figüranı yahut tebdil kıyafet ölçüsünü kaçırıp rezil olmuş bir acemi polis hafiyesi zannediyordu. Hamaldı. Diğer üç çocuğunu da beraber getirmişti. Bu üç küçük sefalet karşısında Aduş kirli entarisiyle adeta bir milyoner kızı kadar süslü görünüyordu. Fazladan kız, kardeşlerine nazaran on misli daha sıhhatli, daha toktu.

. O zaman.. Elbise vereceklermiş... getirir.Murat çömeldigi yerde kocaman erkek ellerini betona süren Gevre’nin çıplak ayaklarına baktı: Abuzer... Tözey de söyledi. ben gidiyorum.. Murat.. Buyur. Aklıma gelseydi. Olmaz. sana yardım olur. Dargın mıyız Gevre?. O zamanı ben de biliyorum. Zahmet neymiş? Aman Şefika geliyor. Gevre sana kurban olsun ağabey. yakında elbet biz de kurtuluruz.... Para da toplayacaklar.. Canı sıkılmıştır. Gördün ya. Yarın sen de bize gel. Hiç olur mu Hacı? Yahu. JOI IKemal Tahir Ne dedin? “Olmaz” dedim. Mahpushane de aç. Yok. nasılsın? diye sordu..... Ne yaparsın. Haydi güle güle... efendim. Sen keyfine bak. neden olmayacakmış?. Hacı Abdullah’ın arkasından nefretle baktı: Daha iş bulamamış mı bu kopuk. İçerde rahat mısın? Sayende rahatım. Bak on iki sene sonra sen kurtuldun. Bizimki zor değil. fabrikada kan bolluğu yokmuş. Evet. Tö-zey Aduş’u istiyor. Sen lüzumsuz yere Eplemeli’ye sövüyorsun. Kış geliyor. Bir şey değil.. Adam hür olmadı mı. Bari sen söyleme. sakat gibi yüzü yerde yaşıyor. Eksik olma beyim.. Sizinki zor meseleymiş beyim..... dur hele.. İki sözüm var. Dişçiye dersin. Tözey belki seni yola getirirdi. bana müsaade. Artık kendini göster. Aklımdayken söyleyeyim.. Gördüm.. Şefika. Şimdilik allasmarladık beyim.. Gevre sana tayın bulamıyor mu? Her zaman bulamıyor. îşler nasıl? Yevmiye çok. Tayınlar da bir gün yarım çıktığından. Dur bakalım. Tözey’e söylerdim.. Olur. Bak beyim aklıma ne geldi..... Bir kötü laf söylerse bana haber yolla... 37 Aldırma.. Aziz Onbaşı seni alır. Sonra iyi muamele et ki her hafta gelsinler. Niye zahmet ediyorsun Hacı? Zahmet değil. Murat Bey? . Lakin bu sefer de ekmeğe para yetiştiremi-yoruz. Yukarıya cigara kibrit yolladım.. Kız sen neden yere bakıyorsun? Dargın mıyız? 300 r3\ariax iKoğaşu Gevre belli belirsiz gülümsedi ve cevap veremdi. Dövüşmüyor. Bu huyundan bir kere vazgeçersin.. Hacı’yı bir kenara çekti: Yarın gelecekler. Bir kere de biz burada gezdireceğiz. Duyulursa bana ayıptır. Hacı Abdullah seslendi: Murat Bey.. Sağlığına duacıyız beyim. Evlenmek zamanıdır. artık Karı Bey’i sıkıştır. Allah razı olsun. Şefika artık seninle dövüşmüyor ya. mahpusluk zor.... Bir gün al da oraya götür. Dünya böyle kalmaz ya..... Bir de.

.... yorgunluk ve utanç duyuyordu. Olup biten işlerin bugünkü Murat’la hiçbir ilişiği yoktu. dışarda uçarı zampara olan Murat’ı. Sanki dört sene evvelki delikanlının bu sesle zıddına basıyordu. Buradayken az kalsın kavga edeceklerdi. Yenilen hep eski Murat’tı.” Derin derin içini çekti. Sana bir şey soracağım... Sanki bozuşmadık mı? Sen hepimizin ahım aldın Murat Bey. Sen artık çok oluyorsun. Bir buçuk aydan beri kendisine mütemadiyen kur yapılmasına âdeta alışmıştı... Tözey.. Şefika gözlerini baygınlaştırdı. Benim yüzümden mi? Senin yüzünden.. Murat.. Artık bundan eskisi kadar utanmıyor..Bir kere kopuk deme.. kendisini verecek kadar fırsat bırakmamış. Kaltak. az kalsın kavga ediyorlardı. Keşke soksam. Şefika.... Bütün bu geri çekilişlerde delikanlılıktan uzaklaşmanın alametleri de galiba vardı. Sen yok musun sen.. Boşa koydu dolmadı. Beni neden görmedi? Seni değil. Çamaşır yıkamak için mi? }02 \Kariar [Koğuşu Çamaşır yıkamak için.. . Şu kadar yıl hapis yatan bir adam hemen aklını basma toplayamaz. mahsustan somurttu. Karılar çıra gibi yanıyor... Her canı istediğini bizzat alan haydut... İflah olmazsın. Hiçbir kadına. “Bunu nerden aldın?” diye sordu. Halbuki göze bakmak elini uzatmaktan şüphesiz daha kolay. Çattık vallaha. Haram çamaşırlarını ona yıkatıyorsun diye öfkelendi. Bak sonra bozuşacağız. Aklını başına toplayamaz da anası bunu nasıl evlendirecek? İşte gördün mü.. Hele benim ahım sana yeter de artar bile... uzun müddet insanların gözüne dikkatle bakamazmış.. içi gurur dolu. Vaziyeti bir daha gözden geçirdi. seni seviyor. y>2 ö^emcâ Tahir Başgardiyan odasındaki koltuğuna oturup bir cigara yaktı. Kanun tanımaz zampara. “Elbette bakamaz. Köpoğlular.. Şefika kocaman kalçalarını sallayarak karılar koğuşuna girdi... Belli bir şey... Hatta bir kere senin mavi donunu Ali gördü de. Başgardiyanın kızı için de dedikodu yapmışsın. doğru söyle.... Yere bakan yürek yakan bir adamsın.. Sen bunlara ne yapıyorsun anlamıyorum ki. Hey Yarabbi. Çamaşır yıkadıktan sonra ne yapıyordu biliyor musun? Ne yapıyordu? Senin donunu ayağına giyiyordu.. doluya koydu dolmadı.. aklını başına toplasın diye evlendirecekler. işte aptesimle yemin ediyorum. bu hesaplayışın miskin tarafını daha iyi görüyor...... Siz benim başımı belaya sokacaksınız. Karılar.. “Tözey’in” diye yalan söyledi. Tuu Allah müstahakkını versin... 38 Mahpustan çıkan bir adam.. Ne var bunda. Hesapladıkça.. şimdi iyi kıstırmışlar di.. Karıları yaktın. Utanmaz seni.. karıla-nn düşkünlüklerini yadırgamıyordu. Hanım’la neden dargın? Hep senin yüzünden. Artık içindeki “akıllı” geçit ararken suyu geçiveren gözünü budaktan sakınmaz “deli” ihtiyarlamıştı.. gaddar avcı.. Tö-zey de tespihini koynuna alıp yatıyormuş. gitti.. Kızoğlan kız geldi mi... Tözey geldi gitti mi? Geldi. kendisini ahlak ve şuur zapt etmiyordu. soksam da Allah benim canımı alı verse. Ben mi utanmazım. Bir şey söyleyecektim. Buna resmen “Kalkamadığından oturmak” denirdi.. Kafa duruluyordu. dul karının adı elbette anılmaz... sesini alçaktı: Hanım. doluya koydu almadı.. kimseyi görmedi. Vallaha... diye.. Mahpustayken elini uzatamayan herif. Lakin ne demeye hakkımız var...

Karın şimdi geliverse.. Memlekete rezil olduk. Nesini anlatayım.......... Haydi. . Elbiselerini satmışlar. Sefer’in rahat yüzü birdenbire karıştı: Bırak orospuyu ne haddine. Tözey’i buraya uğratmayalım mı? O nasıl laf.. Öldürülene değer verildiği için değil.. Adam ziyaretçisiz kalmaya daha iyi alışıyor beyim. Murat.. sasırsa da bir gelse. Ben de bazı bazı kızıyorum. Aldırma.. ?04 \Kardar \Ko^ışa Vallaha bilmem... Dünyada yenilmemek lazımdı. Nasıl bir hoş oluyor? Bakalım Sefer?... Böyle gelen giderse insan bir hoş oluyor. Sen üstüne alınma.... demiş..” Fikret’in bu mısrasını üst üste zihninden geçirdi.. Şimdi beni sövdüreceksin. şüphesiz. ziyaretçisi hiç gelmemeli... Ziyaret günü adamın.... Utancından Murat’ın yüzüne bakamıyordu. Yani gelse diyorum.” Ne düşünüyorsun beyim? Hiç... Doğrudur. Şu halde. Lakin sonra düşünüyorum kabahat bizim. başka bir şey yapılamadığı için.. Peygamber de. Ben dört gündür kahveye çıkamıyorum. Lakin bur da..... Sen burada kalırsın. Gelmez ki. Sefer... Pütürge’nin bir dağ köyünde....” diyorum.. Topal Sefer’in yüzüne baktı. şimdi gelse ne yaparsın? Gelmez ki beyim. Burası amansız bir yer beyim.... dalıp gitmişti.... Tözey orospu değil ki.. Gelse diyorum. Anlat bakalım.. Allah bize “Git de orospu’yu al” mı dedi? Orospu kısmını alan kancıklığa dayanacak. Allah kerimdir.. Buraya.... Bazen öldürmek mutlaka lazımdı... Murat’ı görünce gülümsedi: Dünyada şu mahpus milleti kadar namussuz adam var mı Murat Bey? N’olmuş? Kumarda yutulmuşlar...... günaha girme. İstedikleri kadar ceza versinler. Tözey orospu değil. Kerhane kızı.. Sonra kelimelere tek tek basarak ve yüksek sesle arkasını okudu: “Haksızlık eden başlan bir gün koparırlar. Bir kere daha vuku bulmazsa bunun on kadar ehemmiyeti yok. Olmaz a. * Bu nasıl iş Hacı Abdullah? Duyduklarımız hep doğru mu? 39 Sorma beyim.. O da bizim gibi mahpus. Murat hiç sesini çıkarmadı..“Birden çekilip..” diye söylenerek içeri girdi. Sonunda şikayet ediyorlar. Sus beyim... Şimdi ne edelim topal ağa... “Ulan namussuz mahpuslar. Allah da. Geldi farz edelim. ben bu tarafa giderim. dışarı çıkarsan da öldürecek misin? Dışarda öldürmem. Duzah’a murdar.. Lakin diğer mahpusların umumu namussuz...... Rezil olduk. Kürt tüfeğiyle vurulup çolak kalan bir herife karılık eden bir orospuyu düşünüyordu.. Hele otur.. Bana kimse gelmez ki.... Başımdan geçmedi.. Oiemal Tahir Bu esnada Başgardiyan Mahmut Efendi.... Öldürürdüm. Bu nasıl iş? Dışarda... “Allah işini bilmiyor.. O çıkar gider. Öldürürüm. Gelmez ki... Şimdi. o şu tarafa giderse. Hacı Abdullah oturdu. Sefer’i anlıyordu. konuşulanlardan bir kelime bile anlamamış.. Gayrı bizden adamlık geçti. Senin işin bir başka meseledir......

Sarhoşluk başıma sıçradı..... Şimdi ustası olmuş... Eskiden cilve bilmezdi. akşama kadar içtik. Gece vakti aklıma birdenbire Eplemeli geldi. sözüm meclis harici. Bir hafta sonra gene uğrayacaklardı. Pencerenin önünde düşündüm kaldım. Utanırmış. Yüz elli liralık tabanca kaybolmazdı. Biliyorum.. Neden gelmedin? İcap eder mi. biz mi değişmişiz?. Sabahtan başladık. Benim tabancayı kerhanede aşırsmlar... Haberin var mı? Yeni dostu. Alsaydm.. Gelin gülüvermiş.. sövüyorum. Akşam üzeri kalktılar. Ben utanırım. gene mahşere kadar yanacağım. Don gömlek dolaşıyorum...Sen bana hepsini anlat.. Bizim gönlümüz geçene kadar bizi sevecekler. Sonra Allah Azzet’ten razı olsun. düşman sahibi bir adamsın.. Tabanca kaybolmuş.. Sarı bir oğlan. Yanıyor yüreğim. Utanır. Silahı almasam. “Hacı sen yumuşamışsın.. Töbe çektim.... Başına bir felaket gelse mahşere kadar yanarım.sandımdı.. Adamı on iki sene yatırmak namuslu bir iş değil... Ondan sonra aklımı başıma bir daha kerhanede topP7 ÜKcmoî udıir lamışım. Yağmur yağıyor. artık kerhane bizi adamdan saymıyor. Seni çağırdım. Bu ne biçim iş? 308 \Karuar [Koğuşu .” diye gülü gülüverdi.. Sana söyledi mi? “Aman Murat Bey duymasın..” diyormuş. Sonra biz onları sittir edeceğiz. işte öyle... Ben dolaşıyorum. Çarşıda gösterdiler. Yol yoktur. Beni sevdiği de doğru. Silahı alacağım. dünya bütün çamur.... Çocuklar korkudan ağlaşmaya başladı. Ulan Eplemeli. Keşke alsaydm beyim. sonra? Sonra beyim. 40 Kızlara kötü söyleme... Niyetim tabancayı göstermek. Bu laf zihnime takılınca kalktım. Senin Tözey dostuyla oturuyormuş. Karıların bize geldikleri gün iyi eğlendik. Seni bekledik.. Haberim var. dua okudum. hâlâ düzelmedi. Şimdi çavuşu da hakikaten seviyor. Fukaraların ne kabahati var? Bizi bedavadan sevsinler istiyoruz. Paralar tekmil ıslanmış. Yılbaşında içersem içerim. Çullu’nun Azzet elbiseleri yıkamış. Seni. Tarlanın içinden geçilecek.. İçmezsem artık bayrama kadar yasak. Eskiden olsa Eplemeli’yi çoktan vurmuştum. Eplemeli aşağı bile inmedi. Şeytan adamın aklına girermiş ya.. Bunlar köpek gibi. Karıyı unutmuşum beyim. Karılar gülüyor. belki silahsız gitmezdim. Köpekten beter. Eve geldim. Sen Pegamber gibi adamsın. Buraya kadar nasıl geldiğine hâlâ şaşıyorum. senin uğruna geberiyordu..... Anladım Murat Bey... bir araba çağırtmış. Yolda polisler rastlasa da geri çevirse iyiydi ya.. Bizimle de bir kere alay etti.. Evvelki gün arkadaşlarla içtik. Utandım ama sorma hiç.. Buradan ilerisini sen görmedin. karı işi ilerletmiş... Bunca senelik hukukumuzu nasıl unuttu? Evde bana yeniden sevdalandı. Tayyarede çavuş. Biz karıyı unutmuşuz ama..... Haberin var mı? Rakıya üç ay töbe ettim. Sonra?. Hep kabahat mahpuslukta. Tözey’e baksana.. Pamuk gibi bir adam olmuşsun. Bir kere yuvarlandım. Düşündükçe yere giriyorum.. Simdi çavuşu dost tutmuş.. Evleneceğiz. Anam hâlâ dargın. Mahpushanenin önünde aklımı biraz başıma toplamışım... Devir mi değişmiş. öyle elinde tabancayla görünce şaşırdım.... Fitil gibiydin. Tabanca gitti gider mi? Gitti gider. Elbiseleri kırk sekiz saattir ütülüyorlar. Eplemeli bizimle bir güzel eğlendi.. elinden bir kaza çıkarsa. Bir daha yuvarlandım. Bize bir yol kalmış. Fitil gibi. utandığı da. 306 öiarûar [Koğuşu Haberim var.... Beni içine yatırmışlar. yürüdüm. Hani ergen oğlan gibi. Nesini anlatayım beyim.

kan diş taktırdı.. Dur bakalım. ?ro \Kardar ÜKoğu$u Bacayı bilmem. Bu daha berbat. Paçayı sarmış.. Ne diyorsun? Hakikaten. Sebep? Karısı bize geldi. Vay.. Bir şey söylemek istediği halde bir türlü cesaret edemediğini Murat çoktan anlamıştı: Hayrola Sefer? dedi. Geçen gün Şefika buraya geldi.. 41 Ne çaresi? Abdullah karıya bir rmenteşe bilezik almış.Elin kızını lekeleyeceksiniz..... Hemşiren ellerin iğfaline uğradı. Sabahtan beri suratı asıktı.. Şefika’nm Allah belasını versin. fark etmedin mi? Fark etmedim.. Benim neden hemşirem olmuyormuş yabanın kahpesi? Boşanma davası neticelense belki def olur da... Hacı Abdullah gittikten sonra... Bir kızıyorum ki. Şefika’nm kocası meseleyi duysa müddeiumumiye gider... Buraya gelmesinden memnun muyum sanıyorsun? Ziyaret günü olmuyor. O zaman da “Bana sevdalı.. Nerden bulduk biz bu belayı? Sen “bela” diyorsun.. Yalan söylüyor. Tamam. Aman Ya-rabbi. Bunlar kırkından sonra azmışlar. Velhasıl rezillik hepimizin ruhuna işlemiş. P9 [Kemal TuJûr Evi satıyormuş. Ateş bacayı sarmış desene. Şefika’ya adeta çıkıştı: “Bir taraftan dedikodu yapıyorlar. Dert yanıyor. Konuştuk. Karı daha genç beyim. kıskandığından beni dövdü. Aldırdığı yok.. Şefika söyledi. Ben söyledim. evini satıp Şefika’ya mı yedirecek? İyi bildin.. Mahkemeye başvurdu. Orospuluk bize müşkül geliyor. Derviş Abdullah galiba Şefika’ya tutulmuş. Ben onların nasıl derviş olduğunu bilirim de inanmam.. başgardiyanın kızı gelince de memnun olmuyor musun? Sen de mi Hacı? Ben şaşırdım vallaha..... Şimdi bizim Abdullah. Ne olmuş? Bizim Gardiyan Abdullah yok mu? Derviş Abdullah. belki herif aklını başına devşirir... Ner-deyse kaltağı yere yıkıp döveceğim. Başka türlü evi öğüte-mezdi.” der..... Şu halde.” dedi. İnsanlar hep çıldırdı mı? Altı çocuğu var. bir taraftan sen burada oturuyorsun... mu. Huyu böyle olmasa orospuluğa dayanamaz. Şuna bir iki laf söyle.. Yemin üstüne yemin etti. biz de orospuluğa alışmışız. . Aman bir çare. bileğindekini Abdullah mı aldı? Şefika “Ben aldım.. “Bir saat ne konuşacağım” diye kederleniyorum. Müdür seni arıyor.. Çok şükür.” diyordu.” diye yalvardı. Ben bir şey daha duydum. Yahu benim basiretim bağlanmış. Kerem’in arpa tarlası gibi yanıyor. Halbuki ister misin. kocası uğruna ölüyor. Tevekkeli değil. Belki bu suretle bir çare bulunurdu. Derviş kısmı yalan yere yemin eder. Doğru söyle beyim.. Derviş pür telaş içeri girdi. Şimdi Tözey’e kızmıyor musun? Deli misin? Tözey meselesi çok bile sürdü.. Aslı var mı? Gene bana dair karı meselesi mi? Sana dair değil. Dünya işte böyledir. Cayır cayır. Abdullah. Topal Sefer odaya girdi. Derviş’in karısı ne diyor? Ne diyecek? Karıyı kıskanmıyor. biz de kurtulurduk. ölürdü. Mahpushane biraz rahatlaş-tı... Şefika’nm söz anlayacağı kalmamış.. Benim ne suçum var. İnanmasaydm. Evi satmak meselesine kızıyor.Ne halt etsin.. Var. Herife rastladım: “Aman bir çare. Şefika’ya yedirecek.

. Aldırma ne demek?... Gardiyan Abdullah bize surat asıyor. Yüzümüz kara oldu.. ---Anlatsana. Karı benden şikayetçi olmuş. Başgardiyana demiş ki. Yemin etme rezil..Hayır beyim. Biz hiç olmazsa bir ucundan başladıktı.. Senin gene bir şeye canın sıkılmış.. işi yarıda bıraktın diyerek Gardiyan Abdullah’a şikayet etmiş. bakalım.. Vay orospu vay.. Asıl marifetimi göstermedim. . Töbe Yarabbi. Doğrusu. “Şimdi anladım Sefer.. “îyi öpmemişdirsin.. Karının seni şikayette hakkı var... İşi yarı yerde bırakmışsın. ben o gece seninle eğlendim. “Sefer beni rahat komuyor.” diyerek merdivenin altına çekersin.. kabahat karmdaymış. Doğru bir laf. Bir kere de zorla öpmeye kalkmışım. topal bacağına bakmadan iş karıştırıyor.. Kızarmadı beyim. Senin suç daha büyük.. İftira beyim. Sözü benim işe getirdi... Yüz aklığı ne geziyor beyim.. Suç bizde. Farkındayım....... Seni sahiden öpmedim.. “Nasıl öperdin bakalım?” diye sordu. Sen ne işi karıştırıyormuşsun? Şefika’nın arkasında geziyormuşum... hele. “Kız. Haydi somurtma. Köyden. kocası beni neden müddeiumumiye şikayet etti bakalım? Sefer biraz düşündü. Gidip Gardiyan Abdullah’a söylemek ne oluyor. Vallah billah iftira. m \Kariar CKoğuşu Sahi beyim. Hele.... a kahpe. “Allah Kürt kısmını yaratmasaydı eşeklere paha yetişmezdi.. Gardiyanlar bir gece içersini saymaya gittilerdi..... diye alnımdan öpmezsen para almam. Hitamında.. Senden utanıyorum. Hep Gardiyan Abdullah hergelesi benimle uğraşıyor... Yüzünü ört de söyle.” dersin.... Sen hiç başlamadın ya. eşek Kürt yaratmamış... Biz eşekten de mi akılsızız? 42 Yok... Yok. Haklısın topal ağa. İmtihandan yüzünün akıyla çıktın öyleyse.. Ayıp bir laf.” dedi.” demişler. “Aferin. seni bırakmazdı. gösteriverdik. Suç bende değil..” dedi. Aldırma...... “İyi öptüm” dedim. Bu karı elbiseli şeytan. Pezevenk buna kızmıştır. Biz Şefika’yla yalnız kaldık. Karı seni.. Kabahat bakalım onda mı? iyi öpemediğin için kızmıştır.. evlenmeden açtı. Eşek bir düştüğü yere bir daha düşmez beyim..” demiş.. Estağfurullah. Uzatma... Namussuzluk bey.. Pekala bu rezaleti biz senin sözünle yaptık.” demişti.” demiş.. Tuuu. “Sefer... Ben işte buna içerledim.. Ben. Sorma beyim. Yüzü birdenbire güldü: Neden olacak beyim.. Rezillik. Şefika gibi utanmaz karı yoktur.. Sana da öyle mi söyledi. Biz de.... Karıyı öptün mü? Yüzün neden kızardı eşek?..... Ne yapıyormuşsun? Laf dokunduruyormuşum. Nasıl sıkılmasın beyim. Sen akıllı bir Kürt’sün yavrum.. Gardiyan Abdullah’a demiş ki. Gel de gözün erkek görsün.... böyle yalan olmaz. Pekala. Allah seni Kürt yaratmış ama. Ben işi anlamadım mı? Doğruyu söyle. “Karıyı güzelce öpseydin. başgardiyana. haşa huzurundan. Yarısında bıraktık.. O.. Sen de mi? Allah belanızı versin.... Adamın başı belaya girecek. Ben şimdi ne yapayım? Ne yapacaksın? Şefika’yı bulursun. jn öiemal TaJvir Bak Sefer.. Halbuysa o gece bana....

