P. 1
evrimagaci-v1.3

evrimagaci-v1.3

|Views: 2,969|Likes:
Yayınlayan: ufuk_tastan4

More info:

Published by: ufuk_tastan4 on Aug 14, 2011
Telif Hakkı:Attribution Non-commercial

Availability:

Read on Scribd mobile: iPhone, iPad and Android.
download as PDF, TXT or read online from Scribd
See more
See less

07/10/2013

pdf

text

original

1

2

“Bu çalışmadaki yazıların tümü veya bir kısmı, Evrim Ağacı’na yönelik gerekli kaynaklar gösterilmek şartıyla haber vermeksizin istenildiği gibi kopyalanabilir, çoğaltılabilir ve dağıtılabilir.”

3

E V

R

İ

M

A Ğ

A C

I

4

E V

R

İ

M

A Ğ

A C

I

“BU YAŞAM GÖRÜŞÜNDE İHTİŞAM VAR...”
Yazan Çağrı Mert Bakırcı

EVRİM AĞACI
www.facebook.com/treeofevolution

5

E V

R

İ

M

A Ğ

A C

I

6

E V

R

İ

M

A Ğ

A C

I

İndeks
1. Canlılığın Evrimi
1: DNA, Nükleotit, Kromozom, Gen: Nedir, nasıl çalışır? 2: Koaservat nedir? Nasıl oluşur? 3: “Hayat Molekülleri”nin Temelleri ve Koaservatların Gelişimi 4: “Hayat Molekülleri”nin Nasıl Doğru Dizildiği, İşlevleri ve Çalışma Prensipleri Üzerine 5: “Canlılık” Oluşumu ve Doğal Seçilim’in Etkisi İlk DNA nasıl oluştu? - “Önce-RNA Hipotezi” ve “RNA Dünyası Kuramı”

2 – Türleşme:
1: Tür Nedir? Tür Tanımları Üzerine 2: Türleşme Nedir? Farklı Türler Nasıl Oluşur? Allopatrik Türleşme Ne Demektir? 3: Türleşme Nedir? Farklı Türler Nasıl Oluşur? Simpatrik Türleşme Ne Demektir? 4: Türleşme Nedir? Farklı Türler Nasıl Oluşur? Parapatrik ve Peripatrik Türleşmeler Ne Demektir? 5: Zigot-Öncesi Üreme Bariyerleri 6: Zigot-Sonrası Üreme Bariyerleri ve Hibritler 7: Evrim hızı tüm canlılarda aynı mıdır, farklı mıdır? Neden?

3 – Evrim Mekanizmaları
1: Evrim’i Tetikleyen Mekanizmalar Nelerdir? 2: Doğal Seçilim 3: Yapay Seçilim 4: Cinsel (Seksüel) Seçilim (Rastgele Olmayan Çiftleşme) 5: Gen Akışı (Göç) 6: Genetik Sürüklenme 7: Mutasyonlar

4 – Taksonomi
1: Temel Kavramlar, Konular ve Terimler 2: İnsanlar ve Yakın Akrabalarının Taksonomik Sınıflandırılması Üzerine 3: Bakteriler

Evrim Kuramı:
Fosillerden Bir Canlıyı Yeniden Yapılandırma (Rekonstrüksiyon) Nasıl Yapılır? Yapay Seçilim Doğal Seçilimin Gücü ve Coğrafi Dağılımın Evrime Etkisi Evrimsel Ekonomi ve Seksüel Seçme Jeolojik ve Paleontolojik Bulguları Tarihleme Yöntemleri ve Doğal Çevreyi Belirleyen Yöntemler Bulunan fosillerin hangi türe ait olduğu nasıl ayırt edilir? Doğal Seçilim’in yönü ve/veya amacı var mıdır? Geri Evrim (Reverse Evolution) Nedir? Mutasyonlar nedir? Tipleri nedir? Mutasyonların neden bazıları kalıcı olur, bazıları elenir? Bu neye göre belirlenir? Modifikasyon Nedir? Genler Üzerinde Etkileri Nelerdir?

7

E V Kalıtımsal Özelliği Var Mıdır?

R

İ

M

A Ğ

A C

I

En İyinin Hayatta Kalması – Survival Of The Fittest Evrim’in İşleyişinin Kısa ve Dar Bir Özeti “Bizim Bildiğimiz Anlamıyla” Hayat İçin Suyun Önemi Evrim Ağacı nedir, nasıl tasarlanır? İnsan ile Diğer Canlıların Genom Kıyaslaması ve Benzerlik Miktarları Evrimsel Biyoloji’de Bir Canlının “İlk” Bireyi ve “Ara Tür” Kavramı Hakkında “Hayvan ve Bitkilerin Ortak Atası Hakkında Bilgiler” ve “Ara Geçiş Türleri ve Hatta Alemleri!” “Bencil Gen” nedir? “İnsanlar neden uçamaz?” vb. sorulara cevap! , “Trade-off ” nedir? Evrimsel açıdan “hayatta kalmak” ne demektir? “Acıma” ve “şefkat” bireye zarar verdiği halde neden evrimleşmiştir? Evrimsel açıdan “üremek” ne demektir? “Kambriyen Patlaması” nedir? O dönemde neler olmuştur? Canlılarda Neden Simetri Vardır? Asimetrik Canlılar Var Mıdır? Simetri Nasıl Sağlanır? Biyolojik Saat ve Kronobiyoloji nedir? Sahte-bilim (Pseudoscience) nedir? Bilim ile aralarındaki farklar nelerdir? Telepati ve Telekinezi’ye bilimsel bir bakış... Canlıların “daha fazla evrimleşmiş”, “daha ilkel” ya da “en az evrimleşmiş” olarak tanımlamak mümkün müdür? Evrim’in bir yönü var mıdır? Varsa, bu yön tüm canlılar için aynı mıdır? Hücrelerin Yuvarlak ve Küçük Olması, Canlılardaki Üreme İsteği ve Bu İsteğin Kökenleri Dollo “Yasası” (Hipotezi) Nedir? Dinozorlar Nasıl Yok Oldu? Kitlesel Yok Oluşlar Üzerine... Kanser Nedir? Kanserin Evrimi Üzerine... Mitokondriyal DNA (mtDNA) Nedir? Nasıl Kullanılır? Genlerin Değişimi Nasıl Olur ve Evrim Buna Bağlı Olarak Nasıl Gerçekleşir? Ortak Yaşam (Simbiyoz) Nedir ve Nasıl Evrimleşmiştir? Ölüm Nedir? Ölüme Biyolojik ve Evrimsel Bir Bakış... Eşcinsellik ve Evrim Mem ve Memetik Nedir? Primat Nedir? Tür ve Filogeni Kavramları Üzerine

Bilim-Dışı İddialara Bilimsel Cevaplar: Bilmek Ya Da Bilmemek...
Miller-Urey Deneyi’ne Yönelik Eleştirilere Cevaplar Termodinamik Yasaları ve Evrim’in Bunlarla İlişkisi İnsan maymundan mı evrimleşmiştir? Günümüzde neden hala maymunlar vardır? Onlar neden insana evrimleşmez? İddia: Evrim Teorisi çürümüştür! Uzaylılara Bilimsel ve Evrimsel Bir Bakış Evrim, “yalnızca bir teori” mi? Teoriler, Kanunlar ve Bilimsel Gerçekler Hakkında Açıklamalar... Evrim’in Tesadüflere Bağlı Olmadığıyla İlgili Açıklama ve Bazı Düşünceler Doğal Seçilim tamamen tesadüfi değilse ve belirli durumlara/kurallara bağlıysa, bu kuralları kim/ne belirliyor? Leopar ve babun yavrusu Evrim’i çürütür mü? - (Şüpheci Melek) “Afrika’daki AIDS hastaları, Japonya’daki radyasyona maruz bırakılsalar, mutasyonlar sayesinde iyileşirler mi?” Steve Projesi (Project Steve) ve Keşif Enstitüsü (Discovery Institute) İddia: Trilobit gözleri, Evrim Kuramı’nı “çürütür”. Hücrenin Karmaşıklığı Üzerine “İnsanlar neden uçamaz?” vb. sorulara cevap! “Trade-off ” nedir?

8

.. En Yakın Kuzenlerimize Bir Bakış: Şempanzeler ve Bonobolar. Kediler ve Genel Olarak Memeliler’de Cinsel Döngü Üzerine. Vampirlik ve Evrim Bitkiler’in Evrimi’nin Kısa ve Dar Bir Özeti “Dawkins’in Bile Cevap Veremediği. Benzerlikler ve Farklılıklar Güncel Türleşme ve Evrim Örnekleri Çenenin Evrimi ve Hayvanlarda Çene Basıncı Eşeyli Üremenin ve Cinsel Organların Evrimi Canlılarda Neden Sadece İki Cinsiyet Bulunur? Vampir Yarasalar...... Deri neden ve nasıl evrimleşmiştir? Hayvanlarda Cinsel Uyarılma ve “Sahte Çiftleşme” Davranışları Kurbağalarda Dişler ve Görevleri Tavuklarda Kafa Stabilizasyonunun Sebepleri Turritopsis nutricula (Ölümsüz Denizanası) Transparan Kafalı Balık: Macropinna microstoma Hamsterların Evrimi ve İnsan-Dışı Hayvanlarda Albinizm “Hayvan ve Bitkilerin Ortak Atası Hakkında Bilgiler” ve “Ara Geçiş Türleri ve Hatta Alemleri!” Bilincimiz nasıl evrimleşti? Hayvanlar içgüdüyle mi hareket eder... Yapı... “Mart Ayı”. Şempanzeler ile İnsanlar Arasındaki Kromozom Sayısı Farkı Üzerine. Neden canlılar ömürleri boyunca üremezler? Menopoz nedir? Bitkilerin Meyveleri ve Hayvanların Ürünleri Bize Neden Güzel/Tatlı Geliyor? Diğer Hayvan Türü Dahilindeki Bireyler Neden Birbirinin Aynısı Gözüküyor? Derinin Evrimi Üzerine..E V “Ruh” Kavramının Bilimsel Geçerliliği Var Mıdır? R İ M A Ğ A C I Hamamböcekleri 250 milyon yıldır “hiç” değişmemiş midir? Matematiksel Oranlar (Altın Oran gibi) ve Doğa’daki Matematiksel Yansımalar Üzerine. Ornitorenk (Platypus) nedir? Ornitorenk’in ve Memeliler’in Evrimi Üzerine.... Canlıların Evrimi: Organ.. Gorillerin Evrimi (Gülşah Güler) 9 . Dinozorlar Nasıl Yok Oldu? Kitlesel Yok Oluşlar Üzerine.. Süt Bezlerinin Evrimi ve Memeli Evrimi Üzerindeki Etkileri Sistemlerin Evrimi: Sindirim Sistemi ve Çift-Yanlı Simetrik Hayvanlar Uykunun Kökeni ve Evrimi Üzerine Düşünceler. Sistem Ve Organizmaların Evrimi Virüsler: “Canlı” ve “Cansız” Kelimelerinin Anlamsızlaştıran Varlıklar Gözün Evrimi ve Çok Daha Fazlası.. bilinçli olarak mı? “Acıma” ve “şefkat” bireye zarar verdiği halde neden evrimleşmiştir? Evrimsel açıdan “üremek” ne demektir? “Körelmiş organlar” neden körelir? İnsanın cinsel isteği körelmekte midir? Hamamböcekleri 250 milyon yıldır “hiç” değişmemiş midir? Hamamböceklerinin Evrimi Üzerine... Evrim’i Çürüten Hayvan”: Bombardıman Böceği ve Evrimi Naylon-Yiyici Bakteriler’in Evrimi: Evrim ile Oynamak Vahşi Mantarlar: Cordyceps Bir Deniz Efsanesinin Bilimsel Açıklaması: Kağıt Balığı (Oarfish) Canlılarda Neden Simetri Vardır? Asimetrik Canlılar Var Mıdır? Simetri Nasıl Sağlanır? Hayvanlarda Uçmanın (Uçuşun) Evrimi Vahşi Doğadaki Hayvanlar ile Hayvanat Bahçesi Hayvanları Arasındaki Farklar Hayvanlarda Kıl Uzama Miktarlarının Farklılığı Üzerine.

E V R İ M A Ğ A C I Şempanzeler ve Bonoboların (Pan cinsi) Evrimi (Gülşah Güler) Arıların Petek Hücreleri Neden Genellikle Altıgendir? Başka Ne Tip Hücre Yapıları Gözlenir? Bazı hayvanlarda neden yele bulunur? Yele nasıl evrimleşmiştir? “Ezan Çiçekleri”nin (Oenothera biennis) Sözde “Sırrı” 10 .

com/treeofevolution 1.facebook. Canlılığın Evrimi Cansızlıktan Canlılığın Evrimi 11 .E V R İ M A Ğ A C I http://www.

12 .

ben çok tutmuyorum bunu kullanmayı. Aşağıdaki çizimde. Gördüğünüz gibi DNA. Deoksiribo Nükleik Asit’tir. Aşağıda. kimyasal bir moleküldür. DNA da. DNA son derece sıradan. ne özel bir isimdir. ne daha fazlası. Kimya konusunda bilgisiz olan birine her ne kadar aksini çağrıştıracak olsa da. Oksijen (O) ve benzeridir: 13 . Kromozom. Gen: Nedir. Bu atomlar temel olarak Karbon (C). nasıl çalışır? Genlerin ne olduğunu anlayabilmek için. “canlılar” ile “cansızları” birbirinden ayırma özelliği bakımından çok önemli bir yer tutar bilimde. Bu noktayı anlayabilen bir birey. DNA sanki özel ya da diğerlerinden farklı bir molekülmüş gibi bir hava vermesinden ötürü.E V R İ M A Ğ A C I 1: DNA. Ayrıca tabii bu şekilde DNA’yı çizmek çok daha kolay. ne daha azı. DNA’nın bir sonraki kuşağa aktaracağınız bilgileri taşıma görevi olmasıdır. DNA’yı özel kılan tek şey. tanımlayıcı ve bir miktar da “artistik” sayılabilecek isimler alırlar. Bu özelliktir DNA’yı spot ışıklarının karşısına koyan. kalıtımsal alanda görev almasıdır. DNA’nın gerçek yapısı görülmektedir. Yani örneğin gözlerinizin ıslak kalmasını sağlayan gözyaşınızın da kimyasal bir formülü bulunur. her kimyasal maddenin kendine ait bir özelliği olduğu gibi. yalnızca ve yalnızca sıradan atomlardan oluşur. Yani DNA. Örneğin sıradan bir kimyasal olan bir diğer maddenin adını vermek gerekirse: Trifluoromethanesulfonate. Bu oldukça basit olmakla birlikte. farkı anlarsınız. DNA dediğimiz moleküller zincirinin uzun adı. Kimya’da bütün moleküller bu şekilde uzun. temsili ve en sık karşılaşabileceğiniz DNA çizimini görüyoruz. gözyaşınızın gözlerinizi korumak ve duygularınızı belli etmek gibi görevleri varken. Azot (N). Nükleotit. Bir aşağıdaki resmi görürseniz. birbiri etrafında kıvrılarak heliks bir yapıya bürünür: Bu çizim her ne kadar genel yapı hakkında bilgi verse de. ne de özel bir artısı vardır. Tek fark. hayata çok daha farklı bir gözle bakabilecektir. İsim. kalıtsal materyalimiz olan DNA’nın yapısını anlamamız gerekir. Buradan da anlaşılabileceği gibi. ikili bir sarmaldan oluşur. Hidrojen (H). evren içerisindeki diğer bütün varlıklar gibi. Fosfat (P). DNA’nın da kendine ait bir özelliği olması ve bu özelliğin. Yani iki farklı doğru.

söylenen şeyleri yapar. Tıpkı bizim günümüzde kullandığımız son derece kompleks bilgisayar yazılım dilleri gibi. Son zamanlarda. Başka bir şekilde dizilime Guanin (G). merdivenin basamaklarını oluşturur. vücudumuz da 4 harften oluşan bir dil kullanır. kalıtsal anlamda çok önemlidir. kapanıp-açılır. genetik olarak hücrelerimiz de bir şifreleme kullanırlar. ne demek istediğimi anlayabilirsiniz. Bilgisayar ekranını büyüteçle incelerseniz. Sadece 1”ler ve 0”lar kullanılarak. vb. İşte sizin. birbirlerine zayıf veya kuvvetli kimyasal bağlar ile bağlanmış atomlar. C++. bilgisayarınızda görüp görebileceğiniz tüm işlemler yürütülebilmektedir. DNA zinciri de daha küçük parçalara bölünebilir. en küçük kalıtsal yapıtaşımız mıdır? Elbette hayır. Ne daha azı. atomlar bulunur. karşımıza “bilgisayar dili” çıkmaktadır. ona Adenin (A) deriz. hidrojen. bir diğerine ise Sitozin (C. Ancak. “C” ve “G”dir. Bilgisayar da bu “1” ve “0”ların geliş düzenine bakarak. Bu dil. Zira bu bahsedilen harfler. aracı programlar sayesinde bu “1” ve “0”lara dönüştürülür ve bilgisayara gönderilir. ne daha fazlası. Ancak biz onlara ne dersek diyelim. Bu atomlar belirli bir şekilde dizilirse. İngilizce’ye oldukça benzerler. vs. bastığınız her bir tuşun bilgisayara bir “komut” göndermesi ve bilgisayarın monitörde bulunan küçük. fare imlecini hareket ettirir. Bu harfler. bilgisayar elbette ki bizim dilimize yakın olan bu dili anlayamaz. vb. Birer 14 . güncel teknoloji sayesinde. Aslında bilgisayar. kimyasal bir madde olan “baz” kısmında bulunan bir dizilimdir. aslında bunlar sadece sıradan birer baz grubudur. kendisine önceden yapılması -genellikle Microsoft üreticileri tarafından. Bunu bilgisayar üzerinden örnek vererek anlatabiliriz: Bilgisayar programcıları. Bu dilde. günlük konuşma diline oldukça yakın olacak şekilde ayarlanmışlardır. Nükleotitler. nükleotit denen DNA’nın küçük parçalarının. zira “şifrelemeyi” yapan sistem olan genetiğin dili “nükleotit dilidir”. Bu diller. diller kullanırlar. bilgisayara hangi dille. Peki bu komutlar. belki bazılarınızın bileceği gibi ikili (binary) dilidir. Aynı bu şekilde. harf sayısı 16”ya çıkarılarak haberleşme hızı arttırılmıştır ancak temel mantık gene aynıdır ve 16 harften oluşan bir dille anlatılabilen her şey. Bu daha küçük parçalara “nükleotit” denir ve DNA sarmalını bir merdivene benzetecek olursak. günümüz modern dillerine göre çok çok az olmakla birlikte. “T”. Peki DNA. çeşitli değişimler geçirirler. Bu da sizin bilgisayarlara işlem yaptırmanıza sebep olur. ne şekilde gider? İşte burada. ekrana yazı çıkarır. Basic.E V R İ M A Ğ A C I Görüyorsunuz… Sadece arka arkaya. teknik olarak bir şeyi “anlayamaz” sadece üzerine düşen akım ve gerilim sayesinde bilgisayardaki devreler. yalnızca kimyasal bazı yapılardır. ışık saçan LED’lerden birini. Peki nedir bu yapılar? Bu harfler. uygun renkte yakmasından ibarettir. Örneğin klavyede yazdığınız bir kelimenin ekranda çıkabilmesinin tek nedeni. İngilizce’ye yakın olan dillerle yazdığınız bilgisayar komutları. İng: Cytosine) deriz. Bu dizilimde karbon. sadece 2 tane harf vardır: “1” ve “0”. bildiğimiz. Başka bir şekilde dizilirse Timin (T) deriz. “A”. Bu şifreleme dilindeki harf sayısı. bu az sayıda harfin kodlayabileceği komut sayısı sınırsızdır. Bu isimleri onlara biz sonradan vermişizdir. Elbette ki aslında gerçekte bu harflerin hiçbiri ile iletişim olmamaktadır. çünkü bu programlama dillerini yazan programcılar tarafından. alfabesi de “nükleotit alfabesidir”. bilgisayarları programlamak için C. 2 harften oluşan bir dille de anlatılabilir.

atomlardan oluşan sıradan dizilimler. Nükleotitlerin bu kimyasal yapılarının basit çizimle gösterimi şu şekildedir: 15 . işte bu bazlarına göre isimlendirilirler. Aşağıda. Peki bir nükleotitin yapısı nedir? Elbette ki. bize “canlılık” katan faktörlerdir. bu kodlayıcı “harflerin” ya da kimyasal moleküllerin yapısını görebilirsiniz. Ancak bu farklılıklar ve bizlerde bu moleküllerin bulunabilmesi. atomlarının dizilimi. Görebileceğiniz üzere sadece sıradan atomların farklı dizilimleri sonucu bu moleküller oluşmaktadır: Ne kadar da birbirlerine benziyorlar değil mi? Tek değişen.E V R İ M A Ğ A C I kimyasaldır. Nükleotitler. son derece sıradan atom dizilimlerinden fazlası değil! Bir fosfat (phosphate) grubu. tıpkı evrendeki diğer tüm maddeler ve varlıklar gibi. bir şeker (sugar) grubu ve bir baz (base) grubu! Daha fazlası yok. farklı tepkimelere girebilmelerine sebep oluyor. bu moleküllerin farklı kısımlarının aktif hale gelmesine ve farklı moleküllerle. Ancak bu dizilimlerin farklı farklı olması. bizim genetik yapımıza sahiptirler. Yoksa olan farklı bir şey değil. nükleotit denen ve çocuğunuzun neye benzeyeceğine karar veren moleküller. İşte bir nükleotit dizilimi: Gördüğünüz gibi. Ancak bu kimyasallar. Devam edelim.

Bu sarı yapı. Karmakarışık bir ağ şeklinde. hücre sıvısının içerisinde bulunur. Bu upuzun ve karmakarışık DNA sarmalı yapısına “kromatin ipliği” ya da “kromatin ağı” denir. İşte bu DNA sarmalı. Prokaryot (zarla çevrili organelleri bulunmayan ve çekirdeksiz) hücrelerde ise hücrenin içerisinde. hücre çekirdeğidir. hücre çekirdeği de. Mor renkli kap da. Burada. genellikle ortada. milyarlarca DNA bulunmaktadır. elbette ki bir tabak değildir. upuzun bir şekilde hücrenin içerisindeki çekirdekte bulunur . bu nükleotitlerin de gösterilerek çizilen hali şu şekildedir: Bu DNA sarmalının en altında dikdörtgene alınmış kısımda.E V R İ M A Ğ A C I Ve DNA sarmal (heliks) yapısının. içindeki sarı yapı da spagetti değildir. En solda görülen spagetti tabağına benzeyen yapı. Gösterilmemiş olsa da. Bunu da görelim: Yukarıdaki görsel son derece faydalıdır. ancak çekirdek bulunmadığı için daha dağınık bir vaziyette bulunmaktadır. upuzun olan bir DNA ağıdır. fosfat-şeker-baz üçlüsünü ve dolayısıyla nükleotitleri görebilirsiniz. ökaryotlarda (zarla çevrili organelleri ve çekirdeği bulunan hücrelerde). 16 .

aslında DNA’nın sadece belirli bir bölgesidir: Görebileceğiniz üzere. Aslında. bilgisayarların da 1’ler ve 0’lar ile “konuştuğunu” söylemiştik. anlamlı ifadeler halindedirler ve hücre tarafından gerektiğinde algılanır ve kullanılırlar. hatırlatmak gerekirse. Kromozomlar da şu şekilde görülürler: Bu görsel de son derece açıklayıcıdır. kromozomlardır. DNA sarmalının belirli kısımlardırı. atomların dizilimidir. Kromozomlardan yola çıkarak bazlara kadar yapılan açılımı. genler. çünkü hücre bölünmesi sırasında genetik bilginin aktarımında bu özel birimler görev alırlar. Çünkü her bir gen. Bu kısımlar. Ancak en nihayetinde. Bu düzen çok önemlidir. nükleotit dizilimlerinin anlam kazandığı bölgelere denir. Görebileceğiniz üzere hücre çekirdeğinin içerisinde özelleşmiş olarak bulunan bu DNA yapıları. Ancak bu 1’ler ve 0’lar tek başlarına hiçbir anlam ifade etmezler. DNA’nın histon proteinleri tarafından sarılarak yoğunlaşması sonucu oluşan genetik birimlerdir. çeşitli işlevler yürütmektedir ve çeşitli işlevlerin yürütülmesinde rol oynamaktadır. genler bu adım adım karmaşıklaşan yapının neresindedirler? Genler. “Gen” denen yapı. yukarıdaki görseli takip ederek bulabilirsiniz. Bu özel birimlerin adı “kromozom”dur. Peki. Bilgisayar benzetimimize dönecek olursak. bu karmaşık ağın içerisinde belirli bir düzen vardır.E V R İ M A Ğ A C I Çıkarılan mavi oku takip ederseniz. Kromozomlar. olan tek şey. DNA Heliks yapısına kadar geçişi görebilirsiniz. bunların uzun dizilimleri de anlam 17 . Hatta çoğu zaman.

Bu kodlar. 8-bitlik sistem. Genler. 32-bitlik sistem. anlamlı bir hal alırlar. 16-bitlik sistem. vs. klavyeden gelen bir komut sonucu ekranda “A” harfinin çıkmasını sağlayabilir. 18 . Ancak aynı dizilimin biraz daha uzun bir hali. Elbette bu anlamları şu anda uyduruyorum. anlattığım gibi A. ancak temel olarak konunun özünü vereceğini düşünüyorum. anlamlı olabilecektir. Ancak bunların belirli uzunluktaki dizilimleri. geçirebileceğiniz hastalıklardan kalıtsal olarak taşıyacağınız hastalıklara kadar her şeyi kod olarak saklarlar. vücudunuzun kıllılığından göz renginize. Örnek verecek olursak.E V R İ M A Ğ A C I ifade etmeyebilir. sizin boyunuzdan saç renginize. C ve G harflerinin belirli dizilimleriyle saklanırlar. tek başlarına ATGTTCG şeklindeki bir dizilim anlamsız olabilecekken. bir bilgisayar için 1110101001 gibi bir dizilim anlam ifade etmeyebilir. Aynı şekilde. bunlar enzimleri. enzimler de bizi “canlı” yapan reaksiyonları üretirler veya üretilmesini sağlarlar. Bunu bilgisayalarda. hücre için “bölünmeye başla” komutu anlamına gelebilecektir. belirli bir işleve sahip olabilir ve bu “kelime”. Genetikte. örneğin bu bilgi. T. İşte bu anlamlı ifadelere de “gen” diyoruz. Bu 3’lü kod sonucunda bir aminoasit üretilir ve bunların birleşimi proteinleri. şeklinde isimlendiririz. ATGTTCGTAACGTAC gibi bir dizilim. 64-bitlik sistem. “3-bitlik sistem” vardır ve her 3 nükleotit (örneğin GCA) bir aminoasidi kodlar. 11101010010001110 dizilimi.

enerji için kullanılabilmeleri. yumuşak olmaları. “cansız” veya inorganik moleküllerden oluşan. Isı sığalarının (bir cismin sıcaklığını 1 santigrat derece arttırmak için gereken ısı enerjisi miktarına denir) diğer moleküllere göre oldukça yüksek olması. “Hidrofilik” moleküller ise. Koaservatların nasıl oluştuğunu anlayabilmek için -ki koaservatları “ilkel hücre” olarak adlandırabiliriz. atomlarının diziliminden ötürü (ki aslında bu atomlar “yağ” molekülünü oluşturmak için bu şekilde dizilmezler. eğer ki canlılığı anlamak istiyorsanız. bilim-dışıdır ve açıkçası artık bilimde böyle bir “yer-doldurucu iddia”ya gerek yoktur. Canlılık.hücrenin olmazsa olmaz özelliği. Biraz karışık bir cümle oldu. orjinali. Yağlar (lipitler) canlılık için son derece önemli moleküllerdir. Bu ne demektir? Teknik olarak “amfifilik”. Çoğunlukla canlıları cansızlardan ayırmak için kullanılan bir kavram olan “ruh”. su ve hidrofobik maddelerin birbirini itmesi özelliğidir. moleküler anlamda çok önemli bi kimyasal yapıya sahiptir: Yağ molekülleri. “su seven” maddelerdir. moleküler düzeydeki dizilimlerinin cansızlardakilere göre farklı olması ve bu dizilim bilgisinin. “basit” halde çizilmiş olsa da. ancak devam ettikçe anlayacaksınız.E V R İ M A Ğ A C I 2: Koaservat nedir? Nasıl oluşur? Canlıları cansızlardan ayıran tek özellik. Bir yağ molekülüne bakalım: Bu gördüğünüz bir lipit molekülüdür. çünkü canlılık oldukça net bir biçimde açıklanmıştır. doğada gözlenmlenmesi sonucu doğan bilimi. Burada her ne kadar bu şekilde. bir molekülün kimyasal yapısından ötürü. bu iki özelliğin. elbette ki. Tekrar tekrar söylüyorum. aşağıdaki gibi bir atomlar karmaşasıdır: 19 . dediğimiz gibi atomların milyonlarca yılda (yaklaşık olarak 600 milyon yıl. H2O molekülü ile etkileştiklerinde. bundan 4. hem de hidrofilik yapıda atom dizilimine sahip olan moleküllere denir. yine sıradan atomlardan oluşan moleküllerce nesilden nesile fiziksel yollarla aktarılmasıdır. Koaservatlar. sonsuz sayıda denemenin gerçekleşmesi sonucu bugün bizim canlılar olarak kendimize “canlı” dememize sebep olan “doğru kombinasyon”un bulunması ve kombinasyonun hayatta kalabilmesi sonucu ortaya çıkan kavramdır.9 milyar yıl öncesi arası) Dünya’nın dört bir yanındaki yoğun sularda. organları koruması gibi özellikleri haricinde. H2O molekülleriyle arasındaki elektriksel etkileşim sonucu (elektron dizilimlerinden ötürü). net olarak anlayalım. suyu kendisine çeken. Ve tabii bunların mükemmel bir bileşimi olarak. sudan “nefret etmesi” demektir. yani atomlar bilinçli hareket etmezler ve üzerlerinde etkisi olan fiziksel yasalar dahilinde belirli yapılara bürünürler) “amfifilik” yapıdadır. kimyasal dizilimi dahilinde hem hidrofobik. kimyasal yapılarından ve molekülün içerisindeki atomların elektron diziliminden ötürü. Gelin bunu bir görselle.5 milyar yıl öncesiyle 3. Peki bu iki yeni terim nedir? “Hidrofobik”. İşte amfifilik. ilk “canlı” (organik moleküllerden oluşan kompleks) özellikli moleküllerdir. bu atomları gören ve inceleyen insanoğlu onların oluşturduğu moleküle “yağ” demiştir. Daha gerçekçi bir anlamıyla. uzun moleküllerde görülen. molekülün iki farklı bölgesinde görüldüğü durumdur. “hücre duvarından” bahsetmemiz gerekir. kimyayı ve fiziği çok iyi bilmeniz gerekir. Bunun için de “yağ moleküllerini” incelememiz gerekir. yani biyolojiyi.

Ancak bu molekülün. bir “iç kısım” ve bir “dış kısım” oluşturacak şekilde. “bilayer” yapıyı oluşturur. etrafta çizilmeyen ancak sizin arka planda hayal edebileceğiniz bütün kısımlar ise su moleküllerini. ne işe yarar? Nasıl olur da bu özellik. her zaman potansiyel enerjisini en aza düşürmeye çalışır. daha önce de dediğim gibi. Peki. lipitlere yani yağlara kelimenin tam anlamıyla “hayati” bir özellik katar? Bu sorunun cevabını. Bunun sebebi. gelişmiş canlılardaki hayati önemi değil ama cansızların canlıya evriminin kilit noktasında bulunmasıdır. hayatımızda olmazsa olmaz bir yeri vardır. Göreceğiniz üzere sudan korkan. özelliklerini yukarıda yazmıştım. Bu yapı. lipit moleküllerini suyun içine atıp. su ile mümkün olduğunca temas etmeyecek şekilde. uzak duran (hidrofobik) kısmı. küresel bir halde oluşmasıdır. Hidrojen (H). her zaman iç yüzeylere bakacak şekilde. Burada maviler yağ moleküllerini. yan yana dizilirler.E V R İ M A Ğ A C I Gördüğünüz gibi uç uca eklenmiş Karbon (C). tamamen fizikseldir. suyu seven. Bu “amfifilik yapı”. Öte yandan bir süre daha bu su içerisindeki yağ moleküllerini izlerseniz. lipidlerin ilk önemli özelliğidir. İlk olarak bu iki tabakalı (bilayer) yapıyı bir görelim: Burada gördüğünüz yapı. su içerisindeki oluşumları incelediğinizde kendi kendinize dahi verebilirsiniz. bunu yapamayan ama üzerinde belirli bir potansiyel taşıyan cisimler ise kıvrılarak küremsi bir hale ve mümkünse küreye dönüşmeye çalışırlar. yukarıda anlattığımız “amfifilik özellik”. Bir cisim. su ortamını temsil etmektedir. her zaman dış yüzeylerde bulunacak şekilde. fiziksel olarak tüm varlıkların potansiyel enerjilerini minimuma indirme eğilimleri sonucunda. Bundan daha da önemlisi ise. sadece lipitlerden oluşmaktadır. bu oluşturdukları ikili yapının. yaklaşmak isteyen (hidrofilik) kısmı ise. yapların “iki katmanlı bir yapı” (bilayer) oluşturmasını sağlarlar. Ancak bu özelliklerden çok daha önemlisi. Bu. yerden yüksekte duran cisimler aşağı doğru düşerek potansiyel enerjilerini azaltırlar. Oksijen (O) ve Nitrojen (N) atomlarından başka bir şey değildir yağ dediğimiz yapı. göreceğiniz yapı şuna benzeyecektir: Bu önemli özellik. küresel bir cismin yüzey alanının hacmine oranının en yüksek 20 . Yani yukarıdaki lipit molekülleri ağı. Bu sebeple. yani yukarıda verdiğimiz yağ moleküllerinden. suyun içerisindedir. bu canlı-cansız tüm varlıklar için geçerlidir.

İşte bu hapsolan bölgedeki atomlar ve moleküller. çok daha güvenli ve sakin bir ortam olarak lipit küreciğinin içerisinde tepkimeye girmektedirler. Koaservat denen ilk hücrelerin (hatta hücremsilerin atalarının) var oldukları ortam. Gördüğünüz gibi üstteki basit yapıdaki koaservat. eğer “canlılık” oluşacaksa. bu boşluk içerisine hapsederler. lipit bilayer (ikili tabaka) yapısına ve onun aldığı küresel şekle düşmektedir. vb. yani ispatlanmıştır: Burada gördüğümüz. Hala günümüzdeki hücrelerde. Ne kadar da hücreye benziyorlar değil mi? Hemen bir de modern bir hayvan hücresine bakalım: Farklı ölçeklerde çekilmiş bu iki mikroskobik fotoğraf. artık kaotik okyanus ortamı yerine. ışık. günümüzdeki modern hayvanlarda -ve tabii ki dolayısıyla bizde de. kaos halindeki okyanuslardır. Ayrıca oluşum sırasında. Aşağıda. tamamen sonradan kazanılan kimyasal ve fiziksel yapının sonucunda var olan etkileşimlerdir. Bu görevler. laboratuvar ortamında üretilen koaservatların yapısını mikroskop altında görmekteyiz. Bu moleküller oluşurken. Dünya’nın oluşumundan 2. 21 . bu sebeple çember gibi gözükmektedir) içerisinde birikmiş moleküller ve atomlardır. evrimin çok güzel bir örneğidir aslında. elbette ki dışsal sıvı vardır (bizim durumumuzda okyanus suyu) ancak artık bu su belirli bir hacme hapsedildiğinden. Bu yapılara ulaşılabildiği için zaten Abiyogenez Hipotezi.E V R İ M A Ğ A C I olmasıdır. Dünya’nın oluşumundan sonra. Bu boşlukta da. belirli fiziksel ve kimyasal yapılarından dolayı. ısı. fiziksel etkileşimler sonucu etraftaki diğer atom ve molekülleri. Burada yeni moleküller oluşmakta (atomların ve diğer moleküllerin kimyasal tepkimeleri sonucu) ve bu moleküller. içlerinde bir boşluk bırakırlar. Bu sebeple. bu kürenin “kendine ait sıvısı” olarak kabul edilebilir. kendisinden yaklaşık 2 milyar yıl sonra gelen. koaservatların oluşumundan 2 milyar yıl sonra evrimleşmiştir) temellerini atmıştır. İşte bu görev. kaos. 2 boyutlu gözükür. Daha fazlası değil. belirli “görevler” üstlenmektedir. artık Abiyogenez Teorisi olmuştur.5.bulunan hücrelerin (bizler de dahil tüm hayvanlar aleminde bulunan ökaryotik hücreler. lipit küresi (mikroskopta 3 boyutlu cisimler. Ancak dikkat edilmesi gereken bir nokta şudur: Bu görevler. “önceden atanan” görevler değildir. yukarıdaki koaservatların yapısını görmekteyiz. etmenler had safhadadır. bir şekilde “korunması” gerekmektedir. Bu sebeple sıvı damlacıkları hemen hemen her zaman küresel bir yapıdadırlar. 600 milyon yıl boyunca radyasyon. Peki bu özelliğin biyolojik anlamı nedir? Basit: Bir “zırh” olması.

Abiyogenez Teorisi. Dünya’nın ilk şartlarındaki gibi şimşekler.E V R İ M A Ğ A C I Günümüzde Miller-Urey Deneyi (ve sonrasında yapılan sayısız deney) sayesinde biliyoruz ki. radyasyon. vb. artık biliyoruz ki. vb. doğru şartlarda pek çok deneme-yanılma ve uzun bir zamandır. cansızlık denen atomik düzenden. fiziksel ve kimyasal yapılar tarafından sağlanır. moleküllerden. canlılık denen atomik düzene geçmek için tek gereken. bilimsel bir gerçektir. Bu doğru şartlar da. hidrojen. (ki ısı reaksiyonları hızlandırır) ortamda bugün “canlı” olarak nitelendirdiğimiz varlıkların yapısındaki moleküller evrimleşebilmektedir. 22 . Bunların günümüzde deneylerle gözlenmesi sonucu. azot. rastgele (ancak ilk Dünya şartlarındaki oranlarda) koyulan karbon. Bahsettiğim Miller-Urey Deneyi (ve sonrasındaki küsür deneyler) sonucu.

taşa toprağa kadar her şey ama her şey dahildir. nükleotitler ve karbohidratlardır (şekerler). lipitler (yağlar). Buna beyninizden karaciğerinize. Burada başlıkta “hayat molekülleri” olarak tanımladığım ve canlıların canlılıklarını sürdürmeleri için kullanmak zorunda oldukları moleküllerden bahsetmekte fayda var. yani ilkel hücrelerimizin dış zırhının lipitlerden oluştuğunu. Tek fark. proteinler. bizim bugün geriye bakıp da “canlılığa sebebiyet veren gelişimler” olarak isimlendireceğimiz farklı kimyasal evrimlerden geçmiş olmalarıdır. lipitlerin bilayer (çift katmanlı) yapısı sayesinde oluştuğunu ve bu “zırhın”. Hangi hayati moleküllerin ilk olarak oluştuğunu kestirmek çok güç. suya. hücrelerinizde kullandığınız moleküllere. evrim her zaman ama her zaman basitten karmaşığa doğru olur. kısa bir internet araştırması yapmanızda fayda görüyorum. Benim burada değinmmek istediğim şeyler ise şunlar: Bu saydığım “hayat molekülleri”. doğru yerde olması ve milyarlarca yıl boyunca yeni nesillere aktarılmasıdır. Artık bunun üzerine bilgilerimizi kurabiliriz. Şimdi. odak noktamız bu lipit zırhının içerisindeki bölge olacak. geçen yazıda koaservatlarımızın. bundan sonra. bir taş parçasını cansız yapan da. Ancak kesin bir şey vardır ki. zırh içerisinde kalan bölgede biriken atom ve moleküllerin koruyucusu görevinde bulunduğunu söylemiştim. bu dizilimlerin doğru zamanda. “Molekül” adından da anlaşılabileceği gibi. atomların çeşitli dizilimlerinden oluşmaktadırlar.E V R İ M A Ğ A C I 3: “Hayat Molekülleri”nin Temelleri ve Koaservatların Gelişimi Evren dahilindeki her şey. Dediğimiz gibi tek olay. Bunların tüm özelliklerine tek tek girmek istemiyorum. Dolayısıyla bir protein molekülü. yalnızca sıradan bir şekilde. oluşmadan önce. Sizi canlı yapan da atomlardır. ancak geçen yazıda buna değinmedim). daha basit yapıda moleküllerdir (zaten zırhımızı oluşturan yağ molekülleri de oluşmadan önce. atomlardan oluşmaktadır. “gliserol” gibi yağların yapıtaşı olan moleküller oluşmuştur. Bu sebeple. yağ molekülü. havaya. canlılara “canlılık” katan moleküllerdir. vb. tek tek her biri incelenebilir. canlılarda en çok kullanılan iki karbonhidratın (şekerin) kimyasal yapısını görüyoruz: 23 . Bu moleküller. hatırlarsanız. bunları oluşturan yapıtaşları oluşmalıdır ki bunlar daha küçük. Aşağıda. zira aşırı biyoloji dersi olur o zaman ancak eğer bunlar konusunda eksik bilgileriniz varsa. Zira yapılacak tahminler de spekülasyondan öteye gitmez. Gelin şimdi sizlerle bu “hayat moleküllerinin” yapılarına bakalım.

Canlılarda. biraz Hidrojen (H). aminoasit denen daha ufak moleküllerin uç uca. hidrojenler ve azot. “canlılık” tanımına yeniden göz atmakta fayda var. “Monosakkarit”tirler (basit şeker) ve yapımızdaki tüm kompleks şeker moleküllerinin temelini oluştururlar. vb. Kimi birbiriyle çok hızlı ve kolay şekilde bağ kurar. Forfor (P). Kimi arasındaki bağları koparmak son derece kolayken. meyve şekeri) canlılar için en hayati öneme sahip şekerlerdir. Hidrojen (H). eğer yörüngelerindeki elektronlardan bazıların alıp vermeye meyillilerse “iyonik bağlar” oluşur. üst üste. bundan ibarettir! Bu yapılar nasıl kendiliğinden oluşmuş olabilir? Nasıl oluştuğunu ben size söyleyeyim: Kimyasal bağlar! Hepimizin okulda belki de nefret ederek öğrendiğimiz o meşhur bağlar: Kovalent bağlar. kimini koparmak için oldukça fazla enerjiye ihtiyaç duyulur. yan yana eklenmesi sonucu oluşan bir atom kompleksidir. bu noktada. Oraya da değişik atomlar bağlanarak. orada “R” ile gösterilen yer. Bu arada. vs. kimyasal yapılarından dolayı bu atomlar arasında bağlar oluşmaya başlayacaktır. bir aminoasidin de yapısında diğer moleküllerden farklı bir özellik yoktur. Eğer yörüngelerindeki elektron sayısı gereği bunları “paylaşmaya” meyillilerse “kovalent bağlar”. Bunlar da. tamamen elementlerin kimyasal ve 24 . karbonhidratları ve nükleik asitleri oluşturan atomlar. canlıları cansızlardan ayırmak için kullanılırlar. Yani canlılık. Tek gördüğümüz. Bu da tamamiyle elektron yapılarından kaynaklanır. biraz Oksijen (O). iyonik bağlar. yine de iyi bir işarettir). değişken bir gruptur. Bakalım bakalım yapısına bu aminoasitlerin: Görülebileceği üzere. Nitrojen (N). Şimdi. Yani organik moleküllerin bulunması. pek de ahım şahım bir durum göremiyoruz: 6 tane Karbon atomu (C). Kimyada . Van der Waals bağları ise daha zayıf bağlardır. inorganik moleküller de elbette bulunmaktadır ancak canlı vücudunun büyük bir kısmı organik moleküllerden oluşmaktadır. Ancak bizler için bu kadar önem arz eden bu iki molekülün yapısına baktığımızda. Yani bizim bu “hayat molekülleri” dediğimiz proteinleri. Oksijen (O). oksijenler. tıpkı karbonhidratlar gibi. hidrojen bağları. Flor (F). Oksijen (O) ve Azot (N) atomları ile Hidrojen (H) atomu arasında ise Hidrojen Bağı denen ve hayatın oluşmasında (daha doğrusu bu moleküllerin işlevsel olabilmelerinde) çok önemli rol oynayan bir bağ vardır. Gelin bir de canlılar için genellikle “en önemli molekül” sayılan proteinlere bakalım. değişik aminoasitleri oluştururlar. bir varlığın “canlı” olarak adlandırılması için iyi bir sebeptir (ancak çoğu zaman yeterli değildir. Van der Waals kuvvetleri ve daha nicesi… Eğer bu atomlardan yeteri miktarda bir kaba koyarsanız ve yeterince beklerseniz. kimi ise ne kadar zorlarsanız zorlayın birbirine bağlanmaz. karbonlar. Peki “organik moleküller” hangi atomlardan oluşur? Karbon (C). lipitleri. “organik moleküller”. Proteinler.E V R İ M A Ğ A C I Glikoz (glucose) ve fruktoz (fructose.

Başka bir şey değil. Halbuki onlar “sindirme göreviyle” donanmış askerler değillerdir. Aslında. gelişirler. Onlar. “canlı” kavramı o evrende geçerli olmamakla birlikte.E V R İ M A Ğ A C I elektronik yapılarından kaynaklanır. sadece fiziksel ve kimyasal yasaların gereksinimlerini yerine getiren bilinçsiz atomlar ve atomlardan oluşan moleküllerdir. Bu tamamen evreni başlatan patlama ile ilgilidir. Ancak bunların bütünü bizi var ettiği için. parçalamayla ilgiliyse ona “sindirim” deriz. Onlar. hiçbir molekülün hiçbir “görevi” yoktur. fizik ve kimya yasalarıdır. Kısacası. Halbuki bilinçleri ya da amaçları yoktur. Bunda görev alan moleküllerden oluşan hücrelere “sindirim hücreleri” deriz. 25 . Baktığımız sistem. Onlara bakarız ve bu sırada beynimizdeki moleküller hareket etmektedir. tüm bu olaylara sebep olanlar. değişirler. bizi biz yapar. atomların lipit zırh içerisinde birleşerek moleküller oluşur ki zaten bu moleküllerdir bizi “canlı” yapan. O zaman da o evrenin yasaları dahilinde bazı varlıklar gelişecekti veya o evrenlerde bizim kendi evrenimiz içerisinde yarattığımız sıfatlarla tanımlayamayacağımız kadar farklı canlılar gelişecekti. Başka bir evren oluşsaydı bu yasalar oluşmayabilirdi. fiziksel yasalar dahilinde hareket ederler. Bu moleküller. Halbuki “algılama” dediğimiz bile sadece kimyasal bir etkileşimdir ve tamamen atomlar ve moleküller aracılığıyla olur. Ancak bunların bu hareketleri. hiçbir şey var olamayacaktı. Bunları da evrenimizin var oluş biçimi belirler. Dolayısıyla. algıladığımızı sanarız. vs. bir sonraki yazımda inceleyeceğim üzere bazı “görevlere” sahiptirler. buna “düşünme” deriz. Bir diğer olasılık olaraksa. toparlamam gerekirse. biz bunları algılarız.

P. Van der Waals. moleküller oluşmuştur. İşte bu sebeple. en nihayetinde her şeyin ama her şeyin fiziksel ve kimyasal bağlar sonucu oluştuğudur. Hemen cevaplayayım: Bilmiyorlar.bizim bu “canlılık” dediğimiz özelliğin oluşmasını sağlayan kimyasal molekülleri oluştururlar. hatalı. bu basit atomik birleşimden oluşan kompleks ve daha büyük moleküllerden bahsedeceğim. yalnızca ve yalnızca fiziksel ve kimyasal yasalar doğrultusunda olmaktadır.ancak bilim-dışı kaynaklar ileri sürebilir. ne olduğunu bilmediğimiz bilim-dışı bir güç. Bu son derece bilim-dışı bir iddiadır ve iddianın hiçbir tarafı bilimsel ve tarafsız bilgiyle bağdaştırılamaz. cansızlıktan canlılığın oluşumu da çok yavaş bir evrimdir -ve 600 milyon yıl kadar sürmüştür. yüzlerce. çünkü bu kaynakların şahsi görüşlerine göre canlılık bu şekilde başlamıştır: Dışarıdan. Çünkü bir “büyük molekül” olan protein. oldukça yersiz ve gülünç bir iddiadır. Yağlar (Lipitler). o da. Çünkü böyle bir “düşüncesi” yoktur. Tüm bunlar. Dolayısıyla bu süreçte. yanlış. vb. hatta binlerce ufak aminoasitten oluşabilir. “Hayat Molekülleri” olarak adlandırdığım ve canlılar için “olmazsa olmaz” olan 4 temel molekülden ve bunların nasıl oluştuğundan. çünkü fiziksel yasalar belirli bir “mentaliteye” göre çalışmazlar. kendiliğinden oluvermiştir. kimi başka moleküllerin yapısına katılmıştır ve kimi oluşmaya ve bozunmaya devam etmektedir ve benzeri… Bu çok doğaldır. Evrenimizin “bu” şekilde var olmuş olmasından ötürü oradadırlar ve uygun olan her durumda çalışırlar. Bunlar kimi günümüze kadar gelmiştir. henüz konuyu tam olarak kavrayamadıysanız. Ancak unutmamamız gereken bir şey varsa. ben şimdi seninle bağ kurarsam proteinlerden birini oluşturamam. H.” diyemez bir atom ya da molekül.5 milyar yıl öncesiyle 3. günümüzden 4. Bu yazımda. Hiçbir 26 . sizlere birkaç örnek vererek. N. Böyle bir şeyi -ve açıkçası saçmalığı. vb. Şimdi burada sorabilirsiniz: “Bu moleküller bu doğru dizilimi nereden biliyorlardı da bu şekilde birleştiler de senin ‘Hayat Molekülü’ dediğin molekülleri oluşturdular?” Çok yerinde de bir soru olur. eksik. Zaten günümüz bilimi.) sayesinde birbirlerine bağlanan atomlar -ve sonrasında moleküller. vb. Karbonhidratlar ve Nükleik Asitler. Ayrıca bu yazımda kafaları oldukça karıştıran. moleküllerin ve atomların belirli bir “bilinç” doğrultusunda hareket ettiğini düşünmek. Bu geçen yazılarımla ilgili temel olarak tek hatırlamanız gereken şey.8 milyar yıl öncesi arası.) çeşitli bileşimlerinden oluştuğudur. işlerin bu şekilde yürümediğini açık bir şekilde ortaya koymuştur. bilmiyorlardı. Bunca molekülün nasıl “doğru” bir şekilde bir araya gelebildiğini anlamak için şu paragafta yazdıklarımı anlamak çok önemlidir: Tıpkı canlıların var olduktan sonraki evrimlerinin hızı gibi. Bir takım kimyasal bağlar (kovalent. bir seferde hoooop diye kocaman bir proteini oluşturdular? Bu gülünç olurdu. kimi parçalanıp başka moleküllere dönüşmüştür. bilimsel olarak bilmediğimiz ve bilemeyeceğimiz yöntemlerle her şeyin başlamasını “emretmiştir” ve her şey bir anda. Siz sanıyor musunuz ki aminoasitler tıkır tıkır her seferinde doğru şekilde birleştiler en başta. fazla. yani “Hayat Molekülleri”ni. yapılarından bahsetmiştim: Proteinler.E V R İ M A Ğ A C I 4: “Hayat Molekülleri”nin Nasıl Doğru Dizildiği. bilmeyecekler. İşlevleri ve Çalışma Prensipleri Üzerine Bir önceki yazımda. bağ kurmayalım. defalarca farklı. hemen aşağıda vereceğim soruyu cevaplandıracağım. bağ kurma imkanı varken. bunların sıradan atomların (C. en iyisi boşver. iyonik. Dolayısıyla “Aaa dur ya. Hidrojen. Bu kadar basit. O.

vs. bir önceki yazıda verdiklerim. sadece ve sadece toplamda 30-40 tane atom! İnanılmaz küçük bir molekül! Fakat hepimizin problemi olan “göbek yağlarının” ne kadar da “büyük” olduğunu hepimiz biliyoruz. bu sorunun cevabını bir sonraki yazıma saklıyorum. bunlar günümüzde nasıl hemen hemen her defa ‘doğru’ kimyasal birleşimle birleşiyorlar ve vücudumuzdaki işlevlerini sürdürüyorlar?” Sizi biraz heyecanlandırmak adına. temel olarak niteliklerine bakalım bunların. çünkü ayrı bir açıklamayı hak ediyorlar. bakalım: Yukarıda bir “polisakkarit” (polysaccharide. İşte bu noktalar da tamamlanırsa. Şimdi. 10 küsür tane Hidrojen (H) vb. yan yana.) hatalı kimyasal birleşimler arasından seçilen. Bu işleme -sadece şekerler için sınırlı olmamakla birlikte. Bu kimyasal yapıda bulunan elektron açıkları ve fazlaları. lipitler. çoklu şeker) olan ve bitki hücrelerinin duvarlarında bulunan selülozun yapısının küçük bir kısmını görüyoruz. sayılardan oluşuyordu.E V R İ M A Ğ A C I zeka ya da hiçbir bilinç bu işlemlere müdahale etmemektedir.polimerizasyon denir. Ancak buna geçmeden önce. eğer bu büyük moleküllerin (proteinler. Bu devasa molekülü oluşturan tek şeyse. 600 milyon yıl boyunca pek çok ‘doğru’ ve ‘yanlış’ birleşim oldu. bir şeker molekülünün birden fazlasıyla bağ kurmasına izin verir ve büyük şeker molekülleri meydana gelir. Şimdi. sadece 8 tane şeker molekülünün birleşimi gösterilmiş yer açısından ama sağda ve solda nokta nokta bırakılan yerleri görüyorsunuz. asıl “büyük” olan Hayat Molekülleri’dir ve milyarlarca küçük molekülün uç uca. Kafası karışanlar için. İyi de. edemez de. İşte bu yağlar. milyonlarcasının birleştiği bir yapıya ulaşırsınız. alt alta ve üst üste birleşmesiyle oluşmaktadır. kimyasal bağlardır. düşünün. Hatırlarsanız büyük bir kısmı 6 tane Karbon (C). “Hayat Molekülleri”nin yapısına bakalım. 27 . doğru moleküler birleşimler olduğunu anladıysak. Gelin. Bunun ne kadar küçük olduğunu aklınız bile almaz. hemen aklınıza gelebilecek bir diğer soruyu ortaya çıkarayım: “Peki. bizim “Hayat Molekülleri”ni oluşturan daha küçük yapılardı. Bir önceki yazıda bir şeker molekülünün kimyasal yapısını görmüştük. Burada.

en nihayetinde olan. bu büyük moleküllerin oluşmasını sağlamaktır. tıpkı büyük karbonhidrat. Ancak bu bağı belki “mükemmel” kılan. yani şeker molekülleri gibi. Ve yine tıpkı bu büyük molekülü yapan küçük “molekülcükler” gibi. Yine de unutmayın ki. iki şeker molekülü arasındaki Beta Asetal Bağları’nı görüyorsunuz: Aslında burada selüloz için “özel” olarak belirtilen bir bağı görüyoruz. Ancak bu molekül yapımızda bulunmasaydı. son derece normal ve doğal bir olay olduğunu hatırlatıyorum. Bu bağların adlarının değişmesinin tek sebebi. elektronların çekimi ve yer değişimidir. Bu ufak yağ moleküllerini birbirine bağlayarak büyük yağların oluşumunu sağlayan bağlara ester bağları diyoruz. etkileşime giren atomların değişmesi. Tamamen kimyasal bir işlem olan bağlanmanın. Ancak genel olarak. Bir de baş belası yağlarımızın yapısına bakalım. Bir önceki yazıda verdiğim trigliseritler birbirine eklendiğinde. 28 . örneğin vücut sıcaklığımızı asla bu şekilde kolay koruyamazdık. Ya da vücudumuz karbonhidrat alamadığında doğrudan kaslarımızı yakmamız gerekirdi. şu şekilde kompleks bir yapıya kavuşurlar: Bu kompleks yapı da. Elbette diğer bağlardan farklı bir özelliği yok. sadece ve sadece kimyasal bağlarla oluşur.E V R İ M A Ğ A C I Aşağıda. bunun da adı Beta Asetal Bağı’dır. şekerleri birbirine bağlayan bağlara “glikozit bağı” (glycosidic bonds) denir.

Bunca şeker molekülü de bir araya gelerek devasa şeker moleküllerini oluşturamayabilirdi. sanki tek bir hamlede her şey oluşmuş gibi düşünürler. bunca aminoasidin “doğru” dizilime gelmesinin imkansız olduğudur. bu yazı dizimin ta ilk yazısında verdiğim gibi. Proteinler de. 29 . ancak doğru atomların yerlerinin değiştirilmesi sizi kolaylıkla öldürebilir. kalkıp her şeyi kendilerine göre yorumlamışlar. Oluşturmadığı zamanlar da oldu. Canlılık ile cansızlık arasındaki ince çizgi. Bu kimyasal bağlanmaların bir kısmı. atomlar ve moleküllerin “yanlış” dizilimleri sonucu oluşmuştur. bir önceki yazımda değindiğim aminoasitlerin farklı dizilimlerinden oluşurlar. nükleik asitlerin uç uca eklenmesi. çünkü onlara öğretilen budur. Bizim var olabilmemiz. Yani farklı birleşimler. Tekrar görelim kromatin ağını: Tahminen artık küçük yapı birimleri nükleotitleri görebiliyorsunuzdur (basamakların her biri).genetik materyalden sonra en önemli “canlılık kaynağı”. kendilerine benzeyenlere “canlı”. kendilerine benzemeyenlere “cansız” demişlerdir. Bu şekilde söylediğimizde farkı hemen ayırt edebilmeniz lazım: Aslında onlar “yanlış” dizilimde değiller.E V R İ M A Ğ A C I Aynı şekilde. Tabii bilim dışı kitleler bunu düşünmezler ve doğrudan. Bilim ve Evrim Karşıtları’nın en sevdiği sözde iddia. “doğru” diye bir şey de yok. Halbuki her şey ama her şey atomlardan oluşmaktadır. Bir çeşit dizilim canlılığı oluşturmuş. bizim vücudumuza bugünlerde “canlılık” dediğimiz özellikleri katmıştır. tamamen kimyasal bağlar sonucu oluşuturulur. Halbuki bu sadece proteinler için geçerli değildir. bir Hidrojen ya da Fosfor atomunuzun farklı yere konuşlanması olabilir (tabii bunu tek atoma indirgemek doğru değil. Dizilimlerin tek olayı yine kimyasal bağlanmalardır. sadece bizim var oluşumuz için “doğru” olan yapılardan bahsedebilmemiz demektir. oluyor ve olacak. Sonra bizim gibi canlılar. Bu çok doğaldır. Bu makarnaya benzer yapı da. atomların dizilimindedir. bir çeşit dizilim de cansızlığı. olan proteinlere bakalım. Hiçbir özel ya da ekstra yanı yoktur. Son olarak. farklı sonuçlar da doğurabilirdi ve hala da doğurabilir. elimde güçlü bir silah olsaydı ve kolaylıkla atomlarınızın yerlerini değiştirseydim. Sizi temin ederim. Çünkü dediğim gibi. kompleks kromatin ağının yapılmasını sağlar. vücudumuzda -bana kalırsa. vücudunuzdan tek bir atomu almadan ya da tek bir atom eklemeden sizi öldürebilir ve cansız hale getirebilirdim. sizi cansızdan ayıran tek şey. “doğru” noktalara yerleşmesi sonucu oluşmuş yapılar. Sadece milyonlarca yıl deneme-yanılma sonucu “doğru” atomların. ya da benim deyişimle “Hayat Molekülü”. Etrafımızda gördüğümüz cansız katrilyonlarca obje. cansızlaştırabilir). “Canlılık” ile “cansızlık” arasındaki fark nedir? Gördüğünüz gibi olağanüstü ya da muhteşem hiçbir şey yok. Aslında bu işte.

dikkatli bir göz ve bilgili bir beyin bunu fark edebilir (ya da basitçe internet üzerinden bu fotoğrafların kaynaklarına ulaşabilirsiniz).E V R İ M A Ğ A C I Proteinlerimize dönelim: Size hep benzer fotoğraflar verdiğimi fark etmiş olabilirsiniz. Tercih sizindir. Karbon (C). vb. Ancak zaten güzel olan da budur: Aslında hepsi birbirine benzemektedir. İnsanoğlu kendini her şeyin merkezine koymaktan vazgeçtiği gün. artı yüklü uçlar eksi yüklü uçları çekti… Aynı kutuplar birbirini itti. sıradan bir araçtır! Bunu anladığımız gün. isterseniz kendi asılsız iddialarınızı yaratır ya da bilim-dışı kaynakların iddialarını kabul edersiniz. tam tersine. onlar bu şekilde birleştikleri için bizler var olabilmişizdir. İster işin bilimini kabul edersiniz. İnsanoğlu. Aslında elbette hiçbiri birbirinin aynı değil. bu küp ile o karenin şekillerinin uymasından ötürü o delikten geçtiğini düşünebilirsiniz. olması gerektiği gibi davrandılar. Çünkü hepsi aynı yapıtaşına sahiptirler: Hidrojen (H). kimse insanoğlunun ilerleyişini durduramayacaktır. Oksijen (O). bizler gerçekten çok daha ileriye gidebileceğiz. benzemek zorundadırlar da. Ya da basitçe. Peki bu moleküller nasıl var olmuşlar ve nasıl “doğru” dizilime kavuşmuşlar? Bu sorunun cevabı oldukça açıktır: Onlar “doğru” dizilime falan kavuşmadılar! Zaten “doğru” dizilim diye bir şey de yok! Onlar sadece bu evrenin fiziksel ve kimyasal yasaları çerçevesinde. İnsanoğlu bu evrende bir amaç değil. Bebeklere şekilleri öğretmek için kullanılan “uygun şekli bulma” oyunlarında. Evrendeki hiçbir şey bizim için var değildir! Her şey bu şekilde olduğu için bizler var olabilmişizdir. bir kare kesitli yerden kolaylıkla geçebilmesini anlamakta güçlük çekip bilim-dışı güçlere bağlayabilirsiniz. Tek bir cümle ile özetlemem gerekirse: Bu atomların ve moleküllerin hiçbiri bizim oluşabilmemiz için bu şekillerde birleşmemişlerdir. Moleküllerin oluşumunda da aynı mantık geçerlidir. Proteinlerimizin yapıtaşları olan aminoasitleri birbirine bağlayan kimyasal bağlara ise “peptit bağları” diyoruz. Elektronlar protonları çekti. kendini değerli görme ihtiyacından kurtulduğu gün. 30 . Bu bir tercihtir. 3 boyutlu yapılar birbirine fiziksel olarak oturdu ya da oturmadı. bir küpün. bilimi ve evrenin sırlarını çok daha kolay anlayabilecektir.

Bunların bir bölümü sürerlilik sağlayabilecek kadar kuvvetli bağlarla bağlandı. Bu başarıyla oluşan ve daha sonra bozunmayan ilkel aminoasitlerden. nükleik asitler. Bunu sizlerle daha önceki yazılarımda da denemiştik. farklı yerlerde. Düşünün ki her şey bugünküne göre çok daha fazla kaotik (düzensiz) bir yapıda ve sürekli yeni moleküller. Bu bağlar genellikle atomlar arasındaki kovalent bağlar. daha fazla gelişemedi ve o düzeyde kaldı. şekerlerden. hiçbir molekülün bir “amacı” olmadığını unutmayın). Kimi yağ küresi bir süre sonra kendiliğinden parçalandı. Bu neye sebep oldu? Kurulan bağların daha sürekli olmasına… Çünkü dışsal etmenler. Kimi ise bu bizim bugünlerde canlıları inceleyip “Evet. kırıldı. aminoasit yapılarını oluşturdu. Umarım başarılı olabilmişimdir. Kimi o kadar büyüdü ki ister istemez yağ küresini paramparça etti (ve koaservat “öldü”). Bu oluşum.) dış etmenlerden daha fazla korundular. çözüldü.küresel bir geometriye meyilli olan yağ moleküllerinin içerisine hapsoldu (ve koaservat denen ilkel hücre yapısını oluşturdular. bağlarından ötürü. Büyük bir kısmı okyanus suyu olan Dünya yüzeyine dağılmış “zibilyonlarca” atom ve molekül. Ya da daha başka moleküllerle birleşerek canlılığa sebebiyet verecek yapılara dönüşemedi. ancak oradaki amaç daha geneldi. Kimi bu yağ küresinin parçalanmasına sebep oldu. oluşuyor. şeker. uzaysal patlamalar ve sıkışmalar sonucu oluşan gezegenlerde halihazırda bulunan elementlerin birleşimi sonucu oluyor. İşte bu komplekslerin bir kısmı. Kimi kombinasyon bu bizim bugün “şeker” ya da “aminoasit” diye isimlendirdiğimiz atom yapılarına yaklaştı ama tam olarak doğru bağlanamadı. ilk seferde. Bu yağ kürelerinin içerisine hapsolan moleküller (şekerler. hele ki atomlar arasındaki kovalent bağları… Adeta iki atom birbirine “yapışır”. Kimi başarıyla oluştu. yıldızlarda üretilen elementlerin. vs. şu şu şu moleküller canlılarda 31 . Ve saire. çevresel koşullar izin vermedi. moleküller arasındaki hidrojen bağları sayesinde olur. moleküllerin parçalanması için çok büyük etkilere sahiptir. Bu güçlü bağları koparmak çok kolay değildir. Şu anda çok daha fazla bilgiye sahibiz ve bunları kullanarak çok daha sağlam bir algı düzeyine ulaşabiliriz.E V R İ M A Ğ A C I 5: “Canlılık” Oluşumu ve Doğal Seçilim’in Etkisi Size 4 yazımda canlıları cansızlardan ayıran özelliklere sahip molekülleri tanıtmaya ve “canlılığın” nasıl başladığını anlatmaya çalıştım. ilkel yağ. daha doğrusu bu oluşan yapıya bizler günümüzden bakıp “koaservat” ismini veriyoruz. farklı güçlerde birbirine bağlandı. bizlerin “neden” canlı olduğumuzu anlamaktaki en temel noktadır. koptu. Böylece daha sağlıklı tepkimeler meydana gelmeye başladı. atmosferik koşullar. muhteşem bir başarıyla ve bugünkü canlılığı sağlayacak gerçekleşmedi. jeolojik yapılar. ancak bulunduğu çevreden dolayı tekrar bozundu. ve benzerlerinden kimi. Daha sonra bu ufak moleküller birbirleriyle bağlanarak daha büyük moleküller oluşturmaya başladılar. Şimdi Dünya’nın ilk koşullarını düşünün. vb. aminoasitler. vs. bir süre sonra parçalandı (ve koaservat “öldü”). Kimi bu kürenin içerisine giremedi. Kimi o kadar kuvvetli bağlarla birbirine bağlandı ki. farklı şekillerde. Çünkü bu yapıları anlamak ve tanımak. Kimi bizim bugün canlılık için gerekli olarak gördüğümüz yapılardan başka yapıları meydana getirdi. Yumuşak ve esnek yapıda olan yağ molekülleri buna engel olabildi. fiziksel olarak -daha önce açıkladığım biçimlerde. dağıldı. Bunu anladıktan sonra üzerine bilgileri kurmak çok daha kolay olacaktır. Bunlar yağ küresine ve diğer moleküllere zarar verdi (ve koaservat “öldü”). Yani var olan maddelerin dönüşümü… Var olan maddelerin değişimi… Var olan maddelerin gelişimi… Bir önceki yazımda da anlatmaya çalıştım: Hiçbir şey.

kimi ufaktı. ancak o kadar ufaldı ki toparlayamayarak “öldü”. aynı o şekilde. geliştiler. tıpkı diğer tüm adımlar gibi. Koşullara ayak uyulmasına sebep olan değişiklikler. bu farklılaşmalar. Büyüdüler. Sonunda kimi büyük koaservatlar basitçe “bölünerek” küçük parçalar oluşturmaya başladılar. “Bölünmek”ten kasıt nedir? Potansiyel enerjinin minimuma indirilmesi eğilimi. Zırh daha fazla dayanamamaya başladı. Çünkü bütün koaservatlar aynı moleküler yapıda değildi. dikkatinizi çekerim. Kimi iriydi. “Büyümek”ten kasıt nedir? Var olan atom ve moleküllerin üzerine yenilerinin eklenmesi… “Gelişmekten” kasıt nedir? Var olan molekül ve atomların daha kompleks yapılarda bağlar kurması. Fakat güçlü olanlar varlıklarını korudu. dolayısıyla canlıların var olması için bu moleküller gereklidir. günümüzde halen görülen “amitoz” bölünme ile hatta daha basitçe. Bu şekilde belki de katrilyonlarca koaservat oluştu. Büyümeden kasıt nedir? Daha fazla molekül. Doğal Seçilim’in sınavına tabii tutuluyordu.E V R İ M A Ğ A C I ortak olarak bulunur. kimi oldukça zayıftı ama dağılmadan durabiliyordu. farklılaşmalar olmaya başladı. Neden? Çünkü fizik ve kimya yasaları hala yürürlülükte! Daha fazla atom yağ zırhından geçerek. Doğal Seçilim sınavını geçiyor. bazı koaservatlar. başarısız olanlar “öldü”. ilk seferde. daha karmaşık yapılar. Bu yeni küçük koaservatlar. “Ölmek”ten kasıt nedir? Moleküler ve atomik yapının bozunması ve yok olması. Doğal Seçilim. içerdeki atom ve molekül kompleksine dahil oldu. Her seferinde. Pek çok koaservat bu bölünme sırasında molekülleri bir arada tutamadı ve “öldü”. Moleküller büyüdükçe büyüdü. bu deneme-yanılmalar 600 milyon yıldan fazla sürdü! Ancak hikaye burada sona ermedi. başarıyla küçüldü. çünkü içerideki molekülleri daha fazla barındıramıyordu. zayıflık sebebi olan değişimler anında eleniyordu! Örneğin kimi koaservatların yağ zırhı. bir doğa gerçeği olan Doğal Seçilim işlevini sürdürmeye devam etti. onlara söz geçiremedi. geliştiler ve yeterince büyüyünce bölündüler. en başından beri olduğu gibi. Doğadaki tüm varlıkların (canlı-cansız) potansiyel enerjilerini minimuma indirmek istemelerinden dolayı. Tüm bunlar sadece ve sadece fiziksel ve kimyasal yasalar dahilinde yürümektedir. Büyüdüler. çünkü henüz genetik materyal ortada yok veya yeni yeni işlev kazanıyor. Kimi bölündü. Ancak bir kısmı. iki küçük koaservat oluştu. Sonuç olarak büyük bir koaservattan. kimi daha sağlamdı. başarılı olanlar “hayatta kaldı”. Bir süre sonra. gelişmek. “doğrudan ikiye ayrılma” şeklinde olduğunu unutmayın. oldukları gibi durmadı. Bu süreç o kadar uzun sürdü ki. İşte bu dayanıklı koaservatlar. Ancak bunlar arasında. Yoksa parçalandı. bölündüler ve öldüler. Bu da hemen. Göreceli olarak zayıf olanlar parçalandı. büyümeye devam etti. Başka hiçbir güce ihtiyaç duymuyoruz bunları açıklamak için. Nasıl ki masa üzerindeki bir bardak kolayca yere doğru düşüyor ve potansiyel enerjisini minimuma çekiyorsa. yüzey alanınca karşılanamamasından ötürü. bunların eksi-artı yüzeyleri bazı atomların ve moleküllerin zırhın içerisine girmesine engel olmaya başladı. öyle atomlara ve moleküllere denk gelmişti ve bunlarla öyle bağlar kurmuştu ki. Ancak ne kadar da bizim evrelerimize benziyorlar değil mi? Büyümek. Peki ya sonra? Yeni yeni koaservatlar oluştu. “hayatta kaldı” ve moleküler parçalanma ve bozunmaya maruz kalmadı (yani koaservat “ölmedi”). Bu neden oldu? Hacmin. Pek çoğu bölünemedi ve paramparça olarak dağıldı. Burada “bölünmekten” kastımızın günümüzde olduğu gibi göreceli olarak karmaşık olan mitoz ve mayoz tipleriyle değil. bozundu ve öldü.” dediğimiz yapıları oluşturdular. “Hayatta kalmak”tan kasıt nedir? Moleküllerini ve atomlarını bir arada tutarak büyümeyi ve gelişmeyi sürdürmek. Bazı moleküllerin ise daha kolay geçmesine… Bu eğer ortama uyulmasını kolaylaştırdıysa (ki kolaylaştırmak zorunda değildir) koaservat hayatta kaldı. başarıyla sonuçlanmadı. Fiziksel potansiyel enerjinin artmasından dolayı. hayatta kalmak ve ölmek. bir diğer yazıma sakladığım ve bizim bugün bakıp RNA dediğimiz ve bugün 32 . yok oldu ve bu şekilde güçsüz olan koaservatlar “öldü”. bunlara yeni moleküller ve atomlar dahil oldu. hayatta kalabildikleri için.

ayçiçek yağı. karbonhidratlar (şeker. aslında bugün değişmiş olsa da. göğsün inip şişmesi olarak yer etmişse de. Bu yolda unutulmaması gereken tek şey. ayrıntısıyla. Aradaki bağı kurmayı size bırakıyorum. ortamda bulunan ADP molekülleri ve fosfatlarla tepkimeye giriyor ve Enerji. yine tamamen moleküller ve atomlardan oluşmaktaydı. yani koaservatların “yapıtaşı” olarak kullandığı atomları ve moleküllerden oluşuyor. Bu tepkimelerden biri de. sıradan bir tepkimeden fazlası değildir. en nihayetinde moleküllerin parçalanması ve birleştirilmesi sonucu gerçekleşiyordu. Bu köprüler. Ve tamemen fiziksel ve kimyasal etkiler altında. vs. güneş enerjisini (daha doğrusu ışığını) kullanarak bir “yiyecek üretme metodu” geliştirmiştir. Hala insan vücudunda ve diğer tüm hayvanların vücütlarında onlarca kusur ve hata bulunabilir. aslında basit ve küçük adımlarla açıklanabilir. Bu konuya. yine bu bazı atomların ve moleküllerin “özelleşmesiyle” (aslında yine deneme-yanılmalar sonucu Doğal Seçilime daha fazla direnebilenlerin hayatta kalması sonucu) iki koaservat (ya da artık hücre diyebiliriz) arası “iletişim” başladı. Koaservatlar. ileride çok önemli bir sonucu doğuracaktı: Birden fazla hücrenin. olan tek şey atomik ve moleküler düzenlerinin gelişimiydi. bu şekilde gelişerek kendilerini o kadar ilerletmişlerdir ki. “ilginç” bir şekilde şunlardan oluşur: Proteinler (et. farklı bileşikler oluşuyordu koaservat zarlarının (yağ küresi) içerisinde. Son derece basit yapıdaki bu özellikler. ozmos (suyun çok yoğun olduğu yerden az yoğun olduğu yere hareketi) ve daha nicesi. vs. ilk hücreler halini almışlardır.). “Yiyecek” kelimesinden kastımız. Aslında. koaservatlar hala gelişiyorlardı ve gittikçe günümüzdeki hücreleri andırıyorlardı. Bunun da arkasında pek çok fiziksel sebep sayılabilir: Adhezyon (farklı moleküllerin birbirini çekmesi). Bu da günümüzde her ne kadar “mükemmel” olarak anılsa da. dışarıya serbest Oksijen gazı (O2) 33 . Güneş ışığını kulanabilen koaservat-hücrelerde gerçekleşen tepkimeler sonucu. yaklaşık 400 milyon yılda (Dünya’nın oluşumundan 1 milyar yıl sonra) bu koaservatlar tarafından “yiyecek üretmek” için kullanılmaya başlamıştır. Ve süreç devam etmektedir. Bu. güneş ışığının (fotonların) atomları uyarması ve atomların içerisindeki elektronların bir üst düzeye sıçrayıp geri inmesidir. Son derece basit yöntemlerle açıklanabilen bu fiziksel olay. onlara büyük bir avantaj sağladı: Kendi yapılarındaki bazı kimyasal olayları düzenleyen yapılardı bunlar. hala aynı kalan. Yediğimiz tüm yiyecekler. bir şeker molekülü. difüzyon (çok yoğun ortamdan az yoğun ortama moleküllerin hareketi). Bunlardan bir kısmı. Gelişim ve Evrim yolunda trilyonlarca kayıp verilmiştir ve verilmektedir. Yani farklı tepkimeler. Bu kimyasal olayda. yumurta. bugün bizim “solunum” diyeceğimiz tepkime idi.). Bugün. Son derece basit bir mantıkla çalışan bu tepkime de.E V R İ M A Ğ A C I incelediğimizde “kalıtım amacıyla” (aslında ortada bir “amaç” olmadığını hatırlayın) ortaya çıkan sıradan molekülleri ürettiler ve bu. birbiriyle iletişimi sonucu organize yaşamların gelişimi. Ancak bu eğilimler. bir başka yazıda değineceğim. bu konuda “özelleşebilen” moleküler yapıdaki koaservatlar arası “köprülerin” kurulmasını sağladı. kohezyon (benzer moleküllerin birbirini çekmesi). Temel olarak tek olan. bilimsel olarak solunum. tam 4 milyar yıllık deneme-yanılmanın bir sonucudur. hatılamakta fayda var. Daha sonra. vücudumuzdaki hücrelerin atalarının. Bugün günümüzde gördüğümüz sözde “muhteşem” yapılar. vs. zeytinyağı. bir koaservattan diğerine doğru hareket etmeye başladı. Alkol ve Isı üretiyordu. çikolata. bal. hücre içerisini açıp baktığımız zaman ya da hücrede olan olayları bu şekilde basit yöntemler izleyerek açıklayabiliyoruz. Bu sırada. süt. Peki neydi “iletişim”? Molekül ve atom transferi! Moleküllerden kimi. atomik yapılardır. yağlar (yemek yağı.) ve diğer organik ve inorganik moleküller! Ne tesadüf değil mi? Yediğimiz yiyecekler. Her ne kadar kafanızda “solunum”. Evrim’in sürekli olduğuna bir kanıttır. hiçbir şeyin rastgele ve %100 başarıyla oluşmadığıdır. İşte bu şekillerde koaservatlar kendilerini adım adım ama tamamen fiziksel ve kimyasal etkiler altında geliştirdiler.

Bu da. oksijensiz solunumla enerji üreten canlılar için oksijenin toksik bir madde olduğunu belirtmemizde fayda var. “hisler”. biraz daha değişmiş ve gelişmiş şekillerde tüm canlıların hücrelerinde görmekteyiz. Artık şeker. vs. “sevgi”. O zamana kadar oksijensiz olarak gerçekleştirilen solunum tepkimesi. çok büyük farklılıklar yaratabilir. İşte bu şekillerde. inanılmaz bir “çeşitliliğe” sebep oldu. bu sebepten olmuştur. günümüzdeki kompleks ve “modern” canlılar var olabilmiştir. Tüm bunlar atomik ve moleküler boyuttaki değişimler ve bunların basit ve olağan etkileridir. basit atomik yapılardan. “akıl”. biz soluyalım diye var değil. kimyasal tepkime yasalarından dolayı farklılaştı ve artık tepkimeye oksijen dahil oldu. ta 4 milyar yıl önce koaservatların yapısında bulunan pek çok özelliği. olarak adlandırdıklarımız. Amerika’daki bir fırtınaya sebebiyet verebilir. Yine Doğal Seçilim etkilidir ve Dünya’nın dört bir yanındaki “canlılar” üzerinde etkisini sürdürmektedir. Biz oluyoruz. Oksijen ile tepkimeye girmeye başladı ve sonucunda Karbondioksit. Aslında halen oksijen bulunmadığı ortamda.” 34 . Oksijen. Oksijenli solunumun başlaması. Su.E V R İ M A Ğ A C I salınımı başladı. Bu inanılmaz karmaşıklıktaki vücutlarımızı trilyonlarca küçük parçaya bölsek. oksijenin varlığında. çünkü canlılar mecburen artan oksijen miktarına zamanında adapte olmuşlar ve buna göre evrim geçirmişler. Günümüzde. “zeka”. Enerji ve Isı çıkmaya başladı. Kambriyen Dönemi denen bir jeolojik dönemdeki inanılmaz çeşitlilik de. Ne derler bilirsiniz: “Afrika’daki bir kelebeğin kanat çırpışları. oksijenin atmosferde ilk artmaya başladığı zamanlarda. Eğer gözünüzde oksijenli solunumu büyütüyorsanız. hücrelerde gerçekleşen kimyasal ve fiziksel olaylardan fazlası değildir. Koaservatlardan gelişen ve artık rahatlıkla “hücre” diyebileceğimiz “canlılar” (aslında atom ve molekül yığınları) bulundukları ortama göre sürekli değişmektedirler ve Doğal Seçilim güçsüzleri eleyip. göreceğimiz şey ilk atalarımız koaservatlardaki atomlar ve moleküllerden farklı şeyler olmayacaktır! Bugün bizim “düşünme”. güçsüzleri sağ bırakmaktadır (aslında elbette bu olay da “bilinçli” değildir). şeker oksijensiz olarak parçalanabilir ve vücuda gereken enerji üretilir. ortamdaki oksijenin artması demekti. Ufacık bir molekül.

“Önce-DNA Hipotezi” çok derin yaralar alarak akılda soru işaretleri bırakmıştır. hepsinden ileri bir yerde bulunmaktadır: “Önce-RNA Hipotezi” Bu ne demektir. “ribonükleik asit enzimi”nin kısaltılmışıdır. aslında temel olarak bir RNA molekülüdür. Ancak retrovirüsler. ilginç bir şekilde. bu kadar kompleks moleküllerin oluşabilme ihtimalini çok düşürmektedir. doğal fiziksel itki-tepki kuvvetlerine göre. Önce-DNA Hipotezi’ne göre. katalizör olmadığında günler. ilk oluşan molekül bir ribozyme’dır ve bu enzim-RNA yapısı. bir enzim olarak çalışmakta ve kimyasal tepkimelerin aktivasyon enerjisini düşürebilmektedir. kimyasal tepkimeler yoluyla meydana geldikten sonra. Buna. Ancak bu hipotezin. bu öncül molekülün bağlandığı birincil bağlanma bölgesinin hemen yanında bulunan R ve U5 denen bölgeye bağlanır ve bunların ikizleri. ona bir bakalım: Bir grup bilim adamı. dolayısıyla proteinlerin üretilemeyeceğini. 2) Sentezlenecek olan tamamlayıcı şeridin ilk parçaları. DNA olmaksızın RNA’nın sentezlenemeyeceğini. Dolayısıyla Önce-RNA Hipotezi dahilinde. bu şekilde sarmal bir halde üretilmiş ve sonrasında. katalizör olan bir ortamda birkaç saniyede gerçekleşecek bir tepkime. Dolayısıyla bir adet ribozyme. yıllar ve hatta yüzlerce yıl alabilmektedir. Bu sebeple de şimdi artık yeni bulgularla birlikte kuramlaşmaya başlayan Önce-RNA Hipotezi’ne bakalım. bu dogmanın ikinci maddesini ihlal ederler ve yapılarında var olan RNA’yı kullanarak DNA sentezlerler. sınıf virüsler) ve onlardaki RNA’dan DNA sentezini inceleyebiliriz: 1) Özel bir tRNA. Bu da. onlarca deneyin düzenlenmesine. DNA’yı üretemez ancak proteinleri sentezleyebilir. kendisinin oluşma tepkimesini tetikleyecek bir yapıdadır. günümüzde bu işlemi halen gerçekleştirebilen varlıklar olan ve canlı sayılmayan retrovirüsler (4. Şu anda da bu hipotezden uzaklaşılmaya başlanmıştır. ilk canlının oluştuğu ortam koşullarını katalize edici bir faktör olarak ileri sürseler ve bu şekilde bu karşı-tezi çürütmeye çalışsalar da. öncül molekülün peşinde üretilir. haftalar. Ribozyme. kendisini ve RNA’yı üretebilen moleküldür. Önce-DNA Hipotezi savunucuları. Günümüzde ise bir hipotez. Bunu anlayabilmek içinse ribozyme denen enzimi öncelikle anlamamız gerekmektedir: Ribozyme. bu açıklama pek de tatmin edici değildir. Biyoloji’de “central dogma” (merkezi dogma) denen bir yapı vardır. RNA’nın oluşumunu tetiklemiştir. Sadece sentezlenirler. Ribozyme. dolayısıyla canlının varlığını sürdüremeyeceğini ileri sürmüştür. pek çok açığı bulunmaktadır. Bu yapıya göre : 1) DNA. uzun süre bilim insanlarının aklını meşgul etmiş ve pek çok hipotezin ortaya atılmasına. Bunların en önemlisi de. Bu molekülün üçüncül (tetriary) yapısı (daha fazla bilgi için proteinlerin yapısal özelliklerine bakmanızı tavsiye ederiz) sayesinde. retrovirüs dediğimiz ve ana genetik materyali canlılar gibi DNA değil de RNA olan virüslerin yapısı anlaşıldığında. Ancak daha sonra.“Önce-RNA Hipotezi” ve “RNA Dünyası Kuramı” Bu konu. yine yapısı gereği RNA sentezleyerek işlevini sürdürmüştür. RNA üzerinden çiftlenmenin başlaması için gereken öncül molekül olarak RNA’nın “birincil bağlanma bölgesi” denen kısmına bağlanır. 2) RNA.E V R İ M A Ğ A C I İlk DNA nasıl oluştu? . Bunu anlamak için. 35 . konu hakkında pek çok tez yazılmasına sebep olmuştur. Biraz karmaşık olan ve temel Biyoloji bilgisi gerektiren bu olayı kabaca özetlemekte fayda görüyoruz. Çünkü. 3) Proteinler. DNA’nın bir katalizör yani kimyasal tepkimelerin aktivasyon enerjisinin düşürücü etkiye sahip kimyasal özelliği bulunmamaktadır. ne RNA’yı ne de DNA’yı sentezleyebilir. sınırsız sayıda ribozyme’ın oluşması sadece dakikalar alacaktır. Bunu yapan enzimse reverse transcriptase denen bir enzimdir. ortamda kendisini oluşturacak moleküller bulunduğu zaman. “Önce-DNA Hipotezi” denmiş ve uzunca bir süre DNA’nın nasıl oluşabileceği üzerine araştırmalar yürütülmüştür. DNA tam olarak açıklanamayan ancak temel kimyasal tepkimeler dahilinde.

DNA’yı üretecek olan RNA’nın bu R ve U5 bölgelerini parçalar. öncül molekül RNA’nın öteki ucuna geçer ve peşinden kopyalanmış R ve U5 parçalarını da sürükler. Bu kurama göre. Daha sonra bu koaservatlar gittikçe gelişerek tek hücreli canlıları meydana getirdiler ve bunların 3. gerek diğer moleküllerle tepkimeler. Buradaki ufak farkı yakalayabildiğinizde. Bu. 7) İlk baştakine benzer bir sıçrama sonucunda. Ancak sonuç olarak.5 milyar yıl öncesinden yaklaşık 600-700 milyon yıl önce (bundan 3. Sonunda daha kararlı yapıda olan bileşimler varlıklarını korumuşlardır ve cansızlıktan canlılığın oluşumu bu şekilde. bir ribozyme’ın var olabilmesi için fazlasıyla yeterli bir süredir. 36 . RNAz tarafından parçalanan RNA’nın yerine. kendisinin üretimini sağladığı için. genetik kalıtımın ve dolayısıyla Evrim’in gerçek anlamda başladığı noktadır. RNA’nın diğer ucundaki R ile bağ kurar. Tam tersine. ana RNA’nın büyük bir kısmını parçalar.8 milyar yıllık evrimleri sonucu da günümüzdeki modern canlılar meydana geldi.8 milyar yıl kadar önce) var olmaya başlamıştır. aklınızdaki pek çok sorun ortadan kalkacaktır. gerekse de rastlantısallık sonucu DNA molekülü oluşabilmiştir. Bu sırada RNAz H enzimi. Bu 600-700 milyon yıllık uzun süreçte. Bu süre. ilk şeridi tamamlayan ikinci şerit üretilir. birbirleriyle birleşmiş. sorun ortadan kalkar: “Canlı”. bu yukarıda saydığımız gibi veya daha da karmaşık moleküler tepkimeleri gerçekleştirebilen varlıklar değillerdir. pek çok açıdan desteklenmektedir. sorun “canlılık” kavramındaki hatalı tanımımızdan kaynaklanmaktadır. Örneğin. İşte bu da bizi RNA Dünyası Kuramı’na götürür. sınırsız sayıda ribozyme ve dolayısıyla RNA molekülünün olması işten bile değildir. ayrılmış. Zaten bir tanesi var olduktan sonra. Bu sayede. canlılık Dünya’da. kısa sürede Dünya’ya RNA molekülleri hakim olmaya başlamıştır. Dünya üzerinde sonsuz sayıda kimyasal tepkime gerçekleşmiştir. bundan öncesinde de moleküler düzeyde etkilidir. Böylece tek şeritli RNA’dan. daha önce bahsedildiği gibi. Zaten RNA var olduktan sonra.E V R İ M A Ğ A C I 3) RNAz H denen bir enzim. bu yöntemlerle ve muhtemelen başlangıçta daha basit ve karmaşık olmayan. Dünya’nın var olmaya ve soğumaya başladığı 4. onları daha da avantajlı hale getirmiştir. DNA’nın var olması için sadece aralarında kimyasal çekim olan (Adenozin ile Timin’lerin ve Guaninler ile Citozin’lerin karşılıklı geldiği) RNA dizilimleri birleşmesi yeterli olmuştur. çift sarmal olan DNA üretimi tamamlanır. 6) İlk şerit üretildikten sonra. bu yukarıda saydığımız gibi veya daha karmaşık moleküler tepkimelerin gerçekleştiği atomlar ve moleküller bütününe biz dönüp baktığımızda “canlı” diyoruz. Daha ayrıntılı bilgi için. 4) Bu işlem sonrasında. ilk bakışta karışık ve “moleküllerin kendi kendine yapamayacakları kadar karmaşık bir iş” gibi gözükse de. Bu olay. RNA. 5) Bu işlemden sonra RNA hızla kopyalanır ve tek bir şerit olan RNA’dan. İşte bu. ikinci şeridin oluşumunu tetikler. Önce-RNA Hipotezi. seçilmiş ve varlığını sürdürmüştür. en çok bu yapı. sadece 1 adet ribozyme enzimi kimyasal ve fiziksel tepkimeler dahilinde üretilmiştir ve Doğal Seçilim sayesinde. Şu nokta anlaşılırsa. Miller-Urey Deneyleri ile ispatlandığı ve 462 farklı üniversitede de günümüzde sınandığı ve başarılı bulunduğu üzere. aynı zaman “eş DNA”nın (üretilecek olan DNA) ilk şeridi olur. Bu parçalardan R isimli kısım. o günlerin şartlarında oluşan sayısız organik molekül. ancak daha çok hataya meyilli olan yöntemlerle DNA’yı üretebilmektedir. minik adımlarlra. “canlılık” ve “cansızlık” kavramıyla ilgili yazılarımıza bakılabilir. 600-700 milyon yılda gerçekleşmiştir. tekrar birleşmiş ve sınırsız sayıda deneme-yanılma yapılmıştır. Hele ki yağ moleküllerinin su içerisinde selforganization denen bir kuram dahilinde bir zırh oluşturmaları ve RNA’ların bu zırh içerisine hapsolması. RNA var olduktan sonra. İşte koaservat dediğimiz ve ilk “canlı” yapıların varlığı bu şekilde gerçekleşti. Ancak Doğal Seçilim. ikincil ve kendisinin ikizi bir şerit elde edilir. otomatik olarak virüs içerisindeki RNA.

facebook.com/treeofevolution 2 – Türleşme: Yeni Türlerin Oluşumu ve Türler Arası İlişkiler 37 .E V R İ M A Ğ A C I http://www.

E V R İ M A Ğ A C I 38 .

ikili isimlendirme (binomial nomenclature) denir. Bunlarla ilgili daha ayrıntılı tanımlar için 1985 yılında Stuessy tarafından yazılan Kladistik Teori ve Metodoloji (Cladistic Theory and Methdology) isimli kitaba (ve benzerlerin) ve yazının sonuna eklediğimiz daha güncel kaynaklara bakabilirsiniz. Sonraki isimlerin hepsi küçük harflidir. Türlerin tanımlarına geçmeden önce. morfolojik. Yazının sonunda örneklerimize girdiğimiz zaman bu konuyu çok daha net anlayabileceksiniz.E V R İ M A Ğ A C I 1: Tür Nedir? Tür Tanımları Üzerine İlk olarak. ırksal. Manhart ve McCourt 1992. • Kimi zaman. Bu konu. kohezyon. akrabalarına veya atalarına o kadar benzer ki ve bazı özellikleri de onları aynı gruba (türe) koymak için o kadar farklıdır ki. Bunlar. gerçekten de türler arasındaki yumuşak geçişin. ekolojik. türlerin bilimsel isimlendirilmelerine bakmakta fayda vardır. genetik. biyolojik/üreyici. iki kelime ile tanımlanır. aslında birbirlerine yakın tanımlardır. morfolojik tür tanımı ve filogenetik tür tanımı. Günümüzdeki bazı türler. • Cins adının ilk harfi mutlaka büyük harfle yazılır. “belirleyici isim” için uyulması gereken kurallarla aynıdır. tür tanımlarından bahsetmemiz gerekir. Biz burada. biyolojik/izolasyon. günümüze kadar yapılan tür tanımlarını sizlere tanıtalım. Bu. paleontolojik. Biyoloji dünyasında oldukça fazla tartışılmaktadır. Türler Hangi Özelliklerine Göre Tanımlanırlar? Türlerin tanımını yapabilmek için türlerin neyi barındırdığını anlamak gerekir. biyolojik tür tanımı. genellikle iki kelime ile isimlendirilirler. hemen hemen her zaman benzer sonuçlar verirler. Çoğu. mikrotür. • Bu kelimelerden ilki. az sonra tanımlayacağımız “alt tür”leri belirtmek için üçüncü bir isim kullanılır. Bunlara kısaca değinmemiz gerekirse: • Kullanılan dil Latince olmak zorundadır. İki örnekle üzerinden geçecek olursak: 39 . Bu sisteme. Türlerin bilimsel isimlendirilmesi nasıl yapılır? Biyolojik olarak türler. cins adını belirtir. çünkü dediğimiz gibi. • İkinci kelimeye “belirleyici isim” adı verilir. Çünkü doğa bilginleri ve biyologlar çok uzun yıllardır türleri tanımlamanın kolay bir yolunu aramışlardır. evrimsel. Sadece bazıları. Ancak bu. bu canlıları sınıflandırmak zorlayıcı ve hatta hararetli bilimsel tartışmalara sebep olabilir. Burada şu noktayı anlamak hayati önem taşır: Aslında bunlar her ne kadar bu şekilde çok farklı isimlerde gözükseler de. • İki kelime. tipolojik. çoğumuzun bir şekilde aşina olabileceği üzere. • Yazılı kaynaklarda mutlaka eğik veya altı çizili olarak yazılırlar. diğerlerine göre daha kullanışlı olabilmektedir. Richard Dawkins gibi ünlü biyologların esasen hoşuna gider. bize aslında Evrim’in ne kadar güzel ve güçlü bir doğa gerçeği olduğunu gösterir. Bu yöntemin bazı önemli kuralları vardır. tanıyıcı. birlikte “tür ismi”ni belirler. • Her tür. Journal of Psychology’de geçmişte. “tür” kavramını ele alışları farklıdır. filogenetik ve biyosistematik tür tanımları olarak isimlendirilebilirler. aslında diğerlerinin bazılarını da içerisine katan ve gruplandırmayı kolaylaştıran dört tanesini inceleyeceğiz: ırksal tür tanımı. Biyologlar tarafından kullanılmakta olan çeşitli tür tanımları vardır. Bu kelime için de kurallar. Ne yazık ki günümüzde hala türleri tanımlamak çok kolay bir iş değildir ve çok kapsamlı incelemeler gerektirmektedir. Wood ve Leatham 1992). (Castenholz 1992. değişimin ve evrimin ispatlayıcısı bir niteliktedir. Sadece. Şimdi. kimi zaman bir türü tanımlamak için. aynı anda yayınlanan üç farklı görüş bu tartışmaların boyutunu bize göstermektedir.

. Irksal Tür Tanımı nedir? Irk. Du Rietz. belki de en çok bilim adamı tarafından geliştirilen ve kullanılan tanımdır. çiftleşmeye karşı doğal bariyerlere üstü kapalı bir biçimde değinilmektedir. Doğada bulunan gruplara (bilimsel ismiyle taksonlara) bu benzerliklere göre isimler vermişlerdir. günlük dilde ve yakın geçmişte değişerek dilimize tamamen farklı olarak yerleşen anlamı aksine. eğer birbirlerinden gerçekten diğer ırklara göre çok fazla uzaklaşırlarsa. Bu tip taksonomilerin temelde iki ortak noktası vardır: Bunlardan ilki. türleşmeyi “. tür tanımlarına giriş yapabiliriz. Botanikçiler ise bu tanımı kullanmakta zorlanırlar çünkü kara bitkileri. Bunu da öğrendikten sonra. Bu. Yani türlere basitçe bakarak onları ayırt edebilirsiniz (Cronquist 1988). bu yeni ve farklı iki gruba Biyoloji’de “alt tür” denir. Bu şekilde farklı olan ırklar. Bu tanımda. 40 . üreme açısından (eşeysel) uyumluluk ve bireylerin devamlılığıdır. türleri. BTT. genetik ve morfolojik açıdan birbirine göreceli olarak benzeyen canlı gruplarına verilen isimdir. türler arasında çeşitlilik açısından bir süreklilik olmadığıdır. Buna az sonra değineceğiz... Doğa bilimciler. bireysel olarak basitçe. türleri cinsel olarak üretken bir komünite olarak görür. 1930 yılında Du Rietz tarafından ortaya atılmıştır. İkinci olaraksa. doğada bir göreve (nişe) sahip olan doğal popülasyonlardır. BTT. Dobzhansky de Mayr’ın tanımını kabul eder. Biyolojik Tür Tanımı Nedir? Son birkaç on yıldır. son derece sınırlandırıcı bir tanımlamadır. Mayr. ancak bunların hepsi aynı türe Apis mellifera’ya aittir. Biyoloji’de bir tür dahilindeki genetik olarak pek fazla birbirine karışmayan. Ondan birkaç sene sonra. Basitçe: Köpekler köpeklerle çiftleşirler ve asla kedilerle çiftleşmezler! Bu.birbirleriyle gerçekten ya da potansiyel olarak çiftleşebilen ve bu tip diğer popülasyonlardan eşeysel olarak izole olmuş. fiziksel olarak birbirleriyle çiftleşemeyecek hale gelmelerine sebep olan ve iki ayrı grup oluşturan evrimsel süreç” olarak tanımlamıştır. hayvanlara göre çok daha çeşitli üreme yöntemleri izlerler. İlk olarak. Biyoloji dünyasında genel geçer olarak kabul edilen tür tanımı. Daha sonraları. birbirleriyle olan benzerliklerine göre gruplayabileceklerini düşünmüşlerdir. Biyoloji’de sıklıkla karşılaşıldığı üzere. Biyolojik Tür Tanımı’dır (BTT). Alt türlerin farklı türler olmadığını kesinlikle belirtmekte fayda vardır. Bu tanım. Önrneğin Batı Bal Arısı.E V R İ M A Ğ A C I Panthera tigris: Kaplan türünü tanımlar. “.farklı ve sürekli olmayan biyotip kesintileriyle birbirinden ayrılan en küçük doğal popülasyonlar” olarak tanımlamıştır. çevrelerinde gördükleri bitki ve hayvanları. ancak BTT ile sınıflandırılamayacak türleri de içerisine alan daha geniş tanımlar geliştirilmiştir. yıllar içerisinde oldukça değişim geçirmiştir.. ırk tanımının temelini oluşturur. pek çok farklı coğrafi ırka ayrılır. bir zamanlar gerçekten veya potansiyel olarak çiftleşen bireylerin. Biyolojik anlamıyla ırklar genellikle ekolojik olarak (yerel yaşam alanlarının farklılığından kaynaklanıyorsa) veya coğrafi olarak (aralarında coğrafi izolasyon varsa) birbirinden ayrılırlar. İki yazım da ikili isimlendirme kurallarına uygun olarak yazılmıştır. Bunlar için BTT ile uyumlu.. BTT için de pek çok istisna doğada bulunabilir. 1942’de türleri şöyle tanımlar: “. 1937’de ünlü Evrimsel Biyolog Dobzhansky. Panthera tigris altaica: Siberya Kaplanı’nı tanımlar..” Omurgalıları inceleyen zoologlar ve entomologlar için BTT en çok kabul gören tür açıklamasıdır.

. prokaryotlar için de geçerlidir. Cronquist’in “sıradan yöntem” olarak belirttiği tanımlama yöntemlerinin ucuzluğu ve hızından kaynaklanmaktadır. Örneğin bir botanist için bir kapalı tohumluyu incelemek için gereken “basit yöntem” bir büyüteçtir. ilk defa canlıları dindar kesimin yaptığı gibi Tanrılara olan yakınlıktan (Tanrı -> Melekler -> Şeytanlar -> Erkekler -> Kadınlar -> Hayvanlar -> Bitkiler -> Cansızlar gibi) çıkararak. bu türleri sınıflandırmada kullanılamaz. bitkiler gelir (McCourt and Hoshaw 1990.. Morfolojik Tür Tanımı’na göre bir örnek olarak şu verilebilir: Bir bakışta bir tavuk ile bir ördeği birbirinden ayırabiliriz. at ve eşek gibi) miktarının fazlalığından ötürü. Son olarak. Mishler and Donoghue 1985. prokaryotlarda bazı yollarla birbirlerine aktarılabilirler. Buna. kendi kendini dölleyen (self-pollinate) kara bitkileri açısından da şüphelidir (Cronquist 1988). Ancak kara bitilerini tanıma dahil edecek bazı açıklamalar getirilebilmiştir. bunlar farklı türlerdir. Sokal and Crovello 1970). Ayrıca Dünya’da pek çok cinsiyetsiz (aseksüel) popülasyon da vardır ve bunlar üzerinde BTT uygulanamaz (Budd and Mishler 1990).” Bu tanım oldukça pratiktir. Bu sebeple. zorunlu aseksüel olan rotiferleri. Levin 1979. öglenoid flagellalıları. BTT’nin birkaç canlı grubuna uygulanması özellikle problemli görülmüştür. cinsiyetsiz biçimleri de bilinmektedir. sıradan yöntemlerle birbirlerinden ayırt edilebilen ve ayrı olan en küçük canlı grupları. Mishler 1985). Pratikliği. ancak bazı çok kritik ve temel hataları beraberinde getirdiği için Biyolojik Tür Tanımı’ndan daha kötü. ancak ökaryotlardaki gibi bir çiftleşme prokaryotlarda tanımlanamamaktadır. BTT’den bahsetmez bile (Brock and Madigan 1988). Donoghue 1985. Bu gibi sebeplerden ötürü. Biyolojik Tür Tanımı bazı bilim insanları tarafından eleştirilmektedir. Bu tanımın bir diğer kolaylaştırıcı tarafı. onu yine pratik ama güvenilmez yapan bir diğer noktadır. Buna az sonra geleceğim. diğer iki tanımımıza da değindikten sonra döneceğim. aralarındaki hibritleşme (farklı tür olarak görülen canlıların çiftleşmesi. biyolojik olarak yapılması gerektiğini ileri sürmüştür. ancak onu destekleyen bir tanım olarak görülmelidir. Ne var ki. Bu amaçla kolları sıvayan 41 . BTT. cinsel ilişkileri hesaba çok fazla katmamasıdır. Bu da. kloromonad flagellalıları ve bazı diatomları gösterebiliriz.E V R İ M A Ğ A C I BTT’nin uygulanabilirliği ve geçerliliği hakkında olduça sık eleştirilerde bulunulmuştur (Cracraft 1989. Aslında morfolojik sınıflandırma Cronquist’ten çok önce. BTT’nin uygulanabilirliği. Oocystaceae’ye (coccoid yeşil algler) ait birkaç üyeyi. Diatomlar üzerinde çalışan bir fikolojist içinse elektron mikroskobu “sıradan yöntem” olacaktır. Ayrıca. Genler. Örneğin. Ancak bu nokta. Bunların başında da. Bir entomolojist için ise ayrıştırıcı (dissecting) mikroskop yeterli olacaktır. bilinen bazı cinsiyetli canlıların. Bunlara birkaç örnek olarak. Morfolojik (Fenetik) Tür Tanımı Nedir? 1988 yılında Cronquist. Önemli bir mikrobiyoloji ders kitabı. Biyolojik Tür Tanımı’na alternatif olarak bir tanımlama geliştirdi ve türleri şu şekilde tanımladı: “. morfolojiyi gözlemek oldukça kolaydır. Aynı durum. belki de tanımı güvenilirlikten tamamen çıkaran noktadır. diğer yöntemlerle birleştirilerek kullanıldığında. bazı arktik göllerde Daphnia’nın cinsiyetsiz popülasyonları bulunmaktadır. 1700’lerin başında yaşamış olan Linneus. Biyolojik Tür Tanımı en çok canlıyı bir seferde birbirinden ayırabilen açıklama olarak karşımıza çıkmaktadır. Carl Linneus (Carl von Linné) isimli ve “sınıflandırmanın babası” olarak tanınan bilim insanına kadar gider.

Bir tür. yeni bulunan bir canlı veya bilinen canlılar üzerinde çok ayrıntılı analizler yapılabilmektedir. hücre yapılarına. Bazı durumlarda Filogenetik Tür Tanımı da işe yaramayabilir. Filogenetik (Kladistik) Tür Tanımı Nedir? Sonuncu ve diğer tüm tanımları tek bir çatı altında başarıyla toplayan tür tanımı. Baum. Filogenetik Tür Tanımı da oldukça eskiye. Morfolojik Tür Tanımı oldukça geliştirilmiştir. Örneğin günümüzde bu tür tanımını kullanan bilim insanları. ancak mutlaka üreyici (reproductive) kaynaşık birimler içerisinde sabit olmalıdır. de Queiroz and Donoghue 1988. kısa saçlı insanları bir diğer tür olarak tanımlayabilecektir. sonradan kazanılmış (derived) bir veya daha fazla özelliğe sahip olmak zorundadır. kadınlar türünden sayılabilecektir. fakat günümüze kadar tanımlanmış ve en çok canlıyı birbirinden ayırmak için kullanılabilecek en etkili yöntem Filogenetik Tür Tanımı’dır. çok kapsamlı bir sınıflandırma yapmıştır. Günümüzde bu tip kargaşalara sebebiyet vermemek açısından. Üreyici süreklilik. bu ata türü de içerisine alan biyolojik sınıflandırma birimi. çok daha ayrıntılı tanımlar yapılabilmektedir. canlıları farklı türler olarak değerlendirmeden önce. 42 . Morfolojik Tür Tanımı’nın mucidi olarak düşünülebilir.E V R İ M A Ğ A C I Linne. ikincil metabolitlerine. Bazı canlıların erkekleri ile dişileri birbirinden tamamen farklıdır ve sadece morfolojiye bakarak sınıflandırma yapan bir bilim insanı. Bu sayede. yaşam ortamlarına ve bazı diğer özelliklere de bakmaktadırlar. Bu noktada. Linne ve diğer morfolojiye göre sınıflandırma yapanları tuzağa düşüren çok önemli bir biyolojik olgu vardır: Cinsel iki-biçimlilik (sexual dimorphism). belirli bir ayırt edici özellik açısından fark taşıyan en küçük canlı grubudur. Filogenetik Tür Tanımı’na göre farklı türler birbirleriyle çiftleşebilirler. Biyolojik Tür Tanımı’nda olduğundan farklıdır. Böylece. Filogenetik Tür Tanımı’dır ve Evrimsel Biyoloji’nin gelişmesi ve Evrim Kuramı’nın anlaşılmasıyla birlikte gelişmiştir. Linne. kromozom sayılarına. Günümüzdeki teknikleri kullarak tanımı ayrıntılı bir hale getiren isim ise 1992 yılında konuyla ilgili makalesini yayınlayan Baum’dur. Nelson 1989). Halbuki bu canlıların tek özelliği. Bu açılardan güçlendirilen Morfolojik Tür Tanımı sayesinde. uzun saçlı insanları bir tür. biyokimyasal veya moleküler olabilir. Bu karakter. morfolojik. insanların kadını ve erkeği farklı türler olacak. Bu şekilde yola çıkan bir bilim insanı. yani atadan en az bir özellik almış olmak ve kendisine ait. kromozom morfolojilerine. erkek ile dişisinin birbirinden tamamen farklı olmasıdır. Linne ve diğerleri de bu hataya düşmüşlerdir. Üreme açısından birbiriyle uyumlu olmayan bireyler farklı türler sayılmak zorunda değildirler. genel olarak birbirlerinden çok farklı oldukları için. monofiletik olmak (bir türden farklılaşarak meydana gelen tüm türlerle birlikte. Linne. Sınıflandırmasında en çok morfolojik özelliklere önem verdiği için. Günümüzde türler nasıl birbirinden ayırt edilmekte ve tanımlanmaktadır? Günümüzde bilim insanları oldukça titiz çalışmaktadırlar ve teknolojiden sonuna kadar faydalanmaktadırlar. Ancak. ciddi bir biçimde hataya düşecektir. yüzyılın büyük biyologu Ernst Haeckel’a dayanır. 19. tür tanımını aşağıdaki iki temel noktada toplar: Bir tür. Ancak farklı türler. Agelaius phoenicus isimli bir türün erkeği ve dişisini yanlışlıkla farklı türler olarak tanımlamıştır. Evrim’in bilimi geliştirmedeki önemini bir kere daha görebilmekteyiz. üreme özellikleri de bu farklılaşma sürecinde değişmiş ve birbirleriyle üreyemez hale gelmişlerdir. üstelik uzun saçlı bir erkek.

genetik özelliklerle birleştirilerek türler tanımlanır. Günümüzde. bu canlıların genetik haritaları birkaç hafta ile birkaç ay arasında çözülebilmektedir. 3.000 (3 milyar 200 milyon) baz çiftine sahip olan Homo sapiens türünün genomu 15 seneden uzun bir sürede çözülebilmiştir. Şu anda üzerinde çalışılmakta olan bir teknoloji sayesinde. Pieris japonica isimli bir bitkinin 150 milyar. bu güncel olmayan tanımın karşılaştığı zorlukları da yenebilmektedir. İnsan. çoğu zaman Biyolojik Tür Tanımı’na uygun bir biçimde birbiriyle üreyemeyecek kadar farklı canlıları farklı türler olarak ortaya koymakla birlikte. İşte bu çalışmalar sonucunda. genomun çözülmesinin 8-10 dakikaya kadar indirilmesi beklenmektedir. Biyolojik Tür Tanımı’nın belirlediği sınırlar ile Filogenetik Tür Tanımı’nın kattığı esneklik.E V R İ M A Ğ A C I Genetik ve moleküler biyoloji alanında yapılan hızlı gelişmeler.200. Ayrıca bir tür tanımlanırken. İşte bu ayrıntılı yöntemler (bunların en önemlisi de PCR denen Polymerase Chain Reaction denen bir tepkimedir) sayesinde. Günlük yaşantımızda. Bu tanımlar. bir türü belirlemek için. Tüm bu araştırmalar. Yani bilim insanları. Bunların genomları da uzun yıllarda çözülebilmiştir. Bazı engeller de göz önüne alındığında. farklı türleri ayırt edebilmek için basitçe çiftleşebilmelerine bakmamız yeterlidir. Ancak şunu aklımızdan çıkarmamalıyız: Birbiriyle çiftleşemeyen türler çok büyük bir ihtimalle farklı türlerdir. ancak birbiriyle çiftleşebilen türler birbiriyle aynı tür olmak zorunda değildir! 43 . çok etkili bir şekilde canlıların genetik haritalarının çıkarılmasını ve modern yöntemlerle farklı genetik haritaların kıyaslanabilmesini sağlamaktadır. Polychaos dubium isimli bir amibin (protista türü) ise 670 milyar baz çifti bulunur. genetik ve moleküler çalışmalarla birleştirildiğinde. Bu sayede çok net sonuçlara ulaşabilmekteyiz. organlarının yapısı gibi özellikler de hesaba katılır. genetik haritlar yoluyla canlıların birbirlerinden farklılıkları ortaya konulmakta ve türler tanımlanmaktadır. canlının morfolojik özellikleri ve fenotipik karakterleri de hesaba katılır. günümüzde tek bir yönteme değil pek çok yönteme başvurmaktalardır. Bunun ötesinde ekolojik durumu. sanıldığının aksine en büyük genoma sahip canlı değildir. nişi. Genetik çalışmaların tür sınıflandırmalarında çok önemli faydaları vardır: Örneğin sadece 5386 baz çiftine sahip olan Phage Φ-X174 isimli bir virüsün DNA’sını kodlamak 2 sene sürmüştür. çok doğru ve ayrıntılı tür tanımları yapabilmemize olanak sağlamaktadır.000. türler birbirinden ayrılabilmekte ve Filogenetik Ağaçlar (bizim tanımımızla Evrim Ağacı) inşa edilebilmektedir.

sürekli olarak değişir. Bu nehrin diğer yakası ise.E V R İ M A Ğ A C I 2: Türleşme Nedir? Farklı Türler Nasıl Oluşur? Allopatrik Türleşme Ne Demektir? İlk olarak. rüzgar ve akıntılar yön değiştirir. bir kısmı halihazırda var oldukları bölgede kalabilirler. türleşme. Filogenetik Tür Tanımı. bir maymunun birkaç nesil geçirerek bir insana dönüşmesi değildir. Bu değişimler sırasında. Tabii ki bilimde bu tip asılsız iddiaların yeri yoktur. morfolojik. çeşitli mekanizmalar dahilinde birbirleriyle çiftleşemeyecek kadar farklılaşmaları sonucu. ortalama olarak 15 derece sıcaklığa sahip olan. Kıtalar hareket eder. insanların aklında bu şekilde bir imge yaratmaya çalışarak. belirli bölgelerde yaşayan canlılar birbirlerinden ayrı düşebilirler veya bir tür içerisindeki canlılardan bazıları başka bölgelere göç etmek zorunda kalırken. etrafımızda sürekli olarak değişir. türleşmenin var olabilmesi için üreme açısından verimli olamayacak kadar farklılaşmak genel olarak yeterliyken. Bu fareler. Yaşadıkları bölgede bir de nehir bulunsun. tam tersi özellikler göstersin: Göreceli olarak kısa boylu ve az ağaçların bulunduğu. vb. Veya denizel bir canlının bir anda karaya çıkıp koşmaya başlaması değildir. Bu depremin. Burada yaşamak zor olduğundan A türüne ait bireylerin o yakada yaşamadığını düşünelim. toprağın kurak ve sert olduğu dolayısıyla da delmenin zor olduğu. Türleşme mekanizmaları nelerdir? Türleşme olgusuna iki açıdan yaklaşabiliriz: 1) Fiziksel Bariyerlerin Varlığında Meydana Gelen Türleşme (Allopatrik Türleşme): Daha önce de değindiğimiz gibi. Bilimsel olarak. farelerin bir kısmını (yarısı diyelim) kurak tarafa attığını varsayalım. mevsimler değişir. farelerimiz tamamen farklı bir ortamdadırlar ve burada hayatta kalma savaşı verecek- 44 . bu farklılaşmaya ekolojik. avcılardan kolayca saklanabilecekleri çalıların bulunduğu. bazı değişimleri de katar. Bir tanesini ele alalım: A türünden bir fare popülasyonu düşünelim. Senaryoları sonsuz sayıda çeşitlendirebiliriz. akabininde söyleyecekleri “Ne kadar da saçma değil mi?” gibi sözlerine zemin hazırlamaayı hedeflerler. diğer açılardan farklılaşmak yeterli olmayabilir.0 şiddetinde bir deprem meydana geldiğini varsayalım. çok güneş alan ve dolayısıyla ortalama sıcaklığı 23 derece civarında olan. Biyolojik Tür Tanımı dahilinde. bir farenin bir file birkaç nesil içerisinde ya da kısa sürede veya bir anda değişmesi DEĞİLDİR! Daha yakın bir örnek verecek olursak. Bunu biraz açıklayalım: Doğa. besin bulmanın göreceli olarak zor olduğu ve avcıların çok daha aktif olarak bulunduğu ve avlandığı bir alan olsun. nehrin akışını saptırdığını ve eskiden A türünden farelerin bulunduğu bölgenin tam ortasından geçmeye başladığını ve fare popülasyonunu tam ortadan ikiye ayırdığını. türleşme nedir? Türleşme. niş açısından. örneğin 9. kendi içlerinde çiftleşebilen ancak diğer canlı gruplarıyla verimli döller veremeyen. toprağın yumuşak olduğu ve dolayısıyla toprağı delerek çukur açmanın basit olduğu. iki veya daha fazla yeni canlı grubunun oluşması demektir. kolayca besin bulunabilen bir bölgede yaşıyor olsunlar. aralarına girecek veya dış etmenlerce sokulacak olan fiziksel engellerdir (bariyerlerdir). bölgede çok şiddetli. Bu şekilde yüzlerce yıldır yaşarlarken. genel kanıyı akıldan silerek başlamakta fayda görüyoruz: Türleşme. türlerin birbiriyle üreyemeyecek kadar veya verimli döller veremeyecek kadar farklılaşmalarının en temel yolu. kuraklık gözlenir ve daha binlerce değişken. normalde bol ağaçlık ve seyrek güneş alan. Burada unutulmaması gereken nokta. Ne yazık ki bilimsel olmayan bazı kaynaklar. Şimdi. sonradan “ortak ata” olarak anılacak olan bir grup canlının. Bu da bir önceki notumuzda açıkladığımız tür tanımını destekleyen bir unsurdur.

Bu sinir sistemini. bunun sonucunda da kendilerini göreceli olarak üstün kılan genleri yavrularına aktarırlar. Diğer sistemler. 45 . çünkü kuşlar nehrin üzerinden uçabilirler). Genellikle üreme sisteminin etkilenmesi. yüksek sıcaklıklara ve şiddetli güneş ışınlarına daha çok dayanabilenlerin hayatta kalacağını görmek zor değildir. İşte bu genetik birikim ve değişim. Nehrin araya girmesiyle popülasyonun bireylerini birbirinden ayırmasına coğrafi izolasyon. bir ayının daha güçlü pençeler geliştirmesi (daha doğrusu daha güçlü pençeli olan ayıların seçilerek hayatta kalması) sadece pençe yapısını morfolojik olarak ilgilendiren bir değişim değildir. İşte bu. yeni ve kurak ortama geçen canlılar üzerinde yukarıda bahsettiğimiz gibi yoğun bir seçilim baskısı oluşur ve sürekli olarak popülasyonda belirli bireyler avantajlı konumda olur ve seçilirler. İlk ortamdan. türlerin birbiriyle çiftleşmelerine engel olacak şekilde olan coğrafi izolasyona ise cinsel izolasyon denir (örneğin bu nehir. iskelet sistemini. İşte bu. Üreme olmadan. Bu değişimler genellikle çok küçük adımlar halinde olur ve asla ama asla tek bir bireyde meydana gelmezler! Bu da yanlış anlaşılan diğer bir noktadır: Evrim. En başarılı olanlar hayatta kalır ve ürerler. Yukarıdaki ayı örneğinde de açıkladığımız gibi. Böylece nesiller boyunca evrim gerçekleşir. boyutlar. kemikler. Birbirinden ayrılan bu popülasyonlar. eski ortamlarında kalmış olan farelerle çiftleşemeyecek hale gelirler. tek bir değişim bile onlarca değişimi beraberinde getirecektir. Yani fiziksel bariyerler sebebiyle meydana gelen coğrafi ve cinsel izolasyon sonucu oluşan türleşme. Ne tip seçilimlerden geçtiğini burada ele almayacağım. Evrim’dir. Daha doğru bir ifadeyle. bir kuş popülasyonunu coğrafi olarak bölebilir. yeni ortama gitmeye zorlanan bireyler o kadar farklılaşırlar ki. nesiller boyu kendi içlerinde ama birbirleriyle çiftleşemeyecek şekilde ürerler ve yaşamlarını sürdürürler. Bunun sonucunda. yavaş yavaş o ortama daha fazla adapte olacak şekilde (daha doğrusu daha fazla adapte olanların seçilmesi sonucu) farklılaşırlar. Hatta bu gelişimler dahilinde (başka organları ele alırsak) bazı organların yerlerinin değişmesi veya daha farklı biçimlere bürünmesi gerekebilir. Bu değişim dahilinde. Ve en nihayetinde. yeni ortama zorla geçirilen bireyler nesiller boyunca farklılaşırlar ve bulundukları tamamen zıt ortama adapte olacak şekilde evrimleşirler. sürekli olarak daha avantajlı özelliklere sahip yapı. artık nehir sebebiyle birbirleriyle çiftleşemeyeceklerdir. İşte bu şekilde. popülasyonlardır! Yani insan popülasyonları evrimleşir. En başarılıları hayatta kalır ve ürer. farklı seçilim baskıları etkisinde. eskiden birbiriyle rahatça çiftleşebilen fareler. ancak kuru toprağa daha iyi adapte olanların. Ki bu örneğimizde pek çok değişken değişmiştir. dolaşım sistemini ve diğer pek çok sistemi ve organı etkileyecektir. asla evrimleşmez. zincirleme olarak pek çok değişimi beraberinde getirir. Üreme sonucu doğan farklı çeşitlilikteki bireyler doğa karşısında teste tabi tutulurlar. Bu böyle devam eder. bacak tipleri. organ ve sistemleri kodlayan gen yapıları. organlar ve yapılar değişirken. uzatmamak adına. hatta gerekirse beyin bu yeni pençeyi kontrol edebilmek için daha da gelişmesi gerekir. popülasyon içi çeşitlilik dahilinde seçilir. Evrim’dir. Bu seçilim sonucunda türler farklılaşır ve farklı canlılar doğa koşullarına tabi tutulurlar. evrimleşmekten bahsedilemez. Çünkü evrimleşmek için. hayatta kalmak ve üremek gerekir. hiçbir zaman tekil bireyler evrimleşmezler. kıl rengi. üreme sistemi de bundan etkilenecektir. kökten değişecektir. eninde sonunda üreme mekanizmalarını ve üreme sırasında kullanılan sperm ve yumurtanın genetik yapısını değiştirir. Nesiller boyu bu seçilim devam eder ve yeni ortamdaki fareler. Bir diğer hatalı algılanan nokta da budur.E V R İ M A Ğ A C I lerdir. Değişenler. Diğerleri ise elenirler. bu pençeyi besleyen damarlar ve sinirler değişir ve gelişir. Peki türleşme hangi noktada devreye girer? Yeni ortama geçen popülasyon. genlerdir. dolaylı yollarla olur. Daha önceki yazılarımızda da paylaşmıştık. Bunun sonucunda zincirleme olarak pek çok özellik değişecektir: Kas yapıları. değişen aslında fizyolojik görüntüleri değildir. Bunun sonucunda yine genler seçilir. daha güçlü kazıcı uzuvlara sahip olanların. ancak cinsel olarak bölemez. Fare örneğimize dönecek olursak. Evrimleşen. Yani bir değişim. avcılardan daha aktif olarak kaçabilenlerin. vb. sayısız nesil sonra. asla bireyler üzerinde gerçekleşmez! Yani bir insan. İşte buna biz allopatrik türleşme diyoruz. kaslar ve tendonlar yeniden düzenlenmesi gerekir (daha doğrusu en uygun olarak düzenlenenler avantajlı olurlar ve seçilirler). sadece morfolojik özellikler açısından farklılaşmazlar.

Yani farklı bir tür meydana gelmiştir. günümüzün göreceli olarak küçük kedileri boyutuna kadar büyüselerdi (tabii yapılarında ve görünüşlerinde yüzlerce. ancak artık eski fare değildir! Ve şu anda. yeni ortamdaki farelerin adı Mus cervicolor olabilir. binlerce değişiklik meydana gelerek ve dikkat! Fare. İkinci tip türleşmeyi.. kediye dönüşseydi demiyorum. hala faredir”. Artık bu yeni “fareler”. bütün farelere “fare işte” diyip geçen biri misiniz? Yoksa gerçek bir bilim insanı gözüyle. size ayrıntılı bir örnekle türleşmeyi anlatmayı hedefledik. bir süre sonra dallanmalar ve izolasyonlar o kadar artabilecektir ki. belki yine Mus cinsi içerisindedir. Tabii ki Biyoloji’den anlayamayan biri için. o zaman yeni ortamda evrimleşen gruba bir alt tür diyecektik ve eski ortamda kalmış grubun adı -atıyorum.“fare. yeni cinsler (tür toplulukları) oluşabilecektir. Fare. Bu yazımızda. Renk değişir. özellikler değişir ama “fare. bu noktayı artık geçiyorum.eski ortamda kalan farelerin adı Mus caroli ise. sadece boyut veriyorum)? O zaman da onlara “fare” diyecek miydik? Her neyse. yapı değişir. Eğer ki türler arasında farklılaşma meydana gelseydi. Bilimsel isimleri.. bir sonraki notumuzda ele alacağız. Siz. Yani değişim. faredir”. İşte Evrim Ağacı bu şekilde dallanmalar sonucu oluşur. teknik olarak haksız oldukları gibi. aradaki en ufak farkı bile görecek şekilde uzmanlaşmış mısınız? Bu. ancak -atıyorum.E V R İ M A Ğ A C I Peki iki tür arasındaki farklılık ne kadardır? İşte bu çok önemli bir noktadır: Yine burada. belki hala fare gibi görünür. sadece birkaç on ya da yüz nesil içerisinde meydana gelen değişimlerden bahsettik. tamamen ayrı bir Evrim patikasına girmişlerdir. daha farklı evrimleri işin içine katabilirdik: Örneğin ya büyüklük inanılmaz avantaj sağlasaydı yeni ortamda? Bizim eskiden o “fare” dediğimiz şey. kısaca evet. yeni türün adı Mus caroli cervicolor olacaktı.Mus caroli caroli olacakken. ortada ciddi bir değişim vardır ve bu sadece birkaç on ya da yüz nesil içerisinde meydana gelmiştir. sorumuzun cevabını verecektir. 46 . Daha farklı senaryolar dahilinde. Sizin hayata bakış açınız ve biyolojiden ne kadar anladığınız çok önem kazanmaktadır. Bu farklılaşma çok uzun süreler sürdüğünde ve farklı değişkenler işin içine girdiğinde. Esasında -çoğu zaman Evrim Karşıtlarının ısrarla iddia ettiği ve pratik olarak haklı. öyle beklenildiği gibi bir farenin bir file değişmesi gibi değildir. ancak hala birbirleriyle üreyebiliyor olsalardı. “ehil göz” olayı işin içerisine girmektedir.

Biyolojik Tür Tanımı dahilinde. yani iki grup (varyete. Elma ağaçları yepyeni bir yaşam alanı olduğu ve henüz ele geçirilmediği için. Ancak türleşme. Simpatrik türleşme böcekler sınıfında oldukça sık görülmekle birlikte. Çünkü simpatrik türleşmenin en önemli tetikleyicisi çok kromozomluluk (polyploidy) denen.. varlıklarını sürdürüyorlardı. aynı popülasyon içerisinde türleşme meydana gelebilir. Yalnız bu noktada önemli bir fark vardır: Elma. diğer grubu etkileyememektedir. Çünkü bu iki grubun larvaya dönüşme zamanları. Halbuki ağaçlar çoğu zaman benzer bölgelerde bulunur (coğrafi izolasyonun olmaması bu demektir). çoğunlukla bitkiler alemiyle birlikte anılır. bu da genetik farklılaşmayı göstermektedir. çiftleşmekte ve yumurtalarını bırakmaktaydı. alıçtan önceydi. simpatrik türleşmedir. Diğer tarafta. sadece fiziksel bariyerler sonucunda oluşmaz.. Kimi zaman. diğerleriyle aynı ortamda bulunan elma ağaçları üzerinde yaşamaya başladı. bir diğer grup ise sadece elma ağaçları üzerine. Bunları bir şekilde görecek olursak: 47 . Rhagoletis’lerin bir kısmı. genetik bir olgudur. bir popülasyonun bireyleri (örneğin bir önceki yazımızdaki fare popülasyonu) birbirlerinden coğrafi bir bariyerle (örneğin deprem sonucu yönü değişen nehirle) ayrılmadan da. sonradan “ortak ata” olarak anılacak olan bir grup canlının. Ayrıca. ağaçlar üzerine yerleşen Rhagoletis’ler kısa sürede özgürlük avantajlarını kullanarak sayılarını arttırdılar ve elma ağacının kokusunu tercih edecek ve elmanın oluştuğu dönemde yumurtalarını bırakacak şekilde farklılaşmaya başladılar. çeşit) birbiriyle çok uzun yıllardır çiftleşmemekte ve hep kendi aralarında çiftleşmektedir. Bunu hemen bir örnek ile açıklamak istiyorum. Günümüzde. Çok kromozomlu canlılarda. kendi içlerinde çiftleşebilen ancak diğer canlı gruplarıyla verimli döller veremeyen. sonrasında bazı açıklamalara gireceğim: 1800’lerin ortasında Rhagoletis pomonella isimli bir sinek. Avrupalıların bir kısmı Kuzey Amerika’ya elma ağaçlarını getirdi ve dikmeye başladı. bu iki bitkinin olgunlaşma zamanları birbirinden farklı olduğundan dolayı aralarında. elma ağaçlarının alıç ile oldukça yakın akraba olmasıdır. Bu yazımızda buna değineceğiz. tek bir tür içerisinde meydana gelebileceği gibi (autopolyploidy). yalnızca Kuzey Amerika’da bulunan alıç bitkisi (hawthorn) üzerinde yaşamakta. Allopatrik türleşme ise. yumurtalarını sadece alıç üzerindeki meyvelere bırakır. alıça göre farklı kokmaktaydı ve mevsimsel olgunlaşma zamanı.E V R İ M A Ğ A C I 3: Türleşme Nedir? Farklı Türler Nasıl Oluşur? Simpatrik Türleşme Ne Demektir? Türleşme. İşte bu. Bunun sebebi. iki veya daha fazla yeni canlı grubunun oluşması demektir. çeşitli mekanizmalar dahilinde birbirleriyle çiftleşemeyecek kadar farklılaşmaları sonucu. Simpatrik türleşme. fiziksel bariyerler sebebiyle meydana gelen coğrafi ve cinsel izolasyon sonucu oluşan türleşmedir. özellikleri oldukça farklılaşmıştır. büyüme hızları. Araştırmacılar bu iki grubun birbirinden her geçen yıl daha uzaklaştığını ve türleşme yolunda gittiklerini düşünmektediler. Bir grup. fiziksel bariyerlerle birbirlerinden ayrılmayan popülasyonlar içerisinde meydana gelen türleşmeye verilen isimdir. birden fazla türün kromozomlarının karışması sonucunda (allopolyploidy) da oluşabilir. Kuzey Amerika’da iki grup Rhagoletis pomonella yaşamaktadır. bir parazit türü sadece elma üzerindeki grubu etkilerken. Hatta artık bunlara iki farklı alt tür olarak bakan araştırmacılar bile vardır. coğrafi izolasyona bağlı olmaksızın oluşan cinsel izolasyon meydana gelmiştir. Öyle ki. Çok kromozomluluk. genetik bir hatadan ötürü genetik materyalin çoğalması sonucunda ayrışmama meydana gelir ve bir bireyde. alıç üzerinde yaşayanlar. Ancak bundan 150 yıl önce. olması gerekenden fazla kromozom seti bulunur. vb. Bundan sonra.

çok-kromozomluluktur (polyploidy). bir türden. eski ve orjinal bireylerle çiftleşememesine. çoğu hayvanda cinsel iki-biçimlilik (sexual dimorphism) vardır ve erkek ve dişi farklıdır. çünkü çok az hayvan hem sperm hem yumurta üretir. Bazılarının türleşmesi oldukça yakın zamanlarda meydana gelmiştir. Bazıları. dolayısıyla cinsel izolasyona sebep olur. iki veya daha fazla tür oluşur. en soldaki hücre mayoz bölünme geçirir ve normalde bir çift kromozom setine (2n) sahip olan ana hücrenin. eğreltiotları türlerinin %95’inin çok kromozomluluk sonucu meydana gelen simpatrik türleşme sonucu evrimleştiğini söylemektedirler. Türleşmenin gerçekleşebilmesinin pek çok yolu vardır. bunların birbiriyle birleşmesi sonucunda iki çift kromozom setine (4n) sahip bir hücre oluşur. Bu olay hayvanlarda çok sık gözlenmez. çiçekli bitkilerin %70’inin. bu yeni canlıların. yine (2n) olan iki adet gamet hücresi (sperm veya yumurta) meydana gelir. kendi kendini dölleyebilir (self-fertilization) ve bu olay görülür. 48 .E V R İ M A Ğ A C I Şekilde görebileceğiniz gibi. Botanikçiler. En nihayetinde. DNA kopyalanması sonucu bir kromozom setine sahip (n) 4 adet hücre oluşturması beklenir. mayozda hata meydana gelir ve bu (2n) hücreden. farklılıklar meydana gelir ve birikir. İşte bu. Simpatrik türleşme. Ancak doğa mükemmel olarak çalışamadığı için. Bu. İşte bu genetik farklılığın oluşması. Ancak bazı hayvanlar ve bitkilerin büyük bir kısmı. nesiller boyunca sürdüğünde. daha ilerideki notlarımızda izah edeceğimiz hibritleşme sonucu türleşmiştir. özellikle bitkiler ve kendini dölleyebilen hermafrodit canlıların evrimlerinde önemli bir olgudur. Daha sonra.

Simpatrik türleşme ise. Bu önemli kavramlardan ilki kaşif etkisi (founder effect). çünkü çeşitlilik azdır. Bu türleşme tipinde. fiziksel bariyerler sebebiyle meydana gelen coğrafi ve cinsel izolasyon sonucu oluşan türleşmedir. kendi içlerinde çiftleşebilen ancak diğer canlı gruplarıyla verimli döller veremeyen. ana popülasyondan ayrılır (göç eder) ve yeni bir ortamda yaşamlarına devam ederler. aynısı geçerlidir. Bu popülasyon. Ancak bunlardan oluşacak olan yeni popülasyon. avcı. Şimdi. allopatrik türleşmede. tek bir apartmanın tek bir katındaki insanları hesaba katarsak. ana popülasyondan yüzlerce kilometre öteye kaçtığını düşünelim. durup dururken bir mavi gözlü bireyin çıkması mümkün olmayacaktır. İkinci olarak. açık bir şekilde. yine hayali bir popülasyonu ele alalım. 350 popü- 49 . çeşitlilik ve farklılık miktarı oldukça azalacaktır. nem. peripatrik türleşmede bir tarafa büyük bir grup. eski bölgede kalan Pan troglodytes bireylerinin hiçbir zaman gelmediği. tek bir bölgedeki. iki veya daha fazla yeni canlı grubunun oluşması demektir. eski ve 350 bireylik gruba göre çok daha az genetik çeşitliliği bulunmaktadır. popülasyon genelde eşit oranlarda ve zorunlu olarak bölünürken.E V R İ M A Ğ A C I 4: Türleşme Nedir? Farklı Türler Nasıl Oluşur? Parapatrik ve Peripatrik Türleşmeler Ne Demektir? Türleşme. Biyolojik Tür Tanımı dahilinde. Bu noktada. bir Pan troglodytes (şempanze) popülasyonu olsun. Bu notumuzda ise iki diğer türleşme tipine de değinerek. popülasyonun büyük kısmının eski bölgede kalmasından ötürü bu kadar uzağa kaçmanın kritik bir olay olmadığını görmemiz gerekir. Bu popülasyon. Yani bir insan popülasyonu için düşünürsek. oldukça farklı bir ortama geçilmiş olsun. Tabii ki. ormanın bir kısmı yansın ve 350 kadar bireyden oluşan popülasyonun büyük kısmı bulundukları bölge civarında hayatta kalmayı başarırken. göreceli olarak korkak olan 30 bireylik bir grubun. çeşitli mekanizmalar dahilinde birbirleriyle çiftleşemeyecek kadar farklılaşmaları sonucu. Özellikler. fiziksel bariyerlerle birbirlerinden ayrılmayan popülasyonlar içerisinde meydana gelen türleşmeye verilen isimdir. Doğrudan konuya girmekte fayda görüyoruz: Bu notumuzda inceleyeceğimiz ilk türleşme allopatrik türleşmenin bir alt kolu olan Peripatrik türleşme’dir. yüzlerce yıldır bir ormanda yaşamakta olsun. yeni ortamlarında yaşamaya devam edecek ve birbirleriyle çiftleşerek gittikçe büyüyecektir. üçüncüsü ise bu notumuzda girmeyeceğimiz Genetik Sürüklenme’dir. Ancak talihsizlik sonucu meydana gelen bir yangında. peripatrik türleşmede bunun genellikle bir fiziksel bariyer yerine göç yoluyla ve göreceli olarak daha az zorunluluktan meydana gelmesidir (göçlerin de altında genelde zorunlu sebepler yattığını unutmayınız). peripatrik türleşme. Bu küçük grup. Genellikle çok-kromozomluluk (polyploidy) veya zamansal bariyerler (çiftleşme dönemleri gibi) aracılığıyla meydana gelir. Bu durumda da. Evrim konusundaki en önemli birkaç açıklamayı yapabilmek için en iyi türleşme tipidir. bu 30 bireyin genetik özellikleriyle harmanlanacaktır. ormanın hiçbir yeri aynı özelliklerde değildir. allopatrik türleşmeden farkları şu şekilde sayabiliriz: İlk olarak. mavi gözlü bireylere sahip bir diğer popülasyonla karışmadığı sürece. binlerce farklı insan görebilecekken. mutasyonlar göz ardı edilirse. Şimdi. bu 30 bireylik küçük grubumuzun. bir popülasyon dahilindeki bireylerin küçük bir kısmı. av. Bu durumda da. Allopatrik türleşme ise. Her ne kadar allopatrik türleşme ile özellikler açısından oldukça benzeş olsa da. sıcaklık. tamamen farklı koşullar (besin. Allopatrik türleşme ile aralarındaki tek fark.) bulunabilir. daha önceki notlarımızdaki fare örneğinde verdiğimiz gibi. bu şekilde. Bunu şöyle düşünebilirsiniz: Türkiye’ye genel olarak baktığımızda. günümüze kadar tanımlanmış türleşme biçimlerinin tamamını sizlere aktarmış olacağız. diğer tarafta ise göreceli olarak küçük bir grup bulunur. bu sefer. vb. ikincisi darboğaz (bottleneck). tamamen kahverengi gözlü olan bir popülasyonda. sonradan “ortak ata” olarak anılacak olan bir grup canlının. o popülasyon. zorunlu gibi gözükse de. allopatrik türleşmede fiziksel bir bariyerin zorla bir popülasyonu ikiye ayırması durumu mevcutken. yepyeni bir alana ulaşmış olsun. sığınak.

insansı-maymunsu (günümüzdeki modern maymunlar değil!) bir türün şempanzeye (Pan troglydytes) dönüşmesi 6 milyon yıl. Biraz açıklayalım: Allopatrik türleşmede. yeni bir popülasyon üretmek üzere birbirleriyle çiftleşseler. Örneğin. canlıların çok yavaş. büyük popülasyondan ayrılması ve onlardan farklılaşmaları sonucu meydana gelen türleşmedir. Adından da açık olduğu gibi. Şimdiye kadar verdiğimiz bilgiler dahilinde. Evrim her an. Parapatrik türleşme. bu 30 birey. yeni ortama adapte olmaya başladıkça (daha doğrusu Doğal Seçilim. Ancak yine de. bu notlarda açıkladığımız sebeplerle meydana gelen ufak değişimlerin nesiller boyu ve isnan ömrünün yetmeyeceği seneler boyunca birikmesi sonucu. canlı bireyleri arasında tam bir bariyer yoktur ve zaman zaman birbirleriyle karışırlar. yine allopatrik türleşmede olduğu gibi. Bu karışmaların seyrelmesi ve genetik bazı olaylar dahilinde (azalan heterozigot fitness’ı gibi) türleşme meydana gelebilir. 30 kişilik ve sınırlı çeşitliliğe sahip bir gruptan alınacaktır. Genellikle. Bu da. ancak tipik olarak ve görünüş açısından ona benzeyen) bir türün günümüzdeki modern bir file dönüşmesi 80 milyon yıl kadar. temel olarak allopatrikle aynıdır. darboğaz (bottleneck) denecekti. Bunun sonucunda. Ancak. sıkça tekrarladığımız üzere. Türler bir yana. popülasyonlar birbirleriyle komşu vea iç içe olarak bulunurlar. doğa koşulları dahilinde. küçük bir popülasyonun. çok narin bir şekilde farklılaşması ve Evrim geçirmesidir. “Evrim gözlenebilir mi?” sorusuna açık bir cevap vermektedir: Evet. Bu şekilde. Tek bir orman dahilinde akıl almaz sayıda tür barınabilir. Parapatrik türleşme olayında ise. Simpatrik türleşmede ise. ana türle çiftleşemez hale gelen popülasyonlar. faremsi (günümüzde var olan fareden ÇOK farklı. Hikaye. temel olarak. birikecek ve eninde sonunda türü nesiller sonunda apayrı bir noktaya taşıyacaktır. fiziksel bariyerlerin zorunlu ayrımı etkisi olmaksızın. bu işin eğitimini almak ve doğaya bilim insanlarının tarafsız gözleriyle bakmayı öğrenmektir. kimi zamanlar karışmalar olabilir. Bu minik farklılaşmalar. yeni bir bölge “keşfetmiş” ve oraya. Bunu da. Yeni ortama giden canlılar. bazı mekanizmalar sonucu bireyler bir süre sonra birbirleriyle çiftleşememeye başlarlar ve türleşme meydana gelir. Eğer ki geride ve eski bölgede kalan bireyler ölseydi veya üreyemeyecek hale gelseydi ve korkak/kaçak olanlar avantajlı konumda olup üreyebilselerdi. bu tipi anlamak çok daha kolay olacaktır. ciddi bir fiziksel bariyer bulunmaktadır. insanın tahmin edebileceğinden daha sık meydana gelir. her yerde gözlenebilir. insansı bir 50 . peripatrik türleşme. İşte bu şekilde. bu ana bireylere ait özellikleri taşımasına kaşif etkisi (founder effect) denir. genetik varyasyon dahilinde en çok adapte olanları seçtikçe). 100 kişilik bir popülasyonda meydana gelen bir viral hastalık sonucu popülasyonun çoğu (örneğin 80 kişi) ölse ve 20 kişi hayatta kalıp. popülasyon üzerindeki bu etkiye. allopatrik türleşme ile simpatrik türleşme arasında bir “geçiş türleşme tipidir”. kendi özelliklerini taşımıştır. türleşmenin en temel tipleri allopatrik ve simpatrik türleşmeler olmakla birlikte. Tek yapılması gereken. asla ama asla bir türün bir anda kendisinden çok farklı ve çok uç özelliklere sahip bir diğer türe dönüşmesi değildir! Türleşme. canlılar farklılaşacaktır. doğada. Uzun lafın kısası. Gördüğümüz gibi. benzer türlerin farklı popülasyonları arasında bir sınır çizilir ve birbirlerine çok fazla bulaşmazlar (ağaçlara ve taşlara üre bırakarak alanlarını işaretleyen köpekleri düşünün). bu bariyer bulunmaz ve bireyler. bir arada bulunmalarına rağmen daha önceki notlarımızda açıkladığımız çeşitli yöntemlerle birbirlerinden farklılaşır ve türleşirler. çok büyük ve çok çeşitli bir yaşam alanıdır. bunların arasında kalan veya alt kolları olan türleşme tipleri de bilim insanları tarafından tanımlanmıştır. genetik materyalin daha büyük bir gruptan ayrılan küçük bir gruba ait olmasına ve onlardan oluşacak popülasyonun. yeni türler olacaktır. Unutmayın: Türleşme. Kambriyen Dönemi’nde yaşamış denizel bir canlının günümüzdeki ata kadar süren evrimi 450 milyon yıl sürerken. Bu notumuzda değinmek istediğimiz ikinci türleşme tipi ise parapatrik türleşme dediğimiz bir tiptir. yine şempanze popülasyonu ile örnekleyebiliriz: Orman.E V R İ M A Ğ A C I lasyonluk ve geniş çeşitliliğe sahip bir gruptan değil. popülasyonu bu kadar azaltan bu viral hastalığın etkisine darboğaz etkisi diyecektik. gözlenmektedir ve gözlenecektir. Bunlar.

Bunlara zamanı geldikçe değineceğiz.E V R İ M A Ğ A C I türün insana dönüşmesi 2 milyon yıl kadar alabilmektedir. Bir sonraki notumuzda. farklı türler haline gelmiş popülasyonları bir araya getirip çiftleştirmeye çalışırsak neler olur. Ve her şeyden önce milyon yıl tabirinin ne olduğunu idrak etmek gerekir. bunları ve doğadaki üreme engelleme mekanizmalarını göreceğiz. 51 .

Bitkilerdeki mekanik izolasyon ise. Bu sebeple. Ataların Hikayesi isimli kitabında bundan ayrıntısıyla bahsetmektedir. sırasında veya sonrasında. her mevsimde veya dönemde çiftleşmezler. Yani bu tip bariyerlerin bulunması durumunda. Bu. Örneğin Kaliforniya dağlarında yaşayan bir bitki cinsi olan Aquilegia’ya ait iki türde farklılaş- 52 .com/note. Bu 3 türün. zigot oluşumuna engel olduğu için (farklı habitatlarda yaşayan canlılar çiftleşme fırsatı bulamaz). türleşmeyi tetikler. Buna. birbirleriyle çiftleşemezler ve bunun sonucunda yine türleşme meydana gelir. yaşadıkları ortamı ve genel olarak ortamsal alışkanlıklarını değiştirmeleri sonucu meydana gelir. aynı türün dişileri tarafından kolaylıkla algılanır ve genellikle uyulur. Örneğin Cryptostylis isimli bir orkide türü. Bir diğer deyişle. Richard Dawkins. Az miktarda bulunan zamansal çakışmada da. Bu sırada orkide. habitat olarak izole olurlar ve birbirleriyle üreyemez hale gelirler. orkideyi dişi bir yabanarısı sanar ve çfitleşmeye çalışır. Bunların başında da. her canlı. zigot-öncesi bariyerlerden biri olarak sayılmaktadır. adından da anlaşılabileceği gibi. bir türe ait erkek kurbağanın üreme çağrısı. doğada görülen üreme bariyerleri gelir. zigot oluşumundan önce çoğalmaya engel olduğu için. Bu. türleşme öncesi. tozlaştırıcı hayvanın davranış ve beslenme biçimi de bu izolasyona sebep olabilir. bu çağrıya cevap vermezler. zigot-öncesi bariyer olarak bilinir. üreme bariyerlerini iki önemli kısımda incelememiz gerekir: 1) Zigot-Öncesi Bariyerler Zigot öncesi bariyerler. Güney Amerika’da yaşayan 3 yakın tür leopar kurbağasıdır. Ancak üreme gerçekleşmez. Bu da. erkeklerin organları ile dişilerin organlarının birbirine uymaması durumunu ortaya çıkarır. Bu. Üremenin en önemli noktaları. çiftleşme zamanları birbirinden tamamen olmasa da farklıdır.E V R İ M A Ğ A C I 5: Zigot-Öncesi Üreme Bariyerleri Dünya çapında bilim dünyasınca en çok kabul edilen tür tanımının üreme üzerine olmasının çok önemli gerekçeleri vardır. php?note_id=169547733103310) cinsel döngüden kaynaklanmaktadır. Bu bariyerleri tek tek inceleyelim: 1-A) Habitat İzolasyonu: Bu tip bariyerler. yaban arılarının dişilerinin görünümüznde ve kokusundadır. davranışsal bir izolasyonu beraberinde getirir. genellikle türler arası çiftleşme meydana gelmez. İşte birbirine yakın olan türler veya bir türün alt türlerinin cinsel üreme dönemleri birbirinden zamansal olarak farklı ise. Aynı türden olan dişiler. Simpatrik Türleşme ilgili yazımızda. sebep demektir. 1-C) Mekanik İzolasyon Farklı tür bireylerde. Bu. cinsel birleşmeden sonra spermlerin (veya bitkilerde polenlerin). genellikle tozlaştırıcı hayvanın (pollinator) yapısının uygunsuzluğundan kaynaklanır. Tipik bir örneği. erkeği bulur ve çiftleşirler. canlıların çiftleşmesini daha zigotun oluşmasından önce engelleyen bariyerlerdir. tercihlerini oluşturan meyvelerin farklı emvsimler ve aylarda olgunlaşması sebebiyle. Rhigoletis cinsi sinekleri hatırlayın: Farklı meyveler üzerinde yaşamaya ve üremeye alışan türler. iki canlının çiftleşmesine engel olan mekanizma. Bitkilerde ise. durum. Ancak farklı ya da farklılaşmış türlerden olan kurbağalar. Örneğin bir at ile kedinin çiftleşememesi -bazı başka önemli genetik sebepler haricinde. polenlerini erkek yabanarısına yapıştırmayı başarır. daha önceki notlarımızdan birinde bir miktar değindiğimiz (https://www.facebook. tanımı gereği.bundandır. Erkek yabanarısı. canlılar zaten cinsel birleşme yaşayamazlar ve bunun sonucunda da zigot meydana gelemez. Üreme bariyeri. mekanik izolasyon denir. Örneğin. Bu tip izolasyon. popülasyonların ya da türlerin. uzun nesiller boyunca farklılaşmadan ötürü cinsel organların boyu ve şekli değişebilir. dişi yumurtasını bulması ve kaynaşabilmesi sonucu meydana gelen döllenme ve bunun sonucunda meydana gelen ilk hücre olan zigot oluşumudur. 1-D) Davranışsal İzolasyon Birbirinden farklılaşan türler. birbirleriyle çiftleşmeyi istemeyebilirler veya çiftleşme çağrılarına uymayabilirler. 1-B) Zamansal İzolasyon: Pek çok canlının üremek için tercih ettiği zamanlar mevcuttur.

Örnekler. Bu ve benzeri sebeplerden dolayı sperm ve yumurta birbirine kaynayamaz ve zigot oluşmaz. Aquilegia formosa askı şeklinde ve kısa bir çiçeğe sahiptir ve arıkuşu tarafından tozlaştırılır (arıkuşunun gagası da kısadır ve kafasını yukarıya kaldırarak beslenir. bir araya getirilseler ve cinsel birleşme meydana gelse dahi. 1-E) Gametik İzolasyon Belki de zigot-öncesi bariyerlerden en önemlisi gametik izolasyondur. şekil ve duruş gözlenir. sperm ve yumurtaya ait biyokimyasal yapı da değişir. bu da bitki çiçeğinin duruşu ve uzunluğu ile uyumludur). İşte bu farklılaşma sonucunda. Daha önceden. uzun süre ata bireylerle çiftleşmemekten dolayı farklılaşabileceğinden bahsetmiştik. sayıca ve biçimce çoğaltılabilir. Güvenin yapısı ve beslenme biçimi. spermin. açık renkli ve yukarıya bakan çiçekleri vardır. üreme sisteminin de. Bu farklılaşma sonucu. çiçeğin duruşu ve boyu ile uyumludur. bir noktadan sonra eskiden tek bir tür ve popülasyon olan canlılar. türleşme sonucunda sadece belirli görünen organların değil. Bu bitki. çoğu zaman. Öte yandan Aquilegia pubescens türünün uzun.E V R İ M A Ğ A C I mış renk. aşağıya doğru bakarak beslenen ve uzun bir beslenme organı bulunan şahin güveleri tarafından tozlaştırılır. 53 . Bunun başlıca sebepleri. sperm ile yumurtanın biyokimyasal ve genetik yapıları uyumlu olmayacağı için zigot oluşamaz. yumurtanın salgıladığı ve spermlerin onu bulmasını sağlayan kimyasalı tanımaması veya yumurtayı bulmalarına rağmen yumurtaya kaynaması için kullandıkları kimyasalların artık birbiriyle uyumsuz olması gösterilebilir.

her ne kadar Biyolojik Tür Tanımı dahilinde farklı türler. Bunlara az sonra değineceğiz. Dolayısıyla üreyemeyecek ve yeni bir popülasyon oluşturamayacaktır. bu bariyer aşılabilir ve yavru doğar. ancak bu gibi durumların tamamında. hibritler doğal seçilim ile genellikle desteklenmezler ve elenirler. konuya girmeden önce çok önemli bir tanımı yapmakta fayda görüyoruz: Birbirinden bir miktar veya tamamen farklılaşmış türlerin bir araya getirildiklerinde üremelerine hibritleşme (melezleşme). zigot-öncesi bariyerler gibi tanımlanmaktan çok. hibritleşme sonucu meydana gelen zigotların yaşama ihtimali çok düşüktür. Katırlar. Kısacası. Ancak bu üreme gerçekleşmesine rağmen. 2-B) Hibrit Yetişkinlerin Düşük Yaşam Oranı Bu durum. Bu yazımızda ise. birbiriyle çiftleşemeyen bireyler olarak tanımlanmış olsa da. farklı tür olarak tanımlanmalarına rağmen (çünkü davranışları. ancak bunun bilinen bir örneğini bulmak zordur. farklı türlerin genetik yapılarından kaynaklanan değişikliklerin bir bireyde toplanması sonucu anormalliklerin ortaya çıkmasıdır. hibritlerin (farklı türlerin çiftleşmesi sonucu oluşan bireylerin) yaşam kalitesine ve yaşayabilirlikleri ile üreyebilirliklerine göre tanımlanır. yukarıda ve önceki notumuzdaki bariyerleri aşarak doğabilen ve yetişkin hale gelebilen bireylerin. Şimdi. bu iki ayrı türün kendi içerisinde çiftleşmeleri sonucu meydana getirecekleri bireylerden çok daha düşük yaşama oranına sahip olmalarıdır. Ancak bu birey de kısır olabilecektir. normal bireylerde gözlenmeyen durumlar oluşur. bu durumda çiftleşme sonucu zigot meydana gelir.E V R İ M A Ğ A C I 6: Zigot-Sonrası Üreme Bariyerleri ve Hibritler Hatırlarsanız. basitçe şöyle tanımlanabilir: İki türün hibritleşmesi sonucu. çoğu durumda. morfolojileri. Zigot-sonrası bariyerler. türleşmenin başlamasından ötürü zigot-sonrası bariyerler olarak isimlendirilen engeller devreye girer ve yavrular ya kalıcı olmazlar ya da üreyemezler. morfoloji. genetik özellikleri birbirinden çok farklı olabilir) bazı türler birbiriyle çiftleşebilirler. Bunun en bilinen ve klişeleşmiş örneği. Bunlara bakacak olursak: 2-A) Hibrit Zigotların Düşük Yaşam Oranı Genellikle. hibritleşme denmektedir. spermin yumurtaya kaynaması ve zigotu meydana getirmesi. Yani. bir önceki yazımızda. bir araya getirilen türler kısmen de olsa çiftleşebileceklerdir. Kimi durumlarda. Bu noktada. bu hibritleşmenin sonucu olarak ortaya çıkan durumlara ve zigot-sonrası bariyerlere bakalım: 2) Zigot-Sonrası Bariyerler Türleşmenin tamamen gerçekleşmesi ve türlerin artık yukarıda sayılan izolasyonlardan biri ya da birden fazlası dahilinde farklılaşmaları sonucu. Filogenetik Tür Tanımı. ancak zigotun bütünlüğünü ve canlılığını koruyamaması sonucu ölmesi olarak tanımlanır. Bu durumda. yavrunun bir yetişkin hale gelemeden öldüğü veya gelse bile çiftleşemeyecek kadar ciddi anormalliklere sahip olduğu gözlenmiştir. İşte buna. yani tek bir popülasyonken farklılaşarak iki yeni türün oluşması sonucu meydana gelen canlıların çiftleşmelerini önleyen ve dolayısıyla zigot dahi oluşturmalarına engel olan bariyerlerden bahsetmiş ve bunlara zigot-öncesi üreme bariyerleri demiştik. 2-C) Hibrit Kısırlığı Kimi durumda ise bu anormallikler görülmeden birey yaşamını sürdürebilir. Bu tip bariyere takılan zigotlar. davranış gibi çok daha kapsamlı alanları da tür tanımına kattığı için. Elbette kimi durumda. türleşmeye başlayan veya tamamen türleşen canlıların. Türleşmenin özellikle ileri aşamalarında gözlenen bu durum. birbirlerinden tamamen ayrılmamış olabilirler. ortam koşullarına göre avantaj hibritlere geçebilir. Yani. ya zigot oluşumundan hemen sonra ya da embriyonun gelişimi sırasında bir noktada ölürler. İşte bu olaya hibritleşme denir. Ancak kimi durumda. yukarıda tanımladığımız gibi. türleşme için yeterince zaman ve nesil geçmemiş olur ve farklılaşan türler. bu üreme sonucu ortaya çıkan bireylere ise hibrit (melez) denir. sağlıklı olarak yaşamlarını 54 . ancak ya bu zigotta ya da zigot sonucu doğan bireyde. Bunun sebebi. genellikle artık birbirleriyle çiftleşemezler. at ile eşeğin çiftleşmesi sonucu meydana gelen ve katır olarak isimlendirilen türdür. zigot-sonrası üreme bariyerleri konusuna değinmek istiyoruz.

Eğer ki bu farklı türler. ancak bunlar kendi aralarında çiftleşemedikleri için farklılaşarak yeni bir tür oluşturamazlar. Bunu öğrenmek ve hakkında fikir yürütmek isteyen bireylerin. Yani. Bunun örnekleri Phlox cinsi bitkilerde ve kurbağa popülasyonlarında görülmektedir. omurlardan bir kısmının birbirine kaynaması. Bu hibrit alanları genellikle dardır. ancak yavruların tamamının kısır olmasıdır. zigot-öncesi bariyerlerin varlığını destekler. Bir diğer klişeleşmemiş örnek. her üç durumda da. farklı türlerin karşılaşmaları ve çiftleşmelerinden dolayı hibrit bölgesi denen alanlar oluşur. gerçek akademik çalışmalardan ve bilgilerden haberdar olmaları gerekmektedir. Evrim’i anlamak açısından son derece önem arz etmektedir. hem ana-baba olan bireylere zaman ve enerji kaybı olmamış olur. Görüldüğü üzere. ancak hepsi kısırdır. yukarıda açıklanan sebep ve biçimlerle birbirleriyle üreyebiliyorlarsa. Okuyucularımız. Almanya’dan Karadeniz’e kadar uzanan 4800 kilometrelik bir hatta kesişir ve bu alanda. Çünkü her durumda hayatta kalamamakta ve/veya üreyememektedirler. Burada daha fazla ayrıntısına girmeye gerek yoktur. gereksizsinizdir) doğup. Bu alanlarda. Bu hatalar arasında.E V R İ M A Ğ A C I sürdürürler. çünkü karşıt iki tür sürekli olarak karşılaşmakta (yaşam alanları çakışmakta) ve üremekte olabilirler. tüm Avrupa’yı kapsayan bölgede meydana gelir. umuyoruz ki tüm seriyi adım adım okuyarak. Böylece ölen hibrit bireylerin yerine sürekli olarak yenileri gelir. Bu da. çünkü bu hibrit bireyler üzerinde çok ciddi bir Doğal Seçilim vardır. doğa tarafından “kabul edilemez” bir durumdur. üzerinde yüz binlerce akademisyenin ve araştırma görevlisinin çalıştığı bir bilim dalıdır. Çünkü Evrim. çoğunlukla hibrit bireyler bulunur. Kimi zaman. hem de “gereksiz” yere malzeme harcanmamış olur. Ancak bu hibrit alanları kimi durumda kalıcı olabilir. Doğal Seçilim. zigot-sonrası bariyerlerine karşı destekler. Evrim Kuramı’nın muhteşem bir özelliği olarak. ağaç serçesi ve yer serçesi olarak isimlendirilen iki türün çiftleşmesi. doğa karşısında hayatta kalamıyor ve üreyemiyorsanız. Onunla yakın akraba ancak farklı bir tür olan sarı-karınlı kurbağa (Bombina variegata) ise batı ve güney Avrupa’da yaşar. Böylece. farklılaşmaya ve türleşmeye başlamış ya da türleşmeyi tamamlamış canlıların yaşam alanları birbiriyle çakışabilir. Bu sebeple üreyemezler ve sayılarını arttıramazlar. Bu önemli bariyerleri ve durumları anlamak. Bu duruma desteklenme (reinforcement) denir. zigot-öncesi bariyerleri. bireyler Doğal ve Cinsel Seçilim karşısında yenik düşmektedirler. bir canlı “gereksiz” yere (unutmayın. sıradan ve basit bir konu değil. iskelet bozuklukları. Evrim Kuramı’yla ilgili bakış açılarını genişleteceklerdir. 55 . Ateş-karınlı kurbağa (Bombina bombina) doğu Avrupa’nın hemen her yerinde yaşar. bu iki habitat arasında. hatalı ağız yapıları. Bu iki türün yaşam alanları. Bu hibritlerin çoğunda ciddi ve ölümcül hatalar bulunur ve çok fazla yaşayamadan ve üreyemeden ölürler. Bu hibrit alanlarının en ünlülerinden biri. zigot-sonrası bariyerlere sahip olan (takılan) bireylerdense. kaynamış kaburga kemikleri bulunur. İşte bu sebeple. bu iki türün hibritleri yaşar.

ya da en az evrim geçirmiş olanı diye bir tanımlamaya gidilebilir mi? Ayrıca bütün canlılar için evrimin yönü aynı mıdır?” Evrim Ağacı olarak biz bu birden fazla soru içeren sorular bütününü parçalayarak. Yani sadece 1. İşte bunun sebebi. İlk olarak. Ancak bazı canlılar ise. Bu güzel sorunuz için teşekkür ederiz. yani insanoğlu evrimleşmiştir. Evrim yalan!” gibi kışkırtmalarının ve açıkçası da boş hayat emellerinin temel dayanaklarının merkezini oluşturmaktadır. Sayfamız üyelerinden Sayın Bersis İnan bize yönelttiği soru şöyleydi: “İyi akşamlar. kendi besin zincirlerinin en üst basamağında olduklarından. cinsel seçilim konusunda bir etki yaşamadıklarından ya da çok az yaşadıklarından ve bunun gibi faktörlerden dolayı göreceli olarak az değişmişlerdir. üzerlerindeki baskıların çok fazla ve karmaşık olmasındandır. mutlaka çevre ya da cinsel eğilimler değişecek veya diğer mekanizmaların dinamikleri oynayacaktır ve evrim gerçekleşecektir) sebebi. çevresel koşulların kısıtlamalarından etkilenmektedir. Bu.5 yıl gibi bir sürede. günümüzdekinin tıpatıp aynısı. Canlı türleri evrim ağacında her biri ayrı kolda değişim geçirirlerken her tür farklı hızda mı evrilir? Şu an dünyamızda var olan canlı türlerinden biri için canlıların en ilkeli. Tam tersine. canlıların evrimleşme hızları birbirinden son derece farklıdır. avlanma konusunda son birkaç milyon yılda ve daha eskisinden beri çok ayrıntılı teknikler geliştirdiklerinden. bunu anlamayacaklardır). bu kadar uzun zaman aralıkları için bahsedilemez bir durumdur. Bu baskılar (stresler) ayrı bir yazının konusudur. Ancak bazı canlıların uzun yıllar göreceli olarak az evrim geçirmelerinin (hiç evrim geçirmemek gibi bir durum. köpekbalıkları ve timsahlardır. ayrı ayrı cevaplamak istiyoruz. sınıflandırma konusunda yetkin olmayan gözlerimize göstererek bizleri kandırma amacı gütmektedir. çevresel ve cinsel baksının göreceli olarak sabit kalmasındandır. bizler. yani türleştiği. Evrim’in belirli bir yönü yoktur ve Evrim’in tüm mekanizmaları. Bun en iyi örneği. Bu yazıyı biraz daha güncelleyerek sizlere aktarmak istiyoruz. Çok küçük bir kımsı ise. son birkaç milyon yıldaki sabit çevre koşullarından ötürü çevresel bir baskı hissetmediklerinden. az önce açıklananlardır. birkaç on hatta yüz milyon yıldır. Çünkü her birinin önemli sorular olduğunu düşünüyoruz. Evet. timsah ve köpekbalıkları pek fazla değişim göstermemiştir. 3 nesilde atadan uzaklaşarak onlarla çiftleşemeyecek kadar farklılaştığı. ne evrime karşı bir kanıt olarak gösterilebilir. temel doğrular içermektedir. Bu iki grup hayvan. bir kısmı algıda seçiciliği kullanarak benzerlikleri. sayfamızın başlarında. önceden yazdığımız bir cevap ile birleştirerek vermek istiyoruz (çünkü daha önceden sorulmuştu).E V R İ M A Ğ A C I 7: Evrim hızı tüm canlılarda aynı mıdır. Bu kişi ve kurumlarca yayınlanan belgelerin çok büyük bir kısmı yanlış olmakla birlikte. Örneğin son 10 milyon yılda tamamen kıllı ve muhtemelen dört ayak üzerinde yürüyen maymunsulardan. Yani kurak ve sıcak bir alandaki canlılar üzerindeki çevresel baskı ile deniz ortamındaki canlılar üzerindeki çevresel baskılar kıyaslanamayacak ölçüde farklı ve çeşitlidir. yukarıda kalın olarak işaretlediğimiz soruya cevap vereceğiz: Sayın Bersis İnan. farklı mıdır? Neden? Türleşme yazı dizimizin bu son yazısını. 56 . evrim gözlenebilmiştir (tabii evrimi bir tırtılın file dönüşmesi olarak anlayan/gören ve daha üzücü olarak bu şekilde görmek ve lanse etmek isteyen zihinler. yani evrim geçirdiği gözlemlenmiştir. atalarına oldukça benzer bir şekilde günümüze kadar taşınmışlardır. Bir grup hayvanda bu denli köklü değişimler gözlenirken. Gerçekten çok önemli bir konu ve bazı bilim-dışı kaynak ve kişilerin sürekli olarak “X milyon yıllık fosil bulundu. Diğer yanda insanoğluna “giden” kolun bu denli yoğun olarak evrimleşmesi de. Bu sebepledir ki Evrim’in bir yönünü tayin etmek mümkün olamamaktadır. Çin’de bulunan bir balık türünün. ne de evrimi zor durumda bırakacak bir durumdur. İzah edelim: Daha önceki notlarımızda açıkladığımız üzere. evrimsel kuramların bilimsel gücünü ortaya koyacak niteliktedir.

Gerçek böceklerin (hemiptera) ortak atasının bir etçil (carnivore) olduğu bilinmektedir. Pek çok kuş-gözlemcisi. cinsel seçilimin aşırı yoğun olduğu bir canlı grubu olarak kuşları örnek verebiliriz. Örneğin. Ancak aynı bölgede. genelde çok kolaydır. Bu noktada. Örneğin hayvanlarla tozlaşan bu bitkiler arasında da. insanın da içinde olduğu bazı türlerde ise seçim karşılıklıdır. daha çok evrimleşmeye yatkın olacaktır. 2) Beslenmenin Özelleşme Miktarı Her canlının. Ancak genel olarak. daha kısıtlanan. yeni türler oluşturmasalar da. fosil kayıtlarına bakan sıradan bir göz göremezken. Gerçekten de. daha çok kısıtlanan bireyler. Maryland Üniversitesi Entomoloji Bölümü’nden Prof. Bunu ise anlamak. her zaman önemli bir rol oynamıştır. bir diğer önemli açıklama. Kimi durumda erkekler dişileri seçer. Çünkü mutlaka öyle ya da böyle çevresel bazı değişimler yaşanmıştır ve buna en çok adapte olabilen türler hayatta kalarak bu yönde bir seçilim sağlamışlardır (directional selection . daha kısıtlı bir diyete sahip olan bir canlı. daha kısıtlanmış olanlar. yukarıda da değindiğimiz “kural” dahilinde. Araştırmadan ve bilim adamlarına danışmadan bilmek mümkün değildir. 4) Cinsel Seçilim Doğada. doğa bilginleri ve biyologlar bunu kolayca ya da bazı teknikler kullanarak bilebilmektedirler. Ancak daha sonradan ayrılan kladlardan (canlı grupları) bazıları otçulluğa (herbiovore) kaymıştır ve diyetlerini bazı tip bitkilerle sınırlandırmıştır. Yine yukarıdaki kuralımız dahilinde. Charles Mitter ve ekip arkadaşları.4 katıdır. Türleşme öncesinde veya sonrasında bu oran popülasyondan popülasyona fark edebilir. Pek çok canlının dişisi. Bunlara birkaç örnek verelim: 1) Yayılma Kabiliyeti Canlıların çoğunun belirli oranlarda alanlarını genişletme ve daha geniş alanlara yayılma şansları bulunur. en ufak bir bariyerin bile ayrılmalara sebep olabilmesidir. Bunun en güzel örneği. 3) Tozlaşma Tipi Bitkiler. hava ve su yoluyla tozlaşanların 2. daha dar alanda yaşayan ve üreyen bireyler için. yani cinsel seçilimin daha şiddetli ve etkili olarak görüldüğü canlılarda türleşme hızı. sümüklüböceklerin çok yavaş hareket etmesi ve çok sınırlı bir bölgede yaşayabilmesidir. tozlaşma tipi çok özelleştiği için. belirli bir diyeti mevcuttur. Örneğin cinsel iki-biçimlilik (sexual dimorphism: dişi ve erkeğin farklı bireyler olduğu) görülen cennet kuşlarının Papua Yeni Gine’de 33 farklı türü bulunmaktadır. açık bir şekilde. erkekleri belirli özelliklere göre seçmektedir. hayvanlarla tozlaşan bitkilerin tür sayısı. Ancak ne olursa olursun. sırf bu kuşların çiftleşme öncesi yaptığı büyüleyici kur danslarını ve hareketlerini gözlemek için binlerce kilometre yol kat etmektedirler. Evrim’in mekanizmalarından biri olan Cinsel Seçilim. Ancak yine. aynı gözüküyorlar. diğerinin 3. Yani her canlı. hemen hemen her zaman daha çok türleşmeye meyilli olmaktadırlar. Sebebi ise.” dedikten sonra. temel olarak ya rüzgar ve su gibi cansız ve rastlantısallığın daha yüksek olduğu varlıklarla. adalardaki canlı çeşitliliğidir. Bunun sebebi. her bulduğunu yemez (bunu yapan bazı canlılar olsa bile). İşte bu sebeple.2 motora sahip olduğunun ortaya çıkması.yönlü seçilim). çünkü aklınızda şunu tutsanız yeterli: Daha çok kısıtlanan bireyler. “”Eh. paleontologlar. türleşme hızı diğer türlere göre 3 kat daha hızlı ve fazladır.E V R İ M A Ğ A C I Üstelik. ya da diğer hayvanların yardımıyla tozlaşırlar. sistematikçiler. türleşme hızı bir anda artmış ve pek çok yeni böcek türü evrimleşmiştir. Örneğin Hawaii adalarında 1000 civarında sümüklüböcek türü yaşar. daha önceki notumuzda bahsettiğimiz Aquilegia türlerinde. cinsel seçilimin görülmediği veya az görüldüğü canlılara göre çok daha fazladır. çok daha özelleşmiş ve kısıtlanmış yapılara sahip olmak gerekir. birinin 1. Bu noktada da. bu göreceli olarak az evrimleşen canlılar da mutlaka ama mutlaka çeşitlenmiştir. daha çok ve daha hızlı türleşmeye meyilli olacaktır. bir dişi ve erkeğe sahip olan hemen hemen tüm canlılarda cinsel seçilim gözlenmektedir. cinsel tek-biçimli (sexual monomorphism: bu tip canlılarda erkekler ve dişiler birbirinden morfolojik olarak ayırt 57 .0 V6 motora sahip olduğunun ortaya çıkması gibidir. yine yukarıdaki kuralımız dahilinde. Bu tıpkı iki farklı arabaya bakıp. Ancak bunu. Hayvanlarla tozlaşmak için. Bu kısıtlama. bulduğu hemen her şeyi yiyen bir türe göre daha fazla ve daha hızlı evrimleşmeye yatkın olacaktır. canlıların türleşme ve farklılaşma hızını neyin arttırdığıdır. böceklerin evrimi üzerine çalışmaktadırlar. beslenme biçiminden üreme imkanına kadar çok geniş bir yelpazede olabilir.

Bu yazı dizimizin de böylece sonuna gelmiş bulunmaktayız. Önemli olan.E V R İ M A Ğ A C I edilemeyecek kadar benzerdir) olarak görülen manukot kuşlarının sadece 5 türü bulunur. bilgili bir gözün canlıları incelemesi ve mümkünse genetik ve moleküler kanıtlar takip edilerek türlerin birbirinden ayırt edilmesidir. Uzun lafın kısası. Yani cinsel seçilimin olduğu çift-biçimli canlılarda türleşme hızı çok daha yüksektir. canlılarda türleşme ve evrimleşme hızları çok farklı olabilmektedir. 58 .

facebook.E V R İ M A Ğ A C I http://www.com/treeofevolution 3 – Evrim Mekanizmaları Evrim Nasıl Gerçekleşir? 59 .

E V R İ M A Ğ A C I 60 .

Bu fenomenler. sonra sırasıyla mekanizmaları inceleyeceğiz. 61 . çünkü. mekanizmaların temel olarak iki açıdan incelenebileceğini söylemekte fayda vardır: Seçici/Eleyici Mekanizmalar ile Çeşitlilik Mekanizmaları. sadece mutasyonlara bağlı değildir ve hatta mutasyonlar. Evrim bir “kahve tartışması konusu” değil. Bu yazımızda genel tanııtımları yapacağız. mutasyonlardan çok daha önemli. canlılar üzerinde sürekli veya aralıklarla etkiyen doğa yasalarıdır. Ne yazık ki günümüzde bazı kaynakların bilinçli çarpıtmaları sonucu Milli Eğitim Bakanlığı müfredatında bile Evrim’in tek mekanizmasının mutasyonlar olduğu gibi bir yanılgı halka yerleştirilmeye çalışılmaktadır. bir bilimdir) ve ikinci olarak. Evrimsel Biyoloji veya bunların diğer bilimler üzerindeki uygulamaları hakkında yorum yapıyorsanız veya daha sağlam temellere dayanarak yorum yapmak istiyorsanız. bilim insanları olarak. temel olarak. hatta kendi adından daha iyi bilmesi gereken kavramlar serisidir. bir yazı dizisi halinde. Şimdi. Devam etmeden önce şu soruya cevap vermeliyiz: Evrim Mekanizmaları Ne Demektir? Evrim Mekanizmaları. Bizim bu yazı dizisinde işleyeceğimiz Evrim Mekanizmaları arasında şunları sayabiliriz: Doğal Seçilim. Cinsel Seçilim. ilk olarak bu mekanizmalardan bazılarının anlatılabilmesi için en azından Genel Biyoloji eğitimi alınmış olması gerekir (unutmayın. Ancak biz burada. Eğer ki günlük yaşantınızda Evrim Kuramı. daha doğru tabiriyle çok daha “işlevsel” Evrim Mekanizmaları bulunur. doğrudan anlatımımıza başlayalım: Evrim Kuramı dahilinde. Yani anlatacağımız mekanizmalardan bir kısmı canlıları “seçer” (Richard Dawkins’in deyimiyle “kayırır”) ya da “eler”ken. Evrim Kuramı’nı anlamak isteyen ve Evrimsel Biyoloji hakkında yorum yapabilmek isteyen herkesin son derece iyi. günümüze kadar tanımlanmış pek çok Evrim Mekanizması mevcuttur. “Bakın. genel olarak. Evrim’in gerçekleşmesini tetikleyen ve/veya sağlayan bazı doğal fenomenler olarak tanımlanabilir. yazıya devam etmeden. Bu fenomenlerin etkisi altında. Bunların sayısı kimi kaynaklarda 15’e kadar çıkabilmektedir. bu yanlışlığa dur demek ve insanların akıllarındaki yanlış anlamaları. Evrim üzerinde göreceli olarak küçük bir yüzdeyle etki ederler. Yapay Seçilim. daha önce Türleşme yazı dizimizde açıkladığımız yöntemlerlerle biyolojik türleşme meydana gelir ve yine orada verdiğimiz tanımlar dahilinde Evrim gerçekleşir. Bu sebeple Evrim üzerine etkiyen tüm mekanizmaları ayrıntılı bir şekide. bu yazı dizimizi tüm ayrıntısıyla okumanızı ve özümsemenizi önemle tavsiye ediyoruz. sadece birkaçını göreceğiz. Bu noktada yeri gelmişken. Bu bağlamda bilmeniz gereken ilk nokta şudur: Evrim. insanların akıllarında “Evrim mutasyon demektir. ‘Evrimciler’ her şeyi tesadüf olarak görüyor!” şeklinde duygu sömürüsü ve manipülasyon yapabilmek kolaylaşacaktır. lafı fazla dolandırmadan. Bunun sebebi çok açıktır: Mutasyonlar. Bu sebeple de. bir takım mekanizmanın etkisi altında seçilim gerçekleşmez ancak popülasyon içerisindeki çeşitlilik miktarında değişim (artış veya azalış) olur. Mutasyon. her yazıda bir mekanizmayı açıklayacak şekilde ve en anlaşılır dille anlatmaya çalışacağız. az sonra ve gelecek yazılarımızda değineceğimiz gibi rastlantısallık faktörü en yüksek olan mekanizmadır. Gen Akışı (Göç). bazı diğer mekanizmalarla birleştirerek veya onların birer alt başlığı olarak anlatarak elimizden geldiğince çok mekanizmayı sizlere sunmaya çalışacağız.E V R İ M A Ğ A C I 1: Evrim’i Tetikleyen Mekanizmalar Nelerdir? Evrim Ağacı ekibi olarak bu yazı dizimizde ele alacağımız konu olan Evrim Mekanizmaları. biz bazı mekanizmaları. Ancak biz.” gibi bir imaj oluşursa. Genetik Sürüklenme. bilimsel kavramlar ve gerçeklerle düzeltmek niyetindeyiz.

Gen Akışı ve Mutasyonlar. önemli olan ne olduklarını özümseyebilmektir. aktif olarak Yapay Seçilim’i kullanmaktadırlar ve bu yüzden sonuçlarına aşinadırlar. Doğal Seçilim. canlının fenotipini (fiziksel görünüşünü) meydana getirir. ikincil mekanizmaları da açıklayacağımız yazılar yayınlayabiliriz. bu konuyu bilimsel bir biçimde okumakta fayda vardır. Genetik Sürüklenme ise. aynı doğada. bu genler tarafından belirlenen çeşitli fenotipler. Charles Robert Darwin de.. nesillerce etkiyen Doğal Seçilim sayesinde ve daha önce anlattığımız Türleşme biçimleri etkisinde Evrim gerçekleşir. belki de herkesin artık ezbere bildiği ve muhtemelen de canlılar üzerinde en vahşi ve ciddi biçimde etkiyen mekanizmadır. genetik olarak aldığı ve belki de mutasyonlara uğrayan. şaheser niteliğindeki kitabı Türlerin Kökeni’nde. değişimler geçiren gen seti. Gelecekte. Sonuç olarak. Yatay Gen Transferi. Ancak öncelikle şunu anlamak gerekir: Bildiğiniz üzere her canlı. bizim “Çeşitlilik Mekanizmaları” olarak tanımlayacağımız grupta yer alır. uğraşanlar). bir nevi Çeşitlilik Mekanizması sayılabilir. anne ve babasından birer set gen alır (toplamda bir çift gen setine sahip olur) ve bu genler ona tüm fenotipik özelliklerini ve çok daha fazlasını verir. Yani gelişim sırasında ve sonucunda. Yapay Seçilim. bir popülasyon dahilindeki genetik ve fenotipik varyasyon (çeşitlilik) içerisinde. yaşanılan ortama (habitata) en çok uyum sağlayabilme potansiyeline sahip canlıların potansiyel olarak var olması ve bunların. Rekombinasyon. genellikle günlük kullanıma en çok yerleşmiş veya en iyi bildiğimizi düşündüğümüz kavramlarda en ciddi eksiklerimiz olabileceği düşünülürse. aynı ortama uyum sağlayamamışlar ölürler veya üreyemezler. bünyesinde bulunduğu canlıyı en başarılı kılan genler. Burada çok önemli bir nokta vardır: Bilimde. burada metafor olarak kullanılmıştır. Bu kavramlara çok takılmaya gerek yok. Doğal Seçilim. besi hayvancılığıyla. buna yazı dizimizde yeri geldiğinde değineceğiz. bir doğa yasasıdır. duruma göre ikisine de dahil edilmekle birlikte. Yine de. 2) Yapay Seçilim Yapay Seçilim. dolayısıyla “ilgilenmek”. çünkü günümüzde insanlar (özellikle de çiftçiler. ancak canlının fenotipini etkileyen modifikasyonlar da Doğal Seçilim karşısında canlının başarısını etkileyebilir. Zaten Doğal Seçilim.. ancak bireysel başarı (fitness) üzerinde etkisi olduğu açıktır. fenotipik yapısından dolayı habitata uyum sağlayamayanlara göre yaşam mücadelesinde daha başarılı olabilmeleri ve bunun sonucunda daha fazla ve kolay üreyerek kendilerindeki göreceli “avantaj” sağlayan genleri yavrularına aktarma şanslarını arttırmalarına bağlı olarak popülasyonların sürekli olarak daha uyum sağlayan bireylerin bulunduğu bir yapıya doğru evrimleşmesini sağlayan mekanizmadır. bu temel mekanizmalara genel bir bakış atmakta ve en azından genel hatlarıyla ne olduklarını anlamakta fayda var: 1) Doğal Seçilim Doğal Seçilim.E V R İ M A Ğ A C I Bunların haricinde ikincil mekanizmalardan (yukarıda değindiğimiz ve bazı kaynaklarca Evrim Mekanizmaları içerisinde sayılan olgular) da bahsedilebilir: Gen Düzenlemeleri. Alternatif Birleşme (Alternative Splicing). bir özelliği “seçmez”. Doğal Seçilim Yasası dahilinde. yaşam ve üreme mücadelesi verirler. Bu mücadelede. Biz bu yazı dizimizde sadece temel mekanizmalardan bahsedeceğiz. doğal seçilim fenotipe etkir şeklinde açıklanan bir ilke. vs. Bunun sonucunda da “elenmiş” olurlar. Doğal Seçilim’in fenotiplere göre “eleme yapması” sebebiyle bir nevi dolaylı yoldan seçilirler. Şimdi. Doğal Seçilim. yaşadıkları ortama en uyum sağlamışların hayatta kalmaları ve üremeleri sonucu kendilerindeki avantajlı genleri yavrularına aktarabilmelerine Doğal Seçilim denir. aslında belki de Doğal Seçilim’den önce ele alınmalıdır. genlerle pek fazla ilgilenmez (Bencil Gen Kuramı’nı bir yana bırakırsak). normalde Doğal Seçilim. Cinsel Seçilim Seçici/Eleyici Mekanizmalar arasında yer almaktadır. Bu karmaşık cümleyi. Bu mekanizma sayesinde. vb. Bu canlılar. Elbette ki bu modifikasyonların sonuçları yavrulara aktarılmaz. Burada bir diğer önemli nokta şudur: bu süreçte meydana gelen ve genetik olmayan. Epigenetik. daha başarılı olduklarından daha fazla üreyebilirler ve bu sayede bu avantajlı genler kalıtılabilir. Crossing-Over (veya genel olarak Eşeyli Üreme). saf kan hayvan üretimiyle. konuya 62 . basite indirgersek: Doğada. Endosimbiyotik Gen Transferi. değişen ortam koşulları dahilinde aktif olarak bu ortamlara uyum sağlamaları sonucunda.

kendi istekleri ve emelleri doğrultusunda.) kendi aralarında çiftleşmelerine izin vermiş ve istediği özellikleri taşımayanların üremesine engel olmuştur. bu yasalar. Yani Yapay Seçilim. çünkü onun zamanında bilim kitlesinin çok ciddi bir kısmı bitki ve hayvanlarda. bu sebeple bu iki seçilim tipi birbirine hep yakın olarak anılırlar). bir başka canlıyı. Evrim’in işlerliğindeki en önemli unsurlardan biridir (yaşam amaçlarımızdan “hayatta kalmak” olgusunu ise Doğal Seçilim etkiler. Bunlardan doğrudan doğruya ikincisini etkileyen Cinsel Seçilim. sanat. 3) Cinsel Seçilim (Rastgele Olmayan Çiftleşme) Doğada. vb. İnsanoğlu. Günümüzdeki tüm köpekler. Doğal Seçilim’i o zamana kadar bu kadar ayrıntılı anlatacak ve bir yasa şeklinde ortaya koyacak ilk kişi olacağı göz önüne alındığında neden kitabına bu şekilde başladığını anlamak gayet kolay olacaktır. en çok dar popülasyonlar üzerinde etkilidir ve daha önceden Allopatrik ve Peripatrik Türleşme’de açıkladığımız gibi. bu mekanizmaların hiçbirini diğerlerinden ayırmak mümkün değildir. 5) Genetik Sürüklenme Genetik Sürüklenme. Bir durumda. henüz aralarında türleşme gerçekleşmemiş. rastlantısal olarak değişmesi demektir. diğer durumda popülasyon içerisinde var olan genlerden bir kısmı. Genetik Sürüklenme sayesinde bir popülasyondaki belirli genler tamamen yok olabileceği gibi. Yani dişiler erkekleri. daha önceden popülasyonda bulunmayan genler popülasyona girebilirken. çalışkanlık. yani aynı türlere mensup ancak normal olarak birlikte yaşamayan bireylerin. özellikle de kuşlarda Yapay Seçilim’i uygulamakta ancak uyguladıkları fenomenin etkilerini tam olarak bilmemekte ya da umursamamaktaydı. parlak renkler. bir popülasyona ait bireylerin. din. pek çoğumuzun bildiği üzere. bireylerle birlikte popülasyonu terk etmektedir. popülasyonu çeşitli sebeplerden dolayı terk ederek ya da popülasyondan zorunlu olarak ayrılarak gitmesi de gen akışı kapsamında incelenebilir. yeri geldiğinde ayrıntısıyla değineceğiz. belirli özellikleri temsil eden genlerin (alellerin) frekanslarının. Öte yandan. Bu noktada unutulmaması gereken en önemli nokta. Bu da çeşitliliği etkilemektedir. güzel ötüş. tamamen avantajlı konuma gelerek baskın ve sık frekanslı hale de gelebilirler. Onlar için. eğlence özgürlük. yapay olarak gerçekleşen bir seçilim türüdür.Bu sayede insan türü. en güzel yuva yapmak gibi özellikler seçici olmaktayken. sürüden ayrılan ya da zorla bölünen ufak grupların üzerindeki türleşme etkisini açıklayan fenomendir. temel olarak. Zaten artık biliyoruz ki. Çünkü bu. insan türünde zeka. Bunun en güzel örneği. sıranın pek de önemli olmadığı anlaşılabilecektir. yapay yollarla tekrar etmesidir. Gen akışı. Örneğin kuşlarda. belirli özellikteki vahşi kurtların (uysallık.E V R İ M A Ğ A C I Yapay Seçilim ile girer. sonuçların istedikleri gibi olması yeterliydi. kurtların bu şekilde yapay seçilim aracılığıyla türleştirilmesi sonucu oluşmuştur. Yapay Seçilim. vs.). Günümüzde ise herkesin Doğal Seçilim’in üç aşağı beş yukarı ne demek istediğini bildiği düşünüldüğünde. biyolojik ve dolayısıyla bilimsel olarak esas olan iki temel yaşam amacınız olduğudur: Hayatta kalmak ve üremek. köpeklerdir. 4) Gen Akışı (Göçler) Evrim’i tetikleyen en önemli mekanizmalardan biri. şahsi yaşam amaçlarınız ne olursa olsun (müzik. kurtlar üzerinde yönlü bir seçilim uygulamıştır. Genetik Sürüklenme. 63 . sevimlilik. doğada meydana gelen seçilimi. yaşam alanlarının birbirine yakın olmasından ötürü birbirleriyle üremeleridir. güçlülük. iyi huyluluk gibi faktörler seçim sebebi olabilmektedir. canlılar üzerinde bir bütün olarak işlerler ve canlıların değişimini. temel olarak bir canlının. popülasyonlar arası gen akışıdır. sürekli bir çeşitlilik sağlar ve Doğal Seçilim ile Cinsel Seçilim’in işleyebilmesi için malzeme yaratır. Üstelik Darwin. erkekler de dişileri belirli özellikleri dahilinde seçmektedirler. cinsel çift-biçimli (sexual dimorphism) olan canlıların hemen hemen tamamında çok ciddi bir cinsel seçilim vardır. Konuya. belirli ve çıkarları/istekleri dahilindeki bir özelliğinden ötürü sürekli “kayırarak” ve aynı popülasyon dahilindeki bazı bireylerin zayıf özelliklerinden dolayı üremesine engel olarak. yani evrimini sağlarlar. kitap.

E V R İ M A Ğ A C I Bu konu. İstatistiki olarak. Bunlardan hangisinin genetik değişim yaratıp yaratmayacağı ise tesadüfidir. örneğin. düzgün modellendiğinde son derece kolay bir şekilde anlaşılabilir. her gün vücudunuzdaki farklı hücrelerin. İşte mutasyonların Evrim üzerindeki tek etkisi budur ve abartılacak bir tarafı da yoktur (özellikle de Doğal Seçilim ve Cinsel Seçilim gibi kat be kat önemli ve işlevsel açıdan etkin mekanizmalar mevcutken). Evrim açısından çok ciddi varyasyonlar (çeşitlilik) yaratır. Etrafımızda. Kimi durumda ise molekülün yapısı değişmese bile. örneğin radyoaktif ışınım etkisi sonucunda A molekülünün kimyasal yapısı değişebilir ve bunun sonucunda oluşan yeni molekül B. radyoaktif ışınımların geliş açı ve şiddetlerinin tamamen rastlantısal olmasıdır. farklı genetik materyallerinde 1 milyondan fazla mutasyon meydana gelir. C. radyoaktif ışınımlar. rastgele bazı moleküllerde. normal olarak bir A molekülüne B. Y ve Z gibi yepyeni moleküllere de tutunabilmeye başlar. anlaşılması güç olmakla birlikte. sadece bilgisayardan değil. bilgisayarda veya dergiden bu yazıyı okurken. uzaydan da sürekli olarak radyasyon gelmekte ve genetik yapınız üzerine etkili olabilmektedir (ancak olmak zorunda değildir). Temel olarak bir mutasyon. bir kısmı da somatik hücrelerde (üreme hücreleri haricindeki tüm hücreler) meydana geldiğinden Evrim açısından bir anlam ifade etmez. Siz şu anda evinizde oturup. rastlantısal değişimlere sebep olur. 64 . Sürekli olarak alınan radyasyon. mutasyonlar. genetik dizilimin sıralanışı yeri geldiğinde açıklayacağımız sebeplerle ve yöntemlerle değişebilir. bedende. aynen otururken. 6) Mutasyon Daha önce de bahsettiğimiz gibi. mutajenler veya DNA’nın normal işleyişi sırasındaki işlevsel hataların etkisi altında bir molekülün veya atomun elektronik yapısının değişmesiyle. Ancak bunların büyük bir kısmı DNA’daki tamir mekanizmalarıyla tamir edilir. Mutasyonların rastlantısallığının temelinde yatan noktalardan biri. Bunların tümüne mutasyon denir. kimyasal özelliklerinin değişmesi ve bunun sonucunda bağ kurduğu atomların cinslerinin farklılaşmasıdır. Evrim Mekanizmaları arasında en meşhur olanıdır. sürekli olarak radyoaktif dalgalar bulunmaktadır ve bunlar sürekli olarak hücrelerimize nüfuz ederek genetik materyalimiz ve diğer tüm atomlarımız üzerinde etkide bulunmaktadır (DNA’nın da sıradan bir atomlar topluluğu olduğunu unutmayın). Benzer şekilde. etrafınızdaki elektronik aletlerden rastlantısal bir şekilde radyasyon yayılmaktadır ve bedeninize her açıdan girmektedir. Dolayısıyla. C ve D molekülleri tutunabilirken. X. Ancak üreme hücrelerinde ve zigotik ile embriyonik dönemde meydana gelen mutasyonlar.

Ö. Bu sayede. ünlü bir teolojik botanikçi olan John Stevens Henslow’un gözüne girmeyi başarmıştı. Bu dış görünüşün toplamına “fenotip” deniyor. Bu kuramının merkezine de. Bunların toplamının yarattığı çeşitlilik. Bunun sonucunda. görebileceğiniz gibi. Beagle yolculuğuna çıktığı yıllarda. Doğal Seçilim’in çok eski bir tarihi bulunmaktadır. ilk etapta görünümsel özellikler üzerinde etkilidir. 65 . bu fikirlerin ne kadar doğru. yaratılış inancının ise ne kadar asılsız olduğunu. Daha sonra öğrencisi Lucretius. Beagle teklifini kabul etme sebebi de doğaya olan durdurulamaz aşkı ve yaratılışı bilimsel olarak ispatlayan ilk kişi olma arzusuydu. en geniş hali ve açıklamalarıyla ileri süren ve o güne kadar seçilimin Platoncu ve Lamarkçı yorumlarından arındıran kişi.belirliyor. en parlak öğrencilerinden biri olan Charles Darwin’i seçmiş ve Beagle gemisinin çıkacağı yolculuk için Kaptan Robert FitzRoy’a onu önermişti. Bu yarının içerisinde. fenotipteki farklılıklardan dolayı. kendisini doğaya karşı avantajlı kılan genlerin bulunma ihtimali de yüksektir. 18. üreyebilecek ve yavrularına kendi genetik materyalinin yarısını (mayoz bölünme) aktarabilecektir. Doğal Seçilim’in işleyişi anlaşılabilir. ikiz olmayan bir kardeşinizden ve anne-babanızdan oldukça farklısınız. eğer yavrunun ortama daha adapte olmasını sağlayıcı ise. Genotipiniz. El-Cehiz gibi isimler yaşam mücadelesini tanımlamış ve geliştirmiştir. Biruni. yaşadığı ortama daha uyumlu olan canlıların hayatta kalabilmesi. zaten kendisinden önceki pek çok isim bu fikri ileri sürmüştü. Doğal Seçilim’in neden önemli olduğundan ve gücünden bahsedeceğiz. Dolayısıyla okurken sıkılmayacağınızı ve yeni bazı noktalar öğrenebileceğinizi düşünüyoruz. Bazı canlıların doğaya karşı rastgele bir şekilde daha avantajlı hale geldikleri fikrini ilk ileri süren kişi M. Burada. yapay seçilime atıfta bulunarak doğada bu tip bir seçilim bulunduğu ileri sürmüştür. Doğal Seçilim. müthiş bir gözlem gücü ve örnekleme başarısıyla. her yavru. bir doğa gerçeği olan Evrim’in en etkili ve güçlü mekanizmasından. Burası. 5 senelik uğraşlar ve araştırmalar sonucunda gördü ve bu gözlemlerini bilimsel bir kuram haline getirdi. benzer şekilde uyumlu olmayanların elenerek yok olması demektir. yüzyılın dehası olarak anılan Charles Robert Darwin’dir. Christ’s College’da okumaktaydı. Bu yazımızda ise daha kısa cümlelerle. O döneme kadar pek çok insan İncil’deki yaratılışı ispatlamaya çalışmış. aslında defalarca bahsetmiş olduğumuz ve hepinizin gayet iyi bildiğinizi düşündüğümüz halde. daha sonra Aristotales. ancak somut ispatlara ulaşamamıştı. Pierre Louis Maupertius tarafından güncellenmiştir. doğada neden bu kadar büyük bir çeşitlilik olduğu ve canlılar arasında ufak farklılıklar bulunduğu kurcalıyordu. Yer Çekimi gibi bir doğa gerçeği olan Doğal Seçilim’i yerleştirdi. Evrim Karşıtları’nın iddiasındaki gibi Galapagos adalarında “vahiy iner gibi” Doğal Seçilim Kuramı’nı (onun zamanında Evrim Kuramı’nın adı buydu) bulmadı. Hayatta kalabilen veya daha kolay kalabilen bir canlı. Yani. İncil’deki yaratılışın güzelliği ve gücünü kanıtlamak ve somut bulgular edinmek için. 450’li yıllarda yaşamış olan Empedocles’tir. babasndan bir set gen alır. genetik özelliklerinizin (genotip) ne olduğuna bakılmaksızın. yavru daha kolay hayatta kalır. ölümü getirir. Doğal Seçilim. Doğal Seçilim. Doğal Seçilim’den bahsedeceğiz. fenotipinizi -ve diğer hemen her şeyinizi. nesillere ait bireyleri eler veya “kayırır”. Doğal Seçilim. 19. Doğal Seçilim’i ilk yazımızda oldukça karmaşık bir şekilde tanımlamıştık. bu şekilde. annesinden bir set gen. çok uzun süreceği için. Bunu belirleyen genetik yapının tümüne ise “genotip” deniyor. Ancak tüm bunların fikirlerinden yola çıkıp. Yazımızda. Henslow’un kafasını. bunların görünümsel özellikleriniz üzerindeki etkileri incelenerek. Ancak hiçbir zaman. şu anda evinizde oturduğunuzda hayal edemeyeceğiniz kadar karmaşık dinamikler üzerine kuruludur ve en ufak bir hata. rahip bilim insanları yetiştiren bir teoloji (din-bilim) okuluydu. büyür ve ürer. kendisini daha avantajlı kılan kombinasyonun yarısını yavrularına aktarır. Yani Darwin. bu fikrin Darwin’de nasıl geliştiğini açıklamaya girmeyeceğiz. Darwin’in yolculuğu tam 5 yıl sürdü ve yaratılışı ispatlamak açısından hayal kırıklıklarıyla dolu geçti. Bu sebeple Henslow. net bir şekilde tanımlamak istiyoruz: İlk olarak. kavram olarak ele almaktan çok. sürekli olarak. Örneğin siz. canlılarda genetik çeşitlilikten olayı pek çok farklılık olduğunu biliyoruz. yüzyılda bir süre aradan sonra tekrar gündeme gelen Doğal Seçilim fikri. Eşinden de bir yarı yavruya gider.E V R İ M A Ğ A C I 2: Doğal Seçilim Bu yazımızda. O ise. o sırada rahip olmak için eğitim görüyordu ve güçlü bir şekilde yaratılışa inanıyordu. Burada Darwin. Ancak birkaç önemli noktadan bahsetmek gerekirse: Darwin. gerçekten de son derece güçlü ve etkili bir doğa yasasıdır. Çünkü vahşi doğa.

erkekler daha başarılı dişileri tercih edeceği için yine avantajlı konuma geçeceklerdir. Ve hatta. Evrim incelenirken. en iyi ihtimalle 90 yıl içerisinde tek bir insan bireyi bile hayatta kalamaz (çünkü asla yeni yavrular doğmaz ve 80-90 yaşına ulaşan insanlar da ölür) ve insan türünün soyu tükenir. Bunun dışındaki tüm yaşam amaçları (sanat. Bunun yerine. üreme şansını tamamen kaybedebilecektir. konuyla ilişkili bir diğer doğa gerçeğinin altını çizmekte ve koyu harflerle yazmakta fayda var: Evrim geçiren bireyler değil. Doğal Seçilim. tek tek evrimleşmezler. Bu yasanın söylediği temel olarak şudur: Canlılar. popülasyonlar ve nesillerdir. Bu uydurulmuş yaşam amaçlarından herhangi birini ve hatta hiçbirini yapmadan soyunuzu ve varlığınızı sürdürebilirsiniz . güçsüz pençeli bir birey. Bu sebeple. Çünkü Evrim üzerinde etkiyen yüzlerce. aynı popülasyon dahilindeki en güçlü pençeliler hayatta kalmayı daha kolay başaracaktır. 100 yıl boyunca 66 .) insan tarafından zekanın evrimiyle birlikte uydurulmuştur ve başka hiçbir canlıda bu ikincil yaşam amaçları görülmez. Bu. o canlının nesiller boyu.com/note. pek çok yanlış anlaşılmayı giderebilecektir.2: Türleşme Nedir? Farklı Türler Nasıl Oluşur? Allopatrik Türleşme Ne Demektir? https://www. Bu noktada şunu anlamak çok önemlidir: Pençe örneğimizde olduğu gibi veya aklınıza gelebilecek herhangi bir diğer örnek için önemli olan. avlanmaya çalışmaktan üremeye zaman/enerji bulamayacak veya dişileri etkileyemeyecek ve hatta daha kolay ölüp. Buna “birikimli seçilim” (birikimli evrim) denmektedir. din. soyun sürdürülebilirliğidir. kendisi gibi olan diğer tüm hayvanlar ve canlılar gibi var olmasının tek amacı hayatta kalabilmek ve üremektir. Örneğin.insan türü hayatta kalma mücadelesine son verir veya üremekten vazgeçerse. doğada sürekli bir seçilimin olmasını da beraberinde getirmektedir. Bu ikincil amaçların doğa için hiçbir anlamı bulunmaz ve geçersizdir. eğlence. müzik. kendisindeki güçlü pençe varyasyonunu sağlayan genleri yavrularına (gelecek nesillere) aktarabilecektir. örneğin bir ortamda daha güçlü pençelere sahip olmak bir avantajsa.ki doğa için önemli olan.facebook. vb. bir nesildeki ya da popülasyondaki en avantajlı bireyler sürekli olarak seçilir ve yavrularına genlerini aktarırlar. temel olarak bunlardan ilkiyle. Böylece yavrularda da bu özelliğin gözükmesi ihtimali artabilecektir. insanların da. büyük büyük büyük .php?note_id=164829723575111 Türleşme . Evrim’i incelemek için tek bir canlıyı ele alıp gözlem yapamazsınız. büyük babasından . hayatta kalmak ile ilgilidir. sürekli olarak. daha kolay avlanan bir bireyin çiftleşme için sadece daha fazla enerjisi değil. böyle işler. her seferinde. tek tek bireylerde ve bireylerin ömürleri boyunca değil.. Konuyla ilgili örnek arayanların şu yazılarımızı okumalarını tavsiye ediyoruz: En İyinin Hayatta Kalması https://www.facebook. avantajlı olanlar sürekli olarak seçilir ve gelecek nesillere kendilerindeki avantajlı özellikleri sağlayan genleri aktarma şansı bulabilirler.. tüm akrabalarını (büyük büyük büyük .com/note. Çünkü ilk canlılıktan beri evrimleşen “var oluş amacımız” bellidir: Hayatta kalmak ve üremek. Böylece nesiller boyunca. birkaç diğer yazımızda da belirttiğimiz gibi çok önemlidir. Ancak -örneğin. doğada bazı canlılar ortama daha uyumlu. Bunun sonucu nedir? Üremek için daha fazla enerjiye sahip olabileceklerdir.. Bunu anlamak. Kısacası. Bunun sonucunda. Bu. birikimli bir ilerleme gözlenir. çevre şartları ve ortam koşullarıdır.. Yani hiçbir X canlısının tek bir bireyi (örneğin bir antilopun ya da insanın) ömrü boyunca değişip evrim geçirmez.php?note_id=173142902743793 Bu noktada. bazıları ise daha uyumsuzdur. Bu gibi faktörler sayesinde daha çok üreyebilecek ve yavrularına. daha baskın hale geçerek dişileri daha kolay etkileyebileceklerdir ve hatta dişiler daha kolay avlanan erkekleri tercih edeceği. Bu sebeple de kendisindeki bu göreceli olarak zayıf varyasyona sebep olan genleri yavrularına aktaramayacaktır. Öte yandan. basit bir şekilde. Seçilim. bir miktar daha fazla avantajlı gen aktarılmış ve her yeni nesilde meydana gelen yavru bireylerin ortama biraz daha adapte olmuş olmaları sağlanır. Doğadaki bahsettiğimiz çeşitlilikten ötürü. binlerce faktör bulunabilir. huzur.E V R İ M A Ğ A C I Ancak hiçbir canlı mükemmel olmadığı ve geçen yazımızda değindiğimiz Çeşitlilik Mekanizmaları sayesinde sürekli olarak canlılar arasında bazı farklılıklar meydana geldiği için (ikiz olmayan kardeşinizden ve anne-babanızdan ne kadar farklı olduğunuzu düşünün). büyük torununa kadar) ele almanız ve incelemeniz gerekir. Bunun sonucunda. mutlaka çok yönlü bir inceleme yapmak gerekmektedir. daha fazla zamanı da olabilecektir.

başka bir oryantasyona doğru. Örneğin pençenin evrimleşebilmesi için. bir şekilde beynin pençeyi kontrol eden kısmı. kuraklık. Doğal Seçilim’in 3 temel tipi vardır: 1) Yönlü Doğal Seçilim Yönlü Doğal Seçilim. bu yeni güce adapte olamazsa. bu bölgelerin değişimine bağlı olarak bazı diğer organlar. orjinal popülasyondaki bir özelliğin dağılımı (genellikle bir çan eğrisiyle temsil edilir). pençeyi besleyen damarlar ve sinirler buna göre adapte olamazlarsa. yönlü olarak kayar. pençelerin gelişimine bağlı olarak sinir ve dolaşım sistemleri ve daha pek çok etmen evrimleşmeli ve bu pençe evrimine adapte olabilmelidir. az önceki pençe örneğimizde olduğu gibi.E V R İ M A Ğ A C I bir ortamda güçlü pençelere sahip olmak avantaj sağlayabilir. seçilimin ve dolayısıyla evrimin bir yönü olmadığını gösterir. pençe gücü sürekli olarak artmaya meyilli olacaktır ve grafik sağa (daha güçlü pençelere) doğru kayar. buna bağlı olarak beyindeki bazı kontrol bölgeleri. sadece pençeyi yapan kasların gelişmesi yeterli değildir. bitki örtüsü değişimi. pençe güçsüz kalabilecektir. Bu da. bu organların değişimine bağlı olarak bazı sistemler. Bu kasların bağlandığı kemikler. Fakat ortamda meydana gelebilecek herhangi bir değişim (av-avcı dengelerinin değişmesi. Bu durumda. Yani pençe evrimleşir de. Evrim çok yönlüdür ve tek bir açıdan incelenemez. Yukarıda da görebileceğiniz gibi. daha hızlı koşmak avantajlı hale gelebilir. kalın. Yukarıdaki grafikte yatay eksene “pençe gücü” yazılırsa. önceden tahmin edilemez çevre koşullarıyla birlikte sürekli ve rastlantısal olarak yön değiştirir. kaslı pençelere sahip olmak yerine. ancak çok hızlı koşmanın o kadar önemi olmayabilir (çok güçlü. komşu kaslar. depremler. iklim ve daha nicesi) neticesinde dengeler tersine dönebilir ve güçlü. Evrim’in geçici olarak o yöne doğru ilerlemesi ve o özelliğe sahip olan bireylerin avantajlı konuma geçmeleridir. bu yine canlı için dezavantaj olacaktır. Dediğimiz gibi. çitanın ince ama ona göre şekillenmiş kaslı bacaklarını düşünün). daha önceki bazı yazılarımızda açıkladığımız gibi. belirli bir özelliğin avantajlı olduğu durumlarda. kalın ve kaslı pençelere sahip olmanın hızlı ve atik koşabilmeyi olumsuz etkilediğini varsayıyoruz. Ancak bu yönün sürekli ve doğa koşullarının rastlantısal değişimiyle değişebileceğini unutmayınız. Benzer şekilde. Seçilim adı sizi yanıltmasın. Yönlü Doğal Seçilim sonucunda. güçlü pençelerin avantajlı olduğu bir durumda. tek bir özelliğin değişimi de tek yönlü değildir. Veya pençe evrimleşir de. Önceden tayin edeceğiniz veya tahmin etmeye çalışacağınız yön. 67 . seçilim de anında tersine dönecektir ve güçlü pençeliler yerine hızlı koşanlar desteklenecektir. kemikleri birbirine bağlayan tendonlar.

Bunu anlayabilmek için aşağıdaki yazıyı okuyabilirsiniz: Evrim’in İşleyişinin Kısa ve Dar Bir Özeti https://www. çünkü ana rahminden çıkabilmek için ortalama olarak bu özelliklerde olmak gerekir. 3) Bozucu Doğal Seçilim Bu durumda ise. Yani örneğin insan türü için ağırlık dağılımına bakarsak. Ancak ortalama boya sahip olanların seviyesinde yaşayan bir hayvan bulunmuyorsa. Bunun sonucunda uç taraftaki bireyler hayatta kalamayıp sayıları azalacak ve ortalardaki bireylerin sayısı artacaktır. Örneğin. bir insan bebeği normal olarak 3-4 kg ve 45-55 santimetre olarak doğar. kimi zamanlar uçlarda olmak avantajsızlık getirebilir. grafiğe döküldüğünde bir çan eğrisi elde etmemize sebep olur. tozlaşmaları zorlaşacak ve üreyemeyeceklerdir. Bu durumda. temel olarak bir çan eğrisi dağılımı gösterir. orta ağırlıklıktaki bireylerden en fazla buluruz: mesela rastgele 100 erkek insan seçsek. bunların 60-70 tanesi ortalama erkek ağırlığı olabilecek olan 80-90 kg. Örneğin bir bitki için. ortalama bireylerin sayısı her zaman artacak ve belirli ölçeklerde sabitlenme meydana gelecektir. arasında çıkması muhtemeldir. ortalamaya göre daha az sayıda zayıf erkek (60-70 kg.php?note_id=174523442605739 Yukarıdaki yazımızda da görebileceğiniz gibi. İşte durum böyleyken.) ve yine az sayıda şişman erkek (100-110 kg. yukarıdaki grafikte de yer alan çan eğrisini anlamak gerekir. Bu da. ya ana rahminden çıkamayacak ya da hayatta kalacak kadar bir ağırlığa sahip olamayacaktır. Bu tip seçilimin grafiği aşağıdaki gibi olacaktır: Yukarıda da görebileceğiniz gibi. Buna sabitleyici doğal seçilim denir. alçak boylular ise yere yakın yaşayan hayvanlar tarafından tozlaştırılabilecektir.facebook. Yani çok ağır veya aşırı zayıf doğan bebekler.) bulunacaktır. Ancak bu 100 kişinin içerisinde. Ancak -özellikle kilo açısından. vahşi doğayı düşünmekte yine fayda vardır. bir popülasyondaki bireylerin her bir özelliği. 68 .bu sınırlara uymayan bebekler. iki uçta olan bireyler avantajlı konuma geçecek ve sayılarını arttıracaklardır. özellik dağılımı açısından uçlarda kalanlar elenecek ve ortalardaki bireyler desteklenecektir. çok uzun boylular yüksek uçucu hayvanlar tarafından. örneğin zürafa veya fillerin doğurmasını).E V R İ M A Ğ A C I 2) Sabitleyici Doğal Seçilim Bu ve sonraki seçilim tipini anlayabilmek için. doğum sırasında ölebilmektedir.com/note. Bu sebeple de ölerek elenecekler ve her zaman ortalama duruma sahip olanlar avantajlı olacaktır (insanın durumunda sezaryen doğum olduğu için. İşte bunun sonucunda. çan eğrisinin ortasındaki bireyler avantajsız konumda kalacak ve uçlardakiler avantajlı konuma geçebilecektir.

Evrim’i reddedebildiklerini görmekteyiz. türleşmeyi inanılmaz destekleyen bir özelliktir. sürekli olarak türlerin değişmesine sebep olur. Evrim kaçınılmazdır. Bireyler arasındaki farklılıklar Doğal Seçilim sayesinde ayıklanır ve bu. Ancak aynı insanların. bir maymun. Yer Çekimi’ni kabul edip. çünkü bu Yer Çekimi kadar açık ve gözlenebilirdir. Birikimli Seçilim sayesinde zamanla. minik değişimler geçirirler. Evrim’i reddetmek bilgisizlik ve iki yüzlülüktür. Genelde insanların kabul etmekte zorlandığı nokta. onlarla çiftleşemeyecek kadar farklı ve morfolojik olarak da farklı olabilirler. anlamak zorlaşmaktadır. Görüldüğü gibi. farklı ortamlarda yaşamak zorunda kalırlar ve kendi ortamlarına ait bir seçilime maruz kalırlar. Çünkü Doğal Seçilim varsa. Doğal Seçilim doğada farklı biçimlerde görülmektedir. türleşme bu demek değildir ve son derece yavaş gerçekleşir. bu ikiye bölünmüş bireyler. Son olarak. yalancı kaynaklar bir farenin file dönüşmesi gibi anlatmaya çalıştıkları için. Bozucu Doğal Seçilim sayesinde ikiye bölünen bir popülasyon. Bunu. Örneğin Bozucu Doğal Seçilim’de gördüğümüz gibi. 69 .E V R İ M A Ğ A C I Bu tip seçilime ait grafik aşağıdaki gibidir: Grafikten çıkarılacak çok önemli bir sonuç vardır: Bozucu Doğal Seçilim. türlerin birbirine dönüşümüdür. ata nesillere benzsede de. Daha sonra. İşte bu Evrim’dir. Türleşme yazı dizimizde bahsettiğimiz yöntemlerle birbirlerinden farklılaşırlar. Yani Doğal Seçilim’i kabul edip. Her ne kadar yeni olauşan nesiller. belirli bir özellik açısından ikiye bölünebilir (örneğin bir ağaç. bir popülasyondaki bireyleri ikiye bölme- ye meyillidir ve bu. Halbuki bu. bizim inşa ettiğimiz bütün binaların Yer Çekimi sayesinde inşa edilebildiğini reddetmek gibi bir durumdur. Doğal Seçilim ve Evrim ilişkisiyle ilgili bir iki son söz söylemek istiyoruz: İnsanların çoğu günümüzde doğada bir seçilim olduğunu ister istemez kabul etmektedirler. bir fare popülasyonu). bir popülasyon. Sonunda ise. Ancak yazılarımızı okuyan birinin kolayca görebileceği gibi. farklı yönlerde evrim geçirebilecek ve yeni türler ortaya çıkabilecektir.

bir diğer canlının üremesini kendi istekleri doğrultusunda sınırlandırarak ve/veya yönlendirerek. Brüksel lahanası. yapay yollarla. daha sonrasında onun pratik bir uygulaması olan Yapay Seçilim’i tanıtmak istememizdir. yüzyıllardır insanların farkında olmadan ya da tam olarak anlamadan kullandıkları Yapay Seçilim’i anlatarak Evrim’i izah etmeye çalışmak. Bunu. Biraz açıklayacak olursak: Dediğimiz gibi. Brassica cinsi güney Avrupa kıyılarında ve batı Avrupa’da yaşar.E V R İ M A Ğ A C I 3: Yapay Seçilim Geçtiğimiz yazımızda sizlere doğanın en güçlü yasalarından biri olan Doğal Seçilim’i mümkün olduğunca ayrıntısıyla anlatmaya çalıştık. Çünkü Yapay Seçilim. seçici etmen doğa koşulları olmadan. doğada var olan bir yasayı anlattıktan sonra bir uygulamasından bahsetmek. aramızdan kimsenin ya da az sayıda bireyin hayvan besiciliğiyle uğraştığını varsayarak. Daha sonra. Burada birkaçını ele alacak olursak: 1) Vahşi Lahana’dan Yapay Seçilim İle Elde Edilen Yeni Türler Vahşi Lahana (Brassica oleracea). Ne var ki. Nesiller boyu doğan yavrulardan. belirli özelliklerin nesiller boyunca seçilimi sonucunda insan tarafından en “arzulanır” bireylerin elde edilmesini hedefler. kara lahana. günümüzde hepimizin son derece aşina olduğu ve sıklıkla kullandığımız ve bu seçilimden önce doğada hiçbir zaman var olmamış şu sebzeler elde edilmiştir: lahana. Yapay Seçilim. İnsanoğlu. basitçe -örneğin. nesiller geçtikçe istenen özellik daha da yoğun olarak gözükmeye başlar ve bir süre sonra bu şekilde yapay olarak izole edilen bireyler daha önce anlatılan yöntemler dahilinde atalarıyla çiftleşemez hale geldiklerinde türleşme ve dolayısıyla Evrim gerçekleşmiş olur. Bu. Tüm bunlar. Yapay Seçilim’e pek çok örnek vermek mümkündür. bu lahana cinsinin farklı özelliklerini kendi istekleri dahilinde Yapay Seçilim kullanarak seçmiş ve kendilerinin belirlediği yönlerde evrim geçirmesini sağlamıştır. bilimsel açıdan daha doğru olacaktır. istenen özelliği en çok taşıyanlar yetiştirilerek kendileri gibi bu özelliği çok taşıyan karşıt cinsiyetteki bireylerle çiftleştirililer. Yapay Seçilim’in önüne alma sebebimiz. 70 . ilk olarak Romalılar’da kullanılmıştır ve tarımla uğraşanlara belirli özelliklere sahip hayvan ve bitkilerin kendi aralarında çiftleştirilmesiyle. temel olarak öncelikle belirli bir özelliğin bir canlı grubunda istenmesiyle başlar. Dediğimiz gibi. zaten Yapay Seçilim’i de bilmediğini kabul ediyor ve konuları bu sırayla veriyoruz. doğada bulunan tek bir bitki olan vahşi lahana ve bunun sürekli seçiliminden elde edilmiştir. Bu uzun girişten de anlayabileceğiniz gibi. konu üzerinde çok uzun yıllar çalışmış ve pek çok evcilleştirme işlemi gerçekleştirmiş bir uzman olarak. 11. yüzyılda yazdığı Hindistan isimli kitabında Yapay Seçilim’e pek çok örnek vermiştir. doğadaki çeşitlilik dahilinde ortama adapte olmak açısından en avantajlı bireylerin seçilip üreyerek kendilerindeki bu avantajlı genleri yavrularına aktarması demektir. brokoli. Doğal Seçilim’i anlayan birinin. Son olarak Darwin. Doğal Seçilim. Buna Yapay Seçilim denir. insanların gözünde bir imge yaratmak amacıyla daha kolay olabilmektedir. bütün ayrıntılarıyla Yapay Seçilim’i okurlarına ayrıntısıyla anlatmaktadır. istenen özellikteki yavruların doğma şansının arttırılabileceği öğütlenmiştir. Bu şekilde. Bunu bilen Darwin de. Yapay Seçilimi anlaması oldukça kolay olacaktır. öncelikle bir doğa yasasını sizlere tanıtıp. Bunun sonucunda. Bunun dışında kalanların ise çiftleşmesine izin verilmez veya sınırlandırılır. Yapay Seçilim. salt isteklere yönelik olarak da yapılabilir. kıvırcık lahana. Doğal Seçilim Kuramı’nı ileri sürmeden önce. Doğal Seçilim Kuramı’nın da başlangıcına Yapay Seçilim bilgisini yerleştirmiştir. karnabahar.insanın. Daha sonradan Persli Ebu Reyhan Biruni. Türlerin Kökeni isimli eserinde ve Evcilleştirme Altında Bitki ve Hayvanlardaki Çeşitlilik isimli kitaplarında bu konuya geniş yer ayırmış. Yapay Seçilim. Böylece gereksiz enerji ve zaman kaybı önlenmiş olur. yer lahanası ve Çin lahanası. Yapay Seçilim sonucu meydana gelen evrimin en güzel örneklerinden bir tanesidir. Ancak şu bir gerçektir ki. o popülasyon dahilindeki çeşitlilik içerisinde bu özelliği taşıyan bireyler seçilir ve kendi aralarında çiftleştirilirler. özellikle bazı hayvanlar tarafından diğer canlılar üzerinde bilinçli olarak uygulanan seçilime denmektedir.

en az saldırgan olan. Bu köpek türlerinin tamamı kendi arasında çiftleşebilir (bunun sebeplerinden biri sürekli olarak karışmalarıdır) ve günümüzde halen pitbul gibi kırma köpekler elde etmek için istenen özelliklere sahip köpekler kendi aralarında çiftleştirilmektedir. Yapay Seçilimin pek çok kullanım alanı vardır. Günümüzde bu seçilim halen yapay olarak sürdürülmektedir. otçul hayvanlara karşı kendilerini korumaktadırlar. Yapay Seçilim’in bir olumsuz etkisi. Günümüzde. Örneğin bir Golden Retriever ile bir Rottweiler. Bir tür karınca (Atta colombica). birbirleriyle çiftleşebilirler ve bir popülasyon içerisindeki varyasyon olarak görülmektedirler. vb. Böylece besi hayvancılığıyla uğraşan kimselerin tek bir hayvandan edindikleri verim çok daha yüksek olabilmektedir. çok ciddi bir bakım ve takip de uygulanması gerekmektedir. bakteriler arasında Yapay Seçilim uygulanarak bazı ilaçlar üretilebilmektedir. Sürekli olarak bol taneliler kendi arasında çaprazlanarak günümüzdeki bol taneli mısırlar elde edilmiştir. mantarlar korumaktadır. vb. işte binlerce yıldır uygulanagelen bu insan seçiminden kaynaklanmaktadır. en güçlü olan. iki alt türe aittir: Canis lupus familiaris ve Canis lupus dingo. hayvanların sürekli olarak kaliteli ete sahip olan diğer bireylerle çiftleştirilmesi sonucu elde edilmektedir. yaşadıkları bölgelere en çok yaklaşan. bölgelerindeki bir tür mantarın sadece en güçlü kimyasallara sahip olanlarını Yapay Seçilim uygulayarak seçmekte ve diğerlerini imha etmektedir. 71 . 5) Koşu Hayvanları Dünya’nın en saygın atları olan İngiliz atları da. genellikle her zaman en çok ve kaliteli ete sahip olan inek. özelliklere göre seçtikleri vahşi kurtları evcilleştirmiş ve bu özelliklerine göre seçilim uygulamıştır. Günümüzdeki bu çok farklı köpek çeşitliliği. Görebileceğimiz gibi. aynı alt türe aittirler (Canis lupus familiaris). salgınlara ve bazı zayıflıklara sebep olabilmektedir. vahşi kurt olarak bildiğimiz Canis lupus’un alt türleridir. birbirlerinden ne kadar farklı görünürlerse görünsün. Arap atlarının sürekli olarak en hızlı ve güçlülerinin seçilmesi sonucunda elde edilmiştir. koyun.php?note_id=163944970330253 Dünya üzerindeki canlılar arasında Yapay Seçilim uygulayan tek canlı insan değildir. Yapay Seçilim ile türleşmenin ispatlandığı deneylerden biri olan ve tilkiler (Vulpes vulpes) üzerinde yapılan bir deney için sayfamız üyelerinden Sayın Yücel Güler’in şu yazısını okumanızda fayda görüyoruz: Yapay Seçilim https://www. tür içi çeşitliliği azalttığından dolayı (sürekli istenen özelliklere sahip bireyler seçilmekte ve diğerleri doğa koşulları gözetmeksizin göz ardı edilmektedir) hastalıklara.com/note.facebook. Bu sayede yuvalarını. Örneğin sürekli bol et veya süt vermesi yönünde seçilim yapılan bir canlının doğada serbest bırakıldığında yaşayabilmesi mümkün olmamaktadır.E V R İ M A Ğ A C I 2) Mısır Mısır da. doğada normal olarak bulunan teosinte isimli bir bitkinin sürekli olarak Yapay Seçilim’e uğratılması sonucu elde edilmiştir. Benzer şekilde bazı bitkiler de sadece belli tip mantarları bünyelerinde barındırarak. 3) Yediğimiz Etler Günümüzde kasaptan alıp yediğimiz etler. Teosinte. Bu sebeple Yapay Seçilim’in uygulandığı yerlerde. 4) Evcil Köpekler Günümüzdeki bütün evcil köpekler. Bunların tümü. normal olarak çok az taneye sahip olan bir bitkidir. Binlerce yıldır insanlar. Elbette daha uzun ve sert izolasyonlar sonucu türleşme olabileceği açıktır. domuz.

insan türünün soyu 80-100 sene içinde tükenir. çiftleşebilmek için birbirleriyle mücadele etmek durumundadır. Belki sizin için bir anlamı olmayabilir öyle bir hayatın ama en nihayetinde. karşı cinsi etkileyebilmek için bir bireyin sahip olması gereken özellikler ve bu özelliklerden olan sapma miktarı olarak değerlendirebilir. Evrim’in şimdiye kadar keşfedilen mekanizmaları arasında tartışmasız bir yere sahiptir. onu yapmadan var olabilir. Cinsel (Seksüel) Seçilim olarak bilinmektedir.. bunu bir neden olarak ortaya atmak şu an için bana bilimsel gelmiyor (benim gibi düşünmeyen birisine hakaret ediyormuşum gibi gözükebilir).. Zaten cinsel seçilimin yorumlanması. bilimsel ve Biyolojik olarak hayata bakarsanız. sosyal bir çevresi olmayabilir. Bu tepkileri insanın doyumsuz egosuna bağlasam da..günümüz etik değerlerine aykırı olabilecek bazı durumlar ortaya konmakta. Bunu. edebiyat yapmayabilir. mutlu olmayabilir. Buna bilim dilinde bir tür üzerindeki cinsel baskı denir. Çünkü doğada bireyler. kendine önem vermeyebilir..E V R İ M A Ğ A C I 4: Cinsel (Seksüel) Seçilim (Rastgele Olmayan Çiftleşme) Önceki yazılarımızda sizlere doğal bir yasa olan Doğal Seçilim’i ve bunun insan uygulaması olan Yapay Seçilim’i anlattık. kariyere sahip olmayabilir. Sonradansa üreme mücadelesi. eğer hiç kimse üremezse. varlığınızı korur ve ürerseniz. fakat bilimi güzel yapan en önemli şey hayatımıza uyguladığımızda daha da iyi olmasıdır. aynı anda. Eğer ki tarafsız. dediğimiz gibi. Belirttiğimiz üzere. Bu konudaki yardımınız benim için çok önemli. Konuyu anlatmak için. biyolojik olarak varlığınızı sürdürebilirsiniz. Bu yazımızda ise göreceli olarak yeni gündeme gelen ve bir anda Evrim Kuramı’nın en önemli parçalarından biri haline gelen ve yarım bir doğa yasası olan Cinsel Seçilim’den bahsedeceğiz. tepki ile karşılanmış ve bazı bilim adamlarınca doğruluğu tartışılmıştır. en kompleks ve zihinsel açıdan gelişmiş olarak gördüğümüz Homo sapiens sapiens (İnsan) bile.” Evrim Ağacı olarak bu konuya şu şekilde açıklık getirmek istiyoruz: Günümüzde. dua etmeyebilir. insan türünün devamını sağlarsınız. diğerlerine göre daha avantajlı konumda olurlar ve üreme şansları artar. ilk olarak doğumundan ölümüne kadar yaşam mücadelesi verir. mutlaka cinsel seçilim görürüz. türlerin bazı bireyleri üzerinde cinsel baskı dediğimiz unsuru oluşturur. tüm canlıların temelde iki amacı olduğunu görürüz: 1) Hayatta Kalmak 2) Üremek Bir düşünün. Bilim yapmak istiyorsak. daha önceden yazdığımız bir cevap yazısını buraya ekleyeceğiz. 72 . Evrim tartışmak önemlidir evet. Cinsel Seçilim. Çünkü -her ne kadar benim aklıma tam anlamıyla yattıysa da. Charles Darwin’in de kullandığı adıyla. Ancak insanların tamamı. ayrıntı da olsa. Doğada her hayvan. Üreme mücadelesi. vakti zamanında sosyobiyoloji biliminin kuruluşunda yaşandığı gibi. eşeysel olarak üreyen tüm canlılara genelleyebiliriz. hayatta kalma mücadelesinden ya da daha önemli olarak üremekten vazgeçerlerse. Doğada hangi canlıya bakarsak bakalım. Hayat emeliniz olarak yukarıda saydığımız iki nokta hariç ne derseniz deyin. Çünkü şu anda doğan bir bebek bile. 80-100 yıl içerisinde ölecektir ve o da üremeyeceği için insan soyu devam edemez. Bilim adamı gömleğini giyindiğinde açık fikirli. gömleği çıkardığında bağnaz olan birisinin bilimselliği tartışmalıdır. bunlar tartışılmalı ve açığa kavuşmalıdır. cinsel seçilim zannediyoruz ki bütün bilim insanları tarafından tartışmasız bir biçimde Evrim Kuramı’nın mekanizmaları arasında yer almaktadır. Ve bazı özelliklere sahip olan bireyler. Temel olarak rastgele olmayan çiftleşme de denen bu olay. Bu. az veya çok olarak. Bize gelen soru şu şekildeydi: “Fakat Morris’in bu kitaplarda insanın evrimini anlatırken izlediği bu politika doğru mudur yanlış mıdır bunu öğrenmek isterim. sanat üretmeyebilir. Dünya turuna çıkmayabilir.

Bunun sebebi. belki de erkeklerin yüzlerce. 3’e ayrılır: 1) Intrasexual Selection (Aynı Cinsiyettekiler Arası Dövüş) 2) Intersexual Selection (Eş Seçimi) 3) Sexual Conflict (Eşeysel Çatışma) İlk madde genellikle doğrudan erkeklerle ilgilidir ve genelde dişilere arası mücadele görülmez (elbette doğada örnekleri görülür ancak erkekler arası olan savaş. Kuşlardan. bu tüyler aslında onun için taşınmaz bir yüktür. ortamdaki dişiyi etkileyebilmek için birbiri ile savaşır. Princeton University Press. dişilerin hep daha parlak renklere sahip ve uzun kuyruklu olan bireyleri seçmelerinden. Çünkü tavuskuşunu inanılmaz yavaşlatırlar ve avcılardan kaçmasını imkansız hale getirirler bu tüyler. yani cinsel seçilimden kaynaklanmaktadır. her zaman dişiler arası olandan çok daha fazla ve haşindir). Kim bilir. çünkü erkek erkeğe. ancak aşağıdaki kaynaklardan bazı bilgiler edinebilirsiniz: http://publishing. Her sene çiftleşme dönemlerinde amansız savaşlar veren bu türün erkek bireylerinden kazananlar. doğada çok büyük oranda. G. gamet miktarıdır. Çünkü doğada seyrek bulunan her zaman kıymetlidir. vb. Bir diğer örnek. Bazı geyik türleri. erkekler ise seçilen konumdadır. erkek milyonlarca sperm (gamet) üretmektedir. Şu anda bu. adeta dövüşürler. 73 . Yukarıdaki 3 maddeyi biraz açmak gerekirse: Intraseksüel Seçilim’de. Bunlar genel olarak “silahlar” olarak da tanımlanabilir. bu psikolojik ve biyolojik geri kalmışlığın bilinçaltına yerleşmiş gölgeleme arzusundan ileri gelmektedir. çeneye ve kafatasına sahip olan bireyler. 30-100 arası dişiyle çiftleşebilirken. türlerin dişilerinin erkeklerini seçmesi durumunun geçerli olmasıdır. pek çok erkek hayvan. verilebilir. genel olarak seçilen ya da elenen özellikler.E V R İ M A Ğ A C I Cinsel Seçilim. binlerce yıldır kadınlar üzerinde kurmak istedikleri amansız baskılar. Bunlardan en ilginci. insana. Bu. antenler. kaybedenler kimi zaman hiçbir dişiyle çiftleşemezler. genellikle erkeklere göre kıyaslanmayacak kadar az sayıda gamet üretirler. dişi için yapılacak mücadelede birincil derece öneme sahiptirler. Örnek olarak boynuzlar. Belki de Cinsel Seçilim’in en meşhur örneği. bu kanlı mücadelede daha avantajlı konumda olacaktır ve cinsel seçilim. Ancak artık biliyoruz ki tavuskuşlarının bu güzel ve ağır kuyrukları. Bilim insanları bunlarla ilgili pek çok teoriler ileri sürmektedirler. Cinsel Seçilim’e biraz örnek verelim: Belgesellerde sıklıkla görülebileceği gibi. L. zincirleme bazı etkiler sonucunda dişileri daha değerli. Ancak ilginçtir ki. Princeton Dawkins. (2005) Sexual conflict. Dişiler. Örneğin insanda. Bunlardan biri de Kuzey Denizfili (Northern Elephant Seal) olarak da bilinen türdür. Erkek tavuskuşlarının büyüleyici denebilecek kuyruk tüylerini hepimiz biliriz. 1989.wikipedia. tek kelimeyle “ölümcüldür”. “Battle of the Sexes”.royalsociety. genellikle ikincil eşey karakterleri dediğimiz özellikler seçilir ya da elenir. bu canlılardan yana işleyecektir. İkinci maddede.org/sexual-conflict http://en. böceklere kadar pek çok türde genel olarak dişiler seçici konumda. R. bizim konumuz için fazla ayrıntılıdır. & Rowe. Bu sebeple her zaman en güçlü dişlere. yine dişi için birbiriyle akıl almaz sertlikteki mücadelelere giren geyiklerdir. “süs eşyaları” olarak isimlendirebileceğimiz. pp. Ve doğal ortamda bulunan tavuskuşları için. yani Eşeysel Çatışma daha teknik bir terimdir ve bir cinsiyeti etkilemeye çalışan karşıt cinsiyetteki bireylerin birbirleriyle çakışan yani fitness (fit olma durumu) bakımından eşit değere sahip özellikler evrimleştirmiş olmalarından kaynaklanır. mücadelede birincil önemi olmayan ama çok açık seçim sebepleri olan özelliklerdir.org/wiki/Sexual_conflict Arnqvist. tavuskuşlarıdır. dişilerin daha çok seçici olmasının sebebine yönelik bir açıklama olan. Üçüncü madde. Yıllarca bilim karşıtları bu tüyleri Doğal Seçilim’e karşı olarak sunmuşlardır ve “bir kuşa kaçmasında zorluk sağlayacak bir özelliğin evrim ile açıklanamayacağını ama insanın göz zevki için böyle güzel bir kuş yaratıldığıyla açıklanabileceğini” iddia etmişlerdir. erkekleri daha değersiz veya ikincil derece değerde kılmaktadır. Oxford: Oxford University Press Şimdi. yani Interseksüel Seçilim’de. dişiler çiftleşmede kullanılmak üzere 1 yumurta (gamet) üretirken. 140–165 in The Selfish Gene.

Ancak temel olarak pek çok erkeğin eğilimi ile kadının eğilimi. İnsan’da da cinsel seçilim mevcuttur. Ötüş frekansı. en güçlü. yüksekliği. açık tenli kadınlar tercih sebebi olabilirken. Çünkü iri göğüsler daha çok süt verebilecek ve iri kalçalar ise daha çok sayıda çocuk doğurabilecek bireyleri işaret etmektedir. biçimi. Ancak bu kadar örnek yeterli olabilecektir. Cinsel Seçilim. birden fazla dişiyle bile çiftleşebilir.E V R İ M A Ğ A C I uzun boynuzları ve güçlü kafalarıyla. Öte yandan ilkel insanlardaki erkeklerin de. en dayanıklı ve kimi zaman en büyük üreme organına sahip erkeklerden yana olduğu bilinmektedir. Etrafımızdaki bu çeşit çeşit renkteki kuşların var olma sebepleri. Örnekleri sınırsız arttırmamız mümkün. bazı sınırlar dahilinde genellenebilir. yani sadece dişilerin seçmesinden yana değildir ancak genellikle bu durumun hala geçerli olduğu söylenebilir. karışımları. yani hayatta kalmaktan daha büyük önem arz edebilmektedir. Sonuç olarak görebildiğimiz üzere. Bu. Çünkü bunlar. daha geniş kalçalı kadınları tercih ettiğini biliyoruz. Kuşlarda da özellikle Interseksüel Seçilim’e güzel örnekler bulunmaktadır. Evrim’in kaçınılmaz bir parçasıdır ve kimi zaman (tavuskuşlarında olduğu gibi) Doğal Seçilim’den. erkeklerden de yine daha sıkı bir görüntüye sahip olan.. üzerlerindeki bu yoğun cinsel baskıdır. uzun boylu erkekler tercih sebebidir.. İlkel insanlarda. Renkli gözlü. daha iri göğüslü. renkli saçlı. aileyi daha iyi koruyabilecek bir eşe işaret etmektedir. özellikle papağanlarda sık görülür. Fakat ne olursa olsun sonuç aynıdır: Fiziksel görüntü. Zekanın gelişimiyle birlikte belki seçilim tek taraflı. Elbette ki bu tercihler kişiden kişiye çok değişebilmektedir. doğada cinsel seçilim yönünden çok önemli evrimsel basamaklar geçirilmiştir ve geçirilmeye devam etmektedir. tüy renginin tonları. Ve insan. dişilerin seçimlerinin en kaslı. Günümüzde ise zekanın daha da gelişmesiyle bu seçimler daha karmaşık bir hal almıştır. kimi zaman en iyi ve dayanıklı yuvayı kuran erkekler ve bu tip ikincil özellikler kuşların seçimini etkilemektedir. yine kimi zamanlar dişiler için yapılan dövüşler. birbirleriyle inanılmaz hızlar ve güçlerde çarpışmaktadırlar. 74 . cinsel seçilimde rol oynamaktadır. Sonunda yenilen erkek dişileri bırakır ve kazanan.

temel olarak bir popülasyondan diğerine genlerin (alellerin) göç yoluyla aktarılmasıdır. Evrim Tarihi’ni şekillendiren olaylar olmuşlardır. Bu noktada çok önemli bir tanım olan Yatay Gen Transferi’ni tanımlamakta fayda vardır: Yatay Gen Transferi. gelecek için son derece önemli teknolojileri geliştirmemizi sağlamaktadır. hem de hayvanları büyük ölçüde etkileyecektir. farklı türlerin çiftleşmesi demek olan hibritleşme (melezleşme) olayını sağlamasıdır. Bu da. Evrim Ağacı’na aykırı olarak. Virüsler ve bakteriler genlerini konak organizmanınkiyle birleştirebilirler ve bu sayede. İnsan türünün evrimi konusunda bu etkiyi hatırlamakta fayda vardır. hem bitkileri. Bildiğiniz üzere doğada pek çok canlı türü farklı popülasyonlar halinde. Bu da. tüm canlıları da etkileyebilir. bir sonraki yazımızda. Temel olarak hayvanlar. Gen göçünün bir diğer önemli etkisi. başka popülasyonlara ulaşamadan yeni habitatlar keşfederler ve burada yeni popülasyonlar kurarlar. Bu da. Gen akışı türler arasında sadece bireysel yer değiştirme ve çiftleşme yoluyla olmaz: bir bakteri veya virüs de bir türden diğerine genetik materyal taşıyabilir. Gen akışı sayesinde kimi zaman yukarıda açıkladığımız türleşme engellense de. Evrim Ağacı üzerindeki bir daldan diğerine yatay olarak aktarım sağlanır. Diğer taraftan. bitkilerden çok daha fazla göç etkisine maruz kalırlar. rüzgarla tozlaşan bitkileri o kadar fazla etkilemeyecektir. genlerin dikey olarak (anadan yavruya) aktarılması yerine. depremler. Bunu. 75 . Popülasyonlar arası çiftleşmeler sürdüğü müddetçe. nehir taşmaları gibi doğal olaylar sonucu da popülasyonlar arası gen akışı kesilebilmektedir. hareket kabiliyetidir. Bu transfler sonucunda popülasyonların gen havuzlarındaki gen frekanslarında değişimler meydana gelir. Geleceğe referans olması açısından. Gen akışına engel olan faktörler çok çeşitli olabilmektedir. Bu kesilme. daha önceki bir konaktan edindikleri genetik materyali. göçler sebebiyle halihazırda var olan gen frekanslarında artış veya azalışlar meydana gelebilir. Gen akışı. Bir sümüklüböcek popülasyonunda göç yoluyla gen frekansının değişimi ne kadar az ise. Elbette ki polenlerin hayvanlar veya rüzgar yoluyla kilometrelerce uzağa taşınabileceği göz ardı edilmemelidir. gerekse de türleşmeyle ilgili herhangi bir türün tarihinde görmek mümkündür. ancak bunu yapan tek tür insanlar değildir. Çünkü daha önceden popülasyonda bulunmayan bir gen. yeni ve farklı tür konağa aktarabilmektedirler. Göçler. volkan patlamaları. insan gibi aşırı hareket kabiliyetine sahip (teknolojinin de etkisi göz önüne alınmalıdır) hayvanlarda bu etki çok daha fazla olabilmektedir. farklı habitatlarda yaşayabilmektedir. Gen akışının en önemli etkilerinden biri. bazı canlıları etkileyebileceği gibi. göç yoluyla popülasyona dahil olabilir. popülasyonlar arası farklılığı ve dolayısıyla türleşmeyi azaltmasıdır. Buna. günümüzde pek çok biyoteknolojik üründe kullanılmaktadır. Bu da bir çeşit gen göçüdür. Genetik Sürüklenme’yi anlatırken değineceğiz. bazı bakterilerdeki üreme yöntemi olan gen transferi yoluyla veya bir virüs veya bakterinin bir türden diğerine gen taşıması demektir. Ancak Çin Seddi. türleşmeyi ve Evrim’i inanılmaz miktarda tetikleyen olaylardan biridir. Devekuşları ve dinozorlar gibi hayvanlar da inanılmaz mesafeleri kat ederek bütün Dünya’ya yayılmayı başarmışlardır. Tahmin edilebileceği gibi. Bu konunun ayrıntısı ve nasıl türleşmeye ve dolayısıyla Evrim’e sebep olduğunu açıklayan yazılarımız için lütfen Türleşme Yazı Dizimize bakınız.E V R İ M A Ğ A C I 5: Gen Akışı (Göç) Gen Akışı. Örneğin insanlar çok uzun mesafeleri kat ederek bütün Dünya’ya yayılmışlardır. temel olarak otobanın iki tarafında kalan hayvanlar arası gen akışını büyük ölçüde keserken. türleşmenin gerçekleşmesi zorlaşacaktır ve dolayısıyla Evrim yavaşlayacaktır. Veya. göçleri etkileyen en önemli faktör. kimi zaman göç etmeye başlayan türler. Virüs ve bakteri plazmid genleri kullanılarak farklı türlerin genetik bilgileri birbirine karıştırılmakta ve istenilen özelliklerde canlılar üretilmektedir. popülasyon dahilinde belli genetik özelliklere sahip olan bireyler göç ederek o popülasyonda. kendilerinde bulunan genlerin kalmamasına sebep olabilirler. İnsan yapımı bir otoyol veya Çin Seddi engel olabilmekteyken. Örneğin insan yapımı bir otoban veya yeni açılan bir nehir kolu. gerek İnsanlık Tarihi’nde. İşte bunlar arasında meydana gelen çiftleşmeler sonucunda gen akışı sağlanmış olur.

genlerin bu şekilde rastgele saçılmasına ise Genetik Sürüklenme denir. Türleşme Yazı Dizisi’nde de açıkladığımız gibi. yeni bir ortama ulaşmakta ve burada kalarak kendi büyük popülasyonlarını kurmaktadırlar. Büyük popülasyonlarda sürekli olarak genler birbirine karışmaktadır. mutasyonların doğrudan nükleotitlerin yapısını etkilemesiyken. bu gibi küçük popülasyonlarda son derece etkilidir. küçük popülasyonlarda en önemli Evrim Mekanizması olarak karşımıza çıkmaktadır. Hatta bu sebeple. Genetik Sürüklenme’nimn büyük popülasyonlarda etkisiz kalmasının sebebi. İşte bu şekilde. aşırı farklı varyasyonların ortaya çıkması sık görülmemektedir. Ünlü Evrim bilimcisi Ronald Fisher. bir popülasyon dahilindeki gen veya alel frekansının rastlantısal olarak değişmesi demektir. Evrim için son derece önem arz etmektedir. Ancak 1968 yılında Motoo Kimura. Moleküler Evrim’in Nötral Kuramı isimli kuramını ileri sürerek Genetik Sürüklenme’yi türleşme ve Evrim Mekanizmaları’nın kalbine yerleştirmiştir. Genetik Sürüklenme. Bu yüzden. Ronald Fisher olmuştur. yapıya dokunmamasıdır. Az sonra buna değineceğiz. Genetik Sürüklenme. büyük popülasyonlarda önemsenmeyecek kadar az etkiliyken. Genetik Sürüklenme’nin önemsiz bir etkisi olduğunu ileri sürmüştür ve uzun yıllar bu görüş kabul görmüştür. bir A özelliğinin bir anadan yavruya geçmesi. sınırlı sayıda gen bulunacağından. Bu sebeple. Genetik Sürüklenme’nin önemi yeniden kavranmıştır. Öyle ki. Genetik Sürüklenme’ye ait oldukça karmaşık ve istatistik ile Biyoloji bilgisine dayanan formüller bulunmaktadır. Unutmayın ki. Çeşitlilik. Genetik Sürüklenme. Genetik Sürüklenme’nin etkili olabileceğini. bu etki kolaylıkla bastırılamaz ve A özelliği (geni) sürekli olarak saçılarak ebeveynlerden yavrulara geçer. Örneğin. Konuyla ilgili daha geniş örnekler için Türleşme’yi okuyabilirsiniz. büyük bir popülasyondan ayrılan küçük bir grubun yeni bir habitata yerleşmesi ve burada çoğalmaya başlamasını düşünmektir. bazı genlerin popülasyon içerisinde yok olmasına sebep olabilecekken. Bu görüşe en sert karşı çıkan isim. Bu sebeple. uzun yıllardır bilim insanlarınca. 76 . Böylece Genetik Sürüklenme’nin etkisi ortadan kalkar. rastlantısallığın etkilerinin birbirini etkisiz kılmasıdır. aynı türe ait bir diğer popülasyon ile buluşmasıyla sonuçlanmamaktadır. Kimi zaman göçe başlayan bir grup. çeşitlilik de dar olacaktır. Fisher. Doğal Seçilim’in mi yoksa Genetik Sürüklenme’nin mi daha etkili olduğu tartışılmaktadır. kendi özelliklerini taşıyan büyük bir popülasyon yaratmasına kaşif etkisi (founder effect). Dediğimiz gibi. özellikle kaşif etkisinin türleşmede çok önemli etkileri bulunmaktadır. ilk olarak 1929’da Sewall Wright tarafından ileri sürülmüştür. oldukça rastlantısal ve önceden tahmin edilemez doğa koşullarına bağlıdır (bir takım türleşme tipleri gibi). 1968’de ise Motoo Kimura’nın az önce bahsettiğimiz kuramını ileri sürmesiyle. Genetik Sürüklenme’nin günümüzdeki etkileri halen araştırılmaktadır ve her geçen gün önemi artmaktadır. doğada. bir önceki notumuzda açıkladığımız gibi sık sık göçler yaşanabilmektedir ve bu göçler.E V R İ M A Ğ A C I 6: Genetik Sürüklenme Genetik Sürüklenme. Daha önce. Genetik Sürüklenme’yi anlatmanın en kolay yolu. Evrim’e rastlantısallık katan mekanizmalardan biri Genetik Sürüklenme’dir. genetik özellikler rastgele yavrulara saçılacak ve yavrular. bazı genlerin oldukça sık görülmesini de sağlayabilir. ancak bu etkinin önemsenmeyecek kadar küçük olduğunu iddia etmiştir. Mutasyondan farkı. küçük popülasyonlar söz konusu olduğunda. Ancak küçük bir popülasyonda. Ancak eğer ki popülasyon küçükse. Genetik Sürüklenme. geniş çeşitlilikten ötürü birkaç nesil sonra baskılanabilir ve sürüklenmenin yönü tersine dönebilir. her zaman bir türe ait bir popülasyonun. bu çeşitliliğin uç miktarda değişmesi mümkün olmamakta. Genetik Sürüklenme. bu mekanizmanın adı uzun süreler Sewall-Wright Etkisi olarak anılmıştır. bu sebeple oldukça fazladır ve birey sayısı çok fazla olduğu için. Bu. Genetik Sürüklenme’nin genel olarak frekansı (görülme sıklığını) etkileyip. Kimura’ya göre Genetik Sürüklenme sayesinde genetik bir değişim bütün popülasyona hızla yayılabilmektedir. küçük bir popülasyon büyürken. küçük popülasyondaki atalarına benzer özelliklere sahip olacaklardır. küçük bir grubun.

darboğaz etkisi (bottleneck effect) (popülasyonun ciddi bir sayı azalmasına gitmesi) ve kaşif etkisi sebebiyle tür içi çeşitlilik halen çok azdır. yani her bir genin etkisi. Daha sonra. Benzer şekilde. Ancak bu popülasyonun küçük bir popülasyon olduğunu hayal edersek.E V R İ M A Ğ A C I Şimdi sizlere hayali bir durumu anlatarak Genetik Sürüklenme’yi açıklamak istiyoruz. büyük bir popülasyona ait olsaydı. 12 farklı gen (veya alel) sıralanmıştır. tamamen 1 numaralı genin hakim olduğu bir nesle ulaşılmıştır. bundan 10. Bu genler. genlerin genetik olarak ayırt edilebilir bir özelliğini temsil ediyor olsun. küçük popülasyonda genlerin rastgele aktarılması sonucunda. bu fok türünden sadece 20 adet kalmıştı. renk koduyla belirtilmiştir: Eğer ki Sıfırıncı Nesil. Daha sonra bu grupların bir kısmı Amerka’da yayılırken. bunun üzerine kuruludur). Bu kayboluşlar tamamen tesadüfidir (bir popülasyonda hangi canlının öleceğini asla öngöremezsiniz) ve bu sebeple Genetik Sürüklenme.000 yıl önce meydana gelen Buzul Çağı’nda. 1890’lı yıllara gelindiğinde. popülasyondaki bireylerin ölmesi çok fazla durumu değiştirebilecek ve bazı genlerin kolayca kaybolmasına sebep olabilecektir. 77 . Kökenleri Kızılderililer olan Amişlerin etrafında yaşayan popülasyonlarda geniş bir kan grubu çeşitliliği bulunurken. Genetik Sürüklenme. birbirini takip eden nesiller belirtilmiştir. Bunlar üzerinde yapılan araştırmalarda çok ilginç bulgulara rastlanmıştır. Şimdi. ülkeler el birliğiyle fokları koruma altına aldılar ve günümüzde bu fokların sayısı 30. genler sürekli olarak karışarak birbirine taşınacak ve hiçbir gen kolay kolay kaybolmayacaktı. kolayca yayılabilecektir. Bütün bu genlerin eşit derecede fit olduğunu düşünelim. Bunların başında Dunkers diye isimlendirilen bir kabile ile Kuzey Amerika’nın meşhur Amişleri gelir. Her bir genin hangi nesilde kaybolup aktarılamadığını. tabloyu dikkatle inceleyerek görebilirsiniz. kendi ufak popülasyonlarını izole etmişlerdir. Bering Boğazı’nın donması sayesinde buzlar üzerinden yürüyerek küçük gruplar halinde Amerika’ya gelmişlerdir. 7 nesil sonunda. Ancak tahmin edilebileceği üzere. artık nötrdür (Moleküler Evrim’in Nötral Teorisi. 2) Kızılderililerin ve Amişlerin B Tipi Kan Grubu Kızılderililer. Biz bu örnekte. Aşağıdaki fotoğrafta. konuyla ilgili doğadan bazı örnekler vererek biraz daha pekiştirmeye çalışalım: 1) Kuzey Fil Foku (Mirounga angustirostris) 18. Örnekten takip edebileceğiniz gibi. bir kısmı göçlere kendilerini kapatarak çevrelerinden. Amişler’de neredeyse tek görülen kan grubu B’dir. yukarıdan aşağıya. genlerin kaybolması üzerinden gideceğiz. rastlantısallığı yüksek ve deterministik olmayan bir mekanizmadır. yani Doğal Seçilim’in etkisini sıfırlayalım.000’e ulaştı. Bu da kaşif etkisinin ve Genetik Sürüklenme’nin sonuçlarından biridir. Aynı zamanda. Genlerin farklı renkleri ise. mutasyonlar ya da sınırlı da olsa çeşitlilik sayesinde ortaya çıkan yeni bir gen. yüzyılda oldukça ciddi bir fok avı başlatılmıştı. Bu avdan birinci derecede etkilenen tür ise Mirounga angustirostris olarak bilinen Kuzey Fil Foku idi.

Bu deneyde. ana karadakilerden oldukça farklılaşmıştır. Bu farklılıklar. Bu konuyla ilgili yazımız için aşağıdaki bağlantıya gidebilirsiniz: Evrimsel Ekonomi ve Seksüel Seçme https://www. bundan 1. Doğal Seçilim. Bunun sebebi de.facebook. küçük bir popülasyonun adaya yerleşmesi sonucu meydana gelen kaşif etkisi ve Genetik Sürüklenme’dir. popülasyonlar üzerinde yapılan matematiksel ve istatistiki Genetik Sürüklenme hesaplarıyla birebir uyuşmaktadır.000 yıl kadar önce küçük bir sığır popülasyonunun Norveç’ten adaya getirilmesiyle yayılmıştır. kızıl tilki (Vulpes vulpes) üzerinde Yapay Seçilim ve Genetik Sürüklenme’yi kullanarak bir deney yapmış ve muhteşem sonuçlar elde etmiştir. Cinsel Seçilim ve bir miktar Genetik Sürüklenme’yle ilgili bulgular elde edilmiştir.facebook.E V R İ M A Ğ A C I 3) İzlanda Sığırları İzlanda’da yaşayan sığır (Bos primigenius) popülasyonu. Deneyle ilgili notumuzu aşağıdaki bağlantıdan okuyabilirsiniz: Yapay Seçilim https://www.php?note_id=163944970330253 6) Lepistes Balıkları Lepisteslerle yapılan çok önemli bir deney John Endler’in deneyidir. Pasifik’teki bazı adalara bu şekilde ulaşan az sayıda meyve sineği (Drosophila melanogaster). Günümüzde. Norveç’teki sığırlarla İzlanda’daki sığırlar arasında çok ciddi farklılıklar bulunur. doğru rüzgarlarla veya bazı başka hayvanların üzerinde uzun mesafeler kat edebilmektedir.com/note. 4) Pasifik Adaları’ndaki Meyve Sinekleri Meyve sinekleri. 5) Balyaev’in Tilkileri Ünlü Rus Genetikçi Dimitri Balyaev.php?note_id=164247410300009 78 .com/note.

) gerçek olmadığı anlamına gelmez. basitçe bu insanların yalan ev manipülasyonlarına kanarak. çok büyük oranda %50 ihtimalle beklediğimiz yüzü geleceğini biliriz. hepimizin bildiği basit hesaplardır. fay hatlarıyla ilgili yüzlerce farklı değişkene (açı. Bir paranın havaya atılması snucu gelen yüz. öncelikle mutasyonun nasıl bir etki yarattığını bilmemiz gerekir. bir yandan da depremlerin rastlantısallığını arttırmış olur. Evrim’in küçük bir kısmını oluştururlar.php?note_id=166223663435717 79 . protein. bir yapının şekil ve içerik değiştirmesi. Hemen konuya girelim: Mutasyon. Bu son yazı. gözümüzde çok büyütmeye meylettiğimiz DNA. bunlar göz ardı edilebilecek kadar küçüktür ve paranın. Ancak bir kavramın rastlantısal olması. “Bakın. Belirli durumlarda. Bu. bilimsel bir gerçekten uzaklaşmakta ve bilimden soğumaktadırlar. vs. Bu yüzden insanlar paranın yazı veya tura gelmesini “tesafdüfler”e bağlamaktansa. Örneğin günün belli bir saatinde yağmur yağıp yağmayacağını belirli oranlar dahilinde olasılık hesabıyla bulabiliriz. vs. Örneğin yağış durumu sıcaklık.facebook. mutasyonlar. nasıl çalışır? https://www. bu konuda daha önceden bir yazı dizisi hazırlamıştık: Canlılığın Evrimi Yazı Dizisi. Çünkü ne yazık ki günümüzde bazı bilim dışı kaynaklar ve bilim yerine bu kaynakları taban alan Milli Eğitim Bakanlığı gibi eğitim kurumları sebebiyle mutasyonlar.1: DNA.” şeklinde açıklamalar yaparak bilime. Halbuki göreceğimiz gibi. Ancak bunların hiçbiri. belki de bazı noktaları oturtmak açısından en önemli yazılarımızdan biri olacaktır.com/note. o kavramın gerçeklik değerini düşürmemektedir. Henüz konu hakkında engin bilgiye sahip olmayan bireylerse. yanlış kopyalanma sonucu genetik yapının bozulması ve daha nice olgu. belirli bir bölgede ne tip bir mutasyon olacağını bilmek neredeyse olanaksızdır. gibi bazı değişkenlerin etkisi olsa da. Basitçe. olasılık hesabıyla açıklamayı tercih eder. Kromozom. aminoasit gibi yapıların gerçekte ne olduklarını okuyabilirsiniz: Canlılığın Evrimi . İstenmeyen yüz geldiğinde. olasılık hesaplarının zorlaşmasına neden olurken. kelime anlamıyla genetik materyalde meydana gelen rastlantısal değişim demektir. hava koşullarının değişimi de büyük oranda rastlantısaldır. her şeye tesadüf gözüyle bakıyorlar. Neyse ki.” açıklaması yapılır. kar. Gen: Nedir. toprak yapısı. Para örneğinde ise. Bu kişi. basınç gibi birkaç faktöre bağlıdır.E V R İ M A Ğ A C I 7: Mutasyonlar Yine bol emek ve araştırma süresi harcadığımız bir yazı dizisinin son yazısına geldik. bir Evrim Mekanizması olarak mutasyonların Evrim üzerinde önemli etkileri vardır. Paranın yüzleriyle ilgili hesaplar ise. depremlerin meydana geldiği üsler ve zamanlar rastlantısaldır. Nükleotit. Örnekler arttırılabilir. bir depremin bir bölgede gerçekleşme ihtimali ve zamanını olasılık hesaplarıyla bulabiliriz. %50 ihtimalim vardı zaten. bilimselliğe ve bilim insanlarının tümüne gözü kapalı hakaret ederek saldırılabilir. bir molekülün “ne” olduğunu anlamamız gerekir. Benzer şekilde. hava koşullarının (yağmur.) bağlı olabilir ve bu. Bunu anlamak için. diğer mekanizmalardan üstün veya fazla değildir. olgunun gerçekliğini etkilemez. Örneğin. ancak içerisindeki rastlantısallık unsurları öne çıkarılarak. Benzer şekilde. sürtünme. rastlantısallık oranı çok düşüktür. belirli oranlar dahilinde istatistiki hesaplara vurulabilir. Bu kavramların olasılıksal değerlerinin hesaplanmasının zorluğu. “Eh. dolu. Bunun sebebi çok açıktır: Bilimsel bir gerçeğe. komşu plakaların durumu. Deprem ise. ancak bunlar. Evrim Kuramı’nın merkezine yerleştirilmeye çalışılmaktadır. Kimi zaman depremler olur. toprak organizmaları. belirli bölgelere. örgüt ve kurumların yaptığı da apaçık budur. belirli tip yağış düşer. Mutasyonlara geldiğimizde. basınç. mutasyonların rastlantısallık değerlerine ve sebeplerine bakmakta fayda vardır: Mutasyonlar gerçekten de çok büyük oranda rastlantısaldır (bayağı kelimeyle tesadüfidir). yükseklik. kütle. Bunun içinse. Aşağıdaki bağlantıda. kavrama eşlik eden diğer olgularla ilgilidir. Her şeyden önce. “tesadüf ” açıklamasından çok. mutasyon kapsamına alınabilir. Bunların tümü. Çünkü paranın üzerinde atış hızı. belirli zamanlarda. bir nükleotidin bir başkasına dönüşmesi. rastlantısaldır. Elbette ki.

zararlı mı? Açıktır ki. Yani mutasyonlara tek açıdan bakmak mümkün değildir. ne açıda. Bu bağlar. sizin savunma sisteminizden kurtulmanın bir yolunu bulan varyasyonlar meydana gelebilecektir. Benzer şekilde. rastlantısal radyoaktif dalgalar ve benzerleri. Tıpkı yukarıda açıkladığımız diğer örnekler gibi. Yine de yukarıdaki açıklamayı unutmamakta fayda vardır. durumdan duruma. coli bakterilerinde günde yaklaşık 10 milyon. İnsan içinse son derece zararlıdır. insanda günde yaklaşık 10.. Şimdi bu konuya değinelim: Mutasyonlar fayda veya zarar sağlar mı? Bu konu. atomların içerisinde elektronlar. tüm fizik ve kimya yasalarına tabidir. genetik yapı ve bu yapıya bağlı olarak üretilen protein ve enzimler değişiyor. Ancak her bağ. Bunun sonucunda. İşte buna. doğadaki tüm moleküller gibi bazı bağlar ile birbirlerine bağlanırlar.Guanin (G) olarak isimlendirdiğiniz bir kimyasal formül. canlıdan canlıya. sıradan fizik ve kimya yasaları dahilinde. vücudunuzun savunma sisteminden ötürü bir bakteriye karşı tam koruma altında olduğunuzu düşünelim. Aslında rastlantısal olan. Bu moleküller. çünkü yayılıp üremesini sağlamış. Zararlıların etkisi ise tam tersi olacak. Mutasyonların önemi şudur: Mutasyonlar.. mutasyonlara sebep olan etkenlerdir. yeterli enerji verildiğinde kırılabilirdir. sıradan atom ve moleküllerden oluşmaktadır. Bir dalganın vücudunuza ne şiddette. mutasyon bakteri açısından son derece faydalıdır. Kısaca mutasyon. Mutasyonların rastlantısallığı tam olarak bu sebepledir. yepyeni bir konağa yayılmasına yardımcı olmuştır. çevremizden rastlantısal olarak aldığımız dalgaların etkisinde genetik yapımızda meydana gelen değişimlerdir. Bu değişim sonucunda da. etkilenen diğer canlı. Örneğin. mutasyonun meydana geldiği canlı. faydalı mıdır. molekül. 80 . insan gibi ökaryotik canlılarda tamir mekanizmaları çok daha aktif olarak işler ve hataların büyük bir kısmı düzeltilir. kopan molekül ve atomların yerine. Buradaki rastlantısallık. Dolayısıyla bunlar da. bilimsel geçerliliği olmayan “canlı” varlıklara ait olsa dahi.E V R İ M A Ğ A C I Bu yazıda ve dizinin kalan yazılarında görebileceğiniz gibi. mutasyon diyoruz. çekirdeğe bazı temel kuvvetlerle bağlanırlar (burada ayrıntısına girmiyoruz). eskiden -atıyoruz. Mutlaka geniş bir açıdan. genetik materyalimizin tümü. kovalent veya iyonik bağlar gibi güçlü bağlar olabilecekleri gibi. bu mutasyonlar göreceli olarak fayda veya zarar sağlayabilirler. Bu durumda. mutasyonlar değil. mutasyonlarla ilgili anlaşılması gereken bir diğer önemli konudur. Bu konu anlaşıldıktan sonra. Bu sebeple genel olarak prokaryotlarda mutasyonların etkisi çok daha fazladır. şiddeti. gelen dalgaların vücuda giriş açısı. çünkü insanı ölüme götürebilecek bir zinciri başlatmıştır. Bu gibi durumlarda. mutasyonun faydalı olmasının. Adenin (A) diye isimlendirdiğiniz bir diğer formüle dönüşebilir: Bir Hidrojen (H) ve bir Oksijen (O) atomu koparak. yeni enerji durumuna daha uygun elektronik yapıya sahip atom ve moleküller gelebilir. Ancak kimi zaman. Bu bakteride meydana gelebilecek mutasyonlar sonucu. nükleotitlerin değişmesinden ötürü. vücudumuzda rastlantısal olarak pek çok değişime sebep olurlar (E. ne frekansta gireceğini ve vücudunuzdaki hangi hücredeki. vs. Van der Waals gibi daha zayıf bağlar da olabilir. İşte mutasyonların temelinde yatan mantık budur: Dış çevreden gelen. meydana geldiği canlının hayatta kalma veya üreme başarısına (fitness) olumlu etki sağladığını varsayacağız. atomların içindeki elektron bağlarını kırabilir. vücudunuz kolayca bakteriye esir olabilecek ve ölüme kadar giden bir zincir başlatılabilecektir. frekansı gibi özelliklerin raslantısallığından kaynaklanmaktadır. Bunların Doğal Seçilim ile desteklenmesi sonucunda. Ancak genel kullanıma uygun olarak. Geriye kalanlar ise çoğu zaman hiçbir etki yaratmazlar (az sonra değineceğiz). Şimdi soru şudur: Bu mutasyon. zaman. “Fayda” ve “zarar” sözcükleri.) isabet edeceğini ve onda ne tip bir değişime sebep olacağını önceden kestirmeniz olanaksızdır. elektronların atom çevresindeki düzeyini değiştirebilir veya molekülleri birbirine bağlayan bağları parçalayabilir. organizmanın özellikleri değişebiliyor. zamandan zamana değişebileceği için son derece tehlikeli sözcüklerdir. koşullar gibi durumlar göz önüne alınarak incelenmelidir. mutasyonların Evrim açısından önemini anlamak ve gereğinden fazla önem vermemek çok daha kolay olacaktır. Öte yanda.000 mutasyon). hangi kimyasal maddeye (atom. Bakterilerde göreceli olarak az gelişmiş olan (ancak kendilerine yetecek ve Doğal Seçilim ile desteklenecek kadar gelişmiş) genetik tamir mekanizmalarından ötürü (bunlara daha sonraki yazılarda değinilecek) bu mutasyonlar tamir edilemez.

Vahşi tip. Ancak bazı çok önemli olanlarına değinmek istiyoruz: Nokta Mutasyon: Yukarıda saydığımız bazı kimyasalların etkisinde. günlerce işin içinden çıkamayız. 1-4) Atlanmış Şerit Yanlış Çiftlenmesi Kopyalanmış bir DNA şeridinde meydana gelen bir kaymadan ötürü oluşan hataya denir. Adenin ise hypoxanthine (HX) denen bir moleküle dönüşür. Bunların hepsine burada değinmemiz gerçekten olanaksızdır (yaklaşık 35 farklı tipi vardır). 1-3) Amin Kaybı Hidroliz (su ile yıkım) sonucunda bir bazın. Bazı aminoasitler. Hatalı (Eş Anlamlı Olmayan) Mutasyonlar: Bu mutasyonlar sonucu. DNA yapısını etkileyen kimyasallar. Dolayısıyla öncesinde GCU olan bir dizilim. 2-2) Radyasyon Mor ötesi ışınlar. yukarıda açıkladığımız gibi DNA’nın yapısını bozabilmektedir. Aspartik Asit isimli aminoasidi kodlar. amin grubunu yitirerek keto grubu edinmesi sonucu farklı bir baza dönüşmesine denir. mutasyona sebep olan pek çok olguya rastlanmıştır. mutasyon sonucu GCC olursa hiçbir şey değişmez. Ancak benzer şekilde 5-metilsitozin’in Timin’e dönüşmesi. DNA’nın yapısındaki değişim sonucu üretilen aminoasitlerin türlerinin değişmesiyle anlaşılır. birden fazla kodon ile tanımlanabilirler. 2) Uyarılmış Mutasyonlar Bu tip mutasyonların iki temel sebebi bulunur: 2-1) Kimyasallar Hidroksilamin.E V R İ M A Ğ A C I Mutasyonların Nedenleri Mutasyonların nedenlerini sadece yukarıda sayılan radyoaktif veya enerji dalgalarının etkilerine yormak doğru olmaz. çoğu zaman tamir mekanizmasını atlayabilir ve kalıcı olur. Mutasyonları bu şekilde etmenlerine göre ayırmaktansa. Şimdi incelememize başlayalım: 1) Spontane Mutasyonlar Bu tip mutasyonların genel olarak 4 sebebi vardır: 1-1) Totomerizm Bir bazın yer değiştirmesi nedeniyle Hidrojen bağlarının kayması sonucu kopyalamada hata oluşmasına denir. alaklileştirici maddeler. GCC. bazı bazlar. kodlanan aminoasit değişir. 3 nükleotit (kodon) ile belirlenirler (CCG. mutasyon sebepleri ikiye ayrılır: Spontane Mutasyonlar ve Uyarılmış Mutasyonlar. Bunun sonucunda Sitozin (C). Bunların temelinde yine dış etmenlerden ötürü kimyasal yapının değişmesi bulunmaktadır. Üç tipi bulunur: Sessiz (Eş Anlamlı) Mutasyonlar: Mutasyonların etkisi. oksidasyona sebep olan kimyasallar. Alanin’i kodlarlar. Urasil’e (U). Doğada. mutasyona uğramamış hal demektir. Az sonra açıklayacağımız ekleme ve silinme tipi mutasyonlara sebep olabilir. 22 temel aminoasit bulunur. Buna sessiz mutasyon denir. bir nükleotit diğerine dönüşür. vahşi tip kavramıdır. iyonize edici ışınlar. sonuçlarına göre ayırmak da mümkündür. Örneğin GCU. Bunlar genellikle tamir edilebilir. 1-2) Pürin Kaybı Adenin ya da Guaninlerden birinin yitirilmesi sonucunda oluşur. Sitozin veya Timin’e (pirimidinler) dönüşür. nitrik asit gibi kimyasalların varlığı DNA’nın yapısını değiştirebilmektedir. GCA ve GCG aynı aminoasidi. GAA ise Glutamik Asit isimli bir diğer proteini. Doğada. nokta mutasyon 81 . Örneğin GAU. Ancak kısaca özetlemek gerekirse. Bunların her birine girersek. Ancak bu defa çok daha geniş bir yelpaze elde ederiz. GAU. Bu noktada bilinmesi gereken bir diğer kavram. ATG gibi). Genellikle Adenin veya Guanin’den biri (pürinler). çünkü yeni oluşan kod da Alanin’i kodlamaktadır. radyoaktivite gibi etmenler. Tüm aminoasitler.

DNA’ların toplamına verilen isim olan kromozomlarda çok daha büyük ölçeklerde de meydana gelebilirler. adeta cümlelerin sonundaki noktalar gibidir ve aminoasit sentezini durdurarak protein yapısına karar verirler. ancak kimi zaman aynı nükleotit dış etmenlerden etkilenerek birden fazla defa mutasyon geçirebilir ve bu doğada sıklıkla görülür. Mutasyonlar. Örneğin AGC şeklindeki bir nükleotit. kendileriyle birlikte komşu nükleotitleri de alarak DNA üzerinde uzun mesafeler “sıçrayabilirler”. ancak bu aminoasidin kimyasal yapısı. Örneğin AAA kodonu Lysine denen bir aminoasidi kodlar. hatta bu mutasyonlar takip edilerek Evrim Ağaçları çıkarılabilir. bir aminoasidin. sentezlenen aminoasit Arginine olur. Burada meydan gelen bir mutasyon sonucu kod AGA’ya dönüşürse. Silinme tipi mutasyonlar tamamen rastlantısaldır. Örneğin UAU. Hatta mitokondiryal DNA’dan. Genellikle geri döndürülemezlerdir ve kalıcıdırlar. Çerçeve Kaydırıcı Mutasyonlar: DNA’daki bilgilerin 3’er harfli (nükleotitli) kelimeler (kodonlar) halinde okunduğunu izah etmiştik. Mutasyon sonucu oluşan yeni dizilim sonucu üretilen aminoasit farklıdır (hatalı mutasyondaki gibi). Eğer bir nükleotitte meydana gelen mutasyondan sonra oluşan yeni bir mutasyon kodonu eski haline döndürüyorsa (rastlantısal olarak). Ancak biyokimyasal açıdan bu iki aminoasit birbirine özdeştir ve işlevi bozmaz. Bunlar genellikle transpozon denilen ve DNA üzerinde kimyasal yapısından ötürü rastgele sıçrayan yapılardan kaynaklanmaktadır. İşte eğer DNA diziliminde ekleme veya silinme tipi mutasyon meydana gelirse. nükleotitler üzerinde olabildiği gibi. Anlamsız Mutasyonlar: Aminoasitlerin sentezini durduran kodlar da bulunur (UAA. çok farklı aminoasitler ve proteinler sentezlenebilir veya üretim tamamen durabilir. Silinmeler: DNA’dan bir veya daha fazla nükleotidin silinmesi sonucu meydana gelir. kodlanan aminoasit değişir ve hatalı mutasyon meydana gelir. buna geri mutasyon adı verilir. kromozom üzerindeki devasa bölgeler kromozomdan koparak silinebilirler. çünkü protein sentezi yarıda kalır. Biraz da bunlara örnekler verecek olursak: Kromozomal Büyütmeler (Amplifikasyonlar): Kimi zaman DNA kopyalanır. İşte bir mutasyon sonucu. UAG ve UGA). önceden üretilene benzer olduğu için çok ciddi sorunlar yaşanmaz ve hücrede çok farklılık meydana gelmez (sessiz mutasyonlar gibi). Tirosin denen bir aminoasidi kodlar. Geri Mutasyonlar: Dediğimiz gibi mutasyonlar oldukça rastlantısaldır.E V R İ M A Ğ A C I sonucu son nükleotit olan U’nun A’ya dönüşümü gerçekleşirse. Genomun tümünde meydana gelirse Çok kromozomluluk (polyploidy) olarak isimlendirilen bu durumda. fazladan bir ya da daha fazla nükleotidin eklenmesidir. DNA üzerindeki bilgiler 3’lü 3’lü okunamayacağı ve normalde okunması gereken sıra kayacağı için. hücre içerisindeki gen miktarı katlanmış ve dolayısıyla üretilen her kimyasalın miktarı artmış olur. Bunlar. bir durdurma kodonuna dönüşmesi sonucu. kimi zaman ölümcül olmadığı için çeşitliliğe sebep olabilir. bu geri mutasyondur. Nötral Mutasyonlar: Bu tip mutasyonlar. Bunun son aminoasidinin değişimi sonucu UAA oluşabilir ve bu bir durdurma kodonudur. Eklemeler: DNA dizilimine. Kromozomal Yer Değiştirmeler: Kimi zaman homolog olmayan kromozomlar arası gen parçaları transfer 82 . ancak hücre bölünmesi gerçekleşmez. bir nevi hatalı mutasyonlar ile sessiz mutasyonların karışımıdır. Çoğu zaman bu durumlar hücrenin işlevinin bozulmasına sebep olsa da. merkezi DNA’ya bilgilerin ökaryotların evrimi sırasında bu şekilde aktarıldığı düşünülür. sonuçları önceden tahmin edilemez olabilir. Bu da çoğu zaman hücrenin işlevini bozarken. anlamsız mutasyon meydana gelir. ilk mutasyonda AGG oluyor ve sonrasında tekrar mutasyon geçirerek AGC’ye dönüyorsa. Genellikle sonuçlar önceden tahmin edilemezdir. Dolayısıyla bu tip mutasyonlar tehlikeli olabilmekte ve hücrelerin ölmesine veya görevlerini aşırılıkla yerine getirmelerine sebep olabilir. ancak ekleme tipi olanlar belirli kurallar dahilinde (kimyasal yapı uyuşması gibi) meydana gelirler ve alanları daha dardır. Transpozonlar. Kromozomal Silinmeler: Bu durumda.

“Nötral dışı mutasyonların çoğu zararlıdır. canlının hayatta kalmasını veya üreme başarısını etkilemez veya önemsenmeyecek kadar az etkiler. Bu durumda da canlıda ciddi değişimler meydana gelebilecektir. bu alellerden biri silinir ve heterozigotluk yitirilir. Bu tip mutasyonlar faydalı da zararlı da sonuçlar doğurabilir. Bunlara bakacak olursak: Faydalı / Fonksiyon Kazandırıcı (Neomorfik) Mutasyonlar: Eğer yukarıda saydığımız herhangi bir mutasyonun sonucunda oluşan durum.” önermesi de koşullu yanlıştır çünkü canlıdan canlıya bu oran oldukça değişmektedir. Uzun lafın kısası. mutasyonun kalıtsallığını etkileyecektir. bu mutasyona faydalı mutasyon ya da fonksiyon kazandırıcı mutasyon denir. Heterozigotluğun Yitirilmesi: Bilindiği üzere her özellik kromozom üzerindeki alellerle temsil edilir. Zararlı / Fonksiyon Yitirici (Amorfik) Mutasyonlar: Eğer yukarıda saydığımız herhangi bir mutasyonun sonucunda oluşan durum. kromozomdaki bir gen veya nükleotit dizisi. mutasyonun meydana geldiği hücrenin görevi ve konumudur. eğer meydana gelen mutasyon. üretilen üreme hücreleri de. Tabii ki bir diğer çok önemli durum.E V R İ M A Ğ A C I edilebilir. Ancak burada altı çizilen yerler önemlidir. böyle bir genellemeye kalkışmak hatalı olacaktır. Drosophila melanogaster isimli meyve sineğinde yapılan bir araştırma. nötral etkili mutasyonlar canlının başarısına (fitness) etki etmezler. meydana geldiği durum ve zamanda işe yarar veya önceden yapılamaz bazı işlevleri kazandırabiliyorsa. Vücutsal (Somatik) Mutasyon: Bu tip mutasyonlar bireylerin üreme hücreleri veya organları haricindeki her- 83 . Ölümcül Mutasyon: Adından da anlaşılabileceği gibi.” önermesi yanlıştır çünkü mutasyonların çoğu nötraldir. protein yapısını değiştiriyorsa ve bu değişim nötral etkiye sahip değilse. mutasyonun meydana geldiği canlıda. Bu tip mutasyonlar istatistiki bir ortalama sürede. Dolayısıyla “Mutasyonların çoğu zararlıdır. Örneğin maya mantarında meydana gelen nötral-dışı mutasyonların sadece %7’si zararlıdır. Çünkü bu durum. Kaldığımız yerden devam edelim: Baskın Negatif (Antimorfik) Mutasyon: Eğer bir mutasyonun sonucunda oluşan durum. yaklaşık olarak sabit zaman aralıklarıyla meydana gelirler ve bu sayede Moleküler Saat Hipotezi ileri sürülebilmiştir. buna baskın negatif mutasyon denir. Buna kromozomal yer değiştirme denir. bu tip mutasyon geçiren bir canlı kısa ya da uzun dönemde. Bu durumda. Nötral Etkili Mutasyon: Nokta mutasyonlar altında saydığımız nötral mutasyonlardan farklı olarak. çünkü mutasyonların büyük bir kısmı nötraldir. meydana geldiği durum ve zamanda olumsuz sonuçlara veya önceden yapılabilen bazı işlevlerin kaybına sebep oluyorsa bu mutasyona zararlı mutasyon ya da fonksiyon yitirici mutasyon denir. eski durumun tam zıttının oluşmasını sağlarsa. Kromozomal Ters Dönme: Kimi zaman. Hemen bu konuya da girecek olursak: Kalıtsal Mutasyon: Bu tip mutasyonlar bireylerin üreme hücrelerinde veya üreme hücrelerini üreten organlarda meydana gelmelidir. edinilmiş bu mutasyona ve etkilerine sahip olacaktır. Kimi zaman. Bu sayede. yapıda köklü farklılıklar meydana gelebilir. Bu noktada bir açıklama yapmak gerekirse. Mutasyonları yukarıda değindiğimiz gibi canlıya getirilerine ve götürülerine göre de sınıflandırmak mümkündür. Yani mutasyon sonucu edinilen ya da kaybedilen özellikler. tamı tamına tersine dönebilir. Bu da önemli bir mutasyon tipidir. meydana gelen mutasyonun %70 ihtimalle zararlı etkilere sebep olduğu keşfedilmiştir. mutasyonun meydana geldiği canlıda. mutasyona bağlı olarak ölür. o da meyve sinekleri söz konusu olduğunda zararlıdır. sadece nötral olmayanların %70’i.

pozisyondaki Glutamik Asit isimli bir aminoasit. mutasyonların nasıl çeşitlilik yarattığını anlamak için yeterli olacaktır. Örneğin renk körlüğü geninde meydana gelen bir mutasyon. faydalı mutasyonlara bir örnektir. birey için yukarıda sayılan etkilerden herhangi birine sebep olabilir. FOX genlerinin memelilerde genel olarak embriyonik gelişimi kontrol ettiği bilinmektedir. Ancak ilginç bir şekilde. Daha sonradan farklı yöntemlerle benzer deneyler tekrarlanmış ve aynı sonuçlara ulaşılmıştır. ortam. beta-globin genindeki tek bir Adenin’in Timin’e dönüşmesi sonucunda meydana gelir. Sonrasında ise türleşme mekanizmaları dahilinde Evrim gerçekleşir. bu çeşitlilik. çoğumuzun bildiği üzere. insanlarda bulunan CCR5 isimli bir gende meydana gelen 32 silinme tipi mutasyon sonucu bu gen açısından homozigot bireylerde HIV direnci. Dolayısıyla bu mutasyon. coli bakterisi normal olarak laktozu parçalayamaz (laktoz intoleransı). Bu. heterozigot mutasyonlara örnektir. Homozigot Mutasyonlar: Bu tip mutasyonlar bir karakterin iki aleli (babasal . kalıtsal değillerdir. Tıpkı modifikasyonlarda olduğu gibi. Bu şekilde daha pek çok tanım yapmak mümkündür. Bu mutasyon sonucu 6. Valine isimli bir diğerine dönüşür.E V R İ M A Ğ A C I hangi bir hücrede meydana gelirler ve nesilleri etkilemezler. Meydana gelen mutasyon. bu genetik bozukluğa heterozigot olarak sahip olan Sahara Altı Bölge’deki bireylerin. tür içi çeşitlilik yarattığını bilmektir.SNP) denir. John Cairns ve ekip arkadaşlarının yaptıkları ve New Scientist dergisinde yayınlanan bir çalışma sonucu. ancak sadece tek bir alel üzerinde taşınırlar. dişi sivrisinek ile taşınan sıtma (malaria) hastalığına dirençli oldukları keşfedilmiştir. somatik mutasyonlarda da sadece mutasyonun meydana geldiği birey durumdan etkilenir.maternal) üzerinde de taşınabilir. mutasyonların Evrim açısından aşırı bir önemi olmadığını unutmamak ve mutasyonların en temel sonucunun. Burada önemli olan. 4) HIV (AIDS Virüsü) Direnci 2001 yılında yapılan bir araştırmanın sonucuna göre. Mu isimli bir bakteriyofaj (bakterileri enfekte eden bir virüs) kullanılarak genetik materyalde bulunan beta-galactosidase geninde meydana getirilen bir mutasyon sayesinde bakterilerin laktozu sindirebilmeye başladıkları ortaya çıkmıştır. 3) E. hem kalıtsal mutasyonlara hem de ölümcül mutasyonlara örnektir. 2) Atlardaki overo Geni Atlarda eşey hücrelerinin çalışmasından sorumlu overo isimli bir gende meydana gelen bir kromozomal büyütme (amplifikasyon) tipi mutasyon sonucunda doğan taylarda sindirim sistemi bozukluklarına rastlanır ve bu mutasyon sonucunda doğan tay kısa sürede ölür. zaman ve birey koşullarına göre ortaya çıkar. Şimdi biraz da bunlara örnekler verecek olursak: 1) Kılsız Köpekler Köpeklerde kıllar üzerinde etkili FOXI3 isimli bir gen bulunur. Ancak bu kadar örnek. coli Bakterisinde Laktoz Kullanımı E. Buna Tek Nükleotit Çokbiçimliliği (Single Nucleotide Polymorphism . ancak bu kadarının bile mutasyonların ne çeşitli olabileceğini anlamak için yeterli olacağını düşünüyoruz. Bu da faydalı mutasyonlara örnektir. heterozigotlarda ise HIV belirtilerinin ortaya çıkmasında gecikme meydana geldiği ispatlanmıştır. seçilim mekanizmalarına tabi tutulur ve faydası/zararı. Heterozigot Mutasyonlar: Bu tip mutasyonlar kalıtsaldır. vücudumuzda oksijen taşıyan hemoglobin molekülünde meydana gelen bir nokta mutasyon sonucunda. 84 . Science dergisinin Eylül 2008 sayısında yayınlanan bir makaleye göre (bkz: kaynaklar). Örnekler sonsuz sayıda arttırılabilir.paternal ve anasal . kromozom 17 üzerinde bulunan bu gende meydana gelen 7 ekleme tipi mutasyon sonucunda eskiden kıllara sahip olan köpekler kıllarını dökmektedirler. 5) Orak Hücre Anemisi Orak hücre anemisi. Ancak Boston Üniversitesi’nden Prof. Daha sonra.

facebook.com/treeofevolution 4 – Taksonomi Canlılar Nasıl Sınıflandırılır? 85 .E V R İ M A Ğ A C I http://www.

E V R İ M A Ğ A C I 86 .

her canlının belirli bir sistem dahilinde sınıflandırılması ve isimlendirilmesi gerekmektedir. Daha önceden.E V R İ M A Ğ A C I 1: Temel Kavramlar. hemen her kavramın İngilizcesini ve Latincesini de sizlere sunacağız. Şimdi ise. Ayrıca sizden gelecek olan yönlendirmeler dahilinde yazılar yazıp. gerçekten de bu fenomene bağlı olarak birbirlerine benzeyen ve benzemeyen pek çok canlı bulunmasıdır. bu türlerin nasıl tanımlanacağından bahsedeceğiz. Bu yazı dizimiz şunu hedefliyor: Taksonomik Sınıflandırma birimlerinin en üst basamaklarından biri olan Alan’dan başlayarak aşağıya doğru ineceğiz ve mümkün olduğunca fazla canlı grubunu ve özelliklerini tanıtmaya çalışacağız. Sözü daha fazla uzatmadan. İngilizce ve Latince sözcüklere Türkçe karşılıklar bulmakta zorlanılmaktadır. genişten sınırlıya doğru olmak üzere: Alan (Domain) Alem (Regnum/Kingdom) Şube/Filum (Phylum) Sınıf (Class) Takım (Order) Aile/Familya (Family) Cins (Genus) Tür (Species) 87 . Diğer yazı dizinlerimizde olduğundan farklı olarak. Ancak bunlardan en sık kullanılanları. bu yazı dizimiz “sonsuz” bir yazı dizisi olacak ve sürekli genişlemeyi hedefleyecek. Bu benzerliklerin de kendi içerisinde gruplandırılması. konunun “jargonunu” öğrenmenin de vaktinin geldiğini düşünüyoruz.php?note_id=172937476097669). Daha sonrasında ise diğe tanıtımlarımıza geçeceğiz. Konular ve Terimler Uzun bir süredir sizlere Evrimsel Biyoloji hakkında oldukça kapsamlı bilgiler sağlamaya çalışıyoruz. Bir de.com/note. Sınıflandırmanın bir diğer gereksinimi de. Bu sayede. yani sınıflandırma bilimini doğurur. mümkün olduğunca Türkçe literatürde geçen haliyle çevirilerini vermeye çalışacağız. Bu sebeple. taksonomi. Bu sebeple. Bu yazıda size genel kavramlar ve tanımlardan bahsedeceğiz ve ikinci yazımızda ise insan türünü ele alarak tüm ayrıntılarıyla bir sınıflandırmanın nasıl yapıldığını anlatacak ve insanın yakın akrabalarını tanıyacağız. Türleşme Yazı Dizimizde sizlere tür tanımından bahsetmiştik (https://www. geniş bir sınıflandırma atlası elde etmeyi hedefleyeceğiz. Bunu yaparken pek çok türden örnekler vereceğiz. canlılar bilimi olan biyoloji dahilinde. aynı şeyi birbirlerine anlatabilmelerini gerektirir. belirli kavramlar üzerinden binlerce bilim insanının birbiriyle anlaşabilmesi ve farklı dillerde konuşuyor olsalar bile. Çünkü bilim. konuya girebiliriz: Öncelikle. vs. Şimdi işin biraz daha bilimine girerek.facebook. Taksonomi’de gerçekten çok kapsamlı gruplar bulunmaktadır. Ne yazık ki ülkemizde bu bilimin üzerine fazla eğilinmediği için. arşivimizi genişleteceğiz. sınıflandırmanın sadece türlerden ibaret olmadığını görmek ve ayrıntıları öğrenmek adına bu sınıflandırmanın nasıl yapıldığına ve hiyerarşik gruplara bakacağız. Evrim bir doğa gerçeği olduğu için. sınıflandırma ve isimlendirme çok önemlidir. herkesin elinin altında durabilecek. hepinizin tahmin edebileceği üzere.

Bu sebeple bilim insanları bu sınıflandırmaya ara basamaklar ekleyerek. Hayvanlar Alemi altında 40 civarı filum bulunur. Daha aşağıya indiğimizde. mantarlar. arkeler ve protistalar artık ilgi alanımız değildir.Yani ökaryotlar arasından. oldukça kademeli ve yavaş bir süreçtir. bakteriler. bunun ilerleyen dönemde gelişerek bir omuriliğe dönüşen yapıya sahip canlılardan bahsettiğimizi ilan etmiş oluruz. Daha da spesifikleştirerek Memeliler sınıfına girdiğimizde artık kuşlardan. familya ile cins arasında kullanılan bir birim olan oymak/tribü (tribe) denen bir birimdir. Her bir basamak. tıpkı evrimdeki gibi. kılları vardır. Bir diğer örnek. Unutmamak gerekir ki Evrim. Yukarıda saydığımız herhangi bir sınıflandırma birimine bu ön eklerden birini ekleyerek. bir aşağıya indiğimizde. Kordalılar filumuna girdiğimizden ötürü.E V R İ M A Ğ A C I Genellikle ülkemizde lise eğitiminde değinilen bu sıralama. en üstten başlayacak olursak. sürüngenlerden. bazı kaynaklarda bu birimlerin arasına üst veya alt şeklinde girmek yerine. bireyler arası benzerlik artar. daha bilimsel adıyla spesifik bir alemi seçmiş oluruz. bahsetmediğimizi belirtmiş oluruz ve bu gruptaki tüm hayvanların süt bezleri vardır. gerçekten oldukça karışık bir hal alabilmektedir. bu gruptaki canlıların tamamı genellikle aktif olarak yer değiştirebilen. Eklembacaklılar gibi onlarca filumdan bahsetmediğimizi belirtmiş oluruz. spesifik bir grubu. Bunlardan en sık kullanılanı. artık sadece sırt ipliğine değil. daha üst bir sınıflandırma birimini veya daha alt bir sınıflandırma birimini işaret edebilirsiniz. Hayvanlar Alemi olarak bakarsak. Daha sonra gelen filum. halen çok geniş bir canlı grubunu barındırıyor olsa da. ihtiyaca göre değişebilmekte ve geliştirilebilmektedir. ökarya dediğimizde. kendisinden önceki basamakların özellikleri de halen taşınmaktadır. diğer filumlar olan Kafadanbacaklılar. Bu gruba. heterotrof (kendi besinini üretemeyen. Bu noktada bir örnek üzerinden devam etmekte fayda görüyoruz. İlk olarak. birden fazla sınıflandırma birimine aitmiş gibi görünebilmektedir. bu gruba giren bütün canlıların çekirdekli hücrelere ve zar yapılı organellere sahip olan ökaryotlar olduğunu biliriz. yavrularını belli bir süre ana karnında taşırlar. belirli özelliklere göre düzenlenmektedir. Gerçekten de. Kordalılar filumu altında bulunan bir alt-filum olan Omurgalılar’dan da bahsedersek. Bu hayvanın sınıflandırma bilimindeki yeri şu şekildedir: Alan: Ökarya (Eukarya) Alem: Hayvanlar (Animalia) Şube/Filum: Kordalılar (Chordata) Sınıf: Memeliler (Mammalia) Takım: Etçiller (Carnivora) Aile/Familya: Kedigiller (Felidae) Cins: Kedi (Felis) Tür: Ev Kedisi (Felis domesticus) Şimdi. bu sınıflandırmanın neye göre yapıldığına bakalım. çekirdeksiz ve zarlı organellere sahip olmayan hücrelerden oluşan prokaryotlar girmez örneğin. belirginlik artar. kimi kaynak tarafından Sınıf ve Takım arasında kullanılan lejyon (legion) birimidir. belirsizlik azalır. 88 . Artık. Örneğin orada belirtilmediği halde. Elbette ki. sınıflandırma bilimi gereği canlıların özellikleri daha spesifikleşmiştir. bu sebeple canlıların sınıflandırılması oldukça zor olabilmekte. Yani taksonomi. yeni bulunan bir tür. Gerçekten de Kordalılar filumuna ait bir birey mutlaka ilkel ya da ergin dönemde notokord denen sırt ipliğine sahip olmak zorundadır. Ayrıca kimi zaman. şu temel ve basit kuralları unutmamak gerekir: Yukarıdan aşağıya doğru birey sayısı azalırken. vb. Bunun için ise üst (super) ve alt (sub) ön eklerini kullanırlar. yumuşak bir geçiş yaratmaya çalışmışlardır. Örneğin bitkiler. Örneğin. dışarıdan alan). vs. Etrafımızda oldukça sık gördüğümüz hayvanlardan birini ele alalım: Ev kedisi (Felis domesticus). ökaryotik canlılardır. çok hücreli ve bir önceki basamağın da özelliğini taşımak zorunda olduğundan. doğrudan başka sınıflandırma birimleri de dahil edilebilir. balıklardan.