“Haydi git. Kasket de yaraştı. satmadığım. aferin. O kadar farkınız var mı? ..” demiştim. aynı çukura girecek. İnsana ters ba2H odunlar DCoğuşu kıyorlar..” dedik. başgardiyanın odasından kağıda sarılı kasketi getirdi. Bakmıştır ki dünya üzerinde şoför kuluna benzeyen yok. Derviş. Korkma.. Sen bizim böyle çöktüğümüze mi bakıyorsun beyim? Birader benden sekiz yaş büyüktür. Ya beyim. yengen yalnız. Zahmetsiz çocuk sahibi olmuş. Nasıl doğru mu? Çok doğru.. bir memur demek. Hele ortalığın hızı geçsin. Ye kürküm ye. On yaş gençleştin Müslüman. karşısına çıktığımız efendiler büyük.. Ne yapalım beyim? “Bu dünya fani dünya. Malum ya.. Az kalsın okutuyorduk. pantolonun dizlerini yukarı çekerek tekrar oturdu. Çünkü namaza durunca rahat rahat namussuzluk düşünüyordu. Kaskete bir bakar mısın? Bakarım.. Karının kucağındaki oğlan şoförden peydahlanma.. Lakin kıyafet düşkünlüğü pek fena. Boğaz bir gayya kuyusudur... Lacivert elbisenin üzerine lacivert kasket hiç yaraşmamış-tı. icabında takibat tahsisatı için vali beye çıkıyoruz. Bir kere inat ettim altmış istedim. Kuru ekmek ye. Allah? Allahm namussuzluğa ne zararı var? Gardiyan Abdullah üçüncü defa ayağa kalkıp ceketini ilikledi. itfaiyenin şoförünü eve yollarmış.... Kurtar.” diyerek yüzlerini asıyorlar. Allah insanoğlunu çift yaratır. İşte bizim kürkümüz. Herkes seni pirzola yemiş beller. ceza 43 reisi... zayıf ekseriya hilekar ve insafsız fakat şimdi gözleriyle mahzun derisi ve çizgileriyle sevinen yüzü bu yepyeni lacivert renk arasında. Şefika hâlâ namaz kılıyor mu? Artık kılmıyor.... Namusuna asıl bu dokunsun. Artık sana iftira etmez. Toz toprak olmasın diye. fena mı? Çocuk şoföre benziyormuş. Ne de olsa adliyeciyiz. Pek yaraşmış canım. Efendim altmış lira neye yarar? O zaman sa-tıverseydik şimdiye kadar çoktan.. Anladın mı? Anladım.... “Ye kürküm ye” hikâyesini bilirsin. pantolonuna baktı.. Elbise yaraştı. Bunda namusa dokunacak ne var? Kârlı bir iş. Gardiyan Derviş Abdullah yeniden kalktı. Derviş Abdullah... Mucip almaya. İnat ettiğim ne güzel olmuş. Bir de kasket çıktı.” dedik. Yakıştı öyle mi beyim? diye gülümsedi. Ben bazı bazı akıllı olurum.Abdullah’a ne oluyor? Abdullah duyduğu bir lafı neden başgardiyana söyler? Namusuna dokunmuştur. Şunları satmadığım ne güzel olmuş.. Âhir zaman. ne verirsen öğütür. “Hitamında zengin fakir... sanki vücudundan birkaç adım geride ve yamyassı duruyordu.. Zabıt kâtiplerine benzemişsin Derviş.. hâşâ sümme hâşâ pislik olup helaya düşmüştü. Elli dört lira verdiler. gösteriş devri olmuş. dişini karıştırarak sokağa çık. Doğru elbette..” diyerek. Elbiseyi yaptırdık. “Şimdi her taraf kumaşa boğuldu... İşimiz büyük değil ama. Namaz kıldığında mı bize iftira etti? in DCemal Tahir Namaz kıldığından. Bilinmez mi? Rahmetli Hoca... Abdullah’ın ince... Yallah. boyaları henüz tamamlanmamış bir resim müsveddesine benziyor. Senden gazeteyi buna istedim. “Bu dilenci de ne ister ki ola. İtfaiyede çavuşluk ederken kendisi belediyede yatarmış da. Müddeiumumi bey. Elli beş de vereceklerdi. Âhir zaman mı? Hoca Nasrettin’in zamanı da öyleymiş.. Allah’ın bir hikmeti.. Müstahdemin demek de. evlenecek delikanlıya döndün.. Öyleyse... usul bozulmasın diyerek... Ceketin önünü çözüp.

Elbette iftira.. Vay canına. Sabahleyin ev sahibinin getirdiği suyu. Şefika söylemiştir. şer’an caiz.. Dükkan açacaktın. Burada hep arkadaşız. Olanlardan haberim yok mu sanıyorsun? Derviş Abdullah telaşla gözlerini kırpıştırdı: Ne mümkün. Arabıcıyı savmışsın. Lakin el ne demez. Vay kaltak vay.. civelek. Anladın mı? Anladım. Caiz olmasına âmenna.” dedi..... İftiracılar daha neler söylüyorlar: Beraber arabaya binmişsiniz. Derviş. Gece beraber yatmaya karı razı olmamış. Ağladı fukara.. Ism-i Celâl hakkı için iftira beyim. Sizi kan koca bellemişler de. Ehli zanmış bizim yenge... fesatlık yıkar. Karıya bileziği sen almışsın...... Haram. “Gelir mutlaka” diyerek yalan söylemişsin.. yenge. Lakin beyim.. Şimdi eğer vicdanlı bir kadınsa.. Beraber binmiş gitmişsiniz... Şeyh köyde yokmuş. Arada başka laflar da var... Biliyorum Derviş. töbe yarabbi... 44 Tabii belli bir şey.... “Herif sen evi sattın. hastaneye doğru çekmişsin. 216 \Kaiiax iKoğuşu İşte gördün mü beyim? İftira olduğu belli bir şey. onar liradan ödeyecek.. Dul bir taze. Sorma Derviş. İcabında dörde kadar cevaz var demişler. Aldırma düzelir. Duysalar laf ederler. Töbe yarabbi. Sus bey. Dörde kadar.. Ben almadım. Bu iftiracılar diyorlar ki cuma günü sabahı sen bir arabaya binmişsin. Kadıncağıza ne kızıyorsun... Hani üç gün izin aldın ya.. Zina haram değil mi Derviş?.. Rus’un padişahı “Osmanlı’yı top yıkamaz. şeyhe okutmak bahanesiyle İzollu’ya götürmüşsün.. Otuz lirayı yabancılara borçlanacağına bana borçlandı. Sen. Karının aklına da geldi. Ay ay....... Şöyle yüzüne bakılır.. . Zaten biz niye battık? Kalbimiz fesat. Şart olsun ben almadım beyim. Akim yattı mı? Olmaz beyim. bu kıyafete göre seni yeniden evermeli gitsin. Şöyle kafamızı dinleyemedik ki. Haklısın... Lakin bizi dert yıkmış. İkiniz. Yemin etme......... Vallaha billaha.... Biz kalbimizin fesatlığından battık.. Bugün gene keyfin üzerinde beyim. Allah Allah. ama onu şartıyla söylemişler.. Hastanenin önünde de Şefika bekliyormuş.... Menteşeyi rehinden kurtarıvedim. VS iKemtd uıJıir Ben de sana on beş yaşında bir kız al demiyorum.. O sıra Şefika da hastalanmıştı. Müslüman Müslümana iyilik etmeli. İftiradır.. Ben de hazır evi sattım. Rabbim kuru iftiradan saklasın. Aman nasıl laflar? Sen Şefika’yı. Köye gitmişsiniz..Daha fazlası bile var. Allah Allah. Yatağın altındaki çulu sana vermiş de sen şurada yalnız yatışsın.. Ev gailesi. Lakin bizim niyetimiz zina etmek mi bakalım? Allahım emriyle icabında. Sakın bunda bir it oyunu olmasın. Neden alay edecekmişim? Elhamdülillah dinimiz müsaade ediyor. Elbise kestirdin... Çoluk çocuk... Bunlar ne biçim söz? Sana Şefika mı söyledi beyim? Yok canım. Üstüne basmış..” demiş. Ben her zaman keyifliyim.. Rehine koymuştu. bizim arkadaşların hali malum... Para var... elbette. Ne dersin? Alay etme beyim.. utanmışsın da gizlice dökmüşsün. Gece size damda bir yatak sermişler.

. Düşündükçe ben sana hak veriyorum. Ya kadınlar nasıl unutur? O kısık sesli. inanmıyor besbelli. Dökme yok. Öyleyse haklısın. yalnız kendilerini bilmektedirler. daima yalan söyleyen ve yemin eden hayvanı nasıl unuturlar? Demek “Olmaz. bana söyledikleri gibi mi oldu.. Allah için şahitlik edecekler gene de para istiyorlar. ayrı ayrı otururlarsa. Bu işi evden duymadılar mı? Duydular. Derviş önü karnına kadar açık yerli bezden gömleği.Altı çocuk babası bir adama Allah’ın böyle bir emri yok. soluk soluğa fısıl fısıl yaşadıkları bu faciayı. “Şehvet uyandı mı.. ömründe bir kere olsun düşmemiştir ki?.. Ayaklarında getr. insanı rahatsız edecek derecede sakindi. bu gülünç hale. Boşanma işi ne âlemde? İlk mahkemeye gittiler. Bir de Übermenş diyorlar.. taşbasması bir resim asılmıştı. ben şeyh efendiye danıştım.. Doğru söylemek bu devirde günah olduğundan bedava şahitlik edemezler. olmaz. Murat. Derviş? Ayrı mı yattınız? Gardiyan Abdullah kapıya bakarak sesini kederle alçaktı: Duyduğun gibi beyim. Haa. rezilce yalvaran..... Karı gözüme girdi beyim. “Tuu Allah belamızı versin.. sabahın ilk saatlannda başlayıp gecenin yirmi birine kadar asla kesilmeksizin devam eden beton mahpushane binasının öfkeli ve ümitsiz homurtusunun . Abdullah’ı nöbete çağırdılar. taşların 45 üzerine oturmuş. Başında harp kasketi.” dedi. âlemin karısına benzemez... Dünyadan haberi olan Murat. Hemen kötü derler. uzun paçalı donuyla alacakaranlıkta kurt gözü gibi parlayan aç ve yalvaran gözleriyle fısıl fısıl konuşuyor. Burada. Ne halt edersen et... Bizim milletin on parmağında on kara. Verilecek. göğsünde de başka bir dürbün. Bir gülüyor.. bu kadarcık şeyi bilmezse ayıp.....” Erkekler... Horozlar ötmeye başladı. Murat gülümseyerek gerideki ihtiraslı geceyi düşündü.. Ne diyorlar? Benim karı.. Evet aptest alıverdik.. imana gelmedi. Lakin şimdi olmaz. Şahit götüreceğiz. Ev sahipleri duyacak diye zorlayamadım. sevgili vasıta oluveriyor... “Ben istemem.. Sen de suyu sabahleyin döktün..” demelerine rağmen onlar da her zaman aynı haldedirler. Var beyim. geberecek kadar aç. hakikat.. Vallaha bağırırım. Bu rahatsızlık. Olursa iş suyu. uzaktan Istanbullu’nun miyop gözlerine alacalı bir perde çekilmiş küçük bir dolap gibi görünüyordu.” Gece. haydi kendi aleyhlerinde olduğu için kolayca unuturlar. Töbe yarabbi. Hangi erkek bu sefil... olmazsa aş suyu. Dünya düzen olmuş.. haklarını geçirmezsen dedi. Bu Şefika’da yarım nefis bile yok.” dedi. Yalnız kendilerini düşünmekte.... Nikahı bir kere kıydıralım. Bir topçu dürbününün yanında. Köyde. Atatürk manevralarda. Bir karı namusuyla çalıştı mı?. sekiz tane portatif karyola vardı.. Ne dese beğenirsin: “Ben istemez miyim? Ben de istiyorum.. Demek namuslu bir karı olduğundan günaha giremedi.. Ne dedi? Eğer birbirlerini kıskanmazlarsa. ¦’•”’ ¦ ‘ ZKemal Tahir Şahitlere beşer lira verilecekmiş.” dedi. bir kızıyor. Doğru söyle beyim. Ayrı ayrı oturtmaya senin gücün yeter mi? Evvelallah yeter.. gardiyanların yatak odası olarak kullanılan cezaevi revirinde yalnız kaldı. Şuursuzluğun her çeşidi alçaklık.. Onlar da haklı. Hemen kötü derler de. Fısıl fısıl yalvardım.. “Karıda dokuz nefis var. 218 Üianlar [Koğuşu Vallaha. sana bunları kim anlattı? Birisi anlattı. Niye şaşkın Derviş?... Allah belasını versin.” derler.. “Besleyecek sensin. Duvarların beyaz çıplaklığı içinde bu resim. Sabaha kadar yalvardım. Allah adammış. Korktu. Aptest aldım. Duvara.

yeni harflerin bünyesine uymaz hale geldiği anlaşılıyordu. kelimelere ister istemez tesir ediyor. fikri bir işten ziyade. yazdığı hikâyenin bazı yerinde düşünmek için duraklayınca. mevzuu kendi kendine bir müddet unutturup sonra her nüshayı ayrı ayrı zamanlarda tashih edip sonra bu üç ayrı nüshanın tashihini karşılaştırarak en güzel şekli tesbit edermiş. Bizi de.. siz de bize bakarak halinize şükrediyorsunuz. Galiba Amerikalılar..” diye düşündü. “Katil” ve “Kalp” kelimeleri de bir türlü “imlâya gelmiyordu”.. pratik oldukları için. Dün gece de sen bu nöbeti bekledin? Dün gece İbrahim’in yerine bekledik. Murat makineyle çalışmaya bir türlü alışamadığına kızıyordu.. Murat bir cigara yaktı. El yazısında düşünmeye pek benzeyen tanıdık.. Demek ki nöbet değiştiriyorlardı. gardiyanlara bakıyoruz da biz mahpuslar halimize şükrediyoruz. Hem böyle söylersin..... Töbe Yarabbi. 320 \Kjariax IKoğuşu Büyük kağıtlarla dört buçuk sayfa yazmıştı.. ekseri Fransız muharrirlerinin parlak. Mesela işte. bedeni bir iş yapmaya benziyordu.. Ne istidası?. nöbet beklemek bahanesiyle şurada sersem sersem dolaşmamız yok.Biraz sonra. Galiba Duhamel müsveddelerini böyle yazı makinesiyle üç nüsha çıkarır. Kime yazıyorsun? Türk milletine. Canlı gibi. süV9 ZKemai Tahir kutu şiddetle duyuyordu. tezatlı ve bir parça ters üslûbu olmayacaktı.kesilmesinden ileri geliyor.. Allah razı olsun Derviş. Olup biten işlere dair bir istida.. 12’den 2’yi mi bekliyorsun? 46 Evet. Elde edeceği netice herhalde. Bereket versin. Bu çalışmanın bilhassa yazısını parlaklıktan ve şairanelik-ten daha kolay kurtaracağını umuyordu. Senelerce gazetecilik ve muharrirlik ettiği ve hemen hemen bütün büyük muharrirleri yakından tanıdığı halde böyle çalışanlara hiç rastlamamıştı.... Dışarda ayak sesleri duyulunca saate baktı: 12. bizim de kurtarılmamızı talep ediyorum Derviş. Sırtı ağrımıştı... Bir de müsveddeyi eski harflerle ve el yazısıyla yapmak. Bekleyin bakalım. Uzun müddet mahpusta “yatanlar” iskemlede oturmayı unutuyorlar. hem de gidip rahatça uyumazsın beyim. Bizi daha acınacak halde buluyorsunuz.. Buna karşı daktilo... bir yaklaşıp bir uzaklaşarak kendisiyle şakalaşıyor.. istida. Şunu bitirip kalkacağım. çocuklarımızı da 321 . . Kolay gele beyim. “Beterin beteri var!” diyorsunuz. Neden? Bizim hiç olmazsa uykudan uyandırılmamız. Murat. Sükût ne acayip şey. rahat bir hal vardı... kısım kapılarının asma kilitlerini birer birer yokladıktan sonra daktilonun sesine geldi. teknik vasıta eserin ruhunu çekip çeviriyordu.. bir aletle uğraşmaya. Ne bu? İstida mı? iyi bildin.. bunu tecrübeye karar vermişti. şairane. “Tabii” kelimesini yazmak zordu. Sizin de. temiz bir odada -koğuşların her çeşidinin Allah belasını versinbir yumuşak divanda sırtüstü yatmayı ve eserini “kâtibine dikte etmeyi” hayal ederdi. “Şunu makineden çıkarıp yatmalı. Müdüriyet odasının yüz mumluk çıplak ampulü küçük odayı beyaz bir ışıkla doldurmuştu.. Ancak daktiloyla yazarken Arapça ve Acemcelerden hangisinin tamamıyla eskidiği. Doğru. Her zaman böyle sırtı ağrısa perdeleri yarı kapalı. gardiyan Derviş Abdullah. Murat. Saat yarıma geldi. Sanki arkasında durmuş. Tabii.

Sonra gülümseyerek.” demiş.” dedi. Günaha giriyorsun. Alay etme beyim. Biz de bir ucundan Rus’a vurmalıyız. Rus’u önüne toparlayıp Moskova’ya kadar Atatürk kovaladı. Neden? Millet nasıl kurtaracak? Kendisi Mehdi bekliyor. Neden meraklanacağım... iki sene evvel bir laf vardı. Yardım edilecekse harbe girmeli. “Vay canına... Baksana pahalılığa. müdde-imumi muavinleri konuşuyordu. Allah izin verirse dolduracağım. Gerisini ben beceririm. Murat kağıtları topladı. Bir müddet. On dakika sonra Derviş gene geldi. J22 ödıriar [Koğuşu Ben de o fikirdeyim. konuşmadan daktilonun sesini dinledi. Kolayı var. Rezilin biriymiş. V-1 öiemal Tahir Yukarı çıkıp odasına girinceye kadar hiçbir şeyden şüphelen-memişti.. Bu Alman’ı yenemeyecekler beyim.. Şimdi de Rus’un ordusuna kumanda ediyormuş. Yüzün sapsarı olmuş. Rus ordusunun Alman’ı sürmesinin sebebi bu. Paşamız da buna öfkelenip Rus tarafına geçmiş.” dedilerdi. Zaten biz vurmasak da kazanacak.. ince boynunun üzerindeki kalın kafasını sallayarak dışarı çıktı. Alay ediyorsun beyim. Herkes böyle söylüyor beyim.. ...... -Bu cümle. Mehdi bekliyorsa mutlaka kurtarır. Derviş’i sevda kurnaz etmiş. Olursa bu kadar olur canım. Geri çekilmesi hep oyun. Müslüman olduğu için biraz oynakça.Olursa bu kadar olur. Herkes öyle söylüyor beyim. Ben de zaten gidiyorum. Eskiden.. sümme hâşâ... Anladın mı? Anladım. Pahalılığın sebebi bizim gâvurlardan. Allah Allah.. Lakin ordu Moskova’ya 47 dayanınca Hitler rezili. Adnan Bey dedi ki.. Muharebeden ne haber? İyidir. Bugün adliyede.. Derviş. Atatürk’e falan ihtiyacım kalmadı.. Haydi arkasını da yarın akşam yazarsın. gizli din taşıyor. Murat’ın kağıt değiştirdiğini görünce sordu: Bunu da mı dolduracaksın beyim?. Haklısın Derviş. Ekmeği Alman’a satıyorlar. Hâşâ. Töbe Yarabbi... Eğer “Mehdiye henüz ihtiyaç yok” demiyorsa kurtulacağımıza şüphen olmasın. Orada birdenbire durdu... Müslüman. Biz de kırılıyoruz. Artık yenerler.. biraz düşündü. Doğru. Biz de vursak Alman.. “Gayrı benim..... Alman ordusuna kumandan olmuş. Fransız’ı Atatürk yendi. İngiliz kalleşlik ediyor. “Töbe Yarabbi.. yani Alman’m kralı...Oiemal rTAür bu rezillikten kurtarsınlar diye. Dostumuz olduğundan tabii yardım etmeye mecburuz.. Allah’ı kandırırım. “Bizim Hükümet erkekse vurur.. Bu kış yenemezlerse yazın onları gene kötületir. Ne yapıyor bu Mustafa? Köylü kısmı ne yapar? Komşusunun ırzına dolaşıyor.. Hele şimdi hiç durmamalı. Keyfine bak.. On dakika sonra tekrar geldi: Yoruldun beyim.. Sorma.. Neye dair yazıyorsun? Yamörenli Mustafa’ya dair.. Alman ordusuna kumandan olmuştu. çıkardığı kağıdın son satırıydı. “Mustafa Kemal Paşa ölmemiş. harbi kazanır öyle ya? Tabii kazanır. Gavurlar birbirlerini kırsınlar.. meraklanma..” derim. Hitler. Alman neden böyle halt etti dersin? Çünkü malum ya... Dövüşüyorlar.

Sen kendine bak. Dairenin elektriği. Hükümetin makinesiyle mahpus kısmı yazı yazar mıymış? Kocaman elektrik yanıyor.. Arabaya hastanenin önünde bindiğimizi nerden biliyor? Birisi görmüştür. yat artık. sonra sana emanetim ha. Yok canım. Ben sözümün üzerindeyim. Kendisi gevezelik ediyor da. Nalınlarını mahsustan daha fazla şıkırdatarak apteste gitti. Mutlaka sen bana kağıt yaptırdın.. Aşağıda beklediği fısıltı başlayınca merdivenin başına geldi.. Gardiyan Derviş Abdullah ile Gardiyan Şefika merdivenin yanındaki aralıkta durmuşlardı. Düşer de bayılınm.. Odasına çıktıktan sonra. Ulan insafsız.... utanmamışsın da. “Kalk gidelim... diyememişindir.. Sen de beni öp.. Yapamaz.....Allah’ın hikmeti canım. Kız burası alacakaranlık..... Huyum öyle. 48 Dur bakayım. Sen beni rezil edeceksin. Sus kız. Seni köpek gibi yalvartan ben değil miyim? Bir de güler. Müddeiumumiye söyleyeceğim.. Şefika birdenbire ayağa kalktı.. Yarın ben beni. Dedim. İkide bir yukarı çıkıyorsun. insanın içini ürperten kısık ve hain bir sesle sordu: Nöbete sen yeni mi kalktın? Hayır.. Ne dedin Murat Bey’e?. Üşüyorum. Gülme rezil. Acele soyunup pijamalarım giydi.. Bana mukayyet ol. Yalan.. “Dur” dedim. Benim elimi.” dedim.. Şu elini ver. Ben utanırım. Bir delilik yaparsa. Bu herife yüz veriyor.. dilimi bağladın. Şefika. Ben utanırım.. Haberin var mı. “Vakit geç oldu. Namusumu mahpuslara karşı paymal edeceksin. Fena fikirle gülmüyorum. Karılar uyanır. Ben yatıyorum Derviş. bir gören olur.” de-seydin. V4 \Karitu ÜKoğu^a “Haydi artık geç oldu.. Yüreğim kalktı. Ben bir şey anlatmadım. Herifin suratına gülüyorsun.. Şefika. Neden öyleyse çağırmadın? Murat Bey yazı yazıyordu. Biz Derviş adamız.... “Dur” dedim. Dur. Dedim. Kabahat müdürde. Duydun mu? N’olmuş? .” dedi. senden tastamam isterim... benimki beni vuracakmış? Kim vuracak? Kocam. Sen köyde olanları anlatmışsın. mühim ve karmakanşık bir işe nereden başlayacağını bilmeyen rahatsız hareketlerle mütemadiyen ayak değiştiriyordu. Evvel Allah’a. Ben gülmüyorum. Yoksa senin ağzını mı aradı? Ben sır vermem.. Hep yapamaz dersin. Bırak. belimi.... Bir de alay eder.. Bizden bir vakit sır çıkmaz... Demeden kalkıyor mu? Neler yazıyor? Hükümet düşmanı bir adam.. Haydi bir daha öp de. Beni yatakta göre-mezlerse laf ederler. Kendi mabeynimizde utanmak ne demek? Utanırım. Oğlan cahil.... Derviş.. Dur kız. dedi.. ¦ ?25 ZKemal Tahir Bırak.. Gidiyorum.” demezsin. Benim yüreğim çabuk kalkar. Şuna bak.. Sen gardiyan değil misin.. Senin kocan adam vuramaz. ortada durup şaşkın şaşkın düşünen Abdullah’a. Dönüşte. Sen benim nasıl karı olduğumu anladmsa anladın. takunyalarını bırakıp ayağına terliklerini geçirerek hazırlandı. Oğlana vurduracakmış...

Hayasız bir mahlûk... Bir de müddeiumumiye gider halt edersin. O da var. Vay.. Bir yatakta yattık da bir iş yapamadın. korkak ve gülümseyen bakışlı büyük baba.. insanın yüreğini yakan bir ateş vardı. “Öyleyse canın çekmemişti. mağlubiyet karşısında hissedilen büyük bir acı duydu. Defol. Gel. Uzun.içeri girdi.. Hakikat.. Beni paralarlar sahi. Postacıyı katır hırsızı diye vuran dört tane Kürt’ün en yaşlılan. Bırak elimi rezil. sahteye benzeyen fakat dehşetli yakıcı harareti gibi bir şey.Bir ses var. O gece ben “Olmaz” dedim ama sen bir de bana sor... Mahpushane bunun burası... “Hayvan sürünün içinde de tek basmadır. vallaha şaka ettim. Geeel.. Odun alevi gibi sahici değil ispirtonun mavimtrak.. Haydi ordan. Çocuklarının başı için. Dur.. Yetmişlik Kürt. Bir adım gerileyip kolunu kurtardı.” Yazı yazmaya çalıştı.... Derviş Abdullah yalnız kalınca beton binayı derin derin inleten bir kuvvetle içini çekti... tek başına ahlâksız oluyordu... Çekmez mi? Ölüyordum. Seni paralarlar. Hatta öksürmesi bile Türkçe olmayan. Hal-buysa karının dokuz nefsi var demişler. hafif. Bu laf da mı vardı? Şaka ettim. ihtiyar bir öksürük koridoru doldurdu. Üst kat koğuşlardan birisinin kapısı açılıp kapandı....... sen nerden bileceksin. Sonra da uyuyamı-yorlar.. Zorlasam razı gelir miydin o gece? Gelmezdim.. Murat bu öksürüğün sahibini artık tanıyordu..... Kelimeler yan yana gelmemekte inat ediyorlardı. Düşünüyorlar. Yoksa hepsinin dişisi de. Gündüz hepsi kurt gibi bakıyor. Ben ettim sen etme velinimet. Kalçalarını mahsustan kıvırtarak hızla karılar koğuşuna girdi.... Murat. Murat... Bırak. O 49 sebepten tabiat onun kanını galiba senede bir mevsim kımıldatıyor. dedi. Bu iç çekişte. erkeği de açlıktan geberirdi... Saat ikide yattı..... Ben karılığımla sabrediyorum. Erkek sabırlı olacak. Kapı bir daha vurldu. Ses çok olur. Sen nerden bileceksin. Bir sıçrayışta yanına gelerek eline sarıldı. İnsan. sonra sen velinimetimsin. 327 DCerrud Tahir Kapı vuruldu. Adam vuruyorlar... Beni şimdi koğuşa götürsen ne yaparlar? Lafa bak. Ben sabırlı adamlan severim. Şefika gene kısık ve hain güldü. Dünya üzerinde evvela Allah. ölüyordum. En çok kansız kaldıklarından uyuyamazlar... Acayip bir ateş. Bir salkım üzüm yedi. Sevgilinin başı için.. Tuu. 226 öiardar DCoğuşu Öyleyse canın çekmemiş. diye bağırdı.. Aman velinimet.. Murat bu sefer. ıslak. Topuklarını birbirine vurarak durdu ve belinden yukarsım tamamıyla bükerek selam verdi. Remzi Efendi -Şefika’nın kocası.... Duvarlara ümitsiz ümitsiz baktı. Derviş ayaklarını sürükleye sürükleye adeta iç çekmesinin arkasından bütün varlığıyla sürünerek mahpushanenin ara kapısına doğru yürümüştü.. Namussuzların gözünü uyku mu tutuyor.. Sen misin? Bu ne yüzsüzlük? Velinimet.. Çekmez mi.. Ayak seslerini Derviş’in işitip işitmemesine aldırmadan Murat odasına girdi.... Ben de seni paralarım..” Yutkundu.. Bir de utanmaz herif... Sen sabırlı adamsın. . Terbiyesiz.

İrz düşmanı Derviş. Oğlunu tevkif ederler... Bırak da derdini anlat. Bu sabah sordum. Benim gibi köpeğin kusuruna bakmazsın..... 228 ZKarüar ÜKoğuşu Anasını vuracaksa. “Şefika buraya geldi mi?” dedim. Bir arkadaş. Ciddi mi? Vallaha kaçtı. Güveyleri de fabrikada çalışıyor ama gececiymiş.. Adam öz anasını ağzından öper mi beyim? Tu Allah belalarını versin. Doğru bir söz.. Derviş’in kapısını da bir çalan bulunur.. Bileti kesmişler de trene binivermişler. Karı beni görünce kaşlarını çattı..” dedi. Sen vicdanlı bir insansın.. Edebi edepsizden satın almalıymış. Ben her sabah gelip soruyorum. Kaynana öz ana sayılır. Muhtarın evine misafir olmuşlar. Okuduğun Kuran seni çarpsın. Geçen hafta arabaya bindiler de köye gittiler. Hamamları birer birer dolaştım.... Yok canım. Sen peygamber imişsin. Sonunda geri döndüm. İftira olur mu? Ben takip ediyorum. Hem de. “Çalmayan mı kaldı?” diye bir sorsana velinimet... Ayaklarını öpeyim beyim.. İstasyona koştum. Çocuklar da öldü. Yemin etti. İtfaiyede iken itfaiye şoförü bunun evinde yatar kalkardı... Bu sabah uğradım. Uğramamış. Töbe Yarabbi. Vallaha yalan değil. “Çalma kapıyı çalarlar kapını. 50 229 Kemal ToKir Merak etme. Çocukların ahi yeter. Kaçmışlar. Gitmişler beyim. İstasyona doğru gittiler.. Yok olmaz. İspat edersen elbette tevkif ederler. Bir güzel seyrettim. iğfale kapıldım. Uydurma. Karısı güveysini leğene oturtmuş yıkıyordu.. İstasyon Caddesi’ne çıktım. . Hamama gitmemiş.” demişler.. Bana çaktırmayacaklar. ben de öldüm.. Ertesi gün Karakaya’ya gittim..” dediler. Arabaya Şefika’yı hastanenin önünde bindirdi. “Erkenden çıktı.... Ben de eşek gibi bir adamım.. Sen peygamber. ahbapları dolaştım. Neticede Derviş olacak namus düşmanının evine gittim.. Bunlara dam üstünde bir yatak sermişler... “Senin karı bir herifle beraber arabadaydı. aman Alahım. Yahut korkuturlar da vazgeçer.. Tevkif mi ederler? Aman allahım. Şefika’yı baştan çıkaran Derviş.” dediler..Beni iğfal ettiler velinimet.. Sarı yanaklarından büyük damlalar halinde gözyaşları yuvarlanıyordu.... “Şefika’yı istanbullu baştan çıkarıyor.... beyim.. Elini öpeceğim. Karakola söyledim. Arabaya. “Sizin aileyi Karakaya köyüne bıraktım....... Eğer Şefika oradaysa saklanmasın diye pencereden gizlice baktım.. Orada n’arıyorsun? Aman beyim. Bırak. Oğlan anasını vuracak.” dedi... Öğleden sonra arabacıya hükümet meydanında rastlayıp sordum. Öldük.. Karı nerdeymiş? Aman beyim haberin yok mu? Yok. Gizliden bıçak peydalamış. Çocuklar gece gündüz çığrışıyorlar. gözünü yumdu. Belki bir fenalık yoktur.. İslam dini aşikâre. “Karı burada olmadığından biz oğlana bir şey diyemeyiz. Arkaları sıra biraz gittim. Bize bir çare. Gizliden nöbetçi gardiyana soruyorum.. Aman beyim. Neden sonra açtılar. Kapıyı vurdum... Asıl şimdi müddeiumumiye git.” dedi. Başlarım peygamberden. Kızla büyük oğlan işe gitmişler. Beni Derviş Abdullah olacak ırz düşmanı aldattı... tekrardan buraya gelecektim. “Burası kerhane mi?” diye ağzını açtı. Çift atlı arabaya benim gibi hasta bir herif yetişebilir mi? Nefesim tıkandı. Belki iftiradır.. Muhtar onları karı koca zannetmiş... “Ne istiyorsun?” diye sordu. Bohçası da kulundaydı. Komşuları. hiçbir şey duymamışsın.. Şefika bu sabah Malatya’dan kaçtı. Hem de çarpar.. İstasyon polisi tanıdıktır.

¦ ¦ • m üiemal Tahir 51 Sahi beyim. sabaha kadar ağlıyorlar. üç gece evvel merdiven altında dinlediği konuşmayı hatırladı... Bana günahtır. Ben yazamam Remzi Efendi..” dedi. Meraklanma gelirler.. Varsın desin.... Malum ya.. İstanbul’a mı? Koştum Derviş’in evine..... Eğer bunların cümlesi Aîlah’tansa güzel etmez mi? Aferin. Hem de Şefika belki sakinleşir de doğru size gelir. Yahu.. Eğer Remzi Efendi iftira etmiyorsa.. Yeni gelin gibi türkü söyleyerek avluyu süpürüyor. “Benim kan. Sabahleyin Küçükleri savuşturmuşlar. “Vallah güzel etmiş IBillahgüzel etmiş I Tallah güzel etmiş / Allah güzelim netmiş? / Netmişse güzel etmiş.. Tekrar Murat’ın eline davranacak oldu.. Neden beyim? Müddeiumumi’ye karşı ayıp olur.. Değirmene.” buyurmuşsunuz. Bir zina davası açalım. o zamandan beri kaçmaya hazırlanmışlardı. Onlar yakında gelirler. Bin beş yüz lira çabuk tükenir mi? Şefika altın diş yaptırdı. Küçüklere merhamet et.. “Benim istidalık işim yok. çıkıp gitti. Senin için hava hoş ama.Nereye? Tahkik edemedim. Yemekten sonra duvarlara bakıyor da içini çekiveri-yor. Evlatlarımın... Eğer Şefika beş on para ile gelirse bu temiz işte hiç kimse zarar etmemiş olacak. “Bunun da ciğeri yanıyor. Mahpushane ve Malatya firari gardiyanları tamamıyla unutmuşlardı ki -bir ay sonra. Büyük olan anasına düşkündür.. vicdanlı bir zatı neden mahpusa koyarlar. Murat.. Gel utanma beyim.. Ciğerin yanıyordu DCanlar !7Cojjuşu sa istidayı verirsin. Sonra zina davası açarsan boşanma davasını kolaylaştırırsın. Remzi Efendi. Öyle ya... Allah sebep olanların belasını versin. Oğlan..bir yağmurlu ögleüzeri Derviş Abdul- . Derviş evi satıp güveysine sermaye verecekti.. Pekala... Keller ölüyor.. Allah senden razı olsun. Halden anlıyorsun.. Sen vicdanlı bir adamsın beyim. Ben evlatlarımı severim bey.” dedim.. Erkek kısmı.. Hay toprağın bol olsun Erzurumlu Hakkı. Omuzlarını sarsarak ağlıyordu. “İstida verelim.. Bu kadar yemin istemez hazret. Ben kime yazdırayım? Bu namus meselesi velinimet.” dedi... Zina davası.. ben utanırım. Adana’ya mı.. Mersin’e mi.. Suç senin karın olacak kızgın orospuda... Allah razı olsun beyim. Yüreğim parçalanıyor beyim.. Kan güveysini kurutmuş da yatağa yatınvermiş. “Rabbin bir hikmeti canım. Cebinde bin beş yüz lira varmış.” diyecek.... Para yemeğe gittiler. Kansız ev suyu çekilmiş değirmene benziyor.... Bence istidaya lüzum yok. însan herkese açılamıyor.. Evlatlarımın yüzünden.. Bir yanık istida yazarsın. Müddeiumumi. Birdenbire boşamverdi. Bir yanık istida. “Cehennemin dibine.... Paraları biter de. Ankara’ya mı.” dedim. Ne yapalım beyim? Aman bana bir istida yaz..” diye güldü. “Karmm teslim olmamasının sebebi ateşi söndürmemek içinmiş. kuyruğunu sallamayan kancığa çıkmaz. İkisini de kelepçeleyip buraya getirsinler.. Demek. Yara boyunlarına düştü... Olmaz. Herif evi sattı.. bir kere bizim Şefika ile adımız çıktı... senin herif kaçtı. Demek yazmayacak mısın? Yazmayacağım. Senin gibi akıllı... oğlan da sermayeyi bulmuş. Ben mi istida yazacağım? Allah’tan aşağı senden başka kimimiz var ki velinimet.... Ben kelleri de severim.. Gece... Değirmene benzer... Doğru söylemiş. Altın dişli çeneye para dayanmaz. Değirmene benziyor...

Yediğin içtiğin senin olsun. Zıpkın gibi m ‘Jiarûar !3Coju^u orospu.... Şimdi orada mı kaldı? Dinle beyim. Yeleğin cebinde bir tek beş yüzlük banknot kaldığını biliyor. Baktım parayı götürecek. Nerdesin bakalım. “Sinemaya” dedi. Besbelli onun da hızı geçti.. Sonunda baktım paralar tükeniyor. Nasıl gelmiş? Dört yüz liraya aldığım eşyaları iki yüz liraya satmış... Sonra konuşuruz.W \Kurdar lah. Otele indik. “Haydi sen git. Meğer kahpe. İşte geldik hitamında beyim. ayıptır söylemesi bir daha giyinmedi beyim.. Evvelce de zayıf olan yüzü büsbütün iskelet kalmış. kocasından.. Bizim şeyh efendi çaresini bulur. Domuz gibi de rakı içiyor.. Töbesi kabul olurmuş. Demek para tükenmedi. Hitamında biz kahveye kaçar olduk. Ben dünya yüzünde böyle kahpe görmedim. Tek başıma hak edemiyorum. Aldırmadım.. Sanki Murat’ın mühim bir işini görmek için gitmiş gibi. Biz bastık geldik.” dedim. Hoş geldin Abdullah Efendi... Yeniden ev kurulacak... İki gün oluyor. gittik.. yeni yaptırdığı yerli lacivert kumaştan elbisesinin havı dökülmüş... Demek ki o kadar.. yakaları leke içinde pantolonunun dizleri -tıpkı Remzi Efendi’ninkiler gibi.. diye gülümsedi. bir yatak. Karı? Bıraktım. Kendisini kandırmışım da evinden.. Birdenbire cebimizden kaymeyi aldı. Ne mümkün.. Nasihat verdim. üstüne çullandım. içeri girdi. 52 Ümidim şeyh efendide. İstanbul’da akrabaları varmış oraya gideceğiz. Lakin her tarafını gezemedim. Meraklanma.. Haklısın bey. Üç günde gönüllerini aldık.. yerleştik. Bize iş bulacaklar. Cigaraya başladmsa bir tane yak.. Seni de içkiye alıştırdı mı? O karılığı ile içerken bizim içmemiz olmayacak.. gördüklerini anlat.. Allah affetsin. Nerelere gittiniz? Buradan doğru İzmir’e gittik. Tanıdık bir ses. fuar çoktan kapanmış. Beni gebertecekti nerdeyse. tencere. Her sözün cevahirdi. gelmiş. kurnaz ve insafsız Derviş gözleri tamamıyla çukura batmıştı. Domuz görmüş gibi oluyoruz.. Benim de niyetim o. içmem. “Hele kolay. Ne hali varsa görsün.. Kan tutturdu.... kilim. yavrularından etmişim. Biraz çekişti. Kapı çalındı.. “Biz gayrı karı koca Jİ2 ÜKemol lakvr sayılırız. . yorgan. Hep yatakta.. Cilvesi evvelki gibi yüreğimizi oynatmıyor.. tabak aldı. kocan evde mi?” diye soruyor. Odayı tuttuk. Bir soyundu. gittik. Olmadı Derviş. Lakin kan bırakıyor mu? Vay beyim.... İzmir güzel memleket beyim. Benimle kavga ediyor... Biz de içtik. Seni dinlemedik. Üç gün sonra yemek yediğimiz lokantacı bize bir oda buldu. Çocuklar biraz ağladı. Karı gidip baktı. Bayan nerde? Otelde. Bir karyola. Töbe Yarabbi.” dedim. Başladı bağırmaya. Benim karı da gittikçe öfkeleniyor. Biz gittik. Lakin şeytanın igvasma kapıldık bir kere. Trene atladım. “Kız... lştihalr imiş beyim.. Baksana suratıma.dışarı fırlamış olarak Murat’ın odasına girdi. “Çalgı yerine” dedi.. Bir gün istasyona geldim.. Gönlüm de karıdan geçti beyim... Bizim çocuklar da bize yardıma geldi.... Cumadan cumaya.. Bilet aldım. yeleği kollarmış. Ben yatıyorum. Bir de iş bulup kalmalıydın.. Şefika’nm sesi. bir sabah yatıyorum.” diyecek oldum.

Sonunda naklederse gelecek... kemiklerini kırarım!” dedi. Sesimize komşular koştular. Lakin ben korkuyorum.. Hitamında. Zorla üstünü başını aradık. Şimdi iki gündür otelde. Beraber mi? Beraber. “Ben Abdullah’tan vazgeçmem.. kocasına meseleyi anlatmış. Aman banknot.. Şuna bak. Dönsün. Nasıl hep beraber? Basbaya. Muharebe. Komşular meseleyi duymuşlar... Şefika diyor ki: “Orada fabüiartlar ‘JCoğuşı rikaya girersiniz.. Doğru bir söz. İmana gelmedi. Yaşarız. Ağa diyor. Sonra kocası neredense duymuş. Eee bu güzel doğrusu.. Otele yerleştirdim. Gündüz gidiyorum. Ne güzel. Gi-ZKemal Tahir dip karıyı karakoldan kurtardık... biz vurduk o sövdü...” diye bayıldı. Demek şu kadar zamanda karıyı özlemişiz.. Büyük oğlu da bizimle beraber oturuyor. Polisler geldi. Aferin.. Yanlış. İyi ama. karı.” demişler. Şimdi hep beraber Adana’ya gideceğiz. Çomakla ellerini açtık para yok. Hemen gidip bozdurdum. “Artık Malatya’da rezillik gökyüzüne çıktı... Kocakarı suratına dönmüş. ben yalvanrım.. Alman gibi. Başladık kötekiemeye.” diye şekva ettim. Benim sözlerim çıkmadı... İnsanoğlu utanmaz bir mahluk beyim. Ben göğsüne oturdum. Ben koştum. Neden? Karı koca başıma bir bela getirirler mi? . Oğlan burada ustabaşı..... Aman para. benim herif de gececi olur. Parayı söylemez. Konuşmuşlar. Mecbur oldum karakola gitmeye... Bankada değiştirirsin. Gece yansına kadar oturuyorum... Üç tane erkek olduk. Remzi Efendi de mi? Remzi Efendi.. Teslim olmuyor.” dedi..” demiş. Parayı cebri aldı. Yavaş yavaş alışır. Biz Adana’ya gidelim. Hacı Mustafa iki eliyle karının bir elini yarım saat uğraştı açamadı.. Öldüm. Oradan beş yüzlük banknotu çıkardık... Bastık faydasız. “Öldüm. Beş yüzlük ortada yok. Ben Şefika’mn seni şikayet edeceğini düşünmüştüm. Bu sefer uğraş ki ayıltasm. canını kurtarmak için karakola sen koşmuşsun.. Kavga sırasında parayı sandığın altına atmış. karı eve gitmez. Baksana..” diyor.. Kuvvetten düştü.. bir de küçükleri götüreceğiz. O zaman yerini söyledi. Yalvardı. Biz vurduk o sövdü. -İyi. Şimdi bu böyle devam mı edecek? Ben asıl sana bir şey danışmaya geldim. “Sen benim erkek kardeşim olmuş olursun... Herif yalvarır. Töbe Yarabbi. Parayı gene söylemez. Demek oğlan gelmiyor. Muharebe oldu desene Derviş. Kan. Sanki ben anasını İzmir’e tedaviye götürmüşüm.. Birisi ayaklarına bastı.. ben. Birkaç tane de kırbaç yapıştırdı.. Bumburuşuk olmuş. Bu rezilliklere karşı hep senin sözlerin aklıma geldi. sen gündüzcü olursun. Oğlan da gelince somurtuyor. Hep söylediklerin çıktı beyim.. Karakola gittik.. “Evimizi bastı.İkimizi de dut gibi sarsıyor.. Kaçamak yapıyordunuz değil mi? İyi bildin.. beni buldu. iyi vallaha. 53 Sana da baba mı diyor Derviş? Baba demiyor.. Sonra. Yoksa buna sen itiraz mı ediyorsun? “Komşular ne der?” diye sordum. Ayıldı. Komiser kızdı: “Senin hakkında zina istidası var. Butlarına.. Sokakta bir rezillik oldu ki beyim hiç sorma. Oğlanı öteberi almaya çarşıya yolladıkça.