Şimdi. bu da bir klad belirtmez. Daha da aşağılara indiğimizde. Taksonomi’nin de. Etçiller takımından bahsederek durumu spesifikleştirir ve otçul olmayan memeli hayvanları ele aldığımızı belirtiriz. Latincenin sınıflandırma üzerindeki etkisi. bu sınıflandırmada resmi olarak bulunmayan çift yanlı simetrik (bilateria) veya ışınsal simetrik (radiata) gibi aslında bu sıralamadan hiçbirine girmeyen tanımlar yapabilir. artık köpeklerden. yukarıdaki standart taksonomi yerine. Bunun sebebi biraz da. Veya Tür A ve Tür C’yi birlikte ele alır. size yukarıda verdiğimiz ön 89 . bir türün belirli bir coğrafyada yaşayan ve yeni bir tür olacak kadar farklılaşmamış olan çeşitlerine denirken. Klad. bilim ile paralel olarak gelişmesi ve ihtiyaçlara cevap verecek şekilde modifiye edilmesidir. Türleşme Yazı Dizisi’nde bahsettiğimiz ve buradan da anlayabileceğiniz gibi. bu klasik sınıflandırma birimlerinden hiçbirine uygun olmayan biçimde. Bunun bir diğer örneği de. üst takım ya da süper takım. Ve son olarak cins ve tür de. sınıflandırmanın çok önemli bir görevi vardır: sınıflandırma sayesinde. bir türün pek çok özelliğini bilebiliriz. bazı arzulanan özellikleri vurgulamak adına orjinal sınıflandırmalar yapılabilir. bu bir kladdır. daha yumuşak geçişler için üst ve alt ön ekleri oldukça faydalı olabilmektedir.E V R İ M A Ğ A C I ortak özellikleri vardır. Tür A. her ne kadar modern sınıflandırmaya uymasalar bile. o canlıya ait onlarca özelliği bir anda bilebilmemizi sağlamaktadır. Kedigiller ailesine veya familyasına girdiğimizde. Az önce saydığımız gibi çok yaygın sınıflandırmalar artık bilim insanları arasında norm haline gelmiştir. Bu uzun anlatımdan da anlayabileceğiniz gibi. ortak atalarıyla birlikte alırsak (tani resmin tümünü) bu da bir kladdır. Yani Tür A ve Tür B’yi. dediğimiz gibi. Örneğin hayvanları simetrilerine göre sınıflandırmak isteyen ve bunu özellikle vurgulamak isteyen biri. Eğer sınıflandırma birimi bu şekilde belirgin ya da standart değilse. ancak ortak atalarını ele almazsak. dinozorlar gibi birden fazla takımı barındıran ancak bir sınıf olamayacak kadar geniş olmayan canlı grupları için kullanılır. eğer taksonomi bilgisine sahipsek. yukarıda da verdiğimiz örnekten anlayabileceğiniz gibi. bilim insanlarının özellikle belirli özellikleri vurgulamak istemelerinden ancak modern ve standart sistematiğin buna kimi zaman izin vermemesinden kaynaklanmaktadır. kediler ve türevlerinden bahsedeceğimizi ilan ederiz. bize son derece spesifik olarak tek bir hayvan türünü belirtir. genel olarak Biyoloji ve Tıp’ta olduğu gibi oldukça yoğundur. Bir diğer önemli nokta da şudur: Bazı durumlarda. çenek sayısına göre bitkileri sınıflandırarak tek çenekli (monocot) veya çift çenekli (dicot. yazının sonunda tekrar döneceğiz. bir ata ve o atadan gelen tüm torunları içine alan sınıflandırma terimine klad (clade) denir. atlardan veya eşeklerden değil de. ortak atayı da içine alan her türlü gruplandırma bir “klad” gösterir. Bunlar sınıflandırılmamış (unranked) sınıflandırma olarak isimlendirilebilirler. eudicot) denebilir. ayrıldıkları noktadan itibaren alırsak. bitkileri sınıflandırırken. belirli bir sınıflandırma birimi değildir ve her zaman “grup” anlamına gelecek şekilde kullanılabilir. Örneğin bir alt tür. Örneğin yukarıdaki resimde. Biz de buna uyarak. Bu şekilde standart dışı isimlendirilmelerinin sebebi. bu bir klad göstermez. Tür B ve Tür C’yi. Böylece oldukça kapsamlı bir şekilde. Ancak sadece Tür A’yı alırsak. bir türün adını bilmemiz bile. bu sınıflandırmanın dışına çıkarak. Buna.

uzatmamak adına buna girmeyeceğiz. oldukça üst sınıflandırma birimlerine kadar gidebilmekte ve Şube’den başlamaktadır. Yani hayvanlar için kullanılan son ekler ile. en sık onlar kullanıldığı için. belirli özelliklerin kısıtlandığını ve canlıların spesifikleştiğini unutmayınız. Ancak burada da bir zorluk karşımıza çıkmaktadır: Son ekler. Bitkiler için kullanılan son ekler. O notumuzu okuduğunuzda. Gelecekte daha ayrıntılı konulara da girebiliriz. Çünkü bir Latince sınıflandırma ismi duyduğunuzda. Bu örnekteki sınırlandırma. bunun sınıf mı takım mı olduğunu anlayabilmeniz ancak bu son ekleri bilmenize bağlı olabilecektir. 90 . ancak yukarıdan aşağıya inildikçe. sıkça kullanıldığında son derece faydalı olacak şekilde öğrenilebilmektedir. şimdi son ekleri vermek istiyoruz. Maymunlar ve İnsansılar) Oymak/Tribü: Hominini (İnsanlar ve Şempanzeler) İnsanın sınıflandırılması konusuna bir sonraki notumuzda ayrıntısıyla değineceğiz. Hayvanlara geldiğimizde ise çok daha kısıtlı bir son ek listesi görürüz: Üst Familya: -oidea Familya: -idae Alt Familya: -inae Oymak/Tribü: -ini Alt Oymak: -ina Bunu da bir örnek üzerinden açıklayalım ve örnek olarak en bildiğimiz hayvan türü olan insanı seçelim: Üst Familya: Hominoidea (İnsansı Maymunlar / İnsaymunlar) Familya: Hominidae (Hominidler / Büyük İnsaymunlar) Alt Familya: Homininae (İnsanlar. Dediğimiz gibi. sınıflara göre değişebilmektedir. Hemen bir örnek üzerinden açıklayalım: Şube: Bryophyta (Yapraklı Kara Yosunları) Sınıf: Takakiopsida Takım: Takakiales Familya: Takakiaceae Burada ayrıntılarına girmiyoruz. Listeleyecek olursak: Şube: -phyta Alt Şube: -phytina Sınıf: -opsida Alt Sınıf: -idae Takım: -ales Alt Takım: -ineae Üst Familya: -acea Familya: -aceae Alt Familya: -oideae Oymak/Tribü (Tribe): -eae Alt Oymak: -inae Bunlar ilk bakışta zor gibi gelebilse de. mantarlar veya bitkiler için kullanılan son ekler farklı olabilmektedir. Goriller.E V R İ M A Ğ A C I eklerden sonra. Biz burada sadece bitki ve hayvanlardan bahsedeceğiz. genellikle coğrafi koşullara göre olmaktadır.

Evrim’in kademeli geçişini göstermektedir. 91 . Evrim. canlıların sınıflandırılması da güç olabilmektedir. Taksonomi’nin görevinin abartılmaması da son derece önemlidir. bilimsel bir gerçek olarak. Ne yazık ki Taksonomi’yi öğrenmenin çok kolay bir yolu yoktur. son derece yavaş ve kademeli işleyen bir süreç olduğundan ötürü. Ancak bu notumuzdan alınması gereken önemli birkaç nokta şudur: Taksonomi. pek çok bilim insanı tarafından farklılaştırılmış bir bilim dalıdır ve bu sebeple günümüzde halen amansız tartışmalar sürebilmektedir. Evrim’in kanıtlayıcı bulgularını zora düşürmek yerine. tam tersine. türler arası geçişlerin genellikle pürüzsüz ve yavaş olmasındandır. bilimin yetersizliğinden çok. bu güçlükler. Taksonomi. Bunu yapan bir birey. Tamamen pratik yaparak ağız alışkanlığı edinmek ve bol bol canlı sınıflandırıp. Unutmamak gerekir ki. doğruluğunu test etmek şeklinde çalışılmalıdır.E V R İ M A Ğ A C I sınıflandırmanın önemini bir kere daha anlayacaksınız. en nihayetinde bilim insanları arasında anlaşmayı sağlamayı hedefleyen bir dilden ibarettir ve bilimin gerçekliği veya bulguları üzerinde hiçbir söz hakkına sahip değildir. kısa bir süre içerisinde pek çok sınıflandırmanın altından başarıyla kalkabilecektir. Yani yeni bulunan bir canlının hangi gruba ait olduğunun bilinememesi.

açık bir biçimde. zekasıdır. hele ki 7 sayısı ele alındığında bu önemsizlikdaha da belirginleşir. tüm maymunların ortak atası ise 47 milyon yıl yaşında. tüm canlıların yerleştirildiği Evrim Ağacı’nda veya daha bilimsel adıyla Filogenetik Sınııflandırma Ağacı’nda nerededir? Evrimsel Biyoloji sayesinde biliyoruz ki.000 milyon yıl (4 milyar yıl) olduğu düşünülürse. biri hariç tamamı günümüzde bilimsel geçerliliğini yitirmiştir. insana gidecek olan kollar. ancak meraklısı için bulunmaz bir kaynak olacaktır diye düşünüyoruz.facebook. Hayvanlar ve Mantarlar (Opisthokonta) Klad: Hayvanlar ve Tek Hücreli Yakın Akrabaları (Holozoa) Alem: Hayvanlar (Animalia) Alt Alem: Gerçek Dokulular (Eumetazoa) Klad: Çift Yanlı Simetrikler (Bilateria) Üst Şube: İkincil Ağızlılar (Deuterostomia) Şube/Filum: Kordalılar (Chordata) Alt Şube: Omurgalılar (Vertebrata) İnfra Şube (Infraphylum): Gerçekçeneliler (Gnathostomata) Üst Sınıf: Dört Üyeliler (Tetrapoda) Sınıf: Memeliler (Mammalia) 92 . Bu konulara başka yazılarda zaten değinmiştik. en son ürün olan insandan başlayarak ele alınır ve ilk canlıya kadar takip edilir. 7 milyon yıldır var olan türler. tekrar girmeyeceğiz. Biz bu yazıda. Bu kitapta. tek bir zeka evriminden ötürü farklı olduğunu düşünmek. Richard Dawkins’in “Ataların Hikayesi” isimli kitabıdır. 4. Belki biraz uzun bir yazı olacak. Mantarlar (Unikonta) Klad: Arkadan Kamçılılar. Böylece taksonomik sınıflandırma dahilinde Alem (Kingdom) ve hatta Alan (Domain) düzeyine kadar çıkılır. insan da. Ama en yakın akrabalarıyla ilişkileri nelerdir? İnsanı oluşturacak canlı grupları ne zaman diğer canlılardan ayrılıp kendi evrim yollarına girmiştir? Şimdi bunları ele alacağız. insanın taksonomik sınıflandırmasına bir göz atalım: Tip: Canlılık (Biota) Süper Alan (Superdomain): Arkeler ve Ökaryotlar (Neomura) Alan: Ökarya (Eukarya) Klad: Amipler. kavramlar sonucunda insan. düşünme. İnsanı insan yapan özellik. merak vb. kendisi haricindeki tüm canlılarla belirli bir uzaklıkta akrabadır. kendini övme ve yüceltme arzusunu ve dolayısıyla insanın zeki olsa bile akıllı bir hayvan olamadığını bizlere göstermektedir. bu önemsizlik akıl almaz boyutta artacaktır. o kadar geriye gitmeyeceğiz. pek çok iddia ortaya atılmakla birlikte.2 milyon yıl) olduğunu göz önüne alacak olduğumuzda ise. o kadar geriye gitmeyeceğiz ve insanın sadece yakın akrabalarını ele almaya çalışacağız. bildiğiniz üzere zekası bugüne kadar en çok evrimleşmiş hayvan türüdür. açık bir şekilde ortadadır ki. insan Hayvanlar Alemi’ne ait bir hayvan türüdür ve ortaya çıkışı. Bilimsel olarak artık bunu sorgulamaya dahi gerek yoktur ve bilimsel bir gerçek olarak literatürdeki yerini almıştır. Günümüzde. kendisinden önceki bazı hayvan türlerinin evrimleşmesi sonucunda gerçekleşmiştir. Bu zekanın yan ürünü olarak gelen veya diğer hayvanlardan fazla gelişen algı. insan. Bu konuda yazılmış tahminimizce en kapsamlı kaynak. Zaten insanın. hayvanlarla olan trilyonlarca benzerliğine rağmen. çünkü bir yerden sonra oldukça karmaşıklaşmakta ve insan ile artık o kadar da bariz bir alakası kalmayan hayvan türlerine girilmekte. Öncelikle. kendi özünü merak etmiş ve arayışa yönelmiştir. apaçık bir şekilde. ancak merak edenler. tersten. Bu arayışta.000 yıldır (0.000 sayısının yanındaki 47 sayısının ne kadar önemsiz olduğu görülebilir. Dolayısıyla biz. tüm diğer canlılar gibi. aşağıdaki bağlantıya göz atabilirler: İnsan Zekasının Önemi ve Zekanın Üstün Görülmesinin Tehlikeleri Üzerine https://www.E V R İ M A Ğ A C I 2: İnsanlar ve Yakın Akrabalarının Taksonomik Sınıflandırılması Üzerine İnsan. insan zekasının kibrini. En nihayetinde insan ve insanı atalarımız.com/note. Evrim Tarihi’nin yaklaşık 4. Hayvanlar. Modern insan dediğimiz Homo sapiens’in ise sadece 20.php?note_id=174667295924687 Peki.

sadece insan için değil. Ancak ilerde. aşağıya inildikçe daha da spesifik bir grup (klad) haline geldiğini unutmayınız. Primatlar. tüm canlılar (ve hatta cansızlar) için yapılabilmektedir. Primat. Sivri Sincapçıkgiller. kelime anlamı olarak Latinceden gelir 93 . Öyleyse başlayalım: Primatlar. yukarıdaki parantezler içerisindeki Latinceleri gözden geçirmenizde fayda görüyoruz.E V R İ M A Ğ A C I Alt Sınıf: Doğuran Memeliler (Theriiformes) İnfra Sınıf (Infraclass): Plasentalı Memeliler / Eteneliler (Eutheria / Placentalia) Üst Takım (Superorder): Kemiriciler. biz de Latince kavramlar üzerinden gideceğiz. Dolayısıyla. kavramların Türkçe karşılıklarının olmaması veya en azından tek kelimelik. Şempanzeler. en geniş gruptur. gerekli görürsek bunlarla ilgili açıklamalar yapacağımız yazılar yayınlayabiliriz. yukarıdaki basamakların Takım’dan üstünü izah etmeyeceğiz. Tavşanımsılar. Zaten bir göz atacak olursanız. Görebileceğiniz gibi. Ancak oradaki canlılar da. Yukarıda verdiğimiz Taksonomi ile ilgili temel bilgileri içeren bağlantımızda verdiğimiz birkaç örnekte daha kısa sınıflandırma vermemizin sebebi. Goriller ve Ataları (Homininae) Oymak/Tribü: İnsanlar. biz bunları Takım’dan itibaren ele alacağız. Yol haritamıza bakacak olursak: Dediğimiz gibi. basit karşılıklarının olmaması sıkıntı yaratabilmektedir. her bir basamakta canlıların nasıl sınırlandığını ve belirginleştiğini görebilirsiniz. Abalı Memeliler (Euarchontoglires) Takım: Primatlar / İri Beyinli Yüksek Memeliler (Primata) Alt Takım: Kuru Burunlu Maymunlar (Haplorrhini) İnfra Takım (Infraorder): Maymunlar (Simiiformes / Simians: Simiyenler) Geçiş Takımı (Parvorder): Eski Dünya Maymunları ve İnsaymunlar (Catarrhini) Üst Familya: İnsaymunlar / İnsansılar (Hominoidea / Apes) Aile/Familya: Büyük İnsaymunlar (Hominidae / Great Apes) Alt Familya: İnsanlar. Yerden kazanmak adına. Şempanzeler ve Ataları (Hominini) Alt Oymak: İnsanlar ve Ataları (Hominina) Cins: İnsan (Homo) Tür: Anatomik Olarak Modern İnsanlar / Düşünen İnsanlar (Homo sapiens) Alt Tür: Modern Düşünen İnsan (Homo sapiens sapiens / Wise Human) Bu kapsamlı sınıflandırma. Bu sebeple. insanın en yakın akrabalarını içine alan. bu şekilde ayrıntılı sınıflandırılabilmektedir. Yukarıdaki her bir basamağın. kafa karışıklığına engel olmaktı.

19 tür yünlü lemuru. 26 tür sportif lemuru.Ön Maymunlar (prosimiyenler). Nemli Burunlu Maymunlar (Strepsirrhini): İçerisinde 32 tür cüce lemur ve fare lemuru. sadece Madagaskar Adası’nda ve Güney Doğu Asya’da bulunurlar. 19 tür ise galagoyu barındıran gruptur. Primatlar içerisinde Ön Maymunlar (Prosimians. lorisler. Afrika’da da yaşamaktadır. 9 tür loris. lorisler. Yukarıda açıkladığımız Nemli Burunlu Maymunlara. Prosimiyenler: lemurlar. ayaylar ve tarsiyerler) ve Maymunlar (Simians: Eski Dünya Maymunları ve İnsaymunlar) bulunur. galagolar. 94 . ayaylar ve tarsiyerler bu gruba girerler. 1 tür ayayı. 22 tür lemuru. Temel olarak tarsiyerler hariç büyün Ön Maymunlar’a Nemli Burunlu Maymunlar denir. Lemurlar. Nemli Burunlu Maymunlar (Strepsirrhini) ve Kuru Burunlu Maymunlar (Haplorrhini) şeklinde iki büyük Alt Takım’a da ayrılabilirler. galagolar. potos ve türevlerini. “birinci kademe” gibi anlamlar taşır. Bir grubu. . Primatlar bunun haricinde.E V R İ M A Ğ A C I ve “birincil”. tersiyerleri eklediğimizde elde ettiğimiz grup Ön Maymunlar’dır.

marmosetlerin ve tamarinlerin 42 türünü. Maymunlar.E V R İ M A Ğ A C I Kuru Burunlu Maymunlar (Haplorhini): Temel olarak tarsiyerleri. Yeni Dünya Maymunları’nı. hatta gözlerinin her biri. titiler. Güney Amerika’da keşfedilmiş ve yaşıyor olmalarıdır. Maymunlar (simiyenler). beyinleriyle aynı büyüklüktedir. Gececil (nokturnal) hayvanlardır. Bu maymunların 40 milyon yıl önce insana gidecek Evrim Ağacı kolundan ayrıldığı düşünülmektedir. Bu maymunlara “Yeni Dünya Maymunu” denmesinin sebebi. Yeni Dünya Maymunları’nı. -Tarsiyerler (Tarsiidae): İçerisinde 9 tür tarsiyeri barındıran familyadır. diş yapılarına bakarak da ayırt edebiliriz. Devasa gözlere sahiptirler. iki yana dönük gibidir. kapuçinler ve sincap maymunlarının 17 türünü. baykuş maymunlarının 10 türünü. “basık burun” demektir. Burun delikleri. 95 . maymunları (simiyenler) ve insaymunları (apes) barındıran gruptur. İsimlerini uzun tarsus kemiklerinden alırlar. Tüm bireyleri Güney Doğu Asya’da bulunur. Yeni Dünya Maymunları’nın bir diğer ayırt edici özellikleri. Bu tip maymunların 12 adet premolar dişi (kesici ile çiğneyici dişler arasındaki geçiş dişleri) bulunur. Temel olarak ortalama büyüklüktedirler. Yeni Dünya Maymunları. sakisler ve ukarislerin 42 türünü ve örümcek maymunlarının 28 türünü barındırır. 3 renkli (trikromatik) görüşe sahip değildirler. İçerisinde barınan türler ve miktarlarına aşağıda değineceğiz. Eski Dünya Maymunları’nı ve İnsaymunları kapsar. genel olarak Ön Maymunlar’dan daha iridirler. “kavrayıcı kuyruk” yapısına sahip olmalarıdır. Bilimsel isimlerini veren Platyrrhini. Yeni Dünya Maymunları’nı ayırt etmenin en kolay yolu. Yeni Dünya Maymunları (Platyrrhini ailesi geçiş takımı veya Arthropoidea infra takımı). burunlarının basık olup olmadığına bakmaktır.

genellikle irilik açısından ortalama bir büyüklüğe sahiptirler. Kimi ağaçlar üzerinde yaşarken (arboreal). hayvanla- 96 . Eski Dünya Maymunları’nın çoğu hem etçil hem otçuldur (omnivor) ancak genel olarak yeşillik ile beslenmeyi tercih ederler. burada alt başlıklara bir son vererek yeni bir dallanmaya başlamak istiyoruz. kısa ve güçsüz bir kuyruğa sahiptirler. ağaçlara asılı kalmaya elverişli bir biçimde evrimleşmiştir. geri kalan İnsaymunların çoğu Afrika ve Asya’da yaşamaktadır. 135 tür maymunu kapsamaktadır. tamamen karada yaşayan (terrestial) türler de bulunmaktadır. Bu İnsangiller ise şempanzeleri. gorilleri. Bu tip maymunlarda 3 renkli (trikromatik) görüş bulunmaktadır. Ayrıca Yeni Dünya Maymunları’ndan farklı olarak kavrayıcı bir kuyruğa değil. İnsan türü Dünya’nın her yerine yayılmış olsa da. 135 tür gibonu barındıran Gibongiller (Hylobatidae: “küçük insansı maymunlar” veya “düşük insaymunlar”) familyasını ve 4 tür yüksek maymunu barındıran İnsangiller (Hominidae: büyük insansı maymunlar) familyasını kapsar. Eski Dünya Maymunları’nın burunları basık değildir ve dardır. Bunlar. Okumanın zorlaşmaması adına. Hemen hemen hepsi hem etçil hem otçuldur (omnivor). Ağaçlar üzerinde yaşayan türlerin baş parmakları. bazı toparlayıcı açıklamalar yapmakta fayda görüyoruz: Buraya kadar anlamış olabileceğiniz gibi. insanları ve orangutanları barındırmaktadır. İnsaymunlar (Apes / Hominoidea). Goriller ve insanlar hariç tüm gerçek insaymunlar ağaçlara tırmanmakta ustadırlar.E V R İ M A Ğ A C I Eski Dünya Maymunları (Cercopithecidae ailesi veya Catarrhini geçiş takımı) (babunlar ve makaklar). Çok geniş bir alanda yaşarlar ve temel olarak Afrika ve Asya’da bulunurlar. Aralarında vejetaryen olaran türler de bulunur. İnsanlar dışındaki insaymunların çoğu yok olma tehlikesi altındadırlar veya seyrek bulunurlar. Ancak öncesinde. Eski Dünya Maymunları’nın 8 adet premolar dişi bulunmaktadır.

Bu sebepledir ki Evrim Ağacı katiyetle bilim-dışı kaynaklara itibar etmez. zaten maymundurlar! Bunu defalarca söylemiş olsak da. Ses çıkar- 97 . bundan yaklaşık 47 milyon yıl önce Eosen Dönemi’nde yaşamış olan Darwinius masillae isimli (popüler adı: Ida) bir türdür. üşengeçlik ve adilikten de kaynaklanmaktadır. vahşi bir biçimde saldırabilir veya çığlıklarla saldırganı uzaklaştırabilirler. insanlar ile diğer maymunların ortak atası. uçamayan memeliler arasındaki en hızlı hayvandırlar. özellikle de Sumatra. Sesleri. Gibonların en önemli özelliği. bir diğer maymun olamaz. 3-5 cahil veya bilgisiz insanın sırf para kaynaklarını kullanarak televizyon. maymunlardan gelmezler! İnsanlar. Evrimsel Biyoloji açısından ve dolayısıyla yine bilimsel olarak ise. sadece bilim düşmanlığından değil. Şimdi. birileri (binlerce bilim insanı) bütün ömürlerini tek bir türü ve ailesini anlamaya harcarken. daha az cinsel çift-biçimli (sexual dimorphism) olmalarından. “insan” dediğimiz tür. Bunu. Sarı Yanaklı Şebekler (Nomascus) ve Siyamang (Symphalangus). yukarıdaki taksonomi. bilimsel olarak zaten maymundurlar. Bu sebepledir ki. Yine de. Hulok Gibonları (Hoolocks). Dediğimiz gibi 135 tür Gibongil’i ve 4 tür yüksek maymunu barındırır. Kromozom sayılarına göre 4 cinse ayrılırlar: Hilobatlar (Hylobates). son derece sosyal hayvanlardır ve alanlarına çok ciddi bir biçimde bağlıdırlar. Bu önemli gördüğümüz açıklamayla birlikte. Kuzey ve Güney Çin’de. Gerçekten Biyoloji konusunda uzman olmak gerekmektedir ve her biyologun da ustalıkla altından kalkabileceği bir iş değildir. Açık ara farkla. Şimdi bunları inceleyelim: Gibongiller (Hylobatidae): Bunlara. Gibonlar. Bu tür. Borneo ve Java’da yaşarlar. korkaklık. çağdaşı bir diğer modern hayvan olamaz! Bu sebepledir ki. Bu canlıya “maymunsu” gibi yeni bir isim vermemiz gerekmektedir. yerden 15 metre yükseklikte. Gibonlar. gerçek bir hareket ustasıdırlar ve çok hızlı bir şekilde ağaçtan ağaca ilerleyebilirler. yerde iki ayakları üzerinde yürüyebilirler (bipedalism). Alanları ihlal edildiğinde. gazete ve diğer yayın organları aracılığıyla. Çünkü bu infra takımın günümüzdeki üyeleri zaten modern hayvanlardır ve bir modern hayvanın atası. bu narin emeği hiçe sayarak bilime saldırmaları.E V R İ M A Ğ A C I rın sınıflandırılması oldukça karışık ve zorlu bir iştir. Üstelik gerekirse. aynı zamanda “düşük insaymunlar” ya da “küçük insansı maymunlar” da denmektedir. Yani insanlar. yuvalarının olmamasından ve bazı anatomik farklılıklardan kaynaklanmaktadır. “maymun” dediğimiz infra takımdan “gelemezler” ve “evrimleşemezler”. Ön Maymunlar (Prosimiyenler) ile Maymunlar (Simiyenler) arası “geçiş türü”dür ya da “kayıp halka”dır ve yapbozu muhteşem bir şekilde tamamlar. Bu ortak ata. maymunlar (simiyenler) infra takımının bir üst familyasıdır. Gibonlar genellikle tropikal veya alt tropikal iklimde yaşarlar ve dolayısıyla Hindistan ve Endonezya’daki yağmur ormanlarında. edenlerin de bu manipülasyona alet olmasına izin vermez. “yüksek insaymunlar”a göre küçük olmalarından. Aralarından en irisi Siyamang’dır. vakit kaybetmeden daha alt kısımlara da inebiliriz: İnsaymunlar (Hominoidea): Zaten genel hatlarıyla yukarıda açıkladığımız bu grup bir üst familyadır. Tek bir türün filogenetik sınıflandırılmasını incelemek bile çok uzun yıllar alabilmektedir. güvenilmez ve şahsi inançlarının kendilerine verdiği sözde yetkilere dayanarak. saatte 56 kilometre hızla yapabilirler. bilek eklemlerinin “yuvalı topuzlu eklem” (ball in socket) şeklinde olmasından dolayı bileklerini iki yönde de hareket ettirebilmeleridir. 1 kilometre uzaktan bile duyulabilmektedir. Kendilerine “düşük insaymunlar” denmesinin sebebi. bunu açıkça ortaya koymaktadır. yukarıda kalın harflerle yazdığımız yazının manipüle edilip yanlış anlaşılabileceğini düşünerek izah edelim: İnsanlar. emek hırsızlığı. bilime dönecek olursak: Burada ilk gözümüze çarpan nokta şu olmalıdır: İnsanlar. Ayrıca 8 metreye kadar sıçrayabilirler.

konuyla ilgili bazı terimleri vermekte fayda görüyoruz: Hominoid kelimesi. çiftleşme sırasında da karşıt cinslerin yaptıkları düetler önem arz etmektedir. Yiyecek miktarı az olduğunda. İnsanlar. bu türden evrimleşmiştir. Neolitik Devrimi’nden beri (avcı-toplayıcı düzenden tarımsal düzene geçiş) tahıl ve nişastalı besinleri ve özellikle de eti tercih etmektedirler. yani goriller. şempanzeler ve insanlardan bahsederken kullanılmaktadır. Bu noktada. Hominidae. insaymun kelimesi ile aynı anlamda kullanılmaktadır. insanlar ve orangutanlar. En küçüğü. Çoğu hem etçil hem otçuldur (omnivor) ancak insanlar hariç çoğu daha çok meyve yemeyi tercih eder. Kısaca. Günümüzde. Temelde çok köklü değişimler olmasa bile. insaymun soyağacında dış grup (outgroup) olarak yer alırlar. Çiftleşme sırasında genellikle erkekler şarkı söyleyerek dişileri etkilerler. Yüksek İnsaymunlar (Hominidae): Bu aile 4 cinsi taşır: şempanzeler. Beslenmedeki bu önemli 98 . diğer maymunlardan yaklaşık 15-20 milyon yıl önce ayrılmışlardır. bütün yüksek insaymunlara hominid denmektedir. ağırlığına ulaşabilen gorillerdir. goriller. Hominan kelimesi Hominina alt oymağına işaret eder ve sadece insansıları kapsar. Human (İngilizce) kelimesi ise Homo cinsine ait bir birey için kullanılır.E V R İ M A Ğ A C I ma konusunda uzman bir hayvan olan Gibonlar için. büyük ve kuyruksuz maymunlardan oluşmaktadır. ancak kimi zaman. gerektiği zaman (alet yaparken. şempanzeler ve insanları kasteder. Hominoidea üst familyasının tamamına işaret eder. ancak çalışmalar sürdürülmektedir. bambu yaprakları ve gövdelerini de yiyebilirler. Gibonlar. Henüz bu türe ait fosil kaydı bulunmamaktadır. Hominidae ailesinin kendi içerisindeki ilişkileri. Hominin kelimesi Hominini oymağı için kullanılır ve bonobolar. Gibonlar. Zaten genelde hominidlerin erkekleri dişilerinden daha iri olmaya meyillidir. Bu. Pek çoğu. Ortak ataları bundan 14 milyon yıl kadar önce yaşamıştır ve orangutanlarla geri kalan aileler. Homininae alt familyası demektir. yiyecek toplarken.) iki ayak üzerinde yürüyebilseler de çoğunlukla ellerini de yürümek için kullanırlar. En büyükleri ise erkekleri 140-180 kg. beraber söyleyerek gibonlara göre en uyumluların seçildiği de görülmektedir. ortak atadan ayrılan ilk aile olmalarından kaynaklanmaktadır. cinslerin birbirleriyle olan akrabalıkları gözden geçirilmiştir. Hominine kelimesi. 30-40 kg. bilimin ilerlemesiyle birlikte birkaç defa değiştirilmiştir. yarı-zorunlu dört ayaklılardır (predominant quadraped). ağırlığındaki Bonobo maymunlarıdır. vs.

yine okuma kolaylığı açısından bu şekilde maddeler halinde değil ama tek tek bahsetmek istiyoruz. 7 farklı cinsi barındırmakla birlikte. Geç Miyosen Dönem’de (bundan 5 ila 10 milyon yıl önce) yaşamış olan. Ouranopithecus ve Griphopithecus cinslerinin soyu tükenmiştir. kelimeleri ve cümleleri analiz edip algılayabilmektedir. Geriye kalan Gigantopithecus. insanların dişleri ve çeneleri diğer insaymunlara göre oldukça daha küçüktür. Goriller ve Şempanzeler) ve Ponginae (Orangutanlar). 5-10 kişilik aileler halinde yaşarlar. En zeki insaymun cinsleri arasında yer alırlar ve dalları kullanarak kendilerine yatak. Ponginae (Orangutanlar): Bu alt aile. zekanın evriminde çok önemli role sahiptir. Bundan sonraki alt başlıklardan da. ne yazık ki bunların 6 tanesinin soyu tükenmiştir. İnsaymunların çoğunda gebelik 8-9 ay arası sürmektedir. başka bir yazımızda tekrar değinebiliriz. Bu konulardaki araştırmalar halen sürdürülmekle birlikte önemli bir örnek olarak Kanzi isimli bir bonobo maymunu. Günümüzde bu cinse ait iki tür yaşamaktadır: Pongo pygmaeus (Borneo Orangutanı) ve Pongo abelii (Sumatra Orangutanı). Hominidae de kendi içerisinde ikiye ayrılır: Homininae (İnsanlar. Hominidlerin dişleri temel olarak Eski Dünya Maymunları’na benzerken. Böylece çok daha güçlü bir algılama düzeyine ulaşabileceğinize inanıyoruz. Genellikle kızıl-kahverengi renktediler. Asya’da (sadece Endonezya ve Malezya’da) ağaçlar üzerinde (arboreal) olarak yaşamaktadır. Böylece gen akışı meydana gelmiş olur. şempanzelere göre daha fazla cinsel çift-biçimlilik bulunmaktadır (sexual dimorphism). Bunlardan bizim açımızdan ilginç olanı. Gorillerde. Orangutanlardan geriye kalan son cins olan Pongo’ya bakacak olursak: Bu cins. aletler üretebilmektedirler. çatal. Lufengpithecus. atalarımızın ve bizim bir milyon yıl kadar bir süredir pişirilmiş et yememizdir. Sivapithecus. Goriller ve şempanzeler. Ancak dişiler. Orangutan kelimesi. Bu cins. Bunun sebebi de. Dişiler. Ankarapithecus. Ayrıca tüm Yüksek İnsaymunlar’da gelişmiş zeka ve ses çıkarma becerisi bulunmaktadır. Ankarapithecus isimli cinstir. Bunlara. Bu hayvanlarda erkek egemen bir düzen hakimdir. bu arayışları sırasında başka erkeklerle çiftleşebilirler. 99 . Hominidae ailesi içerisinde ayrılan ilk gruptur.E V R İ M A Ğ A C I değişim. Kimi zaman bu sayılar artabilmektedir. Pongo cinsidir ve orangutan anlamına gelmektedir. Diğer insaymunlara göre daha uzun kollara sahiptirler. 25 kilogram ağırlığındaki bir türdür ve 1950’lerde Ankara’da keşfedilmiştir. vb. Malezya dilinde “orman insanı” anlamına gelmektedir. Geriye kalan tek cins. silah. insan dilini %93’lük bir başarıyla anlamakta. besin stokları azaldığı zaman farklı yönlere giderek besin arayabilirler ve erkekler onları kontrol edemez hale gelirler.

5 metre boyunda. hareketli bir başparmağa sahiptirler. bizden 7 milyon yıl önce ayrılan gorilleri görelim: Gorillini (Goriller): Goriller. Goriller ve Şempanzeler): Bu alt aile. Genellikle yalnız başlarına yaşarlar. Günün çoğunu beslenerek ve avlanarak geçirirler. Benzer şekilde yaptıkları aletlerle. insanlardan sadece ortalama %1. “orangutan zekası” denen kavramı ortaya koymaktadır. Şimdi burada. bu sayede ağaçlar üzerinde avantaj sağlayabilirler. düşmanlarına göz dağı verebilecek kadar çok ses çıkarabilirler.6’lık bir kısımla farklıdır. Homininae (İnsanlar. Orangutanların elleri. kimi sürekli aynı popülasyonda kalırken. Bu konuda onlarca araştırma yapılmıştır ve her biri. genel olarak el parmaklarını 100 . kimi popülasyondan popülasyona yer değiştirebilir. 2 türe ve 4-5 alt türe ayrılırlar: Gorilla gorilla ve Gorilla beringei. yapraklara şekil vererek onları hoparlör şeklinde kullanabilmekte ve bu sayede seslerini daha uzaklara duyurabilmektedirler. Goriller. Orta Afrika’da yaşayan güçlü yapılı insaymunlardır. orangutanlar yüzemezler. ancak anne ile yavru arasında sıkı bağlar gözlenebilir. İnsaymunlar arasında en çok ağaçlar üzerinde kalan alt familyadır ve hemen hemen tüm zamanları ağaçlarda geçer. 30-80 kilogram arasındadır. Diyetlerinin %65-90 arası meyvelerden oluşur. Tek bir popülasyon hariç. genel olarak 1. temel olarak Hominini (İnsanlar ve Şempanzeler) oymağı ile Gorillini (Goriller) cinsini barındırır. Bu sebeple bilim insanları onları “yalnız ama sosyal” hayvanlar olarak tanımlarlar.E V R İ M A Ğ A C I Orangutanlar.2-1. insanların ellerine oldukça benzemektedir ve parmak yapıları benzerdir. insanlardan farklı olarak. Ancak ayaklarında. Gorillerin genleri. Hatta kimi orangutanlar. Orangutanlar kendilerine alet yaparak böcekleri yuvalarında avlayabilirler. Popülasyonları genelde sabit ve değişken bireylerden oluşabilir.

ekibi yönlendirir ve korur. ancak erkekler çok nadir vakalar hariç asla dişileri yaralamazlar. Aynı zamanda 2000 civarı İngilizce kelimeyi tanımaktadır. Yılda 1 defa çiftleşirler. Ayrıca goriller. Genelde hamilelik 8. gruplar halinde yaşarlar. Çok önemli ve ilginç bir şekilde. Her bir durum için ayrı ses çıkarırlar ve bu sesleri ayırt etmek kolaydır. Hatta kimi grupta sadece erkekler vardır. İnsanlar gibi kendilerie has parmak izleri vardır. genelde erkeklerin yarısı kadardırlar. Gorillerde de gelişmiş bir ses yapısı vardır. Koko isimli bir goril. Her grubun erkek bir lideri bulunur ve tüm kararları o alır. Gorillerde. Gorillerde zeka da oldukça gelişmiştir. Bazı goriller. Kısa mesafelerde iki ayak üzerinde yürüdükleri de tespit edilmiştir. Gorillerde.E V R İ M A Ğ A C I boğum yaparak ve onlardan destek alarak. geçmiş ve gelecek ayrımının (zamanın) farkındadırlar. tepinir ve vururlar.5 ay kadar sürer. Renkleri değişebilse de. Goriller. sadece bonobolar ve insanlara özgü olduğu düşünülen yüzyüze cinsel birleşme görülmüştür. taşları keskinleştirerek sert kabuklu meyvelerin kabuklarını kırmayı keşfetmişlredir. dört ayak üzerinde yürürler. Hemen hemen bütün gorillerin kan grubu aynıdır ve B tipidir. Bilim insanları .70 metre civarındadırlar ve 140-200 kg. Erkekler ve dişiler arasında genelde sert bir ilişki vardır. Dişilerse. Gorillerin kimi gruplarında birden fazla erkek lider bulunabilir. 101 . Çok güçlü duygusal bağlara sahip olabilirler ve ailelerine bağlıdırlar. Amerikan İşaret Dili’ne ait 1000’den fazla işareti anlayıp bu dilde cevap verebilmektedir. anlaşmazlıkları çözer. 25 farklı ses tipi tanımlayabilmişlerdir. Hatta bazı gorillerin dini inançları olduğu düşünülmektedir. bu da insanların ilk zamanlardaki yaptıkları aletlerin evrimine benzemektedir. arasında olabilirler. Dişiler. Goriller de oldukça gelişmiş bir şekilde alet yapıp kullanabilmektedirler. erkeklere bağımlı olarak yaşarlar. 1. insan hariç diğer insaymunlardan farklı olarak gülerler ve acı çekerler. çoğunlukla koyu renklerde veya siyahtırlar. Genelde erkekler. dişiler erkekleri cinsel birleşme için etkilemeye çalışırlar ve dikkatlerini çekmek için sesler çıkarır.

Şempanzeler birincil erkeğin (alpha male) liderlik ettiği ikincil erkeklerden (beta males) oluşan bir ekiple avlanırlar ve omnivordurlar. Şimdi. Özellikle cinsel ve davranışsal olarak çok temel farklara sahiptirler. Yüzleri. Sembollerle iletişimi öğrenebilir.7 metre boyundadırlar ve 70 kilograma kadar ağırlığa sahip olabilirler. 102 .en uygun olan insaymundur. Şempanzelerin ayak yapısı. Derileri pembeden koyu renklere kadar değişebilmektedir. birbirlerine öğretebilir ve kullanabilirler. insanlardan. coğrafi olarak izole olmuş iki ayrı türü barındırmaktadır: Pan troglodytes (Şempanze) ve Pan paniscus (Bonobo). Hominina alt oymağı insanlara giden kolu oluşturmuştur. saldırgan olmayan ve anaç yapıdadırlar. Şempanzeler de kuyruksuzdur ve genellikle koyu renktedirler. Bonobolar ise. Dişileri biraz daha küçük olabilmektedir. Üstelik çok önemli bir şekilde. Bonobolar ile Şempanzeler arasındaki farklar henüz aşırı olmamakla birlikte (türleşme meydana gelmiş olsa da ıraksama tamamlanmamıştır) iki türü ayırt etmek kolaydır. Bonobolar çok sık cinsel ilişkiye girerler ve eşcinsellik bonobolarda oldukça yaygındır. Orta Pliyosen Dönemi’nde Pan cinsi ile insanların birlikte yaşadığını biliyoruz. Kenya’da bulunan fosiller sayesinde. goriller ayrıldıktan sonra geriye kalan İnsanlar (Homo) cinsi ile Pan (Şempanzeler ve Bonobolar) cinsini barındırmaktadır. Şempanzeler. iki ayak üzerinde yürümeye -insanlar hariç. İki tür de oldukça başarılı bir şekilde alet üretebilirler.E V R İ M A Ğ A C I Hominini (İnsanlar ve Şempanzeler): Hominini oymağı. birbirinden yaklaşık 1 milyon yıl önce. Bonobolar ise daha çok meyvelerle beslenirler ve cinsiyetler arası eşitlikçi. İnsanların dilini anlayabilir ve tepki verebilirler. bu konuda şempanzelerden bile iyidir ve çoğu zaman iki ayak üzerinde yürürler. popülasyon içi sorunlarını cinsel ilişki aracılığıyla çözerler. Türler arasında %94-99 arası benzerlik bulunmaktadır. Şempanzeler.5 milyon yıl kadar önce. 1. Bonobolar. Bu iki tür. İlginç bir şekil- de uzun bir süre şempanzelere ait fosilleri bulmak mümkün olmamıştır. Ayrıca şempanzeler oldukça saldırgan bir yapıda olabilirler. Bonoboların daha kısa kolları ve daha uzun bacakları vardır. bundan 6 milyon yıl önce ayrılmıştır. yiyecek toplamak ve duygularını ifade etmek için aletler üretirler. yaklaşık 1. Pan cinsi. elleri ve ayakları kılsızdır. Kongo Nehri’nin iki yakasında yaşayan. ancak tercihleri farklı olabilmektedir. Bu iki tür. Karada. şempanzeler gorillerle aynı şekilde yürürler. bu ayrımdaki Pan cinsini görelim: Pan (Şempanzeler ve Bonobolar): Bu cins. 2005 yılından itibaren ise şempanze fosilleri bulunmaya başlamıştır ve Dünya’nın farklı yerlerinden fosil bulgularına ulaşılabilmiştir. Şempanzelerin de kolları bacaklarından uzundur. insana en yakın olan hayvanlardır. coğrafi izolasyon sonucu meydana gelen türleşme sonunda ayrılmıştır.

şempanzeler iletişim kurarken. en gelişmiş duygulardan biridir. Şempanzeler.E V R İ M A Ğ A C I gelecek hakkında planlar yapabilirler. Şempanzelerin son 4. Şempanzelerin gelişmiş duyguları arasında aşkın bulunduğu da düşünülmektedir. Üstelik 103 . Ayrıca bu tür. Şempanzeler. oyunu bilmeyenlere öğretebilirler. Bu da. özelleşmiş seslerle iletişim kurabilirler. mızraklar yapıp fırlatabilirler. kelimeleri kullanmadan. yaptıkları aletlerle termitleri yuvalarında avlarlar. etraftaki cisimleri kullanarak kendi aralarında oyunlar üretip oynayabilirler ve bunu. şempanze beyninin de evrimleştiğini göstermektedir.300 yıldır alet kullanabildiği bilinmektedir. Şempanzeler kahkaha atabilmektedirler ve aynada kendilerini ve fotoğraflarda tanıdıklarını ayırt edebilirler. insanlarda da sözlü iletişiminden sorumlu olan Broca Bölgesi’nin bulunduğu beynin ortası aktif olur. Kimi durumda. Bu şekilde Galagoları (Nemli Burunlu Maymunlar’dan) avlarlar. şefkat konusunda bencildirler ve sadece kendi gruplarındaki bireylere şefkat duyarlar. Şefkat. Ayrıca bazı araştırmalar. Ayrıca şempanzeler. erkek şempanzelerin terk edilmiş yavru şempanzeleri korumaları altına aldıkları gözlenmiştir. Bazı şempanzeler. Şempanzeler. İlginç bir şekilde “yağmur dansı” yapan şempanze grupları gözlenmiştir. Ayrıca çok güçlü bir şekilde jest ve mi- miklerini de kullanırlar. Amerikan İşaret Dili’ndeki 800 simgeyi öğrenmiş ve araştırıcıların müdahalesi olmadan diğer şempanzelere öğretebilmiştir. Şempanzelerde güçlü bir empati yetisi bulunur. gün batımı gibi estetik kavramlara da tepki vermektedirler. şempanzelerde fotoğrafik hafıza olduğunu ortaya çıkarmıştır. İlginç bir şekilde. Washoe isimli bir şempanze. Ayrıca şempanzeler 1’den 9’a kadar olan sayıları ve aralarındaki ilişkileri öğrenip. yıllarca unutmadan kullanabilmektedirler. Evolve dergisinde çıkan bir araştırma sonucuna göre. başka gruptakileri önemsemezler. gördükleri bir şeyi unutmazlar ve yıllarca hatırlayabilirler.

oraya bağlantı vermek istiyoruz: İnsan’ın Evrimi Üzerine. https://www. sınıflandırmalar yapar. sadece tek bir açıdan değil. Bonobolar da bunu yaparlar ve Bonoboların gülüşü. yüzlerce ve hatta binlerce açıdan olaya bakarak. günümüze kadar gelmektedir. arkeoloji.com/note.5 milyon yıldan daha öncesinde rastlanmamaktadır.5 milyon yıl arasında aşağıdaki bağlantımızda görebileceğiniz cinsler görülmektedir. moleküler biyoloji. Bu sebeple. Homo cinsine ait ilk türün Homo habilis olduğu düşünülmektedir. daha fazla bu yazıyı uzatmayarak. insanlarınkine çok daha yakındır.E V R İ M A Ğ A C I gıdıklanmaya insanlarda olduğu gibi gülerek tepki göstermektedirler.facebook. Homo cinsine. antropoloji. Homo (İnsan): Şempanzeler ve bonoboların ortak atasıyla olan ortak atasından 6 milyon yıl önce ayrılan insan kolu. 6 milyon yıl arası ile 2. her canlının akrabalarıyla oldukça karmaşık ve bir o kadar da muhteşem bir ilişkisi vardır. bundan 2. Evrimsel Biyoloji.. karşılaştırmalı anatomi gibi diğer bilim dallarınca kontrol edilir ve desteklenir. Bu bilgiler.. bir dedektif edasıyla canlılar arasındaki tüm ilişkileri ortaya çıkarır ve Taksonomi’yi kullanarak bu bağları gösteren şemalar hazırlar. 104 .php?note_id=168454029879347 Görebileceğiniz gibi. Bu konuyla ilgili oldukça ayrıntılı bir yazımız olduğu için. Evrimsel Biyoloji çok güçlü bir bilim aracıdır ve bizlere kim olduğumuzu söyleyebilecek apaçık tek bilgi türüdür.

E V R İ M A Ğ A C I French Han-Chinese Papuan Yoruda San 105 .

ikinci yazıda ise insan üzerinden çok ayrıntılı bir analiz yaparak Taksonomi’yle ilgili temel olarak bilinmesi gereken kavramların tümünü açıkladık. Bu sebeple mitoz ile bölünemezler. Bu işlem. mitoz ve mayoza göre son derece basittir: Temel olarak önce DNA eşlenir. Bazı diğer kaynaklar “superregnum”. en geniş taksonomi birimidir ve en çok canlıyı bu seviye kapsar. hem de genetik materyal iki yavru hücreye sırasıyla ve hemen hemen aynı anda paylaşılır.E V R İ M A Ğ A C I 3: Bakteriler Bildiğiniz üzere yazı dizimizin ilk yazısında Sınıflandırma Bilimi (Taksonomi) ile ilgili ayrıntılı bilgiler verdik. 106 . çok genel anlamıyla. hepimizin pek iyi bildiği Krallıkları (Kingdom) ve Krallık ile Alan arasındaki geçiş birimlerini kapsayan taksonomi birimidir. Prokaryotların temel özellikleri şöyledir: • Hücre içi iskelet (cytoskeleton) bulunmaz. ancak bunlar kullanışsızlıklarından ötürü pek tercih edilmezler. Bakteriler ve Arkeler (eski isimleriyle ve çok da doğru olmayan bir biçimde Arkebakteriler) ise prokaryotiktir ve Prokarya Alanı’nda yer alırlar. temel olarak pek çok açıdan benzerdirler. Elbette bazı daha üst seviyeler tanımlanabilir. ve Alan üstü sınıflandırma birimlerinden bizim için en önemli olacak olan budur. Çünkü Bakteriler ve Arkeler. ancak öyle ciddi farkları vardır ki. Alan. Prokarya’nın bölünme biçimine amitoz bölünme (binary fission) denir. Bunun için en dış çemberden. İlk yazımızda da açıkladığımız gibi. “superkingdom” veya “empire” kelimelerini de kullanır. Alan. Ne yazık ki Taksonomi sonsuz bir bilim dalı. Günümüzdeki modern sınıflandırma sisteminde kullanılan 3 temel Alan vardır: Bakteriler (veya Öbakteriler). Bu noktada aklınızda hep bulundurmanız gereken kilit nokta şudur: Karmaşık yapıdaki çok hücrelilerin tamamı ve çok daha fazlası (daha sonra değineceğiz) ökaryotiktir ve dolayısıyla Ökarya Alanı’nda bulunurlar. ancak biz geleneksel olan “domain” tabirini tercih edeceğiz. sonra yaklaşık olarak hem sitoplazma. aynı Alan gibi düşünmek çılgınlık olurdu. Bizse size olabildiğince fazla bilgi verebilmeyi hedefliyoruz. Mitozdaki fazların hiçbiri görülmez. Böylece kıyaslamaları anlamanız daha kolay olacaktır. Ökarya’dan bir örnek olarak kendinizi düşünebilirsiniz. çünkü canlı sayısı kadar bilgi var ortada ve hepsini bilmek mümkün değil. Alan’dan başlayacağız. Arkeler ve Ökaryotlar (Ökarya). Yukarıda bahsettiğimiz daha genel sınıflandırma birimlerinden birine örnek verecek olursak: Bakteriler ve Arkeler’in toplamına Prokarya (prokaryotlar) denmektedir. bu yazıdan itibaren genelden özele doğru canlı gruplarını tanıtacağız. Alan tabirinin İngilizce karşılığın “Domain”dir.

Bunun yerine çoğu tepkime sitoplazma (hücrenin içerisindeki sıvı) içerisinde gerçekleşir ve ürünleri bu sıvı içerisinde kalır. Arkeler ve Ökaryotlar arasındaki Evrimsel bağları göstermektedir. Tabii günümüzdeki tüm canlıların. genetik sürüklenme. kullanılır. Miami Üniversitesi’nin internet sayfasından aldığımız şu görsel gayet güzel anlatacaktır: Görselde de görebileceğiniz gibi. Bakteriler ortak atanın belirli bir grubundan ayrılan ilk Alan (veya canlı grubu) olmuştur. mekanizmaların ürünüdür. Şimdi. Bu üç Alan arasındaki genetik bağı.E V R İ M A Ğ A C I • Prokaryotların genetik materyalinin içeriği olmasa bile yapısı. Türkçe: basil) ve heliks bakteriler. Türkçe: kok). DNA. Dünya üzerindeki diğer tüm canlılarla belli miktarda geni ortak olarak paylaşırlar. Buradan da görülebileceği gibi. bakterileri incelemeye devam edelim. çubuk bakteriler (Latince: bacillus. ökaryotkarınkinden oldukça farklıdır. Basiller ve heliksler tek tek bulunabilecekleri gibi uç uca eklenerek uzun zincirler de oluşturabilirler.8 milyar yıl önce yaşadığı ve 2-3 milyar yıl öncesine kadar varlığını sürdürdüğü bilinmektedir. Arkeler ve Ökaryotların hiçbiri “ilkel” değildir ve her biri milyarlarca (bin milyonlarca) yıllık doğal seçilim. prokaryotlarda plazmid DNA denen halkasal DNA yapısı görülür. basiller çubuk şeklindedir ve heliks bakteriler tıpkı bir vida gibi heliks şeklindedir. o canlı popülasyonlarının torunları olduğunu unutmamak gerekir. prokaryotlarda DNA çekirdek zarı denen zar ile sarılıp korunmaz.“canlı” geçişidir). sitoplazma içinde özgürdür (ve bir o kadar da. İsimlerinden de anlaşılabileceği gibi kok bakterileri küresel bir şekle sahiptir. Plazmid DNA da bu sıvının içerisinde. Daha sonra. Genetik araştırmalar. ilkel canlıdan farklılaşarak evrimleşmişlerdir ve bu Alanlar’da bulunan her bir canlı. Ökaryotlarda meşhur çift sarmal yapılı DNA bulunurken. Bakteriler. Üçü. vb. Bu ortak atanın 3. bu üç Alan tek bir ortak atadan evrimleşmişlerdir. diğeri ise günümüz “gelişmiş” (bu bir metafordur ve hiçbir canlı diğerinden üstün değildir) canlılarına giden kolu meydana getimiştir. Bakteriler’e oldukça benzemesine rağmen Ökaryotlara daha yakın oldukları genetik araştırmalarca ispatlanmış olan Arkeler. Bakterilerde temel olarak 3 ana şekil/tip görmekteyiz: küresel bakteriler (Latince: coccus. mutasyon. Golgi cisimciği ve benzeri organeller bulunmaz. özellikle bakteriler. Bakteriler. Bu da tüm canlıların tek bir ortak atadan evrimleştiğini bize göstermektedir. geriye kalan canlılar da kendi evrimsel yollarına devam etmişler ve bir noktada tekrar ikiye ayrılmışlardır. göreceli olarak korunmasızdır). Yani ökaryotlarda bulunan mitokondri. 107 . Evrim Ağacı’nı incelersek. Bunlardan bir kol. çok uzun bir zamandır Dünya’da var olan bir canlı grubudur. genellikle hücrenin orta bölgesinde bulunur ancak ökaryotlardaki olduğunun aksine. • Prokaryotlarda zarla sarılı hiçbir organel yoktur. Bunları bağlayan ve bilim dünyasında “koaservatlar” olarak bilinen ilkel canlı formları ve ilk hücreler de Evrensel Ortak Ata (Universal Common Ancestor) dediğimiz canlılardır (daha doğrusu “cansız” .

kayaların ve benzeri sert yüzeylerin üzerinde bulunan canlı tabakalarını oluştururlar. Dışarıdan size “kaya” gibi gözüken bir şey. Bu yapıyı Gram 108 . görünür Evren’deki yıldızların sayısından 100 milyon kat daha fazladır. Bir örneği aşağıda görülebilir: Burada yapmak istediğimiz bir vurgu şudur: Her şey göründüğü gibi olmayabilir. Bu yapıların fosilleri şöyle görülebilir: Günümüzde halen bu yapılar bakterilerce üretilmektedir. Üstelik bu bölünmeler sonucunda dağınık halde de yaşamazlar. Bunun birinci sebebi. yok olmaları imkansız bir hal almıştır. Amitoz Bölünme sayesinde çok seri olarak bölünebilirler ve o kadar çok yavru hücre oluştururlar ki. yani 30’un yanına 27 tane daha sıfır) tane civarlarında olduğu hesaplanmaktadır. prokaryotların yüksek bölünme hızı olarak verilebilir. Bu noktada. Bu başarılarının arkasında bir sebep aramak gerekir. gerçekte milyarlarca canlının bir arada yaşadığı devasa bir koloni olabilir. milyarlarca yıl önce bu biyofilmler ve kalsiyum karbonat sayesinde oluşan stromatolitler’dir. bir hayvan filumu olan süngerlerden oluştuğunu hatırlatmak gerekir. Bakterilerin tamamının hücre duvarında peptidoglikan (peptidoglycan) denen bir yapı bulunur. ökaryotlara daha yakın oldukları unutulmamalıdır. mercan kayalıklarının aslında “kaya” olmadığını. Prokaryotların sayısı.E V R İ M A Ğ A C I Peki bakterilerin başarısının kaynağı nedir? Aslında bu başarıyı bakteriler. Dediğimiz gibi temel olarak bu iki alan birbirine oldukça benzerler ve pek çok özelliği paylaşırlar. Ancak arkelerin. sadece okyanuslarda 30 oktilyon (30 çarpı 10 üzeri 27. Canlılık tarihine ait en eski fosiller. Çoğu zaman biyofilm dediğimiz. arkelerle birlikte paylaşırlar. Bu.

iletişimdir. bu ışık sayesinde balıkları üzerine çekerler ve üzerine konakladıkları yemleri yemelerini sağlarlar. Günümüzde. Bakteriler. Vibrio gibi bazı bakteriler. bir atık olarak dışarı atılırlar ve döngüyü bu şekilde sürdürürler. Aşağı inmeleri gerektiği zaman ise bu keseciği indirerek alçalabilirler. Böylece balığın midesine girerler ve kendileri için korunaklı ve bol besinli bu yerde ürerler. çok hızlı bölünebilirler: Kimisi 10 dakikada bir bölünürlen. Olduğu gibi. Vibrio bakterileri o kadar geniş koloniler halinde yaşarlar ki.E V R İ M A Ğ A C I boyası denen bir boya ile gözlemleyebiliriz. canlıların solunum sistemleriyle ilgili bazı genel 109 . Bakteriler de bu sayede kolayca hayvan sayesinde beslenmektedirler. Bakteriler. yaydıkları ışık uzaydan gece çekilen fotoğraflarda bile görülebilir. hareket kabiliyetlerinin oldukça farklı olmasıdır. Bakteriler ve arkeler. Bu sayede de oldukça başarılı bir şekilde hayatta tutunabilirler. sıfırdan evrimleştirilmek yerine. Ayrıca bakterilerin bir diğer önemli özelliği. uzun yıllar Evrim Karşıtları’nın “İndirgenemez Karmaşıklık Safsatası”nın aleti olmakla birlikte. bazı spiroketleri (heliks bakteriler) yapısının dış kısmında tutarak onları sil (küçük hareket sağlayıcı kılcıklar) ve flagellum olarak kullanmaktadır. Mixotricha paradoxa isimli bir tek hücreli hayvanın da kamçıları bulunur. kimi günlerce bölünmeden kalabilir. kimi bakterilerin hücre duvarının çok kalın bir peptidoglikan yapısına sahip olduğu. bu çeşitlilik sayesinde çok farklı ortamlara dayanabilmektedirler. Bu boya ile yapılan deneyler sonucunda. Örneğin bazı fotosentez yapıcı bakteriler (Türkçe: Siyanobakteri . Solunumları ve besin üretimlerini çok farklı şekillerde karşılayabilirler. kamçıların sadece bakterilerde bulunmadığı bilinmektedir. Bir diğer önemli prokaryotik özellik. Bakterilerin büyük bir kısmı ise flagellum (çoğul: flagella) denen kamçılar aracılığıyla hareket ederler. bu yapılarına göre Gram-pozitif (kalın tabakalı) ve Gram-negatif (ince tabakalı) olarak iki gruba ayrılabilirler. bu canlılarda aseksüel (cinsel olmayan) üreme olması (bahsettiğimiz gibi amitoz bölünme) ancak çeşitli gen aktarım ve değişim yöntemleriyle farklı bakteri ve arke bireyleri arasında transfer yapıla- bilmesidir. çeşitli kimyasallar salgılayarak birbirleriyle iletişim kurabilir ve kendi türlerinden olan bireyleri ayırt edip tanıyabilirler. Bakterilerin belki de en büyük başarısı. özel bir kimyasal tepkime sayesinde ışık saçarlar. Hayvan. muhteşem bir simbiyotik ilişki örneğidir. Richard Dawkins’in Ataların Hikayesi isimli kitabında izah ettiği gibi. günümüzde nasıl evrimleştikleri gayet net bir biçimde açıklanabilmekte ve karmaşık yapıları anlaşılabilmektedir. Bakteriler. Burada. kimi bakterilerde ise bu yapının oldukça ince olduğu görülmüştür. Ancak bu kamçılar. Bu bakteriler. Flagella. Prokaryotların bir diğer çok önemli özelliği. buna bioluminesans (bioluminescence) denir. Yani bölünme hızları oldukça çeşitlidir. çok geniş bir metabolik tepkime çeşitliliğine sahip olmasıdır.İngilizce: Cyanobacteria) gerektiği zaman suyun yüzeyine yaklaşmak için hücre içerisindeki gaz keseciklerini şişirir ve suda yavaşça yükselirler.

Günümüzdeki canlıların çoğu. oksijen olmadığı ya da az olduğu zamanlarda enerji üretmek için oksijensiz solunum yapabilir. Kısaca. Çok eski zamanlarda. canlılar adapte olmak ve evrim geçirmek zorunda kalmışlardır. oksijeni varlığında oksijenli solunum yapan. bu canlılar için bir zehir değeri taşır. Çok hücrelilerde ise bu mümkün değildir. özellikle de çok hücrelilerin tümü zorunlu aerobdurlar ve mutlaka oksijen olan yerlerde yaşamak zorundadırlar. Oksijen olmadan yaşamlarına devam edemezler. yokluğunda ise oksijensiz solunum yaparak yaşayabilen canlılara denmektedir. oksijenin baskın bir gaz haline gelmesiyle. Zorunlu Aerob: Bu canlılar için oksijenin varlığı bir zorunluluktur. Pek çok hayvan. Ancak günümüzde halen oksijen olmadan yaşamak zorunda olan bakteriler bulunmaktadır. o dönemde yaşayan canlıların çoğu için oksijen zehir etkisi yapmıştır ve pek çok canlının ölmesine sebep olmuştur. atmosferde yeni yeni oksijen oluşurken (fotosentetik bakteriler sayesinde). 110 . Ancak sonra. Fakültatif Anaerob: Bu canlılar. Çünkü oksijen.E V R İ M A Ğ A C I kavramlar yapmakta fayda görüyoruz: Zorunlu Anaerob: Bu canlılar için oksijenin var olduğu ortamlarda yaşamak mümkün değildir. zorunlu anaeroblarla zorunlu aeroblar arasındaki bir “geçiş” teşkil ederler.

bildiğimiz avlanmadan farklı olarak. bakteriler yiyecek bulma konusunda da uzmandırlar ve çok geniş yöntemlere sahiptirler. Unutmayınız ki. Şimdi bunlara göz atalım. Foto-ototroflar: Bu canlıların en önemli özelliği fotosentez yapmalarıdır. zorunlu anaeroblarla fakültatif anaeroblar arasında bir “geçiş” teşkil eder. Üstelik sadece solunum da değil. aşağıdaki kavramlarla hitap edilebilir. Fotoototrof canlıların en temel örnekleri. Kısacası. buradaki kavramlar sadece bakteriler için geçerli değildir ve karşısındaki açıklamayı yapabilen her canlıya. Ayrıca bu işlem sırasında diğer canlılar için son derece önemli olan Oksijen gazını açığa çıkarırlar. Buradaki avlanma. adlarından da anlaşılabileceği gibi oksijene karşı “tolerans” gösterebilirler. ancak oksijenin varlığı bu canlılar için bir sorun teşkil etmez. Foto-heterotroflar: Bu canlılar da güneş enerjisini kullanırlar. oksijeni solunum için kullanamazlar. Bu da. yeşil bitkiler. 111 . aerotolerant anaeroblar.E V R İ M A Ğ A C I ancak bunlar. oksijensiz solunum yaparak hayatlarını sürdüremezler. Aerotolerant Anaerob: Bu canlılar. Güneşten aldıkları enerji (fotonlar) sayesinde ve havadaki serbest Karbondioksit gazındaki Karbon’u kullanarak besinlerini üretirler ve dışarıdan besin almaya ihtiyaç duymazlar. solunum konusunda oldukça yumuşak bir geçişe sahibizdir: Zorunlu anaeroblar. etraftaki Karbon içerikli organik bileşiklerin hücre içerisine alınması şeklinde yapılmaktadır. fakültatif anaeroblar ve zorunlu aeroblar. siyanobakteriler ve bazı diğer bakterilerdir. ancak besin üretiminde kullanacakları Karbon’u dışa- rıdan “avlanarak” almak zorundadırlar. Bu yüzden bu canlılar fakültatif anaerob sayılamazlar.

Kısaca. 112 . eğer Evrim Ağacı’nı gözünüzün önüne getirirseniz. Ancak bu konudaki çalışmalar da hızlanarak devam etmektedir. Bakterilerilerle ilgili genetik çalışmalar. yani dikey gen aktarımı şeklinde gerçekleşirler. çok önemli bir olguyu ortaya koymuştur. Bu bakteri. Ancak daha fazla kafa karışıklığına sebep olmadan burayı geçmek istiyoruz. Kemo-heterotroflar: Bu canlılar hem enerjilerini. Tüm hayvanlar ve mantarlar bu gruba girerken. hem de besinlerini dışarıdan almak zorundadırlar. Buna yatay gen aktarımı (lateral gene transfer) denir. kendine benzer bakterilerle yakın akraba olmak yerine. genetik olarak incelendiğinde. çoğu bakteri ve arke de bu gruptadır. Ancak ilginç bir şekilde bakterilerdeki gen transferi ile üreme sebebiyle. aynı ortamda birlikte yaşadığı arkelerle daha yakın akraba olduğu çıkmıştır. ebeveynlerden yavrulara.E V R İ M A Ğ A C I Kemo-litotroflar (Kemo-ototroflar): Bu canlılar enerjilerini inorganik maddeleri okside ederek elde ederler ve bu enerjiyle Karbondioksit’i bağlar ve besinlerini üretirler. Bunun çok ilginç bir örneği Thermotoga maritima isimli bir bakteride gözlenmiştir. Bakterileri bu şekilde genel gruplara bölmemiz mümkündür. Dünya üzerinde o kadar çok türde prokaryotik canlı vardır ki. Ancak bazı gelişmiş tekniklerle bu aktarımlar tespit edilebilmekte ve uzlaşım ağacı denen ağaçlar çizilebilmektedir. Normalde genler. birbirinden tamamen farklı olan iki Alan. bunların sadece çok çok küçük bir kısmı bilim insanları incelenebilmiştir. İlginç bir şekilde. Bunun sebebi. bu sayede birbirine karışabilmektedir. farklı bakteri kolları arasında gen transferi gözlenmiştir. bir bakteriden bir diğer gen transferi ile üreyebilen bakteri türüne ve hatta arkelere aktarılabilmesidir. genlerin sadece ana bakteriden yavru bakteriye aktarılmasının yanısıra.

com/treeofevolution Evrim Kuramı: Genel Bilgiler.facebook.E V R İ M A Ğ A C I http://www. Konular ve Kavramlar 113 .

E V

R

İ

M

A Ğ

A C

I

114

E V

R

İ

M

A Ğ

A C

I

Fosillerden Bir Canlıyı Yeniden Yapılandırma (Rekonstrüksiyon) Nasıl Yapılır?
Sayfamız okurlarından Sayın Berk Çakan bize şöyle bir soru yöneltti: Fosiller çizilirken ne gibi yöntemlele çiziliyor? Yumuşak doku fosillerde iz bırakmadığı halde nasıl bu çizimler yapılıyor? Farklı ressamlar farklı çizimler yapabildiği halde nasıl yapılan çizimlere güvenilebiliyor? Aydınlatırsanız sevinirim. Evrim Ağacı olarak kendisine şöyle cevap vermek istiyoruz: Sayın Berk Çakan, Bu önemli sorunuz için gerçekten çok teşekkür ediyoruz. Elimizden geldiğince açıklamaya çalışalım: İlk olarak bu konu, son derece kapsamlı ve aslında bir o kadar da eğlenceli bir konudur. Tabii eğlenceli olması, ciddiyetinden hiçbir şey kaybettirmez; ancak şu da gerçektir ki, bu konuda çalışan bilim ressamları, tam bir dedektif gibi çalışmakta ve en iyi sonuçlara ulaşmak için bulabildikleri tüm verileri toplamaktadırlar. Şimdi onların nefes kesen hayatlarına bir göz atalım. Dediğiniz gibi, ne yazık ki, çok ekstrem durumlar hariç (reçine fosiller gibi), fosillerin üzerinde yumuşak dokulara rastlamak mümkün olmamaktadır. Bu sebeple de çıkarılan kemikler, çok ayrıntılı analizlere tutulmak durumunda kalmakta ve bunun sonucunda bazı çıkarımlar yaparak, karşılaştırmalı bazı metotlara başvurularak, canlılar yeniden yaratılmaktadır. Bu işi yapan kişilere bilim ressamı denmektedir. Bu kişiler, normal birer ressamdan farklı olarak, bilimle iç içe yaşamaktadırlar ve genellikle amatör veya profesyonel olarak bir bilim dalında görev almaktadırlar. Bu kişilerin görevi, fosilleri inceleyerek ve uzmanlardan gerekli bilgileri alarak fosillerin sahibi olan canlıları bir kağıda dökmektir. Görevleri, kimi zaman sadece canlıları da içermez; çoğu zaman, günümüzde var olan bir ortamın çok eski zamanlardaki (örneğin bundan 700 milyon yıl önce, bugün New York Şehri olan yer) çizimlerini de yaparlar. Kimi zaman da bu ikisini birleştirerek; hem canlıyı, hem de ortamını tek bir resimde sunarlar. Bu iş, temel olarak polis ressamlarının yaptıkları işe benzer. Onlar da, tanıklardan veya eldeki bulgulardan yola çıkarak katillerin veya zanlıların resimlerini (genellikle portrelerini) çizerler. Bu, çok ciddi bir dedektiflik öyküsüdür. Burada görev, ressamın kabiliyetiyle birlikte, davayı takip eden polislerin çıkarım yeteneklerine de düşmektedir. Polisler, ressama gerekli bilgileri verirler ve ressam da buna göre çizimini yapar. Filmlerden izlediğimiz veya gerçek hayatta kimi zaman tanık olduğumuz üzere, bu ressamların çizimleri gerçekten çok başarılıdır ve orjinaliyle neredeyse tıpatıp aynıdır. Bu noktada, iki tanımdan bahsetmekte fayda görüyoruz: Restorasyon, bir fosildeki eksikleri kapatmak amacıyla yapılan bir işlemdir. Genellikle anatomik ilişkilere bakılarak yapılır ve fosilin eksik kısımları tamamlanır. Örneğin elinizde ön kola ait bir kemik ve eklemlerin yapısı varsa, diğer bir kemiğin anatomisini bunlara bakarak çıkarabilirsiniz; fosil olarak elinizde bulunmasa bile. İşte bu işleme restorasyon denir. Bu işlem de yine bilim insanları ve sanatçılar tarafından yapılır. Rekonstrüksiyon ise, az sonra işlem basamaklarını vereceğimiz, fosillere bakarak canlının neye benzediğini ortaya çıkarma işine verilen isimdir. Restorasyon genellikle omurgalılarda yapılır; çünkü omurgalıların tüm kemiklerinin fosilleşmesi çok seyrek gerçekleşebilmektedir. Omurgasızların kemik yapısı ise genellikle tamamen korunur. Bu, hareket miktarının farklı olmasına bağlanmaktadır; omurgalılar çok aktif hareket ettikleri için, fosilleşmeye uygun alanlarda ölmeleri düşük ihtimal olmaktadır. Omurgalılar çift-yönlü simetrik oldukları için, ortadan ikiye bölündüğünde elde edilen iki kısımdan birindeki kemikleri bilmek, diğerini de bulmak için yeterlidir, çünkü iki taraf birbirinin ayna görüntüsüdür.

115

E V

R

İ

M

A Ğ

A C

I

Bilim ressamları da, benzer şekilde çalışırlar. Paleontologlar, Arkeologlar, Fizyologlar, Anatomistler gibi bilim insanlarından gerekli bilgileri alır, yorumlarını dinler ve çizime dökerler. Çalışmaları, genellikle 5 basamaktan oluşur: 1) Araştırma Araştırma, bilim insanı ile sanatçının fikir alışverişiyle başlar. Bilim insanı, sanatçıya bazı temel bilgileri verir: fosilin yaşını, bulunduğu bölgeyi, bölgenin fosilin oluştuğu dönemdeki iklim ve doğa koşullarını, bu canlıyla etkileşmiş olabilecek diğer canlıların ayrıntılı bir listesini, bilim insanının kendi sahne/ortam görüşünü, örneğe ait malzemelerin bilgisini, eldeki tüm fotoğrafları, konuyla ilgili bilimsel tanımları, ilgili makaleleri ve bunun gibi arkaplan bilgilerinin tümünü... Ayrıca eğer biliniyorsa fosilin akrabalarına ya da evrimsel tarihine dair bilgileri de ressama ayrıntısıyla aktarır. Aslında bu Araştırma ve konu üzerinde tartışma basamağı, çizim süresince devam eder ve sürekli geri bildirimlerle desteklenir. Bu noktada bilinmesi gereken önemli bir bilgi şudur: Kimi zaman, bazı kalıntılar, bizlerin hayal edebileceğinden çok daha fazla bilgi verebilir. Bu, bilim insanları arasında son derece normal ve sık bilinen bir olgudur; ancak diğer insanlar bunu kolay kolay hayal edemez. Örneğin Charles Darwin, Beagle gezisi sırasında sadece tek bir dişten, canlının pek çok özelliğini tahmin etmiş ve tür tahmininde de bulunmuştur. Daha sonra diş, İngiltere’deki uzmanlarca incelenmiş ve Darwin’in tahmninin tamamen doğru olduğu bulunmuştur. Gerçekten de sadece bir diş sayesinde ve onun yapısını ve özelliklerini inceleyerek hayvanın beslenme tipini, yaşadığı ortamı ve vücut büyüklüğünü bilmek mümkündür. 2) Kompozisyon Sanatçı, yeterince bilgi edindikten sonra, kabaca kafasında oluşan şekli uzun düşünmeler ve analizler sonrasında kağıda döker. Bu kompozisyon, ortamın genel hatlarını, ışığın geliş açısı ve miktarını, ortamda bulunabilecek canlıları ve yerlerini, vb. içerir. Eğer ki çizilecek olan bir ortam değil de, tek bir canlıysa, eldeki fosillere bakılarak ve edinilen bilgiler ışığında neye benzeyebileceği, kas yapısı, büyüklüğü, vb. göz önüne alınarak bir çizim yapılır. Daha sonra bilim adamı bu skeci inceleyerek gerekli değerlendirmeleri ve yorumları yapar. Burada söylemek istediğimiz bir nokta şudur: Canlıların anatomisi genel olarak benzerdir ve taksonomi, bu konuda çok iş görmektedir. Örneğin memelilerde, bir balinanın kemik yapısı, kas yapısı ile doğru orantılıdır ve bu da büyüklükle ilişkilidir. Benzer şekilde bir fare, bir balinayla kıyaslandığında, balinanın küçük bir modeli gibidir. Kas/kemik oranı benzerdir; sadece “sıkıştırılmış bir balina”yı andırır. Öte yandan organların yapısı, elbette ki evrimsel süreçte değişmiş olabilir; bu da fosiller aracılığıyla ve analizlerden sonra ortaya çıkar. Dediğimiz gibi bir diş, bir kemiğin konumu ve duruşu bile bilim insanlarına yüzlerce bilgi verebilir. 3) Boyama Genellikle boyama, akrilik boya ile yapılır; çünkü bu boya, hataları kapatmak konusunda en kolay kullanılabilecek boyadır. Çoğunlukla, bilim insanının yönlendirmeleri dahilinde, çizim üzerinde düzenlemeler yapılır. Renklendirme, genel olarak dönemin ortam koşulları göz önüne alınarak yapılır. Her ne kadar renkler çok fazla önemli olmasa da, bu tip çizimlerde kara kalem çalışmalara da yer verilerek, hata payını en aza indirmek hedeflenir. Renklendirmeyi yapmanın en kolay yolu, fosili bulunan canlının günümüzdeki akrabalarının renklerine bakmaktır. Çoğu zaman renklendirmeler, yapılabilecek hatalar göze alınarak, bu akrabaların renklerine benzer veya eski ortam koşulları biliniyorsa, bunlar göz önüne alınarak yapılır. 4) Eleştiri Çizimin her aşamasında ve neredeyse her bir fırça darbesinde, bilim insanı ve sanatçı karşılıklı olarak çizimi eleştirirler. Renkler düzenlenir, boyutlar ayarlanır, çizim ile gerçek ortam koşullarının uyumu incelenir, vb. Gerekli düzenlemeler adım adım yapılır ve her seferinde geriye ve ileriye dönük eleştiriler yapılır. 5) Bitiriş Genellikle çizimler, başka bilim insanlarına gösterilerek, doğrulukları test edilir. Kimi zaman, birden fazla bilim insanı ve sanatçı birbirlerinden bağımsız olarak çizimler yaparlar ve sonra bu farklı çizimler üzerinde düşünülerek en

116

E V

R

İ

M

A Ğ

A C

I

doğrusunun bulunması hedeflenir. Uzun lafın kısası, fosillerden canlıyı yaratmak son derece titizlik gerektiren ve kapsamlı bir iştir. Bilim insanları, hiçbir iddalarını “uydurma” veya “sallama” yoluna başvurarak yapmazlar ve bir çizim, yanlış olsa dahi, mutlaka bir dayanağı olarak “o şekilde” çizilmiştir. Kimi zaman bilim dışı kaynaklar ve genellikle bilim düşmanları, bilim insanları ve çizimlerine, “Bakın, her çizim birbirinden farklı, bu bilim insanları ne anlarlar ki, uyduruyorlar!” gibi anlamsız, aşağılık ve kibir dolu söylemlerle saldırmaya, bu şekilde akılları sıra Evrimsel Biyoloji’yi küçük düşürmeye çalışırlar. Bu çabalar elbette ki her zaman sonuçsuz kalmaya mahkumdur. Farklı çizimlerin sebebi, eldeki bulguların yorumlanmasından kaynaklanmaktadır. Yoksa bilim insanları elbette ki uydurma iş yapmamaktadırlar. Bilim düşmanlarının bu şekildeki saldırıları, bilimi anlamamalarından ve şahsi emellerinden kaynaklanmaktadır. Akıllı bir insan, işin gerçeğini düşünmeli ve bilimi bilim insanlarından öğrenmelidir. Bu çizimlerin tamamı, burada giremeyeceğimiz kadar kapsamlı bazı metotlar ile yapılmaktadır; bu, bilimdir! Dolayısıyla çizimi de, bilimsel metot dahilinde yapılmak zorundadır. Bu metot, tarafsız ve güvenilirdir. Birkaç metot ismi saymak gerekirse: Homolog Referans Noktası Yöntemi, İnce Plaka Oluğu Yöntemi, 3D Morfoloji Yöntemi, Nümerik Yöntemler, Stereolitografi, vb.

117

E V

R

İ

M

A Ğ

A C

I

Yapay Seçilim
Evrim Teorisi’nin bazı insanlarca anlaşılamamasının yada kabul edilememesinin temel sebebi bu sürecin insan ömrünün gözlemleyemeyeceği kadar uzun bir sürede gerçekleşmesidir. Öncelikle belirtmek isterim ki bu yazı Evrim’i tartışmak amacı gütmemektedir yada Evrim’i kabul ettirme. Biz kabul etsek de etmesek de evrim bir gerçektir. Bilimadamları bunun nasıl olduğuyla ilgileniyorlar. Evrim Teorisi’ni kabul edenler ancak kafalarında bunun nasıl olduğunu tam olarak algılayamayanlar yada anlayamayanlar için Richard Dawkins’in Yeryüzündeki En Büyük Gösteri kitabında yer verdiği bu kanıtlar kafamızda ki bir çok soruya cevap verecektir. Darwin’in ileri sürdüğü Doğal Seçme yada Wallace’ın verdiği isimle ‘En Uygun Olanın Yaşaması’ Evrim’in ana mekanizmasını oluşturur. Fakat bu kavram özellikle yaratılış inancıyla yetiştirilmiş bireyler için anlaması zor olabiliyor. Tabi ki Oktar Babuna gibi şarlatanların kasıtlı çarpıtmaları( Kaya seçim yapar mı?) kafaları kurcalayabiliyor. İşte bu yüzden Charles Darwin Türlerin Kökeni adlı kitabının ilk bölümünü ‘YAPAY SEÇME’ ‘ye ayırmıştır. Yapay Seçme ne demektir ? Adından da anlaşılabileceği gibi yapaydır,insanların yaptığı seçmenin adıdır. Bunun ne olduğunu dünyadan habersiz bir besi hayvanı yetiştiricisi yada bir çiftçi dahi anlatabilir. Tabi anlattıklarının Evrim’i kanıtlayan unsurlar olduğundan habersiz bir şekilde. Şimdi Tilkiler ile yapılmış ‘Yapay Seçmeyi’ ve bunun sonuçlarını inceleyeceğiz. Deneye ve ayrıntılarına girmeden önce resime bakıp bir değerlendirme yapalım. Bu tilkinin nasıl bu hale getirebileceğine dair kafanızda cevap bulmaya çalışın. Muhtemelen çoğu insanın aklına ‘Genleriyle Oynanmış bir Tilki’ gelecektir. Aslında bu doğrudur. Bu tilkinin genleriyle oynanmıştır ancak bizim düşündüğümüz şekilde değil. Gümüş tilki,kırmızı tilkinin (Vulpes vulpes),kürkü için değer verilen bir renk varyantıdır. Rus genetikçi Dimitri Belyaev 1950’lerde bir tilki kürkü çiftçiliği işletmesi için göreve alınmıştı. Yabani tilkilerle baş etmek zor olduğu için Belyaev kasıtlı olarak evcil tilkileri seçmek için işe koyuldu. Belyaev ve ardılları yavru tilkileri,deneycinin bir yandan elleriyle yavruya yemek verirken diğer yandan yavruyu okşamaya ve sevmeye çalıştığı standartlaştırılmış testlere tabi tuttular. Yavru tilkiler 3 sınıfa ayrıldı. 3.sınıftaki tilkiler kişiyi ısıran ve kaçan tilkilerdi. 2.sınıftakiler kendilerinin ellenmesine izin veren ama deneycilere karşı pozitif bir duyarlılık göstermeyenlerdi. 1.sınıftakilerse, kendilerini elleyenlere bilfiil yaklaşıp kuyruğunu sallayan ve inleyenlerdi. Yavrular büyüdüklerinde deneyciler sistematik olarak sadece bu en evcil sınıftakilerin üremelerine izin verdi. Evcillik için yapılmış sadece altı nesillik seçici ıslahın ardından tilkiler o kadar değişmişti ki, deneyciler kendilerini, ‘’insanla temas kurmak için can atan, ilgi çekmek için inleyen ve deneycileri köpek gibi koklayan ve yalayan ‘’ tilkilerden oluşmuş ‘’evcilleşmiş elit’ adlı yeni bir kategori oluşturmaya mecbur hissettiler. Deneyin başında tilkilerin hiçbiri elit sınıfında değildi. Evcillik için yapılan on nesillik ıslahın ardından yüzde 18’i ; yirmi neslin ardından yüzde 35’i ‘’elit’’ idi ; otuz ila otuz beş neslin ardındansa ‘’evcilleşmiş elit’’ bireyler deney popülasyonunun yüzde 70 ile yüzde 80’ini oluşturuyordu. Yapay seçilim etkisi altında elde edilen bu sonuç pek fazla insanı şaşırtmaz. Asıl ilginç olan kısım evcillik için yapılan seçici ıslahın yan etkileriydi. Bunlar gerçek anlamda büyüleyici ve umulmadıktı. Evcil tilkiler yalnızca köpekler gibi dav-

118

E V

R

İ

M

A Ğ

A C

I

ranmakla kalmamış, aynı zamanda onlara görsel açıdan benzemiştir de. Tilkisel kürklerini kaybedip siyah beyaz alacalı hale dönüşerek Galler Kolilerine benzemişlerdir. Tilkisel sivri kulakların yerini köpeksel sarkık kulaklar almıştır. Kuyruklarının ucu tilkilerinki gibi yukarı değil, köpeklerinki gibi aşağı bakıyordu. Dişi evcil tilkiler yılda bir değil(tilkilerin çiftleşme aralığı),altı ayda (köpeklerin çiftleşme aralığı) bir çiftleşmeye hazır hale geliyordu. Peki bu ne anlama gelmektedir ? Belyaev ve halefleri seçilimde sadece ‘En Evcil Olanı’ seçmişlerdir. Fakat bu seçilimle beraber ortaya çıkan bu yan etkiler bize Evrim’in nasıl olabileceği hakkında önemli bir bilgi veriyor. Görünen o ki ‘evcillik’ genleri ile sarkık kulak,aşağı bakan kuyruk,alacalı post ve çiftleşme süresi genleri beraber ifade ediliyor yani bir genetik sürüklenme oluyor. Fenotipte bir değişiklik olması için ‘mutasyon’ yada ‘genetik müdahele’ olması gerektiğini düşünenler bu deney sonuçlarıyla oldukça afallayacaktır. Aslında yapılan bir anlamda genetik bir müdahaledir. Ancak insanların algıladığı şekliyle bir müdahale değil. Bu tam da ‘Doğal Seçilimin’ yapabileceği türden bir değişimdi. Bu seçici ıslahta esas alınan ilke ‘En Evcil Olanın Kalıtımı’ idi. Peki doğada bu nasıl tezahür edebilir ? ‘En Zırhlı Olanın Kalıtımı’, ‘En Hızlı Olanın Kalıtımı’, ‘En iyi Uçanın Kalıtımı’, ‘En Cazibeli Olanın Kalıtımı’ vb. vb. şeklinde doğada tezahür edebilir,aslında etmiştir de. Bu seçici ıslahın bize öğrettiği başka bir şey ise bir organın yahut özelliğin ‘Darwinci’ seçilim değerinin ne olduğunu sorduğumuzda yanlış soruyu sorma ihtimalimizin olası olmasıdır. O özellik bir başka seçilim değeri ile birlikte ifade ediliyor olabilir. Paylaşan: Sayfamız Üyelerinden Sn. Yücel Güler

119

E V

R

İ

M

A Ğ

A C

I

Doğal Seçilimin Gücü ve Coğrafi Dağılımın Evrime Etkisi
Doğal Seçilim kavramı, Evrim karşıtları tarafından sürekli çarpıtılmakta ve bilgisiz insanlarda Evrim’e karşı bir önyargı oluşturmaktadır. ‘’Doğa cansız bir nesnedir, nasıl seçim yapar?’’ gibisinden sorularla kasti bir şekilde bir bilgi kirliliği yaratılmaktadır. Peki doğa nasıl seçilim yapar ? İşte bu örnekte tam olarak bunun cevabını göreceğiz. Bilimadamlarının bu deneyde yaptıkları tek şey ‘’Coğrafi Dağılım’a’’ etki etmektir. Coğrafi dağılım ya da izolasyon Evrim’in çok önemli bir unsurudur, türlerin oluşmasında doğrudan etkilidir. Doğada bu tarz bir izolasyonun nasıl gerçekleştiği sorusunu ilerleyen yazılarımızda ele alacağız. Şimdilik kısa bir bilgi olarak kıtaların her zaman bugün olduğu gibi ayrı olmadığını, bir zamanlar bütün kara parçalarının bir arada olduğunu söylemekle yetinelim. Yaşadığı bölgeden alınıp, farklı bir iklimin ve bitki örtüsünün olduğu alana yerleştirilen kertenkeleler sadece 36 yıl içerisinde ‘Doğal Seçilim’ etkisiyle oldukça hayranlık uyandırıcı değişimler geçirmişlerdir. Hırvatistan açıklarında Pod Kapiste ve Pod Mrcaru adlı iki küçük adacık bulunur. 1971’de, temel yiyeceği böcekler olan Akdeniz kertenkelesinin (Podarcis sicula ) bir popülasyonu Pod Kopiste’de yaşarken, Pod Mrcaru’da bulunmuyordu. O yıl araştırmacılar beş çift Podarcis sicula’yı Pod Kopiste’den Pod Mrcaru’ya götürdüler. 2008’e gelindiğinde çoğu Belçikalı olan ve Anthony Herrek’in yönetimindeki başka bir araştırma grubu, neler olup bittiğini görmek için adaları ziyaret etti. Grup Pod Mrcaru’da kocaman bir kertenkele popülasyonu buldu ve DNA analizi bu kertenkele popülasyonun türünün gerçekten de Podarcis Sicula olduğunu doğruladı. Herrel ve meslektaşları taşınan kertenkelelerin torunları üzerinde gözlemler yapıp, bunları Pod Kopiste’deki kertenkelerle karşılaştırdılar ve belirgin farklılıklar tespit ettiler.

Peki bu iki ada popülasyonu arasında, evrimleşmesi yalnızca otuz altı yıl sürmüş olan değişikler nelerdi ? Pod Mrcaru kertenkeleleri, yani evrilmiş popülasyon, asıl Pod Kopiste popülasyonundan önemli ölçüde daha büyük (daha uzun ve daha geniş) kafalara sahipti. Bu da ciddi bir ısırma gücü anlamına geliyor. Genellikle böylesine bir değişiklik beraberinde vejetaryen beslenme biçimini getirir ve Pod Mrcaru kertenkeleleri gerçekten de Pod Kopiste’deki ‘’atasal’’ kertenkelelerden daha fazla bitkisel besin tüketiyordu. Pod Kopiste popülasyonun hala sürdürdüğü neredeyse tamamen böceklere dayalı besin tercihi Pod Mrcaru kertenkelelerinde özellikle yazın, büyük oranda vejetaryen bir beslenme biçimine kaymış. Bir hayvan, vejetaryen bir beslenme biçimine kayınca neden daha güçlü bir çiğneme yeteneğine ihtiyaç duyar ? Çünkü bitkilerde hücre duvarı selüloz ile sertleşmiştir ve hayvan hücrelerinde böyle bir şey yoktur. At,sığır ve fil gibi

120

E V

R

İ

M

A Ğ

A C

I

otçul hayvanlarda selülozu öğütmek için değirmen taşına benzer dişler bulunur. Bunlar etçillerin kesici ve böcekçillerin iğnemsi dişlerinden oldukça farklıdır. Otçulların devasa çene kasları ve kas bağları için bir o kadar da güçlü kafatasları vardır. Vejetaryenlerin bağırsaklarında da kendilerine özgü bir takım farklılıklar bulunmaktadır. Hayvanlar genellikle bakterilerin yada diğer mikroorganizmaların yardımı olmadan selülozu sindiremezler. Çoğu omurgalı bağırsağında çekum ya da körbağırsak denen kör bir girinti bulunur. Selülozu sindiren bakterilerin yaşadığı bu yapı bir mayalanma odası olarak işlev görür (bizdeki apandis bizden daha fazla vejeteryan olan atalarımızdaki büyük körbağırsağın körelmiş halidir). Körbağırsak ve bağırsağın diğer kısımları sadece belli bitkiler üzerinden beslenen otçullarda oldukça ayrıntılı olabilmektedir. Etçillerin bağırsakları otçullarınkinden genelde daha basit ve daha kısadır. Otçul bağırsağında görülebilecek ayrıntılardan biri körbağırsak kapaçıklarıdır. Kapakçıklar tam kapanmamış birer duvar gibidirler. Bazıları kaslı olan bu kapakçıklar bağırsağın içinden geçen materyalin akışını düzenleme, yavaşlatma veya basitçe körbağırsağın içinin yüzey alanını arttırma işlevi görürler. Etkileyici olan şudur ki normalde Podarcis sicula’da görülmeyen, ait olduğu ailede ise nadiren görülen bu körbağırsak kapakçıkları, sadece otuz altı yıldır otçulla doğru evrilmekte olan Pod Mrcaru’daki P.sicula popülasyonunda evrimleşmeye başlamıştır. Araştırmacılar Pod Mrcaru’daki kertenkelelerde başka evrimsel değişimler de keşfetiiler. Popülasyon yoğunluğunun arttığını ve kertenkelelerin kendi bölgelerini, Pod Kopiste’deki ‘’atasal’’ popülasyondakilerin aksine savunmayı bıraktıklarını gözlemlediler. Bu evrim deneyinin etkileyiciliği herşeyin aşırı derecede hızlı (on yıllar içerisinde) gerçekleşmesidir. Sadece farklı bir ortamda yaşamaya zorlanan canlı ‘Doğal Seçilim’in etkisiyle ortamına uyum sağlamakla kalmamış, organları da yeni yaşayışına uygun şekilde evrimleşmiştir.

121

kendi zeminlerini andırmak doğrultusunda farklılaşacaklardı. gösterişli ve daha fazla sayıda beneğe sahiplerdi. İki havuzda (biri küçük. Dr. Lepistesler oldukça popüler tatlı su akvaryum balıklarıdır. lepisteslerin tropikal dünyasını simüle etmek için büyük bir sera yaptı ve içine on havuz yerleştirdi. birbirinden bağımsız olan bütün popülasyonlarda vardı. Diğer dişilerin erkekler üzerinde kurduğu daha parlak renkler evrimleştirme baskısı. yarısına koymamaktansa Endler yine zekice bir şey yaptı. avcı (hayvanlar) ve dişi lepistesler tarafından yapılacak. Endler Trinidad. Avcı baskısının olmadığı ya da az olduğu yerlerde ise erkekler. dişi lepisteslerin atalarının da parlak renkli erkekleri seçmiş olabileceğinden şüphelenmiş. Endler’in de açıkladığı gibi. diğer beşindekiler ise ufak taşlardı. bulundukları zemini andırırlar. dişileri cezbetmek için daha belirgin renklere sahip olmaya meyledeceklerdir. İri cüsse daha fazla enerji ister. Endler kalan dört havuza başka bir balık türü olan ve lepistesler için görece zararsız olan Rivulus hartii’den koydu. Lepistesler üzerinde ilginç olan şey ise Endler’in bu dengenin farklı derelerde nasıl farklılık arz ettiğini bilfiil gözlemleyebilmesiydi. On havuzun dibine de taş koydu ama bunların beşindekiler iri. On lepistes kolonisinin de 122 . Bu nedenle güçlü ve zayıf avlanma arasındaki karşılaştırma daha doğal bir karşılaştırmadır. yoğun bir avlanmaya maruz kaldıklarında her iki zemindeki lepistesler evrimsel süreçte. Önemli bir çok çalışmasından birisi de lepistesler üzerine yaptığı deneydir. Dişiler kadar iyi olmasalar da erkekler de yaşadıkları çakıllı dere tabanında iyi kamufle olmuşlar. Endler bu çalışmalarda yerel popülasyonların birbirlerinden çarpıcı şekilde farklı olduklarına dikkat etmiş. Endler. Bazı popülasyonlarda ergin erkekler neredeyse akvaryumlarda üretilenler kadar parlak. erkeklerin daha az parlak olduğu derelerde aynı zamanda (avcı hayvanlar tarafından gerçekleştirilen) avlanmanın da daha yoğun olduğunu gösterdi. Endler tıpkı dişi sülünlerin erkek sülünleri seçtiği gibi. Her zaman olduğu gibi evrim. Bu işin nereye varacağını görüyor olmalısınız. Dört havuzda (ikisi küçük. Öngörü şuydu. John Endler Yaban Hayatı’nda Doğal Seçilim’in yazarıdır. seçilim baskıları arasında bir denge kurar. Zayıf avcının olması hiç avcı olmamasından daha iyi bir kontrol koşuludur. Peki nedir Evrimsel Ekonomi? Bir canlı için iri cüsseli olmak avantaj olabilir ancak bir denge büyüklüğü olmak zorundadır. gökkuşağı renklerine sahiplermiş. Kamuflajın evrimini ortaya koymak için ideal bir deney hazırlamak isteseydiniz ne yapardınız ? Kamuflaj sahibi hayvanlar. böyle yerlerde erkekler dişileri cezbetmek için daha parlak renkler evrimleştirmekte özgürlerdi. Bu yüzden bir evrimsel denge politikası vardır. bu deneyde iki doğal koşulun canlandırılmaya çalışılmasıdır ve doğada hiçbir avcının bulunmadığı bir dere bilinmemektedir. beşi ufak taşlı on havuza rastgele ayrıldılar. Hayvanların.Tobago ve Venezüella’daki dağ derelerinde yaşayan yabani lepistesler (Poecilia reticulata) üzerinde çalışmıştır. Diğer bölgelerde erkekler çok daha mat renklere sahipmiş ama yine de dişilerden daha renklilermiş. neden olduğundan daha parlak değil? Bir canlı için iri cüsseli olmak iyi ise neden daha da irileşmiyor? Bu ve benzeri sorularla sıklıkla karşılaşmaktayız. Tabi bunlar Doğal Seçilimin alt başlıkları da olsa Evrimleşmede ne kadar önemli olabilecekleri Lepistesler üzerinde yapılan deneylerde net bir şekilde ortaya konmuştur. bu gözlemler hakkında deneyler yaptı. Havuzların yarısına avcı koyup. dolayısıyla masraflıdır. Avlanmanın az olduğu yerlerde erkekler daha parlak renklilerdi ve büyük. Endler. İşte bu noktada ‘’Evrimsel Ekonomi’’ devreye girerek bize gerekli açıklamayı yapar. onları deneysel olarak yerleştirdiğiniz bir ortamın zeminini andıracak şekilde gözlerinizin önünde evrim geçirdiği bir deney tasarlayabilir misiniz? Veya tercihen. Şimdi inceleyeceğimiz çalışmada ise Evrim’in başka iki mekanizması arasındaki denge politikasını gözlemleyeceğiz. Üç farklı avlanma seviyesi belirledi.E V R İ M A Ğ A C I Evrimsel Ekonomi ve Seksüel Seçme Bir canlı için parlak olmak iyiyse. İki deneysel soy arasındaki tek fark onlara vereceğimiz farklı zeminler olacak. Ama Endler daha da iyisini yaptı. Erkek lepistesler dişilerden daha parlak renklere sahiplerdir ve akvaryumcular onları daha da parlak renklere sahip olacak şekilde üretmektedirler. diğeri büyük taşlı) hiç avcı yoktu. Venezüella ve Trinidad’daki birçok alanda yaptığı incelikli nicel karşılaştırmalarla. Bu mekanizmalar ‘Seksüel Seçme’ ve ‘Avcı’nın Seçmesi’dir. Bunun nedeni.ikisi büyük taşlı) tehlikeli turna çiklidi bulunuyordu. Dolayısıyla durum şuydu: lepistesler beşi iri. yerel avcı popülasyonlarının bu baskının tersi yönünde kurduğu baskı güçlü de olsa zayıf da olsa. her birinde farklı birer popülasyon bulunan iki zemini? Deneyimizde seçilim insanlardan tarafından değil.

Endler’ın. Beşinci aydaki yoklamada bir doygunluk noktasına ulaşmış. avcıların olmadığı havuzlarda bunun tam tersini gözlemlemiş olmasıdır. Özet: Deney ‘Seksüel Seçme’ ve ‘Avcı Seçmesi’ ni açıkça gözler önüne sermiştir. Endler’in deney için seçtiği popülasyonun torunlarında örnek aldılar. Dişi ve avcı baskısı ile gerçekleşen evrimsel değişiklikler sadece beneklerin sayısı ve boyutuyla alakalı değildi. yani avcılar konmadan önce. ufak taşlı zemin görece küçük benekliliği teşvik etmiştir. 123 .üreme sürelerine. Benek sayısı açısından bakıldığında zayıf avlanma ile avcı olmaması durumları arasında fark görünmüyordu. Endler’in gözlemlediği sonuçların onaylanmasının yanı sıra tilkiler örneğinde görüldüğü gibi beklenmedik ‘Genetik Sürüklenme’ler gerçekleşti. Gerçek deney bu noktada başladı.E V R İ M A Ğ A C I altı ay boyunca avcular olmadan üremesine izin verildi. Bu muhtemelen dişiler tarafından yapılan ‘Seksüel Seçme’ den kaynaklanıyordu.daha az sıklıkla yavrularlar ve bir seferde daha az sayıda yavrularlar ve yavruları daha büyüktür. Etkileyici olan. Beşinci aydaki yoklamada bu fark açıkça görülüyordu ve on dördüncü ayda yapılan yoklamada benekler daha da azalmıştı. Deneye başlandıktan beş ay sonra Endler bütün havuzlarda yoklama yaptı . ne buldu ? Bu kadar kısa bir sürenin ardından bile sonuçlar oldukça şaşırtıcıydı. Bütün bu seçilimler tıpkı Dimitri Belyaev’in tilkilerinde olduğu gibi genetik sürüklenmelere yol açmış ve Lepisteslerin boyutlarına. Bundan dokuz (deney başladıktan sonra on dört) ay sonra aynı şekilde bir yoklama daha yaptı. Bunlardan biri ‘’balık başına düşen benek sayısı’’ idi. Avcıların etkili olduğu yerlerde ise Seksüel Seçme ile Avcı’nın seçmesi arasında bir denge politikası oluşmuştur. tüm havuzlardaki tüm lepisteslerin beneklerini saydı ve ölçtü. Beneğin büyüklüğü de en az sayısı kadar ilginç bir hikaye anlatmaktadır. Ama avcı olmayan iki havuzda ve zayıf avcının bulunduğu dört havuzda da benek sayısı artmaya devam ediyordu. benek sayısı büyük bir çeşitlilik arz ediyordu çünkü balıklar çok çeşitli avcıları barındıran çok çeşitli derelerden toplanmışlardı. Güçlü ya da zayıf avcıların varlığında iri taşlı zeminlerde görece büyük benekliliği teşvik ederken. Herhangi bir avcının ortama salınmadığı ilk altı ay boyunca balık başına düşen ortalama benek sayısı tavan yaptı. yüksek avlanmanın olduğu derelerdeki lepisteslerden daha geç ulaşırlar. Endler balıklardaki renk örüntüleri için pek çok ölçüt kullandı. Düşük avlanmanın olduğu derelerdeki lepistesler eşeysel olgunluğa. bunların dışında kalan iri taşlı iki havuza ve ufak taşlı iki havuza da altışar ‘’zayıf avcı’’ koydu. zira altlarındaki zemini taklit etmeyip daha kolay göründükleri için dişileri daha çok cezbetmişlerdir ! Kaliforniya Üniversitesi’nden David Reznick ve meslektaşları Endler’in harika sonuçlar elde ettiği deneysel deresini dokuz yıl sonra ziyaret etti.erginlik yaşlarına da etki etmiştir. iri taşlı zeminde ise küçük benekleri desteklemiştir. Kalan iki havuzda ise lepistesler herhangi bir avcı olmadan ürediler. Peki. Bu durum kolaylıkla şu şekilde yorumlanabilir: benek büyüklüğü taş büyüklüğünü taklit etmektedir. erginliğe ulaştıklarında daha büyük vücutludurlar. ufak taşlı zeminde büyük. Tehlikeli avcının bulunduğu dört havuzda ortalama benek sayısı taban yaptı. Kendisini. Benek sayısı ile ilgili bu kadar bilgi yeter. Endler iri taşlı iki havuza ve ufak taşlı iki havuza birer ‘tehlikeli avcı’. Avcıların az olduğu yada zayıf olduğu yerlerde lepistesler ‘Seksüel Seçme’ baskısıyla değişimler gösterirken. Daha sonra ortama avcılar sokulduğunda keskin bir değişiklik oldu. dişilerin yüksek benek sayısını tercih etmesi şeklinde gösteren eşeysel seçilim ikisine de baskın çıkmıştı. Doğal Seçilim erkek lepisteslerde. on dördüncü ay yoklamasına dek yüksek seviyelerde kalmıştı. Lepistesler havuzlarına ilk konduklarında.

papirüs. ARKEOMETRİK YÖNTEMLER RADYOAKTİF YÖNTEMLER: Radyoaktif maddelerin radyoaktif yapısının zaman içerisinde azalarak yarıya inmesi ilkesine dayanır. insan ya da bulunduğu ortam ile ilişkilendirildiğinde. bu maddenin radyoaktivitesinin ölçülmesi bize mutlak yaşı verecektir. Buna rağmen belirli bir takvim sistemine bağlı mutlak yaş çıkartılabilir. kemik. bazen kalınlığı kilometreleri bulan dolgular oluşturur.üsttekinden daha eskidir. birbirine göre eski ya da çağdaş. Ancak farklı takvim kullanmış olanlar vardır. VARV YÖNTEMİ: Göl. Buluntuların zaman içindeki göreli yeri. bu da bizim takvimlerimiz ile çelişir. Canlı öldüğünde C12 sabit kalır. Kil. KARBON 14 (C14) YÖNTEMİ: Tüm canlıların bünyesinde. diş. Carbon 12 ve Carbon 14 izotopları eşit miktarda bulunur.E V R İ M A Ğ A C I Jeolojik ve Paleontolojik Bulguları Tarihleme Yöntemleri ve Doğal Çevreyi Belirleyen Yöntemler (Mehmet Arif Sökmen) İnsanlar tarafından sıklıkla merak edilen bir konu olan yeraltından çıkarılan bir fosilin veya kalıntının yaşının milyonlarca yıl öncesine dayanmasına rağmen nasıl bu kadar net veya dar aralıklarla bilinebildiği ve ne gibi yöntemler kullanıldığı konusuyla ilgili olarak sayfamız okurlarından Sayın Mehmet Akif Sökmen çok ayrıntılı ve güzel bir yazı hazırladı bizlere. bir diğer çok önemli merak konusu olan. taş. Tipolojik benzerlikleri bu durumda bizim için son derece önemli olup. tabakalanma içindeki konumlarına göre bir karşılaştırma yaparız. Konuyla ilgili merakı olanların mutlaka okumasını tavsiye ediyoruz. Okurumuza teşekkürlerimizi sunuyoruz. Bu birikimlerin içinde herhangi bir buluntunun varlığı tarihlemeyi kolaylaştırır. eski canlıların doğal yaşam ortamlarının ne yollarla bulunabildiğini anlatan ve metotlara değinen ikinci bir yazıyı da bu yazıya ekledi. ÇMB (Evrim Ağacı) -----------------------------------------------------------------------------------------------------------------------1) TARİHLEME YÖNTEMLERİ ARKEOLOJİK YÖNTEMLER TABAKALANMA (STRATİGRAFİ): Üst üste yığılan katmanların adlandırılması demektir. Bu katmanların sayılması çevresel değişiklikleri verirken aynı zamanda bizi eskiye götürür. C14 ise belirli miktarlarda azalmaya başlar. tablet gibi değişik şekilli sembollerin yer aldığı belgeler mevcuttur. YAZILI KAYNAKLAR: Yazının bulunmasından sonraki süreç dikkate alınır. Yanmış tahıl. mühür. deniz dibi gibi yerlerde yağışlı ve kurak mevsimlerin etkisiyle biriken ince katmanların üst üste yığılmasıyla. 124 . BİÇİMBİLİM (TİPOLOJİ): Aynı katman içinde yer alan buluntulara dikkat etmekteyiz. Biçimsel özelliklerine göre bir sınıflandırma yoluna gideriz. buzul. yeni olarak mutlak yaş vermeden belirtilir. 19. yy ortalarında tam anlamıyla kabul görmüştür. Saygılarımızla. kaya. GÖRELİ TARİHLEME: Farklı yerlerde ortaya çıkan buluntulara dikkat ederiz. C14 sonuçları. Altta bulunan katman. tahta gibi günümüze gelebilen arkeolojik organik maddelerdeki C12-14 oranı saptanarak mutlak yaş belirtilir. Yarı yaşı bilinen bir radyoaktif madde. Ayrıca kendisi.

Özellikle katmanların kilometrelerce kalınlığa ulaştığı okyanus tabanlarında O16 ve O18 ölçümleriyle belirlenen iklimsel dönemler. Aynı zamanda orta enlemlerde doğal çevrede meydana gelen büyük olaylar. en güvenilir doğal çevre ve kronoloji anahtarı olarak kabul edilir. Buralardaki ölçümler varvların oluşum yıllarına bağlı olarak doğal çevre ortamındaki değişikliği yansıtırlar. Polenler aynı zamanda C14 tarihlemesi için de kullanılırlar. suyun sıcaklık. katman. 2) DOĞAL ÇEVREYİ BELİRLEYEN YÖNTEMLER BİTKİ TOZLARI (POLEN) ANALİZİ: Bitkiler çok sayıda ve birbirlerinden farklı olarak polen üreterek yayarlar. C14 e göre daha hassas bir yöntem olup birkaç milyar yıla kadar ölçüm yapılabilir. Yani o tarihlerde pusula kuzeyi değil kuzeydoğuyu gösteriyordu. tuzluluk oranı ve oksijen içeriği ile belirlenir. örenğin Forraminifera türünde O16 ve O18 oranı. Birkaç bin yıllık seriler elde edilebilir. Bu bir terslenmedir. Bazı mineraller özellikle obsidyen optik ışıma hızının ölçülmesi 500 bin yılına kadar ölçüm verir. URANYUM KURŞUN. Her cismin içinde karışık biçimde bulunan iyonlar. her yıl katmanlar halinde birikerek erinmeden korunur. üst atmosferdeki rüzgarlarla kutup dolgularına çökelir.Terslenme adını verdiğimiz dönemlerde + ve . Bu halkaların genişliği tamamen iklim koşullarına bağlıdır. Her yıl oluşan katmanlar sayılarak on binlerce hatta yüzbinlerce yıl öncesine gidilebilir. OKSİJEN İZOTOP YÖNTEMİ: Denizlerde yaşayan canlıların iskeletlerinin oluşumunda O16 ve O18 izotopları devreye girer. dolayısıyla iklimi gösterir. Buna ek olarak bu örneklerden hareketle C14 yöntemiyle mutlak yaş ölçümü de yapılabilir. kurak dönemlerde çöllerden gelen kum. öreneğin yanardağ patlamalarının çıkarttığı kül. Bu kömürleşmiş ağaç halkaları aynı biçimde ölçülür. Bu polenler göl ve bataklık gibi su kütlelerinin içine düştüklerinde dibe çökerler ve varv şeklinde katmalar oluştururlar. KUTUP KRONOLOJİSİ: Kutuplara kar olarak düşen yağış. Eski dönemlerde kullanılmış ağaç yanarak günümüze kadar gelebilir. Maddenin ısıtılmasıyla ortaya çıkan ışımanın ölçülmesi esasına dayalıdır. Bazı canlılarda.kutuplar sabit değildir. POTASYUM ARGON. RUBİDYUM STRONTİUM: C14 yönteminde olduğu gibi radyoaktif minerallerin dönüşüm sürecinin ölçümüne bakılır. traverten ölçümler için son derece uygundur. Kutup kronolojisi. Oksijen izotop yöntemiyle birlikte doğal çevredeki değişikliklerin bir göstergesi olarak kullanılır. Yani şöyle bir örnekle diyebiliriz ki Kuzey Kutbu’na yakın olan + kutup 400 yıl önce New York’a yakın bir yerdeydi. Bu katmanların kalınlığı çevre koşulları ile bağlantılıdır. katmanlar halinde biriken iskeletlerde yapılan ölçümler. Bu veriler birleştirilerek MÖ.8 bin yılına kadarki dönem için kesin seriler elde edilmiştir. Terslenme söz konusu ise Paleolitik Mağara’da kullanılabilir. TERMOLÜMİNESANS: Maddede biriken radyasyon enerjisi miktarı onun radyasyon etkisinde kaldığı süreye. AĞAÇ HALKALARI (DENDROKRONOLOJİ) YÖNTEMİ: Ağaçlar yaşamları süresince her yıl iki büyüme halkası meydana getirirler. Derin deniz diblerindeki dolgularda. dolayısıyla maddenin yaşına bağlıdır. 125 . o cisim yanarsa yandığı tarihteki manyetik kutup yönünde dizilirler. Travertenlerde buna örnek verilebilir. yer değişitrmiş ve bir süre bu şekilde kalmıştır. Biriken toplam enerjinin bir yılda biriken enerjiye bölünmesiyle enerjinin kaç yıldır toplandığı. BİOARKEOLOJİ: Son yıllarda moleküler biyoloji ve genetik alanlarındaki gelişmeler arkeolojiye katkı sağlamaktadır. yani maddenin yaşı hesaplanır. MANYETİK YÖNTEM (JEOMANYETİZMA): Dünya’nın manyetik alanını oluşturan + ve .E V R İ M A Ğ A C I takvim yılına uyarlanır.kutuplar. Arkeolojik dolgularda ele geçen insan iskeletleri ya da bir hayvan kemiği üzerindeki doku veya kanı oluşturan hemoglobin hücreleri gibi örneklerden genetik şifrenin okunması mümkündür. Volkanik. tabakalanmış olarak canlının öldüğü dönemdeki deniz ortamını.

Radyoaktif olmayan yöntemler 126 . Bir kaynağın yaşını ya da bu kaynağın yaşını nümerik ve kronolojik olarak saptamaya dayanan Kronolojik metotlardır. Tarihlendirme Göreli ve Mutlak olmak üzere iki biçimde gerçekleştirilmektedir. Bunlardan ilki. Bu bağlamda arkeoloji.Radyoaktif yöntemler . günümüze kadar mikroskobik bir ölçekte korunarak gelir. yaşının belirli aralıklara sığdırılması olarak tanımlayabiliriz. Özellikle Hominid fosilleri bir tabakada bulunduğunda ilişkin jeolojik özellikler ve tikel bitki ve hayvanların kalıntıları bize depozitlerin oluştuğu iklim hakkında bilgi verir ve göreli bir tarihleme yoluna gidebiliriz. kullanıldıktan sonra üzerinde oluşan izler. çevreyi inceleyen doğa bilimleri için zaman labaratuvarı görevini üstlenir. deprem gibi olayların incelenmesi ve bunların kültürel tarihle karşılaştırması. insanların yaşadığı eski çevreyi (Paleo-ortamı) anlamamızı sağlar. Örneğin bir el öğütücüsünün dokusuna işlemiş buğdaydaki silisyum mikrokopla görülebilir. fosilin var olduğu dönemin hesaplanması. Bilim adamları buldukları fosilleri stratigrafik bir dizin içine yerleştirilebildiğinde etrafında bulunan diğer fosillere ilişkin olarak yaşlarını belirleyebilirler ki bu şekilde belirlemeye göreli tarihlendirme denir. . PEKİ NE İŞE YARIYOR? KULLANIM İZİ ANALİZİ: Tanımadığımız bir aletin ne işe yaradığını biçimine bakarak söylemek her zaman mümkün olmaz. Ayrıca buluntular üzerinde Mehmet Akif Bey’in de anlattığı birçok metotla yaşının hesaplanması söz konusu olabilir. Bir materyali diğerine göre ya da bir referans noktasına göre yerleştirmeye. DENEYSEL ARKEOLOJİ: İşlevini bilmediğimiz veya teknolojisini anlamadığımız alet ya da nesnelerin modelleri yapılarak bunlar değişik şekillerde kullanımakta. TORTU ANALİZİ: Kullanılan bir çok maddenin bileşimindeki kristaller. Böyle radyoaktif veya radyoaktif olmayan bir yöntemin kullanılmasıyla belirlenmeyi de mutlak tarihlendirme olarak adlandırmaktayız.toprağın birikmesi. Yapılan her iş aletin üzerinde mikroskopla görülebilecek bir aşınma yüzeyi oluşturur ve bu izlerden en azından yapılan işin şiddeti.E V R İ M A Ğ A C I ÇEVRESEL ARKEOLOJİ (JEOARKEOLOJİ): Doğal çevredeki akarsu sistemleri. bir şeyin ötekine göre eski ya da eski ya da yeni olduğunu saptamaya dayanan Relativ metotlardır. Bunlar. Paleontoloji ve paleoantropoloji alanlarında fosil kemikleri üzerinde yapılan tarihlemelerde Antropologlarca iki ana metot kabul edilmiştir. Bir diğeri de. sertliği ve yönü saptanabilir. Bu sayede örneğin çakmaktaşından yapılmış bir aletin deri sertliğinde bir madde üzerine belirli açıda sürtüldüğü sonucuna ulaşılabilir. arkeolojik malzemede görülenlerle karşılaştırılarak yapılan işin tür ve niteliği saptanmaktadır. aşınması gibi değişikliklerinya da yanardağ patlamaları. Temel bazda Kronolojik tarihlendirmeyi iki ana gruba ayırabiliriz. Yazan: Mehmet Arif Sökmen (Evrim Ağacı Okuru) ----------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------Ayrıca sayfamız okurlarından Sayın Gülşah Güler’in Evrim Ağacı için hazırladığı önemli ve güzel notunu da sizlerle paylaşmak istiyoruz: Tarihlendirmeyi kabaca bir kalıntının.

Kaynakça: COTTAK. İTÜ Nükleer Enerji Enstitüsü Genel Yayınları. N. obsidiyen aletler ve seramik eşyalar üzerinde uygulanan bu yöntem yaşı en az 20 000 yıl olan bu volkanik oluşumları tarihlemede kullanılır. 1983. Radyoaktif olmayan yöntemler içerisinde Amino Asit Resamizasyonu. ESR temelde TL (termolüminesans) yöntemiyle aynı prensibi paylaşmasına karşın ESR yönteminin TL yöntemine göre burada kısaca bahsettiğim üstünlükleri vardır. Uranyum. Dendrokronoloji Yöntemi. optik etkinliği olan maddelerin. Nötron Aktivasyon Analizi Yöntemi: Bu yöntemde bileşimi tam olarak bilinen bir standardın örneğe gerek vardır. 1993.000 yıl geriye gitmek mümkündür. Bu tarihleme metodunun prensibi. Ankara.. Örnedğin Keramik analizinde standart olarak bileşimi bilinen kil örnekler kullanılır. pişmiş tuğla. Tübitak yayınları. ÖZDEN. P. yanmış çakmaktaşı ve obsidiyen. Nazım Özüaydın. N. curuf. sarkıt ve dikit gibi kalsit oluşumları ve benzeri inorganik obje ve malzemelerin içerisinde şifreli saat gibi çalışan fiziksel mekanizmalar vardır. Antropoloji. Termolüminesans Yöntemi. Hidrasyonun belli bir zamandan sonra düzgünlüğünü kaybetmesi nedeniyle bu yöntemle en fazla 60. LEWİN. volkanik. Bu mekanizmalara dayalı bir tarihlemeye gidilir. R. Ankara. Uranyum 238’in kendiliğinden fizyona uğraması sonunda meydana gelen yüksek enerjili parçacıkların kristalimsi yapılarda ve camlarda iz bırakması esasına dayanmaktadır. çev. Elektron Spin Rezonans Yöntemleridir. C. ESR yüzeysel olaylara karşı daha az duyarlı olduğu için kullanılan maddenin taneciklerinin belirli bir büyüklükte olma şartı yoktur. inaktif madde haline dönüşmesine bağımlıdır. Teknik olarak resamizasyon süreci optikaktif maddenin. Fizyon İzleri Yöntemi: Özellikle cam. Yazan: Gülşah Güler 127 . Bu yöntem ODTÜ Fizik Bölümü Radyokarbon Araştırma Laboratuarında kullanılan sonuncu bir yöntemdir. İnkılap yayınevi. Potasyum Argon Yöntemi. Elektron Spin Rezonans (ESR): Tüm bu tekniklerin dışında tekstil gibi organik maddelerin tarihlemesinde kullanılan oldukça yüksek başarıda bir teknik olan ESR (Elektron Spin Rezonans) yöntemidir. Varv Yöntemi gibi yöntemler sayılabilir. 1997. Obsidiyen Hidrasyonu. Orantılı Karbondioksit Gaz Sayımı. SARAN. 1989. No:18. Obsidiyen Hidrasyonu: Yeni açılmış bir obsidiyen yüzeyinin su kaparak hidrasyona uğraması ve bu hidrasyonun zamanla obsidiyen içinde ilerlemesinden yararlanılarak obsidiyen aletlerin yaşı saptanır. Nötron Aktivasyon Analizi Yöntemi. Orantılı Karbondioksit Gaz Sayımı: Keramik. Ölçüm esnasında ESR merkezleri bozulmadığından istenilen sayıda tekrarlanması da araştırmacılara oldukça kolaylık sağlar. Antropoloji: İnsan Çeşitliliğine Bir Bakış..Florin Yöntemi. meteor. İstanbul. Nükleer Çağın İlk 40 Yılı. Ütopya yayınları. optik etkinliği olmayan maddelere dönüşmesidir.E V R İ M A Ğ A C I Radyoaktif Yöntemler içerisinde C14 Yöntemi. kül. Amino Asit Resamizasyonu: C14 gibi fosil kemiklere doğrudan uygulanan bir tarihleme metodudur ve paleoantropojide hominidlerin erken evrim aşamalarında kullanılabilmektedir.. Modern İnsanın Kökeni. İşte bu dönüşmenin hesaplanmasıyla da kronolojik bir yaş saptamaya gidilir. Fizyon İzleri Yöntemi. Bu nokta da Mehmet Akif Bey’in notuna ek olacak yöntemleri biraz açıklamak isterim. Reaktörlere konulan elementlerin nötronlarla ışınlandıklarında ışıdıkları gama dalgalarının boyutuna göre bir tarihleme yapılır.

H.” ya da “Pan (maymunlar) cinsine ait. beslenme tiplerine (diyet) göre değişen diş yapılarıdır. Bu. Cins adının değişmesinin sebebi. bulunan fosilleri neye göre “Homo cinsine ait. Bir diğer nokta. artık ata türleriyle çiftleşemeyecek kadar farklılaşmadır. habilis türünde 600 cc’ye çıkmaktadır. Australopithecus cinsine ait 8 farklı tür tanımlanmıştır. insan ile maymunların arasındaki farkı yaratan olgular nelerdir? Bilim insanları. bu şekilde. Darwin. Bunların her biri arasındaki geçişler. 128 . İnsanlarla ortak bir atadan geldiği düşünülen bir canlı fosilinin homo cinsinden olduğu nasıl ayırt edilir? Mesela homo erectus fosilini şempanze fosillerinden ayıran şey nelerdi? Evrim Ağacı olarak verdiğimiz cevap şöyle: Bunu anlayabilmek için. türleşme olayının gerçekleşmesidir. insanın evrimsel basamaklarında günümüze yaklaştıkça artmaktadır. İnsan Evrimi’nin ne kadar muazzam bir şekilde tanımlandığını gösteremektedir. Bunların başında da kafatası kapasitesi (cranial capacity) gelmektedir. bu farklı cinsler ya da daha da geriye gidilirse. çoğu zaman genetik materyal kolayca bozulduğundan bu mümkün olmamaktadır. Elbette ki yeni bulgularla bu sayılar artacak ve dallanacaktır. günümüze daha yakın olmalarından ötürü Homo cinsine ait 10 farklı tür. kafatasının beynin büyümesiyle doğru orantılı olarak genişlemesiyle çıkarılabilmektedir. Ağırlıklı olarak et ile beslenen türlerde dişler daha keskindir. Şimdi. Ayrıca iskelet yapısı. İnsan Evrimi’nde 6 farklı cins. Çünkü insan evriminin en ayırt edici özelliği beynin evrimidir ve beynin evriminin haritası. Ayrıca kimi zaman. Dişler. Ancak en önemli nokta. kemik bağlantıları. fosillerden edinilebilen genetik materyaller sayesinde genetik kıyaslamalar da yapılabilmektedir. tahminin doğru çıktığı bilinmektedir. garhi türünde 450 cc olan kafatası hacmi. 23-24 farklı da tür bulunmaktadır. türler ve fosillerle bilinmektedir. biyolojik terimiyle. Cins olarak şunları sayabiliriz: 1) Darwinius 2) Orrorin 3) Ardipithecus 4) Australopithecus 5) Kenyanthropus 6) Homo Bunların bazılarının altında tek tür bulunabilirken. sadece diş kalıntılarından bir Megatherium tanılmladığı ve İngiltere’de yapılan araştırmalarda. bir diğer önemli bilgi şudur: En eski Homo türü olduğu düşünülen (elimizdeki bulgular dahilinde) tür olan Homo habilis’in.E V R İ M A Ğ A C I Bulunan fosillerin hangi türe ait olduğu nasıl ayırt edilir? Soru: Benim cevabını bulamadığım bir sorum var. Darwin ve benzeri bilim adamlarının sadece bir diş fosilinden tür ayırt edebildikleri ve yapılan incelemeler sonucunda tahminlerinin çoğunlukla doğru çıktığı bilinmektedir. kemik tipleri gibi pek çok özellik de yapılan kıyaslamalarda kullanılmaktadır. Bu artış. öncelikle insanların tek bir cinse ait olmadığını bilmemiz gerekmektedir. Örneğin A.” diyerek ayırt ediyorlar? Bunun için pek çok yöntem kullanılmaktadır. doğrudan Australopithecus garhi türünden evrimleştiği düşünülmektedir. Peki. morfolojik değişimlerdir. Ne yazık ki reçine içerisinde saklanagelmiş olan fosiller haricinde. bir türü ayırt etmek konusunda çok büyük önem taşırlar. daha vejetatif beslenen türlerde ise arka dişler daha büyük ve yaygındır.

org/10/15_homo.htm http://en.biology-online.org/wiki/Homo 129 . ----------------------------------------------------------http://www.org/faqs/homs/species.htm http://www.E V R İ M A Ğ A C I Bu şekilde yöntemler kullanılarak ve karşılaştırmalı anatomi gibi bilim dallarına başvurularak bulunan fosillerin türleri ayırt edilebilmektedir.html http://www.wisegeek.talkorigins.wikipedia.com/what-is-the-genus-homo.

Fakat ben burada ikinci tarafın söylediklerini tam anlamıyla anlamadım. çünkü sınavda soracağı soruları. Türkçe kaynak olarak bu konuda yukarıya yazdığım kitaptan bilgi alınabilir. yer yarıklarını. tıpkı dinozorlar gibi. Doğal Seçilim. O sırada. Bunu söylerken dayandıkları nokta sanırım doğal seçilimin birikimli oluşu. Bir gök taşının çarpacağını önceden bilebiliriz ancak çarpmanın etkilerini ön görebilmemiz çok güçtür. evrimin belirli bir yönü olduğunu düşünmek. Doğa.E V R İ M A Ğ A C I Doğal Seçilim’in yönü ve/veya amacı var mıdır? Sayfamız üyelerinden Sayın Kubilay Meşe bize şöyle bir soru yöneltti: Değerli Evrim Ağacı üyeleri. rastgele süreçlerle işlemeyen doğal seçilim yardımı ile her iki yönde de eşit yol aldığını savunuyor (ileri ve geri). zaten orada bulunuyorlardı. Eğer ki Doğal Seçilim’in başlı başına doğadaki fitness (fit olma durumu) miktarımızı ölçmeye ve buna göre eleme ya da seçme yöntemine giden bir araç olarak görürsek. fil fareleri. yani doğanın değişimlerini önceden bilemez. bir diğer yazımızda tanımladığımız gibi. Çünkü hiçbir dinozor. “Ataların Hikayesi” isimli kitabının “Geri Dönüş Kibri” kısmında bu konuya son noktayı koymuştur: “Tarihsel anlatımızı Homo sapiens’e doğru yöneltmek.. Diğer taraf da evrimin “mutlak” ilerlemeci olmadığını. Steven Pinker’ın bir fantezisini temel alarak.buruna nihai sıçrayışı yapabilen yabancı yaşam biçimlerinin var olup olmadığını merak edebilirlerdi.İlerleme Mitosu--.İngilizcesi: Full House) bir konu bu: Evrimin ilerlemeci olup olmadığı olgusu. Veya hava durumunu ancak birkaç saat öncesinden kesine yakın tahmin edebilmekteyiz. tam hortum. kendimizi gelmiş geçmiş en gelişmiş ve üstün varlıklar görürüz ve Evrim varsa bile. Eğer göktaşı çarpmasaydı ve volkanları tetiklemeseydi. doğanın getirdiği şartlar dahilinde.evrimci ilerlemenin doruğu sayar. her zaman bir tartışma konusu olmuştur. evrimin ana yolunda ilk beceriksiz adımları atan. bizi “yaratmak” için belli bir yönü seçtiği sanısına kapılırız. Ancak bize kalırsa Richard Dawkins. fok balıklarını ve hortumlu maymunları. Bir taraf evrimin ilerlemeci olmadığını. kanatları geriye yatık görkenli uçan makineleri. ön görülemez bir biçimde değişmektedir. ertesi gün Dünya’ya 10 kilometre çapında bir göktaşının çarpacağını öngöremezdi ve göremedi de. çeşitli fiziksel ve kimyasal etkiler dahilinde. Bu apaçık ve Gould’un sözleriyle “retorik bir saçmalıktır”. Panthera leo ya da Sequoia semperviens. ileri gitmek olacaktır. çobanaladatan-benzerlerini -bir yıl havada kalan. Memeliler de. dinozorların egemenliğinin ortasına düşecek devasa bir göktaşına güvenerek evrimleşmediler. hatta uçarken çiftleşen. Sizin bu konudaki yorumunuz nedir? Bu iki fikir dışında başka fikirler var mı? Evrim Ağacı olarak cevabımız şu şekildedir: Doğal Seçilim’in bir yönü olup olmadığı ya da belirli bir amaca “yönelik” seçilimde bulunup bulunmadığı. depremleri ve heyelanları öngörmemiz şimdilik mümkün değildir veya tsunamileri. kısmi ilerlemeden kastettikleri ne olabilir? Ben kendimi ilerlemeci olmayan tarafa daha yakın hissediyorum.tam başaramayan geçici acemiler olarak betimleyebilirlerdi: Hem çok yakın hem çok uzak. Fil astronomlar. Bugün bilgi edinmek istediğim konu evrimin en önemli konularından birisi bence. belki de asla baskın sınıf haline gelemeyeceklerdi ve bizler 130 ..” Buradan da görebileceğimiz gibi. Benim tespit edebildiğim 2 taraf var bu konu hakkında. tapirleri. filler tarih yazabilseydi. volkan patlamalarını.yöneltmekten daha anlamlı değildir. Buı öğretmen tamamen kördür. Richard Dawkins anladığım kadarı ile bu taraftan birisi ve “Şeytanın Papazı” adlı kitapta Gould’un kitabı hakkındaki yorum yaparken fikrini ortaya koyuyor. Çünkü bizler. başka bir dünyada bunun engelini aşıp. Yaşamın açıkça ilk başarısı olarak gördüğü uçma yeteneğiyle gurur duyan tarihsel kafalı bir çobanaldatan kuşu. bunun bir yönü (ileri veya geri veya sağa veya sola) olduğunu düşünmek. diğer modern türlere -sözgelişi Octopus vulgaris. ama her biri -bir nedenle. bizlerin kibrinden kaynaklanmaktadır. Evrim bilimine kendini adamış bilim insanları arasında tartışılan. Aynı şekilde. üzerine kitap yazılabilen (Stephen Jay Gould: Yaşamın Tüm Çeşitliliği. temel olarak rastgele değişen çevre koşullarına karşı genetik ve çevresel edinimlerimizi sınava tabii tutan bir öğretmendir. kısmi olarak ileriye eğilimli olduğunu savunuyor. 1 gün ya da 1 ay öncesinden yapılan tahminler çoğunlukla yanlıştır.

aynı kitabının. varsayılan yönün ne olduğu konusunda bizi kuşkuda bırakmaz. Bir mekanizmadır. Bu.” Bu paragrafların devamında da Dawkins. Evrim’in “ileriye” ya da “geriye” gittiğini söylemek yanlıştır. her zaman “daha çok evrimleşmiş” türler mi yaratır? Veya her yeni tür. bizim dişlerimiz olma yoluna girdikleri için öyleydiler. bu genellikle rastgele olan seçilime göre. Kitap. muhtemelen atamız) australopitesinlerle karşılaştırıyor. “bundan sonra X canlısını türeteceğim” diye düşünen bir doğal süreçten bahsedilemez. bizim atalarımız. Doğal Seçilim de hiçbir zaman belirli bir türe doğru Evrim’i desteklemez. evrimin önceden saptanmış bir yönde hareket ettiğinden başka ne anlama gelebilir? Kitap..E V R İ M A Ğ A C I var olamayacaktık. bizden “geri”ler miydi? Yine Dawkins’in. “kaderci yaklaşım”dan bir farkı olmadığını düşünmekteyiz. “daha iyiye” ya da “daha kötüye” şeklinde bir amacı da olamaz. Buradan da görebileceğimiz gibi. ‘Bir çenenin ilk işaretleri. eskisinden daha “ileri” midir? Diğer taraftan sorarsak.’ Sanki o dişler. Doğal Seçilim’in bir yönü olduğunu varsaymanın. burada bir soru akla gelebilir: Doğal Seçilim. ‘Dişler bizimkine benzemeye başlar. Ki böyle bir belirlemeden bahsetmek saçma olacaktır. 131 .. Doğal Seçilim de. Sadece değişir. Çünkü Doğal Seçilim. Homo habilis’i (bir insan türü. Kütleçekimi. bir önceki çevre koşullarına göre “ileri” mi.’ ‘İlk’ bizi ‘tam’ bir insan çenesine doğru ikinci ve üçüncü işaretleri beklemeye teşvik eder. o andaki ortama en uygun bireyleri seçmeye çalışır. çevre koşullarının. aynı bölümünden okuyoruz: “Elimdeki bir kitap bunun [insanı hedef alan evrimin] bir örneğini verir. Homo habilis’in ‘Avustralopitesinlerden epeyce daha fazla evrilmiş’ olduğunu söylüyor.” demediği gibi. bellidir. Daha fazla evrilmiş? Bu. Dolayısıyla Evrim’in ileriye ya da geriye gittiğinden bahsetmek için. her zaman. memelilerin işine yaradı ve bizlere kadar gelen evrim süreci gerçekleşmiş oldu. Doğa “ileri” ya da “geri” gitmez. bahsedilen kitaptaki anlatım biçimini ve Evrim’in bir yönü olduğunu düşünenleri eleştirir. Peki. habiline beslenmeye uygun oldukları için değil. “Şimdi bu topu g ivmesiyle yere çekeceğim. “geri” mi olduğu belirlenmelidir. Bir yönü olamayacağı gibi. Ancak o göktaşı açarptı ve dinozor süpersınıfı yok oldu. Zira. doğanın bünyesinde var olan canlıların elenmesi ya da seçilmesi işlemine verilen bir addır.

Belirttiğiniz gibi sudan karaya çıkan hayvanlardan büyük bir kısmı karada kalmışken. atalarının fiziksel özelliklerini kazanmaz.world-science. Geri Evrim’in güzel örneklerinden biri de Güney Amerika kurbağalarının (Gastrotheca guentheri) alt çenelerindeki dişlerin tam 200 milyon yıl sonra yeniden ortaya çıkmasıdır. Sudan karaya geçen canlıların karada rekabet fazla ve yiyecek az olduğu için tekrar suya döndüğünü ve bu canlıların katil balinaları oluşturduğunu söyledi. Konuyla ilgili bazı ayrıntılı bilgileri aşağıdaki bağlantılarda görebilirsiniz: http://news. bir takım türler.htm http://www. Araştırmanın sonuçları 20 Mayıs 2008’de Current Biology dergisinde yayınlanmıştır. zira araştırmacılar için hala çok eski atalara ait eksik bilgiler bulunmaktadır ve hangi özelliğin atasal duruma döndüğüne ayırt etmek sorun teşkil etmektedir. Bu durumda. doğrudur. Örnekler arttırılabilir. Sizin de belirttiğiniz gibi. ancak ondan önce sahip olduklarını bilmekteyiz. bazı çevresel baskılar buna sebep olabileceği gibi. genetik etmenlerden ötürü de “ataya dönüş” olayı gerçekleşebilir. Bu kullanılmamaktan ötürü kaybedilen dişler. Seattle Balıkları’nda meydana gelmiştir. Ancak bu “geri evrim”e çok da güzel bir örnek sayılamaz. Bu durum pek çok sebepten ötürü gerçekleşebilir.com/article/333630/the_theory_of_reverse_evolution.com/news/2011/02/110209-frogs-teeth-evolution-science/ http://www. bir anda kendilerini açık ve berrak suyun altında bulmuşlardır. özelliklerin geri kazanılması gerekmektedir. Bu kurbağaların bu dişlere 200 milyon yıldan beri sahip olmadığını. zaten evrim geçirerek farklılaşmış bir tür. atasal duruma. Bu temizlikten önce pislik tabakası altında rahatlıkla gizlenen küçük balıklar olan Seattle Balıkları. “geri evrimleşerek” dönmeleriyle sonuçlanmıştır.php http://www.org/pub_releases/2006-08/uouh-sre073106. Geri Evrim (reverse evolution). Bunların en güzel örnekleri. Bu da. Buna bir diğer örnek. birer memeli olan yunus ve balinalardır. kurbağaların bugün gereksinim duymalarından ötürü Doğal Seçilim sayesinde yeniden evrimleşmiştir.nationalgeographic.net/exclusives/060306_reversfrm. Geri Evrim’de ise. 1960 yılında 140 milyon dolar harcanarak temizlenmiştir.htm 132 . Bu doğru mudur? Bundan bahseder misiniz? Evrim Ağacı olarak verdiğimiz cevap ise şöyle: Sayın Ferhat Akkuzu. karanlık ve pis ortama adapte olan balıkların. Evrim Teorisi dahilindeki kavramlardan biridir.html http://www. çünkü bu kavramın tam anlamı bu değildir.E V R İ M A Ğ A C I Geri Evrim (Reverse Evolution) Nedir? Üyelerimizden Sayın Ferhat Akkuzu’nun bir sorusu: Bugün bir arkadaşım geri evrimden bahsetti. suya geri dönüş yapmıştır. atalarının yaşam ortamına dönmektedir.associatedcontent. Ancak belki yunusların ve balinaların ellerinin tekrar yüzgeçlere doğru evrimleşmesi “geri evrim” sayılabilir. ancak belgelenebilen örnek sayısı aşırı fazla değildir.com/releases/2008/05/080515120759. 1960’lara kadar bir pislik gölüne dönen Washington Gölü.sciencedaily.eurekalert.

Bir mutasyonun kalıtsal olabilmesi için.E V R İ M A Ğ A C I Mutasyonlar nedir? Tipleri nedir? Mutasyonların neden bazıları kalıcı olur. delta. çünkü karaciğerinizin bir dokusundaki bir hücre içerisindeki miniminnacık bir DNA parçasının genlerinden birinin içerisindeki üçlü kod halindeki nükleotitlerden birinde bulunan baza ait atomlar radyasyon etkisiyle değişmiş olacaktır. Vücudumuz her an Güneş’ten ve Evren’in kalanından gelen ya da Dünya içerisindeki maddelerin bozunumundan kaynaklanan radyasyona maruz kalmaktadır. ve daha nicesi. Sürekli olarak alfa. Evrim Ağacı olarak şöyle bir açıklama getirmek istiyoruz: Sayın Enis Tortul. İşte bu radyoaktif ışımalar. ölümcül mutasyonlar. bir diğer ayrıma gitmek gerekir: Mutasyon Tipleri. vb. kulaklarınıza. katlayıcı mutasyonlar. Ancak bu tek değişiklik. silici mutasyonlar. Burada şu ayrımı yapmakta fayda var. avantajlı mutasyonlar. ters mutasyonlar. heterozigot mutasyonlar. Çünkü ancak o zaman sperm ve yumurta oluşumu etkilenir ve bu değişimler yavrulara aktarılır. bazıları elenir? Bu neye göre belirlenir? Üyelerimizden Sayın Enis Tortul bize şöyle bir soru yöneltti: Ben mutasyonlarin bazilarinin olusup yerlestigi bazilarinin neden kayboldugu koreldigi mevzusunu sormak istiyorum. mutasyonlar “faydalı” ve “zararlı” olarak etiketleniyor ve geçiştiriliyor. heterozigotluk kaybı. organellerden ve en nihayetinde çeşitli molekül ve atomların. Üstelik mutasyonlar sadece radyasyon etkisiyle oluşmazlar.. dominant negatif mutasyonlar. atomlarla temas ettiklerinde. en nihayetinde ulaşacağımız şey atomlarınızdır (ve daha da ileriye gidilerek kuarklara ve hatta daha altlara da inilebilir ama şimdilik bunu es geçiyoruz). Yani sizin düşünmenizi sağlayan nöron yığını beyninizden. Bu sebeple bunları öğrenmeden Evrim ve Mutasyon ilişkisini kurmak mümkün olmamaktadır. ellerinize. Mutasyonlar. gama. zararlı mutasyonlar. Ancak mutasyonlar konusu ardında devasa bir bilgi deryası bulunmakta. Tıpkı cansız varlıklar gibi.. durumsal mutasyonlar. hücrelerden. yanlış anlamlı mutasyonlar. Mutasyonlar onlarca alt başlığa ayrılır: Nokta mutasyonlar. Belki Fizik derslerinden ya da genel kültür olarak bileceğiniz gibi. inanılmaz sonuçlara sebep olabilir. çeşitli dizilimlerinden oluşmaktadır. kromozomal yer değiştirmeler. enerji yüklü dalgalar. İşte bu değişime. mutasyon diyoruz..atom yığınlarıdır. anlamsız mutasyonlar. beta gibi ışınlar vücudumuzu delip geçmektedir. karaciğerinize kadar her şey ama her şey dokulardan. Unutmamamız gereken bir nokta var: Bütün canlılar -tıpkı cansızlar gibi. Vücut (somatik) hücrelerinde meydana gelen mutasyonlar ise. üreme organlarında meydana gelmesi gerekir. Sizi küçücük parçalara ayıracak olsak. pek çok sonuca sebep olabilmektedir: elektron sıçramaları. Bunu fark etmeniz imkansıza yakındır. faydalı mutasyonlar. ekleme mutasyonlar. homozigot mutasyonlar. İşte bu noktada da. Yardim ederseniz sevinirim. proton kopmaları. Siz bunu hissetmezsiniz. vahşi tip mutasyonlar. yürümenizi sağlayan ayak-bacaklarınıza. bozunumlar. çerçeve kaydırıcı mutasyonlar. gözünüze. neredeyse nötr mutasyonlar. fonksiyon kazanımı. kromozlar tersinimler. spontane olarak (sebepsiz) ya da mutasyona sebebiyet verebilen maddeler (mutajen) etkisinde de oluşabilirler. sizi sürekli etkisi altında tutarken. nötr mutasyonlar. Ne yazık ki liselerde bu konulara hiç girilmediğinden. fonksiyon kaybı. 133 . sessiz mutasyonlar. pek çok değişime sebep olmatkadırlar. o bireyi etkiler ya da etkilemez..

etrafımızdaki canlıların büyük bir kısmının nötr mutasyonlara sahip bireylerden oluştuğunu ileri sürmektedir. Dolayısıyla ACG dizilimine sahip bir genin ilk nükleotidinde meydana gelen bir mutasyon. birden fazla 3’lü nükleotit ile kodlanabilir. Burada bilinmesi gereken nokta şudur: Bir aminoasit. bir değişime sebep olmaz. İşte bu. çünkü kodlanan aminoasit aynıdır.E V R İ M A Ğ A C I İşte bu devasa çeşitteki mutasyonlar. canlıya zarar verebileceği gibi. Fakat bu değişim. Örneğin bir mutasyondan dolayı gözü az gören bir hayvan kolayca elenecektir ve kendisindeki bu sorunlu geni yavrularına aktarmayacaktır. çeşitlilik yaratmaktadır. vücudumuzda her an nötr olan binlerce mutasyon meydana gelmektedir. onu GCG yapablir ancak bu. Ancak mutasyonların büyük çoğunluğu Doğal Seçilim karşısında nötrdür ya da olumsuz sonuçlara sebep oldukları için elenmektedirler. 134 . Yani ACG ve GCG dizilimleri aynı aminoasidi kodluyor olabilir. Çünkü sessiz olan mutasyonlar neredeyse hiçbir şeyi etkilememekle birlikte. inanılmaz çeşitliliği açıklamaktadır. Yoksa Doğal Seçilim ya da diğer tip seçilimlerle elenecektir. yarar da sağlayabilmektedir. Ayrıca unutmamak gerekir ki. korunacaktır. yıllar sonra başka mutasyonlarla birleşerek faydalı. Hatta “Moleküler Evrim’in Nötral Teorisi” denen bir teori. zararlı ya da nötr değişimlere sebep verebilir. Mutasyonlar neye göre korunur? Çok basit: Eğer canlıya ortamda fayda sağlayacak bir değişime sebep olduysa. Bu da. nükleotit dizilimini değiştirerek. Evrim için ham madde oluşturmaktadır. mutasyonlar apaçık bir şekilde çeşitliliğe sebep olurlar. Öte yandan. Bunlardan bir kısmı üreme hücrelerinde meydana gelir ve bu sayede yavrularımıza da taşınır.

sıcaklık. canlıların bu şekilde farklılaşıp evrimleştiğini ileri sürdü. ışık miktarı. Benzer şekilde. çoğu durumda. Bunun en güzel örneği. genetik yapıyı değiştirmediği için hiçbir zaman kalıtsal değillerdir. etmenler de canlılar üzerinde çeşitli kalıtsal olmayan değişimlere yani modifikasyonlara sebep olabilir. Lamarck’ın en büyük sorunu. Günümüzde biliyoruz ki. Ve mutasyonların da. zigotta (sperm ile yumurtanın birleşmesinden hemen sonraki ilk hücre) ve henüz “totipotent” (vücuttaki her dokuyu ve organı üretebilme potansiyeline sahip kök hücre) ve “multipotent” (vücuttaki her dokuyu ve organı olmasa bile. Sorunuz için öncelikle teşekkür ederiz.com/note. Kimi durumlarda bu özellik kalıtsal olmasa bile o canlı için kalıcı olabilirken. En klişe örneği de. Modifikasyonların genetik etkilerini sorgulayan en önemli isimlerden biri kuşkusuz Lamarck’tır. bir modifikasyondur ve asla çocukları da kendileri gibi kaslı doğmaz. güneş altında kalan tenimizin kararmasıdır. canlıların fiziksel görünüşlerinin çevresel etkiler dahilinde kalıcı olmayan değişimleri olarak tanımlanabilir. Bunun sebepleri için aşağıdaki notumuza bakabilirsiniz: https://www. yaşadığı dönemde modifikasyonların ne demek olduğunun bilinmemesiydi. Modifikasyon gene etki etmez dedi en son biyoloji hocamız. Türkiye’de liselerde ilk öğretilen Biyolojik kavramlardan biri olarak. her genetik değişim gibi. antreman vb. zorlanan organların çevre baskısı altında geliştiğini ve kalıtsal olarak bunun yavrulara aktarıldığını. Kas yapısı oldukça gelişen bu bireylerde meydana gelen değişim. bu tip çevresel etkiler dahilinde genetik yapının değişebilmesini sağlayan en önemli faktör mutasyonlardır. Evrim’e katkı sağlayabilmesi için üreme organlarında meydana gelmesi beklenir. ölümüyle birlikte sonlanacaktır. O zaman modifikasyon ile seleksyona uğrayan canlılar nasıl çoğaldı.php?note_id=172439516147465 Ancak sadece güneş ışınları değil. Eğer ki vücut çalışan biri bu çalışmaları- 135 . stres.facebook. Çünkü vücudumuzun herhangi bir diğer bölgesinde meydana gelen mutasyon kalıtsal olmayacak ve etkileri o bireyde görülüp. Ancak öte yandan modifikasyonlar. Gen üzerinde değişiklik olmadıkça görünüme yansımaz diye öğretiyorlar okulda.E V R İ M A Ğ A C I Modifikasyon Nedir? Genler Üzerinde Etkileri Nelerdir? Kalıtımsal Özelliği Var Mıdır? Sayfamız okurlarından Sayın Doruk Bulut bize şöyle bir soru yöneltti: Evrimi kabul eden biriyim ancak tek bir sorum var. kalıtsal olabilmektedir. vücut çalışan bireylerde görülür. bazı kimyasalların ortamda bulunması. modifikasyona sebep olan etkinin kaldırılmasıyla birlikte etkisini yitirir ve birey eski haline döner. Elimizden geldiğince cevaplamaya çalışalım: Modifikasyonlar. Lamarck. birçoğunu üretebilme potansiyeline sahip olan kök hücre) hücrelerde meydana gelen mutasyonlar da. Sadece. nasıl evrim diyebileceğimiz hale geldi? Evrim Ağacı olarak kendisine vermek istediğimiz cevap şöyle: Sayın Doruk Bulut. tamamen yanlış bir şekilde. bireydeki temel bazı özelliklerin değişmesine sebep olur.