Nasıl bela? Beni kaybederlerse. Neden zahmet edeceksiniz. pek harap bir haldeydi. ilk soğuklarda zemheriden fazla üşüyordu.. Şefika da seni görmeye gelecekti ama “Eli boş gitmek olmaz. Sıcak bir odada. “Gelir gider!” diyor. Erkektir... bugün canının sıkılmayacağına emindi. Kapıyı. içinde taşkömür yakıldığından arka tarafı çizme koncu gibi buruşuk saç soba. Kan da öyle diyor: “Genç oğlanda et misafir!” diyor.. Kaynana kısmı. Demek bir korku yok mu? Yok. elbet kıskanır..... Yağmurlu havaya bakarak böyle bir günde hiçbir sebeple dışarı çıkamayacak olduğunu düşündü... Zarar vermez. yazın sıcağına alışmış vücutlar. Üç paket Köylü cigarasıyla bir kutu kibrit getirdi... Murat.. Derviş ayağa kalktı.. İstida verip hapse koyduramazlar mı? Böyle işlere kanun bir zaman karışmaz.. zannetmem. Belki mektuplar gelir. Selam söyle.yutarak odayı derhal ısıtıyordu.. çürük bir göz gibi mosmor duruyordu. Yarın da gazete günü. Onlar da burada geçinirler. biraz daha şişmanlamış olarak çarşafını savurarak mahpushaneye geldi. Gençtir. Murat. Merhaba küçük hanım. Anlarsın ya. mahpusluk daha az öfkelendirici oluyor. Şu kahpeyi memleketten sürüp çıkaracağım. Küçük Aduş içeri girdi: Merhaba Murat Bey. Sagol beyim. Burada çoluk çocuk. On beş gün istirahat etse kendisini toplar.. Niyetim büsbütün yerleşmek değil. .. Bak gözümü ne hale koydu. arada sırada.. Ertesi sabahki trenle hareket edeceklerini laf arasında Murat öğrendi.... Âlemin erkeği başka. Ismarladık beyim.... Güvey de ben gidince çok çalışmış da fena kötülemiş beyim. 37 ÖiemdİMhv Doğru. O da olur. fazla mesai. 54 Âlemde de erkek var..... Neden kaybedeceklermiş. Allah selamet versin. Meraklanma. birisi kurcalıyordu. 3# 12 Murat’ın odasında üç gündür soba yanıyordu. Bir cigara yaktı. güveysini oğlundan fazla sever. tatlı gelir.. Sen keyfine bak Derviş. Odanın ortasına yerleştirilmiş olan her tarafı pastan tuğla rengi bağlamış. İkisini de mutlaka götürecekti. Kıskandı da. Hem uzatma Şefika Hanım. Bir şey sormadı. Buna rağmen kuru odunları pek obur bir hırıltı ile -içini çeker gibi. besler de iyileştirir. Beş yüz lira için yapılan müthiş mücadelenin izi hâlâ yüzünde.. bunu görmemezliğe geldiyse de karı izahat vermeden yapamadı: Gördün mü Murat Bey. senin erkeğin başka. Büsbütün yerleşsen de iyi. Demek fazla mesai mi yapıyormuş? İyi bildin. Yapacak işi olmadığı halde.” dedi.. insan.. hissetmekten doyamadığı bir emniyet duyuyordu. Malatya’nın önünde daha birkaç haftalık pastırma yazı yok değildi ama. Şefika birisini arkasında bırakacak kadınlardan değildi. kıskançlıktan yediği dayak karı kısmına acı gelmez. Eğer Adana işi kararlaştırılırsa gitmeden uğrarız. gözlerini tatlı bir sıcaklık içinde açmıştı.. Maşallah aslan gibi güveyin var. Üç gün sonra Şefika. Sen benim herife “Yumuşak adam” derdin. Sağol beyim.

buradan doğruca bir uzak yere yollayacaklarını. Gevre’ye yazık... Aduş kapıya varmadan Sefer telaşla içeri girdi... Çocuklar ne olacak? Çocuklar mı? Düşündüğün şeye bak. Hemen töbe çekme.. Küçük bir kağıdı uzattı: Hele şunu bir oku beyim. Murat Bey’e danışarak iki saat izin alabilmesinin çaresine bakılmasını.. istanbullu keyifle güldü: Pekala.. Teşekkür ederim. Teşekkür ederim efendim. Günahı sana değil.. Ötekiler de ölürler. A-ah mı denecek? Hayır efendim... -Neden? 240 ÜCardar öiofişu Gevre benim annem. Şuna bak. Gevre kaltak değil mi? Değil. karıya da bir şey söylenmemesini rica ediyordu. Eyvah. Allahaısmarladık. söylemeyi pek sevdiği ezberlenmiş kelimelerini sıraladı: Sabah şerifleri hayırlı olsun efendim.. Sefer. kirli ellerinin -arada bir saçlarını düzelterekısıtıyordu.. Şimdi de arkası dönük.. canı isterse ölür. çocukların evde kaldıklarım. Pekala. Ne olmuş beyim?. Başka? Başka kaltak yok.. Hayır efendim.. diye sordu. Güle güle. 55 Çağır şunu.. şimdi de askerlik şubesine teslim edildiğini.. Bunlar giderken söylenecekti hani? Giderken de söylerim... Askerlik vatan hizmeti olduğundan galiba kabahat tamamıyla vatanın. Abuzer’i askere almışlar yavrum. Ya kime? Hiç kimseye.. Nedir o? Bunun babası yollamış... Yazık olsun bakalım. Başka? Hanım kaltak. Başka? Hatice Ana kaltak..Anne verdi. ne kadar yalvardıysa da iki saat izin vermediklerini.. Murat ağabey acından ölmüş dersin. sabaha kadar orada tuttuklarını. Teşekkür ederim Aduş Hanım. incecik entarisi ve çıplak ayaklarıyla üşüdüğü için Aduş mutlaka uğruyor.. Aşağıda okudular.. Nasılsınız? iyiyim. Teşekkür ederim. Sizin orada kaltak kim? Ayşe kaltak.... Tezkere “Kardeşim Sefer Ağa” diye başlıyor. Karnın aç mı? A-ah. dün akşam çarşıda polislerin kendisini yakalayıp polis dairesine götürdüklerini. Töbe Yarabbi.. Söyle bakalım. Anlayamadık..119 ÜKemaî TaJıir Soba kuruldu kurulalı. Büyük oğlan canı isterse hırsızlık eder.. Hanım mı? ^. Kim verdi.. Şimdi bırakmıyorlarmış.... W ...... yahut evet efendim. Askerlik şubesine kapatmışlar.. Sefer dayı nerde? Aşağıda. Ne yedin bakalım? Ekmek.

... bunu götürsün. topukları betona değiyordu. Mektup pulu değil. Aduş. imzaladı. Siz orada süsleniyor musunuz kuzum?. Şimdi kafana bir şey atarım.. Sagol beyim... Bir daha okudu. Murat koşarak aşağı indi. Çocuklar. Yanında sabahleyin tezkeresini getiren hamal arkadaşı vardı.. Saçlarımı düzeltiyorum.. yüzünün ıslaklığı üstünün başının sııılsıklamlığmı sanki bir kat daha ZKemtâ Takir arttırmıştı. vali beyin eline versin. Bağırsın... Birtakım istida pulu... Aduş’a yazık.. Efendim? Bir de efendim diyor. Bu mektubu vilayete götürecek.. ZKarûar ÜKoğu^u Sefer gidince zarftan bir istida kağıdı alıp tekrar yazmaya başladı. Def ol.. Necati Bey’i bildin mi? Bildim. Vilayette Seferberlik Memuru Necati Bey var. Bir istida pulu getir. bazen yanaklarına doğru çekiyordu. Ne yazdın beyim? Götür şunları.... Ne olmuş bey? İyi akıl ettin. Bu istida Abuzer’e verilecek. Kes artık. Koş. Bunu kim getirdi? Komşularından biri getirmiş. Burada yattı.. Bir taraftan yazmaya başlamıştı. ne yazacağım kendisi de bilmiyordu........ Üst katm yeni yıkandığını... Bir de sana mı masal söyleyeceğim? Götür de ben giyineceğim.. Tezkereyi bitirdi. Beyim.. Sen nerden bileceksin hayvan. Abuzer yalvarmış ki cevap bekliyor. Dümdüz kâküllerini cilveli bir hareketle bazen kulaklarının arkasına atıyor.. Kes... Kürt kısmında bu kadar akıl bulunmaz ama. Tabi nüfus kağıdı varsa. Kaltak seni. Aduş kaltak değil. mahpushaneye üşümüş bir çocuk gibi ağlaya ağlaya geldi... Ama katiplere falan değil. Durma. Yahut dur bakalım... Polis içeri bırakmazsa kavga etsin.. Şuradan mürekkebi ver. îşte o Necati Bey... dışarı çıkarlarken iade etmek üzere hacir altına koydular. Abuzer’i bırakırlar mı dersin?... Sarı zarfta kağıtlar var... Murat kalemi iki defa mürekkebe batırdı. ya ibne olması icap eden “büyük oğlan” yedi yaşma gelecek sene basacaktı da mektebe yazılacaktı.öiemcd İnilir Kimin? Vatanın. hamalları tepeden tırnağa aradılar. Aferin Kürt oğlu.... Hamal Abuzer. Nereye. En iyisi. Tamamıyle eskimiş sandallarından. Pulları yapıştırdı.... Murat’ın kravatlı ziyaretçilerini bellerindeki tabancalarla yukarı bırakan gardiyanlar... Şu topala bir yumruk vurun Aduş Hanım.. Oradan çıkar çıkmaz vali beye 56 götürsün. Esmer yanaklarım. Aferin Sefer. Baş üstüne.. O da hamal... San zarfı olduğu gibi getir. Buyur Sefer Efendi... Zarfa koydu. Abuzer’i kurtarması lazımdı.. Se-fer’e uzattı: Haydi.... Şimdi n’olacak? Bir kolayına bakarız. omuzlarındaki ipleri. çamur edeceklerini ileri sürerek başgardiyan odasına soktular. Olduğu gibi dedim eşek. Ben bir şey akıl etmedim bey.. İyi akıl ettin yavrum... Abu dükkanı açtı mı? Açtı beyim. gözyaşları bir kat daha kirletmiş. Bizim Abuzer’e izin alırsa ancak Necati Bey alır. saçlarını düzetmeye dalmıştı. Töbe Yarabbi. Ama bir yere mutlaka bir şeyler yazması. Bu da istida. diye çıkıştı. Ya hırsız. Başıma geleni duydun mu? .... Abuzer’in ağlaması öfkesini artırdı: Ne o? Şuna bakın.

Yanındaki hamal.. İstidayı sonra okuttuk. Zile basınca korktum.. “Vali’nin de Allah belasını versin.. Elemtere okudum. söyleriz. “Doğru söyle. Bak seni perişan ederim....” dedi.” dedi. Sanki dalmıştı.. Bir hafta izin istemiştik. Silah da vermeyecekler. Anamı da tanımam.. Aduş’u fevkalade şaşırtan ve hemen iştirake hazırlayan bir şiddetle ağlamaya başladı. Müslümanlık öldü mü? Hep kardeşiz. İnanmadı ki. Biz gavur olduğumuzdan.... Vali ne dedi? Sen onu söyle. Telefonu kapatıp bana döndü: “Senin adın ne. Sen de Laz olduğu için ona “gavur” diyorsun. Eşhedü çektim beyim.” d£dim. “Alo” dedi. Kendisi Müslümanmış gibi. Bize izin vermediler beyim. asıl kâfir onlar. Yırtık pırtık kıyafetine ve yorgun yüzüne rağmen bu hamalın kuvvetli yardımını yüreğinde duydu...” dedi. Vali beye bak. Öyle ya. Öteki hamal kırçıl bıyıklarının altından. Kendileri bilir. Babamı vurdukları zaman ben yeni doğmuşum. Ben Müslümanım. Polis içeri bırakmaz. Telefonu çevirdi. İki saat içinde şubeye gelmezsem kaçak muamelesi yapacaklar. .... “Abuzer” dedim.... diye homurdandı. O Abu-zer’e “gavur” diyor. “Bunu gâvur görse imana gelir. kolay.” dedi.. Yalvardım. Tebareke. İşte nüfus tezkerem. Aduş’la meşguldü...Çocuklarmış. “Çukkk.. Babamın adını arıyor. “Karı hapiste” dedim. Okuyan herif.. Askerlik şubesine havale etti mi? Abuzer. Merhametsiz teresler. Yapraklarım çevirdi.. Abuzer.. “Bilmiyordum. Kusura bakma. Valiye çocukları söyledim.. Hamal Çolak Ali ciddiyetle tasdik etti: Bırakmayız. fukaraya merhamet etmez bir adam olduğundan. Aldırma Abuzer.. Gavur onlar.. Adı beni şaşırttı... Sus bakalım. Hepinizden Allah razı olsun.” dedim. İşte Hüseyin burada. Birdenbire suratı değişti. Sen de şimdi vali beye döndün.. Babamın adı nüfus tezkeremizde “Silo Ağa” diye görülür beyim... bakalım?” dedi. askerlik şube-siyle konuşuyor. “Sen gavursun. Avrata söylediler mi? Söylemedik..” diye davrandım.. İstidayı okudu.” deyince Murat şüphelendi.. Abuzer işte... Sen çocukları merak etme. seni gâvurlarla beraber askere alıyorlar. Bırak şimdi... Elin var olsun. 57 İnanmadı. onları aç bırakmayacağız. Ulan Lazdan Müslüman mı olur?.. Sonunda 244 \Karilw [Koğuşu girdik. İnsafsız. Anamı Silo Ağa Müslüman etti. Lakin ben gavur değilim. Valiye gittim... 345 ZKemal Hahir Ayaklarmdaki yemeniler parça parçaydı. Namusum üzerine. boynumuzu demirleyip bodruma atacaklar.. Lüzumsuz yere kızıp Abuzer’in hatırını kıracaktı.. Kolumuzu.” dedi.” dedi.. Anlatsanıza. Ben de Müslüman oldum.. “Bu nüfus kağıdı sahte. cevap vermedi.. “Sus. Biz gavur olduğumuzdan... “Sen gavurmuşsun. kaymakamın da.. “Hâşâ ben gâvur değilim. Ne dersin bey? Ne diyeceğim. Sen merak etme. Elham okudum. istidayı önüne çekti.. Sana söz veriyorum. Bırak beyim. Görülür ne demek? Bu nasıl iş? Valiye meseleyi anlattım. Öyle değil mi arkadaş?. Künyemi okudu.... babamı da tanımam.... “Yalan olur mu. Bereket versin Aduş sevinçli bir çığlıkla babasının kucağına atıldı. Şimdi Aduş da ağlar... Ermeni imişsin.. Sen sağol...” diye bağırdı. istidayı verdin mi? Verdim. işte çocuklar... Ben Ermeni değilim. Çıkardım. Islak ve çamurlu bacakları Murat’ın içini üşütüyordu. vali ne dedi?.” dedi. Biz burada adam değil miyiz? Sağol beyim... Hele küçükleri bir yere yerleştirelim. dedi. Valiye gittin mi? Gittim. Dışarı çıkıverdim. Çocuklara yer buluruz. İstidayı arkamdan polis atıverdi. Halbuki onun gavurluğu Lazlıktan ileri gelmiyor.

Murat’ı mahpuslar.. Kızılbaş dedesi olan Hüseyin Aga’nın kerevetine çıktı.... Bakkaldan öteberi ısmarlayınca hesaba dikkat ediyorsanız kızar... Gardiyan kesilmiş ya.. Sefer’i de getirmişsin. Murat. Anlaşıldı.. Bu tarafa Murat Bey. Aduş’u. W Kemal Tahir Merhaba bey. Gevre’ye meseleyi anlat.. Cebinde on yedi kuruş vardı. Siz ne zaman sevk edilirmişsiniz? Bilmem. büsbütün kasvetli görünüyordu. Şimdi anasından Müslüman doğanı kabul etmiyorlar... Bizi tersliyor. sen gözlerini kurula. Şu kolumuz biraz yamuktur. 58 Koğuşa girince. Arkadaş. dedi... Koğuşun ileri gelenleri ve biraz sonra da karşı koguştakiler etrafına toplandılar.. .. Sefer’e... sonra sana emanet beyim.. büsbütün karanlık..... Böyle buyur beyim. Çolak Ali birkaç gün göz kulak olsun. Yavaş yavaş kendisini toplayıp şüphesiz babasını arkada bıraktığı için huysuzlanmaya hazırlanarak ayaklarını sallayan Aduş’u ve “Nereye beyim?” diye soran Sefer. Murat elini cebine atıp derhal geri çekti. sert bir çekişle babasının kucağından aldı.. Bu topaldan bizim neler çektiğimizi sen bilir misin? Bu namert de gardiyan kesildi. “Aç şunu. avını taşıyan muzaffer bir avcı gibi “Ooo.. Bunu fark etmeyen valinin boynu altında kalsın. Kızımla beraber.’i aynı zamanda tersledi: Başlarım ha. Yağmur yağdığı için bahçe kapalıydı. Uslu durun. Vay yezit vay.. Bu Müslümanlık ne biçim şey. Halbuki kapalı ve soğuk mevsime alışmak daha kolaydı ve bir kere alışınca kışın burada ömür çok çabuk. biz harçlığını arkandan yetiştiririz. Hele gel. Gel arkamdan topal Kürt!.Haydi Abuzer.. yaşamaya vakit bulunamıyor hissi verecek kadar acele geçiyordu.” dedi. Sefer de her akşam tayın gönderir.. Aduş’u kucağına aldı: Merhaba arkadaşlar.... sola döndü. Ulan sen hakiki Müslümanmışsın rezil.. Gardiyan kısmı mahpusu soymazsa rahat edemez.. Âdeta omuzladı. Harçlığın var mı? 146 \Kanlar ZKoğuşu Abuzer cevap vermeye lüzum görmedi... Sen hele karıyla konuş.. Murat.... Sana misafir geldik.. Üç gündür cigarayı falan Abu’dan borca alıyordu. Sen nerdesin Müslüman?. dede... Başımızda yerin var.... Asıl mahpushaneye geçilecek ara kapının önündeki nöbetçi gardiyanına. Karıyla konuşacaksın Abuzer. Yarın bir istida yazacağım. Kışın ilk günlerinde insanların yüreğine çöken bikeslik ve ölüm hissi mahpushanede kat kat ziyadeleşirdi... Şimdilik çocuklar evde kalsın. Ne diyorsun. Alt kat. Bunlar benim değil senin. Merak etme.. Çolak Ali derler bize beyim.. Çocuklar evvela Allah’a. Ekmeğin kilosu elli dokuz kuruştu. Murat. Mesele başka türlü.” diye kaba ve sevinçli bir ses çıkararak karşıladılar.. diye bağırdı. Neden?. Hazreti Ali zamanında kelimeyi şahadet getireni Müslüman sayarlarmış. Hesaba aklımız ermeyecek mi? Erse de noksanına bakmayacaksınız. bunlar senin kölelerin... Nereye gideceğiniz de belli değil mi? Değil. Hepsini yetimhaneye yerleştiririz. Murat gülerek başını salladı: Buradayım.. Sanki olup bitenlerin farkındaymış da kalbi sızlıyormuş gibi Aduş’u ihtimamla dizlerine oturttu.

Alay. çocuklarımız yeniden ağlardı... Karılarımız. ille de parasızlık demişler. Af olmadı beyim. hırsız ağa” deme.. Tabii bize gün doğacak. ben o sebepten biliyorum. ne yok beyim? İyilik sağlık. göğsüne kadar uzanan kırçıl sakallı muntazam yüzüne hiç yaraşmayan bir öfkeyle derhal iki dizi üstüne geldi: Hemen kafanı uzatırsın sağır kulağına ettiğim. acele acele sigara sarıp Murat’ın önüne fırlatıyorlardı. Sen geçen Cumhuriyet Bayramı’nda mahpusları düşündün mü? Düşünmedim.” dermiş. Onlar da tabii düşünmediler. Paran oldu mu ananın halisini bulursun. imana gel. he mi? Hey hırsız ağa. Hem düşünmedikleri iyi. İşte böyle. İçerde kimsesi olmayan herif.... İkide bir “Hırsız ağa... Ya bu af sözü nedir? Anan öle bele ki. on seneye mahkum.. ben de boktan iş diyorum.. sonra tekrardan tutmalıydı. İyi ya. karakolda tahkikat sopayla mı yapılıyor? Paralı adamları salı mı veriyorlar? Büyük hırsıza dokundukları var mı ki af verile. Padişahlık kötü diyorlar. Hırsızlık etmeyeni şimdi utandırıyorlar. Biz de toptan aman versinler mi dedikti? Bir zaman bırakmalı. Sen dışanda açlıktan gebersen sana bir lokma ekmek verirler mi? Vermezler. Şimdi mahpusa hep alıştık.Af mı varmış? 248 ZKanlar ‘JCoğaşu. Birdenbire öfkesi büsbütün azdı. Şirin cinsinden.. Sen utandığından mı demek hırsız oldun? Utandığımdan. Hem eski anan gibi buruşuk suratlısını da değil.. Atarlarmış.. O biçimi daha tatlı olur... 249 öiemal Takır İşte benim deminki sözüm bu sebepten.. Yeniden yüreğimiz yanardı.. Umurlamıyoruz. Affı neye vereceklerdi? Oğullarını... Müstantiğe bile düşürmezler. Birisi merakla kafasını uzattı: -... Dünya ters ocak olmuş. O zaman. bedava ilaç yetişir mi? Ne mümkün.. Ne zannettin? Anasızlık.. Dünya rezil olmuş. 59 Atardı ama yalvardın mı “Affettim” demesiyle yallah dünya yüzüne çıkardın... komşusunu vurmasa. babasızlık. Ben bu devre kurban olayım.. mahkemesiz falan “Atın şu köpeği zindana. bedava doktor. Körpe bir ana. Günde 600 gram tayın almak için mutlaka komşunu vuracaksın. Sus.... Affı neye vereceklermiş? Mahkemeleri rüşvet mi alıyor.... Dışarıda hasta olsan.. Parasızlık anasızlıktan da kötü. Noksan olan iki ön dişinin arasından ıslık çalar gibi lafı yapıştırdı: Bizde ters diye hayvan pisliğine derler. çarpık burnunu elinin tersiyle bir sıvazladı... Padişahlığın kötülükleri hep duruyor da. elhamdülillah. Cürüm işleyen herife. size gün doğdu. yüzün tersine döne de sakalın boğazına tıkana Kızılbaş. Yoksa benim kerametim mi var dede? Bak o zamanın iyiliklerini hiç bilebiliyor muyum? Bilemezsin.. Adam eski anasını kullanamaz.. ilk mektebi okumuş bir delikanlı terbiyeli terbiyeli sordu: Ne var... Yandık” diyen çoğalırdı. neden bildin? Şuradan bildim ki. Hırsız herif.İki diz üstüne gelenler.. Bunlar millete aman vermeye yeminli. muhtaç olana dışanda versen de bizim sağır.. Ben imandayım. lakin . kardeşlerini onlar jandarma karakolundan çeker.... Doğruymuş. Halbuysa şu tayını. “Hak hayat” yok. padişah birisine kızdı mı. Sözün yarısında koğuşa giren Gürünlü Hırsız Neşet. “Vah. Tamam. mahpusu niye düşünecek? Söyle bakalım. Ters ocak. Kilesekli Vahap. Dede.. Zamane bir hoş olmuş. alırlar. Sen haklıymışsın... Padişah kızı olsa mahpusa af verirdi. Kızılbaş. Sahi.

Meraklanma. ağalık vermekle. Biriniz bunlardan bir tanesini olsun.. en kolay tarafını da. babasız ve parasız üç tane çocuk var. herkes gücü yettiği kadar düşkünlerin imdadına koşsaydı. Topal hemen bir tabak yakaladı. Hem. Halbuki aradan bir hafta geçtiği halde. Ermenilikten ve Türklükten. anası. yüzleri o kadar sarı ve zayıftı ki Murat... Şehnehanlı Mistik dayı bile ölesiye hasis olduğu halde. Murat’ın odasındaki tahta sıranın üzerinde yan yana. Murat lafın tekrar dağılmasına meydan vermeden “Parasızlık” kelimesini tuttu. vali ve askerlik şube reisinin telakkisiyle Ermeni olan üç çocuğu. Çocuklar mecburen Hamal Çolak Ali’nin üstünde kalmışlardı. Herif şikayet etmiyordu ama. şımarık bir bebek gibi.. Paralar şıkır şıkır tabağa toplanırken Murat. misafirleri kabule hazırlanmıştı. Artık köylerde döl güdecek küçük hizmetkarlara ihtiyaç yoktu. İlle parasızlık. Askerlik şubesi reisiyle vali beyefendi de kimbilir kimlerin namına Abuzer’i resmen gavur ilan etmişlerdi. Yiğitlik vurmakla. 350 kişilik hapishanede evlatlığa kabul edecek üç kişi bulabileceğini zannetmişti. bir haftadır. Olur bey. kimisinde yanık nutuklar söyleyerek ianeyi topladı. Ağalar ağalıklarını göstersinler. o sabah koğuşları bir daha dolaşmış. evde anasız babasız kalan üç mini mini insanı. ağalar vaatlerini bir türlü tutmadılar. Bunların ikisi de verdikleri sözde dursalar gene başında bir çocuk kalacaktı ama buna ehemmiyet vermiyordu. tabii hiçbir şeyin farkında değildi. Murat. Ayda bir olsun ana-evlat görüşmeli. tabağa bir çeyrek attı ve işte o çeyrekle Ermeni mühtedi-si Abuzer Kılıç’m askerlik harçlığı on yedi lirayı beş kuruş geçti.. En çok güvendikleri İmik Ağa ile Hacı Ağa idi. zenginlerin -bu zenginlerden ekserisinin bütün serveti. dedi. Ortada anasız. Kimisinde alaylı.. babası hayatta olan çocukların yetimhaneye alınmalarındaki kanuni imkansızlık Gevre’ye kısaca bildirilmişti. O sebepten ille parasızlık. 943 senesi sonlarında Ankara Yenişehir’inin herhangi yüksek aile toplantısında bir sayın babanın bir saatte prafa oynayarak kaybedebileceği ve gülerek masadan kalkacağı kadardıhamiyetlerini kımıldatmaya çalıştı.. Si ÖCemtA Takir Murat. Murat’ı her görüşte hüngür hüngür ağlıyordu. Zaten Aduş’un anası neye uğradığını kestiremiyor. Murat kadına bir şey söylemedi. Kıyafetleri o kadar perişandı ki. İslam kardeşliğine geçerek Müslüman’ın birbi\Kariar \Koğuşu rine yardım etmediğinden bu hallere düştüğünü. Ötekilerin kendileri hizmete muhtaçtılar. somurtarak her tarafa hâlâ din ve Allah namına dolap çevrildiğini düşünmekteydi. işi elbette halledemezdi. Ortodoksluktan ve Sünnilikten hiçbir 60 şey anlamayan nüfus kağıtlarıyla Türk. çilelerin azalacağını anlattı. Aduş. Murat çıkarken kapının önünde durdu: Sagolun arkadaşlar. sabahtan beri durmadan yanan sobanın üzerine büyük bir çaydanlık koymuş. vaziyet malumdu. En hasisler bile ellerini keselerine attılar.. bu gavur-Müslüman davasının en zor tarafını Abu-zer’e harçlık temini sanmış. Ama yakın köylerden olmalı ki biz çocuğu kaybetmeyelim. Murat’ın vilayete hitaben yazdığı acıklı (!) istidaya bir hafta içinde cevap gelmişti. yahut anaları hapisten çıkana kadar evlatlık alacak. odasını iç çift iri siyah gözle ağzına kadar dolduran bu biçareleri kimsenin beğenmeyeceğini anlıyordu. Gene sa?S2 \Karûar [Koğuşu bahtan beri küçükler. Aranızda konuşunuz.. bir mesele daha kalıyor. Kardeşlerinin orada . ancak yedi yaşındaki Mahmut’tan biraz istifade edilebilirdi.. Murat. Mevsim kışa girmişti. Nihayet Aduş’un babasını askere aldıklarından üç çocuğunun ortada kaldığına geçti.. babaları askerden gelene. Sefer. Bir Müslüman kardeşe Allah rızası için el uzatmalarını rica ederek Sefer’e işaret etti. Gürünlü Neşet’i de beraber alarak öteki koğuşları da dolaştı.evi yapılasıca bu yeni anayı geceden geceye kullanmak da var. Sefer’in her gün yolladığı iki tayın. Bir şey düşünürüz. hiç konuşmadan sanki büyük bir dehşete kapılmışlar gibi siyah gözlerini kocaman kocaman açmış oturuyorlardı..

..” diyerek içeri almıştı. Karı öyle diyor. Karyolanın örtüsü de bumburuşuktu. her sene üzerine bir siyah yazma doladığı için gittikçe büyüyen bir külah vardı.” dedi. Çirkin. Meseleyi ağadan dışanda duymuş olduğu için.. buğdayın kıratı mutlaka otuz liraya çıkacakmış. İşte o zamandan beri bu küçük kadın Murat’a biraz utanarak 2S4 öiarHar öiofişa fakat pek manalı manalı bakıyordu. Başında. Bir sıra üzerinde oturan küçük sefaleti görünce yüzünü buruşturdu.. Evvela İmik Ağa’nıri karısı geldi. Ama Hacı Ağanın küçük karısı güzeldir. Yalnız kaldıkları zaman Sefer. Kendisini bir meşhur tablodaki esirciye benzetmişti. Bakalım o ne yapacak? Hacı Aga’mn küçük karısı. Gerek Hacı Ağa. Yalvarmışlar da acımış. kitapları. “Burada ne diye oturuyorsunuz? Buyrun içeri. bu lisanı bilmediğin halde. . Rahatsız sükûtlar gittikçe ziyadeleşti. Hacı Ağa’mn karısı çayı budala bir kibirle höpürtülü höpür-tülü içti. Dönüşte kapıyı içerden kilitlenmiş buldu. “Güle güle. Çocuklara dair başka laf etmediler.. pek güzel bir kadındı. Yaza çıkmaz. Daha fazla düşünmesine meydan bırakmamak için eline çay fincanını tutuşturdu.. Murat. Nihayet bir saat sonra ağanın karısı azametle kalktı.. Karı koca bir müddet Kürtçe konuştular. Hükümet hissesini Ofis’e daha teslim edememişler. Murat işte buna güveniyordu. kocasından başka herkese karşı son derece müstebit olduğu anlaşılan huysuz bir kadındı. hatta kalem ve boya kutularını getirip getirip yabanilere gösteriyordu. her beş dakikada bir odayı çepeçevre gözden geçirerek. Bahar üzeri. Halbuki evlatlık alışverişi hiç de umduğu gibi cereyan etmedi. Demek birisini bile götürmeyecek mi? Ne götürmesi beyim? Götürecek olsa “Vallah. Murat’la biteviye yeni öğrendiği kelimelerle konuşuyordu: “Evet efendim”.” Buranın sahibi olduğunu. Bu karı kendi evladını acından öldürür..karı milletine metelik vermeyen bu pederşahi aile taraftan Kürt delikanlısı. henüz yirmi yaşında olduğu zannedilen pek oynak. Bekletmiş de havalar bozar bozmaz haydi ekini taşıyacaksın demiş. Bunu nazlı bir yük . uzun boylu.nihayet müşteriye nasıl muamele edilmesi lazım geldiğini insiyakıyla bulmuş olacak ki hanımın altına bir iskemle koşturdu.” Haklısın yavrum. son derece hain bir köse sakallı herif.. lütfetmeye çağnlan insanların biraz şüpheli fakat son derece mağrur bakışlanyla girdi. Beş dakika sonra bir iş bahane edip karı kocayı iki saat yalnız bıraktı.. Bu. Bir gün odasına giden aralıkta kocasıyla konuşurken üstlerine gelmiş. Sonra? 61 Sonrası işte o kadar. “Geberir bu.. geçenki gibi burada yalnız kalmalarına mani olan bu üç uğursuz velete düşman düşman baktılar.. resimli mecmuaları. Haklıyım elbet. âni bir kararla. koyu koyu küfretti: 3S OCemal Ta/ıir Duydun mu bey? N’olmuş? Oğlanı karının gözü kesmedi. Sefer’in yüzüne bakarak işlerin iyi gitmediğini anlıyordu.. kartal burunlu. onlara gösteriş yapmak istiyormuş gibi. Kıratı yirmi liradan.. başladığı nutku yarıda kesmek mecburiyetinde kaldı. Muhtar kendilerine karşı düşmanca davramyormuş. odaya çekinmeden. Murat. billah ben vermem. tıkız. kısa boylu.. Sefer. Galiba Hacı Ağa o gün dördüncü karısından on yedinci çocuğunu -bunların on biri sağdırkazanmıştı. Sonra buğdayı hâlâ gizli satıyorlarmış.bulunmasıyla seviniyor. “Merhaba efendim”. Karının suratım görmedin mi? Domuz gibi... burada bulunan her şeye azarlanmadan dokunmaya hakkı bulunduğunu ispat etmek için de dolapların kapaklarını açıyor. iki büklüm müşteriye metheden. Dün otuz kırat vermiş Alacadağlılara.. “Allasmarladık efendim”. son derece namussuz. Aralarında sanki bir hususiyet peyda olmuştu. Anadan doğma bir kızın örtüsünü kaldırarak. gerek kadın. Çirkin insanların çoğu yüreksiz olur.

gibi kımıldatıyor, arada sırada, -yaşlı kocasından gizli olarak- Murat’a yeşil gözlerinin sabit ve şehvetli bakışlarıyla bakıyordu. Giderken, boynunu çarpıttı. Burada el evinde oturduğunu, köyde olsa her üçünü de hatır için alıp götüreceğim söyledi. Her kelimede bir kere kocasına bakıyor, teşvik ve takdir bekliyor gibi bir hali vardı. Ancak o zaman Murat, sabahtan beri İmik Ağa’mn da, Hacı Ağa’mn da kendisiyle eğlenmekte olduklarını anladı. Yoksa bunlar karılarına söz geçiremeyecek adamlar değillerdi. Demek ki her şey daha evvel dışarıda böyle kararlaştırılmıştı. Şimdi kurnazlık ediliyordu. Halbuki kaç gündür bunlara nasıl yalvarmış, merhametlerini uyandırmak için neler söylemişti. Seferle bakıştılar. Topal delikanlı olup bitenlerin kabahati hep kendisindeymiş gibi başını çevirdi: Ölmeli bey... Bu namussuz dünyada ölmeli... Ölmek kolay yavrum. Marifet yaşamalı da bunların sonunu görmeli. ?5S öiemal Tafur Bilmem ki beyim... Biz görmeyiz... Ummam... Biz, işte böyle gebeririz. Gözümüz arkada kalır. Orası belli olmaz. Şu Nâzım Bey yok mu? Bir kitaba ne yazdı biliyor musun? “Derya dediğin uyur uyur uyanır” yazdı. Belli olmaz. “Her inişin bir yokuşu var,” demişler. Aldırma... Ne olacak bey?... Bunların öldürecekler mi? 62 Hemen yılarsın rezil.. Bir de Ahmet Ağa gelip bakacaktı. Şuradan sesleniver. Bırak Çingene’yi beyim... Ahmet Aga’ymış... Bütün ağaların Allah belasını versin.. Vermez zıddına... Mamafih, Sefer, son bir ümitle Ahmet Ağa’yı çağırdı. Bu şişman bir adamdı. Oynak gözleri hilekar ve utanmaz olduğunu derhal meydana koyuyordu. Bağlama çalar, türkü söyler, her fırsatta yeni aldığı Arap tayından, sulu tarladan, gramofonundan ve pulluktan bahsederdi. Hizmetkarlıktan yetişmeydi. Yanında ortakçı durduğu ağa düşmanları tarafından vurulunca dul kalan karısını nikahlamış, bu suretle “ağa” sınıfına geçmişti. Anlaşılan eskiden hizmetkar olduğunu bildikleri için komşular bu yeni ağayı yadırgamışlar di. O da ek tarafını unutmayanlara kin bağlamıştı. Bu hislerle de başlayan çekişme Ahmet Ağa’yı nihayet sapan hırsızı olarak buraya kadar getirmişti. Laf arasında, “Köydeki bütün fukaraları gavur niyetine kesmeli...” derdi. Filhakika, çalınmış sapanı götürüp samanlığına saklayan, sonra da “taharri emri” getirip oradan çıkaran Muhtar Sadık Ağa idi ama, elbet Sadık Ağa gece vakti bunu kendisi yapmamıştı da bir hizmetkara yaptırmıştı. Zaten şahit olanlar da fukaralardı. Köy yerinde insan insanı çekemiyor, bir keçi alsa, göz değiveriyordu. Murat, Ahmet Ağa’yı içi sıkılarak, düşman gibi karşıladı. Bu pis heriften yardım istediği için kendisine kızıyordu. ?S6 jiarâar iKtypışu Buyur ağa... dedi, meseleyi biliyorsun. Şunlardan birisini size vereceğiz. Pek de küçükmüşler bey... Bunlar bir işe yaramaz ki... Maho’ya çıkıştı. Kalk bakalım Kürt dölü.. Çocuk Murat’tan gözleriyle yardım istedi ve yerinden kımıldamadı. Ahmet Ağa daha sertleşti: Türkçe bilmez mi bu gavur oğlu... Bu anda Murat, Ahmet Ağa’mn her şeyi bildiğini anladı. Abuzer onun köyüne pek yakın bir köyde büyümüştü. Ne olursa olsun Maho’yu ona teslim etmemeye karar verdiği halde neler yapacağını merak ederek sesini çıkarmadı. Ahmet Ağa, çocuğu sıradan çekmiş, hayvan muayene eder gibi tartaklayarak gözden geçiriyordu. Dön şöyle... Aç ağzını bakalım... -Askerde sıhhiydik yapmıştı- Çıkar dilini... Dilini çıkar dedim eşşeoğlusu... Alt gözka-pagını parmağıyla aşağıya bastırdı. Bunda sarılık da var bey... Pek zebun... Kışı çıkaramaz. Öksür ulan... Öksürsene...

Murat’ın pazısı seyirmeye başlamıştı. İçinden ıslıkla eski bir tangodan bir parça öttürmek -yani yumruğunu bu kıpkırmızı şişman surata yapıştırmakarzusu geliyordu. Dişlerini sıkarak tahammül etti. Öksür yavrum... Maho öksürdü. Ahmet Ağa çatık kaşlarını kederle aşağı indirdi. Berbat... Kelebek illeti ciğerini sarmış. Şarbon illeti... Zannetmem, daha sarmamıştır. Bunlar insan mı beyim? Töbe Yarabbi... Kendi hazırcevaplığını pek beğenerek keyifle güldü. İnsan mı... İnsana kurban olsun bunlar... Bana yaramaz ama, dur bakalım, hatrm için... ?S7 öiemall^m Ne olacak? Köyde birisine yuttururuz belki... Birisine haber yollarım. Hatırımız için kabul eden olur... Söyle bakalım, çeşmeden su getirebilir misin? Su mu? Su... Getiririm dayı... Şimdi getiririm dersin, sonunda haylazlığa başlarsın. Sen hiç dana güttün mü? Bizim danamız yok. 63 Ben sana onu sormuyorum. Zaten nereden olacak kopuklar. Yani komşuların danasını... Komşuların da danası yok... Sahi, siz şehirde oturuyorsunuz. Şehre bir kere alışan, köye mümkün değil yaramaz. Beyim... Şehrin suyu adamı çürütür. Bakalım hatırın için... Şimdi bizim çocuklar gelsin... Bir selam yollayayım. Eksik olmasınlar, hatırımızı sayan ahbaplar bulunur. Sefer, az kalsın, çayı Ahmet Ağa’ya verecekti. Murat gözlerini kısarak bağırdı: Tamam... Çay hazır mı? Maho üşümüştür. Ver de içsin... Sefer’in yüzü birdenbire aydınlandı. Ahmet’i hiç sevmiyordu. Çayı çocuğa verdi. İç bakalım yeğen... Otur yerine... Keyfine bak... Bereket versin, Ahmet Ağa’ya yer göstermemişlerdi. Ağa, sobanın önünde tombul ellerini ısıtarak çay içen çocuğa nefretle bakıyordu. Uzayan sükûttan canı sıkılmış olmalı ki Murat’tan havadis sordu: Alman ne âlemde beyim? Kaçıyor ağa... 2S8 öianlar öioğaşu Bu kadar kaçmayacaktı. Bunda bir oyun olmasın... Nasıl oyun? Ne bileyim... İçeri çekecek de diyorlar... Aynası varmış. Bir icat... Tuttu mu adamı yakarmış. Olur ya... Eğer ayna varsa Hitler’i değiştirmeli. Neden? Hem namussuz, hem aptal. Düşmana tutacak yerde, galiba Alman milletine tutuyor. Alman yiğit gâvur... Ben öyle bilirim... Alman’ı kovalayanlar, elbette daha yiğit. Ben de öyle bilirim ağa... Bunların yani Rusların dahilisi bozuk derlerdi... Şu halde yalanmış... Rus tutkun çıktı. Lakin bir de Kafkasya’dan vursay-dık yenilirdi. Hem de vurmalıydık. Bizim hükümet Alman’a kahpelik etti. Alman her daim Türk kardeş diye konuşuyor. Geçen muharebede berabermişiz. Alman’a bu kötülük edilmeyecekti. Rus bir kere kazanırsa gayrı önünde mi durulur? Durulmaz. İşte gördün mü? Dün benim yanıma bir arkadaş geldi. Büyük tüccardır. Manifatura üzerine iş yapar. İstanbul’a gitmiş de orada duymuş. İngiliz el altından Alman’dan sulh istiyormuş. Alman, İngiliz bir de Türk hep birden vuracakmışız. Alay buradan kalkmış, ver elini Kafkasya... Asker bu sefer de Kafkasya’ya dökülüyor. İngiliz’in

verdiği topları anlatıyorlar... Akıllara hayret... İçine gövdenle gir de öteden çık dışarı. Ankara’da, İstanbul’da tayyarenin hesabı yokmuş. Demek gaza mı edeceğiz? İnşallah... Rus bizim ezeli eski düşmanımız. Sefer telaşla içeri girerek: Müdür bey geliyor... dedi. 359 Diemal rCahir Hitler Almanya’sının harbe hazırlanan kardeşlerinden Malatyalı Ahmet Aga’nın şişman cesareti birdenbire kayboldu. Yerini uçuruma bakan kötü bir atın yuvalarından dışan fırlamış kocaman, beyazları kanlı, aptal bakışlanndaki hayvanca korku kapladı. Aman beni burada görmesin. Gene söylenir, diye etrafına bakındı. Murat, onun çaresiz ve titrek sesini taklit ederek, Karşıya... apteshaneye giriver. Ben kapıyı çekince kaçarsın... diye fısıldadı. Ahmet Ağa yemenilerinin yumuşak uçlarına basarak koştu. Karşıdaki apteshaneye saklandı. Müdürün yanında belediye sıhhat memuru İbrahim Bey pek kısa boylu, fakat pek güzel bir adamdı. Dört çocuk babası olduğu ve her akşam ziyadesiyle 64 içtiği halde, gene de liseyi yeni bitirmiş kırmızı yüzlü bir delikanlı kadar taze duruyordu. Zincirlerinden başka kaybedecek hiçbir şeyi olmadığını idrak eden her insan kadar cesurdu. Murat’la bu sebepten sevişiyorlardı. Elini uzatarak sordu: Ziyaretçilerinizi rahatsız etmeyelim... Hayır... Bilakis... Sizi bana Allah gönderdi. Yetimlerin, öksüzlerin Allahı tabii... Müdür somurtarak sözü kesti: Böyle konuşursanız vallaha giderim. Yok müdür bey, pardon... İşte sözümü geri alıyorum. Allah birdir, şeriki ve naziri yoktur. Yerleri, gökleri var eden... Elverir... Bunlar kim? İyi doğrusu... Bir haftadır ben neler çekiyorum. Bir de dairenin resen amiri olacak... Dinle Ibrahimcigim... Daha evvel size takdim etmeliyim. Maho Efendi, Mekzar Hanım, Fatma Hanım... Bunlar bizim Aduş’un kardeşleri. ?6o \Karuar ‘DCoğuşu Meseleyi kısaca anlattı. Sabahtan beri burada kurun-i ulâyı yani ilkçağı hatırlatan bir esir pazarı -hem de esirlerin bedavadan yalvararak satıldığı menfur bir pazarı- nasıl kurduğunu, başına neler geldiğini hikâye etti. İbrahim Bey, gece gündüz hastalarla uğraştığı, insanların hastalık halindeki en berbat düşkünlüğünü yakından bildiği halde, sefalete, bütün kendi tipi adamlar gibi bir türlü kamksayama-mıştı. Üç yüz elli kişide üç kişi bulamadın demek? diye alakalandı. Bulunmaz... Ben bilmez miyim? Müdür de müteessir olmuştu; fakat daha realistti. Kimlere müracaat ettin bakalım? diye sordu. Ağalara... Ağalar kim? Cezaevimizin ileri gelenleri... Yanlış yol tutmuşsun. Aga kalmadı. Bunlar aga müsveddesi... Allah beterinden saklasın... Sefer nerde? Bana Sefer’i göndersinler. Ulan - Sefer’in koluna iki kere vurdu- koş... Hemen bana Kürt Bekir’in Cuma Ali’yi çağır. Sefer gidince Murat’ın koluna iki kere vurdu: Oğlanı bir yere yerleştirdik... Bu kolay. Sen Kürt Bekir’in Cuma Ali’ye söylemedin mi? Söylemedim. Cuma Ali kumarbazdır. Evde üç karısı bir düzine çocuğu var. İşte oğlanı ancak o kabul eder. Neden? Çünkü hovarda heriftir. Ayyaştır. Külhanbeyidir. Anlıyorum. Namaz kılmaz; ötekiler namaz kılıyor.

. karı bakacak. 65 Cuma Ali.. Lafı nereye götürüyor Müslümanlar. sözünü bir türlü bitiremedi.. Eve başlatırsın... gözlerini yaşartan bir muhabbetle Kumarbaz Cuma Ali’nin omzuna elini koydu: Allah razı olsun Cuma Ali. Sen de Fatı’yı alırsın... Geberirlerse. Fatı’yı mı? Ben mi? Sen elbette... Yutkundu. Lisenin müdür muavini. Senin kısır karı bunu canının içine sokar. Şalvarını savurarak dışarı çıktı. Cuma Ali... başvekil olacak bir insan.. Ba-ba. Alt dudağı çocuk gibi titriyordu: Ne olmuş beyim? Sen üç gündür pezevenklerin arkasında bu sebeple mi dolaştın. Murat.. Bir şeyler hesaplayarak en küçük çocuğun yüzüne dikkatle bakıyordu..” dedim. Dar gelirli. Sen götürmezsen ben götürürüm. Şunlara bir çare? Kürt Bekir’in Cuma Ali.. Bu dakikadan itibaren permanganat şırıngası iki buçuk li262 öiarîlar [Koğuşu radır. Baba. Malatya Lisesi müdür muavini beye şırınga yapıyorum. Ben yengemi bilmez miyim? Murat’a göz kırptı. Fatma sanki öğretilmiş gibi gülüverince.. hâşa huzurunuzdan..Namaza kurban olayım. şalvarının ve paltosunun içinde hemen hemen kaybolmuş esmer bir adamdı.. Altmış lira maaş.. Beni söyle. Fatı ne sevimli olur. Baba. Onlar. Memleketin âdetlerine uyup evlenmeyi de düşünmemişti.. siyah gözleriyle Murat’a dikkatle baktı. böyle dört erkeğe bedeldir Murat Bey... açlıktan. Murat.. Yağmur olsalar komşu tarlasına yağmazlar....... Allah beterinden.. Bakalım evden. Sen mi? Ne sandın. insan sarrafı olmuşum. Akşama köroğluyla beraber evinizi basarız. İbrahim sonra hastalanırsa gelip tedavi etmeyecek dersin. Sabit.. Oğlanı ben de bir yere yerleştiririm. Sesinden ve yüzünden yüreğine dokunur bir şeyler sezinlemiş olmalı ki birdenbire bakışlarından bir ıslak şey geçti..... Bunun karısı. Bir de bu olsun. Sen bana niçin danışmadın? 3» ZKemtd Tâ/ıir Övünme müdür bey.. Beşinci işletme memurlarından sayın bir bayın Macar karısından........... Sus herif.. “Kes.. hep beraber gebersinler.. inhisar fabrikası muhasibi beyler davransınlar. Karılar burada beyim. Bırakır döneriz. Buna ben mi bakacağım. ... Cuma Ali yürekli adamdır.. dedi. Sabitinden seyyarından başlarım. Permanganat şırıngası. Razı olmazsa. İbrahim bey..... benim Gülizar kızıma da böyle bir yuva. demiri tavında dövmek için müdüre saldırdı: Aşk olsun bay direktör... Kabul mü? Allah beterinden saklasın. jandarma alay kumandanı. Eksik olma.. Gidelim mi? Bana haydi “baba” de.. Ne haddine.... Susmam. ufak tefek. Dört tane var. Birdenbire müdüre döndü. Adliye vekili.... Olur. Haa.. Asıl hapishane direktörü olacak insan odur. Müdürün çocuğu olmuyordu. ağır ağır yaklaşıp önüne çömeldi. Gülizar’ı ben alıyorum... gönderelim gitsin.... dedi.. Ben on beş senelik hapishane müdürüyüm. Marifet küçüklerde. Hepsi de beisoğuklu-gunu aynı hanımefendiden aldılar. Haydi bir gayret daha.... İki yüz kuruşa bir şırınga. ne peze-venktir onlar. Ona bir kırmızı entari yaptır... Onları ben bilirim.. Allah belanı versin. Fatma bize gidelim mi? Cevap bekledi.