E V R İ M A Ğ A C I na son verirse. Ancak burada dikkat edilmesi gereken nokta. Aslında bu doğrudur. modifikasyonların hiçbir şekilde kalıtıma etkisi olmadığı bilinmektedir. kas geliştirmeyenlere göre daha fazla olabilirdi. Bu bağlamda. ne olursa olsun. örneğin insan vahşi ortamda yaşayan bir hayvan türü olsaydı. Doğal Seçilim karşısında “güçlü” olma durumu) arttırması ve bu sayede. 136 . aslında belki de doğada hayatta kalamayacak bireylerin hayatta kalabilmelerinin ve üreyebilmelerinin sağlanmasıdır. Ancak unutmamak gerekir ki. kaslar gittikçe eski haline döner ve modifikasyonun etkileri ortadan kalkar. modifikasyonların sonuçlarının bireylerin doğal ortamdaki yaşamlarını etkileyebildiği için Doğal Seçilim üzerinde bir etkisi olabileceği düşünülür. bireydeki modifikasyonlar hiçbir şekilde kalıtsal değildir. modifikasyonlar sonucu meydana gelen değişimlerin canlının fitness’ını (fit olma durumu. modifikasyonların kalıtımı değil. kas geliştiren bir bireyin Doğal Seçilim karşısındaki şansı. yanlış bir şekilde. Kimi zaman. vahşi doğadaki seyrek modifikasyonların Doğal Seçilim üzerinde dolaylı bir etkisi olduğunu söyleyebiliriz. Dolayısıyla.

50 tane dişili erkekli beyaz fare ile 50 tane dişili erkekli siyah fare bırakın. bazı göz ardı edilebilir şans durumları hariç. kar yağana kadar. bunu biraz açalım: Günümüzde Evrim Teorisi’ni reddeden kitle bile. Bu da. göremezler. hem normal toprak üzerinde daha çok avatntaj sağlar diye düşünürsek. Neyse. Bu da. Ki bu “iyilik” kavramı canlıdan canlıya. karşıtı olan insanlar görmezler. kırçıllı-kahverengiye doğru bir dönüşü görmemize sebep olur. her zaman bulunduğu ortama en çok adapte olanın hayatta kalacağını kabul eder. Bu devinim bu şekilde sürüp gidecektir. vb. Şimdi. siyah fare sayısı artacaktır. siyah farelere bile kıyasla daha fazla avantajlı konumda olacaklardır. beyaz fareler ortama çok daha iyi adapte olacaklardır. sportif. İngilizcesine göre biraz daha doğru bir anlam taşıyor. örneğin 10 ay boyunca kar yağmayan.) olmak değil. Aslında Türkçesi. Öte yandan bu defa siyah fareler “kabak gibi” gözükeceklerdir. Bu ne mi demek? Aslında kalıp olarak kullanılan sözcük. bölgeden bölgeye. siyah farelerin hayatta kalma şansı çok daha yüksek olacaktır. İşte bu sebeple. koyu şekilde yazdığım 5 kelimeye dikkatinizi çekmek istiyorum: Bulunduğu ortama en çok adapte olan… İşte başlıkta ve ilk paragrafta belirttiğim “En İyi” kavramının aslında karşıladığı kavram. daha çok çocuk yapacak ve kendilerindeki kırçıllı- 137 . Yani çok geniş bir yelpazedir. zamandan zamana. Kahverengi tonda olan bir tarlaya. daha kırçıllı-kahverengi renk. siyah fareler daha uzun süreler yaşayabilecekler ve beyaz farelere kıyasla daha çok çiftleşebileceklerdir. Çünkü kırçıllı-kahverengi renkte olanlar daha çok hayatta kalacak. Bu da. aynı sebeple akıl dışıdır ancak bunu. sadece 2 ay kar yağan bir bölgeyi düşünürsek. Bunu reddetmek akıl dışıdır. Göreceğiniz şey şudur: Siyah fareler. Bu ne demektir? Zaman geçtikçe tarladaki beyaz fare sayısı azalacak. doğal seçilimin (Doğal Seçilim kavramı “en iyinin hayatta kalması” kavramı ile birebir ilişkilidir ve birbiri yerine kullanılabilir) en bariz ve en bilinen örneklerindendir. bu başka bir yazının konusu. yavrulardan daha kırçıllı-kahverengi renkte olanlar. Öyle bir yer hayal edin ki 6 ay karlarla kaplı olsun. Çünkü hayatta kalmak için tek gereken şey “fit” (sağlıklı. eğer bu şekilde 6 ay yaz. Ayrıca farelerin avcısı konumundaki şahin gibi yırtıcı bir kuşu da aynı tarlaya bırakın. tabiri yerindeyse “kabak gibi” belli olacaklardır. Ve nesiller boyunca gözleyin. anlatılmak isteneni tam olarak karşılamıyor. daha normal bir iklimi göz önünde bulundurursak. Öte yandan beyaz fareler. Birkaç örnekle bunu ispatlayalım: 1) Tarladaki Fareler: Bu. koşuldan koşula değişebilir.E V R İ M A Ğ A C I En İyinin Hayatta Kalması – Survival Of The Fittest Merhaba arkadaşlar. tam olarak budur. Bu 6 ay karla kaplı dönemde. Çok genel bir anlamda “iyi” olmak gerekiyor. Aslında Evrim Teorisi’ni de reddetmek. 6 ay yaz yaşansın. şahinin çoğunlukla (ama her zaman değil) beyaz fareleri avlamasına sebep olacaktır. her nesilde. Hatta. 6 ay kış yaşanan bir bölgeden çok. normal zamanlarda beyaz farelere göre kahverengi toprak zemininde çok daha iyi kamufle olabileceklerdir. siyah farelerin renklerinde. dinamik. hem karda. Bugün sizlere Charles Robert Darwin’in Evrim Teorisi’nin temelini oluşturan kavramdan bahsetmek istiyorum: “En iyinin hayatta kalması” olarak ve İngilizcesinin bir kalıp olarak meşhur hale geldiği “survival of the fittest”. şahinin onları görmesini zorlaştıracaktır. “iyi” olarak bahsedilen. Ta ki. Peki. İşte.

Önemli Uyarı: Bu örneği. bakterilerdeki durum gözün ilkel atalarıdır. daha kolay hayatta kalabilecek ve daha çok üreyeceklerdir. siyanobakteri denen ve bugün “fotosentez” olarak bilinen tepkimeyi gerçekleştiren bakterilerdir. Çünkü siz güneş altından ayrıldıktan birkaç hafta sonra. Ancak kırçıllı-kahverengi fareleri o tarladan alıp. daha çok fotosentez yapabilecektir. gittikse ışığa duyarlı olan bakteriler daha çok hayatta kalacak. kademe kademe oluşsaydı. Ancak bu doğru değildir çünkü hiçbir canlı %100 göremez. farenin renginin ortama uygun hale gelmesi ise adaptasyona örnektir. oldukça karmaşık olmakla birlikte. Bu sayede daha kolay fotosentez yapabilecek. En azından henüz görememektedir. ışığa duyarlı olabilen ya da en azından ışığın varlığını hissedebilen bir bakteri. %1 bile algılıyor olsalar. ışığa en çok yaklaşabilen siyanobakteri. güneşte kızaran teninizle ve sonradan kararan ten renginizle kıyaslamayınız. Ancak tabii ki bilim.beyaz fare. Göz. başka yerde kendisi gibi renkte olan farelerle çiftleşmelerini sağlarsak. duyarlı olmayanlar elenip öleceklerdir. çünkü canlılık var olduğu sürece Evrim asla durmayacaktır. dincilerin bütün iddilarını çürüttüğü gibi. canlılık tarihinde ortaya koaservatların evrimi sonucu çıkan ilk tür. kendilerinden oldukça emin de konuşmaktadırlar. kanat gibi organların yarım yamalak bulunmalarının hiçbir anlamı yoktur. fotosentez yapabilmek için ışığa ihtiyacı vardır. İşte ten renginizin kararıp sonra eski haline dönmesi modifikasyona. yok denecek kadar -veya hiç. aradaki basamaklar hiçbir işe yaramaz olacaktı. Bu sayede. tarlada göreceğimiz şey. ışığa daha çok yaklaşabileceklerdir. Bitkilerde göz 138 . bol sayıda kırçıllı-kahverengi fare ve bu sayıdan biraz daha az siyah faredir. Bkz: Mendel Yasaları). En nihayetinde %1 işleyen göz ne işe yarar ki? Dinciler. Bu sebeple. Bu sayede kendilerinde %1 görmeyi sağlayan genleri yavrularına aktarabileceklerdir. Bu arada fark etmeniz gereken şey. Bu arada. kendilerine has renkleri asla kaybolmayacaktır (genetik sebeplerle bir kısmı özlerine dönebilir.E V R İ M A Ğ A C I kahverengi genini yavrularına aktarabileceklerdir. Hatası için korneadaki sinirlerin ters konumda evrimleşmesini araştırabilirsiniz. Dolayısıyla Evrim gerçek olsaydı ve göz hiç yoktan. Daha önce de anlattığım üzere. göz. Günümüzde görebilmemizin tek sebebi budur. Bu bakterilerin. burada güzel bir mantık oyunu oynamaya çalışmakta ve her zaman oldukları gibi bilimsellikten uzaklaşmaktadırlar. Hala evrimleştiği de açıktır. zamanla. 2) Gözün Evrimi: Dincilerin Evrim Teorisi’ne saldırmak için en sık başvurdukları kavram “İndirgenemez Karmaşıklık” iddiasıdır. diğer bakterilere göre daha avantajlı olacaktır. her yeni nesilde ışığa en duyarlı olanlar. Üstelik bu iddiaya sizin de inanmanızı sağlamak için. Yıllar sonunda. İşte bu sebeple. teniniz normal hale gelecektir kendiliğiden. günümüzdeki canlıların %100 görebildiği kabul edilerek söylenmektedir. birikimli olarak genlerini yavrularına aktarabilecek ve her yavru ışığa daha da duyarlı hale gelecektir. Bu ilk “hissediş” ya da “fark ediş”. Işığa duyarlı olan bakteriler. hatalı evrimleşmiş ve hala evrimleşmekte olan bir organdır. bu %1 kıyaslaması. Ve sonunda. Bu çürütülmüş iddiaya göre. pek çok farklı sebeple gerçekleşmiş olabilir ancak en mantıklı açıklama mutasyonlar ve deneme-yanılmadır. bu iddialarını da çürütmüştür. ancak bu ten renginin eski hale dönmesinden tamamen farklıdır.

Herhalde “en iyi” kelimesinden kastın ne olduğunu anlamışsınızdır. Ancak ben burada keseceğim.E V R İ M A Ğ A C I bulunmamaktadır ancak hemen hemen bütün bitkiler ışık kaynağına duyarlıdırlar ve kendilerini ışığa doğru çevirebilirler. “En iyi” olmak. Örnekler çok sayıda arttırılabilir. sadece kas gücüyle falan ölçülen bir şey değildir. Bakterilerde ışığa duyarlılık olarak başlayan yolculuk.wordpress. çünkü her bir örneği ayrı başlıkta. Ortama en uygun şekilde adapte olmak önemlidir.com/2011/01/04/en-iyinin-hayatta-kalmasi-survival-of-the-fittest/ 139 . ****** Orjinal Kaynak: http://probablynogod. ayrıntısıyla incelemek istiyorum. hayvanlar aleminde bugün “göz” dediğimiz organın evrimleşmesini sağlamıştır.

fiziksel ve çevresel özelliklerini. Doğal. Kuzey Amerika’da yaşayan. vahşi hayatı. hatta yazı dizisi hazırlayacağız. Bu da. anlattıklarımı ilk olarak insanlar (Homo sapiens sapiens) bazında düşünmeyin. bu konunun çok net oturmadığını fark ettim ve biraz daha üzerinde durulmasında fayda gördüm. vahşi doğada diğerlerine göre çok 140 . savunmalara ve yapılara sahip canlılar görmekteyiz. Ancak gelişmiş ve/veya eşeyli üreyen canlılarda. Dolayısıyla da doğada. ona da geleceğim yazımda. Çünkü Evrim’in mekanizması. ciddi farklılıklar bulunmasıdır. “crossing-over” denen bir fiziksel ve biyolojik tepkimeden dolayı. bundan çok daha geniş bir yazı. oldukça faydalı olacaktır diye düşübnüyoruz. Peki bu. [Bu noktada. zaman içerisinde ilerlediğimizde. Buna da değineceğim. Örneğin bir vahşi kurt (Canis lupus) popülasyonu için düşünebilirsiniz. Yazıda. milyarlarca da olsa tüm genetik ve çevresel özelliklerini ayıklayıp listeleyen bir süper bilgisayarımız olduğunu varsayalım. bu kopyalama mekanizması “yarım” işler. kas gücü olan anlamında kullanılmamaktadır). Bu sebeple. işte o zaman yalnızca mutasyonlar evrimi tetiklerdi. Gelen özel mesajlardan ve sorulardan. Elimizdeki upuzun verilere baktığınızda göreceğiniz ilk şey. Örneğimiz. hep daha gelişen ve karmaşık silahlara. Kurdumuzun adı X olsun.Genel Bilgiler” ana kategorisi altındaki yazılara bir kez daha göz atmanızı tavsiye ediyoruz. Pek çok canlının tek yaşam amacı. Bu yazımı daha rahat anlayabilmeniz için. Her yavruya. Eğer bir canlı. biraz örneklerle anlatayım. Yazı Dizini’mizin “Evrim Kuramı . yukarıdaki vahşi kurt (Canis lupus) olsun. Örneğin. 500 bireyden oluşan bir popülasyonu ele alalım ve süper bilgisayarımız sayesinde bütün genetik. tüm Evrim Mekanizmaları’na tek tek değineceğimiz. Ya da bir tarantula (Brachypelma smithi) için. Bu neden olmaktadır? Bu. bu yazı. kısaca birkaç Evrim Mekanizması’na (mutasyonlar ve rastgele olmayan çiftleşme) değiniliyor ve sonrasında bunları birbirine bağlayarak değişimin ve gelişimin nasıl gerçekleştiği anlatılıyor. yani işleyişi olan Doğal Seçilim.E V R İ M A Ğ A C I Evrim’in İşleyişinin Kısa ve Dar Bir Özeti Merhaba arkadaşlar. Darwin tarafından da sıklıkla belirtildiği gibi bir metafordur ve “güçlü”. Ve Evrim. O zamana kadar. yani normalde bütün hayvanların doğası olan hayatı düşünmektir. bazı tanımları hatırlamak için. her zaman zayıfları elemek yönünde davranacaktır. yarısı anneden. Çünkü Evrim. İyi okumalar dileriz.] Bildiğiniz üzere. bütün canlılar vahşi doğada hayatta kalma mücadelesi verirler. doğal hayatta daha hızlı ve aktif işler. Cinsel ve Yapay Seçilim olmak üzere üçe ayrılan seçilimler üzerine biraz daha eğilmek istiyorum. her birinin ayrı ayrı olmak üzere çıkartalım. nasıl “Evrim’in mekanizması” dememizi sağlar? Doğal Seçilim. sadece kopyalanarak çoğalsaydı. aynı türün farklı bireyleri arasında. yarısı babadan olmak üzere farklı gen dizilimleri aktarılır ve dahası. onların Evrim’e tabii olmasına sebep olur. Şimdi. bunları inceleyeceğiz. her zaman bu mücadelede “güçlü”den yanadır (bu. canlılığın temel farklılıklarındandır. Bireyler arası bu temel farklılıklar. Çünkü anlamanızı kolaylaştıracak şey. her hayvanın kendisini kopyalayarak bölünmemesinden kaynaklanmaktadır. X’in doğumu sırasında meydana gelen genetik dizilimden veya rastlantısal bir mutasyondan ötürü köpek dişlerinin yapısının zayıf ve güçlü ısırıklara karşı dayanıksız bir şekilde geliştiğini varsayalım. Evrim Ağacı hareketimizi başlatamadan önce yazmış olduğumuz bir yazıyı sizlerle paylaşmak istiyoruz. Gelecek bir yazımızda. üreyerek geleceğe yavrularını bırakmaktır. neden “Evrim’in mekanizmasıdır”? 500 bireyden oluşan kurt popülasyonumuzdaki spesifik bir erkek kurdu ele alalım. Bir popülasyonun bütün bireylerini alıp. Bu kurt. döllenme sırasında bu anne ve babadan gelen iki ayrı gen dizilimi sırasında gen alışverişi olur.

minik farklılıklar halinde bir dağılım gözleriz. Örneğin X isimli kurdumuz. acımasız şahinler veya sinsi yılanlardır. bir canlının hayatta kalabilmesi için gerekli olan özelliklerin. Bonobo için hayatidir. hızlıca tırmanıp aşağı inebilmek ve atik bir şekilde ağaçtan ağaca zıplayabilmek çok önemli faktörlerdir. Daha önceki notlarımızda bahsettiğimiz gibi. genellikle dişilerin. Yani kas gücü açısından. dolaylı olarak Doğal Seçilim’i etkileyebilir. Hayvanların psikolojisini incelediğimizde. Kiminin kol kasları diğerine göre daha gelişkin. genetik. çevresel bir etmenin etkisiyle Doğal Seçilim karşısında zayıf düşebilecektir. Üstelik bu çeşitlilik illa ölümcül veya aşırı fayda sağlayan bir değişim olmak zorunda değildir: Süper bilgisayarımız sayesinde. Ve bir maymun için. kendilerine güçlü görünen erkekleri seçtiğini görürüz. bu kurt için işleyecek ve belki de kurt. Yani bu bölgeye düşen bir canlının kol uzunluğu.E V R İ M A Ğ A C I daha avantajsız konumda olacak ve kolaylıkla avlanamayacaktır. X’in belki de temel yaşam amacı olan “üreme” fonksiyonunu tehlikeye atmaktadır. Şimdi bir Bonobo maymununu (Pan paniscus) düşünelim. ancak hayatta kalmayı (veya ölmeyi) kolaylaştırmayla ilgili olan özelliklere bağlı olarak çizilmiştir. genetik bir hatadan kaynaklanmıştır. kimininkisi diğerlerine göre daha az gelişmiştir. Bu çan eğrisinin ortalarındaki yüksek bölgede kalan (“Same as others” olarak belirtilen) canlılar. genetik kod dizilimi. bir kavga sırasında köpek dişlerini kırmış olabilir. daha üreyemeden. edineceğimiz şey bir çan eğrisidir: Bu çan eğrisi. malesef hiçbir dişinin seçimi olmayacaktır. çok ciddi farklılıklar görmekteyiz. Bu konuda ikinci bir nokta. bir veya birkaç bonobo bireyinde kas gerilemesi veya erimesi olduğunu düşünelim. Daha doğru bir şekilde. Bu. Bu türün yaşadığı alan. Görebileceğiniz 141 .100 bireyden oluşan bir kısmını alıp. doğada çoğu zaman “eş seçici” konumunda bulunan dişilere kendini beğendirmektir. Bu maymun türü. Bu da. yalnızca Kongo Cumhuriyeti sınırlarında. kalıtsal değeri olmayan modifikasyonlar veya çevresel etmenler altında meydana gelen fiziksel değişimler de. seçilmiş bir popülasyondaki canlılar arasındaki dağılımını gösterir. vb. Çünkü avcıları. çevresel ve fiziksel özellikler açısından çıktısını aldığınızda. fizyolojik gelişmişliği. Ve avlanmakta beceriksiz bir kurt. İşte Doğal Seçilim. Bu da doğrudan. son derece nemli ve uzun ağaçların yaşaması için elverişli bir ortam. popülasyonun normlarını belirlemektedir. Ancak yine. popülasyon için normal olan ve normal şartlarda hayatta kalabilmeyi gerektiren ortalama gereklilikleri belirler. bir popülasyonun hayatta kalma (ya da ölme) eğrisidir. genetik bir farklılıktan ötürü. kas gücü. Dolayısıyla ağaçlar arasında hızlı bir şekilde hareket edebilmek. Bu durumda da. aç kalacağı için ölecektir. kaçınılmaz olarak güçlü kollar demektir. bu çan eğrisi. Bütün bunları bir grafiğe dökersek. Kongo Nehri’nin güneyi ile Kasai Nehri’nin kuzeyinde vahşi olarak bulunan ve soyu tükenmek üzere olan bir maymun türü. bir Pan paniscus popülasyonunun -atıyorum.

Ancak genel anlatım olarak “zararlıdan” kasıt. çünkü onun hayatta kalmasını ve üremesini inanılmaz miktarda arttırmıştır. yani “more than others” (diğerlerinden daha yüksek) olan kısma düşmektedir. Genetik kopyalanma sırasında. Bu. hücrelerin bölünmesi sırasında ve daha pek çok durumda oluşabilirler. mutasyonlardır. kopyalanarak ya da bölünerek çoğalmaya göre arttıran bir adaptasyondur. rastgele oluşan hatalardır. zararlı mıdır? Bakteri için son derece faydalıdır. sağa doğru. Dolayısıyla. Mutasyonlar. Çünkü kırık bir diş. Bu durumda. İşte bizim zayıf bir dişe sahip olan kurdumuz. Yukarıdaki kurt örneğimizde olduğu gibi. öldürür hale getirmiştir. Yani mutasyonların zararı ve faydası. Yine Bonobo örneğinde olduğu gibi. kendilerini oldukları gibi kopyaladıklarını düşünelim. yukarıda belirtilen sebeplerin aksine. Zaten eşeyli üremenin var olma “sebebi” de budur. popülasyonun %68 (%34 + %34) gibi büyük bir oranını içermektedir. Eğer bir tane bile aslan için öldürücü olan virüs ortaya çıkarsa. Peki. Ancak işler. Yoksa zararlı olan her mutasyon. Bu durumda. eşeyli üremeyi destekleyecektir. Bu. bireylerden en azından bir kısmı kurtulur ve böylece popülasyonun hayatta kalma şansı artar. Bu yüzden mutasyonlara tarafsız bakmakta fayda vardır. çeşitlilik çok sayıda arttığı için. Doğal Seçilim (ve dolayısıyla Evrim) karşısında. Çünkü aslanların (Panthero leo) mitoz bölünmeyle. bu sebeple. aynı genetik koda sahip olan bütün aslanlar ölür. aynı özelliklere sahip değildir. canlıların hayatta kalma oranını düşürebilir. radyasyona maruz kalma durumunda. sizin vücudunuzda yaşamaya çalışıyor olsun. Doğal seçilim de elbette. bağışıklık sisteminize karşı dirençli hale geçsin. Dolayısıyla bizim anlatımımızla. klayca üreyebilsin ve sizi ölümcül hastalıklara sevkedebilsin. Avantajlı olanların.E V R İ M A Ğ A C I üzere bu alan. insanı eskiden öldürmezken. Ancak mutasyonların pek çoğu. okul öncesi çocukların biyolojik ve psikolojik bazı test sonuçlarından aldım. Bu bakteri. bir popülasyondaki canlıların her biri. Bir mutasyon meydana gelsin ve bakteri. zaten Doğal Seçilim tarafından elenir ve yok olur. sadece kurt veya kurdun çevresel bir etmenden dolayı kırılan dişine bağlı değildir. adım adım yararlı mutasyonlar gelecek nesillere aktarılır ve aynı türün farklı bireylerinin çan eğrilerinin. kimi dezavantajlıdır (çan eğrisi). meydana gelen mutasyon faydalı mıdır. Ancak Evrim sayesinde. Ancak savunma sisteminiz. Bir bakteri türü düşünün. pek çok genetik etmen ve fenotipik farklılık da canlıların bu doğal dağılımdaki yerlerini belirleyecektir. Çünkü mutasyonların zararlıları. Ancak eşeyli üremede. “gen havuzu” denen ve bir popülasyona ait bütün genleri barındıran hayali bir havuzdaki kendisine ait gen miktarını 142 . sadece görsel olması bağlamında. bu bakteriye karşı dirençli olsun ve kolayca bakteriyi yok edip. kurdumuzun ölme şansını diğerlerine göre arttırır. İnsan içinse son derece zararlıdır. Evrim Ağacı olarak bir mutasyonu “zararlı” veya “faydalı” olarak tanımlamayı doğru bulmuyoruz. canlıdan canlıya ve durumdan duruma değişebilir. avantajlı olanlar. her zaman normal gitmez. bir özellik tek bir gen ile kontrol edilmediğinden dolayı. Genetik farklılıkların oluşmasındaki bir diğer sebep. bu popülasyondan rastgele seçeceğiniz bir Bonobo’nun (aslında tüm türler ve tüm popülasyonlar için genel olarak geçerlidir bu) “normal” olma şansının %68 olduğunu gösterir ki bu gayet makuldür. Eşeyli üreme. yani ölüm şanslarının azalmasına doğru kaymasına sebep olur. bu eğri bizim için “ölme şansını” gösteren eğri olsun (“more” ve “less” kavramlarının yazıldığı yerlerden dolayı). açık bir şekilde üreme ve hayatını devam ettirme şansları diğerlerine göre daha yüksektir. Canlılardaki genetik farklılıkların oluşma sebebinin birinin eşeyli üreme olduğunu söylemiştik. Yukarıdaki çan eğrisini. hayvanı güçsüz kılmasından ötürüdür. çan eğrisinin sol tarafında. yararlı etkilere sahiptir. Doğal Seçilim nasıl çalışır? Yukarıdaki kurt veya Bonobo örneğinde verdiğimiz gibi. sizi hastalandırmasına engel olsun. çünkü bakteri. çevresel veya genetik binlerce faktör. canlıların hayatta kalma şansını. Kimi avantajlı. teknik olarak zararlı olmayabilir. görseldeki açıklamaların uyumlu olması adına.

gelecek nesillere. 143 . Türleşme Yazı Dizimizi okumanızda son derece fayda vardır]. kolaylıkla üreyebilir ve genetik yapısını yavrusuna aktarabilir. Dolayısıyla. Evrim Mekanizmaları’nın çok az ve dar bir miktarına yer verdik. babasından gelme (ve aynı şekilde hayatta kalma şansı yüksek olmuş olan -ki çiftleşebilmiş. hayatta kalma avantajı olan ve şansı yüksek olan canlıların genetik kodlarının aktarılması demektir. sadece tek bir grup gen yavrulara aktarılmaz. anadan yarısı. Ve bu da. Bu da. Bu da. Bu nasıl olur? Hayatta kalma şansı yüksek olan bir canlı. babadan yarısı gelecek şekilde yavruya aktarılır. bir canlıyı fiziksel olarak üstün kılan bir yapının genetik bilgisi. Dolayısıyla doğacak olan birey de. ancak temel bazı kavramları anlayabilmeniz ve aradaki bağı kurabilmeniz için faydalı olacağını düşünüyoruz. Burada. Ana-babaya ait bütün fiziksel özelliklere dair genetik kodlar da. tıpkı anne-babası gibi hayatta kalma şansı yüksek olan bir canlıdır (bu kesinlikle böyle olmalıdır demiyorum ama çok büyük ihtimalle. Aktarılan yavruda. Süper bilgisayarımız sayesinde çıkardığımız ve her bir bireye ayrı ayrı ait olan listeyi hatırlıyor musunuz? Unutmayın ki üreme sırasında. fiziksel olarak az çok anne-babalarına benzemeleri ve onların güçlü yanlarını alabilmeleri demektir.dişiden de gelen) “hayatta kalma şansını attırmış olan gen varyasyonları (çeşitleri)” bulunur. her zaman hayatta kalma şansı yüksek olanın üreyebilmesinden ve göreceli olarak zayıf olanların elenmesinden ötürü.E V R İ M A Ğ A C I arttırabilecektir. büyük bir ihtimalle yavruya da aktarılacaktır. popülasyonun fiziksel görünümünün zaman içerisinde değişmesi demektir [bu notkada. türde yıllar içerisinde bazı değişiklikler görülür. her zaman hayatta kalma şansı yüksek olan yavruların. İşte bu şekilde. doğan canlı da anne-babasına benzer).

bizim gibi canlıların oluşması için neden şarttır? Kimyasal evrim için neden gereklidir. suyun önemi nedir? Bu soruyu aşağıdaki maddelerde toplayarak cevaplayabiliriz: Buz yüzer: Suyun katı hali olan “buz”. vs. Oksijen. Bu da. Her ne kadar buzun yapısı oldukça sağlamsa da. yani kutuplu bir yapıdadır. “kırık” bir yapıda olmasına sebep olur. ametal olan bir atomdur. Su. adhesif bağlar. kovalent bağın karakteristiği olan “elektron paylaşımı” içerisinde. moleküller arası oluşan. diğer 4 su molekülüne bağlanır ve sağlam. göller. Peki su. buz batacağı için dibinden başlayarak yukarıya doğru donardı. hidrojen bağları sayesinde bir arada tutulur. İki ametal arasındaki bağa da. atomlar arası oluşmayan bağlardır. yani iki molekülü birbirine bağlayan bağlardır. yanlış olacaktır. kohesif bağlar gibi bağlar. Bu sebeple bu yazımda biraz suyun. Aşağıdaki resimde bunu görebilirsiniz: Ayrıca suyun yapısındaki Hidrojen ve Oksijen atomlarının varlığı. bizim bildiğimiz anlamıyla hayat için neden bu kadar önemli olduğu üzerine duracağım. kovalent bağlar. yüzeyden başlayarak değil. su üzerinde yüzebile- 144 . Cansızlıktan canlılığın oluşmasında ve sonrasında bu canlılığın kararlılığında. buzun su üzerinde yüzebilmesini açıklar. Suyun bu iki Hidrojen ve bir Oksijen atomundan oluşan yapısı. Hatırlanması gereken şey.Oksijen. Bu da. Bu da sudaki tüm canlılığı yok ederdi – ki cansızlıktan canlılığın evriminin suda gerçekleştiğini hatırlayınız. Kovalent bağ. Bunca süredir “hayattan” bahsedip de. atomlar arası olan bağlarken. kovalent bağ dediğimizi biliyoruz. Şimdi. hepimizin artık ezbere bildiği üzere. Hidrojen de. bizim bildiğimiz anlamıyla hayat için neden suyun gerekli olduğu üzerine konuşmamak. iyonik bağlar. sıvı halindeki atomlar kadar sıkı bir halde paketlenmemiştir. hidrojen bağları. 6A grubu elementidir ve bir ametaldir.E V R İ M A Ğ A C I “Bizim Bildiğimiz Anlamıyla” Hayat İçin Suyun Önemi Merhaba arkadaşlar. Hidrojen Bağı’na imkan verir. Her bir su molekülü. dayanıklı bir kristal yapısı doğurur. Bir diğer deyişle suyun sıvı hali. paylaşılan elektronları kendisine daha kuvvetli çeker. suyun doğrusal bir molekül değil. Arşimet’in meşhur yoğunluk ilkeleri dahilinde. nehirler. moleküller arası oluşan çok önemli bir bağa. Kimyasal yazımı H2O’dur. suyun buz halindeki atomlar. polar. metalik bağlar moleküllerin içerisinde. katı halinden daha yoğundur. buz suyun üzerinde yüzemeseydi neler olurdu bir düşünün: Bir kere. Ancak normal haliyle buz. iki Hidrojen ve bir Oksijen atomunun kovalent bağlar yoluyla bağlanması sonucu oluşan bir moleküldür. bildiğiniz gibi 1A grubunda bulunan ancak genel kuralın aksine metal değil. bildiğimiz sıradan bağlar arasındaki en güçlü bağlardır.

Su. Isı kapasitesi. bitkilerin köklerinden en uç yapraklarına kadar ince borularla iletilebilir. Dünya dediğimiz gezegen. Kohezyon ve Yüzey Gerilimi: Kohesif kuvvetler. bizim bilmediğimiz türden “canlılar” var olabilir. Bunun sebebi. sinyal iletimi gibi pek çok özelliğe sahip olabilmelerini açıklar. onu da bilmiyoruz. Bu “duruma göre” tabiri. su bitkilerinin ve benzeri hayvanların 0 dereceden soğuk havalarda dahi hayatta kalabilmelerini sağlar. Tam tersi tepkime olan donma sırasında da etrafa büyük oranda enerji salınır (Hidrojen Bağları’nın kurulması sırasında). Hepimiz. kohesif kuvvetlerdir. 1 santigrat derece ısıtmak için gereken enerji miktarıdır. bizler. su bizim bildiğimiz anlamıyla hayat için son derece önemlidir. Yazı boyunca “bizim bildiğimiz anlamıyla” kelimelerini vurguladım. halbuki cansızlardan kimyasal açıdan çok da bir farkı olmayan varlıklar oluşabildi. bugün bizim “canlı” dediğimiz. Bu da. gece -200 derece olmamasını açıklar. Ve bu tabiri. Ancak evrenin tamamını bilmiyoruz. Bu. hem bu şekilde su canlılarının ölmesine engel olur. yağmurlu bir günde arabanın camına düşen su damlacıklarının birbiriyle birleşerek daha büyük su damlaları oluşturduğunu görmüşüzdür. Ayrıca su. milyonlarca yıl içerisinde. suyun yapısındaki sayısız hidrojen bağı ve bunları kırmak için gereken enerjinin yüksekliğidir. Unutmamak gerekir ki buzu sıvı su yapmak için. bazik de olabilir: Su hem zayıf bir asittir.E V R İ M A Ğ A C I ceği için. Baz ise çözeltiye negatif Hidroksit (OH) molekülü verebilen maddelere denir. Suya ihtiyaç duymayan canlılar… Sonuçta unutmamamız gereken bir şey var: “Canlılık” tabirini. Bu evrendeki fizik yasaları sayesinde su Dünya’yı kapladı. balıkların. benzer moleküllerin arasında oluşan çekim kuvvetidir. Bu da. bazı böcekler ve minik hayvanlar suyun üzerinde yürüyebilmektedirler. duruma göre. Bu. Dünya’nın Mars’taki gibi gündüz 300 derece. Dolayısıyla şu anda kullandığımız “canlılık” tabiri son derece kısıtlı olabilir. pasif taşıma. Su çözeltileri asidik de. sıcaklık düzeylerinin oldukça sabit ve düzenli olmasını sağlar. sudan oluşan bir gezegende. Bu da canlılık için önemli bir özelliktir. Evrenin dışında ne var. bu evrenin fizik kurallarına tabiiyiz. Bu evrenin fizik yasaları sebebiyle. Çünkü burada dikkatinizi çekmek istediğim bir şey var: Biz bu evrende yaşıyoruz. cansız maddelerden. Bu evrenin fizik kuralları dahilinde. herhangi bir molekülün 1 gramını. İşte tüm bu sebeplerle ve belki daha da fazlasıyla. Ve hatta yanlış da olabilir. hem de suyun içerisindeki ısının soğuk havalarda dışarıya kaçmasını önleyen bir tabaka görevi görür. iki iyonu da verebilir. Ancak başka bir evrende ya da evrenimizin başka bir köşesinde. çözeltiye pozitif Hidrojen atomu verebilen maddelere denir. bildiğimiz varlıklar arasında kıyaslamalar yaparak bulduk. Daha farklı atomik kombinasyonlara sahip canlılar. buz moleküllerinin arasındaki tüm Hidrojen Bağları’nın kırılması gerekir. Bunun sebebi. Bu da hücrelerin aktif taşıma. su moleküllerinin birbirini çekmesini açıklar. 145 . oldukça yüksek bir ısı kapasitesine (ısıl kapasite) sahiptir. bu ikisinin bir karışımıdır ve çözeltiye. birer canlı olarak bulduk. suyun çözücü gücüdür. bu şekilde moleküller evrende oluştu. hem de zayıf bir bazdır ve bu ikisini aynı anda olabilen nadir moleküllerdendir (tek değildir). içinde çözülmesi beklenen maddenin kimyasal özelliklerine bağlıdır. Aynı yasalar sayesinde. Güneş dediğimiz yıldız etrafında var olabildi. Bildiğiniz gibi asit. Kohesif kuvvetler sayesinde su. Suyun içerisinde pek çok molekülü çözüp iyonlarına ayırmak mümkündür. Su harika bir çözücüdür: Vücudumuzdaki hücreler için vazgeçilmez bir özellik. Ayrıca suyun yüzey gerilimi sayesinde. Suyun erime-donma noktaları ve ısı kapasitesi: Diğer moleküllerle kıyaslandığında buzu eritmek için çok daha fazla enerji (ısı) gerekir.

Çünkü unutmayın. sizi oluşturan atomlar tamamen aynı yapıdalar. bu yüzden zaten canlı değil diyoruz). bir kömür parçasını ya da kütüğü oluşturan atomlarla. milyonlarca yıl içerisinde geçirdikleri farklı evrim süreçleri (daha doğrusu kömür hiçbir zaman bildiğimiz anlamıyla evrim geçirmedi. Tek farkları.E V R İ M A Ğ A C I Siz siz olun. canlılığa gereğinden fazla anlam yüklemeyin.com/2011/01/03/bizim-bildigimiz-anlamiyla-hayat-icin-suyun-onemi/ 146 . Hidrojen aynı Hidrojen ve Oksijen aynı Oksijen… ****** Orjinal Kaynak: http://probablynogod.wordpress. Ancak Karbon aynı karbon.

tek bir atadan başlayan sürüngenler familyası. Milyonlarca ve hatta milyarlarca yıl süren Evrim süreci sonunda da. nasıl olur da meşhur “Yaşam Ağacı”na hiç değinmem. ağacın üst bölümlerinde dallanmakta ve farklılaşmaktadır. Charles Darwin tarafından çizilmiş olan bir kopyasını görebilirsiniz: Burada da görebileceğiniz gibi. anlayamadım. Şimdi adım adım. Belki hemen herkesin bildiği üzere. 147 .E V R İ M A Ğ A C I Evrim Ağacı nedir. yaşam Darwin’in “1” olarak işaretlediği noktadan başlar ve dallanır. pek çok dala sahip bir ağaca dönüşür. “Yaşam Ağacı’nın Evrimi”ne bir göz atalım. Charles Darwin tarafından ilk defa “resmileştirilmiş” olan ve üzerinde türlerin nasıl tek bir atadan yola çıkarak günümüzdeki çeşitliliğine ulaştığını anlatan çizimdir. Yaşam Ağacı. Orta sıralarda dinozorlardan kuşların evrimleştiğini görebilirsiniz. Görebileceğiniz gibi. Aşağıda. nasıl tasarlanır? Merhaba arkadaşlar. Bu ayıbımı hemen sonlandırmak için bu yazıyı yazmaya karar verdim. Bunca süredir Evrim Teorisi ve Darwin’den bahsetmeme rağmen. oldukça karmaşık bir şekilde çizilebilmektedir. Günümüzde “Yaşam Ağacı”. kök bölgesinde. fotoğraflarla. Yukarıdaki ağaçta ise sürüngenlerin evrimini görmekteyiz.

bunlar zamanla prokaryotlara evrimleşir. insanları ve maymunları birbirinden ayırır. Bunu fark eden bilim adamları. günümüzdeki kurbağalar gibi. Aşağıdaki resim de. önce balıkları görebilirsiniz. “çember” olarak çizmeye başlamışlardır “Yaşam Ağacı”nı. Ve aşağıda eklediğim resim. Bu amfibilerin bir kısmı evrimleşmeye devam ederek karaya çıkarlar ve memelileri oluştururlar. yazabildikleri alanı daha etkili ve verimli kullanabilmek adına. örnek olarak verilen zebrayı görebilirsiniz. muhtemelen Endosimbiyoz Kuramı dahilinde ökaryotik hücrelere doğru evrimleşirler ve ökaryotlar da inanılmaz bir dallanma göstererek günümüzdeki canlılara doğru yaklaşık 3 milyar yıllık evrim sürecini başlatır. Daha sonra balıklar amfibiler olarak ayrılır. prokaryotlar bakteriler ve arkealardır ve bunlar birbirinden ayrılarak evrimleşirler. Günümüzde milyonlarca tür bulabildiğimiz ve Biyoloji’nin ve bu bilime ait bilim adamlarının özverili çalışmaları sebebiyle bu sayısız türün birbiriyle olan evrimsel ilişkilerini bulabildiğimiz için. ilk canlılar evrimleşerek milyonlarca yıl içerisinde Bacteria (bakteriler). Archaea (Akealar) ve Eukarya (Ökaryotlar) domain’lerini (biyolojik sınıflandırmanın en geniş basamağı domain’dir) oluşturmuştur. Daha sonradan prokaryotlar. dışarıya doğru takip ederseniz. Bu ayrım. bu ağacın ne kadar karmaşıklaştığına güzel bir örnek görebilirsiniz: Evet. canlılık tek hücreli koaservatlardan başlar. Yukarıda da bahsettiğim gibi. Ağacı “root” yani kök kısmından başlayarak. Omurgalılar dalını takip ettiğinizde. Bir kısım amfibi ise. Dünya’daki çeşitlilik o kadar geniştir ki ve bunlar arasında öylesine mükemmel bir evrimsel gelişim süreci vardır ki. daha ayrıntılı olarak canlıları görebilmekteyiz. bu ağaçta da ilk canlı. Bu ağacı köklerinden başlayarak takip ederseniz. Aşağıda. bildiğimiz haliyle “ağaç” şekilleriyle. Yaşam Ağacı gün geçtikçe karmaşık bir hal almıştır. omurgalıların (vertebrates) ayrıldığı noktayı bulabilirsiniz. memelilerden devam eder ve son olarak ikiye ayrılır. bunun 148 .E V R İ M A Ğ A C I Yukarıdaki bir diğer Yaşam Ağacı çiziminde ise. hiçbir kağıt boyutuna sığdıramayız. Memelileri takip ettiğinizde. akıl almaz bir resimdir. yaşamaya devam ederler. Biyoloji’nin ispatladığı üzere. “ağaç” olarak değil de. tam ortada “root” olarak yazılan yerdir. Bir dal ise. evrim basamaklarını görebilirsiniz.

bakterilerle arkeaları bir olarak alan ve sonradan ayıran birinci kol ve ökaryayı gösteren ikinci koldur. Gözün en dışına bakacak olursanız. Bu muhteşem “göz” şeklindeki Yaşam Ağacı’nı nasıl okuduğumuza gelirsek: Gözün merkezinde. yüzlerce tür yan yana. bu kolları takip ederseniz. çizelgeye dökmenin ne kadar zor olduğu ortada. Bu iki ayrım ise. alemleri okuyabildiğinizi göreceksiniz: Fungi (mantarlar).E V R İ M A Ğ A C I en muhteşem örneklerinden biridir: Bu Yaşam Ağacı’nı okumak biraz daha karmaşıktır ve bu boyuttayken hemen hemen hiçbir şey gözükmez. onlarca. Her bir alemin sınırları dahilinde. Protists (Protistalar). bütün ayrıntıları çok daha rahat görebilirsiniz. gözün dışına dizi dizi. Ancak bunu alır da A2 boyutundaki bir kağıda. Ancak daha dikkatli bakarsanız ve bir büyüteç ya da yüksek çözünürlüklü yazıcı yardımıyla kağıda dökerseniz. Daha sonra.wordpress. belki binlerce defa dallanma vardır. sağ alt köşeye doğru iki ayrım görebiliriz. ufacık yazılmış türleri de görebilirsiniz. Gözün dışının bu şekilde “kırçıllı”. gözün merkezinden dışına doğru yüzlerce. Orada aslında kelimeler yazmaktadır ancak okuyamıyoruz. “saçak saçak” olmasının sebebi budur. dediğimiz gibi yüksek çözünürlükte. Animals (hayvanlar). dip dipe yazılmıştır. ilk canlıyı temsil eder. Bu ayımın olduğu neredeyse tam olan çember. Ki bu çizim bile Dünya üzerindeki türlerin ancak %1 gibi bir kısmını kapsamaktadır. Bu muhteşem Evrim sürecini. Dikkatli baktığınızda göreceksiniz ki.com/2010/10/31/yasam-agaci/ 149 . yüksek çözünürlükte basarsanız. ****** Yazının Orjinali: http://probablynogod. Plants (bitkiler). Dünya üzerindeki pek çok türü bir arada bulunduran devasa Yaşam Ağacı’na ulaşabilirsiniz.

gelin insan (Homo sapiens sapiens) ile başka türlerin genetik olarak benzerlik miktarlarına bakalım: http://www. bu iki tür. Yeri gelmişken söyleyelim: Genom büyüklüğünün (toplam gen sayısının). Şimdi. işin bilimsel yüzünü anlatacağız. Örneğin yarasalar ile kuşların sınıfları bile aynı değildir. Çünkü bu cidden çok yanlış yerlere çekilebiliyor ve yanlış anlaşılabiliyor. yakınsak evrim denir. genetik benzerlik oranları. Ulusal Biyoteknoloji Bilgileri Merkezi’nin internet sitesidir. iki türün genetik akrabalık oranlarının. bu iki tür yakın akrabadır denir ve bu iki türün ortak atası. Bu sitede görebileceğiniz üzere. Evrim Ağacı açısından çok uzak akrabalar olsa da. hangi hayvanların genetik haritalarının çıkarıldığı ve insan ile kıyaslandığı belirtilmektedir. bu ortak atadan daha yakın zamanda farklılaşmıştır / evrimleşmiştir / türleşmiştir. Çünkü “convergent evolution” (yakınsak evrim) dediğimiz bir olay vardır: Bu olaya göre. Örneğin Homo sapiens (İnsan) türünün 19.ncbi.gov/homologene Yukarıdaki site. kimi zaman bir ön fikir sağlayabilse de. Eğer ki genetik haritalarındaki benzerlik oranı düşükse. birbirlerinden bağımsız olarak kanat evrimleştirmiştir. Öyleyse başlayalım: İlk olarak. akrabadır ve mutlaka bir noktada ortak bir ataları vardır!) denir ve bu iki türün ortak atası. Bu durumda proteogenomik kıyaslamalar sonucu.nlm. ancak ikisi de. gerçekleri çarpıtmak amacıyla bu yola başvurabilirler. evrimleşmişlik ya da gelişmişlikle bir ilgisi yoktur! Bu bilgi. çoğunlukla doğrudan bir kıyaslama yapılamaz! Bu sebeple. canlıların toplamda karşılaştırmak için yeterli değildir. yakın akrabalarmış gibi lanse edilebilecektir. nükleotit nükleotide. İşte bu şekilde yapılan genomik kıyaslamalar sonucu. benzer protein yapıları geliştirmeleri verilebilir. o zaman bu iki tür akrabadır. Buna bir diğer örnek olarak d. o türde bulunan toplam gen sayısıdır. proteinler arası benzerlik oranlarını yayınlayabilirler. birbiriyle alakasız olan türlerin. genetik benzerliği yüksek olan tür ile yaşayan ortak atadan çok daha eski bir dönemde yaşamıştır. Bu bilgiler. Bugün sizlere şu meşhur “İnsan ile şempanzeler. bütün genler birbiriyle karşılaştırılır. bu değişen genler ile sabit kalan genler hesaplanır ve türler arası akrabalık ilişkileri ve ortak atadan ne kadar geçmiş zamanda ayrıldıkları ortaya çıkarılır.943 geni varken. genetik bakımdan %99 benzermiş. benzer görevlere yönelik. İşte buna. gruplanan (incelenen) genleri göstermektedir. ancak uzak akrabadır (unutmayın ki tüm türler birbirleriyle yakın ya da uzak da olsa. ne gibi mutasyonlar ve değişimler olduğu ortaya çıkarılır. Proteogenomik gibi proteinlerin genetik özelliklerini inceleyen bilim dalları. birbirinden bağımsız olarak benzer özellikleri/molekülleri evrimleştirebilirler.” bilgisi üzerinden yola çıkarak. bütün genetik haritalarına yani genomlarına bakılarak yapılması gerektiğidir. nerelerde. Doğrusunu öğrenmek ise sizlerin en doğal hakkı. diğer canlılarla olan ortak atalarına göre daha yakın bir zamanda yaşamıştır ve bu iki tür. Sizlerin bilmesi gereken. doğrudan genom büyüklüğüne bakmak doğru değildir! Tablodaki ikinci sıra. Bir kısım gen kontrol grubu olmaları nedeniyle 150 . Sonrasında da.nih.690 geni vardır. genom haritası çıkarılan canlıların bütün genetik özelliklerinin nükleotit-nükleotide karşılaştırılması sonucu elde edilir. birbiriyle uzak akraba olan türler. Danio rerio (Zebra) türünün 26. İlk kolondaki sayılar. İki türün genomik haritaları birbirlerine çok benzerse.E V R İ M A Ğ A C I İnsan ile Diğer Canlıların Genom Kıyaslaması ve Benzerlik Miktarları Merhaba arkadaşlar. Bu bilim adamları arasında elbette olmaz ama Evrim Karşıtları.

araştırmacıların ne kadar tutucu (conservative. Ayrıca benzerlikler kullanılan alt türlere göre de değişim gösterebilecektir. bir diğer araştırma: http://news.com/news/2005/08/0831_050831_chimp_genes.nationalgeographic. daha net sonuçlar bulacaktır. aralarındaki benzerlik oranına bakabiliriz. Zaten bilimsel olarak insan ve şempanzelerin benzerlik oranı. insanın şu türlerle benzerlik oranları şöyledir: Homo neanderthalensis (Neandertal İnsanı): %98-99 Pan troglodytes (Şempanze): %86-98 Pan paniscus (Bonobo): %88-96 Canis familiaris (Köpek): %86-90 Bos taurus (Sığır): %75-87 Mus musculus (Ev Faresi): %70-85 Rattus norvegicus (Sıçan): %72-87 Gallus gallus (Tavuk): %57-68 Danio rerio (Zebra): %74-78 Drosophila melanogaster (Meyve Sineği): %37-45 Anopheles gambiae (Sivrisinek): %36-44 Caenorhabditis elegans (Yuvarlak Solucan): %24-28 Schizosaccharomyces pombe (Fisyon Mayası): %14-18 Saccharomyces cerevisiae (Ekmek Mayası): %21-24 Kluyveromyces lactis (Kluyveromyces Mayası): %21-24 Eremothecium gossypii (Mantar): %18-22 Magnaporthe grisea (Pirinç Mantarı): %32-36 Neurospora crassa (Ekmek Mantarı): %31-35 Arabidopsis thaliana (Turpgiller’den): %50-65 Oryza sativa (Pirinç): %45-62 Plasmodium falciparum (Plazmodyum): %1-5 Gördüğünüz gibi. gruplanan genler içerisinde homolog (benzer) olanları göstermektedir. <span class=” fbUnderline”>benzerlik oranları tek bir sayı ile değil. benzerlik oranını vermektedir. insan ile diğer türlerin arası açılmaktadır. bundan yüz milyonlarca yıl önce 151 . Bu. araştırmacıların hata payları ve yöntemleri göz önüne alınarak. Son sütun ise.com/news/2002/09/0924_020924_dnachimp. iki türü kıyaslayıp. Yöntem şöyledir: Örneğin Homo sapiens ile Pan troglodytes (Şempanze) türlerini kıyaslamak için: (15980 / 18431) * 100 işlemi yapılmalıdır. bir plazmodyum ile insanın ortak atası.html) Bu sonuçlara göre.nationalgeographic. titizlik oranını verir) olduğuna bağlı olarak değişir. Bu sebeple.</span> Bu durum. (Konuyla ilgili bir araştırma: http://news. Yukarıdaki örnekte şempanzeler ile benzerliğimiz %86 çıkmaktadır. bir aralık olarak verilmektedir. html. farklı yöntemler izleyerek benzerlik oranları bulmaktadır. Evrim Ağacı basamaklarında aşağı inildikçe. Çok tutucu olan araştırmacılar. Çünkü bir şempanze ile insan.E V R İ M A Ğ A C I ya da farklı bazı sebeplerle gruplanmamaktadır. sonucu etkilemez. çok yakın akraba iken. Çıkan sayı. %85-98 olarak verilmektedir. Yüzdeleri bulabilmek için. Unutulmaması gereken bir nokta şudur: Her araştırma grubu.

Hangi genlerin kıyaslamada kullanıldığı. Bu şu demek değildir: İnsan. ne tip yöntemler izlendiği.html http://en. insana kadar gelecek olan kol (lineage) plazmodyumdan ayrılmıştır.com/nature/journal/v437/n7055/full/nature04072. yukarıda belirtilen aralık dahilinde benzerdir ve bu. vb. giderek azalmaktadır.wikipedia.nature. doğal olarak.gov http://www.org/wiki/Bonobo http://en. yakın akrabalık ilişkisi göstermektedir.org/content/328/5979/710 http://www. ancak arada yüzlerce. çünkü insan ile bu türler.sciencemag.nature.org/wiki/Human_evolutionary_genetics http://en. Ve diğer türlerle olan benzerlik de. ********* http://www. çok önem arz etmektedir.nih.E V R İ M A Ğ A C I yaşamıştır.org/wiki/Neanderthal 152 . Ve bir diğer nokta. “maymunsular” koludur ve bunlardan biri de insandır.wikipedia. En nihayetinde o koldan ayrılan kol. metodoloji. Bu sebeple aralık hesabı çok önemlidir. üzerinde daha çok çalışılan canlılara ait bulgular.nlm. Ancak şu apaçık bir gerçektir ki.ncbi. birbirinden çok daha önce farklılaşmıştır. daha fazladır. insan ile şempanze genleri. plazmodyumdan ayrılarak evrimleşmiştir. Hayır. milyonlarca tür farklılaşıp o koldan ayrılarak evrimleşmiştir.com/nature/journal/v437/n7055/full/nature04072.wikipedia. binlerce.html http://www.

Çünkü bir birey.E V R İ M A Ğ A C I Evrimsel Biyoloji’de Bir Canlının “İlk” Bireyi ve “Ara Tür” Kavramı Hakkında Arkadaşlar merhaba. 153 . bireysel olarak bir insansı. Evrim. sıklıkla karşılaşılan bir yanlış olarak gördüğümüz için hazırlıyoruz. “İlk At” gibi tabirler kullanarak size sorular yönelten ya da söylediklerinizi çürütmeye çalışanlara doğrudan gösterebileceğiniz bir kaynak olacak. genel olarak popülasyonların belirli ve genellikle önceden saptanılamaz yönlere doğru değişmeleridir. son derece yavaş gelişen bir süreçtir ve evrimleşen canlılar tek tek bireyler değil. adım adım değişirler.171713289553421.163940083664075&t ype=1 Bu fotoğrafta da görüldüğü gibi. Hiçbir zaman tek bir kurbağa evrim geçirip başka bir canlıya dönüşmeyecektir. Bu zincirin binlerce nesil sürmesi sonucu canlılar. Asla tek bir birey. Böylece kendisindeki genetik malzemeyi yavrularına aktaracaktır. bütün olayı özetlemektedir.facebook. tek tek bireylerin bazı özellikleri açısından Doğal Seçilim ile zamanla elenmeleri sonucunda.41880. evrimleşmez. öyle veya böyle genetik bir materyalle. Bu notu bir soru üzerine değil. insana dönüşmemiştir. “İlk Balık”. Bu notumuz oldukça kısa. Hemen söze girelim: Aslında hazırladığımız şu fotoğraf. Bu. gerçekten anlaşılması gereken en önemli noktalardan biridir. genel olarak popülasyonlardır. öncelikle onu okumanız gerekir: https://www. Evrim. ancak “İlk İnsan”.php?fbid=171713299553420&set=a. Hiçbir zaman. Bu farklı ve kendisine has özellikler. kendisi de üreyebilecektir. anne ve babasından farklı bir birey olarak doğar.com/photo. doğa karşısında sınava tabi tutulur ve başarılı olursa.

bu saçmalığın. türleşme ve evrimleşme çok yavaş gerçekleşen ve her yeni türün. bunun anlaşılmamasıdır. Bir diğer nokta. Aslında her canlı. Türleşme yazı dizimizde açıkça ortaya koyduğumuz şekilde. istedikleri gibi hedefe ulaşmasıdır: İki canlı düşünelim: A ve C diye isimlendirelim. Buna. günümüzdeki bütün modern canlılar da dahildir. Evrim Karşıtları’nın sorguladığı B “ara türü” bulunmuş olsun. Toparlarsak: Hiçbir canlının “ilk bireyinden” bahsedilemez.E V R İ M A Ğ A C I İşte bunu anladığımız zaman. 154 . hiçbir koşulda ilk X canlısı diye bir kavramdan bahsedemeyeceğimizi anlarız. Onlardan bir kısmını bulduğunuzda. Evrimsel Biyoloji’de yoktur! Bu. çünkü Evrim çok yavaş gelişir ve o geçişi ayırt etmek mümkün olmaz. Bu doğru değildir. kendisinden bir önceki ve bir sonraki türler arasındaki bir geçiş türüdür. Onlara göre her iki canlı arasında bir ara tür bulunmalıdır. her iki nokta arasında bir geçiş türü vardır ancak Jeoloji’de kullanılan şu kural unutulmamalıdır: Her 1 milyon bireyi bulunan bir popülasyonun istatistiki olarak sadece 1 bireyi fosilleşir. Önemli olan. insanın bu değişimleri algılamasına yetmeyecek kadar kısadır. Zaten “ara tür” yanlış iddiasının kökeninde yatan nokta. Evrim Karşıtları. apaçık bir saçmalık. Evrim Karşıtı insanların Evrim’e saldırmak için ve hayalgüçleri dahilinde canlandırdıkları yanlış Evrim imajını tatmin etmek için uydurdukları ve daha sonra bilim insanlarının onların bu iddialarına cevap vermek için onların dilinden konuşmaları sonucu bu kavramın dilimize yerleşmesiyle ortaya çıkan bir durumdur. Biraz açıklayalım: Dediğimiz gibi. Ara tür diye bir kavram. nerede bir insan başlar. Evrim son derece yavaş gelişir ve 80 yıllık insan ömrü. Evet. Evrim’in hiçbir zaman böyle bir iddiası olmamıştır ve olmayacaktır. Evrim Ağacı kavramını anlamayan bireyler. “ör-sah” ya da “tim-dek” gibi bir canlı bulunmalıdır. Bu. her canlı arasında bir geçiş türü ararlar. ara türler teşkil eder. ata türlere oldukça benzedikleri bir şekilde gerçekleşir. birbiriyle akrabalığı bilinen canlılar olsun. Bir insansı nerede biter. Bunlar arasında bir geçiş türü arıyoruz (bunlar. Evrim’i kabul etmek istememeleridir. bu ayırt edilemez. bu da bilinemez. Örneğin bir ördek ile bir timsah arasında. Ayrıca “ara tür” diye bir kavram bilimsel olarak yoktur. her canlı. hayallerindeki hatalı Evrim imajını aktarabilmek için “ara tür” kavramını ileri sürmüşlerdir. Bu sebepledir ki fosil bulmak zor ve zahmetli bir iştir. Ancak onlar. Binlerce bilim insanının özverili çabaları ve yıllarını harcamaları sonucu. İlk susal dört ayaklı hangisiydi ve hangi noktada karaya geçiş tamamlandı. yeni açılan boşluklar sorulmaya başlanacaktır. Bu insanların yanıldığı nokta. insan zekasına bir hakaret ve bilime saygısızlıktır. daha doğrusu her popülasyon. bilime katkı sağlamaktır. Bu sonsuza kadar böyle devam edecektir. fosilleşme kurallarını bilmemeleri ve aslında temelde. temelde. Yani her 1 milyon canlıdan 1 tanesi fosilleşebilmektedir. Oturulan yerden “onunla bu arasındaki ara tür nerede” diye sormak kolaydır. burada durmayacaklardır: A ve B arasındaki ile B ve C arasındaki geçişi de soracaklardır. örneğin insansılarla insanlar olsun).

umarız faydalı olmuştur. Tıpkı Yer Çekimi gibi. O açıdan tebrik ediyoruz. ortak ataları ne hayvandır. Örneğin çok meşhur bir protista olan Öglena (Euglena).. Açıkçası bunu görebilmeniz. bitkiler ile hayvanlar arası geçiş yapan devasa bir alem vardır. Science Daily’de 20 Haziran 2007 tarihinde yayınlanmış bir makale. bu soruya o kadar çok önce cevap verilmiş ve o kadar çok geçiş örneği bulunmuştur ki. Sadece ışığın daha şiddetli olduğu yönü algılamayı sağlar. resmi olmayan dilde.5 milyar yıl önce. “bilgi” olur. biz Evrim Kuramı’nı “kabul ediyoruz”. :) Şimdi. malesef ilgi çekiciliği kalmamıştır. kesinlikle yanlıştır. Ortak ataları. “hayvandan hayvana geçiş” değildir. doğada sadece bakteriler vardır. ne bitkiler ne de hayvanlardan bahsedilebilir. İlk olarak güzel bir düzeltme yapmışsınız. şu şekilde tanımlanır: “Bitki... Bu nokta. ayrıca meraklı olmak da her zaman iyidir.. Öglena da bunu kullanarak daha bol ışığa yönelebilir. protistalarda da. Doğada bulunan 155 . yerinde olmuş. bırakın bir ya da birkaç türü. Aynı zamanda bu ökaryotik tek hücreli canlıların pek çok türünde “göz noktası” denen bir organel yapı bulunur. Protistalar dediğimiz krallık. Zira bundan yaklaşık 3. mantar ve hayvan olmayan tüm ökaryot canlılar. sorunuzun da cevabını ortaya çıkarmaktadır. Biz Evrim’e “inanmıyoruz”.. bitkilerde de görülür. sorunuzun cevabına gelelim: Aslında soru her ne kadar güzel olsa da. öyle eski zamanlarda birbirinden ayrılmıştır ki. ne de bitki. iyi okumalar: Sayın Mustafa Türkmen. Bizim cevabımız ise şöyle oldu. bazı bakteri türleridir. Sadece bir krallığa (kingdom) kısıtlandırmak. bakterilerde de. Bir algden örnek verelim. Hayvanlar ve bitkiler. bir bitki gibi fotosentez yapabilmektedir..” Çünkü bu krallıktaki (alemdeki) canlıların çoğu hem bitkilere ait hem de hayvanlara ait özelliklere sahiptir. Bu yüzden de sizi tebrik ediyoruz. Evrim.. Yani elimizde. en ilkel göz olarak görülmektedir ve ışığa duyarlıdır. bir gerçek olarak “biliyoruz”. Ancak demek istediğinizin “her hayvanın kendisinden önceki hayvanlardan evrimleştiği” olduğunu düşünüyoruz.. tıpkı bir hayvan gibi aktif hareket ile ışık kaynağına yaklaşabilir ve tıpkı bir bitki gibi fotosentez yaparak besinini üretebilir.E V R İ M A Ğ A C I “Hayvan ve Bitkilerin Ortak Atası Hakkında Bilgiler” ve “Ara Geçiş Türleri ve Hatta Alemleri!” Merhaba arkadaşlar. Bu noktada bir yanlışınızı düzeltmekte fayda var: Evrim. Sayfamız üyelerinden Sayın Mustafa Türkmen bize çok güzel bir soru yöneltti: Evrim hayvandan hayvana geçiş ise bitkiler nasıl oluştu? Yok bitkiye geçiş varsa neden bitki hayvan ara geçiş formu yok ya da neden bazı hayvanlar azda olsa fotosentez yapamıyorlar? Neden bazı hayvan hücrelerinin kloraplastı yok? Ilginiz için şimdiden Teşekkürler. Ancak merakınızı elbette gidermek bizim görevimizdir. Zira bilimde “inanç” olmaz. arkebakterilerde de.

Mantarlar.5 milyar yıl kadar öncesine dayanmaktadır: Minik bakterilere. günümüze kadar bir kol hayvanlar alemini. hem de avlanabiliyorlar. Chlamydomonas reinhardtii isimli bir yeşil alg türü. http://www. Aşağıdaki bağlantıda daha fazlasını bulabilirsiniz: http://www. protistalar gibi alemleri oluşturmuştur. avlanan (heterotrof) türlerdir. hem heterotrof beslenme biçimlerine sahipler. Bu. soyu tükenebilir de.sciencedaily. “mixotroph” dediğimiz ve hem ototrof. hem hayvanlara. 156 . kendi besinlerini üretemezler. tıpkı hayvanlar gibi. Bildiğiniz üzere türleşme gerçekleştikten sonra ortak ata hayatta da kalanabilir. mantarlar da ilginç bir geçiş olarak karşımıza çıkmaktadırlar. Hayvanlar. Ancak iki dev alemin ortak atası. bir kol bitkiler alemini oluşturmuştur. hem de bitkilere ait genleri taşımaktadır. ortak atalarından beri hayatta kalabilmesiyle açıklanabilir.htm Bunun yanıısra.E V R İ M A Ğ A C I bazı alg türleri. bundan 3. hala aramızdadırlar. genel olarak serbest hareket edebilen. Ancak mantarlar. Bitkiler ise genellikle sabit olan ve kendi besini üreten (ototrof) türlerdir.com/releases/2007/10/071011142628. besinlerini vücutları dışarısında sindirirler (dışarı salgı) ve sonra parçalanmış besinler “yerler”.htm Aynı sitede yayınlanan bir diğer makaleye göre. Ancak arada kalan türler de mantarlar.com/releases/2007/06/070619182508. bitkiler gibi sabit olmakla birlikte. Burada farklılaşma başlamış.sciencedaily. Yani hem kendi besinlerini üretebiliyorlar. Yani bitkilerle hayvanlar arasındaki geçiş türleri yok olmamıştır.

Evrim. Doğal Seçilim’in nasıl çalıştığını açıklamayı hedefleyen teorilerden yalnızca bir tanesidir. Ayrıca bencil gen kuramı çok geniş.” Bu iki soruyu birleştirerek. Dolayısıyla.E V R İ M A Ğ A C I “Bencil Gen” nedir? Sayfamız okurlarından Sayın Bersis İnan şöyle bir soru sordu: “Doğal seçilim bireyin çıkarına (aklıma başka kelime gelmedi) göre mi yoksa topluluğun çıkarına göre mi çalışır?” Bir başka okurumuz olan Sayın Kubilay Meşe ise şöyle bir soru sordu: “Merhaba sevgili Evrim Ağacı üyeleri!! Bugün hakkında ayrıntılı bilgi istediğim konu bencil genler. Doğal Seçilim’in sıçramalar yaparak ilerlediğini savunur. Sayın Bersis İnan’ın sorduğu soru bilim dünyasında tartışılıyorken yeni bir şık ortaya kondu: Ne birey yararına ne de toplum. topluluğun genelinde meydana gelir. yani kendisini kopyalamaktır. sabit çevre koşullarında. o ortama en çok adapte olan bireylerin “çıkarına” çalışır. Bu amaçla. İşte bu bireyler. Çünkü Doğal Seçilim. Ayrıca burada. mümkün olduğunca fazla sayıda çoğalmak. gelecek nesillere kendilerini daha güçlü ya da ortama adapte kılan genleri yavrularına aktarabilirler. Bu konu hakkında bilgi edinmek istememin iki nedeni daha var. basamak basamak. hepsi genlerin yararına! Hazır bu konuya yakın bir soru sorulmuşken bencil genlere değinilmesi çok yararlı olacaktır. bir organizma dahilindeki genlerin tek amacı. şu bilgiyi vermekte fayda vardır. Ancak unutmamak gerekir ki çevre koşullarının değişimi. dışarıdan baktığımızda. genler sürekli olarak çoğalmayı hedefler. Dawkins ise. Stephen Jay Gould. Bu eleme ve seçilimin var olma sebebi. hiçbir zaman genlerin kendilerini kopyalama konusundaki seçilime 157 . önce Kör Saatçi benzetmesini yapar. sonrasında ise Bencil Gen kavramıyla Doğal Seçilim’in işleyişini açıklamaya çalışır. Bunun arkasında yatan emel. Şimdi. 1. Darwin Doğal Seçilim’i birikerek ilerleyen bir mekanizma olarak tanımlar. temelde Doğal Seçilim’in bireylerin mi yoksa toplumun mu yararına çalıştığını söylememiz çok doğru olmayacaktır. 1976 yılında Richard Dawkins tarafından “Gen Bencildir” isimli kitabında ortaya atılmış Bencil Gen Teorisi’ne bir göz atalım: Bu teoriye göre. genelleme yapmak doğru olmayacaktır. bireyler tek tek evrimleşmezler. Evrim Ağacı olarak ortak bir cevap vermek istiyoruz: Sayın okurlarımız. Bencil Gen’lere girmeden önce söylemek gerekir ki. 2. Dawkins’in teorisi. organizmanın yararına ya da zararına olmasından bağımsız olarak. Kısacası heyecanla cevabınızı bekliyorum. Evrimin gen merkezli yorumuna karşı yazılmış bir kitap olması ilgimi çekti. yukarıda bahsettiğimiz ve organizmalar arasınd ortama en çok adapte olanın seçilmesiyle ilgili olan Doğal Seçilim. bireyleri tek tek eler ya da seçer. Son zamanlarda Richard Dawkins’in ortaya attığı bencil gen kavramı bir yana. si “mem”ler hakkında bazı soru işaretlerinin varlığı. bazı bireylerin hayatta kalmakta ve/veya üremede daha başarılı konumda olmalarıdır. Doğal Seçilim. si yakın zamanda Boğaziçi Üniversitesi tarafından basılmış olan “Evrimin Dört Boyutu” adlı kitap. Dolayısıyla. tanımlanmış bir zaman aralığında. Bu teoriye göre. Doğal Seçilim’in “çıkarına” çalıştığı birey gruplarını da tam tersi yönde değiştirebilir. bireyin “inclusive fitness” (dahili fit olma) durumlarını korumalalarıdır. genlerin. oyun teorisi ile ilişki kurulabiliyor ve günümüz biyolojisine katkısı büyük.

Memler. Ancak karşıtların da. düğün geleneği. Bencil olan genlerimiz. Dawkins’in gen ile organizma arasındaki ilişkinin önemini göz ardı ettiğini ve her şeyi gen merkezli açıklamaya çalıştığını savunmuşlardır. “sosyal fedakarlık” (altruism) kavramını güzel bir şekilde açıklayabildiği için. daha genel bir teorinin en doğru sonucu vereceğini düşünmekteyiz. Dawkins’in iddiasına göre memler (yani sosyal ve kültürel içerik) bir sonraki nesillere aktarılabilmektedir. atalardan torunlara geçirilen memlerden ibarettir. Çünkü her birinin oldukça güçlü dayanakları ve ispatları bulunmakta ve hiçbirini tamamen çürütmek mümkün değil. bilim adamlarınca desteklenmektedir. organizmadan da önemlidirler. Bu.E V R İ M A Ğ A C I baskın gelemez. Bencil Gen kavramı. sosyal davranışlarımızın da bu şekilde yayıldığını ve bencil bir şekilde kendilerini “ürettiklerini” ileri sürmüştür. Bu yüzden Dawkins onları “bencil” olarak tanımlamıştır. gelenek. tamamen genler için çalıştığını vurgulamaktadır. Kısacası Bencil Gen kavramı. 158 . Evrim Ağacı olarak bu teorileri bir çatı altında toplayan. ne organizma. bazı ahlaki ve etik sorunların da doğduğu düşünülmektedir. Bu teori ile. Dawkins mem (İngilizce: meme) adını vermiştir. Çünkü genlerin en nihayetinde amaçları çoğalmak ve daha fazla çoğalmaktır. Bu konuda tartışmalar hala sürmekle beraber. Diğer nokta ise. tüm Doğal Seçilim’in. düşünce. Çünkü pek çok biyolog. Oyun Teorisi ile bir bütünlük sergilediği için matematikçiler tarafından da desteklenmektedir. kendilerinin çoğalmasına engel olmadığı müddetçe. inanıyoruz ki bilimin ilerleyişini tetikleyecektir. ve benzeri olabilir. ne birey. her ne kadar yoğun bir heyecan yaratsa da. Bilim insanları arasındaki bu tatlı tartışmalar. Yani genler. Hayatımızda ve günlük yaşantımızda etrafımız sayısız mem ile çevrilmiştir: Yemekte çatal bıçak kullanımı. Bu tip “bilgi kodlarına”. Dawkins’in de kabul ettiği iki nokta vardır: Doğaya adapte olmayı sağlayan genler seçilir ve yayılırlar. Fakat bu teori. başka bireylerin genlerinin çoğalmasına izin vermeye meyillidir. Ayrıca Dawkins iddasını sadece bununla sınırlamamış. pek çok karşıtı da doğurmuştur. gruplar halinde yaşamanın canlılara avantaj sağladığıdır. dinler ve Tanrı fikri. her çeşit fikir.

bu belki iyi olabilirdi ancak bunu geliştirmek için harcayacağımız enerji ve vereceğimiz emek. bu şekilde bir cevap vereceğiz: Sayın Bersin İnan. Daha doğrusu iki kademeli bir cevap. Hata. adalet. Tabii burada insan örneğinin komik durduğunu hatırlamakta fayda var. doğa onları eler. o anda doğa neyi gerektiriyorsa. kolay başarılan bir durum değildir. buna eğilimi olan insanlar varsa bile. onu sağlamak üzerine bir baskı vardır. daha güzel bir örnek olabilir. beslenme kaynaklarının kısıtlanmasına neden olmuyor mu? İnsanlarda hak. gibi duygular insan nüfusunun sürekli ve daha hızlı bir şekilde artmasına neden olup populasyona fayda(?) sağlarken bireyin kendisine zarar vermiyor mu? Doğal seçilim bunu neden yapıyor? (Doğal seçilimin bilinçli olmadığının farkında olarak)” Evrim Ağacı olarak bu soruya iki farklı cevap vermek istiyoruz. evrimin yönüyle ilgilidir. Biraz açayım: Dünya üzerindeki bilinen bütün canlıların 2 ana amacı vardır: Hayatta kalmak ve üremek. Ancak aynı örneği filler için düşünürseniz.E V R İ M A Ğ A C I “İnsanlar neden uçamaz?” vb. Hatta Biyoloji’de biz bir canlının evrim geçirmekle geçirmemek arasındaki “tercih durumu”na (aslında bilinçli bir tercih değildir. hukuk. Ancak bunlara bu kadar yüzeysel bakmak çok doğru değildir.. Evet. karşılığında alacağımız ödüle asla değmez. evrim geçirmekle yok olmak arasındaki “zorunlu kararını”. bir de az önceki açıklamaya dayalı cevap vardır.” diyerek kestirip atılabilir. Yani bir canlının yok olmak yerine evrim geçirmeyi tercih etmesinin arkasında yatan sebep. vb.. Çok güzel bir noktaya parmak bastığınızı belirterek konuya girmek istiyorum. Çünkü “hayatta kalmak” da. Bu sebeple de. Pek çok bilimde kullanılan bu tabiri Biyolojik anlamıyla kısaca şöyle özetleyebiliriz: Bir canlı. gelişimi yeterlidir. hayat amaçlarımızı tam olarak anlayamamaktan kaynaklandığını düşünüyorum. Cevap ise şudur: Çünkü insanların uçmaya ihtiyacı yok. İlkinden başlayalım: “Hayatta kalmak”. Dolayısıyla bu arka planda kalan anlamların açıklanmasında fayda vardır. Ancak hiçbir evrim.. evrim geçirmek için harcanacak enerji ve emeğe değmesi ve ondan kat kat fazla olması gerekliliğidir. “üremek” de son derece kapsamlı kavramlardır ve aslında bu kelimeler altında pek çok anlam yatmaktadır. şefkat . Açıkçası bu sorunun gelmesinin sebebinin. sevgi. sorulara cevap! “Trade-off ” nedir? Evrimsel açıdan “hayatta kalmak” ne demektir? Sayfamız üyelerinden Bersin İnan aşağıdaki soruyu bize yöneltti: “Mesela aşkın bir nevi insanlarda cinselliğin tetikleyicisi gibi çalıştığını bununda doğal seçilim yoluyla ayakta kalan bir duygu (bu duygunun ilk olarak ‘neden’ oluştuğu konusu da ayrı bir soru olabilir) olduğunu düşündük. İkisinin de içeriği önemli olduğu için. canlının iki seçeneği vardır: Değişmek veya yok olmak) “trade-off ” diyoruz. evrim geçirdiği takdirde kazanacağı “ödül” ile evrim geçirmek için harcayacağı enerji ve emek toplamının kıyaslaması sonucunda alır. evrim sonucunda alınacak ödülün. Evrimin bir yönü yoktur. Bu sayede şu soruya da cevap verilebilir: “İnsanlar neden uçmuyorlar. doğa evrime zorlar. “Pençelerin. memelilerin yavrularına gösterdikleri koruma ve şefkat yavrunun kendi ayakları üzerinde durumayı öğreninceye kadar yavruya fayda sağlarken aslında bu anne. Eğer bu olguya yüzeysel bakılırsa. madem evrim hep iyiye doğru evrimleştiriyor?” Bu soruda bir hata. Ama acıma ve şefkat gibi duygular karşı bireye fayda sağlarken aslında bireyin kendisine dolaylı olarak zarar vermiyor mu? Örnek.vicdan. 159 . baba veya diğer bireylerin zararına onların yaşam alanlarının. keskin dişlerin.

eğer ki ayının pençeleri güçlenecekse.. “daha sıkı”. Uzun lafın kısası. Fakat hazır bu konuya girmişken “marjinal maliyet” durumunu da açıklamam gerekiyor. Sonuç olarak şunlara ulaştır: 1. yani bir bütün olarak organizmayı etkileyebilecektir.evrimagaci. bu iskelete bağlı olarak dolaşım ve sinir sisteminin konumu. Dolayısıyla. Bu evrim sırasında var olan ayı popülasyonundaki ayıların morfolojik ve hatta biyokimyasal yapıları. Zürafanın siniri örneği ile birleştirirsek marjinal maliyet bize şu sonucu verir: Evrimsel süreç içinde uzayan boyna bağlı olarak baş gövdeden ayrı durmaya başlamaktadır. Yani canlı marjinal düşünüyor. ilk bakışta son derece sıradan gözüken bir evrimsel basamak. her özelliği evrimleştiremez.E V R İ M A Ğ A C I Şimdi. “daha gelişmiş” bir pençeyi destekleyecek şekilde değil. denge merkezleri. Bu evrime gerçekten ihtiyacı olması ve bunu yapabilecek gücü olması gerekir. Bunun sebebi. Umarız açıklayıcı olmuştur. kasların dizilimi ve miktarı. Bu da “ilerde uzunca bir yol oluşturabilecek sinirin” yolunu değiştirmeni değil. Sonuçta “canlı cimridir” ilkesi (:D) uyarınca canlının en az maliyetli olan işi yapmasını bekleriz. anlık bir durum için yapılan harcamalar diye tanımlanabilir. her canlı. “hayatta kalmak” kavramına yüzeysel bakmamız gerektiğinden ve “tradeoff ” kavramından bahsettik. onun bütün sistemini ekleyebilecektir. vb. 2. anlık maliyet hangi durumda en azsa o yolu seçiyor. Sorunuza verdiğimiz ikinci cevaba aşağıdan ulaşabilirsiniz: http://www. küçük değişimlere bağlı zincirleme büyük değişimleri gerektirir. adım adım kemik yapısı. beynin bu güçlü pençelere yönelik durumu ve hatta daha güçlü pençelerden dolayı. Bu noktayı atlamamak ve anlamak çok önemlidir. diğer uzuvlara düşen yük miktarı. Marjinal maliyet. Birikimsiz bir gelişim sürecinde her türlü değişim beklenebilir iken.org/soru-cevap/acima-ve-sefkat-bireye-zarar-verdigi-halde-neden-evrimlesmistir-evrimselacidan-uremek-ne Ayrıca sayfamız üyelerinden Sayın Kubilay Meşe’nin yorumunu da buraya eklemekte fayda görüyoruz: Ayrıca evrimin birikimli bir şekilde süreğen hal aldığını bilmek gerekir. İşte bu sebeple. ancak bu bir diğer yazımızın konusu olsun. evrim genel olarak popülasyonun tümünde. tendon yapısı. diğer uzuvların çalışma biçimleri. Örneğin zürafaların beyinden çıkan. Aslında “türleşme”nin kökeninde yatan olgulardan biri budur. var olan sistemlerini destekleyecek şekilde evrimleşmiştir. Bir örnekle açıklayalım: Bir ayının pençesinin ilk evrimleştiği ya da gittikçe güçlendiği bir durumu düşünelim. fakat bu uzaman uzun zaman sürecinde gerçekleşir. halihazırda bulunan yolu uzatmasını gerektiriyor. şu noktayı açıklamaktır: Bir canlının bir özelliği evrimleştirmesi. Marjinal maliyeti düşük olan değişimler doğal seçilim tarafından seçilir. konumuza geri dönecek olursak. arkasında devasa değişimleri barındırabilir. tanrısal bir yaratım ustası değil”. sonra kalp dolaylarından inen ve aynı yolu geri yukarı çıkarak gırtlağa ulaşan ses sinirlerinin bu durumu.. Bu sebeple de. birikimli bir seçilim süreci bazı durumları mekanik olarak engeller. değişecek ve yeni duruma göre evrimleşmeleri gerekecektir. ancak bireylerin değişimlerinin kolektif etkisinden kaynaklanmaktadır. Canlı cimridir. iskelet yapısı. birikimli seçilimle açıklanabilir. Yani “daha güçlü”. 160 . “hayatta kalmak”. Değerli bir bilim adamı şöyle demiştir: “Doğa olağanüstü bir lehimcidir. ister uzun ister kısa. boğazdan aşağıya inen. Tabii bu noktada şunun altını kalın çizgilerle çizelim: Burada her ne kadar evrim sanki bireylerin üzerinde gerçekleşiyor gibi anlatıyorsak da.

E V R İ M A Ğ A C I 3. 161 . Doğal seçilim birikimli gerçekleşir. gereksiz yerden dolanmış testislere. 4. eski değişimler tamamıyla silinmez. gerçek başparmağı varken bileğini çıkıntısını parmak gibi kullanan pandalara neden olur Temel sonuç: Doğa mükemmel değilken bile en iyisidir. Bu da karmaşık sinir yollarına.

Aynı durum. Dolayısıyla Doğal Seçilim. açıkçası ilk ve yüzeysel bakışta önemsiz gibi görülebilmektedir... Ancak durum bu kadar basit değildir. Evet. gibi duygular insan nüfusunun sürekli ve daha hızlı bir şekilde artmasına neden olup populasyona fayda(?) sağlarken bireyin kendisine zarar vermiyor mu? Doğal seçilim bunu neden yapıyor? (Doğal seçilimin bilinçli olmadığının farkında olarak)” Evrim Ağacı olarak bu soruya iki farklı cevap vermek istiyoruz. çok ciddi bir yanlışa düşmek olacaktır.E V R İ M A Ğ A C I “Acıma” ve “şefkat” bireye zarar verdiği halde neden evrimleşmiştir? Evrimsel açıdan “üremek” ne demektir? Sayfamız üyelerinden Bersin İnan aşağıdaki soruyu bize yöneltti: “Mesela aşkın bir nevi insanlarda cinselliğin tetikleyicisi gibi çalıştığını bununda doğal seçilim yoluyla ayakta kalan bir duygu (bu duygunun ilk olarak ‘neden’ oluştuğu konusu da ayrı bir soru olabilir) olduğunu düşündük. halbuki popülasyon geneline çok önemli faydalar sağlayan “şefkat” ve “acıma” gibi duyguların evrimi ve genel olarak. hukuk. zira yavrusunu korumak pahasına av olabilmektedir ya da kendisi az beslenmekte/üreyebilmektedir. Dolayısıyla. Sorunun ilk cevabına aşağıdaki bağlantıdan ulaşılabilir: http://www. konu başlığımızda yazan ve okurumuzun sorduğu soruların tümüne cevap olmaktadır. “üreme çağına gelip üreyene kadar” hayatta kalmasıdır.vicdan.. kendi çıkarları değil. adalet. genel olarak “tür”ün çıkarının korunmasıdır.evrimagaci. Burada tek çıkardan söz edilebilir: Var olmak ve var olmayı sürdürmek. yavrular çok daha kolay av olabile- 162 . bir anne bireyin hayatını riske atabilir. baba veya diğer bireylerin zararına onların yaşam alanlarının. Çünkü hayat amaçlarını yerine getirmiştir. Sorunuza ilk cevabımızda. memelilerin yavrularına gösterdikleri koruma ve şefkat yavrunun kendi ayakları üzerinde durumayı öğreninceye kadar yavruya fayda sağlarken aslında bu anne. sadece bireylerin tek tek var olmasını değil. Ama acıma ve şefkat gibi duygular karşı bireye fayda sağlarken aslında bireyin kendisine dolaylı olarak zarar vermiyor mu? Örnek. Dünya’daki tüm canlıların temel amaçlarından ikincisi olan “üremek” kavramı için de geçerlidir. bu kavramlara yüzeysel bakmak. “şefkatli” olması. türün genel anlamda devamlılığını sağlayacak şekilde “seçim yapacaktır”. Dolayısıyla bir organın ya da yetinin evriminin arka planında gerçekleşenleri çok dikkatli incelemek gerekmektedir. Daha doğrusu iki kademeli bir cevap. şefkat . Aslında canlıların bu iki amacı taşıma sebepleri. “hayatta kalmak” ve “üremek” kavramlarının göründüğü kadar basit kavramlar olmadığını ve bir “trade-off ” durumunu beraberinde getirdiklerini anlatmıştık.org/soru-cevap/insanlar-neden-ucamaz-trade-off-evrimsel-acidan-hayatta-kalmak İkinci cevabımız ise aşağıdaki gibidir: Sayın Bersin İnan. beslenme kaynaklarının kısıtlanmasına neden olmuyor mu? İnsanlarda hak. Ancak eğer ki yavrusunu beslemezse. konumuzun başlığını içeren ve bireylerin kendisine zarar veriyormuş gibi gözüken. Bir canlının var olduktan sonraki ilk yapması gereken şey hayatta kalmak ve aslında biyolojik açıdan baktığımızda. Başarıyla üredikten sonra ölmesi. İşte bu nokta. sevgi.

Akraba seçilimi ve bencil gen kuramları ile düşünüldüğünde. üremeyi sadece bireysel üreme olarak algılamak doğru değildir.bu bir nevi dengeleyici rol oynar tür içerisinde) Doğal Seçilim tarafından korunacaktır. ikiz kardeşiyle 1/1 dir. Kuzeniyle arkabalığı1/8.E V R İ M A Ğ A C I cektir ve türün devamlılığı tehlikeye girecektir. kardeşiyle 1/2. Dolayısıyla her zaman daha şefkatli olmaya yatkın anne bireyler (ve kimi zaman erkekler de. Dolayısıyla. Bunları söylememin nedeni akraba seçilimi denilen olayda bizlere yardımcı olmalarıdır. Ayrıca sayfamız üyelerinden Sayın Kubilay Meşe’nin yorumunu da buraya eklemekte fayda görüyoruz: Ayrıca burada bencil gen kuramı yardımı ile bir yorum yapılabilir. Eğer ki bireyin fedakarlıkları. Ancak anne yavrusu ile %100 akraba değildir. Ancak bu da. Sayın Bersin İnan’ın soruları ve bunun gibi başka sorular gün ışığına çıkacaktır. Annenin veya babanın yavrularına yaptığı yardım aslında kendi genlerine yaptığı yatırımdır. Evrim Ağacı’nın yaptığı yorumlarla beraber ele alındığında. şahsi menfaatlerini zorlamaya başlar ve onun fitness’ını bozacak yönde etkilemeye başlarsa. ancak erkekler genellikle yuvayı bırakarak üremeye devam ederler -tek eşli olmayan canlılarda. genlerinin % 50 si yavrudadır. Doğal Seçilim bu duruma engel olacak ve fedakarlık oranını ayarlayacaktır. tıpkı tavuskuşunun kuyruğu konusundaki doğal seçilim/ cinsel seçilim dengesi gibi bir dengeye tabiidir. Kimi zaman bireyler. toplumun faydası için kendilerinden fedakarlıklarda bulunabilirler. Çünkü şefkatli bir anne tarafından yetiştirilen yavrular daha kolay hayata tutunabileceklerdir ve bu zincir sürekli olarak devam edecektir. 163 .

Üzerinde pek çok bilim adamı çalışmış. ilk defa canlı türleşmesi olağandışı hızlanmaya başlamıştır ve küçük kabuklu canlılar birdenbire türleşmeye başlamıştır. Canlılık (ilk koaservatlar). bundan 3. Dünya’nın oluşumundan yaklaşık 600-800 milyon yıl sonra. canlılar büyük bir hızla evrim geçirip farklılaşmıştır. Günümüzde bulunan en eski bakteriler. Bu. yanardağ. büyük bir hızla evrimleşmiştir.84 milyar yıl önce ortaya çıkmıştır.46 milyar yıl öncesine aittir. Evrimsel Radyasyon. Bundan 544 milyon yıl önce ise. bundan 580 milyon yıl öncesine aittir. günümüzden 3. türlerin büyük bir hızla farklılaşarak türleşmesi demektir. yepyeni türler.E V R İ M A Ğ A C I “Kambriyen Patlaması” nedir? O dönemde neler olmuştur? Sayfamız okurlarından Sayın Erdem Ertaş bize şöyle bir soru yöneltti: Kambriyen döneminde neden tür patlaması oldu? Bahsettiğim uzunluk tabi ki milyon yıllarla ölçülüyor ama o dönemde fışkırır tarzda türleşmenin olmasına iten faktörler nelerdi? Evrim Ağacı olarak kendisine şöyle bir cevap vermek istiyoruz: Sayın Erdem Ertaş.6 milyar (4600 milyon) yıl öncesinden. kitlesel yok oluş. 542 milyon yıl öncesine kadar sürer. hatta Stephen Jay Gould gibi büyük Evrimsel Biyologların “Sıçramaları Evrim Kuramı” gibi kuramlar keşfetmelerine sebep olmuştur.) kapatıp açar. Ancak Kambriyen Dönemi’ni başlatan olay. Dünya’nın günümüze kadarki tüm ömrünün %88’ine eşittir. bu radyasyon yerine kullanılmaktadır ve canlı sayısındaki “patlama”dan bahsedilmektedir. ilk çok hücreli canlılar yumuşak vücut formlarıyla evrimleşmiştir. Daha sonrasında da “Kambriyen Patlaması” diye bilinen olay gerçekleşmiş ve canlılık büyük bir hızla farklılaşmaya başlamış. bilim insanlarının oldukça ilgisini çeken bir olaydır. Çok uzun yıllar (Kambriyen Dönemi’ne kadar) DÜnya’ya sadece tek hücreli bakteriler hükmetmiştir. Yaklaşık 60 milyon yıl boyunca. Buradaki “radyasyon” bildiğimiz anlamıyla radyasyon demek değildir. Karmaşık yapılı en eski fosil. Bundan 542 milyon yıl önce ise ilk defa sert kabuklu canlılar evrimleşmeye başlamıştır. İlk çok hücreli canlılara ise ilk defa bundan yaklaşık 600 milyon yıl önce rastlamaktayız. Dünya tarihinin en uzun dönemidir ve Dünya’nın ilk oluştuğu zaman olan 4. vb. Elimizden geldiğince açıklamaya çalışalım: Kambriyen Öncesi Dönem. Öncelikle sorunuz için teşekkür ederiz. “Patlama” kelimesi. Peki böylesine büyük bir türleşme. Kambriyen Patlaması denen ve aslında bir metafor olarak kullanılan olaydır. Kambriyen Patlaması’nın Nedenleri Kambriyen Patlaması. oldukça kafaları kurcalayan sorulardan birine parmak basmışsınız. Bu dönemde. “Patlama” ne demektir? Genellikle jeolojik çağları büyük doğa olayları (göktaşı. Evrimsel Radyasyon (Evolutionary Radiation) diyoruz. Buna. neden gerçekleşmiş olabilir? Bunun için birkaç sebep ileri sürülmektedir: 164 .

Böyle durumlarda. çok hücreli bitkilerin karaları işgal etmesiyle. Geçmişimize baktığımızda. tüm Evrim Mekanizmaları son derece sert bir şekilde işlemektedir. 2) Kartopu Dünya Dünya tarihi. önemli rol oynamaktadır. genetik darboğaz etkisi gibi etkiler sebebiyle evrimleşme konusunda ciddi bir artış görülür.5 milyar yıl öncesi (ilk fotosentetik bakteriler) ile 550-600 milyon yıl öncesi (Kambriyen “patlaması”) arasında Oksijen düzeyleri sürekli olarak artmıştır (Kambriyen Dönem’de %13’lerdedir ancak sürekli bir artış vardır). Bu da Evrim’in hızını arttırmaktadır. Oksijen düzeylerinde şu tip dalgalanmalar görürüz: 2. Kambriyen Patlaması sırası ve sonrasında artan canlı miktarı. son birkaç on milyon yıldır çok ciddi bir doğa olayının yaşanmamış olmasıdır (devasa göktaşı çarpmaları veya volkanik faaliyetler. Bu sırada oldukça ciddi bir biçimde işleyen Karşılıklı Evrim (Co-Evolution) de önemli rol oynamıştır. Bu gibi yan etkiler. Sonra. canlılık yaşamının çoğunu riske atabilecek doğa olayları). Günümüze böyle bir patlama yaşanmamasının sebebi. daha önce de açıkladığımız Türleşme dahilinde (bkz: Türleşme Yazı Dizisi) genetik sürüklenme. 3) Gelişimsel ve Genetik Açıklamalar Bir grup bilim insanı. bütün zamanlarda sürekli olarak değişmiştir.E V R İ M A Ğ A C I 1) Oksijen Düzeylerindeki Artış Oksijen düzeyi. HOX genleri gibi gelişimi etkileyen genlerde meydana gelen mutasyonlar sonucu bol bulunan habitatlar kolayca büyük canlı formları tarafından işgal edilmiş olabilir. Oksijen üretim/tüketim düzeyini dengelemiştir ve 250 milyon yıl kadar bir süreyle Oksijen düzeyi sabit kalmıştır. henüz işgal edilmemiş (çünkü daha işgal edecek çok hücreli hiçbir canlı yok) geniş habitatlarda yayılma imkanı bulan canlılar. Geç Permiyen’de tekrar düşüş yaşanmış (%15’lere) ve bu büyük formlar düşük düzeylere adapte olamamışlar ve soyları tükenmiştir. Günümüzde Oksijen düzeyi %21 dolaylarındadır ve artmaktadır. 165 . 4) Ekolojik Açıklamalar Az önce değindiğimiz gibi. Oksijen düzeyleri akıl almaz düzeyde fırlamış ve 250 milyon yıl önce en yüksek düzeye ulaşmıştır (atmosferde %28’lere kadar). Kambriyen Patlaması’nı genetik materyalde meydana gelen değişimlere bağlamaktadırlar. pek çok buzul çağına sahnelik etmiştir. çünkü buzullar. Bunlardan biri de Kambriyen Patlaması’ndan hemen önce meydana gelen bir buzul çağıdır. Bu buzul çağı oldukça sert geçmiş ve Dünya adeta bir “kartopu”na dönüşmüştür. Yine de bu açıklamayla ilgili bazı sorunlar vardır. ancak imkansız kılmamaktadır. büyük bedenlerin evrimleşmesini hızlandırmak yerine azaltabilir. Bu noktada habitatların henüz hiçbir canlı tarafından işgal edilmemiş olması. Bu değişimler. bol Oksijen’in de varlığı sayesinde kolayca evrimleşmiş ve gittikleri habitatlara uyum sağlamaya başlamış olabilirler. Bu sırada karaya çıkan bazı hayvanlar devasa boyutlara ulaşmıştır. buzul çağlarını bir sebep olarak gösterebilmeyi zorlaştırmakta. Yani yeni yeni kurulmaya başlayan av-avcı ilişkileri ilk etapta bir dengeye ulaşmadığı için. Kambriyen Patlaması’nın en önemli sebeplerinden biri olarak bu Oksijen artışları görülmektedir. kıta hareketlerinden canlılık dağılımına kadar pek çok etkene bağlı olarak gerçekleşmektedir.

Elbette nedenleri incelenmeli. ciddi açıklamalara gerek görülen bir olay olarak görmeyen bilim insanları da vardır. tek farkı büyük miktarda canlı grubunu etkilemesidir.ac. Bu olay da.org/wiki/Pre-Cambrian http://en.wikipedia. Evrim Ağacı olarak biz de buna katılıyoruz.html http://www. aşılan bir “eşik” olarak bakarlar.talkorigins.uk/Palaeofiles/Cambrian/index. ********* http://www. Yani son 4 milyar yıldır gittikçe gelişen tek hücreli yapılar. sonunda yeterince genetik farklılaşmaya ulaşarak.html http://www.gly.edu/cambrian/camb.org/indexcc/CC/CC300.html http://en. ancak her şeyin kilit noktası haline getirilmekten kaçınılmalıdır.ucmp.peripatus.pbs.org/wiki/Cambrian_explosion 166 . Bu bilim insanları.htm http://www.bris.net/Paleobiology/CambrianExplosion.html http://palaeo. böyle bir çeşitlenmeye gitmişlerdir. Bu insanlar.org/wgbh/evolution/library/03/4/l_034_02.fossilmuseum.nz/paleontology/CamExp.wikipedia.html http://www. diğer tüm olaylar gibi tipik doğa olaylarıdır. basitçe bu olaya.gen.E V R İ M A Ğ A C I Kambriyen Patlaması’nı.berkeley. bu olayı büyütmemek gerektiğini düşünmektedirler.

E V R İ M A Ğ A C I Canlılarda Neden Simetri Vardır? Asimetrik Canlılar Var Mıdır? Simetri Nasıl Sağlanır? Sayfamız okurlarından Sayın Onur Erler bize şöyle bir soru yöneltti: Ben evrim teorisini kabul eden biriyim ama yaradılışçıların savunduğu şu simetri olayı benim kafamı karıştırıyor. akciğerler asimetriktir. bunların hepsi asimetriktir. alt tarafta ise besinlerin bulunması ve yassı balığın küçük bir gözle bile görülebilecek besinlerle beslenmesidir. Yani bir tarafımızda bir kolumuz veya bacağımız herhangibir mutasyona bağlı olarak oluşmuşsa bile diğer tarafımızda da nasıl hemen hemen aynı şekilde oluşuyor? Evrim Ağacı olarak kendisine şöyle bir cevap vermek istiyoruz: Sayın Onur Erler. temel olarak hayvana avantaj sağlar. çünkü genellikle doğada bir tehlikenin veya avın sağda veya solda olmas ihtimali. Şu anda ODTÜ Biyoloji Bölümü’nde Doç. Meral Kence ve Evrim Ağacı ekibinden 2 kişi “Dalgalanan Asimetri” (Fluctuating Asymmetry) denen bir konu üzerinde çalışmaktayız. Ancak kimi zaman doğa. yukarıda veya aşağıda olma ihtimali büyük oranlarda aynıdır. yeterince hızlı koşamayabilir veya kartal yeterince etkili uçamayabilir (bkz: hava sürtünmesi. Dr. çevresel etkenler altında simetriyi bozabilir zaten tam bir simetriye sahip olmak istatistiki olarak mümkün değildir. ancak bu kesinlikle genellenemez. Bahsettiğiniz kaynaklar Biyoloji’yi bilmedikleri ve geniş bir canlı bilgileri olmadığı için. deniz tabanında yaşar ve gözleri asimetrik olarak evrimleşmiştir. yüzünüzün iki yarısının birbirinden oldukça farklı olabilmesidir. dalak. En ilginç örneklerden biri yassı balık denen bir türdür. Ayrıca Uca pugnax isimli bir yengeç türünün bir kıskacı diğerinden onlarca kat büyüktür. vatozda gözler kafanın iki yanındadır. Kollarınızın uzunlukları milimetrelerle de olsa farklı olabilir. Denizgergedanlarının bir boynuzu aşırı uzunken. Örneğin deniz tabanında bulunan süngerler (Porifera filumu) tamamen asimetriktir ve hiçbir simetriye rastlanmaz. Bu sebeple simetrik canlılar evrimleşmiştir. Normalde bir vatoz gibi düşünebilirsiniz. diğeri aşağıya kayıp küçük kalmıştır. bazı fiziksel yasalardan ötürü de simetri avantaj sağlayabilir: Örneğin asimetrik bir çita. Ayrıca dış görünüşümüz simetrik olsa bile. Bu tür. Simetri. karaciğer. bir göz yukarıya kayıp kocaman olmuştur. Bunun sebebi avcıların hep üst taraftan gelmesi. diğeri çok kısa kalabilir. Bu hayvan da benzer şekilde hareket etmesine rağmen. iç organlarımız kesin bir asimetriye sahiptir: kalp soldadır. Ayrıca. Benzer şekilde pek çok baykuşun kulakları asimetriktir. bağırsaklar. Sorunuz için teşekkür ederiz. canlılara avantaj sağlayan bir özelliktir. Aslında bunun cevabı son derece basit: simetri. insan tabanlı ve çevresindeki birkaç hayvan üzerinden tüm yorumlarını yapabilmektedirler. En bilinen örneği. moment gibi kavramlar). 167 .

Ancak bu da. Eğer canlı simetrikse. Örneğin bazı insanlarda bacaklar asimetrik olur ve bu kemiklerin şekillerinin bozulmasına ve ileride bel ve sırt ağrılarına kadar gidebilir. hemen her zaman olduğu gibi. 168 . milyarlarca farklı açıdan desteklenebilmektedir. Genetik bozukluklar ve mutasyonlar da bu simetride sapmalara ve bozulmalara sebep olabilir. Evrim. Genler. buna göre düzenlendiği için kol ve bacaklarınız iki yanınızda simetrik olarak çıkar. bunun sağlanması ise genetik olarak olur.E V R İ M A Ğ A C I Çünkü canlıların simetriden sapma yani asimetrik olma yüzdelerine bakarak evrimsel geçmişlerini ve akrabalıklarını ortaya çıkamamız mümkündür. gelişim bozukluklarına bağlı olarak değişebilir.

E V R İ M A Ğ A C I Biyolojik Saat ve Kronobiyoloji nedir? Evrim Ağacı okurlarından Sayın Eren Ünal bize şu soruyu yöneltti: “Merhaba Evrim Ağacı. Bu sebeple. Dünya’nın kendi etrafında dönmesinden dolayı düzenli olarak gündüz ve gece. Bunların evrimleşmesinin sebebi. vücudumuzun biyolojik bir saate ihtiyacı vardır. Biyolojik Saat.) “doğru zamanda” yapılabilmesinin sağlanmasıdır. bizim kontrolümüz dışında çalışan biyolojik saatimizdir. gece nitrojen bağlanır. Bu. Gel-gitlerin sürekliliği. fotosentez ve nitrojen bağlanması (fixation) aynı anda olabilmektedir. En güzel örnek. İşte bunlara adapte olabilmemiz için. harici güç kaynaklarına veya zamanı ölçmek için referans alacakları cisimlere (Güneş. bir canlının ya da biyolojik olgunun belirli aralıklarla. Örneğin siyanobakterilerde. sürekli olarak değişir. Ancak nitrojen. ortamda oksijen bol miktarda bulunurken bağlanamaz. Bunların “biyolojik ritim” dahilinde değerlendirilme sebepleri. Ayrıca bu sadece organizma düzeyinde değil. Bir diğer örnek. belli saatlerinde uyanık kalırız ve bunu sürekli tekrar ederiz. Ancak bildiğimiz saatlerden biraz farklı bir şekilde: Biyolojik bir saatin. Var olan bu sistemde biyolojik saat var midir? Biyolojik saat neye dayanarak ortaya çıkmıştır. biyolojik ritmi sağlamaları ve üreme dönemleri gibi bazı önemli biyolojik zamanlamaları yerine getirmeleridir. bir frekans dahilinde tekrarlanmasına denir. Ay gibi) ihtiyaçları yoktur. Ay’ın Dünya’nın etrafında dönmesinden dolayı gel-gitler meydana gelir. Biyolojik saatlerin en önemli görevi. Biyolojik Saat’in evrimi sonucu.. Biyolojik ritim. adından da anlaşılabileceği gibi “zamanı” ölçmeye yarar. bu olguların canlıların aktivitelerinde çok önemli yerleri olmasıdır. bazı hayati davranışların (beslenme. ayın fazları bunun örnekleridir. Fotosentez gündüz yapılırken. uyku döngümüzdür. üreme. çevresel boyutta da değerlendirilebilir.” Evrim Ağacı olarak kendisine vermek istediğimiz cevap şöyle: Sayın Eren Ünal. sizlere bir soru sormak istiyorum. 169 . vücut sıcaklığı ritmidir ve gün içerisinde belirli şekillerde ve sürekli olarak vücut sıcaklığı değişimi yaşanır. Günün belirli saatlerinde uyur. Dünya’nın Güneş’in etrafında dönmesinden dolayı mevsimler. Şimdiden teşekkürler.. Biyolojik Saatler ve Ritimler neden evrimleşmiştir? Çünkü çevre hiçbir zaman sabit değildir. En basitinden. vb. Buna zamansal ayrışım denir. gece ve gündüzün birbirini takip etmesi. bu iki işlem birbirinden ayrılmıştır. Biyolojik saatin evrim ile ilgisi nedir? Canlılarda biyolojik saat nasıl işler? Bu sorularımı cevaplarsanız çok sevinirim. Bunlara çevresel ritimler denir.

Aynı şekilde avlar da. zira “Güneş’in yönü”nde (doğuya) gidildiği için. uzun uçuşlar sebebiyle gün saatinin değişiminin insan vücuduna yansımasıdır. bir diğer grup geceleri aktiftir. canlıların vücudundaki biyolojik saatler de belirli zamanlarda belirli tepkilerin verilmesini sağlarlar. Dünya üzerinde sabitlenmiş bir noktaya göre 24 saat sonra. Örneğin arılar. Örneğin. gece mesaisi ve jet-lag’dir. Bir grup canlı. 170 . İşte buna. doğal denge denir. doğudan batıya döndüğü için. Bu sebeple bir an önce günler değişecektir. Elbette. bazı hormonların Biyolojik Saat’e göre salgılanmalarıdır ve bu hormonlar salgılanmayınca. Tabii bu defa da. kışın akşam 5-7 gibi ortaya çıkmaktadır. Örneğin bir canlının beslenme koşulları en iyi olduğu zaman.E V R İ M A Ğ A C I Ayrıca Biyolojik Saatler. Bir diğer görevi ise. o avın avcısının Biyolojik Saat’i. Biyolojik Saatler nerede kullanılırlar? Günlük hayatımızda Biyolojik Saatler ile ilgili birçok durumla karşılaşırız. Biyolojik Saat neden önemlidir? Biyolojik saatleri vücudumuz pek çok yerde kullanmaktadır. Biyolojik Saat yardımıyla gerçekleşir. Çünkü her canlının bulunduğu ortama adapte olduğu bir zaman hissiyatı (time sense) vardır. Örneğin uykudan uyanmadan önce. Amerika’dan Türkiye’ye gelmek yaklaşık 24 saat sürmektedir. Benzer şekilde. nokturnal (gece avlanan) avcılar başa bela olmaktadır. beslenme. Örneğin Türkiye’de bolca görebileceğiniz avurtlak ve kör fareler. TürkiyeAlmanya arası 2-3 saat. daha uyuma fırsatı bulamadan gece bitecektir. insanın doğal dengesi bozulacaktır. Bu. biyolojik saatimizin sapmasına ve bünyemizin işlevlerini düzgün yerine getirememesine sebep olur. Bir diğer evrimleşme sebebi ise organizmaların doğal ortama katılabilmeleri içindir. o gün ve sonraki günlerde eski dengesini sağlamakta zorlanacaktır. günün hangi saatinde beslenmeleri gerektiğini çok iyi bilirler. Jet-lag olayı ise. Aktarmaların 4 saat ve 7 saat olduğunu varsayarsak. Dünya.00’da Amerika’dan yola çıkan biri. Bunun sebebi. böylece başlayacak gün için enerji ihtiyacı hissetmeyiz. Eğer bir av geceleri aktifse. Öte yandan Biyolojik Saatler. Almanya-Amerika arası 9-10 saat sürmektedir. Gece mesaisi yapan insanların biyolojik saatleri kayacağı için. örneğin 14 Haziran 2011 tarihinde saat 15. böylece potansiyel yemeğini asla kaçırmaz. 8 saatlik bir gece 4-5 saate kadar inebilecektir. gece kalkmak üzere “kurulmuştur”. mümkün olduğunca avcıların ortamda bulunmadığı zaman aktif olmaya çalışırlar. İşte bu. bulunduğumuz ortamın zaman dilimine adapte olabilmemizdir. çok önemli bir diğer olayın sağlanabilmesi için evrimleşmiştir: Av zamanları. Bunlardan en meşhur ikisi. dinlenme ve diğer aktivitelerimizi ayarlamamızı sağlar. meydana gelen zorunlu çakışmalar sonucu “avlanma” olayı gerçekleşir. Bu saatlerde hava kararmaya başlar ve diurnal (gündüz avlanan) avcılar artık gündüzkü kadar iyi göremezler. uçak da Amerika dönüşü doğuya doğru uçtuğu için. çiftleşme. gün çok hızlı geçecek ve bir an önce gece olacaktır.00 civarında iniş yapacaktır. Ancak uçuş boyunca. İşte bu. gündüzleri aktifken. kişi öğlen vakti yola çıkmasına rağmen. Güneş’in doğduğu ve ilerlediği yöne doğru ilerleyeceğinden. zamanı farkında olmadan ölçmemizi sağlarlar. insan biyolojik saati kortizol hormonu salgılayarak metabolik hızı arttırırlar. Örneğin tıpkı bir saat çaların belirlenen bir saatte çalması gibi. göç. 15 Haziran 2011 tarihinde saat 15. organizmanın aktivitesini arttırmaya çalışırlar.

E V R İ M A Ğ A C I Tüm bunların ışığında. Kronobiyoloji.org/wiki/Chronobiology 171 .uk/pub_projects/1999/sanders/home1.essortment. http://www.manchester. Saygılarımızla.html http://en.ac.htm http://www.wikipedia. biyolojik ritimleri inceleyen ve bunların organizmalar üzerindeki etkilerini araştıran bilim dalına denir.org/wiki/Circadian_cycle http://en.elp.com/biological-clock-58165.wikipedia.

akıllı tasarım. sanki bir metodu varmış gibi lanse edilir ve tıpkı bilimde olduğu gibi terminolojik bir dile sahiptir... Okurlarımızdan Sayın Proton Sayısı bize şöyle bir soru sordu: “Evrim Ağacı olarak beyin gücüyle kaşık bükme gibi olayların doğruluğuna inanıyor musunuz ve inanıyorsanız evrim bu olayları nasıl açıklar?” Evrim Ağacı olarak kendisine verdiğimiz cevap şöyledir: Sayın Proton Sayısı. Çünkü bilimde böyle bir durum. falcılık vb. Sizin sorunuza bu bağlamda bakacak olursak. bu tip öznel bilgi türlerinden sıyrılarak. metafizik. Bilimsel bilginin bulunmadığı yerlerde ise dini görüşler veya sahte-bilime dair görüşler kolayca yayılabilecektir.E V R İ M A Ğ A C I Sahte-bilim (Pseudoscience) nedir? Bilim ile aralarındaki farklar nelerdir? Telepati ve Telekinezi’ye bilimsel bir bakış.. internette sınırsız olarak bulabileceğinizi bildiğimiz sahtebilimsel veya bilim-dışı kaynaklar haricinde. Kaşık bükme gibi bir konuya. zira bu bilgi türleri hemen hemen her zaman özneldir. Mümkün olduğunca açıklayalım.. bilim-dışı (dini veya felsefi) olarak da. Sahte-bilim. edebiyatı ve sunuşu açısından bilim-dışı bilgi türlerinden uzaklaşarak bilime yaklaşmaya çalışan bilgi türlerine denmektedir. bu farklı açılardan konu ele alınabilir. bilimsel metot dahilinde tamamen tarafsız kalınması ve yine tamamen tarafsız ve bağımsız metot ve materyaller kullanılarak icra edilmesidir. simya. bilimde olacağı gibi sorun yaratmamaktadır. dilediği bilgiyi. hiçbir zaman bir bilim sayılmamıştır ve bu şekilde metot-dışı çalışmayı sürdürdükçe bilim olarak asla görülmeyecektir. Eğer günlük falınızı farklı kaynaklardan öğrenmek isterseniz. “bilimsel metot” denen ve gelecekteki bir diğer notumuzun konusu olabilecek kadar önem arz eden bir yönteme bağlı olarak gelişen. Üstelik bu kaynakların aynı anda var olması. gelişir ve yayılır. kaynaklardan bir ya da birkaçının yanlış olmasını gerektirmektedir. verilebilir. Sahte-bilimin en güzel örneklerinden biri astrolojidir. bir dayanağı olmaksızın üretebilir ve gerçekmiş gibi addedebilir. Bilim. Sahtebilime diğer örnekler olarak. Kesinlikle belirli metotlara bağlı olmaksızın üretilen bir bilgi türü olan astroloji. İlk olarak bu noktada “sahte-bilim” (pseudoscience) ile “bilim” farkını ortaya koymamız gerekmektedir. sorunuza bilimsel bir bakış katmaya çalışalım: 172 . Ancak astrolojide kimse kendi fal tahmininin yanlış olmasını sorun etmez. zira astrolojide herhangi bir fikrin ya da iddianın bilimsel yöntemlerle desteklenmesinin ya da çürütülmesinin bir yolu yoktur. astrologlar her ne kadar her fırsatta kendilerini bir bilim dalıymış gibi göstermeye çalışsalar da. Sahte-bilim ise. Bunu yapmadan devam etmemiz çok güçtür. felsefe.) bu tip güvenilir ve nesnel yöntemlere başvurulmaz... Sorunuz için teşekkür ederiz. her birinde farklı sonuçlar görmeniz muhtemeldir. sahte-bilim açısından da bakılabilir. Bilimin güvenilirliğini sağlayan nokta. Biz. bilimsel metota tabi değildir ve değişkendir. özündeki öznellik ve gerçek-dışılıktan hiçbir şey kaybetmemekle birlikte. en güvenilir bilgi türüdür. Kısaca herkes. metafizik. vb. Diğer bilgi türlerinde (din. Ancak bu terminoloji. Zira şu anda bu konuyla ilgili olarak elimizde net bilimsel bilgilerimiz bulunmamaktadır. bilimsel olarak da. Ayrıca bu bilgi türlerinin tamamına yakını belli bir metoda tabi olmaksızın üretilir.

çünkü aralarındaki atomik ve moleküler etkileşim. Yani kimse Kütlenin Korunumu gerçeğine ya da Kuantum Kuramı’na aykırı olacak bir şekilde bu işi gerçekleştiremez. 7 Kasım 1940’ta beklenmedik bir olay sonucunda çökmüştür. meydana gelen ilginç olayın görüntülerini izleyebilirsiniz: http://www. doğal frekans kullanılarak cisimler dalgaların etkisiyle hareket ettirilebilir. Fakat bazı teknolojik aletler ve aracılar kullanılarak. Her ne kadar düşüncelerimizin bir kısmını kontrol edebilsek de. Zira bunlar çok düşük frekanslı dalgalardır ve bu tip telekinetik olaylara sebep olabilecek kadar kontrol edilip edilemeyeceği henüz bilinmemektedir. genel olarak cisimlerin dokunmadan hareket ettirilmesine verilen isimdir (gördüğünüz gibi sahte-bilimin bir terminolojisi vardır). kişinin zihnini özgürleştirmesiyle bu tip işleri başarabileceği anlatılmaktadır. Benzer şekilde.Telekinezi Belgeseli). örneğin sizin uçurtmanızı uçuran rüzgar. beyin dalgaları şiddetlendirilip (amplification) kontrol edilebilir. Aşağıdaki bağlantıdan. dalgasal hareketlerin frekansları etkilidir. büküp kırmak için bir fiziksel bir engel kalmayacaktır. Bölgede esen ve köprünün altından geçen rüzgarın titreşim frekansı. Eğer ki bir cismin üzerine. aynı köprü veya başka cisimler de hiç temas edilmeden çatlatılabilir. gelecekte ise bilimin konusu olacaktır ve yavaş yavaş olmaktadır (Bkz: Discovery Channel . cismin doğal frekansıyla çakışacak. bu ancak ve ancak bu işi yapan kişilerin bilimsel yasalara ve bildiğimiz kuramlara aykırı olmadan yapılabilmesini gerektirmektedir. şiddet ve genliğini henüz kontrol edemeyiz. ancak filmin senaristleri ve yapımcılarının hedeflediği felsefi görüşü algılayan biri. bunu yalnızca “beyinsel (zihinsel) aktivite” kullanarak yapabilir miyiz? Bunun için şunu bilmek gerekir: beynimizde gerçekleşen ve bizim “düşünce” dediğimiz biyokimyasal reaksiyonlar bütünü tıpkı ses dalgaları veya ışık gibi fiziksel dalgalar yaydığını biliyoruz. kaşık olayına dönecek olursak. Yani. Filme “dövüş filmi” olarak bakan bir birey bundan etkilenerek gerçek sayabilir. Normalde bu iki durumda da. hatta yerden zıplayan bir insan bile (geçici de olsa) depremden etkilenmeyecektir. benzer şekilde kara kütlelerinin hareketi sonucu karalara bağlı cisimlerin hareketine sebep olur. harici kaynaklarla yapmak mümkündür. Peki. Doğal frekans kavramının en güzel (!) örneklerinden biri. Telekinezi. köprünün yapıldığı malzemenin doğal frekansı ile çakışmaktadır. köprüyü tasarlarken “doğal frekans” olgusunu işe katmayı unutmuşlardır.com/watch?v=3mclp9QmCGs Köprünün çökme sebebi şiddetli rüzgar ya da deprem gibi faktörler değildir. bu dalgaların frekans. ses dalgaları. Peki kaşık. hareket ettirilebilir veya kırılabilir. bükülüp kırılabilecektir. Tacoma Köprüsü’nde olan olayın sebebi ise bambaşkadır: Mühendisler.E V R İ M A Ğ A C I Eğer ki bilimsel olarak kaşık bükme. Deprem. Ancak telekinezi üzerinden de bilim ve sahte-bilim farkını açıklayacak olursak: Bilim. şu anda bilim-kurgu film/romanlarının.youtube. Yani beyniniz etrafa her an bazı sinyaller ve dalgalar göndermektedir. cismi meydana getiren atomlar normalden çok daha hızlı ve güçlü titreşerek hareket etmeye başlayacak ve bunun sonucunda cisim hareket edebilecek. doğal frekans olgusu sayesinde bu tip bir şey bilimsel olarak mümkün değil. bükülebilir mi? Doğada her cismin “doğal frekans” denen bir “titreşim frekansı” bulunmaktadır. Kısaca. bunların çok ciddi metaforlar olduğunu görecektir. titreşim dalgaları gibi etmenler dahilinde. Tacoma Köpüsü’dür. telekinezi gibi durumlar gerçeklenebilirse. 1 Temmuz 1940’ta trafiğe açılan köprü. o şiddetteki dalgaları üretmemiz mümkün mü. deprem olgusundan etkilenmeyecek kadar uzaktır. telepati. böyle bir olayla ilgili bir iddia 173 . “çarparak” veya “içine dolarak” uçurtmanızı havalandırmaktadır. kaşığı oynatmak. moleküler bir temastan çok. doğrudan uçurtmanıza moleküler olarak “temas ederek”. bunu da bilmiyoruz. Ancak böylesi bir beyinsel manipülasyona vücudumuzun nasıl tepki vereceğini bilmiyoruz. atom ve moleküllerin fiziksel temas etkisi bulunmaktadır. Bunu. yani onunla uyumlu dalgalar gönderilise. Örneğin rüzgar örneği dışında. Burada. Meşhur triloji ve çok derin felsefi boyutu olan Matrix filminde. Bunlar. Fakat eğer ki beyin dalgalarımızı bir kaşığın doğal frekansına uyduracak kadar şiddetlendirir ve buna göre ayarlarsak. ancak örneğin deprem sırasında havada olan bir uçak.

olaylar ve hikayeler uydurur. beyinden beyne bir iletişim için. daha önceden konuyla ilgili arşatırma varsa bunları inceler. Ancak bu. ne olursa olsun bu gelişmelere bilimsel bakmamız ve hayal gücümüzün bizi gerçekler ve tarafsızlıktan ayırmasına izin vermemektir. sadece zihinsel aktivite aracılığıyla birbirleriyle iletişim kurabilmesi demektir.E V R İ M A Ğ A C I veya hipotez üzerine ayrıntılı deneyler kurar. vs. Bu sağlanmadan. beyinlerin telepati ile ilgili bir bölgesi olması gerekir ve buradaki sinirlerin bu bilgileri değerlendirmek için evrimleşmiş olması gerekmketedir. gelecekte bu tip yetileri edinmeyeceğimiz veya teknoloji sayesinde oldurur hale getirmeyeceğimiz anlamına gelmemektedir. insanların hiçbir cihaz veya ses kullanmadan. Sahte-bilim ile uğraşan veya üreten hiç kimseye. götürüleri yanında önemsiz kalmaktadır (yine trade-off). ses tellerimizin etrafındaki kasları manipüle eder. Üstelik bildiğmiz kadarıyla ne hayatta kalmak konusunda ne de üreme konusunda bir fayda sağlamamaktadır. yeni açıklamalar getirmeye çalışır. Bu konu biraz daha kapsamlı incelenmelidir. Ancak doğrudan. Dolayısıyla yine dalgalar aracılığıyla bir iletişim söz konusudur. Bildiğimiz hiçbir canlı bu tip özellikler evrimleştirmemiştir ve açıkçası bu tip bir evrim daha önceden açıkladığımız trade-off dahilinde riskli ve gereksizdir. Bunu duyan insanlar da heyecanlanarak bu tip olayların mümkün olduğunu düşünürler. Esasında. sağlasa bile getirileri. Evrimsel olaraksa bu olguların açık bir önemi yoktur. çünkü bu durumda “bilgi gönderen” ve “bilgi alan” iki taraf vardır. Zira beynimiz. Bu vakalara da çok sık rastlanmaz. ancak beyin dalgalarının diğer beyinler tarafından hiçbir aracı organ ve duyu kullanılmaksızın algılanmasından başka bir şekilde açıklanamaz. bunun sinirlerinizde elektriksel sinyaller yaratmasını ve beyindeki diğer sinir hücrelerinizin bunları değerlendirmesini sağlar. üstü kapalı olacak. Sahte-bilim ise. memler yaratır ve bunları kulaktan kulağa yayar. araştırmalar yapar. Çünkü alacağınız cevaplar her daim üçüncül kaynaklar üzerinden olacak. 174 . insanların popülarist duygularına hitap etmek amacıyla. Telepatinin de bilimsel temeli. günlük ve normal. Bu sebeple bilimsel olmayan hiçbir bilgi türüne güvenilmemelidir! Telepati ise. farklı ses dalgalarının yayılmasını tetikler ve bu ses dalgaları havada yayılarak kulağınızdaki kemiklerin ve zarın titreşmesini. Bizim yapmamız gerekense. telepatik bir iletişim söz konusu olamaz. gizemli olacak ve asla test edilemez olacaktır. kontrollü ve karşılaştırmalı deneyler düzenler. bilimsel bazı araştırmalar yürütülmekle beraber medya ve halk arasındaki en temel kaynağı sahtebilim ve dolayısıyla hayal gücüdür. ses telleri aracılığıyla yaptığımız iletişim de bilimsel bir telepati olarak görülebilir. bilgilerinin kaynaklarını ve üretim metotlarını soramazsınız.

60 derecenin üzerindeki sıcaklıklarda dayanamaz ve ölürler. Peki bir çita mı daha çok evrimleşmiştir. Ancak şu nokta unutulmamalıdır: Bu özellikleri.E V R İ M A Ğ A C I Canlıların “daha fazla evrimleşmiş”. Ancak çarpmanın tam etkileri bilinemeyeceği için. kaslar. Çünkü her birinin önemli sorular olduğunu düşünüyoruz. ayrı ayrı cevaplamak istiyoruz. İlk olarak. günümüz kuşları ya da insanlarından “daha çok” mu evrimleşmiştir? Bunu neye göre kıyaslayacaksınız? Dinozorlar günümüzde var olabilseydi. “daha fazla” evrimleşmiş olan hangimizdir? Bu soruları cevaplamak olanaksız veya çok güçtür. Bu kıyaslamayı ancak ve ancak soyu tükenen canlılar için yapabiliriz. ya da en az evrim geçirmiş olanı diye bir tanımlamaya gidilebilir mi? Ayrıca bütün canlılar için evrimin yönü aynı mıdır?” Evrim Ağacı olarak biz bu birden fazla soru içeren sorular bütününü parçalayarak. İlk olarak. pençeler. en karmaşık hayvanlara kadar günümüzde var olabilen her canlı. kendi ortamlarına en uygun özellikleri evrimleştir- 175 . Evrim’in çok ciddi bir tetikleyicisi olacak. en nihayetinde onların doğaya adapte olamamasına ya da değişen doğa koşullarına ayak uyduramamalarına bağlanacaktır. “daha ilkel” ya da “en az evrimleşmiş” olarak tanımlamak mümkün müdür? Sayfamız üyelerinden Sayın Bersis İnan bize şöyle bir soru yöneltti: “İyi akşamlar. zor koşullarda varlığını sürdürebilen arkebakteriler gibi canlılar ve çarpma sonucu değişecek dengelere şans eseri uyumlu olan canlılar hayatta kalabilecektir. Fakat bu konuda bile sıkıntılar vardır: Dinozorlar. ona hayatta kalma ve üreme şansını sağlamıştır ki Doğal Seçilim tarafından elenmemiştir. Bu da onları bir nevi “kalifiye canlı” olarak kılmaktadır. Başka bir örneği ele alalım: Oldukça gelişmiş bir canlı olan çita. 120 hatta 140 santigrat derecede hayatta kalabilmektedirler. canlıların doğal adaptasyonlarıyla ilgili ciddi bir “doğa sınavı” başlatacaktır. Bütün fiziksel mekanizmaları bu özelliğin çerçevesinde evrimleşmiştir: İskelet. Canlı türleri evrim ağacında her biri ayrı kolda değişim geçirirlerken her tür farklı hızda mı evrilir? Şu an dünyamızda var olan canlı türlerinden biri için canlıların en ilkeli. yalnızca ve yalnızca günümüz şartları için geçerlidir. Zira onların soylarının tükenmesinin doğal bir sebebi vardır ve bu. ancak ilk bakışta insana göre son derece “ilkel” olarak addedeceğimiz arkeabakteriler. Ve bu. “daha fazla” ya da “daha az” evrim geçirmek kavramı. bundan bahsetmek istiyorum: Aslında bir yanlış olmaktan çok sizin sorunuzun temelini oluşturan. yoksa bir insan mı? Peki ya bir aslan? Bu soruya da cevap veremeyiz. Yani en basit bakterilerden. ancak soru yerine düz bir cümle olarak kullanılırsa ciddi bir yanlış olabilecek olan. bilimsel ve dolayısıyla biyolojik açıdan modern canlılar olarak bilinmektedir. yaklaşık 8 saniyede 120 km/h hıza çıkabilmekte ve bu hızını 12 saniye kadar koruyabilmektedir. Bu gerçekten çok ciddi bir yanlış. hangi canlının böyle bir durumda avantaj sağlayacağını öngörmek mümkün değildir. sorunuzda çok ciddi bir bilgi yanlışı var. Çünkü bu canlılarda var olan “özellik” her ne ise. moderndir. Çünkü bu sayılan hayvanlar. 65 milyon yıl önce olduğu gibi meydana gelecek bir göktaşı çarpması. Dolayısıyla. günümüzün göreceli standartlarına adapte olmuş milyonlarca canlı yok olacakken. bütün doğal dengeleri alt üst edeceği gibi. dişler ve daha niceleri. Burada. zira günümüzdeki bütün canlılar. kuşlardan “daha avantajlı” olurlar mıydı? Peki ya insanlardan? İnsanlar. asla ama asla bir canlının diğerinden “daha üstün”. “daha çok evrimleşmiş” ya da “daha ilkel” olduğunu düşünmememiz gerekir. yukarıda kalın olarak işaretlediğimiz soruya cevap vereceğiz: Sayın Bersis İnan.

“düşünen bir varlık” olmadığı için. absürttür. bu durumda da bir “evrimleşmişlik kıyaslaması” yapmak doğru değildir. ancak türleşme tamamlanacak ve bir türden birden fazla türün oluşmasına elverecek kadar süre geçmemiş olabilir. evrim geçirmeye başlamış olanlar yok olacak veya kazandıkları özellikleri kaybedebileceklerdir (geri evrim). popülasyon dahilinde “kirliliğe daha çok adapte olabilmiş” ve “kirliliğe bazıları kadar adapte olamamış” canlılar bir arada bulunabilecektir. Bu sebeple biz Evrim Ağacı olarak. Evrim’in sözde “yönünün” kirliliğe daha dayanıklı bireyler üretmek yönünde olacağını kestirmemiz pek de mümkün değildir. böyle bir evrimi gerçekleştirmek yerine. Kısacası. ekosistemde ve hayvanlar üzerinde ne tip değişiklik zorlamalarına. Ancak karşımıza yine bir sorun çıkmaktadır: Bu sefer de.” demekteyiz. bu kıyaslamayı türleşmenin başladığı koşullarda yapabiliriz. Bir canlıyı diğerinden ilkel ya da gelişmiş sayabilmenin bir yolu yoktur. doğanın katı ve acımasız kanunlarını “yerine getirerek” nesli tüketecektir. yani çevresel baskılara. kirlilik öncesindeki popülasyonda bulunan türleri görmek mümkün olmayabilecektir. Ve doğa. nehirde meydana gelen kirlilikten ötürü oluşan çevresel baskı dahilinde. “Kirlilik varlığını koruyacağı için canlılar kirliliğe adapte olacak yönde evrim geçireceklerdir. Çünkü belki de. kirliliğe karşı koyacak yönde evrimleşmeye başlamış. hangisinin daha çok evrimleşmiş olacağına yine zaman ve doğa koşulları karar verecektir. Ve Darwin’in şu sözlerini hatırlatmakta fayda görüyoruz: “Bir hayvanın. diğerinden üstün olduğunu görmek. hiçbir zaman bir canlının diğerine üstün olduğunu ya da fazla/az evrimleşmiş olduğunu iddia etmemekten yanayız.E V R İ M A Ğ A C I mişlerdir. evrimdir ve belki de ancak bu durumda böyle bir “gelişmişlik skalasından” bahsedilebilecektir. İşte bu. Örneğin kirliliğin temizlenmesi durumunda. hangisinin daha ilkel. sebep olabileceğini bilemiyoruz. bu nehirde. türü “korumaya çalışmayacak”.” 176 . Bu durumda. Şöyle ki. o soyu yok etmek. daha bilimsel tabiriyle evrimin gerçekleşmesindense türün yok olması (soyunun tükenmesi) daha önce açıkladığımız “trade-off ” kavramı dahilinde daha kolay olabilecektir. Evrim’e bir yön tayin ederek sıralama yapma hatasına düşmekteyiz. Bir ihtimal. Bu durumda da. Örneğin bir nehirdeki balık popülasyonu. Ancak kirliliğin. yeterince nesil geçtikten sonra. Veya kirlilik sürerse.

Dolayısıyla. Bu. çevresel değişimler (ve bazı cinsel değişimler) neyi dikte ederse ve ne yönde gerçekleşirse. ayrı ayrı cevaplamak istiyoruz. elimizden geldiğince açıklamak istiyoruz: İlk olarak. doğanın yasasıdır. Evrim. Evrim.com/note. Canlı türleri evrim ağacında her biri ayrı kolda değişim geçirirlerken her tür farklı hızda mı evrilir? Şu an dünyamızda var olan canlı türlerinden biri için canlıların en ilkeli. “Doğa Ana” dediğimiz kavramın kendisidir. Böylece. Evrim. tıpkı diğer canlılar gibi doğal bir sonucuyuz. Evrim bir “mekanizmadır”.facebook. insan türü olarak. “ileri kronoloji” yerine “geri kronoloji” taktiği ile kitabını kaleme almıştır. çok ciddi bir bilgi yanlışını gösterecek bir durumdur. bu hataya düşmemek adına. yukarıda kalın olarak işaretlediğimiz soruya cevap vereceğiz: Sayın Bersis İnan. pek çok mekanizmasıyla Evrim’in. Richard Dawkins de. Evrim. 177 . varılacak yer aynı koaservatlar.E V R İ M A Ğ A C I Evrim’in bir yönü var mıdır? Varsa. Ancak bizler. Bazı bilim adamları da bu yanlışa düşerek. çoğunlukla rastgele olan çevresel değişimlerle kısıtlıdır ve bunların ötesine geçemez. İlk olarak. yani bir yönü olmadığını anlamaya itmektedir. Çünkü tüm canlıların ortak atası olan koaservatlardan yola çıkarak günümüze gelinirse. insanı ister istemez Evrim Kuramı’nın gerçeklerini görmeye. hangi canlıdan yola çıkılırsa çıkılsın. Gerçekten de. geriye doğru giden bir kitabı okuduğumuzda. Dolayısıyla. ya da en az evrim geçirmiş olanı diye bir tanımlamaya gidilebilir mi? Ayrıca bütün canlılar için evrimin yönü aynı mıdır?” Evrim Ağacı olarak biz bu birden fazla soru içeren sorular bütününü parçalayarak. Bu. Fakat geriye doğru gidilirse. soru olarak sorulmamış olsa. Ancak bu durumda bile bilinçsizdir ve her tesadüfi değişime göre. bir “yöntem” olarak tanımlamak hatalıdır. kendi gözlerimizden bakarak. şu notumuzda bu konuya ayrıntılı olarak değinmiştik. nereden başlarsak başlayalım aynı ortak ataya varacağımız bilinci (yani Evrim Ağacı kavramı). Bu da. Richard Dawkins’in Ataların Hikayesi isimli kitabında da sıklıkla vurguladığı ve okuyucunun adeta “kafasına vurarak öğrettiği” bir gerçektir. Çünkü her birinin önemli sorular olduğunu düşünüyoruz. değişiklik gösterecektir. her şeyi “insan merkezli” (antropocentric) olarak tanımlıyoruz. onu okumanızda fayda görüyoruz: https://www. hiçbir “yön” kavramından bahsedilemez. sanki bütün Evrim’in bizi var etmek amacıyla işlediğini düşünme gafletinde bulunuyorlar. olmamıştır ve olmayacaktır. bizim var olmamız “amacıyla” işlemediği gibi. Evrim’in bir yönü olduğunu düşünmememiz sağlanacaktır. Evrim de o “yöne” gider. Bu sebeple. sanki Evrim’in insanı yaratmak gibi bir amacı varmış yanılgısına düşülebilir.php?note_id=167083593349724 Biraz daha ek açıklama yapalım: Şunu anlamak çok önemlidir: Evrim’in bir yönü yoktur. Bizler. Dolayısıyla onu bir “yönetici dış güç” olarak tanımlamak doğru değildir. “tarih yazıcılarız” ve geçmişe. başka herhangi bir canlıyı da var etmek amacıyla çalışmamaktadır. bu yön tüm canlılar için aynı mıdır? Sayfamız üyelerinden Sayın Bersis İnan bize şöyle bir soru yöneltti: “İyi akşamlar. yani ilk canlılardır.

Bu durumda da. sayısız ihtimalden bahsetmek mümkündür. 178 . Evrim’in bir yönü olduğu anlaşılmamalıdır. hayır. bir “yönden” bahsedebilmek ancak geriye dönüp tarihe baktığımız zaman anlamlı olmaktadır ve buradan. sonsuz sayıda ortam ve çevre koşulu tanımlanabilir. Her canlı için Doğal Seçilim ve Evrim’in diğer mekanizmaları farklı işlemektedir ve tekrar edelim: Evrim’in bir yönü yoktur! Umarız açıklayıcı olabilmiştir. Tekrar altını çizelim.E V R İ M A Ğ A C I İşte bu sebeple. bu yönü önceden tayin edebilmek olanaksız olduğu için (değişken sayısının sonsuzluğundan ötürü). Evrim’in bir yönünün var olmaması. ikinci sorumuza da cevap olmaktadır: Evrim’in bir yönü bulunmadığı için. “o” şartlar altında çevrenin Evrim’e dikte ettiği sözde “yönde” olmaktadır. Ancak sadece Dünya üzerinde. Daha fazlası için Richard Dawkins’in “Ataların Hikayesi” isimli kitabını şiddetle tavsiye ediyoruz. bütün canlılar için aynı değildir. Her canlının kendine ait bir yaşam ortamı mevcuttur ve “bu” canlı için Doğal Seçilim. Zaten Doğal Seçilim kavramı da bunu ortaya koymaktadır: Seçilim. bir türün ortama adapte olabilmesine bağlı olarak değişmektedir.

bir cismin potansiyel enerjisinin en düşük olabilmesinin yolu. hücrede kararsızlığa sebep olur. bu konu açıkçası hala araştırması sürmekte olan bir konudur. Bunun sebebi. Bunun ve alınan moleküllerin biyokimyasal tepkimeleri sonucu artan ürünlerin sonucunda. Evrim Ağacı olarak kendisine şöyle bir cevap vermek istiyoruz: Sayın Enis Tortul. o hücrenin “yüzeyalanının-hacmine-oranı” (surface-area-to-volume ratio) kavramının matematiksel değerinin en yüksek olmasıdır. Fizik yasaları dahilinde. çevre ile etkileşimleri gelişmiştir ve yağ zırhları (bugün hücre zarı diyoruz) aracılığıyla dışarıdan içeriye maddeler girip-çıkmaya başlamıştır. uzun deneme-yanılmalar sonucunda ilk defa canlı varlıklar oluştuktan sonra. kırılma (fracture. İlk olarak söylememiz gerekiyor ki. hem de sivri uçlarda daha çok mekanik stres barınacağından. Canlılardaki Üreme İsteği ve Bu İsteğin Kökenleri Sayfamız okurlarından Sayın Enis Tortul bize şöyle bir soru yöneltti: Kafama takılan bir soru var. veya havadaki bir topta potansiyel enerji vardır ve top bunu üzerinden atmak ister ve düşer).E V R İ M A Ğ A C I Hücrelerin Yuvarlak ve Küçük Olması. Bu. Bu hem sağlık açısından (yani bizler açısından) iyidir. endüstriyel dizaynlarda her zaman sivri köşelerden kaçınılır. fiziksel açıdan en az stresi üzerlerinde barındırırlar. yaklaşık olarak ortadan. aslında temel olarak. Ve bütün cisimler. potansiyel enerjilerini minimuma getirme eğilimindedirler (örneğin gerilen bir yayda potansiyel enerji birikir ve yay bunu boşaltmak ister. hücrelerin neden yuvarlak olduğuna da değinelim: Hücreler yuvarlaktır. hacmin artışı (uzunluğun küpü ile ölçülür). Bu ilk bölünme. yüzey alanı artışından (uzunluğun karesi ile ölçülür) çok daha hızlı artar ve az önce yukarıda bahsettiğimiz oran küçülmeye başlar. İşte bu sebeple. İşte bu sebeple uyumak (ve dinlenmek) için yatay pozisyona geçeriz ve en düşük potansiyel enerji seviyesine çekiliriz. failure) daha 179 . Biyolojik ve dolayısıyla esnek yapıları. Cevaplayabilirseniz sevinirim. Ve hücre. potansiyel enerjisi düşük maddelerin daha kararlı bir yapıda olmasıdır. ilk hücreler bölünmeye meyillenmiştir. hem de üremenin nasıl evrimleştiğine dair araştırmaların sonuçlarının beklenmesidir. Bunun sebebi de. cansız varlıkların aksine. Hücre büyüdükçe. Yani hücre. belki de canlılık tarihinin en önemli olayı olarak. mümkün olduğunca eş (ancak içerikler heterojen olarak dağılabilir) bir şekilde ikiye bölünmüştür. bu bölünmeye izin vermiştir (bir plastik top asla bölünmeye “çalışmaz”). çünkü yumuşak bir geçişe sahip olan kenarlar. hücre büyümüş ve gelişmiştir. hem artık gittikçe ve hızlı bir şekilde “içgüdü” kavramının bilimdeki yerini kaybetmesi. Bu noktaya az sonra geri döneceğiz ancak yeri gelmişken. Dikkat ederseniz. kendisini küçültmeye meyillenir. Bir hayvanda üreme içgüdüsü mü vardır? Bir hayvan neden genlerini yavrusuna aktarmak ister? Yoksa cinsel birleşmedeki orgazm mı bunu tetiklemiştir? Şimdiden teşekkür ederim. fizik yasaları dahilinde. ilk canlı “hücremsiler” oluştuktan sonra. “bölünme” veya “üreme” olayı gerçekleşmiştir. Abiyogenez Kuramı dahilinde cansız varlıklardan. günümüzde de prokaryotik canlılarda görebildiğimiz “amitoz bölünme” (binary fission) ile olmuştur. Peki bu neden olmuştur? Bunun sebebi.

canlılığın ve türün devamlılığı sağlanamaz ve doğa içerisinde. cansız moleküllerden evrimleşmiştir. üremeye daha istekli ve meyilli olan bireyler Doğal Seçilim ile seçileceklerinden ötürü. bölünerek ve genetik materyali aktararak varlıklarını sürdürmeyi başarabilecek nitelikteydi ki. bizim yapımıza da yansımaktadır. Bir canlı. bizim gibi düşünen hayvanlara kadar olan uzun evrimsel zincirlerin en en başındaki küçük bir hücreli ve prokaryotik hücremsi atalarımız. Dünya şartlarındaki ve bugüne kadar gözlemlediğimiz varlıklar için uydurduğumuz bir tanım. daha doğrusu varlıklarını sürdürebilmek adına Doğal Seçilim ile seçilegelen biyokimyasal reaksiyonları. Eğer böyle bir canlı var olmasaydı. en nihayetinde bir yığın hücre olduğumuz ve bu hücrelerin kolektif çalışmasının bir ürünü olarak var olduğumuz için. Şöyle düşünebilirsiniz: Belki de. temel bazı farklılıkları da bünyesinde barındırmaktadır. Bu arada. üremeyi de sınırlayan faktörlerden bahsetmiştirk. Bunların en temel olanı da şu: Çoğalmaya meyilliyiz.5 milyar yıl öncesinde. devamlılıklarını sağlayamadıkları için. Bu aslında bir nevi “Bencil Gen Kuramı”na yakınlık taşıyan bir görüş olsa da. üzerinde barındırdığı hücreyi de bölmeye ve çoğaltmaya itmişti. bizim cinsel isteğimizin kökeninde yatan nedendir. üremenin sonsuz olmamasına daha önce değinmiştik. ne de biz bu soruya cevap verebilirdik. günümüzdeki canlılar var olamazdı ve bizler burada olmayacağımız için ne siz bu soruyu sorabilirdiniz. çünkü hücreyi “hücre”. 180 . “canlılığın temel özellikleri”nden bir tanesidir. özünde bir neden-sonuç ilişkisini barındırmaktadır. Şimdi gelelim sorunun özüne: Neden cinsel isteğe sahibiz? Bu konuda bazı çeşitli teoriler mevcut. bölünme gerçekleşir.8-4. kırılmalar meydana geleceğinden Doğal Seçilim ile elenir. Bu molekülün çoğalmaya olan meyili (nasıl ki H ve O birleşmeye meyilliyse. İşte bu. istedikleri kadar evrimleşebilmiş olsunlar. karmaşık yapılarımız bir kenara. eğer ki üremeye meyilli olmayan canlılar olsaydık veya ilk canlılardan bir kısmı bu şekilde evrimleşseydi. En nihayetinde hücredeki tüm faaliyetler DNA tarafından kontrol edilir ve DNA bölünmeyi “emrederse”. Zaten bu da. aynı mantık ile). bu tip bir yapı geliştirmeye çalışsa bile. üremeye meyilli olmayan canlılar da. canlılığı da “canlılık” yapan temel molekül olan DNA ve onun atası RNA. bizler var olabildik. Doğada da bu yüzden sivri uçlara mümkün olduğunca “izin verilmez”. gelecekte değişebilir). bu soru-cevap da var olmayacaktı. Çünkü genetik materyalin aktarımı olmadan. Üstelik. günümüzde sadece. Zira onlar. hücrelerimizin atasal durumlarından beri gelegelen “istekleri”. bundan 3. Ancak her zaman. Burası biraz “felsefe” gibi dursa da.E V R İ M A Ğ A C I kolay olabilecektir. en azından bizler için. çoğalmaya meyilli biyokimyasal yapıya sahip bir moleküldür. bir iki önceki notumuzda. o veya bu şekilde “üreyebilen” canlılar görmekteyiz. Ancak bunların evrimleşmesinin doğal bir değeri yoktur. Bunu yapamayan varlıklara “canlı” demiyoruz (tabii bu bizim. Bizler de. soyları tükenmiştir.

bu hipotezin desteklenmesi bir yana. Zaten açıklamayı daha okurken akla gelebilecek sayısız örnek. atasal konumuna geri dönemez. Ne yazık ki uzun yıllar aksine hiçbir örnek bulunamayan bu hipotez için. Ve aynı gen. Evrim Ağacı olarak. denizden karalara çıkan ve yayılan hayvanlardan bazılarının. daha bilimsel adıyla kuram (teori) olmamıştır. Kuzey Amerika’daki kurbağaların alt çenelerindeki dişlerin tekrar atasal konuma doğru evrimleşmesi. C. hala “yasa” denmektedir. genetik yasalarını bilmeyen Dollo’nun. Yani önünüzde A. diğer tüm ihtimalleri kapatması olarak algılar. Biz. Dawkins’e göre daha yumuşak yaklaşır olaya ve Dollo Hipotezi’ni “geri alınamazlık” (irreversibility) kavramı dahilinde. parametrelerin çokluğundan ötürü Evrimsel basamakların iki defa izlenmesinin (ileriye veya geriye doğru) düşük ihtimal olduğunu düşünmekteyiz. hipotezi çürüten veya en azından “yasa” olmaktan alıkoyan sayısız örnek bulunmuştur. D ihtimalleri mevcutsa ve siz A’yı seçerseniz. Hipoteze göre örneğin evrimsel süreçlerle körelen bir organ yeniden ortaya çıkamaz veya var edilen bir organ.E V R İ M A Ğ A C I Dollo “Yasası” (Hipotezi) Nedir? Sayfamız üyelerinden Sayın Tarık Taşçı bize şöyle bir soru yöneltti: “Dollo Yasası” nedir? Keseli kurbağaların dişlerinin evrimi bu yasayı yanlışlamş mıdır? Evrim Ağacı olarak kendisine şöyle bir cevap vermek istiyoruz: Sayın Tarık Taşçı. zaten Evrim’in kimi durumda farklı yollarla da olsa geriye gidebildiği görülmektedir. ağız alışkanlığından kalma bir durum olarak. ikisine birden homeoplasy denir) denen bir terim bulunmaktadır. Dollo’nun hipoteziyle bu geri dönülemezliği ileri sürdüğünü söyler. Stephen Jay Gould ise. “istatistiki bir genelleme” olarak bakılması gerekir. Yine de açıklamalarımıza devam edelim: Dollo Hipotezi’ne. atasal duruma geri dönülemeyeceğini ileri sürer. istatistiki olarak mümkün değildir. istatistiki bir değerlendirme olarak görmekten yanayız. daha çok. Dollo “Yasası”. yani körelemez. bir özelliğin kapanmasına veya ortaya çıkarılamamasına sebep olabilir. diğer üç ihtimal istatistiki olarak ortadan kalkmış olur. çok önemli kavramlar olan “genleri” anlayamadığını ve değerlendirmediğini düşünmekteyiz. Öte yandan. bu zayıf hipotezin geçersizliğini bize göstermektedir. Açıklayalım: Dollo Hipotezi. Dawkins. daha çok Dawkins ve Gould karışımı bir yaklaşımla. evrimsel bir değişimin tekrarlanması veya tamı tamına geriye alınması. daha çok “doğal ve istatistiki bir genelleme” olarak algılanmaya başlanmıştır. geri evrim kapsamında açıklanabilir. 181 . evrimsel bir değişiklik geçirildikten sonra. pek çok yıl sonra tekrar mutasyona uğrarsa. bugün büyük oranda geçerliliğini yitirmiş. evrimi etkileyen çevresel ve diğer parametreler o kadar çok sayıdadır ki. verilebilecek “istisna”ların sayısının çokluğundan ötürü. ataya dönüşler görülebilir. hemen şu açıklamayı yapalım: 1893 yılında Belçikalı bilim adamı Louis Dollo tarafından ortaya atılan bu hipotez hiçbir zaman yasa. hemen her zaman olduğu gibi. Ancak zaten bu sözde “yasa”. B. Diğer bir örnek de. Dollo Hipotezi’nin bunu gösterdiğini söyler. Ayrıca geri evrim kavramı kapsamında. Evrimsel Biyoloji’de geri evrim (yakınsak evrim ile birleştirilirse. Dawkins’in de savunduğu bu görüşe göre. Öncelikle. olasılıklar evreninden seçilen bir ihtimalin. başlıktaki karmaşıklığı da gidermek adına. Biz de. Hatta bu hipotezi çürütecek o kadar çok örnek vardır ki. Dollo Hipotezi’ni eski moda ve üzerinde durulmaması gereken. Çünkü kimi zaman genlreimizde meydana gelen bir mutasyon. Gould.

blogspot. genetik baskıdan çok. Dollo Hipotezi’ni Evrimsel Biyoloji’de fazla değerlendirmek doğru değildir. Örneğin bu son örnekte.wikipedia.html http://en.E V R İ M A Ğ A C I denizlere geri dönmesi olarak gösterilebilir. eskiden bu hipotez yer alırken. Sadece istatistiki bir değerlendime olarak düşünmekte fayda vardır. Dolayısıyla geri evrimin gerçekleşebilmesi için sadece genler değerlendirilmemelidir.org/wiki/Dollo’s_Law_of_Irreversibility 182 .com/2011/02/lost-and-found-breaking-dollos-law. çevresel baskılar rol oynamaktadır. Sonuç olarak. günümüzde bu konuya sadece bir “hipotez” olarak değinilmektedir. ****** http://ecodevoevo. Zaten Modern Evrim kitaplarında.