ne suçları var?” Milletleri lisan adam edemiyordu. İki küçük memur. leylekleri.. Birisi taşla. tekniği güzeldi.” Cihangîrâne bir lisan çıkarmanın da her şeyi halle kâfi olmadığına. Murat. “Allah beterinden saklasın. Ana.” Bu anda ne mesuttu. Cervantes’e İspanyolca elvermiş ama öteki İspanyol romancılarına mesela Blasco Ibanez’e o kadar el-vermemiş.. köleler.. Nedim.. hiç hazır olmadığı halde.. uzun boylu bir herifti. Fuzuli. Bir tarafıyla insanı hayrete düşürecek kadar incelmiş Arapça. dahiyane tarafıyla büyükleri kavramışlardı. Bu kitaptaki padişahlar. Malatya Belediyesi Sıhhat Memuru İbrahim Bey’in pençeli kunduralarının topuğu gene aşınmıştı. cihangir bir lisan çıkarmak zor.. hepsine de cevaplarını vakit geçirmeden yazmıştı. öküz çobanına benzetmişti.. Acaba fukaralık da mı bir çeşit vatan? 66 J64 13 Murat. “Demek odunlar kor haline geldi. seyyahlar. Çocuğun kirli elini tuttu. birisi boyalarla. tilkileri. neyi vereceklerdi? Arapça mı. işlerinin kolay gibi gelen taraftarıyla çocukları. kitabı zevkine doymamak için kapatıp karyolasına arkası üstü uzandı. anlaşılan. babaları askerde. Atatürk’e misafir geldiği zaman uzaktan görmüştü. Hafta içinde her yerden mektup almış. dünden bugüne. Anlaşılacak. Cevdet Pa-şa’ya kadar parça parça düşündü. bugünden 2>S ‘Jiemal Tuhir tembellik ederek yarma bıraktığı hiçbir işi yoktu.. Yoksullukla imkansızlığı derilerinde değil. Herhalde marifet meramını anlatmakta değildi. Peki ama.. İnsanların işine yarar bir meram. Terim ile siyamal rezaletini biz bugün işte bu sebepten çekiyoruz. Dünyanın döndüğünü bilmek ve düşünmek. Sefer’e keyifle çıkıştı: Ne duruyorsun? Taze çay demlesene eşek. şehzadeler.. Türkçe mi? Bir aşiretten ci-hangirâne bir devlet çıkarmak kolay ama. akşam yemeğinden sonra.” Fukara olmak da galiba yavaş yavaş yegane fazilet haline geliyordu. “Gülistan”m yapraklarını çevirirken okumaya dalmıştı. İlk hisle. karınca ve kurbağaları arasında adeta akrabalık vardı... “Çobanların... ayıları. kurtları...?6? CKemal lakir Bir daha söyle.. üstat... Acemce mi. Çok esmer. “Bizim Osmanlılar neden Sadi gibi bir adam yetiştirememiş-ler?” Divan edebiyatını. Birisi “Cesaret bir çeşit vatandır” demiş. Anne.... tezkireleri. Ana. iliklerinde hissettiklerinden. Rıza Han’ı. Onun da Cuma Ali gibi alt dudağı titriyordu. Sadi’nin aşağı yukarı bin sene evvel çıkardığı hükümlerden ziyade. Ana... ne hastaydı. Murat düşüncesinin burasında gülümsedi.. “Sadi Acemcenin en güzel numunesini vermek iddiasında.” İşe yarar meram istiyordu. ne bedbaht. Çömeldiği yerden başını çevirip şaşkın bir gülümsemeyle arkadaşlarına baktı. Fukaraların yürekleri altın suyuna batırılmadıgı için galiba... Gelsin. Her iki muharrir de küçük şeylerle büyük işler yapmanın yolunu bulmuşlar. fakat duruyor olduğuna yemin ettiren hareketsizliği yadırgamamak gibi bir şey... birisi notalarla konuşmuş. Anne de bakalım. âlimler ve şairlerle La Fontaine’in kargaları. her tarafıyla lüzumundan fazla yaşayan Almanca işte meydanda. Murat da ağlamaktan korktu.. Merkez cezaevi müdürünün giydiği pantolon dizlerinden ve arkasından kendi renginde kumaşla yamalıydı. “Hangi . ne de mutlaka hareket edecek kadar sıhhatli vücudun ve hislerin kendilerini sahiplerine hatırlatmadıkları rahat bir zamanı yaşıyordu. Evliya Çelebi’yi. Soba artık horlamıyordu. halbuki.. anneleri mahpusta olan iki çocuğu ellerinden tutup götürdüler. Leonard ve Vinci’nin lisanı? Beethoven’in?. vezirler. “Michelange’m lisanı İtalyanca mı? Hayır.. Yani. işe yarar bir meramı olmaktaydı. memleketten sürülürken cepleri ve bavulları yoklanan Şehinşah’ı Cihan Rıza Han Pehlevi şahitti. Bunu düşündüğü halde yadırgamak bile mümkün değildi...

268 Odurlar öiofltışu . küçük sesi tanırlar da çığlık çığlığa koşarlar. “Mahmut Efendi’nin evi burası mı?” derim.. Ciddileşirim. Belki böyle düşünmekte Piraye’ye karşı. Namussuz şeylerin de yükü pek ağır. Otururum ama.. merhamete layık bir şey yok gibiydi.. Rüşvetten mi korkuyorsun. eski Başgardiyan Muavini Ali Efendi içeri girdi: Yatıyor musun bey? Hayır. kımıldamadan durarak on bir senelik bir yolculuğa çıkmışsınız... Mutlaka annesi sorar... İkisi de bazı insanları ağlatıyor. Ben çayı da şekeri de getirdim. Eşyalarımı burada bırakırım. Daha on bir sene cezası olduğu halde. harıl harıl yanan sobada çayı kolayca pişirebilecekleri halde. İkisi de ağır olmalı... Kolay. Nâzım hiç farkında olmadan bunları tıpatıp tabloya geçirmişti.. “Kim o?” derler. belki insan kendisini son derece yalnız hissettiğinden. Ne tuhaf şey. Ama bu gaddarlığı bile seviyordu. Ölümü ancak çıkageldiği halde. Bir de. Arslan gibi bir kıza düştünüz. sarhoşluk gibi duyuyordu. Yorgunluk ve her şey ona ait.. Uzun oturuyorum..... Lakin uykum kaçtı. İyi ve mert bir düşüncenin insanın yüzüne.” Yahut.. Bunu göze almak meseledir azizim. Şimdi Murat’la beraber. Yatacaksan gideyim. Dehşetli bir saadeti yavaş yavaş. Bu neye benziyor bilir misiniz? Sanki siz bir mü?67 [Kemal Tafur teharrik şey üzerinde dimdik. Mahmut Efendi iştedir. elimden kurtulsa incecik bir feryatla çırpınarak uçuverir. Halbuki. pahası böyle ağırdı.. daima Piraye’yi düşünmüştü.. bir serçe kuşu. Bu ayrılıkta ve bu ayrılığın müthiş hasretinde hasta. Yengesini hatırlamak -kadın dört buçuk senedir kocasından cebren uzakta yaşadığı halde-hiçbir vakit ona keder vermemişti.. Çankırı Cezaevi’nde portresini yaparken Murat. “Burası” diye cevap verir.. “Öyleyse açın bakalım kapıyı..” deseler. Şimdi.. Mahpuslukta namuslu şeylerin yükü böyle hafif.. Piraye’ye faydalı bir meram. Bizde yok mu? Aferin sana... yüzüğü dudaklarına götürüp öptü. Murat. pahası pek hafif olmalı.... Nişan yüzüklü sağ elini hovardaca salladı. Mesela.insanların bakalım? İnsan da birkaç türlü.. o portrede “İyi insan”dı. Murat parmağmdaki incecik nişan yüzüğünü okşar gibi birkaç kere çevirdi.. Beni bir gece daha burada yatırmazlar ki.. Kadın sesimi tanımaz. Nebahat boynuma sarılır mı? Ağlar mı? Büyük kederler büyük sevincin içimizde birleştiği bir yer var. İçimden öyle geldi.. Ümitli insanın işine yarayacak söz. Mahmut Efendi’den sonra başgardiyan olan.. Bırak hele çayları içelim. Nebahat arkanızdan mütemadiyen koşuyor. onun ferdiyetine ferden gaddarlık ediyordu. Allah beterinden saklasın. çay pişireceğiz. Gider kapıyı vururum. Pekala.. Ümitli insan. bir gardiyan çağırıp hizmet gördürmekte çocuk gibi inat etti. Nâzım. Başgardiyan Ali Efendi. bilhassa gözleriyle ağzına ne güzel bir 67 şeyler ilave ediyordu. Gardiyan Kel Hasan’ı çağırdı. Arkadaşlardan kim var? Bir hoşkin oynasak. Dostum Murat. mahpuslara karşı ne kadar mülayim-se gardiyanlara karşı da o kadar insafsızdı. Sonra.. Bu ağırlık altında kimbilir. Murat sobaya odun attı... birkaç saniye düşünmeye ancak vakit bulmuş ve bütün ömrünü yalnız yaşamaya ve kendisiyle beraber ve kendisinden sonra nesil nesil yaşayacakla266 ‘\Kaxiax ÖCoğuştı ra faydalı olarak kullanmış insana faydalı bir meram. Sevinmeye bile hakkımız yok mu? Kendimi son derece sıkarım. şu anda “Tahliyen geldi. Yani alın teriyle yaşayan. Ben yattımdı. Senin malın bana rüşvet değildir beyim.... Nebahat’le nişanlanmışlardı..) Evet. (Dostum Siyau düşmüşsün arslan gibi bir karıya. Otur. Yüreği birdenbire ferahladı.....

.. Gene müdüre şikayet ettiler.. Aman beyim şunu da bir def etsek. bunu tabii veremez ve istedikleri zaman fena halde öfkelenip düşman kesilirdi.Keli bir aralık eve yollasak. saat gecenin onuna yaklaşmasına rağmen anahtarları ancak yeni teslim edebilmişti.. Kolonya getirecekmiş. Ateşe koy. Bu dediğim mesele iki ay evvel. Müdür beni çağırdı. uzun boylu. Bu saat ne saat? Olmaz. Kel Hasan. Aldırma. Tüyleri dökülmüş hissini veren muhakkak başının kel olması ve daima seyrek tıraşı uzamış gezmesiydi. istemiş. Karnın çok açsa sana da bir çay veririz. Bir de sana mı zahmet edeceğiz. Sonunda müdüre çıkmış. Saat on. rahatlayacağım. Kel ne biçim adam. hasta tilkiye benziyordu.Kel Hasan. . “Müzekkere yaz da şunu atayım. Bir fincan yeter.. Sanki kel domuzunu evde bekleyen mi var? Evdeki karı gibi karı olsa herifi burada yorgansız yatırır mı? Hâlâ yorgansız mı yatıyor? Yorgansız.. Müsaaden olursak ekmek yemeğe gideceğim. Ben açlıktan ölüyorum.... o kadar rezil olmuştu ki artık daha fazlasına imkan olmadığı için ilk merhaba dediği adamdan derhal borç ister. Karnını doyurmuştur.. fevkalade sıska. Yemek izni almak için başgardiyanı araya araya Murat’ın odasına girdi: Nöbeti Hacı’ya teslim ettik Ali Efendi. Şaka etme Ali Efendi. Halbuki yaşı da pek geçkin değildi. Şu fincanları temizce yıkarsın... hem lafını bilmez. Kele çıkıştı.. 68 Sabahtan beri nöbet beklediği halde. Murat güldü: Bu da ne başefendi? Ben çayı da getirdim. Ali Efendi. sağ bacağını sol dizinin üzerine attı. Ben açlıktan.. Evleneli on bir sene olmuştu. Uyumuşlardır. Şaka mı? Çık dışarı. en fazlası.. Ayağını sinirli sinirli sallayarak âdeti olduğu üzere gözlerini tavana dikip emretti: Şu demliği doldur. . Ben de çocuklara acıyorum.. Murat dolaptan şeker çıkartıp tabağa ilave etti.Kel Hasan. Değil mi beyim? Bir de veririz.. iki de veririz. sivri burnuyla tüyleri dökülmüş bir ihtiyar.. En büyüğü on iki yaşında yedi çocuğu vardı. Kadri’ye bağırmış. Hepsi şikayetçi. İzne giden arkadaşların yorganını alıyor. Mahpushanenin en umulmaz adamlarından. Hele birer cigara saralım.” dedi.. Bunlardan iki tanesi fabrikada çalışıyordu. Yıkarken kırma. Ben de senin kafanı kırarım. işten kovulacagmdan pek korkuyordu. Hem dibi kara. Kel kafanı ne sallıyorsun yallah. #9 DCemal Ta/ıir Bir kucak da odun getir. İstemiş. İyi etmişsin... Çocuklara acıyorum.. İki olmaz.. Sen bu keli bilmezsin.. Bu yüzden o kadar sıkıntı çekmiş. Müdür bey ne dedi? Fincanları temizle. Malatya çarşısına iki keçeli borçluydu. Kel Hasan burnunu çekerek demliği aldı. müdemadi gıdasızlıktan ve üst çenesinde üç tane dişinin noksan olmasından ileri geliyordu.. Çocuklara ekmek götüreceğim.. Biz çay içeceğiz. üç lira olmak üzere pek tuhaf sebeplerle “borç” aldığı için -bunlardan bazısı dolandırıcılık maddesine de pekala girebilirdi ve her aybaşı sergardiyana bir mükellef alacaklı listesi gelirdi. Yalvardım. Çabuk demliği doldur. Hükümet bize veriyor. 270 ^Karılar ZKoçjuşu Berber Kadri’den iki lira almış. İhtiyarlığı. Ayıp ettin başefendi. ..... Çocuklara ekmek götürecekmiş.

.. O bağırır.... Ondan korkma. doktor ilaç verdi.. Üiemal Tahir Kağıt ne olurmuş? Herif kızdan el çeker besbelli. Neden sürünecekmişim? Ulan. Sopalarla bize koyuldular. Hayvanların günahı bana değil. Sen ne karışıyorsun. Bir zabit almış. Hakikaten aklı başına gelmiş.İyi ettim ama korkuyorum da beyim. Yüzbaşı. Mahalle arasında birinin iti kaybolur.. Murat Bey söyler.. Hiç şüphelenmedim. Kavat Güley’i yüzbaşının bir resmini istiyor. “Murat Bey’den Allah razı olsun. Mahpus adamın günahı olmaz. İti arayacağına beni arar... Sobaya odun at.. Söz ne kepaze hale gelmiş. Pencereden görmüşler. “Hele dur efendi kardeş sana bir hacetimiz var.. Yok neden sordun. Gülüyordu.. Güley’i çağırdı.... Ben kızdan soğudum. Ben yemin ederim.. İzmitli Ali Bey’den isterim. İlaç yiyen hayvanlar yolun üstüne düşer. para alır da mahpusun birini salıverir. Küçük bir 272 [Kanlar [Koğuşu köpeğe ilaçlı et atı verdim. sen Allah’ı ağzına alacak herif misin? Günahı vebali Murat Bey’in boynuna.. keli tersledi: Her ne duyarsan tasdik edersin. Sen sürünecek bir adamsın. Laf birinden girip birinden çıkıyor. Sanki demin izin alamadığı için somurtan kendisi değildi.. belediye reisine.. Bana eski elbiselerinden birisini verdi. Sonra Murat Bey bu lafı bakalım ne üzerine söylüyor? Senin aklın erer mi? Haydi sırıtma. Neden? Şu sebepten ki beyim. Başgardiyan. bir elinde yıkadığı fincanlarla içeri girdi. belediyede ne iş görüyordun unuttun mu? Köpek zehirliyordum. İşte o hayvanların günahı sana yeter. Zarar yok. Biz borçlu bir adamız. İnanmazlar. Şube yüzbaşısı...” dediler.. Resmi ne yapacakmış? Galiba. On lira verecek. Etrafına ahali toplanır. Kabahat Allah’ta.. Etraftan diğer alacaklılar toplanır.. Telgrafçı Abdurrahim Bey’den isterim. Kudurması Allah’tan... Vahap Efendi’den isterim... Karı milletinin öfkesi pek fena oluyor beyim.. Abdurrahim dedin de aklıma geldi. Köpek zehirlemek gardiyanlıktan müşkül beyim...... . Şeyh Yusufa kağıt yaptıracak... Onlara da Rab-bim öyle bir illet vermiş. Halimi görünce belediye doktoru acıdı. Vay başıma. Köpek kısmı bir kere nasıl olsa ölecek.. Bereket versin korkak köpoğlu..” diyor ama ben inanmıyorum.. Haklısın beyim.. bu rezil. Çay var mı? diye sordu... Belediye reisi emretti... Bulunca yakama sarılır. Sopayı pek ucuz yememişsin. Ulan rezil.. Sonra kudurmasını ne yapalım?... Malatya ahalisi........ Kel Hasan bir elinde dolu ibrik. Murat Bey’i karıştırma.. Beyim. Ben de köpeklere attım. Vay benim emeklerime. Söven hangisi. Abdurrahim ne diyor? Galiba aklı başına gelmiş. Şaroğlu kızı sattı mı? 69 Sattı. Sahi bey kabahat Allah’ta. Memo’dan isterim. Neden iki tane kulak yapmış. Bir kere mahpus bir adam. Vay başıma. 30 liraya sattım.... Karılar bir gün üstüme yürüdü.... köpeklere ilaç atardı. Yalan mı? Dövdüler. beddua eden hangisi. İşte meydanda. Kafamı yardılar. Bunu birkaç defa dövdüler. O kadar cesaretsiz ki. Koğuşlardan alıp geleyim mi? Kimden isteyeceksin? Kimden olsa isterim. Bu rezil. karılar sana az mı beddua etti..

Meseleyi anlattım. Ali Efendi’nin itirazına rağmen Kel Hasan’m fincanını tekrar doldurdu. çayları fincanlara boşaltınca. İnsanın acıması geliyordu.. “Çıkarsam ben seni ayrıca görürüm.. Okşayarak yola getirecek. 70 Taze ve kuvvetli çay Murat’a hafif bir içki neşesi verdi. Hubuş bacının yaralarına merhem basıyormuş. Sevindi de.. Lakin fazla süslenmiş genç karı kadar değil. Aman Hubuş dedin de beyim. Kapışma niçin gidiyorsun? Bahşiş alacağız.. “Pezevenk... Karıyla şimdi oraya yerleşmişler. Eli böyle işlere pek yatkındı. Sonra da yeni karıyı evden çıkarmış. Bu haliyle kabahat yapıyor zannedilirdi. Hubuş Hanım yatıyor.. siyaha boyattığı asker biçimi keten ceketinin dış cephelerinden birer tane ekmek parçası çıkardı. Nihayet hekimin oğlu toplananları evden dışarı çıkarmış. Kel Hasan.. kurnaz bir gülümsemeyle yanan parmağını emerken adeta sevimli görünüyor.. Tuu. Hekimin oğlu.... Beni polisler çok beladan kurtardı.. Tefçi Zühre. Merhaba demeden.. en gudubet insanların bile bâzı bâzı pek şirin tarafları olduğunu düşündürüyordu. Hekimin oğlu.. hükümette bir polis adeti icat etmişler. 374 ZKardar [Koğuşu Gene bilemedin Ali Efendi... Haberim var.” diye bağırırlar. Dolaptan bir parça peynir ekmek daha çıkardı. Yer misin.. Bilemedin Ali Efendi. Karının beş lirasını almışsın. Meraklanma. Değneği çekip Hubuş’u beriye almış. Kocakarının süslenmişi de ne kötü oluyor. Murat’a. Dünya bir kepazelik olmuş. Her şey düzelir. Vay suyu taşırdık.“Yahu zehirlemedim. Ali Efendi. Gider gitmez mi? Gider gitmez. Ben Hubuş’un az mı işine yaradım bakalım. Hubuş’la benim aramda söz verilmiş. Polisler iyi adam. İnşallah Hubuş bacıyı buldun..? E si. Çekti sürmeleri. Bugüne bıraktım.. biz mahkemeci m ‘Jiemal Takir olduğumuzdan bahşiş alamadık....” demişler. Vay Hubuş Hatun vay. Bir de süslendi ki çıkarken hiç görme beyim.... aklıma geldi. yemez misin. Öylesine ıslatmış ki karıda iler tutar taraf kalmamış. Akıllı oğlan.. E... “Haydi yeni karını boşayacaksın. Başka gün gel. Adamın kırkından sonra azanını toprak temizler. “Sabırlı ol. Onlar yalvar dıkça Hubuş azmış. Arkadaşlar dün gece söylediler.” dedi..... Muska yazdırdım. Altmış yaşındaki kart karının yediği halta bak. diğer ahbapları akşama kadar karıya yalvarmışlar. İlk gün ha? İlk gün.. Muska yazdırmışsın.. Saat kaçta gittin? Bugün öğleden sonra.” derim.. Kalabalıkta olmaz bir iş. Fevkalade çirkin olduğu halde... Duydun mu beyim?. Hekimin oğlu yandı desene. “Şimdi zamanı değil. Dolandırıcı... Almadın mı? O başka... Bereket versin... Gece vakti kapısına gidilmez ya... ..” dedi.. söz alınmış. Bir karı açtı... Onlar orada keyiflerine bakadursunlar. Sen doğru söylersin.. Ye bakalım kel ağa.. Murat’ın seyrederken bile nefesini tıkayacak kadar büyük lokmalarla yemeye başladı.. Karı dün sabahtan beri kalkmamış mı? On dört aylık hasreti mi çıkarıyormuş.. O sebeple bugün gittim.. İşte ben mahpustan çıktım. Eloğlu bindiği kısrağın huyunu bilmez mi? Hubuş’un marifetini hesapladığından meğer tam karşıdaki evi kiralamışmış. Körpe kızlar yapsa insan ayıplamaz. Ben Hubuş’un tahliyesini unutmuşum.” demiş. Kötü olur.. meğerse bir güzel kızılcık değneği hazırlamışmış. Sen olanları duymadın galiba? Hayır mı? Ne olmuş? Hubuş dün tahliye edildi ya.. Hubuş buradan gidince hekimin oğlunun yakasını toparlamış. Şart olsun. Kapıyı çaldım.. Anlamadım.. Senin hisseni Hacı’ya bırakmıştım. Hani çay? Çayı demledi.. Dünya delirmiş vesselam.

beni kenara çekti. Bunun da âdeti böyle. Doktor iyi adam. Taş ufağı değil. Karı kısmı..” diyerek.. Yarın öderim. Başgardiyan Ali Efendi. dokumada çalışır. parayı şıpır şıpır saydı. ağzından boşanmış. Ben başka türlü kan sandım.. göğsüm ağrıyor diyormuş. Ne muskası? ?76 öimiar CKojjuşu Kel Hasan.. Doğru söyle... Hoca kısmı “Hep bana” diyecek. Bahşişin yanmasını aramıyorum. “Kızdan kan geldi.. Bir güzel konuştuk. Eve gittim ki ağlaşıyorlar... Bir çare. Muayene etti. Orasından gelmemiş. On iki lirayı da Telgrafçı Abdur-rahim Bey’den sızdırdın.. İki gün istirahat verdi. Muskaların foyası meydana çıktı.. Arap uleması laflarını duyunca aklı tarumar oldu fukaranın. Sıtmaya kağıt yazıyormuş... ondan aşağı da kalmaz. Evde. “Büyümüştür. Gittim.. kağıtları karalayıp karalayıp fukaraya mı yutturdun? Allah günah yazmasın. Fena mı? Er geç aklını başına toplar. “Hayr’ola. Usta işçilere istirahati yasak etmişler. insan ufağı.. umursamadan anlattı. Anasına söyler. Yanık yanık mektup kağıdı istemenin sebebi bu muydu? 42 liraya karşı iki kuruş verip Abu’dan bir kağıt da mı almadın? Artık hocalığa başladık ya. muskalar daha çok iş görecekti. “Hubuş Hatun. Bana söylese çarparım şamarı. Şeyh Kazım Efendi’den yukarı değilse de. geldim. Derhal doktora götüreydin. Otuz lirasını Hubuş bacı verdi. Evde kibrit çöpü kadar odun yok. ben mi öldüm köroglu?” dedim.” dedim. Çocuk kısmının hastalığı ne olur? Soğuk algınlığı. Murat meraklandı. Bir taraftan da bilenler yemin ediyorlar ki: “Bu Arap uleması. Dur.” dedim. Şu yeşil ince kağıtlar.. yani. Fabrika doktoru.” diyesi.. Mahpushaneyi taradım. ağzından kan boşanınca biraz rahatlamış.. Yirmi lira mı aldın insafsız. gittim geldim. Tek yirmi lira vereyim.. Oksü-rüyor. Kaç gündür. Lakin. Benim büyük kız kötüledi. Senin kağıtlar uğurlu kağıt bey. Makinesine bayrak çekmişler de.. Yirmi liraya kurtuluyor mu? Biz kışın odunu nerden bulacaktık. Sen bilirsin.. “Tek on lira vereyim. Muska yaptıracağım.. Ustabaşılar hep sever.. Metelik veren çıkmadı. Ayak di-reyesi.. İki 275 Kemal İtilir lira lazım..” dedi. Telgrafçı verdi. kızdan... özürsüz iş yapanları ayırdılar. Kız birinci geldi. şimdi anladım rezil. Bizim kız hastalandı. Elimi bırakıp ayağımı öpüyor. Halden anlıyor. Töbe Yarabbi. Aymtap taraflanndan buraya bir Arap uleması 71 sürmüşler. Doktora götürdüm.. Hubuş’a yanaştım.. Bir muskada. tabii söylemiştir. Kış geldi. ekmek yoktu beyim. bir gün. ne olacak... o sebepten buralara sürgün sürülmüş. Fransız paşasının karısını çekip çadıra getirmiş de.. Benim hesabımda... akşama kadar bayraklı makinede çalışmış. Nesi var? Ağzından birdenbire kan boşanmış. Muska.Acıdım Hubuş bacıya da. A-ah. On iki lirasını da Allah bir taraftan yolladı.” Hubuş’u bir dert aldı beyim. Arap uleması. Bir kağıt da ona getirdim. Öyle bir şey yaptık. Memlekette bez kıtlığı var. dargın dargın başını çevirdi: Olur olmaz şeyi eğlence ettiğimizden değil mi? Muska da eğlence olmuş. Ertesi gün daha aylık almadığımızı söylemeye dav-randımdı. . Sırtına vantuz çekmişler. İki gün mü? Benim kız. Şimdi ne olacak Hasan? Demek ki senin bahşiş yandı.. Yandı beyim. “Ben korkarım.. İşte gördün mü? Sonunda bir muska da sana lazım. Sakın. Hastalığı neymiş? Doktor. Mübarek kelamı kadimi zina işlerine zinhar karıştıramam. Karı bize inanmaz. Geçenlerde. korkmuşlar.