Çünkü buradan önemli sonuçlar çıkarabiliriz. Kambriyen Dönemi’nden beri meydana gelen 5 (bazı kaynaklara göre 6) kitlesel yok oluş. 183 .. yer plakalarının hareket etmesi sonucu deniz düzeylerinde meydana gelen hızlı düşüştür.E V R İ M A Ğ A C I Dinozorlar Nasıl Yok Oldu? Kitlesel Yok Oluşlar Üzerine. Bu. temel olarak bundan 450-550 milyon yıl kadar öncesini. Sayfamız okurlarından Sayın Hasret RaTz Güneş bize şöyle bir soru yöneltti: Dinozorların nasıl yok olduğu hakkında bilginiz var mı? Evrim Ağacı olarak kendisine şöyle cevap vermek istiyoruz: Sayın Hasret RaTz Güneş. kara bitkilerinin bu dönemde karaların tamamını işgal etmeye başlaması ve atmosferdeki karbondioksitin büyük bir kısmını emmeleri gösterilmektedir. İkinci yok oluş. günümüzden yaklaşık 370 milyon yıl önce meydana gelmiştir ve Devoniyen Dönemi bitirip Karbonifer Dönemi’ni başlatmıştır. Öncelikle bu güzel sorunuz için teşekkür ederiz. bunlardan sonuncusuna (bazı kaynaklara göre sondan ikincisine) değineceğiz. Ordovisyen Dönem’i bitiren ve Silüryen Dönemi başlatan yok oluştur. Bu yok oluşun sebeplerinden biri yine denizeldir. su seviyelerindeki düşüşe sebep olmuştur. Bu kitlesel yok oluşun sorumlusu ise. ilkinden 75 milyon yıl sonra. canlılarda çok hücreliliğin (multicellularity) evrimleşebilmesini sağlamıştır. Ancak ne yazık ki canlılık tarihindeki “patlamalar”. Kambriyen Patlaması’ndan sonra gelişen ve yaklaşık 100 milyon yıldır çeşitlenen cinslerin %57’si (bu da türlerin %75’ine tekabül eder) haritadan silinmiştir. bakterilerin belirli boyutların üzerine çıkabilmesine ve koloniler kurmasına genel olarak engel olmuştur. Bu patlama “olumlu” bir patlamadır ve bol oksijen ve giderek kısıtlanan habitatların doğurduğu evrim baskısı sayesinde. her zaman Kambriyen Dönemi’nin başındaki gibi olumlu patlamalar olmamıştır. kayıtlara canlılığın gördüğü en büyük üçüncü kitlesel yok oluş olarak geçmiştir. Canlılık tarihi. atmosferdeki oksijen düzeyleri kıyaslanmayacak miktarda artmış ve bu bol oksijen. Şimdi bunların kısaca zamanlarına değindikten sonra. Ancak fotosentez yapabilen siyanobakterilerin ortaya çıkışı sonrası. genel olarak kitlesel yok oluşları (mass extinction) anlamakta ve zamanlarını bilmekte fayda var. Bu yok oluşun sebebi. Deniz seviyeleri bu dönemde sürekli olarak değişmiştir. bundan 445 milyon yıl önce. bu son yok oluşu anlayabilmek için. zaten çok büyük bir kısmı sularda yaşayan canlıların bir anda yok olmaya başlamasına sebebiyet vermiştir. Ve sonunda.. Pangea denen ve Dünya tarihinde meydana gelen en büyük ve tek kıtanın.8 milyar yıl önce koaservatlarla başlamıştır. bilim dünyasında Kambriyen Patlaması olarak isimlendirilen dönemi işaret eder. günümüzdeki modern canlılara kadar ulaşılmıştır ve evrim hala yoluna devam etmektedir. Kambriyen Patlaması. Düşük oksijen düzeyleri. İlk yok oluş. tüm buzulları sıkıştırması ve karaya hapsetmesidir. önemli bir noktaya parmak bastınız. Bu da. kimi zaman canlıların çoğunu. Elimizden geldiğince açıklamaya çalışalım: İlk olarak. sayısız yeni türün oluşabilmesini sağlamışken. Daha sonra bu koaservatlar tek hücreli organizmalara ve temel olarak bakterilere evrimleşmiştir. Ayrıca bu yok oluş. Buzulların sıkışması ise. kimi zamansa canlıların neredeyse tümünü Dünya üzerinde silmiştir. kısa sürede hızlı ve saçık bir türleşme meydana gelmiştir. Bunu tetikleyen sebep olaraksa. 3.

Bu yok oluş sonucunda kara bitkilerinin çoğunun soyu tükenmiştir. Ayrıca Dünya’nın bir anda artan sıcaklığı. Çünkü aynı dönemde başka çarpmalara işaret eden kraterler de bulunmuştur. Bu kitlesel yok oluş. Kapanan güneş ışınları ve bitkilerin yanması. tek bir seferde bu sayıların yok olması değil. Ayrıca bazı bilim adamları. Ayrıca bazı bilim adamları tarafından bir meteor çarpması ihtimaline de yer verilmektedir. Bu volkanik patlamalar sırasında 2 milyon kilometre küplük lav yüzeye çıkmış ve 2 kuadrilyon (10 üzeri 15) kilogram sülfür havaya salınmıştır. pek çok orman yangınına da sebep olmuştur. güneş ışınlarını kapatmıştır ve bunun sonucunda küresel ısınma meydana gelmiştir. toprak ve toz yığını. Bu 10 üzeri 8 megatonluk enerjiye denk gelmektedir. Bu yok oluşta canlı ailelerinin %20’si. uzun süreli ve birkaç yok oluşun birleşimi olan bir kitlesel yok oluş görülmektedir. 10 üzeri 21 Joule enerji açığa çıkaran La Garita Caldera patlamasıdır ve bu meteorun etkisinden çok daha az etki yaratabilmiştir. Dördüncü kitlesel yok oluş. Kalkan kül. fotosentezin neredeyse durmasına sebep olmuştur. Çarpmanın etkilerinden biraz bahsedecek olursak: 10 kilometre çapındaki bu meteor. Ayrıca bu çarpmanın etkisiyle. genel sebep olarak Orta Atlantik Magmatik bölgesinin harekete geçmesi gösterilmektedir. bir yolunu bulup. bu yok oluşun tek bir meteor çarpmasıyla değil. deniz canlılarının ise %70’i bulunmaktadır. 184 . Ancak yok oluşun tetiğine basan olay. Ayrıca Pangea’nın hareketleri sonucu oluşan akıntılar da. çarptığı yerde 180 kilometrelik bir krater açmıştır. daha doğrusu “dinozorların çağını” sona erdiren yok oluştur. Bu ciddi yok oluşun sebebi olarak ise. Bu yok oluş sonucunda Dünya’daki o zaman var olan cinslerin %83’ü yok olmuştur. Sadece küçük bir kol olarak gözüken kuşlar. yaklaşık 10 kilometre çapındaki BOLIDE tipi bir meteorun Dünya’ya çarpması olmuştur. Siberya Volkanları’nın patlaması gösterilmektedir. Bu çarpma. Bu yok oluşun kombine bir sebepler durumu gözlenmektedir. İnsanların yaptığı en güçlü bomba. bunların en meşhuru olan ve günümüzden 65 milyon yıl önce. “Tsar Bomba” isimli bir bombadır ve sadece 50 megaton enerji çıkarabilmektedir. yani dönemdeki tüm türlerin %75’i yok olmuştur. neredeyse Dünya’daki canlılığın sona erdiği yok oluştur. Bu yok oluşta o dönemde var olan tüm cinslerin %50’si. cinslerin %48’i. hızla Dünya’nın hemen her yanını sarmıştır. pek çok olumsuz durumu tetiklemiştir. Bugünkü Meksika’nın Yucatan Yarımadası’na çarpan bu meteor. Bu yok oluşta. bu dinozor süpersınıfının son üyeleridir. Ancak yine de yaşam. Dünya’nın iklimini ciddi biçimde değiştirmiştir. meteorlarda bolca bulunur) bu durumu doğrulamaktadır. volkanik hareketler de tetiklenmiştir. bir ikinci yok oluştan ise yaklaşık 120 milyon yıl sonra meydana gelmiştir. bundan 250 milyon yıl önce. bundan yaklaşık 205 milyon yıl önce. yaklaşık 4 çarpı 10 üzeri 23 Joule enerji açığa çıkarmıştır. Dünya tarihinde meydana gelen en güçlü volkan patlaması bile. dinozorların bu yok oluşta hayatta kalabilen üyeleridir ve günümüzde dinozorlara ait kalıntılara sahip olan. Çarpma sonucunda boyları 30 metreye kadar ulaşabilen megatsunamiler meydana gelmiştir. Bu yok oluş.E V R İ M A Ğ A C I Karbondioksit düzeyindeki bu hızlı düşür. Bölgede bol miktarda bulunan Iridyum elementi (Dünya’da çok az bulunur. Beşinci ve çoğu kaynaklara göre son kitlesel yok oluş ise. bir önceki yok oluştan ise 140 milyon yıl sonra meydana gelen ve Kretase Dönemi’ni bitirip Tetriary Dönemi’ni başlatan yok oluştur. varlığını sürdürmüştür. Geç Triyasik Dönemi’nde meydana gelmiştir ve Jurasik Dönemi başlatmıştır. Bunların içinde var olan kara canlılarının %96’sı. aynı zamanda “sürüngenlerin çağı”nı. küresel soğumaya sebep olmuştur. Günümüz Hindistan’ında bulunan Deccan Volkanları patlamış ve bu patlamalar canlıları bir önceki kitlesel yok oluştaki volkan patlamalarına benzer şekilde etkilemiştir. tüm türlerin ise %65’i yok olmuştur. Üçüncü kitlesel yok oluş. Ancak ne olursa olsun. birbirinden farklı birkaç çarpmanın etkisi olabileceğini ileri sürmüşlerdir. Bu sülfür. bir öncekinden ise 50 milyon yıl sonra.

yaklaşık 60-70 milyon yılda bir. şahsi ve güvenilmez inançlarının gerekliliklerine ve bilim-dışı olgulara ayırdıkça. Bu elbette ki bir saate bağlı bir olay değildir. o zamanlara kadar sürüngenlerin gölgesinde kalmış olan sıcakkanlı memelilere yeni bir yol açılmıştır. Carl Sagan’ın kitaplarında bulabileceğiniz istatistiki ve ayrıntılı hesaplara göre. çarpmanın ve sonuçlarının etkilerinden kurtulabilmişlerdir. yani türlerin %76’sı yok olmuştur. ancak bir tehlikenin geldiğini görmek. Ve günümüzde.discovery. onu önleyemedikten sonra anlamsızdır. bırakın 10 kilometrelik çapa sahip bir meteoru.Ancak ne yazık ki sürüngenlerin. Peki bu olaylardan alacağımız ders ne olmalıdır? (Uyarı: Bundan sonrası yazarımıza ait şahsi görüşleri de içermektedir. yani cinslerin %50’si. değişen sıcaklıklara daha kolay dayanabilmelerine sebep olmuştur. inatla bu gerçeği reddetsek de. Ve insan türü. kendi kendisini ve beraberinde sayısız canlı türünü yok edecektir. istatistiki sebeplerle. muhtemel bir göktaşı çarpmasından çok önce. Bu olayların ana sonucu ise. birbiriyle mücadeleye girmektedir ve birbirini yemektedir. bu kitlesel yok oluş olumlu sonuçlanmıştır.html 185 . bitkilerin. insan ırkı.com/earth/wide-angle/mass-extinctions-timeline. Ayrıca dinozor süpersınıfının kuşlar hariç tüm üyeleri yok olmuş. insanoğlu kendisine çok fazla güvenmektedir. Teknolojisiyle ve gülünç bir biçimde zekasıyla övünmektedir. bizden kat be kat daha güçlü ve güçlü olmaya devam edecek. Dolayısıyla yakın bir gelecekte. Yani yakın bir gelecekte meydana gelmesini beklediğimiz kitlesel yok oluştan çok önce. bunun onda biri büyüklüğünde bir meteoru bile durdurma veya yönünü değiştirmeye yetecek teknolojimiz bulunmamaktadır. Astronomların özverili çabaları sayesinde üzerimize gelen meteorlar onlarca yıl önceden görülebilir.) Yukarıda sıralanan ve daha öncesine ait bu derecede değişime sebep olan durumlara ve bunların sonucu meydana gelen kitlesel yok oluşların gerçekleşme sıklığına bakacak olursak. Sıcakkanlı olmaları ise. Eğer insanlar ve akrabaları açısından bakacak olursak. Ancak elimizde bol bol örnek bulunduğundan. İstatistiki bir sonuçtur. “Neyse ki”. Ayrıca meydana gelen dinozor leşleri de onlara bol bol besin sağlamıştır. Çünkü memeliler üzerinden beslenen ve kaya aralıkları gibi ufak deliklere girebilen memeliler. ******* http://dsc. Buna rağmen tüm insanlığın ortak bir düşmanı olan “kitlesel yok oluşlara” karşı önlem almak yerine. çünkü maymunlara ve maymunsulara giden kolun yolu açılmıştır. Sizce de artık bundan bir ders alma vaktimiz gelmedi mi? Biz Dünya üzerindeki sıradan canlılarız. İşin ilginç yanı. bu ortak düşmanımıza karşı savunmasız kalmaya devam edeceğiz. yeterince doğru bir genelleme yapılabilir: Son 65 milyon yıldır ciddi bir yok oluş meydana gelmemiştir ve uzun bir süredir bu kadar ciddi bir meteor çarpması yaşanmamıştır. bu tip durumlar yaşanmaktadır ve Dünya’daki canlılık ağır darbeler almaktadır. insan ırkı doğal sebeplerle tükenecektir. benzer bir yok oluş yaşayabileceğimiz düşünülebilir. kaynaklarını birbirini yemeye. denizel canlıların ve diğerlerinin büyük kısmı bu çarpma sonucu yok olmuştur.E V R İ M A Ğ A C I Bu olaylar zinciri sonucu iklim ciddi şekilde değişmiş ve deniz seviyelerinde oynamalar olmuştur. Ve doğa. çok ciddi bir bilançodur: Dönemin canlılarına ait ailelerin %17’si.

hücre kontrolsüz bir bölünme işlemine başlar ve böylece. Bunlar. İşte bu gibi durumlar. diğer doku ve organlara da sıçrayabilirler. kan yoluyla vücudun başka kısımlarına da taşınıp yerleşebilir ve burada kontrolsüz olarak çoğalmaya devam edebilirler. sonra dört hücre) meydana gelir. Bu yüzden erken tanı kanserde çok önemlidir ve kan ile vücudun farklı yerlerine taşınması olayı gerçekleş- 186 . Ancak unutmamak gerekir ki. telofazın son kısmında ise hücre bölünmesi gerçekleşir ve sonuç olarak tek bir hücreden.5 milyar yıllık canlı evrimi sonucunda geliştirilen “tamir” mekanizmaları sayesinde. kontrolsüz bölündükleri için. çok iyi bildiğinizi tahmin ettiğimiz üzere. Hücrenin normal yaşamı ve bölünme öncesi. Hücreler. kimi zaman bu mutasyonlar tamir edilemez veya tamir mekanizmalarının “dikkatinden kaçar” (daha bilimsel açıklamasıyla. Anafaz ve Telofaz evrelerinden geçerek hücre bölünmesi gerçekleşir. Daha sonradan. Normalde vücudumuzdaki DNA’larda günlük olarak yaklaşık 10. İlk olarak bu önemli ve güzel sorunuz için teşekkür etmek istiyoruz. En nihayetinde ise önce DNA bölünür. Metafaz. kontrolsüz hücre bölünmesi demektir. İşte bu durumda. bu kontrolsüz bölünmeler her zaman kötü huylu değil.. sırası ve sonrasında pek çok zincirleme tepkimeler (cascade) meydana gelir. Ancak işler. iyi huylu da olabilir ve vücuda çok fazla veya ölümcül zarar vermez. kansere sebep olabilmektedir. Kanserli hücreler. İşte bu duruma kötü huylu tümör ya da daha acımasız ismiyle kanser denir. gerekenden çok daha fazla hücre üretilir. DNA sürekli olarak kendisini tamir eder. Ancak bazı kanserojen maddeler. bizlerin lisede öğrendiği kadar basit değildir. en yalın anlamıyla. Hatta bu kontrolsüz hücreler. Sayfamız üyelerinden Sayın Oya Çelikağ bize şöyle bir soru yöneltti: Elinizde kanserin evrimiyle ilgili veriler var mı acaba? Oldukça kapsamlı ve ilgi çekici bir konu olması sebebiyle uzun süre kendisini beklettikten sonra. bu bölünme gerektiği gibi kontrol edilemeyebilir. tamir mekanizması olarak andığımız tepkimeler. etkiler sonucu. hücrenin denetim mekanizmalarından bir ya da birkaçı bozulabilir. Ancak “muhteşem” bir “yaratık” olmadığımız ve biyokimyasal tepkimelerde de doğanın her köşesinde bulunduğu gibi istatistiki olarak hata meydana gelme ihtimali bulunduğu için. Veya doğrudan DNA’ya yapılan bir dış müdahale sonucu. DNA’dan “emrin gelmesiyle” (daha doğrusu belirli bir yüzey-alanının-hacme-oranı değerine eriştikten sonra meydana gelen biyokimyasal geri bildirim sayesinde DNA’nın tetiklenmesiyle) hücre bölünmesi için özel çalışmalar başlatılır. Hayatlarının çoğu Interfaz denen ve “hücre içi sıradan olayların yapımı ve bir sonraki bölünme için iç hazırlıklar” olarak tanımlayabileceğimiz evrede geçirirler. Konu uzun olabileceğinden hemen başlamak istiyorum: Kanser nedir. çeşitli ış faktörlerden ötürü gerçekleşemez ve tamir olayı meydana gelemez). çeşitli enzim ve proteinlerce denetlenirler.. şimdi kendisine vermek istediğimiz cevap şu şekilde: Sayın Oya Çelikağ. Her bir faz arası geçiş. Sırasıyla Profaz. sürekli olarak belirli bir döngü içerisindediler. bununla başlayalım: Kanser.E V R İ M A Ğ A C I Kanser Nedir? Kanserin Evrimi Üzerine. vb. iki hücre (mayoz durumunda peşisıra iki bölünme sonucu önce iki.000 kez mutasyon meydana gelir. Ancak 3. farklı metotlarla kontrol edilir. radyasyon.

belirli bir doku veya organda başlayan bu kanserli hücreler (ki başladıkları nokta. ölümcül bir bakterinin varlığı bizlere hayret verici ve doğaya aykırı gelebilir. kansere adını verir: cilt kanseri. evrimsel süreç bununla da yetinmemiştir. hücre bölünmesi gerçekleşmez. İşte bu ikinci tip kimyasallara tümör baskılayıcı faktörler denir ve kansere karşı tedavide önemli rol oynarlar. Ancak işler her zaman bu kadar kolay olmaz ve kimi hücreler. Peki böylesine ölümcül olabilecek bir hastalık. Ancak kanser hücreleri arası mücadele ve seçilim şu anda yeni incelenmekte olan bir dal olduğundan. Bunun sonucunda da kanser meydana gelir. Normalde. o bakteri bizim için öldürücü olabilir. Evet. bir noktadan sonra bağışıklık sistemine ait hücrelerin biyokimyasal yapısından ötürü “yabancı madde” olarak algılanmaya başlanır ve yok edilmelerine uğraşılır. çalışma mekanizmalarını ve hayati fonksiyonlarını etkilemeye başlarlar. dolayısıyla ne de Doğal Seçilim’in umrundayız. Bu noktalarda. çoğunlukla meydana gelen durum olarak. “güçlü olan hayatta kalacaktır”. bizim temel sorumuz budur: Nature dergisinin 27 Ağustos 2008 tarihinde yayınlanan 454. belirli kimyasalların ortamdaki varlığı ve yokluğu aranır. bölünme işlemi durur ve o kimyasallar ortama sağlanana kadar bölünme devam etmez. sadece grip. Doğal Seçilim ile elenmesi gerekmez miydi?” Bu apaçık bir biçimde. nezle gibi basit hastalıkların önleminde değil. Doğal Seçilim. bizim için var değildir. hücre bölünmesi sırasında. fazlar arası veya fazların kendi içerisinde. Ancak kimi durumda. o zaman neden var. Evrimsel süreçte gelişen bu kimyasalların varlığında. bir noktada kontrolsüz olarak bölünen hücreler çeşitli müdahalelerle (özellikle de kontrolsüz bölünmeye sebep olan faktörlerin önünü keserek) durdurulmalı veya kontrol altına alınmalıdır. Bu kimi durumda işe yarar ve daha “kanser” olarak tanımlamaya zaman kalmadan bağışıklık sistemince mutasyona uğramış hücreler yok edilir. sayısında yer alan “Doğal Seçilim: Kanserin Evrimi” başlıklı yazıda da açık olarak belirtildiği ve izah edildiği gibi. belirli bir kimyasalın varlığında bölünme devam etmez. kanser hücreleri çeşit çeşittir ve birbirleriyle bir yarış halindelerdir. bazı kontrol noktaları (checkpoints) bulunmaktadır. Çünkü Doğal Seçilim ve genel olarak doğa. Örneğin. En nihayetinde bakteri de hayatta kalmayı ve üremeyi hedefler ve 187 . Sebebi her ne olursa olsun. Kontrolsüz olarak çoğalan bu hücreler. karaciğer kanseri. Yine de şu açıklamayı yapmakta fayda görüyorum: Biyoloji’yi ve tüm alt dallarını anlayabilmek için. Bu da kanserin diğer sebeplerinden biridir. doğadaki sıradan canlılarız ve bir gün yok olup gideceğiz. Veya bir başka kontrol noktasında. kitabında da sıklıkla belirttiği gibi bunu kolaylık olsun diye kullanmıştır). Bu sebeple bağışıklık sisteminin güçlü tutulması. Yani kimi durumda eğer ki bu özel kimyasallar henüz salgılanmamışsa.E V R İ M A Ğ A C I meden. ne doğanın. İşte bu noktadan sonra vücut gerekli işlevlerini yerine getiremez ve bir süre sonra da kademeli olarak sorunlar baş göstermeye başlar. bizim iyiliğimiz için çalışmaz. ancak o bakterinin var olabilmesi için bizim ölmemiz gerekiyorsa. nasıl evrimleşmiştir. kanser gibi hayati bir hastalığın önleminde de önem arz eder. Bizler. Eğer kanse vücudun geneline yayıldıysa veya kritik bölgelerinde hasara sebep olduysa. akciğer kanseri gibi) bir süre sonra o kadar çok büyürler ve çoğalırlar ki. Ve en “güçlü olan hayatta kalır” (bu bir metafordur ve Doğal Seçilim bu basit metafora indirgenemez. saçma ve düşünülmemiş bir sorudur. Normalde. Biz. çok fazla ayrıntıya girmek yanıltıcı olabilecektir. hayatı. bedeni ölüme götürür. Çünkü şöyle düşünürüz: “Madem bizi öldürüyor. diğer hücrelerin besin kaynaklarını. yok edildiklerinden çok daha hızlı bölünerek bağışıklık sistemini etkisiz bırakmayı başarırlar. doğa koşullarını gözlemlediğiniz ve üzerinde araştırma yaptığınız organizma odaklı görmelisiniz ve olaylar arası neden-sonuç ilişkilerini bu organizmaya göre kurmalısınız. işte bu kontrol noktalarına ait kimyasalların sentezinde sorun yaşanır ve hücre bölünmesi kontrolü sağlanamaz. Darwin. ta ki o kimyasallar ortamdan kalkana kadar.

Normal hücrelerimiz mutasyon geçirip de kötü huylu tümör (kanser) meydana getirdikten sonra. neyse ki. Daha önce de belirttiğimiz gibi. tıpkı zaten kontrolden çıkan aracın şoförünün daha da fazla gaza basması gibidir. duygusal bir karar vererek daha gelişmiş gibi gözüken. Uzun yıllarını bağırsak kanseri araştırmalarına harcamış bir bilim insanı olan Bert Vogelstein ve ekibi. Bu sayede. Üstelik. ancak bunun doğal bir değeri yoktur. mutasyonların doğru sırada ve doğru genler üzerinde meydana gelmesi gerekmektedir. bu durum bize zarar verir. Bu da. yakınlarındaki hücreler üzerinde üstünlük kurma mücadelesine girerler. Eğer ki kanser hücrelerini durduracak gücümüz yoksa. Evet. Üstelik bunun gerçekleşebilmesi için. evrimi gözlemenin kolay bir yoludur. uzun -ancak insan ömrü için o kadar da uzun olmayan. Çünkü unutmamak gerekir ki. Daha da fazla bölünmeyi tetikleyen bu genlere onkojen denir.E V R İ M A Ğ A C I bunu yaparken “İnsanlara ve diğer canlılara zarar vermeyeyeyim. bazı diğer hastalıkların yolunu açtığı için veya vücudun bazı işlevlerini engellediği için. Vogelstein da kanserli hücrelerin içerisinde bulunan mutasyonlu genlerin. Howard Hughes Tıp Enstitüsü’nün yayınladığı bir araştırmaya göre. kim ortama daha çok adapte olduysa. ancak frenler patladığı için (kanser başladığı için) artık önüne geçilemez bir dizi reaksiyon meydana gelmektedir. Aslında kanser hücrelerini incelemek bile. İşte bu. Ancak buna çok güvenmemek gerekir. o hücre varlığını koruyacaktır. vücudumuzdaki tüm diğer hücreler ve dolayısıyla biz gibi davranacaktır: Hayatta kalmaya çalışacak ve üreyecektir. meydana geldikten sonra.daha avantajlı konuma geçirecekse. her zaman olduğu gibi. tıpkı ilk canlılığın oluşumu ya da günümüzdeki evrimde olduğu gibi. kanser hücreleri. tıpkı doğada olduğu gibi seçilimin işlemesine ve dolayısıyla evrimin meydana gelmesine sebep olur. hayatta daha kolay kalabilecek ve bir sonraki mutasyonu görebilme ihtimalleri artacaktır (çünkü yok olmayacaklardır). Üstelik Vogelstein’ın anlattığına göre. şoför (yani vücudumuz) bunları durdurmak için elinden geleni yapar. Dolayısıyla Doğal Seçilim’de. ikincil sebeplerle ölmektedirler. kanser hücreleri ölümcül hale gelmeden önce. evrimdir. Yapılan araştırmalar. daha da fazla bölünmeyi tetikler. Kanserin gerçek anlamda öldürücü olacak kadar gelişebilmesi için. İşte bu sebeple de. her zaman daha avantajlı konuma geçen hücreler. Bu da. nesiller boyunca evrim geçirdiklerini göstermektedir. Tıpkı bu durumda olduğu gibi. Bu da. kanserden öldüğü söylenen pek çok insan. kansere sebep olacak ilk mutasyondan sonra da. Kanser hücreleri.bir evrim süreci gerekmektedir. Değilse. Dolayısıyla eğer normal hücreleriniz (buna bağışıklık sisteminize ait hücreler de dahil) güçlüyse. kanserli hücreler üzerinde yoğun bir seçilim baskısı bulunur. bu yolu izleyecektir. çünkü vücut tarafından “istenmeyen varlıklar” olarak görülürler ve yok edilmeye çalışılırlar. bazı kimyasallar salgılarlar ve bu kimyasallar. Kanserli hücre popülasyonunun evrimini gözlemek bu sebeple kolaydır. kontrolsüz olarak hızlanan bir arabaya benzetmektedir. kanser hücrelerinden yana çalışacaktır. hücre bölünmesini dur- 188 . Çünkü hücreler çok hızlı bölünür ve bu da pek çok neslin hızla geçmesi demektir. Doğal Seçilim bizi eleyecek ve kansere karşı daha dirençli olanlardan yana veya daha basit olarak. evrimleşmeye ve bağışıklık sistemi ile komşu hücrelere karşı direnç geliştirmeye çalışırlar. kanser elenecektir. Buna rağmen. kanserin gelişimi ve evrimini. Yani evet. kanser hücreleri de işte bu sebeple. eğer ki hücreyi -bize zararı olsa bile. kendi genleri bunun yolunu “kontrolsüz olarak çoğalmakta” bulduğu için. halbuki son derece sıradan ve gelipgeçici bir hayvan olan insandan yana değil. “kör bir saatçi” gibi davranacağı için. kansere sebep olan hücrelerin tek bir mutasyon geçirmediğini ve kademeli olarak. siz eleneceksiniz. ondan yana çalışacaktır. ancak çoğu zaman bundan daha fazla mutasyon geçirmesi gerekir. bir sonraki mutasyonun da meydana gelme ihtimali artacaktır. bir hücrenin kanserli hale geçebilmesi için en az üç veya dört. Konumuza dönecek olursak. istatistiki olarak düşük bir ihtimal verir.” kaygısı gütmez. tüm mutasyonlar bir anda meydana gelmez ancak her bir mutasyon.

aspx http://evolution.. ************ http://www. kanserin evrimindeki tüm basamakları daha kolay anlayabilecek ve bunların ne amaçlarla evrimleştiğini çözebilecektir.hhmi. aracı size belli etmeden daha da bozacak veya bozulmasına sebep olacaktır..nature. Hatırladığım kadarıyla bazı virüsler (serviks kanserine neden olan Epstein Barr virüsü gibi) HLA antijenlerini baskılayıp MHC komplekslerini hücre yüzeyinden silen bir mekanizma yapıyorlardı. Ne eksik ne fazla. kanser hücrelerinin kontrolsüz bölünmeleri kontrol altına alınabilir. yani kişiye spesifik.E V R İ M A Ğ A C I durabilecek kimyasalların salgılanmasını kestiğinden bahseder. mutasyon) oluşuyor.. Kanser çoğu zaman hücre yüzeyinde vücuda benzemeyen antijenler salıyor: HLA genleri üzerinden salgılanan MHC proteinleri (Major Histocomplability Complex). Kanseri önlemenin tek bir yolu vardır: Evrimsel Biyoloji’yi çok iyi anlamış olmak. Evrim sürecinde daha da “zekileşen” (daha bilimsel açıklamasıyla. 189 . Bu da. Bu proteinler. Bu da. bizlerin kafa karıştırmamak adına anlatmaktan uzak durduğu teknik detayları. kötü niyetli bir tamirci tutmaya benzetir. Organ transplantasyonunu engelleyen en önemli proteinler bunlardır. var olma savaşında sahip olduğu özelliklerden ötürü daha avantajlı konuma geçen) bazı hücreler (daha doğrusu genler). Fakat işin ilginci HLA antijenlerinde yatıyor. Aracınız bozulmuşsa. ancak bu tip bir tamirci. Şöyle ki. Evrimsel Biyoloji’yi özümsemiş ve tıp araştırmalarında kullanan. daha fazla mutasyonun tamir edilememesine sebep olur. Belki p53 ve RAS mutasyonları için ayrı bir paragraf açılabilirdi. Bu konuda daha fazla bilgiyi. son derece güzel derleyip açıklayarak yazdığı yorumu yazımızın altına eklemek istiyoruz: “Yazı harika.html http://www.com/ Sayfamız üyelerinden Sayın Erdem Ertaş’ın. hücrelerin bölünme kontrol mekanizmaları güçlendirilebilir veya kontrol edilebilir ve tüm bu çabalar sayesinde kanserin önüne geçilebilir. Bu sebeple de günümüzde Tıp ve Evrim konusunda büyük bir işbirliği çabası bulunmaktadır. Fakat evrimsel gelişimimiz bunun için de bir çözüm bulmuş: Natural Killer hücreleri.org/biointeractive/cancer/cancer_evolution. DNA’nın kendisini tamir etme sistemlerini de bozabilir.html http://www. tamircinin aracı tamir etmesi beklenir. Normalde frenler aracın hızını ayarlarken.metinberberoglu..edu/evolibrary/news/071001_cancer http://www.com/news/2008/080827/full/4541046a. Yani virüslerin hastalık oluşturma mekanizmasında HLA genlerinin ekspresyonunu indirgeme özelliği.. ülkemizin önemli tıp doktorlarından Operatör Doktor Metin Berberoğlu’ndan öğrenebilirsiniz. Çünkü Evrimsel Biyoloji’yi bilen biri. bu durumu.news-medical.. kanser evrimini daha da hızlandıracaktır. Kanser oluşumu dediğiniz gibi çeşitli faktörlerden (viral. İşte bu durum. frenlerin patlamasıyla araç kontrolden çıkar. aracın frenlerinin patlaması gibi düşünülebilir. Bu durum aslında çoğu başka hastalıklarda da var.berkeley.. Vücudun savunma sistemlerinden saklanmayı sağlamak için.net/news/2007/04/17/23697. her insanda farklıdır. engel oldukları kimyasalların salgılanması gerçekleştirilebilir. Vogelstein.. Ve evrimin tersine veya ona paralel ancak engel olacak şekilde izlenecek bir yol sayesinde.

nötrofiller. Bunlardan birisi de Natural Killer hücreleri İşte Natural Killer hücreleri. yüzeyinde MHC bulunmayan hücre çekirdeğine apopitoz (intihar) emri verir. Gerçi tez yazıyormuş Oya Hanım.E V R İ M A Ğ A C I Vücudumuzda makrofajlardan başka lenfositler. eozinofiller vb. 190 . Ben daha tıp fakültesinde okuyorum bilgiçlik taslamış gibi görünmek istemem :) İyi geceler dilerim. Her bir hücrenin primer olarak yaptığı görev farklı.” Sayın Erdem Ertaş’a sayfamız kurallarına tamamen uygun olan bu güzel yazısından dolayı teşekkür ediyoruz. Yani adeta bekçi gibidir. bazofiller. birçok savunma hücresi var.

mitokondri denilen “bakteri türü” de hücremize yerleşip bize enerji sağlamak karşılığında orada konaklıyor olabilir mi? Evrim Ağacı olarak kendisine şöyle bir cevap vermek istiyoruz: Sayın Bahadır Şimşek. Peki bu sırada mitokondriye ait genetik yapı değişiyor mu? Eğer değişmiyorsa acaba dini inanışlardaki Havva’ı bulabilir miyiz? =) Bir de Mitokondri bir tür parazit olabilir mi? Yani örneğin tıpkı barsaklarımızda yaşayan K vitamini sentezleyen bakteriler gibi. mitokondri dediğimiz organel bir prokaryotun. Bu kuram. Kısacası ana genetik materyalimiz olan çekirdek DNA’sından bağımsız. mtDNA. Bu sebeple yavruya geçen mtDNA’nın kaynağı.E V R İ M A Ğ A C I Mitokondriyal DNA (mtDNA) Nedir? Nasıl Kullanılır? Üyelerimizden Sayın Bahadır Şimşek bize şöyle bir soru yöneltti: Merhaba benim sorum mitokondrilerle iligli: Eşeyli üreyen canlılarda mitokondri anneden geliyor. prokaryotik (zarlı organellere sahip olmayan) canlıların. Elimizden geldiğince açıklayalım: Dediğiniz ve daha önceki yazımızda belirttiğimiz gibi. Yani ökaryotik (zarlı organellere sahip) canlılar. kaybedilir. sperm mtDNA’sının çok büyük bir kısmının yumurtaya geçmesine engel olur. mitokondriyal DNA (kısaca mtDNA). Daha sonraki zamanlarda. Mitokondri ve kloroplastların eskiden prokaryotik hücreler oldukları düşünülmektedir. Sorunuz için teşekkür ederiz. yumurtada 100.000 arası mtDNA bulunur. güzel bir soru sormuşsunuz. diğeri ile simbiyotik ilişkisinin bir ürünüdür. mitokondri denen ve enerji üretimi için büyük moleküllerin oksijen ile yakılarak küçük moleküllere dönüştüğü organelde bulunan bağımsız DNA parçasına verilen isimdir. bu kodların bir kısmının eskiden mtDNA’da bulunduğunu göstermektedir. Ayrıca yumurta döllendikten sonra sperm ve mtDNA yumurta tarafından “yabancı madde” olarak algılanarak yok edilir. mtDNA’nın kökenleri. Bu bölünme. 191 . Çok hücrelilerin çoğunda mtDNA yalnızca anneden gelmektedir. Endosimbiyotik Kuram ile açıklanmaktadır. Zaten spermdeki mtDNA’nın çoğu. annedir. Kısacası evet. hücrelerimizin çekirdeği haricinde.000 ila 1. Şu an konumuz bu olmadığı için fazla ayrıntıya girmiyorum. başka prokaryotik canlıları endositoz ile içlerine almaları ancak sindirememeleri sonucu ve bazı diğer etmenler dahilinde simbiyotik yaşama geçmeleri sonucunda evrimleşmiştir. Ayrıca döllenme sırasında meydana gelen biyokimyasal tepkimeler. Her mitokondri’de 2 ila 10 arası mtDNA kopyası bulunur. pek çok bulgu ile desteklenmektedir ve günümüzde en çok kabul edilen kuramlardan biridir. Günümüz canlılarında. ancak kimi durumda (hücre bölünmesi gibi) mtDNA’nın bölünmesi durdurulabilir veya gerektiği zamanlarda başlatılabilir. proteinlerin çok büyük bir kısmı çekirdekteki DNA tarafından kodlanır. çoğu zaman çekirdekteki DNA’dan bağımsızdır. mtDNA’nın da tıpkı günümüzdeki modern prokaryotlar gibi halka şeklinde olduğunu bilmekte fayda vardır (ökaryotların çekirdeğinde bulunan çift sarmal DNA’dan farklıdırlar). ancak bir bilgi olarak. mitokondrilerin yoğunlukla bulunduğu kuyruk kısmındadır ve kuyruk çoğu zaman döllenme sırasında. ancak bulgular. POLG ve POLG2 isimli genlerin kodladığı DNA polimeraz gama kompleksinin varlığıyla çoğalır. mtDNA’larla birlikte. ancak canlı genomu dahilinde sayılan bir DNA’dır.000. transpozonal sıçrama denen bir olay sonucu mtDNA’daki bilgiler nükleer (çekirdektei) DNA’ya taşınmıştır. Bunun çok basit birkaç sebebi vardır: Spermde 100-1000 arası mtDNA bulunurken.

sürekli olarak geriye giden ve gittikçe günümüz maymunlarının da atalarıyla yakınlaşan bir atadan evrimleşmişizdir. Bunun sebebi de ökaryotik canlıların çekirdeğinde bulunan çift sarmal DNA’ya göre çok daha az korunması ve kontrol mekanizmalarının prokaryotlardaki gibi daha az gelişmiş olmasıdır.gov/research/mitochondrial_research/ http://www. Küçük bir not olarak bildirmekte fayda vardır ki.org/wiki/Mitochondrial_DNA http://en. http://ghr.html 192 . Bu işlem. mtDNA’nın takibinin insanlara uyarlanmış versiyonudur.talkorigins. Çünkü mtDNA’nın mutasyon hızı gerçekten çok yüksektir. Bu araç kullanılarak insanın evrimi anlaşılmılştır ve anlaşılmaya devam etmektedir. Bu şekilde yapılan analizler sonucu. bu durumda da erkek tarafı belirlenir. Farklı canlıların mtDNA’sı kıyaslanır ve buna göre Evrim Ağacı çıkarılır.wikipedia. mtDNA’nın izleri takip edilerek bir canlının anne tarafının tamamının haritalanabilmesini sağlamaktadır. Yani bundan birkaç bin önceki nesil (her 100 yılda 2-3 nesil olduğunu unutmayınız) kesinlikle bir insan değildir.dna.turkiyeklinikleri. temel olarak mtDNA üzerinde bulunan HVR1 ve HVR2 genleri (toplamda 440 baz bulunur) ve bunlarının değişiminin takibiyle yapılır.wikipedia.nih.actionbioscience. Mitokondriyal Havva (Mitochondrial Eve) denen olgu da. meyve sineklerinde bu durum gözlenmiştir. insanların atası aranmıştır.com/ http://www. Kısa bir özet yapmak gerekirse. Bunun ötesinde ise mtDNA sayesinde çok ayrıntılı ve net Evrim Ağaçları oluşturulabilmektedir. Örneğin birkaç bal arısı türünde. mtDNA.org/faqs/homs/mtDNA.html http://www. İnsandaki mtDNA geriye doğru takip edilerek. http://pediatri. mtDNA.nih.gov/handbook/basics/mtdna http://ghr. ortada birden bire meydana gelen bir erkek ve kadın yerine.nlm. evrimin var olduğunun ve sürdüğünün çok açık bir ispatıdır.gov/chromosome/MT http://www. açık bir şekilde. şu anda yer veremeyeceğimiz ve açıkçası fazlasıyla ön bilgi gerektiren bazı yöntemler kullanılarak. çok hızlı değişir. nadiren mtDNA’nın erkek tarafından aktarıldığı da gözlenmiştir. çok güçlü bir “evrimsel iz sürme aracı” olarak kullanılabilir.com/abstract-tr_34538.nlm.E V R İ M A Ğ A C I Bu durum. günümüzdeki bütün köpeklerin atasının vahşi kurtlar olduğu ispatlanmıştır.org/wiki/Mitochondrial_Eve Sayfamız üyelerinden Sayın Fatih Sezer’in eklediği bilgiyi de notumuza katmak istiyoruz: Mitokondrilerde değişim yani mutasyon olgusunun kanıtı elbette hastalıkları. Aynı olgu. sadece erkekten alınabilen Y-kromozomu ile de yapılabilir.org/evolution/ingman. Ayrıca pek çok türle olan akrabalıklarımız gün ışığına çıkmıştır. Bu da filogenetik araştırmaların kolaylaşmasını sağlar çünkü mtDNA’da meydana gelen mutasyonlar ve bireyler ve türler arasındaki farklılıkların takibi kolaylaşır. In vivo dediğimiz ve canlı dışında gerçekleştirilen döllenmelerde de erkekten mtDNA’nın geçmesi durumu gözlenebilir.html http://en.mitochondrialdnatesting. en başta yazdığına göre tespit edilmiş 100e yakın mitokondri dna defekti var. Bulgular açıkça göstermektedir ki. Diğer sorunuza cevap olarak ise şunu söylemek istiyoruz: mtDNA’daki bilgiler sadece değişmekle kalmaz. pediatri dergisinden konuyla alakadar bir makale linki paylaşıyorum.

oluşur. Ya da kısa boylu zürafalar dallara uzanamaz veya kolay çiftleşemez (dişiler uzun 193 . sizlerin destekleri sayesinde güçlüyüz biz. onların içerisinde yaşamamamız veya basitçe Çinli olmamamızdır.bunun üzerinde beynin etkisi nedir???? vakit ayırırsanız çok sevinirim. genlerimizin ya da herhangi bir başka yapı taşımızın çevreyi ve ortamı algılaMAdığıdır. Aslında hayvanların tümü içinde. Bunların toplamına ve bunlar arasındaki toptan ilişkiye ise biz “canlılık” diyoruz. vs. gebelik sürecinin sonundaki kiloyu kontrol eden veya bu özellik üzerinde etkisi olan genlerin rastlantısal değişimi. Önemli nokta şu: Genlerimiz dış dünyayı “algılamıyor”. çünkü annesinin karnından çıkamaz. her an meydana gelebilecek olan transpozonal sıçramaları. Bunun sebebi. sadece mutasyonlar.peki genlerimiz dış dünyayı nasıl algılayabiliyor ve değişmesi gerektiğine karar veriyor. Bunlara mayoz sırasında meydana gelen crossing-over’daki genetik değişimleri. pek çok farklılık vardır. belirgindir. bir türe ait pek çok farklı çeşit meydana gelir.. ahtapotlar ya da güvercinler arasındaki fiziksel farklılıkları da bir bakışta görmemiz zordur. Zira sizi oluşturan her şey ama her şey. :) Hemen sorunuzun cevabına geçelim: İlk olarak bazı kavramsal düzeltmeler yapmak istiyorum: “Evrim’in aktarımı” şeklinde bir kullanım doğru değildir. ancak bu yavru doğada elenir. Peki bu değişim nasıl gerçekleşiyor? Şöyle: Mutasyonlar veya crossing-over. İnsanların hiçbirinin birbirine benzememesi bundandır. yağlar. bu aktarım süreci boyunca gerçekleşen birikimli değişimin genel adıdır. sezaryenle müdahale edilmediği sürece ölecektir.Türklerin hepsini birbirine benzetir ya da Almanların. ancak ehli veya çabalayan bir göz bunu görebilecektir. transpozonal sıçramalar ve benzeri rastlantısal olaylar sonucu genlerimiz sürekli olarak ve matematiksel bir rastlantısallık dahilinde değişmektedir. Ancak sizin de kastınızın “genetik meteryalin aktarımı” olduğunu düşünüyoruz. normal şartlar altında. Evrim. Çünkü bu çeşitlilik genellikle rastgele meydana gelmektedir. Burada bilmeniz gereken. Ama bu işin çok farklı bir boyutu olduğu ve ayrı bir notu hak ettiği için bu noktayı atlıyorum. Doğru kullanım şudur: “Genetik materyalin aktarımı”. 20 kilogram olarak meydana gelen bir köpek yavrusu. DNA’dan bahsetmeniz bunu gösteriyor. sadece bunları bizim gözümüz alışık olmadığı için göremeyiz. Bunların farklı birleşimleri sonucu karbonhidratlar.000 kere gerçekleşmektedir.’lık bir yavruyu meydana getirebilir. baktığınızda “cansız” diyeceğiniz ve gerçekten de cansız olan atomlar ve moleküllerdir. de eklemek gerekir. Benzer şekilde... Ancak doğa koşulları belirli anlar dahilinde. Yani embriyolojik gelişim sırasında. Tıpkı Çinli olmayanlar “Çinlilerin hepsi aynı!” iddiası gibi.E V R İ M A Ğ A C I Genlerin Değişimi Nasıl Olur ve Evrim Buna Bağlı Olarak Nasıl Gerçekleşir? Sayfamız okurlarından Sayın Cemil Kaya bize şöyle bir soru yöneltti: Evrimin dna lar yoluyla aktarıyoruz ve evrim boyunca genlerimiz değişiyo. Aslında Çinliler de -örneğin.. vb. tek bir insanda. Veri olarak. 20 kg. Güzel yorumlarınız için öncelikle teşekkür ederiz. Halbuki “canlı” ve “cansız” diye bir kavram aslında yoktur. İşte bunların sonucunda. günde ortalama 10. Evrim Ağacı olarak kendisine vermek istediğimiz cevap şöyle: Sayın Cemil Kaya. Örneğin şu anda. İşte bu rastgele meydana gelen saysız varyant (çeşit) doğa karşısında bir nevi sınava tabidir. proteinler.

zürafanın sadece boynu üzerinde değil.E V R İ M A Ğ A C I boyluları seçmektedir) ve bu yüzden er ya da geç elenirler. çünkü üreme mekanizmaları da değişmetkedir. Eğer ki gen zararlıysa. Böylece o değişmiş gen daha çok yavruya aktarılır. Uzun lafın kısası. Örnekler sonsuz sayıda arttırılabilir. Bu bağlamda. Evrim de bu şekilde. Öte yandan. ölmek ya da üreyememek şeklinde görülebilir. Bu şekilde birikimli bir ilerleme meydana gelir ve nesiller sonunda. Böylece o “çeşit”. Daha sonra bu değişim. yok olur. birikemiyor. canlı eleniyor ve o gen aktarılamıyor. doğada “test ediliyor”. genler “değişmeleri gerektiğini anlamıyor”lar. rastgele meydana gelmiş olan varyantlardan bir kısmı. Bu sebepten ötürü. genlerindeki çeşitlilikten dolayı doğal ortama daha çok adapte olacak şekilde var olan bir bireyin genleri onun hayatta kalmasına veya üremesine katkı sağlar. Çünkü belirli bir nesil sonunda. rastlantısal olarak değişiyorlar. doğaya adapte olamadıkları için elenirler. gelecek nesillere daha çok aktarılabiliyor ve birikiyor. Elenmek. beynin son derece sıradan bir organ olduğunu ve genler üzerinde hiçbir etkisi olmadığının açık olduğunu düşünüyorum. her zaman o andaki ortama en adapte olabilmiş bireylerin hayatta kalmaları ve üremeleriyle çok dağınık bir patika üzerinde ilerliyor. 194 . artık canlılar o kadar çok değişir ki (çünkü Evrim -örneğin. popülasyonlarda sürekli olarak (ortam koşullarının değişmediği varsayılırsa) belirli bir yöne doğru bir gen birikimi oluşur. İşte Evrim. kendisindeki bu çeşitliliği var eden genlerin yavrulara aktarılamaması demektir (çünkü bu “zayıf ” birey ölür ya da üreyemez). Genler. Eğer ki değişim canlıya fayda sağlıyorsa. budur. Buna biz “türleşme” diyoruz. Bunlardan birinin meydana gelmesi. atalarıyla (incelediğimiz popülasyonun ilk baştaki bireyleriyle) çiftleşememeye başlarlar. vücudundaki hemen her olgu üzerinde farklı şekillerde etkilidir ve bu etkilerin toplamı göz önüne alınmalıdır) bir süre sonra bu genlerin birikimi sonucu değişen bireyler.

Çünkü mantardan alge doğrudan bir madde geçişini gözlemek çok zordur ve bununla ilgili net bulgular yoktur. minerallerin az bulunduğu ortamlarda daha çok “karşılıklı fayda” çerçevesinde. Bu sebeple kimi zaman simbiyotik ilişkileri tanımlamak zor olabilir. bitkinin büyümesini normale göre yavaşlatabilir. bu ilişkiye katılan (ortak olan) tüm canlıların fayda görmesi sonucu oluşur (mutualizm ile eş anlamlı olarak kullanılabildiği gibi. Simbiyotik yaşamın en klişe ikinci örneği olan likenler de aslında çok net simbiyotik yaşam örnekleri değillerdir. mutual bir ilişki olarak sayılır. ilişkiye ortak olan türlerden birinin fayda sağladığı. konak olan canlının zarar gördüğü ilişki tipidir. ökaryotik hücreler meydana gelebilmiştir ve bundan daha yararlı bir simbiyoz -herhalde.Bu sebeple. Bu ilişki çerçevesinde. çünkü “endosimbiyoz” dediğimiz bir olay sonucu ortaya çıkan mutual ilişki sayesinde. Ancak ilginç olan bir nokta. Ancak bu mutual ilişki. Bunun karşılığında da mantar ihtiyacı olan karbonhidratlara (özellikle de glukoz ve sukroza) çok daha hızlı ve etkili bir şekilde ulaşabilir. En tipik örneklerden biri. diğerinin ise ilişkiden pek fazla etkilenmediği ilişkilere verilen isimdir. Yani iki canlı arasındaki fayda/zarar ilişkisi yerine. bazı kaynaklarda ilişki türlerinin tümüne verilen isimdir). Fayda/zarar ilişkisi düşünülmediğinde ve en nihayetinde mantar ile bitki köklerinin ya da mantar ile algin birlikte var olan türler olduğu düşünülürse. Belki ona zarar vermez. diğerinin ise bundan etkilenmediği veya fayda gördüğü ilişkilere verilen isimdir. bitki kökleri ile mycorrhizal mantar arasında meydana gelen ve ömür boyu süren ilişkidir. Amensalizm (Amensalism) ise ilişkiye ortak olan taraflardan birinin tamamen baskılandığı ve hatta öldüğü. 195 . yani bağımsız olarak yaşamamaktadır. Bildiğiniz üzere liken alg ile mantarın ikili ilişkisinden oluşur ve bu ilişkiye katılan alg türü liken hayatına o kadar adapte olmuştur ki. Çünkü mineraller açısından zengin olan toprakta bitkinin köklerine yine simiyotik ilişki kurmak üzere bağlanan mantar.E V R İ M A Ğ A C I Ortak Yaşam (Simbiyoz) Nedir ve Nasıl Evrimleşmiştir? Sayfamız üyelerinden Sayın Alphan Vardarlı bize şöyle bir soru yöneltti: Ortak yaşam (symbiosis) nedir ve ortak yaşam çerçevesinde şekillendirilmiş bir evrim ağacı grafiği var mıdır? Evrim Ağacı olarak kendisine vermek istediğimiz cevap şöyle: Sayın Alphan Vardarlı. Kıyaslama yapabilmeniz açısından. günümüzde alglerin liken ilişkisinden tam olarak nasıl bir fayda sağladığı bilinememesidir. mantar bitki köklerinin yüzey alanını arttırarak bitkinin aldığı mineral miktarını arttırır ve solunum sırasında ürettiği karbondioksit sayesinde bitkinin fotosentezine ürün sağlar.hayal edilemez. fayda ve zarar üzerine değil. Bu durumda likeni bir simbiyotik ilişki mi. Biz Evrim Ağacı olarak simbiyoz kelimesini mutualizm ile eş anlamlı olarak kullanan tarafta kalmaktan yanayız. o canlıların birbirine bağımlı olarak yaşayıp yaşamadıkları ve ne biçimlerde yaşadıkları göz önüne alınmalıdır. Simbiyoz. yoksa mantarların algleri bir hedef olarak seçtikleri parazitik veya komensal bir ilişki mi olduğunu tanımlamak güçtür. bu ilişki haricinde neredeyse hiç görülmemektedir. genel olarak canlılar arası bir ilişki türü olmakla birlikte. Kommensalizm (Commensalism). parazitlik (parasitism) parazit olan canlının yarar. aslında “simbiyotik yaşam”. ancak yarı-patojen bir etki gösterir. Şimdi biraz ayrıntıya ve örneklere inelim: Simbiyozda genel olarak ilişkiye ortak olan canlıların uzun süreler ve hatta ömür boyu birbirleriyle ilişki halinde kaldığı varsayılır. bunların simbiyotik canlılar olduğunu söylemek kolaylaşır. yaşam biçimi üzerine tanımlanmalıdır.

Jae Park’ın PubMed dergisinde yayınladıkları makalede ve öncesinde düzenledikleri deneyde Amoeba proteus isimli bir protista ile Escherichia coli bakterisi arasında simbiyotik yaşam kurulmuştur.E V R İ M A Ğ A C I Doğada o kadar çok çeşitte simbiyotik ilişki bulunur ki.Fotosentetik alg (fotosentetik karbon sağlar ve nitrojen kaynaklarını arttırır) . siyanobakterilerden bağlanmış nitrojeni alırlar) .Işık saçan (Luminescent. fotosentetik karbon alır) 4) Konak: Protista . 4 çeşit konak tipi görülebilir. simbiyotik ilişkilerin zıt karakterlerin bir arada bulunmasından evrimleştiğini ortaya koymuştur. fotosentetik karbon alır) . Hemen yanlarındaki parantez ise.Nitrojen bağlayıcı bakteriler (bağlanmış nitrojen sağlar.Metajonik bakteriler (oksijensiz solunumu arttırırlar.Karıncalar (bitkiyi otçullardan korur. Peki bu evrim ne sıklıkla ve ne zaman olmuştur? Bu konu hala tam olarak bilinmiyor. Tennessee Üniversitesi Biyokimya Bölümü’nden Prof. kalın harflerle yazılan konağa tutunan ve onunla ortak ilişki kuran canlıların isimleridir. bir arada bulunmaları sonucu önce birbirlerine zarar vermişler. farklı türler olmalarına rağmen birbirleriyle cinsel açıdan uyumludurlar (ki bu da onlarca “tür” tanı- 196 . Bu araştırma sonucunda elde edilen bulgular. Kwang W.Karıncalar (konaklarından bazı besin maddeleri alırlar ve konaklarını diğer hayvanlara karşı korurlar) 3) Konak: Mantar . Ancak konağın alemine dayanarak genel bir sınıflandırma yapılırsa. bitki sayesinde yuvaya ve besine sahip olur) 2) Konak: Hayvan . şu anda bilimsel bulgularla desteklenen bir gerçek.Böceklere bağlı bakteri ve mayalar (temel aminoasitleri.Mycorrhizal mantar (mineral alımını arttırır. Luminesan) bakteriler (kamuflaj ve uyarı sinyali sağlarlar) . başında tire işareti konanlar. Ancak filogenetik ağaç sorunuza da bir miktar cevap olması açısından.Kemosentetik bakteri (bağlanmış karbon sağlar) . Jeon ve Prof.Nitrojen-bağlayıcı bakteriler (Diatomlar. daha sonradan ise birbirlerine “alışarak” (ya da alışacak şekilde adapte olarak) birlikte yaşamaya başlamışlardır. Ancak 18 aylık deney ve 200 nesil sonunda. fotosentez girdisi sağlar) . Yani birbiriyle alakası olmayan ve hatta birbirlerine zararlı olan türler.Selüloz-parçalayıcı mikroorganizmalar (bağırsakta yaşayarak selüloz sindirimini sağlar ve ürünleri hayvana kazandırır) . vitaminleri ve sterolleri sağlar) . bu yüzeyine tutunan spiroketler sayesinde hareketlerini hızlandırır) Peki simbiyotik yaşam nasıl ve neden evrimleşti? Bu noktayı da açığa kavuşturmak önemlidir. bakterilerin varlığından etkilenmeden yaşamını sürdürmeye devam etmeye başlamıştır. fotosentetik karbon alır) . metanogenez gerçekleştirirler) . konağa sağladıkları ve kendilerinin edindikleri faydayı kabaca belirtmektedir: 1) Konak: Bitki .Hareketli mikroorganizmalar (Protista. Öyle ki. İlk etapta bakteri konağına zarar vermiştir ve bağımsız olarak yaşayan amiplere göre daha yavaş büyümesine sebep olmuştur. çimler ile ortak yaşayan endofitik mantarlar ile Epichloë isimli patojen bir tür birbirleriyle evrimsel olarak oldukça yakındır. bunları buraya sıralamamız saatlerce okuyacağınız bir liste oluşturabilirdi.Likenler (mantar. bakterinin amip üzerindeki zararlı etkisi azalarak yok olmuş ve amip. Aşağıda.Endofitik mantarlar (bitkiyi gövde yiyici otçullardan korur.

Evrimsel olarak. evrimsel süreçte gerçekten önemli bir adımdır ve prokaryotlardan ökaryotların evrimine imkan vermiştir (endosimbiyoz).org/wiki/Mycorrhiza http://web.ncbi. ****** http://science. karşı tarafın bazı koşulları sağlamasından ötürü. bu kimyasalların artık salgılanmadığı gözlenmektedir. Bu da onlara enerji açısından fayda sağlar.E V R İ M A Ğ A C I mından Biyolojik Tür olarak tabir ettiğimiz tanımlamaya bir istisna teşkil etmektedir). baklagiller ile ortak ilişki kuran Rhizobium ile bir diğer patojen bakteri olan Agrobacterium’un yakın filogenetik ilişkisidir.html http://web. taraflar.org/pages/48782/Symbiosis. Güney Amerika’daki Akasya ağaçları.htmlhttp://www.edu/bcmb/faculty/Individual_Faculty_Pages/Jeon_Kwang/Jeon_Kwang. bazı diğer bitkilerin salgıladığı koruyucu salgıları üretmek zorunda kalmazlar. Simbiyotik yaşam.nlm.nih.utk. Bu popülasyonlarda.jrank.edu/bcmb/faculty/Individual_Faculty_Pages/Park_Jae/Park_Jae.utk. Bu sayede. bir tür karıncanın bol bulunduğu bölgelerde yaşarlar ve bu karıncalar onları otçullardan korur.gov/pubmed/9435132 http://en. alelokimyasal denen ve otçulları kovan kimyasalları salgılar.bio. Bir diğer örnek. Ancak bu türün bazı popülasyonları. karıncaları üzerlerine çekerler ve otçullara karşı kendilerini karıncaların varlığıyla korurlar. Çünkü simbiyotik ilişki sonucunda.bio. Örneğin bazı bitkiler.wikipedia. Örnekler bu şekilde çoğaltılabilir.html 197 . Ne yazık ki talep ettiğiniz gibi bir filogenetik ağaç mevcut değil. sizlerle paylaşacağımızdan emin olabilirsiniz. bu ilişkilerin canlılara doğal ortamda avantaj sağlamasından ötürü evrimleştiği düşünülmektedir. ancak ola ki bulursak. kendilerinin yaptığı bazı işleri yapmayı bırakırlar.

şu önemli konuyu tekrar hatırlatalım: Canlılığın var olmasından beri (son 3.. belirli sürelerin üzerinde var olamaz. kendilerinde var olan genetik materyali (aslında sıradan moleküllerden fazlası değildir bu materyal). Yani bir kumandanız olduğunu düşünelim. Ancak şimdiye kadar yapılan açıklamalar ve araştırmalar dahi bize oldukça güzel bilgiler vermektedir. o zaman niye ölüm var? evrimsel süreçte neye maruz kaldık ki. Bu noktada anlamamız gereken bir diğer nokta şudur: Doğada hiçbir varlık. Çünkü bu sözde “canlıların” (aslında böyle bir şey yoktur. Bilimsel anlamda çok fazla incelenmeyen bir alana işaret ettiniz.başka bir evrende tamamen farklı yaşam döngüleri ve yaşam emellerine sahip canlılar bulunabilir. “varlık” olmasından ötürü var olma mücadelesi verir. kendi devamlılığı için her türlü durum ve eylemi kullanır hatta savaşır. Sayfamız okurlarından Sayın Serdar Elmas bize şöyle bir soru yöneltti: Her yaşam formu. Kumandanızın kırılmayacağını düşünüyorsanız. yine fiziksel yasalardan ötürü. Bunun arkasında da bulunabilecek birkaç sebepten önemlileri şunlardır: Doğada aslında her şey. bundan da başka bir notta bahsedeceğiz) bünyelerinde meydana gelen kimyasal reaksiyonlar (ya da bu durumda “biyokimyasal” reaksiyonlar) onu hayatta tutmak konusunda daha başarılı kılar. Sıradan bir malzeme örneğine (metal bir çubuk olsun) sürekli olarak sünme geriliminden (malzemenin yapısının bozulacağı gerilim noktası) daha az (yani onu kırıp bükmeyecek kadar) bir kuvveti arka arkaya bir uygulayıp bir uygulamazsanız ve bunu sürekli sürdürürseniz. yorulma (fatigue) denen bir mekanik olay vardır. yaşamımız son buluyor? Evrim Ağacı olarak kendisine vermek istediğimiz cevap şöyle: Sayın Serdar Elmas. bunda bir adım daha ileride olurlar. Temel cevap şudur: Bu böyle olmaktadır. aktif veya pasif olarak. yavrular üretiyorlar? Bu da bizi sizin sorunuza ve en nihayetinde ölüme götürecektir.E V R İ M A Ğ A C I Ölüm Nedir? Ölüme Biyolojik ve Evrimsel Bir Bakış.1 milyar defa (bunun tam sayısını veren testler ve formüller vardır) 198 . Bunlardan bahsederek sorunuza cevap vermeye çalışalım: İlk olarak. Bir takım “özel” kimyasal evrimden geçmiş olan (Bkz: Miller-Urey Deneyi ile ilgili notumuz) varlıklar. çünkü şu anda içinde bulunduğumuz evrenin fiziksel ve kimyasal yasaları dahilinde. Bu neden böyledir? Bunun için ilk canlıların meydana gelmesine ve sonrasında hayatta kalmalarına bakılabilir. Size uygulamalı bilimlerden (mühendislik gibi) bir örnek vereyim: Mühendislikte. İşte burada şu can alıcı soru sorulur: Neden kendi varlıklarını sonsuza kadar sürdürmüyorlar da.8-4 milyar yıldır) iki temel amacı var olmuştur: Hayatta kalmak ve üremek. beklemediğiniz şekilde kırılacaktır (failure.. çoğalmaya) çalışmışlardır. Öncelikle bu oldukça orjinal ve önemli sorunuz için teşekkür etmek istiyoruz. kesikli olarak ama durmadan). Yani Dünya’daki canlıların yaşam döngüsü. Ve canlılar ürerler. fracture). malzemeniz bir noktadan sonra bir anda. arka arkaya bastığınızı düşünelim (sürekli değil. bu işlemi -örneğin. Belki evrenin başka bir köşesinde veya -varsa. Ancak ilk hücremsilerden (koaservatlardan) itibaren hep canlılar hayatta kalma mücadelesi vermişler ve sonrasında. Dünya isimli gezegen üzerinde bu tip canlılar evrimleşmiştir. rastlantısallık eseri bu şekilde var olabilmiştir. açma-kapama düğmesine normal bir şiddette. çünkü bu da var olma mücadelesine aktif bir katkı sağlar. kendisinden meydana gelen ve kendisine benzeyen bireylere aktarmaya (üremeye.

E V R İ M A Ğ A C I yapın ve kumandanız beklemediğiniz bir anda kırılacaktı.htm Burada anlatmak istediğimiz şudur: Evrendeki her şey en nihayetinde kuarkların oluşturduğu atomlar. canlılığın da buna uyumlu olarak evrimleşmesine sebep olmaktadır. DNA çift sarmalı açılır ve sarmalın iki ucu birbirinden helikaz isimli bir enzim sayesinde ayrılırlar. “yavru” canlılara aktarması şeklinde olur. DNA dediğimiz moleküllerin kendilerini biyokimyasal tepkimeler sonucu çoğaltıp. “cansız”dan kastımız ise “varlığını pasif olarak koruyan varlık”tır. Mitozla üreyen bir canlı olarak bir amibi düşünecek olursak. Diğer ucu ise. Devam edelim: Ölüm. Burada tekrar edelim. işleme miktarına bağlıdır. genetik malzemenin aktarılması. Telomerler çok önemli yapılardır ve temel olarak kromozomların yanlışlıkla birbirlerine yapışmasına engel olurlar. Evrenin oluşum biçiminden ötürü bazı kurallar işlemektedir ve bizim “Fizik Yasaları” dediğimiz bu kurallar altında. maddelerin belirli “ömürleri” vardır. parçalanacak veya bütünlüğünü kaybedecektir” ve her canlı varlık bir gün “ölecektir”. yine şu anda girmek istemediğimiz moleküler yapısından dolayı kısım kısım okunmalı ve parçalar sonradan birleştirilmelidir. en alt boyutta bir kuarka ya da atoma kadar. Telomerlerin getirdiği dezavantaj şudur: Hücre bölünmesi sırasında. Bu genellikle çevresel baskılara ve aktif olarak iş gören bir varlıksa. biyolojik olarak ne demektir? Dediğimiz gibi. Yani bir DNA molekülü. eşeyli üreyen bir canlı da benzer şekillerde DNA materyalini kopyalayarak uzun nesiller boyunca yavrularına aktaracaktır. Öte yandan. sürekli olarak kopyalanır ve aktarılır. Ayrıca o varlığın bütünlüğünün bozulmasının istatistiki sebepleri de olabilir. Bu yasanın varlığı. Çünkü istatistiki olarak gezegen ve sistemlerin belli süreler sonunda dağıldıklarını bilmekteyiz.com/teknoloji-makaleleri/malzeme-yorulmasi. biyolojik amacı ise “biyolojik varlıkları biyolojik kılan genetik materyalin aktarılması”dır. Dünya’nın oluşmasından sonra meydana gelen iki farklı kimyasal evrim biçiminden başka bir şey değildir ve aslında “canlı”dan kastımız “varlığını aktif olarak korumaya çalışan varlık”. Ölümün Biyolojisi Şimdi işin biyolojisine tekrar dönelim: Dediğimiz gibi tüm canlılar hayatta kalma mücadelesi verirler ve üreme savaşı içerisindediler. genetik malzemelerini aktararak bir süre sonra kendileri yok olurlar (eşeyli üreme) veya mitoz ve benzeri üreme sonucu oluşan yeni canlılara dönüşürler (eşeysiz üreme)? Çünkü fizik kuralları dahilinde hiçbir madde sürekli olarak varlığını koruyamaz: En üst boyutta Evren’in kendisinden tutun da. Bir gezegen ne kadar uzun süredir varlığını koruyorsa. sürekli ve arka arkaya gelen bölünmeler sonucunda. “canlı” ve “cansız” farkı. bildiğiniz gibi kromozomlardan oluşur ve kromozomların uç kısımlarında telomer denen yapılar bulunur. Yalnız bu notkada bir sorun vardır: DNA molekülleri. bir seferde okunup kopyalanabilir.makaleler. moleküler yapısından ötürü (burada girmek istemiyoruz) hızlı bir şekilde. Okazaki parçacıkları dediğimiz parçacıklar meydana gelir bu kesik 199 . konuyla ilgili notumuza bakabilirsiniz). bir amipte bulunan DNA. Şimdi yukarıdaki sorumuza cevap verelim: Neden canlılar sürekli yaşamlarını sürdürmezler de. atomların oluşturduğu moleküllerden meydana gelmektedir. İkisinin de temel “felsefi” amacı “varlık durumunu sürdürmek”tir. milyonlarca hatta milyarlarca defa mitozla bölünme sonucu meydana gelen yeni amiplere aktarılacaktır. hücrenin yaşamı için de önemli bir dezavantaja sebep olurlar (işte buna “trade-off ” diyoruz. Ancak öte yandan. Daha sonra DNA’nın bir tarafı. hem de o “normal” olarak isimlendireceğimiz şiddetteki kuvvet altında! Bu mekanik olayla ilgili daha ayrıntılı bilgiyi aşağıdaki Türkçe makalede bulabilirsiniz: http://www. Çünkü her cansız varlık bir gün “bozulacak. yok olma ihtimali ve bu yok oluşun zamanının yakın olma ihtimali o kadar fazladır. yüzbinlerce .

tıbbi kısmı değil. her bölünmede kısalır ve insan için ortalama 70-80 yıl sonunda (artabilir ancak genellikle azalmaz) işlev göremeyecek hale gelir. hücrelerin telomerlerinin kısalmadan sürekli olarak çoğalabildiği ispatlanmıştır. Kalbimiz. mekanik olarak yorulurlar ve yapıları gitgide bozulmaya başlar. Bunun belirli bir mekanik limiti vardır. Buradaki “yaşlılık”tan kasıt. Bu protein yapılı enzim. Dolayısıyla her yeni DNA molekülü. temel olarak yaş fazlalığı değil. tek hücreli ökaryotlarda (Tetrahymena thermophila gibi). 200 . Aynı hücre. Tek bir amaca hizmet eder hale gelirler. daha önce de bahsettiğimiz mekanik yorulmadır. hücre ölümsüzlüğünde önemli bir adımdır. Bu noktada şöyle bir genel özet yapabiliriz: Örneğin insan. Science dergisinin 16 Haziran 1998 tarihli sayısında yayınlanan ve Prof. İşte buna kök hücre denmektedir. notlarımız arasında mevcuttur. ancak bunlara burada çok ayrıntılı girmek istemiyorum. geri dönülemez bir şekilde organizmanın fonksiyonların bozulması veya durmasıdır. Bu. ölümün gerçekleşmesi dört temel aşamada incelenebilir: Çöküş (descent). Bu süre. embriyoda meydana gelen ilk birkaç hücre. embriyonun ileri dönemlerinde farklılaşır ve özelleşirler ve bu çok yönlülük özelliklerini kaybederler. DNA sürekli olarak. Bunların kökeninde genel olarak “yok olma korkusu” ve “emeklerin boşa gitmesi endişesi” bulunur ve hemen hemen tümü bilim-dışıdır. belirli bir sayıda çoğalmadan sonra DNA’nın kısalıp. Ölümle ilgili olarak pek çok sınıflandırma yapılmıştır. Buna bazı canlılar ve hücreler. Kısaca. farklılaşamaz. çok yönlüdür ve her türlü organa dönüştürülebilir (gerekli fiziksel ve kimyasal ön koşullar sağlanırsa). Kaslarımız. özelleşerek karaciğer hücresi olur ve o şekilde kalır. Yani telomeraz enzimi. Ölümün temel tanımı ise. Örneğin bir çok yönlü hücre. Ölüm (mortification). İkinci tür ile ilgili yazımız. her canlıda farklılık gösterir. çünkü bizi ilgilendiren işin biyolojik kısmı daha çok. birkaç diğer noktaya da değinmekte fayda vardır: İlki. Bu da. Bu çok yönlülüğün kaybedilmesiyle birlikte. vücuttaki parçaların mekanik yorulma sınırlarına erişmesi ve artık işlevlerini düzgün olarak yerine getirememeleri demektir. Bunun sonucunda da saatli bomba işlemeye başlar. sürekli olarak (dakikada en az 60-80 defa) atmaktadır. Bu hücreler. Kısaca hücre. bir saatli bombaya benzetilebilir. normal vücut hücrelerimize telomeraz enzimi eklendiğinde. Çünkü kalp de. Bodnar’a ait makalede. embriyolojik dönemde oluşur ve sürekli olarak kasılıp gevşer. farklı kimyasallar ve fiziksel koşullarda kalp hücresi olur ve o şekilde kalır. Eskime (expiration). İnsan yaşlanmasını inceleyen bilim dalına jerontoloji denir. hepimizin bildiği gibi. Ancak telomer dediğimiz kısımlarda yeterince parçacık bulunamaz ve bu kısım kopyalanamaz. multipotent (çok potansiyelli) kök hücrelerde ve bazı kanser hücrelerinde bulunur. Ne yazık ki ökaryotların vücut hücrelerinde (somatik hücrelerde) genetik yapıda bulunmasına rağmen ifade edilmez (expression) ve dolayısıyla telomeraz enzimi üretilemez. temel olarak. biyolojik olarak nasıl değerlendirilir? Bildiğimiz üzere ölümle ilgili pek çok felsefi ve özellikle dini betimleme yapılmıştır. Sistem İflası (system collapse). hidra ve Turritopsis nutricula isimli denizanası türü yaşlılık sonucu ölmemektedir ve sürekli olarak kendilerini “gençleştirebilmekte” veya “yenileyebilmektedirler”. telomeraz enzimi de kaybedilir. Kalbimiz. işlev göremeyecek kadar azalması anlamına gelir. Peki ölüm . bir çeliği oluşturanlara benzeyen atom ve moleküllerden oluşur ve o da mekanik olarak yorulur. bir kısım eksik olacaktır. eşey hücrelerinde. Bunun haricinde. telomerlerde kalan eksik parçaları tamamlar ve DNA’nın kısalmasına engel olur. derimiz. bazı önlemler geliştirmişlerdir: telomeraz enzimi. tam olarak “mekanik yorulma” testi gibidir. ürediği zaman. organlarımız da benzer şekilde. İşte biz buna yaşlılık (senetance) diyoruz.E V R İ M A Ğ A C I okuma sırasında ve bunların bir uçtan diğer uca kadar olması gerekir. Hemen hemen her canlının yaşlanma sonucu ölmesi gözlenebilirken. Telomeraz.

ölüme doğum kadar normal bakmaktan geçer. hatta genel olarak herhangi bir şeyi hissetme durumunuz söz konusu değildir. var oluşuyla ilgili olağanüstü emeller belirleme gayesinde olduğu için. Aslında burada.gov/pmc/articles/PMC1707144/pdf/canmedaj00431-0106. Vücut kompozisyonunun geri dönülmez biçimde bozulmasına ve hayatın sona ermesine ölüm denir.ultranet/BiologyPages/T/Telomeres.com/books?id=RKlcb1ewzesC&q=Life%27s+Dominion&dq=Life%27s+Dominion&ei=rdBtSN uMJ6e6jgHXmcyOBg&pgis=1 http://www.com/jkimball.edu/p-4362-the-evolution-of-death.jstor.google. bir “neden-sonuç ilişkisi yanılgısı” vardır (bununla ilgili ayrıntılı bir not yayınlayacağız): Ölümden dolayı vücut kompozisyonu bozulmaz ve hayat sona ermez. bir yerde yeni yerler açarak. bütün algıları kapatmış ve kendini uyku sırasında yapması gereken işlere vermiştir (uykuyla ilgili notumuza bakabilirsiniz). ölüm hakkında belirli bir farkındalığı olsa bile (sinir yapısı olan her canlıda zeka olduğunu hatırlayın).htm 201 .nih.html http://www. İnsanın korkusunun temel sebebi.E V R İ M A Ğ A C I Bilim insanları olarak bizlerin desteklediği düşünce sistemi ise. hayatın “çöküşü” olan ölüm de. Halbuki insandan başka hiçbir canlı. şoka ve komaya giren insanlar da bunu yaşarlar. ******* http://users. ölüm. Ayrıca ölüm. bu sebeple katlanarak korkutucu bir hal almıştır. onlar için doğanın bir parçasıdır ve olmazsa olmazdır.org/pss/1307295 http://www. konuya bilimsel ve tarafsız olarak yaklaşmak gerekir. Bu farka dikkat etmekte fayda vardır.rcn. algısızlığa vücut bütünlüğünün dağılması da eklenir.org/wiki/Death http://www.nlm. O anda hangi pozisyonda yattığınızı veya saati veya vücudunuzdaki herhangi bir değişimi. bunun gibi. Benzer şekilde. ancak ölüm de bu düzen de bozulur.taf?ti_id=4038 http://www.full. Ölüm de. yeni doğumların gerçekleşebilmesini sağlar.ncbi. Çünkü bu.wikipedia.edu/cup_detail. çünkü uyku halinde biyokimyasal aktivite sürer. Bunu biraz açarak bu konuyu noktalayacağım: Sizden istediğim.ma. Burada.org/content/47/6/892. Çünkü beyin. hayatın bir gerçeğidir ve korkmay gerektirecek hiçbir unsur içermez.cornellpress. Bunun sonucunda da ardı arkası kesilmez hikayeler ve efsaneler zinciri.pdf http://books. hayatı ve ölümü ve daha genel anlamıyla “kendisini” yüceltme arzusundan ileri gelmektedir. her şey kapalıdır ve uyandığınızda o anları hatırlayamazsınız. hayatı aşırı yüceltmiş. uyduğunuz ancak rüya görmediğiniz bir anı (gerçi rüya gördüğünüz anı da olabilir) hatırlamaya çalışmanız. O anda sizin için. Ölüm.aspx http://icb.com/teknoloji-makaleleri/malzeme-yorulmasi.pdf+html http://en.makaleler.oxfordjournals. sonsuz bir “algısızlık” halidir. insan kültürünün evriminin bir parçası haline gelmiştir. en azından algı boyutunda. Uzun lafın kısası. ölümden korkmaz.cornell. Bu açıdan da önemlidir. uzatılmış ve geri dönülmez uyku hali olarak tanımlanabilir. basit bir biçimde. İnsanoğlu. “ölüm-sonrası” ile ilgili de hikayelere aldanmak yerine. Yani nasıl ki kimse “biri doğum yapacak” diye endişelenmiyorsa ve bununla ilgili efsanevi hikayeler uydurmuyorsa veya “doğum-öncesi”ni anlatan ve sağlayan mitolojik karakterler betimlemiyorsa.sunypress.

özellikle farklı bilimsel hipotezlerde bu konuyla ilgili ne deniyor? İyi çalışmalar. eşcinselliği evrimsel süreçte elememiştir? Bununla ilgili pek çok hipotez ileri sürülmüştür. erkeklerin yetersizliği veya sayıca azlığına tepki olarak. Homoseksüeller bilimsel olarak ne anormaldir ne de hastalıklıdır. sadece bir üreme aracı olarak görülmekte. bizonlardan penguenlere kadar yüzlerce türde homoseksüel ilişki tanımlanmış ve bu gayet doğal bir olay görülüyor. Bunlardan biri. Bu konuda sizin de kafanızı karıştıran soru. neden evrimsel süreçte homoseksüeller veya buna yatkın olanlar elenmemişler? Bunu ilk olarak. Hayvanlarda da. ancak araştırmalar sürdürülüyor. görülmelidir. elimizden geldiğince cevap verelim: New Scientist dergisi bu konuyu enli boylu ele almış: Dediğiniz gibi. Dolayısıyla. erkeklerle de ürerler. terchileri her ne kadar dişilerden yana olsa da. diğer yüzlerce hayvan türünü de hesaba katmak gerekir. Bu sırada aralarında cinsel ilişkiye benzer davranışlar da görülmüştür. üremeyi doğrudan desteklemeyen bir davranış biçimi niçin doğada açığa çıkabilmektedir? Ne kadar çok hayvan türünde eşcinsel ilişkilere rastlandığı artık biliniyor. Örneğin bir martı türünde gözlenen eş cinsellik. çoğunlukla bunu göstermektedir. Bu güzel ve önemli sorunuz için teşekkür ederiz. Günümüzde halen homoseksüelliğin genetik sebepleri tam olarak çözülebilmiş değil. İstatistikler. Örneğin Japon makaklarının dişileri. Bu tip durumlarda homoseksüelliği bir çeşit geçiş olarak görmekte fayda vardır. bireyler arası ilginç bir ilişkiyi ortaya koymaktadır. Demek ki eşcinsel davranışlar evrime zıt değil. aynı cinse ilgi duyan bireyler hiyerarşik düzende kolayca üst basamaklara çıkarak karşı cinse ulaşma şanslarını arttırırlar. Bu iddiaya göre. sadece insanları değil. Dişi martılar. öyle olsaydı çok zaman önceden bu bireyler elenmiş olur(muy) du? Bu konuda süregelen tartışmaların sonuçlanmadığını bilsem de bana cevap verirseniz çok sevinirim. eşcinselliğin bazı durumlarda cinsel başarıyı dolaylı olarak da olsa arttırdığı yönünde olan ilgi çekici bir iddiadır. Evrim Ağacı olarak kendisine şöyle bir cevap vermek istiyoruz: Sayın okurumuz. eşcinsel ilişkiler sıklıklar görülmektedir. Sorumuza geri dönecek olursak: Neden Evrim Mekanzimaları. daha önce belrittiğimiz üzere.E V R İ M A Ğ A C I Eşcinsellik ve Evrim Sayfamız üyelerinden biri bize şöyle bir soru yöneltti: Merhaba Evrim Ağacı Sorum bir insan bireyinin kendi cinsine duyduğu cinsel-erotik ilgiyle ilgili. tamamen doğal bir varyasyondur ve nasıl ki bir zenciye ya da uzun boylu birine garip bakmamak gerekirse. 202 . vahşi doğadan kopmuş insanlar açısından incelemek gerekiyor: İnsanların doğası dahilinde kurulan sosyal ilişkiler üzerinde yapılan araştırmalar göstermiştir ki. pek çok kişinin kafasını karıştırmakta: Madem homoseksüel ilişkide yavrular doğmuyor. gerçek eş olaraksa aynı cinsiyetin bireyleri (bu martı türü için dişiler) görülmektedir. ancak yavrulara başka bir dişiyle ortak olarak bakmaktadırlar. Eşcinsellik. kısaca biseksüeldirler (iki cinsiyete de ilgi duyan hayvanlar). homoseksüel birliktelik hoşgörüyle karşılanan toplumlarda. eşcinsellere de aynı şekilde bakmak gerekir. çiftleşmek için çoğunlukla dişileri tercih ederler ve doğal olarak bunu başaramazlar. Bu iddiaları düşünürken. erkeklerle çiftleşmekte ve yavru üretmekte. Yani erkek. homoseksüel çiftlerin çok büyük oranda ilerleyen dönemlerde karşıt cinsle birlikteliği ve hatta çocukları bulunmaktadır.

dişi tercihinden ötürü eşcinselliğin korunmasıdır. Homofobi hastalıktır. orak hücre anemisinin zararlı bir mutasyon olmasına rağmen Sahara Altı Afrika’da bu hastalığı taşıyanların sıtmaya yakalanmaması örneğidir.Dünya Psikiyatrların da dediği gibi homofobi öldürür ve tedavi edilmelidir. ancak dişiler. Bu hipotezi savunanların çıkış noktası. eşcinselliği 70’li yıllarda hastalıklar ve rahatsızlıklar kapsamından çıkarttı.E V R İ M A Ğ A C I Bir diğer hipotez de. Benzer şekilde Amerikan Psikoloji Derneği (APA) da eşcinselliğin bir tercih olmadığını. elenmesi için de bir sebep yoktur. hayvanlar aleminin geniş bir kısmında yer bulur ve Evrimsel Biyoloji’nin güçlü ışığı altında. kadınların cinsel verimliliğini arttırdığı. birleştirici bir kuram üzerine giderek. Dünya Psikiyatrları eşcinselliğin değil homofobinin tedavi edilmesi gereken bir hastalık olduğunu her defasında dile getiriyorlar.Sonuna kadar tüm eşcinsel. Orak Hücre Anemisi. doğanın birbirinden çeşitli milyarlarca durumunun bizim hoşumuza gitse de gitmese de var oluyor olduğu ve tüm bu durumların tamamen çeşitlilikten kaynaklandığıdır. Yani Doğal Seçilim üzerinde bir etkisi olmadığı için. tüm çeşitliliğiyle kucaklanabilir. lezbiyen dostlarımızın haklarını destekliyorum. Bir diğer hipotez. Makaklar üzerinde yapılan araştırma. Dünya Sağlık Örgütü (WHO). Günümüzde. Eşcinsellik için de bu tip bir açıklama ileri sürülmüştür. eşcinsel erkeklerin yeğenlerine daha çok zaman ayırdığı ve ilgilendikleri görülmüştür.. Örneğin en yakın akrabamız olan bonobo maymunlarında eşcinsellik. Benzer şekilde. tüm canlılara tarafsız olarak bakıldığında. Yorumlara baktım da insanlar Dünya Psikiyatrları ne demiş bir haberler. eşcinselliğin nötral bir karakter olmasıdır. doğal olduğunu ve değiştirilemeyeceğini açık 203 . her canlı için eşcinselliğin varlığının sebeplerinin farklı olabileceğini düşünmek gerekir. Sayfamız okurlarından Sayın Mehmet Akif Sökmen’in harika cevabını da eklemek istiyoruz: Eşcinsellik hastalık değil. Bu da genetik bir kavram olan “akraba seçimi” (kin selection) ile açıklanabilir. Ortaya atılan bir diğer hipotez. yani eşcinsellik ne avantaj ne de dezavantaj sağlar. Unutmamamız gereken bir nokta. sosyal ilişkileri güçlendirmek için kullanılan bir araçtır.çocuk sahibi olabilmeleri ve mirasta ortak olabilmeleri. dolayısıyla günümüzde zencilere (her canlıya olduğu gibi) saygı duymamız gerekmektedir çünkü atalarımızla bu kadar net bir özelliği ortak olarak taşımaktadırlar. artık tüm insanların atasının siyahi olduğunu ve renk farklılıklarının evrimsel geçmişten çok yaşanan ortamdaki adaptasyonlardan kaynaklandığını biliyoruz.Eşcinsel dostlarımızın tüm haklarını destekliyorum. bu erkekleri seçmektedir. tarafsız ve bilimsel bir açıdan bakmak en doğrusu olacaktır. Eşcinsellere yönelik karalayıcı iddilar. Burada. İleri sürülen bir diğer hipotez. Doğal Seçilim ile Cinsel Seçilim arasında zıt bir denge kurulur. insanlar arasında “sapkınlık” olarak addedilen eşcinsellik. bu sebeple genel olarak yavru üretilemese bile eşcinselliğin elenmeden günümüze kadar gelebildiği yönündedir. Bu hipotez de tabanlarını tavuskuşlarından alır: Erkek tavuskuşlarının büyük ve gösterişli kuyruğu onları kolayca av yapar. üreme konusunda olumsuz etkileri olsa bile. bu mekanizmalar için Genetik Sürüklenme veya Türleşme Yazı Dizisi’ni okuyabilirsiniz. Samoa’da yapılan bir araştırma. eşcinselliğin bireyleri desteklemek yerine grupları ve grup yaşantısını desteklemesinden taban almaktadır. bazı dişilerin. eşcinsel eğilimli erkekleri seçmesi sonucu Cinsel Seçilim yoluyla. eşcinselliğin sadece zevk amaçlı kullanıldığını ortaya çıkarmıştır.Evlilikleri. Bu açıklamalardan birini mutlak doğru kabul etmektense. Diğer modern ülkelerde nasıl ise öyle olmalı. sıtmaya karşı direnç sağlamaktadır. bu sebeple zararlı bir hastalık olsa da popülasyon içinde belli bir oranda korunmaktadır. Evrimsel Biyoloji’nin engin denizlerinde her türlü durumla karşılaşabilmenin mümkündür ve bunlara şahsi görüşlerimiz çerçevesinden bakmaktansa. bu gibi durumların son derece normal olduğu görülebilir ve canlılık. aseksüel. biseksüel. tabii zamanla elenebilir veya yaygınlaşabilir. eşcinselliğe sebep olan ve henüz tam olarak tespit edilememiş olan genlerin.. zamanında zenciler için yapılandan farksızdır.

Tıpkı vücuttaki mineral eksikliğini tamamlamak gibi. APA ayrıca “eşcinsellikten vazgeçirme terapilerinin” bireylere zarar verebileceğini de belirtti (AK/EÜ). “O kadar ki. bir insanın kimliğini başka bir grubun öfkesini çekiyor ya da inançlarına uymuyor diye ‘değiştirmesi’nin mümkün olmadığını söylüyor” diye konuşan Yüksel’e göre. 204 . destek almaları mümkündür”. 1974’ten beri psikiyatrik ve ruhsal hastalık sınıflamasında kabul edilmiyor. Eşcinseller. tedavi peşinde koşmaya çalışıyor” diyor. Bu sözlerin sahibi psikolog Mahmut Şefik Nil. eşcinselliğin zaten zor bir süreç olduğuna. cinsel tabuların ağır bastığı toplumlarda oransal olarak daha yüksek rastlandığını belirten Yüksel. Şahika Yüksel şunları söylüyor: “Eşcinsellik bir hastalık değildir. erkeklik hormonları verilerek normalleştirilmeye çalışıldı. 1940’larda dünyada tedavi yolunda çok çaba gösterildi. İstenilen. kendi kimliklerini inkar etmeye yönelik bir grup eşcinseller”. Ama biz hekimler bu durumun bir tedavisi olmadığını biliyoruz. ayrımcılığa ve şiddete maruz kalan. Azınlık kültürü “Gazetelerdeki ‘Güzin abla’ gibi köşeleri yapan kişilerin bakış açısından eşcinsellik ‘kötü’ ve değişmesi gereken bir şey. Ama toplumsal baskılardan dolayı varoluşunu yaşamakta zorlanan kişilerin kendileri ya da yakınlarının.E V R İ M A Ğ A C I ve net bir şekilde belirtti. Dr. “Yüzde 10 küçük bir oran olmamasına karşın kültürel ve dini çeşitli önyargılar nedeniyle toplumun diğer kesimlerinde öfke uyandırdığı bir vakıa. Yapılan araştırmaların insanların yaklaşık olarak yüzde 10’luk bir bölümünün eşcinsel olduğunu gösterdiğini kaydeden Yüksel. eşcinsellerin bir bölümü bile eşcinselliklerine mazeret yaratmaya. bu kimliklerin yok sayılması” diyor. şunları söylüyor: “Eşcinsellik hastalık olmadığı için tedavisi de tıp ahlakına uygun değildir. Eşcinsellik normal bir durumdur. İstanbul Üniversitesi Çapa Tıp Fakültesi Psikiyatri Anabilim Dalı Başkanı Prof. dolayısıyla tedavisi de sözkonusu olamaz”. Bir bireyin doğuştan gelen genetik özellikler ya da çocuğun ilk gelişimini tamamladığı 3-4 yaşına kadar olan dönemdeki etkileşimler dolayımıyla eşcinsel olabileceğini belirten Yüksel. nasıl ki heteroseksüeller kendi cinslerine ilgi duymaya zorlanamazsa. Bu tür ayrımcılıklara kapalı toplumlarda. Cinsel ayrımcılık: Kapalı toplum arızası “Bilim. Tedavi bir şeyin ortadan kaldırılması anlamına gelir. Ama artık eşcinselliğin bir hastalık olmadığı ve buna bağlı olarak da tedavisinin olmayacağı yaklaşımı yavaş yavaş yerleşmeye başladı”. eşcinseller de karşı cinsle yakınlaşmaya zorlanamaz. kimi eşcinsellerin kendi içlerinde bile bir “homofobi” ürettiğine dikkat çekiyor. ‘eksik erkek’ olarak değerlendirilip. Buna rağmen farklı kültürlerde derecesi değişmekle birlikte. Bilim insanlarının konuyla ilgili görüşleri hiçbir tartışmaya kapı açmayacak kadar net: “Eşcinsellik bir hastalık değildir.

bir yandan da kişinin kendine yönelik şiddet uygulamasına kapı açar”. Bu tür bir davranış biçimi bir yandan kişilik parçalanmasını artırırken. Daha önceleri bunun kişinin inisiyatifine bağlı bir tercih olduğu söylenirken günümüzdeki çalışmalarla bu konunun tercihe dahi mahali kalmadığı. insanın kendisi. Tıpkı siyah. Türkiye’den bir haber sitesinin bu konuyla ilgili yayınladığı bir haberi sizinle paylaşmak isterim. Ayrıca eşcinselliğin gözlenebildiği fosiller de söz konusudur. BİA Haber Merkezi 28/04/2005 Alev KARAKARTAL Mehmet Akif Sökmen (Evrim Ağacı Okuru) Sayfamız okurlarından bir diğeri olan Sayın Gülşah Güler’in yazısını da eklemekte fayda görüyoruz: Merhabalar. Eşcinselliğin hastalık mı tedavisi var mı tartışmalarından önce bu sosyal olgunun bir tercih dahi olmadığını belirtmek isterim. genetik bir durum olduğu söylenmiştir. Alevi. Kişinin kendisini reddine dayanan bir psikoterapi mümkün değil. azınlık olmanın getirdiği sonuçlarla eşcinseller de uğraşıyor”. kavga nesnesi olmamalı. “tedavi ol” gibi önerilerin ekstra bir patolojiye yol açtığını belirten Nil. Henüz yeterince çalışılmamış bir konu olsa da bu mezardan çıkan iskeletle birlikte antropologlar varsayımları kuvvetlendirmektedir. http://www. Kürt olmak gibi. Çek Cumhuriyetinde bulunan bir fosille bu konuya bir kez daha dikkat çekilmiştir 2011 mart ayı itibariyle. 205 . ‘Güzin abla’nın deyimiyle ‘hastalıkla’ mücadele etmeye çalışan insanlar olacaktır.com/id/25200568/ Saygılarımla.E V R İ M A Ğ A C I Bu tür durumlarda “evlen”. Ancak. “Türkiye gibi ülkelerde eşcinselliğin psikodinamiği çok farklı. “Güzin abla” gibi köşelerin “cinsiyet ayrımcılığı” yaptığını kaydeden Nil. olası riskler konusunda da şu uyarıda bulunuyor: “Bu önerilere uyup.ntvmsnbc.

başarısız olanlar (örneğin Antik Yunan Tanrıları) seçilim etkisi altında elenmekte. 1844 yılında Max Stirner’ın “Ego ve Kendisi” isimli kitabına kadar gider. Yehova. Bu sebeple insanlık tarihinde yüz milyonlarca farklı din ve Tanrı. Sorunuz için teşekkür ederiz. vb. God. MEMETİK hakkında tam olarak net bilgilere kavuşamıyorum. davranış veya bilgi parçalarına denir. Daniel Dennett. bilgi. davranış. Richard Dawkins’in “Gen Bencildir” (The Selfish Gene) isimli kitabında ortaya atılmış ve dile yerleşmiştir (örneğin bu tabir de bir memdir ve kulaktan kulağa yayılarak insan diline yerleşmiş. Tek tek her birini izah etmeye gerek yok ancak başlıcaları Richard Semon. Luigi Luca Cavalli-Sforza. Marcus Feldman. Acaba Memetik Türkiye de olan bir bilim dalı mı ? Ders içeriği ne? Bilgilendirirseniz sevinirim.). düşünce ve davranışlar. Stirner.E V R İ M A Ğ A C I Mem ve Memetik Nedir? Sayfamız üyelerinden Sayın Durmuş Yılmaz bize şöyle bir soru yöneltti: Richard Dawkins in Gen Bencildir kitabındaki Mem kavramı üzerine MEMETİK bilim dalı kurulmuş. Bu olay. bulunmaktadır. fikir parçası) eğer ki yeterince güçlü. tıpkı genler ve bireylerin üzerinde olduğu gibi “seçilim baskıları” olduğu düşünülmektedir. aktarılmasına son verilir ve yok olur. memlerin de kişiden kişiye ancak genetik olmayan yollarla aktarıldığı düşünülür. Malcolm Gladwell. Bunlar babadan oğula. Aaron Lynch. örnek olarak milliyetçiliği ve dini verir. Bunlar. bir o kadar farklı siyasi görüş. 206 . bu seçilim etkisi altında memlerin gelişip evrimleşebileceği düşünülmektedir. işe yarar ve/veya inandırıcı değilse. Dawkins zamanına kadar geliştirilen bu konsept. canlıların Doğal Seçilim etkisi altında elenmesine benzetilir. 1976 yılında. farklı bilim adamlarınca ileri sürülmüştür. belirli toplumlarda. Mem (İngilizce: meme). Çünkü bir mem (düşünce. Mem kelimesinin mucidi Richard Dawkins olsa bile. günümüzde de memlerin en güzel örnekleri olarak karşımıza çıkarlar. genlerle özdeşleştirilir ve genlerin biyolojik olarak aktarılması gibi. Bu. Geçmiş bir zamanda. kapitalizm. kulaktan kulağa aktarılan bilgi türleridir ve her yeni nesilde. bir kültür içerisinde kişiden kişiye aktarılarak geçen fikir. Mem kavramı. Dawkins tarafından zirveye çıkarılmış ve tekrar meşhur edilmiştir. vb. Mem kelimesi. Burada da benzer kavramların kültürlerde bulunduğu ve bireyler arasında aktarılıp geliştiği ileri sürülür. Richard Brodie ve Richard Dawkins gibi bilim insanlarıdır. seçilime karşı koymuştur). tıpkı genler ve bireyler gibi evrimleşmekte. Elimizden geldiğince yanıtlamaya çalışalım. günümüze kadar aktarılmış ve günümüze kadar evrimleşmiştir. Evrim Ağacı olarak kendisine şöyle bir cevap vermek istiyoruz: Sayın Durmuş Yılmaz. en güçlü olanlar ve dönem insanlarının ihtiyaçlarına en çok cevap veren düşünüşler ise varlığını sürdürmektedir (örneğin Allah. Konuyla ilgili pek çok benzer düşünce. Benzer şekilde. Memler üzerinde de. belirli etkiler altında yaratılan bu inanç. “memetik” (mem bilimi) oldukça eskilere. sosyalizm. fikir veya davranışların dallanıp budaklanması ve gelişmesi olarak karşımıza çıkmaktadır.

Araştırma programlarının da üç bileşeni vardır: Katı çekirdek (hard core). Diğer bir karşıtlık sebebi ise. Pozitif ve Negatif Problem Çözme Teknikleri (Positive and Negative Heuristic). gelecekte daha net bir şekilde ortaya. 207 . bu bilim dalının hala alması gereken belli bir yol vardır. bilimsel olarak oldukça sağlam gözükmektedir ve kısa bir süre sonra gerçek ve resmi bir bilim dalı olarak bilim dünyasında yer alacağı şüphesize yakındır. Memetik için insanın evrimsel açıdan incelenebileceği görüşü. memlerin hayatımızda yer bulup bulmayacağı. Kısacası. yardımcı hipotezler veya katı çekirdekten olgusal sonuçlar çıkarmak için gerekli hipotezlere verilen isimdir. katı çekirdeği koruyan bölümdür. karşılıklı fikirlerin sürekli çatıştığı ve hep daha iyi fikirlerin bu sayede geliştiği (diyalektik) bir bilgi türü olduğundan. Bu kavram. memlerin kendisinin de bir mem olduğunu (yukarıda da belirtmiştik) ve bu sebeple de kendi kuyruğunu ısıran bir yılan gibi bizi çıkmaza soktuğunu düşünmesidir. Ancak bazı kavramları oldukça iyi açıklaması sebebiyle. Zira konu. katı çekirdeğinin bir elemanıdır. Elbette ki memetiğin de pek çok eleştiricisi ve karşıtı vardır. henüz ders kitaplarında da yer almamaktadır. sayfamız okurlarından Sayın Kubilay Meşe’nin şu yorumunu da eklemek istiyoruz: Memetik hakkındaki bu yazı beni çok mutlu etti. bilimde çok uzun yıllardır kullanılmaktadır ve “memetik” ile hiçbir ilgisi yoktur. gitgide güçlendiği de bir gerçektir. onu güçlendirir ve temellendirir. “Mimetik”. bu sebeple yavaş yavaş yerleşmekte olan ancak hala resmi bir bilim dalı olmaktan uzak bir alandır. bilimde uzun yıllardır yer eden “mimetik” ile karıştırılmamalıdır. Mary Midgley isimli bir diğer bilim insanı ise. konunun terminolojisi ve kapsamı geliştirilmekte ve bazı üniversitelerde konuyla ilgili araştırmalar yürütülmektedir. Günümüzdeki nöro-görüntüleme teknikleri sayesinde. Katı Çekirdek. 1997-2005 yılları arasında elektronik olarak yayınlanmıştır. Ne var ki bilim. Bu sebeple. Konu. 1990’larda doğmuştur ve memleri evrimsel modeller dahilinde incelemeyi hedefler. Bu konuda ben de bir şeyler söylemek istiyorum. Türkiye’de de bu alanda henüz somut bir çalışma yürütülmemektedir ve hiçbir üniversitede eğitimi verilmemektedir. Memetik alanı içerisinde yapılan neredeyse tüm araştırmalar buraya girer. toplumun bu şekilde tekil ve sınırlı kavramlarla genellenemeyeceğini ve gözlemlenemeyeceğini ileri sürmektedir. Koruyucu Kuşak. konuyla ilgili deneysel araştırmalar yapmak mümkün olabilmektedir. Örneğin Luis Benitez-Bribiesca isimli bir bilim insanı memleri ve memetiği “sahte-bilimsel dogma” (pseudoscientific dogma) olarak tanımlamakta ve evrimsel biyolojinin diğer bilimlerle karıştırılmaya çalışıldığını ileri sürmektedir. İmre Lakatos -bir bilim felsefecisi. araştırma programlarındaki temel yasa ve ilkelere verilen isimdir. Günümüzde. memlerin doğrudan “düşünce” demek olduğunu iddia etmesi ve bizim üzerimizde bir “düşünce”den farklı olarak ne tip etkileri olduğunun bilinmediğini. bilinmeyenlerin açıklanması beni hep mutlu eder. Ancak daha sonra dergiyi çıkaranların el değiştirmesiyle yayın hayatı sona ermiştir.bilimin en küçük yapıtaşının “araştırma programları” olduğunu söylemiştir.E V R İ M A Ğ A C I Bir bilim olarak memetik. bir diğer ve son derece kapsamlı kavram olan. Koruyucu Kuşak. Not: Yukarıda açıklanan “memetik”. bilimde doğanın taklit edilmesi demektir ve tamamen ayrı bir yazının konusu olabilir. Memetik Dergisi isimli bir bilimsel makale dergisi. Koruyucu Kuşak (protective belt). yine bilim insanları ve onların özverili çabaları sayesinde konulacaktır. Konuyla ilgili olarak.

E V

R

İ

M

A Ğ

A C

I

Pozitif ve Negatif Problem Çözme Teknikleri ise anlatılması daha zor olan bölümüdür araştırma programlarının. Negatif problem çözme teknikleri için kısaca, bir araştırma programında sonuç ne olursa olsun değişmemesi gereken bölümleri belirleyen teknikler, denebilir. Bu tekniklerin amacı daha çok katı çekirdeği korumak ve “bağlam dışına çıkmamaktır.” Pozitif problem çözme teknikleri ise araştırma programındaki koruyucu kuşağın “ad hoc” olmayacak şekilde değiştirilebileceğini söyler. “Ad hoc” -basit tabiriyle- “zorlama varsayım” (halk ağzı) veya “amaca mahsus varsayım” (daha ince ağız) demektir. Bir hipotezin “ad hoc” olmaması şu anlama gelir: “Eğer katı çekirdeğe koruyucu kuşak hipotezler ekleyerek ortaya çıkardığımız model yanlış bir öndeyide bulunduysa, koruyucu kuşak hipotezlerinde yaptığımız değişiklik sonucu elde edilen yeni modelin daha önceki modelden daha çok yanlışlanabilir olması gerekir.” Yukarıda yazdıklarım aslında “Memetik bilim dalı değilse nedir?” sorusuna verilen bir cevaptı (kimse sormamış olabilir ama ben kendime sordum :D). Memetiğe bir “araştırma programı” gözüyle baktığımızda onu bir safsata veya militanca kabul edilen mutlak doğruya ulaşmış bir dal olarak görmeyiz/göremeyiz. O bir araştırma programıdır ve bilim dalı olma yolunda hızlı adımlarla ilerliyor; sadece kuruluşunun kısa süre önce olmasından dolayı henüz göze çarpar bir durum gözlenemiyor. Sayın Durmuş Yılmaz’ı tebrik ediyorum; herkes araştırma programlarını ciddiye almaz. Bir bilimadamı bile araştırma programları hakkında ağır konuşabilir ama siz bunu cesaretle sordunuz ve sorma amacınızda herhangi bir art niyet yok. Bundan sonra soracağınız sorular umarım en az bunun kadar güzel ve yerinde sorular olur...

208

E V

R

İ

M

A Ğ

A C

I

Primat Nedir?
Evrim Ağacı olarak okurlarımızdan gelen paylaşımlar bizler için çok değerlidir. Sayfamız okurlarından Sn. Gülşah Güler, bizlerle, kendi yazılarını paylaşma inceliğinde bulundu ve bu gerçekten bizi çok sevindirdi. Son derece başarılı bir şekilde açıklanan konular, sizlerin biraz daha kolay anlayabilmesi için tarafımızdan yapılan bazı eklemeler ve açıklamalar haricinde, orjinaline tamamen bağlı kalarak aşağıda sunulmuştur. Hepinize iyi okumalar diliyor, okurumuza sonsuz teşekkürlerimizi sunuyoruz: 18. Yüzyıl’da ilk kez Linnaeus tarafından anatomik yapı, davranış örüntüleri ve homolojik karakterlerine bakılarak tanımlanan bir takımdır. Türkçeye çevirdiğimizde öninsansı maymun kelimesi ile karşılanır. Memeliler sınıfının en zeki canlılarıdır. Beyinlerini aktif olarak kullanabilme ve bipedalizm ile karakterize edilirler. Primatlar; bipedalizm ve zeka ile karakterize edilmiş, insanları, insansı maymunları (goril, orangutan, şempanze ve gibon), maymunları (yaşayan ve nesli tükenmiş lemurlar, kuyruklu-kuyruksuz maymunlar) kapsayan geniş bir takımdır. Diğer canlılar ile ekstremite (uzuvlar) ve lokomasyonda (hareket) el ve ayaklarda beş parmak bulunması, pençe yerine yassı tırnaklarının oluşu, el ve ayaklardaki kavrayıcı özellik, dik durmaya doğru bir eğilim, clavicula’nın (köprücük kemiği) korunması; dişler ve diyette genelleşmiş diş yapısı ve diş dizilimi, omnivor (hem etçil hem otçul) bir diyet yapısı; duyular, beyin ve davranışlar açısından koklama merkezinin zayıflamasıyla birlikte koku alma duyusu ve burun yapısındaki gerileme, görme duyusunun artmasıyla binocular (görme sırasında iki gözün de ortaklaşa kullanılması) ve stereoskopik derinlik algılama özelliği (görme sırasında iki gözün de beyinde bir arada değerlendirilmesi), beynin büyümesi ve kompleks bir yapıya eğilim göstermesi, gebelik sürecinin uzaması, öğrenilmiş davranışlara imkan sağlayacak biçimde ebeveyne bağımlılığın azalması, içgüdülerle değil beynin fonksiyon kazanmasıyla öğrenme eğilimi açısından ortak genel özellikler gösterir. Primatlar genel olarak tropikal ve yarı tropikal iklim özellikleri gösteren alanlarda yaşarlar. Bazı türler sadece soğuk iklime uyum sağlamışken diğer tüm primatlar hem iklim şartına uyum göstermişlerdir. Primatlar yaşadıkları ortamlara uyum sağlarken kendilerine özgü yaşam stratejileri ve davranış kalıplarını da geliştirmişlerdir. Primatlarda el ve ayakta beş parmak vardır. Evrim sürecinde birçok hayvan taban üzerinde yürüyen bir atadan parmakları üzerinde yürüyen bir şekle evrimleşirken topuk yukarı doğru kaymış, parmak sayısı da kaynaşarak azalırken insan türünün de içinde bulunduğu primat takımında bu özellik değişmemiştir. Primat takımında parmaklar oynar ve hareketlidir. Eski ve Yeni Dünya Maymunları’nda el ve ayak parmaklarının tamamı kavrama hareketine katılırken insanın sadece elleri bu işlevi yerine getirmiştir. Başparmakları diğer parmaklarla karşılaşabilen primatlar objeleri sadece elleriyle değil, kavrama özelliğine sahip ayaklarıyla da tutabilirler. Ayrıca Yeni Dünya Maymunları’nda kuyruk 5. bir el gibi işlev görür. Primatlar dik, yarı dik veya dört ayak üzerinde hareket ederler.

Primatlar meyve, çiçek, bitki tohumları, ağaç kabukları, dallar, bitki kökleri, böcekler ve küçük hayvanlarla beslenir-

209

E V

R

İ

M

A Ğ

A C

I

ler. Beslenmelerinde mevsimsel özellik gösteren primatlar aynı dönemde aynı besin türleriyle beslenmektedirler. Daha çok enerji ve besleyici değeri yüksek olan besinler tercih edilir. Primatlar beslenmeye bağlı olarak farklı diş dizilimleri de gösterirler. Memelilere oranla hacimce azalan dişler türler arası farklılık göstermesine rağmen Eski ve Yeni Dünya Maymunları’ndaki diş dizilimi aşağıda verilmiştir. Öncesinde, kısaltmalarla ilgili bir açıklama yapmak gerekirse: Incisor (Kısaltma: i) (Türkçe: Kesici Diş) Canine (Kısaltma: c) (Türkçe: Köpek Dişi) Premolar (Kısaltma: pm) (Türkçe: Küçük Azı Dişi) Molar (Kıslatma: m) (Türkçe: Azı Dişi) Diş Formülü: Ağız, 4 tane çeyrekten oluşur. Üst ve alt yarı, ortadan iki tarafa doğru simetriktir. Dolayısıyla, diş formülü belirtilirken, sadece üst çeneden bir çeyrek, alt çeneden bir çeyrek belirtilir. Diş formülünde, önce kesici dişlerin üst/alt oranı, sonra köpek dişlerinin üst (alt oranı, sonra küçük azı dişlerinin üst/alt oranı ve son olarak azı dişlerinin üst/alt oranı bir kesir halinde yazılır. Bu, tek bir kesir olarak ifade edilebileceği gibi, her biri için ayrı ayrı kesirler de verilebilir. Aşağıdaki ilk örnek, açıklayıcı olması açısından ayrıntılandırılmıştır. Yeni Dünya Maymunları: i 2/2, c 1/1, pm 3/3, m 3/3 olmak üzere toplam 36 diş vardır. Bu kesirlerin anlamı, Yeni Dünya Maymunları’nın ağızlarında üst çenenin sol veya sağ tarafında 2 adet kesici diş, alt çenenin de sol veya sağ tarafında 2 adet kesici diş bulunur. İlk oran olan 2/2 bunu gösterir. Ağızdaki toplam kesici diş sayısını bulmak için bu sayılar toplanır ve 2 ile çarpılır. Yani Yeni Dünya Maymunları’nın ağzında (2+2)x2 = 8 adet kesici diş bulunur. Benzer şekilde diğerleri de belirtilir ve hesaplanır. Diş formülü, bu şekilde ayrı verilmek yerine şöyle de belirtilebilir: 2.1.3.3 / 2.1.3.3 Bu kapalı gösterimde de farklı bir durum yoktur. Toplam diş sayısı için, kesrin iki tarafı toplanır (2+1+3+3+2+1+3+4=18) ve ikiyle çarpılır (18x2 = 36 diş). Unutmamak gerekir ki bazı hayvanlarda (örneğin Lepilemurlardan veya Tarsiyerlerde) üst çene ve alt çenedeki diş sayısı eşit olmayabilir. Bu sebeple formülün üst ve alt kısmı her zaman aynı olmak zorunda değildir. İnsanda da olduğu gibi Eski Dünya Maymunları’nda ; i 2/2, c 1/1, pm 2/2, m 3/3 olmak üzere toplam 32 diş vardır. Diş dizilimleri farklı olsa da bütün primatlar omnivor diş dizilimi gösterirler. Primatlarda ağız ve burnu içeren bölge değişik derecelerde çıkıntı yapmaktadırlar. İlkel primatlarda genel olarak daha uzun olan bu çıkıntılar kuyruksuz büyük maymunlara gelince azalmaktadır. İnsan da ise bu bölge iyice düzleşmiştir. Daha az koku almayla ilgili olarak burun bölgesi küçülmüştür. Koku alma duyusunun körelmesine paralel olarak görme gelişmiştir. Memelilerde kafatasının yan tarafında olan gözler primatlarda ön kısımda yer alır. İki gözün görme ekseninin paralel olması aynı anda bir noktaya bakabilmesine olanak sağlarken aynı zamanda derinliğine ve uzunlamasına algılama yeteneğini de kazandırmıştır. Primatların beyin kapasitesi büyük bir farklılık gösterir. Buna rağmen beyin/vücut ağırlığı memeliler arasında en büyük olan primatlardır.

210

E V

R

İ

M

A Ğ

A C

I

Taksonomisi Primatlar; Prosimiler Tarsi Lorisi Lemur Anthropoidea Platyrrhini –> ceboidea Catarrhini Cercopithecoidea Hominoidea Oreopithecidae Hylobatidae -> hylobates - symphalangus Pongidae –> pongo – pan – gorilla Hominidae

Yazar: Gülşah GÜLER- 09.12.2009 (Evrim Ağacı Okuru) Düzenleme ve Eklemeler: ÇMB (Evrim Ağacı)

211

E V

R

İ

M

A Ğ

A C

I

Tür ve Filogeni Kavramları Üzerine
Evrim Ağacı olarak okurlarımızdan gelen paylaşımlar bizler için çok değerlidir. Sayfamız okurlarından Sn. Gülşah Güler, bizlerle, kendi yazılarını paylaşma inceliğinde bulundu ve bu gerçekten bizi çok sevindirdi. Son derece başarılı bir şekilde açıklanan konular, sizlerin biraz daha kolay anlayabilmesi için tarafımızdan yapılan bazı eklemeler ve açıklamalar haricinde, orjinaline tamamen bağlı kalarak aşağıda sunulmuştur. Hepinize iyi okumalar diliyor, okurumuza sonsuz teşekkürlerimizi sunuyoruz: Tür birbirleriyle çiftleştiklerinde verimli nesiller veren, genellikle birbirlerine yüksek derecede benzeyen, ortak bir ata ve ortak bir gen akışıyla verimli döllenmeyi gerçekleştiren taksonomik bireyler topluluğudur. Bu verilen döllerin de kendi aralarında gen akışı sayesinde verimli döller üretebilmesi tür kavramı için baz alınan ana noktadır. Türler her zaman sabit değildir. Kendi içerisinde varyasyon gösterip alt türlere ayrılabilirler. Bir tür kendi içerisinde alt taksonlara ayrılıyorsa bu politipik tür olarak, eğer alt taksonlara sahip değilse monotipik tür olarak isimlendirilir. En az bir morfolojik karakter bakımından fark eden ve coğrafi olarak sınırlandırılmış yerel popülasyonlar adını alt tür olarak alırlar. Türler gen akışı sağlanmış verimli döllerin varyant göstermesi ile oluşur. Filogeni ile türler saptanır. Tüm canlıların evrensel kökenlerini saptamak için, türlerin nasıl oluştuğunu, hangi kriterlere göre tür kavramının oluştuğunu inceleyen bilim dalına ise Filogeni denir. Poligenik ve monogenik kalıtım yoluyla incelenen filetik ilişkiler türlerin hangi kıstaslara göre oluştuğunu belirler. Birtakım homolojilerde metrik karakterler ve poligenik kalıtımın epigenetik karakterler üzerinde etkin olduğunu gözlemlemekteyiz. Örneğin insanların cranial indislerine (kafatasıyla ilgili belirleyici ve ayırt edici bir ölçüt) bakılarak kafatasının dolichocranial (cranial indisi 74.9 ve altı olan kafatasları), mesocranial (76-80.9 arası) veya brachycranial (81 ve üstü) benzerlerini saptanabilir. Cranial yükseklik endisi ile az yüksek, orta yükseklikte veya yüksek olup olmadığını saptayabilir bireyler arası epigenetik karakterlerdeki homolojileri gözlemleyebiliriz. Irklar arasında da bu metrik ölçümlerin yarattığı epigenetik karakterler göze çarpar. Cranio-facial indis (kafatası ve yüz ölçülerini hesaba katan bir ölçüt) ile zygomatic arkların (elmacık kemiği) durumuna bakıldığında Eskimolar, Avustralya yerlilerinin farklarını gözlemleyebilir, etnik kökenler arası benzeşimler yakalayabiliriz. Bu örnekleri çoğaltacak olursak; orbital indis (alçak-orta-yüksek göz çukuru); nasal indis (dar-orta-geniş burun); palatal indis (dar-orta-geniş damak); mandibular indisler kafatasından alınan değerlerle homoloji yaratabilir. Yazar: Gülşah GÜLER- 09.12.2009 (Evrim Ağacı Okuru) Düzenleme: ÇMB (Evrim Ağacı)

212

E V

R

İ

M

A Ğ

A C

I

http://www.facebook.com/treeofevolution

Bilim-Dışı İddialara Bilimsel Cevaplar: Bilmek Ya Da Bilmemek...

213

E V

R

İ

M

A Ğ

A C

I

214

E V

R

İ

M

A Ğ

A C

I

Miller-Urey Deneyi’ne Yönelik Eleştirilere Cevaplar
Sayfamız okurlarından Sayın Demir Bozdoğan bize aşağıdaki kaynağı sundu ve içerisindeki eleştiriler hakkındaki düşüncelerimizi sordu:   http://blog.milliyet.com.tr/Blog.aspx?BlogNo=218954   Evrim Ağacı olarak kendisine ve eleştirilere şöyle bir cevap vermek istiyoruz:   Sayın Demir Bozdoğan,   Paylaşımınız için teşekkür ederiz. Ne var ki, bu yazının yazarının kaynakları ne yazık ki aşağıda sıraladığı o sükseli isimler değil, şu internet sitesi ve benzerleridir:   http://www.harunyahya.org/evrim/hy_darwinizmin_sonu/Dsonu07.html   Bu sözde eleştirilerin hiçbiri bilimsel olmamakla birlikte, her bir madde “Begging The Question” (Soruya Yalvarmak) isimli bir mantıksal hata (logical fallacy) içermektedir. Üstelik, bu kaynakların hiçbiri bizim sınır olarak çizdiğimiz ve tahminimizde bütün bilim insanları tarafından da kabul edilecek Bilimsel Değer Sorgulama Testi’i geçememektedir ve hatta testten ciddi derecede düşük puanlar alabilmektedir.   Begging The Question, bir tartışma esnasında, bir tarafın, açıkladığı bir olayın ya da olgunun nedensellik ilişkisi içerisinde sadece sınırlı sayıda ihtimali karşısındakine sunarak, diğer bilimsel ve gerçekçi ihtimalleri göz ardı etmesi ve sizin de bu ihtimalleri görmenizi engellemeye çalışmasına denir. Özellikle bilim düşmanları ve spesifik olarak da Evrim Karşıtları arasında bu mantık hatasına sıkça rastlanır ve sürekli olarak düşülür. Sadece Miller-Urey Deneyi için değil, sözde “eleştirmek” ve çürütmek istedikleri tüm deneylerde bu hataya bilinçli olarak veya bilinçsizce düşerek, her zaman olduğu gibi bilimden uzaklaşmaktadırlar.   Esasen bizim işimiz asla ve asla özellikle de yukarıda kaynağı verilen şahıs gibi bilim düşmanlarının bilim dışı iddialarına cevap vermek değildir, bunu başarıyla yapan pek çok site ve bilim örgütü bulunmaktadır. Ancak Yazı Dizini’nde de görebileceğiniz gibi, yeri geldikçe bunlara cevaplar vermekteyiz. Madem bu konudki bu yazı sizin de dikkatinizi bu kadar çekti ve Evrim Ağacı’na taşımanızı sağladı, biz de gerekli cevapları verelim.   İddia - 1) Soğuk Tuzak: Bu “artistik” isim, her ne kadar insanda sanki muazzam bir mekanizmaymış hissiyatı uyandırsa da, mühendislikteki ismiyle “tuzak” (trap) yalnızca basit bir yoğunlaştırıcıdır. Amacı, buharlaşan gazların yoğunlaşmasıdır. Bu, elbette ki deneyde kullanılacaktır ve gerçekte bu mekanizmanın olmadığını iddia etmek cahilliktir. Öncelikle şunu anlamak gerekir: Her bir deney, doğadaki orjinalin olabildiğince iyi; ancak yeterince iyi olmayan bir kopyasıdır. Doğada belki doğrudan bir “trap” bulunmayabilir ve hatta elbette ki bulunmayacaktır. Ancak doğada da sürekli bir döngü vardır ve buharlar yoğunlaşmakta, sıvılar buharlaşmaktadır. Miller ve Urey, mümkün olduğunca hızlı ve etkili sonuçlar alabilmek için, her bilim adamı gibi doğadaki bu mekanizmayı modellemişlerdir. Bu modelleme, doğal olarak mekanik bir araç ile yapılması gerekmektedir. Konuyla ilgili herhangi bir kaynakta, bu tuzak isimli yapının (ki bu aslında bir mekanizma değil, basit bir boru şeklidir) aminoasitleri “izole etmek” için kullanıldığı iddia edildiği görülür. Halbuki amaç izolasyon değil, gaz bölmesindeki gazların yoğunlaştırılmasıdır. Doğada bu, atmosferdeki

215

  Her zaman olduğu gibi yapılmaya çalışılan. ancak Karbondioksit gibi moleküllerin içerisinde bulunuyorlar. zaten böyle bir sorun olmayacaktır veya soğuk okyanusla karşılaşan sıcak gazların yoğunlaşması şeklinde karşımıza çıkacaktır. Ancak bilim insanları.com/note. Bugün soluduğumuz ve havadaki en yoğun ikinci gaz olan Oksijen. Ancak bu bağlantılardaki iddia sahiplerine verilecek en net cevap.php?note_id=172730422785041   İddia .” Bu. Bu dedikleri şuna benzer: “Uçağa binemeyiz çünkü doğada uçan bir metal yok. Hatta günümüzde Miller’ın gizlice sakladığı bazı deney tüplerine ulaşılmıştır ve 1963’ten beri saklı kalan bu tüplerde. yeryüzünde açık olarak pek bulunmaz. Elbette bilim insanları.   Bu konuda şunu söylemek yeterli olacaktır: Evet. Bu da canlılığın gerçekte zamanında (bundan 4. çok sağlam kanıtlarla desteklenmediği için dikkate değer bulunmadı. Yani iddia edilenin tam zıttı bir şekilde. ışık hızında giden cisimlerin Newton Fiziği’ne uygun olmadığıdır. bize sınırlı sayıda seçenek sunarak (“Bakın. zorlu ve bilgiye dayalı bir iştir. kendi zamanlarındaki bilim ve bilgi doğrultusunda çıkarımlar yapacak ve buna göre araştırmalar yapacaklardır. Oksijen atomları ve molekülleri elbette ki var. Ancak bir grup bilim insanı. bilimsel bir bilginin çarpıtılmasıyla üretilmiştir. o dönemde yapılan deneyin kalıntıları bulunmuştur. bazı kimyasal tepkimeler sırasında az miktarda Oksijen’in serbest kalabileceğini ve bunun. dönemlerindeki bilgi doğrultusunda ilkel atmosfer tahminlerinde bulunmuşlardır ve bunda belli bir oranda başarılı olmuşlardır. Eğer ki canlılık atmosferde başladıysa bu. daha doğru tahminlerle tekrar edildiği ve Miller ve Urey’in deneyinin çürümesi bir yana. Yani Miller ve Urey de açık bir başarıya ulaşmıştır. Bu. doğada elbette ki bu mekanizmanın benzeri vardır. yaptıkları araştırmalar sonucu gördüler ki bundan 4.   Daha fazla bilgi için: https://www. Normalde. Miller ve Urey’den sonra deneyin yüzlerce defa farklı bilim insanları ve üniversitelerce.   Yine burada da görüyoruz ki. %100 doğru bir tahminle yola çıkmasalar bile. ne saçma!” diyerekten insanı kısıtlı sayıda ihtimale sınırlandırmak ve aslında o düzeneğin doğadaki ne tip olayları modellediğinin anlaşılmasına engel olmaktır. dolayısıyla bu bilim insanlarının inşa ettikleri uçağın gerçekten uçabileceğini bilmemiz mümkün değil. ondan çok daha başarılı sonuçlar elde edildiğidir. Bu iddia. konu hakkında hiçbir bilgiye sahip olmadan bilime ve bilim adamlarına sataşıp hiçbir bilgi üretmemekten çok daha asil. yağmurların oluşumuna benzer bir şekilde oluşmuştur. ancak bitkilerin evrimleşmesinden sonra atmosfere katıldı. Yaklaşık 48 yıldır o tüp içerisinde süren “mini-deney”de Miller ve Urey’in deneyinin uzun vadede çok daha fazla aminoasit. Miller ve Urey. ilkel atmosferde serbest oksijenin olmadığını biliyoruz. Miller ve Urey yanlış tahminde bulundu. Aslında açıklama yapmaya bile gerek yok ama yine de madem başladık. apaçık saçmalıktır. gülünçlük derecesinde saçma ve belki de bu tip iddialardır onları “bilim düşmanı” kılan ve gerçek bilim insanlarının bu tip iddiaları ve iddia sahiplerini kaale dahi almamasına sebep olan. doğada hiç böyle bir mekanizma bulunabilir mi. ancak bir diğer grup bilim adamı bunu ciddiye alıp bazı araştırmalar yaptı ve sorunun çözümünü buldu: Günümüzde demir. çünkü Einstein ve benzeri bilim insanlarının 1900’lerin ikinci yarısında yaptıkları araştırmalar sonucu ulaştıkları sonuç.2) Bu iddia gerçekten. yaşamın başlangıcındaki aminoasitleri parçalayabileceğini ileri sürdü. Eğer ki okyanus tabanlarında oluştuysa. kısaca şunu söyleyelim: Bu dedikleri aynen şuna benzer: “Newton Fiziği kesinlikle saçmalıktır. şeker ve hatta nükleik asitlerin oluşabileceği gösterilmiştir.facebook.E V R İ M A Ğ A C I gazın yoğunlaşması şeklinde olur. oturulan yerden.”   İddia .5 milyar 216 .3) Bu iddia. “Bakın. genellikle yerin metrelerce altına gömülüdür. dolayısıyla deneyin geçerli ve doğru olması imkansız!” diyerek) gerçekte olan ihtimallerden daha azını görebilmemiz hedeflenmektedir.5 milyar yıl önce) var olandan daha az maddeyle bile başlayabileceğini düşündürmektedir.

Bu sayıyı bir düşünüp.facebook. eğer ki serbest oksijen açığa çıkmış olsaydı bile. Bu kişileri ciddiye almak bir yana. günümüz modern canlılarının ve çeşitliliğinin nasıl bugünlerine geldiğini bulmak ve bilimsel (somut. Bu sebepleri bulmak kimi zaman zor. Discovery Channel bir belgeselinde bu konuyu enine boyuna araştırarak çarpıtmaların tüm cevaplarını bilimsel yöntemlerle vermektedir. Miller’ın saklı tüplerinden çıkmıştır.   217 .   Sağ-el ve Sol-el aminoasitleriyle ilgili gerekli açıklamayı ise şu yazımızda zaten yapmıştık:https://www. com/note. aminoasitlerin geri kalanının bir kısmı da.   İddia . Bu sayede. şekerler ve lipitler oluşmaya başlamıştır. kaynaklardaki gibi manipülatörlerin oyuncağı ve kuklası olmaktan öteye gitmeyecektir. Yukarıda da açıkladığımız gibi. Ancak hiçbir şey yapmayarak bu açıklamaları bulmaya çalışanları küöçümsemektense. koaservatların içerisine hiç giremeyerek ya da çok az girerek bu “ölümcül” sonuca sebebiyet veremeyeceklerdi.   Unutmamak gerekir ki Darwin de Beagle seyahatine çıktığı sırada Christ’s College’da teoloji (din “bilim”i) okuyan bir öğrenciydi ve Beagle’a İncil’in Genesis (Yaratılış) kısmını ispatlamak için çıktı. bu kaynaklar Dünya’nın gördüğü en büyük evrimcilerden biri olan Stephen Jay Gould’u öldükten sonra yazılarını çarpıtarak Evrim karşıtı bile yapacak kadar ileriye gidebilmektedirler. Bilim düşmanları. Canlılığın atmosferder veya okyanus diplerinde başlaması 600 milyon yıl almıştır.   Bilim. yine sınırlı sayıda ihtimali sunarak. Zaten koaservatların oluşmasıyla birlikte bu aminoasitler dış ortamdan ayrılmışlardır ve Oksijen var olsaydı bile.   Burada da tipik bir çarpıtma ve manipülasyon örneği görüyoruz. Bugün net bir şekilde biliyoruz ki. Doğadaki her şey. bir takım aminoasitler Oksijen ile parçalanabilirdi. bilim insanlarından öğrenilmelidir.4) Aminoasitlerin sayısının azlığı. Çünkü bilmediğini bilmeyen biri. sonra okumaya devam ediniz. karşılaşabileceğiniz en tehlikeli insan grubuna dahildir.   Bu arayışa çıkmayan biri. Miller ve Urey ise deney sonuçlarını 6 gün içerisinde almıştır. cehaletlerinden korkmak gerekir. somut sebeplere dayanır.   Gördüğünüz gibi. biraz da olayı bilmemekten kaynaklanmaktadır. elimizi taşın altına sokup bu “kutsal” arayışa katılmakta fayda vardır. yeryüzünde atmosferle temas halinde demir yatakları bulunmaktaydı. Bilim dışı kaynakların bilimle ilgili yorumları bu şekilde sonuçlar doğurabilmektedir.E V R İ M A Ğ A C I yıl önce ve sonrasında. Demir açıklaması yapılmasaydı bile. Onun “kutsal” arayışı. beklenen sürenin azlığı ile oranlanınca. Orada sol elli aminoasitlerin nasıl evrimleştiğini ya da bu konudaki düşünceleri aktardık. iddianın cevabı ortaya çıkacaktır. materyal) bir şekilde açıklamakla noktalandı. kimi zaman ise çok çok zor olabilir. ancak bir kısmı elbette ki rastlantısal olarak bu tepkimeye girmeden kalabilecekti.php?note_id=172730422785041   Daha fazla açıklamaya gerek duymuyoruz.   Bu iddia. bilimin hiçbir zaman doğa üstü açıklamalar ihtiyacı yoktur ve olmayacaktır. Ve bu 6 günde bile. bu demir ile tepkimeye girecek ve atmosferde serbest halde kalamayacaktı. bu kaynakların hiçbiri bilimsel tabanlı olmamakla birlikte. diğer ihtimalleri göz ardı etmenizi sağlamayı hedeflemektedirler. aminoasitlerin çok büyük bir kısmı.

Bu sebeple. entropi (düzensizlik) ile ilgilidir. ancak asla bir bardak. bir masanın üzerinden düşebilir. C’nin sıcaklığı da A ve B ile aynıdır. Birinci Yasa. Ancak bu. dışarıdan bir etki olmaksızın potansiyel enerjisini arttırarak masanın üzerine çıkmaz. genel olarak düzensizliklerini arttırmaya meyillidirler. bu iddiayla gelenlerin bırakın Termodinamik ile ilgili bir bilgisi olmasını. birinci ve ikinci yasadan sonra ileri sürülmesi ve diğer üçüne temel oluşturduğu için en öne alınmak istenmesi.E V R İ M A Ğ A C I Termodinamik Yasaları ve Evrim’in Bunlarla İlişkisi Sayfamız okurlarından Sayın Erdem Ertaş bize şöyle bir soru yöneltti:   Termodinamik hakkında tam bir bilgim yok (eminim bu argümanı kullananların da yoktur). konunun neyi işlediğini bile bildiklerini sanmıyoruz. dolayısıyla karmaşık hücreler basit yapılı canlılardan oluşamaz.   Termodinamik’in İkinci Yasası şunu söyler: Isı. sistemlerin zamanla daha düzensiz hale gelmeye meyilli olduğunu söylüyor. Yani enerji. sonra B’ye (veya tam tersi) değdirdiğimizde aralarında ısı transferi olmuyorsa. yerde dururken. Az sonra geleceğiz bu noktaya. her zaman yüksek enerjiden düşük enerjiye doğru akarlar.   Termodinamik’in temel olarak 4 ana yasası vardır: Sıfırıncı Yasa. durumdan duruma değişir. Ki çoğu zaman da bu kolayca ortaya çıkarılabilir. Bu yasa. sisteme verilen ısı ile sistemden alınan işin farkına eşittir. Bildiğim kadarıyla çok geniş bir konu termodinamik. dışarıdan bir etki olmaksızın. asla daha soğuk ve düşük enerjili bir bölgeden. temel olarak şunu söyler: Eğer A ve B cisimleri termal olarak dengedeyse (aralarında ısı alışverişi yoksa) ve eğer sıcaklığını bilmediğimiz bir C maddesini. ancak isimleri yerleştiği için sırayı kaydırmamak adına isimlerin değiştirilmemesidir.   Termodinamik’in Birinci Yasası.   Bu güzel soru için teşekkür ederiz. ancak lokal bölgelerde düzensizlik azalabilir. “enerjinin korunumu” ilkesi olarak geçer. Kısaca ne olduklarına bakacak olursak:   Termodinamik’in Sıfırıncı Yasası. Sistemler. Örneğin bir bardak yere düşüp kırılabilir ve düzensizliğini arttırabilir. evrim yalandır” diye savunmalar üretiyorlar. Bu. İkinci yasanın bir diğer uygulaması. Örneğin bir bardak. şunu söyler: Termodinamik bir sistemin iç enerjisi (internal energy). Bu yasanın adının bu şekilde olmasının sebebi. daha sıcak yani yüksek enerjili bir bölgeye akamaz. bu nedenle evrim karşıtlarına karşı bilimsel argümanlarla savunulabilecek kadar (evrimi ilgilendiren boyutuyla) bizi aydınlatabilir misiniz?Evrim karşıtlarının sıkça başvurduğu stepnelerden birisi termodinamiğin ikinci kanunu. asla kendiliğinden tekrar birleşmez. önce A’ya. ancak o bardak. Hemen yardımcı olmaya çalışalım:   Termodinamik.   Evrim Ağacı olarak kendilerine vermek istediğimiz cevap şöyledir:    Sayın Erdem Ertaş. “Yasa kaba şekilde. dediğiniz gibi çok geniş ve başlı başına bir bilim dalı. İkinci Yasa ve Üçüncü Yasa. aynı zamanda sistemlerin her zaman enerjilerini en düşük hale getirmeye çalışmalarıyla da açıklanabilir.   Termodinamik’in Üçüncü Yasası şunu söyler: Bir sistemin ısısı mutlak sıfıra (-273 Santigrad Derece veya 0 Kelvin) 218 . temel olarak sistemlerde “kütlenin korunumu” gibi. Evren’in toplam düzensizliği daima artar.

    Termodinamik’i iyi anlayabilmek için. bilimin nasıl çarpıtıldığına ve bir konu hakkında aslında hiçbir bilgisi olmayan birinin.   Kapalı sistemlere. Örneğin Dünya. dışarıdan hiçbir enerji ve kütle girişi olmamalıdır.   Bir videoda söylendiği gibi. hatta aşılır. Dünya’nın düzensizliği. Çok büyük bir ihtimalle. minimum bir değer yakınsar. kapalı bir sistemi teşkil eder ve bu sistemdeki değişimleri incelemek için takip edilecek işlemler kendine hastır. Evrim Karşıtları’nın bu iddiası. beyni yıkanmış ve bilimle alakası olmayan insanların. size İkinci Yasa ile dem vuran birine. Bunu anlamayan ve uygulayamayan biri. 219 . Sürekli olarak uzaydan ve Güneş’ten enerji ve kütle girişi olur. Bu sebepledir ki. Termodinamik’in bu iki uygulama tipine göre yasalarının çok farklı şekillerde işlemesidir. iki ana uygulamasını çok iyi bilmek gerekir. nasıl papağanlar gibi bazı kaynakların yalan bilgilerini tekrarladıklarının güzel bir göstergesidir. uzaydan giren enerji ve kütlenin düzensizliği arttırmasıyla fazlasıyla dengelenir. sistemin düzensizliğiini inanılmaz miktarda arttırır. Bu iki durum şunlardır: Kapalı Sistemler ve Açık Sistemler.E V R İ M A Ğ A C I yaklaştıkça. Çünkü Evrim sayesinde arttığı iddia edilen düzen. Bu. hiçbir şekilde ikinci yasa ile çelişmez.   Kısacası. Evrim. Bunun sebebi. nasıl bir Isı Transferi Profesörü’ymüşçesine konuşabileceğine güzel bir örnektir. sistemdeki tüm işlemler (process) yavaşlar ve düzensizlik. açık bir sistemdir. Bu. eğer ortam sıcaklığının hiç değişmediği düşünülürse. sürekli olarak artmaktadır. Örneğin ağzı mühürlenmiş bir kabın içerisindeki gaz.   Açık sistemlere ise dışarıdan enerji ve kütle girişi olur. zaten Termodinamik’i anlamamış demektir. ne oldukları hakkında en ufak bir fikirleri olmayacaktır. hemen Sıfırıncı Yasa’yı ya da Birinci Yasa’yı sorun.

üstün bir tür olduğunu hayal etmesinden kaynaklanmaktadır. geriye doğru gider. bu yolda da devam ediyoruz. diğerinin atası değildir. bonobo. aynı anda var olmakta olan ve varlıklarını sürdüren canlılardır. Çünkü maymunlar. ortak atalara sahip olmakla birlikte. ancak bu “kaynak tür” olarak tanımlayabileceğimiz atasal türler dahi. kendisini merkeze yerleştirmektedir. günümüzde var olan hiçbir tür. çok yanlış bir açıdan ve temel olarak bilim-dışı kitlenin bakış açısından Kuram’a baktığınızı. dolayısıyla Biyoloji ile. Günümüzde. modern türlerdir. Sizi nazikçe bu konuda uyararak. Nasıl ki bir bakışta şempanze. bazı atasal canlılar. zaten biz de Evrim Ağacı olarak size “soru sorma hakkınızı vermek” amacıyla yola çıktık. dereceden kuzeninin görümcesinin baldızı gibi bir du- 220 . gibon. Çünkü onlar. Çünkü bu canlıların tamamı. bilmemiz gereken nokta şudur: İnsan maymundan gelmemektedir. muz bitkisiyle de. günümüze kadar az ya da çok farklılaşarak gelen. kendi atalarını görmezden gelmeye eğilimlidir. düşünen bir hayvan olarak insan yazdığından ötürü.E V R İ M A Ğ A C I İnsan maymundan mı evrimleşmiştir? Günümüzde neden hala maymunlar vardır? Onlar neden insana evrimleşmez? Sayfamız okurlarından Sayın Mustafa Türkmen bize şöyle bir soru yöneltti:   Neden şimdiki maymunlar insan olmuyor? Neden şimdi insanlarla maymunlar arasında bir ara geçiş formu yok? Teşekkürler. Şu anda var olan bütün canlılar moderndir ve hiçbiri. ancak detaylı olarak okursanız. etmeyecektir ve böyle bir düşünce. kaplumbağa ile de kuzendir. Sorunuz için teşekkür ederiz ama çok ciddi temel ve genel bilgi eksikleriniz. gelmeyecektir.   Dolayısıyla insan. Bu son derece gülünçtür. sorunuza geçelim (aslında soru öğreticilik bakımından çok güzel. Ancak bu kadar açıklama yapmamın sebebi. dolayısıyla da bilim ile çelişmektedir. farklı maymunları birbirlerinden ayırabiliyorsak. en kısa sürede sıfırdan ve bilimsel kaynaklar kullanarak. Elbette soru sorarak öğrenmek en temel hakkınız. kendilerine oldukça benzeyen ve kendilerinden ayrılarak evrimleşmiş türlerle birlikte bulunabilmektedir. Daha sonra orangutanlar gelir ve bu böyle. bu. vb. kaplanla da. hiçbir bilim insanının uygun bulmayacağı ve bilimsel olarak yanlış bir tabanda olduğunuzu (hatta bilimsel bir tabanda bulunmadığınızı) bildirmek istiyorum. Sonuç olarak. Ancak bu.   Evrim Ağacı olarak kendisine şöyle bir cevap vermek istiyoruz:   Sayın Mustafa Türkmen. bir bakışta insanı da diğer maymunlardan ayırabiliyoruz. bu yüzden de teşekkür ederiz):     İlk olarak. orangutan. ne demek istediğimi anlayabileceğinizi düşünüyorum. diğer tür ondan ayrılarak evrim sürecinde kendi yolunu çizmeye başladığından beri değiştiğinden dolayı (çünkü evrim süreklidir ve çevre değiştikçe evrim vardır) o atasal türler de az ya da çok evrimleşmiştir. Ancak evrim tarihini.   İnsanın en yakın kuzenleri. bir diğerinden meydana gelmemiştir. teyzenizin halasının babasının anneannesinin 6. Şimdi. bonobo maymunları ve şempanzelerdir. Hiçbir bilim insanı bu iddia etmemiştir. İnsan. göbekten kuzeninin kardeşinin 7. Dolyaısıyla insan. Kuram hakkındaki bilgilerinizi gözden geçirmenizin uygun olacağını düşünmemdir. komik olmanın yanısıra Evrim Kuramı’yla. Cümle karışık ve biraz derin kavrayış gerektiriyor. yanlışlarınız ve Kuram ile ilgili çok kritik yanlış anlamalarınız mevcut. Zira insanın kendisi de bir maymundur. bizden daha az “modern” olan canlılar değillerdir. maymunların hiçbir türünden gelmemektedir.

Malesef. Çünkü Evrim’in bilimsel bir gerçek olduğundan eminiz (kütleçekimi gibi). Kısacası. vb. saatte onlarca kilometre hızla bir ağaçtan diğerine sıçrayarak avcıdan kaçabilir? Kaç tane insan. hayvanlarla bitkilerin ortak atası olan ve en son. bilgilerinizin bu konuda eski olduğunu görüyorum. bir zamanlar yaşadığından eminiz. fareye benzeyen ve 65 milyon yıl önce yaşayan atalarımızın (Teinolophos. sadece bizlerle şempanzelerin ya da diğer maymunların değil. Bunu daha önceki notlarımızda açıklamıştık. modern insanın atası değildir ve modern maymunlar da en az insanlar kadar modern türlerdir). Şimdi biraz daha cevap verelim: Neden evrimleşsinler ki? İnsana evrimleşmek iyi bir şey midir? İnsanlar. fizyoloji. Bu olacak olsa bile. bu işleyişteki sıradan adımlarız. Doğa. Çünkü herhangi bir bitki ile (örneğin muz ağacı) olan atamız. Zira bilim dünyası. bir şempanze gibi ağaca tırmanabilir mi? Kaç tane insan. insan da odur. Ve şu anda elimizde insanın evrimine ait 23 farklı basamak bulunmakta.     Dolayısıyla. hiçbir maymun insana evrimleşmez. bütün memelilerin atası olduğunu görebiliriz. Dolayısıyla insanın evriminin nasıl işlediğini ve ne yollardan geçtiğini de bilmekteyiz. kingdom). Hatta basitçe. **************  http://en. Ancak bugünkü bilgiler bile. maymunların yaşam ortamında yaşamaya elverişlidir (anatomi.). işleyişini sürdürmektedir ve bizler. “hayvanlar” ve “bitkiler” yaşamaktadır. Eğer ki çevresel ve cinsel baskılar. böyle görüldüğü müddetçe. var olan bütün canlılar ile ortak atamız mevcuttur ki bunlar arasındaki ilişkiye biz. bunu insan gözüyle göremeyiz. en sonunda da küçük. “Evrim Ağacı” (Darwin “Yaşam Ağacı” demiştir) diyoruz. Bu.wikipedia.     İnsana evrimleşmek. Bu tür. gerçekten heyacan vericidir.     Peki. Maymunlardan geriye doğru gidersek. bize fazlasıyla yeterlidir. evrimin bir amacı bile yoktur. ortak atamız olmasa bile. 47 milyon yıl önce yaşamıştır ve maymunların iki kolu olan “strepsirrhin”lerle “haplorhin”lerin ortak atasıdır. Beynimizin gelişmesinin evrim ya da doğa açısından hiçbir önemi veya faydası yoktur (hatta zararı vardır). gerçek anlamıyla tüm maymunların atasıdır. açılardan)? Bunların cevabı açıktır. vb. evrimin nihai bir amacı değildir. Bu konularda hiçbir sıkıntı olmaduğı için. Üstelik insanın insan olmasını sağlayan değişkenler bile hala araştırma konularıdır. Thrinaxodon. maymunlar neden insana evrimleşmemektedir? Buna bir miktar cevap verdik (modern maymunlar. orman dokusunda bir maymun kadar iyi saklanabilir? Kaç tane insanın vücudu.E V R İ M A Ğ A C I rumdur.org/wiki/Darwinius 221 . günümüz maymunlarını da daha zeki canlılara evrimleştirecek şekilde ayarlanırsa (ki trilyonlarca değişkene müdahale edilebilmesi ve istenildiği gibi ayarlanabilmesi imkansızdır) günümüz maymunlarının gittikçe zekileşerek insanlara benzemesi (ya da insana benzeyen ama tamamen farklı türler haline gelmeleri) için hiçbir engel yoktur. 3 milyar yıl kadar önce yaşamış olan bir ilkel bakteridir. dört ayaklı başka canlıların. Üstelik bu tür. Günümüzde bu bakteriler farklılaşmıştır ve artık yaşamazlar. bu kadar uzun sürelerde meydana gelmiştir. tüm canlıların yöneldiği noktanın insan olduğu yanılgısına düşülür. bir ortak atamızın bir yerlerde. 7-10 milyon yıldır sürmektedir ve ancak bu değişiklikler. bu parametreler kafamıza göre ayarlanamaz.    Gelelim insan ile maymunların ortak atasına. kaplanlarla da ortak atamız vardır. Türün incelemesi hala sürmektedir ancak bulgular. Benzer şekilde. Fakat dediğimiz gibi. insan ile maymunların ortak atası olduğundan neredeyse emin oldukları bir türü zaten buldular: Darwinius masillae. Çünkü insanın evrimi. Ancak onlara ait iki devasa kol (daha doğrusu krallık. umuyoruz ki günün birinde net bir şekilde tüm basamaklar keşfedilecektir. zaten evrimin “kendisine yarar türler üretmek” gibi bir amacı da yoktur. Halbuki evrimsel süreçte bir toprak solucanı ne ise.

Araştırmak hakkınız ama somut bır kanıt bulunamadı. karşılıklı- 222 . Umarız faydalı olur. Bu yazıyı bi kınama olarak görmeyin bu benim görüşüm . yaklaşık 1000 nesil sonrasında. boşu boşuna çürüyen bir teorinin peşinden gidip. doğada. bulunamaz . sürekli olarak fiziksel değişim üzerinde bir “baskı” uygulanmış olur ve zamanla popülasyon içerisinde sadece belli özelliklere sahip olanlar avantajlı konumda olduğundan. Bunlar bilimsel deneylerdir bir nevi ve vahşi kurttan türetilen köpek türleri. sizler. kendindeki farkları görmekte daha başarılıdır). her tür. kitap kapağı açmamış hayvan yetiştiricileri tarafından bile bilinir. zira laflarınız bunu ortaya koyuyor. Evrim’dir. Bu. Araştırmayı size bırakıyorum. Evrime inanmayan biriyim . aynı türün farklı bireylerinin farklı fiziksel özellikleri bulunmaktadır (bir hayvan olan insan türünün bireyleri arasındaki farkları düşünün. Kütleçekimi’ne de inanmadığınızı iddia edebilirsiniz ancak bu Kütleçekimi’nin var olmadığını göstermez. izolasyon gibi çevresel etmenler sonucu canlıların üreme sistemleri ve diğer sistemleri de değişikliğe uğrar (Sürekli bir yönde olan seçmeden ötürü). türleşmedir ve bir türden.   Ayrıca bunun üzerine. Evrim Teorisi gibi bilimsel bir gerçektir. beraberinde pek çok değişikliği de getirir: Genel kabule göre. tıpkı Yapay Seçilim’de olduğu gibi.   Aşağıda. İşte bu kayma. Sizlerin de karşılaşabileceğiniz tartışmalarda kullanabileceğiniz verileriniz olması adına. Buna “inanıp/inanmamak” hiçbir şeyi değiştirmez. Eğer “Evrim Ağacı” sayfamızın Notlar kısmına bakarsanız. binlerce farklı Evrim örneği görebilirsiniz. Bu da artık farklı türler olduklarını gösterir. Çünkü Kütleçekimi de. Bir tanesini ben vereyim: Texas Sığırları. Türlerin Kökeni’ni ve bu kitaba karşı ön yargılı iseniz. İşte bu. Evrim Teorisi “inanılacak” bir olgu değildir.”   Cevabımız: Semih Bey. orada tilkileri nasıl farklı türlere dönüştürdükleriyle ilgili bilgileri okuyabilirsiniz. bir diğer türe dönüşmüştür. Sayın üyelerimiz. Çünkü Yapay Seçilim’in aynısı. Evrim’in pek çok mekanizması da keşfedilmiştir: Mutasyonlar.   Size çok basitçe şöyle izah edeyim:   Yapay Seçilim’in kurtlardan ev köpeği türlerini yaratabildiği. başlıkta yazdığım iddiaya verdiğim cevabı paylaşmak istiyorum. sadece canlıya doğada avantaj sağlayan özellikler değil. Bu ufak farklılıkların birikimli olarak seçilmesi sonucu. doğal olarak bulunmaktadır. bir başka türe ulaşılmıştır. yenilerini üretmeye çalışıyorsunuz. böyle bir uygulama başlatıyoruz: İddialara ve sorulara verdiğimiz cevapları notlar halinde paylaşacağız. Evrim Teorisi hakkında hiçbir şey bilmeyenlerden olduğunuzu görüyorum. Evrim Teorisi bilimsel bir gerçektir. internet yüzü görmemiş. hayatında hiç okula gitmemiş. herhangi bir hayvan besiciliği kitabını okursanız. yani bir tür.   İddia/Soru: “Evrime inanmak bu ugurda çalışma yapmak sadece çürütülen evrim teorılerıni göz ardı edıp yenileri için boşa uğraşlardır . genetik kaymalar.   Doğal Seçilim de milyarlarca ispatı ve örneğiyle sapasağlam ayakta durmaktadır. kurtlarla çiftleşemezler. onların özelliklerine doğru bir kayma gözükür.E V R İ M A Ğ A C I İddia: Evrim Teorisi çürümüştür. Yapay Seçilim’i kullanan hayvan yetiştiricilerinin yaptığı gibi.

” dediğinde karşı çıkıp ağızları köpürdüyse. Bu dincilerin. James. doktorasını yapmış. galaksinin merkezindedir. yüz binlerce bilim adamı.   Şimdi. nasıl çökmüştür? Çökmesini sağlayan insanlar neden hala bulgularını makaleler ile yayınlamamışlardır? Biyoloji’nin en güçlü teorisini çökertenler neden haberlere çıkmamaktadırlar. nasıl ki Galileo “Dünya yuvarlak. Ancak Evrim Teorisi. Evrim Teorisi’nin çöktüğünü iddia ederler. sadece Amerika’daki bilim adamlarının %95’inden fazlasının Evrim Teorisi’ni kabul ettiği görülebilir. Steve ise 71. nerede. ellerindeki bilim-dışı kitaptan başka hiçbir bilimsel ispatları yoktur ve nasıl ki Kopernik “Güneş. Ancak hiçbirinin elinde.E V R İ M A Ğ A C I evrim gibi. Yani basit bir hesapla. açıklar mısınız Evrim’i çürüten şey nedir? İddianıza göre Evrim Teorisi çökmüştür ve biz bilim insanları da boşuna yeni teoriler üretmekteyiz.   Steve Deneyi denen bir deney vardır: Bu. bilimsel bir kanıt yoktur. Yapılan araştırma. SADECE Steve adındaki bilim adamlarının Evrim Teorisi’ni kabul etme yüzdesinin. bilim dünyası mı bunları bilmemektedir? 223 . sırada kullanılmaktadır. Bunların da hiçbiri çürütülememiştir ve her geçen gün yeni ispatlarla daha da güçlenmektedir. bilimsel derecesi olan bir avuç insanı da kendilerine siper ederek.   Şimdi soruyorum: Sizce bunca bilim adamı. Amerika’da en çok kullanılan isimdir. bir alegoridir ve aslında bilimsel bir deney olsa da. düz değil. genele hitap ediyorum. Dünya değil. Nobel Ödülü’nü hala almamışlardır?   Cevap vereyim: Çünkü Evrim Teorisi’nin çöktüğünü iddia edenler.” dediğinde ona ev hapsi verdiler ve karşı çıktılarsa. şu anda da bilimsel hiçbir derecesi olmayan insanlar. dalga geçmek amacıyla yapılmıştır. dincilerdir. diğer BÜTÜN İSİMLERE sahip bilim adamları arasında Evrim Teorisi’ni reddedenlerden daha fazladır. insanların aklını bulandırırlar. boş hayaller peşinde mi koşuyorlar? Bu işin master’ını. sizin gördüğünüz o “çürüten verileri” görememekte midir? Yoksa elinizde. bilim insanları değil. Bu size karşı bir laf değil. ne zaman. kimsenin bilmediği ispatlar vardır da.

Fotoğrafın ilk icadından beri. Elbette düşüncelerinizi ve iddialarınızı destekleyebilirseniz ne ala ama sadece “Bence var ya!” ya da “Yok yahu. 224 .E V R İ M A Ğ A C I Uzaylılara Bilimsel ve Evrimsel Bir Bakış Sayfamız üyelerinden Sayın Serdar Elmas. Tanımlanamayan Uçan Cisim diyebileceğimiz varlıkların fotoğrafları her köşe başında artık. uzaylı neymiş haha!” demeyle olmaz.   Sorunuz için öncelikle teşekkür ederiz.   Bu soru genellikle şu şekilde sorulur: “Sence uzaylılar var mı?” İlk olarak şu hatayı düzeltmekte fayda var: Bilimde “sence” ya da “bence” olmaz.   Bildiğimiz üzere pek çok “uzaylı görüntüsü” çekilmekte. bize şu şekilde bir soru yöneltti:   sorum çok açık. Bilimsel bir tartışma yapılmayacaksa. sizce uzaylılar var mı?   Evrim Ağacı olarak kendisine vermek istediğimiz cevap şöyle:   Sayın Serdar Elmas. her zaman olduğu gibi. Gerçekten de en çok kafa kurcalayan sorulardan biridir bu. UFO olarak adlandırılan. son derece bilimsel olan bu konuda bir yere varılamaz zaten. yüzyılda Floransalı Palazzo Vecchio tarafından çizilen Madonna ve Saint Giovannino tablosu). son derece agnostik olunması gereken bu hassas konuya. bilimsel olarak yaklaşacağız. hatta daha ötesinde. bence yok. Son birkaç on yılda oldukça yoğun bir şekilde tartışma konusu olan “Uzaylılar var mı?” sorusunu masaya yatırmak ve konu hakkındaki düşüncelerimizi paylaşmak istiyoruz. bazı ressamların resimlerinde bile görebiliyoruz bunu (bkz: 15. Biz.

“yörünge şekli” gibi parametreler bulunuyor. hala somut olarak ve açık fotoğrafların elde bulunmaması. Ne kadar doğru olduğuna inanmak size kalmış. “uzaylı” dediğimiz yaşam formlarına ulaşmamız çok daha kolay olabilecektir. o zaman neden hala 1 kere bile sıcak temas kurmadılar?” Bu soru cevapsız kalmakta ya da yine bilimsel olmayan. daha mantıklı bir 225 . Denklemin içeriğinde “en yakın yıldıza uzaklık”. montajlı ya da bildiğimiz Tanımlanmış Cisimler olması. Buna çeşitli senaryolar yazılabilir ancak Occam’ın Usturası İlkesi’ni unutmamak gerekir: Bir durum karşısında yapılacak açıklamalardan en az varsayıma başvuran. Bunların da pek çoğunun sahte fotoğraflar olduğu biliniyor.   Öte yandan. en geçerli olandır. Çünkü eğer uzay araçları gerçekse.   Ancak yine uzaylılara “inanmayı” zor kılan bir diğer durum. Dolayısıyla böyle bir durumda.E V R İ M A Ğ A C I Birkaç örnek görelim:   Burada da görebildiğiniz gibi. Drake’in Denklemi denen bir denklem ile yaklaşık 9 değişken tanımlanarak uzayda bizim bildiğimiz anlamıyla canlı yaşamının başlayabileceği alanlar tanımlanmış ve tanımlanmaya devam ediyor. bizden teknoloji olarak çok ileri olmaları gerekir ve korkmalarını gerektirecek bir durum da olmaz. insanların aklını meşgul eden şu sorudur: ”Eğer ki o fotoğraflar doğruysa ve uzaylılar sık sık bizi ziyaret edebiliyorlarsa. Örneğin güya Amerikan Hükümeti tarafından sızdırılan uzaylı fotoğrafları var. fotoğrafların sahte olduğunu düşünmek. mistik şekillerde cevaplanmaya çalışılmaktadır. Birkaç örnek görelim:   Bu tip fotoğraflarının çoğunu stüdyo ortamında hazırlandığı yetkililerce açıklanıyor. yalnızca fotoğraflarla inanmak mümkün değil. Bize daha güçlü ve daha tarafsız kanıtlar gerekiyor. Bu denklem sayesinde. Bu kadar uzun süredir bizi gözlemeleri. Elimizde fotoğraflar konusunda yeterli kanıt olmadığı ve bol bol komplo teorisi bulunduğu için. vs. anlaşılmayacak kadar gerçek dışıdır. yalnızca bu “algıda seçicilik” mahkumu olan fotoğraflara bakarak uzaylılara inanmayı anlamsız ve yanlış kılıyor. elde olan fotoğrafların büyük kısmının hatalı. Bunlar üzerinde deneyler yapılmakta.

boyları. Ancak bununla ilgili kesin kanıtlara ulaşmadan da. fotoğraflara güvenmek için daha çok sebebimiz olabilir. o fotoğraflarda kullanılan “mankenlerin” yapımcılarının bunlardan etkilenmesiyle açıklanabilir. Kafa yapıları. Ve ünlü fizikçi Carl Sagan’ın kitabında yazdığına göre. bu tip bir “uzaylı” tanımı yapmakta fayda vardır. canlı yaşamına konaklık eden tek gezegenin bizimkisi olduğunu düşünmek. 226 . Dünya dışı bir gezegende bulunacak bir bakteri bile. Başka bir galaksi ve başka bir gezegende işler tamamen farklı yürüyebilir.   Uzaylı. bunların birkaçında.000. Bunların etrafında sayısız gezegen dönmektedir. bu 1. Eğer ki bilimsel yollarla bu sorulara cevaplar verilebilirse. şüphelidir.E V R İ M A Ğ A C I seçenek olarak karşımıza çıkıyor. “Dünya dışındaki yaşam formu” demektir. Dolayısıyla. uçaklarımızı taciz edip kaçan varlıklar olduğunu düşünmek yerine. duruşları. bizim gibi canlılık olduğunu beklemek gerekir. Evren’in pek çok bölgesinde Dünya üzerinde olduğu gibi canlılık öyle ya da böyle. çok büyük bir ihtimalle olacağı üzere. Unutmamak lazım ki bizim bildiğimiz anlamıyla canlılık. bu da bilimsellikten uzak ve ispatsız olacaktır. “bizim bilmediğimiz tip canlılık” boyutu vardır ki bunu şu anda betimlemek bile zordur. Bu da. basit ve muhtemelen yanlış bir yaklaşım olacaktır. komplo teorileri ya da batıl inançlar gibi insanın hayal gücüne ve ihtiyaç/isteklerine hitap eden ancak bilimsel bir yanı bulunmaya iddialara kanmaz. canlılıkla ilgili ve dolayısıyla uzaylılarla ilgili düşüncelerimizi yeniden değerlendirmeye almamızı gerektirmektedir. “Uzaylılar vardır.000′un üzerinde ihbar gelmiştir. o fotoğraflar ortaya çıkmadan çok önce aklımızda canlandırılan uzaylı görüntüsüne benzemesi.” demek doğru olmayacaktır. uzaylılarla ilgili bilmemiz gereken bir şey vardır: Onlar. Çünkü neredeyse hiçbir belgeye dayanmadan ve genellikle çıkarımlarla üretilen bu teoriler (ki “teori” kelimesi bile bilimsel anlamıyla kullanılmaz bu kalıpta).   ***********  Not: NASA’nın “yeni canlı tanımı” da. bu Dünya’nın şartlarında var olabilmiş canlılıktır. sırf istatistiki hesaplarla bile. Bu bilgiler ışığında uzaylıların bizi metal küreler içerisinde sık sık ziyaret edip. bilim dışı ve bilimsel metot uygulanmadan yaratılmıştır.000. Evrende milyarlarca galaksi ve her galakside milyarlarca bizimkisi gibi veya biraz daha farklı yıldız vardır. kimyasal evrim ya da Panspermik (uzaydan gelme) yöntemlerle başlamış olacağını düşünerek.   Bu kadar geniş bir evrende. vb. çok büyük ihtimalle ufak yeşil canlılar olmayacaklardır. bilim için en tehlikeli konulardan biridir.000 ihbardan hiçbirigerçek ihbar olarak sınıflandırılamamıştır. NASA’nın verileri gizlediğine dair ama. bilimin dışına çıkmak ve tarafsızlığı kaybetmek olacaktır.   Son olarak. Komplo teorileri. eldeki fotoğrafların. Bu açıdan. “uzaylı” kategorisine girecektir. uzaylı ihbarlarından sorumlu kurum olan NASA’ya 1. Daha önce de bahsettiğimiz gibi. bu fotoğraflar çıkmadan çok önce betimlenen uzaylı imgelerine benzemektedir. Tabii burada yine komplo teorileri devreye girecektir. Ve elbette. İşin bir de.   Amerika’da 1970′lerden beri.

 bilimsel gerçektir. bu yazıdan çıkarmanız gereken ilk ders şudur: Bilimde. matematiksel formüller ile tanımlanan ve “günümüz evreni koşullarında” her zaman geçerli olan kurallardır. Dünya üzerinde. her birine ait matematiksel formülasyonlar (F=ma ya da E=mc2 gibi) bulunmaktadır ve “bu evren dahilinde”. çünkü bu “sadece bir teori olmak” kalıbını kullanan kişilerin yaptığı gizli “kanun-teori” kıyaslamasının başlı başına yanlış olduğunu anlamamız demektir. “kanun” tanımımızı sarsar ve ışık hızının bilinen Evren’de saniyede 300. tanımı gereği her koşulda geçerli olan bilgi demektir. Yani doğayı gözlediğinizde.. Bu. Bu da.   Bugün çok önemli bir açıklama yapmak istiyoruz. temel olarak “doğadaki olgulara” (fenomenlere) denir. teori nedir?   Teori. “yalnızca bir teori” mi? Teoriler.   Peki. teorilerle ilgili çok ciddi bir yanlış yapılmaktadır ve bu sebeple insanlar daha genç yaştan bilimin en temel konusunu tamamiyle yanlış öğrenmekte ve çok ciddi ve bilimsellikle hiçbir alakası olmayan bir hataya düşmektedirler. “kanun” kelimesi literatürden kalkmaya başlamıştır. Günümüzde. Çünkü “kanun”.  günlük hayattaki kullanımıyla asılsız iddia veya hakkında emin olunmayan düşünce demektir. normal koşullarda. ışık hızıdır. Örneğin Dünya üzerinde bir topu havada nerede bırakırsanız bırakın. sabit olarak gerçekleşen ve pek çok durumda geçerli olan bilgidir. Bu sebeple. Ancak Evren’in sınırlarında veya Evren’in “dışı” diye bir yer varsa. top yere doğru “düşer”. hiçbir şeyin “genel geçer doğru” olamayacağını bize gösterir. “Top. çeşitli durumlar için yapılan kapsamlı açıklamalar demektir. Çünkü uzay boşluğunda geçerli değildir. Ancak bilim dilinde kavramlar günlük hayattakinden farklı kullanılabilirler. bu ağız alışkanlığından ve Newtonyen Fizik kapsamındaki Dünya algısından kaynaklanmaktadır. Kuantum Kuramı’nın gelişmesiyle birlikte. hızla hareket eder. orada ne olur bilemeyiz. Bu da. Günümüzde.   Konuya kanun ve teori kavramlarını tanımlayarak başlayalım:   Kanunlar. Kanunlar ve Bilimsel Gerçekler Hakkında Açıklamalar. var olan ve bilinen bilimsel gerçekler kullanılarak. Başka bir gezegende geçerli olmayabilir.. Sınırları tanımlanmak zorundadır. Ancak Kuantum Kuramı göstermiştir ki.   227 . kanunun yerini çok daha uygun bir kavram almıştır:   Bilimsel gerçekler. bir şeyin her koşulda aynı şekilde geçerli olması mümkün değildir. Bu konunun farkına varmamız. kanun diye bir kavram yoktur! Varsa bile. Bir diğer örnek. Kısaca bir teori. Milli Eğitim Bakanlığı’nın kasıtlı bir şekilde yaptığını düşündüğüz “Bilimsel Metot’un Adımları” başlıklı Biyoloji konusunda. Evren’in en azından bildiğimiz her yerinde saniyede 300. Bu da.000 km. en azından “bu” Evren’de her şey görecelidir. Işık. her zaman her yerde geçerlidirler. olması bilgisini bir “bilimsel gerçek” yapar.” şeklinde net bir tanımlama yapmak şarttır. Merhaba arkadaşlar. farklı bilimsel gerçekleri birbirine bağlayarak bir olaya getirilen gerçek ve bilimsel açıklama demektir. Evrim Teorisi ile ilgili kafamızdaki çok büyük yanlışlardan birinin silinmesi demektir (ve tabii diğer teorilerle de ilgili).E V R İ M A Ğ A C I Evrim. havada serbest düşmeye bırakıldığında her zaman yere düşer. Ancak bir kanun değildir.     Bilimsel anlamıyla bir Teori (Kuram).000 km. Evrim Teorisi’nin küçümsendiği gibi “sadece bir teori” olmadığını. Bir diğer deyişle.

teorilerin kendileri de bilimsel gerçektir. Görecelik Kuramı pek çok alanı etkilemiş ve bilimsel bir gerçek olan Kütleçekimi’ne tamamen yeni ve daha isabetli bir bakış açısı kazandırmıştır. bunları sorgulamaktan çoğu zaman aciz kalırız. bilimsel gerçeklere dayandığı için. Yani Newton. olmamışlardır.000 kilometre (en hızlı jetten 600. sadece kütle. Kütleler.   Gördüğümüz gibi etrafımızdaki en sıradan olgu bile bir “teori”dir. Dünya üzerinde meydana gelen bir gerçektir. başka bilim insanları. sadece algıladığı hareketleri kullanarak formülasyonlarını yapmıştır. ivme ve kuvvet arasındaki bağıntıyı bulmakla kalmamış. İşte bilimde buna Newton’un Kütleçekim Teorisi’dir.” Bernard Baruch’un bu harika sözüyle konuya başlayalım. Bu sayede.   Şimdi. teoriler ile kanunlar arasında bir hiyerarşi YOKTUR! Teoriler “daha da ispatlanınca” (Milli Eğitim Bakanlığı’na sevgilerimizle (!)) kanun olmazlar. Dünya’nın “merkez”ine doğru çekildiğini ve aslında her kütlenin de Dünya’yı kendine doğru. Newton’a göre. Bu bir teori değildir.E V R İ M A Ğ A C I Bu yazıdan çıkarılması gereken ikinci ders şudur: Ortada. olmayacaklardır. kendince bir açıklama getirmiştir. bir bilimsel gerçeği gözlemiş ve matematiksel bir formülasyon ile ona açıklama getirmiştir. etrafımızda olan pek çok olayın farkındayızdır. aynı olguya (bilimsel gerçeğe) farklı bakış açıları getirmişlerdir. Yani Newton. Peki neden özellikle “Newton’un” Yerçekimi Teorisi olarak isimlendiriyoruz? Çünkü Newton’unki. ancak bunlara o kadar alışmışızdır ki. Dünya üzerinde ortalama saniyede 9. “Daha da ispatlanmak” ne demektir? Böyle bir saçmalıktan bahsedilemez.ünlü “F = m x a” (kuvvet eşittir kütle çarpı ivme) formülüyle izah etmiştir. etraflarındaki olan biteni sorgulayacak kadar özgür ve güçlü beyinlere sahiptirler. o kadar çok bilimsel gerçekle ve bulguyla desteklenir ki.000 kat hızlı) gitmektedir. ‘Neden?’ diye sordu. Newton Fiziği tamamen kullanılamaz hale gelmektedir. Olsa bile. Unutmayın. etrafındaki her şeyin yere doğru çekilmesinin nedenini merak etmiş ve araştırmalar yapmıştır. Dünya’nın kütleyi çektiğiyle eşit ama zıt yönlü bir kuvvetle çektiğini bulmuştur. Bu genel bir teoridir. bu bilinmezler “henüz açıklanamamış ancak açıklanabilecek olan” kategorisinde yer alırlar ve bilimsel merakı okşamaya devam ederler. bu farklı fenomenlere getirilen açıklamalar birleştirilerek teoriler ortaya atılır.   Gerek Newton. Bu hızlarda. Dünya için uygulanan versiyonuna ise Newton’ın Yerçekimi Teorisidenir. cisimlerin saniye başına düşen hızlanma miktarı (ivme) ile üzerlerine etkiyen kuvvet arasında bir bağlantı vardır. Bir bilimsel gerçektir. kütlelerin aslında “yere” değil. Newton. Doğada bazı “gerçek”ler vardır ve bu gerçekler incelenerek matematiksel formüller geliştirilir. Fizik ve dolayısıyla hayata bakış açımız baştan yaratılmaya başlamıştır. Günlük yaşantımızda en hızlı hareket eden jetler bile saniyede 500 metre (yarım kilometre) ve benzeri hızlarla uçabilmektedir. Sonunda fark etmiştir ki. Newton. Bu. Gerçekten de. Buna. Bunu -ilk etapta bu şekilde olmasa da sonradan. ancak sadece Newton. Daha sonra.   Newton’dan yüz yıllar sonra Einstein. bir diğer bilimsel gerçek olan “kütleçekimini” bulmuştur. Işık ise saniyede 300. gerekse bazı diğer bilim insanları konuyla ilgili araştırmalarını sürdürmüştür ve bu bilimsel gerçeği geliştirerek ve bazı diğer gerçeklerle birleştirerek teoriler üretmeye başlamışlardır. Newton’un Yerçekimi Teorisi çöpe mi 228 .   Newton. Newton gibi sıradışı bilim insanları ise.81 m/s’lik bir ivmeyle Dünya’ya çekilmektedirler.   Üçüncü ders: Teorilerin tüm temelleri. hepimiz. aralarındaki uzaklığın karesiyle ters orantılı olarak çekerler. bir bilimsel gerçeğe yönelik tek bir bakış açısıdır ve Newton gibi. az önce de dediğimiz gibi tüm kütleler birbirini eşit ve zıt yönlü kuvvetlerle. kütleleriyle doğru. konuyu birkaç örnek üzerinden izah edelim:   “Milyonlarca insan elmanın düşüşünü gördü. Görecelik Kuramı’nı ortayai atmıştır. Buna az sonra geleceğiz. teorilerin hiçbir “güçsüz” ya da “açıklanmamış” ya da “ispatsız” tarafı yoktur. “kanun” gibi bir olgu olmadığı için.

günlük yaşantımızda kullandığımız boyutlar) nano dünyada (atom altı dünyası) ve makro dünyada (evrensel ve astronomik boyutlar) geçerli olmamaktadır. metre’nin trilyonda biri ve daha küçükleri) ve kolay kolay göremediğimiz bir makrodünya (metrenin trilyon katı ve daha büyükleri) vardır. Burada ayrıntısına girmek istemiyoruz. Ancak bizim algılayamadığımız bir nanodünya (nanometre. gelişebilirler.) birleştirerek yaptığı açıklamaya Darwin’in Evrim Kuramı denir! Yani Darwin. Kuantum Kuramı ile Kütleçekim isimli bilimsel gerçeğe bir diğer bakış açısı getirilmiş ve kendisinden önceki iki açıklamadan çok daha isabetli sonuçlara ulaşılmıştır. Newton’un kendisini sınırladığı mezo dünyada (bizim. Adının bu kadar anılmasının sebebi ise. bazı başka bilimsel gerçeklerle (Doğal Seçilim. Evrim olgusu başlı başına bir bilimsel gerçektir. bizim konumuz olan Evrim Teorisi’ne (Kuramı’na) dönelim. Bu. bilimsel gerçeklerin toplamından meydana gelir ve sadece Darwin’in Evrim Kuramı bulunmaz. zaten bilimsel bilgilerin en üst noktasıdır. tek Evrim kuramı değildir! Daha sonradan yüzlerce bilim insanı konuyu incelemiş. Bu teorilerin hepsi eşit derecede gerçektir. tek değildir. Cinsel Seçilim vb. Evrimimiz. Tıpkı Kütleçekim gibi Evrim. Hücre Teorisi’dir. Bir diğer teori örneği. bilimsel bir gerçektir. Einsten ve diğer bilim insanları. bu olguya bakış açılarından sadece biridir. ancak tüm canlıların hücrelerden oluştuğu bilgisi dahi bir teoridir. Evrim Mekanizmaları yazı dizimizdeki her bir mekanizma bir bilimsel gerçektir. Kısaca biz ona Evrim Kuramı diyoruz. Darwin’in açıklaması ise. açıklamalarını sadece görebildiği dünya için yapmıştır. birden fazla teori ile açıklanabilir. başarılı bir açıklama olmakla birlikte. bazı başka bilimsel gerçekler Kuram’a katılmış. Charles Robert Darwin’in 1856’da bu bilimsel gerçeği.   Daha sonraları bazı başka bilim insanları Einstein’ın yolunu açtığı Kuantum Mekaniği Kuramı’nı ortaya atmışlar ve hayata bakışımızı tam anlamıyla değiştirmişlerdir.   Şimdi. farklı kuramlar ortaya atılmış (Gould’un Sıçramalı Evrim Kuramı gibi) ve Kuram zenginleştirilmiştir.   Ders altı: Evrim Kuramı. farklı bir bakış açısı getirir ve farklı koşullarda kullanılabilirdir. Darwin’in Evrim Kuramı.   Ders beş: Bir bilimsel gerçek. Newton gibi daha önceden açıklanamamış bir bilimsel gerçeği ortaya çıkarıp son derece isabetli bir biçimde izah etmesidir. Ancak Darwin. Bunların toplamı sonucunda ise Evrim meydana gelir. çünkü Newton’un durumunda olduğu gibi çok köklü değişimler meydana gelmemiştir. bu boyutlarda gerçekleşmiştir ve algılarımız da buna göre evrimleşmiştir. Buralarda işler tamamen tersine dönebilmektedir. Daha anlaşılır bir tabir kullanalım: Günlük yaşantımızda biz genellikle milimetreden kilometreye kadar olan uzunluk birimlerini kullanırız. bilimsel gerçeklere dayanıyor olamaz. Buna getirilen açıklamalardan biri ise Darwin’in Evrim Kuramı’dır. nano ve makro dünyayı da hesaba katmıştır.   Ders yedi: Bilimsel bilgiler arasında illa bir hiyerarşi yapılacaksa. Çünkü artık biliyoruz ki işler. teori denmez. Çünkü teori. Yapay Seçilim. konuya sadece tek bir bakış açısı getirmiştir. Zaten öyle olanlara da. genişletilebilirler veya daraltılabilirler ama asla çürümezler! Çünkü çürüme potansiyeli olan bir teori.E V R İ M A Ğ A C I gitmiştir? Asla!   Dördüncü ders: Teoriler asla çürümezler. Elbette ki sayısız ekleme ve çıkarma yapılmıştır. en başarılısı değildir. Evrim asla bir kanun olmayacaktır. bunların en üst noktasında teoriler (kuramlar) yer alır! Ancak böyle bir hiyerarşi anlamsız derecede gereksizdir ve bilim-dışı kaynaklarca dayatılmak istenmektedir. Ancak her biri. olmasına ihtiyacı da yoktur! 229 . Burada “dahi” kelimesi fazladır. Değişebilirler. Newton.   Uzun lafın kısası.

Açıklamamızdan önce şunu hatırlatmak istiyorum: Sizin aklınıza gelen/takılan bu sorular.   Ancak üzülerek belirtmem gerekiyor ki. bilimin çok az şeyi “tesadüflere” bağlamasıdır. Bu defa da konumuz.   Sayın Sibel Yılmaz’ın sayfamıza yaptığı yorum şu şekildeydi:   İşin dini boyutunu bir kenara bırakıp (pek dindarda sayılmam) mantık ve bilimsel boyutuna bakacak olsak bile evrim teorisi çok saçma geliyor bana. malesef her ne kadar belgesel hastası olduğunuzu belirtseniz de. bu sayfa ve bu hareket bunun için var. Çünkü Evrim’e “tesadüf ” gözüyle bakan birinin bunlara aynı gözle bakmaması 230 .   Şimdi açıklamamıza geçelim:   İlk olarak anlamanız gereken bir nokta. Site üyelerimiz de gayet güzel bir şekilde. Bu. o gücün bizi yaratmak istemesinin nasıl bir tesadüf olduğunu. ne yazık ki doğru ve düzgün bir şekilde bilgilendirilmemesi insanlarımızın ve genellikle din manipülatörleri tarafından üretilen bu sorulara verilen cevapların asla medyada ya da internet ortamında düzgün bir şekilde yer almaması. tek hücrelilerde daha çok iş gören ve Evrim’e katkı sağlayan bir olgudur. Mesela evrimcilerin bilgisiz halkı teorilerine inandırmak için kullandığı bir bilgi var “şempanzelerle yüzde 98 oranında aynı genlere sahipmişiz doğru ama neden bir sinekle bile yüzde 77 oranında aynı genlere sahip olduğumuzu da söylemezler?   Bizim Evrim Ağacı olarak yaptığımız açıklama ise şu şekilde oldu:   Sayın Sibel Yılmaz. neden siz varsınız?) nasıl bir tesadüf olduğunu düşünmenizi rica etmek durumundayım. Evrim Teorisi ile ilgili olarak işin daha çok başında olduğunuzu söylemem gerekiyor. Ancak Sayın Nilgün Öven’in de belirttiği gibi. gereken açıklamaları yapmışlar. bilimin verecek cevabı olmadığı yanılgısını yaratıyor insanımızda ki bu da son derece gülünç ve üzücü. Ancak Evrim’in %1’den az kısmında tesadüflere yer verilir. bu sefer de Sayın Sibel Yılmaz isimli üyemiz ile yaptığımız bir görüş alışverişini sizlerle paylaşmak istiyorum. Çünkü hala “hurdalıktaki Boeing 737” benzetmesini yapabilecek kadar konudan uzaksınız. az önce yaptığımız gibi. Bu da manipülatörler tarafından var edilmekte olan bir yanılgıdır. o gücün yaratma istenci sonucu sizin var olmanızın (neden siz de başkası değil. Bu noktada.   Öncelikle sorunuz ve düşüncelerinizi bizimle düzgün bir dille paylaştığınız için teşekkür ederiz. Hala bu soruları sorabilmenizin sebebi. tesadüflere dayandırmaz iddialarını. Bu. eğer ki Evrim’in tesadüflerden oluştuğunu düşünüyorsanız ve karşı açıklama olarak bir gücün her şeyi var ettiğini sunacaksanız. Bunun haricinde Evrim ya da canlılığın başlangıcını açıklayan Abiyogenez Teorisi ya da Evren’in nasıl var olduğunu açıklayan Astrofizik. “Evrim Teorisi tesadüflere mi dayanır?” sorusu üzerineydi.E V R İ M A Ğ A C I Evrim’in Tesadüflere Bağlı Olmadığıyla İlgili Açıklama ve Bazı Düşünceler Arkadaşlar. o gücün yarattıkları üzerinde bir “sınav” uygulama gayesinin nasıl bir tesadüf olduğunu. bilim adamları tarafından uzun yıllardır sorulmakta ve hemen hemen her birine çok açık ve bilimsel cevaplar zaten bulundu. Çocukluğumdam beri belgesel hastasıyım her türlüsünü izlerim öyle hassas dengeler varki doğada bunların tesadüflerle bir araya gelmesine inanmak bir hurdalıktan tesadüflerle son model bir porche otomobil çıkmasına benzer. o gücün var olmasının nasıl bir tesadüf olduğunu. o da mutasyonlarla ilgili kısımdır ki mutasyonlar. biraz da sizin “tesadüf ” anlayışınızla ve kelimeye yüklediğiniz anlamlarla ilgilidir. biz de size elimizden geldiğince net bir açıklama yapacağız.

Dolayısıyla 4.   Bununla ilgili yazmış olduğum bir yazıyı paylaşıyorum. Eğer ki hurdalıktaki parçalar arasında çeşitli yasalarla birbirlerine bağlanma ve bağlı kalma ve bu bağlanma sonucu çeşitli yeni ürünler üretebilme potansiyeli mevcut olsaydı ve hurdalık. “retorik bir saçmalık” olacaktır. evet. çeşitli çevresel baskılara maruz bırakılsaydı. çok temel bir yanılgıya dayanmaktadır: Evrim.wordpress. canlıların bir takım tesadüfi. nasıl yanlış uygulandığı ile ilgili daha geniş bir fikir sahibi olabilirsiniz:   http://probablynogod. Canlılık. kimya ve fizik yasaları.wordpress. daha temelde. böylece istatistik ve matematik yasalarının Biyoloji ve Evrim üzerine nasıl doğru. milyarlarca yıl boyunca bu yasalar altında.5 milyar yıllık bir evrimi. 231 .5 milyar yıllık evrim sonucu kalıcı hale geldiği bir olgudur. o zaman bu yazdıklarımı mazur görün ve önemsemeyin lütfen.wordpress.com/2010/11/11/canliligin-evrimi-2-koaservat-nedir-nasil-olusur/   http://probablynogod.E V R İ M A Ğ A C I çelişki ve açık bir iki yüzlülük olurdu. Bu sayede onların da bilgilenmesini sağlayabiliriz.com/2010/08/31/evrimi-anlamak-ix-hurdalikta-bir-boeing-747-ve-evrim-teorisiile-ilgili-betimlemeler-uzerine/   Ayrıca sizi daha da net aydınlatabilmek adına. milyarlarca yıl sonunda Boeing 737 ya da Porsche kadar karmaşık varlıklar oluşabilirdi. Ancak dediğimiz gibi. göz atabilirsiniz.com/2010/06/17/matematiksel-imkansizliklar-uzerine/   http://probablynogod.   Devam edelim. ancak kimyasal moleküller için geçerli olduğu için. bir takım da doğal süreç dahilindeki gelişmeleri sonucunda olmaktadır.   Bu paylaşımımızı.com/2010/08/19/evrimi-anlamak-i-canlilik-kavrami-uzerine-ve-abiyogenez/   http://probablynogod. benzeşim saçmalıktan öteye gidememektedir. Eğer karşı iddianız dini temellere dayanmıyorsa. müsaadenizle Evrim Ağacı ailesiyle paylaşmak istiyorum. cansızları kullanarak (hurdalıktaki rastgele savrulmuş parçalar) modellemek ve bu cansız parçaların tesadüfi bir şekilde bir Boeing 737 oluşturmalarıyla benzetmek. “tesadüfler” ile ilgili daha net bir görüşe varabileceksiniz diye düşünüyorum.wordpress. son yaptığımız paylaşımda da belirttiğimiz üzere.   http://probablynogod.wordpress. tesadüflerle ilgili birkaç yazıyı daha paylaşmak istiyorum. hurdalıktaki parçalar için geçersiz. biyokimyasal tepkimelerin oluştuğu ve 4. Orada da farklı benzetimlere ve bunların nasıl bilim-dışı olduklarına değinmiştim. “Hurdalıktaki Boeing 737” ya da “Masadaki boya kalemlerinden tesadüfen oluşan Picasso tablosu” gibi benzetmeler. bu tip çekim. cansızlıktan büyük bir fark ile ayrılmamakla birlikte. Sayfamızın ateizmi desteklemediğini (tıpkı herhangi bir diğer düşünce sistemi gibi) hatırlatmak istiyorum.com/2010/10/03/tanriya-inanmak-sadece-tesaduflere-inanmaktir/   Yazılardan son ikisi ateizm ile ilgili görüşleri de içermektedir ancak bu yazılardaki ateizm ile alakalı az bir iki kısmı es geçerek okursanız.

. bu cevabımıza şöyle karşılık verdi:   Bilinçli ve rastgele arasında bir durum olduğunu ilk defa sizden duyuyorum. Ancak bu bilim dahilinde olur.   Sayın Muammer Kolukısa. saygılarımızla. herkes bir bilim adamını destekleyecek diye bir şey yok. Bu defa birkaç karakteri var alışverişin. Dolayısıyla buna “bilinçli” diyemeyeceğimiz gibi. acaba dağ.çevre tarafından belirlenen rastlantısal olmayan bir süreçtir”   Rastlantısal olmayan bir şekilde belirleme yapabilen bu çevre.liğinden oluşan 232 . karşıt görüşler ve fikirler her zaman olacaktır ve bilimsel bir tabanda her zaman çarpışacaktır. Bu doğada kendi.E V R İ M A Ğ A C I Doğal Seçilim tamamen tesadüfi değilse ve belirli durumlara/kurallara bağlıysa. :)) Bir şey ya bilinçlidir ya da rastgeledir.   Orada denmek istenen elbette ki “bilinçli” bir seçme değil.   Alışverişimiz. “rastgele” de bir seçme diyemeyiz.   Sayın Muammer Kolukısa’nın yorumu şu şekildeydi:   Yukarıdan alıntı: “. Bunun ortası nasıl oluyor?   Bu noktada. bireyleri rastgele seçmez. Yapay Seçilim) yapılmıyor.. bu kuralları kim/ne belirliyor? Arkadaşlar üst üste olacak belki ama yine sayfamızdaki bir bilgi alışverişini sizlerle paylaşmak istiyorum. Ancak örneğin mutasyonlar tamamen tesadüfidir ve özellikle virüsler ve bakteriler gibi ilkel canlılardaki evrimin temel tetikleyicisidir.. “2 dakikada Evrim Teorisi” başlıklı videomuzun altında gerçekleşti.. Dikkatli bir şekilde izlerseniz videoyu. Elimizde belirli bir ortam vardır ve b.. adapte olamayanlar elenir. taş. çünkü çok net bir şekilde Dawkins’in büyük eserlerinden biri olan “Kör Saatçi” kitabına ve kör saatçi betimlemesine gönderme yapılıyor videoda.   Ayrıca şahsi bir düşünce olarak. beyni var da biz mi bilmiyoruz?   Bizim Evrim Ağacı olarak yaptığımız açıklama ise şöyle oldu:    Sayın Muammer Kolukısa. bu sebeple doğrudan konuya geçiyorum.. Sayın Özgün Kırdar bir açıklama yaptı:   Sayın Muammer Kolukısa. Şöyle izah edeyim bilinçli değildir çünkü bu belli bir amaç güdülerek bir şey elde etmeyi amaçlayarak( bknz. videoyu hazırlayanların biraz da Richard Dawkins karşıtı bir mentaliteye sahip olduklarını düşünüyorum.   Umarım açıklayıcı olmuştur. hemen sonrasında zaten izah ediyor: Doğal Seçilim.u ortama en adapte olanlar seçilir.   Bilinçli ile rastgele birbirinin zıt anlamlısı ifadeler değildir. toprak mı yoksa atomlar mı? Bunların aklı.

hayatta kalan canlılar ortam şartlarına en iyi adapte olabilenlerdir. Big Bang sonucu patladı ve muhtemelen bundan önce de sonsuz sayıda Big Bang’ler yaşandı.” düşüncesinden ve yanılgısından kaynaklanıyor. yanılgıya düşerek her şeyin bizim için var olduğuna inanmamızdır. sıkça karşılaştığımız iddialardan biri olduğu için. “canlılık” olarak belirlenen (ancak unutmayın ki insanın kendi kafasına göre belirlediği) kavram da. sanki her şey bizim var olmamız için ayarlanmış. Dünya’nın ise 600 milyon yıldan sonra ulaşabildiği dengenin (ki Dünya’daki denge aralarda sık sık bozulmuştur) ürünleriyiz. seçilimde belli bir düzenek vardır. Ancak bizler. Dünya ve Evren. Belki milyarlarca yıl boyunca Dünya sessizliğe gömülecek.. şu tip bir yanılgıya düşmek çok kolay: “Her şey ne kadar da mükemmel.   Hayır. “bu” Evren’e ait. Belki Dünya da yok olacak. yeni. bir başkasına değil. tamamen farklı Evrenler var olabilir ve bu Evrenlerde tamamen farklı varlıklar meydana gelebilirdi. sonsuz sayıda var olmuş ve var olacak Evren’den sadece bir tanesi.   Bu sorunuzun cevabı.”   Ancak şunu unutmayınız: Yarın düşecek bir göktaşı ile tüm insanlık yeryüzünden silinebilir. Evren’in 9 milyar yıldan sonra. Ancak hiçbiri biz yok olduk diye olmayacak. Biz.   Big Bang farklı bir şekilde gerçekleşseydi (daha şiddetli. çok açık ve net olmuş.. yeniden canlılık oluşacak.   Umarım yazı açıklayıcı olabilmiştir. belki yine. bu şekilde meydana geldi ve bunun sonucunda gezegenler eliptik bir yörüngede oluştu. Siz. o zaman canlıların ve Evren’in de aynı şekilde bir tasarlayıcısı olması gerekir. Bu da bizi. bu yasalar. daha zayıf. buna Evrim Ağacı olarak şu şekilde bir açıklama yaptık:   Sayın Muammer Kolukısa. Böyle düşünmemizin sebebi. üyelerimizle paylaş- 233 . Ancak seçilim rastgelede değildir.   Sayın Muammer Kolukısa’nın verdiği yanıt şu şekilde oldu:   Peki bu düzeneği kim veya ne belirliyor? Bir de seçilim neden rastgele olmuyor?   Biz.   Sayın Özgün Kırdar’ın “bilinç” ve “rastgele” arasındaki ayrımı aydınlatmak adına yaptığı açıklamalara aynen katılıyoruz. biz yok olursak sona mı erecek? Asla! Yollarına devam edecekler.Burda tek rastgele olan şey ise ortam şartlarının kendisidir.) oluşabilecek yasalar da tamamen farklı olabilir. Bunun sebebi. kullanacağınız son kelime olurdu. bir önceki cevabımda da (tesadüflerle ilgili olan) dediğim gibi. Binbir farklı koşuldan geçti. Dolayısıyla. demek ki bu harika incelikteki düzenin de bir kontrol eden mühendisi ve yaratıcısı var”. yukarıda değindiğimiz yanılgıya itmekte: “Her şey ne kadar mükemmel.E V R İ M A Ğ A C I bir süreç. Astrofizikçiler tarafından basitçe verilebilmekte: Evren.   Son sorunuza gelirsek. emin olun “mükemmel”. “İnsanın yarattığı her şeyin bir mühendisi var ve tesadüfen olmuyor. Dünya’nın ilk oluştuğu zamanlarda orada bulunsaydınız. vb. illa birinin ya da bir şeyin “karar vermesi” gerektiğini neden düşündüğünüzü anlayabilmekteyim. Bunu da. Bizim Evren’imiz. Bir şeyleri aktarmak için ürettiğimiz kelimeler dahi. öyle ki bunları “canlı” ve “cansız” kategorilerinden birine koyamayabilirdik bile. Kendisine teşekkürlerimizi sunuyoruz. bu Evren’in bir ürünüsünüz ve Evren ya da Dünya asla bugün olduğu kadar düzenli değildi. var olan her şeyi “bu” Evren’in oluşumu sonucu meydana gelen durumlar çerçevesinde değerlendirmekteyiz. gezegenlerden biri (ve belki pek çoğu) üzerinde bu şekilde oluştu. Bu patlamada. bu şart değil. Ve hatta Evren de.

com/2011/01/23/dincilerin-ve-evrim-karsitlarinin-neden-sonuc-iliskisi-yanilgisi/   http://probablynogod. şu iki bağlantıyı tavsiye ediyorum:   http://probablynogod. *********   Görüşlerini bildiren tüm üyelerimize teşekkürlerimizi sunarız.com/2011/01/31/dincilerin-ve-evrim-karsitlarinin-neden-sonuc-iliskisi-yanilgisi-2/ 234 .E V R İ M A Ğ A C I mak istiyorum. Neden-Sonuç İlişkisiyle ilgili yanılgılarla ilgili daha ayrıntılı bilgi almak isteyenler için.wordpress.   Saygılarımızla.wordpress.

Örneğin serçelerin yaşadığı bir grupta. kendimi besleyebildiğim gibi sizi de besleyebiliyorum. Elbette zeki canlılar olan insanlardaki ahlak kuralları çok karmaşık. anne babunu öldürdükten ve yedikten sonra 8 günlük yavru babuna bir süre annelik yapmış. bazı bireylerin diğer bireylere yiyecek bağışlamasıdır.   Bu olayın Evrim Teorisi’nde bahsi geçen “doğal seçilim” ya da aslında tam doğru olmayan tanımıyla “güçlü olanın ayakta kalması” ve “türün devamını hedefleyen bireyler” ve “bencil gen”i yalanlayan bir olay olduğu iddiası dile getirildi. babunların en büyük doğal düşmanı olan leopar. konumuz hayvanlardaki ahlak/şefkat/özveri.   Peki gerçekten hayvanlar aleminde türler içi ve türler arası şefkat/ahlak gibi kavramlar Evrim teorisine ters mi? Hiç de değil.   Peki hayvanlar arasındaki şefkat? Türler içinde bireylerin diğer bireylere karşılıksız yiyecek vermeleri ya da kendilerini grup yararına tehlikeye atmaları hem grubun yaşaması hem de bireyin kendi genlerini aktarma şansını artıran davranışlardır. O da “reklam”. Nasıl olduğunu sormayın zira bilmiyorum. grup olarak hayatta kalma şanslarını artırıcı (böylelikle genlerini sonraki nesle aktarma şanslarını artırıcı) bir davranış olan “muzları paylaşma” düzenine uymayan şempanzenin dışlanması. İddia sahibine ısrar etmeme rağmen elle tutulur herhangi bir cevap an itibariyle gelmiş değil.   Benzer bir davranış da “gözcülük” şeklinde ortaya çıkıyor. o maymun dışlanıyor. yırtıcı kuşlara kar- 235 .     Burada gözlenen şey. Güya bu olayın tek açıklaması Tanrı imiş. Benzer “şefkat” davranışları başka hayvanlarda da gözleniyor.E V R İ M A Ğ A C I Leopar ve babun yavrusu Evrim’i çürütür mü? . Kuşun verdiği mesaj (özellikle erkek kuşların dişi kuşlara verdiği mesaj) şudur: “Ben o kadar güçlü ve yetkinim ki. Ancak maymunlarda gözlenen ahlak davranışlarından temelde çok farklı değil. Kuşlarda (ve maymun türlerinde) gözlenen bir davranış.   Habere göre. Yavru kendi annesi olmadığı için muhtemelen soğuktan öldükten sonra da leopar kendi yoluna gitmiş. Öyle de süper bir bireyim ben”. Grup halinde yaşayan şempanzeler birbirleriyle muzlarını paylaşırken aralarından bir tanesi paylaşıma dahil olmaz ve hep diğerlerinin getirdiği muzları yerse.   Bu mesaj dişilerin reklam yapan bireyle eşleşmelerinde ve diğer erkek bireylerin otoriteye baş kaldırmalarını engellemelerinde etkili.   Maymunlar arasında ahlak kuralları gözlemlenmiştir. Dikkatli incelendiğinde ahlak kurallarının insanların grup olarak bir arada yaşamalarını kolaylaştıran kurallar olduğu ortaya çıkıyor. İnsanlarda da durum farklı değil.(Şüpheci Melek) Evet. Bu ilk bakışta “şefkat” olarak algılanabilir ancak burada çok farklı bir mekanizma çalışmaktadır. Konuya girmeden önce başlığın sebebini açıklayan haberi gözden geçirelim. Ağaçtan düşen yavru babunu sırtlanlar yemesin diye tekrar yukarı çıkarmış.

Eğer şefkat olsa idi o zaman yavru babuna bir gece boyunca bakmak ve sonunda ölümüne sebep olmak yerine. Hayvanlar ve insanlarda evrim. Sinekler ve kelebekler Ay ve sahte ışıkları ayıramazlar. Ay’a doğru gittiğiniz takdirde Ay’ın yeri değişmez. Ancak dünya üzerindeki bir ışık kaynağına giderseniz etrafında halkalar çizer ve spiral bir şekilde ışık kaynağına varırsınız. çocuklarının tamamını sevimli ve şefkate değer bulan anne-babaların da genleri sonraki nesillere geçmiştir. Yavrusunu daha iyi koruyanın şansı daha da büyüktür. Kendi türümüzün adaptasyonu ya da yaşamasıyla doğrudan ilgili değil.   Her hayvanın yavrusu çok sevimli   İnsanların “her şeyin yavrusu çok sevimli” demesi de aslında evrimsel bir yan üründür. en başta annesini yememeyi seçmesi gerekirdi leoparın. o zaman homoseksüel davranış gösteren hayvanları ya atladı. Peki türler arasında. Elektrik şokuyla sinek – kelebek avlayan lambalar da bu evrimsel yan ürünü kullanır. Sürekli sabit bir noktadadır. insanların kendi yavrularına daha çok şefkat duymasını sağlamıştır. başka bir türün yavrusunun ateşlemiş olması. Anne-babaya daha sevimli gelen yavrunun yaşama şansı arttığı gibi. Işık etrafında sürekli dönen kelebekler. İnsan yavrularını andıran köpek-kedi-ayı-maymun vs yavruları bize sevimli gelir. yarasalar ya da atıyorum solucanlar için hissetmeyiz.   Benzer bir örnek daha vereyim.E V R İ M A Ğ A C I şı grubu uyarabilmek için bazı bireyler kendilerini savunmasız bırakma pahasına ağacın en tepesine çıkıyorlar. fakat kendi türümüzün devamını sağlayan bir mekanizmayla çok ilişkili olduğu için korunmuş ve gelişmiş bir özelliktir. Burada söz konusu olan şey. özellikle başka hayvanların yavrusunu evlat edinme meselesi nasıl açıklanabilir? Çok basit. Bunu sağlayan genetik şifreye sahip olanların şansı da doğal olarak daha büyüktür. balıklar.   Dönelim leopar ve babun’a. Leoparların kendi yavrularına şefkat göstermeleri leopar neslinin devamını sağlayan bir araç. Bu sebeple şok lambalarını belli bir açıya alıp döne döne elektrik şokuna girerler.   Eğer ki Tanrı hayvanlara bir tür ahlak vermiştir deniyorsa. Evrim süreci. Kelebeklerin ışık görünce ona gelmeleri ve etrafında dönmeleri aslında ışığı.wordpress. Ancak aynı şeyi kurbağalar. Burada birey tamamen özveriye dayalı mı hareket ediyor? Hayır. Yine “ben süperim. Burada söz konusu olan şey şefkat değil. Ay’ı belli bir açıya yerleştirip uçmaya başlarsanız düz bir çizgide gidersiniz. sizi korumak adına kendimi tehlikeli durumlara sokabilecek kadar güçlüyüm” mesajı gönderiyorlar. geceleyin yönlerini bulmak için kullandıkları Ay sanmalarıdır.com/2010/03/03/leopar-ve-babun-yavrusu-evrimi-curutur-mu/ 236 . Evrimsel olarak türün daha başarılı adaptasyonunu sağlayan bir özelliğin yan ürünü.   Kaynak: http://suphecimelek. Kendi türümüzden olmayan canlıların (insan bebeklerini andıran) yavrularına karşı ekstra bir şefkat beslememiz evrimsel bir yan üründür. evrimsel bir yan ürün. Kendi yavrularına duyacağı şefkat hislerini. Yine yemek paylaşımı örneğindeki gibi bir hedef kitlesi var. Yani ilkel canlılarda yavrusunu koruyan ve belli bir yaşa/büyüklüğe erişinceye kadar bakan hayvanların türünü devam ettirme ihtimali ve genlerini sonraki nesillere aktarma ihtimali daha büyüktür. Bu iki taraflı bir süreçtir. Tıpkı insanlardaki gibi “yavruyu koruma” içgüdüsü burada da iş başında. Bu içgüdünün nesiller boyunca daha da güçlendiğini düşündüğümüzde bugün bize kendi bebeklerimizi andıran canlıların yavrularını sevimli ve şefkate değer bulmamız tamamen doğaldır. veya o hayvanların herhangi bir tanrı yaratmadı. yavruların korunmasını sağlayan genleri tutmuştur.

   Şimdi. hiç hasta olmayan.    Saygılarımızla. Acaba AIDS’li hastalar Japonya’daki nükleer sızıntı olan yerine gitseler.E V R İ M A Ğ A C I “Afrika’daki AIDS hastaları. Ayrıca belirtmekte fayda var ki. spesifik olarak bir organın taşıdığı belirli hücrelerin genomundaki belirli bölgelerin mutasyondan etkilenmesini hedefliyorsunuz. bu 3.3 Milyar tane nükleotit vardır (http://www. Sn.  Bu basit sorunun.gov/sci/techresources/Human_Genome/project/info. çok çok uzun yaşamak isteyen insanlar da oraya gidip genlerinde mutasyon olsa istedikleri olabilir mi? Veya Çernobil’de radyasyona maruz kalan insanlarda bildiğiniz yapılmış bir araştırma var mı?    Evrim Ağacı olarak verdiğimiz cevap ise şu şekilde:    Sayın Muammer Kolukısa. cevabı da ne yazık ki hayırdır.    Öte yandan ihtimaller sadece 3. vücudunuzdaki tüm hücrelerin sayısıyla.”    Ancak radyoterapi gibi yöntemler. Çünkü radyoaktif ışınlar rastlantısaldır ve sizin radyasyona maruz kalma açınıza göre bile farklı genlerinizi isabet edebilirler.3 milyar gen ile sınırlı değildir. Çünkü sizin bütün hücreleriniz. İyi okumalar:   Soru şu şekildeydi:   Güney Afrika’da AIDS çok yaygın biliyorsunuz. Bu da “olanaksızdır.ornl.    Mutasyonlar. Japonya’daki radyasyona maruz bırakılsalar. mutasyona maruz kalıp iyileşme durumları olabilir mi? Veya daha mükemmel. Tamamen rastlantısal gelişen koşullarda ihtimal. inanılmaz basit cevabını kolayca kendiniz de verebileceğinizi düşünüyorum. vs.    İnsan genomunda 3. Bunların göreceli olarak az bir kısmı (~%1 kadarı) sizin bütün fonksiyonlarınızı kontrol eden işlevsel genlerden (protein sentezinden) ve geri kalan uçsuz bucaksız kısmı ise atalarımızdan kalan işlevsiz genlerden oluşmaktadır (kuyruk oluşumuyla ilgili genler. siz bunca ihtimal arasından.    Fakat sizin. Böylece ihtimal havuzu (evrensel küme) yaklaşık 190  çarpı 10 üzeri 15 gibi bir sayı olur.3 milyar farklı gen üzerinde rastgele etkiler yaratırlar. mutasyonlar sayesinde iyileşirler mi?” Arkadaşlar. zaten bu ışınların doğru yönlendirilmesiyle kanserin ya da diğer genetik ölümcül hastalıkların önüne geçilmesini hedeflemekte ve belirli oranlarda başarılı olabilmektedir. bir bireyin vücut (otozomal) hücrelerinde meydana gelen mutasyonlarsadece  bireyin kendisini etkiler. “Çernobil’e Japonları atsak AIDS’ten kurtulurlar mı?” tarzındaki sorunuz ne yazık ki iyi bir soru olmamakla birlikte. açıkça üzerinde kafa yormadan sorduğunuz.3 milyarı.shtml). üreme hücrelerinde meydana gelmesi 237 . bütün genomunuza sahiptir. Bir mutasyonun etkili ve Evrimsel değeri olabilmesi için. yani yaklaşık 60 trilyon ile çarpmanız gerekir. Yani 3. Muammer Kolukısa’nın bir sorusuna verdiğimiz cevabı sizlerle paylaşmak istiyorum.). 190 çarpı 10 üzeri 15’te birdir.

gov/sci/techresources/Human_Genome/project/info.enotes. Bu hatırlatma için de Sayın Emre Oral’a teşekkür ederiz.org/wiki/Human_Genome_Project       238 .com/science-fact-finder/human-body/how-many-cells-human-body http://www.E V R İ M A Ğ A C I gerekir.wikipedia.   Kaynaklar:   http://www.ornl.shtml http://en.

bir bilim olan Biyoloji açısından bütünleştirici nitelikteki. Bu dilekçenin altına ise bilim adamlarından sadece 7 tane imza gelmiştir. Türkiye’den sonra) bilim adamlarının %99’undan fazlası Evrim Kuramı’na destek olmaktadır. benzer bir test yapmıştır. varlığını destekleyen sayısız veri bulunan. son derece sağlam kanıtlarla desteklenen.”   Ulusal Bilim Eğitimi Merkezi.   Deneyde. bu ancak %1 civarlarına ulaşmaktadır. Stephanie gibi türevlerini de eklersek. Keşif Enstitüsü (Evrim Kuramı’na karşıt bir topluluk) de.namestatistics.E V R İ M A Ğ A C I Steve Projesi (Project Steve) ve Keşif Enstitüsü (Discovery Institute) Steve Projesi. 100 ile çarpılan sonuç. bu yüzden de deneyde bu isim seçilmiştir (aynı zamanda Stephen. Dilekçede şunlar yazmaktadır:   “Evrim Kuramı. Steve ismindeki bilim insanlarından 5 Nisan 2011 itibariyle (proje devam etmektedir) 1158’i. Amerika’daki Ulusal Bilim Eğitimi Merkezi’nin yaptığı ve “Evrim Kuramı’nı reddeden bilim insanlarının sayısı çoğunluktadır.   Ön bilgi olarak şunu vermeliyiz: Bir isim olarak “Steve”. toplamda yaklaşık 700 bilim adamının Evrim Teorisi’ne karşı olduğunu göstermektedir. Steven gibi türevleri de hesaba katılmıştır).” şeklinde gülünç bir iddiayla hayatlarını idame ettirenlere karşı yapılan bir parodi deneydir. bu dilekçenin altına imzasını atmıştır.php?name=steve&type=first&gender=male). Steve ismindekiler. çok az bilim adamı Evrim Kuramı’nı desteklemektedir. Buna.000 bilim insanının Evrim Teorisi’ni desteklediği düşünülebilir. Her ne kadar Evrim Kuramı’nın nasıl ve ne yöntemlerle işlediği konusunda hala münazaralar varsa da. Yani genele vurulduğunda.25’ini oluşturmaktadır. erkek ismidir (Kaynak: http:// www. toplam popülasyonun %0. Yani ortalama bir kullanım sıklığına sahiptir. toplamda sadece Amerika’da yaklaşık 140. Stevie. Tamamen bir sahte-bilim (pseudoscience) olan Akıllı Tasarım ve benzerlerinin okulların müfredatında bulunması bilimsel olarak uygunsuzdur ve pedagojik olarak sorumsuzluktur. 239 .   Öte yandan. tüm canlıların ortak bir atadan geldiğini gösteren bilimsel geçerliliğe sahip bir kuramdır. sadece Amerika’da sadece Steve ismindeki bilim adamlarının katılabileceği bir dilekçe (petition) hazırlanmıştır. Darwin’e karşı. Aynı yöntem izlenmiştir. popülasyonun %1’i olduğu için. Stephen. Stephanie.   Buradan çıkarabileceğimiz parodik sonuç şudur: Sadece Amerika’daki (Amerika Dünya’da Evrim Kuramı’nın en az kabul edildiği ikinci ülkedir.com/search. Amerika’da en yaygın olan 74. sadece Steve ismindeki bilim adamlarının bu dilekçenin altına imza atmak isteyip istemediğini sınamıştır. Evrim’in varlığı ya da Doğal Seçilim’in doğadaki gerçekliği konusunda geçerli hiçbir tartışma bulunmamaktadır. Steve ismine sahip bütün insanların (bilim adamları haricindekiler de dahil) sayısı.

Cevap: Trilobit gözleri. lütfen bize ulaşınız.M. 2:253-70   Thomas. N. J. Ve malesef. zaten sayfada kalacak yüzünüzün olacağını sanmıyoruz.com/video/video.T. gülünç olmanın ötesinde bilgisizliğinizi gözler önüne sermektedir. A. malesef tavırlarınız hırçın bir çocuk gibi bilime ve Evrim’e saldırmaktan öteye geçemiyor.facebook. Morphol. Sizin yaptığınız asılsız ve bilim-dışı saldırılarsa. Am.E V R İ M A Ğ A C I İddia: Trilobit gözleri. Gözün Evrimi ile ilgili videomuz (https://www. sizi sayfamızdan uzaklaştırmak durumundayız. Phacops rana. Bull. 2005.   Sizi daha önce defalarca ve net bir dille uyarmamıza rağmen.   Eldredge. Evrim Kuramı’nı çürüttüğünü iddia etmeniz. bizleri güldürmektedir. Evrim Kuramı’nın güçlü ispatlarındandır. bize hiçbir kaynak sunmaksızın. Bir gün bilim üretmeyi öğrenir.”   Evrim Ağacı olarak kendisine verdiğimiz cevap şöyledir.    Eldredge. The structure and development of the visual area in the trilobite. 1889. Bu.php?v=109623405790314&oid=163940083664075&comments) altına şöyle bir yorumda bulundu:   “ATEİZM VE MATERYALİZMİN SONU “380 milyon yıllık trilobit gözleri bilinen en eski ve en kopmleks gözdür. Mus. Basitten karmaşıklık tezini trilobit canlısı çökertmiştir hadi geçmiş olsun . Çift lens sistemi vardır. Zira Trilobitler’in sadece gözlere “sahip olması” değil. 1935 (Tri- 240 . ilk olarak Trilobit gözleri çok uzun yıllardır çalışılmakta olan bir alandır. Artık aramızda olmayan üyelerimizden “Ateizm ve Materyalizmin Sonu” isimli üyemiz. Earth-Science Reviews 71:77–93. insan cahiliyetine acımamıza sebep olmakta. Bu makalelere üniversite kütüphanelerinden ulaşabilirsiniz:    Clarke. Az sonra vereceğimiz açıklamalardan sonra. aciz amaçlarınızı gözler önüne sermekte. Green. bilimi sağdan soldan ve kulaktan dolma bir biçimde öğrendiğinizin apaçık bir göstergesidir. Hist. bilim-dışı iddialarda bulunmaktasınız. Trilobit gözleriyle ilgili bilgi almak isteyenler için faydalı olacağını düşünüyoruz:   Sayın ATEİZM VE MATERYALİZMİN SONU. Systematics of Lower and Lower Middle Devonian species of the trilobite Phacops Emmrich in North America. Developmental palaeobiology of trilobite eyes and its evolutionary significance. Dairsel polarize ışığı algılar. Nat.   Şimdi. 1972. ancak yine de sayfamızın net kuralları dahilinde. 151:285-338. Bu açıdan.   Trilobitlerle ve özellikle de gözleriyle ilgili yapılmış çalışmaların çok küçük bir kısmı aşağıdadır. 1832) and Phacops iowensis Delo. Evrim Kuramı’nı “çürütür”. Systematics and evolution of Phacops rana (Green. onların gözlerini “yitirmeleri” de Evrim Kuramı’na güzel destekler olarak karşımıza çıkmakta ve Evrim Kuramı’nın güçlü kalelerini oluşturmaktadır. J. 600 ile 1200 arası petek göz sistemi vardır. bir o kadar da. bilimi anlarsanız ve bilimsel metodu benimserseniz. Evrim Ağacı’nın amacının ne kadar büyük olduğunu bizlere bir kere daha hatırlatmaktadır. 1973. N.

Evrim Karşıtları’nın sürekli sorup durduğu ama bir türlü görmeyi beceremediği “ara geçiş formları”na örnektir. Trilobitlerin göz yapısı. Soc. France 1(15):331-71.wikipedia. Kambriyen Patlaması sırasında ortaya çıkan envai çeşit avcı türdür. Schizochoral Göz ve Abathochoral Göz. Schizochoral Gözlerin. Bunlar elbette ki bir anda ortaya çıkmamışlardır. post-displacement olayına bir örnektir. torun nesillerde yetişkin özellikleri olarak ortaya çıkması demektir. Trilobitlerin bazı türleri.   Schizochoral göz yapısının evrimi. Am. Sadece Phacopina denen bir alt-grup son tip göz yapısını evrimleştirebilmiştir.info/eyes. veya bir diğer yazının konusu olabilir.    Schizochoral Göz yapısı.org/wiki/Trilobite#Eyes   http://www. tüm duyu organları oldukça ileri düzeyde evrimleşmiştir (günümüzdekilerle kıyaslanamayacak bile olsa da). Bunun sebebi. Bull. Bu türlerle ilgili örnek olarak Conocoryphe sulzeri türünü verebiliriz.   Bununla ilgili şu kaynakları okuyabilirsiniz:   http://en. Zira göz yapıları ve fizyolojileri incelendiğinde. Geol. 147:45-114. Paedomorphosis.fossilmuseum.   Steininger. Paedomorphosis denen bir olay sonucu evrimleşmiştir. derin deniz diplerine ulaşarak.htm 241 . Neoteny (neoteni) ve Post-displacement (sonradan yerleşme). Co-evolution denen (karşılıklı evrim) kavramı sebebiyle.E V R İ M A Ğ A C I lobita) for the Middle Devonian of North America.    Ayrıca değinmeden geçmeyelim. Bazı fotoğraflar ve bu göz yapılarının özellikleri için şu bağlantıyı inceleyebilirsiniz:   http://www. 1831.   Ayrıca Trilobitlerde sadece gözler değil. bunun sadece bir örneğidir. Bu türlere benthic (dipbeslenici) türler denir. ayrı ayrı. 1990. Sizin gibi bilim düşmanlarının iddiaları ise. Mus.   Biraz bilimsel bilgi verelim: Trilobitlerde 3 çeşit göz bulunur: Holochoral Göz. av ile avcı karşılıklı olarak evrimleşmiş ve silahlar ile kaçma yöntemleri geliştirmişlerdir. bazı çevrelerin bilimi manipüle etme arzularının ve kendi çıkarları için kullanma emellerinin bir yankısından ibarettir. ilk iki (ve apaçık bir şekilde daha düşük seviyede olan) göz yapısına sahiptir.net/Evolution/TrilobiteArmsRace. Observations sur les fossiles du calcaire intermediaire de l’Eifel. her biri. Trilobitlerin çok büyük bir kısmı. karanlıkta kalmışlardır ve bir süre sonra bu türlerde gözlerin gerilediği ya da tamamen yok olduğu gözlemlenmiştir. J. [Paläozoologie III (1986-1990)]. atadaki çocuk (ergen) dönemindeki özelliklerin. W. Nat.   Struve. Abathochoral Göz yapısının da Schizochoral Göz yapısından evrimleştiği görülmektedir. Üç tipi bulunmaktadır: Progenesis (Ön-beliriş). Hist. Courier Forschungsinstitut Senckenberg 127: 251-279. Mem. Holochoral Göz yapısından. bilim adamları tarafından çoktan açığa kavuşturulmuştur.trilobites. Duyu organlarının evrimi. kendi içinde bile. Bunları araştırmayı siz Evrim Ağacı takipçilerine bırakıyoruz.    Sizin iddia ettiğinizin aksine.htm   Bu gözlerin evrimi de.

sciencedirect.1111/j.sciencedirect.wiley.google&_acct=C000050221&_version=1&_urlVersion=0&_userid=10&md5=9799f746b2b6149fe28c47eaf944bcb4&searchtype=a   http://www.1469-185X.etrilobite.nlm.google&_acct=C000050221&_version=1&_urlVersion=0&_userid=10&md5=73b5fe2c4a79da4e741d5b8cc30bfdce&searchtype=a   Bu kaynakların tümü bilim müzelerine ya da makale yayınlama amaçlı bilim dergilerine (journal) aittir.com/doi/10.1986.E V R İ M A Ğ A C I   Ayrıca bazı diğer kaynaklar:   http://www.ncbi.com/science?_ob=ArticleURL&_udi=B6V62-4FR8PSF-1&_user=10&_ coverDate=06%2F30%2F2005&_rdoc=1&_fmt=high&_orig=gateway&_origin=gateway&_sort=d&_ docanchor&view=c&_searchStrId=1725150361&_rerunOrigin=scholar. 242 .com/science?_ob=ArticleURL&_udi=B6T0W-3YKV0YB-C&_user=10&_ coverDate=03%2F31%2F2000&_rdoc=1&_fmt=high&_orig=gateway&_origin=gateway&_sort=d&_ docanchor&view=c&_searchStrId=1725147960&_rerunOrigin=scholar.gov/pubmed/1091864   http://onlinelibrary.nih.com/?p=924   http://www.x/abstract   http://www.tb00464. Kaynaklara üniversite kütüphanelerinden ulaşabilirsiniz.

pek çok tepkime aynı anda ve birbiriyle ilişkili bir vaziyette gerçekleşmektedir. hücre boyutunda da etkilenilecek bir şey yoktur.. nano ya da mikrometrelerle ölçülür. ilk olarak anlamamız gereken şey.” sözünü görüyorum. günümüzdeki boyutlara ulaşmıştır. İnternetten araştırma yaparken sıklıkla Alexander Oparin’in “Maalesef hücrenin kökeni.E V R İ M A Ğ A C I Hücrenin Karmaşıklığı Üzerine Arkadaşlar merhaba. kendi boyutlarımız dahilinde değerlendirmekte ve büyülenmektedirler. Bunlar. İnsanların hücrelerin karmaşasından etkilenmesinin.   Şimdi. vb.. bizden çok daha büyük bir canlı var olsaydı (bir gezegen büyüklüğünde mesela. “boyut farkıdır”. seçilip hayatta kalmışlardır. kanser. Bu ufak büyüklükler. Halbuki atladıkları nokta şudur: O karmaşık sistem. hem canlılığın nasıl başladığını anlamamızı kolaylaştıracaktır. Hala da bozukluklar ve hatalar gözlenebilmektedir. küçük adımlarla başlamış. Günümüzde gördüğümüz karmaşık hücre yapısı. bkz: tümör.   Hücrenin içerisinde de temel olarak benzer kurallar geçerlidir. daha önce de belirttiğim gibi. o alana “sığdırılmamıştır”. gene aynıdır: Her şey. özellikle yapısı ve işleyişi evrimin açıklayamayacağı kadar karmaşık mıdır?   Bizim ise cevabımız şu şekilde oldu. hem de günümüzdeki “muazzam hücre yapısı” efektleri altında verilen yanlış düşünceleri görmemizi sağlayacaktır. sürekli olarak ortama en çok adapte olanlar ve o karmaşık yapıya ulaşmadaki basamakları en doğru şekilde atlayabilenler. Diğerleri ise beklenmedik tepkimeler geçirerek ya da bütünlüğünü koruyamayarak dağılmışlar ve elenmişlerdir.    İnsanlar hücreleri ve bakterileri. tam 4 milyar yıldır sür- 243 . Yani hücre içerisindeki “muhteşem uyum”. her zaman bu şekilde muhteşem (?) olmamıştır. onun bizim şehir trafiğimizden büyülenmesi gibi bir şeydir.   Dediğimiz gibi her şey küçük adımlarla evrimleşmiştir. iyi okumalar dileriz:   Sayın Ferhat Akkuzu. Eğer ki dışarıdan. belki büyüleyici bir yan bulmayı deneyebilirdik. Nasıl ki biz şehirlerin karmaşasından etkilenmiyorsak. bize şu soruyu yöneltti:   Benim bir sorum var. Ancak haliyle. sırasıyla. adım adım evrimleşmesi sonucu bugünkü haline gelmiştir. O kadar “küçük” bir alana. koca bir şehrin karmaşasından farklı bir şey görmeyiz. Fakat kendimizi mikrometre boyutuna küçültüp hücrenin içerisine girersek.   Yine dayanamadım ve sizi bekletmeden cevap vermek istedim. Bir hücre. bir metrenin.   Hücrenin içerisinde. şaşılacak bir durum yoktur. mitolojik varlıklar olan titanlar gibi). Ancak unutulmaması gereken temel. bu kadar “karmaşık” bir sistemin nasıl “sığdırıldığına” hayret etmektedirler. o alanda. trilyonda ve milyarda biridir. o sistemin. gittikçe karmaşıklaşarak günümüze ulaşmıştır. bazı farklarla birlikte. zaten her şey o boyutlarda başlayıp. Gerçekten hücrenin kökeni. Umarım faydalı olacaktır. Hücrelerin evrimi süresince. Çünkü dediğimiz gibi. Eğer ki o hücreler sonradan var olsaydı. Zaten her şey. temel birimi metre olan bir boyuttan bakarsak. evrim teorisinin tümünü içine alan en karanlık noktayı oluşturmaktadır. bunca karmaşıklık bizi etkileyecektir.   Sayfamız üyelerinden Sayın Ferhat Akkuzu.

244 . onun belirli bir görevi yapabilmesindeki (örneğin besine yönelme) hızını arttıracak olsun.   Son olarak unutulmaması gereken bir nokta. Ancak bu koaservatların milyarlarca yıllık evrimi. Bu zırh içerisinde sadece bugün “basit” olarak değerlendireceğimiz kimyasal ve fiziksel tepkimeler gerçekleşmiştir. Ve bu A aminoasidini üreten hücre daha kolay hayatta kalabilecek ve bölündüğünde. adım adım daha karmaşığa giden bir zincir elde ederiz.. sonucu. kendisindeki bu bilgiyi yayabilecektir. sadece bir yağ zırhından ve bu zırh içerisine hapsolmuş moleküllerden oluştuğudur. İşte bu şekilde.E V R İ M A Ğ A C I mekte olan hücre evriminin bir sonucudur. Canlılığın Evrimi ile ilgili notlarımızda paylaştığımız gibi. Ve gittikçe daha da karmaşıklaşacaktır. Hücre içerisinde meydana gelen sayısız mutasyon ve transpozonal sıçramalar. eğer ki A aminoasidinin üretilmesini sağlayan bir değişiklik meydana gelirse.    Bir örnek verelim: Diyelim ki bir hücrenin içerisindeki A aminoasidinin üretilmesi. bugünkü karmaşık saydığımız yapıya ulaşmıştır. bu değişim desteklenecektir. Her seferinde biraz daha gelişmiş ve karmaşık olacak şekilde. ilk hücremsilerin (koaservat). vs..

Açıkçası bu sorunun gelmesinin sebebinin. Evrimin bir yönü yoktur. Bu sayede şu soruya da cevap verilebilir: “İnsanlar neden uçmuyorlar. o anda doğa neyi gerektiriyorsa. hayat amaçlarımızı tam olarak anlayamamaktan kaynaklandığını düşünüyorum. Evet. karşılığında alacağımız ödüle asla değmez. Ancak aynı örneği filler için düşünürseniz. buna eğilimi olan insanlar varsa bile. gelişimi yeterlidir. madem evrim hep iyiye doğru evrimleştiriyor?” Bu soruda bir hata. gibi duygular insan nüfusunun sürekli ve daha hızlı bir şekilde artmasına neden olup populasyona fayda(?) sağlarken bireyin kendisine zarar vermiyor mu? Doğal seçilim bunu neden yapıyor? (Doğal seçilimin bilinçli olmadığının farkında olarak)”    Evrim Ağacı olarak bu soruya iki farklı cevap vermek istiyoruz. onu sağlamak üzerine bir baskı vardır.   İlkinden başlayalım: “Hayatta kalmak”.. kolay başarılan bir durum değildir. şefkat . baba veya diğer bireylerin zararına onların yaşam alanlarının. Eğer bu olguya yüzeysel bakılırsa. evrim geçirmek için harcanacak enerji ve emeğe değmesi ve ondan kat kat fazla olması gerekliliğidir. Çünkü “hayatta kalmak” da. evrim geçirdiği takdirde kazanacağı “ödül” ile evrim geçirmek için harcayacağı enerji ve emek toplamının kıyaslaması sonucunda alır. hukuk. bu şekilde bir cevap vereceğiz:    Sayın Bersin İnan. sorulara cevap! “Trade-off ” nedir? Evrimsel açıdan “hayatta kalmak” ne demektir? Sayfamız üyelerinden Bersin İnan aşağıdaki soruyu bize yöneltti:    “Mesela aşkın bir nevi insanlarda cinselliğin tetikleyicisi gibi çalıştığını bununda doğal seçilim yoluyla ayakta kalan bir duygu (bu duygunun ilk olarak ‘neden’ oluştuğu konusu da ayrı bir soru olabilir) olduğunu düşündük. Daha doğrusu iki kademeli bir cevap.. vb.. İkisinin de içeriği önemli olduğu için.   Çok güzel bir noktaya parmak bastığınızı belirterek konuya girmek istiyorum. Ancak hiçbir evrim. Cevap ise şudur: Çünkü insanların uçmaya ihtiyacı yok. evrim geçirmekle yok olmak arasındaki “zorunlu kararını”.E V R İ M A Ğ A C I “İnsanlar neden uçamaz?” vb. Dolayısıyla bu arka planda kalan anlamların açıklanmasında fayda vardır. Tabii burada insan örneğinin komik durduğunu hatırlamakta fayda var. evrim sonucunda alınacak ödülün. bir de az önceki açıklamaya dayalı cevap vardır. sevgi.” diyerek kestirip atılabilir. Hatta Biyoloji’de biz bir canlının evrim geçirmekle geçirmemek arasındaki “tercih durumu”na (aslında bilinçli bir tercih değildir. doğa onları eler.vicdan. keskin dişlerin. daha güzel bir örnek olabilir. beslenme kaynaklarının kısıtlanmasına neden olmuyor mu? İnsanlarda hak. Hata. adalet. Ama acıma ve şefkat gibi duygular karşı bireye fayda sağlarken aslında bireyin kendisine dolaylı olarak zarar vermiyor mu? Örnek. doğa evrime zorlar. memelilerin yavrularına gösterdikleri koruma ve şefkat yavrunun kendi ayakları üzerinde durumayı öğreninceye kadar yavruya fayda sağlarken aslında bu anne. Bu sebeple de.    245 . Pek çok bilimde kullanılan bu tabiri Biyolojik anlamıyla kısaca şöyle özetleyebiliriz: Bir canlı. “üremek” de son derece kapsamlı kavramlardır ve aslında bu kelimeler altında pek çok anlam yatmaktadır. “Pençelerin. Biraz açayım:   Dünya üzerindeki bilinen bütün canlıların 2 ana amacı vardır: Hayatta kalmak ve üremek. evrimin yönüyle ilgilidir. Ancak bunlara bu kadar yüzeysel bakmak çok doğru değildir. bu belki iyi olabilirdi ancak bunu geliştirmek için harcayacağımız enerji ve vereceğimiz emek. canlının iki seçeneği vardır: Değişmek veya yok olmak) “trade-off ” diyoruz. Yani bir canlının yok olmak yerine evrim geçirmeyi tercih etmesinin arkasında yatan sebep.

yani bir bütün olarak organizmayı etkileyebilecektir. denge merkezleri. beynin bu güçlü pençelere yönelik durumu ve hatta daha güçlü pençelerden dolayı. Tabii bu noktada şunun altını kalın çizgilerle çizelim: Burada her ne kadar evrim sanki bireylerin üzerinde gerçekleşiyor gibi anlatıyorsak da. değişecek ve yeni duruma göre evrimleşmeleri gerekecektir. arkasında devasa değişimleri barındırabilir. kasların dizilimi ve miktarı. birikimli bir seçilim süreci bazı durumları mekanik olarak engeller. iskelet yapısı. her özelliği evrimleştiremez. Dolayısıyla. İşte bu sebeple. Zürafanın siniri örneği ile birleştirirsek marjinal maliyet bize şu sonucu verir: Evrimsel süreç içinde uzayan boyna bağlı olarak baş gövdeden ayrı durmaya başlamaktadır. fakat bu uzaman uzun zaman sürecinde gerçekleşir..    Sorunuza verdiğimiz ikinci cevaba aşağıdan ulaşabilirsiniz:   http://www. tendon yapısı. var olan sistemlerini destekleyecek şekilde evrimleşmiştir. anlık maliyet hangi durumda en azsa o yolu seçiyor. onun bütün sistemini ekleyebilecektir. Değerli bir bilim adamı şöyle demiştir: “Doğa olağanüstü bir lehimcidir. “hayatta kalmak”. Bir örnekle açıklayalım:   Bir ayının pençesinin ilk evrimleştiği ya da gittikçe güçlendiği bir durumu düşünelim. Bu sebeple de. Marjinal maliyet. Yani “daha güçlü”. eğer ki ayının pençeleri güçlenecekse.   Sonuçta “canlı cimridir” ilkesi (:D) uyarınca canlının en az maliyetli olan işi yapmasını bekleriz. Birikimsiz bir gelişim sürecinde her türlü değişim beklenebilir iken. Fakat hazır bu konuya girmişken “marjinal maliyet” durumunu da açıklamam gerekiyor. sonra kalp dolaylarından inen ve aynı yolu geri yukarı çıkarak gırtlağa ulaşan ses sinirlerinin bu durumu. adım adım kemik yapısı. boğazdan aşağıya inen. ancak bireylerin değişimlerinin kolektif etkisinden kaynaklanmaktadır. Örneğin zürafaların beyinden çıkan.. küçük değişimlere bağlı zincirleme büyük değişimleri gerektirir. birikimli seçilimle açıklanabilir. vb. halihazırda bulunan yolu uzatmasını gerektiriyor. Bu evrime gerçekten ihtiyacı olması ve bunu yapabilecek gücü olması gerekir.   Uzun lafın kısası. her canlı. bu iskelete bağlı olarak dolaşım ve sinir sisteminin konumu. şu noktayı açıklamaktır: Bir canlının bir özelliği evrimleştirmesi. diğer uzuvlara düşen yük miktarı.org/soru-cevap/acima-ve-sefkat-bireye-zarar-verdigi-halde-neden-evrimlesmistir-evrimselacidan-uremek-ne   Ayrıca sayfamız üyelerinden Sayın Kubilay Meşe’nin yorumunu da buraya eklemekte fayda görüyoruz:   Ayrıca evrimin birikimli bir şekilde süreğen hal aldığını bilmek gerekir.E V R İ M A Ğ A C I Şimdi. Aslında “türleşme”nin kökeninde yatan olgulardan biri budur. Bu evrim sırasında var olan ayı popülasyonundaki ayıların morfolojik ve hatta biyokimyasal yapıları. ancak bu bir diğer yazımızın konusu olsun.   Umarız açıklayıcı olmuştur. “daha sıkı”. Bu da “ilerde uzunca bir yol oluşturabilecek sinirin” yolunu değiştirmeni değil. anlık bir durum için yapılan harcamalar diye tanımlanabilir. “daha gelişmiş” bir pençeyi destekleyecek şekilde değil. “hayatta kalmak” kavramına yüzeysel bakmamız gerektiğinden ve “tradeoff ” kavramından bahsettik. konumuza geri dönecek olursak. ister uzun ister kısa. Bunun sebebi. Yani canlı marjinal düşünüyor. tanrısal bir yaratım ustası değil”. Bu noktayı atlamamak ve anlamak çok önemlidir. ilk bakışta son derece sıradan gözüken bir evrimsel basamak. evrim genel olarak popülasyonun tümünde.evrimagaci.   246 . diğer uzuvların çalışma biçimleri.

Doğal seçilim birikimli gerçekleşir.Canlı cimridir.Marjinal maliyeti düşük olan değişimler doğal seçilim tarafından seçilir. 4. gereksiz yerden dolanmış testislere. 2. gerçek başparmağı varken bileğini çıkıntısını parmak gibi kullanan pandalara neden olur Temel sonuç: Doğa mükemmel değilken bile en iyisidir. 3.   247 . eski değişimler tamamıyla silinmez.Bu da karmaşık sinir yollarına.E V R İ M A Ğ A C I Sonuç olarak şunlara ulaştır: 1.

termitlerin doğrudan hamam böceklerinden türleşerek evrimleştiğini ortaya koymaktadır. zaten biz. bu eski formların yumurta bırakmaya yarayan. yaşadığı müddetçe az veya çok Evrim geçirir. hayvanların fosilleri ve modern hallerine bakan sıradan bir göz. Birkaç on veya yüz milyon yıllık fosiller ile modern hayvanları yan yana fotoğraflayarak. “Hiç değişmemiş. “ovipozitör” (ovipositor) denen yapılara sahip olması. bir yunus ve bir köpekbalığına bakıp “İkisi de balık işte. onlardır. son birkaç milyon yıldır. Dictyoptera süpertakımı altında birleşir. bu doğru değildir. biraz manipülatörlerin algıda seçiciliği kullanmaları sebebiyle. Örneğin bir üzerinde uzun süredir hiç avcı ve cinsel baskı bulunmayan ve ekolojik değişime fazla maruz kalmayan timsahlar. Her hayvan.” diyenlerin hiçbiri bu konuda uzman olmamakla birlikte.” diyebileceği gibi. modern fosillerden en ciddi farkı. ancak modern türlerin bu organı kaybetmiş olmalarıdır. Çünkü değişen ortama adapte olamayan bir canlı. o organizmadaki değişimleri görebilecektir. Isoptera (termitler) ve Blattaria takımları. modern hamam böcekleri ve mantislerin atası olduğu bilinmektedir. hamam böceklerinin evrimsel tarihini gayet iyi biliyoruz.     Konuyla ilgili pek çok bilimsel makale de bulunmaktadır. DNA’mızda sürekli değişimlere sebep olmaktadır. çocukça ve cahilcedir. Bu fosillerin.   Evrim Ağacı olarak kendisine vermek istediğimiz cevap ise şöyle:    Hayır. 250 milyon yıl boyunca bir hayvanın genetik yapısının bu radyasyonlardan “hiç” etkilenmediğini düşünmek. Moleküler kanıtlar. Ancak. Bilinen en eski hamam böceği fosilleri 354 milyon yıl ila 295 milyon yıl yaşındadır. göreceli olarak az evrimleşmişlerdir. üniversite mezunu bile değildir. Doğal Seçilim aracılığıyla elenecek ve genlerini yavrularına aktaramayacaktır. biraz da bilimsel cahiliyetten ötürü. Toprak kazıcı hamam böceklerinin 20 milyon yıllık evrimi ile ilgili Ulusal Biyoteknoloji Bilimi Merkezi’nin dergisinde yayınlanan bir makale aşağıdadır:    http://www. Çünkü Dünya’mız sürekli radyasyon altındadır ve bu ışınlar.gov/pmc/articles/PMC1691375/   248 . değişen doğayla birlikte zaten değişim geçirmek ve evrimleşmek zorundadır. hiç değişmemiş.    Ancak bu konunun eğitimini almış uzman bir anatomist. Sayfamız okurlarından Sn. daha önce belirtildiği gibi.” diyebilecektir. Erhan Mehmet Dalgüneş bize şöyle bir iddiada bulundu:   Hamamböcekleri yaklaşık olarak 250 milyon yıldır yaşadıkları halde hiçbir değişime uğramamışlardır.ncbi.E V R İ M A Ğ A C I Hamamböcekleri 250 milyon yıldır “hiç” değişmemiş midir? Hamamböceklerinin Evrimi Üzerine. paleontolog ya da fizyolog ve daha önemlisi moleküler biyolog veya genetikçi veya evrimsel biyolog. Ancak ondan öncesine gittiğimizde. Bu Blattopteran denen bu antik türün...nlm. türleşme ve Evrim Mekanizmaları altında bu canlılar.    Öte yandan.nih. Çünkü türlerin evrimleşme hızı birbirinden farklıdır.    Ayrıca bir canlının değişmemesi mümkün değildir. değişen Dünya koşulları dahilinde akıl almaz bir Evrim süreci görürüz.     Mantodea (mantisler ve diğerleri). ilginç ama artık “doğal” olarak. Ancak bu konuda en çok sesi çıkanlar. Üstelik sadece radyasyon da değil. “Bakın.

php?t=154   Hamamböceği evriminin karşılaştırmalı biyoloji açısından değerlendirilmesi:  http://www.org/wiki/Cockroach#Evolutionary_history_and_relationships http://en.E V R İ M A Ğ A C I  Ancak. bilim insanlarından öğrenilmelidir.ncsu.org/wiki/Ovipositor   249 .nlm.net/showthread.tigsource. hamam böceklerinin evrimleşmediği ile ilgili iddiaları ileri süren bilim-dışı kaynakların bırakın bu konuda uzman olmasını. bilim.cals. bu işe ömürlerini veren bilim adamları yerine.cals.ncsu. Bu.   Hamamböcekleriyle ilgili birkaç başka çalışma ise şöyledir:   Toprak kazıcı hamam böceklerinin tahta kemiricilerden evrimi:http://blattodea. hayatları boyunca bilimsel olarak yayınladıkları 1 tane bile makale bulunmamaktadır.com/index.edu/biology/kunkel/cockroach_evolution. düşündürücüdür.edu/entomology/schal_lab/ComparativeCockroachBiology http://www.net/showthread. bırakın bu konuyla ilgili makale yazıp yazmadıklarını.    **********  http://www.ncbi.umass. Öte yandan yukarıdaki makalenin yazarlarından Maekawa’nın yayınlanmış ve katkıda bulunduğu 628 bilimsel makalesi bulunmaktadır.edu/entomology/schal_lab/ComparativeCockroachBiology    Bu ve bunun gibi yüzlerce sebepten ötürü.wikipedia. Royal Society üyesidir ki bu.wikipedia. bilim-dışı kaynakları kendilerine “kaynak” edinmektedirler. Üstekik kendisi.php?t=154 http://www. gelmiş geçmiş en ciddi bilim topluluklarındandır. manipülatörlerden değil.nih.php?topic=7042.gov/pmc/articles/PMC1691375/ http://forums. bırakın mezuniyet derecesini.0 http://en.html http://blattodea. Ancak insanlar.bio.

dışlamaktadır. Bunların çoğunu günlük yaşamda kullanırken (yadsıma. altını çizerek ve kalın harflerle belirtelim: “Ruh” diye bir olgunun bilimsel HİÇBİR geçerliliği yoktur. tamamen sahte-bilime ve dine ait bir tabirdir. Açıklayalım:   İlk olarak şunu net ve kesin bir biçimde. Hiçbir canlıda. Ruh.   Soruyu toparlamam gerekirse. şizofreni. (farkında olmadan) dengeyi sağlamak adına patolojik yollara sapabiliyor. Ancak ne yazık ki yer yer bilimsel açıdan oldukça tehlikeli tabirler içeriyor.. fügler. “hüsranla anılan” bir bilim insanı haline gelmesidir.. tıpkı bazı anlam veremediğimiz diğer olgular için aklımızda yarattığımız başka kavramlar gibi. beynin ve bunların etkileşimli tepkilerinin anlaşılamadığı durumlarda kolaya kaçmak veya zihni rahatlatmak amacıyla var edilmiş bir kavramdır. gelmiş geçmiş en güçlü biyolojik kuramın eş-kaşifi olarak anılabilme şansı varken. mesleklerinin anlamını “sinir-bilim” olarak açıklamaktadırlar.E V R İ M A Ğ A C I “Ruh” Kavramının Bilimsel Geçerliliği Var Mıdır? Psikolojik Savunma Mekanizmaları’nın Evrimi Üzerine. artık “ruh” diye bir kavrama ihtiyaç duymamakta ve onu alanından -doğal olarak. polyannacılık. “beden” ve “ruh” diye bir ayrım yoktur. insanların sinir sisteminin uyarı ve hastalıklarına anlam verememesinden doğan bir “bilim-dışı boşluk doldurucu”dur. Sayfamız üyelerinden Sayın Ozan Utku Öztürk bize şöyle bir soru yöneltti:   merhabalar. Bunun bir örneği. çoklu kişilik bozuklukları vs.örneğin. sayfamız açısından da çok iyi olacaktır. Ruh. sanrılar. Buna dikkat ederseniz. kelime anlamı olarak “ruh-bilim” olsa bile.   Sayfamız üyelerinden bir diğeri olan Sayın Erdem Ertaş ise şöyle bir soru yöneltti:   Benim sorum insan ruhunun savunma mekanizmalarıyla ilgili. günümüz psikologları. Unutmayın: Doğadaki hiçbir şey.   Sorularınız için teşekkür ederiz son derece yaratıcı sorular. ruhumuzu dış çevrenin verdiği travmalardan korumak için türlü önlemler alıyoruz. 250 . teşekkür ederim. çok sakıncalı ve dayanaksız bir kullanım olur. Evrim Kuramı’nın eş-kaşifi Alfred Russell Wallace’ın. insanın ruh sağlığını dengede tutması için (istemeden) geliştirdiği patolojik savunma mekanizmaları (şizofreni vs) evrimsel açıdan bir hata mı? Yoksa bir önlem mekanizması mı?   Evrim Ağacı olarak bu iki okurumuzun sorusunu birleştirerek vermek istediğimiz cevap şöyle:   Sayın Ozan Utku Öztürk ve Sayın Erdem Ertaş. ileri yaşlarınca “ruhçuluk” (spiritualism) denen akıma kapılarak bilimden uzaklaşması sonucu.) bazı kişiler. depresyon tedavi edilmeyi gerektiren ciddi bir “hastalık” mı yoksa insanın hayatta kalmasını sağlayan “sosyal izolasyon” adaptasyonu mu? evrimsel psikioloji ile ilgili paylaşımlarınzı bekliyorum. ben evrimsel psikolojiyi ve piyasalaşan sağlık sisteminde ilaç şirketlerinin her geçen gün bir yenisini yarattığı psikiyatrik “hastalık”ların evrimsel temelini merak ediyorum. sinir sisteminin. Kastettiğim.    Psikoloji. doğaüstü sebeplerden kaynaklanmaz. Dolayısıyla bilimsel bir tartışmada “ruh” kelimesini kullanmak. Bazen bizler. Çünkü bilim. Ruh. akla uydurma vs.

bu tip hastalıklara sahip olanları “sorunlu” olarak değil. Algı da. Bunlar. Denizden çıkan canlılar için sadece akciğer geliştirmek yetmedi. beyinde meydana gelen ve evrimsel süreçte geliştirdiğimizden farklı olan bir beyin yapısından veya en azından biyokimyasal tepkime farkından kaynaklanmaktadır. Çünkü . şu anda bunu söylememden önce. düşünce de dahil). Bazıları. sadece odanızda oturup bu yazıları okurken bile yüzlerce değişkenden ve etmenden etkiler alınmaktadır. halihazıda var olan ses bilgileri birleşerek.E V R İ M A Ğ A C I   Bu kadar kesin ve biraz da tatlı-sert bir dille uyardıktan sonra (gerçekten önemli bir nokta çünkü). o uyartıları “gereksiz” bularak beyninize göndermiyordu. vb. bireyi (bu durumda insan) geliştirmek amacı gütmüyordu. insan. Zihnimizin evrimsel süreç dahilinde geliştirdiği “savunma mekanizmaları”. reaksiyon olabilir. kalabalık ve gürültülü bir ortamda. algılarımız farklı yönlerden kendilerini sınırlandırmıştır. Bu konuda araştırmalar hala sürdürülmektedir. Ancak siz. gelişen algı düzeyi karşısında artan sinirsel biyokimyasal tepkimelerin hızını kontrol etmek. Peki ne oldu da o sesi duymaya. 251 . yüzlerce yan özellik evrimleştirmek zorunda kaldılar (co-evolution). çünkü çok önemli faydaları vardır. bu yazıları okuduktan sonra ya da o sese odaklandıktan sonra. İşte bu tip sapmaları önlemek veya sapmaları tetikleyecek etkileri azaltmak ve kontrol etmek için. talamus o uyartıları geçirmeye başladı. devam edelim.) şiddetini ve biçimini kontrol etmek için evrimleşmiştir. en azından daha net duymaya başladınız şu anda? Ses arttı mı? Eskiden yok muydu? Hayır.   Dolayısıyla. bu “koruyucu mekanizmaları”. Benzer şekilde. son zamanlarda artar modada olduğu gibi. henüz tam olarak anlaşılamamış olsa da. Ancak şöyle düşünebiliriz: Bu tip hastalıklara yatkınlığı arttıracak bazı etmenler olabilir. ve daha önemlisi bu tepkimeler sonucunda oluşacak tepkilerin (düşünce olabilir. Evrim’i tam olarak idrak edemedikleri için. belki de bilgisayar kasanızdan çıkan sesi “duymuyordunuz”. sizden çok uzakta olan birinin konuşmasına odaklanır ve yüzüne. algının gelişmesinin en önemli sonuçlarıdır. “varyasyon” olarak görmekte ve kimi durumda onların avantajlı konuma geçebileceğini düşünmektedirler. pek çok yan evrim ile birlikte geldi. tıpkı diğer hastalıklar gibi. daha önce hiçbir hayvanın YAPAMADIĞI KADAR İYİ (her hayvan etrafını kendi zeka ve beyin kapasitesi çapında algılar) bir şekilde etrafındaki olayları anlamaya başlamış. bir hayvan olarak. aralarında neden-sonuç ilişkileri kurmuş ve hatta. Örneğin şizofreni. elbette ki zihni ve daha da önemli olarak beynin total tepkisinin en önemli kısımlarından biri olan “algı”lara karşı beyni ve sinirsel bağlantıları korumak amacıyla geliştirilen olgulardır. kolay yapılamamaktadır. evrimsel süreçte meydana gelen hatalar olarak görebiliriz. Ancak bunların hepsi. özellikle de ağzına bakarsanız.   Zihinsel hastalıkların kalıtsallığı ise şu anda halen tartışmalı bir konu. ilk defa geçmişe ve geleceğe yönelik göndermeler yapabilmiştir. benzer şekilde. gözlerinizden gelen bilgiler ve kulağınızdan odaklanmanız sonucu talamusun geçirmeye başladığı.   Algıların gelişimi sonucunda (algı: duyu organlarından gelen uyarılara verilen bilinçli veya bilinçsiz tepkilerin ve cevapların tümü. Bunların başında da “savunma mekanizmaları” gelir. duymanızın mümkün olmadığını tahmin edeceğiniz sesleri bile duyabilirsiniz.   Konuyu  daha net açıklayabilmek için talamus’un önemli görevini hatırlayalım: Etrafımızda. Bununla ilgili ayrıntılı bir not hazırlayacağız. beyindeki algı merkezlerindeki biyokimyasal olaylarda meydana gelen sorunlar sonucu oluşuyorsa. Ancak sinirsel hastalıkları. “delirmek” ve “delilik” kavramları. beynimizin nasıl kademe kademe ve yavaş bir şekilde evrimleştiğini ve bunun sonucunda adım adım nasıl algı düzeyimizin geliştiğini anlayamamaktadırlar. Örneğin. çünkü insanlar. talamus. bu kimyasalların “normal”den farklı işlemesine sebep olan başka kimyasalların üretilmesine yatkın olmaları beklenebilir.   Ancak Evrim’de hiçbir büyük atılım. duyu organlarımız sürekli olarak bunlarla uyarılmaktadır. bir hata olarak görmek yanlış olur. Bir takım bilim insanı ise.

bunlardan en ünlülerinden bir tanesi.nytimes. temel olarak.. bu tepkiyi ortadan kaldırmak için ilaçlara başvurmaktayız. canlı evriminde bu kadar ileri bir noktaya geldiği tek durum insandır. Bu yazıda pek çok bilim insanına ve araştırmaya atıflar yapılır ve depresyonun evrimsel kökenleri incelenir. temel olarak bir canlıya ait bir özelliğin sorunlu çalışması veya kendisini korumaya alması şeklinde iki açıdan inceleyebiliriz. Ancak biz. Vücudun verebileceği onlarca değişik savunma mekanizmalarına ilaçlarla karşı mı koyacak.   *****************   http://www. Örneğin mikroplara karşı vücudumuzun sıcaklığı yükselir ve ateşleniriz. bir çelişki gibi gözükse de. sizi ölüme götürebilir.com/2010/02/28/magazine/28depression-t. hastanın oluyor. Dolayısıyla hala binlerce hataya sahip olan bir beyne sahibiz. Bu sebeple. Ancak bu ateşi düşürmek için ilaç alırız.   Dolayısıyla burada seçenek.   Depresyonun evrimsel kökenleri ile çok uzun araştırma yazıları mevcuttur. bu durumlardan kurtulmaya çalışırız. beynin. yoksa o hastalığa verilen tepkinin gittiği yere kadar gidecek mi? Burada unutmamak gereken bir nokta. bakterilere karşı vücudun bir direniş mekanizması olmasına rağmen. ancak buna rağmen. bu dediğiniz doğrudur. New York Times gazetesinin 7 uzun sayfalık araştırma yazısıdır. psikolojik sıkıntılarımıza karşı vücudumuzun verdiği bir tepki olarak tanımlanmıştır. Bu. depresyon da her hastalık gibi vücudumuzun beyin bölgesinde meydana gelen çalışma bozukluklarından kaynaklanabilmektedir. genellikle buhranlar ve sıkıntılar eşliğinde geldiği ve kimi durumda insanın canına kıymasına kadar gidebildiği için. Fakat unutmamak gerekir ki.E V R İ M A Ğ A C I   Depresyon konusuna gelecek olursak. bu tip bir durumun halen insanlarda görülebilmesi. Ancak depresyon gibi bir hal. fakat doğal seçilim eskisi gibi vahşi bir şekilde üzerimizde çalışmıyor (beyin evriminin bir yan etkisi olarak). ateş.html 252 . Depresyon. bu tip hastalıklara verilen depresyon gibi tepkilerin aşırıya gittiği durumlar. Ne var ki. Bu sebeple de. göreceli olarak az da olsa faydalarının bulunmasınan kaynaklanabilir. Temel olarak yazının ulaştığı sonuç şudur: Hastalıkların çoğuna verdiğimiz tepkiler bize faydalıdır. insan zekasının yan etkilerinden biri olarak görmekte fayda olabilir. bunu çok fazla dolandırmadan. kendini koruma mekanizması olarak görmek zorlaşabilmektedir. depresif bir durumda bir doktorun gözetimine girmekte fayda görüyoruz. ciddi bir biçimde bugüne kadar elenmediği için..

tamamen bir kabuldür. Yani. zamanla ortaya çıkmış ve tüm taraflılık emarelerinden arınmış. Buna rağmen neden “yarıbilim” olarak tanımlayacağımızı merak edebilirsiniz. Buradan başlangıç alan matematik. Bunlar 253 .. Matematik’in gücüne bakalım: Matematik.E V R İ M A Ğ A C I Matematiksel Oranlar (Altın Oran gibi) ve Doğa’daki Matematiksel Yansımalar Üzerine. tamamen tarafsız ve nesnel bir yapıya bürünmüştür. Daha sonra. Bunların hepsi. doğadaki tümevarımın modellenmesinden ileri gelir. tarafsızlığa dair hiçbir niteliğe sahip olmamakta ve tüm bu özellikleriyle bilimsel hiçbir değeri bulunmamaktadır. integraller. bu kabullerden yola çıkarak. üzerine kurulan bilgiler binlerce yıllık değere sahip olsa da. tıpkı diğer bilimler gibi.” vb. ileri matematik. bilimsel hiçbir değeri ve geçerliliği olmayacaktır. 3 gibi. Bu yapı dahilinde. doğulan yere göre değişecek yapıda değildir ve %100 tarafsızdır. üzerine kuracağınız bilgiler bilimsel ve sağlam ilerleyebilsin. bilim üretirken ileri süreceğiniz her türlü iddia ispatlanabilir ve daha önemlisi ispatlanmış olmalıdır ki. 4. ve daha milyonlarca kavram. din. ispatlanmamış bir sayılar tabanına dayanır. biri güvenilmez şahsi inançlara dönüşmüş.   Benzer şekilde.. Bu metot kimse tarafından geliştirilmemiştir. Doğada gördüklerini sistemleştirir: örneğin türev dediğiniz kavram size çok uzak ve anlamsız gelebilir. trigonometri.   Şimdi. İntegral. Matematik gücünü doğadan alır. teşekkür ediyoruz. ancak türev. “değişim” demektir ve doğa değişir.   Bu konuyu anlamak için. hiçbir zaman bir bilim olamayacak. Bu iddialar üzerine herhangi bir bilgiyi oturtmamak gerekir. öncelikle Matematik dediğimiz ve bizim “yarı-bilim” olarak tanımlayacağımız bilimi ve bunun doğasını anlamamız gerekir:   Matematik. bilimsel gerçeklerle desteklenmeli veya başka deneylerle ispatlanmalıdır. toplumdan topluma.   Peki neden din ile hemen hemen aynı şekilde ispatsız bir ön kabulle yola çıkıp da. Sayın Ümit İçingir. devasa bir yapıya bürünmüş ve günümüzde bütün bilimlerin dil olarak kullandığı bir araç haline gelmiştir. Bunları.   Güzel bir soruya değinmişsiniz. diğer bilim dili olabilmiştir? Çünkü matematik. ancak bilimsel metot açısından. 2. geometri. gibi sayılar vardır.   Bu sebepledir ki. Din ise. doğada tekrar eden diziler görmüş ve bunları isimlendirmiştir: 1. şu iddiayla yola çıkar: “1. binlerce yıllık emek sonucunda. bilimsellik ve tarafsızlık açısından hiçbir değeri ve önemi yoktur ve tamamen çürüktür. ancak ön kabulü kişiden kişiye. 3. . İnsanların inançlarına karışmak bize düşmez. Nedeni basittir: Bütün bilimlerin dayandığı bir “bilimsel metot” temeli vardır. Bunların başında da şu gelir: Bilimsel bir kuramın veya hipotezin üzerine kurulacağı bütün ön koşullar. Bu nasıl olur da bu kadar güvenilir bir sisteme dönüşür? Çünkü dediğimiz gibi. bildiğiniz gibi bütün bilimler arası iletişimi sağlayan çok güçlü bir araçtır. tarafsızlığı korumak adına bazı kurallar vardır. matematikçi doğada “görür” ancak neden ve nasıl var olduklarını açıklayamaz. hiçbir şekilde sorgulanamamakta.. sadece doğduğumuz yere göre değişmekte. Bu.. 2. Matematik’in ön kabulü ispatlanmamış olabilir. kompleks sayılar. ispatlanmamış olduğu için de. matematik de. devasa bir sistem geliştirmiştir: türevler. gücünü doğadan ve tarafsızlıktan almaktadır. dinlerin en temel kabulü olan “Tanrı’nın varlığı” iddiası ispatlanabilir olmadığı gibi. Zaten doğada hiçbir yerde “1” sayısını göremezsiniz.

Matematiksel bazı değerlerin doğayı yansıtması son derece doğaldır. bu oranın rastlantısal ve varyasyon içerisindeki sınırlı sayıda bireyde var olduğu ispatlanmıştır. Ancak ünlü analist Roy Batchelor ve Richard Ramyar’ın yayınladıkları “Dow’daki Sihirli Sayılar” isimli kitaplarında. hiçbir deniz kabuğunun aynı oranlara sahip olmadığını.   Uzun lafın kısası. Bu gayet mantıklıdır: Zira dediğimiz gibi. İnsanlar.234562 sayısına “Evrim Ağacı Sayısı” denip de. Canlıların vücut oranları. Matematik her şeyini doğadan aldığı için. doğada bu değere ait bulgular aransa da. şeklinde giden matematiksel bir değerdir. “ilahi” tabanlı olmaktan çok rastlantısallığın ve istatistiki değerlerin sonucu olarak oluşmaktadır.E V R İ M A Ğ A C I ve diğer her şey. Yani canlılardaki oranı tek bir kalıba sokmak mümkün değildir.canlıya nasıl bir avantaj sağladığıdır. doğada olduğu gibi Matematik’te de bazı gizemler bulunabilir. çok temel farklılıklar gösterebilecek ve belirli bir istatistiki oran dahilinde Altın Oran veya başka oranlara uygun canlı bireyleri bulabileceksinizdir. Örneğin bazı borsa analizlerinde Altın Oran kullanılarak karların arttırılabileceği düşünülmüştür.618 değil.. insana dair sistemlerde de incelenmiştir. Dolayısıyla gücünü doğadan alan tüm bilimlerin dili olabilecek niteliktedir. Zira günümüzde. Altın Oran. yukarıda saydığımız canlıları tek tek ele alarak ayrıntısıyla izah etmiştir.   Ancak burada dikkat edilmesi gereken bir nokta şudur: Algıda seçicilik. Benzer şekilde yatırım araçlarının analizinde de Altın Oran kullanılmaya çalışılmıştır.   Altın Oran sadece doğada değil. Böyle durumlarda durup sorgulamanız gereken nokta.   Bu konuda en çok ileri sürülen iddia da.   Canlılarla ilgili bir diğer iddia. bitkiler için de genellenemez. Ancak John Man isimli bir araştırıcının 2002 yılında yayınladığı “Gutenberg: How One Man Remade the World with Word” (Gutenberg: Bir İnsan Nasıl Dünya’yı Kelime İle Baştan Yarattı) isimli kitabında ispatladığı gibi oran 1. belirli bir çan eğrisi ve istatistiki oran dahilinde dağıldığını ispatlamıştır. Ancak ileri sürülecek bir uydurma 7.45’tir. Ayrıca Ivars Peterson’ın Sea Shell Spirals (Deniz Kabukları Spiralleri) isimli kitabında. kafadan bacaklılarda.. Altın Oran. Yukarıda açıklanan sebeplerle. 254 . basitçe. hayvanların vücutlarında Altın Oran bulunduğudur. Altın Oran’ı canlılarda bulmak için garip bir telaş ve merak halindedirler.   Örneğin Gutenberg İncili’nin (baskının icadından sonra basılan ilk İncil) kitabının uzun yıllar Altın Oran’a uygun olduğu iddia edilmiş ve bu “doğa üstü güçlerin sebep olduğu bir mucize” olarak isimlendirilmiştir. pek çok örnek bulunabilecektir. Matematik. çok geniş bir varyasyona tabidir. bitkilerde de böyle bir orandan bahsedilemeyeceği. bitkilerin köklerinde. doğaya bakarak elde edilir. bunlardan biridir. gövdelerinde ve yapraklarında Altın Oran bulunduğu iddiasıdır. doğanın dilidir.   İşte bu sebeple. tek bir bitki bireyinin bile sadece mevsim değişikliğiyle oranlarında değişim olabileceği ispatlanmıştır. bilimsel olarak çok doğru bir iddia değildir.6180339997. Bunlar. eğer isterseniz doğada her türlü orana dair bulgulara rastlayabilirsiniz. Bunu Stephen Peasent isimli bilim insanı 1998 yılında yayınladığı Bodyspace isimli kitabında. Molluska (çoğunlukla halkalı kabuklara sahip canlılar) filumuna ait canlılarda ve kabuklarında. insanların geride kalan yıllarda heyecanla Altın Oran’a uygun olduğunu iddia ettikleri canlılarda. Çünkü doğa. yaşam mücadelesi ve üreme üzerine kuruludur ve pek çok yapı da buna bağlı olarak gelişmiştir. Doğada. Aynı türe ait bireylerden alacağınız her canlı bile. Ancak bu. Bu İncil’in birkaç tane bulunan kopyasına erişmek gerçekten çok zordur. böyle bir oranın veya Fibonacci diziliminin borsa ve yatırımlarda işe yarayabileceğinin önceden kestirilemeyeceğini ispatlamışlardır. Altın Oran ile uyumlu bir şekilde bulunan pek çok canlı ve yapı olduğu ileri sürülür. 1. böyle bir oranın -eğer bahsi geçen varlık canlıysa. (1 + karekök5) / 2 = 1. Altın Oran.

Matematik’in gücünü doğadan alması ve bu sebeple. doğada bazı matematiksel yansımalar bulmanın gayet normal olmasıdır. bu oran canlılarda aranabilir. Tabii ki. benzeri olan tüm oranlar da. tamamen algıda seçiciliğin bir ürünü olarak kalacaktır. Altın Oran için benzer bir durum ispatlanmadığı sürece. rastgele küresel olmamışlardır. Zira örneğin hücrelerin hepsinin küresel olmasının en düşük potansiyel enerji ve en yüksek yüzey-alanı-hacim-oranı açısından avantajı vardır. 255 .uygun varlıkların daha düşük potansiyel enerjilere sahip olduğunu göstermesi durumunda.E V R İ M A Ğ A C I  Gelecekte fizik yasalarının Altın Oran’a -veya başka bir orana.   Bilinmesi gereken en önemli nokta.

E V R İ M A Ğ A C I 256 .

Yapı.E V R İ M A Ğ A C I http://www. Sistem Ve Organizmaların Evrimi 257 .facebook.com/treeofevolution Canlıların Evrimi: Organ.

E V R İ M A Ğ A C I 258 .

bu özellikleri taşımayan varlıklara ise “cansız” demiştir. Bu kavramlar o kadar uzun yıllardır insanları etkilemektedir ki. sonradan uydurulmuş bir kılıf olarak görülmektedir. Çünkü ikisi de belli başlı kimyasal tepkimeler bütünüdür. Biyoloji’nin derinliklerine inen bilim insanları. ne “canlı”dır. Daha çok. Bu belli başlı özellikler şöyle sıralanabilir: • Uyarana tepki gösterme • Üreme • Büyüme ve Gelişme • İç Dengeyi Koruma • Belli bir organizasyona sahip olma • Metabolik faaliyetleri gerçekleştirme ve enerji üretme • Adapte olabilme Kimi kaynak bunlardan sadece ilk 4’ünü saymakta.com/325487/instant-hot-ice). gerek kullanım kolaylığı.vidivodo. esasında. bu sorudan yola çıkarak tahminen pek çoğunuzun merak ettiği virüslere şöyle bir bakış atmak istiyoruz: Virüs. hücrelerin içerisindeki neredeyse her olayı gözlemleyebilir hale gelmişizdir. sonra dokularımızı. diğerleri için “can”) olması gerektiğini düşünmüştür insanlar. Emre Oral şöyle bir soru sormuş: Virüslerin canlılık ve cansızlık arasında bir yerde olduğunu düşünürsek. sonra hücrelerimizi keşfetmiştir. şunları tam olarak anlamış olmak gerekiyor: İlk olarak. gerekse de aramıza yerleşmiş memlerin yıkılmasının güçlüğünden ötürü. Ve temel olarak. binlerce yıl öncesinden beri. baktığımız zaman. göreceli olarak çok yeni olan bilim de bu kavramları olduğu gibi kullanmaktadır. Halbuki. Virüslerin tam olarak ne olduğunu anlamak için. 259 . Ve bu boyutta. bilimsel olarak hiçbir şey. evrimsel süreçte. Bir demir.E V R İ M A Ğ A C I Virüsler: “Canlı” ve “Cansız” Kelimelerinin Anlamsızlaştıran Varlıklar Sayfamız okurlarından Sn. Daha da derinlere indiğimizde. önce organlarımızı. Aslında bunları moleküler boyutta düşünürseniz göreceksiniz ki her biri basit kimyasal olaylar sayesinde olabilmektedir ve büyütülecek ya da “canlılığa özel” bir şey olabilecek durumda değildir. Aynı oksijen. ne de “cansız”. hücrelerimiz içerisinde bulunan bir diğer kimyasal olan şekerler ile tepkimeye girerek hücrenin “canlılığını” sürdürmektedir. İnsanoğlu. Aslında temel olarak. en temel tanımıyla “canlı” organizmalar içerisinde yaşayarak varlığını sürdüren ve hemen hemen her zaman enfekte edici özelliği olan biyokimyasal maddeler bütünüdür. cansızlıktan canlılığa geçişte bir ara form olabilirler mi? Evrim Ağacı olarak. bu 7 özelliğe bir arada sahip olabilen varlıklara “canlı” denmektedir. yukarıda belirttiğimiz taşıyan varlıklarda bir “can” (insan için “ruh”. literatür açısından işleri kolaylaştırmak. bir ya da birkaçı “cansız” varlıklarda da görülebilir (Tepki örneği: http://www. Bu sadece. etrafına bakıp varlıkları sınıflandırmak istemiş ve belli başlı özellikler taşıdığı için bazı varlıklara “canlı” demiş. oksijenin bulunduğu ortamda sürekli tepkimeye girerek paslanmaktadır. diğerlerini elemektedir. Biyoloji’nin sahasını belirlemek ve anlaşma kolaylığı sağlamak amacıyla uydurulmuş ve pek bir dayanağı olmayan bir olgudur. bir canlı ile cansızı ayırmak olanaksızdır.

Günümüzde halen plazmidler hücreler arasında gezebilen ve pek çok tedavi yöntemi geliştirmekte kullanılan basit DNA’lar olarak karşımıza çıkmaktadır. virüslerin yaşam biçimine tam olarak uymaktadır. Bu. Plazmid DNA. henüz ortalıkta hiçbir hücre yokken ve sadece basit koaservatlar bulunurken (Bkz: Canlılığın Evrimi yazı dizisi). ancak bu kavramların sadece anlatım kolaylığı için kullanıldığını ve hiçbir özelliği olmadığını unutmayınız. Örneğin karbon. insanlar tarafından rastgele belirlenir ve esasında doğa açısından geçersizdir. Önem sırası.facebook. Aşağıdaki yazımızda bunu biraz daha irdelemekteyiz: https://www. çünkü aralarında bir fark zaten yoktur. demiri “cansız”. suların içerisinde Ribozim molekülleri oluşmuştur ve bunlar gelecekte RNA ve DNA’ya evrimleşecektir.com/note. kiminde ise (retrovirüsler: https://www.E V R İ M A Ğ A C I Peki. sıradan atomlar ve moleküller yığınıdır. ancak daha ileriye gidemeyerek etraftaki “gerçek canlı” olarak saydığımız koaservatları ve gelecekte ise hücreleri kullanarak varlıklarını sürdüme yoluna gittikleri düşünülmektedir. Plazmid DNA Virüslerin evrimi tam olarak aydınlatılamamış olsa da. koaservatlardan evrimleşirken daha basit bir DNA yapısı evrimleştirmişlerdir: plazmid DNA. bazılarının da başka türlü özelliklere sahip olmasını sağlamıştır. insanın kendince uydurduğu asılsız bir sınıflandırmadır.php?note_ id=169904949734255) RNA yönetici molekül olarak görev yapar. o varlık “canlı” olmaktadır. Ancak en ilkin hücreler. bu ön açıklamalardan sonra “virüslere” gelelim. Şimdi. Bir diğer yazımızda (https://www. Virüslerin genetik materyali bulunmaktadır: kiminde DNA. Bundan sonra “canlı” ve “cansız” sözcüklerini tırnak içerisinde yazmayacağız. Virüsler. arkeleri ve protistaları. bitkileri. düzeltme mekanizması neredeyse hiç bulunmaz (birkaç düzeltme mekanizması tespit edilmişse de.php?note_ id=203100989747984) belirttiğimiz gibi. “canlılığın” “cansızlıktan” başlaması çok kolay ve mantıklıdır. yüksek basınç altında Dünya’nın en sert malzemesi olan elmasa dönüşür. hücreyi “canlı” yapan nedir öyleyse? Hiçbir şey. 260 . bakterileri. İşte bu plazmidlerin etraflarının yağ zırhları ile sarılması sonucunda virüslerin evrimleştiği.facebook. aslında hiçbiri önemli değildir. Başlangıçta meydana gelen farklı kimyasal evrimler bazı varlıkların yukarıdaki özelliklere hep birden sahip olmasını.com/note.facebook. Bunu hangi canlı yapabilir? Hangisinin daha “önemli” olduğuna nasıl karar vereceğiz? İşte. Tek fark. etkilleri sarmal DNA ile kıyaslanmaz bile). her bir virüslerin kökeninin cansızlıktan canlılığa geçiş (abiyogenez) örneği olduğu düşünülmektedir. Plazmidlerin yapısı. her türlü canlıyı enfekte edebilirler: hayvanları.com/note. eğer içerisinde bulunduğu ya da totalde oluşturduğu varlığa yukarıda sayılan belli başlı özellikleri veriyorsa. bu kimyasal tepkimelerin (“canlılar” içerisinde gerçekleşiyorsa “biyokimyasal” tepkimelerin) toplamı. İkisi de.php?note_id=164247643633319 Yukarıdaki yazımızda da okuyabileceğiniz gibi. yuvarlak yapılıdır ve sarmal değildir. Çok daha basit çalışır ve mutasyonlara çok daha fazla açıktır.

virüslerin de eskiden birer hücre olduğu. ancak halen “daha çok cansız” olarak kabul edilirler. Günümüze kadar 5000’in üzerinde virüs türü tanımlanmıştır. Ancak bilim insanları bu konuda araştırmalar yaparak. ancak daha çok “cansızlık” tarafında yer aldıkları yönündedir. Evrimsel açıdan da çok önemlidirler. Ayrıca geri kalan tüm canlılar belli bir çeşit hücre bölünmesi ile (amitoz. Virüsler. Virüsler üzerinde bilim insanlarının yaptıkları özverili çalışmalar. Ancak yatay gen transferinde. Örneğin bir hipotez virüslerin DNA arasında sıçrayan parçalar olan transpozonları kullanarak. Doğal Seçilim sonucu adapte olabilirler ve kendi kendine organizasyon dediğimiz bir olay sonucu kendilerinin kopyalarını başka canlılar üzerinden üreterek çoğalabilirler. Yatay gen transferi. Bir diğer hipotez ise.E V R İ M A Ğ A C I Heliks DNA Virüslerin kökenleri ile ilgili bazı başka hipotezler de bulunmaktadır. Doğal Seçilim’e uğrayıp evrimleştikleri keşfedildikten sonra sıradan kristaller olmadığı anlaşılmıştır. kendilerine ait metabolizmaları yoktur ve üremek için başka canlılara bağımlıdırlar. Ancak ilk iki hipotez. ilk yaşamı yine de açıklayamadığı için Abiyogenez Kuramı’na yenik düşmektedir. bir diğer ise virüslerin koaservatlar ile karşılıklı olarak evrimleştiğini ileri sürmektedir. canlılığın cansızlıktan başlamış olabileceğine bir ışık tutmaktadır. mitoz. yukarıda da açıklandığı gibi. Panspermia çok güçlü bir yaşam teorisi olmakla birlikte. akraba olmayan iki türün genleri virüs aracılığıyla karıştırılabilir. Ayrıca okurumuzun belirttiği gibi 1986 yılında Fred Hoyle. yine hiçbir anlam ifade etmeyen “canlılık” kavramına geçiş oldukları. Virüslerin varlığı. mayoz) ürerken. bu son hipotezden daha güçlüdür. Öte yandan virüsler hücresel yapı göstermezler. Normal olarak gerçekleşen dikey gen aktarımı. Chandra Wickramansinghe ve John Watson’ın yazdığı “Uzaydan Gelen Virüsler ve İlgili Konular” isimli kitapta virüsler kullanılarak panspermia (Dünya’da canlılığın uzaydan gelen moleküllerle başladığını açıklayan teori) desteklenmeye çalışılmıştır. Bir ihtimal. bu önemli görüşü bilimselleştirmeye ve bilimsel tabana oturtmaya çalışmaktadırlar ve özellikle Mars’tan Dünya’ya gelen örneklerde bulunan bazı yaşam formlarıyla geleceğin güçlü teorilerinden olma potansiyelini korumaktadır. Ayrıca virüsler. virüslerin. aslında hiçbir anlam ifade etmeyen “cansızlık” kavramından. Ancak şimdilik bilinen. “yaşamın eşiğinde” olarak görülmektedirler. Ancak şu anda halen Panspermia görüşü daha çok New Age fanatiklerinin oyuncağıdır ve Dünya’daki yaşamın uzaylılar tarafından var edildiği anlamına geldiği sanılmaktadır. benzer şekilde halen incelenmeyi bekleyen bir bilgi deryasıdır. bölünmeden ürerler. virüsler başka hücreleri sömürerek. Panspermik bir şekilde Dünya’ya ulaşmış olabilir. 261 . ancak Evrimsel Biyoloji’nin aydınlatıcı gücü sayesinde. temel olarak Evrim Ağacı’nın iki dalındaki bireyler arasındaki gen aktarımıdır. bir gezegende Abiyogenez ile başlayan yaşam. genellikle genleri karışanlar yakın akraba türler olmaktadır. Virüsler de. çünkü kopyalanma mekanizmaları sırasında yatay gen transferine sebep olurlar. ancak parazitizm ve uzun nesiller sonunda genlerinin çoğuna ihtiyaç duyulmayarak yitirildiğini ileri sürmektedir. Bir zamanlar virüsler sıradan kristal molekülleri sayılmışlardır. ancak dışarıda milyonlarca virüs türü olduğu düşünülmektedir. bir genetik materyale sahiptirler. ebeveynden yavruya genlerin geçmesidir. Virüsler. Ancak tabii virüsler son 4 milyar yılda oldukça özelleştikleri ve her virüs her canlıyı etkilemediği için. belki de Dünya üzerindeki yaşamın kökenlerine ışık tutacaktır.

. Tabii ki söylemeye gerek yok. konuyu enli boylu ele almakta fayda görüyoruz. Bu değerlendirme sonucunda bazı kimyasallar oluşturulur ve biz buna uygun tepkiler (düşünce. fiziksel özelliklerine göre çeşitli biçimlerdeki elektrokimyasal sinyallere dönüştürülürler. refleks. dediğimiz gibi yapısında bulunan elektrokimyasal reseptörler aracılığıyla yapar. Işık ve Göz 262 . Gözün giriş bölgesi olan göz bebeği’nden (pupil) geçerek içeri giren ışık ışınları. Bildiğimiz gibi göz. Ne var ki. Göz. sinir hücreleri üzerinde beyne taşınır ve beyinde bu sinyalleri okumak üzere özelleşmiş diğer sinir hücrelerince değerlendirilirler. Bu sinyaller.. Bu çalışma prensibine çok kısaca bakacak olursak: Uzayda bazı kaynaklar. şiddetleri.) geliştirdiğimizi “sanarız” (aslında verilen bu tepkiler biyokimyasal tepkimelerden başka bir şey değildir). 5 temel duyu organından biridir. gözün evrimini ele alacağız.E V R İ M A Ğ A C I Gözün Evrimi ve Çok Daha Fazlası. Işık ışınlarına duyarlı reseptörleri barındıran bir organdır ve temel olarak etraftaki varlıkların görsel bilgilerini beyne iletmeye yarayan organdır. bu sorunun sorulması bile insanlar arasındaki eksik bilgileri gösterdiğinden. daha sonra özelleşmiş sinir tabakasına ulaşarak geliş açıları. bazı fiziksel ve kimyasal sebeplerle ışık ışını paketleri (fotonlar) yayarlar. vb. Dünya’ya (ya da herhangi bir başka yere) ulaşırlar ve bu gezegenlere ve üzerlerindeki ulaşabildikleri her yere çarpıp yansırlar. Bu ışınlar. Bugün sizlerle bilim düşmanları tarafından en çok çarpıtıldığı için bilimden uzak toplumda en ciddi yanlış anlaşılmalara sebep olan konuyu. Bu işi. Bu yansıma bütün cisimlerin fiziksel özelliklerinin de fotonların yansıma ve kırılma biçimlerinden ötürü dolaylı olarak fotonlarla birlikte taşınmasına sebep olur. bu fotonları yakalamak için özelleşmiş bir organdır. bu konuda somut bir şekilde izah edilebilir. vb. bilimsel bir gerçek olduğu için Evrimsel Kuramlar dahilinde rahatlıkla bu organın da evrimi diğer tüm canlılık evrimi gibi izah edilebiliyor. Hayatın her alanında olduğu gibi. Görülebilir Işık Bölgesi (İnsan İçin) İlk olarak gözün tanımıyla başlayalım.

bu bilgiyi değerlendirip. yazdığımız harfi çıkartmış oluruz. Örneğin siz klavyenizde herhangi bir tuşa bastığınızda. Bu sinyaller. bu protokollere uygun bazı elektriksel sinyaller üretirler. yine protokollere uygun olarak üretilen alıcılar tarafından algılanır ve değerlendirilirler. İşlemci. ekrana o tuşa ait harfin çıkarılmasını sağlayacak elektriksel sinyali gönderir. son derece basit ve anlaşılırdır. Önceden. o tuşu tanımlayan bir kod elektriksel sinyale dönüştürülür ve işlemciye gönderilir. yani protokoller tanımlanır. Günümüzde. Bu protokollere uygun olarak elektrik devreleri üretilir ve bu devreler. Bu sinyal sayesinde ekranda belirli LED ışıkları yanar ve biz. uluslararası standart enstitülerince belirlenen bazı kurallar bütünleri.E V R İ M A Ğ A C I Sinir Üzerinde Elektrokimyasal İletim Sinirler Arası Biyokimyasal İletim Bu açıdan gözün işleme biçimi. aslında bir göz gibi çalışır. bütün bilgisayarlar ve internet ağı. 263 . ekranda.

gözün evrimini işlerken göreceğiz. Bu gülünç iddianın asılsızlığını. yine bu protokoller dahilinde belirli voltajlar ve akımlar elektronik aletlerin ilgili birimlerine iletilir ve bu şekilde birimler arası iletişim ve iletim sağlanmış olur. Farklı bir Big Bang’de. Başka yasaların geçerli olduğu bir evrene gidebilecek olsak. eğer ki evrimsel süreç basitten karmaşığa doğru ilerliyorsa (ki bu her zaman doğru değildir). göze dönelim. “bu sistemler” ve “bu gezegenler” meydana gelebildi (gelmeyebilirdi de). “bu doğa” ortamında evrimleşti ve dolayısıylsa “bu Fizik yasaları”na bağlı olarak çalışmaktadır. yani Fizik yasaları. tamamen farklı Fizik Yasaları ve dolayısıyla farklı evrenler var olabilirdi. Ancak “bu şekildeki” fizik yasaları meydana geldi ve “bu yasalar” sonucunda “bu galaksiler”. %100 çalışıyor dersek. günümüzdeki bir beyne. doğanın “doğa-üstüymüş gibi gözüken” bazı özelliklerini somutlaştırmanızı sağlayabilecektir. Çünkü bunu ortaya süren insanlar. doğayı ve prensiplerini anlamadıklarını ilan etmektedirler. Bu örneğimizdeki “protokoller”. Göz. belirli aralıklardaki voltaj sıçramalarına denk gelmektedir. Çünkü bazı bilim düşmanları “İndirgenemez Komplekslilik” isminde bir hipotez ileri sürdüler. Bunları düşünmek. Başka bir evrende. Bu organ. tamamen farklı “canlı” tanımları altında canlılar oluşabilirdi. doğadaki ve Evrendeki fizik yasalarına denk gelmektedir. günümüzde gülüp geçilecek bir durumdadır. Göz (İnsan) Şimdi. Apaçık bir şekilde cahillikten kaynaklanan bu iddia. Önceden tanımlanan protokoller dahilinde çeşitli dış etmenler altında voltaj sıçramaları yaratılır ve bunlar protokoller dahilinde işlemciler tarafından değerlendirilir. Evren’in başlangıcına sebep olan kuantsal sıçrama sonucunda tetiklenen Big Bang’in yapısal özelliklerinden kaynaklanmaktadır. %1’lik bir beyin ya da gözün bir işe yaramayacağı ileri sürülmüştür. Bu protokoller. nasıl evrimleşti? Bu soru. Bunlardan bir tanesi “Dünya” dediğimiz gezegen oldu ve “bu yapısından” ötürü üzerinde canlılığı başlatabildi. göz ve beyin gibi organlar. Daha sonra. Günümüzde çürütülmüş olan bu hipoteze göre. 264 . çok uzun yıllar bilim insanlarının kafasını kurcaladı. Yani. gözümüz dahil hiçbir organımız çalışmayabilirdi.E V R İ M A Ğ A C I Elektronik Veri İletimi (İllustrasyon): Aslında görselde “1” ve “0” olarak isimlendirilen yapılar. indirgenemez bir biçimde karmaşıktır.

Çalıştığı üniversitenin Biyoloji bölümü. Michael Behe (Lehigh University. duyulara ihtiyacı vardır ve görmek. vahşi doğada açık bir avantaj sağlamaktadır. bir ortak atada evrimleşip de günümüze kadar hemen her canlıda olacak şekilde gelmemiştir. Çünkü sadece görerek bile bir tehlikeden kaçabilir. Göz. Göz. Bu da.E V R İ M A Ğ A C I Prof. Biyoloji Bölümü): İndirgenemez Kompleksliliğin en ateşli savunucularından. İlk “gözsü”lerin bundan 600 milyon yıl önce evrimleştiği düşünülmektedir. Behe’nin yaptığı açıklamalardan rahatsız olarak onu bilimsel olmaya davet etmiş ve kendisinin hiçbir görüşünü desteklememekle birlikte üniversitenin genel görüşünün Evrim Kuramı’nı doğal olarak desteklediğini belirten bir basın açıklaması ve yazılı açıklama yapmıştır. sadece bir defa. pek çok bilgiye bir seferde ulaşabilirsiniz. Ve bu. Gözün evrimi. evrimsel süreçte 50’den fazla defa evrimleşmiştir. çok eskilere. son derece anlaşılır bir sebepledir: Canlıların. Göz (Baykuş) Göz (Kurbağa) Göz (Timsah) 265 . çok çok eskilere gitmektedir. yiyecek bulabilirsiniz. Tek bir duyu ile. Dr. bunlar arasında en avantajlı olanlardan biridir. avın yönünü anlayabilir.

kırmızı pigment içerikli bir organeldir ve bir takım hassas kristal yapılarını içerisinde barındırır. gece-gündüz ritmini. zaman da gitgide Kambriyen Patlaması’na doğru yaklaşmaktadır. “görme” işi yapamaz. çünkü ışığın nereden geldiğini ve cisimlerin şekillerini algılamaya yetecek özelliklere sahip değildir. Yani oksijen oranları artış göstermekte ve bunun gibi bazı çeşitli sebeplerden ötürü 266 . yöne de duyarlı olanlar veya duyarlı olmaya meyilli olanlar avantajlı konuma geçeceklerdir. Stigma (Öglena) Daha sonra. Bu sayede hayvan. bir organ bile değildi. nasıl evrimleştiğini anlamak zor değildir. Bu organel. Bu organel. hücrenin içerisinde bulunur ve tek görevi. güçlü organlar değildi. Bu yeni organele stigma diyoruz. biraz daha özelleşerek ışığın “yönünü” de algılamaya başlamıştır. Öglena. Bunun. Aslında. Bu yapı. Evrim Tarihi’nde karşımıza çıkan ilk “göz”ler. Göz Noktası Daha sonra. ışığın varlığı ve yokluğunu algılamaktır. bu ilkel atalar gittikçe gözlerini geliştirirlerken. günümüz Öglenalarında da korunmaktadır. en çok fotosentez yapabilecek ve en fazla besine ulaşabilecektir. elbette ki günümüzdeki kadar çok özelliğe sahip. Bu şekilde meydana gelen yönlü seçilimden ötürü bir süre sonra ışığın geldiği yöne de duyarlı bireyler toplumda baskınlık kazanacaktır. yani Sirkadyan Döngü’yü (Circadian Rhtym) takip edebilir. Stigma. Göz noktasına sahip olan ilkel ataları arasında. Bu sayede fotosentez yapabilmek için her zaman daha fazla ışığa doğru yönelmiş olur. bu göz noktası isimli organel. stigmasından aldığı bilgi ile ışığın yönünü tespit eder ve kamçısını kullanarak ışığa yönelir.E V R İ M A Ğ A C I Göz (Kız Böceği) En ilkel gözler. Çünkü ışığa en çok yaklaşabilenler. Öglena benzeri tek hücreli protistaların atalarındaki göz noktası (eyespot) dediğimiz organeldir.