Sordum. el kadar bir kağıt.” derler. yaz kış pencereleri sımsı278 ZKarûar jioğaşa ki örtülü. Ben hakim olsam da sen kızın yaşını büyütmek için huzuruma gelsen. Evet. Allah hepsinin belasını versin. Zenginliği. Anladın mı Kel Hasan Efendi? Anlamadım ama.. Geçenlerde küçük kızın da yaşını büyüttük...... değil midir?” diye utanmadan soruyor. Hakim bakmadı bile.” diye seviniyor. Kaç saat? On iki saat. Kel Hasan ceplerini aramaya başladı.. Gecede on iki saat mi? Gecede on iki saat... İş Bankası. Reçeteye baktı. İyi olmaz mı? Kan tüküren kız fena.. Senin kız kaç yaşında? On üçüne girdi. Bakalım da var mı. çocuğun yaşını iki sene evvel on dörde çıkardık. Doktor iyi. Doktor bey ilaç yazmış. Bol gıda ister.... İğne de pahalıdır. Doktor kısmı işte böyle olacak.” dedi.Rahatlamaz mı? Kan ferahlık vermiştir. Zaten büyük adamdan insana hiçbir vakit zarar gelmez.. fakirliği vız gelir. Doktor iyi adam.. Elbette yapmaz. iki senedir gerisin geriye yaşıyor Kel Hasan Efendi. Doğrudur. Fırsat bulup eczacıya veremedik. İplikler kırılmasın diye mütemadiyen içeriye hususi tesisatla rutubet verilen.. yanındaki adamın feryadını işittirmeyen rezil bir gürültü ortasında. . Öyle. İnan beyim. Şimdi o da çalışıyor beyim.. On iki saat..güvenme.. Küçük.. “Kanun karşısında vatandaş müsavidir. Peki girdiğinden kaç gün sonra pamuk tükürmeye başladı..” demiş. icabında zengine de aspirin yazarım.” diyerek omzuma vurdu. Beton mahzende. Usta bir doktor. beyim.. demiş.. Para kazanıyorum. giderken yolunu kesW 72 [Kemal «Jur tim. Yazdığı ya-nımızdaydı. İnanmam. Böyle olmasa... Dur bakalım... On iki saat beyim. Malatya Mensucat Fabrikası’n-daki hastaneye onu sertabip yapmaz ki. Mahkemeye iki şahit götürdüm. Kızı aklına bir türlü getiremedi. Değil mi beyim? İyi adam. Bir de “ilim sınıfı midir.. anladın mı gardiyan.. “İğne yazdım. Ahbabım olsun. Fukaraya da aspirin yazarım. Sorsan. Geçmişi tenekeliler... Aferin. Kör bağırsak için bir insanın karnını açarken masadaki adamın zenginliği fakirliği beni alakadar etmez.. İşte o sebepten senin kız..... Bereket hakim değilsin bey.. Bol gıda. on üç yaşında olduğuna bütün dünya şahadet etse inanmam.. Ne soruyor? Kız mı sordu beyim? Kızı.. Yani doktor senin ahbabın da... Biz. on üç yaşından on bir yaşına doğru. Anlayamayacak ne var. hakimler de vicdanlı. “Ablamla beraber işe gidiyorum... Dedi ki: “Ben aspirin yazarım. Kaç senedir çalışıyor? İki senedir. On bir yaşından on üç yaşma doğru değil... Anlayamadım... Lakin ilaca.... “ilaçları yaptır.. Boyahaneye verdiler..” dedi yoksa fabrikaya almıyorlardı. “Yaaa. On beş gün sonra. yok mu? Doktor geçen gün seni görmeye geldi ya.. Anladın mı? Anladım..

Allah ne yaparsa iyi yapar.. Töbe mi? Başlarım töbesinden. Nadire -Gardiyan Kel Hasan Efendi’nin kızı. Süt. Kel Hasan. Duydun mu Ali Efendi. Büyük kız 73 akıllıdır. Halimize bin şükür. Bunu bir küçük amele çekiyor. Anasının pençelenecek iskarpinlerini de..” dedi... Zorla yutkundu. Eski gaz te-. Felek yâr olmadı. Damının yarım metre toprağını tutan bel kalınlığı mertekler isten... yoğurt.. Her beş senede bir nüfusumuz. “Bir kitap. Yere ebediyen gömülmüş basık bir ev.” diye şikayet bile etmiyordu. ciğerlerini tas dolusu tükürmeye başladığı halde. kırık bir şeyler.. Bir amele çocuk. Ben o kitabı doğru buldum.. Kızlar on bir yaşında fabrikaya. Kel Hasan’ı ürkütmemek için yavaşça konuştu: Kıza iyi bakacaksın Hasan. Ulan bundan beteri olur mu? Aman töbe de beyim. Bin şükür mü? Sen deli misin herif. Şaka mı ediyorsun beyim.. Murat şaşırdı... küpler. Nâzım Hikmet’in “iyi günler göreceğiz çocuklar” diye başlayan “Nikbinlik” adlı şiirini ağzı ve gözleriyle dinliyor. Sustuğu için mi Kel Hasan gülmeye fırsat buldu. Her şey Allah’tan. Duydun mu? Yumurtayı bulsak biz içeceğiz. Bir yıl sonra kan boşanıyor.. duyulan lezzeti durdurmak istiyormuş gibi -bu durdurmak istediği yan yarıya da Nadire’nin mahkum olduğu kürek cezasına aitti. nekeleri. Sen bir gün bir kitap okuyor-muşsun... makamla okuyordu. Cehennemin dibine doğru. Şimdi buna Nadire’yi koşmuşlardı. erimiş gibi..... teldolabı.. Bol et yiyecek.” diye kurmuşlar da gıcır gıcır çeviriyorlar.” dediydi... İstirahat edecek. iki milyon nasıl fazlalaşıyor? Hep bunlardan işte. mahvolmuş bir şeyler ve en üstünde. tütüne gidiyorlar. “Ne fayda biz göremeyiz ki... Anlıyordu da.... Her zaman. Aklında tutmuş... Vadesi bitmeyen yaşar. “Baba Murat amcam bir kitap okuyordu.’ diye okuyordu. doğru bir kitap. Murat.. Vadesi bittiyse ölür beyim. Bol tatlı.Mektep mi? Bizim neyimize mektep beyim. Nadire’nin içine kanını kustuğu. kocaman uçsuz bucaksız bir meydanda sanki tek başına kalmıştı.. ‘Çocuklarımız işten eve sapsarı iskelet gelir. Güneşte gezecek.. Eti bulsak biz. keyifli höpürtülerle çay içiyorlardı.. Allah’a kurban olayım. Gülme sinirime dokunuyorsun.perişan amele kalabalığından birdenbire ayrılıp... Benim kızlar okuyup da ne yapar? Lakin büyük kızı okutmak istedim. Üstüne babasının yorgansız şiltesini ?80 Otardar !7Cojuşu de attılar. yumurta. Başgardiyan Ali Efendi’nin koluna vurarak gülüyordu. kurumdan demir gibi siyahlanmış.. Akşam eve gittimdi. Gardiyanlar. üstü başı pamuk kırıntılarıyla dolu küçükleri işe giderken. halıya. Yorulup terlemeyecek. Ayaklarında.... mektep ne olacak? J19 <0. küçüklerin beşiği ve oturağı. “Sen anlamazsın... Bir dolap canım. 28i ZKemd Tahk .” diyecek oldumdu. boynu biraz çarpık. “Ne kitabı?” dedim. “Neden? dedi.. Allah’a inanan mahrum kalmaz beyim. yeşil sırçalı tas. Fakat yalvaran bir sesle. Temelleri yere ebediyen gömülmüş evi sürüyordu.. Köyde on iki yaşma basmadan evlendiriyoruz. ipeğe. Buraya bana bakmaya gelmiş de ısınmak için yanma göndermişler.. Bizim soframıza yılda bir kere et gelir. Her şey Allah’tan.elini şiddetle kaldırdı. bize benzeriz. Kızın kan tükürmesi Allah’tan mı şimdi? Töbe Yarabbi.. Allah’tan. ağzı ve gözleriyle anlıyordu. maşallah. yoksa ön dişleri noksan ağız zıddına basan bir alaylı ifadeyle gülmeye başladığı için mi susuverdi.. evi çekiyor.Yakında onun ağzından da kan boşanacak.. Başında pembe tülbentten başörtüsüyle incecik.. işten dönerken gördükçe gözünün önünde bir müthiş hayal gelirdi.. “Biz. Murat’ın gözlerine bir buğu hücum etti.” dedi. ayağında Romalı sandallarına benzeyen meşin atkılı takunyası ile yüzüne bakıyor. boynunda zincir.. Peki. İyi ama kız ölür. kollarında.

müstantik.. Murat: Bugün nedir? diye sordu. Bunlar hep korkaklık Ali Efendi.. istemez.. İnsanları aldatmakta menfaatları var. tasavvuru bilmez.. oyun oynamaya bir türlü yanaşmamasımn. Türk milleti namına. Doğru söyle. Vicdanlı da değilim.. Allah’ı bilmese beyim. elhamdülillah. Cigara sarmaya başladı.. Ayın yirmi üçü..... Bir saat evvel.. Hayır..... Şimdi beğendin mi? Allah belanı versin. Müdür nerde? Nerdeyse gelir. sabaha karşı. Beteri mi var? diye sordun. sonunda sen. Hanım’ı neden aşmalı? Bunun ne faydası var? Kanunu bilmez. Hoş O’nun da bilinecek bir tarafı kalmamış ya. Buraya gelmeden evvel Hacı’yı yollamıştım. Ulan yalan bırakmamış söylemişler namussuzlar. Beteri var elbette.. Namaz kıldığına bakma Allah’ı da bilmez..” derler.. “Git getir... Vazife. taammüdü.. Vallaha. Kadını asacaklar mı? Yok canım.... Şimdi uyuyordur.. Allah’ı az kalsın unutuyordum.. Sen yufka yüreklisin. içmiyorum. Adıyaman’daki komiser...Aman günaha girme.. Kel Hasan’m sözüne devam etmesine meydan vermemek için acemi bir telaşla göz kırpmıştı.. bir saattir Ali Efen-di’nin üzerindeki çekingenliğin bilhassa. Ali’ye de kızıyorum.. Bir de “insana malum olur. Beteri neymiş? Çocuklarımız köpekler gibi ölüyor.. Mükemmel bir marifet... Tamam. Ahir zaman ümmetine ölüm temizlik. Sen mi uyandıracaksın? “Hep onu düşünüyorum bey.. Direkleri dikiyorlarmış... Hasan’m demesi.... Mışıl mışıl. Bu gece. Sen bu serserinin lafına mı inandın..” dedi. Benim haberim yok.. Murat. Daha bir şeyler söylüyordu. en sonunda da Çingene. #? öiemal Tahir Ben yufka yürekli değilim. . ağır ceza mahkemesi.. güzel bir iş işleyeceksiniz.. Vicdanlı adamsın.. Başgardiyan olduğumuzdan. Bu gece götüreceksiniz. Bizim Murat Bey’den gizlimiz. Töbe Yarabbi.. Vallaha beyim. Allah’ın emriyle ölmek herkesin eline mi geçer beyim... Şimdi beğendin mi? Ne bileyim Ali Efendi. Başgardiyanın uzattığı cigarayı eliyle itti. Töbe Yarabbi.. Tabii Allah da vazifesini yapıyor. kocasını zehirler mi? Acınacak bir iş değil ama insan gece acıyor...” diyecekler... bir saat sonra fark etmez. J82 öianlar !7Coju$tı Hışımla tütün tabakasını eline aldı. Cevap alamayınca hatırladıklarını yüksek sesle tekrarladı.. Ulan Hasan. Biliyorum.. Hanım’a ne olmuş? Daha ne olacak haberin yok mu? 74 Başgardiyan Ali Efendi...... dünyada senin gibi boşboğaz herif olmaz. Haber almıştır sandım. Öyle bir şey yok.... “Duymasın. Dudaklarını yaladı: Hasan’ı eve neden yollamadm? Doğru söyle... Hâşa.sebebini şimdi anlıyordu.. jandarma kumandanı... Fark etmez olur mu? Üzüleceksin. Ankara’da temyiz-dekiler.... Çarşamba... vazifesini yapıyor. Meclis’tekiler... buradaki müddeiumumi. İşte Haram’m ahvali. saklımız yok ki. Elbette beteri var. O kadar da tembih ettim. Murat ensesine vurmuşlar gibi biraz öne eğilerek ikisinin yüzüne de ayrı ayrı baktı ve birdenbire şüphelendi: Emir geldi mi Ali Efendi? Ne emri beyim?... cümleniz el birliği ederek... Müdür bey de tembih etti.. Nasıl olsa ben öğreneceğim.. İdam altında yatmak. sulh hakimi. Nerde asılacak? Hükümet Meydanı’nda. Haber almıştır... Herkes.

Söylediler de inanmamıştım. Gözetledim de gözümle gördüm.. Mektupta neler yazdırmış.” diye yalvarmış.. 284 öiariar IKoğuşu Peki bundan ne çıkar? Tözey gitti de Hanım ne kazandı? Deli mi bunlar?.. “Beni ölümden kurtaracaktı. Hep aynı soydan Ali Efendi. Bütün mülevves etmiş. Halbuki... Ayaklarını öpeyim Murat’ın yakasını bırak. Pek korkacak fukara. Utanmaz bir karı.... Ne halt ettiğinden haberin var mı? Ne yapmış? 75 Oğlanı mutfağın penceresine çağırıyordu da. Sen de hemen kandın mı? Tözey. Bir şey demeseler gene canıma minnet.. Haşa. Bu müddet içinde altı defa resmen zina etmeye. insanları idam olmaktan kurtaracak yerde.. Bunlar orospu beyim..... Tözey üst üste iki dost tutmaz..Hanım’a da kızıyorum. töbe Yarab-bi. Hükümet de.. Bugünkü devirde bir tek hata. bir tek kanunsuzluk bu mu? Dört tane tüccar memleketin bütün nüfusuna kast etmiş. Onlara kimse bir şey demez. İşin kolayına gidiyoruz. Yok canım. Bir kere mi? Her akşam kaç kere düşüyor. Başgardiyanın niçin hâlâ uyumadığını bu gece sabaha karşı neler olacağını hatırlayarak sözünü değiştirdi. donunu çıkarıp orasını gösteriyordu. Murat az kalsın sövecekti.. gitti beyim. Birisi kocasının evinde hovardasıyla oturuyor.. Üç ay yatmamak için idam olmak.. kız kerhanede. Oğlanla beraber kaçsa zinadan üç aya mahkum edilecekti. Bir kere düşse kimse ayıplamazdı.. Tözey niçin şoförün arkasına takıldı da Malatya’dan gitti? Neden? Hanım mektup yollamış.. uyku sersemi karşısında görünce geberir. Birisi kocasını zehirlemiş. bunlar orospu da değil. Fazladan “Vatanperver Türk tüccarı” diye methüsena ediyorlar.. Pis iş. Şefika’nm eve orospu getiren efendisi. sonunda gene de yaşamaya hakkı olacaktı.. İşemiş mi? işemiş ya.. Sen duydun mu? Mahkemede idam verildiğini anlayınca zavallı altına işeyivermiş.. İnsan utanmadan Hanım’ı astırır mı? Hanım’a insan merhamet etmez mi? Şaşırmış bir erkek çocuğa benziyor. Hakimler. Sen Hanım’ı se-viyormuşsun.. Bunlar Tözey’e kurban olsunlar. Bazı insanlar. Karı ahlaksız olmaya ahlaksız bey..... ekmeklerini ne pis şeylere batırıp yiyorlar. Ağa Akçadağ Belediye reisi. Hepimiz. Yürüyemez sanıyorum. Mektubu bizim karı gardiyanı Şefika götürmüş. Deliden daha bok. Oraları berbat etmiş. Üç aylık gelinken ağa.. Hepimiz budalayız. birbirinizden ayırmış. Hanım’m oğlancılık eden kocası.. Tözey fareleri bile zehirleyemez. Senin hatırın için seslenmedim. bizim Hanım’m bir mektubuyla eşyalarını satıp gurbete mi çıktı? Gurbete çıktı.. Ne faydasız şeyler. İyi ama o da orospu....85 öiemal Tahir . idam ediveriyor. Şimdi... Herkes kabahatli de cezayı yalnız Hanım. Selika çekiyor. Bir marifetini daha duydum... .. Ağızla da neler neler söylemiş... Yüreğinde biraz insanlık olsa. Bir buçuk senedir yatıyor.. İşte o sebepten fukara geçti. Tözey araya girmiş de. Tözey ağladı. Hepimiz kurnazlık ediyoruz.. Mebuslara yazdığı mektuplar da fayda vermedi beyim.. Şimdiye kadar ben sana söylemedim. Senin yüzünden işime bakmıyor... Belki de korkudan ölür. suçsuz mu? Tözey’i Maho Ağa’nm hizmetkarına verdikleri zaman on üç yaşındaymış.... tarlada üstüne hücum ederek cebren ırzına geçmiş. Mektubu da gösterdi.. Bunların hepsi. İnşallah seni. Nasıl versin? Kocasını zehirlemiş bir kadını müdafaa etmek için yüz ister. 2. cübbelerinin ve külahlarının heybetini sidik halinde görünce sevinmişlerdir.. O da işin kolayını tutmuş. orospuluk yapar mı? Bir kere düşmüş.. Bunlar nasıl iş? Sen nereden duydun? Tözey söyledi... Vermedi.. Vallaha. Sahi beyim. Tözey.

. “Pekala. Bu kitabın gecesinde. Saat kaç? İki. Ayda yüz lira. Ama. Aylığı çoktan yedik. Sonra Sıdıka’yı.. Doğru bir laf.. Büyük kızın maaşını da götürüyor.. Ali Efendi arkasını dönünce saatma baktı. Bize bir akıl versene. Üstüne bir maaş daha eklemeden fı-287 ZKemtâ Takir rinanın yanma varılmaz. Öyleyse Hasan Efendi. Bizim elimizden ne gelir? Allah rahmet eylesin. Murat’ın bakışıyla kendine geldi... ne diri.. Buna dağılmak da denmez. Bize bir yardımı dokunmaz ki. Gevre dayanıklıdır.... parmak parmak bitler. Murat’a bakıp mahcup mahcup gülümsedi: Dalmışız beyim. Bağırırsa. Kederi dağılmamış..” diye başgardiyanın acayip sözünün tekrarladı. bit değil ya. boynu bir yana kaydığından horlamaya başlamıştı. Bizim evde dokuz can var beyim.. Haydi giyinin bakalım. Murat elini kaldırdı: Bırak uyusun.. Daha şerefli..... Alay oldu başgardiyan..” dersin.Deminden beri onu düşünüyordum. Sarayı belki de bundan dolayı o kadar seviyordu biçare. Alay etme beyim. Bunda bir çeşit gaddar sarhoşluk bile vardı. Hanım şu anda ne ölü. dövüşüyorlar. Asılma gecesini düşünmek. korkup susar.... “Arama var.. fil kırsan para gelmez. daha doğru... Murat gözlerini kıstı.. Hava açık. Kalbini kırmak olmaz beyim.. Evvela Gevre’yi kaldırıp dışarı çıkar.” Ali Efendi. Ne yapalım. En aşağı yedi ekmek ister. Bütün o insafsız ölüşlerden mutlaka bir başka hayat doğacaktır. Asılmaya giderken kırık bir kalp kimseye zarar vermez. diye gözlerini belertirsen eminim ki. Bir de rüya gördüm. Ne akıl vereyim? “Haydi gezmeye gidelim.. Ay başında aylığı alacaksın. sıçrayarak uyandı. Murat da camların ötesindeki soğuk maviliği.. arkadan da Hamm’ı çıkarırsın. yüzü ateşten kızarmış olarak döndü. Pencereye baktı. Şöyle şöyle.” demeli. Galiba Hanım’ı asacaklarını yeni hatırladı....” Gülümsedi. Kelin münasebetsizliğine öfkelenerek uyandırmaya davrandı. I Satılmış uşşakların uşşağı sen. Bize bir yerden para gelecek. İçimiz geçivermiş... “Ümit kalmadı. “Karı. Sırayla aranacaksınız. onlardan daha kolay öldürülüyorlar. Gerinip esnedi: 77 . Bit para demektir.. odunların gürültüsüne.. Orada ölenler bilseler de bilmeseler de bir maksada hizmet etmektedirler. Sus... Bit kırıyorum. 286 \KarAar [Koğuşa varlıkla yokluğun müsavi olduğu bir derecede çoğalıp genişlemişti.” Birdenbire irkildi. Cigara yakarken elleri titriyordu.. Bak ne diyeceksin. mehtabı seninçün yere serdim... Başgardiyan da.. Uzaklarda. İşediğini mi? Hayır...” Yavaş yavaş kederi dağılmıştı.. bu geceyi yaşamaktan şüphesiz daha müşküldü.. aşağıda hâlâ uyuyan kadının akıbeti insana daha feci geliyor. Günahtır. daha temiz bir hayat... ömründe ilk defa görmüş gibi hayretle seyretti.. Saat: İki. Bir şey kalmamış. Sobaya odun at. Nasıl uyandıracağımızı. Biletin var mı? Piyango bileti mi? Yok.. İçinden “Allah rahmet eylesin. Kel Hasan. Ne korkunç saatler. O kadar budala ki belki inanır. Gardiyan Kel Hasan uyuyakalmış. 76 Alay mı? Sahi.. Kırılsın aldırma. Delikanlılar.. Dostoyevski’nin bedbaht insanlarına karşı duyduğu müthiş şeyler hep bir zamanlar hissettiği ümitsizlikten kalmış olmalı. Gene halimize hamt olsun beyim. Üç yüz elli kuruş. Mehtap var. “Sen uşak murabbaı l Sen uşşak mik’abı. ihtiyarlar ve çocuklar kobaylar gibi. Bu gece resmen işlenecek marifetin ne faydası var..