Kromoforun görevi. bir yandan da. göz noktalarının ortaklaşa çalışmaya başlamasıyla evrimleşmiştir. Bu hızlı ilerleyiş. doğal olarak. ışığa duyarlı bir proteindir. renkleri en çok ayırt edebilen de en kolay avlanacaktır. Ayrıca özelleşmiş hücre grupları bir arada ve ortaklaşa çalışmaya da başlamıştır. bundan 542 milyon yıl önce. yaşadıkları ortama ait renkler de geliştirmektedir.E V R İ M A Ğ A C I gitgide çok hücrelilik desteklenmeye başlamaktadır. Bu da. Çok hücrelilikle birlikte. Kromofor da. Bunun sağlayacağı avantaj da oldukça açıktır: Hızla. Bunun yanısıra. Bu karşılıklı gelişim de. avcısını ve avını en hızlı ve kolay görüp ayırt edebilenler avantajlı konumda olacaklardır. ilkel pigmentlerin bir arada toplanmasıyla oluşan bir pigmenttir. hızla çok hücreliliğe ve daha karmaşık yapılara doğru evrimleşmişlerdir. Karşılıklı evrim. sınırsız bir yaşam alanı edinmişler. En ilkel gözler. farklı yönlere doğru. evrimi tetiklemektedir. henüz Dünya’nın hiçbir yerinde çok hücrelilik bulunmadığı için. Kromofor Yapısı Hücreler Arası İşbirliği ve Kolonileşme (Gonium pectorale) Volvox Kolonisi (2 kamçı ve 1 göz noktasına sahiptirler) 267 . saçılımsal bir evrim geçiren sayısız tür. Bu sayede. tıpkı fotoreseptörlerin evrimi gibi. gözlerin de evrimleşmesini hızlandırmıştır. burada devreye girmektedir: En iyi kamufle olabilen hayatta kalırken. Bu ilkel fotoreseptörler. ışığa duyarlı göz noktalarının bir araya toplanmasını ve kolektif olarak çalışmaya başlamalarını sağlamıştır. zaman içerisinde kromofor (chromophore) adı verilen bir pigmentler bütününü evrimleşmiştir. bu da evrimi daha da fazla tetiklemiştir. hızlı bir evrimsel radyasyon meydana gelmiş ve canlılar. Bunun birincil itici gücü de kamuflajdır. Çünkü gitgide av-avcı ilişkileri kompleksleşmektedir ve bu sebeple. yeni evrimleşen çok hücreliler. renklerin ayırt edilmesidir. Bu canlılar. hücreler arası işbirliği gelişmeye başlamıştır. zaten ilgili yazımızda değinmiştik. tek bir kimyasalı barındırmaktadır: opsin. Bu konuya.

odaklanma da artacaktır. Optik olarak incelediğimizde. Bu hücreler. karmaşıklık açısından en ilkel canlılardan biri olan yassısolucanlar. ışığın yönünü vermekle birlikte. zaman geçtikçe daha da karmaşıklaşmaktadır. Ancak bu çukurluk. Bu sebeple. bu sistemin bir parçasıdır. kademe kademe arttıkça. belirli bir sınır dahilinde gelmesini sağlar.E V R İ M A Ğ A C I Bu yeni evrimleşen gözler sayesinde canlılar. özelleşmiş yapılarıyla gelen bu elektrokimyasal bilgilere tepki verirler. Unutmamak gerekir ki bu basamaktan bir önceki gözler. Bu da. Bu sebeple daha güçlü gözler. az da olsa ışığın yönü ve şiddeti hakkında bilgiye sahip olabilmekte ve etraflarındaki renkleri az çok ayırt edebilmektedir. 268 . “önünde gördüğün 180 derecelik alan değil de. Evrim. bu çukur yapıya bir de günümüzdeki retina (ağ tabaka) yapısını oluşturacak olan basit hücreler eklenir. bu hücreler bilgiyi doğrudan kaslara iletirler ve kaslar. birkaç derece de olsa buna esneklik katar ve canlının “ön” kavramı yerine. Unutulmaması gereken nokta. evrimin sadece göz üzerinde devam etmediğini de unutmamak gerekir. Bu sırada. Canlılar. sadece çok temel sınırlar dahilinde (“ışık önden geliyor” ya da “arkadan geliyor” şeklinde) bilgi vermektedir. Bu sefer de. ancak beyin bulunmaz. buradan girerken biraz da olsa toplanır ve tek bir noktaya doğru (henüz bir noktada olmasa bile) odaklanmaya başlar. çukur bir yapının sağladığı avantaj şudur: Işık. burada da durmamıştır. ancak olması şart değildir. her zaman daha çukur olan gözler desteklenecek ve göz noktaları gittikçe çukurlaşacaktır. çukur göz noktası yapısına sahiptirler. Eğer bazı başka organ ya da hücreler de değerlendirme için özelleşmişlerse (evrimleşmişlerse) onlar da bir beyne ihtiyaç duymadan bilgileri değerlendirip (değerlendirme kavramının da bir biyokimyasal tepkime olduğunu unutmayın) buna cevap verebileceklerdir (cevap vermek de biyokimyasal bir reaksiyondur). canlının ışığın yönünü eskisine göre daha net bir şekilde anlamasını ve buna göre davranmasını sağlar. kromoforun elektriksel sinyale çevirdiği bilgiyi. Günümüzdeki pek çok canlıda bunu sinir sistemi yapmaktadır ve retina da. Yassısolucanlar. Bu yapı. Ancak çukur yapı. bu sebeple “Bilginin işlenmesi için beyne sahip olmak gerekir. Çukur göz noktası. dediğimiz gibi. birkaç derece ile sınırlı olsa bile. birbirleri üzerinden sinir sistemine veya değerlendirmeden sorumlu hücrelerin bulunduğu bölgeye iletir. canlılarda meydana gelen her olayın biyokimyasal reaaksiyonlardan ibaret olduğudur. aynı zaman gözlerin evrimsel basamaklarından birini de taşımaktadırlar. işbirliği dahilinde bir araya gelen göz noktalarının hafifçe içeriye çökmesi sonucu oluşan çukur yapısındaki göze denir. 170 derecelik alandan ışık geliyor” gibi bir bilgiye sahip olmasını sağlar. dediğimiz gibi ışığın her açıdan gelmesi yerine. Beyin. Çukur Göz (Yassısolucan) Göz evriminin ilerleyen basamaklarında. her zaman avantaj sağlayacaktır. Denizanası gibi bazı canlılarda. göz bulunur. Günümüzde. “değerlendirme” için “özelleşmiş” bir organdır.” önermesi hatalıdır.

göz gibi bir çukur ile algılamanın tek yolu. kırılmalar netleşmekte ve ışığın yansıdığı cismin şekli belirginleşmektedir.E V R İ M A Ğ A C I Göz’ün Evrimi (Çukurlaşmaya devam eden göz. havanınkinden yüksek kırılım indeksine sahip olduğu için. zamanla evrimleşerek ışığın yönünü ve rengini anlamaya başlamış. gözün içerisini bir sıvı ile doldurmakta bulmuşlardır. bunu bir adım öteye götürmüşlerdir. daha da yoğunlaştırıp dar bir alanda toplayarak bizim bugün kornea (lens) dediğimiz yapıyı elde etmişlerdir. Bu noktada durup. çukurlaşmayla birlikte 160. 269 . 80. Bu noktada da evrim durmamış ve çevrenin değişmesi ile yoluna devam etmiştir. Ancak bazı canlılar. Dolayısıyla kırılmayı arttıracak bir ortam gereklidir. 170 dereceye inen açı. Ve av-avcı ilişkileri. çukurlaşma artarken. Evet. Artık göz. 120. b ve c ile isimlendirilmiştir) İğnedeliği Kamerası Göz Tipi. ışık bu ortama girdiğinde toplanarak bir noktada odaklanmaktadır. şekilleri de ayırt etmeye başlayarak avantajlı konuma geçmişler ve nesiller sonunda popülasyondaki baskın canlı haline gelmişlerdir. İlerleyen zamanlarda canlıların gözleri daha da gelişerek.” gibi) sağlamıştır. çukur yapı ışığı toplamaya yarar ancak halen yeterince başarılı değildir. şekilleri algılama konusunda da önemli ilerlemeler kaydetmişlerdir. önündeki 5 derecelik bir alanda bulunuyor. evrim sürecinde bu sorunun çözümünü. çukurlaşmanın son noktası olarak artık dairesel bir odanın oluşması sonucu evrimleşmiştir. bir sıvı yapısındadır. daha sonra yön konusunda kendini gittikçe geliştirerek (nesiller boyu süren evrim sonucunda) yön konusunda çok ayrıntılı bir bilgi edinmeyi (“Işık. Kornea. kırılma miktarını arttırarak ışığın toplanmasını arttırmaktır. Bu sıvıyı. canlının ışığın yönüyle ilgili edindiği bilgi de netleşmektedir. Yine de halen. 30 şeklinde azalmış ve sonunda iğnedeliği göz yapısı sayesinde çok dar bir açıda yönün tespitini sağlamıştır. Bu çukurlaşma beraberinde az da olsa şekil tanıma yetisini de getirmiştir çünkü ışık dar bir huzmeden geçerek gelirken. Bu evrim sırasında. net görüşten bahsetmek çok zordur. geriye baktığımızda gördüğümüz olay şudur: Sadece ışığın varlığını ve yokluğunu anlamaya yarayan bir organel. iyicene çukurlaştığı için ışık dar bir noktadan girebilmekte ve böylece oldukça toplanabilmektedir. canlı çok farklı ortamlarda görüş sağlayabilir ve hayatta kalmayı sürdürebilir. Canlılar. şekillerin algılanmasını şart kılmaktadır. Gerçekten de kornea yapısı. Bu sıvı. Bir cismin şeklini. etrafını saran kaslar aracılığıyla kasılıp gevşeyebilir ve bu sayede ışığın kırılma miktarı ayarlanabilir. Az önceki örnekten yola çıkarsak. Bu şekilde de. Bu sıvıya sahip olan canlılar.

Bazı canlılar. Görüldüğü üzere. ayrıştırma indeksinin havadan fazla olmasını sağlar. Bu sebeple. göz defalarca kez evrimleşmeyi başarabildi. Bu sayede çok daha keskin bir görüntüye ulaşılabilmektedir. Basitliğinden ötürü. ancak lens küresel değildir. 4) Ayrıştırıcı Kornea: Memelilerin. pek çok canlı tarafından paylaşılır. tam bir başarı öyküsüdür. Dediğimiz gibi. çünkü bu süre. çünkü bu şekilde küçük parçalara bölerek göze ait her noktanın evrimini inceleyebilirsiniz. bir göz noktasından kamera tipi gözün evrimleşebilmesi için 364. uzun canlılık ve Evrim tarihi için göz açıp kapama süresinden bile kısadır. gözün evrimi. 2) Küresel Lensli Göz: Bu gözler. bu canlılarda da lens bulunur. Bu göz yapısı. Bu evrimlerin her birinin yöntemleri ve yolları farklı olmuştur. Suda gözümüzü açtığımızda etrafı bulanık görme sebebimiz budur. Bunlar. bu canlıların çoğunda gözlerin sabitlenmesine yarayan kaslar bulunmaktadır. Kedi- 270 . Gözün içerisine giren ışık.000 yılın yeterli olduğunu belirtmektedirler. Günümüzde temel olarak birkaç göz tipi tanımlanmıştır: 1) Çukur Göz: Yukarıda da açıklandığı gibi en basit göz yapısıdır. aynalardan yansıyarak güçlendirilir. karasal ortamda avantaj sağlamaktadır ve suyun ayrıştırma indisinden ötürü suda bulanık görüntü vermektedir. Bu göz yapısı bağımsız olarak 4 defa karındanbacaklılarda. yaklaşık 100 hücreden oluşan basit göz yapılarıdır ve 100 mikron boyundadır. Bu lensin yapısı. Yukarıda da açıkladığımız gibi. kuşların. 50 farklı defa evrimleşmiştir.E V R İ M A Ğ A C I Göz’ün Evrimi (Çukura sıvı dolması ve lensin evrimi d ile isimlendirilmiştir) Daha fazla ayrıntıya girmek istemiyoruz. bu göz yapısını bir adım öteye götürerek evrimsel basamakta ilerlemektedirler. diğer gözlerden farklı olarak “ayna” yapısı bulunur. 5) Yansıtıcı Gözler: Bu gözlerin içerisinde. çukur gözlerin üzerine bir de lensin evrimleşmesiyle elde edilir. Günümüzdeki filumların (şubelerin) %85’inin bu göz yapısına sahip olduğu bilinmektedir. sürüngenlerin ve diğer pek çok karasal omurgalıların gözleri bu yapıdadır. kedigillerdeki gözlerin parlamasıyla karıştırılmamalıdır. belki de bu sebeple. Bu göz yapısı. 3) Çok Lensli Göz: Pontella veya Copilia cinsi bir kabuklu gibi bazı hayvanların gözlerinde birden fazla lens bulunmaktadır. ancak hareket halindeyken bulanıklığa sebep olabilir. Bu göz yapısı son derece net görüntü verebilmektedir. Bilim insanları. tek tip göz yoktur ve göz. 1 defa halkalı solucanlarda ve 1 defa kafadanbacaklılarda evrimleşmiştir. 1 kere kopepodlarda.

gözün evrimi son derece net ve ardışık olaylar dizisi olarak izah edilebilmektedir. “günümüzden eski” demektir). Unutulmaması gereken nokta şudur: İnsanlar. hiç gözün olmamasından iyidir. Yansıtıcı göz yapısına benzemesine rağmen kedilerin gözleri yapısal olarka bu gruba girmez. Halbuki her canlı için yaşadığı dönemdeki göz yapısı (ya da herhangi bir yapısı) son derece kullanışlıdır. Neden tüm frekans aralığını göremiyoruz? Çünkü ihtiyacımız yok. Gözümüzün evrimi. etrafımızdaki radyasyon ve görünür ışık alanı haricindeki ışınımların gözümüzde daha fazla etkisi olmasına sebep olmaktadır. Şu andaki “görünür alan” olarak tabir edilen ve elbette ki insan için uydurulmuş olan (başka canlılar başka aralıkları görebilirler) sınır. Gelecekte. Ancak bileşik gözler. bu durumun üstesinden gelmeyi başarmıştır. %1’den de iyidir. değişen ihtiyaçlar ve çevre koşulları sonucunda. hızlı hareketlerde çok daha etkili görüş sağlayabilmeleri ve ışığın gerekirse polarize edilebilmesidir. evrim değişik yönlere doğru gidebilecektir. 271 . durumlar. Bileşik gözlerin de bazı alt başlıklarından bahsetmek mümkündür ancak burada daha fazla girmeyeceğiz. hatta evrimsel hatalar ve kusurlarla doludur) %1’lik bir göz. köpeklerin ve benzeri hayvanların gözlerinin parlamasının sebebi tapetum lucidum ismi verilen bir yapıdır ve bu yapının görevi ışığın göz içerisinde yansıtma yoluyla şiddetlendirilerek gece görüşünü de sağlamasıdır. bize bu “yettiği” için evrimleşmiştir. Ve unutmamak gerekir ki günümüzdeki gözleri %100 olarak aldığımız bir skalada (ki kesinlikle gözlerimiz mükemmel değildir. adım adım günümüzdeki gözlere ulaşabiliriz. Bizim için önemli olan ise. yüzbinlerce fotoreseptörden oluşan konveks göz yapısıdır. sanki o gözlerin “mükemmel” olmadığını ama bizim gözlerimizin “mükemmel” olduğu fikrini yaratmaktadır. her yapı gibi halen sürmektedir. bileşik olmayan gözler kategorisindeydi ve sadece tek bir yapıdan bahsetmekteydik. Değişen Dünya ve çevre koşulları. Bu şekilde. bu yapıların nasıl evrimleştiğinin ve çalışma prensiplerinin bilimsel yollarını izah edebilmektir. teknolojinin gelişimi vb. evrimi anlamaya çalışırken. Bileşik olmayan gözlerin lensleri çok küçüktür ve dolayısıyla çözünürlüğe bir sınır getirmektedir. “eksik” ve “ilkel” gibi kullanımlara başvurmaktadırlar (bizim kullandığımız anlamıyla “ilkel”. Bileşik gözler ise. 6) Bileşik Gözler: Şimdiye kadar tanımladığımız 5 tip. Görebileceğiniz gibi. Bu da. üzerimizde çeşitli baskılar yaratmaktadır. Ozon tabakasının delinmesi.E V R İ M A Ğ A C I lerin. %2. Bileşik gözlerin en büyük avantajı çok geniş bir açıyı görebilmeleri.

Öncelikle bu orjinal ve güzel sorunuz için ve sorunuzla birlikte bize sunduğunuz kaynak için (en aşağıda. en yakın kuzenimiz ve en son ortak atamızı paylaştığımız şempanzelerin (aslında tüm şempanzeler. yalnızca ve yalnızca bu uzun DNA bilgisinin nasıl “paketlendiği” ile ilgilidir. kaynaklar arasında görülebilir) teşekkür ederiz..E V R İ M A Ğ A C I Şempanzeler ile İnsanlar Arasındaki Kromozom Sayısı Farkı Üzerine. bir kac ay once su makaleyi okumustum: http://www. Ancak ufak bir “sorun”. İşin içinde biraz da bilim insanlarının hayal gücü olduğunu ve kromozom ismi ve şeklinin hiçbir anlam ifade etmediğini. Elimizden geldiğince yanıtlamaya çalışalım: İlk olarak.org/genetics/news. cevabiniz icin tesekkurler. şempanzeler ile genomik benzerliğimiz %99’lara varmaktadır. içerisinde barındırdığı upuzun DNA şeridinin bir X harfine benzer şekilde paketlenmiş. Asıl anlam. goriller ve orangutanların) 24 çift (48 adet) kromozomu bulunmaktadır. ancak en yakın akrabasının Pan cinsi. Y kromozomu için de benzer bir durum geçerlidir. bu 46 kromozomlular nasil nufusta cogunluk olusturmuslar? sanki bir ciftlesme problemi cikar gibi geliyor bana. dizilmiş olmasıdır. insanın sıradan bir hayvan türü olduğu ve her canlı gibi insanın da diğer tüm canlılarla evrimsel bir geçmişi paylaştığıdır. evrim bunun uzerinden nasil gelmis? ozellikle bir simulasyonunuz varmi. Aşağıda hem X hem de Y kromozomunu yan yana görmektesiniz. 272 . Kromozomlar.. insanın bu akıl almaz sayıdaki canlıların her biriyle akraba olduğu.. Evrim Ağacı olarak bu soruya şöyle bir cevap vermek istiyoruz: Sayın Aziz Nesin. şu bilgi önem arz etmektedir: Esasında kromozomların eksilmesi durumu.thetech. yani şempanzeler ve bonobolar olduğudur. son zamanlarda bilim insanlarının kafasını kurcalamakta: insanın 23 çift (46 adet) kromozomu varken. aklimda kalmisti. evrim surecinde bir nufus olarak 48 kromozomdan 46 kromozoma dusmussuz. X kromozomonun adının “X” olmasının sebebi. Önce biraz teknik bilgi verecek olursak. neden olmuş olabilir? Ve bir yerlerde 48 kromozomdan 46 kromozoma düşüş yaşandıysa. nasıl olmuştur da bu 46 kromozom günümüzde baskın hale gelmiştir ve hemen hiç 48 kromozomlu ve normal insana rastlanmamaktadır? Bu sorulara teker teker cevap verelim. Peki bu. Yani kromozom. Benzer kesinlikte bildiğimiz ikinci nokta ise. Daha önce ilgili notumuzda açıkladığımız gibi. ilgili yazımızda da ayrıntısıyla açıkladığımız gibi. biraz konuyla ilgili bilgi verecek olursak: Evrimsel Biyoloji’nin gelişmesi ve interdisipliner olarak hemen her bilim dalında kullanılmaya başlanmasıyla birlikte artık kesin olarak bildiğimiz bir şey.php?id=124 sozdeki adamin 44 tane kromozomu var. Kromozomlar. Sayfamız üyelerinden Sayın Aziz Nesin bize şöyle bir soru yöneltti: merhaba evrim agaci. bir anlam ifade etmez. merak ettigim sey.. Bu noktada. asıl anlamın kromozomu oluşturan DNA şeridinde (heliksinde) yattığını hatırlamakta fayda var. pek de anormal değildir ve doğada sıklıkla görülür. aslında DNA’nın paketlenme biçimi demektir. içerisinde barındırdığı DNA’da yatmaktadır.

E V R İ M A Ğ A C I Gerçek Kromozom Görüntüsü . Şempanzede ise 24 çift bulunur (2A ve 2B ayrımına dikkat ediniz). bir kromozom yaptığını unutmayın. İşte insanda. Tüm listeyi aşağıda görebilirsiniz: 273 . birleşik haldeyken her bir parçaya kromatit denir) vardır. gerçeğe yakın bir kromozom görüntüsü.1 Gerçek Kromozom Görüntüsü .. bu ve benzeri tip kromozomlardan 23 çift (aslında bir çiftin..2 Hayal gücüyle desteklenen. ayrık haldeyken bunlara kromozom.

Bu kaynama. Bilim insanları. bu soyda sadece insanda 46 adet kromozom bulunması. beklenmedik bir durum. çünkü kromozom kazanmak. bu noktayı anladıktan sonra. bir kromozom halini aldıkları düğüm/boğum noktalarına ise sentromer denmektedir. şempanze ve insan genomu üzerinde ayrıntılı incelemeler yapmışlardır ve çok ilginç bir bulguya rastlamışlardır: Normalde. 2. telomer ve sentromer yapıları. Bu.E V R İ M A Ğ A C I İnsan Kromozom Seti Şempanze Kromozom Seti Devam etmeden önce son bir bilgi daha: Kromozomların uç kısımlarına telomer. tamamen kimyasal özellikler ve yapı üzerine kuruludur. çok farklı noktalarda meydana gelir ve tüm canlılık gibi. insanın kromozom kaybetmesini mantıklı kılmaktadır. tekrar evrimsel geçmişimize dönecek olursak.. Şimdi. ilginç bir yapı görmekteyiz. kromozomumuzun ortasında telomer yapısına rastlamaktayız ve bu başka hiçbir kromozomumuzda olmayan. kromozoma baktığımızda. insanlar. kromozom eksilmesi yaşamıştır. Bu pek mümkün değildir. iki kromozom birbirine kaynar veya yapışır. kimyasal yapıları bakımından ayırt edilebilmektedir. 274 . Bu mutasyon tipinde. Ancak insana ait 2. diğer hepsinin bağımsız olarak kromozom kazanmasındansa. ayrıca diğer bütün insaymunlarda 48 adet kromozom bulunurken. ikinci bir noktaya ve aslında bir tip mutasyona geçebiliriz: Robertson Tipi Yer Değiştirme Mutasyonu (Robertsonian Translocation Mutation). Bu da bilim insanlarını. onların ve şempanzelerin ortak atasıdan ayrıldıktan sonra. Neden şempanzeler kromozom artışı yaşamış olmasın diye sorabilirsiniz. her kromozomda 1 sentromer (kromozomun ortasında) ve 2 telomer (iki uçta) bulunur.. birleşip iki kromatit. Dediğimiz gibi. Bu kadar teknik bilgiden sonra. Genomu bilinen canlılarda. az sonraki açıklamalarımızda kilit bir rol oynayacaktır. kaybetmeye göre çok daha zor bir iştir.

yani aynı DNA’yı taşıdığı sürece bir anlam ifade etmez. Bu kromozomal eksilme. Bir diğer ekstrem örnek ise kelebeklerdedir: Güney Amerikan Philaethria Kelebeği’nin kromozom sayısı 12 ile 88 arasında değişmektedir! Bu kadar farklı kromozom sayısına rağmen. Mayoz sırasında her bir hücre bu kromozomlardan birini alır. Benzer bir mutasyon. ancak istatistiki olarak çocuklarının %66’dan fazlası düşük olacaktır. artık oldukça emin bir şekilde. ve 13. Buna az sonra tekrar geleceğiz. mayoz sonrasında kromozom sayısı yarıya iner. Genomik benzerlik. vb. Bu da. burada iki soru doğuyor: 46 kromozomlu bireyler. yukarıdaki görselden de bu paketlemenin. Tamamen farklı bir şekilde türleşmiş. durum budur. paketleme tipi önem arz etmez. bizim 2. bu sebeple de 46 kromozoma sahip olduğumuz düşüncesine yöneltti. Birkaç örnek verecek olursak: Örneğin vahşi doğada atların 33 çift (66 adet) kromozomu bulunur. Peki. Ancak yine de. Çünkü dediğimiz gibi. sonradan bunun üzerine eklenmiş bir fark olarak karşımıza çıkıyor olabilir. Uzun lafın kısası. her kromozomdan iki tane bulunur.. nasıl oldu da orjinal olarak 48 kromozomlu olan bireylere üstün geldiler? İlk olarak. bizim 2. Kromozom farklılıkları ise. Türleşme yazı dizisinde anlattıklarımız dahilinde bir türleşme meydana gelmiş olabilir. kromozom 2’den iki tane. şempanzelerin 12. Yani kromozom 1’den iki tane. yavru ölecektir. yani kromozomların oldukça farklı olduğunu görebiliriz. Ana bilgi orada durduğu sürece. yukarıda da değindiğimiz gibi. hem babadan birer adet kromozom alacağı için.. İşte eksik kromozomlularda sorun. Dediğimiz gibi. iki adet şempanze kromozomunun kaynaşması sonucu oluştuğu. hem anadan. kromozomlar sadece asıl bilgi taşıyan DNA’ların nasıl paketlendiği ile ilgilidir. bir tane çift 275 . genomk benzerliği %99 olan iki canlıda bile oldukça farklı olabilir. kromozomlarının. Her insanda.E V R İ M A Ğ A C I 2. Ancak evcilleştirilmiş atlarda 32 çift kromozom bulunur. onları “şempanze” yapan olay olmayabilir. Ayrıntılı analizler sonrası gördükleri durum. ancak bu olay da onun üzerine “cabası” olmuş olabilir. 12 kromozomlu paketlenme tipi ile 88 kromozomlu paketlenme tipi birbirinin aynı genomu. yakın bir geçmişte (atların evcilleştirilmesi çok da eski bir olay değildir) gerçekleşmiştir. Teknik olarak. Ancak şempanzelerin 12. bu ölümün kesin olmadığını ve belirli bir ihtimaller dahilinde gerçekleşeceğinin altını çizmekte fayda var. bizi “insan”. Ancak döllenmeyle birlikte oluşan zigot. ta ki bu birey üremeye kalkana kadar. Ki zaten. çoğu zaman canlıda bir hasara neden olmaz. nasıl olup da 48 kromozomdan 46 kromozoma evrimleştiğimizi biliyoruz. ve 13. 48 kromozomlularla nasıl ürediler? Ve. nükleotit dizilimi ile alakalıdır. Ancak bunların paketlenme biçimi olan kromozomal yapı. Burada bir diğer noktaya değinmekte fayda var: Kromozom ayrılması. kromozomlarının kimyasal yapısı da. Peki hangi 2 şempanze kromozomu kaynaştı da bizim 2. Yani daha gebelikte. kromozomumuz meydana geldi? Araştırmacıların bulguları burada da bitmiyor. 46 kromozomlu bir birey ile 48 kromozomlu bir bireyin çiftleşmesi durumunu incelemek gerekiyor. kromozomumuz ile son derece benzer yapı ve görevler taşıdığıdır. kromozomumuza genel benzerlikten çok daha fazla benzemektedir. sayı tamamlanır. bilim adamlarının düşüncesini güçlendirmektedir. daha önce de dediğimiz gibi. Zaten bu kromozom eksilmesi durumunu doğada sıklıkla görebiliriz. Ki muhtemelen. burada başlamaktadır: Bu zigotlarda. Esasında coğrafi ve eşeysel izolasyon sonucunda. 46 kromozomlu biri ile 48 kromozomlu biri (veya farklı sayılarda) çiftleşebilir. eksik kromozomluluk. Böylece. 46 kromozomlu bireyler. nasıl olup da oluşan kelebeklerin hepsi “kelebek”tir ve temel olarak birbirine benzerler? Çünkü dediğimiz gibi. genetik açıdan hiçbir sorun yaratmaz. paketlenmenin bir olayı yoktur. kromozomun.

acaba bir fayda sağlıyor olabilir mi? Şimdiye kadar buna dair bir bulguya ulaşamadık.5 milyar insan. Ancak halen böyle bir kesin sebep bulunamadı. Üzeri çizili olanlar. Daha sonra bunlar yayılmış ve egemen hale gelmiş olabilirler. kromozom eksikliği ya da fazlalığından dolayı düşük olacak olan bireylerdir. Bu tip “darboğaz” diye adlandırılan durumlar.000 bireyin torunlarıdır ve dolayısıyla onların genetik yapısını taşır. bu durumu açıklamak için şöyle bir şema kullanmaktadır: Farklı Kromozomluların Çiftleşmesi Yukarıdaki grafikte. 46 kromozomlu popülasyonun yayılmasından sonra. Barry Starr. genetik sürüklenme ile açıklanabilir. muhtemel üreme hücresi (yumurta veya sperm) oluşumlarını göstermektedir. 48 kromozomluların bir sebeple yok olmuş olması olabilir. ancak bu. bazı yeni genlerin yaratılmış olabileceği (sonuçta gen dediğimiz olay da. Genetik Sürüklenme kapsamında “kaşif etkisi” diyoruz. Yani bir grup 46 kromozomlu insan. İlk senaryo. bu 70. Bir diğer ihtimal. 276 . Peki. İşte buna.000 insan bireyinin hayatta kalabilmiş olmasıdır. sağ taraftaki bireyde eksik/kaynaşık kromozom bulunur ve görsel kolaylığı açısından sadece bu kromozomlar gösterilmiştir (esasında tüm kromozomların eşlendiğini unutmayınız). bir soru işareti doğabilir: 46 kromozomluluk.000 yıl önce meydana gelen bir buzul çağı sonrasında sadece 70. sıklıkla görülmektedir. kromozomların kaynaması sırasında meydana gelen kimyasal olaylar sonucunda. Torunlar. bu bireylerin nasıl yayılmış olabileceğine. bir sebeple ana popülasyondan ayrılarak. Örneğin bunlardan insanlar üzerinde meydana gelmiş biri. En altta ise bunların nasıl birleşebileceği istatistiki olarak verilmiştir. Belki 46 kromozomluluğun sağladığı dolaylı bir etki (örneğin iki ayak üzerine kalkmada ya da konuşmada bir artı fayda). bu bireylerin yayılması ihtimali vardır. %33 civarı da olsa sorunlu kromozom dizilimlilerin hayatta kalacağı ve bunların da %50’sinin halen sorunlu kromozom dizilimini taşıyor olacağıdır. şimdi gelelim. göreceli olarak düşük ihtimalli de olsa. son olarak. Bu durumda. Ancak yine.E V R İ M A Ğ A C I olmayan kromozom ve bir tanesi fazla olan çiftlenmiş bir kromozom bulunur. bu konuda da somut bir kanıtımız bulunmamaktadır.. diğerlerine üstün gelmemize sebep olmuş olabilir. bundan 75. olmadığı anlamına gelmiyor. kendi minik popülasyonlarını kurmuş olabilirler. her şey gibi basit kimyasal maddelerdir) ve bunun sonucunda 46 kromozomluların avantaj sağlamış olabileceğidir. Bir diğer senaryo. Ancak dikkat edilmesi gereken nokta. popülasyonu “keşfeden” atalarının gen havuzunu sürdürürler (tabii ki mutasyonlar ve eşeyli üreme de çeşitlilik katmıştır o günden bugüne). Yani popülasyon içerisinde. Yani günümüzdeki 6. Hemen bir alt satır. Stanford Üniversitesi’nin Tıp Okulu’ndan Dr..

Dolayısıyla. bundan sadece birkaç on yıl önce yalnızca Türkiye’de bile çok yüksek oranda akraba evlilikleri olduğunu ve bu geleneğin hala bazı bölgelerde ciddi bir biçimde sürdüğünü hatırlamakta fayda var. yine Dr. Starr’ın bu konuyla ilgili bir diğer şemasına bakalım: Kromozom Eksikliğine Sahip İki Bireyin Çiftleşmesi Durumu Bu karmaşık tablo. ihtimaller oldukça artabilir. başka sebepler göz ardı edilirse %100 olacaktır. Bu senaryoda. kromozom eksikliğine sahip -örneğin. en soldaki 6 kutu ise annenin yumurta ihtimallerini göstermektedir. gerisi daha kolay bir şekilde gelecektir. Çünkü iki kromozom açısından da yapışık olma durumu olan bir bireyin. atalarımız da akraba evliliğine gitmiş olabilirler -ki gitmiş olmaları yüksek ihtimaldir.E V R İ M A Ğ A C I Bir diğer ve apaçık en güçlü senaryo. akraba evliliklerini ve bu evliliklerden doğan çocukları kapsamaktadır. yavruların hayatta kalma şansının 36’da 8 (%22) olduğu ortaya çıkar. binlerce deneme/nesil olacağını unutmayın). ortadaki yuvarlak içerisindekidir).iki kuzenin birbiriyle çiftleşmesi durumu söz konusudur. ata bireyle çiftleşmesi durumunda. Esasında aynı tip mutasyona sahip olan bireylerin denk gelmesi inanılmaz düşük bir ihtimal olsa da. Şimdi. muhtemel olarak düşük doğacak bebekleri gösterir. yavruların hayatta kalma durumu. Diğer bütün kutular. Tablonun en üstteki 6 kutu. Ve tüm yavruların 36’da 1’i (%3) iki kromozom açısından da kaynaşma durumuna sahip olacaktır (bu ihtimal. 277 . Her ne kadar bu kulağa iğrenç ya da düşük bir olasılık gibi gelse de. akrabalarda bu durum görülebilir ve eğer akraba evlilikleri de işin içine girerse. Bu düşük olasılık bir defa tutturulabilirse (yüzlerce. Bu şema yorumlandığında. ikisinde de kromozom kaynaşması / eksikliği bulunan iki bireyin çiftleşmesi durumunu istatistiki olarak anlatmaktadır. babanın sperm ihtimallerini. bunların eşleşmesi ihtimallerini ele almaktadır ve üzeri çizili olanlar.

php?id=229 http://www. evrimsel geçmişimizde bir noktada kromozom sayımız azalmış ve bir şekilde bu yeni kromozom durumundakiler üstün hale gelmiştir.net/~rwms/EvoEvidence.org/genetics/ask.html http://www. Bu yavrular da. Normal (Ata) Birey İle Çiftleşmesi Görüldüğü üzere bu çiftleşme sonucunda.php?id=124 http://www.org/genetics/news. tek bir kromozom açısından %100 ihtimalle mutant olacak. evrimsel geçmişin bu zorlu gizemlerini çözmektir.thetech. çiftleşme başarıyla gerçekleşebilecek ve yavruların tümü hayatta kalabilecektir. Bize düşen.gate.E V R İ M A Ğ A C I Dr. bu şekilde nesiller sonucunda eksik kromozomluluk hakim hale gelebilecektir.net/~rwms/hum_ape_chrom. Kısacası. Starr. bilimsel araştırmanın peşini bırakmayarak. Bu sürecin 6 milyon yıla yakın sürmüş olabileceğini unutmamak gerekmektedir.gate.html 278 .thetech. bu durumu şöyle tablolaştırır: İki Kromozom Açısından Da Mutant Olan Bireyin. her ne sebeple olursa olsun. mutant olan birey simetrik bir kayba sahip olduğu için. ********************* http://www.

bu iki türe ait birer görsel sunarak yazımıza başlayalım: Şempanze (Pan troglodytes) Bonobo (Pan paniscus) 279 . Öyleyse. Pan cinsi altında 2 milyon yıl önce türleşmiş iki türdür. bilimsel olarak neden farklı türler olarak görüldüğünü anlatacağız.E V R İ M A Ğ A C I En Yakın Kuzenlerimize Bir Bakış: Şempanzeler ve Bonobolar. Berkay Tamer bize şöyle bir soru yöneltti: Şempanzeler ile Bonobolarin benzerlikleri ve farkliliklari uzerine bir sunum yapmam gerekiyor. davranışsal ve hatta duygusal ve algısal boyutta farklıdırlar. Bu iki tür. Bu yazımızda sizlere bu farklılıklardan bahsederek. Bu açıdan da oldukça faydalı bir yazı olacaktır diye düşünüyoruz. Benzerlikler ve Farklılıklar Sayfamız okurlarından Sn. bizim sıradan ve cahil gözlerimizin göremediği neleri gördüğünü göstereceğiz. Bu sayede sıradan bir insanın gözüne aynıymış gibi gelen iki türün. Şempanzeler. bilim dünyasında ne kadar didik didik incelendiğini ve ehli olan gözlerin (bilim insanlarının). birbirine ilk bakışta bu kadar benzeyen bu iki türün. bonobolar ise Pan paniscus türüne aittir. Şempanzeler ve Bonobolar. Pan troglodytes türüne aittir. diğer türleşmiş canlılar gibi birbirlerinden morfolojik. Bu konu hakkinda bana yardimci olabilicek bir kaynak verebilir misiniz? Evrim Ağacı olarak kendisine şöyle bir kaynak not hazırlamak istedik: Sayın Berkay Tamer.

bir bilim insanı gözüyle: 1) Fizyoloji: Bonobolar daha ince yapılıdır. Bonobolarda ana-yavru ile dişiler arası ilişkiler çok önemlidir ve belirleyici rol oynar. Dişiler. Bonobolar genellikle şempanzelerden çok küçük değildir: Erkek bonobolar 39 kilogram. parlak pembe dudakları vardır ve yüzleri siyahtır. Tabii üstünkörü bakan bir insan.” deyip geçecektir. şempanzeler de kaynaşık bir şekilde yaşarlar. “Maymun işte. Ancak şempanzelerde bu durum tam tersinedir ve cinsiyetler arasında çok köklü farklılıklar bulunur. Şempanzeler ve bonoboların genel farklılıklarına şöyle bir bakacak olursak: Bonobolar anaerkildir. Şempanzeler ise ataerkildir. Her neyse. dişiler 31 kilogram civarındadır ve boyları hemen hemen eşittir: ayağa kalktıklarında 115 santimetre kadar. Ancak elbette bilim bu kadar basit insanların düşüncelerinden çok daha farklı çalışır. Şempanzelerde ise erkekler arası bağlar çok önemli ve belirleyicidir. 280 . insan ve şempanzelere bakıp “Maymun işte. zaten aradakı bazı bariz farkları görebilirsiniz.E V R İ M A Ğ A C I Yukarıdaki iki türü dikkatlice incelerseniz. Kimi zaman diğer şempanze gruplarının yavrularını yedikleri bile gözlenmiştir. Bilim. erkeklerle cinsel ve sosyal ilişkiler kurarlar ve bu sayede popülasyon içi öfkenin dindirildiği düşünülmektedir. insanlarla genlerinin %96-99 arasını paylaşırlar ve böylece biliyoruz ki şempanzeler insanlara. Öte yandan her ne kadar bonoboların davranışları tam olarak şempanzeler kadar ayrıntılı araştırılmadıysa da. 3) Cinsel Çiftbiçimlilik: Bonobolarda cinsiyetler arası farklılıklar oldukça azdır. gorillere olduklarından daha yakın akrabadır. konumuza dönelim.” demeliydi. yüz renkleri yaşlanmayla birlikte değişmektedir ve koyu renkte dudakları vardır. Şempanzeler son derece başarılı bir şekilde alet kullanabilirler.. 2005 yılında yayınladıkları makalelerinde Hammock ve Young. Komünitelerde dişiler. erkekler ve çocuklar bulunur. Bu iki türün benzerliklerine genel olarak bakacak olursak: Bonobolar ve şempanzeler. Bonoboların vahşi doğada işbirliği içerisinde avlandıkları. yani erkekler popülasyondaki baskın cinsiyettir ve dişileri yönetirler. bu benzerliklerimizin kalıtılabilir nöropsikolojiden kaynaklanabileceğini açıklamıştır. İki tür de komüniteler halinde yaşarlar ancak bonoboların grupları çok daha geniştir. sosyal problemleri çözme becerileri göz önüne alındığında insanlara. Şimdi bonobolar ile şempanzeleri daha yakından inceleyelim. şempanzelerden daha yakın olduğu düşünülmektedir. 4) Sosyal Düzen: Bonobolar da. Halbuki günlük yaşantımızda bile şempanzelerden görünüş olarak ne kadar farklı olduğumuzu... yani dişiler popülasyondaki baskın cinsiyettir ve erkekleri yönetirler. 2) Ekolojik Çevre: Bonobolar Kongo Demokratik Cumhuriyeti’nde ve Kongo Nehri’nin güneyinde yaşarlar. alet kullandıkları veya ölümcül öfke davranışları sergiledikleri görülmemiştir. ancak bilimsel olarak ne kadar benzer olduğumuzu biliriz. Şempanzelerin vücudu ise çok daha sert ve güçlü yapılıdır. Şempanzeler ise Batı ve Orta Afrika’da pek çok ülkeye dağılmış bir halde yaşarlar. eğer bu sıradan ve basit insanlar gibi düşünseydi.. işbirliği içerisinde avlanırlar ve hatta diğer maymunları avlarlar.

ancak bu bölgeler birbirleriyle çakışabilir. saldırır ve avlanırlar. Bonobolar genellikle yüz-yüze (misyoner) pozisyonda çiftleşirler. Şempanzeler ise alet kullanmada ustadırlar. Şempanzeler ise yüksek perdeden sesler çıkarmazlar. Yani bonobolarda eşcinsellik sıklıkla görülen bir olgudur. grup içi sorunları çözmektir. Bonobolar çiftleşerek grup içi gerginliği dindirmeyi amaçlarlar.org/content/early/2011/04/04/scan. Şempanzelerde misyoner pozisyonunda çiftleşme gözlenmez. Ayrıca şempanzelerde yavru maymunları yeme. ağaçların gövdelerine vurarak da yüksek sesler çıkarabilirler. Üstelik bonobolarda gruplar arası çiftleşme de gözlenir. Bunun hemen arkasından ise yaşam alanlarının yok edilmesi ve çoğu zaman insan kaynaklı olmayan enfeksiyonel hastalıklar gelmektedir. grubun dominant erkeğidir ve tüm komüniteyi yönlendirir. Ayrıca aşağıdaki makalede iki türün beyinleri üzerinde yapılan kıyaslama çalışmaları görülebilir: http://scan. 11) Tehditler Ne yazık ki iki tür üzerinde de insanlardan kaynaklanan ciddi tehditler bulunmaktadır. Ancak şempanzeler. 8) Alan Sınırlandırması: Bonobolarda gruplar belli başlı bölgelere sahiptirler. Bu erkek. Şempanzeler daha çok ıslıklarlar. 7) Grup Avlanması: Bonobolarda şimdiye kadar bir grup halinde avlanma gözlenmemiştir. Bunların başında. her yaş ve cinsiyetten olabilir.abstract 281 . çubuklar yapıp kullanarak karıncaların yuvalarını kazar ve yuvalarından çıkarırlar. Çiftler. Aynı zamanda seksi sadece selamlaşma amacıyla ve çatışma çözümü olarak da kullanabilirler. Grupların belli sınırları vardır ve o sınırlar çok sert bir şekilde korunur. Bazı sosyal konularda ve yiyecekle ilgili sorunlarda cinsellik ile sorunlar aşılmaya çalışılır. Şempanzelerde ise erkekler arasında dikey hiyerarşi bulunur (as-üst ilişkileri) ve açık bir alfa erkeği bulunmaktadır. Alet kullanarak fındık gibi yiyeceklerin kabuklarını kırarlar. Ayrıca ses kutularını kullanmadan. diğer maymunları avlamaya çıktıklarında gruplar halinde çalışır. yaprakları kesebilirler. Üst rütbede olan erkekler cinselliği tekeline alırlar ve grup içerisindeki dişilerin diğer erkeklerle çiftleşmesine izin vermezler. Şempanzeler ise sınırlar konusunda çok hassas ve agresiftirler. hemen her zaman olduğu gibi avlanma tehditi ve ormanlara kurulan tuzaklar gelmektedir. 10) Cinsel Davranış: Bonobolarda cinsel aktivite genellikle sosyal bir etkinlik olarak görülür. yamyamlık ve ölümcül istilalar görülür. Ayrıca şempanzeler komşularının kendi sınırlarına girmesine izin vermez.oxfordjournals.E V R İ M A Ğ A C I 5) Ses: Bonoboların ses yapıları çok yüksek perdelidir. Ancak yakalanıp hapis altında tutulduklarında taklit etme sebebi ve sorun çözme amacıyla alet kullanmaya başladıkları ve buna yatkın oldukları gözlenmiştir. Yani çiftleşmenin tek amacı üremek değil. 6) Baskınlık Hiyerarşisi: Bonobolarda dişiler birbirleri ve komüniteleri ile güçlü bağlar kurarlar. 9) Alet Kullanımı: Bonobolar vahşi hayatta pek fazla alet kullanmazlar. Şempanzeler ise bu davranışların hemen hiçbirini göstermezler.nsr017. Bonobolarda bunların hiçbirine rastlanmaz. çığlıklar atarlar ve homurdanırlar.

com/q_view/9193 http://www. “Bakın.de/3chimps/files/apes.answerbag.htm 282 . bilimsel olarak incelendiğinde aradaki dağlarca fark kolayca görülebilmektedir.mpg. incelemelerin ne kadar bilimsel yöntemlerle yapıldığını araştırmak ve sadece yüzeysel bakılıp bakılmadığını ve incelemeleri yapanların işlerinin ehli olup olmadıklarını öğrenmek gerekmektedir. bilmem kaç yüz milyon yıldır aynı!” ya da “Şu kadar yüz milyon yıl önceki fosil ile günümüzdeki hali aynı!” gibi iddialara kanmadan önce. Dolayısıyla. haberlerde veya bilim-dışı kaynakların. ********************* http://www.eva.E V R İ M A Ğ A C I Görüldüğü üzere her ne kadar dışarıdan baktığımızda tamamen birbirine benzeyen iki tür gibi gözükseler de.

Evrimsel süreçte “Hah. Öncelikle şu fotoğrafı hatırlamanızı rica ediyoruz: https://www. 4) Ünlü Evrimsel Biyolog Ernst Mayr’ın Populations. Orada hem konu. Öyleyse başlayalım: 1) 1958 ile 1963 yılları arasında Drosphila paulistorum isimli bir türe ait iki popülasyon.php?fbid=171713299553420&set=a. kısır hibritler üretebilmeye başladılar ve eskiden aynı türden olmalarına rağmen birbirlerine olan cinsel yatkınlıkları azalmaya başladı. kromozomal çiftlenmenin korunması durumu sonucu (polyploidy) atalarıyla artık çiftleşemeyen yeni bir tür oluşturdu. Ancak tabii ki yakın geçmişte en azından türleşmenin başladığı veya ayrılmanın hızlandığı veya artık oldukça farklılaşmayı tamamlayan türler tanımlamak mümkündür. Bununla ilgili yüzlerce örnek verebiliriz sanıyoruz ki.facebook.171713289553421. Bu. sayfasında açıkladığı üzere Faroe Adaları’na özgü bir ev faresi türü. sayfasında açıkla- 283 . şimdi türleşme gerçekleşti!” diyemediğimizdir. bu yıllar arasında iki türe ayrılarak eskiden tamamen verimli yavrular üretirken. 250 yıldan kısa bir sürede evrimleşti ve morfolojik olarak ciddi farklılaşmalar yanısıra cinsel isteksizlik ve zorlamalara karşın ata türle çiftleşmeme durumu gözlendi.163940083664075&t ype=1 Sonrasında da birkaç örnek için Yazı Dizini’mizdeki “Türleşme” yazı dizimizi okumanızı rica ediyoruz.com/photo. Nature dergisinin 1971 yılındaki bir sayısında ünlü Teorik Evrimsel Biyolog Theodius Dobzhansky ve Pavlovsky tarafından yayınlandı (23:289-292). Gelecek zamanlarda listeyi genişletmemiz mümkündür. Evrim Ağacı olarak kendisine şöyle bir cevap vermek istiyoruz: Sayın Mutluhan Seferoğlu. 2) 1967 yılında Evolution dergisinde (21:713-719) Doskuin tarafından yazılan bir makaleye göre Epilobium angustifolium (Yakıotu) olarak bilinen bir bitki türü.41880. ancak her şeyden önce hatırlamanız gereken nokta.E V R İ M A Ğ A C I Güncel Türleşme ve Evrim Örnekleri Sayfamız okurlarından Sayın Mutluhan Seferoğlu bize şöyle bir soru yöneltti: Merhabalar. Species and Evolution isimli kitabının 348. hem de örnekler net bir şekilde verilmiş durumda (güncel örnekler de var aralarında). 3) Stanley’nin 1979 yılında Macroevolution: Pattern and Process isimli kitabının 41. Bizse birkaç güncel türleşme örneğini burada sizlerle paylaşmak istiyoruz. yapay seçilim etkisi altında o kadar farklılaştılar iki. Böyle bir ayrım anı görmek mümkün değildir. Günümüzde ve çok yakın tarihte tespit edilmiş “türleşme” örneklerini paylaşabilirmisiniz ? Türleşmenin de gözlemlenmiş örnekleri olduğunu biliyorum çünkü. daha önce olmamasına rağmen adaya Avrupalılar tarafından götürülen sıradan ev faresinden.

Yayıldığı yeni yerlerde türleşmeye başladı ve 1940’larda. sayfalar arasında Bullini ve Nascetti’nin anlattığı gibi Phasmatodea takımına ait bazı böcekler arasında türleşme meydana gelmiştir ve popülasyonlar birbiriyle çiftleşemeyecek kadar farklılaşmıştır. sayısının 351-353. 7) Virüsler ve bakteriler. Bu türleşme olayı.com/note. 284 . yani birkaç on yıl içerisinde. Daha sonra virüs evrimleşmeye devam etmiştir ve alt türlere ayrılmıştır (yani başka türleşmeler de başlamış ancak günümüzde bunlar tamamlanmamış. Zorlama sonucu bazı yavrular üretilebilse bile. 5) Tekesakalı isimli bitki. HIV-1 ve HIV-2 arasında asla gen transferi olamazken. Close ve Maynes’ın anlattığı üzere kaya valabilerinde (Petrogale cinsi) türleşme gözlenmiştir. lokal izolasyon sonucunda oluştu. ilk getirilen bitkilerle (ataları ile) çiftleşememeye ve çiftleşse bile kısır döller vermeye başladı. Washington’da da iki yeni tekesakalı türü evrimleştiği fark edildi. Rusya’da HIV-1’in 4 alt türü bulunmaktadır. Bu iki yeni türün ise tıpkı Batı Amerika’daki hibritler gibi gözüktüğü ancak onlarla çiftleştirilmeye çalışıldığında kısır döller verdiği anlaşıldı. son 4000 yıl içerisinde ata türden evrimleşti. 10) Evolution dergisinin 45. yüzyıl civarı) rastlandığı ve günümüzde bu cinse ait 137 tür bulunduğu ayrıntılarıyla aktarılmaktadır. Nagubago Gölü’nde bulunan Sihlid Balıklarına ait 5 yeni tür. Örneğin HIV virüsü 1930’larda ilk defa ortaya çıkmış ve 1940’larda türleşerek HIV-1 ve HIV-2 türlerine ayrılmıştır. Sonradan yapılan birkaç araştırma ise bu iki türün birbirinden bağımsız olarak evrimleştiğini ve insan türüne bulaştığını göstermiştir. Scientific American dergisinin Şubat 1989 tarihli baskısının 22. HIV-1’in onlarca alt türünün tamamı Afrika’da bulunmaktadır. alt türler arasında transfer gerçekleşebilir.php?note_id=173305632727520 Üç paragrafta anlattığımız için buraya taşıyarak uzatmak istemiyoruz. sayfaları arasındaki makalede Sharman. Birkaç on yılda bitki bütün Batı Amerika’ya yayıldı. Türleşme sonucunda torun türler atalarıyla çiftleşememeye başladılar ve morfolojik olarak değişim geçirdiler. 6) Rhagoletis pomonella ile ilgili türleşme olayı aşağıdaki yazımızda aktarılmıştı: https://www. 9) Australian Journal of Zoology dergisinin 37. Bu. Bu tarihte. ancak kökenleri tespit edildi. 8) 1991 yılında Canadian Journal of Zoology’nin 68. bunların kısır olduğu anlaşıldı. evrimleşme aşamasındadır). coğrafi izolasyondan ve yüksek mutasyon hızından kaynaklanmaktadır. 11) 1987 yılında yayınlanan. Steve Jones’un Neredeyse Bir Balina isimli kitabı okunabilir. bunlar kayıt altında değildi. Bazı şanssız insanlar iki virüs türünü de taşırlar ve asla bu iki virüsün hibriti üretilemez. sayfalar arasında Spooner ve diğerlerinin anlattığı üzere Solanum raphanifolium türünün iki yeni türe evrimleştiği ve bu iki yeni türün birbiriyle çiftleşemeyecek kadar farklılaştığı belirlenmiştir.facebook. sayısının 757-764. Daha sonra Doğal Seçilim ile elenmiş ve yerini HIV-1E alt türüne bırakmıştır. sayfasında “A Breed Apart” başlığıyla yayınlandı. Evrimleşme. Yosida’nın Cytokinetics of the Black Rat adlı kitabında Rattus cinsi farelere ilk olarak Orta Çağ’ın başlangıcında (5. Amerika’ya Avrupa’dan 1900’lerin başında getirildi. Örneğin HIV-1B alt türü 1990 yılının başında Tayland’daki baskın türdür. en güncel evrimleşme örnekleridir. oradan okuyabilirsiniz. Konuyla ilgili çok ayrıntılı açıklamalara yer veren.E V R İ M A Ğ A C I dığı üzere. sadece birkaç alt türü Kuzey Amerika ve Avrupa’da da görülür. sayısının 1747 ile 1760.

Liste böyle uzar gider.E V R İ M A Ğ A C I 12) American Journal of Botany’nin 60. 285 . sayısında Gottlieb’in açıkladığı üzere Stephanomeria malheurensis isimli bir bitki. 1950 yılında Stebbins tarafından yazılan Variation and Evolution in Plants isimli kitapta açıklanmaktadır. 14) 1988 yılında American Naturalist dergisinde (131:911) yayınlanan bir makaleye göre 2 bilim insanı Drosophila melanogaster türü meyve sineklerini doğru bir şekilde izole ederek sadece 25 nesil içerisinde 2 yeni tür elde etmiştir. 13) 1940’lı yıllarda Çuhaçiçeği bitkisi iki yeni türe evrimleşmiştir ve bu türlerden sıfırdan evrimleşen gruba Primula kewensis adı verilmiştir. birbiriyle verimli döller verememektedir.. Bu türler.. Gelecek günlerde notumuzu daha da zenginleştirebiliriz. Bu. Konuyu daha fazla uzatmayalım ve şu sözlerle şimdilik noktalayalım: Sadece 1987-1991 yılları arasında yayınlanan makalelerde 100’den fazla yeni ve güncel türleşme tespitinde bulunulmuş ve bilimsel dergilerin heyetlerince tasdiklenmiştir. Oregon’un Burns Kasabası’nda birkaç on yıl içerisinde iki yeni türe evrimleşmiştir ve bu bitkiler günümüzde birbiriyle çiftleşememektedir.

gelişmiş çeneleri sayesinde gerçek birer avcı haline gelmişlerdir. yaşamış son çenesiz omurgalılar olan Çenesiz Balıklar (Agnatha) süpersınıfında bulunan 9 yutak kemerinden (pharyngeal arch) ikisinin kaynaşıp kafatasından ayrılarak Gerçekçeneliler (Gnathostoma) infrafilumunda çene yapısına dönüştüğünü düşünmektedir. günümüzdeki balıkların ve amfibilerin bir kısmında görünen ve balıklarda solungaçlara su. sürüngenlerden memelilere geçiş için gözlenebilecek en harika organlardan biridir. Çene. Ancak halen bazı sürüngenler. ancak sürüngen olduklarını belli eder pek çok özellikleri de evrimleştirmişlerdir. Çene yapısının ilk olarak Silüryen Dönem’de (443-416 milyon yıl önce). çenenin evrimiyle bu beslenme tipleri değişerek omurgalılar arasında “avlanma” gelişmeye başladı. Ancak daha sonradan. ön tarafa kayarak avlanma görevini üstlenmiştir. Günümüzde de bu durum çoğu amfibi için bu şekilde sürmektedir. Bilim insanları. Üstelik çene. Ancak daha sonradan. Kurbağaların mızrak gibi fırlayan dilleri. Günümüz amfibilerinde. çok güçlü çeneler bulunmamaktaydı. Bir süre önce bir merak eden okurlarımız için çene basıncıyla ilgili bazı veriler vermiştik. ilk evrimleştiği dönemde. Günümüzde halen bazı balıklarda çenesiz emici ağız yapısı görülmektedir (asalak balıklar ve taşemenlerde). Örneğin. yiyecekleri yakalamak ve ağza yönlendirmektir. Dolayısıyla amfibilerin en ilkin dönemlerde de besinlerini çiğnemeden yuttukları düşünülmektedir. tıpkı beynimizin evrimi sayesinde hayal gücümüzün gelişmesi gibi. onlara ait özellikleri taşımaktadırlar. Daha sonra. Çenesiz balıklar. ancak asla kaslar gerisin geri 286 . Ayrıca yapışkan hale gelen dil. genellikle filtreleme ve emme yöntemleriyle beslenmekteydi. çeneler gittikçe daha güçlü bir hale gelmeye başlamış ve avlanmak için özelleşmiştir. Dolayısıyla ağzı açıp kapamak zor ve sorunluydu. avın kaçma ihtimalini en aza indirmeyi hedeflemektedir. çünkü birebir geçişi gözler önüne sermektedir. amfibilerde ciğerlere hava pompalamaya yaratyan ağızsı pompa (buccal pump) görevi gördüğü düşünülmektedir. temel olarak kafa bölgesinde bulunan. solunum verimliliğini arttırmak olduğu düşünülmektedir. çene kasları güçlüce kapanmak için evrimleşmiş. çene içerisinde konumlanan dil. Çenenin. Silüryen Dönem’de yaşamış Zırhlı Balıklar (Placodermi) sınıfında evrimleştiği düşünülen çene yapısının Devonyen Dönem’de (416-359 milyon yıl önce) yaygınlaşıp çeşitlendiğine dair pek çok bulgu mevcuttur. bu verilerimizi genişleterek bir not haline dönüştürmek istiyoruz. Sürüngenler. Ayrıca bu evrimin temel sebebinin avlanmak değil. ağzın girişini barındıran ve karşılıklı veya yarı-karşılıklı olarak açılıp kapanabilen kemik yapısının genel adıdır.E V R İ M A Ğ A C I Çenenin Evrimi ve Hayvanlarda Çene Basıncı Merhaba arkadaşlar. denizlerden karaya çıkmanın sonucunda evrimleşen dörtayaklılarda (tetrapod). Sürüngenlerde. Şimdi. buna en iyi örnektir. amfibilerden evrimleştikleri için. günümüz modern balıklarının atalarında evrimleştiği ve tüm omurgalılara bu şekilde aktarıldığı düşünülmektedir (sinapomorfi = synapomorphy: atasal bir noktada kazanılmış bir özelliğin torun türlere aktarılması). Çünkü bu hayvanlarda. en güçlü çenelere sahip olan timsahlar bile besinlerini çiğnemeden yutmaktadırlar. çene de amacı dışında avlanmak için özelleşmeye başlamış ve bugünkü haline doğru evrimleşmiştir. Temel görevi.

Günümüzde. atalarımızda bulunan yapılarla birebir benzerlik göstermektedir. bir ağırlık birimidir. aşağıdaki verilerden sonra. atalarımız olan sürüngenlerin çenelerinde bulunan kemiklerle birebir benzerlik göstermektedirler. kulağımızda bulunan çekiç. kafaları karıştırmamak için bu konuya çok ayrıntılı girmeyeceğiz. bizlere bir de dezavantaj vermektedir. hangi organın gelişiminde nasıl bir etkisi olduğunu bilmekteyiz. Dolayısıyla. Sürüngenlerin çenesinde bulunan artiküler kemiği (articular bone) ve kuadrat (quadrate) gittikçe küçülmüş ve yukarıya.E V R İ M A Ğ A C I açılacak şekilde özelleşmemiştir. yukarıda belirttiğimiz gibi. Kranyal hareket (Cranial Kinesis) denen ve alt ve üst çenenin birbirinden bağımsız hareket edebilmesi durumu memelilerde görülmez. Örneğin. kulağa doğru kaymıştır. Bu yapıldığında görülen şudur ki. Üst çene. genellikle yaşlı amcaların “Bu hayvan kaç ton basıyor ağzıyla?” gibi sordukları sorunun bilimsel karşılığıdır. balıklar ve memelilerde çene yapısının genetik olarak incelenmesi ve nükleotit dizilimindeki değişimlere (evrime) bakılmasıdır. kütle birimi ton iken meydana kuvvetin şiddeti. Dolayısıyla benzeşim kurmak hatalı olacaktır. amfibiler. vücut organlarımızın embriyolojik dönemde nasıl üretildiğini görebilmekteyiz ve hangi genlerin. MPa ne demektir. Peki. Burada önemli olan bir nokta. Bu. Bunu. örs ve üzengi kemikleri. günümüzdeki bazı hayvanların çenelerinin ne kadar güçlü olabileceğini ve insanlar olarak bizlerin. Memelilerde temel olarak hareket eden. Hayvanlar üzerinde yapılan genetik araştırmalar sayesinde. metrekare başına 1 milyon Newton kuvvet demektir. Ya da bir diğer deyişle. bir örnek vereceğiz bununla ilgili. birini referans alarak diğerlerini kıyaslarsanız. 1 metrekarelik alana etki eden basınca eşittir. çenenin evrimiyle ilgili daha net sonuçlara ulaşmamızı sağlamaktadır. örneğin 3 tonluk bir arabanın ağırlığı ile kıyaslarlar. göreceli büyüklükler olduğu için. çenenin oluşumuna. İnsanlar. sürüngenler. ancak açmak oldukça zordur. basınç ölçüleri için tam olarak bu şekilde işlemez. BMP2/4 ve Fgf8 genleri üzerinde yapılan çalışmalar da. memelilerde bulunan doku ve organlar. bir basınç birimi değildir. Şimdi. bununla ilgili biraz bilgi verelim: 1 MegaPascal (1 milyon Pascal). hayvanların çene güçleri özel bir basınçölçer kullanılarak. ısırmak konusunda ne kadar zavallı olabileceğimizi göstermek istiyoruz. kafatası ile kaynaşıktır ve hareket etmez. Zaten önemli olan. Ancak bu hareket. ancak çenesini açmak isterse. moleküler kanıtlar da Evrimsel Biyoloji’nin güçlü ışığına güç katmaktadır. Öncelikle. Bu da 100. kranyum denen kafatasına temporal kemik ile bağlı olan alt çenedir. çene ile ilgili son derece önem arz eden meşhur HOX genleri ile Dlx genleri. yer çekiminin yaklaşın 10 m/s2 olduğu bir yerde. Genelde insanlar. “Pitbull’un ağzı 3 ton basar!” gibi bilgilere kanmaktalardır ve bunun ne demek olduğunu bilmezler. Halbuki bu. “ton” denildiği için. tek parmağınızla bile çenesini açmasına engel olabilirsiniz. diğer türlerden nasıl evrimleştiğine ışık tutmaktadır. Biz. bir timsah çenesini kapatmak istediğinde ona engel olamazsınız. Ton. Burada. Ancak daha anlaşılır olması adına. basınç birimine çevirmek için bir miktar basit dört işlem yapılır. bizlerin daha anlayabileceği bir cinsten de örnekleyeceğiz: ton-kuvvet/metre kare. zaten “ton”. Mega Pascal (MPa) cinsinden ölçülmektedir. ancak temel olarak yapılan. yine hatalı olarak memlerdir. timsah çenesini kapatmak oldukça kolay. Ancak temel olarak anlamış şudur: Bir metrekarelik alana uygulanan.000 kilogram kütleye sahip bir cismin. aradaki farkları görebilirsiniz: 287 . sürüngenlerden memelilere geçişte harika bir geçiş göstermektedir. her ne sebeple bilemiyoruz ama. Günümüzde. İlk olarak Pitbull’lar 3 “tonluk” bir ısırma kuvvetine sahip değildir. Memelilerin çenesi.

76 MPa = 485 ton-kuvvet/metrekare Sırtlan: 6.4 MPa = 240 ton-kuvvet/metrekare Aslan: 4.6 ton-kuvvet/metrekare Beyaz Köpekbalığı: 4.000 kilogram olan bir cismin.8 MPa = 81.34.nasa.2 .92 MPa = 502 ton-kuvvet/metrekare Rottweiler: 2.com/news/2010/07/100729-jumbo-squid-giant-bite-video-science-humboldt/ 288 .org/jaws.3 .com/pharyngula/2007/03/evolution_of_the_jaw.47 MPa = 1754-3515 ton-kuvvet/metrekare İnsan (rekor): 0.89 MPa = 703 ton-kuvvet/metrekare Timsah: 17.gov/topics/technology/features/pia13270.6 MPa = 163 ton-kuvvet/metrekare Alman Kurdu: 1. kütlesi 4.13 MPa = 421 ton-kuvvet/metrekare Mürekkepbalığı: 6.130.5 MPa = 163-561 ton-kuvvet/metrekare Sivas Kangalı: 4. 1 metrekare alana yaptığı basınç ile eşdeğerdir.E V R İ M A Ğ A C I Pitbull: 1.6 . Bu da NASA’nın 70 metre çapına sahip Mars Anteni’nin 1 metrekarelik bir alana sıkıştırılıp bir köşesinden konulduğunda.php http://darwiniana.5.html http://scienceblogs.com/2007/08/25/evolution-of-the-vertebrate-jaw/ http://news.htm http://sciencenotes.nationalgeographic. yere uyguladığı basnca eşittir: ********************* http://www.89 MPa = 703 ton-kuvvet/metrekare Şimdi bir algılama amaçlı örnek verelim: Timsahın çene basıncını yorumlayacak olursak.2.wordpress.

Böylece koca bir aslan soyu ortadan kalkacaktır. bütün insanlar devasa bir kırılma yaşamadılar.acaba dişi ve erkek oluşumuyla ilgili elinizde bir makale.yani kısacası erkek ve dişi varlıklar nasıl oluşmuştur? Evrim Ağacı olarak bu konuyu şu şekilde açığa kavuşturabiliriz: Eşeyli Üreme.bugün bir yazı okurken tam olarak bilmediğim bir olay ile karşılaştım. birbirinden farklı bireyler üretilebilir. bu virüs aslandan aslana bulaşacak ve tek bir aslanı öldürebilecek yeterliliğe sahip olduğu müddetçe. başka pek çok fayda sağlar.. ancak aslan benzetmemizde olduğu gibi. bölünme geçirecek olan aslan ile. günümüzde genelde böyle bir durumla karşılaşılmaz. kimimiz gribin bazı türlerine. Bunları şöyle sıralayabiliriz: . Çünkü aslanlarda hiçbir genetik çeşitlilik yoktur ve her bir birey. Eşeyli Üreme ile ilgili olarak. rastgele gen değişimi olan crossing over olayıdır. Yüzlerce. bölünmeden sonra oluşan 2 aslan. Bu galiba Evrim konusunda en sık sorulan sorulardan bir tanesi. Bu çeşitliliğin birincil kaynağı Profaz-I döneminde meydana gelen. Ancak. basit bir virüsün etkisi altında. komik de olsa). ana-babadan farklı olabilirler. Eşeyli Üreme. genetik ve fiziksel olarak birbirinin tıpatıp aynısı olacaktır (mutasyonlar göz ardı edilirse).paylaşımlarınız için çok teşekkür ederim. 289 . oluşacak olan popülasyon. En son. bulaştığı her aslanı öldürecektir. Üstelik sadece bu da değil. Bu sayede.doğru. birbirinin aynısı olan (ama her anlamda aynı!) aslanlar! Şimdi. Eşeysiz Üreme’nin neden olumsuz olduğuna dair bir örnek verelim: Eğer ki günümüz aslanları mitoz ile ürüyor olsaydı (bir aslanın bir anda ikiye bölünerek iki ufak aslan oluşturduğunu düşünelim. Umarız herkese faydalı olur. Kimimiz boğaz iltihabına sebep olan virüs ve bakterilere daha dirençliyiz. virüse eşit derece dayanıksızdır. çünkü genetik materyal (DNA) olduğu gibi kopyalanır ve tam eşit olarak ikiye bölünerek yavrulara aktarılır. Bu ve bunun gibi olaylar sayesinde Eşeyli Üreme sonucu oluşturulan yavrular. kimimiz sıtmaya. Çünkü her birimizin genetik çeşitliliği birbirinden çok farklı. Ancak Eşeysiz Üreme’de bu durum görülmez.. Bu virüs. varsa paylaşabilir misiniz?ifade edebilmişimdir umarım kendimi. Bunu sağlayan temel olgu. eşeyli üreme sonucu sağlanan çeşitliliktir. Böylece.E V R İ M A Ğ A C I Eşeyli Üremenin ve Cinsel Organların Evrimi Merhaba arkadaşlar. aslanlar arasında kısa sürede ölüme sebep oluyor ve son derece de bulaşıcı. Aslanlar arasında genetik çeşitlilik bulunmadığı ya da çok çok az bulunduğu için. Gelen soru şu şekildeydi: öncelikle söylemeden geçemeyeceğim. birbirinin tıpatıp aynı olan bireylerden oluşacaktır. Bu gripten yüzlerce kişi öldü. bilimsel ve güvenli bilgileri sizin gibi bilimi benimsemiş ve türevi sayfalardan almaya ve yaymaya çalışıyoruz. üyelerimizden Sayın Ohan Güler’in aşağıdaki sorusu üzerine bu yazıyı hazırlama ihtiyacı hissettik. doğada.Eşeyli üreme sayesinde. yavruların hayatta kalma şansı artar. Bunların her birinin hayata tutunma şansı birbirinden farklıdır.bu yüzden emekleriniz için tekrar teşekkür ederim. düşünelim ki aslanlardan birine ölümcül bir virüs bulaşıyor. pek çok sebepten ötürü Doğal Seçilim tarafından desteklenmektedir.özellikle evrim konusunda internette genelde yanlış ve yanıltıcı bilgiler yer almakta. her şeyden önce bilmemiz gereken nokta şudur: Eşeyli Üreme. mekanizmasından ötürü çeşitliliğe sebep olur. Örneğin son zamanları kasıp kavuran Domuz Gribi ve benzeri grip türlerine hemen hepimiz öyle ya da böyle yakalandık.video vs.

mitoz bölünmeden evrimleşmiştir. Crow’a ait: http://www.of.Mayoz Bölünme.htm http://en. Mitoz Bölünme’de bu görülmez.htm http://www.brown.org/wgbh/evolution/sex/advantage/index. burada bir soru daha karşımıza çıkmaktadır: İlk cinsel organlar ne zaman ve hangi canlıda evrimleşmiştir? Bu soruya da bilim adamları cevap verebilmektedir.html http://www. ikincil sebep olarak sayılabilir.genetics. Mayoz’un mitozdan nasıl evrimleştiğini adım adım ve tüm bulgularıyla anlatan muhteşem bir makaleye aşağıdaki bağlantıdan ulaşılabilir: http://www. 2005.gov/pubmed/8062455 Peki.pbs. Çünkü doğada hemen hemen her zaman basitten komplekse doğru bir değişim / evrim vardır ve mayoz bölünme. çeşitliliğin arttırılmasıdır.HTML http://www.Sex.org/wiki/Evolution_of_sexual_reproduction Peki.nlm.org/cgi/content/full/181/1/3 Kısaca durum şudur: Mayoz bölünme. Mayoz Bölünme. DNA’da meydana gelen bozulmalar tamir edilebilir ve böylece yavrulara tamir edilmiş genler atkarılır.edu/Courses/BIO48/19. İlk cinsel organların iki farklı organizmada evrimleşmiş olabileceği düşünülmektedir: 290 . zarla çevrili organellere sahip) erken zamanlarında evrimleştiğini göstermektedir (Ramesh et al.wikipedia.E V R İ M A Ğ A C I . silici mutasyon denen ve genellikle zararlı olan mutasyon tipinin yavrulara geçmesini önler. mitoz bölünmeye göre oldukça komplekstir. mayozun sadece bir defa evrimleştiği fikrini desteklemektedir. ilk ökaryotik canlılarda evrimleşmiş.com/releases/2009/07/090706171542. günümüze kadar taşınmıştır.nih. Eşeyli Üreme’nin avanrajlarıyla ilgili bir makale sunabiliriz. milyarlarca yıl önce.sciencedaily. Konuyla ilgili bazı önemli bilimsel kaynakları da burada vermekte fayda var: http://biomed. eldeki bulgulara dayanarak. mayoz bölünme.Evol. Wisconsin Üniversitesi’nden J. Bunun dışındaki sebepler.ncbi. Eşeyli Üreme’nin bir sonucudur.F. ilk eşeyli üreme ne zaman ortaya çıkmıştır? Hangi canlılar ilk defa mitoz bölünmeden mayoz bölünmeye geçmiştir? Şu anda net bir şekilde biliyoruz ki. mayozun ökaryotların (karmaşık. Doğal Seçilim milyarlarca yıl önce Eşeyli Üreme’yi desteklemiştir. Schurko ve Logsdon 2008). İşte bu sebeplerden ötürü.allaboutscience. Tabii ki en önemli sebep. . Ayrıca bütün canlı gruplardaki yüksek benzerlik.org/evolution-of-sex.Mayoz Bölünme sayesinde. Karşılaştırmalı kanıtlar.

Çünkü bu hayvandan önceki hayvanlarda böyle özelleşmiş yapılar bulunmuyordu. UC Riverside Günümüz süngerleri ve resiflerinin ataları olan bu canlılar (süngerler. Bilim adamları. UC Riverside. pek çok köpek balığında çenenin ve dişlerin. Ancak University of California’dan bazı bilim adamları. hayvanlar alemindendir). dişiyi sabit tutmaya yaradığını belirtmektedirler. bu canlıların eşeyli olarak ürediklerinin kesin olduğunu. 2) Materpiscis sp. ilk defa spermleri ve yumurtaları barındıran organların geliştiği düşünülmektedir. çiftleşmeye bağlayan Los Angeles Doğa Tarihi Müzesi bilim adamları. Droser lab. Çene gelişimini beslenmeye değil. kalça kemiklerinin 291 . ancak özelleşmiş üreme organları bulunduğu konusunda şüpheleri olduğunu söylemektedirler. ilk defa eşeyli üremeyi yaklaşık 410 ila 400 milyon yıl önce evrimleştirdiği düşünülmektedir. Bu hayvan. Fotoğraf Kaynak: Fossil photograph courtesy Droser lab.E V R İ M A Ğ A C I 1) Funisia dorothea: 565 milyon yıl kadar önce yaşamış olan bu tübüler omurgasızların ilk cinsel organları evrimleştiren canlılar olduğu düşünülmektedir.: Bir tür balık olan bu hayvanın ilk defa cinsel organlar geliştirdiği düşünülmektedir. Funisia illustration courtesy Daniel Garson. F. dorothea canlısında.

dişilerin de yumurtalarına giden çukurluk genişleyerek dişi cinsel organının oluşturmuştur.discovery. sperm ile yumurtanın daha kısıtlı bir ortamda.html http://news.com/news/2008/04/080401-first-sex_2.thaindian.html http://www. son derece kaotiktir ve pek çok balık batmamak üzere sürekli yüzmek zorundadır. böyle özel organların gelişmesinin sebebi şudur: Deniz. spermler ile yumurtaların buluşma şansını düşürmektedir. kanca benzeri yapılar geliştirerek. dişilerin yumurta keselerine tutunmaya çalışmışlardır. Bu da. Milyonlarca yıllık evrim sonucu.html 292 . Bu sebeple ilk defa bu balıklar. Yani cinsel organların evrimleşme sebebi. ********************* http://news.com/animals/copulation-fish-sex-fossil. Ayrıca.E V R İ M A Ğ A C I özelleşmesi sonucu cinsel organların geliştiğini düşünmektedir.com/newsportal/south-asia/first-sexual-intercourse-took-place-570-million-yearsago_10030119. daha yüksek verimle birleşebilmesidir.nationalgeographic.

Ancak bir kural olduğunu varsayalım: Çarptığınız ilk kişiyi götürmek zorundasınız. Zira sorduğunuz soru. onlarca yıldır ise bilim insanlarının kafasını kurcalayan bir soru. Ancak 100 farklı cinsiyet bulunan bir türden olsaydınız ve diğer cinsiyetlerin her biriyle çiftleşebilecek olsaydınız. İstediği zaman bölünemez ve belirli dönemlerde.Kücük bi sorum olucak cinsiyetlerle ilgili . Betül Çıktay bize şöyle bir soru yöneltti: Merhabalar. Bunu. %99’a çıkardı. hücre dışı etkilere ve belirli büyüme oranlarına verilen tepkiyle bölünme ve DNA çoğalması gerçekleşir. ikiden fazla cinsiyet olamazmıydı? Evrim ile bir çok cinsiyet 2ye düşmüş olma ihtimali var mı ?Birde hayvanlarda iki cinsiyet dışında 3. çekirdekteki DNA’dan ve hücre olaylarından bağımsız olarak ve çok hızlı bir şekilde çoğalabilir. Ayrıca “slime mold” olarak bilinen bir çeşit protistanın da 13 farklı cinsiyeti bulunmaktadır. Teknik olarak. evrimsel bir gizemdir. cinsiyet sayısının artması. bir veya iki cinsiyete bölünmüştür: Cinsiyetsizler ve erkek-dişi iki-biçimliliği. Ancak %99’undan fazlasında durum böyledir ve istisna bulmak pek de kolay değildir. doğru eşleşmenin gerçekleşme ihtimali yaklaşık yüzde ellidir. bir eş bulma şansı. Bilindiği üzere. Ancak hücrenin “enerji merkezi” olan mitokondrimiz içerisinde bağımsız olarak bulunan ve “mitokondriyal DNA” denen genetik materyalimiz. bu soruya bir cevabı bulunmaktadır. iki cinsiyetlilerde görülen %50’den. 293 . Evrim Ağacı olarak kendilerine vermek istediğimiz cevap şöyle: Sayın Betül Çıktay. Aslında pek de “küçük” bir soru olmadığını da şakayla karışık olarak belirtmek isteriz.000 farklı cinsiyeti olduğu bilinmektedir. şansınız oldukça artardı. Bu durumda. İşte bu avantajın var olmasına rağmen canlılığın iki cinsiyetle sınırlanması. belki de yüzlerce yıldır insanların. Güzel sorunuz için teşekkür ederiz. kendisinden başka bütün cinsiyetlerle çiftleşme olanağı bulunsaydı. günümüz bilimi ve bilgisi ışığında elimizden geldiğince cevaplamaya çalışalım: İlk olarak şu bilgiyi vermekte fayda var: Tüm canlılarda cinsiyet sayısı 2 değildir. Laurence Hurst şöyle anlatmaktadır: “Bir diskoda bulunduğunuzu düşünün. Yine de. Bilim insanları bu soru üzerinde uzun yıllardır araştırmalar yapmaktadırlar ve Prof.cü cinsiyetlere sahip hayvan türleri var mı? şimdiden teşekkür ederim. İngiltere’deki Bath Üniversitesi’nden Prof. şu şekilde sunabiliriz: 100 cinsiyetli bir canlı grubunun bir cinsiyeti. Hurst’ün mitokondriyal DNA’nın aktarımıyla ilgili bir noktada. hücrelerimizin çekirdeğinde bulunan DNA mitoz veya mayoz ile yavrulara aktarılmaktadır ve belirli yasalara tabidir. Ancak bunların ve bunlar hariç birkaç tek tük istisnanın dışında neredeyse tüm canlılık alemi. Ancak çok net olarak bildiğimiz bir krallık olan mantarların 36. neden iki cinsiyet var? eşeysel demrfzmler mevcut bu konuda acıklamalar var ama yine de neden iki tane oldğu konusunda merak içindeyim.E V R İ M A Ğ A C I Canlılarda Neden Sadece İki Cinsiyet Bulunur? Sayfamız üyelerinden Sn. eğer iki cinsiyete sahip bir türden bir canlıysanız.” Bunu biraz daha bilimsel bir anlatımla. Amacınız eve görtürecek birini bulmak ve ışıklar kapanıyor. tür için bir avantajdır.

çünkü %99’luk durumdaki kadar geniş bir çiftleşme ve mitokondiryal DNA aktarımı görülmez.. çeşitlilik yaratmaktadır ve bu tip ölümcül virüsler bir kısım genetik amteryale zarar verebilmekteyken. Ancak neden iki cinsiyetin olduğunun hala araştırılmakta olan bir konu olduğunu ve henüz tam olarak aydınlatılmadığını belirtmekte fayda var. yavrular mitokondriyal DNA’larını her zaman annelerinden almaktadırlar (bölünmeyle ilgili bir durum). bir kısmına zarar veremez.stm http://www. Bu durumda.uk/2/hi/sci/tech/specials/sheffield_99/447058. mitoz ile ve çok hızlı bölünmektedir. tüm canlılığın bir anda silinmesine sebep olabilirdi. Bu hipotezi destekleyen ilginç bir bulgu da bulunmaktadır: Genel olarak iki cinsiyete sahip türlerde. Eğer notlarımız arasından eşeyli üremeyle ilgili olan açıklamalarımızı okursanız. Bir takım diğer görüşler de mevcuttur bu konuyla ilgili. kontrolsüz gibi bölünen mitokondiryal DNA’larımızın popülasyonlara zarar vermesini önler. mitokondriyal DNA’da meydana gelecek bir mutasyon inanılmaz hızlı bir şekilde bütün popülasyona yayılırdı. çünkü hem mitokondriler çalışmaz hale gelebilirdi. bütün popülasyonun ölümü ile sonuçlanabilirdi. Bu yüzden bunlara da değinmiyoruz.%99 çiftleşme ama çok ciddi bir yok oluş tehlikesindense. Ancak iki cinsiyet bulunduğunda ve bireylerin birbiriyle çiftleşme şansları %99 değil de %50 olunca. düğümü çözebilecek olan noktadır. bu kritik durumun önüne geçilir. tıpkı erkeklerin Y-kromozomlarını sadece babalarından alması gibi.co. Ancak mayoz bölünme. özel bir mekanizma. bu da çekirdek DNA’mızın yapısının hızla bozulmasına sebep olabilirdi.com/id/2174380/ 294 ..bbc. %50 ihtimalle çiftleşme ama çok daha güvenli bir yaşam evrimsel olarak tercih edilir. bu artış. üreme sırasında mitokondriyal DNA’nın aktarımını engeller. Ancak 36. Bu da yukarıda bahsettiğimiz sorunun gerçekleşmesine engel olur. belki çok cinsiyetli bir türe ait olmak temel olarak üreme şansımızı arttırıyor olabilir. ********************* http://news. Eğer ki bu mutasyon zarar veren tipten olursa da.E V R İ M A Ğ A C I İşte tam bu nokta. Çünkü genetik materyal olduğu gibi kopyalanırdı ve bu şekilde kopyalanan DNA’mızı öldürebilecek bir mutasyon ya da virüs. Eğer 100 farklı cinsiyet bulunsaydı ve her biriyle çiftleşme şansımız bulunsaydı. Bu da bizi şu noktaya getiriyor: Mitokondriyal DNA’mız. çok kritik bir tehlike ile dengelenmektedir. Ancak “trade-off ” ilkesi dahilinde. evet.000 farklı cinsiyete sahip olan mantarlarda.slate. hem de “transpozonal sıçrama” denen bir olayla mitokondrideki DNA’nın bir parçası kimi zaman çekirdekteki DNA’ya sıçrayıp yapışabilir. ancak çoğu zaman bilimsellikten uzaklaştığı için bilim dünyasında kabul görmemişlerdir. Bu da. orada da görebilirsiniz ki mitoz bölünme bizim gibi canlılar için oldukça tehlikeli bir üreme yolu olurdu. Bu sebeple.

Vampirlerin de enerji ihtiyacı. Elimizden geldiğince cevaplayalım: İlk olarak. Vampir Yarasa Bu noktada belirtilmesi gereken önemli bir nokta şudur: Aslında vampir yarasalar tam olarak kanı “içmezler”. kuşlar için. teşekkür ederiz. dışkı üzerinden beslenebilir. çünkü vücudun dört bir yanına besin taşıyan yapı kandır. Dolayısıyla bu. Atıl Kaan Kalaycı bize şöyle bir soru yöneltti: Evrim ağacı kardeş . ancak bu onun için lezizdir. onlar için bir sorudur. Kuşların yediği solucanlar da iğrenç gözükebilir ama oldukça lezizdir. çizikler o kadar ufak ve acısızdır. meyve yiyorsun?” diye sorabilir. kanın çok verimsiz bir besin olduğunu . merak edenler için. aldıkları kan ile karşılanabilecek kadardır. Tek bir vampir yarasa. deri üzerinde ufak çizikler açarlar ve ağızlarındaki kimyasallardan ötürü kan. Bizim yediğimiz elma. oldukça aktif bir olayı çağrıştırıyor. insanların aklında gülünç imgeler canlanabiliyor. Aslında vampirler. ne zaman kan emen hayvanlarla ilgili bir belgesel izlesem . insanların kendilerine göre uydurdukları göreceli bir kavramdır ve diğer hayvanlara genellenemez. yaşadığı ortam dahilindeki besinlere uygun olarak evrimleşmiştir. Her hayvan. sebze. armut da. yarasaya iğrenç gelebilecektir. zaten vakaların hemen hemen hepsinde. Vampirlerden beklediğiniz cevap ile. bizim vampirlere vereceğimiz cevap aynıdır: “Çünkü benim enerji ihtiyacımı karşılayacak kadar besin içeriyor ve ayrıca tadı da çok güzel. bu sebeple beyninin tat ile ilgili kısmı da buna göre evrimleşmiştir. kanın tadının bize kötü gelmesi. hele ki popüler kültürün saçma ama ilgi çekici vampir hikayeleri düşünülünce. Vampirlik ve Evrim Sayfamız okurlarından Sn. Çünkü içmek.E V R İ M A Ğ A C I Vampir Yarasalar. aksi halde açlık ölmesinin uzun sürmeyeceğini duyuyorum. Madem böyle . yarasalara da kötü geleceği anlamına gelmez. Biraz da dikkatli yanaşmak lazım bu soruya. neden vampir yarasa gibi hayvanlar bu şekilde verimsiz bir besinle beslenmek üzere evrimleşmişler ? Evrim Ağacı olarak kendisine şöyle bir cevap vermek istiyoruz: Sayın Atıl Kaan Kalaycı. Domuz. İlginç bir soru sormuşsunuz. “İğrençlik” kavramı. Bu da çoğu zaman birkaç çaykaşığından fazla değildir. ot. çünkü bir gün bir yarasa çıkıp da “Sen neden bunca et. damar içerisinde akmak yerine ağza doğru difüzyona uğrar. yarasanın kurbanı uykusundan uyanmaz bile. Bu 295 . aslında kan düşündüğünüz kadar düşün bir besin değerine sahip değil.” Kanın tadıyla ilgili bir sorunuz olacağını sanmıyorum ama daha önceleri de belirttiğimiz gibi. hiçbir canlıyı riske sokacak kadar kan ememez. bu yüzden kanla beslenen yarasaların çok fazla kan emmesi gerektiği .

Ancak vampir yarasaların sadece %0. zoraki bir varsayıma dayanır ve dolayısıyla anlaşılması güçtür. Vampir Yarasa (Tavuktan beslenirken) Vampir Yarasa (Eşekten beslenirken) Vampir yarasaların en kritik tehlikesi. atılıyor. ağızlarında bulunan kuduz virüsüdür. dolayısıyla ısırık sonrası önlem almakta fayda vardır. sonraları çürütülmüştür. Hipotez-3: Vampir yarasalar. inekler ve hatta insanlar) saldırırlar. ancak aşırı paniğe de gerek yoktur. Bunlara bir bakalım: Hipotez-1: Vampir yarasalar. Bu olay. Ancak bu hipotez. etçil değildir. küçük tetrapodları yiyen etçil* yarasalardan evrimleşmiştir ve zaten et yemek için özelleşen sivri dişleri kolayca kan emmek üzere deriyi kesmeye adapte olmuştur. Tahmin edilebileceği gibi yine filogenetik ilişkilerden dolayı bu hipotez güçlü bir hipotez değildir. uyuyan hayvanlara (domuzlar. ağaçlar üzerinde yaşayan omnivor (hem etçil.E V R İ M A Ğ A C I arada söyleyelim. çünkü vampir yarasaların meyve yiyenlerle filogenetik akrabalığı uzaktandır. Şimdi. hem otçul) atalardan evrimleşmiştir ve sonraları karada yaşayan hayvanların yaralarından beslenerek bu vampir özelliğini kazanmışlardır. burada şu soru karşımıza çıkıyor: Yarasaların kan içmeye başlamasının kökenleri neye dayanıyor? Bunun hakkında pek çok fikir ortaya atıldı. meyve yiyen yarasalardan evrimleşmiştir. Hipotez-2: Vampir yarasalar. dolayısıyla böyle bir evrimden söz edilemez. Çünkü vampir yarasalara yakın olan hiçbir yarasa. vampir yarasalar genelde gecenin en karanlık vaktinde. filogenetik olarak çok açık olmayan.5’inde bu virüs bulunduğu bilinmektedir. meyveleri yemek ve içlerindekileri emmek için keskinleşip özelleşen dişlerinin zamanla hayvanların kanını emmek için kullanılması şeklinde gerçekleşmiştir. Ancak bu hipotez de. 296 .

dış parazitlerle beslendiklerinden çok daha etkin olarak beslenmeye başlamışlardır. 297 . Yani parazitler yerine böceklerin yendiği ileri sürülmektedir. vampir yarasaların beslendikleri ortam ile. sonunda en gerçek bilgiye ulaşmamızı sağlayabilecektir. En büyük açıkları. Ne yazık ki vampirlere ait kısıtlı fosil kaydımızın bulunması.E V R İ M A Ğ A C I Hipotez-4: Vampir yarasalar. bu şekilde bir yoldan kan ile beslenen bir canlıya evrimleşmiş olabilirler. büyük hayvanlar üzerindeki dış paraziitlerle beslenen atalardan evrimleşmiştir. Not: Yazı içerisinde. bu defa vampir yarasaların vampirlik özelliğini büyük hayvanlar üzerinde biriken böcekleri yiyen yarasalardan evrimleşerek edindiklerini ileri sürmektedir. Hipotez-5: Bir önceki hipoteze benzer olarak. Örneğin öküz-kakan olarak Türkçeleştirebileceğimiz “oxpecker” isimli kuşlar. diğer böcekçil ve parazit yiyen yarasaların neden vampirlik özelliği kazanmadıklarını açıklayamamasıdır. üzerinde en çok durulan hipotezlerdir. çünkü doğada bunun gibi yaraları açık tutmaya veya istemeden başka hayvanlara zarar vermeye sebep olan avcılar vardır. Zamanla. evrimsel ilişkileri belirlememizi güçleştirmektedir. geçirdikleri evrimsel süreçlerle ve daha nice parametreyle ilgili olabilir. Bu son iki hipotez. Vampir yarasaların ataları da. böcek ve parazit haricinde doğrudan kaba et yiyen hayvanlar olarak kullanılmıştır. Ancak bu. Ancak bu konuda ardı arkası kesilmeyen araştırmalar. Bu hipotez oldukça güçlüdür. diğer hayvanlar üzerindeki kenelerle beslenmeye çalışırken yaraları daha fazla deşerek kapanmasına engel olurlar. bu parazitlerin yenmesi sırasındaki sapmalardan ötürü (yanlışlıkla konak hayvanı yaralama gibi) diyetlerinde değişim olmuş ve akan kandan. “etçil”.

Bundan sonra. milyonlarca yıllık evrim sonucunda da siyanobakteriler. Bu ökaryotların bitkiler açısından en önemli adımlarından biri. Fotosentez yapabilen ilk tek hücreli bakteriler olan siyanobakteriler ilk defa yaklaşık 3. Kambriyen Patlaması dediğimiz dönem öncesi. böylece oksijensiz solunumdan oksijenli solunuma evrimi tetiklemişlerdir (oksijenin en başlarda tüm hayvanlara bir zehir etkisi yaptığını ve pek çok türün oksijen sebebiyle yok olduğunu belirtmek gerekir). protistalar ve mantarlar da nesiller boyunca evrim geçirmişlerdir.E V R İ M A Ğ A C I Bitkiler’in Evrimi’nin Kısa ve Dar Bir Özeti Sayfamız okurlarından Sayın Emre Kaya bize şöyle bir soru yöneltti: bitkiler de evrim geçirmiş midir? o halde süreç nasıldır? Evrim Ağacı olarak kendisine şöyle bir cevap vermek istiyoruz: Sayın Emre Kaya. bakteriler. arkeler. daha aktif ve organize bir şekilde fotosentez yapabilmeye başlamışlar. geçirmektedirler ve geçireceklerdir. kloroplastların da evrimi sayesinde çok daha etkinleşmişlerdir. diğer canlılara göre gerçekten çok eskilerde yaşamıştır. sırası ve sonrasında. Ancak sizin sorduğunuz soruya ancak çok çok geniş bir cevap verilebilir. Daha sonradan. diğer hücrelerin içerisinde bir organel olarak işlev görmeye başlamışlardır. Çünkü devasa bir alemin genel evrimini soruyorsunuz. daha sonradan oksijen üretimleri sayesinde Dünya’daki oksijen miktarını hızla arttırmışlar. Ordovisyen Dönemi’nde ilk defa bitkiler karaya çıkmaya başlarlar ve buldukları 298 . siyanobakteriler serbest olarak işlev görmekten çok.5 milyar yıl önce evrimleşmiştir ve 2. 3 milyar ila 1. böyle bir soruya detaylı bir cevap vermek gereksiz olacaktır (yani “soru sormak” ile “doğru soruları sormak” arasındaki farkı görüyoruz).8 milyar yıl öncesine kadar sayılarını iyice arttırarak bizlere trilyonlarca fosil bırakmıştır. diğer hücre bünyesinde kloroplastlara evrimleşmişlerdir. Genel cevap ise şöyledir: Bitkileri var edecek ilk canlılar. İlk dönemlerine bu algler tabakalar halinde oluşmuş ve okyanus içi ve yüzeylerinde birikmişlerdir.2 milyar yıl öncesi arasında evrimleşen tek hücreli ökaryotik yeşil alglerdir. Bundan 450 milyon yıl önce. Sadece hayvanlar ve bitkiler değil. içerisinde milyonlarca tür bulunuyor ve bunların her birinin ayrı bir evrimsel geçmişi var. Dolayısıyla sadece “Çam ağaçlarının evrimi nasıldır?” diye sorsanız bile upuzun bir yazı çıkacakken. ökaryotik hücreler de evrimlerini sürdürmüş. çok hücrelilik gelişmeye başlamıştır. Bu bakteriler. Dünya üzerindeki her canlı evrim geçirerek modern haline ulaşmıştır. Daha sonraları. Bu sayede ökaryotlar da. ökaryotların evrimleşmeye başlamasıyla (Bkz: Endosimbiyotik Teori).

Ancak konunun genel hatlarının anlaşılması açısından bu kadar detay yeterli olacaktır. Bitkilerin evrimini. vs. 350 milyon yıl öncesindeyse tohumlar ve tohumlu bitkiler evrimleşmeye başlamıştır. Bu çeşitlenme. Permiyen-Triyasik Kitlesel Yok Oluşu dahi durduramamıştır. ilk defa günümüzdeki çiçeklere benzeyen yapılar fosilleşmiştir. Günümüzden 200 milyon yıl öncesinde. Evrimsel Tarih’i dallanıp budaklandırmak ve çeşitlendirmek mümkündür. 299 . Bu başarılarının arkasında boyutlarının küçük olması. En büyük etkisi. Triyasik Dönem’de ise ilk defa çiçekli bitkiler evrimleşmeye başlamıştır. böcek türlerinin bir kısmını yok eden bu kitlesel yok oluş (Bkz: Kitlesel Yok Oluşlar ile ilgili yazımız). karasal omurgalı hayvanların (bu dönemde karaya çıkış çoktan gerçekleşmiştir. Erken Kretase Dönem’de. Günümüzden 370 milyon yıl kadar önce. Orta Devonyen Dönem’de ise günümüzdeki bitkilerin çoğu ve ataları evrimleşerek ortaya çıkmıştır. Bu dönemde kökler ve yapraklar oluşmaya başlamıştır. ilk defa otlar evrimleşmiş ve çok yüksek bir başarıyla ulaşarak Dünya’nın dört bir yanına yayılmışlardır.4 milyon yıl önce gerçekleşen ve denizlerdeki türlerin %96’sını. son derece hızlanmış ve çeşitlenmiştir.E V R İ M A Ğ A C I engin. bitkilerin evrimini ele aldığımız için bahsetmedik) %70’ini. düşük karbondioksit seviyelerinde hayatta kalabilmeleri. yatmaktadır. boş alanlarda hızla yayılmaya ve evrimleşmeye başlarlar. Bu evrimleri günümüzden 140 milyon yıl öncesi ile 65 milyon yıl öncesi arasını kapsayan Kretase Dönem’de ve 65 milyon yıl öncesiyle 2 milyon yıl öncesine kadar süren Tersiyer Dönem’de tavan yapmış. Tohumların evrimi ve karmaşıklaşma sayesinde uzun ağaçlar evrimleşmeyi başarmış ve ayakta kalabilmeye başlamıştır. 420 milyon yıl önce Silüryen Dönem’de ise evrim hızlarının doruğuna ulaşırlar ve inanılmaz bir hızla çeşitlenirler. Günümüzden 251. bitkileri göreceli olarak az etkilemiştir. Günümüzden 40 milyon yıl önce. günümüzden 130 milyon yıl öncesinde. bitkilerin organizasyonlarının değişmesi üzerinde olmuştur. İskoçya’da bulunan Rhynie Silisi denen fosil yatağında çok net bir şekilde görülmektedir.

Ve aynı ihtimal değeriyle sorduğunuza pişman olacaksınız ve küçük düşeceksiniz. duvarımıza yazmış ve ne yazık ki istenmeyen filtresine takılan Evrim karşıtı ve bilim düşmanı bir okurumuzun. elimizden geleni ardımıza koymaz. %100 yanılıyorsunuz.*** Okurlarımızdan biri bize şöyle bir soru yöneltti: Kınkanatlı böceğii:saldırı öncesinde. bilin ki. en doğru kaynakları kullanarak size bilimsel bir cevap hazırlarız. 1983 yılında yayınlanan Aneshansley’in makalesinde belirttiği gibi Brachinini. hem de büyük bir heyecanla Evrim’i çürüttüğünü sanıp. hem Evrimsel Biyoloji ve bunun içinden gelen. muhtemelen kopyala/yapıştır yöntemiyle iletilmiş ve aslında oldukça meşhur sorusuna cevap vermek istememizdir. onları kullanarak tüm bilimi zan altında tutarsanız.nasıl çok yüksek bir konsantrasyonda üretildiğine açıklık getirememiştirAma asıl soru şu kompleks biyokimyasal sistemler nasıl olur da aşamalı olaak nasıl oluşur . İşte tam olarak bu sebeple. (dawkins’in böülümü alıntıdır) şimdiiiiii dawkins hidrojen peroksit ve hidrokinonun. Ancak bize.2-1. lafı uzatmayalım ve bizi böyle sert bir girişe iten soruyu ve soruluş biçimini aktaralım. Ailenin Latince ismi Carabidae’dir. bize ders vermiş bir edayla sorusunu soranlara cevap olacaktır.İkincisi de bu aşamalar arası geçiş nasıl olmuştur.hidrojen peroksit ile hidrojen kinonun yoğun karışımı nı hazılar ve arkasındaki keseciğe yollar arkasındaki kesecikte büzgen kaslı iki bölme vardır.Birinde hidrojen peroksit birinde hidrojen kinon ve saldırı anında ikisi karışıp çok yüksek bir sıcaklığa çıkar ve düşmanının yüzüne püskürtür Richard Dawkins şöle bir cevap verir bu soruyo elime bir şişe hidrojen peroksit aldım ve 50 kınkanatlıya yetecek kadarda hidro kinon aldım ve ikisini birden kaıştım ama p..kimyasallrın hızlı tepkime için gereken enzimleri içeren başka bir deyişle büzyen tüo vasıtasıya bağlanan bir bölüm içinde . sıvı üretci özel loblar.E V R İ M A Ğ A C I “Dawkins’in Bile Cevap Veremediği. Kendisini küçük düşürmek istemediğimiz için adını vermeden sorusunu aktaracağız. ancak zaten bu başlık. hiç şüphesiz.*** Bugün bu şekilde sarkastik bir başlık seçmemizin amacı. Ozaenini ve Metriini kabilelerini barındıran bir ailenin genel adıdır. Her neyse. Bunlardan Brachinini kabilesi içerisinde yer alan Brachinus cinsi en yaygın olan türleri barındırır. *** Bu kısmı okumanız şart değildir.kınkanatlının şimdiki sistemini kazanıncaya kadar geçen evrim aşamaları nelerdir. Evrim Ağacı olarak kendisine şöyle bir cevap vermek istiyoruz: Bombardıman böcekleri. eğitimini alan kişiler olarak bize bilimle kafa tutacak diğer okurlarımıza veya Evrim Karşıtları’na. *** Bu kısmı okumanız şart değildir. bilimsel yanılma payının da ötesinde. Evrim karşıtlarının iddiaları arasında kafanıza takılan varsa düzgün bir dille bize sorun elbette. aşağıda örneği görüldüğü gibi. Bu sebeple.8 santimetre 300 . lütfen aklınızsıra Evrim’i çürüttüğünüzü sanıyorsanız ve hele ki bu işin hiçbir eğitimini almadıysanız ve Bilimsel Değer Sorgulama Testi’mizi geçemeyen kaynaklara sırtınızı dayıyorsanız. en ağır cevabı Evrim Ağacı olarak bizden alırsınız. Evrim’i Çürüten Hayvan”: Bombardıman Böceği ve Evrimi Merhaba arkadaşlar.. Paussini. ünlü bilim insanlarının sözde cevap verememiş gibi lanse edilen. Genellikle 1.atlamadı oysa patlaması gerekiyordu ve ben hala hayattayım bu karışımı bu böcek yüksek ısıda düşmanına püskürtür ama bu iki sıvı katalizor olmadan yüksek tepkime vermez.

Güney Amerika. makaleleri kafalarına göre kendi dillerine çevirmekte ve istedikleri gibi anlamaya meyilli olmaktadırlar. konuyla ilgili önemli makaleler olan Schildknecht ve Holoubek’in 1961 tarihli bir makalesi. kaynar bir zehir şeklinde düşmanına püskürtür ve kendini korur. tehdit altında odacığın çıkış deliğini kaslarıyla açması sebebiyle yüksek basınçla bu zehirli karışım dışarıya fırlar. katalizörler ve peroksidazlar. tam püskürme sırasında ise inhibitöre engel olacak bir anti-inhibitörün salgılanması gerektiğini ileri sürmüşlerdir. Schildknecht’in makalesinin çarpıtıldığı fark edilmiştir. Bu sebeple böceklerin odacıkta aynı zamanda tepkimeye engel olacak bir inhibitör bulundurması gerektiği. Richard Dawkins’in 1987 yılında yayınlanan Kör Saatçi kitabında. hızlı bir şekilde hidrojen peroksiti yıkıma uğratırlar ve hidrokuinonların p-kuinonlara oksidizasyonunu katalizlerler (bu tepkimeyi hızlandırırlar). Bu odanın duvarları katalizörler ve peroksidazlar salgılayan hücrelerle çevrilidir. bu iki kimyasalın bir araya karıştırıldığında asla kendiliğinden tepkimeye girmediği ispatlanmıştır.E V R İ M A Ğ A C I boylarındadır ve Kuzey Amerika. İlginç bir şekilde bu yalan. Evrim Karşıtları’nın İddialarının Temelleri: Evrim Karşıtları. Anenanshley’in 83 tarihli makalesinde ve Eisner’in 89 tarihli makalesinde ayrıntısıyla anlatılmaktadır. Bu rezervuar. Zaten sonradan. Kimi türler. diğer böceklerle beslenmektedir. üst üste 29 defa. Larvaları. Bombardıman Böcekleri. bunlardan başka kimyasallara da sahiptir. ancak temel mekanizma bu iki kimyasal ile ilgilidir. 1978 yılında 301 . Bu gazların basıncı sebebiyle odadaki sıvı üzerinde itme kuvveti oluşur ve böceğin. yüksek basınçlı akışkanlık durumu) çıkmaktadır. Diğer türlerse genellikle püskürtme şeklinde veya akıtma şeklinde bu işi görmektedirler. bilerek çarpıtılmış ve hidrojen peroksit ile hidrokuinonların bir odacık içerisinde tutulduklarında spontane olarak patlamaya sebep olacakları iddia edilmiştir. sorunun sahibinin de belirttiği gibi. Bu reaksiyonlar sonucu serbest oksijen ve odacık içerisindeki kimyasalları kaynama noktasına eriştirecek kadar ısı açığa çıkar. Bu sebeple. sıklıkla (ve bilerek) düştükleri bir hatayla. iddiaları arasında asla yukarıdaki gibi düşünceler yer almamaktadır. Tüm bu mekanizmalar. Hatta sıvıların beşte biri buharlaşır. Bu sebeple kafaları iyice karışmış (veya karıştırılmış) ve gerçeklerden uzaklaşmışlardır. büyüleyici bir özelliğe sahiptir: arka kısmında depoladığı kimyasalları yüksek sıcaklıkta karıştırarak. Bu açıklık. Bazı türlerin sistemleri tam olarak incelenmemiştir. Fışkırtma şeklinde püskürtenler. Ancak daha sonradan. böceğin arka kısmında daha kalın duvarlı ve geniş bir odacığa açılır. Bu iki bölme arasında kontrol edilebilir kaslar bulunur. Avrupa. Dean ve diğerlerinin 1990 yılında yayınladıkları makalede açıkladıkları üzere. Püskürtme Mekanizması: Mekanizmanın çalışması şu şekildedir: Salgı hücreleri hidrokuinonlar ve hidrojen peroksit salgılarlar ve bunu vücut içerisindeki bir rezervuarda biriktirirler. Afrika ve Avusturalya’da bulunurlar. Rezervuardaki kimyasallar bu odacığa geçtiğinde. vücut uzunluklarının 4 katı uzaklığa püskürtme yapabilirler. Şimdiye kadar bilinen türlerden en az birinde. karın bölgesinin en ucunda bulunur. ayrıntısıyla Anenshansley ve Eisner’in 1969 tarihli makalesinde. akışkan jet halinde (ince. Evrim Karşıtları’nın dikkatlerini çekmesini hak edecek şekilde.

bugün penisilin bile icat edilememiş olurdu (çünkü bakteriler ve virüsler de bir şekilde “oldurulmuştur”. yavaş yavaş. deri hücrelerinin tabakalarını güçlendirmektir. irdelemeye gerek yoktur). Ve bir şeyin nasıl var olduğunun cevabını sadece ve sadece bilim verebilir. Bu. zaman içerisinde. Kanserle hiçbir mücadele yöntemimiz olmazdı (çünkü o kontrolsüz bölünen hücreler de bir şekilde “oldurulmuştur”. Neyse ki. En temel üretim amacı. Bu sistem. pek çok eklembacaklıda bulunmaktadır. yüzyılda bu açıklamanın geçerliliğinin ispatlandığı gibi. çünkü normalde bu tip kuinon içeren savunma sistemine sahip pek çok hayvan önce avcı tarafından yenir. somut cevaplar arar. bu insanların yolunu izleyecek olsaydı. kimyasalları üreten böceklerin avcılarına. bilimsel olarak bilmemiz gereken bilgi şudur: Evrim karşıtı düşüncelerin hiçbiri. nesiller boyunca gelişip bugünkü ilginç halini alabilir. ancak bu “oluş”un nasıl olduğu hiçbir zaman açıklanmaz ve irdelenmez. Dettner’in 1987 yılındaki makalesinde incelenmektedir. Eğer bilim. bu karmaşık Bombardıman Böceği sorusuna cevap verebilir. Ve hatta belki de insan soyu tükenmiş ya da hala kabileler halinde yaşıyor olurduk. tıpkı Darwin’in 1872 yılında yayınladığı Türlerin Kökeni’nin 6. bombardıman böceklerinin daha ilkin bir eklembacaklıdan kademe kademe nasıl evrimleşmiş olabileceğini şu şekilde açıklamaktadır ve bu konuyu destekleyen oldukça fazla veri bulunmaktadır: 1) Kuinonlar. baskısında nasıl ışığa duyarlı hücrelerin insandaki gibi karmaşık bir göze evrimleşebileceğini açıkladığı ve sonradan 21. 302 . avcılarından daha kolay kurtulmasına yarar. Bu sırada yaralanmalar ve hatta ölümler meydana gelebilecektir. o zaman diğer herhangi bir disiplinin bu soruya gerçek ve tatmin edici bir cevap vermesi de mümkün olamaz. dolayısıyla hücreler üzerinde bir katman halinde kalırlar. bombardıman böceklerinin kuinonları az miktarda biriktirmesi mümkün olmuştur.E V R İ M A Ğ A C I Gill tarafından. Benzer bir mekanizma. sonrasında ise ağızdan dışarıya atılır. bombardıman böcekleri birikmiş kuinonları dışarıya püskürtme fırsatı bulabilmiştir. Gerçekten de bilimin en güçlü kollarından biri olan Evrim. birikimli seçilim sayesinde. Onların iddialarında doğaüstü güçler bunları “oldurmuştur”. bu kafa yapısındaki insanların “bilimsel kaynak” ve “bilim” anlayışlarını (?!) ortaya koymaktadır. 1983 ve 1993 yıllarında Huse tarafından ve bazı yaratılışçı dergilerde 1990 yılında tekrar tekrar gündeme getirilmiştir. Günümüzde halen pek çok eklembacaklı. çünkü kuinonların biriktirilmesi. kuinonları avcılarından korunmak için kullanmaktadır. Holldobler ve Wilson’ın 1990 yılındaki bir makalelerinde. Bu noktada. bilim bu tip aşağı seviye iddialara takılmayacak kadar erdemlidir ve insanın merakını tatmin edecek. Ve bilim. Bu da böceğe avantaj sağlar. Bu kimyasalların tatları. 1981 yılında Hitching tarafından. böceğin tadının kötü gelmesine sebep olurlar. 3) Bu katmanların etrafındaki kasların bir miktar özelleşmesi ve kılıf haline gelmesi sonucunda. irdelemeye gerek yoktur!). diğer yüzlerce böcekte sıradan bir ürün olarak üretilmektedir. 2) Bu kuinonlardan bazıları deri hücreleri tarafından emilmez ve kullanılmaz. Bu. Bu da. Bu karmaşık sistem. Bu böceklerin incelendiği bir makale olarak Eisner’in 1970 yılındaki makalesi verilebilir. eğer cevap verememişse şayet. çok önceden çürütülmüş olmasına rağmen. önemli bir adımdır. 4) Bu kılıf yapılarının derinleşmesi ve kaslarla desteklenmesi sonucu. Bombardıman Böcekleri’nin Savunma Sistemlerinin Basamaklı Evrimi: Günümüz bilimi. Ancak ön-uyarı (akıtma) sayesinde hayvanlar henüz avcının ağzına girmeden avcıyı uyarmış ve tiksindirmiş olurlar. bu karmaşık (ve hatta en basit) sistemlerin nasıl “var olduklarını” açıklayamazlar.

ve 237. bombardıman böceklerinde. 10) Hidrojen peroksit. günümüzde net bir şekilde ayırt edilebilir. zehirli bir kimyasal olan hiddrojen peroksitin parçalanmasını ve hücreye zarar vermeden uzaklaştırılmasını sağlar. avantajlı hale geçer ve bu yöne doğru evrim gerçekleşir. Hücrelerimizin çok büyük kısmında peroksizom denen bir organel bulunur. Üstelik. Bu sayede. 12) Her geçen nesilde daha fazla peroksidaz ve katalaz bulunduğu için. Bu organ. sayfalar arasında aktarıldığı gibi. tek gerçekleşen olay. uzun bir süre bombardıman böceklerinin bu hafif ama eskisinden farklı (dolayısıyla avcıların alışık olmadıkları) kimyasalla kendilerini savunmasına yaramıştır. 9) Normalde halen üretilen salgılar dışarıya akarak sürekli bir savunma sağlarlar. zamanla iletim demetleri haline gelir. Bu iki kimyasal. Her biri. çok yavaş tepkimeye girerler. 5) Bu kılıflar. Nesiller sonra. kimyasal tepkime sonucu açığa çıkan ısı artmaya. pek çok karınca tarafından kullanılmaktadır. Bu da.E V R İ M A Ğ A C I 233. kuinon ile birlikte diğer kimyasallar da savunma sistemine katılır. Ayrıca rezervuar dışarısında kalan bazı hücreler de özelleşerek. 11) Katalazlar. diğer böceklere göre artık çok daha bol miktarda üretilen hidrokuinonlar. hayvan ve bakteri hücrelerinde bolca üretilir. ayrıntılı bir şekilde Forsyth’in 1970 yılındaki makalesinde incelenmektedir. Bu sayede bombardıman böceği bu önemli sıvıları daha bol miktarda depolayabilir. Ayrıca buharlaşmanın ve oksijen birikiminin artmasıyla (katalazın parçalayıcı etkisi sebebiyle) rezervuar içerisindeki gaz birikimi de artar. bunları salgılayan hücrelerin belli bir lokasyonda bu kimyasalları biriktirmesidir. kimyasal bileşik içerisinde daha ağırlıklı olarak bulunabilir ve savunma mekanizmasının etkisi azalmamış olur. Ancak bu. Rezervuarın deri tabakası da. rezervuar içerisinde salgılamak üzerine çalışan hücreler göç ederek. rezervuar içerisinde katmanlar oluşturarak pek çok farklı hidrokuinonun oluşturulup saklanmasını sağlamışlardır. Bu. 8) Bu kanallar. İşte bu atıklar. Dolayısıyla bunların ekstra bir üretimine gerek yoktur. ürettikleri hidrokuinonları rezervuarın içerisine akıtacak şekilde evrimleşmiştir. pek çok böcekte. kendi başlarına bırakıldıklarında çok uzun sürelerde. 7) Hidrokuinon salgılayan hücreler. vücudun pek çok hücresinde meydana gelen kimyasal olayların bir yan ürünüdür. hücre dışarısında ama rezervuar içerisinde hidrokuinonlarla karışmıştır. 6) Eisner’in 1970 yılında yazdığı gibi. daha defansif bir özelliğe sahip olan kuinonlar. Zamanla. rezervuarların çıkışı kas kontrolüne girer ve gereksiz sıvı akışı önlenir. kaslarıyla bu sıvı çıkışını kapatabilmeye daha yatkın olanlar. Bu evrim. Bu sebeple. Bu yeni kimyasallardan biri hidrokuinonlardır. diğer böceklerle kıyaslanarak. içerisindeki sıvıya uygun olarak kademeli olarak evrimleşir (karşılıklı evrim). dolayısıyla karışımın sıcaklığı da yükselmeye başlar. Peroksidaz da benzer bir katalizördür ve bitki. Çünkü sadece kuinon kullanan yaygın böcekler sebebiyle pek çok avcı kuinona karşı savunma geliştirmiştir (Doğal Seçilim sebebiyle) ve bu sebeple değişik kompozisyonlara sahip böcekler. avcılara karşı avantaj sağlayacaklardır. gereksiz yere dışarı akmaktadır. Bu da kademeli evrim ile gerçekleşebilir. bir araya gelmiş ve ayrı bir salgı organı haline gelmişlerdir. hidrojen peroksiti su ve oksijene dönüştüren bir katalizördür ve hemen hemen her hücrede halihazırda bulunur (peroksizom içerisinde). rezervuara ürettiklerini ince kanallar sayesinde iletebilmektedir. Evrim Ekonomisi’ni zora sokmaktadır (çünkü bir hayvan sürekli tehdit altında olamaz). bu da normalde dışarıya “akıtmak” 303 . Karıncalar da karınlarının üzerinde bu tip savunma sıvılarını biriktirir ve gerekirse bu sayede avcılarından kurtulurlar. çünkü çok daha sağlamdır ve çok daha hızlı ve güvenli iletim sağlanabilir. daha da fazla sıvı barındırabilmek adına derinleşir ve artık rezervuar halini alır.

diğerlerinde gelişmemiştir? Bu çok saçma bir sorudur.facebook. zaten sertleşen ve kalınlaşan rezervuar odaları gibidir. bunlardan çok daha karmaşık modelleri bile evrimleştirmiştir. içerideki sıvıyı hafifçe fışkırtma şeklinde fırlatmasına sebep olur. ama daha güçlüdür. Yani aranan eğer “birden fazla tür” ise.php?note_id=167540773304006 Dolayısıyla. nişan almanın gelişmesini gerektirmektedir. bir familya (aile) adıdır ve altında. zaten “Bombardıman Böcekleri” bir tür değil. Gish ve en büyük destekçilerin- 304 . böylece daha net bir geçiş görülebilir. artık çok daha spesifik bir nokta atışı yapılabilmektedir. Bu da. Kasları daha esnek olan bireyler daha avantajlı olacaktır ve nesiller içerisinde çok daha keskin nişancı olan bombardıman böcekleri evrimleşecektir. Dünya’nın dört bir yanına yayılmış yaklaşık 40. zira evrim zincir tepkime şeklinde değil. Doğrudan bu sırada evrim gerçekleşmiş olmak zorunda değildir. bugünkü bombardıman böceklerinin tepkime odasındaki basınca yaklaşır. Peki neden sadece bu türlerde bu özellik gelişmiştir de. Sadece doğru bakmayı bilmek gerekiyor ve doğru. 13) Karşılıklı evrim sayesinde rezervuarın duvarlarndaki hücreler daha da kalınlaşıp güçlenir. bu sistem göreceli olarak basit bile kalmaktadır. bilimsel kaynaklardan araştırma yapmak. Tabii. zaten sorunun soruluşu bile bunu göstermektedir. sadece kimyasalların karışması için özel olarak evrimleşen bir “reaksiyon odası” halini alır. diğer basamakların arasına entegre edilebilir. kendi bilim dalının kurallarına. Ve hatta doğa.com/note. Bu da. bu iddiayı ortaya atan Yaratılış Araştırmaları Enstitüsü başkan yardımcısı ve biyokimyager olan Duane Gish. böylece artan basınca dayanılabilir. Bu odacık..000 tür bir yana. dışarıya bir jet halinde değil. Bu basamaklardan hangisi imkansız ya da mantıksızdır? Hiçbiri. kimisi diğerleri ile aynı anda veya karşılıklı olarak evrimleşebilir. Daha fazla katalaz ve peroksidazın birikimi sebebiyle odadaki basınç. size 40. dallanıp budaklanan bir ağaç şeklinde meydana gelir ve yukarıdaki basamaklardan birden fazlası bir arada meydana gelebilrir.000 tane sayabiliriz. 15) Bu sırada böceğin karın kasları da özelleşerek bu sıvının atılacağı yerin ayarlanmasını sağlar. unutulmaması gereken bir nokta. Eğer aradığınız birden fazla türde bu özelliğin gelişmesiyse. Öte yandan sorunun diğer saçma tarafı şöyle ortaya çıkarılabilir: “Bu 40. Bunların tamamına yakını belirli oranlarda püskürtme savunma sistemine sahiptir. neden diğerlerinde benzer bir evrim bekleyelim ki?” Bu da çok önemli bir sorudur ve neden başka türlerde bunun evrimleşmediğine dair soruya benzer bir diğer soru şudur: “İnsanlar neden uçamaz?” Bunların cevabını aşağıdaki yazımızda görebilirsiniz: https://www.E V R İ M A Ğ A C I üzere açılan kasların. Bu oda.. Görüldüğü gibi çok net bir şekilde. Bu basamak. Bu sebeple günümüzdeki böcekler jet akımı halinde püskürtme yapabilirler. 14) Duvarlar farklılaşarak yeni bir odacık oluşmaya başlar. kendi şahsi inançları sebebiyle yenik düşmüştür. Her sistemde açıklanabilir. Bu noktada bir ara basamak da görmek mümkündür: Metrius contractus isimli bombardıman böceği. Daha küçük alt-basamaklara kolayca bölünebilir. yukarıdaki basamakların nihai olmadığıdır. Çünkü hepsinin benzerleri doğada kolaylıkla gözlenebilen değişimlerdir.000 tür bulunur. bunların torunlarıdır. kademeli evrim açıklanabilmektedir. tek bir tür bile olsaydı. Çünkü eskiden çok daha yaygın bir alan kimyasala bulanmaktayken. daha çok köpüklü ve gazlı bir karışık püskürtür. Biz sadece ana maddeleri açmak için böyle bir sıralandırma kullandık. Ve yine tekrarlayalım: bu basamaklar bir zincir halinde olmak zorunda değildir. çok daha yüksek bir basınçla püskürtme gerçekleşir. Ki günümüzde var olan böcekler. Bu sebeple kaslar açıldığında. Ancak uzatmamak adına 15 basamakta kesmek istedik. bu basamakta yapılan tanıma uymaktadır.

Son olarak.com/video/video. Çünkü bunu yaparsanız. Bahar Kılıç’a sonsuz teşekkürlerimizle. okurlarımızdan Sn. bilimin bilimsel kaynaklardan öğrenilmesiyle kazanılabilir. Bu da. Dünya.facebook. Dawkins yürüyen bir kütüphane değildir ve herkesin kaynaklara başvurmaya ihtiyacı vardır (örneğin Evrim Karşıtları’nın en sevdikleri kaynak.php?v=10150242144749273&comments Ayrıca hala bunun.E V R İ M A Ğ A C I den “İndirgenemez Karmaşıklık” saçmalığının fikir babası Michael Behe. çoğunlukla yalan olan bu düşüncelerin gerçeklerin yerine geçmesine izin verilmemelidir.youtube. tam bir objektivite ile olaylara yaklaşmalısınız. bu tip insanların bilim ve mantık dışı iddiaları gayet doğal karşılanmalı. Google’daki Türkçe aramalardır). bir bilim insanı olmaya rağmen yalanların ortaya dökülmesinin verdiği utançtır. çünkü zaten dininizin biliminizle bir işi olmamalıdır. Richard Dawkins bir Tanrı ya da peygamber değildir. şunu öneriyoruz: https://www. desteklenmezse de üzülmezsiniz. üniversitelerde öğrenmeli. Bu da ancak. ne yazık ki bilimi en az 200-300 sene geriden izlemektedir.html 305 . dediklerinin tamamen doğru olacağını ve sorgulanmadan kabul edilmesi gerektiğini göstermez. Bir bakıma. Aziz Nesin’e teşekkürlerimizi borç bilerek: http://www. bilimsel başarıyı getirebilecektir. Cevap verebilmesi. bilim insanlarını 30-40 sene geriden izlemektedir. Bu şekilde bir “masum” (?) ikiyüzlülük. yıllarınızı tek bir böceğin tek bir özelliğine harcayabilecek kadar gözü kara ve çalışkan olmalısınız. Dawkins’in bilmemesi.com/watch?v=SUvLR2yyWuE ********************* Referanslar Ana Kaynak: http://www. Cevap veremediği konularsa. Behe. Şahsi inançlarınızı biliminize karıştırmamalı.com/video/video. Tekrar edelim. gözün evriminin açıklanmasından sonra bir daha hiçbir yazı veya kitap yazmamış.org/faqs/bombardier.facebook. bir bilim insanıdır. ortada anlaşılmayacak bir durum yok. şu gülünç ve hoş videoyu akla getirmektedir: https://www. doğru düzgün hiçbir panel ya da konferansa katılmamıştır. Bilimi. bilimin içinden bile olsa bilim düşmanı olanların öyle ya da böyle kendilerini gerçeklerin dışında bulup yalnızlaşacağını göstermektedir ve bunu yapan diğer bilim insanları değil. bu bilim dışı hurafelerin takipçilerinin takılacağı bir noktadır.talkorigins. Bu sebeple. Bilin ki.php?v=10150332237916202 Veya yine sayfamız okurlarından Sn. Elbette cevap verebileceği ve veremeyeceği sorular olacaktır. bilim tarafından henüz açıklanmamış olabilir veya basitçe. bu bilimsel araştırmalardan sonra ortadan kaybolmuşlar ve cevap vermeyi bırakmışlardır. Dawkins cevabı bilmiyor olabilir. yukarıdaki tarihlerden görebileceğiniz gibi günümüzden 40 sene önce çoktan bilim tarafından cevaplanıp geçilmiş sorulardır. Türkiye ise. bilimin içinden gelmelisiniz. literatürde bilimsel verilerin olmadığı anlamına gelmez. bilim ile boy ölçüşmek istiyorsanız. Dolayısıyla Dawkins’in veya bir diğer bilim insanının cevap verememesi üzerinden yola çıkarak “Evrim çürüdü!” iddiaları. Görüldüğü üzere. Dawkins’in “cevap veremediği” bir soru olduğunu sananlar için. şahsi inançlarınızda doğan iddialarınız desteklenirse sevinirsiniz. erdem olarak görülebilir. bizlerin aklına gelip gelebilecek tüm sorular. ancak asla.

Metriini. 1970. Chemistry of defensive secretions of bombardier beetles (Brachinini.J.J. Eisner. D.. MI. In Sondheimer. H. Thomas.E. Science 215: 83-85. Dettner.E V R İ M A Ğ A C I Aneshansley. 98-100. pp. 1995. Jones. J. 1981. Senate.org/cgi/reprint/203/8/1265. Curtis L. Aneshansley. In CSIRO. Chemosystematics and evolution of beetle chemical defenses... 1983. J. Aneshansley. Eisner. Francis. The protective role of the spray mechanism of the bombardier beetle. Science 248: 1219-1221. 543-683. T. Ithaca. Alsop. A content analysis of the Institute for Creation Research’s Institute on Scientific Creationism. The Collapse of Evolution.J. The Ants. Bert & Edward O. W. Brachynus ballistarius Lec. Norton. London.biologists. D. Dean. Coleoptera.org/resources/articles/751_issue_05_volume_2_number_3__12_4_2002. Press. Dawkins. Tschinkel.ncseweb. quoted by Alters. Thomas. 1977. Meridian. pp.. Jones. D.R. Aneshansley. Ozaenini. Coleopterists’ Bulletin 21: 41-55 Erwin. Experientia 39: 366-368. Holldobler. Wilson. Insect Physiol. Chemical defense against predation in arthropods. 12(3): 225-235. J. & E. The Blind Watchmaker. MA. The structure of the defence glands of the Cicindelidae. NY. 1995. Charles. 1967. Psyche 96: 153-160. Baker Books. Huse.. 1982. Eisner. Brian J. Kofahl. Hitching. & T.W. D. 157-217. & J. NY. 1991. Edgerton. Eisner. 2. Grand Rapids. Daniel J.asp#The%20Bombardier%20Beetle%20Shoots%20Back Lawrence. 1990. T. 1872. 1987.H. 1990. Ent.B. MI. Braden Roach. Aneshansley. 2000.biologists. 68. Baker Books. D. E. Scott M. The Origin of Species.J. 1958. Eisner. Chemical Ecology. Eisner. Aneshansley. A reclassification of bombardier beetles and a taxonomic revision of the North and Middle American species (Carabidae: Brachinida). 1969.B. J. Spray mechanism of the most primitive bombardier beetle (Metrius contractus). B. George E. Britton. Thermal concomitants and biochemistry of the explosive discharge mechanism of some little known bombardier beetles. Blankespoor. Paussini). Biology and behavior of Brachinus pallidus Erwin in California. Abstract: http://jeb. 160: 51-69. 1993. Amphizoidae. The Insects of Australia.J. 1970. Journal of Experimental Biology 203: 1265-1275. Simeone. & Jerrold Meinwald. Chemical defense of an Ozaenine bombardier beetle from New Guinea. Robert E. Meinwald. Eisner. Forsyth. Bombardier beetles (Coleoptera. T. M. D.. Ball. 1977. J... 1983. Cornell Univ. and Hygrobiidae (Insecta: Coleoptera). J. Kanehisa. Terry Lee. Richard. 1987. NY. 1981. The Neck of the Giraffe. Eisner. The Collapse of Evolution. A.. Spray aiming in bombardier beetles: jet deflection by the Coanda effect. Meinwald. NY. Alsop. Creation/Evolution 2(3): 12-14. Lumsden. Zool.. Thomas. 306 . p. Meinwald. Bleknap Press. & T. Defensive spray of the bombardier beetle: a biological pulse jet. R. Lond. 2nd ed. Konrad. Thomas. 1989. Journal of Insect Physiology 2: 215-220. Grand Rapids. 1970.pdf Eisner. pp.E. Jeffrey. http://www. Terry L. Richard.F. Attygalle. Aneshansley. Katsuo & Masanori Murase. Creation/Evolution 15(2): 1-15. Science 165: 61-63. Quaestiones Entomologicae 6: 4-215. Scott M. Maria Eisner. 23: 1382-1386. The bombardier beetle shoots back. Eisner. Appl. Erwin. Thomas. vol. D. Academic Press.org/cgi/content/abstract/203/8/1265 Full Text (PDF): http://jeb. Huse. Daniel J. Darwin. Carabidae) of North America: Part II. Zool. Silberglied. 1994. Thomas & Daniel J. Biochemistry at 100C: explosive secretory discharge of bombardier beetles (Brachinus).H. Comparative study of the pygidial defense systems of carabid beetles. Annual Review of Entomology 32: 17-48.

Bomby the Bombardier Beetle. Schildknecht. Die bombardierkafer und ihre explosionschemie. Scientific creationism..ncseweb.umich. & Holoubek. Angewandte Chemie 73(1): 1-7.html http://www. Ball. 1979. 193-203. Halpern. In Erwin.php?id=100&region=6&ci=1&li=14 http://animaldiversity. D. natural history. H. & A.talkorigins. The Hague. Whitehead. CA.talkorigins.org/faqs/bombardier. and classification. Carabid beetles: Their evolution.org/resources/articles/3955_issue_03_volume_2_number_1__2_21_2003.dallaszooed. Barry P.org/indexcc/CB/CB310. El Cahon.E. Creation/Evolution 2(1): 1-5. 1985.. Junk. Rue. Henry M. 1984.L. G.. Christopher Gregory.org/wiki/Bombardier_beetle#Evolution_of_the_defense_mechanism http://www. Chemical defense in carabis and its bearing on phylogeny. ICR.edu/site/accounts/information/Brachinus_fumans.html http://www.ummz.com/cej/2/1/bombardier-beetle-myth-exploded 307 . Hazel May.L. pp. T. Weber.E V R İ M A Ğ A C I Moore.asp#The%20Bombadier%20Beetle%20Myth%20Exploded http://en.L. K. The bombardier beetle myth exploded. AR. http://www. 1961. Master Books.wikipedia.com/animalfacts/animalfacts. eds.html http://ncse.. 1981. Morris.

onunla oynayabilecek konuma eriştiklerini göstermektedir. Flavobacterium denen bir klada ait bir türdür. Temel olarak 6-aminohexanoate gibi naylon6’nın yan ürünlerini sindirirler. Susumu Ohno isimli bir bilim insanı tarafından ayrıntısıyla açıklanmıştır. naylon-6 yan ürünlerinin bolca bulunduğu gölde avantajlı konuma geçmişler ve bir süre sonra türleşerek yeni bir tür haline gelmişlerdir. laboratuvar ortamında Pseudomonas aeruginosa isimli bir tür bakteriyi sürekli naylon yan ürünleri içeren bir kültürde bırakmışlar ve başka besin vermemişlerdir. Flavobakterilerden bir adet gen çiftlenmesi tipi mutasyon. Naylon-yiyiciler. daha önce hiçbir bakterinin üretmediği 6-aminohexanoik asit enzimini üretmeye başlamışlardır. İlk olarak 1975’te bir grup Japon bilim adamı. Naylon-yiyici bakteriler. bir adet de çerçeve-kaydırıcı mutasyon sonucu evrimleşmiştir. 308 . Bu konuda çok ilginç bir bilgi de şudur: Bakterilerin bunu evrimleştirebileceğini gören bilim insanları. coli’nin de naylon yan ürünlerini sindirebilmesini sağlamışlardır. coli bakterilerine plazmidler yoluyla aktarılmış ve E. Bu bulgu. yeni bir evrim yolu izleyerek. Bu asiti üretebilenler. bir başka kimyasalla naylon yan ürünlerini sindirebilecek şekilde evrim geçirmişler ve bu evrimi geçirebilenler kısa süre sonra popülasyonda baskın hale gelmişlerdir. Bu bakteriler. Mutasyon sonucunda bakteriler.E V R İ M A Ğ A C I Naylon-Yiyici Bakteriler’in Evrimi: Evrim ile Oynamak Sayfamız okurlarınsan Sayın Ali Murat Gürel bize şöyle bir soru yöneltti: “Merhaba Naylon yiyen bakterilerin nasıl evrimleştiğiyle ilgili detaylı bilgiye nasıl ulaşabilirim acaba? Bu konuda internette tartışmalı fikirlere rastladım ama tam bir bilimsel cevaba rastlamadım. Buna sebep olan genlerdeki mutasyonlar tespit edilmiş ve bu genler E. bir naylon fabrikası yanındaki bir gölde keşfetmişlerdir. Teşekkürler.” Evrim Ağacı olarak kendisine şöyle bir cevap vermek istiyoruz: Sayın Ali Murat Gürel. aynı enzimi kullanmasalar da. Bu bilimsel gerçekler bize Evrim’in gücünü göstermekte ve bilim insanlarının bırakın Evrim’i gözlemeyi veya kabul etmeyi.

Bir Cordyseps mantarı. bu türlerin bu tip parazitik davranışlarının son 50 milyon yılda evrimleştiği düşünülmektedir. keseli mantarlar grubundandır. konağa saldırdığında. Bu türlerin tamamı iç parazitik mantarlardır ve genellikle böcekler ve diğer eklembacaklılar içerisinde yaşarlar. Cordyseps (Kordiseps) cinsi mantarlar. kimi zaman çok ilginç bir şekilde davranışsal anomalilere de sebep olabilir. Ne yazık ki bu türler üzerinde çok kapsamlı araştırmalar henüz yapılmadığı için. Bu durumun mantarın karıncanın beyin hücrelerine zarar vermesinden kaynaklandığı düşünülmektedir. Bir süre sonra o kadar fazla yayılır ki. bu canlıdan besin çalarak büyümeye başlar. tıpkı kanser gibi canlının ölümüne sebep olur. 309 . Bazı fosil kaynaklarında bu durumun 48 milyon yıl öncesine kadar sahip olunduğunu göstermektedir. Bu cinse ait 400 kadar tür tespit edilmiştir. Parazit. Mantar. Bir kısmı da başka mantarlar üzerinde parazit yaşarlar. Bu davranış kesinlikle normal değildir ve mantarın yaşayabileceği ortama hareketini sağlar. Daha sonra mantar bu canlının ölüsünü tüketerek iyice büyür ve yeterince gelişince yine sporlarını başka hayvanlar üzerine saçarak. Çoğu zaman ölümcül olan bu saldırılar. yaklaşık 50 milyon yıl kadar önce evrimleşmiştir. karıncalar ağaçlara tırmanır ve bir dala kendilerini sabitlerler. Doğa Aşkı bize şöyle bir soru sordu: Meşhur Kordiseps mantarlarının parazit yaşadıkları organizmalar üzerindeki ilginç etkileri ve bu mekanizmanın evrimiyle ilgili bilgi vermeniz mümkün mü acaba? Evrim Ağacı olarak kendisine şöyle bir cevap vermek istiyoruz: Sayın Doğa Aşkı. Mantarların genel olarak temel parazitik davranışları aynı temellere dayanır. Ancak dediğimiz gibi. Yani bu tip özellikler. evrimlerine dair çok ayrıntılı bilgilere sahip değiliz. sporlarını bir canlının içerisine bırakır ve mantar. döngüyü sürdürür.E V R İ M A Ğ A C I Vahşi Mantarlar: Cordyceps Sayfamız okurlarından Sn. mantarların yapısını oluşturan miselyum tabakası konağın vücudunu işgal etmeye başlar ve kısa sürede bütün dokuların yerini alır. Örneğin Cordyseps unilateralis isimli tür karıncalara saldırdığı zaman. hayvanın dokularını ele geçirirken karınca kendi kontrolünü kaybeder.

Bu iki cinsin en meşhuru. bu balığın denizciler tarafından görülüp efsanelerine alet edilmesine sebep olmuş olabilir.E V R İ M A Ğ A C I Bir Deniz Efsanesinin Bilimsel Açıklaması: Kağıt Balığı (Oarfish) Sayfamız okurlarından Sn. Aynı zamanda hastayken ve ölmek üzereyken yüzeye çıkıp gemicileri selamlamaktadır. Boyu 17 metreye kadar ulaşabilir ve bu yüzden pek çok deniz efsanesinin konusu olan balığın bu olduğu düşünülmektedir. Üstelik pek çok okyanusta kolaylıkla yaşayabilmesi. yaklaşık 400 adet sırt kanatçığı (fin) bulunmaktadır. Berk Çakan bize şöyle bir soru sordu: oarfish denilen balık hakkında bilgi verir misiniz. fırtınalardan sonra ortaya çıkmakta ve gemicilere yardımcı olmaktadır. Bu 400 kanatçıktan ilk 10-12 tanesi çeşitli açılarda birbirlerine yönelik durarak sırtta bazı kırmızımsı noktalar varmış gibi görünmesine sebep olmak- 310 . deniz efsanelerinin en meşhurlarından olan “Deniz Yaratığı” mitinin baş kahramanı olarak karşımıza çıkmaktadır ve nadiren avlanabilen bu balık. Kağıt Balığı. ancak seyrek olarak görülür. 2006’da 7 metrelik bir örnek olarak ağlara takılmış ve 15 Amerikan Deniz Kuvvetleri askerince yan yana durulduğunda taşınabilmiştir. biraz da uzun zamanlar karadan uzak yaşayan denizcilerin hayal güçlerinin etkisiyle uydurulmuş hikayelerdir ve çocukları eğlendirmek ve heyecanlandırmaktan başka bi işe yaramaz. Hikayelere göre bu balık. Regalecus glesne.gerek sahip olduğu özellikler gerek te evrimsel açıdan Evrim Ağacı olarak kendisine şöyle bir cevap vermek istiyoruz: Sayın Berk Çakan. mitler için daha uygun bir taban yaratmaktadır. Bilimsel olarak Kağıt Balıkları çok nadiren yüzeyde görülmektedir ve bu seyrek görülmeleri. Sorunuz için teşekkür ederiz. 2 cinsi kapsamaktadır ve herhangi bir sıcaklıktaki okyanuslarda yaşayabilir. Şimdi işin bilimine dönecek olursak: Kağıt Balıkları pembemsi kırmızımsı bir sırt yüzgecine sahiptirler (ve bu açıkça denizcilerin görsel bir ziyafet yaşamalarına sebep olmaktadır). kemikli balıklar arasında en uzun olan balıktır. Ayrıca bu balık. elimizden geldiğince açıklayalım: Regalecidae ailesine ait olan Kağıt Balığı. Guiness Rekorlar Kitabı’nda “en uzun kemikli balık” olarak yer almaktadır. Vücutları genellikle gümüşi bir renktedir. Tabii ki bunların hepsi. Sırt yüzgeçleri gözlerden başlayıp bütün vücudu kuyruğa kadar kaplamaktadır. Sırtta.

Genellikle 11 metre civarında ve 272 kilo ağırlığında bulunurlar. Çıkış yüzgeçleri (pelvic fins) körelmiştir ve birbirine kaynaşarak azalmıştır. Göğüs yüzgeçlerinin sayısı oldukça azalmışken. Bu yüzgeçlerin bir kısmının elektrik şokları üretebildiği bilinmektedir. anal yüzgeçler tamamen yok olmuştur. Kuyruk yüzgeci de son derece küçülmüş veya kiminde yok olmuştur. Ancak evrimsel olarak kemikli balıkların evrimini takip ettiği düşünülmektedir.E V R İ M A Ğ A C I tadır (ki bu da denizcileri etkilemektedir). Ne yazık ki bu türe ait ayrıntılı araştırmalar yapılmadığı için. evrimsel kökenleri tam olarak bilinmemektedir. 311 . Bu da denizcileri etkileyen bir başka özellik olmuş olabilir. Ancak 15-17 metreye kadar çıkan örnekleri teşhis edilmiştir. Genellikle 1-5’li gruplar halinde bulunur.

Aslında bunun cevabı son derece basit: simetri. diğeri aşağıya kayıp küçük kalmıştır. diğeri çok kısa kalabilir. bunların hepsi asimetriktir. Denizgergedanlarının bir boynuzu aşırı uzunken. Bu hayvan da benzer şekilde hareket etmesine rağmen. Ayrıca dış görünüşümüz simetrik olsa bile. 312 . Sorunuz için teşekkür ederiz. Yani bir tarafımızda bir kolumuz veya bacağımız herhangibir mutasyona bağlı olarak oluşmuşsa bile diğer tarafımızda da nasıl hemen hemen aynı şekilde oluşuyor? Evrim Ağacı olarak kendisine şöyle bir cevap vermek istiyoruz: Sayın Onur Erler. karaciğer. ancak bu kesinlikle genellenemez. Benzer şekilde pek çok baykuşun kulakları asimetriktir. bir göz yukarıya kayıp kocaman olmuştur. bağırsaklar. Normalde bir vatoz gibi düşünebilirsiniz.E V R İ M A Ğ A C I Canlılarda Neden Simetri Vardır? Asimetrik Canlılar Var Mıdır? Simetri Nasıl Sağlanır? Sayfamız okurlarından Sayın Onur Erler bize şöyle bir soru yöneltti: Ben evrim teorisini kabul eden biriyim ama yaradılışçıların savunduğu şu simetri olayı benim kafamı karıştırıyor. Bunun sebebi avcıların hep üst taraftan gelmesi. iç organlarımız kesin bir asimetriye sahiptir: kalp soldadır. Bahsettiğiniz kaynaklar Biyoloji’yi bilmedikleri ve geniş bir canlı bilgileri olmadığı için. alt tarafta ise besinlerin bulunması ve yassı balığın küçük bir gözle bile görülebilecek besinlerle beslenmesidir. akciğerler asimetriktir. Bu tür. dalak. En ilginç örneklerden biri yassı balık denen bir türdür. deniz tabanında yaşar ve gözleri asimetrik olarak evrimleşmiştir. Örneğin deniz tabanında bulunan süngerler (Porifera filumu) tamamen asimetriktir ve hiçbir simetriye rastlanmaz. canlılara avantaj sağlayan bir özelliktir. insan tabanlı ve çevresindeki birkaç hayvan üzerinden tüm yorumlarını yapabilmektedirler. Ayrıca Uca pugnax isimli bir yengeç türünün bir kıskacı diğerinden onlarca kat büyüktür. vatozda gözler kafanın iki yanındadır.

Ancak kimi zaman doğa. bazı fiziksel yasalardan ötürü de simetri avantaj sağlayabilir: Örneğin asimetrik bir çita. Evrim. Kollarınızın uzunlukları milimetrelerle de olsa farklı olabilir. gelişim bozukluklarına bağlı olarak değişebilir. Ancak bu da. Meral Kence ve Evrim Ağacı ekibinden 2 kişi “Dalgalanan Asimetri” (Fluctuating Asymmetry) denen bir konu üzerinde çalışmaktayız. milyarlarca farklı açıdan desteklenebilmektedir. çevresel etkenler altında simetriyi bozabilir zaten tam bir simetriye sahip olmak istatistiki olarak mümkün değildir. temel olarak hayvana avantaj sağlar. Dr. Şu anda ODTÜ Biyoloji Bölümü’nde Doç. buna göre düzenlendiği için kol ve bacaklarınız iki yanınızda simetrik olarak çıkar. Genler. Ayrıca. yukarıda veya aşağıda olma ihtimali büyük oranlarda aynıdır. moment gibi kavramlar). 313 . yüzünüzün iki yarısının birbirinden oldukça farklı olabilmesidir. Eğer canlı simetrikse. çünkü genellikle doğada bir tehlikenin veya avın sağda veya solda olmas ihtimali. bunun sağlanması ise genetik olarak olur. En bilinen örneği. Bu sebeple simetrik canlılar evrimleşmiştir.E V R İ M A Ğ A C I Simetri. yeterince hızlı koşamayabilir veya kartal yeterince etkili uçamayabilir (bkz: hava sürtünmesi. Genetik bozukluklar ve mutasyonlar da bu simetride sapmalara ve bozulmalara sebep olabilir. Çünkü canlıların simetriden sapma yani asimetrik olma yüzdelerine bakarak evrimsel geçmişlerini ve akrabalıklarını ortaya çıkamamız mümkündür. Örneğin bazı insanlarda bacaklar asimetrik olur ve bu kemiklerin şekillerinin bozulmasına ve ileride bel ve sırt ağrılarına kadar gidebilir. hemen her zaman olduğu gibi.

yarasalar ile kuşların en yakın ortak atası (iki türden de on milyonlarca yıl önce yaşamıştır) uçmaya dair en ufak bir iz taşımazken. Uçucu böcekler hakkında evrimsel bilgi verirmisiniz ? Evrim Ağacı olarak kendisine sadece böceklerle ilgili değil. Ancak örneğin kuşlar arasında albatros ile saz delicesinin ortak ataları da uçma özelliğine sahiptir ve bu iki tür. Bunların hepsi. İşte buna yakınsak evrim diyoruz. Yani. Bu noktada uçan hayvanlar ile süzülen hayvanlar arasındaki farkı belirlemekte fayda vardır. bu canlı gruplarından her birinde. birbirlerinden bağımsız olarak. krallık) evrimleştiği bilinmektedir: böcekler. türlerin birbirlerinden bağımsız olarak aynı özelliği tıpatıp aynı ya da benzer şekillerde evrimleştirmelerine denir. bir yerlerde. Uçmanın. birbirlerinden bağımsız olarak uçmayı keşfetmişlerdir. popülasyon içerisinde artıp sabitlenmiştir. uçmayı keşfeden ve bu sayede avantajlı konuma geçen bireyler olmuş ve bu bireylerin sayısı. atalarından bu özelliği almışlardır. Yakınsak Evrim. Sorunuz için teşekkür ederiz. Bu kavramların başında da yakınsak evrim (convergent evolution) kavramı geliyor. Burada yakınsak evrimden söz edilemez. teruzorlar (pterosaurus). Çünkü Evrimsel Biyoloji ile ilgili çok önemli bilgileri açığa çıkarmamızı sağladı uçuş konusu. gerçekten de güzel ve önemli bir soru. Yani. tüm canlılardaki uçuşun evrimi ile ilgili daha genel bir cevap vermek istiyoruz: Sayın Atıl Kaan Kalaycı. bu iki canlı grubu uçmayı birbirlerinden bağımsız olarak evrimleştirmiştir. daha uygun ve bilimsel bir dille anlatmak gerekirse.E V R İ M A Ğ A C I Hayvanlarda Uçmanın (Uçuşun) Evrimi Sayfamız okurlarından Sayın Atıl Kaan Kalaycı bize şöyle bir soru yöneltti: Sinekler ve diğer uçucu böcekler nasıl ortaya çıktı ? ayakların kanatlara dönüşmesi mantıklı geliyor ama böceklerin kanat geliştirmesini gözümde canlandıramıyorum açıkcası. bu şekilde en az 4 alemde (kingdom. Canlı gruplarından 314 . kuşlar ve yarasalar. bir özelliğin ortak bir atadan iki torun türe aktarılması yerine.

kanatların paranotal lob denilen bir ön adaptasyondan evrimleştiğini ileri sürmektedir. teruzorları ve yarasaları verebiliriz. Bir grup başka canlı ise kanatları olmamasına rağmen. yüzey alanını arttırıcı bazı uzantılara sahiptirler ve bu hayvanlar kas gücü ile uçma aktivitesini gerçekleştirmek yerine. yine yer ile temas etmeden. Bu sayede böcekler yere daha yumuşak inişler yapabilmeye başlamışlardır. Sinekler üzerinde yapay olarak meydana getirilen bir mutasyon sonucu kanatlar yerine üç eklemli bir bacak gelişmiştir. paranotal lob haricinde fosil kayıtları pek fazla desteklememektedir. pek çok böcek fosilinde bulunmaktadır (günümüzdeki modern hayvanlarda ise yoktur) ve bu yapının zıplama ve düşüş sırasında dengeyi sağladığı düşünülmektedir. suda yaşayan (aquatic) böceklerin karın bölgesindeki solungaç yarıklarının farklılaşması sonucu evrimleştiğini ileri sürmektedir. Süzülen hayvanlar arasında ise “uçan sincaplar”. yer çekimine karşı koyacak gücü kendi kaslarıyla üretir ve bu şekilde bir noktadan diğerine. Bu dönemde sadece iki dev kıta bulunmaktadır ve jeolojik koşullar günümüzle alakası olmayacak şekilde farklıdır. Bu konuda da araştırmalar sürmektedir. Eskiden ağaçlar üzerinde yaşayan böceklerin (arboreal böcekler). aşağı düşme sırasında sert çarpmalara engel olması amacıyla. cennet ağacı yılanları. hava yoluyla bir noktadan diğerine yer değiştirirler. belli bir yükseklikten kendilerini bırakıp. Alt Karbonifer Dönem’e ait elimizde çok az fosil kaydı bulunduğu için. Böceklerde uçmanın evriminin günümüzden 350 milyon yıl kadar önce. daha sonra gövdeye tutunmasını sağlayan kasların da aktif titreşimleri geliştirmeleri sonucunda uçma görevi görmeye başlamıştır. Bu teoride de aşamalı bir değişim görmekteyiz: bahsi geçen trakeler öncelikle farklılaşarak havada süzülmeyi sağlamış. Üstelik bu konuda gerçekten uzmanlaşmışlar ve özelleşmişlerdir. Ne yazık ki. bu konuda da Drosophila melanogaster (meyve sineği) üzerinde çalışma yapılmış ve oldukça güçlü delillere ulaşılmıştır. süzülen karıncalar ve “uçan” balıklar gibi hayvanlar bulunur. belirli bir mutasyonun meydana gelmesi sonucunda kanatlar evrimleşmiş ve faydalı olmalarından ötürü kalıcı hale gelmiş olabilirler. yer ile temas etmeden. Pek çok zaman olduğu gibi. endit (endite) ve egzit (exite) denilen ilkel eklembacaklıların bacaklarının farklılaşmasıyla uçmanın ve kanatların evrimleştiğini ileri sürmektedir. 315 . Böceklerde Uçmanın Evrimi Böcekler (Insecta). aktif olarak kanatlarını kullanarak. istisnasız bir şekilde kanatlar bulunur. Uçan hayvanların tümünde. mayıs sineklerinin larvalarındaki farklılaşmış solungaç yarıklarını verebiliriz. eskiden üç eklemli bir bacak varken. Aktif olarak uçamayan bu hayvanlara ise süzülen hayvanlar denmektedir. Paranotal lob. süzülen Çin kurbağaları. böceklerin tam olarak hangi aşamalardan geçerek uçma yeteneğini kazandıklarını bilemiyoruz. hava yoluyla giderler ve bu canlılara uçan hayvanlar denir. böcekleri. yukarıda da belirttiğimiz gibi kuşları. Ancak konuyla ilgili çok güçlü ve farklı açılardan desteklenen teoriler bulunmaktadır.E V R İ M A Ğ A C I bazıları. İkinci teori kanatların. Karbonifer Dönemi’nde başladığı düşünülmektedir. en sonunda ise aktif olarak uçmaya yaramıştır. omurgasızlar arasında uçabilen tek canlı sınıfıdır. Bu teoriler temel olarak kanatların nasıl evrimleşmiş olabileceğini incelerler. paranotal loba sahip olanların avantajlı olması sonucu bu yapıyı evrimleştirdikleri düşünülmektedir. Bunlara kısaca bakacak olursak: İlk teori. Teoriye göre bu yapı daha sonrasında böcek göğüs bölgesinde (thorax) daha uzun mesafeler süzülmeye yarayan bir yapıya dönüşmüş. Ne yazık ki teoriyi. Üçüncü ve en güçlü teori ise. Uçan hayvanlara örnek olarak. biraz süzülen hayvanların uçuşunun daha sonradan gerçek uçuşa dönüştüğünü düşünmeye benzemektedir. Bu teori. Tersine düşünecek olursak. ancak bu kanatlar yapısal olarak farklılık gösterebilirler. ancak konu üzerindeki araştırmalar sürmektedir. Örnek olarak.

Yixianosaurus. Teruzorlarda ve Kuşlarda Uçmanın Evrimi Teruzorlar. bilinen ilk omurgalı uçuculardır. günümüzdeki kuşların atalarını oluşturmaktadır. Shuvuuia. yani günümüzden 220 milyon yıl öncesiyle 65. Epidexipteryx. biyokimya ve fizyoloji bilgisi yattığını bilmekte fayda var. Velociraptor. Teruzorlar. Sinornithosaurus.5 milyon yıl öncesi arasında yaşamış ve soyları tükenmiş. Teruzorların kanatları. Cryptovolans. ancak yavaş yavaş evrimleşmeye başlayan kanatları bulunmaktadır. Bu grubun ataları ve grubun kendisi. evrimleşmiş halleriyle birer dinozor sayılmamaktadırlar. Tianyulong. En ilkin türlerden itibaren günümüzdeki hayvanlarda ve atalarının çoğunda bulunan “kıl” yapısını oluşturan filamentler olan piknofiberler farklılaşarak bütün vücudu ve kanatları kaplayacak olan “tüy” yapısını evrimleştirmiştir. böceklerin uçuşuyla ilgili çok güçlü teoriler bulunmakta ve araştırmalar halen sürmektedir. Beipiaosaurus. Geç Triyasik Dönem ile Kretase Dönem’in sonuna kadar. kanatlı böceklerin tümü taksonomik olarak Insecta (böcekler) sınıfının Pterygota (kanatlı böcekler) alt sınıfında yer almaktadır. Taksonomi kuralları dahilinde. Concavenator Ayrıca söz konusu Evrim Ağacı da şu şekilde verilebilir: 316 . Nomingia. Bu. Dinozorlardan kuşların evrimine giden yolda pek çok fosil kaydımız bulunmaktadır. Daha sonraki türlerde ise kuyruk ve dişler kısalmış veya kaybolmuştur. Hatta sırf bu konuyla ilgili Evrim Ağacı’nın dalları oldukça belirgin bir şekilde bilinmektedir. Bazı tüylü dinozorların isimleri şöyle sıralanabilir: Avimimus. Anchiornis. bu şekilde düşünülebilir). “pterosaurus” kelimesinin de anlamını veren “kanatlı sürüngenler”dir. Similicaudipteryx. oldukça yavaş ve kademeli bir süreçtir.E V R İ M A Ğ A C I Bu konuya çok daha derinlemesine girme şansımız var. Ancak teruzorlar. İlkin türlerin halen dinozorlar gibi uzun kuyrukları ve tamamı dişlerle kaplı çeneleri. Sinocalliopteryx. Yani günümüz kuşları. Teruzorların nasıl uçmaya başladığıyla ilgili olarak elimizde böceklerden çok daha fazla kanıt bulunmaktadır. Caudipteryx. Psittacosaurus. derinin kasların ve bazı diğer dokuların özelleşmesi ve bacaklar ile aşırı olarak uzayan dördüncü el parmakları arasındaki alanı bir çarşaf gibi kapatması sonucu evrimleşmiştir. Scansoriopteryx. NGMC 91. Protarchaeopteryx. Rahonavis. Microraptor. pleyozor ve mozazorlarda da görülür). Jinfengopteryx. Bu konuda da çok boğmamak adına teknik ayrıntılara girmek istemiyoruz ancak konunun ardında geniş anatomi. Juravenator. Ancak bilinmesi gereken şudur ki. yaşayan birer “dinozordur” (bilimsel olarak bu tabir doğru olmasa da. Sinosauropteryx . Günümüzde. Dilong. ancak yerimizi çok aşacağımız için burada kesip diğer canlılara geçeceğiz. gerçek dinozorlardan evrimleşerek farklılaşmış ve ayrı bir taksonomik grup oluşturmuş canlılardır (aynı durum ihtiyazor. Pedopenna. teruzorlar.

havada en çok süzülüp.E V R İ M A Ğ A C I Dinozor-Kuş Filogenisi Bu konuda da bu kadar bilginin yeterli olacağını düşünüyoruz. memeliler arasında en yaygın olan ikinci gruptur ve aynı zamanda memeliler arasında uçma yetisini kazanabilmiş tek gruptur. böceklerde pek de geçerli olmayan bir teorinin. günümüzdeki yarasalarla pek çok benzer özellikler de taşımaktadırlar. bir kolugo olan ve havada süzülme yeteneği olan Cynocephalus (dilimizde “uçan lemur” olarak geçmektedir ancak ne uçmaktadır ne de lemurdur) ile olan akrabalıkları. koltukaltı derisinin uzayarak kolları bacaklara kadar kaplayacak bir yapı haline evrimleşmesidir. Bilinen en eski yarasalar Eyosen Çağı’nda.8 ile 34. Bu açıdan. Yarasalarda Uçmanın Evrimi Yarasalar (Chiroptera). yarasalardaki uçuşun evrimiyle ilgili çok önemli fikirler vermektedir. Bunu yapmalarının yolu ise. bir yarasa kanadı ve kemik anatomisi verilmiştir: Yarasa Kanadı 317 . Aşağıda. Yarasaların ilk olarak uçmayı nasıl evrimleştirdiği tam olarak bilinmese bile. günümüzdekinin aksine uzun kuyruklar ve bazı diğer uçuş adaptasyonları bulunmaktadır. güçlü bir şekilde karşımıza çıktığını görmekteyiz. yere en yumuşak konanların hayatta kalıp gitgide avantajlı bir konuma geçtikleri fikrini vermektedir. yani günümüzden 54.7 milyon yıl önce görülmektedir ve bu türlerde. Bu önemli farkların haricinde. Bu özellikler bize yarasaların ağaçlarda yaşayan bir atanın sürekli olarak aşağı düşmesi veya atlaması sonucunda.

edu/vertebrates/flight/bats. çünkü muhtemelen sizler için pek bir şey ifade etmeyecektir.com/80beats/2011/06/24/evolution-of-flight-did-early-birds-run-and-flap-beforethey-flew/ http://animals.html http://www.org/wiki/Flying_and_gliding_animals http://en.org/wiki/Insect_flight http://en. Ancak bilinmesi gereken nokta.htm http://en.discovermagazine.ucmp.wikipedia.wikipedia.ucmp.wikipedia.edu/vertebrates/flight/converge.ucmp.about.berkeley.org/wiki/Pterosaur 318 .berkeley.html http://www. ********************* http://www. kendi kas güçleriyle itiş ve kalkış sağlayabildiklerini düşünmenin oldukça mantıklı ve fosillerce ve moleküler kanıtlarca da desteklenen bir olay olduğudur.org/wiki/Origin_of_avian_flight http://en. ağaçlarda yaşayan ve havada süzülen bazı türlerin gitgide özelleşerek.com/od/birds/a/evolutionflight.berkeley.E V R İ M A Ğ A C I Yine çok fazla anatomik ve fizyolojik ayrıntıyla boğmak istemiyoruz.edu/vertebrates/flight/evolve.wikipedia.html http://blogs.

doğal ortamlarındaki hayvanlar ile hayvanat bahçelerinde bulunan kapatılmış hayvanlar arasındaki farkları inceleyen ilk ve en kapsamlı araştırma 1917 yılında N. Bu güzel ve önemli sorunuz için teşekkür ederiz. Bu sayede. neden insanlar kas sistemini düzenli egzersizlerle bariz bir şekilde geliştirebiliyorken . Afrika’da yaşayan aslan popülasyonları arasında çok ciddi farklar bulunmaktadır. Evrim Ağacı olarak kendisine vermek istediğimiz cevap şöyle: Sayın Ali Serdar Pektaş. Hayvanat bahçesinde geçen yıllarda. Bu. Kenya’nın Nairobi bölgesinde öldürülen 5 farklı Masai aslanı kafatası ile aynı bölgeden yakalanıp da yıllar önce hayvanat bahçesine yerleştirilen kafatası örneklerini almıştır ve bunlar üzerinde analizlerini yapmıştır. Gerçekten de iyi düşünülmüş ve ince bir soru. Bu sebeple Hollister. onu daha kapsamlı bir karşılaştırmalı analiz yapmaya itmiştir. Ancak sorunuzun temelini oluşturan düşüncenin doğru olmadığını söylemek durumundayız. bu yeni getirilen aslanların da birkaç on yıl içerisinde renkleri koyulaşmaya başlamıştı. ancak hayvanat bahçesindekilerle tamamen zıttı: Hayvanat bahçesindeki aslanların çok daha koyu renkleri vardı. aslanların renkleri oldukça koyulaşmıştı. kuşlarda da bu gözlenmektedir. Hollister. tek bir alt türe. 319 . hem de coğrafi olarak çok fazla izole olmamış canlılar seçebilmiştir. Bu iskeletlerin sayısı 100’ün üzerindedir ve Hollister. vahşi Masai aslanları için normal bir renkti. hayvanat bahçesinde doğup büyüyen bir aslanla afrika savanında antilop avlamak için aşırı derecede kas sistemini çalıştıran bir aslan aynı kas gücüne sahiptir. Hollister isimli bir hayvanat bahçesi görevlisi tarafından yapılmış. Üstelik. Bu farklar. ilk getirildiklerinde doğan aslan yavruları çok fazla büyürken. Hollister. Ulusal Müze’deki aslan iskeletleri üzerinde bir araştırma yapmıştır. tüylerin koyulaşmasının ardındaki sebebin Kenya’ya göre çok daha fazla nemli olan Washington’ın havasının etken olabileceğini düşündü. diğer kas sistemine sahip hayvanlar için aynı şey mümkün değildir. Ve çok ilginç bir şekilde.E V R İ M A Ğ A C I Vahşi Doğadaki Hayvanlar ile Hayvanat Bahçesi Hayvanları Arasındaki Farklar Sayfamız üyelerinden Sayın Ali Serdar Pektaş bize şöyle bir soru sordu: Sevgili Evrim Ağacı . hem genetik olarak çok farklı olmayan bireyleri kıyaslayabilmiştir. Aynı şekilde. Panthera leo denen Doğu Afrika Masai aslanına odaklanmıştır. Hemen açıklayalım: New York’ta bulunan Doğa Enstitüsü’nün (The Nature Institute) yayınladığı bir makalede de belirtildiği gibi. araştırmanın sonunda vahşi doğada öldürülen örneklerle uzun yıllardır Washington Hayvanat Bahçesi’nde yaşayan türler arasında ciddi farklılıklar görmüştür. Kenya’dan Washington Hayvanat Baheçesi’ne getirilen aslanların soluk grimsi tüyleri vardı. Örk. Zaten tüy renginin nem ile ilgisi uzun yıllardır bilinmektedir. hayvanat bahçesi koşulları dahilinde eski hallerine göre çok daha az büyümekte ve irileşmekteydiler. Hollister. aslanlara düşen ışık miktarının da tüy renginde etkili olabileceğini düşünmüştür. birkaç nesil sonra meydana gelen türler. eskiden.

E V R İ M A Ğ A C I Tüy rengi doğrudan çevre ile ilişkili olduğu için bu değişimleri anlamak çok zor değildir. aşağıdaki ise hayvanat bahçesindeki aslanlardan. bilim insanları. Aynı zamanda. sağ taraftaki hayvanat bahçesindeki örneğe aittir. vahşi doğadakilere göre çok daha kısadır ve sıkışmıştır. Hayvanat bahçesindeki bireylerin ise kemerleri çok daha geniş ve bol süngersi dokuludur. kafataslarının birbirinden olan farkıydı. Vahşi örneğin elmacık kemeri çok daha dardır ve kemikte çok daha az süngersi doku bulunur. Zira kafataslarına bakıldığında. hayvanat bahçesinden alınan örneklerin kafatasları sadece geniş değildir. sol taraftaki resimdekinin elmacık kemiklerinin ne kadar çıkık olduğunu görmek zor değildir. aynı aslanların elmacık kemeri denen bölgesinin kesit alanının bir görüntüsünü görmekteyiz: Burada ise sol taraftaki resim. Aşağıda. “Kafatası işte!” diyebilir. Yine. Bu defa. sağ taraftaki ise vahşi doğadan alınan kafatası örneklerinden biridir. iki kafatası arasındaki farkı gösteren resmi görebilirsiniz: Resimde. Ancak. vahşi örneğe aitken. Ayrıca aynı bölgedeki kemik yapısı çok daha sert ve yuvarlaktır. yukarıdaki örnek vahşi doğadaki aslandan alınmıştır. kafatasına bağlanan kaslar da birbirinden çok farklıydı. yapısal farklar kolayca görülür: Hayvanat bahçesindeki aslanların kafatasları. bu iki resme bakıp. Ancak Hollister’ı büyüleyen nokta. bu sorunu 320 . sol taraftaki hayvanat bahçesindeki bir aslanın kafatasıdır. Bu çalışmalara ve bilim insanlarına saygısı olan biri. Bu konudaki farkları görebilmek için insanlar yıllarca eğitim almaktadırlar. hayvanat bahçesindekilere göre küçükken. hayvanat bahçesindekilerin kafatasları daha yassı ve yumuşak geçişlidir. sıradan gözlere sahip insanların harcı olan bir alan değildir. Bu. Üstelik sadece kafatası değil. ilk bakışta bir çelişki gibi gözükebilir. aynı zamanda da kemikleri daha kalındır. iki kafatası arasında ciddi farklılıklar vardır. Ayrıca. aradaki farklar görülebilir. beyin genişlikleri 40-50 cc daha büyüktür. kafatası büyüklüğünden gelmektedir. Dikkatli incelerseniz göreceksiniz ki. oldukça kolay bir şekilde. İkisi arasındaki bir diğer fark da. cahil bir göz bile farkı kolayca görecektir. Yeri gelmişken söyleyelim ve altını tekrar çizelim: Sıradan bir göz. Aşağıdaki fotoğrafta ise. bilime çamur atmak yerine kendisini sorgulamalıdır. kafataslarının arka kısmına bakarak da bazı farklar görebiliriz: Burada da. Son olarak. Ancak bilim. Vahşi doğadaki aslanın kafatasındaki geçişler çok daha sivri ve sertken. Ayrıca oldukça sivri yapıdadır. Vahşi doğadaki aslanların kafatasları. aradaki farkları göremiyorsa.

kaslarını çalıştırdığında. düşer. aktivite. Hayvanat bahçesindeki aslanların yassı ve geniş kemikleri ise.org/pub/ic/ic6/lionskulls. Bu da. ancak kullanılmadığında geriler ve kemiklere düşen yük azalacağından veya hiç bulunmayacağından. sorunumuzu çözer. 1917. ısırır. Eğer avlanan bir dişiyse. masseter kası. kalkar. ısırıp. aslanların avlarını tutmasında. insanlar da dahil tüm hayvanlar aleminde ciddi sorunlara sebebiyet verecektir. Dolayısıyla. dişlerini kullanır. aynı zamanda kemikler üzerine gerilim ve güç bindirirler. toparlamak gerekirse. çünkü kafatası dıştan bakıldığında daha büyük gibi gözükse de. bu yoğun aktivitede güçlü bir şekilde çalışabilmek için böyle bir yapıya mekanik olarak ihtiyaç duyar. bu kaslar da sivri ve güçlü kemiklere ihtiyaç duyar. sıçrar vs. Aç bir savana aslanı. Vahşi doğadaki aslanlarda. yere indirmek için güçlü kaslarını kullanır. sallamasında ve sürümesinde çok önemli rol oynar. Avını indirmek için güçlü pençelerini saplar.E V R İ M A Ğ A C I da çözmekte zorlanmamıştır: Kemik kalınlığının. Güçlü bir kas. kovalar. vb. vahşi doğadaki yavru bir aslanın görünümünde olabilmektedirler. Bu. ancak vahşi doğadakiler için bir ölüm kalım savaşı olan konu gelir: Avlanma ve öldürme. vahşi doğadakilerden daha kalındır. Ense ve boyun. boyundan tam 7 kas bağlanır. Masseter (çiğneme) kası denen bir kas. İşte bu yüzden vahşi doğadakilerin elmacık kemerleri ince ve sivridir. Hayvanat bahçesindeki aslanlar ise bu kasları kullanamadıkları için. hayvanat bahçesindeki aslanlarca asla yapılamaz. çekmesinde. Bu kas. doğrudan elmacık kemerine ve alt çeneye bağlıdır.natureinstitute. Hareketsiz bir vücudun kasları gevşeyecek ve vücut kaslar yerine yağ bağlamayı tercih edebilecektir. doğrudan kafatası yapısını etkiler. doğadaki tüm hayvanlar için çok önemlidir. National Museum 53: 177-193. bir süre sonra yetişkin olsalar bile. sadece insanlar için değil. tıpkı çene kasları gibi. http://www. egzersiz eksikliğini gözler önüne sermektedir. özellikle çiğneme aktivitesinde son derece aktif olarak çalışan çok önemli bir kastır. kafatasının arkası da aslanlar arasındaki farkı ortaya koyar. Hollister. Peki bu farklara sebep olan etmenler nelerdir? Bunların başında. avını yakalayıp. durur. Bu sebeple hayvanat bahçesindeki aslanlar. Tüm bunlar. birbirinden farklı olduğunu hatırlayın. tekrar kovalar. kemiklerin yapısı gereksiz bir hal alır. nesiller içerisinde kemikler gevşemiş ve yumuşaklaşmıştır. Proceedings U. kaslar sadece gelişmez. Aslan. avını uzun metrelerce yavruların yanına kadar sürükler. Benzer şekilde. Hayvanat bahçesindeki aslanların kemikleri. kafatasına. kemikler kalın olduğu için içeride daha az boşluk bırakırlar. güçlü kemiklerle desteklenmelidir. Bu sebeple. sürünür. Bu aslanların kasları gelişir. Bir aslan.htm 321 . N. iki canlıda. Ve bu. ********************* Not: Kaynağın bulunmasına yardımcı olan ekip arkadaşım GB’ye teşekkürlerimi sunuyorum. parçalar. Some effects of environment and habit on captive lions.S. hayvanat bahçesindeki aslanların asla deneyimleyemediği. koşar.

Daha önce “Kılların Evrimi” ile ilgili notumuzda (https://www. Gelecekte.5 metre saç uzatan kadınlar olduğu görülmektedir. Ancak hassas bir bölge olduğu için. belli bir miktar kıl bulunmaktadır. Sayfamız üyelerinden Sayın Uğurcan Baran bize şöyle bir soru yöneltti: Diğer hayvanların saçları bir noktaya kadar uzarken neden insanlarınki çok çok çok daha fazla uzuyor? Evrim Ağacı olarak kendisine şöyle bir cevap vermek istiyoruz: Sayın Uğurcan Baran. yalnızca belirli bölgeler haricinde hiçbir yerimiz. uzun yıllardır insan türünde süregelen ancak kent yaşamına geçilmesiyle birlikte o noktada kalan ve daha farklı yollarla işleyen Doğal Seçilim ve Cinsel Seçilim ile açıklayabiliriz. Bu sebeple. cinsel organ ve çevresindeki kıllar da. sabit olarak tutmaktadır. kıl uzunluğunu bir noktada sabitler. Sorunuz için teşekkür ederiz. Göreceli olarak hassas olan bölgelerde. Endonezya’da meydana gelen tsunamilerde ölenlerin çoğunun geleneksel olarak 1-1. insanlarda kıllar gereksiz olarak görülmüş ve dökülmeye başlamıştır. genel olarak kısıtlı ortamlarda yaşamamızla açıklanabilir. Bunun en güzel (!) örneği. Çünkü günümüz koşullarında avantajlılar ortalama kıl uzunluğuna sahip olanlardır (ki bu miktar da türden türe değişir). kıllarla korunması gerekirken (hassas ve bol damarlı bir bölgedir). Uzama miktarındaki sınır veya size sınırsızlık gibi gelen uzama miktarları ise. Çünkü saçları.. Zaten vahşi doğada seçilimin çok daha aktif olarak çalışmasının sebebi. facebook. Vücudumuzun bazı bölgelerindeki kılların daha sınırlı uzamasının sebebi ise. bir noktadan sonra canlı sağlığına zarar verdiği ve cinsel seçilim konusunda da etken olabileceği için sabitlenir ve uzamaz. Dolayısıyla Doğal Seçiliim. kıllar sadece etkisiz hale gelmemiş. bulundukları bölgelerdeki bezler veya organlardan kaynaklanır. bir yerden sonra Doğal Seçilim bir şekilde elemenin yolunu bulmaktadır. avlanma ve avcılardan kaçma açılarından).E V R İ M A Ğ A C I Hayvanlarda Kıl Uzama Miktarlarının Farklılığı Üzerine. İnsanların saçı da. Bu iki etken. Benzer şekilde. Hemen açıklayalım: Bunu. koruyucu kıllar bulunur. ortalama bir miktarda. 322 . Güzel bir soru olduğunu düşünüyoruz..php?note_id=169117509812999) da değindiğimiz gibi. farklı yönlerde seçilim meydana gelebilir. aynı zamanda terlemenin daha kolay gerçekleşmesi için kılların bulunmaması gerekir. Ancak koltukaltı ter bezlerimizin. zarar da vermeye başlamıştır. İnsanın doğal ve vahşi yaşamdan çıkmasından sonra. Zaten ter bezlerimizin gelişmesiyle birlikte. ağaçlara ve çalılara takılmakta ve suyun altında boğulmalarına sebep olmaktadır. avantajlı konuma geçmektedir. diğer hayvanlar gibi kıllı değildir. Doğadaki hayvanlar için belirli bir miktardan sonra kılların uzaması çok ciddi dezavantajdır (cinsel seçilim. çok uzun kılları ve çok kısa kılları eleyerek. bu sınırlayıcı mekanizmalar ortadan kalkmıştır.com/note. bu tip durumlardır. daha spesifik olarak sabitleyici Doğal Seçilim (stabilizing natural selection). sınırsız uzasa bile. farklı koşullarda. Öte yandan kısa saçlılar.

çok önemli bir etkiye sebep olamaz. ancak bu.E V R İ M A Ğ A C I Kafanız ise çok önemlidir. o kadar iyi korunabilecektir. beyninizde meydana gelecek 5 derecelik bir sıcaklık artışı sizi şoka sokabilir. bir noktadan sonra insana zarar verrebilir. Ki hayvanların kıllarının uzamama sebebinin bu olduğunu hatırlayınız. Bu sebeple. Ancak az önceki örnekte olduğu gibi. diğer bölgelere göre çok daha fazla uzayabilir. 323 . ne kadar uzun saç olursa. saçların belli bir noktadan sonra uzayamayacağını ve sabitleyici doğal seçilimin işleyeceğini görebilirdik. Çünkü beyin buradadır ve “Kılların Evrimi” yazımızda da belirttiğimiz üzere. Bu yüzdendir ki bu bölgedeki kıllarımız. vahşi doğada yaşamadığımız için. Ancak insanların doğada yaşadığını varsaysaydık.

paylaşımlarınız çok değerli gerçekten. Bu sebepledir ki bir noktadan sonra vücut doğurganlığa son vererek canlı ömrünü uzatmayı tercih ediyor. Böyle bir durum sadece insan türüne özgü.yaş ile artan üreme kısıtlama adaptasyonu gelişmiş olabilir mi? Evrim Ağacı olarak kendisine şöyle bir açıklama yapmak istiyoruz: Sayın Ozan Utku Öztürk. Öncelikle güzel destekleriniz ve sorunuz için teşekkür ederiz.naçizane tebriklermi sunuyorum.Benim bir sorum olacak izin verirseniz: “canlılığın nihai amacı (sonucu da denilebilir) soyunu devam ettirmek ise. 324 . bir yaştan sonra doğurmanın insanlarda tehlikeli ve ölümcül olabilmesi. Bunu. Yine de ulaşılan bulgular oldukça akla yatkın: Bir teoriye göre kadınların vücutlarının belirli bir yaştan sonra üreme yeteneğini kaybetmesinin (menopoz) ana sebebi. bunun sayesinde de soyun devamlılığının daha çok garanti altına alınabileceği gösteriliyor. en azından şimdiye kadar bilinen canlılar arasında. ancak bu konuda deney tasarlamak zor olduğu için bolca çıkarım ve bilimsel varsayımda da bulunmak gerekiyor. Evrim sırasında insan türü. insanlarda zekayla birlikte had safhaya ulaşan anaçlık ve şefkatin bir sonucu olarak üremenin durdurulduğunu ileri sürüyor.E V R İ M A Ğ A C I Neden canlılar ömürleri boyunca üremezler? Menopoz nedir? Sayfamız üyelerinden Sayın Ozan Utku Öztürk bize şöyle bir soru yöneltti: Merhabalar. Konuyla ilgili pek çok araştırma yürütülüyor. İkinci bir teori ise daha davranış bilimlerini ve davranışsal evrimi öne çıkararak. :) Elimizden geldiğince açıklamaya çalışalım: İlk olarak menopozun veya üreme eksikliğinin sona ermesinin telomerlerle pek ilgisi yok.memeliler neden belirli bir yaştan sonra üreme yeteneklerini kaybediyorlar? bu onlara ne gibi bir avantaj sağlıyor olabilir? öte taraftan erkek bireylerin üreme “yetenekleri” yaşam boyu devam ederken dişiilerin menopoza girmesinin sebebi ne olabilir? canlının nasıl bir adaptasyon yanıtıdır?” yaş ile birlikte dna hasar miktarının arttığını telomer boyunun kısaldığını biliyoruz. “trade-off ” ilkesi ile açıklayabiliriz.sayfanızı yakından takip ediyorum.Bu durum yeni soylar üretmek için riskli bir durum olduğundan. Doğal Seçilim ile Cinsel Seçilim arasındaki denge olarak düşünebiliriz (bkz: tavuskuşları). zaman ve enerji harcanabileceğini. Sebep olaraksa insan doğurganlığının bırakılmasıyla birlikte yavrulara ve hatta torunlara çok daha fazla ilgi. Bunun yerine çok daha yerinde açıklamalar mevcut. daha fazla doğuramamak pahasına üretkenliğinden vazgeçiyor. Bunu.

html http://www. Thomas B. insanlarda çocukların iki yaşını gemeden annelerinin ölmesi durumunda. Ancak bu yaş aralığındaki çocukların. Testing evolutionary theories of menopause.ncbi. temel sebebi belli bir yaştan sonra koruyuculuk ve şefkat. Kısaca. Rebecca Sear.blogspot.E V R İ M A Ğ A C I New Scientist dergisinin 2007 Ekim sayısında yayınlanan bir makalede.gov/pubmed/11223885 Daryl P.com/2007/09/evolution-of-menopause. Kirkwood (2007). hayatta kalma oranı.nih. anneannelerinin hayatta kalması durumunda.L. üreme gereksiz bir hal alarak evrim sürecinde belli bir yaştan sonra köreliyor. annelerinin ölüm. üreme yerine koruyuculuk nitelikleri teşvik ediliyor. bu konu hala araştırılmakla birlikte.1028 325 . çocuklardaki hayatta kalma oranı 10 kat azalıyor. 10. Shanley.nlm.1098/rspb. ********************* http://primatediaries. Dolayısıyla. Proceedings of the Royal Society: Biological Sciences. annesi ölüp de büyükannesi de olmayanlara göre 2 kat artıyor.2007. doğurganlıktan daha önemli konuma geçiyor ve trade-off ilkesi dahilinde. Ruth Mace.

bize şöyle bir soru yöneltti: Ben de ağaçların meyve vermesi ve arıların mal yapmasını evrimsel süreçte öğrenmeyi çok arzu ediyorum.) yesin diye meyve üretiyor değillerdir. vb. Sırasıyla cevap verelim: Bitkiler. Uzun lafın kısası. Bu da. Domuzun kendi pisliğiyle beslenmesi bize iğrenç gelirken. beynimizde farklı farklı tatlar olarak algılanır. doğa için hiçbir şey ifade etmez. kimimiz muz severken. daha uzun süreler. Meyve oluşumunu sağlayabilen bitkilerin tohumları avantajlı konuma geçmiş. Bu hatayı bir diğer yazımızda ele alacağız. sadece doğru. daha güvenli bir şekilde korunabilmiş ve hem hayatta kalma şansını hem de üreme şansını arttırıcı bir unsur haline gelerek popülasyonda oldukça sabitlenmiştir. insan aklının evirm sürecinde getirdiği şahsi açıklamalardır ve kesinlikle evrensel değildir. bitkiler çeşitli kimyasal kompozisyonlara sahip çeşit çeşit meyveler evrimleştirmişlerdir. sıklıkla meyveler ile beslenmektelerdi. insanın onlara kendi zeka düzeyinde yüklediği anlamlar da. Nasıl ki bir baba-oğul ilişkisinde bile bir baba pırasanın tadını severken oğlu tiksinebiliyorsa. Bu öznellikten kurtulamayan birinin bilimsel olmasından ise bahsedilemez. Bir hayvan türü olan insanın ataları ağaçlar üzerinde yaşarken. bilimsel ve tarafsız (kesinlikle insan-merkezli olmayacak şekilde) bakmak gerekiyor. “Tatlı” ya da “ekşi” gibi kavramlar ile “güzel yiyecek” ile “kötü yiyecek” gibi nitelemeler. Meyvelerin tatları (aslında herhangi bir şeyin “tadı”) içerisindeki kimyasal kompozisyon ile ilgilidir. Çünkü bu kimyasallar dilimizdeki “tomurcuklar” dediğimiz ve algısal reseptörlere sahip hücrelere farklı şekillerde bağlanarak farklı elektrokimyasal sinyaller üretilmesine sebep olurlar. Arılar ne zamandan beri bal yapıyor? Ağaçlar ne zamandan beri meyve veriyor? Ve bunların tatları bize neden bu kadar güzel geliyor? Evrim Ağacı olarak kendisine şöyle bir cevap vermek istiyoruz: Sayın okurumuz. Biz tiksiniyoruz diye domuzun beslenme tipi tarafsız ve bilimsel olarak “iğrenç” olamaz. hayvan türleri arasında da “tat anlayışı” birbirinden farklıdır. insanlar. kimimiz portakalı 326 . bitkinin tohumlarını korumak için dişi organın farklılaşması sonucu evrimleşmiş etli bir yapıdır. Meyve.E V R İ M A Ğ A C I Bitkilerin Meyveleri ve Hayvanların Ürünleri Bize Neden Güzel/Tatlı Geliyor? Sayfamız okurlarından “Birleşmiş Bir İnsanlık İçin”. o canlıya göre son derece normaldir ve doğa koşullarını insan belirlemediği gibi. Meyveli bitkiler yaklaşık 140 milyon yıl önce evrimleşmiştir. Meyveler. Dolayısıyla nesiller sonunda tat algımızın evrimleşmesi ve popülasyon içi genel ya da çoğunluk beğenilerin bu meyvelerin tatlarına doğru kayması sonucu bizler günümüzde bu meyvelerin tadını güzel buluyoruz. Ancak tür içi varyasyon sebebiyle. dolayısıyla etraftaki meyvelerin tadını beğenip de yemeye meyilli olanlar karınlarını doyurabilecek ve diğerlerine göre avantajlı konuma geçebileceklerdi. Ancak sorularınızın ikisinin de cevabı çok basit ve çok bariz aslında. elbette ki diğer hayvanlar (şempanzeler. Bu konu. insanların sıklıkla düştükleri bir hatalı argüman üretme tipinden (mantıksal hata = logical fallacy) kaynaklanıyor. bu türlerin ana öğünlerini oluşturmaktaydı. bizim “Neden-Sonuç İlişkisi Yanılgısı” olarak adlandırdığımız.

Ancak unutmamak gerekiyor ki ne muz. sonradan sahneye çıkan bozgunculardan ve doğa hırsızlarından fazlası değiliz. Biz. Buna bir diğer yazıda değineceğiz. bkz: Ayılar) arıların besinlerine el koymuş ve kendisi için kullanmaya başlamıştır. İşte bu farkı algılayamayanlar bizim “Neden-Sonuç İlişkisi Yanılgısı” dediğimiz hataya düşmektedirler.000 yıl önce evrimleşmiştir. Ancak yine. Arılar son 100 milyon yıldır (Geç Kretase Dönemi’nden beri) bal üretmektedirler. 47 milyon yıl önce yaşamıştır. Halbuki hiçbir arı “insan için” (veya “ayı için”) bal üretmez. Son olarak sürelere dikkat çekerek bitirelim: Bitkiler son 140 milyon yıldır meyve vermektedir. Yani meyveler.. tamamen kendileri için yapmaktadırlar. Arılara gelince. Arılar ise son 100 milyon yıldır bal yapmaktadır. Tüm maymunların ortak atası olmaya en yakın aday olan Darwinius masillae (Ida). bir tür yaşasın “diye” var değildir! Tam tersine. bu canlıların tüm maymunların ortak atasından bile önceki zamanlardan beridir bu işi. Bildiğimiz anlamıyla insan türü olan Homo sapiens ise 200. kış boyu bu balı yiyerek beslenirler. insan türü (ve bazı diğer türler. bir tür var olabilmek için ortamda var olan kaynaklara muhtaçtır ve mecburen onlara uygun bir şekilde evrimleşecektir. ne de portakal bir kurt için hiçbir anlam ifade etmeyen. Yaz boyu bal üretmek üzere malzeme toplayan arılar (ve bal yapıp stoklayanlar)..E V R İ M A Ğ A C I tercih ediyor. İnsanlar (veya ayılar) mecburen. tiksinç ve yenmemesi gereken besinlerdir. 327 . ortamda bulunan besinin tadını beğenmeye muhtaç bir şekilde evrim geçirmişlerdir. Bunun sebebi de çok açıktır: Besin. Yani bırakın insan “için” ürün üretmeyi.

Bu durumu doğrudan toplumlara bile indirgeyebilmekteyiz.” Bu gerçekten de ilginç bir durumdur ve bize şu gerçeği hatırlatır: İnsan türü..E V R İ M A Ğ A C I Diğer Hayvan Türü Dahilindeki Bireyler Neden Birbirinin Aynısı Gözüküyor? Sayfamız okurlarından Sayın Ali Karadağ bize şöyle bir soru yöneltti: insanlar bireysel olarak birbirlerinden çok farkı görünüyorlar. Öncelikle o yazıdaki ilgili paragrafımızı buraya kopyalayalım: “Aslında hayvanların tümü içinde. kendi algılarına o kadar çok gömülmüş ve bazı bilim-dışı düşünce sistemlerinin de pohpohlamaları sonucunda hayata o kadar çok “insan-merkezli” (antropocentric) bakmaya başlamıştır ki.facebook. Ancak yine de bu bölge. 328 . ahtapotlar ya da güvercinler arasındaki fiziksel farklılıkları da bir bakışta görmemiz zordur. bireysel bir ayrıklık göremedim. Aslında Çinliler de -örneğin. ancak diğer hayvanlar gayet iyi bir şekilde birbirlerini ayırt edebiliyorlar. hatta algılarla birebir ilişkilidir ve Çinli-Türk örneğinde olduğu gibi içinde büyüdüğümüz toplumdaki bireyler arası farklılıkları algılamak üzere gelişmiştir. Bunun sebebi. diğer her canlının sıradan.. Aşağıdaki yazımızda bu konuya biraz değinmiştik: https://www. ama bin tane ankara kedisinde ben hiçbir farklılık göremiyorum. ancak ehli veya çabalayan bir göz bunu görebilecektir. onların içerisinde yaşamamamız veya basitçe Çinli olmamamızdır. tek önemli ve özel türün kendisi olduğu. Beynimizde yüzleri tanımlamak için özel bir bölge bulunur ve bu insanda en gelişmiş durumdadır. yada maymunlarda olsun.php?note_id=172694739455276 Cevap tahmin ettiğiniz gibi: Biz ayırt edemiyoruz. fiziksel açıdan olsun yüz görünümü olsun hepsi farklı. sadece bunları bizim gözümüz alışık olmadığı için göremeyiz. pek çok farklılık vardır.com/note. Diğer hayvanların sadece temel farklılıklarını biliriz (bir fil ile bir zürafayı birbirinden ayırabiliriz ama iki zürafa bize tıpatıp aynı gelebilir).Türklerin hepsini birbirine benzetir ya da Almanların. basit ve insana hizmet amaçlı var olduğu yanılgısına düşmektedir. acaba varda bizmi göremiyoruz? tıpkı kaplanların yada çitaların üzerlerindeki çizgilerin parmak izi niteliği taşıması gibi ? insanların hepsinin farklı olmasının kökeni nedir? bu hayvanlarda var mı? Evrim Ağacı olarak kendisine şöyle bir cevap vermek istiyoruz: Sayın Ali Karadağ. yukarıda Çinlilier-Türkler örneğinde de görebildiğimiz gibi. Tıpkı Çinli olmayanlar “Çinlilerin hepsi aynı!” iddiası gibi. tamamen kendi türümüzü ayırt etmek üzere özelleşmiştir. Benzer şekilde.

Cinsel Seçilim’den ötürü işin içerisinde cinsel çift-biçimlilik (sexual dimorphism) de girmektedir. vs. Ancak aynı fotoğraflar insana gösterildiğinde. Bu da algılarımızın. bu fotoğrafların 3’ünü tanıdığı bireylerden. Aslan beyni. diye. Yani. hayvanların davranışlarını bile birbirinden ayırt edebilirler. bunun en güzel örneklerindendir. bireyler arasında hiçbir fark görememekte. çarşıya indiğimde. Bunun bir sebebi de Cinsel Seçilim baskısıdır. çoğu canlı ağırlıklı olarak kokuyu etiket gibi taşır. biz de ilgili reseptörler bulunmadığından farklılıkları algılamamız zorlaşır. insanların ya da kuşların farklılıklarını görmek üzere kullanılmamıştır. En yakın kuzenlerimiz olan şempanzeler. bizim şempanzemiz sadece tanıdığı şempanzelerin olduğu fotoğraflara tepki göstermektedir. Veya bir insan erkeği ile dişisi arasındaki farklar barizdir. fareleri ayırt etmek bu yüzden çok zordur. Ancak en nihayetinde erkeklerde penis. valla ben de tanıdıklarım hariç hala alışamadım. sizi ayırdedemiyorum. sıklıkla bir türe ait farklı bireyleri görmemiz sayesinde uyarılır ve şempanzeleri birbirinden ayırt edebilmek üzere “öğrenme” fonksiyonu sağlanmış olur. hepiniz birbirinize benziyorsunuz. Burada. sokakta hepinizii birbirinize benzetiyorum!” Tarık Taşçı: “O halde Richard Dawkins’den şu yazı gelsin. Daha doğru bir şekilde ifade edersek. insan aklının kibrinin gözlerimiz üzerindeki bir yanılgısına kurban gitmekteyiz. Bazı türlerin dişileri ile erkekleri tıpatıp aynıdır (en azından bizim gözümüzde).” Pelin Tezer Zırh: “Burada yaşayan Japon arkadaşıma demiştim bir gün. Bu sebeple de kendisinden olmayan tüm türler bir-örnek gibi gözükebilecektir. bir süre sonra kolaylıkla. bu hayvanlarla o kadar uzun süredir ilgilenmekte ve farklarını incelemektedirler ki. yukarıda da anlattığımız gibi yüzleri tanımak açısından çok önemli bir adımdır. Şempanzeler. dişilerde vajina bulunması bile ayırt etmeye yarar elbette ki. gözden gelen veriler doğrultusunda manipüle edilebileceğini göstermektedir. tipe. Ancak yine de kimi zaman biz bile arkadan gördüğümüz bir kadını erkek. aynada kendilerini. hatta ehli olmayan gözler birbirinden binlerce kilometre uzakta yaşayan bireyleri. postüre. sıklıkla olduğu gibi. dişiler ve erkekler arasında ayırt edici çok bariz özellikler bulunmamaktadır. buradaki farklılıktan kasıt daha ziyade görsel (renklere. karşı cinsi ayırt edip özelliklerine göre cinsel bir tabanda seçebilmek üzere evrimleşmiştir. göre) farklılıklardır.E V R İ M A Ğ A C I Ancak bir aslanın gözünde kendi türü içerisinde çok köklü farklılıklar bulunmasına rağmen insanların tümü birbirinin aynı gibi gelebilir. erkeği ise kadın olarak değerlendirebilmekteyiz. aynı birey olarak tanımlayabilmektedirler. fotoğraflarda ise hem kendielerini hem de arkadaşlarını tanıyabilmektedirler. Kısaca burada yine. O da. tıpkı kendi türünün bireyleri gibi birbirinden ayırt edebilmeye başlarlar. “içli dışlı olmak” kavramı da önemlidir. 10 farklı şempanze fotoğrafı gösterirsek. Çünkü beynin yüz tanıma bölgesi. 7’sini ise tanımadığı şempanzelerden seçersek. 329 . Bu noktada. Örneğin bir kuş türünün erkeklerinin yanaklarında siyah benekler bulunurken. Şempanzelerle çalışan bilim insanları. dişilerde bulunmaz ve bu erkekler ile dişileri ayırt etmek için kullanılabilir. bir de tanıma olayını sadece görsel olarak algılamamak gerek. insanlar çok uzun süreler bu şempanzelerle içli dışlı olmadılarsa. Öte yandan beynin evrimi. bize birbirinin kopyası gibi gözüken bir şempanze ailesinden bir birey alırsak ve bu bireye. Ancak aynı beyin. İşte okurlarımızdan gelen bazı örnekler: Cemil Zekioğlu: “Şempanzeleri tanıma örneğine benzer bir durum da çobanlarda oluşur.

seçmede ölçüt olacak nihai bir kusursuzluk yoktur.” Sinan Toprak: “Yazinizdaki Cin ornegi cok dogru.. ile ilgili olarak.” 330 . el şekillerini vs. Saygilar.. Aslinda onlarda bizim gibi birbirlerinden cok farkli ozelliklere sahipler. akıllarında tutmaya çalışıyorlar. evrim sürecinde uzak bir hedef. Ancak daha sonra aralarindaki fiziksel farkliliklari gormeye basladim. Beyindeki ilgili bölge hasarlı olduğu için bu hastalıktan muzdarip insanlar insanların yüzlerini birbirlerinden ayıramıyor.. bizim türümüzün evrimin nihai amacı olduğu yolunda gülünç bir kavramı alkışlarla karşılasa da. kutlarim.. insanların kim olduklarını hatırlayabilmek için elbiselerini. Harika bir sayfa. ses tonlarını.” Richard Dawkins / Kör Saatçi / s. yüzlerine bakarak insanların kim olduklarını bilemiyor.” Efdal Teknikel: “Özel olarak “Beynimizde yüzleri tanımlamak için özel bir bölge bulunur”. İnsanın kendini beğenmişliği. Bunu Cin’li dostlarima sordugumda onlarinda bize baktiklarinda ayni deneyimle karsilastiklarini ogrendim. Cin’de bulundugum 5 aylik surenin ilk haftalarinda Cin’lilerin birbirlerinin kopyasi (benzeri) oldugu kanisina varmistim.65” Hüseyin Sarıca: “Merhaba evrim agacı benim kırk dan fazla posta güvercinim var bunun en az otuz adeti yaban güvercini renginde hepsi bir birine benziyor ben bunları rahatlıkla bir birin den ayıra biliyorum biraz ilgi duydugunuz rahatlıkla ayıra biliyorsun ama normal dışardan gelen kuşlarla ugraşmayan biri bunu ayırt edemiyor hepsini bir görüyor ama detaylı baksa hepsi farklı oldugu anlaşılıyor örnek veriyim dedim teşekkürler belgesellerinzin devamını dilerim hoşça kalın.E V R İ M A Ğ A C I “Evrimin uzun dönemli bir amacı yoktur. Prosopagnozi denen bir hastalık var.

teşekkür ederiz. Şimdi daha açıklayıcı oldu. deri ile ilgili sorularımızın cevaplarını günümüz tetrapodlarında aramak durumunda kalıyoruz. en baştan ikiye ayrılır ve omurgasızlarda da. ne yazık ki derinin evrimini takip etmek çok kolay bir iş değil.. Evrim Ağacı olarak kendisine şöyle bir cevap vermek istiyoruz Sayın Gülşah Güler.E V R İ M A Ğ A C I Derinin Evrimi Üzerine.. Sorunuzda halen tam olarak anlayamadığımız nokta şu: Deri. Amfibiler. Elimizden geldiğince cevap verelim: İlk olarak. Evrim Ağacı ekibini bilim adına verdikleri bu uğraş sebebiyle tek tek tebrik ediyorum. derilerini nemli tutabilmek için bazı sıvılar salgılamaktalar ve bunu ilk evrimleştikleri zaman da yapmak durumundaydılar. Bu sebeple neden omurga ile bir ilişki kurmaya çalıştığınızı anlamış değiliz. Elbette yaşanılan ortama göre farklılık 331 . Deri neden ve nasıl evrimleşmiştir? Sayfamız üyelerinden Sayın Gülşah Güler bize şöyle bir soru yöneltti: Öncelikle merhabalar. Deri Sistemi (Integumentary System) dediğimiz sistem. Teşekkürler. ilk olarak omurgalılarda görülen bir yapı değil. Daha sonra bu yapı evrimleşerek sürüngen ve memeli derisini meydana getirdi. Unutmamak lazım ki derinin evrimindeki en önemli basamak... Benim de sizlere bir sorum olacak. çünkü yumuşak dokuların fosilleşmesi neredeyse olanaksız oluyor ve bu da fosil kaydı konusunda büyük sıkıntılara sebep oluyor. mümkünse dermis-epidermis oluşum ve gelişimi hakkında fikirlerinizi almak istiyorum. omurgalılarda da görülür. sudan karaya çıkış öncesinde ve sırasında gerçekleşen amfibi evrimindeki derinin değişimidir. Ben bir paleoantropoloğum ve sayfanızı çok yakından takdirle takip ediyorum. Bu sebeple.

koruma.Ara Lif) görülür. su içerisinde kayganlaştırıcılığı arttıran bazı maddeler salgılanır. Balıklar. Keratin’in en büyük faydası.E V R İ M A Ğ A C I göstermektedir. vb. kuşlarda tüylere evrilmiştir. Sürüngenler.phys. Örneğin. sürekli suda yaşamalarına rağmen pulları vardır ve bu pullardan.ac. Bunlardan faydalı olabileceğini düşündüğümüz ikisini aşağıya ekliyoruz. 332 . Şimdi omurgalılara dönecek olursak. Ayrıca omurgasızlarda deri olsa bile omurgalılardaki gibi keratinleşme görülmez.nih. dediğimiz gibi. Deri karaya geçiş sırasında su kaybını önleyici bir tabaka olarak önemli bir işlev göstermiştir. ısı ve sıvı kaybını denetleme.ncbi. Böceklerde kitin tabaka. Kıl ve tüy yapıları izolasyon sağlama.htm Ayrıca şöyle bir cevap da ekleyebiliriz: Aslında omurga gelişimine bağlı değil.kanagawa-u. Konuyla ilgili pek çok ayrıntılı makale mevcuttur. yukarıdaki açıklamadan da anlaşılabileceği ve sizin de dediğiniz gibi. Plakalarda benzer işlevlere sahiptir ve yine bir çok canlıda bulunur. keratin yerine IF proteinleri (Intermediate Filament . Omurgasızlarda. Diken gibi yapılar (kertenkelelerden. Memeli derileri genel olarak amfibiler ile sürüngenler arasındadır ve bol bezle ve kılla desteklenmektedir. omurgayla paralel olarak evrilmiştir diyebiliriz. Organları koruma görevinin yanında vücud ısısının dengelenmesini sağlamak(sıcakta terlemeyle düşürmek. armadillolara) Sürüngenlerin plaka yapıları memelilerde kıllara. kuşların uçmasını(tüyler) sağlama özelliklerinin yanında farklı renklerde bulunmaları cinsel seçilim için önemli bir ayrım olmuştur. Bu noktada.jp/~usami/2D_Web/Epdermis/e-text/01. kamuflaj oluşturma. etmenlerdir. En geniş ve kısa olarak derinin işlevlerinin değişimiyle evrimsel olarak yönlenmesini bu şekilde açıklayabilirim.(timsahlardan. kirpilere) bir çok canlıda korunma görevi yapar. habitata önem vermekte fayda vardır. derinin evrimi ile ilgili olarak omurgayı ön plana çıkarmaktansa. amfibiler nemli ortama bağımlıdırlar ve buna göre evrimleşmiş bir deriye sahiptirler. su kaybını ayarlamak konusunda son derece faydalı bir proteindir. vücudun içi ile dış ortamı birbirinden ayırma ihtiyacı.nlm. Derinin oluşumunu tetikleyen temel mekanizma ise. Farklı canlıları göz önüne alırsak çok farklı işlevlerini de görebiliriz. nematodlarda koruyucu beir dermis vs. kurak ortama adapte olabilecek şekilde sert pullarla kaplı derilere sahiptirler.gov/pmc/articles/PMC2736116/ http://www. bir çok canlı grubunda derinin işlevini yapan yapılar vardır ve dış ortamdan ayıran bu tabakanın bulunması neredeyse bir zorunluluktur. soğukta izolasyon sağlamak) önemli görevlerindendir. ilginizi çekenleri okumanızı tavsiye ediyoruz: http://www.

son derece normal 333 . bence gayet muhtemeldir ki sizin kedi onları da yavrusu sandı. ancak unutmayın ki zeka kapasitesinin artmasıyla gelen yan etkiler. siz onlarla ilgilendiğinizde veya sizinle oynamak istediğinde bu şekilde size sevgi gösterebileceğini düşünüyor hayvanlar. seçilimsel bir anlamı olmayabilir. Örneğin bu hayvanların karnını okşadığınızda nasıl ki hoşuna gidip daha fazlasını istiyorsa. bkz: şempanzeler. Yani eğer olaya düz ve basit bir mantıkla “üreme çabası” olarak bakarsanız.. yavru ve annesiz olmalarından ötürü şefkat duyuyor ve yardım ediyor.com/note. size oyun/ kur yapmak istemesinden ötürü. Hayal kurmak. Muhabbet kuşları da aynı şekilde. Evrimsel açıdan belki bu “sahte çiftleşme”nin doğrudan. sosyal statü ve karşılıklı ilişkileri düzenleyici bir unsur görevi görüyor. Örneğin Bonobolarda cinsel birleşme.php?note_id=167554469969303 Sayfamız okurlarından bir diğer olan Sn. hayvanlarda bu tip sosyal ilişkiler ve sevgi gösterileri. kendi kendine ve insan başparmağına kur yapan muhabbet kuşları gördüm. bu “hatalar” (aslında hata değil. Konuyla ilgili şu yazımızın size faydalı olacağını düşünüyoruz: https://www. kedinizin kolunuzla çiftleşmeye çalışması kolunuzu dişi olarak görmesinden/sanmasından değil. din gibi kavramlar insanlarda.facebook. temel olarak bir sevgi gösterisi bu. bir şekilde kontrol altında tutulmalı ve dengelenmeli. Ghu Jka ise şöyle bir yorumda bulundu: çiftleşmeye çalıştığı kedinin dişi mi erkek mi olduğunu anlayamayan hatta kolumla çiftleşmeye çalışan erkek kediler gördüm. kediniz yavruları ile diğer annenin yavrularını gayet iyi bir şekilde ayırt edebiliyor. yanılırsınız. Sayın Ghu Jka. kendi yavrularını başka kuşlara baktıran kuşlar var. Ancak onlara da.. evrimsel süreçte anlamı olmayan (hayatta kalma veya üreme şansını arttırıcı olmayan) hareketler mental dengeleyicilerdir. ama çok daha spesifik olarak memeliler arasında çok sık gözüken bir durumdur. Bu hayvanlar arasında. Hayır. Hayır.E V R İ M A Ğ A C I Hayvanlarda Cinsel Uyarılma ve “Sahte Çiftleşme” Davranışları Sayfamız okurlarından Sayın Alp Özgür bize şöyle bir soru yöneltti: merhabalar evrim ağacı aslında bu olay bir yıl önce oldu fakat şimdi size yazıorm :) dişi bir kedim var kedimin yeni yavrusu olmuştu ondan 2-3 gün önce doğuran bir sokak kedisi bir şekilde evden ayrılıp geri gelmedi fakat yavruları bnm kedim emzirdi büyüdüler ve şu anda sağlıklı bireyler bununla ilgili olarak ne diyebiliriz kedim bir şekilde diyer yavruları kendi yavrusumu sandı ? Evrim Ağacı olarak kendisine şöyle bir cevap vermek istiyoruz: Sayın Alp Özgür. sanat. insanlar) veya mutluluk kaynağı olarak gördüğü bireyle çiftleşmeye çalışmak gibi davranışlar görülebiliyor. Zeka düzeyi arttıkça. sadece üreme amaçlı değil. Hatta kimi hayvanlarda sadece mutluluk belirtisi olarak bile kendi kendisine kur yapmak (ve hatta kendi cinsel organıyla mastürbasyon yapmak. diğer hayvanlardan bir üst model “mental dengeleyici” olarak görev görürken (bkz: ilgili yazılarımız).

Her ne kadar anlaşılmaz bir şekilde kendimizi bu hayvanlardan üstün görmeye çalışsak da. 334 . bu türlerin bu tip görsellerden tahrik olması ve zeka düzeylerinin tam olarak gerçek ile sahte olanı tam olarak ayırt etmeye yetmediği için bu türlerde bu tip sahte çiftleşme davranışları görüldüğü şeklinde olabilir. bundan daha birkaç sene önce Balıkesir’de. Ancak burada rastlantısal bir çiftleşme denemesi yoktur ve temel olarak erotik uyarılma ile ilgisi vardır. vitrinde duran cansız mankenlerden uyarılıp. sizin çıplak kadın/erkek fotoğrafından etkilenmenizden hiçbir farkı yok. Üstelik bundan çok daha önemli bir nokta var: Bu hayvanlar da zekaya sahipler ve bu da algı düzeylerinin. Kedinizin de kolun duruş şeklinden uyarılmaması için bir sebep göremiyoruz. Nasıl ki insanlar erotik. gece camı kırarak cansız mankenlere tecavüz eden ve sonra mankenin yanında sevgilisiymişçesine uyuyup kalan insan bireyini düşününce. onlardan eksik kalır bir yanımız olmadığını kolaylıkla görebiliriz. Uyarılıyor ve kendisine engel olamıyor çünkü olması gerektiğini düşünecek kadar zeka kapasitesine. Şöyle ki. başkalarının yaptığı ve tamamen sanal olan porno filmleri izliyorlarsa. Bunun. köpekler de örneğin onların çiftleşme biçiminde duran (bilinen adıyla “doggy-style”) insanları bile görseler uyarılarak çiftleşmeye çalışabiliyorlar. Bu notumuz gelecek günlerde daha fazla teknik bilgiyle zenginleştirilecektir. Bir diğer açıklama da. daha da önemlisi sosyal yetilere sahip değil. Çünkü biz de bir hayvanız ve diğer hayvanlarda “hata” olarak gördüklerimizi biz de yaoıyoruz. açıklandığı üzere) azalıyor.E V R İ M A Ğ A C I bir davranıştır. birileri (burada biz oluyoruz) bunları hatırlatmadan fark edemiyoruz. zekası daha az gelişmiş olan hayvanlardan bir adım önde olmalarına sebep oluyor. onun sadece bir fotoğraf olduğunu bildiği halde cinsel olarak uyarılıyorsa ve hatta insanlar kendi kendilerini tatmin etmek adına. cinsel içerikli bir fotoğraf gördüğünde. Ancak biz bunlara o kadar alışmışız ki ve kendi kökenlerimizi reddetmeye o kadar hazırız ki. Bu yüzden yine cinsel uyarılma konusu gündeme gelmektedir. kimi zaman bazı durumlar hayvanlardaki çiftleşme isteğini tetikleyebilir. beyinlerindeki ilgili bölgeleri uyarmak adına sahte.

değişen yaşam şartlarına en uygun canlıların hayatta kalması. Günümüz köpekbalıklarının atalarıda dahil olmak üzere. Maxillar ve vomer dişler. Karaya geçişe paralel olarak akciğerde de aynı oranda büyüme ve işlevselliğin karaya uyumunda faydalı değişimler olmuştur. kavramak gibi fonksiyonları vardır. İlk başlarda dişlere sahipken. amfibi ve sürüngenlerdir. Tiktaalik’in yerinde kim olsa karaya yönelirdi. Bu cevaplardan en güzel birkaç tanesini burada da yayınlamak istiyoruz. O zamandan beri geçen süreç içerisinde değişik formlar alarak. Peki karaya çıkmalarına ne sebep oldu? Bunun cevabını 375 milyon yıl önce yaşamış olan Tiktaalik Rosaea’nın yanında bulunan balık fosilleri açıklayıcı olabilir. gerçekten harika cevaplar elde ettik. 335 . Biz insanlar genlerimizdeki kodların sadece %1inin kullanılması sonucu bu formlara ulaşıyoruz. teorisi gülünç karşılanmıştı ancak şimdi biliyoruz ki. Galileo ve Darwin’in de olduğu gibi Alfred Wegener haklı beyler :) Diş konusunda farklılık gösteren kurbağaların evrimsel yalıtılmışlığı yaklaşık 250 miyon yıl öncesine dayanır (keselilerin Avustrlya’da yalıtılması gibi). balinaların parmak kemiği ve karabatakların uçamayan kanatları gibi. İlk olarak. değişim geçirmesi ve başarısızların ayıklanması olarak kısaca özetlenebilir. Günümüz dünyasında birçok kurbağa dişlere sahip olmadan dünyaya gelir. Vomer ise burun deliklerinin ortasına lokalize. Dişler yaklaşık olarak 500 milyon yıl önce ilk kafa kemiğine sahip “Ostrakodemler” de kendisini göstermiştir. Dünya yaklaşık 250 milyon yıl önce Pangea adlı tek kara parçasından ayrılarak şimdi ki kıtaları oluşturdu. İşte sorumuzun cevabı da burada bazı kurbağalar hala atalarının diş yapma genlerini taşıyorlar. kurbanın kaçmasını önlemede işlevsel. Kalp odacık sayısı ve akciğerdeki büyüme karaya çıkış sıklığı ve egemen olma oranıyla aynıdır. Daha sonra karaya yönelmeye başladılar. Yılanların omurga. Böylece sizler için de harika bir kaynak olacağını düşünüyoruz. Hümanist Homosapiens’in gerçekten Evrim Ağacı’na yakışır cevabını paylaşmak istiyoruz: Canlılar ilk genetik materyala sahip olduğundan bu yana. sayfamız okurlarından Sn. Tüm bu yaşantılardan çıkaracağımız sonuç. daha sonra dişler işlevini kaybetmiştir bazılarında ise. 5-6 cmlik çivi büyüklüğünde dişlere sahip balıklar yaşıyordu. büyük. Bu değişim rastgele olmakla birlikte(mutasyon). doğanın süzgecinden geçerek ayıklanmaktadır. kendisi için faydalı olan etkisi küçük mutasyonlarla doğaya ve çevreye adapte olarak değişim geçirmektedir. kalan %99luk kısım bize atalarımızdan miras kullanılmayan işlevsiz genler. bir insanda apandistin gördüğü işlev kadar işlevselliği vardır. keskin.E V R İ M A Ğ A C I Kurbağalarda Dişler ve Görevleri Evrim Ağacı olarak düzenlediğimiz kitap ödüllü soru-cevap yarışmamızda. Levha tektoniğini öne süren Alfred Wegener ilk başalrda birçok bilim adamının maruz kaldığı gibi. büyük bir silahlanma yarışı ve acımasız bir av-avcı ilişkisi mevcuttu. ezici ve parçalayıcı gibi özelliklere yer bırakmıştır. apandist. yaklaşık 400-350 milyon yıl önce yaşamış ilk üyeli balık. bizim 20 yaş dişi. rakiplerine karşı koyamayacağı dişlerini yanına alarak. kuyruk sokumu gibi körelmiş organlar olarak kurbağalarda kaldığını gösteriyor. Tiktaalik zamanında basket topu büyüklüğünde başa sahip. yiyeceği tutmak. Kurbağa’nın ata formları olarak adlandırabileceğimiz canlılar sudan karaya geçmiş olan. Bu canlılar balık atalara sahipken (400 my) önce kalpleri tek odacıklıydı. önce kalp iki odacıklı daha sonra üç odacıklı olan yapılar avantajlı hale geldi. Doğal seçilim dediğimiz bu kuram. İlki sıra halinde üst çene kenarında bulunup. ancak bazı kurbağa türleri bunu körelmiş bir genetik miras olarak taşımaktadır.

nationalgeographic. oldukça keskin ve tırtıklı olan diş yapısına verilen isimdir. “Vomer dişler” (Vomerine Teeth) ise çenenin ortasında. kaygan ve güçlü dişlere denmektedir. Daha çok avlarını kontrol etmek içeride tutabilmek için kullanırlar. Bunların haricinde nadiren de avını yakalamakta kullanırlar. Fakat bu yapıları bizim genellikle kullandığımız anlamda diş olarak adlandırmak biraz güçtür. 336 .wikipedia. Pek çok okurumuzun doğru şekilde belirlediği gibi.infovisual. ( http://news. http://www. Vomerine teeth diye adlandırılar diğer diş grubuda 2 dişten oluşur ve üst çenenin tepesi ya da daha farklı bir tabirle ağızın çatısında bulunur.E V R İ M A Ğ A C I Referans: İçimizdeki Balık . Çünkü onlar bu yapıları koparmak.org/wiki/Dola%C5%9F%C4%B1m_sistemi Yazan: Hümanist Homosapiens (Evrim Ağacı okuru) Ayrıca.Neil Shubin.wikipedia. “maksil dişler” (Maxillary Teeth) çene boyunca sıralanan. sayfamız okurlarından Sn.info/02/img_en/030%20Mouth%20of%20a%20frog. ikili halde bulunan sert. http://tr. parçalamak ya da çiğnemek amaçlı kullanmazlar. Alttaki link görsel açıdan bize biraz daha kolaylık sağlayacaktır.org/wiki/Levha_hareketleri http://tr. Genellikle avlarını bütün halinde yutmayı tercih ederler.com/news/2011/02/110209-frogs-teethevolution-science/ ) Maxillary teeth küçük koni biçiminde olan çok sayıda dişler üst çenede sıralanmıştır.jpg Yazan: Berk Kaan Kuğuoğlu (Evrim Ağacı okuru) Evrim Ağacı olarak biz de şöyle bir bilgilendirmede bulunmak istiyoruz: Kurbağaların dişleri konusunda tek bir cevaba ulaşmak zordur. Alt çenelerindeki diş benzeri yapıların evrim sürecinde kaybolduğu düşünülmektedir fakat son araştırmalarda yeniden oluştuğuna yönelik bulgular da bulunmuştur. Berk Kaan Kuğuoğlu da muntazam bir cevap vermiştir: Kurbağaların üst çenesinde bulunan iki farklı diş grubundan biri Maxillary diğeri de Vomerine olarak adlandırılır.

diğer pek çok hayvan gibi keskin dişlerini değil. avın sabit tutulması için kullanılır. bir “çiğneme” işlemi değil. bir “ezme” işlemidir. bilimsel terminolojide mekanik sindirimi başlatmak adına bilinçli olarak çene kasları ile besini ağız boşluğunda küçük parçalara ayırmak demektir. Bu. ağız kaslarını sıkıca kapatan kurbağanın dişlerinin ister istemez avı ezmesinden ötürü olmaktadır. avın kaçmasını önlemek yerine. çoğu zaman birbirlerinin yerine geçerek kullanılmaktadır. avın kaçmak için debelenmesi sırasında. Ancak kaygan yapısından dolayı genellikle vomer dişler. Ki bu da çoğunlukla bilinçli ve amaçlı olarak değil. 337 .E V R İ M A Ğ A C I Bu dişlerin görevleri. yapışkan dillerini kullanırlar. tıpkı yılanlar gibi bunu asla yapmazlar ve avlarını bütün olarak yutarlar. genellikle maksil dişler avın ağızdan çıkmasını önleyen parmaklık görevini görürler. Avlarını yakalamak için. ancak kurbağalar hakkında kesin olarak bildiğimiz bir bilgi. “Çiğnemek”. Kurbağalar. Yarışmamıza katılan herkese çok teşekkür ediyoruz. avlarını “çiğnemek” amacıyla dişlerini asla kullanmadıklarıdır. Avlarını yakaladıktan sonra. Vomer dişler de benzer bir görevle. sert yapılarından ötürü avın ezilmesine yararlar.

. Ancak tavuklar bunu yapamazlar. Tavukların evrimi sırasında bu kafa stabilizasyonunun sağlanabilmesinin tek bir sebebi vardır: Görebilmek. :) Tavuklar. 338 . Sonra tekrar kafalarını ileri atarlar ve bu böyle devam eder.. Hatta bu yazıyı okurken kafanızı ekrana yaklaştırıp uzaklaştırsanız bile göz kaslarınız odaklanarak sorunu çözecektir. Bunun sebebi. Örneğin sizler bu yazıyı hem okuyup. Aynı zamanda tavukların (ve diğer pek çok kuşun) yürürken kafalarını komik bir ileri-geri hareketi yapma sebepleri de aynısıdır. Önce kafalarını ileri atarlar.com/watch?v=Ei1EP1sjUrQ Bunun sebebi nedir hiç merak ettiniz mi? Evrim Ağacı olarak açıklayalım. tavukların yürürken hem kafalarını sağlayıp hem gözlerini odaklayamamalarıdır. hem kafanızı istediğiniz her yöne hareket ettirebilirsiniz. hem gözlerini sabitleyemezler. sonra sabitlerler ve vücutlarını ileri hareket ettirerek kafalarıyla aynı hizaya getirirler. bizlerden farklı olarak.youtube. odaklayamazlar (focusing).E V R İ M A Ğ A C I Tavuklarda Kafa Stabilizasyonunun Sebepleri Öncelikle şu komik videoyu izlemenizi rica ediyoruz: https://www. Eğer bu hareketi yapmasalardı. gözleriniz sabitlendiğinden ötürü okumanız aksamaz. hem kafalarını hareket ettirip. hiçbir şey göremezlerdi.facebook.com/video/video.php?v=10150108552842145&oid=116857058373975&comments Sonra da şu günlük hayatımızda sıkça karşılaştığımız “güvercin yürüyüşü” videosunu: http://www.

Şimdi. Cnidaria şubesinin temel özelliği. 339 . Biz. hayvandan çok bir bitkiyi andırır bir şekilde.E V R İ M A Ğ A C I Turritopsis nutricula (Ölümsüz Denizanası) Bildiğiniz üzere bir süredir bilim sayfalarında sürekli olarak ölümsüz bir denizanasının keşfedildiğinden bahsediliyor. su dibinde. şimdiden oldukça meşhur oldu bu hayvan.wikipedia. hareket etmeden yaşarlar. hayat döngülerinin iki aşamadan oluşmasıdır: Polip Dönem ve Medusa Dönemi. Sabit bir yaşam sürmezler. kendilerini bir “kök” ile sabitleyerek. Medusa Dönemi’nde vücutları çan ya da daha tipik olarak “şemsiye” şeklini alır. Medusa Dönemi’nde Cnidarianlar eşeyli olarak ürerler. ilk olarak denizanalarının Cnidaria (Sölenterler) şubesinden olduğunu belirtmek gerekiyor. sabit bir şekilde. Bu şubeyle ilgili yüzeysel de olsa Türkçe bilgiye Vikipedi’den ulaşabilirsiniz: http://tr. Polip devrede hayvanlar “”tomurcuklanma” ile eşeysiz olarak ürerler. Polip Dönem’de Cnidarian şubesindei hayvanlar. aşağıdaki gibi gözükürler: Daha sonra. medusa dönemine geçerler. normal bir hayvan gibi avlanırlar. Denizanalarından aşina olduğumuz uzun dokungaçlara sahiptirler ve diledikleri gibi hareket edebilirler. Polip dönemdeki Cnidarianlar. ağızlarında bulunan dokungaçlarla avlanırlar ve bu şekilde yaşarlar. Her ne kadar bu hayvan hakkında fazla açıklama yapılmasa da (Türkçe bilim sayfalarında). hayatının ilerleyen dönemlerinde Cnidarianlar. gelişmeyle birlikte. Evrim Ağacı olarak size bu hayvan hakkında biraz bilgi vermek istiyoruz. Tutundukları yerden.org/wiki/Knidliler Burada da bahsedildiği üzere. Böylece bilgi sahibi olmadan fikir sahibi olmamış olacaksınız diye ümit ediyoruz.

ölüme direnmek değil. Ancak. Turritopsis nutricula’nın teorik olarak ölümsüz olması demektir. normal bir hayvandaki gibi sürer. Burada eşeyli olarak üreyip yavru polipler üretirler. yaşlanıp ölmek yerine ken- disini yavru (polip) hale döndürerek yaşamını sürdürür. Bu sayede. medusa dönemine girilir. burada bizim yeni denizanası türümüz olan Turritopsis nutricula’yı tanıtmakta fayda var: Diğer tüm denizanalarından farklı olarak. ilk defa polip döneme geri dönebilme özelliğine sahiptir. eşeyli üreme ile yavrular üretilir ve ölünür. gelişip medusa dönemine girerler. bir noktada tersine döner: Yavrular polip dönemi yaşarlar. Yavrular polip dönemden geçerek büyürler ve döngü bu şekilde. Ölümsüzlükten kasıt. Turritopsis de avlanma ya da hastalanma sonucu ölebilir. bu tür. sürekli olarak. yaşlanma sonucu ölüm gerçekleşmez ve bir birey. Öte yandan. yaşlanıp ölmeleri gerekirken. denizanalarında daima polip olarak hayata başlanır. kendilerini polip döneme döndürebilirler.E V R İ M A Ğ A C I Medusa dönemindeki bir Cnidarian. Yani yukarıda bahsettiğiiz hayat döngüsü. aşağıdaki gibidir: Normal olarak. Şimdi. elbette her canlı gibi. yaşlılık sonucu ölüme engel olabilmedir. Turritopsis nutricula aşağıdaki görünümdedir: İşte bu. daha sonra. 340 .

wikipedia.co.timesonline. gelecek dönemlerde.net/nature/ns0802/03_1279_hongbao_turritopsis_ns0802_15_20. Unutulmaması gereken bir diğer nokta şudur: Henüz.pdf http://www.sciencepub. kaç defa ya da ne kadar sağlıklı bir şekilde üreyebildiği ve polip hale geri dönebildiği bilinmemektedir.E V R İ M A Ğ A C I Bu özellik.html http://www. küçümsenmemelidir. bu sorulara cevaplar verilebilecektir. bu sebeple tek bir bireyin. yine de. İngilizce olarak bu hayvanla ilgili makaleleri ve araştırmaları bulabilirsiniz: http://www.org/wiki/Turritopsis_nutricula 341 . Şimdilik yaşayan bireylerin kaç yaşında olduğu bilinmemekle birlikte.ece http://en. ********************* Aşağıda.uk/tol/news/science/article5594539. yapılacak araştırmaların sonuçlarına göre.jellyfishfacts. bu canlı üzerinde uzun süreli deneyler yapılmamıştır.net/turritopsis-nutricula-immortal-jellyfish. Çünkü bu hayvanın genetik yapısı incelenerek pek çok sentetik yapı üretilebilir ve gelecekte yaşlılık ile çok daha başarılı bir şekilde savaşılabilir.

Bu göz tipinin en büyük sıkıntısı.E V R İ M A Ğ A C I Transparan Kafalı Balık: Macropinna microstoma Sayfamız okurlarından Sn. Evrim Ağacı olarak bu kadar gladyatör havasında yaklaşmanın anlamsız olduğunu. biz. Macropinna da bu özelliği geliştirmiş bir türdür. Bu balığın uzun bir süre gözlerini hareket ettiremediği düşünülmüştür. yaşadıkları ortama uygun bir şekilde (diğer tüm canlılar gibi) adapte olmuşlardır ve evrim sürecinden geçmişlerdir ve geçmektedirler. Bu yetisi sayesinde avına kilitlenebilir ve küçük 342 . bu balıkların yüzgeçlerinin suda neredeyse hiç hareketsiz durması ve son derece net ve keskin dönüşler yapabilmesidir. önemli bilgiler verebilecektir. Pek çok bilim insanı. Bir diğer ilginç adaptasyon. Bu sayede kafalarının üzerindeki silüet halinde dolaşan avlarını ayırt edip avlanabilirler. Ve bu canlılar. Örneğin bu balıkların gözleri. aşağıdaki fotoğraflarda görülen balıktır: Macropinna microstoma (© 2004 MBARI) Macropinna microstoma Fıçıgözlüler (Opisthoproctidae) familyasına ait bir türdür. halen Monterey Körfezi Akvaryumu’nda incelenmektedir ve araştırmalar çok ilginç sonuçlar vermektedir. Berk Çakan bize şöyle bir soru yöneltti: Macropinna hakkında bilgi verebilir misiniz? Evrim Ağacı olarak kendisine şöyle bir cevap vermek istiyoruz: Macropinna microstoma. isimlerinden de anlaşılabileceği gibi tüp şekilndedir ve bir fıçıyı andırmaktadır. Bu tür. görüş alanının çok dar olmasıdır. normal olarak güneş ışınlarının okyanus içerisinde ulaşabildikleri son noktalarda (yüzeyden ~600-800 metre aşağıda) yaşamaktadırlar. kalite ve güçte rakip bile bulunmadığını düşünüyoruz. her ne kadar çok ciddi bir çözünürlük sağlasa da. zaten Evrim’in karşısında herhangi bir rakip olacak seviye. ancak derin denizaltı kameraları sayesinde doğal ortamlarında gözlenen Macropinna’nın gözlerini hareket ettirmek yerine yatay konumdan dikey konuma geçerek daha geniş bir alanı görebildiği keşfedilmiştir. Fıçıgözlüler. Dolayısıyla bizim için bu balık da sıradan bir evrim ürünüdür ve özelliklerinin incelenmesi. Bu canlının tek adaptasyonu bu değildir. yani tam aydınlığın karanlığa kavuştuğu hatta. bu balığı “Evrim’in zaferi” olarak nitelendirmekteyken. doğanın mükemmel bir tasarıma sahip olmaktan çok. Bu da bizlere. eldekiyle yetinme ve onu mükemmele olabildiğince yakınlaştrma şeklinde “kör bir saatçi” gibi işlediğini göstermektedir.

araştırmalar sürerken gereksiz spekülasyonlardan kaçınmakta ve bilim insanlarından gelecek cevapları beklemekte fayda vardır.org/news/news_releases/2009/barreleye/barreleye. ********************* http://www. Henüz halen transparan kafayapısının tam olarak ne işe yaradığı ve neden evrimleştiği bilinmemektedir. Yine de. Macropinna’nın bu yapı sayesinde edindiği kamuflaj ile pek çok denizanasına oldukça yaklaşabildiği v avlanmak için bu gizlenme tekniğini kullandığıdır. Ayrıca bu hipotez.mbari. ancak en güçlü hipotezlerden biri. Çünkü Macropinna ile aynı derinlikte yaşayan denizanalarının görüntüsünün de benzer olduğu not edilmiştir.E V R İ M A Ğ A C I bir balıktan bir denizanasına kadar pek çok canlıyı yiyebilir.html 343 . Macropinna’nın gözlerinde bulunan yeşil biyolüminesant (biyolojik aydınlatıcı) pigmentlerin yapısının ve renklerinin denizanalarıyla benzer olmasıyla desteklenmektedir.

İlk hamsterlar. Hamsterlar. Avrupa ve Kuzey Afrika’da Orta Miyosen Dönemi’ne. doğada bulunuyorsa ne gibi şartlardan dolayı nasıl evrimleşmişlerdir? Albino hamsterların nasıl ortaya çıktığını söyleyebilir misiniz? Evrim Ağacı olarak kendilerine şöyle bir cevap vermek istiyoruz: Sayın Atıl Kaan Kalaycı ve Sayın Apfellini Ikarusaro. Ayrıca bunların haricinde soyu tükenmiş 15 cins tespit edilmiştir.E V R İ M A Ğ A C I Hamsterların Evrimi ve İnsan-Dışı Hayvanlarda Albinizm Sayfamız okurlarından Sayın Atıl Kaan Kalaycı ve Sayın Apfellini Ikarusaro bize şöyle iki soru yönelttiler: Hamsterlar doğada doğal olarak bulunan bir canlımıdır yoksa insanlar tarafından mı oluşturulmuştur . 7 cinse ayrılırlar. Evrimsel tarihleri. 1839 yılında tespit edilmiştir. Yani hamsterlar ilk olarak vahşi doğada keşfedilmiş (ve dolayısıyla evrimleşmiş). Cansumys (1 tür). Bunlar ismen: Allocricetulus (2 tür). yani Evrim Ağacı üzerinde yedi ufak tomurcuk/dal kapsarlar. Cricetus (1 tür).4 milyon yıl öncesiyle 11. Asya’da ise günümüzden 11 milyon yıl öncesiyle 6 milyon yıl öncesi evrimleştikleri bilinmektedir. yalnızca Suriye’de bulunan vahşi hamsterlar bilinmektedir. Cricetulus (7 tür). sonrasında ise 1930 yılından itibaren evcil hayvan olarak yetiştirilmeye başlanmıştır.2 milyon yıl öncesine kadar gitmektedir. Mesocricetus (4 tür). Mesocricetus auratus (Suriyeli / Altın Hamster) Phodopus campbelli (Rus Cücesi / Campbell Hamsterı) 344 . Bu tarihten öncesindeyse. ancak evcil olanları 1930’lu yıllara kadar yetiştirilememiştir. Phodopus (3 tür) ve Tscherskia (1 tür) cinsleridir. yani günümüzden 16.

Hamsterlarda da genetik mutasyon sonucu albinizm gözlenir ve bu durum kalıtsaldır. 345 . üzgünüz. daha düzgün ve bilimsel cümlelerle ifade edersek. ses. Albinizm (pigment eksikliği) hemen her hayvan türünde gözlenebilir. Ancak hamsterlarda albinizmin hangi gen ile veya hangi kromozom üzerinde taşındığı konusunda henüz bir araştırma olmadığı için. evcillik.E V R İ M A Ğ A C I Angora / Oyuncak Ayı Hamsterı Tabii ki unutmamak gerekir ki. Bunu. ancak bu farklı sıklıklarda olur. bazı albino hamsterların gözleri olmadan doğması ve 1 yaşından fazla yaşayamamasıdır. Albino hamsterlar sıklıkla karbeyaz tipi hamsterlarla karıştırılır ki bu bir hatadır. ilk Rus cücelerine ise 1988’de rastlanmıştır. vb. evcilleştirilmeye başladığı tarih olan 1930’lardan beri evcil hamsterlar üzerinde çok ciddi bir yapay seçilim baskısı vardır. Bunlarla ilgili bir ilginç bilgi ise. İlk albino Suriyeli tiplere 1950’lerde. insanların onlardan beklediği doğrultuda (renk. Hamsterlarda ise özellikle Suriyeli bireylerde (altın renkli olanlar). elbette ki doğadaki vahşi tür ve bireyleri göz ardı edersek. insan. Albino bir Hamster Albino hamsterların vücudunun tamamında beyaz kıllar bulunur. soluk pembe deri rengine sahiptirler ve kan kırmızısı veya pembe gözleri vardır. sakinlik. özellikler bakımından) evrimleşmiştir. Karbeyazların sırtında genellikle gümüş bir çizgi bulunur ve genellikle koyu renk gözlere sahiptirler. Bu sebeple de o tarihten bu yana hamsterlar. bu konuda net bir bilgi veremiyoruz. hamsterları istediği özelliklere sahip olanları kendi aralarında çiftleştirip diğerlerini çiftleştirmeyerek. oyuncak-ayı tipi bireylerde (uzun-kıllı Suriyeliler olarak da bilinir) ve Rus cücelerinde (Campbell tipi olarak da bilinir) görülür. Evrim’in yönünü belirlemişlerdir ve bir süre sonra hamster popülasyonlarında yalnızca insanın istediği özelliklere sahip hamsterlar kalmıştır.

. biz Evrim Kuramı’nı “kabul ediyoruz”. protistalarda da. “bilgi” olur. Evrim. Zira bundan yaklaşık 3. doğada sadece bakteriler vardır. Öglena da bunu kullanarak daha bol ışığa yönelebilir. yerinde olmuş. ortak ataları ne hayvandır. Hayvanlar ve bitkiler. “hayvandan hayvana geçiş” değildir.. Bizim cevabımız ise şöyle oldu.. O açıdan tebrik ediyoruz. Yani hem kendi 346 ... arkebakterilerde de. bitkiler ile hayvanlar arası geçiş yapan devasa bir alem vardır. Sadece ışığın daha şiddetli olduğu yönü algılamayı sağlar.E V R İ M A Ğ A C I “Hayvan ve Bitkilerin Ortak Atası Hakkında Bilgiler” ve “Ara Geçiş Türleri ve Hatta Alemleri!” Sayfamız üyelerinden Sayın Mustafa Türkmen bize çok güzel bir soru yöneltti. bir gerçek olarak “biliyoruz”. sorunuzun cevabına gelelim: Aslında soru her ne kadar güzel olsa da. bu soruya o kadar çok önce cevap verilmiş ve o kadar çok geçiş örneği bulunmuştur ki. Doğada bulunan bazı alg türleri. Soru aşağıdaki gibiydi: Evrim[i kabul ediyorum] [Evrim Ağacı düzeltmesi] ama geçenlerde arkadaşım bir soru sordu ve bilemedim. Protistalar dediğimiz krallık. en ilkel göz olarak görülmektedir ve ışığa duyarlıdır. umarız faydalı olmuştur.. bir bitki gibi fotosentez yapabilmektedir. bitkilerde de görülür. Zira bilimde “inanç” olmaz. ne de bitki.. mantar ve hayvan olmayan tüm ökaryot canlılar. Tıpkı Yer Çekimi gibi. malesef ilgi çekiciliği kalmamıştır. Bir algden örnek verelim. Science Daily’de 20 Haziran 2007 tarihinde yayınlanmış bir makale. Ancak demek istediğinizin “her hayvanın kendisinden önceki hayvanlardan evrimleştiği” olduğunu düşünüyoruz. kesinlikle yanlıştır. Ortak ataları. bazı bakteri türleridir. bırakın bir ya da birkaç türü.” Çünkü bu krallıktaki (alemdeki) canlıların çoğu hem bitkilere ait hem de hayvanlara ait özelliklere sahiptir. Yani elimizde. tıpkı bir hayvan gibi aktif hareket ile ışık kaynağına yaklaşabilir ve tıpkı bir bitki gibi fotosentez yaparak besinini üretebilir. Biz Evrim’e “inanmıyoruz”. resmi olmayan dilde. ayrıca meraklı olmak da her zaman iyidir. Sadece bir krallığa (kingdom) kısıtlandırmak. Bu yüzden de sizi tebrik ediyoruz. Açıkçası bunu görebilmeniz. Bu noktada bir yanlışınızı düzeltmekte fayda var: Evrim. Aynı zamanda bu ökaryotik tek hücreli canlıların pek çok türünde “göz noktası” denen bir organel yapı bulunur. Ancak merakınızı elbette gidermek bizim görevimizdir. öyle eski zamanlarda birbirinden ayrılmıştır ki.Evrim hayvandan hayvana geçiş ise bitkiler nasıl oluştu?Yok bitkiye geçiş varsa neden bitki hayvan ara geçiş formu yok ya da neden bazı hayvanlar azda olsa fotosentez yapamıyorlar?Neden bazı hayvan hücrelerinin kloraplastı yok? Ilginiz için şimdiden Teşekkürler. hem heterotrof beslenme biçimlerine sahipler. şu şekilde tanımlanır: “Bitki.. iyi okumalar: Sayın Mustafa Türkmen. Örneğin çok meşhur bir protista olan Öglena (Euglena). Bu nokta. sorunuzun da cevabını ortaya çıkarmaktadır. “mixotroph” dediğimiz ve hem ototrof. İlk olarak güzel bir düzeltme yapmışsınız. bakterilerde de.5 milyar yıl önce. ne bitkiler ne de hayvanlardan bahsedilebilir. :) Şimdi.

ortak atalarından beri hayatta kalabilmesiyle açıklanabilir. hala aramızdadırlar. Mantarlar.E V R İ M A Ğ A C I besinlerini üretebiliyorlar.sciencedaily. Aşağıdaki bağlantıda daha fazlasını bulabilirsiniz: http://www. besinlerini vücutları dışarısında sindirirler (dışarı salgı) ve sonra parçalanmış besinler “yerler”. Hayvanlar.com/releases/2007/06/070619182508. Ancak arada kalan türler de mantarlar. Burada farklılaşma başlamış.com/releases/2007/10/071011142628. hem de bitkilere ait genleri taşımaktadır. tıpkı hayvanlar gibi. mantarlar da ilginç bir geçiş olarak karşımıza çıkmaktadırlar. bundan 3.sciencedaily.htm Aynı sitede yayınlanan bir diğer makaleye göre. Chlamydomonas reinhardtii isimli bir yeşil alg türü. hem de avlanabiliyorlar. Ancak iki dev alemin ortak atası. Yani bitkilerle hayvanlar arasındaki geçiş türleri yok olmamıştır. http://www.5 milyar yıl kadar öncesine dayanmaktadır: Minik bakterilere. bir kol bitkiler alemini oluşturmuştur. Bildiğiniz üzere türleşme gerçekleştikten sonra ortak ata hayatta da kalanabilir.htm Bunun yanıısra. Bu. hem hayvanlara. avlanan (heterotrof) türlerdir. genel olarak serbest hareket edebilen. Bitkiler ise genellikle sabit olan ve kendi besini üreten (ototrof) türlerdir. protistalar gibi alemleri oluşturmuştur. 347 . kendi besinlerini üretemezler. soyu tükenebilir de. bitkiler gibi sabit olmakla birlikte. günümüze kadar bir kol hayvanlar alemini. Ancak mantarlar.

Bununla ilgili şöyle bir yazı yayınlamıştık zaten: https://www. karar kimyasal reaksiyonlarla alınır. Çünkü bunlar. Gerçekten sorunuz da. bilinci açıklayan anladığım kadarıyla iki teori sözkonusu. bilginin işlenmesiyle ilintili evrimsel bir hatadır. bilginin işleme girip başka bir bilgiye dönüştüğü her durum kendi bilincini yaratır. Biz. oldukça yüksek IQ seviyelerine sahip olduğunu göstermektedir. Kafa oluşumuyla (cephalization) birlikte bu yapıların gittikçe bugün “beyin” dediğimiz organa geliştiği görülür. Yapılan araştırmalar.clintoncc. buna göre bilinç. Bu yüzden sizi tebrik etmek istiyoruz. bir insan da.gregory/files/bio%20102/bio%20102%20lectures/nervous%20 system/nervous1.facebook. bilinç denilen şey bunun üzerine çöküp “kararı ben aldım” der. Çok karmaşık bir konu. verdiğimizi sandığımız kararlar iradi değildir. beyin dediğimiz organın evrimini anlamamız gerekir. evrim teorisinin bilince dair bir açıklaması var mıdır? Evrim Ağacı olarak cevabımız şu şekildedir: Sevgili Utku Demirel. Evrim Ağacı olarak bu bahsettiğiniz iki açıklamanın bir sentezini yapmamızın daha doğru olacağı kanısındayız. örneğin. kendi eğitimlerimizde de bu şekilde bir yaklaşım izliyoruz. atıyorum bir salyangoz da olabilir. ikincisi bilgi alışverişinin olduğu her yerde ilkel ya da karmaşık düzeyde bir bilinç vardır. ilki algoritma tabanlı bir yapı olan beynin yan ürünü olduğu yönünde. bilinçli olarak mı? Sayfamız okurlarından Utku Demirel bize şöyle bir soru yöneltti: merhabalar. sinir hücrelerinin öbeklenmiş halleridir ve bir beynin en az gelişmiş yapısı şeklinde görev yaparlar.htm Konuya biraz daha derinlemesine bakacak olursak. yassı solucanlarda görülür. Şimdi biraz açıklamama izin verin: İlk olarak. bilinçle ilgili bir süredir oradan buradan okumalar yapıyorum. bilincin evrimi ile beynin evrimi arasında yakın ilişki olduğunu görürürüz. bu bir nükleer reaksiyon geçiren uranyum atomu da olabilir. beynin en ilkel hallerine gitmemizde fayda vardır. En ilkel beyinler olarak gangliyonları görebiliriz. Bu konuyla ilgili ayrıntılı bilgiyi aşağıdaki bağlantıda bulabilirsiniz: http://faculty.E V R İ M A Ğ A C I Bilincimiz nasıl evrimleşti? Hayvanlar içgüdüyle mi hareket eder. bilinci anlayabilmemiz için. aşağıdaki kaynaklardan okuyabilirsiniz: 348 . Konuyla ilgili bilgileri.com/note.edu/faculty/michael. Gangliyonlar.suny. bazı şempanzelerin ve orangutanların. sorunuzun içerisinde verdiğiniz bilgiler de son derece isabetli. idealist yorumları bir tarafa bırakırsak.php?note_id=166678153390268 Orada değinmediğimiz bir konu olarak.

zekanın evrimiyle paralel olmuştur. bilinçli hareket etmektedir.timesonline. insandan sonra en yüksek IQ’ya sahip olan canlılar aşağıdaki gibidir: 1) Şempanze (iki türü) 2) Goril 3) Orangutan 4) Babun (7 farklı türü) 5) Gibon (7 türü) 6) Maymun (Makaklar ve diğerleri) 7) Küçük-dişli balina (katil balina da dahil) 8) Yunus (8 farklı tür) 9) Fil (2 tür) 10) Domuz Hayvan IQ’ları üzerine yapılan bir diğer araştırmaya da şuradan ulaşabilirsiniz: http://www. bir kelebek kadar güzel renklerimiz._O. Ancak bu zeka sınırları öyle dardır ki. beyinde gerçekleşen biyokimyasal reaksiyonlardır.org/2010/12/08/animal-iqs-which-is-the-smartest-animal/26219/ Sonuç olarak. yine yukarıdaki notumuzu okumakta fayda vardır. bizim gibi daha yüksek zekaya sahip hayvanlar tarafından incelendiğinde._Wilson) yaptığı bir çalışmaya göre. Peki.com/releases/2006/08/060801231359.uk/tol/news/uk/article1654998. özellikle de hayvan. Bunun haricinde bir ayı gibi pençelerimiz. http://www. Ancak insan. Benzer testler. bilinçsiz hareket etmez. Çünkü az ya da çok gelişmiş bir duyu organları zinciri ve sinir sistemi bulunmaktadır. Dolayısıyla. duyu organlarından alınan verilerin işlenmesi kolaylaşmış ve farklılaşmıştır.co.newscientist. bir tazı gibi bacaklarımız. anlam kazanmıştır.htm Genel olarak bir orangutan veya şempanzenin insan ölçeğinde 16-20 arası IQ’su olduğu bilinmektedir. Bir hayvan davranışları uzmanı olan Edward O. Tek sorun. biz. Bizim “düşünce” dediğimiz olgu da.ece. Yani maymunların da belirli bir düzeyde zekası bulunmaktadır. sadece zeka konusunda kendisini geliştirmiş bir türüz.pbs. Beyin büyüyüp. onların IQ düzeyinde 349 . bunun bir ürünü. bir insan için “normal” olarak görülmektedir. bir köpekbalığınınki gibi bir burnumuz yok. beynimiz daha gelişmiş ve şu an etrafımızda gördüğümüz hemen her şey. Ancak bunun doğru olmadığını düşünüyoruz. Daha önceden bize anlamsız gelen noktalar. doğada hiçbir canlı. farklı hayvanlarda da yapılmıştır ve bu canlılarda da belirli seviyelerde IQ düzeyleri gözlemlenmiştir. IQ düzeyi bizim ölçeğimizde 1 bile olsa.html http://www.wikipedia. Fakat bu demek değildir ki biz onlardan “üstünüz. kendi zeka sınırları dahilinde. Bunun sebebi nedir? Bunun sebebi. Wilson’ın (http://en. bu reaksiyonlardan fazlası değildir.org/wiki/E. Onlara karşılık. “otomatiğe bağlamış” ya da “programlanmış” ya da daha bilimsel adıyla “içgüdüsel” bir hareket gözlenebilir. bilincin bu evrimdeki yeri neresidir? Bununla ilgili.E V R İ M A Ğ A C I http://www.com/article/dn17318-monkey-iq-test-hints-at-intelligent-human-ancestor. bir çita gibi hızımız.” Biz. 100 puan. Çünkü insan bilincinin evrimi.org/wnet/nature/episodes/orangutans-just-hangin-on/orangutan-i-q/2265/ http://www.sciencedaily. sinir düğümü sayısı arttıkça.globalanimal. Bizim görüşümüze göre. her hayvanın belirli bir düzeyde IQ’su bulunmakta. bunlardan açık ara ileride.

nesiller sonunda. yine beynimiz tarafından “düşünce” olarak algılanır. Bu ilke sayesinde. bizi aynı şekilde görür müydü? Açıkçası. bu soruya. ayrı bir tartışma konusudur. bizden düşük IQ’lu canlılara baktığımızda “otomatik” ve “içgüdüsel” hareketler görüyoruz. Her şey. şu anda Dünya üzerindeki en yüksek IQ’ya sahip canlılar biziz. Bizler. tüm hayvanların bu “içgüdüselmiş gibi gözüken” davranışlarını açıklayan bilimsel bir ilke zaten mevcuttur: Baldwin Etkisi. Böylece. Bu ilkeye ve bilimsel kurama göre. Ama madem ki biz. sadece beynimizi tetikleriz. yeni bir durum karşısında en etkili tepkiyi verip bu tepkiyi öğrenen bireyler avantajlı konuma geçeceklerdir. çok dikkatli bir şekilde ve nasıl ki tarih bilimi tarihi. Ancak ortada “yaratılmış” hiçbir şey yoktur. Aslında bizler “karar” almayız. “o dönemin içerisinde” inceliyorsa. “algı”dan ibarettir. Böyle yapıldığında görülecektir ki. bizim zekamızın bize tanıdığı esneklikle kıyaslanmayacak kadar sınırlı olmasıdır. bütün hayvanlar. Günlük hayatınızı gözden geçirin. hikayeler farklı olsa da. En nihayetinde hepimiz benzer hayatlar yaşıyoruz. yavru su kaplumbağalarının nasıl yumurtadan çıkar çıkmaz denize ulaşmaya çalıştığını ve bize “içgüdü” gibi gelen bütün öğrenilmiş davranışları açıklamamız mümkündür. Ne kadar sıradışıymış gibi görülürse görülsün. bizden çok daha zeki bir hayvana (eğer var olsaydı) “içgüdüsel” gelebilirdi. bir organizmaya ait popülasyonda. 350 . Peki biz. beyin bizim tetiklememiz doğrultusunda bazı tepkimeler geçirir (cascade) ve bunun sonucunda salgılanan kimyasallar. Bu kuramı. aslında her hayvanın bir bilinç düzeyi vardır. acaba bizden çok daha zeki bir varlık olsaydı. hareketlerimizde özgür müyüz? Evet. Nesiller boyu. birikimli olarak belli bir davranışı sergilemeye meyilli bireyler evrimleşebilecektir. Konuyla ilgili. Bu açıdan. Zira beynimizdeki her “karar” ve “düşünce”. duyu organlarımız aracılığıyla aldığımız kimyasal ve fiziksel tepkilerin beyinde tetiklediği biyokimyasal reaksiyonlardan ibarettir. gündelik hayatlarımızı düşünürsek veya en çılgın ya da sıradışı insanların hayatlarını bile düşünsek. Halbuki bir diğer canlı için bizim yaptıklarımız ve hayatımız hiçbir anlam ifade etmeyebilir ve tüm davranışlarımız. bizden düşük IQ’lu hayvanların zeka düzeylerinin onlara tanıdığı esnekliğin.E V R İ M A Ğ A C I düşünemiyoruz ve bu sebeple yapılan hareketler içgüdüsel geliyor. genetik altyapısından dolayı bu tepkiyi tekrarlamaya yatkın olan bireyler seçileceklerdir. bebeklerin nasıl annelerinin memelerine meyillendiğini. Tek sorun. ünlü algı bilimci Daniel Dennett de oldukça geliştirmiş ve çeşitlendirmiştir. kararlarımızda özgür olup olmadığımız da. cevap vermemiz çok zor olmaz. Bu sebeple. biyoloji de canlıların davranışlarını “o IQ düzeyinde” incelemelidir. bizim için kıymetli olduğu için değerlidir yaşadıklarımız.

Sorunun ilk cevabına aşağıdaki bağlantıdan ulaşılabilir: http://www. beslenme kaynaklarının kısıtlanmasına neden olmuyor mu? İnsanlarda hak.. açıkçası ilk ve yüzeysel bakışta önemsiz gibi görülebilmektedir. sevgi. Evet. İşte bu nokta. Ancak eğer ki yavrusunu beslemezse. Ama acıma ve şefkat gibi duygular karşı bireye fayda sağlarken aslında bireyin kendisine dolaylı olarak zarar vermiyor mu? Örnek. Aynı durum.. halbuki popülasyon geneline çok önemli faydalar sağlayan “şefkat” ve “acıma” gibi duyguların evrimi ve genel olarak. türün genel anlamda devamlılığını sağlayacak şekilde “seçim yapacaktır”. adalet. Bir canlının var olduktan sonraki ilk yapması gereken şey hayatta kalmak ve aslında biyolojik açıdan baktığımızda.E V R İ M A Ğ A C I “Acıma” ve “şefkat” bireye zarar verdiği halde neden evrimleşmiştir? Evrimsel açıdan “üremek” ne demektir? Sayfamız üyelerinden Bersin İnan aşağıdaki soruyu bize yöneltti: “Mesela aşkın bir nevi insanlarda cinselliğin tetikleyicisi gibi çalıştığını bununda doğal seçilim yoluyla ayakta kalan bir duygu (bu duygunun ilk olarak ‘neden’ oluştuğu konusu da ayrı bir soru olabilir) olduğunu düşündük. Burada tek çıkardan söz edilebilir: Var olmak ve var olmayı sürdürmek. Aslında canlıların bu iki amacı taşıma sebepleri. “üreme çağına gelip üreyene kadar” hayatta kalmasıdır. konu başlığımızda yazan ve okurumuzun sorduğu soruların tümüne cevap olmaktadır. şefkat . Dolayısıyla her zaman daha şefkatli olmaya yatkın anne bireyler (ve kimi 351 . “hayatta kalmak” ve “üremek” kavramlarının göründüğü kadar basit kavramlar olmadığını ve bir “trade-off ” durumunu beraberinde getirdiklerini anlatmıştık. “şefkatli” olması. Sorunuza ilk cevabımızda. sadece bireylerin tek tek var olmasını değil. çok ciddi bir yanlışa düşmek olacaktır. zira yavrusunu korumak pahasına av olabilmektedir ya da kendisi az beslenmekte/üreyebilmektedir. Daha doğrusu iki kademeli bir cevap. bu kavramlara yüzeysel bakmak. konumuzun başlığını içeren ve bireylerin kendisine zarar veriyormuş gibi gözüken.. genel olarak “tür”ün çıkarının korunmasıdır.vicdan. Ancak durum bu kadar basit değildir. Dolayısıyla. hukuk. kendi çıkarları değil. yavrular çok daha kolay av olabilecektir ve türün devamlılığı tehlikeye girecektir. memelilerin yavrularına gösterdikleri koruma ve şefkat yavrunun kendi ayakları üzerinde durumayı öğreninceye kadar yavruya fayda sağlarken aslında bu anne. gibi duygular insan nüfusunun sürekli ve daha hızlı bir şekilde artmasına neden olup populasyona fayda(?) sağlarken bireyin kendisine zarar vermiyor mu? Doğal seçilim bunu neden yapıyor? (Doğal seçilimin bilinçli olmadığının farkında olarak)” Evrim Ağacı olarak bu soruya iki farklı cevap vermek istiyoruz.org/soru-cevap/insanlar-neden-ucamaz-trade-off-evrimsel-acidan-hayatta-kalmak İkinci cevabımız ise aşağıdaki gibidir: Sayın Bersin İnan. Başarıyla üredikten sonra ölmesi. Dünya’daki tüm canlıların temel amaçlarından ikincisi olan “üremek” kavramı için de geçerlidir. Çünkü hayat amaçlarını yerine getirmiştir. Dolayısıyla Doğal Seçilim. Dolayısıyla bir organın ya da yetinin evriminin arka planında gerçekleşenleri çok dikkatli incelemek gerekmektedir. baba veya diğer bireylerin zararına onların yaşam alanlarının. bir anne bireyin hayatını riske atabilir.evrimagaci.

ikiz kardeşiyle 1/1 dir. Sayın Bersin İnan’ın soruları ve bunun gibi başka sorular gün ışığına çıkacaktır. toplumun faydası için kendilerinden fedakarlıklarda bulunabilirler. kardeşiyle 1/2.bu bir nevi dengeleyici rol oynar tür içerisinde) Doğal Seçilim tarafından korunacaktır. Akraba seçilimi ve bencil gen kuramları ile düşünüldüğünde. Kimi zaman bireyler. genlerinin % 50 si yavrudadır. Ancak anne yavrusu ile %100 akraba değildir. Kuzeniyle arkabalığı1/8. ancak erkekler genellikle yuvayı bırakarak üremeye devam ederler -tek eşli olmayan canlılarda. üremeyi sadece bireysel üreme olarak algılamak doğru değildir. tıpkı tavuskuşunun kuyruğu konusundaki doğal seçilim/ cinsel seçilim dengesi gibi bir dengeye tabiidir. Evrim Ağacı’nın yaptığı yorumlarla beraber ele alındığında. Annenin veya babanın yavrularına yaptığı yardım aslında kendi genlerine yaptığı yatırımdır. Ayrıca sayfamız üyelerinden Sayın Kubilay Meşe’nin yorumunu da buraya eklemekte fayda görüyoruz: Ayrıca burada bencil gen kuramı yardımı ile bir yorum yapılabilir. Ancak bu da. Dolayısıyla. Bunları söylememin nedeni akraba seçilimi denilen olayda bizlere yardımcı olmalarıdır. 352 .E V R İ M A Ğ A C I zaman erkekler de. Çünkü şefkatli bir anne tarafından yetiştirilen yavrular daha kolay hayata tutunabileceklerdir ve bu zincir sürekli olarak devam edecektir. Eğer ki bireyin fedakarlıkları. şahsi menfaatlerini zorlamaya başlar ve onun fitness’ını bozacak yönde etkilemeye başlarsa. Doğal Seçilim bu duruma engel olacak ve fedakarlık oranını ayarlayacaktır.

sadece insanda bile 30-40 civarı körelmiş yapı bulunmaktadır ki siz. Doğum kontrolünü ortaya çıkaran şey de istenen çocuk sayısındaki azalma. milyonlarca hayvan ve bir o kadar da bitki türünü düşünürseniz. Darwin’in. sizin de belirttiğiniz gibi. eskiden 6-10 çocuğa ihtiyacı olan insanların bugünkü koşullarda 1-2 çocuğa ihtiyaçları var. Evrim Ağacı olarak kendisine şöyle bir cevap vermek istiyoruz: Sayın Ezgi Sönmez. “doğayı bir savaş alanı”na benzetmesi. Fakat gördüğümüz bunun tam aksinedir. Günümüzde gelişen teknoloji ve bilim sayesinde. çünkü çok geniş bir alan ve yüz binlerce farklı ve güzel örnek vermek mümkün. örnek ve açıklamalarına ulaşılabilir: http://www. İnsanın evrim sürecinde tüylerini ve dişlerinin keskinliğini kaybetmesi gibi.org/faqs/comdesc/section2. Öncelikle bu ince düşünülmüş güzel soru için teşekkür ediyoruz. evrim yoluyla eleniyor. İlk olarak.talkorigins. yeni çevre koşullarında gerekmemesi sonucu o organın gittikçe körelerek gerilemesine denmektedir. bu konuda “körelmiş organlar” (vestigial organs). vahşi ortamlarında insanlar daha çok “hayvanlar gibi” yaşamaktaydılar. milyonlarca yıl içerisinde değişen çevre koşulları sonucu meydana gelen evrimsel süreç dahilinde. Bu sebeple de pek çok niteliği. balıkların milyonlarca ve hatta toplamda milyarlarca “potansiyel yavru” olarak görebileceğimiz yumurtalarının sadece ve sadece birkaç tanesinin döllenebilmesini fark etmesiyle olmuştur. Eğer ki doğa iddia edildiği ya da olması arzulandığı gibi “mükemmel” olsaydı. Doğurganlığımızın ya da cinsel arzularımızın azalması gerekmez miydi (ya da evrimin binlerce yıl gerektirdiği düşünülerek doğurganlığımızın ya da cinsel arzularımızın ileride azalacağını öngörebilir miyiz? Teşekkür ederim.html Daha ayrıntılı bir körelmiş organlar notu hazırlayabiliriz. doğanın “mükemmel” olmayışından dolayı bu tip açıklar var olmaktadır.E V R İ M A Ğ A C I “Körelmiş organlar” neden körelir? İnsanın cinsel isteği körelmekte midir? Sayfamız üyelerinden Sayın Ezgi Sönmez şöyle bir soru yöneltti bize: Benim anladığım/bildiğim kadarıyla artık ihtiyaç duyulmayan uzuvlar ya da nitelikler. Doğrudan sizin sorunuza geçelim: Eskiden. Doğada pek çok konuda sıkı bir ekonomi uygulansa da. hiçbir israftan bahsedilemezdi. 353 . Aynı mantıktan baktığımızda. körelmiş yapıların sayısını hayal edebilirsiniz. Aşağıdaki bağlantılarda da uzun ve ayrıntılı tanımlarına. O yüzden burada çok fazla girmek istemiyorum. kendi geliştirdiği silah olan beyin sayesinde artmış ve artık vahşi doğadan kendini sıyırmıştır. bu gelişime paralel olarak değişmiştir. eski bir zamandaki çevre koşullarında (buna cinsel koşullar da dahil) gereken bir organın ya da özelliğin. Elimizden geldiğince cevap verelim. alelade bir hayvan olan insanın (Homo sapiens) refahı.

ona bağlı olarak tendonların. Ve eğer ki doğal koşullar. Çünkü bu. evrimin gelecekte ne tip bir yön izleyeceğini tahmin etmeye çalışmak. Burada şu soru sorulabilir: O zaman neden bütün canlılar onlarca yavru doğurmamaktadır? Bunun sebebi açıktır ve Darwin zamanında Thomas Malthus tarafından ispatlanmıştır: Çünkü. Ancak günümüzde artık yükselen refah koşullarından dolayı buna gerek yoktur. başka iddia ve düşünce sistemleri ile açıklayamazken. sizin de belirttiğiniz “doğum kontrolü” kavramından bile görülebilmektedir. enerji ekonomisinin. daha az çocuk yapmamızı gerektirirse (ki günümüzde gerektiriyor gibi gözükmektedir). “yönlü evrim” hatasına düşmemek gerekir. doğanın belli bir kaynak rezervi vardır ve bunu tüketebilecek canlı sayısı aşağı yukarı belirlenmiştir. Bu sebeple Evrimsel süreçte kanatları körelmiştir. bu açılardan zayıf düşecek ve elenecektir (örneğin 10 çocuklu bir ailenin fakirleşerek çocuklarının bakımını yapamamaları sonucu çocukların ve hatta ana-babanın ölmesi gibi). Ve vahşi doğada. çünkü sayı arttıkça istatistiki hayatta kalma ihtimalleri de artacaktır. Ayrıca insanlar üzerindeki doğal baskılar. değerlendirmelerimizi bugünün koşullarında yapmakrayız ve sayısız değişkeni göz ardı etmekteyiz. dursun” mantığı ile korunmamaktadır. dolayısıyla hayat mücadelesine harcayacağı enerjiyi boşa harcamasına sebep olabilen durumlardır. Arkeik (eski) insanların doğurma kapasitesi konusunda kesin bilgilerimiz olmasa da. gereksiz sayıda çocuk doğurmaya kalkan bireyler.E V R İ M A Ğ A C I Bunu. diğer hayvanlara göre farklılaştığı için (örneğin avlanma baskısı artık insan üzerinde yoktur. döllenme. Çünkü bu organları geliştirmeyenler veya işe yaramaz alışkanlıklarını bırakmış ya da onlardan kurtulmuş bireyler. Biz. bizim ihtiyaçlarımız. Örneğin. kasların. dalmaktadır. gereksiz ve çoğu zaman 354 .” Bu da doğru değildir. Evrimsel süreçte bir pençeyi daha güçlü hale getirmek. canlılar fazla fazla üresinler de. aslında Evrimsel süreci çok fazla ilgilendirmez. belki bazı denemeler yapılmış olsa da. Burada da şöyle bir yorum yapılabilir: “Olsun. çevrenin baskıları doğrultusunda üreme hormonlarıyla ilgili düzenlemeler evrimsel süreçte gerçekleşmiştir. Hatta bir hayvan ne kadar çok yavru üretebilirse. Ancak burada da. Çünkü gerekmeyen bir organı vücutta barındırmak (onu embriyonik düzeyde üretmek. Evrim. kadınların menopoz süresi gelecekte daha erken yaşlara çekilebilir veya erkeklerin sperm kalitesinin maksimum olduğu yaşlar daha erken dönemlere çekilebilir. kemiklerin. insanın ihtiyaçlarından çok. kolay bulunan bir şey değildir ve dolayısıyla her canlı. Daha önceki bir notumuzda açıkladığımız gibi. geliştirmek ve hayat boyu idame ettirmek) veya gereksiz bir alışkanlığı/özelliği sürdürmek (gereğinden fazla üremek. benzer milyonlarca örnek verilebilir. “gerekli” ya da “uygun” sayının üzerindeki doğum yapan canlıların soyu tükenmiştir veya bu alışkanlıklarını evrimsel süreçte bırakmak durumunda kalmışlardır. o kadar şanslı olur. Örnek olarak Galapagos Karabatağı’nın kanatları “ileride bir gün işe yarayabilir. sadece pençenin değil. günümüz insanlarının onlara göre çok daha az üreyebildiği veya ürediği. Bu sebeple Doğal Seçilim dahilinde kullanılmayan organlar ya da gereksiz alışkanlıklar elenir. Yiyecek. dolayısıyla bilim sayesinde açıklayabiliriz: Dişiler ve erkekler (türden türe değişir). Çünkü Galapagos Karabatağı artık uçmamakta. gereğinden çok fazla sperm ve yumurta üretmektedir. bu muhtemelen işe yaramıştır da. gerekirse kardeşleri ve hatta ana-babasına karşı yaşam mücadelesi vermek durumundadır. Öte yandan. Önemli olan. ne kadarı hayatta kalırsa kardır. vb. ancak ekonomik baskılar vardır. beyin yapısının ve daha pek çok olgunun değişmesini ve adapte olmasını gerektirir. Dolayısıyla. İnsan türü ve ataları da. ellerinden geldiğince fazla üreyerek yavrularının hayatta kalma şanslarını arttırmayı denemişlerdir. diğer hayvanlardan farklı olarak). İşte bu sebeple. Evrim Kuramı. Dediğimiz gibi. göreceli olarak hayat mücadelesine daha fazla zaman/enerji harcayabilirler ve avantajlı konuma geçerler. kolektif olarak ilerler. buna uygun adaptasyonlar gelişecektir.) çok fazla enerji harcayan ve canlıyı boşa yoran. yani soyun devamlılığı şansını kat be kat arttırır. eski çağlarda. Benzer şekilde. doğal koşullardır.

********************* http://www.com/11317-top-10-useless-limbs-vestigial-organs.html 355 .E V R İ M A Ğ A C I hatalı bir çaba olacaktır.wikipedia.org/wiki/Vestigiality http://www.livescience.org/faqs/comdesc/section2.html http://en.talkorigins.

hayvanların fosilleri ve modern hallerine bakan sıradan bir göz. üniversite mezunu bile değildir.” diyenlerin hiçbiri bu konuda uzman olmamakla birlikte. Moleküler kanıtlar. Ancak bu konunun eğitimini almış uzman bir anatomist. 250 milyon yıl boyunca bir hayvanın genetik yapısının bu radyasyonlardan “hiç” etkilenmediğini düşünmek. Öte yandan. o organizmadaki değişimleri görebilecektir. Ayrıca bir canlının değişmemesi mümkün değildir. Bu Blattopteran denen bu antik türün. hamam böceklerinin evrimsel tarihini gayet iyi biliyoruz. Üstelik sadece radyasyon da değil. biraz da bilimsel cahiliyetten ötürü. Erhan Mehmet Dalgüneş bize şöyle bir iddiada bulundu: Hamamböcekleri yaklaşık olarak 250 milyon yıldır yaşadıkları halde hiçbir değişime uğramamışlardır. Çünkü türlerin evrimleşme hızı birbirinden farklıdır. Her hayvan. Sayfamız okurlarından Sn. göreceli olarak az evrimleşmişlerdir. daha önce belirtildiği gibi. ancak modern türlerin bu organı kaybetmiş olmalarıdır. Çünkü Dünya’mız sürekli radyasyon altındadır ve bu ışınlar. Evrim Ağacı olarak kendisine vermek istediğimiz cevap ise şöyle: Hayır. Örneğin bir üzerinde uzun süredir hiç avcı ve cinsel baskı bulunmayan ve ekolojik değişime fazla maruz kalmayan timsahlar. Isoptera (termitler) ve Blattaria takımları. Çünkü değişen ortama adapte olamayan bir canlı. yaşadığı müddetçe az veya çok Evrim geçirir. Bilinen en eski hamam böceği fosilleri 354 milyon yıl ila 295 milyon yıl yaşındadır. “Bakın. Birkaç on veya yüz milyon yıllık fosiller ile modern hayvanları yan yana fotoğraflayarak. biraz manipülatörlerin algıda seçiciliği kullanmaları sebebiyle. Mantodea (mantisler ve diğerleri).” diyebilecektir. ilginç ama artık “doğal” olarak. Konuyla ilgili pek çok bilimsel makale de bulunmaktadır. termitlerin doğrudan hamam böceklerinden türleşerek evrimleştiğini ortaya koymaktadır. türleşme ve Evrim Mekanizmaları altında bu canlılar. zaten biz.E V R İ M A Ğ A C I Hamamböcekleri 250 milyon yıldır “hiç” değişmemiş midir? Hamamböceklerinin Evrimi Üzerine. modern hamam böcekleri ve mantislerin atası olduğu bilinmektedir. Toprak kazıcı hamam böceklerinin 20 milyon yıllık evrimi 356 . Ancak. son birkaç milyon yıldır. onlardır. değişen Dünya koşulları dahilinde akıl almaz bir Evrim süreci görürüz.. hiç değişmemiş.” diyebileceği gibi. çocukça ve cahilcedir. modern fosillerden en ciddi farkı. “ovipozitör” (ovipositor) denen yapılara sahip olması. DNA’mızda sürekli değişimlere sebep olmaktadır. bu doğru değildir. Ancak ondan öncesine gittiğimizde. Doğal Seçilim aracılığıyla elenecek ve genlerini yavrularına aktaramayacaktır.. paleontolog ya da fizyolog ve daha önemlisi moleküler biyolog veya genetikçi veya evrimsel biyolog. bu eski formların yumurta bırakmaya yarayan. Bu fosillerin. “Hiç değişmemiş. Ancak bu konuda en çok sesi çıkanlar. değişen doğayla birlikte zaten değişim geçirmek ve evrimleşmek zorundadır. bir yunus ve bir köpekbalığına bakıp “İkisi de balık işte. Dictyoptera süpertakımı altında birleşir.

hayatları boyunca bilimsel olarak yayınladıkları 1 tane bile makale bulunmamaktadır.org/wiki/Cockroach#Evolutionary_history_and_relationships http://en. Öte yandan yukarıdaki makalenin yazarlarından Maekawa’nın yayınlanmış ve katkıda bulunduğu 628 bilimsel makalesi bulunmaktadır.ncbi.umass.gov/pmc/articles/PMC1691375/ Ancak.wikipedia. bilim insanlarından öğrenilmelidir.gov/pmc/articles/PMC1691375/ http://forums.nlm.html http://blattodea.edu/entomology/schal_lab/ComparativeCockroachBiology Bu ve bunun gibi yüzlerce sebepten ötürü.E V R İ M A Ğ A C I ile ilgili Ulusal Biyoteknoloji Bilimi Merkezi’nin dergisinde yayınlanan bir makale aşağıdadır: http://www.net/showthread.php?t=154 http://www.net/showthread. Royal Society üyesidir ki bu. bırakın bu konuyla ilgili makale yazıp yazmadıklarını.com/index.nih. gelmiş geçmiş en ciddi bilim topluluklarındandır. bırakın mezuniyet derecesini. hamam böceklerinin evrimleşmediği ile ilgili iddiaları ileri süren bilim-dışı kaynakların bırakın bu konuda uzman olmasını. bilim-dışı kaynakları kendilerine “kaynak” edinmektedirler.cals.cals.tigsource.edu/entomology/schal_lab/ComparativeCockroachBiology http://www.nih.edu/biology/kunkel/cockroach_evolution. Ancak insanlar.wikipedia. bilim. Üstekik kendisi. bu işe ömürlerini veren bilim adamları yerine.org/wiki/Ovipositor 357 .ncbi. ********************* http://www.0 http://en. manipülatörlerden değil. Bu.nlm.php?t=154 Hamamböceği evriminin karşılaştırmalı biyoloji açısından değerlendirilmesi: http://www.php?topic=7042.bio.ncsu. düşündürücüdür.ncsu. Hamamböcekleriyle ilgili birkaç başka çalışma ise şöyledir: Toprak kazıcı hamam böceklerinin tahta kemiricilerden evrimi: http://blattodea.

Estrus döneminde dişi. dişi insan türünde sıklıkla gözlenebileceği gibi. Yani yumurtanın kanala bırakılması (ovulation). bu döngüler dahilinde çiftleşme dönemleri belirlenir. Bu. doğal olarak. bu dönemde. Estrus dönemi günlerce sürebilir. kendiliğinden olurken (inek ve insanda olduğu gibi). gerek cinsel birleşmeyle tetiklenen ovulasyon sonucu.. Östrojen hormonu etkisinde uterus gelişmeye başlar. bilimsel tabiriyle ise “çiftleşmek için istekli” duruma gelir. ilginç bir şekilde lordosis refleksi denen bir olay sebebiyle. corpus luteum’un etkisiyle cinsel döngü durdurulur ve iptal edilir. dişiler arka ayaklarını havaya kaldırmaya ya da bükmeye meyilli olurlar. diğer memelilerde de gözlenebilir. bu etapta üremeye hazır değildir. Bunlara kısaca bakacak olursak. Memeli hayvanların hemen hepsinde bazı cinsel döngüler mevcuttur. Metestrus döneminde östrojen salgısı azalır ve “corpus luteum” denen hormonal dönem başlar. Ancak dişi.E V R İ M A Ğ A C I “Mart Ayı”.. Estrus. Bu noktada. cinsel olarak hazır hale gelmeye başlar. cinsel birleşmenin (copulation) gerçekleşmesi ile olur. ta ki birleşme gerçekleşene kadar. Kediler ve Genel Olarak Memeliler’de Cinsel Döngü Üzerine. Proestrus döneminde dişilerin yumurtalıklarındaki foliküllerden bir ya da birkaçı büyümeye başlar. Östrojen seviyesinin düşmesine bağlı olarak. Metestrus. östrojen miktarı en üst düzeye çıkar. Vücutta fizyolojik ve gözlenebilir değişimler olur ve dişi. kaba tabiriyle. Östrus Döngüsü. Gonadotropik hormonların etkisi bu noktada başlar ve foliküllerin gelişimi sırasında. gerekse de otomatik olarak gerçekleşen ovulasyon sonucu. Aslında bu. yumurtanın yumurtalıktan ayrılıp kanala düşmesi. Bu sırada. Sayfamız okurlarından Sayın Hasret RaTz Güneş bize şöyle bir soru yöneltti: kediler neden mart ayında daha fazla çiftleşme isteği duyar? Evrim Ağacı olarak kendisine vermek istediğimiz cevap şöyle: Sayın Hasret RaTz Güneş. Eğer kedi gibi cinsel birleşmeyele tetiklenen ovulasyon durumu olan hayvanlarda. Her türde gelişen folikül sayısı farklıdır. Bu noktada ilginç bir durum karşımıza çıkar: Bazı türlerde. cinsel birleşme gerçekleşmeze. Diestrus döneminde ise progesterone hormonu düzeyi maksimuma çıkar. Bu dönemde kalınlaşan 358 . spermlerin yumurtayla birleşmesi (döllenme) gerçekleşmezse. Bu faz 1-3 hafta arası sürer. “ateşli”. bazı türlerde bu cinsel birleşme olduktan sonra gerçekleşir (örneğin kedilerde). temel olarak 4 kısımdan ve alt kısımlardan oluşur: Proestrus. Progestrone hormonu salgılanmaya başlar. Buna estrous cycle (östrus döngüsü) denir. bazı türlerde kanama gözlenebilir. Yaklaşık 1-5 gün sürer. Bazı hayvanlarda vajinadan kan gelimi gözlenebilir. sadece kediler için geçerli bir durum değildir. Diestrus.

bir grup tilkiyi. Bunun sebebi. Bu çıkıntılar. çiftleşme sonrası vajinasını temizler ve eğer bu dönemde bir erkek çiftleşmek isteyecek olursa. “ateşli” kısmı olan estrus dönemi. ancak zamanla erkeğin yaklaşmasına izin verirler. döngünün tekrarlanması seyrekleşir. erkeğin penisinde bulunan çıkıntılardır. Bir grup hayvan ise bu döngüye hiçbir zaman girmezler ve herhangi bir anda cinsel birleşimde bulunabilirler. Bunlara polyestrous hayvanlar denir. ayrıca erkekle birleşme sırasında da acı belirtisi olarak bağırabilirler. muhtemelen çiftleşmenin gerçekleşebileceği ılık mevsimlerin bu zamana denk gelmesini sebep olarak gösterebiliriz. Bu sürede. keçi. daha önceki bir çiftleşme sonrası kalan spermleri temizler. farklı spermlerle döllenebilir.Eğer cinsel birleşme olmazsa. daha sonraki çiftleşmelerde üreme şansı çok daha yüksektir. ilk önce kazanan erkeği reddeder. döngüye senede sadece 1 defa girer. kediler interestrus denen bir bekleme dönemine girer ve yumurtaları vücuttan atmazlar. Mevsimlere göre cinsel döngüleri değişen veya belirli mevsimlerde çiftleşen türlerde ise. dişiyi alır. her 2 haftada bir tekrarlanır ve her biri 4-7 gün sürer. Örneğin günlerin daha kısa olduğu sonbahar-kış döneminde cinsel olarak aktif olan hayvanlar. Bu dönemler. dişiye çekilecektir. bir senede birden fazla defa bu döngüye girebilirler. çünkü döngü çok hızlı bir şekilde tekrarlanır ve farklı yumurtalar. Kediler. Bir takım hayvan ise. tilki ve benzeridir. koyun. köpeklerdir. Genellikle göreceli olarak küçük olan hayvanlarda. Bu hayvanların en bilineni. farklı farklı olabilir. dişiye bir miktar acı vermekle birlikte. Erkekler. östrus döngüsü daha sıklıkla tekrarlanır. Kedi. Böylece. soğuk kış 359 . cinsel birleşmeyle tetiklenir. sorunuza gelecek olursak: Kedilerin Östrus Döngüsü’nün. ilk çiftleşme olana kadar yumurtanın kanallarda bulunamamasıdır. ta ki bir birleşme olana kadar. Şimdi. Günlerin uzun olduğu dönemlerde aktif olan hayvanlar ise atlar ve hamsterlar olarak gösterilerbilir. Ayrıca bir kedinin doğurduğu yavruların babaları. Hatta kimi zaman ilk çiftleşmede ovulasyon tetiklenemez. ovulasyon çiftleşme ile tetiklendiği için. döngü tekrar başa sarılır ve dişi. Çiftleşmeden 20-30 dakika sonra.E V R İ M A Ğ A C I yapılar vücut dışına atılır ve kanamanın en şiddetli görüldüğü yer bu kısımdır. Kedilerde birden fazla ve bu kadar sık çiftleşmenin olma sebebi. Dişi. tavşanlardır. Bazı hayvanlarda döngüye yılda sadece 2 kez girilir (diestrous). Evrimsel olarak bu dönemin neden ilk bahar dönemine geldiğine bakacak olursak. Ayrıca evcilleştirmenin etkisinde bu dönemlerin süreleri değişebilir. geyik. Aslen kediler polyestrus hayvanlardır ve döngüye senede birkaç defa girebilirler. ovulasyonu tetikler. 14-21 gün sürer ve ovulasyon. Kedilerde bu dönem 3 ila 7 hafta arası sürebilir. İşte bu dönemler. türden türe oldukça değişebilmektedir. saldırgan ve hırçın tavırlar sergiler. döngüye 3 haftada bir tekrar girilir. Ayrıca bu geriye dönük çıkıntılar. Bu hayvanların en güzel örneği. ayıları. Zira kediler. Hayvanın ebatları büyüdükçe. kurtları verebiliriz. Bazı türler. inek. Dişiler. Kedilerde “ateşli” estrus dönemi genellikle ilkbaharda başlar ve sonbaharın sonlarında sona erer. bir mevsim içerisinde (yani yaklaşık 2-4 aylık sürede) birden fazla kez döngüye girilebilir. Bu hayvanlara örnek olarak. yeniden çiftleşmek için hazırlanır. ancak gebelik gerçekleşmezse. dişi için mücadele ederler ve kazanan. birden fazla erkek. evcil domuz ve insan. bu dönemde oldukça sık bir şekilde inleme ve bağırma davranışı gösterebilir. doğal ortamları olan sokaklarda veya parklarda çiftleşebileceklerdir (kedilerin evcil hayvanlar olduğunu unutmayalım) ve bunu. bu hayvanlardan bazılarıdır. Eğer cinsel birleşme olur.

E V

R

İ

M

A Ğ

A C

I

günlerinde yapamazlar. İnsanların, Mart Ayı’nı özellikle fark etmelerinin sebebi ise, daha çok algıda seçiciliktir. Zira kediler kış ayı hariç bütün mevsimlerde çiftleşebilirler, ancak uzun bir kışın ardından, kedilerin ilk çiftleşmeye başlaması, muhtemelen insanların ilgisini çekmektedir. Halbuki yazın veya sonbaharın başlarında çiftleşen kediler de bolca görülebilmektedir. Ancak bunlar, artık çiftleşmeye alışmış insanların dikkatini çekmez. Bu durumu, Dawkins’in yorumuyla, bir çeşit “meme” olarak görebiliriz.

360

E V

R

İ

M

A Ğ

A C

I

Dinozorlar Nasıl Yok Oldu? Kitlesel Yok Oluşlar Üzerine...
Sayfamız okurlarından Sayın Hasret RaTz Güneş bize şöyle bir soru yöneltti: Dinozorların nasıl yok olduğu hakkında bilginiz var mı? Evrim Ağacı olarak kendisine şöyle cevap vermek istiyoruz: Sayın Hasret RaTz Güneş, Öncelikle bu güzel sorunuz için teşekkür ederiz, önemli bir noktaya parmak bastınız. Elimizden geldiğince açıklamaya çalışalım: İlk olarak, bu son yok oluşu anlayabilmek için, genel olarak kitlesel yok oluşları (mass extinction) anlamakta ve zamanlarını bilmekte fayda var. Çünkü buradan önemli sonuçlar çıkarabiliriz. Canlılık tarihi, 3.8 milyar yıl önce koaservatlarla başlamıştır. Daha sonra bu koaservatlar tek hücreli organizmalara ve temel olarak bakterilere evrimleşmiştir. Düşük oksijen düzeyleri, bakterilerin belirli boyutların üzerine çıkabilmesine ve koloniler kurmasına genel olarak engel olmuştur. Ancak fotosentez yapabilen siyanobakterilerin ortaya çıkışı sonrası, atmosferdeki oksijen düzeyleri kıyaslanmayacak miktarda artmış ve bu bol oksijen, canlılarda çok hücreliliğin (multicellularity) evrimleşebilmesini sağlamıştır. Bu, temel olarak bundan 450-550 milyon yıl kadar öncesini, bilim dünyasında Kambriyen Patlaması olarak isimlendirilen dönemi işaret eder. Bu patlama “olumlu” bir patlamadır ve bol oksijen ve giderek kısıtlanan habitatların doğurduğu evrim baskısı sayesinde, kısa sürede hızlı ve saçık bir türleşme meydana gelmiştir. Ve sonunda, günümüzdeki modern canlılara kadar ulaşılmıştır ve evrim hala yoluna devam etmektedir. Ancak ne yazık ki canlılık tarihindeki “patlamalar”, her zaman Kambriyen Dönemi’nin başındaki gibi olumlu patlamalar olmamıştır. Kambriyen Patlaması, sayısız yeni türün oluşabilmesini sağlamışken, Kambriyen Dönemi’nden beri meydana gelen 5 (bazı kaynaklara göre 6) kitlesel yok oluş, kimi zaman canlıların çoğunu, kimi zamansa canlıların neredeyse tümünü Dünya üzerinde silmiştir. Şimdi bunların kısaca zamanlarına değindikten sonra, bunlardan sonuncusuna (bazı kaynaklara göre sondan ikincisine) değineceğiz. İlk yok oluş, bundan 445 milyon yıl önce, Ordovisyen Dönem’i bitiren ve Silüryen Dönemi başlatan yok oluştur. Kambriyen Patlaması’ndan sonra gelişen ve yaklaşık 100 milyon yıldır çeşitlenen cinslerin %57’si (bu da türlerin %75’ine tekabül eder) haritadan silinmiştir. Ayrıca bu yok oluş, kayıtlara canlılığın gördüğü en büyük üçüncü kitlesel yok oluş olarak geçmiştir. Bu yok oluşun sebebi, yer plakalarının hareket etmesi sonucu deniz düzeylerinde meydana gelen hızlı düşüştür. Bu kitlesel yok oluşun sorumlusu ise, Pangea denen ve Dünya tarihinde meydana gelen en büyük ve tek kıta-

361

E V

R

İ

M

A Ğ

A C

I

nın, tüm buzulları sıkıştırması ve karaya hapsetmesidir. Buzulların sıkışması ise, su seviyelerindeki düşüşe sebep olmuştur. Bu da, zaten çok büyük bir kısmı sularda yaşayan canlıların bir anda yok olmaya başlamasına sebebiyet vermiştir. İkinci yok oluş, ilkinden 75 milyon yıl sonra, günümüzden yaklaşık 370 milyon yıl önce meydana gelmiştir ve Devoniyen Dönemi bitirip Karbonifer Dönemi’ni başlatmıştır. Bu yok oluşun sebeplerinden biri yine denizeldir. Deniz seviyeleri bu dönemde sürekli olarak değişmiştir. Bunu tetikleyen sebep olaraksa, kara bitkilerinin bu dönemde karaların tamamını işgal etmeye başlaması ve atmosferdeki karbondioksitin büyük bir kısmını emmeleri gösterilmektedir. Karbondioksit düzeyindeki bu hızlı düşür, küresel soğumaya sebep olmuştur. Bu yok oluşta o dönemde var olan tüm cinslerin %50’si, yani dönemdeki tüm türlerin %75’i yok olmuştur. Üçüncü kitlesel yok oluş, bundan 250 milyon yıl önce, bir ikinci yok oluştan ise yaklaşık 120 milyon yıl sonra meydana gelmiştir. Bu yok oluş, neredeyse Dünya’daki canlılığın sona erdiği yok oluştur. Ancak yine de yaşam, bir yolunu bulup, varlığını sürdürmüştür. Bu yok oluş sonucunda Dünya’daki o zaman var olan cinslerin %83’ü yok olmuştur. Bunların içinde var olan kara canlılarının %96’sı, deniz canlılarının ise %70’i bulunmaktadır. Bu yok oluş sonucunda kara bitkilerinin çoğunun soyu tükenmiştir. Bu ciddi yok oluşun sebebi olarak ise, Siberya Volkanları’nın patlaması gösterilmektedir. Ayrıca Pangea’nın hareketleri sonucu oluşan akıntılar da, Dünya’nın iklimini ciddi biçimde değiştirmiştir. Ayrıca bazı bilim adamları tarafından bir meteor çarpması ihtimaline de yer verilmektedir. Dördüncü kitlesel yok oluş, bundan yaklaşık 205 milyon yıl önce, bir öncekinden ise 50 milyon yıl sonra, Geç Triyasik Dönemi’nde meydana gelmiştir ve Jurasik Dönemi başlatmıştır. Bu yok oluşta canlı ailelerinin %20’si, cinslerin %48’i, tüm türlerin ise %65’i yok olmuştur. Bu yok oluşta, tek bir seferde bu sayıların yok olması değil, uzun süreli ve birkaç yok oluşun birleşimi olan bir kitlesel yok oluş görülmektedir. Ancak ne olursa olsun, genel sebep olarak Orta Atlantik Magmatik bölgesinin harekete geçmesi gösterilmektedir. Bu volkanik patlamalar sırasında 2 milyon kilometre küplük lav yüzeye çıkmış ve 2 kuadrilyon (10 üzeri 15) kilogram sülfür havaya salınmıştır. Bu sülfür, güneş ışınlarını kapatmıştır ve bunun sonucunda küresel ısınma meydana gelmiştir. Beşinci ve çoğu kaynaklara göre son kitlesel yok oluş ise, bunların en meşhuru olan ve günümüzden 65 milyon yıl önce, bir önceki yok oluştan ise 140 milyon yıl sonra meydana gelen ve Kretase Dönemi’ni bitirip Tetriary Dönemi’ni başlatan yok oluştur. Bu kitlesel yok oluş, aynı zamanda “sürüngenlerin çağı”nı, daha doğrusu “dinozorların çağını” sona erdiren yok oluştur. Sadece küçük bir kol olarak gözüken kuşlar, dinozorların bu yok oluşta hayatta kalabilen üyeleridir ve günümüzde dinozorlara ait kalıntılara sahip olan, bu dinozor süpersınıfının son üyeleridir. Bu yok oluşun kombine bir sebepler durumu gözlenmektedir. Ancak yok oluşun tetiğine basan olay, yaklaşık 10 kilometre çapındaki BOLIDE tipi bir meteorun Dünya’ya çarpması olmuştur. Bugünkü Meksika’nın Yucatan Yarımadası’na çarpan bu meteor, çarptığı yerde 180 kilometrelik bir krater açmıştır. Bölgede bol miktarda bulunan Iridyum elementi (Dünya’da çok az bulunur, meteorlarda bolca bulunur) bu durumu doğrulamaktadır. Bu çarpma, pek çok olumsuz durumu tetiklemiştir. Çarpmanın etkilerinden biraz bahsedecek olursak: 10 kilometre çapındaki bu meteor, yaklaşık 4 çarpı 10 üzeri 23 Joule enerji açığa çıkarmıştır. Bu 10 üzeri 8 megatonluk enerjiye denk gelmektedir. İnsanların yaptığı en güçlü bomba, “Tsar Bomba” isimli bir bombadır ve sadece 50 megaton enerji çıkarabilmektedir. Dünya tarihinde meydana gelen en güçlü volkan patlaması bile, 10 üzeri 21 Joule enerji açığa çıkaran La Garita Caldera patlamasıdır ve bu meteorun etkisinden çok daha az etki yaratabilmiştir. Çarpma sonucunda boyları 30 metreye kadar ulaşabilen megatsunamiler meydana gelmiştir. Kalkan kül, toprak ve toz yığını, hızla Dünya’nın hemen her yanını sarmıştır. Ayrıca Dünya’nın bir anda artan sıcaklığı, pek çok orman yangınına da sebep olmuştur. Kapanan güneş ışınları ve bitkilerin yanması, fotosentezin neredeyse durmasına sebep olmuştur. Ayrıca

362

E V

R

İ

M

A Ğ

A C

I

bazı bilim adamları, bu yok oluşun tek bir meteor çarpmasıyla değil, birbirinden farklı birkaç çarpmanın etkisi olabileceğini ileri sürmüşlerdir. Çünkü aynı dönemde başka çarpmalara işaret eden kraterler de bulunmuştur. Ayrıca bu çarpmanın etkisiyle, volkanik hareketler de tetiklenmiştir. Günümüz Hindistan’ında bulunan Deccan Volkanları patlamış ve bu patlamalar canlıları bir önceki kitlesel yok oluştaki volkan patlamalarına benzer şekilde etkilemiştir. Bu olaylar zinciri sonucu iklim ciddi şekilde değişmiş ve deniz seviyelerinde oynamalar olmuştur. Bu olayların ana sonucu ise, çok ciddi bir bilançodur: Dönemin canlılarına ait ailelerin %17’si, yani cinslerin %50’si, yani türlerin %76’sı yok olmuştur. Ayrıca dinozor süpersınıfının kuşlar hariç tüm üyeleri yok olmuş, o zamanlara kadar sürüngenlerin gölgesinde kalmış olan sıcakkanlı memelilere yeni bir yol açılmıştır. Çünkü memeliler üzerinden beslenen ve kaya aralıkları gibi ufak deliklere girebilen memeliler, çarpmanın ve sonuçlarının etkilerinden kurtulabilmişlerdir. Ayrıca meydana gelen dinozor leşleri de onlara bol bol besin sağlamıştır. Sıcakkanlı olmaları ise, değişen sıcaklıklara daha kolay dayanabilmelerine sebep olmuştur. Eğer insanlar ve akrabaları açısından bakacak olursak, bu kitlesel yok oluş olumlu sonuçlanmıştır, çünkü maymunlara ve maymunsulara giden kolun yolu açılmıştır.Ancak ne yazık ki sürüngenlerin, bitkilerin, denizel canlıların ve diğerlerinin büyük kısmı bu çarpma sonucu yok olmuştur. Peki bu olaylardan alacağımız ders ne olmalıdır? (Uyarı: Bundan sonrası yazarımıza ait şahsi görüşleri de içermektedir.) Yukarıda sıralanan ve daha öncesine ait bu derecede değişime sebep olan durumlara ve bunların sonucu meydana gelen kitlesel yok oluşların gerçekleşme sıklığına bakacak olursak, yaklaşık 60-70 milyon yılda bir, bu tip durumlar yaşanmaktadır ve Dünya’daki canlılık ağır darbeler almaktadır. Bu elbette ki bir saate bağlı bir olay değildir. İstatistiki bir sonuçtur. Ancak elimizde bol bol örnek bulunduğundan, yeterince doğru bir genelleme yapılabilir: Son 65 milyon yıldır ciddi bir yok oluş meydana gelmemiştir ve uzun bir süredir bu kadar ciddi bir meteor çarpması yaşanmamıştır. Dolayısıyla yakın bir gelecekte, istatistiki sebeplerle, benzer bir yok oluş yaşayabileceğimiz düşünülebilir. İşin ilginç yanı, insanoğlu kendisine çok fazla güvenmektedir. Teknolojisiyle ve gülünç bir biçimde zekasıyla övünmektedir. Buna rağmen tüm insanlığın ortak bir düşmanı olan “kitlesel yok oluşlara” karşı önlem almak yerine, birbiriyle mücadeleye girmektedir ve birbirini yemektedir. Ve günümüzde, bırakın 10 kilometrelik çapa sahip bir meteoru, bunun onda biri büyüklüğünde bir meteoru bile durdurma veya yönünü değiştirmeye yetecek teknolojimiz bulunmamaktadır. Astronomların özverili çabaları sayesinde üzerimize gelen meteorlar onlarca yıl önceden görülebilir; ancak bir tehlikenin geldiğini görmek, onu önleyemedikten sonra anlamsızdır. Ve insan türü, kaynaklarını birbirini yemeye, şahsi ve güvenilmez inançlarının gerekliliklerine ve bilim-dışı olgulara ayırdıkça, bu ortak düşmanımıza karşı savunmasız kalmaya devam edeceğiz. “Neyse ki”, Carl Sagan’ın kitaplarında bulabileceğiniz istatistiki ve ayrıntılı hesaplara göre, muhtemel bir göktaşı çarpmasından çok önce, insan ırkı doğal sebeplerle tükenecektir. Yani yakın bir gelecekte meydana gelmesini beklediğimiz kitlesel yok oluştan çok önce, insan ırkı, kendi kendisini ve beraberinde sayısız canlı türünü yok edecektir. Sizce de artık bundan bir ders alma vaktimiz gelmedi mi? Biz Dünya üzerindeki sıradan canlılarız. Ve doğa, inatla bu

363

E V

R

İ

M

A Ğ

A C

I

gerçeği reddetsek de, bizden kat be kat daha güçlü ve güçlü olmaya devam edecek. ********************* http://dsc.discovery.com/earth/wide-angle/mass-extinctions-timeline.html

364

E V

R

İ

M

A Ğ

A C

I

Ornitorenk (Platypus) nedir? Ornitorenk’in ve Memeliler’in Evrimi Üzerine...
Merhaba arkadaşlar, Bu notumuzda sizlere Evrim Ağacı olarak oldukça meşhur ve yeryüzündeki gerçekten de en ilginçler arasında sayabileceğimiz canlılardan biri olan Ornithorhynchus anatinus veya günlük olarak bilinen adıyla Ornitorenk veya Platypus’tan, bu canlının ilginç özelliklerinden ve evriminden bahsedeceğim. Ornitorenk, günümüzde yalnızca doğu Avusturalya ve Tazmanya’da bulunan bir yarı-sucul memelidir. Ancak ornitorenk, diğer memelilerin aksine çok ilginç bir özelliğe sahiptir: Yavrularını plasenta veya kesede değil, yumurtaların içinde doğurur; tıpkı sürüngenler gibi. Bunu yapan tek memeli değildir (4 farklı Echidna türü de bunu yapar); ancak şimdiye kadar bilinen yumurtayla yavrularını hayata getiren 5 memeli türünden biridir. Bu noktada şu bilgiyi vermekte fayda vardır: Richard Dawkins’in Ataların Hikayesi isimli kitabında da ayrıntılı olarak ele alındığı üzere, memeliler, sürüngenlerden bundan 130 milyon yıl önce ayrılmaya başlamışlardır. Günümüzdeki fosil kayıtları ve moleküler kanıtlar gösteriyor ki, bu ayrılmanın ilk kahramanları, tek-delikliler olarak da anılabilecek olan (çünkü üreme hücrelerinin, dışkı ve idrarın açıldığı tek bir delik, bilimsel adıyla kloak’a sahiptirler; tıpkı kuşlar gibi) Platypus ve Echidna türleridir. Bu sıradışı canlılar, Evrim’in çok güzel örnekleridirler, çünkü hem sürüngenlere ait, hem memelilere, hem de kuşlara ait özellikler taşımaktadırlar. Bunlara az sonra değineceğiz. Ornitorenk, ilk olarak 1798 yılında Kaptan John Hunter tarafından resmedilmiştir. Daha sonra ise pek çok bilim adamı, bir gagalı memeli olan ornitorenk üzerinde çalışmalar yapmıştır. Ornithorhynchus anatinus, Latince’de “kuş burunlu ördek benzeri” demektir. Bu isim bile ornitorenk’in ne kadar ilginç bir canlı olduğunu anlatmaya yetecektir. Ornitorenk’in düz ve yassı bir kuyruğu bulunur. Vücudu, yoğun ve kahverengi kıllarla sarılıdır. Kuyruk, genellikle koyunlarda olduğu gibi yağ deposu olarak kullanılır. Ayakları büyük ve ağlıdır. Kuşlarda gaga genellikle besin toplamak için kullanılırken, Platypus’taki gaganın en önemli işlevi algıdır. Platypus, inanılmaz bir algılama sistemi geliştirmiştir ki buna az sonra değineceğim. Bazı bilim adamları, Platypus’un rahatsız edildiğinde düşük şiddette bazı sesler çıkardığını belirtmektedirler. Dolayısıyla bu hayvanlarda da ses kullanımı bulunmaktadır. Ortalama 1.5-2 kg. arasındaki bu canlının vücut sıcaklığı normal memelilerde görülen 37 santigrat derecenin biraz altındadır ve genellikle 32 santigrat civarında ölçülür. Bu, genellikle hayatını suda geçirmesinin getirdiği bir adaptasyon olarak görülmektedir. Belirtmekte fayda var, ornitorenk de bir sıcak-kanlıdır; bu özelliğiyle de sürüngenlerden ayrılır; kuşlar ve memelilere yakınlaşır.

365

E V

R

İ

M

A Ğ

A C

I

Ayrıca Platypus’u bir memeli yapan diğer özelliklerden biri ise, alt çene kemiğidir. Tıpkı bir memelide olduğu gibi, tek ve bütün bir alt çene kemiğine sahiptir. Sürüngenlerde ise, alt çenenin üzerinde ekstradan 3 kemik daha bulunur. Memelilerde bu kemikler daha yukarılara kayarak ve evrimleşerek örs, üzengi ve çekiç kemiklerini