... Ben mi? Ne münasebet.. Arama işine.. Direkleri hazırlamışlar. Sen bilirsin. Mahpushanenin soluyan ve soludukça açılıp kapanan beton gövdesi...” dedim. olduğu yerde kalakalmıştı..... “Olmaz.... içinin içinden davrandı. Uykum yok. “Kusura bakma. Sonra ayak sesleri. bunu yere fırlattı.pek uzaktan sanki sehpanın yanından duymuştu. Mukadderat. Elimizden ne gelir ki. Yok. Yoruldun... yok. dedi.. Fakat dalgınlığı bu geceye mahsus. Bir anda... Kasketini düzeltti... Aşağıya iner misin. Ayak sesleri.. Neden çıkmadı? Çıkmadı. Ali Efendi yalnız başına içeri girmişti.. Bu bakışta bir yere tutunmak ihtiyacı vardı. korkunç bir fısıltı halinde “Kusura bakma beyim. Bu gece nasıl yalan söylerim.. vali.. Murat..... Elbette bir araba ile götürülecekti ve araba gürültüsü duyulmamıştı. Bir şeyler duyuyordu.. Kapıyı açık bıraktı. dedi. Yahut da Artaki’nin meşhur saz’ı.. “Bir.. Yirmi üç. “Uyanık” dedim. Benzin sapsarı.. Çavuş da karakolda mı? Çavuş da karakolda. Zannetmem. Gösterseler iyi ya... Buyur. Aldırma Ali Efendi.... Ben Murat’ın yüzüne bakamam....” . Son defa.. Kusura bakma beyim. anlamış gibi tasdik manasına başını sallıyordu.. Murat. büyük sineklerin delip geçtikleri örümcek ağı. Kapı hâlâ tekmeleniyor sanki.. “Soba yanıyor.. Aşağıda cümle kapısı açıldı ve açık bırakıldı. Lakin ne fayda. Karı kısmına zor bir mesele. Azrail gelmiş hakkını istiyordu.. Durup kulak verdi.” Ali Efendi. Bakalım Ali’yi hatırlayabilecek mi? Saat üç: Cümle kapısı tekmelenerek çalınmaya başlayınca Ali Efendi ile Kel Hasan ayaklarının uçlarına basarak dışarı çıkıp Murat’ı odada yalnız bıraktılar.. 28g ZKemıâ “To/ıir Doktor. Seni sordu. Baylar.. iki.. Ali’yi görmek isterse... zıplayıp ayağa kalktı. Nerdeyse araba gelecek. Sanki mahpushanenin beton gövdesi çatırdıyor. Fısıltılar.. Doktor da lazım.....” dedi. Sarhoş... Akşamdan beri içiyormuş. meseleyi duydu duyalı ilk defa yerinden kalktı.. Müdür bey de uyumamış.. Yani biz götürürken. Müdürle karşılaşmak pek zor olacaktı. sen söylersen inanır. Çok şükür...Aldırma beyim.. 78 Ama bunlar insanlara mahsus gürültüler değildi.. Kapıdan çıkarken durup döndü: Kusura bakma beyim. Orasını müddeiumumi bilir.. Evet.. Biz gidelim de sen de yat. beş. Müddeuiumumi. insanların hepsine birden son derece büyük bir merhamet duyduğu için Murat ona dokunacak bir söz söylememeye karar verdi.” diyordu. Kapıyı.. arkasından kendisini takip ediyorlarmış gibi tehlikeye karşı acele kapattı: Müdür bey.. nefes keserek dehşetli bir hadise bekledi.. Göstermezler. Kanunu bildin mi? Küçük sineklerin takılıp kaldıkları..” Araba köşeyi döndü. Geldiler. Kanun böyle emrediyor. Aralık kalan kapıdan içeriye adeta ölüm esmekteydi.. Cigarasmdan henüz iki nefes çektiği halde. Karakolda bekleyecek. Bana kalsa. Bir kerecik.. üç. Murat’ın kaim yün çoraplı ayakları birdenbire üşüdü.. Yirmi yedi. Murat’a baktı. her şey Allah’tan. anlaşılmaz bir şey olmalı ki araba gürültüsünü camların kapalı olmasına rağmen. Merdivende ayak sesleri vardı... Yaşayanlar için... Vazife her şeyden mukaddes.. Oturun.. “Tamam... inliyor. hükümette oturuyorlarmış... Elleri pantolonunun ceplerinde voltaya çıktı. Avcunun içi birden terlemişti. İnsan amma ne yazıldıysa onu görür... Sükut. Yalnız aklıma bir şey geldi. Buna rağmen gene de dövüşecek gibi. Murat.. Tekrar fısıltılar.... Ali Efendi. Dişlerini sıkmış karmakarışık bir şeyler düşünerek daldı. Bunlar hep 288 ZKariar [Koğuşu bizim için mühim şeyler. Artık görmese de olur.. Birkaç laf söyle.

Uyudu. İçinde Bayram oğlu. can havliyle duvarlara. Ben kendim uyandım... Ali uyanmamış galiba. eğri büğrü taşlardan yapılmış bir yazı gibi gecenin içinde donmuş duruyordu. dört saat evvelsinden daha basit bir vaka şekline girivermişti. Uzakta. 8 motorlu top ve mühim miktarda 292 öianlar iKoğuşu malzeme ele geçirilmiştir. etrafına baktı.... Gitmeeeem. diye haykırdı. Arabaya doğru sürüklenen Hanım. Fayton. Boklarınızı. artık soluyup fısıldamayan mahpushanenin beton gövdesi. dişleri birbirine vurarak camı kapattı. senelerdir unuttuğu bir hareketle elini arka cebine. Sobayı neden yaktırmadın? Üşürsün. makaslı sustalısının saklı bulunduğu köşeye doğru bir adım attı.. .” Sırtını sızlatan büyük bir yorgunluğa tutulmuştu. Boklarınızı yiyeyim ağalar.. Fayton son kelimeyi sanki yere serili bırakıp gitmişti. Ses halinde değil.. adının ilk çağrılışında yumruğunu ağzına götürdü.. Dişleri birbirine vuruyor.. iki bin düşman subayı ve eri öldürülmüş. canı şiddetle cigara isteyerek bir müddet durdu. Jandarma sağı. Murat. Acele soyundu. belli belirsiz 79 hatırlıyordu. İstemiyorum. daha zayıftı. Hanım’in asılması bile. Biraz sonra derisini ateş kapladı. Murat derin derin nefes aldı. silahın sertliğini lezzetle hissettiği kalçasına attı.. Murat ağabey. kapılara sarılarak: Murat ağabey yetiş. Artık Hanım sokakta bağırıyordu. Hanım kollarını sımsıkı tutanlara yalvarıyordu: Bırakın ağalar. Yere indi.. Sonra. Zorla gülümsedi: Öksürdüm de seni uyandırdım beyim. Suratı her zamankinden daha sarı. Önünde ay ışığını ve havayı ince buzlar gibi kat kat dondurmuş güzel gece. Her yerde nefes almaktan kolay.. “Gitmem. Karanlığın faciaları büyütmekte adeta mahareti vardı... Hafif bir terle sanki yüreği yumuşadı... Ölümden öteye köy var mı? Ölümden ötedeki köy.. İçini çekti. dedi.. Caddenin elektriği bir köşesine san bir çizgi gibi vurmuştu. Bir cigara yakıp.. Murat..” diye bağırdı. ay ışığında kapkara bir hicap halinde.. Hayır. Yatar yatmaz. Ve toprak.. dört köşe bir kaya halinde inhisar fabrikası görünüyorW IKemal Ta/ıtr du... Murat bir cigara yaktı. Yara çok taze olduğu halde. Mutlaka.. Sessizlik pek az sürmüştü...” Avlu duvarının üzerindeki nöbetçi jandarma öksürdü. vücudunu bir titreme sardı. İkincide... 6 tank........ Uyanmadığı iyi. masaya dirseklerini dayayarak oturmuş küçük siyah gözleriyle yüzüne bakıyordu. Ister390 ZKarJar iKoyuşu lerse donumu çıkarsınlar. tabanca taşıdığı zamanlar. “Fayton gidiyor.Şehri hücumla zapt edilmiştir. haydi. Saat kaç?.. Bana otuz sene verin.” Yalnız bir taraftan iki bin insanın ölmesi havadisi manşet yapılmak değerini bile çoktan kaybetmişti. daha doğrusu sırtında.. Sabahleyin uyanır uyanmaz Gardiyan Kel Hasanla yüz yüze geldi. İşte görüyorsunuz birisini mutlaka almak lazım. Nâzım Hikmet’in portresiyle göz göze gelmeye cesareti yoktu. jandarma solu Bayram oğlunun. sanki aradan bir sene geçmiş gibi pek uzak. Kel Hasan “Adam sen de” manasına başını salladı.. filitle pire. Dün geceyi. Uzayan feryat kesilince durdu. Murat bir iskemle çekip pencereyi açtı... Beni burada arasınlar Ali Efendi.. Tütüne doyunca fotoğraftaki kadına yaklaştı.. Adeta yüksek sesle “Artık hayvanı sürünüz. şakaklarındaki ve ensesindeki damarlar çekilip sertleşiyordu.. “.Bir hafif kadın çığlığı galiba “Allah. Murat ağabey beni asmaya götürüyorlar.. Halbuki bunun altındaki kızıl süvari resmine dalmıştı... Hasan..” Ve birdenbire Murat’ın asla aklına gelmeyen dehşet bir şey oldu. arkasında... acele hareket etti. Yedi buçuk.

arama yapılacağını hâlâ umuyor.. Koyun gibi başını salladı. lafı da pek anlaşılmıyor ama. Lakin fukaranın yüreği vesvesede. kerevetin bacağına yapışmış ama. Sanki ağzındaki mendili yeni almışım. Ne dersin... dünya.” diyor.zihnini açtı besbelli karının.” diye seslendiğini duyduk. Başmüddeiumumi gelmemiş. Başka şey konuşalım. Rehinelere.. “Sürüyün şunu” diye çıkıştı. Tekrardan başladı yalvarmaya. Aklımda birisi bile kalmadı. Hanım müdürün sesini işitince bir kere “Hıhh.” diyorum... Polis milleti imansız oluyor beyim. Kederle gülümsedi. Sen uyumadın mı Hasan Ağa? Yok beyim. Merdivenleri bir türlü çıkamıyor.. Arkasından bir itti komiser. Zapt etmek ne mümkün. Ben doğrusu ağladım.. Uyku sersemi kandı sandım.. Dişleri birbirine vuruyor.. Dakar’dan Cibuti’ye. müddeiumumi bey işte” dedim...” dedi.. Hep bu laf. dedim. Elhamdülillah. demek ki. sivrisinek imha etmekten kat kat tabiileşmiş ölüm.” dedim. “Aman Ali Efendi.. Elhamdülillah.. “Sus Hanım... yerin dibinde ve gökyüzünde ölüm esiyor.. Her basamakta tökezleniyor. göğsüne sakladı. işgal kuvvetlerine. bir şeyler söyleniyor. Allah bile kurtaramaz orospu.. Bu sırada arkamızdaki araba dörtnala bize yaklaştı... Hey Ali.. Maniler düzüyor bizim müdür beyin üzerine. direkleri görmesin.. “Seni. Allah rahmet eylesin. Müddeiumumi muavini var. Elham okuyacak da gerisi aklına gelmiyor diye beni bir telaş altı. çocuklara... Olmuş işin kötüsü olmaz.... Elhamdülillah. Arabayı yavaşlattık. jandarma dairesine girdik. Nasıl maniler.. kadınlara. Sen yalan uydurdun. Müdürün “Ali. Hanımla beraber mi? Birdenbire işin tafsilatını bilhassa bu heriften dinlemek arzuları duydu. Beraber arabaya bindik.. Keşke borç meselesi olsa.. 294 ÜCarûar [Koçjuşıı Doğumevinin önüne gelince. Ölüm zor mesele beyim. Başımı uzatıp dinledim. “Hele gayret. Norveç’ten Girit’e... Ali Efendi tecrübeli bir adam. Bir sağa. Yola çıkınca tekrardan yalvaracak oldu.. Bir don... denizde. “Elhamdülillah. Doğru söylemiş... bir gömlek. bombalanan şehirlerdeki ihtiyarlara. Başı da açık.. Seni çağırdı. Biraz sonra artık çırpmmıyordu.. birdenbire yere atlayıp kerevetin bacağına iki koluyla sarıldı... Kollarını tutuyorum. Borçtan mühim nedir? Karıyla beraber biz de gittik.. O sıra polis komiseri içeri girdi... Alaska’dan Meksika’ya. Kendisini kaldırıp yere attı. Manilerle yalvarıyor. Başını bağladı. İzlanda’dan Moskova’ya kadar. Bagırmazsan mendili alayım.. Tunus’tan Kaptavn’a. bir sola bakıyor beyim. bir bana baktı... Murat değil. konsantrasyon kamplanndakilere.... İşe bak ki Elham’m arkası benim de aklıma gelmiyor..... Urallar’dan Perlharbur’a.. Pek zor. Hangisi? İşte o beyaz oğlan. Komiser ağzına mendili sokuverdi. Ali Efendi yardım etmese arabadan yuvarlanacaktık. İşte orasını bilmem... Avustralya’dan Tibet’e kadar toprağın üzerinde. Gene müdüre şikayet mi ettiler? Kim? Kaç lira borçlusun? Borç meselesi değil. Mendili aldım. Karılar koğuşuna Ali Efendi ile beraber girdik. “Elhamdülillah. Komiser olanı söyle dedi. kanla dolu bir muazzam testiyi başına dikmiş patlayasıya kan içiyordu. Sürüdük arabaya attık. Meğer kasketini hazırlamış. Yüzüne kapattı.” dedi.. Köpek gibi yalvarıyor beyim.. Müdür bunları verdi. Suriye’den Hindicini’ye.tahtakurusu. Giyindi. Müdür ne istiyormuş? 80 Karıyı yataktan söküp almışız. taş olsa adam.. Biz bir halt karıştırdık. feryada başladı. Gözleri yumruk gibi dışarı uğramış. Bak dinle. Uyanıp zıpladı. Yalvarmaya başladı. “Aramaya mı geldiler? Aramaya mı?” diye 192 Otona! Tahir sordu. Gevre arkadan entarisiyle başörtüsünü yetiştirmiş.. Şaşırmış fukara. imana . Karı velhasıl karılıktan çıktı.. Elini yastığının altına sokup bir şey aldı.” diyor. İşte o aldığı şey her neyse -bana muska gibi gelmişti.. mukavemet hareketi mensuplarına. Kötüsü olmaz mı? Bu kötü bir işti beyim. Yüzümüzden anlamaz mı? Bir Ali Efendi’ye baktı. Sana bir mesele danışacağım.. Hele gayret.

. “Yok. Herifi oraya “Adam asacaksın.” dedi. Yanakları sanki elma gibi yanıyor. “Onlar imansız. o aptes aldı.. ağlar mısın? Çingeneyi sürükleyerek getirdiler.” dedi. “Beni yalnız bırakmazsınız. “Tamam. .. hele gel... dedi. Sanki meretler canlı da “Gel. yüzüne kan mı sürüldü. elim gibi. Bereket versin bayılmadı. Döşemeleri öpüyor. Ona verme başı derde girmesin.. Karı yalvarır. Ulan karı boğulacak. çamaşır yıkadım. yoksa elektrikten mi bana öyle geldi. Derken. “Murat ağabey elinden geleni yaptı.” dedi. Dardakilere. Tevkif ederim. Yalnız Kel Hasan kalsın. Bir taraftan da gülüyor beyim. Terbiyeli terbiyeli gülümsüyor..” dedi..” dedi. yalvarıyor.gelir. Değme babayiğit erkek öyle cesur olmaz. Masanın başına geldik.. ben döktüm..” dediler.. Hızır Çavuş söver.. başgedikli olacak rezil. Birdenbire ağzından bir kan boşansm beyim. Ben gardiyanken ve de erkekliğimle şaşırmışım beyim. Bu çakı Ali’nindir.. Allah’ın hikmeti canım... Ben korktum.. Elime bir sustalı çakı sıkıştırdı. İdam sehpası deyip geçme..” Artık bilmem. Canına kıyan imansız gider. 39^ öianüar 81 Kim savuşmuş? Asacak Çingene oğlu. Herif haklı. Kolay öldü mü? Kolay öldü. illetiz.” diye getirmişler.. İşte boğmaca gibi öksürüyor.” diye. “Bana değmeyin. Gece vakti cambaz seyri varmış gibi karı.” dedimdi. “Kendimi vurmadım. bir öksürük yakaladı Hanım’ı. Bize vebal gelir mi? Gelmez. Bayıldı mı? Ne bayılması? Çingene savuşmuş. Sonra beni yanma çağırdı. Şimdi bayılacak..” demiştir.. Hükmü okudular. Tutturdu “Elini arkasına bağlayacağım. kazak ördüm. İp eğirdim. Yere oturuverdi. Sanki Hanım’m yerine o cenabeti asacaklar. İki eli üzerine geldi. Horoz gibi ötüyor. Allah kabul etsin. O zaman.” diye kımıldıyor.. Jandarma kumandanı yalvardı. meraklanma. Asılacağın karı olduğunu anlamasıyla halkın arasına karışıvermiş. Vazifeni yap. Hükümetin kapısına çıkınca direkler karşıdan göründü. Laz valinin yalvarması da bir hoş oluyor. “Hakkını helal etsin. “Ben öldükten sonra yemenimi Ali’ye götür.. Hepiniz çıkm. Şeyh Hazım Efendi okumaktan yana halt etmiş.” dedi... Yolda Elham’ı bulamayan karı gürül gürül okuyor. Hepimizin yüzüne ayrı ayrı baktı. Müddeiumumi muavini çıkıştı. İşte orada rezillik başladı beyim. Neden? Savuşmuş.. erkek toplanmış.... “Üstümde çıkar da size bir söz gelir. “Burada. Kaderim böyleymiş. Hitamında Ali Efendi’ye “Başefendi.” dedi.” dedi. Hani çocuklar boğmaca olur. Hasan Ağa’m..” dedi. Öyle insafsız herif görmedim. Hızır Çavuş yok mu beyim..” dedim. işte burada” diye halk bağrışır.. Herkes korktu. müsaaden olursa iki rekat namaz kılayım. biz yalnız kaldık mı? 295 öienud Tahir İbrikle su getirdiler. Ben hiç canıma kıyar mıyım müddei bey. Omzundan tutacak oldum. “Beni yıkamadan gömmesinler. Ali Efendi müddeiumumi muavinine baktı. Vasiyeti tuttun mu? Ne mümkün beyim. Elim gibi.. Doğruldu. Elerini arkasına çevirip sıkıca bağladılar. “Kılsın.. Yoksa seni tevkif ederim demiştir. Hepimizi tanıdı. Sana selam etti. denizdekilere dua etti. ben yalvarırım.. Birisi “Kendisini mi vurdu?” diye bağırdı... Bizden iyi yürüdü beyim. “Bunları onlara söyle.” dedi. Birazdan bir çukura elbisesiyle atıverecekler. Milletin de işi yok. Oraları derya gibi kan kapladı. Herkes çıktı mı beyim. Dinlemedi. pıhtılaşmış kan geliyor karının boğazından. Jandarmalar döküldü. İki rekat namaz kıldı. Biz millet değiliz beyim. Güler misin.. Vali yalvardı. ağlıyor. “Bir diyeceğin var mı?” diye sordular. Razı olmadılar. Kefen parası hazırladım.. Çingene oğlu da bu “Şerefli bir vazife ise sen neden yapmazsın deyyus?. sana vasiyetim.

Rahatladı... kimi tükürür. Hasan Efendi. Ama nasıl aglı-yormuş. Onu gören jandarmalar da yanaştılar. Murat gözlerini nefretle kırpıştırdı. dersin. Oğlan sabahtan beri ağlıyormuş beyim.. Ne olur? Geçirdim. masaya tekmeyi vuran sen değilsin ki. Bu da bir vazifedir.” 199____________________________________________________________________ _______________________________________________________________________ _______________________________________________________________________ _______________________________________________________________________ .” dedi. Bak Hanım’in haline. “Elimi çözün. Sen asmadın ki kanun astı.” demez mi? Geçirseydin. Günahtır.” diye bagırmamak için kendisini zor tuttu. Sonra?. Hem de Hanım rica etmiş. beyim. O da yaranıza merhem olmazsa Allah’a müracaat.. Yiğit ölmüş kadın. “Defol. Bizim kız da.Der mi? Dişleri birbirine çarpıyor. Se398 öiarıliir [Koğuşu vaptır. ölür. Vali omzumu okşadı. Sana bir kötü söyleyen olursa “Ağır Ceza Mahkemesi reisine gidin.. Doğru yanma çıktım.” diye bağırdı. 397 ZKemcâ Tahir Bir günaha girdik mi? Ne günahı? Sevabı var budala.. ben ipi boğazıma geçiririm. Kan istiyor beyim.. öksürüyordu ama karnı yırtılacak gibi.. şu anda o kadar acayip bir haldeydi ki merak daha kuvvetli geldi. Üç saattir bu herif yüzüne bakıyordu demek? Uykuda taarruza uğramış da yaralanmış gibi göğsüne bir acı yapıştı. ‘Kan.” dedi. Demek günaha girmedik mi beyim? Hayır Hasan Efendi.. Sonrası. Gideyim de yemenisini Ali’ye teslim edeyim... Malatya Belediyesi’nin sabık köpek zehirleyicisi.. Vay canına.. Orada durur muyum beyim.. Hasan kalktı. Bir parça kan. 82 Doğrudur. insanoğlunun rahatlaması için mutlaka biraz kan ister... Aman beyim.. Adalet’in otuz liralık gardiyanı ve dün gecenin amatör cellâdı. İyi etmişsin Hasan Efendi. Millet yarıldı. sabah sabah ben sana onu sormaya geldim. Sanki ben itfaiye kamyonuyum. Elham’ı okuyamıyordu.. Murat kederli bir gülümsemeyle düşündü: “Herkes yavaş yavaş kana taraftar oluyor galiba. Ağzından kan boşanınca aklı başına geldi..... Hanım olmasa geberteceklerdi teresi... yedi çocuk babası zavallı Kel Hasan bile. içerdeki pislikleri temizleyecek.. Hanım’ı bizden kurtarmışsın. Malatya milleti....... Müddeiumumi bey de “Sevabı var.. Hanım’ı asan. Hızır Çavuş yumrukla girişti mi Çingene oğluna.. Hanım ne yaptı? Başladı yalvarmaya. Arkadaşlar “Bu Ali artık iflah olmaz.. Fena bir şey değil. îmam efendi de “Sevabı var. Sonunda “Hasan Ağa ipi geçiriversin.. Eğer ağzından kan boşanmazsa ölür. onun da ağzından kan boşanınca öksürük eskisi kadar kalmadı. Rahatladı. Bu sıska ve hilekar yüze Murat hayretle bakakaldı.... Ben de ipi boynuna geçirip masaya tekmeyi vurdum. Ölürken bir insana yardımın dokunmuş. Kel Hasan... Gardiyan Kel Hasan... Aralarından geçtim... Kimi söver.’ diyor.. Üç saattir uyanmanı bekliyorum. Koştum savuştum. Buraya kadar koştum beyim. Bırak Malatya milletini. ipi boğazına takan. Yüzünde rahat bir gülümseme vardı. Murat’ın sırtı ürperdi. Haydi yat artık.... Hanım’m yemesini Ali’ye vermek için dışarı çıktı.. İşte meydanda bir şey. Evet bey yiğit öldü.... Bu kan iyi bir şey.” dedi.” diyorlar. Hava borularını falan yıkıyor. Demek ki kan içerdeki pislikleri temizliyor... Ben de Hanım’a hakkımı helal ettim. Yorgunsun... “Benim yüzümden fukaraya hakaret etmeyin... Bu sefer..

_______________________________________________________________________ _______________________________________________________________________ _______________________________________________________________________ _______________________________________________________________________ _______________________________________________________________________ _______________________________________________________________________ _______________________________________________________________________ _______________________________________________________________________ _______________________________________________________________________ _______________________________________________________________________ _______________________________________________________________________ _______________________________________________________________________ _______________________________________________________________________ _______________________________________________________________________ _______________________________________________________________________ _______________________________________________________________________ _______________________________________________________________________ _______________________________________________________________________ _______________________________________________________________________ _______________________________________________________________________ _______________________________________________________________________ _______________________________________________________________________ _______________________________________________________________________ ________ .

You're Reading a Free Preview

İndirme
scribd
/*********** DO NOT ALTER ANYTHING BELOW THIS LINE ! ************/ var s_code=s.t();if(s_code)document.write(s_code)//-->